{"url": "https://gezikumbarasi.com/3-gunluk-aydin-turu-aydin-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Upuzun Söke Ovası'nın çevresinde, Beşparmak Dağı'nın gölgesindeki Aydın şehrindeki gezilecek yerlerin sonu Menderes Deltası ile buluşur. Büyük Menderes'in senelerce taşıdığı alüvyonlar ile ova olan Söke Ovası aslında denizmiş.. Şimdilerde ekili tarım arazisi olan Söke Ovası'nın çevresini birçok mitolojik kahramanlar, antik şehirler, tarihi olaylar, mübadeleyle gelen Türkler ve daha birçok hikaye çevrelemiş.. Gezmeden bu bölgenin bu kadar zengin olduğunu fark etmemiştik.. Bizim 3 günlük rotamız şu şekilde: tıklayın.. Hepsi bir güne sığar mı? Çok koşturmalı olur. Ama 2 günde biter.. 3 günde ise rahat rahat gezersiniz. Dilek Yarımadası ı: Büyük Menderes Milli Parkı olta balıkçılığı, Doğa Yürüyüşü, Yaban Hayatı Gözlemciliği, Kuş Gözlemciliği için doğal milli park. Ayrıca yar yüzmek için çeşitli koylar.. Yalnız öyle tamamını gezeyim diyemiyorsunuz. Biz sonundaki kilisede güneşi batırmak için ne kadar uğraşsak da denize girilen son koyda jandarma barikatı ile karşılaştık. Sebebi: karşıdaki Yunana adalarına çok yakın olmasıymış.. Zeus Mağarası: Dilek Yarımadasının girişinde bulunan mağarada Afrodit bu mağaranın suyundan güzelleşirmiş. Bu efsaneyi Ege'de birçok yerde duyduğumuz için artık görmeden inanmam kafasındayız. Misal Göcek Hamam Koyu.. Bir efsane de, Meryem Ana'nın Sisam Adas'ından Efes'e giderken burada yıkanması. Böylece kadınları gençleştiriyormuş. Şahsen suratımı yıkadım değişen bir şey olmadı.. Adını Poseidon'un öfkesinin geçmesini beklemek için Gök Tanrısı Zeus'un buraya kaçıp, saklanmasından alıyor.. Kayalardan gelen suyun sızmasıyla oluşan mağaranın suyu 10 metre derinliğinde. Yani isterseniz atlayıp yüzebiliyorsunuz. Ama bu zevki, hurra suya atlayanları düşünürsek yasaklasar daha iyi olur sanki.. Bizce asıl önemi İonia Federasyonunun 12 şehir devletinin toplantı merkezi olan Panionion yani Güzelçamlı'da yer alması.. Gelebeç: Söke Güllübahçe'nin tepesindeki yerleşim yerine verilen ad. Aslında köyde Rumların yaşadığı yere deniyormuş. Türklerin yaşadığı yere de Güllübahçe.. Aziz Nikolaos Kilisesi: Söke Gelebeç'te 1821'de Rumlar tarafından inşaa edilen kilisenin tavan süslemeleri hala duruyor. Noel Baba yani Aziz Nikolaos adına Anadolu'da inşaa edilmiş 2. kilisedir. Kemiklik yani Osteofilak kilisenin bahçesinde yer alıyor. Rumlar zamanında bahçedeki mezarların dolmasından dolayı yeni yer açmak için, eskiden ölen kişilerin kemikler çıkarılıp burda toplanırmış. İçeri girmek ücretsiz. Priene Antik Kenti: Giriş ücreti: 20 TL, müzekart ile ücretsizAydın'ın Güllübahçe Beldesi'ndeki Priene Antik Kenti oldukça geniş bir alana kurulmuş liman şehri. Tepedeki bu yerleşim nasıl olur da liman şehri olabilir derseniz, eskiden Söke Ovası sular altındaymış. Yaklaşık 2 saatte genel hatları ile antik kenti gezebilirsiniz. Buraya gidiyorsanız google maps sizi bize yaptığı gibi yanlış yere gönderebilir. Turunçlar levhasını geçtikten sonra baktınız köyden çıkıyorsunuz, bilin ki yanlış yere gidiyorsunuz. Çünkü haritalar Priene Antik Kenti'nde kullanılan mermerlerin çıkarıldığı dağa götürüyor. aslında dağ tepe aşarak antik kente biraz kaçak bi giriş de yapılabilir ama yamaçlar dik.. Ayrıca giriş zaten ucuz. Bizce maceraya gerek yok.. M. Ö. 2000'li yıllarda kurulduğu düşünülen Priene Antik Kenti, Ptolemaic, Seleucid, Pergamum, Roma ve Bizans yönetimleri altına girmiş. Hatta Bizans döneminde piskoposlukmuş.. Yokuşlu bir yere kurulduğu için sık sık merdivenler var. Ayrıca sokaklarda yaklaşık 3.5 metrelik genişliğe sahip.. Önemi: Eski şehir planlamacılığının en güzel örneklerinden olması. Grid sisteminde inşaa edilmiş yapılar. Ayrıca M. Ö. 4. yüzyıldan kalma Apollon Tapınağı, antik tiyatro, agora günümüze kadar gelmiş tarihi yapılar.. Aydın Kahve Molası için adres: Günbatımı Restaurant. Aydın Söke Güllübahçe'deki restoran adını muhteşem günbatımı seyir noktası olmasından alıyor. Eski bir taşyapı olan 2 katlı restoranda, tarihi eşyalar duvarları süslemiş. Onların içinden geçerek 2. kata çıktığınızda ise sanki sonsuzluğa uzanan Menderes Ovası ve ovanın üstünde batan güneş.. Tabii gittiğiniz tarihe göre güneş de yönünü değiştirecek.. Menderes Ovası'nı bembeyaz pamuk tarlalarında hasat yapılmadan önce görmenizi tavsiye ederiz.. Bu arada nokta atışı burayı seçmemizin nedeni: 1- Aydın'da görülmesi gereken yerlerden olan Aziz Nikolas Kilisesi'nin karşı komşusu olması 2- Ayrın gezi rotamızda bir sonraki durağımız olan Priene Antik Kenti'ne yakınlığı. Bu arada sadece kahve değil, kahvaltı ve akşam yemeği için de yöredeki halkın dahi bölgedeki tek tercihi.. Tabia Fabrika Mağazası: Söke Atburgazı köyündeki mağazada doğal yağlar, sabunlar satılıyor. Güllübahçe'den Didim istikametine giderken yolunuzun üstünde olacak.. Doğanbey Köyü: Uzaklarda Büyük Menderes'in oluşturduğu deltayı seyredebileceğiniz tepedeki Doğanbey Köyü, kısmen kurumuş bir dere yatağı ile ikiye bölünmüş.. Köyün iki tarafını eski bir köprü bir araya getiriyor. Doğanbey Köyü bir zamanlar Antik Thebai Kentinin bir parçasıymış. Zamanla harabe olan antik kentin üzerine 19. yüzyılda Padişah II. Abdülhamit'in buyurmasıyla etrafındaki adaların ihtiyaçlarını karşılamak için yeniden şehir kurulmuş. Eski bir Rum köyü olan Doğanbey Köyü'nün ilk adı Domatia olmuş böylece. Rumca'da 'odalar' demekmiş. Sebebi de köydeki evlerin küçük odalardan oluşan mimarisiymiş. Yeniden kurulan şehre, 19. yüzyılda civar adalardan sanatçı ve tüccar Rumlar yerleştirilmiş. Domatia'daki Rumlar, İngiliz ve Yunanlılar ile birlikte olup I. Dünya Savaşı'nda Samos'tan gelen baskıncıları köylerinde saklamış. Uzun süren çatışmalarda Efeler ile mücadelesi uzun sürmüş. 1922'de Türkler İzmir'e girince Rumlar kaçmış. 1924'teki mübadelede özellikle Selanik, sonra Arnavutluk ve Bosna'dan Türkler yerleştirilmiş. 1925'teki Şeyh Sait isyanıyla bu sefer Kürtler köye yerleştirilmiş. Sonralarda dik ve taşlık köyde yaşamak istemeyen halk, Yeni Doğanbey denilen düzlüğe yerleşmeye başlamış ve köydeki yerlerini de satılığa çıkarmış. Tabii Söke Ovasında çalışan halkın tarlaya yakın olmak istemesi ve nüfusun çoğalıp köyün yetersiz kalması da etkili olmuş bu kararda.. Zamanla özellikle İstanbul'dan araştırma görevlileri, sanatçılar köye gelmeye başlamış. Doğal SİT alanı olan köyü aslına uygun restore edip köyü şimdiki haline bürümüşler. - Doğanbey İlkokulu: 1890'larda hastane olan bina, mübadeleye kadar hastane olarak kullanılmış. Bir süre hayvan barınağı olarak kullanıldıktan sonra 2004 yılında Ziyaretçi Tanıtım Merkezi olarak hizmet vermeye başlamış. İçeride Dilek Yarımadasındaki bitki ve hayvanların örnekleri, teleskop ile yarımadadaki kuşların gözlenebildiği Müze Odası, sergi odası, kütüphane, eğitim odası, vs. de bulunuyor. Bu arada Dilek Yarımadası'nda Jandarma eşliğinde orman ve vadi trekking yapılıyor. Köyden başlayıp yaklaşık 2 saat sürüyor. Kıyafet Koleksiyonu Müzesi: Türkiye'nin en büyük 2. Osmanlı kıyafeti koleksiyonuna sahip. Köyde tarihi şapel ve kilise de bulunuyor. Konaklama için fazla alternatif yok. Karina Pansiyon genellikle öne çıkan yer oldu.. Karina: Yeni Doğanbey Köyü'nün sahili. Bu sahil alıştıklarınızdan farklı olarak kısmen kapalı ve Jandarma kontrolünde. SEbebi ise, Yunan adası olan Samos Adasına en yakın nokta olması.. Tam sahile kurulmuş bu gmrük noktasında yreel halk belli günlerde kasa ile balık alabiliyormuş. Birkaç tane balık restoranı var. En meşhur olanı ise Karina Balık. Biz burada balık yemedik ama dikkatimizi çeken mekan Tarihi Gümrük Balıkçısı oldu. Burada kesinlikle ve kesinlikle güneşi batırın. Böyle güzel sarının tonlarını en son nerede gördük hatırlamıyoruz. Akköy: Yol üstünde göreceğiniz eski Rum evleri arasından Didim yolu geçiyor. Bu köyde üzümcülük ile uğraşıldığından civarsa şarap evleri varmış. Biz yola devam ettik ama vaktiniz varsa siz bi uğrayın.. Tavşan Burnu: Çadır kampı da yapılabiliyor. Milli park ama biz güneşi batırmak için seçtik. Yol kenarında durup siz de izleyebilirsiniz. Hem bedava.. Apollon Tapınağı rotanızı Didim'e çevirdiğinizde karşınıza çıkacak olan antik çağın en iyi korunmuş tapınaklarındandır. Tapınak kehanet merkezi olarak kullanılmış. Yapımına M. Ö. 453 yılında başlanan tapınak, Persler tarafından zarar görmüş. Ayrıca depremlerle de çoğu yapı yıkılmış. Tapınağın önemi: İon tarzında yapılmış Dünyanın 3. büyük tapınağı olması ve tapınağın koruyucusu Medusa heykeli. Medusa, Gorgolar adı verilen 3 kız kardeşten tek ölümlü olanı. Gorgo kelimesi Yunanca korkunç anlamına gelen Gorgos'tan geliyor. Baktığı her yer itaşa çevirdiğine inanan Yunanlılar, yılan başlını yani Medusa'yı, korumak istedikleri her yerde kullanmışlar. Saplı Ada: Akbük'teki ada üzerinde Antik tarihe ait kalıntıların olduğu doğal SİT alanı. Ada sahile bir dille bağlı olduğu için Marmaris Kızkumu gibi yürüyerek geçilip gelinebilir. Aydın'ın nadide denize girmek için güzel sahillerine sahip Akbük'e geldiğinizde görebilirsiniz. Özellikle bu arda için yolu uzatmaya gerek yok.. Bafa Gölü: Türkiye'nin kuş gözlem noktası olan Bafra Gölü Ege bölgesinin en büyük gölü. 250 çeşit kuşu gözlemleyebileceğiniz Bafa Gölü Aydın- Muğla il sınırında yer alan Bafa Gölü'nün çevresinde birçok antik yapı var. Mesela Latmos Antik Kenti, İksi Manastırı, Yediler Manastırı gibi.. Ama en iyi manzarasını Muğla Milas'a bağlı Kapıkırı Köyü'nden görebilirsiniz. Herakleia Antik Kenti'nin tarihi kalıntıları üzerine kurulmuş Kapırıkı Köyü'nden başlayarak yürüyüş patikalarını takip edip gölün çevresinde gezebilirsiniz. Aslında Büyük Menderes'in alüvyonlarıyla Söke Ovasını oluşturmasından önce Ege denizinin bir körfezmiş Bafa Gölü. Dolayısıyla bu tatlı sularda hala balıkçılık yapılıyor. Hatta Bafa Gölü'nün Büyük Menderes'le bağlantısından Meksika'da görülen yılan balıkları geliyormuş.. Üzerinde birkaç ada da bulunan Bafa Gölü, Söke- Milas yolunda yemek molası vermek için ideal. Myus Antik Kenti: Avşar Mahallesi'nde yer alan antik kent Avşar Antik Kenti olarak da geçiyor. Diğer gördüğümüz antik kentlerden en bakımsızı. Zaten İon kentleri arasında da en yoksul olan kent burasıymış. Zamanında ünlü birini yetiştiremediği ve hastalıklarla uğraştığı için gözden düşmüş bir kent olarak biliniyor.. Yani \"gitmesek olur mu?\" Evet olur.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/7-tepe-lizbonda-gezilecek-yerler", "text": "Portekiz'in başkenti, en büyük ve en turistik şehri Lizbon. Vasco de Gama ve Macellan'ın yeni dünyayı keşfetmek için yola çıktığı şehir. Lizbon' da en az iki gün kalıp her yeri gezebilirsiniz. Yani kısa bir hafta sonu tatili için en ideal yerlerden birisi bize göre. Eğer şehirde 24 saatiniz varsa görmeniz gereken iki bölge var. Bunlar: Alfama ve Belem. Alfama ortaçağdan kalma tepesinde bir kale ile korunan deniz kenarında konumlanmış en eski semtlerinden, Belem ise daha çok heykeller, müzeler ile dolu bir bölge. Diğer yapmanız gereken aktivite ise 28 numaralı tramwaya binmek, Lizbon'un en bilinen ikonlarından başlıcası. Şehri gezmek için en ideal ve en turistik aktivite. Bunun için önce metro duraklarından günlük Viva Viagem isimli Lizbon kartı almanız gerekiyor. Martim Moniz durağı28 numaralı Tram'ın ilk kalktığı durak. Eğer erken saatte durakta olursanız kalabalığa da yakalanmamış olursunuz. Tram'ın son durağı Lizbon mezarlığı. Paris'teki Pere Lachaise mezarlığı gibi bir yer burası. Girişi ücretsiz olduğundan son durakta inip diğer tram'ın kalkmasını bekleyene kadar gezinebilirsiniz. Tejo nehrinin hemen kıyısında bulunan Belem şüphesiz Lizbon'un en çok turist çeken bölgesi. İlk bakışta San Francisco'daki Golden Gate köprüsünü hatıratan Ponte 25 Avril köprüsünü de buradan çok daha yakın görebilirsiniz. Bu bölgede görülecek yerler; Kaşifler Anıtı / Padrao Dos Descobrimentos, Belem Kulesi / Torre de Belem, Jeronimos Manastırı, MAAT / Sanat-Mimari-Teknoloji Müzesi. - 1983 yılında bu yana UNESCO tarafından dünya mirası olarak kabul edilen Belem Kulesi, 1514-1520 yılları arasında Lizbon'u koruma amacı ile inşa edilmiştir. Kulenin tasarımı Mimar ve Heykeltıraş Francisco de Arruda tarafından yapılmış ve Manuelino mimarisinin en iyi örneklerinden biri. Belem'e özgü tatlı Pastais de Nata ama pahalı onun yerine World Needs Nata. Lizbon'da gördüğümüz en etkileyici yapılardan biri olan Jeronimos Manastırı Belem'in olmazsa olmazı. - Jerominos Manastırı, Kaşif Vasco de Gama'nın dönüşü anısına inşa edilen manastır UNESCO Dünya Mirasları'ndan biridir - Lizbon Keşifler Anıtı yani Padrao Dos Descobrimentos, 1940 Portekiz Dünya Fuarı için güçsüz malzemeden inşa edildikten sonra çok fazla beğenilmesinden dolayı, 1960 yılında Infante Dom Henrique'nin ölümünün 500. yılını kutlamak adına daha kaliteli malzemeler ile restore edilmiştir. Anıt Lizbon şehrinin tarihine ve şehrin kaşiflerine adanmıştır. Lizbon'un en eski semtlerinden biri. Tejo Nehri ve Sao Jorge Kalesi arasındaki yokuş üzerine kurulmuş. Lizbon Katedrali, Santo Antonio Müzesi, Roma Tiyatrosu, Santa Engracia Kilisesi ve Fado Müzesi burada gezebileceğiniz yerlerden. Alfama'da, daracık sokaklarında yer alan fayans yani Azulejos kaplı binalar, kırmızı tuğla çatılar, balkonlardan sarkan çamaşırlar, 28 nolu tramvay, arnavut kaldırımlı dik sokaklarında el sanatı ürünleri satan dükkanlar, beyaz badanalı binalardan sarkan begonviller çok keyifli bir bölge. Fas tarzı mimarinin hakim olduğu bölgede örme taştan sokaklar ve St. George Kalesi bulunuyor. - Lizbon Katedrali Romanesk'ten Gotik'e birçok mimari anlayışın izlerini taşımaktadır. Alfama ve Chiado tepeleri arasında kalan Lizbon'un en turistik bölgesi. Bölgede gezip görülmesi gereken yerlerin haricinde bilmeniz gereken burada tam 4 tane meydan olduğu. 18 yy'ın şehir planlama mucizesi olarak tarif ediliyor bu bölge. Bunlar Ticaret meydanı, Rossio meydanı, Restauradores meydanı ve Figueira meydanıdır. En önemli iki caddesi ise Avenida da Liberdade ve Rua Augusta'dır. Baixa bölgesinde daha çok cafe ve restaurant bulabilirsiniz yani gece hayatı için de doğru bir adres. Burada; Santa Justa Asansörü, Carmo Rahibe Manastırı / Igreja do Carmo, Rossio Meydanı, Ginja Likörü / The Ginjinha Espinheira, Ticaret Meydanı. - Lizbon Ticaret Meydanı, Praça do Comercio, şehrin tarihi meydanında en dikkat çeken yapılar 1. Joseph'in atı üzerindeki heykeli ve cesaretin simgesi olan Zafer Kemeri'dir. - Elevador de Santa Justa Baixa bölgesinden Largo do Carmo' ya çıkan asansör. Aynı zamanda şehri tepeden görebilme gibi bir olanak sağladığı ve şu anda şehirde türünün tek örneği olduğu için oldukça turistik bir nokta. Portekiz'lilerin Elevador diye tabir ettikleri şey minik sarı tramwaylar. Bu asansörler yokuşlu Lizbon sokaklarında önemli ulaşım araçları. Bunlardan en önemlisi ise Elevador da Gloria, Elevador da Bica ve Elevador do Lavra. Lizbon'un kalbi olarak bilinir ve şehrin en yüksek tepesinde yer alan turistik bir bölgedir. Castelo de Sao Jorge Kalesi, Portekiz bayrağı ile mahallede bulunan görülmesi gereken en önemli tarihi yapılardan. - 25 Nisan Köprüsü, iki katlı olmakla beraber hem araba hem de tren yolculuğunun olanaklarını sunmaktadır. Şehri çevreleyen kuş bakış açısına sahip köprü turistlere ve yerel halka muhteşem bir manzara sunmaktadır. - Vasca Da Gama Köprüsü, Portekiz'in kuzey ve güneyini birbirine bağlayan Ponte 25 de Abril Köprüsü'ndeki trafik yoğunluğundan dolayı 1991 yılında yeni bir köprünün yapılmasına karar verilmiştir. - Lizbon Okyanus Akvaryumu, Portekiz'in başkenti Lizbon'da bulunmaktadır. 1998 Expo fuarı için açılan akvaryum, Avrupa'nın en büyük ikinci akvaryumu. - Alcantara bölgesinde yer alan aslında bir eski bir fabrika olan LxFactory şehrin kültür sanat merkezi niteliğinde çok sevilen yerlerindendir. Lizbon' un en renkli gece hayatı bölgelerinden birisi; Bairro Alto. Fado dinlemek istiyorsanız öneri; Tasco da Chico. Fado için eğer daha salaş ama özgün bir deneyim istiyorsanız Alfama'daki Tasca do Jaime veya Coraçao de Alfama. Merkeze biraz uzak bir noktada yer alan Marvilla civarında craft beer deneyebilirsiniz. Cafe Brasileira buradaki en ünlü kafe. Ayrıca Belem'de yer alan en meşhur tatlıcı Pasteis De Belem'i de deneyebilirsiniz. Cervejaria Ramiro, Pois Cafe, Zenith Brunch, Sea Me, Mercado da Ribeira, Chapito Lisbon, LX Factory, Cantina LX, Landeau Chocolate, BI-CA ve Cafe Na Fabrica, Sintra: Atlas Okyanusu kıyısında, Sintra Dağı'nın çevresinde kurulu Sintra, Lizbon'dan günübirlik gidip gelinebilecek, yemyeşil dokusu, tarihi yapıları ve lüks mağazalarıyla turistik bir şehir. 1854'te inşa edilen Pena Sarayı, şehrin en popüler gezi noktası. Sintra' dan Cascais ve Cabo da Roca, tren yolculuğu ile Tomar diğer alternatifler. - Sadece Lizbon değil, Portekiz turu yapacaksanız sizi bu linkte yönlendirelim. - Portekiz Vizesi nasıl alınır diye merak edenler için detaylı yazımızın linki burada.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/abu-dhabi-havaalaninda-uzun-transferi-olanlar", "text": "Eğer Abu Dhabi havaalanında uzun beklemeli bir transfer uçuşunuz varsa ve havaalanında nasıl zaman geçirebilirim diye düşünüyorsanız bu yazımız tam sizlik.. Öncelikle Abu Dhabi havaalanından çıkmak isteyen Türk vatandaşları için geçerli bir BAE vizeniz olması gerekiyor. Turistik vizeler 3-6 ay gibi süreler için tek girişli veya çok girişli olabildiği gibi 48 saat ve 96 saatlik transit vizeler de mevcut. Eğer Emirates, Ethiad, THY, Qatar Alirlines veya Pegasus ile seyahat ediyorsanız bu havayolu şirketlerinin kendi websiteleri üzerinden online olarak başvuru yapabilir ve 1-2 gün gibi kısa bir sürede vizenizi alabilirsiniz. Ama diğer havayolu şirketleri ile seyahat edecekseniz ve bu hizmeti sağlamıyorlarsa, o zaman da yetkili bir acentadan hizmet almanız gerekecek. Tek başınıza bireysel bir başvuru yapamıyor, gidip konsoloslukta evrak verip kendi kendinize işlem yapamıyorsunuz maalesef. Bu vizenin sıkıntılarını yazdığımız blog postumuza buraya tıklayarak göz atabilirsiniz. Eğer business class yolcusu değilseniz ve havayolu şirketlerinin sadık yolcusu niteliğinde bir kartınız yoksa ilave ücret ödeyerek lounge hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Zaten business class ve sık seyahat edenlere bu imkanlar ücretsiz sağlanıyor. Abu Dhabi havaalanında Terminal 1 ve 3 te toplam 5 adet lounge bulunuyor. Bunlardan sadece Terminal 1 de yer alan Al Dhabi Lounge business ya da first class olmayan sade vatandaşlar için. 3 saatlik 210 AED, 6 saatlik 367,5 AED ödeyerek giriş imkanınız var şükür ki! Ha bu arada 12 yaş altına %30 indirimli! Şu an (Ocak 2023) 1 AED= 5TL! Abu Dhabi' de Terminal 1'in -1. katında 2 tane havaalanı oteli bulunuyor. Abu Dhabi Airport hotel ve Premier Inn Hotel. Abu Dhabi Airport hotel' de maksimum 6 saat kalabiliyorsunuz. Fiyatları ise tek kişilik oda 262.5 AED, çift kişilik ama iki tek yataklı oda 472,5 AED, çift kişilik ve iki adet king size yataklı oda 630 AED. Premier Inn olan ise bedava shuttle servisi ile 15 dk lık bir mesafede yer alıyor, biraz daha \"premier\" yolcular için tasarlanmış. Dinlenme alanlarında ayaklarınızı uzatıp kestirebileceğiniz alanlar bulunuyor. Sadece uyurken cüzdan ve çantanızın çalınmayacağından emin olun. GoSleep dediğimiz aslında uyku kabinleri. Kullan at yastık ve yorgan veriyorlar, elektrik kullanabiliyorsunuz. Birçok büyük havaalanında sunulmaya başlayan mükemmel bir olanak. Seyahatinizden en geç 48 saat öncesine kadar, gündüz saatleri için 10:00- 20:00 arasında en az 2 saat, gece saatlerinde ise 20:00-10:00 artasında en az 6 saat olacak şekilde online rezervasyon yapmanız mümkün. Eğer rezervasyon yapmadan giderseniz de müsaitlik durumuna göre kendinize bir uyku kabini tutabiliyorsunuz. Terminal 1 de iniş yaptıktan sonraTerminal 3'e doğru devam edin. Costa Coffee ve Terminal 3 duty free alanına geldikten sonra üst kata çıkın. Eğer terminal 3'te indiyseniz daha yakınsınız. Etihad trasnfer masasını geçip pasaport kontrol yönüne doğru uzun koridoru takip etmeniz gerekiyor. Pasaport kontrol noktasından çıkmayın yoksa bir sonraki aktarmalı uçuşunuza birkaç saat kalana kadar tekrar içeri giremezsiniz. Terminal 3'te GoSleep hizmetinde duş kitleri de satılıyor. Tabii ki havaalanında zaman geçirmenin en keyifli yanı duty free mağazalarında gezmek, çikolata gofret almak, parfüm sıkmak makyaj tazelemek. Eğer 1-2 saat aktarmanız varsa iş görür bir yöntem ama daha uzun zaman geçirecekseniz aman harcamanıza dikkat.. Bu linke göz atıp seyahat tarihinizde farklı bir alternatif var mı ya da güncel fiyatlar nedir kontrol edebilirsiniz. Siz bu 5 maddeden hangisini daha önce denediniz ve tecrübenizi nasıl değerlendirirsiniz ya da farklı bir öneriniz var mı? Yoruma bekleriz efeem.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/adim-adim-amerika-vizesi", "text": "Birçok kişiye Amerika vizesi alma düşüncesi bile nedense ürkütücü gelir. Ben buna \"American Dream\" diye dillere pelesenk olmuş meşhur pazarlama mottosunun neden olduğunu düşünenlerdenim. Bir kere \"dream\" yani \"hayal\" dediğimiz o şey, Türk Dil Kurumu' nun tanımına göre: Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya demek. Ve genelde bir hayalin gerçek olma ihtimali bile ya ürkütücü ya da aşırı heyecan vericidir ki bu iki duygu da insanların çoğunlukla o eylemi gerçekleştirme isteğine ket vurur. Bu sebeple de hayalin hayal olarak kalması yeğlenir. Ve tabii ki Amerika kıtasının coğrafi uzaklığı, saat farklı, kozmopolit yapısı, haritada kapladığı alanın büyüklüğü, onlarca eyaletten oluşması ve o eyaletler arası mesafeler gibi bir çok sebep de insanları tedirgin ediyor olabilir. İnsanlar derken biz Türkler' den bahsediyoruz tabii. Yani Avrupa' lıların büyük bir kısmı en azından sadece New York' a bir kez gitmişken, Türkler'in çok çok az bir kesimi için \"New York, New York\" hayalleri gerçek olmuştur herhalde. Artık globalleşen dünyada uzaklar yakın oldu, ekonomik özgürlüğü artan ve dünyayı merak eden insan sayısı arttı. Dolayısıyla da sosyal medyada ABD fotoğrafı paylaşan arkadaşlarımızın sayısı arttı. Daha da artacak. Neden? Çünkü artık Avrupa' da gezilmedik yer bırakmadık. Yeni kuşak artık hayal kurmuyor, istiyor ve gerçekleştiriyor. Tatminkar olmayan ve şu an yazımızı okuyanlardan oluşmuş bu nesil daha ilginç, daha uzak, daha otantik arayışlar içinde. Tabii ki ABD de bu ihtiyacı karşılıyor. Üzerine son günlerde euro- dolar neredeyse eşitlendi yani ekonomik olarak New York' a gitmek ile İtalya turu yapmak arasındaki maddi fark eşitlendi gibi. En önemli sebeplerden birisi de ABD 10 yıl vize verirken, Schengen için güç bela aldığımız maksimum 3 aylık vize can sıkıcı olmaya başladı. Schengen vizesi alırken yaşadığımız maceraları ve önerilerimizi okumak için buraya tıklayın.. Peki ABD vizesi nasıl alınır? Adım adım Amerika Vize süreci.. Öncelikle ABD vize başvuruları internet üzerinden yapılıyor. Önce turistik gezileriniz için DS-160 online vize başvuru formunu doldurmanız gerekiyor. Başvurular sadece https://ceac. state. gov/CEAC/ sitesi üzerinden yapılıyor ve formu bizzat kendiniz doldurmanız gerekiyor. Bir sonraki adımda dil seçeneğini sağ üst köşeden Türkçe olarak seçebilirsiniz. Formun çoğu Türkçe' ye tercüme edilmiş ve tercümeyi görmek için fareyi sayfadaki herhangi bir cümle üzerine getirmeniz yeterli oluyor. Önce hangi ülkeden başvuru yaptığınızı seçip, sonra kodu yazarak \"Start an application\" diyor ve sorulan soruları dolduruyorsunuz. İstanbul ya da Ankara başvuru adreslerinden size uygun olanı tercih edebilirsiniz. Herkesin bir kullanıcı hesabı oluşturması sağlanıyor. Olur da işleminiz yarım kalır, aynı kullanıcı kodunuz ile kaldığınız yerden başvurunuza devam edebilirsiniz. Sorulan sorulara doğru cevap vermeniz çok önemli. En son adımda da formu tamamladıktan sonra randevu almanız gerekiyor. Kullanıcı hesabınıza girip, DS-160 onay numarasını yazıyorsunuz. Kurye belge iade sürecini tamamladıktan sonra ise, yine internet üzerinden başvuru ücretini ödemeniz ve randevu almanız gerekiyor. Yani Schengen' dekinin aksine konsolosluğa yanınızda para ile gitmenize gerek yok. Para yatırmadan zaten vize randevusu alamıyorsunuz. Bu arada vize ücretini dilerseniz dolar, dilerseniz TL olarak yatırabilirsiniz. Ancak biz başvuru yaparken hesaplamış ve dolar olarak ödemek TL' den daha ucuza geldiği için dolar ödemesi seçmiştik. İstanbul' da yer alan ABD Konsolosluk binası son zamanlarda, eskiye nazaran daha fazla koruma altında. Bizim randevu günümüzde, ihbar almışlar ve civardaki tüm sokakları kapatmışlardı. Etrafta da hem sivil hem de formalı polisler geziyor, kimlik soruyorlardı. Biraz ürktük ve itiraf ediyorum acaba vize alacak mıyız diye endişelenmeye başladık. Öncelikle, binanın büyüklüğü ve sur gibi çevirili olması, etraftaki koruma önlemleri falan sizi tedirgin etmesin, sakinliğinizi korumaya çalışın. Kapıdaki kişilerde randevusu olanların listesi mevcut, sıra size geldiğinde kim olduğunuzu söyledikten sonra, x-ray' den geçerek içeri alınıyorsunuz. Sonra elinize verilen tepsiye saat, takı gibi metal eşyalarınızı koyarak, bir güvenlikten daha geçiyorsunuz. Yanınıza telefon almamanızı öneririz çünkü içeri alınmıyor. Dilerseniz 5- 10 TL karşılığı konsolosluğun karşısındaki kafelerde ya da aracınızın torpidosuna bırakabilirsiniz. Araç demişen artı bilgi verelim. Konsolosluk binasının civarındaki dar sokaklarda yer bulamayabilirsiniz. Bu durumda, eğer çok zorda kalırsanız, \"Park yeri lazım mı? Otopark! \" diye seslenen kişilere anahtarınızı da bırakabilirsiniz. Güvenilir mi? Bizim başımıza birşey gelmedi ama burası Türkiye, yapacak birşey yok. Neyse, ikinci güvenlikten sonra bir masada oturmuş başka bir yetkili, belgelerinize bakıp size bir dosya veriyor. Belge dediğimiz fotoğrafınız, başvuru formu ve randevu onay kağıdınız. Sonrasında bir sıra numarası vererek, sizi asansörle 2. kata gönderiyor. 2. katta sıra numaranıza göre önce evraklarınızı teslim ediyorsunuz, sonra mülakat yapıyorsunuz. Mülakat sırasında size Amerika' ya neden gittiğiniz, orada nerede kalacağınız, kim olduğunuz, ne iş yaptığınız, masraflarınızın kim tarafından karşılanacağı gibi sorular soruluyor ama herhangi bir evrakla bunu belgelemeniz istenmiyor. Yani çok nadir olarak, yanınızdaki o koca dosyadan belki bir tane belge isteyebilirler. Eğer cevabınız muallak ise, görevli ikna olmamışsa ve eğer formda belirtilenler yetersiz bulunursa, dökümanlar ile belgelemeniz istenebiliyor. Merak etmeyin, tüm yetkililer Türkçe konuşabiliyor ve sizi anlıyorlar. Mülakat neredeyse 10- 15 dakika sürüyor ve hemen akabinde \"Vizeniz onaylandı.\" ya da \"Üzgünüz, başvurunuz red edildi.\" cevabını alıyorsunuz. Bizim mülakatımız şu şekilde gerçekleşti. Bir arkadaşımızın evinde misafir olacağız. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan, Lübnan,.... Aslında hiçbirşey götürmenize gerek yok. Sadece internet üzerinden doldurduğunuz başvuru formunu ve banka ödemesi yaptığınıza dair dekontun çıktısını götürmeniz yeterli. Ama yine de, statünüze göre öğrenci belgesi, transkript, banka dökümü, hesap cüzdanı, tapu, ruhsat, iş veren dilekçesi, SGK hizmet dökümü, uçak ve otel bileti rezervasyonu gibi klasik vize belgelerini yanınıza alabilirsiniz. Mülakatta bu evraklar talep edilmeyebilir ancak yine de yanınızda bulunmasında fayda var. Eğer ABD vizeniz red edilirse, yeniden başvurabilirsiniz. Etrafta bir kere red edilirse, bir daha hayatta vize alamazsınız gibi yalan yanlış söylemler işitirsiniz, kulak asmayın. Eğer vize mülakatı sırasında üzgünüz, size vize veremiyoruz diye red edilirseniz, gurur meselesi yapmayın, şansınızı bir daha deneyin. Bunun için, yeniden internet üzerinden DS-160 formunu doldurmanız gerekiyor. Burada sorulan sorulara tam, eksiksiz hatta bir önceki formunuza göre daha açıklayıcı cevaplar verin. Kesinlikle dürüst olun, yalan, hile, kurnazlık falan yapmaya kalmayın. Size sorulan sorulardan bir tanesi daha önce red aldınız mı olacaktır. Buna da kesinlikle evet diyerek, neden red edildiğini dürüst bir şekilde, konsolosluk görevlisinin size yaptığı açıklamanın bire bir aynısını yazarak cevaplayın. Zaten size verilen red kağıdında nedenini gösteren bir açıklama var. Bir diğer çok sorulan ve cevabı bilgi kirliliği yaratmış diğer soru da, daha önce Müslüman ülkelere giriş çıkış yapanların ABD vizesi alıp, alamayacağı konusunda. Arkadaşlar biz Amerika vize başvurusunda bulunmadan önce Lübnan' a gitmiş ve bir de Mısır vizesine başvurmuştuk. Herhangi bir sorun olmadı. Ne amaçla vize almak istediğiniz ve kim olduğunuz önemli. Yani siz eğer hali vakti yerinde, işinde gücünde, kaçak ya da illegal işlerle alakası olmayan, sadece gezmek için vize almak isteyen bir kişi iseniz, vize talebinizin red edilmesi söz konusu bile değil. Zaten siz daha mülakata gitmeden, başvuru formunuzu ilettiğiniz anda vize alıp alamayacağınız konsolosluk yetkilisi tarafından biliniyor. Sizinle ilgili neredeyse her şeyi biliyorlar. Yanınızda götürdüğünüz dosyadaki hiçbir evraka, döküme, belgeye bakma gereği duymadan vizenizi onaylıyor ya da red ediyorlar. O yüzden eğer bir gezgin ya da saf, temiz, dürüst bir TC vatandaşı iseniz, kafanızı vize alamayacağınız gibi gereksiz ve yanlış bilgilerle doldurmanıza gerek yok. Rahat olun.. Umarız bu yazı işinize yaramıştır. Şimdiden keyifli seyahatler dileriz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/agva-kandira-kerpe-kefken-haftasonu-rotasi", "text": "Ağva, Sardala Koyu, Kerpe, Kefken ve Akçakoca'yı kapsayan bir hafta sonu rotası yazmayı neden bu kadar uzun zamandır ertelediğimizi inanın hiç bilmiyoruz. Kandıra'yı sadece yoğurdu ile hatırlayanlara kısa bir bilgi verelim. Kandıra, Kocaeli'ne bağlı bir ilçe olmasına rağmen, Kocaeli genelinde olduğu gibi henüz sanayileşmemiş bir yer. Bu nedenle doğası hala bozulmamış. Yazın berrak suları, ipeksi kumsalları, koyları ve falezleri ile yaz turistlerinin ilgi odağı, sonbahar ve kışın ise kahverengi ve turuncuya dönen yeşil ormanları, virajlı ormanlık dağ yolları ile sonbahar düşkünleri ve fotoğrafçıların göz bebeği bir yer haline dönüyor. Henüz bozulmamış, kaldırabileceğinden fazla ünlenmemiş bir bölge. Bu arada Kocaeli'nde kamp yapacak yerler arıyorsanız \"Kocaeli Özel Kamp Alanı Rehberi\" yazımız tam size göre. Okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Haritada işaretlediğimiz yerlerin detaylarına geçmeden önce, bu güzergah için en uygun mevsimden bahsedelim. Bize göre en ideal dönem İlkbahar; Hem yazın artan kalabalıktan, hem de kışın karşılaşabileceğiniz olumsuz yol durumlarından etkilenmeyeceğiniz en iyi aylar Nisan, Mayıs. Tabii 4X4 aracınız varsa sonbaharda bu rotaya yol almak, doğanın görsel şölenine tanıklık etmek de çok hoş bir ayrıcalık yaratacaktır. Şimdi haritadaki tüm noktaların kısaca üzerinden geçelim.. Ağva: Ağva Göksu Nehri kenarında kahvaltı yapılacak birbirinden şirin cafe ve butik otel ile dolu bir yer. Butik otellerde konaklama biraz pahalı ama günübirlik gidip gelinecek kadar yakın bir yer olduğundan en azından kahvaltı ya da brunch için kesinlikle değerlendirmelisiniz. Eğer aracınız varsa, Şile sahil ve Ağva merkezinde deniz kenarında kısa yürüyüşler ya da daha dağlık kısımlarında doğanın kucağında trekking de yapabilirsiniz. Şile'de doğa yürüyüşü yapmak isteyenler alternatif rotaları ve Şile'nin şirin köylerini bir araya getirdiğimiz \"Şile Doğa Yürüyüşü Parkurları\" yazımızı okumak için buraya tıklayabilirler. Sardala Koyu: Türkiye'nin Phuket'i deniyor buraya.. Sardala Koyu, İstanbul'a 110, Ağva'ya ise yaklaşık 10 km uzaklıkta yer alıyor. Yaz ayları dışında oldukça bakir ve sakin bir yer. Özellikle İlkbahar ya da Sonbahar başlarında kamp için ideal. Ağva'dan Kerpe'ye doğru devam ederken Pınarlı Köyü'nü geçtikten sonra yaklaşık 4 km daha yol alıp, ormana giren yoldan 1 km daha ilerledikten sonra Kocaeli'ne bağlı Çalköy'deki bu koya ulaşmış olacaksınız. Kışın yollar 4X4 aracı olmayanlar için pek kolay olmayacaktır, aklınızda bulunsun. Bağırganlı Köyü: Kandıra ilçe merkezine yaklaşık 13 km uzaklıkta yer alan güzel, şirin bir yer burası. Özellikle yazın ya da ilkbahar aylarında, Bağırganlı'da yer alan koylar ve çevresi yeşillikler ile kaplı kumsallarda huzurlu, sakin bir hafta sonu geçirebilirsiniz zira sonbahar ile birlikte havaların soğumaya başlamasıyla buralar da iyice ıssızlaşıyor. Sarısu: Kandıra ilçe merkezine 8 km uzaklıkta yer alan, Karadeniz'e 1 km sahili bulunan yeşilin her tonunu içinde barındıran ormanlara sahip eşsiz güzelliğe sahip bir yer. Muhteşem güzelliği ile saklı cenneti andıran Sarısu Beldesi ismini içinden geçen Sarısu Deresi'nden almış. Burası yüzmek, kamp yapmak, güneşlenmek ve balık tutmak için ideal bir yer. Bu noktaya kadar konaklamayı nerede yaparız diye aklınıza takıldıysa; Ağva'dan Kerpe'ye devam ederken Sardala koyundaki Tuzukurukamp, Kandıra civarındaki Doğa Çadır Kampı, Ömerağzı Kampı, Sarısu Gençlik Kampı gibi denize nazır kamp alanları çadır atmak isteyenler için ideal. Kamp yerleri ile ilgili detaylı \"Kocaeli Kamp Alanı Rehberi\" yazımızı buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kerpe: Kandıra ilçe merkezine yaklaşık 7 km'lik uzaklıkta yer alan, Karadeniz kıyısında doğal güzelliklere sahip bir sahil kasabası Kerpe. Kerpe'de yer alan tertemiz deniz sularına sahip koy, dalgasız görüntüsü ve berrak suyu ile büyüleyici. Kerpe sahilinde birbiri ardına sıralanmış birçok pansiyon, kafe ve restoran mevcut. Özellikle yazın dolu olan bölge sonbahar ve kışın oldukça sakin, hatta adeta terk edilmiş durumda. Ama yine de gelenlere huzur ve bolca dinlenme vaadediyor. Kerpe'nin en yüksek yeri olan yaklaşık 400 metre yüksekliğe sahip olan Babadağı'na çıkıp Kerpe manzarasını kuş bakışı izleyebilirsiniz. Kerpe'de özellikle yazın Yeşil Koy, Kapri Plajı, Midye Koyu denize girebileceğiniz diğer yerlerden. Kefken'de Kerpe gibi yazın oldukça hareketli, sonbahar ve kış aylarında da sakin-sessiz sahil kasabalarından. Kefken'e eğer yazın gidiyorsanız bol bol denize girip, kamp yapabilirsiniz. Soğuk havalarda gidecek olanlar ise bol bol doğa yürüyüşü yapabilir ve bu sayede de plazalar içinde sıkışan ruhlarını özgürlüğe kavuşturabilirler. Kefken Adası: Kefken Adası, Cebeci Sahilinden tekne ile 5 dakikadalık mesafede. Kefken Adası burada bulunan tarihi kalıntılardan dolayı sit alanı kabul edilmiş. Sit alanı olmasından dolayı ada ziyarete kapatılmıştır. Ada içinde 14 metre uzunluğunda tarihi fener, Cenevizlerden kalma tarihi bir kale ve su kuyuları bulunmakta deniyor. Gitmediğimiz için burada sadece duyumlarımızı paylaşıyoruz. Cebeci Sahili: Denizin tadını çıkarabileceğiniz tertemiz bir sahillerden biri. Zaten Kerpe-Kefken plajları mavi bayraklı olduğu için çok enteresan bir bilgi de değil bu. Cebeci'de Kefken'de denize girilecek ya da deniz sezonu dışında uzun yürüyüşler yapmak için ziyaret edilecek yerlerin başında geliyor. Pembe Kayalar: Pembe Kayalar bölgenin en doğal ve en güzel yeri belki de. Sahil kenarında yer alan pembe kayalara güneş ışıklarının vurması ile muhteşem bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca buranın bir diğer özelliği kayalar suyun içinde yumuşak iken sudan çıktıktan bir müddet sonra sertleşmesi. Oldukça rüzgarlı olan bu bölge yazın kayalıklardan atlayıp denize girenlerle, kışın ise balık tutan ve manzara karşısında büyülenenlerle dolu. Kesinlikle gidilmesi ve görülmesi gereken doğal güzelliklerden bir tanesi. Sakarya Karasu'ya doğru devam edip Acarlar Longozu ve Maden Deresi görmenizi tavsiye edeceğimiz yerlerin başında geliyor. Bu yazımızın detayını Sakarya Yürüyüş Rotaları yazımızdan buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Son durak olarak önerdiğimiz Akçakoca'da gezilecek yerler; Dadalı Köyü, Fakıllı Mağarası, Ceneviz Kalesi, Hemşin Köyü, Aktaş Şelalesi. Akçakoca'da görülecek yerleri detaylıca yazdığımız yazımız için de buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/aix-en-provence-hayali-ve-hayal-kirikligi", "text": "Bizim Aix En Provence ile tanışmamız tamamen hiç planlamadığımız bir döneme denk geldi. Bu bölgeyi anlatmaya başlayacağım ama önce Aix-En-Provence ile tanışmamıza vesile olan küçük bir anımızı paylaşmak istiyorum.. 30 Ağustos 2012 tarihinde Rus arkadaşımız Kira ve Fransız erkek arkadaşı Philippe'nin Marsilya'da yapacakları düğünlerine gitmeye karar verdik. Düğünden birkaç gün önce Marsilya'ya giderek, şehri gezecek, Marsilya sahilinde hafif bronzlaşacak ve yavaş yavaş uzun zamandır beklediğimiz bu düğüne hazırlanacaktık. Ama her zamanki gibi sadece düğün için o kadar yolu gitmek, vize almak, uçak biletine tonlarca para harcamak bize çok da \"efektif\" ve \"ekonomik\" görünmedi. Haliyle, rotamıza başka nereleri ekleyebiliriz diye bir araştırmaya giriştik. Haritayı açarak bu geziye dahil edebileceğimiz yerlerin listesini çıkartıp, tren ve uçak biletlerini tabii bir de otelleri incelemeye başladık. Hiç aklımızda olmamasına rağmen bir anda Marsilya-Stockholm uçuşlarının çok ucuz olduğunu fark ettik ve düğünün ertesi sabahı Stockholm'e uçarak, orada da eski sınıf arkadaşımız Alisa'yı ziyaret etmeye karar verdik. Şimdi bu yazıyı okuyan bir çok kişi \"Marsilya gibi güneşin ve denizin olduğu bir yerden, Ağustos ayında Stockholm'e neden gidersiniz ki?\" diye soruyor olabilir. Öncelikle haklısınız çok yanlış bir karardı. Kararın yanlışlığı ise kesinlikle en güneyden en kuzeye gitme kararımız değil ama uçuş saatimizin düğünün hemen ertesi sabahı saat 7:30 da olmasıydı! Ne alaka demeyin.. Tekrar anımsatayım: Düğün bir Rus ve Fransız çiftin düğünü. Yani? Rus deyince aklınıza gelen ilk şey nedir? Vodka! Peki Fransız deyince? Şarap! İşte! Yemek boyunca aperitif olarak art arda yudumlanan o leziz Fransız şarapları ve \"Artık biz kalkalım, sabah uçuşumuz var!\" dediğimizde elimize tutuşturulup zorla fondip yaptırdıkları o Rus vodkaları sayesinde, otele dönüşümüz sabah 6:00 oldu. Ayılmamız ise tam 7:30! Bir anda yataktan fırlayıp, dağınık odamızda valizlerin içine kıyafetleri tıkıştırmaya çalışırken, bir taraftan Merve ile birbirimize söylemediğimiz laf bırakmıyorduk. Merve: Sonra aldın bir kadeh daha tokuşturmaya başladın ama! Duygu: Ne yapayim baktim sen geçmiş hala dans ediyorsun, tık yok! Ben de beklerken bi'şeyler içeyim dedim! Duygu: Pardon! Ben bileti alırken sana saatini söylemedim mi? Sen deseydin yetişemeyiz diye! Ve sair.. ve sair.. Halimiz içler acısı. Tabii bu hengamede ayaklarımız birbirine dolaşmış, sinirler gerilmiş, stres hat safhaya çıkmıştı bile. Sonunda ben bir koltuğa oturup: \"Merve, şu an uçak kalktı bile, biz ne yapıyoruz ya?\" dediğimde Merve hala \"Hadi yetişebiliriz\" diye hayatının çabasını sarf etmeye devam ediyordu. Sonunda Merve de pes etti ve biz önce booking. com'dan yaptığımız rezervasyonu iptal etmek için otelde wifi bulunan tek noktaya yani lobiye indik. Tabii ki bizim de şartları ve kuralları kabul ediyorum diye tick attığımız anlaşmaya göre en geç 24 saat önce iptal ve ücret iadesi yapıyordu ve dolayısıyla paramızın tamamı yandı. Sonra Luftansa'yı arayarak dönüş biletimizi iptal edebilir miyiz ya da dönüşü Stockholm yerine başka bir şehir ile değiştirebilir miyiz diye sorduk. Bu da mümkün değildi. Çünkü gidiş bileti kullanılmayınca dönüş otomatik olarak iptal oluyormuş. Sonra tekrar Marsilya'dan Stockholm'e uçak bileti baktık. Son anda belki hesaplı bir şey yakalayabilir miyiz diye. Ama maalesef. En son Alisa'yı arayarak, durumu anlattık ve artık kabul etmek zorunda olduğumuz gerçeği söyledik: \"Alisa, biz uçuşu kaçırdık, gelemiyoruz!\" Bu arada rahat gittik mi diye bizi merak eden arkadaşımız Kira hikayemize nedense çok güldü ve \"Ben zaten hiç ihtimal vermemiştim, hadi şehir merkezine gelin akşam yemeğe çıkıyoruz.\" dedi.. Biz de bütün günü plajda geçirdikten sonra kalkıp Marsilya eski şehir merkezinde düğün tayfası ile buluşarak halimize epey güldük. Ertesi gün artık Marsilya'da yapılacak bir şey kalmamıştı. Biz de yine dahiyane bir fikir ile spontane bir şekilde trene atlayıp, bu civardaki yerleri gezelim diyerek istasyona doğru yola çıktık. İlk durağımız Marsilya'ya 30 km mesafede bulunan Aix-En- Prevence.. Aix-En-Provence ile ilgili ilk hatırladığım şey ise aşırı kuru bir hava. Trenden iner inmez sanki yerden sıcak bir hava kütlesi yükseliyor ve neredeyse nefes alamıyorduk. Tren istasyonu o kadar boştu ki yanlış bir yere mi geldik diye düşünmeye başladık. Ama tabelalar doğru yerde olduğumuzu kanıtlıyordu. Herhalde bu mevsimde çok talep gören bir yer olmama sebebi bu kuru hava olsa gerek diye kendimizi teselli ettik. Neyse, tren istasyonundan çıkarak şehir merkezine doğru devam etmeye karar verdik. Cafe, restoran, mağazalarla dolu kocaman bir caddeye geldiğimizde burasının şehir merkezi olduğunu düşünmeye başlamıştık ki sonunda oldukça büyük ve modern bir turist ofis görünce iyice emin olduk. Ben ilk izlenimden hiç memnun kalmamış ve bu ön yargı ile geri dönmeye, başka bir yerlere gitmeye karar vermiştim bile. Aşırı bir hayal kırıklığı yaşadığım ve ne işimiz var burada diye düşündüğüm ender yerlerden biriydi Aix-En-Provence. O kadar güzel şey duyduktan sonra zihninizde canlanan yer ile gerçekte karşılaştığınız manzara birbirinden bu kadar zıt olunca sanırım siz de aynı şeyi hissederdiniz. Neyse, bizim Merve inatçıdır. Kolay pes etmez. Hayal kırıklığına teslim etmez kendini. Ben caddenin ortasında bir banka oturup etrafı izlerken, Merve çoktan bilgi almak için turist ofise girmişti bile. Elinde bir harita ile dışarı çıktı. Yanıma oturup gidebileceğimiz yerleri sıralamaya başladı. La Rotonde meydanı ve çeşmesi, Cours Mirabeau, Rue Espariat, Place Hotel de Ville, Place de L'Archeveche, Place d'Albertas, Passage Agard, Rue De L'Opera, Rue d'Italie, Musee Granet, bu şehrin en ünlü sanatçısı Paul Cezanne'nın müdavim olduğu Les Deux Garçons Cafe, Meşhur badem ezmeli Calisson'u, tarihi şekerlemeci Bremond'un dahil olduğu yaklaşık 1 saatlik yürüyüş rotasının harita görünümü için buraya tıklayabilirsiniz. Bu bir saatlik turdan sonra biz aradığımızı bulamadan Marsilya'daki otelimize geri döndük ve yine ani bir manevra yaparak, trenle önce Paris'e sonra da Hollanda'ya doğru yola çıktık. Bergen op Zoom, Roosendaal, Breda, Tilburg ve Eindhoven'ı kapsayan yaklaşık 5 günlük hiç planlanmayan bir seyahat yaptık. Bu seyahatin detaylarını \"GÜNEY HOLLANDA GEZİLMESİ GEREKEN ŞEHİRLER\" yazımızdan da okuyabilirsiniz. Kesinlikle kabul etmek gerekir ki çok keyifli ve çılgın bir tur yaptık ama bu arada Provence'da çok önemli bir şeyi atlamıştık. Bunu fark etmemiz ise bu geziden yaklaşık 3 sene sonra oldu. O zamanlar instagram'ın olmaması, bizim aslında birer gezi blogerı olduğumuzu fark edemememiz ve plandan çok hislerimize göre hareket edişimiz, Aix en provence şehir merkezine ayak basar basmaz beğenmemiş ve acilen kaçmak istemiş olmamız ve en önemlisi Stockholm gezimizin iptali ile birlikte bütçemizin çok fazla sarsılmış olması gibi birçok sebepten dolayı Provence'ın lavanta bahçelerinde gezmeyi bırakın, bir fotoğraf bile çektiremeden döndük. Bu rotaya en yakın havaalanlarının bulunduğu Marsilya ya da Nice'e geldikten sonra, TGV trenleri ile Aix En Provence'a geçmelisiniz. Bu küçük orta çağ şehrini yarım günde gezip bitireceksiniz. Konaklama için Aix- En- Provence'da merkezde kalmanızı ve buradan araç kiralayarak günübirlik turlar ile lavanta bahçeleri ve küçük köyler civarında gezmenizi öneririz. Provence'ın çok iyi bildiğimiz L'Occitane mağazasından bol bol alışveriş yapabilir ya da en azından bu nefis kokulu, doğal ürünleri test edip çıkabilirsiniz de 🙂 Bir diğer \"kesinlikle\" uğramanız gereken mağaza zinciri ise Savon de Provence. Bu bölgede sık sık karşınıza çıkacak yöreye özgü sabunlar artık bir dünya markasına dönüşmüş durumda. Plateau De Valensole, Moustiers-Sainte-Marie, Les Gorges du Verdon, Lake of Sainte-Croix'ı kapsayan bu rota için haritaya buradan ulaşabilirsiniz. Combe de Lourmarin, Luberon, Le plateau les Claparedes, Saignon, Saint-Saturnin-les-Apt, Monieux, Sault, Mt Ventoux' ı kapsayan bu rota için haritaya buradan ulaşabilirsiniz. Bu rotanın harita görünümüne buradan ulaşabilirsiniz. Arles, Vincent van Gogh'un da yaşamak ve tablolarını yapmak için seçtiği yermiş. Gordes'te yer alan Coulon Vadisi üzerine asılmış, birbirinin üzerine yığılmış gibi duran bir dolu taş ev manzarası büyüleyiciymiş. Ayrıca en dik yokuşlu yeri de Les Baux de Provence'mış. Tepeden mükemmel bir manzara olduğu söyleniyor. Umarız Marsilya'da ne yapacağım diye düşünenlere ya da Provence Lavanat bahçesi turu planlamaya çalışanlara yardımcı olmuşuzdur. Rotaları denedikten sonra görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız çok ama çok seviniriz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/akyaka-akbuk-daglarin-arasindan-cennete-dogru", "text": "\"Marmaris-Muğla yolunun 12. kilometresinde Çamlı Köyü tabelasından sapın.\" diye bir bilgi okuduğumuzda, 12. kilometreyi nasıl bulacağız diye biraz panik yapmış ve kilometre hesabına girmiştik. Ama böyle bir telaşa hiç gerek kalmıyor çünkü zaten gözünüzü işaret tabelalarından ayırmadan sakin sakin araç kullanırsanız kahverengi tabelada Sedir Adası okunu çok rahat görebiliyorsunuz. Sedir adası çıkışından sonra ulaştığımız Çamlı Köyü içinde ilerlerken, birbirinden şirin mekanlar ve kahvaltı, gözleme, açık büfe kelimeleri dikkatimizi cezbediyor. Elif'in Çilek Bahçesi, Çınar Restoran, Pınar At Binicilik kahvaltı için bu civarda önerilen yerler. Ama biz kahvaltı ile vakit kaybetmemek adına bu seferlik tüm bu renkli ve şirin mekanları es geçiyoruz. Yaklaşık 6 km. bu şekilde yol aldıktan sonra Çamlık İskelesi'ne ulaşıyoruz. Burası Sedir Adası'na kalkan teknelerin hareket noktası. Müze kartınız yoksa tekne icin 20 TL, adaya giriş için 20 TL olmak üzere, toplam 40 TL ücret ödüyorsunuz. Ada zamanında Kleopatra'nın denize girdiği bir yermiş. Kısa bir süre önce buradan kum çalındığı için, Mısır'dan özel bir sarı kum getirtilmiş ve o zamandan beri de kuma ayak basmak yasaklanmış. Adada gezebileceğiniz birkaç tane ören yeri ve denize girebileceğiniz iskeleler mevcut. Biz adaya geçmeden önce İncekum'u keşfetmek için yola devam ediyoruz. Yaklaşık 5-6 km daha virajlı yollardan ilerledikten sonra hedefimize ulaşıyor ve aracımızı park ediyoruz. İncekum plajina ulaşmak için Çamlı köyünden itibaren yol boyunca takip edebileceğiniz işaret levhaları var, GPS'e takılıp bizim de düştüğümüz tuzağa düşerek U dönüşü yapmak zorunda kalmamanız adına özellikle belirtelim. Plaja geçmek için 10 TL vererek traktörlere binmeniz veya yaklaşık 1,5 km'lik bu mesafeyi yürümeniz gerekiyor. Eğer yanınızda katlanabilir sandalye ve yiyecek içecek götürürseniz yol boyunca bazı sakin ve kuytu alanlarda da denize girebilirsiniz. Ama bizim gibi hazırlıksız yola çıktıysanız traktöre binip son durakta inerek, ağaçların gölgesine yerleştirilmiş sezlongları kiralayabilir ve plajın diğer tüm imkanlarından yararlanabilirsiniz. Incekum Gökova Körfezi'nin en şahane noktalarından biri. İpek gibi kum ve turkuaz renkli efsanevi bu deniz karşısında ağzımız açık kalıyor. Yarım saat mola veren tur tekneleri sakinliği bir nebze bozsa da bu inanılmaz manzara karşısında insan resmen huzur buluyor. Denize girdiğiniz anda bu ipeksi kumda yürürken adeta masaj etkisi hissediyorsunuz. İçinden çıkmak istemeyeceğiniz deniz ise tek kelime ile şahane. İncekum'da tahminimizden uzun kaldığımız için bugünki planı bozmamak namına tekrar yola koyuluyor ve Sedef Adası'na uzaktan bir bakış atarak, \"Bir dahaki sefere!\" deyip yola devam ediyoruz. Anayoldan Gökova'ya doğru ilerlerken ünlü aşıklar yolunda fotoğraf molası veriyoruz. Sağlı sollu çam ağaçları ile kapanmış, Marmaris girişinde yer alan bu uzun dar yolu daha Muttaş servisleri ile Marmaris'e gelmeden bir yolcunun telefon görüşmesi sırasında duymuş ve merak etmiştik. Sonradan öğrendiğimize göre bu yol fotoğraf çekimleri için bir uğrak noktaymış. Biz de gitmezsek olmaz diyoruz ve birkaç tane atlayan zıplayan fotoğraf karesi ardından yine Akyaka'ya devam ediyoruz. Akyaka'da ilk durağımız olan Azmak Çayı kenarındaki Mercan Vira Vira restoranda oturuyoruz. Türk kahvelerimizi yudumlarken Azmak'ta hareketsiz yatan ve akıntı ile sürüklenen insan vücutları başta çok komik görünüyor ama zamanla manzaraya alışır hale geliyoruz. Azmak çayı ritüeli: çayın bir noktasından kendini suya bırakan insanlar, buz gibi suda bir müddet sürüklenip akıntıya karşı zor bela durmayı başardıktan sonra karaya çıkıp, başlangıç noktalarına yürüyerek bir defa daha suya bırakıyorlar kendilerini. \"Sıkıysa akıntıya karşı yüzün.\" diye gülüşüyoruz aramızda. Sonra biz de daha fazla direnemeyip bu deneyimi yaşamak için giriyoruz Azmak'ın deli soğuk sularına. Gerçekten de buz gibi suda kendini bırakmak önce insanı biraz tedirgin ediyor zira karşıdan ya da arkadan gelen tekneler ve kaz sesleri ile burası oldukça yabancı olduğumuz bir ortam. Ama hemen ardından gelen ikinci turda suyun altını da görebilmek için deniz gözlükleri takılıyor, artık üçüncü turda ise baya baya yıllardır buraya gelen yerliler gibi kıyıda meraklı sorular soran \"turistler\"i çaya girmeleri için cesaretlendiriyoruz. Başta komik gelen bu çayda sürüklenme ritüelini daha fazla abartmamak ve zaman kaybetmemek adına kendimizi zor bela durduruyoruz. Azmak Çayı boyunca kısa bir yürüyüş yaparak çayın denize döküldüğü noktada yer alan Akyaka plajına varıyoruz. Yol boyunca birçok hediyelik eşya satan tezgah, restoran ve tur tekneleri arasından hafta içi olmasından dolayı yavaş yavaş yürüyebildiğimize şükrediyoruz. Akyaka kite sörf için çok popüler bir yer. Belki sezon bittiği için belki de hafta içi olmasından dolayı normalde gökyüzünü dolduran rengarenk kiteları göremiyoruz. Akyaka plajı ise oldukca geniş ve arkasında dağ, önünde uçsuz bir deniz manzarası ile keyifli bir ortamı var. Plaj hınca hınç dolmuş. Dilerseniz şezlong kiralayabiliyor dilerseniz de havlunuzu serip kuma uzanabiliyorsunuz. Ama biz burada denize girmiyoruz çünkü daha 26 km'lik ve yaklaşık 45 dakika sürecek bir yolculuğumuz ve tick atmamız gereken son bir durağımız daha var, ki o da Akbük. Akbük'e doğru sol tarafımızda çam ağaçlarının bir bir sıralandığı bir uçurum, sağ tarafımız da kayalıklarla çevrelenmiş bir orman içinden geçen dar yoldan ilerliyoruz. Yol epey virajlı. Manzaraya dalmamak için kendimizi zorluyoruz. Çardak Restoran ve şezlongların kurulduğu yamacı gördüğümüzde içimiz rahatlıyor çünkü dönüşte de bu yoldan geleceksek artık aç kalmayacağımızı biliyoruz. Bu arada GPS dümdüz ilerleyin demeye devam ediyor. Akbük'te güneşi batırabilmek için hem temkinli hem de olabildiğince hızlı ilerliyoruz biz de. Sonunda Akbük koyuna vardığımızda tüm zahmete değdiğini görüp derin bir rahatlama yaşamamak elde değil. Sakin, huzurlu ve çok özel bir yer burası. Ve bu duyguları daha hiç birşey görmemişken, araçtan adımınızı atar atmaz hissediveriyorsunuz. Koy boyunca uzanan taşlık plajda tek sıra halinde dizilmiş şezlonglar arasından güneşin batışında denize girmek bizi mutluluğun zirvesine taşıyor. Deniz o kadar berrak ve o kadar dingin ki burada tüm gün uyuyabilirmişiz gibi huzurlu hissediyoruz. Koyda yok yok. Market, restoran, cafe. Burada neye ihtiyacınız varsa bulabilirsiniz. Girişte gördüğümüz jandarmalar sayesinde, o kadar ıssız yollardan geldikten sonra kendimizi bir anda garip bir şekilde güvende hissediyoruz. Kamp yapılacak temkinli ve tek kelime ile muhteşem bir koy Akbük. İnsanın bütün gün parmak arası terlik ve deniz mayosu ile gezebileceği kadar rahat, tüm sıkıntı ve dertlerini unutturacak kadar keyifli, yeniden doğmuşcasına mutlu ve huzurlu hissetirecek kadar bakir ve sessiz bir koy. Burada tek derdiniz sürekli peşinizde vız vız gezen arılar. Bu yüzden de her yerden yanmış türk kahvesinin \"arı savar\" olarak bilinen kokusunu alabiliyorsunuz. Eğer arılar ile sıkıntınız yoksa, biz yapamadık ama siz burada mutlaka kamp yapın ya da en azından bir akşam yemeği yemeden dönmeyin. Hava iyice kararmaya başlamadan, fonda klasik müzik, sağ tarafımızda \"Yok böyle şey!\" dedirten bir manzara eşliğinde günü noktalıyoruz. Araçta kimseden çıt çıkmıyor zira hepimiz bugün gördüklerimizi sindirmekle meşgulüz. Tüm yazı boyunca anlattığımız yerlerin hafızamıza kazınan kareleri film şeridi gibi geçiyor aklımızdan. Dönüşte Azmak Çayı'nın başladığı yerde yer alan meşhur Cennet Restoran'da akşam yemeği yemeli miyiz diye düşünürken saatin farkına varıp vazgeçiyoruz. Çünkü akşamki planımız Marmaris'in gece hayatına göz atmak. Marmaris-Akyaka-Akbük Koyu arası bu güzergah tüm koşuşturmaya kesinlikle değiyor. Ama siz siz olun yola erken çıkıp, Çamlı'da kahvaltı, Sedir Adası keşfi ve Akbük'te akşam yemeği yemeden dönmeyin. Bizim biraz tecrübesizliğimize geldi ama en kısa zamanda telafi etmeye söz verdik. - Marmaris'te birinci gün: Marmaris Yol Macerası Vol.1: Selimiye-Bozburun yolculuğu yazımızın detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te üçüncü gün: Palamutbükü ve Datça şehir merkezi araba yolculuğumuz sırasında gezdiğimiz ve gördüğümüz herşeyi buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te dördüncü gün: Dalyan'a yaptığımız tekne turu sırasında gördüğümüz İztuzu plajı, Dalyan çamur banyosu ve kıral mezarları ile ilgili detayları buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te beşinci gün: İçmeler, Amos Antik Kenti ve Turunç köyü gezimiz ile ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/amos-antik-kenti", "text": "Marmaris koylarının hepsi birbirinden güzel bilgisiyle, Marmaris gezimizin 5. gününde keşfetmeyi dört gözle beklediğimiz diğer koyları rotamızı çeviriyoruz: İçmeler, Turunç Köyü, Amos Antik Kent ve Kumlubükü. 20 km ve yaklaşık 1 saat sürecek 5. gün Marmaris yol haritamız için tıklayınss. İçmeler: İçmeler sahilinde 'Gezi Yolu' boyunca kısa bir yürüyüş ardından 'Türk kahvaltısı' yapmak üzere Deniz Kapısı Restoranı tercih ettik. Zaten burada gördüğümüz kadarıyla klasik bir Türk kahvaltısı için çok fazla bir alternatifimiz de yoktu. İçmeler, Marmaris şehir merkezinde Uzunyalı Sahili ve özellikle Armutalan Bölgesi adeta İngiliz sömürgesi altında. Tüm cafe ve restoranlar, oteller, barlar disinda yazılmış İngilizce menüleri görüyorsunuz. Kara tahta, neon, kuşe kağıt hiç farketmez. Mekanlara 'yes pliz' diye davet edilip, 'one buy get one free' diye cezbedilmeye çalışılıyorsunuz. Herhalde Dünya'nın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bir kültür karmaşası ve gereksiz bir misafirperverlik havası hakim buralarda. Yani Türk olmasak bu bölgelerin gerçekten Türkler'e mi ait olduğunu ya da sömürge mi olduğunu düşünebilirdik. Neyse en klişe İngilizce müzikler ve gereksiz cömert showlar ile eğlenmeye çalışan orta halli İngiliz turistleri bırakıp gelelim biz kültür turumuza. Gerçekten de tıka basa doyduğunuz leziz Türk kahvaltımızın ardından Türk kahvelerimizi de yudumladıktan sonra istikamet: Turunç Köyü, Amos Antik Kent ve Kumlubükü. Eğer Marmaris sahili, İçmeler ve Turunç arasında koy açısından bir sıralama yapmamız gerekirse, sıralama aynen bu şekilde olurdu: Marmaris sahil, bir küçüğü İçmeler ve onun da küçüğü Turunç. Hepsi de benzer görsel şölene sahip. Masmavi deniz ve koyun iki yanı boyunca yemyeşil doğa. Turunç, oldukça küçük bir merkeze sahip. Eğimin bitip, yol boyunca olan dükkanları arkanızda bırakıp denize uzanan küçük köprüleri gördüğünüz yerde merkezde olduğunuzu anlayabilirsiniz. Denize en yakın olan hatta elinizi uzatsanız tutunabileceğiniz küçül demir köprünün yanındaki çay bahçesi mola vermek için ideal bir konuma sahip. Çay kahve molası verip, ardından hemen önündeki sahilde denize girebilirsiniz. Şezlong ve şemsiye kiralayabileceğiniz gibi, kendi havlunuzu serebileceğiniz halk plajı da var. Sahil boyunca denize girilebilmesi, Turunç'da konaklamanın avantajlarından. Bu arada Turunç'ta konaklama için birçok otel, pansiyon var. Buraya geldiğinizde başınızı sokacak bir yer bulmanız çok kolay shshs.. Turunç'u arkamızda bırakıp tekrar dağa doğru tırmanıp bu sefer kahverengi Amos levhalarını takip ediyoruz.. Amos Koyu'ndan denize Profesörler Sitesi'nin sahilinde yer alan Amos Restoran'dan giriliyor. Biz hazır tepelere doğru tırmanmışken in çık yapmayalım dedik ve önce Amos Restoran levhasını geçip, yaklaşık 2 km ilerisindeki Amos Antik kentini ziyarete gidiyoruz. Amos Antik Kenti eğer orjinaline sadık kalınsaydı, büyük bir kalıntı olabilirdi. Fakat Türkiye'de antik kentlere verilmeyen önemi bir kez daha burada görüyoruz. Çünkü Amos Koyu'nun tepesine kurulan şehirden sadece geriye Antik Tiyatro ve Seyir Tepesi kalmış. Ki zaten seyir tepesi için ayrıca bir girişimde bulunmaya gerek yok.. Alanda dağınık olarak birçok kalıntı göreceksiniz. Bu bakımsızlık ve dik merdivenler sizi yıldırmasın. \"Çok antik şehir gördüm eğer görülecek bir yanı yoksa görmesemde olur\" diye düşünüyorsanız da yanılırsınız. Çünkü Marmaris'te bulabileceğiniz en güzel manzaralardan bir tanesi ile karşılaşacaksınız. Merdivenlerden okları taki edip seyir tepesine çıktığınızda bir yanınızda Kumlubükü, diğer yanınızda ise Amos Koyu olacak. Kumlubükü'nde Kumlubükü Yat Kulubü'nün yer aldığı koy, Amos Koyu'na göre biraz daha lüks diyebiliriz. Sürat tekeneleri, özel tekneler, jet skinin fink attığı koy, uzun bir sahile sahip.. Biz Amos Koyu'nu tercih ediyoruz.. Dar tahta merdivenlerden aşağı iniyoruz ve geri dönerek zengin bir site imajı çizen, bölgenin en eski tatil sitelerinden olan Profesörler Sitesi'nin yokuşlarından aşağı süzülüyoruz. Tatil sitesi olduğu için giriş izni yok gibi düşünülebilir. Ama sitenin denizle buluştuğu Amos Restoran herkese açık. Restoranda, temiz soyunma kabilin ve duşlar mevcut. Yani sadece restoran demek belki yanlış olur. Daha çok tesis havasında. Balık ürünlerinin yanı sıra hamburger gibi yemekleri de bulabileceğiniz bu restoranda fiyatlar da normal... Amos Restoranın önü ise plaj. Taşlık olan bu plaj, küçük bir iskele ile ayrılmış ve her iki tarafı da kullanıma açık. Plajın tek dezavantajı güneşlenme sevdalıları için olabilir. Çünkü dik yamaçlar güneşi çok erken saatlerde kesiyor ve plajın 17:00'de neredeyse tamamı gölge oluyor... Şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz ya da bizim yaptığımız gibi restoranda bir şeyler yiyip içip, masanızı koruyarak denize girebilirsiniz.. Ayrıca restoranın girerken sağ taraftaki kısmında da oturabiliyorsunuz. Kitap okuma ve deniz kombinasyonu için ideal.. - Marmaris'te birinci gün: Marmaris Yol Macerası Vol.1: Selimiye-Bozburun yolculuğu yazımızın detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te ikinci gün: Akyaka& Akbük Koyu gezimiz ve dağların arasından cennete doğru yaptığımız yolculuğun detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te üçüncü gün: Palamutbükü ve Datça şehir merkezi araba yolculuğumuz sırasında gezdiğimiz ve gördüğümüz herşeyi buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te dördüncü gün: Dalyan'a yaptığımız tekne turu sırasında gördüğümüz İztuzu plajı, Dalyan çamur banyosu ve kıral mezarları ile ilgili detayları buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/antalyanin-en-populer-kamp-yerleri", "text": "Antalya'nın farklı bölgelerinde kamp yapmak isteyenler için bu bölge oldukça zengin. Dağlardan deniz kıyılarına farklı konseptlere sahip kamp alanlarında sadece doğaya ve denize doymayacak ayrıca sosyal aktivitelerden de yararlanabileceksiniz... İşte Antalya'nın en iyi ve en popüler kamp yerleri listemiz huzurlarınızda.. Adrasan sahil kıyısına 700 metre mesafede yer alan kamp alanında; ağaç ev, bungalov, karavan ve çadır alanı, 3-4-5 yataklı hostel ya da ana binada özel oda gibi konaklama seçenekleri var. Yoga, Seminer ve Eğitim Kampı olarak hizmet veriliyor. - Telefon: +90 (533) 230 15 69 - İnternet adresi: http://www. junglebellshostel. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0541 687 42 31 - İnternet adresi: ridocamping. com - Adres için tıklayın - Telefon: +90 530 317 89 26 / +90 530 317 89 27 - İnternet adresi: www. josito. de - Adres için tıklayın - Telefon: 0530 343 86 09 - İnternet adresi: https://olympos-woods. business. site - Adres için tıklayın - Telefon: +90 242 836 2252 / +90 544 236 0329 - İnternet adresi: www. kasolympos. com - Adres için tıklayın Çadır, oda çadır, köşk, karavan konaklama alternatiflerine sahip Aylak Yaşam Kampı'nda dönemsel olarak, fotoğraf, yoga gibi atölyeler de düzenleniyor.. Kendi çadırınızı da kurabilir ve ortak duş, tuvalet ve wifiden yararlanabiliyorsunuz. Bar ise gün boyu hizmet veriyor.. - Telefon: 0 530 934 62 36 / 0242 8257270 - İnternet adresi: www. aylakyasamkamp. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0031 652 686 406 - İnternet adresi: www. campoportakal. com - Adres için tıklayın Bungalov, ağaç ev, konak ve ortak duş ve tuvaletin olduğu çadır olmak üzere dört çeşit konaklama türü var. Bar ve restoranı bulunan Sundance Camp'in, festival çadırı, yoga ve dans stüdyosu ile dört mevsim farklı konseptleri de mevcut. At biniciliği, Thai masajı, su kayağı, tekne turu, trekking, resim ve dans gibi atölyeler, masa tenisi, tavla gibi oyunlar oynayabilirsiniz. - Telefon: +90 (538) 293 33 71 - İnternet adresi: www. sundancecamp. com - Adres için tıklayın Deniz kenarındaki kamp alanında çadır, karavan, bungalov olmak üzere üç tip konaklama imkanı var. Çadır yeri kiralama ücreti kişi başına 50 TL. kiralık çadır hizmeti yok. Karavan yeri kiralama (2 kişi için) 100 TL, bungalov ücretleri ise aylık ve hafta içi/sonu olmasına göre değişiyor. Ortalama fiyat ise 2 kişi için 180 TL'den başlıyor. - Telefon: 0 324 741 44 51 0 324 741 29 85 - İnternet adresi: www. akcakil. com. tr - Adres için tıklayın"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/araba-ile-bulgaristan-turu-sehirden-indim-koye", "text": "Neyse, yine sıradan bir \"Nereye gitsek?\" günümüzde, baktık Schengen vizemiz var ama bu seyahat için çok fazla bir bütçemiz yok. Uçak biletlerine göz atınca fark ediyoruz ki son dakikada bu mevsim için uygun bir uçuş yakalamamız pek mümkün görünmüyor. Ama kendi aracımız ve kesinlikle kısa bir kaçamak yapasımız var. Üstüne hem benzini hem de keyifli bir seyahati paylaşabileceğimiz bir ekibimiz de. Zamanımız da yeteri kadar mevcut ama çok uzaklara gidecek kadar fazla değil. Google haritalardan zoom out yapıp, seçenekleri değerlendirdiğimizde en uygun olan istikamet Bulgaristan diyerek komşunun yollarına vuruyoruz kendimizi. İşte böyle hızlı bir karar sonucunda, herhangi bir plan yapmadan sadece Bulgaristan' a gitmek niyetiyle çıktık yola. Yok Bulgarlar şöyle suratsız, yok Bulgaristan böyle fakir, yok sınırda çok bekletirler de almazlar, ne duyduysak kulak ardı ettik. Çok da güzel yaptık. Öncelikle Bulgaristan' a geçmek için Edirne üzerinden Hamzabeyli sınır kapısına ardından da sırasıyla Burgaz, Varna, Razgrad, Omurtag ve Plovdiv' e gittik. Seyahat güzergahımız haritada tam olarak şu şekilde görünüyor. Erken saatten yola çıkıp yaklaşık 3 saat sonra sınır kapısına ulaştık. Sınırda aracımıza çıkış pulu alıp, vize ve pasaport işlemlerinin ardından görevlinin bize iyi yolculuklar dilemesiyle yola devam ettik. Genellikle bloglarda anlatılanın aksine biz Schengen vizemiz ile Bulgaristan' a geçişimizde herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Kapıda yaklaşık 30- 40 dakika kadar bekledik ki bunu da çok garipsemedik açıkcası. Belki daha kötüsüne hazırlıklı olduğumuz için sorunsuz denilebilecek bir yolculuk sonucunda Bulgaristan' a ayak bastık. İlk durağımız Burgaz' a neden gittiğimiz hakkında hiç bir fikrim yok. Sanırım sadece sınıra yakın bir şehir olduğu için, haritada kapladığı alan bakımından gözümüze nispeten daha gidilesi göründüğü için ve bu sırada çok yorulduğumuz için olabilir. Bu arada direkt Burgaz' a gitmek için şehre daha yakın olan Dereköy sınır kapısını kullanmalısınız. Ancak biz, bahsettiğim gibi, nereye gideceğimizi planlamadan yola çıktığımız için yolu biraz uzatmış olduk. Küçük köy ve kasabalardan geçerek sonunda ulaştığımız Burgaz, Bulgaristan' ın dördüncü büyük şehri. Sakin, huzurlu bir yer Burgaz. Özellikle yaz aylarında daha kalabalık, hareketli, eğlenceli bir şehir. Hemen Karadeniz' in kenarında yer alıyor dolayısıyla kumlu plajları yazın turistler tarafından da çok fazla rağbet görüyor. Uzun sahilinde uzun yürüyüşler yapabilir, şehir merkezi yer alan cıvıl cıvıl kafelerde uzun kahve molaları verebilirsiniz. Renkli binaları, parkları ile insanı keyiflendiren tam bir Avrupa kenti. Öyle çok fazla gezilecek turistik bir yeri yok ama mimarisi güzel korunmuş tarihi binalarla dolu caddeleri var. Aleksandrovska ve Aleko Bogoridi Caddesi şehrin ana merkezleri. Burgaz Devlet Operası ve Burgaz Filarmoni Orkestrası'na ev sahipliği yapan enteresan mimarisiyle bir opera binası da mevcut. Burada fark ediyoruz ki burun kıvırdığımız, köylü dediğimiz, fakir dediğimiz, suratsız dediğimiz yani her bakımdan gözümüzde bir değeri olmayan ya da çok az olan küçük bir Bulgaristan şehrinde bile sanata, doğaya, tarihe, insana bizde olduğundan çok daha fazla değer veriliyor. Kültürü, tarihi, coğrafyasıyla kat be kat üstün olan ve 82 ilinin her birinde farklı bir tat bulunan güzel ülkemizde neden bazı şeylere hiç değer verilmiyor, kıymet bilinmiyor anlamak imkansız. Burgaz' dan sonraki hedef ise Varna. Varna bu seyahatimizde bizi kesinlikle mükemmel derecede mutlu eden bir şehir oldu. Güzel, hareketli, dolu dolu, aktif, enerjik bir yer burası. Sahil şeridi boyunca uzun yürüyüşler yapabileceğiniz, öğrenci popülasyonunun fazla olması sayesinde kendinizi canlı ve dinamik hissedeceğiniz, geniş ve hareketli caddelerinde leziz yemekler yiyebileceğiniz oldukça gelişmiş bir Bulgar şehri burası. Aslında yazın bir haftalık tatil için ideal bir yer. Hem yakın, hem ucuz, hem de keyifli bir şehir. Varna' da gezilecek yerler arasında Vladislav Varnenchik Park ve Müzesi, Varna Arkeoloji Müzesi, Varna Belediye Binası, Varna Kathedral, Varna Drama Tiyatrosu, Varna Etnografya Müzesi, Early Christian Basilica of Odessos, Roma Hamamları, Deniz Parkı, Altın Kumlar var. Varna Konaklama, tadına bakılması gereken lezzetler, yürüyüş rotası, şehir içi ulaşım ve diğer merak ettiğiniz tüm önemli başlıklar altında toparladığımız seyahat planımıza buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca, Varna' ya gitmeyi planlıyorsanız, Varna kıyı şeridi boyunca görülmesi gereken 8 yer konulu yazımızı kesinlikle okumalısınız. Varna' dan Plovdiv istikametine giderken nasıl olduysa yolda ilgimizi çeken bir tabela gördük ve ani bir frenle durup ne olduğuna bakmak istedik. The Stone Forest. 2011 yılında Unesco Dünya Mirasları listesine girmeye aday olmuş ama kabul edilmemiş bir doğal taş ormanı burası. Bu alanda 5- 7 metre uzunluğunda taş yıkıntıları ve çolak bir arazi mevcut. İki Bulgar jeolog kardeş Peter ve Stefan Bonchev Gochev burasının 50 milyon yıl öncesine, Doğu Avrupa' nın okyanuslarla kaplı olduğu dönemlere uzanan bir tarihi olduğuna inanmışlar. Bize göre sadece yıkık taşların olduğu ıssız bir yerdi burası. Kısa mola ardından \" Bu neydi şimdi?! e diyerek yolumuza devam ettik. Sonunda asıl hedefimiz olan Plovdiv' e doğru devam etmeye başladık. Ama işte ne olduysa bu arada oldu. Geçtiğimiz köylerden ikisi Omurtag ve Razgrad bu yazımızın \"Bulgaristan Turu: Şehirden indim köye\" olarak seçtiğimiz başlığını belirleyen yerler oldu. Şehirden indim köye mi desek, köyden indim şehre mi desek bilemedik gerçi ama siz ne demek istediğimiz anladınız. Yıkık dökük evler, boş ve bakımsız köyler, bozuk yollar, üstü başı pislenmiş çocuklar, her köşede dilenci, 1970 lerden kalma külüstür arabalar.. \"Nereye geldik biz, biraz önce yola çıktığımız o Avrupa şehri bu ülkede değil miydi?\" demeye başladık. Sanki Avrupa' dan Orta Doğu' ya ışınlanmışız gibi. Tek fark: insanların boynundaki haç motifli kolyeleri ve etrafta kiliselerin olmasıydı. Yol üzerinde bir durup, dinlenmek istedik. Az ileride bizim köy kahvelerinden hallice bir mekan bulduk. Adımımızı atar atmaz şaşkın gözlerle bize bakan birkaç müşterinin olduğu kahveye girdik. İçeride geleneksel kostümleriyle, belli ki bir gösteriye çıkmaya hazırlanan, çocuklar doldu bir anda. Daha biz ne olduğunu anlamadan, müzik çalmaya başladı ve çocuklar masaların arasında folklör oynamaya başladılar. Şaka gibi değil mi? Bildiğiniz kamera şakası! Dahası biz -kapı gıcırdısına dayanamayan tipler- kalktık bir de çocuklarla birlikte dans ettik. Evlere şenlik. Razgrad ve Omurtag civarında adını bile hatırlamadığımız bu vasat Bulgar köyünde geçirdiğimiz üç beş saat, her neyse, o kadar gerçek ve içtendi ki kendimizi gerçekten ne Avrupa, ne Orta Doğu tam anlamıyla \"hiçbir yerde\" hissettik. Hani derler ya \"in the middle of nowhere\".. Aynen öyle bir yerdeydik. Yemekleri leziz ve ucuz, insanları sıcak ve yardımsever, güleryüzlü ve anlayışlı bu köye bayıldık. Tekrar gitsek bulabilir miyiz, inanın emin değilim. Bu arada belirtelim bu köyde biz insanlarla Türkçe anlaştık ve süper eğlenceli oldu. İşte bu gibi anlar, hedef değil yolculuktur asıl önemli olan dedirtir insana. Bu yüzden bir havaalanından diğerine, oradan da hop şehrin turistik tarihi meydana gidip, bol bol fotoğraf çektiniz diye o şehri keşfettiniz, o ülkeye tick attınız zannetmeyin. O insanları, kültürü ne kadar anladınız ve yaşadınız, o havayı ne kadar derin soludunuz, o yollarda kimlerle tanışıp, neler yaşadınız, asıl önemli olan budur. Eğer sadece Sofya' ya, Plovdiv' e veya Varna' ya gidip, meydandaki kafede takılıp, bir iki alışveriş yaptınız diye ben Bulgaristan' a gittim diyorsanız, biz de size çok eksik bir seyahat yapmışsınız deriz. Bulgaristan' ı bir de köyler arasında yol alarak keşfetmelisiniz.. Her gittiğiniz yerde şehirden köye inmeli, köyden tekrar şehre çıkmalısınız ki ne köyü çok küçümseyin ne de büyük şehrin şaşaasına çok özenin. Bizden naçizane bir tavsiye olarak alın ve bu önerimizi kesinlikle bir değerlendirin, pişman olmayacaksınız. Bu arada haritamızda son rotamız olan Plovdiv yani Filibe Bulgaristan' ın en büyük 2. şehri. Başkent Sofya' ya 130 km uzaklıkta yer alıyor. Şehir, hala Türkçe isimleri ile anılan Cehennem Tepe, Saat Tepe, Taksim Tepe, Bunarcık Tepe, Nöbet Tepe, Cambaz Tepe, Marko Tepe adında yedi tepeden oluşmuş. Filibe ortasından geçen Meriç nehri ile bölünmüş, sevimli ve oldukça hareketli bir şehir. Burada görülecek başlıca yerler arasında; Eski Osmanlı mahallesi, Cuma Camii, Cumayalı Meydanı, Saat Tepe, Roma Antik Tiyatrosu, Roma Stadyumu, Knyaz Aleksander (Prens 1. Aleksander Caddesi), Lamartine's house, Nöbettepe ve Stefan Stambolov Meydanı var. Şehir yarım günde bitirebileceğiniz cinsten. Plovdiv için derlediğimiz konaklama önerilerimizi, kesinlikle tadılması gereken lezzetleri, alışveriş rotasını, eğlence hayatını vs detaylı anlattığımız yazımıza buradan göz atabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/arabayla-likya-yolunun-en-iyi-manzara-noktalari", "text": "Likya, Fethiye ile Antalya körfezleri arasında kalan Akdeniz'e paralel uzanan Teke Yarımadası'nın antik coğrafi ismi. 1992 yılında Likya yolundaki patikaların yürüyüş yolu olabilecek yerleri işaretlenmeye başlanmış ve 1999 yılında Kate Clow tarafından Likya yolu yürüyüşe açılmış. Likyalıların tarihte bilinen ilk demokratik birlik olduğu bilinir. Likya yolunun önemiyse; bağlantı noktalarını, mesafeleriyle birlikte yürüyüş güzergahının yazıldığı Likya coğrafyası haritası yani Likya Yol Kılavuz Anıtı, dünyanın bilinen tek ve en eski karayolu haritası. Türkiye'nin ilk uzun mesafe yürüyüş rotasıdır. Likya yolunun tamamı ortalama 555 km uzunluğunda ve 14 etaptan ve Batı, Orta ve Doğu Likya yolu olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. Yürüyen kişinin temposuna göre kaç günde yürüneceği değişir ama ortalama olarak 4 hafta tempolu bir şekilde yürüyen yürüyüşçü Likya yolunu tamalayabilir. Likya yolu şehirden uzaklaşında Fethiye merkeze 8 km uzaklıktaki Kayaköy'den başlar, Antalya merkezine yaklaşık 60 km uzaklıktaki Geyikbayırı beldesinde biter. Fethiye'den başlamak isteyeler Dalaman Havalimanı'nı, Antalya'dan başlamak isteyenler de Antalya Havalimanı'nı tercih etmeli. Eğer Likya yolunu tamamlamak için uygun zaman aralığı bulamıyorsanız ama içinizde bir yaraysa Likya yolununu yürüyememek, işte bu yazı tam sizin için. Yarı lokal yani yeni Fethiyeli olarak kaç senedir biz de bu durumdan muzdaripiz. O yüzden biz de aklımıza kazınan manzaralara fırsat buldukça nokta atışı araçla gittik. Yani kısa zamanda Likya yolundaki şahane manzara noktalarına direkt ulaşmak isteyenler buraya! NOT: Detaylı Likya yolu blog yazımız da yakında gelecek. En anlaşılır ve gerekli bilgileri derlemeye çalışıyoruz.. Aslında Likya yolu Fethiye merkezden başlar. Bir yanınızda Amintas Kaya mezarları yürüyerek Fethiye Kayaköy'e gelirsiniz. Burası ilk mola yeridir. Sonrasında Ölüdeniz'e doğru çam ağaçlarının altından gideceğiniz rota başlar. Burada ilk Akdeniz manzarasını göreceksiniz. Sağ tarafınızda Soğuksu ve tarihi Kayaköy Rum evleri, sol tarafınızda yavaşça Ölüdeniz lagün belirir.. Ama buraya araç geçişi yok.. 1- Montana Tepesi: Montana Tepesi yürüyüşçülerin Resmi kabul ettikleri başlangıç noktası desek yeridir. Resmi olarak bizim için ilk araçla gidilecek Likya yolu manzara noktası. Ölüdeniz yokuşuna inmeden ilk solda bir patika var. Dikkat etmezseniz kaçırabileceğiniz kadar belirsiz. O yüzden Ovacık'taki döner kavşağı geçince dikkat kesilin. O patikadan belli bir noktaya kadar gidebiliyorsunuz. Sonrası yaklaşık 10 dakikalık kolay bir yürüyüş.. Ve patikanın geldiği son düzlükte manzara karşınızda.. Daha yakınlaşayım derseniz hemen karşınızda bir büyük bir kaya olacak. İşte orası da temsili Montana Tepesi. Oradan manzarayı seyredebilirsiniz. 2- Kelebekler Vadisi: Fetihiye denince akla ilk gelen yer desek yeridir. Sadece Fethiye değil, Türkiye'nin de en ikonik yerleri arasında yerini alıyor. Öncelikle Kelebekler Vadisi'ne araçla gidilmiyor. Arama motorunda işaretlediğinizde sanki gidebilirmişsiniz gibi gösteriyor ama orası aslında Faralya Köyü'nden manzara noktası. Kelebekler Vadisi'ne gitmek için denizden ulaşım gerekiyor. Bir de Faralya'dan dağcıların kullandığı kanyon inişi var ama anlaşıldığı gibi o biraz profesyonel bir iniş. Tekneye ister Fethiye merkezden binebilirsiniz, isterseniz de Ölüdeniz'den. Ölüdeniz'den mesafe daha kısa tabii. Günlük tekne turları ya da Ölüdeniz- Kelebekler Vadisi arası shuttle tekneleri var. Yazın saat 10:00'da başlıyor ve 45 dakikada bir kalkıyor. Kelebekler Vadisi harika ama bizim arabayla Likya yolu için bahsettiğimiz Faralya'dan Kelebekler Vadisi manzarası. Ölüdeniz'den devam edince asfalt yol sizi nokta atışı manzara noktasına getirecek zaten. Ama en güzel manzara için biraz kalabalıktan uzaklaşmak gerek. Kelebekler Vadisi'nin en güzel manzara noktası hemen araçların park ettiği yerdeki salıncağı sağınıza alarak su borunu takip edin. Sonunda karşınıza kocaman bir kaya çıkacak. Onun arkasından vadi ayaklarınızın altında.. 3- Karaağaç Alınca: Ölüdeniz'den Kelebekler Vadisi'ne giderken, Kelebekler Vadisi'ni yukarıdan göreceğiniz manzara noktasına varmadan yukarı tırmanan yoldan devam edeceksiniz. Yol sizi zaten Karaağaç Köyü'ne getirecek. Buraya gelince 'ee hani manzara?' diyebilirsiniz. Arabayı park ettikten sonra sola doğru yol kıvrılır. Siz sağdan denize doğru patikayı takip edeceksiniz. Patikanın sonu yine büyük bir kayaya denk geliyor. Onun arkası ise Cennet koyu ve muhteşem Alınca manzarası.. 4- Yediburunlar: Fethiye Yediburunlar arası yaksak 64 km ve 1 saat sürüyor yolculuk.. Harika karaçam ormanları arasında gidiyorsunuz yol boyunca.. Yalnız Boğaziçi Köyü'ndeki Yediburunlar'a vardığınızda manzara için yaklaşık 3 km yürümek gerekiyor. Arabayla belli bir yerine kadar gidebiliyorsunuz ama yol daha çok 4x4 için uygun. Manzara için orada bulunan otelin yanından devam etmek gerekiyor.. 5- Gelidonya Feneri: Yine Fethiye'den yola çıkınca yaklaşık 3.5 saat sürüyor. Kalkan'dan 2.5 saat. Gelidonya Feneri'nin bir yanı Korsan Koyu, diğer tarafı Suluada.. Korsan Koyu'na kadar araçla gidip sonra patikayla Gelidonya Feneri'ne varılıyor. Gelidonya Feneri son manzara noktası olabilir. Çünkü bir sonraki yer Adrasan yani bitiş çizgisi.. Biz arabayla Likya yolu güzergahındaki manzara noktalarını yazdık. Szin öneriniz var mı? Oralara da gidelim.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/assos-da-her-zevke-uygun-konaklama-alternatifleri", "text": "Açıkcası Assos' a gitmeden önce Assos'da bu kadar farklı ve birbirinden iddialı konaklama alternatifi olacağını hiç tahmin etmemiştik. Assos hakkında edinilmiş bilginiz Kazdağları'nda çadır konaklamadan ibaretse bu yazıyı dikkatle incelemenizi öneririz. Edremit körfezi Küçükkuyu'dan Akçay'a kadar genelde yazlıkçıların veya kiralık yazlıklara 2-3 ay yerleşmiş müdavimlerin ve pansiyonların dolu olduğu bir yer ve Ege denizinin soğukluğunu pek tercih etmeyenler ise genelde rotasını Ayvalık'dan aşağısına çeviriyorlar. Biz size tam olarak Küçükkuyu ve Behramkale arasında, Kazdağlarının eteklerinde denize nazır, hem şık hem salaş, hem sakin hem de cıvıl cıvıl yerleri tavsiye ediyoruz. Taş oteller, havuzlu butik oteller, glamping çadırları, beach oteller, tiny house ve resortlar ile birbirinden farklı alternatifi ile bu bölge bize göre her mevsim gitmelik bir yer. Şimdi size sıralama olmaksızın Küçükkuyu'dan Behramkale'ye doğru değerlendirebileceğiniz birbirinden farklı alternatifleri listeleyelim. 1- Ada Tiny House: Burası 3 tane tiny house ile hizmet veren bir aile işletmesi. Direkt deniz kenarında ve kendine ait bir iskelesi var. Restoran hizmeti de verdikleri için bütün gününüzü rahatlıkla geçirebileceğiniz bir yer. En fazla 6 misafir kapasitesi olduğundan ve dışarıdan kimseyi almadıklarından dolayı samimi ve sakin bir ortam. 2- Cuppa Beach and Glamping: Glamping çadırında konaklamak isteyenler için ideal. Çadırların olduğu alan yolun üst tarafında zeytin ağaçları altında ve birbirinden oldukça uzakta konumlanmış. Ses, gürültü gibi bir durum ile karşılaşmıyorsunuz. Yolun hemen altında ise kendilerine ait çok güzel tasarlanmış bir beach alanı var. Restoran hizmeti ise oldukça kaliteli. Kendi iskelesi ve sahilden denize girebileceğiniz dar bir plaj da mevcut. Parmak arası terliklerle çadırınızdan çıkın ve tüm gün deniz kenarında bu kaliteli beach kısmında zaman geçirin. 3- Ida House Assos: Burası bir butik otel. Kendi havuzu ve restoranı mevcut. Odalarının şık ve ferah bir tasarımı var. Deniz gören balkonlu ve bahçe katı oda alternatifi ile tercihini havuzlu otelden yana kullanmak isteyenlere öneririz. Otelin plajı da mevcut. 4- Simurg Inn: Ahmetçe köyünde yer alan bu butik otel kendi klasmanında aslında romantik bir balayı tercihi olabilir. Deniz manzaralı şömineli deluxe odaları, yandan deniz manzaralı odaları, teraslı dubleks odaları, balkonlu, loft suite ve beach front alternatifleri ile fiyatı ortalamanın üzerinde bir konaklama. Restoranı, havuzu olan bir taş otelde kalmak isteyenler için kesinlikle tercih edilebilir. 5- Alterna Köy Evi: Eğer babaannenizin köydeki evine gitmiş hissi yaşamak istiyorsanız sizlik bir mekan. Mavi kapılar, işlemeli pencereler, el işi ve rengarenk süslemeler ile tam bir köy evi. Bu konsepti sevenler kesinlikle incelesin deriz zira biz eskiye bayılırız.. 6- Assos Dove Hotel Resort- Spa: Eğer yıldızlı resort tipi bir yer arıyorsanız burası sizlik. Kadırga Koyu ve Midilli Adası manzarasına sahip 128 lüks odasıyla bölgedeki tek denize sıfır Dört Yıldızlı tesis burası. Bu tarz yerleri tercih edenler kesinlikle değerlendirmeli. Bu liste uzar gider ama biz en çok beğendiklerimizi sıralayıp noktalıyoruz. Sizin önerilerinizi de yoruma bekliyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/avrupada-arac-kullanmak", "text": "Avrupa'da araç kullanmak için ehliyet yani öncelikle Avrupa' da geçerli bir sürücü belgeniz olması gerekiyor. Panik yapmayın! 2016 Ocak ayından itibaren eski sürücü belgelerinizi yenileyerek, alacağınız yeni çipli ehliyetler artık tüm AB üyesi ülkelerde geçerli. Yani bu rotaya çıkmadan önce Nüfus müdürlüğü Resmi web adresinden online randevu alıp, eski ehliyetlerinizi yeniletmeniz öncelikli şartımız. Sonrasında araç kullanacağınız şehir için biraz ön araştırma yapmalısınız. Forumlarda istediğiniz her türlü konuda cevap alabileceğiniz sorular zaten birileri tarafından sorulmuştur, emin olun. Sadece biraz google araştırması ile ihtiyacınız olan her tür bilgiye rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Genel geçerliliği olan birkaç şeyi paylaşmak gerekirse; bir ülkeden diğerine geçerken, ülke sınırlarında bagaj, araç ve kimlik kontrolü yapılabilir. Ancak bu kontroller çekinmenizi gerektirmeyen rutin kontrollerdir. Bagajınızda ceset ya da uyuşturucu madde taşımıyorsanız korkmanıza gerek yok yani shshs.. Ayrıca, Avrupa'da bir çok ülkeye giriş yapmadan önce, sınırda \"pul\" almanız gerekir. Bu pullar ise kalacağınız gün sayısına ve aracınızın tipine göre ücretlendirilir. Bunun dışında, genelde bütün Avrupa' da, şehirlerin belli kısımlarına, özellikle old town denilen eski şehir merkezlerinde araç ile girmek yasaktır çünkü bu yollar sadece yaya trafiğine açıktır. Bir çok Avrupa şehrinde, şehir içi otopark ücretleri ülkemizdekine göre çok daha pahalıdır ve zaten genelde otopark bulmak da büyük sıkıntılı olabilir. Bunun için, seçtiğiniz otelin otoparkının ya da garajının olmasına dikkat etmenizi öneririz. Aracınızı otele park ederek, keyifli bir şehir yürüyüşünün tadını ucuz ve zahmetsiz olarak çıkartabilirsiniz. Yurt dışında iken, özellikle de Avrupa' da \" Burada bir şey olmaz!\" diye düşünmeyin çünkü Köln gibi büyük ve güvenli görünen şehirlerde bile hırsızlık olabilir, aracınızın camı kırılarak içerdeki değerli eşyalarınız çalınabilir ki benzer hikayeler işittik. Sonuç olarak, her türlü senaryoyu düşünerek, araçlarınızda lap top, çanta, cüzdan ve en önemlisi pasaport gibi kimlik kartlarınızı sakın ola bırakma gafletine düşmeyin. Bizden söylemesi.. Bütün bunları dikkate alarak hareket ettiğinizde Avrupa'da araç kiralamak aslında hiç de çekinilecek bir şey değil. Yani kendi ülkemizde de yaşayabileceğiniz muhtemel sorunlar dışında bir şey ile karşılaşabileceğinizi sanmıyoruz. Sonuçta Türkiye'de de araç kiralayıp bazı sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Hangi ülkede olursanız olun, yanlış yere park ederseniz, hatalı sollama ya da kırmızı ışık ihlali yaparsanız, herhangi bir kazaya karışır aracın hasar almasına sebep olursanız, araçtan GPS aletini söküp çantaya atarsanız vs vs, sonradan size postalanan cezayı ödemeniz gerekir. Sonuçta, sırf kendi ülkemizde de araç kiraladık diye sorunsuz bir seyahat yapacağımızın garantisi olmadığı gibi, yurt dışındasınız diye \"Ya başıma bir şey gelirse?\" çekincesiyle kendinizi kısıtlamamalısınız. Eğer yeteri kadar yabancı diliniz var ve kendinizi savunabiliyorsanız, hatta yanlış, yasalara aykırı bir şey yapmıyor ve herhangi bir savunmaya mahal verecek bir olaya karışmıyorsanız içiniz rahat olsun ve kesinlikle Avrupa'da road-trip'in zevkine varın deriz! Biz \"roadtrip\" yani araba yolculuğu yapmayı çok sevdiğimiz ve genelde daha fazla tercih ettiğimiz için, aşağıda sıralayacağımız birçok alternatifi değerlendirerek en uygunu hangisi ise onu seçiyoruz. Evet, yurt dışında trenler oldukça kullanışlı; çok geniş bir tren ağı mevcut, inanılmaz kolay anlaşılır bir sistemleri var, trenler dakik, garlar, peronlar çok net işaretlerle belli ve fiyatları da çok ideal. Ancak, eğer 3- 4 kişilik gruplar halinde, birden fazla şehir hatta ülkeyi kapsayan bir rotanız varsa, araç kiralamak daha uyguna geliyor ve araçla yolculuk yapmanın zevki, özgürlüğü daha başka oluyor. Trafik kuralları, trafik işaretleri, levhalar yani yoldayken anlamanız ve dikkat etmeniz gereken herşey aynı olduğu için Avrupa'da araç kullanırken sanki Türkiye'deymişsiniz gibi hissedeceksiniz. Tabii Londra ve ya Kıbrıs'ta araç kullanmak biraz daha sıkıntı olabilir zira bu ülkelerde trafik bizdeki gibi sağdan değil soldan akıyor dolayısıyla kafanız birkaç saat karışabilir ama sonra dikkatinizi toparlar ve zor da olsa adapte olabilirsiniz. Yurt dışında araç kullanma konusunda bize göre tek sorun aslında benzin fiyatları. Türkiye'de de benzin maalesef oldukça pahalı ancak yurt dışında kurdan dolayı biraz daha masraflı gelebilir. Seyahatinizde başlamadan önce gideceğiniz ülkenin tren bilet fiyatlarını ve araç kiralarsanız ödeyeceğiniz ücreti hesaplayıp ona göre tercihinizi yapmalısınız. Bu arada yeri gelmişken hatırlatalım; Avrupa'da benzin istasyonlarında çalışan sadece kasiyer ve bazen de temizlik görevlileri. Yani benzini siz doldurup, aracınızın yağını, suyunu, tekerleklerinizin havasını yine siz kontrol etmelisiniz. Bunun için gitmeden önce pratik yapmanızda fayda var. - Havaalanında araç kiralama: İspanya seyahatimizde Madrid havaalanında araç kiralamış, yaklaşık 10 günlük Endülüs gezimiz sonunda aracı tekrar hava alanına bırakmıştık. Aracı teslim alırken herhangi bir sorun yaşamadık ancak dönüşte uçuşumuz çok erken saatte olduğu için hava alanındaki ofis kapalıydı ve uzun bir süre aracı nereye teslim edeceğimize karar veremedik. Biz otoparkta bir o yana bir bu yana giderken benzinin ibresinin azaldığını fark edip, tekrar otoparktan çıkarak yakınlarda bir benzin istasyonu aramaya koyulduk. Biliyorsunuz araçlar size depo dolu teslim ediliyor ve bu şekilde bırakmanız isteniyor. Otoparka tekrar geldiğimizde birçok araç kiralama şirketinin panosunun olduğu park alanını fark edip, kiralık aracımızı park ettik. Aracı kiraladığımız şirketin hava alanındaki ofisinde yer alan \"car key drop- off\" yazılı posta kutusuna da anahtarları atarak uçuşumuza yetiştik. Sonradan gelen e-mailde, aracı yanlış yere park ettiğimiz için ekstra bir otopark ücreti yansıtıldığı ve bunu da kredi kartımızdan çektiklerini belirttiler. Biz de bu kadarla kurtulduğumuz için şükredip, herhangi bir itirazda bulunmadık ama kendilerine daha net bilgi vermeleri konusunda bir öneri yanıtı attık. Özetle, birçok havaalanında Sixt, Europcar, Avis gibi uluslararası araç kiralama şirketlerinin ofisleri bulunuyor. Bagaj teslim noktasından, çıkış kapılarına kadar olan bölgelerde direkt dikkatinizi çekecek bu ofislerden birine uğrayarak bilgi alabilir, fiyat karşılaştırması yapabilir ve araç seçimi yapabilirsiniz. Küçük bir öneri, kiraladığınız aracın GPS' inin olmasını tercih edin ve dönüşte siz de sabahın köründe aracı teslim etmek zorunda kalacaksanız daha açık ve net bilgi edinin bizim gibi bir de otopark ücreti ödemek zorunda kalmayın. - Seyahat öncesi internetten araç kiralama: Almanya'dan İtalya'ya yaptığımız bir yolculukta holidayautos. de websitesinden araç kiralamıştık. Aracı nereden teslim alacağınızı, hangi ülkelere seyahat edeceğinizi belirttikten sonra ehliyet ve kimlik gibi belgeler ile toplam ücreti ödüyorsunuz. Sonrasında, belirttiğiniz gün ve saatte aracı teslim alıp, yine deposu tam dolu olarak kararlaştırdığınız yere teslim ediyorsunuz. Yani aslında havaalanında yaptığınız işlemler ile aynı. Bu şekilde uzun bir uçuş sonrası bir de araç kiralama ile uğraşmanıza gerek kalmıyor ya da olur da uçağınız rötar yapar ve havaalanındaki ofislerin kapalı olduğu bir saatte inerseniz kendinizi riske atmamış oluyorsunuz. Tabii bir de istediğiniz özellikle araç kalmama gibi kötü bir sürpriz ile karşılaşma ihtimalinizi de azaltmış oluyorsunuz. Bu arada araçlar GPS ile takip ediliyor, yani rotanız hakkında yalan söylemek ve araç ücretini ucuza getirmek gibi kötü düşünceler aklınızdan bile geçmesin. - Araç paylaşımı: Paris'ten Brugge'a covoiturage. fr websitesini kullanarak araç paylaşımlı seyahat etmiştik. Bu sistem son zamanlarda Türkiye'de de yaygınlaşmaya başladı ama Türk insanı birbirlerine pek güvenmediği için ne kadar tercih ediyor bilemiyoruz. Avrupa'da insanların güven ile ilgili bir çekincesi olmadığı için özellikle hafta sonu diğer şehirlerde yaşayan ailelerini ya da arkadaşlarını ziyarete giden insanlar bu alternatifi fazlaca değerlendiriyor. Belki bütün seyahatiniz boyunca değil ama aynı ülke sınırları içinde yapacağınız kısa mesafe yolculuklarda siz de araç paylaşımı yapabilir, bu sayede hem lokal insanlarla tanışma hem de enteresan bir deneyim yaşama fırsatı yakalayabilirsiniz. Biz bu yolculuğumuzdan çok keyif almış ve çok farklı 2 insanla tanışmıştık. Şans her zaman yaver gitmeyebilir ve yolculuk boyunca tek kelime muhabbet bile etmek istemeyeceğiniz kişilere denk gelebilirsiniz ama ön yargılı olmadan denemenizi tavsiye edeceğimiz bir alternatif. - Kendi aracınız ile yolculuk: Bu tabii ki yakın mesafeler için daha geçerli bir seçenek. Biz Türkiye'den Bulgaristan ve Yunanistan'a kendi aracımızla gitmiş, hem yeterince özgür ve hem bütçe olarak çok uygun bir tatil yapmıştık. Kendi aracınızdaki konforu hiçbir yerde bulamazsınız ama araçta kesinlikle minimum 2 şoför olmasını öneririz. Tüm yolculuk boyunca direksiyon sallayıp bir de sevimli bir tatil yapacağınıza pek ihtimal veremiyoruz zira uzun mesafede araç kullanmak gerçekten çok yorucu ve bezdirici olabilir. Orta Avrupa'da araç kullanırken, özellikle Arnavutluk'ta çok sık yaşanan hırsızlık olaylarını da dikkate alarak, uyanık olmanızı öneririz. - Balkan yol maceramızın detayları için buraya tıklayabilirsiniz.. - Endülüs araba yolculuğumuzun detayları için buraya tıklayabilirsiniz.. - Baltık Başkentleri arasında yaptığımız araba yolculuğumuzun detayları için buraya tıklayabilirsiniz.. Özetle, eğer araç kullanmayı seviyorsanız, road-trip yaparak keyifli vakit geçireceğinize emin olduğunuz bir grup ile seyahat ediyorsanız, aynı tatilde birden fazla ülke/ şehir görmeyi planlıyorsanız kesinlikle Avrupa bu açıdan çok ideal. İnsanların trafik kurallarına uyması ve trafikte sakin ve saygılı olmaları dışında yolların düzgün, şeritlerin geniş, işaret ve levhaların düzenli olması gibi sebepler ile kesinlikle Avrupa' da araç kiralamanızı öneriyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/avrupanin-en-iyi-noel-pazarlari", "text": "Kasım ayı itibariyle yılbaşına kadar Avrupa ülkelerinde Noel heyecanı başlıyor. Özellikle renkli ve ışıklı Noel pazarları Kasım- Aralık aylarında Dünyanın her yerinde çok yoğun bir ilgi görüyor. Dinleri gereği olsa da yine her yer parlak, renkli, canlı ve dopdolu oluyor bu dönemlerde. Kimse kara, kışa aldırmıyor sıcak şaraplar içiyor, müzik dinliyor, eğleniyor, yiyor, içiyor.. Biz açıkçası Noel pazarlarını gezmeyi ve bu heyecanı yaşamayı çok seviyoruz. Kendi ülkemizde bu etkinlikten mahrum kaldığımız için de gözümüzü en yakın ve en ucuz yere dikiyoruz. Bu yazımızda amacımız aslında tam olarak da bu. Kampanya gelip de 2 günde nereye gideceğinize karar verene kadar biletler tükenmesin, önden bir fikriniz olsun ve fırsatı yakalayan talihliler arasına girebilin diye şimdiden bize göre \"top\" yani en iyi noel pazarlarını listelemek istedik. Bu şekilde kampanyanın geçerli olduğu yerleri nokta atışı seçip uçuşa hazır olabilirsiniz.. - Brüksel- Belçika - Berlin, Almanya - Budapeşte, Macaristan - Kopenhag, Danimarka - Dresden, Almanya - Erfurt, Almanya - Gothenburg, İsveç - Helsinki, Finlandiya - Viyana, Avusturya - Nuremberg, Almanya - Prag, Çek Cumhuriyeti - Krakow, Polonya - Riga, Letonya - Stein am Rhein, İsviçre - Stockholm, İsveç - Strasbourg, Fransa - Talin, Estonya - Innsbruck, Avusturya - Lizbon, Portekiz - Londra, İngiltere - Edinburgh, İngiltere - Manchester, İngiltere - Salzburg, Avusturya - Zagreb, Hırvatistan - Ravenna Gorge, Almanya - Valkenburg, Hollanda - Seville, İspanya - Ayrıca Peru, ABD, Hong Kong, Canada daha uzak ve muhtemelen kampanyalı bilet bulmak Avrupa' ya göre daha zor olacağı için listeye almıyoruz ama bu oralarda Noel zevkli olmaz demek değil!"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/avrupanin-hawaiisi-portekiz-madeira-adasi", "text": "Portekiz' in batısında, neredeyse Fas' a bağlıdır diye düşünebileceğiniz bir yer Madeira Adası. Atlas nam-ı diğer Atlantik okyanusunda yer alıyor ve Avrupa'nın en uç köşesi. Volkanik bir ada olan Madeira, Portekiz'de şehir şehir gezip klasik bir tatil yapmak yerine doğa ile iç içe macera dolu ve daha aktif bir deneyim yaşamak isteyenler için ideal. Egzotik sahilleri, şelaleleri, yer yer bulutların üzerine çıkacağınız dağlar etrafında gezeceğiniz trekking parkurları, yemyeşil doğası, siyah kumsallarından seyredeceğiniz muhteşem okyanus manzarası, sevimli minik köyleri ile unutulmayacak bir deneyim yaşayacağınız bir alternatif burası. Avrupa'nın Hawaisi olarak nitelendirilen bu ufacık tefecik ada Porto, Lizbon veya Faro gibi şehirler ile karşılaştırıldığında çok daha bütçe dostu bir destinasyon. Portekiz' de bile denk gelemeyeceğiniz adaya özgü yerel yiyecek ve içecekleri, sıcak kanlı ve sizi evinizde hissettiren yerlileri de adayı daha da güzel yapan özellikler. Hem ekonomik hem de daha aktivite dolu bir seyahat hayal edenler kesinlikle burayı listesine eklemeli. - Madeira dünyanın en geniş defne ağacı ormanına ev sahipliği yapıyor. - Adanın yüzde 20'sini kaplayan, UNESCO'ya kayıtlı Laurissilva ormanında gezinirken soyu tükenen Madeira uzun parmaklı güvercinlerini görebilirsiniz. - Ada boyunca dolanan UNESCO dünya mirasları listesinde yer alan 'Levadas', yüzlerce yıl önce adanın her tarafına su götürebilmek için yapılmış, toplam uzunluğu 140 kilometre olan bir su kanalı şebekesi. İşaretlenmiş yürüyüş rotalarından giderek kırsalda zikzak yapan levadas'ın izini sürebilirsiniz. - Cristiano Ronaldo'nun doğduğu ada. - Okyanusun ortasında yer alan volkanik bir oluşum. Madeira' ya Portekiz'den yapacağınız iç hat uçuşları ile ulaşabiliyorsunuz. Biz Lizbon' dan Ryan Air ile 1 saat 20 dakikalık bir uçuşla göz açıp kapayana kadar Madeira' ya ulaşmış olduk. Madeira Havaalanı, adanın batısında Santa Cruz şehrinde, çok küçük ve hemen denizin kenarında yer alıyor. Özellikle kış aylarında havaalanı iniş ve kalkışları rüzgar ve okyanus etkisi ile sarsıntılı olabiliyormuş, haberiniz olsun. Biz Ağustos ayında Madeira' ya gayet rahat ve açık havada temiz bir iniş yaptık. Havaalanına Ryan air, TUIFly, WIZZ, Transavia, Azores Airlines gibi hava yolu şirketlerinin birçok seferi mevcut. Havaalanından şehre gitmek ise çok pratik. Hemen çıkışta (bizim gittiğimiz dönemde 5 euro'ya) başkent sayılabilecek büyük şehri Funchal' a giden otobüslerin kalktığı durağı göreceksiniz. Bunun dışında taksi kullanabilir veya bolt, uber gibi uygulamalardan da araç çağırabilirsiniz. Biz Madeira seyahatimiz için 5 günlük araç kiraladık. Aracı gitmeden önce yolcu360 sitesinden seçtik ve ücretini ödedik. Havalimanı çıkışında kiralık araç alanına kadar bizi götürecek servise binip sözleşme gibi prosedürel işlerimizi hallettikten sonra Fiat Panda'mıza kavuştuk. Mayıs- Ağustos arası Madeira'yı keşfetmek için en ideal zamanlar. Ama yine de her mevsim gidilebilecek bir ada burası. Bizin gittiğimiz Ağustos döneminde hem hafif kapalı olan havada rahat trekking imkanı bulduk hem de parlak ve güneşli günlerinde doğal havuzların keyfini çıkarttık. Ama yine de ada iklimi gereği geceler serin olabiliyor yanınızda muhakkak uzun kollu bir şeyler ya da direkt rüzgarlık/ yağmurluk gibi eşyalar götürmekte fayda var. Konaklama için özellikle araç kiralamadan toplu taşıma ile gezmeyi tercih edenler için en konforlu yer Funchal. Funchal' da hemen hemen her yere otobüsler ve jeep safari ya da trekking etkinlikleri düzenleyen tur şirketleri mevcut. Ama adanın batısında, güneyinde ve doğusunda da çok fazla sayıda konaklama alternatifi olduğunu göreceksiniz. O yüzden, bize göre konaklamaya karar vermeden önce en iyisi güzel bir plan yapıp buna göre de uygun lokasyonu tercih etmeniz hem zaman hem de maliyet açısında yararlı olacaktır. Madeira' ya geldiğinizde sizi de en çok etkileyecek olan şeylerden biri yemek konusu olabilir. Adaya özgü olan o kadar çok alternatif var ki bırakın dünyayı Portekiz'in diğer şehirlerinde bile bulamayacağınız seçenekler dolu restoran menüleri. 1- Espetada Madeirense: Bu bildiğimiz çöp şiş görünümli dana eti. Adaya özgü bir tad defne dalında dana eti ve çok fazla tüketiliyor. Genelde tabakta dik duran şiş üzerine geçirilen etler şeklinde servis ediliyor. 2- Espada: Scabbard balığı yani türkçesi Kın balığı. Bu balık garsonun söylediğine göre sadece Japonya ve Madeira' da çıkan dip balığıymış. Geleneksel sunumunda muz ya da orman meyveli seçenekleri var. Biz muzlu olanı seçtik. Açıkcası balık çok lezzetli ama muz bana tatlı geldi hatta yanına garnitür olarak konan tatlı patates olayı daha da komalık hale getirmişti. Ama merak edenler denemeli kesinlikle. 3- Bolo do Caco içinde Prego: Bolo do caco aslında bazlama ekmeği. Yemeklerin yanına sarımsaklı ve zeytinyağlı olarak isteyebilirsiniz. Genelde önden ekmeği sonradan da yemeği getiriyorlar. Bir de bu bazlama ekmekler içine yapılan etli sandviçler var, bunun da adı Prego. Etli sandviçler hem hesaplı hem de adalıların favorisi. Her yerde çok rahat bulabiliyorsunuz ve birkaç yerde denedik açıkcası hepsi de gayet lezzetliydi. Orjinalinde etin üzerine yeşillikler onun üzerine de ham ve yumurta konuluyor ama istemediğiniz malzemeleri çıkartabilirsiniz. İlave olarak patates kızartması söylemeyi unutmayın. 4- Lapas: Deniz mahsülü sevenler için keyifli bir tercih olabilir. Genellikle tava üzerinde açılmış midyeler sıcak ve sosuyla birlikte servis ediliyor. Bana kokusu biraz kötü geldi ama zaten pek deniz mahsülü seven birisi değilim. Deneyebilirsiniz. 5- Picadinho: Bu da etrafı patates kızartmalarıyla çevrili ve gravy sosuna benzer bir sos ile servis edilen kuşbaşı dana eti diye Türkçeleştirebileceğimiz bir tabak. Gayet güzel ve tadı bize çok yakın. Patates kızartması yerine pilav olsa kurban bayramı havasında hissederdiniz 🙂 Sos sıyırmak için kesinlikle bolo do caco sipariş etmeyi unutmayın! 6- Polvo: Bu da ahtapot. Adada olmanın keyfini deniz mahsülleri tüketerek çıkartmak isteyenler için ideal. Her yerde rahatlıkla bulabileceğiniz ada ahtapotu da gerçekten lezzetli. 7- Çorbalar.. Domates çorbası ve balık çorbası çok fazla tercih ediliyor. Ben balık çorbası denedim ki normalde asla yemem ama çok beğendim. İçindeki balık yine bu kın balığı dediğimiz buraya özgü olan dip balığı. 8- Kalamar: Kalamarlar gayet büyük ve lezzetliydi. Yanında bizdeki gibi soslar falan yok ama zeytinyağlı güzel ve hafif bir tad var. Denemelisiniz. 9- Sardalya: Biz denemedik ama geleneksel yemeklerden. Funchal' da sadece sardalya konserveleri satan dükkanları bile görebiliyorsunuz. Madeira şarapları çok meşhur. Hatta Funchal merkezinde adaya özgü Madeira şaraplarını tadabileceğiniz bir gastronomi turu bile var. Poncha dışında benim favorin SİDRA oldu. Özellikle orman meyveli olanı içmeye doyamadım ama elmalısı da çok fazla tercih ediliyormuş. Sommersby marka olanı alın ve tadını çıkartın. Coral, Super Bock ve Sagres marka biralar ise Portekizde rahatlıkla bulabileceğiniz yerli markalar. Adada avokado, kivi, papaya ve çarkıfelek meyvelerini kesinlikle denemelisiniz. Ayrıca yorgunluk ve sürekli tokluktan dondurmalar ve tatlılar kısmına biz giremedik ama çok güzel görünüyordu. Madeira'da kesinlikle küçük bir araç hatta mümkünse otomatik vites kiralamanızı öneririz. Sokak araları oldukça dar ve araç kiralama ülkemize kıyasla oldukça uygun. Benzin fiyatı kabul edilebilir düzeyde olan Madeira adasında her yere en fazla 1-1,5 saatte ulaşıyorsunuz yani bir depo benzin adayı keşfetmeye yetecektir. Zaten adanın toplam yüz ölçümü 800 km2 civarında. Madeira Adasında doğal havuzlar, şirin köyler, çok kaliteli ve hesaplı restorantlar, herbirinde muazzam bir manzara tarafından büyüleneceğiniz teleferik alternatifleri, fitlik seviyenize göre yürüyüş rotaları mevcut. En basit yürüyüş turunda bile yanınıza iyi bir ayakkabı almalısınız. Şelaleler ve dağların içinden geçtiği bulut manzaralarını deneyimlemek için biraz çamurlu yollardan ve zorlu patikalardan uzun yürüyüşler yapmanız gerekebilir. Funchal; Adanın başkenti. Funchal türkçe Rezene tarlası anlamına geliyor. Halk pazarı Lavradores 9600 metrekarelik bir alana sahip çok büyük bir pazar. Egzotik meyvelerden balık tezgahlarına kadar her şeyi bulabileceğiniz bu rengarenk pazar alanına kesinlikle uğramalısınız. Ayrıca Yunus-Balina izleme turları için Funchal'da bir çok katamaran tur düzenliyor. Monte Tepesi 560 metre rakımlı ve Funchal'dan 3200 metre uzunluğunda teleferik ile çıkılabilen yüksek bir nokta. Kendi özel aracınız ile de çıkabilirsiniz tabii ki. Burayı özel kılan manzarası dışında aşağı dönüşte sepetler içinde yaklaşık 2 km uzunluğunda Livramento'ya kadar olan iniş serüveni. Funchal deniz kenarından kalkan teleferiklerden indiğiniz noktada gidebileceğiniz bir başka yer ise Monte Palace, burası için dünyanın en iyi botanik bahçelerinden biri olarak bahsediliyor. Biz o kadar levada yürüyüşü yaptıktan sonra buraya gitmek istemedik ama sadece Funchal' da gezecek olanlar kesinlikle değerlendirmeli. Ayrıca Rua de Santa Maria sokağında 130 tane sokak kapısı yerli yabancı sanatçılar tarafından yapılan çalışmalar ile adeta açık hava müzesine dönüştürülmüş. Bu sokak özellikle akşamları da dışarılara sağlı sollu masa koyan restoranlarda geleneksel Madeira yemeklerinin tadına bakmak için çok otantik bir yer. Buraya çok yakın bir noktada yer alan Miradouro do Curtado bütün adayı göreceğiniz bir manzara noktası. Adada çok sayıda Miradouro tabelaları göreceksiniz ki hepsinin ayrı güzel manzarası olduğuna eminiz. Machico; Portekizli kaşifler, Gonçalves Zarco ve Tristao Vaz Teixeira 'nın 1419'da adaya ilk ayak bastıkları yer. Machico'nun bizce en önemli özelliği hem siyah taşlık bir kumsal hem de adadaki tek sarı kumsalın yanyana yer alıyor oluşu. Sadece bir dalga kıran ile ayrılmış uzun ve geniş plajın bir tarafında dalga sörfü yaparken diğer tarafında kumdan denize giren insanları izlemek gerçekten de hoş. Caniçal; Marinasından tekne turu ile sadece denizden ulaşılan koylar keşfi yapabileceğiniz bir yer. Biz PR8 yani Vereda da Ponta de Sao Lourenço yürüyüşü sonrasında merkeze gir çık yaptık. Oldukça küçük ve çok fazla gezilecek bir yeri yok ama tekne turu için burayı değerlendirebilirsiniz. Porto Moniz' de lav kayalıklarından oluşmuş doğal havuzlar ve kocaman dalgalar ile büyüleyici bir sahil kasabası. Buraya yakın Teleferico das Achadas da Cruz teleferiği Avrupa'nın en dik teleferiği olarak biliniyor. Porto Moniz' de iki kısımdan doğal havuza girilebiliyor. Aquarium olan bölüm ücretsiz, Piscinas olarak ayrılmış kısım ise kişi başı 3 euro. Erken giderseniz ücretsiz otopark alanında yer bulabilirsiniz, WC de hemen otoparkın yanında ücretsiz ve tertemiz. Seixal: Miradouro do Veu da Noiva' da okyanusa dökülen şelaleyi gördükten sonraki durak Seixal. Praia do Porto do Seixal plaj kısmı, Piscinas Naturais do Seixal doğal havuz kısmı. Volkanik bir ada olan Madeira'da genelde taş ve kayalık plajlar görmek şaşırtıcı değil ama Sexial'de yer alan siyah kumsallar oldukça yumuşak ve rahatlatıcı. Geniş kumsalı ve dalgalı denizi büyüleyici bir manzaraya bakıyor. WC, duş ve soyunma kabini ile otopark için herhangi bir ücret ödemek gerekmiyor. Doğal havuz kısmı ise en az Porto Moniz kadar güzel!"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/az-para-harcayarak-cok-yer-gezmek", "text": "Son zamanlarda en çok üzerinde düşünülen ve arkadaş sohbetlerinde en çok konuşulan konulardan birisi hiç şüphesiz dünyayı bedava gezmek. Bunun için dünyayı dolaşmak için sponsor arayanlardan tutun da daha üniversite tercihi yapmadan dünyayı gezerek yapılan meslekler araştıran gençlere kadar etrafımız dünyayı ucuza gezmenin peşinde olan gezgin ruhlu insanlar ile dolmaya başladı. Açıkcası, biz dünyayı henüz bedava gezmeyi başaramadık. Ancak nasıl ucuza seyahat edebileceğinizi ve oldukça az para harcayarak daha fazla yer görebileceğinizi, daha fazla deneyim edinip anı biriktirebileceğinizi çok iyi biliyoruz. Bunun için öncelikle hem kendinize hem de başlangıç maliyetinizi karşılayacak şekilde bütçenize bazı önemli yatırımlar yapmalı ve gezi planınızı yaparken de oldukça akılcı davranmalısınız. Hatta bir müddet sonra aşağıda belirteceğimiz maddelere de uyarak seyahatlerinize yön vermeyi başarırsanız dünyayı bedavaya gezmeye bile başlayabilirsiniz. Haydi başlayalım.. - Malum herkes bir şekilde çalışıp para kazanmalı ki seyahat edebilsin. Çünkü bir şekilde ve bir yerlerden bedava tatil kazanmadıysanız ya da birileri size sponsor olmadıysa hiç para harcamadan seyahat etmek gibi bir lüksünüz de olmayacaktır. En nihayetinde, \"backpacker\" yani sırt çantasıyla gezenlerden de olsanız, gideceğiniz yere otostop çekerek de gitseniz ya da otel yerine çadırda bile kalsanız yine de cebinizde üç beş kuruş olmalı ama çok param yok diye bahaneler bulup gezmekten de kesinlikle vazgeçmemelisiniz. Kazancınızdan bir miktar kenara koymayı alışkanlık haline getirmelisiniz. Hatta bir seyahat kumbarası edinmeli ve ne için para biriktirdiğinizi kendinize devamlı hatırlatmalısınız. - Alışverişlerinizi minimuma indirmeyi başarmalısınız. İhtiyacınız olandan fazla almamayı ve tutumlu olmayı becerebilirseniz ne mutlu. Bu arada cimri olmayın ya da yancı takılmayın. Sadece giyim kuşam, elektronik eşya ve makyaj malzemelerinizden biraz kırpmanın kimseye zararı olmayacaktır. - Booking. com, airbnb. bom gibi birçok websitesinde gideceğiniz bölgede yer alan uygun otel alternatiflerini karşılaştırabilirsiniz. - Minimum 4 kişilik, sadece bayan, sadece erkek ya da daha da ucuz olsun diyenler için kızlı- erkekli odalar, genellikle ranza yatak ve ortak banyo& tuvalet bulunan youthhostel ya da kısaca hostel olarak sınıflandırılmış konaklama tipini tercih edebilirsiniz. - Otellere gücünüz yetmiyorsa couchsurfing'i deneyebilirsiniz. Hemen bir hesap oluşturarak gideceğiniz şehirde size en azında salonunda yer yatağı hazırlayacak birini bulabilirsiniz. - Ev değiş tokuşu son zamanlarda çok fazla popüler olan bir başka konaklama seçeneği. Bu alternatif sayesinde gideceğiniz şehirden sizin şehrinize gelmek isteyecek birisi ile anlaşarak havaalanında anahtar değişimi yapabilir ve kendi evinizdeki konforu yakalabilirsiniz. homexchange. com bu sitelerden sadece bir tanesi. - Facebook çok kilişe oldu deyip hesabınızı kapatmadan önce arkadaşlarınızın güncel lokasyonlarına bir bakmak isteyebilirsiniz. Belki ortaokulda çok da haz etmediğiniz sivilceli Fatma, şu an Dubai' de yaşayan çok sosyal bir bayan olmuştur ve size bir oda ayırabilecek kadar geniş bir malikanede yaşıyordur. Değerlendirmez misiniz? - Yurt dışında oldukça yaygın olan house- sit ya da pet- sit gibi programları araştırıp hem bir başkasının evine ya da özellikle kedi- köpek gibi hayvanlarına bakıcılık yapıp hem de bedava konaklama imkanı bulabilirsiniz. Açıkcası bu seçeneğin özellikle uzun süreli dünya seyahatlerinde kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu düşünüyoruz. mindmyhouse. com - Ayrıca seyahatlerinizde konaklama ve yeme& içme bütçenizi daha ucuza getirmek için kendi deneyimlerimizden edindiğimiz birkaç pratik bilgiyi derlediğimiz yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. - Aktarmalı uçuşlarda bekleme süresi ve nerede aktarma yapacağınıza bağlı olarak seyahatinizin yelpazesini genişletebilirsiniz. Örneğin Schengen vizesinin geçerli olduğu bir ülkeye giderken, aktarma yapacağınız havaalanı da aynı vizenin geçerli olduğu bir yer ise, uzun bir havaalanı beklemesi tercih edebilir ve biraz da bu şehri gezebilirsiniz. - Bir iddiaya göre, her Salı günü saat 15:00 de, uçuşunuzdan altı hafta önce uçak biletlerinin en ucuz olduğu zaman. Bir deneyin. - Uçak bileti almadan önce, eğer gideceğiniz şehirde birden fazla havaalanı varsa, seçiminizi yapmadan önce muhakkak havaalanından şehir merkezine gitmek için harcanacak transfer ücretini araştırın. - Yola bütçe ayıramıyorsanız blablacar gibi araç paylaşımı sitelerinden faydalanın. İnternetten yapacağınız kısa bir araştırma sonucunda hem eğlenceli hem de oldukça ekonomik seyahat edebileceğiniz araç paylaşım sitelerini kolaylıkla bulabilirsiniz. - Hangi ülkede olduğunuza bağlı olarak otostop çekmeyi bile değerlendirebilirsiniz. Tamam belki uzun yolculuklar için çok iyi bir fikir olmayabilir ama kesinlikle şehir içi ulaşımda uygulanabilecek bir yöntem. - Kredi kartlarınızın mil biriktirme özelliğini kesinlikle kullanın. \"Amaaan ne zaman birikecek onca mil?!\" diye düşünerek puanlarınızı boş yere çarçur etmeyin. - Gönüllü olun. Dünyanın birçok yerinde gönüllü çalışmanız karşılığında konaklama ve yeme içme imkanı sunan bir çok kuruluş mevcut. Tabii bu organizasyonlar için bir miktar ödeme yapmanız gerekiyor ve ayrıca da kendi uçuşunuzu kendiniz karşılıyorsunuz. Tapınak boyamadan tutun da bahçede çalışmaya kadar bir çok farklı iş hem farklı bir deneyim hem de bir sebep arayanlar için ideal. - Yurtdışı stajları, au-pair ya da work& travel gibi çalışma programlarını tercih ederek yurtdışında çok rahat gezebilirsiniz. - Gerçekten yeteneğiniz ve ilginizin olduğu bir hobiye başlamalı ve ilerletmelisiniz. Hobisinden para kazanarak gezen bir çok insan var. Mesela rüzgar sörfü öğrenip, Alaçatı' da hem tatil yapıp hem de para kazanabileceğiniz gibi yoga üstadı olarak uzak doğuda bir kampta gönüllü olarak çalışabilirsiniz. - Dünyayı dolaşırken para kazanmak için alternatif bir takım meslekler seçebilirsiniz. Online bir iş yapabilir ve internetten para kazanabilirsiniz, bildiğiniz dillerde çeviriler yapabilir ya da eğitmen olarak görev alabilirsiniz. \"Bunun için geç kaldım, üniversiteyi bitireli yıllar oldu.\" gibi bahaneler üretmeye başladıysanız, biraz ara verin ve dünyayı dolaşan Norma ile tanışın, eminiz size de örnek olacaktır."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bali-gece-hayatibalinin-en-iyi-mekanlari", "text": "Genel olarak; Kuta daha genç ve daha kalabalık bir yer olmasına karşın, Seminyak hippiler ve tam tersi şık kulüplerin de olduğu bir bölge. Canlı müzik dinlemek isterim derseniz; Kuta, Sanur ve Denpasar bölgelerini tavsiye ediyoruz... Yani genel olarak Bali'de eğlencenin kalbi güneyde atıyor.. Yani Bali'nin güneyi eğlencenin mabedi.. Öncelikle şunu belirtelim, şimdiye kadar hiç bir ekonomik gezi rehberinde gece hayatı için bu kadar çok mekan vermemiştik. Hadi hayırlısı... Ve işte bölgelerine göre kulüp, restoran, bar, pub lounge ve discolar. Ayrıca bazılarında ana yemek ve long drink fiyatları da var.. Bundan iyisi Bali'de sörf. Neyse... Olmadı.... - Seminyak'ta: - OPIVM, - WOOBAR@ W Retreat & Spa, - Sea Vu Play, - Shanghai Baby, - KU DE TA : Oberoi Hotel'in yanındaki mekanda yemekler 8 dolardan, long drink ise 7 dolardan başlıyor, - Potato Head Beach Club yemekler 15 dolardan, içkiler 6 dolardan başlıyor, - Hu'u Bar yemek 9-43 dolar, - La Plancha ve Moonlite Kitchen özellikle gün batımı için ideal barlar. - Kuta'da: - Hard Rock Cafe Bali ve Centerstage Yemek 8 dolar'dan, long drink 6 dolar' dan başlıyor, - Boshe VVIP Club, - Engine Room SupER Club sadece içki var, - Velvet & Hypnotized Club : Kuta beachwalk' ta, VH Bali rooftop entertaintment'ın bir parçası. 22:00 de kulüp kapılarını açıyor, - the Stones Enertainments Center, - Pyramid Club, - Kuta Theatre 10 dolara inancın ışığı adında tiyatroyu seyredebilirsiniz, - Bounty Ship, Mama's, - Maccaroni Club, - District Club : Kuta'da Discovery Kartika Plaza ile Discovery Shopping Mall arasında yer alan ünlü kulüpte, salı günleri Burlesque Theatre şovları saat 21:00 de başlıyor. Çarşambaları Girls Rule konseptiyle Kadın DJler ve en iyi giyinen kadına giriş bedava. - Sky Garden Bali : Bali'nin en iyi gece kulübü. Pazar günleri Sky Garden Party Girls konseptiyle 21:00- 23:00 arası kadınlara giriş ve içecek bedava. yemek 4-43 dolar, long drink 8-35 dolar. Farklı konseptler bir çatı altında. En iyisi Sky dome ve rooftop lounge. Her Çarşamba günü de Bang Bang bölümünde Babes n Bubbles partisi var. Yine ladies night! Yani kadınlara Hip Hop ve RnB canlı müzük performanslarıyla coşturuyor. Kadınlara giriş bedava ve gece boyunca bedava kokteyl var! Sky Garden Bali Club' da ise 150k ile 21:00- 23:00 arası 2 saat VIP Lounge una girebilir, ilk ücretinizi bedava olarak 150K ya alabilirsiniz. - Eikon bar and Club yemek 2-7 dolar, - Vi Ai Pi yemek 5-18 dolar, - Bounty Discotheque - Legian'da: - Jenja Bar &Club DJ var, - Mixwell Bar, - Cocoon Beach Club yemekler 9-57 dolar arası - Koh yemek servisi yok. Long drink 3-13 dolar, - Pyramid Bali, - F Love Bar - Ubud: - CP Lounge - Nusa Dua: - Agendaz Beach Club yemekler 11 dolardan long drinkler ise 9 dolardan başlıyor. - Borneo Pub ve Trophy Pub Saat 01:00 de kapanıyor. - Jimbaran: - Rock Bar at AYANA : Denizin üstünde. Restoran, havuz kompleksinde rezervasyon gerekli. içki için ideal (8-15 dolararası long drink) - Sanur: - the Shining Jewel yemek 1-18 dolar ve long drink 7-9 dolar arasında. - Casablanca Sanur yemek 3-15 dolar, long drink 2-8 dolar."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bali-plajlari-en-populer-bali-kumsallari", "text": "Endonezya'nın en popüler adası Bali'nin, en ünlü plajlarını teker teker geziyoruz. Bali haritasına baktığınızda, adanın kuzeyinin ve batısının biraz daha yeşil olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla buralar daha bakir. Ama öte yandan, Bali balayı turu ya da kısa süreli Bali turu yapıyorsanız, bu el değmemiş kumsallara ulaşmak önceliğiniz olmayacaktır. Çünkü Bali Adası'nın doğu ve güneyindeki plajlar birbirine daha yakın ve nispeten daha ulaşılır.. Daha önceki yazılarımızda Bali'de ulaşım için kısıtlı alternatif olduğunu yazdığımızı hatırlatırız. Nasılsa okumuşsunuzdur -Bu yüzden bizim verdiğimiz Bali plajları listesi daha çok Bali'nin güneyi ve doğusunu içeriyor.. Gelelim Bali'de görülmesi gereken plajların haritasına, tıklayın efenimmm.. Kabupaten Tabanan Bölgesi: Balian Beach, bölgenin en gözde kumsalı oluyor. Canggu Bölgesi: Bali'deki diğer bölgelere göre daha az yoğun, bakir bir bölge. Echo Beach ve Mengening Beach plajları sörf için ideal. Seminyak Bölgesi: Kuta'nın kuzeyinde yer alan bölgenin ana caddesi; Oberoi Caddesi. Bu caddenin okyanusa paralel olarak uzanan kumsalında bölge bölge farklı adlar ile kumsal bölünmüş. Bunlar; Batu Belig Beach, Potato Head Beach Club Bali, Oberoi Beach, Seminyak Beach, La Plancha, Double Six Beach. Kuta Bölgesi: Havalimanına en yakın bölge, Bali'de konaklamanın kalbi. Bali Havalimanına 20 dakika uzaklıktaki bölge aynı zamanda adanın en kalabalık bölgesi ve Bali adasının merkezi. Deniz dalgalı bu yüzden de sörf için ideal.1960'larda adaya gelen sörfçüler ile ünlenmiş. Kuta Beach adındaki sahilinde her şey var. Bali'nin en büyük balıkçı kasabası, Kedonganan Balık Pazarı da Kuta'da yer alıyor. Jimbaran Bölgesi : Sörfçülerin tercihi. Jimbaran Beach, Rock Bar AYANA Resort and Spa BALİ, Kubu Beach, Balangan Beach, Dreamland Beach, Bingin Beach, Padang Padang Plajı, Blue Point Beach ve Suluban Plajı kayalıkların arasından denize girmek isteyeceklerin özellikle ilgisini çekecek. Suluban Plajı'nda aynı zamanda lüks bar da olan Single Fin Bali da yer alıyor. 11. yüzyılda yapılmış, harika günbatımı seyredebileceğiniz Uluwatu Tapınağı 'nda yer alan Garuda Wisnu Kencana Kültür Parkı'nda Keçak dansı seyredebilirsiniz. Nusa Dua Bölgesi: Bali'nin sakin bölgesinde lüks oteller konumlanmış Uzun kumsalların yerini, kayalıkların arasındaki kumsallar alıyor. Deniz daha temiz. Nunggalan Beach, Sunday's Beach Club, Karma Kandara Hotel' e ait Nammos Beach Club, Bali'nin en ünlü oteli. Ayrıca en lüks! Kandara Oteli'nde teleferik kullanabilirsiniz. Otelde otelinde konaklama yapmadan, kumsalına girmek için 250.000 IDR veriyorsunuz. Plaj, akşamları klübe dönüşüyor. Adanın en güneyinde, Jimbaran kumsalının 10 km güneyinde Ungasan Resifleri de bu bölgede yer alıyor. Nusa Dua Beach ise Bali plaj rotasının son noktası oluyor."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bali-yemekleri", "text": "Bali'de hayatın İstanbul'a kıyasla daha ucuz olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısı ile Bali'de yeme içme de ucuz... Bali akşam yemeği fiyatı balık dahil ana yemek yaklaşık 50 Dolar, sokak yemekleri ise 0.50 TL- 3 TL tutuyor. Genel olarak Bali lokal yemekleri ise Batılı yemeklerine göre daha ucuz. \"Hiç olmadı marketten karnımı doyururum\" demeyin çünkü marketler ise genel olarak pahalı. Yani dışarıda orta sınıf bir restorana göre... Bu arada market bulmada hiç zorlanmayacaksınız, her bölgenin merkezinde var ve sabahlara kadar açık.. Bali'de ekmek yok onun yerine lapa pirinç var. Buralarda pirinç çok değerli... Hatta o kadar değerli ki, alınlarının ortasına kutsal pirinci, su ile sabah seremonisinde yapıştırıyorlar. Düşene kadar da orada kalıyor. Zaten tanrılara sunulan yemeklerde de özellikle pirincin olduğunu göreceksiniz. Balililer de dışarıda yemek yeme kültürü neredeyse yok. Hemen eve gidip bir şeyler yiyorlar. Dolayısıyla neredeyse merkezlerdeki tüm restoranlar turistik.. Yalnız 17:00'de şehir merkezi dışında restoranlar kapanıyor. Gerçi biz akşamları Kuta'da olduğumuz için şahit olmadık ama öyle dendi.. - Dadar Gulung: Yeşil hindistan cevizi ile yapılan pancake - Şawar Celeng: domuz yemeği - Nasi Campur: Çok iyi!!! Endonezya usülü pilav, çöp şiş, hem de sebzeli! - Nasi Goreng: Et, sebze ve baharatlı pilav - Mie Goreng: Et sebze ve baharatlı noodle - Bebek Goreng: Bebek pilavı - Bebek Betutu: Baharatlı Bali ördeği - Satay: Çöp şiş - Suckling Pig: Özel günlerde tanrılara sunulan domuz etli yemek - Lawar: Et ve sebze karsımı demek. Uzun süre beklemeden sıcak ve taze taze yenmeli. İçinde coconut da var içinde - Luwak kahvesini deneyin. Hayvanın kusmuğunun temizlenmesiyle elde ediliyor. Detayları için tıklayıns efenim. - Bali markası bira Bintang deneyin. - Salak: Meyve. Ne bulursanız yiyin. Uzak doğuya ilk gelişiniz ise, her salaktan birer tane alıp tadın. Bizim beğenmediğimiz olmadı.. - 9 Warung: Ubud'da yer alan restoranda tüm yemekler vejetaryen. Tabağını alıp kendin servis yapıyorsun. Masalardaki kavanoza da yediğinin parasını hesaplayıp bırakıyorsun. Para üstünü de kavanozdaki bozukluklardan alıyorsun. Bulaşığını da kendin yıkıyorsun. - Warung Wulan Vegatarian: Ubud'da, Arjuna Statue'ye varmadan en sağ sokak Jalan Sukma' da yer alan restoran gayet ucuz ve lezzetli. Aynı sokakta Lezat Restaurant Ubud adında bir restoran daha var ki burası da tavsiye ediliyor, biz gitmedik yorumsuzuz.. - Ubud Tirta Tawar Sokağı'nda yer alan Abe-do Organic Warung'da, Sate Tempe ve Made Becik Warung gayet iyi. 7-8 TL'ye doyuyorsun. - Seminyak Oberoi Caddesi'nde birçok yemek alternatifi var. Kumsalın üstünde yer alan masaları ile Seminyak Chanplung restoran, İtalyan yemeği için tercih edilebilir. - Jimbaran genel olarak deniz mahsulleri için tercih noktası.. Bawang Merah Beach Restauran' da romantik bir akşam yemeği iyi gider. - Kuta'da giden yolda Jl Kartika Plaza Kuta'da food court var ve birçok restorandan bütçenize uygun olanı seçebiliyorsunuz. Biz Pantaola'da, Bali'li arkadaşımız Andi'nin tavsiyesiyle gayet ucuza karnımızı doyurabildik... Sevgili yol dostları sizler için tüm menünün fotoğrafını çektik. Hem görsel olarak hem de fiyatlar açısından kesinlikle fikir vereceğini düşünüyoruz. Dürbün isteyenler bize yazsın shshshs.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/balide-kesinlikle-yapilmasi-gerekenler", "text": "Bali balayı turları ile anılsa da, eşsiz doğası ve doğal güzellikleri ile Bali birçok aktivite için tam bir cennet. Özellikle doğa sporları için ne ararsanız var... Bali'de yapılacak o kadar çok aktivite var ki, balayına gidenler en azından aşağıdaki aktivitelerden en az birini yaparlarsa, döndüklerinde daha az pişman olurlar diye düşündük ve bu yazıyı ayrıca yazmaya karar verdik. Tabii ki sadece bu nedenle değil shshs.. - Luwak Kahvesi: Aslında sevimli bir hayvanın dışkısından elde edilen kahve için detaylı bilgi için tıklayın - Keçak Dansı : Erkeklerin ağızlarıyla yaptığı sesler eşliğinde dans eden kadınlardan oluşan ve yaklaşık 150 kişilik dans topluluğunun şovu.. İyi ve kötünün resmedildiği bu dansı, Ubud ve Uluwatu'da seyredebilirsiniz. Rezervasyon yaptırmayı unutmayın. - Barong ve Kris Dans Gösterisi: Özellikle Batabulan'da seyredebileceğiniz geleneksel Bali dans gösterisi, Keçak dansında olduğu gibi iyi ve kötü arasındaki savaşı temsil ediyor. Bali'nin mitolojik bir karakteri olan Barong, ruhların kralı, karanlık ruhu yöneten büyücü Rangda'nın düşmanı, iyiliğin lideridir ve Bali köylerinin büyülü koruyucu ruhu, genellikle aslan ile temsil edilir. Barong dansında, Barong birçok formundan Barong Keket formunu alır. Biraz tüylü köpek, biraz aslan, biraz da clown at şeklinde iki erkek tarafından oynanır. - Bali Masajı: Özellikle Kuta'da adım başı bir masaj salonu bulabilirsiniz. Biz Balili arkadaşımızın önerisi ile, Kuta'da Harmony Spa'da Bali masajı yaptırdık. Temiz ve iyi hizmet veren bir müessese, tavsiye olunur 🙂 Fiyatlar ortalama olarak aynı.. Seminyak'ta Body Works ve Jimbaran'da yer alan Dünyaca ünlü ve ödüllü spa merkezi Ayana bütçenize göre tercih edebileceğiniz kaliteli mekanlar. Rezervasyon yaptırmayı unutmayın. - Bali sonsuz havuz : Bali fotoğrafları diye aradığınızda mutlaka karşınıza çıkacak, insanın işi gücü bırakıp Bali'ye gidesini getirten ünlü Bali sonsuz havuzları. Bu havuzların tadını çıkarmak için Bali'de uzun süre kalmanız gerekir ya da direkt sonsuz havuzları olan otellerde kalmayı tercih edebilirsiniz. Yani harika denize girmek varken, havuza girmek için bir sebebiniz olsun değil mi? Uluwatu' daki Ayana Resort, Blue Haven ya da El Kabron, Ubud' daki Dara Ayu's Villa öne çıkanlardan. - Bali Dalış: Liberty ve denizin dibindeki batık gemi ile Tulamben Bali'nin en dikkat çeken dalış noktası.. Eğer yıldızlı dalgıç iseniz, 5 metreden fazlası ancak sizi keser. O zaman Bali adasının biraz batı ve doğu uçlarına gitmeniz gerekir. Bu noktalar: Candidasa, Lembongan Island, Penida Island, Padang Bai, Amed, Menjangan Island, Pemuteran.. Detaylı bilgi için tıklayın. Bali'de dalış fiyatları için fikir olması açısından: İki kişi Buleleng'da Bahari Prawara dalış okulunda 35 Dolar, Tulamben'de Deep Blue Studio's PADI Dive Resort da 49 Dolar, Denpasar'da Two Fish Divers da 150 Dolar karşılığında dalış yapabiliyorsunuz. Detaylı bilgi için tıklayın. - Bali safarisi: Bizce gerek yok. Bali Safari & Marine Park turunun fiyatı 75 Euro. Sahile paralel uzanan dağlar ile deniz arasında konuşlanmış bu parkta Bali'nin eşsiz doğa güzellikleri ile Afrika Savanlarının muhteşem ahengine tanıklık ederek; Sumatra Kaplanı, Sumatra Fili, beyaz kaplan, komodo ejderi, citah gibi yüzlerce hayvan çesidini doğal ortamlarında gözlemleme fırsatı bulabiliyorsunuz. Ayrıca bir diğer tur da filler ile gezintiye çıkmak. Bunun hakkında bilgi dahi vermek istemiyoruz.. Yaşasın hayvan hakları! - Bali sörf: Seminyak ve Kuta yeni başlayanlar için ideal. Kuta' da tur acentalarından 2 kişi 70 Dolara önce DVD ile öğretim, kumsalda brief 4 saat eğitim. Kumsalda sörf tahtası kiralamak 10 Dolar. - Bali yürüyüş turu: - Campuhan Ridge Walk: Pirinç tarları arasından 2 saatlik yürüyüş parkuru, - Sari Organik Walk: Ubud Traditional market'in köşesinde sorduğunuzda gösterilecek, yürüyüş parkuru - Ve bir başka yürüyüş parkuru ise JI. Kajeng Walk. - Bali doğa aktiviteleri ve sporlar: Bali'de doğa bu kadar güzel olunca, yapılacak doğa sporları da bir o kadar fazla: Binicilik, yamaç paraşütü, treetop zip-lining, dağ bisikleti, atv turları, binicilik, Lembongan Katamaran tekne turu, canyoning, su eğlence parkı ve Monkey Forest'ta Bali rafting - Bali Swing: Vadide kendinizi bırakıp, salıncakta sallandınız mı hiç? Açıkçası biz bir aktivite olarak salıncakta sallanma fikrine biraz garip bir eğlence olarak baktık.. Ama ciddi ciddi sadece instagramlık fotoğraf olarak değil, paket tur olarak aktivite haline getirmişler salıncak olayını.. Ubud yakınındaki bu yerde, tek kişilik upuzun halatlara bağlı salıncaklar; 5m, 10m, 15m, 20m ve 78m! Ardınızda şelale, yemyeşil doğayı bırakarak adrenalin seviyenizi en yüksek noktaya çıkarabilirsiniz. Açık bar, alkolsüz içecekler ve Bali büfesi de bu deneyime dahil. Bu deneyimin ücreti ise 35 Dolar. Adresi ise Jl. Dewi Saraswati, 80352 Bongkasa Pertiwi, Kapubaten Bandung, Bali - Waterbom Bali: Ağaçların arasından şişme botlarla süzülüp gideceğiniz su parkı. Su parkı yapay olmasına rağmen, aktivite doğal ortamda gerçeklik hissi veriyor... Farklı su parkı konseptleri var, ama Lazy River opsiyonu en doğalı. Çünkü nehirden yavaş yavaş ağaçların gölgesinde ilerliyorsunuz.. Ayrıca Bali waterbom Asya'nın ilk ve en iyi su parkıymış.. Asya'daki En iyi Su Parkı olarak, 2017 TripAdvisor Traveller's Choice Award almış... Detaylı bilgi için tıklayın - Bali yoga ve spa: Özellikle Ubud bölgesinde birçok alternatif ile yoga ve spa merkezleri bulabilirsiniz.. Hatta detoks programlarından birine katılıp, hem yoga yapıp hem de vücudunuzu arındırabilirsiniz.. Bali'de nerelerde yoga yapabileceğinize dair öneriler için tıklayın Bali Ekonomk Gezi Rehberi yazımızda belirttiğimiz gibi şoför ile Bali'de araç kiraladığınızda, nerelere gitmek istediğinizi ve ne kadara mal olacağı konusunda anlaşıyorsunuz. Bu sistem öyle gelişmiş ki, araçların içinde zaten paket turlar var. Yani Bali'ye gitmeden ön bilgi edinmediyseniz, araçtan yapmak istediğiniz turu listeden seçerek bulabilirsiniz. Bu arada Bali turu için 1 hafta gibi bir zamanınız varsa, bütün bu aktiviteleri bitiremezsiniz. Ulaşım koşullarını da hesap etmelisiniz.. O yüzden sakın stres olmayın. Biz de hepsini yapamadık, oradan biliyoruz shshhsh."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/balinin-en-unlu-10-selalesi", "text": "Endonezya'nın Bali Adası anlata anlata bitmeyecek güzelliklere sahip. Denizi, sanatı, tapınakları, sörf derken şelaleleri de bir başka görülmesi gereken doğa harikası.. O yüzden madem tüm detayları ile Bali Gezisi'ni yazıyoruz, Bali şelaleleri olmadan olmaz dedik ve araştırdığımız- derlediğimiz Bali'deki en iyi şelaleleri sizin için yazıya döktük.. Siz gidin, sonra bize yazın.. Bakalım dedikleri kadar varmıymış.. - Bratan Gölü: Bratan Gölü'nün uç noktasında yer alan Ulan Danu Beratan bir su tapınağı.. Bedugul lake resort burada. - Bratan Gölü'ne giderken Jatiluwih Pirinç Terasları'da eski usül pirinç toplamalarından dolayı UNESCO tarafından koruma altında olan bir pirinç terası. Biz rotamıza ekliyoruz.. Gidip gitmemesi sizden... 1. Banyumala Şelalesi : Singaraja bölgesinde, Denpasar şehir merkezine 55 km uzaklıktaki ikiz şelale.. 2. Git Git Şelaleleri : 40 metre yükseklikten akan suların oluşturduğu havuzlardan suya girmek harika. Kameranızı çantanızdan çıkarmayın ücret alabiliyorlar. 3. Aling Aling Şelalesi: Secret Garden Ambengan Buleleng şelale göletinde suya girebilirsiniz. 4. Kroya Şelalesi: Bali'nin ne en büyük ne de en uzun şelalesi Kroya Şelalesi.. Ama yeşillerin arasındaki mavi lagününde yüzme şansınız var.. 5. Sekumpul Şelalesi: 100 metre yüksekliğindeki yedi şelaleden meydana geliyor. 6. Lemukih Şelalesi : Lemukih Village olarak anılan yerde, Singaraja Bölgesinde. 7. NungNung Şelalesi: Petang Bölgesinde yer alan NungNung Şelalesi, deniz seviyesinden 900 metre yüksekte.. Diğer şelalelerden önemli farkı ise daha az turistik olması.. 10. Air Terjun Tibumana Şelalesi: Besakih Tapınağı'na yakın diğer şelalede, oralara kadar gitmişken görülebilir.. Özellikle önerilmiyor yani.. Ama bu da var derseniz, bize yazın hatta bize ulaşın biz de ekleyelim.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/balkanlarda-vizesiz-6-ulke-28-sehir", "text": "Bu yazımızda özellikle full-time çalışanlar için oldukça pratik ve uygun bir rota hazırladık. Kurban ve Ramazan bayramlarının 9 güne çıktığı 2016 yılı için yaz tatilinize alternatif, Türk vatandaşlarının vize gerekmeden seyahat edebileceği bir plan ile karşınızdayız; Kosova, Arnavutluk, Makedonya, Bosna Hersek, Sırbistan ve Karadağ! Dilerseniz aşağıdaki şehirlere vizesiz ve uygun fiyatlı gidiş dönüş uçak bileti alabilir YA DA bizim size önereceğimiz kombine rotayı tercih ederek kısa sürede maksimum fayda sağlayabilirsiniz 🙂 Bu rotada günleri ayrıca belirlemedik, ya da konaklama için sizleri yönlendirmedik. Kendi zaman planınıza veya beğeninize göre süreleri uzatmak, rotayı değiştirmek ya da kendi tercihinize göre ekleme çıkarma yapmak isteyebileceğiniz bir güzergah. - Priştine: Kosova (90 gün vizesiz) - Tiran: Arnavutluk (90 gün vizesiz) - Üsküp: Makedonya (90 gün vizesiz) - Saraybosna: Bosna- Hersek (60 Gün vizesiz) - Belgrad: Sırbistan (90 gün vizesiz) Biz bu rotamızda İstanbul çıkışlı, Üsküp gidiş dönüş bileti almanızı öneriyoruz. Aradaki ülkeleri araç kiralayarak, şehirlerarası otobüsleri tercih ederek veya araç paylaşımı yaparak seyahat edebilirsiniz. Tabii vizeniz varsa, oralara kadar gitmişken Hırvatistan kesinlikle görülmesi gereken bir yer, atlamamak gerekir. Yurt dışında araç kullanmadan önce sizin için derlediğimiz yazımızı okumanızı öneririz. Not: Tek yön uçak bileti alarak herhangi bir ülkeye giriş yaptığınızda da karşılaşacağınız gibi, Balkanlarda da dönüşünüz ile ilgili sorgulanabilir, uçaktan indiğinizde zaman kaybedebilir ve kötü bir muamele ile karşılaşabilirsiniz. Bu sebeple aynı ülkeden olmasa da dönüş biletinizin olduğundan emin olmalısınız. Not: Sırbistan' dan direkt Kosova geçişi yapılamamaktadır. Makedonya ya da Karadağ sınırlarını kullanmanız gerekmektedir. Rotanızı çizerken buna da dikkat etmenizi öneririz. Ülkemizde Vizesiz Balkan Turu seçeneği sunan birden fazla seyahat acentası var. Bu acentalardan birini tercih edebilir ya da kendi maceranızı ve rotanızı bizim gibi siz de kendiniz çizebilirsiniz. Osmanlı ve Avrupa karışımı olan Balkan ülkelerini, kültür, yemek, müzik ve yaşam tarzını görmek için daha fazla beklemenize gerek yok! Tüm Balkan ülkeleri için otobüs biletleri www. balkanviator. com/tr/otobus adresinden temin edebilirsiniz. Otobüslerde valiziniz için ilave ücret talep edilebilir, hazırlıklı olmalısınız. Otogarlarda geç saatlerde açık mekan bulmak zor olabilir, bu sebeple yanınızda yiyecek/ içecek bulundurmanızda fayda var. Hem genelde eski tip otobüs olması, hem de balkan yollarının dağlık olması sebebiyle otobüsler çok hızlı gidemiyor, dolayısıyla Google map üzerinden kilometre olarak baktığınız mesafeler gerçekte tahmininizden daha uzun sürebilmektedir. Rotamız için genel harita görünümünü sizinle paylaştıktan sonra sırasıyla bu turda görülecek ülkeler, önemli şehirleri, yapılması gerekenler hakkında bilgileri paylaşmaya başlayabiliriz. Görülmesi gereken şehirler: Üsküp, Kalkandelen, Manastır, Resen, Ohrid Gölü, Struga Üsküp : Vardar nehrinin iki kıyısında yer alan kentte; Üsküp Kalesi, Sveti Spas Kilisesi, Taş Köprü, Mustafa Paşa Camii, Makedonya Meydanı, Saat Kulesi, Bedesten, Büyük İskender Anıtı, Davut Paşa Hamamı görülmesi gereken yerler arasındadır. Bu şehirde iseniz, Makedon Böreği, Makedon Yahnisi, Makedon Köftesi, Manca, güveçte kuru fasulyenin tadına bakmayı unutmamalısınız. Şehirde birçok camii, katedral, kilise yer almaktadır. Konaklama: http://shantihostel. com Üsküp' ten Kosova' ya gidiş- dönüş turu yaparak aşağıda Kosova altında detaylı anlattığımız Prevalla, Prizren, Mamushe, Pristina şehirlerini görebilir ve Matka Kanyonu üzerinden Tetova, Bitola, Resen, Ohrid, Struga ve sonrasında da Arnavutluk'a devam edebilirsiniz. Kalkandelen : Üsküp otobanına çıkıp Ohrid tabelalarını takip ederek yarım saat uzaklıktaki Tetova' ya ulaşabilirsiniz. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmış şirin bir kasaba şehri olan Kalkandelen'e, İpek Yolu üzerine kurulmuş Harabati Baba Tekkesi'ni ve Alaca Cami'yi gezebilirsiniz. Manastır : Makedonya' nın 2. büyük şehri. Konsolosluklar genellikle burada yer alıyor. Şirok Sokağı, Eski Çarşı, Saat Kulesi, Yeni Camii ve İshak Çelebi Camii görülmesi gereken yerler arasındadır. Manastır'da ayrıca Mustafa Kemal Atatürk'ün mezun olduğu İdadiyi ve buradaki Atatürk Müzesi'ni de ziyaret edebilirsiniz. Resen: Jön Türk Devrimi'nin öncülerinden Niyazi Bey'in memleketi olan Resne' de Niyazi Bey'in Fransa'daki Chateau de Chenonceau'yu örnek alarak yaptırdığı evi ziyaret edebilirsiniz. Buraya kadar hazırladığımız harita için tıklayınız. Ohrid: UNESCO'nun Doğa ve Kültür Mirası Listesi'ndeki, Arnavutluk ile Makedonya arasında sınır oluşturan, muhteşem Ohrid Gölü'nü ziyaret etmelisiniz. Kiril Alfabesi'nin Ohrid' de doğduğu söylenmektedir. Yılın her günü için bir kilise mevcuttur. Yani toplam 365 adet kilise vardır 🙂 9. yüzyıl Bizans keşişleri Aziz Kirillos ve Metodios Anıtı, Ohrid Müzesi, Aya Sofya, Roma döneminden kalma Antik Tiyatro, Aziz Bakire Meryem Kilisesi, 13. yüzyıl Doğu Hıristiyanlığı'nın en görkemli mabedlerinden Aziz Bogorodica Perivlepta, Heykeller Galerisi, Samoil Kalesi, Aziz Panteleimon Manastırı, Çınar Meydanı ve Ohrid Pazarı görülmesi gereken yerler arasındadır. Ohrid Alabalığı, Güveçte Kurufasulye, Köfte ise mutlaka tadılmalıdır. Eski şehir bölgesinde Safranbolu evlerini anımsatan bina mimarisine denk geleceksiniz. Konaklama önerisi: Ohrid'te göl kenarında Villa Tabana Struga: Ohrid gölünün batı kıyısındaki Struga' da Kara Drim Nehri üzerine kurulu Şairler Köprüsü, Şairler Parkı, bu parkta 1974 yılında ünlü şair Fazıl Hüsnü Dağlarca tarafından dikilen dilek ağacı, Çarşı ve Hasan Baba Tekkesi görülecek yerlerdendir. Görülmesi gereken şehirler: Priştine, Mamuşa, Prizren Araç ile Prizreni çevreleyen Şar dağlarındaki dağ köylerinde bir yolculuk yapmalısınız. 45 dakika kadar bir sürede Prevalle'ye ulaşabilir, buradaki Yetimler Külliyesinin restoranında taze sıkılmış yaban mersini suyu deneyebilirsiniz. Prizren otobüs terminalinden yarım saatlik bir otobüs yolculuğu ile Mamuşa köyüne gitmenizi öneririz. Tetova tabelalarını takip ederek Matka Gölü/ Kanyonu' na gidebilirsiniz. Buraya toplu taşıma ile ulaşım mümkün değil ancak araç kiraladıysanız mutlaka uğramanızı öneririz. Priştine: Kosova'nın başkenti, aynı zamanda üniversitesi ile Kosova'nın eğitim ve kültür merkezi Priştine'de 19. yüzyılda yapımı tamamlanan Saat Kulesi, şehrin biraz dışında kalan Germia Parkı, tarihle ilgilenenler için giriş ücreti alınmayan Ulusal Müze, Osmanlılar'ın 15. yüzyılda yaptırdığı ve eski kent merkezinde yer alan Fatih Sultan Mehmet Camii, özgün iç süslemeleri ile öne çıkan ve bugün hala ibadet edilebilen18. yüzyıl eseri Yaşar Paşa Camii ve Priştine-Mitroviça yolu üzerinde yer alan 1389 Kosova Muharebesi sonucu Kosova Ovası'nda şehit düşmüş Osmanlı Padişahı I. Murad Hüdavendigar' ın türbesi olan Sultan Murat türbesi ziyaret edilecek yerler arasındadır. Rahibe Teresa caddesi şehrin İstiklal Caddesine benzer işlek bir caddesi. Burada yemek, içmek için birden fazla alternatif bulabilirsiniz. Priştine kahve sevenler için de doğru bir adrestir. Priştine Havaalanından şehir merkezine saatte bir otobüs kalkmaktadır. Hava alanından araç kiralayabilir ya da taksiye de binebilirsiniz. Yaklaşık 10 dakikalık bir mesafe olduğu için 3-4 kişi bir araya gelindiği takdirde kişi başı ödeyeceğiniz tutar otobüs ile hemen hemen aynı olacaktır. Prizren: Bu şehirde görmeniz gereken yerler arasında Sinan Pasa Camii, Bezistan, Taş köprüyü geçerek Şadırvan, Prizren kalesi yer almaktadır. Şehirde aynı zamanda birçok camii ve hamam da yer almaktadır. Bu şehirde yaşayan halkın 90%den fazlası Müslüman olmasına rağmen birçok klise de gözünüze çarpacaktır. Bu şehirde Fliya adı verilmiş Arnavut böreği ve Sut pite adındaki hamur tatlısını deneyebilirsiniz. Gece hayatının en yoğun yaşandığı şehirdir. Şadırvan bölgesinde çok sayıda bar ve disco yer almaktadır. Prizren şehir merkezi otobüs terminali arası yürüyerek 15 dakika civarındadır. Priştine arasında otobüs de mevcuttur. Ancak seyahat süresi 2 saati bulabiliyor. Prizren ile Üsküp arasında ise günde 2 tane otobüs mevcut. Sınırda ne kadar süre geçirileceğine göre değişse de yaklaşık 3 saatlik bir otobüs yolcuğu sonunda Üsküp otobüs terminaline varabilirsiniz ki terminal tarihi baş çarşıya yürüyerek 15 dakikadır. Konaklama: Oltaş pansiyonu +381 292 31 628. Görülmesi gereken şehirler: Elbasan, Berat, Tiran, Dıraç, Lezhe, İşkodra Makedonya- Arnavutluk arası yol çoğunlukla virajlı dağ yolları bu nedenle araç kullanırken dikkatli olunmasında fayda var. Sınır geçişinde Türkler için sorunsuz olsa da bekleme süreleri uzun olabiliyor. Arnavutluk hırsızlıklarıyla ünlü dolayısıyla yolculuğunuz boyunca dikkatli olmanızı tavsiye ederiz. Elbasan: Tiran' ın 44 km güney doğusunda yer alan Elbasan' a kısa bir ziyaret etmenizi öneririz. Eğer Tiran' da bir gece geçirecekseniz ve zaman sıkıntınız yok ise bu küçük kasabaya da uğrayarak bir çok turun panoramik gezileri arasında yer alan bir noktayı da rotanıza katmış olabilirsiniz. Burada ziyaret edilecek Petrela Kalesi bulunmaktadır. Tiran- Elbasan arası otobüs ile yaklaşık 1 saat sürmektedir. Berat: Elbasan' dan biraz güneye, yaklaşık 2 saatlik bir mesafede yer alır. Arnavutluk'un Unesco dünya miras listesindeki 1001 pencereli şehridir. Eski şehir evleri, kalesi, dokuma tezgahları ile Osmanlı izlerini taşımaktadır. Yolunuzu biraz uzatarak uğrayabileceğiniz alternatif bir durak olabilir. Tiran : Arnavutluk'un başkenti. Dünya' nın en ucuz şehirleri listesinde ilk 10' a giren tek başkent. Bu şehirde bol bol et ve balık yiyebilirsiniz. Şehir' de gezilecek görülecek çok fazla birşey yok ancak Ethem Bey Camii, tarihi Saat Kulesi, Ulusal Müze, Opera ve Bale Binası, Parlamento ve Başbakanlık Binaları, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Rahibe Teresa Heykeli, Enver Hoca'nın eski anıtmezarı ve İskender Bey Meydanı bu şehirde görülmesi gereken yerlerdir. Dıraç kasabası üzerinden İşkodra' ya devam edebilirsiniz ya da bu küçük kasabada kısa bir mola verebilirsiniz. (Durres' ten feribot ile 8 saat süren bir yolculuk sonucunda Bari' ye geçmek mümkündür, tabii eğer Schengen vizeniz varsa.) Lezhe: Tiran' ın ardından Dıraç' a gitmeden İşkodra' ya devam etmeyi tercih ederseniz, Lezhe' de Arnavutluk'un 15. yüzyılda yaşamış büyük kahramanı İskender Bey'in mezarını ziyaret edebilirsiniz. İşkodra : İşkodra' da görülecek olan yerler arasında tarihi Rozafa kalesi, kurşunlu camii, Kahramanlar Meydanı, İşkodra Katolik Katedrali, Ebu Bekir Camii ve kalenin altından İşkodra Gölü' ne akan Buna Nehri ile şehir surları yer almaktadır. Buraya kadar hazırladığımız harita için tıklayınız. Görülmesi gereken şehirler: Budva, Kotor, Tivat, Herceg Novi 2006 yılında bağımsızlığına kavuşmuş olan, Avrupa'nın resmi olarak tanınan en genç devletidir. Rotamıza Adriyatik sahilinden devam ederek, yol boyunca muhteşem doğası ile sizleri büyüleyecek olan şehirlerden sırasıyla Bar, Petrovac, Budva, Kotor' u görmenizi tavsiye ediyoruz. Budva: Son yıllarda Güney Avrupa'nın en gözde tatil mekanlarından birisi haline gelen Budva' da Eski Şehir Meydanı, Arkeoloji Müzesi, Stari Grad ve Sokağı, Kutsal Trinity Kilisesi görülmesi gerekenler arasında yerini alırken, Deniz Mahsulleri ve Şarap ise tadına bakılması gereken lezzetlerdir. Karadağ'ın sembolü haline gelen ünlülerin oteli Sv. Stefan'da bir mola vererek, herkes gibi siz de fotograf çekmek için sıraya girebilirsiniz. Kotor: Kotor Körfezi'nin içinde yer alan Kotor'da Eski Şehir, Aziz Tripun ve Nikola Kiliseleri ve tarihi Saat Kulesi görülmesi gereken yerlerdendir. Bir sonraki durağımız olan Tivat kasabasından bineceğiniz feribot ile Kotor Körfezi'ni geçtikten sonra karşı sahildeki Herceg Novi'ye varabilirsiniz. Görülmesi gereken şehirler: Poçitel, Mostar, Saraybosna, Vişegrad Poçitel : 16. yüzyıldaki dokusuyla günümüze kadar bozulmadan ulaşmış bir Osmanlı köyü olan Poçitel' i ziyaret edebilirsiniz. Hersek bölgesinin hayat kaynağı olan \"Neretva\"nın hemen yanında yer almaktadır. Tarihi ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Mostar: 1992 savaşında yıkılan köprüsüyle anılan Mostar' da yürüyerek Mostar Köprüsü, Kuyumcular Çarşısı, Koska Mehmed Paşa Camii, Eski Hamam ve dönemin tipik Osmanlı evini yansıtan Müslüm Bey Konağı' nı görebilirsiniz. 2-3 saatte gezebileceğiniz bir şehir olduğu için konaklama yapmanıza gerek yok. Saraybosna : Bu şehirde görülmesi gerekenler: Saray Bosna Katedrali, Belediye Binası, Ali Paşa Cami, Gazi Hüsrev Bey Cami. Boşnak Böreği, Begova Çorba, Soğan Dolma, Cevabi, Boşnak Kahvesi kesinlikle tadına bakılması gereken lezzetlerdir. Vişegrad : Yolunuzu biraz uzatarak Saraybosna' nın doğusunda yer alan Vişegrad üzerinden giderek, Drina Nehri ve Drina köprüsünü ziyaret etmelisiniz. Drina köprüsü, Mimar Sinan tarafından Sokullu Mehmet Paşa adına yapılan bir köprüdür. Drina nehri aynı zamanda ağlayan nehir ya da kızıl nehir olarak da bilinmektedir ve Sırp edebiyatının baş yapıtlarından \"Drina Köprüsü\" isimli eserin hikayesi de bu şehirde geçmektedir. Görülmesi gereken şehirler: Belgrad, Novi Sad, Niş Sırbistan, 300'ün üzerinde kaplıcaya ev sahipliği yapar. Sırbistan'ın merkezinde bulunan Bogutovacka Banja ve ülkenin güneyinde yer alan Bujanovacka Banja, değişken mineral sulara sahip kaplıcalardan iki örnektir. Vrsac, Negotin, Oplenac, Smederevo ve Zupaasma ülkedeki asma bahçelerinin başlıca güzergahları arasında yer alır. Saraybosna ve Belgrad arasında tren seferleri mevcuttur. Belgrad: Sabi Nehri'nin Tuna Nehri'ne karıştığı noktada bulunan başkent Belgrad; renkli gece hayatı, müzeleri ve tarihi eserleriyle ünlüdür. Sabi ve Tuna nehirlerinin kavşak noktasında bulunan Belgrad Hisarı, Katedral Kilisesi, Prenses Ljubica Sarayı, Zica Manastırı, Kalenic Manastırı, Ulusal Müze, Modern Sanatlar Müzesi, Sırbistan Ortodoks Kilisesi Müzesi ve Etnografya Müzesi, Belgrad'ın en önemli kültürel ve tarihi mekanları arasında yer alır. Not: Belgrad bira festivali17- 21 Agustos 2016 tarihleri arasındadır. Novi Sad: Belgrad'ın yaklaşık 100 km kuzeyindeki Vojvodina'da yer alan ve bir üniversite kasabası olan Novi Sad, Tuna Nehri'nin oluşturduğu bir kıvrım ile çevrilidir. Bu bölge, olağan üstü manzaralarıyla bilinir. Eğer Belgrad' da bir geceden fazla kalacaksanız, günübirlik uğramanızı tavsiye ederiz. Novi Sad' da Tuna nehrinin diğer yakasında yer alan Petrovaradin Kalesi ' de burada görülmeye değer diğer bir yerdir. Niş: Nisava nehrinin iki yakasına kurulmuş bu şehirde görülmesi gereken yerler: Nis Fortress, Cele Kula /The Skull Tower, Red Cross Nazi Concentration Camp. Açıkcası beklentinin aksine, bu şehirde gezilecek yerler turumuzdaki diğer şehirlere göre daha kısıtlı. Şimdiden iyi tatiller! Üsküp : Vardar nehrinin iki kıyısında yer alan kentte; Üsküp Kalesi, Sveti Spas Kilisesi, Taş Köprü, Mustafa Paşa Camii, Makedonya Meydanı, Saat Kulesi, Bedesten, Büyük İskender Anıtı, Davut Paşa Hamamı görülmesi gereken yerler arasındadır. Bu şehirde iseniz, Makedon Böreği, Makedon Yahnisi, Makedon Köftesi, Manca, güveçte kuru fasulyenin tadına bakmayı unutmamalısınız. Şehirde birçok camii, katedral, kilise yer almaktadır. Üsküp' ten Kosova' ya gidiş- dönüş turu yaparak aşağıda Kosova altında detaylı anlattığımız Prevalla, Prizren, Mamushe, Pristina şehirlerini görebilir ve Matka Kanyonu üzerinden Tetova, Bitola, Resen, Ohrid, Struga ve sonrasında da Arnavutluk'a devam edebilirsiniz. Kalkandelen : Üsküp otobanına çıkıp Ohrid tabelalarını takip ederek yarım saat uzaklıktaki Tetova' ya ulaşabilirsiniz. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmış şirin bir kasaba şehri olan Kalkandelen'e, İpek Yolu üzerine kurulmuş Harabati Baba Tekkesi'ni ve Alaca Cami'yi gezebilirsiniz. Manastır : Makedonya' nın 2. büyük şehri. Konsolosluklar genellikle burada yer alıyor. Şirok Sokağı, Eski Çarşı, Saat Kulesi, Yeni Camii ve İshak Çelebi Camii görülmesi gereken yerler arasındadır. Manastır'da ayrıca Mustafa Kemal Atatürk'ün mezun olduğu İdadiyi ve buradaki Atatürk Müzesi'ni de ziyaret edebilirsiniz. Resen: Jön Türk Devrimi'nin öncülerinden Niyazi Bey'in memleketi olan Resne' de Niyazi Bey'in Fransa'daki Chateau de Chenonceau'yu örnek alarak yaptırdığı evi ziyaret edebilirsiniz. Buraya kadar hazırladığımız harita için tıklayınız. Ohrid: UNESCO'nun Doğa ve Kültür Mirası Listesi'ndeki, Arnavutluk ile Makedonya arasında sınır oluşturan, muhteşem Ohrid Gölü'nü ziyaret etmelisiniz. Kiril Alfabesi'nin Ohrid' de doğduğu söylenmektedir. Yılın her günü için bir kilise mevcuttur. Yani toplam 365 adet kilise vardır 🙂 9. yüzyıl Bizans keşişleri Aziz Kirillos ve Metodios Anıtı, Ohrid Müzesi, Aya Sofya, Roma döneminden kalma Antik Tiyatro, Aziz Bakire Meryem Kilisesi, 13. yüzyıl Doğu Hıristiyanlığı'nın en görkemli mabedlerinden Aziz Bogorodica Perivlepta, Heykeller Galerisi, Samoil Kalesi, Aziz Panteleimon Manastırı, Çınar Meydanı ve Ohrid Pazarı görülmesi gereken yerler arasındadır. Ohrid Alabalığı, Güveçte Kurufasulye, Köfte ise mutlaka tadılmalıdır. Eski şehir bölgesinde Safranbolu evlerini anımsatan bina mimarisine denk geleceksiniz. Struga: Ohrid gölünün batı kıyısındaki Struga' da Kara Drim Nehri üzerine kurulu Şairler Köprüsü, Şairler Parkı, bu parkta 1974 yılında ünlü şair Fazıl Hüsnü Dağlarca tarafından dikilen dilek ağacı, Çarşı ve Hasan Baba Tekkesi görülecek yerlerdendir. Araç ile Prizreni çevreleyen Şar dağlarındaki dağ köylerinde bir yolculuk yapmalısınız. 45 dakika kadar bir sürede Prevalle'ye ulaşabilir, buradaki Yetimler Külliyesinin restoranında taze sıkılmış yaban mersini suyu deneyebilirsiniz. Prizren otobüs terminalinden yarım saatlik bir otobüs yolculuğu ile Mamuşa köyüne gitmenizi öneririz. Tetova tabelalarını takip ederek Matka Gölü/ Kanyonu' na gidebilirsiniz. Buraya toplu taşıma ile ulaşım mümkün değil ancak araç kiraladıysanız mutlaka uğramanızı öneririz. Priştine: Kosova'nın başkenti, aynı zamanda üniversitesi ile Kosova'nın eğitim ve kültür merkezi Priştine'de 19. yüzyılda yapımı tamamlanan Saat Kulesi, şehrin biraz dışında kalan Germia Parkı, tarihle ilgilenenler için giriş ücreti alınmayan Ulusal Müze, Osmanlılar'ın 15. yüzyılda yaptırdığı ve eski kent merkezinde yer alan Fatih Sultan Mehmet Camii, özgün iç süslemeleri ile öne çıkan ve bugün hala ibadet edilebilen18. yüzyıl eseri Yaşar Paşa Camii ve Priştine-Mitroviça yolu üzerinde yer alan 1389 Kosova Muharebesi sonucu Kosova Ovası'nda şehit düşmüş Osmanlı Padişahı I. Murad Hüdavendigar' ın türbesi olan Sultan Murat türbesi ziyaret edilecek yerler arasındadır. Rahibe Teresa caddesi şehrin İstiklal Caddesine benzer işlek bir caddesi. Burada yemek, içmek için birden fazla alternatif bulabilirsiniz. Priştine kahve sevenler için de doğru bir adrestir. Priştine Havaalanından şehir merkezine saatte bir otobüs kalkmaktadır. Hava alanından araç kiralayabilir ya da taksiye de binebilirsiniz. Yaklaşık 10 dakikalık bir mesafe olduğu için 3-4 kişi bir araya gelindiği takdirde kişi başı ödeyeceğiniz tutar otobüs ile hemen hemen aynı olacaktır. Prizren: Bu şehirde görmeniz gereken yerler arasında Sinan Pasa Camii, Bezistan, Taş köprüyü geçerek Şadırvan, Prizren kalesi yer almaktadır. Şehirde aynı zamanda birçok camii ve hamam da yer almaktadır. Bu şehirde yaşayan halkın 90%den fazlası Müslüman olmasına rağmen birçok klise de gözünüze çarpacaktır. Bu şehirde Fliya adı verilmiş Arnavut böreği ve Sut pite adındaki hamur tatlısını deneyebilirsiniz. Gece hayatının en yoğun yaşandığı şehirdir. Şadırvan bölgesinde çok sayıda bar ve disco yer almaktadır. Prizren şehir merkezi otobüs terminali arası yürüyerek 15 dakika civarındadır. Priştine arasında otobüs de mevcuttur. Ancak seyahat süresi 2 saati bulabiliyor. Prizren ile Üsküp arasında ise günde 2 tane otobüs mevcut. Sınırda ne kadar süre geçirileceğine göre değişse de yaklaşık 3 saatlik bir otobüs yolcuğu sonunda Üsküp otobüs terminaline varabilirsiniz ki terminal tarihi baş çarşıya yürüyerek 15 dakikadır. Konaklama: Oltaş pansiyonu +381 292 31 628. Makedonya- Arnavutluk arası yol çoğunlukla virajlı dağ yolları bu nedenle araç kullanırken dikkatli olunmasında fayda var. Sınır geçişinde Türkler için sorunsuz olsa da bekleme süreleri uzun olabiliyor. Arnavutluk hırsızlıklarıyla ünlü dolayısıyla yolculuğunuz boyunca dikkatli olmanızı tavsiye ederiz. Elbasan: Tiran' ın 44 km güney doğusunda yer alan Elbasan' a kısa bir ziyaret etmenizi öneririz. Eğer Tiran' da bir gece geçirecekseniz ve zaman sıkıntınız yok ise bu küçük kasabaya da uğrayarak bir çok turun panoramik gezileri arasında yer alan bir noktayı da rotanıza katmış olabilirsiniz. Burada ziyaret edilecek Petrela Kalesi bulunmaktadır. Tiran- Elbasan arası otobüs ile yaklaşık 1 saat sürmektedir. Berat: Elbasan' dan biraz güneye, yaklaşık 2 saatlik bir mesafede yer alır. Arnavutluk'un Unesco dünya miras listesindeki 1001 pencereli şehridir. Eski şehir evleri, kalesi, dokuma tezgahları ile Osmanlı izlerini taşımaktadır. Yolunuzu biraz uzatarak uğrayabileceğiniz alternatif bir durak olabilir. Tiran : Arnavutluk'un başkenti. Dünya' nın en ucuz şehirleri listesinde ilk 10' a giren tek başkent. Bu şehirde bol bol et ve balık yiyebilirsiniz. Şehir' de gezilecek görülecek çok fazla birşey yok ancak Ethem Bey Camii, tarihi Saat Kulesi, Ulusal Müze, Opera ve Bale Binası, Parlamento ve Başbakanlık Binaları, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Rahibe Teresa Heykeli, Enver Hoca'nın eski anıtmezarı ve İskender Bey Meydanı bu şehirde görülmesi gereken yerlerdir. Lezhe: Tiran' ın ardından Dıraç' a gitmeden İşkodra' ya devam etmeyi tercih ederseniz, Lezhe' de Arnavutluk'un 15. yüzyılda yaşamış büyük kahramanı İskender Bey'in mezarını ziyaret edebilirsiniz. İşkodra : İşkodra' da görülecek olan yerler arasında tarihi Rozafa kalesi, kurşunlu camii, Kahramanlar Meydanı, İşkodra Katolik Katedrali, Ebu Bekir Camii ve kalenin altından İşkodra Gölü' ne akan Buna Nehri ile şehir surları yer almaktadır. Buraya kadar hazırladığımız harita için tıklayınız. 2006 yılında bağımsızlığına kavuşmuş olan, Avrupa'nın resmi olarak tanınan en genç devletidir. Rotamıza Adriyatik sahilinden devam ederek, yol boyunca muhteşem doğası ile sizleri büyüleyecek olan şehirlerden sırasıyla Bar, Petrovac, Budva, Kotor' u görmenizi tavsiye ediyoruz. Budva: Son yıllarda Güney Avrupa'nın en gözde tatil mekanlarından birisi haline gelen Budva' da Eski Şehir Meydanı, Arkeoloji Müzesi, Stari Grad ve Sokağı, Kutsal Trinity Kilisesi görülmesi gerekenler arasında yerini alırken, Deniz Mahsulleri ve Şarap ise tadına bakılması gereken lezzetlerdir. Karadağ'ın sembolü haline gelen ünlülerin oteli Sv. Stefan'da bir mola vererek, herkes gibi siz de fotograf çekmek için sıraya girebilirsiniz. Kotor: Kotor Körfezi'nin içinde yer alan Kotor'da Eski Şehir, Aziz Tripun ve Nikola Kiliseleri ve tarihi Saat Kulesi görülmesi gereken yerlerdendir. Bir sonraki durağımız olan Tivat kasabasından bineceğiniz feribot ile Kotor Körfezi'ni geçtikten sonra karşı sahildeki Herceg Novi'ye varabilirsiniz. Poçitel : 16. yüzyıldaki dokusuyla günümüze kadar bozulmadan ulaşmış bir Osmanlı köyü olan Poçitel' i ziyaret edebilirsiniz. Hersek bölgesinin hayat kaynağı olan \"Neretva\"nın hemen yanında yer almaktadır. Tarihi ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Mostar: 1992 savaşında yıkılan köprüsüyle anılan Mostar' da yürüyerek Mostar Köprüsü, Kuyumcular Çarşısı, Koska Mehmed Paşa Camii, Eski Hamam ve dönemin tipik Osmanlı evini yansıtan Müslüm Bey Konağı' nı görebilirsiniz. 2-3 saatte gezebileceğiniz bir şehir olduğu için konaklama yapmanıza gerek yok. Saraybosna : Bu şehirde görülmesi gerekenler: Saray Bosna Katedrali, Belediye Binası, Ali Paşa Cami, Gazi Hüsrev Bey Cami. Boşnak Böreği, Begova Çorba, Soğan Dolma, Cevabi, Boşnak Kahvesi kesinlikle tadına bakılması gereken lezzetlerdir. Vişegrad : Yolunuzu biraz uzatarak Saraybosna' nın doğusunda yer alan Vişegrad üzerinden giderek, Drina Nehri ve Drina köprüsünü ziyaret etmelisiniz. Drina köprüsü, Mimar Sinan tarafından Sokullu Mehmet Paşa adına yapılan bir köprüdür. Drina nehri aynı zamanda ağlayan nehir ya da kızıl nehir olarak da bilinmektedir ve Sırp edebiyatının baş yapıtlarından \"Drina Köprüsü\" isimli eserin hikayesi de bu şehirde geçmektedir. Sırbistan, 300'ün üzerinde kaplıcaya ev sahipliği yapar. Sırbistan'ın merkezinde bulunan Bogutovacka Banja ve ülkenin güneyinde yer alan Bujanovacka Banja, değişken mineral sulara sahip kaplıcalardan iki örnektir. Vrsac, Negotin, Oplenac, Smederevo ve Zupaasma ülkedeki asma bahçelerinin başlıca güzergahları arasında yer alır. Saraybosna ve Belgrad arasında tren seferleri mevcuttur. Belgrad: Sabi Nehri'nin Tuna Nehri'ne karıştığı noktada bulunan başkent Belgrad; renkli gece hayatı, müzeleri ve tarihi eserleriyle ünlüdür. Sabi ve Tuna nehirlerinin kavşak noktasında bulunan Belgrad Hisarı, Katedral Kilisesi, Prenses Ljubica Sarayı, Zica Manastırı, Kalenic Manastırı, Ulusal Müze, Modern Sanatlar Müzesi, Sırbistan Ortodoks Kilisesi Müzesi ve Etnografya Müzesi, Belgrad'ın en önemli kültürel ve tarihi mekanları arasında yer alır. Not: Belgrad bira festivali17- 21 Agustos 2016 tarihleri arasındadır. Novi Sad: Belgrad'ın yaklaşık 100 km kuzeyindeki Vojvodina'da yer alan ve bir üniversite kasabası olan Novi Sad, Tuna Nehri'nin oluşturduğu bir kıvrım ile çevrilidir. Bu bölge, olağan üstü manzaralarıyla bilinir. Eğer Belgrad' da bir geceden fazla kalacaksanız, günübirlik uğramanızı tavsiye ederiz. Novi Sad' da Tuna nehrinin diğer yakasında yer alan Petrovaradin Kalesi ' de burada görülmeye değer diğer bir yerdir. Niş: Nisava nehrinin iki yakasına kurulmuş bu şehirde görülmesi gereken yerler: Nis Fortress, Cele Kula /The Skull Tower, Red Cross Nazi Concentration Camp. Açıkcası beklentinin aksine, bu şehirde gezilecek yerler turumuzdaki diğer şehirlere göre daha kısıtlı."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/baltik-baskentleri-ve-gezilecek-yerler", "text": "Baltık başkentleri ya da Baltik İncileri olarak sıkça karşınıza çıkacak bu rotanın ana güzergahı; Vilniüs, Riga, Tallinn, Helsinki 'yi kapsar ancak bazı tur şirketleri St. Petersburg, Varşova 'yı da tura dahil eder. Bu güzergah tur şirketlerinin vazgeçilmezidir. Türklerin fazlaca tercih ettikleri bir destinasyon. Biraz soğuk, biraz uzak ama olsun. Hem tarihi, kültürel ve siyasi açıdan bir hikayesi olan, hem de oldukça medeni, insani ve saygılı bir topluluk burası. İlginç bir özgürlük hikayeleri var. SSCB' den ayrılmadan hemen önce, Estonya, Letonya ve Litvanya halkı 23 Ağustos 1989 tarihinde Tallinn, Riga ve Vilnius arasındaki 600 km. yol boyunca el ele tutuşarak bir zincir oluşturup şarkı söylerek eylem yapıyor ve Dünya'ya bu şekilde bağımsızlık isteklerini duyuruyorlar. Tarihte bir o yana bir bu yana sallanmışlar. Pagan doğup hristiyan olmuşlar. Bir Alman nazisi, bir SSCB etkisi hakimiyet sürmüş bu topraklarda. Ancak bugün geniş caddeleri, yemyeşil parkları, mimarisi korunmuş binaları, arnavut kaldırımlı eski kent merkezleri, sinagogları, kiliseleri, katedralleri, KGB müzeleri, sanat galerileri, opera ve tiyatro binaları ile görülmeye değer yerlerden. Baltık denizini aşıp da geçtiğiniz Finlandiya ise artık İskandinav topluluğu hakkında size fikir vermeye başlıyor. Saç rengi sarıdan turuncuya dönüyor, ince belli bayanların yerini bir tık daha iriceleri alıyor, giyim tarzı biraz daha cool, hippi, ya da bohem de diyebileceğiniz şekle bürünüyor. Binalar orta çağ mimarisinden çıkıp biraz daha düzleşiyor. Daha büyük ve daha sık alışveriş merkezleri karşınıza çıkmaya başlıyor. Baltıkların düz arazisi biraz daha yokuşlu hale geliyor, eğim kazanıyor. Baltıklardaki troleybüsler yerine tramvaylar ve metro durakları dikkatinizi çekmeye başlıyor. Amber bu coğrafyada en sık karşınıza çıkan ürün oluyor. Bizde kehribar olarak bilinen bu taştan yapılmış hediyelik eşyalar, takılar çok rağbet görüyor. Melankolik ruh halini önleme, troid bezi ve de boğaz enfeksiyonlarının oluşumunu engelleme, guatr hastalığının oluşmasını önleme, astım ve bronşit gibi hastalıkları iyileştirme, romatizmal ağrıları giderme, bağırsakların düzenli ve sağlıklı çalışmasını sağlama gibi bir çok faydası bulunan ve şifalı bir taş olan kehribar aslında ağaçların korunma mekanizmaları arasında yer alan reçinelerin fosilleşmiş halidir. Kehribarın içerisinde fosilleşmiş canlılara da rastlanmıştır. Fiyatlar Vilniüs'ten kuzeye doğru gittikçe artıyor. Ancak fiyatlar, sadece ürünün şekline ve işlenmesine bağlı olarak değil aynı zamanda içerisinde yer alan bu fosillere, bileşiğindeki oksijen, hidrojen, karbon ve de süksinik asit oranına göre de değişiyor. Tüm bu etkenlerden dolayı da farklı renkleri ile karşılaşabilirsiniz: Sarısı, kırmızısı, kahverengisi, siyaha çalan mat renkleri, yeşilimsi olanları mevcut. Yemeklerde sarımsak yoğunluğu dikkat çekiyor öyle ki Tallinn eski şehir merkezinde yüzyıllık bir sarımsak restoranı bile var. Frenk üzümü olarak geçen siyah kuş üzümü, çikolata, dondurma, pancar içeriği menülerde sıklıkla karşınıza çıkacaklardan bazıları. Euro kullanılan bu bölgede genel olarak yaşam standardının yüksek olduğunu gözlemleyeceksiniz. İnsanların giyim kuşamı, iç dekorasyonlar, bahçelerin peyzajı, arabaların markası bile Baltıkların gelişmiş bir batı Avrupa devletinden aşağı kalır yanı olmadığını ispatlayacak cinsten. Sanayisi gelişmiş, dünyaca ünlü markaların merkezleri şehir merkezinin hemen dışında yer alıyor. Bu yüzden de genç nüfus genellikle şehir merkezinde, yaşlılar ise kırsal kesimde, köylerde ikamet ediyor. Gelelim Baltık turunda gezeceğiniz yerlerin listesine.. - Vilnüs' te gezilecek yerler: Vilnius Uluslarası Havalimanı'ndan şehir merkezi çok yakın, yaklaşık 15 dakikada şehrin merkezindesiniz. Gezilecek her yer merkezde ya da yürüme mesafesinde. Dilerseniz lokallerle şehir turlarına katılarak bu şehri keşfedebilir, dilerseniz kendi rotanızı kendiniz çizebilirsiniz. Bizim hazırladığımız Vilnüs yürüyüş rotasında ise göreceğimiz yer sırasıyla şu şekilde; Turumuza Vilnius Katedralinin yer aldığı katedral meydanından başlıyoruz. Daha sonra Monument to Grand Duke Gediminas ve Palace of the Grand Dukes of Lithuania'yı gördükten sonra Başkanlık Sarayı, Vilnius Universitesi, St. John's Church, sokak sanatıyla ünlü Literatu Caddesi, Amber Museum, St. Michael's Church ve şehrin en önemli simgelerinden St. Anne's Church'ten geçip, alternatif bir cumhuriyet olan Uzupis'i geziyoruz. Sonrasında the Bastion of the Vilnius City Wall'u geçerek, Gates of Dawn'a ulaşıyor, ardından Ausros Vartu Caddesi üzerinde St. Casimir's Church, Orthodox Church of the Holy Spirit, St. Theresa's Church gibi kiliselerin ve dini yapıların olduğu caddeyi geçerek şehir merkezine ulaşıyoruz. Burada Didzioji Caddesinin batısından, Dominikonu ve Vokieciu caddelerine kadar olan kısımda yer alan The big and the little Ghetto bölgelerinde yavaş yavaş gezinip, Stikliu gatve adındaki birbirinden şirin cafe ve restoranların yer aldığı sokaktan ilerleyerek Vilnius Church of the Holly Spirit, Saint Catherine's Church ve Frank Zappa anıtını geçerek KGB müzesinde bir- iki saat geçiriyoruz. Sonra şehrin en işlek caddesi olan Gedimino üzerinden Gediminas Castle Tower of the Upper Castle'a çıkıp şehrin kuş bakışı manzarasını izliyoruz. Burada dilerseniz National Museum of Lithuania'yı da gezebilirsiniz. Daha fazla zamanı olanlar ise TV Tower, Hill of Three Crosses ve St. Peter and St. Paul's Church'e gidebilirler. - Riga' da gezilecek yerler: Riga Uluslararası Havalimanı'ndan şehir merkezi otobüs ya da airport express shuttle'ları ile 40 dakika sürüyor. Şehir merkezinde görülecek her yer yürüyüş mesafesinde ve Riga'nin turistik bölgesi genel olarak şehrin en uzun ana caddesi olan Brivibas Bulvarı'nın etrafında yer alıyor. Her sabah 11.00 ve 12.00'de St. Peter's Kilisesi'nin önünden hareketle ücretsiz şehir turuna katılabilir ya da bizim aşağıda önerdiğimiz rotayı takip edebilirsiniz. Turumuza Esplanade park ile Radisson oteli arasında turistik güzergahın biraz dışında yer alan ancak oldukça gösterişli bir kilisesi olan Riga Rus Ortodoks Kilisesi 'den başlıyoruz. Şehir merkezine doğru yürürken elinde 3 tane yıldız tutan kadın heykelinin yer aldığı Özgürlük Heykeli 'ni görüyoruz. Parkın sonundan sağa döndüğümüzde bizi Barut Kulesi içinde yer alan Letonya Savaş Müzesi ile başlayan Torna sokağı boyunca Jacob' s Barracks adındaki barakaları ve hemen karşısında şehir surları az ilerisinde de artık eski şehir bölgesine giriş yapacağımız küçük geçit karşılıyor. Daracık arnavut kaldırımlı Troksnu iela adlı sokağı bitirdiğinizde önünde Barricades Memorial anıtının olduğu şehrin simgesi haline gelmiş kiliselerden St. James's Cathedral' i görüyoruz. Üzerinde bulunduğumuz Jekaba iela sokağı bizi doğruca Katedral Meydanına ulaştırıyor ancak biz Maza Pils iela sokağından girip önce Riga' nın yanyana dizilmiş en eski üç evi olan Üç Kafadarlar Evi (3 brothers house)' u fotoğraflamaya gidiyoruz. Buradan dilerseniz Riga Kalesi ' ne devam edebilirsiniz ya da aynı yoldan katedral meydanına devam edebilirsiniz. Meydanın köşesinde sessiz sedasız duran Riga Bourse Sanat Müzesi ve tüm heybetiyle meydanı domine etmiş Riga Dome Katedrali ' ni gördükten sonra şehir merkezine geçiyoruz. Dome Katedrali'nin yakınındaki eski şehrin en keyifli sokaklarından biri olan ve bir çok sinema filmine ev sahipliği yapmış Riga Jauniela' yı geçerek, meydanda restorasyon çalışması devam eden, Riga'nın 800. kuruluş yıldönümü için aslına uygun olarak restore edilmiş görülmeye değer binalardan Riga Karakafalılar Binası 'nı, Letonya'nın İşgali Müzesi ve Letonya silahşörleri anıtını, Riga Belediye binası ve Roland Heykeli 'ni görüyoruz. Ardından Bremen mızıkacıları anıtı ve arkasında yükselen St. Peter's Church ve karşısında da St. John' s Church geçerek şehrin turistik ikonlarından biri haline gelmiş tepesinde 2 küçük kara kedi heykeli bulunan Kedi Evi 'ni görmek üzere eski şehir merkezinin dar sokaklarını arşınlıyoruz. Yaklaşık yarım saat 45 dakikada tamamlayabileceğiniz bu yürüyüş rotası için buraya tıklayabilirsiniz. Daugava Nehri ve Büyük Christopher Heykeli : Nehir Riga' yı ikiye böler ve özellikle yaz aylarında kenarında yürümesi çok daha keyifli olacaktır. Gerçeği Riga Tarih Müzesinde olan sel ve diğer doğal afetler kentin koruyucusu kabul edilen Büyük Christopher heykelinin orjinal kopyası nehir kenarından görünebilir. Efsaneye göre 16. yüzyılda Daugava Nehri'nin kenarında küçük bir mağarada ortaya çıkıyor ve derin sel sularından küçük bir çocuğu kurtarıyor. Bir gün sonra çok büyük miktarda altın buluyor ve bu altınların hepsini Riga Şehrini kurmak için kullanıyor. Yüzyıllardır şehrin sembolü olan Büyük Christopher'a uzun bir yolculuğa başlamadan önce çiçekler sunup saygı gösterirlermiş. Alberta Jela Caddesi: Daha çok Barcelona'daki eserleri ile tanıdığımız ünlü mimar Antoni Gaudi' nin öncülerinden olduğu Art Nouveau akımının en güzel mimari eserleri ile dolu bir cadde. Aslında Riga'da yaklaşık 800 Art Nouveau bina bulunuyor. Rus Mimar Mikhail Eisenstein tarafından dizayn edilen bu caddede ayrıca Riga Art Nouveau Müzesi'de var. Letonya Etnografya Açık Hava Müzesi, Ulusal Opera ve Bale Binası, Riga Motor Museum, Riga Zoo, KGB Müzesi, Parlamento ve Art Nouveau Müzesi, şehrin alternatif ortamlarından biri olan ve sanatçı camianın çok takıldığı Miera Bölgesi, ahşap evleri ve yahudilerin eski yaşam alanı olması sebebiyle önemli bir nokta olan Maskavas Forstate Bölgesi gezebileceğiniz diğer yerlerden. - Tallinn'de gezilecek yerler: Baltık ülkelerinin en küçüğü olan Estonya'nın küçük, şirin başkenti. Burada görülecek başlıca yerler; Alexander Nevsky Katedrali ve Parlamento binasının yer aldığı arnavut kaldırımlı sokaklarında gezebileceğiniz Toompea Hill Bölgesi. Burada ayrıca St. Mary Catedralçevresindeki seyir teraslarından şehrin manzarasını izleyebilirsiniz. Ortaçağ kulesi olan Kiek in de Kök adındaki bir ortaçağ kulesinin üst katında yer alan cafe de seyir terası sıfatında kullanılabilir. Toompea Hill bölgesinden aşağı indiğinizde şehrin kalbi konumundaki merkeze yani town hall square ulaşıyorsunuz. Burada Avrupa'nın en eski ve satışları devam eden eczanesi Town Hall Pharmacy ve hemen yanındaki sokakta ise şehrin en küçük evi ve az ileride de cam, tahta, örgü gibi değişik ürünler bulabileceğiniz Katarina Kaik Katerina Geçiti yer alıyor. Geçit bittiğinde sağa dönerseniz eski şehrin çıkış kapısı olan Viru Gate iki kulesi ile sizleri karşılar. 238 basamak çıkmanız tavsiye edilen St. Olaf's Kilisesi, Fat Margaret Kulesi, Kadriorg Park, Tallinn Botanik Bahçesi, Tallinn TV Kulesi, KGB Müzesi, St. Nicholas Kilisesi göreceğiniz diğer yerler. - Helsinki'de gezilecek yerler: Helsinki' de ulaşım için tüm imkanlar mevcut. 1 günlük biletlerden alarak toplu taşıma araçlarını kullanabilir, hava elverişli ise bisiklet kiralayabilir ve ya bizim tercih ettiğimiz tabanvay sistemi ile 1 saatte bitirebileceğiniz bir yürüyüş rotası ile tüm şehri gezebilirsiniz. Yürüyüş rotası burada. Aleksanterinkatu Caddesi şehrin ana merkezi konumundadır. Aleksanterinkatu'dan itibaren yolu takip ettiğinizde, sizi Rus çarı II. Alexander'ın heykelinin olduğu Helsinki'nin heybetli Senato Meydanı'na götürür. Meydanda Helsinki katedrali ile birlikte, neoklasik mimari tarzında inşa edilen üç bina daha var: Hükümet Sarayı, Helsinki Üniversitesi ve Finlandiya Ulusal Kütüphanesi Binası. Ateneum Müzesi olarak da bilinen Ulusal Sanat Müzesi, Finlandiya Ulusal Müzesi, Pazar meydanı, Mannerheimintie, Central Park, Uspenski Cathedral, Parlamento binası, Kamppi Sessizlik Şapeli, Temppeliaukio Kaya Kilisesi, Esplanadi, Ünlü mimar Eliel Saarinen'in en iyi yapıtı olan ve 1919 yılında inşa edilen Merkez Tren İstasyonu, 48 metre yüksekliğindeki saat kulesi, Fin besteci Jean Sibelius anısına yapılmış, havada asılı gibi duran onlarca çelik borudan oluşan oldukça etkileyici bir yapıt olan Sibelius Anıtı ve Seurasaari adası görülecek başlıca yerlerden. Daha detaylı bilgi için Ekonomik Gezi Rehberlerimizi buradan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/baltiklarda-arac-kiralamak-araba-kullanmak", "text": "Vilniüs Riga Tallinn'i kapsayan Baltık başkentleri arasında devamlı seferler düzenleyen Eurolines gibi birden fazla otobüs firması mevcut. Ancak otobüs yolculuğuna alternatif olarak, bizim gibi özellikle 4 kişilik bir aile/arkadaş grubu şeklinde seyahat ediyorsanız, araç da kiralayabilirsiniz. Bu şekilde araç kiralamak kesinlikle daha pratik, esnek ve rahat ancak tabii ki biraz daha tuzlu bir çözüm olacaktır. Ayrıca, Baltık ülkeleri arasında sınır gibi bir dert olmadığı için de bir ülkeden diğerine rahatlıkla geçip, daha esnek bir zamanda ve daha fazla yer görme şansı elde etmiş oluyorsunuz. Sixt, Avis, Europcar gibi uluslararası firmalar yanında bir çok yerel firma bu bölgede hizmet sunuyor. Araçları hava alanından kiralayabileceğiniz gibi bazı firmaların şehir merkezlerindeki ofislerden de temin edebiliyorsunuz. Seyahate çıkmadan önce internetten karşılaştırma yapmanız ve en uygun olan firma ile araç için ön rezervasyon yaptırmanız faydalı olacaktır. Biz uçak biletimizi alır almaz aşağıdaki tablodaki gibi hemen bir otobüs- taksi fiyatı ile araç kiralama fiyatı karşılaştırması yaptık. Sonra bütün kiralama firmaları inceledikten sonra hem marka bilinirliği, hem bir tık daha düşük fiyatlandırması hem de aracı teslim edeceğimiz şehir olan Tallinn' de feribot iskelesine yakın ofisi bulunması sebebiyle Europcar'ı seçtik. Bilindik firmalar genel olarak daha pahalı olabiliyor ancak biraz araştırırsanız adı sanı duyulmamış firmalar ile arasında uçurum olmadığını göreceksiniz. Hem de en azından herhangi olası bir durumda birisi ile irtibata geçmek istediğinizde telefonun diğer ucundan yanıt alacağınızdan ya da e-mailinize dönüş sağlanacağından emin olabilirsiniz. Dolayısıyla kendinizi daha güvende hissedeceksiniz. Biz Kia marka aracımızı Vilniüs havaalanından alıp, Tallinn limanında teslim ettiğimiz, 4 günde, 746 km' lik yol yaparak geçtiğimiz 3 ülkeyi kapsayan bu rota için de toplam 433 harcadık. Aslında bu ek hizmetler ve daha önce ön görmediğimiz %21 lik vergi hariç ödeyeceğimiz tutar 245 olacaktı yani otobüs yolculuğuna göre 70 ' luk bir fark çıkacaktı ki bu sebeple araç kiralama kararı almıştık ama neyse 🙂 Otobüsten çok daha pahalıya geldi ancak en azından daha rahat ve dertsiz bir seyahat yapmış olduk diye kendimizi avutuyoruz şimdi.. Bu tür bir seyahatte dikkat etmeniz gereken en önemli konu ise, aracı aldığınız ülke ile aracı bırakacağınız ülkenin birbirinden farklı olması durumunda, internette gösterilen toplam tutara \"one-way fee\" dedikleri ilave bir ücret daha yansıtıyorlar. Bu her firma için geçerli bir masraf ancak bu miktarı 95 ila 280 arasında değişiyor. Bu ilave kalem için özetle aracı aldığınız ülkeden bıraktığınız ülkeye gidip aracı alıp geri getirecek kişinin hizmet ücreti diyebiliriz. Eğer toplam fiyat içinde gösterilmiyorsa ayrıca sorun, öğrenin deriz. Kiraladığınız aracın eğer wi-fi opsiyonu varsa kesinlikle değerlendirmelisiniz. Biz günlük 5 olan bu cihazı aldık ve aşırı memnun kaldık. Bir kere internet yok diye bir dert kesinlikle yaşamıyorsunuz çünkü bu cihaza aynı anda 10 adet telefon bağlanabiliyor. Oldukça hızlı ve şarjı da yeteri kadar uzun gidiyor. Araca ilave bir GPS almanıza gerek kalmıyor ki GPS zaten wi-fi aletinden daha pahalı. Sadece sınırdan geçerken sinyal gidiyor bu yüzden cihazı birkaç defa aç- kapa yapmanız gerekiyor. Özetle sırtımızda wi-fi ile dolaşmak bizim için oldukça enteresan ve çok pratik bir deneyim oldu. İlk defa bir yurt dışı seyahatinde internet ve telefon derdi tasası yaşamadık. Vilniüs- Riga- Tallinn arası yol bir gidiş bir geliş olmak üzere tek şeritli maalesef. Yolda kamyon, tır ne ararsanız var. Bir de hız sınırı var ki sıkıysa uymayın 🙂 Estonya'ya geçtiğinizde hız kameraları çıkıyor karşınıza ve herkesin bir anda 70 km hıza düştüğünü görüyorsunuz. Ancak yazılı olmayan güzel bir trafik davranışı hemen dikkatimizi çekti. Sollama yapmak istediğinizde araçlar hem gidiş hem de geliş yönünde emniyet şeridine doğru kayıp, size geçiş hakkı tanıyor. Bunu görünce \"Vay arkadaş bu ne medenilik.\" demeden kendinizi alamıyorsunuz. Baltık ülkelerinde trafikte herkes çok saygılı. Trafik işaretlerine, levhalara, ışıklara uymayanını görmedik arkadaşlar. Özellikle İstanbul' da yaşayan ve hayatı boyunca trafikte kıvrak hareketler yapmayı istemeden de olsa öğrenmiş, trafiğe alerjisi olan ve hemen öfkelenen, \"Ya kimse yok boşuna beklemeyeyim.\" ya da \"Şurdan dönsem kimse görmez ki!\" gibi uyanıklık genlerine sahip olanlar için bu durum sıkıntı yaratabilir. Zira yeşil ışık bile yansa, ya da ana cadde bile olsa yaya geçidine geldiğinizde ayağınızı frene almanız, o yaşlı teyzelerin tıngır mıngır karşıya geçmelerini korna falan çalmadan sabırla beklemeniz, dönüş levhaları yüzünden 2 dakikalık yolu 30 dakikada almaya katlanmanız, önünüzden ağır ağır ilerleyen kararsız sürücüleri anlayışla karşılamanız gerekecek. Bu arada şehir içlerinde kafanıza esen her yerde park edemeyeceksiniz. Öncelikle sokak üzerinde park etmek çok pahalı (en az saati 3 ), ayrıca birçok yerde de park yasağı var. Bu ülkelerde araç kullanacaksanız, ortak olan bir kavram olan \"Euro Park\" kelimesini ezberleyin ve gözleriniz Euro Park arasın. Bu park alanları diğerlerine göre daha hesaplı ve güvenli. Daha hesaplı derken İstanbul'daki İspark' ın eline su dökemez tabii. Mesela Riga' da 24 saatlik park ücreti 18 . Bir de \"Barking\" olarak geçen bir sistem varmış ki bu uygulamayı cep telefonunuza indirip kullanabiliyormuşsunuz. Ödeme yine uygulama üzerinden oluyormuş ve size en yakın park alanını gösteriyormuş. Biz denemedik ama isterseniz yola çıkmadan inceleyebilirsiniz. Gelelim benzin muhabbetine. Biz 1.6 manuel benzinli bir araç kiraladık. Depoyu full aldık ve sonunda da doldurarak teslim ettik. Zaten kural bu, yoksa kredi kartınızda bloke ettikleri bu tutarı hemen çekiverirler 🙂 Toplamda iki defa 25 ' luk benzin aldık. Yani bir tam depo ile 50 ' ya 746 km yol yapmış olduk. Şu an Türkiye'deki benzin fiyatları ile karşılaştırıldığında yeterince uygun. Bütün bu bilgilendirmeler sonunda eğer hala yok ben illa araba kiralayıp kendi zevkime göre gezeceğim diyorsanız buyurun gezin. Biz de bu geziye bizim yaptığımız gibi anne babasıyla çıkmış ve otobüste yollarda helak olmalarına yüreği el vermeyecek olan gezginlere araba kiralamalarını tavsiye ediyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bangkok-gece-hayati", "text": "Bangkok aslında büyük bir şehir değil ve mekanlar birbirine nispeten yakın gibi görünse de, haritaya inanmayın yollar çıkmaz sokaklara dönüyor ve bir anda nerede olduğunuzu anlayamıyorsunuz. 1- Khao San Road, özellikle ucuz olduğu için backpackerların tercihi olan Khao San'da, cadde boyunca birçok bar var... Khao San Road'un yan caddesinde Hippie de Bar'da Tay hippilerinin takıldığı mekan. - Sukhimvit Soi 11'deki Cheap Charlie adındındaki bar, Bangkok'taki expatların haftanın her günü gidebileceği buluşma noktası. Ayrıca bu sokakta B and Q adında gece kulübü de var. - Yerel halkın takıldığı mekan ise, Thong Lor, RCA ve Brick Bar. - eğer gece kulübüne gitsem mi gitmesem mi diye düşünürseniz, Grease Night Club tam size göre. giriş katında akdeniz mutfağının hakim olduğu restoran, en üst katındaki terasta ise önce Bangkok usülü nargile içip sonrasında LSD Club'a geçebilirsiniz. Alçak tavanı ve lazer oyunlarının duvara yansıtıldığı iddalı bir gece kulübü.. - Havuz partisi mi istiyorsunuz? İşte size Ocean Urban Lounge! Her Cuma ve Cumartesi günleri düzenlenen partilere erken gelirseniz, havuz kenarında tapas yiyip, içki içip üstüne dans edebilirsiniz. - Sukhimvit Soi 55'in paralelinde yer alan DEMO ise, tekno müzik dinleyip eski bir depo olan mekanda Bangkok' un üst kesim gençleriyle çılgınlar gibi eğlenebilirsiniz. 3- Sathorn Road: Turistlerin gözdesi Bangkok'un ikonik kulüplerinden Ku De Ta, Sathorn One Building' in 39. katında yer alıyor. - Nana Plaza: Alışveriş merkezinde mağaza yerine, bar ve gece klüplerinin olduğunu düşünün. İşte Nana Plaza! Paralı seksin merkezi! Turistik ve yani ne diyelim gitmeyin. Yakınındaki Club Level, 3 farklı müzik konsepti ile daha gidilebilir bir yer. - Patpong: Go go burlier ve paralı seks yeri! Gitmeyin. Ama Nana Plaza' dan daha düzgün. - Soi Cowboy: İlk ikisinden daha düzgün. Yine paralı seks yeri. İlla gideceğim derseniz, buraya gidin bari.. - Vertigo and Moon Bar ve hemen karşı caddesinde Silom Road'da Hangover II filmi karakterlerinin yemek yediği State Tower'daki lüks restoran Sirocco ve çatı katında the Dome restoran, Lebua Hotel'in 63. katındaki Sky Bar'da kesinlikle film ekibine sunulan ve herkesin tercihi olan Hangovertini kokteyli içmelisiniz, rezervasyon gerekli değil, walk in yapabiliyorsunuz, giriş ücreti yok. Fakat barda kişi başı en az bir içecek içmeniz gerekiyor. Sky Bar'da ayakta içkinizi içiyorsunuz, yani stand misali.. 18:00-1:00 arasında açık. - North Sathorn Road Silom'da yer alan Sathorn Square Building'in çatı katındaki Ce La Vi - Sukhimvit Bölgesinde Mariott 57 Hotel'in çatı katındaki Octave Rooftop Bar, Sofitel Hotel'in 32. katındaki L'appart ve Sukhimvit 69'da yer alan Zeppelin Bar. - 360 derece manzarası ile nehrin kenarında yer alan Three Sixty Millenium Hilton Bangkok, özellikle gün batımında rahat koltuklarında oturup şarabınızı yudumlamak için ideal bi yer. - Park Society - Above Eleven Sukhumvit - Cloud 47 Silom - Red Sky - Zense Siam - The Roof @ 38 bar"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bangkok-sokak-yemekleri", "text": "Bangkok'taki evlerde mutfak yokmuş ve Bangkoklular sokaktaki satıcılardan yemek yer ve öyle evlerine giderlermiş. Durum böyle olunca, en ara sokaklarda bile bir yemek tezgahı görebiliyorsunuz ve haliyle sokaklar lokantalara göre daha ucuz. Bir de artık bu ihtiyaç kendini kültür olarak kabul ettirmiş Bangkok'ta.. Bangkok'ta sokaktan yemek yemek yerel bir spor yani, turistik değil. Üstüne bir de meşhur Tai mutfağı... Yeme de yanında yat! Tai yemeklerinin sevdiğimiz için ve Bangok'a gitmeden önce Bangkok'un sokak yemeklerinde en iyi şehir seçildiği bilgisini edindiğimizde; \"Ohh ne güzel Uzak Doğu turumuzda karnımızın doyacağı ve en az para harcayacağımız yer Bangkok\" olacak diye hayallere dalmıştık.. Hayal diyoruz çünkü eğer hijyene önem veriyorsanız, lokanta yerine pazarlardan veya sokak satıcılarından yemek tam anlamıyla imkansız! Mesela biz Pad Thai'mizi Khao San Road'taki en fazla kuyruğun olduğu yemek tezgahından almak üzereyken, o karafatmayı noddle'ın üstünde görmeseydik iyiydi! Obsessif değiliz ama midemiz de geniş değil... Özellikle turistlerin en yoğun olduğu Khao San Road ve Bangkok Çin Mahallesi yani Yaowarat Caddesi ve Sukhumvit sağlı sollu bir sürü tezgah ve ışıklı kamyonetleri görecekseniz.. Bu yemek satıcılarında sadece Thai yemekleri değil, resmen Dünya mutfağı var. Ama hijyeni tartışılır. Sanırım o araştırmada hijyen sorusunu yoktu.. Özellikle Tayland'ın başkenti Bangkok, sokak lezzetleri için bir mabed. Her yerde bir tezgah, el arabası ya da neon ışılar ile süslü küçük kamyonet görebilirsiniz. Bangkok Çin mahallesinde yer alan Yaowarat Road, Tayland sokak yemeklerinin doğduğu yer olarak bilinir. Dolayısıyla özellikle burada zibille el arabası yer alıyor. Yalnız bazen meyveleri değişik soslar ile sunabiliyorlar. \"Bi şeyi de beğenmediniz\" demeyin, sadece alışık olmadığımız tatlar olduğu için çilek bile yerken acaba bunda şimdi ne var diye düşünür olduk maalesef.. Bu yüzden \"Bu sefer olacak, şimdi beğeneceğiz\" diye yedik ama sürekli yedikkkkk.. Duygu tabiisi işini garantiye alıp tanıdığı tatlara şans verdiği için yüzü gülüyor hıhhh.. Sadece çekirge ya da böcek yedikleri kilişesini bir kenara bırakın ve yemekleri denemekten korkmayın. \"Her şeyi yiyemem bari Bangkok'un en ünlü sokak yemeklerini yiyeyim\" derseniz, işte buyurun; Bangkok sokak yemekleri ve içerikleri. İçerikten çok hijyene olabildiğince dikkat edin deriz... Bir de meyve sağlıklı ve enerji verici bir YEMEK olabilir. Satay: Çöp şiş ama çöp bambu çöp oluyor tabii. Yer fıstığı ve arpacık soğan, üstüne şili biberi ve şeker şurubu ile hazırlanan bir sosla sunuluyor. Yanında da olmazsa olmaz pilav yani kowneuw. Sukiyaki: Tai usulü sukiyaki, dana eti, domuz eti yada tavuk eti ile servis edilen ve yeşilliklerin olduğu noodle. Deniz mahsulleri ile de servis ediliyor. Bangkok'ta Sukhumvit Soi 60/2'da Kwangjow Suki restorandaki çok iyiymiş. Biz denemedik. Mataba: İçinde kümes hayvanı ya da kırmızı etli gözleme tavada kızartılarak hazırlanıyor. Sirke ve salatalık ile servis ediliyor. Kahvaltı ya da atıştırmalık olarak harika. Khao Khai Jiew: Balık sosu ile çırpılmış yumurta ile yağda kızartılarak çıtır çıtır sunuluyor. Tubtim Krob : Red rubbies anlamına gelen su kestanesi ve kırmızı boyla ile yapılan meşhur Tai tatlısı. Khao Mun Gai: Bulunması biraz daha zor olan sokak lezzetlerinden. Çünkü yapımı zor. Pilav üstü dövülmüş tavuk. Khao Niew Moo Ping: Tailer kahvaltı niyetine yiyorlarmış. Moo=Pork ve Ping=Grill Yani birleştirin; kızarmış domuz eti yanına da pilav. Yani hangisini yersiniz, damak tadınız nedir bilmem ama bu blog yazısını yazarken midem kalktı itiraf ediyorum. Herkesin damak tadı farklı tabii, ondan yazmadan da edemedik.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bangkok-un-en-unlu-10-tapinagi", "text": "Budizm inanışının hakim olduğu Tayland'ın başkenti Bangkok'ta 30.000'den fazla tapınak yani Taycası Wat var. Yani eğer Bangkok'ta kısıtlı zamanınız varsa, bütün tapınaklara gitmeniz mümkün değil. Bir karşılaştırma yapacak olursak, İstanbul'a ilk defa gelen bir turistin Müslümanlığın hakim olduğu şehirde onlarca caminin hepsini görmesi imkansız. Kaldı ki, neredeyse her mahallede en az bir camii var. Bunları teker teker dolaşmak mı yoksa Sultanahmet Camii'yi görmek mi daha makbul. Yani Bangkok'a kadar geldim ama bütün tapınakları göremedim diye üzülmeyin. 1-2 Günde Bangkok'taki tapınakların hepsini zaten ziyaret edemezsiniz. Tıpkı Bangkok'taki pazarların hepsini gezemeyeceğiniz gibi.. O zaman, Bangkok'taki en ünlü tapınaklar hangileri, Bangkok'ta hangi tapınakları ziyaret etmeliyim diye araştırmayın dedik ve sizin için Bangkok'taki en ünlü tapınakların listesini hazırladık.. 1- Wat Benchama Tapınağı : King Ram Monument'in köşesindeki tapınak, İtalya'dan getirtilen mermer ile kaplı olduğu için Mermer Tapınak olarak da bilinir. 2- Wat Saket : Bangkok eski şehir merkezinde yer alan tapınağa, merdivenlerden tırmanarak Altın Dağı ya da Golden Chedi of Phu Khao Thong'a çıkarak ulaşıyorsunuz. 3. Rama Kralı (King Rama 3) tarafından yaptırılan tapınak, zeminin yumuşak olmasından dolayı yıkılmış, günümüzdeki haline 4. Rama Kralı ve 5. Rama Kralı tarafından orjinalinin üstüne inşa edilmiş. 3- Wat Ratchburana : 2005'te UNESCO Dünya Mirasları Listesi'ne girmiş. Metal Castle olarak da anılan tapınak, diğerlerinden mimarisiyle ayrılıyor. Khao San Road'da ve Wat Saket'e çok yakın.. 4- Wat Suthat : Girişindeki devasal kırmızı salıncağı ile ünlüdür. İçinde Sukhotai'den tekne ile getirtilen bronz Buda heykeli yer alan tapınak, Kral 3. Rama zamanında tamamlanmış. Bangkok eski şehir merkezinde yer alan tapınağı, Wat Pho, Zümrüt Tapınak ve Büyük Saray'ı gezerken ziyaret edebilirsiniz. 6- Zümrüt Buda Tapınağı : 2000 yaşından fazla olduğu düşünülen meditasyon halindeki Oturan Buda Heykeli yani Zümrüt Buda, Tayland'ın en ünlü tapınaklarından. 66 metre yüksekliğindeki zümrüt, 1464 yılında Chiang Rai' de keşfedildi, sonra Laos, Chiang Mai ve en sonunda şimdiki evi Bangkok'a getirildi. Büyük Saray kompleksinin içinde bulunuyor. 08:30'dan 15:00'e kadar açık ve giriş ücreti 400 Baht. 7- Yatan Buda Tapınağı : Altın Buda heykeli Bangkok' un en ünlü ve en büyük ve en eski tapınağıdır kendisi.. 46 metre genişliğinde ve 15 metre yüksekliğiyle altından yapılmış Buda Heykeli. Ayrıca 1000 buda resmi ve 91 Stupa yer alıyor. Giriş ücreti: 100 Baht. 8- Wat Arun: Olduğu gibi Kamboçya'dan getirilmiş tapınak, Bangkok' un Thonburi bölgesinde, Chao Phraya Nehri' nin diğer tarafında yer alıyor. Temple of Dawn olarak anılan tapınak, Bangkok'un simgelerinden biri. Ana kulesinin etrafında 4 tane küçük kuleler yer alıyor. Ana kulesine merdivenlerden çıkarak ulaşıyorsunuz. Ve burada yer alan balkondan harika günbatımı seyredebilirsiniz. Böylece neden Günbatımı tapınağı dendiğini anlayacaksınız. Maharaj pier den tekne ile ulaşılabiliyor. Giriş ücreti 50 Baht. 9- Wat Prayoon : Chao Praya Nehri'nin batısında yer alıyor. Chedi yani pagoda şeklindeki devasal çanı ile ünlü. 10- Altın Buda Tapınağı : Beyazlar içinde altın kaplı detayların olduğu tapınak, Yaowarat Road'un başlangıcında yer alıyor. Chinatown'u gezmeye başlamak için de harika bir nokta. İçinde 5 metre yüksekliğinde ve 5,5 ton ağırlığında Altın Buddha Heykeli, türünün Dünya'daki en büyük örneği. Buda'yı görmek bedava. Hemen yanında, aynı avluda yer alan Wat Trimitre'nin içinde de %99.99 altından Altın Buda heykeli var. Bangkok'ta evlerin sokak kısmında, yol kenarlarında, otobanda bir köşede, nehir kenarında yani herhangi bir yerde, küçük bir tapınak modeli görebilirsiniz. Bunlar kötü ruh kovucu gibi bir anlama geliyor. Kötü ruhun orada toplanacağına inanılıyor. Yol kenarında eğer bir kaza olmuşsa oraya hemen bu evlerden inşa ediliyor. Budizm inanışına göre kötü ruhları kovmak için yapılırmış."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bangkokun-en-unlu-alisveris-yerleri", "text": "Bangkok'ta alışverişin altın kurallarını Bangkok Ekonomik Gezi Rehberi yazımızda vermiştik. Nedir bu Bangkok alışveriş çılgınlığı derseniz buradan buyurun... Bangkok'ta hangi pazarlara gitmeli, Bangkok'un en ünlü alışveriş merkezleri hangileri, Bangkok'ta alışveriş nereden yapmalıyım gibi soruların cevaplarında sıra.. Bu başlı başına bir yazı oldu bizim için. Çünkü Bangkok'ta gece gündüz alışveriş mümkün.. Öncelikle Bangkok'a 1 ya da 2 günlüğüne geldiyseniz, şehirdeki bütün alışveriş merkezlerini ve pazarları gezemesiniz. Bunu aklınıza koyun ve tatil bittiğinde neden oraya gitmedik deyip, boşuna üzülmeyin. Çünkü imkansız. Şöyle düşünün, İstanbul'a ilk defa gelen turistin, Palladium ya da Cevahir Alışveriş Merkezine gitmesi mi yoksa Kapalı Çarşı, Kadiköy Halk Pazarına mı gitmesi daha ilginç olur.. Ayrıca diyelim ki alışveriş için İstanbul' a gelen bir turist var yine, 1 günde İstanbuldaki alıveriş merkezlerinin hepsini gezemez. İşte aynı durum Bangkok için de geçerli. Bangkok'un simgelerinden olan Yüzen Çarşı'dan bahsettikten sonra, Bangkok alışveriş rotasını takdim ederiz. 1- Asiatique Market: Diğerlerinden daha kaliteli, dolayısıyla da daha pahalı. Açık ve kapalı alanları var. 2- Klong Toey Pazarı: Meyve, sebze ve balık ürünlerinin olduğu pazar alanı. - Nana Plaza: Alışveriş merkezi tabii gece hayatı ile sanırız ki daha meşhur - Terminal 21: Tarz kıyafetleri için ideal. Marka takıntınız yoksa buraya gelin. Pazarlık pek yapmazlar ama deneyin. Deri ve orjinal şeyler için ideal mağaza Labrador Factory'e bir uğramalısınız. Buranın Siam Center' da da şubesi var. - Ekkamai Alışveriş Merkezi: Vintage mağazalar, son moda kahve dükkanları, sanat galerileri ve harika yemekler bulacağını bir yer. Shadesof Retro barı çok iyi. Sukhumvit Caddesi'nin yukarıdaki alışveriş mağazalarının ters yönünde kalıyor. 4- Patpong Gece Pazarı : Thanon Patpong, Silom; Bangkok'un Redlight District' i. ünlü Bangkok' un en turistik yerlerinden. Taklit çanta ve saat ve her şey var. Silom Soi 2 ve Soi 4 sokaklarında eşcinsel gece hayatı var. Bangkok'un en meşhur gece pazarı olan Çin stili ve Tayland stili alışveriş yapabileceğiniz daha çok taklit ürünlerin ağırlıklı olduğu Patpong gece pazarında, ünlü alışveriş ve barlar sokağında güzel vakit geçireceksiniz. Bol pazarlık yapmayı unutmayınız. Khao San Road'dan 15 nolu otobüs ya da şehir merkezinden Havaray ile Sala Daeng istasyonunda inerek pazara gidebilirsiniz. - Pantip Plaza: IT shopping mall olarak geçiyor. Yani elektronik market. Turistik bir yer. Aldığınız ürünün kutusunun içini kontrol edin. Tax free. - Amarin Plaza: Siam Meydanı' na gelirken köşede yer alan alışveriş merkezinin, 2. katında çok büyük bir outdoor store var. Markalı ve defolu ürünleri de ucuza kapatabilirsiniz. - S & P Siam Paragon Alışveriş Merkezi: Asya kıtasının en büyük alışveriş merkezlerinden Siam Paragon, 5 katlı ve 2 ana binası var. Bunlar Siam Center ve Boyner tarzı bir department store' un olması ve belli zamanlarda indirimler yapması ile dikkat çeken Siam Discovery. Ayrıca köpek balıkları ile yüzebileceğiniz Siam Okyanus Dünyası adında kocaman bir akvaryumu, dev bir sinema salonu, lüks araba showroomu var. Ayrıca aldığımız bir bilgiye göre, Siam Paragon 2013'te Dünya'nın en çok instagramlanan yeri olmuş. - MBK Center: Düşük kaliteli, gece pazarlarının alışveriş merkezi versiyonu. Çok büyük. En üst katında elektronik ve fotoğraf makinesi için çok fazla marka alternatifi var. - Central World: 550,000 metrekarelik devasal alışveriş merkezi. Bangkok' taki diğer alışveriş merkezilerinden %30 daha büyük. - Gaysorn: Lüks markaların olduğu alışveriş merkezi - Erawan: Butik mağazaların ve lüks markaların olduğu alışveriş merkezinin Grand Hyatt Erawan Bangkok'a direkt giriş yapılabiliyor. - Digital Gateway: Adı gibi dijital ürünlerin olduğu alışveriş merkezi 7- Bangkok Çin Mahallesi : Alternatif tatlar ve alışveriş için imkan sunan China Town, Charoenkrung yoluna bitişik 1 km uzunluğundaki Yaowarat caddesi boyunca sağlı sollu devam ediyor. Caddenin üstünde Çin tapınakları da var. 8- Bangkok Hint Pazarı : Küçük Hindistan olarak anılan bu bölgeye Hindistan'da ne varsa getirmişler. 9- Saphan Phut Night Market: Ucuza son moda kıyafetler için ideal olduğu söyleniyor.. 10- Pak Khlong Talat Çiçek Pazarı: Bangkok'un en büyük çiçek pazarı. 11- Muska Pazarı : Tayland'da bir zamanlar animizm inanışı vardı. O zamanlardan kalma bu gelenek hala devam ediyor. Bildiğimiz muskalar yani pazarda satılan. Piyasada yaklaşık 15 tane muska dergisinin olması, muskaların Taylar için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi. Bu pazara gelen ziyaretçiler, muskaları büyüteçlerle tezgahlarındaki muskaları inceliyorlar ve de ne kadar değerli olduklarını anlamaya çalışıyorlar. Wat Mahathat tapınağının duvarları dışındaki Phra Chan caddesinde kuruluyor. Ayrıca Tha Mahathat iskelesinin hemen önünde bulunan kapalı pazar da muskalar ve adak heykelleri bakımından oldukça zengin bir yer. 12- Khao San Road: Sadece gezginlerin, geçenlerin mekanı değil aynı zamanda ne ararsanız bulabileceğiniz bir pazar yeri. Khao San Road'dan 511 nolu otobüs, şehir merkezinden Havaray ile Chit Lom istasyonu. 13- Banglamphu Pazarı: Çok bir özelliğinin olduğu söylenemez ama ayak masajı yaptırabilirsiniz. Orta kalite denebilir. Bangkok'ta gezilecek yerleri bitirirseniz gidin, yoksa bizce gerek yok. 14- Chatuchak Hafta Sonu Pazarı : Dünyanın en büyük pazarı. 35 dönümlük pazarda 10.000'den fazla tezgah varmış. Haftasonu ve gündüzleri açık. Tamamını gezmek 1 gün alır. O yüzden daha planlı haraket etmek için, girişte pazarın haritasını alın. İçinde ne ararsanız var; çiçek pazarı, outdoor ürünler, vs. Toptancılık yapılan bir pazar. Uzakdoğu mutfağından garip tatlar deneyebilirsiniz. Fiyatlar uygun. Khao San Road'dan 3 numaralı otobüs ya da şehir merkezinden Mo Chit Havaray istasyonunda inerek pazara ulaşabilirsiniz. 15- Rod Fai Night Market: Nong Bon Bölgesinde ve yüzen çarşıya yakın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/barcelona-gezi-notu-deneyim-ve-tavsiyeler", "text": "Barselona Paris'te okuduğumuz dönemde yaptığımız ilk seyahatimiz. Çok amatör, çok acılı, çok acımasız, aynı zamanda çok zevkli ve çokça maceralı bir tatildi bizim için.. Başından sonuna tam anlamıyla \"Allah kurtarmış!\" denilecek türden bir yolculuktu ama geriye dönüp baktığımızda hem kahkahalarla güldüğümüz hem de \"cık cık cık\" nidalarıyla kendimize kızdığımız yine de her seferinde \"İyi ki yapmışız.\" diye yaad ettiğimiz bir turdu.. Yiğit kardeşler' in organize seyahatlerine ilk adımıydı Barcelona tatilimiz ve işte tüm perde arkasını yazmaya başlıyoruz 🙂 Bu yazımızda, kendi tecrübelerimizden öğrendiklerimizi sizlerle paylaşarak işinize yarayacak tavsiyeler vermeyi amaçlıyoruz. Seyahat edeceğiniz şehir ya da ülkenin ilkim ve hava durumunu dikkate alın.. Herkesin yazın ya da ılık bahar aylarında gidip de muhteşem plajlarında uzandığı, sahil boyunca uzanan cafelerde güneşin tadını çıkardığı, serin sularında yüzdüğü, berrak bir gökyüzü altında rengarenk Parc Güell fotoğrafları çektirdiği bir yer Barselona. Genellikle göreceğiniz Barselona fotoğraflarında herkes şort ve t-shirt içinde cıvıl cıvıl Las Ramblas sokaklarında bir aşağı bir yukarı yürüyen insanlar arasında 32 dişini gösterir ya da askılı badi ve sandaletlerle gece klüplerinde eğlenceli pozlar verirler. Biz tabii ki uçak bileti ve oteller daha ucuz olduğundan kışın seyahat ettik bu \"yazlık\" şehre ve neredeyse bütün fotoğraflarımızda, saklamaya çalışsak da, şemsiyemizin bir kısmı da poz verdi bizimle. Bazı şehirler gerçekten de \"yazlık\" kategorisinde değerlendirildiğinden, bu şehirlerin turist akımına uğradığı \"high peak season\" denilen en yoğun dönemleri hava sıcaklığı ile doğru orantılıdır. İspanya'nın Endülüs bölgesi, İtalya'nın Cinque Terre gibi kıyı şeridinde yer alan köyleri, ya da Türkiye'nin güney sahilleri de bu kapsamda değerlendirilebilir. Dolayısıyla bu bölgelere yazın gitmek oldukça masraflıdır. Öte yandan, İskandinavya ya da Alaska gibi yerler, kışın daha fazla tercih edilen ve karlar arasında, dondurucu bir mevsimde görülmesi tavsiye edilen, özellikle bu mevsimlerde harika doğası ile eşsiz manzarasının tadına varılacak bölgeler olduğundan bu mantık yine tam tersi işler ve kışın uçak, otel fiyatları daha fazladır. Tabii bu arada hangi yarım kürede yaşadığınız ve hangi yarım küreye ya da diğer bir deyişle enlem-boylam'a hareket ettiğiniz de önemli. Yani misal, Kasım ayından sonra Türkiye'de havalar soğumaya başlar ve biz yavaş yavaş kışa hazırlanırken, Uzak Doğu, mesela Tayland muson iklimini geride bırakıp, bu ülkeye gidilmesi gereken en güzel dönemine girer. Yurt dışında yapacağınız alış verişlerde seçici ve akılcı olun.. Otel, hostel, oda kiralama, oda paylaşımı seçeneklerini akıllıca değerlendirin.. Kışın yaptığımız bu Barselona seyahatimizde her nedense tam 9 günlük bir tatil planlamışız. Yaz aylarında olsak, tadına doyulmaz ve muhtemelen bu 9 gün bile yetmezdi. Ama kışın zaman geçmek bilmedi. Her günümüzü doldurduk, ama gün sonuna doğru artık rotamızdaki yerlerin hepsini tamamladıktan sonra canımız sıkılmaya başladı. Her akşam parti, her akşam restorant, her akşam başka bir mekana gidip birşeyler içmek bütçemizi oldukça zedeledi. Aslında tatili ucuza getireceğim derken planladığımızdan daha masraflı bir tatil yapmış olduk. Bu tatil sonunda edindiğimiz bu tecrübe ile bundan sonraki gezilerimizde sadece uçak bileti ve otel fiyatlarına değil, aynı zamanda müze giriş ücretleri, ne- ne kadara yenir, nereler görülmeli bu yerler için tren, otobüs biletleri ne kadardır, hatta ve hatta tatile gitmeyi planladığımız döneme denk gelen bir konser ya da tiyatro gibi etkinlik var mı, varsa ücretleri nelerdir gibi bir çok alt maddeyi de excel tablosu haline dökmemiz gerektiğini öğrendik. Bir sonraki yazımızda sizin için buna göre genel bir tablo oluşturup, sizin de aynı hatalara düşmenizi engellemeyi amaçlayan pratik bir \"tatil hesapla\" klavuzu yazısı yazmayı planlıyoruz. Takipte kalınız kıpss.. Hakkınızı savunun, aldığınız hizmeti sonuna kadar değerlendirin.. Öğrenci seyahatlerinin avantajlı yanı çok fazla lüks ya da konfor aramıyor olmanız. Bu sebeple mutlu olmak ve keyif almak daha kolay. Mesela biz dönüpte hostel görevlilerine \"Neden bu odalar bu kadar pis?\", ya da \"Ekstra havlu istedim ama gelmedi!\", ya da \"Neden çarşaflar kötü kokuyor?\" demedik, diyemedik çünkü zaten bunları bilerek günlüğü 9 euro olan bu odayı seçmiştik. 4- 5 yıldızlı bir otele verecek paranız varsa ve lüks bir tatil yapıyorsanız ve yahut bir seyahat acentasının düzenlediği bir tura katıldıysanız, bu tip soruları sorabilme hakkınız mevcut ve ödediğiniz paranın hakkını almalısınız. Seyahatiniz öncesinde haritadan diğer yakın şehirleri, şehirlerarası uzaklığı, ulaşım alternatiflerini ve fiyatlarını araştırın.. Bunun dışında bir de öğrenci harçlığı ile yapılan tatillerde her şeyi yapamıyor olmanızın arkasına vicdanınızı rahatlatıcı bir bahane bulabilmeniz de mümkün. Misal, biz 9 günlük bir tatil değil de 5 günlük bir tatil planlasaydık, Barcelona'da gezilecek yerler bitip de sıkılmaya başladığımızda araba kiralayarak diğer yakın şehirlere, mesela Valencia'ya, gidebilirdik. Ama yapamadık. Neden? Çünkü hem öğrenci olduğumuzdan o kadar bütçemiz yoktu hem de bu gezi bizim ilk acemiliklerimizdendi. Dolayısıyla bundan sonra Valencia'ya gitmek istersek, tekrar uçak, otel ve artık yurt dışında oturumumuz ya da hazırda bir Schengen vizemiz olmadığından yeniden vize ücreti ödemek suretiyle bir daha masraf yapmamız gerekecek. Hiçbir tatil kusursuz olmaz. Her zaman şans faktörüne bağlı olumlu ya da olumsuz tecrübeler edinebilirsiniz. %100 plana uygun bir tatil geçirme ihtimaliniz her zaman mümkün değildir, öyle olsa zaten hiçbir eğlencesi kalmazdı. Sürprizlere açık olun. Seyahat genel itibariyle rahatlamak, rutinden uzaklaşmak, mutlu olmak, öğrenmek, eğlenmek gibi birden fazla sebeple bize sunulan kısıtlı bir süredir. Bu sebeple, seyahatlerinizde esnek olmanızı, her koşulda mutlu olmaya ya da pozitif şeylerin farkına varmaya açık olmanızı tavsiye ederiz. Siz nereye, ne zaman gideceğinizi ve nerede kalıp, nereleri gezeceğinizi planlayın, sonra bırakın hayat sizi sürüklesin. - Barselona turumuz, gezdiğimiz yerler, yürüyüş rotamız için buraya tıklayabilirsiniz. - Ayrıca Endülüs bölgesinde görülecek yerler, İspanya'da araç kiralama, yol haritası vb. konusunda yazdığımız blog notlarına ulaşmak için buraya tıklayınız."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/basel-havaalani-tek-ucusla-5-ulke-9-sehir", "text": "İsviçre, Fransa ve Almanya sınırında mükemmel bir lokasyonda yer alan uluslararası bir havaalanı. Coğrafi olarak, Fransa topraklarında yer alan bu havaalanı, İsviçre'nin Basel şehrine 3,5 km, Almanya'nın Freiburg şehrine 46 km, Fransa'nın Mulhouse şehrine 20 km mesafede. Yani gerçekten de adı gibi tam bir \"Euro Airport\"! \"E ne olmuş yani?\" demeyin, durun dahası da var! Bu havaalanına Barcelona, Madrid, Malaga, Sevilla, Londra, Paris, Nice, Monaco, Amsterdam, Edinburgh, Hamburg, Saraybosna, Niş, Ohrid gibi birçok irili ufaklı şehirden uçuş bulunmasının yanında Türkiye'den de İstanbul, Antalya ve İzmir illerimizden Pegasus uçuşları mevcut. Bu ne demek? Yani bu havaalanı mükemmel lokasyonunun yanında ucuz havayolu şirketlerinin de uğrak yeri. Eğer kısıtlı bir bütçe ve sınırlı bir zaman diliminde hızlı bir Avrupa turu planlama aşamasındaysanız, eminiz bir uçuşla birden çok şehir hatta ülke görmek istiyorsunuzdur. Biz de bunu düşünerek, sizin için mükemmel bir rota hazırladık. Gelelim size bahsettiğimiz o mükemmel rotaya! Aslında 2 opsiyon çizdik sizin için, siz daha da geliştirebilir ve kendinize göre, nereyi daha fazla görmek istediğinize, tatil sürenize ve önceliklerinize göre modifiye edebilirsiniz. Bu opsiyon için google haritasını görmek istiyorsanız, buraya tıklayabilirsiniz. Pegasus'un İstanbul hareketli Basel uçuşları genellikle öğle saatlerinde. Öğleden sonra Basel Havaalanına indikten sonra, havaalanından araç kiralayarak ya da tren ile Freiburg şehir merkezine 1,5 saatte ulaşacağınızı da dikkate alarak, ancak akşam üzeri gibi Freiburg şehir merkezine varacağınızı söyleyebiliriz. Uçuş detaylarınıza göre tren hareket saatlerini ve fiyatlarını resmi DB web sitesinden kontrol edebilirsiniz. Genelde tek yön tren fiyatları maksimum 25- 30 Euro arasındadır. Eğer 25 yaşından küçükseniz, tren fiyatları da indirimli oluyor. Eğer araç kiralayacaksanız ve \"Basel Havaalanı araç kiralama\" hakkında araştırma yapıyorsanız önce.. Avrupa'da araç kullanma konusunda ip uçları ve tecrübelerimizi yazdığımız yazımızı okumanızı öneririz. Freiburg küçük ve sevimli bir Alman kenti. Genelde genç üniversiteliler ile yaşlı Almanların yoğunlukta olduğu, çok fazla turistik olmayan ancak yine de Almanya' da olduğunuzu kesinlikle hissedeceğiniz sevimli bir kent burası. İlk gece Freiburg'da konakladıktan sonra, ertesi gün Bern üzerinden Cenevre'ye devam edeceğiz. Bu rotada Cenevre'ye akşam saatlerinde ve oldukça yorgun bir halde vardığınızı varsayarak, konaklama yapacağınız otelde check-in işlemleriniz ardından şehir merkezinde kısa bir tur yapmanızı öneririz.. Raclette ya da fondue yiyerek İsviçre peynirleri ile akşam yemeğinizi ziyafete çevirmenizi öneririz. Tıklayınız.. Cenevre bir günde tamamlayabileceğiniz kadar küçük ancak çok fazla sayıda tarihi bina, alışveriş merkezleri, tasarım cafeler, yürüyüş yolları ve parklar olan bir kent. Eğer bütün müzelere gireceğim, doya doya alışveriş yapacağım demezseniz, Cenevre'yi maksimum 4- 5 saatlik bir yürüyüş turu ile tamamlamanız mümkün. Cenevre'den sonra biraz da Fransa'nın havasını solumak için Annecy'ye devam ediyoruz. Cenevre- Annecy arası 1 saatten bile daha az bir mesafe. Annecy mükemmel bir günü birlik şehir ve normal koşullarda belki de gidip bir hafta geçirmezsiniz ancak bu rotada seyahat ediyorsanız kesinlikle uğramadan geçmemelisiniz. Annecy'de göl kenarında Alplerin panoramik manzarası eşliğinde kısa bir yürüyüş, kanallardan geçerek dar sokaklarıyla şehir merkezinde bir tur attıktan sonra rotamız Italya! Turin ile Annecy arası yaklaşık 3 saatlik bir mesafe. Eğer araba kiraladıysanız, tünellerden geçerek İtalya'ya vardığınızda sınırda pul almanız gerekiyor. Kışın seyahat ediyorsanız Alplerin karlı tepelerine doyacağınız, panaromik ve oldukça rahat bir yolculuk sizleri bekliyor. Yolculuk saatlerinize uygun olarak yol üzerinde uygun bir konaklama bulabilir, Torino'ya kadar sabredebilir ya da Annecy'de bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah erken saatlerde yola çıkabilirsiniz. Biz genelde gece yolculuk edip gün kaybetmemekten yana olduğumuz için biraz sabır demenizi ve henüz yoldayken de booking. com üzerinden Torino şehir merkezinde bir otel ayarlamanızı öneririz. Gider gitmez koca bir pizza ile karnınızı doyurduktan sonra güzel bir uyku tüm yorgunluğunuzu alacaktır. Ertesi sabah İtalya' da \"bongiorno\" demeye ve bu şehrin tadını çıkarmaya hazırsınız. Torino'yu doya doya gezdikten sonra aslında geri dönüş yolculuğunuz başladı ancak görülecek yerler henüz bitmedi. Rotamızda Milano ve ardından da zenginlerin yazlık mekanı Como Gölü olduğunu zaten görmüşsünüzdür. Milano'da lüks mağazaları, şehir merkezini gezdikten sonra birkaç İtalyan cafesinde oturup espresso içerek yerel halkı gözlemleyip, Como Gölü'nün eşsiz manzarası ve tabiat güzelliklerine doğru seyahat edebilirsiniz. Bu rotada geceyi Milano'da geçirmenizi öneririz zira Como Gölü civarına göre daha fazla ve daha hesaplı konaklama seçeneği bulunuyor. Bundan sonra rotamızda Liechtenstein var. Belki duydunuz, belki duymadınız. Ama yüz ölçüm bakımından minnacık bir yer. Bu ülkenin kendisi gibi neredeyse adı hiç duyulmamış başkenti Vaduz'a uğrayabilirsiniz. Eğer şimdiye kadar tatil planı yaparken, ya da önünüzde harita \"Nereye gitsem acaba?\" diye düşünürken \"Daha görülecek çok yer var Liechtenstein eksik kalsın\" dediyseniz, şimdi tam sırası. Açıkcası bu ülkenin dibine kadar gelmişken neden bir uğramayacaksınız ki? Belki de en iyi fırsat budur. Değerlendirmelisiniz! Basel Havaalanına dolayısıyla turumuzun bitmesine bir durak daha var. Zürih! İsviçre'nin başkenti! Sabahtan akşama kadar gezebilir, hatta hala uçuş için zamanınız varsa Zürih'te kesinlikle 1 gece konaklamalısınız. Torino'dayken eğer \"Hazır İtalya'ya kadar geldim, tekrar Basel'e dönmeyeyim.\" derseniz, ya da pahalı şehirler olan Milano, Como Gölü ve ya Zürih'ten ziyade, İtalya'nın daha yerel, sahil şeridinde yer alan küçük ama sevimli ve gizli güzellikleri keşfetmek isterseniz, önerimiz Genoa, Cinque Terre, La Spezia hatta buradan devam ederek Pisa! 2. alternatif için harita görünümü buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz. Bu durumda ilk 4 gün birinci opsiyondaki rotayı takip ederek; 5. gün Torino- Genoa, 6. gün Cinque Terre, La Spezia, Lucca, 7. gün Pisa yapabilirsiniz. Bu alternatifi tercih edecek olanlara önerimiz dönüş biletini Pisa'dan almaları. Zira İstanbul- Basel gidiş dönüş ve İstanbul- Basel gidiş & Pisa- İstanbul dönüş uçuşu arasında 200- 300 TL'lik bir fark çıkıyor. skyscanner. com'dan \"çoklu-uçuş\" seçeneğini tıklayarak siz de karşılaştırma yapabilirsiniz. Eğer bu kadar cüzi bir farkla çoklu uçuş bulabilirseniz, kaçırmayın deriz. Torino'dan sonra 2. alternatifi tercih edenlere, yolculuğun devamı ile ilgili detayları bulabilecekleri \"Torino' dan 5 efektif rota\" yazımızı okumalarını öneririz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/belcika-dan-tarkan-gecti-hasselt", "text": "Kim derdi ki bir gün hayatımda ilk defa Belçika'ya gideceğim ve gitme sebebim Tarkan olacak! Ki Tarkan hayranlığım falan da yoktur. Hayat işte.. Evet \"Belçika'nın güzide şehirleri Antwerp, Blankenberge, Brüksel dururken neden Hasselt?\" derseniz, boş anıma denk geldi. Ve Belçika'dan Tarkan geçti: Hasselt şehrinden. İtiraf ediyorum, ben de tanıklık ettim. Alın size bir yol macerası daha. Bir gün kuzenim \"Hadi Belçika'ya gidelim\" dedi. Hemen \"Hadi\" dedim. Gezmek bizim işimiz, affeder miyim? Ama benim onaylamamdan sonra Tarkan konserine demeyeydi iyiydi. Gitmemek için çok uğraştım. Fakat plan güzeldi.. Hasselt'e dair çok bir şey yazamayacağım çünkü baştan sonra araba ile gezdik ve ilgimizi çeken bir şey olursa dururuz dedik ama olmadı. Konser işte diyemeyeceğim. Çünkü şimdiye kadar gittiğim konserlerde hiç bu kadar fanatik dinleyiciyi bir arada görmedim. Kalabalıktı demek az kalır, izdiham vardı! İşte bu da haberi! Ben de diyorum neden kalabalık! 3 binden fazla kişi varmış!!! Sahne performansı gerçekten iyiymiş. İyi ki gitmişim dedim. Yani Belçika turu bir yana Tarkan konserine de iyi ki gitmişim dedim. Enerjisi, duruşu çok iyi.. Ekrana yakıştığını biliyordum ama sahneye de yakışıyormuş.. Ve neredeyse konserin yarısını sadece gitar eşliğinde yalın bir sesle söyledi... Bunun dışında soranlara selamı var."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/belgradin-en-iyi-mekanlari-cafe-ve-publar", "text": "Belgrad, ya da Sırpça ismiyle beyaz şehir anlamına gelen Beograd, Sırbistan' ın hareketli ve renkli başkenti. Vizesiz gidilebilecek yakın yerlerden olması nedeniyle hafta sonu için bile değerlendirebileceğiniz bir alternatif. Belgrad gezi rehberimizi detaylı bir şekilde hazırlamış ve nerede kalınır, nereler görülmeli, ne yer ne içersiniz gibi soruları bir bir hazırlamıştık. Merak edenler yazının linki için buraya tıklayabilirler. Bu yazımızda bizi gezip görülecek tarihi yerlerden daha çok etkileyen kafe ve mekanlarından bahsetmek istedik. Belgrad'daki hareketli ve eğlenceli mekanlar o kadar farklı konseptlerde ki ayrı bir başlık altında ele alınmayı hak ediyor. Açıkcası şimdiye kadar daha seyahat bitmeden döner dönmez bunu yazmalıyım dediğimiz bu tarz bir başlık olmamıştı ama Belgrad bizi gerçekten olumlu anlamda şaşırttı. Daha önce Belgrad için Avrupa'nın partilemelik mekanı diye bir yakıştırma duymuşsunuzdur. Sadece Türkler değil diğer ülkelerden gençler buraya sadece parti amacıyla geliyorlar ama biz kaybolduğumuz ara sokaklarda bile karşımıza çıkan mekanlar ile büyülendik diyebiliriz. Hem dekorasyon, hem hizmet, hem fiyat/ performans hem de sunum anlamında Belgrad aşmış arkadaşlar. Güleryüzlü ve kaliteli hizmet almayı özleyen biz Türkler için inanılmaz keyifli hissettirdi bu şehir. Menüde ne sipariş ederseniz edin öyle ince işlenmiş bir sunum ile önünüze geliyor ki sanki Michellin ödüllü bir restorantta tadım menüsü yapıyorsunuz. Kahvaltı yapacağınız mekanlar, önünden geçerken underground tarzı ile sizi kendine çekecek barlar, gece dımtıs dımtıs diskolar ve ya geleneksel bir gece için sırp müziği eşliğinde ' kafana'lar.. Her zevke, yaşa ve kültüre hitap eden bir yer Belgrad. Enteresan konseptli yerlerden tutun da dışarıdan çok fazla dikkatinizi çekmese de içeri girdiğinizde şaşıracağınız cafeler ile ilk olmasa bile ikinci Belgrad gezinizi sırf mekan turuna ayırabilirsiniz. Yani biz öyle yapmayı planlıyoruz.. 1- Ljupce Mihajlovski: Belgrad'ın en iyi börekçisi ki önünde kuyruk görürseniz şaşırmayın. 2- Hleb & Kıfle: Şehrin pek çok yerinde karşınıza çıkabilecek bir pastane. Çeşit çeşit kruvasan, sandviç, börek ve tatlı bulabilirsiniz. 3- Pekara Trpkovic: Önünde kuyruklar oluşan en iyi börekçilerden biri. Pratik kahvaltı için ideal bir seçenek. Pekara Bakery ya da Börekçi- Fırın diyebileceğimiz yerler. Bazılarında oturabiliyorsunuz bazıları direkt alıp gitmelik. 4- Boutique: Güzel bir mekanda oturup yumurtalı güzel karın doyurmalık bir yer arıyorsanız tam sizlik. 1- Dva Jelena: Belgrad'ın meşhur bohem bölgesi Skardarlija'da yer alan ve geleneksel bir Sırp gecesi yaşamak isteyenler için ideal bir mekan. Dva Jelena Sırpça iki geyik anlamına geliyor. Mekanda geleneksel yiyecekleri seçebileceğiniz geniş bir menü ve her akşam geleneksel canlı müzik yapan gruplar var. 2- Manufaktura: Balkan müzikleri eşliğinde gerçek Balkan lezzetlerini denemek isteyenler için şehrin ana caddesi Knez Mihaliova'nın paralelinde bulunan bu mekanı öneririz. 3-Lovac: Geyik etinde şehrin en iyisi için gösterilen bir mekan. Öğle ya da akşam yemeği için uğrayabilirsiniz. 4- Little Bay: Belgrad'ın en sıradışı mekanlarından biri. Kırmızı perdeler ve piyano ile zamanda yolculuk yapacaksınız. Her akşam 20:30'da müzik eşliğinde yemek yiyebilirsiniz ama rezervasyon yaptırmanızda fayda var. 5-Lorenzo&Kakalamba Belgrad mekanları arasında öne çıkan ve konsept konusunda sıradışı bir mekan olan Lorenzo&Kakalamba özellikle dekorasyon anlamında listeye eklemelik bir yer. 1- Blaznavac: Hem ilginç dekorasyonu hem de kokteylleri ile önerebileceğimiz yerlerden. Kalabalık gruplar için oldukça hesaplı litrelik kokteylleri bile var. 2- Berliner: Savalama bölgesinde Alman esintileri hissedeceğiniz en popüler barlardan. 3- Ok. No: Knez Mihailova caddesinde yer alan mekan gece yarısı disko alemlerine akmadan bireyler içmek için uğramalık bir mekan. 4- Black Turtle: Kraft bira sevenler için Belgrad' ın en popüler mekanlarından biri olarak listeye ekleyebiliriz. 5- Three Carrots: Sırplar dışında turistler ile içli dışlı olmalık şehrin ilk Irish pub'ı. 6- Ambar: Kalemegdan'dan Sava nehri ile Tuna nehrinin buluştuğu noktaya doğru inerseniz Beton Hala bölgesine ulaşacaksınız. Burada bir sürü mekan var. Gece disco/ club tarzı, genelde dress code olan mekanlar. 7- Caffe Bar Dali: Güzel kokteyller denemelik bir mekan. Aviator Coffee Explorer Kahvecilerin imdadına yetişecek. 4 tane şubesi ile demleme kahve sevenlerin krizlerini giderecek bir yer."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bir-gezgin-once-kendine-yatirim-yapmalidir", "text": "Çok değil, bundan yaklaşık bir 5- 6 sene önce, kurumsal şirketlerde 10 senesini doldurmuş olan beyaz yaka çalışanların, mezun oldukları dönemde \"CEO olmak\" hayalleri bir anda \"Bodrum' da ya da küçük bir sahil kasabasından butik otel açıp işletmek\" , \" Köye dönüp hayvancılık yapmak.\" , \"Babasının yanında çırak olmak.\" gibi daha az hırslı hayallere dönüştü. Genellikle herkes bir şekilde internetten para kazanarak evinden çalışma yolları bulma telaşı içinde. Kimisi internetten ithalat ihracat yapabileceği birşeyler kovalıyor, bilgisayar ile daha haşır neşir olanlar program ve yazılım işlerine giriyor, kimisi etsy hesabı açıp kendi yaptığı el emeği göz nuru ürünlerini satışa sunuyor, özellikle tasarım ve moda severler youtube' a videolar yüklemeye başlıyor ve bizim gibi yazmayı sevenler ise hemen kendine websitesi açıyor. Biz gezip gördüğümüz yerleri yazmaya başladıktan ve sektörü biraz detayı incelemeye koyulduktan sonra fark ettik ki, sadece seyahat etmek, devamlı gezmek ve hatta sırf bundan para kazanmak son zamanlarda herkesin hayali olmuş. Denk geldiğimiz birçok insan gezmek için istifa ettiğini belirttiği söyleyip, dünyayı kovalamaya başlamış bile. Hal böyle olunca da yeni meslek grupları türemiş. Blog yazanlara \"Blogger\" ya da yazmak istemeyip daha çok fotoğraf çekenler \"instagrammer\"; video yapmayı daha çok tercih edenler ise artık bir \"youtuber\" ya da \"vlogger\" ünvanları mevcut. Tabii bu bütün ünvanların en rütbelisi ise \"Fenomen\". Kurumsal hayatın CEO' su bu sektörde artık fenomen olarak biliniyor. Fenomen olduktan sonra da artık sırtınız yere gelmiyor. Sponsorlarınız, davetleriniz, hediyeleriniz vs hayat bir anda bayram yerine dönüşüyor. Bu apayrı bir konu tabii. Biz bu yazımızda gezmek için istifa etmeden önce gerçek bir gezgin olabilmek için ne tür yatırımlar yapılması gerektiğinden bahsetmek istiyoruz. - Bu işe kalkışmadan önce kişisel bir blog hazırlayın. Ya da bir youtube kanalı kurun. Hiç olmadı snapchat ya da vine gibi sosyal medya araçlarında açacağınız hesaplarda küçük paylaşımlarda bulunun. Sanıldığının aksine full time yazı yazmak, video çekip bunları montajlamak, yeni içerikler üretmek, insanları etkileyecek ve takipçi sayınızı günden güne arttıracak bir konu bulmak o kadar kolay değil. Önce epey emeklemeniz, bu yeni sektörün inceliklerini öğrenmeniz gerekiyor. Birkaç denemeden sonra vazgeçip, size göre olmadığı için eski hayatınıza geri dönmek isteyebilirsiniz. Bu yüzden henüz işiniz gücünüz ve az da olsa bir aylık geliriniz varken neye kalkıştığınızı önce biraz deneyimlemeli ve bu işten zevk alıp almayacağınızı görmelisiniz. Belki yazmayı sandığınız kadar da sevmiyorsunuz ya da video montajı yapmak sizi o kadar da cezbetmiyor ya da kendi görüntünüzü izlediğinizde çekinip ses tonunuzu beğenmiyorsunuz. Denemeden bilemezsiniz. - Fenomenleri takip etmek için zaman ayırın. Kimleri, neden takip ediyorsunuz? En çok hangi blogları okuyorsunuz ve bu bloglarda sizi çeken neden ne? Devamlı peşinde olduğunuz fenomenlerin tarzını, yaptıklarını, gezdiği, giydiği, anlattığı her şeyi analiz etmelisiniz. Eğer bu kişiler gibi olmak amacındaysanız sizin de kendi tarzınızı yaratmanız ve onların yaptıklarından daha farklı şeyler yapmanız gerekiyor. Ancak bunu yaparken, daha iyisi olmak için önce elinizdeki detaylı analiz etmeli ve üzerine ne gibi şeyler ekleyebilirsiniz onu bulmalısınız. - Planlama yapmaya zaman ayırın. Nereleri görmek istediğinize, hangi ülkeleri gezeceğinize karar verip bütçe çalışması, yol güzergahı planlama, uçak ve konaklama maliyeti gibi birçok alt kategori için ön hazırlıklar yapın. - Sürekli gezen kişilerin hikayelerine kulak verin. Karşılaştıkları zorluklar, dezavantajlar, başarısızlıkları size birşeyler öğretecektir. Bazen herşeyi deneyerek değil bazen de sadece dinleyerek öğrenebiliriz. - Yazmayı ya da video hazırlamayı sevdiğinize, bunu yaparken de keyif aldığınıza ve sürekliliğini sağlayabileceğinize karar verdiniz. O zaman digital video hazırlamak ya da blog yazma sanatı gibi kurslara katılarak yeteneğinizi geliştirmelisiniz. - Hobilerinizi keşfetmeli ve yeni hobiler edinmelisiniz. Dalış, rüzgar sörfü, yoga, pilates, kayak gibi sporları denemelisiniz. Seyahat etmeye başladığınızda sadece \"gezdim, gördüm, yazdım\" demek yeterli olmayacaktır. İnsanlar sizin yaptıklarınızı da takip etmeye ve devamlı daha farklısını görmek istemeye başlayacaklardır. Bu tür aktiviteler özellikle de adrenalin sporları her zaman daha fazla izleyici çekecektir. - Ön denemeler yapın ve hangi tür seyahatten hoşlandığınızı keşfedin. Bazıları lüks tatiller yapar, bazıları sırt çantalı gezer, bazıları çadırda kalır kamp kurar vs vs. Sizin tarzınız hangisi karar vermelisiniz. Hala çalışıyor ve para kazanıyorken, hafta sonlarınızda görmek istediğiniz yakın yerlere gidin ve mesela, uzun yürüyüşler yapın, bakalım gerçekten de sırt çantanızla dağ tepe tırmanmayı seviyor musunuz? - Fit olmalısınız. Yani sıfır beden olmak değil ama Maldiv fotoğraflarınızda sexy görünecek kadar fit olmaktan bahsediyoruz. İnanın ya da inanmayın, insanlar hala biraz ten görünen fotoğrafları daha fazla takip ediyorlar. - Spor yapmalısınız. Zayıflamak için değil ama güçlü olmak için hareket etmeniz gerekiyor. Eğer uzun bir seyahate çıkacak ve dünyayı keşfedecekseniz, yürüyüş, koşu, bisiklet gibi egzersizler yaparak vücudunuzu karşılaşacağı yeni koşullara hazırlamalısınız. Siz de kabul edersiniz ki kimse hımbıl hımbıl Himalayalar' a tırmanamaz 🙂 Ya bir spor salonuna kayıt olmalı ya da hafta sonu açık havada yürümeli hatta koşmalısınız. - Eğer sigara gibi kötü alışkanlığınız varsa hemen bırakın. Bu öncelikle sağlığınız sonra da bütçeniz için de önemli bir karar olacak. Nefes darlığı, sigara içmek için ayrılan zaman gibi bir çok olumsuzluğu sıralamak bile istemiyoruz zira herkes bunu zaten biliyor. Ayrıca, gezginler genelde aylık geliri olan süper zengin kişiler değiller. Bir çoğu ekonomik seyahat ederek dünyada gezilmedik yer bırakmama derdinde. Hem bütçenizin hem de asıl ruh ve bedeninizin hazır olduğunu hissettiğinizde, bu yeni \"gezgin\" kariyerine adım atmanızı öneririz. Nasıl ki 16 sene okuduktan sonra profesyonel hayata adım attınız, bir kaç sene bu yeni konu üzerinde çalıştıktan sonra yeni hayatınıza adım atmalısınız. Aksi takdirde 1 sene oturup, bugün gittim yarın gideceğim diyerek tüm birikiminizi harcar ve sonunda da hiç birşey yapamadan tıpış tıpış beyaz yakanızı geri takarsınız 🙂 Bizden söylemesi.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bir-gunde-diyarbakir-gezisi", "text": "Tarihi M. Ö. 7500lü yıllara dayanana Diyarbakır'da gezilecek yerler bir tarafı surlarla çevrili şehrin tarihi bölgesinde bulunuyor. Ve hepsinin konumu birbirine yakın şekilde. 1 tam günde Diyarbakır şehir merkezini çok kolaylıkla gezebilirsiniz. Öncelikle biz Diyarbakır'a Ankara'dan kalkan Kurtalan Ekspresi ile gittik Diyarbakır havalimanı'ndan Ankara'ya geri döndük. 1 tam günde de Diyarbakır turumuzu tamamladık. Tabii bu kadar kısa zamanda bir şehir gezmek için nokta atışı gezilmesi gereken yerlere gitmek, meşhur yemeklerin tadılması gerekiyor. Sadece Diyarbakır hava durumuna dikkat edin. Biz Ocak ayının ilk haftasında oradaydık ve montla dolaşabildik. Ama Mart- Nisan ya da Kasım ayında Diyarbakır gezisi daha ideal olur.. Diyarbakır Yeme İçme Önerileri: Diyarbakır denince akla ilk gelen karpuz tabii ki ama burada bizim için alışık olmadığımız farklı tatla da varmış. Yöresel Diyarbakır yemek ve mekan önerileri listesi: Kadayıfçı Hacı Levent veya Kadayıfçı Saim Usta'dan Diyar Burma ve soğuk baklava, Xale Meheme'de ciğer, Mardin Keba Evi'nde patlıcanlı kebap yemelisiniz ve reyhan şerbeti denemelisiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/blankenberge-e-gitmek-icin-4-neden", "text": "Eğer günü birlik Blankenberge'e geldiyseniz, Blankenberge'de görülmesi gereken yerler ve şehre dair ne varsa Blakenberge yazımızı okuyup 1 günde Blankenberge gezisini tamamlayabilirsiniz. Okumak için tıklayıns efenim. Eğer 1 günden fazla mesela haftasonu için Blankenberge'de iseniz, o zaman hazırladığımız 1 günlük planı bitirip, 2. günde denizin ve kumsalın keyfini çıkartabileceğiniz dingin bir gün geçirebilirsiniz. 1- Cruise'a katılabilirsiniz: Aynı zamanda liman şehri olan Blakenberge'den, hazır buradayken ucuz cruise ile başka ülkelere seyahat edebilirsiniz. Blankenberge'in batısında ve trenle 30 dakika, araba ile 15 dakika uzaklığındaki Brugge'un Zeebrugge sahilinden kalkan cruise gemileriyle İngiltere'ye oradan da İrlanda'ya ya da Fransa'ya geçebilirsiniz. Böylece tatilinizi hem karadan hem de denizden gerçekleştirmiş olacaksınız. Tabii Belçika'ya uçak ile geldiyseniz bir de havadan shshs.. Güvenilirliği açısından en ideal cruise şirketi P&O Ferries. Detaylı bilgi için tıklayın. 2- Bruges'a ve diğer Belçika şehirlerine gidebilirsiniz: Blakenberge'den Belçika'nın diğer şehirlerine otobüs, tren veya araç ile ulaşım imkanları hem hesaplı hem de çok kolay. Belçika'nın Blakenberge'e en yakın şehri olan Bruges, özellikle görmeden geçemeyeceğiniz bir şehir. Ayrıca Brüksel, Gent gibi diğer Belçika şehirlerinden, Blakenberge'e otobüs veya tren ile günlük turlar düzenleyebilirsiniz. 3- Avrupa'yı trenle gezebilirsiniz: Belgian Rail Pass: Herhangi bir yöne, Haziran 2016 fiyatıyla 76 ' ya 1 aylık 10 adet tek yön bileti alabilirsiniz. Tek şart, Belçika sınırları içindeki NMBS/SNCB Belçika raylı hattını kullanmak. Herhangi bir tren garından bileti temin edebilirsiniz. Tek yön biletinizi aldığınızda bir form doldurmanız gerekiyor. Nereye gittiğinizi, ne zaman seyahatinize başlayıp, bitireceğinizi yazmanız yeterli. Ayrıca bileti birden fazla kişi de kullanabilir. Sadece kaç hattın kullanacağının belirtilmesi gerekiyor. NOT: Bilet, hızlı trenler ve Brüksel Havaalanı'ndan Brüksel şehir merkezine gitmek için geçerli değil. 4- Belçika kıyılarını tramvay ile gezebillirsiniz: De Kusttram : 68 durak ve 68 km ile Dünya'nın en uzun tramvay hattı. Blankenberge'i de içine alacak şekilde, Belçika deniz kıyısının güney ucu Adinkerke'den kuzey ucu Knokke'ye kadar uzanıyor. Blankenberge ise kuzeydeki son durak olan Knokke'ye 10 km uzaklığında. Tramvay kış aylarında 20 dakikada bir, yaz aylarında ise 10 dakikada bir geçiyor. Tek yön bilet 2015 yılında 3 . Bunun yanında birden fazla bilet opsiyonları da mevcut. Bileti, tramvay duraklarındaki bilet ofislerinden ya da bilet makinelerinden temin edebilirsiniz. Tramvaya bindiğinizde biletinizi sarı makineerden onaylatmayı unutmayın. İşte bütün bu sebeplerden dolayı, Bruges ya da Brüksel gibi popüler olmayan Blakenberge'e gidebilir ve tatilinize değişik ulaşım araçlarından biri ile renk katabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bodrumdan-alanyaya-araba-yolculugu-rotasi", "text": "Bodrum- Alanya Arasınde \"Road Trip\" yapma zamanı geldi.. Kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Akdeniz, batısında Ege denizi ile çevrelenmiş mükemmel bir coğrafi konuma sahip olan ülkemizde gezilecek görülecek yerler saymakla bitmez, insan her geçen gün yeni bir yer öğrenir, farklı bir deneyim edinir.. Bu rotamızda Bodrum' dan başlayıp, Alanya' da biten mükemmel bir araba yolculuğu yapıyoruz ve Akdeniz sahilini baştan sona geziyoruz. Bu güzergah için hazırladığımız harita görünümüne buradan ulaşabilirsiniz. Özetle Bodrum' dan başlayarak, bir feribot yolculuğunu da kapsayan toplamda yaklaşık 800 km' lik bir yolculuk sonrasında Datça, Marmaris, Akyaka, Köyceğiz, Dalyan, Dalaman, Göcek, Fethiye, Kaş, Demre, Finike, Kemer, Antalya, Belek ve Manavgat' ı gezerek Alanya' ya ulaşacağız. Bodrum şehir merkezinden yarım saatlik uzakta yer alan Bodrum- Milas havaalanı hem domestik hem de uluslararası bir çok seferin yapıldığı işlek bir havaalanıdır. Özellikle yaz ayları için biletinizi önceden almalısınız zira Mayıs sonu itibariyle yoğun talep nedeniyle hem yer bulmak zor olabilir hem de bilet fiyatları artacaktır. Biz bu seyahat için Bodrum gidiş tek yön bilet almanızı ve havaalanında Sixt, Avis, Budget, ya da diğer şirketlerden seyahat süreniz ile kişi sayınıza göre uygun olan bir araç kiralamanızı öneriyoruz. Eğer zamanınız varsa Bodrum' da minimum 2 gece geçirmenizi öneririz. Bir gün şehir merkezinde bir gün de Bodrum yarımadasında yer alan koy ve köyler civarında yine bir roadtrip yaparak Bitez, Akyarlar, Turgutreis, Gümüşlük, Yalıkavak, Gündoğan, Göltürkbükü, Torba' yı gezmelisiniz. Ancak seyahat süreniz kısıtlı ise, sadece 1 gece şehir merkezinde konaklama yapmanız daha efektif ve pratik olacaktır. Bodrum' da gezilecek yerler, yürüyüş rotaları, seyahat önerileri ve şehir turu için yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Bodrum- Datça arası feribotla 2 saat sürüyor ve tek yön bilet 35 TL civarında. Araç ile geçtiğinizde bu fiyat 100 TL. 2 saatlik yolculuk sırasında turkuaz renkli denizin ve yemyeşil doğanın oluşturduğu eşsiz manzaranın tadını çıkartacaksınız. Datça' da bir gece konaklamanızı öneririz. Burada Bodrum' a kıyasla alternatif daha az olduğu için, otel fiyatları biraz daha yüksektir. Bu civarda en çok önerilen ve booking. com' dan karşılaştırma yaptığınızda fotoğrafları ile direkt gözünüze çarpacak olan otel ise Otel Mavi Beyaz. Bir sonraki durağımız olan Marmaris; Mükemmel plajları, masmavi berrak bir deniz, yemyeşil doğası ve sadece tekneler ile ulaşabileceğiniz eşsiz güzellikte mağara ve koyları ile mükemmel bir tatil destinasyonudur. Bodrum ve ya Antalya ile karşılaştırıldığında daha uygun fiyatlı konaklama ve restoranların yer aldığı bu ilçemiz oldukça fazla sayıda İngiliz, Alman ve Rus turist ağırlar. Bu sebeple özellikle sahil şeridinde yer alan cafe, bar ve restoranlarda Türkçe menü bile bulamayacaksınız. Marmaris' te 2 gece konaklamanızı ve Marmaris şehir turu sayfamızda hazırladığımız rota ile bir gün şehir merkezini, bir gün de koyları gezeceğiniz bir yat turu yapmanızı öneririz. Burada yat turu için farklı güzergahlarda tur organizasyonları mevcuttur. Dilediğinizi seçebilirsiniz. Çizdiğimiz bu rotayı takip ettiğinizde, Marmaris' ten sonra Gökova, Köyceğiz, Dalyan, Sarıgerme, Dalaman ve Göcek' i göreceksiniz. Buralarda sadece birkaç saatlik molalar vererek Fethiye' ye devam ediyoruz. Fethiye' de yapılacaklar, görülmesi gerekenler, Fethiye' de eğlence, Fethiye' de yeme içme konularında hazırladığımız yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Antalya kocaman bir şehir. Yaz kış ılıman bir iklimi, uzun geniş ve tertemiz plajları, inanılmaz sevimli bir eski şehir merkezi ve aradığınız her şeyi bulabileceğiniz birçok AVM' si ile en az 2 hatta 3 gece konaklayabileceğiniz bir ilimiz burası. Antalya' da yapılması gerekenler, görülmesi gerekenler ve günlük şehir planı önerilerimiz için buraya tıklayabilirsiniz. Antalya' da aracınızı park ettikten sonra toplu taşıma kullanacaksanız, Antalya kart almanızı öneririz zira bu kart olmadan otobüs ya da tramvaya binemiyorsunuz. Antalya' dan Kemer' e dilerseniz aracınızla dilerseniz feribotla geçebilirsiniz. Sadece 10 TL karşılığında Marina' dan feribotla Kemer' e geçmek yat turuna güzel bir altenatif olacaktır. Bu rotadaki son durağımız olan Alanya' ya doğru devam ederken yolunuz üzerinde yer alanKurşunlu şelalesi ve Apollon Tapınağını görmek için Side ve Manavgat ' a uğramalısınız. Akdeniz mutfağı oldukça geniş ve sağlıklıdır. Yol boyunca geçtiğiniz her şehirde taze meyve ve sebze, salata, deniz mahsülleri, et ve diğer tüm lezzetli yiyecekleri yemenin zevkine varacaksınız. Bodrum' da mantı, Antalya' da piyaz yemeden yola devam etmeyin. En az bir hafta! Bu kültürü gerçekten keşfetmek, acele etmeden tadına vararak gezmek ve Akdeniz ruhunu içinizde hissetmek için 2 gece Bodrum, 2 gece Marmaris, 2 gece Fethiye ve 3 gece Antalya' da kalacak şekilde toplam 10 günlük bir tatil planlayabilirsiniz. Yapacağınız aktivitelere ve tercih ettiğiniz konaklama seçeneğine göre fiyatlar oldukça değişiklik gösterir. Bu hesaplamayı yapmadan önce otel fiyatları için booking. com, uçak biletiniz için skyscanner 'ı, araç kiralama için Avis, Garenta, Europcar, Sixt şirketlerinin web sitelerini incelemelisiniz. Yemek, içecekler, plaj girişleri dışında günlük en az kişi başı 100 TL ayırmalısınız. Araba kullanmaktan hoşlanmayan ya da daha farklı bir deneyim peşinde olanlar, şimdiye kadar yapmadılarsa kesinlikle Mavi Yolculuk yapmalı. En az 1 hafta özel bir yat kiralayarak, Akdeniz' in birbirinden güzel koylarında en güzel sularında sadece uçsuz bir mavi ve benzersiz bir yeşil göreceğiniz, sadece canınız istediğinde karaya çıkıp diğer insanlar arasına karışacağınız sakin, huzurlu ve dinlendirici bir tatil hayal ediyorsanız Mavi Yolculuk yapmaktan çok keyif alacağınız bir gerçek. Özellikle yaz aylarında bu yatlar, bir önceki seneden ya da yıl başından itibaren kapatılmış olduğundan her hafta dolu olabiliyor. Rezervasyon yaptırmak için çok geç kalmamanızı öneririz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bodrumdan-kosa-gecmek", "text": "- 1Kişi Tek Yön: 18 - 1Kişi Aynı Gün Gidiş Geliş: 21 - 1Kişi Farklı Gün Gidiş Geliş: 32 - 1Kişi Tek Yön: 20 - 1Kişi Aynı Gün Gidiş Geliş: 24 - 1Kişi Farklı Gün Gidiş Geliş: 36 Bodrum'dan ayrılırken bir sorun yok her şey tıkırında işliyor fakat Kos'a gelince uzun pasaport kuyruğunda belemeniz gerekiyor. Tabii burada saatlerden bahsettiğimiz için, günübirlik bir tur için gereksiz zaman kaybediliyor. Üstüne Bodrum'a son feribot seferi 16:30 dersek ve iskelede daha önce bulunmak gerektiğini düşünürsek size ortalama 4 saat kadar zaman kalıyor. Yani günübirlik Kos'a gitmeye değmez. 5 Euro'ya 30 dakikalık tren turu ile ada gezilebilir. Hipokrat Ağacı.. Hipokrat'ın bu adada doğduğuna inanılıyor. antik tiyatro haricinde beyaz kumsallarda yan gelip yatmak Kos'ta başlıca yapılacak şeydir. Öyle tarihi eserler çok yok. Marketlerden ucuza içki alabilirsiniz. Tabii magnet gibi hediyelik eşya da alabilirsiniz. K. K. T. C'ye pasaport ile giriş yapıldıysa ve pasaportta giriş damgası var ise, Yunan Adalarına girilemez. Bu durumda şengen vizesi alınıp, vize göstererek girmek bir çözüm olabilir."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bozcaadada-5-konaklama-alternatifi", "text": "Bozcaada oldukça turistik, çok şirin, küçük ama bir tatilde aradığınız tüm özellikleri taşıyan bir yer. Plajlar, eğlence, muazzam bir gün batımı, güzel yemekler her şey var ama tek sıkıntısı ulaşım. Maalesef kış aylarında feribot seferlerinin olumsuz hava koşullarından etkilenmesi sebebiyle adaya ulaşım imkansız. Bu yüzden yaz aylarında kısa bir kaçamak yapıp ada hayatını deneyimlemek isteyen herkes yönünü buraya çevirmeye başlıyor. Bozcaada konaklama alternatifleri adanın büyüklüğüne kıyasla oldukça fazla. Eminiz ki haritayı açıp yakınlaştırdıkça siz de şaşıracaksınız. B, iz kendi seyahatimizi planlarken ' Nerede kalsak?' sorusuna biraz fazla kafa yormuştuk bu sebeple size hap niteliğinde bir yazı hazırlamak istedik. Malum adada üzüm bağları bir hayli fazla. Bu sebeple bağ evleri sayısı da her geçen gün artıyor. Ama her bağ evi yazan konaklama yeri de bağ evi değil 🙂 Yani adı bağ evi ve bir bağ içerisinde muhtemelen ama size verdiği his konteynerden bozma bir yazlık 🙂 O yüzden fotoğraf ve yorumları inceleyin. Dezavantaj: Çok fazla sayıda bağ evi var adada ve fiyatlar hemen hemen diğer oteller ile aynı. Bu sebeple eğer yoğun sezonda son dakika Bozcaada planı yapacaksanız yer bulamama ihtimaliniz oldukça yüksek. Avantaj: Keyifli ve şık bir konaklama alternatifi. Ayazma, Sulubahçe ve Habbele Plajı en kalabalık yerler. Adada her yerden denize girilmiyor ve bu üç plaj en fazla tercih edilen. Bunların dışında Akvaryum Koyu, Beylik koyu, Ayana koyu da mevcut. Eğer denize yakın olup yürüme mesafesinde bir yerde kalmak istiyorsanız dikkatinizi Ayazma civarına yoğunlaştırabilirsiniz. Biz 2023 gezimizde Aspasia House' da konakladık. Fiyat performans oteliydi açıkcası ama konumu ve çalışanların nezaketi mükemmeldi. Dezavantaj: Gece bir şeyler yemek veya içmek isterseniz aracınızla ulaşım sağlamalısınız. Benzin istasyonu bile merkezde. Yol kısa olmasına kısa ama merkezde park etmek özellikle yoğun sezonda- neredeyse bir kabus. Avantaj: Merkeze kıyasla daha sakin, sessiz ve bizce huzurlu. Sabah veya akşam denizi gibi bir lükse sahipsiniz. Bütün gün mayolarınızla takılabilir, yürüme mesafesinde denize gidip otelinize gelebilirsiniz. Özellikle araç ile gelmeyip, feribota atladığı gibi tabana kuvvet buraya gelmeyi tercih edenler bizce merkezdeki otelleri seçmeliler. Yeme içme alternatifleri ve eğlenceli barlar & restoranlar hep merkezde. Kafanız rahat eğlenebileceğiniz birkaç gün geçirmek istiyorsanız ve denizden çok eğlence odaklıysanız bizce merkeze yönelin. Dezavantaj: Merkezde aşırı fazla otel var ve genelde hepsi dip dibe. Birinin bahçesinden ötekinin girişine ulaşıyorsunuz gibi düşünün. Bazıları daha yüksek noktalarda bu da biraz yokuş veya merdiven çıkmayı gerektiriyor. Park sıkıntısı oldukça fazla. Otellerin çoğunda park alanı yok, sokak aralarında ve yokuşlarda araçlarınızı park etmek zorunda kalıyorsunuz. Bir de plajlara veya gün batımına gitmek için taksi tutmanız lazım. Avantaj: Merkezdesiniz! Kahvaltı, akşam yemeği, kafe, eğlence, akşam üzeri yürüyüşleri, gece atıştımalık siparişi vs ayağınızın altında. Üzülerek belirtiyoruz ki artık Akvaryum koyunda çadır atmak yasaklanmış. Aslında adada herhangi bir yerde çadır kurmak artık imkansız diyebiliriz. Bu yüzden çadırcıların tek alternatifi kamping alanları ki bu da zaten sadece 1 tane var. Bozcaada Camping. Dezavantaj: Kamp yerinde çadır atmak çadır kültürüne biraz ters aslında. Özgürlük alanı kısıtlanıyor. Kaldı ki bu kamp yerinde yoğun sezonda tüm çadırlar yan yana. Özel alan bulmak imkansız. Kamp alanı Ayazma plajına yakın ama merkeze uzak. Yani aracınız yoksa ve merkezde zaman geçirmek istiyorsanız biraz zahmete katlanacaksınız. Avantaj: Maddi anlamda avantajlı bir konaklama alternatifi. Otellere ödeyeceğiniz fiyatların çok altında bir tatil yapabilirsiniz. Sulubahçe plajı karavancıların kendi plajı gibi olmuş. Öyle ki yoldan geçerken yanyana set gibi dizilmiş karavanlardan burada muhteşem bir sahil olduğunu göremiyorsunuz bile. Dezavantaj: Karavancı değiliz ama gördüğümüz kadarıyla plajda su ve elektrik gibi imkanlar yoktu. Alışveriş için merkeze inmek veya önceden hazırlıklı olmak gerekiyor. Bu plaj geceleri oldukça serin ve çok rüzgarlı. Hemen yolun kenarında park edildiğinden dikkatli olmak gerekiyor. Avantaj: Kilometrelerce uzanan muazzam bir plaj sanki size rezerve edilmiş gibi! Daha ne olsun! Buraya tıklayarak Bozcaada' da gezi, plaj, yeme içme önerilerimizi derlediğimiz yazımıza bir göz atın deriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bozcada-deniz-gunes-huzur-ve-siz", "text": "Aşk adası Tenedos nam-ı diğer Bozcaada'yı henüz keşfetmemiş olanları buraya alalım. Bozcaada 2 gün içinde rahat rahat gezerek her yeri görebileceğiniz kadar küçük ama huzura doyamayacağınız kadar büyük bir ada. Türk mahallesindeki ahşap evler Rum mahallesine geçtiğinizde yerini renkli evlere bırakıyor. Herkes güler yüzlü, herkes mutlu. Sokakları üzüm kokan adanın insanı bir anda içine çeken bir havası var. Zaman o kadar sakin ve yavaş geçiyor ki bir gün içine hiç yorulmadan sığdırabildiklerinize şaşıyorsunuz. Bozcaada'ya gitmek için en ideal mevsim bize göre bahar ayları. Yazın aşırı kalabalık olduğu için koşuşturma içinde geçiyor zaman ve almanız gereken keyfi alamıyorsunuz. O yüzden yazlıkçı kalabalık adayı terk ettiğinde gidin ve doyasıya bir Bozcaada deneyimi yaşayın deriz. Bozcaada Kalesi, Rum Mahallesi, Bozcaada müzesi, Polente Feneri ve Rüzgar Gülleri, Ayazma Manastırı, Meryem Ana Kilisesi adada görebileceğiniz başlıca yerlerden. Adanın en büyük plajı Ayazma Plajı. İnce kumu ve boylu boyunca uzanan sahili ile soğuk suda denize girmeyi sevenleri bekliyor. Sulubahçe Koyu, Akvaryum Koyu ya da Beylik Koyu denize girebileceğiniz diğer koylardır. Kahvaltısı gelenlere öneriler; Cafe at Lisa's'da kahvaltı yapabilirsiniz. Eğer kendi kahvaltınızı hazırlayacaksanız Çiçek Fırın'da dereotlu mısır ekmeği, tam buğday ekmeği, köy ekmeği ve on tahıllı ekmekten birini almanızı tavsiye ederiz. Akşam yemeği için karnı guruldayanlara öneriler; Kuzina, Vahit'in Yeri, Yalova Restorant, Çınaraltı, Sandal, Polente, Cafe at Lisa's veya Fuska. Kafein komasına girenler için öneriler; Coffee Shelter, Kahverengi Coffee, Gümüş Coffee House veya Ada Cafe kahve severlerin muhakkak uğraması gereken cafelerden. Bozcaada'nın simgelerinden biri olan Gelincik şerbeti ve Gelincik reçelini ilk kez üreten işletme ola Ada Cafe'de gelincik şerbeti ve kurabiyesini deneyebilirsiniz. Şarapseverlere öneriler: Bozcaada'nın vasilaki, çavuşüzümü, karalahna ve kuntra gibi üzümlerinden üretilen değişik şaraplarının tadına bakmak için Tenedion Wine House' a uğrayabilirsiniz. Ayrıca bu tadına bakıp beğendiğiniz şarapları Amadeus, Gülerada, Corvus, Talay Şarapçılıktan veya Yunatçılardan alabilirsiniz. Pazar pazar gezmeyi sevenler için öneriler; Çarşamba günleri kurulan pazardan alacağınız mezelik sebzelerde deniz börülcesi ve kabak çiçeği dolmasını deneyebilirsiniz. İstanbul'dan Bozcaada'ya araçla gitmek için iki alternatifiniz var. Birincisi, Tekirdağ üzerinden Çanakkale'nin Geyikli beldesine ulaşıp, buradan kalkan feribotlara binmek (ki Gelibolu'dan Çanakkale'ye 3 farklı noktadan geçebilirsiniz: Eceabat, Kilitbahir, Lapseki), diğeri ise İzmit rotası üzerinden Yalova, Gemlik, Biga yolundan devam edip, Geyikli'ye gelerek adaya geçmek. Ayrıca hızlı feribotlar ile Bandırma geçerek bu son rotayı daha da kısaltmanız mümkün. Bunun dışında uçakla Çanakkale hava alanına gelip buradan da araç kiralayarak ya da toplu taşıma kullanarak Bozcaada'ya hızlıca ulaşabilirsiniz. Bozcaada konaklama açısından çok fazla sorun yaşamayacağınız bir yer. Biz gitmeden önce rezervasyon yaptırmamıştık, yolda yürürken konuşmamıza kulak misafirliği yapan bir abla sağolsun ben yardımcı olayım, evimi kiralıyorum dedi. İki katlı 5 yatak odalı eve gecesi 200 TL verdik hem de 5 kişi. Biraz şans evet, siz riske atmak istemiyorsanız internetten ön araştırma yapabilir, yerinizi erken rezerve etmek suretiyle de daha uyguna da bulabilirsiniz. Bozcaada da pansiyonlar, oteller, bağ evleri dışında Sulubahçe Koyu'nda yer alan Camping Bozcaada'da kamp da yapabilirsiniz. 2023 GÜNCELLEMESİ: Oteller yaz sezonunda 2 kişi gecelik 3000 TL'den başlıyor arkadaşlar. Biz bu yazıyı ekonomimizin güzel zamanlarında gidip işi ucuza halletmişiz ama bu sene tekrar gittiğimizde hem feribot geçiş ücretinin neredeyse (araç-sürücü ve 1 yolcu için) 600 TL, hem de otellerin de en az 3000 TL olduğunu görünce yazıya güncelleme eklemek istedik. Bilginiz olsun.. - Giderken yanınıza şezlong, şemsiye götürmeyi ihmal etmeyin. - Genellikle rüzgarlı bir ada olduğu için mevsime göre yanınıza sizi rüzgardan ve soğuktan koruyacak bir şeyler almalısınız mesela battaniye. - Adaya araç kiralayarak ya da motosiklet ile gitmeniz işinizi kolaylaştıracaktır. - Yazın her yerde olduğu gibi Bozcaada'da da kalabalık ve sıcak hakim. Ancak yine de Temmuz ayının sonunda düzenlenen Bozcaada Caz Festivali kaçırılmaması gereken etkinliklerden. - Akşam güneşin batışını izlemek için rüzgar güllerine çıkmalısınız."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/bursa-yuruyus-parkurlari", "text": "Bursa denince akla ilk iskender gelse de, dövizin zıpladığı şu günlerde \"İstanbul merkezli nerelere gidebiliriz? İstanbul civarında nereye çadır atabiliriz?\" diye bir araştırma yaptığımızda karşımıza çıkan ilk opsiyonlar arasında Bursa'nın da yer aldığını gördük. Hatta birden fazla alternatif olunca \"en iyisi biz bunu post olarak verelim\" dedik.. Tabii sadece İstanbul için değil. Mesela Bursa Ankara arası 387 km.. Yani yaklaşık 5 saatte Ankara'dan çıkıp Bursa'da olabilirsiniz.. Dünyanın sonu gelmedi dostlar, uzun uzun araştırıyoruz, takipte kalın.. Yine gezeceğiz ama bu sefer ülke sınırları hatta önce bölge sınırları içinde.. İşe ilk olarak Bursa ile başlıyoruz.. Elmalı Köyü: Köydeki ahşap yapılar hep geçme tekniğiyle imşa edilmiş, çivi kullanılmamış. Elmalı Köyü Camii'nin minaresinin merkezinde tek bir ağaçtan hazırlanmış direk mevcut; minarenin basamakları ve dış çeperi onun etrafına çakılmış.. Üç çift öküz ile çekerek getirmişler o ağacı. Bölgedeki Colclhicum Speciosum adındaki mor çiçek kışın habercisiymiş. Toplam parkur 26 km! Evet uzunca gelebilir o yüzden kestirme yolları da araştırdık sizin için.. İzmit TEM otoyolunun batı çıkışından çıkılarak Bursa istikametine gidilir. Yuvacık beldesine gelindiğinde köye doğru dönülür. Yuvacık Barajı geçildikten sonra Aytepe'ye kadar yol takip edilir. İstanbul'a 135 kilometre ve İzmit'e 30 kilometre uzaklığında 14 kilometre, 4 saat sürecek Menekşe Yaylası'na gitmek için yürüyüş yolu Aytepe soğuk su deposundan başlar. Direkt gitmek isterseniz, Bahçecik Mahallesi üstünden yaylaya varabilirsiniz. Yarım saat tırmandıktan sonra Şahin Tepesi'ne çıkılır... 1.5 saat kolay bir yürüyüş ile Menekşe Yaylası'na varılıyor. Menekşe Yaylası'nın 100 metre güneyinde Papaz Çayırı, güneyinde ise 1073 metre yüksekte Bayrak Tepe bulunuyor. Burası kamp için uygun bir alan. Sonra kanyonu takip ederek Aytepe Köyü'nde yürüyüşümüzü bitiriyor. Yaklaşık 16 kmlik yürüyüş parkuru İznik köylerinde geçecek. Bursa şehir merkezini geçtikten 55 km sonra Keleş yolunu takip ederek yeşiller içindeki asfalt yoldan devam ederek Baraklı merkezine gelmeden Baraklı göleti tabelasına geliniyor. Tabeladan 8 kmlik toprak yolu takip ederek Baraklı göletine varılıyor. Kızderbent Köyü'nden başlayan, yürümesi kolay olan rota toplam 12 km uzunluğundadır. Aslında burada iki yürüyüş rotası bulunuyor. Birincisinde tırmanış ekipmanları gerekli, ikincisinde ise şelaleler arasından süzülerek Samanlı Dağları etekleri boyunca İzmit Körfezi manzarasını takip edeceğiz. İznik Gölü'nü de göreceğimiz bu rotada, Keramet Köyü sonrasında da 25 derece sabit sıcaklıktaki Ilıca şifalı açık havuzunda parkur bitecek. Bu su Çeşme Ilıca'nın da isim babası aynı zamanda.. İsterseniz havuzda günün yorgunluğunu atabilirsiniz. İnegöl'e bağlı Boğazköy Barajında pelikanlar görebilir, doğaya doyabilirsiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/cadilar-bayraminda-dracula-satosunu-gezin", "text": "Kont Dracula'nın Şatosu Romanya'nın en fazla ziyaretçi ağırlayan yerlerinden biri. Asıl ismi Bran Kalesi ama Kont Dracula Şatosu olarak ünlenmiş. Tarihi kale Orta Çağ döneminden günümüze gelen, 600 yıllık bir yapı. Bizce Romanya'ya sadece bu sebeple bile gidilir; Cadılar Bayramında gidip Bran Kalesindeki kostümlü partilere katılmak. İrlandalı yazar Bram Stoker'ın yarattığı Dracula karakterinin ilham kaynağı Bran Kalesi, Transilvanya seyahatinin en etkili duraklarından biri. Kale Romanya'nın Transilvanya bölgesinde, yeşillikler içerisindeki bir vadinin tepesinde yer alıyor ve başkent Bükreş'e 135 kilometre uzaklıkta. Daracık ahşap merdivenleri, küçük pencereli odaları, gizli tünelleri, labirent gibi koridorlarıyla Bran Kalesi 4 katlı, 58 odalı, Romanya Kraliçesi Marie tarafından toplanan mobilyalar, tablolar, şövalye kıyafetleri, kişisel eşyalar ve savaş aletleri gibi sanat eserlerinin bulunduğu bir müze. Gotik mimarisiyle dikkatinizi çekecek yuvarlak kule 1593 yılında aslına uygun şekilde restore edilmiş muazzam bir nokta. Kalenin \"Secret Tunnel\" yani Gizli Tüneli ise 1920'li yıllarda Kraliçe Marie'nin emriyle kalede tadilat yapıldığı sırada işçiler tarafından keşfedilmiş. Şöminenin arkasına gizlenen bu kaçış tüneli kesinlikle görmelisiniz. Bran kalesine Braşov şehrinden otobüsle, başkent Bükreş'ten ise önce Bran kasabası sonra da kaleye çıkan otobüsler ile aktarmalı olarak ulaşmak mümkün. Cadılar Bayramı Romanya' da resmi bir tatil değil. Zamanla özellikle turistlerin kostüm partileri için tur düzenledikleri bir yere dönüşmüş. Her sene 31 Ekim' de şatoda kostümlü cadılar bayramı kutlaması için dünyanın her yerinden binlerce turist buraya akın ediyor. Bizim ülkemizde hemen hemen hiç kutlanmayan bu bayram Hristiyan dünyasında çok önemli. Daha önce yurt dışında denk gelmiştik ve çok da eğlenceli bir kutlamaydı. Bu sebeple bizce Romanya'ya neden ve ya ne zaman gidelim derseniz 31 Ekim' i içine alan 2-3 günlük bir gezi planlayın. Bu şekilde hem Bükreş ve diğer kasabaları gezer hem de bu kutlamalara katılırsınız ve çok ayrı bir deneyim daha yaşamış olursunuz. Türkiye'den de çeşitli tur şirketlerinin düzenlediği organizasyonları değerlendirebileceğiniz gibi kendi turunuzu kendiniz de planlayabilirsiniz. Romanya' ya gidebilmek için ilk şart tabii ki Schengen vizesi. Eğer vizeniz varsa kendi aracınızla, otobüsle hatta yeni başlayan Bükreş trenleri ile seyahat edebilirsiniz. Biletlerinizi online olarak satın alırken hem gece turu hem de Halloween party için geçerli olacak combo biletleri tercih etmelisiniz. Biletlerinizi satın alabileceğiniz websitesi için buraya tıklayabilirsiniz. Parlemento binası, Ulusal Tarih Müzesi, Macca Villacross Pasajı, Ulusal Sanat Müzesi, George Enescu Müzesi, Grigore Antipa Doğa Tarihi Müzesi, Cotroceni Sarayı, Çişmigiu bahçeleri, Lipscani eski şehir merkezi, Zafer Bulvarı, Herastrau Parkı, Zafere Takı, CEC Sarayı gezilecek yerlerdendir. Göz alıcı mimarisi ve süslü püslü binalarının yanı sıra Bükreş sanata ve mimariye önem veren, Doğu Avrupa'nın en gelişmiş şehirlerinden biridir. Bükreş, kaliteli ve eğlenceli gece hayatı, Türklerin damak tadına yakın lezzetli yiyecekleri, şehir içi ulaşım kolaylığı ve çeşitliliği ile resmen Avrupa ülkesi olmayı hak etmiş şehirlerden. Sighişoara, Transfagaraşan, Corvin Şatosu, Kral Decebalus'un heykeli, Salina Turda, Temeşvar, Balea Gölü, Targu Mureş Kültür Sarayı, Rosu Gölü, Köstence Kumarhanesi, Sarmizegetusa Regia, Cimitirul Vesel, Tuna deltası, Cheile Neresi-Beusnita Ulusal Parkı, Braşov, Sibiu."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/canakkale-sehitligi-cevresindeki-yerler", "text": "Gelibolu hem tarihi hem de doğa güzellikler ile göz dolduran bir şehir. Adı ile özleşen Gelibolu Şehitliği ' ni gezmek için yola çıkıyoruz. Bu şanlı savaşta, her iki tarafın askerleri de efsanevi gayret örneği sergileyip, kahraman oldular.. ANZAC ve Türk askerlerinin, ateş altındaki kahramanlıklarının yazıldığı savaşın yer aldığı, Gelibolu Tarihi Yarımada' yı ziyarete her sene yüzlerce insan geliyor. Türkiye için 18 Mart' ta kutlanan Çanakkale Zaferi, Anzaklılar tarafından 25 Nisan' da kutlanıyor. Sizde eğer hala gezmediyseniz, tarihi yarımadayı gezip sonrasında, çevresinde yapılacak o kadar çok aktivite, gezilecek o kadar çok antik şehir ve köy var ki, biz de bölgenin yerlileri olarak bu bilgimizi neden paylaşmayalım dedik.. Sadece tarihi yerler değil, doğa sporlarını yapabileceğiniz bilgilere de yer verdiğimiz turumuz için 1 haftalık tatil programı yaptık.. Bizim önerimiz İstanbul' dan başlamanız ve Asos' a kadar sahil şeridini takip etmeniz. Gelibolu Araba Yolculuğu' nu otobüs ya da araba ile yapabilirsiniz. Yol üstünde birkaç noktada duracağımız için seçimimiz araçtan yana.. - Avrupa Yakasında; Istanbul Atatürk Havaalanından Esenler Otogarına metro ile ulaşabilirsiniz. Zincirlikuyu metro durağında indikten sonra, Yeşilpınar (49 Z) Otobüsüne binin. Sefer saati ve güzergahı görmek için tıklayın. Ya da. Hacıosman metro durağında inip, Binevler (47 L) Otobüsüne binin. Sefer saati ve güzergahı görmek için tıklayın. - Asya Yakasında: Sabiha Gökçen Havaalanından Harem Otagarına gitmek için shuttle'a binip Kadıköy'e, Kadıköy'den de Üsküdar'a geçmeniz gerekiyor. Kadıköy- Üsküdar arası için Harem (12H) Otobüsüne binin.. Sefer saati ve güzergahı görmek için tıklayın. - Istanbul Atatürk Havaalanından araç kiralama detaylı bilgi için tıklayın. - From Sabiha Gökçen Havaalanından araç kiralama detaylı bilgi için tıklayın. 4. Araç ile: Önce Edirne, sonra Çanakkale tabelalarını takip edin. Konakla için Saros, Gelibolu ve Gelibolu Tarihi Yarımada'yı seçebilirsiniz. Rotamıza göre Saros Körfezinde 1 gün geçireceğimiz için, ilk adresi Saros Körfezindeki Saros Boutique House olarak belirliyoruz. Ayrıca Gelibolu ve Geliblou Yarımadası'nın özellikle 18 Mart ve 25 Nisan'da daha pahalı olacağını düşünecek olursak, körfezde kalmak ve buradan gidip gelmek daha hesaplı olacak.. Sakin ve sessiz koyda, gezileriniz sırasında dinlenmek için harika olacak. Saros Boutique House müstakil bir ev. Özellikle 3 kişiden fazla yolculuk yapıyorsanız kesinlikle ev kiralamak daha ucuza geliyor.. - Açık hava sporları - Bisiklete binmek - Şarköy ya da Bozcaada'da şarap tadım turu : Şarap tadım turları ve önerilerimiz için buraya tıklayabilirsiniz. - Saros Körfezinde dalış: Saros körfezinde nerede dalış yapılır ve daha fazlasını merak edenler... Yazımıza ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.. - Saros Körfezinde rüzgar sörfü yapmak En az 1 hafta.. Çünkü bu turda şehitliği gezerken, civarındaki görülmesi gereken yerler ve yapılması gereken aktiviteleri kapsıyoruz. Mesela scuba diving ya da yüzmek.. Yukarıda verdiğimiz opsiyonlardan seçiminize göre değişir: Konaklama, araç kiralama, eğer kendi aracınız varsa benzin, vs. şeklinde tüm kalemleri bilmek gerekir.. Ekstra olarak, müze giriş ücreti, yeme- içme ve eğer yaparsanız alışveriş olacak.. Bu rotanın harita görünümüne ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. - TEKİRDAĞ ŞARKÖY Bu rotamızda, İstanbul'a yakınlığı ile senelerdir gözde tatil beldesi olan, Tekirdağ ve Şarköy var. TEKİRDAĞ: Tekirdağ küçük bir şehir. Direkt Tekirdağ şehir merkezine gidip, meşhur Tekirdağ köftesi yiyoruz. Yemeğimizi yedikten sonra, Marmara Denizi' nde yamaç paraşütü yapabileceğiniz yegane yerlerden Kumbağ'a gidiyoruz.. ŞARKÖY: Küçük ama üzüm bağlarıyla ve dolayısıyla şarabıyla meşhur ilçe. Dilerseniz Şarköy'de şarap tadım turuna çıkabilirsiniz. Gitmeden önce \"Şarabın Başkenti Şarköy Bağlarını Geziyoruz\" blog yazımızı okumayı unutmayın. - SAROS KÖRFEZİ Saros Körfezi, Dünya'da kendi kendini temizleyen 5 körfezden biridir... Aynı zamanda Türkiye'nin en temiz denizi.. Ve Dünya'nın en temiz 3 denizinden birisidir deniyor. Saros'un bir başka artısı da, endüstri bölgelerinden uzakta ve körfezin çevresine yerleşim yasak olmasıdır. Saros Körfezi'nde küçük adalar yer alıyor. Bu adalara yalnız tekne kiralayarak gidebilirsiniz. Yani adalar turizme açık değil.. Tekne ile aynı zamanda Saros'un karşı kıyısındaki Erikli plajının ince kumlu kumsalından denize girebilir ya da İbrice'de dalış yapabilirisiniz.. Saros Körfezi dalış için muazzam güzelliklere sahip mesela mitolojik Bebek Kayalıkları da Saros Körfezinde yer alıyor.. Gelibolu'ya doğru yolculuğumuza devam ederken, Gelibolu' nun başka iki tarihi köyünden geçeceğiz: Bolayır ve Güneyli Köyü.. - BOLAYIR GÜNEYLİ BOLAYIR: Bolayır'ın adı Namık Kemal ile anılır.. Çünkü Namık Kemal, Bolayır'da mezarının olmasını istemiştir.. Bolayır Görülecek Yerler Listesi: Ünlü Türk Şairi Namık Kemal' in mezarı, yan tarafında Orhan Gazi'nin oğlu ve Gelibolu'nun fatihlerinden Gazi Süleyman Paşa' nın Mezarı ve 1356 yılında alınan, Osmanlı Devleti'nin Avrupa'da aldığı ilk kale olan Çimpe Kalesi. Kalenin günümüzde harabe olsa da, bulunduğu tepeden Çanakkale ve Saros Körfezi mazarasını seyredebilirsiniz.. GÜNEYLİ KÖYÜ: Gelibolu'nun en büyük köyü olan Güneyli'yi meşhur kılan uzun ve sakin sahili.. Özellikle Gelibolu ve yakın yerlerde yaşayan yerli halkın tercih ettiği bir kumsal.. - GELİBOLU Piri Reis'in memleketi, tarihte her zaman şanlı başarı ile bahsedilecek Çanakkale Savaşı'nın geçtiği şehir.. Tabii bizim açımızdan.. Şehitliklere giderken atlamamanız gereken bir tarihi mirası barındıryor.. Gelibolu Şehir Turu ile ilgili detaylı bilgi için Gelibolu Gezi Rehberimizi buradan okuyabilirsiniz. - ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ Detaylı \"Çanakkale Şehitliği\" blog yazımızı okumak için tıklayın. Şehitliği görmek ve İstanbul'dan yol boyunca görülmesi gereken yerlere devam ediyoruz. Buraya kadar gelmişken, Çanakkale'nin diğer tarafına Eceabat ya da Kilitbahir feribot iskelesinden, geçip rotamıza devam ediyoruz.. - ÇANAKKALE Çanakkele Savaşı' nın tarihi izlerinin peşine Çanakkale' de düşüyoruz... Önce şehir merkezi.. Çanakkale Görülecek Yerler Listesi: Troya filminde kullanılan Truva atı şehrin merkezinde yer alıyor. Minyatür antik Truva şehri ise Çanakkale şehir merkezinde. Alışveriş yapabileceğiniz, Çanakkele Türküsü'ndeki Çanakkale Aynalı Çarşı, Çanakkale Deniz Müzesi, Çanakkale Saat Kulesi, Çanakkale Arkeoloji Müzesi, (Çanakkale Boğazı' nın en dar noktasında yer alan Çimenlik Kalesi. - TRUVA ANTİK KENT Birçok adı var, bazıları: Troya, Troia, İlion, İliosi, Vilusa.. Çanakkale' deki Gelibolu Tarihi Yarımadası'ndan sonra en önemli ikinci tarihi yer olan Truva Antik Kenti, 1988 den beri Dünya Mirasları Listesinde yer alıyor..1996 yılından itibaren ulusal park olarak kullanılıyor.. - ASSOS ANTİK KENT : Ya da Assos Acropolis, Assos Historical Site.. Antik liman şehri, volkanik koloni üzerine inşa edilen, Ayvacık Bölesi'ndeki Behramkale Köyü ' nde yer alıyor. Asos Tarihi Site alanı, Ege deniz sahilinden Kadırga Koyu' na uzanan, el değmemiş doğal güzelliğe sahiptir.. bu site alanı aynı zamanda tarihte, ünlü filozof Aristoteles' in öğretmen olduğu eğitim merkezi olarak kullanılmıştır... Asos Görülmesi Gererken Yerler; Arkaik dönemde inşa edilmiş, Athena Tapınağı tepenin en üstünde yer alıyor. Bu noktadan, Edremit Körfezi ' nde batan güneşi seyretmek kesinlikle paha biçilemez.... Site alanında denizden yukarı doğru sırasıyla; agora yani çarşı, gymnasium yani düşünsel ve bedensel eğitim merkezi, 4000 seyirci kapasitelik antik tiyatro, bouleuterion yani kent meclisi binası ve nekropol yani antik mezarlık). Ayrıca Asos' ta, tarihi camii ve Osmanlı Dönemi'nden kalma köprü de yer alıyor.. - YENİCE : Kaz Dağı 'nın eteğinde kurulmuş köy, bitli örtüsü, bitki çeşitliliği ve ağaçlarıyla ünlüdür... Durum böyle olunca da, Yenice, outdoor spor için bir cennet. Mesela at biniciliği, yamaç paraşütü, trekking, bisiklet sürüşü,... aklınıza ne gelirse var. Yenice Görülmesi Gererken Yerler; Hadrianus Kalesi, Çırpılar Hisar Tepe, Küçük Hisarlık, Baba Kale, Kabalı Kilise Patlağı, Çal Kale, Üvecik Tepesi, Kabalı Hisar Tepe antik yerleşkesi, Çınar Köyü ve Issız Cuma adında ahşap tavanlı caminin olduğu Seyvan Köyü. - KAZ DAĞI : - PARION ANTİK KENT Parion, Biga'da Kemer Köyü ' nde yer alıyor. Parion, kazı çalışmalarından elde edilen nekropolis kalıntılarına göre, Troas şehrinin bir parçası olarak kabul edilmiştir... Eusebius, Parion'un MÖ. 709 yılında inşa edildiğini söylemiştir. Parion Antique City Görülmesi Gererken Yerler: Antik tiyatro, MÖ. 2. yüzyılda inşa edildiği iddia edilen Parion Artemisi ve Parion Kentauros Triton. Eceabat'tan Gökçeada'ya Kabatepe Limanı'ndan feribot ile geçiliyor.. - GÖKÇEADA : 1455 yılından beri Türkiye'ye ait ada, Bozcaada'ya göre az yoğunluğu ile sakinliğini korumayı başarmış.. Göçeada Görülmesi Gererken Yerler: Yunan köyleri ; Kaleköy, Zeytinli, Bademli ve Dereköy, Kaya Mezarlıkları, Peynir Kayalıkları, Tuz Gölü, Tepeköy Çınaraltı where you can see panorimic view of Eagan, Sualtı Milli Parkı, Kalefoz Plajı, adanın en batı ucu olan Gizli Liman, Rüzgar sörfü yapmak için taşlı Yıldızkoy! Truva'dan sonra yolumuzun üstünde olacak Geyikli Köyü'nden feribot ile Bozcaada'ya geçiliyor. - BOZCAADA : Ege Denizi'ndeki yegane iki adamızdan birisi.. Ski adıyla Tends plan Bozcaada'dan, Homeros Destanı'nda bahsedilmiştir.. Bozcaada Görülmesi Gererken Yerler: Bozcaada Müzesi, Alaybey Cami, Yalı Camii, Köprülü Mehmet Paşa Camii, Namazgah ve tarihi çeşme, 1870 yılında inşa edilen Meryem Ana Kilisesi, dört adet şarap fabrikası, Rüzgar Santrali, Bozcaada üzüm bağları, Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi, Göztepe, Habbele, Çamlık Piknik Alanı, Namazgah Çeşmesi, eski Rum evleri, Tuz Burnu, Ayazma Yat Limanı, Ayazma Plajı, Mermer Burnu, Polente Deniz Feneri."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/canakkale-sehitlik-turu", "text": "Aşağıdaki \"Çanakkale Şehitliği'ni Geziyoruz \" videomuzu gitmeden önce izleyebilirsiniz.. Ağustos 1914 te, İngiliz İmparatorluğu Almanya' ya karşı savaş açtığını ilan ettikten kısa bir süre sonra, bir çok İngiliz kolonisiyle birlikte Avustralya ve Yeni Zelanda da, I. Dünya Savaşı' na girdi.. Binlerce Avustralyalı ve Yeni Zelandalı hizmet etmek için gönüllü oldu ve 1914 ün sonlarına doğru, çoğu Mısır' a eğitim için gönderildi.. Orijinal planda operasyon müttefik kuvvetlerin Çanakkale Boğazı ' nı feth etmeleri ve Karadeniz'deki Rus kuvvetlerine katılmalarıydı.. Fakat başarısız deniz mücadelesi girişiminden sonra, 25 Nisan 1915'te müttefikler, Gelibolu Yarımadası'ndan riskli kara çıkarmasına başvurdular. Anzaklılar sahile çıkarma yapmayı ve kıyıda mevzi kurmayı başardı.. Fakat, Atatürk tarafından yönetilen cesur Türk ordusu ile karşılaştılar. iletişim bozukluğu ve kötü planla düşman müttefik kuvvetleri, Türk ordusunun bariyerine çok uzun süre dayanamadı ve ordumuz Anzaklıları durdurdu.. İlerleyen aylarda, her iki taraf da çok zor koşullarda sıkışmış olarak kaldılar ve sonunda Türk askerleri, Anzaklıları alt etti ve böylece savaş sona erdi... Çanakkale Savaşı 9 ay sürmüştür.. Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir; Tarihi Yarımada'da görülmesi gereken en güzel yer ya da en iyi yer diye bir sıralama yapmak yanlış olur. Çünkü adanın her karışında ayrı bir destan yazılmış. Ve bundandır ki, tarihi yerler yarımadaya dağılmış durumda.. Yollarda ilerlerken, kısa aralıklarla bir tabela göreceksiniz.. Bu yüzden, Tarihi Yarımada turu rotamızda, özellikle Çanakkale Savaşı'na damgasını vuran yerleri içeriyoruz. 1973'te Milli Park ilan edilen şehitlikte, yollar asfalt ve ulaşım çok rahat. Fakat yürümek ya da bisiklet ile Tarihi Yarımadayı gezmek, mesafelerin birbirine uzak olmasından dolayı çok zor. Araç mutlaka gerekli! Yolu kaçırma gibi bir derdiniz de yok. Yollar ya tek yön ya da sadece asfalt yollar kullanıma açık. Asfalt yol dışındaki toprak yollar ya bir anıta ya da ormana çıkıyor.. Balık üretimi için kullanılan, Lagün Gölü' ni gördükten sonra anıtlarımız başlıyor. Gelibolu Yarımadasının doğu kısmı olan Eceabat Bölgesi; Conk Bayırı, Seddülbahir ve Kilitbahir olmak üzere 3 bölgeye ayrılıyor. Bu bölgelerin tamamı ise Gelibolu Yarımadası Milli Parkı'nı oluşturuyor. Gelibolu Yarımadası Milli Parkı : Çanakkale Savaşı'nın cereyan ettiği 33.000 hektarlık alanı kapsayan park,1973'te tamalanmıştır. 60.000 türk askeri ve 250.000 diğer milletlerin askerlerinin mezarlığı yer alıyor. Birleşmiş Milletler'in Milli Koruma Parkları arasındadır. Conk Bayırı : Türk tarihinin mihenk taşı olan yer. Atatürk'ün Gazi ünvanı aldığı ve tüm askerlerin tek yürek olduğu yer... Conk Bayırı'nın güney batı yönünde 1 km aşağısında, Düztepe Siperleri yer alıyor. Conk Bayırından sonraki en yüksek tepe olan Düztepe'de, Türk askerleri düşmana karşı büyük bir direniş göstermişlerdir. Bu tepe aynı zamanda, Mustafa Kemal' in, tarihi ve stratejik \"Cepheniz yoksa, süngünüz var.\" cümlesiyle Türk taburlarını cesaretlendiği yer olmasından dolayı önem taşır. Anzak Koyu : Gelibolu Yarımadası' nın denizden en uzak noktası. Etrafı yüksek kayalarla çevrili küçük koy, Anzakların tedarik noktası olarak kullanıldı. İngiliz askeri taburları ilk olarak Arı Burnu yakınlarına çıkarma yaptı ve Anzak güçleri sahilden 25 Nisan 1915 te hücum yaptı.. Anzaklıların çıkarma bölgesinin adını, 1985 te Türkiye Cumhuriyeti resmi olarak Arıburnu' ndan, Anzak Koyu' na çevirdi. Bakkal Salim Müzesi : Bakkal Salim savaş kalıntılarını bakkalında biriktirmiş ve ilerleyen yıllarda çevre halkın da getirdiği kalıntılarla bakkalını bir müzeye dönüştürmüştür. Bakkal Salim Müzesi Eceabat Bölgesinde, Alçıtepe Köyü'nde yer alıyor. Helles Memorial: 1924 yılında Gözcübaba Tepesi ' nde dikilen, 33 metre boyunda bir dikilitaş.. Çanakkale Savaşı'nda ölen ve tanınamayan askerlerin anısına dikilmiş bir anıttır. Mezarları olmadığı için denize gömülmüşlerdir. Burada Seddülbahir ' in yakındaki Ertuğrul Tabyası da yer alıyor. Seddülbahir Köyü:Bu köy tamamen yıkılmıştır. Yerle bir olmayan, 1 metrekaresi bile kalmamıştır. Seddülbahir Kalesi ve İlk Şehitler Anıtı da bu köyde yer alıyor. Tekke Koyu : Savaştan ciddi şekilde hasar gören bir başka köy. Bu köyün asıl önemi ise, son İngiliz askerleri adadan buradan kaçmıştır. Seddülbahir Köyünde yer alıyor. Morto Koyu : Tarihi yarımadanın en güzel koylarından biri... 25 Nisan 1915'te, İngiliz ordusu Gelibolu Yarımadası'nın 5 noktasından karaya çıkıp, Türk ordusunu tehdit etmeyi planlıyordu.. Morto Koyu onlardan biridir. İngilizlerden sonra, Fransız ordusu karaya çıkmak için koyu devraldı.. Fakat Osmanlı ordusu, Goliath adındaki Fransız savaş gemisini 570 denizcisiyle birlikte denize gömmesiyle, planları suya düştü. Bu yüzden Fransızlar ölüm anlamına gelen Fransızca Mort adını bu koya vermiştir.. Çanakkale Şehitler Abidesi burada yer alıyor. Çanakkale Şehitler Abidesi : 1915 teki I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Savaşı hayatını kaybeden Osmanlı askerlerin anısına dikilen abide. Abidenin altına doğru ilerlerken, Mehmet Akif Ersoy' un yazdığı Çanakkale Şehitliği dörtlüğü ve şeref duvarının önünden göreceksiniz. Abide 4 kolonunun ve her birinde 8 rölyefin üstünde yükseliyor. Deniz tarafındaki rölyeflerde deniz savaşı, diğer ikisinde de kara savaşı gösteriliyor. İç tepesinde ise Türk bayrağı yer alıyor. Melek Hanımın Çifliği & Reviri : Çifliğini yaralı askerler için revir olarak kullanan adı gibi Melek bir kadının çitliği.. Soğanlıdere Vadisi ve Şehitliği' ne giderken yolda harabe çiftliği göreceksiniz.. Soğanlıdere Vadisi ve Şehitliği : Savaş sırasında yaralı askerlerin tedavi merkezi olarak kullanılmış. Burada mezarlık da yer alıyor.. Kilitbahir Kalesi : Çimenlik Kalesi ' nin karşısındaki kale, Fatih sutan Metmet' in padişahlığı sırasında yapılmıştır. Çanakkale Savaşı sırasında önemli bir rol oynamıştır.. Kale günümüze kadar sadece 2 defa restore edilmiştir. Dur Yolcu Monument : Değirmen Burnu Tabyası' nın arkasındaki anıt. Çanakkale Şehitliği' ne geldiğinizde, çevresindeki antik şehirlerine, köylere ve adalara yolculuk yapabilirsiniz. Çanakkale Şehitliği Ziyareti Araba Yolculuğunda Görülmesi Gereken Yerler blog yazımızı okumak için tıklayın. Gelibolu'nun Çanakkale'ye en yakın olduğu Eceabat feribot iskelesinden boğazın karşı tarafına geçip yolculuğunuza devam edebilirsiniz. Feribottan Dur Yolcu Anıtını göreceksiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/canakkalenin-en-iyi-kamp-alanlari", "text": "Peki Çanakkale'de kamp yaptınız mı? Bu sefer de Çanakkale denince aklımıza Çanakkale Şehitliği geliyor değil mi? Çanakkale'de bulunan Kaz Dağları'nın kıyısında, eteğinde, karşı yakasında ve civarında kamp yapılacak o kadar alan var ki.. İşte bu blog yazımız Çanakkale Kamp Alanlarına gelsin. Kamp alanı derken ücretli kamp alanlarından bahsediyoruz tabii.. Yoksa ağacın, suyun olduğu her yerde çadırınızı atabilirsiniz.. Yanlarına iliştirdiklerimiz, konsepti ve konaklama imkanlarıyla farklılığı nedeniyle bizim özellikle dikkatimizi çekenler. Çanakkale İstanbul'a 315 km uzaklığında. Eğer Bursa üstünden feribotla Çanakkale'ye giderseniz 413 km.. Yani döviz aldı başını gitti dediğimiz bu günlerde, bizim gibi yurt dışı planlarınızı ertelediyseniz Çanakkale civarı tam sizlik.. Kanvas kumaşlı çadır, 14 ve 20 metrekare bungalovlar ve kare ahşap ev olmak üzere dört tip konaklama seçeneği sunan Asos Club Beyaz, günü birlik misafirlerin de kullanabileceği restorana sahip. Bölgedeki tarihi yerlere yürüyüş turları düzenleyebilirsiniz. Bu arada 12 yaşından küçük konuklar ağırlanmıyor. - Telefon: 0538 970 83 13 - İnternet adresi: http://www. assosclubbeyaz. com/konaklama. html - Adres için tıklayın - Telefon: 0286 752 58 57 / 0532 223 21 20 - İnternet adresi: www. gargarakamp. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0286 762 98 49 / 0532 211 35 82 - İnternet adresi: https://www. kozluhan. com/kozluyali-glamping - Adres için tıklayın Kazdağı Milli Parkı'nın sınırına yürüyüş mesafesinde olan Hızır Kamp'ta konaklama için üç alternatifiniz var: ağaç ev (125TL), taş ve ahşap ev (175TL) ve kendi çadırınız (95TL) ile yapacağınız konaklamalarda sabah kahvaltısı ve akşam yemeği fiyatlara dahil. Taş ve ahşap evlerde banyo dahil, diğerlerinde duş ve tuvaletler ortak kullanım. Kampın içinden akan Zeytinli Çayı'nda yüzebileceğiniz gibi dönemsel yoga, meditasyon ve kişisel gelişime dair birçok eğitimi alabilir, Afrika dansları, funflows dansı gibi etkinliklere de katılabilirsiniz. Ayrıca Kaz Dağları'na bisiklet ve yürüyüş turları da yapılıyor. Kredi kartı geçmiyor, ayrıca rezervasyonsuz konaklama da yapılmıyor. Bilginize.. - Telefon: http://www. hizirkamp. com/iletisim. html formu doldurmanız gerekiyor - İnternet adresi: www. hizirkamp. com - Adres için tıklayın - Telefon: +90 (266) 327 1211 - İnternet adresi: http://www. adacamping. com - Adres için tıklayın - Telefon: (0266) 416 37 37 - İnternet adresi: http://www. altincamp. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0 537 390 81 89 - İnternet adresi: www. kapidagcamping. com - Adres için tıklayın - Telefon: +90 533 6969044 - İnternet adresi: www. campingant. com - Adres için tıklayın Denize 200 metre, Ayazma Plajı'na ise yaklaşık 300 metre uzaklıktaki Sulubahçe mevkiide yer alan Bozcaada Camping'de, kenki çadırınızı kurabilir ya da çadır kiralayabilir ya da bungalovlarda kalabilirsiniz. ortak mutfak, duş ve tuvaletin dışında açık kafeterya, büfe ve saat 02:00'ye kadar alkol satışı olan bar da mevcut.. - Telefon: +90 286 697 04 42 - İnternet adresi: http://campingbozcaada. com - Adres için tıklayın Çanakkale, Kumtepe, Kumtepe Mevkii'deki kamp alanı geçici kapalı.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/celik-ve-cilek-diyari-eregli-gezisi", "text": "Karadeniz Ereğli, Türkiye Cumhuriyetinin ilk ili olan Zonguldak' ın ilçelerinden biri. 80 kilometrelik kıyı şeridi ile Ereğli' de birçok tersane, liman ve balıkçı barınağı mevcut. Nüfusun yarısından fazlası Erdemir Demir Çelik Fabrikası çalışanı. Küçük ve sevimli bir sahil beldesi. Katip Çelebi'nin \"Cihan Nüma\" adlı eserinde \"Liman kent\" anlamına gelen \"Bender-Ereğli\" olarak anılan ve günümüzde birçok yerde \"Küçük İstanbul\" olarak geçen Ereğli mitolojide de ismi geçen yerlerden. Eski kaynaklara göre Heraklia adı ile anılan kentte Cehennemağzı mağarasında tanrı Zeus'un oğlu Herkül üç başlı köpek olan Kerberos ile savaşmış. Cehennemağzı Mağarası: Ereğli'deki mağaralar şehir merkezindedir. Roma ve Bizans döneminde kullanılan mağaralar 3 adettir. Kdz. Ereğli Müzesine bağlı bir örenyeri olarak hizmet vermektedir. Cehennemağzı Mağaraları yanyana sıralanmış üç mağaradan oluşmaktadır. Cehennemağzı Mağaraları'nın birincisi olan ve Kilise Mağarası olarak da bilinen mağara, kaynaklara göre; burada Hz. İsa'nın 12 Havarilerinden Aziz Andreas'ın lahitinin olması gerekmektedir. Ancak günümüzde sadece lahitin yeri mevcuttur. Mağara içinde Roma ve Bizans dönemine ait taş eserler ve duvarlarda mum yakmak için yapılmış nişler mevcuttur. Mağaranın dışında ise Bizans döneminde yapılmış kesme taş ve tuğladan örülü girişyan duvarları bulunmaktadır. Fetih Çınarları: Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethine katkılarından dolayı Ereğli'ye kendisinin fermanıyla 6 adet çınar dikilmesi emrini vermiştir. O yüzden bu ulu çınarların isimleri Fetih Çınarları olarak anılmaktadır. Yaklaşık olarak 550 yılı aşkın tarihe sahip olan çınarlar Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından tescillenmiş ve koruma altına alınmıştır. Uzun Mehmet Anıtı: Taş Kömürü'nü bularak bölge ve ülke ekonomisinin gelişmesine, kalkınmasına büyük katkı sağlayan Kdz. Ereğli'nin Kestaneci Köyü'nden Uzun Mehmet' e adanmış bir anıttır. 1914 yılında I. Dünya savaşının başlaması ile birlikte kömür ocaklarının işletim hakkı Almanlar'a verilir. Buna kızan Ruslar, 2 yıl süreyle Karadeniz Ereğli kıyılarını sık aralıklarla bombardımana tutarlar. Dünya savaşının ardından Anadolu'nun, Avrupalı devletler tarafından işgal edilip paylaşılmasıyla Fransızlar Karadeniz Ereğli'ye gelirler ancak Karadeniz Ereğli'yi işgal etmeyi başaramazlar. Kurtuluş Savaşı sırasında işgal altındaki İstanbul'dan vatanseverler tarafından kaçırılan Alemdar isimli küçük bir savaş gemisi, Zonguldak'a ve Karadeniz'e hakim olan Fransızlar tarafından ele geçirilmek istenmiştir. 9 Şubat 1921 tarihinde ALEMDAR'ı Karadeniz Ereğli limanına getiren vatanseverler gemiyi karaya oturtmuşlar ve Fransızlara teslim etmemişlerdir. Vatanseverlerin Karadeniz Ereğli'ye sığınmalarına kızan Fransızlar, kenti işgal etmek istemişler ancak Karadeniz Ereğli halkının mücadelesi sonucu başarılı olamamışlardır. Şehrin hastanesi dahil kıyıya yakın bölgelerini denizden bombalayan Fransızlar, ALEMDAR Gemisi'nin gizlice yüzdürülmesi sonucunda karşı saldırıya maruz kalmıştır. Ereğli Kalesi: Limana hakim 150 metre yükseklikte bir tepede yer alan kale, Cenevizli denizciler veya MS 13. yüzyılda Bizanslılar tarafından kurulduğu savları vardır. Günümüze sadece taş, tuğla ve küf taşlarından yapılmış olan kale kısmı kalmış ancak kaleyi çevreleyen surlar bugün mevcut değildir. Kent Müzesi: Kagir yapı olan konak Kdz. Ereğli' nin ileri gelen sülalelerinden Mısırcılar lakaplı Cıbıroğlu ailesine aittir. Müze 2014 tarihinde hizmete açılmıştır. Yöreye ait etnografik eserlerle düzenlenmiştir. Ereğli halkının bağış yoluyla verdiği eşyalarda müzede bulunmaktadır. Hazırlanan yirmi sekiz adet bilgi panosu ile geçmişten günümüze kentin tarihi anlatılmıştır. Orhangazi Camii: Surlarla kaplı kent alanının içinde Bizanslılar tarafından inşa edilen Hagia Sophia Kilisesi, camiye çevrildikten sonra Orhan Gazi ya da Orta Cami olarak anılmaktadır. Harmankaya Şelalesi: Doğa ile iç içe olmayı ve tabiat içinde zaman geçirmeyi sevenler için Ereğli' de bir diğer önerimiz ise Harmankaya Şelalesi. Ayrıca, Filyos Antik kenti de görülmeye değer bir yer. Tarih boyunca Tios, Tieion, Tianon, Tium gibi farklı isimlerle anılmış antik kent bugün Zonguldak çaycuma ilçesi sınırlarındadır. Antik yazarlarca M. Ö. VII. yüzyılın ikinci yarısında, Tios adlı bir rahip tarafından, bir Miletos kolonisi olarak kurulduğu söylenen ve Hellenistik Dönem boyunca Herakleia Tiranlığı ile Bithynia ve Pontus Krallıkları'na bağlı olan kent, M. Ö. 70'te Romalılar'ın hakimiyetine girmiş, Bizans Dönemi'nde ise önemli bir dini merkez konumuna ulaşmıştır. Antik kent kazıları halen devam etmektedir. Türkiye'nin Karadeniz kıyılarında kazılan ilk ve tek antik kenttir. Yapılan kazılar sonucunda yolları, meydanı, hamamı, dini yapıları, evleri, depoları, dükkanları, mezarlarıyla büyük bir kentin ortaya çıkarılacağı tahmin edilmektedir."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/cinque-terre-italya-gezisi", "text": "Monterosso Al Mare, Vernazza, Corniglia, Manarola, Riomaggiore adındaki 5 adet küçük köyden oluşan bir yerleşim yeridir ki zaten \"Cinque Terre\" İtalyanca'da \"5 toprak\" anlamına geliyor. Cinque Terre İtalya gezisi için planlanacak, küçük ama kesinlikle görülmesi gereken köyler topluluğu olarak listenizde kesinlikle yer almalı. Dağlar arasında birbirinin tepesine binmiş gibi görünen rengarenk evleri, daracık sokakları, el değmemiş yapısı ve güler yüzlü halkı ile büyüleyici bir yer. Sahil şeridi boyunca uzun yıllar boyunca saklı kalmış bu bakir güzellik, gün geçtikçe turistik yerler listesinde ilk sıralara çıkmaya devam ediyor. Özellikle bahar ve yaz dönemlerinde turistlerin yoğun ilgisinin artması ile konaklama fiyatları artıyor, hatta geceleyecek bir otel bulma imkanı neredeyse sıfıra iniyor. Yine de özellikle bahar aylarında bu beş toprağı ziyaret etmenizi, bol bol yürüyerek, meydanlarında gezerek, cafelerinde ve restoranlarında yiyip içerek bölgenin tadını çıkarmanızı öneriyoruz. Bu sebeple elinizi çabuk tutup, sezon dışında önceden rezervasyon yapmalısınız. Cinque Terre direkt ve tek bir tatil için gidilecek bir bölge değil, yani kesinlikle Italya gezinize dahil etmenizi önerebileceğimiz bir nokta. Biz; Roma, Pisa, Venedik ve birçok şehri \"road trip\" olarak yapmış ve La Spezia'ya vardığımızda Cinque Terre'ye uğramıştık. Size de bu tür bir rota çizmenizi öneririz. Basel Havaalanından yapacağınız bir seyahatle İsviçre, Fransa, Almanya ve İtalya'da birçok kenti gezebilir, en son Cinque Terre ve ardından da Pisa'ya uğrayabilirsiniz. Bu alternatif için yayınladığımız yazımızı buradan okuyarak, çizdiğimiz google haritasından da gezebileceğiniz ülke ve şehirleri takip edebilirsiniz. Öncelikle bu bölgenin coğrafi yapısı itibariyle köyler arasında araç kullanmamanızı tavsiye ederiz. Engebeli, virajlı, dağlık yolları en konforlu ve hızlı hale getirecek araç kesinlikle tren. Yine de araç kullanmayı düşünüyorsanız, Avrupa'da araç kiralama, araç paylaşımı ve araç kullanma ile ilgili önerilerimizi buradan okumanızı tavsiye ederiz. La Spezia tren istasyonunda yer alan Cinque Terre Point'ten (saat 07:30 da açılır) günlük, iki günlük ya da haftalık kart alarak köyler arasında rahatlıkla dolaşabilirsiniz. Haftalık kartlar Pazartesi gününden Pazar gününe kadar geçerlidir, yani eğer Cumartesi günü kart alacaksanız haftalık değil de 1 günlük kart almanız daha avantajlı olacaktır. Köyler arasında yürümek de oldukça keyifli bir diğer alternatif. Yürüyüş parkurları genellikle işaretlerle takip edilebilir ve bu parkur için hazırlanmış haritaları temin edebilirsiniz. Açıkcası Cinque Terre özellikle bahar ve yaz aylarında konaklama yapılacak otellerin dolu ya da pahalı olması kuvvetle muhtemel olan oldukça turistik bir bölge. Bu sebeple bu beş köyden birinde kalmak yerine en yakın şehir olan La Spezia' da kalmanızı ya da diğer İtalyan şehirlerinden birinde yaptığınız tatil dahilinde günübirlik bir tur yapmanızı öneririz. Rio Maggiore Manarola : 1.5 km : yürüyerek 20 dk; trenle 2 dk. Vernezza Monterosso : 3 km : yürüyerek 90 dk; trenle 5 dk. Bunların dışında yapılacak diğer aktiviteler ise dalış, yüzme ve bol bol fotoğraf çekmek. Özel yöresel şarapları, tabii ki pizza ve makarna, sahil köyleri olmasından ötürü deniz mahsülleri, dondurma, limon likörü ve italyan kurabiyesi biscotti. Ayrıca, pesto severseniz bu bölgede oldukça popüler ve lezzetli. Kesinlikle tadına bakmalısınız. Cinque Terre'nin en büyük yerleşimi ve tek kumsalı olan köyüdür. Eğer deniz tatili düşünüyorsanız Monterosso'da daha uzun kalacağınız bir tatil planı yapabilirsiniz. Monterosso, bu bölgede en çok turist alan köyüdür. Bu sebeple birçok şarap mahzeni, restoranlar, oteller ve butik dükkanlar yer almaktadır. Köy eski ve yeni olmak üzere iki kısıma ayrılmıştır. San Cristoforo tepesinde yer alan eski şehir merkezi 'Monterosso Vecchio', dar sokakları ve renkli evleri ile sizi içine çekecektir. Eski şehir merkezinde ortaçağdan kalma kale kalıntıları, Obertengo Kalesinden geriye kalanlar ve Aurora Kulesi yer almaktadır. Beyaz- yeşil mermer duvarları ve gülpenceresi ile San Giovanni Battista klisesini ziyaret edebilirsiniz. Capuchin Father kilisesi, Cinque Terre'nin büyüleyici manzarasının tadını çıkaracağınız bir nokta olacaktır, kesinlikle kaçırmayın! Monterosso'nun yeni şehir merkezi ise Fegina koyu ve kumsalı boyunca uzanan kısmıdır. Tren istasyonu burada yer almaktadır. Fegina'da kaçırılmayacak bir başka yapı da denizlerin tanrısı Neptün'ü temsil eden ve bir evin terasına inşa edilmiş \"dominant statue of the Giant\". Vernezza'da yer alan ve küçük balıkçı tekneleriyle dolu amfitiyatro şeklindeki doğal iskele Cinque Terre' deki en fotojenik noktalardan biridir. Köy merkezinde yer alan saat kulesi ve Castello kalıntıları dışında, iskeleye tepeden bakan Santa Margherita di Antiochia' yı ziyaret edebilirsiniz. Biraz efor sarfetmeniz, uzun ve dar bir kuyrukta beklemeniz ve çok cüzi bir miktar giriş ücreti ödemeniz karşılığında, uçurumun kenarında, kayaların tepesinde yükselen Doria Castle inanılmaz bir körfez manzarasını ayaklarınızın altına sermek için bekliyor. Diğer 4 köyden farklı olarak, sahil şeridinde değil, bir dağın tepesine kurulmuş ve daha çok tarım alanı olarak şekillenmiş bu köye ulaşmak için trenden indikten sonra 370 basamak çıkmanız gerekiyor. Sağlıklı ve genç bir insanın kolayca aşabileceği bir engel ancak uğraşmak istemezseniz 5 dakika da bir shuttle servisi konulmuş, tercih edebilirsiniz. Cinque Terre'deki en önemli gothic-ligurian mimarisi olarak kabul edilen San Pietro Kilisesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Kayalıklar üzerine kurulmuş rengarenk evler, balıkçı restoranları, sıcacık insanları ile Cinque Terre'nin kapak yüzü olan fotoğrafların ana mekanı. Bu köy adını, Romalılar zamanında yapılmış ve ölmüş kişilerin ruhlarına adanmış \"Manium Arula\" tapınağından alır. Köyün tepelerinde yer alan, 1338 yılında inşa edilmiş San Lorenzo kilisesini ziyaret etmelisiniz. La Spezia'ya en yakın olan köydür. Rengarenk evleri, daracık sokakları ile yüzlerce fotoğraf çekebileceğiniz minicik bir köy. Yürüyüş parkuru boyunca karşınıza çıkacak üzüm ve limon bahçelerinden gözlerinizi alamayacaksınız. Manarola ve Riomaggiore arasında tren yapılmadan önce yapılan \"Via D'amore\" yani Aşk Yolu' nun bir kısmını görebilirsiniz. Ayrıca, San Giovanni Battista, Madonna di Montenero İbadethanesi ziyaret edebileceğiniz yerlendendir. - Cinque Terre balayı için Uzak Doğu ya da Asya turlarına mükemmel bir alternatif olacaktır. Hem daha uygun hem de daha yakın olan İtalya'nın sahil şeridinde romantik ve sakin bir tatil/balayı geçireceğinizi garanti ederiz. - Aynı zamanda Cinque Terre kesinlikle araç kiralanarak yakın köy ve şehirlerin gezilmesi için çok uygun bir lokasyonda yer almakta dolayısıyla bu opsiyonu da değerlendirmenizi öneririz. Cinque Terre ekonomik rehberimizde daha detaylı önerilerimizi okumak istiyorsanız buraya tıklayın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/como-golunu-nasil-ucuza-gezersiniz", "text": "Como Gölü İtalya'nın kuzeyindeki Lombardiya bölgesinde yer alan Milano şehrine bağlı kasabaların ortasından geçen bir göl. Meşhur, pahalı, şık, gösterişli bir bölge burası. Como Gölü'nü görmek sanıyoruz ki her gezgin ruhlu insanın \"ölmeden önce yapılacaklar listesi\"nde ilk 10'da yer alıyordur. Zira bizim de öyleydi. Sosyal medyada Como fotoğraflarını görüp de iç geçiren, gimek isteyip hala adım atmamış olanlara sesleniyoruz. Como Gölü'nü çok ucuza getireceğiniz muhteşem bir rota yaptık ve tıpkısının aynısını size de tavsiye ediyoruz. Hazırsanız başlayalım.. Hali hazırda bu seyahat tarihlerimizi kapsayan geçerli bir Schengen vizemiz olmadığı için ilk giriş yapacağımız ülke olan Yunanistan için evraklarımızı toplamaya başladık. Yunanistan vize evrakları da diğer ülkelerde olduğu gibi ancak vize merkezinden randevu almak diğer Schengen ülkelerinden daha kolay ve hızlı. Neden? Çünkü Yunanistan vizesi için başvuru yapmanız gereken Kosmos Vize bürosu sadece Yunan vizesi veriyor ama VFS gibi diğer bürolar en az 6-7 ülkenin vize merkezi olduğu için daha yoğun ve randevuları hep daha geç zamana veriyorlar. VFS'den randevu alacakların aklınızda bulunsun, en az 1,5 ay önceden randevu kovalasınlar. Como Gölü'ne Türkiye'den en kolay ulaşım Milano üzerinden. Öncelikle Milano'ya henüz gitmemiş olanlar varsa hızlıca bahsedelim. Milano'da 3 havaalanı var ve Türkiye'den bunlardan ikisine iniş yapabiliyorsunuz. Pegasus gibi daha ekonomik firmalar Bergamo'ya, THY gibi firmalar ise Malpensa Havaalanına seferler düzenliyor. Ucuç süresi hemen hemen aynı sadece Bergamo havaalanı aslında Bergamo şehrinde yani Milano şehir merkezine daha uzak. Milano'da gezilecek yerleri ve yürüyüş rotasını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Ryan air' de ekonomik havayolu firmalarından birisi olduğu için biz Bergamo Orio al Serio Havaalanına iniş yaptık. Havalimanından şehir merkezine giden otobüsler ile Bergamo'da booking. com üzerinden kiraladığımız hostele hareket ettik. Milano'da konaklama yapmayı çok isterdik ancak tam Halloween yani cadılar bayramına denk geldiğimiz için hem oteller doluydu hem de airbnb evleri çok pahalıydı. Ayrıca İstanbul-Selanik-Bergamo arası uzun bir seyahatten sonra havaalanından yarım saatte Bergamo'ya ulaşmak çok daha iyi oldu açıkcası. Bergamo'da gece kısa bir yürüyüş ardından sabaha bomba gibi uyanmak için erkenden yattık. Ertesi sabah ise Bergamo eski şehir merkezi ve yeni şehir merkezi olarak adlandırılan bölgeleri gezip, havaalanına geri dönerek 6 gün için kiraladığımız aracı almaya gittik. Aracı ilk gün neden kiralamadınız diye soracak olursanız şöyle söyleyelim: Hem Bergamo'da otopark derdi ile uğraşmak istemedik ve hem de uçaktan geç saatte indiğimizden dolayı 2-3 saat için ekstra bir gün araç kiralama ücreti ödemek anlamsız geldi. Bergamo'da gezilecek yerleri ve yürüyüş rotasını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Bergamo'dan sonra istikamet Asso! Asso belki asla adını bile duyamayacağınız kadar küçük ve hiç turistik olmayan bir yer. Ama bu şirin küçük köyde konaklamak hem ekonomik hem de lokasyon olarak inanılmaz efektif bir konuma sahip. Biz Asso'da iki gece kaldık. İlk gün Bergamo'dan geze geze geç saatte buraya ulaştığımızdan, ikinci gün ise Como gölü civarındagezdikten sonra Como'da konaklama için daha fazla harcamak istemediğimizden dolayı 🙂 Bu arada, airbb'den bulduğumuz bu evin gecelik ücreti ise 180 TL! İnanılmaz değil mi! Como Gölü ters Y şeklinde bir göl ve gölün kıyı şeridi köyler ile dolu. Como Köyü'de bunlardan biri. Mesela o sosyal medyada çok paylaşılan manzara fotoğrafı varya orası Bellagio köyü ki kendisi bizim de favorimiz oldu. Biz Asso'dan hareketle önce Bellagio' ya gittik. Burada neredeyse 2-3 saat geçirdik. İnsanın kendini İtalyada olduğunu hissettirecek herşey var burada. Bellagio' dan sonra Como Köyü'ne giden yol üzerinde Nesso' da kısa bir mola verdik. Bu köyün merkezinde çok sevimli bir bayan tarafından işletilen bir restorant/ cafe dışında birşey yok aslında. Köy merkezine çıkan rampa yol araçla geçemeyeceğiniz kadar dar. Hatta yolun ne kadar dar olduğunu fark etmemiş bir turistin aracı sıkışmış köy halkı tarafından ittirilerek zor çıkmış araç! En mantıklısı aracı köye çıkmadan bırakıp yürüyüş yapmanız. Bu arada asıl görmeden geçemeyeceğiniz yer Como'ya devam eden yol üzerindeki küçücük bir köprü, direkt göle uzanan teraslardan birinde bir cafe ve köprünün altından göle akan minik şelale.. Kısa bir fotoğraf molası ardından Como' ya doğru yola devam.. Como köy ya da kasaba denemeyecek kadar büyük, modern, gelişmiş bir yer.. Oldukça lüks ve şık. Açıkcası biz Como'da çok fazla zaman geçirmek istemedik zira diğer büyük şehirlerden bir farkı yoktu bizim gözümüzde. Como'da şehir merkezine yakın bir yerde aracımızı park ettikten sonra göl kenarına kısa bir yürüyüş yapmak için geçirdiğimiz bir- iki saat sonrasında Asso'da konaklama yaptığımız eve geri döndük. Burada Lombardiya bölgesindeki diğer köy ve kasabalara kıyasla yeme içme, alışveriş en az konaklama kadar pahalı. Aklınızda bulunsun.. Bizim Como Gölü'nü gezebileceğiniz en hesaplı ve efektif rota önerimiz bu şekilde. Daha fazla zamanınız varsa Bellagio'dan feribotlar ile gölün karşı yakasında yer alan Varenna, Menaggio gibi diğer köylere gitmenizi öneririz. Feribot seferleri oldukça sık ve ücretleri rotaya göre değişiyor."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/cote-d-azur-yolculugu-rota-ve-oneriler", "text": "Bu bölgede hava yıl boyunca ılımandır ancak seyahat etmek için en güzel dönem Nisan- Ekim ayları arası. Bu sahil şeridi, zamanında ünlülerin sosyalleşmek ve zenginlerin kumar oynamak için tercih ettiği bir bölge iken, günümüzde düşük bütçeli tatil yerlerinden biri olarak özellikle yazın çok fazla tercih edilen yazlık bir bölge haline gelmiştir. Dolayısıyla, Temmuz ayı itibariyle yoğun turist akımına uğramadan gitmenizi öneririz. Nisan- Mayıs aylarında gün boyunca daha sakin olan plajlarında güneşe doyacak ve geceleri esen ılık meltem rüzgarlarıyla hoş ve dingin şehir merkezlerinin tadını çıkartabileceksiniz. Uçak ile: Bizim bu tur için başlangıç noktası olarak önereceğimiz Nice için uygun fiyatlı biletleri karşılaştırabileceğiniz bir websitesi olan SkyScanner' ı kullanabilirsiniz. Ayrıca Pegasus havayolları ile erken rezervasyondan yararlanarak, sadece 2,5 saat sürecek olan İstanbul- Nice direkt uçuşunu oldukça uygun fiyata yakalayabilirsiniz. Tren ile: Eğer hali hazırda Fransa sınırları içinde iseniz ve seyahatinize Cote d' Azur' u da eklemeyi planlıyorsanız, Fransız trenleri oldukça hesaplı ve uygun bir çözüm olacaktır. Tren saatleri, güzergah ve bilet fiyatları için RATP ya da hızlı TGV trenler için SNCF websitelerini incelemelisiniz. Araç ile: Tabii ki biz \"road trip\" yani araba yolculuğu yapmayı her zaman öncelikli tercih ettiğimiz için size de tavsiyemiz bu seçenek olacak. Hava alanından ve ya şehir merkezinde yer alan \"rent a car\" ofislerinden araç kiralayabilir ya da kendinize blabla car ve ya covoiturage sitelerinden yol arkadaşı bulabilirsiniz. Cote d' Azur oldukça turistik bir bölge olduğu için konaklama açısından da çok farklı alternatifler bulunabilir. Fiyatlar ise ne tür bir seyahat planladığınıza göre değişecektir tabii ki. Cannes şehrindeki lüks otellerde kalmak ile, Marsilya civarında uygun hotellerde kalmak arasında fark olacaktır. Biz Nice gidiş dönüş uçak bileti alarak, Nice' de konaklama yapmanızı ve günübirlik turlar düzenleyerek Cote d' Azur bölgesinde yer alan diğer şehirleri gezmenizi öneriyoruz. Bu bölgenin en meşhur ve turistik şehirleri Cannes, Nice, St. Tropez ve Monaco. Ancak bu şehirler arasında yer alan ufak ve sevimli köyleri de gezmelisiniz. Toplu taşıma araçları kullandığınızda sürekli mola vermeki indi bindi yapmak, bir sonraki aracı yakalamak vs. hem biraz maliyetli hem de fazlaca stresli olabilir. Eğer bizim tavsiyemize uyar da araç kiralarsanız, daha rahat gezebileceğiniz ve kesinlikle keyif alacağınız yerlerden önerdiklerimiz Antibes, Villefranche-sur-Mer, St-Paul-de-Vence, Eze-Le-Villeage, St. Raphael ve Hyeres. Nice' in eski şehir merkezinde bir gün geçirmenizi öneriyoruz. İlk gün bu şehirde yer alan müzeleri, turistik yerleri ve anıtları gördükten sonra, Promenade des Anglais denilen sahili boyunca yürüyüş yapmanızı, güneşli bir günde taşlı plajlarına uzanarak güneşlenmenizi ve denizin tadını çıkartmanızı, Castle Hill' e çıkarak şehrin kuşbakışı manzarasını seyretmenizi, yöresel yemeklerin tadına bakmanızı ve meydanlarda, sokak aralarında mümkün olduğu kadar çok zaman geçirerek yerel hayatı gözlemlemenizi öneririz. Dilerseniz 20- 25 euro karşılığında, Gar de Provence' dan hareket eden Train des Pignes trenleri ile Entrevaux' ya günübirlik bir tur bile yapabilirsiniz. Nice şehir turu için daha fazla bilgi, Nice konaklama, Nice' de alışveriş, Nice' de kesinlikle yapılması gerekenler ve bu şehir hakkında daha birçok bilgi ve öneri için buraya tıklayabilirsiniz. Akşam yemeği için Place Massena' da yer alan birçok kafe ve restorandan birini tercih edebilirsiniz. Nice- Monaco arası yaklaşık 20 km' dir ve hiç durmadan devam ederseniz Nice' den Monaco' ya ulaşmak 40 dakika sürer. Biz yol üzerinde kısa molalar vererek, Villefranche-sur-Mer ve Eze Village' ı ziyaret ederek toplam yolu yaklaşık 7 km daha uzatmanızı öneriyoruz. Bu yolculuk için sahil şeridini tercih etmelisiz zira gözleriniz bu eşsiz panoramik manzara karşısında kamaşacak. Monaco, oldukça küçük olmasına karşın dolu dolu bir şehirdir. Günübirlik geziler için mükemmel bir destinasyon olan Monaco' da, Place du Palais' ye yürüyerek Princely Palace ve mükemmel şehir manzarasına ulaşırsınız. Sonrasında, Saint Martin Gardens bahçelerinden geçerek, yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş sonunda kesinlikle Monte-Carlo' yu görmelisiniz. Gerçekten de oldukça pahalı butiklerin ve dünyaca ünlü markaların mağazalarında alışveriş yapası gelir insanın, ama sadece vitrinlere bakarak da kendinizi avutabilirsiniz. Yürüyemeyecek durumda olanlara ise, aynı rotada hareket eden küçük turistik trenleri kullanmalarını tavsiye ederiz. Monaco' da yürüyüş rotası, yeme& içme, görülmesi gerekenler hakkında daha detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. Nice ve Cannes arası yaklaşık 32 km' dir. Hiç durmadan 1 saat içinde Nice' den Cannes' a ulaşabilirsiniz ama tabiiki biz yol üzerinde görmeniz gereken şehirlerden St-Paul-de-Vence ve Antibes' de kısa molalar vermenizi öneriyoruz. Bu yolculuk için harita görünümüne ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Cannes' da La Croisette boyunca yürüyerek, muhteşem sahil manzarası eşliğinde lüks mağazaları gezebilir, dilediğiniz bir kafe' de oturarak hem etrafı gözlemleyip hem de kısa bir mola verebilirsiniz. Yol üzerinde Palais des Festivals et des Congres yani o muhteşem Cannes Film Festivallerinin yapıldığı mekana düzenlenen turlara katılabilir, kırmızı halı üzerinde yürüyebilirsiniz. Cannes şehir manzarasının en güzel göründüğü yer olan Le Suquet' e giden dar sokaklarda yer alan ilginç dükkanları gezmelisiniz. Cannes' da yürüyüş rotası, yeme& içme, görülmesi gerekenler, alışveriş, eğlence ve daha birçok şey hakkında daha detaylı bilgi almak için buraya tıklayınız. 4. GÜN: Cannes' ın ötesini keşfedin.. Seyahat hızınıza, tatil sürenize, bütçenize ve tercihinize bağlı olarak, dördüncü gün ve sonrasında opsiyonel olarak önereceğimiz istikamet yaklaşık 130 km.' lik bir yol üzerinde ziyaret edilebilecek olan Saint Raphael, Saint Tropez ve son olarak da Hyeres. Bu yolculuk için hazırladığımız haritaya ulaşmak için buraya tıklayınız. - Eğer 4. günden sonra Hyeres' e kadar devam etmeyi tercih ederseniz, dönüş biletinizi Marsiya' dan almanızı tavsiye ederiz. Hyeres Nice' e 150 km, Marsilya' ya 80 km mesafede yer aldığından Marsilya dönüşü daha hesaplı olacaktır. - Bu seyahate çıkmadan önce biraz Fransızca öğrenmeye çalışın. Fransızlar aslında dillerine sahip çıktıkları ya da kibirli olduklarından değil, İngilizce' lerine çok güvenmediklerinden ve aksanlarından dolayı Fransızca konuşmayı tercih ediyorlar. Paris' de İngilizce konuşacak birilerini bulabilirsiniz ama güneye indikçe bu şansınız daha da azalacaktır. - Cote d' Azur bölgesi çok turistik olduğu için otel fiyatları da diğer bölgelere göre daha pahalıdır. - Fotoğraf makinası ve kameralarınızın hafıza kartlarını boşaltmayı unutmayın. Çok fazla fotoğraf çekeceğiniz inanılmaz güzellikte bir sahil turu sizi bekliyor olacak. - Eğer Paris' e henüz gitmediyseniz, en azından 2 gece konaklayacak şekilde zaman ayırmanızı öneririz. Paris için detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. - Hava genellikle ılıman olsa da gitmeden mutlaka hava durumunu kontrol etmelisiniz. - Rahat bir spor ayakkabısı ve küçük bir sırt çantası almayı unutmayın zira bizim rotamızı kullanacak olanlar epey yürüyüş yapacaklar 🙂"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/cumalikizik-gezi-rehberi-nedir-burayi-populer-yapan", "text": "Bursa'nın Yıldırım ilçesine bağlı Cumalıkızık köyü aslında Kınalıkar dizisi ile adını duyurmaya başladı. Dizi 2002-2004 yılları arasında televizyondaydı ama Cumalıkızık asıl çıkışını sanırım son 5 senede yaptı. Bir diğer popülerleştikten sonra dikkatimizi çeken köylerden. Tarihi yapısı ve dokusunu görmek için değil, burada bi köy varmış instagramda gördüm diye gidiyoruz ya çok fena.. Neyse konuyu dağıtalım ve gelelim bu minik ama Dünyalar güzeli köye ve neden gidilmesi gerektiğine.. Renkli evleri, kaldırımsız, dar ve taştan sokakları ve resmen el değmemiş tarihi dokusu ile Cumalıkızık 1300lü yıllarda kızıklar tarafından kurulmuş. Cumalı için: Bursa'nın fethinden sonra ilk cuma namazının burada kılınmış olması ve ilkin Camilikızık iken sonraları Cumalıkızık'a dönüşmesi. Bir diğeri bu köye insanlar Cuma namazından dolayı geldiği için Cumalıkızık deniyor olması. Kızık için: Uludağ'ın vadisinde sıkışan konumlarından dolayı kısık denmiş ve zamanla değişerek kızık diye anılmaları.. Kayıtlarda Cumalıkızık'a Ortakızık da dendiğine ulaşılmış. Aslında diğer kızık köyleri arasındaki konumunda dolayı bu adı alması mantıklı görünüyor. Kayıtlara göre bir zamanlar 14 tane 'kızık' köyü varmış. Ama çoğu özellikle Kurtuluş Savaşı sonrasında yok olmuş.. Günümüze 5 kızık köyü varlığını sürdürüyor. Aralarından neredeyse yok denecek hasarla sıyrılan Cumalıkızık olmuş.. 1980'de Anıtlar Yüksek Kurulunca koruma altına alınan Cumalıkızık, 2014'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girmiş. Toplam 270 tane ev var. 180 tanesi kullanılıyormuş. Yığma taş moloz karışımı, kerpiç ve aralarına ağaçtan yapılmış evler çok iyi korunmuş.. Cumbalı, yüksek pencereli ve avlulu klasik Osmanlı köy evi örnekleri ile sanki dönem filmi seti.. Cumalıkızık İlkokulu'nun bahçesi otopark olarak kullanılıyor. Otobüs ile: Bursa'dan 38 numaralı otobüs (40dk ), Mudanya İDO iskelesinden birçok otobüs hattı var. Cumalıkızık Konaklama Yerleri: Bizce Bursa'dan günübirlik gidin ve burada kalmayın. Çünkü pahalı. Ama illa ki kalacağım derseniz Yeşil Butik Otel'de geceliği 2 kişi 123TL'ye yerler var mesela. Ama off sezonda. Siz yine de bu siteyi bi ziyaret edin. Cumalıkızık'a hangi mevsimde gitmeli? Her mevsimin ayrı güzelliği var. Her mevsim olur.. Ulaşım açısından yolları gayet iyi. Köyün içi de taş yollardan olduğu çin öyle yağmurda dert olmaz gibi.. Sadece bayram ve haftasonuna denk getirmeyin yeter. Yoksa koşturmalı ve bol kalabalıklı olur Cumalıkızk geziniz.. Gelelim sadede. Sadece şehir dışından turistleri değil yerel turistlerin yani Bursalılar'ında kahvaltı mekanı olduğu için hava güneşliyse hele bir de hafta sonu ise çok kalabalık, erken gitmeli. Ya da gitmemeli.. - Uluslararası Cumalıkızık Şenliği nam-ı diğer Ahududu Şenliği: Haziran aylarında düzenlenen şenlik, festival havasında geçiyormuş. Festivali bahane edebilirsiniz. - Bursa şehir merkezine yaklaşık 14 km uzaklıkta. Bursa'da Bursa tarihi yerleri gezip, Cumalıkızık'a uğrayabilirsiniz. - Cumalıkızık Uludağ teleferiklere 10 km uzaklığında. Kayak yapak için Uludağ'a gittiğinizde Cumalıkızık'ı gezmek neden olmasın? - İskender yemek. Bu başlı başına bir neden olabilir mesela! - Görükle bizim çok sevdiğimiz Nilüfer Belediyesi'ne bağlı Bursa'nın köyü. Orada Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde oyun seyredebilirsiniz. Çok güzel işler çıkarıyorlar. Bir de gece hayat da var. Kafeleri pubları ile küçük İstanbul sanki.. Giderseniz bi kokoreççi vardı, gidin diyoruz o kadar. Adını bulup yazıcağız.. - Mudanya'ya 40 km uzaklıktaysa neden Mudanya Cumalıkızk olmasın - 64 km uzaklıktaki Gölyazı ve Uluabat Gölü başlı başına bir sebep olabilir - Mudanya'ya bağlı Tirilye Köyü Cumalıkızık'a yaklaşık 51 km uzaklıkta - Kahvaltı için birçok alternatif var. Hepsi birbirinin muadili. Şurası demiyoruz. İçinize sinen bir yerde kahvaltı yapın. Mesela biz Cin Aralığı'ndaki izdahamdan kendimizi hemen yanındaki avluya attık. İşletmecileri samimi insanlardı, aklımızda yokken kahvaltımızı orada yaptık. Memnun da kaldık.. - Saitabat Şelalesi: Cumalıkızık'a 13.5km uzaklıkta, Kestel'e bağlı şelaleyi de bu rotaya ekleyebilirsiniz. Tarihi Çınar: Cumalıkızık Meydanı'ndaki tescilli çınarlar. Zaten özellikle büyük olanı yani 6 metrelik çınarı, gövdesi ve önündeki yazı ile görmemek imkansız gibi.. Otoparktan çıkıp kalabalığa doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkacak ilk görülmesi gereken nokta. Cumalıkızık Köy Müzesi: Cumalıkızık tarihine yolculuk yapmak isteyenler için Pazartesi hariç her gün açık müze. Giriş ücretsiz. Cumalıkızık Camii: Selçuklu mimarisine sahip camiinin bulunduğu yer galiba köyün tam meydanı oluyor. Camiinin 300 yıllık olduğu düşünülüyormuş. Hemen yanında da Zekiye Hatun Çeşmesi var. Cumalıkızık Hamamı: Cumalıkıızk Camiisinin yanında yer alıyor. Küpeli Ev: 350 yıllık evin adı eve hakim olan küpe çiçeği motifinden geliyor. Aynı zamanda Cumalıkızık köyündeki köyü yaşatma projelerinin yürütüldüğü UNESCO Derneği Proje Uygulama Evi. Cumalıkızık ve Bursa'daki yerel eşyaların itina ile toplanarak, bölge kültürünün yansıtıldığı ev 2010'dan bu yana müze olarak kullanılıyor. Cin Aralığı: Çok ama çok dar olan sokağın efsanesi adında gizli. Kurtuluş Savaşı zamanında Türk askerinin buradan geçtiğini sokağın başından göremeyen düşmanlar kaybolduğunu düşündükleri askerler için böyle bir şey demişler.. Sokak çok dar gerisini bilmiyoruz. Ve her dar sokak gibi çok ilgi görüyor. Girişinde kuyruk oluyor desek yeridir. Bu sokağı boş bulmak için girişinde pusuya yatmak gerekiyor. Net!"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dalaman-havaalanindan-fethiyeye-gezilcek-yerler", "text": "Ülkemizin en güzel sahil şeridi Dalyan'dan Antalya'ya doğru olan kıyı bandı dersek çok mu iddialı olmuş oluruz.. Sanki az bile. Doğal oluşumları, şelalesi, dağı, kayak merkezi, antik kentleri, gölü, göleti ama en çok da koyları! Eğer Dalaman Hava limanına inip yolunuz Fethiye'ye düşerse ya da Dalaman Havaalanı'ndan başlayarak Antalya'ya uzanan bir rota izlerseniz yol üstünde görebileceğiniz birçok yer var. Hem de yoldan çok sapmadan, bi uğrayıp devam etmeli. Malum ekonomik gezi bloggerı olduğumuz için biz öncelikle bir yere gitmeye kadar verdiğimizde civarda görülmesi gereken yerleri, sonrasında bizim ilgimizi çekenleri filtreliyoruz ve merak ettiğimiz yerlere nokta atışı yapıyoruz. Böylece aynı bölgeye birkaç defa gitmek yerine 1 defa da uzun bir süreçle toptan geziyoruz. Hem benzin ya da uçak parasından hem de konaklamadan tasarruf ediyoruz.. Gelelim Dalaman Havalimanı'ndan indikten sonra nereleri gezeceğimize. Öncelikle Neredeyse 1 tam gün yolda geçecekmiş gibi biletinizi erken saatlere alın. Yani normalde Dalaman Fethiye arası 1 saat ama siz 08:00 ya da varsa daha erken saatlerde Dalaman'da olacakmış gibi biletinizi alırsanız, daha Fethiye'ye varmadan sanki 3 gündür geziyormuşsunuz gibi bir tatil yapacaksınız. Rotanız hazırlanıyor.... Fevziye Sülfür Havuzu: Muğla Ortaca Belediyesi'nde bulunan sülfür havuzunun masmavi suları, kayaların arasından çıkan kükürtlü suyla turkuaz rengini alıyor. Suyun dibinde ise birçok hastalığa iyi geldiği söylenilen çamur var. Tabii kükürt olunca kokusunun olduğunu söylemeye gerek yok. Çocuklar için de uygun olan bu havuzlar aile işletmesi tarafından işletiliyor. Fakat görünen o ki müşterileri memnuniyette çok başarılı değiller. Kapıkargın Kükürt Kaplıcası: Dalaman Havalimanı'na 5 km uzaklıkta bulunan bir diğer kükürt havuzu.. Göcek Marina: Göcek, İstanbullu'nun çok şaşırıp büyüleneceği bir yer değil. Yol üstünden geçerken uğramalık. Fenerbahçe ya da Bebek sahilini andırıyor. Sahilin manzarasını kapatan lüks yatlar bi tarafta, diğer tarafta İstanbul'dan bildiğimiz restoranlar.. Yani geçerken gör, devam et.. Desperado Ranch: Atlar ve farklı bi deneyim.. Gitmeden önce fiyat kontrolü ve rezervasyon yapmanız gerekiyor.. Yanıklar Yeşil Vadi: Yolu her ne kada bozuk dense de, işletmeye girdiğiniz en çok 1 km'lik alanda biraz bozuluyor ama öyle 4x4'e ihtiyaç var türünde değil.. Salaş bir mekan.. Mekana değil de ortama gidiyorsanız hiç durmayın. Suya girmenin en keyif verdiği yerlerden. Vadinin içinde buz gibi suya girince etrafınızı orman gölgeleyecek.. Ayrıca salaş olsa da makul fiyatlı ir işletme işletiyor burayı. Kebaptan, sigara böreğine karnınızı doyuracak menüye de sahipler.. Çadır imkanı var. İster toprak alan isterseniz de platformlarda... Yani yoldan sapmaya değer güzellikte bir doğası var.. Şehit Fethi Bey Parkı: Çalış Plajı'nın başlangıcında yani Fethiye merkezdesiniz artık! Fethiye DEvlet Hastanesi'nin önündeki park aslında kuş cenneti olarak da geçiyor.. Zamanında burası bataklık olduğu için sazlıkların arasında birçok kuş türü yaşarmış.. Bir tarafında sazlıklar diğer tarafında ise Fethiye şehir merkezini görebilirsiniz. Yol burada biter, artık şehirdesiniz. Fethiye'ye hoş geldiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dijon-da-gorulmesi-gereken-15-yer", "text": "Bir zamanlar Burgonya Dükünün ikamet ettiği ve Burgonya Bölgesinin başkenti olan Dijon, 15. yüzyılda Fransa İmparatorluğunun himayesine girene kadar Dijon, kraldan bile daha fazla söz hakkına sahipmiş.. Tarihinin adeta parçası olan ise şehrin bir çok yerinde görebileceğiniz baykuş figürü.. Aslında Notre Dame Katedralin' den geliyor baykuşun hikmeti.. 1- Rue des Forges: Dijon'un en eski ve en dikkat çekici caddelerinden. Bu caddeyi ünlü yapan özelliği ise, caddede yer alan tarihi yapılar. 1467 ile1477 yılları arasında Burgonya Dükü olan Charles the Bold'un hemşiresine ait Hotel Morel-Sauvegrain, Klasik antresiyle Hotel Auriot, süslü yüzü ile Maison Milsand, ünlü merdivenleriyle Hotel Chambellan. 2- Düklük Sarayı ve Musa Kuyusu : Tarihi şehir merkezinin kalbi olan Place de la Liberation meydanında yer alan Düklük Sarayı, 3. yüzyılda Barbar istilasından korunmak amacıyla basit bir kale olarak inşa edilmiş. Daha sonra 1366 yılında birinci Valois Dükü Philippe le Hardi tarafından yeniden yaptırılmış. Sarayın en eski bölümü olan kulesi yani Tour Philippe le Bon 53 metre yüksekliğinde ve 316 basamaktan oluşuyor. Kuleden manzara seyri harika.. Sarayın en ilginç bölümlerinden olan mutfağı 6 adet şöminesi.. Ziyafetleri hayal edin bi...17. yüzyılda Versay Sarayınının mimarı Jules Hardouin-Mansart, sarayı iyileştirdi ve yeni saray son görkemli haline geldi. 3- Dijon Güzel Sanatlar Müzesi : Düklük Sarayı'nın doğu kısmında yer alan müze, Fransa'nın en önemli ve en eski müzeleri arasında yer alıyor. Mısır antiklerinden modern zamana çok geniş bir koleksiyona sahip.. Salle des Gardes bölümünde ise, Burgonya Dükü Philip the Bold ve John the Fearless'ın mezarları da var. 4- Notre Dame Katedrali : Düklük Sarayı'nın kuzeyinde yer alan katedral, Dijon'da Grande Dame olarak adlandırılır.. Katedralde yer alan baykuşa sol elinizi sürerseniz şansınız açılır ve dileğiniz kabul olurmuş.. 1230- 1250 yılları arasında inşa edilen katedralde, Burgonya gotik tarzı hakim. Katedralin Saat Kulesi ise 1382 yılında yapılmış. Katedraldeki 1. yüzyılda yapılmış Kara Bakire heykeli, Fransa'daki en eski ahşap heykellerden. 5- Dijon Kadedrali : Burgonya Gotik mimarisinin en güzel örneklerinden olan katedral, 2. yüzyılın sonlarında şehit olan Saint Benigne'ye adanmış.. Hacıların konaklaması için kullanılmış.. 1137 yılında çıkan yangınla harap olmuş ve 1280- 1314 yılları arasında yeniden inşa edilmiş. Eski manastırdan geriye kalan sadece Saint Benigne' nin mezarının da olduğu geniş mahzeni. Katedralde Roma ve Orta Çağ eserlerinin koleksiyonlarının olduğu Arkeoloji Müzesi de yer alıyor. 7- Burgonya Hayatı Müzesi : Couvent des Bernardines' de yer alan müzede, 18. yüzyıldan 20. yüzyıla kadarki Burgonyalı hayatına ve yaşam tarzına ait kostüm, ev eşyaları ve birçok koleksiyon göreceksiniz. 8- Chartreuse de Champmol: Dijon'un en batı noktasında yer alan yapı, Valois Soyundan Düklerin gömüldüğü yermiş. Şimdi ise psikolojik klinik olarak hizmet veriyor. Görkemli heykeller ve kilise kapısının da yer aldığı alan, Orta çağın öenmli eserlerinden, Claus Sluter tarafından 1404 yılında yapılan Puits de Moise yer alıyor. Altıgen kolonunun tepesinde, melekler ve Moses, Isaiah, Daniel, Zechariah, Jeremiah ve David yani 6 peygamber yer alıyor. 9- Hotel de Vogüe: Rue de la Chouette'de yer alan Rönesans ve klasik tarza sahip ev, Burgonya Meclisinin danışmanı Etienne Bouhier için 1614 yılında yaptırılmış. 10- Eglise Saint-Michel: Place Saint Michel'de yer alan, Düklük Sarayı'nın doğusunda yer alıyor. 1497 yılında Gotik mimari ile yapılmaya başlanan kilisenin yapımı uzun sürdüğü için, bağlantısı olmayan Rönerans mimarisi de görülüyor. - http://www. planetware. com/ - http://uk. france. fr/ > fotoğraflar için"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dogaya-yolculuk-boluda-kamp-alanlari", "text": "Yedigöller renk renk ağaçları ile görsel şölen yapmıyor da ne yapıyor? Haritamızda uzakta olsa da Bolu il sınırları içinde olduğu için değinmeden geçemedik.. Ayrıca Yedigöller'e bayıldık. O yüzden adına yer verip detayları YEDİGÖLLER: Renk Cümbüşüne Hazır Mısınız? yazımızda bulabilirsiniz. Ressam Bob'un \"Şuraya da bir ev çizeceksin\" derken aslında aşağıdaki resmi yapmak istediğini düşünüyoruz. Bir manzara ancak bu kadar muazzam olabilir. Bolu şehir merkezinin 13 km güneyindeki tabiat parkı aslında suni bir göl ve etrafında 1300 metrelik alan üzerine kurulmuş.. Gölcük Tabiat Parkı'ndaki bungalovlarda konaklayabilirsiniz. Büfe, restoran gibi yeme içme yerleri mevcut. Bolu şehir merkezine 34 km uzaklığındaki Abant Gölü Tabiat Parkı, Abant Gölü çevresinde 127 hektar üzerine kuruludur. Özellikle hafta sonu günübirlikçilerin akınına uğrasa da, gölün çevresindeki düzlüklere çadır atıp kafa dinlemek için tam bir cennet.. Sonbahar ve ilk bahar aylarında ağaçların yapraklarının mevsime ayak uydurmasıyla oluşan tablo misali fondan dolayı, fotoğrafçılık ile ilgilenenler de bant Gölü'nü tercih etmeli.. Abant Gölü yolu üzerinde Bolu'nun en güzel yaylalarından Örencik Yaylası'nda kam yapmaya müsait düz alanlar mevcut.. Yürüyüş, dağ bisikleti için de oldukça ideal.. Düzce'ye 24 km uzaklığındaki Samandere Şelalesi Tabiat Parkı'nda 500 metre uzanan derenin etrafında, üç şelale, anıt ağaçlar ve Cadı Kazanı adındaki yerler Bakanlık tarafından tescillidir. Hatta Samandere Şelalesi Türkiye'nin ilk tescilli tabiat anıtıymış. Bolu'nun Pamukkale'si olarak anılan travertenlere bu kadar yakın olduğumuzu bilmek ilginç.. Traverten havuzlarına girmek ise 10 TL.. Havuzlar kadınlar ve erkekler için ayrılmış.. Bir de bu bölgede soda kaynağı bulunduğu için, kaynaktan soda içebiliyormuşsunuz. Siz yine de bi emin olun deriz.. Yaylalar üzerine ne denebilir ki? Geniş geniş yeşillikler, kamp alanları ve tertemiz doğa.. Mudurnu'ya bağlı Pelitözü yaylası il merkezine 7 km uzaklığında yer alıyor.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dogu-amerika-turu", "text": "Amerika vizesi almak düşünüldüğü gibi zor değil. Aslında her vize koşulu gibi, kurallara uymak yeterli. Ya vermezlerse diye düşünüyorsanız, o zaman buraya tıklayarak ayrı bir blog post' ta yer verdiğimiz Amerika Vizesi almak için altın kurallara ulaşabilirsiniz. Amerika haritasına bakıp gördüğünüz şehirlerden hangisine gitmek isterseniz, emin olun bir havaalanı var. İstanbul' dan New York'a gitmek ise genellikle en hesaplısı. Amerika havaalanlarının listesine https://www. globalair. com/airport/state. aspx sitesinden ulaşabilirsiniz. - Otel ve uçak karşılaştırmalarını birlikte bulabileceğiniz site: www. expedia. com ve www. bing. com/travel - En uygun uçak fiyatlarını görebileceğiniz site: https://www. cheaptickets. com ve www. hotwire. com Amerika'ya indiğinizde, havaalanında birçok araç kiralama firmasını göreceksiniz. Dünyaca bilinen Hertz veya Avis gibi firmalara ulaşmak çok kolay. Ayrıca yola başladığınız şehirde aldığınız aracı son durağınızda teslim etme şansınız da var. Şehir merkezine yakın bir konumda kalmak size hareket özgürlüğü sağlayacaktır. Gitmeden önce www. booking. com'a göz atmanızı şiddetle tavsiye ediyoruz... Otel seçerken yorumları okumayı unutmayın. Tabii bu yazı yazıldığında yıl 2016 olduğu için siz Amerikan Doları ile Türk Lirası'nın günlük net karşılaştırmasını görmek için, https://doviz. hesaplama. net/ sitesine bakmalısınız. Doğu Amerikada gezilecek yerler için hazırladığımız rotamız için tıklayın. Boston'da Görülmesi Gereken Yerler :Freedom Tail, Boston Common ve Public Garden Swan Boats, State House, Boston Tea Party House, Paul Revere, Samuel Adams ve John Hancock'un gömüldüğü yer; Old Granary Burying Ground, Samuel Adams Brewery, Harpoon Brewery, Boston' ın en eski mezarlığı olan King's Chapel Burying Ground, Faneuil Hall, Beacon Hill, Harvard Meydanı ve Müzesi, Copley Meydan'nda Trinity Church ve Boston Public Library, Boston Red Sox'ın evi sayılan Fenway Park, Museum of Fine Arts Boston, Isabella Stewart Gardner Museum, Boston Pops ve Semfoni Orkestrası, Boston Limanı 'ından Odyssey deniz yolculuğu, New England Aquarium, John F. Kennedy Presidential Library and Museum. New York' ta Görülmesi Gereken Yerler : Central Park, Empire State Building, The Metropolitan Museum of Art, St. Patrick's Cathedral, The High Line, New York Public Library, Times Square, the Statue of Liberty ve Ellis Island, the Brooklyn Bridge, Brooklyn Museum, Brooklyn Botanical Garden, Brooklyn Flea, New York Botanical Garden, Broadway ve Shubert Alley, Rockefeller Center, Flatiron Building, Fifth Avenue, Chrysler Building, The Solomon R. Guggenheim Museum, Wall Street, The South Street Seaport, Grand Central Terminal, American Museum of Natural History, Museum of Modern Art, Queens Museum, Prospect Park, Yankee Stadium, Green- Wood Cemetery, Flushing Meadows- Corona Park, Apollo Theater, Marcy's Herald Square, South Street Seaport, Citi Field, Union Square, Roosevelt Island, Battery Park, the Williamsburg Waterfront, Lincoln Center, Radio City Music Hall, New York Transit Museum, Little Italy, Washington Square Park arch, 9/11 Memorial, Whitney Museum of American Art. PHILADELPHIA: Amerika tarihinde önemli yeri olan Philadelphia' da, birbirinden farklı müzeleri gezip, Eastern State hapishanesini ziyaret ettikten sonra, Fairmount parkında dinlenerek güzel bir gün geçirebilirsiniz. Philadelphia' da Görülmesi Gereken Yerler : Reading Terminal Market, Independence National Historical Park ve the Liberty Bell, Independence Hall, Independence Visitor Center, Valley Forge National Historical Park, Peddler's Village, Philadelphia Zoo, Longwood Gardens, Franklin Square, the Rocky Statue ve Rocky Steps, Please Touch Museum, National Constitution Museum, Eastern State Penitentiary, Christ Church ve Christ Church Burial Ground, Penn Museum, Morris Arboretum, Mütter Museum, Philadelphia Magic Gardens, Franklin Institute, Rittenhouse Square, Benjamin Franklin Museum, Philadelphia Art Museum, Pennsylvania Academy of Fine Arts, Society Hill Historic District, Fairmount Park, Fort Mifflin. ORLANDO: Kocaman eğlence parkları ve Universal Film Stüdyosuna ev sahipliği yapan Orlando, tam anlamıyla eğlence cenneti! Her sene binlerce turistin akın ettiği Orlando' yu ziyaret etmek için seçtiğiniz mevsine dikkat etmekte fayda var. Lakin Orlando tropikal iklimin görüldüğü bir şehir. Mayıs- Ekim ayları arasında sıcak ve yağmurlu, Kasım- Nisan ayları arasında ise serin oluyor. Unutmadan Orlando kasırga bölgesinde yer alıyor. Gitmeden hava durumu tahminlerine bakmayı unutmayın. Orlando'da Görülmesi Gereken Yerler : Walt Disney World'de; Magic Kingdom, La Nouba- Cirque de Soleil, Epcot, Blizzard Beach ve Typhoon Lagoon, SeaWorld Orlando ve Discovery Cove, Universal Orlando'da AMC Theatre ve Island of Adventure, Wet 'N Wild, The Wizarding World of Harry Potter, The Orlando Science Center, Basilica of the National Shrine of Mary, Gatorland, Lake Eola Park, the Orlando Eye, Orlando Shakespeare Theater, Magical Midway, Moss Park, Thornton Park, Mad Cow Theater, Vineland Avenue- Orlando Premium Outlets. MIAMI: Kış aylarında dahi cezbedici iklimiyle turistlerin ilgi odağı olan Miami, köprülerle ana karaya bağlı ve bir adada yer alan Miami plajı ile dünyaca ünlenen Florida'da yer alıyor. Deniz, kum ve güneş deyip sahilden çıkmamazlık yapmayın. Çünkü Miami keşfedilmesi gereken şehirlerden... Mesela Küba'ya denizden komşu olan Miami'de, kafeleri ve cigar dükkanları ile Little Havana bölgesinde Küba etkilerini, Lincoln Road Mall'da alışveriş heyecanını, Any Given Sunday, Ace Ventura, Ballers gibi filmelerin çekildiği yerleri görmek için turistik film turunu, the Forge'da ultra lüks akşam yemeği ya da çatı katındaki Dynasty'de tatmadan giderseniz pişman olursunuz. the Forge'u atlayabiliriz, nede olsa tura devam etmek için biraz cebinizde para kalması gerekiyor 🙂 Eğer birkaç gün Miami'de kalmayı planlıyorsanız, tatilinizi Ultra müzik festivali ya da Miami Carnaval'a denk getirseniz, eğlenceye doyamayacağınızı garanti ediyoruz... Aksi halde eğlenceye geceleyin Cameo, Story ya da Basement ile devam edebilirsiniz. Miami' de Görülmesi Gereken Yerler : Miami Beach, South Beach, Ocean Drive, The Vizcaya Museum and Gardens, Art Deco District, Design District, Bayside Marketplace, Bayfront Park, Little Havana ve Calle Ocho, Zoo Miami, Jungle Island, The Miami Seaquarium, Freedom Tower, the Gold Coast Railroad Museum, Lincoln Road Mall, Wynwood Walls, Miami Beach Botanical Garden, Key West Hemingway'in evi ve Müzesi. NEW ORLEANS: Fransız Bölgesi ile birçok turistin ilgi noktası haline gelen New Orleans, festivalleri, nehir turları ve turistik gezileri ile Amerika'da görülmesi gereken şehirler arasında yer alıyor... Her sene Jackson Square'de düzenlenen Tennessee Williams Festival'inde, yazarın Arzu Tramwayı oyunundan esinlenerek \"Stella!\" diye bağırma yarışması yapılıyor. Bir diğer festival ise Mardi Gras. Birbirinden farklı kostümlerin yer aldığı bu geçit törenine her sene dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler akın ediyor... New Orleans turunuza, ayrıca Swarmp, mezarlık turlarını ekleyebilir ve Mississippi Nehri ' nde Steamboat Natchez pedallı vapur ile şehri gezebilirsiniz. Önceden biletinizi almayı unutmayın. New Orleans'da Görülmesi Gereken Yerler : the New Orleans Museum of Art, French Quarter'da St. Louis Cathedral, the Cabildo, Jackson Square ve Royal Street, The National World War II Museum, Garden District, Chalmette Battlefield, City Park, the Audubon Nature Institute, Backstreet Cultural Museum, The Ogden Museum of Southern Art, Preservation Hall, The Jean Lafitte National Historical Park and Preserve. - http://mainetoday. com/ - http://www. visitmaine. net/ - http://www. planetware. com/ - http://www. attractionsofamerica. com/ - https://www. tripadvisor. com. tr/ - http://www. timeout. com/ - http://www. visitphilly. com"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dogu-fransa-gezilecek-yerler-ve-oyonnax", "text": "Fransa ile ilgili yazılarımızın bazılarında belirttiğimiz gibi, aslında Fransa, Türkiye'den daha önce bildiğimiz bir ülke oldu... Mesela küçük kardeş Merve Fransa doğumlu... Şimdi çocukluğumuzu ve hayatımızı uzun uzun anlatmayalım ne de olsa bu bir kişisel blog değil, merak edenler email atsınlar anlatırız- ama uzun süre Fransa'da yaşadığımız ve hala gidip geldiğimiz aşikar. Fransa'da bu kadar mekik dokumamızın nedeni budur. Zaten yer yer yazılarımızdaki adam sendecilikten de bu ülke ile biraz fazla içli dışlı olduğumuzu anlamışsınızdır. Dikkatsiz okuyucularımıza gelsin bu taş.. Bu yüzden Fransa'nın doğusu, Paris'ten önce yaşadığımız yer olunca, o civarda çok gezdik.. Bir de Fransa'da 'aman çok uzak' gibi bir kavram yok. Çünkü metropol bir şehirde yaşamıyorsanız, özellikle büyük alışverişler için başka şehre gitmekten başka şansın yok. Ki zaten herkesin arabası var, atlayıp başka şehre gitmeyeni dövüyorlar. O derece. Beni Köyümün Yağmurlarında Yıkasınlar: Oyonnax 'ım deyip, Lyon'un üst kısmında kalan, Doğu Fransa Gezilecek Yerler yazımıza başlayalım.. Eğer Paris'ten ya da Nice, Marsilya gibi Fransa'nın büyük şehirlerinden geliyorsanız kesinlikle tren ile. Araba isterim derseniz, araç paylaşım sitesi covoiturage ı ziyaret edin deriz. Paris- Lyon arasında biz bir keresinde yolcu almıştık, gayet güvenli. Hatta konuşmana gerek bile yok. İşte bunu demeyin. Hep söylüyoruz; özellikle Fransa'da turistik olmayan köyler daha sevimli oluyor. İkincisi eğer yolunuz Fransa'nın doğusuna özellikle Lyon'a düşerse, bol bol civar köyleri gezin. İnanın pişman olmayacaksınız. Üçüncüsü eğer bizim gibi doğa aşığıysanız, mutlaka gidin! Paris'te yeşili ara ki bulasın. Doğuda aramana gerek yok o seni buluyor.. Oyonnax ve gölleri Lac Genin ile Lac Nantua, Macon, Bourg en Bresse.. Doğu Fransa gezi haritamız için tıklayın. booking. com'dan uygun fiyata hostel bulabilirsiniz. Ya da ev kiralayablirsiniz. Hatırlatalım, buralar turistik olmadığı için, pahalı da değil. Başka bir alternatif de Lyon'da kalabilirsiniz ve günü birlik araç kiralayarak ya da tren ile bu şehirlere gelebilirsiniz. Ayrıca Oyonnax'ta Nouvel Hotel ve Central Parc Inter Hotel, Hotel Buffard. Bourg'da Mercure hotel, ibis veya Best Western Hotel de France gibi bir çok otel var. Doğu Fransa'nın Rhone-Alpes Bölgesi; Ain, Ardeche, Drome, Isere, Loire, Rhone, Savoie and Haute-Savoie departmanlarını kapsıyor. Bizim gezi planımız ise Ain Bölgesinde olacak.. Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar.. İşte karşınızda benim sevimli ve küçük köyüm. Gezilecek yerler listesinde doğduğum evi de ziyaret edeceksiniz, hazır olun. Karşınızda 01100 kodu ile Oyonnax. Doğu Fransa'da Auvergne-Rhone-Alpes Bölgesinin Ain departmanının yani Fransa'nın kodu 1 olan departmanda yer alan Oyonnax (Bu yüzden Fransa'nın 1 numarası oluyor), aynı zamanda Ain'da en kalabalık 2. bölge.. 16 Haziran 1947 Direniş Madalyası ile ödüllendirilmiş şehir, Jura Dağlarının yamacında yer alıyor. Fransa' nın Plastik Vadisi olarak bilinen Oyonnax, bu ününü bu şehirde yer alan birden fazla plastik fabrikasına borçlu. Dünyaca bilinmese de, Fransa'da Oyonnax, 2013'te 1 ligde oynadıkları için rugby takımı Oyonnax Rugby ile bilinir. Jura Dağı parkı ile doğa ile iç içe, kocaman bir yeşillik alana sahip köyüm, trekking, dağ bisilketi, koşu gibi doğa sporları için harika bir parkura sahip. Jura dağında yürüyüş parkuru metreler ile gayet net bir şekilde belirtilmiş olsa da, tavsiyemiz kaybolun! Küçük dereler, farklı bitki örtüsü ve tertemiz havası ile bu park, kendinizi yenileyeceğiniz bir yer olacak. Yer yer binaların bir cephesinin duvar resmi yani graffiti olduğunu göreceksiniz.. Evet, torpilli bir yazı olacağını söylemiştik. Oyonnax'lı olarak yani Fransızcasıyla Oyonnaxiens ruhuyla köyüme gidin.. - Parc Rene Nicod - Cinema Atmosphere - Mairie Oyonnax - Cure Saint Leger - Museum of the Comb and of the Plastics Industry - Centre culturel Arago - La Freque d'Oyonnax : grafitti - La Grande Vapeur a Oyonnax İşte doğduğum ev! Cidden öyle ama! Yok yok müzede doğmadım. Zamanında müzenin olduğu mevkiide doğduğum ev de varmış, yıkılmış ve müze ile geniş otopark yapılmış... Müzenin çevresindeki o geniş otopark kısmından bizim ev de nasibini almış.. İşte ne kadar kıymetli olduğumun bir kanıtı daha. Fransa bu doğumdan sonra artık burayı müze olmalı demiş. E adamlar haklı beyler... - Parc naturel regional du Haut-Jura - Peche Haut Jura Lac de Nantua: Yine Oyonnax'a çok yakın bir göl... Lac Genin'e göre daha büyük. Fransızlar hava güzel olduğunda kitaplarını kapıp bu güzel gölün çevresindeki çimenliğe yayılır ve doğanın tadını çıkarır.. Bizim de burada yayılıp, ders çalışmışlığımız var. Ders çalışmak dahi olsa, keyifliydi.. Göl sanki deniz gibi, gözünüzün alabildiğine uzanıyor.. Üstüne bir de bembeyaz kuğuları ile Lac de Nantua, tam anlamıyla kafa dinleyeceğiniz bir yer.. Caanım göller ve Oyonnax' tan sonra biraz insan içine çıkıyoruz ve kalabalık bir şehre gidiyoruz.. Yani nispeten kalabalık tabii.. Yazarken bizim için bile il, ilçe, departman gibi coğrafi bilgileri yazmak çok zor oluyor. O yüzden bu bilgilere çok takılmayın. Fransa' da yerel idare sistemi bizden farklı. Bunu bilin yeter. Ain Bölgesinde resmi bir işiniz olursa, illa ki Bourg-en-Bresse 'e gidersiniz... Buralılara da Burgiens deniyor. Bilgi yarışmasına katılırsınız belki, biz de anarsınız artık.. - Benedictine Abbey : Orta Çağ'ın ilk dönemlerinde, manastır direkt Roma' ya bağlıymış. 1282 den sonra Savoy Dükü ' nün koruması altına girmiş. Böylece Fransa Kralı ile dük arasında tartışmalarda, ara bulucu olmuş. Tabii bu da manastır oldukça güçlendirmiş. Bu manastırlık kompleksinde, Dauphine Tower, the Archives Tower, Saint Jacques ve Saint Catherine's Chapel, manastırda inzivaya çekilenlerin evlerini, kutsal odaları görebilirsiniz.. Barok ve dini müziklerin destekleyen ve konser alanı olarak kullanılan Ambronay Cultural Centre'a ait. - Bresse Museum : 20 hektarlık Domaine des Planons çiftlik alanında yer alan müze, Montrevel-en-Bresse bölgesindeki Saint-Cyr-sur-Menthon köyüne yakın. Araç ile kısa sürede ulaşabilirsiniz. 15. yüzyıldan kalma otantik çiftlik evinde, 3,000m 'lik modern sanat merkezi de var. - The Revermont Museum: Revermont bölgesinin tarihine ait objelerin ve fotoğrafların sergilendiği müze, bir zamanlar şarap üretiminin yapıldığı alanmış. Müzede ayrıca, özek bitkiler, 650 çeşit orkide ve bölgeye ait bitkiler de yer alıyor. - Chatillon-sur Chalaronne: Chalaronne Nehrinin kıyısında yer alan Orta Çağ köyünde, Saint Andre's Church ve the Villars Gate yer alıyor. Mola vermek için ideal kafe ve restoranlar var. - Tower of the Castle of Loriol: Castle of Loriol'in 1306 yılından kalma parçası, en eski bölümü ve 21 jenerasyondur tavkiye evi olarak kullanılmış. Kale ana avlunun etrafında yapılanmış ve çevresindeki hendekler iki köprü ile geçiliyor. Ziyarete açık.. - Bruno Yel değirmeni ve köprüsü : Yeldeğirmeni her Çarşamba günü rezervasyon ile açılıyor.. Charterhouse of Montmerle'a bağlı Carthusian rahipleri tarafından yaptırılan yeldeğirmeni ve köprü, 1350 yılı civarında yaptırılmış.. Zaman içinde elektrik tesisi, un değirmeni ve hayvan yemi için kullanılmış. Ziyarete açık olan yeldeğirmeni, Fransa Devleti tarafından Fransız Mirası olarak sınıflandırılıyor. - JC Bonnet silk industries museum: Fransa'nın en büyük ipek fabrikalarından olan ve 2 yüzyıldır ipek üretimi için kullanılan yapıda, pek üretimine 1835 yılında başlanılmış ve 2001 de üretim durdurulmuş. artık müze olarak hizmet veriyor. - Castle Flecheres : 17. yüzyılın mimarisine sahip yapı, 1632 yılından İtalyan artist Pietro Ricchi'nin olağanüstü fresklerine sahip. 15. Louis'in dairesi, merdivenleri, hala çalışan mutfağı ile 40 hektarlık yeşilliğin içinde, İngiliz bahçeleri, çeşmeleri ve gölü ile masalsı bir şato. HAziran- Ağustos aylarında ziyarete açık. - The Royal monastery of Brou : Ününü Saint Nicolas's Church kilisesinden alan yapı. Aziz Nicholas Kilisesi, gösterişli gotik tarzda dizaynını Flemenk artist Loys Van Boghem tam 25 yılda yaptı. Avusturya Kraliının kızı Marguerite ve Savoy Dükü kocası Philibert adına yapıldı. İkisinin mezarı da burada yer alıyor. Günümüzde sanat galerisi olarak ve 12000 den fazla kitap ile sanat tarihi kitabı ile tarihe ışık tutuyor - Louis Jourdan Museum: Ressamların yürüyüş yolu turunda, ressamların resimlerini yaptığı masaları o zamanki hali ile göreceksiniz. Bourgogne-Franche-Comte Bölgesi'ne bağlı, Saone-et-Loire departmanın belediyeliği Macon, işiniz olmazsa gitmeyeceğiniz bir köy. Yani hazır buradayken sadece uğrayın, ne demek istediğimizi anlayacaksınız.. - Musee des Ursulines - Eglise Saint-Clement - Perouges - Divonne les Bains - Menthon Saint Bernard - Besançon - http://www. bourgenbressetourisme. fr/en/ - http://www. oyonnax. fr - http://www. francethisway. com - http://www. hautbugey-tourisme. com/index. php"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dogu-karadenizin-en-guzel-5-yaylasinda-en-unutulmaz-5-deneyim-onerisi", "text": "Türkiye'nin her bölgesi gerçekten birbirinden çok farklı güzellikler barındırıyor. Kimi şehirlerimiz tarihi ile, kimi şehirlerimiz doğal güzellikleri ile, kimisi yemekleri ile, kimisi deniz ve plajları ile iştah kabartıyor. Ancak bir bölgemiz var ki hem göze, hem ruha, hem de mideye hitap eder. Adeta ateş, su, hava, toprak bir araya gelmiş burada.. Tabii ki Karadeniz'den bahsediyoruz.. Karadeniz denince akla ilk gelen nedir? Yemekler, yaylalar, yağmur, horon, çay, çalışkan insanlar, yemyeşil bir doğa.. Biz bu yazımızda özellikle her Türk vatandaşının kesinlikle soluması gereken yayla havası ve o yaylalara gitmişken yapılması gerektiğini düşündüklerimizi derlemek istedik. Buyurun bakalım.. Doğu Karadeniz gezinize başlamadan önce bir de gezi kumbarasının sizin için hazırladığı Karadeniz Yaylaları listesine bir göz atın.. 1- Pokut ve Sal Yaylası içinden Bulut Denizine dalın.. Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinde yer alan Pokut Yaylası 2050 metre yükseklikte bulunuyor. Çamlıhemşin merkezine 21 kilometrelik mesafede olmasına rağmen kıvrımlı ve yer yer uçurum kenarında uzanan klasik bir yayla yolu olması sebebiyle yaylaya ulaşım 2 saati bulabiliyor. Yaylanın ismi Ermenice'de \"Rüzgarlı Vadi\" anlamında. Yaklaşık 70- 80 civarı ahşap evin mükemmel bir manzara içinde adeta resmedilmiş olduğu Kaçkarların en güzel ve özel yaylalarından biri olan Pokut yaylasında, eğer denk gelirseniz şahitlik edeceğiniz, \"bulut denizi\" içine dalacaksınız. İnanılmaz bir yayla manzarası üzerine çöken bu bulut şöleni insanı istemsiz bir tebessüm etmeye zorluyor. Tüylerinizi diken diken edecek bu doğa mucizesi bitsin istemeyeceksiniz.. Buraya kadar gelmişken laz böreği ve demli bir çay içmenizi öneririz. Pokut yaylasından yürüyerek ulaşabileceğiniz Sal yaylasında ise 40-50 civarı ev yer alıyor. Burası bize göre Pokut yaylasının güzelliği ile gölgelenmiş durumda ancak yine de büyüleyici bulut denizi içinden güneşin batışının izleneceği en güzel nokta burası. 2- Haldizen Yaylası ve ardından Buzul Gölleri rotasında yürüyüş yapın.. Demirkapı yaylası olarak da bilinen Haldizen yaylası, Trabzon'un Çaykara ilçesine bağlı. Uzungöl'den 20 kilometre mesafede yer alıyor ve yaklaşık 45 dakika- 1 saat içinde ulaşım sağlanabiliyor. Haldizen yaylası ve burada yer alan krater gölleri / buzul gölleri gerçekten insanın aklını başından alan manzaralar sunuyor. Haldizen yaylası içinden sular akan, mis gibi çiçeklerin buram buram koktuğu, sakin ve çok güzel bir yayla. Yayladan daha da yukarılara çıkarak tektonik oluşumlu buzul göllerine gitmenizi özellikle tavsiye ediyoruz. Bu rota için yol bir noktaya kadar gayet güzel ancak özellikle ilk buzul gölünden sonra asfalt yola elveda diyerek stabilize yoldan devam ediyorsunuz. Bu rotada eğer yürüyüş için hem fiziken hem de ekipman olarak yeterince hazırlıklıysanız aracınızı bırakarak güzel bir trekking yapabilirsiniz. 3- Elevit- Trovit- Karmik Yaylası sonunda Kaçkarların zirvesine ulaşmanın zevkini yaşayın.. Elevit yaylası Çamlıhemşin ilçesinde 1884 metre rakımda yer alıyor. Resmi adı Yaylaköy ki burası yayladan ziyade köy gibi. Pansiyon, muhtarlık, kahve bile var burada. Aslında gördüğümüz diğer yaylalar ile karşılaştırıldığında burası oldukça kalabalık geldi bize. Ama yayladan biraz yukarılara çıkıp da geride bıraktığınız manzaraya kuşbakışı baktığınızda sanki bir yağlı boya tablosuna bakar gibi hissediyorsunuz kendinizi.. Elevit Yaylasından devam ettiğinizde sırasıyla Trovit Yaylası ve en son da en yüksek rakımda yer alan Karmik yaylasına ulaşacaksınız. Yollar tabii ki kıvrımlı ve stabilize. Bu sebeple ulaşım biraz uzun sürebiliyor. Eğer 4X4 aracınız varsa daha rahat ilerleyebileceğiniz bir rota ama mevsimine bağlı olarak 4X4 aracınız olmasa bile çok sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz. En sonunda ulaşacağınız Karmik yaylasında artık Kaçkarların zirvesinde olduğunuzu hissedeceksiniz. Yaylada elinizi yukarı kaldırsanız bulutlara değeceğinizi hissedeceksiniz. Bu insanın ömründe ender yaşayacağı duygulardan birisi. Kesinlikle ama kesinlikle geri dönmek istemeyeceksiniz. 4- Aşağı Kavrun- Yukarı Kavrun Yaylası ile roller coaster gibi bir yolculuğa hazırlanın.. Kaçkar dağlarının eteklerinde kurulu bu iki yaylayı bir arada yazma sebebimiz aralarında 1.5 kilometre gibi az bir mesafe olması. Rize'nin Çamlıhemşin ilçesi sınırlarında yer alan yaylalar özellikle Kaçkar yürüyüşleri için başlangıç noktası olarak yerli ve yabancı turistler tarafından çok fazla rağbet görüyor. Kavrun yaylası Ayder'in üst kısımlarında neredeyse 2.300 metre rakımda yer alıyor. Bize göre Ayder'e gitme sebebi sadece buranın Kavrun'a giden yol üzerinde olması zira Ayder artık bir yayladan ziyade çok fazla Arap turistin bulunduğu bir şehir! Maalesef.. Kavrun yaylasına çıkan yol tahmin edersiniz ki adeta roller coaster misali 🙂 Bir yanı dimdik uçurum olan dar ve taşlık patika yollardan geçerken insanın yüreği ağzına geliyor. Özellikle yağışlı havalarda Ayder'den hareket eden minibüsler ile yaylaya çıkacaksınız sizi oldukça keyifli bir yolculuk bekliyor, unutmayın.. 5- Avusor Yaylası ve Avusor Gölü Yürüyüşü.. İtiraf edelim.. Avusor yaylasına asıl gitme sebebimiz Avusor Gölü'nü görmekti.. Rize'nin Çamlıhemşin sınırlarında yer alan Avusor Yaylası'na tıpkı Kavrun Yaylasında olduğu gibi Ayder yaylasında ulaşılıyor. Yaylada bir iki pansiyon mevcut ama çadır kurmak için de oldukça ideal düzlükleri var. Burayı diğer yaylalardan ayıran en çarpıcı yanı ise yürüyerek en az 1 saatte ulaşılacak Avusor Gölü.. En az 1 saat diyoruz çünkü herhangi bir tabela yok burada. Gölün nerede olduğunu biliyor ve içgüdüsel olarak kendi rotanızı çiziyorsunuz. Eğer insanların yürüye yürüye açtığı dar patika yolları takip ederseniz muhtemelen yolu gereksiz yere uzatmış olmazsınız. Karadeniz bölgesi birbirinden güzel yaylaları ile her mevsim büyüleyici. Ancak bize göre yaylalar için en ideal dönem ilkbahar ve yaz ayları.. Tabii ki bu yazımızda bize göre en iyi 5 yayladan bahsettik ancak dahası var.. Karadeniz keşfedilmiş ya da hala keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce güzellik barındırıyor.. Bizce çok fazla beklemeden harekete geçmelisiniz.. Doğu Karadeniz yaylalarına ulaşım için dilerseniz uçakla Trabzon Havalanına inip araç kiralayabilirsiniz, dilerseniz de direkt kendi aracınız ile yola çıkabilirsiniz. Bizim kendi aracımız ile yaptığımız 10 günlük Karadeniz turumuzun detaylarını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Eğer araç kiralayacaksanız bizim tavsiyemiz 4X4 bir araç bulmaya çalışın. Yaylar için yer yer oldukça zorlu, dik, taşlı, patika yollardan geçmeniz gerekebiliyor. Karadeniz Yaylalarında Tadına Bakmanız Gereken Lezzetler.. Laz böreği, Hamsili Pilav, Karalahana çorbası, Mıhlama ya da Kuymak, Turşu Kavurması, Mısır Ekmeği, Kuru Fasülye ve Pepeçura.. Yemekle çok arası olmayan insanlar olmamıza rağmen yazarken bile ağzımızı sulandıran lezzetler bunlar.. Tabii ki dahası var ancak bize göre bunlar \"kesinlikle\" yemeden dönmemeniz gereken yöresel Karadeniz yemekleri.. Biz özellikle Çamlıhemşin sınırlarında yer alan yaylalara gitmek istediğimiz için airbnb aracılığı ile Çamlıhemşin'de bir köy evi kiraladık. Hem fiyat hem de lokasyon olarak en ideal yer olduğunu düşünüyoruz. Konaklama için seçeceğiniz yerlerin çok fazla yüksekte olmamasına, yol seviyesine yakın olmasına dikkat ederseniz ulaşım açısından rahat edersiniz. Aksi takdirde yüksek rakımlı köylerde ya da yaylalarda bulacağınız yerler kendi aracınız ile iniş- çıkışlarda zorluk çıkartacak kadar engebeli, dar şeritli olabiliyor. Bulduğunuz yerin haritadan konumuna baktıktan sonra kesinlikle irtibata geçip bu detayı öğrenmeye çalışın deriz.. Şimdiden huzur ve sağlık dolu, hem gönlünüze hem midenize hem ruhunuza hem bedeninize iyi gelecek bir seyahat olmasını dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dubaide-mutlaka-gorulmesi-gereken-10-yer", "text": "Birleşik Arap Emirlikleri'nin en turistik şehri olan Dubai'yi, transit vize ile ya da 2 günlük iş gezinizde gezecekseniz ya da Dubai'de haftasonu geçirecekseniz yani kısıtlı zamanınız varsa, şunu unutmayın; yeniden inşa edilmiş bu şehirde gezilecek çok yer var. Yani her yeri 1-2 güne sıkıştırayım deyip, şehrin tadını çıkartamadan canınızı çıkartma yollarına hiç girmeyin boşuna.. Ayrıca her şey çok iyi konumlandırılmış, sahil seridinde her yeri görürüm diye haritanın oyununa gelmeyin; A noktasından B noktasına mesafe haritada görünenden daha uzak olabiliyor. İşte tüm bu nedenlerden ötürü, Dubai'de mutlaka görülmesi gereken yerlerin listesini hazırladık.. Biz de Dubai'ye transit vize ile gidenlerden olduğumuz için, az zamanda çok yer nasıl görülür derdine düştük, oradan biliyoruz.. Dubai'nin bir enler şehri olduğunu unutmayın. Detaylı Dubai Ekonomik Gezi Rehberi için tıklayın. O yüzden aşağıda vereceğimiz Dubai gezilmesi gereken yerler listesini, Dubai En'ler listesi olarak da düşünebilirsiniz.. Bütün 'en'lerin bir arada olduğu liste.. Öncelikle DEİRA bölgesini atlayın. Tarihi bir bölge olduğu için biraz daha zaman alacaktır müzelere gitmek, tarihi kavramak falan.. İlla göreceğim derseniz Dubai Koyu ve Sheikh Saeed Al Maktoum'un Evi yeterli olacaktır. 1- Jumeirah Camii : 1975-1978 yılları arasında Fatimi tarzında inşaa edilen camii, Dubai'nin en dikat çeken yapılarından. 2- Emirates Towers: DUBAİ ŞEHİR MERKEZİ'nde yer alan 355 metre yüksekliğe sahip kule, 2 gökdelenden oluşuyor. 3- The Dubai Mall: Dünya'nın en büyük alışveriş merkezi. 4- Halife Kulesi : 829 metre uzunluğa sahip, Dünya'nın en yüksek binası. Karşılaştırma açısından Paris Eifel Kulesi'nin uzunluğu 300m. 5- The Dubai Fountain: Burj Khalifa'nin hemen yanında yer alan çeşme, Dünya'nın gösterilerin yapıldığı en büyük çeşmesi. 18:00'den sonra her yarım saatte bir ışık, ses ve müzik şovları yapılıyor. 6- Jumeirah Beach: JUMEİRAH Bölgesi'nde yer alan Dubai'nin sahil şeridinin en güzel kısmı. 7- Burj Al Arab : Dubai'nin simgesi ve Dünya'nın tek 7 yıldızlı oteli, suyun doldurulması ile inşa edilmiş. 8- Mall of Emirates: Dubai'nin en ünlü ve 2. büyük alışveriş merkezi. SKI Dubai yapay kayak pistini de görmeyi atlamayın. 9- Palmiye Adası : Dubai'nin simgelerinden olan Palmiye Adası'nın en ucunda yer alan Atlantis Hotel, şehrin en elit oteli denebilir. Plamiye Adasındaki adacıklara da World Dubai deniyor. Adada ayrıca Aquaventure Waterpark da var. 10- DUBAİ MARİNA'da Dubai Marina Walk ve devamında Dubai Marina, hemen ön trafında yani körfez kıyısında ise JBR Walk yer alıyor. JBR Walk aslında bir ada. Adanın en ucunda ise ünlü Cayan Tower'dan skydiving yapılıyor. Fakat sizin zamanınız olmadığını düşünerek, yapanları izleyebilirsiniz.. Yukarıdaki listede yer alan yerleri yürüyerek 1 günde bitirmeniz neredeyse imkansız (çok kasarak 2 günde belkiii biter). Ama dert etmeyin, toplu taşıma araçları ile hala listeyi tamamlama şansınız var.. Peki ama nasıl demeyin; Dubai toplu taşıma ve ulaşım bizden sorulur. Tıklayın ve Dubai'de ulaşım kolaylığına bir bakın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dunya-genelindeki-en-onemli-etkinlikler-ve-tarihleri", "text": "Bu yazımızı, özellikle, ucuz uçak bileti yakalamak için bizim gibi internet başında mesai harcayanlara ithafen yayınlıyoruz 🙂 Uçak bileti almadan önce gideceğiniz ya da gitmeyi planladığınız bölgedeki etkinlik, festival, bayram, yarış vs gibi geleneksel ve dünya genelinde ilgi çeken bazı organizasyonların tarihlerini bilmenizde fayda var zira özellikle bu etkinlik takvimi ile çakışan dönemlerde uçak bileti bulmak hem zor hem de normal fiyatından daha pahalıya mal olacaktır. Bu yazıda, dünya çapında önemli olan bazı etkinlikleri ve tarihleri listeleyelim ve siz de gitmek istediğiniz ülkeye bilet bakmadan önce, ya da yıllık izninizi planlamadan önce hızlıca göz atın istedik. Tabii belirtmek gerekir ki bazı ülkelere özellikle bu etkinliklerin yapıldığı dönemde gitmek herhangi bir zamanda gitmekten çok daha keyifli olacaktır ancak bunun için en az 6 ay önceden bilet bakmaya başlamanız akıllıca olacaktır. Ucuz uçak bulmak için bildiğimiz diğer tüyoları ise \"Ucuz Uçak bileti bulmanın püf noktaları\" yazısında paylaşmıştık, dileyenler buraya tıklayarak okuyabilirler. Aşağıdaki etkinliklerin dışında dünya genelinde yoğun ilgi gören bazı müzik festivalleri tarihlerini de bir yere not etmelisiniz. Sziget, Tomorrowland gibi herkesin katılmak istediği bazı festivallerin yapıldığı haftalar hem uçak biletleri hem de konaklama çok çılgın fiyatlara çıkabilir. Herkesin takip ettiği bu festivalleri de \"Dünyaca ünlü 20 müzik festivali\" yazımızda yayınladık. Okumak için buraya tık tık. - New York, Amerika; Times Square'de yeni yıl kutlamaları - Utah, Amerika; Sundance Film Festival - Quebec, Kanada; Quebec Winter Carnival - Ottawa, Kanada; Winterlude, - Los Angeles, Amerika; New Orleans'da Mardi Gras - Louisville, KY; Kentucky Derby - California, Amerika; Coachella Festivali - Port Aranasas, TX; Texas Sandfest - San Diego, California; Comic Con International - Montreal, Canada; Montreal International Jazz Festival - Nevada Black Rock Desert, Amerika; Burning Man - New York City; Macy's Thanksgiving Day Parade - Northeast, USA; New England Foliage in the Fall - Albuquerque, NM; Albuquerque International Balloon Fiesta - Bolivya & Peru; Festival de la Candelaria - Rio de Janeiro, Brezilya; Rio Karnavalı - Arjantin; Mendoza Wine Harvest Festival - Cuzco, Peru; Inti Raymi - Buenos Aires, Arjantin; Tango Festivali - Mexico City, Meksika; Day of the Dead - Venedik, İtalya; Venedik Karnavalı - Amsterdam, Hollanda; King's Day - Shetland, İskoçya; Up-Helly-Aa - Monaco Grand Prix - Londra; Frieze - Dublin, Irlanda; St. Patrick's Day - Yunanistan& Bulgaristan; Anastenaria Firewalking Ceremony - Kopenhag, Danimarka; Distortion - Edinburgh, İskoçya; The Fringe Festival - UK; Royal Ascot - Londra, UK; Wimbledon - Grafenhainichen, Almanya; Melt Festival - Le Tour de France Bisiklet yarışları - Pamplona, İspanya; Running of the Bulls - Valencia, İspanya; La Tomatina - Tallberg, İsveç; Midsummer's Eve Pagan Festival - Salzburg, Avusturya; Salzburg Festival - Münih, Almanya; Oktoberfest - Tübingen, Almanya; Rubber Duck Race - Wexford, İrlanda; Wexford Opera Festival - Lille, Fransa; Bit Pazarı - Shanghai, Çin; Chinese New Year - Harbin, Çin; Ice Festival - Sapporo, Japonya; Sapporo Snow Festival - Vietnam, Tet - Tayvan; The Lantern Festival - Jaipur, Hindistan; Elephant Festival - Hindistan, Nepal, Sri Lanka, ve diğer Hindu bölgelerde; Holi Festival of Colors - Hong Kong: Hong Kong Sevens Rugby - Bali; Nyepi Day. (Mart ayında bütün ada 1 günlük sessizliğe bürünür hatta Denpasar Havalimanı bile kapalıdır.) - Hong Kong; Dragon Boat Carnival - Bildiğiniz gibi Haziran-Ağustos arası bir tarihte bütün Müslüman ülkelerde Ramazan Bayramı nedeniyle 1 haftaya yakın süren bir tatil dönemi mevcut. Endonezya'nın da ağırlıklı Müslüman'ların yaşadığı bir ülke olduğunu aklınızda bulundurun. - Mumbai, Hindistan; Diwali, Festival of Lights - Chiang Mai, Tayland; Loy Krathong and Yi Peng - Cholpon-Ata, Kırgızistan; World Nomad Games - Pushkar, Rajasthan, Hindistan; Pushkar Camel Fair - Gana; Asa Baako: One Dance Festival - Güney Afrika; Cape Town Jazz Festival - Harare, Zimbabwe; International Festival of the Arts - Essaouira, Fas; Gnaoua World Music Festival - Abu Simbel, Mısır ; Sun Festival - Tanzanya ve Kenya; The Great Migration of the Serengeti - Kenya; Mombasa Carnival - Avusturalya; FIFA World Cup Final - Melbourne, Australian Grand Prix - Auckland, Yeni Zelanda; Pasifika Festival - Sydney ve Auckland, Noel ve Yeni yıl kutlamaları Özet olarak, bir gezi bütçesinin yarısından fazlasını konaklama ve ulaşım için harcayacağınızı düşünürsek, ekonomik gezi planı yapmaya çalışan siz sayın okurlarımız için bu yazının çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Siz ne dersiniz? Yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dunyaca-unlu-20-muzik-festivali", "text": "Sonunda yaz geldi.. Bütün kış kapalı yerlere hapsolduk, soğuk havalarda iyice mayıştık, üşüme düşüncesiyle başımızı pencereden dışarı çıkarmak gelmedi içimizden. Havaların ısınması ve güneşin verdiği enerji ile artık içimiz kıpır kıpır. Yerimizde duramıyoruz. Bu yaz farklı bir deneyim yaşamak isteyenler, hem gezip yeni yerler görmek, hem de müziğe ve eğlenceye doymak için size önereceğimiz mükemmel çözüm: Tüm Dünya müzik severleri tarafından takip edilen müzik festivalleri! Eğer bu yaz için tatil planınızı yaptıysanız üzülmeyin, çünkü bu festivallerin hepsi önümüzdeki senenin etkinlik tarihlerini çoktan paylaştılar. Dünya'nın hemen hemen her ülkesinde her yıl özellikle Haziran sonu- Temmuz başında yüzlerce müzik festivali organize edilir ve bu festivaller en az 2 gece 3 gün sürer. Dünyaca ünlü müzik gruplarının yanında yeni ve genç ön gruplar, dj performanslar, sahne şovları, görsel efektler ile tüm müzik severlerin doyasıya eğlendiği bu festivallerden sizin için seçtiklerimizi aşağıda özetliyoruz.. Festival seçimi: Senenin başında hangi festivali gideceğinizi seçin. Aşağıda vereceğimiz linklerden festival içeriklerini, grupları, müzik türünü inceleyip, ilginizi çeken festivallerin videolarını youtube' dan izlemenizi tavsiye ederiz. Vize: Festival seçimi yaptıktan sonra, gideceğiniz ülke için vize işlemlerinizi zamanında halletmenizi öneririz. Eğer bu festivallerin gerçekleştiği ülke için geçerli vizeniz varsa ne ala, ama yoksa kesinlikle en az 2 ay öncesinden evrakları hazırlamanızı, randevu almanızı ve uçuşunuzdan en az 2 hafta öncesinde vizenizin elinizde olmasına önem verin. Vize ile merak edilen tüm soruların cevapları için tıklayın. Konaklama: Kesinlikle konaklayacağınız yeri önceden rezerve etmenizi tavsiye ederiz. Festivaller genellikle küçük şehir ya da kasabalarda organize edildiği için bu dönemlerde otel, hostel, kamp alanları doluluk oranları artmaktadır. Konaklamanın ucuza getirilebilmesi için ipuçlarının olduğu blog yazımız için tıklayın. Uçak bileti: Yazın, yoğun sezonlarda, organize edilen bu etkinliklerin lokasyonuna göre uçak fiyatları yüksek olabilir ve yer bulmanız da sıkıntı olabilir. Uçak biletinizi skyscanner. com gibi web sitelerinden karşılaştırdıktan sonra, ilgili firmanın kendi web sitesinden kontrol ettikten sonra rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederiz. Valiz: Valizinizi hazırlarken \"cool\" olun. Bu aşamada internetten festival fotoğraflarına göz atmanızı, pinterest gibi uygulamalardan araştırma yapmanızı olabildiğince hafif, şık ve alternatif kıyafetler seçmenizi tavsiye ederiz. Rahat olun; topuklu ayakkabı, makyaj malzemeleri gibi ağırlık yapan gereksiz eşyaları yüklenmeyin. Sandalet, t-shirt, şort, etek gibi hafif ve tarz kıyafetler seçin ki fotoğraflarınız çekici ve cezbedici olsun 🙂 Yanınıza fotoğraf makinası, selfie çubuğu, yedek çanta almayı unutmayın. Valizinizi hazırlarken size check list olması amacıyla hazırladığımız blog yazımızı okumanızı öneririz. - Coachella, Yer: California I Tarih: 12-21 Nisan 2019 - Burning Man, Yer: Nevada I Tarih: 25 Ağustos-2 Eylül 2019 - Governors Ball Music Festival Yer: New York I Tarih: - Sonar Yer: Barcelona I Tarih: - Roskilde Yer: Danimarka I Tarih: - Splendour in the Grass Yer: Avustralya I Tarih: - Lollapalooza Yer: Chicago I Tarih: - Osheaga Yer: Montreal I Tarih: - Montreux Jazz Festival Yer: İsviçre I Tarih: - Pohoda Yer: Slovakya I Tarih: - EXIT Yer: Novi Sad, Sırbistan I Tarih: - Rock al Parque Yer: Bogota, Colombia I Tarih: - Dour Yer: Dour, Belçika I Tarih: - Sziget Festival Yer: Budapeste I Tarih: - Mawazine Yer: Rabat, Morocco I Tarih: - Glastonbury Yer: Somerset I Tarih: - Fuji Rock Festival Yer: Naeba, Japonya I Tarih: - Tomorrowland Yer: Boom, Belgium I Tarih: - Isle of Wight Yer: Isle of Wight I Tarih: - Bonnaroo Yer: Manchester I Tarih: - Newport Folk Festival Yer: Newport I Tarih: - Firefly Music Festival Yer: Dover I Tarih: - Creamfields, Yer: Daresbury I Tarih: 22-25 Ağustos 2019 - Primavera Sound, Yer: Barselona I Tarih: 30 Mayıs-1 Haziran2019"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dunyanin-en-unlu-magara-plajlari", "text": "Dünyadaki farklı plaj alternatiflerini araştırırken, birden aklımıza gelmeyen bir seçenek ile karşılaştık. Mağara Plajları! Evet, bildiğiniz mağaradan denize ya da okyanusa girmekten bahsediyoruz. Bu seçenek için kendinizi sıcak kumlardan serin sulara atmak deyimini kullanamayacağız 🙂 Çünkü bildiğiniz soğuk suyun tam ortasındasınız shshs. Kayaların arasından, tertemiz suya dalmak için en ideal ve enteresan yer mağaralar olsa gerek... Atmosferin verdiği ürkütücü hava, bir o kadar merak uyandırıcı bir ortam oluşturuyor. Bu eşşsiz mağaralarda, soğuk suya kendinizi bırakmak kesinlikle hayatınızda en az bir kere yapmanız gereken bir deneyim olacak.. O zaman listemize bir göz atalım.. 1- Mavi Mağara, Meis Adası, Yunanistan: Burnumuzun dinde desek yeridir! Evet, Meis Adası Kaş'a 30 dakikalık bir tekne turu kadar uzaklıkta. Gidiş dönüş 25 ya aldığınız bilet ile Meis Adasında bulunana Mavi Marağaya'ya günü birlik gidip gelebilirsiniz. Sabahlar Kaş sahilinden sabah 10:00'da ayrılan tekneler 15:00'de Kaş'a geri geliyor. Dünyanın en güzel mağaralarından biri bu kadar yakınımızdayken gitmemek, ya da Kaş'a gidip Mavi Mağarayı görmemek ayıp olur.. Pasaportunuzu almayı unutmayın tabii shshs. Pasaport kontrolünden sonra adadasınız... Meis küçücük bir ada. Öyle ki ulaşım için opsiyonlar sadece iki tane: ya otobüs ya da taksi... Rengarenk evlerle bezeli sahilden sonra 10 ile ikinci tekne turu başlıyor. Yüzerken bile görmekte zorlanacağınız mağaranın girişinden, kafanızı eğerek geçmeniz gerekiyor. Vee karşınızda Mavi Mağara! O küçücük girişten süzülen güneş ışığı ile denizin maviliğinin ışıldadığı bu mağaraya neden Mavi Mağara dendiğini anlamak hiç de zor değil. Tam anlamıyla adını yaşatıyor. 2- Melissani Mağarası, Kefalonia, Yunanistan: Kefalonia adasında yer alan Melissani Mağarası ya da Melissani gölü 40 metre derinliğinde ve 3.5 km uzunluğunda. İki büyük çukurdan oluşan Messalini Gölü'ndeki bir delikten gelen gün ışığı ile sanki tekneler havada yüzüyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkıyor... Bu doğa harikası mağaranın etrafı orman ile kaplı. Yukarı desek daha doğru olur shshs. Yunan efsanesine göre, Melissani Mağarası'na Periler Mağarası da deniyormuş... Kristal gibi berrak su ile dolu suyun bulunduğu Melissani Mağarasına gitmek için en ideal yol; Sami ya da Agia Efimia dan tekne ile... Tekne kaptanına biraz da bahşiş bırakırsanız, tur misali bedavadan ada hakkında bilgi de alabilirsiniz. Sadece güneşli ve dalgasız bir günde bu yolculuğu yapmayı unutmayın.. 5- Gizli Sahil ya da orijinal çevirisiyle Aşıklar Sahili - Playa del Amor, Marietas Islands, Meksika: Tam anlamıyla adını yaşatan bir sahil. Neden mi? Çünkü burası yerleşimin olmadığı Marietas Adaları' ndan bir kaç metre uzaklıkta. 6- Glowworm Mağarası, Waitomo, Yeni Zelanda: Hayal edin: tamamen karanlıkta bir teknedesiniz ve etrafınız ışıl ışıl. Çünkü bu mağarada ateş böcekleri de sizin turunuza eşlik ediyor. 7- Kristal Buz Mağarası, Skaftafell National Park, İzlanda: Yüzmek için değil, buzul mağarasında hayatı tecrübelemek isteyenlere.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/dunyanin-en-unlu-sahilleri", "text": "Tüm gezi planlarını bir kenara bırakıp, hayallere dalmanın tam sırası. Hele ki kışın kapıdan bakıp, kazma kürek yaktırdığı günlerin gelip de çattığı soğuk kış ayları başlarken... İçimizi ısıtacak, kanımızı kaynatacak fotoğraflarıyla dünyanın en ünlü sahillerinde hayallere dalmaya ne dersiniz? Bizden demesi, bu sahiller bir başka.. Tam anlamıyla şahsına münhasır, Dünya'da tek ve kesinlikle hayatta bir kere görülmesi gereken yerler. Ya da en azından birini görseniz bile yeter shshs. Çünkü bu seçki dünyanın dört bir tarafından toparlanmıştır 🙂 Yani ciddi bir maliyet ve zaman ister, her birini gezmek. Bir anda gaza gelmeyin diye baştan söyleyelim. 1- Işıltılı Sahil Vaadhoo, Maldivler: Vaadhoo'daki Işıltılı Sahil'in büyüsünü görmek istiyorsanız, yıldızları beklemelisiniz. Çünkü, Maldivler'in denizinde yaşayan Planktonlar, Biyoluminesans özellikleri sayesinde sahili birbirinden güzel renklere boyuyorlar. Biyoluminesans nedir derseniz; Planktonların kimyasal reaksiyonu sırasında kimyasal enerjiyi ışık enerjisine dönüştürüyorlar ve bu sayede ışık üretiyorlar. Ve ortaya ışığın yayıldığı muhteşem görüntü çıkıyor. Fosforlu mavi gibi görünen ışıltılar, gecenin karanlığında yıldızların ışıltısıyla ortaya çok romantik bir ortam yaratıyor. Tabii ki balayı için önerilir kıpss.. 4- Maho Sahili ya da Havaalanı Sahili - Saint Martin, Karayipler: Porto Rico 'nun 300 km uzağındaki Maho Sahili, Saint Martin Karayip Adası'nın Alman kısmında bulunuyor. Kesinlikle Dünya'nın en ilginç sahillerinden biri! Çünkü yaklaşık 20 metre üstünüzden yere inen devasal uçakları görme şansına sahipsiniz. Saint Martin Havaalanı 'nın yanı başında! Tehlikeli de olsa, bu his gerçekten yaşamaya değer... Sadece jetler geçerken özellikle dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü hızları, meraklı izleyenleri yere serebiliyor. 5- Gizli Sahil ya da orijinal çevirisiyle Aşıklar Sahili - Playa del Amor, Marietas Islands, Meksika: Tam anlamıyla adını yaşatan bir sahil. Neden mi? Çünkü burası yerleşimin olmadığı Marietas Adaları' ndan bir kaç metre uzaklıkta. Yani denizin ortasında bu sahili bulmak çok zor. 6- Cam Sahili, Kaliforniya, Amerika: Kim derdi ki çöplükten güzellikler doğar. Evet şaka gibi ama gerçek. Çünkü Kaliforniya'daki MacKerricher Eyaleti'nde yer alan Cam Sahili, 20. yüzyılın başlarında Belediye Çöplüğü olarak kullanılıyormuş. 1967 yılında bu çöp depolama yeri kapatılmış ve bu alan tertemiz bir hale getirilmiş. Günümüzde çöplükten eser yok ama sahil şeridi dalgaların zamanla yonttuğu küçük cam parçalarıyla kaplanmış. Bir de bu eşsiz sahil, 50.000'den fazla personeli ile popülasyon olarak Dünya' nın en büyük askeri birliği olan Fort Bragg Amerikan Üssü'nün çok yakınında.. Biz şok! 7- Hyams Sahili, Avustralya: Ve karşınızda Dünya'nın en beyaz kumsalı! Sydney'nin 300 km uzağındaki bu kumsal, bembeyaz bir güzellik... Eğer yolunuz Avustralya' ya düşerse, bu kumsala gelmek için 300 km gelmeye değer. Sanki beyaz puding kıvamında... Yeme de üstünde güneşlen shshs.. 9- Akrotiri Sahili, Santorini, Yunanistan: Dik volkanik kızıl kayaların yamacında kıpkırmızı kumsalı ile yer alan Akrotiri Kumsalı, Akrotiri Eski Şehir merkezine 5 dakika uzaklıkta. Mevsimine göre gitmeli buraya. Çünkü kayalar maazallah kumsala düşüyormuş... Hani olur ya shshs. 10- Navagio Sahili, Zakynthos, Yunanistan: Yunanistan'da yer alan Zakynthos Adası 'nda, Dünya'nın en ilginç sahillerinden biri size bekliyor. Çünkü kaçakçılık için kullanılan bir gemi, harap olmuş bir şekilde beyaz kumların üstünde öylece bırakılmış. Bu sıra dışı görüntü hem ürpertici hem de çok ilgi çekici. 12- Siyah Sahil Punalu'u Hawaii: Hawaii'de yer alan Büyük Ada 'daki Siyah Sahil 'in kumları gerçekten siyah! Basalt yani volkanik karataştan oluşan kumsal, akan lavların okyanusa ulaşınca patlayıp soğumasıyla meydana gelmiş. Vay be demeden edemiyoruz.. 13- Papakolea Sahili - Ka'ü, Hawaii: Mahana Körfezinde yani, Big Island 'nın en kuzey ucunda yer alıyor. Olivin yani yeşil renkli, cam parıltılı, magnezyum ve demirli silika, okyanusun basalt Hawaii lavları aşındırması sonucu yemyeşil kumsal haline getirmiş. Lavlarda yüksek oranda olivin olduğu için bu sahil yeşil rengine bürünmüş. Havaii Adalarının en özel kumsalı olmuş çıkmış. 14- Kaihalulu Sahili - Hana, Hawaii: Kaihalulu Bay'de Kızıl kayaların dibinde yer alan bu minnacık sahil, Uakea Road'dan yürüyüş mesafesinde. Ama bu mesafe yabana atılmamalı. Çünkü parkur nemli topraktan ve taşlarla bezeli patika yollardan oluşuyor. Ve baya zorlayıcı. Bu yüzden kıpkırmızı kumunu görmek için gelen turistlerin sayısı hala az... Ayrıca aklınızda bulunsun; bu sahil sessiz sedasız olunca nüdistler için de tam bir cennet. Yani balayı için düşünmeyin deriz kıpsss.. 15- Koekohe Sahili, Yeni Zelanda: Koekohe Sahili kesinlikle bir özelliği ile ünlü; birkaç tane büyük sferik yani küre şeklinde taşların yani Moeraki Boulders' ın hemen sahilde yer alması ile. Denizde oluşan erozyon sonucu patladığı düşünülen bu taşlar, en az 56 milyon yıl öncesinden, Paleosen dönemden kalma. Dinozor yumurtasına benzeyen bu taşların etrafında yüzmek... Nasıl bir his olur bilemedik shshs.. 16- Jökulsarlon, İzlanda: İzlanda'nın güneyinde yer alan buzul gölü, suya giremeyeceğiniz tek görülesi sahil desek yeridir 🙂 Özellikle kuzey ışıkları altında bu muhteşem doğa harikasını görmelisiniz. Avrupa'nın en büyük buzulu Vatnajökull'un yanında yer alıyor. Adını telaffuz edemesek de, kesinlikle buraya gitmek bir macera.. 17- Saga Ocean Dome, Japonya: Yeter artık deniz, okyanus diyenlere harika bir alternatif: Yapay okyanus, kumsal, şelale, dalga sörfü için yapay dalgaların olduğu komplex Ocean Dome! Sadece bu da değil, yüzme havuzu, hidro masaj ve spa, ekzotik şovlar ve tropik bitkilerin yer aldığı bu yapay okyanus kompleski kesinlikle doğalını aratmayacak bir dinlenme ve eğlence mekanı! 18- Iriomote Sahili, Japonya: Okinawa'da yer alan bu küçük ada, Yaeyama Adaları'nın en büyük sahili. Yine enterasan bir özelliği var: yıldız şeklindeki kum tanecikleri.. 19- Deniz kabuğu Sahili, Sanibel Island, Florida: Meksika Körfezi'nde yer alan Shell Beach, Dünya'nın en ilgi çekici deniz kabuğu olan sahillerinden. Neden derseniz; bu sahilde 400 den fazla deniz kabuğunu kumsalında barındıran bu güzide kumsalımıza güneşin ilk ışıklarıyla deniz kabuğu avcıları gelip Neptün'ün hazinelerini arıyorlarmış. Hatta bu çılgın kişiler kafa lambalarıyla geceden de arayışlarını sürdürüyorlarmış. Ayrıca bir de kahverengi benekli junonia adındaki deniz kabuğu ise en ender rastlanan türmüş.. 21- Katedral Sahili, Galicia, İspanya: İspanya'nın kuzey batısında yer alan Katedral Sahili, oyulmuş kayaların içinde yer alan kumsalı ile listemizde yer alamaktadır.. Biraz Karayip Korsanlarını anımsatıyor. Sanki bir korsan teknesi ile süzülerek gelecek kayaların içinden.. 23- Musha Cay, Bahamalar: Denizin ortasında şerit halinde uzanan kumsalı ile ünlü olduğu gibi sahibi ile de ünlü bir kumsal Musha Cay... Bilin bakalım adanın sahibi kim? David Copperfield!! Bu sihirli ada, üç tane ada ile çevrili. Sebebi ise, misafirlerin rahat etmesi ve özelini korumak... Adada sadece ve sadece en fazla 24 kişi kalabiliyor. Yani bu lüks yolculukta, David Copperfield'in adasını kiralamış oluyorsunuz.. Kim yapar ki demeyin, Oprah, John Travolta, Faith gibi ünlüler çoktan kiralamış bile, siz niye yapmayasanız ki shshs.. 24- Scala dei Turchi, Sicilya, İtalya: Sicilya'nın güneyinde yer alan sahil adını Türkler'den almış. Türk merdivenleri anlamına gelen plajın merdiven gibi görünen beyaz kayalıklarından, savaş sırasında Türklerin çıkartma yaptığı düşünülüyor. Öyle ya da böyle, plajın adı bize ithaf edilmiş.. 26- Pembe Sahil, Sardalya, İtalya: Bir diğer pembe kumsal da İtalya'dan gelsin.. 27- Dusty Rose Lake, Kanada: Tamam anladığınız gibi pembe rengi doğada çok ilgimizi çekiyor. Şimdi de pembe göl.. 28- Wharariki Beach, Yeni Zelanda: Altın Koyu 'nda yer alan altın gibi parlak kumsal.. Biz araştırmaya devam ettikçe, bu liste uzarrrr gider.. Dahası var mı diye düşünmeyin, buldukça eklemeler yapacağız. Yani şimdilik bu kadar kıpsss.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/duzce-gezilecek-yer-onerileri-ve-kamp-yerleri", "text": "1999 yılında il olan Düzce, Karadeniz'e kıyısı olan Sakarya ve Bolu arasında minnak bir şehrimiz. Bizi şaşırtan küçük yüzölçümüne karşın birçok gezilecek yer olması oldu. Şelalesi, mağarası, plajı, eko köyleri ile İstanbul'dan hafta sonu kaçamağı için ideal bir kaçış noktası. Ayrıca harika doğasında, geniş yaylalarında ya da göl başında birkaç günlük kamp yapmak için de kesinlikle tercih edilebilir. İstanbul Düzce arası yaklaşık 230 km! Hadi o zaman Düzce'ye! Ne de güzel slogan oldu. Kesinlikle sponsorluk almadık ve Düzceli değiliz.. Heleniztik Çağ'da inşa edilmiş antik tiyatronun günümüze sadece sahne arkası duvarı ve 2. yükseltideki oturma sıralarının bir bölümü ulaşmış. Düzce şehir merkezinde yer alıyor. Batı Karadeniz Bölgesi'nin en büyük mağarası huzurlarınızda! Aslında gün yüzüne çıkması çok yeni. 14 Mayıs 2018'de ziyaretçilere açılmış. Yığılca Köyü'ne bağlı Sarıkaya Mağarası 1.5 km uzunluğunda. Ama biz sadece 75 metresini gezebiliyoruz. İçinde gölet ve şelale de bulunuyor. Akçakoca İlçesi'ne bağlı Dadalı Köyü kendini özellikle son zamanlarda ön plana çıkarmış durumda. Hatta bu köyün kadınları bu işi becermiş desek yeridir. Akçakoca ilçesine 2 km uzaklıktaki Dadalı Köyü bir Eko köy! Hayvancılığın yanı sıra köyün kadınlarının organik tarıma ağırlık vermesi ile Doğu Marmara Kalkınma Ajansı tarafından destek alarak markalaşma yolunda Türkiye'de model köy olmuşlar. Dadalı Köyü'ne 34 km mesafedeki Akçakoca Köyü, mavi bayraklı plajı ve İskandinavya'yı andıran falezleri ile dikkat çekiyor. Ayrıca Ceneviz Kalesi kalıntıları da sahildeki falezlerde yer alıyor. Hemşin denince ilk akla gelen Hemşin Camii oluyor. Nedeni tek bir çivi bile kullanılmadan çantı tekniği ile inşa edilen 150 yıllık camii olması. Akçakoca ilçesine bağlı Hemşin Köyü'nü, Osmanlı-Rus Savaşı'ndan kaçan Artvin'den gelen Hemşinliler kurmuş.. Yine Akçakoca İlçesi'ne bağlı Aktaş Köyü'nden ismini alan şelale, köye 3 km uzaklıkta. 50 metre yüksekliğindeki şelaleye patika orman yolu ve dere kenarından devam ederek ulaşıyorsunuz. Odayeri Yaylası'nı geçtikten 11 km sonra ulaşacağınız Torkul Gölü ve Yaylası kamp yapmak için de ideal. Doğa yürüyüşü ve sonrasında yeşillerin içinde biraz kafa dinlemek için, direkt buraya gelebilirsiniz.. Düzce merkezine yaklaşık 10 km mesafedeki Aydınpınar Şelaleleri hem doğa yürüyüşü hem de çadır kampı yapmak için uygun.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/eceabat-gelibolu-yarimadasi-nin-obur-yuzu", "text": "Neredeyse her Türk vatandaşının daha ilk okul çağlarında başlayan okul gezileri ile en az bir defa gidip gezdiği yerdir destansı Çanakkale Şehitlikleri. Bu şehitlikler Çanakkale'nin Eceabat ilçesinde, 1973 yılından bu yana milli park statüsünde bulunan Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkında yer almaktadır. Gelibolu yarımadasının ucunda, Saros körfezinin bitiminde, Çanakkale Boğazı'nın Ege denizi ile birleştiği noktada yer alan bu beldemizde eski yerleşim adlarıyla hala bilinirlik taşıyan 12 köy vardır. Bunlar; Alçıtepe, Behramlı, Beşyol, Bigalı, Büyükanafarta, Kilitbahir, Kocadere, Küçükanafarta, Kumköy, Seddülbahir, Yalova, Yolağzı. Bugünkü Eceabat'ın antik dönemlerdeki ismi ise Maydos/Matidos/Madytos'tur. Tam kuruluş tarihi bilinmese de, Heredot ve Helennikas tarihinde adı geçtiğine göre M. Ö. 5 yy' dan önceki tarihlerde kurulmuş olması muhtemeldir. İlçenin adı yörenin fethinde büyük yararlılık gösteren ve yarımadanın bu kısmına gazileriyle çıkan Ece Yakup Bey'den gelmektedir. Onun ismine, \"imar eden\" manasındaki \"abat\" kelimesi eklenerek Eceabat'a dönüşmüştür. Akbaş ve Eskihisarlık arasında yerleşim merkezi olan Eceabat önemli bir liman şehridir. Hristiyanlık döneminde Piskoposluk merkezidir. Bir süre sonra Katolonyalıların egemenliğine girmiştir. Bunun üzerine Bizanslılarla savaşa giren Katolonyalılar zor durumda kalınca Türkmen Beyleri olan Melih İshak ve Halil Ece Bey'den yardım istemişlerdir. Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı yer her ne kadar yarımadaya adını veren Gelibolu ile anılsa da, aslında en hararetli savaşların yaşandığı topraklar yarımadanın Eceabat ilçesi sınırlarındadır. Dolayısıyla bölgede görülebilecek çok sayıda tarihi yer, anıt, müze, kale ve sair mevcuttur. Ancak biz bu turumuzda bölgenin biraz daha yazlık ve eğlenceli bir yanını, Eceabat' ın içinden ya da kıyısından geçip de görmediğimiz, deneyimlemediğimiz bir tarafını keşfe çıkıyoruz. Suvla Şaraphanesi daha önceki Şarköy Şarap Tadım Turu'nu anlattığımız yazımızda da belirttiğimiz gibi Trakya Bağ Rotasında yer alan 12 şarap üreticisinden bir tanesi. Kırklareli' nden başlayıp Eceabat' ta biten bu bağ rotasının de en sonunda yer alıyor. Lokasyon olarak o kadar mükemmel bir yerde kurulmuş ki önünden geçip içeriye uğramamak ayıp olur. Çanakkale şehitliği turunuz sırasında, Gelibolu üzerinden araç ile Gökçeada'ya hatta bizim daha önce yayınladığımız Çanakkale Şehitliği turunda görülecek yerler yazımızda önerdiğimiz rota ile Asos'a geçmeden, yolunuz üzerinde yer alan bu şık ve sevimli şaraphaneye kesinlikle uğramalısınız. Ya da bizim yaptığımız ve bu yazımızda da detaylı anlatacağımız gibi Gelibolu yarımadasındaki koyları keşfetmek üzere yola çıkıp, Suvla'da da kısa bir mola verebilirsiniz. Öncelikle 0286 8141000 no'lu telefon numarasını arayarak Suvla Şarap tesisini gezmek, şaraphane ve mahzen turu yapmak için randevu almalısınız. Turlar minimum 6 kişi ile yapılabiliyor ve ücreti 15 TL. Ancak satışın da yapıldığı teşhir alanının bar kısmında oturup bireysel olarak şarap tadımı yapmak için rezervasyon yapmanıza tabii ki gerek yok. Yasalar gereği artık ücretsiz tadım yapılması yasak olduğu için, kadehi 3 TL'den başlayan çok cüzi bir ücret karşılığı birbirinden leziz şarapları deneyebilirsiniz. Mekanda ayrıca sabun, zeytinyağı, salça, doğranmış domates, kapari, zeytin ve diğer bir sürü doğal ürün de satılıyor. Defterden mantar anahtarlıklara, fıçılardan kasalara, seramik kaplardan, şarap setlerine kadar bir çok şık aksesuarda tezgahlardaki yerini almış. En az üç- dört saat zaman geçirebileceğiniz ve kesinlikle keyif alacağınız bu mekanın şirin bir bahçesi ve restoran bölümü de mevcut. Dilerseniz iç mekanda, dilerseniz bahçede oturup şarap yanında bir şeyler yiyebilir ya da penir tabağı dahil olan tadım menüsünü seçebilirsiniz. Suvla'nın şarap bağları halka açık olduğu için rahatça ve dilediğiniz gibi gezebiliyorsunuz. Ancak bağlar ile şaraphanenin birbirinden biraz uzak mesafede olduğu için kesinlikle araçla gezmenizi öneririz. Açıkcası Suvla, daha önce Şarköy ve Mürefte'de gezdiğimiz diğer şarapevlerine oranla biraz daha pahalı. Şarköy gezimiz için buraya tıklayabilirsiniz. Aksesuarları geçtik de şarap fiyatları da neredeyse İstanbul piyasası ile aynı düzeyle ücretlendirilmiş. Suvla, Eceabat'taki şaraphanesinde de büyük süpermarketlerde halihazırda satışa sunduğu şarapları ile aynı fiyatları koymuş. Dolayısıyla bölgenin üzüm bağı bolluğu ve şarapevi çeşitliliği göz önüne alındığında, burası biraz daha lüks kaçıyor, yerinden şarap satın almak da çok cazip gelmiyor. Ama yine de, dediğimiz gibi, görmeden gezmeden geçmek olmaz.. Biz Suvla ziyaretimizden sonra tarihi yarımadadaki koyları keşfetmek üzere yola koyulduk. Sürekli duyduğumuz ve devamlı tavsiye edilen o çok \"gizli\" koyları nasıl bulacağımız konusunda çekincelerimiz vardı açıkcası. Kesinlikle yandex ya da google map' den sonuç alamadığımız için birkaç kez yolda karşılaştığımız yerel halka ve güvenlik görevlilerine danışmak durumunda kaldık. Tarifler neticesinde ise kelimenin tam anlamıyla \"büyüleyici\" koylara ulaştık ve şimdiye kadar nasıl oldu da gelmedik diye inanılmaz bir pişmanlık ve kızgınlık hissettik. Bu koylara ulaşmak için, abidelere giden yolu takip edip, Orman Kampı tabelasını takip ediyorsunuz. Kabatepe Limanına geldikten sonra karşınıza çıkan kavşaktan sağa devam ederseniz, soldaki üçüncü patikanın sonunda Batık Gemi Koyu'na varacaksınız. Kavşaktan sola doğru kıvrıldığınızda ise Cennet Koyu, Teke Koyu ve daha adını bilmediğimiz birçok koy sizleri karşılıyor olacak. Oldukça temiz olan bu bakir koylar, etrafını çevreleyen çam ormanlarının dik yamaçlarının eteklerine adeta saklanmış. Bembeyaz ipek gibi kumlarla kaplı plajları alabildiğine uzun ve sakin. Bu masmavi denizde yüzerken bir tarafınızda yükselen 57. Alay Şehitliği'ni de seçebiliyorsunuz. Bu koylarda uzanıp manzaraya kendini kaptırınca insan, zevk almak ve vicdan hesabına girmek arasında kalıyor. Bir zamanlar destansı bir tarihi olaya tanıklık etmiş bu topraklar ve bu topraklarda vatan için canını vermiş olanlar geliyor aklımıza. Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı, düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı dizeleri geliyor aklımıza. İçinde bulunduğumuz bu cennet parçasına bir kez daha minnetle bakıyoruz. Açıkcası, mutlu olmak ve yaşadığımız anın keyfine varmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Yine de, bugün burada bu güzelliğe bakabilmek ve onun sahibi olduğumuzu bilmek insana garip bir tatmin veriyor. İçten içten \"cennet vatanım\" diyerek kendimizi bu serin suların kollarına bırakıyoruz. Eceabat'ta İstanbul'dan karayolu ile Tekirdağ ve Keşan üzerinden ulaşım sağlanmaktadır. Çanakkale il merkezine ulaşım, Eceabat ve Kilitbahir iskelelerinden feribot ile düzenli aralıklarla feribot seferleriyle sağlanmaktadır. Eceabat bölgesi Çanakkale Şehitliği'nin burada yer alması sebebiyle hep tarih ve kültür kokmuştur. Hiçbir yerde deniz turizmi olarak ön plana çıkartılmış bir yer olarak rastlamadık. Dolayısıyla bu yönünü de görmek oldukça şaşırtıcı ve keyifliydi. Zaman ayırıp tarihi yarımadanın bu yönünü keşfetmek isteyenlere, Eceabat'ta bir gece konaklama yapmalarını öneririz. Yarımadanın hiçbir koyunda çadır kuramıyor ve gece konaklama yapamıyorsunuz. Ancak bölgede, özellikle Eceabat iskelesinin civarında yeterli sayıda pansiyon, otel ve koylar civarında da kamping alanları bulunuyor. Bölgede, bağcılık, zeytincilik, meyve yetiştiriciliği ve sebzecilik diğer tarım faaliyetleri arasında yer alırken, susam ve pamuk ekimi ise daha özellikli bir nitelik taşır. Balıkçılık ise yörenin diğer önemli geçim kaynağıdır. Eceabat'ı çevreleyen zengin sularda en çok tutulan balık, Çanakkale balıkçılığıyla özdeş olan sardalyedir. Lüfer, palamut, levrek, kefal, istavrit gibi balıklar da balık halinde çokça yer bulur. Yani deniz mahsülleri sevenler için ideal bir yerdir burası. Çanakkale Şehitlik turu yazımızda da belirttiğimiz gibi, burada görülecek önemli yapılar; Kabatepe Tanıtım Merkezi, Çanakkale Şehitler Abidesi, Seyit Onbaşı Anıtı, Mehmetçik'e Saygı Anıtı, Tarihe Saygı Anıtı, 57. Alay Şehitliği ve Anıtı, Savaş alanları, Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Kilitbahir Kalesi'dir. Eceabat'tan feribot ile Çanakkale'ye geçebilirsiniz. Ayrıca Eceabat ve Kilibahir'den feribot ile Gökçeada'ya geçebilirsiniz. - http://www. milliparklar. gov. tr/ - http://www. eceabat. bel. tr/ - http://www. visitcanakkale. com/TR/ - http://www. gdu. com. tr/"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/edirne-saros-korfezi-sahil-kamp-alanlari", "text": "Keşan'dan Enez'e Saros Körfezinde Yer Alan En iyi 10 Sahil Kamp.. Trakya bölgesinde yer alan ve 88 yıl Osmanlı devletine başkentlik yapmış olan Edirne, kesinlikle görülmesi gereken illerimizden biri. Enez, Havsa, İpsala, Keşan, Lalapaşa, Meriç, Merkez, Süloğlu ve Uzunköprü olmak üzere 9 adet ilçesi olan bu şehrimiz, hem Bulgaristan hem de Yunanistan'a sınır geçişi olmasından dolayı ülkemizin batıya açılan kapısı ki zaten bildiğiniz gibi bu konumundan dolayı tarihimiz boyunca da stratejik olarak büyük bir önemi vardı. İstanbul'a 2,5-3 saatlik mesafede yer alan Edirne, diğer büyük illerimizden de kolaylıkla ulaşılabilir konumda. Hem şehir merkezinde hem de ilçelerinde gezilecek birçok alternatif sunan Edirne'nin Saros körfezi boyunca sıralanmış birbirinden güzel kamp alanlarını ele alacağız bu yazımızda. Ancak hazır buraya kadar gelmişken vakti olan ve Edirne merkezini de gezmek isteyenler için birkaç kısa öneri verelim istedik. Edirne'de gezilecek yerlerin başında Mimar Sinan'ın \"ustalık eserim\" dediği Selimiye Camisi dışında Eski Cami, Üç Şerefeli Cami, Edirne Büyük Sinagogu ve Sweti George Bulgar Kilisesi de görülmeye değer yerlerden. Mihran Hanım Konağı ve eski cumbalı evlerin yer aldığı Kaleiçi bölgesi, İstiklal caddesi'ne benzetebileceğimiz Saraçlar Caddesi, Rüstempaşa Kervansarayı, Karaağaç mahallesine giden yolda Meriç Nehri üzerinde yer alan ve 263 metre uzunluğunda 13 ayağı bulunan Mecidiye Köprüsü diğer gezilecek yerlerden. Vakti olan ve müze gezmeyi sevenler için II. Beyazıt Külliyesi ve Sağlık Müzesi, Edirne Kent Müzesi ve Edirne Arkeoloji Müzesi'ni tavsiye edebiliriz. Ayrıca hamamseverler için önerimiz tarihi Sokullu Hamamı. Edirne'den hediyelik eşya almak için istikamet Alipaşa Çarşısı, Bedesten Çarşısı veya Selimiye Arastası. Peynir, badem ezmesi, Kavala kurabiye'si buradan alabileceğiniz hediyeliklerden. Edirne'ye gelmişken Aydın Tava Ciğer ya da Ciğerci Niyazi Usta'da meşhur Edirne tava ciğeri yemeden Edirne turunuzu tamamlamış sayılmazsınız. Edirne ilçelerinde Saros körfezi boyunca sıralanmış bir çok koy ve milli park ile kamp yapacaklar için farklı alternatifler mevcut. Daha önceki yazılarımızda Saros körfezi boyunca Keşan'dan Eceabat'a kadar denize girilecek koyları ele almıştık. Buraya tıklayarak detaylı inceleyebilirsiniz. Bu yazımızda ise Saros körfezinin başlangıcı olarak ele alacağımız Keşan'dan, Yunanistan sınırında yer alan Enez'e kadar size önereceğimiz 10 kamp yerini aşağıda sıralıyoruz. Gökçetepe Çadır Kampı olarak da geçen bu kamp alanında minibüs, otomobil için ayrı bir araç giriş ücreti ödemeniz gerekiyor. Dilerseniz kendi çadırınızla, dilerseniz tesisten kiralayabileceğiniz çadırlarda veya karavanınızda konaklama yapabilirsiniz. Tabii her birinin fiyatı farklılık gösteriyor. Güncel fiyat listesi için resmi web sitesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Gökçetepe tabiat parkı içinde kamp yapacaklar için her türlü hizmet mevcut. WC, duş, elektrik, piknik masaları, restorant/cafe gibi imkanlar sayesinde oldukça konforlu bir tatil yapabilirsiniz. İbrice Limanı dalış severlere çok tanıdık gelecektir. Liman birden fazla dalış okulu ve İstanbul gibi şehirlerden düzenlenen turlar ile özellikle dalgıçların göz bebeği. Biz de ilk tüplü dalış keşfimizi burada yapmış ve hem youtube kanalımızda hem de blogda bu deneyimimizi paylaşmıştık. İbrice ile ilgili detaylı yazımıza göz atmak isteyenler bu linke tıklayabilirsiniz. Limanda aslında özel olarak belirlenmiş bir kamp alanı yok. Burası dalgıçların boş buldukları yere çadır attıkları bir yer. Dolayısıyla İbrice'ye kamp alanı demek zor ama bize göre çadır atılası ender yerlerden biri. Özellikle hafta sonu çok kalabalık ancak tatiliniz hafta içi ve bayram dönemleri dışına denk gelirse, bir-iki gün limanda bulduğunuz boş ve gölgelik bir yere çadır atıp İbrice limandan denize girerek yüzlerce tür deniz canlısı ile birlikte yüzmenin jkeyfine varmalısınız. Yanınıza deniz gözlüğü almayı kesinlikle unutmayın. Limanda dalış okulları dışında restorant da mevcut. Eğer kendi erzağınızı götürmediyseniz restorantta da karnınızı doyurabilirsiniz. Aklınızda bulunsun.. Uzunkum plajı adından da anlaşılacağı üzere upuzun kumsala sahip bir plaj. Burası Temmuz aylarında düzenlenen Trakya Fest'e de ev sahipliği yapıyor. Plaja araçla giriş ücreti ödüyorsunuz. Yine tesis tarafından sağlanan çadırlarda belirli bir ücret karşılığında konaklama yapabiliyorsunuz. Şezlong, şemsiye, cafe, WC, duş, restorant gibi birçok imkan bulunan Uzunkum plajı oldukça derli toplu, düzenli ve temiz bir yer. Bu arada plajın işletmesi tarafından tellerle çevrilmiş alan dışında denize girebiliyorsunuz ama akşam çadır atmak yasaklanmış durumda ki jandarma kontrolleri de yapıldığı söylendi. Uzunkum plajına girmeden hemen sağdan taşlık yol boyunca devam ettiğinizde İtalyan Koyu'na ulaşıyorsunuz. Epey bozuk ve irili ufaklı taşlar ile dolu engebeli bir yol sonunda ulaşılan koyda herhangi bir tesis ya da WC- Duş vs gibi özel bir alan yok. Bu bakir koy maalesef hafta sonları veözellikle bayram dönemlerinde çok kalabalık ve pis. Çöp yığınları ve mangal kokuları mide bunaltıcı, içiçe kurulmuş çadırlar ise oldukça kalabalık ve kötü bir görüntü yaratıyor. Dolayısıyla sezon dışı dönemlerde gitmenizi öneririz. Eylül sonu ya da Nisan-Mayıs aylarında kimsenin olmadığı bir koyda çadırınızı kurup sakin bir- iki gün geçirmek isterseniz rotanızı İtalyan Koyu'na çevirebilirsiniz. Ancak tüm malzemelerinizi yanınıza almayı unutmayın çünkü alışveriş yapabileceğiniz en yakın yer yine buraya gelirken geçtiğiniz taşlı yollardan araçla yavaş yavaş neredeyse yarım saatte gidebileceğiniz bir mesafede yer alıyor. Erikli Camping denize 100 metre, çarşı merkezine 20 metre mesafede yer alıyor. Özellikle aileler tarafından tercih edilen güvenilir bir yer. Kamp içerisinde dilerseniz kendi çadırlarınızda dilerseniz kamp alanından çadır kiralayarak konaklama yapabilirsiniz. Fiyat ve müsaitlik sorgulamak için buradaki linke tıklayarak kampın websitesinden iletişime geçebilirsiniz. Bu tam teşekküllü kamp alanı yazın özellikle hafta sonu ve bayram tatillerinde çok kalabalık oluyor dolayısıyla önden rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Kamp uzun dönemli çadır tatili yapanlar tarafından da tercih ediliyor ki bu çadırları kurulan ev ortamından dolayı zaten hemen tanırsınız. Bu arada 1 günlük çadır atılmasına izin verilmiyor. Aklınızda bulunsun. Alternatif olarak yine Erikli sahilde yer alan Yeşil Kamp'ı da değerlendirebilirsiniz. Bu kamp alanı için gerekli bilgiyi 0542 342 82 91 no'lu telefonu arayarak Gülseren hanım'dan temin edebilirsiniz. Danişment Orman Kampı, tabiat parkı içinde yer alıyor. Yemyeşil ağaçların gölgesinde hemen deniz kenarında yer alan bu kamp alanında wc, duş, market, cafe, restorant dahil birçok imkan mevcut. Bu orman kampı sezonluk çadırlar dışında hafta sonu ve bayramlarda kurulan çadırlar ile oldukça kalabalık hale geliyor. Kamp girişinde araç ücreti dışında kalacağınız gün sayısına göre gecelik çadır konaklama ücreti de ödemeniz gerekiyor. Temiz, düzenli ve huzurlu ortamı dışında, tertemiz denizi ve oksijeni bol yemyeşil doğası ile kesinlikle uğramanız gereken bir yer Danişment Tabiat Parkı. Aynı zamanda Esentepe Kamp Alanı olarak geçen bu kamp alanı Enez'e bağlı Karaincirli sahilinde yer alıyor. İster kendi çadırınızla, isterseniz kamptan kiralayacağınız çadırlar ile konaklama yapabilirsiniz. Kampta ayrıca iki adet çift kişilik yatak bulunan aile tipi çadırlar da mevcut. Bu çadırların dışında tüp ve ocak da mevcut. Fiyatları ise oldukça makul. Kampta İstanbul'dan kalkan otobüsler ile hafta sonlarında düzenlenen etkinlikler de oluyor. Daha fazla bilgi ve iletişim için buradaki linke tıklayabilirsiniz. Enez'e bağlı olan Vakıf köyü bembeyaz kumsalı olan bir plaja sahip. Vakıf köyü içinde konaklama yapabileceğiniz motel ve pansiyonların dışında sahilinde de çadır kurabilirsiniz. Biz denemedik ama araştırdığımız kadarıyla burada jandarma kontrolleri olmuyormuş hatta öyle ki sezon boyunca çadır kuranlar dahi varmış burada. Enez'e doğru devam ederken kesinlikle uğramanız gereken henüz bozulmamış yerlerden biri Vakıf Köyü. Köyden sahile inen yolda bir tuz gölü bir de az ilerisinde tabiat parkı var. Vakıf'tan Enez'e devam ederken yolunuz üzerinde yer alan Sultaniçe köyü hem inanılmaz güzel bir doğaya sahip Gala gölü milli parkına çok yakın hem de tertemiz bir denize sahip sahili mevcut. Enez ilçesinde birden fazla kamp alanı, denize sıfır motel ve pansiyonlar, dalış merkezi, Enez kalesi, Kral Kızı Bazilikası ve Çataltepe Tümülüsü gibi tarihi kalıntıların olduğu gezilecek yerler, bol miktarda büfe- restorant ve cafeler mevcut. Denize sıfır çadır atmak istiyorsanız önerimiz Enez Camp. Biraz derme çatma ve bakımsız ancak konum itibariyle çok hoş bir yer. Enez'de ayrıca Trakya ve İstanbul Üniversitelerinin sosyal tesisi yer alıyor. Kamu kurumu çalışanı iseniz, haftalık ya da uzun dönemli olarak değerlendirebileceğiniz tesislerin fiyatları ise oldukça makul. Websitelerinde belirtilen fiyatla haftalık ve 3 öğün yemek dahil. Sezonda çok fazla talep olacağı için rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Trakya'nın kuş cenneti olarak bilinen Gala gölü milli parkı inanılmaz güzel bir doğaya sahip. Meriç Deltası sulak alanı içerisinde bulunan Gala Gölü Milli Parkı, Büyük Gala Gölü, Küçük Gala Gölü, Pamuklu Göl ile Hisarlı Dağı ve etekleri olmak üzere toplam 6.087 hektar yüzölçümüne sahip. Milli park içinde kamp yapılmasına izin verilmiyormuş ama yine de bize göre tam çadır atılacak yer burası. Eğer park içinde konaklama yapamazsanız Enez'de bulunan kamp ya da motellerden birini tercih edebilirsiniz. Özellikle baharda uzun doğa yürüyüşleri için hem İstanbul'a yakın ve kolay ulaşılabilir hem de dolu dolu zaman geçirilecek ender yerlerden biri burası. Muhteşem denizi ile Saros körfezi ve birbirinden şirin Edirne ilçelerinin tadını doyasıya çıkaracağınız hesaplı bir tatil için bizim önereceğimiz alternatif konaklama adresleri bu kadar. Sizin de yorum ve önerilerinizi merakla bekliyoruz.. Trakya'nın kuş cenneti olarak bilinen Gala gölü milli parkı inanılmaz güzel bir doğaya sahip. Meriç Deltası sulak alanı içerisinde bulunan Gala Gölü Milli Parkı, Büyük Gala Gölü, Küçük Gala Gölü, Pamuklu Göl ile Hisarlı Dağı ve etekleri olmak üzere toplam 6.087 hektar yüzölçümüne sahip. Çadır ve karavan alanında çadır da kiralayabilirsiniz. - Telefon: 0534 401 95 54 - İnternet adresi: https://sakli-koy-camping. business. site - Adres için tıklayın"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/edremit-korfezi-gezi-rotasi", "text": "Deniz, Kaplıca, Milli Park, Tarihi Köyler, Şelale ve Göller ile dolu bir tatil.. Anadolu'nun Ege Denizindeki en kuzey körfezi olan Edremit Körfezi kıyısını oluşturan Kaz Dağı ve Madra Dağları arasında kalan bir bölge. Çanakkale ve Balıkesir arasında yer alıyor. Behramkale, Ayvacık, Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay, Ayvalık, Sarımsaklı gibi birçok yerleşim yeri sahil şeridinde uzun plajlara sahip. Bunlar dışında zeytin ağaçları ile dolu ormanlık alanları, şelale ve gölleri ve hatta termal su kaynakları ile doğal bir zenginliğe sahip bir bölgedir. Hasanboğuldu mesire alanı, Sutüven Şelalesi, Şahindere kanyonu, Kazdağı Milli Parkı, Kazdağı Zirvesi, Assos antik kenti, Antandros antik kenti, Şeytan Sofrası, Mıhlı Çayı Şelalesi, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Babakale köyü-Osmanlı Kalesi, Adatepe köyü-Zeus Sunağı ve Alibey adası bölgenin en turistik yerlerinden. Midilli ve Ayvalık arasındaki düzenli feribot seferleri ile daha fazla dikkat çekmeye başlayan bölgenin gezilecek yerleri saymakla bitmiyor. Ege denizinin soğuk suları, dağlık alanlardaki ağaçların getirdiği serinlik, gün geçtikçe popüler hale gelen sahil şeridi ve konaklama imkanlarının çeşitliliğinin artması ile kısa süreli tatiller için oldukça cazip hale gelen bu bölgede önerilerimizi paylaşmak istedik. - Kazdağlarında zaman geçirin: Kazdağları bu bölgede gitmezseniz döveriz denilecek bir yer zira burası sadece bölgenin değil Türkiye'nin en önemli değerlerinden. Antik dönemlerde İda Dağı olarak anılan dağ, 21,452 hektarlık bir alanda yer alan oksijen kaynağımız. Kazdağları Milli Park statüsünde ve giriş ücreti var. Alana iki noktadan ulaşım sağlayabiliyorsunuz ancak sadece bir tanesinden araç ile giriş yapılıyor. Kişi başı 20 TL, araç için de 50 TL gibi makul bir ücreti var. Milli park içinde kamp yapılabildiği gibi rehberli ya da rehbersiz gezmek de mümkün. Park içerisinde buz gibi suların oluşturduğu doğal havuz alanlarına girmek biraz cesaret istiyor ama yine de suların başında, ağaçlar tarafından oluşturulan doğal gölgelik alanlarda oturmak bile çok keyifli. Adeta ruhunuzu dinlendiren ve doğaya tekrar tekrar aşık olmanızı sağlayan muhteşem bir yer. Hasan Boğuldu şelalesi ve göleti, Sütüven Şelalesi zaten turunuz sırasında göreceğiniz yerlerden. Yürüyüş yolunun bir kısmında yöresel ürünlerin satıldığı tezgahlardan alışveriş yapabilir, çay bahçesinde dinlenebilirsiniz. Kazdağları efsanesini merak ediyorsanız buraya tıklayabilirsiniz. Kazdağları Mili Parkı hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak için ayrıca hazırladığımız yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. - Kazdağları eteklerinde yer alan birbirinden güzel köyleri gezin.. Köy meydanlarında zaman geçirin, sokaklarında tur atın. Mesela Adatepe köyü, Çamlıbel, Zeytinli köyü kesinlikle gidilmesi gerekenlerden. Köy kahvelerinde çay kahve içmek, yerel halk ile sohbet etmek inanılmaz keyifli. Daracık sokak aralarında eski yapıların arasında zamanda yolculuk yapıyor hissi yaşayacaksınız. Manlama ise bölgeye özgü bir tad, gözleme gibi ama mantı gibi. Henüz denemediyseniz muhakkak denemelisiniz. Kazdağları eteklerinde gezilecek köyler ve daha fazlası için buraya tıklayarak hazırladığımız detaylı yazımıza ulaşabilirsiniz. - Ayvalık ve Cunda'ya en az 2 gün ayırın! bu körfezde belki de en fazla turist akınına uğrayan yerlerin başında geliyor. Cunda adası aadece yazın denize girmek için değil her mevsim kaliteli zaman geçirmek için ideal bir yer bize göre. Cafe ve barlar ile dolu sevimli sokakları, birbirinden kaliteli konaklama alternatifleri, havası, denizi ve büyüleyici atmosferi ile iki günlük hafta sonu tatillerinde bile en çok tercih edilen yerlerden. Cunda adasında nereler gezilir, nerede kalınır diye daha fazla detay isteyenler buraya tıklayarak deneyimlerimizden yola çıkarak hazırladığımız blog yazımızı inceleyebilirler. - Termal Otelleri ile Güre'yi keşfedin: Bölge gerçekten doğal bir zenginliğe sahip. Bir tarafta buz gibi Ege denizi diğer tarafta yerin altından kaynayarak çıkan termal sular. Eğer eklem romatizma ağrılarınız için doktorunuz size kaplıca önerdiyse Güre' de bu şifalı suların etrafında konumlanmış termal otelleri tercih edebilirsiniz. Arkasında uzanan Kaz Dağları milli parkı, upuzun ve canlı Güre sahil şeridi ile hem doğa, hem sağlık hem de deniz turizmi için çok ideal bir konum. - Zeytin alışverişi yapmadan dönmeyin. Bölge malum zeytin cenneti. Özellikle zeytin ve zeytinyağı alışverişi için bagajınızda yer ayırın. Zeytin sütünü ilk kez burada Adatepe köyünü gezerken gördük. Zeytinin en az bulunan ve ilk aşamasında elde edilen bir yağ. - Deniz kenarında tiny house konaklaması deneyimleyin. Özellikle Assos tarafında yapılaşma izni olmadığı için çok fazla sayıda tiny house ve glamping tesisi açılmış durumda. Bazıları direkt denize sıfır. Eğer bu tarz küçük alan konaklama deneyimi yaşamak istiyorsanız bu alternatifi mutlaka denemelisiniz. Bölgeye ulaşım kara yolundan oldukça kolay aslında. Yeni yollar ve köprüler ile Istanbul'dan 4 saatte Edremit'tesiniz. Bizim gibi dönüşü Çanakkale üzerinden yaparsanız Bozcaada ve Saros Körfezini de dahil edeceğiniz çok keyifli bir seyahat planlayabilirsiniz. Şimdiden çok güzel bir tatil olmasını dileriz efeem."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/eiffel-kulesinin-hikayesi-ve-en-guzel-eiffel-kulesi-fotograf-cekim-yerleri", "text": "Paris'i konuşmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Paris denince akla ilk gelen ikonik yapı tabii ki Eiffel Kulesi! Her sene ortalama 9 milyon insanın ziyaret ettiği Eiffel Kulesi hakkında kısa bilgiler ve en iyi Eiffel fotoğraflarını nerede çekebilirsiniz hemen başlıyoruz.. 3000 işçinin yapımında çalıştığı kule 2 yıl 2 ayda tamamlanmış. -10 bin ton ağırlığındaki kulenin 20 yıl sonra yıkılması planlanmış ama o sıralar radyo ve televizyon keşfi ile ilk radyo vericilerinin yerleştirilmesi için kullanılmış. 3 platfomdan oluşan kulenin 1 ve 2. katına merdiven ve asansör ile çıkılırken, 3. kata sadece asansör ile çıkılıyor.- Kulede sadece seyir teraslarından ibaret değil. Cineiffel Müzesi, Gustave Eiffel'in çalışma odası ve büstü, hidrolik asansör mekanizması gibi ziyaret noktaları da yer alıyor. 2- Trocadero Meydanı'nda metrodan indiğiniz yerde kalabalığı takip ederseniz zaten kendinizi Eiffel'in karşısında bulacaksınız. Artık işaret parmağınızı Eiffel'in tepesine mi koyarsınız yoksa ilginç pozlar mı verirsiniz orası size kalmış. 4-Port Debilly'den Pont d'Iena manzarasıyla. Mümkünse köprüdeki atları da kadrajınıza alın deriz. 5- Favorimiz! Rue De L'Universite: Rue De L'Universite'nin sonundaki çıkmaz sokak. Yön olarak Avenue de la Bourdonnais'i takip edebilirsiniz. Araç parkına açık olduğu için fazla kalabalık olabilir. Sabah erken saatlerde gitmenizi öneririz. 6- Eiffel'in tepesinden 🙂 Mutlaka bir de akşam görün deriz! Farkı fotoğraflarda.. Gece Eiffel Kulesi ışıklarla birlikte muhteşem görünür.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-ekonomik-toskana-gezi-rotasi", "text": "Sene 2011. Merve ve Duygu kardeşler yüksek lisans tezlerini sunmalarına sadece 10 gün kala, son dakikada yapılan ani bir plan neticesinde 2 Alman arkadaşları ile birlikte Paris' ten İtalya' ya gitmek üzere valizlerini hazırlıyorlar. Hikaye anlatmıyorum. Yani bu; iki Türk ve iki Alman Paris' ten İtalya' ya giderler tarzında bir Nasrettin Hoca hikayesi değil. Tamamen gerçek bir olay. Hem de bu yolculuğa araba ile çıkacaklar! Neden? Çünkü bu dörtlü maceracı ve tam zır deli.. 15 saati aşan ve neredeyse hiç uzun bir mola vermediğimiz bu yolculukta, Cenevre' yi teğet geçip, Fransız Alplerinin bitişiğinden, uzun bir tünel ile bağlanan dağlık ve virajlı yollardan devam ederek sonunda Roma' ya ulaşıyoruz. Roma' da kaldığımız yer ise, beklenenin aksine şehir merkezinde bir otel değil, şehrin dışında Camping Village Roma adında tam teşekküllü bir kamp alanı. İçinde havuzu, cafe/ restoranı, aktivite alanları, yürüyüş parkurları olan ve denize girebileceğiniz plaja orman arasından bisiklet kiralayarak gidebileceğiniz şahsına münhasır bir yer. 4 kişilik bungalov kiralayıp 1 hafta burada huzur dolu, \"tez yazma\" temalı bir tatil yapmayı planlıyoruz. Roma ve civarında gezdiğimiz yerler haritadaki gibi. Bu bölge, Roma şehir merkezinin kalabalık, gürültü ve sıcağından uzak, tamamen doğanın içinde, ıssız bir köşede huzur bulabileceğiniz cinsten sakin bir yer. Biz burada kendimizi turist gibi değil de hafta sonu yazlığına kaçmış İtalyanlardanmışız gibi hissettik. Çünkü etrafta bizim dışımızda hiç bir turist yoktu. Yani buna çok şaşırmamak lazım zira Roma' da Kolezyum, İspanyol merdivenler, Trevi çeşmesi gibi önemli şaheserleri görmek varken, hangi çılgın turist İtalya' ya gelip de bunlar yerine sükuneti tercih eder, şaşarım 🙂 Roma demişken tabii ki şehir merkezini doyasıya gezip, görülmesi gereken her yeri, yiyip içmeniz gerekenleri, deneyimlemeniz gereken aktiviteleri, eğlence hayatını sizin için Roma Ekonomik Gezi Rehberi yazımızda paylaştık. Roma Ekonomik Gezi Rehberi detaylar için linke tıklayabilirsiniz.. Roma içinde ve dışında yaptığımız gezimizin üçüncü gününde, ayaklarımızın altı kaşınıp \"Biraz gezsek mi acaba?\" dediğimizde anlamış olduk ki bizim sözde tezimize konsantre olacağımız Roma seyahati bir anda Toskana turuna dönüşmüş oldu. Sonunda bu gezme dürtümüze daha fazla engel olamadık ve Turin, Genoa, La Spezia, Pisa, Lucca, Siena, Floransa, Bologna, Venedik, Verona gibi birbirinden alakasız istikamette yer alan yerleri kapsayan bir tur yapma kararı aldık. Haritamız ve bu gezide gördüğümüz bazı manzaraları paylaştıktan sonra bu yazımızda yaptığımız bu turu önermek yerine size olması gereken rotayı çizip daha planlı bir seyahat planı hazırlamayı uygun gördük. Zira bahsettiğim gibi, biz Toskana' yı gezmek üzere yola çıkmamıştık, amacımız sadece Roma' ya gidip dönmekti ki o da Roma şehir merkezi değil 🙂 Ama yol planladığımızdan daha farklı bir yere sürükledi bizi. Ve mükemmel hikayeler ve maceralarla dolu bir hafta geçirdik. Şimdi, size en uygun tur alternatifini önermeden önce, Toskana ile ilgili biraz bilgi verelim. Toskana bölgesi, şarap, yeşil, tarih ile özdeşleşmiş; lezzetli yemekleri, nefis kahveleri, efsane şarapları, güler yüzlü ve sempatik insanları, muhteşem iklimi ve doğası, rahat ve umursamaz hayat tarzı ile büyüleyici bir yer. Özellikle bahar aylarında turistlerin yoğun olduğu bir bölge burası. Her gidişinizde büyüleneceğiniz, hiç dönmek istemeyeceğiniz, ruhunuzun enerji ve mutlulukla dolduğunu hissedeceğiniz bir cennet köşesi. Toskana' da yapılacak aktiviteler saymakla bitmez. Ama sizin için \"kesinlikle\" yapmanız gereken 15 aktiviteyi toparladığımız yazımıza göz atmanızı öneririz. Öncelikle Toskana bölgesinin başkenti Floransa' ya İstanbul' dan direkt uçuş yok. THY' nin aktarmasız İtalya uçuşları Roma, Milano, Venedik, Bologna, Cenova, Napoli ve Torino' ya yapılıyor. Dolayısıyla burada ilk adım için 3 seçeneğiniz mevcut. 1- Roma' ya hareket edebilir, birkaç gün Roma' da kaldıktan sonra trenle veya araç kiralayarak Toskana turunuza başlayabilirsiniz. 2- Roma' yı zaten gezdim diyorsanız, Bologna uçuşu ile bu şehirde bir gece geçirip, Bolognese soslu makarnanızı da yedikten sonra Toskana' yı keşfe başlayabilirsiniz. 3- Yok ben Bolognese sos falan sevmem diyorsanız, Cenova uçuşu ile La Spezia, Cinque Terre bölgelerini gezdikten sonra Toskana' nın derinliklerine dalabilirsiniz. Bu arada dip not, aşağıdaki rotada belirtmedik ama Cenova yönünden gelenler için ilk durak kesinlikle Alpi Apuane dağları olmalı. En ekonomik, efektif ve kompakt Toskana rotası bize göre budur. Yukarıdaki haritaya tıklayarak google haritalardan daha detaylı inceleyebilirsiniz. Bu rotada bölgenin başkenti Floransa' dan başlayarak Lucca üzerinden Pisa, Grosetto, Giglio adası, Pienza, Siena başta olmak üzere göreceğiniz yerler hakkında kısa birkaç bilgi de verelim.. Siena ve Floransa arasında yer alan bölgede, özellikle Chianti özellikle üzüm bağları ve şarap tadımları için ideal bir bölgedir. Montalcino, Pienza'nın batısında yer alır ve İtalya'nın en iyi kırmızı şaraplarından ''Brunello''nun da üretildiği yer olarak bilinir. Casentino vadisi Floransa' nın 50 km. doğusunda yer alan, turuncu, sarı, yeşil tabiatına hayran kalacağınız bir milli park. Monti dell'Uccellina, Gresseto bölgesinde ormanlar, dağlar ve denizle çevrelenmiş bakir ve bozulmadan kalmayı başarmış vahşi bir yer olarak görmeniz gereken bir diğer önemli milli park. Cortona, dik yamaçlar, dar sokaklar aşıldığında Lago Trasimeno ve Valdichiana' nın muhteşem manzarası karşısında büyüleneceğiniz bir yer. Kesinlikle uzun ve zahmetli bir yürüyüşe değecek bu manzara, Cortona' ya Venedik' ten sonra en fazla turist çeken yer olma özelliğini vermiş. Bagno Vignoni, Toskana bölgesinde gidilmesi gereken bir termal kompleks. Val d'Orcia tepesinde kurulmuş ve inanılmaz turistik bir bölgedir. Pienza, UNESCO Kültür Miras Listesi'nde yer alan Val d' Orcia' nın muhteşem manzarasını görebileceğiniz bir yer Pienza. Sienna şehri sınırları içinde kalan saklı bir cennet. Monticchiello, Gastoronomi başkenti. Tadına doyamayacağınız yemekler ve şaraplar için şimdiden midenizi boş bırakmalısınız. - Pisa' da neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir... - Venedik' te neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir... - Floransa' da neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir... - Cinque Terre' de neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir... - Siena' da neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir... - Verona' da neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir... - Monte Argentario' da neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir... - Roma' da neler yapılır, nereler gezilir, ne yenir, ne içilir, nerede kalınır, nasıl gidilir..."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-guzel-koylar-hurriyet", "text": "Hani sosyal medyada çok sık denk geldiğimiz ve tabiri caizse ağzımızın suyu aka aka beğeni attığımız o güzel koyların listesine hazır mısınız? Sıralamayı güzelliğine göre yapmadık tamamen rastgele bir seçimle.. Yani sırlamaya aldanmayın.. - Amos Koyu- Bozburun - Soğuksu Koyu, Fethiye - İztuzu Plajı Dalyan - Ayazma Bozcada - Kelebekler Vadisi- Fethiye - Asos Çanakkale - Akyarlar Bodrum - Akbük Muğla - Delikliyol Deniz Restoran\" nam-i diğer Mehmet'in Yeri Marmaris - İncekum Marmaris - Aktur Datça - Akvaryum Koyu Datça - Palamutbükü Datça - Cennet Koyu Göltürkbükü/ Bodrum - Teke Koyu Antalya - Kömür Limanı Çanakkale - Akçakese -Şile - Küçük Poyraz Koyu, Kara Ada, Muğla - Balık Aşıran Koyu, Datça - Mavi Koy, Gökçeada - Killik Koyu, Bademli - Delikli Koy, Alaçatı - Mazi Köy Muğla - Sazak Koyu -Adrasan"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-iyi-15-yol-hikayesi-filmi", "text": "Dağlar dağlar, yollar yollar... Bir yol hikayesi yoktur ki içinde macera olmasın. Yollar genellikle beklemediğimiz olayları karşımıza çıkarır... Biz sanırız ki sadece gideceğiz ve A noktasından B noktasına varacağız. Ama işin aslı bundan çok uzaktır. O yollar hep başka yerlere sapar ve beklenmediklerle kesişir... Doğa hep arka pplandadır ve genellikle planlar yapıyordur bu yola çıkan maceraperestlere.. En iyi yol hikayesi denince de artık ne kadar sıra dışı olduklarını siz düşünün. Ve karşınızda en iyi ispatı olan filmler, yani bizim en iyi 15 yol hikayesi film listemiz.. Bu arada filmlerin konularının detaylarına çok girmeyeceğiz. Film listesi bizden, izlemesi sizden. 1- Küçük Gün Işığım : İnsanın içini ısıtan adı gibi sıcacık bir film. Hoover Ailesi'nin traji komik hikayesi, ailenin bebesinin çoçuk güzellik yarışmasına katılma hayali için bir araba yolculuğuna çıkmalarıyla başlıyor. Aile de aile ama! 7'den 70'e resmen tüm sülala Volsvagen minibüste. Ve ver elini California! Seçmece tipleri ile zıtlıkları harmanlayan film, hem dayanışma hem umut hem de iyimserlikle dolu bir yol filmi olunca bizim yol hikayesi film listemizde birinciliği kendisi hak etti. Oyuncular ve oyunculukları hiç söylemiyoruz bile. O kadar! 2- Motosiklet Günlüğü : Che Guevera ve arkadaşı Alberto Granda'nın motosiklet ile yaptıkları, özgür ruhu kamçılayan hikayeleri. Arjantin'in başkenti Buenos Aires'ten yola çıkan bu iki özgür ruhun yol macerasına, yolda kalmaları ile başlayan yol maceraları ekleniyor. Ve tanrı Gael Garcia Bernal'ı yarattı. Hastayız abiii! SAdece onu izlemek için bile bu film izlenir o ayrı. Üstüne bir de yol filmi olunca, izleyin gitsin. 3- Yaban : Cheryl Strayed'ın çok satan kitabından uyarlanan filmin yönetmenliğini Jean-Marc Vallee yapmış. 5- 127 Saat (127 hours): Dağcı Aron Ralston, Amerika Utah civarında keşif yaparken,127 saat iki kayanın arasında sıkışıp kalır. Tek çözüm kolunu kesip, oradan kurtulmaktır. 6- Çöldeki İzler : 2014 yapımı film, Robyn Davidson'ın 1977'de kendi hikayesinden beslenen kitabından uyarlanmıştır. Bir kadının köpeği ve dört deve ile Avustralya çöllerinde kendini arayış hikayesi. Konu çöllerde geçince tabii görsellik muazzam. Kadın yol hikayesi olarak en başarılı filmlerden değerlendiriyoruz kendisini.. 7- 180 Derece Güney (180 Degrees South): Patagonia'ya yapılan yolculukta sörf, tırmanış ve doğa ile iç içe bir hikaye anlatılıyor. 8- Yol : Saint James'in Yolu olarak da anılan Camino de Santiago'ya, fırtınada kaybettiği oğlunun naaşını almak ve ötesinde onun başladığı yolu tamamlamak için çıkan babanın yol hikayesi. Yol bahane tecrube şahane dememek elde değil.. 9- Isolated: 2013 yapımı filmde, beş profesyonel sörfçü Yeni Gine'ye keşfedilmemiş dalgaları bulmaya giderler. Fakat beklediklerinden daha fazlasını buldukları bir maceraya dönüşür hikayeleri.. 10- McConkey: Bir hayatın var. Yaşa! Efsanevi kayakçı Shane McConkey'in hayatının ölümüne kadar derlenmesiyle oluşan bir doğa belgeseli. Efsanevi ekstrem kayakçı ve BASE atlayış ustasının kayakla olan yakın ilişkisi filmde harika görüntüler sergilenmesini sağlıyor. 11- Bir Hafta : Toronto'dan Tofino'ya motosikleti ile giden Ben Tyler, bu yolculukla hayatın anlamını sorguluyor. Ben'e hayat veren isim ise yakışıklı oyuncu Joshua Jackson. 12- Boşluğa Dokunmak : Peru'nun Siula Grande noktasına tırmanan Simon ve Joe'nin doğa ve hayat ile olan imtihanlarını konu alan macera dolu bir film. 13- Kusursuz Fırtına : Kaptan Billy Tyne'ın ekibi ile birlikte balık avından dönerken, verimsiz avdan memnuniyetsiz şanslarını doğuda denemek isterler ve tarihin en büyük fırtınasının avı olurlar. 14- Thelma ve Louise : Ridley Scott'ın 1991 yapımı filmi, resmen atasözleri ve deyimler kitabına girecek bir ad olmuştur. Filmi izlemeyenler bile bunun iki kadının çılgın hikayesi olduğunu bilir desek yeridir. Banka soygunundan kaçan Thelma ve Louise araçlarıyla çılgın bir yol hikayesine koyulurlar. 15- Diriliş : Leonardo Di Caprio'ya Oscarcığı getiren, belgesel tadında gerçek bir hikayeden esinlenilmiş film. Yer vermezsek olmazdı."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-iyi-doga-belgeselleri", "text": "İnsan en çaresiz kaldığı zamanda annesine yönelir. Şefkat, ilgi ve huzur ister.. Ve işte biz insanlar büyük anne doğa anaya yönelmedik mi? Kendi doğamızda yani ev, kalabalık, stres, itişme kakışma derken akşam olup da derin bir \"oh!\" çektiğimizde kendimizi huzuru ararken ya deniz kenarında ya da derin bir yeşillikte hayal etmiyor muyuz? Hatta ikisinde birlikte.. Not: Biz izleyip önermeye değer buldukça listemize yeni doğa temalı belgeseller eklenecek.. İmparatorun Yolculuğu - 2005: Efsanevi belgesel! Daha iyisi cıkana kadar en beğendiğimiz.. Luc Jacquet tarafından fotoğraf, kameran ve yapımcılığı yapılan belgesel penguenlerin hayat yolcuğunu anlatıyor. Yuva 2009: 54 ülkede 217 günde çekilen belgeselde hava çekimlerinin birleşmesini izliyoruz. Tabii hava demek hava kirliliği de demek.. Arıca filmin bir özelliği de 81 ülkede aynı anda vizyona girerek dünya rekoru kırmış.. Terra 2015: Doğaya sahip çıkmak için hala şansımız var diyor bize. İnsan ile doğa arasındaki bağı hatırlatıyor.. Virunga (2014): Kongo Virunga Milli Parkı'nı silahlı isyancılardan savunmak isteyen küçük bir ekip karşı karşıyadır. Netflix'te var! Yeryüzü - 2016: BBC'nin 11 bölümlük belgeselinde vahşi yaşama doğru kaliteli görüntülerle ilerliyoruz. Hayat - 2009: BBC'nin sıradışı hayvanların hayatlarını mercek altına aldığı belgeselde tabii ki sıra dşı durumlar da izleeceksiniz.. Anadolu'nun Kayıp Şarkıları- 2008: Müzisyen Nezih Ünen'nin Anadolu'nun kayıp ezgilerini izlediği müzikli yolculuk.. Bonus olarak burada kalsın. Mutlaka izleyin dediğiniz belgesel önerilerini aşağıda yorumlara yazarsanız, izleyip listemize alırız. Tavisyelreinizi bekliyoruz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-iyi-seyahat-uygulamalari", "text": "SeatGuru: Uçak biletinizi almadan önce koltuğunuzu seçmenize yardımcı oluyor. - Cheaptickets: Uçuş, otel, araç kiralama, uçuş + otel, uçuş+ otel+ araç kiralama, uçuş+ araç kiralama, cruise opsiyonlarının yanı sıra gidilecek şehirdeki aktivitelerin listesi ve etkinlik bileti temin edebiliyorsunuz. Ayrıca otellerde fiyat karşılaştırması yapıyor. Haftalık deallarla otel, uçuş, otel+ uçuş, sadece araç kiralama ya da aktiviteyi daha uygun fiyata getirebiliyorsunuz. Üye olmanıza gerek yok. Telefon uygulaması var. - Expedia: Cheaptickets'daki opsiyonların yanına bir de ev kiralamayı ekleyin alın size expedia... Üye olmanıza gerek yok. Telefon uygulaması var. - Hotwire: Uçuş, otel, araç kiralama ya da bu üçlünün en az ikisini kapsayan kombinasyonlarla tatilinizi planlayabilirsiniz. Matematik problemi gibi oldu ama özetle cheaptickets ve expedia'dan daha az opsiyonu olan bir websitesi. Üye olmanıza gerek yok. Telefon uygulaması yok. - Kayak: Karşılaştırmalı Uçuş, otel, araç kiralama opsiyonları içeren karşılaştırmalı bir internet sitesi. email adresinizi yazarak, belli bir uçuş için fiyat değişikliklerini takip edebileceğiniz alarm kurabilirsiniz. Telefon uygulaması var. GateGuru: Uçuşunuzu takip edebileceğiniz telefon uygulaması.. Özellikle uzun ve aktarmalı uçuşunuz varsa gecikme var mı, uçak hangi kapıdan olacak gibi bir çok sorunun cevabı bu uygulamada. - Booking: Bilmeyenimiz yoktur sanırım. Gözümüzün nuru o... Rezervasyon için üye olmayanıza gerek yok. - Airbnb: Booking. com'un bir tık lüksü denebilir. Rezervasyon için üye olmayanıza gerek yok. Ayrıca en sahipliği de yapabiliyorsunuz. - Venteprivee: Öncelikle üye olmak gerekiyor. Uygun fiyata daha lüks severlerin gözdesi.. - BlackTomato: Lüks seven seyyahlar için! Geziniz sırasında özel opsiyonlar bulabileceksiniz. Ayrıca balayı gezileri için de check edilmeli. - Couchsurfing: Bilmeyeni döverler cinsten, herkesin yolunun düştüğünü düşündüğümüz misafirperverliğin websitesi hali.. - Homestay: Aynı fikre sahip, uyum sağlayabilecek gezginleri gidecekleri yerde yaşayan lokaller ile bir araya getiren konaklama websitesi. Lokal tecrübeler elde etmenin yanı sıra, sizinle benzer fikirlere sahip ev sahibinizle kalacaksınız. Coachsuring misali fakat parasıyla.. Para işin içine girince evler daha bir bakımlı tabii.. Ev sahibiyle iletişime geçebilir, siz de hostluk yapabilirsiniz.. - Hotelcombined: Adı üstünde site, konaklama sitelerinin karşılaştırmasını yapıyor. - Araç kiralama: Garenta, enterprise, Avis, Hertz, Europcar gibi araba kiralama şirketlerinden bütçenize ve zevkinize göre tatile çıkmadan aracınızı kiralayabilirsiniz. Böylece son dakika araç kiralama ile fahiş fiyatlar vermekten kurtulursunuz. Gideceğiniz yere göre sigorta yaptırmanızı tavsiye ediyoruz. - Seat61: Alternatif ulaşım aracı bulmak için ideal bir site. Başlangıç ve bitiş noktanızı girerek, tren veya tekne ulaşım opsiyonlarını göreceksiniz. Özellikle Avrupalı sırt çantalılar ve ekonomik gezenler ya da uçak fobisi olanlar ziyaret etmeliler. Ayrıca uçak bileti için hotelcombined'a link sağlıyor ve railpass için bilgi yer alıyor. - Toplu taşıma: accuweather: Hava durumu ile ilgili her zaman tutmasa da fikir veriyor. citymaps2go: Gideceğiniz şehirlerin haritasını telefonunuza indirerek, internete bağlı değilken bile kullanabileceğiniz sokak sokak şehir haritası. Gezilmesi gereken yerleri haritada işaretleyip, yönünüzü kolayca bulabiliyorsunuz. Bu da ön çalışma gerektiriyor.. Bir telefona en fazla iki harita indirebiliyorsunuz. Fazlası için ödeme yapmanız lazım. Fas gezimiz de zorlansak da, her seyahatimizde ulmon yani citymaps2go'yu mutlaka kullanıyoruz. Kesinlikle tavsiye edilir. Roadtripppers: Gitmek istediğiniz yer ve bulunduğunuz yer arasındaki mesafedeki kamp alanları, yeme içme yerleri, görülmesi gereken yerler, eğlence mekanlarını yani aklınıza gelecek herşeyin olduğu bir site. Siz de kendi gezinizi paylaşabiliyorsunuz.. Harika! Mutlaka bir göz atın. En azından fikir verir. JetLagRooster: Eğer zaman dilimi değiştiriyorsanız, JetLag size, jetlag olmamanız için kişisel uyku planı yapacak. Seyahatinizden 3 gün önce gezi planı detaylarınızı yazın, gerisini jetLag'e bırakın. seyahat sagligi. gov. tr: Gittiğiniz ülke için hangi aşıları yaptırmanız gerekiyor buradan öğrenebilirsiniz. Özellikle Afrika ve Güney Amerika gezileri için Karaköy'deki merkeze gitmeden fikir sahibi olabilirsiniz. Triptease: Tecrübe edilmiş yerler hakkında bilgi almayı sağlayan bir site. Gideceğiniz yeri aradığınızda, en iyi oylama ve fırsatlardan oluşan opsiyonları size sunacak. Context Travel: Tarih seven meraklı turistler için, bilgi verici yürüyüş parkurları için ideal. Alanında uzman profösörler, tarihçiler, arkeologlar ve şehir planlamacılar tarafından hazırlanmış. Spotted by Locals: 70'den fazla şehir rehberinin olduğu, şehrin yerlileri tarafından hazırlananan, tavsiyelerle dolu site. Güncel bilgileri içeren, turistik olmayan, gizli restoran/kafeler/barları bulabileceğiniz ve tecrübe edilmiş bilgileri içeriyor.. Telefon uygulaması var. Yeme içme, kültürel aktivite önerilerini internet sayfasından edinebilirsiniz. Ama şehir turu için şehir başına 3.99 Dolar ödenmesi gerekiyor. Ayrıca indirdiğinizde gidilen şehrin dilinde sesli bilgi de alabiliyorsunuz. Trover: Instagram ve TripAdvisor evlenseydi çocukları Trover olurdu. Trover kullanıcılarına, gittikleri şehirlere ait harika fotoğraflar paylaşmalarını sağlıyor. Hatta tecrubeleri ve yorumlarıyla birlikte, lokal hayatı tecrubelemek isteyen turistleri için ideal. Triposo: Akşam yemeği, tur, konaklama ile ilgili bilgi bulabileceğiniz kapsamlı gezi planlayıcısı. Offline çalışıyor. Telefon uygulaması var. Tripomatic: Gitmek istediğiniz yere göre planlamayı yaparken, gidiş-dönüş tarihlerinizi ve gideceğiniz yeri yazarak oluşturabiliyorsunuz. Dilerseniz otel ve ineceğiniz tren garı veya havaalanı da yazabilirsiniz. Yalnız giriş yapmak için üye olmanız ya da facebook, google veya emailinizle giri yapmanız gerekiyor. Foodspotting: Lokasyonunuzu yazıp, hangi yemeği nerede yiyeceğinizi bulmak için iyi bir site. Ayrıca yorumlarınızı denedim, sevdim veya yemek istiyorum şeklinde hesap da oluşturabiliyorsunuz. Bunun için üye olmak gerekiyor. Yelp: Sadece restoran/ bar için önerilerin olduğu internet sitesi demek az gelir. Çünkü bu sitede kuaför, güzellik salonu gibi dükkanları da bulabiliyorsunuz. TripIt: Seyahatinizi organize etmenize yardımcı olacak telefon uygulaması.. Travellr: Çabuk ve özel gezi tavsiyesi almak isteyenleri, tecrübeli gezginlere bağlayan süper bir site. Her şey hakkında soru sorabilirsiniz. Mesela nerede yemek yemeliyimden, ucuz havayolu shuttle hangisidir gibi dilediğiniz seyahat tüyolarını sorun gitsin.. Sandemans: 19 ülkeyi kapsayan bedava yürüyüş turu. Turlar lokal rehberler tarafından İngilizce, İspanyolca ve Almanca olarak veriliyor. Bahşiş usülü çalışıyorlar. Günde birkaç tur olabiliyor. Az paraya şehri yerlisinden öğrenmek için iyi bir gezi planı olabilir. Özellikle öğrenciler ve kısıtlı zamanı olanlar için tavsiye edebiliriz. Gitmeden önce rezervasyon yapabiliyorsunuz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-iyi-viyana-kafeleri-viyanada-kafe-kulturu", "text": "Osmanlı 1683'te Viyana kuşatmasını bitirmiş, topraklarımıza geri dönerken bir çuval kahve çekirdeğini Viyana'da unutmuş Kolschitzky isimli casus ise kahveyi Viyana'ya tanıtan kişi oluyor.. İşte böylece Viyana kahvelerinin serüveni başlıyor.. Viyana kahveleri ile birlikte kafeleri de bir o kadar ön plana çıkıyor. Farklı tarzlarda, genel olarak otantikliğini korumuş tarihi kafelere sadece görmek için bile Viyana'ya gidilir. Misal biz artık kahve değil, Viyana kafelerini merakımızdan bir noktadan sonra daha fazla kahve içemez olunca, peşi sıra birçok kafeye girdik çıktık.. Peki Viyana'da kafe kültürü nasıl bu kadar yaygınlaştı? Nasıl oluştu? Viyana'da ilk kafe 1685'te Ermeni işadamı Johannes Diodato tarafından açılmıştır. Kafede sütlü kahve gibi bi tarz denenmiş. Ve böylece kahve kültürü de başlamış.. Viyana kafelerine sadece kahve içilecek yer olarak bakmamak gerekir. Çünkü dönemin tarihi anlarına şahitlik etmiş ve bizzat mesken olmuş kafeler var.. 2011 yılından beri UNESCO soyut kültürel miraslar listesinde Viyana kafeleri ya da Viyana kahve evleri. Düşünün artık, kahve içmek bahane kafede buluşmak şahane! Kahve evi derken de ev gibi sıcacık samimi anlamı taşıyor.. Sosyalleşme mekanları.. Durum böyle olunca ensenizde garson sürekli bir şey servis etmeye çalışmıyor. Garsonlar oldukça kibar ve anlayışlı.. Başka bir deyişle 1 kahve ile tüm gün geçirebiliyorsunuz Viyana kahve evlerinde. Bizim dikkatimizi çeken başka bir nokta da, Viyana'da kafeler herkes için. Yani yerel halk da aynı kafeye geliyor, turist de.. Genelde turistik mekanlarda alışveriş ve yeme- içme fiyatları daha pahalı olur ya, Viyana'da kahve fiyatları her kafe için standart diyebiliriz.. Genelde kafelerin dışında kuyruk oluyor. Ama kafelerde sirkülasyon hızlı ve genel olarak içerisi çoğunda geniş olduğu için sıra çabuk işliyor.. Viyana kafeleri ile ilgili dikkatimizi çeken başka bir konu ise hiç İngilizce bilmeyen bir garsonla karşılaşmamış olmamız.. Genci yaşlısı herkes İngilizceye hakim.. Genel olarak Viyana kafelerinde servis hızlı.. Garsonlar hemen sizinle ilgileniyor.. Kafelerden sadece 1 tane var. Yani şubeleşme yok.. Bu da ne kadar yerlerine ve lezzetlerine sadık olduklarını gösteriyor bizce.. Viyana kahve kültürü 17. yüzyıldan bu yana geleneklerini sürdürüyor, hatta kitleleri peşinden sürüklüyor. Çünkü yeni kafeler de bir o kadar zevkli ve gidilesi.. Viyana'nın en iyi kafeleri listemizde detaylara boğulmadan, kafelerin önemini ve varsa spesiyallerini vereceğiz.. 1- Kafe Hawelka (1939): Diğer kafelere nazaran daha küçük olsa dahi, Graben Caddesi'ndeki Hawelka, Viyana'nın en ünlü kafesi. II. Dünya savaşında kapandıktan sonra 2955 yılında tekrar açılmış. Bir çiftin açtığı Hawelka'nın küçük ve samimi bir ortam onlardan sonra da devam etmiş. Hawelka çiftinin fotoğrafı ve büstü de kafede sizinle.. Garsonlar sanki yıllardır orada. Bohem ve samimi ortamında kahve keyfi yapan ünlü pek çokmuş. Bunlardan biri de Nazım Hikmet.. Diğer ünlü isimlerin başında Andy Warhol, Avusturyalı Mimar Friedensreich Hundertwasser ve sanatçı Udo Jürgens bulunuyor. Küçük olduğu için sıra beliyorsunuz ama siz beklerken garsonlar yanınıza gelip sizi bilgilendiriyor ve ilgileniyor sizinle. Yani sıradan çıkasınız bile gelmiyor. Diğer kafelerden farkı yanları: 1- menü yok, 2- müzik yok, 3- kömür ateşinde pişen kahvelerinin yanında Buchtelny yani tatlı çörek ikram ediliyor. 3- Kleines Cafe (1970) : Franziskanerplatz'da yer alan kafe adı gibi Viyana'nın en küçük kafesi kendisi. 4- Cafe Diglas (1923): St. Stephan's Katedral'e komşu olan kafenin pastanecilik geçmişi 1875'e dayanıyor. Bu kafenin özelliği aslında sadece kafe olmaması. Viyana mutfağına ait yemekleri bulacağınız kafede lezzet Avusturya İmparatoru Franz Joseph tarafından da onaylanmış hatta klasik Viyana yemeği olan dana etli tafelspitz favorisiymiş.. 7- Cafe Sperl (1880): Gumpendorfer Straße' de alan kafenin bizce en büyük özelliği hastası olduğumuz 1995 yapımı Before Sunrise filmine ev sahipliği yapması.. 8- Cafe Frauenhuber (1788): Kuşkusuz ki en büyük özelliği Mozart'ın son performansını 1791'de burada yapması.. Beethoven da burada konser verirmiş.. 9- Cafe Prückel (1904): Stubenring' de alan kafenin dekorunda 1950ler esintisi hissediliyor.. Prückelcreme ve Mocca bu kafenin spesyallerinden.. 10- Cafe Demel (1786) : Kohlmarkt Caddesi üzerinde bulunan kafe sadece kahve değil tatlılarıyla da Viyana'nın sembolik kafelerinden.. Hele vitrini! Özellikle yılbaşı öncesi sadece içeri girmek için değil vitrininin fotoğrafını çekmek için dahi kuyruklar oluşur.. 1786 yılından bu yana hizmet veren kafe, sarayın tek resmi tatlıcısıdır. En ünlü tatlısı: apfelstrudeldir. 11- Julius Meinl am Graben: Graben Caddesi ve Kohlmarkt Caddesi'nin kesişiminde yer alıyor. Diğerlerinden farklı yanı içerisinde markette var hatta marketten geçerek kafeye giriyorsunuz. Marketin şarküteri reyonu ilginç. 150 yıllık geçmişi olan kafede çekilmiş kahve de satın alabiliyorsunuz. 13- Cafe Schwarzenerg (1860): Karntner Ring' de yer alan kafe, Josef Hoffmann'ın çizimlerinin çoğunu yaptığı yer olarak düşünülen yer yani favori mekanıymış.. aynı zamanda kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor.. 18- Palmenhaus: Burggarten'ta yer alan kafe şimdiye kadar gittiğimiz en ilginç kafe desek yeridir. Cam bir seranın içinde gerçekten leziz kahvenizi içip sonrasında da hemen yanındaki kelebek müzesini gezebilirsiniz.. Franz Josef'in saray bahçesinde tüm o ihtişamdan uzak, ağaçların arasında ama kafe- restoranda çok keyifli zaman geçireceksiniz, bizden garanti.. Canlı müzik etkinlikleri de oluyor.. O yüzden kapanış saatini kontrol etmekte fayda var.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-orantisiz-pahali-sehirlerden-biri-oslo", "text": "Şimdi gelelim asıl meseleye. Oslo'ya gitme niyetinde olanların yaptığı ilk iş, malumunuz, seyahat için bütçe ayırmak adına kaba taslak bir maliyet çıkartmak. Biliyoruz çünkü biz de o yollardan geçtik. \"Oslo'da nereleri gezmeliyim?\", \"Oslo'nun en görmeye değer müze hangisi?\", \"Oslo tarihinde neler yaşanmış?\", \"Bu Viking'ler de kim ola?\" gibi sorular önce bir dursun. Asıl mesele \"Oslo'da ekmek ne kadar, su ne kadar?\", \"Oslo'nun ucuz oteller bölgesi neresi?\" \"Oslo şehir içi ulaşımda indirim kartları var mı, nereden bulurum?\" O zaman buyurun, başlıyoruz efenimm.. Nerede kalmıştık.. Evet! Oslo tek kelime ile PAHALI. Hem de \"çok\" pahalı. Ancak yine de burada bizim asıl dikkatimizi çeken Oslo'nun pahalı olmasından çok, \"Orantısız\" bir fiyatlandırma olması. Ne demek istiyoruz merak edenler okumaya devam etsin lütfen.. Oslo Hava alanına indikten sonra, şehir merkezine otobüsle gidelim, biraz daha uzun olur ama acelemiz yok, en azından daha ucuzdur dedik. Üzerinde Flybussen yazan otobüsü ve kuyrukta bekleyen diğer valizli insanları görünce biz de hemen bilet alma makinesinin başına geçtik. Malum heyecanlıyız, bir an evvel şehir merkezine gitmek istiyoruz. Makine kişi başı ve tek yön 190 NOK yani 103.04 TL gösterdiğinde şok olmadık desek yalan olur, hiç gerek yok 🙂 Tamam, pahalı olduğunu biliyoruz da, daha adımımızı atar atmaz şehir merkezine bu derece pahalıya gitmek insana fena koyuyor. Ama bundan daha trajikomiği ise, havaalanına dönüşte şehirde bir saat fazla zaman geçirmek için gözümüzü karartıp, trene binmeyi tercih ettiğimizde tren biletinin kişi başı 101 NOK yani 55TL olduğunu görmemizdi! Resmen sesli yutkunduk! Şaka mı?! Değilmiş. Meğer bizim bindiğimiz otobüs \"express\" yani diğer otobüslere oranla daha \"hızlı\" olanmış -ki Norveç'te saatte maksimum gidebileceğiniz hız zaten 80km-. Bu arada 101 NOK olan tren de express tren falan değil, normal tren bilet fiyatı ki ekspress tren fiyatı ise 200 NOK yani hala bizim otobüse ödediğimizden daha makul bir fiyat. Güler misin ağlar mısın? Amacın ne Oslo Ulaştırma Bakanlığı diyoruz 🙂 Burada matematiği iyi olanlar hemen fark edecektir ki Oslo'da fiyat etiketinde gördüğünüz bir rakamı yarıya bölüp biraz yukarı yuvarlayınca TL karşılığına ulaşıyorsunuz. Bundan sonra hem NOK hem de TL yazıp kafanızı karıştırmayalım, artık hesaplamayı biliyorsunuz. Gelelim diğer \"orantısız\" fiyatlandırma örneklerimize.. Şehir içinde dilerseniz Oslo Pass adında bizim akbil mantığındaki ulaşım kartlarından alabilirsiniz. Bu kartların 24, 48 ve 72 saat geçerli olan seçenekleri mevcut ve bu kartlar ile otobüse, feribota ya da tramvaylara sınırsız binme hakkı elde ediyorsunuz. Oslo Pass ile hem Oslo'da yapmazsanız olmaz aktivitelerden fjord turunda, hem de bazı müzelerde indirim hakkı da elde ediyorsunuz. Tercih edeceğiniz saat seçeneğine göre fiyatlar farklılık gösteriyor ama örnek verecek olursak 24 saat geçerli bir yetişkin kart fiyatı 395 NOK. Öğrenci ve gruplara %20 indirim de var. Biz sadece 1 defa tramvaya bineceğimiz için tek kullanımlık bir bilet aldık. Fiyatı 35 NOK. Bunların dışında şehir içinde bisiklet kiralamanız da mümkün fiyatı da günlük 49 NOK, aklınızda bulunsun. Biz her zamanki gibi otel için booking. com'u tercih ettik. Booking. com'a garip bir sempati beslediğimiz ancak sponsorluk almadığımız doğrudur. İlgililere duyurulur 🙂 Neyse, tabii ki filtrelemeyi en ucuzdan pahalıya doğru yapıp, en mantıklı görünen Anker oteli tercih ettik. Otel dediğimize bakmayın hostel aslında ama şimdiye kadar kaldığımız diğer hostel odalarının yanında kaldığımız oda 5 yıldızlı kral dairesiydi diyebiliriz. Hostelimiz şehir merkezine gerçekten de çok yakın bir lokasyonda yer alıyordu ve tertemizdi. Buraya kişi başı gecelik 320 NOK bir ücret ödedik. Bu arada size bir tüyo verelim. Eğer Oslo Pass aldıysanız Fjord turuna ekstra bir ücret ödemek zorunda kalmadan, Fjord turuna alternatif olarak adalar turu da yapabilirsiniz. Nasıl mı? Öncelikle Oslo Pass ile feribotlar da ücretsiz. Aker brygge, Hovedoya, Lindoya, Nakholmen, Bleikoya, Gressholmen ve Langoyene adalarına giden feribotlara binip, dilediğinizde inip, sonra bir başkasına binebilirsiniz. Hop on- Hop off mantığı aslında. Özellikle yazın bu adalara gidip, denize girmek pek makbulmuş. Espresso house adında bir kahve zincirinde, bir orta boy filtre kahve 38 NOK. Bu arada, normalde malumunuz hava alanlarında yeme içme hep daha pahalı olur. Ama Oslo'da öyle değil. Oslo havaalanından aldığımız bir adet büyük boy kahveye 30 NOK verdik! Hem de espresso house'da içtiğimizden daha lezzetliydi. Kahvenin orantısız fiyatlandırma karşılaştırmasını içme suyu ile yapacağız şimdi. Nasıl yani demeyin! Narvessen adında her köşe başında karşınıza çıkabilecek bir market zincirinde bir adet 1.5 litrelik su 37 NOK arkadaşlar! Yani şehir içinde alacağınız bir adet orta boy filtre kahve ile aynı! Bu arada bir tüyo daha: Oslo'da musluk suyu içebiliyorsunuz, o yüzden yanınızda boş bir su şişesi götürürseniz bu maliyeti sıfırlarsınız. Ayrıca hostellerde ve diğer bazı yerlerde kahve makinelerinden sıcak suyu bedava alabiliyorsunuz. Eğer Oslo'ya gitmeden Türkiye'den herhangi bir marketten kolayca bulabileceğiniz tek içimlik Nescafe paketlerinden alırsanız kahveye de para vermezsiniz anlayacağınız. Oslo'da Mcdonalds, Burger King ya da Subway gibi bilindik fast food zincirleri de oldukça yaygın. Ayrıca daha önce Stockholm'de tanıştığımız Joe and the Juice'de kahve veya taze meyve suyu bulabileceğiz çok yaygın zincirlerden. Oslo'da gidilebilecek müzelerden bir tanesini seçtik ve o da hiç kuşkusuz Ulusal Sanat Galerisi yani Nasjonalmuseet! Neden? Çünkü Edvard Munch'ün o meşhur \"Çığlık\" tablosunun önünde bir poz vermesek olmazdı 🙂 Şaka bir yana, Oslo'da sadece 1.5-2 gün geçirdiğimizi ve şansımıza havanın enteresan bir şekilde anormalleşip 17 derecelere çıkmasını da göz önüne alırsak, zamanımızı müzelerde geçirmeye pek niyetimiz yoktu. Oslo ulusal müzesi, adını bildiğimiz ya da hiç duymadığımız birçok ressama ait yaklaşık 4.000 adet eserin yanında, 1.000 civarı heykelin ve 50.000'in üzerinde eskizin bulunduğu \"The dance of life\" yani hayat dansı adı verilen bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Normalde bahsettiğimiz gibi bazı müzeler Oslo Pass ile bedava ya da indirimli. Ama biz oslo pass kullanmadığımız için bu müzeye de giriş ücreti 120 NOK ödedik. - Bir tane magnet şehir merkezinde 40- 50 NOK arası, havaalanında da 50 NOK. - Kar küresi 70 NOK, - Shot bardağı 39 NOK, - Bir tane kartpostal 8NOK - Troll anahtarlık 59 NOK, anahtarlıktan sadece bir tık daha büyük masa üzeri troll biblosu ise 99 NOK. Bir Bigmac menü fiyatı ile bir tane masa üzeri troll biblo aynı fiyat. Bir kartpostal ile bir poğaça hemen hemen aynı fiyat. Bir hediyelik shot bardağı, kahveden ve sudan pahalı. Bir magnet, şehir içi otobüs bilet fiyatından fazla."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/en-romantik-rotalar-ve-otel-onerileri", "text": "- Golden Key Lodge Kartalkaya http://www. kartalkaya. com. tr/ - Abant Yeşil Ev - Kaya Palazzo Ski & Mountain Resort Kartalkaya - Abant Zümrüt Dağ Evi Bolu civarında doğa ile iç içe aktiviteler, trekking rotaları, yakınlarda gezilecek yerler ve tadına bakılacak o kadar çok lezzet var ki asla pişman olmazsınız. - Türkiye' de Kayak yapılacak yerlerin listesine buradan ulaşabilirsiniz. - Eğer soğuk bana koymaz derseniz mesela doğu ekspresi ile Kars' a kadar gidebilir ya da daha doğa ile iç içe olmak istiyorum derseniz buraya tıklayarak önerilerimizi inceleyebilirsiniz. Hepsini burada tek tek yazdık paylaştık:) - Museum Hotel - Sultancave Suites - Ayrıca Kapadokya' da gezme, yeme içme ve aktiviteler için hazırladığımız gezi önerilerinin tüm detayları için de buraya tıklayınız. Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır gerekçesi ile biz Türkiye' de herhangi bir yer önererek mevsimsel sebeplerle sizi riske atmak istemedik ve her mevsim çok keyifli olan Kıbrıs'ı önermek istedik. Gezilecek yerler, ılıman iklimi ile keyifli bir kaçamak için kimlikle dış hatlar yoluna düşün ve Kıbrıs' ı keşfedin deriz. - Bizim otel önerimiz Karpaz'da yani adanın en ucunda herkesten uzak Oasis Otel. - Nautical Revive, Kızılcıkaya Mevkii Faralya, Fethiye - Per Due Faralya / Uzunyurt köyü Kızılcakaya mevkii Fethiye - Fethiye' de yeme- içme önerilerimiz ile ilgili detaylı bilgiyi blogda bulabilirsiniz. Ya da direkt buraya tık tık.. - Ayrıca Fethiye' nin en güzel koyları için hazırladığımız listeyi buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz. MAYIS>> İZMİR' de sakin şehirlerden bağ evlerine.. - 2ROOMS Urla Şarapçılık içinde iki özel suit odalı butik otel - Urla Bağevi, Yağcılar Köyü, Urla - Alavya Otel, Alaçatı - Viento Alaçatı Hotel, Alaçatı - Palivor Çiftliği, Demirköy Kırklareli - Barbaros Bağ Evi, Trakya İğneada gezi önerilerimiz ve yapılacak tüm aktiviteleri detaylıca hazırladığımız yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. - Panorama Hotel, Bozcaada - Diğer Bozcaada otel konaklama alternatifleri için buraya tıklayabilirsiniz. - Bozcaada' da plajlar, restoranlar ve gezilecek yerler için sizleri buradaki linkten detaylı yazımıza bekliyoruz. Saros Körfezi Ege'nin başladığı noktada çok özel dalış noktalarından biri. Körfezin her iki tarafından dalış yapabilirsiniz. İsterseniz İbrice koyunda dalış dersleri alabilir, isterseniz körfezin Gelibolu tarafında yer alan Kömür Limanında şnorkellerinizi takip deniz altını gözlemleyebilirsiniz. Bu rotada 15 Ağustos itibariyle Trakya Bağ Bozumu dönemi başlıyor. Seyahatiniz bu tarihe denk gelirse Şarköy' de şarap tadımı yapmayı ve bağ bozumu etkinliklerine katılmayı da unutmayın. - Hotel Caeli, Eceabat - Ganos Dağ Evi, Şarköy - Saros körfezinde denize girilecek yerler için buraya tıklayabilirsiniz. - Şarköy bağları ve bağ evleri ile ilgili detaylar için buraya tıklayabilirsiniz. Özellikle tekne turları yaparak karadan ulaşılamayacak koyları keşfedebileceğiniz, bütün gününüzü mayo ve terlikle geçireceğiniz rahat ve huzur dolu bir dinlence kaçamağı için bu alternatifi kesinlikle değerlendirmeniz gerekiyor. - Moyy Mini Otel, Çamlıhemşin, Rize Hazır geldim biraz da Karadeniz turu yapalım derseniz, yazımız burada. Tıklayınız.. KASIM>> Kaş-Kalkan veya Antalya- Bol yağmurlu olmasına rağmen.. - Villa Mahal Kalkan - PATARA PRINCE HOTEL & RESORT, KALKAN - Hotel Fidanka / Kalkan - Mandalina Luxury Suites, Kaş - Likya Pavilion Hotel, Kalkan - Kasr-ı Nehroz Midyat - Mardius Tarihi Konak / Mardin - Hışvahan / Gaziantep Listeye eklememizi istediğiniz önerileri yorumlara bekliyoruz. Huzurlu ve bol aktiviteli seyahatler dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/endulus-araba-yolculugu", "text": "Eğer Schengen vizeniz varsa, minimum 10 günlük bir tatiliniz, bunun için yeterli bütçeniz ve yanınızda sizinle seyahat edecek en az 2 kişi daha varsa ve dahası Avrupa' da \"road trip\" yani araba yolculuğu yapma gibi bir düşünce içine girdiyseniz bunun için en güzel rotalardan ve sizlere ilk sıralarda tavsiye edeceklerimizden birisi Endülüs gezisi. Endülüs çok kabaca, 711-1492 yılları arasında İspanya' nın İber Yarımadası'nda Arapların etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdir. Nüfus bakımından İspanya'nın en büyük bölgesidir. Başkenti Sevilla şehri olan bu bölgede yer alan diğer şehirler, Almeria, Cadiz, Cordoba, Granada, Huelva, Jaen, Malaga, Sevilla. Sadece tarihi ile değil aynı zamanda kültürü, yemekleri, doğası, insanları, müziği ile sizleri içine çekecek bir yerdir burası. Bu bölgede yer alan camileri, genellikle camiler üzerine inşa edilmiş kiliseleri, sarayları, katedralleri ve sinagogları gezerken bölgenin tarihi, dini ve kültürel yapısı ile ne kadar zengin olduğunu göreceksiniz. Sıcakkanlı ve güleryüzlü insanları, leziz tapas ve efsane flamenko gösterileri, adeta birer müze gibi olan meydanları, uzun sahilleri ile Endülüs asla bitmesini istemeyeceğiniz bir tatil olacaktır. Biz bu turumuza İspanya' nın başkenti Madrid ile başladık. Madrid Havaalanından GPS ve kliması olan uygun bir araç kiraladık. Havaalanında birçok firma mevcut. Seyahat öncesi hem websitelerinden hem de havaalanı ofislerinden fiyat ve araç karşılaştırması yapabilirsiniz. Sixt, Europcar, Avis gibi uluslararası firmaları tercih etmenizi ve çok daha uygun olsa da yerel şirketlerden uzak durmanızı öneririz. Zira yaşanacak olası sorun ve ya ihtiyaç hallerinde dünyanın neredeyse her yerinde ofisi bulunan bu uluslar arası şirketler ile iletişiminiz daha kolay olacaktır. Bizim 10 günlük bir tatil planımız vardı ve Madrid havaalanına indikten sonra yaklaşık yarım saatlik bir araştırma neticesinde Europecar ile, aracı Madrid havaalanından alıp tekrar havaalanına bırakacak şekilde gerekli evrakları imzaladıktan sonra yola koyulduk. Madrid' den başlayarak çizdiğimiz rotayı harita üzerinde görmek için buraya tıklayabilirsiniz. - Kesinlikle GPS' i olan bir araç tercih edin! - GPS' ionizing çalışmayacağı ve ya internetinizin olmayacağı durumları düşünerek bir Endülüs haritası edinin. - Yolluk ihtiyacınızı yerel marketlerden alışveriş yaparak karşılayın çünkü benzin istasyonları oldukça pahalı. - Benzininizi kendiniz doldurmak zorunda olacaksınız. İsterseniz yola çıkmadan Türkiye' de birkaç dakika staj yapabilirsiniz 🙂 - Eğer kamp yapmaktan hoşlanıyorsanız kesinlikle çadırınızı getirin. Özellikle Tarifa' da sahilde çadır kurma zevkini yaşamalısınız. - Endülüs' e hangi mevsimde giderseniz gidin, mayo ve güneş kreminizi unutmayın. Tedbirli olmakta fayda var. - Flamenko showlarını seyredin ve yiyebildiğiniz kadar tapas yiyin. - Gitmeden önce hava durumunu kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Avrupa' da araç kiralama konusunda hazırladığımız blog yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/euro-ve-dolar-ucmusken-seyahat-planlamak", "text": "Allah'ım neydi günahımız diyerek başlamak istiyorum bu yazıya.. Tam dedik ki \"Olleyyy 1 senelik Schengen vizemizi kaptık, haydi pamuk eller ceplere!\" GÜM!! Dolar fırladı, Euro zıpladı! Bu arada Duygu işe başladı, bir yılı dolmadan -11 gün içeriden izin kullanarak rekor kırdı ve 2018 e yıllık izin hakkı olmadan başladı. \"Olsun resmi tatilleri değerlendiririz.\" diye düşünüyorduk ki aşağıdaki tablo ile boynumuz büküldü. Gördük ki resmi tatiller bakımından da o kadar şanslı bir yılda değiliz. Önce hayal kırıklığı, sonra kızgınlık ve ardından boş vermişlik ile, \"N' apalım battı balık yan gider!\" , ya da \"Atın ölümü arpadan olsun.\" mottoları ile durmadık, uçak biletlerini yakın takibe aldık. 2018 için seyahat ajandamız oldukça kapsamlıydı aslında. Malum 34 ülke bitti, vizemizi alır almaz da Avrupa'da tick atmadığımız Schengen geçerli ülke kalmasın diye hedefe kitlenmiştik bir kere. Yani bizi ne euro, ne dolar, ne zamansızlık, ne parasızlık durduramayacaktı. 1- Eğer yakın yerlere gidecekseniz, bu şekilde ailece ya da 4-5 kişilik küçük gruplar halinde araç kiralayarak ya da kendi aracınız ile seyahat etmek bütçesel anlamda çok büyük bir avantaj sağlıyor. 2- 2018 yılında 1 Mayıs Salı gününe denk geliyor. Eğer olur da pazartesi gününü de zorunlu izin şeklinde köprü yapmaya karar verirlerse, 23 Nisan 'da gidip 3 gün geçirmek yerine, 1 Mayıs'ta 4 günlüğüne Bükreş'e gitmeyi tercih edebiliriz. Önceden uçak ya da tren bileti almayacağımız için de araç ile gitmek daha esnek bir opsiyon olacak. Bu arada, Bükreş'e Halkalı'dan kalkan TCDD trenleri ile de gitmek mümkün. Aslında tren seyahati çok keyifli olabilir diye düşünüyoruz. Halkalı' dan 22:40 da kalkan trenler, ertesi gün 18:58 de Bükreş'te oluyor. Yani yaklaşık 20 saat yolda geçiyor. Araç ile ise 8-9 saat. Belki bu kadar kısa bir süre için değil de daha uzun bir seyahat için tercih edebilirsiniz, aklınızda bulunsun. 1- Slovenya& Hırvatistan yani Ljubljana- Zagreb, Madem kurban bayramı 9 gün, o zaman hızlı bir Balkan Turu yapalım dedik. Balkan turu için önce gidiş rotası belirledik, sonra uçak bileti, transfer, oteller gibi tüm gider kalemlerini alt alta koyup bir maliyet çıkarttık. ETS, Jolly gibi tur şirketlerini de araştırdık. Sonra birden Hola Travel diye bir seyahat acentasının yakala. co' da çıktığı ilan dikkatimizi çekti. Kişi başı 1200 TL'ye kurban bayramı dahil geçerli Balkan turu. Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan dahil 9 günde 7 ülke. Tek sorun bu turun otobüsle olması. Ya bu uygun fiyatlı turu alıp baştan yorgunluk ve sırt ağrısını baştan kabulleneceksiniz, ya da basacaksınız parayı uçak biletinizi alıp, hava alanından da araç kiralayacaksınız. Bütçe ve tercihe göre seçim sizin. Biz, dediğimiz gibi bu sene birden fazla yurt dışı seyahati yapmaya karar verdiğimiz için en ucuz yollusunu tercih etmek zorundayız. Bu arada zevkli de olur diye düşünüyoruz çünkü bu tür yolculuklarda genelde ortaokul gezisi gibi eğlence, dans, şarkı falan da oluyor. Zira herkes, bizim gibi, zamanı iyi değerlendirme ve eğlenme derdinde. Tabiii ki sonuç olarak yakaladık bu fırsatı. Daha önce bir kere bu şekilde otobüs turu ile Yunanistan gezisi yapmıştık. Keyifliydi ama bu kadar uzun değildi tabii. O yüzden nasıl olacak merak ediyoruz aslında. Turu genellikle ailece tatil yapmak istediğimizde tercih ediyoruz çünkü bizi takip edenler bilir, bizim kendi çizdiğimiz rotalar çok daha teferruatlı ve kompakt oluyor. Haliyle anneciğimiz ve babacığımız çok yoruluyor ve nedense bize güvenmeyip strese giriyorlar. Sonunda mutsuz döndükleri bir tatil yaşatmadık onlara ama yine de tur şirketlerine daha fazla güvenen ebeveyn rolünden de vazgeçmiyorlar. Kazan- Kazan bir durum sonuçta. Biz de karşılığında çok araştırma ve organizasyon yapmadan koltuğumuza oturup rehberi takip etmeyi kabul ediyoruz. Bu kesin resmi tatil planlaması dışında hafta sonu için ucuz bilet yakalayıp kaçabileceğiniz bir sürü Avrupa şehri var. Bizim tercihimiz Oslo. Oslo uzun süredir listemizin üst sıralarındaydı. Geçen sene 400 TL' ye bulduğumuz biletin, bir ay önce kontrol ettiğimizde bir anda 900 TL' ye çıktığını görünce, insan haliyle enayi gibi hissediyor. Sadece hafta sonu için bu kadar masraf yapmaya değer mi diye düşünmeye başlıyorsunuz. Bir iç hesaplaşma anlayacağınız: \"Oslo zaten pahalı, bir de uçak bileti, battım ben!\" derken \"Amannnn n'apalım, Oslo' yu görmeden mi öleceğiz yani!\" diye devam eden bir karşıt savunuş, sonra \"Zaten Euro düşmez artık; 5 TL, 6 TL, 7 TL... Allah ne verdiyse artar!\" hesabı derken, bir baktık canımız ciğerimiz Pegasus kampanya yapmış: %30 indirim diyor. Yaklaşık 8 saatlik bir mesai ile en uygun tarih ve fiyatı kovalıyoruz. Sonunda 13- 15 Nisan arası için bulduğumuz kişi başı 476 TL olan biletimizi hemen alıyoruz. Geriye ne yıllık izin, ne resmi tatil kaldı. Elimizde avucumuzda ne varsa onu da harcamış olduk. Şimdi kredi kartı taksitlerini öderken bir taraftan da seyahat edeceğimiz güne kadar kenara 3-5 euro birşey koyabilirsek ne ala. İşte uzun süreli Schengen vizesi alıp da strese girmek ve vizenin gözünü çıkartmak böyle bir şeymiş. Keşke Euro 2.5TL oldu diye gıcık olduğumuz günlerde olsaydık da her hafta sonu bir yerlere kaçabilseydik. Ne kadar güzel günlermiş meğer, değerini bilememişiz 🙁 Napalım.. Biz de güzel ülkemizin henüz görmediğimiz yerlerinde hafta sonu kaçamakları yapacağız. Nereler mi? Mesela, Pamukkale, Kars, Kapadokya, İstanbul' a yakın illerden Kırklareli- Vize ve Longoz ormanları. Ucuz uçak bileti yakalayabileceğimizi düşündüğümüz Adana, Antep, Halfeti.... Haydi, çok geç kalmadan 2018 planınızı yapın.. Hatta bizim planla ilgili yorumlarınız varsa lütfen paylaşın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/evde-kalinca-iyi-gider-en-iyi-doga-filmleri", "text": "Corona virüsü sebebiyle galiba dışarıda en çok özlemini çektiğimiz şey doğa. Her zaman yapamasak da doğayı hep hayatımıza entegre etmeye çalışıyoruz. Ve yeşili, ağacı, ormanı sanki hep içindeymişiz gibi özler olduk. 3- The Biggest Little Farm (2019): Hayal edin bir çiftlik kurmak istiyorsunuz ve içinde kuşlar, keçiler, atlar,... ne ararsanız var. İşte orası bu belgesel tadında filmde var! Bir çiftin 0'dan belki de 100'e getirdikleri \"küçük çiftlikleri\" ve bu süreçte zorlandıkları, şaşırdıkları, korktukları, mutlu oldukları her şey.. 4- A walk in the Woods (2015): Yaşını almış bir abimiz macera ister ve arkadaşını da alarak kendini ormanlara atar. Komik hikayeleri de böylece başlar. Aslında Duygu ve Merve olarak bizim ormanlardan geçerek birlikte gideceğimiz bir film tadında. Yani yaşla değil tecrubeyle alakalı yaşadıkları.. 5- Hunt for the wilder people (2016): İlk başta saçma geldiğini itiraf edelim. Ricky adlı bi çocuk yaşlı bi aile ile yaşamaya başlar ve sonra onların yanından ormana kaçar. Huysuz amca onu bulur ve ormanda komik hikayeleri başlar. 6- Cast Away (2000): Eski bir film ama doğa ile ilgili olunca yazmazsak olmazdı. Beyaz yakalı Chuck Noland uçak kazası sonrası ıssız bi adada tek başınadır. 7- The Grey (2012): Türüne gerilim diyebilir miyiz? Biz gerildik de.. Liam Neeson'n başrolünde olduğu karlar ile dolu bir film. Uçak kazası ve karların içinde kalan bir grup insanın mücadelesi. Kanımız dondu resmen! 8- Backcountry (2014): Gerçek bir hikayeye dayanması daha da korkutucu tabii! Evet korku filmi ve orman birleşince sizce ne olur? Korkmak istemeyenler izlemesin bizce.. Zaten Türkçe'ye de \"Ölüm Ormanı\" olarak çevrilmiş! 9- The Edge (1997): Oldukça eski bir film ama sanki doğada zoraki kalma filmlerinin öncülerinden. Anthony Hopkins and Alec Baldwin'in birlikte başrolde olduğu filmde uçak zaası ve ormanda hayatta kalma serüveni işleniyor. 10- The wind will carry us -Rüzgar Bizi Sürükleyecek- (1999): İranlı şair Füruğ Ferruhzad'ın bir şiirinden adını alan filmde Ömer Hayyam gibi birçok İranlı şairin yaşam ölün ile ilgili şiirlerine gönderiler var. Gazeteci ve mühedisten oluşan bir grubun, yerel matemlerini incelemek üzere bir köye yaptıkları yolculuğu anlatıyor. 11- Tomorrow- Yarın (2015): Belgesel tadında bir başka film. Ekosistemin çöktüğünü düşünen birkaç evebeyn çocuklarıyla birlikte sürdürülebir yaşam için dünyanın farklı yerlerinde arayışa geçiyorlar. Geleceğe yarınlara dair umutlar içerir.. Devamı gelecek... Önerileriniz aşağıda yorumlara bırakmayı unutmayın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/evde-sosyallesmek-bedava-online-kulturel-etkinlikler", "text": "- Berlin Filarmoni Orkestrası Konserleri: Siteye email adresi ve şifre yaratıp kayıt oluyorsunuz. Hop konserleri ve filmleri canlı izleyebilirsiniz. Şimdilik 1 aylık.. Hem de BÜTÜN arşiv ÜCRETSİZ! Tıklayıns efenim - Viyana Devlet Operası Konserleri:Yine basit bi kaydolma ile Viyana Opera Salonunu içindesiniz! Geçmiş operalar günlük olarak izlemeye açılmış. Ana sayfada program takviminden takip edebiliyorsunuz. Tıklayıns efenim - Royal Opera House: Youtube kanalına kaydolmasanız da bazı opera ve balelerin provalarını, fragmanları ve performanslardan kısa bölümleri seyredebiliyorsunuz. Tıklayıns efenim - Metropolitan Operası Konserleri: Bazı opera ve baleleri ücretsiz izleyebiliyorsunuz. Tıklayıns efenim - Bolşoy Tiyatrosu: Yine bazı opera ve baleler youtube üstünden online izlenebiliyor. Gelecek gösterimlerden haberdar olmak için hatırlatıcı kurabilirsiniz. Tıklayıns efenim - Vancouver Symphony / BeethovenFest Son Konser: Facebook üzerinden dinleyebilirsiniz ve kendi sitesinden dinleyebilirsiniz. Tıklayıns efenim - Gülsin Onay Konseri: Piyanist Devlet Sanatçısı UNICEF İyi Niyet Elçisi Gülşin Onay her Pazar 19:00 Twitter, 20:00 Facebook, 21:00 Instagram'da konser verecek. - Cihat Aşkın Konseri: Instagram'da ünlü violinistin konserleri her akşam dinleyebilirsiniz. Hatta konuk sanatçı ağırladığı da oluyor. - Umut İşgörür Parçaları: Youtube kanalından dinleyebilirsiniz. Tıklayıns efenim - Live Music Archive: Canlı müzik dinlemek için tıklayın. Eğer canlı canlı kaçırdıysanız kaydolmuş müzikleri dinleyebiliyorsunuz.. Tıklayıns efenim - My Open Stage: Öncelikle üye oluyorsunuz. 5 TL ödeyerek konser, tiyatro, opera ve bale seyredebiliyor, ders sınıflarına katılabiliyorsunuz. Mesela Don Kişot Balesi ve 'Kulis Sohbetleri' ni ücretsiz izleyebilirsiniz. Tıklayıns efenim - İKSV Leyla Gencer Belgeseli: Leyla Gencer anısına belgeseli izlemek için tıklayıns efenim - 48. İstanbul Müzik Festivali konser şarkıları için tıklayıns efenim - Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 2017 Yeni Yıl Konseri: tıklayıns efenim - Kumbaracı 50 Kapı Açık Kalmış: Caanımm tiyatrom yine çok güzel bir işe adını yazdı ve altına da imzasını attı. 16 Mart'ta başlatılan canlı yayında her akşam Yiğit Sertdemir ile tiyatro üzerine sohbet var, konuklar var dahası oyun okumaları var. Daha neler neler olur zaman gösterecek ama bu haliyle bile çok yararlı bir girişim oldu o kesin. Tıklayıns efenim - Kadro Pa Tiyatro grubu: 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'ne özel canlı yayın yapacak. Tıklayıns efenim - Online Shakespeare Okumaları- Show Must Go On: Veronalı İki Centilmen okundu bile. Farklı milletlerden 600 oyuncudan oluşan castı ile oyun okumalarını yine link üzerinden izleyebilirsiniz. Tıklayıns efenim - İBB #SosyalMisafir Etkinlikleri: Canlı olarak izleyemeseniz de, geçen etkinlikleri ücretsiz izleyebilirsiniz, dinleyebilirsiniz. Mesela spor yapmak ya da müzik dinlemek gibi... Tıklayıns efenim - Social Distncing Festival: Dünya'nın birçok yerinden sanatçıların canlı yapyın yaptığı programının da yer aldığı sitede, sanata doyabilirsiniz. Opera, Bale, tiyatro, konser sanatın birçok dalından sanatçıları bir araya getiriyor. Tıklayıns efenim - Louis Vuitton Vakfı Etkinlikleri: Düzenli olarak klasik müzik konseri etkinliği yapıyorlar. Youtube kanalından takip edilebilir. Tıklayıns efenim - Birlikte Güzel: Efes'ten bi güzellik. Instagramdan takip edeceğiniz etkinlikte yemek, keyif, muhabbet, konser ne ararsanız var. Hesaplarını kontrol ederseniz programı önceden paylaşıyorlar. Tıklayıns Efenim - Kendine Has: Yani Bomonti! Evdekalma festivallerinin bir diğeri. Instagram hesabından takibe alabilirsiniz. Yoga, yemek, müzik üzerine sohbetler şarkılar.. Tıklayıns efenim - Troya (2017) oyunu için tıklayıns efenim - LA Mama Tiyatrosu: Live stream yayınlara başlayacaklarmış. Bazı oyunları, konuşmaları v. s. seyretmek isteyenler için tıklayıns efenim - Beckett by Brook: Beckettçiler tıklayıns efenim - Mekan Artı'daki oyunlar için tıklayıns efenim - Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu oyunları için tıklayıns efenim - TRT2 Tiyatro Dünyası Programı: Tiyatro dünyasından geleneksel Türk tiyatrosundan, aksesuara bölümlerden oluşan program için tıklayıns efenim - Pasaj Müzik- Şekspir Müzikalini online izlemek için tıklayıns efenim - Schaubuehne 'den online oyun okuması! koş koş koş!!! Tıklayıns efenim - Bam İstanbul: Instagram'dan oyun okuması yapıyor. Tıklayıns efenim - Çağdaş Dans: Eğitimler için Mimar Sinan Çağdaş Dans hesabını takip etmeniz gerekiyor. Herkese evlerinden katılabilecekleri ücretsiz Somatik Farkındalık ve Hareket odaklı online eğitim vermeyi hedefliyorlar. @msgsucagdasdans - Bizce Türkiye'de çağdaş dansın temsilcilerinden sayabileceğimiz İlyas Odman da arşivini açmış. Tıklayıns efenim. Sabancı Müzesindeki Maria Abramovich sergisindeki27 Mart'ta sergilediği \"one for the road\" sergisi için tıklayıns efenim. countdown parolası: copycatssss, happy happy together parolası: wowmen - Hareket Atölyesi Topluluğu: Tıklayıns efenim - Ontheboards: Sahne Dans performanslarını seyretmek için tıklayıns efenim - 300 IDFA documentaries The International Documentary Film Festival Amsterdam: Çok geniş bir arşiv. Uzunluğuna, türüne, yılına ve birçok kritere göre belgesel seçebiliyorsunuz. Tıklayıns efenim - Queer ve LGBTİ+ temalı belgeseller için tıklayıns efenim - Open Culture Movie: Bedava film linklerinin olduğu dev arşiv için tıklayıns efenim - Çağdaş Gösteri Sanatları Filmleri Arşivi için tıklayıns efenim - British Council Five Film for Freedom: Tıklayıns efenim - altZine: Facebooktan takip edebilirsiniz. Tıklayıns efenim Ücretsiz dergiyi okumak için tıklayın - altKitap: Seçtiğiniz kitabın altındaki formu doldurun ve kitabı indirip okuyun. İşte bu kadar kolay. Tıklayıns efenim - JSTOR: Araştırma konularının olduğu makalelerin olduğu bir site. Tıklayıns efenim - Can Yayınları Trendeki Yabancı: #TrendekiYabancı uygulamasını 1 ay boyunca ücretsiz erişime açtılar. Aylık öykü dergisi olan uygulamayı cep telefonunuza indirmeniz gerekiyor. Ayrıca seçtikleri bazı klasikler de bu süre zarfında uygulamada olacak. Tıklayıns efenim - Verso Books: Ciddi konularda İngilizce kaynak olabilecek bedava e-kitaplar için tıklayıns efenim - Sat Online"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/evden-cikmadan-online-egitimler-sanatsal-kanallar", "text": "- Online Eğitim Platformları - Online Eğitimler - Online Sanat Dersleri - Online Sanat Portalları - Youtube Kanalları - Uygulamalar Heh işte corona günlerimiz başladığından beri bin bir türlü online etkinli araştırır olduk. Ne çok eğitim varmış. Biz resmen her gün bir eğitimdeyiz. Tabii bu eğitimler sanat üzerine daha çok.. E ailenizin paylaşımcı kardeşlerinin blogu -bu bileşik isim tamlamasını daha fazla uzatmıcaz- olarak ve liste geliyor.. Hem de en kapsamlı online eğitim listesi.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/fasa-gitmeden-once-bilinmesi-gerekenler", "text": "Biraz araştırdıktan sonra gördük ki, Fas'ta güvende kalmak için uymanız gereken bazı kurallar var. Mesela mini etek giyip tüm şehirlerinde \"medina\" olarak geçen eski kent merkezinde dolaşmamalısınız. Alkollü ortam bulmak zor ama eğer alkolik değilseniz menüde alkol bulsanız bile tercih etmemelisiniz. Yanınıza yaklaşıp size \"yardım\" etmeye çalışan, yol tarif eden, bir şeyler soran ya da satan insanlarla çok fazla muhabbet etmemeli, uzak durmalısınız. Genç delikanlılara yol, adres falan sormamalısınız. Yanınızda Arapça bilen bir rehberle gezme opsiyonunuz varsa derhal değerlendirmelisiniz. İşte, bunun gibi yazılı olmayan kurallara uyarsanız bir sıkıntı çekmezsiniz. Romalılar, Araplar gibi bir çok medeniyetten sonra en son Fransızların hüküm sürdüğü Fas 1957'de bağımsızlığını almış. Bu kadar çok medeniyete ev sahipliği yapmış topraklarda haliyle birçok kalıntılar görülüyor, özellikle de dillerinde. Ana dil Arapça, halk arasında konuşulan Arapça' ya da Darija deniyor. Fransızca, İngilizce ve İspanyolca' da konuşuyorlar. Fas' da alkol reklamı yapılmıyor. Yerel halkın alkol aldığına da pek rastlamıyorsunuz. Ancak yabancılara alkol satılması yasal. Yine de sadece adında \"bar\" kelimesi geçen mekanların menüsünde, bazı lüks otellerin barlarında bir de çok ararsanız karaborsada bulabiliyorsunuz. Kazablanka'da La Corniche olarak geçen bizim kordon boyu olarak çevirdiğimiz sahil şeridi boyunca eğlence mekanları olduğunu okuduk ancak bunun dışında diğer şehirleri ile ilgili böyle bir bilgiye rastlamadık. Açıkcası biz Fas'a giderken çok fazla eller havaya modunda olmadığımız için öyle çok özel bir araştırmaya da girmedik. Marakeş'te mini etek giymiş, topuklu ayakkabıları ve hoş makyajları ile hızlı adımlarda Jamaa El- Fna meydanında adeta koşuşturan kızlar dikkatimizi çekti ancak \"Nereye gidiyorsunuz bacım?\" diyecek halimiz de yoktu, peşlerine takılıp öğrenmeye de.. Dirhem yani kısaca biz ona DH ya da MAD diyoruz. Fas'ta Dirhem ile birlikte özellikle Marakeş ve Kazablanka gibi daha kalabalık şehirlerde bazı yerlerde Euro ve ya kredi kartı geçiyor. Genellikle sokaklar ATM'ler ya da döviz büroları ile dolu. Ancak, eğer daha ufak köyleri gezmeyi hatta otoban kullanmayı planlıyorsanız gitmeden yanınızda kesinlikle nakit almalısınız yoksa hem yolda kalırsınız hem de aç kalırsınız 🙂 Bu arada para üzeri aldığınızda saymayı unutmayın, yanlışlıkla eksik para üzeri alabilirsiniz.. Fas'ta hemen hemen her şey için para harcıyorsunuz. Birine yol sordunuz, para istiyor. Siz istemeden biri yanınıza geldi size rehberlik yapmak istiyor, hayır diyorsunuz gitmiyor, sonra birkaç dakika kendi kendine sizin peşinize takılıyor ve zahmetinden dolayı para istiyor. Enteresan bir kare yakaladınız ve fotoğraf çektiniz, birisi hop yanınıza gelip para istiyor. Boş bir sokakta kaldırım kenarına park etmek istiyorsunuz, yoldan geçen biri cebinden bir yaka kartı çıkartıp göğsüne taktığı gibi sizden para istiyor. Gerçekten enteresan 🙂 Bu yüzden en iyisi yanınızda bozuk para taşıyın ve istendiğinde çok münakaşaya girmeden verin gitsin. Yoksa canınız çok sıkılır. CMT otobüsleri ve ya ONCF trenleri ile şehirler arası yolculuk yapabilirsiniz. Trenlerde koltuklar, otobüslerde olduğu gibi numaralı değil. Bulduğunuz boş koltuğa oturuyorsunuz. Tren biletlerinizi garlardan da kolayca temin edebiliyorsunuz ama otobüs bileti için önceden rezervasyon yaptırmak ya da bilet satış ofisinden biletinizi önceden almanız gerekiyor. Özellikle Chefchauene - Fez arası biletinizi önceden almazsanız sıkıntı yaşayabilirsiniz. Çünkü Şafşavan'a ise tren hattı yok, buraya sadece otobüslerle Tangier üzerinden ulaşabilirsiniz. Otobüs terminali ise şehre 1 km uzaklıkta. Marakeş ve Fez tren istasyonları şehir merkezine yaklaşık 3 km uzaklıkta bulunuyor. Kazablanka otobüs terminali ve tren istasyonu şehrin göbeğine yapılmış. Ülke genelinde pazarlık çok yaygın ve doğal. Taksiler taksimetre açmıyor, gideceğiniz yeri söyleyip pazarlık yapmanız şart. Marakeş'te sarı taksiler, Kazablanka ve Fes'de kırmızı renkli petit taksiler, Essaouira' da mavi renkli taksiler var. Fas'ta araç kiralamak ise oldukça rahat bir alternatif. Biz Kazablanka'dan araç kiralayarak, Fez, Marakeş, Essouira gibi şehirleri çok rahatlıkla gezdik. Gitmeden tabelaların Arapça yazılmış olabileceği ihtimali bizi epey düşündürdü ancak sağ olsunlar Latin harfleri ile yazıp, GPS'e gerek bile duymadan çok da rahat seyahat edilebilir hale getirmişler otobanlarını. Tek problem otobanların pahalı olması. Onun dışında araç kullanırken şehir merkezleri hariç trafik kuralları gibi sebeplerden dolayı sıkıntı yaşamıyorsunuz. Fas bir tarafında Atlas dağları, bir tarafında çöl, bir tarafında Atlas Okyanusu ile çevrili bir coğrafya da yer alıyor. Ülkemizdeki gibi dört mevsim yaşanıyor bu ülkede de. Ülkenin kuzeyinde Akdeniz iklimi, iç kısımlara doğru ilerledikçe çöl iklimi görülüyor. Fas' ı turistik olarak ziyaret etmek için en ideal dönem bahar. Özellikle Nisan- Mayıs aylarında hem hava çok bunaltıcı olmaz hem de yağmur olasılığı çok az. Biz Kasım ayında Fas turumuzu yaptık ve hava 25-26 derecelerdeydi. Güneş alan yerler inanılmaz sıcak, ancak gölgede kalan kısımlar ve taş binaların içleri inanılmaz soğuktu. Biz hava durumuna inanıp biraz ince giyinme gafletinde bulunduğumuz için seyahat sonunda soğuk algınlığı ile döndük maalesef. O yüzden hava sıcak da olsa yanınıza bir şal veya hırka almayı unutmayın. Marakeş: Aslında bir günde bitirebileceğiniz bir şehir ancak biz 2 gün tadını çıkartmanızı öneririz. Sonra zamanınız varsa kesinlikle 3 günlük Merzouga çöl turuna katılın. Burada dikkat!!!! Katılmanız gereken tur Merzouga olmalı. Eğer yakın olsun diye Zagora çöl turuna katılırsanız çok yerinde bir çöl macerası yaşamış olmazsınız. Fas' ta çöl turu için detaylı yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Fez: Bize Marakeş'ten sonra burası pek dikkatinizi çekmeyi başaramayacak dediler ancak biz tam tersini deneyimledik. Fez Marakeş'e gösre kesinlikle daha otantik, daha doğal, daha el değmemiş, daha renkli ve şaşırtıcı geldi bize. O yüzden Fas planı yaparken 1 gün ile sınırlandırdığımız Fez'den ayrılırken geride bıraktıklarımız için kendimizi baya mutsuz hissettik. Size önerimiz buraya en az 2 gün ayırmanız! Şafşavan / Chefcahouen: Tangier'den günübirlik, Fez, Meknes ya da Rabat'tan ise 1 gece konaklamalı bir plan yapabilirsiniz. Biz günübirlik bir Fez-Şafşavan turu yapmayı düşünüyorduk ancak Fez beklentimizin üzerinde çıktığı için burada tahmin ettiğimizden daha fazla zaman harcayarak, maalesef Şafşavan' a gidemedik. Şafşavan şehir gezisi aslında 1 günde tamamlanabilir ancak Fez'den yol aynı gün gidip gelmek için çok yakın değildi ve otoban ise oldukça pahalı. Kazablanka: Sadece günübirlik turlarla gidip görmeniz gereken yerler. Şehrin en önemli yapısı dünyanın en uzun minaresine sahip ünlü Hassan II camii. Kazablanka uçuşları daha hesaplı olduğu için uçuşunuzu bu şehre planlayarak, yol üzerinde camiinin fotoğrafını çekip devam edebilirsiniz. Tangiers : Fas'ın kuzeyinde bulunan bir liman şehri. Buradan Cebelitarık boğazını vapur ile geçerek İspanya'nın Algaciras şehrine gidebilirsiniz. Rabat: Başkent. Fasın diğer şehirlerine oranla en temiz ve yaşanılabilir olanı. Fransa'nın bir köyü gibi duruyor ama diğer şehirlerle karşılaştırıldığında şehir hayatı arayanlar için güzel bir tercih. Öncelikle prizleri bizimki ile aynı. Dolayısıyla elektronik eşyaları şarj etme problemi yaşamazsınız. Seyahat öncesi bir de dönüştürücü alma derdine gerek yok. Fas'ta havaalanlarından ücretsiz sim kart temin edebilirsiniz. İçinde çok az internet oluyor ancak internet paketini ayrıca satın alabilirsiniz. Biz 50 DH vererek 6 GB internet aldık ve yetti de arttı bile.. Fas, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamayan bir ülke. Uçak içinde dağıtılan embarkment card' ları alıp doldurmanız ve pasaport kontrolünden geçerken de bu kartları görevlilere ibraz etmeniz yeterli. Bu kartları hem girişte hem de çıkışta dolduruyorsunuz. Deri, argan yağı ve ürünleri, ahşap dekoratif eşyalar ya da kap kacak, çay, baharat hemen hemen bütün şehirlerde, Medina yani eski şehir merkezlerinde yer alan hediyelik eşya dükkanlarında göreceğiniz başlıca alınması gerekenlerden. Ne alırsanız alın, size söylenen fiyatın 1/3 ünü teklif edin. Sıkı pazarlık yapmanız gereken bir ülke. Ama çok abartıp el emeği göz nuru ürünlerin değerini de düşürmeyin. Fas'ın genelinde herkes masanın ortasına konan büyük bir tabağı paylaşırlar. Tabii ki bazı restoranlarda kendi özel servisinizi isterseniz sizi geri çevirmeyeceklerdir ancak genel geçer bir kural olarak burada insanlar sadece sofrasını değil, tabağını da paylaşır. Genelde çatal, bıçak gibi ekipmanlar kullanılmaz. En fazla ekmeğinizi bu amaç için kullanırsınız ama asıl yemek yeme aparatı ellerdir. Eller demişken de sağ el. Eğer solaksanız bu konuda biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz, zira Fas'ta sol el pis kabul edilir. Faslılar ekmeği önce sağ avuçlarına alıp, sonra iki parmakları ile küçük parçalara ayırırlar. Dolayısıyı ile solakların oldukça zorlanacakları garanti. Genellikle tipik yerel ve lezzetli bir Fas yemeğini restoranlarda bulamayacağınız söylenir. Bu yüzden eğer bir riyadda kalıyorsanız, akşam yemeği için kendi evlerindeymiş gibi pişirdikleri için daha yerel lezzet sunan riyadların restoranlarını tercih edebilirsiniz. - Tajin - Kuskus - Zaalouk - Harira - Bissara - Shebakia - Nane çayı - Msemmen - Sfinge ve Kringo - Ma'akouda Çöl turu yapmak ve berberi çadırlarında konaklamak, Atlas dağlarında tırmanmak, Dünyanın en eski tabakhanesinin leş gibi kokusunu solumak ve geleneksel yöntemlerle yapılan deri ürünlerinden satın almak, Dünyanın en eski üniversitesi Al-Karaouine ziyaret etmek, Marakeş'in kızıl, Fez'in toprak rengi, Kazablanka'nın beyaz, Şafşavan'ın mavisini görmek, Dünya' daki tüm Argan' ların yetiştiği toprakları ziyaret etmiş olmak, Dünyanın en uzun minaresine sahip Hasan II. Camii'sini fotoğraflamak, riadlarda uyumak, daracık sokaklarda zaman içinde yolculuk yapmak ve ülkemiz ne kadar da gelişmiş aslında demek için Fas' a kesinlikle gidilir."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/fasta-buyulu-sahra-colu-yolculugu", "text": "Büyük Sahra çölü Arapça'da \"büyü\" anlamına gelen \"sahara\" kelimesinden türemiş, Dünyanın en büyük sıcak çölü. Bu cümleyi ilk kez duyup da \"Çölün soğuğu da mı olurmuş?\" diyenlerdenseniz, cevap \"Evet\" zira en soğuk çöl de malumunuz \"Antartika\". Öncelikle çöle gitmek için en güzel zaman Ekim'den Nisan hatta Mayıs başına kadar olan süreymiş ki okuyup araştırdığımız kadarıyla gündüz çok aşırı sıcak, gece de dondurucu soğuk olmadan keyifli vakit geçirilebilecek en ideal dönem olarak bahsediyorlar. Kum fırtınaları Ocak ayından Mayıs aylarına kadar devam ederken, kuru sıcaklar Haziran'dan Eylül'e kadar devam edermiş. Ancak Aralık- Ocak ayları ise malumunuz yeni yıl, noel ve tatil olduğundan her yerin olduğu gibi çölünde en fazla turist akınına uğradığı dönemlermiş. Burada küçük bir hesap kitap yaptığımızda ne fark ediyoruz; Sahra Çölü'ne gidilecek en uygun aylar:Ekim, Kasım, Aralık. Açıkcası bize göre çöl çöldür. Yani kiminde çöl tepeleri biraz yüksek, ya da geceler daha serin ve sair olabilir ancak neticede çölden beklediğimiz manzara hangi ülke olursa olsun üç aşağı beş yukarı aynı. Yada biz öyle olduğunu düşünüyoruz çünkü daha önce hiç çöl görmedik 🙂 Neyse, biz önce yukarıda bahsettiğimiz bu 10 ülkeden en çok gitmek istediklerimizi sıraladık, sonra da teker teker \"seyahat tarihlerim esnek\" seçeneğini tıklayarak en uygun bilet fiyatlarını karşılaştırma listemize alıp değerlendirdik. Uzun bir bilet kovalamaca turu ardından, 23- 29 Kasım arasında toplam 6 gün sürecek bir Fas turu için, Casablanca' ya gidiş dönüş toplam 700 TL civarında bir Air France uçuşu görür görmez de hemen pamuk eller cebe moduna girdik. Tabii ki aktarmalı 🙂 Bu arada hemen belirtelim: Biz sadece ucuz diye değil aynı zamanda Fes, Rabat ve Chefchaouen'i de rotamıza dahil edeceğimiz bir tur planladığımız için Casablanca havaalanını tercih ettik ancak sadece çöl turu için Fas'a gidecek olanlar kesinlikle Marakeş havaalanını seçmeli çünkü hem bütün çöl turları Marakeş'ten hareket ediyor hem de Kasablanka'dan Marakeş'e gitmek de zaten ilave 200 dirham ettiği için sonuçta Marakeş'e uçmak daha ucuz bile olabiliyor. Öncelikle şunu belirtelim ki okuduğumuz yorumlar neticesinde Fas'ta hangi şehirde olursanız olun kapınızın dibinde bir \"çöl tur acentası\" bulursunuz fikrini o kadar benimsedik ki önceden rezervasyon yaptırma gereği bile duymadık. Çünkü Fas' ta yapılabilecek bu çok olağan aktivite için alternatifler de haliyle çok fazla. Bu arada internetten ön ödemeli rezervasyon yaptırdığınızda ciddi bir pazarlık şansını da kaçırmış oluyorsunuz. Ama yine de çöl turu için hangi istikamette ilerlemek istediğinize önceden karar vermeniz, tur alırken hem işinizi şansa bırakmamanız hem de alternatifler arasında karar vermeye çalışarak zaman kaybetmememiz için önemli. Bu yüzden işin dananın kuyruğu yazımızın bu kısmında kopuyor. - Günübirlik Sahra turları: Kısa bir araştırma yaptığınızda günübirlik turların çok efektif olmadığı yönünde epey yazıya rastlayabilirsiniz. Çünkü bu turlara sabah 08:00 gibi erken bir saatte başlayıp, aynı gün akşam en geç 19:00'da geri dönmüş oluyorsunuz. Bu tur Marakeş'ten, Ait Ben Haddou ve Ouarzazate'i kapsayan rotaya sahip. Ait Ben Haddou'da Kasbah adı verilen kale duvarları ile çevrilmiş içerisinde market alanlarının olduğu bir köye geliyorsunuz. Marakeş' in kızıllıklarla süslenmiş manzarası eşliğinde oldukça popüler ve film seti olarak da kullanılan bu köye doğru yol alırken, yol üzerinde berber adı verilen etnik grupların köylerini geçiyor, kısa bir öğle yemeği molası ardından son olarak Ouarzazate şehri civarında gezip şehre geri dönüyorsunuz. - 1 gece- 2 gün Zagora turları: Bu turda da yine sabah 08:00'de Atlas dağları boyunca yola çıkıyorsunuz. Yaklaşık 3 saatlik bir minibüs yolculuğu sonunda Ait Benhaddou' da Kasbah adı verilen kale duvarları ile çevrili köye varıyorsunuz. Burada kısa bir gezinti ardından, 1 saatlik ilave bir yolculuk sonunda öğle yemeği için Ouarzazate'e ulaşmış oluyorsunuz. Yemek molası ardından Draa vadisi boyunca devam edip, Zagora'ya ulaşıyorsunuz. Zagora'da develere transfer olarak, çok da konforlu olmayan ancak çok ilginç bir deneyim olacak bu yolculuk sonunda konaklama yapılacak Berber çadırlarına doğru hareket ediyorsunuz. Sabah güneşin doğumu için yine deve sırtında yola çıkıp, çölün biraz daha derinliklerine doğru devam ediyor ve aynı yoldan geri gelerek akşam 17:00- 18:00 gibi Marakeş' e dönmüş oluyorsunuz. - 2 gece- 3 gün Erg Chebbi, Merzouga turları: Marakeş'ten önceki turlarda olduğu yoldan, Atlas dağları boyunca hareket ederek, Ait Benhaddou ve Ouarzazate' yi geçerek, Dades Vadisine ulaşıyor, ilk gece burada konaklama yapıyorsunuz. Ertesi sabah yine küçük köylerden geçerek Merzouga' ya doğru yol alıyorsunuz. Merzouga'da 1,5 saatlik bir yolculuk için develere transfer olarak, Erg Chebbi adı verilen bir kamp alanına ulaşıyorsunuz. Kampta lokal yemekleri yiyerek, yerel berberlerin dans şovlarını seyrediyor ve dilerseniz direkt olarak yıldızların altında çöle uzanıp yatıyorsunuz. 3. günün sabahında güneş doğmadan uyanıp, 1- 1,5 saatlik bir deve yolculuğu yaptıktan sonra, çölün biraz daha derinliklerine ilerliyor ve buradaki serbest zaman ardından aynı yoldan dönüşe geçiyorsunuz. Bu tur sonunda Marakeş'e akşam 17:00- 18:00 gibi ulaşmış oluyorsunuz. Bu aslında en çok önerilen tur. Günübirlik ya da 1 gece için çok kısa ve yetersiz, 3 gece için ise çok fazla ve sıkıcı deniliyor genellikle. - 3 gece- 4 gün Erg Chigaga turları: Bu turlarda kendi içlerinde farklı rotalar mevcut. Ancak göreceğiniz yerler yine Ait Benhaddou, Ouarzazate, Zagora, M'hamid El Ghizlane ve Erg Chigaga. Bazı turlar direkt Erg Chigaga'ya gidip dönüşte diğer noktalarda duruyor, bazıları bunu baştan yaparak son noktada Erg Chigaga'ya ulaşıyor bazıları ise yolu ikiye bölüyor. Sonuçta tüm turlarda göreceğiniz yerler hemen hemen aynı. Eğer Fas'ta çok fazla zaman geçirecekseniz ve 4 gününüzü çölde kalmaya ayırabiliyorsanız bu rotayı tercih edebilirsiniz. Erg Chigaga' dan, 2 gecelik turlar için gidilen Erg Chebbi'ye göre daha az turistik ve aslında daha büyük kum tepecikleri göreceğiniz, çölde olduğunuzu daha iyi hissedeceğiniz bir bölge olarak bahsediliyor. Bu konuda ise yine gideceğiniz mevsim çok önemli. Ancak kesinlikle yanınıza rahat bir şalvar, elinizi yüzünüzü tozdan koruyabileceğiniz bir şal, güneş gözlüğü, gece ayazından korunmak için en az bir sweatshirt, bir iki adet t-shirt, rahat bir spor ayakkabısı ve çok hafif bir sırt çantası almalısınız. Şimdiden keyifli bir çöl deneyimi dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/fethiyede-yeme-icme-yerleri-restoran-kafe-oneriler", "text": "Biliyorsunuz ki kendi deneyimimiz olmayan yeme içme mekanlarını yazmıyoruz, biz gitmediysek ve herkes aşırı iyi olduğunu belirtiyorsa biz de tavsiye edildiğini söylüyoruz.. Yani Fethiye yeme içme rehberi tecrubelerimizle derlediğimiz.. Her geçen gün yeni mekan açılıyor, bu liste uzar gider.. O yüzden takipte kalın. Yengeç Restoran Karagözler'deki balık restoranında balığınızı seçiyorsunuz, kilo usulü ödeme yapıyorsunuz. Bu adeti ilk defa burada gördük. Ama oldukça mantıklı geldi.. Mezeleri çok leziz.. Deniz kenarında bir mekan.. E tabii fiyatı da ona göre güzel.. Fethiye Balık Pazarı: Fethiyeli'nin de balığını aldığı yer desek yeterince güvenilir olduğu anlaşılır değil mi? Yine balığınızı ister temizletin kaldığınız airbnb evinde pişirin, ister seçip oradaki masalarda afiyetle yiyin.. İstanbul Çiçek Pazarı tadında bir yer.. Hilmi Restoran ise popüler olan dükkanlardan.. Sezai'nin Yeri: Babataşı'ndaki balık restoranı Fethiye'de balık denince ilk akla gelenlerden.. Cinbal: Et mi dediniz? Sizi Cinbal'e alalım. Kayaköy'deki restoranda kendi çiftliklerindeki hayvanlardan elde ettikleri etler gerçekten çok lezzetli. Sadece bizce burası fazla pahalı. Bunca zamandır saldığı namdan mıdır bilmem, boş masa bulmak zor o ayrı.. Mur-Et Karacabey: Ölüdeniz'e çıkan yokuşun sağında yer alıyor. Burası için ilk cümle \"araç ile gelirken girmesi çok zor!\" Çünkü bilen bilir vızır vızır trafiğin olduğu bir caddede bahsediyoruz. Karşılar taraftan geçmeyi hiç söylemiyorum bile. NEyse ama eti çok güzel.. Cezayir Usta Döner Salonu: Fethiye'de çok dönerci yok. Biz gitmedik ama Akarca'daki bu dönercinin adını pek bi duyduk. Paşa Kebap: Fethiye'nin en temiz ve kaliteli lokantalarından. Fiyatı da ona göre biraz daha fazla.. Lezzetler de sizi üzmez.. Köfteci İmadettin: 1974'ten bu yana tükürük köftesi ile meşhur olmuş Köfteci İmadettin'in Yerini Cumhuriyet'te bulabilirsiniz.. Seçkin Lokantası: Fethiye otogardan çıkınca karşınızda kalacak lokanta, esnaf lokantası tarzında.. Fiyatlarım ve lezzeti gayet başarılı.. Mancero: Fethiye Kordon'daki şık et lokantası.. Girida Port Karagözler: Mori Restoran ile aynı kefede.. El Camino Hostel Pub: Hem pub hem de hamburger, pizza gibi yemekleriyle son zamanlarda ön plana çıkan mekanlardan.. Manzarası şahane.. GOGO The Eatery: Çalış tarafındaki mekan Fethiye'de son zamanlarda adından söz ettiriyor.. Yemek seçenekleri haricinde barı da iddialı. Ama biz kokteyllerinden pek memnun kalamadık.. Efe Fırın: Bazlama tostu ile nam salmış bir diğer tostçu.. Baba Dondurma: Vedat Milör'ün tavsiyesi dersek iddiayı göstermiş oluruz deli mi? Çarşı Caddesi'ndeki bu dondurmacının diğerlerinden farkı işlenmiş ürün kullanmadan, yerel üreticiden meyvelerini temin ederek dondurmalarını yapmaları. Temel malzemeleri de pastörize inek sütü, yumurta, şeker pancarı ve süt kremasıymış. Kendi kramellerini ve meşhur Kayaköy incirini kullanıyorlarmış.. Kornetlerini de kendileri yapıyorlarmış. Önünden geçerken kaçırabileceğiniz küçük dükkanın kapasitesi küçük ama lezzeti büyük.. Ayrıca Göcek'te de şubesi var. Fiyat açısından rakiplerinden pahalı.. Saliha Sultan: Fethiye'nin en eski pastanelerinden Saliha Sultan'dan sadece poğaça, tatlı, vs. almak için değil dondurma yemeye de gidiliyor. Meşhur Lokmacı: Fethiye'de lokma dağıtmak gelenek. Adak kabul olduğunda, ölen kişinin ruhuna, mevlitlerde lokma dağıtılır. Artık o kadar yerleşmiş ki halkın damak tadına Cumhuriyet Caddesi'ndeki bu Meşhur Lokmacı dükkanından geçerken bi lokma kapıp devam ediliyor hayata.. Fethiye Halka: Sanki o sizi buluyor gibi bi his var içimde. Çünkü el arabasındaki halkaları,, aa buradaymış diye görüp alan çok gördük.. Keçi Coffee Roastery: Fethiye kordon'daki Şehitler Abidesi'nin arka tarafıındaki Cumhuriyet Caddesi'nde. Yeri çok basit. Ama küçük bekan olduğu için birkaç kez biz teğet geçmişiz. Sonra haritalardan yazıp \"aa buradamıymış?\" dedik, siz demeyin.. Kahveleri leziz, tatlı seçenekleri çok yok ama olanlar gayet başarılı. Kahve çekirdeği ya da paket kahve alabiliyorsunuz.. Homemade Cakery: Yine Cumhuriyet Caddesi'nde, küçük bir mekan biz kahveden çok tatlılarını beğendik.. Bu listeye eklenecek henüz gitmediğimiz yerler var.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/fethiyenin-en-iyi-koylari-kelebekler-vadisinden-fazlasi", "text": "Fethiye denince akla hep yamaç paraşütü, Ölüdeniz ve Kelebekler Vadisi gelir. Biz diyoruz ki dahası var. Hatta çok daha fazlası.. Göcek'e yaklaşık 7 kilometre uzaklıkta yer alan koya anayoldan İnlice Plajı oklarını takip ederek çok kolay ulaşabiliyorsunuz. Yolları zorlu değil, yani ulaşım oldukça kolay. Plaja giriş sezonda ücretli ama off sezonda tüm plaj size ait hem de ücretsiz. Geniş plajı kitabınızı alıp tüm günü geçirmek için çok keyifli. Yine sezonda kafe hizmeti de varmış. Ama biz Şubat ayında gittiğimizde her yer kapalıydı. Dalaman Fethiye yolu üstünde kalan Günlüklü Koyu'na Fethiye merkezden minibüs seferleri var. Günlük ağaçlarının gölgesinde masmavi Akdeniz sularına kendini bırakmak isteyenler buraya! Buradaki işletmenin belirlediği giriş ücreti 20 TL. Şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Günlüklü Koyu'na geldim hemen gitmeyeyim derseniz otel ve pansiyonlar var. Hatta bir tanesi lüks severler için: The Bay Beach Club.. Denize girdiğiniz noktada kayar denize ulaşmanızı zorlaştırabilir. Bu yüzden daha az yoğun bir koy. Yolun son 1.5 km'si bozuk satıh. Çadır kampı yapılıyormuş. Hafta sonu ise kalabalık, uzak durun deriz.. Onun haricinde Fethiye sakin koylardan.. Katrancı Koyu'na devan etmeden yol ayrımında sağ sağınca yerellerin deyimiyle Koçan Koyu karşınıza çıkacak. Tabii o kadar kolay değil, önce biraz bozuk satıh sonra koy.. Burada çadır konaklama yapılıyormuş.. Fetihye ücretsiz koylardan kendisi.. Çadır alanının da yer aldığı koy, Katrancı Tabiat Parkı olarak geçiyor. Fethiye merkezine 15 km mesafedeki koyda, yeme içme yerleri, duş ve tuvalet gibi gün içinde ihtiyacınız olacak her şey mevcut. Yine şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Ayrıca Yanıklar Köyü Yeşil Vadi ise bu koya çok yakın. Yanıklar Köyü'nün deniz kısmı aslında. Batısında yer alan Akgöl tatlı su göleti ile farklı bir ambians katıyor bu Akdeniz kumsalına. İşletme yok. Bu yüzden yeme içme ihtiyaçlarınızı temin etmeniz gerekiyor. Giriş ücreti ise 10 TL. Karaot Plajından bir sürpriz daha: caretta caretta! Denk gelirseniz yaşam alanı olan bu plajda görebilirsiniz. Karot Plajı'nın devamı ise Fethiye'deki bakir koylardan Akbaş Burnu.. Fethiye şehir merkezine yakın konumundan dolayı özellikle Fethiyelilerin tercihi olan upuzun bir plaj.. Kumsal plaj hem geniş hem de temiz.. Ayrıca rüzgar sörfü ve yelken için de tercih edilebilir. Çalış Plajı'na paralel uzayan sahil kordonunda, birçok kafe ve restoran da yer alıyor. Gün batımı izlemek için tek yapmanız gereken sıcacık kumlarda uzanmak.. Tek dezavantajı hafta sonu kalabalık olması.. Leb-i Derya Restoran tarafından işletilen Aksazlar Camping bu koyda bulunuyor. Yarımada şeklindeki koya giriş ücreti 20 TL. Şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Büyük Samanlık ve Küçük Samanlık Koyu olarak iki şekilde de geçiyor. Koyda bir tesis bulunuyor. Koya giriş ücretsiz. Araç ile geliyorsanız da ücreti 10 TL. Şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Tekne turlarının durağı olması ise dezavantajı. Küçük Samanlık Koyu'nun ilerisinde. Özel bir tesis bulunmuyor. Dezavantajı çadır atmak isterseniz, için ihtiyaç temini zor olabilir. Fethiye merkezden dolmuş var. Kumsal ve çakıl taşlarından oluşan plajda Kuleli Beach adında özel bir tesis bulunuyor. Fethiye yarımadalarından olan Kuleli Koyu'na giriş ücretsiz. Şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz. Araç ile geliyorsanız ücreti 20 TL. Ayrıca çadır kiralayabilir ya da çadır atabilirsiniz. Keçiler Mahallesi'ne bağlı Fethiye merkeze 4 km uzaklıktaki koy.. Hafta sonları çok kalabalık olabiliyor. Giriş ücreti yok. Araç ücreti 10 TL. Şezlong ve şemsiye kiralanabiliyor.. Kayaköy'e bağlı koyda, Hillside Beach Club yer alıyor ve dışarıdan girilmiyor maalesef.. Tekne turu ile gidebileceğiniz adı üstünde akvaryum gibi berrak suya sahip bir koy.. Gemiler Koyu'na giden kıvrımlı yolun üstünde yer alıyor. Aslında tam olarak üstünde değil.. Çünkü bilmezseniz göremeyeceğiniz küçük bir toprak patikadan yolun sağ tarafından içeriye girdiğinizde önce bir toprak otopark alanı göreceksiniz. Otoparka arkanızı verip ağaçlık alana doğru devam etmelisiniz. Sonra da solunuzda yani deniz tarafında kalan patika yolda kıvrıla kıvrıla denize doğru ilerleyin.. Ve işte Darboğaz'ın o turkuaz koyu.. Bundan birkaç sene önce gittiğimizde resmen sadece biz olurduk. 2018'de sahilde çadır atanlar, yerlisi yabancısı baya bir keşfeden olmuş bu koyu.. Taşlık plajın sağ ve sol taraflarına doğru ilerleyip isterseniz kayaların üstüne de ilişebilirsiniz. Göl kıvamına gelmiş Darboğaz'ın karşı kayalıklarına kadar yüzmek ve bu koyu denizden seyretmek kesinlikle yapılması gereken bir aktivite.. Darboğaz Koyu'nda herhangi bir işletme bulunmuyor. Dezavantajı Genellikle Ölüdeniz'den kalkan tekne turlarının durağı olduğu için, günün belli saatlerinde Darboğaz'ın sessizliği koy turu yapan teknenin \"Çıktık açık alana, on yılda...\" diye gümbür gümbür inleten şarkılarıyla bozuluyor.. Sakinliğinizi koruyun, yarım saat kalıp gidiyorlar.. Tekneler gelince çok açılmayın.. Darboğaz Koyu'na girmeyip devam edince yol sizi Gemiler Koyu'na kadar götürüyor. Gemiler Koyu'nda özel bir işletme var. Yiyecek sıkıntısı yok yani burada.. Ayrıca kumluk taşlık plajda şezlong kiralayabilirsiniz. Hatta piknik masalarını kullanmak isterseniz onlar da kiralık.. Gemiler Koyu'ndan tekne kiralayarak, koyun çaprazındaki St. Nicholas Adası'na geçebilirsiniz ki kesinlikle görülmesi gereken bir ada.. Dezavantajı ise işletmenin biraz ehli keyf olması.. Aslında ada ve Gemiler Koyu ile aynı koyu paylaşıyor ama tamamen farklı bir konsept.. Küçük ama gerek tarihi kalıntıları gerekse adanın tepesindeki deniz feneri ile harika bir görselliğe sahip. Tabii kalıntıların olduğu ada kenarında şnorkel ile denize girmek de başka bir artısı.. Adanın tepesine doğru yürüyüş yapmak isterseniz bilet almanız gerekiyor. Bizce mutlaka bu kısa yürüyüşü yapmalısınız. Hatta güneşi fenerin eteğinde batırmak... Anlatılmaz yaşanır cinsten.. Dezavantajı eğer güneşlenmeyi tercih edenler için plajın olmaması.. İskelenin sağında çok dar ve kısa alan olsa da, rahat rahat güneşin tadını çıkarayım derseniz biraz hüsrana uğrayabilirsiniz.. Hala bakir kalmayı başarabilmiş Fethiye Koylarından.. Fethiye Kayaköy hayalet şehrini aşıp, denize doğru ilerleyen patikaya doğru kendinizi bıraktığınızda Soğuksu Koyu'na varacaksınız. Tabii böyle söylemesi çok kolay gibi gelse de kulağa aslında bu yürüyüş parkuru o kadar da kolay değil.. Yaklaşık 4 kilometrelik yürüyüş yolu, orta düzeyde bir kondisyon ve bol su ile rahat bir şekilde tamamlanır. Çakıl taşı ile kaplı plajda bir işletme yok.. Henüz yok ve iyi ki yok diyelim.. Soğuksu Koyu'nda biraz açılıp, dümeni sağa kırınca denizle kayaların birleştiği yerde soğuksu kaynağının oluşturduğu havuzu göreceksiniz. Ya da zaten oraya doğru ilerlerken hissedeceksiniz desek daha doğru olur.. Bu gibi soğuksu kaynağı, bu koyun da isim babası.. Dezavantajı öğleden sonra gölgenin düştüğü koyun, yine tekne turlarının rotasında olması. Hele daha da fenası teknede çalışan personelin kayalıkların tepesine çıkıp yaptığı \"dans gösterisi\" sonrasında teknenin hareket etmesi. Arasındaki zaman alkış kıyamet. Artık siz düşünün.. Beyaz kumsalı ile Ölüdeniz' in komşusu Kıdrak Koyu'na, Ölüdeniz' den 3 km sonra varıyorsunuz. Gerçekten de komşusu yani.. Kıdrak Koyu'nda işletme olduğu için yeme içme ile ilgili bir derdiniz olmayacak. Hatta pizzası ve patates tavası gayet güzel.. Şezlong veya şemsiye kiralayabilir ya da havlunuzu çakıl taşlı ve kumlu plaja atabilirsiniz. Dezavantajı biraz dalgalı olması o kadar.. Son senelerin yükselen trendi.. Kelebekler Koyu'ndan sonra Fethiye'nin en popüler koyu olsa da, özellikle son iki senedir Kelebekler Vadisi ile yarışır. Yine bir işletme olduğu için aç kalmazsınız. Hatta market bile var.. Duş ve tuvaletler de hemen marketin yanında.. Dezavantajı kötüye giden repütasyonu.. Hayır sadece kafa bulmak için gelinmiyor.. Deniz yolu ile gidebilirsiniz. Karayoluna bağlı değil ve küçük bir plajı var.. Soğuksu Koyu'nun karşısında yer alıyor. Yine bir başka tekne turu rotasında olan koy.. Soğuksu Koyu'na çapraz, Mersinli Koyu'nun hizasında yer alıyor. Karayolu ulaşım yok. Önerilere açığız. Bir de şunu ekleyin dediğiniz bir koy varsa, yorumlara bırakırsanız seviniriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/fransiz-alpleri-cevresindeki-sehirler", "text": "Fransız Alpleri boyunca gideceğimiz yerlerin rotasını yaptığımız harita ile aslında nasıl da Alplerin eteklerinde dolaşacağımızı görebilirsiniz.. Fransa ile İsviçre'nin ortasındaki Lac Leman'ın Fransa tarafında kalan kısmındaki en turistik mekan Evian-les-Bains. - Palais Lumiere: Leman Gölü 'ın kıyısındaki Palais Lumiere, 19. yüzyılda yapılıp spa olarak kullanılmış. Günümüzde ise sanat galarisi olarak hizmet veriyor. Giriş yetişkinler için 10 Euro. - Villa Lumiere: ya da Hotel De Ville olarak da bilinen villa, Lumiere ailesinin yazlığıymış. Antoine Lumiere'e ait villada yaldızlı bir oda var. Sarı perdeleri ve altın kaplamaları ile Salon Dore ya da Golden Lounge olarak da bilinen oda, günümüzde evlilik kutlamaları için kullanılıyor.. Bu aile ile başka bilmeniz gereken ise, Antoine Lumiere' in oğulları Louis ve Auguste sinematografiyi ilk keşfeden kişiler... Lyon'daki Lumiere Müzesi'nde çalışmalarını görebilirsiniz. - Kumarhane: 17. yüzyılda kale olan bina artık kumarhane. 1911 yılında tahrip edildikten sonra, Neo Bizans tarzında tekrar inşa edilmiş. Dağların arasından süzülen şelalesi, gölü ve yemyeşil doğasıyla cennetten koparılmış bir parça Sallanches.. Ve yol bizi el değmemiş bir başka köye götürüyor.. Bir başka gidilesi Fransız köyü.. Kayak için özellikle Fransızların tercih ettiği Combloux, Chamonix'e 30 km uzaklığında ve daha uygun fiyatlarda konaklama yapabileceğiniz bir belde. Ayrıca 360 derece Mont Blanc manzarası seyredebilirsiniz. Fransız Alpleri denince akla ilk gelen şehir Chamonix. Hatta öyleki Alp dağlarının noktası en ünlü olan Mont Blanc, Chamonix'ye yakınlığından dolayı Chamonix-Mont-Blanc olarak anılır. Fransa, İsviçre ve İtalya arasında kalan Mont Blanc, Alplerin en yüksek, en güzel ve en meşhur kayak noktası. Tramvay ile Chamonix'deki St Gervais Le Fayet'ten 2380 metre yükseklikte bulunan, Les Houches' nin üstündeki Kartal Yuvası yani Nid d'Aigle 'a kadar gidiyor. Buradan Monc Blanc' ta dağcılık rotalarının başlangıçlarından birisi olan, Bionnassay buzulunu görebilirsiniz. Anne, Marie ya da Jeanne adındaki vagonlar ile tepeye yolculuk yaklaşık 1 saat sürüyor ve tramvayın 4 durak sonra kartal yuvasında. Dağın vadisinde ise küçük kasaba Chamonix yer alıyor. - Musee Alpin de Chamonix - Vadideki yaşamı anlatan Maison de Barberine - Kristal müzesi Musee des Cristaux Annecy masalsı şehri hakkında yaza yaza bitiremediğimiz Annecy ekonomik gezi rehberini okumak için tıklayın. - Place de l'Europe: Neo klasik tarza mimariye sahip Belediye Binası yanı başında yer alıyor. Palais de Justice' in de olduğu meydanın etrafında kafe ve restoranlar var. - Rue Gambette: Noe gotik Kilise'ye doğru uzanan Albertville'in en meşhur caddesinde Hotel Geny ve Church of Saint John the Baptist yer alıyor. - Grande-Place of Albertville: 18. yüzyıldan calm çeşmenin olduğu çiçeklerle donatılmış meydan.. - Albertville Olympic site: Eğlence parkı oral kullanılan ananda; Fransız Milli hokey takımının ant antreman yaptığı the Olympic Hall ve eski Adalet Sarayı binasındaki müzede, 1992 Kış Olimpiyatları' nın sergilendiği House of the Olympic Games yer alıyor. - Le Dome Place de l'Europe: Jean-Jacques Moisseau'nun mimarisini yaptığı, tiyatro, sinema ve mediatheque yani kütüphane kompleksi. Conflans Albertville'e birkaç kilometre uzaklıkta bulunan, film setlerini aratmayacak bir yer. Eski şehir merkezi olarak da geçiyor. Arly ve Doron'un olduğu Beaufort vadisi, Mont-Blanc ve Savoy Coomb'u seyredebileceğiniz Les Croix zirvesi ile Mountain Fort.. Valmorel: 1400 metre yüksekliği olan Fransız Alplerinde yer alan kayak merkezi. Valmorel'in asıl kayak pisti, 150 km uzaklıkta ve 2600 metrede yer alıyor. Teleferik ve telesiyej ile ulaşım sağlanıyor. Ayrıca the Grand Domaine adı altında diğer kayak merkezleri ise; Doucy Combelouviere, Naves, La Lechere, Celliers ve Saint-Francois-Longchamp. - Chambery Cathedral: Roma catlike katedrali, Saint François de Sales' in onuruna adanmış.. - La Fontaine des Elephants - Musee Savoisien: Kültür müzesi - The Musee des beaux-arts de Chambery: Sanat müzesi - Castle of the Dukes of Savoie - Les Charmettes: Jean-Jacques Rousseau' nun evi. Özellikle yazarın köşesine çekildiği dönemde bu evde kaldığı biliniyor... - Bastille tepesi : Teleferik ile 13 Euro' ya gidebileceğiniz, Grenoble' u tepeden seyredebileceğiniz yer. - Palace of the Parliament of Dauphine - Parc Paul Mistral: Paten ve hokey pisti - Musee Archeologique de Grenoble: 1846 yılında açılan, Place Saint Laurent meydanında yer alan arkeoloji müzesi - Grenoble Sanat Galerisi : Picasso, Matisse ve Andy Warhol başta olmak üzere çeşitli eserler sergileniyor. - Grenoble Tarih Müzesi - Musee Dauphinois - Museum of Resistance and Deportation: 2. Dünya Savaşı sırasında, Fransız Alplerdeki direniş anlatıyor. - Saint Roch Cemetery: 1810 yılında kurulan eski mezarlık - https://www. chamonet. com - michelin. com"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/freiburg-da-gorulmesi-gereken-20-yer", "text": "Yeşiller içinde sevimli Alman şehri Freiburg'a birçok nedenden gidebilirsiniz. Ama Liechtenstein, İsviçre ve Fransa'ya yakın olmasından dolayı, eğer araç ile Avrupa'da seyahat ediyorsanız mutlaka Freiburg'a gitmelisiniz... O zaman tatil olunca Freiburg'a.. Fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere, biz Freiburg tatilini Şubat ayında gerçekleştirdik ve tarihi değil daha çok kayak odaklı değerlendirdik... 138 km uzunluğundaki kayak pistine alternatif olarak kızakla da kaymanın zevkine varabilirsiniz. Bu bölge dağlık olduğu için, neredeyse her evde bir kızak var. Doğal olarak da karlar etrafı kapladığında ver elini tepelerden kızak ile süzülmeye. Ama yok ben kızak istemem, board isterim derseniz Freiburg'un kayak merkezlerini görmek için tıklayın. - Freiburg Minster: 1200 yıllarında yapımına başlanan Freiburg Katedrali - Augustiner Museum: Orta Çağ sanat eserlerinden Barok tarzına ve 19. yüzyıla ait birçok sanat eseri koleksiyonun olduğu müze - Schauinsland: Black Forest Millk Parkı - Europa-Park: Açık hava eğlence parkı - German Clock Museum: Saaat yapımına dair ojbelerin olduğu müze Furtwangen im Schwarzwald' da Black Forest köyününün yakınında yer alıyor. - Freiburg Botanical Garden - Eugen-Keidel Tower: 1981 yılında yapılan, 31 metre yüksekliğinde gözlem kulesi Freiburg' un yakınında Schauinsland Dağında yer alıyor. - Museum für Neue Kunst: Otto Dix ve August Macke gibi sanatçıların eserlerinin olduğu sanat galerisi - Colombischlössle Archeological Museum: Tarih öncesi mirasın sergilendiği Freiburg' a bağlı im Breisgau' da yer alıyor. - Weingut Alfred Hercher - Maisfeld-Labyrinth Opfingen: Gösterişli bahçe - Christiane Lessner - Colombi Palace - Arlesheimer See - Colombi Park - The Whale House: im Breisgau'te eski şehir merkezinde yer alan eski Gotik bourgeois evi - Stadtgarten: Şehir parkı - Seepark Betzenhausen: im Breisgau'da yer alan park - Martinstor: Eski şehir duvarı - Schwabentor: Ortaçağ'da Obertor olarak da bilinen, Ortaçağ' dan kalma en eski 2 şehir duvarından birisi İlk tatilimiz kapsamında olduğu için Freiburg fotoğraflarında biz gençkene.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gap-turu-1-parkur-gaziantep-sanliurfa-adiyaman", "text": "Uzun zamandır ajandamızda yer alan rotalardan biri de GAP turu. \"Memleket benim nasılsa bir gün giderim\" düşüncesiyle hep ikinci plana atıyoruz ama hepimiz farkındayız ki gerçekten dünyanın en güzel ülkelerinden birinde yaşıyoruz: her bir köşesi farklı bir medeniyete ev sahipliği yapmış, farklı uygarlıkların mirasını devralmış, iklimi, kokusu, tadı ve dokusu hep farklı. Normalde klasik ve tam bir GAP turu için en az 7-8 geceye ihtiyacınız var. Bir çok çalışan 7-8 gün yıllık iznini GAP turunda geçirmek istemiyor ya da yıllık izin hakkı olmayabiliyor. Bu yüzden biz de hem ekonomik hem de efektif olacak şekilde GAP tur rotasını iki parkura böldük. Her iki parkur için de 2 gece 3 günlük gezi rotası hazırladık. Daha fazla zamanı olanlar tabii ki bu süreyi uzatabilirler. Bu üç şehirden herhangi birine uygun fiyatlı uçuş bulabiliyorsunuz, dolayısıyla hangisinden bu rotaya başladığınız çok fark etmiyor. Biz Gaziantep uçuşu tercih ediyoruz. Ortalama gidiş- dönüş uçak bileti 300-400 TL civarında, yani gayet makul. Havaalanlarında araç kiralama ofislerinde günlük minimum 100 TL' ye araç kiralayabiliyorsunuz. Yine no-name firmalar yerine adı bilinen firmaları tercih etmenizi öneriyoruz tabii. Havaalanında araç kiralamak istemeyenler ise otobüsle bir şehirden diğerine rahatlıkla gidebilirler ama hem zaman kazanmak hem de daha fazla yer görebilmek için bizim tavsiyemiz araç kiralamanız yönünde. Mayıs ayından sonra aşırı sıcak olan, Kasım ayından sonra da aşırı soğuyan Güneydoğu Anadolu Bölgesini ziyaret etmek için en ideal mevsim bahar. Seyahatinizi Nisan, Mayıs gibi ya da Eylül ayından sonra kara kışlar başlamadan az önce organize ederseniz rahat rahat gezip, bu bölgenin tadını çıkartabilirsiniz. 1. gün: Gaziantep Havaalanı'nda indikten sonra, Birecik üzerinden Peygamberler Diyarı olarak bilinen Şanlıurfa'ya devam edebilirsiniz. Aynı zamanda da efsanelerin şehri olan Şanlıurfa görülmesi gereken yerler; Göbekli Tepe, Balıklı Göl, Halil-ür Rahman ve Rızvaniye Camileri, Ayn-el Zeliha Gölü, Hz. İbrahim Makamı. Mola vermek için Gümrükhan'ı tercih edebilirsiniz. Şanlıurfa'da konaklama: Sıra geceleri ile ünlü Şanlıurfa konaklama için de ideal bir yer. Otellerin çoğu şehir merkezinde yer alıyor ve lüks oteller dışında bölgenin daha geleneksel, klasik mimarisinin hakim olduğu konuk evleri de mevcut. Gece sıra gecesinde eğlenip, bol bol kebap yiyebilirsiniz. 2. gün sabah kahvaltı sonrası Harran için yola çıkabilirsiniz. Harran höyüğü, Camii el Firdevs ve avlusunda yer alan Anadolu'da kurulan İlk İslam Medresesi olan Harran Üniversitesi, İç Kale ve Surları ardından Atatürk Barajı'nı görüp Adıyaman'a devam edebilirsiniz. Adıyaman'da görülmesi gereken yerler: Liste başında Nemrut dağı milli parkı sınırları içerisinde bulunan Karakuş Tümülüs'ü, Cendere Köprüsü, Arsemia ve Eski Kaleyi gezip, 2150 m. yükseklikteki Nemrut Dağı'na çıkmanızı ve burada Süryani şaraplarının tadına bakmanızı öneriyoruz. Adıyaman'da konaklama: 2. geceyi geçirebileceğiniz Adıyaman'da konaklama için birçok alternatif mevut. Turistik bir şehir olmasından dolayı lüks otellerden pansiyonlara kadar bir çok seçenek arasından kendinize en uygun olanı seçebilirsiniz. 3. yani son gün Fırat nehri üzerinde yer alan Birecik Barajı ile bir kısmı sular altında kalan Halfeti'yi kesinlikle görmelisiniz. Halfeti tekne turu ardından Doğu'nun Paris'i olarak nam salmış Gaziantep'te görülmesi gereken yerler ise; Zeugma Mozaik Müzesi, Medusa Cam Eserler Müzesi, Gaziantep Kalesi, Naib Hamamı, 14 Şehitler Anıtı, Zeytin Han, Savaş Müzesi, Almacı Pazarı, Bakırcılar Çarşısı, Zincirli Bedesten, Bey Mahallesi, Bayazhan, Dülük Antik Kenti. Şanlıurfa'da kebap çeşitleri, lahmacun ve çiğ köfte dışında yöresel bir salata olan Bostana, yoğurt çorbası yani Lebeni ya da etli, nohutlu Borani çorbası, patlıcan sevenler için duvak pilavı tadına bakılması gereken lezzetlerden. Mırra adı verilen kahvenin yanına da bir porsiyon şıllık tatlısı deneyebilirsiniz. Adıyaman'da: Çiğ köfte, tava kebabı ve diğer kebap çeşitleri yanında, meyir çorbası, yarpuzlu köfte, patlıcan köftesi, içli köfte, basalla yani ekşili köfte gibi birbirinden güzel ve ağız sulandıran yöresel lezzetler mevcut. Gaziantep gastronomi dalında UNESCO'nun Yaratıcı Şehir ünvanını almış \"dünyadaki\" 9 şehirden biri. Dolayısıyla çok yemek yiyeceksiniz 🙂 Küşleme, Ali Nazik Kebabı ve tabii ki diğer kebaplar, Yuvalama, İçli köfte, ciğer, beyran çorbası tadına bakmalısınız. Üzerine menengiç kahvesi içip sindirimi kolaylaştırmak isteyebilirsiniz. Mekan önerisi isteyenlere kahvaltı için Orkide pastanesi ve kebap için de İmam Çağdaş öneriyoruz. Şanlıurfa'dan; yöresel baharatlar veya yöresel dokumalar, Adıyaman'dan; Nemrut Dağı heykel koleksiyonu, puşi veya köme yada pastil, Gaziantep'ten; Sedef kakma, Antep fıstığı alabilirsiniz. Şimdiden bol gezmeli ve yemeli bir tatil dileriz efeem.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gap-turu-2-parkur-batman-mardin-diyarbakir-gezisi", "text": "GAP rotası için en az 7 gecelik bir program yapmak gerekiyor ve malum son birkaç yıla kadar doğuya karşı hep bir ön yargı ve korku hakimdi. Tek başına taaa Nepal'e gitmeyi göze alabilen ama Van' a gitmeye çekiniyorum diyen insanlar vardı etrafta. Ama son zamanlarda İnstagram \"Van Gölü'nde orjinal Van gölü kahvaltısı\" temalı fotoğraflar ile dolup taşmaya başladı ve bizim gibi Van'a ucuz uçak bileti almak için fırsat kovalayan, Van Gölü Ekspresini yapılacaklar listesinde üst sıralara alan gezginlerin sayısı artmaya başladı. Tabii bir de hiç kuşkusuz döviz çılgınlığının bizi ülkemize hapsetmesi de üzerine cilası oldu. Güneydoğu Anadolu Turu yapmak isteyen ancak zamanı olmayan ya da yıllık izninden 8-9 günü GAP için kullanmayı tercih etmeyenler için biz rotayı ortadan ikiye böldük. 1. Parkur olarak yazdığımız Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman yazısını okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yazımızda ise 2. parkur yani Batman, Mardin ve Diyarbakır'ı kapsayan 2 gece 3 günlük rotamızın detaylarını paylaşacağız. Bu tur için en efektif olan Diyarbakır Havaalanı gidiş dönüş uçak bileti alıp, havaalanından araç kiralamak. Bu şekilde hem rotanızı tam tur çizebilir hem de zaman kaybı yaşamamış olursunuz. Dönemsellik etkisi dikkate alındığında erken rezervasyon yaparak ort. 300 TL'ye uçak bileti bulabilirsiniz. Havaalanında günlük araç kiralama ücretleri ise üç aşağı, beş yukarı aynı. 100-130 TL arasında güzel bir araç kiralayabilirsiniz. Bu rotada araç kullanmanızı hem zaman kazanmanız hem de daha fazla yer görmeniz için tavsiye ediyoruz ancak siz dilerseniz şehirler arası otobüs de kullanabilirsiniz. Diyarbakır'da kesinlikle görülmesi gereken yerler: 10 gözlü köprü, Cahit Sıtkı Tarancı Evi, Ulu Camii, Şeyh Mutahhar Camisi ve Dört Ayaklı Minare, Sur ilçesinde 7 bin yıllık olduğu tahmin edilen ve Çin Seddi'nden sonra dünyada uzunluğu ile ikinci sırada yer alan Diyarbakır surları, Hevsel Bahçeleri, Hasan Paşa Hanı, Barutçu Hanı, Çarşısı. Ayrıca, Keçi Burcu'na çıkıp fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Hava alanından araç kiralayıp ilk gece konaklama yapmanızı tavsiye ettiğimiz Mardin'e doğru devam ederken bu önemli yapıları rahat rahat gezecek zamanınız olacaktır. Mardin'de görülmesi gereken yerlerden Kasımiye Medresesi, Mardin Müzesi, Sanat sokağı, Kırklar ve Protestan Kiliseleri, Latifiye Camii, Gazi Paşa ilkokulu, Eski Adliye Sarayı, Ulu Camii, Revaklı çarşı, Marangozlar kahvehanesi, Postane Binası ve Sakıp Sabancı Kent Tarihi Müzesi'ni ilk gün Mardin'e ulaşır ulaşmaz gezebilirsiniz. 2. gün sabahında şehir merkezinden yola koyularak, Deyr-ül Zafaran Süryani Kadim Manastırı, Dara'da antik kent kalıntılarının olduğu alanlar, sarnıç, zindan ve kaya mezarları, Çağ Vadisi'ndeki Beyaz Su'yu gezdikten sonra istikamet Midyat. Midyat ilçesi'nin bir Süryani köyü olan ve pizzaları ile meşhur Kafro'da köy gezisi ardından dünyanın en büyük manastırlarından biri olan Mor Gabriel Manastırı ve Midyat Devlet Konukevi'ni gezebilirsiniz. Konukevinin terasında Midyat'ın kuşbakışı manzarasını arkanıza alarak fotoğraf çektirebilirsiniz. Gümüş Telkari sanatlarının kalbi Midyat'ın gümüşçüler Çarşısında hediyelik eşya alışverişi yapmadan günü noktalamayın! Son gününüzde ise, Midyat'ta Bacine Yezidi Köyü'nü, Hah Köyündeki Süryani Meryem Ana Kilisesi gezip, Hasankeyf'e devam edebilirsiniz. Yakın bir gelecekte sular altında kalma riski taşıyan Hasankeyf'te Artuklu Köprüsü, El Rızk Cami ve Kaya Evleri görülmesi gereken yerlerden. Daha sonra Batman'dan geçerek Diyarbakır Hava alanına devam edebilirsiniz. Mardin'de otelde konaklamak yerine önerimiz, kendine has bir mimariye sahip, genellikle taş evlerin restore edilmesi ile kurulmuş butik oteller. Bunun dışında merkezde yer alan pansiyonlar, öğretmen evi ve polis evi daha uygun fiyatlı konaklama alternatifleriniz. Güneydoğu Anadolu Bölgesini ziyaret etmek için en ideal dönem Bahar ayları. Yazın ya da kışın olumsuz hava koşullarından dolayı çok fazla keyif alamayabilirsiniz. Eğer sıcakta kavrulmadan veya soğukta donmadan 2-3 gün bol bol gezmek istiyorsanız bahar ayları için zaman yaratmanızı öneriyoruz. Arap, Süryani ve Türk mutfaklarının bir araya geldiği Mardin'de özellikle et yemekleri ile tıka basa doyacağınız garanti. Mardin'de Cercis Murat Konağı'nda Kaburga Dolması dışında bu bölgeye özgü İşkembe Dolması, Kebapçı Rıdo'da Mardin Kebabı, yoğurtla yapılan Lebeni çorbası da deneyebilirsiniz. Süryani şarabı, badem şekeri, dibek kahvesi ve Hariri tatlısı yine bu bölgenin lezzetlerinden. Şimdiden keyifli geziler dileriz.. Tadını çıkarın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gaziantep-yakininda-gezilecek-yerlerin-listesi", "text": "Yesemek Açık Hava Müzesi: Giriş ücretsiz. Her gün ziyaret edilebilir. Yeterli vaktiniz varsa Gaziantep'e kadar gelmişken Yesemek Açık Hava Müzesini ziyaret etmeden gitmeyin deriz. İtiraf ediyoruz, Yesemek adını Gaizantep'e gitmeden araştrma yaptığımızda duyduk, daha öncesinde haberimiz yoktu. Fakat tarihi ve önemiyle dikkatimizi hemen çekti. Üçyüzden fazla sfenkslerin, aslanların, savaş sahneleri kabartmalarının toprak alrtından çıkarılıp sergilendiği Yesemek Açık Hava Müzesi zamanının heykel okulu ve taş ocağı. Taşın ocaktan alınıp, kalıpların hazırlanıp heykelin ortaya çıkmasına kadar tüm safaların örneklerinin olduğu Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi, dünyada türünün tek örneği. Dönemi düşünülecek olursak bu kapasitede bir atölyeye hem kapladığı arazi açısından hem de taşı işleyen heykeltıraşların yoğunluğu açısından hala ulaşmış değiliz. Yani sanata verilen önem günümüzün çok ötesinde.. Yesemek Atölyesi, M. Ö.1375-1335 yılları arasında Hitit İmparatoru I. Şuppiluma zamanında açılmıştır. Hurriler adında yerli halk çalışırmış. Hitit dışında Suriye, Arami ve Asurlar döneminde de yoğun bir şekilde çalışmıştır. Oriantalizm olarak anılan tarzın Yunan sanatının da çekirdeği olduğu düşünülüyor. M. Ö. II ve M. Ö. XIII yüzyıllar arasında Yakın Doğu'nun en büyük taş ocağı ve heykel işleme atölyesiymiş. M. Ö. XIII yüzyılda Asurlular tarafından faaliyetine son verilmiş ve ustalar Asur'a götürülmüş. Köklüce Kanyonu: Gaziantep'e 55 km kuzeyinde Araban ilçesinde yer alan Köklüce Kanyonu, kaya tırmanışı yapmak isteyenler için ideal. Yani tırmanış yapmak için buraya gelmeyecekseniz, bu kanyona uğramayabilirsiniz. Köklüce Köyü'nden 30 dakika uzaklıkta uzaklıkta Ardıl Çayı kenarında piknik alanı varmış ama bizce Gaziantep'ten buraya piknik yapmaya gelmeseniz de olur, çay da çok temiz değilmiş.. Zeugma Antik Kenti: Gaziantep şehir merkezinin yaklaşık 57 km doğusunda Nizip ilçesinde yer alan Zeugma Antik Kenti, tam anlamıyla bir mozaik şehridir. M. Ö. 300 yılında Büyük İskender'in genarallerinden I. Selevkos Nikator, Büyük İskenderin Fırat Nehri'ni geçtiği yerde Selevkeia Euphrates adında bir şehir kurmuş. Şehirn karşısına da eşi Apama'nın adını verdiği bir şehir daha kurmuş ve bu iki şehri köprü ile birbirine bağlamış. M. Ö. 31'de Roma'ya bağlanan şehrin adı \"geçit/ köprü\" anlamına gelen \"Zeugma\" olarak değişmiş. Roma zamanında şehir çok ihtişamlıymış, en iyi dönemini yaşamış. Sanat çok ileri seviyedeymiş. Özellikle de zengin villaların mozaikleri.. M. S. 256 senesinde Sasani Kralı I. Şapur, Zeugma'yı ele geçirip yakıp yıkmış. Şehir bu tarihten sonra bir daha eskisi gibi görkemli olmamış. Zeugma Antik kentinin sadece bir bölümünde kazı çalışması yapılsa da ortaya çıkarılan mozaikler dünya örnekleri arasında gösteriliyor. Özellikle Türkiye'ye Dünya rekoru kazandıran \"mühür baskı yada bulla\"ların ise eşi benzeri yok. HALFETİ hakkında bilgi önce kısa bilgi verelim: 3000 yıllık tarihi geçmişi olan şehir, Selçuklular, Eyyübiler, Abbasiler, Roma, Bizans, Osmanlılar yani birçok medeniyete yurt olmuş. Kültürel dokusu bozulsa da tekne turu ile görmeye değer. Havalar sıcak olduğunda sulara atlayabiliyorsunuz. mayo ve snorkel getirmeyi unutmayın. Halfeti 2013 yılında Cittaslow yani 'yavaş şehir' seçilmiş. Hatırlatmak için: Cittaslow, ilk kez İtalya'da çıkan, nüfusu 50binin altında olan, kültürünü, yemeğini, geleneklerini koruyan şehirleşmemiş yerlre verilen ünvan. Güneydoğunun da tek cittaslow şehri. Kendine has mutfağı var: haşhaş kebabı, patlıcan kebabı, incir kebabı, şabut balığı, erik tavası, gibi. Denemelisiniz. - Savaşan Köyü: Halfeti'ye bağlı sular altında kalan en popüler köy. Hattaa Halfeti merkezinden bile ünlü. Sebebi de suyun üzerindeki minaresi. . Birecik Barajı'ndan önce Fırat Nehri'nin kenarındaymış. Köy yürüme mesafesine taşınmış. Eski evler boş ama 1-2 ev çay bahçesi oarak kullanılıyor. Tekne turu ile gelindiğinde son durak oluyor. Rumkale: Gaziantep'in Yavuzeli ilçesi Kamışlı köyününde yer alan kale, Fırat Nehri ve Merzimen Çayı'nın kesiştiği yerde yarımada şeklinde kayaların üstündedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Türkiye'nin en görkemli 13 kalesi arasında yer alıyor. Önemi: Hz. İsa'nın havarilerindenYuhanna Roma döneminde Rumkale'ye yerleşmiş, kayadan oyma bir odada İncil'in nüshalarını çoğalttığı rivayet ediliyor ve böylece Hristiyanlık'ın yayılımı hız kazanmış deniyor. Bu yüzden Hristiyan alemi için burası kutsal sayılıyor. Bu hikayenin yanı sıra Rumkale Urartular, Babiller, Sümerler, Selçuklu ve Osmanlı'nın ilerini taşıyor. Barşavma Manastırı ve Kalede Aziz Nerses Kilisesi yer alıyor. Yarımadaya çıkılmıyor ama tekne turu ile yakınan görülebiliyor. Tekne Kasaba Köyü'de durursa Rumkale'yi karşıdan fotoğraflayabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gaziantepte-ne-yenir-nereden-yenir", "text": "Gaziantep'te yemek yemek sadece yemek yemek değil aynı zamanda tam bir planlama. Diyeceksiniz ki yemek yemenin planlamayla ne alakası var. Eğer Gaziantep'te yemek yiyecekseniz çok alakası var. Görsel şölenin aşçıların elinden midenize giden yolunu tayin ettiğiniz mekan da yemeğin kendisi kadar önemli. Bizim önerdiğimiz lokantalar da öyle Michelin yıldızlı falan değil bu arada. Hatta çoğu esnaf lokantası kıvamında. Küçük ve salaş lokantalar. Amaaa işin piri ustaların elinden ya da el verdikleri ustaların hamaratlı ellerinden çıkınca o katmer, o baklava bir başka oluyor. Ağzında büyümüyor, midende uçuşuyor... Galiba Antep'in güzel ve özel tatları fazla seratonin salgılattığı için dilimize vurdu şairane yazma shshsh.. Hem gözünüze hem de midenize hitap edince tabii çook kalori almak gibi bi sıkıntıyı göze almak gerekiyor. Yani kendinizi kilo almaya hazırlayın. Misal biz gitmeden diet yapmayı düşünmüştük. Bu arada gitmeden yanınıza mide ilacı almayı unutmayın. Ciddiyiz! Yani kısacası Gaziantep'in neresinde ne yerseniz kesinlikle güzel olacaktır o kesin ama bir de bazı yemekler ile adlarından bahasettiren lokantalar var ki!! Onlarda yerseniz asıl mest olursunuz.. Yani sadece yemek yemek mesele değil nerede yediğin de önemli. O yüzden bazı Gaziantep yemeklerini lokantalarıyla birlikte yazıyoruz. NOT: Bildiğiniz gibi yıldızlar bizim için öncelikli tercihlerimiz, buyruns o zaman.. Kebapçı Halil Usta: Küşleme ve Antep'in simit kebabını yiyin.. Karşıyaka'daki merkez Zeugma Müzesi'nin arkasındaki, Metro'da ise şubesi var. Metro şubesinin ismi Küşlemeci Mehmet'miş artık. Ciğerci Ali Haydar: KAHVALTI için ciğer kebabı tercih edenler buraya! Gaziantep'in en meşhur ciğer kebapçısı. Sabah 00:05'te açılıyor ve 00:07'de bitiyor. 1968'ten bu yana hizmet veren mekan Pazar ve pazartesi günleri hariç sabah 05:00-09:00 saatlerinde açık.. Yakınındaki Löküs de seviliyormuş. Katmerci Zekeriya Usta: KAHVALTIyı burada yapın! Katmer tadın demeye gerek yok bile.. Metanet Lokantası: KAHVALTIda Beyran yem k isteyenler buraya! Katmerde de iyiler bu arada. Kebapçı Ömer: Kıyma kebabı ile meşhur. Öyle ki sabah 3'te bitiyor. MSM: kebap. Pazartesi günleri kapalı, diğer günler 11.00-23.00. 250 tescilli yemek mevsimine göre çıkartılıyor. Ala carte ya da tadım yapabilirsiniz. Meyveli kebaplar.. Gramofhan Antique Book Shop Cafe: Hoş bir mekanda kahve içmek isterseniz tam sizlik.. Özellikle şu tat iyidir demiyoruz. Mekanın kendisi gidilesi.. Fayat Usta: Bir kahve iyi gider.. Menegiç için tercih etmelisiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/geleneksel-sokak-lezzetlerinin-ingilizce-aciklamasi", "text": "Yurt dışından misafiriniz geldi ve siz adım adım her yeri tanıtıyorsunuz. Kısıtlı bütçe ile gezmeye gelen misafiriniz yoruldu ve acıktı. Merak etmeyin. Burada aç kalmak imkansız. İşte, biz artık görmeye alıştığımız için önesemesek de yabancı misafirlerin bayılacakları sokak lezzetlerimiz ve onları ingilizce nasıl tanımlayacağımız. Zira siz de artık yoruldunuz ve ingilizce kelime hazineniz kan şekerinizin düşmesi ile kaybolmaya başladı. Bu gibi durumlarda, bu yazı gerçekten işinize yarayacaktır shshs.. - Simit - Kestane - Mısır: Açıklaması: Corns can be bought in two types; \"Süt Mısır\" is the boiled one, and \"Közde Mısır\" is the grilled corn. Both of them are very tasty. A tip here is that Turkish people add some salt on the corn milk while they eat, and you may also try to do so. The new trend is the corn milk served in plastic glasses and topped with other ingredients like ketchup, mayonnaise, or even pomegranate syrup. You see them marked as \"bardak mısır\" on the stalls especially in the shopping malls. They are also a good alternative to taste. - İçli köfte - Patso - Kumpir - Kokoreç Açıklaması: This is actually grilled sheep's intestines!. Don't judge it by the name! Seriously, you should take a bite and you will love it. The smell of a \"Kokorec\" stall is very inviting even if you are a vegetarian. Try \"Şampiyon Kokoreç\", a well known, clean, affordable food chain, especially specialized in Kokoreç. But if you are wandering the streets and see a crowded Kokoreç stall you can also go for it, assuming the people would attack a good taste and the quality product. - Nohut &Pilav Açıklaması: Chickpea& Rice. When you see a pushcart and many people sitting on small chairs by the road, eating some brown round stuff on rice with a great appetite, you should stop a while and order a plate for yourself. This street food is actually not a fast- food but a proper home-made Turkish dish. The only difference is that, you eat it on the streets 🙂 They are usually very delicious, if you bump into the right stallman whose wife at home is a good cook! - Balık Ekmek Açıklaması: Fish Bread. Especially, on a cold day, if you are in the Eminonu area of Istanbul, the best thing to eat is a fish bread. When you walk on the Galata bridge towards the old town, you will see many little boats selling fresh fish bread on your lefthand side. You can order a pickle juice together with! This will heat you up and fill your tummy. Note that, the pickle juice also consumed alongside the raki in order to smooth the strong taste of it. - Köfte Ekmek - Gözleme - Midye Dolma - Döner - Dondurma - Taze sıkılmış meyve suyu - Boza ya da Sahlep - Beyoğlu Çikolatası - Kerhane Tatlısı Açıklaması: \" This ring shaped sweets are called as \"Kerhane Tatlısı\" ! Bunlar dışında da tabii ki yolda daha farklı lezzetler karşılayacaktır. Ama belli başlı ve kesinlikle yolunuza çıkacak olan sokak lezzetlerimiz bunlar diye düşünüyoruz. Malum yemekleriyle ünlü bir ülkeyiz ve illa ki sizi ziyarete gelecek bir yabancı arkadaşınız bu açıklamara ihtiyaç duyacaktır."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gelibolunun-gizli-koyu-komur-limani", "text": "Kömür Limanı yazımızı okumaya başlamadan önce \"Kömür Limanı'nı keşfettik\" videomuzu, gezikumbarasi Youtube kanalımızdan izlemek için buraya tıklayınız.. Zira Kömür Limanı'nın güzelliklerini gördükten sonra, okumak birkaç saniyenizi alacak.. Çanakkale'ye bağlı Gelibolu Yarımadası, şanlı Çanakkale Savaşı'ındaki mücadelenin verildiği Gelibolu Şehitliği ile adı anılsa da, gerek Gelibolu Şehir Merkezi gerekse Saros Körfezi'ndeki gizli koylarıyla beklediğinizden daha fazlasını vadediyor. Bu harika koyların başında ise; Kömür Limanı Koyu geliyor.. Kömür Limanı'ndaki taşlar genellikle adının aksine turkuaz renginde.. Durgun denizinde taşların rengi akvaryumdaymışınız hissi yaratıyor. Bulabileceğiniz tek kömür renkli taş ise, mangal kömürü shshs.. Tarihi Yarımadada yer alan Çanakkale Şehitliğini gezmek için yola çıktıysanız, tatilinizi en az 2 gün daha uzatıp, Gelibolu'nun saklı kalmış güzelliklerini keşfe çıkmalısınız. İstanbul'a 287 km uzaklıkta yer alan Kömür Limanı'na ulaşım sadece özel araç ile sağlanıyor. Limana gitmek için Gelibolu'yu geçtikten 1 km sonra, sağ tarafınızda küçük Fındıklı Köyü tabelasını göreceksiniz. Fındıklı tabelasından saptıktan sonra, 17 km uzunluğundaki yolu takip edip, Fındıklı Köyü'ne ulaşıyorsunuz. Asıl yol serüveni de köyden sonrasında başlıyor. Çünkü bozulmamış doğaya sahip Kömür Limanı'nın, yolları da bir o kadar bozulmamış dağ yolu. Bol bol durup, fotoğraf çekebilirsiniz shshs.. Sakın deniz görünmüyor, yollar çok kötü demeyin, taşlıklı yolu takip edin. Aslında taşlık demek az kalıyor. Küçük kaya parçalarının olduğu yolda araç ile yol alırken çok yavaş ilerlemeyi ve lastiklerinizi arada kontrol etmeyi unutmayın. Yolun sonunda ulaşacağınız Kömür Limanı, bütün yorgunluğunuza değecek. - Tekne Kiralama: Limanda az sayıda olsa da tekne ile koyları gezebilirsiniz. - Kamp Kurmak: Çadır ya da Karavan : Kömür Limanı'nda konaklama için butik otel ya da pansiyon yok Özellikle İstanbul gibi büyük şehirde yaşayanlar ya da İstanbul' dan Ege boyunda yol almak isteyen tatilcilere kucak açan Kömür Limanı, karavan ve çadır ile kamp yapmak için ideal. Sessiz ve doğayla iç içe olan koyda, dilerseniz sahilde çadır kurabilir ya da sahilin hemen üstündeki dar düzlükte çadırınızı açabilirsiniz. Koy taşlık olduğu için mat yerine şişme yatak seçmenizi öneririz. Ayrıca Kömür Limanı o kadar bakir ki, elektik dahi yok. Hazırlıklı olun. - Scuba Diving : Kömür Limanı aslında buraya su altı dalışı yapmak ya da su altı fotoğrafçılığı ile popüler hala geldiğini söyleyebiliriz. Sahilin batı ucunda dalış ekibinin yer alıyor. Eğer kendi ekipmanınız yoksa, burada kiralama yapılıyor. Su altındaki görsel şölen için mutlaka dalış yapmalısınız. En kötü ihtimalle şnorkel ile dalın ama dalın shshs.. - Akvaryum Koyuna Yürüyüş: Limanın batısına doğru uzanan koyları geçerek akvaryum koyundan, kayaların arasında denize girmenizi şiddetle öneriyoruz. Bu küçük koyda, suyun rengi bile değişiyor. Ama yürüyüş için doğru ayakkabı seçimi önemli! Zira sivri kayalardan yürümek bir hayli zor. Lastik ayakkabı ya da spor ayakkabısı yürüyüşünüzü kolaylaştıracaktır. Koyda sadece Kömür Cafe adında bir kafe yer alıyor. Burada gözleme, patates kızartması ya da taze balık gibi yiyecekler bulabilirsiniz. Fakat dönemsel olarak kafe açık olduğu için, Kömür Limanı'na gelmeden önce yiyecek alışverişinizi yapmanızı öneririz. Yolunuzun üstünde olan ve Kömür Limanı'na en yakın şehir merkezi Gelibolu'dan alışveriş yapabilirsiniz. - Şarköy Şarap tadım testi yapabilirsiniz. - Saros'ta denize girilecek koyları gezebilirsiniz. - Çanakkale Şehitliği turu yapmalısınız. Video için tıklayın - Gelibolu Şehir Merkezi'ni gezmelisiniz. Video için tıklayın - Gelibolu Şehitliğine gelmişken civarındaki görülmesi gereken yerler için Çanakkale Şehitliği Civarında Görülmesi Gererken Yerler için blogumuzu okuyabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gezgin-kadinlarin-avantaj-ve-dezavantajlari", "text": "Seyahat etmeye ilk başladığımız dönemde akrabalarımız, arkadaşlarımız ve ailemiz tarafından sıkça sorulan sorulardan biri de \" Kendi başınıza seyahat etmek ne kadar güvenli?\" Güvenlik?! Asıl mesele bu. Çünkü seyahat eden bayanların erkeklere göre öncelikli sorunu güvenlik konusu. Bu genelde Türk ailelerinin ortak çekincesi tabii. Yani hiçbir Avrupalı ya da Amerikalı dünya turuna çıkarken annesi ya da babası tarafından böyle bir soru sorulmaz diye tahmin ediyoruz. Sadece belki \"Paran yetecek mi?, Nerede kalacaksın?, Nerelere gideceksin?\" gibi daha genel ve seyahatinin detayları ile ilgili sorular yönlendirirler. Bizim Türk bayanları olarak hayatta kalmak için kendimizi her zaman ve her durumda koruma kalkanlarımızı açmamız bekleniyor. Peki tek başına seyahat etmeye kalkan bayanlar için güvenlik dışında ne gibi sorunlar mevcut? Yalnız seyahat eden bayanların hiç mi avantajı yok ya da dezavantaj gibi görünenleri avantaja çeviremez miyiz? İşte iki kız kardeş olarak %90 yalnız seyahat eden bayanlar olarak yorumlarımız.. Buyurun.. - Yalnız bir bayan her zaman yardım görür. Evet. Herkes, her dilden her milletten insan bir bayan yardım istediğinde yardım edecektir. Yalnız zeki bir bayan ne zaman ve hangi durumlarda kimlerden yardım isteyeceğini bilmeli veya kimlerin yardımını kabul etmemesi gerektiğini hissetmelidir. - Bayanlar erkeklere göre daha çabuk ve kolay arkadaşlık kurarlar. - Aslında bayanlar seyahatlerini erkeklere göre çok daha ucuza getirebilirler. Zira, genellikle erkekler araba, yiyecek içecek ısmarlama konusunda çok daha eli açık ve isteklidir. - Temizlik ve yemek yapabilme gibi doğal bazı yeteneklerinden dolayı bayanlar ne aç kalır ne de pis gezmek zorundadır. - Bayanlar genellikle daha ufak tefek oldukları için buldukları küçük alanlara sığabilirler. Mesela iki bayan tek kişilik bir yatağı kolayca paylaşabilir ya da daha hafif olan tek kişilik bir çadırda kalabilirler. - Doğada tek başına bir sığınak yapabilmek için gerekli kas gücüne çoğu bayan sahip değildir. - Geceleri horlayan ya da tipinden rahatsız oldukları kişiler ile aynı oda/ çadır/ hatta ev içinde konaklama yapma toleransları daha düşüktür. - Temiz ve titiz bir bayan dağınık, kirli ve daha da fena halde olan ortamlarda erkekler kadar rahat edemeyecektir. - Bazı naif veya saf bayanlar, sinsi bazı kişiler tarafından kolaylıkla kandırılabilir. Bir gezgin o yüzden öncelikle uyanık ve çevik olmalıdır. - Bazı durumlarda bayanlar hizmetçi, aşçı, ya da elektrik süpürgesi gibi kullanılmak istenebilir. - Tuvalet temizliği bayanlar için daha önemlidir. Tüyler ve aylık periyotlar gezginlerin başına dert olabilir. - Öncelikle kültürel farklılıklardan haberdar olmalı, her ülkenin her milletin kültürü hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Kültürel farklılıklara karşı bilinçli ve saygılı davranmalısınız. - Herhangi bir yere gitmeden önce kesinlike araştırma yapmalı en azından bir gezi notu okumalı birkaç fotoğrafa bakmalısınız. - Gittiğiniz yerin gerekliliğine göre davranmalı ve kendinizi hızlıca yeni ortamlara adapte edebilme yetinizi geliştirmelisiniz. - Turistler bir anda kolayca akraba olur. Tanımadığınız kişiler ve farklı uluslardan insanlar ile kaynaşmalı ve şehri birlikte keşfetmelisiniz. Bu size de yeni ufuklar açacak ve kesinlikle bilmediğiniz en az bir yeni şey öğrenmenize de vesile olacaktır. - Bolca blog okumalısınız. Sizin gibi gezginlerin deneyimlerinden faydalanmalı, tavsiyelerine kulak vermelisiniz. - Yereller ile kaynaşarak, gittiğiniz yerin yaşam tarzı ve kültürü hakkında daha fazla şey öğrenmeye çalışmalısınız."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gezginlerin-karantinayi-avantaja-cevirmelerini-saglayacak-oneriler", "text": "İnsan içine karışıp kalabalıklarda kaybolmayalı, evde ekmek yapmaya başlayalı, bitki yetiştiriciliği konusunda uzmanlaşalı, Netflix bağımlısı olalı, AVM yerine internetten alışveriş yapmaya hızlı bir geçiş yapalı neredeyse 1 yıl oldu. Covid- 19 hayatımızda yeni bir dönem açtı. Bu pandemi sürecinde tüm dünya ile birlikte biz de aşırı etkilendik. Her iş kolu, her birey, her kurum, her sektör alt üst oldu. Herkes önce dört duvara sonra da zamanla kendi içine kapanmak zorunda kaldı. Peki ya gezginler.. Yaşamak için gezmeye ihtiyaç duyanlar. Yaşamak için ekmek gibi, su gibi seyahat etmeye ihtiyacı olanlar bu süreci nasıl geçiriyor? Gezgin psikoloji ve hayat enerjisini yitirmemek için işte bizim önerilerimiz.. Öncelikle psikolojinizi bozmadan bu sürecin biraz acılı ve uzun da olsa geçeceğine inanın. Belki bu süreci kendinizle başbaşa kalma, gerçek amaç ve beklentilerinizi bir kez daha değerlendirme için fırsat olarak görebilirsiniz. Yani zihinsel bir dinlenme ve yenilenme dönemine geçebilirsiniz. Veyahut biraz evde zaman geçirerek fiziksel yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Bu arada arada evde spor yaparak formunuzu korumayı unutmayın tabii. Gezmeyi görmeyi hayal ettiğiniz yerler için hazırlık yapabilirsiniz. Ne de olsa bir gün hayal ettiğiniz ülkeleri, şehirleri görmek için tüm imkanlara sahip olacaksınız. Şimdiden her zamanki gibi araştırma yapmaya başlayabilirsiniz. Nereleri gezeceksiniz, neler yiyeceksiniz, ulaşımı nasıl sağlayacaksınız, nerede konaklama yapacaksınız.. Tüm bu süreç bitip de siz havaalanı sahalarına geri döndüğünüzde sadece planların üzerinden geçmeniz gerekecek o kadar. Burada bahsetmek istediğimiz psikolojik bir süreç değil tabii ki. Kendinizi dil, beceri ya da fiziki anlamda geliştirmekten bahsediyoruz. 2. maddede yaptığınız plan ile ilişkili bir madde bu. Mesela hayal edip plan yaptığınız yer Latin Amerika.. O zaman biraz ispanyolca öğrenmekten daha iyi bir kişisel gelişim düşünemiyoruz. Ya da Nepal'de Everest yürüyüşü yapmanın hayali ile yanıp tutuşuyorsunuz. O zaman evde kas güçlendirici idmanlar yapmanızı öneririz. Belki internetten uygun fiyatlı bir yürüyüş bandı alıp her gün daha fazla km yapmayı deneyebilirsiniz. Nasılsa gezemiyoruz o halde para biriktirelim diye düşünebilirsiniz. Gezmek için yapmayı göre aldığınız harcamaları kumbaranızda biriktirebilirsiniz. Hatta euro ve dolar olarak kenara koyarsanız belki kara bile geçebileceksiniz. Sabit bir geliriniz yok ve birikim yapamıyorsanız ek kazançlar elde etmeye çalışmalısınız. Misal, eğer blog yazıyorsanız artık para kazanmak için adımlar atmaya başlayabilirsiniz. İnstagram içeriklerinize ağırlık vererek sponsorluk elde etmeye çalışabilirsiniz. Hatta dolap ya da letgo gibi uygulamalardan satış yapmaya bile başlayabilirsiniz. - Mutlaka Okunması Gereken Gezi Kitapları - Karantinada İyi Giden En Özel Netflix Dizileri - En İyi Doğa Filmleri - En Etkili Motivasyon Kitapları - Online Eğitim ve Sanatsal Aktiviteler - Bedava Online Kültürel Etkinlikler Malum gezginlerin öncelikli amacı gezmek. Ancak kendi gezip gördüğümüz yerleri başkaları ile de paylaşmak için deneyimlerimizi yazmak ya da Instagramda anılarımızı paylaşmak da istemsizce gezme eylemi ile birlikte gelen bir şey. Ancak kaliteli içerik hazırlamak ya da daha fazla beğeni çekecek şekilde fotoğraf editlemek herkesin çok kolaylıkla yapabileceği ya da bildiği şeyler değil. Malum bu süreçte zamanımız bol, biz de bu tür sosyal medya becerilerimizi geliştirebiliriz. Online photoshop eğitimleri alabilir ya da web tasarımı konularına kısa bir göz atabiliriz. Önce sağlık son bol bol gezmeli günler dileriz efeemm."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gezi-kumbarasi-perde-arkasi", "text": "Teknolojinin dünyayı yönlendirdiği çağımızda, şimdiye kadar yaptığımız yöntemi değiştirme zamanının geldiğini fark ettik. Yazmayı, fotoğraf çekmeyi, araştırma yapmayı ve yeni şeyler öğrenmeyi, teknolojiyi takip etmeyi ve seyahat etmeyi çok seviyoruz. Bu yapmaya yeni başladığımız bir şey değil. Aslında çocukluğumuzdan beri yaptığımız bir şey. Çünkü biz, el yazısıyla günlük tutmanın popüler olduğu, öğrenmenin yolu, ansiklopediden araştırıp, okumaktan geçtiği, aracınızda dünya haritanızın olması ve rotanızı onun üstüne çizmeniz \"cool\" bir haraket sayıldığı zamanın çocuklarıyız... Tek uygulaması yılan olan cep telefonumuz liseye gittiğimiz zaman alındı... Hala eski bilgisayarımızın -şimdi ikinci elde bile satılmayan internete bağlandığı zaman çıkardığı garip sinyalini hatırlıyoruz. Neredeyse 2000 yılına kadar, o zamanlar kalitesi harika görünen dijital kameramız yoktu.. Yani go-pro anasının karnında bile değildi shshs.. Hayatın anlamını sorguladığımız zamanlardan birinde, yapabileceklerimiz, yapmak istediklerimiz ve tutkularımızdan bahsedince, ortaya tek bir şey çıktı: blogging! Aslında blogging kelimesi daha ortaya çıkmadan uzun zaman önce, biz seyahat bloguna başlamıştık. Yani bizim için yeni bir şey değildi... Sadece bir tanım. Bu çağın getirdiği yeni bir iş alanı. Böylece Merve'nin 2011 yılında \"Happy feet around the world\" adıyla açtığı wordpress blog hesabını aktif hale getirmek istemesiyle, \"Neden anılarımızı birleştirerek, ortak yazdığımız bir web sitesi açmıyoruz?\" sorusuna yanıt olarak bu işe girişmiş olduk. Sene 2016! - Seyahat hatıralarımızı, not defteri ya da günlükler yerine internette yazmaya başladık. - Basılı haritada rota çizmeyi azaltıp, daha çok google map kullanmaya başladık. - Fotoğraflarımızı bastırıp albümlerde saklamak yerine, dropbox, flickr, instagram ve harici disk kullanmaya başladık. - Kitap ve ansiklopedilerin sayfalarını çevirmek ya da kütüphaneye gitmek yerine internetten; blogging, vlogging ve video yapma ya da fotoğraf edit etme yazılımı ile ilgili her türlü bilgiyi daha fazla okumaya başladık. - Ayrıca yapacakları seyahat için tavsiyelerimizi isteyen arkadaşlarımıza, kişiye özel ve detaylı email atmak yerine sadece bir link paylaşarak, zaman kazandık. Hem kağıtlarda özetlemek ve işaretlemek yerine, her ikimizde kendi kelimeleriyle daha çabuk ve daha kolay bir şekilde düşüncelerimizi websitemize aktarabiliyoruz. Sade, yalın ve özenli olmasına özellikle dikkat ettik... Biz de sizin gibi farklı farklı konularda bloglar okuyoruz. Ve görmek istediğimiz ilk şey her zaman, \"İstediğim bilgiye kolayca ulaşabiliyor muyum?\" oluyor. Biz de kadın eli değmiş gibi olmasına özen gösterdik shshs.. Bu zamanda vakit çok değerli biliyoruz. O yüzden, bilgi aramakla vakit kaybetmek en son istediğimiz şey.. Biz de bu zaman diliminde, bedavaya açılan blogdan, şu anda bu yazıyı okuduğunuz, şimdiye kadar gezdiğimiz yerlere ait seyahat notlarımızı, destinasyonlarımızı, rotalarımızı ve ilham veren ayrıca gezici ruhunuzu harekete geçirecek faydalı bilgileri içeren profesyonel websitesine geçiş yaptık. Böylece kolay erişim için gerekli arayüzü sağladık. Fakat çevremizin ısrarıyla ve sitedeki analizlere baktığımızda talebin daha fazla oranla Türkçe yazıdan yana olmasıyla, bir süredir yazdığımız İngilizce yazılarımız Türkçe'ye çevirdik. Ve sonunda işte buradayız! İki kız kardeş güçlerimizi birleştirdik ve yakın zamanda gezeceğimiz, Afrika ve Güney Amerika ülkelerini kapsayan bir checklist yapıyoruz. Bizi takip etmeye devam etmeniz ümidiyle.. Saygılar efendim.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gocek-tekne-turu-en-iyi-gocek-tekne-turu-icin-guncel-bilgiler-detayli-tavsiyeler-2023", "text": "Göcek tekne turu tatil için gözünü Akdeniz'e dikmiş tüm tatilcilerin gözdesi. Talebe göre bazen 1 hafta bazen 2 hafta hatta 1 ay yapanlar da oluyor. Tabii ki onun tadı ayrı. Denizin ortasında teknede uyanmak, yüzünü denizde yıkamak ve günü şehrin stresinden en uzakta olabileceğin yerde olmak yani denizde.. Bir de bu deniz turkuaz, tertemiz ve bol adalı olunca manzaranın da denizin de tadına doyulmaz oluyor. Teknenin boyutunu seçebiliyorsunuz. Genellikle kişi sayısına göre teknenin ebatı artıyor.. E fiyatlar da ona göre oluyor tabii. Eğer Göcek tekne turu yapmak isteyip yeterli bütçeye ya da zamana ya da yeteri çoğunluğa (birkaç defa başımıza geldi. Arkadaşlarımızla bir türlü 6 kişi olamadık. Kimsenin programı birbirine uymadı.) sahip değilseniz o zaman günübirlik Göcek tekne turu yapabilirsiniz. Peki nelere dikkat etmelisiniz? göcek 12 adalar tekne turu fiyatı, hangi adaları göreceksiniz, Göcek tekne turu blog yazımızda tüm tavsiye ve deneyimlerimizle huzurlarınızdayız.. Fethiye'den 30 dakikada Göcek'tesiniz. Fethiye Göcek tekne turu en popüleri. Yada yaklaşık 45 km uzaklıktaki Dalyan'dan başlayarak Dalyan göcek tekne turu da yapabilirsiniz. Bir diğer opsiyon da Marmaris göcek tekne turu. Mesafe daha da uzuyor ve Marmaris'ten yaklaşık 108 km mesafedeki Göcek'e gelmeniz gerekiyor. Yani en mantıklısı Fethiye göcek tekne turu. Tekne ile Göcek 12 adalar tekne turuna başlamak isterseniz, Fethiye'den teknenin kalkışıyla 2 saat sonra Göcek'tesiniz. Bu opsiyonda Fethiye'den başlamak yerine sabah erken kalkıp, teknenin kalkış saatinde Göcek'te olmak en ideali. Biz o şekilde Göcek tekne turuna katıldık. Kişi başı 400 TL olacak şekilde ödeme yaptık. Tabii sezona göre fiyatlar değişebilir. Biz Temmuz ayının sonunda gittik. Yine yoğun bir sezondu ama genellikle bayram haftaları fiyatlar daha yüksek olabiliyor. Göcek günübirlik tekne turu saat 10:00'da başlıyor. Genellikle 18:00-19:00 arasında bitiyor. Öğle yemeği. O kadar. Çay, meyve ikramları oluyor. Teknelerde Cips, soğuk meşrubat ya da alkol, vs. olan bar/kafe var. - Bizce en önemlisi teknenin boyutu. Ne kadar büyük o kadar kalabalık. O kadar denize girerken ve çıkarken sıra beklemek ve o kadar öğle yemeğinin geç gelmesi, vs. vs. O yüzden büyük tekneden kaçının. - Bizim baktığımız diğer bir kriter de yoldan geçen herkesi toplanmaması. Yani müşterileri seçmeleri. Neticede neredeyse 10 saati bir teknenin içinde geçiriyorsunuz. Kaçacak yer yok. O yüzden size uyumlu insanlarla teknede olmak gibisi yok. - Müzik olmasın. Tabii siz bangır bangır müzik dinlemeyi seviyorsanız o ayrı ama bu blog yazısını okuyorsanız bizimle aynı şeyi düşünüyorsunuz diye tahmin ediyoruz. Herkesin zevki ayrı, teknede yüksek sesle türlü müzik çeşidinden hiç hoşlanmayız. O yüzden mümkünse müziksiz olsun. Dalganın sesli dinleyelim. Ya da çok istersen kulaklıkla kendi zevkimize hitap eden bir müziği.. Hiçbir işbirliği olmadan özgür irademizle: Lila tekne diyoruz. Karı-koca ve çocuklarından oluşan aile işletmesinde müşteriler resmen seçilerek tekneye alınmış. Zaten bildiğimize göre gerçekten öyle yapıyorlar. Yemek muhteşemdi! Öğle yemeği için balık, köfte istediğinizi 1 gün öncesinden size soruyorlar. Ve En sakin koyda yemeğinizi yiyorsunuz. Her yer tertemiz. Öğle yüksek sesle müzik yok. Yani müzik yok ki bizim en çok hoşumuza giden de buydu. Herkes kendi halinde takılabiliyor. - Yassıca Adaları: Göcek Marinaya yaklaşık 30 dakika uzaklıktaki denize girilen ilk ada takımı. Ada takımı çünkü 6 büyüklü küçüklü takım adadan oluşuyor. Yassıca adalarının en büyüğünün içinde gölet bulunuyor. Uzun süreli Göcek 12 adalar tekne turlarının akşam kaldığı adalardan. Çünkü korunaklı.. Demir atmış tekneler göreceksiniz. Dolayısıyla gözlemeci tekneleri buraya sık uğruyor. Adanın kuzey ucunda denize girmek tercih ediliyor. Çocuklar için de ideal, kumlu ve taşlık sığ yerleri var. - Şeytanlı Ada: 2015'te Rodos Adası diye mültecilerin bırakılmasıyla gündeme gelen ada, Göcek tekne turu güzergahında - Tersane Adası: Göcek 12 adalar tekne turunda göreceğiniz en büyük ada. Adını zamanında gemi ve teknelerin bakım onarım yeri olmasından alıyor. Şimdilerde tarım ve hayvancılık ile uğraşılıyor adada. - Domuz Adası: Simavilerin özel mülkü. Simavi ailesi adayı aldıktan sonra Hürriyet Adası olarak anılmaya başlanmış. Adanın yüksek yerlerinde domuzlar olduğu için ' Domuz Adası' olarak da bilinir. Hatta adanın son sahibi prens olduğu için Prens Adası da deniyormuş.. Adı bol ama bu adadan denir girilmiyor. - Panço Koyu: Domuz Adası'nın kuzeyinde yer alıyor. Uzun dönem Göcek tekne turlarında tekneler buraya demir atabiliyor. - Akvaryum Koyu: Adını turkuaz suyundan alıyor. Tersane Adası'yla Domuz Adası'nın arasında yer alıyor. Şnorkel ile dalarak Göcek tekne turunda masmavi denizin altındaki güzellikleri de görebilirsiniz. göcek günübirlik tekne turunda genellikle yemek molası için bu koy tercih ediliyor. - Göbün Koyu: Zeytin ağaçlarının süslediği adada Göbün Restoran var. Hemen arkasında Mavi Mağara ya da Mağaralı Koyları da gidilebilir koylardan. Ayrıca Merdivenli koy ve Martı Koy ve Kurşunlu Cennet Koyu yine uzun dönem Göcek tekne turlarında demir almak için tercih edilen koylar. Günlük Göcek tekne turları hepsini değil ama adanın devamındaki diğer koyda duruyor. - Binlik Koyu : Binlik koyu günlük tekne turlar için deniz molası, uzun dönem tekne turları içinde demir atıp konaklama koyu. Adını adayı satın alan kişinin soyadından alıyormuş. - Kleopatra Hamam Koyu: Bir diğer adı Batık Hamam koyu. efsaneye göre Cleopatra Roma dönüşü bu bölgeden geçerken bir arkadaşı onun için hamam yaptırmış. Zamanla depremler nedeniyle hamamın baz bölgeleri yıkılmış. Bu bölgede sıcak su kaynakları bulunuyormuş. Hatta koydaki su, kalsiyum, magnezyum gibi çeşitli mineraller açısından oldukça zenginmiş. Bu yüzden Hamam Koyu'nda yüzenlerin 10 yaş gençleşeceği söyleniyor. Yüzdük ama bir fark olmadı shshs - Sarsala Koyu ya da Sıralıbük Koyu: Karadan da ulaşımın olduğu koylar.. - Bedri Rahmi Koyu: Asıl adı \"Taşyaka Koyu\" olan koyda, bir dönem Bedri Rahmi bu koyda konaklarmış. Adı da buradan geliyor. Koyda 1973 yılında Bedri Rahmi'nin bir kayaya çizdiği balık resmi, adaya gelen ziyaretçilerin ilk baktıkları yer oluyor. Tersane Adasının tam karşısında bulunuyor. koyun arka tarafında tarihi kalıntılar varmış. Ayrıca çadır kampı yapmak isteyenler de rüzgarsız ve çam ağacının gölgesi olduğu için bu koyu tercih ediyor. Teknenin yanaştığı iskeleye bakan küçük bir işletme var. Tabii yaklaşık 30 dakikalık molada adanın tarihi güzelliklerine doyup, çayınızı yudumlayacak kadar zamanınız olmuyor, o ayrı.. - Kille Koyu: Eğer tekne diğer adalardan erken ayrılırsa uğranıyor. Yoksa yolunuzun serinde el sallayıp Göcek Marina'ya devam ediyorsunuz. En ideal zaman Haziran ve Eylül ayları deriz. Tabii Haziran-Eylül yaz sezonu da güzel fakat öğle sıcağında teknede bizim için pek keyifli olmuyor.. Biz yanımıza şişme Board götürüp, SUP yaptık mesela. Yanınızda şişme kano, board ve şnorkel götürebilirsiniz. Tekne sahiplerine önceden haber verirseniz size yol gösterebilirler.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gokbel-radar-tepesi-nasil-gidilir-gitmeye-deger-mi", "text": "TÜRKİYE'DEKİ EN GÜZEL MANZARA NOKTASI NERESİ? Bu aralar kalbimiz Gökbel Radar Tepesi'nde atıyor.. Dalyan'da tekne turu yaptığınızda ya da İztuzu Plajına gittiğinizde nasıl bir coğrafyada olduğunuz anlamak güç. Ama Gökbel Radar Tepesi'ne çıkınca nerede olduğunuzun çok net bir şekilde farkına varabiliyorsunuz.. - Toplu taşıma yok - Belli bir yere kadar Dalyan'dan taksi tutabilirsiniz. Ama sizin inmenizi beklemezler, bilginiz olsun. Ortalam 150 TL tutuyormuş taksi ücreti. Beklerlerse 200 TL alıyorlarmış - Araç ile gidilmesi gerekiyor. Hatta bu araç 4x4 olursa süper olur. Çünkü son kısım oldukça taşlı.. Dalyan merkezden 13.5 km'lik yol için google maps'te \"Gökbel Radar Tepe Manzara Noktası\" ya da \"İztuzu Teras\" dediğinizde buraya kadar geliyorsunuz. Herkes neden yol tarifini ısrarla vermek istemiş anlamadık. Önce İztuzu, sonra Kargıcak Koyu tabelasında sapıyorsunuz. Virajlı yokuş başlıyor. Yolu takip ettikten sonra önce Kargıcık Koyu sonra \"Şahin Tepesi\" tabelasını takip ediyorsunuz ve artık stabilize yoldasınız. Bundan sonrası aracınızın performansına bağlı.. Yaklaşık 1.5 km'lik yolda gidebildiğiniz yere kadar araçla gidin. Son parkurda 400 metre kadar yürüyüp en tepeye yani radar binasının kapısına çıkabilirsiniz. Biz tepeye çıkmadan son virajda bu manzarayı seyredaldık.. İkisi de ayrı güzel ama detayları görmek için Çandır Tepesi'ne gitmelisiniz. Gökbel Radar Tepesi daha uzakta kalıyor.. - Gökbel Radar Tepesi yüksekte. Yani çok yüksekte ne de olsa radar tepesi. O yüzden güzel açı yakalamak için tepenin aşağısındaki taşlara giderseniz dikkatli olun - Gökbel Radar Tepesi'nde bir işletme yok. Yani misal güneşi batırayım hazır gelmişken derseniz yanınıza yiyecek içecek almayı unutmayın. Sofra kuranı gördük.. - Aracınızı çok zorlamayın eğer 4x4 ile gitmiyorsanız. Biz biraz daha gidelim dedik, dönüşte lastiklere hava bastırmak zorunda kaldık. Civarda benzin istasyonu da yok ayrıca.. Yürüyüş mesafesi çok değil tepeye. Bu arada illa ki tepeye çıkmasanız da manzarayı görüyorsunuz. Tepede daha uzaktasınız aslında.. - Yürüyüş ayakkabınız olursa aracı bıraktığınız yerden yürümesi daha kolay olur"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gokceadada-ruhunuzu-besleyecek-bir-hafta-sonu", "text": "1970 yılında adı Gökçeada olarak değiştirilen \"İmroz\", Türkiye'nin en büyük adası. Eski adı, Rüzgarlı Ada, Rumca ismi ise \"Çorak topraklarda bereket\" tanrısı anlamına geliyormuş. Ada'ya geldiğinizde çok da yerinde isimler olduğunu anlayacaksınız. Çanakkale Kabatepe Limanı'ndan bindiğimiz arabalı feribot 1,5 saat sonra Gökçeada Kuzu Limanı'na yanaştığında karşımıza çıkan çıplak dağların verdiği ilk izlenim de bu zaten.. 2011 yılı itibariyle Gökçeada dünyanın ilk cittaslow adası.. Cittaslow tanımını bilmeyenler için kısaca sakin şehir anlamına geldiğini söyleyelim. Hızla değişen dünyanın yoğun, stresli, koşuşturmalı hayat tarzına karşıt olarak ortaya çıkmış bir akım. Anlaşılacağı üzere, kalabalık, lüks, sabahlara kadar eğlence peşinde olanların canı sıkılıp, uykusu gelebilir. Ama bizim tam anlamıyla aradığımız bu yavaşlık olduğu için, Gökçeada çok doğru bir seçimdi.. Ağustos ayının sonunda günübirlik gittiğimiz Gökçeada'da geçirdiğimiz ilk birkaç saatte insan nasıl kendine gelir sorusunun cevabını aldık. Bakir doğanın güzelliği, kadifemsi hava ve etrafta yükselen hoş bir koku ile buluşunca meditasyona falan gerek kalmıyor direkt hipnotik bir etki yaşayarak kim olduğunuzu bile unutuyorsunuz. Kalabalık illerden gelenler için bomboş bir yer burası, hiçbir şey yok! İşte zaten asıl güzel olan da bu. Dokunulmamış, bozulmamış, kirletilmemiş olması. Gökçeada'da ne yapılır, Gökçeada'da nereler gezilir diye soranlar için şimdi size günübirlik Gökçeada çıkartmamızın detaylarını anlatmaya başlayalım. Biz öğle saatlerinde vardık adaya. İlk durağımız Zeytinli köyü oldu. Dünya'daki 300 milyon Ortodoks Hristiyan'ın ruhani lideri olan 1. Bartholomeos, Zeytinliköy'de doğmuş. Rum ortaokulunun önünde Bartholomeos'un öğrenciliğinin temsili heykeli de bulunuyor. Okulun bahçesindeki otopark ücretsiz. Aracımızı oraya bırakarak yürümeye başlıyoruz. Arnavut kaldırımlı hafif yokuşlu yollarda yürümek yorucu oluyor. Bu yüzden topuklu ayakkabı vesair giymeyin, aklınızı peynir ekmekle yemeyin diyoruz 🙂 Bu köyde okul dışında, bir kilise, birkaç tane cafe- restorant mevcut. Rumların çoğunlukla yaşadığı bir bölge olduğu cafelerin isimlerinden de belli oluyor zaten. To Steki Tis Minas yani Mina cafesi gibi mesela.. Burada ilk iş Madamın Dibek Kahvesi 'nde sade bir dibek kahvesi içiyoruz, ardından da hemen solundaki dar sokaktan devam ederek Barba Hristo ' da sakızlı muhallebisinin tadına bakıyoruz. Bu köyde sabah uzun bir kahvaltı yapmak, Rum esnafla sohbet etmek yapılacak en keyifli aktivitelerden. Biz ise kısa bir yürüyüş ardından arabaya atladığımız gibi diğer köylere devam.. Bir sonraki durağımız Kaleköy.. Kaleköy'de önce limanda kısa bir yürüyüş yapıp sonra Yukarı Kaleköy'e İmroz Poseidon restoranta akşam yemeği yemeye gidiyoruz. Ve tabii ki güneşi batırmaya. Mezeler taze ve manzara şahane burada.. Tabii ki yanına da ayıptır söylemesi rakı, oh keyfimize diyecek yok. Göz alabildiğine uzanan bir deniz ve inanılmaz yavaş bir gün batımı. Yerinizden kalkmak istemeyeceğiniz türden huzurlu bir mekan. Ancak özellikle yazın hafta sonlarında rezervasyon yaptırmak şart. Şayet yer bulamasanız bile, restorantın hemen yanındaki kayaların üzerine oturarak bu manzaraya şahitlik edebilirsiniz. Kaleköy'de önerilen bir diğer yer ise Mustafa'nın Kayfesi ancak biz gidemedik. Aklınızda bulunsun. Burası özellikle serpme kahvaltısı ile meşhur. Ada'da bir gece geçirecekler sabah erkenden kalkıp Mustafa'nın Kayfesinde kahvaltı keyfi yapabilirler. Gökçeada'da toplam 10 tane köy mevcut. Bunlardan en popüler olanları Bademli, Kaleköy ve Tepeköy. Tepeköy her sene 15 Ağustos'ta ünlü Meryem Ana Panayırı kuruluyor, 10 günlük süreye yayılan kutlamalarda köy meydanlarında kurulan koca kazanlarda yemekler pişiriliyor, danslar ediliyormuş. Eğer denk gelirseniz aklınızda bulunsun. Eski Bademli köyünde yer alan tarihi çamaşırhane, önündeki asırlık çınar ve ilkokul binaları görülmeye değer yerlerden. Dereköy'de kuş bakışı muhteşem bir manzara ve yel değirmenleri var... Yıllar önce Rumlar tarafından yapılan yaklaşık yedi adet yel değirmeni şu an yıkılmış, harabeye dönmüş durumda maalesef.... Rumlar, zamanında bu değirmenlerde buğdaylarını öğütüp kışlık yiyeceklerini hazırlarmış. Aydıncık Plajı, Laz Koyu, Yuvalı Plajı, Gizli Liman, Yıldızkoy, Marmaros ve Kuzu Limanı. Eşelek köyü'nde yer alan Aydıncık plajına yıllar önce gitmiştik. İnanılmaz rüzgarlı bir koy. Doğal olarak da rüzgar sörfü yapanların en fazla tercih ettikleri yerlerden birisi. Koyda rüzgar sörfü eğitimi veren okullar da mevcut. Eğer denemek isterseniz özel ders alabilirsiniz. Bulgar turistler Türklerden daha önce keşfetmiş ve doldurmuş burayı. Yıldızkoy'da yer alan Arkadia kamp alanı en fazla adı geçen kamping alanlarından. Eğer Gökçeada'nın rüzgarından çekinmez ve çadır kurmak isterseniz denemenizi öneririz. Laz Koyu; bizim denemediğimiz ama denize girilecek en iyi yerlerden biri olarak bahsedilen bir başka koy. Kaleköy ve Kuzu Limanı arasında yer alan Gökçeada Su Altı Milli parkında, Gökçeada Dalış Merkezi aracılığıyla sualtı milli parkı'nda dalış yapabilirsiniz. Gökçeada'ya Çanakkale Kabatepe limanından her 2 saatte bir kalkan feribotlar ile gidebilirsiniz. Yolculuk yaklaşık 1,5 saat sürüyor ancak oldukça keyifli. Eğer feribotun kalkmasına daha çok zamanınız varsa, iskelenin hemen yanındaki Kapatepe Orman Parkında denize girmenizi öneririz. Gökçeada'da bir- iki gün kalacaksanız ve mümkün olduğu kadar çok yer keşfetmek istiyorsanız araç ile gitmenizi tavsiye ederiz. Bu arada motosiklet adalıların da en fazla tercih ettikleri ulaşım aracı. Gökçeada bütün meyve ve sebzelerin en doğal olanını bulabileceğiniz bir yer. Her şey organik, her şey lezzetli. Ada'da dibek kahvesi, karadut, balık-meze, ise oldukça popüler. Ayrıca oğlak tandır, buharda oğlak, kuzu kapama da burada illa tadına bakılması önerilen alternatiflerden. Gökçeada'dan %70 zeytinyağı, adanın keçi sütü ve adanın yağmur suyundan yapılan sabunlar, ev yapımı karadut reçelleri ve dibek kahvesi başta olmak üzere, Meydani Pastanesi'nin Efibadem Kurabiyesi, adaya özgü bademli un kurabiyesi ve merkezde'ki Kokina adlı dükkandan hediyelik ürünler alabilirsiniz. Eğer Gökçeada'da konaklama yapacaksanız biz Rum mimarisi olan bir yer seçmenizi öneririz ancak merkezde çok daha uygun otel ya da pansiyonlar bulabilirsiniz. Bir hafta sonu için gidip, kesinlikle tazelenmiş olarak dönmek için Gökçeada'yı yakın rotalar kuşağından ilk sıralara koyuyoruz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gozlere-bayram-bir-iskandinavya-rotasi", "text": "Biz genelde kendi başımıza tur şirketi gibi davrandığımız için kendi rotamızı kendimizi hazırlayıp, birbirine yakın olan ülke veya şehirleri mümkün olduğunca bağlayarak kompakt seyahatler yapmayı tercih ediyoruz. Bu seyahatlerimizden bir tanesi de Litvanya- Letonya- Estonya ve Finlandiya başkentlerine yaptığımız genelde tur şirketlerinin \"Baltık Başkentleri Turu\" olarak adlandırdığı rotaydı. Başta 4 ülke nasıl olur deseniz de aslında genel olarak Avrupa'da bir çok ülkenin birbirine İstanbul- Ankara arası mesafeden daha yakın olduğunu göz önüne alırsanız çok da zor olmayacağını anlayabilirsiniz. Bununla ilgili yazımıza linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. Burada önemli bir nokta da genelde aynı ülkeden başvuru yapanların uzun süreli vize alma olasılıkları daha fazla. Örneğin Yunanistan'ın ilk başta 1 ay, sonraki başvuruda 6 ay sonra 1 ve sonra da 2 yıl geçerli vize vermesi durumlarını gördük. Hangi ülkede kaç gün kalmak istiyorsunuz? Toplam seyahat süreniz ve bütçeniz nedir? Öncelikle bu iki soruya cevap vermeniz gerekiyor. - Hangi ülkede kaç gün kalmak istiyorsunuz sorusu için gidilecek ülkeler ile ilgili yazıları okuyun, videoları izleyin. Nereleri en çok görmek istersiniz ve hangi müze ya da bölgeler ilginizi çekiyor belirlemeniz şart. Eğer birbirinden uzak yerlerde en az yarım gün zaman harcayacağınızı düşünüyorsanız o şehre daha fazla vakit ayırmalısınız. Ama sadece eski şehir merkezinde gezer dönerim derseniz ayak bastı seyahatiniz için daha az süre belirleyebilirsiniz. Biz \"Ekonomik Gezi Rehberi\" başlığımız altında çok detaylı rotalar hazırladık ve nerede kalınır, ne yenir, neresi görülmeden dönmemelisiniz gibi gibi konularda çok önemli bilgiler yazdık. İncelemek isterseniz aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz: - Danimarka : Kopenhag Ekonomik Gezi Rehberi - İsveç: Stockholm Ekonomik Gezi Rehberi - Norveç: Oslo Ekonomik Gezi Rehberi - Finlandiya: Helsinki Ekonomik Gezi Rehberi Buraya kadar zaten nerede ne kadar kalmak istediğinizi belirlediğiniz için seyahat süreniz içinde bir harita belirlemelisiniz. Ülkeler arasında geçişleri uçakla mı, yoksa araç kiralayarak mı yapmayı seçiyorsunuz. Araç kiralamayı tercih etmek isterseniz ehliyetinizin yeni çipli ehliyetlerden olması gerekiyor, bu şekilde uluslararası araç kullanabilirsiniz. Yurt dışında özellikle kavşaklar ve hız kuralları bizim alışık olmadığımız şekilde katı ve cezası çok yüksek. Bununla ilgili detaylı yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz, kesinlikle okunması gereken bir paylaşım. Rotamızı belirlerken genelde google maps ile bir planlama yapıyoruz. Ülkeler arasındaki geçişler için flixbus, rome2rio, kayak. com gibi sitelerden araştırma yapıyoruz. Bu rotada kullanmanız gereken feribotlar, otobüs veya tren saatlerini kesinlikle rota planında dikkate almalısınız. Şehir içinde gezmek istediğiniz yerleri, bizim çok fazla kullandığımız, maps. me uygulamasını indirerek kaydedebilirsiniz. Bu offline çalışan bir uygulama ve nokta atışı gitmek istediğiniz yerler için yürüyüş güzergahlarını size gösterecek. Elinize harita alıp yürümenize gerek kalmayacak. En uygun konaklama alternatiflerini booking. com, hostelworld. com ya da airbnb. com gibi sitelerden inceleyebilirsiniz. Seçeceğiniz hotel, hostel ya da evlerin konumlarına ve ulaşıma dikkat edin. Sadece ucuz diye şehir merkezine uzak bir ev tercih etmeyin çünkü hem zaman açısından hem de ulaşım ve ya park yeri ücretleri bakımından dipte aynı rakama denk gelebilirsiniz. Yurt dışında ucuza konaklamak için hosteller güvenilir ve rahat olabiliyor. Eğer en az 4 kişi seyahat edecekseniz ranzalı bir odayı kapatabilirsiniz mesela. Ama ben rahat olayım derseniz otel yerine ev / daire kiralamanızı tavsiye ederiz. Bu şekilde market alışverişi yaparak yiyecek/ içecek maliyetini düşürebilirsiniz ki bu özellikle İskandinavya için oldukça yüksek bir gider kalemi! Rezervasyonu yaptıktan sonra evin konumunu ve ulaşımı bir kenara not edin. Gideceğiniz dönemde karşılaşacağınız hava durumunu accuweather sitesinden kontrol edin. Sıcak tutacak ama ağırlık yapmayacak şekilde bir valiz hazırlamalısınız çünkü birden fazla yere, belki de otobüs ile seyahat edeceksiniz. Tatilinizi eziyete çevirmemek için bu konu çok önemli. Avrupa ve İskandinavya'da kredi kartlarınızı rahatlıkla kullanabilirsiniz. En küçük bir alışveriş için bile temassız ödeme yapabilirsiniz. Biz yanımızda çok fazla nakit taşımaktan yana değiliz. Yüklü miktarda nakit ile dilini kültürünü bilmediğiniz ülkelerde gezmek çok da mantıklı değil. Sadece az miktarda ihtiyaç halinde kullanılacak bir miktar euro bulundurmanız yeterli olacaktır. Rota için ucuz uçak bulduğunuz yer önemli. Eğer, örneğin, Stockholm'a ucuz uçuş yakalarsanız buradan başlayıp yine burada bitecek şekilde daire çizebilir ya da giderken bir yerden dönerken de gitmediğiniz diğer şehirlerden geçen bir plan yapabilirsiniz. Ya da gidiş ülkesi ile dönüş ülkesini farklı seçerek mesela Stockholm'den başlayıp, Helsinki' de biten böyle bir rota da çizebilirsiniz. Skyscanner uygulamasında bu şekilde bütün alternatifleri değerlendirip, fiyatlarını ve tabii ki sizin tercihinize göre seçeceğiniz ucuşlara göre rotanızı belirleyebilirsiniz. Dikkat edilecek şeylerden biri de ülkeler arası transfer. Eğer başladığınız noktaya geri dönecekseniz araç kiralama daha mantıklı olacakken, farklı bir ülkeden dönüş yapacaksanız otobüs, tren hatta araya ek bir uçuş daha koymak ideal yöntem olabilir. Sadece giriş çıkış ülkesinin aynı olmaması durumunda vizenizde problem yaşayabilirsiniz. bunun için de vize başvurusunda aynı ülke giriş çıkışlı rezervasyonlu bir bilet göstermelisiniz. Burası oldukça geniş bir bölge ve tabii ki çok da pahalı. Eğer bu tür dertleriniz yoksa atlayın gidin tur yapın deriz ama hem zamansal hem de maddi imkanlar bakımından böyle bir tur yapamayacaksanız ayrı ayrı seyahatler de planlayabilirsiniz. Ama bunu yaparken en azından kuzey ışıklarını görmeden dönmeyin deriz!"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/guney-ekspresi-ile-diyarbakiri-kesfedin", "text": "Doğu Ekpresi treni ile Kars seyahati yapmak son zamanlarda o kadar popülerleşti ki bireysel olarak bu seyahati gerçekleştirmek orta gelirli bir vatandaş için bile inanılmaz zorlaştı. Sosyal medyanın gücü ile kendi elimizle yarattığımız yeni bir akım olan \"turistik doğu ekspresi turları\" fiyatı pek çok kişi için hala çok pahalı, bireysel olarak tren bileti bulmak ise imkansız bir hale geldi. Durum böyle olunca Doğu Ekspresine alternatif olarak gezginler gözünü Güney Ekspresi trenine dikmeye başladı bile. Bu turu da popülerleşmeden ve imkansızlaşmadan önce yapmak isteyenlerdenseniz bu yazımızda tüm sorularınıza cevap verecek bilgiler paylaşmak istedik. Öncelikle 24 saatlik bir tren yolculuğu ile Diyarbakır'a gitmenin bu zahmete neden değeceğini özetleyelim.. Özellikle kışın Türkiye'de yapılacak en keyifli deneyimlerden biri olan bu tren yolculuğu boyunca, şansınız yaver giderse, karlarla kaplı çok güzel bir manzara eşliğinde seyahat edebilirsiniz. Maalesef doğuya doğru yaklaştıkça bir noktada artık hava kararmış olacağı için karlarla kaplı yerleri seyretmek pek mümkün olmayacak ama yine de sabah 8 civarında uyandığınızda Elazığ'da yer alan Hazar gölü kenarından geçeceğiniz çok hoş görüntüler yakalayacaksınız. Hevsel Bahçeleri ve Çin Seddi'nden sonra Dünya'nın en uzun ikinci surları ile UNESCO dünya mirasları listesine girmiş olan Diyarbakır tüm dinler ve uygarlıklar için çok özel bir konumda, mesela; Dünyada ilk defa yerleşik düzene Ergani ilçesinde bulunan çay önünde geçilmiştir. Diyarbakır Ulu Camii, İslam aleminin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir. Silvan ilçesindeki Malabadi Köprüsü dünya taş köprüleri içinde kemeri en geniş olandır. Dünyada ilk robot el Cezeri tarafından Diyarbakırda yapılmıştır. Dünyada ceylan derisine elle yazılan tek tevrat Diyarbakırda bulunmaktadır. Kabe nin ilk ipek örtüsü Diyarbakır da Hasanpaşa hanında dokunmuştur. Diyarbakır Kalesi dünyanın en büyük kalesidir. Anadolunun ilk üniversitesi olarak kabul edilen Mesudiye Medresesi de Diyarbakır'da bulunmaktadır. Daha birçok en'lere sahip bu şehri keşfetmek ve bu deneyime bir de tren yolculuğu eklemek isteyenler için pratik ve faydalı bilgileri bir araya toplamak istedik. - Güney Ekspresi tren biletlerini TCDD'nin e-bilet yani EYBİS sistemi üzerinden online olarak almanız mümkün. Tren biletleri tam 1 ay sonrası için satışa çıkmaya başlıyor. Yani bugün internete girip bilet almak istediğinizde sefer tarihini bugünden 1 ay sonrası için seçmeniz gerekiyor. Seferler haftanın 5 günü yapılıyor. Ankara'dan Kurtalan'a pazartesi, çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri, Kurtalan'dan Ankara'ya pazartesi, çarşamba, cuma, cumartesi ve pazar günleri seyahat edebiliyorsunuz. Ankara'dan kalkış saati 11:20, Kurtalan'dan kalkış ise 08:10. - Bu rotada bizim önerimiz Ankara'da tek yön hareket ile Diyarbakır'a gidip 1-2 gününüzü Diyarbakır'ı keşfetmek için ayırmanız. Bunun için Güney Ekspresi tren biletinizi aldıktan sonra eğer Ankara'da yaşamıyorsanız Ankara'ya ulaşım için isterseniz kendi aracınız ile ister otobüs, uçak ya da hızlı tren ile ikinci bir seyahat planı daha yapmanız gerekiyor. Tabii ayrıca Diyarbakır dönüşü için de buna bağlı bir plan daha yapmalısınız. Eğer Ankara'ya tren, otobüs veya uçak ile geldiyseniz dönüşte direkt kendi yaşadığınız şehre yine bu alternatiflerden biri ile gidebilirsiniz, ama kendi aracınız ile geldiyseniz yine bir şekilde Ankara'ya dönmeniz gerekecek. - Sistemde arama yaparken eğer Kurtalan'a kadar gitmeyecekseniz Varış noktasına mesela Diyarbakır yazabilirsiniz. Fiyat olarak çok fazla fark etmiyor ama bu şekilde Diyarbakır'dan Kurtalan'a gitmek için bekleyen birinin hakkını yememiş oluyorsunuz. Sonuçta bineceğiniz tren zaten aynı yani anahat Güney Ekspresi olacak. - Bilet almak da sefer bulmak kadar hız gerektiren bir süreç. Bir kişi en fazla 4 bilet alabiliyor. Bunun için de size sistemde ayrıan süre düşünmek için çok az. Birlikte seyahat edeceğiniz kişilerin, TC, doğum tarihi ve HES kodunu önceden alıp bir kenarda tumanızı öneriyoruz. Yoksa sefer bulduktan sonra herkesten bu bilgileri teker eker alacak kadar zaman harcarsanız sistem size zaman aşınından dolayı n başa yönlendiriyor ve belki o sırada bulduğunuz sefer başkası tarafından alınmış oluyor. O yüzden son dakika aksiyonu yaşamak istemiyorsanız hazırlık olmalısınız. - 2+1 Pulman : Bu koltukta oturarak otobüs usulü seyahat etmek anlamına geliyor. 24 saatten fazla sürecek bir seyahat için çok konforlu olmayan bir alternatif. - Örtülü kuşetli: 4 kişilik kompartımanlar olup içerisinde 2 adet ranza tipi yatak ile küçük bir masa bulunuyor. Yakın arkadaş grubu ya da çocuklu küçük aileler tarafından terdih edilebilir. - 2 yataklı: Bu alternatif diğerlerinden en konforu olanı. Kompartıman içinde çift kişilik ranza, ufak bir lavabo ve açılır bir masa ile mini buzdolabı bulunuyor. Hiçbir kompartımanda tuvalet yok ama her vagonun başında ve sonunda küçük tuvaletler mevcut. Seyahat başladığında oldukça temiz oluyor ama tabii sonlara doğru aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Trende tabii ki duş yok.. Trende yemekli bir vagon mevcut. Burada sandviç, kuruyemiş, cips ve içecek temin edebilirsiniz. 4 kişilik oturma grubu olan masaların yer aldığı bu kompartımanda ayrıca ücret karşılığı sıcak su da satın alabiliyorsunuz. Yani yanında çay veya kahve getirmeyi planlayanların sıcak suyu nasıl bulacağım diye düşünmesine gerek yok. Boşuna su ısıtıcısı taşıma ve trenin komple sigortasını attırma riskine girmenize gerek kalmayacak. Bu kadar uzun bir seyahat için tabii ki evinizde kek, börek yapıp yanınızda getirebilirsiniz ama bizim alternatif olarak önerimiz noodle, hazır çorba ve konserve yiyecekler. Hem pratik olması açısından hem de biraz sıvı beslenmek açısından tercih edebileceğiniz bu hazır yiyecekler dışında meyve ve kuruyemiş ise olmazsa olmaz zira sıkıntıdan ağzınız boş durmayacaktır. Bu arada tren Ankara'dan hareket ile Kayseri, Sivas, Malatya, Diyarbakır ve Kurtalan yani Siirt' e doğru devam ediyor. Saat 19:00 civarı Kayseri' de en az 10 dk kadar bir bekleme süresi oluyor. Bir çılgınlık yapıp dışarıdan yemek sipariş vermek isteyenler internet üzerinden siparişlerini verebilirler. Ama burada ne kadar bekleme olacak, siparişiniz yetişecek mi bunu kesin olarak söylemek çok zor. - Odalarda priz mevcut. Cep telefonu ve bilgisayarlarınızı şarj edebilirsiniz. Ancak sadece 1 adet priz bulunduğundan grup ile seyahat eden ve kompartımanlarını başkaları ile paylaşanların üçlü priz getirmesi faydalı olacaktır. Uzatma kablosu gerektirecek kadar büyük bir alanda olmayacaksınız ama yine de 1-2 metre uzatma kablosu olan çoklu prizlerin daha kolaylık sağlayacağını düşünüyoruz. - Ayaklarınız şişecek o yüzden yanınıza terlik almanız ve rahat kıyafetler giymeniz konforlu bir seyahat etmenize yardımcı olacaktır. - Bilgisayarınıza film indirebilirsiniz. Yer yer özellikle de tünellerde internet çekmediği için kesintisiz birşeyler izleyerek zaman geçirmek için önceden hazırlıklı olmakta fayda var. - Eğer kahve içmeden duramayanlardansanız french press almayı unutmayın. - Kitap veya gruplar için oyunlar eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacaktır. - Bluutooth hoparlör ise müzik dinlemek ve film izlemek isteyenler tarafından tercih edilebilir çünkü ister istemez gürültülü bir ortamda seyahat edeceksiniz. - Oda süsleyip instagramlık güzel fotoğraflar çekmeyi hayal edenler ise camlara pilli ışıklar, süslemeler alabilir. Yapıştırmak için bant veya ip getirmeyi de unutmayın. Öncelikle şehri hızlıca keşfetmek isteyenlere uyarı: Trenden Diyarbakır'da iniş normal şartlarda 9:20 olarak görünse de aksaklıklara bağlı olarak bu saat 11:00'i de bulabiliyor. Diyarbakır tren garı dışında yer alan taksiler ile otelinize yerleşip güzel bir duş alarak şehri gezmeye başlamak için seçeceğiniz otele erken check-in' in mümkün olup olmadığını sormanızda fayda var. - Diyarbakır Kalesi ve surlar içinde kalan müze kompleksleri, St. George Kilisesi, Hz. Süleyman Camii'yi gezmelisiniz. Hemen surlar dışında bulunan Cam Teras Fiskaya'da yürümelisiniz. - Diyarbakır Ulu Camii'yi ve avlusunu ziyaret etmelisiniz. - Hasan Paşa hanında kahvaltı yapmalı ve Sülüklü Han'da kahve molası vermelisiniz. - Dört Ayaklı Minare ve hemen yakınında bulunan Surp Giragos Ermeni Kilisesi'ni görmelisiniz. - Meryem Ana Kilisesi'ne uğramalısınız. - Kadayıfçı Hacı Levent veya Kadayıfçı Saim Usta'dan Diyar Burma ve soğuk baklava denemelisiniz. - Xale Meheme'de ciğer, Mardin Keba Evi'nde patlıcanlı kebap yemelisiniz. - Sur içi bölgesinde ara sokaklarda gezmeli ve dar sokaklar arasında dolaşmalısınız. - 10 gözlü köprüe gitmeli ve Dicle boyunca uzanmış mekanlarda çay içmeli, patlamş mısır ikramlarını kabul etmelisiniz. - Eğer zamanınız varsa Hevsel bahçeleri ve Silvan ilçesinde yer alan Malabadi köprüsüne uğramalısınız. Diyarbakır'a kadar gitmişken zamanı olanlar için GAP turu yapmalarını öneririz. Bunun için GAP Turu rotasını iki parça halinde yayınladığımız aşağıdaki yazılarımızı okuyup, kendi seyahat planınıza göre rotaları ve süreleri değiştirebilirsiniz. - GAP TURU 1. PARKUR ile Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman'ı gezebilirsiniz. - GAP TURU 2. PARKUR ile Diyarbakır gezinize Batman ve Mardin'i ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/guney-hollanda-gezilmesi-gereken-sehirler", "text": "Hollanda denince akla ilk gelen Amsterdam'a rakip ürettik! İddalıyız! Eğer 1-2 günden daha fazla Hollanda' da kalacaksanız ve Ultrecht, Rotterdam gibi turistik Hollanda şehirlerini gezdiyseniz, o zaman biraz güneye inin deriz. Çünkü Hollanda sürprizlerle dolu bir kinder çikolata.. Bütün şehirleri 1 günde gezip, gezi planını bitireceğinizi düşünerek, kalmak için sadece 1 lokasyon seçin. O da Bergen op Zoom'daki tarihi hotel De Draak olsun. Tren ile kolay bir şekilde ulaşım sağlayabileceğiniz güney Hollanda' ya, Roterdam ya da Antwerp gibi yakın bir şehirden gelerek, 1 günde bu rotayı bitirebilirsiniz... Ayrıca Amsterdam' dan Schiphol Havaalanından ya da Belçika'nın Brüksel Havaalanından tren ile de gelebilirsiniz. Eindhoven Airport' tan da Rynair gibi ekonomik uçak bileti ile gelebileceğiniz havaalanından da tren ile yola devam edebilirsiniz... Ya da otobüs ile duraktan ov-chipcaart adındaki yükleme yapabileceğiniz kartı alıp, para yükleyerek şehre gelebilirsiniz. Bergen op Zoom, Roosendaal, Breda, Tilburg ve Eindhoven' ı görebileceğiniz bu rota için tıklayınız. - Hapishane Kapısı ya da Gevangenpoort Kapısı : Salı- Pazar günleri arasında açık olan müze 13:00-16:30. 14. yüzyıldan kalma hapishane kapısı şehrin en ski yapısı. Hollanda'nın Ortaçağ eserlerinin en güzel örneklerinden olan kapının günümüze kadar sadece Ravelin Burcu dayanmıştır. - Grote Markt: Bergen op Zoom'un şehir merkezi ve aynı zamanda en eski bölgesi. Bu meydanda tarihi 1398 yılından kalma fakat birçok şehrin ateşi altında kalıp bugünkü halini 1600 yılından gördüğümüz gotik bina, Eski Belediye Binası ve Hollanda' nın en eski oteli Hotel de Draak. - Marki Sarayı : Bergen op Zoom'lu Lordların ve markilerin evi olarak kullanılmış Gotik saray. Günümüzde sergi alanı, organizasyon ve müze olarak hizmet veren bina, Salı- Pazar günleri arasında 11:00-17:00 salter arasında açık. Giriş ücreti 8.50. - St. Gertrude Kilisesi : Kilisenin en eski kısmı olan kulesi 1370 yılında inşa edilmiş. İç dizaynı Brabant Gotik tarzında olan bugünkü kilise ise 1477 yılında tamamlanmış. Salı-Pazar günleri 13:00-16:30 arasında açık. Giriş ücreti 1.50. - Bergen op Zoom Kanada Mezarlığı : 1.5 km boyunca Ruytershoveweg Caddesi' nin sol tarafında yer alan mezarlık, 2. Dünya Savaşı sırasında ölen 1,118 asker yatıyor. 13. yüzyıldan önce haberimizin bile olmadığı Roosendaal, ilginç geçmişiyle artık merak edilen bir şehir oldu. Tabii bizim de ön araştırmalarımız sonrasında dikkatimizi çekti. Torf işletmeciliği ile 1268 yılında tarihte yerini almaya başladı. 1854 yılında Belçika' nın Antwerp şehrinden Roosendaal'a tren hattının yapılması ile birlikte şehir tekrar dikkat çekmeye başlamış ve 20. yüzyılda Phillips, Vero ve Wenneke gibi büyük firmalar şehre gelmiş. Rosada Outlet Shopping Center, küçük butikler ve farklı mağazalar ile The Passage Shopping centre Roosendaal'da alışveriş keyfi için birer opsiyon. Ayrıca yorguunluğun üstüne Hollanda yemeği tadabileceğiniz Het hooihuis'i tercih edebilirsiniz. - Museum Tongerlohuys: St Jan's Kilisesisinden çevrilmiş müzede, özellikle bölge halkının çiftçilik ile ilgili objeleri ve yaşam tarzını gösteren eserler var. Ayrıca müzede, modern sanat sergileri de zaman zaman yer alıyor. - Skydive Roosendaal: Kocaman fanlardan gelen hava ile iç mekanda, skydiver olmanın hissini yaşayablirsiniz. Breda bizim bu postta yazdığımız şehirlerden Bergen op Zoom'dan sonda en çok beğendiğimiz şehir. Arkadaşlarımızın da Breda'da olmasından dolayı, bu şehirin altını üstüne getirdik, vakit bolluğundan.. - Grote Kerk : 1410-1547 yılı arasında inşa edilmiş gotik kilisenin kulesi 97 metre. Breda' nın en önemli simgesidir. - Görüntü Müzesi (Museum of the Image : Grafik dizaynı üzerine kurulmuş müze, Hollanda'nın alanında gözde müzesi. Gerçi başka müze var mıdır sadece grafik dizaynı için, o da ayrı. Neyse.. Bu müzede genç fenomenlerin sosyal, ekonomik ve sanat tarihi alanında çalışmaları ve yeni dizaynları yer alıyor. - Breda Müzesi : Sanat sergileri ve Breda tarihinin sergilendiği müze. Chasse Park'ın içindeki Parade'deki ana binasını dışında, üç sergi alanı daha var: Breda's Museum de Kerkschat, Breda's Begijnhof Museum ve Breda's Museum Buitenpost Holland Casino. - Bira Reklamları Müzesi : Eğer eski bira reklamlarını beğeniyorsanız ve özel bir ilginiz var ise, bira reklamlarının ilk başlandığı günlerden 1960 a kadar olan sürecini görmek için bu müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Müze, büyük ihtimalle Avrupa' nın en büyük kolesiyonuna sahip. - Komutan Maczek Müzesi : 2. Dünya Savaşı'na ait özel koleksiyonlar, sergiler, ojbjeler ve belgerin yer aldığı müze, özellikle savaş zamanı Breda ve çevresine ait olayları gözler önüne seriyor. Müze daha çok Komutan Maczek'in savaş zamanına odaklanmış - Nieuwe Veste: Belediyenin sanat binası - Bouvigne Kalesi : Suni gölün ortasında tam olarak ne zaman inşa edildiği bilinmeyen şatovari ev, resmi kayıtlarda ilk 1554 yılında bahsediliyor. Evin ilk sahipleri de yine resmi kayıtlara göre, Van Brecht Ailesi. Bu ev denilen şatoyu yazlık olarak kullanıyorlarmış. Artık kalenin sahibi su yolları firması Waterschap. - Belcrum Plajı : Hollanda'nın güneyinde deniz yok ki kumsal olsun demeyin. Evet deniz yok ama Brada' nın plajı var. Çeşitli atölyelerin düzenlendiği, doğa sorumluluk projelerinin olduğu, sanat ile iç içe bir plaj. Programlarını görmek için tıklayın. - NAC Museum: 1912 yılından bu yana NAC spor klübünün geçimişini, eskiye dair fotoğraflarını görebileceğinizspor klübünün müzesi. - Animalpark Oliemeulen: Hollanda' nın en ilginç hayvanat bahçelerinden. Çünkü hayvanlar ile yüz yüze gelebilir, 2 kafalı yılan ya da uçan köpek görebilirsiniz. - The Textile Museum: Tilburg'un en önemli şirketlerinden olan C. Mommers & Co. firmasının dünden bugüne teksil geçmişini gösteriyor. - Museum De Pont: Jan de Pont adındaki bir avukat tarafından kurulan modern sanat müzesi - The Brabant Nature Museum: Doğa ve peyzaj üstüne olan aile müzesi Özellikle Hollandalılar için tatil destinasyonu olan şehir, ayrıca bir endüstri şehri.. I. Phillips'in 1891'de açtığı kuzu fabrikası ile köy olmak çıkıp kocaman bir şehir haline gelen Eindhoven, Hollanda' nın en yüksek binasına sahip. De Heuvelgalerie alışveriş merkezi, Kruisstraat alışveriş ve yemek opsiyonlarının olduğu caddede gezinebilir, yorgunluğunuzu Eetcafe Bommel'de uygun fiyatlara yemek yiyerek atabilirsiniz. - The Van Abbemuseum: Hollanda'nın en iyi modern sanat müzelerinden sayılan müze, Kandinski, Mondreaan, Appel, Chagall ve Picasso gibi ünlü sanatçıların koleksiyonlarına sahip. - The Historic Open Air Museum: Eindhoven Bölgesinin tarihinin yerel halkın hayatına odaklanarak sergileyen açık hava müzesi - De admirant: 105 meter uzunluğundaki modern kule - The Evoluon: Flip tarafından yaptırılan technology binası, günümüzde conger binası oral hizmet verse de, kuzu şekline ship binanın mimarisi korunmuş. - Tren kesinlikle tercih edeceğiniz ulaşım aracı olsun. Hem hesaplı hem de konforlu. - Her gittiğiniz şehirde bir bara gidin. Çok farklı bira tatları ile karşılaşacaksınız. - http://www. bergenopzoom. nl - https://english. breda. nl/ - http://www. europeanbeerguide. net/nbrapubs. htm#verschuren - http://www. netherlands-tourism. com"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/gunubirlik-kesif-palamutbuku-datca", "text": "Marmaris yol maceları Vol. 3 için planımız Datça ve burada yer alan Palamutbükü Koyu'na gitmek. Bu beş günlük Marmaris gezisi için biraz fazla sıkışık bir program yaptığımızı fark ettiğimiz gün de zaten üçüncü gün oldu. Araya bir de Marmaris'in gece hayatının yorgunluğu girince artık üçüncü gün pertimiz çıkmaya başladıysa da sesimiz asla çıkmadı shshs.. Gelelim Datça turumuzun detaylarına.. Marmaris-Datça yolunun virajlı ve dağlık yollarından ilerliyoruz. Asfalt yoldan ilerlerken Muğla Belediyesi'ni tebrik etmemek mümkün değil. Dağların içinde bu kadar güzel ve konforlu yol yapabilmek gerçekten büyük başarı. Bu güzergah karavan yolculuğu icin de ideal olurdu diye düşünürken daralan yollar, dağa çıkarken artan eğim, bu fikri bir kere daha düşünmeye itiyor bizi. Virajlar nedeniyle denizin bir sağımızda bir solumuzda kaldığı bu görkemli manzara bu şekilde bir müddet daha devam ediyor. Yol üzerinde sol tarafımızda tick atmayı planlamadığımız İnbükü Tabiat parkını, biraz ileride küçük bir iskele ve koyu ile tepeden şahane manzarasını gördüğümüz Karacabük'ü farkediyor ama durmuyoruz. Datça'ya 30 km kala Kovanlık Tabiat Parkı ve 200 metre sonra karşımıza çıkan Aktur Tatil Sitesi de artık iyice davetkar görününce daha fazla dayanamayıp biraz mola vermek için Aktur' a girmeye karar veriyoruz. Burası her şeyin tam anlamıyla \"dahil\" olduğu bir tatil sitesi. İçeride lüks villalardan, camping ve çadır alanına, restoranlardan market ve eczaneye, plajlardan çimen güneşlenme alanına ve çocuk parkına kadar her şey muntazam bir şekilde konumlandırılmış. Yolda gördüğümüz golf araçları ve bisikletler bu sitenin tahmin ettiğimiz kadar büyük olduğunu kanıtlar nitelikte. Yemyeşil dağlar tarafından çevrelenmiş bu koyda tekneler ve zodiaclar turkuaz rengi ile cam gibi bu denizde park etmiş belli ki denizde yapılacak aktiviteler de atlanmıyor. Bu tatil sitesindeki kısa 'merak' molamıza son veriyor ve tekrar kaldığımız yerden yola koyuluyoruz. Amacımız Palamutbükü'ne gitmeden yolumuzun tam ortasında çok önerilen yerlerden biri olan Karaincir'de bir şeyler yemek ve denize girmek için duraklamak. Karaincir'e 50 metre kala, yolun sağ tarafında bir başka kahverengi tabelada Apollon Kutsal Alanı levhasını görüyoruz. Duracak gibi oluyoruz ama oldukça boş olan bu alan pek de cazip gelmiyor. Ne kaçırdık acaba diye meraklanırken sonunda hedefimize vardığımızı söyleyen GPS bizi Doris Otel'in sapağından çıkmaz bir sokakta park etmeye zorluyor, tabii biz de karşı koymuyoruz. Karaincir Koyu girişinde bir-iki tane otel mevcut. Doris otel dışında ve arka tarafında camping alanı olan Palm Bay Beach Hotel gözümüze çarpanlardan. Otellerin sahilde kendi plajları var ama halk plajı kıvamında bir alana da yeterli sayıda şemsiye koyulmuş. Buraya kendi şezlong ya da sandalyenizi getirebiliyorsunuz. Bayram tatilinden önce izin alanlar ve genelde 48 plakalı yerli tatilcilerin doldurduğu Karaincir sahili ve denizi kum. Su dün gittiğimiz İncekum ile karşılaştırıldığında daha bulanık ama karşınızda küçük adacıkların oluşturduğu müthiş bir manzara var. Eğer çoluk çocuk sakin ve salaş bir tatil yapmak yada tam tersi tek başınıza masajlı, terapili bir kaçamak yapmak isterseniz burası tam size göre. Çünkü kumsalı oldukça geniş, rahat rahat yayılabileceğiniz bir alan mevcut ve üstüne bazı oteller spa hizmeti de sunuyorlar. İnternetten araştırdığımızda gördüğümüzün aksine daha sahile inmeden başlayan çok fazla butik otel, apart, motel olduğunu fark ediyoruz. Burada tahmin ettiğimiz gibi bir konaklama sıkıntısı yok. Bir iki yerler konuşup bilgi alıyoruz. Fiyatlar oldukça makul. Üç kişilik oda, kahvaltı ve akşam yemeği dahil 300 TL. Burada konaklama yapıp yapmayacağımıza karar vermeden önce sahile inip denizi ve plajı keşfetmek istiyoruz. İki sıra şezlongun yerleştirildiği taşlık plaj tahmin ettiğimizden biraz daha dar. Ama deniz sonsuza uzanan mükemmel bir turkuaz renge sahip. İki adım taşlar üzerinden dengede durmaya çalışarak denize girdikten sonra, suyun altının tanrının eli değmişçesine bir anda sadece kum ile kaplanmış olduğunu görüyoruz. Deniz gözlüklerinizi kesinlikle unutmayın çünkü bu koyda çok farklı türden balıklar görmeniz mümkün. Su o kadar berrak ki sosyal medyada paylaşılan su altı fotoğraflarından çekebileceğimiz bir kameramız olmamasının pişmanlığını tekrar yaşıyoruz. Palamutbükü' nden düzenlenen tur teknelerinin park halinde olduğu liman, sahil boyunca sıralanmış salaş cafeler ve meşhur Datça bademi, zeytinleri ve bunlardan yapılan ürünlerin satıldığı tezgahlar ile dolu bu koy, inanılmaz sessiz. Kendi aramızda, içgüdüsel olarak yan yana bile kısık sesle konuşuyoruz fark etmeden. Burada sanki artık huzur doruk noktasına ulaşmış, herkeste tam bir dinginlik havası hakim. Palamutbükü'nde biraz zaman geçirdikten sonra bu kadar huzurun bünyemizde yarattığı uyku hali azıcık fazla gelmeye başlıyor. Burada kalsak mı, yoksa görmek istediğimiz diğer yerlere doğru hareket etmeye başlasak mı ikilemine düşüyoruz. Bizim oldukça sıkışık ve zorlu bir Marmaris planımız olduğu için sonunda geldiğimiz virajlı yolları ve kararan havayı da göze alarak yola koyuluyoruz. Eğer zaman sıkıntınız yoksa siz Palamutbükü'nde bir gece konaklamalısınız. Marmaris'e dönmeden önce Datça şehir merkezine uğramamak olmaz. Marinaya yakın bir açık otopark bulup, sahil boyunca yürümeye başlıyoruz. Biraz Bodrum'da yer alan Gümüşlük sahili havası var burada, ama biraz daha ferah ve geniş versiyonu. Denize sıfır şık restoranlar, marina boyunca hediyelik eşya satan rengarenk tezgahlar arasından geçerek, bu şirin tatil beldemize de tick atıyoruz. Tabii ki Datça magnetimizi de almayı ihmal etmiyoruz. Dönüş yolu \"Artık Kurban Bayramı ve tatili başlamış.\" dedirtiyor. Bayramdan önceki bu ilk cuma günü öğleden sonra bütün gezdiğimiz yerler artık yavaş yavaş 34, 06, 35 plakaların istilasına uğramaya başlıyor. Dağlık yol tahmin ettiğimiz gibi oldukça karanlık. Son anda farlarımızı görüp hareket etmeye başlayan yaban eşeklerini son anda fark ediyoruz. Gerçekten çok dikkatli araç kullanmanız gereken bir güzergah burası. Marmaris-Datça rotası günübirlik kesif için ideal bir güzergah değil aslında. Çünkü tatilimizin ilk gününde yaptığımız Bozburun turumuzda yol boyunca görülecek birçok koy vardı ancak bu taraf çok daha bakir ve rotanın büyük bölümünde yabani hayvanlar dışında yaşam yok. Dağlar aşırı sıcaktan olsa gerek gittikçe kelleşiyor. Bozburun boyunca doyamadığımız yeşil çam ağaçları manzaramız yerine, burada kahverengi maki tipi bir bitki örtüsü hakim. Eğer Datça'yı bir rotaya dahil edecek ve bize de fikrimizi soracak olursanız, Bodrum' dan feribotla geçmenizi tavsiye ederiz. - Marmaris'te birinci gün: Marmaris Yol Macerası Vol.1: Selimiye-Bozburun yolculuğu yazımızın detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te ikinci gün: Akyaka& Akbük Koyu gezimiz ve dağların arasından cennete doğru yaptığımız yolculuğun detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te dördüncü gün: Dalyan'a yaptığımız tekne turu sırasında gördüğümüz İztuzu plajı, Dalyan çamur banyosu ve kıral mezarları ile ilgili detayları buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te beşinci gün: İçmeler, Amos Antik Kenti ve Turunç köyü gezimiz ile ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/hafta-sonunda-cunda-gezi-ve-yeme-icme-onerileri", "text": "Cunda adası Balıkesir'in Ayvalık ilçesine bağlı, Türkiye'nin Ege denizinde Gökçeada, Bozcaada ve Uzunada'dan sonra gelen dördüncü büyük adası. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlara teslim olmayıp silahlı mücadeleye başlayan ilk birliğin kumandanı Yarbay Ali Çetinkaya'ya ithafen bugünkü ismi verilmiş: Ali Bey Adası. Nüfusunun çoğunu Girit ve Midilli'den 1924 nüfus mübadelesiyle gelen Türklerin oluşturduğu adanın Rum mimarisi bugün hala etkisini sürdürüyor. Misafirlerine beach club ya da discolarda eğlenme vaadinde bulunmayan, daha çok göze, kulağa, mideye hitap eden bir ada Cunda. Huzur ve zevkin bir arada yaşanabildiği bir yer. Girit mutfağının hafif ve leziz tadı, güneşin batışına karşı yudumlanan şarap ya da akşam nefis balık yanında yudumlanan rakı, üzerine de biraz tarih, biraz deniz keyfi ile bir hafta sonu için kaçılası yerlerden bir tanesi. Cunda'da gezilecek yerler toplasanız 10'dan fazla değildir aslında. Cunda Adası'nda en güzel manzara seyredebileceğiniz yerlerden biri Aşıklar Tepesi. Aşıklar Tepesi'ne çıkarak Cunda, Ayvalık ve çevre adalarının manzarasını seyredebilirsiniz. Tepenin olduğu noktada, İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesine bağlı olan manastırın ana kilisesi Agios Yannis Kilisesi ise 2007 yılında Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından güzel bir kitaplığa çevrilmiş. Muhtar Kent'in babası olan eski büyük elçi Necdet Kent ve eşi Sevim Kent'in adı verilen Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı ile kitaplığın değirmeni bugün Cunda Adası'nın sembolleri arasında yer alıyor. 1873'te Cunda'da inşa edilen Taksiyarhis Kilisesi kilise bugün Rahmi M. Koç Müzesi olarak hizmet veriyor. Pazartesi günleri kapalı olan müzede, klasik otomobiller, teneke oyuncaklar, buharlı modeller, denizcilikte kullanılmış çeşitli aletler, eski bebek arabaları ve çeşitli oyuncaklar sergileniyor. Bu arada Ayvalık'ta da bir tane Taksiyarhis Kilisesi mevcut ki bu kilise de 1927'den itibaren tekel deposu olarak kullanıldıktan sonra bugün müzik festivallerine ev sahipliği yapacak şekilde restore edilmiş. Adada ayrıca, Agia Tr y d K l ses , P teriç Ko u'nd yer alan ve adını Ay ışığında büründüğü güzellikten alan A ışığı Manastırı, denize nazır bir tepede yer alan ve günümüzde özel mülk konumunda olan Panagia Manastırı; Güvercin Adası'nda bulunan ve yalnızca deniz yolu ile ulaşılabilen Kızlar Manastırı yer alıyor. Ada Camping ve Mocamp bizim önereceklerimizden. Bütün bir günümüzü Ada Camping' de geçirdik ve burada haftalarca kalabilirmişiz gibi hissettik. Yemekler güzel, deniz güzel dahası plaj da oldukça sessiz ve sakindi. Kampta ayrıca bungalov evler ve karavan kamp alanı da mevcut. Konaklama için de oldukça ideal bir yer olduğunu düşünüyoruz. Çataltepe Plajı hareketli yapısı, temiz berrak denizi ve eğlenceli insanları ile Cunda'nın adasında popüler plajlarından. Sakin çevresi diz seviyesini geçmeyen ılık denizi ve incecik kumsalıyla özellikle küçük yaşta çocuğu olan aileler için ideal olan Pateriça Plajı, şehrin içinde kalmış ulaşımı en kolay ancak çok fazla büyük olmayan sakin bir plaj olan Cunda Plajı, Türkiye'nin ilk boğaz köprüsünün yakınında bulunan ve küçük bir kumsala sahip Duba Plajı tertemiz bir denize sahip. Biraz daha lüks bir alternatif, eğer rezervasyon yaptırmadan yer bulabilirseniz; Ortunç. Bu arada Cunda'da tekne turu da yapabilirsiniz. Vaktiniz varsa, birbirinden güzel koyları görebileceğiniz ve mükemmel bir denizin tadını çıkaracağınız ekstra bir gün de tekne turuna ayırmalısınız. Değişik kokteyler için Orman Cunda bizim önereceklerimizden. Cunda'da Perşembe günleri pazar kuruluyor. Taze ot, meyve, sebze almak için ideal bir opsiyon. Burada aslında herşey alabilirsiniz ama özellikle nokta atışı bir öneri istiyorsanız; Sepet peyniri veya Cunda tulumu, Girit leblebisi, Sele zeytini, Sakızlı kurabiye diyebiliriz. Bunun dışında hediyelik eşya, sabun, lor peyniri, zeytinyağı vs almak isteyenler 15 Eylül Cad., Çarşı Cad. ve Mevlana Cad. üzerinde bir o yana, bir bu yana salınabilirler. Cilveli Bar, Cielo Bistro bar ortamı arayanların imdadına yetişiyor. Biz sadece sabah fotoğraflarını çekip önünden geçtik dolayısıyla gece ortamı nasıl pek bir fikrimiz yok. Güzel olduğunu duyduk ve farklı farklı yerlerde de okuduk. Çarşı Caddesine çıkan sokaklardan birinde yer alan butik otel ya da pansiyonları tercih edeblirsiniz. Biz Vino şarap evinin ilerisinde yer alan eski köşkten bozma bir butik otelde konakladık. Adı: Eolos House Otel. Temiz, samimi, uygun fiyatlı ve lokasyon olarak da çok ideal bir oteldi açıkcası. Gece dışarı çıktıktan sonra parmak arası terliklerle eve yürüyerek dönmek çok büyük bir özgürlüktü ancak dar arnavut kaldırımlı sokaklarda araçla ilerlemek ya da park etmek tam bir felaket. Birinden birini tercih edeceksiniz artık. Biz her halükarda yeme-içme yerlerine yakın olan bir otel/pansiyon tercih etmenizi öneririz. İstanbul'dan Cunda'ya gidecek olanlar için birkaç alternative mevcut. Karayolu ile: İstanbul'dan araçla 5,5 saat sürüyor adaya ulaşmak. Deniz yolu ile: IDO ile Avrupa yakasından Yenikapı-Bandırma ya da Yenikapı-Bursa deniz otobüsleri ile, Anadolu yakasından ise Pendik- Yalova feribotu ile yolculuğunuzu bir müddet denizden giderek rahatlatabilirsiniz. Feribot ve araç ile yapılacak bu yolculukta toplamda 5,5 saat sürecektir. Ayrıca Eskihisar- Topçular arabalı vapurunu da tercih edebilirsiniz. Uçak ile: Cunda'ya ayrıca otobüslerle ya da Pegasus'un İstanbul-Edremit uçuşundan sonra toplu taşıma ile de ulaşmanız mümkün."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/hamburgda-gorulmesi-gereken-11-bolge", "text": "Kuzeyin İncisi Hamburg'un En Ünlü Bölgeleri.. Hamburg büyük bir yüz ölçümüne ve özür ruhlu Hamburger'ler ile bölgeden bölgeye farklılık gösteren bir şehir. Hamburger derken Hamburgluları kastediyoruz tabii shshs.. Öyle ki bölgeler arasında kalın duvarlar olmamasına rağmen, farklı bir bölgede olduğunuzu hemen hissedebilirsiniz. Hamburg zengin bir şehir. Zenginliği en başta Avrupa'nın 2. en büyük liman şehri, sonrasında da birçok lider üretici markanın doğduğu ve genel merkezlerinin olduğu şehir olmasından geliyor. Tabii bir de Almanya'da yer alması da sayılabilir 🙂 Durum böyle olunca da, özellikle Almanya'ya gelen göçmenler için bir cennet olmuş. Bu göçmenlerin en başında Türkler'in olduğunu söylemeye gerek bile yok shshs.. 1- WİNTERHUDE BÖLGESİ: Hamburg'un kuzeyinde yer alan bölge, nezih ve gösterişli evleriyle tam bir İstanbul Boğaz'ındaki havaya sahip. Bölgede olduğunuzu, Hamburg'un geneline hakim olan kiremit renginin, beyaza dönüşmesinden kolaylıkla anlayabilirsiniz. - Winterhude Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Schanzenpark, Planetirium 2- SCHANZE BÖLGESİ : Hamburg'un en küçük ve gün geçtikçe popülerliği artan bölgelerinden biri. Dünya'nın birçok yerinde olduğu gibi, aslında orta sınıf halk ve faklı kültürler ve etnik grupların tercihi olan yerler, günümüzde popüler... Graffitilerle dolu Schanze sokakları da bunlardan biri olmuş... Tabii birçok kafe ve restoranın da dış mekan görseli olmuş sanki 🙂 Bölgede yer alan en dikkat çekici bina ise Die Rote Flore. - Schanze Bölgesi' ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Die Rote Flore - St. Pauli Bölgesi' ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Uebel & Gefahrlich, Millerntor Stadyumu, Hamburger Dom, Planten un Blomen Park, St. Pauli İskelesi, Hamburg Limanı, Park Fiction, Hamburg Balık Pazarı, U-434 Denizaltı, Fischmarkt Hamburg-Altona Gmbh, Sixt Autovermietung Hamburg Cruise Center Altona, Dockland, Elbtunnel, Gemi Müzesi, Reeperbahn Caddesi, Beatles-Platz ile Herbertstraße. 4- NEUSTADT BÖLGESİ: Küçük Alster Gölü ile limana doğru nehir kıyısını kapsayan alan, şehir merkezinde yer alıyor. Tarihi yapıların yanı sıra, alışveriş yapmak için de Neustadt, Hamburger'ler, yani Hamburglu'lar bu bölgeyi tercih ediyor. Çünkü ünlü Alsterarkaden, Jungfernstieg, Colonnaden ve Neuer Wall Caddesi Neustadt' ta yer alıyor. - Neustadt Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Johannes-Brahms-Museum, Hauptkirche St. Michaelis, Krameramtsstuben, Michelwiese Parkı, Rickmer Rickmers, Küçük Alster Gölü, Alsterarkaden, Jungfernstieg, Colonnaden, Nivea Mağazası, Neuer Wall Caddesi 5- ALTONA BÖLGESİ: Almanların eskiden girmeye çekindiği, çoğunlukla Türklerin yaşadığı bölge şimdilerde trend olan bölge. Fatih Akın'ın yaşadığı ve filmlerini kameraya aldığı bölgede, Fatih Akın'ın Duvara Karşı filminde Birol Ünel'in takıldığı barı yani Zoe Bar Clemens'i kapanmış olsa da hala görebilirsiniz... Altona Bölgesi, sokaklarını arşınladıkça keşfedeceğiniz bir bölge... Bu yüzden bir sokaktan diğerine geçip, renki ve salaş restoran /kafelerde vakit geçirmenizi tavsiye ediyoruz. - Altona Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Rosengarten, Donners Park, Heinepark, Platz der Republik, Jüdischer Friedhof Altona - Rotherbaum Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Büyük Alster Gölü, Kennedybrücke Köprüsü - St. Georg Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Dompfarramt St. Marien, Kunst und Gewerbe Museum - Hamburg-Altstadt Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Hamburg Tren İstasyonu, Kunsthalle Hamburg, Sankt Jacobi Kilisesi, St. Peter Kilisesi, Mönckebergstraße Alışveriş Caddesi, Europa Passage, Thalia Theatre, Raboisen Caddesi, Hamburg Belediye Binası ve Rathausmarkt, Bucerius Kunst Forum, Kleine Aster, Alter Wall, St. Nikolai Memorial, Çikolata Müzesi, Deichtorhallen, Spigel Online - Speicherstadt Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler : Dialog im Stillen / Consens Ausstellungs, Dialog im Dunkeln, Kaffeemuseum Burg, Hamburg Port Authority AöR, Hamburg Dungeon, Miniatur Wonderland, Speicherstadt Kaffeerösterei, Speicherstadtmuseum, Spicy's Gewürzmuseum 10- HAFEN CİTY: Eskiden Kehrwieder and Wandrahm olarak anılan, Hamburg'un endüstri bölgesi. Avrupa Birliği ile birlikte gümrük limanlarının, büyük yük gemilerinin ve artan güvenlik nedenleriyle Alman ekonomisinin gerilemiş. HafenCity küçültülmüş ve endüstri bölgesinde İspanyol firma EMBT tarafından yürütülen proje, oteller, ofisler, restoranlar, alışveriş yerleri, yaşama alanları ile yeniden yapılandırmaya gidilmiş. Bu proje Avrupa' nın en büyük yeniden yapılandırma projelerinden biridir. Yeni bina yapıları, halka açık parkları ile Hamburg' un modern yüzünü simgeliyor. - HafenCity Bölgesi'ndeki Görülmesi Gereken Yerler: Elbphilharmonie Hamburg, Interrnational Maritime Museum Detaylı Hamburg turu için linke tıklayınız."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/hamburgun-en-unlu-7-alisveris-caddesi", "text": "- Neustadt'da yer alan; Neuer Wall, Alsterarkaden, Große Bleichen, Poststraße ve Colonnaden Caddeleri - Altstadt'da yer alan; Mönckebergstraße Alışveriş Caddesi ve Bergstraße' deki Europa Passage Alışveriş Merkezi Hemen Hamburg alışveriş rotamızdan ilerleyerek kendimizi alışveriş çılgınlığına bırakalım.. 1- COLONNADEN: Gustav Mahler Platz'in iki yanında uzanan ve Küçük Alster 'in şehir merkezi tarafında yer alan cadde, 1974 yılından bu yana yayalara ayrılması özelliği ile Hamburg'un en eski yaya yollarından. Birbirinden farklı markaların yer aldığı mağazaları, farklı mimarilerdeki binalarda bulabilirsiniz... Caddenin hemen başında, Jungfernstieg'in sonunda Hamburg'un en ünlü markalarından Nivea Mağazası mağazasını gezmelisiniz. Kendini Türk markasıymış gibi hissettiren ve uzun zamandır ülkemizde olan Nivea'nın bu mağazasının Dünya'da örneği yok diyebiliriz. 2- POSTSTRAßE: Große Bleichen Caddesi'nin üst kısmında, Poststraße Caddesi ile kesişen alanda da birbirinden farklı kaliteli markanın zincir mağazası yer alıyor. Bunlardan bazıları; Stefanel, Timberland, Red Wind ayakkabı Mağazası, the North Face, Barbour.... 3- GROßE BLEİCHEN: Neuer Wall'a paralel olan ve Jungfernstieg'in solunda yer alan caddede, sanat galerisi, Abercrombie & Fitch, Tom Tailor, Muji Hamburg gibi zincir kaliteli markaların mağazaları yer alıyor. Ayrıca tarihi Alte Post binası da bu caddede yer alıyor. 4- NEUER WALL: Avrupa'nın kaliteli 10 alışveriş caddesinden biri olan Neuer Wall'a, Hamburg'un Champs-Elysees'i desek yeridir. Jungfernstieg'dan Stadthausbrücke'e uzanan yaklaşık 1 kilometre uzunluğunda caddede, uluslararası en ünlü markaların mağazaları yer alıyor. Dolayısıyla en pahalı markaları bulacağınız bir cadde... Caddenin iki tarafında, Hamburg'un en prestijli ve lüks, takı, giyim, ev dekorasyonu, tasarım mobilya, haute couture mağazaları sizi büyülüyor olacak. Peki hangi markaları göreceksiniz; Gucci, Louis Vitton, Jil Sander, St. Emile, Escade, Akris, Marc Cain bunlardan başlıcaları... Ayrıca mücevher için; Frey Wille, saat için Montblanc, erkek giyimi için; Ladage & Oehlke, mobilya için; Bornhold da bu ışıltılı caddede yer alan bazı diğer mağazalar.... 5- ALSTERARKADEN : Binnenalster bittiği yerde yer alan Jungfernstieg'in solunda yer alan Alsterarkaden, Hamburg'un en eski çarşısı. Kuğuları, tarihi dokusu ile Brugges'u anımsatan Alsterarkaden, Hamburg'un görmeden gitmemeniz gereken yerlerinden... Kendinizi Akdeniz kıyısında hissettirecek çarşıdan, Neuer Wall'a uzanan tavan süslemeleriyle dolu beyaz kemeraltlarından geçerek, lüks markaların olduğu mağazalardan alışveriş yapabilir, birbirinden lezzetli yemeklerin sunulduğu restoranlarda, Kleine Alster Kanalı'nın karşı tarafında bulunan Rauthaus manzarası eşliğinde mola verebilirsiniz. Eğer yola devam derseniz, kanalı takip ettiğinizde Elbe Kanalı'na kadar gidebilirsiniz. 7- MÖNCKEBERGSTRAßE: Daha hesaplı mağaza zincirlerinin yer aldığı caddede bulabileceğiniz markalar arasında; C&A, Adidas Mağazası, Mango, H&M, Fielmann gibi mağazalar yer alıyor. Tarihi St. Peter Kilisesi'nin de bu caddede yer alıyor."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/hannover-yakininda-gezilecek-yerler", "text": "Hannover'e geldiniz, şehrin altını üstüne getirdiğiniz ve hala vaktiniz var. O zaman buralara kadar gelmişken yakın şehirleri gezmeden olur mu? Olmaz. Hele ki Almanya'da tren sistemi bu kadar gelişmiş ve konforluyken.. Bu harita Braunschweig ve Wolfsburg şehirlerini içeriyor. Ürün yerleştirme der gibi oldu ama siz anladınız.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/hong-kongda-alisveris-yapmayani-doverler", "text": "Hong Kong öyle bir şehir ki adımınızı attığınız her yerden en az bir iki parça bir şey almadan kafanızı çevirip geçemezsiniz. Açık sokak pazarlarının yanında ultra lüks AVM'ler ve en ünlü dünya markalarının inci gibi yanyana dizildiği Nişantaşı gibi şık sokakları, antika ve hediyelik eşya standları ile her zevke ve bütçeye hitap ediyor bu şehir. Hong Kong'da iki kişi iki günde sadece 100 euro harcayarak çok rahat bir şekilde hem karnını doyurabilir hem de alışveriş yapabilir ya da en az kişi başı 1000 euro harcayarak sırf alışveriş yapıp valizi ikiye katlayabilir! Tamamen zevk, tercih ve tabii ki bütçe meselesi. Sham Shui Po: Daha ziyade otantik bir Hong Kong tecrübesi edineceğiniz, daha az turistik bir bölge. Burada elektronik ve giyim üzerine birçok seçeneği bulmanız mümkün. Mong Kok: Hem alışveriş ve hem de turistik olarak gezmek için en ideal lokasyonlardan biri. Birbirinin peşi sıra dizilmiş, Ladies Market, Bird Market, Jade Market ve Flower market sadece birkaç dakikalık yürüyüş mesafesinde. Nathan Road denilen cadde ise bu açık sokak pazarlarının ortak caddesi ve \"The Golden Mile\" olarak bilinir. Cadde boyunca dizilmiş çok sayıda cafe ve restoran, alışverişten yorulanlara dinlenmek için mükemmel bir kolaylık sağlıyor. Hollywood Road ve Cat Street: Hollywood Sokağı ve paralelindeki Cat Street özellikle antika ürünler ve el işçiliği ile aklınızı başınızdan alacak parçaların satıldığı daha butik yerler. Biz eski püskü şeyleri incelemekten, kurcalamaktan inanılmaz bir zevk duyduğumuz için, bu iki caddede yürürken her dükkana girip, her standda durmamak için kendimizi frenlemek zorunda kaldık. Tsim Sha Tsui: Harbour City gibi alışveriş merkezlerinin dışında kişiye özel dikim ürünler bulabileceğiniz Sam's Tailor gibi markaların yer aldığı Kawloon yarımadasında bulunan bu bölgede ayrıca takı ve aksesuar, elektronik ürünler ve bir çok dünya markalarını bir arada bulmak mümkün. Bölge aynı zamanda turistik olarak gezilmesi gereken önemli bir konumda ve mükemmel bir manzaraya da sahip. Özellikle mağazaların geç saatlere kadar açık olması nedeniyle bu bölgeyi Hong Kong gezinizin \"akşam durağı\" olarak değerlendirebilir bu sayede de hem alışveriş yapabilir hem de gece ışıklar altındaki mükemmel Hong Kong manzarasının keyfini çıkartabilirsiniz. Causeway Bay: Gece geç saatlere kadar açık bir çok alışveriş mekanı, ünlü markalar ve büyük AVM' ler bulabileceğiniz bir cadde. Hong Kong'da alışverişin mekkesi olarak ünlenmiş ve şehrin en geç saatlere kadar açık olan AVM'lerinin yer aldığı bir bölge ki bu sebeple de buraya \"city wihout night\" yani gecesi olmayan şehir deniyormuş. Causeway'de Lee Gardens, Times Square, Fashion Walk, SOGO gibi yerlere gidebilirsiniz. Central: Pacific Place, Landmark Alexandra, Landmark Chater, Jardine House, Exchange Square, Landmark Prince ve IFC gibi alışveriş merkezlerin bulunduğu bu merkez bölgesi lüks ürün seçenekleri ve son moda ürünleri ile dikkat çekmektedir. Stanley: Özellikle alışverişi ve yeme içmeyi sevenlerin tercih ettiği sakin bir bölge. Giyim, aksesuar ve el işi ürün satışı ağırlıklı daha yerel bir muhit. Gelelim bizim Hong Kong bütçe detaylarımıza.. Biz Hong Kong için ayırdığımız bütçemizi kıyafet veya elektronik ürün almak yerine ulaşım, yemek ve küçük hatıra eşyalar almaya ayırdık. Sebep? Hong Kong bizim \"Mega Uzak Doğu\" turumuzun ilk durağıydı. Bu yüzden bu 10 günde 5 ülke kapsayan bu turda valizimizin son ana kadar olabildiğince hafif olmasını tercih ettik. Ayrıca en son noktamız olan Bali'nin buralardan çok daha ucuz olduğu duyduk ve bu sebeple de cüzdanımıza uzanmaya kalkışan ellerimizi epey kontrol atında tuttuk. - 6'lı chopstick : 20 HKD - 2 tane güneş enerjisi ile çalışan kedi : 40HKD - 4 tane magnet : 70 HKD - Çin yeni yıl süslemesi : 16 HKD - 2 tane porselen çin çay bardağı ): 256 HKD - İki adet McDonalds menü: 62,5 HKD - Bir porsiyon balık topları: 12 HKD - Taze sıkılmış meyve suyu: 17,5 HKD - İki americano kahve: 68 HKD - Çin çayı ve tatlı dumpling: 128 HKD - Coconut milk: 18HKD - 2 porsiyon noodle soup ve 2 bira: 89 HKD - Bir paket winston: 57 HKD - 7/Eleven' dan dilim peynir+ ekmek: 32 HKD ) - Ulaşım : 270 HKD (metro, taksi, ferry, otobüs ve 70 HKD Lantau adası day pass dahil) Bu kırılımdan da anlayacağınız toplam harcamamız içinde yemek, içmek ve alışveriş yapmaktan daha fazlası ulaşım için gitti. Baştan bu kadar fazla ulaşım aracı kullanacağımızı düşünmemiş ve dolayısıyla da sınırsız bilet almamıştık. Üzerine ikinci günümüzde 15.000 adım yol yürüdükten sonra daha fazla dayanamayıp taksiye binmeye karar verdik. Bu da harcamamızı epey şişirdi. Ancak denenebilecek her türlü şeyi denediğimizi ve alınabilecek önemli hediyelik eşyaları aldığımızı düşünüyoruz. Dönüp baktığımızda ah keşke şunu da alsaymışız dediğimiz pek birşey yok aslında."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/ibretlik-yol-hikayesi", "text": "Bazen heyecanla çıktığın gezi, gezi olmaktan çıkar. Heyecanla çıktığın yol hemencecik bitiverir ya, bitmez. Yollar uzar da uzar, zaman geçmek bilmez.. Bu bir gezi blogu değil mi? Artık kısa hikayeler mi yazacaksınız diye kafanızdan geçirmeyin. Sakin... Bu bir yol hikayesidir. İşte o yolların hiç bitmediği, bir gezide başınıza gelebilecek en olmaması gereken olayların yaşandığı, büyük bir şevkle çıkılan yolun nasıl ızdıraba dönüştüğü ibretlik bir yol hikayesi.. Yoo yoo abartmıyoruz. En iyisi bu blog post neden yazıldı, bu gezi yazısından çıkaracağımız kıssadan hisse nedir başlayalım.. \"Ayrı ayrı niye gitmiyorsunuz?\" diyenlere; bizim biraz göbeğimiz beraber kesildi gibi bir durumumuz vardır. \"E daha pahalı olmayacak mı\" diyenlere; Mottomuz ne? Ekonomik seyahat rehberi. Yani tabii ki daha ucuz. Ben yola çıktım İstanbul'dan. Uçakta bir hareketlilik. Ama anons yok. Ve biz aktarma yapacağımız Frankfurt Havaalanındayız. Fakat bir gariplik var. Kontuara aktarmalılar grubu olarak gittik fakat ne kontuar açık ne de ekranda uçak bilgisi var. 1 saat içinde olan aktarmalı Paris uçağı ne havada var ne karada... Ve yaklaşık 3 saat olan bekleyişten sonra beklenen bilgi: Hava muhalefeti nedeniyle uçak seferleri iptal!!! Yapacak hiçbir şey yok... Luftansa Havayolları yetkililerini gönderdi ve biz mahsur kalan aktarmalı uçuşu olan yolcularını shuttlelar ile en yakın otele yerleştirdi. Güzel güzel yemek yiyip, temiz temiz odalarda kaldık. Bavul! Aktarmalı uçuş olduğu için rahat rahat bavul yerine bavulumuzu bekliyoruz. Zaten Frankfurt'ta da bavulların sorun olmayacağı bilgisi verilmişti. Fakat bekle bekle bavul yok! Yanlış olmasın: bavulumu en az 5 saat bekledim! Artık Hamburg uçağı zamanıydı. Fakat ekranlarlardaki tüm griler de kırmızıya döndü! Hiçbir uçuş yok! Dünya'nın hava trafiği kapanmış! Ve artık bizim Hamburg uçağı için 10 dakikamız var. Tabii umut fakirin ekmeğidir... Ama zaman aleyhimize işliyor çünkü Christmas Eve'de Hamburg'da olmamız gereken bir yemek var. Ve akabinde gitmemiz gereken 3 ülke daha! Artık bir çaresi olmadığını anlayınca, CDG'un hemen altındaki tren garına koştuk. Tabii tek biz değilmişiz böyle parlak fikre sahip. Çünkü Hamburg'a bilet bitmiş! 2. seçenek olarak, Paris'e tren ile gittik. Ve şansımızı şehir merkezinden deneyelim dedik. Gare de l'Est zaten kalabalıktır ama o gün insandan geçilmiyor! Herkes havaalanından gara gelmiş. Trenlerde yer yok. Gişedeki görevliye şebeklik! Duygu sömürüsü! Yalvarış! Evet hepsini yaptık. En son adamın adının Muhammed olduğunu görüp; \" Everything is for the better!\" demişliğim var. Hala dalgasını geçeriz. Önce alarm ile birlikte gelen bir anons kulağa tanıdık geldi. Sonra yataktan kalkmaya çalışırken ikimizde birbirimize baktık bir şey söylemeden.. Birden fark ettik ki tren duruyor. Ama daha yarım saat var deyip bavulları alıp aşağı indik ki! Kocaman puntolarla: Metz! Yani Fransa! Yani Fransa'dan çıkamamışız daha. Yani Paris'in 332 km ötesindeyiz! Ve bize tanıdık gelen ise SCNF'in ezberlediğimiz melodisiyle anonsu! Tüm tren dışarıda. Öğrendik ki haraket ettikten yarım saat sonra tren durmuş! Bir yolcu kardeş; \"Hiç bir şey duymadınız mı alla alaa\" derken nasıl bir derin uykuda olduğumuzu anlatamadık bile. Prag'da otelimize geldi, yaklaşık 1 hafta sonra.. Luftansa baya iyi bu konuda.. Tabii o kadar yola bavul da dayanamamış ve kenarı kırılmıştı. Önce fotoğraflarını çektik sonra Luftansa Call Center'ı arayıp ve durumu izah ettik. Sonra email adresimize form gönderdiler ve bavulun tahmini tutarını emailleşmemiz sonrasında tamamını ödediler. Hepsini geri aldık Hatta Luftansa bavulu ulaştırdıkları zamana kadar olan harcamaları da ödedi.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/ibrice-limaninda-ilk-tuplu-dalis-maceramiz", "text": "Saros körfezinde yapabileceğiniz aktivitelerden ve keşfedilmeyi bekleyen koylardan daha önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Şimdi geldik bir başka maceraya. Tüplü dalış 🙂 Bizim ilk denememiz olduğu için 1 yıldız eğitimi yerine önce \"discovery\" yani \"keşif dalışı\" yapmayı tercih ettik. Sevmeyeceğimizden değil ama becerip beceremeyeceğimizi görmek için önce bir deneme yapmak istedik:) Uzun zamandır uygun bir anı yakalayabilmek için fırsat kovaladığımız ve bizi çok ama çok heyecanlandıran bu adrenalin dolu spor için de İbrice'yi tercih ettik. Neden mi? Çünkü bu sulardaki derinliğin 45 metreye kadar gitmesinden dolayı derin dalış olanağı bulunuyor. Savaştan kalma batık gemiler için yuva görevi yaptığından, bölgenin en iyi balık çıkan yeri de burada. Bu sebeple, daha denize adımınızı atar atmaz yanınızdan geçen irili ufaklı bir çok balık ve birbirinden farklı deniz canlılarını görebiliyorsunuz. Durum böyle olunca da neredeyse tüm dalış okulları, teorik eğitimlerinden sonra 1 yıldız pratik dalış eğitimlerini vermek için de Saros'a çadır konaklamalı geziler düzenliyor. Biz de eğitimimizi yerinde alalım dedik shshs.. Gelelim İbrice'deki dalış maceramızın ayrıntılarına.. Öncelikle internetten biraz araştırma yaparak birkaç alternatif arasından tercih ettiğimiz kulübü yani İbrice Dalış Merkezini arayarak rezervasyon yaptırdık. Yarım saat ve 15 dakika olmak üzere iki discovery dalışı alternatifi arasından tabii ki yarım saatlik olanı tercih ettik ve heyecanla yola koyulduk. İstanbul'a en yakın dalış merkezlerinden biri olan İbrice limanı sanki \"dalgıç olmayan giremez.\" der gibiydi. Daha limana gelmeden dikkatimizi çeken dalgıç pansiyonları limana iner inmez yerini çadırlara bıraktı. Yol boyu sıralanmış taze sebze, meyve, zeytin, köy ekmeği, zeytinyağı satan tezgahlar birer birer gözden kayboldu. Ormanlık alanlar ve birbirinden şirin köyleri geçerek sonunda ulaştığımız liman ise tam anlamıyla bakir ama dalgıç kıyafetleri ile ortalıkta dolananlar tarafından çoktan keşfedilmiş bir balıkçı barınağı olarak bize \"Hoşgeldiniz.\" dedi. Hemen fark ettiğimiz ufak bir ayrıntı da neredeyse burada park eden tüm araçların arka tamponunda yapıştırılmış dalgıç çıkartmaları shshs.. Liman, biri balıkçı teknelerin park alanı ve tekne ile dalış yapacakların hareket noktası, diğeri ise dalgıçların deniz ile buluştuğu iki küçük koydan oluşuyor. Tarihi liman, dalgalara kapalı bir haliç çevresinde kurulmuş. Edindiğimiz bilgiye göre, zamanında, İzmir'den Gökçeada'ya gelen gemiler, yüklerini bu limana boşaltırlar, develerle Uzunköprü'ye taşınan ticaret malları buradan da trenle İstanbul' a gönderilirmiş. Bu virajlı dağlık yollarda ilerlerken resmen develere acıdık.. Neyse, limanda gümrük binası, hamam, ticaret mağazası gibi üniteler bulunurmuş. Şimdi, yalnızca kalıntıları görülen binalar, bölgenin ikinci derece SİT alanı olması nedeniyle yıkılmış. Limanda artık sadece bir adet kafe, birçok dalış merkezinin ofisi ve çadırlar bulunuyor. İbrice Limanı Keşan Belediyesine bağlı Mecidiye köyünde yer alıyor. İstanbul yönünden Gelibolu'ya doğru gelirken sırasıyla Silivri, Tekirdağ, Malkara ve Keşan'ı geçtikten sonra Mecidiye-Erikli tabelasından sağa devam ediyorsunuz. Çanakkale yönünden gelirken ise Keşan'a varmadan küçük bir kavşaktaki bu tabelayı hemen göreceksiniz. Eğer kendi aracınız ile gelecekseniz, GPS kullanarak İbrice Limanı'nı elinizle koymuş gibi bulabilirsiniz. İstanbul'dan otobüs ile gelmek isteyenler ise İstanbul Seyahat'i tercih edebilirler. Otobüsle, Keşan Otogarına kadar bile gelseniz Erikli, Mecidiye ve İbrice'ye minibüsler mevcut. Yani ulaşım konusunda herhangi bir sıkıntı çekeceğinizi düşünmüyoruz. İbrice Limanında, YDM, İbrice Dalış Merkezi, Mavi Ege olmak üzere birçok dalış merkezi var. Google haritasında sadece iki tane dalış okulu gösterildiği için, biz bu kadar fazla olabileceğini tahmin etmemiştik. Herkes birbirinin arkadaşı gibi burada. Sanki bir dalgıç köyü ve herkes birbirini tanıyor. Oldukça sıcak ve samimi olan bu ortamda hiç kasılmıyor, hemen siz de dalgıçların günlük rutinine ayak uyduruyorsunuz. Daha ilk 5 dakikadan sonra sanki yıllardır buraya geliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. İnsanlar hangi kulüpten olursa olsun size yardımcı olmak için hazır. Çoluğu çocuğu ile gelenlerden tutun da, babanesi dedesiyle gelenlere kadar sanki herkes burada. İbrice dalış merkezinde bizi karşılayan Derya Hanım, telefon görüşmemizde de hissettiğimiz gibi çok sıcak ve içtendi. Aynı şekilde hocamız Gürkan bey ve bu dalışta bize eşlik edecek 3 yıldız dalgıç olan eşi inanılmaz samimi insanlardı. Ofiste verilen kısa birefte sorduğumuz onca soruya üşenmeden cevap veren, denize doğru yüklerimizi kuşanıp giderken mızmızlanmamıza kulak asmadan espiriler yapan, denizin altında da paniklediğimiz anlarda bizi sakinleştirip güven veren bu iki güzel insana bir kez daha teşekkür ederiz. İbrice'ye hafta sonu eğitim için gelen kulüpler genellikle çadır konaklama yapıyorlar. Limanda çadırınızı kurabileceğiniz bir çok alan mevcut. Dalışların yapıldığı küçük koyda yer bulabilirseniz ne ala ama bulamazsanız da limanın etrafında kısa bir yürüyüş ile en sakin ve güneş almayan noktaya konabilirsiniz. İbrice limanına uzanan yol boyunca ve geçtiğiniz Mecidiye köyü içinde birçok pansiyon, kamping alanı, motel göreceksiniz. Ayrıca İbrice'ye yaklaşık 20 dakika mesafede yer alan Erikli' de ise her iki evden birisi kiralık. Muhteşem bir kumsalı ve eşsiz bir denizi olan Erikli ise oldukça yazlık bir yer. Restoranlar, süpermarketler, açık halk pazarı ve daha ne ararsanız bulacağınız, kesinlikle \"gelişmiş\" denilecek bir sayfiye alanı burası. Erikli kumsalında denize nazır çadırınızı kurabilir, karavanınızı park edebilir ya da bir pansiyona yerleşebilirsiniz. Yani özetle burada dalış yapıp bir gece konaklamak isteyen hafta sonu ziyaretçileri için konaklama seçenekleri sınırsız. - Dalmak ve denizin altında kendini unutmak herkesin ömründe bir defa da olsa tatması gereken duygulardan bir tanesi. - Saros körfezi dalış için tercih edilecek en güzel koylardan biri. İstanbul'a 3, 5 saat mesafede olan bu cennet koyu mutlaka ziyaret etmelisiniz. - Discovery dalışına dahil olanlar pratik eğitim, 5 metre dalış, balıkları beslemek ve fotoğraf çekimi. - Dalmaktan korkuyor ya da tedirgin oluyorsanız yanınızda şnorkel getirmeli ve birbirinden eşsiz bu denizin altını sadece belgesellerden değil canlı canlı kendi gözlerinizle görmelisiniz. - Saros körfezine kadar gelmişken burada keşfedebileceğiniz diğer muhteşem koyları gezmelisiniz. Bu koylar hakkında hazırladığımız detaylı yazımıza ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. - Saros aynı zamanda üzüm bağları ve yerel şarapları ile de ünlü Şarköy'e çok yakın bir konumdadır. Hazır gelmişken dönüşte Şarköy'e uğrayarak şarap tadımı yapmalısınız. Detaylar için buraya tıklayınız. - Saros'da dalış için çok fazla tercih edilen koylardan biri de Kömür Limanı'dır. Bu \"kesinlikle gidilmesi gereken\" gizli ve eşsiz koya yaptığımız gezinin ayrıntılarını buradan okuyabilirsiniz. Bu denememizden sonra artık teker teker o yıldızları alıp, profesyonel birer dalgıç olmayı kafamıza koyduk."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/ilham-veren-seyahat-sozleri", "text": "Bazen öyle anlar olur ki, çok iyi bildiğiniz bir şeyi o anda herhangi biri söyleyince sanki ilk defa duymuş gibi olursunuz... \"Aslında biliyordum\" dersiniz içinizden ama aslında ilk defa o an aydınlanmış gibi hissedersiniz. İçiniz kıpır kıpır olur ve o an, o söz sizin için tetikleyicidir. Hele o sözü söyleyen hatırı sayılır kişi ise.... - \"Yeni bir dil konuşmak, yeni bir dünyanın ve kültürün kapılarını açmaktır.\" Frantz Fanon - \"Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştirmez.\" Emile Zola - \"Öğrenmek istiyorsan seyahat etmelisin.\" Mark Twain - \"Dünyayı dolaşın. Görebileceğiniz bütün rüyaların en muhteşemi!\" Ray Bradbury - \"Seyahat için yaptığın yatırım kendin için yaptığın en iyi yatırımdır.\" Matthew Karsten - \"Gezgin bir yere varmak için değil, keşfetmek için seyahat eder.\" Goethe - \"İyi bir gezginin sabit planı ve varmaya niyeti yoktur.\" Lao Tzu - \"Gezgin önüne ne çıkarsa onu görür, ama turist neyi görmek istiyorsa onu.\" G. K. Chesterton - \"Gezmek yaşamaktır.\" Hans Christian Andersen - \"Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.\" Andre Gide - \"Turistler nereye gittiklerini, gezginler nereye gideceklerini bilemezler.\" Paul Theroux - \"Nereye gittiğini bilmiyorsan, her yol seni oraya götürür.\" Lewis Carroll - \"Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil.\" Epiktetos - \"Macera tehlikeli sanıyorsan, rutini dene; öldürücüdür..\" Paulo Coelho - \"Başka ülkeleri ne kadar çok görürsem, kendi ülkemi o kadar çok severim.\" Madame de Stael - \"Mantık, sizi A noktasından B noktasına götürür. Hayal gücüyse, her yere...\" Ainstein - \"Uzak dediğin, önce içinde birikir insanın; sonrası yalnızca yoldur...\" Murathan Mungan - \"Ay'ı hedefleyin. Iskalasanız bile yıldızların arasına iniş yaparsınız...\" Les Brown - \"Rüzgarın yönünü tayin edemeyiz ama geminin yönünü değiştirebiliriz.\" Senaca - \"Hayat varılacak yer değil, yolculuktur.\" Ralph Waldo Emerson - \"Tek gerçek yolculuk aynı gözlerle, yüz değişik ülkeyi dolaşmak değil; aynı ülkeyi, yüz değişik gözle görebilmektir...\" Marcel Proust - \"Hayat ya cesur bir maceradır ya da hiçbir şey!\" Helen Keller - \"Biz, hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için seyahat ediyoruz.\" Anonim - \"Bir yolculuğun en iyi ölçüsü katettiğin kilometreler değil, yolculuk sırasında edindiğin arkadaşlardır.\" Tim Cahill - \"Yolculuk önce seni sözsüz bırakır sonra da iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür.\" Ibn Battuta - Seyahat etmek, sessiz bir kimseyi bile iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür. Ibn Battuta - \"Dünyadaki yüzbin şehrin her birinde güneş benzersiz şekilde batıyor. Sadece bir defa buna şahit olmak için seyahat etmeye değer.\" Ryu Murakami - Bazılarımız daima seyahat eder; başka yerler, başka hayatlar ve başka ruhlar tanımak için. Anais Nin - \"Uzaklara gitmek, denizler, sınırlar, ülkeler, inançlar aşmak fırsatı çıktığı zaman hiç duraksama.\" Amin Maalouf - \"Uzaklara gittikten sonra tamamen değişmiş biri olarak dönmek gerçek bir mucize.\" Kate Douglas Wiggin - \"Seyahat etmek evrim geçirmektir.\" Pierre Bernardo - \"Seyahat etme mikrobu size bir defa bulaştıktan sonra artık tedavisi yoktur. Hayatımın sonuna kadar bu mikropla mutlu bir şekilde yaşayacağımı bilmek çok güzel bir duygu!\" Michael Palin - \"En uzun yolculuklar bile tek bir adımla başlar.\" Lao Tzu - \"Hayat bir kitaptır ve gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur.\" St. Agustine - \"Kişi bir yere gitmek için değil yeni şeyler görmek için yola çıkar.\" Henry Miller - \"Yol üstündeki çukurlara endişelenmek yerine seyahatin tadını çıkarmaya bak.\" Fitzhugh Mullan - \"Gittiğin yerlerden sadece yeni hatıralar al ve sadece ayak izlerini bırak.\" Chief Seattle - \"Senede bir defa daha önce hiç görmediğin bir yere git.\" Dalai Lama - \"Yolculuk bizi kendimize geri getirir.\" Albert Camus - \"Seyahat etmek, hayal gücümüzü gerçeklerle dengeler ve bazı şeylerin nasıl olduğunu düşünmek yerine onları görmemizi sağlar.\" S. Johnson - \"Gezmek bir zamanlar insan ve evren arasında var olan uyumu tekrar kurar.\" Anatole France - \"Hızlı ve hafif bir şekilde seyahat etmek istiyorsan, bütün düşmanlıklarını, kıskançlıklarını, bencellik ve korkularını geride bırakıp yola hafif bir şekilde çıkmalısın.\" Cesare Pavese - \"Her şey kötüye gittiğinde kendine bir tatil ısmarla.\" Betty Williams - \"Dünyanın diğer yarısında ay ışığını gördükten sonra ben eski ben değilim.\" Mary Anne Radmacher - \"Her gezen kaybolmaz.\" JRR Tolkien - \"Gezmek insanı alçakgönüllü yapar. Dünyada aslında ne kadar da küçük bir yer kapladığımızı görmüş oluruz.\" Gustave Flaubert - Kıyıdan uzaklaşmayı göze alamayanlar yeni okyanuslar keşfedemez. Andre Gide - \"Yaşa, seyahat et, maceraya atıl, şükret ve asla pişman olma.\" Jack Kerouac - \"Yaşamdan kaçmak için değil, yaşam bizden gitmesin diye seyahat ederiz.\" Anonim - \"Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiğidir.\" Bosna Atasözü - \"Ön yargı, taassup ve dar görüşlülüğün en iyi tedavisi seyahattir.\" Mark Twain - \"Para harcayarak sizi zengin yapacak tek şey seyahat etmektir.\" Anonim - \"Seyahat insanın dünyasını genişletir.\" Malcom X - \"Gözlem yapmayan bir gezgin kanatsız bir kuş gibidir.\" Moslih Eddin Saadi - \"Sadece gezen yeni yollar keşfeder.\" Norveç atasözü - \"Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.\" Paulo Coelho - \"Ne kadar uzağa gidersem kendime o kadar çok yakınlaşıyorum.\" Andrew McCarthy - \"Yolculuğa çıkmak her bedele ve fedakarlığa değer.\" Elizabeth Gilbert - \"Bir vatanın sahibi olmanın yolu; o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer.\" Mustafa Kemal Atatürk - \"Mesele son durağının neresi olduğu değil, nasıl anıların ve yaşanmışlıkların olduğudur!\" Penelope Riley - \"Çok yaşayan çok görür, çok gezen daha çok görür\" Arap atasözü - \"Seyahat etmek sana tolere etmeyi öğretir.\" Benjamin Disraeli - \"Gezmek ve yer değiştirmek akla yeni bir dinçlik getirir.\" Seneca - \"Öyle zamanlar olur ki; nereye gittiğin önemini yitirir. Çünkü asıl önemli olan, yanında kiminle gittiğindir...\" Tolstoy - \"Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.\" Paulo Coelho - \"Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu...\" N. F. Kısakürek - \"Bir kere yolunuzu kaybetmektense, iki kere sormak daha iyidir. \" Danimarka Atasözü - \"Keşfetmekten yılmamalıyız... Ve tüm keşiflerimizin sonu başladığımız yere dönmek ve orayı ilk kez tanımak olmalı...\" T. S. Elliot - \"Geride kalan kalbinizse, mutlaka geri dönersiniz.\" Marc Levy - \"Zihninde nereye kadar gidebiliyorsan, gerçekte de oraya kadar gidebilirsin... Her şey önce düşüncede başlar ve düşüncelerinden yaşama yansır.\" Figen Karaaslan - \"Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.\" Konfüçyüs - \"Hayatın, üstüne üstüne geldiğini düşünüyorsan \"yolculuk vakti\" gelmiş demektir...\" Figen Karaaslan - \"Güle güle\" diyebilecek kadar cesursan; hayat seni, yepyeni bir \"merhaba\" ile ödüllendirecektir.\" Paulo Coelho - \"Hayattaki gerçek keşif; kendini ve potansiyellerini bilmektir.\" Figen Karaaslan - \"Gitmek sadece bir eylemdir. Unutmak ise kocaman bir devrim.\" Nazım Hikmet - \"Gitmek için sebep çoktur ama sevmeye bahane arar kalan. Unutma, kapının koluna uzanacak yaşa geldiğinde, gitmeyi öğrenir insan.\" P. Coelho - \"Gitme zamanı gelmişse 'dur' demenin, zaman geçmişse 'dön' demenin ve aşk bitmişse 'yeniden' demenin; hiçbir anlamı yoktur.\" Marquez - \"Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor.\" Mark Twain - \"Gerçekten seviyorsan eğer, uzaklık gözünü korkutmamalı. Çünkü asla unutma; yanındayken bile uzaktı bazıları.\" Adam Fawer - \"Güzelliği bulmak için tüm dünyayı dolaşsak da; onu içimizde taşımıyorsak asla bulamayız.\" Ralph Waldo Emerson - \"Dinlerseniz, size her zaman doğru yolu gösteren bir sesin var olduğunu unutmazsınız.\" Thomas Hughes - \"Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen... Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden \"Nazım Hikmet - \"Dünyadaki bütün şehirler yok olabilir fakat gönüllerde yaşamaya devam eder...\" Petrus Gyllius - \"Oraya, zaten orada olduğunuzu fark ettiğinizde varmış olursunuz...\" Eckhart Tolle - \"Kendi gemisine kaptanlık etmeyen, vardığı limana şaşmamalıdır...\" Tom Robbins - \"Alıp başımı gitmek. Atsız arabasız. Alıp başımı düşlerin çıkmazından, karışmak taşa toprağa..\" Rıfat Ilgaz - \"Ayaklar, kalbin gittiği yere gider...\" Afgan Atasözü - \"Arkana bile bakmadan gitmek istersin. Öyle her şeyi bırakmana falan da gerek yok. Anıları bırakabilsen yeter..!\" Edip Cansever - \"Herkes gönlünce bir yol arıyor kendine. Ama bir gün, bir ses haykıracak göklerden \"Herkesin yolu kendine varır, arama başka yerde.\" Hayyam - \"Biz gezginler, en tenha yolu seçeriz. Günü bitirdiğimiz yerde, diğer bir güne başlamayız...\" Halil Cibran - \"Sana yolculuk yapmak istiyorum. Kes yüreğine giden bir bilet; \"CAN\" kenarı olsun.\" Cemal Süreyya - \"Başarı bir seyahattir, Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, Yolun sonunda değil. Mutlu olmanın zamanı bugündür, Yarın değil.\" Epiktetos - \"Dünya bir kitaptır ve seyahat etmeyenler, onun sadece bir sayfasını okurlar.\" Aziz Augustine - \"Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil...\" Paulo Coelho - \"Çok gez ve çok oku. Böylece, her durumda çok bilen olursun.\" Figen Karaaslan - \"Seyahat etmek; düşüncelerimizi değiştirmek ve ön yargılarımızdan kurtulmaktır.\" Anatole Franceda - \"Gezmek bir zamanlar insan ve evren arasında var olan uyumu tekrar kurar.\" Anatole France - \"Paris, her zaman iyi bir fikirdir.\" Audrey Hepburn - \"Güzel bir tatil, anca işinizi özlemeye başladığınız biter.\" Earl Wilson - - - - - -"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/ilk-kez-kendi-gezi-planini-yapacaklar-icin", "text": "Gezi planı yapmak başlı başına ciddi bir planlama ve zaman gerektirir. Bu süreç özellikle daha önce hiç tek başına kendi seyahat planını organize etmemiş olan kişiler için oldukça korkutucu olacaktır. Ama merak etmeyin bir iki defa tecrübe ettikten sonra artık çok iyi bildiğiniz hatta uzman olduğunuz bir işe dönüşecek. Hatta kendinizi bulduğunuz her fırsatta yeni bir yeri gezmek için plan yaparken bulacaksınız ve gerçekten keyif alacağınız bir işe dönüşecek. Sadece başlangıç için size yol göstermesi adına bu yazımızda adım adım bir seyahat planı nasıl organize edilir konusuna değineceğiz. Hadi başlayalım. 1- Nereye gitmek istediğinize karar verin. Bu kararı vermek gerçekten zor. Dünya' da o kadar güzel ve kesinlikle görülmesi gereken yer varken, nasıl tek bir tercih yapılabilir ki? Belki zamanında arkadaşlarınızdan duyduğunu tavsiyelere ve ya televizyon ya da internette gördüğünüz bir fotoğraf karesine istinaden aklınızda belirli bir ülke ve şehir vardır. Ama yoksa alın elinize bir harita ve göz gezdirmeye başlayın. 2- Daha fazla bilgi edinin. Gitmek istediğiniz yere karar verdikten sonra, birkaç blog ya da makale okuyarak, insanların tecrübelerini, yorum ve tavsiyelerini okuyun. Gidilecek en uygun zamandan tutun da, oralarda ne kadar para harcayacağınıza kadar birçok bilgi edinebileceğiniz bloglar gerçekten de kararınızı ya pekiştirir ya da istikameti başka bir yere çevirmenize sebep olabilir. 3- Rotanızı belirleyin. Gidilecek yere karar verdikten sonra, o şehirde nereleri görmeniz gerekir, gittiğiniz şehirde kesinlikle yapılması gerekenler nelerdir gibi ayrıntıları araştırmalısınız. Arkadaşlarınızdan, bloglardan, online forumlardan, seyahat kitaplarından edinebileceğiniz bu bilgiler işinizi çok kolaylaştıracak. Facebook arkadaşlarınız ya da hiç tanımadığınız couchsurfing insanları size inanılmaz lokal bilgiler verecek ve saklı yerler tavsiye edeceklerdir. Eğer seyahatiniz için bir zaman sıkıntınız yoksa yani kendi işinizin sahibi ve ya öğrenci iseniz, bu adım gittiğiniz şehirde kaç gün kalmanız gerektiğini de belirleyecektir. Belirli bir dönemde seyahat etmek zorunda olanlar için de zamanı efektif kullanmaya olanak sağlayacaktır. Rota belirlemek hem tatil dönüşü \"Keşke bir gün daha uzatıp şuraları da gezseymişim.\" gibi sızlanmaları ya da \"Çok uzun kaldık, iki günde yapılacaklar bitti.\" gibi vahlanmaları minimuma indirecektir. 4- Yolculuk tarihinizi belirleyin. \"Kaç gün\" ve \"nerede\" kalacağınızı belirledikten sonra sıra \"ne zaman\" gidileceğine geliyor. Bu kararı verirken yaz tatilinde ya da resmi tatillerde seyahat etmek yerine turistler tarafından daha az tercih edilen ve dolayısıyla hem uçak hem de otel fiyatlarının daha uygun olduğu dönemleri seçecekseniz, önce uçak bileti fiyatlarını kontrol edin deriz. Ajandanıza işaretlediğiniz bu seyahat dönemi için tüm işlerinizi ayarlayabileceğinizden ve ya bu dönemde işinizden izin alabileceğinizden de emin olmalısınız. 5- Uçak bileti rezervasyonunuzu yaptırın. Gitmeye karar verdiğiniz dönem yıl başı, bayram, resmi tatil gibi bir döneme denk geliyorsa uçak biletinizi şimdiden almalısınız zira son dakika da yer bulamayabilir ya da değerinin 3- 4 katı bir ücret ödemek durumunda kalabilirsiniz. Skyscanner, ekobilet gibi bilet fiyatı karşılaştırma websitleri ile hava yolu şirketlerinin kendi sitelerini eş zamanlı olarak inceleyin. \"Ucuz uçak bileti bulmanın püf noktaları\" konulu yazımız burada işinize yarayacaktır. Vizeniz yoksa, uçak biletinizi hemen almak yerine önce rezervasyon yaptırmalısınız. Birkaç dakika daha fazla zaman harcayarak, iptal ve iade koşullarını da okumayı ihmal etmeyin! 6- Otel rezervasyonunuzu yaptırın. Bu aynı zamanda vize almak için de gereken bir madde olduğu için eş zamanlı halletmeniz gereken işlerden biridir. Bunun için, airbnb. com, booking. com gibi uygun fiyatlı konaklama alternatiflerini karşılaştırabileceğiniz web sitelerinden yararlanmanızı tavsiye ederiz. Ayrıca, \"Konaklama, Yeme& İçme nasıl ucuza getirilir\" konulu yazımızı okumanızı öneririz. 7- Vize' ye başvurun. Nereye gideceğinizi, nerede ve ne kadar kalacağınızı artık biliyorsunuz, peki o ülke vize istiyor mu? Eğer istiyorsa, ilk iş konsolosluğun ya da vize merkezinin websitesinden gerekli evraklar listesini not edip, başvuru formunu indirerek ve vize ücretini öğrenin. Ne kadar zamanda vize verdiklerine bakarak çok geçe bırakmadan vize başvurusunda bulunun. Özellikle herkesin seyahate çıktığı dönemlerde vize merkezlerinde yoğunluk olabilir ve ya ülkenin politik durumları bir anda herşeyi değiştirebilir. Dolayısıyla bu oldukça hassas davranmanız gereken bir madde. 8- Harita çizin. Google haritası, internetten indireceğiniz şehir haritası ya da kitap evlerinden temin edebileceğiniz gezi rehberi üzerinde kendinize bir yürüyüş rotası hazırlayın. Görülmesi gereken müze, park, anıt, heykel, sanat galerisi, kütüphane ne varsa bu haritada işaretleyin. Bizim sürekli yaptığımız gibi günlük yürüyüş rotası hazırlamanız hem planlı gezmenize hem de zamanınızı daha efektif kullanmanıza yardımcı olacaktır. \"Tatile giderken valize koymayı unutmayın\" yazımıza kısa bir göz atmalısınız. 10- Esnek olun. Seyahat öncesinde, seyahat süresince %100 katı kurallarınız olmasın. Değişime ayak uydurabilmeli ve esnek olabilmelisiniz. Örneğin vize alamadınız, hemen farklı bir plana geçin. Planınızı yaptınız, yürüyüş parkurunuz belli ama bir heykeli görmeyi ve fotoğraflamayı atladınız, dünyalar başınıza yıkılmasın. Rota üzerinde bir müzeye gittiniz ama o gün kapalı ya da tamirat var, hemen üzülmeyin. Kendinizi sonuçtan ziyade sürece konsantre edin ve zevk almaya çalışın. Sonuçta gezmek harfi harfine uymanız gerekenlerden çok, keyif için yaptığınız ve kafanıza göre yönlendirebilme lüksünüz olan bir eylem.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/ingiliz-mutfagi-ne-yenir-ne-icilir", "text": "İngiliz mutfağı Türk mutfağı kadar zengin değil, kabul ediyoruz. Ancak yine de İngiltere'de hemen hemen her restoranın menüsünde karşınıza çıkacak çok tipik birkaç alternatif var ki bunların tadına bakmadan \"İngiltere'ye gittim.\" diyemezsiniz. İngiliz mutfağı genellikle çok yağlı, sunumlar iştah açıcı değil ve gittiğiniz yere göre fiyatlar biraz tuzlu. Fakat bir gezide olmazsa olmazlardan biri de gittiğiniz ülkenin kendine özgü yöresel yiyecek ve içeceklerinin lezzetini değerlendirmektir. Bu yüzden İngiltere gezinizi planlarken size ilham verecek ve menü seçiminizde işinizi kolaylaştıracak bu yazımızı okumanızı şiddetle tavsiye ederiz. 1- English Breakfast- İngiliz Kahvaltısı: Genellikle İngiltere'de bütün oteller, hosteller kahvaltı sunar ancak konaklamanıza kahvaltı dahil olsa bile en azından bir sabah yerel bir restoran ya da kafe' de \"English Breakfast\" yapmanızı öneririz. Ham, bacon, sosis, yumurta, mantar, soğan, kızarmış ekmek ve tatlı fasülye ile İngiliz çayı ya da kahve içerek bu kahvaltı kültürünü deneyimlemelisiniz. Sabah sabah bu kahvaltı biraz ağır gelebilir, kokusu ve görünümü de iştahınızı kaçırabilir ancak yine de çatalınızın ucuyla biraz tırtıklamanızı öneriyoruz. 2- Fish& Chips: Kesinlikle bir bira eşliğinde tadına bakmalısınız. Oldukça yağlı ve kalorili olabilir ama yine de tadı enfes ve İngiltere' den fish& chips yemeden dönemezsiniz. 3- \"Take- Away\" Dünya Mutfakları: İngiltere'de diğer dünya mutfakları yanında oldukça fazla Çin, Hint, Türk restoranı bulunmaktadır. Türk restoranı dediğimiz tabii ki kebabçılar ancak yine de Avrupa'da yer alan kebab kültüründe daha şık, kaliteli ve döner dışında meze, salata gibi diğer yemekler de mevcut. Tipik bir İngiliz aile özellikle cuma akşamlarını evlerine \"take-away\" bir menü alıp, film izleyerek geçirir. 4- Abur Cubur: İngilizler Abur-Cubur çılgınıdır. İngiltere sokaklarında yürürken cips, kurabiye, gazlı içecekler tükettiklerini hemen fark edersiniz. Tabii bu yeme alışkanlıkları vücut yapılarına da yansımıştır. Genelde kilolu olmalarına rağmen zayıf olsalar bile bel etrafındaki \"love handle\" denilen kısım dikkatinizi çekecektir. Sirkeli cips ve chocolate chip cookies bizim tavsiye edeceğimiz zararlı ama lezzetli abur cuburlardan. 5- Marks & Spencer Cafe: Marks& Spencer'ların kafe bölümlerinde kesinlikle bir tur atın ve birbirinden lezzetli paketlenmiş sandviçlerden bir tane alın. Havanın yağışsız, ılık ve güzel olduğu nadir bulunan günlerde İngilizler piknik yapmaya bayılır. Siz de mesela Londra iseniz, Hyde Park'a giderek, çimlerde oturun ve bizim tavsiyemiz olan M&S Cranberry sandvich'in tadına bakın. Bayılacaksınız! 6- Sunday Roast: Özellikle İngiltere ve İrlanda'da geleneksel bir akşam yemeğidir. Geleneksel olarak sadece pazar günleri tüketilen bu yemek, günümüzde her gün, her öğün, her restoranın menüsünde yer almaktadır. Kızarmış et üzerine gravy sos, yanında haşlanmış patates parçaları, bezelye, brokoli, havuç, karnıbahar, fasülye, pırasa gibi haşlanmış sebzeler ile servis edilir. Ayrıca \"Christmas Dinner\" olarak kabul edilir yani Noel akşamlarında özellikle tercih edilen bir menüdür. 7- Geleneksel 5 çayı: İngilizlerin meşhur \"5 o' clock tea\" ritüleni deneyimlemelisiniz. İngiltere'nin hemen hemen her yerinde, özellikle Bath gibi daha geleneksel küçük şehirlerde rahatlıkla bulabileceğiniz ve hem dekor hem de tarz olarak bayılacağınız çok sayıda retro ve modern \"tea room\" mevcut. Leziz bir bardak ingiliz çayı yanına sandviç veya bir dilim pasta ile bu geleneği tecrübe etmelisiniz. İngilizler siyah çayı genelde süt ile içerler. Oldukça yumuşak ve hafif olmasının yanında ne çaya ne kahveye benzer ama yine de tadı oldukça güzel. 8- Black Pudding: Siyah pudding denilen bu geleneksel yemek kahvaltıda da tüketilir. Biz kuru domuz kanından yapıldığını öğrendiğimiz için denemedik ki zaten görüntüsü de çok hoş değil ama siz \"Ben herşeyi yerim!\" derseniz buyurun. 9- Haggis: Koyun midesinin yulaf unu, tuz, bulgur, üzüm, fıstık ve bolca baharatla karıştırılmış, ince doğranmış karaciğer, kalp ve akciğer gibi haşlanmış sakatatlarla doldurulması ile yapılan bir pudingdir. Şalgam ve patates ile sunulan geleneksel bir İskoç yemeğidir. Edinburgh geziniz sırasında menüde es geçmemeniz gereken bir alternatif. 10- Bara Brith Bread: Galler bölgesine özgü, baharat, kuru üzüm ve kuş üzümü gibi kuru meyvelerden yapılan classic bir ekmektir. Genelde ılık ve kalın dilimler halinde servis edilir ve üzerine genellikle tereyağ sürerek yenir. 11- Salt Beef Bagel: 1880'li yılların sonuna doğru Londra' nın doğusunda Yahudiler tarafından icat edilmiş bir tür bagel. Bagel dediğimiz biliyorsunuz halka şeklinde mayalı hamurdan yapılmış bir tür unlu ekmek. Bu ekmeğin içine dilimlenmiş tuzlu et koymuşlar. Londra'da en popüler yerlerden biri olan Brick Lane Beigel Bake'e uğrayabilirsiniz. 12- Cider- Elma Şırası/ Şarabı: Aslında fermente edilmiş elma suyundan elde edilen bir alkol. İngiltere yasasına göre minimum %35 konsantre ya da taze elma suyu içermeli ve alkol oranı %1.2 ABV ila %8.5 arasında olmalı. İngiltere Dünya'daki en fazla elma şırası üretim ve tüketiminin olduğu ülke olduğu için her restoranın içecek menüsünde ya da tüm marketlerde kolaylıkla bulabileceğiniz bu içeceğin tadı elmalı bira gibi biraz değişik. Bir yudum alıp, sevip sevmediğinize karar vermenizi öneririz. 13- Ginger Ale- Zencefil Gazozu: İngilizler zencefil gazozunu hem sade olarak hem de kokteyllerde oldukça fazla kullanıyorlar. Türkiye'de de yeni yeni fark edilerek, İstanbul'daki kokteyl barlarda kullanılmaya başlayan bu içecek biraz keskin ama yine de bir yudum alınmalı belki sizin damak tadınıza uyacaktır. 14- PIMM's: Genellikle ilkbahar ve yazın restoranların dışındaki tebeşir tahtalarda \"PIMM's geldi\" gibi bir yazı görürseniz, 1-2 saat mola vermenizi ve bu hafif alkollü, buzlu, meyve pançının tadına bakmanızı öneririz. Limonata, soda, zencefilli gazoz karıştırılarak salatalık ve meyveler ile tatlandırılmış mükemmel bir tat. Tatil dönüşünde kesinlikle yanınıza bir şişe almak isteyeceğinizi garanti ediyoruz. 15- Viski- Whiskey: Tabii ki viski denilince akla İskoçya gelecektir. Scotch Whisky İskoçya'da kesinlikle tadına bakmanız gereken bir içecek. Viski turları, viski müzeleri gibi çeşitli etkinliklere katılarak da viski kültürü hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz. Bu konunun detaylarını Edinburgh gezimizde paylaştık, buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/ingiltere-vizesi-ile-gezilebilecek-yerler", "text": "İngiltere ve Amerika vizesi almak nedense Schengen vizesi almaktan daha zahmetli ve korkutucu görünür. Bu ülkelerin coğrafi uzaklıklarından mı yoksa başvuru süreci ve ücretlerinden mi bilinmez ama Türkiye' de İngiltere ve Amerika vizesi almak hep üçüncü, dördüncü plana atılır ve vizesi olan kişilere de \"Vay nasıl aldın?\" gibi sorular yöneltilir. Sanki başvuru yapan kişilerin %90'ı iptal alıyor gibi lanse edilse de herhangi hukuki, yasal ya da farklı bir sıkıntınız yoksa hiç çekinmenize gerek yok. İngiltere Vizesi ile gezilebilecek yerler sadece Londra ile sınırlı değil! Öncelikle hem Amerika hem de İngiltere vizesi almak çok sistematik ve zahmetsiz ancak bu yazımızda sadece İngiltere vizesi özelinden gideceğiz. İngiltere vizesi almadan önce size en uygun vize başvurusunu görmek için bu adresten ne tür bir vizeye ihtiyaç duyduğunuzu öğrenin. Sonrasında İngiltere resmi sitesinde hesap oluşturup, size sorulan soruları yanıtladıktan sonra, başvurunuzu onaylıyorsunuz. Randevu aşamasında, size en uygun olan vize merkezini ve tarihi seçebilirsiniz. Başvuru ücretini online olarak yatırdıktan sonra tüm belgeleri toparlayabileceğiniz bir tarihi seçtiğinizden emin olun. Gelen e-mailleri dikkatlice okumayı ihmal etmeyin. Online kayıt ve sorular ingilizce olduğu için yanınızda ingilizce birinin bulunması faydalı olacaktır. Son olarak da vize ücretini yatırdığınıza dair onay sayfasını ve başvuru formunuzun çıktısını yanınıza alarak, ilgili evraklarla birlikte randevunuza gidebilirsiniz. İskoçya, Galler ve İngiltere Birleşik Krallık' a bağlı ve üzerinde bulunduğu bu adaya Büyük Britanya deniyor. Dolayısıyla aldığınız vize ile İskoçya gezisi, İskoçya İrlanda Gezisi, Kuzey İrlanda gezisi, İrlanda Dublin Gezisi yapabilirsiniz. Yani aldığınız İngiltere vizesi ile İskoçya' da Edinburgh, Aberdeen, Glasgow gibi en popüler şehirleri; Galler' de Cardiff, Newport, Swansea gibi önemli şehirleri ve İngiltere' de Londra, Oxford, Cambridge, Bath, Brighton, Portsmouth, Birmingham, Liverpool gibi en çok bilinen turistik şehirleri gezebilirsiniz. Bu üç bölgenin dışında İrlanda Cumhuriyeti' ne bile gidebilirsiniz! Şimdilik evet! İrlanda aslında Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti olmak üzere iki farklı ülke. Kuzey İrlanda zaten Birleşik Krallığa bağlı ve noral şartlarda mevcut İngiltere vizeniz ile gidebileceğiniz bir yer. Ancak İrlanda Cumhuriyeti için ayrıca bir vize gerekiyor. Yani Dublin' i görmek için ayrı bir vize talep ediyor. Ancak İrlanda hükümeti turizmi arttırmak amacıyla hazırlanmış ve 01.07.2011 tarihinden itibaren yürürlükte olan \"The Irish Short-stay Visa Waiver Programme\" adındaki program ile içinde Türkiye' nin de yer aldığı 17 ülke vatandaşları için yaklaşık 5 yıllık bir vize muafiyeti getirmiş durumda. Program Ekim 2016 tarihine kadar geçerli olacak şeklinde açıklanmış ancak uzatılıp uzatılmayacağını hep birlikte göreceğiz. Bu program ile eğer, 180 güne kadar geçerli olan bir İngiltere vizeniz varsa (vizenizde yazan \"duration of stay\" 180 gün ya da daha fazla ise), bunun maksimum 90 gününü İrlanda' da geçirebilirsiniz! Ayrıca, İngiltere' ye giriş yaptıktan sonra diyelim Türkiye' ye geri döndünüz ya da başka bir ülkeye gittiniz, hala vizenizin süresi geçerli ise (yani 180 günü doldurmadıysanız ve İrlanda' da 90 gün kalmadıysanız) direkt İrlanya' ya giriş yapabilirsiniz. Detaylı bilgi için resmi yayına buradan ulaşabilirsiniz. İngiltere bize daha çok gri gökyüzü, puslu ve yağışlı havalar, soğuk iklimi çağrıştırır. Dolayısıyla yazın gitmek bu anlamda daha rahat etmenizi sağlayacaktır. İngiltere geziniz için Mayıs- Eylül ayları arası en ideal dönemler olsa da her an yağmur yağabileceğini aklınızdan çıkartmamanız lazım. Lakin bir günde dört mevsim yaşamanız oldukça mümkün; sabah güneşli bir güne uyanıp, öğleye doğru sağanak yağış ile ıslanmak, akşam üzeri serin ama güneşli bir- iki saat sonrasında, gece yine dondurucu bir hava ile karşılaşmak sizleri hiç şaşırtmamalı 🙂 Yazın bile çantanızda bir yağmurluk ve şemsiye bulundurmanızı, su geçirmez spor ayakkabıları tercih etmenizi ve içinize de kısa kollu bir t-shirt giymenizi şiddetle tavsiye ederiz. Önemli Not: Gezinizi özellikle 24- 25 Aralık Christmas dönemine ya da resmi tatillere denk getirmemeye çalışın zira çoğu yer kapalı olacak ve her yeri görmeniz mümkün olmayacaktır. Bunun için gezi planınızdan önce takvimi kontrol etmenizi öneririz. Ayrıca, İrlanda için özellikle St. Patrick Day yani 17 Mart döneminde neredeyse her sokak festival yeri gibi süsleniyor, şenleniyor. Yeşillere bürünün ve İrlanda' lılarla birlikte \"Guinness\" birası içerek siz de bu festivalde yerinizi alın! Slainte yani Şerefe! Özetle İngiltere vizesi ile gezilebilecek yerler.. - Eğer tatiliniz için zaman sıkıntınız yoksa kesinlike rotanıza Londra dışında, İskoçya, güney İngiltere, Galler ve İrlanda Cumhuriyeti' ni dahil edin zira UK sınırları içinde tren ya da ucuz uçak bulmak Türkiye' den direkt uçmaktan çok daha hesaplı olacaktır. - İngiltere ve İskoçya' daki festivalleri kaçırmayın. İngiltere' deki müzik festivalleri ve İskoçya' daki birbirinden farklı festivaller için takvimi kontrol edin ve gezi planınıza bu festivallerden en az birisi için biletinizi önceden alın. - Londra' da müzikal izlemeden dönmeyin, çok üzülürsünüz. - İngiliz sterlin'i yani pound Türk Lirasına göre oldukça değerli. Önceden para biriktirmenizi ve biriktirdikçe de pound' a çevirmenizi öneririz. - Eğer rotanıza İngiltere, İskoçya ve İrlanda' yı dahil ettiyseniz, bu üç bölgede konuşulan, İngilizce' nin farklı aksanlarını duymaya ve zaman zaman anlamama sıkıntısı yaşamaya hazır olun. - Özellikle kırsal alanlarda, yani Londra dışındaki daha küçük şehirlerde, teşekkür etmeyi ve merhaba demeyi atlamayın. Tanımadığınız kişiler size merhaba dediklerinde ya da gülümsediklerinde bunu yadırgamayın, çünkü İngilizler genelde çok kibar insanlardır. - İskoçlara ya da İrlandalılara kesinlikle İngiliz demeyin! - Yağmurluk ve şemsiyenizi almadan sokağa çıkmayın! - Londra ve Edinburgh' ta yapılması gerekenler ile ilgili yazılarımızı okumadan yola çıkmayın 🙂 Mükemmel bir İskoçya gezisi, İrlanda gezisi ve İngiltere gezisi için alacağınız bu vize ile şimdiden iyi tatiller dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/istanbul-civarinda-doga-yuruyusu", "text": "İstanbul'dan nerelere kaçsak sorusunu sizin gibi bi de sürekili soruyoruz. O yüzden uzun zamandır Türkiye'de gezilecek yerler rotaları çıkartıyoruz. Hatta İstanbul'a en yakınlarla başladık. Aslında İstanbul'un hakkını yemeyelim. Avrupa Yakası'ndaki Emirgan Korusu, Belgrad Ormanı, Anadolu Yakası'ndaki Validebağ, Aydos Ormanı gibi birçok orman var. Ama biraz İstanbul il sınırlarından çıkalım istiyoruz. Biraz dahi olsa değişiklik iyidir.. O zaman küçük kaçamaklar ile başlayalım.. Özellikle Polonezköy Tabiat Parkı, sadece doğa yürüyüşü ve hafta sonu için mangal yeri olarak değil kültür turu gibi de düşünülebilir. Çünkü 1775 yılında ülkelerinden göç eden Polonyalıların kurduğu köyde tarihi yerler de görülebilir. Not: Doğa varsa çadır da atabilirsiniz.. - Gebze- Kargalı Köyü'nden Değirmençayırı Köyü ya da Yağcılar Köyü Gebze Kargalı Köyü'nden başalanan yürüyüş yolunda bulunan Kargalı Şelalesi'ne kadar patika yol takip ediliyor. Aynı yol ile köye dönüş ile parkur 9 km ile tamamlanabilir. - Gebze: Mudarlı Köyü- Çengilli Köyü Gebze'nin Mudarlı Köyü'nden başlayıp Şile'ye bağlı Çengilli Köyü'nde biten yürüyüş rotası 20 km uzunluğunda.. - Gebze: Denizli Köyü Gebze'nin Denizli Köyü İstanbul'a yaklaşık 60 km uzaklığında, şehir merkezine en yakın köylerden biri.. Bolu yeşilliklere boğulmuş doğasıyla baş döndüren bir ilimiz. Bolu denince akla ilk gelen Abant Gölü ve Yedigöller.. Bolu'nun en meşhur turistik yerlerinin başında geliyor. Abant Gölü çevresinde konaklama ile iligili detaylı bir blog yazısı yolda. O zaman sıra Yedi Göller.. - Bolu: Yedi Göller - Bolu- Seben Baraj Gölü Mağara ve kaya evleri ile hem doğa hem de keşif isteyenler için.. İznik Gölü ve Marmara Denizi arasında yaylaların arasında uzanan Yalova iline, ister aracınızla isterseniz de feribotla gelebilirsiniz.. Yalova'ya günübirlik ya da 1 gece konaklamalı bir hafta sonu için gitmeyi düşünenler, görülmesi gereken diğer yerleri bir araya getirdiğimiz Yalova Gezi Rehberi yazımıza burayı tıklayarak okuyabilirler.. - Yalova: Şeftalidere ve Sudüşen Şelaleleri Yalova Kurtköy'den başlayan yaklaşık 16 kmlik parkur, orman yolu takip edilerek Samanlı Dağı'nda yükseliyor. Mevsimlik bir şelale olan Şeftalidere Şelalesi ormanın içine gizlenmiş bir şelale.. Yürüyüş rotasının devamında Harmankaya Tabiat Parkı'nı geçerek Sudüşen Şelalesi'ni göreceksiniz. Bu rotada irtifa farkı yaklaşık 600 metreyi buluyor. Şeftalidere Şelalesi Yalova'nın çok az bilinen orman içine gizlenmiş mevsimlik bir şelaledir. Orman içinde patika ve yollardan uzak, çok az grup tarafından bilinen ve ziyaret edilen şelaleye sadece yerini biliyorsanız ancak yürüyerek gidebilirsiniz. - Yalova: Gökçedere Köyü Ferhat Su Yolu, Sudüşen Şelalesi Yalova Gökçedere köyündeki ormandan suyu köye ulaştırmak için yapılan Ferhat Su Yolu, Yatakkaya Şelalesi ve son olarak da Sudüşen Köyü'nde yürüyüşümüz tamamlanacak. - Yalova: Üvezpınar Ortaburun Gölü Yalova Üvezpınar Köyü'nden, Ortaburun Köyü'ne kadar süren yürüyüş parkurun ister 15 km ile isterseniz de 20 km olarak tamamlayabilirsiniz. Yalnız uzun parkur biraz daha profesyonellik gerektiriyor.. - Yalova: Erikli Yaylası İstanbul'a 200 kilometre, Yalova'ya 27 kilometre uzaklıktaki orta zorluktaki yürüyüş parkuru 14 kilometrelik parkuru 4 saatte tamamlanıyor. Yalova'dan Çınarcık istikametindeki Teşvikiye köyüne gidiliyor. Teşvikiye Köyü'nün çıkışında Erikli Yaylası'nın 4 km aşağısında yürüyüş başlıyor. Yaylaya ulaşana kadar yol, ilk metrelerinde dik ve ormanlık.. Denizden 600 metre yüksekliğindeki Erikli Yaylasından sonra, 30 dakika Erikli deresi kenarından ilerleniyor ve dik bir patikadan geçiliyor. Ağaçların arasında ilk 15 metre yüksekliğinde, ikinci ise Erikli Şelalesi'nin üstünde olmak üzere iki şelale yer alıyor. Şelalelerde yüzülebildiği gibi, üstteki şelale için kaya tırmanışı gerekebilir. Kışları profesyonel dağcılar için uygun olan parkur, hafta sonu oldukça kalabalık.. 1.5 saatlik bir yürüyüş ile Delmece Yaylası'nda sona eriyor. Erikli Yaylası kamp için gayet uygun.. - Yalova: Delmece Yaylası ve Dipsiz Göl Çınarcık ilçesinin Teşvikiye beldesine 10 km uzaklıkta Erikli Yaylası'nın bitiminde, Erikli Şelalesi'nden sonra yer alıyor. Bursa istikametiden gelindiğinde sırasıyla Hayriye, Selimiye köyleri ve Delmece Yaylası'ndan asfalt yolu takip ederek ormana geliniyor. Ayrıca Yalova üstünden de gelinebilir; Çınarcık, Teşvikiye sonrasında Armutlu, Gemlik istikametinde gelinebilir. Krater gölü olan Dipsiz Göl'ün 1.5 km ilerisinde ise Küçük Dipsiz Göl yer alıyor. - Tekirdağ: Yenice- Uçmakdere Yaklaşık 5 saat sürecek Tekirdağ Şarköy sınırlarında bulunan Yenice Uçmakdere yolu yürüyüşünde, 350 mt rakımda başlayıp, yaklaşık 500 mt irtifa alıp 850 metre çıkıp daha sonra 100 metre ineceğiz. - Tekirdağ: Çamlıköy Tekirdağ'ın Saray ilçesinde eski adı Kastro olan sahilin Karadeniz ile birleştiği alanda 2.5 kmlik bir sahil şeridi Istıranca Dağları'nın eteklerinde 329 hektarlık orman ile birleşiyor. Yani yeşilliklerden denize ulaşan bir yürüyüş parkuru. Ayrıca aynı bölgede bir de göl var. Üçü bir arada yani.. - Kırklareli- Vize: Cehennem Şelaleleri Vize Kızılağaç Köyü'nden başlayan 12 km'lik parkura, Istıranca Dağları'ndaki ormanlara girip dere boyunca ilerliyoruz.. Şelalede isterseniz yüzebiliyorsunuz.. Sonrasında Kerevizdere ve akabinde Kızılağaç Köyü'nde bitiyor.. - Kırklareli Demirköy: Monopetra Kayalıkları 15 km uzunluğundaki parkur, Istıranca Dağları'nın ormandan tepelerdeki kayalıklara ve sonra da dere yatağına inerek tamamlanıyor.. Unutmadan söyleyelim, bu kayalıklar bir zamanlar kaçakların gizlenmek için kullandıkları evleriymiş.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/istanbul-da-schengen-vizesi-macerasi", "text": "Annem ve babamı Avrupa seyahatine çıkmaya ikna ettikten kısa bir süre sonra annem için Schengen vizesi için gerekli belgeleri toplamaya başlıyoruz zira babamın hali hazırda Fransa oturumu olduğu için herhangi bir işlem yapmamıza gerek yok. Ancak bu vize alma prosesi annem için her zaman bir olaylar silsilesi şeklinde geliştiğinden, bu macerayı annem gibi \"schengen vukuatlıları\" için yazmaya karar verdik. Öncelikle Fransa için gereken vize evraklarını bir bir toplamaya başlıyoruz. Annem bir iş veren ve aynı zamanda sahibi olduğu şirketin çalışanı, İstanbul Üniversitesi Felsefe uzaktan eğitim 3. sınıf öğrencisi ve hemen hemen her anne gibi emekli. Schengen vizesi için gerekli evrak listesini incelediğinizde bu saydığımız her bir statü için ayrı ayrı dökümanlar talep ettiklerini göreceksiniz ama biz ne olur ne olmaz diyerek her kategoride yer alan evrakları kocaman bir dosya olacak şekilde toparladık. Buna öğrenci belgesi ve transkriptten tutun da, emekli kartı fotokopisine, imza sirküleri, vergi levhası ve faaliyet belgesi gibi iş veren evraklarından tutun da, çalışanlar için işveren dilekçesine kadar -ki bu dilekçe kendi kendisine yazdığı bir mektup aslında- ne var ne yok dosyamıza koyduk. En son olarak otel ve konaklama rezervasyonu çıktıları ile tapu, ruhsat, kira sözleşmesi gibi gelir gösterir belgeleri de ekledikten sonra artık rahat bir nefes alıp randevu günümüzü beklemeye başladık. Vize için neler gerekiyor uzun uzadıya yazmayalım ama kısaca kimsiniz, ne kadar geliriniz var, neden gidiyorsunuz, dönecek misiniz yoksa oralara gidip bir daha yurda adım atmamayı mı planlıyorsunuz buna bakılıyor. Vfs Global, sanırım tüm AB üye ülkelere vize başvurusu yapabildiğiniz bir ofis. Yeri ise Harbiye'de ancak Anadolu yakasında da bir tane ofis açmışlar, dilerseniz oradan da işlem yaptırabiliyormuşsunuz. Biz Anadolu yakasında oturmamıza rağmen, ayağımız alışmış olacak kalktık Harbiye' nin yolunu tuttuk. İçeriye girerken bir numara alıp beklemeye koyuluyorsunuz. Numaranız ilk yandığında evrak teslimi yapıyorsunuz, ikinci yanışında Euro olarak ücret ödemesi, son yanışında ise parmak izi verip çıkıyorsunuz. Proses güzel tasarlanmış olduğu için hiç karmaşa yaşamıyorsunuz ve dil bilmeseniz bile sıkıntı çekmiyorsunuz. Ancak burası sadece sizinle konsolosluk arasındaki bir ara yüz. Henüz evrakları teslim ettiniz ancak vize verildi mi verilmedi mi bu aşamadan sonra belli oluyor. Fransa için bir haftayı bulabiliyor cevap almanız ancak biz 3 gün sonra şansımızı deneyip bir arayalım dedik. Tabii ki annemi \"eksik evrak bahanesiyle diyeceğim\" Konsolosluk mülakatına çağırdılar. İstenilen evraklar zaten vfs' ye teslim ettiğimiz evrakların aynısı. Tekrar \"güncel\" banka dökümü -ki bir öncekini alalı sadece 1 hafta olmuştu-, işveren yazısı -yine antetli kağıda annem anneme tatile gidebilir diye mektup yazıyor-, hizmet dökümü, bu sefer ilave bir de tam vukuatlı nüfus kayıt örneği için yollara dökülüp neredeyse 1,5 gün süren işlemlerden sonra, Taksim' de yer alan Fransa konsolosluğuna görüşmeye gidiyoruz. Neden emin olamadılar, neye güvenemediler bilinmez ama annemin gül cemalini görmek için sabah 6 da kalkıp yollara dökülmeye ve biraz daha banka- belediye binası arasında uğraşa layık gördüler bizi. İçeride işlem 10 dakika sürüyor ve 3 ile 5 arasında Vfs' den pasaportumuzu alabileceğimizi söylüyorlar. Bu arada anneme içeride sorulan ilginç sorulardan bir tanesi, vukuatlı nüfus kayıt örneğine bakıp \"Kızlarınız evlenmiyor mu?\" sorusu. Sebep? Bilinmez. Sanırım memur evlenmek için yaşımızın geçtiğini düşünenlerden shshs.. Sonuç? Mutlu son. Annemin de artık 3 ay geçerli bir Schengen vizesi var ve o yolculuk için çoktan alışveriş yapmaya başladı bile. Bu yazıyı yazmamızın nedenlerinden bir tanesi, ilk defa vize alacaklar için birkaç tüyo vermek. Eğer kendi başınıza halledemeyeceğinizi düşünüp bir acentadan yardım almak istiyorsanız siz bilirsiniz. Ama önce şu soruyu bir düşünün: Acentalar ne yapıyor? Sadece sizin yerinize Schengen formunu dolduruyor ve randevu alıyor ama yine gereken evrakları kendiniz topluyorsunuz. Mülakata çağrıldınız, kendiniz gidiyorsunuz. Parmak izi vereceksiniz, kendiniz gidiyorsunuz. Yani boşu boşuna acentalara para ödüyorsunuz. Kaldı ki acenta ile başvuru yaptınız diye vize alacağınızın da garantisi yok. Daha önce yine annemin başına gelen vukuatlı bir vize sürecinde aracı kurum sigortayı uçuş tarihlerine göre yapmadığı için red verilmişti. Bu yüzden açıkcası kendi işinizi kendiniz çok da güzel halledebilirsiniz. - VFS internet sitesinde başvuru formunu çıkartıp ingilizce bilen bir yakınınız ile doldurun. İngilizce bilen kimse yok mu? O zaman VFS ofisine randevu saatinizden 1 saat önce gidin ve çok cüzi bir ücret karşılığı ofiste çalışanlardan destek alın. Vfs' nin böyle bir hizmeti var. - İnternetten otel ve uçak bileti rezervasyonu yaptırın. Biz bunun için Türk Havayolları ve Booking. com'u tercih ediyoruz. E-mailinize gelen onayın çıktısını alıp dosyanıza koyun. Printer'ınız yoksa, VFS ofisinden 1 TL karşılığı çıktı alabilirsiniz. - Biyometrik fotoğraf çektirin. Unutmayın her ülkenin farklı ölçülerde biyometrik fotoğraf talebi oluyor. Fotoğraf çektirirken kesinlikle hangi ülkeye gideceğinizi fotoğrafçıya söyleyin ki o da bilmiyorsa internetten ölçüleri kontrol etsin. Eğer zamanınız ve yahut yakınlarda bir fotoğraf stüdyosu yoksa, VFS ofisinde yer alan makinelerde şipşak fotoğraf çektirebilirsiniz. - İstenilen tüm belgeleri tamamladıktan sonra, VFS sitesinden randevu alın ve vize ücretini euro olarak cüzdanınıza koyduktan sonra işlem tamam. Bundan sonra geriye sadece dosyanızı içeriye teslim etmek kalıyor. Bu arada, diyelim randevunuz erken saatte ve euro temin edemediniz. Sıkıntı yok. Harbiye'de sıra sıra dizilmiş döviz büroları mevcut. Yol üzerinde TL'nizi Euro'ya çevirerek VFS'ye geçebilirsiniz. - Schengen vizesi ile ilk giriş yapacağınız ülke, mümkünse Fransa olmasın. Genel geçer bir bilgi: Fransa her zaman en sıkıntılı ülkelerdendir! Önce bir hafta sonu Bulgaristan'a gidin. Baktınız vizenizin daha süresi var, alın bir bilet İstanbul'dan hop Fransa'ya geçin. Daha rahat edersiniz.. Ancak baştan beri dediğimiz gibi, özellikle son zamanlarda, malum Türkiye'nin içinde bulunduğu politik durumlardan dolayı vize almak eskisine nazaran bir miktar daha zorlaştı. Kimlere vize verilmiyor, kimlere veriliyor sorusunun cevabı ise bizde yok. Misal, geçen gün hali vakti yerinde, neredeyse 10 yıldır uluslararası ve Türkiye'nin önde gelen şirketlerinden birinde müdür olarak çalışan bir arkadaşıma Avustralya vizesi verilmedi. Sebep ise Türkiye' nin mevcut durumundan dolayı, gidip geri dönmeyeceği riski gösterilmiş. Gören de iltica ediyor zanneder. Belki de bekar ve genç olmasından dolayı gidip oralarda evlenecek diye düşündüler. Ya da yüksek lisans mezunu olduğu için gidip orada iş bulup gelmez diye düşündüler. Belki de ekonomik durumu yerinde diye gidip yerleşecek diye düşündüler. İnanın hiç bilemiyoruz. Eskiden bu koşulları sağlayanlar şipşak vize alırken, şimdilerde genç, ekonomik durumu yerinde, tahsilli olanlar birer birer red alıyor. Bunun yanında iş için vize alanlar tabii ki daha şanslı. Ama orada da bir olasılık söz konusu. En ufak bir eksik evrak bahane edilerek vize verilmeyebiliniyor. İngiltere'ye iş için gidecek bir arkadaşım, zamanında vize çıkmadığı için toplantıya yetişememiş dolayısıyla seyahatten vaz geçmişti. Onun durumunda da evrak sıkıntı değildi ama 3 hafta önce vizeye başvuru yapmak da yeterli olmamıştı ki bu süre aslında tavsiye edilen bir süre, biliyorsunuz. Özetle demek istediğimiz, Schengen vizesi almak bakkaldan ekmek almak kadar kolay bir işlem. Ama bakkala gidersiniz, ekmek bitmiştir. Bakkala gidersiniz cüzdanınızı evde unuttuğunuzu fark edersiniz. Bakkala gidersiniz, bakkal amca sizin tipinizi beğenmez ekmeğim yok der. Bakkala gidersiniz bakkal kapanmıştır. Yani bakkala ekmek almaya gittiniz diye eve ekmekle döneceğinizin garantisi yoktur. Değil mi shshs.. Aslında size tavsiyemiz ortalık sakinleşene kadar, bırakın Avrupayı gezmeyi biraz da vizesiz ülkelere seyahat edin. Yani ekmek yerine biraz da pasta yiyin shshs.. Dünya'da 195 ülkeden 95'i Türkiyeden vize istemiyor. Türkiye'den vizesiz gezilebilecek ülkelerin listesine bakmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Ama tercih sizin.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/istanbul-doga-etkinlikleri-istanbula-cok-yakin-doga-ile-ic-ice-aktiviteler", "text": "İstanbul'da ya da İstanbul'a en yakın doğa ile iç içe olup doğada aktivite yapabileceğiniz birçok opsiyon olduğunu biliyor muydunuz? Tatil sezonu bittiğinde sakın telaşa kapılmayın. İstanbul'da doğaya karışmak için seçenekleri değerlendirebilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/istanbul-lezzet-kesfi-istanbullularin-bile-bilmegi-yerler", "text": "Çok iddalı bir giriş yapmış olabiliriz. Ama bizim duyunca \"Orası nerede ki?\" dediğimiz bu yerleri gurmeler ve ağzının tadını bilen güzide insanlar haricinde bir çoğumuz bilmiyoruz. Belki \"aa görmüştüm\" ya da \"Peh ben burada yemiştim ki\" deyip burun kıvırabilirsiniz. Ama siz azınlıktasınız bilesiniz. 1893 yılından bu yana Balkan köftesi yapan mekanda lezzetin bu kadar iyi olmasının başlıca nedeni 40 yıldır aynı ustanın köfteleri hazırlamasıymış. Tabii köftenin yanına piyaz ve turşu da iyi gider. Aslında yeri çok kolay am bir şekilde o çığırtkan çiğ köftecinin olduğu sokak gibi hareketli değil bu sokak. İyi ki de öyle.. Neyse, bildiğimiz esnaf lokantası. Avantajı merkezi konumu.. Et yemekleri özellikle tavsiye edilir. Karaköy Katlı Otoparkı'nın yakınındaki köfteci, köfteci. Evet, ama farklı Karaköy gibi esnaların kol gezdiği işlek bir bölgede en eskilerden olması.. Tarihi muhitte kuru fasulye yiyip, bir zamanlar sokaklardan asil zadelerin at arabalarında geçtiğini düşünmek büyük tezat. Ama lezzet net! 1957 yılında kurulan pidecide, açı, kapılı pide çeşitlerinden özellikle Trabzon peynirliyi denemelisiniz. Tirebolulu Mehmet Yazıcı'nın açtığı tarihi pidecinin iddası senelerden beri süre gelen aynı lezzete sahip olması.. Ümraniye Tepeüstü'nde sıra sıra pideciler dizilidir. Ama nedense Nur Abla dikkati çekiyor. Nedeni de Karadeniz'in o enfes kurufasülye, muhlama, pazı sarma gibi yemeklerini İstanbul'a sanki oralardaymışız hissi veren lezzetiyle getirmesi. Sultangazi'deki kanatçı bir geleni bir daha getirtiyormuş.. Biz daha gidemedik ama listemizde.. Kadıköy Çarşısı'nın girişinde yer alıyor. Kadıköy'de köfte denince ilk akla gelenlerden kendisi.. Acılı ezme sosu ile Tekirdağ köftesini aratmayan lezzete ortak olmalısınız.. Kadıköy Rıhtım'da yer alan lokantanın aşçısı Bolulu Hüseyin Efendi. Kendisi saray aşçısıymış.. 1900lerde Fehmi Efendi'nin açtığı mekana yolunuzu düşürün deriz.. Cuma ve Cumartesi akşamları canlı müziğin olduğu mekanın köftesi ve mezesi meşhur. Adını eskiden fayton atölyesi olmasından almış.. Adı bulma konusunda çok sıkıntı çekmemişler ama siz yer bulmada biraz zorlanabilirsiniz. Çünkü küçük bir kapasitesi var. Adının taşfırın olması yanıltmasın. Fırın değil lahmacuncu.. Tam köşede yer alan konumuyla herkesin önünden geçtiği ama çoğumuzun farketmedi bir yer. Ayaküstü misali dükkanın önündeki bar taburelerinde lahmacun ve ayran.. Hmmm tek kelime ile harika! İstiklal Caddesi'ndeki türk kahvecisi eski usül kahve yapmakta ısrarcı. İyi ki de öyle! Kaymakçı yazılır mı demeyin. Hep et nereye kadar. Üstüne tatlı iyi gitmez mi? Mesela sıcak ekmek üstüne şöyle mis gibi bi kaymak... Tamam acıktık artık fark ettik. Tatlı kapatalım mevzuyu dedik."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/istanbula-yakin-kahvalti-yerleri-d", "text": "Bu yazımızda sizi hem ruhen hem de fiziken İstanbul dışına çıkartacak, hoş vakit geçireceğiniz ve kafanızı dinleyeceğiniz yerler önerelim, üzerine de güzel bir kahvaltı ile güne iyi başlamanızı sağlayalım istedik. Şehrin kalabalık ve stresinden bir nebze olsa uzaklaşmak ya tertemiz orman havasını içinize çekmek ya da mis gibi deniz havasını solumak için kahvaltıyı bahane edip bir yerlere kaçmak isteyenlere özel bazı kahvaltı mekanları önermek istedik. Biz özellikle uzun kahvaltı sofralarına aşık ve karın doyurmaktan ziyade bu kahvaltı sürecinden haz alan insanlar olduğumuz için sizlere de hem ruha hem bedene iyi gelecek yerleri listeledik.. Anadolu Kavağı'nda yer alan Yoros Cafe, zengin menüsü, lezzetli sunumları, kaliteli ortamı ve güler yüzlü personeli ile uzun zamandır en gözde kahvaltı mekanları başında geliyor. Şehrin gürültü ve kalabalığından kaçmak ve mavi ile yeşilin birleştiği bir ortamda uzun uzadıya kahvaltı keyfi yaşamak isteyenler için kesinlikle bizim de önereceğimiz bir mekan burası. Kahvaltı ardından kahvenizi böyle bir manzaraya karşı yudumlayabilir ardından da kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Doğu Romalılar döneminden kaldığı düşünülen Yoros Kalesi 'ni gezebilir akşam üzeri de Anadolu Kavağında denize nazır bir mola verebilirsiniz. Polonezköy, sadece kahvaltı için değil aynı zamanda keyifli bir ortamda, mükemmel bir doğa ile çevrili sakin ve huzurlu bir hafta sonu geçirmek isteyenleri vazgeçilmez tercihlerinden biri. Polonezköy'de kahvaltı yapabileceğiniz onlarca mekan mevcut ancak en fazla tavsiye edilenler henüz bizim de deneme fırsatımızın olmadığı Stella ve Leonardo. Polonezköy Türkiye'de Polonyalıların yaşadığı, Beykoz ilçesinin şirin bir beldesi. Kahvaltı sonrası zaman ayırıp İstanbul'un nadir yeşil alanlarından bir olan Polonezköy ve Tabiat Parkı'nda uzun yürüyüşler yapmanızı öneririz. Çekmeköy'de yer alan ve bizim uzun zamandır gittiğimiz Giardino Cappuccino Cafe&Bistro Pony Club hem güzel bir kahvaltı yapmak hem de çocukları ile keyifli vakit geçirmek isteyenlere tavsiye edeceğimiz bir mekan. Siz kahvaltınız ardından keyifle kahvelerinizi yudumlarken, çocuklarınız da mekanlarda bulunan ponylere binip eğlenebilir. Şile'de güzel bir kahvaltı yapmak için aslında çok fazla mekan var. Dilerseniz Şile'ye gelmeden önce yol kenarında yer alan gözlemecilere uğrayabilir, dilerseniz Şile merkez'de denize nazır kahvaltı yapabilir, ya da Şile- Ağva dağ yoluna saparak yol üzerinde veya Ağva'da nehir kenarında kahvatı keyfi yaşayabilirsiniz. En fazla talep edilen yerlerden biri Saklıgöl Karamandere Tesisleri. Burada yapacağınız güzel bir kahvaltı ardından kesinlikle doğa yürüyüşü/ tekking yapmalısınız. Şile civarında yürüyüş parkurları ile ilgili yazımızı buraya tıklayarak okumanızı ve ardından da kendinize güzel bir yürüyüş rotası belirlemenizi öneririz. Rumeli Kavağı'nda yer alan Saklıbahçe Kahvaltı ve Balıkçı Anne serpe kahvaltı bu bölgede kahvaltı için tavsiye edebileceğimiz yerlerden. Hemen Anadolu Kavağı'nın karşı kıyısında yer alan Rumeli Kavağı'nda balık restaurantlarından tatlıcılara kadar onlarca mekan bulunuyor. Nerede yemeyi tercih ederseniz edin boğaz havasını içinize çekerek bir bardak çay yudumlamayı sakın ihmal etmeyin. Sahil boyunca uzun bir yürüyüş yapabilir ya da aracı olup daha fazla deniz havası solumak isteyenler Garipçe yönüne, daha fazla orman havası solumak isteyenler de Sarıyer'de bulunan Atatürk Kent Ormanına doğru devam edebilirler. Garipçe'de buluna Qarip içinize deniz kokusu çeke çeke kahvaltı yapmanıza imkan tanıyan bir yer. Şehir merkezine çok da uzak olmayan deniz kenarında bir yer arayanlar için ideal bir mekan. Çatalca'da bulunan Flamingo köy, adından da anlaşılacağı üzere flamingolar eşliğinde doğal ürünler ile sadece kahvaltı yapmak için değil tüm günü geçirmek için ideal yerlerden. Kırklareli'ne bağlı saklı cennet Kıyıköy özellikle balık restaurantları ile dolu bir sahil yerleşimi. Deniz manzaralı kafe ve restoranlarda kahvaltı ardından da nefis bir kahve ile kendinizi ödüllendireceğiniz, biraz daha farklı ve salaş bir hafta sonu keyfi için Kıyıköy'ü listenize almanızı öneririz. Köşk Restaurant, Kıyı Restaurant veya Marina Kafe tercih edebileceğiniz yerlerden. Hazır Kıyıköy'e kadar gelmişken burada keyifli bir- iki gün geçirmenizi öneririz. Özellikle yazın dilerseniz denize girebilir, Aya Nikola Manastırı, Kıyıköy kalesi ve surları, Kıyıköy Mağarası ve Liman Hamamı'nı gezebilirsiniz. Ayrıca 329 hektar alan üzerine kurulu olan Kıyıköy Tabiat Koruma Alanında yorulana kadar yürüyebilirsiniz. Trakya'nın tek doğal yaşlı Karaçam meşceresi yayılış alanı olması sebebiyle özel olan bu doğa ile iç içe alanda bol oksijene maruz kalacaksınız. Kıyıköy'ün iki yönden çevreleyen Kazan ve Papuç Dereleri'nde sandal ya da kano keyfi yapabilirsiniz. Kıyıköy'de konaklama için burada yer alan onlarca otel ve pansiyonlardan birini tercih edebilirsiniz. Kıyıköy'den 1,5 saatlik mesafede yer alan İğneada da kahvaltı ile birlikte başlayan aktivite dolu bir hafta sonu için tercih edebileceğiniz yerlerden. İğneada'da yer alan Kafe Limanköy uzun bir kahvaltı için buradaki seçeneklerinizden sadece biri. Kahvaltı sonrası Longoz ormanlarında yürüyüş yapabilir, Mert gölünde kano ile kısa bir gezintiye çıkabilirsiniz. Longoz ormanları ve İğneada'da gezilecek yerler ile ilgili hazırladığımız detaylı gezi rehberimizi okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Silivri ise hala İstanbul il sınırlarında yer alan ve bir tık daha uzağa gidebilecekler için çok güzel mekanların bulunduğu bir alternatif. Kahvaltı bahane gezmek şahane diyorsanız sahil boyunca dizilmiş onlarca mekandan birini tercih edebilirsiniz. Köy kahvaltısından Özsüt gibi bilindik restaurantlara kadar oldukça fazla opsiyonunuz mevcut. Son olarak da bizim yol üzerinde kısa bir mola vermek için tesadüfen keşfettiğimiz bir mekanı önermek istiyoruz. Marmara Ereğlisi'nde E5 yan yolda bulunan Mavi Çatı Restaurant özellikle önünde uzanan uzun ve geniş kumsalı ile gönlümüzü fethetti. Çok lüks veya farklı bir menü sunmasa da şehirden biraz daha uzaklaşmak isteyenler için ya da bizim gibi yol üzerinde kısa bir mola vermek isteyenler için önerebileceğimiz bir mekan burası da. Keyif ve huzur dolu, sağlıklı bir hafta sonu geçirmenizi dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/istanbulda-lale-zamani-lale-festivali", "text": "Nisan ayının başlaması ile açan laleler, yazın habercisi ve İstanbul'un renkli yüzü olurlar.. İstanbul sokakları, parkları, meydanları ve bahçeleri çeşitli lale türleri ile baştan aşağı donatılır. Lale Festivalinde, sadece görsel şölene tanıklık etmeyeceksiniz. Aynı zamanda konser, eğlence, etkinlik, atölye çalışmaları ve daha bir çok eğlence sizi bekliyor olacak.. - Gülhane Park: 32 farklı türde, toplam 265.000 lale dikildi - Gözdağı Korusu : 17 farklı türde, toplam 474.700 lale dikildi - Emirgan Korusu : 190 farklı türde, toplam 2.800.000 lale dikildi - Yıldız Korusu : 32 farklı türde, toplam 730.000 lale dikildi - Soğanlı Bitkiler Park: 167 farklı türde toplam 530.000 lale dikildi - Beykoz Korusu : 25 farklı türde toplam 279.650 lale dikildi - 500 Göztepe 60. Yıl Park: 110 farklı türde toplam 1.350.545 lale dikildi - Büyük Çamlıca Korusu : 29 farklı türde toplam 451.290 lale dikildi - Küçük Çamlıca Korusu : 25 farklı türde toplam 512.600 lale dikildi - Fethipaşa Korusu : 21 farklı türde toplam 195.400 lale dikildi - Hıdiv Çubuklu Korusu : 41 farklı türde toplam 535.850 lale dikildi İstanbul'da yaşamayan okuyucularımız için; İstanbul şehir içi ulaşım bilgilerine İstanbul Şehir Turu yazımızdan ulaşabilirsiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/istanbuldan-denize-girebileceginiz-plajlar", "text": "Özellikle son 2 senedir İstanbul'lular da artık kendi sahillerinin tadını çıkartmak için uzaklara gitmek zorunda değil. Sadece şu denize şişe atma, izmaritleri kuma gömme gibi gereksiz alışkanlıklarımızı bir kenara bırakmamız gerekiyor. İşletmeciler çalışıyor düzenliyor, belediye elini taşın altına koyuyor. Bize sadece bulduğumuz gibi temiz bırakmak kalıyor. Sözde temizlik imandan geliyor ve inancı yüksek bir milletiz ama neden bu kadar kirletiyoruz adımımızı attığımız her yeri. Çöp kovası yoksa talep edelim, pis gördüysek 153'ten ihbarda bulunalım. Elimizdekilerin değerini bilelim, İstanbul gibi şehir yok arkadaşlar koruyalım sahip çıkalım lütfen! Neyse yine pozitif halimize geri dönüp gelelim İstanbul'da nerelerde hangi plajlar tercih edilebilir konusuna. - Anka Aya Nikola: Büyükada'dan kalkan minik tekneler ile ulaşım sağlanıyor. Temiz, düzenli ve şirin bir yer ve otel, restoran ve beach konseptli bir aile işletmesi burası. Hafta içi plaj giriş ücreti 300 TL, hafta sonu 400 TL - Beltur plajları yenilendi! Büyükada Beltur plajında hafta içi 200 TL, hafta sonu 300 TL' ye şezlong, şemsiye ve hatta ulaşım dahil plaj keyfi yapabilirsiniz. - Prenses Koyu: En çok tercih edilen plajlardan biri. Hafta içi 200 TL, hafta sonu 250 TL olan bu plaj genellikle kalabalık oluyor. Erken gitmekte fayda var. Bunlar dışında Büyükada' da daha birçok plaj mevcut. Adada konaklama, yeme içme oldukça keyifli. Büyükada'da en az bir gece konaklamalı bir plan yapmalısınız. Şile İstanbul' dan 1-1,5 saatte ulaşabileceğiniz bir yer. İstanbul'un en turistik sahil kasabası diyebiliriz Şile için. Ulaşım 139 A -139 T belediye otobüsleri ile de sağlanabiliyor. Yazın oldukça kalabalıklaşan Şile çok sevimli ve keyifli zaman geçirebileceğiniz yerlerden. Şile' de araç ile ulaşım sağlayabileceğiniz Akçakese Plajı 'nı öneririz. Plaj girişi ücretli, şemsiye, şezlong, yeme içme imkanı mevcut. Eğer otobüs ile buraya gelecekseniz Ağlayankaya plajında yer alan Baia Beach tercih edebileceğiniz yerlerden. Plaj giriş ücreti hafta içi 300 TL, hafta sonu 450 TL. Şile' de ayrıca ücretsiz olarak değerlendirebileceğiniz bir halk plajı da Uzunkum Plajı. Şile'de yapılacaklar ile ilgili çok kapsamlı bir yazı daha hazırlamıştık. Buraya tıklayarak okumanızı tavsiye ederiz. Caddebostan Suadiye sahili çimlerde çadır kurmuş ve insanlara rahatsız eden bakışlarla dolu bir topluluk tarafından işgal edilmiş gibiydi. Ama nereye gittilerse artık yoklar yani tek tükler diyelim 🙂 Bu çok güzel bir haber. Gönül rahatlığı ile plajlarımıza sahip çıkabilir, biz de caanım Marmara denizinde serinleyebiliriz. Caddebostan plajı giriş ücreti 40 TL. Az ilerisinde Suadiye' de de şezlong 20 TL, şemsiye 20 TL olan bir plaj daha var. Yavuz Sultan Selim köprüsü manzarasında denize girmek için sizi Beykoz' a davet ediyoruz. İster denize girin isterseniz bu küçük koyda yer alan çay bahçeleri ve balık restoranlarında bir şeyler atıştırın. Keyif alacağınızı düşündüğümüz bir alternatif. Menekşe Plajı: Beltur tarafından işletilen plaj şezlong ve şemsiyeleri ile hizmet veriyor. - Florya'da Güneş plajı da var ama artık kapatılmış. Sahip çıkamadığımız, ellerimizle pisletip yok ettiğimiz bir yer. Tekrar açılırsa yazıyı güncelleriz. Tırmata Beach Club: Hafta içi kişi başı 250 TL, hafta sonu 350 TL plaj giriş ücreti olan bu kumluk plajda şemsiye- şezlonglar ile oldukça düzenli ve temiz. Sarıyer' de ayrıca Suma Beach, Burç Beach, Milo Beach ve Solar Beach gibi birçok seçenek yan yana sıralanmış durumda. Hepsinin giriş ücreti var. En az 250 TL kişi başı olacak şekilde düşünebilirsiniz. Deniz dalgalı olmaz ise değerlendirebilirsiniz tabii ki. Bizim tercihimiz Demirciköy'de yer alan Uzunya Beach. Burası bir koy olmasından dolayı daha az dalgalı, çok tatlı esiyor ve restoranına beach giriş ücreti ödemeden de girip, bir şeyler atıştırabilirsiniz. Ada Beach Club Heybeliada' da önereceğimiz yerlersen. Hafta içi 300 TL, hafta sonu 400 TL giriş ücretli. Noya Beach temiz, düzenli, nispeten sakin yerlerden. Hafta içi 300 TL, hafta sonu 400 TL plaj giriş ücretli bir mekan. Sedef adası halk plajı, restorant için biraz tuzlu olsa da Elio Sedef diyoruz. Eğer daha sakin ve nezih bir kaçamak peşindeyseniz yönünüzü Sedef adasına çevirmelisiniz. 10- İstanbul' dan bir tık uzaklaşıp keyifli bir deniz yolculuğu ile Yalova, Avşa Adası, Marmara Adası ya da Erdek' e gidip oralarda yer alan plajları da deneyebilirsiniz. Bu alternatifi olur da yukarıdakilerden memnun olmazsanız dite eklemek istedik. Günübirlik yorucu olabilir belki ama hafta sonu için değerlendirebileceğiniz bu seçenek de aklınızda bulunsun."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/izmiri-bir-de-boyle-gezin", "text": "Urla ve Çevresinde yapılması gereken 10 farklı deneyim rotası.. Hafta sonu kaçamağı için en ideal şehirlerden biri olarak İzmir seyahat sevenlerin gözdesi olmaya devam ediyor. Kolay ulaşımı, güzel havası, yeni yeni mekanları ve birden fazla yapılacak aktiviteleri ile bulunduğu yerden biraz uzaklaşma ihtiyacı olanlar için biz de en favori mekanlarımızı da içeren bir rota hazırlayalım dedik. Deniz -kum- güneş seyahati değil de daha çok Sonbaharlık bir keşif gezisi tadında bu rota için hazırsanız başlayalım.. İstanbul'a yakın yapılacak diğer hafta sonu gezi önerilerimiz için tıklayın.. Türkiye'nin ilk citta slow yani sakin şehri ünvanına sahip Seferihisar'ın sahil kasabası olan Sığacık kesinlikle görülmeye değer. Özellikle yazın \"Burası sakin şehir ünvanını nasıl almış?!\" diye düşündürecek kadar kalabalık ve hareketli bir yer burası ama sonbaharda kesinlikle gidip kafa dinlemelik bir dinginliğe sahip olur diye düşünüyoruz. Sığacık Kalesi Sanat Sokağı birbirinden şirin butik oteller ve tatlı minik cafe/restaurantlar ile çok keyif alacağınız yerlerden. Ayrıca, Teos Antik Kenti'nde gezebilir, limanın yanında yer alan Sığacık kalesinin surları ile çevrili ara sokaklarında zaman geçirebilirsiniz. Urla Kuşçular mevkiinde yer alan Uzbaş Arboretum bitki üretim ve satışı yapılan özel bir işletme aslında. Bildiğiniz bir sahibi var kendileri de içeride şatolarında ikamet ediyor ve siz aslında onların bahçesinde geziyorsunuz gibi düşünebilirsiniz 🙂 Turistik bir yer değil burası ama muhtemelen sosyal medyadaki büyüleyici pozlar sayesinde bitki almak isteyen istemeyen herkesin gözdesi olmuş durumda. Giriş ücreti kişi başı 25 TL. Alanda sizi görevliler parka doğru yönlendiriyor. İçeride 2000 dönüm kadar çok büyük bir alan var ama sadece belli kısımlarını gezebilir, fotoğraf çektirebilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Eğer ürün satın almak isterseniz her 75 TL tutarındaki satıştan girişte ödediğiniz 25 TL düşürülüyor. Tabii eğer daha büyük çapta bitki satın almak istiyorsanız, burada mimarlar ile görüşüp, özel araçlar ile alanı gezip sonrasında sipariş verebiliyorsunuz. Manej Urla yine çok sevdiğimiz Kuşçular mevkiinde yer alıyor. Doğa ile iç içe, çok samimi bir atmosfere sahip Manej Urla'da konaklama, restoran hizmeti ve binicilik yapılabiliyor. Zaten Manej kelimesi de at eğitimi verilen alan anlamında buraya ismini vermiş. Alana rezervasyon dışında giremiyorsunuz bu yüzden gitmeden önce muhakkak aramalısınız. Oda fiyatları ve restoran bir tık pahalı ama bu ortamdaki huzur için inanın değiyor. Toplam 20 bin metrekarelik bir alan içerisinde yer alan müzenin kapalı alanı 6 bin 150 metrekare. Müzede tarih boyunca Anadolu topraklarında nasıl zeytinyağı elde edildiğini gösteren 12 tane fabrika var. Uzun yıllar boyu süren bir çalışma ve koleksiyon sonucu ortaya çıkan bu müzeyi Salı- Cuma 10:00-17:00, Cumartesi-Pazar 10:00-18:00 arasında ziyaret edebilir, restaurantında leziz zeytinyağlıların tadına bakabilirsiniz. Ayrıca 5 tane suit odası olan bir konuk evi de mevut. İzmir denilince akla bir zamanlar Çeşme ve Alaçatı geliyordu ama son zamanlarda Urla onları solladı geçti. El işçiliği ürünlerin satıldığı küçük dükkanlar, şirin ve kaliteli cafeler, lezzet bombarbımanı restaurantlar ile Urla Sanat Sokağı, en eski çarşısı Arasta ve en eski pazarı olan Malgaca Pazarı kesinlikle görülmeye değer. Yazın biraz fazla kalabalık olan merkez sahile doğru indikçe daha tenhalaşıyor. Urla'da karıb doyurmalık birkaç saate kesinlikle değeceğini düşündüğümüz mekanlar OD Urla, Hiç Lokanta, Leone Patisseri & Boulangerie, veya tercihe bağlı denize sıfır balık restaurantlarından Denizaltı Cafe& Restaurant. Bu arada hazır İzmir'e gemişken bir kumru patlatayım derseniz biz google yorumlarına bakarak Kumrucu Semih'i denedik ve kesinlikle tavsiye ediyoruz.. Urla'da önereceğimiz bir diğer aktivite de Çeşmealtı Marina'dan kalkan tekneler ile tekne turu yapmak.. Eğer Urla'da zamanınız kalırsa bu alternatifi de değerlendirebilirsiniz. Urla'da son olarak Güvendik Tepesinden manzaranın keyfini çıkartmayı unutmayın! Proje her ne kadar yeni olsa da bu bölgedeki şarapların tarihi çok çok eskilere dayanıyor. Roma imparatorluğu döneminde kendi şaraplarının rekabet edemeyeceği korkusu ile urla bağları yakılması emri bile verilmiş. Şarap denilince özdeşleştirdiğimiz Fransızlar bile şarap yapmayı buradan öğrenmiş. O derece.. Gelelim Bağ Yoluna.. Burada 7 tane irili ufaklı bağ evi bulunuyor. Bu bağ evlerini gezebiliyor, tadım yapabiliyorsunuz. Güzergah aslında yol işaretleri ile belli edilmiş durumda ama siz kendi rotanızı kendiniz de çıkartabilir, dilediğinizi gezebilir dilediğinizi de pas geçebilirsiniz. Urlice, Limantepe, USCA, Urla, Urla Bağ Evi, MMG, Mozaik bu rotadaki şarap üreticileri. Ayrıca Çakır Şarapçılık ve Ayda Winery de mevcut. Eski Foça nev-i şahsına münhasır bir atmosfere sahip. Eski taş ev kalıntıları, arnavut kaldırımlı sokakları ve özellikle marina boyunca uzanmış restaurantları ile en az bir gece konaklama yapmaya değecek yerlerden biri. Biz Foça Sahil restaurantı tercih ettik ve okuduğumuz yorumlardan daha iyisi ile karşılaştık. Bilmem kaç çeşit meze ile bizce rekor sayıda çeşit var. Hangisini tercih edeceğinize karar vermeniz sipariş sürenizi uzatıyor ama kesinlikle mutlu kalkıyorsunuz masanızdan. Tavsiye ediyoruz! Eğer 4000 metreden paraşütle serbest atlayış yapma heyecanı yaşamak istiyorsanız siz Efes' e alalım.. The Sky Dive Efes, belli saatlerde önce eğitim sonra da hoca ile birlikte atlayış heyecanı sunuyor. Ücretler biraz fala görünse de insanın ömründe belkide sadece bir kez yapacağı bir aktivite ve bir defa tadacağı bir duygu olduğu için denemeye değer diye düşünüyoruz. Bu arada siz isteseniz de kabul edilmediğiniz bazı kurallar var. Sağlık, boy, kilo vs gibi. Bunu zaten rezervasyon sırasında size anlatıyorlar. YAzarken bile çok heyecan verici olan bu deneyimi kesinlike tecrübe etmelisiniz! Aslında İzmir'de değil belki ama buraya kadar gelmişken bir tık daha ileri giderek Aydın il sınırları içinde kalan Kuşadası'nda bulunan Adaland'i denemenizi öneririz. Çocuklu aileler için biçilmiş kaftan bir eğlence kompleksi gibi görünse de içindeki çocuğu öldürmemiş yetişkinler için de vazgeçilmez bir ortam bu aqua parklar. Adaland Avrupa'nın en büyük su eğlence merkezlerinden birisi. Eğer farklı bir aktivite yapmak isterseniz kesinlike denemenizi öneririz. Kite surf denemek ve sahil kenarında sörfçülerle birlikte konaklama ve bu ortamı solumak isteyenlere önereceğimiz bir aktivite.. Urla'da tek bir merkezde toplanmış plaj, otel, restaurant olanakları ile kesinlikle yapılacaklar listenize girmesi gereken alternatif. - Gerence tarafında el değmemiş plajları ve berrak suları keşfedin. - Barbaros Köyü'nde yer alan Hobbit House'a uğramadan dönmeyin.. - Urla'da ayrıca Klazomenai Antik Kenti Zeytin İşliği gezilecek yakın yerlerden. Eğer hem antik kent hem de zeytin sevenlerdenseniz listenize eklemelisiniz 🙂"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kafelere-sikismayin-istanbul-alternatif-etkinlik-listesi", "text": "Dünya'nın en büyük tematik akvaryumunun İstanbul Florya'da olduğunu biliyor muydunuz? Biz bi akvaryum var diye biliyorduk ama bunun iddasını bilmiyorduk.. Köpek balıklarıyla dalıştan, balıkları beslemeye hayatınızda deneyimleyebileceğiniz sayılı deneyimler bu akvaryumun konseptinde var. Limon köpek balığı akvaryumun en büyük köpekbalığıymış. Anakonda, pirana ve korku filmlerinden bildiğimiz birçok balık türü de İstanbul Akvaryum'da! Gözleriniz görmeden hayatınızın nasıl olacağını hiç düşündünüz mü? Manevi boyutunun dışında, hayatın içindeki zorluklar neler olabilir mesela? İşte Dialog in Dark bizim için düşünmüş ve aranlık bir hayatı bir nebze olsa anlamamız için harika bir fikir sunmuş.. Biz Hamburg'da gitmiştik. Ve böyle bir deneyim yok diyoruz o kadar! Kendini boşluğa bırakmak hem de gerçekten. Öyle rüyada düşmek gibi değil yani.. \"Jack I'm flying\" de neymiş gerçekten uçma hayali olanlar mutlaka denemeli.. Trabzon Park'ta ya da Şile'de içinizdeki Zeyna'yı ya da Herkül'ü çıkartmak için paintball yapmalısınız. Tamam sonuçta o plastik mermiler yakın mesafeden morartma yapabiliyor.. Çok abartmayın, keyfinize bakın.. Kendinizi nehirlerden botla neden atmayasınız? Taşlara kayalara çarpa çarpa süzülmek.. Tamam böyle söyleyince ürpertici ama kesinlikle harika bir deneyim bizce. Biz de yapmadık ama işte listemizde.. Özellikle bahar aylarında çamurlar diz boyunu geçti mi işte off road zamanı. Tabii araç kullanıyor olmayı da sevmeniz lazım. Şile, Ağva'da birçok yer bulabilirsiniz. O kadar adrenalinden sonra küçük araçlarla bir parkurda sürüş yapmak çok kolay gibi gelse de aslında o kadar değil. Off road da n önce başlangıç seviyesi olarak düşünülebilir.. Caddebostan sahilde bile yapabilirsiniz. Rüzgarın suratınızı yalaması ve dalgalara rağmen hız yapmak... Anlatılmaz yaşanır.. Adında buz olsa da kapalı alan buz pistleri sayesinde aslında her mevsim yapabileceğiniz bir aktivite. Sadece bazı alışveriş merkezlerinde yazın buz pistini başka şeylere çeviriyorlar. Sergi alanı gibi mesela. Optimum Anadolu yakasında buz pateni pistlerinden vazgeçilmezi mesela.. İstanbul Anadolu yakası Gebze itibariyle bayağı dağlık. Hem kışın hem de yazın yapabileceğiniz tırmanışlar için eğitim alıp neden tırmanmaya başlamayasınız.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kamp-malzemeleri-nelerdir", "text": "Acısız bir kamp için gerekli malzemeler: Bunları almayı unutmayın! Daha neler demeyin, biz bildiğiniz gibi kamp konusunda çömeziz. O yüzden biraz kendi tecrübemiz, çokça duyduğumuz ve okuduğumuz kamp maceralarından siz kocama bir liste hazırladık.. Her şeyi koyduk diyebiliriz. Accuk iddaalıyız efenim.. Bazı malzemeler vardır ki, \"Aman ne gerek var\" dersiniz, sonra \"keşke alsaydım, hafifti de\".. Biz teker teker deneyimlediklerimizi, duyduklarımızı, gerekli gördüklerimizi yazıyoruz. Aklımıza gelen her şey bu listede yani bizden söylemesi.. Özellikle gerekli olanlara da bırakıyoruz. Nedeni de hemen yanı başında.. - Çadır: Doğru çadır seçilmesi şart! Çadır alırken dikkat edilmesi gerekenler: çift katlı olması avantaj. Çünkü yazın serin tutar, kışın soğuktan korur. Ayrıca havalandırması olmasına dikkat edin. Su almayan, dikişlerinden su geçirmeyen - Sırt çantası: Ağır eşyalar ortaya belinize gelecek şekilde yerleştirmeyi unutmayın - Matara: Hem yürürken hem de çadırınızı attığınızda susuz olmayacağını göreceksiniz - Mat/ Şişme yatak - Çakı - Kafa lambası - Powerbank: solarlı olanları kesinlikle muhteşem bir kolaylık. Elektrik yok, iletişim kurmanız gerekiyor. Güneşte bekletin, takın telefonunuzu! - İlkyardım malzemeleri: Kullandığınız ilaçlar varsa almayı sakın unutmayın. Ayrıca alerji, böcek sokması vb. için de tedarikli olmalı. Malum ormanın ellerindeyiz.. - Uyku tulumu: Konfor derecesi ve sıcaklık derecesi önemli. Kışın donmamak, yazın pişmemek isteriz tabii.. Alternatifi battaniye olur yorgan olur.. - Sandalye - Masa - Fener - Hoparlör - Çakmak taşı/ Kibrit/ çakmak/ magnezyum çubuğu - Muşamba: Yağmurdan korunmak için - Çadır altlığı: Böcekten korunmak için - Böcek ilacı/ Sinek kovucu - Dikiş kiti - Sıcak su torbası: Kendiniz de plastik şişe ile kolaylıkla yapabilirsiniz. Kış aylarında kamp için ideal tabii.. - Şişme yastık - Temizlik malzemeler - Islak mendil - Havlu mendil /tuvalet kağıdı - Diş fırçası/ diş macunu/ sıvı sabun/ şampuan - Çöp torbası - Halat ya da çamaşır ipi - Kanca: Bir şeyleri asmak için harika ve hafif bir çözüm - Solar kamp duşu: Olursa güzel olur.. - Solar aydınlatma/ LED Çadır Kazığı: Hem çadırınızın yerini belli eder hem de romantik bir ambiyans için neden olmasın - Hamak - File çantalar : Aradığınızı çantanızda kolaylıkla bulmak için vazgeçilmeziniz olur - Leğen: Bulaşıkları yıkamada kolaylık sağlayacaktır - Kişisel kıyafetlerinize bir polar ekleyin. Eşofman, uzun kollu sweatshirt gibi şeyler ekleyin. Orman akşamları yaz dahi olsa soğuk olabilir.. - Buff: Boyunluk ya da bandana olarak kışın kesinlikle yanınıza almalısınız - Kamp mutfak gereçleri - Ocak: Benzin, ispirto ya da alkol, LPG, vidalı kartuşlar olmak üzere dört çeşit kamp ocağı altında toplayabiliriz. En hızlı ve kolay sonuç veren LPG, en hafif olan ispirto, en verimlisi benzin ocağı, en basit kullanımı ise bütan propan karışımlı vidalı kartuşlu.. Yani aslında yapacağınız kampın süresine göre bir tercihte bulunabilirsiniz. - Pişirme seti. Alüminyum yani hafif, çabuk ısınır ve soğur, hepsi bir arada olduğu için kaybolması zordur. Teflon da bir başka seçenek. Yapışmadığından temizlemesi kolay. Teflon set için Primus Litech solo tencere ve tava seti tercih edilebilir. Yorumları baya iyi.. - Plastik tabak/ kap/ bardak: Sea to Summit tercih edilebilir bir marka.. Ama evde kullandığınız yoğrut kabını bile kap kacak olarak kamp mutfak gereçlerine dahil edebilirsiniz. - Çatal bıçak kaşık gereci: kaybolmaz ve pratik - Keskin bıçak: et kesmek için kolaylık sağlar - Buzluk: Özellikle yazın ve aracınızla ulaşım sağlayacaksanız hayat kurtarıyor. Hem de soğutmak için araçtaki çakmağı kullanabilirsiniz ve çadırınızı kurunca çoktan soğumuş suyunuzu yudumlarsınız - Soğutucu buz aküsü: Hem olası bir yaralanma için hem de yaz aylarında içeceklerinizin ve yiyeceklerinizin soğuk kalabilmesi için mühim.. Waeco, Igloo ya da Indel markalarını düşünebilirsiniz. - Tava - Mangal teli - Mangal kömürü - Tahra: Odun ateşi yakacaksanız gerekli - Çaydanlık - Damacana/ su pompası: Araçla giderek kamp yapacaksanız, su sıkıntısını defetmek için büyük kolaylık.. - Poşet çay /filtre kahve/ hazır poşet nescafe - Press kahve/ Türk kahvesi için cezve: Şımarıklık shshsh - Zeytinyağı: Her türlü yemek için kullanabilirsiniz - Zeytin/ patates/ patlıcan/ kutu domates/ peynir/ kırmızı biber/ ekmek/ ton balığı/mercimek gibi kuru gıda/ hazır çorba ya da tarhana/atıştırmalık - Tuz/ karabiber/ vazgeçemediğiniz baharatlarınız - Kuru kayısı/ kuru üzüm - Bulaşık süngeri"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kampa-gidiyoruz-kamp-hakkinda-gerekli-bilgiler", "text": "Döviz aldı başını gitti, her şey ve her yer pahalı, o zaman alırım çadırımı giderim kampa! Yani biz böyle dedik ve 2019'u baya sadece kamp yapacağız kafasıyla planladık.. Zaten sıkı takipçiler son postların kampa dair araştırmalar üstüne kurulduğunu fark etmiştir.. Fakat bizim sıkıntımız daha önce kamp yapmamış olmamızdı. Yani küçük bir ayrıntı ama sekiz kızın, iki kişilik çadırda kaldığı bir gecelik kamp, bir gecelik Fethiye'de aslen kampçı arkadaşımızla her şeyin önümüze hazır sunulduğu deneyimleri saymazsak, gerçekten hiç hakim değiliz kamp olaylarına.. O zaman araştıralım öğrenelim dedik ve Merve iki gece arkadaşlarımızla Korsan Koyu'nda kamp yaptı. Araştırmacı gazeteci gibi takılarak her şeyi inceledi ve bu yazının gerçekten bizim gibi tecrübesiz kampçılar için gerekli olduğu kanısına vardık.. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp diyoruz ve yorumlarınızı bu postun altına bekliyoruz.. - Az eşya mühim - Gideceğiniz yeri iyi seçin - Kamp süresini önceden kararlaştırın - Yakınlarınıza bilgilendirme yapın - Kamp için \"götürülecekler listesi\" yapın - Kamp için aldığınız ve ilk defa kullanacağınız ürünleri evde test edin - Uygun çadır alanı seçmek için, ideal kamp yapılacak alana karar verin: taşsız, hayvan leşi olmayan, hayvan dışkısından uzak, suya yakın ve düz bir alan. Gölgede ya da sabah güneşini almayan bir yer sabahleyin biraz daha uyumanızı sağlar - Kamp alanına gün ışığından yararlanacak şekilde erken gidin - Kahvaltı için yulaflı gıda ile güne başlayabilirsiniz. Örneğin; yulaf ezmesi ya da yulaflı bisküvi.. Öğle ve akşam yemeği için kaşık mama, hazır çorba, makarna ya da püre, çevredeki göl veya denizden balık tutmak da işinizi kolaylaştırır. Alüminyum folyo ya da közde balık hazırlayabilirsiniz. Sıcak taş bile işe yarar. Ayrıca meyve ve sebzelerde de doğayı kullanın.. Fakat bilmediğiniz şeyleri tüketmeyin. Akşam yemeği için karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye dikkat edin. Yanınıza aldığınız yiyecekler sıcaktan en az etkilenmeli. Eğer et pişirecekseniz kamp alanından uzakta yapın ki hayvanları gece çekmesin. Mısır da hem hafif hem doyurucu olduğundan işe yarar. Sucuk ekmek ise pratik ve doyurucu.. - Deniz kenarıysa çadırın yeri, dalgalar için set yapın. Yağmurlu havalar için ise hendek kazın - Çöplerinizi poşetlerde ağaca asın. - Kışın nemi defetmeye çalışmalı. Yoksa üşürsünüz. Uyku tulumuna kafanızı sokmayın. Nem izolasyonu önemli - Çadırın yanında ateş yapmak ya da odun kesmemeli. Çadıra zarar verebilir - Ayakkabıları silkmeli. Böcekle aynı ayakkabıyı giymek istemeyiz - Yağmura karşı çantanın çadırın içinde olmasında fayda var - Çadırı arada bir havalandırmalı - Kuru odunla ateş yakmalı. Çam ağacı tercih etmeyin. - Nemli eşyaları kurutmak için tulumun içine atın. Vücut ısısı işe yarayacak Kamp malzemeleri için şu markalar aklınızda bulunsun: Light my Fire, Evolite, Sea to Summit, Husky, Trangia, Primus Litech Trek Kettle, ayrıca Dechatlon ve Tekzen'i de ihmal etmeyin.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kapadokyada-romantik-bir-seyahat-icin-otel-onerileri", "text": "Kapadokya; Ürgüp, Avanos, Göreme, Çavuşin, Üçhisar ve Ortahisar gibi ilçelerden oluşan bir bölge. Tarihi çok eski dönemlere dayanan ve oluşum hikayesi insanı hayrete düşüren eşsiz bir çoğrafyadan bahsediyoruz. Her bölgesinde görülecek birbirinden güzel ve farklı yerler var. Peri bacaları bile gittiğiniz yere göre değişik şekillere bürünüyor. Kapadokyada gezilecek ve yapılacak çok fazla şey olmasına rağmen, 2-3 günlük bir geziye herşeyi sıkıştırabilmeniz çok kolay zira en uzak mesafeye araçla 10-15 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Kapadokya bölgesinde görülmesi gereken tüm yerlere eşit uzaklıkta olan, imkanları sizi tatmin edecek, temiz ve hijyenik, hem güzel bir açık büfe sabah kahvaltısı olan hem de mükemmel bir manzarası otel bulmak ise ciddi mesai harcanız gereken bir süreç.. Butik otel, hotel, pansiyon gibi onlarca seçeneğiniz olduğu ancak karar vermenin bir o kadar zor olduğu ender yerlerden olduğunu düşünüyoruz Kapadokya'nın. Bizim bir otele karar vermemiz inanılmaz uzun sürdü ki normalde çok hızlı ne istediğini bulan ve hızlı aksiyon alan kişileriz. Ancak Kapadokya seyahatimiz için otel seçimi bize kendimizi baya acemi hissettirdi. Neden? Hemen açıklayalım.. Bırakın aynı bölgede olmasını aynı sokakta yer alan ve birbirine çok benzeyen iki butik otel arasında inanılmaz bir fiyat farklı olabiliyor. Ayrıca, oda fiyatları da oldukça değişkenlik gösteriyor. Standart odadan tutun, şömineli, jakuzili oda seçeneklerinden tutun manzaralı odalara, mağara odalardan konak konseptine kadar resmen insanın aklını karıştıran bir sürü seçenek karşınıza çıkıyor. Bu da nerede kalacağınıza karar vermeyi zorlaştırıyor tabii ki. Kapadokya çok romantik bir bölge. Bu sebeple de özellikle balayı, doğum günü ya da evlilik yıldönümü gibi özel günler için planlanan seyahatlerin başında geliyor. Tabii otel seçmeyi zorlaştıran diğer bir sebep de bu özel günler için özel bir yer bulmaya çalışmak olsa gerek. Kapadokya'da kesinlikle görmeniz gereken yerler, ulaşım, bu bölgede tadına bakmanız gereken lezzetler ve deneyim önerilerimiz için yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.. Eğer sabah erkenden kalkıp otelin terasından balonları izlemek istiyorsanız tercih etmeniz gereken yer Göreme. Balonlar genellikle Göreme Açık hava müzesinden hareket ediyor, dolayısıyla buradaki en kötü otelin bile terasından manzarayı görebilmeniz mümkün. Eğer bir tık daha büyük bir bölgede kalayım ve restoran, kafe, alışveriş derdim olmasın diyorsanız: Ürgüp. Ürgüp bölgesi ise Kapadokya'nın en merkezi yeri olduğu için tercih edebilirsiniz. Burada restorandan alışveriş yapabileceğiniz dükkanlara kadar birçok seçenek mevcut. Diğer bölgelere göre biraz daha kalabalık dolayısıyla akşam geç saatlerde de dışarı çıkıp çay-kahve içebileceğiniz alternatifleriniz var. Eğer biraz uzak, biraz sakin, biraz lüks bir arada olsun istiyorsanız; Çavuşin. Çavuşin bölgesinde de yüksekte olması nedeniyle çok hoş manzarası olan bir çok otel mevcut. 2- Sultan Cave Suites: Burası bir mağara oteli. Son iki yıldır instagram camiasında oldukça popülerleşmiş bir otel dolayısıyla biraz tuzlu. Daha detaylı incelemek için web sitesini inceleyebilirsiniz. https://www. sultancavesuites. 3- Kelebek Special Cave Hotel: Göreme'de yer alan bir başka mağara oteli. Mükemmel peri bacaları manzarası ve konsept odaları ile hoş vakit geçireceğiniz bir alternatif. Detaylarına kendi web sitelerinden ulaşabilirsiniz.. https://www. 7- Kayakapı Premium Caves: Ürgüp'te yer alan bu otel meşhur Asmalı Konak'a da oldukça yakın. Birbirinden farklı konseptte dekore edilmiş odaları oldukça geniş. Otelin bir de havuzu mevcut ve balayı konaklaması için de farklı seçenekleri var. İncelemek isterseniz https://www. 9- Azure Cave Suites Museum Hotel: Çavuşin'de yer alan bu otel hem romantik paketler hem de balayı konsepti ile oldukça keyifli bir konaklama sunuyor. http://www. 10- Cappadocia Cave Suites: Odasında şömine de olsun jakuzi de olsun hem de lokasyon olarak Göreme'de yer alsın isteyenler için önerimiz: https://cappadociacavesuites. Romantik tatil planlamamış amacı daha ziyade kamp yapmak isteyenler için ise Kaya Kamping önerilen yerlerden. Biz gidip görmedik ama kampçılar tarafından tercih edildiğini biliyoruz. Kapadokya seyahatinize çıkmadan önce bu bölgede nereler gezilir, ne yenir, nereye nasıl ulaşılır gibi detaylı bilgiler için websitemizdeki detaylı yazımınıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/karadeniz-in-kara-elmasi-zonguldak-turu", "text": "Zonguldak ve çevresindeki kömür ocakları ilk olarak Fransızlar tarafından işletilmiş. Ayrıca Fransızlar kömür havzasını belirtmek için şehirde rakımı en yüksek yer olan Göldağı'nı kullanmış. Bu yüzden de Zonguldak ismini bölge anlamına gelen Fransızca \"zone\" ve Türkçe \"Göldağı\" kelimelerinin bir araya gelmesi ile almış. \"Zone Göldağı\" söylene söylene Zonguldak olmuş. Denesenize, çok komik oluyor söylerken.. Milattan önce 2500'lü yıllara dayanan bir geçmişi var Zonguldak' ın. Arkeolojik kalıntılar Zonguldak'a ilk yerleşen halkın Hattiler olduğunu gösteriyor, daha sonra Hititler, Persler ve Makedonyalılara ev sahipliği yapmış bu şehrimiz. Ayrıca bir süre Pontus Devleti'nin bir parçası olup sonra Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş, ve sırası ile Anadolu Selçuklu Devleti, Cenevizliler ve Candaroğulları Beyliği'nin egemenliği altında kalmış. Taa ki 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarına katılana kadar. Batı Karadeniz bölgemizin maden ocakları ile ünlü şehri Zonguldak' ın 7 tane ilçesi var; Alaplı, Çaycuma, Devrek, Ereğli, Gökçebey, Kilimli ve Kozlu. Şehir merkezinde Türkiye' de şimdiye kadar hiç görmediğimiz içinden tren geçen 6-7 yol bağlantılı bir kavşak karşılıyor bizi. Denize karşı dik bir yamaçta konumlanmış yapılar ve şehir merkezine inen dik merdivenler meşhur burada. Üniversite öğrencileri ve çoğunlukla memurların kenti. Öyle ki neredeyse her meslek kolu için özel bir lokal var; doktorlar, maden mühendisleri, gazeteciler vs vs.. Özellikle Fener Mahallesinin yürüyüş yaparken karşınıza çıkan asırlık ağaçları, tüm şehir tenis mi oynuyor dedirten geniş tenis kortları, denize nazır yalı tipi evleri ile çok farklı ve entel bir havası var. Merkez Mithatpaşa Mahallesinde özellikle Roman vatandaşların oturduğu ve yereller tarafından ikinci makas denen bölge ile taban tabana zıt bir ambiyans. Bu yazımızda hem Zonguldak merkezde hem de ilçelerinde gezilip görülmesi gereken yerleri bir araya getirdik sizler için. 2-3 günlük bir hafta sonu planı yaparak mavi ve yeşilin buluştuğu, Türkiye'nin en zengin taş kömürü madenlerinin yer aldığı ve pek çok farklı uygarlığa ev sahibi yapmış bu şehrimizi rahat rahat ziyaret edebilirsiniz. 1- Zonguldak Maden Müzesi: Zonguldak' ı daha yakından tanımak için ilk gidilmesi gereken yer bize göre Maden Müzesi. 2016 yılında hizmete açılan müzede; fuaye, teşhir salonları, toplantı salonu, depolar ve idari birim odaları yer alıyor. Müzenin bahçesi ise, teşhir alanı olarak kullanılıyor. Hemen girişte yer alan tanıtım odasında 10 dakikalık bir kısa filmden sonra müzeyi gezerken Zonguldak'ta kömürcülük hakkında tarihi ve teknik bilgiler almış olacaksınız. 3 katlı müzede yer alan heykeller ve madencilik ile ilgili sergilenenler gerçekten çok ilgi çekici. 2- Deniz Feneri: Zonguldak'ı kuş bakışı izleyebileceğiniz en güzel nokta ise Deniz Feneri. Karadenizden geçen gemilere kılavuzluk eden fener denizden yaklaşık 53 metre yükseklikte ve 1908 yılında inşa edilmiş. 1985 yılından itibaren elektrik ile çalıştırılan Deniz Feneri hala aktif. Fenerin hemen altında yer alan tesis ise manzara eşliğinde bir şeyler yiyip içebileceğiniz mekanlardan. 3- Gökgöl Mağarası: Uzunluğu 3.350 metre olan mağara, Türkiye'nin en uzun onuncu mağarası. Ankara yolu üzerinde yer alan mağara Zonguldak merkeze oldukça yakın bir konumda yer alıyor. Büyük Çöküntü Salonu, Fosil Giriş, Astım Salonu, Harikalar Salonu ve Mucizeler Salonu ile birçok kattan oluşan mağarada, 875 metrelik yürüyüş yolu bulunuyor. Mağara içindeki sıcaklık ve nem oranının çok fazla değişmemesinden dolayı, mikro klima özelliğinin astım hastalarına iyi geldiği söylenen mağaraya çoğu ziyaretçi tedavi amacı ile geliyor. 4- Varagel Tüneli: Zonguldak'ta olduğunuzu hissettirecek ender yerlerden birisi de bu tünel bize göre. Hem tarih, hem kültür hem de endüstri mirası. Endüstriyel amaçlı kullanım için yapılan bu tünel, deniz kenarında, karstik yapısal özellik taşıyan kayalık içine yapılmış. 1890'lı yıllarda yapılan tünel, 1940'lı yıllara kadar kullanıldıktan sonra terk edilerek, 2015 yılında Zonguldak Belediyesi'nce gezi yolu olarak kullanılmak amacıyla onarılmış. 2019 yılında 'taşınmaz kültür varlığı' olarak tescil edilmiş. Geçmişte ocaklardan çıkan kömürlerin lavuarlarda ayıklanıp yıkanmasıyla ortaya çıkan lavuar atıkları, demiryoluyla liman arkasındaki tünele taşınır ve tünel içindeki \"varagel\" adı verilen taşıyıcıyla Fener Mahallesi'ndeki kayalıklardan denize dökülürmüş. Tünel 200metre uzunluğunda ve 11 derecelik bir eğimi bulunmakta. 5- Zonguldak Plajları: Yaz aylarında Zonguldak'ta denize girmek yapılması gereken aktivitelerden biri. Sahil bandı geniş, deniz oldukça temiz, şanslıysanız dalgasız ve tabii ki tuzdan arınmış. Zonguldak merkezinde Deniz kulübü plajı, Filyos, Göbü, Karakum, Kapuz, Türkali, Sazköy, Ilıksu, Değirmen ağzı, Kireçlik, Uzunkum, Hisarkarası Zonguldak' ın en bilinen plajlarından. Ayrıca Kozlu sahili oldukça geniş ve hem yürümeye hem de yazın oturup dinlenmeye elverişli. 6- Mağaralar: Zonguldak, Karadeniz'de mağara turizminin geliştiği, bu anlamda bölgede en çok ilgi gören şehirlerden biri. Ülkemizin en önemli mağaralarından olan, mitolojiye de konu olmuş Cehennemağzı Mağaraları'na ev sahipliği yapıyor Zonguldak. Cumayanı Mağarası, Çayır Köyü Su Mağarası, Kızılelma Mağarası ve İnağzı Mağarası da Zonguldak'ın ilgi gören mağaralarından. 7- Doğal Güzellikler ve Mesire Yerleri: Zonguldak gezilecek yerler listenizde mutlaka bulunması gereken eşsiz bir doğa güzelliği de Çitdere Tabiat Koruma Alanı. Yenice ilçesinde bulunan ve Istranca meşesinin yalnızca burada görebileceğiniz türleri bu ormanı özel kılıyor. Ayrıca, Gülüç Baraj Gölü, Kızılcapınar Baraj Gölü, Ulutan Baraj Gölü, Çobanoğlu Göleti, Harmankaya Şelalesi, Güneşli Şelaleleri bu mesire yerleri arasında en çok ilgi göre yerlerden. 8- Fetih Çınarları: Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde, İstanbul'un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet'in emriyle dikilen ve toplamda 8 adet olan bu Fetih Çınarları koruma altında. Hem doğal güzelliklerin tadını çıkarmak, hem tarihi hissetmek hem de biraz dinlenmek için Fetih Çınarları çok uygun bir yer. 9- Çaycuma ilçesinde yer alan Teion Billaos Antik Kenti tarih severler tarafından kesinlikle ziyaret edilmesi gereken önemli yerlerden. Teion Billaos Antik Kenti M. Ö. 3. yüzyılda ticari amaçla kurulmuş bir Milet kolonisi. İlkçağ'da Karadeniz'in kuzeyinden getirilen malların boşaltıldığı önemli bir ticaret merkeziymiş burası. Kale, açık hava tiyatrosu, yeraltı şehri, su kemerleri, antik liman mendireği gibi kalıntılar bulunuyor. Ayrıca Teion Billaos Antik Kenti'nin, Türkiye'nin ikinci Efes Antik Kenti'i olabilecek özelliğe sahip olduğu düşünülmekte olduğunu da öğrendik. 10- Filyos Kalesi: Romalılar tarafından yapıldığı düşünülen Filyos Kalesi, kentin denize hakim bir noktası olan bir burun üzerinde kurulmuş. Güçlü ve heybetli bir görünüm kazandırmak düşüncesiyle yapımında iri taşlar kullanılmış. Kale uzunca bir süre harabe durumda kaldıktan sonra, 2003 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onarım çalışması yapılmış. İlk yerleşim yeri, kentin kuzeyindeki kale tepesi üzerinde. Bugün burada Ortaçağ Kalesi'ne ait duvarlar ile Helenistik-Roma dönemlerine tarihlenen kule kalıntıları bulunmakta. Kale tepesinin doğusunda mermer sütun ve kaidesi, mermer yazıtlı levha, taş lahitler ve tuğla mezarlar ortaya çıkarılmış. Zonguldak' ta konaklama için Otel Emirgan, Dedeman Otel, Polis Evi ve Öğretmen Evi dışında bir de bizim konaklamadığımız oldukça keyifli ve otantik bir yapıya sahip TTK misafirhanesi gibi birçok alternatif var. Alışveriş için şehir merkezinde her şey mevcut ayrıca Esas67 Burda ve WestaLife gibi AVM' ler de bulunuyor. Yeme içme önerimiz ise; Çatı Kebap ve Fener Cafe. Zonguldak güzergah olarak da Batı Karadeniz turunun başlangıcına dahil edilesi bir yer. Özellikle Zonguldak' tan Karabük yoluna devam ettiğinizde her iki kilometrede bir içinden geçtiğiniz 16 tane tünel, keşke dronu mu yanıma alsaydım dedirtiyor, haberiniz olsun.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/karagol-machael-borcka-ucgeni-vip", "text": "Karadeniz turu planı yaptığımızda, sürekli kafamıza takılan tek bir şey vardı: Neden bir yuvarlak yapamıyoruz ve gittiğimiz yerden geri dönmek zorunda kalıyoruz? Her ne kadar Karadeniz gezi rehberimize önceden hazırlansak da, bunun cevabını ancak gerçekten Karadeniz'e gittiğimizde anladık.. Yollar el vermiyor! Evet cevap aslında bu kadar basitmiş shshs.. Ve sürekli hazırladığımız Karadeniz'de gezilecek yerler listesindeki rotamızdan çıkarak, gitmek istediğimiz son destinasyona ulaşamadık ama aynı zamanda görülecek yerler listemizden daha fazlasını da gördük. Nasıl mı? Yollarrr shshsh.. Tabii hayaller ile gerçekler başka oluyor shshs.. Dahası, Maçahel'deki yaylalarda konaklamak istiyorduk. Ama yol o kadar uzun geldi ki, biraz hızlandırmak ve akşam karanlığından kaçınmak için biraz değişiklik yapmamız gerekti. Öyle ki yollar sürekli bize bir seçim yapmanızı gerektirdi: Yani mavi mi yoksa kırmızı hap mı durumunu gerçekten yaşadık shshs.. Bu tur Karadeniz' in güzide turlarından olduğu için, özellikle Rize'ye ayak basar basmaz, çeşitli tur opsiyonlarını sadece tur şirketlerinde değil, alelade dükkanların camlarında bile görebilirsiniz. Karadenizi iyi tanıyan lokal firmalara güvenebilirsiniz. Burada önemli olan gezeceğiniz bölgeye yakın bir noktadan tura başlamanız. Bu yüzden biz bu Doğu Karadeniz turuna Çayeli'den başladık.. Ve şans eseri VIP olarak turu tamamladık shshs.. Daha önce tavsiye edilmiş olan... Tur şirketinden biletlerimizi aldık ertesi gün için. Sonra bir baktık, turda sadece biz! Çünkü 6 kişi olduğumuz için, 1 grup oluyormuşuz ve başka talep yoksa, VIP araç ile turu yapabiliyormuşuz.. Oldu mu bize VIP tur kıpss. Çayeli'nden öteye Karagöl- Maçhael- Borçka Üçgeni VIP turumuzla gidelim yali yali.. 1- Çayeli: Biz Rize Yenikale Köyü'nde konakladığımız için başlangıç noktası olarak bize en yakın merkez olan Çayeli'yi seçtik. Yazımızı sonlandırırken, burayı seçmemizin ikinci ve asıl nedenini de yazacağız.. Sürprizzzzz.... Çayeli VIP ayrıcalığı ile kendimizi doğanın ellerine bıraktık. Neden mi? Bizi yine liste dışı bir yer bekliyormuş. Haritada baktığımızda görmediğimiz, fakat Çayeli'ye geldiğimizde dikkatimizi çeken kahverengi bir tabela vardı: Ağaran Şelalesi. - Ağaran Şelalesi : Çayeli'ye gelmişken görebileceğiniz doğa harikasına; Ağaran Şelalesi! Karadeniz'in gizli güzelliği olarak gün geçtikçe popülerleşen Ağaran Şelalesi, tam anlamıyla görsel bir ziyafet çektiriyor ziyaretçilerine. Ulaşımı da bir o kadar kolay; Çayeli merkezden Şairler Deresi'ni takip ederseniz 12 km sonra şelaledesiniz. Yolun son kısımları patika yol ile sağlansa da, Karadeniz için gayet normal bir yol! Şelalenin suyunun döküldüğü yerde oluşan gölette suya girebilirsiniz. Ama en önemlisi şelalenin orta kısmında suyun içinden çektireceğiniz fotoğraf. İki yanınızdan su akarken, arkanızda yeşilin en güzel tonları ile harika bir arka fon.... Gezilecek yerler çok olduğu için yola devam ediyoruz.. Tabii ki gittiğimiz yoldan geri dönerek.. 2- Arhavi: Artvin'in ilçelerinden olan Arhavi deniz istikametini bırakıp, dağlara doğru devam ettiğimiz kavşak konumunda. Şehir merkezini geride bırakıp, Arhavi merkezden yaklaşık 20 dakika uzaklıktaki, Çifte Kemer Köprüsü'yü görmeye gidiyoruz. - Çifte Kemer Köprüsü: Küçükköy ve Ortacalar derelerinin birleştiği yerde konumlanan Arhavi'deki Çifte Köprü, adımdan da anlaşılacağı gibi taşlık yolla birbirine neredeyse bağlı iki köprü. Doğu Karadeniz bölgesinde benzerlerini göreceğiniz köprünün diğerlerinden farkı, iki köprülü yapısı. Bu yapının bir başka özelliği daha varmış; merkezkaç kuvvetine göre inşa edilmiş. Ayrıca köprü oluşturan taş yüzey, yumurta akı ve kireç ile sıvanmış.. 18. yüzyılda inşa edilen köprünün altı tam bir daire kesiti.. Bunca güzel lafın arasında malesef görüntü kirliliği oluşturan karşı tarafındaki betonerme bina dikkatimizi çekiyor. Neden böyle bir binanın yapımına izin verilmiş... Biz bu kentsel görüntüyü arkamıza alarak, güzel manzara ile bütünleşen Çifte Kemer Köprü' nün tek başına ve bizimle fotoğraflarını çekmeye doyamıyoruz. Yol boyunca akan dereyi takip ederek, Mençuna Şelalesi'ni görmeye gidiyoruz. Tabii göreceğiniz görsel şölenin her bir karesi fotoğraflık! - Mençuna Şelalesi: Arhavi' nin Arılı Köyü'nde yer alan şelale tam bir trekking yeri. Çünkü derenin bittiği yerde başlayan asma köprü ile yürüyüş parkuru da başlamış oluyorsunuz. Bu yolun uzunluğu kesinlikle sizin performansınıza göre değişir. Ve kondisyonunuza göre.. Çok kolay bir yol diyemeyeceğiz. Patikalardan sonra başlayan dik merdivenler kesinlikle soluk kesiyor. Üstüne bir de yol yer yer yosun ve çamur olunca, trekking için harika bir macera sizi bekliyor. Sakın pes etmeyin. Çünkü bütün o terlemeye, şelaleden önce göreceğiniz köprü bile değer. Üç tahta direkli giriş ile öncelikle asma köprüye ayak basıyorsunuz. Muhteşem yemyeşil orman görüntüsü ile başınız dönerken, su sesini duyup arkanızı döndüğünüzde gözlerinize inanamayacaksınız. Kayaların arasından süzülen sularda oluşan gök kuşağı, gürül gürül akan şelale, şelalenin bitimde oluşan gölcük ve suların arasındaki kayalar.... Tam olarak nasıl anlatmalı bilmiyoruz ama burası kesinlikle görmeniz gereken harika bir görsel şölen! Yani bu şelalede fotoğrafa doyamayacağınızı ve biraz abartacağınızı garanti ediyoruz.. 3- Borçka şehir merkezine Çoruh Nehri'ni birbirine bağlayan tarihi köprü ile ulaşıyorsunuz. Burayı yaklaşık 10 dakikada araba ile gezip bitirebilirsiniz. Balı meşhur Borçka, laz müteahhitlerden nasibini almış şehir merkezi. İstanbul'un az gelişmiş ilçelerinden birinde olduğunuz hissini veriyor. Uzun ve şekilsiz binalar, yollardaki araba bolluğu dağların arasında kalan bu güzel ilçenin dokusunu tamamıyla bozmuş. Borçka şehir merkezinden beklediğimizi alamayıp oluşan hayal kırıklığını hemen pozitif bir şeye dönüştürmemiz gerekiyordu. Vee yemek!!!! Köprüden geçip dümdüz ilerlediğinizde, yol bitiminden sola doğru devam edin. Ve üst geçidin olduğu yere vardığınızda solunuzda ünlü esnaf lokantası Gül Lokantasını göreceksiniz. Şehir merkezinde tabela olmadığı için, şehre girince birilerine de sorarsanız mutlaka gösterirler. Çünkü burası yerel halkın bildiği, turistik olmayan bir lokanta. İyiki de öyle olmuş ve lezzetli yemeklerindeki kaliteyi korumuşlar. Önerimiz döner! ne alaka döner demeyin. Burada döner bir başka. Öyle ki, 12:00-13:00 arası bitmiş olabilir. Eğer şansınız varsa tadacaksınız yani shshs.. Lakin rezervasyon yaptıramıyorsunuz... Diğer ev yemekleri de bir o kadar leziz. Döner yoksa, güveç yiyin shshs.. - Muratlı Barajı: Artvin'in Borçka ilçesine bağlı Karşıköy'de yer alan Muratlı Barajı' nın suları altında kaldı. Yani bir batık şehir var suların altında... 4- Şavşat: Türkiye'nin en sakin şehirlerinden Şavşat ilçesinin sınırlarında yer alsa da, yolların zorluğunu hesaba katarsanız aslında Karagöl Şavşat'ta değil! Şavşat ilçe merkezine 45 km uzaklıkta olan Karagöl'e giderken Şavşat ilçe merkezinden geçiyorsunuz. Fakat Şavşat Yaylaları ayrı bir yer. Haritadan bakınca sanki gidilebilir gibi görünse de, siz de bu algı yanılmasına kapılmayın sakın. Gerçekten birbirinden uzak. - Karagöl Sahara Milli Parkı: Aşağıkoyunlu Köyü'nün sınırlarında yer alan Karagöl Sahara Milli Parkı, Karagöl ve Sahara Yaylası'ndan oluşuyor. Sahara Yaylası Şavşat ilçe merkezine 17 km uzaklıkta ve Karagöl ile ters istikamette. Yani Karagöl Sahara Milli Parkı'nda, aslında Karagöl ve Sahara Yaylası ayrı iki yer. Biz yayla turunu da ayrı bir günde yapacağımız için, Karagöl'e gitmeyi tercih ettik. Karagöl'e ulaşmak için, Karagöl Milli Parkı tabelalarını takip etmeniz yeterli. Virajlı yollardan geçerken, iyi ki kendimiz araçla gelmemişiz demeden edemiyoruz. Böylece manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Yollarda dikkat etmeniz gereken özelikle bir bölge var ki, adını da olan kazalardan dolayı almış. İmdat! Burada çok dikkatli olun, sanki viraj hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. İmdat'ta arabaların durması için yapılan düzlükte mutlaka fotoğraf çekmek için bir mola verin. Karagöl Milli Parkı'na araç başına 20 TL ödeyerek gişeden giriyorsunuz. Eğer hava güzel ise, sonrası Bebek' te kahvaltı trafiği için verilen savaş gibi. Çünkü Karagöl sadece turistlerin değil, yerel halkında özellikle hafta sonu kaçamak yeri. Biz yine VIP olduğumuz için, minibüsümüzden indik ve park yeri aramak zorunda kalmadık. Tavsiyemiz, illa otopark kısmında zaman kaybetmeyin, çünkü taşlık yola da park yapılabiliyor. Yani devam edin azıcık.. Araçtan indikten sonra, ağaçlarla bezeli taşlık yolda yaklaşık 15 dakika ilerleyip, Karagöl'ü görebileceğiniz noktaya ulaşıyorsunuz. İşte bu noktada dikkat: Burası tam bir kaos!!! O kadar çok kalabalık ki, gölü görmek için insanları aşmak gerekiyor. Bir restoran ve çay tost çadırının olduğu giriş yerinde, piknik yapan insanları görünce biz ne oluyor burada demeden kendimizi alamadık. Çünkü her yer duman, mangal kokusu ve koşuşturmaca. Hemen ön araştırmamızda gördüğümüz meşhur asma iskelede fotoğraf çektirmeye gittik ki burada sıra oluyor. Herkes bu klasik pozu istiyor. Bir el veya kafasız fotoğraf çekmek neredeyse imkansız... Biz direndik.. Ve bu asma iskelede oyalanmak zorunda kaldık. Aşağıdaki fotoğraftan kalabalık hakkında fikre sahip olabilirsiniz. Bu işi hallettikten sonra, bu kadar yolu bu mangal dumanları altında gölü görmeye mi geldik diye düşünürken, insanlardan uzaklaşmaya karar verdik. Asma iskelenin solunda kalan, çamur ve odunlardan yapılmaya çalışan bakımsız patikadan gidebileceğimiz yere kadar gidelim dedik. Ve iyi ki dedik! Çünkü bizim için Karagöl işte o zaman başladı!! Yukarıdaki fotoğraftan da anlayacağınız üzere, kalabalıktan hiç bir şey görülmüyormuş. Ve fondaki duman sis değil son fotoğraftaki çadırcıların mangal dumanı! Evet burada çadır atabilirsiniz. Ama mangal için dikkatli olunmalı! İnsanlar azaldıkça yani mangal dumanı azaldıkça, Karagöl'ün üstündeki sis perdesi çekilmeye başladı ve doğanın güzelliğini görmeye başladık. Şavşat Karagöl, bir heyelan gölüdür. Heyelan kötü bir şey olsa da, iyi ki o kayalar kaymış ve içine sular birikip Karagöl'ü oluşturmuş.. Gölün çevresi, göknar, ladin ve sarıçam ağaçları ile dolu. Etrafı yemyeşil bir bitki örtüsü ile çevrili Karagöl, ender manzara güzelliklerine sahiptir. Türkiyenin Milli parklarının en üst sıralarında yer alan Karagöl, her bir adımınızda fotoğraf çekmek için sizi durduracak harika bir manzaraya sahip. Sizleri düşünerek örnek pozlardan bir portfolio hazırladık. Sırf sizin için. Özellikle gökyüzünün göle yansıması ile oluşan görüntü o anda fark etmeseniz bile, çektiğiniz fotoğraflara baktığınızda sizi hayrete düşürecek. BONUS: Şavşat'ta kalabalıktan uzaklaşmak isterseniz, Karagöl'ü geçtikten sonra Balıklıgöl'de de çadır atabilirsiniz. Ve yollar bizi başlangıç noktamıza yani Çayeli'ye götürüyor.... Yazımızın başında bahsettiğimiz sürprizde sıra yehhuu! Çayeli türküsünden başka bir şeyle daha meşhur! Kuru fasulye!!! Lale Lokantası ve Hüsrev Lokantası kime sorarsanız gösterecekleri en meşhur iki lokanta. Kuru fasulye ne alaka demeyin! Şöyle ki, Hüsrev'de saat 20:00'de kuru fasulye bitmişti ve Lale'ye gittik. Orada da yoktu, sonra inadımızdan tekrar yapmaya başladılar. 40 dakika sonra bu enfes kuru fasulyeler midemizdeyken, hazzın doruklarındaydık. Mutlaka ama mutlaka gidin. Yiyin. Bir de enişte tatlısı diye bir tatlı varmış. Lale Lokantası'nın arka sokağındaki küçük bir dükkanda satılanı meşhurmüş. Onu da yiyin."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/karpaz-yarimadasindan-zafer-burnuna-dogru", "text": "Girne ve Lefkoşa dışında keşfedilmeyi bekleyen yerler.. Kuzey Kıbrıs denilince akla ilk gelenlerin başında maalesef, bayii toplantıları, alkol ve Casino'lar yer alıyor. Yavru vatanı bu kadar değerinin altında tanımlayan başka bir eşleştirme olamazdı! Bize göre öncelikle muhteşem sahilleri, mükemmel Akdeniz havası, sevimli konuşma tarzı, tarihi köyleri, yürek burkan kısmi zaferi, gezilecek yerleri, görülmesi gereken eşsiz peyzajı \"casino\"ların önüne geçmesi gereken bir yer burası. Eğer siz de \"Aman Kıbrıs'a gidip ne yapacağım kumar mı oynayacağım\" diye düşünüp, şimdiye kadar yavru vatan gezisini es geçtiyseniz bu yazımızı kesinlikle okumalısınız. Başlamadan önce dilerseniz Kıbrıs ile ilgili önemli bilgileri derlediğimiz \"Kuzey Kıbrıs Yolcularının Dikkatine\" yazımıza buraya tıklayarak göz atabilirsiniz. Ercan Havalimanı'ndan Zafer Burnu'na Uzan Rotamızı google haritalar üzerinde takip etmek için tıklayınız. Ercan havaalanından kiraladığımız araca atladığımız gibi yönümüzü 46 yıldır \"Hayalet şehir\" statüsünde olan Kapalı Maraş'a çevirdik. Henüz 8 Ekim 2020'de sadece 1,5 kilometrelik sahil kesimi ve buraya giden bir caddesi açılmış olan Maraş'ta bisiklet kiralayarak 1,5 saatlik bir gezi yaptık. Açık olan tüm caddelerde gezip, Maldivleri andıran upuzun sahiline indik ve yıkık çökük binalar arasındaki sokaklarında içimiz burkularak bir sürü fotoğraf çektik. Bölgede şu an sadece bir ordu evimiz var bir de tabii ki BM binası. Zamanında Kıbrıs turizm gelirinin %50sinden fazlasını karşılayan lüks oteller ve apartlar ile eğlence mekanlarına sahip olan bu bölge 1974'te yapılan harekat sırasında bölgeden kaçan Rumların bıraktığı şekilde kalmış. Bazı binalar çökme tehlikesinde, tabelalar kopmuş, hatta bazı binalarda mermi delikleri bile görünüyor. Kıbrıs'a daha önce gezdiyseniz bile sadece burayı görmek için yine gitmelisiniz! Dünyadaki sayılı ikon müzelerinden olan St. Barnabas İkon ve Arkeoloji müzesi, Lüzinyan dönenimde yapılmış, gotik mimarisi ile büyüleyici bir yapı olan ve Mağusa'nın fethi ile Lala Mustafa Paşa Camisi olarak varlığına devam eden St. Nicolas Katedrali, katedralin önündeki boş meydandan görünen, Salamis'ten getirilen taşlar ile yapılmış üç sütunlu kalıntıların olduğu alanda Venedik Sarayı kalıntıları, aynı meydanda yer alan ve burada 3 yıl zindanda kalan Namık Kemal Zindanı, Canbulat müzesi, Gazimagusa Şehitler Anıtı ve Shakespeare'nin Othello oyununda Destemona'yı öldüren Othello'nun kıbrıs valisi Teğmen Christoforo Moro'yu canlandırmış olabileceğine inanıldığı için bu ismi alan Othello Kalesi, güçlü yapısı sayesinde şehir bombardımanından sağ çıkmış ve Osmanlılar tarafından Sinan Paşa Camii olarak çevrilmiş St. Peter & St. Paul Kilisesi, burada göreceğiniz tarihi ve turistik yapılardan. Ayrıca, Lala Mustafa Paşa Camii'sinin önünde gözden kaçırmayacağınız Cümbez Ağacı buradaki nadir ağaçlardan biri. 700 yaşındaki dut ve incir karışımı bu ağacı kesin fark edeceksiniz. Burada kısa bir mola için önerimiz Petek Pastanesi. Restoran fiyatları ve menüsü fena değil ancak özellikle tatlıları iştah kabartıcı. Kuzey Kıbrıs'ın kesinlikle gezilmesi gereken yerlerinden biri olan bu antik kent zamanında çok önemli bir liman özelliği taşıyormuş. Şehrin kurucusu Truva savaşı kahramanı Teucer, şehre Yunanistan'dan geldiği ada olan Salamis adını vermiş. Salamis antik şehrinde hamam, gymnasion, sütunlu caddesi ve stadyumu, sarnıçlar, tapınaklar, su kemerleri kalıntılarını gezmek için en az 1-2 saat zaman ayırmalısınız ancak dikkat: Antik kent saat 15:30'dan sonra ziyaretçi kabul etmiyor. Zamanınızı iyi planlamalısınız. Salamis antik kentinden az ileride yer alan Enkomi antik şehri, Kral mezarları ve Barnabas manastırını da rotanıza eklenizi öneririz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumkuriyeti'nin en kuzeyi.. Dipkarpaz, Karpaz yarımadasında eski köyler içinden geçip, yol kenarına paralel uzanan mükemmel renkteki denizi ile büyüleyici bir yolculuk yapacağınız bir konumda yer alıyor. Maldivleri andıran mavi- yeşil denizine bu civardaki hemen hemen her yerden girebiliyorsunuz. Uzun sarı kumsalları ve genellikle herhangi bir tesis tarafından işletilmeyen ücretsiz plajları burada kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Özellikle yarımadanın en ucundaki burna kadar devam etmeli ve bu civarda Altınkum başta olmak üzere muazzam denizin tadını çıkartmak için zaman ayırmalısınız. Bu bölgede gezilmesi gereken turistik yerlerin başında Apostolos Andreas Manastırı geliyor. Kıbrıs adasının en doğusunda, Karpaz yarımadasının ucundaki Zafer burnunun güney kesiminde kurulan manastır, yüzlerce yıl Ortodoksların haç yolu üzerindeki önemli bir durak noktası olarak hizmet vermiş. İnanışa göre; Hz. İsa'nın askerlerinden biri olan Andreas deniz yolu ile Kudüs'e giderken gemide su sıkıntısı yaşıyor. Daha sonra asker Andreas gemiden inerek Manastırın bulunduğu bölgeye gelerek elinde bulunan bastonu ile gelerek su çıkartıyor. Bir gözü kör olan gemiyi idare eden kaptanın fışkıran su ile yüzünü yıkaması sonucu gözleri görmeye başlıyor. Bir zamanlar Finikeliler'in de yaşadığı Karpaz bölgesinde yer alan Agios Philon Kilisesi, Karpaz halkını M. S 4. yüzyılda Hristiyan yapan azizin adına yapılmış. Agios Philon Kilisesi, aslında Helenistik ve Roma Dönemleri'nden kalan yıkıntıların üzerine inşa edilmiş görülmesi gereken bir diğer yapı. M. Ö. 2. yy'dan kalmış Aphendrika ve Meryem ana'nın kucağında oturan İsa'yı ve beş melek ile havarileri gösteren değerli mozaikler ile süslenmiş Panaya Kanakaria Kilisesi bu bölgede görülmeye değer diğer tarihi yerlerden. Ayrıca buradaki hemen hemen tüm köylerin içinde en az bir tane kilise veya antik başka bir yapı bulabilirsiniz. Avtepe, Sazlıköy, Kaleburnu, Boltaşlı, Yeni Erenköy bu köylerden bazıları. Eğer zamanınız ve 4 4 aracınız varsa Kantara Kalesine kadar çıkabilirsiniz. Yarımadanın hem sahil hem de iç kesimlerinde bir çok otel ve pansiyon bulabilirsiniz. Eğer biraz eğleneceğiniz bir bölgede olmak istiyorsanız hareketli gece hayatı ile ön plana çıkmış Gazimağusa'daki otelleri tercih edebilirsiniz. Ama, bizim gibi, daha uzak ve sessiz bir yer arayışında olanlara Dipkarpaz bölgesinde otel önerimiz kesinlikle Oasis at Afliyon!! Karpaz Özel Çevre Koruma bölgesi sınırları içinde eski bir Rum limanı üzerine inşa edilmiş bu otelin hemen yanı başında tarihi bir yıkık olan Ayios Filon, önünde uçsuz bucaksız uzanmış masmavi bir deniz, çok lezzetli yemekleri ve yardımsever çalışanları ile günbatımına karşı konumlanmış bir de restoranı mevcut. Gecelik oda fiyatı 400 TL. Otelin 5-6 tane bungalov evi, denize karşı yanyana dizilmiş odaları ve iki adet daha müstakil ve geniş çift kişilik odası mevcut. Gittiğimiz dönemde hepsinin fiyatı aynıydı ve hafta içi hepsi boştu 🙂 Biz müstakil odaları seçtik, gün batımında koskocaman bir dip balığını mideye indirdik, sabah da yıkıklarda gezip, 2 dakika uzaktaki afliyon plajına indik. Tesadüfen denk geldiğimiz bu oteli eğer gitmeden bilseydik kesinlikle daha fazla zaman ayırırdık. Araç kiralamalısınız! Bu rotayı en zahmetsiz ve plansız yapabileceğiniz başka bir alternatif yok maalesef. Biz her ne kadar en az 1 gece konaklamalı olarak tavsiye etsek de siz dilerseniz tek güne bile sıkıştırabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken en önemli şey hız kurallarına uymak, yolu soldan takip etmek, özellikle burna doğru uzanan taşlık alanlarda daha yavaş ve temkinli davranmak. Zira bizim de başımıza geldiği üzere lastik patlaması çok sık yaşanan bir hadise.. Balık 🙂 Tabii ki her denize kıyısı olan yer gibi burada da birinci tercihiniz balık olmalı ama balık sevmeyenler için alternatifler mevcut. Karpaz Yarımadasında Kıbrıs'ın batı sahillerine kıyasla hemen hemen her yerden denize girebilmek mümkün. Hem otel ve restoranların önünde sezlong ve şemsiyeli plajlar bulabilir hem de kimsenin olmadığı boş kumsallardan veya halk plajlarından denize girebilirsiniz. Sea Bird Motel bizim geçerken çok hoşumuza giden ama yer olmadığı için kalamadığımız bir başka otel. Tesisin konumu ve plajı oldukça güzel. Sakin ve temiz olması bizim dikkatimizi çeken başka bir özellikti. Otelde kalmadık ama denizi kaçıramazdık 🙂 Kesinlikle yanınızda şnorkel ve deniz gözlükleriniz olmalı! Golden Beach olarak bilinen Altınkum ise kilometrelerce uzanan sarı kumsalı ile Maldivlerin Kıbrıs versiyonu olarak oldukça popüler."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kazdagi-efsaneleri-mitoloji-ve-turk-mitoslari", "text": "Kazdağı, bereketli toprakları ve doğa güzelliğinden dolayı tarihte birçok devletin dikkatini çekmiştir. Bu zenginliğinden dolayı tarih boyu göç almış ve birçok kez istilaya uğramıştır. Bu durum Troia bölgesinde yani Çanakkale ilinin tamamı başka bir deyişle Biga Yarımadası'nın sosyal, kültürel açıdan çeşitliliğine de neden olmuştur. Kazdağı efsanesi dediğimizde artık ondan mitolojideki adı ile bahsetmemiz gerekiyor: İda Dağı.. Homeros dünyaca ünlü eseri İlyada Destanı'nda \"Bol pınarlı vahşi hayvanlar anası\" olarak bahseder İda'dan.. Ve yine bi aşk hikayesi.. Kazdağı'nın zirvesindeki Beyoba Köyü'nden Emine ile Ova Köyü'nden Hasan'ın hikayesi.. Kısaca bahsedelim.. Rivayete göre her hafta Çarşamba günü kurulan pazarda tezgah açan Emine ve Hasan birbirlerine aşık olurlar, evlenmek isterler. Ama Emine'nin ailesi Hasan'ı istemez ve sevgisini göstermesi için 40 kilo tuz taşımasını isterler.. Hasan yolun başında Hasan yere yığılır.. Emine köye varınca Hasan'ın arkasından gelmediğini fark eder. Geri döner ve gölette Hasan'a verdiği yazmayı görür. Öldüğünü sanarak kendini göletin yanındaki çınara asarak intihar eder.. Hasanboğuldu göleti ve Emine çınarı suda birbirine kavuşur.. Başka bir rivayette Hasan tuzu taşıyamayınca ovalı nazik Hasan'ın yörük hayatını yapamayacağını düşünerek Emine tuzu sırtlar götürür ama sonra pişman olur.. Döndüğünde Hasan yoktur.. Kaz Dağları'nın en güney zirvesi olan Sarıkız Tepesine adını veren Sarıkız efsanesi ise şöyle; özetle namuslu ve güzel bir kıza iftira. Detaylarına gelince; Çanakkale Ayvacık köyünde ailesiyle yaşayan Sarıkız'ın annesinin vefatı üzerine, babası eşinin hatıralarıyla yaşamak istememesinden dolayı Kavurmacılar Köyü'ne göç ederler. bu köyde çobanlık yaparlar ve Sarıkız'ın babası köylüler tarafından sevilir, sayılır. Hatta akıl hocası gibi olur. Köylüler onun ermiş olduğunu düşünürler. Babası hacca gitmek ister fakat kızını bırakamaz. Kızı bir şekilde onu teşvik eder ve o da kızını komşularına emanet ederek hacca gider. Eskilerde hacca gitmek yayan, yani uzun sürüyor.. Sarıkız, güzelliğine ve taliplerine karşın evlenmek yerine dağlarda kaz beslemek istediğini söyler. Babası hacdan gelir ve kızına taliplere yüz vermediği için köylülerin kızına attığı iftiraları duyar. Köylüler babasına sırtını döner. Ve namusunu temizlemesi gerektiğini düşünür. Babası kızına kıyamaz ve Kaz Dağı'nın zirvesinde birkaç kazı da yanına alarak kızını ölüme bırakır. Yıllar sonra babasına kızının dağda görüldüğü söylenir. Bayramiç dolaylarından gelen bir yolcu yolunu kaybettiğinde bir kızın yardım ettiğini söyler. Bu sarıkızın kazlarının ovaya inerek çiftçilerin mahsullerine zarar verdiğini ve şikayette bulunduğunu, bunun üzerine sarıkızın kazları aşağı inmesin diye taştan bir avlu yaptığını ve artık kazların aşağı inmediğini söyler. Burası günümüzde kaz avlusu olarak halen kalıntıları vardır. Yani Sarıkız'ın olduğu tepe.. Babası İda Dağı'na gider, kızını bugünkü Sarıkız Tepesinde bulur. Kızından abdest almak için su ister. Kız bir eliyle denizden diğeriyle nehirden su alır. Eliyle dağın tepesinden denize uzanarak su uzattığı da bir başka rivayet. Başka bir rivayet de, babasına aceleyle denizden tuzlu su verir. Babası suyun tuzlu olduğunu söyleyince vadiden tatlı su döker.. Yani kız ermiştir. Babası kızının erdiğini anladığı için sırrı açığa çıkmasın diye gökyüzünü kara bulutlar kaplar ve kız ortadan kaybolur.. Kızına iftira eden köylülere beddua eder. Güre dolaylarında olan Kavurmacılar Köyü yaşayan kimse kalmadığı için kaymakamlık tarafından kütükten silinmiştir. Sarıkız'ın babası da yas içinde tepelerde dolaşır ve bugün Baba Tepe denilen yerde ölür.. İkisi için de mezarlarını köylüler yapar.. Şaman kültüründen gelen Türkmen için her yıl Ağustos ayında ziyaret ettikleri kutsal bir yerler haline dönüşür.. - Mitolojide tanrılar Olympos Dağı'nda yaşar ve İda Dağı'nda evleri vardır. - Girit'teki İda Dağı'ndan dolayı İda adını aldığı söylenenler arasında - Tanrıların tanrısı Zeus İda Dağı'nda doğmuştur. Girit'teki İda Dağı'ndaki bir mağarada doğduğu da başka bir rivayet.. - Zeus'un Olymposlu tanrıçaların en güçlüsü Hera'ya aşık olduğu yerdir. Homeros İlyada Destanı'nda; 'Hera, dosdoğru yürüdü Gargaran doruğuna, İda'nın en yüksek tepesiydi bu. Bulutları devşiren Zeus, onu gördü. Görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını. Ve Hera, Zeus'un dokuz eşinin birincisi oldu' diye yazmıştır. - Zeus ve Hera İda Dağı'nın tepesinde törenle evlenirler. - Kral Priamos oğlu Paris'i İda Dağı'nda ölüme terk eder. Paris İda Dağı'nda bir ana ayı tarafından emzirilerek büyütülür. - Tarihin ilk güzellik yarışmasının İda Dağı'nda yapıldığını bilmeyenimiz yoktur. Paris altın elmayı Afrodit'e vermesiyle, dünyada ilk güzellik yarışması yapılmış olur. Hikayesi ise; Zeus düzenlediği bir toplantıya tanrıça Eris'i çağırmaz. Bunun üzerine Eris, o toplantıya altın bir elma gönderir ve elmanın en güzel tanrıçaya verilmesini ister. Zeus bu durumdan sıyrılmak için Athena, Hera ve Afrodit'i yakışıklı delikanlı Paris'e gönderir ve onun seçmesini ister. Paris bu güzel kadınlardan hangisini seçeceği düşünürken ve kadınlar birer teklifle gelir. Böylece tarihin ilk rüşvet olayı gerçekleşir. Hera, Asya ve Avrupa krallığını, Athena savaşta dünyanın en büyük yiğidi olmayı ve insanüstü aklı vaat eder. Afrodit ise dünyanın en güzel kadınının aşkını teklif eder. Paris aşkı seçer. Böylece dünyanın ilk güzellik kraliçesi Afrodit olur. Paris Sparta ziyaretinde Helen'e aşık olur. Afrodit Helen'i söz verdiği üzere Paris'e aşık eder. Evli Helen, Paris ile Truva'ya dönünce işler karışır ve ünlü Truva Savaşı ya da Troia Savaşı çıkar. Yani bu aşk bir savaş başlatmış olur. - Zeus Truva Savaşı'nı İda Dağı'nın eteklerindeki Zeus Altarı'ndan izlemiştir. - Eski Yunanlılar tanrılara kurban vererek türlü felaketlerden korunmaya inanırlarmış. İda Dağı'nın tepesinde tanrılara kurbanları sunmak için yapılan Zeus sunağı ya da Zeus Altarı vardır. - Hera ve Zeus Truva Savaşı'nda farklı tarafları tutarlar. Bir kaynakta Zeus'un Troya Savaşı'nı yönetirken bir taraftan da Afrodit ile seviştiği bilgisi vardır. Yani Hera bu durumu kıskanmış olabilir. Neyse Hera Zeus'u kandırıyor ve dağın zirvesini bulutlarla kaplattırıyor. Böylece Zeus savaşı yönetemiyor. - Troya Savaşı'nı tanrılar İda Dağı'nın tepesinden izlemiştir. - İda Dağı'ndan çıkan Skamandros yani Kara Menderes'in suyu koyun, keçi gibi hayvanların tüylerine parlaklık verirmiş. Hatta Troialı bakireler evlilik aşamasında \"Ey Skamandros, kızlıgım senin olsun\" diye bağırarak suya girerlermiş.. Ayrıca güzellik yarışmasındaki üç güzel tenleri parlasın diye Kara Menderes suyuna girmişlerdir.. - Batan Atlantis kıtasının Ege Denizi'nde olduğu iddaa eden bilim adamlarının bu savına göre, türlerin özellikle bitki örtüsündeki çeşitliliği de hesaba katarak Nuh'un Gemisi'nin İda Dağı'nda olduğunu inananlar var. - Erikhthonius'tan Troia kralı Tros dünyaya gelir. Truva şehrinin kralı Tros'un üç oğlu Ilos, Assarakos ve tanrı statüsünde ölümlülerin en güzeli sayılan Ganymede olur. Ganymede İda dağının eteklerinde babasının gemisinin dönmesini beklerken Zeus ona aşık olur ve kartala dönüşerek onu Olimpos Dağı'na kaçırmıştır. Ganymede sonsuza dek genç kalması için kutsal nektar dolu kupayı eski Yunan Olimpia tanrılarının bir kutlama toplantısında sunmuştur. ışık saçan anlamına gelen Ganymede'nin kaçırılmasına karşılık Zeus babasına ölümsüz atlar hediye etmiştir. - Afrodit'e ders vermek isteyen Zeus, onun kalbine Anchises'e karşı heyacan hissetmesini koymuştur ve aşık olmasını sağlamıştır. Troia yakınlarındaki Dardania bölgesinden gelen Anchises o sıralarda İda Dağı'nda hayvan yetiştiriciliği yapıyormuş. Afrodit onu görünce ilk defa aşık olmuş, Kıbrıs'ı terk edip İda Dağı'na gelmiştir. Afrodit kendisinin ölümlü olduğunu ve Troia'ya onun eşi olmak üzere gönderildiğini söylemiş ve birlikte olduktan sonra onu uyutarak yine ölümsüz olmuştur. Anchises uyandığında bir tanrıçayla birlikte olduğunu anlamış ve endişelenmiştir. Afrodit ise Aeneas adında bir oğulları olacağını müjdelemiştir. Aeneas, Roma İmparatorluğunu kuran kişidir. Derleme bilgiler olduğu için eksik ya da düzeltilmesi gerektiğini düşündüğünüz bilgiler için lütfen yorum bırakın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kazdagi-milli-parki-hakkinda-her-sey", "text": "Çanakkale ile Balıkesir illeri arasında yer alan Kazdağı, Dünya'nın en önemli altın madenlerinden birinin üstüne kurulmuş. Durum böyle olunca -herkesin- dikkatini çekiyor. Kazdağları'nda kazı yapmak isteniyor. Ama şimdilik ortalık sakin.. Neyse bu iç karartıcı bilgiyi de verdikten sonra biraz nefes alalım.. Kazdağları oksijen açısından Alpler'den sonra Dünya'nın 2. oksijen deposu. Bu yüzden özellikle astım, bronşit gibi sağlık sorunu yaşayanların özellikle Kazdağları'nın yolunu tutması gerekir.. Kaz Dağları denilince akla bir dağ gelse de, oradaki -ler- taksının anlamı aslında tek bir dağdan bahsedilmediği.. Kazdağları 6 tane dağdan oluşuyor, bunlar; Kaz Dağı, Eybek Dağı, Dede Dağı, Kocakatran Dağı, Baba Dağı, ve Güngen Dağı.. Kazdağı ise Biga Yarımadası'nın en yüksek dağı.. Bizim konumuz olan Kazdağı, 21.452 hektarlık alanda biyolojik ve hayvanların yaşam alanı açısından çok büyük çeşitlilik gösteriyor. Mesela 800'den fazla bitki çeşidi, karaca, yaban kedisi, su samuru, porsuk, sansar gibi hayvanların yanı sıra atmaca, keklik, tahtalı, kartal, şahin, çulluk gibi kuşlar, alabalık ve sazan çeşitleriyle balık türlerini doğasında barındıran bir yaşam alanı.. Sadece Kazdağları'nda bulunan bitki türler ide var. Mesela Kazdağı göknarı sadece burada var.. Ayrıca tıbbi bitkilerden sumak, adaçayı, vb. açısından da oldukça büyük bir çeşitlilik gösteriyor.. Kazdağı Milli Parkı aslında Kazdağları'nın küçük bir bölümünü oluşturuyor. 1993 yılında milli park ilan edilen Kazdağı'nın %10'u kadarını gezme imkanımızın var.. Ege Bölgesi ile Marmara Bölgesinin kesiştikleri yerde konumlanan Biga Yarımadası'nda yer alıyor. Edremit Körfezi'nin kuzeyinde, Balıkesir'e 92 km, Çanakkale'ye 123 km uzaklığındadır. Kazdağı İstanbul arası 450 kilometredir. 1- Çanakkale üzerinden (471 km): Edirne istikametinde yol alıp, Saros Körfezi'ni tamamladıktan sonra, Kilitbahir'den Çanakkale'ye geçerek İzmir istikametinde devam etmek.. Sonrasında önce Zeytinli, sonra Mehmetalanı Köyü'ne gitmek.. 2- Bursa üzerinden (430 km): Balıkesir- Edremit yolu takip edilir. Balıkesir'den sonra Çanakkale tabelası takip edilerek Mehmetalan Köyü'ne varılır.. Araştırdık, taradık tonla bilgi bulduk. E o zaman ayrı bir blog yazısı haline getirelim dedik. Kazdağları'na yılın her mevsiminde gidilebilir. Özellikle bahar aylarında ağaçların renk değiştirmesi ile Kazdağı Milli Park renk şöleni yapıyor. Kışın gidecekseniz ormanlık alanların soğuk olduğunu hesaba katın deriz. Zeytinli Köyü'nde yer alan Kazdağları tanıtım ofisinden kılavuz ayarlanıyor. Yani Kazdağı'na çıkmak isterseniz mutlaka bu köye gelmeniz gerekiyor. Parkta kılavuz olmadan gezemiyorsunuz. Rehberi gelmeden ayarlamakta fayda var. Çünkü sabahın ilk saatlerinde bile rehber kalmıyormuş. - Kılavuz ücreti 70 TL'den başlayan fiyatlar yürüyüşe göre değişiyor ve 140 TL ye kadar çıkabiliyor.. - Çadır ücreti (1-4 kişi): 37 TL - Kılavuzun çadır ücreti: 55 TL - Kazdağı zirvelerine yürüyüş yapılabilir. Kazdağları'nın en yüksek tepeleri Sarı Kız, Baba Tepe ve en en yükseği 1774 metre ile Karataş Tepesi zirvesi. Milli parka rehbersiz girmenin yasak olduğunu söylemiştik.. - Şenliğe katılabilirsiniz. Parkın zirvesindeki Sarıkız'ın Türbesi'inde her yıl Ağustos ayında şenlikler oluyor, adaklar adanıyor - Kesinlikle Milli Park'ın içinde kamp yapmak - Gelmişken Kazdağı civarını görmek. Kazdağı Eteğindeki Gezilecek Yerler yazımız için tıklayıns - Hızır Kamp - Akeleos Kamp - Kuzgun Obası Kamp - Endes Kamp - İnek Obası Kamping Ağlayan Şelale kamping bir emin olamadık. Yeterli bilgi bulamadığımızdan adı burada bulunsun şimdilik.. - Çamlıbel Köyü Zeytinbağı Otel, Konak Lapeistra, Çamlıbel Düşler Vadisi - Yeşilyurt Köyü Manici Kasrı, Öngen Otel - Adatepe Köyü Adatepe Ida Blue, Hünnap Han - Güre Hattuşa Termal Otel"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kazdaginin-eteklerinde-gezilecek-yerler", "text": "Türkiye'nin cennet köşelerinden Kazdağı İstanbul'a ortalama 450 km uzaklığında.. Balıkesir ile Çanakkale arasındaki Kazdağı doğasının güzelliklerinde büyülenmek, oksijeninden ciğerleri bayram ettirmek ve mitolojik kahraman misali İda Dağı'nın Kazdağı Mitolojisi yazımızı okumak için tıklayın taşlı yollarında hoplayıp zıplamak isteyenler buraya Kazdağı'nda kaybolmaya geldik. Hazır gelmişken de Kazdağı civarında gezilecek yerler nerelerdir diye bir araştırma yaptık ki, o da ne tonla yer varmış.. Kazdağı eteklerindeki köyler birbiri ardına dizilmiş tarihin ayaklı resmi adeta.. Her birinin ayrı bir önemi ve güzelliği var.. Zeytin kokulu bu mis köyler gerek köylülerin gerekse bilinçli ellerin altında bozulmamayı başarabilmiş. Hem köy havasını korumuş hem de tertemiz ve bakımlı görüntüleri ile gezmezseniz siz kaybedersiniz der gibi ayakta.. Taş ve tahta evler, müzeler, arnavut kaldırımları ile Kazdağı köyleri, dağın gölgesinde kalmamayı başarmış. Hatta bazılarının şelalelere ve mesire yerlerine yakın konumları bile turistleri cezbetmeye yetiyor.. Kazdağı bahane çevresi -de- şahane dedirtiyor insana.. E o zaman bize de gezmek düşer.. Sadece bizi değil Sabahattin Ali, Tuncel Turtiz de Kazdağı çevresini öyle çok sevmişler ki, buralarda yaşamış, Kazdağı üstüne şiirler, öyküler yazmışlar.. Yeşilyurt Köyü'nden başlayarak Mehmetalanı Köyü'nde Kazdağı Milli Parkı'na giriş yapmaz üzere hazırladığımız blog yazımız huzurlarınızda.. Hazır Kazdağı'na kadar gelmişken, Kazdağı'nın eteklerindeki şirin köyleri görmeden dönmeyin deriz. Büyük kayıp olur. Zaten her köy için idealde 1 saat ayırmanız yeterli olacaktır. Nusraltı Köyü: Daha az popüler olan ama popülerlik yolunda ilerleyen küçük bir köy.. Otel yok ama üç dört pansiyon yer alıyor. Küçükçetmi Köyü: Yine daha az popüler Kazdağı çevresindeki köylerden.. Tarihi Afrodit Kaplıcası bu köyde yer alıyor. Küçükkuyu: Küçükkuyu merkezini gezebilir ve Ege Denizi'nin soğuk sularına kendinizi bırakabilirsiniz.. Ayrıca 2001 yılında açılmış Zeytinyağı Müzesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Zeytinyağı hakkında her şey bu müzede detaylıca gösteriliyor. Giriş ücretsiz. Haftanın her günü 08.30-18.30 arasında açık.. Zeus Altları: Adatepe Köyü'ne 10 dakikalık uzaklıkta gün batımı için şahane. Troya Antik Kenti'ni de keşfeden Heinrich Schliemann İlyada Destanı'nında geçen hikayedeki Zeus'un Troya Savaşı'nı buradan izlediği iddası var. Adatepe Köyü: 1989 yılında sit alanı ilna edildiği için o zamandan itibaren köyde herhangi bir inşa olmamış. Dünya'nın en oksijeni bol köylerinden. 1924 yılında nüfus mübadelesi ile Girit ve Midilli'deki Türkler ile Rumlar yer değiştirmiş ve Türkler köyde bi hayli azmış.. Adatepe'de Zeytinyağı Müzesi de bulunur. 80'lerde bölgeye gelen bir grup köydeki evleri satın alıp, faaliyet göstermeyen eski ilkokul Taş Mektebi'ni Valilikten kiralayarak düşünce merkezi kurmuşlar. Sanattan, psikolojiye çeşitli sohbetler etmişler ve Adatepe'yi de hayalet şehir olmaktan kurtarmışlar. Varolsunlar.. Günümüzde yaz aylarında Adatepe Taş Mektep'te dünyanın çeşitli yerlerinden filozoflar gelerek burada sanat ve felsefe üzerine seminerler, eğitimler, atölyeler ve konferanslar veriliyorlar. Ayrıca Adatepe Köyü'nde karadut suyu içmeden ve karadut dondurması yemeden dönmeyin. Bizden söylemesi! Mıhlı Şelalesi & Başdeğirmen Köprüsü: Roma zamanından kalma Başdeğirmen Köprüsü'nün olduğu Mıhlı Çayı'nda yer alıyor.. Bu köprü eski asırlarda Truva'ya giden antik yolun tek geçiş noktalarındanmış.. Darıdere Tabiat Parkı: Piknik alanı olduğu için özellikle kalabalık bir yere dönüştüğü için mutlaka gidin diyemiyoruz.. Burada bir de zayıflama merkezi olduğu bilgisini aldık ama kesin bir bilgi olmadığı için sadece aklınızda bulunsun diyelim.. Şahindere Kanyonu: 27 km uzunluğundaki kanyona Milli Park'tan girerseniz yanınızda klavuz olması gerekiyor. Ya da Şahindere Piknik Alanı'ndan girebiliyorsunuz. Tahtakuşlar Köyü: Türkmenlerin yaşadığı köy. Hikayesi de bir hayli eskilere dayanıyor: Moğollardan kaçarak Toroslara yerleşen Türkmenler, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethi için gemi ve kazıkları Kazdağları'ndaki ağaçlardan yaptırmak istemesi üzerine Kazdağları'na getirtilmiş. Önceleri dağda göçebe olarak yaşamışlar. 1860 yılında ise yerleşik hayata geçmişler. Kazdağı Milli Parkı'nın tepesindeki Sarıkız Türbesi'de Türkmenlerin kutsal adeta hac merkezine dönüşmüş.. Türkiye'nin ilk özel Etnografya Müzesi de bu köyde. Müze haftanın her günü 08.00-20.00 arası açık. Giriş ücreti 4 TL. Etnografya Müzesi aynı zamanda UNESCO tarafından ödüllendirilmiş. Çamlıbel Köyü: Zeytin ağaçları arasından Edremit Körfezi'ne bakan nam-ı diğer Tahtaköy.. Eskiden evler tahtadan yapıldığı için bu adı almış. 1972 yılında adı Çamlıbel olarak değiştirilmiş.. Köy halkının çoğu Kurtuluş Savaşı'na katıldığı için kahramanlık yanı da var Çamlıbel Köyü'nün.. Tuncel Kurtiz'in mezarının olduğu köyde aynı zamanda ölmeden önce eşiyle birlikte işlettiği otel yani Zeytinbağı Otel de yer alıyor. Aslında Tuncel Kurtiz mezarının Tahtakuşlar Köyü'nde olmasını vasiyet etmiş. Fakat bu isteği vefatından sonra bir şekilde reddedilmiş. Ağlayan Şelale: Özellikle hafta sonu günü birlikçilerin rağbet ettiği bir şelale olduğu için mutlaka gidin diyemiyoruz.. Ama aslında mitolojide yeri olan bir şelale kendisi. Hatta Afrodit'in göz yaşları olarak geçiyor. Güre Kaplıcaları: Kazdağı'nın çevresindeyken Güre Kaplıcaları'nda günün yorgunluğu atmaya ne dersiniz. Kızılkeçili Köyü: Şehir hayatından kaçanların rağbet ettiği köy, tam bir oksijen deposu.. Zeytinli Köyü'ne yakınlığından dolayı da, turistlerin uğrak noktası.. Sutüven Şelalesi: Hasanboğuldu'ya çok yakın ve Kızılkeçili Çayı'nın üstündeki şelaleye yine piknik alanından geçilerek gidiliyor.. Pınarbaşı Mesire Alanı: Mitolojide Afrodit'in sevgilisi Adonis'in yaralanmasını önleyemediği, acılarını dindiremediği ve Adonis'in ölümüyle döktüğü göz yaşlarından oluştuğu söyleniyor.. Mesire dedik yani piknik dedik, anladınız siz onu.. Mehmetalanı: Yaklaşık 200 yıl önce Ayvacık dolaylarından gelen Mehmet adında biri tarafından kurulan köy, Kazdağı'nda konakla yapmak isteyenler için birçok özel kamp alanı imkanı sunuyor.. Gömeç: Biraz daha körfezde aşağılara süzüldüğünüzde zeytincilik ve üzüm bağları ile öne çıkan Gömeç'te şarap tadımı yapabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kocaeli-ozel-kamp-alani-rehberi", "text": "Kocaeli ilinin Kandıra ilçesindeki Kefken ve Kerpe adeta İzmit'in yazlık kısımları. İzmit denince akıllar yine karışmasın. Aslında İzmit Kocaeli gibi anılsa da Kocaeli'nin ilçesi olduğunu hatırlatalım.. Adını sıkça duyduğumuz ama hep bir gün gideriz diye ertelediğimiz, İstanbul'dan hafta sonu kaçmak için en yakın yerlerden Kandıra. Doğası, falezleri ile İskandinavya'da mıyız, Antalya'da mıyız diye düşündürdü bizi resmen.. Tabii bizim yeni keşfimiz olsa da aslında Kocaelililer için sanki boğazda çay içmek gibi bir aktivite olunca özellikle hafta sonlar oldukça kalabalık oluyor. Şu piknik olayını biz çocukluğumuzdan beri bir sevemedik gitti. Doğada sevdiklerinle birlikte yemek yemek bir şeyler içmek güzel ama doğayı koruyalım arkadaşlar! Gerçekten nasıl bulduysak öyle bırakalım gibi bir demagojiye girmek istemiyoruz ama maalesef giriyoruz. Siz yapmazsınız biliyoruz ama çöpünü toplamayanları, ağaçlara zarar verenleri lütfen nazikçe uyaralım. Kamu spotumuzu da buraya iliştirdikten sonra gelelim Kocaeli'ye. Hatta madem geldik çok para vermeyelim, elektrik su ve en önemlisi tuvalet derdiyle uğraşmayalım diye gelmişken keyfine varmak için ücretli kamp yerlerini araştırdık. Kandıra Ağva arası 40 km, Kefken Kandıra arası 60km! Üstüne bu yol inanılmaz keyifli. Dağlardan denize açılan virajlı ve yer yer stabilize yolları sevenler için birebir.. Yuvacık İstanbul arası 110 km! Hem yakın mesafe hem de kalınacak yer alternatifi yeteri kadar var.. Yuvacık Başiskele ilçesine bağlı. Daha doğa ile iç içe bir ortam arayanlar için. Mavi bayraklı plajları ile Kerpe, Kumcağız, Cebeci, Bağırganlı, Ömerağzı ise özellikle yazın turist akınına uğruyor.. Kerpe'nin kıyı şeridinde bulunan \"Kartal Kayaları\", Kefken'deki \"Pembe Kayalıklar\" güneşin doğuşunu ve batışını izlemek, balık tutmak, fotoğraf çekmek, kamp kurmak, kaya tırmanışı veya dalış yapmak isteyen yerli ve yabancı turistler için yakın bir alternatif. Tamamıyla çadır alanı olan kamp alanında, çadırların birbirine bitişik sıralanması ve binaların bölgesinde kalması biraz dezavantaj. Voleybol sahasından ve çardaklarından faydalanabilirsiniz. - Telefon: 0537 247 74 30 - İnternet adresi: https://doga-cadr-kamp. business. site - Adres için tıklayın - Telefon: Bilgi yok - İnternet adresi: Bilgi yok - Adres için tıklayın Kandıra'daki 10-18 yaş arası gençler için hazırlanmış kampta üç öğün yemek veriliyormuş. Kapasitesi ise 72 kişiymiş. - Telefon: (262) 318 00 00 / 14 54 - İnternet adresi: - Adres için tıklayın Kocaeli Yuvacık ilçesinde peşi sıra dizili kamp alanları var. Bunların ortak özelliği Kirazdere manzaralı ve yeme içme alanlarının olması.. 12 yıl önce Servetiye Camii Köyü'nde kurulan dağ evlerinde bungalov, taş evler ve betonarme binalarda konaklayabilirsiniz. Kamp deyince betonarme kelimesi pek yakışmadı ama durum budur. Çevre bölgelere günlük turlar düzenleniyor. Mesela Abant Gölü, Sapanca Gölü, Maşukiye turu bunlardan bazıları. - Telefon: 0545 790 19 60 / 0262 345 00 89 - İnternet adresi: http://dagevleri. com - Adres için tıklayın Dere manzaralı ahşap evlerde ya da küçük bungalovlarda konaklama yapabileceğiniz Gazi'nin Yeri, hafta sonu kafa dinlemek için ideal. Hem bitişiğindeki Karaaslan kadar kalabalık olmuyor hem de geniş alanında sıkış tıkış olmadan rahat rahat zaman geçirebiliyorsunuz. Aktiviteler için Karaaslan Camping'e yürüyerek 5 dakikada gidebilirsiniz. Ayrıca serpme kahvaltısı tam anlamıyla muhteşem ve çok hesaplı.. Ahşap evlerden sabah kalkınca yeşili içinize çekmek ise daha da harika.. - Telefon: 0 537 788 98 03 0262 3450022 - İnternet adresi: http://www. gazininyeri. com/index. html - Adres için tıklayın Yuvacık Barajı'ndan sonra Başiskele Köyü'ne bağlı kamp alanında bungalov ve ağaç evlerde konaklayabilirsiniz. Çadır alanı bulunmuyor. Doğa yürüyüşleri, Jeep safari, ATV parkuru, Paintball ve derenin bir yanından öteki yanına havada asılı kalarak yapılan aktivite gibi birçok aksiyonda bulunabilirsiniz. Restoranı da olduğu için hafta sonu ve bayram günlerinde özellikle kalabalık. Yemek masalarının bazıları derenin üzerine kurulmuş. Kalabalığın sesi olmasa derenin sesi içinde yemek yemek harika bir duygu olabilirdi diye ekleyelim. - Telefon: +90 262 345 01 01 / +90 262 345 01 07 - İnternet adresi: http://www. karaaslankamping. com/index. asp - Adres için tıklayın"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kocaeli-yuruyus-rotalari", "text": "İstanbul'un burnunun dibinde diyebileceğimiz Kocaeli denince aklımıza ilk deprem gelir. İşte bu algıyı kırmaya geliyoruz.. Çünkü Kocaeli doğasıyla özellikle her İstanbullunun hafta sonu için kaçamak yapabileceği ormanlara, yürüyüş yollarına sahip. Hatta öyle ki Kocaeli'nin yüzde 48.5'i ormanlarla kaplı. Ağva'yı geçtikten sonra Kandıra tabelalarını takip ederek ulaşacağınız Sardala Koyu, Pınarlı Mahallesi'nde yer alıyor. Bağırganlı Köyü'nden başlayarak 8 km ağaçlık yol ile yürüyüş parkuru başlıyor. Bu yürüyüş yolu sonrasında kocaman kayalıkların sırtındaki denize yani Sardala Koyu'na ya da diğer bir adıyla Malkara'ya ulaşıyorsunuz. Bir başka yürüyüş rotası ise denize sırtınızı vererek orman patika yolunu 20 dakika takip ederek varacağınız gölet ya da başka deyişle İpsiz Recep Limanı.. Koya bakan düzlüklere çadır atabilirsiniz. Bölgede işletme yok.. İstanbul'a 130 kilometre, İzmit'e 30 kilometre uzaklığında yer alan 10 kilometrelik ve 5 saat sürecek zorlu parkurun tamamı su içinden. İzmit TEM otoyolunun batı çıkışından çıkılarak Bursa istikametine gidilir. Başiskelesi ilçesi Yuvacık mahallesine gelindiğinde köye doğru dönülür. Yuvacık Barajı'nı geçtikten sonra parkura iki noktadan girilebilir: yukarıda bulunan Aytepe soğuk su deposunun önünden ya da Beşkayalar Milli Parkı'ndan.. Dere takip edilerek kanyona girilir. İstanbul'a 125 kilometre, İzmit'e 20 kilometre uzaklığındaki 9 kilometrelik orta zorluktaki parkur 4 saatte tamamlanabilir. TEM otoyolunun İzmit doğu çıkışından çıkılarak, Bursa yönüne dönülür. Yuvacık beldesi üzerinden Yuvacık Barajı geçilerek, Kazandere ve Aksığın köylerine doğru dönülür. Yürüyüşe Aksığın Köyü veya Kazandere Köyünden başlanabilir. Kazandere bu iki köyü birbirinden ayrılan bir deredir. Yürüyüş parkuruna Aksığın ya da Kazandere köylerinden birinden başlanabilir. yürüyüş yolunda köylülerin mantar yetiştirmek için kullandıkları mağaraya fenerinizle girebilirisiniz. Dere parkuruna iki köyü birleştiren beton köprüden başlanılacak. Derenin akış yönü takip edilerek Yuvacık Barajı'na doğru ilerlenecek. Gölet ve küçük şelalelerin olduğu parkurun bazı yerleri zorlu ve dağcılık ekipmanları gerektirebilir. Yuvacık Barajı bitiş noktası. 4 saat sürecek 10 kilometre uzunluğundaki orta zorlukta parkur, İstanbul'a 130 kilometre, Kocaeli & İzmit'e 18 kilometre uzaklığındadır. TEM İzmit doğu çıkışından çıkılarak, Bursa istikametine dönülür. Kız Kulesi yürüyüş rotasına Serindere alabalık tesislerinden ya da Yuvacık üzerinden Yuvacık Barajı'nı geçtikten sonra barajın sonundaki köprüden sonra 100 metre sonra sola dönülerek Aksığın, Tepecik ve Serindere tabelasına dönülür. Aksığın, Tepecik Köyleri'nden sonra Serindere'ye varılır. Serindere'deki tesislerden başlanılan rotada dere boyunca ilerlenir. Yukarı doğru yürünülen yolda vadinin ikiye ayrıldığı derelerin bileştiği yerde, Kız Kulesi zirvesi yükselir. Solda Sular Dere, sağda Müflis Deresi vardır. Soldan ilerleyip derenin sağ tarafından 1.5 saatlik tırmanma yolu ile 605 metre yüksekliğinde Kız Kulesi'ne çıkılır. Bitiş noktası derenin sağ ya da sol tarafını takip ederek yine başladığımız yer olacak. D-100 kara yolununda İzmit istikametinde Gebze'yi geçtikten sonra Tavşanlı Köyü istikametinde ilelerdikten sonra, köyden 100 metre sonra soldaki köprüden sonra başlıyor. Zaten Balıklayalar Milli Parkı tabelaları göreceksiniz. İstanbul'a 60 kilometre uzaklığındaki 10 kilometrelik yürüşüş parkurunu tamamlamak toplam 4 saat sürüyor. 1847 hektarlık alana yayılan bölge, çeşitli bitki toplulukları ve hüthüt tarla kuşu, çakal, köstebek gibi hayvanları barındırdığı için 1995 yılında Tabiat Parkı olarak sınıflandırılmıştır. Milli Parka giriş ücretli.. İstanbul'a en yakın doğa yürüyüş parkurudur.. Ballıkayalar, içinde dere yatağının olduğu küçük bir kanyondur. Milli Parkta, iki yürüyüş parkuru vardır: kampçıların tercihi ve dağcıların antreman yaptığı kanyonun üstünden ilerlenen, diğeri ise dere boyunca ilerlenen yürüyüş yolu.. 1.5 km'lik vadide gölet ve şelaleler yer alıyor. Hava koşullarına göre mayonuzu yanınızda götürebilirsiniz. Kuzeyde 5-10 metre yüksekliğe sahip vadi, güneyde 80-100 metreye yükselir. Sağlam kireç taşından oluşan duvarları ile Marmara Bölgesi'nin en önemli kaya tırmanışı bölgesidir. İzmit Tem otoyolu batı çıkışından çıkışından Bursa istikametine ilerlendiğinde, Yuvacık Köyü'e dönülür. Yuvacık Barajı'nı geçtikten sonra Servetiye Camii Köyü'nden Aytepe yolu takip edilir. 1086 metre irtifada bulunan Aytepe Orman işletme müdürlüğü tesislerinden yürüyüşe başlanır ve 1259 metre yüksekliğindeki Kungul Dağına doğru ilerlenir. Aytepe'nin adı ormanda yaşayan ayılardan dolayı aslında Ayıtepe imiş. Kocaeli'nin küçük şelalelerle süslü en kolay ama uzun bir yürüyüş rotasıda, toprak patika yoldan ilerlenir. Parkurdaki Eski Yayla'da, kamp alanı da bulunuyor. İzmit Tem otoyolunda, Körfez çıkışından çıkılarak Derince ilçesi'nin Sopalı Mahallesine gidilir. Derince Belediyesine ait tesisten yürümeye başlanır. İstanbul'a 80 km, Derince'ye 5 km uzaklığındaki trekking rotası toplam 10 kilometre ve 4 saat sürüyor. 646 metre yükseklikteki Çene Dağı'nda çene suyunun çıktığı kaynak yürüyüş yolunun orta kısmında yer alıyor. Belediye tesislerin sağ tarafındaki vadide toprak araç yolu takip edilerek, su toplama bendinin sağından orman içine uzanan patika araç yolu takip edilir. 2 saat sürecek yolculuktan sonra su kaynağına varılır. Su kaynağının üstündeki patika yol ile zirveye varılabilir. Dağın sağ tarafından da başlangıç noktasına dönülebilir. İstanbul'a 80 kilometre, İzmit'e 5 kilometre uzaklığındaki 15 kilometrelik parkur 5 saat sürüyor. İzmit Tem otoyolunun batı çıkışından sapılarak, çıkışın hemen ordaki İzmit İsmet Paşa Stadyumu'nun bulunan Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin Poligon tesislerinden yürüyüş parkuru başlıyor. Çınarlı Dere, İzmit ve Derince ilçelerini bir birinden ayıran, iki ilçenin sınırı oluşturan deredir. Topraklı araç yoluna alternatif olarak, dere içinden de yürünebilir. Toprak yolun 50 meter altındaki vadide küçük bir şelale de bulunuyor. Parkuru başladığımız yerde bitiriyoruz. İstanbul'a 130 kilometre, Kocaeli'ne 18 kilometre uzaklığındaki orta zorluktaki yürüyüş parkuru 10 km ve 4 saatte tamamlanabilir. 1- Parkura Serindere Köyü'ndeki Kız Kulesi alabalık tesislerinin sol yanından başlanacak. Kanyona ise Örnek Köyü'nün güneyinden giriliyor. İnönü Yaylası'ndan doğan Serindere, dik bir kanyonun içinden akıyor. Dere kenarındaki patikadan ilerlense de, yer yer suyun içine girilmesi zorunlu. Ayrıca deredeki kaygan taşları da düşününce zorlu bir parkur. Dereyi iki saat takip edilerek ilerlendikten sonra, beton köprüden sonra orman içindeki patikadan ilerleniyor. 1 saat kadar ormanda ilerlendikten sonra dereye tekrar geri dönülüyor ve el feneriyle kolaylıkla geçilebilecek 150 metrelik tünelden geçiliyor. Parkur tünelden sonra bitebilir ya da karşı yamaçtaki Kız Kulesi'ne çıkılabilir. 2- Parkura bu sefer alabalık tesisinin sağ tarafından dereyi takip ederek başlıyoruz. Şelale ve göletlerin olduğu parkurda, yine suyun içinden ilerlemeyi gerektiren zorlu yerler mevcut. Parkuru ya başladığınız yerden çıkarak ya da İnönü Yaylası'ndan çıkarak tamalayabilirsiniz. Kanyonun tamınını bitirmek için profesyonel dağcılık ekipmanları gerekiyor. Parkurun süresi 3 ila 6 saatte değişebilir. 3- Parkura alabalık tesislerinden ya da tam tersi Yuvacık tarafından başlanabilir. Yuvacık barajının kıyısındaki patikadan ilerlenen kolay bir baraj parkurudur. İstanbul'a 130 kilometrei İzmit'e 30 kilometre uzaklığındaki zor parkur, 10 kilometre olup, 6 saatte tamamlanabilir. İzmit tem otoyolunun batı veya doğu çıkışından çıkılarak Bursa istikametine gidilir. Başiskele ilçesi bahçecik mahallesine gelindiğinde Menekşe Yaylası yoluna dönülür. Derenin üzerinden geçen ilk köprüde parkur başlar. Derenin akış yönünde ilerlenir. Tamamen su geçişi olduğundan, yaz aylarında yürünebilir. Yürüyüş için ekipman ve hatta rehber gerekir. Şelale ve göletlerden oluşan parkur, Beşkayalar Milli Parkından geçerek Yuvacık Barajı'nın başladığı alabalık çiftliklerinin orada biter. Tem otoyolunun İzmit doğu çıkışından çıkıp, Kandıra yoluna dönülür ve Kerpe tabelası takip edilir. İstanbul'a 150 kilometre, İzmit'te 55 kilometre uzaklığında parkur 13 kilometre ve 4 saat sürüyor. Sahil kasabası olan Kerpe yürüyüş rotasında koyların içinden geçiliyor. Kerpe'ye girdikten sonra solundaki koydan Sarısu yönünde yürüyüş rotası başlıyor. İki saat yürüdükten sonra ıssız ve sakin bir koya varılıyor. Yazın denize girilebilir. Ayrıca kahvaltı ve güneşin batışı ile burada 1 gün geçirilebilir. Şile veya Gebze üzerinden ulaşabileceğiniz parkur, Kocaeli Derince ilçesine bağlı Karagöllü Köyü'nün çıkışından kuzeyindeki dağları izleyerek yürümeye başlıyoruz. 4.5 km sonra Dümbüldek Suyu'nun kaynağını görebilirsiniz. Bitiş noktası başlangıç noktası olacak. dümbüldek suyu, böbrek taşı rahatsızlığı yaşayanlar için doğal tedavi yeriymiş. Ayrıca tansiyon, idrar yolu hastalıkları ve birçok hastalık için tedavi edici olduğu söyleniyor. İzmit Karamürsel Dağları'nda özellikle bahar aylarında kayın ve gürgen ağaçları arasında yürüyerek, kayın ve gürgen ağaçları arasında ilerleyeceğiniz patika Fulacık Köyü'nden başlıyor ve yaklaşık 15 kilometrede tamamlanıyor. Gölcük sırtlarında ya da Batı Samanları Dağları eteklerinde yer alan bu köyler beylik denilen bir arazide kurulmuş. Borçka'nın Maradit Köyünden gelen Gürcüler tarafından kurulmuş köyler İrşadiye köyü ile Mesruriye köyleri arasında yaklaşık 15 km yürüyeceğiz. 13 km'lik kolay ve 18 km'lik orta zor parkur olmak üzere iki opsiyonumuz var.. İzmit Gölcük eteklerindeki köylerin arasındaki parkurumuz orman içindeki patikalar ve dağ yollarından oluşuyor. Kandıra'ya bağlı Teksen Köyü'nden başlayan yürüyüş rotası toplam 15 km uzunluğunda.. Orman içindeki patika yollarından geçerek Hisarkale harabelerini göreceğiz. İzmit'in Değirmendere sahilinden başlayan rotamız, Karamürsel köylerini patikalardan geçerek Başdeğirmen alabalık tesisine kadar yaklaşık 15 km sürüyor. 15 kmlik yürüyüş parkurunda, Sevindik köyünden başlayarak Dümbüldek ormanlarından geçip rotamızı Kırcalı'da bitireceğiz. Yaklaşık 4 km uzunluğunda rotada Nüzhetiye köyündeki şelaleyi turlayacağız.. 25 km uzunluğundaki zorlu parkur, İzmit Derince köylerinden başlayarak İstanbul Şile köylerinde sona eriyor. Uzun bir rota olduğu için ekipman ve kondisyonlu doğa severler için daha uygun.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kocaeli-zambak-yolu-karadenizin-likya-yolu", "text": "Deniz yoluyla İstanbul Kadırga arasındaki ormanlık ve manzaralı yolun turizme kazandırılması kapsamında başlatılan proje ile ülkemize yeni bir yürüyüş yolu kazandırıldı: 80 km uzunluğundaki Zambak yolu. Bölyeye ait endemik türlerden olan kum zambağından adını alan Zambak yolunun bazı bölümlerinde yerleşimden uzaklaşılacağı için doğa yürüyüşçülerinin yanarıda gerekli malzemeleri temin etmeleri gerekli.. - Ağva - Kilimli Koyu - Kadırga Koyu - Dündar Koyu - Zeus Koyu - Sardala Koyu - Koyağzı - Sardala Koyu- Doğal Havuz - Diriliş - Bağırganlı Limanı - Bağırganlı - Kalıncak Koyu - Kesecik Koyu - Seyrek Koyu - Palamar Koyu - Sarısı Koyu- Sarısu Köprüsü - Antik Kerpe Limanı - Ömerağzı Koyu - Kerpe Koyu - ETAP: 20 KM - Miço Koyu - Kumcağız - Kefken - Kovanağzı Koyu - Pembekayalar - Cebeci Koyu - Uzunkum Tabiat Parkı - Tuzağzı Koyu - Dikili Koyu - Babalı"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/konaklama-yeme-icme-nasil-ucuza-getirilir", "text": "Bu yazımızda, tabii ki sırf daha ucuz bir gezi yapma amacıyla aç kalın, açıkta kalın, hasta olun, yöresel lezzetleri kaçırın, gidip bankta uyuyun falan demiyoruz. Düşük bütçe ile seyahat etmenin incelikleri, öğrenci bütçesi ile birçok yeri gezmenin püf noktaları konularında edindiğimiz uzman deneyimlerinizi sizlerle paylaşarak, gereksiz bazı harcamaları kısıp, elde ettiğiniz bu kazancı daha farklı yerlerde değerlendirmenizi tavsiye ediyoruz. İşte \"backpacker\"lar yani sırt çantası ile seyahat edenler ya da kamp kurup çadır tatili yapanların zaten bildiği ama yeni başlayanların henüz deneyimlemediği birkaç pratik bilgi ile konaklama ve yeme& içme nasıl daha ucuza getirilir.. 1- Özellikle yazın çok fazla yürüdüğünüzden vücuttaki su seviyesini korumak için yanınızda bir şişe su taşımanız gerekiyor. Kalacağınız oteldeki sebillerden kendi şişenizi doldurmanız size günce en az 3- 5 euro kazanç sağlayacaktır. Bunu 1 haftalık tatil için en az 20 euro olarak düşündüğünüzde, bu bütçeyi en az iki arkadaşınız için hediyelik birşeyler almak için değerlendirebilirsiniz. 2- Kışın soğuk havalarda enerji harcadıkça daha da acıkır ya da üşürsünüz. Bu sebeple sürekli kan şekerinizi yükseltecek birşeyler yemeniz gerekir ki, günün sonunda bir restorana oturduğunuzda bütün cüzdanı adisyon ile birlikte masada bırakmayın 🙂 Çikolata kilo yapıyor ve ya zararlı derseniz, yüksek enerji içerikli ama düşük kalorili protein barlarından birkaç tanesini çantanızda bulundurmanızı öneririz. Ayrıca bir adet elma ya da muz size hem ihtiyacınız olan enerjiyi verir hem de oldukça sağlıklı doğal bir atıştırmalıktır. 3- Otelden ayrılmadan önce krallara yaraşır bir kahvaltı yapmalısınız. Bütün gün yetecek kadar enerji depolamalı aynı zamanda da oda& kahvaltının hakkını vermelisiniz. Yani hem cebinize hem de vücudunuza olan saygınızı göstermelisiniz. 4- Kendinize bir öğle yemeği çantası hazırlayın. Tabii ki sefer tası alın da gezin demiyoruz ama çantanızda bulunduracağınız peynirli bir sandviç, bir adet meyve ile herhangi bir park ya da bahçede oturarak hem ucuza öğle yemeği yer, hem de havanın ve ortamın tadını çıkartırsınız. Eğer yanınızda taşımak istemiyorsanız, özellikle her parkın bir iki sokak yakınlarında bulunan bir bakkala giderek de oldukça ucuza alışveriş yapabilirsiniz. 5- Çok fazla kahve içmeyin. Kahve hem çabuk atıştırır hem de uzun yürüyüşlerde susamanıza sebep olur. 6- Birkaç akşam orta sınıf bir restorana gidip karnınızı doyurarak, akşam yemeklerinden elde ettiğiniz kazanç ile en az bir kez lüks bir mekanda akşam yemeği yiyerek kendinizi ödüllendirmeli hem de yöresel lezzetleri denemelisiniz. Mesela Paris' e gittiğinizde birkaç gün krep, kebab ya da Subway sandviçleri ile idare edip, bir kez popüler bir restoranda leziz Fransız mutfağını denemelisiniz. 7- Eğer bir hostelde kalıyorsanız, ortak mutfağı kesinlikle değerlendirmelisiniz. Aldi, Carrefour ya da yerel market zincirlerinde alışveriş yaparak kendi yemeğinizi kendiniz yapabilirsiniz. Bir iki öğün için yetecek kadar malzeme almaya ve alışverişi çok abartmamaya çalışın. 1- Tatile çıkmadan önce konaklama için güzel bir araştırma yapmalısınız. Eğer gideceğiniz şehirde yaşan bir akrabanız, arkadaşınız, arkadaşınızın arkadaşı ya da uzaktan bir tanıdığınız yoksa, alternatifleri inceleyip fiyatları karşılaştırabileceğiniz birkaç güzel web sitesi mevcut. Booking. com bunlardan bir tanesi. Bu sitede gerçekten de hostelden oda& kahvaltıya, 5 yıldızlı lüks otellerden pansiyonlara kadar birçok alternatif var. Ayrıca eğer 4- 5 kişilik bir grup ile seyahat ediyorsanız, zaman zaman hostellerden bile daha ucuza gelebilecek olan bir apartman dairesi kiralayabileceğiniz Air BnB websitesine göz atmalısınız. Bunun dışında, coachsurfing sitesinde profili olan çoğu kişi size bedava bir yatak imkanı sağlayabilirler. Yer yatağı, şişme yatak, tuvalet önü bir kanepe, çekyat vs sizin için çok da farketmiyorsa, bu sitede hemen bir profil açıp, gideceğiniz bölgedeki diğer kullanıcılar ile temasa geçmelisiniz. 2- Konaklayacağınız yer ile ilgili yazılan yorumları kesinlikle okumalısınız. Sizden önce aynı yerde kalanların paylaşımları gerçekten de değerlidir. Biraz zaman harcayın ve yazıların tek tek üzerinden geçmeye üşenmeyin. Hiç ön inceleme yapmadan gittiğiniz bir otelin gerçekten temiz olmadığını, odaların beklediğinizden küçük olduğunu ya da tuvalet ve banyonun ortak olduğunu gördüğünüzde artık iş işten geçmiş olacaktır. Son dakikada bir başka otel bulmanın ve bu otele yerleşmenin maliyeti ise seyahat bütçenize ciddi zarar verecektir. 3- Seçtiğiniz otelin haritadan yerine bakmayı unutmayın. Şehrin çok uzağında yer alan bazı oteller oldukça ucuz olabilir ancak şehir içi ulaşım için ödeyeceğiniz bilet fiyatlarını da hesaba kattığınızda çok daha masraflı hale gelebilir. Paris, Londra gibi bazı büyük şehirler bölge bölge ayrılmıştır. Bu durumda, misal şehir merkezi 1. bölgede ve konaklama için seçtiğiniz otel 2. bölgede ise sorun yok, ancak 3. bölgeden sonra kalacağınız yerin metro ya da otobüs duraklarına gerçekten yürüme mesafesinde olması gerekir ki astarı yüzünden pahalıya gelmesin. 4- Oda& Kahvaltı dahil otelleri tercih etmelisiniz. Hem kahvaltıyı bedavaya getirmek hem de kahvaltıda açık büfeden yanınıza alacağınız bir elmayı öğlen tüketebileceğiniz için akıllıca bir seçim yapmış olduğunuzu göreceksiniz. 5- Otelin havaalanı karşılaması olup olmadığını sorun. Bedava olmasa da, bazı şehirler için tren ya da taksiye binmekten daha hesaplı bir şekilde otele ulaşmanız mümkün olacaktır. Ayrıca, bu şekilde uçuşunuzu seçerken de gideceğiniz şehre kaçta indiğinizin çok önemi kalmayacak. Ucuz uçak bileti bulma tüyolarımızı okumak için tıklayınız. Umarız bu pratik bilgiler sizin de işinize yarar.. Şimdiden keyifli seyahatler dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/konya-gezisi-ve-seb-i-arus-anma-torenleri", "text": "Aralık ayı demek Şeb-İ Arus demek.. Şeb-i Arus demek Konya demek... Konya demek; Türkiye'nin Yüzölçüm bakımından en büyük şehri, en kalabalık 6. şehri ve 31 ilçesi ile Türkiye'nin en fazla ilçesi olan ili demek. Ayrıca Mevlana şehri demek.. Dolayısıyla bu yazımızı çok fazla detaya girmeden iki bölüm olarak ele alalım istedik. Öncelikle kısaca Konya ve civarında gezilecek yerlerden bahsedeceğiz, sonra da Şeb-i Arus Anma Törenlerinden. Buyurun başlayalım.. Konya, uçak, tren, otobüs veya kendi aracınız ile kolaylıkla ulaşılabilir bir konumda. Şehir içinde ulaşım otobüs ya da tramvaylar ile sağlanabildiği gibi tabii ki dolmuş, otobüs ve taksi kullanımı da mümkün. Konaklama alternatifleri yeteri kadar fazla, yeme içme olanakları da bir o kadar çeşitli: Konya'da etli ekmek dışında kuzu tandır, tirit, bamya çorbası, arabaşı çorbası, yağ somunu, küflü peynir ve mevlana şekeri ile zerde deneyebilirsiniz. Konya öncelikle ekonomik olarak en gelişmiş şehirlerimizden biri. Her birinde farklı etkinlik, eser, doğal güzellik, yöresel lezzet bulunan 31 tane şehri ile Türkiye'nin yüzölçümü en büyük şehri. Dünyanın en eski yerleşimlerinden Çatalhöyük bile Konya il sınırları içinde. Anadolu Selçuklularının ve Karamanoğulları'nın başkentliğini yapmış bir şehir burası. Alan geniş olup da tarihi de bir o kadar eski olunca malum gezilecek hem turistik hem de tarihi yerler oldukça fazla oluyor. Liste çok uzun olduğu için biz Konya gezisi için minimum 3 gün ayırmanızı öneriyoruz. Konaklama için Konya şehir merkezine yakın yerlerdeki otelleri tercih edebileceğiniz gibi airbnb üzerinden ev kiralamanız daha uygun olabilir zira gezi planı oldukça yoğun olduğundan yemeklerinizi dışarıda yiyeceğinizi ve otelde çok zaman geçiremeyeceğinizi düşünüyoruz. Ama tabii ki tercih sizin. Biz Konya gezisini 4 parçaya ayırdık. İlk gün Konya şehir merkezinde gezebilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Hatta bu günün akşamını Şeb-i Arus törenlerine ayırabilirseniz süper olur. Şehir merkezinde görülmesi gereken yerler için hazırladığımız rotaya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Öncelikli olarak Mevlana müzesi, Şems-i Tebrizi Türbesi, Alaaddin Tepesi görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Bedesten çarşısı ve Kadınlar pazarı hem Konya'nın tarihi yapıları, binaları ve camiileri ile dolu hem de hesaplı alışveriş için ideal yerlerden. Mengüç caddesi restore edilmiş eski binalar sayesinde çok hoş ambiyansı olan bir güzergah haline gelmiş. Konum ve yeme içme alternatifleri bakımından değerlendirmeniz gereken bir yer. Buna Konya'da ne yenir, nerede yenir başlığı altında ayrıca değineceğiz. Alaaddin Tepesine buradan yürümek istemezseniz tramvay kullanabilirsiniz. Konya düz bir şehir olduğu için burada tepe dediğimiz aslında bir tümsek 🙂 Etrafında gezilecek medreseler dışında çay kahve içebileceğiniz yerler de bulunuyor. Bize göre en az yarım gün ayırmanız gereken bir yer de Sille. Konya Selçuklu ilçesine bağlı bu yerleşim çok eski bir tarihe ve çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış. İçinden akan deresi ve hala restore edilmeye devam edilen tarihi binaları ile dolu dolu bir yer. Sille, mağaralar, taş köprüler, cami, hamam, kiliseler ile sizi adeta bir Balkan şehrinde geziyormuş gibi hissettirecek kadar dolu bir yer. Sille için hazırladığımız yürüyüş rotası için buraya tıklayabilirsiniz. Selçuklu sınırları içinde kalan Kyoto Japon Bahçesi, Bilim Merkezi ve Kelebek Botanik Bahçesi de kesinlikle görülmesi gereken ilginç yerlerden. Kelebek Botanik Bahçesi; Türkiye'de ilk ve Avrupa'nın en büyük serbest kelebek uçuş alanına sahip bir yer. Etrafta siz yürürken size yol gösteren sayısız kelebek insanı inanılmaz heyecanlandırıyor. Mekan çok geniş ancak içerisi kelebekler ve diğer bitkiler için oldukça sıcak ve nemli. Uzun ve çok güzel bir yürüyüş parkuru sinevizyon ve kelebek yaşam döngüsünün görsellerle anlatıldığı bölümler ile son buluyor. Çıkıştan hemen önce cafe ve hediyelik eşya kısmı da mevcut. Kyoto Japon parkı gece 23:00'a kadar açık ve giriş ücreti alınmayan bir park. Evlerin arasında böyle bir yer olduğunu hayal bile edemezdik. İçerisinde Japon mimarisine göre yapılmış binalar, gölde japon balıkları ile özellikle yazın keyifli zaman geçirebileceğiniz bir alternatif olarak listenize eklemelisiniz. Park içerisinde bulunan kafede yemek yiyebileceğiniz gibi piknik bile yapma imkanınız var. Konya'nın meşhur Meram bahçelerinde gezmek ve yakınında yer alan Kilistra antik kentine gitmek için zaman ayırlamısınız. Harita görünümü için buraya tıklayabilirsiniz. Eğer Konya'da geçirecek daha fazla zamanınız varsa yakın civarda gezmenizi önereceğimiz yerlerin listesi de aşağıdaki şekilde.. - Beyşehir'de Eflatun Pınar Hitit Anıtı, Kubadabad Sarayı, Leylekler Vadisi gezebileceğiniz yerlerden. - Akşehir'de Nasrettin Hoca'nın maya çaldığı Akşehir Gölü'nü görmelisiniz. - Tınaztepe Mağarası, Vasada Antik Kenti- Seydişehir - Atlas Lale Üretim Çiftliği - Çatalhöyük - Asya Lale Tarlası özellikle Nisan Ayında bir tatil planı yapıyorsanız gitmenizi önereceğimiz bir yer. - Karapınar Kumullar: Türkiye'nin tek gerçek çöl noktası dediler geldik ama biz bu çölleri göremedik. Belki şansınız varsa görüp bize de anlatırsınız. Bu arada civarda sorduğumuz yerliler çöl diyince bize baya güldüler haberiniz olsun. - Meke Gölü; İnanılmaz bir oluşum ama maalesef yanlış tarım uygulamaları nedeniyle kendi ellerimizle yok ettiğimiz türden bir yer. Etraftaki yanardağ patlamaları ile oluşmuş bir obruk ve tekrar başka patlamalar sonucu o obrukta oluşmuş bir çukur hayal edin. Zamanla bu obrukta sular dolmuş ve resmen bir adacık haline gelmiş. Kuşbakışı bakıldığında efsane bir yapı ki Dünya'nın nazar boncuğu adını almış. Ancak maalesef gittiğimiz dönemde sudan eser kalmamıştı. Umuyoruz ki kurtarabiliriz. - Obrukhan - Tuz Gölü ise yine dönüş younda kısa bir mola için ideal. Bize göre acele gidip görülmesi gereken bir yer çünkü beyaz olması gereken yapı tıpkı Pamukkale gibi kahverengileşmeye başlamış bile! Şehrin nam salmış yöresel yemeği tabii ki etli ekmek ama bunun dışında tandır, tirit ve bizim sadece Konya'da yediğimiz bamya çorbasını da denemenizi öneriyoruz. Biz Mengüç caddesinde yer alan Lokmahane' yi tercih ettik. Mekan çok hoş ve çalışanlar aşırı ilgili. Zaten Konya'da misafirperverlik en üst sırada. Masanıza getirdikleri aperatifler bile oldukça doyurucu iken ana yemek ve sonrasında da tatlı ile mide fesadı geçirebilirsiniz. : ) Lokmahane'de kayısılı yahni denemenizi öneriyoruz. Mekanın turşuları ise efsane. Hoşgörü ve barışın evrensel sembolü olan Mevlana Celaleddin Rumi, 13. yüzyılda yaşamış ve tüm dünyaya mal olmuş bir İslam alimi, düşünür, şair, sufi ve mutasavvıf. Şeb-i Arus Türkçe'de Düğün Gecesi anlamını taşımaktadır. Mevlevilikte Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin öldüğü gecedir. Mevlana, bu geceyi Rabb'ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü için Düğün Gecesi olarak adlandırır. Ve her sene aynı dönemlerde Mevlana'nın müridleri sema törenlerinde bir araya gelmektedir. Her sene 7-17 Aralık tarihleri arasında Konya'da düzenlenen etkinlikler ise inanılmaz keyifli bir deneyim olarak devam etmekte ve bu etkinlikler 2007'den beri UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'nde yer almaktadır."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kurban-bayrami-icin-son-dakika-tatil-onerileri", "text": "Eğer aracınız varsa hiç acele etmeden geze geze Sinop'a kadar gidebilirsiniz. Yolunuzu İç Anadolu'dan değil de Gerede'den sonra Karadeniz'e çevirdiğinizde Safranbolu, Amasra ve sahil şeridinden devam ederek İnebolu, Ayancık gibi beldeleri geçip Sinop Limanı'na kadar gitmenizi öneririz. Biz yol üzerinde konaklama için Amasra'da çok pahalı olmayan bir oteli tercih etmiştik. Bu şekilde toplamda 13 saat süren yolculuğu ikiye bölerek bu güzel sahil kasabasında keyifli bir gece geçirdik. Turunuzun süresi ve tercihinize bağlı olarak Sinop'tan dönüşte İç Anadolu'da biraz gezinebilir ya da Bafra, Samsun, hatta Ordu'ya kadar devam edebilirsiniz. Biz Sinop'da da 1 gece geçirdikten sonra Boyabat üzerinden İstanbul' a geri döndük. Saros körfezi İstanbul'a 3,5 saat mesafede yer alıyor. Muhteşem plajları ile scuba yani tüpü dalış, rüzgar sörfü, kitesurf gibi birçok su sporunu yapabilmenize olanak sağlayan gizli bakir koyları olan bu körfeze gelip dilerseniz çadır konaklama yapabilir ya da bölgedeki uygun pansiyonlarda konaklayabilirsiniz. Saros körfezindeki koyları teker teker anlattığımız yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Saros körfezinin hemen paralelinde, Marmara denizine komşu üzüm bağları ve Şarapları ile meşhur Şarköy ve Mürefte'ye uğrayabilirsiniz. Eylül ayına denk gelen bu tatil aynı zamanda bağ bozumu dönemine de denk geldiğinde oldukça şanslısınız. Bu fırsatı kaçırmamalısınız. Şarköy şarap tadım turunda yaşadıklarımızı anlattığımız yazımıza buradan ulaşabilir aynı zamanda youtube kanalımızdan vlog'umuzu izleyebilirsiniz. Dilerseniz özel aracınızla dilerseniz şehirler arası otobüsleri kullanarak Gelibolu şehir merkezini, Tarihi Gelibolu Yarımadası ve Eceabat ilçesini gezdikten sonra Gökçeada ya da Bozcaada'ya geçebilirsiniz. Adalar genellikle yazın ve bayram tatillerinde çok kalabalık olduğu için önceden otel rezervasyonu yaptırmanızda fayda var. Eğer adalarda yer bulamazsanız ya da konaklama yapmayı tercih etmezseniz, Gelibolu'dan Çanakkale'ye geçebilir, hatta dilerseniz İzmir'e doğru ilerleyen yolun bir bölümüne kadar gidebilirsiniz. Bu gezi için detaylı önerilerimiz, yol tarihleri, görülmesi gerekenler ve diğer tüm yararlı bilgiler için Çanakkale şehitliği turunda görülmesi gerekenler yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Eğer uygun bilet bulabilirseniz Bodrum Gidiş Alanya dönüş bir uçuş tercih edip, araç kiralayarak Bodrum'dan sahil şeridini takip ederek Marmaris, Fethiye, Kaş, Kemer ve daha birçok tatil beldesini gezebilirsiniz. Eylül ayı güneyde denize girmek için ideal olsa da büyük bir çoğunluğun bu destinasyonları tercih edeceğini düşünerek, bu rotadaki her yerin kalabalık olacağını göz önünde bulundurmalısınız. Uçak bileti dışında otel rezervasyonlarınızı da biran önce yaptırmanızda fayda var. Bu rota üzerinde konaklama nerede yapılmalı, hangi şehirde neler gezilmeli, yörelere özgü neler yenmeli gibi tüm pratik bilgileri yazdığımız Bodrum'dan- Alanya'ya araba yolculuğu yazımızı okumadan yola çıkmayın deriz.. Kıbrıs uçak biletleri şu sıralar çok da fena değil. Turizmin malesef pek de parlak olmadığı bu sene otel fiyatlarında da ciddi düşüşler görünüyor. Hal böyle olunca Kıbrıs hem ekonomik hem de eğlenceli bir seçenek haline geliyor. Uçak bileti ve otel dahil turları tercih edebileceğiniz gibi bireysel organizasyonunuzu da yapabilirsiniz. Vizem yok İngiltere'ye gidemiyorum diye üzülenlerin yarasına tuz basacak bir yer Kıbrıs. Çünkü uçaktan iner inmez yollar, kullanılan para birimi, konuşulan dil garip bir şekilde insana kendini İngiltere' de gibi hissettiriyor. Lefkoşa ve Girne gezi notlarımızı okumak için tıklayabilirsiniz. Bu bayram direksiyonu Balkanlara kırın. Türkiye'den daha ucuz ve kesinlikle daha sakin bir tatil yapacağınıza garanti veriyoruz. Henüz okumadıysanız, Balkanlar'da VİZESİZ gezebileceğiniz 6 ülke ve 28 şehir ile ilgili yazdığımız detaylı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Bu rota ile Kosova, Arnavutluk, Makedonya, Bosna Hersek, Sırbistan ve Karadağ ' yu gezebilir, sakin sessiz Balkan şehirlerini keşfedebilirsiniz. Tabii eğer Schengen vizeniz varsa şu sıralar çok popüler olan Tasos adasını ve diğer Yunan koylarını da tercih edebilirsiniz. Bizim hem İstanbul'a yakın hem de düşük bir bütçe ile geçirebileceğiniz bu 9 günlük bayram tatili önerilerimiz bu şekilde. Bu önerileri verirken schengen, ingiltere ya da amerika vs. vizenizin olmadığını ve son dakika uçak bileti fiyatlarının tavan yaptığı gerçeğini göz önünde bulundurarak, kendi özel aracınız ve ya şehirler arası otobüsler ile gidebileceğiniz yakın yerleri bir araya toparladık. Benim vizem de param da var diyenler diğer tüm Rotalar ve Gezi Notları'mızı okuyabilir, blog yazılarımızı inceleyebilirler. - Her tatilde olduğu gibi bu tatilde de İstanbul'un boşalacağını ve herkesin yollarda olacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla yola çıkmadan yol durumunu incelemenizi ve seyahatinizi ona göre şekillendirmenizi öneririz. - Yeni yapılan Osmangazi Köprüsü alternatif yol olarak tercih edilebilir. - Uçak seferlerinde, otogar çıkışlarında yaşanacak aksaklık ve yoğunluklara karşı hazırlıklı olmalısınız. - Eğer kendi aracınız ile seyahat edecekseniz, hız sınırını aşmadan ve kesinlikle acele etmeden araç kullanmalısınız. - Havalar hala çok soğuk değil. Dolayısıyla, eğer çadırda ya da kamping alanlarında kalmak ile ilgili bir çekinceniz yoksa, bu alternatif sayesinde tatilinizi çok daha ucuza getirebilirsiniz. - Araç paylaşımı yapmanız hem yolu ucuza getirecek hem de yollardaki kalabalığı bir nebze azaltacaktır. blablacar. com gibi siteleri incelemenizi öneririz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kuzey-ege-deniz-doga-kultur-bir-arada", "text": "Her mevsim farklı bir yönünü keşfedebileceğiniz yerler ile dolu bir bölge Kuzey Ege. Yemyeşil doğası ile gönlünüzü mest edecek, buz gibi serin sularından çıkmak istemeyeceksiniz. Bol oksiyene ve zengin bir tarihin oldukça fazla sayıdaki antik miraslarına maruz kalıp burada geçirdiğiniz kısa bir hafta sonu bile ruhunuza çok iyi gelecek. Biz bölgeyi Saros körfezinin başlangıcından itibaren ele alıp her bir adımda keşfedilmesi gereken yerleri bir araya getirmek istedik. Uzaklara gitmeden ve kalabalığa karışmadan sade ve keyifli bir tatil yapmak isteyenler için işe yarar bir yazı olacağını düşünüyoruz. Saros Körfezini derinlemesine keşfedebileceğiniz kapsamlı rehberimiz için buraya tıklayabilirsiniz. 2- Gelibolu: Gelibolu altında bir tarih yatan ilçelerimizden. Senelerdir gidip geliriz ve ilçede maalesef çok fazla bir yenilik göremiyoruz ana yine de her nedense gitmekten vaz geçemiyoruz. Bir kere lokasyon açısından çok şanslı bir yer ana onun dışında da görülmesi gereken birçok yer mevcut. Daha detaylı incelemek isteyenler için aşağıda link bırakıyoruz. Gelibolu gezi rehberi için buraya tıklayabilirsiniz. 3- Eceabat: Eceabat bizce en güzel yol manzaraları eşliğinde tarihin kucağında hissi yaşayacağınız yerlerden biri. Özellikle bir tarafı denize sınır yol aldığınız virajlı yollar efsane manzaralara sahip. Eceabat'ta yapılacaklar listesi ve gezilmesi gerekenler için aşağıdaki linke göz atabilirsiniz. Detaylı Eceabat rehberimiz için buraya tıklayabilirsiniz. 4- Gökçeada: Büyüleyici bir yer Gökçeada. Bizce kesinlikle gidilip keşfedilmesi gereken yerlerden. Zaten topu topu kaç tane adamız var ki en azından elimizdekilere güzel bakalım değil mi:) Gökçeada mükemmel gün batımları eşliğinde keyifli akşamlar geçirebileceğiniz, şık plajlarında Ege denizinin kefini çıkartabileceğiniz bir yer. Sokak aralarında gezmelik ve ege mutfağının tadına bakmalık huzur dolu bir ada. Gökçeada detaylı gezi rehberimiz için linke tıklayabilirsiniz. 5- Bozcada: Ege denizinde en büyük adamız olan Bozcaada herhalde en çok şarapları ve gün batımı ile ünlü. Kendinizi farklı bir yerde hissedeceğiniz ve kesinlikle çok keyif alacağınız bu adamız yolunuz düşsün düşmesin kesinlikle özellikle İlkbahar ve Sonbaharda keşfedilmeli. Detaylı Bozcaada gezi rehberimiz için linke tıklayabilirsiniz. 6- Asos: Plajları, Behramkale köyü, Antik kenti, Athena tapınağı ile bir hafta sonu gidilmesi ya da Kuzey Ege rotasına kesinlikle eklenmesi gereken bir yer Asos. Ege mutfağı ve rakı balık keyfi de bonus. 7- Kaz dağları: Kaz dağları son zamanlarda özellikle kampçılar tarafından daha da popülerleştirilen yerlerden biri. Pandemi sonrası bol oksijen ve sakin yerler arayışında olanlar tarafından tercih edilen Kaz dağları her türk gencinin görmesi gereken bir yer. Detaylı Kazdağları yazımız için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca Kazdağları eteklerinde gezilecek yerler için de ayrıca hazırladığımız yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. 8- Altınoluk: Emekli kenti olarak bilinen Altınoluk özellikle havası ve denizi ile popüler bir beldemiz. Sadece yazın değil her mevsimde kafa dinlemek ve biraz kalabalıktan uzaklaşmak isteyenlerin rotasına dahil etmesini tavsiye ediyoruz. 9- Akçay: Aynı Altınoluk gibi ufacık tefecik içi dolu bir yer burası da. Eskiden sadece emekliler tarafından tercih ediliyor olsa da kışın da yazın da tüm ihtiyacınızı karşılayacak kadar gelişmiş ve gittikçe de kalabalıklaşmış. Yine de zaman ayırıp görülmesi gereken yerlerden. 10-Ayvalık: Ayvalık Sarımsaklı plajı ve Cunda adası ile ister hafta sonu ister Ege rotası olsun kesinlike gittiğinize pişman olmayacağınız yerlerden. Yaz, kış, bahar fark etmeden gezebileceğiniz ve keyif alacağınız bir yer."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/kuzey-isiklarini-en-iyi-nerede-ve-ne-zaman", "text": "Kuzey Işıklarını görmeden bu dünyadan gitmek yok! Bizim de muhtemelen birçok insan gibi hayalimiz Kuzey Işıklarını görmek. Muhtemelen insanın görüp görebileceği en mucizevi doğa olaylarından birisi. Eğer siz de bu hayali kuranlardansanız bu yazımız sizin de işinize yarayacak. Çünkü önce kendimiz sonra da tabii ki okurlarımız için Kuzey Işıklarının en iyi nerede ve ne zaman görülebileceğini araştırdık. Yine de günün sonunda ne kadar hazırlansanız ya da planlasanız da görüyoruz ki iş biraz da şansa kalıyor. Doğru zamanda doğru yerden olup bu gökyüzü şölenine şahitlik edenlerden olalım diye umuyoruz.. Kuzey Işıkları yani nam-ı diğer Aurora Borealis, dünyanın yaklaşık 60-250 kilometre ötesinde, güneşten kopan parçaların dünyanın manyetik alanına girip sıkışmasıyla meydana geliyor. Güneşten kopup gelen parçacıklar atmosferde gaz molekülleri ile temasa geçiyor ve renklenerek gökyüzüne yayılıyor. Kutup Işıkları'nın renkleri çarpışan atomların türü ve çarpmanın etkisiyle kazandığı enerjiye göre belirleniyor. Kuzey Işıkları genellikle Mart ve Eylül aylarında yaşanan ekinoks dönemlerinde yani 23 Eylül ya da 21 Mart'a yakın zamanlarda daha iyi görünüyor. Özellikle kalabalık şehirlerden uzakta yer alan kasabaları tercih ederseniz daha muazzam bir görüntüye tanıklık edebilirsiniz. Kuzey Işıkları turunuzda valizinize en kalın kıyafetlerinizi, fotoğraf makinesi ve tripodunuzu koymayı unutmamalısınız yoksa çok pişman olursunuz. Ayrıca araç kiralamak size hem zamandan tasarruf hem de bir yerden diğerine rahat ulaşım sağlayacaktır. Genelde 22:00- 04:00 arasında gökyüzünün tam karanlık olduğu saatleri seçmenizi öneriyoruz. Bu tabii ki sabah yatın demek değil, o kadar yol gitmişken şehri ve civarını gezmeye de zaman harcayın. Biraz yorucu ve dondurucu bir seyahat olacak ama buna değecek! Eğer dil problemi yaşıyorsanız ya da kendi rotanızı oluşturmakta sıkıntı yaşıyorsanız kesinlikle bir tura katılın. Riske atmaya değmeyecek kadar önemli bir seyahat bu. İşte en doğru yer ve en doğru zaman için listemiz aşağıda efenim, keyifli okumalar.. Rovaniemi, Kakslauttanen, Saariselka, Luosto, Nellim, Nuorgam, Utsjoki, Inari, Ivalo Finlandiya' da Kuzey Işıkları için en doğru konumlar. Ocak- Mart arasında 2 ay boyunca kuzey ışıklarını görme olasılığı çok daha yüksek. Kuzey ülkelerinden Norveç' te özellikle Tromso, Lofoten Islands, Senja, Alta, Svalbard, North Cape, Hammerfest Kuzey Işıklarını görme olasılığı en yüksek olan şehirler. Eylül Ekim veya Mart Nisan ayları ekinoks zamanları olduğu için her yerde olduğu gibi Norveç'te de Kuzey Işıklar'ı için uygun ortam yaratıyor. Ancak Kasım Aralık ve Ocak Şubat ayları gökyüzünün en karanlık zamanları olduğundan Kuzey Işıkları'nı görme ihtimali oldukça yüksek. İzlanda, Kuzey Işıkları'nın en iyi görülebildiği yerlerin başında tabii ki.. Reykjavik, Hvolsvöllur, Skogafoss, DC Plane Wreck, Jökulsarlon, Stokksnes, Kirkjufell, Hvitserkur İzlanda' da Kuzey Işıkları için daha doğru konumlardan. Gecelerin uzaması ile birlikte Ekim'in ilk iki haftasında ışıkları görme şansınız da yükselmeye başlıyor. Aralık Ocak Şubat aylarında karanlık saatlerin artmasıyla doğa, Kuzey Işıkları'nı görmek için ideal ortamı hazırlamış oluyor. Mart ayının sonunda bahar ekinoksunun gelmesiyle birlikte güneş aktivitesi artıyor ve Kuzey Işıkları'nı görmek için iyi bir ortam oluşuyor. Özellikle Kuzey Kanada bölgesinde yer alan Yukon, Manitoba, Alberta, Calgary, Nunavut, Tuktoyaktuk, Yellowknife, Whitehorse, Iqaluit, Kuujjuaq, Banff Kuzey ışıklarını izlemek için en doğal ve sakin yerler. Eylül ayı itibariyle Kanada'da Kuzey ışıkları görülebiliyor. Kasım- Aralık- Ocak ve Şubat aylarında gecelerin çok karanlık olması sayesinde bu ihtimal artıyor ve ilkbahar ekinoksunun yaşandığı Mart- Nisan aylarında Kuzey Işıkları, Kanada'nın kuzey bölgelerinden rahatça gözlemlenebiliyor. Kuzey Işıkları'nın en iyi gözlemlendiği yerlerden biri de İskoçya. Shetland, Orkney, Island of Lewis & Harris, Lochinver, The Isle of Skye, Cairngorms National Park, Galloway Forest Park, Edinburgh şehirlerinden özellikle Aralık- Şubat ayları arasında bu görsel şölene tanıklık edebilirsiniz. Yukarıdaki diğer ülkelere oranla Türkiye'den kuzey ışıkları uğruna en fazla gidilen ülkelerin başında gelen İsveç' te Kiruna, Jokkmokk, Porjus, Tarendö, Abisko, Björkliden, Jukkasjarvi, Lulea, Tornedalen şehirleri bu mucize için en ideal yerlerden. Aralık- Ocak ve Şubat ayları, İsveç'te Kuzey Işıkları'nı görmek için yılın en iyi zamanları. Nisan Mayıs ayları ise Kuzey Işıkları'nı çok soğuk veya karlı olmadığı zamanlarda görmeyi tercih edeneler için ideal. Bu arada Lapland kadar kuzeye giderseniz Eylül- Ekim ve Kasım aylarında da kuzey ışıklarına denk gelmeniz mümkün. Bu arada Güney Kutbu'nda da yılda en fazla 4-5 defa görülebilen Aurora Australis'ler yani Güney Işıkları var. En iyi Avustralya'nın Tazmanya Adası'nda ve Yeni Zelanda'da görülebiliyor. Mart ve Eylül ayları arasında özellikle ekinoks günlerini takip etmelisiniz. Yeni Zelanda'da Güney Işıkları'nı en iyi görebileceğiniz yerler: Stewart Adası, Tekapo Gölü, Aoraki Dağı Milli Parkı, Dunedin, Catlins. Tanzanya'da ise; Hobart ve Cradle Dağı."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/leipzig-iki-tren-arasi-hizli-sehir-turu", "text": "Leipzig, Hamburg- Dresden- Prag- Bremen- Braunschweig' i kapsayan, 2010 un son iki günü ve 2011 in ilk haftası buz gibi bir Almanya seyahati sırasında görme imkanı bulduğumuz bir şehir. Rotamız üzerinde yer alan Dresden' e gelmeden önce tren, Leipzig'in ana tren istasyonu olan Hauptbahnhof' da durduğunda, inip, şehrin karanlık sokaklarında biraz yürüyüp, yemek yiyip ve sıcak bir kahve molası vermeye karar verdik. Açıkcası bu kararı çok spontane verdiğimizden ne ile karşılaşacağımıza dair bir fikrimiz de yoktu ne yalan söyleyelim. Ne bir araştırma yapmış ne de merak edip trenden inince turist bürosu falan aramıştık. Birlikte seyahat ettiğimiz arkadaşlarımızın gazına gelip, atladık trenden platforma. Bir de ne görelim. Bizim adını bile duymadığımız bu şehrin kos kocaman bir garı varmış. Avrupa'nın en büyük tren istasyonu unvanını taşıyan Leipzig tren garı, 1915'te yapılmış ve içerisinde 26 yolcu platformu, alışveriş mağazaları, dükkanlar ve restoranlar bulunan oldukça büyük ve ferah bir gar. Bu şehre İstanbul' dan her gün düzenlenen direkt THY seferleri ile rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ama siz siz olun uçakla bile gelseniz garı bir görün deriz. Leipzig, Goethe'nin Faust'unda \"Küçük Paris\" olarak tanımlanıyor. Sanatın, tarihin, şiirin şehri. Dar sokakları adeta kartpostal gibi. Geniş meydanları, kilise, anıt, müze dolu, park dolu. St. Nicholas Kilisesi, bir kısmı Altes Rathaus ile kapanmış eski pazar yeri, Bach'ın 27 yıl boyunca koro yönetmenliği yaptığı St. Thomas Kilisesi, Leipzig Üniversitesi Kulesi, Mendelssohn'un son günlerini yaşadığı ve hayatını yitirdiği Mendelssohn-Haus, müzeler kompleksi olarak bilinen Grassimuseum, şehrin en ünlü pasajlarından olan Madler-Passage, Napolyon'un Leipzig Muharebesinde aldığı büyük yenilgiyi anmak için inşa edilmiş Uluslar Muharebesi Anıtı, şehrin göbeğinde yer alan Augustus Meydanı'nda bulunan Panorama Kulesi ve seyir terası, şehrin alış veriş caddesi olan Grimmaische Strasse, şehrin ortasından geçen Elsterflutbett Nehri, 360 derece panorama sergisi için Yadegar Asisi görülecek başlıca yerler arasında. Leipzig' de görülecek yerler birbirine yakın ve dolayısıyla yürüyüş mesafesinde. Ancak bisiklet ile bu şehirde dolaşmak ve şehrin ara sokaklarını keşfetmek de harika olur. Bu arada bu küçük şehirde azımsanmayacak sayıda insan yaşıyor. Gelir seviyesi yüksek olsa gerek çünkü alışveriş caddelerinde yer alan mağazalarda hep lüks markalar. Kaliteli bir grup orta yaşlı insan yanında öğrenci sayısı da haliyle fazla. Bu durumu gece karanlığında bile mekanların doluluğunu gördüğümüz de anlamıştık."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/lillee-gitmek-icin-10-neden", "text": "10- Tarihi yerlerini keşfetmek için LİLLE'E GİDİN! O zaman Lille'de nereleri gezmeliyim sorusunun yanıtını verelim ve Gare de Lille Flandres' te inip Lille gezisine başlayalım.. Hatırlatalım, bu gar aslında Paris'teki eski Gare du Nord.. İşte bizden bu kadar. Yazması bizden gezmesi sizden.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/litvanya-letonya-estonya-finlandiya-gezisi", "text": "İtiraf ediyoruz: Biz bu rotayı hep erteledik, hep öteledik, hep dışladık. Dünya'da o kadar yer varken, daha fazla görmek istediğimiz daha farklı medeniyetler varken illa bir gün gideriz düşüncesi ile \"Aman yine mi Avrupa!\" diye burun kıvırdık. Bir ara \"Cruise yapar mıyız acaba biraz daha bekleyelim.\" dedik baktık o kadar bütçe ayırabilecek gibi durmuyoruz. Sonra dedik ki \"O kadar yol gitmişken daha kombine bir şey yapalım, hatta Lapland'e gidip kuzey ışıklarını da görelim.\" Baktık gündemde bu bölgeye o kadar uzun zaman ayıracak bir tatilimiz de yok. Sonra \"Aman şimdi orası soğuktur, hadi denizli güneşli bir yer seçelim.\" dedik ama hemen ardından \"Asıl karda kışta gitmek lazım!\" diyerek tekrar ajandaya aldık. Bahaneler aldı başını gitti, Avro aniden ikiye katlayarak, 4.11 TL seviyelerine zıpladı, bizim iş güç durumları seyahatlerimizi bayram ve resmi tatillerle sınırladı, hazıra dağ dayanmadı, bizim zaten zayıflamış TL birikimlerimiz iyice kurudu kaldı.. Ama içimizdeki Baltık sevdası gittikçe kabardı ve \"Sanırım artık zamanı geldi!\" diyerek hiç düşünmeden, \"En azından bir ucundan görelim, son kararım ama emin değilim!\" diyerek biletler alındı. Asıl olması gereken aşağıdaki Baltık turu haritasında yer alan ülkelerden biz 5 gece- 6 günlük bu turumuza sadece 4 ülkeyi sığdırabildik. Tur detaylarımızı, ülkeler arası yolculuk deneyimimizi ve nerelerde konakladığımızı bu yazımızda genel hatlarıyla paylaşıyoruz ancak gezdiğimiz her şehir için teker teker hazırladığımız detaylı yazılara ve şahsına münhasır en efektif şehir rotalarına sayfanın en altında yer alan linklere tıkayarak ulaşabilirsiniz. Öncelikle tahmin edeceğiniz gibi Baltık turu için de, eğer yeşil pasaportunuz yoksa, almanız gereken vize türü Schengen. Normalde Schengen vizesi alırken ilk giriş yaptığınız ülkeye vize başvurusunda bulunuyorsunuz ancak bu şekilde bir tur yaptığınızda en fazla konaklama yapacağınız ülkeden başvuru yapmanız gerekiyor. Biz kendi planımıza göre 2 gece Talin'de konaklayacağımız için Estonya'dan vize başvurusunda bulunduk. Vize başvuru merkezi VFS Global. İnternet üzerinden değil telefon ile arayarak randevu alıyorsunuz, hatta erken saatte vize merkezine giderseniz randevu bile almadan evraklarınızı teslim edebiliyorsunuz. Biz riske atmayıp randevu almanızı öneririz ancak tercih sizin. Estonya vizesi sayesinde, ilk defa VFS Global'in pasaportunuzu \"zorunlu\" olarak adrese gönderdiği için ilave kargo ücreti talep ettiğine de tanıklık etmiş olduk. \"Ben müsaitim, pasaport çıkınca gelir alırım.\" diyemiyorsunuz, siz isteseniz de istemeseniz de pasaportu konsolosluktan UPS ile adresinize gönderiyorlar. Dolayısıyla vize ücreti dışında kargo ücreti de ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bu rotada dilerseniz gidiş- dönüş uçak bileti alıp, bir yuvarlak çizdikten sonra başladığınız noktadan geri dönebilirsiniz ancak dilerseniz bizim daha efektif ve hesaplı olduğunu düşündüğümüz yöntem olan çoklu uçuşu da tercih edebilirsiniz. Biz gidiş İstanbul Vilniüs, dönüş Helsinki İstanbul şeklinde seçtiğimiz uçak biletimizi THY ile aktarmasız kişi başı 940 TL'ye bulduk. Yaklaşık 2,5- 3 saat süren her iki yolculukta da konforlu bir şekilde 1 tam bir de yarım film izledik, uçak nasıl kalktı, ne zaman indik anlamadık bile. Vilnüs- Riga arası otobüs ile kişi başı 16 , Eurolines dışında da bir çok otobüs firmasının Baltık ülkeleri arasında düzenli seferleri mevcut. Zaten yol boyunca birbiri peşi sıra hareket eden otobüsleri hemen fark edeceksiniz. Biz diğerlerini çok incelemeden direkt Eurolines fiyatlarına baktık çünkü ücretler üç aşağı beş yukarı aynı ve Eurolines'ı daha önceden de birkaç defa kullandığımız için kendimizi bu firmaya daha bir yakın hissettik. Avrupa'da Eurolines gibi şehirler hatta ülkeler arası ucuza seyahat edebileceğiniz otobüs firmaları bizim şehirler arası otobüs firmalarının sağladığı hizmeti veremiyor tabii. Otobüste çay, kahve, meşrubat, kek vs hizmetleri yok. Dolayısıyla yola çıkmadan yiyecek içecek stoklamayı unutmayın. Bu firmaların mola yerleri genellikle benzin istasyonları oluyor ki malum oralar da normal fiyatların en az iki katıdır. Biletlerinizi almadan, otobüs hareket saatlerini kendi gezi planınıza göre detaylı incelemenizi tavsiye ederiz. Baltık başkentleri Vilniüs, Riga, Talin, arasında yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk sizi bekliyor. Otellerin genellikle 14:00 den önce check in kabul etmediklerini düşünürseniz ve zamandan tasarruf etmek isterseniz en mantıklı olan ya gece seyahat etmek ya da sabah ilk otobüs ile hareket etmek olacaktır. Eurolines' ı bilenler bilir; genellikle bu firmalar şehir merkezinin dışında büyük otobüs garlarından hareket ederler. Dolayısıyla eğer gece seyahatini tercih ederseniz, otelinize ancak taksi ile ulaşmak zorunda kalabilirsiniz. Tabii uber gibi uygulamaları kullanarak daha hesaplı bir alternatifi de değerlendirebilirsiniz. Biz Vilnüs'ten Talin'e kadar araba kiralayarak biraz daha konforlu bir yolu seçtik. Baltıklarda araç kiralama ve araba kullanma konusunda hazırladığımız detaylı yazı için buraya tık tık.. Talin feribot iskelesinde A- B- C- D olmak üzere farklı terminaller mevcut. Hangi firma ile seyahat edecekseniz o firmanın terminalini önceden öğrenmenizde fayda var, sonra çok yol yürümek zorunda kalabilirsiniz. Tallinksilja, Lindaline daha popüler olan firmalar ancak biz daha da ucuzunu bulduk: Eckeroline. Gitmeden yaptığımız internet araştırmamız neticesinde feribot biletlerimizi önceden almamaya karar verdik çünkü yoğun dönemlerde bile yer bulma sıkıntısının çok az olduğunu gördük. Malum koskocaman gemide bize de bir yer vardır dedik. Ancak feribot terminaline gelince fark ettik ki hızlı ilerlese de oldukça uzun bir sıra var ve biletler azaldıkça fiyatlar da bir tık daha artıyor. Bu yüzden eğer seyahat planınız çok esnek değilse, tüm plana tıkır tıkır uyacağınızdan emin iseniz, biletinizi önden almanızı tavsiye ederiz. Gelelim gemi yolculuğuna.. Baltık denizi çok dalgalı arkadaşlar. Eğer deniz tutması gibi bir sorununuz varsa ilaç almanızı öneririz. Biz \"Gemi çok büyük hadi keşfe çıkalım!\" dedik ve epey hareket ettik, sonunda da mideler alt üst oldu, başımız dönmeye başladı. Bu yüzden de sizi ayrıca uyarma gereği duyduk. Konaklama gerçekten bir tur planlamasında en zahmetli olan kısım diye düşünüyoruz. Konaklama yapmayı tercih ettiğimiz yer tabii ki şehir merkezine yürüyüş mesafesinde olan, temiz, geniş bir yer ancak malumunuz bu tarz yerler genellikle daha pahalı oluyor. Bu nedenle nerede konaklayacağınıza karar verebilmek için biraz mesai harcamanız gerekiyor. Bu destinasyonda hosteller çok ucuz ancak ortak banyo ve tuvaleti olması sebebiyle tercih etmiyoruz. Bunun yerine oda içinde özel duş ve tuvaleti olan, geniş, temiz ve kesinlikle ücretsiz otoparkı olan, eğer mümkünse hostel değil de daire tipi bir yer bulmamız gerekiyordu. Çünkü seyahatimizde bize ağır toplar eşlik ediyor ve bu ikiliye daha önce 8 kişilik bir dorm tecrübesi yaşattığımız için bu kez bizi 3000 defa uyardılar. Yoksa bize kalsa nerede yattığımız gerçekten hiç sorun değil. Neyse, sonuçta biraz başımız ağrıdı ama aradığımıza yakınını da bulduk.. Vilnüs Konaklama: Opera Inn, 4 kişi 1 gece 45 (184TL) ödeyerek, şehir merkezine yürüyüş mesafesinde, ücretsiz otoparkı olan bu tesiste, 4 tane tek kişilik yatağı olan bir odada konakladık. Odamızda bir tek TV, fön makinesi ve ütü yoktu ancak diğer herşey tam ve tertemizdi. Riga Konaklama; Latvia Apartment, 4 kişi 1 gece 50 (205 TL) ödeyerek, oldukça lüks ve merkezi bir muhitte kral dairesinden bozma efsane büyük bir dairede kaldık. Toplamda 3 oda, 2 banyo, 2 tuvaleti ve kocaman odaları olan bir daireydi burası. Yaşadığımız tek sıkıntı park problemi oldu. Tesisin özel otoparkı yoktu bu yüzden ya cadde üzerinde bir saatine 3 ödemeniz ya da Europark denen daha uygun park yerlerini bulmak için dönüp durmanız gerekiyor. Biz neredeyse 1 saat Riga sokaklarını arşınlayıp, yine aynı sokakta bir parka girmek zorunda kaldık. Ama yine de herkese öneririz. Tallinn Konaklama; Nord Apartments, 4 kişi 2 gece 100 (411 TL) ödedik. Şehir merkezine ne çok uzak, ne çok yakın bir yerdi. Tesisin içinde açık ücretsiz otopark olması en iyi yanıydı diyebiliriz. Hemen 5 dakikalık yürüme mesafesinde bir süpermarket ve 10 dakikalık mesafede turistik bir yer olan Kadriorg park vardı. Dışından otel gibi görünmese de bu daire de iç özellikleri sayesinde geçer not aldı bizden. Helsinki Konaklama; Omena Hotel Helsinki Lönnrotinkatu, 4 kişi 1 gece 95 (389TL) ödedik. İç tasarım oldukça enteresan bir yerdi. Hemen altında gece 23:00'a kadar açık oldukça işlek bir pizzacı, karşısında neredeyse 24 saat açık bir süpermarketin olduğu, Helsinki'nin tasarım caddelerinden birinde yer alan beğendiğimiz bir otel oldu burası da. Bu seyahatimiz için dip toplamda, kişi başı ulaşım ve konaklama için yaklaşık 1500 TL harcamış olduk. Aynı turu bir tur şirketi aracılığı ile yapmak isterseniz ödeyeceğiniz ücret ise en az 1500 avro. Yani her durumda kendi seyahat planınızı yapmanız turlardan daha ekonomik olacaktır. Gelelim turumuzun detaylarına.. - Vilniüs'de ne yaptık, nereleri gezdik, nerelerde yemek yedik, ne yedik ne içtik, ne öneririz diye merak edenler buraya tık tık.. - Riga'da ne yaptık, nereleri gezdik, nerelerde yemek yedik, ne yedik ne içtik, ne öneririz diye merak edenler buraya tık tık.. - Tallinn'de ne yaptık, nereleri gezdik, nerelerde yemek yedik, ne yedik ne içtik, ne öneririz diye merak edenler buraya tık tık.. - Helsinki'de ne yaptık, nereleri gezdik, nerelerde yemek yedik, ne yedik ne içtik, ne öneririz diye merak edenler buraya tık tık.. İyi yolculuklar ve keyifli seyahatler efenimmm."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/lombardiya-bolgesini-hala-kesfetmemis-olan-kaldi-mi", "text": "Kuzey İtalya'nın Lombardiya Bölgesini Keşfetmek İçin Daha Fazla Beklemeyin.. İsviçre'nin güney doğusuna komşu olan Kuzey İtalya'nın özerk bölgesi Lombardiya, Alp dağlarının tepelerinden Po Vadisinin derinliklerine uzanan oldukça geniş bir coğrafyada tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri bir arada barındırıyor. Lombardiya İtalya'nın en geniş bölgelerinden biri, zira bölgenin başkenti Milano, Roma'dan sonra ülkenin 2. Büyük şehri. Nüfusu 10 milyon civarında olan bu bölgede yer alan Milano dışındaki önemli şehirlerden bazıları Bergamo, Brescia, Como, Lecco, Monza, Pavia, Cremona, Mantua. Turistik açıdan Milano ve Como gölü dışında çok fazla bilinmeyen Lombardiya her duyunuza hitap edecek, her türlü zevk ve beğeniyi tatmin edecek, herkesin beklentisini karşılayabilecek ender yerlerden biri. Bize göre Lombardiya bölgesine gitmek için en önemli sebeplerden bazılarını sıraladık. - Lombardiya sınırlarından geçen Alp dağları sayesinde bölge kış turizmi için en ideal yerlerden biri. İsviçre'nin en ünlü kayak merkezlerinden biri olan St. Moritz'e ulaşım ise oldukça kolay. - Meşhur Como gölü bu bölgede yer alıyor. Como gölünü çevreleyen Bellagio, Varenna, Menaggio başta olmak üzere diğer köylerde ne kadar zaman geçirirseniz geçirin asla doyamacaksınız. - Bize göre Como Gölü'nden daha güzel bir manzaraya ve konuma sahip olan Garda Gölü inanılmaz bir peyzaja sahip. Gölü çevreleyen dağlar içine açılmış tüneller, daracık yollardan kıvrılarak çıkılan tepeler ve bu tepelerdeki manzara gerçekten nefes kesici. Yazın oldukça hareketli olan Garda Gölü kenarında sıralanmış otel kompleksleri, kamp alanları da mevcut. - Lombardiya aynı zamanda göller bölgesi olarak geçiyor. Bu coğrafi özelliğinden dolayı adım başı kartpostal gibi manzaralara sahip bir yer ile karşılaşıyorsunuz. - Lombardiya'da gencinden yaşlısına herkes bakımlı, tertemiz ve fit. Yağmur altında koşan amcalardan, 85 yaşından saçları fönlü teyzelere kadar herkes çok özenli burada. Çok şık ve asil bir bölgede olduğunuzu hemen hissedeceksiniz. - Lombardiya'nın iç kısımlarında yer alan Ortaçağ mimarisine sahip köyleri o kadar şirin ve el değmemiş ki bir film setinde olduğunuzu hissedeceksiniz. - Bölge İtalya'nın en büyük şarap yapım merkezlerinden biri. Neredeyse her köyde farklı bir çeşit şarap üretiliyor. - Lombardiya kilo alıp geleceğiniz yerlerden. Pizza ve Makarna ile ünlü İtalyan mutfağında daha yöresel lezzetler deneyimlemek isterseniz; Cremona'da Torrone Valtellina'da Pizzoccheri, Mantua'da Bal kabaklı Tortelli, Brescia'da Polenta, Milano'da Cotoletta alla Milanese' i denelisiniz. Noel dönemlerinde süpermarketlerde bile bulabileceğiniz Panettone'nin tadına bakmadan dönmemelisiniz. Ayrıca balık severler için Como gölünden çıkan Missoltini ve Garda Gölü'ne has bir balık olan Carpione'yi öneririz. Buraya kadar gelmişken meşhur İtalyan mantarlarının da tadına bakmayı unutmayın. - Lombardiya'da doğaya ve muhteşem İtalyan mutfağına doyduğunuz kadar sanata da doyacaksınız. Leonardo Da Vinci'nin, İsa'yı çarmıha gerilmeden bir gece önce havarileriyle resmeden 'Son Akşam Yemeği' adlı eserinin yer aldığı Milano'daki Santa Maria della Grazie Kilisesi gibi, dünyaca ünlü birçok eseri bu bölgede görebileceksiniz. - Sanat, doğa, yemek, içmek derken sırada müzik var. Geleneksel keman yapım ustalarının ve keman atölyelerinin yer aldığı Cremona da Lombardiya'da yer alıyor. Lombardiya'ya neden gitmeniz gerektiğinden bahsettikten sonra gelelim bizim bu bölgede gezdiğimiz yerlere. Biz Bergamo gidiş dönüş uçak bileti alıp, havaalanından araba kiralayarak tam 6 gün bu bölgede gezdik. İlk gecemizde Bergamo'da konakladık. Bergamo şehir merkezi ve Citta Alta yani eski şehir kısmını gezmek için 1 gün yeterli oluyor ki aslında Bergamo hem yeme içme hem de konaklama bakımından bölgenin diğer şehirlere göre biraz daha pahalı. Bergamo'dan sonraki durağımız Asso adında küçük bir köydü. Burası lokasyon olarak Como civarındaki köyleri gezmek için ideal hem de bu civardaki diğer yerlere göre konaklama açısından daha hesaplı olduğu için Asso'da 2 gece konakladık. İlk gün Bellagio, Nesso ve Como köyleri gezisi yaptık, diğer gün de erkenden yola çıkıp Milano'ya gittik. Maalesef Milano'da sağanak yağmur nedeniyle hayal ettiğimiz kadar uzun kalamadık. Milano Katedrali, Galleria Vittorio Emanuele II, Sforzesco Kalesi gibi en turistik yerleri gezdikten sonra dördüncü gecemizde konaklayacağımız Crema'ya doğru yola çıktık. Burası \"Call me by your name\" filmi ile ünlenmiş küçücük bir kasaba. Belki toplamda 1 saatte tüm sokak aralarında yürüyüp her yeri gezebilirsiniz ama bambaşka bir ruhu var buranın ve saatlerce kalıp zaman nasıl ilerlemiş anlamıyorsunuz. Crema'dan ayrıldıktan sonra hedefimiz son iki gecemizde Garda Gölü'nü çevreleyen dağlardan birinde kiraladığımız eve erkenden gidip, mümkün olduğu kadar doğa ile iç içe zaman geçirmekti. Ancak yol üzerinde karşımıza çıkan Cremona tabelası bizi kendisine çekti ve burada kısa bir mola vermek istedik. Cremona, eski şehir merkezindeki devasa şapel, bu şapelin içinde yer aldığı avluyu çevreleyen şirin restoran ve kafeler, sevimli evlerin sıralandığı daracık sokaklar ile bizi kendine hayran bırakan bir yer oldu. Burada birkaç saatlik moladan sonra Garda Gölü'ne devam ettik. Önce göl kenarında yer alan Salo adlı kasabada mutfak alışverişimizi yaptık, sonra evimizin bulunduğu Gardone Riviera'ya devam ettik. Burada kaldığımız iki gün boyunca gölü çevreleyen dağlara kurulmuş köylerden Gargnano, Sasso, Tremosine Sul Garda' yı doya doya gezdik. Gölün etrafındaki bu rotada bir yanınızda göl manzarası, bir yanınızda ise dağlar arasında konumlanmış küçük yerleşim yerleri size eşlik ediyor. Dik dağların içinden geçen kilometrelerce uzunluktaki tüneller ve karanlık tüneller içinde oyulmuş pencereler tam bir yaratıcı mühendislik örneği. Dağların tepelerine çıkan yollara trafik ışıkları bile konulmuş zira bazı yollar iki araç yanyana geçemeyecek kadar dar ve keskin virajlı. Tepedeki manzara ise tek kelime ile masalsı. Bir uçurumun tepesinde göle kuşbakışı bakarken, karşı kıyıda yükselen dağlar bir de şansınız yaver giderse hafifçe bu dağları delecek gibi yükselen bir sis bulutu kartpostal gibi bir görüntü oluşturuyor. Lombardiya'da dolu dolu geçen 6 gün boyunca hem göze hem ruha hitap eden bir deneyim yaşadık. Kuzey İtalya'nın bu çok az bilinen bölgesini keşfetmek için siz de daha fazla beklemeyin. Özellikle ilk bahar döneminde İtalya'nın kuzeyinde doğanın uyanışına tanıklık etmek için acele edin."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/luwak-kahvesi-dunyanin-en-pahali-kahvesi", "text": "Dünyanın en pahalı kahvesi olan Luwak Kahvesi ya da Kopi Luwak, sadece en pahalı değil ayrıca Dünyada en az üretilen kahve türü.. . Bu yüzden de Bali'deki onlarca turistik aktiviteden birisi de, luwak kahvesi içmek.. Bizim yaptığımız gibi.. Kopi Endonezyacada kahve anlamına geliyor. Bu yüzden Kopi Luwak deniyor. Ayrıca asıl adı 'civet coffee', civet Endonezyacada 'luwak' demekmiş.. Genel olarak hayvan dışkısından elde edildiği bilinir. Peki tam olarak hayvan dışkısı mıdır? Kahve bu dışkıdan nasıl elde edilir? gibi merak ettiğiniz soruları gidip yerinde inceledik ve birinci ağızdan üreticilerinden sizler için bilgi edindik yol dostlarımız. Özellikle Bali ile adının eşleşen Luwak kahvesi, iklimsel olarak Tropik Kuşak diğer bir deyişle Kahve Kuşağı denilen bölgede sadece Endonezya'nın birkaç adası ve Filipinler'de üretiliyor. Çünkü misk kedileri sadece buralarda yaşıyor. Neden bu kedilerden bahsettiğimizi düşünüyorsanız, misk kedisi adındaki gelinciğe benzeyen hayvanımıza bu kahvenin kaynağı denebilir. Luwak sanki hayvanın adıymış gibi söylense de, aslında kahvenin adı. Misk kedisinin kahveyi elde edilen cinsi olan Paradoxurus'a da Luwak denebiliyor. Bu misk kedileri sabahları uyuyor ya da dinleniyor ve havanın kararmaya başlamasıyla yuvalarından çıkıp, kafes içinde beslenmeye başlıyor. Yani yolunuz Bali'ye düştüğünde gündüz vakti Luwak Kahvesi üretim ve satış tesisi gezerseniz, gececi bu hayvanları göremeyebilirsiniz. Görseniz de onlar miskinlik yapıyorken ya da uyuyorken, şans eseri karşılaşabilirsiniz. Aşağıdaki fotoğrafta bizim ilk tanışmamız gibi.. Bu hayvanlar aslında her şeyi yemiyorlar. Mesela kahve ağacında sadece olgun yani kızarmış kahve bitkilerini ya da tohumunu/ ham kahve çekirdeklerini seçiyorlar. Bunun yanı sıra muz ve çeşitli meyveleri de yiyorlar. Fakat kahve tohumunu bütün olarak yutuyorlar, çiğnemeden. Sonra misk kedisinin midesinde diğer yedikleri ile birlikte kahve çekirdekleri mide asidi ve enzimler yoluyla fermante oluyorlar. Yani kahvedeki aroma ve içiminin yumuşak olması aslında buradan geliyor. Daha sonra her yemek yiyen gibi onlar da yediklerini dışkı yoluyla atıyorlar. Önce misk kedisinin dışkısı kurumaya bırakılıyor. Sonra kahve çekirdekleri içinden ayıklanıyor, kaynar suda bekletiliyor ve kurumaya bırakılıyor, kahve tohumunun dışındaki zar soyulup özel taştan kaplarda kavruluyor ve yine özel bir taşın içinde ezilerek kahve tozu haline getiriliyor. 1 kilo Luwak Kahvesi için bu süreç 1 saat sürüyormuş.. Ve sonunda içilmeye hazır Luwak Kahvesi hazırlanmış oluyor. Yani misk kedisi olgun kahve çekirdeğini yiyor ve sonra dışkılıyor. Ama öğütmediği için o kadar da pis değil bu kahve. Önemli olan dışkının temizlenme süreci. Çünkü sonrası zaten kavrulma ve ezilme işlemleri... Yani el değmiyor diğer bir deyişle... Luwak kahvesi nasıl pişirilir diye düşünmeyin, Luwak kahvesi nasıl temizlenir diye düşünün.. Luwak Kahvesi satan yerlerde genel olarak üretim de gerçekleştiği için, satıcılar adeta prof olmuşlar. Ardı ardına bütün bu bilgileri sıralıyorlar. Sorularınızı yanıtlıyorlar. Luwak kahvesinin tadını biz içimi daha kolay olan Türk Kahvesi'ne benzettik. Yunanistan'a yolu düşenler eğer Yunan Kahvesi yani Yunan usulü Türk Kahvesi içtiyse mesela ona daha çok benziyor. Luwak üretim tesislerinden sadece Luwak Kahvesini değil, başka kahveler de deneyebiliyorsunuz. En az 10 tane kahve sunuyorlar Luwak ile birlikte. Mesela bizim diğer favorilerimiz Ginsengli Kahve ve Bali Kahvesiydi. Girişte ücret ödemiyorsunuz. Sadece Luwak Kahvesi'nin ücretini ödüyorsunuz. Türk kahvesi fincanı kadar büyüklükte bir bardak için yaklaşık 35 Dolar ila 80 Dolar arasında ödeme yapıyorsunuz. Gittiğiniz yerin ne kadar büyük olduğuna ve ne kadar turistik olduğuna göre ücreti değişiyor. Biz Gianyar'da Gunung Sari ve Ubud bölgesinde bir yer olmak üzere iki tesise gittik, ikisinde de fiyat aynıydı.. Ayrıca Tellegrang pirinç tarlasının civarında bedavaya luwak deneyebileceğiniz yerler var.. Aslında french press'te normal kahve yapmak gibi düşünebilirsiniz.. Önce su kaynatacaksınız. Çekilmemiş aldıysanız, kahve çekirdeklerini öğütmeniz gerekiyor. Öğütülmüş luwak kahvesini french press e koyacaksınız. Sonrasında kaynar suyu ekleyip en az bir dakika kadar bekleyip, afiyetle luwak kahvenizi yudumlayabilirsiniz.. Not: Luwak kahvesinin turistlerin artan ilgisiyle ticari algı da artıyor tabii ki.. Çoğu misk kedisi doğadan koparılıp az yemek ve çok kahve tomurcuğu ile satıcının karı güdülerek resmen çalıştırılıyor ve küçücük kafeslerde yaşamaya zorlanıyorlar. Bu arada doğadan koparılmaları da av köpekleriyle ve kapanlarla, zalimce.. Normalde utangaç olan misk kedileri ışıklar altında hırçınlaşarak turistlerin dikkatini bir de bu halleriyle çekiyor."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/madeira-adasi-gezi-rotasi", "text": "Portekiz'de neredeyse sadece Lizbon, Porto ve Faro'yu görmek için yapacağımız yol ve harcayacağımız parayı hesapladıktan sonra Madeira alternatifimizi değerlendirmeye karar verdik. Avrupa'nın hemen hemen birçok şehrinin gezip gördükten sonra artık her yer aynı geliyor insana ve farklılık istiyor. Biz de bu tatilimizde, euro ve zaman faktörlerini göz önüne alıp kendimize biraz daha deneyim içeren bir program yaptık. Yine de Madeira ilginizi çekmez ve Portekiz ana karada gezmek isteyebilirsiniz diye Araba ile Portekiz Gezi Önerisi yazımızı da hazırladık. Buraya tıklayarak Portekiz şehirleri gezisini de değerlendirebilirsiniz. Gelelim Madeira'da 5 gece- 6 gün nasıl dolu dolu bir seyahat planlayabilirsiniz. Kiralık aracımızı Santa Cruz havalimanından aldıktan sonra airbnb üzerinden kiraladığımız otele doğru devam ederken check in saatine kadar Funchal şehir merkezinde kısa bir kahvaltı molası verdik. Otele yerleşip, biraz dinlendikten sonra Funchal sokaklarında gezmeye devam ettik ve akşam yemeğimizi merkezde yedik. Kiraladığımız daire için 5 gece toplam 13.000 ücret ödedik. Funchal en fazla restoran alternatifli merkez olduğu için orayı seçtik ama aslında otel yeri çok da fark etmeyecekti çünkü zaten araç kiraladığımız için ulaşımda bir sorun yaşamayacaktık. Merak edenler için de belirtelim araç için yolcu360 kullandık ve günlük 35 euro ödedik. Funchal şehir merkezinde gezilecek yerlerin google konumları için buraya tıklayabilirsiniz. Funchal' da okyanus kenarında uzanan geniş sahil bandında sakin bir yürüyüş yapıp, Mercado dos Lavradores yani sebze- meyve- balık kapalı pazar alanında zaman geçirip, Rua de Santa Maria sokağında tablo gibi boyanmış kapıların önünden uzun bir gezinti yaptıktan sonra teleferikle Monte Tepesine çıkabilirsiniz. Ya da tam tersi yönde bir plan yapabilirsiniz. Aslında 2. gün yürüyüşlere başlamayı planlıyorduk ama hava durumuna bakınca bugünü okyanusa ve doğal havuzlara ayırmaya karar verdik. İlk durağımız Porto Moniz ve Seixal oldu. Porto Moniz' de lav kayalıklarından oluşmuş doğal havuzlar ve kocaman dalgalar ile büyüleyici bir sahil kasabası. Dilerseniz ücretsiz olan aquarium kısmından isterseniz 3 euro ödeyerek Piscinas kısmından doğal havuzlara girebiliyorsunuz. Biz ücretsiz kısmı daha çok beğendik açıkcası. Piscinas kısmı biraz fazla \"yapma\" geldi bize. Tek fark ücret ödeyerek girdiğiniz yer daha düzenli, kalabalık, wc- duş vs imkanları mevcut. Ama ücretsiz kısımda da çok güzel bir restorant, ücretsiz otopark ve hemen yanında da wc bulunuyor. Dönüş yolunda tabelayı görüp dayanamadığımız son durak ise saman kaplı üçgen çatılı evleri ile ünlü Santana. Santana bizim için biraz hayal kırıklığı olsa da görülmesi gereken yapılardan olduğu için geleneksel santana evlerinde poz vermeyi ihmal etmedik. Aslında planda olmamasına rağmen yolu kaybettiğimiz için Machico' ya da girelim dedik ve senede 1 defa gerçekleşen mükemmel bir etkinliğin ortasında bulduk kendimizi. Yaz döneminde belirli tarihlerde Madeira'nın her yerinde sokak festivalleri düzenleniyormuş. Bizim denk geldiğimizde bu kapsamda organize edilmiş okyanusa karşı kendin pişir kendin ye piknik etkinliği diyebiliriz. Sahil boyunca yan yana dizilmiş tezgahlarda etinizi alıp, plajda yakılmış büyük mangallarda pişirebiliyorsunuz. Bir diğer tezgahtan ekmek, bir başkasından da içecek alıp oturup afiyetle yiyebiliyorsunuz. Gayet keyifli ve kesinlikle turistik olmayan bu etkinliğe denk gelmek büyük şanstı. Rotamızın google haritasında takip etmek için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca, biz doğal havuzların keyfini çıkartmaktan yetiştiremedik ama Miradouro do Veu da Noiva' da okyanusa dökülen şelaleyi görebilir, Avrupa'nın en dik teleferiği olarak bilinen Teleferico das Achadas da Cruz ile kuşbakışı manzaraların tadını çıkartabilirsiniz. Ayrıca bu rotaya çok yakın olan Miradouro do Ponta da Ladeira' nın da keyifli bir manzara noktası olduğu söyleniyor. İlk trekking maceramız için seçtiğimiz Levada das 25 Fontes yani PR6 olarak belirlenmiş yürüyüş yolu. Burayı birçok video ve blog yazısından okuduğumuz kadarıyla zorluk derecesinin orta/ kolay olması ve ilk defa trekking yapanlar için kendi güçlerini ve vertigo olup olmadıklarını test edecekleri bir rota olduğunu yazmalarından dolayı seçtik. Madeira' da yürüyüş parkurları Levada ve Verada olarak ikiye ayrılıyor. Levada su kanalı, Verada patika anlamında. Yani ilki orman içinde göller şelaleler ile sonlanan ve su kanallarının eşlik ettiği parkurlar, ikincisi ise dağ bayır patika yürüyüşleri ki bu yollar genelde okyanus kenarında veya ormanlar içine doğru uzanıyor. Levada das 25 Fontes PR6 ve Levada do Risco PR 6.1 toplamda neredeyse 10 km ve gidip gelmek 4 saat sürüyor. Rabaçal Vadisinde Levada turu yapmak ve Risco şelalesini görmek gerçekten büyüleyici bir deneyim. Araçları ER110 yol kenarında park ettikten sonra isterseniz başlangıç noktasına 30 dk yürüyebilir ya da saat 10:00 itibariyle başlayan shuttle'lara binebilirsiniz. Shuttle yani servisler ücretli. Parkur gayet güzel organize edilmiş, gerekli yerlerde tabelaları mevcut. Zaten onlarca kişi hep birlikte yürüdüğünüz için de vadide kaybolmak gibi bir ihtimal yok. Biz tur sonrasında biraz yüzelim diye çıktığımız yolda yine Fanal Pond tabelası görünce dayanamayıp yön değiştirdik. Fanal Pond sisler içinde değişik şekilli ağaçların muazzam görseller yarattığı bir park aslında. Özellikle sis çöktüğünde gitmek gerekiyor. Zaten Fanal yoluna saptığınız anda iklimin değiştiğini göreceksiniz. Aracınızı ücretsiz olarak Fanal park alanına bırakıp 2 dakika yürüyerek ilginç ağaçların olduğu ormanlık alana girebilirsiniz. Burada piknik yapabilir veya sadece kısa yürüyüşler ve fotoğraf çekimi için de uğrayabilirsiniz. Artık biraz ısınalım diyerek Ponta Do Sol'u hedefledik. Hem kendisi hem de plajı tahminimizden çok daha küçük bir yermiş. Çok fazla restoran alternatifi bulamadık dolayısıyla plajda yer alan bir mekanda oturup hafif bir şeyler atıştırdık. Yol üzerinde Ribeira Brava' ya uğrayıp alışveriş yaptıktan sonra otelimize geri döndük. Bu arada Ribeira Brava plajı daha geniş ve restoranlar Ponto do Sol' a göre çok daha hesaplıydı. Bilginiz olsun. 3. gün google maps rotamız için buraya tıklayabilirsiniz. Bir önceki gün Levada yürüyüşü yaptığımız için bu sefer de Verada yapalım dedik ve çok merak ettiğimiz PR8 Vereda da Ponta de Sao Lourenço yürüyüşünün yolunu tuttuk. Burası Atlantik okyanusu üzerinde ejderha kuyruğu gibi uzanmış bir vereda yani patika. 7 km ve yaklaşık 3 saat unutulmaz manzaralar eşliğinde ilerleyen bu yürüyüş boyunca enfes manzaralar eşliğinde ilerliyorsunuz. Patikanın sonuna doğru bir kafe mevcut, burada yanınızda getirdiklerinizi de yiyebilir ya da direkt sipariş verebilirsiniz. Ayrıca burada WC ücreti 1 euro. Yürüyüş sonunda en yakın mesafede yer alan Çaniçal plajına gidelim dedik ama ne kadar merdiven inip çıkmamız gerektiğini görünce vazgeçip Machico'nun sarı kumsalına devam ettik. Daha önce gittiğimiz akşam festivalinde karanlık olduğu için görememiştik ama bu sefer dalga kıran tarafından ayrılmış sahilin siyah kumsalı yerine sarı kumlarını tercih ettik. Bu arada eğer PR8 yürüyüşünü yazın yapacaksanız sabah erken gitmekte fayda var. Çünkü güneşin altında uzun bir yürüyüş. Yanınızda mayo ve havlu getirirseniz direkt parkurun bir kısmından suya girebilirsiniz. 4. gün rotamızı google maps üzerinden incelemek için buraya tıklayınız. Açıkcası bir gece öncesinden strese girmeye gerek yokmuş. İzlediğim tüm video ve okuduğum yazılarda bu yürüyüş için çok iyi bir fitlik seviyesi gerekiyor diye söyleniyordu ama bizi geçin kimler kimler yürüyor bu yolları. 80 yaşında bir çiftten tutun da, tek bacağı platin olan bir gence, hem kendini hem de sırtında bebesini taşıyan babalara kadar herkes yavaş yavaş Madeira'nın en yüksek tepesinin yolunu tutmuştu. Yaklaşık 16 km'lik bu rota boyunca denk geldiğimiz göz kamaştıran, yürek hoplatan manzaralar ve o manzaraları görmek için inip çıktığımız binlerce merdiveni ömür boyu unutmak mümkün değil. Size sadece bu kadar söyleyeyim. Son günümüzde geç kalkıp otelde zaman geçirdikten sonra 17:00 da hareket edecek dönüş uçağımıza kadar tekrar Seixal' a gitmeyi tercih ettik. Biz başka bir yer keşfedelim ya da bir trekking daha yapalım istemedik ama siz farklı birşey denemek isterseniz Madeira Gezi Önerileri yazımızdaki diğer alternatifleri değerlendirebilirsiniz. Yol üzerinde Sao Vicente' de yemek yiyip, dalgalarda ıslandıktan sonra da Lizbon dönüş. - Portekiz vizesi nasıl alınır? - Araba ile Portekiz yolculuğu - Madeira Adası yürüyüş parkurları - Madeira Adası teleferikler"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/madeira-adasinin-en-iyi-14-yuruyus-parkuru", "text": "Madeira adası volkanik patlamalar sonucu oluşmuş bir yer. Dolayısıyla okyanus ortasında çok sayıda dağ ve şelale, taş ve kayalardan oluşan sahil şeridinde yerleşmiş minik sevimli köyleri olan ilginç bir yer. Madeira'ya trekking, doğa ve manzara sevmeyen gitmesin arkadaşlar. Çünkü buraya geldiğinizde yapacağınız şey yürümek yürümek ve yine yürümek olmalı. Madeira' da 30 tane resmi yürüyüş parkuru mevcut. Yürüyüş yolları PR olarak işaretleniş tabelalar ile oldukça güzel belirlenmiş. Tur ile birlikte yürüyüş yapabileceğiniz gibi tek başınıza da maceraya atılabilirsiniz. Bunun için özel bir uygulama bile mevcut. Aracı nereye park edeceğinizden tutun, nasıl bir parkur olduğuna kadar her şeyi rahatlıkla görüp kendinize göre organize edebilirsiniz. Ayrıca resmi internet sitesinden bu güzergahları inceleyebilir ve hangileri açık hangileri kapalı görebilirsiniz. Yürüyüş için zorluk seviyesine, uzunluk ve parkur durumuna (eğim, darlık, yükseklik vs. seçeceğiniz alternatifler oldukça fazla. Bazı yollarda dik patikalar geçip bulutların üzerine çıkacak bazı rotalarda ise muazzam bir okyanus manzarasına doğru poz veren dik falezlere hayran kalacaksınız. Yürüyüş yollarında yıllar yıllar önce adada hem tarım için hem de yaşayanları ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş su kanalları size eşlik ediyor. Bu kanallar UNESCO dünya mirasları listesinde eşi benzeri olmayan kilometrelerce uzunlukta ve yükseklikte yer alan yapılar. Madeira'da yürüyüş yolları Levadas ve Veradas olarak iki farklı şekilde yazıldığını göreceksiniz. Her ikisi de ayrı keyifli ancak yine de anlamlarını bilmekte fayda var. Levadas olanlar yeşillik ve su kaynakları olan ve bol yeşillikli yürüyüş yolları. Veradas ise daha dağlık ve ormanlık yürüyüş güzergahları. Pico Ruivo do Paul da Serra, Madeira'nın deniz seviyesinden 1862 metre yükseklikteki en yüksek dağı. Dolayısıyla bu rota hem en zorlu hem de en popüler olan. Eğer \"Pico to Pico\" dedikleri yürüyüş parkurunu yapacaksanız biraz daha kondüsyon ve zaman ayırmanız gerekiyor zira yol boyunca sürekli durup fotoğraf çekmek isteyecek ve sürekli olarak merdiven inip çıkacaksınız. Bu arada Portekizce Pico zirve anlamıa geliyor. - PR1: Neredeyse 16 km ve yaklaşık 9 saat sürecek en popüler yürüyüş parkuru. Güzergah Madeira'nın deniz seviyesinden 1818 metre yükseklite yer alan ve en yüksek 3. dağı olan Pico do Arieiro'dan başlıyor. PR1 olarak işaretlenmiş güzergahı takip ediyorsunuz. Aracınızı park ettikten sonra dik merdivenlerden çıkarak inanılmaz manzaraları görmeye başlıyorsunuz. Pico Ruivo olarak işaretlenmiş tabelaları takip ediyorsunuz. Miradouro do Ninho da Manta' da yürüyüş yolunuza göz atmayı unutmayın. Yol bir noktada batı ve doğu olarak ikiye ayrılıyor. Doğu kısmı genellikle kayaların düşmesi nedeniyle kapalı oluyor bu sebeple batıdan 1853 metre yükseklikteki Torres'ten devam etmeniz gerekiyor. En sonunda zaten Pico Ruivo' ya ulaşıyorsunuz. Pico Ruivo, adanın en yüksek noktası. Deniz seviyesinden 1.862 metre yükseklite. Aynı yolu geri dönerek yürüyüşü tamamlayacaksınız. - Vereda do Pico Ruivo PR1.2, Madeira'nın en yüksek yeri olan Pico Ruivo' ya en hızlı ve kısa sürede çıkacağınız yürüyüş rotası. 6 km ve 1,5- 2 saat süren bu rotada Casa de Abrigo do Pico Ruivo' da bireyler içmek için mola verebilirsiniz. Aracınızı Achada do Teixeira' ya park edebilirsiniz. Gün doğumu ya da güneşin batışını izlemek için çok ideal bir yer. Karanlığa kalma ihtimaline karşı yanınıza fener ya da kafa lambası almayı unutmayın. - Eğer manzarayı çok yol yürümeden daha kolayca görmek isterseniz aracınızı Teixeira'da, Bica da Cana seyir noktasına yakın park yerine bırakıp kısa ve dik bir yürüme ardından bu muhteşem manzarayı seyredebilirsiniz. https://goo. gl/maps/BxaTEm1uCEFbmLQz7 PR8 ile işaretlenmiş bu rota 7 km ve yaklaşık 3 saat sürüyor. Atlantik okyanusuna uzanan ve ejderha kuyruğuna benzeyen bir oluşum. Vereda Portekizce Yürüyüş yolu, patika anlamına geliyor. Burada diğer yerlerden farklı bir iklim örtüsü sizleri karşılıyor. Adeta çöle gelmiş hissi veren toprak yürüyüş yolları oldukça güzel belirlenmiş ve bir çok yer taşlarla döşenerek yürümeye elverişli hale getirilmiş. Yolun 2/3 ünden fazlasını tamamlayıp sona yaklaştığınız noktada bir kafe mevcut. Tuvalet ve yeme içme ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Çünkü bu dinlenme alanından sonra oldukça dik bir yol çıkmanız gerekiyor. Tabanı kaymayan ayakkabı, baton, su, gözlük, güneş kremi her yürüyüş için olduğu gibi burası için de çok büyük ihtiyaç. Çok zor bir parkur değil kesinlikle ve her yaştan onlarca insanla birlikte bu büyüleyici manzaralar eşliğinde yürümek de ayrı bir keyif. PR6 olarak belirlenmiş yürüyüş yolu. Rabaçal Vadisinde Levada yani Kanal Turu ile Risco Waterfall şelalesi turu da diyebiliriz. 9 km ve 2 saat gidiş, 2 saat geliş toplam 4 saat sürüyor. Genelde Levada do Risco (PR6.1) ile kombine yapılan bir rota ki sadece güzergahtan 1 km gidiş 1 km dönüş sadece 2 km sapmak gerekiyor ki kesinlikle Risco Şelalesini görmek için değer. Aracınızı ER110 yol kenarında park ettikten sonra ya başlangıç noktasına 30 dk yürüyebilir ya da saat 10:00 itibariyle başlayan shuttle'lara binebilirsiniz. Shuttle' lar ücretli tabii. Yürüyüş başlangıç noktasında dinlenmek, wc ihtiyacınıkarşılamak ve birşeyler yiyip içmek isterseniz temiz bir kafe bulunuyor ve fiyatları da gayet makul. PR11 tabelalarını takip edeceğiniz 3 km ve 45 dakika süren en kolay rota. Aracı ER103, yol kenarında park edebilirsiniz. Vereda dos Balcoes 1,5 km lik en kolay trekking rotası ile Ribeiro Frio Ulusal Park'ı balkondan seyredebilirsiniz.. UNESCO dünya mirasları listesinde bulunan Laurissilva Biosfer Rezervi'ni yakından görebileceğiniz Ribeiro Frigo ile Mirador Balcones arası 1,5 km. PR13 olarak işaretlenmiş rota. Burası Laurisilva ormanının içinde sislerle kaplı görüntüsünü yakalamak için muhteşem bir yer. Sis sabah saat 9 gibi çökmeye başlıyor. Eğer zamanınız yoksa aracınızı Fanal park alanına bırakıp 2 dakika yürüyerek ilginç ağaçların olduğu ormanlık alana girebilirsiniz. PR 10 ile gösterilen bu parkur Restaurante Ribeiro Frio' dan başlıyor. Ribeiro Frio soğuk nehir anlamına geliyor. Bu rotanın özelliği yürüyüş güzergahının tüneller arasından geçiyor olması. 3,5 saat süren bu rotada yer yer kaygan zeminler ve dik kayalıklar mevcut. Portela tabelalarını takip etmelisiniz. Falez manzarası eşliğinde yürümek isteyenler için ideal. Yol boyunca büyüleyici manzaralar eşliğinde ilerleyeceksiniz. Rota Machico' dan sahil şeridi boyunca Porto da Cruz'a kadar uzanıyor. Ancak burası tek yön bir rota. Yani araçla bir yerden başladıysanız tüm yolu geri yürüyerek başladığınız yere varmanız gerekecek. 13 km ve 4 saat civarı süren bir trekking' e hazırsanız aracınızı Teleferico da Faja do Larano da bırakabilirsiniz. Yolun bir kısmını Boca do Risco 'ya kadar yürüyüp geri dönmek de bir alternatif olabilir. Haritada PR9 olarak belirlenmiş bu yol Madeira'nın en güzel levada yürüyüşü için öneriliyor. Şelaleler ve tüneller ile dolu sık bir orman yürüyüşü yapmak isterseniz burayı tercih edebilirsiniz. Gidiş dönüş toplam 12 km uzunluğunda kolay seviye bir yürüyüş rotası. Tüneller karanlık olduğu için yanınızda fener ve şelaleler nedeniyle de yağmurluk götürmenizde fayda var. Yaz döneminde şelaleler kurumuş olabilir bu yüzden yağmurlu sezonda giderek riske atmamış olursunuz. Bu rota, şelaleler ile dolu bir yürüyüş rotası. Aracınızı Parque Florestal das Queimadas' a bırakabilirsiniz. Burası tüm gün için ücret alınan bir park yeri. Adanın güney sahilinde Porto do Sol'da yer alan bir rota. 9 km ve yaklaşık 3 saat süren bu yürüyüş için aracınızı Igreja da Lombada da Ponta do Sol' a bırakabilirsiniz. Boaventura'da yer alan bu rotada başkaları ile karşılama ihtimalinizin çok düşük olduğu bir rota. Levada dos Tornos Boaventura' da aracınızı park edebilirsiniz. Toplam mesafe 13 km ama geri dönmek için bu 13 km' yi tekrar yürümeniz gerekiyor. St Vicente vadisi üzerinden hem Pico Ruivo hem de Pico Areeiro'yu görebileceğiniz Madeira'daki 250 metre ve 10 dakikalık en kısa yürüyüş güzergahı. Madeira'nın batısında yer alan Paul da Serra platosunda özellikle bahar aylarında rengarenk bir manzara sunuyor. Park yeri: Pico Ruivo do Paul. Yürüyüş yolu aracı park ettiğiniz noktaya yakın ve Valley of the Nuns manzarasına sahip. - Sabah erken saatte yürüyüşe çıkmanız gün doğumu manzaralarını yakalamak için çok akıllıca olacak. Erken kalkamayacaklar güneşin batışında da büyüleyici görüntülere tanıklık edecekler. Ancak gece karanlığında dönüş için el feneri ya da kafa lambası almayı unutmayın. - İyi bir yürüyüş ayakkabısı, yağmurluk, güneş kremi, su ve yiyecek almayı unutmayın. - WalkMe app uygulamasını tek seferlik bir ücret ödeyerek indirebilir ve yürüyüş rotalarını rahatlıkla kendiniz yapabilecek şekilde yola çıkabilirsiniz. - Yanınızda Insta 360, go pro ya da buna benzer bir cihaz olursa çok güzel kareler yakalayabilirsiniz. - Parkurlar için giriş ücreti ödemiyorsunuz. Park alanları gayet geniş ve her saatte rahat yer bulabilirsiniz. Otopark ücreti ödemiyorsunuz. Madeira Gezi rotası için buraya tıklayabilirsiniz. Lizbon' da gezilip görülecek her şey.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/madeira-teleferikleri-ok", "text": "Madeira teleferikleri aslında yerlilerin Portekizce \"Fajas\" dediği bahçelerinden meyve sebzelerini şehre indirebilmek için kurulmuş ulaşım araçları. Önceleri botlarla denizden ya da dağların etrafında uzun yürüyüşler sonucunda tepelerdeki bahçelerine ulaşıyorlarmış. Zaman içinde kendileri için inşa ettirdikleri bu teleferikler turistler tarafından da güzel manzaralara kolay erişim amacıyla kullanılarak popüler hale gelmiş. 1- Rocha do Navio Santana' da şelaleler ve muhteşem bir deniz manzarasına sahip teleferik deneyimi ancak maalesef kapanmış. 2- Achadas da Cruz Cable Car: Madeira'nın en dik teleferik yolculuğu. Porto Moniz' e yakın bir telefereik burası. %98'lik bir eğim ile Avrupa'nın da en dik teleferiği olarak geçiyor. 3- Camara de Lobos: 51.82 km 'lil yüzölçümü ile Camara de Lobos, Madeira Adasını keşfeden Joao Gonçalves Zarco tarafından kurulmuş ilk yerleşim yeri. Burada Cabo Girao' da teleferiğe binerek adanın en yüksek noktalarından birinden mükemmel bir manzara seyredebilirsiniz. Cabo Girao Skywalk burada cam teras üzerinde manzara keyfi çıkartmak için ideal bir nokta. Kilise gezmeyi sevenler için katılik kilisesi Santuario de Nossa Senhora de Fatima görülebilecek yerlerden. Cabo Girao Plajı teleferikle görülen taşlık bir plaj. 4- Botanical Garden Cable Car: Funchal' da Monte'yi Botanik bahçeleri ile birleştiren bir teleferik yolculuğu. 5- Caniço' ya bağlı- Garajau Nature Reserve snorkel dalış için ideal. Turistik ikonik yapılardan bir tanesi Cristo Rei da Ponta do Garajau, okyanusa kucak açmış büyük bir İsa heykeli. Buradan Teleferico do Garajau yani teleferik ile taşlık plaja iniş mümkün. Teleferiğe binmek istemeyenler için kıvrımlı yollardan araç ile ulaşım alternatifi de mevcut. 6- Faja dos Padres cable car: Funchal'ın 10 dakika batısında yer alan bu teleferik diğerlerine kıyasla daha pahalı ve gittikçe daha turistik bir yer olmuş durumda. Araçları yol kenarına park etmek gerekiyor çünkü yakında bir park alanı mevcut değil. 2,5 saatlik bir aktivite ancak diğerlerine kıyaslandığında çok cazip olmadığı yorumlanmış. 7- Monte Cable Car: Deniz kenarından hareket edip Monte Palace Tropik bahçelerinde sonlanan bir teleferik. Tek yön ya da botanik bahçesi dahil gidiş dönüş bilet alabilirsiniz. Şehri kuşbakışı seyretmek ve Monte bölgesinde gezmek için tercih edilebilir. - Funchal'daki 2 teleferik dışındakiler 2 kabinli. Yani gidiş ve dönüş için sadece birer kabin mevcut. Bu yüzden uzun bekleme süreleri olabiliyor. - Teleferikler için yanınızda nakit bulundurmanız gerekiyor, kredi kartı ile ödeme yapmak çoğunda mümkün değil. - Açılış saatleri internette yazana göre farklılık gösterebiliyor ve aslında 1 numarada yazdığımız Rocha do Navio gibi bazıları mevsimselliğe ya da bakım onarım çalışmaları sebeiyle kapalı olabilir. Gitmeden kontrol etmekte fayda var."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/manhattan-gezilecek-yerler-new-yorkun-kalbinin-attigi-yer", "text": "Turistik aktivitelerin olmadığı bölge aslında. Manhattan adasının kuzey uç kısmında 220. caddeye kadar olan bölge. Adını Fort Washington'dan almış. Bu kale 18. yüzyılda bölgeyi İngilizlerden korumak için yapılmış. O yüzden onu eliyoruz. İlla gitmişken göreyim derseniz Shakespeare steps 'i görebilirsiniz. 1658 yılında New York Hollanda egemenliğindeyken vali Peter Stuyvesant, şehrin bu kısmının adını Hollanda'daki Haarlem şehrinden esinlenerek Nieuw Haarlem yani yeni Harlem olarak koymuş. Aslında filmlerden suç oranı yüksek olduğundan uzak durulması gereken bir bölgeymiş gibi görünen Harlem'de, Karayip kökenli İspanyolların yaşadığı El Barrio bölgesinde salsanın ilk defa çıktığı söyleniyor. Civarda birçok jazz bar da var. Önerimiz önce Harlem'deki Apollo Theater'ı görüp 5. Cadde'ye komşu Central Park'a doğru devam etmeniz.. Central Park'ın girişinden (59. caddeden) başlayıp, 96. caddeye kadar uzayan bölge: Upper West Side, Upper East Side ve Central Park. 5. Cadde'nin de Central Park'a komşu kısmı yine bu bölgede. Biz sadece bu kısmı değil, 5. caddede gezilecek tüm yerleri de yukarı Manhattan bölgesinde veriyoruz. Biz, Vanderbilt Gate'den Central Park'a girip, aslında çim olmasına rağmen filmlerden sık sık gördüğümüz o adı gibi geniş Great Lawn'da soluklanıyoruz.. parkın kenarındaki American Museum of Natural History yani Amerikan Doğa Tarihi Müzesi' ni ziyaret ediyoruz. Sonra tekrar Central Park' ın içine dalıyoruz. Önce ve ünlü bahçelerin vazgeçilmez unsuru Belvedere Castle'a selam edip, sonra gölün kenarından, parkın en güzel manzaralarından birini seyredebileceğiniz Bethesda Terrace'a ulaşıyoruz. - Bethesda Fountain: Central Park'ta yer alan Bethesda Terrace'daki ironik çeşme suların meleği heykelinin etrafında yemyeşil bir görüntüye sahip. Çeşme 1864 yılında, heykel ise Emma Stebbins tarafından 1868 yılında yapılmış. İncilde geçen Bethesda havuzunun tedavi edici hikayesini şereflendirmek için 1873 yılında çeşmeye yerleştirilmiş. Konum: 72 Terrace Dr, New York, NY 10021 - Belvedere Castle: Central Park manzaralı gerçek bir kale olan Belverede Kalesi 19. yüzyıldan bu yana parkta yerini alıyor. Kalede hediyelik eşya dükkanı, ziyaretçi merkezi de yer alıyor. Bu sefer biraz da Sheep Meadow adındaki çimenlikte dinleniyoruz. Çimenlik deyip geçmeyin, adı bile var demek ki önemli 🙂 Artık parktan çıkma vakti. New York Central Park'tan çıkarken korkudan ödünüz patlayabilir. Çünkü karşınızda Ghostbusters Building!!! 🙂 Fotoğrafını çekip, Hayalet Avcıları filminin şarkısını mırıldanarak parkın dışındaki yürüme mesafesindeki Lincoln Center'ı ziyaret ederek Central Park temalı gezimizi tamamlıyoruz. Upper west side: w87th ve central park west ve Columbus. Konum: Milk Bar diye aratabilirsiniz. 5. CADDE (5th Avenue, Fifth Avenue): New York'un en ünlü caddesindeyiz. Güneyde Washington Square, kuzeyde Marcus Garvey Park arasında, Central Park'a paralel olarak uzanan caddeyi gezmek, New York'un en ünlü yapılarını görmek için bile yeterli.. Eğer NY'de 1 gününüz varsa sadece 5. Cadde'yi gezseniz yeter desek yeridir. 5. Cadde'de müzeler ve ünlü ama çok ünlü markaların mağazalar, ikonik yapılar var. New York'a ilk kez gelenler için görülmesi gereken yerleri içeren yaklaşık 9.5 km uzunluğundaki 5. Cadde rotasını yürümesi yaklaşık 4 saat sürüyor. NOT: Biz sadece Yukarı Manhattan'da bölgesinde yer alan 5. Cadde'de görülmesi gereken yerleri değil, 5. caddede gezilecek tüm yerleri bu kısımda veriyoruz. Yoksa Central Park'ın bittiği yerde 5. caddedeki gezilecek yerler de Upper Manhattan için bitiyor. - Museum of the City of New York: Resim, fotoğraf, karikatür ve sanatın daha bir çok dalında sergilere ev sahipliği yapan New York Müzesi' ne giriş, yetişkinler için ücreti 14$, öğrenciler için ise 10$. - The Solomon R. Guggenheim Museum: Modern mimari ile dizayn edilmiş binada, ünlü sergileri ziyaret etmek isterseniz ücreti, yetişkinler için 25$, öğrenciler için ise 18$. - The Metropolitan Museum of Art: Ve karşınızda bir başka müze 🙂 ücreti gönlünüzden ne koparsa, ama onlar yine de bir fiyat belirlemişler. Yani bu fiyatlar gönlünüzden koparsa iyi olur 🙂 Yetişkin 25$, öğrenci 12$ - St. Patrick's Cathedral: Her sene 5 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiği katedrale, girişte bağışta bulunuyorsanız. Kişi başı 5$ olması tercihleri 🙂 - New York Public Library : 1895 yılında açılan bu devasal kütüphane, Amerika' nın en büyük kütüphane sistemi unvanına sahip. New York Halk Kütüphanesinde çok özel parçalar da yer alıyor. Mesela Kristof Kolomb' un 1493 yılında, Yeni Dünya' yı keşfettiğini kaleme aldığı mektup... Eğer New York Halk Kütüphanesi' ni ziyaret etmek isterseniz aklınızda bulunsun; Cumartesi, Pazar ve Pazartesileri kapalı. - new york public library roof top terrace: 7. katındaki bedava rooftop - Empire State Building: 360 derece New York manzarasını 08:00- 02:00 arasında seyredebileceğiniz, Dünyaca ünlü Empire State Binası, Midtown Manhattan' ın kalbinde yer alıyor. 86. ve 102. katlarından bu muhteşem manzarayı seyredebilirsiniz. Giriş katında sergiyi gezmek için ayrıca ücret ödemeniz gerekiyor. The Standart Pass ile 86. ve 102. katlar için: yetişkin 52$, sadece 86. kat için: 32$. Güneşin doğuşunu seyretmek isterseniz 100$ - Flatiron Building: Üçgen şeklindeki 21 katlı bina yapıldığında New York'un en yüksek binasıymış. 5. Cadde' nin en gözde yapılarından Flatiron, adını ütüye benzediği için bu şekilde almış. 4) MIDTOWN: 14. caddeden, 59. caddeye kadar uzayan bölgede, New York'un en ünlü yerlerinden Times Square'i de kapsıyor. Birçok ünlü yeri gördüğümüz Midtown yürüyüş rotası 4 saat sürüyor. - Carnegie Hall: New York'un ünlü konser alanı - Trump Tower: Trump'a sevgiler, yola devam.. - Museum of Modern Art : Amerika'nın en ünlü müxelerinden olani Modern Sanatlar Müzesi'nin ücreti, yetişkinler için 25$, öğrenci için ise 14$. - Pier 88: Rotamızı Hudson Nehri'ne doğru çeviriyoruz. Ve NYC'nin en güzel manzaralarından birini görebileceğimiz Pier 88'e varıyoruz. Burada dönemlik ücretsiz jazz konserleri vs. de oluyor. Pier 88 ve Pier 90 dünyanın en büyük cruise gemilerinin limanı. - Radio City Music Hall: Birçok ünlü gösteriye ve şarkıcıların performanslarına ev sahipliği yapan Radyo Şehir Müzikali'nde performans ve konser seyredebilirsiniz. Ya da zaten ilk defa geldim bir gezeyim derseniz; 09:30-17:00 arasında, yetişkinler için 29.95$ ücretindeki tura katılıp, efsanevi müzikholü rehber eşlinde gezebilir, art deco mimarisini inceleyebilir, sahne arkasını görebilir ve Rockette ile tanışabilirsiniz. - Rockefeller Center: Dünyaca ünlü Rockefeller Center Binası'nın 70. katından New York manzarasını seyredebilirsiniz. Rockefeller Center Tour (Ücreti 20$) ve tepesinden manzara (Ücreti: 26$-32$) olmak üzere iki alternatif var. İkisi birlikte fiyatı RockPASS bileti ile 44$. Bilet almak için tıklayın - St. Patrick's Cathedral: 5. Cadde'nin üzerinde yer alıyor - Broadway & Shubert Alley: Tiyatrolar Bölgesi ve her oyuncunun hayali olan ünlü Broadway... Ve Broadway'in en eski ve ünlü hediyelik eşya mağazası Shubert Alley - Times Square: New York 'un en ünlü meydanı - Little Brazil: Times Square'den bir blok ötede, 46th Street ve Fifth & Sixth Avenue arasındaki bölgede Brazilyalı dükkanlar var. Aslında populasyon olarak Briazilyalılar daha çok Astoria bölgesinde yaşıyormuş. - New York Public Library : Bryant Park'ta The Stephen A. Schwarzman Building' teki bina 5. Cadde'nin üzerinde yer alıyor - SUMMIT : New York'un manzara gözlem noktası - Grand Central Terminal: New York' un ünlü Merkez Garı.. - Park Avenue Viaduct : Aslında araç trafiğine açık olan viyadük, Waldorf-Astoria ve eski Pan Am Building gibi ikonik binalardan ve Grand Central Terminal'e uzanan yolun verdiği fotografik açıdan dolayı turistlerin ilgisini çekiyor. - Apple Grand Central: New York'taki tarihi bina, Apple Store'lardan dünyadaki en göterişli olanlarından biri - Chrysler Building: Art Deco mimari ile inşa edilmiş Chrysler Binası, Amerika'nın en ünlü gökdelenlerinden.. - Murray Hill: Empire State Binası ile Birleşmiş Milletler Ana Binası arasında, New York'un eski kırmızı kiremitli evlerinin olduğu bölge daha çok görsel bir farklılığa sahip - The Tudor City overpass: Instagramlık nokta atışında, köprünün altından geçen araçların ışıkları arka fon oluşturuyor - United Nations Headquarters: Birleşmiş Milletler Ana Binası - Empire State Building: 5. Cadde'nin üzerinde yer alıyor - Macy's Herald Square ya da Macy's ya da Herald Square: 1902 yılında inşa edilen bina, Amerika'nın en büyük alışveriş merkezi ve Amerika' nın mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.. Olduğu gibi bir bloğu kapsayan Macy's, tam 11 kata sahip. - Pennsylvania Station: Marcy's Herald Meydanı'nın arkasında kalan metro girişi tam fotoğraflık - Madison Square Garden: One Direction veya Justien Bieber'ın konserlerinin de olduğu dünyaca ünlü Madison Square Garden'da konser, buz hokeyi ya da basket maçı izleyebilirsiniz. Gitmeden önce takvimine bakmayı unutmayın. 09:30- 15:00 arasında, ünlü Knicks ve Rangers'ın soyunma odalarını, Chase Bridges, arenayı ve daha bir çok şeyi keşfedeceğiniz tur, yetişkinler için ücreti 26.95$. - Chelsea Flea : Madison Square Garden'ın yanı başındaki bit pazarı her Cumartesi ve Pazar günü 08:00- 17:00 arasında açık Konum: 29 W 25th St - Chelsea market skybridge w15st - Edge: New York'un manzara gözlem gökdeleni - Vessel: Hudson Yards'ta yer alan değişik mimarisi görsel arka plan yaratan binanın merdivenlerinden yukarı çıkmak yasak. Çünkü merdivenlerden birkaç kez intihar edilmiş.. instagramlık pozlar verip yola devam. Bu arada sezonluk bedava film gösterimleri oluyor burada. - The High Line: 14 mil uzunluğunda eski tren viyadüğü, 1934 yılında Manhattan'ın Chelsea bölgesinde. 10 ve 12. Caddeler arasında yerden 10 metre yüksekte et ve sebze trafiğini sağlamak için inşaa edilmiş. Burada trafiği izlediğiniz oturma alanları ilginç bir detay. Ayrıca High Line'dan yüksek binalardaki mural artları da görebiliyorsunuz. Bir tanesi dikkat çekici: Rahibe Teressa ve Gandhi. Küçük bilgi, hristiyanlık için önemli bir karakter olan Rahibe Teressa, Osmanlı topraklarında doğan Arnavutluk kökenli Gonca Boyacı.. Haritada görmek için tıklayın. Bahçe Turu, Sanat Turu, Dizayn Turu, Vahşi Yaşam Turu yapabileceğiniz High Line'da, gönüllü rehber eşliğinde, Mayıs ile Ekim ayları arasında Salı günleri 6:30- 19:45 ve Cumartesi günleri 10:00- 23:15 arasında, High Line'ın Gansevoort Caddesi girişinde bedava turlara katılabilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayın - Observer observed julia philippes high line 26 - Pier 57 ve Pier 51: Özellikle gün batımı için tam fotografik bir yer. Ayrıca Pier 57 rooftop'tan manzara da seyrediliyor.. - Chelsea Kapalı Bit Pazarı : Kapalı alanda kurulan tezgahlardaki kıyafet ve eşyalar haftanın her günü 11:00- 19:00 arasında ziyaretçilere açık. Konum: 88 10th Ave - Little Island: Observation deck'in olduğu New York manzarası seyredebileceğiniz, farklı mimari yapıların olduğu park. Diğer yerlere göre dha az kalabalık olduğu için tercih edilebilir. - Flatiron Building: 5. Cadde'nin üzerinde yer alıyor - Friends Experience (Konum: 130 E 23rd St, NY): Friends dizinin setine 1 saatlik tur ile girip deneyimi yaşayabilirsiniz. Perşembe- Pazar günleri arasında açık. Bilet ücreti: 52 Dolar. Genel bilgi için tıklayın - Union Square: 1839 yılında açılan park, gösteri ve festival için New Yorkluların toplanma yeri. Midtown Manhattan bölgesini bitirip, parkta dinlenmeyi hak ettik sanki.. 5) LOWER MANHATTAN: 14. Caddedeki Union Square'den adanın güney ucuna kadar uzanan bölge aynı zamanda New York'un keşfedildiği bölge. Yaklaşık 2 saat süren Lower Manhattan rotası yürüyüş rotası New York'un iş dünyasını kapsıyor. Görülecek Yerler Listesi: Whitney Museum of American Art, Washington Square Park ve zafer takı, Little Italy, 9/11 Memorial, The South Street Seaport, Wall Street, Battery Park, the Statue of Liberty ve Ellis Island. - Whitney Museum of American Art: Özel koleksiyonları ve sergileri gezebileceğiniz Whitney Müzesi'ni, her Cuma günü 07:00- 22:00 arasında dilediğiniz kadar ödeyerek gezebilirsiniz. - LoveShackFancy: Dükkanın vitriniyle instagramda bolca görülen fotoğraflık yer - Friends dizisinin çekildiği bina: Friends dizisinin çekildiği binada the Little Owl adında bir pizzacı var.(Konum: 90 Bedford Street ile Grove Street'in kesişiminde) Buraya metro ile ulaşım: A, B, C, D, E, F, and M metro hatlarından West 4th Street Station'da inerek sağlanabilir. Friends dizisi fanları için turlar da düzenleniyor. Detaylı bilgi için tıklayın - Washington Square Park ve Zafer takı : 1889 yılında dikilen mermer zafer takının da yer aldığı Washington Square Parkı. yeşillerin içinde New York' un gürültüsünden bir süreliğine uzaklaşabileceğiniz bir yer.. - Stuyvesant Street: New York'un en eski caddelerinden birisi olan Stuyvesant, özellikle son zamanlarda instagramlık arka plan gibi evleriyle popülerleşti. Bu arada evlere girişin merdivenlerden sonra olmasının sebebi, asfalt olmayan zamanlarda ev sahiplerinin ayakkabıları çamur olmasın diye yerden yüksek girişli evler inşaa ettirmişler. Stuyvesant Sokağının sonundaki Abe Lebewohl Park da tam fotoğraflık. Oraya kadar gitmişken mutlaka görmeden dönmeyin Konum: 2nd Ave &, E 10th St - East Village Market: StunyTown'a komşu bit pazarı Stuyvesant Street'in hizasında. Her Cumartesi ve Pazar günü 08:00-20:00 arasında açık. Bu bit pazarının tam olarak anlamadım.. Konum: 414 14th St (between 1st Ave. & Ave. A) - Little Italy: Canal Street ile Broome Street arasında kalan, İtalyan rüzgarının estiği küçük dar sokaklarda İtalyan restoranları ve alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar bulabilirsiniz. Little Italy'nin kuzey bölgesine de Nolita Bölgesi deniyor. Küçük İtalya Bölgesi'nin haritası için tıklayın - NOMO SOHO: Otel girişi tam fotoğraflık olduğu için listeye aldık. - Tribeca: New York'un popüler bölgelerinden. Bunda ünlü oyuncuların yaşamasının da katkısı var. Özellikle Staple Street Skybridge Tribeca'nın en ikonik noktası. Manhattan'ın en kısa sokaklarından birinde yer alan skybridge adındaki metal köprü, iki tarafında farklı adresleri olan üçüncü kattaki iki daireyi birleştiriyor. Eskiden bu köprü New York Hospital 'ne aitmiş. 60 Hudson Street adresindeki sol taraftaki bina, 1893 yılında inşaa edilmiş ve acil servis olarak kullanılmış. 9 Jay Street adresindeki sağ taraftaki bina da 1907 yılında inşaa edilmiş ve hastanenin çamaşırhanesiymiş. Bu binaların hastane olarak kullanıldığını 9 Jay Street'teki tere cotta bina yüzeyindeki kabartılı \"N. Y. H.\" yazısından görebiliriz. İlginç kısım ise, 7500 m2'lik toplam alan ile iki taraftaki binanın 3. katını satın alınca, 5 yatak odalı, 5 banyolu, yüksek tavan ve bol camlı içinde köprüsü olan bir daire almış olunuyor. Konum: Staple Street Skybridge, Jay Street, New York. - Ghostbusters Headquarter: Hayalet Avcıları filmininde kullanılan itfaiye merdivenlerinin olduğu bina, müze değil, dolayısıyla binayı dışarıdan görebiliyoruz. Konum: Franklin metro istasyonun hemen yukarısında - SoHo, NoHo, Chinatown bölge olarak sokaklarında gezip, mutlaka damağınıza göre bir lezzet bulabileceğiniz bölgeler. O yüzden bunları ayrı ayrı vermiyoruz. Bu arada SoHo; south of houston, az bilinen NoHo: North of Houston kısaltması. Bu yüzden mesela SoHo'daki S ve H harfleri büyük yazılıyor. - colorfactory - North cove yacht harbor ve Brookfield Place: One World Harbor'ın arkasındaki yat limanı ve hemen önündeki alışveriş merkezi tam fotoğraflık - The David N. Dinkins Manhattan Municipal Building: New York belediye binası - Dünya Ticaret Merkezi ve One World Observatory: 11 Eylül 2001 yılında yapılan terör saldırısından 13 yıl sonra inşaa edilmiş. 541 metre yüksekliğinde, New York'un en yüksek binasının tepesinde One World Observatory gözlem yeri yer alıyor. Giriş ücreti: 39 $ - 9/11 Memorial: 11 Eylül terör saldırısında ölenlerin anısına inşa edilen anıt. O güne ait izleri görebileceğiniz müze turu yetişkinler için 24$ ücretinde. - Oculus Center: Değişik mimarisi ile ilgi çeken alışveriş merkezi - The South Street Seaport: Kuzey Cadde Limanı, kültürel etkinliklerin, tasarım mağazalarının, bar, kafe ve restoranların bulunduğu, müzik ve eğlence merkezi - Delmonico's: Aslında bir steak house ama özelliği New York'un ilk steak house'u olması ve fotoğraflık tarihi binası. Konum: 56 Beaver Street. 1837 yılında Delmonic kardeşlerin açtığı restorana kadar New York'ta fine dining restoran yokmuş. - Wall Street: Amerikanın ilk cumhurbaşkanı George Washington'ın heykelinin ve kızgın boğanın olduğu, takım elbiseli borsacılarla dolu Wall Street caddesinden sadece yürüyüp geçin.. - Battery Park: Table Green Cafe adındaki küçük kafesi ile bütün kalabalıktan uzakta hissi verecek olan yeşiller içindeki Battery Park'tan Özgürlük Anıtı'nın bulunduğu Ellis Adası'na geçebilirsiniz. - Staten Island'a geçmek: White hall terminal - St. george terminal ferry - The Statue of Liberty & Ellis Island: Amerika'nın simgesi olan Eliis Adası'ndaki Özgürlük Anıt'na standart turun ücreti, 13- 61 yaş için 18$. Biletinizi önceden almak için tıklayın - Hester Street Fair: 22 Nisan'da açılan bit pazarı the Seaport Square'de kuruluyor. Her Cumartesi ve Pazar günü 11:00- 18:00 arasında açık Konum: 89 South St. (in-between Pier 17 and Pier 16 on the Seaport Square) - 6BC Botanical Garden: Harika bir bahçe. yürüyüş rotasında yok Manhattanhenge: 1997 yılında ortaya atılan Manhattanhenge, senede 2 defa gerçekleşen doğa olayı aslında yaz gün dönümünde Manhattan'ın geniş caddelerinin arasından güneşin batması şeklinde çevrilebilir. Yusyuvarlak güneşin olmasından 21 gün önce ve sonrasında bu doğa olayına şahitlik edebiliyoruz. Genellikle Manhattanhenge 30 Mayıs ve 12 Temmuz'da gerçekleşiyor. Ayrıca güneşin yarısının ufuk çizgisinden göründüğü görüntü de senede 2 defa Aralık ve Ocak aylarında gerçekleşiyor. Manhattanhenge nereden izlenir derseniz: 14,23,34,42 ve 57. caddelerde 8:15-8:28 pm arasında. Ayrıca Queens'te Hunter's Point South Park in Long Island City'dan izlenebilir. Şimdilik bu kadar.. Tavsiyeleriniz varsa yorumlara bekleriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/mardin-yakininda-gezilecek-yerler", "text": "Mardin yakınında gezilecek yerler, Mardin eski şehir merkezinden daha fazla desek olacak. Fakat hem şehir merkezin gezip aynı gün bir de Mardin çevresini gezeyim derseniz olmaz. Hem Mardin etrafındaki gezilecek yerler birbirinden farklı yerlerde konumlanmış hem de bir yerde düşündüğünüzden fazla zaman geçirebilirsiniz. Çünkü her biri çok özel.. O yüzden önerimiz Mardin civarında gezilecek yerlere en az bir gün ayırmanız olacak ve başına yıldız koyduğumuz yerlere özellikle gitmeniz.. Kasımiye Medresesi: Mardin şehir merkezine 5 km batısında yer alıyor. 13. yüzyılda Artuklular tarafından yapımına başlanmış. Fakat Timur döneminde Moğol saldırıları nedeniyle ancak 15. Yüzyılda tamamlanmış. Fotoğraf çekilecek güzel alanlar var. Mardin'den vesait yok. Gün batımı çok güzelmiş. İçinde türbe, geniş bir avlu ve eyvan var. Çok kalabalık olabiliyormuş. Dersliklerin girişi 1 metre kadar. Nedeni öğrencilerin öğretmenlerin huzuruna çıkarken başlarını eğmeleri içinmiş. Öğrenciler ortadaki havuza yıldızların yansımasından gökyüzü araştırması yapıyormuş. Savur: Mardin şehir merkezinin yaklaşık 50 km kuzeyinde yer alıyor. Küçük Mardin deniyormuş. Fotoğraf çekimi için sonbaharda gidilmesi öneriliyor. Doğa ile iç içe olacağınız bir yer.. MİDYAT: Yukarı Mezapotamya'da yer alıyor. Midyat eski şehir merkezi ve Midyat'ın köyleri ile, Midyat gezisine belki de 1 gün ayırmanız gerekir. Kendi başına bir şehir kadar gezilecek yeri var. Acur, kavunu meşhur, gitmişken tatmadan dönmeyin.. - Gelüşke Han: Eski Midyat şehir merkezindeki han 1903 yılında yapılmış. İçindeki Gelüşke Restoran iyi bir yeme içme yeri. Bahar Restoran da varmış. Hanın içinde kaya mağaraları var. Bu mağaraların ilk yerleşim yerlerinden olduğu söyleniyor. - Midyat Konuk Evi: Sıla dizisinin çekildiği, şimdilerde ise Hercai dizisinin çekildiği konak (Girişi 2 TL) - Mor Barsavmo Kilisesi - Mor Hobil Mor Abrohom Manastırı - Estel Köyü: Midyat'ın yanındaki köy yemekleri ve kızları ile ünlü. Coşkun Sabha'ta buradaymış. Estel Midyat arası belgeseli - Mor Gabriel Manastırı : Mardin şehir merkezine 80 km, Midyat'a 20 km uzaklıkta. Vesait yok. Dünyanın en eski aktif Hristiyan manastırlarından. Rehberli geziliyor. İçinde Meryem Ana Kilisesi, Resüller Kilisesi, Kırk Şehitler Kilisesi, Sekiz Kemerli Odora Kubbesi ve Mısırlılar Kubbesi bulunmakta. 'Mor', Süryanice 'Aziz' anlamına geliyormuş. Süryaniler Hz. İsa'nın mahşer günü doğudan dirileceğine inandıkları için, ölen patriklerini yüzleri doğuya dönük ve oturur vaziyette gömüyorlarmış. Mor Gabirel vasiyeti üstüne diğer rahiplerin aksine yere gömülmek istemiş. 8:30-11:00 ve 13:00-16:30 saatleri arasında açık. Giriş 5 TL Anıtlı Köyü : Midyat'a 22 km uzaklıktaki Anıtlı Köyü'nde Meryem Ana Kilisesi gezilecek yerler arasında. Yemişli Köyü: Süryanice adı Anhi ya da Enhıl'dır. Köyde Süryani, Türk ve Kürtler birlikte yaşıyor, çan e ezan sesleri birlikt yükseliyor. Hoşgörü ve külkür mozaiği olan Mardin'in küçük bir versiyonu sanki bu köy. - Hasankeyf: Adını bildiğimiz ama hangi ile bağlı olduğunu çoğumuzun bilmediği yerlerden. İsmi marka aslında. Hasankeyf Batman'a bağlı. Bildiğiniz gibi 12 bin yıllık tarihi ile Ilısu Barajının suları altında kaldı. 1975 yılında tamamlanan projenin temel atması 2006 yılında yapıldı. Hasankeyf 1981 yılından beri SIT alanı olarak koruma altında. Bölgede neotik dönemden kalma mağaralardan, saray, camiiler ve Artuklulardan, Osmanlılardan kalma birçok tarihi bulunuyordu. Son eser 2019 Aralık'ta taşınmasıyla bölge komple sular altında kaldı. 1300 yıllık Artuklu Köprüsü, İmam Abdullah Zaviyesi, saraylar restorasyon sürdüğü için hep inşaat halindeymiş. Yemek yiyebileceğiniz yerler var. Aldığımız duyumlara göre Yolgeçen Han pek isminin hakkını vermiyormuş. Biz gitmedik ama kulağımıza geleni aktarmak da bizim işimiz.. - Zeynel Bey Türbesi: Batman'da yer alan türbe, Akkoyunlu Hükümdarı Otlukbeli Savaşı'nda ölen oğlu için yaptırmış. Yeri değişecekmiş. - Seyir Terası: Hasankeyf mazarası için görülmesi gereken bir yer. 1 TL NUSAYBİN: Zeynel Abidin Türbesi, Mor Yakup Manastırı, Dünyanın ilk üniversitesi de burada olabilirmiş. Nusaybinli Mor Yakup o zamanki adı ile Nisibis' te ilk Hıristiyan Süryani Akademisi Nisibis Akademisi'ni, Harran'daki Akademia'dan yıllar önce kurmuş."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/mardinde-ne-yenir-nerede-yenir", "text": "Mardin'in yemek adlarının listesi ile içerikleri, dahası özellikle yemeniz gereken yerlerin listesi bu yazıda.. Koş koşşşş! Üstüne sindirime yardımcı güzel kahveler içeceğiniz kafe listesi de bonusu. Daha ne olsun ama! Farklı bir mutfak denemek için Asya'ya Afkikaya gitmeye gerek yok. Farklı kültürler demek farklı mimariler, diller, geleneklerler yani aslında kısacası farklı milletler demek.. Bu konuda ulusça aslında çok şanslıyız. Yurtdışına çıkmadan keşfedebileceğimiz o kadar yenilik var ki! Bunu en iyi corona günlerinde anladık sanırım. Gezmeyi seven yoldaşlar \"madem gezemiyoruz o zaman elimizde ne var bakalım\" decesine başladı ülkemizi karış karış arşınlamaya.. Her kötünün bir iyi tarafı vardıp deyip polyanacaılık oynayacak ulusça elimizdeki değerleri araştırmaya başladık. Araştırma diyoruz çünkü birçoğumuz Türkiye'nin birçok yerini bilmiyordu diyebiliriz. Ya da sadece adını biliyordu. İşte bu şehirleri, mekanları, yerleri gerçekten öğrenmeye, keşfetmeye başladık sanki bu süreçte. Bizim için bunlardan biris her zman hayalimizde olan ama hiçbir zman gitme sırası gelmeyen \"Mezopotamya\"! ve topraklarını dolduran eşsiz şehirlerden Mardin! Dokusu ve tarihyle hep ilgimizi üstüne çeken Mardin'in lezzetiyle de bir o kadar farklı olduğunu bilmiyorduk desek yeridir. Ülkemizin kültür mozaiği olmasının en güzel yanlarından biri de farklı mutfaklara evsahipliği yapması kesinlikle. Mardin mutfağı ise o kadar bilmediğimiz ve bizim için tamamiyle yeni bir mutfak ki, sanki başka bir dil. Yemekleri oluşturan içeriklerin bir araya gelmesi ve baharat kullanımıyla Arap etkisinin Asya versiyonu gibi hissettirdi bize. Ama bir o kadar da Türk.. Düşünün sadece midemizden değil aklımızdan geçenler de bize çok yeni.. Kaburga Dolması: Sabahın erken saatlerinde kısık ateşte pişirilmeye başlanıyormuş. Dobo: Kuzu eti ile pilav. Dobo kuzu kolu eti demekmiş. Soğan Kebabı: Soğanın içi kıyma ile doldurulup, domates sosu ile pişiriliyor. Zingil: Hamur kızartmasının üstüne şerbet dökülmüş hali. Zafaran Çayı: safran bitkisi, bamya çiçeği, karanfil ile karıştırılıyor. Süryani şarabı: Denemeden almayın deriz. Tadı ağır gelebilirmiş. Cercis Murat Konağı: Bölgeye ait hangi yemeği ararsanız en güzelini burada bulabilirsiniz. Meze tabağı, çilekli sumaklı roka salatası, kaburga dolması, içli köfte, Dodo, yaprak sarması. Otantik mekanda Prens Charles da yemiş. Meze tabağı kişi başı 100TL. Akşam ve haftasonu için rezervasyon gerekiyor. Fix menü ile çalışıyorlar. Çorba+ ana yemek+tatlı: 75TL. Meze tabağı+ ana yemek+tatlı: 100TL. Dünyanın en iyi 10 şefinden biri seçilen Mardinli Ebru Baybara Demir sahibiymiş. Kebapçı Rıdo: 2. En meşhur kebapçı. Kredi kartı geçmiyor. Şahmeran Lokantası: Esnaf lokantası Mardin tabak ile Mardin lezzetlerini tadabilirsiniz. Erdoba Konakları: İkbebet, kibbe, peksimet başta olmak üzere Mardin yemeklerinin hemen hemen hepsini kapsayan menüye sahip. Sadık Künefe:1 porsiyon 16 TL. Yeni şehirde ve Artuklu'da şubesi var. İkisi de iyi. O kadar yemek yedik sindirmeyelim mi? O zman Mardin'in En İyi Kafelerinin Listesi gelsin.. Seyr-i Merdin: Mezopotamya manzarası seyredebileceğiniz üstüne bir de kahve içeceğiniz enfes teras kafe. Günbatiminda tercih edilebilir. Antik Sur Restoran: Han içinde bir restoran. Yemek de var. Sıra gecesi. Yemekli 120T, yemeksiz 70TL. İçcekler ekstra. Sıra gecesi 20:00-00:00 arasında. Rezervasyon gerekli. Mardin tabağı yiymiş. Mezopotamya Otantik Cafe: Yine Mezopotamya manzaralı bir başka kafe. Yeme- içmeden dah çok manzara sunuyor.. Mardin sıra geceleri de oluyormuş.. Belki son tercihiniz olabilir."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/marmaris-ten-dalyan-a-tekne-turu", "text": "Marmaris'te dördüncü günümüzde biraz daha sakin bir yolculuk yapmak ve özellikle araç kullanmaktan kaçınmak adına kendimizi denizlere atmaya niyet ettik. Tam üç gündür durmak bilmeden bir oraya bir buraya giderek bilmem kaç yüz kilometre yol yaptıktan sonra artık tüm gün yatıp, temiz deniz havasını ciğerlerimize doldurmanın zamanı gelmişti. Bunun için de Marmaris'teki onlarca alternatiften Orca teknesi ile Dalyan tekne turu yapmaya karar verdik. Neden Orca' yı tercih ettik, yazının devamında paylaşacağız. Marmaris marinadan saat 9:30'da yola çıkacak teknemizde, bir önceki geceden rezervasyon yaptığımız şezlonglarımıza yerleşiyoruz. Dalyan'a tekne ile tıngır mıngır ulaşım 2 saat sürüyor. Biz bu süre zarfında biraz uyur ve güneşleniriz diye plan yaparken, sık sık gelen anonslar ve teknenin yarı nüfusunu oluşturan Arap turistleri eğlendirmek için çalınan Arap müzikleri bu hevesimizi kursağımızda bırakıyor. Yolun yarısında bir anons ile Akvaryum Koyu'nda 15- 20 dakikalık yüzme molası haberi geliyor. Sıcaktan bunalan tüm misafirler kendilerini can havliyle atıyor sulara. Buraya gelmeden fotoğraflardakine çok benzediği için 'sanırım' Fosforlu Mağara'yı da geçiyoruz ama burası için özel bir bilgilendirme yapılmadığı için kesin konuşmayalım. Yüzme molası ardından tekrar herkes tekneye. Tam güneş kremini sürüp, yayılmaya hazırlanmışken gelen bir anons daha. \"Sol tarafımızda Türkiye'nin en büyük deniz üstü ve askeri araçların bulunduğu Aksaz Adası\" ve \"hemen karşısında Yılancık Adası\" . Buraya halk dilinde Yunus Adası da deniyormuş çünkü yunusları görebilme imkanı varmış ama biz çok dikkatli bakmamıza rağmen maalesef göremedik. Gerçi bu bilgi doğru mu yoksa espiri mi pek emin de değiliz. Neyse, sonradan öğrendiğimize göre Aksaz aslında epey geride kalıyormuş ve askeri bu bölgeye yaklaşmak zaten yasakmış. Siz de teknedeki arkadaşlar gibi çok heyecan yapmayın diye şimdiden söyleyelim. Tekne turu yapmanın en iyi tarafı kara yolundan ulaşamayacağınız birçok koyu görebilme imkanınızın olması. Ama en kötü tarafı da turların genellikle çok gürültülü ve kalabalık olması. Özellikle sabahın erken saatinde başlayan turlarda teknenin dışında bir yer kapmak için koşup, yaklaşık yarım saat sonra güneşten bunalarak gölge bir yere sığınma ihtiyacı da cabası. Bizim bindiğimiz Orca teknesi cüssesi itibariyle aslında tüm kalabalık ve gürültüyü en iyi absorbe eden teknelerdendi. Daha önce yaptığımız turlar ile karşılaştırdığımızda çok daha sakin ve eğlenceli olduğunu bile söyleyebiliriz. Öğle yemeklerimizi de yedikten sonra, bu iki saatlik tur ardından küçük teknelere geçeceğimiz Delikli Ada'ya demir atıp, İztuzu plajına nam-i diğer Turtle Beach'e geliyoruz. Caretta Carettaların yumurtalarını bırakabilmelerine çok uygun olan ince kumlu bu plajın batı tarafına teknelerle, doğu tarafına ise Dalyan'dan karayoluyla gidiliyor. Ancak tekne turu en pratik ulaşım aracı olsa gerek, malum kumsal yürüyüş için oldukça uzun ve plaja direkt bir yol olmadığı için dolana dolana 12 kilometrelik bir yol almanız gerekiyor. Tercih sizin. Kaplumbağa kafesleri bulunan yaklaşık 5 km. uzunluğunda sarı ipek gibi bir kum ve dalgalar nedeniyle hafif bulanmış bir deniz karşılıyor burada bizi. Aldığımız bilgiye göre şezlonglar ücretli ama kum o kadar yumuşak ve konforlu ki havlunuzu serip yatmak daha cazip gelecektir. Muğla Sıtkı Kocaman Üniversitesi tarafından desteklenen ve işletilen bu plajda kafeterya, soyunma, kabinleri, duş, tuvalet olan bir tesis de mevcut. Öğrendiğimize göre, The Times'ın internet sitesinde İztuzu ile ilişkin yapılan değerlendirmede, \"İztuzu plajı Akdeniz'de ender rastlanan bir yer: çam ağaçlarıyla kaplı bir dağdan nehir ağzına uzanan, bir tek ev, dükkan veya otel görünmediği 4.5 kilometrelik altın kum\" denilmiş. Çok da doğru bir değerlendirme. Bu kumsala Caretta Caretta türü deniz kaplumbağaları yumurta bıraktıkları için Mayıs'tan Eylül'e akşam 20.00'den sabah 08.00'e kadar plajdan yararlanamıyorsunuz. Plaj geceleri tamamen kaplumbağalara ve koruyuculara bırakılıyor. Dolayısıyla tekne turu ile gelip de kaplumbağaları görmeyi hayal edenler hüsrana uğruyor. İztuzu plajındaki 1 saatlik molanın ardından tekrar küçük teknelere binerek sazlıkların arasından Dalyan'a doğru yol alıyoruz. Bu sırada Orca teknesinde siparişini verdiğimiz mavi yengeçlerimiz hazırlanmış, alüminyum folyoya sarılı bir şekilde kucağımıza bırakılıyor. Hemen nasıl yiyeceğimizi öğrenip başlıyoruz haşlanmış yengecimizi parçalayıp, bütün beyaz etini kemirmeye. Tadı tek kelime ile şahane. Tabii ki bu aperitif karnımızı doyurmak için değil sadece tadına bakmak için. Ama gerçekten gidip bir akşam yemeğinde tıka basa yenilebilir. Istanbul'da porsiyonu 60- 70 TL civarındaymış, burada ise 15 TL. Açıkcası sanırım tek fark sunum, soslar vs. Mavi yengeç, Dalyan'da kesinlikle yenilmesi gereken, bu yöreye özgü olduğu söylenen bir deniz mahsülü, siz de henüz denemediyseniz tadına bakmalısınız. Biz bu arada yengecimizi parçalamakla o kadar meşguluz ki bir ara teknedekilerin fotoğraf çekmek için ayaklanmasıyla kaya mezarlarının önünden geçtiğimizi fark ediyoruz. Kaunos Kral Mezarlarının hikayesi ise şöyle, eski inanışa göre insanın mezarı ne kadar yüksekte olursa o kadar tanrıya yakın olurmuş ve o yüzden kayalara kazılırmış kralların ve önemli insanların mezarları. O zamanlarda hangi teknik kullanılarak kayalar bu kadar muntazam oyulmuş gerçekten anlamak imkansız. Antik Çağ'da bir liman kenti olan Kaunos, zamanla denizin alüvyonlarla dolmasıyla liman özelliğini kaybetmiş ve bugün sadece teknelerler gidip, karadan yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşabilirsiniz. Surları ve kuleleri bütünüyle görmek için uzunca bir keşif gezisine çıkılması gerekiyor ama biz sadece uzaktan bakarak birkaç fotoğraf çekebildik. Ve tam son yengeç bacağını da carettalara afiyet seker olsun diye suya fırlatıyoruz ki Dalyan çamur banyosuna geldiğimizin anonsu yapılıyor. Çamur banyosu için geldiğimiz oldukça güzel dizayn edilmiş bu tesiste çamur havuzu, duşlar, termal havuz, kafeterya mevcut. Ancak çamura bulanmak için baya çaba sarfetmeniz lazım. Çünkü daha çok çamur suyuna benzeyen bir havuza giriyorsunuz. Havuzun dibinden ve duvarlardan avuçlanmak suretiyle aldığınız çamurları kendinize ya da bir başkasına sürmeniz gerekiyor. Sonra çıkıp duş alarak çamurdan arınıp, termal havuza girebilirsiniz. Tesise bireysel giriş 6 TL. ama tur fiyatının içinde olduğu için bize ücretsiz. Buradaki molanın ardından tekrar tekneler, sazlıklar derken kral mezarları, büyük Orca teknesine geçiş ve Marmaris' e dönüş yolculuğu. Dönüşte artık iyice etkisini kaybeden güneş bize yol gösteriyor ve keyifli bir yolculuk ardından başlangıç noktamıza dönüyoruz. Marmaris'te bir çok tekne turu var. Uzunyalı ve Marmaris marina boyunca sıralanmış teknelerden bilgi alabilir, güzergahları inceleyebilirsiniz. Ama kesinlikle Dalyan turunu denemenizi öneririz. Diğerleri arasında en kapsamlı, en uzunu ama en ilginci olan bu turun diğer tekne turlarından farkı bizce daha ziyade bir deneyim turu olması. 40 TL vererek birçok yer görüyor, İztuzu plajına ve Dalyan çamur banyosuna ücretsiz giriyor, üzerine öğle yemeğinizi de yiyebiliyorsunuz. Bu tur için küçük tekneler biraz komisyon koyuyorlar ama sonuçta hepsi yolcularını Orca'ya yönlendiriyorlar. Dolayısıyla bu uzak mesafeye gidebilen tek büyük tekne olan Orca'ya bizim gibi direkt kayıt yaptırabilirsiniz. Unutmadan belirtelim, tüm turlar dilerseniz sizi otelinizden alıp tekrar geri bırakıyorlar. Bütün bu hizmet için ödenen ücret gerçekten de çok hesaplı, bu yüzden tur sonunda yapılan oryantal gösterisinden sonra gönlünüzden ne koparsa bahşiş bırakabilirsiniz. Günün sonunda \"İyi ki yapmışız!\" dediğimiz bu yolculuk süresince \"İşte hayat!\" dediğimiz bir çok an yaşadığımız bu turu ve tertemiz ortamı, güleryüzlü mürettebatı ve keyifli ambiyansı ile Orca teknelerini kesinlikle tavsiye ederiz. Evet başlangıçta biz de biraz isteksizdik zira tüm tekneler genelde çalgılı, çengili, bol gürültülü ve baş döndürücü olabiliyor. Ama bu tur kesinlikle doğru bir tercihti. - Marmaris'te birinci gün: Marmaris Yol Macerası Vol.1: Selimiye-Bozburun yolculuğu yazımızın detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te ikinci gün: Akyaka& Akbük Koyu gezimiz ve dağların arasından cennete doğru yaptığımız yolculuğun detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te üçüncü gün: Palamutbükü ve Datça şehir merkezi araba yolculuğumuz sırasında gezdiğimiz ve gördüğümüz herşeyi buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te beşinci gün: İçmeler, Amos Antik Kenti ve Turunç köyü gezimiz ile ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/marmaris-yol-macerasi-vol-1-selimiye-bozburun", "text": "Güzergahımız ise: İçmeler, Değirmenyanı, Hisarönü, Kız Kumu Plajı, Turgut Şelalesi, Selimiye, Orhaniye, Avlana ve Bozburun. Haritaya göz atmak isteyenler buraya tıklayabilirler. İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan bindiğimiz Pegasus uçağı ile başlayan yolculuğumuz, Dalaman Havaalanı'na indikten sonra Marmaris otogara kadar Muttaş havaalanı servisleri ile devam ediyor. Havaşlara alternatif olarak çalışan Muğla Belediyesi yolcu taşıma servisleri ile 15 TL vererek yaklaşık 1,5 saat içinde Marmaris'e varıyoruz. Otogardan hareket saatleri uçuşlara göre organize edildiği için neredeyse her yarım saatte bir otobüs kalkıyor. Dolayısıyla ne çok acele etmeye, ne de hareket etmek için uzun süre beklemeye gerek kalmıyor. Oldukça konforlu ve pratik bir hizmet. Marmaris'te ilk hedefimiz uzun zamandır sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarını ağzımızın suyu akarak takip ettiğimiz Selimiye ve Bozburun koyu. Bunun için önce Marmaris şehir merkezinde depoyu doldurup, aracımızın yağını ve suyunu kontrol edip, tekerlekleri de elden geçiriyoruz. Sonra hemen benzin istasyonunun yanındaki Karel pastanesinden yanımıza bol miktarda nevale ve tabii ki su alıp basıyoruz gaza. Radyo henüz Yunan ezgileri ile karışıp cızırdamaya başlamamışken müziğin tadını çıkarmaya başlıyoruz. Bir tarafımızda dağ boyunca yayılmış çam ormanları, bir tarafımızda masmavi bir deniz manzarası eşliğinde kıvrıla kıvrıla Marmaris- Datça yolu boyunca ilerliyoruz. Önce Datça yolunda Değirmenyanı Beldesi'ne bağlı Bördübet'te, üzerinden turist taşan safari araçlarını görüyoruz. Yol üzerinde \"teneke tavuk\" levhaları biraz iştahımızı kabartmış olacak sarılıyoruz mis gibi kokan pastane poğaçalarımıza, malum henüz tavuk yemek için saat baya erken. İkinci mola yerimiz ise \"Kızkumu Plajı\". Burayı çok fazla aramanıza gerek yok zira seyir halinde camdan dışarı bakarken içgüdüsel olarak burada bir şey olduğunu ve durmanız gerektiğini hemen hissediyorsunuz. Tek şerit halinde suda yürüyen yerli yabancı turistler ve adeta İstanbul' daki otoparkların doluluğunu aratmayan bir park yeri \"Yavaşça direksiyonu sağa kır ve hafif frene dokun.\" diyor adeta. Biz de aynen böyle yapıyoruz. Araçtan inip kavurucu güneşin etkisini kafatasımızda hissederken bir taraftan da internetten kızkumu dedikleri bu yerin efsanesini okumaya başlıyoruz. Biz nice sonra \"Hadi biz de yürüyelim.\" dememizin ardından bahsedilen kızın, deniz kenarındaki mağrur heykelini fark ediyoruz. Zavallı kızcağız, o güneşin altında etrafını saran fotoğraf meraklıları tarafından o kadar kamufle olmuş ki kendisi ile şahsen tanışmamız biraz zaman alıyor. Efsaneye göre eski zamanlarda bir kralın kızı, fakir balıkçıya aşık olur. Ancak kral, kızını balıkçıya vermez. Kralın kızı, balıkçı sevgilisiyle gizli gizli buluşur. Birileri, kızının balıkçıyla buluştuğunu \"balıkçı denizden geliyor, kızınız kumsalda onu bekliyor, ışıkla yerini işaret ediyor. Delikanlı da ışığa geliyor ve kızınız ile delikanlı gün ağarana kadar aşk oyunlarına dalıyor.\" sözleriyle krala anlatır. Bunları duyan kral çok öfkelenir. Bir gece kızını kumsalda yakalayan kral, askerlerine de ışıkla balıkçıya işaret vermelerini emreder. Delikanlı ışığı görünce atlamış kayığına, kumsala doğru kürek çekmeye başlamış. Derken kız, askerlerin elinden kurtulmuş ve sevgilisini kurtarmak için koşmaya başlamış. Ama sevgilisinin kayığına varması imkansızmış. Atmış kendini sulara ve o anda bir mucize gerçekleşmiş: Kızın adım attığı her yer kuma dönüşürken, peşinden koşan askerler, denize gömülmüş. Kız kayığa kadar koşmuş ancak iki sevgili tam kavuşacakken bir okçu, delikanlıyı hedefleyip sallamış okunu. Ok gelip delikanlıya sarılan kızı bulmuş. Kızın bastığı yerde ortaya çıkan kumlar, kan suya karışınca kırmızıya boyanmış. Delikanlı ise almış yaralı sevgilisini gitmiş. Bir daha da onları ne gören olmuş ne de duyan... Çok etkileyici bir aşk hikayesi değil mi? Tabii biz turist olarak böyle hüzünlü bir hikayesi olan yerde eğlenen fotoğraf çektirebiliyoruz shshs.. Bu deniz yürüyüşü molasından sonra biz tekrar yollara düşüyoruz. Dedik ya çok heyecanlıyız ve yol boyunca bizi karşılayan manzaranın şahaneliği beklentimizi zirveye taşıdı. Ama henüz daha hedefe varamamışken aklımızı çelmeye çalışan bir yer daha çıkıyor karşımıza. \"Delikliyol Deniz Restoran\" nam-i diğer Mehmet'in Yeri. Durmamak, yakından bakmamak hatta fotoğraf çekmemek olmaz. Nasıl olsa daha saat çok ilerlememiş, kaldı ki burada gün o kadar uzun geliyor ki insana bir İstanbul' lu olarak zamanla yarışmayı adet haline getirmiş kişiler olarak saat takmayı bırakın saate bakmaya bile gerek duymuyoruz. Ömür uzaması bu olsa gerek. Mehmet' in yerine sonra döneceğim ama şimdilik burada fotoğraflarını paylaşarak sizi biraz daha meraklandıracak bir virgül koyalım. Nice sonra dağlar yeşilden arınmaya, çam ağaçları yerini büyük kayalara bırakmaya başlıyor. Denizin eşsiz maviliği içinde önce bir- iki, sonra onlarca yat, tekne görmeye başlıyoruz. Virajlardan bir yukarı bir aşağı kıvrılıyoruz ve sonunda bir ok: Yol sağdan Selimiye, soldan Bozburun veriyor. Tabii artık bu noktada Yunan ezgileri tüm kanalları domine ettiği ve biz hiçbir şey anlamadığımız için radyoyu iyice kısıyoruz. Kendi kalp atışlarımız ve soluk alışverişimiz artıyor vee Selimiye'den içeri giriyoruz. Tepeden görünen muhteşem manzarası ile fiziksel olarak tanışamadığımız Selimiye' den sonra, umudumuzu çok yitirmeden tüm dikkatimizi Bozburun' a veriyoruz. Adeta bir totem halindeyiz, araçta çıt çıkmıyor. Herkes son derece meraklı ama bir o kadar da cool. Yine dağlar, virajlı inişler çıkışlar, sağda masmavi bir deniz, solda kayalıklar ve Bozburun. Önce haritaya tekrar bakıp, sonra internetten 'Bozburun plaji' diye aratıp görselleri taradıktan sonra hala inanamayıp oralı olduğuna kanaat getirdiğimiz bir ablaya soruyoruz. \"Şey, merhaba, biz buraya ilk defa geldik de denize girilecek başka bir yer var mı?\" Abla hafif tebessüm ederek \"Hoşgeldiniz. Az ileride camiyi geçince bir plaj daha var, Kürbaşı, burası gibi ama tekneler daha az olduğu için deniz daha temiz!\" İşte yıkıldığımız an! Daha temiz derken? Bir tık daha temiz ne demek? Hani o fotoğraflardaki uzun kumsal? Bu kadar filtre yapılır mı arkadaşlar? Mahvettiniz bizi. Bütün hevesimizi kırdınız aşkolsun! Anlayacağınız burası da \"teknelik\" bir koymuş. Teknesi olana şahane sular ve muhteşem bir manzara var açıklarda. Ama biz bu manzara ile aramıza set çeken tekne ve lüks yatların kalabalığından göremiyoruz. Moralleri bozmadan \"cık cık cık\" nidalarıyla ayağımızı denize bile sokma şansı vermeden Bozburun'u da terk ediyoruz. Yolu biraz uzatarak Avlana üzerinden tekrar geldiğimiz yola çıkıp hani yazının başında virgül koyduğumuz yer vardı ya Delikyol Mehmet'in Yeri, doğruca oraya gidiyoruz. Önce leziz bir ızgara köfte yiyip birer bira içerek kendimize geliyoruz. Sonra doğruca deniz. Hafif ılık suya bırakıyoruz kendimizi. Daha doğrusu sadece suya değil balıklara da. Burada balıklar denize ayağınızı sokar sokmaz etrafınızı sarıyorlar. Başta çok komik gibi görünse de, bir müddet sonra, hareket ettiğimiz halde peşimizi bırakmamaları biraz tedirgin ediyor bizi. Öyle ki, bir önceki gün sivri sineğin ısırdığı yeri kaşıyarak kanattığınız diz kapağınızda oluşan kabuğu alıp kaçacak kadar \"insan canlısı\" bu balıklar! Dönüş istikametinde durağımız ise Turgut Şelalesi. Restorana sadece bir kaç kilometre uzaklıkta serin ve dingin bir yer. 1. Derece sit alanı olmasından dolayı çevre düzenlemesi bir peyzaj firmasına verilmiş ve kesinlikle doğal hiçbir şeye dokunulmamış, çirkinleştirilmemiş. Ağaç dallarından yapılan yollar, taşlar ile çevrelenen sular, kütüklerden oluşturulmuş oturma alanları, yüksek ve birbiri içine geçmiş ağaçlar ile tam anlamıyla amazon ormanlarında gibi hissediyorsunuz endinizi. Şelale şimdiye kadar gördüklerimizden daha kısa ve dar ama buradaki ambiyans kesinlikle huzur veriyor insana. Bir de bu tatlı sularda dolanan ördekler ve kocaman balıklar var. Daha ne olsun. Şelaleden çıktıktan sonra Orhaniye'de güneşin batışına denk geliyoruz. Küçük balıkçı tekneleri ve büyük yatların demir attığı koyda kızıllık doruğa ulaşıyor. Zaten kiremit rengi olan toprak, dağların arkasında batan güneşin kırmızılığı ile buluşuyor ve bize romantik bir gün batımı yolculuğu yaşatıyor. Orhaniye'de koy boyunca biçimli bir şekilde sıralanmış birçok restoran var. Selimiye'de binaların taş duvarları ardına saklanmış deniz, burada tam karşınızda duruyor arada herhangi bir parazit olmadan. Bozburun'da birkaç metreye sıkıştırılmış plaj burada oldukça geniş ve koy boyunca yayılmış. Gözlerimiz manzara karşısında bayram ederken aracımız tam gaz devam ediyor yoluna. Orhaniye'den sonra Hisarönü yani gezi başında ilk durduğumuz yere Altınkum Körfezi'ne varıyoruz. Bu arada hava kararıyor ve az ileride Marmaris ışıklar altında. Bu manzarayı fotoğraflamaya calışırken önümüze sürekli çıkan ağaçlar, araçlar, virajlar muhteşem bir kare yakalama fırsatı vermeyecek diye düşünürken panoramik bir nokta görüyoruz. Diğer araçlar gibi biz de kenara çekip hemen kendimizi dışarıya atıyoruz. Sonunda ışıklar altında Marmaris manzarası. Şahane! Bu tur roadtripler yapmaya bayılıyoruz. Tam \"popüler\" bir yere gitmeye niyetlenmişken, yol üzerinde karşımıza çıkan diğer güzel manzaraları ve yeni mekanları keşfetmek harika bir duygu. Bazı abartılı reklamlar hayal kırıklığına neden olurken, hiç ummadığınız keşifler sayesinde aslında gidilen yerlerden çok, yaşanılan ve deneyimlenenler hafızada yer tutuyor. Bir süre sonra da hedef değil yolculuk keyifli hale geliyor. Enes'e gezi kumbarasını tamamladığı için teşekkürü bir borç biliriz.. - Marmaris'te ikinci gün: Akyaka& Akbük Koyu gezimiz ve dağların arasından cennete doğru yaptığımız yolculuğun detaylarını buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te üçüncü gün: Palamutbükü ve Datça şehir merkezi araba yolculuğumuz sırasında gezdiğimiz ve gördüğümüz herşeyi buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te dördüncü gün: Dalyan'a yaptığımız tekne turu sırasında gördüğümüz İztuzu plajı, Dalyan çamur banyosu ve kıral mezarları ile ilgili detayları buradan okuyabilirsiniz. - Marmaris'te beşinci gün: İçmeler, Amos Antik Kenti ve Turunç köyü gezimiz ile ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/minskten-varsovaya-otobusle-gecmek", "text": "Belarus'un başkenti Minsk ile Polonya'nın başkenti Varşova'yı kapsayan 5 günlük ramazan bayramı gezi planımızı ve rotamızı merak edenlere biraz detay vermek üzere yine karşınızdayız. Uçak biletimiz gidiş Minsk, dönüş Varşova olacak şekilde aldık ve 4 günlük ramazan bayramına ilave 1 gün de gönlümüzden kopup ekleyerek yola koyulduk. Planımız: 1 gece 2 gün Minsk, sonra 1 gece otobüs yolculuğu, en son da 2 gece Varşova! Uçak biletlerimizi Lufthansa'dan Frankfurt aktarmalı olarak seçtik çünkü aktarmasız uçuşlara göre bize ciddi bir tasarruf sağlıyordu. Gerçi bir daha yapar mıyız? HAYIR zira uçak İstanbul'dan geç kalkış yapınca bizim Frankfurt havaalanındaki aktarmalı Minsk uçuşumuzu kaçırmamıza ve havaalanında gereksiz yere 6 saat beklememize ve tatilimizin 1 gününün ziyan olmasına neden oldu. Frankfurt havaalanını ayrıca ele alıp, havaalanında nasıl zaman geçirilir bir sonraki blogda sizinle paylaşacağız 🙂 Neyseki Minsk'e vardığımızda anladık ki burada 1 gün kaybetmekle aslında çok da birşey kaçırmamışız ama havaalanında zaman öldürürken böyle hissetmiyorsunuz tabii. Minsk, 6 şeritli geniş caddeleri, 4-5 katlı binaları, modern ve kibar insanları, geniş park ve bahçeleri ile oldukça hoş bir yer. Sokaklarda gezerken kendinizi Avrupa'da hissediyor ancak konaklama yaptığınız binaya adımınızı attığınızda bir anda Rusya'da buluyorsunuz kendinizi. Oyun parkı ve otoparkı ile geniş bir avlu içine bakan eski binalar genellikle bir geçit ile geniş caddelerden gizlenmiş durumda. Ancak tam tersine, eski şehir merkezi bile yeterince eski olmayan bir yer burası.. Biz Minsk şehir turumuza, kaldığımız eve 5 dakikalık mesafede yer alan Gorki Park'tan başladık ve yağmur yağmadan az önce bu parkı ve eski şehir merkezini bitirerek, sırılsıklam olmadan kendimizi eve atmayı başardık. Evi boşaltmak için kaybettiğimiz günden dolayı bize jest yapıp ekstra 2 saat veren ev sahibimizi daha fazla zor durumda bırakmadan valizlerimizi kaptığımız gibi Varşova otobüsüne bineceğimiz otobüs garına gitmek üzere yola koyulduk. Otobüs garı yürüyüş mesafesinde olmasına rağmen, hava mağduru olarak daha fazla risk almadan, 7 BYN yani yaklaşık 16 TL civarında tutan UBER'i kullanmayı tercih ettik ve 10 dakikada otobüs garına ulaştık. Minsk otobüs garı ve tren istasyonu arasında Galileo adında bir alışveriş merkezi var. Konum olarak süper zira ister otobüs ister tren ile seyahat edecek olun, içinde sabaha kadar açık bir McDonalds'ı bulunan ve LCWaikiki' ye kadar bir sürü mağazası olan bir AVM burası. Her ne kadar AVM sevmesek de böyle durumlarda işe yarar bir opsiyon kesinlikle. Ayrıca, AVM'nin 2. katında yer alan süpermarketten yanınıza yol için erzak almayı da unutmayın. Otobüs garı içinde ingilizce anlayan birini bulmak neredeyse imkansız. Öyle ki, bilet gişesinde bi türlü anlaşamadığımız bayana telefonumuzdan kendi dillerinde Varşova kelimesini göstermek zorunda kaldık. Kendisi de sağ olsun bize bir kağıda ne kadar ödeyeceğimizi yazdı ve her nasılsa kredi kartı kelimesini anlayarak bize pos makinesini uzatma nezaketinde bulundu. Sonunda kişi başı 44 BYN yani yaklaşık 106 TL'ye tek yön otobüs biletlerimizi zar zor alabilmeyi başardık. Otobüs garının dışında 3 dakikalık yürüme mesafesinde valizlerinizi bırakacağınız bir büro mevcut. Gece 23:00 a kadar açık olan bu bürolara 4 TL karşılığında valizlerinizi emanet edebiliyorsunuz. Biz valizleri bıraktıktan sonra otobüsün kalkış saatine kadar şehrin geri kalanını yürüyerek gezmeyi planlamıştık ama yağmur yağdığı için hop-on hop-off turlarına katılmak zorunda kaldık. Çok tercih ettiğimiz bir yöntem olmasa da böyle durumlar için kurtarıcı olabiliyor. Yaklaşık 1,5 saat süren bu tur için 30BYN yani yaklaşık 72 TL ödedik. Otobüsler bahsettiğimiz Galileo alışveriş merkezinin karşı köşesinden kalkıyor. Günde 4 defa hareket eden otobüslerin kalkış saatleri 11:00, 13:30, 16:00 ve 18:30. Minsk'ten Varşova'ya giden Goeuro, Eurolines, Ecolines gibi birçok otobüs mevcut. Bilet fiyatları ise 20 Euro ile 40 Euro arasında değişiyor. Biletimizi plan yapar yapmaz internetten almanızı tavsiye ederiz. Biz nasıl olsa çok talep olmaz diye düşündük ama otobüse bindiğimizde birbirinden alakasız koltuklarda oturacağımızı farkettiğimizde anladık ki az kalsın hakikaten yer bulamayacakmışız. Bu arada gişeden bize verilen fişvari otobüs biletimizde koltuk numaraları yazıyormuş ama biz dillerini anlamadığımız için boş bulduğumuz yere oturacağımızı zannedip en güzel koltukları kaptık. Bizim oturduğumuz koltukların asıl sahipleri geldiğinde ise yolculardan İngilizce bilen tek 1 kişinin yardımıyla durumu kavradık. Bu garip rotamız sadece giriş de değil çıkışta da başımıza bela oldu. Otobüs Varşova'ya giremeden sınırda neredeyse 2 saate yakın zaman geçirdik. Önce bir memur otobüsün içinde gezindi, sonra bizi indirdiler otobüsü kontrol ettiler bizleri de yaya olarak pasaport kontrol noktasına yönlendirdiler. Girişte havaalanında olduğu gibi, Minsk çıkışında da yine en sona biz kaldık çünkü görevli bir türlü pasaporttaki fotoğraf ile Merve'yi birbirine benzetemedi. Tam 5 tane memuru onay almak için gişeye çağırdı. Merve bir türlü fotoğrafın kendine ait olduğuna ikna edemedi amcayı. Ne kadar mimik yaptıysa, kulaklarını ve dişlerini gösterip şekilden şekile girdiyse de bizi ve otobüsteki diğer 40 kişiyi yarım saat burada beklemekten kurtaramadı. Bu amcanın derdi neydi anlamadık ama sonunda bize hadi geçin acıdım tribi yaparken bile içinin %100 rahat etmediği belliydi. Böyle durumlar için aslında yanınızda pasaport ya da vizenizdeki fotoğrafın bir eşini taşımalısınız. Bu arada Varşova beklentimizin çok üzerinde çıktı ve inanılmaz beğendik. Tüm bu zahmete değdi dediğimiz bir yer olarak en sevdiğimi şehirler arasına giren Varşova ile ilgili yazımızı ise gezi rehberi bölümünden detaylıca inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/montreal-gezi-rehberi-montreal-kac-gunde-gezilir", "text": "Galiba Amerika hatta New York denince aklımıza bir tilki takıldı. Yani her şey öyle başlamış olmalı.. New York top gezilecek yerler, New York Bölgeleri, Manhattan, Kanada'ya geçmek, Toronto derken bir de bakmışız ki Montreal'i de araştırmışız.. Biz galiba gidiyoruz dostlar. Yani şu vizenin hakkını vermemek öyle oturdu ki içimize, araştır araştır artık naaapalım.. Bi yere kadar o da.. Neyse gelelim Montreal'e.. 2006 yılında UNESCO tarafından, \"Tasarım Ödülü\" verilmiş üç şehirden birisi Montreal. Diğer iki şehir ise: Berlin ve Buenos Aires.. Kanada Quebec'in en büyük şehri Kanada'nın Amerika sınırına yakın konumda.. Kışların çok çok soğuk geçtiği şehir tasarlanmış, allanmış pullanmış, yepyeni harika bir şehir elde edilmiş.. Sanki gez gez bitmez gibi duruyor. Yani bizim için en fazla üç günde biter gerçi ama.. Montreal Jazz Festivali, Montreal Film Festivali ile de adını sıkça duyduğumuz Montreal'i araştırdık.. Montreal Türkiye saat farkının 7 saat olduğu şehirde gezilecek yerlerin listesi huzurlarınızda efenimm.. - Rue Sainte Catherine: Montreal'in en ünlü caddelerinden - Oratoire St-Joseph : 97 metrelik kubbesi ile dünyanın en büyük bazilikalarından biri.. Giriş ücreti yok. - Montreal Güzel Sanatlar Müzesi : Sadece Kanada'nın değil, Kuzey Amerika'nın da en önemli müzelerinden biri olan Montreal Güzel Sanatlar Müzesi'nde 1860 yıllardan itibaren toplanan eserler sergileniyor. Ünlü Sherbrooke Caddesi'nin 'nin de batısında yer alıyor. - Parc du Mont-Royal: Mont Royal bir şehir parkı. Ama sadece şehir parkı demek eksik kalır. Çünkü bu parkta yürüyüş ve yolları ve çeşitli sporlar yapılması için her şey düşünülmüş.. Yazın her Pazar günü müzik ziyafeti de bonusu.. Ayrıca Tam Tam Festivali de oluyormuş.. - Sanat Meydanı : Montreal Senfoni Orkestrası ve Montreal Operası'nın evi sayılan Sanat Meydanı'nda yaz aylarında çeşitli gösteriler düzenleniyor. - Montreal Şehir Merkezi : Montreal'in kalbinin attığı yer. Gökdelenlerden, restoran, kafe, müze gibi birçok yapıyı barındıran merkezde, McGill Üniversitesinin kampüsünün olması da ayrı bir hareketlilik katıyor.. Kışın soğuğunda sıcak sıcak alışveriş yapmak isteyenler için birbiri ile bağlantılı 32 metre uzunluğunda Yeraltı Şehri yer alıyor. Bu Yeraltı Şehrinden çeşitli noktalarda yer üstüne geçişler düşünülmüş.. - Basilique Notre-Dame: 1824-1829 yılları arasında İrlandalı James O'Donnell'in mimarisini yaptığı neo-gotik tarzda inşa edilen Katolik Kilise ya da bazilika. Bu kadar meşhur olmasında Celine Dion'un evlendiği Notre-Damedu Sacre-C ur Chapel'in de burada yer almasının katkısı büyük. Burada evlenmek için iki sene öncesinden sıraya giriliyormuş.. Giriş ücreti 5 Kanada doları. İçeride turlar da düzenleniyor. - Arkeoloji ve Tarih Müzesi : Montreal'in 600 yıllık tarihinin sergilendiği müze. Detaylı bilgi için tıkayın - Habitat 67: Expo 67 yani 1967 Dünya Fuarı için inşa edilmiş farklı mimari yapılar var. Farklılık ise evlerin ön cepheleri birbirini görmüyor. - Montreal Eski Limanı : King Edward Quay İskelesi'ndeki Montreal Science Center'ın da yer aldığı limandan, St. Laurence Nehri'nde tekne turları kalkıyor. - Çin Mahallesi : Bildiğimiz Çin Mahallesi bu sefer Eski Montreal'e çok yakın konumda Montreal'de.. - Eski Montreal : Dar sokaklar, fayton gezileri ile tam bir eski şehir merkezi.. Eski Montreal'deki taş binaların çoğu 17. ve 18. yy.'dan kalma.. - Place Jacques-Cartier: Eski Montreal'in buluşma noktası olarak sayıldığı için oldukça kalabalık bir meydan.. Montreal Belediye Binası da meydanda yer alıyor. Place de la Dauversiere, Marche Bonsecours, Musee Marguerite-Bourgeoys, Chapelle Notre-Dame-de-Bon-Secours, Musee Chateau Ramezay, Sir George-Etienne-Cartier National Historic Site gibi yerler de Eski Montreal'de yer alıyor. - Gay Köyü : Rue St. Hubertr'dan başlayan Kuzey Amerika'nın en büyü gay yerleşim yeri.. Gay Village da denilen bölgede tabii ki sadece konutlar yok. Birçok kafe, restoran, butik mağazalarla dikkat çeken bir yer aynı zamanda.. - Latin Mahallesi : Gece hayatı için özellikle tercih edilen Latin Bölgesi'nde birçok kafe restoran da mevcut.. - Le Plateau Mont-Royal: Montreal'in en eski mahallelerinden Le Plateau Mont Royal, 1900lerden kalma binaların yanı sıra, kafeler restoranlar da var.. - St. Laurent Boulevard: 11 km uzunluğudaki bulvar, Montreal'in en büyük caddesi. Bir bölümü Amsterdam'daki gibi Red Light Disctrict olarak geçiyor - Rue St. Denis: Little Italy yani Küçük İtalya Bölgesi'nin ana caddesi konumunda. - Montreal Botanik Bahçesi : 75 hektarlık devasasl bahçede 25 bine yakın bitki türü yer alıyor. - Biodome de Montreal: Olimpiyat Parkı'nda yer alan yapı Amerika'nın en büyük ekosistem alanlarından. Özellikle soğuk havalarda tercih edilebilir. Çünkü dışarısı soğukken içeride 30 dereceleri görüyor hatta tropikal iklimi yaşıyorsunuz.. Çeşitli bitki ve hayvan türlerinin yer aldığı alan oldukça eğitici duruyor. - Montreal Olimpiyat Parkı : Hochelaga-Maisonneuve bölgesinde yer alan Olimpiyat Parkı, 1980'de tamamlanmış. 1976 Yaz Olimpiyatları burada olmuş. Aslında tam olarak tamamlanmış demek yanlış olur. Çünkü Olimpiyat Parkı'nın yapılması düşünülen çatısı hala çalışmıyormuş.. - Parc Jean-Drapeau: Saint-Laurent nehrinin ortasında yer alan Montreal'in en büyük parkı. Bu park Ile Sainte-Helene ve Ile Notre-Dame adalarından oluşuyor. içeren - Ile Sainte-Helene: La Ronde adında eğlence parkı yer alıyor. Parkta konserler de düzenleniyor. San Helen Adası'nda Montreal'in tek kalesi Musee Stewart, Complexe Aquatique açık yüzme havuzu kompleksi ve Biosphere Müzesi de var. - Ile Notre-Dame: Formula One Grand Prix du Canada yani F1 araba yarışlarının yapıldığı pist ile adını sıkça duyuran adada, yaz aylarında Montreallilerin akın ettiği plajlar ve Casino de Montreal yani Montreal Kumarhanesi de bulunuyor. Formula pistinde turlara katılabilirsiniz ve dahası Lamborghini ya da Ferrari kullanabilirsiniz. - Montreal Nehir Turu: : Montreal'i nehirden görmek için tekne turu en ideali. 1 saat ve 1.30 saat olmak üzere iki opsiyonu var. Ücreti 24 Kanada doları. Bahşişi unutmayın."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/muglanin-en-iyi-kamp-alanlari", "text": "Muğla denince \"ya tam olarak neresi Muğla?\" dendiğini duyar gibiyiz. Ya da Muğla merkez ve civarının Muğla olduğu da genel bir kanı. Aslında Akdeniz sahilinde Antalya'ya kadar olan şehirler hep Muğla! Evet, Marmaris, Fethiye, Bodrum,.. işte bunlar hep Muğla.. Yani Muğla il, diğerleri ilçe.. Doğası ve denizi bu kadar güzel bir sahil şeridinde haliyle kamp yapılacak alanlar da bir o kadar fazla.. Hatta Karadeniz'in upuzun sahil şeridinin üstündeki yaylaları saymazsak, Türkiye'de en çok kamp alanının olduğu bölge Muğla ve çevresi.. Yani bizim yaptığımız araştırmalar onu gösteriyor tabii.. Hemen Kelebekler Vadisi ile başlayacağımızı sandıysanız yanıldınız. Çünkü Fethiye'den alternatif bir önerimiz var: Kayaköy Jungle Camping! Adı gibi yeşiller içinde.. 2018 yılında hem Fethiye'ye hem de Kayaköy'e yeni bir kan geldi. Kayaköy Hayalet Şehrin girişine 500 metre uzaklıktaki Jungle Kamp'ta hem köyün hem de Fethiye'nin en yeni ve yenilikçi kamp alanı. Hayalet evlerin manzarasındaki kamp alanında taş ev, bungalov ve çadır alanı var. Bir de alışık olmadığımız mutfak! Mutfak resmen bir taş ev. İçinde envai çeşit alet edevat mevcut. Kendi mutfağınız gibi kullanabiliyorsunuz. Aile işletmesi ve anne eli değmiş gibi değil, direkt anne eli değdiğini temizliğinden ve bakımından anlayabiliyorsunuz. Kamp yeri denince bizim için en önemli madde olduğundan özellikle söylüyoruz. Yeteri kadar duş ve tuvalet de mevcut. İşletme aile ve arkadaşlar ile birlikte ilmik ilmik dokunduğundan el emeği göz nuru desek yeridir. Hee bir de hazırladıkları bostandan istediği kadar domates, salatalık, mevsim sebzesi alabiliyorsunuz. Yani organik beslenme de üstüne bonusu! - Telefon: 0090 554 311 34 25 Özgür Özen - İnstagram adresi: https://www. instagram. com/kayakoyjunglecamping/ - Adres için tıklayın Biraz sanat, müzik diyelim ve sizi Kayaköy Sanat Kampı'na alalım.. Haftalık programı olan kampta, programdaki deri, seramik, ağaç oyma gibi sanatsal atölyelere katılabilirsiniz. Ve haftanız bittiğinde ürününüzü alıp gidebiliyorsunuz. Taş ev, bungalov, ağaç bungalov, Japon evi, Kanada evi gibi çeşitli alternatiflerin yanında, kendi çadırınızı getirebilir ya da çadır kiralayabilirsiniz.. Belli bir günde canlı müzik performansı da var. Yani müzik, sanat ve üstüne doğa yürüyüşlerinin olduğu dolu dolu bir kamp programları var. - Telefon: 0090 530 286 78 55 Ayşe Ekiz - İnternet adresi: https://sanatkampi. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0 530 302 19 65- 66- 67- 68 - İnternet adresi: http://yenikelebeklervadisi. org - Adres için tıklayın Likya, Letoon, Ksanstos, Patara, Pınara, Kadıanda olmak üzere lüks evleri, çadır alanında ise standart çadır ve lüks çadır opsiyonları var. Ayrıca kendi çadırınızı da kurabiliyorsunuz. Biz konseptlere bayıldık.. - Telefon: 0(533) 511 0487 / +90(252) 642 1001 / +90(252) 642 1016 - İnternet adresi: gemilebeachlodge. com - Adres için tıklayın - Telefon: +90 (0) 252 617 00 48 / 617 02 81 - İnternet adresi: www. thesugarbeachclub. com - Adres için tıklayın - Telefon: +90 535 644 96 62 / +90 532 202 56 44 - İnternet adresi: www. oludenizdogakamp. com. tr - Adres için tıklayın - Telefon: +90 252 633 63 67 / +90 535 409 20 69 - İnternet adresi: www. katranci. org - Adres için tıklayın - Telefon: 0252 633 62 60 - İnternet adresi: http://www. kestepsanatveyasamkoyu. com - Adres için tıklayın \"Sen neymişsin be abi!\" dedirtti bize resmen. Neden balayı oteli olarak geçtiğini anlamamak zor değil. Teknede kalma gibi opsiyonları da var. Lükslüğün her halini düşünmüşler resmen. Infinity, superior, garden olmak üzere üç çeşit suite odaları var. Yani oda demek ayıp olur ama neyse.. İlk fırsatta gitmek için sabırsızlanıyoruz, o kadar! - Telefon: +90 252 614 00 91 - İnternet adresi: https://perdue. com. tr/v4/ - Adres için tıklayın - Telefon: 0530 200 37 30 - İnternet adresi: http://www. faralyacamp. com - Adres için tıklayın Anlatılmaz yaşanır cinsten bir kamp alanı. Ama sadece kamp alanı demek az olur.. dj performanslar, özel organizasyonlar ve eğitimler ile her şeyin düşünüldüğü bir eğlence merkezi sanki.. Biraz bohem ve fazlaca lüks.. İnternet sitesi sadece İngilizce bu arada.. Deniz manzaralı odada, Afrika çadırında, taş ev, glamping çadırlarından iki tip lotus çadırı, taş bungalovda konaklama imkanı sunuyor.. - Telefon: +90 537 810 27 05 - İnternet adresi: http://bonjukbay. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0 252 243 51 56, 0551 448 70 34 - İnternet adresi: www. akyakakamp. com - Adres için tıklayın Küçük, büyük, taş olmak üzere üç tip bungalov, çadır alanı, ortak mutfak ve tuvalet alanları var.. - Telefon: +90 252 284 53 16 / +90 506 882 91 73 - İnternet adresi: www. dalyancamping. net - Adres için tıklayın Restoranın bahçesine kurulu bir kamp alanı.. Küçük bir iskele, şezlonglar, piknik masaları ve samimiyet kokan bir yer.. - Telefon: 0535 397 86 77 - İnternet adresi: https://www. facebook. com/AkdenizCampingCemilBaba/ - Adres için tıklayın - Telefon: +90543 207 83 66 / +90252 529 12 21 - İnternet adresi: www. azmakbasicamping. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0532 341 50 17 - İnternet adresi: http://www. kocabahceglamping. com - Adres için tıklayın - Telefon: 0252 436 91 11 / 0252 436 91 59 - İnternet adresi: www. clubamazon. com. tr - Adres için tıklayın - Telefon: 0545 467 02 21 - İnternet adresi: http://cubucakcamping. com - Adres için tıklayın - İnbükü Orman Kampı (Çubucak Orman Kampı'na 8 km uzaklıkta. Mağara koyu ve Çökertme koyunu da içine alan kamp alanında, 150 çadır ve 20 karavan kapasitesi var) - Günnücek Orman Kampı (Yalancı Boğaz yolu üzerinde Marmaris merkeze 1 km uzaklıkta) - Pamucak Orman Kampı (Marmaris-İçmeler merkeze 8 km mesafede. Otel ve tatil köyleri de yer alıyor) - Çetibeli Orman Alanı (Marmaris-Muğla karayolunun 20. km'sinde yer alıyor. Kır gazinosu var) - Bucak Orman Kampı (Marmaris Çamlık Köyü sapağından 5 km mesafede Gökova Körfezi'nde yer alıyor. WC, su, büfe ve elektrik hizmetleri var) 20 odalı ve 42 yatak kapasiteli tesis, 140 karavan ve 420 kişilik kamp alanı var. Biz gittiğimizde bayılmıştık. Fakat Datça Camping için sadece kamp alanı demek yanlış olur. Çünkü burası biraz daha tatil sitesi.. Denize sıfır bar- restoran, Site içinde postane, süpermarket, fırın, internet kafe, sağlık ocağı, eczane hatta banka mevcut. Ayrıca aletli dalış, yelkeni tekne gezisi, trekking, rafting ve rüzgar sörfü gibi etkinliklere de dahil olabilirsiniz. Datça Camping'i özellikle çocuklu aileler için tavsiye ediyoruz. - Telefon: 0252 724 61 68 69 - İnternet adresi: http://www. datcakamping. com - Adres için tıklayın Çadır alanında ve evlerde konaklayabilirsiniz.. Konumu ise denize sıfır.. - Telefon: 0536 288 64 54 - İnternet adresi: https://www. facebook. com/akbukkaryabeach/ - Adres için tıklayın Çadır alanına sahip ve denize sıfır konumda. Daha salaş bir kamp alanı dileyenler için ideal olabilir.. - Telefon: 0541 872 22 35 - İnternet adresi: https://www. facebook. com/pages/category/Campground/Akbük-Diem-Camping-720788928080309/ - Adres için tıklayın Yine denize sıfır bir kamp alanı.. Çadır alanına sahip ve denize sıfır konumda. Daha doğal bir kamp alanı bekleyenler için uygun olabilir.. - Telefon: 0539 305 84 05 - İnternet adresi: https://www. facebook. com/campingbarbaros/ - Adres için tıklayın Çadır, karavan alanlarının olduğu Akçabük Camping'e, kendi çadırınızla da gelebiliyorsunuz. Ayrıca çadır istemem derseniz de hemen yakınındaki Sardunya Otel'de konaklayabilirsiniz.. Datça'nın bakir koylarından biri olan Akçabük Koyu'daki kampta karavan alanı da mevcut. - Telefon: 0 532 062 84 32 / 0542 638 32 74 - İnternet adresi: http://www. akcabukkamping. com - Adres için tıklayın Fethiye'nin Cennet Koyu'ndaki kamp alanında kendi çadırınızla konaklayabilirsiniz.. - Telefon: 0544 352 87 55 - İnternet adresi: http://www. cennetkamp. com - Adres için tıklayın Muğla, Gökova, Akbük- Akbük Doğa Camping hakkında iyi şeyler okumadık. Adı burada kalsın, görmeden kötü bir yorumda bulunmak istemeyiz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/new-york-bolgelerine-gore-gezi-plani", "text": "Şimdi bizim gibi New York ile kafası karışanları aydınlatalım. Öncelikle New York City, New York Eyaleti'nde yer alan 62 şehirden biri. En popüleri olduğu için biz hep New York City ile New York Eyaleti'ni aynı yermiş gibi anıyoruz. New York City ise 5 ilçeden oluşuyor. Bunlar: Bronx, Manhattan, Brooklyn, Queens ve Staten Island. 1898 yılında bu şehirler birleşmişler ve tek bir şehir altında toplanmışlar ki o da New York City. Yani Türkçesi ile New York Şehri! NOT: Bizce kesinlikle gidilmesi gereken yerlerin başına bırakıyoruz.. - New York Botanical Garden: 250 dönümlük park, New York'un gürültüsünü hissetmeyeceğiniz bir gezinti alanı. Gezinti alanı diyoruz çünkü burada piknik yapmak, çimenlere uzanmak, alkol veya sigara içmek hatta güneşlenmek bile yasak! Genellikle dış mekan bahçelerin yer aldığı parkta, iç mekan parklar da yer alıyor. Ayrıca özel organizasyonlar ve gösterilere de New York Botanik Bahçesi ziyaretinize denk getirebilirsiniz. Özel gösteriler için ücretlendirme farklı oluyor... Tüm bahçeyi gezebileceğiniz All Garden Pass bileti ücreti yetişkinler için 20$, öğrenciler için ise 18$. - Bronx Night Market: 29 Nisan'da açılan bit pazarı her cumartesi günü 13:00- 20:00 arasında açık Konum: 1 Fordham Plaza - Yankee Stadium: Amerikan filmlerinden kulağımıza çalınan Yanki kelimesinin stadını yapmışlar.. Amerika deyince beyzbolsuz olur mu? Eğer hazır New York'a gelmişim, beyzbol maçı izlemeden hayatta gitmem derseniz koltuk fiyatları tabii ki bütçeye göre 15$ ila 245$ arasında yerinize göre değişiyor. Bilginize.. - Yankee stadium billy's: Stadyumdaki bardan içeceğinizi alıp maça gitmek bir klasikmiş. - Villa charlotte bronte - wave hill Harlem, 5. Cadde, Central Park, Midtown, Lower Manhattan olmak üzere 5 ayrı bölgeye ayırdığımız Manhattan anlatılmaz yaşanır cinsten. O kadar çok gezilecek yer var ki ayrı bir postta verelim dedik. NOT: Manhattan gezilecek yerler için kaç gün gerektiği aslında sizin zevkinize kalmış Sadece Manhattan'da 1 hafta da geçirebilirsiniz. Ama ikonik yerleri göreyim ve havasını soluyayım derseniz bizce en az 2 gün gerekir. The Brooklyn Bridge ile karşı tarafa geçiyoruz.. Brooklyn Bölgesinde gezilecek yerler yine birbirinden ilginç. Brooklyn rotasının bir kısmını toplu taşıma aracı kullanarak da tamamlayabilirsiniz.. - Greenpoint Terminal Market: 30 Nisan'da açılan bit pazarı her cumartesi ve pazar günü 10:00- 18:00 arasında kuruluyor. Konum: 2 Noble St, Brooklyn - Smorgasburg: Amerika'nın en büyük yiyecek pazarı. Açık alandaki pazara her hafta 20.000-30.000 kişi geliyor. Perşembe- Pazar günleri arasında farklı bölgelerde kuruluyor. 11:00'den en geç 19:00'a kadar açık.. Mesela cumartesi Williamsburg'da, pazar günü Prospect Park'ta kuruluyor. - Williamsburg Bit Pazarı: Her Cumartesi ve Pazar günü 11:00- 18:00 arasında Smorgasburg'un girişinde kuruluyor. Konum: 70 North 7th St, Brooklyn - The Williamsburg Köprüsü: Tamamen çelik kulelerin kullanıldığı ilk asma köprü olan Williamsburg Köprüsü, New York'un ikonik yerlerinden. Yaya geçişinin de bedava olduğu köprü, Manhattan'ın aşağı doğu kısmını Brooklyn'e bağlıyor. - ve The Williamsburg Bölgesi: New York'un gün geçtikçe popülerleşen bölgelerinden olan Williamsburg, müzik performansları, gece hayatı, kafe ve eğlence yerleri ile özellikle New Yorkluların ilgisini üstünde topluyor.. Deniz kenarındaki çimenlik alanında yani The Williamsburg Waterfront'ta ya da Domino Park'ta ise elinize sandviçinizi alıp biraz Manhattan'ı seyredebilirsiniz. - Manhattan Köprüsü ve Pebble Beach: Manhattan Köprüsü manzarasını sahilden taçlandırmak için ideal konum - DUMBO: The Washington ve Water Street 'in kesişimindeki fotoğraflı nokta. Brooklyn Köprüsü'nün sol tarafındaki Park Pier 1'den Manhattan manzarası izlenebilir. - Brookyn Heights: DUMBO'nun yanı başından uzanan yürüyüş rotası - Brooklyn Köprüsü ve Jane's Carousel: Atlı karınca tam Brooklyn Köprüsünün yanında yer alıyor. Yine fotoğraflık bir konum. - Brooklyn Flea: Nisan- Aralık ayaları arasında DUMBO'da kurulan Brooklyn Bit Pazarı, New York'un en ünlü bit pazarı aynı zamanda. Senenin her günü Cumartesi- Pazar günlerinde kuruluyor. Konum: 80 Pearl St, Brooklyn - Squibb Park Bridge: Brooklyn Köprüsü manzaralı park, köprü manzaralı fotoğraf çekmek için ideal yerlerden. - New York Transit Museum: New York'un ulaşım ağının tarihsel sürecine tanıklık edeceğiniz müzeyi ziyaret etmek için, yerin altına iniyoruz. Müze Pazartesileri kapalı ve yetişkinler için ücreti 7$. - Green- Wood Cemetery: 1838 yılında açılan mezarlık devasal bir alanda yer alıyor. Eski olunca, Amerika tarihine yer etmiş ünlü adlar da burada yatıyor.. Girişin bedava olduğu mezarlıkta, Girişte bedavaya mezarlık haritası almayı unutmayın. - Sunset Park: Brooklyn'nin alternatif mekanı.. 1890larda yapılan 2 katlı evler, rönesans, romanesk ve Queen Anne tarzı aynı tip evleri ile NYC'nin yükselen değer haline geldi.. Tarihi Sunset Park Bölgesi, yaklaşık olarak 38- 64. caddelerin arasında. Ama kısım kısım eski evleri görebileceğiniz yerler var. Mesela 54-59. caddeler arasındaki küçük bir bölüm. - Bedford Avenue: Greenpoint Terminal Market 'den Sheepshead Bay'e kadar uzanana Brooklyn'in en uzun caddesi. Cadde üstünde birçok yeme içme yeri ile git gide New Yorkluların uğrak mekanı olmuş durumda. Awoke Vintage ilgi çeken yerlerden - Prospect Park: 585 dönümlük alana kurulan parkta yok yok. Haritasına baktığınızda daha iyi anlayacaksınız - Brooklyn Museum ve Brooklyn Botanical Garden: Eski Mısır'ın büyük eserleri, Afrika sanatı, Avrupa resmi, dekoratif sanat, ve modern sanata dair birçok eserin yer aldığı Brooklyn Müzesi kesinlikle New York'ta görülmesi gereken bir yer. Müze Pazartesi ve Salı günleri kapalı. Ücreti ise yetişkinler için 16$, öğrenci için 10$. Müzenin yer aldığı Brooklyn Botanical Garden ise, devasal bir park ve yine yok yok dersek anlarsınız 🙂 Bahçeye giriş ücreti ise yetişkinler için 12$, öğrenci için 6$. - Fort Greene Flea: Lafayette Caddesi üzerindeki Fort Greene Flea, Nisan- Kasım ayları arasında Cumartesi günleri 10:00- 17:00 arasında açık. Bishop Loughlin Memorial High School'da kurulan bit pazarında, 150'den fazla tezgah mevcut.. - Bushwick Market: Her gün açık olan bir pazarı 12:00- 20:00 arasında açık Konum: 54 Wyckoff Ave, Brooklyn - BONUS: The Coney Island Boardwalk: Sahil kenarında yürüyüş yapabilirsiniz. - Flushing Meadows Corona Park: Dünyaca ünlü sergi alanında, Dünya küresi etrafında bir çok görülecek yer var; hayvanat bahçesi, sanat müzesi, botanik bahçe, bilim müzesi ve beyzbol stadyumu bunlardan başlıcaları: - Queens Museum: Görsel sanatlar ve özellikle Queens'te yaşayan New Yorklular için eğitim programları içeriyor. Çarşamba- Pazar günleri 11:00- 17:00 arasında açık olan müzeyi gezmek yetişkinler için 8$. - Citi Field: Mets Beyzbol takımının evi.. Beyzbol Stadyumuna gitmeden önce biletinizi almayı unutmayın - Queens Night Market: 29 Nisan'da açılan bit pazarı her Cumartesi 17:00- 12:00 arasında açık.. Herkesten önce pazardaki ürünleri görmek isterseniz: 15 Nisan- 22 Nisan tarihleri arasında $5 ödeyerek bilet alıp pazarı gezebilirsiniz. Açık olduğu tarihler: 7 Mayıs- 20 Ağutos ve 17 Eylül- 29 Ekim Konum: 4701 111th St, Queens - Gantry Plaza State Park: New York'un silüetini izlemek için ideal noktalardan - Hunter's Point South Park: Hemen bitişiğindeki bir başka New York gözlem noktası - Socrates sculpture park Önce Long Island City sonra da Manhattan'daki New York'un Doğu Nehri'nin üstünde yer alan küçük adaya yani Roosevelt Island'na teleferik ile gidebilirsiniz. Staten adasına gitmek için Whitehall Terminal' dan vapura biniyorsunuz, Staten Island'da St. George Terminal'de iniyorsunuz. Yolculuk yaklaşık 30 dakika sürüyor. Gitmeden önce hareket saatlerini görmek için tıklayıns. Tekne turu ücretsiz. NOT: Staten Adası'nda gezilecek yerleri 1 günde rahatlıla bitirebilirsiniz. Yürüyerek toplam 4 saat süren Staten Adası turumuzun gezi haritasını linkten görebilirsiniz. Tekne ile ulaşımın sağlandığı Staten Adasında görülecek yerler; Staten Island Zoo, ünlü dondurmacı Ralph's Famous Italian Ices dükkanını, Snug Harbor Cultural Center ve Botanik Bahçesini, Staten Adası'nın North Shore Esplanade kısmında uçan kanat şeklinde 11 Eylül Anıtı, Staten Island Yankees beyzbol takımının stadını, St. George Theatre, Flagship Brewing Company Bira fabrikasını, Wadsworth Kalesi 'ni gezebilir ve South Beach plajından denize girebilirsiniz.. - http://brooklynflea. com - http://www1. nyc. gov - http://www. freetoursbyfoot. com/visit-the-chrysler-building/ - http://www. nycgo. com/"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/new-yorkta-mutlaka-gormesi-gereken-yerler", "text": "İlk Defa New York'a Gidenler İçin.. New York, Hollandalılar tarafından keşfedilmiş. Buraya geldiklerinde yerlilerden balta, kesici alet vs. karşılığı satın almışlar bu toprakları ve adını \"New Amsterdam\" koymuşlar. New York'taki önemli merkezlerin adının Hollandaca'dan gelmesi tesadüf değil yani. Mesela, Harleem, Breukelen de yine Hollanda'da olan şehirler... Sonra İngilizlere topraklarında önemli mineral olduğunu düşündükleri yemyeşil Surinam karşılığında satmışlar New York'u. İngilizler buraya York dükünü vali olarak atamış ve şehrin adı New Amsterdam'dan New York'a evrilmiş.. Bu arada Surinam'da mineral çıkmamış.. Bu blog yazımızda, \"ilk defa gidenler için New York'ta mutlaka görmesi gereken yerler\" yer alıyor. New York gibi büyük bir şehirde öncelikle nereleri görmeliyiz?\" sorusunun cevaplarını klavyede tuşladık. İşte merakla beklediğinize emin olduğumuz soruların cevabı geliyor shshs.. Sakın her yeri göreceğim diye stres yapmayın ya da 2 günde bitireceğim diye.. New York o kadar da küçük değil. Adı üstünde New York City! - Apollo Theater: 1914'te kapılarını seyircilerine açan tarihi tiyatroda kimler sahne almadı ki? Billie Holiday, Sammy Davis Jr., Bill Cosby, Lauryn Hill ve daha bir çok sanatçı ünlü olmadan Apollo Tiyatrosu'nda sahne ışıkları altındaydı.. Günümüzde özel organizasyonlar, konserler ve gösterilere ev sahipliği yapan Apollo Tiyatrosu, New York'ta mutlaka görmeniz gereken mekanlardan. - Central Park: Bu parkta yok, yok. Hayvanat Bahçesinden çilek bahçesine, kuş besleme alanından tiyatroya ne ararsanız var... Aslında çim olmasına rağmen filmlerden sık sık gördüğümüz o adı gibi geniş Great Lawn veya Sheep Meadow'da soluklanabilirsiniz. - Parkın dışındaki yürüme mesafesindeki ünlü Lincoln Center - 5. Cadde (5th Avenue, Fifth Avenue): New York' un en ünlü caddesi olan 5. Cadde, müzeler ve ünlü ama çok ünlü markaların mağazalarının yer aldığı, her turistin görmeden gitmemesi gereken yerlerden.. Mesela; resim, fotoğraf, karikatür ve sanatın daha bir çok dalında sergilere ev sahipliği yapan Museum of the City of New York, Modern mimari ile dizayn edilmiş binaya sahip The Solomon R. Guggenheim Museum, The Metropolitan Museum of Art, her sene 5 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiği St. Patrick's Cathedral, 1895 yılında açılan ve Amerika'nın en büyük kütüphane sistemi ünvanına sahip kütüphane New York Public Library, 86. ve 102. katlarından bu muhteşem manzarayı seyredebileceğiniz Empire State Building ve üçgen şeklindeki 21 katlı Flatiron Building, 5. Cadde'nin en gözde yapılarından. - Amerika'nın en ünlü müzelerinden Museum of Modern Art - Times Meydanı : Bir New York klasiği ve Broadway yani Tiyatrolar Bölgesi) - 70. katından New York manzarasını seyredebileceğiniz, Dünyaca ünlü Rockefeller Center - SUMMIT One Vanderbilt: New York ' un gözlem kulesi - Amerika'nın en ünlü gökdelenlerinden Chrysler Building - Grand Central Terminal: New York'un kocaman tren garı - Amerika'nın en büyük alışveriş merkezi Macy's Herald Square - One Direction veya Justin Bieber'ın konserlerinin de olduğu Dünyaca ünlü Madison Square Garden - Washington Square Park ve zafer takı - İtalyan rüzgarının estiği küçük dar sokaklara sahip Little Italy - 9/11 Memorial: 11 Eylül terör saldırısında ölenlerin anısına inşa edilen anıt - The South Street Seaport: Kuzey Cadde Limanı'nda, kültürel etkinliklerin, tasarım mağazalarının, bar, kafe ve restoranlar yer alıyor. - Wall Street: Takım elbiseli borsacılarla dolu Wall Street caddesinden sadece yürüyüp geçin shshs. - Battery Park: Table Green Cafe adındaki küçük kafesi ile bütün kalabalıktan uzakta hissi verecek olan yeşiller içindeki Battery Park'tan Özgürlük Anıtı'nın bulunduğu Ellis Adası'na geçebilirsiniz. - The Statue of Liberty & Ellis Island: Amerika'nın simgesi olan Ellis Adası'ndaki Özgürlük Anıtı - The Williamsburg: New York'un gün geçtikçe popülerleşen bölgelerinden olan Williamsburg, müzik performansları, gece hayatı, kafe ve eğlence yerleri ile özellikle New Yorkluların ilgisini üstünde topluyor.. Deniz kenarındaki çimenlik alanında yani The Williamsburg Waterfront'ta ise elinize sandviçinizi alıp biraz Manhattan'ı izleyebilirsiniz - Brooklyn Flea: Lafayette Caddesi üzerinde yer alan bir diğer bit pazarı olan Brooklyn Bit Pazarı, aynı zamanda New York'un en ünlü bit pazarı - Roosevelt Island: New York'un Doğu Nehri'nin üstünde yer alan, küçük adaya, teleferik ile gidebilirsiniz. - Staten Island: Tekne ile ulaşımın sağlandığı Staten Adasında; ünlü dondurmacı Ralph's Famous Italian Ices dükkanınından bir dondurma kapıp, Wadsworth Kalesi 'ni gezebilir ve South Beach plajınından denize girebilirsiniz.. - High Line: 1.45 mil uzunluğundaki 1980 lerde terkedilen eski tren viyadüğü 21. Yüzyılda yürüyüş parkuru olarak kullanılmaya başlandı. Manhattan Chelsea ve Hudson nehrinin panoramik manzarası eşliğimde İlk defa gidiyorum neden bu kadar çok yer görüyorum demeyin. Bu elenmiş ve süzgeçten geçirilmiş hali kıpss.. - http://www1. nyc. gov - http://www. nycgo. com/"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/october-fest-hakkinda-bilgiler", "text": "Oktoberfest her sene Eylül ayının 3. haftasıdan Ekim ayının ilk haftasına kadar 16 gün süren ve Almanya'nın Münih kentinde düzenlenen, dünyanın en bilinen festivallerinden biri. 12 Eylül 1810 yılında Kral 1. Ludwig ve Prenses Therese'nın evlilikleri nedeniyle tüm vatandaşların eğlenmek üzere davet edilmesi ile başlamış ve o zamandan beri de süregelen gelenekselleşmiş bir etkinlik. Festivalin düzenlendiği yer Theresienwiese, Münih. Şehirden toplu taşıma ile ulaşım oldukça kolay. Doğrudan Theresienwiese durağında inebileceğiniz metrolar oldukça yoğun. Bu sebeple resmi websitesinde yer alan alternatif ulaşımları da değerlendirebilirsiniz. Konaklama için festival alanına yakın yerleri tercih ederseniz ulaşım derdi olmadan rahat hareket edebilirsiniz. Marc München bunun için iyi bir alternatif olabilir. Diğer bir seçenek ise Sofitel Munich Bayerpost ya da Westin Grand Munich. Festival alanına giriş ücretsiz. Alanda gezinebilir, yemek yiyebilir, aktivitelere katılabilir ve yer varsa bira çadırlarına girebilirsiniz. Bazı büyük çadırlar oldukça dolu ve boş yer bulmak imkansız. Daha önceden rezervasyon yaptırmak avantajlı gibi görünse de belki yer bulma konusunu şansa bırakabilirsiniz zira festival alanına girdikten sonra büyük bir çadırda oturmasanız bile atmosfer her alandan hissedilir vaziyette. Genellikle öğleden sonra yer bulmak daha zor olacağı için erken saatte Oktoberfest'e katılacağınız bir plan yaparsanız yer bulma şansınız daha fazla olacaktır. Alanda 10-15 civarı bira çadırı mevcut. En meşhur çadır Schottenhamel çünkü burada büyük fırçalar mevcut. En büyük çadır ise 11000 oturma kapasitesi ile Hofbrau-Festhalle. Lowenbrau çadırı en canlı, Hippodrome ise en genç popülasyona sahip çadır. Teker teker gezip hoşunuza gidende zaman geçirebilirsiniz. Eğer kendinizi garantiye alarak oturacak yerinizi gitmeden ayırtmak istiyorsanız 4-5 ay öncesinden biletlerinizi almanız gerekiyor. Bilet fiyatları şu an kur nedeniyle fazla ki zaten artık yazılarımıza fiyat eklemek istemiyoruz çünkü artık her ay blog güncellemesi yapmamız gerekiyor. Ama şu kadarını söyleyelim sıra beklemeden ve daha önceden rezerve edilmiş masalarda tercümanlık hizmeti, içki ya da hem içki hem de yemek dahil seçenekleri ile 3-4 saatlik bir bilet almak mümkün. Rezervasyon için buraya tıklayabilirsiniz. Oktoberfest'e gitmişken ortama uygun giyinmek isterseniz geleneksel Bavarya kostümlerini bulabileceğiniz onlarca dükkan göreceksiniz. Kadınların giydiği geleneksel kıyafete dirndl, erkeklerinkine de lederhosen deniyor. Oktoberfestin ilk Cumartesi günü çadırlar sabah saat 9 da açılıyor, bira hariç tüm alkolsüz içecekler saat 10'dan sonra servis ediliyor. Öğlen 12 itibariyle de artık festival başlıyor. - Pazartesi-, Cuma arası çadırlar sabah 10'dan akşam 11:30'a kadar açık. - Cumartesi, Pazar ve tatil günlerinde sabah 9'dan akşam 11:30'a kadar bira servisi var. - Büyük çadırlarda son bira akşam 10:30'da, küçük çadırlarda ise 11'de. Bu saatte müzik de kesiliyor."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/odessa-dan-kirisnev-e-nasil-gidilir", "text": "Öncelikle biz Odessa' da uygun fiyatlı araç kiraladık. Aslında Odessa içinde gezmek için değil tabii ki sadece Kişinev' e geçebilmek için. Zamandan tasarruf ederiz, rahat rahat gezeriz dedik. Ama dikkat edip de \"Aman bir şey olmaz buralarda!\" diyerek kiralama sözleşmesinde yazan ekstra maddeyi görmezden geldik. Bu maddede açıkca eğer başka bir ülkeye geçecekseniz sigorta yaptırmanız lazım diyordu. Biz yaptırmamayı seçmiştik çok zekice bir karar vererek. Sonra sınır kapısına gelince bizi geri çevirdiler. Geldiğimiz yönün tersinde yer alan bir büroda 1 haftalık araç sigortası yaptırdık. Dedik ki hadi neyse zaten bile bile lades. Yine tıpış tıpış sınır kapısına geldik. Biz ne bilelim bir de kiralama firması ile görüşmemiz gerektiğini. Meğer bizim daha araç kiralarken planımızı söylememiz gerekiyormuş. Neticede yabancı bir ülkedeyiz, sap gibi sınır kapısında güvenlik görevlilerine derdimizi anlatmaya çalışıyoruz, telefondan kiralama firmasına ulaşamıyoruz ve gelen geçen bize bakıyor. Avrupa'da artık sınır kavramı olmadığı için daha önce böyle bir şey tecrübelememiştik tabiii. Sonuç! Arabayı geçiremiyoruz. İki seçeneğimiz var. Birincisi arabamızı da alıp tıpış tıpış geri döneceğiz ve kalan günlerde Odessa'da zaten gezip görmediğimiz bir yer kalmadığı için boş boş takılacağız. Ya da diğer seçenek; Aracımızı sınırda park edip oradan geçen bir otobüs ile yolumuza devam edip Kişinev' e gideceğiz. Tabii ki buraya kadar gelmişken kim geri döner? Biz de ikinci seçenekten yana kullandık hakkımızı ama aklımız arabada. Kiralık bir aracı sınırda bırakıp iki gün sonra döndüğümüzde ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz tabii. Bir taraftan gidelim diyoruz bir taraftan ama? ile başlayan sorular. Özetle gözümüzü kararttık arkadaşlar ve arabayı oracıkta uygun bir köşeye istifleyip yürüyerek sınıra geldik. Şansımıza minibüsten bozma külüstür bir otobüs denk geldi ve bindik! Nasıl bir yolculuk anlatılmaz yaşanır. O nasıl bir şoför, o nasıl bir araç! Yollar roller coaster gibi, şoförümüz de maşallah rally pilotu. Otogarda herkes buyrun gelin gibi hareketler yaparak bize çeşitli araçları işaret ediyor, ortalık ana baba günü. Bizi bir korku, bir güvensizlik sardı tabii. Buna hazırlıklı değildik ki. Kalacağımız otelin konumuna bakıp yürümeye karar verdik. Yine saçma bir karardı zira resmen E5 ya da hatta TEM otoyolu yanındaki refüjlerde yürüdüğümüzü hayal edin. Sonunda kalacağımız yere gelince derin bir ohh. İlk izlenimine göre oldukça modern ve hoş bir yermiş dedik ve rahatladık. Yurt dışında bir yer bulmanın kolaylığını seviyoruz. Kişinev'de bile harita hop konuma getiriyor. Hemen kiraladığımız daireye yerleşip biraz sakinleştikten sonra tabii ki şehir turuna başladık. Bizim gördüğümüz diğer yerlere kıyasla çok da gidilmesi gerekir bir şehir değildi Kişinev. Gezilecek yerler var tabii ki, caddeleri geniş, yemekler lezzetli ve hesaplı, isteyene eğlencesi de bol.. Ama normal bir pub bulmak bir hayli zor. Genelde kumarhane ve pavyon tarzında gece klüpleri var ki biz zaten tercih etmeyenlerdeniz.. Kaldığımız sokak başında bir bar bulup biraz takıldıktan sonra eve dönmeyi tercih ettik. Detaylı Kişinev Gezi Rehberini yazdık tabii buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Bu arada Odessa için de gezi rehberimize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.. Odessa- Chisinau arası otobüs ile 4-6 saat arasında sürüyor. Haftanın her günü birkaç sefer düzenlendiği gibi gece seyahatleri de mevcut; saatleri aşağıdaki siteden bulabilirsiniz. Haftada bir gün Odessa- Kişinev arasında tren seferleri de var diye okumuştuk ama araştırma yaptığımız sırada tren seferlerinin durduğunu gördük. Siz seyahatinizden önce yine bir araştırma yapın deriz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/online-muze-sergi-ve-tarihi-mekanlar", "text": "Evden Çıkmadan Gezebileceğiniz Müzeler: Online Arşiv ve 360 Derece Turlar ile sanat ayağınıza geldi! Aşağıda yer alan müzeleri online olarak gezebiliyorsunuz. Bazı müzelerde online arşivlere erişebiliyorsunuz. Tarihi eserlerin üzerine tıklayarak bilgi alabilirsiniz ya da bazı sergi ve eserleri ücretsiz gezebilirsiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/pamukkale-travertenleri-hakkinda-guncel-bilgi-2022", "text": "Denizli denince akla ilk gelen şey Pamukkale. Su ve inancın kenti Hierapolis antik kenti, 1988 yılında hem kültürel, hem doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Nekropol alanları ile Güneybatı Anadolu'nun en büyük nekropolüdür. Pamukkale Travertenleri tarihi hakkında kısa bilgi ve öz verecek olursak.. Öncelikle Pamukkale travertenleri Hierapolis Antik Kenti içinde yer alır. Ve bu antik kent İ. Ö. 2 yy'da Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından kurulmuş. Kentin adının ise Bergama'nın efsane kralı Telephos'un darısı Hiera'dan geldiği biliniyor. Hierapolis Antik Kenti'nde günümüz kalan yapılar İ. S. 60 yıllarındaki büyük depremden sonra Roma kenti olarak inşa edilmiş ve eski Helenistik özelliğini yitirmiştir. İ. S. 80 yıllarında Hz. İsa'nın havarilerinden olan Aziz Philip'in burada öldürülmesiyle İ. S. 4. yüzyılda Hristiyanlık merkezi olmuş. Bizans zamanında Aziz Philip adına sekizgen kilise inşaa edilir ve kent Metropolis ünvanını alır. Deprem bölgesinde yer almasından dolayı tarih boyunca çeşitli hasarlar gören kent, İ. S. 7. yüzyıldaki depremle büyük ölçüde yıkılmıştır ve 12. yüzyılda kasabaya dönüşmüştür. İ. S. 13. yüzyılda ise Selçuklu hakimiyetine geçen Hierapolis 14. yüzyıldaki depremde tamamen terkedilmiş. Pamukkale Travertenleri'ne aslında rengini veren içindeki termal sulardaki mineraller. Minarelli su aktığı yerleri beyaza boyuyor. Termal sular ise yüzeyde oksijenle temas edince, sudaki bazı mineraller uçuyormuş ve geriye kalsiyum karbonat kalıyormuş. Kalsiyum karbonat da zaman içinde dibe çöküp, sertleşip travertenleri oluşuyor. 17 adet sıcak su kaynağı bulunuyor yani 17 havuz var ve bunların sıcaklığı en az 33 derece. Su kaynakları ise yerin 320 metre altındaymış.. Pamukkale Travertenleri aslında ören yerinde bulunuyor. Buraya Hierapolis Antik Kenti deniyor. Bu antik kentte: Travertenler, tiyatro, antik havuz, arkeoloji müzesi, hamam kompleksi, 3 kapı, mezarlıklar, Roma kapısı bulunuyor. Antik Havuz tarihi Roma Dönemi'ne dayanıyor. MS. 7. yüzyılda depremde yerle bir olan antik şehirde bir çukur açılmış ve termal sular buraya dolup antik havuzu böylece oluşturmuş.. Şifalı su merkezi olarak anılması ise dolaşım hastalıklarına, cilt rahatsızlıklarına bu suyun iyi geldiğinin düşünülmesi. O kadar meşhurmuş ki Mısır kraliçesi Kleopatra müdavimiymiş.. Antik Havuz'un suyu her daim 36 derece civarında! Pazartesi hariç haftanın her günü açık. Müzekart varsa ücretsiz, yoksa gişeden 60 TL' ye Müzekart satın alıp girebilirsiniz (daha sonra kartı farklı müze ve ören yerlerinde de 1 sene boyunca kullanabiliyorsunuz) ya da almazsanız 200 TL giriş ücreti. Kleopatra Havuzu için ekstra ücret ödeniyor. İçeride turlar düzenleniyor. Golf araçlarıyla tüm alanı gezebiliyorsunuz. 740 TL 1 saati. Antik Havuza girmek için ekstra ücret ödeniyor. Müzekartla 60 TL, Müzekart yoksa 140 TL. Yaz ve kış ayları haricinde gidilebilir. Neden derseniz yazın gölge yok, kışın da çok soğuk oluyormuş. Biz Temmuz ayında nasibini alanlardanız. Ama derseniz ki gitmişken travertenlerde suda zaman geçireyim yazın da olur tabii.. Travertenler merkeze 18 km mesafede. Denizli Havalimanından taksi ya da otogardan Pamukkale minibüsleri var. Denizli şehir merkezinden 30 dakikada bir minibüs kalkıyor. NOT: Travertenlere ayakkabıyla girmek yasak. Giderken mayonunuz götürmeyi unutmayın, havuzlara girilebiliyor."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/paris-aktarmali-sadece-1-geceniz-varsa", "text": "Şimdi yazı başlığına bakıp da \"Neden Paris'te sadece 1 gece geçirelim ki!\" dediğinizi duyar gibiyiz. Tabii ki Paris'e bir gece yetmez, gitmişken şöyle en az 3-4 gün kalmalısınız 🙂 Dolayısıyla, biz de Paris' te birkaç gün kalacaklar için ayrıca Paris Ekonomik Gezi Rehberi yazdık, yayınladık. Okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yazımızı ise, bizim gibi, ekonomik seyahat etme, ya da tabiri yerindeyse bir taşta en az iki kuş vurma niyetiyle bağlantılı uçuş süresi maksimumda olan bir uçuş tercih ederek, havaalanından çıkma ve şehirde gezme sevdalıları için yazıyoruz. Ki biz bunu her fırsatta yaparız 🙂 Mesela St. Petersburg'a Kiev'de 12 saat aktarmalı bir uçuşla, Amsterdam'a Paris'te 9 saat aktarması olan bir uçuşla, Hong Kong'a Dubai'de 7 saat aktarması olan bir uçuşla gittik. Son olarak da Fas'a gitmek için, yine Paris'te 12 saat aktarması olan bir uçuşu seçtik. Uçak biletini ilk aldığımızda aktarma sabah 9'dan akşam 9'a kadardı. Ancak son anda gelen e-maille uçuşun değiştiği ve aktarmanın akşam 9'dan sabah 9'a olacak şekilde revize olduğu bilgisi verildi. Yıkılmadık ama çok üzüldük. Paris Charles de Gaulle havaalanından şehir merkezine tren ya da otobüslerle gidebilirsiniz. Otobüsler ucuz ama yolculuk daha uzun sürüyor. Bu yüzden önerimiz tren. Zaten zamanla yarışmaya başladınız bile, o yüzden biletinize birkaç euro daha fazladan vermek çok da mühim değil. Trenlerden bazıları neredeyse dilenci vapuru kıvamında her durakta duruyor. Bu yüzden express trenleri tercih edebilirsiniz. Trenden kastımız RER B ve inmek için önereceğimiz durak ise St. Michel. Paris yürüyüş rotası önerimiz için buraya tıklayabilirsiniz. St. Michel'de trenden indikten sonra bizim İstiklal Caddesi gibi çok kalabalık bir meydana geliyorsunuz. Çıkış için Fontaine St. Michel tabelasını takip edebilirsiniz. Fontaine çeşme demek. Zaten metro katından yer yüzüne çıktığınızda bahsettiğimiz kocaman çeşmeyi de göreceksiniz. Bu bölge tam bir buluşma noktası. Etrafta bir sürü restoran ya da cafe mevcut. İlk iş karnınızı bir krep ile doyurmanızı öneriyoruz. Fransız tuzlu krepleri gerçekten bizim en sevdiklerimizden. St. Michel'de karnınızı doyurduktan sonra istikamet tabii ki Eiffel kulesi. Ama önce hızlıca Notre Dame'a uğrayabilirsiniz. Hemen 5 dakikalık mesafede görülmezse olmazlardan bir yapı ne de olsa. Şimdi bundan sonra hem saatin hem de hava durumunun çok önemi var. Koşullar uygunsa yürüyebilirsiniz yok uymaz ise metroya binebilirsiniz. Metro gece yarısına kadar açık. Sonrasında gece otobüsleri var ve aslında otobüsler de oldukça kullanışlı ve pratik. Seine nehri boyunca Eiffel kulesine doğru yürümek en az bir saatinizi alacak. Fotoğraf molaları ve yürüme hızınıza bağlı olarak bu süre uzayabilir ama kısalmaz. Yol üzerinde Sainte Chapelle, Pont Neuf, kilitleri ile meşhur Pont des Arts, hemen köprünün sonunda Musee du Louvre, Jardin des Tuileries, sonra Eiffel kulesini en güzel fotoğraflayabileceğiniz yer olan Trocadero, ünlü Arc de Triomphe ve ters istikamete doğru Champs Elyses caddesi üzerinden Place Vendome, Palais Royale gibi önemli turistik noktaları göreceksiniz. Müzelere muhtemelen girmezsiniz zira bir müzede en az 2-3 saat kaybedecek zamanınız yok, hatırlatalım 🙂 Seine nehrinin diğer kıyısından geldiğiniz istikamete doğru yürüyerek, gündüzleri aşırı kalabalık olan Chatelet ve eşcinsel bölgesi olarak bilinen Les Marais bölgesine ulaştığınızda artık neredeyse Paris' i bitirmiş olacaksınız. Bu noktada havaalanına geri dönmek için yine saate bağlı olarak ya St. Michel'den trene binebilir, ya da eğer artık metro ve tren bittiyse Gare de L'est'e yürüyerek şehir otobüslerini kullanabilirsiniz. Gece otobüsler gündüz seferlerine göre daha hızlı ve az duraklamalı. O yüzden içiniz rahat olsun. Uçuş saatinizden 2 saat önce havaalanında olmanız gerektiğini ve bunun üzerine 1 saatin de yolda geçeceğini düşünerek, en az 3 saat önceden yola koyulmuş olmanız gerekiyor. Gare de L'Est'den havaalanına giden gece otobüsleri hemen garın ana giriş kapısının önündeki otobüs durağından hareket ediyor. Otobüs numaraları N140 & N143. Cevap: Evet çıkabilirsiniz. Bunun için uçaktan indikten sonra transit tabelalarını değil \"Exit\" yani çıkış tabelalarını takip etmeniz gerekli. Havaalanından çıkmak için pasaport kontrolüne girip, sonra valiz almadan çıkış kapısına doğru devam etmelisiniz. Bu tarz uzun aktarmalarda hafif ve pratik bir el ya da sırt çantası ile seyahat etmeniz ve valizi uçağa vermeniz en mantıklısı. Valiziniz direkt sizin hedefinize doğru yol alırken, siz de aktarma yaptığınız şehirde rahatça hafif bir gezinti yapabileceksiniz. Havaalanından çıkarken olur da pasaport gişesindeki memurlar \"Hayırdır sen nereye?\" derse, siz de \" Benim bir sonraki uçuşum şu saatte, kısa bir gezinti yapmak istiyorum.\" diye cevap verebilirsiniz. \"Hayır çıkamazsın!\" deme riskleri var, ama sempatik ve şapşal bir turist gibi görünürseniz, bütün kapılar açılacaktır. Yani biz çıkamazsın diyen bir memurla henüz karşılaşmadık. Havaalanına geri geldiğinizde mecbur sanki ilk uçuşunuzmuş gibi pasaport kontrolüne girmeli, sonra da uçuş kapısına devam etmelisiniz. Yani \"Ben zaten içerdeydim, bu pasaport sırasını beklemeden direkt kapıya gitsem olmaz mı?\" gibi bir durum söz konusu olmuyor malesef. O şansı bir defa teptiniz, direkt transit rotasını takip edip, kapınızın önünde oturmak yerine bir kere hava alanı sınırlarından çıktınız. O zaman o kuyruğa katlanacaksınız. O kemeri, cep telefonunu falan çıkartıp xrayden yeniden geçeceksiniz. Havaalanında zaman geçirmek ise ayrı bir dert. Gündüz gözüyle bütün mağazaların açık olduğu bir saatte havaalanındaysanız ne ala, ancak özellikle gece aktarmalarında mağazalar ve restoranlar kapanıyor. Bu yüzden de zaman geçmek bilmiyor. Yanınıza kesinlikle yiyecek, içecek birşey alın. Bu şekilde olur da otomatlar bozulursa aç kalma riskinizi azaltmış olursunuz. Şarj aletlerinizi kesinlikle valizinize değil sırt çantanıza koyun. Telefon ya da tabletlerinizi şarj edin, açın kitabınızı okuyun ve sakin sakin bekleyin. Bu arada hafif bir makyaj çantası hazırlayın. İçine en azından, diş fırçası ve macunu, göz altı kapatıcısı, roll on veya deodorant, tarak, ayna, lens kullanıyorsanız lens kabı, krem ve dudak koruyucusu koyun. Havaalanlarında çok kuru bir hava olduğu için cildinizi olabildiğince nemlendirmelisiniz. Yanınıza boş bir su şişesi alabilir, havaalanından çıkmadan doldurabilirsiniz. Biraz garip tadı var ama çeşme suyu içebiliyorsunuz. Hala aklınıza takılan ya da merak ettiğiniz bir konu varsa, çekinmeyin bize yazın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/paris-civarinda-gorulmesi-gereken-yerler", "text": "Bizi takip ettiğinizi ve dolayısıyla bizi taktir ettiğinizi düşünerek gezmeye doyamadığınızı düşünüyoruz... Kimse bebeği bir köşeye atamaz! . Paris'in görülmesi gereken civar köylerini, haritadan bakarak yerlerini görebilirsiniz. AUVERS-SUR-OİSE: Gare du Nord'tan H trenine binip, Gare de Persan Beaumont'da inip, sonra buradan Gare d'Auvers-sur- Oise'e bineceksiniz. Ve Vincent van Gogh'un köyündesiniz. Şehir mezarlığında kardeşi Theo ile yan yana yatan ünlü ressam Van Gogh'un, dünyaya gözlerini yumduğu köy aynı zamanda hayatının en üretken zamanlarını da geçirdiği yer... Aslında Van Gogh, bu köyde hayatının son 2 ayını geçirmiş ve belki de çoğumuzun bilmediği bir gerçek, trajik biçimde bir hostelde ölmüştür. CHANTİLLY: Fransa'nın Oise Bölgesi'nde Picardy'ye bağlı olan Chantilly, Paris'in 50 km kuzeyinde küçük ama kesinlikle görülmesi gerken bir köy. Paris'e sadece 25 dakika uzaklıkta! Paris Gare du Nord'tan direkt tren seferi var. Tabii köy kelimesi Türkçe'de durduğu gibi durmuyor bu köy için. Parklar, şato ve hipodrom ile resmen küçük bir şehir Chantilly! Harika yürüyüş parkurlarında Paris gibi kalabalık bir şehre ne kadar yakın olduğunuzu unutacaksınız. Öyle ki, Avrupa'nın en gösterişli ve en iyi yürüyüş yollarından birisi seçilmiş. Dünyaca ünlü şatolardan Chantilly Şatosu ile anılsa da, tüm Dünya Chantilly'i başka bir ünü ile tanıyor: Kremşanti! Evet yine Fransızca'dan Türkçe'ye kazandırdığımız kremşanti kelimesinin orjinali Chantilly ve pastaların efendisi kremşanti Chantilly' Şatosu'nun baş şefi tarafından 17. yüzyılda bulunmuş! Ve bir ilk daha: Chantilly danteli de Chantilly de bulunmuş! Şatonun içinde, Fransa' nın en büyük ikinci sanat koleksiyonu olan Musee Conde yer alıyor. . Harika bahçe dizaynı ile Jean- Louis Aubert Aerial, Beyaz Kraliçe Şatosu, Auberge du Jeu de Paume' dan Chantilly Şatosu'nu setretmek tam anlamıyla sizi masalsı bir yolculuğa çıkartacak.. Chantilly Şatosu'nun kütüphanesi de şatonun kendisi gibi efsane. Bu kütüphaneye özel el yazısı koleksiyonu var. Krallara layık oda tanımı bu şatodan çıkmış olmalı. Ayrıca Chantilly, Fransa'nın at merkezi olarak da bilinir. Eğer şanslıysanız, hipodramda at yarışı seyredebilirsiniz. Rue Connetable Caddesi 61 numaradaki Le Goutillon adındaki kafe ise tam anlamıyla filmlerden fırlamış klasik bir Fransız kafesi. MEAUX: Paris Gare de l'Est tren garından P tren hattına binip, 40 dakika sonra Meaux'tasınız. Yemek tutkunları için cennet mekan! Kendi peynir markası meşhur Fransız peyniri Brie, Meaux Brie buraya ait. Ayrıca Meaux hardalı da burada doğmuş... Meaux sürprizlerle dolu; Roma kalıntılarının olduğu alan, katedral ve Dünya' nın en büyük 2. Dünya Savaşı müzelerinden birisi burada yer alıyor. RAMBOUİLLET: Fransa'nın Yvelines Bölgesi'nde yer alan Ramboillet, Paris'in 44 km güneybatısında yer alıyor. Paris Montparnasse tren garından, Chartres'e giden trenlere binip, 35 dakika sonra Rambouillet' desiniz. - Chateau de Rambouillet, 1783 yılında Louis XVI tarafından alınan şato, Marie-Antoinette' in odasında Rococo tarzı ve Napolyon' un kullandığı oadalarda Neo-Pompey tarzı iç dizayna sahip. 6 ada, Fransız bahçeleri ve kanallar ile çevrili şato, Fransız Cumhurbaşkanlığı ofisi olarak kullanılıyor. Fransız Cumhurbaşkanı'na ait Salı günleri haricinde şato ziyarete açık.. Diğer ülkelerin başkanları, burada ağırlanıyor... Şatoyu ve çevresini gezmek 8.50 Euro Eski Roma duvarları, gece ışık şovları, İngiltere ile olan geçmişine dayanan çay sefası, her sene Temmuz ayında düzenlenen araba yarışları... Sıkı durun! Ünlü İngiliz Kralı, Kıbrıs, Normandy, Gascony ve Aquitaine, Poitiers Lordu, Anjou, Maine, Nantes ve Brittanya'nın lordluğunu aynı dönemlerde yapmış, aslan yürekli Richard olarak da bilinen I. Richard'ın mezarı da bu köyde! - Şan Duvarı : Eski Roma duvarları, Roma ve İstanbul' daki hisar duvarlarından sonra en büyüğü. Plantagenet Eski Şehri'nin etrafında yer alan bu duvar, güzel bir şekilde muhafaza ve restore edilmiş.. Orta Çağ'a ait, 14. yüzyıldan kalma mavi, kırmızı, yeşil ve lavanta renkli keresteden evler, Arkeoloji Müzesi ve Musee de Tesse, Mısır mezarlığı görünümünde güzel sanatlar müzesi - Saint Julien Katedrali : Sarthe Nehri'nin kıyısında, 12 çivili kuleden oluşan Saint Julien Katedrali, 1000 yıllık geçimişi ile Fransa' nın önemli dini merkezleri arasında yer alıyor. Görkemli katedrelin özelliği ise, İngiltere Kralı II. Henry burada vaftiz olmuş, I. Richard'ın karısı Berengaria'nın mezarı da burada yer alıyor. 13. yüzyıla ait mimari özelliklerden vitray camlar ve 14. yüzyılda restore edilen freskler mimari açıdan St. Julien Katedrali'nin önemini katlıyor. FONTAİNEBLEAU: Paris'in güneydoğusunda yer alan Fontainebleau, Paris'e 50 dakika uzaklığında. Paris'teki Gare de Lyon tren garından tren binip, Fontainebleau' de trenden ineceksiniz. Gitmesi o kadar kolay. 12. yüzyılda bir şapeli olan ve avlanmak için konaklama yeri olarak kullanılan şatoda, Fransa'nın en ünlü şatolarından... Sandal kiralayarak gölde sefanızı sürebilir, ormanda gezinebilir ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız. CHARTRES: Ünlü Notre-Dame Katedrali ile adı anılan Chartres, Paris'in 96 km güneybatısında yer alıyor. Paris-Gare-Montparnasse'tan 1 saat 15 dakikada Chartres'a direkt tren ile gidebilirsiniz. Ama bu trenler sık geçmediği için çok dolu oluyor. Ama Paris-Gare-Montparnasse'tan Rambouillet'ye giden trenlere, Chartres'dan geçiyor. 1220 yılında tamamlanan Gotik kilise, UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alıyor. iki çan kulesi olan katedralin, mavi vitray camları, Chartres'ın yakınındaki Centre International du Vitrail atölyesinde yapılmış. Önerimiz: Chartres'a imkanınız var ise, akşam saat 10:15 ten sonra gidin. Ve katedralin önündeki Çakıl Meydanı ' ndan kadrele yansıtılan ışık oyunlarını seyredin. La Maison Picassiette, 2. Dünya Savaşı'nda Fransız direnişi sırasında önemli rol oynayan lider Jean Moulin'in Heykeli, tahta oymacılığı örneklerinden Salmon Evi Chartres görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Zaten küçük bir yerleşim yeri olduğu için de aslında Chartres'ta görecekleriniz neredeyse bu kadar.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/paris-gece-hayati-kabare-disko-salsa", "text": "Paris'in bir diğer simgesi tabii ki Kabareler.. - Le Moulin Rouge: Akla ilk gelen isim de Le Moulin Rouge yani Kırmızı Değirmen! Oldukça turistik olduğu için rezervasyon yaptırmadan gitmeyin. Adres: 82 Boulevard de Clichy, 75018 - Le Lido: 1946 yılında kurulan mekanda, akşam yemeği ve şov 170 'dan başlıyor, sadece şov izlerseniz bir kadeh şampanya ikramı ile 85 'ya mal oluyor. Pahalı demiştik ama.. Adres: 116 Bis, Avenue des Champs Elysees, Paris 8th. Metro: George V (line 1) - Le Folies Bergeres: 1886 yılında Edouard Marchand tamamen yeni bir kavram ortaya çıkarır: \"Müzikhol\" Kadınların ışıklar altında şov yaptığı bu müzikhol'de Dalida, Charlie Chaplin gibi isimler de performans sergilemiştir.. Günümüzde fiyatlar performansa göre değişiyor.. Adres: 32, Rue Richer, Paris 9eme. Metro : Cadet (line 7) - Chez Michou, Le Paradis Latin, Le Crazy Horse ise diğer popüler kabare mekanları.. - Latincorner: Latin Quarter'da yer alan sadece kadınların girebildiği, rezervasyonsuz neredeyse girmenin imkansız olduğu, içkilerinin başarısız ama yarı çıplak garsonlarının çok başarılı olduğu bar sdsdhshds. Happy hour'da kokteyller 6 civarinda... Tavsiye edilir, denemekte fayda var... - Le Duplex: Adres: Sabah 6'ya kadar eğlenceye doyabileceğiniz lüks gece klübü, Arc de Triomphe'nin dibinde yer alıyor.. Adres: 2 Bis Avenue Foch 75116 - Six Seven (le 67): Champs-Elysees'ye paralel sokakta yer alan Six Seven, tercih edebileceğiniz bir diğer diskotek.. Adres: 63 Av. des Champs-Elysees, 75008 - Plaza Madeleine: Madeleine'de yer alan gece klübü, farklı günlerde farklı konseptlere sahip.. Adres: 8 Boulevard de la Madeleine, 75009 - Vip Room: Adı gibi VIP! Ötesi yok! Adres: 188 Bis, Rue de Rivoli 75001 - Queen: DJ performanslar, farklı konseptler.. Adres: 22 Rue Quentin Bauchard 75008 - Le Club 79: Adres: 22 Rue Quentin-Bauchart, 75008 - Diğerleri ise; Le Bizen, Showcase, Rex Club, Le Mix Club, Buddha Bar, Le Cab Club, Le Baron UNUTMAYIN: Paris'te gece klüplerinde genellikle dress code vardır. - La Pena: St. Germain'de yer alan latino bar açılalı on seneden fazla oluyor. Harika salsa müziği tercihleriyle küçük, otantik, samimi, tipik St Germain mahzeni.. Latin Amerikalı expatların uğrak yeri. - Barrio Latino: Bastille'de yer alan her Pazartesi Küba Salsa gecesi düzenlenen ferah latino bar aynı zamanda restoran ve dans pistine sahip. Ayrıca Roberto El Cubano'dan salsa dersi de alınabilir."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/paris-seyahati-tuyolari-paris-hakkinda-mutlaka-bilmeniz-gerekenler", "text": "PARİS hakkında eski Parisliler'den tüyolar! Paris biletleri ucuzladı mı nedir bir süredir Paris fotoğraflarını görüp iç çekiyoruz. Bilet fiyatlarına bakınca da hiç de ucuz gelmedi bize. Belki de ekonomik gezi rehberi oluşumuzdandır bilemedik.. 4-Metro kalabalıksa inip bi otobüse atlayın. Hem hop-on hop-off gibi yararlanırsınız. Çünkü yolunuzun üstüne muhakkat bi görülmesi gereken eser çıkacak.. Paris açık hava müzesi gibidir unutma.. 6-Seine kenarında piknik yapmak ayrı bi keyiftir ama bir de Canal St. Martin'ı deneyin. 7-2004 yapımı \"Before Sunset\" filminin ve serisinin bizim gibi hayranıysanız mutlaka \"Shakespeare and Company\" kitapçısına gidin ve bir kitap alıp üst katında okuyun. İzlemediyseniz gitmeden izlemeyi unutmayın. Konum: Notre Dame Katedrali'nin sol tarafında.. 8-Kafelerde sandalyeler neden yan yanadır da bizdeki gibi karşılıklı değildir bilmiyoruz ama tek başınıza bile olsanız sokağı ve geçenleri seyredebileceğiniz için hiç yalnızlık hissi vermez kafeler o gerçek. Bu yazının devamı gelir. Özet geçelim dedik ama yazdıkça yazasımız geliyor. O yüzden şimdilik stop!"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/paris-te-haftasonu-kacamagi", "text": "Kuzey Normandiya Bölgesinde ve Manş Denizi' nin kıyısında yer alan bu güzel şehirleri ve bütün bilgileri görelim.. Paris' ten haftasonu kaçağı rotası; Rue, Le havre, ikiz kardeşler Trouville ve Deauville. Bonus: Fransa' nın en kuzey şehri Lille dahil olan rotamız için tıklayın. Paris Saint Lazare Garı' ndan tren ile ortalama 2,5 saatte Deauville'e gidebilirsiniz. Dilerseniz, araç kiralayarak da Deauville' e gidebilirsiniz. Unutmayın Fransa' nın köyleri birbirinden güzel, bu tur kesinlikle zamanınızı ayırdığınıza değecek. Deauville' de; L' Essantiel, Plage du Bar du Soleil, Place du Morny'de Le Cafe de Paris ve Breton, Les Quatre Chats veya Le Drakkar bizim tavsiye edeceğimiz restoranlar.. Trouville' de; Charlotte Corday ve Les Mouettes pasteneleini bir deneyin.. Barriere casinosu' ndaki Eskinin Regine's Club, şimdinin Brummel's Club'dır.. Deauville' in de en popüler eğlence mekanı. Deauville'in sahilinde yer alan, bungolovlar aslında senelik kiralanıyor, ama şansınız var ise siz de plajda film afişleriyle süslü bungolov odalarında kalabilirsiniz... Normandie Barriere oteli şehrin en pahalı oteli. Parayı veren düdüğü çalar diyebiliyoruz sadece... Biz Trouville' de ev kiraladık ve yaklaşık 10 kişilik bir grup arkadaş olduğumuz için, villada kişi başı 100 Euro kadar bir ücret ödeyerek kaldık. Trouville sur Mer ile adı anılan Deauville zaman içinde gelişimi ile kendini Trouville' den sıyırıp, adını Dünyaya duyurmuş.. Manş Denizi kıyısındaki ilk durağımız uzun kumsalı, zenginliğin alameti gösterişli evleri, yat kulübü, casinosu, malikaneleri, polo ve at yarışları ve tabii ki olmazsa olmaz geniş golf sahaları ile Deauville seçkin bir tatil lokasyonu. Ayrıca her sene Eylül ayında düzenlenen Deauville Amerikan Sinema Festivali ile de Deauville adını tüm Dünyaya duyuruyor. Deauville ile Trouville arasından sanki Touques Nehri geçmiyor da iki sahil şehirini bıçak gibi kesiyor. Çünkü bu iki şehir birbirinden tamamen farklı bir tarza sahip.. Fransa' nın en eski tatil beldesi olan Deauville daha zengin, daha gösterişli olması 1800 lü yılların ortasında yani Louis-Philippe zamanına dayanıyor. O zamanlarda artistler ve zengin tabaka tarafından keşfedilmiş. Plage a la mode yani meşhur plaj Deauville, Eugene Boudin gibi ünlü ressamlar tarafından resmedilmiş. Sonra,1861 yılında 3. Napoleon' un üvey kardeşi Duc de Mornay ve birçok aristokrat deniz kıyısında lüks villalar almaya başlamış. - Villa Strassburger: Henri de Rothschild Kontu'dan milyarder Ralph Strassburger'e geçen ve oğlunun Deauville' e hediye olarak verdiği, harika mimarisiyle tüm Dünya' nın konuştuğu villa - Mont Canisy: Deniz seviyesinden 110 metre yükseklikte bulunan, 13 hektarlık alanda Canisy Savunma siperlerini göreceksiniz.. - Calouste Gulbenkian park: 24 hektarlık alan, 1973'ten bu yana Deauville'e ait ve Normandiya'nın güzel bahçelerinin en güzel örnekelrinde. - Rue Eugene-Colas: fazla lüks markaların olduğu cadde - Promenade des Planches : Sahil boyunca uzanan yürüyüş yolu. Bu yolun bir tarafında da bar, kafe, lüks oteller, villa ve diskoların, ayrıca yarısı keresteden Normandiya evleri yer alıyor. - Place Morny: Eski balık pazarı - Casino Barriere - Plage de Deauville - Hippodrome de la Touques Deauville ile komşusu Trouville arasından geçen La Touques Nehri'ndeki kanaldan 1 Euro'ya Bac adındaki küçük tekneler ile geçebilirsiniz. Ama 2 km uzaklığındaki bu yolu yürüyerek geçmek çok daha keyifli olacaktır. Zaten kumsal boyunca yürümekten daha güzel ne olabilir ki.. - Grande Plage: Trouville'in adı üstünde 2 km uzunluğundaki kumsalı - Musee Villa Montabello: 1865 yılında inşa edilen malikane, Trouville'in adını yayan ünlü sanatçıların özellikle de Charles Mozin, Eugene Isabey ve afiş sanatçısı Raymond Savignac'in çalışmalarını ve Trouville' in deniz banyosu tarihine ayna tutuyor... Unutmayın, zamanında denize girmek sadece aristokratlara ait aksiyondu. - Trouville-sur-Mer Museum gallery: 1907-2002 yılları arasında yaşayan ve Trouville'i evi olarak gören Raymond Savignac'a adanmış sergi alanı. Sade ve zeki şekilde tasarlanmış reklam afişleri özellikle, Aspro levhası ve Gitanes sigarasının kıvrilmiş dumanı ile \"new Bic ballpoint pen\" reklam afişi Dünya'ya yayılmış. - Corniche Normade: Trouville' in tahta kumsal yolunda gezindikten sonra, Courbet ve Proust'un yaptığı gibi Honfleur şehri ve eski limanına doğru direksiyon sallayın... Yeşilliklerin içinde, Seine Nehri' nin Manş Denizi ile buluştuğu yerdeki harika evleri göreceksiniz... Villerville resort otelinin deniz kenarına yapılmasında önce, Le Havre'ı ve yağ yapım tesislerini denizden görebiliyordunuz... Le Crotoy: Rue'ye 7 km uzaklığındaki upuzun kumsalı olan Somme Koyu 'nda. Le Havre'deki mimari yapı, Fransa'nın diğer şehirlerinde olduğundan çok farklı bir şekilde modern yapıda vesavaş sonrası mimari örneklerini kapsıyor.. Şehrin yeniden imarı o kadar başarılı olmuş ki, Le Havre UNESCO Dünya Mirasları Listesi'ne girmiş.. Şehir gezerken Auguste Perret'nin çalışmalarını anlamak adına özellikle bazı binaları görmek gerekiyor.. 20 yüzyılda yerleşim için özellikle Parislilerin seçimi olan şehir, tatil için de kumsalıyla göz dolduruyor. - Church of Saint Joseph : Savaş sonrası yapılan Roma katolik kilisesi, sekizgen kulesi 100 metre yüksekliğinde. 1951 ile 1958 yılları arasında Le Havre'ın yeniden inşası sırasında yapıldı ve 2. Dünya Savaşı'nda İngilizler tarafından tamamen yok edildi. Auguste Perret'in başladığı çalışma, ölümünden sonra Perret' in okulundan öğrencileri tarafından tamamlandı. Marguerite Hure tarafından yapılan iç dizayn, mozaikten camlardan gelen ışık ile kilisenin içini kesinlikle ziyaret edilmesi gereken yerler listesine taşıyor. - Le Volcan: Le Havre'ın modern şehir sembollerinden bir başkası ise, görüntüsü ile dikkat çeken, Brazilyalı mimar Oscar Niemeyer tarafından 1982 yılında dizayn edilen Volcan adındaki binası. Bassin du Commerce göletine bakan bina, School of Le Corbusier ilham alınarak yapılmış... Andre Malraux' nun kültür evi olarak tasarladığı yapı, Fransa' nın hatta Avrupa'nın en prestijli kültür merkezi... Müzik performansları, tiyatro ve film gösterimi gerçekleşiyor - Andre-Malraux Museum of Modern Art: Betonarme yerine camın kullanıldığı, Le Havre' in bir başka kültürel köşesi. Empresyonist ressamların koleksiyon ile tanılan müzede, fil dişi ile yapılan el yapımı objeler, Fransa' nın Rouen ve Normandi şehirlerinden özel seramikler de yer alıyor. Ayrıca müzeye bağışlanan eserlerden ünlü ressam Monet' nin Water Lilies başta olmak üzere çalışmaları da yer alıyor. Emrresyonalist peyzaj eserlerinden 1824-1898 yılları arasında yaşayan Eugene Bodin'nin, birçok eserinin yanı sıra ünlü \"Deux chevaux a l'ecurie\", \"Dame en blanc sur la plage de Trouville\", \"Paysage au bord de l'eau\", \"Environs de Plougaste\" eserleri ve 1825-1891 yılları arasında yaşayan L. A. Dubourg' un \"La Jetee d'Honfleur\" eseri de müzede. - Belediye Binası Meydanı : Belediye Binası 'nın yanındaki meydanda Auguste Perret tarfından yapılan bir başka bina yer alıyor. Yüksek kulesiolan betomarme binaya çeşmenin ve ağaçların yansımasıyla ilginç görsel şov ortaya çıkıyor. Ayrıca Cathedral Notre-Dame da meydanda yerini alıyor. - St. Joseph's Church, Le Havre, is a Roman Catholic church in Le Havre, France, built between 1951 and 1957/58 as part of the reconstruction of the town of Le Havre, which was entirely destroyed by the British during World War II - Museum of Old Le Havre : Le Havre' ın tarihinin sergilendiği müze - Cathedrale Notre-Dame : Roma katolik kilisesi, 16. yüzyıla uzanan bir geçmişi var. Le Havre' daki en eski yapılardan.. Aslında Parizyen Rivierasında yaptığımız yolculuğumuz burada sona eriyor.. Bonus gezi rotası olarak hazır buralara kadar gelmişken Lille' i de görün dedik ve ekledik. Çünkü biliyoruz ki bizi takip eden siz, gezmeye doyamazsınız diye; Lille' e gitmek için 10 neden yazısını hazırladık. tıklayın efenimm.. - http://www. lonelyplanet. com - http://www. francethisway. com"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/pariste-bedava-muze-ve-sergi-alanlari", "text": "Paris müze, sergi ve kültürel aktiviteler bakımından da bir cennet! Tamam, belki biraz Paris aşığı olabiliriz ama haftanın her günü neredeyse bir sergiye gelmezseniz paranızı iade ediyoruz shshshd.. Dahası Paris'te -birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi- belirli günler müzeler bedava! Paris müze biletine gerek yok! Yani gözüne gözüne sanatı ve kültürü sokuyorlar. Utanmasalar evine gelip kolundan tutup götürecekler. O derece! E vaziyet böyle olunca, biz de biraz hakkını vermiş olabiliriz. İstedik ki siz değerli okuyucularımız da Paris turu esnasında, Paris müze kartına gerek duymadan bu durumlardan yararlansın.. Dikkat etmeniz gereken: Erkenden sıraya girin! Çünkü Fransızlar da bu bedava girişin olduğu günlerde tekrar tekrar müzelere gidiyor. Dahası okullar öğrencileri de aynı günlerde götürebiliyor. - Arc de Triomphe 8th - Conciergerie 1st - Pantheon 5th - Sainte-Chapelle 1st - Tours de Notre-Dame 4th - Maison de Balzac 16th - Maison Bourdelle 15th - Musee Carnavalet Histoire de Paris 3th - Musee Cernuschi 8th - Musee Cognacq-Jay 3rd - Memorial du Marechal Leclerc de Hauteclocque et de la Liberation de Paris Musee Jean Moulin 15th - Petit Palais, Musee des Beaux Arts de la Ville de Paris 8th - Maison de Victor Hugo 4th - Musee de la Vie Romantique 9th - Musee Zadkine 6th - Musee national Jean-Jacques Henner 17th - Musee national d'art moderne Centre Pompidou 4th - Musee du Louvre 1st - Musee d'Orsay 7th - Musee national Picasso 3rd - Musee du Quai Branly 7th - Musee Rodin 7th - Musee de l'Assistance Publique Hopitaux de Paris 5th - Musee national des Arts asiatiques Guimet 16th - Musee de la Chasse et de la Nature 3th - Musee national Eugene Delacroix 6th - Musee Gustave Moreau 9th - Musee national Ernest Hebert 6th - Musee national Jean-Jacques Henner 17th - Musee national du Moyen Age Thermes de Cluny 5th - Musee national de l'Orangerie 1st - Cite de l'Architecture et du Patrimoine 16th - Cite nationale de l'histoire de l'immigration 12th - Maison Europeenne de la Photographie 4th"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/pariste-fransiz-mutfagina-doymak", "text": "Paris Yemekleri Nelerdir Diye Merak Edenlere.. Dünyaca ünlü Fransız mutfağının başkentine gelmişken, mutfağı darma duman etmeden olmaz. Her ne kadar gezilerimizde bütçemizi kısıyor olsak da, Paris gezi rotamızı takip ettikten sonra midenizin zil çalmaması imkansız. Evet rotayı baya sıkıştırılmış olarak hazırladık, çünkü Paris'te gezilecek çok yer var. Yani bizden ötürü değil, Paris'ten ötürü shshs.. Hazır Paris'e gelmişken yemeden dönmeyin dediğimiz yemeklerin listesini yaptık. Paris yemekleri aslında Fransız yemekleri oluyor tabii.. Ama yemeye gelmediğinizi düşünerek bütçe sarsmayan ve uygun fiyatlı yemekleri ve biraz daha pahalı olanları özellikle belirttik. Paris yemek fiyatlarını teker teker vermek yerine, bütçeye yansımasını verelim dedik.. Sonra \"Aman cebi boşalttık çıktık resmen!\" diye bize çatmayın. - Hamur İşi : Fransız yemeklerinin vazgeçilmezi hamur işlerinden damak tadınıza göre olanını bulmama gibi bir opsiyonunuz neredeyse yok. Yer: Gözünüze kestirdiğiniz herhangi bir pastane, Artisan Boulanger yani fırın! Hemen hemen tat değişmiyor diyebiliriz. Genel olarak Uygun Fiyatlı. Peki neler deneyebilirsiniz: - Kruvasan - Baget - Pain au Chocolat: Türkiye'de çikolatalı kuruvasan olarak geçiyor - Pain au Raisin : vanilyalı sos ile üzümlerin spiral olarak sarılarak sunulduğu tatlı - Chausson aux Pommes : Yarısına kadar elma sos benzeri bir sos ile doldurulup pişirilen tatlı - Kouglof: İçi pofidik yaş maya ile yapılan, üzüm ve şurup ile ıslak tutulan hamur işi - Clafoutis: Vişneli tart gibi... - Madeleines: Bizde \"Mekik Tatlısı\" ama iddia ediyoruz, alakası yok! Uygun Fiyatlı Eğer tatlı ile aranız yoksa Croissant, Baguette ya da en fazla Pain au Chocolat ile yetinebilirsiniz. Diğerleri biraz fazla tatlı ve tereyağlı gelebilir. - Falafel: Kesinlikle!!! Böyle bir falafel başka yerde yok! İnanılmaz ama bu Kuzey Afrika ve Ortadoğu lezzeti, Avrupa'nın merkezine gelmiş ve tadı enfes! Beirut'ta bile böyle güzel falafel bulamadık. Yer: L'as Du Fallafel, Le Marais. Uygun Fiyatlı - Crepes : Kesinlikle ve kesinlikle Yer: Au P'tit Grec, 68 Rue Mouffetard! İşletmecileri Yunan ama biraz Türkçe biliyorlar eğer hala değişmediyse. Türkçe konuşurken aman dikkat : ) Hemen yanında da Restoran Istanbul. Komşuluğa Paris sokaklarında devam Uygun Fiyatlı - Galettes: Krepten biraz daha kalın krep : ) Tuzlusunu deneyin. Menüden patlıcanlı, salatalı ve peynirli karışımı yani \"P'tit Grec\"i seçin! Pişman olmayacaksınız. Yer: Au P'tit Grec, 68 Rue Mouffetard! Tabii ki! Uygun Fiyatlı - Croque Monsieur/Madame: Arasında domuz eti olan tost. Üstüne yumurta kırılınca \"madame\" oluyorlar. Genellikle bütün restoran ve kafelerde var. Yanına salata ile menu olarak da yiyebilirsiniz. Uygun Fiyatlı - Quiche : Birçok çeşidi var. En ünlüsü Quiche Lorraine; yumurta, krema, peynir ve domuz eti ile hazırlanıyor. Genellikle bütün restoran ve kafelerde var. Uygun Fiyatlı - Le Beurre Bordier: Tereyağ deyip geçmeyin. Bu tereyağ bir başka. Marketlerden bulabilirsiniz. - Confit de Canard : Marketten de temin edebileceğiniz aperatif. Hiç denemediyseniz, yenilebilecek lezzette farklı bir tat, yumuşak ve çeşnili... Uygun Fiyatlı - Omelet : Yemek menüsünde kahvaltı kısmında göremezseniz şaşırmayın. Çünkü aslında kendisi bir yemektir Fransızlar için. Daha çok öğle yemeği. Uygun Fiyatlı - Soupe a l'oignon gratinee : İlk akla gelen çok kokulu olması olabilir. Ama değil. Dana et suyunda, soğanların yumuşayıp tatlanana kadar pişirilmesi ile elde edilen çorba. Sonra üstüne peynir koyulup, fırında bekletiliyor. -Uygun Fiyatlı - Fondue : Aperitif de sayabileceğimiz fondü ana yemeklerde daha çok geçiyor. Aslında İsviçre'ye ait bir yemek olsa da, Fransızlar fondüyü öyle sahiplenmiş ki özellikle St. Michel'de birçok fondü restoranı görebilirsiniz. Gayet başarılı. Bildiğimden şaşmam diyenlere gelsin. Uygun fiyatlı - Escargots : Herkesin damak tadına uymasa da, denemek isterseniz Paris doğru adres. Midye gibi servis ediliyor. Yanında salyangozu çıkarmanıza yarayacak bir alet var. Yardıma ihtiyacınız olursa garsonlar yanınızda bitiverecek. Çünkü büyük ihtimalle bir gözle sizi izliyor olabilirler. Hemen yardım isteyin : ) Pahalı - Steak Tartare : Alkolde marine edilip, terbiyelenmiş çiğ et. Aslında kıyma da desek ayıp olmaz sanırım. Bunu hiç deneyin diyemiyorum. Lakin benim için can çekişme olmuştu. Uygun Fiyatlı - Coq au Vin: Kışın tercih edilir... Şarapta tavuk göğsünün, şarap, domuz eti ve mantar ile pişirilmiş hali- Pahalı - Boeuf Bourguignon: Kış aylarının vazgeçilmezi... Etin yavaş ateşte Burgundy şaraplı sos ile pişirilmesi- Pahalı - Moules : Mevsiminde restoranların önünde ya da tabelarında görürseniz şaşırmayın. Fransızlar için vazgeçilmezdir. Bir de Fransız usulünü deneyin. Mesela \"Mouclade\" krema ve beyaz şarap sosunda pişiriliyor. Pahalı & Uygun Fiyatlı - Huitres : Kabuklu canlıları Fransızlar seviyor. İstiridye gösterişli bir yemektir. Hatta Paris'te istiridye barları dahi vardır. Pahalı - Steak Frites Aynı bildiğimiz gibi. Farklılık beklemeyin. Paris'te adı geçen yemeklerden olduğu için listeye aldık. Uygun fiyatlı - Peynir : Peynir Fransızlarda tatlı niyetine tüketiliyor, yani kahvaltıda o kruvasan peynirsiz olur mu demeyin oluyor.. Fransız peynirlerinin hastası olarak seçtiğimiz bazı peynirler ise şöyle; Comte, Roquefort, Chevre, Camembert, Brie, Emmental, Boursin.. Yer: Herhangi bir Peynirci Pahalı &Uygun Fiyatlı - Macarons: Bir kere Paris'te iseniz, mutlaka Paris'te makaron yemelisiniz. Ama La Duree'den! Yer: La Duree, Chams- Elysees -Pahalı &Uygun Fiyatlı - Creme Brulee: Bir de Paris'te yiyin, bakalım bir daha başka yerde yiyebiliyor musunuz... Uygun Fiyatlı - Mousse au chocolat : Ya sen nasıl güzel bir şeysin, ağzım sulandı yazarken. Yanına bir de kahve.... Yapımı acayip kolay, evde yapmak için merak edenler bize ulaşından bize ulaşın 🙂 Tarifini hemen yapıştıralım."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/pariste-nerede-yemeli", "text": "Öncelikle şunu söyleyelim; eğer turist olarak bir şehre gidiyorsanız \"Bir daha mı geleceğim\" derseniz, o fiyatlardaki kazığı yemeyi göze alacaksınız. Sultanahmet'te bile turist muamelesi görüp ince belliye 8 TL veren birisi olarak, bu maalesef her yerde böyle.. Paris'te yemek yeri önerileri doğrudan tarihi ile bağlantılı. E Paris'in edebiyat ve siyaset ile samimi ilişkisini düşünecek olursak, yolu Paris'e düşen düşünürler şehirde aç kalmadılar. Aynı camianın insanları genelde benzer yerlerde yiyip içmişler. Durum böyle olunca da James Joyce'lar, Marcel Proust'lar, Camus'ler falan hepsi havada uçuşuyor. Biz sadece hem kendi denediklerimizi hem de \"bizce\" ilginç olan yerlerin adları verelim dedik. Bu liste illaki güncellenir.. Çünkü Fransız mutfağının harikalığı bir yana, Fransızlar dışarıda yemeye de bayılıyorlar. Bu yüzden güzel tatlar tadacağınız Paris'te harika restoran ve kafeler var.. - La Duree: Makaron yemek için başka bir alternatif düşünmeyin bile! Evet diğer kafe ve pastanelere göre daha pahalı ama diğerlerinden 10 tane yiyene kadar La Duree'den bir tane tamam hadi iki tane makaron yiyin kafi.. Köşe başındaki yeşil binası zaten hemen dikkatinizi çekecektir.. Adres: La Duree, Chams- Elysees Pahalı &Uygun Fiyatlı - Cafe de Flore: Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir'ın filozofi üstüne konuşmak için buluştukları kafe restoran. Adres: 172 Boulevard Saint-Germain Pahalı - Les Deux Magots: James Joyce, Hemingway, Picasso gibi yaratıcı kişilerin yeme içme için uğradığı kafe restoran. Adres: 6 Place Saint-Germain des Pres Pahalı - Brasserie Lipp: Marcel Proust, Chagall ve Camus'nün akşam yemeği için tercih ettiği, gelir düzeyi yüksek kişilere hitap eden Fransız yemeklerinin sunulduğu restoran. Adres: 151 Boulevard Saint-Germain Pahalı & Uygun Fiyatlı - Maison Blanche: Uzun yıllardır hizmet veren, Theatre des Champs Elysees'in çatı katında yer alan Paris'i kuşbakışı seyredebileceğiniz restoran. Adres: 15 Avenue Montaigne Pahalı - Le Procope: 1686 yılında yani Fransız Devrimi'nden de önce inşa edilen Paris'in en eski restoranı. Adres: 13 Rue de l'Ancienne Comedie Pahalı &Uygun Fiyatlı - Le Flore en l'Ile: İle Saint-Louis'nin üstünde karşınızda Notre Dame manzarasıyla kahve içmek ya da kahvaltı için muhteşem bir kafe. Ana yemek biraz daha pahalı olduğu için siz kahve kruvasan yapın gitsin 🙂 Kahvaltıda açık büfe alternatifi de var. Adres: 42 Quai d'Orleans - Cafe de la paix: Ünlü Boulevard des Capucines'in köşesinde Opera Garnier manzaralı kafe, 1862 yılından beri hizmet veriyor. Paris'in en ünlü kafelerinden biri olmasına karşın, fiyatlar aşırı pahalı değil.. Adres: 5 Place de l'Opera - The Studio Restaurant: Paris'te alternatif bir mekan arayanlar için ideal! Biz daha çok öğle vakti sohbet muhabbetle bir şeyler içmek için giderdik. Çünkü öğlenleri sakin oluyor. Meksika yemekleri ile Sangria yudumlamak isterseniz mutlaka yolunuzu düşürün. Bir de adı gibi aslında stüdyo olarak da kullanılıyor. Karşınızda flamenko yapılırken, avludan yükselen latin ezgileri sizi daha da keyiflendireceği garanti edilir. Adres: 41 Rue du Temple - L'as Du Fallafel: Falafel var falafel var derler ya işte bu falafel en iyisi. Tamam bizim damak tadımıza göre ama gerçekten pişman olmayacağınız bir lezzeti var. Adres: L'as Du Fallafel, Le Marais. Uygun Fiyatlı - Au P'tit Grec: Krep ve galettes yemek için tek geçeriz. Daha iyisini denemedik diyecek kadar iddialıyız! O kadar. Sanki bir anlaşmamız falan varmış gibi oldu ama yanlış olmasın Yunan işletmeci abiler sadece milletçe komşumuz olur o kadar shshshs. Adres: Au P'tit Grec, 68 Rue Mouffetard! Uygun Fiyatlı - La Bellevilloise: Avluyu anımsatan mekanda hem bir şeyler yemek hem de jazz müzik dinlemek için adres: La Bellevilloise! Harika ve harika bir ambiyansı var! Adres:19-21 Rue Boyer, 75020 - Des Gars Dans La Cuisine: Modern bir atmosfere sahip cosy bir mekan. Fiyatları uygun Adres: 72 Rue Vieille du Temple, 75003 - Cafe Mabillon: Teras bar & restoran. Rue de Buci'de yer alıyor. Adres: 164 Boulevard Saint-Germain, 75006 - Chez Georges: Mahzen bar & restoran. Paris'in gizli hazinelerinden. Adres: 1 rue du Mail, 75002 - Caveau de la Huchette: Mahzenden bara dönüştürülen mekanda Jazz performansları da mevcut. Adres: 5 Rue de la Huchette, 75005 - Caveau des Legendes: Jazz performanslarına yerin altında kulav vermek isteyenlere... Adres: 22 Rue Jacob, 75006 - Caveau des Oubliettes: Mahzen atmosferi ile Pazartesi günleri Pop Rock, Salı Jazz Jam için ideal. Adres: 52 Rue Galande, 75005"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/petra-antik-kentine-dair-her-sey", "text": "2007 yılında dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Petra Antik Kenti, MÖ 400 ila MS 106 yılları arasında, Fırat ırmağından Kızıldeniz'e uzanan topraklarda yaşayan güney Ürdünlü bir Arap topluluğu olan Nebatiler'in başkentliğini yapmış. Burası Arabistan, Mısır, Suriye, Hindistan, Yunanistan ve Roma'yı birbirine bağlayan önemli bir ticaret merkeziymiş. Kumtaşı kayalıklar oyularak inşa edilmiş bu görkemli şehir \"Siq\" adı verilen dar bir geçitten ulaşıldığından güvenlik anlamında büyük avantajlar sağlamış. Kalıntılarını göreceğiniz kanallar zamanında hem şehrin su ihtiyacını karşılamış hem de şehri su baskınlarına karşı korumuş. Nebatilerin M. S. 106 yılında Roma İmparatorluğu ile yapılan savaşlar sonucunda yenilmesinin ardından ortaya çıkan ekonomik sıkıntılar ve deprem gibi doğal olaylar sonucu Petra unutulmuş ve tarih sahnesinden silinmiş. Neredeyse 1000 yıl sonra artık efsaneleşmiş olan bu kayıp şehir, 1812'de İsviçreli Johann Burckhardt tarafından yeniden keşfedilmiş ve sonrasında tüm dünya tarafından adı bilinen bir yer haline geri dönmüş. Petra Antik kenti çok büyük bir alanda yer alıyor. Sabah çok erken saatte gitmek gerekiyor çünkü öğle saatlerinde aşırı kalabalıklaşıyor burası. Sabah 6 gibi visitor center yani ziyaretçi merkezi açıldığında orada olmanızı öneriyoruz. Konaklamanızı antik kente yakın mesafede yapmanızı tavsiye ederiz. Eğer otele sabah kahvaltısına katılamayacağınızı söylerseniz kahvaltıyı sizin için paketleyip veriyorlar. Herkes bu şekilde yapıyor onlar da alışmış.. Petra bir günlük giriş ücreti 50 JOD, iki gün 55 JOD, 3 gün ise 60 JOD. Eğer Petra By Night etkinliğine katılacaksanız sabah turuna da katılmış olmanız gerekiyor. Jordan Pass aldıysanız Petra Antik Kenti için ayrıca ödeme yapmanıza gerek yok ama gece turları bu pass dahilinde değil, onu ayrıca ödemeniz lazım. Petra by night Pazartesi, Çarşamba ve Perşembe günleri düzenleniyor. Petra gezinizi yaparken buna da dikkat etmeniz gerekir. Konum itibariyle sabah erken saatte çok soğuk olan Petra Antik Kenti gün içinde oldukça sıcak oluyor ve güneş battıktan sonra özellikle gece turlarında yine soğuyor. Bu yüzden yanınızda br sırt çantasında polar, hırka vs taşımanızda fayda var. Ayrıca onbinlerce adım atacağınız için rahat bir spor ayakkabısı ile gitmeyi de unutmayın. Petra giriş biletine katır ve at ile transfer de dahil ama eğer yürüme imkanınız varsa hayvancağızlara eziyet etmeyin deriz. Tabii yaşlı ve çocuklu olanlar mecburen bu alternatifi değerlendirebilir. Sonunda bir bahşiş vermeniz gerekiyor. Ama bunun pazarlığını önceden yapın ki sürprizlerle karşılaşmayın. Visitor Center' da giriş ücreti ödedikten sonra elinize bir harita veriyorlar. Bu harita ile gezebilirsiniz ama çok dağılmamaya çalışın. Sadece işaretli görülecek yerler dışında da bir çok kalıntı, yazıt vs göreceksiniz ve dolayısıyla yol sizi bambaşka yerlere götürebilir. - Djinn Blocks & Obelisk Tomb - As-Siq - The Treasury - Tomb of Unayshu - Antik Tiyatro - Royal Tombs - Nymphaeum - Bizans Kilisesi - Great Temple - Qasr al-Bint - Lion Triclinium - The Monastery Oldukça büyük bir alanda yer alan antik kenti gezmek hiç de kolay değil. Kısaca anlatmaya çalışalım. Visitor Center' dan girdikten sonra kanyona doğru ilerlerken karşınıza ilk çıkan yapılar Djinn Blocks ve Obelisk Tomb. Bedeviler tarafından cinlerin meskeni olarak kabul edilen Djinn Blocks'lar katı kumtaşlarından oyulmuş taş bloklar. Petra' da 26 tane bulunmuş. Ne amaçla ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Obelisk Tomb ise 1. yüzyılda Nebatiler tarafından cenaze sembolleri olarak yapılmış. Bu yapıları geçtikten sonra en etkileyici yürüyüş yolu olan Bab Al Siq yani kısaca The Siq denen yaklaşık 1-1,5 km boyunca devam eden bir yoldan ilerliyorsunuz. Yolda su kanalları, barajlar, kabartma heykeller göreceksiniz. Oyulmuş kayaların arasından ilerleyen bu yolda etrafınızda çok sayıda bedevi sizinle anlaşmaya çalışacak. Rehberlik hizmeti verelim diye ısrarcı olacaklar. Aslında bilet fiyatına at ya da katır sırtında ulaşım dahil olsa da ekstra para koparmaya çalışacaklar. Siq' den yaklaşık 30-40 dakika süren bu yolu bitirince karşınıza Petra'nın ikonik yapısı \"Treasury\" çıkacak. 40 metre yükseklikte kayalara oyularak yapılmış ihtişamlı bir yapı. Aslında hazine olarak geçen bu yapı bir kaya mezarı. Arapça adı Khazneh al-Fira'un denmesinin sebebi ise yerel Bedevilerin Mısır firavununun tepedeki semaverde bir hazine sakladığına dair inancından geliyor. Yapı yukarıdan başlanarak inşa edilmiş. Önce dar bir çıkıntı oluşturup sonra, ustaların ön çizimlerini takip ederek, mimariyi, süslemeleri ve iç mekanları aşağıya doğru duvarı yontmuşlar. İki yanda bulunan dikey yuva sırası tırmanma çentikleri olarak iskele vazifesi görmüş. Ön avlusu için kırma taş ve kum kullanılmış. Sel baskınlarını önlemek için kayalık sırtta su boşaltma kanalları yapılmış. Buranın manzarasını yukarıdan görmek için 2 farklı yol var. Biri hazineyi karşınıza aldığınızda sağda diğeri solda. Yürüme yolları dik ve kayalıklı olduğu için hiç riske atmadan bir bedevi ile pazarlığa oturabilirsiniz. Özellikle zamanınız kısıtlı ise kendim keşfederim demeyin. Bu manzara noktasından High Place' e devam edip oradan kral mezarlarının olduğu meydana inebilirsiniz ki Petra'nın en yüksek manzarası burada. Kimileri buraya gitmeye gerek yok dese de adından da anlaşılacağı gibi Petra antik kentini en yulkarıdan görebileceğiniz bir manzara noktası burası. High Place' e giden yok Monastery yolunda tiyatroya gelmeden solda kalıyor. 2 km Wadi Farasa yönüne doğru 45 dk süren zorlu bir parkur. Hazine'den sonra kaya mezarlarının olduğu The Street of Facades bölümünde Amfitiyatro, The Urn, Corinthian, The Silk ve Place Tomb bulunuyor. Buraları gezerken en az 1 saat ayırarak çay, yemek ve ihtiyaç molası verebilirsiniz. Etrafta wc ve yiyecek- içecek imkanı bulunan bir alan burası. Yol üzerinde ilk durak Tomb of Unayshu. Burası bir kaya mezarı ve üzerindeki yazıttan adını almış. İçeri girebiliyorsunuz ama biraz kötü kokuyor. Yol üzerinde kraliyet ailesi için yapılmış kral mezarlarını \"Royal Tombs\"ları görüyorsunuz. Toplam 4 tane: Urn Mezarı, İpek Mezarı, Saray Mezarı ve Korint Mezarı mevcut. Antik Tiyatro ise yarım ay biçiminde ve 8000 seyirciyi ağırlayabilecek şekilde kaya yontularak yapılmış. Nymphaeum bugün sadece kalıntılarını göreceğiniz ve Petra'nın Sütunlu Caddesi boyunca uzanan büyük bir halk çeşmesiymiş. Su perilerine adanmış iki su yolunun birleştiği yerde bulunan bir çeşme olduğu varsayılıyor. Nebatilerden sonra buralarda hüküm sürenlerden biri olan Romalıların geride bıraktığı Bizans Kilisesi ise bir sonraki durak. Gündelik nesneleri, egzotik ve mitolojik hayvanları ve ayrıca mevsimlerin, okyanusun, dünyanın ve bilgeliğin kişileştirilmesini tasfir eden mozaikler kilisenin yan koridorlarının her birinde dikkatinizi çekecek en önemli detay. Tarihinin 6. yy'a kadar dayandığı düşünülen kilise içinde ayrıca bir vaftizhane bulunuyor. Manastır yolunda sizi karşılayacak olan The Great Temple yani büyük tapınak adının aksine aslında dini ibadet yerinden ziyade temsili bir kraliyet kabul salonu olarak yapılmış. Toplamda 7560 m2'lik bir alana sahip olan bu alan MÖ 1. yüzyılın son çeyreğinde Nebatiler tarafından Katute Tepesi'nin ana kayasına derin teraslar açılarak yapılmış. MS 1. yüzyılın ortalarında kabartmalar, freskler, mozaik zeminler ve alçı süslemelerle önemli ölçüde genişletilmiş. Qasr Al-Bint Petra'da günümüze en iyi ulaşan yapılardan biri. Bedeviler tarafından \"Firavun'un Kızının Kalesi\" olarak anılıyor. Hikayeye göre kötü bir Firavun erdemli kızının taliplerine saraya su sağlama görevi vermiş. İki talip, sarayı çevreleyen tepelerdeki farklı kaynaklardan su yönlendirerek görevi eş zamanlı olarak tamamlamış. Prenses, başarısını Tanrı'ya bağlayan iki talipten daha mütevazı olanı kabul etmiş. Burasının ana Nebati tanrısı Dushara için yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Yapı, Nebatiler tapınağı ünlü Al-Khazneh ile aynı zamanda, yani Kral IV. Aretas'ın (MÖ 9 MS 40) saltanatının ikinci yarısında inşa edilmiş. Bu yapılar benzer süslemelere sahip. Roma döneminde bu yapıya eklemeler yapılmış. Manastıra en yakın yapılardan biri olan Lion Triclinium'un MS 1. yüzyılın ortalarında yapıldığı tahmin ediliyor ve adını da kapısının her iki yanındaki aslanlardan aldığı düşünülüyor. En uzak noktada yer alan Manastır yolu başka bir yere sapmazsanız yaklaşık 1 saat sürüyor. Mervidenli yollardan inip çıkarak ilerleyeceğiniz bu yolda hediyelik eşyacılar ve mola alanları da mevcut. Ve sonunda Petra' nın en ihtişamlı ikinci yapısı olan The Monastery. Namı diğer Ad-Deir. Arapça \"Ad Deir\" ismi, yerli bedeviler tarafından, Bizans döneminde Hıristiyan kullanımı sırasında iç arka duvarda yazılı haçlar nedeniyle verilmiş. Anıtın 47 m genişliğinde 48 m yüksekliğindeki cephesi ve arkasındaki büyük salon MS 1. yy ortalarında dağ içine oyularak yapılmış. Yapının tam üstüne taçlandırılmış konik çatı ise El-Hazne tarzında. Burasının mezar olarak değil de zengin bir kardeşler topluluğunun Nebati Kralı II. Obodas'a saygı duruşunda bulunarak sempozyumlar düzenlemesi ve ölümünden sonra tanrılaştırılması amacıyla yapıldığı yazıyormuş. Biz çok uzun zamandır ucuz Ürdün bileti arayıp da bir türlü bulamayanlardanız. Şansımıza Wizz Air ile Abu Dhabi'den Akabe' ye hesaplı bir uçak bileti bulduk ve bir taşta iki kuş vuralım diye hemen alıverdik. Ama siz Ürdün' e hem Akabe hem de Amman' a direkt uçuş yakalayabilirsiniz. Ürdün' e Türk Vatandaşları vizesiz olarak giriş yapabiliyor. Ama bizim yaptığımız gibi mesela BAE üzerinden gelecekseniz ve gelmişken havaalanından çıkıp biraz gezeyim derseniz BAE transit vizesi almanız lazım. Transit vize süreci için buraya tık tık.. Petra'ya gitmek için en ideal yöntem araba kiralamak. Aracınızla visitor center'a kadar gidip ücretsiz otoparka bıraktıktan sonra tabanvay yola devam edebilirsiniz. Ama en çok önerilen JETT otobüs firması ile de gelmek tabii ki mümkün. Bunun için otobüs seferleri ve fiyatlarını buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz. Petra Antik Kentine dair merak ettiklerinizi rota ve fiyatları bu linke tıklayarak inceleyebilirsiniz. Petra giriş biletlerini sadece Visitor Center' dan almak mümkün, online satışa açık değil maalesef. Eğer Jordan Pass ile ilgili detaylı bilgiye ihtiyacınız varsa buraya tıklayabilirsiniz. JordanPass ile Petra girişi ücretsiz ama bu pass Petra By Night'ı kapsamıyor. Eğer Petra by night' a katılacaksanız önce gündüz bir Petra turu yapmış olmanız yani en az 50 JOD ödemiş olmanız gerekiyor."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/phi-phi-adasina-nasil-gidilir", "text": "Bangkok'un altını üstüne getirdiniz ama dahasını istiyorsunuz. Pattaya'yı saymazsak, Tayland'ın en gözde turistik lokasyonu Phi Phi Adası ve Phuket'e gözünüzü diktiniz. Öncelikle şunu bilmelisiniz ki Phuket öyle Pattaya gibi Bangkok'a yakın değil. Bangkok Phuket arası 860 km! Ama her gezginin gitmek için can attığı harika adaya Bangkok'tan gitmek için her şey düşünülmüş. 1- Bangkok'tan Phuket'e otostop ile gitmek: Bu da bir alternatif tabii. En heyecanlı alternatif bu olsa gerek. Geniş bir zamanınız ve elinizde haritanız var ise neden olmasın. 2- Bangkok'tan Phuket'e araç ile gitmek: Eğer aracınız ile Bangkok'a gelmediyseniz, Bangkok Havaalanından ya da Bangkok'tan araç kiralayabilirsiniz... Bangkok Phuket arası 860 km, yani yaklaşık 12 saat sürer. Muhtemelen Bangkok'tan Phuket'e gitmenin en eğlenceli yolu araç ile gitmek. Çünkü yolunuzun üstünde birden fazla kumsalda durup, denize girebilir ve harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Yapmanız gereken Bangkok'tan Petchkasem Road (Highway No. 4)'u takip etmek. Sırasıyla Nakhon Pathom, Ratchburi, Prachuab Kiri Khan, Chumporn, Ranong, Phang-nga ve Sarasin Bridge'i geçeceksiniz. Ve nihayetinde Phuket şehir merkezi! 3- Bangkok'tan Phuket'e tren ile gitmek: Bangkok'tan Phuket'e gitmek için en ucuz ulaşım şekillerinden biri tren. Ama şunu unutmayın: Bangkok'tan Phuket'e direkt tren yok. Bangkok'ta MRT metrosu ile Hua Lamphong Train Station' a gidip oradan trene binecek ve Surat Thani de inip, Phuket'e giden otobüslere bineceksiniz. Suratthani tren garı, Phuket'e 15 km uzaklığında Phun Phin köyünde yer alıyor. Gece trenleri daha konforlu ve zaman kazandırır. 85 numaralı gece treni 19:30 da kalkıyor ve 07:10'da Surat Thani'ye varıyor. En çok tercih edilen tren seferi olduğu için daha önceden rezervasyon yaptırmalısınız. 1. ve 2. sınıf uyuyabileceğiniz ve klimalı kompartımanları seçebilirsiniz. Tabii biraz daha pahalı olacak. Fiyatlar aralığı: THB1000 ila THB1550. State Railway of Thailand tren seferlerini kontrol edebilirsiniz. Tıklayıns.. Günde 3 farklı saatte Phuket için tren kalkıyor. Otobüs+ tren kombine bilet alınabilir. Ama bu direkt otobüs seferinden biraz daha uzun sürüyor. 07.45 te standart klimalı Phantip Travel bus ile Phuket'e devam edebilirsiniz. Fiyatı THB 250 ve yaklaşık 4 saat sürüyor. 1. sınıf (Fiyatı: THB1550) ve 2. sınıf (Fiyatı: THB1000) AC carts rahat ve özel alanınızın da olduğu bir seyahat imkanı sağlayacak. - Bangkok Don Mueang Airport' tan Nok Air, Thai AirAsia ve Thai Smile - Bangkok Suvarnabhumi Airport'tan Bangkok Airways, Thai ve Thai Vietjet Air - Thai Airways, numarası: 0-2628- 2000, www. thaiairways. com - Bangkok Airways, numarası: 0-2265-5678, 0-2265-5555, www. bangkokair. com - Phuket Air, numarası: 0-2679-8999, www. phuketairlines. com - Thai Air Asia, numarası: 0-2515-9999, www. airasia. com - One-Two-Go by Orient Thai, numarası: 1126, www. onetwo-go. com - Nok Air, numarası: 1318, www. nokair. com Ayrıca Phuket'e Kuala Lumpur, Hong Kong, Penang, Singapur, Sydney gibi şehirlerden direkt uçuşla da gidilebilir. Phuket International Airport, Phuket'in güneyinde kalıyor. Phuket' te nereye gittiğinize göre değişir ama örneğin Patong Beach'e shuttle, havaalanı otobüsü, taksi, minibüs ile ulaşabilirsiniz. Phuket'ten Koh Samui, Koh Phangan ya da Koh Tao Adalarına Gitmek: Phuket'ten körfezin adalarına gitmek için otobüs + hızlı feribot servisi var. Phuket'ten Koh Samu'ye yolculuk toplam 6.5 saat, Koh Phangan'a 7.5 saat, Koh Tao'ya ise 8¾ saat sürüyor. - http://www. phuket-guide. com/ - https://www. tripadvisor. com. tr - https://bangkokattractions. com"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/portekiz-turist-vizesi-nasil-alinir", "text": "Portekiz'i turizm amaçlı gezmek isteyen Türk vatandaşlarının vize süreci ile ilgili kendi deneyimimizi paylaşmak istedik. Vize randevusu almak, değerlendirme süreci ve sonuç.. Portekiz' e seyahat edecek Türk vatandaşlarının tüm Avrupa ülkeleri için olduğu gibi geçerli bir Schengen Vizesi olmalı. Eğer seyahat döneminizi kapsayan bir vizeniz varsa durmayın, ucuz bilet bulur bulmaz güzel bir Portekiz gezisi planlayın. Dilerseniz sadece Lizbon'da birkaç gün takılın, dilerseniz 1 haftalık tüm Portekizi baştan başa gezebileceğiniz bir rota yapın ya da Portekiz' de uçaktan iner inmez kendinizi Madeira adasına atın. Asla pişman olmayacağınız seyahat garantili ülkelerden biri Portekiz. Gezi önerilerimizi tabii ki paylaşacağız. Biz daha önce 1 senelik vizeler almış ve çok fazla ülkeye girip çıkmış gezginler olduğumuz için Portekizden uzun süreli bir vize beklentimiz vardı açıkcası. Ama maalesef gösterdiğimiz diğer seyahatleri bile kapsamayan alakasız tarihlerde 6 aylık vize alıp, oturduk! Neyseki çoklu giriş çıkış vermişler diye kendimizi sakinleştirdiysek de hala sinirimizi yenemedik dostlar 🙂 Bir tavsiye: Eğer imkanınız arsa Portekiz'den vize almak yerine gidin başka bir ülkeye giriş çıkış yapın sonra da Portekiz'i ziyaret edin. Öncelikle Portekiz, Macaristan ve Slovenya başvuruları için tek yetkili acente As- Visa Solutions. https://www. as-visa. com/ sayfasında ana ekranda Portekiz seçtikten sonra seyahat türünüze göre seçip tüm detayları görebilirsiniz. Online randevunuzu alırken başvuru yerini sadece Ankara ve ya İstanbul olarak seçebiliyorsunuz. Başvurunuzu bireysel ya da VIP olarak seçebilirsiniz. Randevu için kontenjan her cuma saat 12:00 da açılıyor deniyor ama eğer uygun tarih bulamazsanız her gün bir kaç defa siteyi güncelleyin. Cuma günleri 12:01 de bile site kitleniyor- Türkiye' de Portekiz'e giden bu kadar insan olacağını asla tahmin etmezdik. Eğer randevu bulursanız hazırlayacağınız evrakları ki zaten Schengen vizesi geçerli olan tüm ülkeler için aynı- aşağıda listeleyeceğiz ama küçük bir not: Uçak biletinizi, randevu bulamama ihtimaline karşı, en az 3-4 ay sonrası için kestirin. Randevu almak bir dert, evrakları teslim ettikten sonra geri dönüş almak ayrı bir dert. 1-2 haftada çıkması gereken vize için biz 1 aya yakın bekledik, bilginiz olsun! TURİSTİK VİZE BASVURU EVRAKLARI'nı aşağıda sıralıyoruz. Eğer farklı vize türlerine başvuru yapacaksanız As- Visa Solutions websitesinden incelemenizi öneririz. - Pasaport Orjinali - Başvuru Formu - İki Adet Biometrik Fotoğraf - Gidiş Dönüş Uçak Bileti Rezervasyonu - Otel Rezervasyonu - Seyahat Sağlık Sigorta Poliçesi - Şahsi Banka Hesap Dökümü (son 3 ay bankadan ıslak imza ve kaşe ile alınmış olması isteniyor. - Maaş Bordrosu Orjinali çalışan iseniz) - Emekliliği Gösterir Belge - Masraf Yazısı - İşveren İzin Yazısı - SGK İşe Giriş Bildirgesi - SGK 4a Hizmet Dökümü - Şirket Evrakları - Muvafakatname - Tam Tekmil Vukuatlı Nüfus Kayıt Öreneği - Öğrenci Belgesi - Nüfus Cüzdan Fotokopisi - Pasaport Fotokopileri Evraklarınız ile As Visa merkezinin yolunu tutun, evrakları teslim edip ücreti de ödedikten sonra dua edip beklemeniz gerekiyor. Haziran 2023't geçerli olan turistik vize güncel başvuru ücreti 80 euro vize + 25 euro servis bedeli ile toplam 105 euro. VIP ise 180 euro."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/portekizde-gezilecek-yerler", "text": "İber yarımadasında yer alan Portesiz Atlantik okyanusuna bakan küçük bir ülke. Harika kıyı şeridi ve tarihi mirası sayesinde Avrupa'nın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biri. Yıl boyunca ılıman bir iklime sahip olması, birkaç günde tüm ülkenin gezilebilecek kadar ufak olması ve İspanya'nın yanı başında yer alması Portekiz'i bir turist destinasyonu yapmaya yetiyor. Portekiz neyi ile ünlü derseniz; Fado müziği, Cristiano Ronaldo'nun doğum yeri olması, Morina balığı, Porto şarabı, Dünyanın en büyük mantar üreticisi, Fatima Mucizesi bölgesi ve Azulejo çinileri olarak özetleyebiliriz. Türkiye'den Porto ve Lizbon' a uçakla gidip, 1 haftada rahat rahat bu minik ülkenin her yerini gezmek mümkün zira sadece 92.152 km2'lik bir yerden bahsediyoruz. Tüm ülkeyi gezmek için iki alternatifi de değerlendirebilirsiniz. Bizim aşağıda yapacağımız öneri Lizbon gidiş geliş uçak bileti alıp, araç kiralayarak tüm şehirleri gezmeyi ve tekrar başlangıç noktasına dönerek seyahati bitirmeyi hedefliyor. Siz kendi rotanızı gezmek istediğiniz aşağıda özetlediğimiz şehirleri seçerek oluşturabilirsiniz. Lizbon'un kalbi olarak bilinen ve şehrin en yüksek noktasında yer alan Castello, turistik aktiviteler ile dolu Baixa/Chiado bölgesi, Lizbon'un en eski semtlerinden Alfama Bölgesi, Tejo nehrinin hemen kıyısında bulunan Belem bölgesi keyifli zaman geçirmeyi vaaden yerleri. Lizbon'da 28 numaralı sarı tramvay ile turistik bir gezi yapmayı, zamanınız kalırsa Fado müziği dinlemek için salaş bir mekana girmeyi de ihmal etmeyin deriz. Lizbon rotasında gezilecek tüm turistik yerleri derlediğimiz yazımıza burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. 1- Cascais: Lizbon'dan trenle de ulaşılabilecek ve eğer zamanınız varsa günübirlik bir gezi için ideal yerlerden biri Cascais. 2- Sintra : Sintra bölgesinde bulunmaktadır. Kraliçe Dona Maria ve Kral II. Ferdinand tarafından tasarlanan saray, yazlık ev olarak inşa edilmiştir. Sarayın mimarisi, Neo-Gotik, Neo-Manueline, Neo-Romanesk, Neo-Mağribi gibi birçok mimari tarzları içerisinde barındırmaktadır. Aynı zamanda sarayı çevreleyen 200 hektarlık park da Kral II. Ferdinand tarafından tasarlanmıştır. Quinta da Regaleira, Sintra şehrinin en çok ziyaretçi alan tarihi yapılarından biri olması dışında sahip olduğu mimari ile bölge turistlerinin dikkatini çekmektedir. 3- Peniche: Dev dalgaları ile sörfçüler için ideal bir yer. Denk gelirseniz kocaman dalgalara karşı gelen sörfçülerin şovlarını da izlemek ayrı bir keyif verecektir. 4- Obidos: Orta çağ izleri taşıyan kalesi ve buluşma noktası olan meydanıyla Obidos, yürüyerek keşfedilecek yerlerden. Genellikle yerel halk tarafından işletilen pansiyonlar sayesinde konaklama imkanları oldukça fazla. Bacalhoa Buddha Eden, Obidos Kalesi, Praia da Foz do Arelho Obidos plajı, Dom Carlos I Park Obidos parkı, Porta da Vila Obidos'un tarihi merkezinin ana kapısı, Obidos Lagün'ü Lagoa de Obidos, Praia de Rei Cortiço okyanus plajı, Hz. İsa Tapınağı Praia de Rei Cortiço, Seramik Müzesi görülecek yerlerden. 5- Nazare: Sörfçüler için ideal altın sarı geniş kumsalı, ve yüksek dalgaları ile Praia da Nazare de şehrin en bilinen plajlardan birisidir. Geleneksel Kanvas çadırları ve balıkçılık tekneleriyle oldukça şirin görünen plajı merkezi konumda. Hem konaklama hem de yeme-içme konusunda birçok seçenek mevcut. 6- Batalha : Sensory Ecopark of Pia do Urso; bu bölgede bulunan eski bir köy park olarak restore edilerek halka açılmış. Park, jeolojik su oluşumlarına ve floraya sahip. Park içerisinde piknik alanları, dağ bisiklet merkezi, otopark alanı ve oyun alanı mevcut. 7- Leiria: 12. yy'dan kalma bir ortaçağ kalesi olan Leiria Castle, zamanı olanlar için Museum of the Moving Image görülebilecek yerlerden. Batalha ve Fatima arasında mola vermek için önerebileceğimiz bir yer ama durmak istemezseniz çok bir şey kaçırmış olmazsınız. 8- Fatima : Meryem Ana Tapınağı ve içinde yer alan Apparitions Şapeli, Meryem Ana Bazilikası ve Kutsal Üçlü Bazilikası görülmesi gereken dini yerlerden. Lucia's House Fatima, Kutsal Meryem Ana Tapınağına yarım saatlik yürüme mesafesinde yer alıyor. Lucia, 1917 yılında Meryem Ana'yı gören çobanlardan biri. Hayatı boyunca kendini dine adamış ve 2005 yılında vefat etmiş. Lucia'nın evi restore edilerek, 1994 yılında açılmış. 9- Tomar: Burada yer alan Mesih manastırı, mimar Joao de Castilho tarafından tasarlanmış ve 1160 yılında tapınak şövalyelerinin büyük üstadı Gualdim Pais tarafından inşa edilmiş. 1314 yılında tapınak şövalyeleri bastırılana kadar manastırı kullanmış ve 1356 yılında manastır, İsa Tarikatı'nın eline geçmiş. Böylece yapı tarikata uygun olarak tekrardan restore edilmiş. - Coimbra: 1290 yılında kurulan ve hala hizmet veren Avrupa'nın en eski üniversitesi burada yer alıyor. Ayrıca Portekiz'in ilk tema parkı da burada. 1131 yılında birinci Portekiz kralı D. Afonso Henriques tarafından inşaası başlayan Coimbra Santa Cruz Kilisesi, şehrin en eski ve önemli kilisesidir. Portekiz'in ikinci kralı olan D. Sancho'nun taç giyme töreninin yapıldığı yer olması nedeniyle önem kazanmış bir katedral olan Se Velha' da görülmesi gereken bir diğer yer. - Aveiro: Porto'nun hemen güneyinde yer alan Averio, çok sayıda kanal ve bu kanalların üzerinde yer alan köprüleriyle meşhur bir şehir. Bu sebeple Portekiz'in Venedik'i diye anılan şehirde renkli gondollar ve botlar şehrin sembollerinden. Ayrıca çok zengin bir yemek kültürü bulunuyor. Portekiz mutfağını temsil eden lezzetleri en iyi yapan ve sunan ünlü yerel restoranların birçoğu bu kentte yer aldığı söyleniyor. Aveiro Katedrali, Sao Gonçalinho Şapeli ve Convento de Jesus gezebileceğiniz diğer yapılar. - Porto: Gelelim Lizbon'dan sonra en çok bilinen ve ziyaretçi alan Porto'ya. Yayalara ayrılmış cafe ve restoranlar ile dolu Ribeira, demir köprüsü Ponte Dom Luis, Porto'nun ruhu Cais da Ribeira, meşhur Harry Potter kitabının esinlenildiği kitapçı Livraria Lello, San Francisco Kilisesi, Santa Catarina Caddesi, ironik yapısı Dragao Stadı, ünlü konser salonu Casa da Musica, Gustave Eiffel'in öğrencisi olan Teophile Seyrig tarafından tasarlanmış dolayısıyla Gustave Eiffel'in mimari tarzı köprüde çok net bir şekilde görüldüğü Luis I Bridge, Jardins do Palacio de Cristal yani Kristal Saray ve Porto Katedrali görülmesi gereken yerlerden. - Braga: Portekiz'in gençler ile dolu cıvıl cıvıl 4. büyük şehri de gezi listesine alınmayı hak ediyor. - Amarante: Ponte de Sao Gonçalo, Igreja de Sao Gonçalo, Museu Municipal Amadeo de Souza-Cardoso, Parque Florestal de Amarante burada görülecek yerlerden. Burayı listeye ekleme nedenimiz ertesi gün erken saatte Duoro tekne turuna çıkabilmek için konum olarak avantajlı bulmamız. - Duoro: Douro aslında dünyanın en eski resmi şarap bölgelerinden birisi. Tarihi ticaret limanı Peso da Regua'da Douro Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Pinhao kasabasından kalkan tekneler ile 45 dakika süren tekne turlarına kesinlikle katılmalısınız. - Piodao: Dağların arasına gizlenmiş çok küçük bir yer burası. Dik yamaçları sebebiyle ulaşımı çok da kolay değil. Nüfus 100-200 kişi civarında ve hiç de turistik olmayan, orijinali bozulmamış ve sakin bir köy deneyimlemek için uğramalısınız. - Sortelha: Yine bir tarihi köy burası. Yıkık kale duvarları dışında sakinlik ve orijinallik vaaden bir yer. - Castelo Branco: Yemyeşil park ve bahçeler ile dolu bir yer. - Evora: Eski şehir merkezinde 4 binden fazla tarihi yapıya sahip olan Evora'da Evora Katedrali ve Evora Müzesi, Sao Francisco Kilisesi ve Şapeli, Korint mimarisinin hakim olduğu Evora Roma Tapınağı, Kemik Şapeli, yeni taş devrinden kalmış bir yapı olan Almendres Cromlech gezilecek yerlerden. Aqueduto da Agua de Prata, Evra Gümüş Su Kemeri, Evora'ya düzenli bir şekilde su sağlamak amacı ile yapılmış. 16. yüzyıldan kalma mermer bir çeşme Giraldo Meydanı Çeşmesi yani Fountain Giraldo Square, Alto de Sao Bento seyir tepesi, 1 Mayıs Belediye pazarı yani Mercado Municipal 1 de Maio, Evora Halk Bahçesi Jardim Publico Evora görülecek diğer yerlerden. Portekiz'in güneybatısında yer alan bölgesi, koyları ve körfezleri ile Atlas Okyanusu kıyısında çok popüler bir tatil bölgesi. 150 kilometrelik sahili ile yazın deniz kum güneş keyfi çıkartabileceğiniz plajların yanında tarihi köy ve kasabaları ile inanılmaz keyifli bir yer. Nefis plajları, ilginç kasabaları, tarihi bölgeleri, enfes yemekleri ile Algarve, ülkenin en güney kıyısında Akdeniz ve Atlas Okyanusu'nun kesiştiği noktada yer alıyor. Adını Arapça'da Batı Endülüs anlamına gelen 'el Garb el Endülüs'ten alan şehir tam anlamıyla bir tatil merkezi. Praira da Marinha, Portekiz'de ki en güzel plajlardan biri olarak kabul ediliyor. Algavre bölgesinin başkenti Faro dışında Benagil Cave görülmesi gereken yerlerde biridir. Praia da Rocha, plajın hemen arkasındaki Forte da Santa Catarina kalesi, etraftaki küçük koylar ve tekne gezileri muhteşem deneyimler vaadediyor. Algarve bölgesindeki en iyi korunan kalelerden biri Castle of Silves gezebileceğiniz yerlerden. - Tavira - Faro - Marinha Beach - Portimao - Lagos - Sagres - Silves - Alte Madeira, Portekiz ile Kuzey Afrika arasında, Atlas Okyanusu üzerinde yer alan bir ada. Atlantik'in Yüzen Bahçesi olarak anılan ada, yemyeşil bitki örtüsü, şaraplık üzüm bağları, çiçek ve meyve bahçeleri ile cennetten bir köşe. Cabo Girao, Madeira'nın güney kıyısında bulunuyor. 570 metre yükseklikteki tepe Avrupa'nın denize en yüksek tepesi olarak biliniyor ancak ondan daha uzun yaklaşık üç tepe daha Avrupa'da bulunuyor. Yukarıdan aşağıya bakmak oldukça korkutucu onu söyleyebiliriz. 2012'de kurulan cam platform bu korkunç deneyimi daha da uç noktalara taşıdı. Azorlar: Azor takımadaları yerinizde duramayacağınız aktiviteler ile dolu bir yer. Doğası inanılmaz ve hem deniz hem de karada yapılacak aktiviteler sayısız. Bu sefer olmasa da bir sonraki gezinizde mutlaka burayı değerlendirmelisiniz. O zaman ne diyoruz.. İyi tatiller efeenim.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/raclette-fondue-muhlama-ucgeni", "text": "İlk yalnız yurt dışı seyahatimizde Almanya doğma büyüme olan kuzenimizin Freiburg'daki öğrenci evine gitmiştik. Germanwings' i düzenlediği bir kampanya ile o zamanın parası ile yurtiçi otobüs biletinden bile daha ucuza gelen, Stuttgart direkt gidiş dönüş uçak bilet bulmuş ve tabiri caizse havada kapmıştık. Sonrasında hemen schengen vizesine başvurup, aynı zamanda da valize konulacaklar alışverişine girişmiştik. Tabii o zamanlar seyahat konusunda oldukça çömez olduğumuz için birer büyük boy valizi üzerine oturmak suretiyle zorla kapanacak kadar doldurmuş, valizde şişkinlik yapan mont, ceket ve birer kalın kazağı da üzerimize geçirmiştik. O kış günü, Almanya ve İstanbul lapa lapa karlar altında iken biz terden ölmek üzere olduğumuzu hala yanaklarımız kızararak hatırlıyoruz. Neyse, gelelim bu yazımızın başlığına. Raclette ile ilk tanışmamız bu seyahatimizde kuzenimizin arkadaşlarını da davet ettiği bir ev partisi sırasında oldu. O zaman aslında misafir ağırlamanın ne kadar zevkli ve kolay olabileceğini fark etmiştik. Annelerimizin yaptığı gibi günler öncesinden misafir için alışveriş yapmanın ya da koca bir orduyu besleyecek kadar şaşaalı bir sofra hazırlamanın Avrupa'daki karşılığını görüp şaşırmıştık. Aslında raclette İsviçre ve Fransa' ya özgü bir peynir ancak Almanya' da da çok kolay bulunuyor. İsviçre' nin Almanya ve Fransa ile komşu olmasından mı, yoksa bu üç ülkede de ezelden beri hayvancılığın önemli bir geçim kaynağı olmasından bilinmez Almanlar arasında da gelenekselleşmiş bu raclette ritüeli ki sonraki Almanya gezilerimizde de sık sık karşılaştık kendisiyle. Sonra Paris' te yaşarken Fondue ile tanışma fırsatımız oldu. Yine bir Fransız arkadaşımızın evinde akşam yemeğine davetliydik ve bu sefer de masanın ortasında bir tencere, etrafta uzun çatallar ve mezeler. Ama bu sefer bilinçliydik ve ne yapacağımızı önceden çalışmıştık. Bu sefer de tencere içinde eritilen peynire uzun çatallara geçirdiğiniz patates, et, sosis, ekmek, brokoli ya da karnabahar, havuç gibi sebzeleri banıp afiyetle yiyorsunuz. Aslında mantık raclette ile aynı sadece sunum, kullanılan peynir çeşidi ve materyal biraz farklı. Raclette için raklet peyniri kullanırken, fondue için emmental ve gruyer peynirini eşit miktarda kullanıyorsunuz ve tencere de kolay erimesi için geleneksel olarak beyaz şarap ancak dilerseniz su, süt ve ya bira koyabilirsiniz. Emmental ve gruyer dışında da rokfor ve ya gorgonzola gibi peynirler kullanabilirsiniz. Yani aslında kesinlikle şu ve ya bu peyniri kullanacaksınız diye bir kaide yok, sadece kullandığınız peynirin bir tadı, kokusu ve eriyebilme özelliği olması lazım o kadar. Kullanılan mezeler ya da et/ sebze seçenekleri de tamamen zevkinize bağlı. 1930'da İsviçre Peynir Birliği tarafından ulusal yiyecek olarak sunulmuş olmasına karşın, Fondou' nün ana vatanı İsviçre, Fransa ve İtalya'yı kapsayan daha geniş bir alandır. Gelelim bizim Rize' li yengemizin meşhur muhlamasına.. \"Yenge sana kahvaltıya geliyoruz\" dediğimiz her sefer de yengemizin üşenmeden yaptığı o muhteşem lezzet: muhlama. Bu sefer kolot peyniri, mısır unu, tereyağ ve su bir tencere içinde topaklanmadan uzun süre karıştırılarak eritiliyor ve biz ne fondue' de olduğu gibi uzun garip bir çatalla, ne de Racklett aletinin üçgen kürek aparatıyla kibar kibar uğraşmadan, direkt bir parça somun ekmeği çatalımıza geçirip dalıyoruz tencerenin içine. O peynir uzadıkça uzuyor, biz yedikçe yiyoruz ve yengem diyor ki \"Alın size Rize fondüsü, o kadar geziyorsunuz bundan lezzetlisini yediniz mi?\" Gözlerimiz kapalı, ağzımızdaki tadın keyfini çıkartırken \"Yemedik!\" bile diyemiyoruz sadece \"ı-ıh\"!"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/sakarya-yuruyus-rotalari", "text": "İstanbul'a bu kadar yakın olan doğası bu kadar güzel olan bir yeri nasıl atlamışız derseniz, biz de bilmiyoruz. Çünkü biz de aynı şeyi kendimize soruyoruz... Bazı fotoğraflar vardı aklımızda, şimdi Sakarya'yı araştırınca dedik ki \"burası orasıymış\".. Malum döviz vurdu bizi dibe, başladık Türkiye'de gezilecek yerler listesi hazırlamaya.. İşte karşınızda Sakarya.. Toplam parkur 17-18 km olup, Kuzuluk'tan başlayıp 750 metre irtifa ile 7 km kadar düşük eğim tırmanıp 1500 metrede Keremali Dağı eteklerinden yaylaları geçerek, Çamlıca Gölünü'ne varacağız. Zirveden sonra Gölyayla'ya inip, Keremali Yaylası ve birçok yayla görüp parkuru tamamlamak için 10 km iniş yapacağız. Dilerseniz, Kapıorman Dağları'nda yer alan Acelle, Çardacık, Karagöl, Kılavuzlar ve Mustaflar yaylalarını da görebilirsiniz. İstanbul'a 230 kilometre Sakarya, Akyazı'ya 40 kilometre uzaklıktaki Sülüklü Göl yürüyüş parkuru 14 kilometre olup, 5 saat sürüyor. Sakarya'dan sonra TEM Akyazı çıkışında çıkıp, Akyazı ilçe merkezine girilmeden, Akyazı Mudurnu yolundan (D140) devam edilir. Dokurcun sapağından Dokurcun yönüne devam edilir. Dokurcun geçildikten 3-4 kilometre sonra tavşan suyu mevkiinde Sülük Göl ayrımına gelinir. Sağda Milli Parklar tabelasını rahatlıkla görebilirsiniz. Orman içi toprak araç yolundan 9 kilometre gittikten sonra göle ulaşılıyor. Milli park tabelasından 2-3 kilometre içeri girildikten sonra, alabalık çiftliklerinin orada araçlardan inip, toprak yoldan yürüyüşe başlanıyor. 1700 yılların başında meydana gelen heyelan sonucu oluşan Sülüklü Göl, ismini göle alabalık bırakılmadan önce gölde yaşayan sülüklerden almaktadır. Heyelan sonrası oluştuğundan gölde yaz ve kış aylarında özellikle su azaldığında ağaç kalıntısı görülebilir. Deniz seviyesinden 1055 metre yüksekte yer alan Sülüklü Göl Tabiatı Koruma Alanı bir milli parktır. İki saat sonunda göle ulaşıyorsunuz. Çadır kampı yapmak için ülkemizde bulunan en güzel yerlerden biridir. İstanbul'a 130 kilometre, Sapanca'ya 5 km uzaklığında orta zorluktaki Yanıkdere yürüyüş rotası 10 kilometre olup, 4 saat sürüyor. Sapanca yolunu takip ederek, Maşukiye çıkışından Yanıkdere Köyü'ndeki taş ocaklarının önünden parkura başlanıyor. Yanıkdere, Kartepe'de doğan ve Sapanca Gölü'ne dökülen bir dere. Yürüşüş rotası iki şekilde çizilebilir: birincisi taş ocaklarından başlayıp traktör yolunu takip ederek vadideki dereye inmek ve dereyi izleyerek köye ulaşmak, ikincisi ise dereden gitmek.. Dere yolunda ıslanmayı göze almak gerekiyor. Bu rota kayaların yosunlu ve kaygan olmasından dolayı zorlayıcı olabilir. Hatta parkur daha da zorlaştırılıp Ayrı Gezegen'de bitirilebilir. Ortalama 20 kmlik bir yürüyüş parkuru. Sakarya'nın Hendek İlçesi'ne bağlı Dikmen Köyü'nden 7 km yürüyerek 1580 metre yükseklikteki Dikmen Yaylası'na çıkıyoruz. Ağustos ayında bu yaylada dağ çilekleri oluyormuş. Hatta şenliği yapılırmış.. 1727 metre yükseklikteki Sakarya'nın en yüksek tepesi Dikmen Tepesi'ne tırmanıyoruz. 12 km inişten sonra Beşoluk Yaylası, sonrasında Türkiye'nin en güzel 10 yaylasından biri olan topukotu otu ile yerleri kaplaya çiğdemlerden adını alan Çiğdem Yaylası'na varılıyor. Sonraki durak Turanlı Yaylası. Burada orman yangınına müdahale için yapılmış bir gölet de bulunuyor. Samanlı Dağları'nın eteklerinde denizden yüksekliği 1300 metreyi bulan bu rotada, aşağıdaki fotoğrafı çekmek için bile gidilir.. Sakarya'nın Geyve ve Taraklı Köyleri arasında bulunan Kılıçkaya köyü'nden yürüyüşe başlayıp, Kılıçkaya zirvesine çıkacağız ve yürüyüşümüzü Belpınarı Köyü'nde tamamlanıyor. Düzotlak'tan Göktepe sırtlarına kadar uzanan Belpınarı Vadisi'ni göreceğimiz yürüyüş rotası yaklaşık 17 km."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/sanliurfa-yakininda-gezilecek-yerler", "text": "Gezi rotasını Birecik- Harran- Göbeklitepe- Halfeti olacak şekilde hazırladık. Birecik- Kelaynak Üretme İstasyonu: Dünya'da nesli tükenmekte olan hayvanlardan olan kelaynaklarin üremesi için kurulan bir istasyon Birecik'te yer alıyor. Buranın önemi ise Kelaynakların sadece bu istasyon ve Nil Vadisinde görülebilir olması. Türkiye'den Fas'a doğru süren göç eden kel kelaynaklar yaklaşık 30 yıl yaşıyorlar ve tek eşliler. Harran: Harran'da Pagan inancına sahip Asur ve Babiller yaşamışlar. Bu inançta ay, güneş, gezegen kutsal sayılıyormuş. Bu yüzden astronomide ilerlemişlerdir. Anadolu'dan Mezopotamya'ya ticari seferler Harran üzerinden yapıldığı için oldukça gelişmiş bir şehir haline dönüşmüştür.. M. S. 640 yılında Hz. Ömer zamanında İslamiyet'e geçmiştir. Emeviler döneminde son halife II. Mervan zamanında ise başkent olmuştur. Emeviler'den sonra Abbasiler Harran'a hüküm sürmüştür. 1880'lerde Osmanlı Bedevileri Harran'a yerleştirmiş. Hala kültürlerini yaşatmayı sürdürüyorlar. Tevrat'ta 'Haran' olarak geçen yerin 'Harran' olduğu söylenir. Merkezi değil köyleri daha güzel. Özellikle lokallerle muhabbet edilmeli. 'Harran' adı da Sümerce ve Akatça 'Harran-u' yani seyahat- kervan ya da kesişen yollar anlamına geliyormuş. Harran Kültür Evi : M. Ö. 6000'li yıllara kadar tarihi uzanan Mezopotamya'nın evleri Harran'ın da mimari dokusu. Bölgesel özelliklerden dolayı kubbe çatıları tuğla ile örülmüş. Tuğla, Harran bölgesinde bol bulunan bir malzeme. Trullo tekniği ile üst üste bindirme yoluyla örülmüş. Evler yan yana dizili. Evler yazın serin, kışın sıcak tutuyor. 960 Kümbet Evi var. Yenileri bu alan sit alanı inşa edildiği için yapılmıyor. Bir ev restore edilip ziyarete Kültür Evi olarak açılmış. 1260 yılında Harran'ı Moğollar istila etti. Sonra şehri tutamayacaklarını anlayınca şehri talan ettiler ve bu tarihten sonra Harran bir daha eski şaşasını sürdüremedi. - Harran höyüğü: Şanlıurfa şehir merkezine yaklaşık 45 km uzaklıkta ver alan höyük - Harran İç Kale ve Surları: Surlar Harran ilçesi sınırlarında yer alıyor. Harran surları İç kale ve Aşağı Sur olmak üzere ikiye ayrılıyor. - Tarihi Harran Üniversitesi: Anadolu'da kurulan ilk İslam medresesi ve hatta Dünyanın ilk üniversitesi olarak tarihite geçiyor. Astronomi, matematik, tıp, felsefe ve din olmak üzere 5 bölümde dersler verilirdi. Emevi Halifesi II. Mervan zamanında bilimsel çalışmalar hız kazandı (744-750). Günümüze kadar şadırvan, mimarisini büyük bölümü ve doğu cephesi mihrabı ulaşmıştır. Tarihi Harran Ulu Camii ya da Camii el Firdevs ya da Cennet Camii olarak anılan Camii'nin Tarihi Harran Üniversitesi ile aynı avluda yer alır. Türkiye'nin İslami mimarisine sahip en eski camii. - Şuayıb Şehri: Adını bir dönem burada yaşadığı düşünülen Şuayb Peygamber'den alıyor. Şuayb Peygamber'i makamı olan mağarasının olduğu Harran köyü. Kentte kaya mezarları, Roma mimarisine sahip evlerin olduğu bir antik kent - Han El Bar'ur: 12. Yüzyılda Eyyübiler tarafından yaptırılan kervansaray. Efsanesi: hancı yolculara üzüm ikram edermiş. Ve bir gün kendinden sonra gelecek kişinin burayı keçi gübresi ile doduracağını söylemiş. Moğol istilası sonrasında burası yağmalanmış ve halk ahır olarak kullanmış. Bar'rur 'da Arapça keçi gübresi demekmiş. - Bazda Mağaraları: Aslında zamanın taş ocakları. Harran çevresindeki çoğu yapı için buradaki taş ocaklarındaki taşlar kullanılmış Soğmatar Antik Kenti : 5000 yıllık antik kenti önemi, mağaralarda ay ve gezegenlere tapılan alan, Pognan Mağarası'ndaki Ay tanrısı Sin'in olduğu motifler, Kutsal Tepe'deki tanrı kabartmaları ve Hz. Musa'nın burada yaşadığının rivayeti."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/sanliurfada-ne-yenir-ne-icilir-nerede-yenir", "text": "Şanlıurfa'da tercih ettiğiniz mekanlar genel olarak salaş olacak. Yani şöyle şaşalı bir yerde enfes ve gerçek\" Şanlıurfa yemeği yiyeyim derseniz işiniz zor. Çünkü lüks restaurantlar fazla yok. Buradaki en büyük yanlış lezzeti restoranın tipi ile belirlemek.. Esnaf lokantaları gibi düşünebilirsiniz.. - Şanlıurfalıların favorisi Köprübaşı Kahvaltı Salonu. - Zahter Kahvaltı Salonu (kişi başı ortalama 15TL), - Nohutçu Seyit Usta, - Urfa Cevahir Han Restoran Haşhaş Kebabı: Zırhlı kıyma, sebzeli harç şişlere diziliyor. Birecik'in imza yemeği. - Özellikle 60 yılık geçmişiyle Birecik merkezdeki Kebapçı Cevdet Usta ya da Cevdet Usta'nın Yeri'nde yenmesi tavsiye ediliyor. Patlıcan Kebabı: Urfalılarca balcanlı kebap da deniyor. Şanlıurfa'nın tescili lezzetinde patlıcanlar kesiliyor şişte etle dizilerek fırınlanıyor. - Birecik bölgesine has bir tat. Dedecan Ocakbaşı Urfa - Gülbaba Lokantası 2013'te Vedat Milör gelmiş. - Altın Restoran: Birçok şeyi aynı zamanda tadabilirsiniz. - Ya da yine salaş mekanlardan, Şanlıurfa'nın en meşhur ciğercisi Ciğerci Aziz Usta'da ciğere doyabilirsiniz - Kuşbaşı gibi farklı yemeklerin menüsüne de sahip Urfa Sevgi Ciğer Salonu restoranı da diğer bir tercihiniz olabilir. - Sembol Ocakbaşı' nda ise menü geniş mesela kuşbaşı eti de çok iyiymiş - Çulcuoğlu Baklava ve Restoran: Özellikle lahmacun'u dikkat çekiyor. Bunun haricinde şıllık tatlısı, içli köftesi, kebap.. Şanlıurfa mutfağına dair hemen hemen her şeyi bulabileceğiniz bir restoran - Sümer Pide ve Lahmacun öne çıkan mekan Terbiyesiz tavuk: Izgara parça tavuk olarak düşünebilirsiniz. - Çağdaş Ocakbaşı daha iyi, - Sembol Ocakbaşı, - Osmanlı Ocakbaşı mucidiymiş Bostana: Şanlıurfa'da yerel bir salata. Semizotu, nar suyu ve nane ile güzel bir salata.. - Gülizar Konuk Evi sıra gecesinde var. - Kırmızı Et Lokantası Şanlıurfalı. BONUS: Biresnaf lokantasıolan Gülhan Restoran'da yemek çeşitleri bir hayli fazla.. Lokal yemeklerin yanı sıra, çorbalar, şıllık tatlısı ne ararsanız var. Billuriye: Şıllık'tan sonraki Şanlıurfa'nın ünlü tatlısı. - Şanlı Miroğlu Kadayıf & Billuriye Baklava: Baklava deyip önünde saygıyla eğiliyoruz.. - Üstüneller Baklava: 1989 yılından beri Şanlıurfa'nın en iyi baklavacısı. Özellikle kare baklavası ve fıstık deryası adlı içi iri fıstıklı baklavası yok satıyor Menengiç kahvesi çok ünlü! Menengiç, çitlembik ağacının meyvesinin kavrulup, sütle pişirilmesi ile yapılıyor. Nerede bulursanız için deriz, tadına bi bakın.. Mırra: Mırranın menleketi Mardin olarak geçse de, Güneydoğu Anadolu bögesinde Arap nufüsün yoğunluğu nedeniyle Türk Kahvresi kadar sık karşılaşabileceğinizbir lezzet mırra. Dibek kahvesinin iyice ezilmesi ile elde edilen kahvenin yapımı oldukça emek istiyor. Mırranın tadı yoğun ve acı. Espresso'dan daha sert olduğu söylenebilir Zaten ismi de Arapça \"mur\" yani \"acı\" elimesinden gelir. Özel kulpsuz fincanının yarısına kadar doldurlan mırrayı tek seferde içmek gerekse de, bir kafede sizden bu performans beklenmez. Mırr içerken dikkat etmeniz gereken çok önemli bir husus var: Mırra içtikten sonra fincanı masaya KONMAZ! Mırra fincanınızı size servis eden kişiye vermelisiniz. Eğer masaya koyarsanız şunlardın birini yapmanız beklenebilir: Servis yapan kişi ile evlenmek, eğer bekarsa çeyizini yapmak, eğer servis yapan kişi evliyse fincanı altın ya da parayla doldurmak. Mırra içtikten sonra servis eden kişiye verdikten sonra ikram devam ediyor. Eğer daha fazla mırra içmek istemiyorsanız o zaman fincanınızı kapalı olarak vermeniz gerekiyor. Mırranın çeşitli faydaları da var: mesela selülüte iyi geliyormuş! Tabii bunun için sevmiyorsak eziyet çekmye gerek yok o ayrı.. Karaciğer hastalıklarına ve yorgunluğa iyi geldiği söyleniyor. Turistik Şanlıurfa gezisinde bu etkileri yaşamak mümkün değil ama isterseniz satın alabilirsiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/sarm-el-seyh-turu-gitmesek-de-gormesek-de", "text": "ŞARM EL ŞEYH TURU: Gitmesek de Görmesek de.. Tam tamına 5 kızdan oluşan birinci derece kuzen ekibi olarak Sharm El Sheikh, Şarm El-Şeyh ya da kısaca Sharm olarak bilinen; Sina Yarımadası'nın Kızıldeniz kıyısında yer alan pek güzide ve bir o kadar da turistik olan Mısır şehrine gitmeye karar verdik. Sebep: Merve'nin 30. doğum günüsü şerefine kız kıza çılgın bir tatil yapmak. Sessiz sedasız oturup muhabbet ederken hani gruptan birisi çıkıp da çok alakasız bir fikir atar ortaya, sonra herkes bir anda \"Hadi yapalım!\" diyerek gaza gelir ve anında aksiyon alınır ya.. İşte o tarz bir karardı bu aslında. Ben her zaman ki gibi Pegasus'un en ucuz biletlerini stalk etmekle meşguldüm ki bir anda Şarm biletleri için 60 Euro gibi birşeyler yazması dikkatimi çekti. O sırada bir yandan kızlarla muhabbete dahil oluyormuş gibi yapıp, bir yandan da çaktırmadan gidiş dönüş tarihleri yazıp toplamda tüm vergiler dahil kaç TL'ye denk geldiğini anlamaya çalışıyordum. Herkesi bir anda heyecanlandırıp sonra \"Ooooohh Noooo\" şeklinde bir hayal kırıklığı nidası ile karşılaşmamak için temkinli hareketler bunlar 🙂 Evet sonuç olarak, biletler 300 TL'ye geliyordu. Şaka gibi! Hem Eylül ayı gibi Mısır'a gitmek için en mükemmel dönemlerden birinde, hem de tam Merve'nin doğum gününde, 5 günlük bu tatil planı kesinlikle süper bir fikir gibi göründü. Hemen ekip içinde kısa bir istişare yapıp, ardından aynı anda biletleri almıştık bile.. Çılgın fotoğraflar ve kıyafet seçimi konulu beyin fırtınası seanslarımız sırasında küçük bir ayrıntı gibi görünen konaklama hususunda ise her zamanki gibi ilk tercihimiz olan Booking. com üzerinden Naama Bay'de bir aile suiti tuttuk, hem de gerçekten sudan ucuza.. Aramızdan bazılarının \"Hazır Mısır'a kadar gidiyoruz, piramitleri de görelim!\" demesi üzerine Şarm'dan Kahire'ye ulaşım alternatiflerini araştırmaya başladık. Otobüsle mi gitsek, uçakla mı, yoksa araba mı kiralasak diye epey kafa yorduk bu konuda. Bu arada Şarm denince akla ilk gelenlerden bir diğeri de dalış tabii. Hemen su altı çekimi için go pro veya muadili ürünler için fiyat karşılaştırması ve bloglarda Şarm'da dalış için yazılıp çizilenleri dikkatlice incelemeye başladık. En son olarak da, otel rezervasyonumuz, uçak biletlerimiz, hatta valizimiz bile hazır olduğuna göre vizeye başvurabiliriz dedik ve normalde Schengen vizesi için 2 hafta yettiği halde, biz ne olur ne olmaz diyerek 3 hafta önceden vizeye başvurduk. Vize için de Pegasus üzerinden başvuru yaptık ki işimiz iki kat garanti olsun. Dip toplamda, Otel için 315 TL, Uçak için gidiş dönüş kişi başı 322 TL ve vize için kişi başı 134 TL ödedik. Ve vizemizin çıkıp uçağımızın kalkacağı zamanı sabırsızlıkla beklemeye başladık. Maalesef arkadaşlar.. Bütün hayallerimiz suya düştü çünkü vize alamadık. Uçuştan iki gün öncesine kadar umudumuzu kaybetmeden bekledik. Sürekli vize merkezi ile telefon trafiği halinde geçen stresli üç hafta sonunda ellerim bomboş şeklinde şoklardan şoklara girdik. Amerika'ya bile on dakikalık görüşme sonunda şıp diye vize alan bir profil nasıl olur da 3 hafta önceden başvurduğu bir Mısır vizesine layık görülmez. Akıl sır ermez bir durum. Mısır vizesini küçümsemek falan değil tabi olayımız ama hani din, iman kardeşliği falan var ya hiç sökmedi ona şaşırıyoruz. İsrail vizemiz falan da yoktu bu arada pasaportumuzda. Sebep şu ki o sıralar Türkiye ve Mısır arasında bir gerginlik olmuştu ve olan bize oldu. Pegasus \"vize yetişmedi!\" diyerek uçak bileti fiyatını bize iade etti. Ancak sudan ucuza bulduğumuz otel tabii ki iptal / iade seçeneğini tiklemediğimiz için yandı, bitti, kül oldu. Maddi olarak çok pahalıya patlamadığı halde manevi olarak sarsıcı bir deneyim oldu. Neyse biz gidemedik ama siz Mısır vizesi aldınız ve yola çıkmaya hazırsanız, araştırdığımız onca şey boşa gitmesin bari sizin işinize yarasın diye yazalım dedik.. Belki yorumlarınızı yazarsınız da biz de gitmiş kadar oluruz 🙂 Çünkü o gün bu gündür bir daha Mısır biletlerinin yüzüne bakmadık, onlar bizi istemiyorlarsa biz hiç istemeyiz, bir daha da gitmeyiz triplerindeyiz. Dalış: Sharm El- Şeyh, Sina yarımadası ve Kızıldeniz arasında digitürk ekranlarından bildiğimiz balıklar arasında dalış yapabileceğiniz kadar berrrak ve nefes kesici güzellikte bir denize sahip. Tüplü dalış bile yapmanıza gerek kalmadan, sadece şnorkel ve deniz gözlüğü ile bu büyüleyici su altı dünyasına dalabilirsiniz. RAS Muhammed Milli Parkı: Dalgıçların hacı olduklarına inanılan bir yer. Genellikle yemekli tekne turları düzenleniyor ancak 8-10 kişilik bir ekibiniz varsa, direkt olarak sürat tekneleri ile yunuslar eşliğinde bu bölgeye gidebilirsiniz. Çölde ATV safari: Saçınızı, ağzınızı, burnunuzu iyice kapatıp, tek ya da çift kişilik bu ATV safari macerasını yaşamadan dönmeyin.. Kahire Turu : Bu tur için genellikle gece (02.00 gibi) yola çıkıyorsunuz ve ertesi gün gece aynı saatlerde otelinizde oluyorsunuz. Şehir merkezinde yer alan tur operatörlerinin dışında, otellerin organize ettiği günübirlik turlar da mevcut. Sabah yol üzerinde kahvaltı için durduktan sonra piramitleri görüp, Kahire müzesini gezip, birkaç camii ve alışveriş mekanında durduktan sonra, Kahire' yi ikiye bölen Nil Nehri üzerinde fotoğraf çektirip, tekrar aynı yoldan geri dönüyorsunuz. Yorucu ama kesinlikle buraya kadar gitmişken yapılması gereken bir aktivite. Na'ama Bay: Burası Şarm'ın kalbi. Kaliteli restoranlar, eğlenceli gece hayatı, sokakta yağlı boya tablo yapan sanatçılar, alışveriş yapabileceğiniz renkli tezgah ve dükkanlarla dolu Marmaris/ Fethiye merkezlerine benzer bir yer. Mısır'da eğer herşey dahil tam pansiyon beş yıldızlı bir otelde kalacaksanız, yemeğinizi otelde yemenizi tavsiye ederiz zira söylenen o ki yemekler, özellikle de sokak yemekleri, herhangi bir denetime tabi tutulmuyormuş bu sebeple hijyenik değilmiş. İshal, kusma, besin zehirlenmesi gibi seyahatinizi olumsuz etkileyecek bir sağlık problemi ile karşılaşmak istemiyorsanız, yemek ve restoran seçiminde dikkatli olmanız gerekiyor. Nil ve Kızıldeniz'den gelen onlarca balık çeşidi, pirinç, meze, et ve sebze yemekleri ağırlıklı bir mutfağı olmasına rağmen damak zevki biraz farklıymış. Müslüman bir ülke olmasına rağmen alkol satışı da serbest burada. Yerli şaraplardan: Ömer Hayam ve Obelisque Rouge hafif ve sek kırmızı şarap markaları. Cru des Prolemees ve Blanc d'Alexandrie gibi beyaz şaraplarının kırmızı şaraplardan genellikle daha iyi olduğu söyleniyor. Uzo' ya benzeyen ve Mısır'a özgü anasonlu bir içki olan, \"zibibi\" yi de deneyebilirsiniz. Bu arada hemen belirtelim, Mısır' da alkollü içecekler özel bir vergiye tabii olduğu için biraz pahalıymış. Ve çay.. Her zaman, her yerde, her durumda çay bulabilirsiniz. Belma, yansun, yemişli sahlab gibi çeşitli, ot çayları da mevcut. Huka olarak da bilinen nargile tabii ki bu kültürde denemeniz gereken bir yöresel aktivite. Özellikle kışın Eylül ayından sonra gitmeniz tavsiye olunur zira zaten genellikle sıcak olan bir iklim olduğu için daha dayanılır bir sıcaklığa indiği dönem sonbahar sonu ve kış aylarıdır."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/sarm-el-seyhten-piramitlere-nasil-gidilir-sarm-el-sey-kahire-plani-yapmadan-bilinmesi-gerekenler", "text": "Şarm El Şeyh Mısır'ın tatil beldesi ve dalış yapanların asla vazgeçemeyeceği bir destinasyon. Öyle bir yer ki hep yaz.. Şarm El Şeyh hava durumunu kontrol etmeden gidilecek yerlerden yani.. Fakat duyduk ki 1 günde Şarm el Şeyh gezilecek yerler rahatlıkla gezilirmiş. O yüzden biz de Şarm gezimizde başka nereler görebiliriz, en fazla nasıl kullanırızın araştırması içindeyiz. Yani her zamanki gibi \"Şarm mı, peki etrafında nereler var?, \"Hangi şehirleri hangi ülkeleri gezimize ekleyebiliriz?\" sorularımız biz Yiğit kardeşlerin aklında uçuşuyor. Önceliği Kahiye'ye verdik. Malum Türk vatandaşları için Kahire'ye vize gerekiyor. Bir ülke içinde vize durumu bu kadar tutarsız olur.. Bu arada biz bu yazıyı gitmeden araştırma yapıp yazıyoruz, gitmeden yine güncelleyeceğiz. Çünkü Mısır sürekli kanun değiştiyor. Dikkat! AMA Kahire için Mısır vizesi almanız gerekiyor! Yani Şarm'a vizesiz gitseniz dahi, Piramitleri görmek için Mısır vizeniz olması gerekli. Direkt uçuşla Pegasus ve THY ile Şarm El Şeyh Airport'a gitmek 3 saat sürüyor. Tek sıkıntı uçak saatlerinin gece yarısı olması ve saat farkı ile Şarm'da olduğunuz saatin abukluğu.. O zaman Şarm'e gittik hatta Şarm El Şeyh turumuz bitti varsayıyoruz, şimdi sırada Kahire yani Pirmitler! Şarm El Şeyh- Kahire arası 506 km. 1 Uçakla: Nile Air, Egypt Air gibi lokal uçak firmalarıyla Kahire'ye gidiliyor. Ortama tutar: 150 Dolar gidiş dönüş. Fazla pahalı, bu şıkkı eliyoruz.. 2- Araçla: Genellikle Orta Doğu'daki ülkelerin tipik durumu \"yollarda güvenli kontrolü\" ve \"polisin bahşiş istemesi\" burada da var. Yani Şarm El Şeyh araç kiralama pek tekin değil. Araç kontrolünde genellikle Arapça konuşuyorlarmış.. Anlaşması dert anlatması da güç. Ayırca Türkiye'den ehliyetin Turing'den uluslararası ehliyete çevrilmesi gerekiyormuş. Sürücüsüyle araç ya da minibüs kiralayamazsınız, çünkü sürücünün polisten izin alması gerekiyormuş. Ayrıca siz diyelim ki araç kiraladınız, Turing uluslararası ehliyetiniz var, yine de polis konvoyunu bekletebilirlermiş. Turistler için böyle bi uygulamaları varmış.. Ayrıca hatırlatmakta fayda var: Mısır Ölümle sonuçlanan trafik kazalarında Dünyada ilk 10'da yer alıyor. Bu şıkkı biz eliyoruz.. 3- Turla: Hiç tur firmasıyla bir ülkede şehir değiştirmedik. Kulağa garip geliyor ama güvenlik sebeplerini düşününce nede böyle bir opsiyonun olduğu da aşikar.. Şarm'da acentlar Kahire'ye günübirlik turlar düzenliyormuş. Ama gün içide 1000km'den fazla yol yapılıyor yani sabah Piramitlerdesiniz, akşam Şarm'da. Yol Gidiş dönüş neredeyse 18-20 saat sürüyor. Yani Piramitlere selam verip dönülüyor gibi.. Biz bu şıkkı da eliyoruz.. 4- Otobüsle: Gelelim son şıkka otobüs duyduğumuza göre gayet güvenli. Burada sabah yolcuğu yapmak gerekiyormuş. Sabah yollarda kimlik kontrol, akşama göre daha azmış.. . sarma'a dönüşte kontrol daha sık oluyormuş. Yanınızda otel rezervasyonu ve uçak biletinizin kopyasını almayı unutmayın. Otobüs yolculuğunda tüm sorumluluk size ait. Gece 01:00 02:00 otobüs kalkışı en ideali. Kahire'de müzelerin 16:00'da kapandığını unutmayın. Ayrıca Kahire trafiği diye bir şey var. Ayrıca Naama Bay'deki otobüs acentaları grup olarak giderseniz 50 USD'a Kahire'ye gidebilirmişsiniz. Acenta sizi otelden alıyor, yolcu otobüsüne transferinizi sağlıyor. Kahire'den dönüşte tekrar sizi otobüse bindirip, Şarm'da otelinize bırakıyorlarmış.. Daha size özel tur yapan firmalarda yaklaşık 90 USD'a mal oluyormuş. Genellikle bu turları 24 saat olarak düşünebilirsiniz.. Böylece seçenek belirlendi: Şarm El Şeyh'ten Kahire'ye otobüs ile gitmek hatta mümkünse Gobus ile!"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/saros-korfezinde-denize-girilebilecek-koylar", "text": "İstanbul'dan Gelibolu'ya doğru seyahat ettiğinizde, Tekirdağ, Malkara ve Keşan'ı geçtikten sonra Koru Dağı'ndan aşağıya doğru inerken sizi karşılayan mavilik Ege Denizi'nin başlangıcı, antik çağdaki adıyla Melas Kolpos, bizim tabirimizle Saros körfezi'dir. Koru Dağı'nın eteklerinde, sol tarafınızda Marmara denizine kıyısı olan Şarköy, sağınızda ise Saros'un başlangıcı olan Kavakköy yer alır. Trakya kıyıları arasına yaklaşık 60 km. kadar sokulan üçgen biçimli Saros körfezinin başladığı bu köy coğrafi olarak Gelibolu yarımadasına da ayak bastığınız noktadır. Gelibolu şehir merkezine giderken yolun sağı Marmara denizi, solu Ege denizidir ve bu iki deniz Çanakkale boğazında birleşerek yoluna devam eder. Yol boyunca sadece bu iki denizin birbirine bu denli yakınlaşması değil, mevsimine göre çeltik ve ya ayçiçek tarlaları da size görsel bir şölen yaşatacaktır. Gelibolu yarımadasının içlerine doğru yol aldığınızda yol kenarlarında yer alan sığınaklar, Çanakkale Şehitliğine yaklaştığınızı simgeleyecek ve Çanakkale Savaşı'nın bu bölgelerde de sürdüğünü ispat edecektir. Eğer kendi aracınız ile seyahat halinde iseniz, bu yol güzergahı boyunca kesinlikle fotoğraf çekmek için aracınızı uygun bir yerde durdurmak isteyeceksiniz. Ayrıca Çanakkale Şehitliğine kadar gitmişken bu civarda yapmanızı önerdiğimiz araba yolculuğu ve detayları için buraya tıklayınız. Ayrıca youtube kanalımızda hazırladığımız kısa videomuzu da izleyebilirsiniz. Tarihi, kültürü, coğrafyası, iklimi ve tabiat güzelliği ile bu yarımadanın başladığı nokta olan Saros, aynı zamanda birçok yazlık villaların ve pansiyonların da yer aldığı bir tatil beldesidir. Saros denizi Ege'nin en tuzlu sularındandır. Büyüleyici ve uçsuz bucaksız bir maviliğin ortasında, tertermiz, cam gibi berrak ve zaman zaman da çivi gibi soğuk olan bu deniz, akıntılar nedeniyle Dünya'da kendi kendini temizleyen beş körfezinden biridir. Saros'da yüzerken deniz gözlüğüne ihtiyaç duymadan kıyıya kadar size eşlik eden balıklarla birlikte yüzmenin keyfine varırsınız. Deniz kenarında oturup, küçük bir ekmek parçasını suya attığınızda ayak uçlarınıza kadar gelen çeşit çeşit balıkların savaşını çıplak gözle bile izleyebilirsiniz. Bu kadar fazla ve değişik balık türü olmasının sebebi ise, suların yüksek oksijen içermesi ve körfeze dökülen akarsuların getirdiği bol besin tuzlarıdır. Bu nedenledir ki tür bakımından zengin önemli bir balıkçılık merkezidir Saros. Sabahın erken saatlerinde ya da akşam güneşin batışına yakın insanların balıkçı tekneleri ile açıldıklarını görürsünüz. Bu sayede siz de taze ve lezzetli balık yemenin keyfine varabilirsiniz. Büyük şehirlerden su sporları yapmak için tur organize eden bir çok kulüp, özellikle haftasonları, İstanbul'a sadece 3,5 saat uzaklıkta yer alan bu körfezi doldururlar. Dalış, jet ski, rüzgar sörfü, paddle gibi birçok su sporunu yapmanıza imkan sağlayan bir yerdir Saros körfezi. İstanbul yönünden gelirken Keşan'dan sonra sola doğru kıvrılan yol sizi, Mecidiye Köyü içinden geçirerek, Saros körfezinin etrafını çevreleyen yarım çemberin sonunda yer alan Erikli'ye kadar götürecektir. Burası, Keşan otogarından kalkan minibüsler veya direkt Erikli otobüsleri ile kolayca ulaşabileceğiniz gibi kendi aracınız ile de çok rahat bulacağınız bir tatil beldesidir. Erikli oldukça gelişmiş bir sayfiye yeri olduğundan pansiyon, motel, yeme& içme alternatifleri açısından oldukça zengindir. Çok kalabalık olduğu da yadsınamaz bir gerçek tabii ki. Alabildiğine uzanan ipek gibi kumsalında çadır kurmak ve bu masmavi denizde yüzmek için hiçbir ücret ödemeden kullanabileceğiniz plajları özellikle haftasonları çok rağbet görmektedir. Mecidiye ise Erikliye göre daha köy, daha kapalı, daha butik ve sevimli bir yer. Yol boyu kurulan tezgahlardan taze sebze- meyve alıp, kamping alanlarında konaklayabilirsiniz. Bunlardan biri de Gökçetepe Tabiat Parkı. Kendi çadırınızla 45 TL, kiralarsanız 120 TL ücretinde.. Mecidiye yolu üzerinde, Erikliye yakın bir koydur. Körfezin diğer kıyısında, Kavakköy ile karşılıklıdır. Limanın sağ tarafında dalgakıranın arkasında bulunan Cennet noktası ve sol tarafında Cehennem noktası vardır. Cehennem denmesinin sebebi ise bu noktada 2-3 metre derinlikten sonra 10 metreye ve sonra bir anda 30 metre derinliklere doğru inen dik bir yer altı duvarının bulunmasıdır. İbrice Limanı'ndan epey uzakta ve tenha oluşu nedeni ile tekneler tarafından tercih edilen Harman kayalıkları ise Erikli'den yaklaşık 1 km uzaklıkta yer alır ve 7 ile 30 metre derinlik arasında dalış yapılabilmektedir. İbrice Limanı'nın 500-600 metre sağında bulunan ve ismini etrafında bulunan tarihi top güllelerinden alan Toplar Burnu ve Tüneller bölgesinde 30 metre derinliklere kadar inen duvar etrafında değişik deniz canlıları ve iri mercanlar görmek mümkündür. İbrice Limanında yaptığımız ilk tüplü dalış maceramızın detaylarını okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca youtube kanalımızda yer alan videoyu da izleyebilirsiniz.. Hemen Saros körfezinin başlangıcında yer alan bu köyün oldukça gizli bir sahili var. Gelibolu yönünde devam ederken anayolun sağında kalan ve işaret levhası ile belirtilmemiş olan bu sahile varabilmek için ya köylülerin traktör tekerleği izlerini ya da daha önceden burayı keşfetmiş olan bazı yerlilerin araçlarını takip etmelisiniz. Etrafınız alabildiğine düz bir alan olduğu ve iyice uzamış sazlıklardan denizi göremediğiniz için yolda devam ederken \"Ya burada plaj ne arar?!\" diyebilirsiniz. Plajda ise tam anlamıyla hiçbir şey yok shshs.. Şanslı iseniz uzaklarda bir yerde bir kaç araç seçebilirsiniz. Şemsiye ve şezlongu geçiyorum, su alacak bir büfe ya da derme çatma bir kafe bile bulamayacağınız tam anlamıyla bakir bir plaj burası. Yani özetle in cin top asıl burada oynar. Plajın büyük bölümünde, uzun sazlıklar deniz kenarına kadar uzanmıştır. Kendinize kumluk bir alan bulur bulmaz, aracınızdan yiyecek, içecek, şemsiye ve havlu ya da portatif sandalyelerinizi çıkartarak bu boş plajın ve önünde uzanan masmavi denizin tadını çıkartabilirsiniz. Bu deniz çocuklu aileler ya da yaşlılar için birebir, çünkü karadan epey uzaklaşsanız bile su seviyesi hala belinizi geçmeyecektir. Güneşin batışını burada izlemek ya da kamp kurmak için ideal bir plaj. Doğanın sunduğu bedava bir güzellik. Kavakköy aynı zamanda çok lezzetli balıları da afiyetle yiyebileceğiniz bir yer. Köyün tabela ile belirtilmiş olan girişinden saptığınızda, Gözde Balık karşınıza çıkar. Nehrin kenarına kurulmuş, salaş, uygun fiyatlı ve güler yüzlü personeli ile sıcak bir ortamı olan bir balıkçı. Burada balık yemenizi ve güneşin batışını seyretmenizi öneririz. Burası aslında Kavakköy'ün bir önceki maddede belirttiğimiz gizli sahilinin devamı ile Ender Kent Tatil Sitesi arasında yer alan küçük ve sevimli bir beach club. Yaklaşık 4 sene önce şu anki işletmecileri tarafından idare edilmeye başlanmış olan bu mekanda şezlong, şemsiye, müzik, cafe, yiyecek, içecek ve inanılmaz güzel kumluk bir plaj bulunuyor. Özellikle çocuklu aileler tarafından çok daha fazla tercih edilme sebebi ise, denizde uzun bir süre yürüyüp hala suyun bilek seviyesinde olması shshs.. Plajın önü ise alabildiğine geniş ve masmavi bir manzara, haliyle güneşi batırmak için de ideal bir nokta burası. Ayrıca gerçekten de insanı karavanını alıp burada park etmek için cezbeden bir camping alanı da mevcut. Daha çok özel yazlıkların olduğu tenha bir köydür. Denize girilecek, siteye dahil bir kumsalı ve bir iskelesi mevcuttur. Sitenin küçük bakkalında alkollü içecekler, midye, tost gibi atıştırmalıklar bulabilirsiniz. Bu bölgede Koru Motel kamp alanı ya da restoran olarak tercih edilebilir ancak daha sakin ve tenha bir konaklama isterseniz, yaz sezonunda özel yazlık villalarını kiralayan Saros Boutique House'u da tercih edebilirsiniz. Koruköy aynı zamanda, üzüm bağları, şarap imalathaneleri ile ünlü Şarköy ve Mürefte' ye yakın olması, Gelibolu yolu üzerinde Çanakkale şehitliğine giden yolun tam orta noktası olması nedeniyle konaklama açısından ideal bir bölgedir. Denize girmek için en güzel zaman ise Ağustos ayının ilk 15 günüdür. Cam gibi denizi ile tam bir akvaryum içinde hissedersiniz kendinizi. Şnorkel ya da varsa dalış takımlarınızı almayı unutmayın. Gelibolu yönünde devam ederken Bolayır tabelalarını göreceksiniz. Bu köyde, ünlü Türk şair Namık Kemal ve Gelibolu'yu ilk fetheden Gazi Süleyman Paşa'nın mezarları yer alır. Bu mezarlar anayolun sol tarafında köyün içinde yer alır ve kahverengi tabelalar ile gösterilmiştir. Yolun sağından içeri girdiğinizde ise, uzun bir süre yazlık sitelerin arasından devam ettikten sonra sahile ulaşırsınız. Her sene biraz daha modern hale gelmeye çalışan bu sahile Bakla Burnu denir. Oldukça geniş ve uzun bu kumsalda salaş plaj kafeleri, kamp alanları mevcuttur. Plajlarda şemsiye sezlong kiralayabilir veya dilerseniz kendi şemsiyenizi de kurabilirsiniz. Denizi oldukça sakin ve berrak olmasıyla bilinse de biz, şansımıza, her gidişimizde epey rüzgarlı bir plaj ve dolayısıyla bulanık ve hafif dalgalı bir deniz ile karşılaştık. Bu durum rüzgarı bekleyen sörfçüler için kaçırılmayacak bir fırsat. Burada rüzgar sörfü ya da kite yapabilir, henüz denemediyseniz özel ders de alabilirsiniz. Oldukça modern ve kalabalık aynı zamanda Saros körfezindeki en popüler köydür. Açıkcası köyün içi herhalde 10 sokağı geçmeyecek kadar küçük ancak deniz ve plajı epey geniş ve uzun. Köye saptıktan sonra önce küçük bir köy meydanından geçer sonra da bir çok yazlık arasından aşağı doğru inerek sahile ulaşırsınız. Sahil boyunca bir çok kafe, restoran, büfe, hotel, pansiyon bulabilirsiniz. Hatta A101 gibi marketler, belirli günlerde kurulan semt pazarları, gezen kütüphane ve plajda birbiri ardına, simitçi, mısırcı, midyeci ile aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir tatil köyüdür burası. Eğer kendi yiyeceğinizi, içeceğinizi, şemsiye ve şezlongları yanınızda taşımak istemiyorsanız Güneyli' yi tercih etmelisiniz. Güneyli köyünden tekne ile gidilebilecek bir koy: Bebek kayalıkları'dır. Genelde su altı fotoğrafçıları ve dalış kulüpleri tarafından tercih edilen bir yerdir. Bebek Kayalıkları'nın bir de mitolojik bir hikayesi bulunuyor. Efsaneye göre bu bölgede Altın Post anlamına gelen Agospatami Antik Kenti varmış. Altın postu giyebilen biri ölümsüzleşirmiş ve bu yüzden bölge korsanlar tarafından sürekli baskına uğrarmış. Baskından kaçan halk, sesleri duyulmasın diye bebeklerini bu kayalıklara bırakırmış. Eğer \"Teknem yok gidemem!\" diyorsanız deniz bisikleti diğer adıyla yunuslardan kiralayabilir kayalıklara doğru bakmakla yetinebilirsiniz shshs.. Gelibolu'yu geçip Eceabat yönüne doğru ilerlediğinizde, yolun sağında küçük bir tabela size \"Fındıklı köyü\"nü işaret eder. Bu girişten giriş yaklaşık 10 km devam ettiğinizde ise köy içinde bir başka tabela sizi yaklaşık 17 km.'lik bir mesafe de yer alan \" Kömür Limanı\"na yönlendirir. Kömür Limanı kesinlikle tatilinizi bir gün uzatmanıza değecek bakir bir koydur. Cam gibi bir denizin içinde parlayan turkuaz renkli taşları tam bir görsel şölendir. Koyun sağ tarafındaki küçük taşlık tepeyi aştıktan sonra \" Akvaryum Koyu\" na ulaşırsınız. Kesinlikle bu zorlu yürüyüşe değecek bir manzara sizi bekliyor olacak. Kömür Limanı'na ulaşım, burada başka ne yapılır, konaklama, yeme& içme konusunda daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca youtube kanalımızdan kömür limanı videomuzu da izleyebilirsiniz. Tekne ile ulaşabileceğiniz ve özellikle dalış kulüpleri tarafından hem eğitim hem de profesyonel dalışlar için tercih edilen Minnoş Kayalıkları, Kömür limanının sağ tarafında kıyıdan 150-200 mt açıkta yer alır. Minnoş kayalıklarının Güneyli tarafında bulunan Despot Kayalıkları ise reef yapısı nedeni çok sayıda kovuk canlılara ev sahipliği yapar. Bütün bu koylar baktınız size yetmedi, hala daha fazlasını arayanların Gelibolu yarımadasının biraz daha ucuna doğru gitmelerini öneririz. Eceabat'ta yer alan diğer muhteşem koylar hala keşfedilmeyi bekliyor. Plajlar henüz dolmamışken acele etmelisiniz. Detaylı bilgiyi Eceabat: Gelibolu yarımadasının öbür yüzü blog yazımızdan okuyabilir ayrıca youtube videomuzu izleyebilirsiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/seyahat-motivasyonunu-geri-kazanma-yollari", "text": "Bu yazımızda size daha fazla seyahat edebilmeniz hem kemdinizi nasıl motive edebileceğinizi hem de daha çok yer görmek için yapmanız gereken bazı ipuçlarını ele almak istedik. Hayat koşuşturması içinde bir yerlere takılı kaldığını düşünen, artık bırakın farklı bir şehre gitmeyi hafta sonu sadece evde yatıp dinlenmek isteyenlerin, hayatın gittikçe anlamsız ve tek düze olmaya başladığını hissedip depresyon eşiğinde olanların, monotonluktan ruhu daralanların, gezme motivasyonunu hatta yaşama motivasyonunu kaybedenlerin, ev- iş-okul arasında sıkışıp kaldığını hissedenlerin kesinlikle okuması gereken bir yazı hazırladık. Siz de \"Keşke öğretmen olsaydım, yazın hep tatil yapardım.\" diye ahlanıyorsanız ya da \"Keşke ressam, müzisyen falan olsaydım da kurumsal düzene tıkılı kalmasaydım.\" diye sızlanıyorsanız ve ya gezme motivasyonunuzu kaybettiyseniz aşağıda paylaşacağımız birkaç öneri ile harekete geçebilir, kısıtlı zamanınızı en ideal şekilde değerlendir ve artık gezmemek için bahane değil gezmek için sebepler bulmaya başlayabilirsiniz. İşte bizden size küçük birkaç pratik öneri.. Buyurunuz.. 1- İlham alın yani diğer bir deyişle \"gaza gelin\"! Öncelikle seyahat etmeyi gerçekten istemeli, gezmek için yaşamayı hayat tarzı olarak benimsemelisiniz. Gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi ve farklı insanlarla tanışmayı seven ama bir şekilde \"kal\" geldiğini hissedenler önce bu eylemsizlik hallerini aşmalıdır. Bunun için ilk adım kendilerini gaza getirecek yollar bulmalarıdır. - Seyahat etme dürtünüzü harekete geçirmelisiniz. Size \"gaz\" verecek her ne ise, sık sık tekrarlamalı ve konsantre olmalısınız. Mesela duvarınıza asacağınız bir dünya haritası üzerinde gitmek istediğiniz yerleri işaretlemek, sık sık bir gezi bloğu okumak ya da vlog izlemek, gazete ve dergilerin seyahat eklerini karıştırmak, instagramda sürekli gezen birilerini takibe almak gibi bir aktiviteyi alışkanlık haline getirin. Eminiz ki bir süre sonra kendinizi her gün internette ucuz uçak bileti kovalarken bulacaksınız. - Bir blog yazmak ve seyahat anılarınızı hafızanızda sürekli güncel tutmak ya da kesinlikle her tatiliniz sonrası en az 10 fotoğraflık bir albüm hazırlamak da çok güzel bir yöntem. Arada sırada yazdıklarınıza ya da gezilerinizde çektiğiniz fotoğraflara bakarak \" Ya, şimdi orada olmak vardı!\" ya da \" Ne güzel bir yerdi, tekrar mı gitsek?\" demek de sizi heyecanlandıracaktır. - Daha da ileri giderek bir dövme yaptırmayı düşünebilirsiniz. Belki bir uçak, ya da dünya ikonu ya da sevdiğiniz ve sizi gezmeye yönlendirecek bir alıntıyı vücudunuzda taşımak size aslında ne için çalıştığınızı ve gerçekte ne istediğinizi hatırlatacaktır. - Güne ilham verici seyahat sözlerini okuyarak başlayın. Sizi harekete geçirecek sözlere ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.. - Vizenizi hazır bulundurun. Eğer önümüzdeki 2 yıl boyunca İngiltere' yi keşfetmek istiyorsanız hemen İngiltere vizesine başvurun ya da Avrupa' da gezmek istiyorsanız cebinizde Schengen vizeniz muhakkak olsun. Bu sizi hem yaptığınız masrafın karşılığını sonuna kadar almak için teşvik edecek hem de son dakika fırsatları yakalamada esneklik sağlayacaktır. İngiltere vizesi ile gezebileceğiniz yerler hakkında yayınladığımız blog yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Malum insanoğlu doyumsuzdur. Her hafta sonu bir yerlere giden, sürekli farklı aktiviteler yapan insanlar artık bağlasanız da durmaz hep daha fazlasını aramaya başlar. Önce yaşanılan şehir dar gelir, sonra yakın çevrede görülecekler tüketilir, sonra bulunduğumuz ülkede artık keşfedecek bir şey kalmaz ve bunun sonu gelmez.. - Her hafta sonu olmasa da ayda en azından bir hafta sonunda bir yere gidin. - Hafta sonu için yaşadığınız şehre yakın gezilecek yerleri tercih edebilirsiniz. Bu şekilde hem daha hızlı hem de daha az maliyetli bir seyahat yapmış olacaksınız. - Eğer imkanınız varsa, pazartesi ya da cuma günlerini de birleştirerek uzun bir hafta sonu yaratın kendinize ve vizesiz yerlerden başlayarak önce yakın ülkeleri tercih edin. Zamanla haritada işaretlediğiniz yerler arttıkça rotanızı uzatabilirsiniz. Özellikle sosyal medyada son dakika fırsatlarını ve indirimleri sürekli takip etmelisiniz. Hatta bunu alışkanlık haline getirmelisiniz. - Hava yolu ya da tur şirketlerinin haftalık bültenlerine üye olun ve size gelen e-maillere bir göz atmadan çöp kutusuna taşımayın. Bu şekilde indirimlerden haberdar olun ya da bir fırsatı ilk yakalayanlar arasına girip avantaj sağlayın. - lastminute. com gibi son dakika fırsatlarına açık olun. Eğer özellikle schengen vizeniz varsa, gezi bütçeniz çoktan kenara ayrılmışsa ve tabii ki yaşam koşullarınız da spontane olmanıza el veriyorsa, şansınız daha fazla olacaktır. Ama ne zaman ne olacağını da bilemezsiniz, aktif olmakta fayda var. - Uygun uçak biletlerini kovalayın.. Uygun uçak bileti nasıl bulunur merak edenler için buyurunuz size özel bir yazı.. Tıklayın.. - Ucuz konaklama bulabilmek için devamlı takipte olun. - Sizin gibi gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi seven bir arkadaş çevreniz olsun. Bir araya geldiğinizde illa ki bir tatil muhabbeti ya da bir gezi planı konuşulacaktır. Birlikte plan yapmasanız dahi arkadaşlarınız en son gittikleri şehirden bahsederken sizin kulaklarınız kızarmaya, kalp atışınız hızlanmaya başlayacaktır. Ve daha buluşma biter bitmez cep telefonunuzdan araştırmaya girişeceksiniz. - Arkadaşlarınızla işbirliği halinde görev paylaşımı yapın. Ucuz uçak bileti yakalamakta üstüne olmayan, en uygun otelleri çok hesaplı bir fiyata bulma birincisi, kimsenin aklına gelmeyen yerleri keşfetmeye en hevesli kimse iş bölümü yapın. Bu şekilde daha proaktif karar vermiş olacaksınız. - En iyi yol arkadaşlarınızla bir yolculuğa çıkın. Özellikle \"roadtrip\" yani araba yolculuğu yapın. Dilerseniz yaşadığınız şehre yakın bir yerlere, ya da yurt dışına kaçın birlikte. Bu seyahatinizde biriktirdiğiniz güzel anılar ve maceralar asla unutulmayacak ve her zaman devamı gelsin istenecektir. Tabii bu arada bizden küçük bir nasihat. Çok iyi tanımadığınız, yeni tanıştığınız kişilerle hemen yolculuğa çıkma konusunda biraz sakin karar vermeye çalışın zira tam tersi, bu olası kötü tecrübe sizi seyahat fikrinden bile soğutabilir. Bize göre bazı yerlere özellikle belirli bir amaç için gitmek en güzel seyahat tarzıdır. Mesela, Norveç' e Northern Lights yani kuzey ışıklarını görmek, Sevilla' ya boğa güreşi seyretmek, Paris' e krep yemek için gitmek gibi.. İşte birkaç öneri.. - Araç kullanmayı öğrenin, pratik yapın, çevik bir şöför olun. Neden? Çünkü, Avrupa' da araç kiralamak ya da Doğu Amerika' yı araba kiralayarak gezmek hem hesaplı hem de süper eğlenceli bir yöntemdir. Her insanın bir kez bu deneyimlerden birini yaşaması ve maceraya atılması gerekir. Doğu Amerika Turu ile ilgili detaylı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Tık tık.. Avrupa'da araç kiralayacak olanların okuması gereken yazımıza ise buradan ulaşabilirsiniz. - A2 sınıf motorsiklet ehliyeti alın. Neden? Çünkü, Uzak Doğu' da bu size çok daha fazla pratik olmayı ve daha hesaplı bir seyahat etme şansını verecektir. Motorsikletle bir ülkeyi dolaşmak gibi çılgın, adrenalin dolu bir sebebiniz olsun. - Rüzgar sörfü, kayak, yüzme, snowboard, kite, dalış öğrenin. Hazır çalışıp para kazanıyorken bu tip beceriler edinmek için zaman yaratın. Neden? Çünkü, bu sizi seyahatlerinizde daha aktif bir kişi haline getirecektir. Ayrıca \" Nereye gitsem?\" diye plan yaparken, bazı şehirlere gitmek için bir sebebiniz olacaktır. Misal, Uludağ' a ya da Alp' lere kaymak için veyahut Maldivler' e sadece balayı için değil bir de dalmak için gidebilirsiniz. Motivasyonunuz ne olursa olsun, ajandanızda hep gezmek olsun.. Çünkü gezmek yaşamaktır."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/sile-hakkinda-cok-az-bilinenler", "text": "Bazı yerlerin namı vardır, kendinden önce yürür. Kilyos ve Şile için İstanbul'un haftasonumu piknik ilçeleri olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Ama artık bu algı değişti. Her iki yer de gerek doğa sporları gerekse huzur veren tatil evleriyle algıları yıkarak salt güzelliğini ortaya koymaya çoktan başladı.. 780 kilometrekarelik alana sahip Şile'nin yüzde 80'i ormanlarla kaplı. Nihayet Şile'nin doğası ve doğa sporlarının yeni gözdesi olarak özellikle İstanbul Anadolu yakasında oturanların gözbebeği oldu. Ama hakkında ne kadar bilgiye sahibiz. Araştırınca biz de şaşırarak toplarladık bilgileri.. - Şile tarihi Cilalı Taş Devri ve Buzul Çağı sonrası dönemlere dayanıyor. O zamnalardan bu zamana yerleşim yeri olarak kullanılıyor. - Şile, eski Yunanlılar tarafından çok sevilen bir kayalık limanıymış. Hatta adını Yunanca kekik gibi yaban çiçeği anlamına gelen Philee kelimesinden almış. - Şile, geçmişte Roma baskısından kaçan Hristiyanlar için sığınak olmuş mağaralara ev sahipliği yapıyor. Şile'de Ocaklıada Mağarası, Tavanlı Mağaraları, Gürlek Mağarası, Akşam Güneşi Mağarası gibi toplam 15 civarı mağara bulunuyor. Şile aşığı olan Zeki Müren de huzuru bulmak ve yalnız kalmak için gittiği Feneraltı mevkiideki mağaraya Zeki Müren Mağarası denmiş, hatta dostlarına orada konser verirmiş. \"İnleyen Nameler\" filmi de bu mağarada çekilmiş. - Meşhur Şile bezi, adını ilçeden alır. Yani ad benzerliği falan değil. Şile bezi, el tezgahında pamuk ipliğinden dokunan bir kumaş. Temmuzun son haftasında geleneksel Şile Bezi Kültür ve Sanat Festivali'nde hem farklı modellerde Şile Bezi tanıtılırken hem de konser, dinleti eşliğinde aktiviteler oluyor. - Şile'deki Kumbaba Mahallesi'nin adı, Evliya Çelebi Seyahatname'sinde Mısır'da 400 yıl önce yaşamış bir Müslüman alimin Mısır'da edindiği ilmi burada kum tedavisiyle uyguladığından bahsediyor. Buna ithafen tam tepeye de temsili bir türbe yaptırılmış. Kumbaba tepesindeki turuncu ve kırmızı renkli kumu aynı zamanda demir bakır alaşımından oluşuyor. Bizans zamanında romatizma ve eklem ağrılarında alternatif tıp olarak bu kum kullanılırmış. - Kum zambağı, Karadeniz'e özgü 20 endemik türden olan beyaz kum zambağına Ağustos- Eylül aylarında Şile sahillerinde denk gelebilirsiniz. - Şile mantarı, İtalya'nın gözbebeği porçini mantarının Türkiye'deki adresi! Porçini mantarı, boyu 20 cm'e kadar ulaşabilen, şapka kısmından dolayı yarım küreye benzeyen ve büyük bir kısmı sudan oluşan bir tür. 100 gramında 20-40 kalori bulunan bu mantar, kalp-damar sağlığı açısından faydalı; potasyum, fosfor, kalsiyum ve demir açısından zengin, içerdiği B vitaminleri sayesinde de çocukların gelişimine katkı sağlayan ve barındırdığı zengin folik asit sayesinde kansızlığa iyi gelen çok ender bir tür. Yeteri kadar sıcak olan dönemlerde özellikle yağmurdan sonra ortaya çıkan bu mantarları toplamak için mantar avı organizasyonlarına katılabilirsiniz. Zaten bu dönemlerde yol kenarında kovaları ile yürüyen köylüleri gördüğünüzde mantar zamanı olduğunu anlayacaksınız. - Şile'de Heciz kalesi, Sarıkavak kalesi ve Ocaklı Ada bilinen adıyla Şile Kalesi bulunuyor. 12 metre yüksekliğindeki Şile Kalesi Cenevizliler tarafından inşa edildiği düşünülüyor. - Kırım Savaşında Karadeniz'den, İstanbul Boğazına girecek gemilerin yollarını bulabilmeleri için yapılmış fenerlerden biri olan Şile Feneri dünyanın ikinci en büyük feneri. - Şile Sarıkavak Köyü'nde endemik bitkilerden olan şakayık çiçeğinin yetişiyor. Bu çiçeği kopartmanın cezası 120 bin TL! 21 Mayıs' ta bu sene sekizincisi düzenlenen Şakayık Şenlikleri ile bir festival havası esiyor Şile'de. - Şile Balibey ve Hacı Kasım Mahallelerinde 150 yıllık bir tarihe sahip, ahşap yapılı ve iki katlı tarihi evler hala kullanılır halde ve koruma altına alınmış durumda. - Şile Doğancılı Mahallesi sahilinde 7000- 800000 senede oluşabilen Boru Kayaların benzeri Çin ve Bahamalarda bulunuyormuş.. - Ayrıca çoğu bakımsız ve gezilemeyecek durumda olsa da Şile'de çeşmeler, kiliseler ve özellikle Hamamdere köyünde Bizanslılardan kalma hamamlar bulunuyor. Tarihi değeri olan bu yapıların bir çoğu maalesef oldukça bakımsız ve terk edilmiş durumda. Sizin bildiğiniz ve 'şunu da yazmalısınız' dediğiniz önerileriniz var mı? Varsa eğer yorumlara yazarsanız araştırıp yazımıza ekleriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/silede-yapilacak-10-farkli-deneyim", "text": "İstanbul'un 39 ilçesinden biri olan ve Karadeniz kıyısında yer alan Şile, özellikle yazın günübirlik tatilcilerin uğrak noktası. İstanbul'un en uzak noktasından 2-3 saatte ulaşılabilir olması, mavi bayraklı plajları, deniz boyunca uzanan geniş sahil bandı, ormanlık alanları, taze balıkların sunulduğu şık ve salaş restaurantları ve tabii ki leziz gözlemeleri ile her Istanbullu senede en az 1 defa yolunu buraya düşürüyordur. Ancak bunlar sadece Şile'nin görünen ve herkes tarafından en çok bilinen yüzleri. Biz Pandemi ile birlikte Şile'ye göç edeli 2 sene oldu. Daha öncesinden bizim için de yazın cumartesi sabahtan gelip, deniz girip yemek yedikten sonra akşam dönmeli değişiklik olsun diye değerlendirdiğimiz kısa bir tatil noktasıydı burası. Ama Şile'nin bir köyünde aralıksız geçen 2 senelik süreçte aslında 62 köyünün hemen hemen her birinde saklanmış farklı bir şey olduğunu keşfettik, ve hala da şaşkınlıkla keşfetmeye devam ediyoruz. Meğer Şile İstanbullular için, Izmirlilerin Çeşme'si, Muğla'lıların Bodrum'u gibi bir yermiş, ama biz ona hak ettiği değeri verememişiz. Bisiklet ve motosiklet sporu tutkunları, doğa yürüyüşü ve trekking sevenler, kampçı ve fotoğrafçılar tarafından çoktan keşfedilmiş olsa da hala çoğu İstanbullu, Şile'nin vadettiği dört mevsimlik aktiviteleri ile tam bir turistik cennet olduğunun farkında değil. Kaya tırmanışından dalga sörfüne, ATV ve bisiklet turlarından at biniciliğine, paddle board'dan şelale ve mağaralarına uzanan doğa yürüyüşü turlarına kadar burada yapabileceğiniz aktiviteler saymakla bitmiyor. Şile, doğası hala çok da bozulmamış, köylerinde hala geleneksel köy kültürü yaşatılıyor ve hemen hemen herkese hitap edecek en az bir aktivite bulma imkanı varken hak ettiği gibi değerlendirilmesi gereken çok yakın bir yer. Hacıllı yerlileri Karaman ilinden, Karadeniz sahil köylerindeki göçen halk gibi Manav adı verilen gruptan göçmüş. Bu rota için, Hacıllı köyüne vardıktan sonra köydeki camiinin sağından inen toprak yolu takip ederek, yol sağa kıvrılmaya başladığında tam karşınızdaki patikadan dere kenarına ulaşacaksınız. Yürüme yolunu karşısında Ballıkayalar yer alıyor. Ballıkayalar kayalıklarına trias kireç taşlarındaki çatlaklara arıların bal yapmasından bu ad veriliyormuş. Hacıllı kayalıklarında 300 milyon yıllık trias fosillerine rastlanmış. Profesyonel dağcıların görebileceği bu fosiller, paleozoiğin canlıları ile mezozoiğin canlıları arasındaki geçiş yıllarına ait örnekler. Dereyi sağınıza alarak yürüyüşünüze tahta köprüye kadar devam edin. Köprüden karşıya geçtikten sonra, Göksu kıyısındaki kireçtaşlı patikayı takip edin. Yol ikinci defa nehirle buluştuğunda, burdan karşıya geçeceksiniz. Vadiyi yukarı doğru takip ederek şelalelere varacaksınız ve gördüğünüz il gölle göller bölgesi başlayacak. Nazlı Göl, Serin Göl, Kayalı Şelale bunlardan bazıları. Özellikle üçüncü gölette yüzebilirsiniz de. Göletin doğu tarafında ilk Hristiyan hapishanelerinden Gürlek Mağarası'nın yerden 10 metre yukarıda ağzı bulunuyor. Doğu Roma İmparatoru Diokletianus zamanında (284-305) Şile ve civar köylerindeki mağaralar ilk Hıristiyanlara doğal bir sığınak olmuş. Askerler yakaladıklarını buradaki mağaralara hapsetmiş. 241 metre uzunluğundaki mağara 1985 yılında bir köy öğretmeni tarafından keşfedilmiş. Mağarada kap kacak kemikler bulunmuş. Bu rota üzerinde çadır atabileceğiniz yerler de mevcut ancak elektrik, su, wc gibi imkanların bulunmadığını belirtelim. Gürlek mağarasında yarasalar var bu sebeple içine girmemenizi öneririz. Ayrıca biraz kondisyonlu ve tırmanış yapacaksanız da profesyonel olmanızda fayda var. Teknik olarak Şile'de yer alan Değirmençayırı şelalesi ise bir diğer alternatif olabilir. Değirmençayırı köyünün güneybatısında Gebze- Şile sınırında kalan ve oldukça popüler olan bu şelalenin yüksekliği 8 metre, genişliği 30 metre civarında. Değirmençayırı şelalesinin kuzeyinde de Şarlak Şelalesi adı verilen bir şelale daha bulunuyor. Şile'de ayrıca doğa yürüyüşü yapılacak rotalar için buraya tıklayabilirsiniz. Şile İstanbulluların denize girebileceği ender yerlerden birisi. Bu sebeple özellikle yazın şehirden kaçıp biraz serinlemek isteyenlerin de ilk aklına gelen lokasyonların başında geliyor. Karadeniz herkesin artık bildiği gibi Akdeniz ya da Ege Denizi gibi sakin değil, bu sebeple çok fazla açılmadan, kıyılarda serinlemeniz ve yüzme bilmeyenlerin ise sadece deniz kenarında kalmasını önerelim öncelikle. Kabakoz Köyü hem plajı hem de 1871'de Bizanslılar tarafından yaptırılan çeşmesi ile ünlü bir köy. Akçakese Köyü ve özellikle sahili bizim de en çok tercih ettiklerimizden. Şile merkezindeki diğer plajlara göre oldukça sakin. Hem berrak gibi denizi hem de muhteşem doğası ile güzel bir gün geçirmek garanti. İmrenli Köyü özellikle çocuklu ailelerin rahat edecekleri ve genelde yerel halk tarafından tercih edilen bir plaja sahip. Sofular Köyü halk plajı yine az bilinen ve yaz aylarında Şile'de yoğunlaşan kalabalıktan kaçmak isteyenler tarafından tercih edebilir. Köyde ayrıca Bizanslılardan kalma, 100 metre uzunluğunda, 17 metre yüksekliğinde bir mağara da bulunuyor. Geniş bir göl etrafında kamp sandalyelerini açıp kitap okumak isteyenler için önerimiz Darlık Köyü'nde yer alan Darlık barajı.. Baraj özellikle hafta sonu oldukça yoğun oluyor bu sebeple daha sakin olan hafta içlerinde doğal güzelliğin ve sakinliğin tadını çıkartabilirsiniz. Baraja Şile'ye geldikten sonra Ahmetli, Ulupelit ya da Tekeköy üzerinden ulaşabilirsiniz. Darlık barajı civarında çadırınızı kurabilir, balık tutabilir ve mangalınızı yapabilirsiniz. Yalnız burada wc, su, elektrik gibi imkanları olan bir tesis bulunmadığı gibi şebeke sorunu da yaşayacağınızı belirtelim. Çevresinde herhangi bir gürültüye sebep olacak bir tesis ya da konut olmayan bu alanda doğanın keyfini, sessizliğin tadını çıkartırken lütfen arkanızda çöp veya herhangi bir iz bırakmadan ayrılmaya özen gösterin, malum böyle yerler çok nadir bulunuyor ve korunması için de elimizden geleni yapmamız şart. Güzel bir kahvaltı ve ardından göl kenarında yürüyüş yapmak için bir tesis arayanlar için Karamandere Köyü'nde yer alan Saklıgöl' ü öneriyoruz. Saklıgöl etrafında yer alan kafe ve restoranlarda güne güzel bir kahvaltı ile başladıktan sonra göl kenarında size eşlik edecek eşsiz bir peyzaj arasında yürüyüş yapabilirsiniz. Hafta sonu ve Resmi tatillerde araç yoğunluğundan dolayı park yeri bile bulmanız mümkün olmayabilir. Tarım hakkında bilinçlenmek, ekmek yapımı ya da süt sağmak gibi köy hayatına özgü deneyimler yaşamak isteyenler için önerimiz Ovacık Köyü. Ovacık Deneyim Atölyesi Gelecek Turizmde projesi kapsamında, ziyaretçilerin tarladan sofraya yöresel lezzetleri, yöreye özgü kültür ve gelenekleri deneyimlemesi sağlanarak deneyim temelli turizm modeli geliştirilmesi amaçlanarak açılmış. Gruplar halinde çeşitli etkinlikler organize ediliyor ve katılımcılarına oldukça sıradışı bir gün vaadediyor. Direkt atölye ile irtibata geçerek etkinlikler hakkında bilgi alabilir ya da kendi grubunuzla bir etkinlik talep edebilirsiniz. Karadenizin çılgın dalgalarında sörf yapmanın mümkün olduğunu biliyor muydunuz? Şile, uzun sahili ve kumluk deniz dibi gibi birçok elverişli koşulu sağlaması nedeniyle dalga sörfü için de ideal bir yer. Şile'de de bu sporu öğrenebileceğiniz Kayıp Ada Kamp Balibey'de bu spora merakı olan her yaştan insana hem tanışma paketi hem de uzun süreli kamp imkanı tanıyor. Eğer sörfe merakınız var ancak yurt dışına gitme gibi bir imkanınız yoksa denemenizi öneririz. Sahilköy' de yer alan ve uzun zamandır çadırcılar tarafından çok fazla talep gören Sahil Kamp, denize nazır çadırınızı kurup sadece doğanın ve dalgaların sesini dinleyebileceğiniz bir alan yaratmış durumda. Yazın özellikle hafta sonları ve bayram tatillerinde aşırı bir yoğunluk olacağını belirtelim. Rumlardan kalma binaların temel kalıntıları arasında gezmek isteyenler Yeniköy'ü keşfe çıkabilir. Yeniköy 1770'de Rumlar tarafından merkez olarak kullanılan çok eski bir yerleşim yeri. 18. yüzyılda inşa edildiği düşünülen Santa-Lea vaftiz kilisesi'nin ana cephesi hala ayakta. Vaftizhane içerisinde bulunan vaftiz havuzu ise hala aktif. Hazır Yeniköy'e gitmişken Ağva'ya doğru uzanan dağ yolu üzerinde bulunan Yaylalı, Tekeköy, Yazımanayır, Osmanköy gibi köylere de bir çık yapıp, gerçek köy ruhunu hissetmenizi öneririz. Ayrıca tarihi evleriyle Gökmaslı köyü, Bizanslılar tarafından kurulan Karacaköy, yine Bizanslılar tarafından yapılan ve dört kulesi bulunan, geçmişte önemli bir antik yolun kontrol edilmesi amacıyla inşa edildiği tahmin edilen Sarıkavak Kalesinin bulunduğu Hasanlı Köyü keşfedilmeyi bekleyen diğer yerlerden.. Ağva'da yer alan Corn Maze' daha çok yeni açılmış bir etkinlik alanı. 1 yıllık bir tarihi olmasına rağmen çoğu İstanbullu tarafından deneyimlenmiş bile. Özellikle yazın websiteleri üzerinden etkinlik takvimini inceleyip korku labirentine girebilir, balkabağı tarlasında gezinebilir, Atv safari yapabilir ya da at biniciliği deneyimleyebilirsiniz. Göksu deresinde tekne turları ve yunuslarla gezinti yapmanın yanı sıra sazlıklar arasından denize uzanan bir rotada yaklaşık 3 saat süren bir kano deneyimini de listenize ekleyebilirsiniz. Kano yapmanın çok keyifli bir grup aktivitesi haline dönüştüğü bu etkinlik için Kano İstanbul ile iletişime geçebilirsiniz. Özellikle hafta sonları düzenlenen etkinlikler uygun fiyatlı ve rezervasyon gerektiriyor. İncekum Macera Park'ı çocuklu aileler için ideal bir alan. 220 dönümlük bir arazide doğaya ve eko sisteme saygılı inşa edilen bu alan içinde yürüyüş yapabilir, 49 adet oyun parkurunda eğlenebilir, voleybol, paintball, canlı langırt, airball, yer Survivor parkuru gibi aktivitelere katılabilirsiniz. Ayrıca kamp ve karavan alanları ile piknik alanı da mevcut.. İçeride at biniciliği de yapabiliyorsunuz. Şile feneri, Şile kalesi, Ağlayan Kayalar burada görülmesi gereken ironik yapılar. Üsküdar caddesinde yer alan Hanımsuyu çeşmesi ise Mısırlı Hatice Hanım tarafında 1871 yılında bir hayrat olarak yaptırılmış ve çeşmeye ilk su verildiğinde deposuna şeker döküldüğü ve bu nedenle suyunun hala tatlı aktığı söylenir. Çok yakın bir zamanda açılan Şile Yeryüzü Pazarı ise Slow Food tarafından desteklenen ve mevsimsel, yöresel ve sürdürülebilir tarım metodları ile üretilmiş doğal ürünlerin adresi. Ayrıca günü sahil boyunca uzun bir yürüyüş yaparak geçirebileceğiniz çok yeni ve tertemiz bir yürüyüş alanı mevcut. Akşam balık restoranlarını tercih edebilir ya da balıkçı barınağına uğrayıp taze balıklardan satın alabilirsiniz. Mangal yapmak isteyenler çam ağaçları ile kaplı 60 dönümlük bir arazide yer alan Serintepe Piknik Alanı 'nı, kahve molası vermek isteyenler de Şile Feneri'nin dibinde yer alan Coffe Gutto tercih edebilir."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/singapur-da-en-iyi-roof-toplar", "text": "Singapur'da \"roof- top\" yani çatı katı denilen hadise son zamanlarda en güncel ve trend blog konusunu olmuş. Şehirde farklı noktalardan muhteşem bir manzara eşliğinde eğlenebileceğiniz birden fazla teras bar- club konsepti mevcut ve bu mekanlar adeta birbirleri ile yarışır halde. Biz sadece 1 gece konaklayacağımız Singapur'da şehrin ışıklar altındaki en iyi manzarasını seyredip aynı zamanda da fotoğraflayabileceğimiz bir noktayı araştırırken, \"best roof-tops in Singapour\" şeklindeki başlıklara rastladık ve haliyle alternatiflerin birden fazla olduğunu görünce, derinlemesine araştırmaya girdik. Bizim gibi kısıtlı zamanda Singapur'a gidecek olanların da işine yarayabilecek bu yazımızda sizler için en iyi şehir manzaralı çatı katı restoran/ bar ve klüpleri derledik, toparladık. One Raffles Place otelinin 63. katında, yani yerden 282 metre yükseklikte yer alan 1- Altitude, Marina Bay Sands ve Singapore Flyer manzarası dahil tüm şehri ayaklarınızın altında seriyor. Terasta yer alan 2 katında da farklı konseptler ile restoran, bar, lounge club, dans pisti vs bulacağınız oldukça şık bir mekan. Zemin kattan özel asansör ile mekana çıkıyorsunuz. Giriş ücreti içine bir içki dahil. Mekan cuma ve cumartesi geceleri tıka basa doluyormuş, dolayısıyla rezervasyon yaptırmanızda fayda var diyorlar. Ama biz ilk gecemizde herhangi bir rezervasyon yaptırmadan aslında çok uzun denilebilecek bir sırada yaklaşık 10 dakika kadar kısa bir süre bekledikten sonra mekana girebildik. Gerçekten de etkileyici bir manzara. Bu manzaraya \"Singapur Sling\"lerimizi kaldırmak ise çok hoş bir duyguydu bizim için. Mekanın bize göre eksiği ise müzikleri ve müşteri kitlesi.. Belki bizim gittiğimiz güne özel bir durumdu bilemiyoruz anca müzikler bize inanılmaz eski moda geldi, mekanın müşterileri ise daha çok genç gaylerden oluşuyordu. Ama dediğimiz gibi belki de bizim şansımıza böyle denk gelmiş olabilir. Ne olursa olsun kesinlikle 1 numaradan bu mekanı tavsiye ediyoruz zira gerçekten tüm şehri 360 derece görebildiğiniz belkide tek ve en yüksek nokta burası. Ulaşım için metro tercih edecekler, Raffles Place MRT durağında inip, birkaç dakika yürümek durumundalar. Mekanın linki burada. Eski adı Ku De Ta olan bu mekan, Marina Bay Sands otelin 57. katında. Muhteşem bir manzaraya sahip mekan, restoran, bar, club bölümleri ile hizmet veriyor. Giriş ücreti yok ancak içecekler 1- Altitude'a göre biraz daha pahalı. Yine de burada bir kokteyl için ödeyeceğiniz ücret Marina Bay Sands otelin gözlem terası olan SkyPark'a çıkış için ödeyeceğiniz ücret ile hemen hemen aynı hem de daha yüksekte shshs. Mekana smart- casual giyinerek gitmeniz gerekiyor. Genellikle hava karardıktan sonra tıka basa dolan Ce La Vi SkyBar'da, canlı dj performansı eşliğinde sabah erken saatlere kadar eğlenebilirsiniz. \"Hazır bu kadar şık bir yere geldik biraz daha para harcayabiliriz.\" diyenler için içki önerileri, Singapour Sawa ve Urban Breeze kokteylleri. Mekanın bize göre dezavantajı ise şehirde aslın görülmesi gereken en önemli yapı olan Marina Bay Sands Oteli'nin tepesinde olması. Bu özellik mekanı tabii ki diğerlerinden farklı kılan bir avantaj ancak yine de mekanın tepesindeyken görüş alanınızda herşeyin olup da Marina Bay Sands otelin gece ışıklandırması altındaki silüetinin olmaması büyük ayıp. Bir avantaj nasıl bir dezavantaja dönüşür siz hayal edin artık. Ce La Vie Skybar'a yine de gitmek isteyenler için linki burada. Marina Bay Financial Centre 'ın 1. kulesinin 33. katında yer alan mekan aslında daha ziyade bar konsepti ile hizmet veriyor. Mekanın bulunduğu bölge iş merkezi olunca haliyle müşterilerin büyük bölümü de iş çıkışı buraya uğrayan takım elbiseli, beyaz yakalılar. Ama biz Çin yeni yılı nedeniyle tatil olan bir günde buraya gittiğimiz için neredeyse boş denecek kadar az ve turistten çok yerellerin ağırlıklı olduğu bir kitlesi vardı. Biranın her türlüsünün bulunduğu menüsünden, Level 33'ün kendi draft biralarından seçmenizi tavsiye ederiz. Yanına da fish& chips, hamburger, tavuk, peynir, karides gibi atıştırmalıklar alarak mükemmel bir manzara eşliğinde çok hoş vakit geçirebilirsiniz. Mekan oldukça rüzgar alıyor bu nedenle şehrin nemli ve basık havasından sonra özellikle gün içinde burada püfür püfür zaman geçirmek insana inanılmaz keyif veriyor. Biz mekana girdikten yaklaşık yarım saat sonra başlayan yağmurdan sırılsıklam olmadan kaçmakla kalmadık, bir de yağmurdan sonra Marina Bay Sands otelin üzerinden kartpostal gibi yükselen gökkuşağına tanık olduğumuz enfes bir deneyim yaşadık. Metro: Raffles Place MRT' den birkaç dakikalık yürüme mesafesinde. Mekanın linki burada. Fullerton Bay Hotel'in terasında yer alan Lantern özellikle çiftler için en ideal roof-top. Nedeni ise yatak şeklindeki oturma gruplarına sevdiceğinizle birlikte yayıla yayıla oturarak inanılmaz bir manzara eşliğinde içkilerinizi yudumlayabilme imkanı. Mekana giriş ücreti ödemiyorsunuz. Biralar S$12, kokteyller ise S$20. Biz iki kız kardeş olarak tabii ki buraya gitmedik zira öyle romantik bir atmosfere ihtiyacımız olan bir gezi değildi bu:) Zaten otel diğerlerine kıyasla daha kısa boylu kalmasından dolayı çok da çekici gelmedi gözümüze 🙂 Ancak burada bahsetmek istediğimiz birşey var. Otelin civarında yürürken ne güvenlik, ne özel tim, ne polis mevcut. Mottosu \"Japanese with urban attitude\". Bu da ne demek? Yani menüsü sushi ve türevleri ağırlıklı olan mekan duvarları graffitiler ile bezenmiş ve kentsel bir hava katılmış. Hemen karşısında yer alan ikonik Marina Bay Sands oteli önünde hergün saat 20:00'de sergilenen lazer şovlarını tam karşıdan seyretmek için mükemmel bir lokasyon. Raffles Place MRT metro durağında inerek ulaşabileceğiniz bu mekan Collyer Quay'de yer alan Customs House'un çatı katında. Mekanın linki burada. Tabii ki 1- Altitude ya da Ce La Vi ile kıyaslanamayacak bir manzaraya sahip bu mekanın en cazip yönü, bütçe yönünden daha uygun oluşu. Mekanda \"Beat the Clock\" konseptine göre 17:00'dan sonra içkiler S$5, sonraki her bir saatte fiyatlar 1 dolar katlanarak devam ediyor. Mekanın linki burada. Screening Room adındaki bölümünde film izleyebileceğiniz ve roof- top barı La Teraza'da keyifli vakit geçirebileceğiniz bu mekan, Chinatown bölgesinde farklı bir deneyim vaadediyor. Oldukça ilginç bir konsept çok da beğendik ancak 1 geceliğine Singapur'u keşfetmeye gelmiş turistlerden daha ziyade şehirde en az bir hafta kalacak uzun süreli gezginler ya da burada yaşayanlar tarafından tercih edilebilecek bir yer. Link burada. Singapur'un en uzun soluklu roof- top barı olan New Asia Bar, dünyanın en iyi ilk 50 barı sıralamasına girmiş. Swissotel The Stamford'ın 71. katında yer alan mekana sabah güneş doğmadan önce gidip, manzara eşliğinde daha uygun fiyatlı içecekler içmeniz öneriliyor. Mekanın linki burada. Burası sanırım ne menüsü, ne de enteresan kokteylleri ile meşhurdur. Mekanın tek önemli ve fark yaratan özelliği Gardens by the Bay'de insan yapımı ağaçlardan en yükseğinin tepesine kuş yuvası gibi oturtulmuş restoran/ bar'da takılma deneyimi. Tabii dışarıdan büyüleyici görünen manzara mekanın içinden sadece diğer roof-top'larda olduğu gibi gece ışıkları altında aynı Singapur manzarası. Bu yüzden eğer çok paranız ve vaktiniz varsa bir de kuş yuvasında yemek yeme deneyimi yaşayın deriz. Mekanın linki burada. Listemize 10 numaradan giren Potato Head Folk, Chinatown bölgesinde, Keong Saik Road'da bir binanın 4. katında yer alıyor. Bu mekan diğerleri kadar yüksek değil kabul ediyoruz. Ama bohem bir tarz ise dekore edilmiş bu mekanda özellikle teras bahçesinde oturup birşeyler içerek şehrin diğer tarafında yükselen gökdelenlere baktığınızda gerçekten de çok uluslu bir kent olan Singapur'da olduğunuzu hissedeceksiniz. Duyduğumuza göre yemekleri de kokteylleri de oldukça lezzetli ve uygun fiyatlıymış. Şehirde en az iki gün gezecekler, özellikle çin mahallesinde biraz daha tanıdık şeyler yemek istiyorlarsa buraya gelip enfes burgerleri mideye indirebilirler. Mekanın linki burada. Daha fazla alternatif isteyenler bizim de gitmeden önce yararlandığımız bu linkten bilgi alabilirler."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/singapurda-yapilacak-10-yerel-aktivite", "text": "Singapur gökdelen ve lüks bir yana, geleneksel ve salaşın bir arada yaşadığı çok uluslu bir şehir devleti. Sadece turistik bölgelerde gezip, en pahalı restoranlarda ve en lüks roof-toplarda takılırsanız, bu şehir size belki yapmacık bile gelebilir. İnsan eli ile yaratılmış, estetik, pahalı ve güzel bir şehir deyip geçebilirsiniz. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var. Burada lokaller gibi gezip, yiyip, alışveriş yaparak çok farklı bir deneyimle Singapur'dan dönmeyi tercih edebilirsiniz de. Tabii bu biraz da burada kaç gün geçirdiğinize ve gezinizdeki beklentinize göre değişecektir. Turistik yerleri illa ki görmelisiniz ona diyecek bir şeyimiz yok. Ama bir de aşağıda sizin için sıraladığımız daha az turistik öneriler var ki deneyimlemezseniz sonradan çok pişman olabilirsiniz. Singapurlular ve burada expat olarak yaşayanlar zamanlarının büyük bir kısmını alışveriş yaparak geçiriyorlar. Hafta sonu gelir düzeyi yüksek olan kesim en şık mağazaların ve pahalı tasarım butiklerinin adım başı sıralandığı Orchard Road' da zaman geçiriyor. Bu cadde İstanbul'daki en makul eşleniği diyebileceğimiz Nişantaşı ya da Bağdat Caddesi ile kıyaslanamayacak kadar güzel ve inanılmaz lüks. Upuzun bir cadde boyunca inci gibi dizilmiş AVM'lerin birinden diğerine geçiş bile mevcut. Singapur' un her mevsim yağış alma ihtimaline göre tasarlanmış çok mantıklı bir mimari. İnsanlar burada yer alan birçok kafe ve restoranda arkadaşları ile zaman geçirerek hem sosyalleşiyor, hem öteberisini hiç ıslanmadan ve çok efor sarfetmeden alıp çıkıyor. Ama siz bizim gibi ekonomik gezengillerdenseniz, kısıtlı bütçenizi Orchand Road'da çar çur etmek yerine, daha yerel alışveriş noktalarını keşfetmelisiniz. Joo Chiat, Kampong Glam, Haji Lane ve Tiong Bahru lokallerin alışveriş için sokaklarını arşınladığı yerlerden sadece birkaçı. Biz altenatif, renkli, daha doğal mekanları tercih ettiğimiz için özellikle Haji Lane' in yer aldığı Arab Street civarında dolaşırken inanılmaz keyif aldık. 2- Hawker Center'da yemek yiyin, kahve için.. Singapur'da az para harcayarak kaliteli ve lezzetli yemek yemek için hawker center'lara uğramalısınız. Bu şehirde yemekler ve restoranlar sürekli denetim altında olduğu için yemek kalitesi ile ilgili herhangi bir sıkıntı yaşamayacaksınız. En fazla tavsiye edilen hawker center'lar ise; Redhill Market and Food Centre, Tiong Bahru Market, Old Airport Road Food Centre, Maxwell Food Centre, Chinatown Complex Food Centre. Singapur'a özgü yiyebileceğiniz yemekler ise fish head curry, hokkien mee, roti prata, satay ve laksa. En leziz kahveleri yine bu hawker centerlardan sipariş edebilirsiniz; Önerilerimiz ise Ice Kopi ya da Ice Cendol. Bu arada Singapur'da kahve sipariş etmek ciddi bir mesele. Sütün çeşidinden tutun da şeker oranına kadar her şeyi tek bir seferde sipariş etmeniz gereken bir kahve tanımları var ki derya deniz. Allahtan biz sade, şekersiz americano içtiğimiz için sorun yaşamadık ama siz şekerli ve sütlü kahve tercih edenlerdenseniz kolay gelsin. Bu arada Singapur'da kahve içebileceğiniz milyonlarca mekan var ama biz özellikle Selfie Coffee' ye ba-yıl-dıkk! Buyurun sizin için kısa bir tablo 🙂 İşinize yarayabilir. |Condensed dedikleri yoğunlaştırılmış tatlımsı süt ile siyah kahve. 3- Arap ve Malaylı lokallerle kaynaşın. Haji Lane ve Kampong Glam civarındaki sokaklarda kaybolun, cafelerde oturup, turistlerden ziyade yerellerle kaynaşabileceğiniz bir atmosfer yaratın. Burada belirtmek gerekir ki bu oldukça zor bir öneri zira şehir baştan aşağı turist kokuyor. Elinizi nereye atsanız bir turiste çarpıyor. Bu turistler her zaman beyaz ırk olmak zorunda da değil tabii ki. Sizin yerel olarak gördüğünüz bir kişi Malezyalı ya da diğer çekikgillerden olabilir. Bu tabirimizi de kesinlikle ırkçılık olarak algılamayın. Sadece demeye çalıştığımız bu bölgede herkes birbirine o kadar benziyor ki kim Uzak Doğu'nun hangi memleketinden ayırt etmek oldukça güç. Mesela Avrupa'yı gezerken uzun bacaklı kızları gördüğünüzde bir çırpıda \"İskandinavya!\", ya da \"ummm errmm\" yapan birini duyduğunuzda \"Amerika!\", ya da \"je, veux, moi\" gibi kelimeleri seçip de \"Fransa!\", sarışın, süslü, boyalı ve taş gibi bayanları gördüğünüzde \"Rus!\" dediğiniz kadar kolay Endonezya, Malezya, Kuala Lumpur diyemeyeceksiniz. Zaten Singapur dili nedir, neye benzer onu bile anlamak, etraftaki İngilizce tabelalar, İngilizce konuşan taksi şoförleri, İngilizce menüler yüzünden o kadar güç ki.. Neyse bunu bir oyun olarak düşünün ve kim lokal fark etmeye çalışın.. Eğlenceli olacak. 4- Kendinizi East Coast Park sahillerine atın. Singapur'a iki üç gün gidenler için pek anlamlı olmasa da daha uzun süre burayı gezecek olanlar için yapılacaklar listesine eklenmesi gereken bir aktivite bu. Bu minnacık şehir devletini baştan sonra araçla yarım saatte geçtiğinizi düşündüğünüzde size yavaş ve sindire sindire yapılan bir turdaki 3. gün artık boş gelecektir. O 3. gün bir de haftasonuna denk geliyorsa, bisiklet ya da paten kiralayarak, Singapurluların hafta sonu için ilk tercihlerinden olan East Cost Park sahillerinde tur atın. Hiç birşey yapmazsanız bile sadece sakin bir yürüyüş yaparak Singapur' da yerel gibi hissedebilirsiniz. 5- Macritchie Reservoir Treetop yürüyüşü yapın. Doğanın göbeğinde yüzlerce hayvan ve kuş çeşidi eşliğinde uzun bir yürüyüş yapabileceğiniz mükemmel bir yer. İnternetten kısaca araştırıp yürüyüş rotası bulabilirsiniz ama biz onun yerine linkini burada paylaşıyoruz. Yürüyüşün yanı sıra kano gibi su sporlarının da yapılabildiği bu ormanlık kısım özellikle haftasonu Singapurluların zaman geçirmek için tercih ettikleri diğer bir yer. İnternette oldukça derin bir yükseklik üzerinde kurulu olan asma köprüden yürüyen insanların fotoğraflarını görüp de buraya gitmek istememek mümkün değil. Singapur'un belki de günümüze kalan tek gerçek kampung'u yani köyü. Changi Point Ferry Terminal'den tekne ile 10 dakikada ulaşabileceğiniz bu ada, dünyanın en metropol kentlerinden biri olan Singapur'un kalabalığından kaçmak ve sakinliğe kavuşmak için ideal bir aktivite olacaktır. Adada bisiklet kiralayarak birkaç saat geçirmelisiniz. Biz gidemedik maalesef zamanımız yetmedi, ama siz gider ve yorumlarınızı paylaşırsanız bayılırız. Çin mitolojisi ve kültürünü en iyi anlayacağınız bir tema parkı. Pasir Panjang Caddesi üzerinde yer alan bu parka giriş ücreti ödemiyorsunuz. Park binin üzerinde enteresan figürler, şekil ve heykel dolu bir yer. Eğer \"başka ne yapsam, her yeri gördüm ama daha 2 günüm var burada.\" diyorsanız, tam size uygun bir mekan. Hem farklı hem de çok turistik olmayan bir nokta burası. 8- Marina Bay Sands otelin Sonsuz havuzunda yüzün. Paraya kıyın ve hayatınızda bir defa da olsa böyle bir manzaraya karşı yüzün. Üzerine çok da fazla söyleyecek birşey yok. Bu otel Singapur'un simgesi. Tamam biraz tuzlu ancak Singapur gibi gökdelenleri, roof- topları ile ünlü bir kente gelmişken, kendinizi biraz lüks yollarla ödüllendirebilirsiniz. Otelde konaklama yapan misafirler havuzdan ücretsiz faydalanabiliyor ancak dışarıdan da parasını bastırıp havuzun keyfini çıkartanlar var. Dahası gündüz bu havuzda zaman geçirip, bol instagramlık fotoğralar çektikten sonra gece de otelin çatı katındaki Ce La Vie barında sabaha kadar eğlenebilirsiniz. Singapurdaki diğer roof top bar önerilerimiz için yazımınıza buradan ulaşabilirsiniz. Daha önce de dediğimiz gibi Singapur'da sokaktan yemek yerken acaba pis mi, temiz mi, taze mi, bayat mı, öyle mi böyle mi diye düşünmenize hiç gerek yok. Her yer denetleniyor ve siz de gönül rahatlığı ile mükemmel sokak lezzetlerinin tadını çıkartabilirsiniz. Bu noodle hadisesi ise genel olarak Uzak Doğu ile özdeşleşmiş bir kültür biliyorsunuz. Biz ilk defa Viyana sokaklarında ayaküstü noodle'ımızı yemiştik. Malum ayakta chopstick kullanmak gibi bir alışkanlığımız olmadığı ve çatal alabilir miyim diye soracak cesareti de bulamadığımız için elimize yüzümüze bulaştırmıştık o ayrı. Singapur'da değil ama biz noodle olayına Bangkok'da girdik. Tabii Bangkok'ta herkes o kadar dağınık, sesli ve hararetli yemek yiyor ve her taraf o kadar pis ki hiç aldırış etmenize gerek yok, keyfinize bakın. Singapur'un en eski tapınaklarından biri. Dış cephesi oldukça ilgi çekici. Eğer yeteri kadar tapınak göremedim ya da gördüm de doyamadım diyorsanız buraya bir uğrayın deriz. Zaten tapınak sizi uzaktan çağıracak kadar enteresan bir mimariye sahip. Bizim Singapur' a gittiğimiz dönem tam Çin yeni yılına denk geldiği için içerisi çok kalabalıktı bu yüzden sadece dışarıdan birkaç fotoğraf çekmekle yetindik. Zaten sanırım tapınak kotamızı Bangkok'ta doldurmuştuk birazını da Bali için saklıyorduk o yüzden içeriye küçük bir göz bile atmadan yolumuza devam ettik. Bizim top 10 önerilerimiz bu kadar. Şimdiden keyifli gezmeler efendim.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/son-zamanlarin-en-gozde-tatil-beldesi-datca-yarimadasi", "text": "Malum koronavirüs nedeniyle kendimizi Türkiye'ye hapsettiğimiz bu pandemi sürecinde hepimiz ülkemizde henüz keşfetmediğimiz yeni yerler peşine düştük. Sokağa çıkma yasakları ile uzun süre kapalı kaldığımız dört duvar arasından doğaya, sessiz ve sakin yerlere, tertemiz plajlara, masmavi denizlere kaçmayı hayal ettik. Antalya ve Bodrum artık bir çoğumuz için tanıdık bildik yerler olduğundan farklı bir alternatif arayışına girdik. Bu yaz bizim seçimimiz Datça oldu ve inanılmaz keyif aldığımız bir tatil yaptık. Uzun bir aradan sonra sizlerle de Datça'da gezilecek yerleri ve kendi deneyimlerimizi paylaşmak için yeniden klavye başına geçtik. Umarız siz de en az bizim kadar keyif alırsınız.. Hadi başlayalım.. Öncelikle Datça'ya ulaşım diğer tatil beldeleri kadar kolay değil. O yüzden bu başlığa dikkat. Öncelikle buraya en yakın iki havalimanından biri Milas- Bodrum, bir diğeri ise Dalaman Havalimanı. Bodrum'dan feribot ile Datça yarımadasına geçmeniz gerekiyor. Feribot için sefer saatlerine buradan ulaşabilirsiniz. Feribot biraz pahalı aslında. Tek yön otomobil ücreti 200 TL'ye ilave araç içindeki yolculardan ise ilave 35 TL'ye bilet kesiliyor. Güncel fiyat bilgisi için buraya tıklayabilirsiniz. Ancak, Datça'da araba kullanırken kıvrak virajlara ve dar şeritlere özellikle dikkat etmenizi öneriyoruz. Sağlı sollu mükemmel bir manzara içinden geçerken kendinizi hipnotize edilmiş hissedeceksiniz o yüzden pür dikkat yola konsantre olmaya çalışmalısınız. - Emecik: Datça'ya uzun bir yoldan geliyorsanız eğer konaklama için ilk durağınız Emecik olabilir. Marmaris'ten Datça yönüne saptıktan sonra hemen yarımadanın girişinde yer alan Emecik'te çok hoş resort ve oteller mevcut. Hem yola yakınlığı hem de Karaincir plajının efsane denizinde serinlemek için bizim önerdiklerimiz, Palm Bay Otel, Datça Doris Otel ve Perili Bay Resort Otel. Biz Perili Bay'de 2 gece konaklama yaptık ve kesinlikle tavsiye ediyoruz. Otel herşey dahil konsept ile çalışıyor, kendine ait plajı ve çok farklı bir tasarımı var. Daha önce hiç herşey dahil bir konaklama yapmadığımız için sevip sevmeyeceğimizi bilmiyorduk ancak tüm tedirginliğimizin boşa çıktığı bir deneyim oldu burası. Yine olsa yine giderim diyebileceğiniz yerlerden biri. Bu arada konaklama yapmayacaklar için de herşey dahil günlük giriş mevcut. Yine tüm imkanlardan faydalanıyorsunuz ancak akşam çıkış yapmanız gerekiyor. 2020 Eylül ayında günlük giriş 150TL gibi çok uygun bir fiyattı. Değerlendirmelisiniz.. - Datça Merkez: Eğer kalabalıktan rahatsız olmazsanız Datça yarımadasında diğer bölgelere kıyasla daha uygun fiyatlı bir konaklama için merkez bölgesinde yer alan otelleri tercih edebilirsiniz. Merkezde konaklama alternatifleri oldukça fazla. Eski Datça'da bir tık daha pahalı ve lüks butik otellerden, merkeze yaklaştıkça 5-10 odalı, apartmandan bozma pansiyonlara kadar bütçenize ve zevkinize uygun olanı tercih edebilirsiniz. Biz Datça Merkez'de The Green Goose Hotel'de bir gece konakladık. Oteli genel olarak tavsiye edebiliriz. Hem merkeze yürüyüş mesafesinde hem de temiz bir oteldi. Çalışanlar yardımsever ve güler yüzlü. Ancak odalar çok ama çok küçük. 1 kişi sıkıntı değil ama iki kişi için sadece uyumak için ideal, onun dışında odada zaman geçirmek biraz zor olabilir. - Mesudiye: Eğer denize yürüme mesafesinde konaklamak istiyorsanız, Hayıtbükü, Ovabükü, Kızılbük, Gabaklar ve Kurubük gibi plajlara yakınlığı sebebiyle Mesudiye bölgesini de tercih edebilirsiniz. Burada lüks butik otellerden pansiyonlara kadar çok fazla alternatif mevcut. Karia Apart, Savana Butik otel biraz daha pahalı olan seçenekler ancak özellikle bungalov ve pansiyon tercih ederseniz Ovabükü ve Gabaklar'ı değerlendirmelisiniz. - Yaka Köyü: - Yazıköy: Artık Datça Yarımadası'nın sonuna geldiniz. Buradan ilerisi yok arkadaşlar. Hala konaklama için bir yer bulamadıysanız size buradaki son önerimiz Karia Hotel Palamutbükü. Burası da oldukça rahat ve konforlu bir konaklama alternatifi. Eğer sessizlik ve huzur arıyorsanız değerlendirmenizi öneriyoruz. Her sahil beldesinde yazın ilk sıradan tercih edilecek yemek önerisi deniz mahsülleri olduğu gibi burada da durum aynı. Tabii burada klasik tarzın dışında farklı sunum ve pişirme çeşitlerine rastlamanız mümkün. Datça Merkez'de sahilde yer alan Kumluk Restaurant'ta mezeler, Ayrıca Datça Vineyard'da şarap eşliğinde hoş bir akşam yemeği de farklı bir alternatif olabilir.. Bu arada Datça'dan badem, gazoz, zeytinyağı ve kekik almadan dönerseniz ayıp etmiş olursunuz. Datça yarımadasında yer alan koy ve büklerin her biri birbirinden güzel. Burada deniz kenarında lüks beach club bulmak mümkün değil. Ya kimselerin olmadığı koylardan ya da pansiyon ve cafe/ restaurantların önünde yer alan işletmelere ait plajlarda denize girebiliyorsunuz ki oralarda bile plajlarda şemsiye- şezlong ücreti ödemeniz beklenmiyor. Sadece gün boyu yiyip içtiklerinizi ödeyerek efsane denizin ve sakin plajların tadını çıkartabiliyorsunuz. İlk akla gelen yer tabii ki Palamutbükü. Ancak Palamutbükü diğer büklere kıyasla daha kalabalık ve daha fazla keşfedilmiş. O yüzden eğer biraz daha bakir bir yerde denize girmek isterseniz Ovabükü'nü tercih edebilirsiniz. Ovabükü plajı aslında Palamutbükü'ne göre daha geniş ve ferah. Yine sahil boyunca sıralanmış restaurantlar mevcut. Fiyatlar oldukça makul, yemekler ise çok lezzetli. Plajı hem kum hem de taşlık bu yüzden çocuklu aileler için ideal. Datça merkezde kalacak olanlar için denize girilebilecek en yakın koy ise Kargı Koyu. Buraya biz gitmedik ama denizinin bahsettiğimiz diğer bükler kadar güzel olduğunu biliyoruz. Eğer herhangi bir tesis olmasın, ben kendi sandalyem ve nevalem ile ıssız bir koyda denize gireyim diyorsanız önereceğimiz koylar; Kurubük, Gerence nam-ı diğer Akvaryum Plajı Palamutbükü, Knidos yolunda Bağlarözü Sahili. Bu arada Datça'da aracınızı bir noktada bırakarak yaya olarak ulaşabileceğiniz çok daha bakir koylar da mevcut. Misal Domuz Bükü ve Pembe Çakıl Koyu. Ayrıca yine Knidos'a gelmeden 3 km geride yer alan Gıynap Limanı ve Datça'ya gelmeden Emecik'te yer alan Balık Aşıran koyu önereceğimiz diğer yerlerden. Tabii bu koylar sadece daha önce keşfedilmiş ve haritada isimlendirilmiş olanlar. Emin olun Datça'da henüz haritalara işlenmemiş onlarca koy gizli.. Çubucak Tabiat Parkı, Aktur Çadır ve Karavan Kampı ve İnbükü Mesire Yeri çadır tercih edenler için önereceğimiz yerlerden.. Datça'da ultra lüks konaklama tercih edenlere D-Maris Bay, ayrıca kendine ait koyu ve konaklama alternetifleri ile farklı bir deneyim yaşamak isteyenlere Club Amazon Bördübet ve Golden Key Bördübet'i tavsiye ederiz. Şimdiden güzel ve keşif dolu bir tatil olmasını temenni ederiz efemm.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/stockholm-gece-hayati-eglenceli-ve-pahali", "text": "Dünyada yaşam kalitesi en yüksek ülkeler arasında yer alan İsveç'in başkenti Stockholm 2 milyon nüfuslu, refah seviyesi yüksek ve pahalı bir yer. İsveç aynı zamanda en mutlu ülkeler arasında da ilk sıralarda. Stockholm ekonomik gezi rehberi nereleri gezmeniz gerekitğini, görülmesi gerekenleri, yeme içme önerilerimizi anlatmıştık. Okumayanlar için link burada efenim. Bu yazımızda da bir hafta sonu eğlenmek için kaçabileceğiniz en ideal şehirlerden biri olarak Stockholm'ü övmeye geldik shhs Haydi başlayalım.. Öncelikle İstanbul'da yaşıyorsanız, 3.5 saatlik bir uçuş sonunda kolay ulaşılabilir bir Avrupa kenti burası. Gideceğiniz döneme göre, biletinizi birkaç ay önceden alırsanız, oldukça uygun fiyatlı uçuş bulma ihtimaliniz de çok yüksek. Mesela biz Eylül ayı için planladığımız 2 günlük seyahatimizin Pegasus biletlerini Temmuz' da kişi başı 350 TL' ye aldık. (Tabii bu euro bir anda bu kadar fırlamadan bulduğumuz düşeş denilebilecek bir biletti. Euro ve Dolar kurunun boynumuzu büktüğü mevcut şartlarda 2018 yılı için Avrupa seyahat planı önerilerimizi buradaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Ayrıca pratik bir şehir. Mesela yanınıza döviz almanıza gerek olmadan elinizi kolunuzu sallaya sallaya gidebilirsiniz zira her yerde kredi kartınızı kullanabiliyorsunuz. Bizim Stockholm'de geçirdiğimiz 3 günde sadece 1 mekan pos makinesi bozuk olduğu için nakit kabul ediyordu ki bunu da mekana girmeden önce kapıya astıkları bir A4 kağıt ile belirtmişler ve özür dilemişlerdi. Yani sizi içeri alıp, kasada şok yaşatmıyorlar üzerine de kibarca özür diliyorlar. Bir de en yakın ATM'nin lokasyonunu çizmişler aynı kağıda, biz de gidip nakit geçtik geldik. Sorunsuz.. Yaşanılası bir şehir burası. Havası temiz, doğası güzel, düzenli, planlı bir yer. Şehrin içinde boğulmuyor, şehir dışına çıkmak istediğinizde de zorlanmıyorsunuz. Trenler, feribotlar uzakları yakın hale getiriyor. Azıcık sola gitseniz Norveç ve inanılmaz doğası, feribotla azıcık sağa kaysanız Talin ve ya Helsinki gibi muazzam baltık şehirleri, kışın kuzeye doğru herkesin hayallerini süsleyen kuzey ışıkları.. Stockholm turistler için çok efektif bir şehir merkezine sahip. İlla 736644918364109347 tane müzesinin her birine girip çıkacağım demezseniz, görülmesi gereken her yeri rahatça gezebilirsiniz. Ana turistik bölgede birbirine çok yakın konumlanmış olan saray, parlemento binası, ulusal müze, Nobel müzesi gibi gibi şehrin sembolik yerlerini adım adım gezebilirsiniz. Ama yine de kesinlikle eğlenceli bir yer. Eğlenmek için bir hafta sonuna yetecek de artacak kadar mekan var. Dilerseniz salsa, dilerseniz jazz, dilerseniz irish bar, dilerseniz gece kulübü.. Yani her zevke ve tercihe uygun bir alternatif sunuyor size bu şehir. Irish barlar çok keyifli. Genellikle canlı müzik oluyor ve sahne alanların performansları da gerçekten oldukça profesyonel. Sanki mini bir konsere gitmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Irish pub ve barlarda giriş ücreti ödemiyorsunuz, sıra beklemiyorsunuz, \"tipe göre içeri alma\" gibi bir kasıntı hareket ile karşılaşmıyorsunuz. Öte yandan güzel bir gece klübüne gideyim diyorsanız, publarda karşılaşmadığınız bütün bu zahmete katlandıktan sonra bir de üzerine yüklü bir hesap ödemeyi göze alıyorsunuz. Genelde barlara girişte yaş soruyorlar ve yaş sınırı kapıdakilerin keyfine göre 21 ya da 23 olabiliyor. Barlar 01:00'de, kulüplerden bazıları 03:00'te, bazılarıysa 05:00'te kapanıyor. Pazar geceleri açık olan yerler ise genelde Irish publar! - Stureplan semtinde şık ve pahalı barlar ve dans kulüpleri var. Giriş için ücret ödemeniz gerekiyor. - Södermalm semtinde bulunan daha küçük bar ve kulüpler elektronik ve alternatif müzikler çalıyor. - Götgatan ucuz pub tarzı barların olduğu upuzun bir cadde. - Bondegatan daha genç ve \"trendy\" kitlenin uğrak mekanlarının olduğu bir yer. - Rörstrandsgatan, yaş ortalaması biraz daha yüksek olan mekanlar ile dolu bir sokak. - Kungsholmen küçük, ucuz ve sakin barlar ile dolu uygun fiyatlı bir gece hayatı bölgesi. Direk mekan ismi isteyenler: Berns ve Tradgarden çok katlı gece klüpleri olarak önerilenler arasında. Biz, Stockholm'de yaşayan iki yakın arkadaşımız ile birlikte pub crawl yaptık. Önce Södermalm' da Hellströms barda başlayıp, eski şehir merkezinde Stora Nygatan' da yer alan The Liffey isimli canlı müzik yapılan bir bara, sonra daha geç saatlere kadar açık kalan ender yerlerden biri, Östermalm'da Hollandargatan caddesi üzerindeki The Dubliner isimli bir Irish bar' a gittik. Hepsi de çok keyifliydi. Bir noktadan sonra nereye nereden yürüdük pek hatırlamıyoruz ama sonradan haritadan baktığımızda mekanların çok da yakın olmadığını fark ettik. Lokallerle gezmenin en güzel yanı. Eğer tanıdığınız biri yoksa önerimiz couchsurfing gibi bir siteden gitmeden önce lokallerle haberleşebilir ya da pub crawl turlarına katılmayı düşünebilirsiniz. Şimdiden keyifli ve eğlenceli seyahatler dileriz efeem.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/tatile-giderken-valize-koymayi-unutmayin", "text": "Tatil planları yapılır... Biletler alınır, otel rezervasyonu yapılır. Valiz hep en sona bırakılır. Neden mi? Çünkü en kolayı... \"Ne yaptın hazırlandın mı?\" sorusuna hep \" Valiz hazır zaten...\" deriz mesela. Ama o valizde hep bir şeyler eksik kalır. Ve tatildeyken ya aklımızdadır o şeyler, ya kenara koymuşuzdur... Ya da otelde vardır. Ama valizde değil! Ya otelde yoksa! 1- Makyaj & Banyo Malzemeleri: Her gün kullandığınız gece kremi ya da özel bir şampuanınız varsa tümünü almak yerine lens kabına ya da küçük plastik şişelere koyabilirsiniz. Bu şekilde hem valizde gereksiz bir ağırlık yaratmazsınız hem de kişisel bakımınızdan ödün vermezsiniz; malum otellerin sunduğu şampuan ve kremler kaliteli olmayabiliyor... Bu arada küçük bir öneri. Biz genelde süpermarket ya da body shop gibi mağazalardan onca masraf yaparak sadece bir kez kullanılıp atılacak olan seyahat boyu ürünlerden almak yerine, gittiğimiz otellerin odalarda muhakkak bulunan küçük plastik şişeleri boşaltıp bir sonraki seyahatte içini kendi ürünlerimizle doldurmak üzere çantaya atarız.. Diş macunu- diş fırçası seti, pamuk, sabun, ve küçük bir deodorant her zaman makyaj çantanızda olması gerekenlerdendir. 2- Parmak arası terlikler: Bunun duşu var, lobiye inmesi var ya da sigara içiyorsanız dışarı çıkması var Parmak arası terlik hem pratik, kullanışlı hem de hafif ve hacimde küçüktür. Siz ne olur ne olmaz atın bir çift çantanıza. 4- Elektronik aletler: Şarj & Batarya- Evet daha neler diyebilirsiniz ama en çabuk unutulanlar! En güzel manzarada bataryanızın bittiğini düşünebiliyor musunuz? 🙁 Telefon şarjı, camera bataryası, laptop şarjı.. Bu üçlü mutlaka el ya da sırt çantanızda olmalı. Valizinizin başına birşey gelse bile dünya ile iletişimi sağlayacağınız bu muhteşem üçlü sizin yanınızda kalmayı başarmalı. 5- Şal: Siz koyun çantanıza... Have soğursa üzerinize alırsınız, sıcak ours başınıza bağlar terinizi silersiniz, Arap ülkelerinde camilere girerken baş örtüsü olarak kullanırsınız ya da Vatikan' a şortla almam derlerse bizim gibi belinize bağlarsınız 🙂 Ama illa ki kullanırsınız. Bize güvenin. 6- Katlanabilir şemsiye: Küresel ısınma bize bu maddeyi yazmaya mahkum etti 🙁 Belki Asyalılar gibi güneşten korunmak belki de normal amacına uygun olarak yağmurdan korunmak için kullanmanız gerekebilir. 8- Kağıt & kalem: \"Benim telefonum var gerek yok\" demeyin. Telefon fotoğraf çekmek için gerekecek, şarjını adres yazmak ya da not almak için bitirmeyin. 9- Bikini ve Yağmurluk: Hafif bir yağmurluk ya da bikiniyi valize atmak kimseyi zarara sokmaz ama çok avantaj sağlayabilir. Otelde havuza ya da saunaya girmek isteyebilir veyahut bir anda bastıran ve öngörülmemiş bir yağmurda kesinlikle sırılsıklam olmak istemezsiniz. Bu yüzden hava durumuna bakıpta \"boşver kalsın\" denilmemesi gereken iki parçadır bunlar. 11- Gezi Kitabı ve Harita: Biliyoruz artık internet cebimizde. Ama ya yoksa! Havaalanı ya da herhangi bir sigara bayisinde kolaylıkla bulabileceğiniz ve çok ucuz olan haritalardan ya da cep kitaplarından almak kime zarar getirir ki? İstemiyorsanız dönerken otelde bırakın ama gezinizi riske atmayın. Bizim yaşadığımız tecrübeler sonucu artık valizlerimizde kesinlikle yer alanlar bunlar. Sizin ekleyecekleriniz varsa lütfen yorum olarak paylaşın.. Bekliyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/telliskivi-tallinn-hipster-sehri", "text": "Tallinn'in asi çocuğu Telliskivi! Bir şehir düşünün rüya gibi, kabarık elbiseleriyle sarayın bahçesinde koşuşturan prensesleri ve atların üstünde fink atan beyaz taytlarıyla prensleri var. İşte bu şehir Tallinn... Tabii biz beyaz taytlı olmasa da, Tallinn'i prens hatta Baltık'ın prensi ilan ediyoruz.. Doğası, mimarisi, dar sokakları, kendine has üslubuyla Tallinn tam olarak gezilesi ve görülesi bir şehir... Hakkını vererek Tallinn sokaklarını arşınladıktan sonra, gitmeden önce yaptığımız ön çalışmalar ışığında Tallinn'in farklı yapıda olan bölgesinin olduğunu öğrendik.. Şehirden uzaklaşmak çok uzak bir fikir gibi gelse de, buraya kadar gelmişken görmeden olmazdı.. O da ne! Tallinn'in içinde asi bir çocuk varmış meğer! Telliskivi.. Telliskivi Tallinn eski şehir merkezi, Kalamaja Bölgesi ve Pelgulinna sınırlarında, Baltık İstasyonunun ise yanında konumlanıyor. Ulaşım ise Tallinn şehir merkezinden çok kolay... Hele aracınız varsa göz açıp kapayana kadar Telliskivi'desiniz.. Taksi ile: 10 dakika sürüyor. Kısa mesafe diye götürmemezlik etmiyorlarmış.. Araç ile: Telliskivi oklarını takip edin, Tallinn eski şehir merkezine 3- 3.5 km uzaklıkta. İşte kabus! Şöyleki, otopark bulmak kolay ama ücretini vermek zor! 2 adet ödeme otomatı var: EP18 zone'da ve ON-hoone bölgesine yakın, diğeri ise EP86 zonu'unda Telliskivi şehir otoparkı. Mutlaka ücret ödeyin. Affetmiyorlar ceza kesme konusunda.. Otopark stresini aşıp, kiraladığımız aracı park eder etmez \"Burada bir şeyler dönüyor\" demeden edemedik. Tallinn eski şehir merkezini o kadar sevmiştik ki, Telliskivi'den açıkçası pek bir beklentimiz yoktu. İyiki de yoktu.. Çünkü bu şehir yaşıyor! Telliskivi Yaratıcı Şehri yani orjinal adıyla Telliskivi Loomelinnak, 25 000 m2 üzerine kurulu 11 adet endüstri binasına düzenlemeler yapılarak elde edilen bir komplex alanı. Bu endüstri binaları eskiden Baltık Demiryolu Şirketine aitmiş. Zamanla yaratıcı girişimlerin ve aktivitelerin merkezi haline dönüşmüş.. Balti Jaama Turg : Kıyafetten sebzeye ürün alternatifi bir çatı altında. İçine bir de harika kafeleri koydunuz mu, alın size Baltık İstasyon Marketi.. Telliskivi Depoo: Mart 2016'da açılan konteynır kompleksi daha öncesinde eski Baltık İstasyon Marketi'inde yer alıyormuş.. 'da yer alıyormuş. İçinde sokak yemeklerinin yanı sıra kıyafet standaları da yer alıyor. Erinevate Tubade Klubi: Estonya'nın en büyük yaratıcı ekonomik ticaret merkezinde, aktivite ve iş alanları, ofis, stüdyo ve yaratıcı şirketler için çeşitlilik sağlıyor. Mesela bizce çok iyi düşünülmüş bir mekanların başında Erinevate Tubade Klubi geliyor.. Burası farklı konsept odalara sahip olan bir klüp. Kültürel etkinlikler, toplantılar düzenlenebiliyor.. Konser ya da sunumlar için gerekli teknolojik donanıma sahip odaları kiralayabiliyorsunuz.. Aynı anda farklı etkinlikler için oda genellikle kiralanamıyor.. Sebebi gizlilik kuralı! F-hoone: Gidin! Mutlaka gidin hatta! O kadar sıcak samimi bir ortamı ve kaliteli yemekleri var ki, iç dekorasyonunu mı bakayım yemek mi yiyeyim derken zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Vareniki mantısını, tatlılarından herhangi birini ve Estonya siyah ekmeğini tavsiye ediyoruz.. Bir de üstüne gidip suyu kendiniz doldurup, masanıza gelmek sanki ev sahibi hissi veriyor. 160'a yakın mobilya dükkanı, tiyatro,14 adet dizayn ve doğa sporları dükkanı, 8 adet restoran, fırın, antikacı, kitapçı gibi birçok alışveriş yeri ve yeme içme yeri var. Bu yeme içme yerlerinin ilginç tarafı konteynırların restoran ya da kafe olarak kullanımı! Graffitti ile bezenmiş sokakları ve fabrika duvarları ile bohem tarza sahip Tallinn'nin yeni, artistik ve sanatçı dostu kompleks alanında, restoran çeşitliliği ve alışveriş için tam bir cennet olmasının yanı sıra, Estonya'da sanatın da kalbi olmuş.. Gel vatandaş ne ararsan Telliskivi'de var! Zamanla birçok etkinliğin kalbi olan bir kompleks haline dönüşen bu eski fabrika alanı, kısacası yaratıcı ve yenilikleri içeren her şeyi içeren bir organisazyon alanı gibi düşünülebilir. Eski fabrika alanında aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Telliskivi sanatsal sergilerinden bit pazarına sanki bir konsept alanı.. Tallinn eski şehir merkezindeki turistik dükkanları bir kenara bırakıp, Telliskivi'nin küçük vintaj tarzı butiklerinde doğal ve daha uygun fiyatlı ürünler bulabilirsiniz. Ayrıca Estonya dizaynına şahitlik edip, kendine has kafe restoranlarda yemek yiyebilir, harika barlarda içkinizi yudumlayabilirsiniz. Hatta Vaba Lava Tiyatrosu, Soltumatu Tantsu Lava, Cabaret Rhizome'da alternatif tiyatro oyunları ve modern dans gösterileri seyredebilileceğiniz performans sanatları merkezi. Fakat şunu unutmayın: butikler genellikle pahalıdır.. Öncelikle Salı günleri dans geceleri, Cumartesi günleri 10:00- 15:00 arasında ise bit pazarı var. Haziran aylarında ise Tallinn Sokak Yemekleri Festivali düzenleniyor.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/torinodan-baslayan-en-efektif-5-gezi-rotasi", "text": "Torino ya da İtalyancası Turin, İtalya'nın kuzeyinde sessiz sedasız duran, azcık gizli kalmış bir şehir. İtalya'nın dördüncü büyük şehri olmasına ve Torino ile özdeşleşen birçok önemli özelliğe rağmen, Roma, Floransa, Milano, Pisa gibi şehirler ile karşılaştırıldığında turistik olarak çok fazla talep gören bir yer değil. Ancak sadece tarihi, kültürel ve gastronomik açıdan değil, coğrafi açıdan da mükemmel bir lokasyona sahip. Torino, Fransa ve İsviçre'nin İtalya'ya açılan kapısı bu nedenle de yapacağınız \"roadtrip\" yani araba yolculuğu macerasına kesinlikle dahil etmeniz gereken tam bir uğrak yeri, bu \"asıl\" konuya sonra değineceğiz. Torino, İtalya'nın çikolata ve otomotiv başkenti olarak tanınıyor. Aynı zamanda Juventus stadyumu ve Fiat'ın genel merkezi burada. Hem Fiat hem de diğer fabrikalara ev sahipliği yapan Torino, \"Endüstri Başşehri' ve bu sebeple de 'Gri Şehir' olarak anılıyormuş. Bu ünvan her ne kadar soğuk ve karamsar bir ön izlenim yaratsa da şehre adımınızı atar atmaz bu önyargının ne kadar yersiz olduğunu anlayacaksınız. Bulmacalarda \"İtalya'da bir nehir?\" sorusunun cevabı olan PO nehri kıyısında kurulmuş bu şehir. PO da İtalyanca \"küçük boğa\" demek ve bu nedenle Torino flamasında boğa olduğunu fark edeceksiniz. Slow Food ve daha sonra buna paralel gelişen Slow City akımı Torino yakınındaki Bra kasabasında doğmuş. (Ek bilgi: Cittaslow olarak da bilinen bu sakin şehirlerden 75 tanesi İtalya' da. Türkiye'de de cittaslow üyesi olan şehirler; Akyaka, Gökçeada, Halfeti, Perşembe, Seferihisar, Şavşat, Taraklı, Vize, Yalvaç, Yenipazar, Uzundere.) Slow Food akımı, İstabul' da da şubesi açılan Eataly konseptinde gördüğünüz mantığa göre fast food akımına karşılık, doğal, taze, yerel ürünlerin tüketilmesi esasına dayanıyor. 1986'da, Roma'da İspanyol Merdivenlerinin yanıbaşında McDonald's açılmasını protesto etmek için, 'İyi, Temiz ve Adil = Yavaş Yemek' sloganı ile başlatılmış. Torino' da geleneksel İtalyan lezzetleri olan pizza, şarap, kahve, makarna dışında asıl dondurma ve bol bol çikolata yemeniz lazım. 1973'te kurulan meşhur Cafe Al Bicerin, 1822'de kurulmuş Cafe San Carlo ve 1903'te kurulan Cafe Torino, adeta birer müzeye benzeyen iç mekanları ile meşhur tarihi cafe ve pastanelerden sadece bir kaçı. Sırf bu cafelerin ihtişamını görmek için bile Torino'ya gidebilirsiniz. Ünlü dondurmacı zinciri Grom ilk olarak Torino'da hizmete girmiş ve zamanla tüm ülkeye yayılmış. Bologna'daki Carpigiani Gelato Museum dondurma müzesine gitmeyenlere en azından burada meşhur İtalyan dondurmasının tadına bakmalarını öneririz. Torino, İtalyan geleneği olan Aperitivo'nun doğduğu yer olarak anılıyor. Özellikle akşam yemeğinizden önce siz de bu geleneğe uymalı ve bir kadeh aperitivo içmeyi ihmal etmemelisiniz. Bu şehir, trüf ve şarap geleneğinin İtalya'daki merkezlerinden birisi olan bir Piemonte bölgesinde. Trüf mantarı pazarının bulunduğu Alba; üzüm bağları ile görülmeye değer manzaraya sahip Langhe, Roero ve Monferrato tepeleri ile ünlü İtalyan şarapları olan Barolo ve Barbaresco üreten şarap evleri de bu bölgede yer alıyor. Son olarak; Torino' nun klasik lezzetlerini denemek için Cafe Mulassano'yı ya da Baratti&Milano'yı; \"Giandujotti\" yani Torino' ya özgü fındıklı çikolatalı şekerlemeleri için de Guido Gobino' yu ziyaret edebilirsiniz. - Piazza Castello: Şehrin geniş ve önemli binaların bulunduğu meydanı. - San Lorenzo kraliyet kilisesi: İçinde Hz. İsa'nın çarmıhtan indirildikten sonra sarıldığına inanılan yaklaşık 4 metre uzunluğunda keten bezin, ki bu bezin adı Torino Kefeni olarak anılıyor, sergilendiği mermer ağırlıklı bir mimarisi olan kilise. - Kraliyet Sarayı: Şu an müze olarak kullanılıyor. - Palazzo Madama: Bu sarayın merdivenleri dünyadaki en güzel merdivenlerden birisi olarak kabul ediliyormuş. Sarayın içinde farklı sanat eserlerinin sergilendiği müze mevcut. Güzel bir bahçesi ve üst katında Kraliyet sarayı ve piazza castello'yu gören bir manzarası var. - Porta Pallazzo'da kurulan açık hava pazarı ise zamanı ve ilgisi olanların tercih edebileceği bir yer. - Arkeoloji parkı zamanı ve ilgisi olanlara tavsiye edebileceğimiz bir park. - Piazza Vittorio Veneto: Bir ucu nehre açılan ve çevresi kafelerle çevrili geniş bir meydan. - Mole Antonelliana: Floransa'daki Duomo'ya karşılık, burada da 161 metre yüksekliğinde, orjinalinde sinagog olarak inşa edilmiş ancak ulusal sinema müzesi olarak kullanılan bu kule şehrin her yerinden görülebiliyor. Kulenin tepesinden ise şehre tepeden bakabileceğiniz mükemmel bir manzara var. - Mısır müzesi: Kahire'den sonra en kapsamlı Mısır müzesi olarak biliniyor. - Otomobil müzesi: İlk otomobilden günümüze kadar tüm motorlu araçların sergilendiği bu müze Torino'da kesinlikle gitmeniz gereken bir yer. 1- Albertville, Grenoble, Chambery, Mont Blanc: Torino'ya THY'nin direkt uçuşu mevcut. Şehirde en az bir gece geçirdikten sonra Fransız Alp'lerini keşfe çıkabilirsiniz. Torino ile Fransa'yı bağlayan tünellerden geçerek Fransa'nın güneydoğusunda yer alan Albertville, Grenoble ve Chambery şehirlerini gezip, kışın Monc Blanc'da kayak yapabilirsiniz. 3- Annecy, Cenevre: Torino gidiş, Cenevre dönüş şeklinde çoklu istikamet bilet alarak, Torino'dan önce Fransa'nın sevimli ortaçağ kenti olan Annecy'i gezip ve sonra da İsviçre' nin zengin kenti Cenevre'ye doğru yola çıkabilirsiniz. Annecy'de dar sokaklarda yürüyüp, Annecy gölü etrafında uzun bir yürüyüş yapabilir, Pont des Amours'da Alplere sırtınıza dönüp fotoğraf çekebilirsiniz. Cenevre' de Leman gölü etrafında Quai du Mont Blanc boyunca uzun bir yürüyüş yapabilir, pahalı ve tasarım markaların satıldığı butik mağazalara girip çıktıktan sonra, akşam da gölün hemen üzerindeki Jet d'Eau yani su çeşmesinden şehre yayılan görsel şöleni izleyebilirsiniz. 4- Milano, Como gölü: Torino' dan tren veya otobüsle Milano'ya geçebilir, modanın merkezi olan bu şehirde kendinizi kırmızı halıda bir ünlü gibi hissedebilirsiniz. Milano' dan sonra buraya yakın bir noktada yer alan ünlü Como gölüne geçebilirsiniz. Bu güzergah, ayrıca tur şirketlerinin İtalya programlarında sıklıkla karşılaşacağınız bir rotadır. 5- Genoa, La Spezia, Cinque Terre, Pisa: Bu bölge aynı zamanda Toskana sınırları içinde yer aldığından, üzüm bağları ile dolu eşsiz bir manzara eşliğinde yolunuza devam ederken, durup fotoğraf çekmek isteyeceğiniz birçok nokta göreceksiniz. İtalyanca'da 5 toprak anlamına gelen Cinque Terre'de yer alan birbirinden şirin ve küçük bu beş köyde gezerken, ki bu köylerin isimleri; Monterosso Al Mare, Vernazza, Corniglia, Manarola, Riomaggiore, burada yaşayan sıcak kanlı, samimi insanlar, mükemmel iklim, tabiat güzelliği ve leziz yemekleri sayesinde zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Bu alternatifteki son durağınız ise boynu bükük kulesi ile ünlenmiş Pisa. Özetle, dilerseniz bir hafta sonu için Torino'ya küçük bir kaçamak yapabilir, dilerseniz Torino'dan araba kiralayarak ya da tren ile yukarıda önerdiğimiz 5 rotadan birini tercih edebilirsiniz. Pişman olmayacağınız bir zaman geçireceğinizi garanti ediyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/toronto-gezilecek-yerler-1-gunluk-toronto-gezisi", "text": "- Casa Loma: Kanada'nın en büyük evi. Neden mi? 98 oda, 30 banyo, 240 metrelik tünel ve bununla birlikte 2 gizli geçiti var. Sör Henry Pellatt'e aitmiş ve günümüzde müze olarak kullanılıyor. Ev ve bahçesinde tur düzenleniyor. - The Annex: Toronto'nun eski mahallelerinden biri. Kafe, restoranlar ve farklı konsepteki dükkanlar yer alıyor. - Yorkville: Toronto zengin muhiti - Royal Ontario Museum : Kanada'nın en büyük müzesi - Yonge/Dundas Square: Şehrin en popüler meydanı. Sokak gösterilerinin de düzenlendiği meydanda ünlü alışveriş merkezi Eaton Center da yer alıyor. - Yonge Street: 1896 km uzunluğu ile dünyanın en uzun caddesiolduğunu yürümek isteyenlere hatırlatalım ve şehrin en canlı caddelerinden biri olduğu not düşelim.. - Art Gallery of Ontario: Kanada'nın en eski sanat galerisi - Chinatown: Çin halkının baskın olduğu her şehrin Chinatown'ı gibi bir Chinatown.. - CN Kulesi : Şehrin ikonik yapılarından CN Kulesi'nde Toronto'yu 360 derece kuşbakışı seyredebilirsiniz. - Harbourfront: Adı gibi liman kenarındaki bu bölgede kafe, restoran hatta açık hava tiyatrosu bile var. Dolayısıyla yok yok olunca, her daim dinamik bir bölge haline gelmiş.. - St. Lawrence Market: Dünyadaki en popüler yiyecek pazarları arasında yer alan pazarda, her damak tadın uygun yiyecek bulunuyor. - The Distillery District: Trafiğe kapalı bölgede hem farklı lezzetler deneyebilir hem sanat galerilerini ziyaret edebilir hem de farklı konseptteli mağazalardan alışveriş yapabilirsiniz. - Sahil Bölgesi : Sıra sıra plajların olduğu, Kanadalıların yazlık evlerinin muhiti.. - Little India: Küçük Hindistan dediğimiz yer yine aslının yaşatır cinsten.. Toronto Zoo: Kanada'nın kuzeyinde yer alan hayvanat bahçesi Kanada'nın da en büyük hayvanat bahçesi olma ünvanına sahip."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/toskanada-kesinlikle-yapmaniz-gereken-15-sey", "text": "Toskana, dört mevsim gidip keyif alabileceğiniz, İtalyan misafirperverliği ile büyüleneceğiniz, leziz yemekleri ile tıka basa doyacağınız, enfes şarapları ve iklimi ile başınızı döndürecek bir yer. Hani resim dersine yeni başladığınızda yağlı boya ya da pastel ile manzara resmi yapmak için kırtasiyelerden kartpostal arardık ya.. İşte o kartpostalların meğer hepsi Toskana resimlerimiymiş. Dolayısıyla Toskana' ya gittiğinizde, bu etkileyici güzellik içinde, kendinizi resmen o kartpostallardaymış gibi hissedeceksiniz. 1- İtalya' da pazarları gezmeyi ve Fungi Mantar tezgahlarına uğramayı unutmayın.. Seyahatinizi kesinlikle hasat mevsimine denk getirmelisiniz. Sonbaharın ilk yağmurları ile birlikte mantar avcıları iş başına geçerler. \"Funghi\" olarak bildiğimiz mantarlar bu dönemde pazar tezgahlarında yerlerini alır. Ayrıca kestane, zeytin, trüfler hasat mevsiminde yiyecek pazarlarında sık sık karşılaşacağınız ürünlerdir. Pisa ve Floransa arasında yer alan San Miniato trüf cenneti bir yerdir. 2- Üzüm bağlarını gezin ve leziz şarapların tadına bakın.. Eylül ayında market raflarında vino novello şarapları yerlerini almaya başlar. 60 farklı üzümden elde edilen ve farklı bir şarap yapma tekniği ile elde edilen bu ürün, Fransız' ların Beaujolais Nouveau dedikleri şaraplara da benzerlik gösteriyor. Bu genç, hafif aromalı ve az alkollü şarapları, Ekim ayı sonuna kadar yudumlayabilirsiniz. Yanına bir avuç kestane ile tavsiye ediliyor. Sienna ve Floransa arasında yer alan bölgede, özellikle Chianti özellikle üzüm bağları ve şarap tadımları için ideal bir bölgedir. Güney Toskana'da yer alan Montalcino, Pienza'nın batısında yer alır ve İtalya'nın en iyi kırmızı şaraplarından ''Brunello''nun da üretildiği yer olarak bilinir. Toskona bölgesindeki şarap bağlarında üretilen en ünlü şaraplar ise; Chianti, Vino Nobile di Montepulciano, Morellino di Scansano and Brunello di Montalcino. 3- Toskana' nın resim gibi manzarası eşliğinde uzun doğa yürüyüşleri yapın.. Toskana bölgesinin insanın içine yaşam sevinci dolduran bir tabiat güzelliği var. Göz alabildiğine uzanan sakin, huzurlu yeşil bir alan içinde adeta zaman durmuş gibi hissedeceksiniz. Özellikle bağlar ve köyler arasında, oksijeni bol bol çekip, uzun saatler boyunca hem zihninizi hem de bedeninizi dinlendirecek yürüyüşler yapmalısınız. Ya da hiçbirşey yapmadan bir köşede oturup doğayı seyre dalabilir ve piknik yapabilirsiniz 🙂 Bölgede yer alan birçok milli park var. Casentino vadisi de bunlardan tavsiye edebileceğimiz bir tanesi. Floransa'nın 50 km. doğusunda yer alan, turuncu, sarı, yeşil tabiatına hayran kalacağınız bir milli park burası. Ayrıca Monti dell'Uccellina, Gresseto bölgesinde ormanlar, dağlar ve denizle çevrelenmiş bakir ve bozulmadan kalmayı başarmış vahşi bir yer olarak görmeniz gereken bir milli parktır. Cortona, dik yamaçlar, dar sokaklar aşıldığında Lago Trasimeno ve Valdichiana'nın muhteşem manzarası karşısında büyüleneceğiniz bir yer. Kesinlikle uzun ve zahmetli bir yürüyüşe değecek bu manzara, Cortona'ya Venedik'ten sonra en fazla turist çeken yer olma özelliğini vermiş. Daha alternatif bir deneyim için eski tip Mugello buharlı trenlerle Pisotia'dan hareketle, 1,5 saatlik mükemmel bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Bu trenler Toskana bölgesindeki birçok köye gitmenizi ve düzenlenen festivallere katılmanızı da içeren seçenekler sunuyor. 5- Termal havuz ve spa keyfi için kendinize zaman ayırın.. Lunigiana'dan Val d'Orcia'ya kadar olan kısımda birçok termal havuz ve spa kompleksi bulacaksınız. Özellikle Bagno Vignoni, Toskana bölgesinde gidilmesi gereken bir termal kompleks. Val d'Orcia tepesinde kurulmuş ve inanılmaz turistik bir bölgedir. 6- Alpi Apuane yürüyüşü ruhunuza çok iyi gelecektir.. Toskana'nın kuzeyinde Lucca bölgesinde yer alan Apuane Alplerinde eşsiz bir manzara eşliğinde yürüyüş keyfi yaşayın. 7- Ortaçağ Manhattan'ı San Gimignano'yu keşfe çıkın.. Ortaçağ'dan kalma bu köyde zamanın durduğunu hissedeceksiniz. Dar sokaklarında kaybolun ve kendinizi şımartmaya hazır olun. Siena'nın kuzeybatısında, Elsa Vadisi'ne tepeden bakan bu Ortaçağ kasabasıdır. 8- Giglio'da basit bir adalı hayatını tadın.. 9- Pisa kulesinde sizin de klişe bir fotoğrafınız olsun.. 10- Lucca'yı çevreleyen surların üzerinde yürüyün.. Şehri çevreleyen tarihi surlar içerisinde yer alan sokaklar bir labirenti andırıyor. Cattedrale di San Martino ve Casa Natale di Giacomo Puccini Müzesi, San Michele Kilisesi, süslü bahçesiyle Palazzo Pfanner, elips şeklindeki Piazza dell'Anfiteatro, şehri kuşbaşı seyredebileceğiniz Torre Guinigi Lucca' da göreceğiniz başlıca turistik yerler. 12- Pienza' dan Val d'Orcia manzarasına hayran kalacaksınız.. UNESCO Kültür Miras Listesi'nde yer alan Val d' Orcia'nın muhteşem manzarasını görebileceğiniz bir yer Pienza. Sienna şehri sınırları içinde kalan saklı bir cennet. Duomo di Pienza, Piazza Pio II, Palazzo Piccolomini ve Palazzo Comunale Pienza'da görmeniz gereken başlıca yerler arasında bulunuyor. 13- Monticchiello' da gastoronomi turu yapın.. Bu dillere destan kale kasabasında, ortaçağ mimarisine doyacağınız sokaklarında gezip kaybolmalı ve keyifli restoranlarında bol bol yemek yemeli ve şarap tadımı yapmalısınız. 14- Sienna meydanında Palio di Siena at yarışlarını izleyin.. Deniz kabuğu şeklindeki ve şehrin kalbinin attığı Piazza del Campo Meydanı, Palazzo Pubblico, Museo Civico, 400 basamağını çıktıktan sonra muhteşem şehir manzarasına ulaşacağınız Torre del Mangia, Duomo di Siena, Fonte Gaia çeşmesi bu şehirde göreceğiniz başlıca yerlerdir. Piaza del Campo meydanında yılda iki defa 2 Temmuz ve 16 Ağustos tarihlerinde düzenlenen at yarışları yüzlerce turistin buraya akın etmesini sağlar. Zeytin ağacından yapılmış kesme tahtaları, seramik tabaklar, ev tekstili, peynir ve şarap almadan yurda dönmeyin. Size şimdiden keyifli bir Toskana gezisi dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/trakai", "text": "Litvanya'nın başkenti Vilnius'un 28 kilometre güney batısında yer alan Trakai şimdiye kadar gezdiğimiz en masalsı yerlerdendi. Trakai'nin sevimli ve rengarenk görünümü evleri veya göle aksi düşmüş masalsı kalesi dışında bizi buraya çeken Karay Türkleri kelimesi oldu aslında. Karay ya da Karaim Türkleri Orta Asya'dan gelen en eski Kıpçak kavmine ait bir Türk topluluğu. Daha önce adını duymadığımızı itiraf edelim. Ama içinde Türk kelimesi geçen bu kavram rotamızı buralara çevirmemize vesile oldu diyebiliriz. Günümüzde sayıları oldukça az olan Karay Türkleri' nin en kalabalık olarak yaşadıkları yermiş Trakai. Biz de Litvanya' ya kadar gelmişken uğramasak olmaz dedik. Kökenleri Hazar Türklerine dayanan yahudi bir topluluk olan Karay'lar, 1300'lü yılların sonunda bazı ayrıcalıklar tanınarak toprakları işlemek amacıyla Kırım'dan buraya getirtilmiş. Bugün sayıları gün geçtikçe azalan bu topluluk dilini de kaybetmek üzere. Litvanya'da sadece 40- 50 kişi Karay Türkçe'si konuşuyor dolayısıyla da korumaya alınmış dillerden biri. Biz Litvanya- Letonya-Estonya- Finlandiya gezisi için araç kiraladığımız için ulaşımda herhangi bir sıkıntı yaşamadan navigasyonu takip edip hedefe ulaştık. Bu yazımıza ulaşmak için tıklayabilirsiniz. Ama siz eğer toplu taşıma kullanacaksanız ve Vilnius'ten hareket edecekseniz Sodu Street'te yer alan Vilnius Otobüs Terminali'nden Trakai'ye giden otobüslere binmeniz yeterli olacaktır. Trakai otobüs durağından kalenin olduğu merkez arası 2 km ve oldukça sevimli evler ile çevrili tek bir yoldan geliniyor. Terminalden merkeze ulaşmak için bir otobüse daha binebilir ya da mümkünse yürüyebilirsiniz ki bu alternatifi öneririz. Vilnius gezi rehberi için buraya tıklayabilirsiniz. Kale: Bölgenin en turistik ve ironik yeri Kale. Galve Gölü'nün üzerindeki bir adacıkta yer alan kaleye yayaların kullandığı bir köprüden yürüyerek ulaşıyorsunuz ve giriş ücreti ödemek şartıyla içeriyi gezebiliyorsunuz. İçerisinde tarih müzesi de bulunan kalenin bahçesi ve gölün karşı tarafından görüntüsü masalsı. Trakai Evleri: Rengarenk, üçgen çatılı ve tek katlı evlerin Nordik havası gel benim önümde poz ver dercesine uzanmış Karaimu Caddesi' ne. Karay Türklerine ait evlerin ön cephesinde yer alan yan yana 3 pencerenin biri tanrı, biri Grandük Vytautas, biri misafirleri için açıldığı söyleniyor. Karaite Etnografya Müzesi: Tabelasında Karaj Ulusunun Muzieji yazan bu minik müzede Karay Türklerine ait bazı bilgiler edinebilirsiniz. İşte bu kadar. Dediğimiz gibi buraya bizi çeken Karay Türkleri muhabbeti olmasa zaman ayırıp gitmeyebilirdik bile ama kesinlikle pişman değiliz. Dünyanın alakasız bir yerinde içinde Türk kelimesi geçen ve aynı soydan olduğunuz bazı az sayıda insanların yaşıyor olması fikri çok acayip bir milliyetçilik duygusu yaratıyor insanda. Burada Kybynlar Restaurant'ta geleneksel Karay yemeklerinden börek çeşidi olarak kybyn, kiubete veya ajaklyk, çorba olarak tutmac, jazma, kozasy, ana yemek olarak güveç yemeği canach, geleneksel içki krupnik, tatlı olarak da katlama deneyebilirsiniz. Litvanya turunuza dahil etmeniz gereken bir yer burası. En azından yarım gününüze ayırmanızı öneririz. Oldukça küçük ve farklı bir atmosferi var. Aklınızda bulunsun.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/transit-bae-vizesi", "text": "Dubai'ye gitmek için vize gerekiyor mu? Umuma Mahsus pasaport hamili Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için gerekiyor. Hizmet Pasaportu, Hususi Pasaport ve Diplomatik Pasaport hamili olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için gerekmiyor. Emirates ile Dubai aktarmalı uçuşunuz var ve Dubai şehir merkezine gitmek için vize gerekli mi? Öncelikle birçok blog yazısı, Emirates' in kendi sayfası ve Dubai vize resmi sayfasını inceledikten sonra, şunu söyleyebiliriz; bi bilgi almak bu kadar zor olmamalıydı! Evet BAE transit vizesi gerekli. BAE transit vize nedir? Birleşik Arap Emirlikleri 'ne bağlı Dubai Emirliği üzerinden, Dubai havaalanına inen ve üçüncü bir ülkeye seyahat etmek isteyen bordo pasaport sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Dubai'ye giriş yapmak isterlerse gerekli olan vize türü. Bu yolcuların transit uçuşu esnasında en fazla 96 saatlik olmak koşuluyla Dubai'ye girebilirler. - Emirates (Telefon: +90 212 315 4545, Çalışma saatleri: P. tesi Cuma 09:00 12:30 ve 13:00 17:30)'in anlaşmalı acentası VFS'den (Telefon numarası: 0212 373 58 19) Dubai vizesine başvurabilirsiniz. Ya da; - http://www. dubaikonsoloslugu. com/dubai-vize-basvuru-formu/ - http://www. dubaivizemerkezi. net/online-basvuru - Eksiksiz Doldurulmuş Vize Başvuru Formu. - Pasaportunuzda fotoğrafın bulunduğu çipli sayfayı renkli taratıp JPEG dosyası biçiminde kaydetmelisiniz. - Nüfus kağıdının önlü arkalı fotokopisi. - Başvuru sırasında fotoğrafınızın yeni çekilmiş ve arka fonu beyaz olan, net ve renkli fotoğraf. - Emirates Gidiş-Dönüş rezervasyon belgesi. Emirates'in sitesinden rezervasyonunuzu görüntülemek için, soyadınızı ve uçuş PNR numaranızı yazmanız gerekiyor. Tıklayın. Eğer tur firması ile Emirates havayollarıyla Dubai aktarmalı gidiyorsanız, PNR numaranız grup içindir. O zaman da Emirates Çağrı Merkezini arayıp, grup PNR'ını söyleyip telefon ile vize işlemlerini tamamlayabilirsiniz. Lakin tur firmaları bu konuda genellikle yardımcı olmuyor. Dubai için BAE transit vizesi adımları nelerdir? Online başvuru seçeneğine tıkladıktan sonra formu ve istenilen belgeleri sisteme kaydedip, online başvuru ile BAE vize başvurusu yapabilirler. Sonra ödeme seçeneklerinden birini tercih edebilirsiniz. - Dubai Transit Vizesi için başvuruda bulunan kişiler Dubai seyahatlerini 58 gün içerisinde gerçekleştirmek zorundadırlar. - Gidilecek üçüncü ülkeye ilişkin sponsor ve rezervasyon gibi bilgiler Dubai geçişinden önce teyit edilmelidir. - Dubai üzerinden geçiş yapılacak ülkeye seyahat amacı ne olursa olsun, Dubai Transit vizesi için ibraz edilecek seyahat belgesi seyahat tarihinden 3 ay sonrasına kadar geçerli durumda olmalıdır. - Turistik 30 Gün Tek Girişli : 90$ +KDV - Turistik 30 Gün Çok Girişli : 175$ + KDV - Turistik 90 Gün Tek Girişli: 330$ +KDV - Turistik 90 Gün Çok Girişli: 475$ +KDV - Emirates ile transit vize ücreti 66$ (96 saat) NOT: Yukarıdaki fiyatlar 2018 Ocak ayına ait. Fiyatlar kura göre değişiyor. Online başvuru işlemlerinde son adıma geldiğinizde, güncel fiyatları göreceksiniz. Dubai vizesi kaç günde çıkar? 72 saatte. Dubai Vize Servisine yapılan başvurular 09.00 16.00 saatleri arasında işleme alınır. 7 Gün 24 Saat başvuru yapabilirsiniz. Cuma ve Cumartesi alınan başvurular en erken Pazar günü işleme alınıyor. Peki sonra? Dubai vizeniz onaylandığında, vizeniz e-mail adresinize gönderiliyor. Yazıcıdan çıktısını alarak sayfayı pasaportunuzun arasına koymanız yeterlidir. Dubai'ye giriş yapmadan önce Dubai polisine vize onay sayfanızı gösterip şehre giriyorsunuz. - http://www. dubaivizemerkezi. net - http://www. dubaikonsoloslugu. com - https://www. emirates. com/tr/turkish/ - http://www. dubaivizeservisi. com - http://dubaievize. com"} {"url": "https://gezikumbarasi.com/tropik-meyveler-uzakdogu-ganimetleri", "text": "Uzakdoğu'ya gidip de tropik meyvelerini denemeden olmaz! Zaten aç kalma olasılığınız bir hayli yüksek olduğu için, karnınızı bizim yaptığımız gibi meyve ile doldurabilirsiniz. Hem sağlıklı hem hesaplı. Bundan iyisi Tayland'da liçi.. Neyse konuya dönelim.. Genel olarak bizim tropik meyveler hakkındaki yorumumuz: \"dışı seni aldatmasın\", \"dışı seni içi beni benden alır.\" şeklinde.. Çünkü genel olarak dışarıdan içinde meyve olduğu anlaşılmayacak görüntüye sahipler.. Tropik meyvelerin genel özelliği; kabukları sert, içleri yumuşak ve oldukça tatlı.. Bu arada tropik meyve fiyatları oldukça hesaplı.. Herhangi bir sokak satıcısından gözünüz kapalı alabilirsiniz.. Rambutan: \"Yahu pembe kestane mi o?\" demeden edemiyor insan. \"Tüylü\" anlamına geliyormuş Malay dilinde.. Kabuğunu soyunca, içinden yumuşak şeffaf meyvesi çıkıyor. Tadı biraz olgunlaşmış üzümü andırıyor.. Durian: Uçağa alınması yasak meyve. Sebesi kötü kokusu! Meyvelerin kralı olarak anılsa da, uçağa bile binemiyor o ayrı.. Kabuğu iğneli yapıya sahip, soyması biraz zaman alabiliyor.. Ama meyveye ulaşınca aslında tadı çok güzel ve oldukça besleyici bir meyve. Çünkü B, C, E vitaminleri ve demir içeriyor. Jack Fruit: Uzakdoğu'da oldukça köklü bir tarihe sahip. 6000 sene önce Bangladeş'te yeniyormuş.. Ayrıca Dünyanın en büyük meyvesi! Ağaç dalında 35 kg olabiliyormuş. O ağaç bu meyveyi nasıl tartıyorsa.. Kızartılarak da servis ediliyor.. Pitaya ya da Ejder Meyvesi : Kabuğu kaktüsü ya da alevi andıran, içi kivi misali.. Tadı ise bizi bizden aldı.. Oldukça leziz ejder meyvesinin kalorisi de bir o kadar düşük.. Hindistan Cevizi: Aman biliyoruz dediğinizi duyar gibiyiz. Ama Güney Asya'da bizim daha önceden bildiğimiz meyvelerin tadı gerçekten bir başka! Kükürt, potasyum, sodyum, magnezyum içeren hindistan cevizi, uzakdoğunun kavurucu sıcaklarında gezerken, ihtiyacınız olan proteini sağlamak için birebir. Ayrıca hindistan cevizi suyu da neredeyse her köşe başında bulabileceğiniz bir içecek.. Liçi : Çin'de bir dönem vergi olarak halktan toplatılmış bu meyvenin tarihi 4000 yıl öncesine kadar gidiyor.. Böğürtleni andıran kabuğu kabarık ve pembemsi, içi yumuşak ve saydam.. Tadı ise enfes! Besin değeri ise çok kabarık: kalsiyum, karbonhidrat, C vitamini, fosfor, demir, çinko, potasyum! Daha ne olsun. Longan: Dışı kestane görünümüne sahip, içi yumuşak ve saydam. Biraz da sulu.. Sinir sistemine iyi geliyormuş. Snake Fruit : Yılan bu yılan! Adını kabuğunun yılan derisini andırmasından almış.. Orijinal adı \"Salak\" olan snake fruit, biraz ekşi biraz tatlı ama güzel.. Gözler için yararlı olan beta karoten içeriğine sahip.. Maymunlar da çok severmiş kendisini.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turk-gezgin-yazarlarin-gezi-kitaplari-karantinada-spirituel-bir-yolculuk-icin-20-oneri", "text": "1- Benian Çulhaoğlu-Tek Başına Dünya Gezisi: Davranış bilimleri uzmanından 4 kıta ve 40 ülke geziinde yaşadıklarını bu kitapta çok akıcı bir dille derlemiş. 2- Şeref Pınarcı- Sırt Çantalı Gezginlere Latin Amerika: 17 ülke 40 Güney Amerika rotasını okumak için daha fazla beklemeyin.. 3- Saffet Emre Tonguç- Ayrıcalıklı Rotalar: Hürriyet Kitap'tan çıkan bu eser her seyahat severin mutlaka okuması gerekenlerden. 4- Serkan Ocak- Gezeceğin Varsa Göreceğin De Var: Hem içerik hem de anlatım tarzı ile sizi doyuracak bir eser. Serkan Ocak hareketli ve eğlenceli kişiliğini bu kitabına yansıtmış. 5- Burak Akkul- Çok Gezenti Şehirler ve İnsanlar : Uzun yıllardır başarılı bir şekilde devam eden TV programından da tanıdığımız Burak Akkul'un bu kitabında yine samimi yorumu ile tecrübeleri kaleme alınmış. D&R'da kitabı 23,40 TL'ye bulabilirsiniz. 6- Mehmet Genç- Yol Hikayeleri 1-2: Sosyal medyada Rotasız Seyyah olarak tanıdığımız Mehmet Genç Yol Hikayeleri adında 2 kitap ile Ephesus yayınları sayesinde rafınızda yerini almalı. 7- Seymen Bozaslan- İçinden Yol Geçen Hayatlar-Bir Gezginin Notları: Libros Kitap'tan çıkan bu gezi notları çok yeni bir eser. Oldukça keyifli ve akıcı bir anlatımı olan bu kitabı da incelemenizi tavsiye ederiz. 8- Serkan Ocak, Yücel Sönmez, İsmail Sarı- Dünya Turuna Nasıl Çıkılır? Hürriyet Kitap'tan çıkan bu eser üç yazarımızında emeklerini boşa çıkartmayacak tarzda. Hemen edinmenizi öneriyoruz. 9- Barkın Laçin Özdemir- Antartika Herkesin- Antartika Kimsenin: Genç gezgin ve yeni yazarımız Barkın Özdemir Antartika'da yaşadığı psikolojik serüvene eşlik etmek için siz gezgin okurları bekliyor. 10- Yağmur Arat- Bir Yol Bin İhtimal: Genç ve sevimli arkadaşımız Yağmur Arat'ın Bir Yol Bin İhtimal adlı kitabı da raflarda yerini aldı hatta Yağmur imza gününü bile düzenledi. Biz henüz okumadık ama en yakın zamanda başlamayı planlıyoruz. 11- Kerimcan Akduman ve Zeynep Sevde- Dünya'nın Öbür Ucunda Ne var? : Uzun süredir gezen, kaliteli ve eğlenceli içerikler üreten zaman zaman da gezi rehberliği yapan Kerimcan Akduman ile Zeynep Sevde'nin bu yeni kitabı bizim de çok merak ettiğimiz bir eser. Sizlerin de en kısa sürede edinmenizi tavsiye edeceğimiz kitaplar arasında ilk sıralarda yer alıyor. 12- Gizem Altın- Bir Bilet Al: Bir bilet alıp 25 yaşında tek başına bir interrail seyahati ile hayatında ilk defa yurtdışına çıkan genç bir kadının yolculuk anılarına eşlik edeceğiniz bu kitabı henüz gezmeye başlayanlar için özellikle tavsiye ediyoruz. 13- Saffet Emre Tonguç Boğaz Hakkında Her Şey: Bu eserde, Boğaz'ın en meşhur yalılarının hiç görülmemiş iç mekan fotoğraflarının yanısıra, bir uçtan bir uca Boğaz ile ilgili en yeni bilgiler yer alıyor. Meraklılarına duyurulur.. 14- Saffet Emre Tonguç- Avrupa'da Görülecek 101 Yer: Avrupa'da yer alan en önemli ülkeler hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra çok sayıda görselle zenginleştirilen kitap, \"nerede yenir\", \"nerede kalınır\" gibi ipuçlarını da içeriyor. Gezmeye Avrupa'dan başlamak isteyenler için olduğu kadar gezip görenler içinde önemli bir eser. 15- Saffet Emre Tonguç ve Fatih Türkmenoğlu- Türkiye'de Görülmesi Gereken 101 Yer: Bu eser mutlaka görülmesi gereken yeryüzü cennetleri, mitolojik öyküleri, insani dokunuşları, tarihsel arka plan bilgilerinin yanı sıra nerede kalınır, nerede yenir, ne yapılır gibi pratik ipuçlarını da içeriyor. 16- Barış Bakır Sırt Çantamda Avrupa: Yine bir interrail yolculuğu ve Avrupa'da görülmesi gereken en önemli şehirler için pratik bilgilerin yer aldığı macera ve keşif dolu bir kitap. Eski bir interrailcinin yeni interrailcilere tavsiyelerini içeriyor. 17- Mutlu Dinçer Pedalımda 5 Ülke: İnci ve Soner Sarıhançifti'nin 2005 yılında aldıkları bir karar ile bisikletleri ile 5 ülkede yaptıkları seyahat ve deneyimleri aktaran bu kitabı özellikle aynı amaçla yola çıkmayı arzulayan tüm gezginler için öneriyoruz. 18- Okan Okumuş Yaşasın Sırt Çantası: Gezginin El Rehberi: Dünya üzerinde yeni yerler keşfetmek isteyen ancak bu yolculuğa nereden ve nasıl başlayacağını bilmeyenlere ayrıntılı bir yol haritası çıkarıyor. Plan-lama, ulaşım, konaklama, bütçe, rehber kitaplar, faydalı internet kaynakları, sağlık, güvenlik, yemek, alışveriş, iletişim, festivaller; engellilere, eşcinsellere, çocuklu ailelere özel seyahat öne-rileri; hem çalışıp hem de gezebileceğiniz gönüllülük ve sosyal sorumluluk projeleri ve dünyayı tek biletle dolaşabileceğiniz iki rota örneği de dahil pek çok konuda faydalı bilgiler sunuyor. 19- Figen Gündüz Letaconnoux- Yaşamımdan Süzülen Afrika: Afrika'yı merak eden ve gitmeyi düşünen herkesin özellikle okuması gereken bir eser. 20- Engin Kaban ve Onur İnal- Gezginin Pratik Seyahat Rehberi: Seyahat etmeyi bir yaşam biçimi halime getiren yeni kültürleri keşfederek beslenen gezginler için bir başvuru niteliğindeki bu yayın; kolay pratik ve keyifli bir seyahatin hiç de zor olmadığını anlatan ipuçları ile dolu bu kitabı tavsiye ediyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiye-de-termal-tatili-icin-25-oneri", "text": "Şifalı su ve kaplıca kelimeleri genellikle orta yaş üzere ve eklem rahatsızlıkları bulunan kişiler tarafından tedavi amaçlı tercih edilen yerlerdi. Ancak gün geçtikçe bu kavram her yaş grubuna hitap eden hem fiziksel hem de ruhsal anlamda arınma merkezleri olma yolunda ilerledi. Termal otel kavramının yaygınlaşması ve bu otellerin daha da etkileyici hale gelen konsepti sayesinde farklı bir konaklama alternatifi arayanlar termal tatilleri değerlendirmeye başladı. Yer altında bulunan, element ve mineral bakımından zengin olan suların yeryüzüne çıktığı noktalarda ise termal suların sunduğu faydalardan yararlanılabilmesi için termal oteller kuruluyor. Termal tesislerde spa, Türk hamamı, masaj, cilt bakımı, fizik tedavi gibi pek çok konuda hizmet veriliyor. Türkiye'nin jeolojik özellikleri nedeniyle literatüre giren toplam 410 adet termal kaynağının olduğu saptanmış. Termal kaynaklar bakımından en zengin olan Ege Bölgesinde yer alan toplam 123 tane kaynağın 31 tanesi İzmir'de bulunuyormuş. Sanki hiç termal turizm ile ünlenmeye niyeti olmayan İzmir dışında sıklıkla adını duyduğumuz şehirler Yalova, Afyon, Kütahya, Denizli, Ankara, Balıkesir, Sakarya, Antakya, Bolu, Rize, Kayseri ve hatta Muğla'da termal oteller bulunuyor. Hatta pek çok tesis yukarıda bahsettiğimiz gibi doğa ile iç içe ve kaliteli konsepte sahip ve adeta arınma hizmeti sunuyor. Türkiye' de bulunan en iyi kaplıcaları sizin için herhangi bir önem veya yakınlık sıralaması olmadan listeledik.. Buyurunuz.. 1. Denizli- Pamukkale Travertenleri ile UNESCO Dünya mimarı listesinde yer alan şehrimizde, Pamukkale Kaplıcaları ve Karahayıt Kaplıcası Denizli'nin termal kaplıcaları arasında öne çıkıyor. Bu bölgelere her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turist geliyor. Denizli kaplıcaları arasında Akköy Çamur Kaplıcaları, Tekkeköy Ilıcaları, Babacık Kaplıcası, Kızıldere Ilıcası, Akköy Gölemezli Çamur Kaplıcaları ve Yenice Kamara Kaplıcası yer alıyor. Denizli' ye gitmişken Pamukkale Travertenleri hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak için buraya tıklayabilirsiniz. 3. Yalova' da Termal ilçesi ve Armutlu termalleri oldukça ünlü. Yalova gezisi planlıyorsanız daha detaylı bilgi ve önerilerimiz için buraya tıklayabilirsiniz. 4. Ağrı- Diyadin kaplıcaları, Ağrı'nın güneydoğusunda yer alan Diyadin ilçe merkezine yaklaşık olarak 5 kilometre mesafede yer alıyor. Suların toplam mineralizasyonu 1.000 mg/lt, sıcaklığı ise 72-78 derece arasında değişiyor. 5. Uşak- Özellikle son zamalarda kanyonları ile ünlenen Uşak ayrıca Hamamboğazı Kaplıcaları ile de öne çıkıyor. 8. Bolu'da, Karacasu Kaplıcaları, Babas Kaplıcası, Sarot Kaplıcası, Pavlu Kaplıcası ve Çatak Kaplıcası sayılabilir. Bolu' ya bir seyahat planlıyorsanız buraya tıklayarak en iyi trekking rotalarımızı ve kamp alanları listemizi de gözden geçirmenizi öneririz. 10. Afyonkarahisar kaplıcaları arasında Sandıklı, Gazlıgöl Termal Turizm Merkezi, Ömer Kaplıcası, Gecek Kaplıcası, Heybeli Termal Turizm Merkezi ve Hüdai Termal Turizm Merkezi sayılabilir. 11. Bursa' da Oylat Kaplıcaları, Kükürtlü Kaplıcası, Eski Kaplıca, Kaynarca Hamamı ve Karamustafa Ilıcası. Eğer Bursa'ya gitmişken doğa ile iç içe aktivite yapmak isterseniz; Buraya tıklayarak Bursa yürüyüş- trekking parkurları yazımızı da inceleyebilirsiniz. 12. Balıkesir'de Susurluk Kaplıcaları, Sındırgı ve Emendere kaplıcaları, Gönen Kaplıcaları, Pamukçu Termal Tesisleri ve Hisaralan Kaplıcaları öne çıkıyor. Bigadiç, Edremit ve Manyas bölgelerinde de termal kaynaklar yer alıyor. Pamukçu Kaplıcaları Balıkesir'in merkezine en yakın termal kaynak olarak dikkat çekiyor. Balıkesir tarafına gidenlerin kesinlikle okuması gereken yazımız Edremit Körfezi Gezi Rotası için buraya tıklayabilirsiniz. 14. İzmir- Bademli Ilıcası, Balçova Termal, Bayındır Ilıcaları, Bergama Kaplıcaları, Menemen Ilıcaları, llıcagöl Ilıcası, Tavşan Adası Ilıcası, Çeşme Ilıcaları, Şifne Kaplıca ve Çamuru, Seferihisar Kaplıcaları, Urla Ilıcaları ve Gülbahçe Ilıcaları öne çıkıyor. İzmir'in en sevdiğimiz tarafları Urla, Seferihisar, Eski Foça bölgesini kapsayan detaylı bir gezi rotası hazırlamıştık. Buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz. 15. Eskişehir, Sakarıılıca Kaplıcaları, Hasırca Kaplıcası, Kızılinler Kaplıcası, Sivrihisar Gümüşkonak Ilıcası, Çardak Kaplıcası, Çifteler Hamamı ve Ilıcaköy Ilıcası sayılabilir. 16. Aksaray- Ihlara Vadisi'nin ve hemen yanı başındaki Ziga Kaplıcaları. Tabii ki bu kadar yolu sadece Aksaray' da termale girmek için gideceğinizi düşünmediğimizden sizi Kapadokya Rotası yazımıza davet ediyoruz. 18. Aydın- Alangüllü, Germencik, İmamköy Kızıldere ve Kuşadası kaplıcaları. Aydın' da 3 gün dolu dolu bir seyahat için önerilerimizi buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. 20. Çanakkale- Afrodit, Külcüler, Çan, Tepeköy, Hıdırlar, Kestanbolu, Kızılca ve Küçük Çeymi kaplıcaları. Çanakkale sadece termalleri ile değil tarihi ve gezilecek yerleri ile de bizim için en özel yerlerden. Detaylı Çanakkale Şehitlik Gezisi için buraya tıklayabilirsiniz. 21. Diyarbakır- Çermik kaplıcaları. Diyarbakır' a yolculuk için önerimiz Ankara'dan Kurtalan Ekspresi ki bu deneyimimizi de ayrıca paylaştık. Bizim Diyarbakır Gezi notlarımızı merak edenler için link burada.. 25. Kayseri- Bayramhacı, Yeşilhisar, Tekgöz ve Hacı Veli kaplıcaları."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiye-den-alinabilecek-geleneksel-hediyeler", "text": "Yurtdışında yabancı bir arkadaşınızı ziyarete gidiyor ve ona küçük bir hediye götürmek istiyorsunuz. Ya da Türkiye'ye gelen yabancı misafiriniz eve geri dönerken yanında sevdiklerine armağan edebileceği yöresel bir şey almak istiyor. Ne önerirsiniz? Alternatifleriniz o kadar fazla ki seçmek ya da bir şey önermek zor geliyor değil mi? O zaman, size bizim klasik hediye paketimizden birkaç pratik öneri sunalım. Hem sağlıklı, hem leziz hem de yurtdışında bizdekinden daha pahalı olan kuru meyve hediyesi diğer bir alternatif. Kapalı çarşı gibi yerlerde hali hazırda paket olarak bulabileceğiniz gibi, zevkinize göre birkaç farklı ürünü bir paket haline getirebilirsiniz. İncir, ceviz, kayısı, erik yabancıların en çok beğendiklerinden. Bizim, kuş burnu, hurma gibi kurutulmuş meyveleri beğenen yabancı bir arkadaşımız henüz çıkmadı. Yabancılar yemeklerinde baharat kullanmayı severler. Dolayısıyla hem yöresel, hem de işe yarayacak bir hediyedir. Ancak kısa ömürlü olduğunu düşünürsek sürekli bakıp da sizi hatırlayacakları bir seçenek olmadığını kabul ediyoruz. Bir de eğer siz de yemeklerde çok fazla baharat kullanan biri değilseniz, zaten hiç almayın. Çünkü hangi baharatın hangi yemekte daha iyi gittiğini anlatmanız gerekecek ve boşuna sıkıntı çekeceksiniz. O yüzden diğer alternatiflere yoğunlaşabilirsiniz. İşte size ömürlük bir hediye. Kırılıp parçalanmadıkça sizi hatırlatacak mükemmel tasarımları olan kupaları tercih edebilirsiniz. Tasarım demişken size klişe gibi gelse de, üzerinde İstanbul yazan, bir yerinde nazar boncuğu iliştirilmiş olanları seçmenizi öneririz. Size ne kadar basit ve klişe görünüyorsa, emin olun yabancı arkadaşlara o kadar güzel ve etkileyici görünüyor. O yüzden en beğenmediğinizi, en abartılı olan deseni çekinmeden seçebilirsiniz. Biz gittiğimiz her yerden bir magnet alırız ve hemen koleksiyonumuza yani buzdolabımız üzerinde diğer magnetlerden boş kalan bir yere ekleriz. Dolayısıyla hem uygun, hem kalıcı, hem de oldukça hoş bir hediye olduğunu düşünüyoruz. Magnet çok iyi tanımadığınız ancak eliniz boş gitmek istemediğiniz bir arkadaşınıza alabileceğiniz bir hediye. Zevkini bilmediğiniz kişiler için hayat kurtarıcı bir seçenek zira gittiği yerden magnet almayan kimse yoktur herhalde. Hediyenin büyüğü küçüğü önemli değildir. Ancak bazı durumlarda daha özel birşeyler almak isteyebilirsiniz. Nargile de bizim ağır misafirler için önerilerimiz. Bu arada kömür ve tütün de almayı unutmamalısınız. Elma yabancıların tabii ki en çok sevdikleri esans. Pahalı bir diğer hediye. Ama tutup da salon için kocaman bir el işi kilim alın demiyoruz. Daha ziyade küçük, minyatür, kilim işlemeli süs eşyaları seçebilirsiniz. Bizim belki de tezgahta görüp de hiçbir zaman almayacağımız bu imitasyon takılar yabancılar tarafından çok rağbet görüyor. Zevkinize ve bütçenize göre siz daha kaliteli takılar da almayı tercih edebilirsiniz. Eğer bir arkadaşınız sizi ziyarete geldi ve siz de onu hamama götürdüyseniz, kesinlikle ona bir hamam seti hediye etmelisiniz. Hamama girmek her yabancının Türkiye'de yapılacaklar listesi başında yer alıyor. Artık nasıl hikayeler, efsaneler duydularsa ilk yapmak istedikleri şey hamamda yıkanmak 🙂 O yüzden hamam seti komik bir hediye olarak her zaman sizi hatırlatacaktır. Oldukça elegant bir hediye olduğuna inanıyoruz. Hediye ettiğiniz kişi ömrünün sonuna kadar kırmadan, parçalamadan kullanacaktır. Dekoratif olarak da çok hoş görünen tavla tasarımlarını tercih edebilirsiniz. Tavla aslında bir Arap geleneği olduğu için, özellikle kültürsüz yabancıların Türkiye'nin de Arap ülkesi olduğu inancını kuvvetlendirebilir. Dolayısıyla bu hediyeyi, sosyokültürel yapısı kaldırabilecek kişilere armağan etmelisiniz. Bizim sevimli evil eye yani nazar boncuklarımız, yabancılar tarafından da çok takdir görüyor 🙂 Bir yerine nazar boncuğu iliştirilmiş bir hediye, ya da duvar süsü armağan edebilirsiniz. Hikayesini anlatmayı da unutmayın. Özellikle vitray desenli ve mozaik görünümlü olan dekoratif süs eşyaları, mumluklar, çerçeveler yabancılara ışıl ışıl ve dikkat çekici görünüyor. Yine arap esintisi olan bir hediye olduğu için, hediye aldığınız kişiye göre karar vermelisiniz. Klasik ama oldukça doğal bir hediye. Hem ucuz hem de çok anlamlı. İçine bir de not yazdınız mı, hediye ettiğiniz kişinin \"ooo, you' re so sweat!\" şeklinde tepkisi ile karşılaşacaksınız. Yabancılar bu tür geleneksel hediyeler bayılıyorlar. Öyle ki yurtdışında, özellikle Avrupa'da hala posta ile kart yollama kültürü devam ediyor. O yüzden, hiç şüphesiz ki, bu hediyeye bayılacaklar."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiye-kayak-merkezleri-listesi-biten-ve-devam-eden-projeler", "text": "Aslında Türkiye yüzölçümünün yarısı kadar bir alanda, 1500-3000 metre arasında yükseklikte yer alan ve kış turizmi için oldukça elverişli sıradağlara sahip. Ancak son yıllarda kış turizmi bir anda popülerleşene kadar sahip olduğumuz bu potansiyel yeterince kullanılmadı. Kış turizmi için Türkiye'de inşa edilen yatak sayısının yarıya yakını Uludağ'da yer alıyor ancak bunun dışında Bolu Köroğlu, Kayseri Erciyes, Kars Sarıkamış, Erzurum Palandöken, Kocaeli Kartepe, Antalya-Saklıkent, Kastomunu Ilgaz, Isparta Davraz bölgelerinde de kış turizmine yönelik yapılan yatırımlar ile yeni kapasite artışlarına gidilmeye başlanmış. Şimdi size Türkiye'de kışın gidip kayak, snowboard vs yapabileceğiniz tüm merkezleri tek tek listeleyelim.. İstanbul, Sakarya ve Yalova'ya en yakın mesafede yer alan Kartepe Kayak Merkezi, özellikle Sapanca gölü sayesinde çok fazla turist çekiyor. İzmit Körfezi ve Sapanca Gölü'nün aynı anda görülebildiği Samanlı Dağları'nın zirvesinde yer alan Kartepe'ye İstanbul'dan günübirlik de gidebileceğiniz bu kayak merkezinde dilerseniz butik veya lüks otellerde konaklayabilirsiniz. Kartepe kayak merkezinde farklı zorluk derecelerinde 4 farklı kayak pisti bulunuyor. Alabalığı ile meşhur Kartepe'de yöresel lezzetleri tadabilir, doğa yürüyüşü, zipline, binicilik, dağ bisikleti, paintball ve safari gibi aktiviteleri de deneyimleyebilirsiniz. Osmangazi köprüsü ile İstanbul'dan Uludağ'a ulaşmak 2.5-3 saat civarında sürüyor. Burası Türkiye'nin ilk ve hala en popüler kayak merkezlerinden biri. Osmanlı döneminde Keşiş Dağı olarak bilinen Uludağ, Marmara Bölgesi'nin en yüksek noktası. Winterfest gibi çeşitli etkinlikler sayesinde gençlerin; 5 yıldızlı lüks otelleri ile keyif düşkünlerinin cazibe merkezi konumunda ancak Uludağ bunların yanında Bursa kent merkezinde yer alan tarihi hamamlar ya da termaller ile de sıcak su severler ve şifa arayanlar için de birebir. Uludağ Kayak Merkezi 1700-2500 metre aralığında rakıma, pist uzunlukları 25 km'yi bulan 11 tane ana piste ve 3 metreye kadar ulaşan kar kalınlığına sahip. Bolu merkeze yaklaşık 45-50 km uzaklıkta bulunan Kartal Kaya kayak merkezi, 2200 metre yükseklikte Köroğlu Dağları'nın zirvesinde yer alıyor. Kartal Kaya Kayak merkezinde toplam uzunluğu 70 km olan 25 pist mevcut. Kar kalınlığı ise 3 metreyi aşıyor. İstanbul'dan Kayseri'ye 1 saatlik uçuş sonra da Kayseri havalimanından 25 km'lik bir yolculuk sonunda Erciyes kayak merkezine ulaşılıyor. Modern liftleri ve son teknoloji teleferik sistemine sahip bu kayak merkezine gelmişken 1,5- 2 saatlik mesafede yer alan Kapadokya'ya da geçmenizi öneririz. Kayseride mantı yemeyi, sucuk almayı da unutmayın. Sarıçam ormanları içerisinde, toplam uzunluğu 12 km'yi bulan 5 piste sahip olan Sarıkamış, kayak safari veya kızaklı geziler için de çok uygun. Kars'a, yine son dönemlerde oldukça popüler hale gelen Doğu Ekspresi ile gidip, kayak yapmak çok çok ama çok ayrı bir deneyim olacaktır. 3185 metre zirveye sahip Palandöken dağlarında kurulu, Dünyanın en uzun ve en dik pistleri arasında yer alan Palandöken Kayak Merkezi'ndeki 24 pistten ikisi FIS tarafından olimpik pist olarak ilan edilmiş. Havalimanına 20 km, kent merkezine ise 4 km mesafedeki bu kayak merkezine gelmişken, Erzurum şehrini keşfedebilir, oltu taşından yapılan süs eşyaları alabilir, tarihi ve turistik mekanları gezebilir, yöresel yemeklerini yiyebilirsiniz. Davraz dağı, Isparta'nın 26 km güneyinde yer alıyor ve 2635 metre zirveye sahip. Davraz kayak merkezi ise Eğirdir Gölü manzarası eşliğinde kayak imkanı sunuyor. Kayak merkezinde toplam uzunluğu yaklaşık 23 km'yi bulan 12 adet pist mevcut. Torosların Beydağları kısmında 2550 metre yükseklikte yer alan Saklıkent Kayak Merkezi, şehir merkezine 50 km, Antalya Havalimanına ise 65 km mesafede yer alıyor. Bu kayak merkezi, Akdeniz'e ve Ekvator'a en yakın kayak tesislerinden birisi. Konaklama için dilerseniz şehir merkezini, dilerseniz kayak merkezinde yer alan otelleri tercih edebilirsiniz. Kastamonu ve Çankırı illeri sınırında, Ilgaz Milli Parkı içinde yer alan bu kayak merkezinde farklı zorluk seviyelerinde 3 adet pist bulunuyor. Kastamonu merkeze 40 km, Ankara'ya yaklaşık 200 km, İstanbul'a ise 450 km mesafede yer alan Ilgaz Kayak merkezine kara yolundan gidebileceğiniz gibi, Kastamonu Havalimanından da çeşitli araçlar ile ulaşım imkanı sağlanmakta. İzmir'in, Ödemiş ilçesi ve Bozdağı Köyü yakınlarında Bozdağı'nda 2420 metre rakımda kurulan Denizli Kayak Merkezi, Denizli Havalimanına 141 km, Muğla'ya 147 km mesafede bulunuyor. Farklı zorluk seviyelerinde göre pistlerin bulunduğu bu tesise gelenlerin Pamukkale'ye de uğramalarını öneririz. Munzur Sıra Dağları'nın eteklerinde bulunan Ergan Kayak Merkezi 2970 metre yüksekliğe sahip. Burada toplam 12 km uzunluğundaki 4 adet pist mevcut. Kayak merkezi, Havalimanı ve şehir merkezine 20 dakika mesafede yer alıyor. Sivas'a 58 km mesafede yer alan, Yıldız Dağı eteklerinde kurulu Yıldız Dağı Kayak Merkezi 2552 metre yükseklikte. Burada farklı zorluk derecesinde 7 adet pist mevcut. İstanbul'dan Sivas'a her gün düzenlenen uçak seferleri ise merkeze ulaşmak mümkün. Ardahan şehir merkezine 15 km mesafede, 2715 metrede bulunan Yalnızçam Kayak Merkezi, Doğu Anadolu, Karadeniz ve Kafkaslar'ın kesişme noktasında yer alıyor. Dünyada sadece Alp Dağları, Türkiye'de ise şimdiye kadar sadece Sarıkamış Kayak Merkezi'nde bulunan \"kristal kar\" özelliğine sahip olan bu kayak merkezi 2715 metre yükseklikte ve farklı zorluk seviyelerinde en uzunu 4 km olmak üzere 4 adet piste sahip. Burdur merkezine 77 km, Salda Gölü'nün bulunduğu Yeşilova ilçesine 17 km mesafede yer alan Salda Kayak Merkezi, Salda Gölü'nün manzarası eşliğinde kayak imkanı sunuyor. 2079 metre yükseklikte bulunan kayak merkezinde, farklı zorluklarda 5 adet pist mevcut. Devam eden projelerden bazılarını ise aşağıda ekledik."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiyede-kisin-doga-ile-ic-ice-olacaginiz-10-aktivite", "text": "Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olması sebebiyle mi yoksa herkesin yıllık iznini okulların da kapalı olduğu yaz aylarına planlaması nedeniyle mi bilmiyoruz ama Türkiye'de genellikle deniz tatili ön plana çıkmış durumda. Kış denilince akla ilk gelen üçlü, pijama, kahve ve film keyfi.. Yani eskiden öyleydi. Korona süreci ile birlikte tatil anlayışı da hayata bakış açımızda bir anda değişti. Daha önce \"Çadırda hayatta kalamam!\" diyenler kampçı olup çıkarken, \"Spor salonu dışında spor yapamam!\" diyenler ise en iyi trekking rotalarını arar duruma geldi. Özellikle karantina günlerinde dört duvar arasına sıkışıp kalmışlığın verdiği cesaret ve özgüven ile artık yaz da olsa kış da olsa doğaya kaçış ön planda. Yoğun iş temposu ve büyük şehirlerin keşmekeşi içinde doğadan ne kadar uzak kaldığımızı farkettiğimiz bu Corona günlerinde hepimiz yeni arayışlara ve farklı deneyimlere sıcak bakmaya başladık. Özellikle yazın tatil beldelerinin kalabalığından bir nebze olsun kaçmak için seyahat etmek için kış aylarına gözünü dikmiş büyük bir popülasyon var artık.. Biz de bu sebeple ülkemizde kışın yapılabilecek, sakin, huzurlu ve doğa ile bütünleşik 10 aktivite önerisi hazırladık sizler için. Bursa'da Uludağ, Bolu'da Yedigöller, Kartalkaya ve Abant Gölü, Sakarya'da Sapanca, Kocaeli'nde yer alan Kartepe ve Maşukiye, İstanbul il sınırlarında Ağva ve tabii ki hem doğası hem de kaplıcasıyla ünlü Yalova özellikle İstanbul'a yakınlığı ve uzun yıllardır süregelen popüleritesi nedeniyle kış turizmi ya da kışın yapılan hafta sonu kaçamaklarının ilk akla gelen adresleri. Ancak tabii ki ülkemizde en az yukarıda bahsettiğimiz yerler kadar güzel ancak her nedense pek rağbet görmeyen mükemmel yerler ve yapılacaklar var. 1- Ülkemizin birbirinden göz alıcı kanyonlarını keşfedin.. O kadar şanslı bir coğrafyada yaşıyoruz ama maalesef bunun değerini bilip şükreden sayısı çok çok az.. Türkiye'de Kastamonu'dan Antalya'ya kadar çok fazla sayıda kanyon yer alıyor. Tabii biz kanyon kültürü ve bilgisi, ezbere dayalı eğitim sistemimiz sağolsun, sadece okullarda verilen coğrafya derslerinden ibaret bir toplumuz. Kanyon denilince herkes hemen tanımını yapabilir: Bir akarsuyun kalkerli bir alanda oyarak oluşturduğu, bir kıvrımı keserek iki yandaki çukurlukları birleştiren, dar ve boğaz biçimindeki vadi, dar boğaz.. Kanyon'un TDK anlamı bu şekilde.. Bize göre anlamı dik kayalıkların içinden mükemmel bir şekilde kıvrılarak akan suların oluşturduğu, insanın tüylerini diken diken eden olağanüstü bir geçit töreni.. Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise ikinci en büyük kanyonu olan Ulubey Kanyonundan, son zamanlarda instagram sayesinde en popüler olan Şahinkaya ve Arapapıştı Kanyonuna kadar özellikle doğada zaman geçirmek, trekking yapmak ve çadırda ya da ahşap bungalovlarda konaklamak isteyenler için hazırladığımız \"Türkiye'nin En Büyük Kanyonları\" yazımıza burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Baştan uyaralım.. Burada sizin için önereceğimiz Batı Karadeniz rotası çok sayıda kanyon, şelale, milli park ve yayla içermekle kalmaz aynı zamanda hem İstanbul hem de Bursa, Eskişehir ve Ankara gibi büyük şehirlerimizden kolay ulaşılabilir. O yüzden bu rotayı bir yere kaydetmenizi öneriyoruz. Bu rota boyunca göreceğiniz yerler; Pürenli Yaylası, Yenice Ormanları ve Şeker Kanyonu, Bartın Güzelcehisar Lav Sütunları, Kastamonu'da yer alan Valla Kanyonu, Küre dağları milli parkı içerisindeki Horma Kanyonu ve Ilıca Şelalesi, Batı Karadeniz'in en popüler plajı olan İnkumu, ikonik evleri ile Safranbolu, Fatih Sultan Mehmet'in bile \"Dünyanın göz bebeği\" olarak tanımladığı Amasra, Antik çağlarda keşfedilmiş en güzel koylardan biri olan Kytoros yani Gideros Koyu; Plajları, mağara ve şelaleleri ile gizli cennet olan Zonguldak ve Ereğli.. Bizin hazırladığımız google haritasına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Rotayı kendi zevkinize göre değiştirmekte serbestsiniz tabii ki.. Pürenli Yaylası; 1400 metre rakımda yer alan, içerisinde herhangi bir tesis bulunmayan, çadır konaklama için oldukça ideal çam ormanları içerisinde bol oksijen dolu düz ve çimelik bir alan. Buradan 2 kilometre mesafede ise Balıklı Yaylası bulunuyor. Pürenli ve Balıklı yaylası arasında yürüyüş yapmak mümkün. Düzce'de yer alan Pürenli yaylası yakınında görülebilecek diğer yerler; Odayeri, Sinekli, Kardüz, Torkul Yaylaları ile Samandere Şelalesi. Hazır Düzce'ye geldim zamanım da var diyorsanız, Düzce'de doğa ile iç içe zaman geçirebileceğiniz diğer yerlerin detaylı yazısına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Yenice Ormanları 1999 yılında Dünya Doğa Koruma Vakfı tarafından \"Acil Olarak Korunması Gereken 100 Sıcak Nokta\" listesine dahil edilmiş, Türkiye'nin en büyük ormanı. Yenice ormanlarında \"tabiat anıtı\" olarak koruma altına alınmış devasa ağaçlarda, vadi, kanyon ve derelere kadar her şey var. 21 adet yürüyüş rotası belirlenmiş olan bu alanda doğaseverler için çok ideal bir yer. Yenice Kent Ormanı içerisindeki doğal güzelliklerden biri de Şeker Kanyonu. Toplam 7 kilometrelik kanyonun sadece 2 kilometresine araçla ulaşım mümkün. 5 kilometrelik kısmı dere ve küçük şelalelerin size eşlik edeceği mükemmel bir trekking rotası. Bartın çok fazla turistik bir ilimiz değil ancak burayı bilenler iyi bilir. Amasra'ya 35, Bartın'a 20 kilometre mesafede yer alan Güzelcehisar plajı ise Karadeniz'de Akdeniz iklimi hissedilen çok güzel bir yer. Güzelcehisar köyünün en önemli özelliği de Dünyada bilinen örneklerinin sadece İzlanda, Amerika Birleşik Devletleri, İskoçya ve Kuzey İrlanda' da bulunduğu Lav Sütunları. 80 milyon yıl önce bölgede aktif olan volkanlardan dökülen lavların tepelerden aşağı dökülürken buz gibi deniz suyu tarafından aniden soğutulmasıyla meydana gelen bu doğal oluşumlar gerçekten görülmesi gereken eşsiz manzaralar sunuyor. Valla Kanyonu, Küre Dağları içerisinde Devrekani Çayının açtığı yaklaşık 10 kilometre uzanan ve 800-1200 metre derinliğinde kayalık uçurumlara sahip bir kanyon. Dünyanın en derin ikinci kanyonu burası. Zorluk derecesinin çok fazla olmasından dolayı belirli bir bölüm dışında rehbersiz geçişe izin verilmiyor. Küre Dağları Milli Parkı içerisinde yer alan bir diğer kanyon ise Horma Kanyonu. Kanyon boyunca 3 kilometrelik ahşaptan yürüyüş yolu sonunda Ilıca Şelalesi'ne ulaşıyorsunuz. Yine doğa ile kucaklaşabileceğiniz bambaşka bir güzellik. 3- Muğla'yı bir de kışın görün.. Kışı sevmeyen, aşırı soğuklarla arası olmayanlar için tavsiyemiz rotalarını Muğla'ya çevirmeleri. Dalyan'da Kaunos, Datça'da Knidos gibi antik şehirleri gezebilir, hava şartları elverişli ise Fethiye'de Babadağ'a çıkabilir, Bodrum'un boş sokaklarında turlayabilir, Akyaka'da eşsiz fotoğraflar çekebilirsiniz. Bu arada Köyceğiz Sandras Dağı, Menteşe'de yer alan Yılanlı Dağı kışın kamp yapmak isteyenlerin en çok tercih ettiği yerlerden. Kampçılara duyurulur.. 4- Doğu Ekspresi ile uzun bir seyahate çıkın.. Ankara'dan Kars'a uzanan uzun ve bol seyirli bir tren yolculuğu yapmak için biraz zahmete katlanıp, bilgisayar başında ekstra mesai yaparak doğu ekspresi bileti kovalayın deriz. Bir yere bilet bulmak hiç bu kadar zor olmamıştı diyeceksiniz ama göreceğiniz manzaralar karşısında bu çileye değdiğini hissedeceksiniz. 5- Kayak yapmayı öğrenin, ülkemizde yer alan birbirinden güzel kayak merkezlerinin altını üstüne getirin.. Biliyorsunuz, ülkemizde her ne kadar göz ardı edilse de futbol dışında da sporlar var. Bunlardan biri de sadece kışın yapabileceğiniz kayak. Evet ulaşım ve maddi imkanlar nedeniyle birçok kişi tarafından tercih edilmese de bu yazıyı okuyan ve belli ki kendine gezme için bütçe ayırmış olan büyük bir çoğunluk için oldukça yapılabilir bir kış aktivitesi kayak. Ülkemiz aslında 50'ye yakın kayak merkezi ile bu spor için oldukça elverişli bir coğrafyada yer alıyor. Kayak merkezlerinin listesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. İstanbul'dan Ağrı'ya kadar tüm kayak merkezlerini sırf siz bu kış değişik bir hobi edinin diye derledik, umarız işinize yarar.. 6- Termal otellerin ve kaplıcaların tadını çıkartın.. Ahh.. Dışarıda lapa lapa kar yağarken, sıcacık bir havuza girmek, tüm vücudunuzun eksi bilmem kaçlardan artı bilmem kaçlara çıktığını hissetmek.. Ne güzel bir his.. Yazarken bile içimizin ısındığını hissettik resmen.. Kışın soğuğu ve ayazına direnen tüm kemiklerinizin ve eklemlerinizin size teşekkür edeceği bu küçük aktiviteyi kendinize çok görmeyin.. Denizli'de Pamukkale, Ankara Ayaş ve Kızılcahamam Kaplıcaları, Uşak'ta Hamamboğazı kaplıcaları, Bursa'da Oylat Kaplıcası, Afyonkarahisar İkbal Kaplıcaları, Ağrı'da Diyadin Kaplıcaları, Yalova Termal Kaplıcaları, Nevşehir'de Kozaklı Kaplıcası, İzmir'de Balçova Kaplıcası, Tuzla Kaplıcaları... Daha sayalım mı?? Devamını https://kaplica. saglik. gov. tr/# adresinden inceleyebilirsiniz. Ancak önemli bir uyarı da Covid- 19 nedeniyle gideceğiniz kaplıcanın temizliğine ve sosyal mesafe kurallarına çok ama çok dikkat etmeniz gerekitğini unutmayın lütfen. 7- Yaylaları bir de karlar altındayken görün.. Özellikle ulaşım ve iklim nedeniyle yaylalar kışın pek tavsiye edilmeyen ve tercih de edilmeyen yerler. Zaten yerli halk havaların soğuması ile birlikte yayladan inerler ve sonbahar sonlarına doğru yaylalar gitgide sakinleşmeye başlar. Ancak karlar altında, bembeyaz uçsuz bucaksız bir doğa ile baş başa kalmak, ahşap bir bungalovda soba yakıp kestane yemek, kahvenizi alıp uzaklara dalmak için özellikle Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı yaylalara gitmenizi şiddetle tavsiye ederiz.. 8- Kazdağlarında temiz havayı içinize çekin.. Kaz dağları, sadece bizim için değil, tüm dünya için çok önemli bir biyoreserv alanı. Burası Alpler'den sonra dünyanın en önemli 2. oksijen deposu. Bu oksijeni üreten ise orman değil, denizdeki yosunlar. Denizde üretilen oksijen, dağların arasındaki kanyonlardan bir baca misali yukarı vakumlanıp yoğun olarak 800 -1200 metre arasında birikiyormuş. Kazdağları'nda uykunun tatlılığı işte bu oksijen seviyelerinden geliyor. Kazdağları Eteklerinde doğa ile iç içe zaman geçirebileceğiniz onlarca köy, şelale ve kanyonları derlediğimiz yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. 9- Henüz denemediyseniz Kaz Etnin Tadına Bakın.. Malum konu başlığımızdan da anlaşılacağı üzere, amacımız bu kış size yeni deneyimler önermek olduğu için henüz gitmediyseniz Kars'ı görün, gitmişken de hem kaz etinin tadına bakın hem de Kars'ta yapılacak farklı aktiviteleri deneyin isteriz. Kaz eti için önerimiz Kars Kaz Evi veya Hanımeli Restoranları. Burada ayrıca Çıldır gölünü kaplayan buzlar arasında balık tutabilir, Alp dağları dışında dünyada sadece Sarıkamış'ta yağan toz kristal karlar üzerinde kayak yapabilir, Ani harabelerini gezebilir, Cirit festivalini izleyebilirsiniz. Bizce Kars, ülkemizde kışın zaman geçirilecek en özel yerlerden biri. Anadolu'nun yüce dağı Ilgaz dağlarının bulunduğu Ilgaz Milli Parkı'nın 750 hektarlık alanı Kastamonu, 338 hektarlık alan ise Çankırı il sınırları içinde bulunuyor. Yaban hayat bakımından önemli hayvan ve bitki türlerini içinde barındıran Ilgaz dağlarına ilk kar Ekim ayı gibi düşüyor. Bembeyaz karlar altında ihtişamlı görüntüsü ile keyifli vakit geçirmeyi garantileyen bölge henüz gitmediyseniz kesinlikle görülmeye değer."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiyedeki-festivaler-tamamen-organik", "text": "Festival denince akla sanat, müzik gelir genelde ama bu festivaller tamamen organik. İçinden müzik geçmeyen festival olmaz tabii. Bu festivallerin farklı odak noktası müzik değil. Bitkisel otlar, portakal, badem, kiraz yani tamamen doğadan gelen Türkiyede'ki Sağlıklı Festivaller. Bakın listemize nereleri aldık.. - Datça Badem Çiçeği Festivali: 2022'de 7-9 Şubat tarihleri arasında 4. sü düzenlendi.. - Alaçatı Ot Festival : Bu sene 11. si düzenlenen Alaçatı Ot Fesitvali'nde tema Ege'de bulunan endemik otları ve bu otlar kullanılarak yapılan yemekler - Adana Portakal Çiçeği Festivali : 2022'de 10. su düzenlenen festival portakaldan çok kebap, lahmacun ve daha birçok Adana mutfağına ait yemek desek yeridir. Ve konserler, kostümlerin sergilendiği kortejler... Biz adından dolayı listemize alıyoruz yani.. - Urla Enginar Festivali: 2022'de 6-8 Mayısta gerçekleşen festivalde üreticiler kendi ürünlerini satıyorlar. Yani bol sebze ve bol enginar.. - Tekirdağ Kiraz Festivali : 2022'de 56. sı düzenlenen festival 9-12 Haziran'da gerçekleşti.. En iyi kiraz yarışmasının yanı sıra seçki çok geniş. Yağlı güreş, yelken ve yüzme yarışlarıyla sabah aktivite akşam konser havasında geçiyor festival.. Bizim listemizde kiraz yarışması yaptığı için yerini koruyor.. - Yeşilüzümlü Dastar ve Kuzugöbeği Mantar Festivali : 2022'de 6-8 Mayıs'ta gerçekleşen festivalde Fethiye Yeşilüzümlü bölgesinde yetişen kuzugöbeği mantarıyla yapılan yemekler ve konserler gerçekleşiyor. - Yeşilüzümlü Bağbozumu Festivali : 14-16 Ekim 2022'de 3. düzenlene festival, yöresel tatlar haricinde konserlere de yer veriyor. Bu sene Bartın'daki patlama nedeniyle son günü iptal edildi.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiyeden-vizesiz-gidilebilecek-ulkeler", "text": "Bu mudur? Tabii ki hayır. Peki gerçekte yaşananlar ya da bizim gibi ekonomik seyahat etmek isteyen daha ziyade düşük bütçeli gezginler için durum nedir? Biz diğerlerinden bir tık daha fazla görmek istediğimiz yeri seçerken önce o ülkenin Türkiye'den vize isteyip istemediğine bakarız. Sonra o vizenin geçerli olduğu ve hazır bu kadar badireyi atlatıp vize almışken, hemen civarında görebileceğimiz, listemizde yer alan başka bir yer olup olmadığına bakarız. İlla kompakt gezi planı mantığımıza uyduktan sonra ülke daha doğrusu şehir seçimine geçeriz. Ama bitmedi. Daha bunun maliyet hesaplaması ve zaman planlaması var. Bunun için önce takvimi açıp, ay ay resmi tatilleri incelemeye başlarız. Tabii ki resmi tatillerde, herkesin akın akın seyahat ettiği, high season dedikleri astronomik rakamlı bir seyahat edemeyeceğimiz için, biz bu tatillerin önüne, arkasına bir gezi yerleştirmeye çalışırız. En son olarak da uçak biletleri ve konaklama maliyeti seçeneklerini basit bir excel tablosunda alt alta yazarız. Ve Voila! Bu arada dünya genelinde önemli bazı etkinlikler ve festivallerin tarihlerini de kontrol etmekte fayda var. Bu dönemlere denk gelen uçuşlar da oldukça maliyetli oluyor. Eğer bu etkinlik veya festivallere katılmak isterseniz biletinizi en az 6 ay öncesinden almalısınız. Dünyaca ünlü etkinlikler ve tarihleri ile ilgili hazırladığımız blog yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Herkesin yakından takip ettiği müzik festivalleri, ülke v tarihlerini de araştırdık. Bize göre top 20'yi sizin için güncelledik. Okumak için buraya tık tık. Ne kadar zahmetli ve süreç gerektiren bir işmiş gibi anlattıysak da aslında günün en keyifli zamanları seyahat planı hazırladığımız zamanlardır. Ama bizi en çok geren kısım şu vize muhabbeti oluyor. Baka baka artık ezberledik, hangi ülkeler Türkiye'den vize istemiyor, hangi ülkelerde vizeye gerek yok falan filan. Ama yine de olur da ezberimiz şaşarsa ve yahut siz tesadüfen bu sayfaya düşer ve bizden de fikir almak için okursanız diye aşağıda bir güzel toparladık. Schengen'e üye ülkeler: Almanya, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, Yunanistan. Bir de AB'ye üye olmayan ama Schengen bölgesine dahil olan ülkeler var ki bunlar İsviçre, İzlanda, Norveç ve Lichtenstein. Bu ülkelere yaptığımız ekonomik gezilerimizi buradan inceleyebilirsiniz. 2019 yılında Türk vatandaşlarının vizesiz giriş yapabileceği ülkeleri bölge bölge sıralıyoruz. Buyurunuz.. - Arnavutluk (90 Gün) - Belarus-Beyaz Rusya (1 ay vizesiz) - Bosna-Hersek (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Karadağ (90 Gün) - Kosova (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Makedonya (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Moldova (90 Gün vizesiz- pasaportsuz: Gürcistan, Ukrayna ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi Moldova'ya da sadece kimlikle giriş yapabilirsiniz.) - Monaco (90 gün vizesiz. Fransa sınırları içinde, Vatikan'dan sonra dünyanın en ufak 2. ülkesi olan Monaco, Türk vatandaşlarına vizesiz ancak ülkenin kendi havalimanı olmadığı için ilk durağınız Fransa olacak. Fransa topraklarından geçeceğiniz için Schengen vizesi gerekiyor.) - San Marino - Sırbistan (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Ukrayna (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz- yeni kimlikler ile pasaportsuz giriş yapabilirsiniz.) - Andorra (90 Gün ama kendi havalimanı olmadığından direkt ulaşım yok, dolayısıyla Fransa ve ya İspanya'dan geçebilirsiniz ki bu da Schengen vizesi almanız gerekir anlamına geliyor.) - Vatikan ( 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. İtalya'nın Roma şehri içerisinde, dünyanın en küçük mikro devletlerinden olan Vatikan, Türk vatandaşlarına vizesiz. Ancak İtalya içerisinde kaldığı ve öncelikle Roma'ya gitmeniz gerektiği için Schengen vizesi gerekiyor.) Balkanlarda yaptığımız vizesiz turumuzun detayları, güzergahımız ve pratik bilgiler için hazırladığımız yazımızı buradan okuyabilirsiniz. - Azerbaycan ( 15 Mayıs 2018 itibariyle geçerli olacak şekilde Azerbaycan'ın uluslararası havalimanlarında giriş vizeleri \"ASAN Vize\" ve \"ASAN Ödeme\" sistemi üzerinden elektronik olarak düzenlenecek. Kapıda vize ve Online vize uygulamaları var. Havalimanlarında 10 ABD Doları karşılığında 60 günlük vize alınabiliyor. Azerbaycan E-vize sitesi üzerinden online vize başvurusu 20 ABD Doları karşılığında yapılabiliyor. - Bahreyn ( 15 gün vizesiz. Kapıda vize ve Online vize uygulamaları var. Bahreyn'e girişte ücretsiz olarak 15 günlük vizenizi alabiliyorsunuz. Vizenizin süresini gerektiğinde 15 gün daha uzattırabiliyorsunuz. İsterseniz Bahreyn E-vize sitesi üzerinden online vize başvurusu yaparak 3 ay geçerli, her girişte 2 hafta kalış süreli, çok girişli vizeye de başvurabilirsiniz.) - Bangladeş (Umuma Mahsus Pasaport hamili Türk vatandaşları Bangladeş'e yapacakları ziyaretlerinde vizeye tabidir. Diplomatik, Hizmet ve Hususi Pasaport hamilleri Türkiye ile Bangladeş arasında 12 Kasım 1987 tarihinde imzalanan Vize Muafiyet Anlaşması uyarınca Bangladeş'e yapacakları üç aya kadar ikamet süreli seyahatlerinde vizeden muaftır.) - Brunei (30 gün vizesiz) - Bhutan (Vize süreci biraz sıkıntılı. Bhutan'da faaliyet gösteren lisanslı bir turizm acentası ile irtibata geçip tur paketi satın almadan Bhutan'ı ziyaret etmek pek mümkün değil. Seyahatinizi satın alıyor, ödemenizi yapıyorsunuz. Turizm acentası sizin adınıza Bhutan Turizm Konseyi'ne online olarak başvuru yapıyor. Tüm vize başvurularını Bhutan Turizm Konseyi işleme sokuyor. Vize için gerekli evraklarınız; ücreti ödenmiş ve konfirme seyahat planı, 40 ABD doları vize başvuru ücreti, pasaportunuzun fotokopisi ve 2 fotoğrafınız Konsey tarafından kontrol ediliyor ve 72 saat içerisinde vizeniz onaylanıyor.) - Birleşik Arap Emirlikleri ( Online vize uygulaması var. Birleşik Arap Emirlikleri'ne THY, Pegasus, FlyDubai, Emirates havayollarıyla uçuyorsanız bu firmalar üzerinden elektronik vize alabilirsiniz. Gidiş ve dönüş uçuşunuzun aynı havayolu firmasıyla olması gerekiyor. Vize başvurunuzu seyahat tarihinden en az 7 iş günü erken yapmanız gerekiyor. Türk Hava Yolları E-vize sitesi üzerinden online vizeniz (ücreti 105 ABD doları.) onaylanınca uçak biletinizi alıyorsunuz. BAE vize süresi 29 gün. BAE'de konakladığınız oteliniz lüks bir otel ise vizeniz için size sponsor olup vize ücretini karşılayabiliyor. Bu arda Dubai Uluslararası Havalimanı'nda aktarma yapacaksanız ve bekleme süreniz 8 saatten az ise vize istenmiyor.) - Doğu Timor ( Kapıda vize uygulaması var. Doğu Timor, havalimanı ve deniz yoluyla gelinen ziyaretlerde ücretsiz olarak 30 gün geçerli, tek girişli vize veriyor. Kara sınır kapılarında ise 30 ABD Doları karşılığında 90 gün süreli tek veya çoklu girişe sahip vize alabiliyorsunuz.) - Endonezya (30 Gün vizesiz. Vizenizin süresini gerektiğinde Imigrant ofisine giderek 30 gün daha uzatabiliyorsunuz.) - Ermenistan ( Kapıda vize ve Online vize uygulamaları var. Sınırda 10 ABD Doları karşılığında 21 günlük vize alınabiliyor. Ermenistan E-vize sitesi üzerinden online vize başvurusu 10 ABD Doları karşılığında yapılabiliyor. Mail ile gönderilen vize kağıdına girişte kaşe basılıyor. Pasaportunuzda Ermenistan'a giriş-çıkış damgası varsa Azerbeycan'a gidemiyorsunuz.) - Filipinler (30 Gün süreyle vizesiz) - Filistin (30 Gün vizesiz. Filistin'e İsrail üzerinden gidilecekse İsrail vizesi almak gerekiyor. Mısır üzerinden gidilecekse Mısır da vize istiyor.) - Gürcistan (1 seneye kadar vizesiz ve pasaportsuz) - Hong Kong (90 Gün vizesiz) - Irak ( Kapıda vize uygulaması var. 10 gün vizesiz. Umuma mahsus pasaport sahibi Türk vatandaşları sadece Türkiye'den havayoluyla direk Bağdat, Basra, Musul, Erbil ve Süleymaniye'ye gidişlerinde havalimanında 10 gün kalışlı Irak vizesini ücretsiz olarak alabiliyor. Karayolu ile Irak'a seyahat etmek isteyenlerin Irak'ın dış temsilciklerinden vize almaları gerekiyor.) - İran Halk Cumhuriyeti (90 Gün vizesiz. Amerika'ya giriş yapmadan İran'a gidenler için Amerika girişlerinde sıkıntı yaşanıyormuş, aklınızda bulunsun) - Japonya (3 ay süreyle vizesiz) - Kamboçya (Kapıda vize ve Online vize uygulamaları var. Havalimanı ve sınır kapılarında 30 ABD Doları karşılığında 30 günlük vize alınabiliyor. Özellikle kara sınır kapılarında görevlilerin uygulamalarından kaynaklanan sıkıntılar nedeniyle online vize uygulamasını tercih etmeniz önerilir. Kamboçya E-vize sitesi üzerinden online vize başvurusu 37 ABD Doları karşılığında yapılabiliyor. 3 iş günü içerisinde 30 günlük vizeniz mailinize geliyor.) - Katar (Kapıda vize uygulaması mevcut. 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. Havalimanında vize ücretsiz olarak alınıyor.) - Kazakistan (30 Gün vizesiz) - Kırgızistan (30 gün vizesiz) - KKTC ( 30 gün vizesiz. Pasaportunuzda Kıbrıs'a giriş-çıkış damgası varsa Yunanistan'a gidemiyorsunuz.) - Kuveyt (TC vatandaşlarına kapıda vize mevcut. Vize süresi toplam 90 gün. Sınır kapısında yanınızda mutlaka gidiş-dönüş uçak biletiniz ve 4-5 yıldızlı bir otelden konaklama belgenizin olması gerekiyor. Kuveyt'te kalacağınız otel sizin adınıza vize işlemlerinizi başlatıyor. 1-2 gün içerisinde vizenin bir nüshasını size mail yoluyla gönderiyor. Bu nüsha ile Kuveyt'e gittiğinizde gümrükte geçerli vizenizi alıp pasaportunuza işletebilirsiniz. Pasaportunda İsral vizesi veya İsrail giriş-çıkış damgası olanlar Kuveyt'e giriş yapamıyor.) - Güney Kore (90 Gün vizesiz) - Lübnan (90 gün vizesiz ama pasaportunuzda İsrail'e ait giriş-çıkış damgası varsa Lübnan'a giremiyorsunuz.) - Makau (30 Gün vizesiz) - Maldivler (30 Gün vizesiz) - Malezya (90 Gün vizesiz) - Moğolistan (30 gün vizesiz) - Myammar ( Myanmar E-vize sitesi üzerinden online vize başvurusu 50 ABD Doları karşılığında yapılabiliyor. Myanmar, 28 günlük ve tek girişli vize veriyor. Bunun dışında konsolosluk üzerinden de vize başvurusu yapabilirsiniz. Tayland'da Bangkok ve Chiang Mai'daki elçiliğe başvurabilirsiniz. ) - Nepal (Kapıda vize uygulaması var. Nepal, sınır kapılarında ve havalimanlarında vize veriyor. Vize seçenekleri şu şekilde: 15 gün 25 ABD doları, 30 gün 40 ABD doları ve 90 günlük vize 100 ABD doları. Nepal'de yıl boyunca en fazla 90 gün kalabiliyorsunuz.) - Özbekistan ( 10 Şubat 2018 itibariyle Özbekistan, Türk vatandaşlarına 30 gün süreyle vizesiz oldu.) - Singapur (30 Gün vizesiz) - Sri Lanka ( Online vize uygulaması var. Sri Lanka E-vize sitesi üzerinden E-vize 30 günlük 35 ABD doları. Başvuru yapıldıktan sonra 24 saat içerisinde ülkeye giriş izni veren belgeniz size mail olarak gönderiliyor.) - Suriye (180 gün içerisinde süresi 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz) - Tacikistan (Kapıda vize ve Online vize uygulamaları var. Tacikistan, havalimanlarında kapıda vize veriyor ancak ülkeye gelmeden önce Tacikistan Vize websitesi üzerinden kapıda vize başvurusu yapmak gerekiyor. Başvuru sonucunda sistemin vereceği onay belgesinin havalimanlarındaki konsolosluk ofislerine sunulması gerektiği ifade ediliyor. Dolayısıyla, Tacikistan'a yapılan seyahatlerde kapıda vize verilmesi websitesi üzerinden müracaatla ön değerlendirme ve teyit şartına bağlanmış bulunuyor. Tacikistan aynı zamanda online vize uygulamasına sahip. Tacikistan E-vize sitesi üzerinden yapılan başvuru ile tek girişli 90 günde 45 günlük dolaşım süreli vizenizi alabiliyorsunuz.) - Tayland (30 gün vizesiz. Tayland, havalimanı yoluyla ülkeye girişte 30 günlük, kara sınır kapıları yoluyla girişlerde 15 günlük vize veriyor.) - Tayvan (Kapıda vize. Tayvan, havalimanlarında 24 ABD doları karşılığında tek girişli, 30 gün vize veriyor.) - Umman (Umman havalimanlarında 5 Umman Riyali karşılığında 10 günlük vize alınabiliyor. Geri dönüş bileti ve konaklama belgelerinizi yanınızdan eksik etmeyin. Kapıda vize uygulamasının yanı sıra Online vize uygulaması da bulunuyor. Dilerseniz Umman E-vize sitesi üzerinden online vize başvurusuyla da vizenizi alabilirsiniz. Vize seçenekleri 30 günlük 20 Umman Riyali, 1 yıllık çok girişli vize 50 Umman Riyali.) - Ürdün (90 Gün vizesiz) - Arjantin (90 Gün vizesiz) - Bolivya (90 Gün vizesiz) - Brezilya (90 Gün vizesiz) - Ekvator (90 Gün vizesiz) - Kolombiya (90 Gün vizesiz) - Nikaragua (90 Gün vizesiz) - Paraguay (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Peru (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Şili (90 Gün vizesiz) - Uruguay (90 Gün vizesiz) - Venezuela (90 Gün vizesiz) - Antigua ve Barbuda (180 Gün vizesiz) - Bahamalar (90 Gün vizesiz) - Barbados (90 Gün vizesiz) - Belize (90 Gün vizesiz) - Britanya Virjin Adaları (30 Gün vizesiz) - Dominik Cumhuriyeti (30 Gün vizesiz. Ülkeye giriş sırasında, havaalanında veya limanlarda \"ülkeye giriş\" formu doldurulması ve 10 ABD Doları ücreti olan \"turist kartı\" alınması gerekiyor.) - Dominika (21 gün vizesiz) - El Salvador (90 Gün vizesiz) - Guatemala (90 Gün vizesiz) - Haiti (Kapıda vize ile 90 Gün. Ülkeye girişte havaalanında 10 ABD Doları karşılığında 90 gün kalma olanağı veren ve turist kartı olarak adlandırılan giriş vizesiyle ülkeye giriliyor.) - Honduras (90 Gün vizesiz) - Jamaika (90 Gün vizesiz) - Kosta Rika (30 Gün vizesiz) - Meksika ( Online vize uygulaması var. Meksika E-vize sitesi üzerinden ücretsiz olarak başvurunuzu yapabilirsiniz. 180 gün vizesiz. En az 1 yıl geçerliliği olan Schengen vizesi veya ABD vizesi olan Türk vatandaşları da ekstra bir vizeye ihtiyaç olmadan Meksika'ya giriş yapabiliyor.) - Panama (180 Gün vizesiz) - Saint Kitts ve Nevis Adaları (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Saint Lucia (42 Gün vizesiz) - Saint Vincent ve Grenadinler Adaları (30 Gün vizesiz) - Trinidad ve Tobago (Bu güzel ülkeye 90 Gün süreyle vizesiz seyahat mümkün) - Turks ve Caicos Adaları (90 Gün vizesiz) - Botsvana (90 Gün vizesiz) - Cibuti (Cibuti, umuma mahsus pasaporta sahip Türk vatandaşları için vize uyguluyor. Ancak uygulamada Cibuti sınır kapılarında Kapı Vizesi uygulaması verilebilmekle beraber, bu yönde ülkede kesin bir vize rejimi yönetmeliği olmaması sebebiyle, Cibuti Büyükelçiliklerinden seyahat öncesi vize alınması tavsiye edilmektedir. 90 güne kadar olan tek girişli vize ücreti 85 ABD Doları, 180 güne kadar olan çok girişli vize ücreti 113 ABD Doları.) - Cape Verde (Kapıda vize uygulaması var. Havalimanında 25 Euro karşılığında vizenizi alınabiliyorsunuz.) - Fas (90 Gün vizesiz) - Fildişi Sahilleri ( Online vize uygulaması var. Fildişi Sahili E-vize sitesi üzerinden E-vize 3 aylık 73 euro, 1 yıllık 134 euro. Başvuru yapıldıktan sonra 48 saat içerisinde ülkeye giriş izni veren belgeniz size mail olarak gönderiliyor. Vizenizin süresini gerektiğinde Imigrant ofisine giderek 30 gün daha uzatabiliyorsunuz.) - Güney Afrika Cumhuriyeti (30 Gün vizesiz) - Kenya ( Kapıda vize ve Online vize uygulamaları var. Kenya sınır kapılarında parmak izi ve retina taraması yaparak 50 ABD Doları karşılığında tek girişlik vize veriyor. Kenya E-vize sitesi üzerinden online vize başvurusu yaparak elektronik ortamdan da vizenizi alabilirsiniz. Ayrıca East Africa Visa grup vizesi alarak Kenya, Uganda ve Ruanda ülkelerini tek seferde gezebilirsiniz. Bu ülkelerin havalimanlarında veya kara sınır kapılarında pasaportunuz, aşı kartınız ve 100 ABD Doları ile çok girişli vizenizi alabilirsiniz.) - Komor Adaları (90 gün vizesiz) - Libya - Madagaskar ( Kapıda vize uygulaması var. Havalimanlarında 31 Euro karşılığında 30 günlük vize alınabiliyor.) - Mozambik (Kapıda vize. Havalimanında 84 ABD Doları karşılığında 30 günlük tek girişli vize alınabiliyor.) - Mauritius (180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz.) - Ruanda (30 Gün vizesiz) - Sao Tome ve Principe (15 Gün vizesiz) - Senegal (90 gün vizesiz.) - Seyşeller (90 Gün vizesiz) - Sudan (Kapıda vize. Sudan, Hartum Uluslararası havalimanında 105 ABD doları karşılığında tek girişli, 30 gün vize veriyor.) - Svaziland (30 Gün vizesiz) - Uganda ( Kapıda vize uygulaması var. Uganda sınır kapılarında 50 ABD doları karşılığında 90 günlük vize alınıyor. Ayrıca East Africa Visa grup vizesi alarak Uganda, Kenya ve Ruanda ülkelerini tek seferde gezebilirsiniz. Bu ülkelerin havalimanlarında veya kara sınır kapılarında pasaportunuz, aşı kartınız ve 100 ABD Doları ile çok girişli vizenizi alabilirsiniz.) - Tanzanya ( Kapıda vize uygulaması var. Tanzanya, sınır kapılarında ve havalimanlarında 50 ABD doları karşılığında tek girişli, 90 gün vize veriyor.) - Togo ( Kapıda vize uygulaması var. Togo kapı vizesi, Togo'nun kara sınır kapılarında ve Lome Havalimanı'nda ücreti karşılığında alınabiliyor. Togo aynı zamanda Batı Afrika Vizesi grup vizesini de kabul eden ülkeler arasında. Batı Afrika vizeniz varsa ücretsiz olarak Togo'ya giriş yapabilirsiniz.) - Tunus (90 Gün vizesiz) - Zambiya ( Kapıda vize uygulaması var. Zambiya vizesi sınır kapılarında tek girişli 50 ABD doları, çift girişli 80 ABD doları karşılığında 30 günlük olarak alınabiliyor. Zambiya'ya kadar gelmişken Zimbabve'deki ünlü Victoria Şelalelerini görmeden ya da Botswana'da safari yapmadan dönmek olmaz. Bunun için çok girişli vize almanızı tavsiye ederiz.) - Zimbabve ( Kapıda vize uygulaması var. Zimbabve vizesi sınır kapılarında 30 ABD doları karşılığında tek girişli, 30 günlük olarak alınabiliyor.) - Cook Adaları (180 Gün vizesiz) - Fiji (120 Gün vizesiz) - Niue (30 Gün vizesiz) - Palau (30 Gün vizesiz) - Samoa (60 Gün vizesiz) - Solomon Adaları (90 gün vizesiz) - Tuvalu (30 Gün vizesiz) - Tonga (31 gün vizesiz) - Vanuatu (30 Gün vizesiz) Şimdiden bol ve çok keyifli seyahatler efeem.. - Schengen vizesi nasıl alınır? konulu yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.. - Amerika vizesi nasıl alınır? konulu yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiyenin-en-guzel-kusbakisi-manzara-noktalari", "text": "Drone gerektirmeyen muhteşem kuş bakışı manzaralar.. \"Türkiye'de gezilecek yerler listemizi\" derleyelim derken, en çok dikkatimizi çeken yerlerin en yukarılarda tepelerde olduğunu fark etmemiz ve 'hadi bir de haritada bakalım' dediğimizde kocaman bir listeyle karşılaşmamız! Doğal güzelliklerimizi kuş bakışı görmek, içinde olmaktan daha farklı bir deneyim.. Tabii profesyonel fotoğraf makineleri ve drone ile daha da farklı olabilir ama biz kuş bakışı manzaraları hafızalara kazımayı tercih ediyoruz.. Bu rotanın harita görünümüne ulaşmak için tık tık.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/turkiyenin-en-iyi-kanyonlari", "text": "İskandinavya değil, Amerika ise hiç değil. Türkiye burası! Yakın zamanda çokça bu cümleyi duymuşsunuzdur. Ah bu gezginler! Artık kanyonlar dünyanın ve Türkiye'nin yeni merak noktası olunca araştırmamak olmazdı. Burası neresi dedirten, aa Türkiye'de böyle yerler var mıymış dedirten yerlerin hepsi bu listede. Eğer derseniz ki dahası var o zaman yorumlara önerilerinizi bekliyoruz. Kastamonu Pınarbaşı İlçesi'ndeki Muratpaşa Köyü yakınlarından başlıyor. Valla Kanyonu'na kısa bir mesafe yani 1.5 km'lik patika ile varılıyor. Kayalıkların en yüksek noktası 1200 metreye ulaşıyor. Devrekanı Çayı ve Kanlıçay'ın birleştiği yerde Valla Kanyonu başlıyor. Göksu Nehri'nin kaynağı olan suların içinden geçtiği vadinin üstünde ise tarihi kral yolu var. Üstü altı şahane bir kanyon! Kanyonun başladığı yerde ise, Helenistik dönemden Sütçüler Köyü, bitiş noktası da Alanya.. İsterseniz derenin içinden ya da isterseniz dere kenarından taşlık yol ile kanyonu gezebilirsiniz. Düzler Çamı Milli Parkı içinde yer alan 2 km uzunluğundaki uçurum, Antalya merkezine 21 km uzaklıkta yer alıyor. Dikkat! Güver Kanyonu 1 milyon yılda oluşmuş. Kanyondaki suyun karstik araziyi aşındırması ile meydana gelmiş. 115 metre yüksekliğindeki kanyonda piknik alanı da bulunuyor. Piknik demek kalabalık ve bilinçsiz piknikçi demek, işte bu konuda dikkat diyelim.. Bilgelik Vadisi ya da diğer bir adıyla Köprüçay Vadisi iki ünlü kamyona birden ev sahipliği yapıyor. 160 km hızla akan Köprüçay'da rafting, Oluktepe Köprü bu kanyonun mucizevi yapılarından bazıları.. Isparta'dan Antalya'ya uzayan Köprüçay tam bir doğa harikası.. - Antalya- Köprülü Kanyon Manavgat: Köprülü Kanyon Milli Parkı'na adını veren kanyon 14 km uzunluğunda.. - Antalya- Tazı Kanyonu: Köprülü Kanyon'un 200 metre yükseğinde yeni keşfedilen bir kanyon. Daha yukarıda olması da tabii manzaraya daha hakim olmasını sağlıyor. Bafra'da yer alan kanyonda KapıkayaFest ile çeşitli doğa sporlarına da ev sahipliği yapıyor. James Bond filminin bir sahnesi burada çekilince dünyanın dikkatini çekmiş. Adana'ya 40 km uzaklıkta yer alan kanyona cam bir köprü yapılması düşünülmüş ama şimdi sadece düşünce.. 6.5 km uzunluğundaki kanyon Yenice ilçesinde yer alıyor. 2 km araç yolundan sonrası yürüyüş parkuru. 250 metreye kadar yükseliyor. Aladağlar Milli Parkı'nda yer alan Hacer Vadisi'nde Karpuzbaşı Şelalesi ve Türkiye'nin en iyi korunan omanlarından Hacer Ormanı yer alıyor. 700 metreye kadar yükselen kanyon, toplam 27 km uzunluğunda. Bu kanyon denizden iyot, dağlardan da çam kokusunu alarak bir tür sirkülasyon yapıyormuş.. Rüzgar ve suyun etkisiyle şekillenen kanyon, Uşak il merkezine 45 km uzaklıkta yer alıyor. Tarihi bir yer olan Rasıl Hacar yani Dikili Taş aslında tatsız olaylarla gündemdeyken mesire alanına dönüşünce özellikle gezginlerin dikkatini çeker oldu. Botan Vadisi'ne hakim bir noktada yer alan Delikli Taş manzarası seyredilesi.. Şurası da var derseniz, yorumlarınızı bekleriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/ucuz-ucak-bileti-bulmanin-puf-noktalari", "text": "Seyahat bütçesinde en çok masraf yaptığımız madde uçak bileti. Tabii bunun yanında vize, yurt dışı çıkış pulu, ya da vize için istenen evraklar için harcadığımız para ile, damga pulu, seyahat sigortası ve harçlar gibi ek masraflardan bahsetmiyoruz bile. Örneğin Asya gerçekten günde 5 dolara rahat rahat gezebileceğiniz ve lüks otellerde konaklayabileceğiniz bir yer iken, TL' nin düşük değerinden dolayı sadece Tayland' a gitmenin maliyetine bakıp, gitmekten vazgeçenlerin çok olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu durumda nasıl ucuz uçak bileti buluruz diye sık sık internette fırsat kovalayanlardansanız, bir kaç tüyo paylaşmak istedik. 1- Genellikle halk arasında charter olarak bilinen sabahın erken saatlerinde hareket eden uçuşlar daha uygundur. Sabah 4 gibi hareket eden ya da daha gün doğmadan gidilecek noktaya varan uçuşlar çok talep görmediğinden fiyatlar gün içindeki diğer seferlere göre daha hesaplıdır. 2- Haftasonları, bayram ve resmi tatillerden önce, yazın özellikle perşembe ve cuma günleri uygun fiyatlı uçuş bulmak neredeyse imkansızdır. İsterseniz 6 ay öncesinden bilet almaya kalkın yine de fiyatların bu dönemlerde arttığını göreceksiniz. Tatil planlarınızı yaparken dikkatli olmanızı öneririz. 4- skyscanner ya da ekobilet gibi sitelerdeki karşılaştırmalar, aynı saatteki aynı hava yolunun aynı uçuşu için çok daha hesaplı olabiliyor. Biletinizi almadan önce karşılaştırma yapıp, bir de ilgili havayolunun kendi sitesindeki fiyatlara bakarak karar vermenizde fayda var. 5- Bulunduğunuz yere ve gideceğiniz destinasyona göre otobüs ya da tren ile seyahat etmek daha hesaplı olabilir. Alternatifleri değerlendirmelisiniz. 6- Araç paylaşımı son zamanlarda popüler hale gelen bir yöntem. Aynı yönde hareket eden araçlarda sadece benzin ücretini bölüşerek çok daha az maliyet ile seyahat edebilirsiniz. 7- Aktarmalı uçuşlarda uzun bekleme süreleri her zaman daha ucuzdur. Aktarma yapılan ülke için geçerli vizeniz varsa, uzun aktarmalar sırasında hava alanından çıkarak şehirde gezebilirsiniz. Örneğin St. Petersburg' a giderken 12 saat Kiev aktarması olan uçuşu, Amsterdam' a giderken 9 saat Paris aktarmalı uçuşu seçmiştik. Her iki uçuşta da beklemelerde havaalanından çıkarak şehir merkezini gezme şansını yakaladık. Bu şekilde siz de tek uçuşla en az iki farklı şehir gezebilirsiniz. 8- Kredi kartınızda uçuş milleri ya da belirli hava yolu şirketlerinin kartlarını kullanarak puan toplamayı ihmal etmeyin. Gerçekten bu yöntemler neredeyse bedavaya gelecek ekstra bir uçak bileti alabilirsiniz. Özellikle iş için yurt dışına sık gelenlerin avantajlı olduğu bu yöntem hiç üşenmeden birkaç dakikanızı ayırmanıza değecektir. 9- Round the World billetini hiç duydunuz mu? Tek yöne yapacağınız dünya seyahatleri tek tek gidilen tatillerden kesinlikle çok daha ucuza gelmektedir. Eğer minimum 6 ay gibi sadece gezmek için ayırabileceğiniz bir bütçe ve imkanınız varsa, RTW biletlerini değerlendirmelisiniz. 10-İnstagram gibi uygulamaları takip edin. Qatar Airways gibi şirketler düzenledikleri yarışlarda bazı ödüller veriyorlar. Bu ödüllerden biri de tabiki uçak bileti. Şansınızı denemelisiniz. Son olarak kesinlike sadece uçak bileti fiyatlarına bakarak, gerçekten görmek istediğiniz ve belki de bir daha gitmek için fırsat bulamayacağınız bir tatilden vazgeçmeyin. Bazı bölgeler için bilet fiyatları hiçbir zaman daha ucuz olmayacaktır bunu aklınızdan çıkartmayın. Sadece 20- 25 euro daha ucuza bilet arayarak haftalar belki de aylar geçirmenin hiçbir anlamı yok. Ne zaman ne de motivasyon kaybetmemelisiniz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/urdun-gezisi-petra-wadi-rum-ve-lut-golu", "text": "Sonunda ucuz bileti ve doğru zaman aynı ana denk geldi! Dünyanın 7 harikasından biri olan Petra'yı görmek için çıktığımız yolda Lut Gölü'nde batmadan yüzmek ve Wadi Rum'da çöl ortasında bedevi çadırında kalmak gibi hayallerimizi de gerçekleştireceğimiz 3 günlük gezi planımızı nasıl yaptık, hazırsanız başlayalım.. Ürdün Akabe ve Amman havaalanlarına Türkiye'den direkt uçuşlar mevcut ama hep pahalı geldi bize. Sonuçta özellikle Petra için de oldukça fazla bir bütçe ayırmak gerekeceğinden en azından uçuşu ucuza getirmemiz gerekiyordu. Güzel haber; Ürdün Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Ucuz bileti bulmak değil asıl ekonomik bir rota yapmak çok sıkıntı. Biz şöyle bir yöntem seçtik. Şansımıza Wizz Air kampanyası yakaladık ve Ankara'dan Abu Dhabi'ye, oradan da Aqabe'ye bilet aldık. Bu yönteme self transfer deniyor yani tüm aktaralar için sorumluluk sende. Abu Dhabi için vize gerektiğinden, gidişte havaalanında en az beklemeli uçuşu seçtik bu şekilde iki defa transit vizesi için para ödemek zorunda kalmadık. Dönüş için kendimize Abu Dhabi'de 3 gün daha ayırdık ve buraya 96 saatlik bir transfer vizesi ile giriş yapıp, geziye bir durak daha ekledik. Klasik biz= Bir taşta en az iki kuş 🙂 Siz de bu yöntemle Ürdün'e ucuz uçak bileti bulabilirsiniz, aklınızda olsun. Sizin de Abu Dhabi ve tüm emirlikler için geçerli olan BAE vizesi almanız gerekiyorsa buraya tıklayarak detayları inceleyebilirsiniz. Ürdün' de görmek istediğimiz öncelikli yer tabii ki Petra Antik Kenti. Sonrasında çölde konaklamak ve Lut Gölü'nde yüzmek de listemizdeydi. Başlangıç noktamız Akabe olduğu halde biz en uzak noktadan başlayıp yakına doğru bir plan oluşturduk Yani ilk gün Lut gölünü görüp konaklamayı Petra antik kentine yakın bir otelde yaptık. İkinci gün sabah erkenden Petra'yı gezip akşam çöle yani Wadi Rum' a geldik. Üçüncü gün sabahında çölde uyanıp tüm gün jeep safari turu yapıp akşam Aqaba' da bir otele yerleştik. Bu şekilde 4. gün sabahında erken uçuşumuz olduğu için havaalanına en yakın noktada olalım istedik. Ulaşım için araç kiralamayı tercih ettik çünkü zaten kısıtlı bir zamanımız olduğu için yollarda zaman harcamak istemedik. Bu bölgede araç kiralamak genellikle tavsiye edilen bir ulaşım yöntemi. Biz rentalcars. com firmasını tercih ettik ki her zaman bilmediğimiz bir sebeple bu firmayı kullanıyoruz, size de tavsiye ederiz. Bu arada Ürdün' de 4X4 kiralamanıza gerek yok. Çünkü jeep ihtiyacı olacak ter yer çöl, oraya da bireysel girip gezemiyorsunuz. Nereye uçuş bulduğunuza bağlı olarak kendi rotanızı çizebilirsiniz. Aklınıza takılırsa bize sorun, yardımcı olalım çünkü tüm kombinasyonları değerlendirdik. Biz konaklama işini de yine booking. com üzerinden hallettik. Genelde tercihimiz zaten bu site olduğu için diğer alternatiflere açıkcası hiç bakmadık. Ama Petra Antik kenti civarında bir sürü konaklama alternatifi var, çöl ise çadır kampları ile dolu. Yani kesinlikle başınızı sokacak bir yer bulacaksınız. Wadi Rum'da çölün ortasında dağ manzaralı bir bedevi çadırı tercih ettik. Yani aslında gönlümüzden geçen lüks glamping çadırlarıydı ama fiyatları biraz fazla. Gezi planını yaparken konaklama yapacağınız tesis ile iletişim içinde olmak önemli. Mesela bizim tercih ettiğimiz tesis araçla geldiğimiz noktadan bizi karşılayıp kamp alanına götürdü. Zaten bu noktadan sonra başlayan çöle araçla girmek mümkün değil sonrası 4x4 jeepler. Tesisin kahvaltı ve akşam yemeği olması bizce burada çok önemli bir faktör. Kim çölde alışveriş yapıp yemek hazırlamak ister ki! Ayrıca bizim yaptığımız gibi turu da konaklama yapacağınız yerden yaparsanız ilave transferler ile uğraşmamış olursunuz. Petra Antik Kentinin girişine en yakın yerden otel tercih etmenizi öneririz çünkü bu şekilde zaman kaybetmezsiniz. Petra çok büyük bir yer ve siz de bizim gibi kısa bir süre için burayı ziyaret ediyorsanız vakit nakittir arkadaşlar.. Otelin restorant hizmeti dışında park alanı da oldukça önemli. Seyahatinizin yönüne ve süresine bağlı olarak Lut Gölü'ne daha yakın olan ve kanyonları ile ünlü Wadi AlMajib'de yer alan otelleri de tercih edebilirsiniz ya da Amman ya da Aqaba şehir merkezini de konaklama için değerlendirebilirsiniz. En ideal dönem bahar ayları aslında. Yazın çok sıcak ve kalabalık, kışın ise özellikle çöl kısmı soğuk olabilir. Ürdün' de yanınızda JOD götürmeniz veya dolar ya da euro taşımanız gerekiyor. Özellikle çöldeki kamp alanları nakit çalışıyor ve ATM bulmanız imkansız. Hayır, Türk vatandaşlarına vize uygulamayan ender ülkelerden biri Ürdün. Petra Antik Kenti, Wadi Rum çöl deneyimi ve Lut Gölü maceralarımız için detaylı yazılarımız peş peşe geliyor.. Beklemede kalın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/uzak-dogu-kendim-mi-gezsem-yoksa-turla-mi-gitsem", "text": "Uzakdoğu vizesiz gidilebilecek ülkeler arasında nedense çok uzun zaman boyunca hayal gibi görünen bir destinasyon oldu bizim için. Hep gitmek istediğimiz ama ya zaman ya da bütçe sıkıntısından dolayı sürekli ertelemek zorunda kaldığımız ve içimizde adeta ukde haline dönüşmüş bu seyahati en nihayetinde gerçekleştirmek üzere son kararımızı verdik. Zamanımızı ayarladık, paraya da kıydık ve \"O kadar yol gidip, bu kadar masraf yapılacak madem neden gitmişken en az 3- 4 ülke görmeyelim!\" diye başladık araştırma yapmaya. İşte adım adım Uzakdoğu planımız.. 1. Adım- Gezilecek en ideal dönemin seçimi.. Bu arada 2017 için çin yeni yılı da 28 Ocak'a denk geldiğinden gideceğimiz yerlerin çin işi süslemeler ile rengarenk olacağı ve yerel turistlerin akınına uğrayacağı için mümkün olan en geleneksel havayı soluyacağımızı da hesaba kattık tabii. 2. Adım- Tur programlarını kolaçan etme.. Seçtiğimiz tarihlerde tur organizasyonu yapan şirketlerin programlarını inceledik. Kim nereye götürüyor, gezi planı nasıl, bu gezi ne kadar tutuyor, ekstra düzenlenen turlar neler gibi gibi çok da uzun olmayan bir karşılaştırma yaptık. Bu çalışma sonucunda Mega Uzakdoğu olarak tabir edebileceğimiz bölgeye neredeyse tüm şirketler aynı dönemde, aynı fiyata gidiyor ve tamamen aynı yerleri gezdiriyor sonucuna vardık. İnanmayanlar aşağıdaki karşılaştırmayı inceleyebilirler. Bu durumda yerel bir tur organizatörü ile anlaşıp bu aşağıdaki tur şirketleri müşterilerini yerel rehbere yönlendiriyorlar. Bu şekilde de minimum sayıyı tutturmuş oluyorlar. Aslında sizi etkileyecek bir durum söz konusu değil zira siz amacınıza ulaşmış oluyorsunuz. Tamamen operasyonel rahatlık açısından sistem bu şekilde işliyor. 3. Adım- Ucuz uçak bileti bulma.. Tur şirketlerinin gezi programı yaptığı dönem için uçak bileti fiyatlarını inceledik. Bunun için en sevdiğimiz web sitesi olan skyscanner'ın çoklu uçuşlarından faydalandık. Aynı günlerde biz kendimiz bir program yapar ve en ucuzunu tercih edersek, sırf uçak bileti neredeyse 1092 Euro'ya denk geliyor. Bu arada firmalar aşağıda gördüğünüz gibi genelde low cost olarak adlandırılan ucuz hava yolları. Bunlardan en yaygın olanı da bu bölge için Air Asia. Bizim pegasus misali ucuz bir haya yolu. İçeride ekstra battaniyeden tutun yiyecek içecek her şeye ücret ödemeniz gerekiyor. Bu yüzden el bagajınızı hazırlarken ince eleyip sık dokumalısınız. 4. Adım- Otel araştırması ve fiyat karşılaştırması.. - L'hotel Island South 23- 25 Ocak arası 2 gece için 453 TL - Ramada Riverside Hotel 25- 28 Ocak 3 gece 1066 TL - Vivatel Hotel 28- 29 Ocak 1 gece 198 TL - Village Hotel Katong 29-30 Ocak 1 gece 433 TL - Park Regis Hotel 30 Ocak- 2 Şubat 3 gece 450 TL Yani 2 kişi için toplam 2600 TL'lik (670 euro) bir konaklama ücreti çıktı. Bu hesaplama 7 Ocak 2017 kuruna göre yapıldı tabii, bunu da belirtelim. 5. Adım- Kendin Gez vs. Turla Git kararı.. 7. Adım- Tur detaylarını incelemek ve ekstra turları modifiye etmek.. Biz şimdi yola çıkıyoruz arkadaşlar.. Dönüşte görüşmek üzere.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/varna-kiyi-seridinde-gezilecek-yerler", "text": "Varna, Bulgaristan'ın denizcilik başkenti, en gözde şehri ve yaz aylarında Bulgaristan'ın ekonomisini neredeyse 2 katına çıkartan bir tatil cennetidir. Varna'nın turizmde daha rahat hareket etmesi Bulgaristan'da Ekonomi ve Turizm Bakanlıklarının ayrılması ile hız kazandı. Şehirde yer alan 6 üniversiteden kaynaklanan yoğun genç nüfus, Varna'da eğlence ve gece hayatını belirlerken, yaz aylarında okulların kapanması ile Varna'da tatil dönemi başlıyor. Varna'da deniz sezonu Mart- Ekim aylarından itibaren başlıyor. En az 30 derece olan sıcaklığın etkisiyle tatilciler kendilerini Varna sahillerine atıyor. Tabii incecik kumdan olan sahillerde belki Varnalıar için değil ama turistler için gösterişli resort oteller yer alıyor. Resort otellerin olduğu Varna sahil bölgelerinde belli bir ücret karşılığı şezlong kiralayıp denize buralardan da girebilirsiniz. Ayrıca Varna Altınkum otelleri için de birbirinden farklı, otel konseptleri bulacaksınız. Her ne kadar Bulgaristan'ın en elit şehri olarak anılsa da, Varna genel olarak pahalı bir şehir değil. Her bütçeye uygun tatil imkanını Varna'da bulabilirsiniz. Varna turunu Varna gezi yazımız ile vermiştik. Bu yazımızda ise Varna sahil şeridi rotası ile Varna'nın kuzeyinden güneyine doğru araç ile yolculuğa çıkıyoruz. Dilerseniz şehir merkezinde ya da Varna hava alanı' ndan da araç kiralayabilir ve bu yolculuğun keyfini çıkarabilirsiniz. 1- Russalka : Deniz kızı anlamına gelen Rusalka, Bulgaristanın kuzey doğusunda yer alıp, Varna'ya 90 km uzaklığındadır. Küçük bir sahil kasabası olan Rusalka, yemyeşil ağaçların kuşattığı küçük bir körfezde yer alır. Her şey dahil resort otele ait olan Russalka'da, tek katlı 600 ev yer alıyor. 3- Balchik Palace : Romanya Kraliçesi yani Çariçe Mariya'nın yazlığı. Zamanın yazlığı aslında bir saray çünkü içinde Balçık Botonik Bahçesi, postane, Kraliçe'nin özel koleksiyonları, sergi alanı, Stela Maris Ortodoks Kilisesi ve küçük bir askeriye dahi var. Yazlık, Kraliçe Mariya'nın Kıbrıs'ta gördüğü ve çok beğendiği bir binanın aynısıdır... Balçık Botanik Bahçesi zamanının en önemli bahçelerindenmiş. Günümüzde ise Sofya Üniversitesi'nden botanikçiler yeni bitki türleri üzerinde araştırmalar yapıyorlar. Sarayın bahçeleri denize doğru katmanlı bir yapıda. Kraliçe Mariya bu katmanlara Tanrının Bahçesi, Gestiman Bahçesi gibi adlar taktığı biliniyor. 4- Albena: Varna şehir merkezinin yaklaşık 30 km kuzeyinde yer alan Albena, 7 km uzunluğunda altın rengi kumları ve mavi bayraklı denizi ile uzun bir sahil şerididir. 5- Altın Kumlar : Rivayete göre bir korsan gemisi, altından olan tüm hazinesini buraya gömmüş ve Tanrı onların altınlarını kuma çevirerek cezalandırmış... Rivayet budur ama karşı çıkılamaz bir gerçek varki, Altınkum tam anlamıyla adının hakkını veren incecik kumların mavi ile buluştuğu cennetten bir köşe... Tatil resortları ile muhteşem bir deniz tatili yapmak için Varna' yı seçerseniz kesinlikle pişman olmayacaksınız. Şehir merkezinden 45 dakika uzaklığındaki ve 17 km kuzeyindeki Altınkum kumsal şeridine, 409 numaralı otobüsler ile gidebilirsiniz. Biletin fiyatı ortalama 3 Leva. 6- Aladja Manastırı : Ortaçağ Ortodoks Kilisesi olan Aladzha Monastery, bir mağaranın içine inşa edilmiş bir komplekste yer alır. 7- Aziz Constantine ve Helena : Bulgaristan'ın en eski sahil kasabası, sakinliğini koruyan dalış için muazzan bir bölge. Varna'nın 8 km kuzeyinde, Evksinograd Sarayı yakın bir konumda yer alıyor. 8- Evksinograd Sarayı : Varna şehir merkezinin 8 km kuzeyinde yer alan Kral I. Ferdinand'ın en sevdiği evi olan saray, gösterişli peyzaj mimarisi ile bahçeleri ve özellikle sarayın içinde yer alan kabul odası, aynalı oda ve mahzeni ile görülmeye değer... Evksinograd Sarayı, Bulgaristan'ın bağımsızlığından sonra Bulgar hükümdarlar tarafından yazlık ev olarak kullanılmış. Varna şehir merkezinde gezilecek yerler ile ilgili yazımızı okumak için tıklayınız."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/vatikan-gezi-rehberi", "text": "Vatikan nüfusu 2017 Mart ayında yapılan sayıma göre 842 olarak kayda geçmiş. Yani, Vatikan Dünya'nın en küçük ülkeleri arasında üçüncülüğü böylece sırtlamış oluyor. Roma'nın tam ortasında bulunan Vatikan, sanki bahçe duvarını aşıp bir saraya girmişsiniz gibi hissettirse de aslında başka bir ülkeye girmiş oluyorsunuz. Bir taşla iki kuş yani... Durum böyle olunca, Roma'ya kadar gelmişken, Vatikan'ı görmeden gitmek olmaz. Sadece müze kuyruğunda beklemenin bile saatler aldığı Vatikan'a dolu dolu bir gün ayırmanız yeterli. Ama eğer sanat ile ilgili bir bölüm okuyorsanız ya da sanat ve mimari ile ilgiliyseniz, o zaman 2 güne ihtiyacınız var. Roma'da Repubblica durağından metro ile Ottaviano San Pietro, Mueso Vaticani ya da Cipro duraklarından birinde inip, Vatikan ülkesinde girebilirsiniz. Metro her 9 dakikada bir geçiyor. Romadan Vatikanda yolculuk ortalama 45 dakika sürüyor.. Ya da araba ile İtalya turundaysanız, direkt basın gidin okları takip ederek.. Konaklamayın efenim! Gereksiz pahalı. Zaten Roma tatili ile Vatikan turunu birleştirdiğinizi varsayarsak zaten Roma'da kalıyorsunuz, ne gerek var. Eğer sanat ile ilgili bir bölüm okuyorsanız ya da sanata çok ama çok derinden bağlıysanız o başka. Ama biz yine de Roma'da konaklayın deriz. Roma'da nerede konaklamalı dediğinizi duyar gibi oluyoruz. Buyrun Roma gezi yazısı yazımıza, öneriler orada. Tıklayın. - Vatikan Kavimler Göçü: Vatikan kalabalık hatta çok kalabalık bir şehir ay pardon ülke! Normaldeki nüfusunun 3 katına çıkıyor nüfusu turistlerle birlikte. Düşünün! O yüzden özellikle yaz aylarında giderseniz, sadece buharlaşmayacaksınız üstüne balık istifi gibi turist kardeşlerle üst üste bir tabloya bakacak ya da adımlarınızı senkron atarken bulacaksınız kendinizi. Bi nevi Birleşmiş Milletler! . Bu yüzden Vatikan gezinizi baharda yapmanızı tavsiye ediyoruz. Dileğimiz turist kavimler göçünden en az etkilenin.. - Vatikan alışveriş: Sultanahmet'ten bir şeyler almak nasıl ki iki katı pahalıysa, Vatikan'dan hediyelik eşya almak da işte aynen böyle. Zaten ne alacaksanız Roma'da da var, o yüzden burada para harcamayın boşuna.. - Vatikan'da kıyafet: Ne alaka demeyin, ciddi bir sorun! Üstünüzü bir ibadethaneye gider gibi giyinmeniz lazım. Bizim gibi Roma kıyılarında denizden çıktıktan sonra, plaj kıyafetinizle değil! Vatikan Müzelerine girişte sağlam bir güvenlik kontrolünden geçiyorsunuz. Yani kolunuz ve bacağınız kapalı olacak. Sadece kadınlar için geçerli değil bu kural, erkekler de aynı şekilde şortla giremez mesela.. Biz kızgın kumlardan serin şapele giderken üstümüzdeki elbisenin bir sorun olacağını düşünmedik tabii. Başımıza güneş geçti zaar... Dolayısıyla o upuzun sıradan çıkartıldık. Kapıdaki güvenlik çok katı ve sert! Ne kadar dil döksek de bizi içeri almadı. Son çare arkadaşımızın çakısıyla, elbiseyi gözden çıkarıp, içindeki astarı kesip omuzlarımızı kapattık. Elbise beyazdı, iç gösteriyordu ama neticede kollar kapalı. İçeri aldılar 🙂 Yani çantanıza bir şal almakta fayda var. Bizden söylemesi 🙂 - Vatikan müzeleri beleşe: Dikkatleri topladığımızı hisseder gibiyiz 🙂 Şöyle ki, her ayın son Pazar günü Vatikan müzesine giriş bedeva, 27 Eylül'de Dünya Turizm Gününde, 6 yaşından küçüklere, %74'ten daha fazla engeli olanlar ve bazı sanatla alakalı öğretmen, müze müdürlerine falan... - Vatikan bilet: Müzeye girişte öğrenci kimliği kabul ediliyor. Tam biletin yarı fiyatı gibi bir indirim sağlıyor. Ama bilet kuyruğu! Vatikan müzesine girmeden önce deli gibi bir kuyruk görecekseniz. Halk ekmek kuyruğu hak getire! En az iki saat bekledik, yazın o sıcağın altında! Ama elbiseyi de kesmişiz, ya gireceğiz ya gireceğiz. Gurur meselesi oldu resmen. Ama siz bizim yaptığımız gibi saatlerce bekleyip zaman kaybetmeyin, önceden internetten bilet alın. Tıklayıns - Tam paket: Vatikan müzesi ve Sistina Şapeli'ni kapsıyor = 20 Euro - Hacı paketi: =12 Euro.. Vatikan Kütüphanesi: Kutsal mekanda bulunan kütüphane, 1475 yılında açılmış. Dünyanın en eski kütüphanelerinden sayılır. Söylenenlere göre kütüphanede, Türklere dair gizli belgeler varmış. 500'den fazla Osmanlı el yazmasının olduğu söyleniyor.. Sistina Şapeli : 1477- 1483 yılları arasında Rönesans mimarisi ile inşa edilen şapel, adını yapıyı inşa ettiren Papa IV. Sixtus' dan alır. Sistina Şapeli, Papa' nın evi ve Papa seçimlerinin yapıldığı yer olmasından dolayı büyük bir öneme sahiptir. Bunun yanı sıra Sistina Şapeli' nin diğer en büyük özelliği ise Michelangelo tarafından hazırlanan tavan süslemeleridir. Bu süslemelerin içinde en bilinenleri ise; Kıyamet Günü ve Adem'in Yaratılışı fresklerdir. San Pietro Bazilikası : Hristiyanlığın ve dünyanın en büyük kilisesi, ayrıca Katoliklerin hac ettiği yerdir. Bazilika' nın içinde birçok heykel ve resmi görmek mümkün. - San Pietro Bazilikasında yer alan en önemli yapılardan ilki; Michelangelo' nun tasarladığı ve ölümünden ancak 26 yıl sonra tamamlanan kubbe. - İkincisi Baldaken adlı bronz sarmal sütun; - Üçüncüsü ise cam bölümde muhafaza edilen, Michelangelo'nun yaptığı Hz. Meryem'in Hz. İsa'nın cansız bedenini taşıdığı Pietra heykeli ve bronz San Pietro heykeli."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/viyana-gece-hayati-viyananin-en-iyi-eglence-mekanlari", "text": "Viyana denince akla sanat gelir, kahve gelir. Akşama kadar sergiler, oyunlar ve türlü sanatsal etkinliğin verdiği huzurdan mı yoksa leziz Viyana kahveleri içince sabaha kadar ayakta kaldıklarından mı nedir Viyana gece hayatı da bir yazı çıkacak kadar mekan ile doluymuş. O kadar ki genelde gitmesek bile 'bizce' gidilebilecek mekanların 'hepsini' yazarız. Bu sefer 'bizce'lerden ciddi bir elemeye gittik yoksa liste epey uzayıp gidecekti.. Şimdiden söyleyelim seçtiğimiz yerlerin konsepti asıl belirleyici oldu listemizde. Çeşitlilik açısından lüks mekanlar, kokteyl barlarını da dahil ettik listemize.. Albertina Passage : Lüks bir mekan olduğunu tasarımından anlayabileceğiniz bir yer. Müzik eşliğinde yemek yiyeceğiniz mekanda eğer giderseniz cam kenarı masalara rezervasyon yaptırın bari. Battı balık yan gider hesabı. Jazzland: Adı üstünde mekanlardan; hem canlı jazz müziği hem de yemek (Franz Josefs-Kai 29) Cumartesi günleri dolu olabiliyormuş."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/viyanada-ne-yenir-nerede-yenir-viyana-yemekleri", "text": "Bir şehir düşünün ki birçok alanda nam salmış. Sanat, kahve, kafe ve gastronominin kalbinin attığı Avrupa'nın merkezinde Avusturya'nın başkenti Viyana.. 414.16 km2'lik sınırlarının içinde Viyana eski şehir merkezinde olmasanız dahi her bir köşesinde farklı bir tat bulabilirsiniz.. Hiçbir şey bulamazsanız Manner Wafer adında Avusturya'nın en ünlü atıştırmalığını bulursunuz bir markette. 1890'da Josef Manner tarafından kurulan şirket sadece Avusturya'da değil dünyanın çeşitli ülkelerinde bisküvi, çikolata vs. üretiyor. Sadece en ünlü atıştırmalığı Manner Wafer adında gofret. Hatta logosu da 1890'da St. Stephan Katedrali'nin arkasında açılan dükkanından dolayı katedral yer alıyor. Bu dükkan şimdilerde satış marketi.. Yani Viyana'da atıştırmalıklar bile tescilli.. Neyse bizim için yemek alanında Paris'ten sonra lezzetine en güvendiğimiz 2. şehir Viyana.. Viyana geleneksel mutfağı yeterince geniş bir yelpazeye sahip.. Yani nokta atışı ana yemek, sonrasında talı ve üstüne kahvenizde tam bir Viyana'da akşam yemeği yenir.. Wiener Würstel : Baget ekmeğin arasındaki domuz ya da dana etinden olan sosisli sandviç. Tafelspitz: Dana rostoyu andırıyor. Et yaklaşık 4 saat kısık ateşte haşlandığı için ağızda dağılır kıvama geliyormuş. Ekşi krema, yaban turbu ya da patates salatasıyla servis ediliyor. Cordon Bleu: Aslında Fransız mutfağının vazgeçilmelerinden olsa da, şnitzel diyarı olan Avusturya'nın başkenti Viyana'nın meşhur yemeklerinden. Şinitzelden farkı, arasına peynir ve domuz eti konulması.. Wiener Schnitzel -Viyana Şinitzeli: Tavuk etinin dövülerek inceltilmesinden sonra panelenmesiyle yapılıyor. Limonla, balkabağı şurubu ya da patates salatasıyla servis ediliyor. Birayla iyi gider.. - Schnitzelwirt : Adres: Neubaugasse 52 Konum için tıklayıns - Salm Braeu: Adres: Schönbrunn bahçesi Semmelknödel: Ekmekli köfte. ZAten köftede ekmek kırıntısı yok muydu derseniz bunda kıyma hiç yok. Ekmek, baharatlar, süt, soğan vs. ile yoğurulup küçük toplar haline getirildikten sonra yağda kızartılıyor.. Spargel: Avusturya mutfağının olmazsa olmazlarından kuşkonmaz. Beyaz ve yeşil olarak görebileceğiniz kuşkonmaz, yemeklerde tamalayıcı olarak gelse de sadece spargel de bulabiliyorsunuz menülerde.. Sacher torte: 1832 yılında Franz Sacher tarafından bulunmuş yoğun çikolatalı kek. Çikolataya doymak isterseniz sizi fazlasıyla mutlu edecek bu tatlı sadece Avusturya'da değil anlamadığımız bir şekilde Amerika'da çok seviliyor olacak ki 5 Aralık Ulusal Sacher torte Günü ilan edilmiş.. Apfelstrudel elmalı turta. Farklı tarafı katların hamurunu ince olması denebilir. Dondurma ile servis edilebiliyor. Kaiserschmarrn: Aslında pancake ama özelliği hamuruna rom+şeker+kuş üzümü+vanilya eklenmesi.. Rivayete göre Avusturya İmparatoru Franz Joseph'in favorilerinden olan bu Avusturya pancake'i gastronomi literatürüne girmiş.. Almanca 'Kaiser' kelimesi imparator anlamına geliyor. Çeşitli meyve, sos ve dondurma ile servis ediliyor. - Püerstner. Adres: Riemergasse 10 - Urbanek: Adres: Naschmarkt. Şarküteri - Justizcafe: Schmerlingpl. 10 - Wekzeuglt. Cumalrı ücretsiz. Adres: Schönbrunner Str. 61 - Zwölf Apostelkeller. Adres: Sonnenfelsgasse 3 - Mayer am Pfarrplatz. Şarap evi. Rez gerekli. Adres: Pfarrpl. 2 - Vollpension. Kalvaltı için. Adres: Schleifmühlgasse 16 - Ulrich: Kalvaltı. Adres: Sankt- Ulrichs-Platz 1 Sizin önerileriniz var mı? Ama bu da vardı dediğiniz bir lezzet varsa listemize alalım.. Yorumlara önerilerinizi bekliyoruz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/vizesiz-sarm-el-seyh-turu-hakkinda-her-sey", "text": "Neyse geçmişe bir çizgi çekelim ve bu yazıda Şarm El Şeyh ile ilgili herkesin kafasındaki en genel sorulara cevap verelim. Gezi detayları ve yolculuğun tüm adımlarını sonra teker teker ele alacağız tabii ki. 1 Nisan 2022 tarihinden itibaren sadece Sinai Bölgesinde bulunan Şarm El Şeyh yapılacak seyahatlerde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına 15 günlük vizesiz giriş hakkı verildi. Bu sadece Sinai Bölgesi'nde 15 gün konaklamalı seyahatler için geçerli olup buradan Kahire ya da Hurghada gibi başka bir Mısır şehrine geçiş hakkınız bulunmuyor. Yani evet Mısır'a gidiyorsunuz ama piramitleri göremeden dönüyorsunuz 🙂 45 yaş üzeri vatandaşlarımız için durum farklı onlardan vize istenmiyor Kahire için de. Hava alında pasaport kontrolden ülkeye giriş yaparken, Gidiş Dönüş Biletinizi, Otel rezervasyonunuzu ve 2000 usd nakit veya Kredi kartı limiti teminatınızı göstermeniz istenebilir ama çoğunlukla istenmiyormuş, yine de hazırlıklı olmakta fayda var. Yıl boyu deniz sıcaklığının 20 derece altına düşmediği ve iklim avantajı çok fazla olan Şarm yaz aylarında Mayıs-Eylül ayları arasında aşırı sıcak olabilir. Bu yüzden Mayıs öncesi ve Eylül sonrasına gezi planlamak daha mantıklı olacaktır. Açıkcası burası turizm namına özel olarak tasarlanmış bir yer ve her yer otel dolu. İster aqua parklı lüks oteller tercih edin, ister daha sakin ve ucuz yerler aradığınızı rahatça bulacaksınız. Sadece herşey dahil otellerin yemek konusunda üzdüğünü ve aşırı ucuz hostes tarzı yerlerin de temizlik konusunda aşırı başarısız olduğunu aklınızdan çıkartmayın. Biz booking. com uygulamasını sevdiğimiz için yine tercihimizi bu sitedeki alternatiflerden biri olan Naama Bay' de yer alan Naama Inn otelden yana kullandık. - Tüplü veya şnorkel ile dalış: Öncelikle dünyanın en güzel dalış noktalarından biri olan Şarm El Şeyh binlerce farklı balık çeşidi ve rengarenk mercan resifleri ile dolu bir cennet olarak öne çıkmış önemli bir cazibe merkezi. Burada nereden denize girerseniz girin pişman olmayacaksınız. Zira tüplü dalış bile yapmasanız kıyıda şnorkel ile dalınca dahi bu büyüleyici manzara ile karşılaşacaksınız. Şarm El Şeyh'den Tiran Adası, Ras Mohammed Milli Parkı, Blue Hole gibi yerlere düzenlenen turlara katılabileceğiniz gibi mesela Ras Mohamed Milli Parkına kendiniz de Wataneya Port'tan kalkan tekneler ile gidebilirsiniz. Süveyş Körfezi ve Akabe Körfezinin birleştiği yerde olan Ras Muhammed Ulusal Parkı, Şarm El Şeyh'in yaklaşık 20 km güneyinde, Sina Yarımadası'nın güney ucunda, Kızıldeniz'in mercan resifleri ve Sina Çölü arasında uzanıyor. Mısırlılara göre, burası Avustralya'daki Büyük Mercan Resifinden sonra dünyadaki dalınacak en güzel yer. Ras Mohamed' e gidince görmeniz gereken bir diğer yer ise White Island ki buraya yüzülerek ulaşılıyor. - Quad Bike adı verilen çöl safari turları ile Sina çöllerinde ATV turu yapabilir ve kısa bir süre de olsa bedevi kültürünü deneyimleyebilirsiniz. Genelde 3 saat süren çöl ATV turları toz toprak içinde gruplar halinde düzenlenen çok popüler bir aktivite. Turlara kesinlikle yüzünüzü kapatacak maskeler veya şal götürmenizde fayda var. Turlar ile bedevi çadırlarında mola verilip meşhur şekerli nane çayları ikram ediliyor. Gün doğumu veya akşam üzeri tur seçenekleri mevcut. Akşam turlarına katılırsanız çölde hiçliğin ortasında tamamen karanlık bir ortamda yıldızlara bakmayı unutmayın, eğer gökyüzü açıksa mükemmel bir manzara ile karşılaşacaksınız bu yüzden yanınızda tripod da götürmenizi öneririz. - Mount Sinai Mount Moses - St. Catherine Manastırı: Bu turlar gece başlıyor, uzun ve zorlu bir yürüyüş ardından Sina dağının tepesine çıkılıyor, burada güneşin doğumunu izleyip, dönüş yolunda St. Catherine Manastırı ziyaret ediliyor. Musa dağları adından da anlaşılacağı gibi Hz. Musa'nın 10 emri aldığı yer. St. Catherine manastırı yani Azize Katherina Manastırı, Hristiyanlık, İslam ve Yahudilik yani 3 Semavi din için de kutsal kabul edilen bir yer. Musa Dağı eteklerinde yer alan manastır iki yanı pembeye çalan dağların çevrelediği gizli bir vadide, MS 527-565 arasında Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından yaptırılmış. Kuruluşundan beri kesintisiz işleyen 1500 yıllık manastır UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. - Dahab: Şarm El Şeyh'in merkezinden yaklaşık 2 saatlik bir mesafede yer alan Dahab son zamanlarda popülerleşen bir yer. Konaklama alternatifleri oldukça fazla. Şarm El Şeyh ya da Kahireden otobüs ile ulaşım mümkün. Dahab bir tarafında çöl, bir tarafında dünyanın en iyi dalış noktalarından biri, az ileride Maldivler renginde sakin denizi, Musa tepesi ile St. Catherine Manastırı ve renkli kanyonları ile mükemmel bir yer. En az 2-3 gün ayırıp rahat rahat keşfetmeniz ve mümkün olduğunca turlara katılmanızı öneriyoruz. Burada tek sorun bize göre Şarm ve Dahab arasındaki ulaşım. Yol 90 km ama sık sık polis çevirmeleri ve kontroller yapıldığı için 2-2,5 saat süren bir otobüs yolculuğu yapmak gerekiyor. Otobüs firmalarının hareket saatleri ile turları güzel planlayabilirseniz Dahab'da konaklama yapabilirsiniz ancak onun dışında buraya Şarm'dan düzenlenen turlar ile de gelebilirsiniz. - Kanyon Turu: Doğal oluşumlar sonucu meydana gelen kanyonlara turlar ile gitmeniz gerekiyor. Kendiniz giderek bulabileceğiniz kolay yerler değil. Bu yüzden pazarlık yaparak en uygun turu satın almaya çalışın. Turlar White Canyon, Salama Kanyon, Mushroom Rock gibi isimler ile tanımlanmış. Renkli kanyonlar bir tarafı deniz olan rengarenk taşlardan oluşmuş bir yapı. Parkur oldukça zorlu ve yer yer dik iniş çıkışlarla dolu öyle ki yer yer neredeyse dik bir ahşap merdivenden çıkmak ya da daracık bir patikadan yan yan geçmek zorunda bile kalıyorsunuz Spor ayakkabılarınızı ve suyunuzu almayı unutmayın. - Blue Hole, Ras Abu Galum ve Blue Lagoon: Mavi Delik anlamındaki blue hole dünyanın resifleriyle ünlü 2. dalış merkezi. Blue Hole bir yanında uzanan çölün de etkisiyle büyüleyici bir manzara. 100 metre derinliğindeki bu mavi deliğe dalış yasak sadece şnorkel ile yüzebilirsiniz. Zamanında bedeviler tarafından lanetli bir yer olarak anılan bu nokta şu an burayı keşfeden dalgıçlar sayesinde neredeyse piramitler kadar turist çeken bir yer haline gelmiş. 1 metreden sonra adımınızı 100 metrelik bir boşluğa atma hissini kesinlikle yaşamalısınız. En geç 16:00- 17:00 a kadar burada yüzebilirsiniz sonrası yasak. Blue Hole' dan bot sonra pikap sonra 5 dk yürüme sonucunda Ras Abu Galum' da bedevi köyü plajına ulaşılıyor. Burada yine şnorkel ile dalabilirsiniz. Buradan yine pikaplarla 10 dk çık mesafede Blue Lagoon' a ulaşılıyor. Burası da suyun renginden dolayı Dahab'ın maldivleri olarak bahsediliyor. Burada resifler ve diğer yerlerle kıyaslandığında balık çeşitliliği yok daha sakin bir plaj ve yüzme keyfi yaşayabilirsiniz. - Nabq Nature Reserve yani koruma alanı 1992'den beri doğal bir rezerv olarak kabul edilen nadir deniz balıklarına ve çöl bitkilerine ev sahipliği yapan eşsiz bir bölge. Buradaki 134 bitki türünün en az 86 tanesi dünyanın hiçbir yerinde bulunmadığından dolayı alan çok özel bir öneme sahip. Dağ, çöl ve deniz manzaralarının tümünün bir arada görülebileceği nadir yerlerden birisi. Mavi lagünleri, yeşil mangrovları, bedevi sahil köyü, altın kumsalları, el değmemiş mercan resifleri, kehribar dağları ile bu doğal koruma alanında dalış yapabilir, sığ sularda şnorkel ile deniz altını seyredebilir, çölde deve turu veya atv ya da buggy safari turlarına katılabilirsiniz. Bunun dışında deve turları, at binme gibi aktiviteleri yapabileceğiniz turlar olduğu gibi Kahire ve Petra'ya yapılacak günübirlik turlar da mevcut. Şarm El Şeyh merkezinde El Mustafa Camii, El Sahaba Camii, old town yani eski şehir merkezi ile Papirüs Müzesi görülmesi gereken yerlerden. Güneş batışı için Farsha Lounge Bar en çok tavsiye edilen mekanlardan. Ayrıca buradan gün boyu yararlanmak denize girmek ve günü batırmak da çok keyifli ve uygun fiyatlıymış. Yeme içme alışverişini ucuza getirmek isteyenler için öneri olarak Mango Market tavsiye ediliyor. Genel olarak marketlerde maalesef fiyat etiketi bulunmuyor ki sonunda hesabı sadece kasada ödeme yaparken görebiliyorsunuz. Hediyelik eşya için old town bölgesinde envai çeşit alternatif bulacaksınız. Magnet, patchwork örtüler yastık kılıfları, ahşap veya bakır dekoratif eşyalar. Ayrıca eski şehir merkezi denen alanda yer alan Papirüs Müzesinde özel damgalı gerçek papirüs tablolar vs bulabilirsiniz ki tamamen Mısır'a has bir anı olacaktır. Daha çok deniz mahsülleri sevenler yaşadı diyebiliriz. Deniz mahsülleri lezzetli, sunum güzel ve fiyatlar da normal. Ancak deniz mahsülü sevmeyenler için de alternatifler mevcut ve bizim mutfağımıza yakın tatlar olduğu için aç kalmazsınız. Bu arada bol bol şekerli nane çayı veya diğer farklı çaylardan da içebilirsiniz. Marketlerde alkol satılmıyor. Malt bir içecek var ama bira değil. Alkolü otellerde ve bazı mekanlarda bulabilirsiniz. Şarm bize göre partilemelik bir yer olmadığı için yokluğunu çekmeyiz ama siz tatilde alkolsüz duramayanlardansanız biraz zorlanabilirsiniz. Gece dışarı çıkmalı mekanlardan biri Hard Rock Cafe. Bunun dışında Little Buddha, Pacha, Space ve Farsha var. Mısır'ın özel \"bin bir gece\" eğlencelerine katılabilir, \"Tanura\" dansını da seyredebilirsiniz. Nama Bay, Arabic Cafe, Sanafir, Azure Lounge veya Stars Music Bar gibi otel barlarında eğlebebilirsiniz. Oldukça turistik bir bölge olduğundan şort ve askılı elbise giymek konusunda özgürsünüz. Ama unutmayın ki etrafta gördüğünüz her turist Avrupadan gelmiyor, Araplar da var. Dolayısıyla bakışlara maruz kalacaksınız. Kafa rahat tatil yapmak için bize göre kıyafette özgürlük dozajını abartmamak da fayda var. Şarm' da otellerden havaalanı transfer rezervasyonu yaptırmak en mantıklısı. Havaalanında taksi ayarlamak tam bir kaos ve taksiciler haddinden fazla fiyat istiyorlar. Go bus otobüs firması ise şehirler arası yolculuklar için en çok tercih edilen otobüs firmalarından. Ancak burada dikkat edilecek birkaç şey var. Otobüs saatlerine pek güven olmuyor. Genelde rötarlı kalkan otobüsleri uzun ve sık molaları ile ve yol üzerinde polis çevirmeleri ile ünlü. Yanınızda her daim pasaportunuz olmalı ve seyahat planınız yani otel rezervasyonunuzu da bulundurmalısınız. Otobüs ya da uçak saatinden 1 saat önce alanda olmanız öneriliyor ki zaten her durumda rötarı da düşünerek hareket edin. Şarm' da denize her yerden girebiliyorsunuz Otelinizin plajı var ise şanslısınız yoksa bazı beachler için para ödemeniz gerekiyor. Denize girilecek en iyi noktalardan biri Farsha'nın plajı ayrıca Shark Bay, El Fanar, Ram Um Sid ve Naama Bay de denize girmek için ideal yerlerden. Şarm El Şeyh'den eğer vizeniz varsa mutlaka Kahire'ye gidin ve piramitleri görün. Bununla ilgili detaylı yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Başka aklınıza takılan ve bizim bahsetmeyi atladığımız bir yer varsa mutlaka ulaşın.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/vizesiz-yunan-adalari-gezisi-nasil-yapilir", "text": "Vize ücretleri, yurt dışı çıkış pulu zamları, euro ve dolar yükselişi derken bizim gibi ucuz yollu yurt dışı turu yapmak isteyenler alternatif yollar aramaya başladı. Biz de bu yazımızda tur şirketlerinin de sıkça reklam çıktığı şu \"vizesiz yunan adaları\" konusunu bir ele alalım dedik. Tur isimleri genellikle \"vizesiz\" şeklinde lanse edildiği için acaba normalde Schengen vizeye tabi olan Yunanistan adalarına gerçekten vizesiz gidilebiliyor mu bir inceleyelim dedik ve yorumlarımızı da size de faydalı olması açısından burada paylaşmak istedik. O zaman başlayalım. Her yıl Nisan/Mayıs ve Eylül tarihleri arasında geçerli olan bu uygulama ile Rodos, Kos, Midilli, Meis, Sakız ve Sisam adalarına kapıda vize alarak gidilebiliyor. Yunanistan kapı vizesi kısa süreli olarak geçerli ve seyahat acenteleri aracılığı ile temin edilebiliniyor. Yunanistan kapı vizesi tek girişli ve kısa süreli verildiğinden ilgili adalara giriş yaptıktan sonra başka bir ülkeye geçmeniz mümkün değil. Vizenizin bitiş tarihi itibariyle Yunanistan kapı vizesinin süresi bitmiş oluyor ve gittiğiniz adadan vize süresinin uzatılması söz konusu olmuyor. Nisan ve Eylül ayları arasında her yıl net tarihler ve maksimum kalış süresi de değişiyor. - Pasaport fotokopisi, en az 3 ay geçerliliği olmalı ve KKTC vize damgası olmamalı - 2 adet biyometrik fotoğraf - Son 3 aylık banka hesap dökümü - Gidiş- Dönüş feribot bileti - Otel rezervasyonu - Kimlik fotokopisi - Kapı vizesi başvuru formu Yukarıda belirttiğimiz evrakları 4 iş günü öncesinden hangi seyahat acentası ile gidecekseniz teslim etmeniz gerekiyor. Acenta bu evrakları gideceğiniz tarihin 24 saat öncesine kadar adalardaki sınır kontrol noktalarındaki Pasaport Kontrol Yetkilerine gönderiyor. Pasaportunuza vize etiketi işlenebilmesi için yanınızda olması gerekiyor ancak zaten diğer evrakların orijinallerini başvurunuzla birlikte göndermiş olmanız gerekiyor. Kos, Midilli, Sakız, Meis, Sisam ve Rodos adalarına kapı vizesi ile girecek kişiler seyahat ettikleri adaya vardıklarında, işlemlerinin hızlı bir şekilde gerçekleştirileceği ve pasaport etiketlerinin işleneceği özel sıralara giriyorlar. Biyometrik veri ibrazının ardından diğer giriş şartları uygun bulunduğu takdirde vize etiketi pasaportlara işleniyor. Yunanistan kapı vizesi ile giriş yaptığınız ada ve diğer 6 ada dışında başka bir Yunan adasına veya Yunanistan ana karasına giriş yapmanıza izin verilmiyor. Yunanistan kapı vizesi sadece giriş yapacağınız ada için tek veya çift girişli olarak veriliyor ve giriş sayına vize yetkileri karar veriyor. Ancak kapı vizesinde giriş sayısı genellikle ikiyi aşmıyor. Vize ücreti yetişkinler için 55 Euro, çocuklar için 20 Euro. Bu ücret dışında tabii bir de nereden nereye gideceğinize bağlı olarak feribot bileti satın almanız gerekiyor. Bilet fiyatları ortalama tek yön 30-35 euro arasında değişiyor. - Bodrum, Fethiye ya da Marmaris'ten Rodos'a - Bodrum'dan Kos'a - Ayvalık'tan Midilli'ye - Kaş'tan Meis adasına - Çeşme'den Sakız Adasına - Kuşadası, Bodrum veya Seferihisar'dan Samos'a Kapıda vize uygulamasının aslında Yunanisan'a yaz aylarında daha çok turist çekmek için icat edilmiş bir yöntem olduğunu düşünüyoruz. Zira yukarıda da gördüğünüz gibi kapı vize ücreti ile Schengen ücreti arasında çok fazla fark yok. 2019 yılı Schengen vizesi 60 Euro olarak belirlenmiş (sadece Fransa 85 Euro). Aynı şekilde vize için gerekli evraklar da normalde VFS ya da iDATA'ya Schengen vize sürecinde ibraz etmeniz gereken evrakların neredeyse aynısı. Sadece kapı vizesinde süreç daha hızlı işliyor. Bunun yanında yazın son dakika uçak bileti almak isterseniz ödemeniz gereken ücret bu bahsettiğimiz 6 ada için feribota ödediğiniz ücretten daha pahalıya gelecek, o kadar. Dolayısıyla bize göre kapıda vize, eğer Çeşme, Bodrum, Kaş, Kuşadası gibi direkt seferler düzenlenen illerimizde yazlığınız varsa, zaman ve maddi imkanlarınız \"Hadi bir değişiklik olsun, biraz da Yunan adalarında denize gireyim, uzo içeyim.\" demeye elverişli ise değerlendirebileceğiniz bir yöntem. Bunun dışında Schengen vizesi alıp, Aegina, Hydra, Spetses, Agistri, Poros, Kythnos, Kea, Andros, Santorini, Mikanos, Girit ve Rodos gibi diğer Yunan adalarına da rahatça gitmeniz bize daha mantıklı görünüyor. Bir de, çoklu giriş çıkış ile daha uzun süreli Schengen vizesi alarak diğer tüm Avrupa ülkelerine de rahatça gidebilirsiniz. Ya da büyük cruise gemileri ile en az 4-5 günlük her şey dahil bir gezi yapabilirsiniz. Bu tür bir tatil tabii ki daha pahalı ancak hem konaklama hem ulaşım hem yeme-içme dahil olduğu için çok rahat ve eğlenceli oluyor. Biz henüz gemi seyahati yapmadık ama çok güzel olacağını düşünüyoruz."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/wadi-rum-colde-bedevi-cadirinda-konaklama", "text": "Wadi Rum 720 km2'lik bir alanda yer alan ve koruma altındaki bir bölge Ürdün'ün güneyinde yüksek kum tepeleri, kızıl kayalıklar, dar kanyonlar ve geniş kum vadilerinden oluşan bu bölgede Bedeviler kendilerine has kıl çadırlarda hala yaşamlarını sürdürüyorlar. Jeep safari turları, deve turları ve bolca yürüyüş yapabileceğiniz bu bölgede asıl yapılması gerekenlerden biri de Bedevi çadırlarında bir gece geçirmek ve Bedevi kültürünü yaşamak. 1998 de koruma altına alınmış Wadi Rum, Ay Vadisi olarak da biliyor. 2011 yılında UNESCO tarafından bir Dünya Mirası olarak ilan edilmiş. Yüzyıllar boyu bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu alanda Petra Antik Kenti'nin mimarları olan Nebatiler de hüküm sürmüş. Arkalarında bir de tapınak bırakmış olan Nebatilerin izlerine çölde gezerken yer yer rastlamak mümkün. Wadi Rum geçmişte ticaret yollarının kesişim noktası konumunda olduğu için bir çok kervan buraya uğruyormuş. Stratejik konumu sebebiyle Osmanlı Devleti'nin büyük projelerinden biri olan Hicaz Demiryolları da buradan geçiyor. İngiliz ajan T. E. Lawrence' ın ismini burada sık duyacaksınız çünkü Arap Ayaklanması süresinde birçok kez buradan geçerek bölgenin bilinirliğini arttırdığı söyleniyor. Bilenler vardır; Ridley Scott'ın yönetmenliğindeki The Martian filmi burada çekildi ve bu filmde kullanılan uzay arabası Amman Royal Car Museum'da sergileniyor. Wadi Rum Aqaba'dan 58 km, Petra Antik Kentinden 105 km mesafede, Ürdün'ün güneybatısında yer alıyor. Başkent Amman'dan 3,5 saatte, Petra'dan 1,5 saatte, Akabe'den 1 saate ulaşmanız mümkün. Araç kiralayabileceğiniz gibi konaklama yapacağınız yerlerden de ücret karşılığında transfer hizmeti alabilirsiniz. Ayrıca taksi tutabilir veya toplu taşıma da kullanabilirsiniz. Taksilerin pahalı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Genelde otobüs firması olarak tavsiye edilen jett buss. Wadi Rum' a araç kiralayarak geldikten sonra ki navigasyon sorunsuz ulaşım sağlıyor- araçla belirli bir yere kadar gidebiliyorsunuz. Sonrasında çölde bireysel takılmak yasak. İlla bir tura katılmanız lazım. Önce Visitor Center' da 5 JOD karşılığı kayıt yaptırıyorsunuz sonra aracınızla çöl manzarası eşliğinde 10 km ilerledikten sonra Wadi Rum tren istasyonunu geçip Wadi Rum Village'a ulaşıyorsunuz. Burada ya rehberinizle buluşabilir ya da günübirlik tur organize edebilirsiniz. Bunu önceden planlamak önemli çünkü gereksiz zaman kaybedebilirsiniz. Eğer Jordan Pass alırsanız bu 5 JOD giriş ücretini ödemenize gerek yok. Bu Jordan pass nerelerde geçer derseniz buraya tık tık. Koruma altındaki bu alana geldiğinizde Jeep, at ya da deve turlarına katılabilir, bolca yürüyebilirsiniz. Eğer konaklama yapacaksanız tesis tarafından düzenlenen turlar ile zaten belli bir ücret karşılığı anlaşabilirsiniz. Ama konaklama yapmadan sadece bir bakıp çıkacağım derseniz o da mümkün. Genelde 2 saat ile tüm gün arasında süren jeep ile gezebileceğiniz 9 farklı tur paketi mevcut. Ayrıca deve turları ve kısa mesafelerde bir Bedevi rehber eşliğinde yürüyüş yapacağınız seçenekler de bulunuyor. Bu arada uymanız gereken kurallar da size girişte söyleniyor mesela tırmanış yapmak yasak ki zaten acil servis, ambulans hizmeti çok zayıf. Turlar saat 10 gibi başlıyor ve en geç 18 gibi sizi seçtiğiniz alternatife bağlı olarak, ya aldıkları yere ya da kamp alanına bırakıyorlar. Wadi Rum' da kamp alanlarında ya da Bed and Breakfast denen kahvaltı dahil tesislerde konaklama yapabilirsiniz. Kıl çadır diye tabir edebileceğimiz bu kamp alanlarında genelde dağ manzaralı ve 2-3 ya da daha fazla yataklı alternatifler bulunuyor. Çölde olduğunuz için geceleri çok soğuk geçiyor ve tesisler ekstra battaniye dağıtabiliyor. Bu kıl çadırların bir tık daha lüksü olan glamping dome ya da bubble hotel diye göreceğiniz alternatifler de bulunuyor ki gecelik fiyatları oldukça fazla. Belki tek farkı banyosunun içinde olması ve daha temiz görünmesidir ama sonuçta herkesin kaldığı yer aynı 🙂 Burada otel yok, ATM yok, internet yok aklınızda bulunsun. Eğer otel konforu arıyorsanız en yakın Akabe ya da Petra' da konaklamayabilir Wadi Rum için günübirlik bir gezi planı yapabilirsiniz. Wadi Rum giriş ücreti ise 5 Ürdün doları. Gideceğiniz tarih için güncel fiyatı buraya tıklayarak kontrol edebilirsiniz. Eğer turlara katılırsanız -ki zaten bu şekilde gezmeniz en mantıklısı- aşağıda yazdığımız tüm görülmesi gereken yerlere jeeplerle zahmetsiz ulaşacaksınız. Lawrence's spring: Wadi Rum'un girişine yakın konumda yer alan ve aktif olarak kullanılan bir su kaynağı burası. Bu bölgede bulunan 25 kaynak suyu noktasından biri. Zamanında kervanların su için uğrak noktasıymış. Ama buraya çıkılan yol oldukça taşlı, dik ve zorlu. Çıktığınızda sizi karşılayan ise küçük ve yosunlaşmış bir su birikintisi. Manzarası güzel ama eğer diz probleminin vs varsa çıkmanıza değmez. Khazali canyon: Burası en iyi fotoğrafları çekebileceğiniz yer haberiniz olsun 🙂 100 m uzunluğunda ve oldukça dar yürüme yollarına sahip kanyonun iç duvarları Semudik, Nebati ve İslami yazıtların yanı sıra insanları ve hayvanları betimleyen simgelerle kaplı. Zamanında ilk insanların yaptığı ayak izleri kanyon duvarında tasvir edilmiş. Little Bridge: Küçük köprü 'Raqabat al Wadak' olarak da biliniyor ve Wadi Rum'ın simge yapılarından biri. Küçük Köprüye ulaşmak için küçük bir tırmanış yapmanız lazım ve sonunda ulaşacağınız manzara efsane. Lawrance's House: Meşhur Lawrence, ki kendisi Arap kabilelerini Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaşmak için birleştiren kişi, 1917 civarında burada kalmış. Ev daha önceleri Nebatiler tarafından inşa edilen bir yapı üzerine kurulmuş. Bedeviler küçük saray diyor buraya. Ancak bugün göreceğiniz sadece üst üste bir kaç taş. Mushroom Rock: Mantar Kaya ise daha önce Şarm El Şeyh' den düzenlenen turlardan da adını duyduğumuz bir yapı. Doğanın kayaya verdiği en mükemmel şekillerden. Yüzyıllar boyunca rüzgar ve yağmur, yapının tabanındaki daha yumuşak tortul kaya katmanlarını aşındırmış ve ortaya mantara benzeyen böyle bir kaya oluşumu çıkmış. Um Fruth Rock Bridge: Kayaların doğal aşınımlar sonucu adeta bir köprü haline gelmesi gerçekten büyüleyici. Yerden 15 metre yükseklikte bu köprüde fotoğraf molası verebilirsiniz. Abu Khashaba Kanyon, Burrah Canyon, Sir Um Tawaqi gibi birçok kanyon, Nebati tapınağı, Seven pillars of wisdom, Alameleh ve Anfashieh yazıtları görülecek diğer simge yapılardan. Wadi Rum Tren İstasyonu Wadi Rum Village yolu üzerinde tur şirketlerinin programına dahil değil ama bireysel gidenlerin uğraması gereken bir yer. Hicaz Demiryolu İstanbul ile Kutsal Topraklar arasındaki ulaşımı güçlendirmek, bu bölgelere taşınacak askerlerin ulaşımını kolaylaştırmak, hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelmesini sağlamak, Osmanlı İmparatorluğu'nun bu topraklardaki fiili hakimiyetini güçlendirmek ve Arap ülkelerinin ekonomik gücünü yükseltmek için yapılmış. Fakat 1. Dünya Savaşı sırasında Lawrence ile işbirliği yapan Araplar demiryoluna çok zarar vermişler ve yolu kullanamaz hale getirmişler. - Daha önce de bahsettiğimiz gibi burada ATM yok yanınızda mutlaka nakit olmalı. - Geceleri aşırı soğuk olabileceği için içlik ve kalın çorap tarzı şeyleri almayı unutmayın. - Gözlük, güneş kremi, bandana tarzı saçlarınızı kapatabileceğiniz eşarp türevi şeyleri kesinlikle çantaya atın. - Pazarlık yapın. - İnternet çekmiyor ama elektrik sıkıntısı yok. - Tuvaletler genelde ortak o yüzden hazırlıklı olun. - Gece samanyolu ve gökyüzünü izlemeyi unutmayın. - Yanınıza küçük bir çanta ve belki bir iki ufak atıştırmalıklar alın. - Çölün keyfini çıkartın. Belirli bir giriş saati yok buranın. 24 saat giriş çıkış yapabilirsiniz. Giriş ücreti ödedikten sonra kayıt yaptırmayı unutmayın. Ürdün gezisine ait diğer yazılar için buraya tık tık.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/yabanci-misafirlerinize-bunlari-tattirmalisiniz", "text": "Genellikle yurtdışından gelen misafirlerimizin sadece gözlerini değil aynı zamanda da midelerini nasıl doyuracağımız konusu biraz stres yaratır. Aşırı misafirperver bir millet olmamızdan kaynaklanıyor olsa gerek, daha misafirimiz gelmeden biz plan yapmaya başlarız. İlk gün şuraya götüreyim, acaba yumuşak yastık mı tercih eder, kokoreç yer mi, vs vs birçok soruya kendi kendimize cevap bulmaya kalkarız. Oysa şimdiye kadar gelen hiçbir misafiriniz ziyaretinden memnun kalmamış olarak ülkesine dönmemiştir. Eminiz! Bu yazımızda \"olur da\" atladığınız birşey kalır diye yabancı misafirlerinize tattırmayı unutmamanız gereken lezzetleri kısa maddeler halinde sıralıyoruz. Kendi listenize eklemeyi unuttuğunuz bir şey olursa bizden de fikir alabilirsiniz. - Rakı& Balık& Çiçek Pazarı Bu üçlü özellikle İstanbul'a gelen misafirler için atlamamanız gereken bir \"geleneksel türk gecesi\" geçirme yöntemidir. Gelen misafirlere önce balık sevip sevmedikleri sorulur ki balık yemeyen kişi sayısı oldukça az. Zaten eğer balık seviyorlarsa sadece balıkla değil mezelerle de karınlarını tıka basa doyurabileceklerini anlatırsınız. Sonra mezenin ne olduğunu anlatmaya başlarsınız. Meze ispanyolların tapaslarına eşdeğer bir atıştırmalık açıklaması genelde yeterli oluyor. Asıl sıkıntı mezeler masada yerlerini almaya başladığında bunların ingilizce karşılığını bulmakta. Böyle durumlar için hemen cep telefonunuzun sözlük uygulamasına başvurabilirsiniz. Sıra geldi rakıya. Kesinlikle rakının sert bir içki olduğunu belirttikten sonra, nasıl içildiğini anlatmalısınız. Pastis, uzo, anise kelimeleri rakıyı tanımlamak için idealdir. Uzoyu bilmeyen zaten yok, bu sebeple de hemen \"okey okey\" diyerek anlayacakları garanti. Anlamış olsalar da siz hemen şarap ya da viski içer gibi içilmediğini buz, su, duble, sek gibi tanımları da yapmalısınız ki sonunda masadan sarhoş toparlamak zorunda kalmayın. Bu ön bilgilendirmeden sonra rakı kültüründen ve bunu her akşam içmediğimizi sadece gelenekselleşmiş içecek olduğunu belirtin. Ya da her gece rakı içmeden uyuyamayanlardansanız belirtmeyin, siz bilirsiniz shshs.. - Turkish breakfast İşte buna bayılacaklar. Bizim, sabah deniz kenarında, ya da Şile, Polonezköy, Sarıyer gibi yeşili bol bir yerde kahvaltıya götürüp de mide fesatına uğramayan bir misafirimiz olmadı. Garsonlar masayı yavaş yavaş donatırken, göz bebekleri büyüyen, ağzının suyu akan ve nereden, nasıl yemeye başlayacağını bilemeyen yabancı misafiriniz artık çok mutlu. Siz de rahat bir oh çekip, ziyafetin tadını çıkartabilirsiniz. Sabah sağlam bir türk kahvaltısı ile güne başlayan yabancı arkadaş gün içinde başka birşey yiyemeyecektir, dolayısıyla eğer tüm masrafını siz karşılıyorsanız cüzdanınız o gün için rahatlayacaktır. Bu arada genellikle yabancılarda böyle bir kahvaltı mantığı olmadığı için yine açıklamanız gereken ilave bilgi ise, her gün böyle kahvaltı etmediğimiz ama bunun haftasonlarında yakınlarımızda keyifli vakit geçirmek için yaptığımız gelenekselleşmiş bir aktivite olduğu gerçeğidir. Dilerseniz kahvaltı sofrasında çok klasikleşmiş bir video izletebilirsiniz. Mesela bu ya da şu olabilir. - Esnaf Lokantası- Ev Yemekleri Tabii ki yabancı misafirinizi geleneksel türk yemekleri ile tanıştırmalısınız. Eğer aileniz ile yaşıyor ve misafirinizi kendi evinizde ağırlıyorsanız, annenizin yaptığı leziz yemekler yeterli olacaktır. Ancak, diğer durumlar için önerimiz esnaf lokantası ya da ev yemeği yiyebileceğiniz herhangi bir restoran olacaktır. Açık büfede sıraya giren turistimiz, kazanlar için de servis edilen yemekleri ilk bakışta sizin gibi tanıyamayacak ve ne seçmesi gerektiğini bilemeyecektir. Sakın siz kan şekeriniz düştü ve yemek için sabırsızlanıyorken, yabancı misafirinizin tezgah başındaki kararsız hallerine sinirlenmeyin. Restorana girer girmez, kısa bir tezgah turu yaptırın, yemeklerin ne olduğunu ve sırada bekleyen diğer insanların nasıl hareket ettiğini açıklayın. Mesela; \"Bunlar türk ev yemekleri, şimdi önce tepsimizi ve kaşık& çatal& bıçağımızı tepsiye koyup, sırayla istediğimiz yemeği seçeceğiz. En son tatlı ve içecek söyleyip, hesabı ödeyerek masamıza geçeceğiz.\" diyebilirsiniz. Aman dikkat, misafiriniz alakasız şeyler seçmeye kalkacak ve bir orduyu beslemeye yetecek kadar çok tabak siparişi vermeye başlayabilir. Böyle durumlarda siz hemen müdahale etmeli ya da ilk baştan onun ne istediğini öğrenerek siparişi kendiniz vermelisiniz. Bu arada, ingilizcesini bulamadığınız yemekler için servis yapan garsonlar ya da şeften destek alabilirsiniz. - Kebap& Barbekü Genellikle yabancılar bütün Türklerin kebapçı olduğunu düşünürler. Bu arada onlara göre kebap aslında bizim döner. Sizin döner ve kebap arasındaki farkı çok iyi anlatmanız gerekir. Bunun için sadece söylemek değil bir de deneyimlemesini sağlamak gerekir. Yabancı misafirinize önce bir döner yedirtin sonra da gerçek bir kebapçıya götürün. Hatta havalar güzelse ve imkanınız varsa, \"mangal\" yani \"kendin pişir kendin ye\" türünden bir yere giderseniz sonuç mükemmel olacaktır. - Sokak Lezzetleri Bu maddeyi ayrıca yazma gereği duyduk zira geleneksel sokak lezzetlerimiz başlı başına derya deniz. Yani bütün gün dışarda kalıp aç kalmak mümkün değil. Simit çay ile kahvaltı yapıp, patso ve taze sıkılmış meyve suyuyla öğle yemeği yiyip, akşamına da döner ve ayran ile karnınızı doyurup, üzerine de közde türk kahvesi ve sütlü bir tatlı yiyerek, hem misafirinizi hem de bütçenizi memnun edebilirsiniz. - Çay Çaydan ziyade çay bardağı konusu önemli. Yabancı misafiriniz çayın ne olduğunu mutlaka biliyordur ancak bizim ince belliler bazı durumlarda sıkıntı yaratabiliyor. Yabancılar bardağın sıcak olması ve tutarken parmaklarının yanması gibi nedenlerden dolayı \"Neden bardağın kulpu yok?\" diyebiliyorlar. Yani biz bu soru ile karşılaşıp afallamıştık. Ardından gelen \"Neden kendine eziyet ediyorsun, ağzın yanmıyor mu?\" sorusu ise kahkahalarla gülmemize neden olmuştu. Sonrasında misafirimizin aslında haklı olduğunu düşünsek de bu alışkanlık ve ritüelin hoşumuza gittiğini fark ettik. Özellikle soğuk havalarda kaynar çay bardağını iki avucu arasında sıkı sıkı tutup, ısınmaya çalışan bir millet olduğumuzu fark ettik. Önerimiz, \"Soğutmadan iç, yoksa bir şeye benzemez.\" deseniz de hala bardakla başı dertte olan misafirinize kupada çay önerebilirsiniz. Bizim başımıza gelen diğer komik bir durum da gittiğimiz her yerde ikram edilen çaylardan dolayı \"Günde kaç litre çay tüketiyorsun?\" sorusuydu. Hiç fark etmemiş olsak da mazoşist çay tiryakisi bir milletiz arkadaşlar shshs.. - Türk Kahvesi - Gözleme& Ayran - Sütlü Tatlılar & Muhallebi - Baklava & Helva & Lokum Sözün bittiği yer 🙂 Afiyet olsun.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/yalova-gezisi-saglik-sifa-doga-ve-dinlenme", "text": "Hafta sonu için plan yapmaya çalışıyorsunuz. Çok uzak bir yere gidecek haliniz yok zira haftanın yorgunluğu omuzlarını çökertmiş ve yaşam enerjinizin tükendiğini hissediyorsunuz. İşte bu durumda size hem ruhen hem bedenen çok iyi gelecek bir yer var: Yalova.. Günübirlik ya da bir hafta sonu için dolu dolu zaman geçirilecek, İstanbul'a 2 saatlik mesafede, ruhunuzu ve bedeninizi arındıracağınız, kültürel ve tarihi tatmin yaşayacağınız, üzerine doğanın içinde sakin ya da bol yürümeli zaman geçirebileceğiniz bir ilimiz Yalova.. Yalova'da gezerken billboardlarda Atatürk'ün fotoğraflarını ve \"Yalova benim kentim\" cümlesini sıkça göreceksiniz. Neden diye merak edenler için açıklayalım: Atatürk için Yalova'nın ayrı bir yeri varmış. Sıkça burada zaman geçirir ve önemli kararlar öncesinde yerli-yabancı diğer devlet adamları ile burada bir araya gelirmiş. Yalova'nın gelişmesi ve yeniden yapılandırılması Atatürk sayesinde olmuş. Atatürk Yalova'yı keşfinden hemen sonra (5 gün), yaklaşık 400 kadar sanatkarı Yalova'ya getirtip şehrin ihyası için seferber etmiş. Termal Kurşunlu Banyo'nun onarımını, Yalova Termal yolu düzenlenmesi, Samanlı ve Yalova dereleri temizlenmesi gibi Yalova'nın ilk imar planı Atatürk'ün direktifiyle yapılmış. Termal'in tabii güzellikleri ve şifalı suları, ulaşım bakımından merkezi bir yerde bulunması, doğal ve kültürel güzellikleri ile dört dörtlük bir yer olan Yalova gezisi için önerilerimizi bu yazımızda bir araya getiriyoruz. Keyifli okumalar.. Atatürk Köşkü : Atatürk Köşkü Termal'de yer alan Şifalı Mide Suyu'ndan sonra yukarı doğru çıktığınızda karşınıza gelecek. 38 günde yapılmış bu köşkün iki katlı tamamen ahşaptır. Köşkte 4 kabul salonu ve 11 oda bulunmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında hükümetin yaz dönemi çalışmalarını yaptığı yer olan bu köşkte, serbest fırkanın kurulması, yerli malı haftası gibi birçok önemli karar alınmış ve 1984 yılına kadar bu şekilde hizmet vermiştir. Ayrıca Atatürk Köşkü Atatürk'ün, Dolmabahçe Sarayında vefatından önce son günlerini geçirdiği yer olması yönünden de önemlidir. 1984 yılında yapılan restorasyondan sonra müze olarak hizmete açılmış olan köşk günümüzde de müze olarak hizmet vermektedir. Yürüyen Köşk: Deniz kenarında yer alan bu köşkün hikayesi ise şöyle: Bölgeyi ziyaret eden Atatürk burayı çok beğenmiş ve bu ağacın altında keşke bir evim olsa demiş. Bunun üzerine kendisine burada bir köşk yapılmıştır. Bir süre sonra ağaç büyüyüp dalları köşke zarar vermeye başlayınca ağacın dalları kesilmek istense de Atatürk karşı çıkmış ve köşk taşınmıştır! Yalova Kent Ormanı'nın içerisinde; Erikli Şelalesi'nde bir de Büyük Dipsiz Göl adında bir \"su birikintisi\" var ki neden genelde gezilecek yerlerden biri olarak geçiyor biz pek anlayamadık. Karaca Arboretumu: Termal yolu üzerinde yer alan ve Hayrettin Karaca tarafından kurulan Karaca Arboretumu'nun içerisinde yine Hayrettin Karaca'ya ait bir yazlık köşk ve toplam 135.000 metrekarelik bir alanı kapsayan 7000 çeşit bitki yer alıyor. İçeriye gruplar halinde girip bir görevli tarafından geziyorsunuz. Gezi rehber eşliğinde 1 saat civarı sürüyor ve 50 TL giriş ücreti TEMA vakfına makbuz karşılığı bağış yapılıyor. Yalova İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi: Bu müze Raif Dinçkök Kültür Merkezi içerisinde yer alıyor. Osmanlı'da resmi olarak belgelenmiş ilk kağıthane, Yalova'nın Elmalık Köyünde kurulmuş ve ilk matbaacımız İbrahim Müteferrika tarafından çalıştırılmış. Yalova'ya gittiğinizde görülmesi gereken yerlerden, özellikle çocuklarıyla seyahat edenler için çok önemli bir yer. Kara kilise: Çiftlik köy'de yer alan Başkent 1 sitesi içinde eski kiliseden sadece kalıntılar kalmış. Eğer tarih, mimari ile ilgileniyorsanız uğrayabilirsiniz, yoksa pek birşey anlamayacaksınızdır. Yalova ve Armutlu Termalleri: Yalova'ya gitmek için bize göre en önemli sebeplerden bir tanesi Termaller. Şifalı sular, kaplıcalar, hamamlar, spa.. Kesinlikle tüm stresinizden ve yorgunluğunuzdan arınacağınız, ruhunuzu dinlendireceğiniz bir alternatif bu. Yeşillikler içinde, kuş sesleri ile tam bir meditasyon. Çınarcık Plajı: Eğer Yalova'ya yazın gidiyorsanız, Çınarcık bu bölgede denize girilecek sayfiye yerlerden bir tanesi olarak kesinlikle listenizde yer almalı. Yalova'da dilerseniz Delmece Yaylası ya da Erikli Yaylasında kamp yapabilir, dilerseniz Armutlu, Çınarcık ya da Yalova merkezde bir hotel veya pansiyonlarda kalabilir, dilerseniz termal otellerden birinde herşeyden uzak bir konaklama yapabilirsiniz. Yalova'ya İstanbul'dan gelecekseniz, Eskihisar'dan Topçular'a arabalı vapurlar ile ya da Pendik ve Yenikapı'dan IDO feribotları ile ulaşabilirsiniz. Pendik- Yalova arası feribot ile, 1 araç sürücü dışında 2 yolcu için tek yön 65 TL ve yol 1.5 saat sürüyor. Yani Yalova'ya denizden ulaşım oldukça makul ve zahmetsiz bir alternatif. Bunun dışında kendi aracı ile karadan gelecek olanlar, Osmangazi köprüsü kullanarak da buraya ulaşabilirler. Bir de eğer sabah erken saatte Yalova'ya indiyseniz, Yalova şehir merkezinde karnınızı doyuracağınız birçok alternatif var ama iskelede yer alan Leman Kültür'de sabah kahvaltınızı yapmanızı öneririz. Şimdiden size Yalova'da keyifli, huzurlu ve bol enerji toplayacağınız bir tatil dileriz.."} {"url": "https://gezikumbarasi.com/yedigoller-renk-cumbusune-hazir-misiniz", "text": "Siz de bizim gibi döviz mağduru ama gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seviyor, yerinizde duramıyorsanız, canım ülkemizin doğal güzelliklerini hep nasılsa buradayız bir gün gideriz diye sona bıraktıysanız, özellikle İstanbul'a yakın ve hafta sonunu değerlendirebileceğiniz bir yer arıyorsanız doğru yerdesiniz! Oksijenle dolup, stresten uzaklaşmaya geldik! Gezmeye bu kadar sevdalı olan biz Gezi Kumbarasının da bildiği halde yeni keşfettiği Yedigöller'e gitmediyseniz, şimdi tam zamanı! Çünkü özellikle sonbahar aylarında doğa kışa hazırlanırken, sizin yapmanız gereken tek şey bu doğa renk dönüşümünü seyreylemek.. Bolu'ya bağlı Yedigöller Havzası, 1965 yılında milli park statüsüne geçmiş.. 1642 hektarlık alanda adı üstünde tam yedi göl bulunuyor. Kayan kaya parçalarının vadiyi kapatmasıyla oluşan kuzeyden güneye 1500 metre mesafe ile sıralanmış bu heyelan gölleri sırasıyla Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Seringöl'dür. Bu göller iki plato üzerinde ve 100 metre yükselti ile sıralanmışlar. Eğer tabelasını görmezseniz, bir gölden diğerine geçtiğinizi anlamayabilirsiniz bile.. Göllerin adı kendi kimliğini yansıtıyor. Mesela Sazlıgöl sazlıklardan oluşuyor, Kurugöl ise Nazlıgöl'den sızan su birikintisiyle doluyor ve yılın çoğu zamanı kurak.. En geniş göl olan Nazlıgöl ve Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl bir platoda, diğerleri öbür platoda yer alıyor.. Nazlıgöl'ün dibinden sızan suyun şelale oluşturmasından dolayı buraya Şelale Gölü de deniyor.. En büyük göl adı üstünde Büyükgöl.. Bu gölün başka bir özelliği ise, 1969 yılında kurulan ülkemizin ilk alabalık üretme istasyonu olması.. \"Köyyeri\" mevkiide bulunan Bizans kalıntılarına bakıldığında, bu bölgede bir yerleşim yeri olduğu anlaşılıyor.. Bu doğa harikası parkta, gürgen, akçaağaç, meşe, sarı ve yeşil çam, kızılağaç gibi ağaçlar, ayı, domuz, geyik gibi hayvanlar ve yüzün üstünde kuş türü var. Bahar ayları Yedigöller zamanı! Nisan ila Kasım ayları Yedigöller'i ziyaret etmek için en uygun zamanlar ama özellikle Kasım ayının ikinci haftası, tam da artık kışa geçerken ağaçların o güzel renklerinin değişimi görülüyor.. İstanbul'dan yaklaşık 3,5 4 saatlik bir mesafede yer alan Yedigöllere gitmek için İstanbul'dan Ankara istikametinde devam ederek, Anadolu otobanının Bolu Batı çıkışından çıkmanız gerekiyor. Zaten Yedigöller tabelasını batı çıkışında göreceksiniz. Bolu şehir merkezinden geçtikten sonra, 42 kilometrelik Yedigöller dağ yolunu takip edeceksiniz. Dağ yolu bazı yerlerinde stabilize ve genel olarak kıvrılarak ilerliyorsunuz. Kışın kar nedeniyle dağ yolu ulaşıma kapalı olabildiğinden, Yeniçağa Mengen Yazıcık veya Devrek- Yazıcık üzerinden Yedigöller'e gidebilirsiniz. Yedigöller'de konaklama için iki alternatifiniz var: 1. çadır kurmak ve 2. Habitat Mesire.. Eğer Habitat'ta kalacaksanız, hafta sonları kalabalık olduğunu düşünerek rezervasyonunuzu önceden yaptırmayı unutmayın.. Habitat Mesire'de konaklama fiyatları dönemsel ve hafta içi/ hafta sonu olmasına göre değişiyor. Ortalama olarak bir gecelik ev kiralama ücreti 350 TL'den başlıyor. Çadır alanları ise parkın belli bölgelerinde var. Özellikle göl manzaralı olmaları büyük avantaj.. Çadır ücreti 25 TL. Ayrıca karavanınızda gidebilirsiniz. Dilerseniz Bolu merkezindeki otellerde de kalabilirsiniz. Yürüyüş parkurlarında yürüyüş, Kapankaya Manzara Seyir Yeri'nden manzara seyri, geyik üretme istasyonu ziyareti ve fotoğraf çekmek.. Yedigöller'de bir kafe & restoran ve Habitat Cafe olmak üzere iki restoran yer alıyor. Parkın içinde market olmadığını hatırlatalım. Yedigöller'e hafta sonu gitmeyin! O kadar kalabalık ki doğanın keyfini çıkarmak için boş bir alan bulmak çok zor. Bir de teker teker gölleri görmeye giderken, araç yolu haricinde kestirme olsun diye merdivenler de koymuşlar. Sağlık sorunu olanlar ve yaşlılar için zorlayıcı olabilir. O yüzden en alt seviyeye kadar araçla gitmenizi tavsiye ediyoruz.. Yedigöller'e giderken mutlaka yağmura karşı hazırlıklı olun. Yanınıza şemsiye alın ya da yağmurluk ve şapka.. Suyunuzu ve yiyecek bir şeyler almak da iyi bir fikir olabilir. Her ne kadar restoran olsa da, özellikle hafta sonları tıklım tıklım olduğu için sıra derdinden kurtulmuş olursunuz.. Tabii bir de fotoğraf makinesi.. Dağ yolunun belli bir kısmından sonra internet bağlantısını kaybediyorsunuz. Doğada gördüğünüz ve bilmediğiniz bitkilere dokunmayın. Özellikle sonbaharda çıkan mantarlar cezbedici gönünecek ama dikkat.."}