{"url": "https://www.gezgincift.com/2018-yilbasi-filipinler-tur", "text": "2024 Yılbaşı Filipinler turu ile her yıl olduğu gibi bu sene de Filipinler'in olmazsa olmak adalarına gidip unutulmaz, Filipinler'in en can alıcı adasında muhteşem bir yılbaşı kutlayacağız. Dünya'da eşi benzeri olmayan Filipinler rotası ile Filipinler'de görülecek yerler nereler hepsini göreceğiz. İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile Singapur aktarmalı olarak Filipinler'in başkenti Manila'ya uçuyoruz. Manila otelimize transfer. Otelimizin Manila'nın en iyi 10 rooftoplarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Dileyenler rooftop'taki havuzda veya restaurant kısmında vakit geçirebilir, dileyenler Manila'nın sokaklarını keşfedebilir. Manila Coron adası uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Tropikal adalar turumuz başlıyor. Coron Adası yapılan Filipinler turlarında ne yazık ki eklenmeyen rotadır. Ama biz farkımız olsun diye 2013 yılında keşfettiğimiz bu cennet adayı sizler de görün ve bu güzellikten mahrum kalmayın diye Filipinler Turu rotamıza ekledik. Böylece Coron adası sayesinde dünyada eşi benzeri olmayan bir Filipinler Turu organize etmiş oluyoruz. Muhteşem bir tam gün turu bizi bekliyor. Otele yerleştikten sonra Coron'un en güzel otelinin havuzunda bir kaç saat vakit geçirdikten sonra Coron adasında yerel yaşamı, su üstünde yaşayan insanları görmek için yerlilere karışmaya gidiyoruz. Sonrasında hayatınızda belki ilk olacak bir gün batımı deneyimi yaşatacağız. Dünyanın sayılı tuzlu su kaplıcalarından olan Maquinit Kaplıcasında 40 derece sıcak su içinde mangrov ormanların çevrelediği ve önümüzde okyanusun uzandığı bir manzara eşliğinde unutulmaz bir gün batımı gerçekleştireceğiz. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Coron adasının limanına transferimiz olacak ve bu andan itibaren tropikal filipinler turumuz başlamış olacak. Google'da Filipinler diye aratınca karşınıza ilk çıkan manzaranın içine götüreceğiz sizi. Yani Kayandan Lake Kayangan Göl'üne. Tüm gün sürecek olan tekne turunda sadece Kayandan Lake'i görmekle kalmayacak bir o kadar güzelliğe sahip yerlere ziyaretimiz olacak. Öğle yemeği tekne turuna dahildir. Coron adasına veda edip limandan kalkan feribotlar ile Palawan bölgesinin göz bebeği olan El Nido için yolculuğumuz başlayacak. Yaklaşık 5 saat sürecek olan yolculuğumuz sonunda El Nido'ya ayak bastığımız gibi şehrin merkezi konumda bulunan otelimiz geçeceğiz. El Nido son yıllarda turizm patlaması yaşanan Filipinler'in en gözde noktalarından bir tanesidir. Zaten Coron'dan başlayan yolculuğumuzun sonunda El Nido'ya yaklaşırken kireçtaşı oluşumlarını görünce daha karaya ayak basmadan El Nido'ya aşık olacaksınız. El Nido hala lokal özelliğini koruyan, lagünler arasında ufacık bir balıkçı kasabası. Son dönemde Asya turizm pazarında adından söz ettirmesinin sebebi ise kesinlikle çevresindeki doğal kireçtaşı oluşumu lagünler. Kısa bir dinlenmeden sonra dileyenler ile otelimizden adımımızı sokağa attığımız gibi El Nido çarşısına çıkıyor ve birbirinden güzel ve ucuz balık restoranlarında akşam yemeği yiyoruz. Kasabada kısa bir yürüyüş yapma imkanımız da olacak. Sabah erken saatlerde bot turumuz ile lagün turumuza başlayacağız. El Nido'da bot turları çeşitlilik gösteriyor ve hepsi A, B, C, D şeklinde ayrılıyor. Bunlardan en meşhuru bizim de yapacağız Tour A, bu tam günlük turda birbirinden güzel koylar, plajlar ve lagünler göreceğiz. Büyük lagünde kanolarımızı kiralayıp 2 km lagünün içinde muhteşem bir tur yapacağız. Sabah erken saatlerde bu sefer Tour C'yi yapmak için uyanıyoruz. Tour C, A'dan sonraki en popüler tur rotası. Bu sefer dünkü tekne turunu aratmayacak bir tur gerçekleştireceğiz. Yani denize doymanız için elimizden geldiğini yaptığımıza şüpheniz olmasın. Snake Island turumuzun en güzel noktası diğerleri ise Pingabuyutan Adası, Mağaralar ve yine müthiş kumsallardan oluşuyor. Akşam otelimize dönüş. Ve Filipinler'in en güzel adasında unutamayacağınız bir yılbaşı kutlaması için belirlediğimiz buluşma saatinde buluşup El nido'nun sahilinde yılbaşını kutlayacağız. Sabah erken saatlerde havaalanına transfer ve El Nido Boracay uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Boracay en güzel bölgesinde yer alan otelimize yerleşiyoruz. Boracay, kumsaldaki bar ve cafeleri ile fazlasıyla eğlenceli bir adadır. Aynı zamanda dünyanın en iyi günbatımı manzarası sunmasıyla da meşhurdur. Otele yerleşip, dinlendikten sonra hep birlikte gün batımı için kendimizi White Beach'e atacağız. Adanın tadını dilediğiniz gibi çıkarabilmeniz için serbest zaman. Sabah havaalanına transfer, transfer sonrası Manila'ya direk uçuş ve Singapur aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş. Ve müthiş Filipinler turunun sonuna varış. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. Filipinler'in en önemli tropikal adalarını kapsamaktadır. -Filipinler turumuzu satın almadan önce lütfen diğer acentaların Filipinler turlarını da araştırın ve kıyası kendiniz yapın. Gideceğimiz bölgeler ve katılacağımız turlar ayrıca yılbaşını geçireceğimiz bölge dolayısıyla aradaki farkı anlayacağınızdan şüphemiz yok. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. Filipinler ulaşım konusunda büyük sıkıntısı olan bir ülke ve bir yerden bir yere gidiş gelişler tahmin ettiğinizden çok daha fazla sürelere çıkabiliyor. Bu nedenle El Nido Puerto Princesa arasındaki yol mesafesi uzun olduğundan ve 2019 yılı itibariyle Puerto Princesa'daki yeraltı nehri ve ateş böceği turundaki saatlerce bekleme kuyruğu söz konusu olduğundan önceki Filipinler rotamızın aksine ufak oynamalar yaparak, Filipinler turunun daha az yorucu, konforlu geçmesi için Puerto Princesa ve Bohol programdan kaldırılmıştır. -Gezimizde Filipinler'in en özel lagün adaları tekne turlarımıza dahil oluyor. Toplamda El Nido'da 2 tam gün, Coron adasında ise 1 tam gün tekne turlarımız mevcut. -9 gece konaklamalı, 11 günlük bu gezimizde birbirinden farklı noktaya ayak basmış olacağız. Farklı nokta derken Coron adası ve Boracay'dan bahsediyoruz. Bu anlamda Türkiye'deki tek gezi! Coron adası ve Boracay adasının birlikte olduğu başka tur programı Türkiye'de yoktur. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Gezilerimizde kullandığımız tekne, kano turları ya da günlük turlar herhangi bir tura katılmamızla oluşmuyor. Tamamen tarafımıza tahsis edilen botlarla, otobüslerle gezilerimizi gerçekleştiriyoruz. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -İstanbul Singapur Manila alanında Singapur Airlines ile ekonomi sınıfında gidiş dönüş uçak biletleri -Tüm konaklamalar -Tüm ara uçuşlar -Tüm günlük turlar -Seyahat sağlık sigortası -Tüm havaalanı otel liman transferleri -Günlük tekne turlarındaki öğle yemekleri -KREDİ KARTI TAKSİTLİ ÖDEMELERİNDE VADE FARK UYGULAMAKTADIR. -Tüm uluslar arası uçuşlar dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile gerçekleşmektedir. -Tüm iç hat uçuşlar Asya'nın önde gelen havayollarından Cebu Pasific ve/veya AirAsia ile gerçekleşmektedir. Ön kayıt yaptıracağınız irtibat bilgisi 0530 403 55 87 Orkun Bey'dir. Otellerde doluluk oranlarına göre aynı standartlarda değişim olabileceğinizi belirtmek isteriz. Filipinler turu için vize almanıza gerek yoktur. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. Gezgin Çift ile muhteşem bir İzlanda turu yapmıştık. Neslihan ve Orkun çok sempatikler ve sizi en yakın arkadaşlarını ağırlıyormuş gibi keyifle gezdiriyorlar. Gene onlarla gezmek için büyük bir hevesle diğer turları da inceledik ve Filipinler'i seçtik. Filipinler tur programı çok başarılıydı. Kelimenin tam anlamıyla cennet gibi yerlerde gezdik, doyasıya yüzdük ve dalış yapmaya gerek olmadan rengarenk balıkları ve mercanları seyrettik. Çok güzel otellerde kaldık. Filipinler turu; tropikal adaların bütün doğal güzelliklerinin tadını çıkarmak için ideal bir tur. Neslihan ve Orkun ile seyahat etmek ise, her şeyi daha da güzelleştiren bir ayrıcalık!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/2019-yilbasi-filipinler-tur", "text": "2024 Yılbaşı Filipinler turu ile her yıl olduğu gibi bu sene de Filipinler'in olmazsa olmak adalarına gidip unutulmaz, Filipinler'in en can alıcı adasında muhteşem bir yılbaşı kutlayacağız. Dünya'da eşi benzeri olmayan Filipinler rotası ile Filipinler'de görülecek yerler nereler hepsini göreceğiz. İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile Singapur aktarmalı olarak Filipinler'in başkenti Manila'ya uçuyoruz. Manila otelimize transfer. Otelimizin Manila'nın en iyi 10 rooftoplarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Dileyenler rooftop'taki havuzda veya restaurant kısmında vakit geçirebilir, dileyenler Manila'nın sokaklarını keşfedebilir. Manila Coron adası uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Tropikal adalar turumuz başlıyor. Coron Adası yapılan Filipinler turlarında ne yazık ki eklenmeyen rotadır. Ama biz farkımız olsun diye 2013 yılında keşfettiğimiz bu cennet adayı sizler de görün ve bu güzellikten mahrum kalmayın diye Filipinler Turu rotamıza ekledik. Böylece Coron adası sayesinde dünyada eşi benzeri olmayan bir Filipinler Turu organize etmiş oluyoruz. Muhteşem bir tam gün turu bizi bekliyor. Otele yerleştikten sonra Coron'un en güzel otelinin havuzunda bir kaç saat vakit geçirdikten sonra Coron adasında yerel yaşamı, su üstünde yaşayan insanları görmek için yerlilere karışmaya gidiyoruz. Sonrasında hayatınızda belki ilk olacak bir gün batımı deneyimi yaşatacağız. Dünyanın sayılı tuzlu su kaplıcalarından olan Maquinit Kaplıcasında 40 derece sıcak su içinde mangrov ormanların çevrelediği ve önümüzde okyanusun uzandığı bir manzara eşliğinde unutulmaz bir gün batımı gerçekleştireceğiz. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Coron adasının limanına transferimiz olacak ve bu andan itibaren tropikal filipinler turumuz başlamış olacak. Google'da Filipinler diye aratınca karşınıza ilk çıkan manzaranın içine götüreceğiz sizi. Yani Kayandan Lake Kayangan Göl'üne. Tüm gün sürecek olan tekne turunda sadece Kayandan Lake'i görmekle kalmayacak bir o kadar güzelliğe sahip yerlere ziyaretimiz olacak. Öğle yemeği tekne turuna dahildir. Coron adasına veda edip limandan kalkan feribotlar ile Palawan bölgesinin göz bebeği olan El Nido için yolculuğumuz başlayacak. Yaklaşık 5 saat sürecek olan yolculuğumuz sonunda El Nido'ya ayak bastığımız gibi şehrin merkezi konumda bulunan otelimiz geçeceğiz. El Nido son yıllarda turizm patlaması yaşanan Filipinler'in en gözde noktalarından bir tanesidir. Zaten Coron'dan başlayan yolculuğumuzun sonunda El Nido'ya yaklaşırken kireçtaşı oluşumlarını görünce daha karaya ayak basmadan El Nido'ya aşık olacaksınız. El Nido hala lokal özelliğini koruyan, lagünler arasında ufacık bir balıkçı kasabası. Son dönemde Asya turizm pazarında adından söz ettirmesinin sebebi ise kesinlikle çevresindeki doğal kireçtaşı oluşumu lagünler. Kısa bir dinlenmeden sonra dileyenler ile otelimizden adımımızı sokağa attığımız gibi El Nido çarşısına çıkıyor ve birbirinden güzel ve ucuz balık restoranlarında akşam yemeği yiyoruz. Kasabada kısa bir yürüyüş yapma imkanımız da olacak. Sabah erken saatlerde bot turumuz ile lagün turumuza başlayacağız. El Nido'da bot turları çeşitlilik gösteriyor ve hepsi A, B, C, D şeklinde ayrılıyor. Bunlardan en meşhuru bizim de yapacağız Tour A, bu tam günlük turda birbirinden güzel koylar, plajlar ve lagünler göreceğiz. Büyük lagünde kanolarımızı kiralayıp 2 km lagünün içinde muhteşem bir tur yapacağız. Sabah erken saatlerde bu sefer Tour C'yi yapmak için uyanıyoruz. Tour C, A'dan sonraki en popüler tur rotası. Bu sefer dünkü tekne turunu aratmayacak bir tur gerçekleştireceğiz. Yani denize doymanız için elimizden geldiğini yaptığımıza şüpheniz olmasın. Snake Island turumuzun en güzel noktası diğerleri ise Pingabuyutan Adası, Mağaralar ve yine müthiş kumsallardan oluşuyor. Akşam otelimize dönüş. Ve Filipinler'in en güzel adasında unutamayacağınız bir yılbaşı kutlaması için belirlediğimiz buluşma saatinde buluşup El nido'nun sahilinde yılbaşını kutlayacağız. Sabah erken saatlerde havaalanına transfer ve El Nido Boracay uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Boracay en güzel bölgesinde yer alan otelimize yerleşiyoruz. Boracay, kumsaldaki bar ve cafeleri ile fazlasıyla eğlenceli bir adadır. Aynı zamanda dünyanın en iyi günbatımı manzarası sunmasıyla da meşhurdur. Otele yerleşip, dinlendikten sonra hep birlikte gün batımı için kendimizi White Beach'e atacağız. Adanın tadını dilediğiniz gibi çıkarabilmeniz için serbest zaman. Sabah havaalanına transfer, transfer sonrası Manila'ya direk uçuş ve Singapur aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş. Ve müthiş Filipinler turunun sonuna varış. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. Filipinler'in en önemli tropikal adalarını kapsamaktadır. -Filipinler turumuzu satın almadan önce lütfen diğer acentaların Filipinler turlarını da araştırın ve kıyası kendiniz yapın. Gideceğimiz bölgeler ve katılacağımız turlar ayrıca yılbaşını geçireceğimiz bölge dolayısıyla aradaki farkı anlayacağınızdan şüphemiz yok. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. Filipinler ulaşım konusunda büyük sıkıntısı olan bir ülke ve bir yerden bir yere gidiş gelişler tahmin ettiğinizden çok daha fazla sürelere çıkabiliyor. Bu nedenle El Nido Puerto Princesa arasındaki yol mesafesi uzun olduğundan ve 2019 yılı itibariyle Puerto Princesa'daki yeraltı nehri ve ateş böceği turundaki saatlerce bekleme kuyruğu söz konusu olduğundan önceki Filipinler rotamızın aksine ufak oynamalar yaparak, Filipinler turunun daha az yorucu, konforlu geçmesi için Puerto Princesa ve Bohol programdan kaldırılmıştır. -Gezimizde Filipinler'in en özel lagün adaları tekne turlarımıza dahil oluyor. Toplamda El Nido'da 2 tam gün, Coron adasında ise 1 tam gün tekne turlarımız mevcut. -9 gece konaklamalı, 11 günlük bu gezimizde birbirinden farklı noktaya ayak basmış olacağız. Farklı nokta derken Coron adası ve Boracay'dan bahsediyoruz. Bu anlamda Türkiye'deki tek gezi! Coron adası ve Boracay adasının birlikte olduğu başka tur programı Türkiye'de yoktur. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Gezilerimizde kullandığımız tekne, kano turları ya da günlük turlar herhangi bir tura katılmamızla oluşmuyor. Tamamen tarafımıza tahsis edilen botlarla, otobüslerle gezilerimizi gerçekleştiriyoruz. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -İstanbul Singapur Manila alanında Singapur Airlines ile ekonomi sınıfında gidiş dönüş uçak biletleri -Tüm konaklamalar -Tüm ara uçuşlar -Tüm günlük turlar -Seyahat sağlık sigortası -Tüm havaalanı otel liman transferleri -Günlük tekne turlarındaki öğle yemekleri -KREDİ KARTI TAKSİTLİ ÖDEMELERİNDE VADE FARK UYGULAMAKTADIR. -Tüm uluslar arası uçuşlar dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile gerçekleşmektedir. -Tüm iç hat uçuşlar Asya'nın önde gelen havayollarından Cebu Pasific ve/veya AirAsia ile gerçekleşmektedir. Ön kayıt yaptıracağınız irtibat bilgisi 0530 403 55 87 Orkun Bey'dir. Otellerde doluluk oranlarına göre aynı standartlarda değişim olabileceğinizi belirtmek isteriz. Filipinler turu için vize almanıza gerek yoktur. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. Gezgin Çift ile muhteşem bir İzlanda turu yapmıştık. Neslihan ve Orkun çok sempatikler ve sizi en yakın arkadaşlarını ağırlıyormuş gibi keyifle gezdiriyorlar. Gene onlarla gezmek için büyük bir hevesle diğer turları da inceledik ve Filipinler'i seçtik. Filipinler tur programı çok başarılıydı. Kelimenin tam anlamıyla cennet gibi yerlerde gezdik, doyasıya yüzdük ve dalış yapmaya gerek olmadan rengarenk balıkları ve mercanları seyrettik. Çok güzel otellerde kaldık. Filipinler turu; tropikal adaların bütün doğal güzelliklerinin tadını çıkarmak için ideal bir tur. Neslihan ve Orkun ile seyahat etmek ise, her şeyi daha da güzelleştiren bir ayrıcalık!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/2020-yilbasi-filipinler-tur", "text": "2024 Yılbaşı Filipinler turu ile her yıl olduğu gibi bu sene de Filipinler'in olmazsa olmak adalarına gidip unutulmaz, Filipinler'in en can alıcı adasında muhteşem bir yılbaşı kutlayacağız. Dünya'da eşi benzeri olmayan Filipinler rotası ile Filipinler'de görülecek yerler nereler hepsini göreceğiz. İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile Singapur aktarmalı olarak Filipinler'in başkenti Manila'ya uçuyoruz. Manila otelimize transfer. Otelimizin Manila'nın en iyi 10 rooftoplarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Dileyenler rooftop'taki havuzda veya restaurant kısmında vakit geçirebilir, dileyenler Manila'nın sokaklarını keşfedebilir. Manila Coron adası uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Tropikal adalar turumuz başlıyor. Coron Adası yapılan Filipinler turlarında ne yazık ki eklenmeyen rotadır. Ama biz farkımız olsun diye 2013 yılında keşfettiğimiz bu cennet adayı sizler de görün ve bu güzellikten mahrum kalmayın diye Filipinler Turu rotamıza ekledik. Böylece Coron adası sayesinde dünyada eşi benzeri olmayan bir Filipinler Turu organize etmiş oluyoruz. Muhteşem bir tam gün turu bizi bekliyor. Otele yerleştikten sonra Coron'un en güzel otelinin havuzunda bir kaç saat vakit geçirdikten sonra Coron adasında yerel yaşamı, su üstünde yaşayan insanları görmek için yerlilere karışmaya gidiyoruz. Sonrasında hayatınızda belki ilk olacak bir gün batımı deneyimi yaşatacağız. Dünyanın sayılı tuzlu su kaplıcalarından olan Maquinit Kaplıcasında 40 derece sıcak su içinde mangrov ormanların çevrelediği ve önümüzde okyanusun uzandığı bir manzara eşliğinde unutulmaz bir gün batımı gerçekleştireceğiz. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Coron adasının limanına transferimiz olacak ve bu andan itibaren tropikal filipinler turumuz başlamış olacak. Google'da Filipinler diye aratınca karşınıza ilk çıkan manzaranın içine götüreceğiz sizi. Yani Kayandan Lake Kayangan Göl'üne. Tüm gün sürecek olan tekne turunda sadece Kayandan Lake'i görmekle kalmayacak bir o kadar güzelliğe sahip yerlere ziyaretimiz olacak. Öğle yemeği tekne turuna dahildir. Coron adasına veda edip limandan kalkan feribotlar ile Palawan bölgesinin göz bebeği olan El Nido için yolculuğumuz başlayacak. Yaklaşık 5 saat sürecek olan yolculuğumuz sonunda El Nido'ya ayak bastığımız gibi şehrin merkezi konumda bulunan otelimiz geçeceğiz. El Nido son yıllarda turizm patlaması yaşanan Filipinler'in en gözde noktalarından bir tanesidir. Zaten Coron'dan başlayan yolculuğumuzun sonunda El Nido'ya yaklaşırken kireçtaşı oluşumlarını görünce daha karaya ayak basmadan El Nido'ya aşık olacaksınız. El Nido hala lokal özelliğini koruyan, lagünler arasında ufacık bir balıkçı kasabası. Son dönemde Asya turizm pazarında adından söz ettirmesinin sebebi ise kesinlikle çevresindeki doğal kireçtaşı oluşumu lagünler. Kısa bir dinlenmeden sonra dileyenler ile otelimizden adımımızı sokağa attığımız gibi El Nido çarşısına çıkıyor ve birbirinden güzel ve ucuz balık restoranlarında akşam yemeği yiyoruz. Kasabada kısa bir yürüyüş yapma imkanımız da olacak. Sabah erken saatlerde bot turumuz ile lagün turumuza başlayacağız. El Nido'da bot turları çeşitlilik gösteriyor ve hepsi A, B, C, D şeklinde ayrılıyor. Bunlardan en meşhuru bizim de yapacağız Tour A, bu tam günlük turda birbirinden güzel koylar, plajlar ve lagünler göreceğiz. Büyük lagünde kanolarımızı kiralayıp 2 km lagünün içinde muhteşem bir tur yapacağız. Sabah erken saatlerde bu sefer Tour C'yi yapmak için uyanıyoruz. Tour C, A'dan sonraki en popüler tur rotası. Bu sefer dünkü tekne turunu aratmayacak bir tur gerçekleştireceğiz. Yani denize doymanız için elimizden geldiğini yaptığımıza şüpheniz olmasın. Snake Island turumuzun en güzel noktası diğerleri ise Pingabuyutan Adası, Mağaralar ve yine müthiş kumsallardan oluşuyor. Akşam otelimize dönüş. Ve Filipinler'in en güzel adasında unutamayacağınız bir yılbaşı kutlaması için belirlediğimiz buluşma saatinde buluşup El nido'nun sahilinde yılbaşını kutlayacağız. Sabah erken saatlerde havaalanına transfer ve El Nido Boracay uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Boracay en güzel bölgesinde yer alan otelimize yerleşiyoruz. Boracay, kumsaldaki bar ve cafeleri ile fazlasıyla eğlenceli bir adadır. Aynı zamanda dünyanın en iyi günbatımı manzarası sunmasıyla da meşhurdur. Otele yerleşip, dinlendikten sonra hep birlikte gün batımı için kendimizi White Beach'e atacağız. Adanın tadını dilediğiniz gibi çıkarabilmeniz için serbest zaman. Sabah havaalanına transfer, transfer sonrası Manila'ya direk uçuş ve Singapur aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş. Ve müthiş Filipinler turunun sonuna varış. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. Filipinler'in en önemli tropikal adalarını kapsamaktadır. -Filipinler turumuzu satın almadan önce lütfen diğer acentaların Filipinler turlarını da araştırın ve kıyası kendiniz yapın. Gideceğimiz bölgeler ve katılacağımız turlar ayrıca yılbaşını geçireceğimiz bölge dolayısıyla aradaki farkı anlayacağınızdan şüphemiz yok. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. Filipinler ulaşım konusunda büyük sıkıntısı olan bir ülke ve bir yerden bir yere gidiş gelişler tahmin ettiğinizden çok daha fazla sürelere çıkabiliyor. Bu nedenle El Nido Puerto Princesa arasındaki yol mesafesi uzun olduğundan ve 2019 yılı itibariyle Puerto Princesa'daki yeraltı nehri ve ateş böceği turundaki saatlerce bekleme kuyruğu söz konusu olduğundan önceki Filipinler rotamızın aksine ufak oynamalar yaparak, Filipinler turunun daha az yorucu, konforlu geçmesi için Puerto Princesa ve Bohol programdan kaldırılmıştır. -Gezimizde Filipinler'in en özel lagün adaları tekne turlarımıza dahil oluyor. Toplamda El Nido'da 2 tam gün, Coron adasında ise 1 tam gün tekne turlarımız mevcut. -9 gece konaklamalı, 11 günlük bu gezimizde birbirinden farklı noktaya ayak basmış olacağız. Farklı nokta derken Coron adası ve Boracay'dan bahsediyoruz. Bu anlamda Türkiye'deki tek gezi! Coron adası ve Boracay adasının birlikte olduğu başka tur programı Türkiye'de yoktur. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Gezilerimizde kullandığımız tekne, kano turları ya da günlük turlar herhangi bir tura katılmamızla oluşmuyor. Tamamen tarafımıza tahsis edilen botlarla, otobüslerle gezilerimizi gerçekleştiriyoruz. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -İstanbul Singapur Manila alanında Singapur Airlines ile ekonomi sınıfında gidiş dönüş uçak biletleri -Tüm konaklamalar -Tüm ara uçuşlar -Tüm günlük turlar -Seyahat sağlık sigortası -Tüm havaalanı otel liman transferleri -Günlük tekne turlarındaki öğle yemekleri -KREDİ KARTI TAKSİTLİ ÖDEMELERİNDE VADE FARK UYGULAMAKTADIR. -Tüm uluslar arası uçuşlar dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile gerçekleşmektedir. -Tüm iç hat uçuşlar Asya'nın önde gelen havayollarından Cebu Pasific ve/veya AirAsia ile gerçekleşmektedir. Ön kayıt yaptıracağınız irtibat bilgisi 0530 403 55 87 Orkun Bey'dir. Otellerde doluluk oranlarına göre aynı standartlarda değişim olabileceğinizi belirtmek isteriz. Filipinler turu için vize almanıza gerek yoktur. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. Gezgin Çift ile muhteşem bir İzlanda turu yapmıştık. Neslihan ve Orkun çok sempatikler ve sizi en yakın arkadaşlarını ağırlıyormuş gibi keyifle gezdiriyorlar. Gene onlarla gezmek için büyük bir hevesle diğer turları da inceledik ve Filipinler'i seçtik. Filipinler tur programı çok başarılıydı. Kelimenin tam anlamıyla cennet gibi yerlerde gezdik, doyasıya yüzdük ve dalış yapmaya gerek olmadan rengarenk balıkları ve mercanları seyrettik. Çok güzel otellerde kaldık. Filipinler turu; tropikal adaların bütün doğal güzelliklerinin tadını çıkarmak için ideal bir tur. Neslihan ve Orkun ile seyahat etmek ise, her şeyi daha da güzelleştiren bir ayrıcalık!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/5-inanilmaz-sualti-restaurant", "text": "Bu 5 inanılmaz su restaurantı eminiz ki sizlere iç geçirtecek. Gittiğimiz ülkelere göre yaşaadığımız farklı deneyimler olmuyor değil. Ama böylesi restaurantlarda yemek yemek daha da bir farklı olmaz mıydı. Su seviyesinden 5 metre derine inşa edilmiş restaurant 180 derece bakış açısına hakimdir. Dünyanın ilk sualtı restaurantı olan Ithaa Yeni Zelanda'da tasarlanıp, Sinapur'da yapılmış ve Maldivlere getirilerek 2009 yılında hizmet vermeye başlamıştır. Mekanda yalnız 14 kişilik yer olduğundan günler öncesinden rezervasyon yaptırmak gerekmektedir. Bu gördüğünüz deniz değil tank içine doldurulmuş 990.000 litre deniz suyundan oluşturulmuş devasa bir akvaryum. Burj Al Arab içerisinde yer alan restaurant'ta okyanus balıklarını izlerken bir yandan leziz deniz mahsullerini tadabileceğiniz eşsiz bir ortam içinde bulunacağınızı unutmayın. Kızıldeniz'in kuzey ucunda yer alan tatil merkezi olarak bilinen Eilat şehrinde yer alan değişik dekorasyona sahip sualtı restaurantıdır. Bar ve restaurant bölümleri olan mekanın iç dekoratifi görülmeye değer tabi içkinizi yudumlarken veya yemeğini keyifle yerken izleyeceğiniz mercanlar ve envai çeşit renk renk balıklarda keyfinize daha da keyif katacaktır. Sentosa adasında Resort World içindeki dünyanın en büyük akvuryumlarından biri olan S. E. A içinde ki restaurant'ta tüm günün yorgunluğunu kendinizi okyanusun derinliklerinde hissederek günü tamamlayabileceğiniz güzel bir mekandır. Geminin kıç tarafına yerleştirilen akvaryum içerisinde onlarca köpek balığı eşliğinde hoş vakit geçirebilecek sualtı mekanlarından biridir. Sualtı restaurantı olmasının yanı sıra mekan içerisindeki göze çarpan cam dekorasyon ortamı daha şık hale getirmekle kalmamış insanı şaşkına çevirecek lüks bir ambians haline sokmuştur. Gündüz okyanus üzerinde kurulu bungalow da deniz, kum ve güneşin tadını çıkarırken akşam sualtında yemeğin tadını çıkarmak için tercih edilmesi gereken lüks mekanlardan biridir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/abu-dhabi-rehber", "text": "Etihad Havayolları sponsorluğunda gerçekleştirdiğimiz Abu Dhabi gezi planımız dahilinde Birleşik Arap Emirliklerinin başkentinin başkentinde çok eğlenceli günler geçirdik. Bu seyahatimiz boyunca Abu Dhabi gezi rehberi, Abu Dhabi ulaşımı, Abu Dhabi'de konaklama hakkında edindiğimiz tüm detayları sizler için kaleme aldık. Birleşik Arap Emirliklerinin merkezinde konumlanmış aynı zamanda Emirliğin başkentidir. Düzen içinde çalışkan ve modern bir şehir olan Abu Dhabi Basra körfezi kıyısında yer almaktadır. Dubai'ye olan uzaklığı 159 km, Katar'a ise 650 km mesafededir. 1760'lı yıllarında ufak bir balıkçı kasabası olan şehir günümüzde lüksün, modernliğin ve ticaretin sembolü haline gelmiştir. Abu Dhabi'nin para birimi Birleşik Arap Emirlikleri dirhemidir. Emirate dirhamı olarak da bilinmektedir. Para biriminin kısa yazılışı AED'dir. Yanınızda getireceğiniz parayı havalimanında, otellerde ve alışveriş merkezlerinde bozdurabilirsiniz. 2014 verilerine göre 1,5 milyon nüfusu ile Birleşik Arap Emirliklerinin ikinci kalabalık şehridir. Emirliklerin 4. pahalı şehri olan Abu Dhabi aynı zamanda 2014 yılında dünyanın en pahalı 68. şehri seçilmiştir. Resmi dilleri Arapça olup şehirde yaygın olarak İngilizce de konuşulmaktadır. Yol ve mağaza tabelalarında İngilizce yazıldığı için seyahat boyunca yazıları okuyamam, bir yerden başka yere nasıl giderim kaygısı yaşamanıza gerek olmayacak. - Merhaba : Salam - Günaydın : Sabah el kheer - İyi Akşamlar : Masaa el kheer - İyi Geceler : Tosbeho ala khair - Hoşgeldiniz : Marhaba - Nasılsınız? : Kaifa alhal - İyiyim, teşekkürler : Ana bekhair, shokran - Rica ederim : Afwan - Güle Güle : Ma'a salama - Yardım Eder Misiniz? : Momkin mosa'adati? - Kaç Para ? : B kam hatha? Yıl boyu güneşli olan şehir sub tropikal ve kurak iklime sahiptir. Kasım ve Mart ayları arası yağış alan şehir gün içinde 24 derece geceleri ise 13 derece sıcaklığa sahiptir. Yılın en serin ayları bu dönemde olduğundan ziyaret etmek için en uygun sezon olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. YAZ: Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları şehrin en sıcak aylarının yaşandığı dönemdir. Yaz döneminde ziyaret edecek olanların 55 derece ile karşılaşacakları da bilmesi gerekiyor. Yanınızda mutlaka koton ve açık renk kıyafetler getirin. SONBAHAR : Eylül, Ekim ve Kasım ayları şehrin en keyifli ayların yaşandığı dönemdir. KIŞ : Aralık, Ocak ve Şubat ayları şehrin sıcaktan kurtulup, serinlemeye başladığı dönemdir. 14-16 derece sıcaklık olduğundan bize göre pek de kış mevsiminden bahsetmek doğru olmaz. İLKBAHAR : Mart, Nisan ve Mayıs yine şehri ziyaret etmek için en ideal dönemlerden bir tanesidir. - Şehrin geçtiğimiz yıl en ılık günleri 39 derece ile 15 Mayıs ve 26 Eylül tarihleri arasında, - En sıcak gün 43 derece ile 13 Ağustos'ta, - En soğuk günleri 27 derece ile 4 Aralık ile 4 Mart arasında, - En soğuk gün ise 14 derece ile 18 Ocak'ta yaşanmıştır. Taksi : Taksi her şehir ve ülke için en konforlu ulaşımdan başlıcasıdır. Toplu ulaşım kullanıp bir yere koştura koştura gitmek yerine daha rahat yolculuk için taksi iyi bir alternatiftir. Abu Dhabi taksimetre ücretleri 3.50 AED'den başlayıp, 50 km'e kadar her km'de bir 1.60 AED artış göstermektedir. 50 km sınırından sonraki artışlar 1.69 AED'dir. - Gün içerisinde 10:00 22:00 arası; - Taksimetre açılış: 3,50 AED - 1-50 km arası artış : 1.60 AED - 50 km'den sonraki artış : 1.69 AED - Gece tarifesi 22:00 06:00 - Taksimetre açılış: 4.00 AED - 1-50 km arası artış : 1.69 AED - 50 km'den sonraki artış : 1.69 AED Kalabalık grup halinde seyahat edecekseniz taksilerin 4 ve 7 koltukla hizmet verdiğini belirtmek isteriz. Havalimanından şehir merkezine taksi ile ulaşımını sağlamak isteyenlerin ödeyeceği ücret ise 70-80 AED yani yaklaşık 30 dolardır. Otobüs : En ucuz ulaşım şekli elbette otobüslerdir. Ufak bir şehir olduğundan otobüslerle istediğiniz yere kısa sürede ulaşabilirsiniz. Havalimanından şehre otobüsle yolculuk yapacaksanız Terminal 1 çıkışına, araç parklarının oraya gitmeniz gerekecek. A1 numaraları otobüsler her 40 dakikada bir kalkıyor ve yolculuk yaklaşık 60 dakika sürüyor. Rotanın nasıl olduğunu merak ediyorsanız bu likten pdf haritasına ulaşabilirsiniz. Havalimanından şehre ve şehirden havalimanına A1 numaralı otobüsün hafta için ve hafta sonu sefer saatleri için bu linke göz atmalısınız. The Corniche : 6 km uzunluğunda modern ve gelişmiş bir cadde. Buradan Marina Mall yürüyerek 10 dakika sürüyor. Kumsalı da var, dilersen Marina Mall'a varmadan önce burada denize girebilirsin. Observation Desk at 300 : Plaza'nın 74. Katından 300 metre yüksekten Abu Dhabi manzarasını izleyebileceğiniz en güzel noktadır. Emirates Palace'ın arkasında kalıyor. Şık kıyafetlerle içeri kabul ediliyorsunuz. Eğer akşam çayı için ziyaret edecekseniz 14:00 17:00 arası gidilmelidir. Menüsüne buradan ulaşabilirsiniz. Fiyatların pahalı olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Emirates Palace : Corniche caddesinin sonunda bulunuyor. Kumsaldan 4.8 km uzaklıktadır. Heritage Village : Abu Dhabi'nin kültürü ve tarihi hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız burayı ziyaret etmenizi öneriyoruz. Corniche kumsalının tam karşısındaki yarım adada yer almaktadır. Mesafesi 6 km'dir. Emirates Palace ile mesafesi 2.3 km'dir. Marina Mall : Heritage Villag'ın tam arkasındadır. Arasındaki mesafe 1.6 km'dir. Abu Dhabi Mall : Abu Dhabi Mall ile Marina Mall arasındaki mesafeyi otobüsle gitmek istiyorsanız 005 numaralı otobüse binmelisiniz. 011 numaralı otobüste aynı rotadan gitmekte fakat daha şehir içindeki caddeler kullanılmaktadır. Sheihk Zayed Cami : Abu Dhabi Mall'dan 35 km uzaklıkta. Buraya gitmek için Marina Mall ve Corniche'den geçen 032 numaralı otobüse binilmeli ve 7. durakta inilmelidir. 9. Yani son durakta inersen Ritz Carlton otelin olduğu yere varılıyor. Burası da güzel ve eğlenceli bir bölge. Saadiyat Public Beach / Saadiyat Bölgesi : Buraya gitmek için Khalifa sokağından 192 numaralı otobüse binilmeli. Güzargah haritası buradadır. Yas adasına git : Buraya gitmek için de yine Khalifa sokağından 190 numaralı otobüse binilmeli. Güzargah haritası buradadır. Ferrai World : Yas adasının oteller bölgesinden 2 km uzaklıktadır. Hemen buranın arkasında Yas Mall ve Yas Water World bulunuyor. Otobüsler gidersen Yas Mall durağında in. Şehrin kalbi konumunda olan Corniche caddesi Abu Dhabi'ye gitmeden önce konaklama için karar verdiğimiz bir bölgeydi. Öncelikli önem verdiğimiz konum ardından servis hizmeti ve otelin konforu derken konaklamansı gereken en iyi otelin Sofitel Abu Dhabi Corniche olması gerektiğine karar verdik. Seyahatlerin de keyfe, lükse ve konfora düşkünlerin ilk tercihinde olması gereken otel her tür gezi anlayışına cevap vermektedir. Abu Dhabi'de ister iş nedeniyle ister turistik amaçla bulunun Sofitel Abu Dhabi Corniche tüm ihtiyaçlarınıza cevap vermek için kapısını sonuna kadar açıyor. Abu Dhabi'nin bunaltıcı sıcağından daraldığınız da ise Sofitel'e yine sizlere farklı hizmetler sunmaktadır. İster havuzunda, ister restaurant ve cafesinde günü tamamlayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/abu-dhabi-vizes", "text": "Abu Dhabi vizesi nasıl alınır en ufak bir fikrimiz yoktu ta ki Etihad Havayolları ile gerçekleştireceğimiz Abu Dhabi gezisini gerçekleştirene kadar. Etihad havayollarının 1 Temmuz 2016 itibariyle Sabiha Gökçen'den başlayacak olan ve en en yeni uçağı Aircraft A320-200 ile gerçekleştireceğimiz Abu Dhabi seyahati için çok heyecanlıydık. Ama yaşadığımız heyecanın yanı sıra bir an önce Abu Dhabi vizesi almamız gerektiği için de tedirginiz. Bugüne kadar hiç e-visa başvurusunda bulunmadığımız için bu tedirginliğimiz. Etihad havayolları ile Abu Dhabi'ye gideceğimiz için vize başvurumuzu Etihad'ın internet sayfasından gerçekleştirmemiz gerekiyor. Açılacak olan sayfadan Other countries'i seçtikten sonra Start New Application kısmına tıklamalısınız. Önüne gelen sayfada en alttaki I agree seçeneğine basıp devam ettikten sonra istenen tüm bilgileri doldurmalısınız. En son ekleyeceğiniz evraklar ise scan edilmiş fotoğraf, bilet ve pasaportunuzdur. Bu 3 evrak haricinde başka bir şey istenmiyor. Gelelim Abu Dhabi vizesini ne kadar sürelik alacağınıza. - Turist Vizesi : Tek Giriş, 30 gün, 96 USD - Transit Vize : Tek Giriş, 4 gün, 58 USD 2 gün kalacağımız Abu Dhabi gezimiz için transit vize olmasına çok sevindik. Sevinmemizle hevesimizin kursağımızda kalması bir oldu. Meğer Abu Dhabi Türk vatandaşlarına transit vize'de sıkıntı yaratıyormuş. Bilgi en doğru yerden Etihad Havayollarından temin ettiğimiz için hiç riske girmeyip adam başı 96 doları vermek zorunda kaldık. Vize için başvuru yaptığımız sayfada tüm bilgilerimizi eksiksiz girdikten sonra en son scan ettiğimiz belgelerimizi de ekledikten sonra sayfa bizi ödemeye yönlendiriyor. Kredi kartıyla ödemeyi yaptıktan sonra tam 1 gün sonra mailimize online vizemiz yollandı. Demek ki neymiş e-visa almak bu kadar kolaymış. Ben dil bilmiyorum yapamam ya da uğraşamam derseniz pek çok acenta sizler için vizenizi alıyor. Bu arada Abu Dhabi vizesi ile Dubai'ye gideceğinizi de unutmayın! Acı tecrübemi aktarayım ki insanlar tecrübe etmek zorunda kalmasın :). Yeniden turist vizesi için başvurmak istedim ancak turist vizesi için de gecikmişim. Etihad ile iletişim kurdum başvursanız dahi yine red alırsınız cevabını aldım. Mecburen iki günlük planımı iptal ederek uzak doğuya iki saat aktarma süresi ile gideceğim. Bir hayır vardır tesellisi ile Kore ve Japonya'ya gidiyorum, umarım başka bir aksilik ile karşılaşmam. İhtiyaç duyan kişilere yardımcı olması dileğiyle, iyi gezmeler herkese. 4 saatten az bekleme süresi olduğu için transit vize almanıza gerek yok. Ama siz yine de gitmeden önce kontrol edin ki bir sıkıntı yaşamayın oralarda. Abu Dhabi Uluslararası Havaalanı'nda sekiz saat ila dört takvim günü arası aktarma süreniz varsa, Transit Vize gerekmektedir.."} {"url": "https://www.gezgincift.com/adatepe-koy", "text": "Tarihi antik dönemlere kadar uzanan, mimari yapısının tamamen taşlardan oluşan, zeytin, servi, badem ve çam ağaları ile çevrili, 1989 yılında sit alanı ilan edilmesiyle bölgenin tek korunan köyü olma özelliğini taşıyan \"Adatepe Köyü\" Türkiye'nin bozulmayan ender yerlerinden biridir. Zeus Altarı olarak bilinen Adatepe köyünün yanıbaşında yer alan kaya parçasını görmek için her yıl binlerce ziyaretçi gelirken gezi sonrası Adatepe köyünün meydanında ya çay içip yada üstün körü bir bakınıp yollarına devam ederler. Köy Kazdağı'nda 3 yamaç arasında bulunan bir tepe üzerine kurulmuştur. Köyde yeni ev yapılmasına izin verilmemekte mevcut evler eskiye uygun restore edilmekte yine yıkılmış olan evlerde köydeki mimariye uygun baştan yapılmaktadır. Köyün en eski yapısı 250 yıllıktır. Köy'e Türklerin yerleşimi Selçuklular döneminde başlamıştır. Rumlar ve Türklerin beraber yaşadığı köyde mimari yapıların farklılıkları da gözle görülür. Kurtuluş Savaşı sonrası birlikte yaşamakta olan Rumlar mübadele ile Yunanistan'a gitmek zorunda kalmışlardır. Girit ve Midilli'de yaşan Türkler ise buraya getirilmiştir. Ticaretin sahil kesimi üzerinden görülmesi ile köy halkı evlerini bırakıp para kazanma uğruna köylerini terk etmiştir. Uzun yıllar bakımsız kalan evler ise zamanla yıpranmaya hatta yıkılmaya bile başlamıştır. Günümüzde köyde yaşayan 40 hane bulunmaktadır. Ege kıyısına 3.5 km uzaklıktaki tarihi köye girer girmez kır kahveleri karşılıyor bizi. Oturup bir şeyler içmeden önce köyün taşlı ve dar yollarından onlarca yıllık tarihi taş evlerin arasında dolaşıyoruz. Köyü gezdikten sonra tepede ki düzlükte Selçuklu yapımı Cami'nin arkasında yeşilliklere uzanıp Ege denizine karşı ister kitabınızı okuyun ister hiçbir şey düşünmeden kendinizi yalnız manzara ve doğaya bırakın. Sonra köyün terkedilmiş Taş Mektebine gidin. 1974-185 yılları arasında hizmet veren okul öğrenci sayısındaki yetersizlikten dolayı kapatılmıştır. 1997 yılında Çanakkale Valiliğinden kiralanan okul restore edilerek bugün bir çok sergi ve seminerlerin yapıldığı etkinlik alanına dönüştürülmüştür. Ege'nin mavisi ve Kazdağının yeşilinin birbirine karıştığı Adatepe köyünde saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. İstenmeyen ayrılık vakti geldiğinde köyün Çınarlı meydanındaki eski çınar ağacı altındaki kır kahvesinde ada çayımızı batmakta olan güneşin çınarın yaprakları arasından süzülerek yüzümüze vuran ışıltısı eşliğinde içiyoruz. Dilerseniz Dut dibi kahvesi de güzel bir seçenektir. Köy'de yaşan rum güzeli Refika, Rumlar ve Türkler tarafından çok sevilen neşeli, cıvıl cıvıl, güzel mi güzel bir genç kızmış. Köyde ne zaman düğün olsa şarkı söyleyip, dans ederek köy halkını eğlendirmeyi çok severmiş. Köylüler Refika'yı o kadar severmiş ki tarlada, bağda, bahçede Refika'nın şarkıları dinlenir olmuş. 1. Dünya Savaşından sonra mübadele nedeniyle tüm Rumlar gibi Refika'da köyü terk edip, Yunanistan'ın yolunu tutmak zorunda kalmış. Refika'nın gitmesiyle Türkler ciddi üzüntü içine girmiş ve ardından Refika adına türküler yakılmaya başlanmış. Adatepe zeytinyağ müzesinin kurucuları bu efsaneyi duyduklarında çok etkilenmiş olsa gerek Yunanistan'ın Sakız adasına giden ve orada yapılan güzellik yarışması sonucu 1. olan Refika'yı aramışlar. Ancak hiçbir ize rastlayamamışlar. Yalnız antika dükkanındaki güzel bir kız resmi ilgilerini çekmiş ve bu resmi Adatepe köyüne getirip köyün yaşlılarına göstermişlerdir. Yaşlılar resimdeki kızın Refika olduğunu söylemeleri üzerinde Refika zeytinyağı şişelerinde ve bir çok ambalaj üzerinde yerini almış bu sayede ölümsüzleştirilmiştir. Adatepe'de az sayıda bulunan otellerin hepsi köyün mimari yapısı dışına çıkmadan restore edilerek ziyaretçilere doğa içinde rahat bir ortam sunmayı amaçlamıştır. Kalacağınız otel hangisi olursa olsun fiyatlar 2 kişi 250 TL'dir. Arabayla : Tekirdağ üzerinden gelirken Gelibolu'dan Lapseki'ye yada Eceabat'tan Çanakkale'ye feribot ile geçip İzmir yolunu takip ettiğiniz takdirde Küçükkuyu'ya varacaksınız. Küçükkuyu merkezde bulunan ışıkları geçtikten yaklaşık 50 metre sonra solda Adatepe tabelasından girip 3.5 km devam ettiğinizde köyün meydanına varıyorsunuz. Toplam mesafe 450 km. Arabalı Deniz Otobüsü : Yenikapı'dan Bandırma'ya geçip yine İzmir yolu takip edildiğinde Küçükkuyu'ya varmak mümkündür. Küçükkuyu merkezde bulunan ışıkları geçtikten yaklaşık 50 metre sonra solda Adatepe tabelasından girip 3.5 km devam ettiğinizde köyün meydanına varıyorsunuz. Toplam mesafe 230 km. Otobüs : Bir çok firmanın Küçükkuyu'ya seferleri bulunmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/adatepe-zeytinyagi-muzes", "text": "Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu kasabasında görülmesi gereken bir müzeden bahsetmek istiyoruz. Küçükkuyu'nun hemen girişinde bulunan Adatepe Zeytinyağı Müzesi kesinlikle uğranması ve zeytinyağı hakkında bilgi alınması gereken şirin bir müze. 1950 yıllarında sabunhane olarak faaliyete geçen bina daha sonraki yıllarda farklı amaçlarla kullanılmış hatta bir dönem harabe duruma gelmiştir. 2001 yılında 5 girişimci sayesinde terk edilmiş görüntüsüne sahip bina müzeye dönüştürülmüştür. Müzeye girmeden önce duvardaki yazı dikkatimizi çekiyor bir yandan da ne güzel demiş Nazım dedirtiyor. Müze binası yalnız 2 kattan oluşuyor ufakta bir bahçesi var. Bahçe'ye girdiğiniz anda Taş değirmen, Mengene ve diğer zeytinyağı üretimine yarayan tarihi eserler dikkatini çekiyor. Binanın giriş katında zeytinyağı saklama küpleri, taş değirmen sergilenmektedir. İkinci katında ise sabun kazanı, sabun mühürleri, sabun dökme ve kesme tavlası ile sabun bıçakları, sabunlar, sepetler, geleneksel zeytin kırma aleti olan değirmen taşı örnekleri, zeytin tasnif değirmeni ve kantar, ayak yağı teknesi, insan ya da hayvan gücüyle zeytin hamurundan yağ çıkartmaya yarayan ahşap burgu mengene, zeytinyağı üretimi esnasında yağın dibinde kalan tortuların arındırılması işini gören filtreler, antik çağlarda zeytin, tahıl, bal gibi ürünlerin saklanması amacıyla kullanılan amforalar, Dr. Atıf Atilla'nın büyük bir özenle yaptığı maket zeytinyağı değirmenleri ve presleri sergilenmektedir. Müze içerisinde sergilenmekte olan tüm eserler Türkiye'nin çeşitli illerinden özenle toplanıp bir araya getirilmiştir. İ. Ö 4000 : İlk zeytin ağacı Doğu Akdeniz'de muhtemelen Anadolu'da ehlileştirildi. 3000 : Ortadoğulu tüccarlar Kıbrıs ve Girit'e zeytini götürdüler. 2000 : Eski İsrail'de zeytinyağı Tanrı'ya zekat olarak sunuldu, tapınakların kutsal kandillerinde ve kutsama yağlarında kullanılmaya başladı. 1700 : Zeytin ağacı Mısır'a getirildi. Tutankamon zeytin dallarından taç giydi. 1500 : Zeytinyağı Girit'in dış ticaretinin temelini oluşturdu. 900 : Kaldıraçlı presler zeytinyağı elde etmek için kullanılmaya başladı. 600 : İtalya, İspanya, Fransa ve Kuzey Afrika zeytin ağacıyla tanıştı. 500 : Solom Atina'da zeytinyağı ile ilgili ilk yasal düzenlemeleri yaptı. 200 : Arşimet vidası zeytinyağı preslerinde kullanılmaya başladı. İ. S 30 : İsa Kudüs'e girerken zeytin dalları ile karşılandı. 200 : Roma barışı ile Akdeniz'de zeytinyağı üretimi ve ticareti altın devrini yaşadı. 1300 : Zeytinyağı Akdeniz kültürlerinin ortak temel yiyeceği haline geldi. 1550 : Leonardo da Vinci zeytinyağı presi tasarladı. 1600 : Peru, Batı Hint Adaları, Şili, Arjantin ve Meksika'da zeytin yetiştirilmeye başlandı. 1717 : Vincenzo Mela adlı İtalyan prina yıkama yöntemi ile prina yağı elde etti. 1820 : Zeytinyağı imalatında su gücü ile çalışan hidrolik pres kullanılmaya başlandı. 1887 : Vincent van Gogh zeytinliklerle ilgili bilinen 16 resim yaptı. 1927 : Kontinü sistemin öncüsü santrfüj zeytinyağı üretiminde kullanılmaya başladı. Anlatılan ve bilinen hikayeye göre Attika'da yeni bir kent kurulacaktır. Bu kentte kimin sahip olacağı hususunda Tanrılar arasında anlaşmazlık baş gösterince en yüce Tantı Zeus'un yönetiminde bir yarışma düzenleniyor. Zeus'un bu yarışmadaki şartı insanlığa en faydalı hediyeyi getiren kişinin yeni kurulacak kentin koruyucu tanrısı olacağıdır. Yarışmada önce denizler tanrısı olarak bilinen Posedion üç çatallı mızrağını yere saplıyor. Mızrağın saplandığı yerde beyaz bir at çıkı veriyor. Sonraki Athena'dır. Athena ise mızrağını toprağa saplayınca topraktan gümüş yapraklı zeytin ağacı yeşeriyor. Tanrılar tanrısı Zeus zeytin ağacı ve meyvesinin insanlığa sağlayacağı sayısız faydasını sezip yarışmanın galibini belirler. Kazanan Athena olmuştur. Kent kazananın ismini almıştır. Antik Yunan döneminde zeytin ağacının insanlığa Athena'nın bir hediyesi olduğuna bu hikaye nedeniyle inanılmaktadır. Müzeyi gezdikten sonra bahçenin köşesindeki mağazayı sakın es geçmeyin. Zeytinyağından zeytine, sabundan vücut losyonlarına kadar zeytinyağı namına ne ararsanız var. Mağaza içinde denemeniz için masaya güzel bir sunum eşliğinde konulmuş zeytinleri ve zeytinyağını denedikten sonra ürünlerin kalitesine hak vereceksiniz. Şimdi de gelelim ürünler üzerindeki kadın fotoğrafının sırrına. Tüm ürünlerin üzerinde Refika'nın resimleri bulunuyor. Refikan'nın hikayesine gelince, 19 yy'ın sonu 20yy'ın başında Adatepe güzel mi güzel, neşeli mi neşeli, sesiyle ve dansıyla herkesi kendine hayran bırakan bir Rum güzeli Refika varmış. O vakitler Adatepe'de Türk ve Rum halkı beraber yaşamaktalarmış. Özellikle tarlada çalışırlarken halk Refika'nın şarkılarını dinler, düğünlerde Refika'nın dansıyla çok eğlenirlermiş. 1. Dünya Savaşının başlamasıyla tüm yurdu saran kara bulutlar Adatepe köyüne de gelmiş ve bu iki mutlu halkın arasında da kavgalar ve çatışmalar baş göstermiştir. Buna rağmen Refika Türkler tarafından çok sevilmeye devam edilmiştir. Savaşın sona ermesiyle Türk ve Yunan Hükümetlerinin aralarındaki anlaşma gereğince Rumlar Adatepe'yi terk edip Yunanistan'a yerleşmişlerdir. Refika'yı çok seven Türkler ise ona olan özlemlerini adına türküler yakarak devam ettirmişlerdir. Refika'nın Yunanistan'ın Sakız adasına yerleşip burada yaşadığı hatta Yunanistan'ın ilk güzellik yarışmasında Kraliçe seçildiği rivayetleri üzerine Adatepe Zeytinyağı Müzesinin kurucuları Sakız Adasına giderek Refika'nın izini sürerler. Ancak hiç bir iz bulamamış olmalarına rağmen girdikleri bir antikacı dükkanında buldukları kadın resmine hayran olurlar ve bunu Adatepe Köyüne getirip köyün yaşlılarına gösterirler. Resmi gören köylüler \"Evet bu Refika\" derler. İşte Adatepe Köyünün efsanesi ve Adatepe Zeytinyağı Müzesinin simgesi olmuş Refika'nın öyküsü böyledir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/adriyatik-kralicesi-venedi", "text": "Klasik İtalya Turu rotasında bulunan İtalya'nın en güzel şehirlerinden biri Venedik hakkında merak edilen tüm detaylar Venedik gezi rehberimiz ile karşınızda. Venedik gezilecek yerler ve daha pek çok aranan soruların cevabı Venedik gezi notlarımız başlığı ile kaleme aldığımız Venedik rehberi ile sizlerle. 09:25 treni ile Floransa'ya veda edip 11:33'de Adriyatik denizinin kıyılarında 118 adacıktan üzerine kurulu Venedik'e merhaba diyoruz. İstasyonun çıkışında kanal karşılıyor bizi. Sol tarafta Santa Lucia kilisesi tam önünde ise Grande Canal'dan karşıya geçmeyi sağlayan Scalzi köprüsü var. Sola dönüp Terra Lista Di Spagna sokağından Campo S. Geremia meydanına varıyoruz otelimiz bu meydanda tam San Geremia kilisesinin karşısında. Yine check-in saatinden önce vardığımız için valizleri bırakıp Ponte Guglie köprüsünden geçerek Venedik sokaklarını keşfetmeye başlıyoruz. Bu köprüyü geçtikten sonra genişçe bir sokak çıktı karşımıza hemen ilerde yolun tam ortasında ufak bir Pazar kuruluydu. Sokağın sonuna kadar sağlı sollu mağazalar vardı. Tabi en beğendiğimiz maske satan mağazalardı. Bu kadar çok maskecinin olması Venedik Karnavalından ileri geliyor. Karnavalın amacı insanların sosyal sınıf farkının ve spontanlığın 1 günlük bile olsa ortadan kaldırılmasıymış. Sokak sokak dolaşıp Venedik'in en ünlü köprüsü olan Rialto'ya vardık. Hazır Rialto köprüsü demişken şu kısa bilgiyi de vereyim; Venedik'te 170 kanal 400 tane de köprü varmış. Köprünün üstü ana baba günü herkes resim çekilme derdine düşmüş. Bizim ne eksiğimiz var biz de bir çok kare resim çekip yine köprünün üstündeki Eyes Wide Shut filmindeki maskelerin yapıldığı mağazayı gezip avrupanın en güzel salonu olan San Marco meydanına çeviriyoruz rotayı. Meydan'dan ilk karşımıza çıkan Saat kulesi hemen karşısında San Marco Bazilikası bitişinde ise Dükler Sarayı ve yine meydanda dünyanın en güzel kütüphanalerinden biri Sansovino Kütüphanesi vardır. Kütüphane en nadir ve zengin eserleri barındırmaktadır. Rönasans döneminde tamamlanan saraya bu ismi veren Palazzo Ducale'dir. Meydan ilk kurulduğu yıllarda pazar yeri olarak kullanıyormuş fakat sonraları temiz tutulması istenildiği için pazar kurulması yasaklanmış. Meydana girer girmez insan kendini masaldaymış hissine kapılıyor. Napoleon boşuna \"San Marco Meydanı, dünyanın en güzel dans pistidir ve sadece mavi gökyüzü, onun çatısı olmaya layıktır\" dememiş. Meydan'dan ilerleyince başka bir köprünün üzerinden geçerken solumuzdaki köprü ilginçti. Meğer Ponte Dei Sostri ismindeki barok yapımı köprü Dükler Sarayından hapishane'ye bağlanıyormuş. Eskiden mahkumlar bu köprüden geçerken son kez Venedik'e bakıp ah çekerlermiş o yüzden şimdi buraya Ah'lar Köprüsü de denilmektedir. San Marco'nun orada helikopter turu düzenlenen bir stand vardı. Kişi başı 45 euro ödeyerek 45 dakikalık bu deneyimi yaşabilirsiniz. 30 dakika San Marco'dan Lido adasına teknelerle gidiş dönüş ulaşım sağlanıyor. Venedik'i havadan izlemek için 15 dakika unutulmaz bir an yaşayabilirsiniz. Tekrar Rialto Köprüsünün oraya gidip kanalın yanına kurulu restaurant'ların birinde yemeğimizi yedik. 1 gün sonra tekrar aynı restaurant'a geldiğimiz de öğrendim ki dün yediğim yemeklerin içinde hep domuz eti varmış. Bilmeden yemiş olduk artık ama tat olarak normal etten bir farkı da yoktu. İlk gittiğimiz gün hadi biz akıl edip de sormadık aklı beş karış hava da olan garson da bir şey demedi ki. İkinci gün başka bir garson ilgilendi. Bu sefer benim yediklerimi Orkun yemek isteyince garson domuz eti bilginiz olsun dedi. Kanal yanında bu güzel ambiyans ortamında yemeğimizi bitirip yine sokak sokak gezmeye devam ediyoruz. Venedik'te kimsenin ne yazık ki arabası yok adamların parası olmasına rağmen lüks arabalara binemiyorlar. Ne kötü değil mi : ) Evlerinin önünde tekneleri var, teknesi olmayanlar da tabanlara kuvvet gideceği yere gidiyor artık. Ertesi gün S. Lucia İstasyonun önündeki Vaporetto durağından 1 günlük vapur biletlerimize kişi başı 18 euro vererek önce Murano ardından Burano adasına geçtik. 1921 yılında Venedikteki tüm cam ustaları bu adaya yollandığı için uzunca yıllar burası Avrupa'nın tek cam üreten adası olmuştur. Vapur'dan iner inmez sol da cam fabrikası vardı. Biz sağ dan adanın ortasına doğru gitmeye karar verdik. Her yerde cam eşyalar satan mağazalar ve atölyeler vardı. Aklımıza gelebilecek her şeyin camını yapmışlar. Buradan Burano adasına geçtik. Burada bütün evler 2 katlı ve her evin rengi birbirinden farklı Niye Mi ? Balıkçı adası olarak bilinen bu ada da balıkçılar sarhoş olarak adaya vardıklarında evlerini karıştırıyorlarmış bunu önlemek için herkes evini istediği renge boyayarak gece şarhoş gelen balıkçılar evlerini renginden tanıyarak bu karıştırma ortadan kaldırılmış. Evlerin rengi kadar süsledikleri minyatürler ve saksılarla da çok güzel dekore etmişler. Ada da yaşayan halk evini boyamak istediğinden belediyeden izin almak zorundaymış. Burano Adası renkli evlerinin yanı sıra dantel sanatıyla da ünlüdür. Hepsi el işçiliği olduğundan fiyatlar oldukça yüksekti. Daracık ışık girmeyen büyülü sokaklarda, trafik keşmekeşinden kurtulduğumuz 2 günlük Yüzen Şehir \"Venedik\" gezimizin sonuna geldik. İtalya gezimizin son rotası olan Roma'ya doğru yol alıyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/afrika-masai-insanlar", "text": "Doğu Afrika'nın Masai kabilesi Masailer Kenya'nın güneyinde ve Tanzanya'nın kuzey kesiminde Büyük Rift vadisinin kurak alanlarında hayatlarını sürdüren kabilelerdir. Masailer yaklaşık yarım milyon nüfusu ile 160.000 km2 yüzölçümü üzerinde yayılmış durumdalar. Masai toplumu 16 gruptan meydana gelmektedir. Bunlar : Ildamat, Ilpurko, Ilkeekonyokie, Iloitai, Ilkaputiei, Ilkankere, Isiria, Ilmoitanik, Iloodokilani, Iloitokitoki, Ilarusa, Ilmatatapato, Ilwuasinkishu, Kore, Parakuyu ve Tanzanya Masaileri olarak bilinen Isikirari'dir. Masailer'in çoğunluğu Kenya'da yaşadığı için Masai Mara Safari maceramızı tamamlar tamamlamaz hiç vakit kaybetmeden Masai köyüne ziyaret için sabırsızlanıyoruz. Ama ziyaretimizden önce Afrika denilince ilk akıllara gelen Masailer hakkında birkaç bilgi vermek istiyoruz. - Masailerin üzerine sardığı kırmızı beze Shuka deniliyor. - Ataerkil toplumdur. Tüm kararlar köyün en yaşlısının onayına bağlıdır. - Göçebe hayatı yaşarlar. Bu demek oluyor ki hayvanları ile sürekli bir yerden başka yere seyahat halindelerdir. - Aslında pek çoğu çobanlık yapar. Güttüğü sürüleri vahşi yaşamdaki hayvanlardan özellikle aslanlardan korurlar. - Manyatta denilen sığınaklarda yaşarlar. Evler yaklaşık olarak 10 mt2 büyüklüğünde ve içeriyi aydınlatacak birkaç minik pencereden ibarettir. - Hiçbir Masai evinde su ve elektrik bulunmamaktadır. - Masailer bir tek tanrıya inanırlar. Enkai veya Engai ismini verdikleri tanrı bunlardan biri Engai Narok olan cömerttir Engai Nanyokie ise kincidir. - Masai kabilesi Maa dilini konuşur ancak okullarda İngilizce ve Swahili ile eğitim görmektedirler. - Akraba evliliklerine izin verilmiyor. Çocuklarla yeterince vakit geçirip artık köyün iç kısımlarına doğru ilerliyoruz. Burada gösteri sırası kadınlarda. Erkeklerin yaptığı dansın aksine çok farklı şov sergiliyorlar. Artık Masailerin yaşadığı evlere ziyaret vakti geldi çattı. Şimdiye kadar gördüğümüz her şey bizim gözümüzde içler acısı bir durum. Evet bu onların alışık olduğu, gelenekleri sürdükleri bir hayat ama bizim gibi modern hayatın içinden fırlayıp gelenler için anlaması çok zor hayat şekli. Masai evleri kadınlar tarafından yapılıyor. Bir kadın evlendikten sonra evini tek başına kendi çabasıyla inşa ediyor. 10 metrekareyi geçmeyen içinde oda olarak nitelendirdikleri 2-3 bölmesi olan, tuvalet ve mutfağı olmayan, odanın tam ortasında ateş yakılan bölümü mutfak olarak kullanan ve minicik 2-3 ufak göz camları olan evler buralar. İçeri girdiğinizde kapkaranlık bir ortam sizi bekliyor ama evin sahibi birkaç dakika sonra her şeyi görebileceğimizi endişe etmememizi söylüyor. Ve dediği oluyor gerçekten. Kısa bir süre sonra gözlerimiz içerideki zifiri karanlığa alışıyor ve etrafı görebiliyoruz. Ayyy bu tam karı meraklılarına göre. Gitseniz ya siz Masai köylerine 🙂 Ne kadar çok inek o kadar çok kadın miss gibi işte ehehehe. Ama buna rağmen kadınlar her zaman bir Masai erkeği için hayvanlardan sonra gelir. Neyse ciddiyete dönüyoruz. Masai erkeklerinin ne kadar çok ineği varsa hayvan oranında birden çok kadınla evlenme hakları oluyormuş. Artık hayvanların bakımını yapsınlar diye başka sebepten mi o kadar derin bilgi sahibi değiliz. Ama genel olarak erkekler avlandığı için ağır işler kadınlara kalıyor olsa gerek ki çok eşlilik bu kadar yaygın durumda. Hazır konu kadın-erkek, evliliğe gelmişken Carola Lehmann ve Lketinga'nın aşkından bahsetmek istiyoruz. İsviçre'de yaşamını sürdüren Alman Carola erkek arkadaşı ile çıktığı Kenya seyahatinde Masaili genç Lketinga'ya aşık olur. Dönüş için sevgilisiyle havalimanında dönüş uçağını bekleyen Carola dönmekten vazgeçer ve Lketinga'nın peşine düşer ve bulur. Bir süre Masai köyünde birlikte yaşarlar ve sonrasında Carola ülkesine dönüp ailesine Masaili genç ile evlenmek istediğini açıklar. Aile şaşırıp, kabul etmese de Carola çoktam kararını vermiştir. Kenya'ya geri döner ve köyde ufak bir dükkan açıp geçimlerini sağlamaya başlarlar. Ardından hamile kalıp, doğumunu gerçekleştirir. Fakat günler geçtikçe eşi Lketinga'nın kıskançlığı gittikçe artar ve artık bu durum Carola için dayanılmaz bir hal alır. Aralarında artan tartışmalar ve kavgalar gün geçtikçe şiddetlenince Carola Lketinga'dan ayrılmaya ve kızıyla birlikte ülkesine geri dönmeye karar verir. Bugün Carola hala eski kocası ve onun ailesine maddi desteğini sunmaktadır. Ve bu hikaye yıllar sonra 2005 yılında White Masai ismiyle film haline getirilmiştir. İzlemenizi ciddi anlamda tavsiye ederiz. Köye girdiğinizde ilk akla gelen bu etnik grubun hayvan etiyle beslendiği oluyor. Çünkü köy içi ve çevresi dahil olmak üzere ekip biçtikleri hiçbir yer yok. Her yer kuru araziden ibaret. Sonrasında köy içindeki rehberlerden öğrendiğimize göre Masailer süt, inek eti ve kanla besleniyor. Kan??? Evet yanlış duymadınız. Bunun için hayvanları boğarak öldürüyor ve kanını öyle temin ediyorlar."} {"url": "https://www.gezgincift.com/afrika-safari-oncesi-hazirli", "text": "Afrika safari hayalimizi Kenya'da Büyük Göç zamanına denk getirerek gerçekleştirmenin keyfini ve takipçilerimiz için ilk düzenlediğimiz turun bu denli memnuniyet içinde geçmesinin gururunu yaşadığımızı belirtmek isteriz. Afrika'da safari yapmak her ikimizin de gerçekleştirmek istediği hayaldi. Madem bizim hayalimiz belki birçok insanın da hayalidir diye işe koyulup güzel bir rota çıkarıp bizimle gelmek isteyenlere şöyle en güzelinden bir Afrika turu yapalım dedik. Bir baktık tam 28 kişi olmuşuz. Safari yapmak aslında diğer seyahatlerle ile kıyasladığımızda önceden hiç tecrübe etmediğimiz standartların dışında bir seyahat deneyimi. Her safari yapacak ya da yapmış olanlar gibi bizim de beklentilerimiz çok yüksek. Heyecanlı Afrika gezisi öncesi yapılacak listesi ile işe koyulmaya başladık. Diğer önemli olan kısım ilaçlar. Yine Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünden doktorun vereceği ilacı gitmeden 2 gün önce kullanmaya başlıyorsunuz ve seyahatten döndükten sonra sabah kahvaltıdan sonra bol suyla içmelisiniz. Doktor hangi ülkeye ne zaman gideceğinizi soruyor. Ona göre ilaçları ne zaman kullanacağınızın da talimatını veriyor. İlaçların ateş çıkarma ihtimali olduğundan yanınızda Minoset bulundurmanızda fayda var. Ve son olarak sinek ilaçlarından bahsetmeliyiz. Doktor sıtma ilacı için verdiği reçetenin altına hangi ilaçları almanız gerektiğini de yazıyor. Üç seçenek var. Off Max, Repellent ve Defans. Biz Defans almaya karar verdik. Bunun hem spreyi hem de kremi mevcut. Kullandık mı diye soracak olursanız bir kere bile sürmedik. Gezimiz boyunca da bir kez olsun sinek tarafından ısırılmadık. Ama böyle dedik diye almamazlık etmeyin. Ne olur ne olmaz diye yanınızda bulunsun. - Sabahları ve geceleri sıcak tutacak sweat-shirt ya da yünlü hırka, - 2-3 tane adet pantolon, 3 şort, 4 t-shirt, 2 gömlek, - Şal bulundurmanız önerilir, Safari alanı içinde toza karşı yüzünüzü korumak için, - Kapalı ayakkabı, illa trekking ayakkabısı olması şart değil, rahat ettiğiniz birini almanız kafi, - Her gün için bir çorap, - Safari sonrası çadırınızda ve çevresinde vakit geçirirken kullanmak üzere terlik veya sandalet, - İç çamaşırı, - Yağmurluk - Islak mendil, - Şampuan ve duş jelleri, - İlk yardım çantası - Şapka ve güneş kremleri, - Saç kurutma makinası, - G tipine uygun adaptör aparatı, - Kamplarda elektrikler kesildiği için muhakkak fener bulundurun, - Dürbün - 70-200 mm f/4 Nikon / Canon - 80-400 mm f 4.5 5.6 Nikon - 200-400 mm f/4 lens Nikon Gopro ve buna benzer cihazların Safari boyunca hayvan fotoğrafı çekimleri için yetersiz olacağını sakın unutmayın. Her yıl 1.5 milyon ve üzeri Afrika Antilopu, on binlerce Zebra bir araya gelerek büyük bir sürü oluşturup Tanzanya Serengeti Milli Parkından Kenya Masai Mara Milli Parkına yuvarlak çizerek göç etmektedir. Vahşi yaşamın dünya üzerindeki oyun sahnesine şahit olmak için ziyaretiniz boyunca hangi milli parka gideceğinizi bilmelisiniz. Masai Mara için en uygun dönem Temmuz ve Ağustos başı ile Kasım sonudur."} {"url": "https://www.gezgincift.com/afrika-safari-tur", "text": "Kurban bayramı boyunca sürecek olan Afrika Safari Turu seyahatimiz 9 Eylül Cuma günü Atatürk havalimanından başladı. Hayali ile yaşadığımız Afrika'da Safari deneyimi için 2.5 saat aktarmadan sonra bir an önce Kenya Nairobi'ye ayak basmak istiyoruz. Otelimize kendimizi attığımız gibi temizlenip, paklanıyor ve sabah erkenden kalkıp Nairobi şehir gezimizle Safari turu an itibariyle başlamış oluyor. Nairobi şehir gezimizi ayrıca okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Hazır anlatmak istediğimiz Masai Mara Milli Parkında ve çevresinde yaptığımız safari olduğundan konuyu fazla dağıtmak istemiyoruz. Gezegenin en karmaşık ekosistemlerinden birinin içinde insanlığın doğduğu yerdeyiz. Çevresi geniş savanlarla çevrili 6.000 km uzunluğu ile upuzun ve kocaman bir vadi. 30 milyon yıl önce orman kıtayı örtmüşken erimiş lavlar Doğu Afrika platosunu yukarı itmeye başlamıştır. Basınç yüzünden dünyanın kabuğu çatlayınca Afrika Rift Vadisi oluşmuş. Rift boyunca büyük volkanlar oluştu ve bir dizi olayı tetikleyerek yer yüzünde değişiklikler meydana gelmiştir. Ol Doinyo hala aktif bir volkan olup Masi dilinde tanrıların dağı olarak bilinir. En son patlamasından sonra tüm ova küller altında kalmıştır. Bundan dolayıdır ki burada ağaç yetişmesi çok zordur. Peki bu vadi içinde yaşamlarını sürdüren hayvanlar nasıl besleniyor. Otoburların ana yemek kaynağı akasya ağacı olup bir diğer ve hiç bitmeyeni ise çimenlerdir. Vadinin geniş otlaklarında 150.000'den fazla sürü besinlerini bu otlardan sağlıyor. Dünyanın en geniş ve en çeşitli sürülerinin hayatta kalmasına yardımcı olmaktadır. Büyük Rift vadisi dünyanın en büyük fay hattı üzerindedir. Afrika'yı ikiye böleceğine inanılan fay hattı vadinin kuzey noktasından yırtılmaya başlamış bile. Bilim adamalarına göre Kızıldeniz'in taşarak buraları sular altında bırakıp Afrika'yı böleceğine inanılıyor. Konuya daha iyi hakim olmak ve bilgi sahibi olmak isterseniz Rise of Continent belgeselini izlemenizi öneririz. Duyduk ki Afrika kıtasında ekvator Gabon, Kongo, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Kenya ve Somali'den geçiyormuş. o halde ne eksiğimiz var diyerek düştük ekvator yoluna. Suyun kuzey ve güney yarım kürede nasıl aktığına şahit olacağımız bir noktadayız. Dünyamızı güney ve kuzey yarım küre olarak bölen çizginin yani ekvatorun tam üzerindeyiz. Buraya başlıca gelme amacımız her iki yarım küre arasındaki ve tam ekvator çizgisi üzerindeki yer çekiminin nasıl olduğuna tanık olmak. Bunun için yerli bir vatandaş elinde su ve kovayla gelip sırasıyla ekvator su deneyi için kolları sıvıyor. Güney yarım kürede su saatin ters istikametinde dönerken kuzey yarım kürede ise saat yönünde dönüyor. Yarım metre yer değiştirerek bu müthiş doğa olayına tanık olmak Safari turumuzda bizlere de bir süpriz oldu. - Baringo Gölü : Kenya Rift Vadisindeki ikinci büyük göl, 210 km2, - Bogoria Gölü : Sığ soda gölüdür, 34 km2, - Elmenteita Gölü : Sığ soda gölüdür, - Logipi Gölü : Turkana gölünün güneyinde Suguta vadisi üzerinde sıcak su ile beslenen soda gölüdür, - Magadi Gölü : Tanzanya'nın güney sınırına yakın soda gölüdür, - Naivasha Gölü : 400 çeşit kuş türüne ve ciddi oranda hippopotamlara ev sahipliği yapan göldür, - Turkana Gölü : Kenya Etiyopya sınırında yer alıyor. 6.405 km2 ile Kenya'nın en büyük gölüdür. Flamingolara ev sahipliği yapan Nakuru bir akalin gölüdür. Kıyı kuşları ile kalmayıp beyaz ve siyah gergedan, aslan, antilop türleri ve leopar gibi büyük memelileri de barındırmasıyla ünlü olan göl Kenya ziyaretinde mutlaka uğranması gereken noktalardan biridir. 5 büyük arasında yer alan gergedanı görmek istiyorsanız Nakuru gölünün bunun için ideal bir yer olduğunu bilmelisiniz. Aslında dışarıdan baktığınızda her ikisi de aynı gibidir. Aralarında farkı en iyi dudak yapısından anlayabilirsiniz. Beyaz gergedan yayvan dudaklı olup siyah gergedan ise kanca dudaklıdır. Beyazlar daha sosyal ve toplu olarak yaşarken, siyahlar daha başı boş ve agresiftirler. 19. yy'ın sonunda sayıları yaklaşık bir milyon olan gergadanlar, 1970'lerde 70.000'e düşmüş olup günümüzde ise sadece 28.000 tane kalmıştır. Beş türden üç'nün nesli tükenmiş olan gerdanları Afrika ve Asya seyahati gerçekleştiren ve şanslı olanlarımız görebiliyorken bundan sadece 5-10 yıl sonra acaba çocuklarımız görebilecek mi içler acısı bir durum. Sanıyoruz ki bizler de bu şanslı kişiler arasında yerimizi aldık. Kaçak avcıların gergadanları öldürerek boynuzlarını Çin'e ilaç yapımı için Vietnam'a değerli hediyelik eşya amacıyla satılmasına ortak olmamak için milyonlarca yıldır (40 milyon yıl) ekosistemin bir parçası olan gergedanların soyunun tükenmesine izin vermeyelim. Beyaz gergedanlar kara hayvanları arasında fil'den sonra ikinci büyük memelidir. Fil 7.000 kiloyken, gergedan 3.500 kilo gelmektedir. Aynı zamanda 5 Büyük arasında da yerini almaktadır. Boyu 1.82 mt, uzunluğu ise 3.35 metrelere kadar varmaktadır. Kalın ve hassas derisi olduğundan güneş ve sineklerden korunmak için genelde çamurlarda yatarlar. Üzerlerinde kuruyan çamur tek çareleridir. Beyaz gergedan ismi Afrika kelimesi weit'ten gelir. Geniş anlamına gelen kelime gergedanların geniş ağızlı olduklarını ifade etmek için kullanılmıştır. Fakat daha sonra bunu İngilizler white olarak çevirmiş ve beyaz gergedan olarak anılmaya başlanmıştır. İri yapılı olmalarına rağmen saatte 30 ila 40 mil arasında hız yapabilmektedirler. Hamilelikleri 15-16 ay sürer. Ve yavru üç yaşına gelene kadar ailesi ile yaşar. Nakuru gölü ev sahipliği yaptığı gergedanlar haricinde en büyük antilop sürülerini oluşturan İmpala gruplarına da inanılmaz doğal bir yaşam alanı sunar. İmpalalar sürüleri ya bir erkeğin liderliğinde 20 ila 80 dişiden oluşur ya da sadece erkeklerden oluşurlar. Biz erkek liderliğindeki hareme denk geldik 🙂 Çok tatlı değiller mi ama! Flamingolar doğduklarında gri renklidir. Sonra beyaz renge dönen renkleri tam bir yıl sonra pembe olur, Kıyılarda avlanan flamingolar genellikle salyangoz, karides ve su yosunları ile beslenir, Kuş türleri arasında en uzun olanıdır. Boyları 1,5 metreye kadar ulaşır, Ortalama yaşam süreleri 30-50 yıl arasındadır. Naivasha Afrika Büyük Rift Vadisinde Kenya sınırları içerisindeki 145 km2 yüz ölçümüne sahip tatlı su gölüdür. Deniz seviyesinden 1.890 metre yüksekliği ile Kenya vadisindeki en yüksek noktadır. Hippopotamlara yaşam alanı sunan göl bununla birlikte karabatak, balık kartalı, pelikanlar ve diğer balıkçıl türleri olmak üzere yaklaşık 400 kuş türüne de doğal bir alan sunmaktadır. Nakuru gölünün aksine buradaki safari minik tekneler sayesinde gerçekleştiriliyor. Botlarla safari yaptığımız sırada buranın gerçek anlamda bir kuş cenneti olduğunu gördük. Kafamızı nereye çevirsek onlarca kuşla karşılaştığımız göl kuş fotoğrafçılığı için inanılmaz bir noktadır. Gölün içinde görülen ağaçlar normalde toprakken fazla yağışlara maruz kalan gölün suyunun artmasıyla bu şekilde sular içinde kalmış. Gölün büyüleyici güzelliğinin yanı sıra çevresindeki verimli topraklarını da es geçmek olmaz. Burası Kenya'nın en önemli tarım merkezlerinden bir tanesi. Pek çok yabancı firma bu verimli topraklar üzerinde çiçek yetiştiriciliği yapmaktadır. Seyahat amacımız tamamen safariye yönelik olduğu için halkın nasıl yaşadığı hakkında pek bilgi sahibi değiliz. Ama safari boyunca gördüklerimize ve rehberin dediğine göre halk burada balıkçılık yaparak geçimini sağlıyor. Naivasha'da iki kuru sezon iki yağışlı sezon görülmektedir. Uzun, serin, kuru sezon Temmuz ila Ekim ayları arası olup bunu hemen yağışlı dönem takip eder. Ocak Şubat ayları sıcak geçen kuru sezon olup Nisan'dan Haziran ayına kadar uzun yağışlı dönem görülür. Hangi ayların kuru hangi ayların yağışlı olduğunu bilmek Kenya ziyaretinizin tarihlerini belirlemek için size yardımcı olacaktır. Özetlemek gerekirse Lake Naivasha turunuzu bizim gibi Masai Mara ile kombine edip güzel bir tur ortaya çıksın istiyorsanız gidilmesi gereken en ideal aylar Ağustos ve Eylül olmalıdır. Masai Mara Milli Park sınırları içine varmadan önceki son büyük köy'e uğrayıp buradaki alışveriş merkezinden tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Milli Park sınırları içinde market bulamayacağımız için hazırlıklı gitmek en iyisi 🙂 Park'a varmadan önce yol git gide bozulmaya başlıyor. Bozulma ki ne bozulma bir ara aracın kaportası dizlerime düşecek sanıyorum 🙂 Ama tedirginliğim çok kısa süre sonra gerçekle karşılaştı. İlk arızayı Orkun'ların aracı verdi. Orkun'un aracı diyorum çünkü 28 kişi için toplam 4 land cruise kiralayıp her birimiz ayrı araçlara binmiştik. Etrafta ceylanlar, zebralar gezinirken biz 28 kişi olarak dışarıda aracın tamir edilmesini bekliyoruz 🙂 Ama adamları suçlayacak halimiz yok sen kalk dünyanın 7 harikası olarak büyük göç'e ev sahipliği yap, ülke olarak gün geçtikçe ekonomin büyüsün ama Masai Mara'ya giden yolu yapma!!! Oldu mu şimdi Kenya! İçimizi dışımıza çıkaran bununla da kalmayıp organlarımızın yer değiştirmesine ramak kalacak zorlu seyahat sonrası gece kamp alanımıza varıyoruz. Kamp alanlarında elektrikler sabah 05:30 07:00 ile akşamları 18:30 22:00 arası kullanılabiliyor. O yüzden yanınızda fener olmasına özen gösterin. Afrika'nın en meşhur Safari bölgesi olan Masai Mara turumuza sabahın çok erken saatlerinde başladı. Beş Büyük'ten gergedanı ve buffalo'yu Nakuru gölünde görmüştük. Geriye kalan üçü görebilir miyiz diye çok heyecanlıyız. Heyecanımız yalnız göreceğimiz büyüklerden ibaret değil. Vahşi yaşama tanıklık etmek, hayvanların yalnızca bir kaç metre ötesinden geçecek olmak da içimizi kıpır kıpır ediyor. Söz konusu büyük göç olunca ilk akıllara gelen beş büyükler oluyor haliyle. Ama her büyük göç beş büyük anlamına gelmez. İlla hepsini göreceğiz diye kendinizi şartlamadık. Tema Parkı ya da hayvanat bahçesinde olmadığınızı biliyorsunuz. Afrika'da evcil ve sosyal olmayan vahşi hayvanlar içindesiniz. O yüzden Game Drive şöförünüz ne derse ona uymak zorunda olduğunuzu sakın unutmayın. Masai Mara Park giriş kapısına varmamızla etrafımıza Masailer üşüştü. Hepsinin tek gayesi ellerindeki incik, boncukları satmak. Amaçlarına fazlasıyla ulaştıklarını düşünüyoruz. Onlara yetecek haftalık kazançlarını sağladılar sayemizde 🙂 Zor bela güruhtan kurtulup tekerleklerimiz park içinde dönmeye başlıyor. Bizi ilk karşılayan tek başına gezen bir zürafa oluyor ardından ölmüş olanı 🙁 Su aygırı, antilop türleri, avını yiyen aslanlar, çita, hiç görmediğimiz ve tanımadığımız renkli kuşlar, zebralar, fil sürüsü, devekuşu, akbaba, sürüngen ile beslenen katip kuşu, timsah, buffalo, mavi-kırmızı renkli kertenkele ve daha nicesi....... İlk günkü Safari maceramız Kenya Masai Mara ve Tanzanya Serengeti Milli Parkı sınırı ile hemen ilerisindeki Masai nehri ile aralıksız devam ediyor. Masai nehrinden önce grup olarak sınıra ilk varan biz oluyoruz. Bu arada Masai Mara'dan Serengeti'ye göç etmekte olan yüzlerce antilop ve zebralar bu noktada bulunmamızı çok özel kılıyor. Onlar doğal yaşamlarını sürdürebilmek için göç halindeyken bizlerde tam bu sınırda olmanın mutluluğuyla veriyoruz kendimizi fotoğraf çekmeye. Ama her şey öyle göründüğü gibi güllük gülistanlık olmuyor bazen. Bu noktada yeterince vakit geçirip, göç eden sürüyü doyasıya izledikten sonra aracımıza atlayıp Masai nehrine gitmemiz gerekiyor. Ama gidemiyoruz 🙁 Çünkü araç çalışmıyor. Ama biz bu işin üstesinden gelmesini biliriz! Hiç vakit kaybetmeden Masai nehri için yine yollardayız. Zaten araç stop edince yeterince kaybettik. Su aygırlarının 70 milyon yıldır evrim değiştirmeyen timsahlarla kardeşçe nehir kenarında sere serpe yattığı ve büyük göç yolunun en önemli noktasındayız. Rehbersiz yürümek kesinlikle yasak. Bir tanesi bizlere açıklayıcı bilgiler verirken diğer görevliler ise ellerinde tüfeklerle bizden 5-10 metre geride nöbet halindeler. Ay şurada bir şey gördüm dur gidip fotoğrafını çekeyim demeyin. Uzaklaşmanıza izin verilmiyor. Biraz olsun uzaklaşsanız hemen arkanızdan bir güvenlik yetişiyor. Yaklaşık 55 milyon yıl önce su aygırları ve balinalar suyu seven aynı kara memelesi atalarından ikiye ayrılıyor. Biri okyanusları seçerek balina olarak evrimleşirken diğeri suyun üzerinde kalarak amfibian oldu. Yani bildiğimiz su aygırları. Su ayrgıları nefeslerini beş dakikaya tutabiliyor. Nehir yatağında ise 8 km'lik hız yapabiliyorlar. Tek eksikleri yüzemiyorlar."} {"url": "https://www.gezgincift.com/afrika-turu-masai-mara-safari-zanzibar-adas", "text": "2024 Kurban Bayramı Afrika turu rotamız yine sizlerle. En çok talep gören Afrika Safari turu ile bu yıl Ramazan Masai Mara'da Büyük Göç'e tanıklık edip hayalleri gerçeğe çevireceğiz. Sayısız defa tekrarladığımız Afrika Turu ile Afrika Safari fırsatını kaçırmayın. -DÜNYANIN EN MEŞHUR MİLLİ PARKI OLAN MASAİ MARA'DA BÜYÜK GÖÇ -YİNE AFRİKA SAFARİ TURUNUN OLMAZSA OLMAZI NAIVASHA GÖLÜNDE HİPOPOTAMLAR İLE TEKNE SAFARİSİ -KENYA'NIN BAŞKENTİ NAİROBİ'DE DÜNYANIN EN GÜZEL KORUNAN ÖZEL ALANLARINDAN GIRAFFE CENTER'DA ZÜRAFALAR İLE ÇOK ÖZEL ZAMANLAR... İstanbul Havalimanı dış hatlar terminalinde buluşma. İstanbul Nairobi uçuşumuzu aktarmasız olarak gerçekleştiriyoruz. Sabaha karşı Nairobi havalimanına varış ve vize işlemleri. Nairobi havalimanında vize ücretlerimizi münferit olarak kapıda ödüyor ve vizelerimizi alıyoruz. Herkes vize ücretinden kendi sorumludur. Turumuz vize ücreti hariçtir. Başkent Nairobi'ye varışımızla ile birlikte havalimanında bizi bekleyen araçlarımıza binerek Masai Mara'ya doğru yol alıyoruz. Öğlen saatlerinde varacağımız Masai Mara kamp otelimize yerleşip dinlenmeniz için kısa bir zaman veriyoruz. Ve belirlediğimiz saatte buluşup akşam üzeri kısa bir safari gerçekleştiriyoruz. Safari sonrası otelimize dönüp açık büfe akşam yemeğinden sonra ateş başında sohbet eşliğinde günü bitiriyoruz. Sabah erkenden kalkarak sabah safari için Masai Mara Milli Parkı'na giriş yaparak tam gün safari gerçekleştireceğiz. Masai Mara Milli Parkı Kenya'nın güneybatısında, güney komşusu Tanzanya'nın Serengeti Milli Parkı ile komşu. Tanzanya Kenya sınırında da duracak ve büyük göçü buradan izleyeceğiz. Masai Mara, 5 Büyük diye adlandırılan hayvanların tümünü 1 saat içerisinde görebileceğiniz yeryüzündeki ender milli parklardan biri. En yüksek dönemi Haziran Ağustos, o açıdan hayvan çeşitliliğinin bol olduğu bir dönemde, büyük göçün kalbinde buraya gidiyoruz. Turumuz esnasında Mara Nehri'nde duracak, araçlarımızdan inecek ve silahlı korumalarımız eşliğinde Mara Nehri etrafında yarım saat yürüyeceğiz. Bu sırada hayvanların göçüne, nehir geçişlerine ve timsahların heyecanlı bekleyişine ve belki de saldırılarına tanık olacağız. Öğle yemeğimiz safari alanında picnic box şeklindedir. Sabah erkenden kahvaltımızı yapıyoruz ve otelden ayrılıyoruz. Önce Masai kabilesinin yaşadığı köye gidecek ve Masai'ler hakkında bilgi alıp tek tek evlerini gezecek, ateş nasıl yakılır onu izleyecek ve yolumuza Naivasha için devam edeceğiz. Naivasha'ya varışımız akşam üzerini bulacak. Otelimiz Naivasha gölünün hemen kıyısında yer aldığı için göl kenarında kuş sesleri eşliğinde günü tamamlayacağız. Naivasha Hollandalı çiçek şirketlerinin üretim yaptığı, Kenya'nın gelişmiş şehirlerinden biri. Gölde teknelerimize biniyor ve ilk safarimizi gerçekleştiriyoruz. Teknelerimizde 2 metre uzaklıktaki hipopotamları görecek, nehir kenarından su içen filler ve zürafalara eşlik edeceğiz. Naivasha'da gölde balık tutan yerliler ise görülmeye değer. Kenya'nın iç kesimlerine doğru giden büyüleyici manzaralı bir yol var. Yol üzerinde dünyanın en büyük tektonik oluşumu Great Rift Valley'da mola veriyor ve büyüleyici manzarayı fotoğraflıyoruz. Öğle saatlerinde Nairobi'ye varıyoruz. Otele yerleşmeden önce ilk durak noktamız Giraffe Center oluyor. Burası Afrika'nın en iyi korunan zürafa merkezlerinden birisi. Zürafaları besliyor, öpüyor ve onlarla yan yana muhteşem kareler yakalıyoruz. Öğle ve akşam yemeği dahil değildir. Sabah havalimanına transfer, bizlere eşlik eden Kenya'daki yerel ekibimizle vedalaşma ve Zanzibar için hareket. Sabah erken saatlerde uyanış ve kahvaltı. Burada Dhow adı verilen yerel teknelerimize biniyor ve Blue Safari adı verilen muhteşem bir tam gün tekne turuna başlıyoruz. Bu tekne turumuz sırasında gelgitten dolayı su üzerinde kalan ve sand bank adı verilen kum tepelerinde denizin keyfini çıkaracak sonrasında da Zanzibar lagünlerini ziyaret edeceğiz. Devasa baobab ağaçlarının gölgesinde açık büfe mangalımızı yapacak ve dönüş yolculuğunda yelkenlerimizi açarak, yerel bir şekilde varış noktamıza döneceğiz. Kahvaltıdan sonra Pcr testlerimizi yaptıracağımız hastaneye gideceğiz. PCR testlerimiz yapıldıktan sonra zanzibar'ın en popüler bölgesi olan Nungwi'ye geçiyoruz. Tam gün serbest zaman. Sabah erken kalhavltı yaptıktan sonra otelimizin önünde bizi bekleyen teknemize bineceğiz. Yaklaşık 4 saatlik tekne turumuz olacak. Rengarenk mercan balıklar ve resifler arasında yüzüp, yunusların geçişine tanıklık edeceğimiz unutulmaz bir gün geçireceğiz. Öğlen saatlerinde İstanbul yeni havalimanına varış ve turun sonu. -Tüm turlarda olduğu gibi Afrika Safari Turu da en ince ayrıntısına kadar özenle şekillendirilmiştir. -Daha önceki gezilerimizdeki yorumlarda da göreceğiniz gibi %100 müşteri memnuniyeti ile çalışıyor, tüm grubumuz ile bütün gün şahane vakit geçiriyoruz. -Tur boyunca kimseye ekstra tur satışı sunmuyoruz. Tüm turlar gezi ücretine dahildir. -Afrika bölgesinde yalnızca Türkiye'nin değil Avrupa'nın en ucuz turunu gerçekleştiriyoruz. -Belirtilen Milli Parklar içinde safarilerimiz 4X4 jeepler ile gerçekleştiriyor. -Zanzibar'ın en güzel kumsalı Nungwi bölgesinde 2 gece deniz kenarı konaklıyoruz. -Tüm turunuz dolu dolu geçiyor ve nefes almaya dahi vakit bulamıyorsunuz. Bu da Afrika turunda çok fazla yer görmek ve aktivite yapmak anlamına geliyor 🙂 Masai Mara'daki konaklamamızın Milli Parkı'nın girişine yakın olması oldukça önemli. Yakın olması sayesinde yolda harcanacak vakti Milli Park içinde Safari yaparak değerlendiriyoruz. Her bir lodge'da 2 tane yatak ya da double yatak, duş, tuvalet, priz ve sıcak su bulunuyor. Konaklanacak Lodge'da 24 saat güvenlik hizmeti sağlanmaktadır. Lodge içinde yiyecek ve içecekler mevcuttur. Ancak sanıldığı gibi bolluk yoktur ne yazık ki. NOT: Program günlerinde değişiklik yapma hakkımız saklıdır. Günlerin değişmesi görülecek ve gezilecek yerleri etkilemeyecektir. -1 gece Nairobi 3 merkez otel konaklama -1 gece Lake Navisha konaklaması -2 gece Masai Mara konaklama -2 gece Nungwi konaklama -2 gece stone town konaklaması -Lake Naivasha tekne safari -Masai Marra Milli Parkı 2 gün safari ve giriş ücretleri -Zürafa Merkezi ziyareti ve giriş ücretleri -Nairobi sabah kahvaltıları, Masai Mara sabah öğle akşam yemeği -Büyük Rift Vadisi -Tüm havalimanı transferleri -İstanbul Nairobi ekonomi sınıfı gidiş-dönüş uçak bileti -Programda belirtilmeyen tüm kişisel harcamalar"} {"url": "https://www.gezgincift.com/afrika-turu-safari-tur", "text": "2018 Afrika turu rotamız yine sizlerle. En çok talep gören Afrika Safari turu ile bu yılda Masai Mara'da Büyük Göç'e tanıklık edip Hint okyanusunun incisi Zanzibar adası ile hayalleri gerçeğe çevireceğiz. Sayısız defa tekrarladığımız Afrika Turu ile Afrika Safari fırsatını kaçırmayın. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. -DÜNYANIN EN MEŞHUR MİLLİ PARKI OLAN MASAİ MARA'DA BÜYÜK GÖÇ -AFRİKA'NIN EN ÖZEL GÖL MİLLİ PARKINDAN BİRİ OLAN NAKURU GÖLÜNDE / LAKE NAKURU'DA 4X4'LER EŞLİĞİNDE SAFARİ -YİNE AFRİKA SAFARİ TURUNUN OLMAZSA OLMAZI NAIVASHA GÖLÜNDE HİPOPOTAMLAR İLE TEKNE SAFARİSİ -KENYA'NIN BAŞKENTİ NAİROBİ'DE DÜNYANIN EN GÜZEL KORUNAN ÖZEL ALANLARINDAN GIRAFFE CENTER'DA ZÜRAFALAR İLE ÇOK ÖZEL ZAMANLAR... -HİNT OKYANUSUNUN İNCİSİ, PLAJLARIYLA ÜNLÜ BALAYI ADASI OLARAK BİLİNEN ZANZİBAR ADASI TURU -ZANZİBAR'IN MUHTEŞEM ÇEVRE ADALARINDA DENİZ MAHSÜLLERİNDEN OLUŞAN ÖĞLE YEMEKLİ TEKNE SAFARİ -Tüm turlarda olduğu gibi Afrika Safari Turu da en ince ayrıntısına kadar özenle şekillendirilmiştir. -Daha önceki gezilerimizdeki yorumlarda da göreceğiniz gibi %100 müşteri memnuniyeti ile çalışıyor, tüm grubumuz ile bütün gün şahane vakit geçiriyoruz. -Tur boyunca kimseye ekstra tur satışı sunmuyoruz. Tüm turlar gezi ücretine dahildir. -Afrika bölgesinde yalnızca Türkiye'nin değil Avrupa'nın en ucuz turunu gerçekleştiriyoruz. -Zanzibar'ın en güzel kumsalı Nungwi bölgesinde 3 gece deniz kenarı konaklıyoruz. -Belirtilen Milli Parklar içinde safarilerimiz 4X4 jeepler ile gerçekleştiriyor. -Tüm turunuz dolu dolu geçiyor ve nefes almaya dahi vakit bulamıyorsunuz. Bu da Afrika turunda çok fazla yer görmek ve aktivite yapmak anlamına geliyor 🙂 Masai Mara'daki konaklamamızın Milli Parkı'nın girişine yakın olması oldukça önemli. Yakın olması sayesinde yolda harcanacak vakti Milli Park içinde Safari yaparak değerlendiriyoruz. Her bir lodge'da 2 tane yatak, duş, tuvalet, priz ve sıcak su bulunuyor. Konaklanacak Lodge'da 24 saat güvenlik hizmeti sağlanmaktadır. Lodge içinde yiyecek ve içecekler mevcuttur. Ancak sanıldığı gibi bolluk yoktur ne yazık ki. -KREDİ KARTINA %3 VADE FARKIYLA 5 TAKSİT UYGULANABİLİYOR... -İstanbul Nairobi ekonomi sınıfı uçak bileti -5 gün 4X4 jeep hizmeti -2 gece Nairobi 3 merkez otel konaklama -1 gece Lake Navish konaklama -2 gece Masai Mara konaklama -Lake Naivasha tekne safari -Masai Marra Milli Parkı 2 gün safari ve giriş ücretleri -Zürafa Merkezi ziyareti ve giriş ücretleri -Nairobi Zanzibar ekonomi sınıfı tek yön uçak bileti -Zanzibar Havalimanı Nungwi Otel transferi -Tam gün tekne turu -Zanzibar 3 gece konaklama -Tüm havalimanı transferleri -Yurt dışı çıkış harcı (15 TL) -Kenya vizesi (Kapıda 50 USD) Yeşil pasaporta vize var! -Tanzanya vizesi (Kapıda 50 USD) Yeşil pasaporta vize var! -75 USD rehberlik ücreti Havalimanında rehbere ödenir -Yerel rehberler ve şoförler için toplanacak bahşişler Ortalama kişi başı 10-15 USD"} {"url": "https://www.gezgincift.com/afrikanin-buyuk-rift-vadis", "text": "Bilim insanları modern insanlarla bağlantılı olan fosilleri bu uzun ve dar vadide bulmuşlardır. Bugünkü Afrika'nın Büyük Rift Vadisinin bulunduğu yer 30 milyon yıl önce uçsuz bucaksız bir platoydu. O zamandan bu yana doğa şartları yeryüzünü oyarak burayı Afrika'nın büyük kanyonu haline getirdi. Büyük Rift Vadisi Etiyopya boyunca uzanıp Afrika'nın çatısını ikiye bölmektedir. Afrika'nın en güneyine kadar 9600 km boyunca uzanan Büyük Rift Vadisi Doğu Afrika'yı şekillendirir. Ve evrimin en kritik noktalarını oluşturur. Rift vadisi dağlara, eşsiz vahşi yaşam formlarına ev sahipliği yapar. Olağanüstü vahşi yaşamın dışında bu dağlarla ilgili özel bir şey daha vardır. Hepsi ortak bir başlangıcı paylaşırlar ki bu da yarığın nasıl meydana geldiğinin ve etkisinin neden bu kadar güçlü olduğunun anlaşılmasını sağlar. Doğu Afrika Rifti gezegenimizde bir plakayı etkileyen en büyük yırtığa sahip yerdir. Hala açılmakta olan devasa bir yara gibidir. Bu yaranın açılmasının sebebi Afrika plakasının yer kabuğunu yavaş yavaş eriten büyük bir magma sahasının üzerinde olması ve kıtanın esnemesine veya çökmesine yol açmasından kaynaklanıyor. Sıcak kayalara yakın yerlerde yükseltiler meydana gelerek kabuğun çöktüğü orta kısımdaysa Rift oluşuyor. Doğu Afrika'da milyonlarca yıl boyunca termal aktiviteler yer yüzeyini parçaladı ve kavurdu ve büyük vadiyi oluşturdu. Yaklaşık 10 milyon yıl boyunca iklimin birkaç kez sulak ve kurak arasında gidip gelmesi büyük göllerin oluşmasını ve ansızın kaybolmasını sağladı. Ve milyonlarca yıl içinde burada 3 büyük göl oluşmuştur. Bunlar Victoria gölü, Tanganyika Gölü, Malawi gölüdür. İnsan evrimindeki önemli dönüm noktalarının ortaya çıkış zamanı her yerde büyük göllerin olduğu zaman dilimiyle örtüşüyor. Bu da iklimle, çevresel değişikliklerle erken dönem insanların evrimi arasında bir bağ olabileceğini gösteriyor. Yani göller insanların evrimi konusunda son derece önemli bir yere sahiptir. Göller kaybolunca atalarımız çevreden yiyecek bulma konusunda izledikleri stratejilerde köklü değişikliklere gittiler. Ama bu göller belli döngüler içerisinde yeniden ortaya çıkıyorlardı. Bu da insanların hayatta kalması açısından iyi bir şeydi. Çünkü her şeyi topluyorlardı. Sıklıkla meydana gelen çevresel değişiklikler atalarımızın yeni bir çevreye ve değişen besin kaynaklarına daha iyi uyum sağlamak için evrim geçirmesini sağladı. Bogoria Gölü : Sığ soda gölüdür, 34 km2, Elmenteita Gölü : Sığ soda gölüdür. Baringo Gölü : Kenya Rift Vadisindeki ikinci büyük göl, 210 km2 olup tatlı su gölüdür. Logipi Gölü : Turkana gölünün güneyinde Suguta vadisi üzerinde sıcak su ile beslenen soda gölüdür, Magadi Gölü : Tanzanya'nın güney sınırına yakın soda gölüdür, Naivasha Gölü : 400 çeşit kuş türüne ve ciddi oranda hippopotamlara ev sahipliği yapan tatlı su gölüdür, Turkana Gölü : Kenya Etiyopya sınırında yer alıyor. 6.405 km2 ile Kenya'nın en büyük gölüdür. Etiyopya Afar Üçgeni Büyük Rift Vadisi için oldukça önemli bir yerdir. Dünyanın en güzel manzaralarına ev sahipliği yapan Afar Üçgeni Jeologların adeta Shangrilasıdır. Afar üçgeni 2005'de volkanik patlamalar ve depremlerle sarsıldı, çatlaklar meydana geldi. Yoğun miktarda siyah bazalt lavı araziyi doldurdu ve yeni bir okyanusu tabanının kabuğunu oluşturdu. Sonuçta 41 km uzunluğunda bir çatlak oluştu. Şimdi bu yarığın uzunluğu 56 km'i genişliği ise 6 metreye ulaşmış durumdadır. Yarığın genişlemesinden endişe duyan bilim insanları, Afrika'nın ortasında zaman içinde yeni bir okyanus oluşabileceğini açıkladı. Etiyopya Afar Üçgeninde bulunan Erta Ale yanardağı şu an okyanusun buraları doldurmasına engel olmaktadır. Şimdilik engel olduğu doğru ama sonunda volkanik kayaların büyük ağırlığı altında ezilerek buraların deniz olacağı gerçeğini değiştirmiyor. Rift Vadisi oluşumunun en güzel örneği Afrika'nın su deposu Nil Nehridir. Kızıl deniz de Afrika ile Arap yarımadası arasındaki bir çatlağın zamanla genişlemesi sonucu oluşmuştu. Doğu Afrika Rift'inin devasa açık alanları içinde ağaçların yetişmesine uygun olmayan küllerle kaplıdır. Doğuda Tanzanya'dan Kuzey Kenya'ya doğru ve Batı Rift'inin kısa kolu boyunca vadinin Uganda tabanına uzanır. i. Rift vadisinde savanları göreceksiniz. Savanlarda yerini koruyan tek ağaç akasyadır. Afrika'nın dikenli ağacı. Burada hayatta kalabilir çünkü sığ kökleri sert kül tabakası üzerindeki topraktan nemi çekebilir. Ve küçük yaprakları buharlaşma ile kaybedilen su miktarını azaltır. 6 mt'e kadar büyüyebilir. Akasyanın küçük yaprakları dünyanın en uzun boylu antilobunun karnını doyuracak kadar besleyici ve başkalarının uzanamayacağı kadar yüksektir. Afrika'nın en kısa antilop türü dik dik ve dünyanın en uzun boylu hayvanı Zürafanın ana besin kaynağıdır. Filiz halindeki akasyalar dünyanın en ağır vejetaryeni tarafından yok edilir. Filin hortumu her yaprağı seçebilecek kadar hassas ama tüm dalı koparacak kadar da güçlüdür. 3 tonluk vücuduyla buldozer etkisi yaratmaktadır. Otlar ise fillerin besinlerinin % 50'sini oluşturur. Bu yüzden ağaçları temizleyip otların büyümesi için yer açmak onların yararınadır. Otlar uçtan değil kökten büyüdükleri için sürekli budanabilir. Bu da hiç bitmeyen bir yiyecek kaynağı olduğunun göstergesidir. Rift'in geniş otlaklarında sayısı 150.000'i aşan sürüler tüm akasya koruluklarını silip süpürürler. Rift vadisindeki bir diğer bitki ise dünyanın en geniş ve en çeşitli sürülerini hayatta tutar. Otu sindirmek çok zor olduğundan sürekli otlanmak gereklidir. Bunun için de güçlü bağırsak gerekmektedir. Güçlü bağırsak da güçlü vücut gerektirir. Otla beslenmek demek günde 16 saate kadar otlamak demektir. Afrika'da üç gölde 800 farklı türde çiklitgiller adı verilen tatlı su balığı yaşamaktadır. Çiklitgillerin oluşumu ilk büyük gölün oluşumuyla aynı zamana rastlar. Siyah çizgilidir ve yavruları ağzında taşırlar. Hepsi birbiri ile akraba olsa da farklı renk ve desenlere sahiptirler. İki şey bu balıkları diğerlerinden ayırmaktadır. Çiklitgiller tüm zorluklara gezegendeki diğer canlılardan daha çabuk uyum sağlarlar. Ayrıca sıra dışı bir sosyal zekaya sahiplerdir. Çiklitgillerin çoğu yırtıcıdır. Çok akıllı balık türü olduğundan avlanmak için solungaçlarını dahi hareket ettirmeden ölü taklidi dahi yaparlar. Bunun dışında kendilerini kuma gömerler. Tavus kuşu adı verilen zararsız bir çiklitgillere benzer şekilde evrimleşmiştir. Bu balık kumdaki küçük organizmalarla beslenir. Bunun taklitçisi ile avlanmak için aldatmaca yaparak kumdan besleniyormuş gibi yapar. Diğer avcı ise pul yiyendir. Avını yok etmeden beslenmenin yolunu bulmuş. Pul yiyen kendisini kurbanına yaklaştırıyor ve dişleriyle avının pulunu yakalar. Isırıp koparmak için vücudunu büküyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/agra-fatehpur-sikr", "text": "Jaipur gezimizden sonra tren ile Agra şehrine geldik. Tren istasyonuna yaklaştıkça dışarıdaki insanları gözlemleme şansımız oldu. Herkes paçasını indirmiş mıçıyor, işiyor Sanki evindeymişçesine rahatlar. Koca koca adamlar her bir şeyleri meydanda hem tuvaletini yapıyor hem de trendekileri, geleni geçeni izliyorlar. Sırf bu olsa iyi etraf çöplükten dağ olmuş neredeyse. Çöplerin içinde yavru ölü köpekler ise en kötüsü Agra Fort istasyonundan şehir merkezine 80 rs'e anlaşıp rikshaw ile gittik. Konaklayacağımız otel Tac Mahal easthern girişinde olduğu için rikshaw otelin önüne kadar götürmedi. Güvenlikten dolayı sokağın başında bizi indirdi. Bırakılan noktadan yürüyerek 2 dakika da otelimize vardık. Fatehpur Sikri'ye gelmeden 1 km önce otopark'a park eden taksimizden inip ziyaret edeceğimiz yapının bulunduğu yere rikshawlar ile gittik. Gidiş-dönüş 100 rs. Burası Unesco kültür mirası listesine alınmıştır. Yapımına 1569 yılında Ekber Şah tarafından başlanmış olan yapı, saray ve camiden oluşuyor. 1571 1585 yılları arasında İmparatorluğa 14 yıl başkentlik yapmış sonra bilinmeyen sebeple terk edilmiştir. Kaya tepesine kumtaşı kullanılarak yapılmış olan yapının 3 km genişliği 1 km uzunluğu vardır. Sarayın çevresi 6 km uzunluğunda surlarla çevrilidir. - Diving Well - Buland Darwaza - Open Court - King's Gate - Nawab Islam Khan's Tomb - Shaikh Salim Christh Tomb - Jami Masjid Ziyaretimize ayakkabılarımızı çıkararak, Fatehpur Sikri'nin 54 metre uzunluğundaki Buland Darwaza isimli zafer kapısından girerek dergah bölümünü gezmekle başladık. Jami Masjid kompleksin ilk yapılarından biridir. Beyaz mermerler ile döşenmiş olan duvarların ne derece ince işçilik ile yapıldığı beli oluyor. Bu bölümü gezerken bastığınız yerlere dikkat etmelisiniz yerler ölmüş arılarla dolu! Jami Masjid'in karşısında beyaz mermerden yapılmış Salim Chisthi Türbesi yer alıyor. Türbenin içine resmen tezgah açılmış. Herkes türbenin ortasına para atıyor. Jami Masjid'in tam karşı kapısından çıktık. Tabi yerlere çoraplarımızla bastığımız için çoraplar rezil bir hal almıştır. Hatta benim çorabın altına ölmüş arı bile yapışmıştı. Neyse çorapları çöpe atıp ayakkabılarımızı giydik ve soldan devam edip booking office'den kişi başı 260 rs'e biletlerimizi alıp saray kompleksine giriş yaptık. Girişteki levhada rehberlik hizmeti tarifesi olarak 250 rs yazılı olsa da rehberler 150 rs'e kadar indiriyor ücreti. Fatehpur Sikri için gezilecek süre 3 saat. Fatehpur Sikriye ulaşım taksi ile 1.200 rs. İster 1 kişi kişi olun ister daha fazla ücret taksi başınadır. Fatehpur Sikri giriş ücreti 260 rs. Fatehpur Sikri'yi gezdikten sonra Dili Bazaar denilen bölgede inip burayı gezdik. Bir çok mağazanın bulunduğu kalabalık bir bölge olmasına rağmen yemek yiyecek yer bulmada sıkıntı çektiğimiz için biraz dolanıp otelin yolunu tuttuk. Öğlen çıktığımız yolculuk akşam üzeri bitmiş oldu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/aktarmali-ucus-nasil-yapili", "text": "Aktarmalı uçuşlar her zaman çoğumuzun kafasında bir soru işaretine neden olur. Direk uçuşların aksine aktarmalı uçuş olunca nasıl kalıbıyla başlayan sorular sorar dururuz. Aktarma yapılacak ülke vize istiyor mu, transit vize nasıl alınır, aktarmayı nasıl yaparım, aktarma yapacağım terminali nasıl bulurum gibi sorular uzar da uzar. Direk uçuşların aksine daha uyguna uçuş bulunca bunun aktarmalı olması kaçınılmazdır. Hangi ülke üzerinden aktarmalı uçuş gerçekleştirilecekse transit geçiş yapacağınız ülkenin transit vize isteyip istemediğini seyahatinizden önce öğrenmeli ve transit vizenizi almış olmalısınız. Aksi takdirde transit yapacağınız ülkeye giriş yapamaz ve bir sonraki yani aktarmalı uçuşunuza kabul edilmezsiniz. Hazır transit vizeden bahsetmişken gelin size Transit Vize isteyen ülkeleri listeleyelim. Seyahatten 30 gün önce transit vize başvurusunda bulunmanız önerilir. İngiltere için iki tip transit vize söz konusudur. Direct Airside Transit Visa : Gümrükten geçmeden başka bir ülkeye 24 saat içinde seyahat edilmesi halinde alınması gereken vize türüdür. Visitor In Transit Visa :İngiltere'ye vardıktan sonra gümrükten geçmek istemeniz yani havalimanından çıkmak istemeniz halinde alınması gereken vizedir. Transit vizenin süresi 48 saattir. Schengen vizesi için hangi evraklar gerekiyorsa aynı evraklar transit vize için de çıkarılmak zorundadır. Schengen Vizesi Nasıl Alınır makalemizden ilgili evraklara bakabilirsiniz. Amerika transit vizesine başvurmadan önce ilk yapmanız gereken DS 160 başvuru formunu doldurmak, istenen evrakları hazır etmek ve son olarak Amerika Konsolosluğundan vize randevusu almaktır. Transit vize talebi 3 iş günü içinde sonuçlanmakta ve pasaportunuz kargo ile tarafınıza yollanmaktadır. Eğer aynı havayolu firmasının aktamalı uçuşunu kullanacaksanız bagajınızı son durakta alabilirsiniz. Örneğin... Air Havayolları ile Singapur aktarmalı İstanbul Tokyo bileti aldınız. Bu durumda tüm uçuşlarınız aynı havayolu firmasıyla yapılacağı için aktarma yapacağınız ülkede valiz almanıza gerek yoktur. Valiziniz direk son varacağınız ülkeye gidecektir. Zaten ilk uçuşa binerken biniş kartınızla birlikte bagaj kartınızla verilmektedir. Bagaj kartınızda valizi nereden alacağınıza dair bilgiler yazmaktadır. Ama aktarmalı uçuşunuz iki farklı havayolu firmasıyla gerçekleşecekse o zaman durum biraz farklıdır. Havayolu firmasının aktarma yapılacak ülkede bagaj anlaşması olup olmadığını öğrenmeniz gerekecek. Ya da hiç riske atmadan aktarma yapacağınız ülkede valizi alıp bir sonraki uçuş için tekrar valizinizi vermeniz gerekecek."} {"url": "https://www.gezgincift.com/akyra-chura-hotel-revie", "text": "Tayland'ın son yıllarda en çok sözü edilen, en bilinen ve en güzel adası Koh Samui! Koh Samui adasında konaklama, Koh Samui adası otel tavsiyesi, Koh Samui adasında nerede konaklanır gibi aklınızda muallak olabilecek soruların cevabı işte karşınızda! Youtube kanalımızdan Akyra Chura Hotel videomuzu izleyip buradan abone olmayı unutmayın. Koh Samui adasının meşhur kumsalı Chaweng sahil şeridinde konumlanan otel misafirlerini en güzel şekilde ağırlamak için elinden gelen hizmeti göstermektedir. Thai orkideleri ve bilumum yeşillikler ile çevrelenmiş otelde odanızdan bir kaç adım uzaklıktaki denize erişim sağlayabileceğiniz gibi havuzun içinden denize nazır bir serinleme size göre ise Akyra Chura'da konaklamanızı kesinlikle tavsiye ediyoruz. Yaşadığınız ülke'de iş, güç, trafik ve buna benzer pek çok kötü duygu ve yaşam şartından kısa bir süreliğine uzaklaşıp Tayland'ın güzelim adası Koh Samui'ye gelipte bir kaç gün huzur bulmak istiyorsanız yeşile ve mavinin her tonunu birlikte sizlere sunan Akyra Chura en doğru adres olacaktır. Akyra Chura Tayland körfezinin yanı başında sizlere stresten uzak, huzurlu, unutulmaz bir tatil deneyimi yaşatmayı vaad etmektedir. 4 farklı oda tipi, okyanusa açılan havuzu, özel kumsalı, etrafı saran yemyeşil bahçesi ile aradığınız huzuru sizlere fazlasıyla sunan bir oteldir. Sıkıcı ve dar oda yapısından tamamen uzak olan Akyra Chura odalarının hepsi geniş, ferah otel odasından çok adeta 1+1 daire konseptindedir. Odaların geniş yatak odası, oturma odası ve banyosu olduğunu gibi aynı zamanda oldukça geniş balkonu da bulunmaktadır. Göz kamaştırıcı manzaraya sahip Akyra Chura lüks tatil anlayışı ile misafirlerini en iyi şekilde ağırlamakta ve memnun etmektedir. Tatile çıkmadaki amaç yoğun ve stresli günlerin geride bırakılıp, dinlenip, bedenimizi stresten arındırıp dingin bir ruh haline kavuşma arzusudur. Akyra Chura sizleri bu düşündüklerinizi gerçeğe dönüştürmeniz için profesyonel ekibi ve çalışanları ile Koh Samui'de bekliyor. Sabah sessiz bir ortamda ve dingin bir şekilde güne merhaba dedikten sonra Akyra'nın kahvaltı salonunda sabah esen ılık rüzgar eşliğinde serin serin kahvaltınızı keyifli bir şekilde yaptıktan sonra ister resort'ün kumsalında ya da havuzunda vakit geçirin isterseniz de adanın diğer kumsallarını gezin. Koh Samui adası inanın düşlediğiniz tatilden daha fazlasını sizlere sunacaktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/alacahoyu", "text": "Çok merak ettiğim ve bir türlü başlamaya fırsat bulamadığım 5 seriden oluşan Ramses'e en nihayetinde başladım. Ancak kitap 1 serisinde ne yalan söyleyim pek haz alamadım. Ancak 2 seriden sonra Hitit İmparatorluğu da kitaba dahil olunca kitap daha bir sürükleyici olmaya başladı. Orkun ne zaman görse elimde Ramses kitabı var 🙂 Evet ilk defa bu kadar uzun sürede kitabı bitiriyorum ama kitabın beni sıkması yada konunun ilgimi çekmemesi değil gerçekten kitabın bitmesini istemediğimdi. Kitabın içeriğine girecek değilim ancak bitirdikten sonra ayrıca İncil'de de adı geçen bu küçük kavmi Hattutaş merakım başladı. Çorum da hazır işim çıkmışken Alacahöyük'e gitmeye karar verdim. Asur Ticaret Kolonileri çağında Anadolu'daki beylikler : Neşa, Hattuş, Mama, Puruşhanda, Kuşşara ve Zalpa olmuştur. Yazılı belgelerde belirtilen Pithana ve oğlu Anitta zamanında Anadolu'da merkezi bir devlet kurulmasını sağlamıştır. Anitta Neşa, Zalpa ve Hattuş'u ele geçirerek ilk kez büyük kral ünvanını almıştır. Asıl olarak Anitta'dan yy sonra aynı soydan gelen Kuşşaralı Labarnaş Hattuş'u başkent yapıp, kente Hattuşaş, kendine de Hattuşalı anlamına gelen Hattuşuli adını vermiş böylece Hitit Devleti resmen kurulmuştur. Hitit İmparatorluğunun ilk Kralı II. Tuthaliya'dır. II. Tuthaliya'Dan sonra en önemli krallardan biri Mutavalli olmuştur. Mutavalli döneminde Anadolu'da hakimiyet kurulmuş ve sonra Suriye'ye seferler yapılmıştır. Mısır ile yapılan Kadeş Savaşı da yine bu dönemde (M. Ö 1274) gerçekleşmiştir. M. Ö 1269 yılında imzalanan Kadeş Antlaşması tarihte ilk yazılı antlaşma olmuştur. Antaşma tabletinin bir kopyası New York'ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin girişinde sergilenmektedir. Kadeş Savaşının yarattığı yıpranmadan sonra İmparatorluk tamie edilemez hale gelmiş ve zamanla gerilemeye başlamıştır. M. Ö 1200 yılıında Karadeniz dağlarından gelen Kaşkalar tarafından Hitit İmparatorluğu yıkılmıştır. Ankara'nın 160 km. doğusunda, Çorum'un 45 km. güneybatısında, Boğazköy-Hatuşa'nın 25 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Alacahöyük W. Hamilton tarafından 1835 yılında keşfedildi. Bu tarihten itibaren birçok gezgin ve bilim adamının ziyaret ettiği Alacahöyük'te ilk kazılar, 1907 yılında Theodor Makridi tarafından İstanbul Müzeleri adına yürütüldü. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra Atatürk'ün direktifleri ile Türk Tarih Kurumu tarafından ilk Türk kazısı olma özelliği taşıyan Alacahöyük'te sistemli kazılara 1935 yılında başlandı. Eski Tunç ve Hitit çağında çok önemli bir sanat ve kült merkezi olan Alacahöyük'te 4 uygarlık tespit edilmiştir. Kalker temel üzerinde andezit bloklarla inşa edilmiş olan Sfenksli Kapı'nın genişliği 10 metredir. Sfenksli Kapı bir yolla bağlandığı büyük mabedin anıtsal girişidir. Girişin iki yanında büyük söğe bloklarının dış yüzleri sfenks protomlarıyla süslüdür. Kulelerin dış ve iç yüzleri kabartmalı ortostadlarla bezelidir. Sol kulede, kaide üzerinde ayakta duran boğa \"Göklerin Fırtına Tanrısı\" sembolleştirir. İzleyen blokta sunak önünde, kurban hayvanları keçi ve koçların getilişini, merdivenle ve hançerle gösteri yapan figürler izlemektedir. Arkasındaki blokta biri küçük bir hayvanı, olasılıkla bir ritonu taşımakta, diğeri saz-gitar çalmaktadır. Sonuncu blokta ise iki tekerlek üzerinde sağa yönlendirilmiş, iri bir boğa görülmektedir. Sırtındaki yüksek çıkıntı onun, bir kült objesi olduğunu düşündürmektedir. Sağ köşe bloklarda, tahtında oturan bir tanrıça ile ona tapan görevlileri gösteren kabartmalar yerlerinde korunmuştur. Alacahoyuk \"Sfenksli Kapı\" serisinde bir kült festivalinin kutlanışı canlandırılmıştır. Hitit kültürüne kaynaklık eden kültürlerin önde geleni olan yerli Hatti uygarlığının aydınlanmasında çok önemli bir yeri olan Alacahöyük Eski Tunç Çağı \"Kral\" mezarları, bu çağın en önemli buluntularıdır. Mezarların en büyükleri 30 metrekare ve yaklaşık 1 metre derinliğindedir. İçinde bulunan ölü ve onunla beraber gömülmesi planlanan eşyalar düzenli bir sistem içindedir ve ölen kişi hemen hemen her mezarın batı kısmına yerleştirilmiştir. Ölünün başı hep batıya konup, yüzü de her seferinde güneye çevrilmiştir. Altın ve gümüş takıların çoğu ölünün üzerinde bulunuyordu. Bunun dışında idol, silah, kap veya testi gibi özel eşyalar ölünün yanı başına bırakılmıştır. Güneş kursları mezarlara ölü hediyesi olarak bırakılan özgün eserlerdir. Bunlar Hititlerden önce Anadolu'da yaşamış Hattilere aittir. Güneş kurslarının dönemin kutsal hayvanı boğa boynuzlarıyla çevrelenmiş olması kültsel bir işlevi olduğunu göstermektedir. Tanrıları ve evreni temsil eden güneş kursları mezara da dinsel bir inanış sonucu bırakılmışlardır. Aynı mezarlarda tek olarak bulunan boğa ve geyik heykelleri daha sonra Hitit döneminde de olduğu gibi tanrılara temsil edilmektedir. Dört yanı taşlarla örülmüş dikdörtgen mezarlar; gömü töreninin ardından ahşap hatıllarla kapatılıp, üzeri killi toprak ile sıvanmıştır. Bunun üzerinde defin töreninin bir parçası olarak kurban edilmiş sığır başları ve bacak kemikleri bırakılmıştır. Eski Tunç Çağı'nın son evresinde (M. Ö. 2500-2000) şaşırtıcı zenginlikteki bu mezarlara Hatti ülkesinin kral ve kraliçeleri, aynı zamanda, rahipleri veya rahibeleri gömülmüştür. Ölü hediyelerini altın, gümüş, elektrom, bakır ve tunç ile kehribar, hakiki kil ve demirden yapılmış eserler oluşturur. Ölü hediyeleri arasındaki boğa ve geyik figürleri ile güneş kursları da önemli buluntulardandır. Bunların önemli bir bölümü Anadolu'da ve dışında benzeri olmayan, çoğu öteki dünya tasavvurlarına bağlı, dinsel objelere aittirler. Güneş kurslarının dönemin kutsal hayvanı olan boğa boynuzları ile çevrelenmiş olması bunların kültsel işlevi olduğunu göstermektedir. Kusrların ortasında duran boğa ve geyik gibi hayvanlar tanrıyı, çevresinde çeşitli bezemelerle oluşturulmuş bölüm evreni, bazı kuslarda ise güneş ışığını sembolize etmektedir. Işınsız çelenk biçimli semboller gökyüzü yuvarlağını, ortasındaki hayvanlar da birer tanrıyı canlandırmaktadır. Boğalar en büyük tanrıyı, bazı güneş kurslarındaki küçük yuvarlak sallantılar da yıldızları temsil etmekte, dini törenlerde bir sapa takılarak taşınan bu kurslar ses çıkartmak amacıyla kullanılmaktaydı. Güneş kursunun bezemeleri Hatti sanatının özelliklerini taşımaktadır. Tanrıları ve evreni temsil eden güneş kursları mezarlara da dinsel bir inanış sonucu bırakılmışlardır. Dinsel törenler sırasında bir sopanın ucuna takılan bu simgeler geçit alayının önünde taşınmaktadır. Hatti ülkesinin kral ve kraliçelerine ait 13 ayrı mezar keşfedilmiştir. Oda mezarlar yetişkin erkek veya kadınlara aittir. Çocuk veya bebeklere rastlanmamıştır. Ölünün hediyeleri yanına yerleştirilip mezarın üstü ağaçlarla dam biçiminde kapatılmıştır. Kadınlara ait mezarlar, süs eşyalarının bolluğu, maden ve kıymetli taşlardan yapımı, teknik ve biçimleri bakımından eşsizdir. Altın diademler, taçlar, iğnleer, bilezik, gerdanlık ve kolyeler, küpe, saç halkası, toka, kulak tıkaçları, gümüş tarak ve bakır ayna, mezarlara bırakılan seçkin süs eşyalarını oluşturur. Altından yapılmış çeşitli elbise ve kemer süsleri, ölülerin giysili olarak gömüldüklerini göstermiştir. Alacahoyuk mezarları din ve kültle ilgili ölü hediyelerinin en güzel örneklerini vermiştir. Şüphesiz bu grubun en önemli eserleri güneş kurslarıdır. Krali mezarlara bırakılan diğer grup eseri, birer kaide üzerinde duran, döküm tekniği ile yapılmış boa ve geyik heykelcikleri oluşturur. Mezarlara bırakılan din ve kültle ilgili diğer buluntuları idoller ve insan figürleri oluşturur. Yassı idoller, gümüş ve bakırdan yapılmıştır. Ellerinde kaplar taşıyan bakırdan çıplak kadın figürleri, Anadolu'nun ilk madeni heykelcikleridir. Yiyecek ve içecek sunma görevi yapan bu heykelciklerin aynı zamanda ölüye öteki dünyada refakat ettikleri ve bizzat ölü kültüne de iştirak ettikleri düşünülmektedir. Ölü hediyelerinin tiplerine baktığımızda bu mezarlara Hatti ülkesinin bir Kralı veya Kraliçesi, fakat aynı zamanda ülkesinin bir rahibi veya rahibesi olan ölü gömülmüştür. Bu mezarlardaki zengin ölü hediyeleri, Kızılırmak ile Yeşilırmak arasındaki sahada yüksek bir kültürün varlığını kanıtlayan, Anadolu/Hatti yaratıcılığının ürünü, türü kendine özgü arkeolojik belgelerdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/alexandreia-troas-antik-kent", "text": "Alexandreia Troas Büyük İskender'in komutanlarından Antigos Monophtalmos tarafından MÖ.310 yılında Antigoneia adı ile kurulmuştur. Antigonos'un ölümünden sonra, Trakya kralı Lysimachos Büyük İskender'in adına şehiri Alexandreia Troas diye adlandırılmıştır. Çevrede yer alan 7 şehirin halkları buraya yerleştirilmiş ve genişleyen şehir günümüzde bir kısmı hala ayakta duran 8 km. uzunluğunda bir sur ile çevrilmiştir. MÖ.1. YY. da Alexandreia Troas şehrinin ismi İmparator Augustus tarafından Colonia Augusta Troadensis olarak değiştirilmiştir. MÖ. 4. YY. da Büyük İmparator Konstantin Alexandreia Troas'ın başkent olabileceğini düşünmüştür. Alexandreia Troas şehri bir deprem sonucunda büyük ölçüde yıkılmıştır. Bugünkü kalıntılardan Tiyatro, Maldelik, Agora Tapınağı, Doğu kapısı, Herodes Atticus Hamamı ve Liman görülmeye değer bir durumdadır. Anadolu'daki günümüze ulaşabilen hamam yapılarının en büyüklerinden bir tanesidir. MS. 2. yy. da, büyük bir deprem sonucunda yıkılmış olan hamam antik dönemin en zengin kişilerinden bir tanesi olan Atinalı Herodes Atticus tarafından yeniden yapılmıştır. 19. yy'ın başlarına kadar büyük bir kısmı ayakta olan yapı bir deprem sonucunda tekrar yıkılmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/amalfi-gezi-rehber", "text": "Amalfi kıyıları Unesco Dünya Miras Listesindedir. Sorrento'dan başlayıp Salerno'ya kadar devam eden 50 km uzunluğundaki Dünya Jet Sosyetesinin gözde sahil şerididir. Positano'dan sonra buraya 15 km uzaklıktaki Amalfi Kıyılarına adını verem kasabaya Amalfi'ye gittik. Mitolojide Amalfi ismini Herkül'ün aşık olduğu su perisinden almıştır. Amalfi genç yaşta ölüp aşkları kısa sürünce Herkül onu dünyanın en güzel yerine gömeceğine dair söz vermiş ve onun şerefine Amalfi'yi inşa etmiştir. Kasabanın merkezine araçla girilmesi ve çıkılması oldukça zor. Dar tünelden geçen araçlar karşı şeritten gelenlere yol vermek zorunda yoksa iki aracın yan yana geçmesi mümkün değil. Tüneli geçer geçmez kasabanın sahiline vardık. Limanın, otobüs garının ve sıra sıra dizilmiş kafe, restaurantların olduğu bir meydan. Kasabanın Duomo meydanında Saint Andrea Kadetrali var. Aynı zamanda burası kasabanın merkezidir. Katedralin yapımına 9. yy'da başlanmıştır. Kapılar 1065 yılında İstanbul'da yapılmıştır. Herkesin Amalfi diye ballandıra ballandıra anlattığı yeri beğendik mi diye kendi kendimize sorduğumuz da. Evet beğendik ama Amalfi için onlarca satır yazacak kadar, hatta geceliğine yüzlerce euro harcanacak bir yer olmadığını söyleyelim. En uzun plajı Maiori kasabasında yer alan kumsalın uzunluğu 930 metre genişliği 40 metredir. Bizim ülkemizde beğenmediğimiz Şile, Patara, İztuzu ile kıyas kabul olmaz. Fiyatlar ise cidden pahalı. Yerli halk orta gelirli ve güney İtalya'da sanayi olmamasına rağmen tavan yapan fiyatlar buranın ne kadar turistik olduğunu gösteriyor. Nedense kimse fiyatlardan bahsetmiyor. En basit örneği ufak su 2 euro. Cetara: Ufak balıkçı kasabası, deniz mahsulleri ile ünlüdür. Tuzlu ançüez sosu, kırmızı tuna gibi. Maiori : Amalfi kıyılarının en uzun plajı bu kasabadadır. Atrani : Güney italyanın en küçük belediyesi burasıdır. Resmedilmeye değer meydanı ve San Salvatore Birecto kilisesi vardır. Ravello : Deniz seviyesinden 350 metre yüksektedir. Aristoklara ait muazzam villalar vardır. Scala: Amalfi kıyılarının en eski kasabasıdır. Otobüs/Tren : Napoli Capodichino Havalimanından Alibus ile 30 dakikada şehir merkezine ulaşım. Şehir merkezinden tren ile 70 dakikada Sorrento ve buradan da SITA otobüsü ile 40-60 dakikalık yolculuk sonrası Amalfi'ye ulaşım mümkündür. Napoli Capodichino Havalimanından direkt otobüs ile 90 dakika da Sorrento ve buradan yine 40-60 dakikalık SITA otobüs yolculuğu ile Amalfi'ye ulaşım mümkündür. SITA otobüs ücretleri tek yön 3.80 euro, 24 saatlik bilet ise 7.60 euro'dur. Feribot : Positano'dan 25 dakika, Salerno P. za Concordia'dan 35 dakika ve ücreti 8 euro'dur."} {"url": "https://www.gezgincift.com/amsterda", "text": "Yılbaşı programımızı nihayet kararlaştırıp 27 aralıkta Stuttgart'a doğru yola çıktık. Stuttgart Almanya'nın ilk 10 büyük şehirleri arasındadır. Stuttgart havalimanına vardığımızda arkadaşımız bizi karşıladı. 80 km mesafe uzaklıkta bulunan Karlsruhe şehrine doğru yola çıktık. Akşam yemek, çay, kahve muhabbetinden sonra güzel bir uyku çektik. Planımız Amsterdam için 28 Aralık sabaha karşı 04:00 gibi yola çıkmaktı ama arkadaşımızdan alacağımız arabanın muayenesi yapılmadığı için mecbur 28 Aralık akşam üzerine kaldı yola çıkışımız. Sabah biz kahvaltımızı yapana kadar aracın muayene işlemleri hallolmuştu bile. Kahvaltıdan sonra Karlsruhe'nin merkezindeki alışveriş merkezine gidip verilen siparişleri alıp akşam 19:00'da Hollanda için yola çıktık. Eğer vardığımız gün sabah yola çıkmış olsaydık planımız 2 günAmsterdam, 2 gün Paris, 1 günde Zurich olacaktı. İlk günümüzü Karlsruhe'de geçirdiğimiz için Zurich planımız otomatik olarak iptal olmuş oldu. Dört buçuk saat sonra Roosendaal'a vardık. Almanya'dan Hollanda'ya kadar otobandan gittik. Türkiye'de işe giderken inanın daha çok yoruluyoruz. Sanki 2 saatlik yol gitmiş gibiydik. Navigasyon sağ olsun gideceğimiz yerin önüne kadar götürdü bizi. Roosendaal'da annemin en yakın arkadaşında kaldık. Sabah kahvaltı için şehir merkezindeki Roselaar alışveriş merkezinin en üst katındaki La Place'de karnımızı doyurduktan sonra bu alışveriş merkezinin yanında han gibi bir yere girdik. Kendimizi renkli masal kitapları içindeymişiz gibi hissettik. Bu kadar güzel süsleme, estetik, cıvıl cıvıl renkler içinde minik bir alışveriş merkezi hiç görmemiştik. Daha fazla geç olmadan hemen tren istasyonunun yolunu tutupAmsterdam için gidiş dönüş biletlerimizi aldık. Bilet alırken saat belirtmeye gerek yokmuş. Dönüşümüz için en son tren saatini de öğrenip 2 kişi gidiş-dönüş 88 euro'ya tren biletlerimizi alarak bir buçuk saat sonra Amsterdam'a vardık. İstasyona indikten sonra karşıdaki köprüyü geçip dümdüz ilerleyince kendimizi Dam Meydanında bulduk. Dam meydanına girer girmez sol köşede bulunan cafe ye girelim dedik ama boş masa bulmak imkansızdı. Biz de çaprazında bulunan minik Yip Yelloows Cafe'de kahvelerimizi içtikten sonra Kalverstraat sokağına girdik. Sokak inanılmaz kalabalıktı adım adım yürümek tabiri vardır ya işte bizde aynen öyle yürüdük burada. Mağazaların tümü sanki bu sokakta toplanmış ve yılbaşına da yalnızca 2 gün kaldığı için haliyle kalabalık olması normal. Amsterdam'ın her sokağı her köşesi ayrı güzellikteydi. Hele bir sokağı var ki Hooftstraat insan kendini alışveriş yapmamak için zor tutuyor. Bloomenmarkt'a da uğrayıp çiçek pazarını gezdikten sonra Van Gogh müzesine doğru yürümeye başladık. Amsterdam'da tek girmek istediğim müze burasıydı fakat tadilat nedeniyle kısmet olmadı. Biz de museumplein meydanındaki I AMSERDAM'ın önünde onca kalabalığın içinde zar zor resim çekilip sabırsızlandığımız akşam yemeği için Kerkstraat 41-43 adresindeki Cafe de Klos'a gittik. Normalde rezervasyon yaptırmak gerekiyormuş ama biz erken gittiğimiz için şansa yer bulmada sıkıntı çekmedik. Kuzu kol ve salyangozu şiddetle tavsiye ediyoruz. 2 kişi ortaya 1 kuzu kol, salyangoz ve 2 kadeh şaraba 40 euro ödedik. Fiyatlar gayet uygundu. Yemeğimizin bitmesine yakın neden rezervasyon yapılması gerektiğini anladık. Yığınla insan kuyruğa girmiş boş yer bekliyorlardı. Zaten topu topu 4-5 masa var içeride birde barda oturulan yerler. Yemeğimizi de yedik artık sıra geldi Space Cake yemeye. Bahsettiğimiz keki yemek için The Bulldog' a gitmemiz gerekiyor. Bulldog Leidseplein bölgesinde meydanın tam ortasında. Kek yemek için Bulldog'un alt katına indik 1 keke 7 euro vererek keklerimizi aldık. Aslına bakarsanız tadı bildiğimiz çikolatalı kek. Bir çırpı da yedikten sonra neler olacak diye beklemeye başladık ama nafile hiçbir şey olmadı. Hayal kırıklığı ile Red Light bölgesine gittik. Kişi başı 40 euro'ya Casa Rosso'da live sex izleyebilirsiniz. Kişi başı 2 euro karşılığında 2 dakikalık gereksiz saçma anlamı olmayan kadınların yuvarlak bir alanda yarı çıplak kendilerince seksi sanılan gösterisi izlenebilir ama tavsiye etmiyorum. Bunu izlemek için 1 dakikanıza bile yazık olur. Sokakta sağlı sollu camekanların içinde kadınlar öylece duruyor, bekliyorlar ki müşteri gelsin. Zaten baktınız ki perde kapalı içeride müşteri var. Red Light'ı şöyle bir turladık ama bunca yıllık uzak doğu tecrübesi olan bizleri tabi ki sarmadı 🙂 Kadınlar sanki Kerhaneden fırlamış gibiydi. Burdan çıkıp taksiyle 15 euro karşılığında Jordan'a gittik. Gitmemizle dönmemiz bir oldu. Amsterdam'ın diğer bölgelerine göre oldukça sessiz ve sakin bir yerdi. Buradan yürüyerek Dam meydanına giderken Torensluis Bridge'da ünlü sosyalist yazar olan Multatuli büstünün resimlerini çektikten sonra köprüyü devam edince sokak arasında Magic Mushroom satılan ufak bir dükkana rastladık. Tabi Orkun kek de aradığını bulamayınca tutturdu bu mantarı yemeğe. Mantarın paketi 20 euro, iyice çiğneyerek ve bol su tüketilerek yenmesi gerekiyormuş. Ama Orkun leblebi yer gibi indirdiği hepsini miğdeye. Onun için yol pek bitmek bilmedi. Roosendaal'a vardıktan sonra mantarları satan adamın tavsiyesini dinleyip şekerli şeyler yiyerek mantarın etkisinin geçmesini sağladık. Dam Square : Madam Tussaud bal mumu müzesi ve Royal Palace bu meydanda. Oude Kerk Kilisesi : İstasyondan Dam meydanına doğru yürürken sağ tarafta bulunan bu kilise gotik stilde yapılmış olup sekizgen kulesi ile görülmesi gereken yerlerden biridir. Waterlooplein : Amsterdamın en büyük meydanlarından biridir. Gündüzleri kurulan pazarda gezebilirsiniz. Magare Brug köprüsü ve Rembrandt müzesi de burada bulunuyor. Nieuwmark : Meydan da ki eski şehir kapısı olan De Waag muhakkak görülmeli. Museumplein Meydanı : Van Gogh Müzesi, Rijkd Müzesi, Voldenpark ve I AMSTERDAM'ın bulunduğu bölge. Westerkerk : Westerkek Kilisesi ve hemen kilisesinin yanında Anne Frank Evi bulunuyor. Anne Frank isminde ki Yahudi kızın II. Dünya Savaşında Alman işgali sırasında Nazi askerlerinden saklandığı ev. Red Light District : Casa Rosso da live sex izleyebilirsiniz. Rembrandtplein : Hollandalı ressam Rembrandt Harmenszoon van Rijn'ın heykeli burdadadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/angkor-wat-gezi-rehber", "text": "Kamboçya'nın kuzeyinde yer alan Siam Reap şehrinde Angkor Wat, Angkor Thom, Phnom Bok, Banteay Srei, Phnom Krom, Chau Srei Vibol, Roluos Tapınağı, Beng Mealea, Phnom Kulen, Koh Ker ve Kbal Spean'den oluşan dünyanın en büyük dini tapınak kompleksinin genel adına Angkor Wat denilmektedir. Elbette ki kompleks içerisinde sadece bu yazılan kadar tapınak bulunmamaktadır. İrili ufaklı yüzlerce tapınağı içinde barındıran komplekste bunlar en önemlileridir. Güneydoğu Asya'nın en güçlüsü olan Khmer İmparatorluğu olarak bilinen Angkor Dönemi M. S 802 yılında Jayavarman II'nin hükümdarlığını ve Tanrı Kral olduğunu ilan etmesi üzerine kurulmuştur. Khmer İmparatorluğu M. S 802 ila 1432 yılları arasında hüküm sürmüştür. - Jayavarman II : Khmer İmparatorluğunun kurucusu - Indravarman I : Su deposu, Preah Ko ve Bakong'un ilk kurucusudur. - Yasovarman I : Başkenti Angkor'a taşımış ve Lolei ile Phnom Bakheng'i kurmuştur. - Jayavarman IV : Krallığı zorla eline alıp başkenti Koh Ker'e taşımıştır. - Rajendravarman II : Doğu Mebon, Phimeanakas ve Pre Rup'un kurucusudur. - Jayavarman V - Suryavarman I : İmparatorluğu Laos ve Taland'ın bir çok yerine kadar genişletmiştir. - Udayadityavarman II : Piramit şeklindeki Baphuon ve batı Mebon'un kurucusudur. - Suryavarman II : Angkor Wat ve Beng Mealea'nın kurucusudur. - Jayavarman VII : Angkor Thom, Ta Prohm ve Preah Khan'ın kurucusudur. Güneydoğu Asya'nın en önemli ve en geniş arkeolojik alanlarından olan aynı zamanda Unesco Miras Listesine alınmış tapınak kompleksi içerisinde en önemli Khmer Tapınağı muhakkak en dikkat çekici olan Angkor Thom'dur. Angkor Wat Khmer Hükümdarlığı tarafından 14. yy'da Budist tapınağı olarak kullanılabilmesi için restore edilmiştir. - Apsaras : Devadas olarak da bilinen güzel kadını sembolize etmektedir. BU güzel kadın şekli bir çok tapınağın duvarlarını süslemektedir. - Asuras : Şeytani varlıklardır. - Garuda : Tanrı Vishnu'nun yarısı kuş yarısı insan şeklindeki aracıdır. - Kala : Tanrı Shiva tarafından görevlendirilmiş tapınak koruyuculardır. - Linga : Erkek organı fallus'un sembolüdür. Linga sembolleri genellikle tapınakların kulesinde yer alır. - Lotus : Saflığın, temizliğin sembolüdür. - Naga : Refah ve bolluğu temsil eden Tanrının koruyucu yılanıdır. - Rishi : Bilge adam sembolüdür. - Yoni : Rahim anlamına gelen sembol fallus anlamındaki linga sembolünün tamamlayıcısıdır. Angkor Wat tapınak kompleksinde gezmenizi önereceğimiz yerler Khmer İmparatorluğunun son başkenti olan Angkor Thom, Buda-Tanrı Brahma, Vishnu ve Shiva'ya adanmış olan Preah Khan, gölün üzerinde yükselen kulesi ile Neak Poan, Tomb Raider olarak bilinen ve filme sahnesi olarak kullanılan Ta Prohm, imparatorluk zamanı banyo yapılan göl Sra Srang aynı zamanda gün batımı için güzel bir noktadır, yüz ifadeleri ile meşhur Bayon tapınağı, neredeyse gerçek boyutlara sahip fil heykelleri ile süslenmiş filler terası, narin oymalar ile süslü Banteay Srei ve Banteay Srei ve daha fazlasıdır. 1992 yılında Unesco Dünya Miras Listesine alınan Angkor Wat Tapınak kompleksini rahatça gezebilmeniz için en az 3 gününüzü ayırmanızı tavsiye ederiz. Angkor Wat giriş biletleri 1 gün (37 $) , 3 gün (67 $) , 7 gün (72$) olarak satılmaktadır. Ho Chi Minh'ten Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'e 6 saat otobüs yolculuğu yapıp Phnom Penh'ten Siam Reap'e giden otobüse binmeniz gerekiyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/angthong-marine-milli-park", "text": "Bu yazımızda Koh Samui Adası açıklarında bulunan 42 adadan oluşan Angthong Marine Milli Parkını tanıtacağız. 102 km kare alandan ibaret olan milli park 12 Kasım 1980 yılında koruma altına alınmıştır. Milli park içerisindeki adaların çoğu 10-400 metre deniz seviyesinden yüksekte kalker dağlarından oluşmuştur. Kireçtaşının kimyasından olsa gerek adaların çoğu garip görünümlü olup, irili ufaklı mağaralarında oluşumuna sebep olmuştur. Denizden görkemli yükselen kalker kayalarının tropik ormanlar ile örtülü olmasıyla bu manzaranın denize vuran yansıması sayesinde meydana gelen yeşil renk denizi alabildiğine büyüleyici hale getirmektedir. Bahsettiğimiz ada topluluklarından yalnız Koh Paluay adasında yüzlerce yıl önce adaya yerleşmiş ve yaşamlarını balıkçılık ile geçindiren bir halk vardır. Milli Park'a giriş izni lisanslı tur acentaları sayesinde olup adaların hiçbirinde konaklama imkanı bulunmamaktadır. Koh Samui adasından günü birlik gidilebilecek en güzel turlardan biri olan Angthong Marine Milli Park turunda dağa çıkıp hayranlıkla şaşırtıcı manzaranın keyfini çıkarabilir, kayaking yapabilir, bozulmamış kumsallarda snorkel yapıp gizli lagünlerde yüzebilirsiniz yada doğanın sesi eşliğinde mağaları keşfedip, kireç taşı oluşumlarını yakından görebilirsiniz. Adadaki kuş türleri batakçulluğu, Brahminy Kites, oriental pied hornbills, drongo kuşu, mina kuşu, balıkçıllardır. Kuş haricinde görülen diğer hayvan türleri ise yeşil kaplumbalağalar, pitün, kobra, büyük kertenkeleler, iguana ve şahin gagalı kaplumbağalardır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/antwer", "text": "Belçika'nın 2 büyük şehri, Rotterdam'dan sonra Avrupa'nın 2. büyük liman şehri, Fransa'dan doğup Antwerp'ten denize dökülen Avrupa'nın 2. büyük nehri olan Schelde nehri kıyısında ve en önemlisi 16 ve 17. yy'da Avrupa'nın en önemli ticaret merkezi olmuş bir şehirdir. Flamanca ismi Antwerpen, Fransızca ismi Anvers olan şehirde 2 dil konuşulmaktadır. Resmi dil Flamanca yaşlıların çoğunlukla konuştuğu ise Fransızca'dır. Tarihte pek çok savaşa sahne olmuş Antwerp 1576 yılında İspanyol askerlerinin ayaklanmasıyla yağmalandı. 1648 yılında ise Vestfalya Barış Antlaşması ile Otuz Yıl Savaşlarına son verildi ve bu sayede liman kenti olan Schelde nehrine gemilerin girmesinin yasaklanmasıyla Antwerp liman ticaretinde gerileme sürecine girmek zorunda kaldı. Napolyon Savaşlarından sonra ise şehrin yönetimi 1830 yılına kadar Hollandalıların elindeydi. Ve kent sonunda bağımsızlığını kazanarak Hollandalıların getirmiş olduğu yüklüce vergi sitemi de kaldırıldıktan sonra şehir ticaret konusunda tekrar canlamış oldu. Elmas faaliyeti konusunda 500 yıl geçmişi olan şehir'de ilk elmas borsası 1893 yılında Diamontclub van Antwerpen ismiyle kurulmuştur. Dünyadaki 28 elmas borsasının 4'ü Antwerp'dedir. Enerjisini güneş ve rüzgardan karşılayan çevreci bir şehir olan Antwerp arnavut kaldırımlı dar sokakları, heykelleri, gotik yapılarıyla görülmesi gerekli Belçika'nın 2. büyük ve Hollanda'ya en yakın şehirdir. Grote Markt : Üçgen biçime sahip meydanda 16. yy'da dünyanın farklı ülkelerinden mimarların katılımıyla yapılmış Stadhuis, 1887 yılında Jef Lambeaux'ın Brabo adlı bronz heyheli ve lonca evleri görmeniz gerekenlerdir. Rubens Huis : Flaman ressam Rubens'in ömrünün son 30 yılını burada yaşayıp, öldüğü evdir. Bahçesi ayrı bir güzelliktedir. 1946 yılında ev müzeye dönüştürülmüş ve ziyaretçilere kapısı açılmıştır. Peter Paul Rubens Evi hakkında daha fazla bilgi için burayı tıklayınız. Giriş ücreti : 8 Euro. Het Steen Steen Kalesi : 1200-1225 yıllarında taşlardan yapılmış şehrin en eski yapısıdır. 18. yy'da hapishane olarak da kullanılmıştır. St. Anna Tüneli : Schelde nehrinin şehri ikiye böldüğü ve karşıya geçmek için kullanılan köprüdür. Nehrin bir tarafında fakir göçmenler yaşamakta diğer tarafında ise /merkezinde zengin yahudi kesimi yaşamaktadır. Groenplaats : Hilton Oteli'nin bulunduğu meydandır. Meydanın tam ortasında Peter Paul Rubens'nin heykeli vardır. Biz aracımızı bu meydanın altındaki otopark'a park edip şehir turuna bu noktadan başlamıştık. Hendrik Conscienceplein : Ufak ama sizi masallara taşıyacak güzellikte otantik bir meydandır. Meydana adını veren Hendrik Conscience'nin heykeli de buradadır. Meydanın hemen karşısında 17. yy'a ait barok mimariye sahip St. Carolus Borromeo kesinlikle görülmeye değer bir yapıdır. Kilise içinde mimar Ruben'nin bir çok eserini görebilirsiniz. Meydan'nın bir diğer önemli özelliği ise dinsel motiflerle süslü olan size mozaikmiş görüntüsü veren yer döşemesidir. Kammenstraat : 2. el dükkanların yoğunlukta olduğu bölge. Vintage ürünleri sevenler için kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir noktadır. Lonca evlerinin tepesindeki detaylar gözardı edilmemeli. Central Station Gare Anvers Centrale : 1904 yılında yapılmış olan yapının ihtişamı mutlaka görülmelidir. Bina Belçikalı mimar Louis De la Censerie tarafından İsviçre'deki Lucerne istasyonundan esinlenilerek dizayn edilmiştir. İstasyon içindeki \"working corner\" da spor yapabileceğiniz gibi biten elektronik aletlerinizi ücretsiz de sarj edebilirsiniz. İstasyonun karşısındaki Keyserlei sokağından istasyonun resmi çekilebilir. Meryem Ana Katedrali- Onze Lieve Vrouwekatedraal : Groenplaats meydanındaki katedral 14. yy'da inşa edilmiş Avrupa'daki en iyi gotik mimariye sahip binadır. Unesco dünya mirası listedinde yerini almaya hak kazanmış yapının kulesi 123 metre yüksekliğindedir. Belçika'nın en büyük katedralidir. Katedral içindeki sadelik ve vitraylardaki ustalık gözden kaçırılmaması gereken ayrıntılardır. Katedralin kubbesindeki sanat eseri François Durlet'e aittir. 14. yy'da yapımına başlanan katolik katedralin bitimi 1521 yılıdır. Katedral 2 kuleli olarak tasarlanmasına rağmen 1 kulesi vardır. Katedral hakkında daha fazla bilgi için burayı tıklayınız. Adres : Handschoenmarkt. Giriş Ücreti : 6 Euro. Akvaryum Müzesi -Aquatopia: Hayvanat bahçesinin 150 mt ilerisindedir. Meir Straat: Sabah 10:00 ila akşam 19:00 kadar araç trafiğine kapalı, cadde boyunca her türlü mağazayı bulabileceğiniz bizim İstiklal Caddemize benzer bir sokaktır. Mağazalar dışında sokak içindeki binalarda sanatı görmeniz de mümkündür. Meirstraat'ın en başında 17. yy döneminin en önemli ressamlarından biri olarak bilinen Van Dyck'ın heykeli burada yer almaktadır. Yine 17. yy'ın diğer önemli ressamlarından olan Ruben'nin evi de buradadır. Kraliyet Sarayı : 17. yy'da yapılmış olan saray Napolyon tarafından satın alınmış ve sonra Belçika Kraliyet Ailesine geçmiştir. Günümüzde Film Müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Plantin-Moretus Müzesi: Unesco dünya miras listesine alınmış tarihi bir matbaa müzesidir. Antwerp oldukça ufak bir şehir olduğu için 1 gün yeterlidir. Biz Brugge'e giderken sabah çok erken saatte uğrayıp gezmiştik. Şehir içi ulaşım metro, tramvay, otobüs ve bisiklet ile sağlanmaktadır. Antwerp'de kalacağınız süre boyunca bir çok şeyden yararlanmak adına Antwerp şehir kartı alabilirsiniz. Araç ile gelenler için Brüksel'den 44 km, Ghent'ten 62 km, Brugge'den 107 km, Amsterdam'dan 157 km mesafe uzaklıktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/apollon-smintheus-tapinag", "text": "Apollon Smintheus Kutsal Alanı : Biga Yarımadası'nın güneybatı ucunda, Çanakkale ili sınırları içinde, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Gülpınar Beldesi'nde yer almaktadır. Jeolojik açıdan bölge bir volkanik plato olarak belirlenebilir. Anadolu'nun en önemli antik bölgelerinden biri olan Troas'ta yer alan Apollon Smintheus Kutsal Alan bölgenin bilinen en önemli kült merkezidir. Kutsal alan, beldenin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, \"Bahçeleriçi\" olarak adlandırılan mevkide yer alır. Su yönünden zengin olan yöre, yeraltı kaynak suları ile beslenmektedir. Antikçağlarda oluşturulan yeraltı kanalları ile toplanan su günümüzde de belde halkı tarafından kullanılmaktadır. Su, Apolon kültü için vazgeçilmezdir. Anadolu'daki Apollon Kutsal Alanları'nın hemen hepsi kaynak sularının üzerinde kurulmuşlardır. Tanrı Apollon, kehanette bulunmak için her zaman suya gereksinim duymuştur. Kutsal alanın bu yörede kurulmuş olmadı da bu nedenle olmalıdır. Jean-Baptiste Le Chevalier 1785 yılında Lekton-Babakale'den Alexandreia Troas'a giderken kutsal alanda yer alan tapınağın toprak üstünde kalan kalıntılarını görmüş ve arkeoloji dünyasına ilk kez Apollon Smintheus Tapınağı'nı duyurmuştur. 1853 yılında yöreye harita çalışması için gelen İngiliz Amiral R. N. Spratt, Tuzla'dan Gülpınar'a gelirken Öküzbaşı Mevkii'nde rastladığı yöre halkının verdiği bilgiler ışığında tapınağın kalıntılarına ulaşır. Spratt bulduğu yapının Apollon'a ait, Ion düzeninde yapılmış önemli bir tapınak olduğunu görür. Tapınak alanında gördüğü bir yazıt aracılığı ile tapınağın Fare-Smintheus kültüne ait olduğunu bilim dünyasına duyurur. Spratt'tan sonra R. P. Pullan yöreye 1861 yılında gelir ve kazı yapma kararı alır. 1866 yılında kazılara başlar ve Ekim-Kasım ayları boyunca tapınakta çalışır. Pullan bu çalışmalarını Society of Diletantti cemiyeti adına yürütür ve Spratt'tan sonra Apollon Smintheus Tapınağı'nı bilimsel olarak arkeoloji dünyasına sunar. Pullan'dan sonra yöreye gelenler hakkında bilgilerimiz azdır. H. Scliemann, Külahlı-Gülpınar köyünden söz ederken Post-Homeriz Chrysa olarak adlandırır. Daha sonra 1900'lü yılların başında Troas-Çanakkale bölgesine Leaf ve Hasluck'un yapmış olduğu ziyaretler bölgenin tarihi ve coğrafi özellikleri ile ilgili sağlıklı bilgiler sağlar. 1866 yılında yapılmış ilk kazılardan sonra tapınak yüz yıl boyunca unutulur. 1966 yılındaki H. Weber'in araştırması ile tapınak tekrar hatırlanır. 1971-73 yılları arasında Çanakkale Arkeoloji Müzesi yörede sondaj çalışmalarında bulunur. 1980 yılından bu yana ise Gülpınar-Apollon Smintheus Kutsal Alanı ve yakın çevresinde kazı, sondaj, restorasyon çalışmaları; Kültür Bakanlığı adına Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı ve MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Aanasanat Dalı öğretim üyeleri, öğrencileri ve köylülerin özverileri ile sürdürülmektedir. 1980 yılından bu yana sürdürülen kazı ve onarım çalışmaları maddi ve manevi yönden birinci derecede Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından desteklenmiştir. Kazılara Ankara Üniversitesi, Türk Tarih Kurumu, Ankara Turizmi Eski Eserleri ve Müzelerini Sevenler Derneği, Vakıflar Bankası, Garanti Bankası, The Chez Manhattan, Bank-İstanbul Genel Müdürlükleri ile Türkiye Turing Otomobil Kurumu, Home Center-Ankara, Atilla Doğan ve Öz-Ak Tavukçuluk-Ankara, Çanakkkale Seramik A. Ş maddi ve manevi yardımlarda bulunmuşlardır. 1998 yılından bu yana tapınak onarım çalışmaları Efes Pilsen'in katkılarıyla devam etmektedir. 1991 yılından beri Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ile Çanakkale Valiliği İl Özel İdaresi Müdürlüğü tarafından tapınak ve çevre düzenlemesi çalışmalarına büyük ölçüde maddi ve manevi katkılar sağlanmıştır. Arkeologlar, mimarlar ve sanat tarihçileri için Helenistik Çağ (İÖ 330-30) ve mimarisi çok sevilen, ilgi duyulan bir konu olarak karşımıza çıkar. Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağı da konusunu Homeros'un İlyada destanından lan kabartmaları yanında, mimari tasarım ve stili ile de dikkatleri üzerinde toplanmaktadır. İÖ 150 yıllarında İon stilinde yapılan tapınak kuzeybatı Anadolu'da, Troas bölgesinde bugün için tek örnektir. Tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros plan tasarımı kullanılmıştır. Tapınağın ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi yer alır. Tapınağın ölçüleri; dar yüzler 23,20 m, uzun kenarlar ise 41,65 m olarak belirlenmiştir. Altyapısında üç farklı tür taş kullanılmıştır. Yapının temelleri, yöreye özgü volkanik tüf taşı ve andezit-bazalt taşı kullanılarak inşa edilmiştir. Temel üzerinde görünen tüm yüzeyler mermer malzeme kullanılarak kaplanmıştır. Tapınak üç bölümlü bir plana sahiptir. Bunlar giriş sırasıyla, pronaos, naos ve opisthodomos olarak sayılabilirler. Anadolu-Attik tip kaideler üzerinden yükselen 44 adet sütunun her biri üst üste konmuş 7 parçadan oluşur. Yedinci sütun tamburları ise bezemelidir. Anadol'da nadir görülen bu figürlü sütun tamburları, üzerinde boğa başı+çelenk süsleri veya Homeros'un İlyada destanını anlatan mitolojik sahneler ile bezelidir. Bu son tamburun üzerine gelen başlık İon stilinde yapılmıştır. Sütunların üzerinden üst yapı elemanları olarak sırasıyla; inci dizisi ve yumurta sırasıyla taçlandırılmış arşitrav ile friz adı verilen ve üzerinde Yunanlılar ile Troyalılar arasında gerçekleşmiş olan Troya savaşlarını konu alan kabartmalı bloklar yer alır. Yapı daha sonra diş sırası, saçak, üçgen alınlık ve kırma çatı ile son bulur. Tapınak yaklaşık olarak 5 katlı (15 m) bir apartman yüksekliğindedir. Marmara Adası mermerinden inşa edilen tağınağın mimarı ve yaptırıcısı bilinmemektedir. Eski çağlarda Anadolu ve komşu ülkelerde çok tanrılı dine inanılırdı. Bu tanrılar çeşitli işlevleri, yetenekleri ve simgeleri olan insan biçiminde düşünülmüş hayali yaratıklardı. Apollon Smintheus da Anadolu kökenli bir tanrı olarak Gülpınar'da, Söke-Didim'de, İzmir Klaros-Ahmetbeyli ile Antalya Letoon ve Patara'da ve daha birçok yerde karşımıza çıkar. Elimizdeki çeşitli yazılı kaynaklardan Apolon Smintheus hakkında en eski bilgiyi \"Ey Smintheus, senin tapınağını çelenklerle hiç mi süslemedim\" diyen rahip Chryses'in duası nedeniyle Homeros'tan işitmiş oluyoruz. Böylelikle büyük ozan bizi Apollon'un hem bir tapınağından hem de Apollon'un bir sıfatı olan Smintheus'dan haberdar etmektedir. Ayrıca İlyada'da yine Homeros'un dizelerinde Çanakkale-Troas bölgesi ile ilgili 'Tenedos'un güçlü kralı Smintheus dinle beni' sözcükleriyle de karşılaşmaktayız. Troas kıyılarında Apollon'a küçük sunaklarda tapınıldığı ve onurlandırıldığı görülür. Gülpınar'daki tapınak ise yörenin en görkenli bilicilik merkezidir. Apollo Smintheus insanları korur ancak gerektiğinde de cezalandırır. Bu işlevleri ile ilgili olarak antik yazar Polemon, Troas kentlerinden Chyrsa Apollon rahibinin yakışık almaz bir davranışı yüzünden kendisine hiddetlenen Apollon'un Chrysa halkına gönderdiği farelerle ekinlere zarar verdirterek rahibi ve halkını cezalandırdığından bahseder ve devam ederek rahibin, Apollon'u onurlandırmak için ona Smintheus adından bir tapınak yaptırdığını ve bu isimden gelen Smintheus sıfatını verdiğini söyler. Diğer taraftan 'fare' anlamına gelen ve Apollon'u temsil eden 'Smintheus'u ve Anadolu halkına karşı olumlu işlevini Homeros, İlyada destanında şöyle anlatır; Troia'ya savaşa giden Yunan ordusu yol üzerindeki kentleri yağmalar, kadın ve kızları kaçırır. Gülpınar'a Chrysa'ya uğrayan Yunan ordusunun başındaki Akha kralı Agamemnon, Apollon Smintheus tapınağının rahibi Chryses'in kızı Chryseis'i odalık olarak kaçırır. Baba kızını almak için defalarca Agamemnon'a çıkar ve ona armağanlar, kurtarmalıklar götürür ancak kızı bir türlü geri alamaz. Tanrısı Apollon'a yakarır ve Chryseis'i geri getirmesini ister. Öfkelenen Apollon Yunan ordusuna okları ile farelerden bulaşan veba salgınını salar. Yunan ordusu vebadan kırılır. Odysseus'un gözetiminde Chrysa'ya-Gülpınar'a getirilir ve şükran olarak tanrı Apollon'a tapınakta kurbanlar kesilir. Bu konular, tapınağın kabartmaları frizlerinde ve bezemeli sütunlarında ilk defa bir tapınağın mimari elemanlarında süsleme olarak karşımıza çıkar. Apollon burada kötülükleri cezalandırmıştır. Ayrıca farelere ve onların verdikleri zararlara karşı da insanlara yardımcı olur. Tahıllara ve ambarlara zarar veren fareleri de bu kez yine okları ile öldürür. Baba tanrı Zeus ile Leto'nun oğlu destanı İlyada'da Anadolu'lu olduğunu göstermiş ve Yunanlı tanrıça Athena'ya karşı Anadolulu'ların-Troialı'ların yanında olmuştur. Fare kültü ile ilk kez Troas bölgesinde onur gören Apollon, Troia savaşları boyunca önemli kararlarda tanrılar katından her zaman Troialı'ların yanında olmuştur. Apollon Smintheus Tapınağı frizlerinde ve bezemeli sütunlarında İlyada destanında sözü edilen Troia savaşları ile ilgili çok öenmli olaylar anlatılmıştır; Troia Kralı Priamos'un oğlu Hektor'un, Akhilleus'un can dostu Patraklos'u öldürmesi; Akhilleus'un büyük öfkesi; annesi Tethis'in baba tanrı Zeus'dan oğlu için yeni silahlar istemesi ve oğluna Patraklos'un yasında silahları vermesi; Akhilleus ile Hektor'un kavgası; Hektor'un öldürülmesi ve Akhilleus tarafından arabasına bağlanarak Troia surları çevresinde sürüklenmesi ve Priamos, karısı Hekabe, kızı Kassandra ve gelini Andromakhe ile tanrı Apollon'un surlarda olayı seyretmesi ve İlyada'nın 24. bölümünde anlatılan Hektor'un karısı Andromakhe'nin kocası için yas tutma sahnesi ile destan biter. Sözünü ettiğimiz bu olayların hemen hepsi Smintheion kabartmalarında ünik olarak karşımıza çıkar, İlyada anlatımları çeşitli çağlarda vazolar üzerinde, duvar resimlerinde, mermer lahitlerde betimlenmişlerdir. Ancak bir tapınakta, ilk kez olarak Gülpınar Apollon Smintheus Kutsal Alanı'nda karşımıza çıkar."} {"url": "https://www.gezgincift.com/aspendos-antik-tiyatros", "text": "Antalya gezilecek yerlerlistesinin başında olması gereken mutlaka Aspendos Antik Tiyatrosu olmalıdır. Antalya'ya ne zaman ziyaret etsek Aspendos mutlaka uğradığımız yerler arasındadır. Sizlere kısaca Aspendos'u anlatmak, tanıtmak istiyoruz. Antalya ilimizde yer alan Aspentos Antik Tiyatrosu Roma tiyatrolarının en iyi korunmuş örneklerinden biridir. Çapı 96 mt olan tiyatro 15.000 kişilik kapasitesi ile de oldukça geniştir. Dizaynını Theodorus'un oğu mimar Zenon'nun tasarlamış olduğu Roma tiyatrosu Marcus Aurelius döneminde M. S 161 180 yıllarında inşa edilmiştir. Aspendos tamamlandıktan hemen sonra tanrı ve imparatorlara adanmış olağanüstü heybete sahip muazzam bir tarihi eserdir. Kentteki en eski kalıntıların Hitit'ler dönemine ait olduğuna inanılmakta ve kentin sonradan Roma ve Selçuklular tarafından yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. M. S 2. Ve 3. Yy'da altın çağını yaşamış olan Aspendos tarihi kaynaklara göre Pers döneminde çok önemli bir liman kenti ve kara ticaretinin merkezi konumundaymış. Eurymedon Nehri yanı başına kayalık tepeye kurulmuş Aspendos tiyatro ve su kemerlerinden ibaret olmayıp, Aspendos şehir kalıntıları tiyatronun hemen arkasındaki düzlük arazi üzerinde yer almaktadır. Yıkık dökük taşlar ve birkaç taş blok duvarlar olan bölgede tarihi eser bakımından aradığınızı bulamayabilirsiniz. Ancak hazır buraya kadar gelmişken uğramanızı yine de tavsiye ederiz. 1836 yılında Aspendos'u ilk belirten kişi Texier olmuş ardından Daniell ve Schönborn tarafından ufak çaplı bir araştırma yapılmış olmasına rağmen en detaylı ve kapsamlı araştırma asıl Lanckoronski tarafından gerçekleştirilmiştir. Atatürk'ün 1980 yılında Aspendos'u ziyareti ile buranın korunup kullanılmasına teşvik ettiği bilinmektedir. Diğer tarihi eserler antik yapıların aksine Aspendos her yıl yaz ayında \"Aspendos Opera ve Bale Festivali\" ne ev sahipliği yapması ile ziyaretçilere tarihi atmosfer içinde unutulmaz anlar yaşatmaya devam ediyor. Türkiye'nin en çok ziyaret edilen 10 arkeolojik alanlarından biri olan Aspendos'a bir sonraki seyahatiniz de mutlaka yer vermelisiniz. Aspendos Ören Yeri Giriş Ücreti 25 TL. Güncel giriş saatleri ve ücret için tıklayınız. Aspendos Ören Yeri Ziyaret Saatleri 08:00 ila 19:00 arasıdır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/assos-antik-kent", "text": "Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin 17 km. güneyinde Behramkale köyünde Sappho'nun vatanının tam karşısında; kuruluşu M. Ö 6. yy'a dayanan antik bir kent Assos'ta efsaneye yolculuk ediyoruz. Volkanik tepe üzerine konumlandırılmış ve yapımında zor olan aynı zamanda dayanıklılık özelliği olan andezit taşı kullanılmıştır. Assos'ta bilimsel anlamda ilk kazı 1881'de Joseph Thatcher Clarke ve Francis Hanry Bacon başkanlığında Amerikan Arkeoloji Enstitüsü tarafından başlatılmış olup 1883 yılında tamamlanmıştır. Assos'u tarihte Midilli'lerden sonra Persler ele geçirmiş. İskender'in Persleri yenmesi ile sırasıyla Roma ve Bizans İmparatorlukları hakimiyetlerinden sonra 14. yy. başları 1330'larda Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altına girmiştir. Assos aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük filozoflardan birisi olan Aristoteles'in yaşadığı yerler arasındadır. Aristoteles araştırmalarının bazılarını burada yapmış yine burada felsefe okulu kurmuş, felsefe eğitimi vermiş. Ayrıca Assos'un hükümdarı Hermias'ın yeğeniyle evlenmiş, bu evlilikten çocukları da olmuştur. Ama Aristo'nun asıl amacı Plato'nun Devlet sözünü ettiği ideal devlet şeklini hayata geçirmek maksadıyla buraya gelmesidir. Athena Tapınağı Felsefe tarihinin ünlü filozoflarına ev sahipliği yapması ile meşhur kentin en yüksek noktasında ki şehrin koruyucusu Tanrı Athena'ya ithafen Arkaik çağ'da yapılmış ilk Dor tapınağıdır. Adını Zeus'un kızı ve 12 Olympos tanrısından biri olan Athena'dan almış olup, yapımının M. Ö 500 yıllarında olduğu iddia edilmektedir. Mimari açıdan kabartmalı frizlere sahip olması dikkat çekicidir. Tapınağın frizlerinde hayvan mücadelesi sahneleri konu edilmiştir. Assos antik kent'te görülecek yerler arasında Roma dönemi antik tiyatro, nekropol, agora ve surlar vardır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/assos-konaklama-tavsiyes", "text": "Assos için yollara düşmeye karar verdiniz ve Assos'ta nerede konaklanır, Assos otel tavsiyesi hakkında elle tutulur, en doğru, en içten ve en samimi tavsiyeyi arıyorsunuz. Öyle değil mi! Çok doğru bir sayfada olduğunuzun altını çizmeliyiz. Assos, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin 17 km. güneyinde Behramkale köyünde Sappho'nun vatanı Midilli'nin tam karşısında; kuruluşu M. Ö 6. yy'a dayanan antik bir kenttir. Her ziyaretçi gibi sizin de burayı ziyaret etme amacınız öncelik olarak antik çağın önemli yerleşim merkezi olmuş Assos'un tarihine tanıklık edip, eşsiz manzara ve ambians içinde elinizde kadehleriniz ile gün batımını izlemek, Assos Limanda deniz kenarına kurulu şirin balıkçılardan birinde kendinize ziyafet çekmek, Taş evlerle süslü Arnavut kaldırımlı dar sokaklarda yürümek, gün içinde sıcaktan bunaldığınız anda mavi bayraklı tertemiz sularda serinlemek ve en önemlisi bunları yaşamak için ilk adım olan konaklayacak bir otele karar vermek olmalıdır. Sizlere hikayesi çok güzel bir o kadar da kararlı olan Assos Alarga Hotel'i tanıtmak istiyoruz. Bundan 6 yıl önce Assos'un tarihi taş evlerinden olan bu ev sahipleri tarafından satılmak istenir. Ancak ailenin sevimli ve enerji dolu kızı evin satılmasını istemez ve burayı otele çevirmeye karar verir. İlk başta 3 oda ile hizmete açılan Assos Alarga bundan 1 önce bünyesine bir taş ev daha katıp oda sayısını 5'e çıkarıp ziyaretçilerine hizmetin ne olduğunu layıkıyla yerine getiren ve konforun sınırlarını zorlayan bir otel olmuştur. Uzakdoğu ülkelerinde giden bilir her otel check-in sırasında misafirlerine hoş geldin içeceği ikram eder. Neden bizim ülkemizde de böyle jestler yapılmyor derken bizi şaşırtan bir sürprizle karşılaştık. 40 derece sıcak havada yoldan gelip otele kendimizi attığımız anda Ece'nin elinde buz gibi içeceklerle gelmesi günün bombasıydı. Sevgili Ece ve eşi Burçak'ın enerjisi ve uyumu ile işletilen Assos Alarga Hotel sizlere sıkılmaya fırsat vermiyor. Bahçesinde, havuz başında, vadi manzaralı odanızın bahçesinde ya da otelin resepsiyonu diye anlandırılan insana rahatlama hissi veren beyazlara bürünmüş salonunda hoşça vakit geçirebilirsiniz. Haaa bu arada unutmadan belirtelim! Assos'a gelmeden önce günlük plan, gezi rotası belirlemenize gerek yok. Tüm bunları Ece ve Burçak sizler için seve seve yapıyor. Nereye gitmeniz gerektiğini, nerede yemeniz gerektiğini, hangi köyleri ziyaret etmeniz gerektiğini hiç sıkılmadan anlatıp, günlük planınızı sizin için çiziyorlar. Assos Alarga'da güne mutlu başlamamak imkansız gibi bir şey. Gittiğiniz otellerden alışkınsınızdır. Sevimsiz kahvaltı kuyrukları, hangi masayı kapsam muallakları ve tabaktaki o karmakarışık görüntü vs...... Ama Assos Alarga muhteşem lezzetleri ve sunumu ile sizlere her gün ayrı ortamda kahvaltınızı hazır eder. Çayınız, ekmekleriniz siz daha farkına varmadan defalarca tazelenir, Çeşit çeşit reçeller, zeytinler, peynirler, börekler, kekler ve daha fazlasıyla sizlere umduğunuzdan fazlasını veriyor. Assos Alarga'da kapris yok, samimiyetsizlik yok, ilgisizlik yok! Assos Alarga'da hizmet var, muhabbet var, güleryüz var, dostluk var! Assos Alarga Oda Fiyatları için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/asyadaki-festivalle", "text": "Tayland'ın ay takvimine göre dolunay zamanında ışık şöleni ile çok güzel görsellikler sunan Loy Krathong-Işık Festivalinde tarihte halkın seromoniler eşliğinde çeşitli tanrılara saygılarını sunmak adına lotus çiçeklerinin suya koydukları bir ritüel iken zamanla yeni yıla dertlerinden, sıkıntılarından yani tüm kötülüklerden arınma ritüeli haline gelmiştir. Bu tanrılar Shiva, Vishnu ve Brahma'dır. Aslında uygulanan seromoni oldukça basit lotus çiçeklerini veya kandillerini süsler, dilek diler ve nehirlere bırakırlar. Ancak bu derece basit bir seromoni bile insanları etkilemeye, oluşan şölene hayranlık uyandırmaktadır. Hemen hemen bir çok bina, köprü ışıklar ile donatılmaktadır. Tayland'ın en ünlü festivali olarak binen Loy Krathong Chiang Mai, Ayutthaya, Sukhothai, Bangkok, Phuket, Pattaya ve hatta Myanmar'ın Shan State bölgesi ile Laos'da dahi kutlanmaktadır. Bir çok bölgede farklı görsellikle düzenlenen şölende en güzeli Chiang Mai'de fenerlerin yakılarak toplu olarak havaya bırakılmasıdır. Çin'in en önemli festivallerinden biri olan Bahar Festivali Shang Hanedanı döneminde bir yılı geride bırakıp yeni yıla başlarken insanların Tanrılarına kurban edilmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. Bahar festivali diğer adıyla yeni yıl kutlaması başladığı dönemde tüm sokaklar Çin'e özgü kırmızı fenerler ile süslenmekte her yer cıvıl cıvıl bir görüntüye bürünmektedir. Her yıl değişik tarihlerde Ocak-Şubat döneminde kutlanmaktadır. Hindistan'ın hatta dünyanın en renkli festivalidir. Hindistan'da baharın gelişinin kutlandığı 2 gün süren festival Mart ayında gerçekleşiyor. Hindistan dışında 10 farklı ülkede 35 şehirde 60'dan fazla uluslararası DJ'in müzikleri eşliğinde 300.000 kişinin katıldığı Holi Festivali gerçekleştirilmektedir. İlgilenenler buraya tıklayabilir. Sanskritçe'de geçiş anlamına gelen festival yeni yılın kutlanışıdır. Laos, Myanmar, Kamboçya ve Tayland'da kutlanmaktadır. Kurak ve sıcak bir döneme girildiği için herkesin elinde su tabancaları, şişeler ile birbirine ıslattığı bizim tabirimizle su savaşı dediğimiz oldukça eğlenceli su festivalidir. Her yıl 13-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenmekte olan bu ilginç festivale mutlaka katılmalısınız. Festival dönemi Bangkok'taysanız Silom, Khao San Road, Sanam Luang, Phra Pradaeng bölgesine gidip bu çılgın festivale katılabilirsiniz. Hindu Tanrılar Shiva, Parvati ve Shiva'nın oğlu Kral Murugan'a adanan bir festivaldir. İnanışa göre Tanrıça Parvati şeytanı mağlup etmesi için Kral Murugan'a kılıç takdim etmiştir. Dolayısıyla bir zafer festivali demek yanlış olmaz. Festival günü Murugan'a sevdiği renk olan sarı ve turuncu çiçekler takdim edilir. Kral Murugan yine bu renkteki elbiseler ile giydirilir. Halk'ın başlarında taşıdıkları sütler ile Murugan yıkanır. Kral Murugan'ın fanatik taraftarlarının ise kendilerine acı vermek için vücutlarının pek çok noktasına demirler, çiviler sokmaktadır. Malezya'da festivalin kutlandığı kutsal tapınak Kuala Lumpur'daki Batu Caves'dir. Singapur'da ise 20.000 kişinin katıldığı tören alayı Little India bölgesindeki Serangoon caddesi, Selegie caddesi, Prisep sokağı, Penang caddesi ve Clemenceau bulvarından geçilerek 16 Tank caddesindeki Sri Thandayuthapani Tapınağında son bulmaktadır. Japonya'da ilk baharın gelişinin, bereketin kutlandığı festivalin adıdır. Kiraz çiçekleri ağaçlarının açmasıyla ağaçların altında piknik yapılan bir festivaldir. Pembenin her tonunu görebileceğiniz festival zamanında tablo gibi fotoğraflar çekmemek elde değildir. Hanami Festivali, Mart ile Nisan ayları arasında Japonya'da olacaklar için kaçırılmayacak bir görsel şölen sunmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/avrupanin-goz-kamastirici-yapilar", "text": "Paris Şanzelize caddesinde yer alan zafer takıdır. Yapımını Napolyon Bonapart istemiştir. Takın altında bulunan mezarda I. Dünya Savaşı'nda ölen Fransız askerlerin mezarı bulunmaktadır. Ve mezarın üzerindeki alev 1923 yılından bu yana hiç sönmeden yanmaktadır. Aşk çeşmesi olarak bildiğimiz barok ve klasik çeşme'de Bernini'nin emeği olmuştur. Ancak çeşmeyi Nicola Salvi tamamlamıştır. Trevi ailesinin Papa'ya hoşluk olsun diye yapıldığı söylenmektedir. 1958 yılında Brüksel Dünya Fuarı simgesi olarak yapılan yapı şimdi Brüksel'in simgesi haline gelmiştir. 109 metre yüksekliğe sahip Atom Çekirdeğinin yaratıcısı Andre Waterkeyn'dir. Unesco Dünya Mirası Listesinde olan yapı 16. yy'ın başlarında Portekiz geç gotik tarzında Portekizli kaşif Vasco de Gama anısına yapılmıştır. Protestan kilisesi olarak kullanılan yapı 1700'lü yıllarda yapılmış ve Alman İmparatoru II. Willhelm tarafından yıktırılmıştır. 1905 yılında tekrar yapılan katedral II. Dünya Savaşında ciddi hasar görmüş ve bu sefer 1975-1981 yılları arasında tekrar yapılmış. Burç sembolleri ve saat dilimlerinin olduğu ortaçağ'dan kalma tarihin ilk astronomik saat kulesidir. 1882 yılında Antonio Gaudi tarafından yapımına başlanmıştır. Antonio Gaudi'nin tramvay kazası sonucu ölmesiyle bazilikanın yapımı yarıda kalmıştır. Gaudi'nin karmaşık mimari tarzının çözülememesinden dolayı halkın yardımı ile yapılan kilise halen bitirilememiştir. Bu nedenle bitmeyen kilise olarak anılmaktadır. Kilise Unesco Dünya Miras listesindedir. Piazza San Giovanni meydanında yer alan Santa Maria Del Fiore Katedrali 1296-1435 yılları arasında inşa edilmiştir ve Floransanın en meşhur yapısıdır. Komutan Vespasianus tarafından M. S 72 yılında yapımına başlanıp M. S 80 yılında Titus döneminde tamamlanan 300.000 kişinin öldürüldüğü arenadır. Thames Nehri üzerine kurulu köprünün yapımı 8 yıl sürmüştür."} {"url": "https://www.gezgincift.com/away-koh-kood-revie", "text": "Koh Kood adası Tayland'ın en özel adalarından biridir. Hatta tam bir balayı adası diyebiliriz. Koh Kood adası çok bakir ve hareketli bir yaşama sahip olmadığı için eşinizle veya sevgiliniz ile yaşayacağınız hem eğlenceli hem de romantik anları otelinizde geçirmek zorundasınız. Away Koh Kood hayalinizdeki tatili yaşamanız için doğru adres. Yıl boyu misafirlerine sıcacık bir ortam ve konfor sunan Resort hem çocuk sahibi ebeveynlerin hem de çiftlerin tercih edebileceği, evinizin rahatlığını hissedeceğiniz keyifli bir tatil sunmaktadır. Youtube kanalımızdan Away Koh Kood videomuzu izleyip buradan abone olmayı unutmayın. Sıra dışı bir tatile, hizmete hele ki damak tadına düşkünseniz Away Koh Kood Koh Kood adasındaki vazgeçilmez adresiniz olmalı. Away Koh Kood'un iskelesinde inip sizi karşılayan o güler yüzlü çalışanlar ile buluştuğunuz an hayalinizde gerçeğe dönüşmeye başlıyor. Away Koh Kood Klong Chao nehri ile denizin hemen birleştiği noktada muhteşem bir kumsala sahiptir. Geniş minderli lüks şezlonglarla beraber kuş yuvası konseptinde harika dinlenme alanları resort'un misafirlerini sunduğu özel plajında yer almaktadır. Aynı zamanda Resort'un karşısında yer alan kumsala geçmek için herkese yetecek kadar kano bulunmaktadır. İsterseniz bu kanolar ile nehirde gezinti yapabilirsiniz hem de ücretsiz! Away Koh Kood Deluxe Bungalow, Deluxe Ocean Facing Bungalow ve Deluxe Ocenfront Bungalow olmak üzere son derece modern dizayn edilmiş ve hepsi deniz manzaralı 3 tip odaya sahiptir. Odaların hepsi geniş, ferah, tertemiz, klimalı, minibarlı ve kişisel ihtiyacınızı karşılamanız için gereken herşeyi sunmaktadır. Biz okyanus kenarı deluxe bungalow'da kaldık. Ve bugüne kadar hiçbir güne uyanmak bu kadar güzel olmamıştı. Sabah bungolowunuzun rahat yatağında gözlerini açtığınızda gördüğünüz palmiye ağaçlarının ardındaki okyanusa uzanan masmavi sular ve bir yanında da yağmur ormanları. Yılın tüm yorgunluğunu ve üzerinizdeki stresten arınmak için bundan daha iyi ne olabilir ki! Odaları, kumsalı ve bahçesi ile farkındalığını ortaya koyan resort içerisinde muhakkak en gözde yer okyanus manzarasına hakim restaurantıdır. Away Koh Kood okyanus manzaralı şık bir restauranta ve geniş bir menüye sahiptir. Özellikle deniz ürünlerini mutlaka yemenizi tavsiye ederiz. Tüm doğal güzellikleri içinde barındıran Away Resort Koh Kood adasının en gözde otellerinden biridir. Koh Kood adasında mutlaka bir gününüzü ayırmanız gereken snorkel ve şelale turlarını otel lobisinde ayarlayabilirsiniz. Otelin kendi botu ve çalışanları ile bu tura katılıyorsunuz. aramızda kalsın isterseniz sürat teknesinin sizin de kullanmanıza izin veriyorlar. Hayalini kurduğunuz cennette yerinizi ayırtın! Tüm gününüzü bu muhteşem denizde geçirmeye doyamayacaksınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ayder-yaylas", "text": "Çam ormanları ile çevrili bir yayla olan Ayder 1350 metre yüksekte doğanın en temiz havası ve en güzel bitki örtüsü ile kaplı Karadeniz'in en bilinen yaylasıdır. Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı olan yayla 1987 yılında turizm merkezi ilan edilmesi ile son yıllarda turistler için oldukça revaçta bir yer haline gelmiştir. Doğası, bitki örtüsü, yayla evleri, balı, şelaleleri ve kaplıcaları ile gözde bir yer haline gelmiştir. Her ne kadar turistlerin ilgi odağı olsa da Ayder yaylasının asıl meraklıları dağcılar ve fotoğrafçılardan oluşmaktadır. Fırtına vadisi boyunca ilerleyip doğanın esiri olmuşçasına manzaraya hayranlıkla bakıp arabanın camlarını açıp temiz hava soluyarak düzgün asfalt yolda rahatlıkla Ayder'e doğru tırmandık. Vardığımızda Ayder'in girişindeki iş yerleri, otelleri ve diğer yapılaşmalar ile karşılaşınca bu nasıl yayla demeden edemedik. Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi nereye talep artarsa oraya yatırım yapmak ancak bu yatırımı doğayı bozarak ve oranın kendine has özelliğini yitirerek uygulamak kaçınılmaz. Ayder'e gelen ziyaretçilerin en çok talep ettiği 50 derece sıcaklığa sahip kaplıcalar oluyor. Türkiye'nin sayılı kaplıcaları arasında olan Ayder kaplıcaları için Karadeniz Teknik Üniversitesi'nin yaptığı araştırmalar sonucu kaplıcaların kadın hastalıkları, iç hastalıklar, sindirim ve dolaşım sistemi, cilt hastalıkları, mide ve romatizma gibi hastalıklara şifa kaynağı olduğunu belirtmiştir. Kaplıca suyunun sahip olduğu magnezyum, sülfat, kalsiyum, nitrat iyonu, demir-alüminyum ve hidrokarbonat'ın birleşmesiyle şifa kaynağı olan kaplıcalar bu nedenle ziyaretçilerini oldukça memnun etmektedir. Karadeniz turu planları olacaklara tavsiyemiz Ayder yaylasına uğramamaları yönündedir. Gitmeniz halinde beğenmeyeceğinizi buradan peşin peşin söyleyelim. Bunun yerine gezilecek diğer yaylalara vakit ayırmanız sizler için en doğru karar olacaktır. Trabzon'dan Ayder'e gidecekseniz Trabzon-Rize arası ulaşımınızı Havaş ile sağlayıp Rize merkez, Pazar ya da Ardeşen'den dolmuş ile Ayder yaylasına gidebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/azmak-cay", "text": "Akyaka sevdası sarmış milleti anlamıyoruz. Akyaka da Akyaka! öyle bir övgü var ki hakkında yıllar sonra gitmek kısmet oluyor. Muğla'nın Ula ilçesine bağlı belde'ye dağ yolundan süzüle süzüle yeşillikler içinde inişe geçiyoruz. Gökova körfezinin doğu ucunda ufacık koya, sokakları süsleyen 2 katlı tek mimari özelliğe sahip Akyaka evleri ve evleri süsleyen ahşap oymalar pembe begonviller eşliğinde geziyoruz. Hemen hemen her sokakta apart daire ya da pansiyon görüyoruz. Gecelik 2 kişi en düşük 80 TL'den başlayan fiyatlar. Otel, pansiyon, apart her ne ise buralarda vakit öldürmek yerine çevreyi gezmeye odaklı olduğumuz için başımızı sokacak yer bulup kendimizi dışarı atıyoruz. Ufak bir koya sahip Akyaka'da sahilde boydan boya cafeler ve restaurantlar var. Dilerseniz teknelerde balık ekmek de yiyebilirsin. Günün sonunda hava kararmadan önce en uygun saatte Azmak Çayı turu için tekneye biniyoruz. 7-8 kişi olunca tekne hareket ediyor. Yaklaşık 40 dakikalık sürecek olan turumuz da 2 km'lik parkuru gezdik. Deniz seviyesinden yalnız bir kaç metre yükseklikteki çayın suyu Torosların batı uzantısındaki Sakar tepesinden geliyor. Suyun % 60 bol mineralli sodalı olup % 40'ı kaynak su olan çay'ın hastalıklara iyi geldiği, hatta gençleştirici ve güzelleştirici etkisinin de olduğuna inanılıyor. Derinliği 8 metreyi bulan soğukluğu ise 5 derece olan çay Gökova körfezinden denize dökülmektedir. Derinliğine rağmen çay'ın berraklığına ve içindeki bitki örtüsüne, bitkilerin capcanlı renklerine hayran oluyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/baden-baden-gezi-rehber", "text": "Şimdi gelin Baden Baden nerede, buraya nasıl gidilir, ne yenir, nereler görülür sorularının cevaplayalım. Avrupa'nın Almanya ülkesinde yer alan Baden Baden yeşil doğası, termalleri, kaplıcaları, wellness otelleri, tarihi yapıları, sessiz ortamı ve lüks casinoları ile zevk düşkünlerinin vazgeçilmez tatil destinasyonlarından biridir. Doğa ve sağlığına düşkünü olanların yapabileceği ideal tatil destinasyonlarından biridir. Almanya'nın karaormanları bölgesinde kurulan şehri aynı zamanda Ren Nehri ve Murg vadisi ise doyumsuz manzaraları seyre dalabileceğiniz bir alman kasabasıdır. Baden Baden Dostoyevski'nin Kumarbaz isimli romanının konusunun geçtiği Avrupa şehridir. Almanya'da sonbahar önce Baden Baden'de başlar! Almanya'nın Spa merkezi olan şehir aynı zamanda tarihi bir Almanya şehridir. Fransa ve İsviçre sınırına oldukça yakın konumdaki şehre Fransa, İsviçre ve Almanya'dan çok kolay ulaşabilirsiniz. Baden Baden'in yüzölçümü 35,751 m olmasına karşın nüfusu 11 milyondur. Almanya Fedaral Parlamenter Cumhuriyetinin nüfus bakımından 3. kalabalık eyaletidir. Baden Baden çalışmak ve yaşamak için en popüler eyaletlerden biridir. Niye Mi? İşsizlik oranı %5'in altında olduğu için. Güçlü bir ekonomi ve eğitim sistemi olduğundan işsizlik oranı da en alt seviyelerde. İrlanda ve Roma hamamının kombine edildiği yer hamamdan ruhunuzu dinlendiren kubbesi, büyük bir incelikle işlenmiş freskler sayesinde mekanda adeta harikalar yaratılmış. Kendinizi şımartmak ve rahatlamak için mutlaka burayı tercih etmelisiniz. Adres ve diğer tüm bilgiler için buraya tıklayabilirsiniz. İç ve dış havuzlardan oluşan modern bir komplekstir. Bu arada hazır termallerden bahsetmişken bu termallere haftanın belli günleri kadın ve erkek karışık girebilmekte. Hem de çıplak!!! Ama ben çıplaklıktan yana değilim, utanırım derseniz o vakit bu günler haricinde gitmenizi öneririz. İlk hamam Romalılar tarafından yapılmıştır. Bu tür hamamlara asker hamamı denmiştir. 2000 yıllık tarihe sahip Romalılardan kalma bir hamamda kazılar sonucu bu şehirde ortaya çıkarılmıştır. Roma Hamam Kalıntıları Almanya'da en eski ve en iyi korunmuş örneğidir. Hamam kalıntılarını rehberler eşliğinde gezmek isteyenler Nisan-Kasım ayları arası ayın her 2. Cumartesi günü saat 14:00'de başlayan tur 45 dakika sürmektedir. Kişi başı 4 eurodur. Katılım için aranması gerekli numara : +49 7221 275934 Rehberli tura katılmayıp kendiniz girmek istemiyorsanız giriş ücreti 2.5 euro'dur. Bella Epoch dönemine ait mimarisinin inceliğinin gözler önünde olduğu yapı 1821 1824 yıllarında mimar Friedrich Weinbrenner tarafından inşa edilmiştir. Baden Baden'in en önemli yapısı olan Kurhaus'da ister akşam yemeği yiyin, ister casino'da ya da konser salonunda keyifli vakit geçirin. 1102 yılında inşa edilmiştir. 11. Ve 15. Yy'da Baden uçbeylerinin yerleşkesi olarak kullanılmış kalenin gizli ve karanlık zindanlarında tarihe yolculuk yapabilirsiniz. Baden-Baden'nin, ve bölgede bulunan kara orman ile Ren nehrinin nefis manzarasını izleyebileceğiniz çok güzel bir noktadır. Florentine Tepesinde tüm heybeti ve ihtişamıyla konumlanmış kale Altes Schloss gibi yine Baden uçbeylerinin yerleşkesi olarak kullanılmıştır. Kale ve bahçesine giriş izni olmadığı için uzaktan bakıp resimlerini çekebilirsiniz. Kale 2003 yılında Kuwaiti Al Hassawi Group'a satılmıştır. Kalenin lüks bir otele dönüştürüleceği tahmin edilmektedir. Bizans stiline hakim kilisenin kubbesi altındır. Vladimir Potemkin ve Bernhard Benzer 1880-1882 yıllarında bu kiliseyi inşa etmişlerdir. Ressamlığını ise Grigor Grigorijewitsch yapmıştır.1. Şubat-1. Aralık tarihleri arasında ziyaret edilebilen kilisenin giriş ücreti 1 euro'dur. Baden Baden'nin ilk kilisesi olması nedeniyle en önemli yapılarından biri olan Stiftskirche Kilisesine Marktplatz'dan merdivenleri kullanarak ulaşabilirsiniz. Kilise'nin geç gotik mimarisi ve kapısındaki oymalar kiliseyi oldukça dikkat çekici bir hale getirmiştir. Yapı orjinalde Roma Bazilikası olarak inşa edilmiş olup sonrasında uzun bir süre Baden uçbeylerinin (14 uçbeyi) mezarları olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu mezarlardan bir tanesi de Ludwig-Wilhelm (1677 1707)'e aittir. Her gün 08:00 18:00 arası açık olan kiliseyi ziyaret edebilirsiniz. Romen Ortodoks mabedi Moldovya Prensi Mihail Sturdza tarafından kurulmuştur. Mabet kırmızı, beyaz ve kahverengi kum taşından inşa edilip aynı zamanda girişteki 4 iyonik kolonun üst kısmı ve mabet kubbesi Ortodoks çarmıhı ile taçlandırılmıştır. Irmengard bei Rhein tarafından kurulup, 1245 yılından bu yana rahibe manastırı olarak varlığını sürdürmektedir. Oos nehri üzerindeki süslü köprülerden geçmek, koşmak, bisiklet sürmek, olgun ağaçlar altında doğanın sesini dinlemek için Lichtentaler Allee'e, 360 çeşit gül görmek istiyorsanız 1909 yılında açılmış olan Gönneranlage parkına, yaz aylarında Baden Baden'deyseniz serinlemek için Geroldsauer Şelalesine, huzurlu saatler geçirmek için Michaelsberg Parkını, 1192 mt uzunluğundaki finüküleri kullanarak Murg ve Ren vadisi manzarasını izlemek için kuzey kara ormanlarının en yüksek dağı olan Merkur'e mutlaka ziyaret etmelisiniz. - Hotel Bischoff (60-80 euro) - GARIBALDI : İtalyan restaurantı olan Garibaldı mutheşem şaraplar, taze deniz mahsülleri bulabilirsiniz. Adres: Luisenstrasse 4 - ZUM ALDE GOTT - LATERNE Baden Baden'de yemenizi önerceğimiz şeyler ilk başta Kartoffelsuppe isimli patates çorbası, Knöpfle isimli el yapımı ufak hamurların haşlanıp daha sonra yağda kavrulmasıyla yapılan noddle'a benzer yemek türünü, Bauernbrot isimli siyah ekmeğini, Linzer Torte kekini, Schwarzwalder Kirschtorte isimli karaorman vişne pastasını, Zwiebelkuchen isimli soğan kekini, Liverwurst ve Blutwurst sosisi ile Kalbsrouladen dana rulo domuzdan yapıldığı için biz listemize almadık ama isimlerini yine de yazdık yemek isteyen olur diye. Şarap olarak Riesling ve Spatburgunder'i tercih edebilirsiniz. Sofienshtrasse ve Langeshtrasse lüks butikleri ve ünlü mağazaları ile alışveriş düşkünleri için tavsiye edilebilecek yerlerdir. Baden Baden alışveriş için özellikle gidilmesi gereken bir yer değil elbet ancak seyahat boyunca insanların kendini şımartmak istemesi durumuna karşı biz yine de bu bölgeleri yazmak istedik. Belki bir antika belki de yakınınıza alacak bir hediyeniz olabilir! - Karlsruhe'den 15 km, Frankfurt'tan 170 km, Stuttgart'tan 100 km, Basle'den 160 km, Zurich'den 300 km, Strasbourg'dan 60 km uzaklıktadır. - Air Berlin, Germania, Germanwings ve Ryanair ile aktarmasız Baden-Baden'e ulaşabilirsiniz. - Şehirdeki havalimanı Baden Airpark'tır. Frankfurt şehrinden her 2 saate bir kalkan tren ile Baden-Baden'e ulaşım 1,5 saat sürmektedir. - Ryanair ile Avrupa'nın farklı farklı şehirlerinden Baden-Baden direk ulaşım imkanı bulunmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bala", "text": "Haftasonumuzu bu sefer İstanbul'da turist olarak geçirmeye karar verdik. Planımız Sultanahmet bölgesini gezmek vakit kalırsa Balat semti ya da Dolmabahçe Sarayına ziyaret etmekti. Ancak malum İstanbul'daki trafik üzerine hafta sonu insanların da bizim gibi kendini sokaklara atma ihtimalini göz önüne aldığımızda Balat semtini gezmeye karar verdik. Bu semt öyle bir semt ki Rumu, Ermenisi, Yahudisi hepsi bir arada yaşayarak dinler arası hoşgörüsünün en güzel örneğini sergilemiş bir zamanların ünlü Musevi semti. 1985 yılında İstanbul Tarihi Yarımadası Unesco miras listesine alındıktan sonra Balat'ın önemi de daha artmış oldu. Ve 2003 yılında Fener Balat Rehabilite projesinin hayata geçirilmesi ile Balat yeni sürecine girmiş oldu. Balat'a gitmenin en güzel yanı mimari yapıların ve sosyal yaşamın fotoğraf karelerine yansımasıdır. Cumbalı eski Yahudi evleri, dar sokakları, camdan cama gerilen iplerde asılı çamaşırlar, evlerin yanından geçerken aldığımız rutubet kokusu ve aralardan kendini gösteren Haliç manzarası ile Arnavut kaldırımlı sokaklarda gezmeye ve fotoğraf çekmeye veriyoruz kendimizi. Eski İstanbul'a ait nadir semtlerden birindeyiz. Yahudilerin yaşadıkları evler yıkık dökük halde restore edilmeyi beklemektedir. Yine bu ve buna benzer Yahudi evlerin de artık Türkiye'nin değişik illerinden göç eden insanlar yaşamaktadır. Bu yönüyle pek beğeni görmesi mümkün gözükmüyor. Aynı zamanda sokak sokak hatta yokuş tırmanarak yapılan geziler arasında dinlenmek için vakit geçirilebilecek cafelerin yetersiz olması bizim gözümüzde bir dezavantaj. Elinde fotoğraf makinesi sokak sokak gezerek resim çekmekten başka hiçbir aktivitenin olmadığı yer Balat. Görsel medyanın bir çok film ve diziler için bu semti tercih etmesi Balat'ı daha bir cazibeli semt haline dönüştürmüştür. Gerçekten gösterildiği gibi bir yer mi? Bizce hayır. Yine yazılı medya turist ve fotoğraf severlerin ilgi odağı olarak lanse etmektedir. Evet biz türk fotoğrafçılar için 1 numaralı yerdir ancak turistler için ilgi çekici olduğunu söylemek çok zor. Gezimiz sırasında bir tek turistte denk gelmediysek eğer çok da turistik bir semt olduğunu söylemek yanlış olur. Çektiğimiz resimler bile oynama yapılmadığı zaman hiçbir özelliği olmayan bir yer izlenimi verirken üzerinde photoshop yapıldığı zaman alakasız ve çok daha otantik bir havaya bürünüyor. Sancaklar Yokuşunun tam ortasındaki binanın duvarındaki tarihi mermer çeşme sokağın simgesidir. Ancak çeşme yerinden sökülüp duvara sonradan bir pencere açılmıştır. Semt sakinleri çeşmenin eskisi gibi yerine konulması için el birliği halinde şikayetlerini gereken mercilere yapmıştır. 1960'lı yıllarda çeşmenin orijinal halinin resmi dergide yer almaktadır. Evlerin çoğu harabe durumda, harabe olmayanlar ise ciddi restore istiyor. Avrupa Birliğinin sağladığı fon ile restorasyon çalışmaları sonucu Balat'ın başka bir havaya büründüğü söylense de pek doğru olduğunu sanmıyoruz. 30 civarı evin restorasyonu tamamlanmış olup çalışmalar halen sürdürülmektedir. Aya Nikola Kilisesi: Yunan Ortodoks kilisesi. Haliç kıyısında yer alan kilise görüntü itibariyle kiliseyi andırmamaktadır. Kilisenin içi pek aydınlık değil ama duvar renkleri, süslemeler karanlıkta bile kendini belli ediyor. Aya Yorgi Kilisesi: 1720 yıında inşa edilen kilise gösterişten uzak fakat değerli eşyalara ev sahipliği yapmaktadır. Fener Rum Patrikhanesi: Mora İsyanının planlayıcısı Rum Patrik Greogry'in Osmanlı devletine ihanetinden dolayı patrihanenin kapısına asılarak idamından sonra patrikhanenin kapısı siyaha boyanmış ve o günden beri (1821) kullanıma kapatılmıştır. Bulgar Sveti Stefan Kilisesi: Kilisenin yapımı tamamen demirden olduğu için diğer adı Demir kilisedir. Bir diğer özelliği ise prefabrik oluşu ve haç görünümlü olduğudur. Kanlı Meryem Kilisesi : 700 yıldır halen hizmetini sürdüren tek Bizans kilisesidir. Adres: Tevkii Cafer Mektebi Sk. Surp Hraş Dagabet Ermeni Kilisesi: İlk başta Rum kilisesi olan ibadethane daha sonra camiye çevrilmiş ve en son olaak ermeilere iade edilmiştir. Adres: Kamış Sk. Yanbol Sinagogu: Günümüzde ibadete kapalı olan yapının Bulgaristan'da Yanbolu şehrinden göç eden Yahudilerin eseri olduğu bilinmektedir. Ahrida Sinagogu: Balat'ın günümüze kalan sinagoglarından biridir. Romanyotlar tarafından kurulmuş şu an Sefarad sinagogudur. Osmanlı kadırgalarını simgeleyen gemi pruvası şeklindedir. Sebatay Sevi'nin istanbulda ibadet ettiği yerdir. Adres: Kürkçü çeşme sokak. Kazasker İvaz Efendi Cami: Adres: Dervişzade Sk. Ferruh Kethuda Cami Balat Cami: Mimarı Mimar Sinan olan cami tevhidhane olarak kullanılmıştır. Adres: Ayvansaray Mh. Ferruh Kahya Sk. Hz. Cabir Cami: Kilise iken camiye dönüştürülmüştür. Duvarında asılı güneş saati ile ünlüdür. Adres: Ayvansaray Mh. Çember Sk. Gül Cami: Caminin yukarısındaki dairesel oyuk Mekke yönünü işaret etmektedir. 12. Y. y Bizans kilisesi olarak inşa edilen azize Theodosia daha sonra Camiye çevrildiğinden Gül Cami'nin mihrabı eğridir. Adres: Yavuz Sultan Selim Cd. Gül Cami Sk. Fethiye Cami : Patrikhane olarak hizmet veren kilise fetihten camiye dönüştürülmiştir. kilisenin apsis kısmı yıkılarak yerine kıble yönüne uygun bir mihrap yapılmıştır. Adres: Balat Mh. Fethiye Kapısı Sk. Tahta Minare Hamamı: Adres: Hızır Çavuş Mah. Balat Hamamı: Adres: Molla Aşkı Mah. Sultan Hamamı: II. Bayezid'ın kızı Hatice Sultan yaptırmıştır. Adres: Avcı Bey Mah. Or-haim Hastanesi: 1858 yılından zengin Yahudilerin bağışları ile kurulmuştur. Hastane bugün Musevi ve Balat halkına hizmet vermektedir. Adres: Ayvansaray Cad. Anemas Zindanları: Blakhernai kilisesinin devamı bir parçası olarak inşa edilmiştir. 1993 yılında Şahmeran filminin çekildiği yerdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adas", "text": "2012 yaz tatili için extra bir heyacanlıydık çünkü rotamız geçmiş yıllara göre gitmediğimiz ülkeleri kapsıyordu. Ve ilk durağımız Endonezya'nın dünyaca ünlü Bali adasıydı. Adanın adını herkes gibi daha önce çok kez duymuştuk. Kimisinden balayını geçirdikleri kimisinden de sörf yapılan dalgalarıyla ünlü bir ada olduğunu öğrenmiştik. Bali'ye gitmeye karar verdiğimizde her zamanki gibi önce kendi araştırmalarımızı yaptık. Ve gördük ki Bali adasının asıl özelliği sörf merkezi olmasıymış. Bali'ye gitmeden önce Türkiye'de tek sörf okulu olan Danube sörf okulu ile irtibata geçip hafta sonu kampına gitmeye ve sörfü öğrenip acemiliğimizi burada atıp Bali'de daha iyi sörf yapmak niyetindeydik. Ancak haftasonları bir türlü fırsat bulup da bu okula kaydımızı yaptırıp gidemedik. Sonuçta sörfü öğrenmek için Bali adasına gitmemiz zaruri bir hal almış oldu. Yolculuk Başlıyor: 20 Temmuz 2012'de Thy Jakarta seferiyle Singapur yolcularını indirip Jakarta'ya akşam saat 8 gibi vardık. 21 temmuz saat 06:20 Jakarta'dan Bali adasına uçuşumuz olacağı için otelde kalma gereği duymadık. Zaten pasaport kontrolü, bagaj işlemleri derken 2, 3 saatimiz bunlarla geçti. Havalimanında karnımızı doyurduktan sonra havalimanının stuttle servislerine binerek iç hatlar termineline giderek sabaha kadar iskambil oynarak vakit geçirdik. Sabah 9'da Bali adasına vardık. Havalimanının hemen çıkışında solda bulunan gişeden taksi biletlerimizi alarak otelemize doğru yola çıktık. Otelimiz 100 Sunset Botique Hotel şehir merkezi olan Kuta bölgesine araçla yada motorsikletle 5 dakika uzaklıktaydı. Ayrıca tripadvisor tarafından ödül kazanmış tertemiz, havuzlu, geniş odalı, balkonlu odalara sahip bir oteldi. Otele girişimizi yapar yapmaz otelin tur görevlisiyle 2 gün boyunca hangi turlara katılacağımızı planladık. Buradaki turlar kişiye ya da gruplara özel yapılıyor. Araç başına ve saatine göre ücret alınıyor. Ortalama tam günlük tur 40 dolar civarındaydı. Tur işini de hallettikten sonra otelden motorsiklet kiralayarak soluğu sörf yapmaya hevesli gençler olarak Kuta kumsalında aldık. Kumsalda her 10 metrede bir board kiralayan insanlar seyyar satıcı gibi yapışıyorlar. Sakın ola bunlardan ders alın demeyin. Kuta kumsalının sokağında tur acenteleri var. Bunlardan biriyle anlaşıp sörf okuluna kaydımızı yaptırdık. 2 kişi 70 dolar vererek sörf sertifikasına sahip olduk. Tabi ki kumsaldaki laf da sörf öğreticileri ile bu okullar arasında fiyat farkı var. Dekomsurf okulunda önce DVD den genel bilgilere sahip olduk ardından kumsalda hocalarımızdan brifing aldıktan sonra öğrendiklerimizi hocalarımız yardımıyla dalgaların içinde boğuşa boğuşa uygulamaya çalıştık. Toplam kurs süresi 4 saat sürüyor. Kurs sonunda sörf yapmak için temel bilgiye sahip olsanız da 2. gün bir ders daha almanızı tavsiye ederiz. 2 günlük kursun ardından kumsaldaki board kiralayıcılardın da ucuza board kiralayarak pratik yapabilirsiniz. Sörf yapmak hiçte sandığımız kadar kolay iş değilmiş kolumuz bacağımız tutmaz hala geldi. Ama resimlerde görüceğiniz gibi pek bir havalı spor. Akşam Bali'nin eğlencesinin kalbi olan Seminyak kumsalına gidip yemek yemeğe karar verdik. Sahil şeridinde sıra sıra cafe ve restaurantlarla doluydu. Kumsala araç ve motorla geliyorsanız otopark ücreti alıyorlar. Her mekanı rengarenk otantik ışıklarla süslemişler bizde bunlardan biri olan Champlung Restaurant'a yemeğimizi yedik. Ertesi gün şöförümüz gelip bizi alarak Tanah Lot denilen adanın en ünlü hindu tapınağına götürdü. Tapınak karanın 100 metre açığında kayanın üstüne inşa edilmiştir. Gelinmesi gereken en iyi mevsim Nisan ayından Eylül'e kadardır. Gel-git olduğu için belirli dönemlerde tapınağın bulunduğu kaya sular içinde kalabiliyor. Biz temmuz'da gittiğimiz için kuru döneme denk gelmiştik. Bu yüzden tapınağın yanına yürüyerek rahat rahat gidebildik. Yüzlerce turist sırf bu tapınağı görmek ve resmini çekmek için akın akın buraya geliyor. Sonra tepede bulunan bizdeki çay bahçesi gibi olan cafe'lerde manzaraya karşı oturup banana ve mango shake'lerimizi afiyetle içip buradan ayrıldık. Tanah Lot Kuta bölgesine çok yakın olmadığı için yol bayağı bir vaktimizi almıştı. Kuta'ya yaklaştığımız da hava kararmak üzereydi. Akşam yemeği için bu sefer Jimbaran Beach'de deniz karşı kurulan restaurantların birinde balık mahsülleri yemeğe karar verdik. Alışılmış uzak doğu kumsal restaurantlarının aksine oldukça pahalı menülerden oluşan genellikle avrupalı, sırtçantalı olmayan turistlerin gelebildiği restaurantlardan bir tanesiydi. Biz de hazır buraya kadar gelmişken 100 dolarımıza kıyarak yemeğimizi yedik. Yemekler tahta tepsi içinde jumbo karides, kalamar, ıstakoz, yengeç, midye ve balık olarak sunuluyor. Son günümüzü akşam üstüne kadar sörf yapmaya akşam içinde Kecak Dance'a gitmeye ayırdık. Kumsaldan sörf tahtamızı 2 saatini 10 dolara kirayalarak çılgın dalgalarda, değişik varyeterelde bulunarak tüm bakışları üstümüze topladık : ) Kumsalın herhangi bir yerinde sörf yapamıyorsunuz seviyelere uygun bölgeleri tercih etmenizde yarar var. 100 metre ileride 5 metre dalga varken 100 metre geride 1, 2 metre dalgalar oluyor. Otelimize gidip hazılandıktan sonra şöförümüzle Ubud Bölgesinde gösterilen Kecak Dance'a gittik. Sanırım biraz geciktik amfi tiyatroda yer kalmamıştı. Onun bunun yanına sıkışarak oturacak yer bulabildik. 1930 yılında bir Bali kökenli bir adamın tek başına gösterisiyle başlamasına rağmen daha sonra 2006 yılında bir grup bayanların da katılımı gerçekleşiyor. İyi ile kötünün hikayesinin sergilendiği bu dans'da erkekler halka halinde yerde oturup ağızlarından çıkardıkları akustik seslerle toplam 150 kişi eşsiz bir performans sergiliyorlar. Sıra geldi yeni yerlere yelken açmaya. Otele vardığımız gibi valizlerimizi toparlamaya koyulduk. Hazırlıklarımızı bitirdikten sonra sörf sertifikalarımızın olmadığını fark etmemizle hemen resepsiyonu arayıp ilk gün kaldığımız odada unutmuş olabiliriz diye kontrol etmelerini rica ettik. Sonuç tatilimizin en önemli belgesi olan sertifikalarımızı kaybetmemize rağmen yinede gerek sörf dersleriyle gerekse tapınak gezileriyle zevk aldığımız bir tatil oldu. Ben de balayım için tercih etmiştim Bali'yi ki iyiki de etmişim. Çok beğenmiştim. Sizde iyi anlatmışsınız tebrikler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adasi-instagram-yerler", "text": "Bali adası, doğasıyla kültürüyle ve instagram fotoğraf noktalarıyla son yılların en gözde Uzakdoğu adalarından bir tanesi haline gelmeyi başardı. Muhakkak her instagram fenomeni olanın profilinde bir Bali adası fotoğrafı görmek mümkün. Renkli Bali cafeleri, birbirinden güzel tapınakları, orman içinde gizli şelaleleri ve manzara noktalarıyla benim de mutlaka burada fotoğraf çekilmem diyeceğiniz yerlerden. Hatta bahsettiğimiz olay öyle bir duruma gelmiş ki artık Bali adası Instagram Turları düzenlenir olmuş. Günümüzde sosyal medya'dan uzak kalmak mümkün değil. Özellikle dünyanın en güzel adasına kadar zahmet edip gidilmişse, insan çekildiği fotoğrafları bir hevesle sosyal medya hesaplarında paylaşmak için heyecanlanıyor. Aslında pek çok bakıma çok güzel bir şey bu yapılan. Gittiğiniz yerlere sizden sonra gidecek olanlara bir nevi yol göstermiş oluyorsunuz. İnsanların seyahat/tatil öncesi gideceği yerle ilgili liste yapmasına yardımcı olmak da diyebiliriz. Çarpıcı instagram karelerini yakalamak, güzel manzara fotoğrafları çekmek için bakalım listemizde nereler var. Zen Hideaway mekanının yapmış olduğu bu salıncakta sallanmak için girişte bir ücret ödeme zorunluluğunuz var. Konum : Ubud merkezden 13 km uzaklıktadır. Handara Gate denilen Handara Kapısı, arkasında sisli orman manzarasıyla birleşince adeta masalımsı karelerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Konum : Pura Ulun Danu tapınağından 4 km uzaklıkta. Bali adasında en meşhur pirinç tarlası Ubud bölgesindeki Tegalalang pirinç tarlasıdır. Fakat son zamanlarda Changgu bölgesindeki pirinç tarlaları oldukça revaç görür oldu. Aşağıda listelediğimiz şelalelerin hepsi birbirinden güzel olup, rotanızda neresi varsa yakın konumdaki şelaleye gidebilirsiniz. Ubud merkezinin tam göbeğindeki maymun ormanı eğlence arayanlar için biçilmiş kaftan. Binlerce maymunun özgürce yaşadığı, bol bol hırsızlık yaptığı ve üzerine atladığı bir yer. Maymun heykelli merdivenlerin orada fotoğraf çekilmeden dönmeyin. Çok erken saatte giderseniz fazla kalabalık olmaz ve böyle bir kare yakalayabilirsiniz. 2017 yılında keşfettiğimiz Penida adası hala aklımızdan çıkmaz. Her köşesi ayrı güzel Penida adası, Bali adasının hemen karşısında Nusa adalarından en büyük olanıdır. Günübirlik gitmek yerine adada bir kaç gün kalmanızı tavsiye ederiz. Böylelikle adanın her noktasına gitme imkanınız olur."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adasi-komodo-adasi-tur", "text": "Yaptığımız tüm turlarda olduğu gibi bol aktiviteli, her günü dolu dolu bir program hazırladık. Endonezya'nın göz bebeği Bali Adası Seminyak bölgesi, Bali adasının yaşamını gözlemleyebileceğiniz, huzuru bulacağınız Ubud bölgesi, Endonezya'nın en tropik adaları Komoda Adaları ile eşsiz bir geziye gidiyoruz. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. İstanbul'dan Denpasar havalimanına uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Öğleden sonra Java ve Lombok arasında konumlanmış \"Tanrıların Adası\" Bali adası Denpasar Havalimanına varıyoruz. Bali adasına ayak bastığımız gibi direk Bali'nin en popüler bölgesi olan Seminyak'a gidiyoruz. Otele yerleştikten sonra Bali sokaklarına bırakıyoruz kendimizi. Sabah çok erken saatte otelden check out işlemlerini yaptığımız gibi Denpasar havalimanına geri gidiyoruz. 45 dakika gibi kısa bir uçuş gerçekleştirerek Endonezya'nın en güzel bölgesi olan Komodo Adalarına ayak basacağız. Ve bu tur sayesinde Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmiş olacağız. Bali turlarının aksine farklı bir destinasyon ile sizlere unutulmaz manzaralar sunacak olan Komodo adasında müthiş bir kaç gün geçireceksiniz. Komodo bölgesindeki havalimanına iner inmez bizi 2 gün boyunca gezdirecek olan teknemize gidiyoruz. Bölgeye varmamızla Komodo adası turumuz başlayacak. Bugün ve yarın olmak üzere toplam 2 gece sadece bize özel olan teknede Kelor Adası, Rinca Adası ve Kalong Rinca gibi el değmemiş özel yerlere ayak basacağız. Konaklama ve öğle akşam yemekleri dahildir. Sabah erken kalkma gibi bir derdimiz olmadan güne turkuaz mavisi denizin ortasında uyanacağız. Belki de dün geceden hiç uyumayız bile 🙂 Kahvaltıdan sonra ilk durağımız gözlerinize inanamayacağınız bir nokta olacak. Padar adası. Fotoğrafı da koyuyorum ki nasıl bir yer olduğunu gözünüzde daha iyi canlansın. Buradan devam ederek önce Komodo adasına giderek, vahşi yaşam içinde trekking yapacağız. Vahşi yaşam derken komodo ejderlerini göreceğimizi es geçmeyin! Buradan sonra Pembe kumsala varıyoruz. Hayatınızda sarı, beyaz hatta siyah kumlu plaj görmüş olabilirsiniz. Ama pembe gördüğünüzü pek düşünmoruz 😉 Basmaya kıyamadığımız bu kumsalda denizin ve kumun keyfini çıkaracağız. Sabah kahvaltımızı yaparken teknemiz ilk durak noktamız için yol alıyor olacak. İlk durağımız vatoslarla snorkel yapıp yüzebileceğimiz Manta point. Ardından Sabolo ve Kanawa adalarından sonra akşam üzeri tekneyle ilk yola çıktığımız yere dönüş. Turumuz akşam üzeri biteceğinden dinlenmek ve 3 günlük tekne yolculuğunun yorgunluğunu atabilmek için bugün Komodo'da konaklıyoruz. Ubud turist destinasyonları arasında en top olmasının yanında dünyada en fazla ziyaret edilen yerlerden bir tanesidir. Yaratıcılık, doğal güzellik ve dinlenme anlamında dünyaca ün yapmış bir bölge olma özelliğine sahiptir. Bugün Bali'nin tartışmasız en büyük simgesi Ulan Danu Bratan'ı gezeceğiz. Sonrasında Endonezya'nın dünyaca ünlü kahvesi Kopi Luwak'ın yapıldığı bir çiftliğe giderek kahve tadımı gerçekleştireceğiz. Dünyanın en pahalı bu kahvesinin yapımına tanıklık edeceğiz. Handara Golf Resort'ün Bali'nin simgesi haline kapısında klasik Bali pozlarımızı vereceğiz. Öğlenden sonra otelimize giriş yaptıktan sonra grupla birlikte Monkey Forest'a gidiyoruz, dönüş yolunda da Ubud şehir merkezini ziyaret ediyoruz. Ubud sokaklarını birlikte keşfediyoruz. Dileyenler otelde kalıp yorgunluklarını atabilir. Konaklama Ubud bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Öncelikle Goa Gajah Tapınağı'na uğruyoruz. Burada kısa bir fotoğraf molası verdikten sonra Tegenungan Şelalesi'ne gidiyoruz. Bali fotoğraflarıyla özdeşleşen Tegellalang pirinç tarlalarını gezdikten sonra Bali'nin en kutsal noktalarından Tirta Empul Tapınağı'nda duruyoruz. Çok yorulduysanız merak etmeyin, tüm akşam havuzun keyfini çıkarabilirsiniz. Tam bir fotoğraf noktası olan Campuhan Ride Walk'ta günü bitireceğiz. Sabah otelden ayrılıp Bali'deki 2. konaklama noktamız olan Seminyak'a doğru hareket ediyoruz. Yol üzerinde Bali'nin bir diğer simgesi olan, deniz üzerindeki Tanah Lot Tapınağı'nda fotoğraf molası veriyoruz. Sonrasında Asya'nın en ünlü sörf noktalarından Canggu'yu keşfediyoruz. Canggu sahillerinde sörf yapanları izleyebilir, dilerseniz kısa bir sörf kursu alıp deneyebilir dilerseniz de semtin iç kısımlarındaki pazarı ya da cafeleri keşfedebilirsiniz. Akşamüstü Seminyak'a hareket ve Seminyak'taki otelimize yerleşme. Tam gün güney Bali'yi keşfedeceğimiz plajlar turumuz için sabah erken saatlerde otelimizden ayrılıyoruz. ve günbatımında Uluwatu Tapınağı'nı ziyaret edeceğiz. İstanbul'a varışla beraber güzel anılar biriktirmiş olarak turun sonuna geliyoruz. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. -Gezimizde günlük turların hepsi fiyata dahil oluyor. -9 gece konaklamalı, 11 günlük bu gezimizde 2 farklı adaya ayak basmış olacağız. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Fiyat politikası konusunda her zaman en duyarlı gezi ekibi olmaya özen gösteriyoruz. -Kalacağımız tüm tesisler merkezi, temiz ve güvenilir. Bir çoğu lüks konaklamadır. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -75 USD rehberlik ücreti, -Tur içinde dahil olanlar hariç öğle ve akşam yemekleri -50 TL yurtdışı çıkış harcı Öncelikle her gezimizde olduğu gibi bu gezi için de ön kayıt ve ön ödeme yapmanız gerekmektedir. Ön kayıt için 0530 403 55 87 numaralı telefondan Orkun Bey ile görüşebilirsiniz. Tek katılım olması halinde tek kişi oda farkı 600 USD'dir!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adasi-selaleler", "text": "Bali adasında o kadar çok şelale var ki insan en güzel Bali adası şelaleleri hangisi diye araştırmadan edemiyor. Son bir kaç yıldır Bali'nin en popüler aktivitelerinden bir tanesi birbirinden güzel ve gizli şelalelerin serin sularına atlamak ve en önemlisi müthiş fotoğraflar çekmek. Bali adası demek beach club'lar, partiler, tapınaklardan ibaret bir ada değil. Biraz kuzeye doğru çıktıkça doğa sizi içine hapsetiyor adeta. Demin de söylediğimiz gibi o kadar çok şelale var ki. Hepsini yazmaya kalkarsak liste oldukça uzayacak. Gelin önce en beğendiklerimizden başlayalım. Listenin sonuna doğru da gitmenizi tavsiye ettiklerimizle devam edelim. Bali adasının kuzeyinde, Ubud merkezinden 65 km kuzeyde, ulun Dan Bretan tapınağının da kuzeyinde bulunan ve ona çok yakın konumda olan tamamen doğanın içine gizlediği müthiş büyüleyici bir şelaledir. Git git şelalesinden 10 km uzaklıktaki Aling Aling şelalesi bize adeta 2015 yılında ilk kez ziyaret ettiğimiz Filipinler'deki Kawasan şelalesini anımsattı. Eğer Git git şelalesi planlarınız arasındaysa Aling aling'e uğramayı ihmal etmeyin. Bu şelale için tavsiyemiz yağışsız dönemde gitmeniz yönündeyiz. Suyun daha az aktığı döneme denk getirirseniz şelalenin düştüğü havuz kısmı daha sakin olacağından rahat yüzebilir, daha güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Şelale girişinde gişe göreceksiniz. Eğer şelaleye girecek ya da atlayış yapacaksanız mutlaka rehber kiralamanızı öneriyoruz. Şelale atlayışları için en güzel noktalar Aling Aling şelale kompleksi içinde bulunan Kemlar ve Kroya şelaleleridir 😉 Hadi iyisiniz bir şelale tavsiye edelim derken 3 şelale görecekseniz. İşte tam da bizim tarzımız bir şelale. Yeşilliklerin etrafını sardığı allah ne verdiyse döktüren bir şelale. Şelalenin önü en az 100 poz garantili 🙂 İnsanın ayrılmak istemeyeceği kadar etkileyici. Şelaleye giriş ücreti 20.000 IDR bu sadece manzara noktasına erişim imkanı veriyor. Eğer şelale için trekking yapacaksanız bunun için ayrıca 125.000 IDR ödemeniz gerekecek. Şelale içinde bulunan ve 5 dakika yürüme mesafesindeki diğer bir şelale ise Fiji şelalesidir. Giriş ücreti 15.000 IDR'dir. Buna gitmeyi de sakın ihmal etmeyin. Git Git şelalesinden 20 km uzaklıktadır. Eğer Aling Aling şelalesinden gelecekseniz Git Git yönünü kullanabilirsiniz. Ya da aksi yönden ana yoldan gidip 28 km yol alabilirsiniz. Git Git şelalesinden 10 km, Ulun Dan Beratan tapınağından 14 km mesafede bulunan şelale aktığı noktadan ikiye ayrıldığı için sanki iki tane şelale varmış izlenimi verdiği için bu ismi almıştır. Şelaleye ulaşmak için biraz yürüyüş gerekli olduğu için eğer kendinize güvenmiyorsanız girişte rehber kiralayabilirsiniz. Park noktasından şelalenin mesafesi yaklaşık 20 dakika sürmektedir. Banyumala İkiz Şelalesinden 9 km mesafedeki bu şelale basamak şeklinde akmakta olup sanki masalsı bir görüntüye sahiptir. Şelale komlepksi içinde Bhunanasari, Spray ve Twin şelalesi kesinlikle anlatılmayacak kadar güzeldir. Bu 3 şelalenin hepsini mutlaka gezmenizi öneriyoruz. Sabah erken saatlerde gelirseniz gün ışınından yararlanır hem de saat 12'den sonra serinlemeye başladığı için üşümezsiniz. Deniz seviyesinden 900 metre yüksekte bulunan bir köyde yer alan Nung Nung şelalesi Ubud merkezden 40 km uzaklıktadır. Sabah erken saatlerde giderseniz hem şelaleyi boş görebilir hem de harika kareler yakalayabilirsiniz. Şelaleye ulaşmak için kaygan merdivenleri tırmanmanız ve girişte kişi başı 10.000 IDR ödenemiz gerektiğini hatırlatmak isteriz. Nung Nung Şelalesinden 17 km, Ubud merkezden 32 km uzaklıktaki şelale son Bali seyahatimizin en favori yeri oldu. Çok tatlı dekore edilmiş girişinden girdikten sonra bambu köprülerden geçerek şelaleye varmak yaklaşık 15 dakikanızı alacaktır. Şelale içinde bulunan diğer bir şelale ise Air terjun Campuhan'dır. Ama Leke Leke'yi gördükten sonra burası tam vakit kaybı olacağından ziyaret etmenize hiç gerek olmadığının altını çizeriz. Ubud'dan yaklaşık 30 km uzaklıkta şelale için ziyaret edilmesi gereken en uygun saat aralığı 09.00 ila 14:00 arasıdır. Dev kayalar arasında gizli şelalenin özelliği güneş ışınlarının yansıma anıdır. Bunun için en uygun saat 10:00'dur. Giriş noktasından şelaleye varış 15 dakika sürüyor. Merdivenleri bitirdikten sonra sola döndükten sonra şelaleye rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ubud merkezden 12 km uzaklıktaki şelale girişe vardıktan sonra ulaşması en kolay şelalelerden biridir. Çünkü fazla yürüyüş ve zorluk gerektirmiyor. Ziyaret edilecek en iyi dönem Nisan-Eylül arasıdır. Ubud merkezden 15, Kanto Lampo şelalesinden 6 km uzaklıktaki şelale kısa mesafeden akmasına rağmen önüne düşen havuzuyla beraber tam yüzme hevesi uyandıran Bali'nin en şirin şelalelerinden bir tanesidir. Dusun Kuning ya da Yellow Waterfall olarak da bilinir. Bali'de sizleri hayal kırıklığına uğratmayacak bir şelaleledir. 25 metre yüksekten akan şelale orman içinde göz kamaştırıcı güzelliktedir. Ziyaret etmeniz için en uygun saatler 13:00 14:00'dür. 3. Layana Şelalesi : İki basamaklı düşen şelale çok düzensiz olduğu için ne yüzmek ne de fotoğrak çekmek için bizim çok beğenmediğimiz bir şelaledir. Bali adasında bulunan şelalelerin hemen hemen bir çoğu adanın kuzeyinde Ubud bölgesi çevresinde yer alıyor. Dolayısıyla adanın güneyindeki Kuta, Seminyak veya Canggu bölgelerinden şelalelere gitmek yerine Ubud bölgesinde kaldığınız süre içerisinde şelaleleri ziyaret etmelisiniz. Şelalelere gitmek için motor kiralayıp harita üzerinden konumunu belirleyip rahatlıkla gidebilirsiniz. Eğer Uzak Doğu'da motor kiralamak size çok uygun değilse o zaman iki tercihiniz var. Ya günlük şöförlü araç kiralayabilirsiniz ya da şelale turları satan acentalardan bu turları satın alabilirsiniz. Her şelalelenin giriş ücreti olduğu gibi aynı şekilde otopark ücreti de vardır. Bu ücret motosiklet için ortalama 5.000 IDR'dir. Şelaleleri kendiniz rahatlıkla gezebilirsiniz. Bazı şelaleler büyük ve trekking gerektirdiği için dilerseniz girişte size yol göstermesi için yerel rehber kiralayabilirsiniz. Hangi şelale olursa olsun motor ya da aracınızı park ettikten sonra iki adım sonra şelaleye ulaşamazsınız. Her şelale için en az 5-10 dakika yürüyüş mesafesi olduğunu unutmayın. Bir çok şelale girilmeye müsait olduğundan yanınızda mutlaka mayo-bikini-şortunuzu bulundurun. Ziyaret edeceğiniz şelalelerden sakın ola tek başınıza atlayış yapmayın. Eğer yanınızda rehber varsa rehberiniz size atlayış yapabileceğiniz yerleri gösterecektir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adasi-turu-somestr-tur", "text": "Bali Turu ile Uzakdoğu Turları listemize bir yenisini daha ekleyip yıllardır gittiğimiz ve hakim olduğumuz Bali adası turunu benzersiz yapmaya karar verdik. Yaz tatilini Endonezya'nın en mükemmel adalarında karşılıyoruz. 9 gece 11 günlük programımızda hem Bali'nin kuzeyinden güneyine her bir noktasını keşfedecek hem de Endonezya'nın en güzel plajlarında tatilini en özel anlarını yaşayacağız. Bali'yi kısa tutmak yerine bu mükemmel doğa adası harikayı baştan sona keşfederek Bali'ye hak ettiği değeri vereceğiz. NOT: ENDONEZYA diğer Güneydoğu Asya ülkelerinin aksine yağışsız/kuru sezonunu HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS aylarında yaşamaktadır. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. -BALİ'NİN DOĞA HARİKASI UBUD -DÜNYACA ÜNLÜ PİRİNÇ TERASLARI -BALİ'NİN BİRBİRİNDEN ÜNLÜ VE İLGİNÇ GELENEKLERE SAHİP TAPINAKLARI -KUZEY BALİ : BAMBAŞKA BİR COĞRAFYA -CANGGU : SÖRFÜN ASYA'DAKİ YENİ BAŞKENTİ -SEMİNYAK -DÜNYANIN EN ÜNLÜ BEACH CLUBLARI -GÜNEY BALİ'DE BİRBİRİNDEN İLGİNÇ MANZARA DURAKLARI -HER GÜN BATIMINA ÖZEL AKTİVİTELER VE SEYİR TERASLARI -NUSA PENIDA ADASI DÜNYANIN EN ÜNLÜ FOTOĞRAF NOKTALARINDAN KELINGKING -ENDONEZYA'NIN MASMAVİ DENİZİ İLE ÜNLÜ GILI ADALARI'NDA DENİZ KUM GÜNEŞ -Ubud Palace ve merkezUbud -Maymunlarla doyasıya fotoğraflar çekileceğimiz doğal koruma alanı : Monkey Forest -Havuzların içerisinde mükemmel kareler yakalayacağımız Ubud'un ünlü su tapınağı : Tirta Empul -Dünyanın en pahalı kahve deneyimini yaşayacağız : Coffee Luwak -Bali'nin ünlü salıncakları -Ubud'un manzara konusundaki en iddialı bölgesi : Pirinç Terasları -Ubud'un yerel pazarları ve ünlü hasır çantaları -Bali'nin en ünlü güzel şelaleleri -CANGGU SÖRF CENNETİ -SEMİNYAK SAHİLİ GÜN BATIMI İÇİN FOTOĞRAF MAKİNALARI HAZIR OLSUN -GÜNEY BALİ'DE BİRBİRİNDEN ÜNLÜ PLAJLAR : DREAMLAND, PADANG PADANG -ULUWATU BÖLGESİNDE FALEZLERİN ÜZERİNDEN MUHTEŞEM GÜNBATIMLARI -BALİ'DE LÜKS : NUSA DUA BÖLGESİ -NUSA PENIDA ADASI'NIN DOĞUSUNU TAM GÜNLÜK PROGRAM ŞEKLİNDE -CRYSTAL BAY'DE KENDİMİZİ SERİN SULARA BIRAKIYORUZ -1.5 SAATLİK FERİBOT YOLCULUĞU SONRASINDA ENDONEZYA'NIN KUMSALLARI İLE ÜNLÜ GILI ADALARI'NA VARIYORUZ -3 GECE KONAKLAYACAĞIMIZ GILI ADALARI'NDA HEP BİRLİKTE BALİ'DE YORULAN BEDENLERİMİZE DENİZ, KUM, GÜNEŞ TATİLİ HEDİYE EDİYORUZ... -1 GÜN ÖZEL TEKNE TURU İLE GILI MENO ADASINDAKİ SU ALTI MÜZESİNDE DALIŞ VE DİĞER TÜM GİLİ ADALARINI GÖRME ŞANSINIZ OLACAK. -İSTANBUL BALİ İSTANBUL ULUSLAR ARASI UÇAK BİLETLERİ SINGAPUR HAVAYOLLARI İLE EKONOMİ SINIF -BALİ NUSA PENIDA BALİ FERİBOT BİLETLERİ -BALİ GILI ADALARI BALİ FERİBOT BİLETLERİ -9 GECE EN MERKEZİ OTELLERDE LÜKS SINIF KONAKLAMA -9 GÜN KAHVALTI -TÜM MÜZE VE TAPINAK GİRİŞLERİ -LUWAK KAHVESİ DENEYİMİ -TÜM TURLAR -KİŞİSEL HARCAMALAR -ÖĞLE VE AKŞAM YEMEKLERİ -75 USD REHBERLİK VE BAHŞİŞLER Gidiş dönüş uçak biletimiz Singapur Havayolları ekonomi sınıfı olup İstanbul Yeni Havalimanı kalkış ve varış şeklindedir. Gözlerinizi kapatın; şu anda olmak istediğiniz ülkeyi hayal edin ve gezgin çifte söyleyin. Gözlerinizi açtığınızda olmak istediğiniz yerin ötesinde bir yerle karşı karşıya kalirsaniz lütfen şaşırmayın. Bu onların farkı. Bali, sanki en yakin arkadaşlarımla çıktığımız bir tatil oldu benim için. Sadece bavulunuzu hazırlayın geriye kalan tüm konforu bu dünya tatlısı insanlar düşünmüş zaten. Lütfen tek olmaktan ve\" sıkılırım\"duygularınızı üstünüzden atın; başucunuzdalar. Her türlü eğlenceye, sohbete ve yardıma hazırlar. Hani seninle \"Dünyanın öbür ucuna giderim\" dediginiz türden bir tatile kendinizi hazırlayın. Yaklaşık dört yıl önce tanidigim ve hayatimdan hic cikarmadigim afrikadan kubaya, filipinlerden kambocyaya ve son olarak baliye gittigim kardeslerim dedigim gezgin cift yani nesli ve orkunla dunyanin heryerine gozunuzu kapatarak ve guvenerek gidebilirsiniz. iyiki sizi tanidim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adasinda-dikkat-etmeniz-gereken-seyle", "text": "Bali adası seyahat planları tüm heyecanıyla yapılıyor. Tropik bir adaya gidecek olmanın verdiği haz eminiz çok güzel bir duygu. En güzel Bali otellerinde kalınacak, gezilmedik tapınak bırakılmayacak, ada turlarına katılınacak ve daha neler neler. Fakat her şeyin güllük gülistanlık olmadığını Bali Adasında Dikkat Etmeniz Gereken Şeyler olduğunu da özellikle belirtmek isteriz. Bali seyahatinize nasıl başladıysanız o şekilde bitmesi için lütfen aşağıda tek tek listelediğimiz maddelere dikkat edin. Biz Gezgin Çift olarak sadece gezip gördüğümüz güzelliklerden bahsetmek yerine seyahat sitemizi okuyan kitleyi de bilinçlendirme duygusu içindeyiz. Güzellikleri anlatmak bir yana bazı durumlarda gideceğiniz ülkenin bilinmeyen yanlarını anlatmak gerektiğini düşündüğümüz için sizlerle bu yazıyı paylaşma gereği duyduk. Malezya ve Endonezya'da plamiye ağacından yapılan bu içkiden uzak durulmasını tavsiye ederiz. Arak kullanımından dolayı endonezya'da her gün 10 ila 20 arasında yerel halk ölmektedir. Sadece yerel halk değil kötü üretilmiş arak kullanımından dolayı geçmiş yıllarda pek çok turist bu yüzden hayatını kaybetmiştir. Ölümün ana kaynağı mentol zehirlenmesidir. Özellikle Bali ve Gili Trawangan'dan fazla tüket, lmektedir. İşletmeciler maliyeti daha ucuza sağlamak için şişelere arak ilave etmektedir. Hele tekne turlarında öcretsiz ikram edilen içkilerin hemen hemen hepsi arak'tan yapılır. Arak'tan uzak durmanın tel yanı ya kapalı şişe içki içmek ya da şarap içmektir. Bali'de kaçınmanız gereken en ama en başlıca şey uyuşturucudur. Bali 9 diye aratırsanız bir grup Avustralya'lı turistin bu sebep yüzünden hapse atıldığı ve birine ölüm cezası verildiği herkes tarafından bilinir. Bali'deki dövme stüdyoları evrensel standartlara uygun şartlar taşımadığı için bir çoğundan HIV virüsü kapma ihtimaliniz vardır. Ne kadar popüler olsa da Bali'de dövme yaptırmaktan uzak durun. Henna : Siyah kınayla yapılan henna aslında bir saç boyası olup cilde teması alerjik reaksiyonlara sebep olur. Siyah kına ciltte daha çabuk kuruduğu için kahverengi kına yerine genellikle siyah olanı yapılır. Siyah kına içerisinde paraphenylenediamine isimli katkı maddesi içerir. Kaşıntıya ve kaşıntı sonucu kalıcı yara izlerine sebep olur. Makak cinsi maymunlar Bali'nin her yerini sarmış durumdadır. Hatta Bali'nin en önemli aktivitelerinden biri olarak da Maymn Ormanı önerilir. Ancak bunlar ne kadar sevimli gözükseler de bir o kadar vahşi ve hırsızdırlar. Bali'de maymunları sakın beslemeyin. Elinizde bir şey varken sakın maymunlara yaklaşmayın. Özel eşyalarını iyi muhafaza edin. Eğer olur da maymun tarafından eşyanın çalınırsa sakın çaldığı eşyayı almaya yeltenmeyin. Yoksa ısırılırsınız. Maymun size diş gösterirse ondan uzaklaşmaya bakın. Diş göstermesi agresif olduğunun işaretidir. Bali'de sakın ola güneş kremsiz dışarı adım atmayın. Özellikle güneşin en dik olduğu saat 10:00 ila 15:00 arasında yüksek spf içeren güneş koruyucularını sürün. Bali'de denize girmeden önce ilk bakmanız gereken şey kumsalda kırmızı bayrağın asılı olup olmadığıdır. Eğer kırmızı bayrak asılıysa bilin ki o alanda denize girmek katiyen tehlikeli ve yasaktır. Özellikle Kuta'dan Changgu'ya kadar olan sahillerde ters dip akıntısı ciddi oranda vardır. Kumsalda can kurtaran az sayıda olduğundan olası bir aksilikte yardımınıza hemen koşacak kimse yoktur. Önlem almakta fayda var. Bali, tsunami bölgesi olduğu için sürekli takipte kalmalısınız. Bunun için öncelikli yapmanız gereken Tsunami sertifikalı otellede kalmak. Otelinizdeki tsunami uyarılarını mutlaka okuyun. Konakladığının bölgenin tsunami haritasını mutlaka inceleyin. Ki olası bir tsunami'de kaçış yönünüzü önceden bilmiş olursunuz. Ve kulağınız her zaman siren sesinde olsun. Yollarda Tanrılara sunulmuş Canang Sarileri sıklıkla görecekseniz. Bunlara sakın ola basmayın. Canang Sari sabahları yapılan bir ritüeldir. Hindistan cevizi yaprağı içine konulan çiçeklerle dolu dokuma sepetler içinde tanrılara her gün hediye sunmak içindir. Sepette muhakkak bir tütsü vardır. Bu sepet tanrı shiva, brahma ve vişnuyu temsil ediyor. Mavi ve yeşil kuzeyi Tanrı Vishnu'yu sembolize eder. Sağlık Sigortası : Bali'de yapılacak o kadar çok aktivite var ki. Bunlardan en önemlisi sörf, trekking, bisiklettir. Hangi sporu yaptığınızın önemi yok ama spor nihayetinde. Her sporun yanlış bir hareket sonucu kaçınılmaz yaralanmaya sebep olduğu artışmasız. Bali'ye gitmeden önce mutlaka seyahat sağlık sigortanızı yaptırın. Olası bir kaza yaşamanız halinde tedavinizin ücretsiz olması için sağlık sigortası yaptırmak şarttır. Gitmeden önce konaklayacağınız bölgenin yakınlarındaki hastanes adreslerini haritanıza pinleyin ya da not alın. Acil bir durumda acil hattı 118 ve ya ambulans hattı 112'i arayabilirsiniz. Bali'de sağlık hizmeti konusunda emin olabilirsiniz. Ada binlerce turist ağırladığı ve yine binlerce yabancıya ev sahipliği yaptığı için tıp anlamında oldukça gelişmiş ve hızlıdır. Olası bir kaza ya da rahatsızlık durumunda Bali adasında gidebileceğiniz hastane ve kliniklerin listesine aşağıdaki haritadan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adasinda-hinduiz", "text": "Dünya'nın en çok müslüman nüfusuna sahip Endonezya'da nasıl oluyor da Bali adasında hinduizm bu kadar yaygın sorusu akılları kurcalıyor şüphesiz. Bali adasında Hinduizm'in bu kadar yaygın olmasının sebebi Majapahit İmparatorluğu'na bağlıdır. Majapahit İmparatorluğu 13. ve 16. yüzyıllarda Java merkezli olmak üzere Güneydoğu Asya'da varlığını sürdüren bir devlet olmuştur. Doğu Java'daki (1293-1520) bu imparatorluk Bali adasını 1343 yılında kolonisi yapmıştır. İmparatorluğun çkmesiyle beraber müslümanlar Java'yı ele geçirmiş. Bu yüzden 15. yy'da entellektüellerin, sanatçıların ve müzisyenlerin çoğu Bali'ye göç etmiştir. Ve bu sayede Bali adasında Hinduizm yayılmaya başlamıştır. Fakat Hindistan'daki hinduizm ile Bali adasındaki hinduizm birbirinden farklıdır. Her iki ülke de kökü aynı olan hinduizm dinine inansa da dinin algılanması, anlaşılması ve yayılmasında farklılıklar vardır. Ortak köklere sahip olmasına rağmen, Bali'de uygulanan dini ideoloji Agama Hindu Dharma, Hindistan'da uygulanan da Nigama Dharma'dır. Agama Dharma, esasen Tantrism fikriyle ilgilenen Hinduizm'in manevi inançlarını kapsar. Yoga, kozmoloji, felsefi fikirler ve Shiva, Vishnu ve Shakti ile ilgilenir. Nigama Dharma ise Agama, Vedic ve Puranic Hindu uygulamalarıyla ilişkilidir. Hatta en büyük ve en önemli farklılık şu ki; Bali Hinduizm ve budizm'i harmanlayıp iç içe geçirerek bu iki dinin birleşiminden oluşan dini kabul etmekte ve uygulamaktadır. Hinduizm'de sayısız tanrı ve tanrıça vardır. Hinduizm'in 3 büyük tanrısı vardır. Bu 3 büyük tanrıya Trimuti deniliyor. Brahma, koruyucu Vishnu ve yok edici Shiva 'dır. Brahma : Yaratıcı olan, tüm evrenin yaratıcısı. 4 başı vardır. Vishnu : Koruyucu olduğu kabul edilir. Bir çok reenkarnasyonu olup en önemlisi ve bilinenleri Tanrı Krishna ve Kral Rama'dır. Shiva : Yok edip tekrar yaratan tanrı. Yaratıcı gücü \"lingam\" şekli ile temsil edilir. Tanrı Shiva'nın bir yaşamında erkek diğer yaşamında kadın olduğuna inanıldığı için sağ ve sol profilden bakıldığında 2 cinsiyete ait yüz ifadesi olduğu görülür. Heykellerinde ve resimlerinde genellikle bonunda yılan vardır. Bir diğer figürü ise dans ederkendir. Dünyanın yaratılmasına yardımcı olan Tanrı Shiva dans ederek eski dünyayı bu sayede yıkar. Dans ettiği figürde ayağının altındaki insanların olumsuz düşünceleri ve tembelliklerinin sembolü olan iblisi ezmektedir. İkisi arasındakin farkı örneklendirmek gerekirse; Bali adasında Nyepi olarak kutlanan sessizlik günü Hindistan'daki Diwali festivaline eş değerdir. Nyepi günü yani sessizlik gününde insanlar evlerden çıkmaz. Yollarda sadece polis ve ambulans araçları olur. Oteller dahil kimse ışıkları yakmaz. En ilginci ise havalimanı dahi bugün kapalıdır. Şeytanın yeryüzüne inişini simgeleyen güne Sessizlik Bayramı deniyor. Saka takvimine göre, yeni yıl başlangıcı olarak kabul edilen ve yerel dilde \"Nyepi\" olarak bilinen bu etkinliktir. Tapınak farklılıklarına bakacak olursak ; Bali tapınakları, Endonezya'daki Hindu topluluğunun yanı sıra hane halkının ayrılmaz bir parçasıdır. Her köyün \"köy tapınağı\" anlamına gelen Pura Desa adında bir tapınağı vardır. Bali tapınakları ne kadar sessiz ve sade iken Hint tapınakları yüksek seslidir. Kast sisteminde de farklılıklar vardır. Brahmana isimli din ve kutsal metinlerin yazılı olduğu kitaba göre bali'da 4 kast sistemi vardır. Hindistan'da bu sayı 5'dir. Ve her kastın kendi dili vardır. -din adamları -savaşçılar -tüccarlar -alt sınıf (nüfusun %95'i) Diğer ve bizim en dikkatimizi çeken fark ise Canang Sari'ler oldu. Hindistan'da tam bir ay seyahat ettik. Ama bu ritüeli orada görmemiştik. Gelin şimdi size Canang Sari nedir onu anlatalım. Canang Sari sabahları yapılan bir ritüeldir. Hindistan cevizi yaprağı içine konulan çiçeklerle dolu dokuma sepetler içinde tanrılara her gün hediye sunmak içindir. Sepette muhakkak bir tütsü vardır. Canang sari çok karmaşık gözükse de sepetteki her nesnenin kendine özgü bir yeri vardır. Bu sepet tanrı shiva, brahma ve vişnuyu temsil ediyor. Sepetin en üstündeki 4 çiçek samimiyet ve aşkın sembolüdür. Mavi ve yeşil kuzeyi Tanrı Vishnu'yu sembolize eder. Yerli halkın inanışına göre canang sari'ler yeryüzünde iyiyle kötünün arasında, tanrılar ve şeytanlar arasında, cennet ve cehennem arasındaki dengeyi ve barışı sağlamaktadır. Hinduizm'de komos 3 katmana ayrılır. Hindu tanrıların yaşadığı cennet, insanların yaşadığı dünya ve şeytanların bulunduğu cehennem. Canang sari cennetteki tanrılara şükran göstermeK aynı zamanda cehennemdeki şeytanları onurlandırmak için böylece oldukları yerde kalmaları ve insanları rahatsız etmemeleri için sunulur. Bu ritüel Bali'de iyi ve kötü arasındaki dengeyi korumayı amaçlar. Bali adasında Canang Sari'leri her yerde görmeniz mümkün. Yerlerde dahi. Ama lütfen sakın üstüne basmayın! 1. Aile Tapınağı : Her evde aile tapınağı vardır. Burada yaratıcı tanrı Brahma için dua ederler. 2. Bölgesel Tapınak : Her köyde bulunan tapınaktır bu. Köydeki insanlar yılda bir kere bölgesel tapınağa giderler. Burada koruyucu tanrı Vishnu için dua ederler. Yine her köyün de 3 bölgesel tapınağı vardır. Bunlar da kendi içinde Defa, Husas ve Dalım tapınak olarak ayrılır. Brahma, Vishu ve Shiva için her birinde ayrı ayrı dua edilir. 3. Fonksiyonel Tapınak : Bunun en güzel örneği okullardaki tapınaktır. Bali'de hinduların ibadet ederken objeler kullandığı gözünüzden kaçmayacaktır. Bunlardan tütsü yaratıcı tanrı Brahma'yı, su koruyucu tanrı Vishnu'yu, çiçek ise yok edici tanrı Shiva'yı sembolize eder. Dört farklı ibadet yöntemleri bulunur. Bunlar; Bakti, Karma, Ginana ve Yoga'dır. Bakti : Tütsüler, dualar, sunular ve kurbanlar aracılığıyla yapılan duadır. Karma : Tanrı'nın yarattıklarına özen göstermenin sembolüdür. Mesela müzik çalmak, ahşap oymaki resim yapmak, tarlada çalışmak gibi. Kısacası yaptıkları işin en iyisini yapmaya özen gösterirler. Ginana : Öğretmenler, rahipler ve guruların bilgi yolu ve ibadet şeklidir. Yoga : Meditasyon. Yani Moksa'ya ilk ve ana kaynağa ulaşarak huzura erme yöntemidir. Bali adasındaki hinduizm ve ibadet ritüelli hakkında tüm bildiklerimizi sizlerle paylaştık. Umarız Bali seyahatinizde bu bilgiler işinize yarar ve faydalı olur."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-adasinin-kalbi-ubu", "text": "Hiç tartışmasız Bali adası için Endonezya'nın parlayan yıldızı olduğu iddia edilmektedir. Bir bakıma doğru ama bu bölgesine göre değişiklik göstermektedir. En popüler olmuş kumsalları ve bölgelerini saymazsak bu iddiaya sonuna kadar biz de katılıyoruz. İşte o katıldığımız yerlerden biri de adanın kuzeyinde yer alan Ubud kasabası. Ubud, Bali'nin olmazsa olmaz bölgesidir. Her kim Bali'ye gelecekse mutlaka Ubud bölgesinde en az 2 ya da 3 gece konaklama yapmalı. Nasıl ki kalabalık severler Kuta ve Seminyak'ı, sörf severler Kuta'yı, Canggu'yu, Uluwatu bölgesini tercih ediyorsa yoga meraklıları için de Ubud en güzel alternatifi oluşturuyor. Size göre Ubud'un tanımı ne derseniz? Cevabımız yoga, sağlıklı beslenme doğa ve kültür olacak. Ubud turist destinasyonları arasında en top olmasının yanında dünyada en fazla ziyaret edilen yerleden bir tanesidir. Yaratıcılık, doğal güzellik ve dinlenme anlamında dünyaca ün yapmıştır. Ubud'da gezilecek yerlere geçmeden önce Bali Hakkında Her Şey ve Ubud'da Nerede Kalınır yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Ubud'un merkezinde ve merkeze çok yakın konumda bulunan gezilecek yerlerin listesi harita üzerinde yeşil olarak pinlenmiş yerlerdir. Ubud merkezden motorla bir kaç dakika uzaklıktadır. Orman, maymunlara ev sahipliği yaptığından buraya bu isim verilmiştir. Maymun görmekten ziyade orman içinde gezmek için bir kaç saatinizi ayırabilirsiniz. Orman sadece turistlere yönelik ve ekonominin sağlanması amacıyla faaliyet göstermemektedir. Aynı zamanda araştırma programları içinde önemli bir noktadır. Maymunların sosyal etkileşim ve davranışlarıyla ilgili dünya çapında araştırmalar söz konusudur. - Ormana giriş yapmadan önce mutlaka tabeladan uyulması gereken kurallara göz atın. - Yanınızda plastik çanta, şişe ve benzeri şeyler varsa bilet gişesinde emanete vermeyi ihmal etmeyin. - Maymunlar eğer onlara verecek muz ve başka yiyecek yoksa yanınıza gelmezler. Yakınlaşmak istiyorsanız bu işi üstlenen görevliler mevcut. Belirledikleri ücretler karşılığında görevli telefonunuzu sizden alıyor ve maymunu fıstıkla beslerken bir yandan da selfinizi çekiyor. - Maymunların sağlığı için sakın büskivit, ekmek, fıstık ve abur cuburları vermeyin. Ubud'un en öne çıkan yerlerinden biri olan Ubud Palace 1800'lü yıllarda Bali mimarisi ile inşa edilmiştir. Ubud Kralının ikametgahı olarak kullanılmıştır. Ubud'da sarayın ne işi var diyeceksiniz. Ubud yaklaşık 100 yıl kraliyet şehri olduğu için bırakın da bir saray yapsınlar. Akşamları sergilenen Bali dans performansını izleyebilirsiniz. Gösteri her gün gerçekleşmektedir. Kapıdaki görevlilerden bilet satın alabilirsiniz. Ubud Palace'dan 200 metre uzaklıkta, kasabanın merkezinde yer alan tapınak bir su sarayıdır. Tapınağı çevreleyen havuzlar ve içine dolmuş lotus çiçeklerinden ötürü buraya Lotus Gölü Tapınağı da denilmektedir. Bu özelliği ile Bali adasındaki diğer tapınaklardan tamamen farklıdır. Tapınak yaratıcı tanrı olarak bilinen Saraswati adına yapılmıştır. Bali mimarisini çok net göreceğiniz tapınak fotoğraf çekmek ve çevresini gezmek için çok doğru bir tercih olacak. Giriş ücreti yoktur. Bu fotoğrafı ekleyerek açıklama olarak Ubud Sarayı olarak yazan bloglara denk geldik. Burası bir su tapınağıdır. Ubud Sarayı değildir. Gölün çevresinde bir yerel cafe ve diğer tarafında da Starbucks var. Starbucks'ın arka tarafındaki bahçe kısmını çok fazla insan bilmez. Kahvenizi burada içmenizi tavsiye ederiz. Ubud Sarayında olduğu haftanın belirli günleri bu tapınakta da dans gösteri yapılmaktadır. Biz 2023 Mayıs ayındaki ziyaretimizde Pura Taman Saraswati tapınağındaki dans gösterisine katıldık. Sağlı sollu sandalyeler konuluyor. Erken giderseniz en önde oturma şansınız var. Biz önce sandalyelere oturduk. Sonrasında tam orta alandaki göbek üzerinde yere oturmaya karar verdik. Burası dans gösterisini izlemek için tam orta bakış açısı sunduğu için yerde oturmak rahatsız etmezse mutlaka burada oturun. İsmi biraz şaşırtıcı olan mağara içinde heykellere, taş işlemelerine ev sahipliği yapan dikkate değer arkeolojik sit alanıdır. Tarihi 11. yy'da dayanan Goa Gajah meditasyon için yapılmış dinsel bir yerdir. İsminin şaşırtıcı olduğunu söylemiştik. Bu bölgede filler yaşamadığı için mağaraya bu ismin neden verildiği bilinmemekle beraber varsayımlar yok değildir. Gianyar bölgesinde Bedulu köyünün batı kenarında yer alan tapınak Ubud merkezden 6 km uzaklıktadır. Tapınağı gezdikten sonra yine içeride bulunan şelaleyi muhakkak görmelisiniz. Her Ubud ziyaretimizde Ubud merkezdeki Monkey forest'a ziyaret ediyorduk. Bu son ziyaretimizde Ubud'un farklı noktalarını ziyaret etmeye karar vermiştik. Onlardan biri de sürekli önünden geçipte bir türlü ziyaret etme fırsatı bulamadığımız Sangeh maymun ormanıydı. Ubud Monkey Forest'a göre burada yaşayan maymunlar daha vahşiler. Girişte mutlaka görevliler size eşlik ediyor. Sakın size eşlik etmelerine mani olmayın. Aksi halde tek başınıza gezemezsiniz. Görevliler sayesinde rahatlıkla ve onların yönlendirmesiyle rahatlıkla gezdik. Gezinin sonunda görevliye dilediğiniz bahşişi vermeyi ihmal etmeyin. Burası Ubud Monkey Forest'a göre daha küçük bir parkura sahip olmasına rağmen onun gibi turistik değil. Böyle olunca da gezmesi çok da keyifli. Ubud'a çok yakın konumda bir şelale. Şelaleye ulaşmak için dik basamakları inmeniz gerekiyor. Ubud çevresinde olduğu için listeye ekledik. İlla gidilip görülmesi gereken bir şelale değildir. Ubud bölgesinde en sevdiğimiz şelaleden biridir. Bolca merdiven inilerek ulaşabiliyorsunuz. Merdivenlerin bitiminde şelalenin aktığı gölet alan var. Eğer su seviyesi yüksekse belinizi aşıyor. Eşyalarınızı merdivenlerin bir köşesine bırakarak gölete akan ana şelaleye giebilirsiniz. Bali'nin her yerinde olduğu gibi burada da kalabalık bir turist kitlesi var. Gördüğünüz fotoğrafları çekmek için ne yazık ki sıra bekleyeceğinizi bilmenizi isteriz. Şelale yüzmeye uygun değildir! Ubud merkeze yakın bir diğer şelale de Tibumana Şelalesidir. Burası küçük bir şelale olmasına rağmen şelalenin aktığı noktada olan gölet suya girmek için idealdir. Diğer şelaleler gibi kalabalık da değildir. Taman Beji Griyi şelale olarak anılsa da aslında bir sağlık merkezidir. Eğer asırlık Melukat isimli Bali arınma törenine katılmak istiyorsanız girişte bunun ücretini ödemeniz gerekiyor. Melukat, zihin-beden ve ruhu arındırmak için yapılan bir ritüeldir. Rahibin yönlendirmesi ile yapılan bu arınma töreninde dualar okunur, adaklar adanır ve en son yıkanılır. Buradaki su kutsal kabul ediliyor. Ve bu suyla yıkanılması insan bedenini rahatsız eden maddelerden temizliyor. Arınma törenine katılın ya da katılmayın girişte bedeninize mor bir şal ve kuşak bağlanıyor. Çanta, kişisel eşya gibi şeylerin içeri sokulmasına izin verilmiyor. Eğer vakit ayırabilirseniz buradaki arınma ritüeline mutlaka katılmanızı tavsiye ediyoruz. Ubud'un kuzeyinde bulunan gezilecek yerlerin listesi harita üzerinde turuncu olarak pinlenmiş yerlerdir. Bali adasının en eski köylerinden biridir. Batur gölünün batı yakasındaki köy ölüleri gömmesiyle meşhurdur. Tüm kemikler ve kafatasları yerlerdedir. Köyden kayıkla 20 dakikada ulaşın mezarlık içindeki büyük ağaca Taru Menyan deniliyor. Taru ağaç Menyan ise güzel kokulu demektir. Halka göre bu ağaç ceset kokusunun yayılmasını önlüyormuş. Gittik, gördük gerçekten doğruymuş. Bali en iyi korunmuş geleneksel köyüdür. Penglipuran dünyanın en temiz 3 köyünden biri seçilmiştir. Eğer ziyaret etme şansınız olursa buna tanıklık edeceksiniz zaten. Kabul ediyoruz fazlasıyla turisitik bir yer. Tukad Cepung ya da Krisik şelalesine gitme planınıza varsa Penglipuran'a çok yakın konumda olacağınız için ayak üstü bile olsa bir görmeniz gerektiğini düşünüyoruz. Her iki şelalenin birbirine mesafesi 4.5 km'dir. İkisinden biri arasında tercih yapacaksınız Tukad Cepung'u öneririz. Özellikle bu şelale kayaların arasından aktığı için güneşin tepeden şelaleye vurduğu andaki ambiyansı bambaşkadır. Fakat çok kalabalık olduğunu özellikle belirtmek isteriz. Tukad Cepung şelalesinin otoparkında onlarca motosiklet ve park edili araçları görünce içerisinin ne derece kalabalık olduğunu anlayınca girmekten vazgeçip Kritik şelalesine gitmeye karar verdik. Daha önce hiç gitmediğimiz için süprizleri karşılaşmamak için park alanındaki esnafa Kritik şelalesine gitmemizi önerip önermeyeceklerini sorduk. Hepsi gitmeyin önerisinde bulunsa da gitmeye karar verdik. İyi ki de yerlileri dinlememiş de gitmişiz. Krisik'te iki şelale var. Biri ince akıyor ana şelale ise tahta köprüyle ulaşılan ana şelale. Merdivenlerden indikten sonra karşınıza tabela çıkınca sol taraftaki ince akan şelaleye götürüyor. Sağ tarafa devam ederseniz tahta köprülü ana şelaleye varıyorsunuz. Vakit kaybetmemek için direk sağdan devam edebilirsiniz. Bazen doyumsuz manzaralar çıkar ya insanın karşısına işte burası da öyle bir yer. Mt. Batur, Bali adasının kuzeyinde 1.717 metre yüksekliğinde ufak bir stratovolkandır. Son iki yüzyıldır 20 seferden fazla püskürtme meydana gelmiştir. Bali adasının en aktif volkanı olan Batur'a gün doğumu trekking turlarına katılabileceğiniz gibi dilerseniz gölün karşı kıyısından da bu eşsiz manzarayı izleyebilirsiniz. Ubud'un olmazsa olmaz pirinç tarlaları arasında en gösterişli olanı Tegallang'dır. Gün doğumu ve gün batımında ışınların tarlalara yansıyan büyüsü sizleri oldukça etkileyecek. Burayı görür görmez akıllara Çin Yunnan ve Vietnam'daki Sa Pa pirinç tarlaları geliyor. Tamam kabul ediyoruz onlar kadar ihtişamlı olmasa da yakınından geçer en azından 🙂 Pirinç tarlasının içine girmeyecekseniz bile yol üzerinden muhakkak 5-10 dakika ara verip tepeden manzarayı izleyip, fotoğraflayın! Pirinç tarlalarında vakit geçirebileceğiniz en güzel mekan Alas Harum'dur. Alas Harum bünyesinde Cretya isimli mekanda pirinç terası manzaralı ve dj performansının da olduğu sonsuzluk havuzunda vakit geçirebilirsiniz. Dileyenler pirinç tarlaları üzerinde salıncakta sallanabilir. Kopi Luwak kahvesi tadımı da yapabileceğiniz cam teraslı alanı mevcuttur. Giriş ücreti, loca ücreti, kahve tadım ücreti, salıncak ve diğer aktivite ücretlerini Alas Harum sayfasından öğrenebilirsiniz. Jatiluwih ziyaret etmek için pek tercih edilmeyen noktalardan bir tanesidir. Bunun sebebi az biliniyor olması mı, merkezden uzak oluşu mu artık ne olduğunu bilemiyoruz. Ama Tegallalang kadar hatta daha büyük ve güzel olduğunu söylemek isteriz. Ne de olsa boşuna Unesco Dünya Miras Listesine alınmamış. Su tapınağı olan Tirta Empul Balili Hinduların kutsal su kaplıcalarıdır. Burası Endonezya'nın en büyük ve en kalabalık su tapınağı Hindu Tanrı Vishnu adına adanmıştır. Tapınak içindeki su kaynağı M. S 962 yılında keşfedilmiştir. Kaynağı ise Pakerisan nehrinden gelmektedir. Tapınak arka, ön ve merkez olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Tapınağa girer girmez, büyük taş Bali kapısından geçecek ve tapınağın dış avlusuna varacaksınız. Tapınağın bu bölgesine jaba sisi denir. Avlunun sonunda, orta avluya açılan duvara inşa edilmiş başka bir candi bentar vardır. Bu kapı, altın renkli bir fırça verilen iki Dwarapala veya muhafızın düzgünce oyulmuş devasa heykelleri tarafından korunuyor. Kapının tepesinde, yukarı doğru yapışan dişleri ve kolları açık bir çift eli olduğu için diğer Kala oymalarından oldukça farklı olan bir Kala oyması vardır. İç avluya girdiğinizde tapınağın ana alanı olan jaba tengah alanına varacaksınız. Buradaki kutsal kaynaklar, tapınağın içinde büyük, kristal berraklığında bir havuza dönüşür. Bu arınma ritüeli melukat olarak bilinir. Merkez konumunda toplam iki havuz ve 30 tane su akan musluk mevcuttur. Hindu insanlar buraya gelerek kutsal suyun altına girip seromoniler gerçekleştirmektedir. Tabi bu illa Hindular girecek anlamına gelmiyor. Turist olarak siz de girmek isterseniz kimse engel değil 🙂 Bali halkı 1000 yılı aşkın süredir buraya gelip kutsal su altında arınmaktadır. Arınmanın arkasında havuzlar, Tirta Empul Kutsal Su Tapınağı'nın jeroan adı verilen son bölümüdür. Bu arada tapınaklara Sarong'lar olmadan girilmediğini artık söylememize gerek yok. Ama ek bilgi olarak ve daha önce hiç karşılaşmadığımız bir uygulama saç toplanmasıydı. Tirta Empul'un arka bölümüne saç toplanmadan girilmiyor. Görevliler girişte saçınızı toplamanız için uyarıyorlar. 2023 ziyaretimizde saç toplanarak girilen alana lastikler konulmuş. Tokanız yoksa bile buradaki lastiklerle toplayabiliyorsunuz. -Yaratılış Efsanesi- Usana Bali isimli el yazmasına dayanan yaratılış efsanesine göre Mayadenawa adlı güçlü ama kötü bir kral ile bir Tanrı olan Bhatara Indra arasındaki destansı bir savaşın mitini içeriyor. Kral, Tanrı'ya inanmadı ve tebaasının Tanrı'ya tapmasını yasakladı. Kralın ruhsal güçleri vardı ve bunu kötüye kullanıp bir büyü yaptı. Bunun üzerine rahibin biri Tanrıya Kralın savaşa son vermesi için dua etti. Sonra Tanrı ve savaşçıları krala karşı gelip savaşıp onu tahtan indirmişlerdir. Geceleri Tanrı ve ordusu uykudayken kral gizlice gelip onlara zehirli içecek yaratmış. Sabah Tanrı uyandığında ordusunun öldüğünü görünce asasını yere vurup yeri delmesiyle kutsal su kaynağı doğmuştur. Ölen ordunun üzerine bu su püskürtülüp yeniden hayata döndürülmüşlerdir. İyileştirici özelliği olduğuna inanılan ve yaşam kaynağı olduğuna inanılan bu su kaynağı, Tirta Empul olarak bilinmeye başlanmıştır. Bali Hindu halkı, Galungan adı verilen ritüel ve törende Faziletin Kötülüğe galip geldiği gün olarak Bali geleneksel takviminde her 210 günde bir Mayadenawa'nın ölümünü anıyor. Galungan Günü: Her 210 günde bir kesinlikle tüm Bali Adasında \"penjor\" olarak bilinen bambu direklerle çevrili olduğunuzu fark edeceksiniz. Galungan, Bali'deki en önemli dini törenlerin başlangıcını işaret ediyor. Ölen ve yakılan ölen akrabaların ruhları eski evlerini ziyaret etmek için geri dönerler. Bu festival sırasında tüm Balililerin aileleriyle vakit geçirmek ve adak ve yiyecek sunarak ev işlerine yardımcı olmak için köylerine döner. Yılın bu zamanı için tipik olan başka bir şey de, köyün etrafında dolaşan barongları görmenizdir. Her yerel köyde Balililer, kötü ruhları korkutmak ve köyü kötü her şeye karşı korumak için günün alacakaranlığında baronglarla birlikte dolaşırlar. Tapınak Manukaya bölgesinin Tampak Siring köyündedir. Ubud'dan araç ile 30 dakikada ulaşabilirsiniz. Burası da bir başka su tapınağıdır Görünüş itibariyle çok eski gibidir ancak bu bakımsızlığından kaynaklanmaktadır. Diğer popüler tapınaklara o kadar ilgi, alaka ve bakım gösterilirken Gunung Kawi niçin böylesine bırakılmış anlamak mümkün değil. Ulan Danu bir su tapınağı olup Pura Ulan Danu Beratan olarakta bilinir. Bratan Bedugul gölünün uç noktasında yer alan Ulan Danu Bali adasının en meşhur Hindu tapınağıdır. Su tapınağı olarak da tabir edilen tapınak adeta gölün üzerinde yüzer gibidir. Tarihi hakkında bilgiler arkeolojik bulgulara ve tarihi kayıtlara göre papirus üzerine yazılı olduğunu göstermektedir. Tapınağın sol ön avlusunda bulunan lahit ve taş pano megalitik döneme ait (M. Ö 500) bulgulardır. Bali adasının sembolü haline gelmiş Ulun Danu Beratan ziyaret edilecek ilk noktalardan bir tanesidir. Adres : Beratan gölünün batı kısmında, Bedugul bölgesindedir. Handara kapısı geleneksel bir Hindu kapısıdır. Golf merkezinin giriş kapısı olan nokta Bali'nin en çok fotoğraf çekilen ve paylaşılan yerlerinin başındadır. Yıllardır gidip geldiğimiz için aradan geçen süre zarfında nasıl talep olduğu da gözlemlemiş olduk. Önceden Ubud merkezden günlük rotamız için ayrılırken Handara Kapısının önünde durup bir kaç kare fotoğraf çekip yola devam ederdik. Yıllar geçtikçe insanların buraya talebi de arttı. Haliyle kapının önünde uzun kuyruklar oluşmaya başladı. Böyle olunca da şimdilerde fotoğraf çekilenlerden para alınmaya başlandı. Eğer Bali'nin kuzeyine bir rota yapacaksanız ister istemez bu kapının önünden geçiyorsunuz. Fotoğraf çekilir ya da çekilmezsiniz, sizin bileceğiniz şey. Ama merak edenleriniz olursa bir kaç dakika durup kapıyı görebilir. Ulan Danu'dan 17 km kuzeyde, 40 metre yükseklikten tüm endamıyla akan heybetli ve etkileyici Bali şelalelerinden en güzelidir şelaleye varabilirsiniz. Giriş yaptıktan sonra patika yol üzerinden 15 dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. Girişte eğer kameranız yanınızdaysa çantanızdan çıkarmayın yoksa bunun içinde ayrıca ücret talepleri oluyor. 1.300 km alana yayılan ve 100 metre yüksekten akan şelale toplam yedi şelaleden meydana gelmektedir. Aynı zamanda Gerombong Şelalesi olarakta bilinen şelale Bali adasının kuzeyinde, Denpasar'dan 76 km uzaklıktadır. Kuzey'de gezdiğimiz şelalelerden bir tanesi de Banyu Wana Şelalesiydi. Şelale girişine motorumuzu park edip giriş ücreti ödedikten sonra yokuş aşağı yürümeye başladık. Orman için çok rahat yürünecek taş döşemeli bir patika alan yapmışlar. Yürümek istemeyenler giriş noktasından motor taksi kiralayabilirler. Aynı şekilde geri çıkarken de aşağıdaki görevlilere taksi istediğinizi söylerseniz yukarı haber verip hemen motor yönlendiriyorlar. Burada iki tane şelale var. Biz tabela karşımıza çıktıktan sonra sol taraftakine gitmeyi tercih ettik. Bu bölgeye kadar gelecekseniz eğer yakın çevredeki diğer şelale tavsiyelerimiz: Banyumala Twin Waterfalls, Aling Aling, Fiji Waterfall ve daha güneyde kalan Nung Nung Şelalesidir. Nung Nung'un da biraz güneyinde Leke Leke şelalesidir. Bir diğer hatırlatmamız ise eğer motor kiralayıp gidecekseniz mutlaka üzerinize kalın giysiler giyin. Adanın kuzeyine çıktıkça rakım yükseliyor. Motor kullanırken rüzgar da yiyeceğiniz için eldiven dahi giymenizi öneririz. Bali Adasındaki Şelaleler yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Aşağıdaki listelediğimiz yerler için bir tam gününüzü ayırarak hepsini ziyaret edebilirsiniz. Ubud merkezden tek yön gidiş 88 km. Dönüşü de hesaba katarsanız toplam 176 km. Motor kiralayarak gitmenizi tavsiye etmiyoruz. Çünkü gerçekten yorucu bir mesafe olur. Geriye kalan tek seçeneğiniz şöförlü araç kiralamaktır. Bali adasının en büyük ve en kutsal tapınağı Besakih \"Ana Tapınağı\" olarak bilinir. Agung dağının yamacına inşa edilmiş tapınak birinden ayrı 23 tapınağın bulunduğu bir kompleks olup 1995 yılında Dünya Miras Listesine alınmıştır. 14 yy'da inşa edildiği söylenen tapınak yerli halka göre 11. yy'da inşa edilmiştir. Ulaşım : Tirta Empul'un 30 km doğusundadır. Tirta Gannga'nın anlamı Ganj nehrinden gelen su demektir. Karangsem Krallığı tarafından 1940-1950 yıllarında inşa edilen tapınak 1963 yılında Agung dağının patlamasıyla ciddi zarar görmüştür. Zararın ardından ciddi bir restore çalışmasıyla tapınak bugünkü müthiş haline kavuşmuştur. 11 katlı çeşmesi, havuz içindeki heykelleri, çevredeki peyzaj sizleri adeta büyünün içine çekiyor. Bali'nin doğusunda Karangasem'de bulunan eski bir Hindu tapınağıdır. Ayrıca Bali'nin en ironik yerlerinin başında geliyor. Ziyaretçiler burada fotoğraf çekilmek için sabah karşı yola çıkıyor. Ne kadar erken varırsanız varın sıra olacağını aklınızdan çıkarmayın. Sabahın 5'inde orada olacak şekilde yola çıkmanızda fayda var. Eğer belirttiğimiz saatten daha geç gelirseniz 2 saat sıra beklersiniz. Öğlene doğru gelirseniz de bu bekleme saati 3-4 saatlere kadar çıkmaktadır. Kıyafet Kuralı: Tapınağa girerken mutlaka sarong bağlanması zorunludur. Sarong belden aşağısını saran bir tür kumaş parçasıdır. Ve omuzlarınızın kapalı olması gerekiyor. Bali'deki Agung yanardağının en iyi izleyebileceğiniz yer Lahangan Sweet manzara noktasıdır. Burası da Bali'nin doğusunda Karangasem bölgesinde yer alıyor. Ziyaret edilmesi gereken en iyi zaman gündoğumu ya da günbatımıdır. Eğer Lempuyan Tapınağına gidecekseniz burayı akşam üzerine bırakabilirsiniz. Lempuyan'da fotoğraf çekilmek sizin için elzem değilse o halde gündoğumuna Lahangan'a gidebilirsiniz. Bulutsuz, açık bir gökyüzü için ziyaret edilecek dönem Mart-Kasım ayları kurak olan sezondur. Lahangan Sweet yazılı ahşap tabelayı gördükten sonra eğer motorla gelecekseniz motorunuzu buraya park edip 10 dakika yürüyüş yapmanız gerekecek. Patikadan aşağı yürüyünce ağaca sabitlenmiş platformu görecekseniz. Toprak yol olduğundan tırmanış için mutlaka spor ayakkabı, havanın soğuk olma olasılığı yüksek olduğundan sweatshirt ve içme suyunu unutmayın. Bali'nin doğusunda gezilecek yerler listesinin sonuna geldik. Yukarıdaki yerleri gezdikten sonra geri dönüş yolunda dilerseniz Air Terjun Kuning şelalesine uğrayabilirsiniz. Bu şelale Ubud'dan uzak olduğu için fazla kalabalık değildir. Yeşillikler için oldukça yüksekten akan muazzam bir şelaledir. Ayrıca doğal göletleri olduğu için de suya girme imkanı da vermektedir. Ubud pirinç tarlalarının varlığı 9. yy'dan bu yana devam etmektedir. Ubud çevresine yayılmış pirinç tarlalarının büyülü ve benzersiz yanını keşfetmenin en güzel yanı ise buralarda dolaşmaktan geçiyor. Geziniz boyunca geleneksel köy hayatına, doğal yaşama sahit olacağınız muazzam manzaralara denk geleceğinizden şüpheniz olmasın. Ubud yürüyüş parkurları gün geçtikçe çok talep görür hale gelmiştir. Birden çok rotasıyla ziyaretçilerine fazla seçenek sunduğu için sadece bir rotaya bağlı kalmıyorsunuz. Her rota farklı kilometrelere sahip olduğu için hangisini tercih edip trekking yapacağınız sizin tercihinize kalmıştır. Trekking öncesi yanınıza mutlaka su, şapka, güneş kremi, güneşli gözlüğü ve biraz para almayı ihmal etmeyin. Rota üzerinde kurulu cafe ve restaurantlarda oturup dinlenmek istediğinizde ihtiyacınızı görecektir. Campuhan Ridge Walk: 2 saat süren trekking parkurudur. Bu parkur boyunca pirinç tarlaları ve ağaçlık alanlardan geçerek sayısız köy görme şansınız olacak. Parkur yerel insanlar ve Avrupalı turistler tarafından sıklıkla yüründüğünden en bilinen ve popüler olan rotaların başında geliyor. Sabah erken saatlerde veya akşam üzeri trekking yapmak için en ideal saatlerdir. Ubud Traditional Market'in köşesinden köprüye doğru geçeceksiniz. Köprüye varmadan önce Warwick IBAH tabelasından içeri girip otopark alanına yönelin. Otoparkın girişinde yine Warwick Ibah talebası çıkacak karşınıza. O tabelanın altında Going to the hill yazıyor. Yönü takip ederseniz doğruca Campuhan parkuruna varacaksınız. Sari Organik Walk: Campuhan'a ziyade bu parkurda daha çok pirinç tarlası görecek ve içinden geçeceksiniz. Parkur çok kolay olduğundan zorluk çekmeyeceksiniz. Ubud Traditional Market'in köşesinden Jl. Raya Ubud yönüne doğru yolun sağ tarafından yürüyün. Sari Organik tabelasını takip ederseniz kolaylıkla parkura ulaşabilirsiniz. JI. Kajeng Walk : Aslında ürüyüş parkurları içinde en otantik olanı bu rotadır. Yürüyüşünüz boyunca tapınaklar, oteller, restaurant, çiftçiler ve hayvanları görebilirsiniz. - Yoga okullarına gidin, - Yemek okullarına katılın, - Ubud merkezinin dışındaki otellerde konaklayın, - Luwak kahvesi için, - Tapınakları gezin, - Pirinç tarlaları arasında trekking yapın Ubud ana caddesi ve Monkey Forest yolu üzerinde onlarca cafe ve restaurant bulma şansınız olduğunu unutmayın. Nerede yerseniz yiyin pişman olmayacaksınız. Fakat daha ucuz arayışındaysanız eğer o vakit Warung'lar isteğinize cevap veriyor. Bazı warung'larda tabağına ne kadar koyarsan koy sabit ücret politikası uygulandığından buralar tam sizlik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bali-turu-gili-adalar", "text": "Bali Turu ile Uzakdoğu Turları listemize bir yenisini daha ekleyip yıllardır gittiğimiz ve hakim olduğumuz Bali adası turunu benzersiz yapmaya karar verdik. Yaz tatilini Endonezya'nın en mükemmel adalarında karşılıyoruz. 9 gece 11 günlük programımızda hem Bali'nin kuzeyinden güneyine her bir noktasını keşfedecek hem de Endonezya'nın en güzel plajlarında tatilini en özel anlarını yaşayacağız. Bali'yi kısa tutmak yerine bu mükemmel doğa adası harikayı baştan sona keşfederek Bali'ye hak ettiği değeri vereceğiz. NOT: ENDONEZYA diğer Güneydoğu Asya ülkelerinin aksine yağışsız/kuru sezonunu HAZİRAN-TEMMUZ-AĞUSTOS aylarında yaşamaktadır. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. -BALİ'NİN DOĞA HARİKASI UBUD -DÜNYACA ÜNLÜ PİRİNÇ TERASLARI -BALİ'NİN BİRBİRİNDEN ÜNLÜ VE İLGİNÇ GELENEKLERE SAHİP TAPINAKLARI -KUZEY BALİ : BAMBAŞKA BİR COĞRAFYA -CANGGU : SÖRFÜN ASYA'DAKİ YENİ BAŞKENTİ -SEMİNYAK -DÜNYANIN EN ÜNLÜ BEACH CLUBLARI -GÜNEY BALİ'DE BİRBİRİNDEN İLGİNÇ MANZARA DURAKLARI -HER GÜN BATIMINA ÖZEL AKTİVİTELER VE SEYİR TERASLARI -NUSA PENIDA ADASI DÜNYANIN EN ÜNLÜ FOTOĞRAF NOKTALARINDAN KELINGKING -ENDONEZYA'NIN MASMAVİ DENİZİ İLE ÜNLÜ GILI ADALARI'NDA DENİZ KUM GÜNEŞ -Ubud Palace ve merkezUbud -Maymunlarla doyasıya fotoğraflar çekileceğimiz doğal koruma alanı : Monkey Forest -Havuzların içerisinde mükemmel kareler yakalayacağımız Ubud'un ünlü su tapınağı : Tirta Empul -Dünyanın en pahalı kahve deneyimini yaşayacağız : Coffee Luwak -Bali'nin ünlü salıncakları -Ubud'un manzara konusundaki en iddialı bölgesi : Pirinç Terasları -Ubud'un yerel pazarları ve ünlü hasır çantaları -Bali'nin en ünlü güzel şelaleleri -CANGGU SÖRF CENNETİ -SEMİNYAK SAHİLİ GÜN BATIMI İÇİN FOTOĞRAF MAKİNALARI HAZIR OLSUN -GÜNEY BALİ'DE BİRBİRİNDEN ÜNLÜ PLAJLAR : DREAMLAND, PADANG PADANG -ULUWATU BÖLGESİNDE FALEZLERİN ÜZERİNDEN MUHTEŞEM GÜNBATIMLARI -BALİ'DE LÜKS : NUSA DUA BÖLGESİ -NUSA PENIDA ADASI'NIN DOĞUSUNU TAM GÜNLÜK PROGRAM ŞEKLİNDE -CRYSTAL BAY'DE KENDİMİZİ SERİN SULARA BIRAKIYORUZ -1.5 SAATLİK FERİBOT YOLCULUĞU SONRASINDA ENDONEZYA'NIN KUMSALLARI İLE ÜNLÜ GILI ADALARI'NA VARIYORUZ -3 GECE KONAKLAYACAĞIMIZ GILI ADALARI'NDA HEP BİRLİKTE BALİ'DE YORULAN BEDENLERİMİZE DENİZ, KUM, GÜNEŞ TATİLİ HEDİYE EDİYORUZ... -1 GÜN ÖZEL TEKNE TURU İLE GILI MENO ADASINDAKİ SU ALTI MÜZESİNDE DALIŞ VE DİĞER TÜM GİLİ ADALARINI GÖRME ŞANSINIZ OLACAK. -İSTANBUL BALİ İSTANBUL ULUSLAR ARASI UÇAK BİLETLERİ SINGAPUR HAVAYOLLARI İLE EKONOMİ SINIF -BALİ NUSA PENIDA BALİ FERİBOT BİLETLERİ -BALİ GILI ADALARI BALİ FERİBOT BİLETLERİ -9 GECE EN MERKEZİ OTELLERDE LÜKS SINIF KONAKLAMA -9 GÜN KAHVALTI -TÜM MÜZE VE TAPINAK GİRİŞLERİ -LUWAK KAHVESİ DENEYİMİ -TÜM TURLAR -KİŞİSEL HARCAMALAR -ÖĞLE VE AKŞAM YEMEKLERİ -75 USD REHBERLİK VE BAHŞİŞLER Gidiş dönüş uçak biletimiz Singapur Havayolları ekonomi sınıfı olup İstanbul Yeni Havalimanı kalkış ve varış şeklindedir. Gözlerinizi kapatın; şu anda olmak istediğiniz ülkeyi hayal edin ve gezgin çifte söyleyin. Gözlerinizi açtığınızda olmak istediğiniz yerin ötesinde bir yerle karşı karşıya kalirsaniz lütfen şaşırmayın. Bu onların farkı. Bali, sanki en yakin arkadaşlarımla çıktığımız bir tatil oldu benim için. Sadece bavulunuzu hazırlayın geriye kalan tüm konforu bu dünya tatlısı insanlar düşünmüş zaten. Lütfen tek olmaktan ve\" sıkılırım\"duygularınızı üstünüzden atın; başucunuzdalar. Her türlü eğlenceye, sohbete ve yardıma hazırlar. Hani seninle \"Dünyanın öbür ucuna giderim\" dediginiz türden bir tatile kendinizi hazırlayın. Yaklaşık dört yıl önce tanidigim ve hayatimdan hic cikarmadigim afrikadan kubaya, filipinlerden kambocyaya ve son olarak baliye gittigim kardeslerim dedigim gezgin cift yani nesli ve orkunla dunyanin heryerine gozunuzu kapatarak ve guvenerek gidebilirsiniz. iyiki sizi tanidim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bambaska-bali-adas", "text": "Endonezya'da gezilecek yerler arasında en popüler olan Bali adası gezi rehberi sayesinde sizlere Bali adasına ne zaman gidilmeli, Bali adası gezilecek yerler, Bali adasındaki kumsallar, Bali adasındaki tapınaklar ve doğal güzellikler neler, nerelere gidilir, nereler görülür ve daha pek çok şey hakkında detaylı bir Bali gezi rehberi hazırladık. Java ve Lombok arasında konumlanmış Bali adası \"Binler Tapınağı Adası\" ve \"Tanrıların Adası\" olarak anılmaktadır. Çevresinde yer alan bir kaç adası ile ziyaretçilerine görülecek çok yer sunmaktadır. Java'nın doğusunda, ekvatorun 8 güneyince yer alan Bali adası doğudan batıya 153 km, güneyden kuzeye 112 km olup toplam yüzölçümü 5.632 km 'dir. Adanın merkezi olan Denpasar ise güney bölümde yer almaktadır. Bali adasında ilk yerleşim M. Ö 2000 yıllarında Taiwan'dan göç etmiş Avustralyalılar tarafından olmuştur. Kültürel ve dilsel olarak Bali halkı Malezya, Filipinler ve Okyanusya ile ilişkilidir. Antik Bali zamanında 9 hindu mezhebinin varlığı söz konusudur. Bunlar Pasupata, Siwa Shindanta, Sora, Bhaiwara, Ganapatya, Bodha, Resi ve Brahma'dır. Her bir mezhebin saygı değer insanı görünümlü Tanrı başları mevcuttur. Bali'li halk M. S 1 yy'da Hintliler, Çinliler ve hindu kültüründen fazlasıyla ve çok güçlü şekilde etkilenmiştir. Bali Dwipa yani Bali adasının ismi çeşitli yazıtlardan keşfedilmiştir. Bali, Sanur bölgesinin güneyinde Kral Sri Kesari Warmadewa tarafından M. S 914'de yazılan kitabesinde \"Walidwipa\"yı zikretmiştir. Hindu Majapahit İmparatorluğu M. S 1343 yılında Java'da Bali'li kolonisini kurmuştur. İmparatorluğun çöküş dönemine girmesiyle 15. yy'da entellektüeller, artistler, rahipler, müzisyenler topluca Java'dan Bali'ye göç etmişlerdir. Adanın en yüksek dağı 3.142 mt yüksekliği ile aktif Agung dağıdır. En uzun nehri ise 75 km uzunluğuyla Ayung nehridir. Bali adasında yağışlı ve kuru olmak üzere iki dönem yaşanır. Kuru sezon Nisan ile Eylül arası olup adayı ziyaret etmek için en uygun dönemdir. Yağışlı sezon ise Ekim ve Mart ayları arasıdır. Ada tropik iklime sahip olduğu için kuru sezonda kesinlikle yağmur görmeyeceğiniz anlamına gelmez. Yeri gelir kuru sezonda saatler süren yağışlarla karşılaşabilirsiniz. Adanın en yoğun olduğu dönemler ise Avustralya okul tatil dönemi Aralık, Ocak ayları ve kuzey yarım kürede okulların tatil dönemi olan Temmuz, Ağustos aylarıdır. Ubud Monkey Forest: Ubud merkezden motorla bir kaç dakika uzaklıktadır. Orman, maymunlara ev sahipliği yaptığından buraya bu isim verilmiştir. Maymun görmekten ziyade orman içinde gezmek için bir kaç saatinizi ayırabilirsiniz. 2023 yılı güncel giriş ücreti 80.000 IDR. Ubud Monkey Forest resmi sitesinden ziyaret saatleri ve ücretlerini kontrol edebilirsiniz. Ubud Palace: Ubud'un en öne çıkan yerlerinden biri olan Ubud Palace 1800'lü yıllarda Bali mimarisi ile inşa edilmiştir. Ubud Kralının ikametgahı olarak kullanılmıştır. Goa Gajah / Elephant Cave : Bedulu, Blahbatuh, Gianyar bölgesinde bulunuyor. Tapınağı gezdikten sonra yine içerde bulunan şelaleyi muhakkak görmelisiniz. 2016 park ücreti 2.000, giriş ücreti ise 15.000 IDR. Trunyan Köyü: Bali adasının en eski köylerinden biridir. Batur gölünün batı yakasındaki köy ölüleri gömmesiyle meşhurdur. Tüm kemikler ve kafatasları yerlerdedir. Köyden kayıkla 20 dakikada ulaşın mezarlık içindeki büyük ağaca Taru Menyan deniliyor. Taru ağaç Menyan ise güzel kokulu demektir. Halka göre bu ağaç ceset kokusunun yayılmasını önlüyormuş. Gittik, gördük gerçekten doğruymuş. Tegallalang Pirinç Tarlaları: Pirinç tarlaları doğanın en güzel manzarasını sunan alanlardan bir tanesidir. Bu doğal manzara terasları insanı alıp başka bir dünyaya taşır. Tegallang da onlardan bir tanesidir. Ubud'un en değerli ve en bilinir yerlerinden biri. Sabah gün doğumu ve akşam gün batımı saatleri hem ışınların tarlalara yansıması hem de bu atmosfer içinde fotoğraf çekmek için en uygun saatlerdir. Tirta Empul Tapınağı: Su tapınağı olan Tirta Empul Bali'li Hinduların kutsal su kaplıcalarıdır. Burası Endonezya'nın en büyük ve en kalabalık su tapınağı Hindu Tanrı Vishnu adına adanmıştır. Tapınak içindeki su kaynağı M. S 962 yılında keşfedilmiştir. Kaynağı ise Pakerisan nehrinden gelmektedir. Tapınak arka, ön ve merkez olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Merkez konumunda toplam iki havuz ve 30 tane su akan musluk mevcuttur. Hindu insanlar buraya gelerek kutsal suyun altına girip seromoniler gerçekleştirmektedir. Tabi bu illa Hindular girecek anlamına gelmiyor. Turist olarak siz de girmek isterseniz kimse engel değil ? Bali halkı 1000 yılı aşkın süredir buraya gelip kutsal su altında arınmaktadır. Besakih Tapınağı: Bali adasının en büyük ve en kutsal tapınağıdır. Tirta Empul'un 30 km doğusundadır. Ulan Danu Beratan: Ulan Danu bir su tapınağı olup Pura Ulan Danu Beratan olarakta bilinir. Bratan Bedugul gölünün uç noktasındadır. Ulan Danu Bali adasının en meşhur Hindu Tapınağıdır. Su tapınağı olarak da tabir edilen tapınak adeta gölün üzerinde yüzer gibidir. Git Git Şelalesi: Ulan Danu'dan 17 km kuzeyde, 40 metre yükseklikten tüm endamıyla akan heybetli ve etkileyici Bali şelalelerinden en güzelidir şelaleye varabilirsiniz. Giriş yaptıktan sonra patika yol üzerinden 15 dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. Girişte eğer kameranız yanınızdaysa çantanızdan çıkarmayın yoksa bunun içinde ayrıca ücret talepleri oluyor. Canggu bölgesi Bali adasının diğer turistik bölgelerine göre daha bakir kalmış daha az kalabalık olan yeri diyebiliriz. Bir turistten çok gezginseniz Canggu tam size uygun bir bölge. Batu Balong, Echo ve Mengening kumsalları sörf severler için en ideal yerler. Yoga düşkünüyseniz ve bu amaçla Bali'ye geldiyseniz Canggu'da açılan yoga merkezleri ile bu isteğinizi rahatlıkla gerçekleştirebilirsiniz. Bir Ubud bölgesi gibi fazla çeşitlilik sunmasa da yoga anlamında sizi tatmin edeceğini garanti edebiliriz. Daha çok kumsalda takılmak, beach bar'lara gitmek isterseniz de Canggu bunun için iyi tercihlerden bir tanesidir. Batu Balong kumsalında Old Man's, Echo kumsalında Sand Bar, Le Pirate Canggu Beach Bar, 707 Beachbern bölgedeki en iyi yerlerden bir kaçıdır. Tanah Lot Tapınağı: Bali adasının simgesi haline gelmiş ve en meşhur tapınaklarından olan Pura Tanah Lot Canggu kumsalından 12 km kuzeydedir. \"Tanah\" dünya \"Lot\" ise su demektir. Dünyanın ve suyun tapınağı Tanah Lot denizin ortasında bir kaya üzerinde şaşkınlık verecek kadar farklı bir yapıdır. Ziyaret saatleri 07:00 ila 19:00 arası olan tapınağa ulaşmak için Pan Pasific Nirvana Bali Resort'ü geçip yolun sonuna kadar devam etmeniz gerekiyor. Bali adasının batı kıyısında Kuta ve Legian kumsallarının kuzeyinde adanın en popüler kumsallarından bir tanesidir. Local cafelerin, modern restaurantların, şık butiklerin ve lüks otellerin olduğu oldukça kalabalık bir bölgedir. Bundan dolayıdır ki canınızın sıkılmasına vakit bile yoktur. Sahil boyunca gündüz vakit geçirip akşam üzeri Bali adasının meşhur günbatımının tadını çıkarmak için Potato Head, Ku De Ta, La Plancha ve Moonlite Kitchen Bar'da hoşça vakit geçirebilirsiniz. Bölge bunun haricinde görülecek ilginç yapıya sahip değildir.... Seminyak ve Kuta kumsalları arasında kalan bölgedir. Diğer bölgeler ile kıyaslayınca çok kalabalık ve canlı olduğu söylenemez. Ama her iki kumsal arasında olduğundan ikisine de ulaşımı kolaydır. Bali adası denilince hala akıllara gelen ilk yer olmaktadır. Ancak adı kadar popülerliği kalmış mıdır? Bize sorarsanız hayır! Bali adasında nereye gidilmez sorusunun cevabı bizim için Kuta bölgesi. Adanın otel yerleşimi bakımından öncülük yapan yerdir. Fakat kalabalık, gürültü ve karmaşadan başka bir şey bulamazsınız burada. Muhakkak hala gidenler var ama lütfen Bali adasına gidiyorum Kuta'da konaklamazsam olmaz diye düşünmeyin. Kiraladığınız motorla yol üstü kumsaldan geçin kafi! Burada ne ada kültüründen bir şeyler alırsınız, ne denize girebilirsiniz ne de huzur bulabilirsiniz. Bizden söylemesi artık karar sizin. Jimbaran Akşam Yemeği: Jimbaran kumsal boyunca onlarca deniz restaurantının olduğu ve akşam yemekleri ile meşhur bir bölgedir. Kimisine göre Jimbaran'da yapılan akşam yemekleri çok turistik olabilir ama siz ilk defa Bali adasına gidiyorsanız ve gerçek anlamda gezgin değilseniz gidin bu deneyimi yaşayın. Acaba hangi gezgin buraya gidip akşam yemeği için para vermiş de ona çok turistik geliyor anlamış değiliz. Dışarıdan bakıp, yorum yapmakla olmuyor bu iş. Düşünsenize kumsal üzerinde masanıza kurulmuşsunuz önünüze gün batımını almışsınız ve şarap eşliğinde içki içmeyen meşrubatıyla tropik ziyafet çekiyor. Bunun her yeri turistik olsa ne olur. Paranız varsa gidin, görün, yiyin, için!!!! Uluwatu Tapınağı: Jimbaran'ı diğer özel kılan yanı ise Uluwatu Tapınağına ev sahipliği yapmasıdır. Resif üzerinde 11. yy'a ait bir Hindu tapınağıdır. Tapınağa giderken maymunlar eşlik ediyor. Ve yol boyunca resif kenarından yürüyerek muhteşem gün batımına tanıklık ediyorsunuz. Garuda Wisnu Kencana Kültürel Park amfitiyatro içinde gün batımında Kecak dansını izlemeyi sakın kaçırmayın! Etkinlik saatlerini buradan öğrenebilirsiniz. Uluwatu'ya kadar gelmişseniz madem Single Fin'de otorup bir şeyler içmenizi ya da akşam yemeği yemenizi şiddetle tavsiye ederiz. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmalısınız. Bilginize! Ayana Rock Bar: Bali adasına gidipte yapamadığımız tek şey. Rock Bar Ayana Resort içinde bir bölümdür. Tesise varmadan önce özel peyzajı olan bir yoldan geçiliyor ve sonra karşınıza güvenlik çıkıyor. Ya altı üstü bar'a gideceğim fikri birden yerine başka şeye dönüşüyor. Güvenlik aramasını geçtikten sonra tesisin girişine varılıyor. Burada da yine güvenlik elinizde çanta, torba ne varsa alıp size bir numara veriyor ve içeri ondan sonra girebiliyorsunuz. Devasa genişlikte bir alan burası. Özel tasarlanmış restaurantlar, havuzlar, dinlenme alanları ve daha fazlası bir arada. Denizin üzerine kurulmuş olan Rock Bar'ın girişine vardığımızda burada güvenlik ve özel yetkililer karşılıyor bizleri. Bayan görevliler rezervasyonumuz olup olmadığını soruyor. Tabi biz boştur diye rezervasyon yaptırmamıştık 🙁 Kapı da bildiğiniz kuyruk var. Gelen herkes süslenip püslenmiş kuyrukta içeri girmeyi bekliyor. Madem giremedik dur şuradan bir iki fotoğraf çekeyim olayı da yok. Adamlar mekanı öyle bir yapmış ki dışarıdan gözükmesine imkan yok. Artık bir daha ki Bali seyahatimize kaldı..... Kedonganan Balık Pazarı: Burası Bali adasının en büyük balıkçı kasabasıdır. Günlük taze balıkların denizden yakalanıp, tezgahlarda yerini aldığı, birbirinden farklı balıkları satın alıp pazar alanında pişirtip, yiyebileceğiniz bir yer. Yolunuz Jimbaran'a düşecekse bu balık pazarını sakın es geçmeyin. Ungasan Resifleri: Adanın en güneyinde Jimbaran kumsalının ise 10 km güneyindedir. Geniş ve ihtişamlı resif üzerinden manzara bambaşka gözüküyor. Manzarayı izleyebileceğiniz gibi deniz kenarına inip burada da keyfinize devam edebilirsiniz. Resiflerden aşağı araç yolu olduğu gibi, yeşillikler içinde trekking de yapabilir ya da Karma Kandara otelinin teleferiğini kullanabilirsiniz. Karma Kandara'da konaklama yapmanıza gerek yok ancak kumsala ulaşım için günlük kart almanız gerekiyor. Bunun da ücreti 250.000 IDR'dir. Bali adasına ayak bastıktan sonra ilk göreceğiniz hatta konaklamak için öncelik vereceğiniz yerlerin Kuta, Seminyak, Nusa Dua ve Canggu olacağından şüphemiz yok. Ancak bu bölgelerin kumsalları sizi yanıltmasın. Öyle hayal ettiğiniz gibi berrak sular, turkuaz mavisi deniz karşılamayacak sizleri. O yüzden gitmeden önce olur da makalemize denk gelir okuma fırsatı bulursanız Bali adasında nerelerde denize girilir hepsini öğrenmiş olacaksınız. Motorla çıkacağınız Bali turunda günlük rotanızı bu yol güzargahına göre rahatlıkla yapabilirsiniz. Nusa Dua sadece lüks otellerin konumladığı oteller bölgesidir. Çevresinde görülecek bir şey olmadığı için sadece resort tatili yapabileceğiniz bir yerdir. - İnsanların evlerine girerken ayakkabılarınızı çıkarın, - Kimsenin kafasına dokunmayın özellikle sizden yaşça büyük olanlara - Eğer birine fazla saygı duyduysanız ve bunu göstermek istiyorsanız elini sıkarken diğer elinizle de tutun. Dostane bir selamlaşmada ise bir elinizle tutuşurken diğerini göğsünüze götürebilirsiniz. Sakın el sıkışırken sol elinizi kullanmayın. Sol elin temiz olduğuna inanmadıkları için bu onları incitir. - Bir yeri, noktayı gösterirken işaret parmağınızla göstermeyin. Onlara göre nezaket dışı bir davranıştır. - Canang Sari'lere basmayın. - Tapınaklara girerken örtünün. Etek gibi giyilen kıyafete sarong denilir lokal dilde ise kamen'dir. - Açık yaranız mevcutsa ve kadınlar adet dönemindeyse tapınaklara girmemeli. - Tapınaklara girmeden önce mutlaka ayakkabılarınızı çıkarın. - Tapınak ziyaretlerinizde sakın ola ayaklarınız sizi nereye götürüyorsa gitmeyin. Bazı bölümler kutsal olduğundan ziyarete izin verilmiyor. - Ziyaret edeceğiniz tapınak içinde eğer maymunlar varsa sallanan küpe ve gözlük takmayın. Sırt çantanız dışında ise elinizde bir şey bulundurmayın. Bali Türk vatandaşlarından vize istemektedir. Online ve varışta vize alabilirsiniz. Bali vizesi nasıl alınır yazımızı okuyarak kolaylıkla vizenizi alabilirsiniz. Harika bir rehber oldu, direk print edeceğim sanırım! Elinize sağlık! Nurhan Hanım merhaba, çok güzel program yapmışsınız. Ubud ve Seminyak bölgesinde Blue Karma Resort'te kalabilirsiniz. Ayrıca Seminyak bölgesinde yine Colony Hotel var onu da tavsiye ederiz. konaklama için : lombok 2, gili t. 3, ubud 4, seminyak 3, uluwatu 3 gece gibi düşündük. seminyak ta kalırken kuta ve canggu yu da gçrürüz, uluwatu da kalırken jimbaran a da gideriz diye planladık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bangkok-havalimanindan-sehre-ulasi", "text": "Suvarnabhumi Havalimanı şehir merkezinden 25 km uzaklıkta ülkenin en büyük uluslararası havalimanıdır. Herhangi bir ülkeye veya şehre seyahat ettiğimizde, genellikle ilk işimiz havalimanından şehir merkezine nasıl ulaşacağımızı araştırmaktır. Bu seyahatlerde tercihlerimiz, ulaşım maliyeti üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bazı durumlarda taksi kullanmak, diğer durumlarda ise otobüs veya diğer toplu taşıma araçlarına binmek gibi farklı seçeneklerle karşılaşabiliriz. Özellikle bütçeli gezginler için, en düşük maliyetli ulaşım seçeneği genellikle ilk tercih olur. Ancak bütçeyi fazlasıyla önemsemeyip rahat bir seyahat deneyimi arayanlar için, taksiyle ulaşım daha öncelikli bir tercih haline gelebilir. Bu tercihler, seyahat eden kişinin bütçesine ve konfor tercihlerine bağlı olarak değişebilir. Bangkok Suvarnabhumi Havalimanından şehir merkezine ulaşmak için bir çok seçenek olduğundan şanlısınız. Her bütçeye uygun seyahat imkanı sunmasıyla ziyaretçilerini memnun eden bir havalimanıdır. Aşağıda sırasıyla havalimanından şehir merkezine nasıl gidilir tek tek listeyeceğiz. Elbette, seyahatinizde en rahat ve konforlu ulaşım seçeneği genellikle taksi kullanmaktır. Ancak, yalnız seyahat ediyorsanız bu lüks tercih, bütçenize ek bir yük getirebilir. Şehir merkezinden havalimanına olan mesafe yaklaşık 25 kilometredir ve taksi kullanırken dikkate almanız gereken bazı maliyetler bulunmaktadır. Taksilerin Bangkok'ta uyguladığı tarife, taksiye biner binmez başlayan 35 Tayland Bahtı açılış ücretini ve her kat edilen kilometre başına 5,25 THB'yi içermektedir. Ayrıca, bazı taksi sürücüleri otoban geçiş ücretini de müşteriden alabilmektedirler. Bu nedenle, taksiyle seyahat etmeyi tercih ediyorsanız, seyahat maliyetinizi hesaplamak ve ek ücretleri göz önünde bulundurmak önemlidir. Yalnız seyahat ediyorsanız, daha ekonomik bir seçenek araştırmak da akıllıca olabilir. Suvarnabhumi Havalimanı'ndan şehir merkezine ulaşmanın ekonomik ve etkili bir yolu, her 15 dakikada bir düzenlenen seferlerle Airport Rail Link ile Phaya Thai durağına ulaşmaktır. Bu hizmet sayesinde kişi başı sadece 35 Tayland Bahtı ödeyerek havalimanından Phaya Thai istasyonuna kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Phaya Thai istasyonundan ise, Bangkok'un modern toplu taşıma ağı olan Skytrain'e transfer yapabilirsiniz. Alternatif olarak, Makassan durağında inerek buradan MRT hattına transfer yapma seçeneğiniz de bulunmaktadır. Bu ulaşım seçenekleri, Suvarnabhumi Havalimanı ile şehir merkezi arasındaki pratik ve ekonomik bir bağlantı sunar, böylece seyahatinizin başlangıcında veya sonunda rahat bir şekilde hareket edebilirsiniz. Eğer havalimanından Khaosan Road'a gidecekseniz en uygun yol S1 numaralı otobüsü kullanmaktır. Khaosan Road yakınlarında MRT ve Skytrain olmadığı için buraya ulaşmanın en hızlı yolu S1 numaralı otobüse binmektir. Kişi başı nakit 60 THB ödeyerek direk Democracy Monument durağına gitmelisiniz. Tam bu noktadan Khaosan Road 600 metre uzaklıktadır. Bu bahsettiğimiz ulaşım yollarından dilediğinizi kullanarak rahatlıkla gideceğiniz yere ulaşmanız mümkündür. Ancak şunu belirtmek isteriz ki eğer bir kaç kişiyseniz havalimanından taksi tutmak ya da Grab çağırmak daha mantıklı bir seçenek olacaktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bangkokta-gorulmesi-gereken-yerle", "text": "Bangkok her Uzakdoğu yolcusunun mutlaka uğradığı şehirlerden biridir. Kültür çeşitliliği, yemekleri, tapınakları, Buduizm'i yakından tanımak adına Bangkok mutlaka görülmesi gereken şehirlerin başında gelir. Zamanında tozlu yollar ve pirinç tarlalarından ibaret olan koca şehir günümüzde Tayland'ın en modern şehri haline gelmiştir. Peki Bangkok'ta gezilecek yerler neler, Bangkok'ta katılabileceğiniz günlük turlar neler, Bangkok'ta alışveriş nerede yapılır buyurun makalemizde tüm detayları okuyun. Tayland turizminin başlangıcı 1920'li yıllara kadar uzanıyor. 1927 yılında Tayland Demiryolu şirketi ülkenin ilk rehber kitabını yayınlamıştır. Akabinde 1950 yılında Tayland Turizm ofisi oluşturuldu. Yani Tourim Authority of Thailand olarak bildiğimiz TAT kurulmuş oldu. 1947 yılında Amerikan havayolu Pan Am'ın Tayland dahil olmak farklı ülkelere uçmaya başladı. Bu esnada Tayland'a ilişkin reklamların posterleri de tanıtılıyordu. Bunun üzerine ülkeye 1959 yılında 69 bin turist, 1970 yılında ise 628 bin turist ülkeyi ziyaret etmiştir. Ülkeye gelen ziyaretçilerin %5'ini Vietnam'daki Amerikan askerleri oluşturuyordu. Ülkeye ilk sırtçantalı gezginlerin gelişi 1960 yıllarına denk gelir. Vietnam-Amerika savaşında Tayland krallığının Amerika yanlısı olmasıyla ülke yabancı yatırımcılar için cazip bir hale gelmiştir. Tayland, Amerikan askerlerinin eğlencesi ve dinlenmesi adına alt yapının geliştirilmesi için Amerika'dan fon almıştır. Bangkok'taki Patpong bölgesi işte bu şekilde gün yüzüne çıkmıştır. Aslında Bangkok'un turizm anlamında ilerlemesinin en büyük sebebi Vietnam Savaşı diyebiliriz. 1960'ların ortalarında ülkede 50'den fazla konsolosluk ve büyükelçilik açılmasıyla birlikte 20 ülkeden Tayland'a yatırım yapıldı. 1980'lere gelindiğinde turizm Tayland'da gittikçe ilerledi. 1990'lı yıllarda ise ziyaretçi sayısı 5 milyonu geçti. Pattaya ülkenin eğlence sektöründe ilk gelişen yerdir. Bekar erkekleri kendine çeken Pattaya seks turizm'de adından söz ettirmeye başladı. Kraliyet bu şekilde anılmasına hiç aldırmadan eğlence ve gece hayatının ekonomiye katkısını düşündü. Özellikle belirtmek isteriz ki aslında seks turizmi Amerikan askerlerinden önce de vardı. 20 yüzyıla girmemizle Tayland artık o seks turizmi tarifinden çıkararak kültürel mirasları, lezzetleri, sahilleri, adaları, milli parkları ve tapınakları ile gezginlerin, seyahat severlerin beğenerek gezdiği bir yer haline kavuştu. Kısaca Tayland'ın turizm anlamında nasıl adım adım yol katettiğini özetlemek istedik. Gitmeden önce az çok o yerin geçmişi hakkında fikir sahibi olmak her zaman iyidir. Bangkok, Tayland'ın başkentidir. Hemen her başkent gibi burada da trafik, kaos, kalabalık ve gürültü hakimdir. Ama nasıl olursa olsun Tayland'a ziyaret edecek her turistin mutlaka ayak bastığı bir şehirdir. Bangkok'ta 800'den fazla tapınak mevcuttur. Bunlar Rattanakosin dönemi ve Rattanakosin dönemi öncesi diye iki ana gruba ayrılır. Bangkok'la yakın bir bağ kurmak için bu şehrin ruhunu hissetmek için mutlaka tapınaklarına ziyaret etmelisiniz. Grand Palace'ın bitişiğinde yer alan 16 yy'da inşa edilmiş bir tapınaktır. Asıl adı Wat Phra Chetuphon Vimolmangklararm Rajwaramahaviharn olan tapınak Yatan Buda tapınağı olarak anılmaktadır. Wat Phra Kaew kadar meşhur olmasa da Tayland'ın kraliyet tapınaklarından en önemlisidir. Wat Pho, yerel halk arasında Tayland'ın ilk devlet üniversitesi olarak kabul edilmektedir. Bu ünvanı kazanmasının nedeni, tapınağın etrafında bulunan binlerce mermer yazıttır. Bu yazıtlar, Tayland'ın bilim, tıp ve tarihine dair zengin bilgiler sunar. Yatan Buda, Budizm'de büyük bir öneme sahiptir ve bu poz, en ikonik Buda pozlarından birini temsil eder. Bu poz, Tarihi Buddha'nın ölümünden önceki son hastalık döneminde uzandığı ve Nirvana'ya geçişini sembolize eder. Buda heykelinin çevresinde toplam 108 demir kase vardır. Para kasesi satan alarak adak kaselerine teker teker para atabilirsiniz. Tapınak içinde yatan buda heykelinin uzunluğu 46, yüksekliği 15 metredir. Thai masajı ile ünlü olan tapınakta dilerseniz kendini şımartabilirsiniz. Giriş ücreti 300 THB, daha detaylı bilgi için Wat Pho resmi sayfasına bakabilirsiniz. Grand Palace: Kral I. Rama tarafından 1782 yılında inşa edilen saray 218.400 m2 alana ve 4 avluya sahiptir. 1925 yılına kadar Thai Krallığının resmi konutu iken şu anki kraliyet ailesi burada yaşamamaktadır. Kompleks hala resmi törenler ve Kraliyet etkinlikleri için kullanılmaktadır. Wat Phra Kaew: Grand Palace kompleksi içinde yer alan Wat Phra Kaew tapınağının en önemli özelliği 1784 yılından bu yana tapınak içerisinde yer alan Zümrüt Buda'dır. Aslında buda heykeli zümrüt değil yeşim taşından yapılmadır. Ülkenin en kutsal Budist tapınağıdır. Hatta dünyanın dört bir yanından gelen Budistlerin hac yeridir. Tapınak çevresindeki Ramakien figürleri, tapınak koruyucusu olan aslan figürleri, koruyucu melek figürleri ve bir çok mistik figürleri gözden kaçırmamalısınız. Giriş ücreti 500 THB, daha fazla bilgi için Royal Palace sayfasına bakabilirsiniz. Chao Phraya nehrinin karşı kıyısında yer alan Wat Arun bir budist tapınağıdır. Tapınak ismini Surya'nın 'nın arabacısının adı Aruna'dan almıştır. Ayutthaya Krallığı döneminden kalma, binlerce porselenle süslenmiş bir tapınaktır. Burası kraliyet tapınaklarından bir diğeridir. Tapınağın asıl adı Wat Arun Ratchawararam Ratchawaramahawihan'dır. Zümrüt Buda'nın ilk korunmakta olduğu tapınaktır. Wat Phra Kaew tapınağının yapılmasıyla Zümrüt Buda buraya taşınmıştır. Tapınağın 82 metre uzunluğundaki kulesi Khmer stiline sahiptir. Bu kule bir nevi dağı sembolize eder. Yani kutsal aydınlanmaya giden yolun tezahürüdür. Tayland'ın en önemli simgesel yapısıdır. Ulaşım: Grand Palace, Wat Pho ziyaretiniz sonrası buraya gelecekseniz Saphhan Taksin iskelesinden tekneye binerek karşı kıyıya geçebilirsiniz. 1899 yılında inşa edilen Rattanakosin dönemindeki ilk tapınaktır. Bangkok'un en zarif tapınağı olarak tarif etsek hiç de yanılmış olmayız. Müthiş simetriler ve ince süslemeler geleneksel Thai mimarisini daha cezbedici hale getiriyor. Tapınağın içerisinde Phra Buddhajinaraja isimli buda heykeli sergilenmektedir. Galeri kısmında 52 adet buda heykeli ile birlikte Buda'nın aydınlanmaya ulaştığı Hindistan'daki Bodhgaya'dan getirilen bir Bodhi Ağacı bulunmaktadır. Tapınak İtalyan'dan getirilen Carrara mermerleri ile inşa edilmiştir. Aynı şekilde kapı koruyucuları olan Singha isimli aslan heykelleri de yine beyaz mermerden yapılmıştır. Singha aynı zamanda Tayland'ın önemli bira markasıdır. Bangkok'un en sıçradığı tapınağı olan Wat Samphran pembe renkli silindir biçimli ve 17 katlı olup binayı boydan boya saran ejderha ile sarılıdır. Ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmeyen tapınak hala gizemini korumakla beraber bugün Tayland'ın en ilginç tapınağı özelliğine sahiptir. Tapınağa ulaşmak için en hızlı yol taksi kiralamaktır. Ya da Bangkok otogarından bu yönden geçen bir otobüs ya da minivana binmektir. Bunlar haricinde toplu taşıma ile buraya gelme söz konusu değildir. Giriş ücretsizdir. Fakat tapınağa küçük bağış yapabilirsiniz. Ulaşım: Sky Train ile Silom hattı üzerinde S6 Saphan Taksin istasyonunda inip 2. çıkıştan çıkın ve Chao Phraya nehri ekspres bot iskelesine gidin. Rajini 7. numaralı iskeleden tekneye binerek Wat Kanlaya iskelesinde inin. Tapınağın yapımını Kral Rama I. 1807 yılında başlatmış olup sonraki dönemde dekorasyon ve yapım işini Kral Rama II. devam etmiş olmasına rağmen tapınağın tamamlanması Kral Rama III. döneminde 1847 yılında ancak tamamlanabilmiştir. Tapınak içerisinde Sukhotai şehrinden getirilen Phra Sri Sakyamuni isimli Buda heykeli vardır. Ulaşım: Tapınağa ulaşım Bangkok şehir merkezinden 10, 12, 19, 35, ve 42 numaralı otobüsler ile sağlanmaktadır. Devasa altın chedi-anıtı ile ünlü olan tapınağı Budistler hac yeri olarak kullanıyor. Tapınağın tarihi Ayutthaya dönemine kadar uzanır. Orijinal yapı anıtı taşımayınca çökmüştür. Bunun üzerine yapay bir tepe inşa edilip günümüzdeki anıt Kral Rama III. tarafından eklenmiştir. Merdivenleri çıkarken mezar alanına uğramanızı da öneririz. Bu mezarlık 18. yy sonlarında şehri vuran veba salgınından dolayı bu hastalığa yakanan yakılmış 60.000 kişinin kalıntılarını içinde barındırmaktadır. Saray kompleksinin karşısında Chao Phraya nehrinin kıyısında bulunan tapınağın adı çan demektir. 1700'lü yılların başında yapım aşamasından ortaya çıkan büyük çandan dolayı tapınak bu ismi almıştır. Kralın emriyle Temple of the Emerald Buddha'ya gönderilen çanın karşılığında yerine 5 yeni çan gönderilmiştir. Asıl ismi Wat Bangwayai olan tapınak Kral'dan sonra Wat Rakhangkositaram olarak değiştirilmiş ardından Kral IV. gelmesiyle tapınağın ismi tekrar değiştirilerek Wat Rajkanthiyaram olmuştur. Kanthi thai dilinde çan demektir. Ama halk bu ismi beğenmediğinden ismi son kez değiştirilerek bugünkü Wat Rakhang ismini almıştır. Ulaşım: Sky Train ile Silom hattı üzerinde S6 Saphan Taksin istasyonunda inip 2. çıkıştan çıkın ve Chao Phraya nehri ekspres bot iskelesine gidin. Buradan Tha Tian islekesinden feribota binerek Wat Rakhang iskelesinde inin. Tahta sütün 21. Nisan. 1782 yılında Tayland'ın başkenti Bangkok'ta Kral I. Rama tarafından diktirilmiştir. Sütun halk tarafından kutsal koruyucu olarak benimsenmektedir. Tapınak içerisindeki 2. sütunu ise Kral IV. Rama diktirmiştir. Dış kısmı sandal ağacı ve üst kısmı lotus şeklinde olan Cava Cassia ağacından yapılmış bir sütundur. Ulaşım : Maha Chai caddesi üzerinde Saray Kompleksine çok yakın konumdadır. Tapınaklar kutsal yerler-mabetler olduğu için kutsal kabul edilmektedir. Bu yüzden ibadet edilen dini mekanlara girmeden önce saygı göstermeyi ihmal etmeyin. Bir çok tapınakta kıyafet zorunluluğu bulunuyor. Eğer tapınağın belirlediği kıyafet zorunluluğuna uymazsanız tapınağa giriş izni alamazsınız. Askılı elbise, kısa şort, kısa etek-elbise, askılı t-shirt giymek yasaktır. Bu askılı t-shirt ve kısa şort erkek ve kadın için geçerli bir kuraldır. Askılı elbise ile ziyaret edecekseniz yanınızda şal bulundurun. Bununla omuzlarınızı kapatabilirsiniz. Eğer uygun kıyafet ile Tayland'a seyahat etmeyecekseniz bir çok tapınak önünde uzun pantolon satan dükkanlar olduğunu unutmayın. Kıyafetinizi buradan temin edebilirsiniz. 16. yüzyılda Tayland'a ilk Çinli tüccarlar geldiğinde, bu göç dalgasının temel nedeni bir kıtlıktı. Çin'in güney bölgelerinden birçok insan, bu zorlu dönemi atlatmak için Güneydoğu Asya'ya göç etmek zorunda kaldılar. Bu göçün en gözde mekanlarından biri Tayland oldu. Başlangıçta, bu Çinli göçmenler Büyük Saray'ın olduğu bölgeye yerleştiler. Ancak daha sonra Grand Palace inşa edildiğinde, bu Çinli topluluk Sampheng bölgesine taşındı. Tarihi bir meraklıysanız, Tayland'ın Chinatown bölgesinde Song Wat Caddesi'ni ziyaret etmek ilginizi çekebilir. Song Wat Caddesi, her iki tarafında sıralanan yüzyıllık binalar sayesinde eski uluslararası ticaret merkezinin görkemli günlerinden kalma tarihi atmosferi yansıtıyor. Wat Mangkon Kamalawat: Bangkok'un en büyük ve en önemli Çin tapınağı olan Wat Mangkon Kamalawat'ı görmelisiniz. 1871 yılında Güney Çin mimarisiyle inşa edilen bu tapınak, Charoen Krung Road üzerinde bulunuyor ve Mahayana Budizm okulu olarak hizmet veriyor. Leng Buai Ia Shrine: Aynı bölgede bulunan Leng Buai Ia Shrine ise Tayland'daki en eski Çin Tapınağı olarak biliniyor, çünkü tapınağın içindeki bir levhada 1658 yılında inşa edildiği yazılıdır. Bu yapı Teochew tarzının en güzel örneklerinden biridir. Luang Kocha Itsahak Camii: Yaowarat, Bangkok'un ticaret merkezi olduğu dönemlerde müslüman olan tüccarlar için ibadet edecek yer yoktu. 19. yy'da hükümetin bağışladığı bir arazi üzerine Malay ve Hintli müslümanların ibadet edebilmesi için Avrupai tarzda bir cami inşa edilmiştir. -Bangkok'un en eski caddesi olan 1,2 km uzunluğunda sağı ve solunda asırlık binalarla çevrili Song Wat caddesine yürüyüş yapın -Tayland'ın en eski kuyumcusu olan Tang Toh Kang Altın Mağazası, -Charoen Krung Yolu ile Chakrawat Yolu'nun kesiştiği noktada yer alan eski bir bina olan S. A. B binası vardır. Bu yapı, Kral Rama V (1868 1910) döneminde Tıp Fakültesi'nde görev yapmış olan Belçikalı Doktor Ritter'e ait olan SAB Şirketi'ne ev sahipliği yapmıştır. SAB Şirketi, o dönemde otomobiller, saatler, elmaslar, altınlar, mücevherler, parfümler ve tuvalet sabunları gibi çeşitli ithal ürünlerin dağıtımını üstlenmiştir. Günümüzde SAB Binası, Siam Star Daily adlı bir Çin gazetesi ofisi olarak kullanılmaktadır. -So Heng Thai Mansion: Talat Noi'nin dolambaçlı sokakları arasındaki 200 yıllık tarihi bir mücevher olan bina Hokkien-Teochew mimari tarzıyla Bangkok'ta önce inşa edilmiştir. Binayı bulmak zor olduğu için önce Talad Noi'nin en işlek caddelerinden biri olan Soi Wanit 2'ye gidip buradan Soi Duang Tawan isimli sokağı bulun. Burada River View Guesthouse'u gösteren tabela göreceksiniz. Sol tarafınızda büyük bir ağaç bulana kadar devam edin. Ağacın oradan sola dönün. Özel bir konut olduğu için halka açık değildir. Ziyaretinizden önce yapının sahibi Duangtawan Posayajinda'ı 080 218 7000 numaradan arayıp giriş izni alabilirsiniz. Tayland'ın tarihini ve Çin kültürünün bu ülkeye olan etkisini keşfetmek için Chinatown'daki bu yerleri ziyaret etmek ilginç ve eğitici bir deneyim olacaktır. Nai Mong Hoi Thod: Michelin yıldızlı bu restaurantta mutlaka wok tavada pişirilen istiridye omletini tatmalısınız. Urai Braised Goose Noodle: Hayatınızda hiç Çin kazı yemediyseniz ve bir ilki deneyecekseniz yerinde denemeniz en doğrusu olacaktır. Bunun için Bangkok'ta tek önerimiz 60 yıllık bir restaurant olan Urai Braised Goose Noodle'dır. Gelmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmalısınız. Restaurant sadece 10:00-13:00 arası hizmete açıktır. Hong Sieng Kong: Nehir kıyısında 200 yıllık depoyu kafeye çevirdikleri mekanda nehire karşı yorgunluğunuzu atmak için cazip bir cafedir. MRT ile Hua Lamphong, Sam Yot veya Wat Mangkon istasyonlarında inebilirsiniz. Bir diğer alternatif kolay yollardan biri ise Chao Phraya Express Boat ile Ratchawong iskelesine gelmektir. Sırtçantalı gezginler için vazgeçilmez bir durak olan Khao San Road, gündüz ve akşam saatleri arasında büyük bir değişim geçiriyor. Gündüzleri daha sakin ve rahat bir atmosfer sunarken, akşam ilerledikçe yüksek sesle çalan müziğin sokaklara yayıldığı, sokak satıcılarının tezgahlarının kurulduğu ve dükkanların önündeki masaj koltuklarında yapılan masajların da dahil olduğu hareketli bir mekana dönüşüyor. Khaosan Road'da konakladıktan sonra dışarıdan gelen yüksek ses nedeniyle uyku problemleri yaşayanlar için daha sessiz bir alternatif arayışı anlaşılabilir bir tercih olabilir. Eğer yine de Khaosan Road civarında konaklamak isterseniz, size tavsiyemiz Khaosan Road'un hemen arkasındaki Thanon Ram Buttri Sokağı'nda bulunan otelleri düşünmenizdir. Bu bölgede daha sakin bir atmosfer bulabilir ve gürültüden uzak bir gece uykusu geçirebilirsiniz. 11 hektar arazi içinde 15.000 tezgahıyla Bangkok'un en büyük pazarıdır. Pandemi öncesi normal dönemde günlük ziyaretçisi 300.000 kişiydi. Ancak hala oldukça kalabalık bir pazar. Yalnız tek farkı bütün dükkanların açılmamış olması. Yine de bir çoğu açık olduğu için en az 4-5 saatinizi buraya ayırabilirsiniz. Tekstil, aksesuar, dekor, teknoloji, bitki, yemek her şey var. Market haftanın 7 günü açık. Hafta içi sınırlı sayıda dükkan açıkken hafta sonu daha çok dükkan açıldığından alışveriş seçeneği daha fazla oluyor. Metro ile kolaylıkla ulaşım sağlanabiliyor. Kamphaeng Phet durağında inip DD alışveriş merkezi önündeki üst geçitten karşıya geçip pazara giriş yapabilirsiniz. Ya da Chatuchak Park Station'da inip Exit 1 çıkışından çıktıktan sonra sağa dönüp 4 dakikalık kısa bir yürüyüşle pazarın 3 numaralı giriş kapısına ulaşım sağlayabilirsiniz. Bts skytrain kullanacak olanlar Mo Chit istasyonunda inmelidir. Çarşamba-Perşembe: 07:00-18:00 arası açık olan markette sadece bitki dükkanları açıktır. Cuma: 06:00-12:00 sadece toptan satış yapılmaktadır. Cumartesi-Pazar 09:00-18:00 arası tüm market açıktır. Siam Meydanı pek çok Bangkok'lunun en uğrak buluşma noktasıdır. Bölge, alışveriş merkezleri, müze, sanat galerisi, kültür merkezi sayesinde ağzına kadar doludur. Gezip görebileceğiniz yerlerin listesi aşağıdaki gibidir. Dilediğiniz noktayı zevkinize göre ziyaret edebilirsiniz. Siam Paragon: 3 olimpik havuz büyüklüğüne sahip Bangkok Ocean World akvaryumu Güneydoğu Asya'nın en büyük yeraltı akvaryumu özelliğine sahiptir. MBK: Ucuz alışveriş yapmak isteyenlerin vazgeçilmez durağıdır. Platinum Fashion Mall: MBK gibi Platinum'da ucuz alışverişin en doğru adresidir. Toptan satışın yapıldığı onlarca dükkana sahip alışveriş merkezinde istediğiniz her türlü ürünü kolaylıkla bulabilirsiniz. Bangkok Art and Culture Center: Bangkok Sanat ve Kültür Merkezi etkinlik ve sergilere ev sahipliği yapan çağdaş sanat merkezidir. Jim Thompson Evi Müzesi: Jim Thompson Evi, Siam bölgesinde bulunan bir müze, eski sahibi olan Amerikalı iş adamı ve müze tasarımcısı Jim Thompson'ın sanat koleksiyonunu içinde barındırır. Siam Square: Özellikle gençlerin tercih ettiği meydandır. Şık kafeler, butik dükkanlar ve çeşitli alışveriş seçenekleri ile kısa süreli vakit geçirmek için en ideal yerlerden biridir. Singapur'daki Universal Studios ya da Hong Kong'daki Disneyland kadar büyük olmasa da Dream World onlara eşdeğer eğlenceyi ziyaretçilerine sunmaktadır. Eğer Bangkok'ta bir tema parkına gidecekseniz tercihiniz mutlaka Dream World olmalı. Tayland'ın en meşhur ve en güzel şovlarından biridir. Şov izleyicilere Thai sanatını ve kültürünü harmanlayarak sunmaktadır. Guinnes listesine giren şov 80 dakika sürmekte ve 100 artist tarafından oynanmaktadır. Şov her gün akşam 20:00'de başlamaktadır. Tercih edeceğiniz koltuğa göre fiyatlar 1500 ila 2350 THB arasında değişmektedir. Ladyboylar tarafından yapılmakta olan Bangkok'un en meşhur şovudur. Şovlar Mamba Cabaret ve Calyapso Cabaret olarak iki çeşittir. Chao Phraya Nehri üzerinde cruise teknelerde yiyeceğiniz akşam yemeği size romantik anlar sunmaktadır. Cruiselerin arasında en meşhur olanları Loy Nava, White Orchid ve Manohra'dır. Eğer Bangkok'ta 2 günden fazla kalacaksanız diğer günlerinizi daha verimli geçirmek için Bangkok kalkışlı günlük turlara ayırabilirsiniz. Hem bu sayede Bangkok haricinde daha farklı yerler görme imkanınız da olacaktır. -Kanchanaburi Tiger Temple Wat Pha Luangta Maha Bua Yannasampanno Budist tapınağı olan Kaplan Tapınağı Bangkok'un 160 km batısında bulunmaktadır. Tapınağın en önemli özelliği kaplanlara ev sahipliği yapıyor olması ve aynı zamanda kaplanlara bakanların ise dünyanın dört bir yanından gelen gönüllülerden oluşmasıdır. Kafes içinde bulunmayan serbestçe dolaşan kaplanlar ile resimler çekilip onlara dokunmak istiyorsanız Kaplan Tapınağına mutlaka gitmelisiniz. -Damnoen Saduak Floating Market Yüzen Çarşı Bangkok'un 110 km güneybatısında yer alan yüzen çarşı canal üzerinde onlarca kayık içinde satış yapan yerliler ile dolup taşan rengarenk görülmeye değer bir yerdir. Karayolu ile ulaşımı olmayan yüzen çarşı'ya otobüs yolculuğundan sonra kayıklar eşliğinde devam edilmektedir. -Ayutthaya 1350-1767 yılları arasında Siyam Krallığına başkentlik etmiş olan şehir Bangkok'un 85 km kuzeyinde bulunmaktadır. 1767 yılında Burmalı istilacılarının şehri alt üst etmesinden, yağmalamasından önce Çin ve Malay Cumhuriyetinin en büyük şehriymiş. 1991 yılında Unesco tarafından koruma altına alınan şehirde 400 adet tapınak halen ayaktadır. Bangkok'ta ulaşım gözünüzü hiç korkutmasın. Skytrain'den metro'ya, tren'e, otobüs'e, bot'a ve tuk turlara kadar oldukça fazla seçenek vardır. Eğer bütçe sıkıntınız yoksa dilediğiniz yere taksi kiralayarak gidebilirsiniz. Ama Bangkok'un trafiğini sakın hafife almayın. Bütçe sıkıntınız olmasa bile bulunduğunuz yerden gideceğiniz yere MRT yada Skytrain varsa mutlaka önceliğiniz bu ulaşım araçlarına binmek olsun. Eğer Bangkok'un üçkağıtçı taksicileri ile uğraşmak istemiyorsanız bir diğer seçenek ise Grab kullanmaktır. Telefonunuza Grab uygulamasını indirip dilediğiniz yere taksiciyle muhattap olmadan gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. Bangkok MRT haritasına buradan, Skytrain haritasına buradan, Chao Phraya Express Boat haritasına buradan ve Khlong Boats haritasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Bangkok Suvarnabhumi Havalimanından şehre ulaşım için bu yazımızı okuyabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/barracuda-gol", "text": "Filipinler'de Kuzey Palawan bölgesinde Calamian ada gruplarının 3. büyüğü olan Coron adasında bulunan Barakuda Gölü doğa severlerin olduğu kadar dalış severlerin de gözde ziyaret yerlerinden biridir. Lagün içerisinde gizli kalmış Barakuda Gölüne ancak Coron kasabasından kalkan tekneler ile ulaşılmaktadır. Teknelerin yanaşmasından sonra yaklaşık 10-15 dakikalık tırmanış sonucu göle ulaşılıyor. Coron kasabasının kuzeyine doğru 20 dakikalık tekne yolculuğumuz sonundan tekneyle iskeleye yanaşıp teker teker iskeleye ayak basıyoruz. Etrafta göl falan yok tabi. Sarp kireçtaşı falezlerinin arasına yapılan tahta merdivenleri tırmanıp çetrefilli yollardan geçiyoruz. Elimde kamerayla hem orkunu kadraja almaya hemde yolda ilerlemeye çalışmak benim için oldukça güç oldu. Coron adasında dalışa gelenlerin en önemli dalış noktalarından biri olma özelliğini taşıyan gölde bir çok dalgıcı görmek mümkündür. Kireçtaşlarının ardına gizlenmiş yemyeşil suya sahip gölü kayaların arasından görüyoruz. Rivayete göre göl ismini burada bulunan büyük barakuda iskeletlerinden almıştır. Yine yerel halkın inanışına göre ise şu an gölde hala barakudaların yaşadıkları yönündedir. Ancak daha çok ziyaretçilerin uğrayamadığı gizli, sessiz yerlerde yaşıyorlarmış. Gölde yaşayan deniz canlıları çok çeşitli olmasa da deniz tavşanı, kedi balığı ve tatlı su istakozu görmek de mümkün. Fakat daha şanslı olanlar ise genellikle Doğu Afrika, Güneydoğu Asya kıyıları, Kızıldeniz ve Hint okyanusunda görülen Gugongiller familyasının tek temsilcisi olan deniz memelisi Dugong'u görebilir. Bunun haricinde Deniz Ayısının gölde yaşadığı söylenmektedir. Dalış meraklıları için Barakuda Gölü oldukça cazip bir dalış alanı oluşturmaktadır. İlk 4 metresi tatlı su ile başlayan dalışlar 4 metreden sonra tuzlu su ile devam etmektedir. Ve en önemlisi göl'in kuzey yakasındaki 40 metre derinliği bulan mağaranın dalış severlere mağara dalışı yapmasını sağlıyor olmasıdır. 27- 28 dereceyi bulan suyun sıcaklığı aşağılara indikçe 37 derecelere kadar çıkmaktadır. Sıcaklığın dezavantajı dalgıçların görüş açısını bozması/bulanıklaştırmasıdır. Suyun altında aynı zamanda ancak bir dalgıcın girebileceği ufak bir mağara bulunmaktadır. Coron adasındaki bir diğer görülmeye değer göl ise Kayangan gölüdür. Makalemizi okumak için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/barselona-hakkinda-bilinmesi-gerekenle", "text": "Barselona hakkında bilinmesi gerekenler listemiz ile seyahatiniz öncesi bu şehre gitmeden bazı ufak ayrıntıları bilmenizde fayda var diye düşünüp bu makaleyi yazmaya karar verdik. Her seyahatimiz öncesi uzun, ayrıntılı araştırmalar yaparız. Ancak yeri gelir es geçtiğimiz minik detaylar olur. İspanya şehirlerinden en güzeli Barselona gezi süresince bu aksilikleri yaşamamak için buyrun bilinmesi gerekenler listemize. Barselona'da ulaşım ücretlerinin pahalı olduğunu vurgulamalıyız. Barselona'da metro hattının 6 bölgesi vardır. Verdiğimiz fiyatlar birinci bölge için geçerli olup diğer bölgelere seyahat edecekseniz fiyatların arttığını bilmelisiniz. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Barselona'da metro erken saatlerde kapandığı için gece hayatını deneyimledikten sonra dönüş ulaşımınız için alternatif yollar aramalısınız. Metro hafta içi gece 12'de kapanmaktadır. Cuma günleri gece 02:00'e kadar hizmet veren metrolar cumartesi günü kesintisiz hizmet vermektedir. Ya erkenden metro durağında olmayı ya da taksi tutmayı tercih etmekten başka çareniz yok. Şehirde denize girmek yerine Nova Icaria, Bogatell, Mar Bella kumsallarını tercih edebileceğiniz gibi trenle Blanes'e gidip Costa Brava kumsalında denize girebilirsiniz. Eğer eğlence, parti düşkünü değilseniz aslında Barcelona'nın yaz sıcağını çekmenize de gerek kalmıyor. İnanın yaz ayları öyle böyle sıcak olmuyor. Düşük sezonda seyahat ederseniz daha az ziyaretçi olacağından hem rahat edersiniz, hem kültürel gezilerinizi yaz sıcağından uzakta rahatlıkla yapabilirsiniz. Nisan veya Ekim en doğru tercihlerdir. Barselona'da bazı müzelere giriş saati vardır. Bir rehber eşliğinde gezileceğinden bu saatleri önceden öğrenip giderseniz boşuna kapıda beklememiş olursunuz. Muhakkak şehrin en önemli ve meşhur caddesi La Rambla'dır. Unutmamanız gereken burası beş bulvardan oluşan bir caddedir. Tamam güzel olmasına güzel ama saatlerinizi burada ayırmak yerine ara sokakları keşfedip hem daha ucuza yemek yiyebilir hem de daha ucuza alışveriş yapabilirsiniz. La Boqueria La Rambla'dan sonra en önemli yerdir. Sabah erken saatlerde giderseniz kalabalık olmadan rahatlıkla gezebilir, fotoğraf çekebilir ve leziz yemekler yiyebilirsiniz. 8-Pazar Alışverişi mi No No No! Pazar günü hemen hemen dükkanların tümünün kapalı olduğunu gördüğünüzde şaşırmayın. Yalnızca belli başlı ufak ve özel dükkanlar açıktır. O yüzden sakın cumartesinin işini pazara bırakmayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bati-almanyanin-eski-baskenti-bon", "text": "Bonn, 141,2 km2'lik alana yayılmış, Siebengebirge dağlarının yanı başında, Ren nehri ovasında 2.000 yıllık tarihi ile Almanya'nın en eski şehirlerinden hatta 40 yıl boyunca Federal Almanya'nın başkenti olmuş Almanya'nın 19. büyük şehirdir. 1. Dünya Savaşından önce İngilizler ardından Fransızlar tarafından işgal edilen şehir Nazi döneminde ise 1.000 kişiden fazla Bonn'lunun katledilmesi ve II. Dünya Savaşının ardından tekrar İngilizlerin işgali ile içler acısı bir tarihe sahne olmuştur. Bonn şehrinin tarihinin çok eskilere dayandığı bilinmektedir. Şöyle ki Oberkassel bölgesinde ortaya çıkarılmış olan 14.000 yıllık yerleşim alanın M. Ö 4080 yılına ait olduğu ve bu yerleşim yerinin Venusberg yerleşkesi olduğu ortaya konulmuştur. 1990 yılına kadar Batı Almanya'nın başkenti iken Berlin duvarının yıkılması ile Batı ve Doğu Almanya birleşerek yeni başkent Berlin'e taşınmıştır. Bonn şehrindeki hükümet ve resmi binalar Berlin'e taşınmış olmasına rağmen halen şehirde faaliyet göstermekte olan daire başkanlıkları bulunmaktadır. Tarihi miras bakımdan oldukça zengin olan şehir dinamik yapısı sayesinde Almanya'nın en hareketli şehri, üniversiteleri sayesinde bir öğrenci şehri, haribo şekerinin şehri, Anayasanın şehri, kişi başı en yüksek gayri safi milli gelire sahip bir şehir hatta en önemlisi Ludwig Van Beethoven'ın 1770 yılında dünyaya gözlerini açtığı şehirdir. Şehrin ziyaretçilerine sundukları çeşitlilik ile oldukça cazip bir yer olan Bonn'da, şehir içindeki 600'den fazla mağaza sayesinde alışverişe doyabilir, modern alışveriş merkezlerinde vakit geçirebilir, yeşillikler içindeki koşu alanlarında spor yapabilir, parklar ve botanik bahçelerde yeşile doyabilir, sanat müzeleri ile dünyaca ünlü heykeltıraşların eserlerini görebilir, her sonbahar mevsiminde düzenlenen Beethoven festvaline katılabilir yine her yıl Rheinau parkında düzenlenmekte olan Ren Ateşi Rhein in Flammen festivaline katılabilir, Almanya'nın kültür ve sanat şehri olan Bonn'da müzeleri gezebilir yada Rheinnixe feribotu ile Ren nehri üzerinde Siebengebirge dağının ve nehrin mis gibi havasını soluyarak Bonn'dan Beul'a yolculuk yapabilirsiniz. - Bonn Altes Rathaus Eski Belediye Binası :1738 ve 1978 yılları arasında Bonn'un Belediye Binası olmuştur. - Bonn Tren Garı : 1883 yılında tasarlanmış olan bina koruma altındadır. - Bonn Üniversitesi - Poppelsdofer Sarayı :Köln düklerinin yazlık köşk olarak kullanmaları amacıyla 18. yy'ın ilk yarısında inşa edilmiştir. - Bonn Katedrali - Da Musica IV :İspanyol heykeltıraş Eduardo Chillida'nın eseri Katedral hemen önünde yer alıyor. - Kunstmuseum ve önündeki Beethoven Heykeli - Dış cephesi Victor Vasarely tarafından tasarlanmış Juridicum binası - Rheinau Parkı - Hofgartenwiese Parkı - Kurfürsten Sarayı - Bonn Sanat Müzesi - Arithmeum Matematik Müzesi :Yüzlerce hesap makinası arasında kaybolacağınız bir müze. - Loreley Kalesi - Kurpark - 1981 yılında açılan Frauenmuseum Kadın Müzesi - Heilige Stiege - Doppelkirche - Two Large Forms : 20. yy'ın önde gelen sanatçılarından olan İngiliz heykeltıraş Henry Spencer Moore'un çalışması Başbakanlık binası önünde yer alıyor. - Beethovehaus : Dünyaca tanınmış müzisyenin doğduğu ve gençlik yıllarını geçirdiği evi. Evin içinde Beethoven'ın kullanmış olduğu defterler, enstrümanlar, öldükten sonra alınmış yüz kalıbı vs sergilenmektedir. Müze içerisinde resim çekmek yasaktır. - Godesburg Kalesi : Franklar tarafından yapılmıştır. Merhaba, Ben su anda Bonn'dayim. Bahsettiginiz ayakabi muzesi ve matematik muzesinin orjinal adin nedir acaba ? ayrica nasil gidebilirim adres, harita vs paylasabilir misiniz ? Tesekkurler. Arithmeum, adresi : Lennestraße 2, 53113 Bonn, Almanya Hofgarten'ın hemen yanında."} {"url": "https://www.gezgincift.com/batumi-world-palace-hote", "text": "Batum'da nerede kalınır, Batum otel tavsiyesi gibi akla gelecek tüm soruların yanıtını içtenlikle sizler için deneyimledik ve paylaşıyoruz. Batum gezimiz boyunca konaklayacağımız otel bizim için her yerde olduğu gibi burada da çok önemliydi. Konaklayacağımız otelin merkezi konumda olması, temiz ve tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak hizmetin olması bizim önceliklerimiz arasındadır. 2 gece konakladığımız Batumi World Palace Batum şehrinin en güzel yeri olan Eski Batum bölgesinde yer alan tarihi bir yapıdır aslında. Batumi World Palace 1790'lı yıllarda bir aile tarafından köşk olarak inşa edilmiş ve yazlık olarak kullanılmıştır. 1930 yılına gelindiğinde rejim tarafından kamulaştırılan bu köşk Batum Liman İşletmeciliğinin kullanımı için tahsis edilmiş olup 2010 yılında satın alınarak aslına uygun şekilde restore edilerek otel haline dönüştürülmüştür. 2012 yılından bu yana misafirlerini güler yüzlü ve profesyonel hizmet anlayışı ile ağırlayan otel bugün Batum şehrinin ayrıcalıklı otellerinden biri durumuna gelmiştir. Misafirlerinin konforunu en iyi şekilde düşünen Batumi World Palace onlar için lobi'de şömine, bar ve tv köşesi oluşturmuştur. Dilediğiniz an burada oturup dinlenebilir günün yorgunluğunu en iyi şekilde çıkarabilirsiniz. Odaların tümü rahatlık ön planda olmak üzere dekore edilmiş olup her oda halı zemin ile kaplanmış, misafirlerin rahat uyumaları için silikon yastık ve yorganlar kullanılmış, küvetli banyo ve banyonun tadına varmak için fön makinası, kese, duş jelleri, sabunlar, vücut kremleri, terlik, bornoz gibi tüm detaylar düşünülmüştür. 30 m 'e sahip stadart odaların yanısıra 42 m 'lik oturma grubu dahil olan lüks odalar çocuklu aileler için en ideal olanıdır. Lüks odadan daha iyisinde konaklamayı tercih etmek isterseniz o zaman tavsiyemiz 54 m 'ye sahip deluxe odalar olacaktır. Lüks odalara ilaveten bu tip odada jakuzili banyo, açık oturma ve çalışma odası da bulunmaktadır. Konaklamaya ilaveten Gürcü ve Dünya mutfağının lezzetlerini sizlere en iyi şekilde sunan Batumi World Palace 80 kişilik A la carte restaurant'a sahiptir. Otel ile ilgili tüm detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bayon-tapinag", "text": "Bayon Tapınağı 12. yy'ın sonlarında (1181-1220) Kral Jayavarman tarafından inşa edilmiştir. Angkor Wat'tan sonra bölgedeki en büyüleyici ikinci tapınaktır. Khmer İmparatorluğu'nun gerileme dönemine girmesiyle bu süre içerisinde yapılan son taş tapınaktır. Bayon, Angkor Thom'dan 1,5 km uzaklıktadır. Tapınak ormanlık alan içerisinde olduğu için zamanla ağaçların gölgesinde gizlenmiş, yıllarca öylece gizliliğini korumuştur. 1916 yılında ağaçların kesilmesiyle tapınak alanı gün yüzüne çıkarılmıştır. 1970 yılında savaş çıkana kadar kazı ve restorasyon çalışmaları Fransızlar tarafından yapılmıştır. Fransızlar çalışmalara başladığında Bayon tapınağının Brahma'ya ithafen yapılan 9. yy'a ait bir hindu tapınağı olduğuna inanılmıştır. 1933 yılında tapınağın orta noktasında tekrar başladıkları kazı çalışmalarında 14 metre derinliğe inilmiştir. Bulunan büyük kırılmış Buda, Lokesvara, sanskrit kitabesi ile tapınağın fonksiyonu, sembolü ve tarihe açığa çıkarılmıştır. Bayon tapınağının 12. yy'ın sonlarında yapılan bir Budist tapınağı olduğu kesinleşmiştir. Bayon tapınağında 49 kule ve her kulede betimlenen 4 yüz ifadesi vardır. Bu yüz ifadeleri merhamet tanrıçası Bodhisatta Avalokitesvara ve Kral VII. Jayavarman'ın yüzü ile kombin edilmiştir. Merkez kuledeki Kral Budanın hemen yanında Buda Mahathana yer almaktadır. 1295-1296 yılında Angkot Thom şehrinde yaşamış olan Çin Büyükelçisi Chou Ta Kuon'un ses kayıtlarında Bayon Tapınağı merkez kulesinin altın kaplama olmasından dolayı buraya Altın Kule demiştir. Yine tapınağın çevresinde onlarca Buda heykelinin de altın kaplama olduğunu da söylemiştir. Bayon tapınağı konsept gereği Budist inanışına göre \"Hayatın Çarkı\" olarak sembolize edilmiştir. Bayon tapınağının dış tarafında yer alan 11.000 yarı taş kabartmalar halkın, kraliyet ailesinin, rütbeli insanların günlük yaşamını betimlemektedir. Dışta olduğu gibi tapınağın içinde ikinci katta ki kabartmalar da oldukça ilgi çekicidir. Bunlar kraliyet sarayındaki törenleri, seyyahların yolculuklarını, kmer, hindu ve budist mitolojisine ait işaretlerdir. Angkor bölgesinde en gizemli ve ilgi çekici tapınakların başında Bayon Tapınağı gelir. Bu yüzdendir ki bir çok ziyaretçinin en çok ilgilendiği ve gezdiği tapınaktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bhaktapur-changu-narayan-tapinag", "text": "Bhaktapur'u gezdikten sonra Changu Narayan tapınağına gitmek için otobüs durağına vardık. Öğrencilerle beraber yaklaşık 40 dakika otobüs bekledikten sonra tapınağa gidecek olan otobüs geldi. Gelmesine geldi ama insanlar otobüsün dışına taşmış hatta otobüs içindeki insan kadar bir o kadar daha dışarıda kuyrukta olanları görünce otobüse binemeyeceğimizi anladık. Şoföre bizi otobüs üstüne almasını rica ettik ama polis olduğu için ancak kontrolden sonra yolun ilerisinde alabilirim dedi. Başka çaremiz olmadığı için başladık yürümeye. Otobüs gelmeyince otostop çekelim dedik. Orta yaşlı bir adamın arabasına binip evinin önünde indik ve kalan yolu yine yürüyerek devam ettik. Neyse ki tapınağa varmamıza 1 km kala otobüs boşalmış bir halde gelince ona bindik. Bu arada otobüstekilerin hepsi şaşkın bu kadar yolu nasıl gelebildik diye meraktalar 🙂 Tapınağa giriş ücreti 100 rs. ama biz bilet almadan gişeyi es geçerek girdik. Arkamızdan bişeyler söylendiler ama hiç umursamadık. Changu Narayan tapınağı en eski Narayan tapınağı olmasının yanı sıra Nepal'in de en eski tapınağıdır. Nepal mimarisinin ve sanatının en iyi örneklerini bu tapınakta görebilirsiniz. Pagoda stiline sahip bir Hindu tapınağı olan tapınak Tanrı Vishnu'nun reenkarnasyonu olan Narayan'a adanmıştır. Tahta ve metal'den yapılmış tapınak içerisinde Tanrı Vishnu'ya ait bir çok form görebilirsiniz. Tapınak Licchavi Kralı Mandeva tarafından M. S 464 yılında inşa edilmiştir. 1702 tarihinde tapınakta yangın meydana gelmesiyle tahrip olan yapıya 1708 yılında Kral Bhaskara Malla tarafında yazıtlar ve yaldızlı süslemeler ile tapınak daha cezbedici hale getirilmeye çalışılmıştır. Dünya Miras listesine alınan Nepal mimarisi özelliklerine sahip yapı Bhaktapur'dan yalnız 4 km Kathmandu'dan ise 22 km kuzeyde dağın tepesinde yer almaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bodru", "text": "Yıllardır yaz tatilimizin bir kısmını mutlaka Ege'ye ayırırız. Yaşımıza ve ortamımıza göre beklentimiz de gece hayatının hareketliliği, müzik eşliğindeki beach'ler, az uyku ve çok eğlenceydi. Fakat bu bayram (2012 ramazan bayramı) şimdiye kadar olanların aksine aynı bölgelerde farklı bir tatil anlayışı yaşamak istedik. Bunun içinde Bodrum'da merkez ve Gümbet yerine Turgutreis, Akyarlar ve Bağla koyunu tercih ettik. Merkeze ortalama 20-25 dakika uzaklıktaki bu koylar daha çok orta yaş ve üstü tatilcilere hitap eden sessiz ve sakin yerlerdi. Geceleri barlar yerine cafe'ler, gündüzleri ise beachler yerine sessiz kumsallar vardı. İlk durağımız yeni aldığı Akyarlardaki yazlığa bizi ısrarla davet eden arkadaşlarımızın villasıydı. İlk gecemiz Turgutresiteki balık lokantalarının süslediği sokaktaki Yi-Geç Balık Restaurantıydı. Yemek istediğimiz balığı tezgahtan seçip kilosu 35 TL'e 1.200 gramlık deniz levreğini bir güzel yedik. Mezeler beklentimizin altında kalsa da balık gerçekten olağanüstüydü. Yemeğin ardından arkadaşlarımızın teklifini kırmamak için Küfeli Meyhane'ye gidip kahır müzikleri eşliğinde gecemizi tamamladık. 2. Günümüzün sabahı arkadaşımızın yazlığının bulunduğu Gün Işığı Sitesinin plajına gidelim dedik gitmez olaydık. 40 ve 50 yaş üstü insanların yanında denize girmek, güneşlenmek varın gerisini siz düşünün...... Bu arada Akyarlar bölgesinde deniz her ne kadar temiz olsa da denizin içinde yosun ve değişik bitkiler dolu. Hemen pılımızı pırtımızı toplayıp Bağla Koyu'na gittik. Arkadaşlarımızın yanından bir an önce ayrılma heyacanıyla sabahın köründe yola çıktık. Bafa Gölünün kenarında bulunan Çeri Restaurant'ta bir güzel kahvaltımızı yaptıktan sonra Kuşadasına geçtik. Kuşadası'nın merkezini bildiğimiz için bu sefer gitmediğimiz bir yer olsun istedik ve Milli Park'a gitmeye karar verdik. Milli Park'a girer girmez İçmeler Koyu'na gittik. Aman allahım o da ne! Menekşe plajında bile böyle bir ortam yok. Hatta kendi kendimize buranın isminin Varoş Beach olması gerektiğini söyledik. Ve bin bir zorluklarla yer bulduğumuz arabamıza binip Aydınlık Koyuna geçtik. Gün bitmesin diye kötünün iyisi diyebileceğimiz bu koyda vakit geçirdik. İçmeler'e göre nispeten sakin, müşterisi daha kaliteli ve denizi daha temizdi. Ama bu koy'a hizmet veren restaurant'ın servisi ve çalışanları rezaletti. Kuşadasında da günümüzü tamamladıktan sonra İzmir'de arkadaşımız Ahmet'in yanına gittik. Ordan oraya gezmekten den o kadar yorulmuşuz ki akşam bir güzel koltuk tepesinde sızmışız. Sabah kahvaltının ardından bir günümüzü de Ayvalık'ta geçirelim istedik. Hayal kırıklıklarımıza bir yenisi daha ekleyip Ayvalık'a doğru yol aldık. Ayvalık'ta Cunda Adası ve Gossip Bar daha önce gittiğimiz ve beğendiğimiz yerlerdi. Bu sefer yine çevremizdekilerin methettiği Sarımsaklı Plajına gittik. Kuşadası İçmeler Koyuna ne kadar haksızlık ettiğimizi anladık 🙂 Orada en azından yerli halk piknik amacıyla gelip hem eğlenceli bir gün geçiriyor hemde denize giriyorlar. Ama burada öyle mi! Binlerce insan plaj da içiçe şezlongdan denize ulaşmak ne mümkün! Sarımsaklı Ruj Beach de verdiğimiz 10 liralık şezlong parasını 10 dakika içinde yakarak Cunda Adası Ortunç Koyuna gittik. Hakkını yemeyelim güzel bir yerdi. Belki ömrümüz yeterse 45 sene sonra ve küresel ısınma ile deniz sıcaklığı 10 derece artarsa buraya tekrara gelmeyi isteriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bohol-adas", "text": "Nisan 2011 tarihinde yapmaya başladığımız planı hemen uçak biletlerimizi alarak uygulamaya başladık. Gitmeye karar verdiğimiz yerin başında Filipinler Bohol adası geliyor. Önce Tagbilaran'a gidiyoruz. 9 temmuzda Bangkok'da oluyoruz. Bangkok'dan Filipinlerin başkenti Manila'ya bir çok sefer mevcut fakat pahalı olduğu için en ucuz nasıl gideriz diye başladık araştırmaya. Bunun için ne yazık ki bir çok aktarma yapmamız gerekecekti. 9 temmuzda Bangkok'a iner inmez 20:20'de Kuala Lumpur'a kalkan uçağa binip 23:25 de varıyoruz. 10 temmuz sabahı 01:30'da KL'dan binip sabah 05:00 de Manila'ya vardık. Bu da yetmedi 08:10 da Manila iç hatlar terminalinden tekrar ve son uçuşumuzu yaptık. 09:30 da Tagbilaran'a vardık. Toplam 4 uçuş bizi mahvetti, hayalet gibi olmuştuk uykusuzluktan, uçakların içi de klimadan buz gibi uyumak ne mümkün tam bir perişanlıktı yolculuğumuz. Sabah Tagbilaran City'e vardık ve otelimizin shuttle hizmeti olduğundan havalimanı kapısında bizi karşılayıp otele götürdüler. Otelimiz havalimanından arabayla yarım saat uzaklıkta Panglao denen bölgede. Otele yaklaştıkça etraf sessizleşti, köy gibi bir yere vardık. Otelin etrafında yerlilerin evleri, bahçelerinde horozlar, gerilen iplere asılmış kurumayı bekleyen çamaşırlar, çıplak ayak yollarda oynayan çocuklar, bakkal desen bakkal değil tam sefaletin ortasına düştük. Kendi kendimize nereye geldik biz böyle diyoruz ama yapacak bir şey yok 4 günü öyle ya da böyle burada geçirmek zorundaydık. Otele yerleşir yerleşmez hemen bizi kumsala götürmelerini rica ettik. Panglao'nun merkezinde Alona beach adında bir yere gittik. Tam bir rezalet, denize girilecek gibi değil. Her yerde yosun var, denizin dibi de gözükmüyor. Otelden çıkmadan önce bizi almaları gereken saati söylemiştik. O saate kadar vaktimizi burada geçirdik. Bir kumsaldan öbürüne yürüyerek gidilmediği için burada denize girdik, bir şeyler yiyip içtikten sonra shuttle saatimiz gelmişti. İyi ki 15:00 de buluşmaya karar vermişiz. Akşama kadar burada kalsak kafayı yerdik herhalde. Yarın için nereye gitsek diye şöförle konuşurken Bikini Beach'e gitmemizi önerdi. Neyse otelimize dönüp havuza girdik, yolda aldığımız meyvelerimizi havuz başında bir güzel yedikten sonra biraz dinlenip akşam yemeğini nerede yiyelim telaşımız başladı Etrafta bir yer olmadığı için 4 gün otelde yemek zorundaydık. Ama umduğumuzdan çok çok güzeldi, meyvemize kadar herşeyi ikram ettiler. Orkun her gün taze balık yedi bense her gün tavuk. Karpuz suyu denen bir içecek keşfettim burada bol buzlu ve sütten yapılıyor, mutheşemmm! Hala tadı damağımda. Neyse gelelim 4 gün boyunca yediğimiz, içtiğimiz şeylerin ne kadar tuttuğuna toplam 167 TL para ödedik, rakam cidden çok komikti. 2. gün şöför'ün tavsiyene uyarak Bikini Beach'e gittik buraya otel'in bulunduğu bölgeden girildiği için parasız girilemiyormuş. Hadi tamam veririz parayı dedik ama Orkun'a önce deniz, kumsal nasıl önden gir bir bak dedim. Burası da kötü olunca şöför başka bir beach'e götürdü. Dumaloan Beach'e gittik. Kumsalda Bohol Beach Club diye bir tesis var. Girişte adam başı 350 PHP ödeniyor. Parayı verdikten sonra otelin havuzundan, şezlongundan faydalanabiliyorsunuz ayrıca bir içecek yada öğle yemeği ücretsiz. Kumsalı görünce aşık olduk buraya. Deniz çok sığ sürekli gel-git meydana geliyor. Akşam suların çekilmesiyle her ne kadar manzara kötü olsa da gündüz denize doyamadık. Bu kadar deniz yıldızı yalnız burada görülebilir bence. Adım attığımız her yer deniz yıldızıydı. Balıklar desen insandan kaçmıyor, dibinde yüzüyorlar. ABD'nin California Üniversitesi'nden Marissa Ramsier'in başında olduğu araştırma grubu \"cadı makigiller\" olarak da bilinen ağırlığı 160 gramı geçmeyen küçük canlının, 20 kilohertz'in üzerinde ses çıkardığını ve bu frekanstaki sesleri algılayabildiği tespit etmiştir. Bu canlının bir diğer özelliği ise kuyruğunun vücudundan iki kat daha uzun olmasıdır. Tarsier'i gördükten sonra Çikolata tepelerine gittik. Merdivenle tepeye ulaşıp manzarayı izleyebiliyorsunuz. Bu tatilde en değişik resimlerimiz burada çekilenler oldu. Çekilirken de çok eğlenmiştik. Çikolata tepeleri 1268 tane tepeden oluşmaktadır. Zamanında adalar deniz altındayken akıntı bu tepelerin oluşmasına sebep olmuş. Kuru sezonda çimenlerin renginin kahverengi olması sebebiyle ismini buradan almıştır. 1980 yıllarına kadar kimsenin ziyaret etmediği bu tepeler Harry Potter filminde mekan olarak kullanıldıktan sonra bir çok ziyaretçi çeker konuma gelmiştir. Biz gittiğimizde de insanlardan yürünecek gibi değildi. Yarım saat burası için yeterli, şöför Loboc nehir turuna katılmamızı öderdi. Bizde eksik kalmayalım tabi dedik. Manzara eşsiz güzellikteydi. Yeşilliklerle dolu bir alanda teknemizdeki canlı müzik eşliğinde yemekler berbat olsa da meyve yiyerek nehirde gezdik. Nehir gezisini de tamamladıktan sonra sıra Bohol'u gezmeye geldi. İlk durağımız 1727 yılında yapılan ülkenin eski kilisesi Baclayon oldu. Çok keyif aldığımız bir tatilin daha sonu geldi."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bohol-adasi-gezi-rehber", "text": "Filipinler'in en turistik destinasyonlarından biri olan Bohol adası 75 ufak adacıktan meydana gelmektedir. Bohol adası doğası, tarihi ve kültürel güzellikleri ile ziyaretçilerine Çikolata Tepesi, Panglao'nun beyaz kumlarında denize girmenizi, dalış noktalarında mükemmel dalışlar yaparak sualtı güzelliklerini keşfetmenizi, Bohol Tarsier maymunu diye bilinen dünyanın en küçük maymun türünü görmenizi, Danua macera parkında eğlence ve Loboc Nehrinde tekne gezintisi yapmanızı sunmaktadır. Bohol adası 4,117 km2 yüzölçümü ile Filipinler'in 10. büyük adasıdır. Ada Central Visayas olarak bilinen 7. bölgede yer almaktadır. Batısında Cebu ve Negros, doğusunda Leyte adası güneyinde ise Mindanao adası ile çevrilidir. Manila'nın 626 km güneyinde, Mactan adasının ise 72 km güneydoğusundadır. Plato ve tepelerden hakim olduğu ada da aktif volkanlar ve yanardağlar bulunmamaktadır. Adanın merkezinde bulunan binlerce kireçtaşı tepeleri ile oluşan manzaraya Çikolata Tepeleri denilmektedir. Bu ismi almasının asıl nedeni tepedeki yeşilliklerin yazın kavurucu sıcaklarda çikolata rengine bürünmesinden kaynaklanmaktadır. Ada tehlike altında olan ve ender görülen türleri ile mükemmel flora fauna sahiptir. En bilinen canlı türü ise Tarsier isimli dünyanın en küçük maymunun burada yaşamakta olduğudur. Bohol adasının yakın konumunda bulunan Balisacag adası ise ziyaretçilerine balina ve yunusları görme imkanı sağlamasıyla ziyaretçilerin eğlenceli turlar yapmasına katkıda bulunmaktadır. Alona kumsalı : 1.5 km uzunluğu olan kumsal'da boydan boya restaurant'lar ve oteller yer almaktadır. Mercanları ve kıyıdan yalnızca onlarca metre ileride 4-5 metre derinlikteki resifleri görebilirsiniz. Dumaluan Kumsalı : Alona kumsalından 2.5 km doğusunda bulunan kumsalda sadece Bohol Beach Club isimli otel yer almaktadır. Denizi Alona kumsalına göre daha sığ ve berraktır. Bikini Kumsalı : Tagbilarandan 8 km uzaklıktadır. Bu kumsala daha çok yerel halk gelip piknik yapmaktadır. Yer bilimcilere göre tepelerin bu şekilde oluşması milyonlarca yıllık hava durumundan etkilenmesinden kaynaklanmaktadır. Kireçtaşı örtü tabakası parçalanması ve bunu depremlerin takip etmesiyle bu külah şeklindeki kalıntılar meydana gelmiştir. 1268 tepeden bir çoğunun yüksekliği 40 metredir. Bohol adasını ziyaret etmek bir diğer önemli neden de bu minik maymunlardır. Dünyanın en küçük maymunu olan Tarsier'in boyutu 90x160 mm ve kilosu 70-165 gram arası değişmektedir. Tagbilaran'dan araç ile 2 saat uzaklıktaki park sora sıra dağlar arasındaki konumu ile ziyaretçilere doğa içinde atraksiyon yapmasını, adrenalin yaşamalarını ve çevresel bilinç konusunda bilgi sahibi olmalarını sağlamaktadır. Park içerisindeki aktiviteler trekking, zipline, ATV, mağaracılık, Wahig nehrinde kano ve daha fazlasıdır. Tagbilaran şehrinin 24 km doğusunda bulunan Loboc'ta katılacağınız nehir turunda doğanın fısıltısı eşliğinde nehir üzerinde yavaş yavaş süzülerek yerel halkı ve onların gösteri eşliğinde hoş zamanlar geçirebileceğiniz tura mutlaka katılmalısınız. Taglibaran şehrinin 6 km uzağındadır. Filipinler'in en eski 2 kilisesinden olan Baclayon mercan kayalardan yapılmıştır. (En eski kilise San Agustin Manila'da bulunmakta ve 1571 yılında yapılmıştır.) Kilise 1595 yılında rahipler tarafından yapılmış. Mag-Aso şelalesi Bohol adasının Antequera bölgesindedir. Taglibaran şehrinden arabayla 30 dakika uzaklıkta yer alan şelaleyi ziyaret etmeniz için taksi kiralamanızı öneririz. Dağlardan gelen suyun doğal bir havuz oluşturduğu şelale adrenalin severler için ideal bir yer. Şelalenin üzerine tırmanıp havuza atlayabilir, yüzebilirsiniz. Genellikle güvenli bir yer olmasına rağmen yağmurlu sezonda yine de dikkatli olmak gerekiyor. Bazen sular birden fazla akabiliyor. Dolayısıyla suyun çok kabarık olduğu dönemde girilmemesi tavsiye ediliyor. Giriş ücreti yetişkinler için 20 Php, çocuklar için 10 Php'dir. Dileyenler 50 Php'e can yeleği de kiralayabilirler. Hinagdanan mağarası Panglao adasının Dauis bölgesinde Alona kumsalından yalnızca bir kaç km uzaklıktadır. Merdivenler sayesinde inilen mağara tepeden gün ışığının mağaraya vurmasıyla enteresan güzel bir atmosfere sahiptir. Dikitler ve ufak bir yeraltı nehri olan mağarada tertemiz su içinde yüzebilirsiniz de. Giriş ücreti 20 Php'dir. Yüksek Sezon : Aralık ile Mart ayları arası ortalama sıcaklık 28-38 derecedir. Sıcak Sezon : Mart ile Temmuz ayları arası sıcaklık 38 derecedir. Düşük Sezon : Haziran Aralık ayları arasıdır. Bu dönem genellikle yağışlı ve tayfunlu bir havaya hakimdir. Düşük ve yüksek sezon olmasına rağmen ada yıl boyunca tropik iklime sahiptir. Yalnız düşük sezonda yağmurlar, fırtınalar hatta tayfunların meydana gelmesi söz konusu olabilmektedir. Yine düşük sezonda ada'da bulunmanız halinde otel fiyatların daha uyguna olduğu da göz ardı edilmemelidir. Balisacag Adası, Pamilacan Adası ve Cabilao Adası dalış yapabileceğiniz en iyi bölgelerdir. Araç ve motosikler kiralamada hiçbir sıkıntı yaşamayacağınız Bohol adasında günlük (8 saat) motosiklet için 500-1000 PHP aracı kira ücreti, araç için 2300-3000 PHP arası kira ücreti ödenmektedir. Manila ve Cebu'dan uçak ya da feribot ile ulaşım mümkündür. Ulaşım hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak için burayı tıklayınız. Ada içinde bir yerden başka yere gidebilmek için önereceğimiz ulaşım aracı tricycle'dır. Taksi'ye göre oldukça uygundur fiyatları. Şöför ile pazarlık yazarlık şansınız olduğu için çok uygun ücret karşılığı seyahat edebilirsiniz. Normalde her kilometre başı maksimum 7 PHP'dir. Jeepney isimli renkli ufak kamyonete benzer araçlar da ulaşım için size kolaylık sağlayabilmektedir. Otobüslerin kapısız ve camsız olduğunu da belirtelim! Habal Habal dedikleri motosikletlere 4-5 belki de daha fazla kişi binmektedir. Değişiklik olsun derseniz deneyebilirsiniz. Ancak güvenli olmadığını bilmeniz gerekli."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bohol-adasina-ulasi", "text": "Filipinler tam merkezinde yer alan Bohol adası ülkenin görülmeye değer en güzel adalarından yalnızca bir tanesidir. Berrak ve cam gibi kristal suları, bembeyaz un gibi incecik kumsalları, ada hayatı ve flora/faunasıyla ziyaretçilere keyifli anlar yaşatan bir destinasyondur. Bohol adasına ulaşım uçak ve feribot ile rahatlıkla sağlanmaktır. Birkaç yıl öncesine kadar ekonomik uçuş imkanı sunan Zestair 'in buraya seferleri bulunmaktayken artık Air Asia Zest markası altında birleştiğinden çok komik rakamlara uçuş yapılabilmekteyken birleşme sonucu fiyatlar önceye nazaran artış göstermiştir. Hani ülkeden gelecek olursanız olun Bohol adasına ulaşmak için direk uçuş imkanı Manila ve Cebu şehirlerinden gerçekleşmektedir. Uluslararası uçuşlar için Air Asia, Cathay Pasific, Silk Air, Malaysia Airlines tercih edilebilir. Manila yada Cebu'ya vardıktan sonra iç hatlar için Air Asia, PAL, Cebu Pasific, Air Philippines tercih edilmektedir. Manila'dan uçak ile 1 saat 15 dakika'da varılan Tagbilaran şehrine feribot ile gelmek isteyen 25 saatte ancak ulaşabilmektedir. Cebu'dan yine uçakla çok rahat ulaşım sağlanmak iken feribot'ta bir diğer ve ucuz alternatiftir. 1,5 saatte hızlı feribot ile Tagbilaran iskelesine varılabilmektedir. Cebu'dan Tagbilaran'a 2 saatte ulaşım sağlayan firmanın feribot ücreti Tourist Class için 800 PHP, Business Class için 1000 PHP'dir. Adadaki limanın 1. iskelesine yanaşmaktadır. Supercat firmasının da yolculuk süresi 2 saattir. Seferler her gün düzenlenmektedir. Adadaki limanın 4. İskelesine yanaşmaktadır. Erken rezervasyon ve gidiş-dünüş bilet almanız halinde çok daha uyguna bilet bulabileceğiniz gibi olası kampanyalardan da faydalanabilirsiniz. Limana vardıktan sonra Tagbilaran'dan Panglao bölgesine gçtmek için Jeepney adı verilen yerel otobüslere, taksilere ya da tricycle yani tuk tuk olarak bildiğimiz araçları kullanabilirsiniz. Otelinizin shuttle hizmeti olup olmadığını önceden öğrenirseniz otel ile irtibata geçip sizi karşılamalarını da talep edebilirsiniz. Bizim kaldığımız otelin ücretsiz shuttle hizmeti vardı ve saatinde bizi gelip almışlardı. Hem maddi külfeti hem de ulaşım aracı bulma derdinden de kurtulmuştuk böylelikle."} {"url": "https://www.gezgincift.com/boracay-adas", "text": "Bohol'den sonra sıra Boracay Adasında. Tek uçuşla Boracay'a vardık. Havalimanından çıktığımız gibi motorsiklet taksilere atlayarak limana gittik. Buradan tekneler aracılıyla Boracay'a varılabiliyor. Otel seçimimiz müthiş olmuş. Denize yürüyerek 10 saniye mesafede. Kumsalın hemen üstüne otelin restaurantını kurmuşlar. Kumsalda yemek yemek, içecek içmek ve sigara içmek yasak olduğundan hemen hemen adım başı kumsala restaurant ve cafeler kurulmuş durumda. İlgimizi çeken bir diğer şey ise kumdan kalelerdi. Bu kaleleri ufacık çocuklar yapıyor nasıl beceriyorlarsa! Resim çekilmek istediğinizde ya da yanlışlıkla dur şu kalenin yanında hatıra fotoğrafı çektireyim dediğinizde hemen yanınızda bitiyorlar bahşiş kapabilmek için. Alışverişimizi yapıp otelimize dönüp bir güzel temizlendik ve akşam yemek için hazırız. White Beach bölgesi resmen buranın kalbi konumunda. Kumsalın üstünde yok yok. Mağazalar, cafeler, barlar, restaurantlar her şey buraya kurulmuş. O yüzden yemek yemek için fazla uzağa gitmemize gerek yoktu. Otelimizden buraya gitmemiz yürüyerek 5 dakikamızı alıyordu. Gel-git'ten dolayı tüm restaurant'ların önüne naylonlar çekiliyor. Her yerde açık büfe vardı, istediğinin ürünü seçiyorsunuz ızgarada pişiriyorlar. Közde patlıcan bile yapıyorlardı hem de kabuklarını soymadan tadı bal gibiydi. Fiyatlar fix ne yerseniz yiyin herkes aynı ücreti ödüyor. Yemekten sonra bir şeyler içelim diye girdiğimiz barda ateş gösterisi yapılıyordu. Kumdan kale yapan çocuklar gibi bunlarda ateş gösterisinde çok becerikliydiler. 2. gün:Otel garsonlarından Ray ne hikmetse bize çok ilgiliydi. Bi hizmet bir güler yüz ki sormayın gitsin. Biz de Filipinler'e gelmeden önce bir çok internet sitesi ve blog incelememize rağmen çok detaylı bilgi bulamamıştık. Hazır Ray buranın yerlisi bizimle de bu kadar ilgileniyorken bizi gezdirmesini istedik. Onunda canına minnet zaten. Garibim aylık 100 dolara çalışıyormuş. Sabah otelin önünde buluşarak adanın arka tarafına geçtik. Oradan hemen bize tekne ayarladı yeni yapılmakta olan Crystal Cove adında bir adaya gittik. Adaya tesis kuruluyordu biz gittiğimizde inşaatı henüz tam bitmemişti. Eminim bitince şahane bir yer olacak. Ray gezi boyunca elinden fotoğraf makinasını düşürmedi hiç. Bu sayede bizimde beraber bir sürü resmimiz oldu. Ada'da 2 tane mağara bulunuyor. Birine girmek için merdiven yapmışlar çok değişik değildi ama ikinci mağara değişikti. İçeri girmek için yüzmek gerekiyordu. Kapkaranlık bir mağara ben cesaret edemedim ama Orkun girdi. Ada gezimiz bittikten sonra snorkel için ayrı bir koya götürdüler bizi. Snorkel'den sonra adını hatırlamadığım başka bir kumsala daha gittik. Bu kumsalda seyyar satıcıdan başka bir şey yoktu. İyi ki oturup bir şeyler içelim dedik hepsi üşüştü başımıza. 3. günümüzü otelin plajında geçirmeye karar verdik. Sabah kahvaltı etmek için restaurant'a gittiğimizde deniz restaurant'a kadar gelmişti. Kumsaldan eser yoktu ortalıkta. Sabahki ve öğlenki kumsal arasında dağlar kadar fark var. Filipinler'in neresine giderseniz gidin shakelerinden mutlaka için. Taze meyvelerden mükemmel meyve suları yapıyorlar. 1 bardak 2 kişiye yetecek kadar büyüklükte geliyor iç iç bitmiyor yani. Mango Shake benim favorim oldu. Bir sonraki durağımız Puka Beach. Bu kumsalda ne otel ne restaurant hiçbir şey yoktu. Hatta kumsalda bizden başka da kimse yoktu ama burası da çok güzel bir kumsal. Aracımıza atlayarak Boracay'a veda etmeden önce Boracay manzarasını en iyi izleyebileceğimiz tepeye gidiyoruz. Son bir kez Boracay'a baktıktan sonra Filipinler gezimiz bitiyor. Aklımız Filipinler'de kalarak mecbur tatil rotamıza kaldığımız yerden devam etmek zorundayız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/borcka-karago", "text": "Dünyanın en güzel gölleri listesine girmeyi hak eden Borçka Karagöl adeta gizli kalmış bir cennet gibi. Doğu Karadeniz gezi Borçka Karagöl oldu. Dağları birbirinden büyük bir ustalık ile ayıran vadilerin kenarından Karadeniz'in esen soğuk havası yüzümüze çarpa çarpa Borçka Karagöl'e ulaşma heyecanı ile ilerledik. Vadi boyunca taş köprüler ve altından akan hırçın sular bize çok güzel kareler yakalama şansı verdi. Karagöl Milli Park alanına vardığımızda girişteki kulübeden biletlerimizi alıp 200-300 metre sonra araçlara ayrılan yere motorumuzu park edip yeşilliklerin içinden yaklaşık 200 metre yürüdükten sonra Karagöl'e vardık. Karagöl'ü gördüğünüz an rüyada mıyım yoksa hayal mi görüyorum diyeceğinizi garanti ediyoruz! 14.08.2002 tarihinde Bakanlar Kurulu'nca Tabiat Parkı olarak ilan edilen yer 368 hektar alana, göl ve çevresi ise 5 hektar alana sahip olup Artvin ilinin Klaskur Köyü yakınlarında yer almaktadır. Bir heyelan gölü olan Karagöl 1900'lü yılların başında bugün Klaskur olarak bilinen yaylanın yakınında bulunan bir tepenin kayması sonucu Klaskur Deresi'nin önünü kapatması ile oluşmuştur. - Artvin ilinden 57 km ilk 51 km'si asfalt olup son 6 km'si doğal park taşlı yoldur. - Artvin Borçka ilçesinden 25 km uzaklıktadır. Karagöl'e 5-10 km uzaklıkta yer alan pansiyonlarda konaklayabileceğiniz gibi dilerseniz Karagöl Milli Park alanında çadır da kurabilirsiniz. Kendi çadırınızı kurmak isterseniz çadır başına 20 TL. Çadır kiramak isterseniz: 2 kişi 50 TL, 3 kişi 60 TL'dir. 1 kişilik ücret olmadığı için minimum ödemeniz gereken ücret 50 TL olacaktır. - Motosiklet : 6 TL - Araba : 9 TL - Minibüs : 25 TL Park alanı için ayrıca otopark ücreti alınmamaktadır. - Milli Parklar hepimizindir. Milli parklarımızın doğal ve kültürel kaynaklarına sahip çıklaım, tanıyalım, tanıtalım. Gelecek kuşaklar için saklayalım. Onların bizlere bırakılmış çok kıymetli miraslar olduklarını unutmayalım. - Unutmayalım ki dünyamız giderek kirleniyor. Büyük bir tehdit altında bulunan canlı hayatını ve doğayı korumak bizlerin elinde. - Yanan her ağaç nefes aldığımız havanın biraz daha kirlenmesi, kaybolan her tarihi değer evinizden çalınan birer eşya ve bilinçsizce öldürülen her hayvan sofranızdan eksik birer nimet demektir. - Bize sunduğu nimetlere, benzersiz güzellik ve özellikleri bir arada bulunduran topraklar hepimizindir. Ona başkasınınmış gibi davranmayın. kimse yolun durumu ile ilgili bilgi vermemiş. borçka merkezden camili yolunu takip ediyorsunuz birden karagöl 6 km diye yol ayrılıyor. çok dar, çok virajlı ve kilit taş döşeli bir yol. Minibüs ile 9 kişi 6 Kasım Tarihinde gitmeye çalıştık. Yol ayrımından sapar sapmaz iklim değişti virajlarda kayıp aracı düşüreceğim diye çok endişelendim geri dönmek istedim dönmek mümkün değil tek aracın zor sığacağı bir yol. Mecbur ilerlemek zorunda kaldım sonrasında dağcı bir ekiple karşılaşıp yolun durumu hakkında bilgi aldık. Yol komple karla kaplı çıkamassınız 3.5 km tabelasını kesinlikle geçmeyin dediler saolsunlar. araçta bulunanları indirip karla kaplı dar yolda bulduğumuz bir genişliği kullanarak aracı çevirdik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/borobudur-tapinag", "text": "Borobudur Tapınağı dünyanın en büyük ve tek parça Budist tapınağıdır. Kamboçya'daki Angkor Wat ile kıyaslamayın çünkü o tapınak değil komplekstir. Yogyakarta şehrinin 40 km kuzeybatısında yer alan tapınak 1991 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Resmi kayıtlara göre Borobudur'un kim tarafından ve ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Elde edilen bilgilere göre inşa yılının M. S 750 yılları olduğu söylenen yapının Sailendra hanedanlığı dönemine tekamül ettiği bilinmektedir. İnşaatın tahminen 75 yıl sürüp M. S 825 yılında Samaratungga'nın hüküm sürdüğü dönemde tamamlandığı söylenmektedir. Halk tarafından terk edilen hatta unutulan yapı yüzyıllarca volkanik küllerin altında gizli kalmış ve 1814 yılında Sir Stamford Raffles tarafından tekrar keşfedilen yapıda ilk restore ilerini Hollandalılar başlatıp sonrasında Unesco'nun desteği (25 milyon dolar) ile 11 yıl devam etmiş ve insanlığa geri kazandırılmıştır. 1991 yılında Unesco Miras Listesine alınmıştır. 2 milyon blok (her bir blok 40 kilo) kayaya tek tek numaralar verilip restore süreci boyunca bunlar tek tek yerleştirilmiştir. Ve bu 2 milyon blok taş içerisinde 504 Buda heykeli, 2.760 rölyef ve ana kubbe etrafında 72 tane stupa bulunuyor. Yapıya kuş bakışı bakıldığı vakit mandala şekli çok net görülmektedir. Tapınak içerisindeki buda heykellerinin pek çoğunun kafasının olmadığını fark edeceksiniz. Bunların çoğu ya deprem nedeniyle zarar görmüş ya da çalınmıştır. Tapınak içerisinde göreceğiniz tüm heykeller orjinaldir. Tüm buda heykellerinin kulakları uzun ve bağdaş pozisyonundadır. Çindeki inanışa göre uzun kulak uzun ömür anlamına geliyor. Bazı ülkelerde ise Big Buddha dedikleri şişman ve gülen buda görürüz. Buradaki tüm heykeller meditasyon yapan budalardır. Tapınak duvarlarından yerli halk kendilerine ev yapmıştır. Orijinal duvar rengi siyah olmasına rağmen restore sonrasında yerine sarı renk taşlar kullanılmıştır. Dolayısıyla tapınakta nerelere restorasyon yapıldığı çok net anlaşılmaktadır. Yapı içinde hiç oda olmayıp 9 ana bölüm ve 3 level meydana gelip orta boşluğu vardır. Eğer her katını gezmeyi planlıyorsanız toplamda 5 km yürüyeceğinizi unutmayın. Binlerce panel üzerinde Siddhartha Gautama Buda'nın hayatı, masallardan sahneler, hindu ritüelleri ve en önemlisi Buda'nın hayatıyla ilgili farklı bir mesaj ve öğreti vermektedir. Hangi rölyeften ne çıkaracağınız sizin bakış açınıza ve anlayışınıza kalmıştır. Ancak dikkat edecek olursanız her katta bulunan rölyefler en üst katta yoktur. Çünkü burası artık nirvanaya ulaşılan yer olarak kabul edilir. Pek çok sanatçı rölyeflerin devamını getirmek için talepte bulunmuş olmasına rağmen her bir yüz ifadesinin birbirinden farklı olduğu ve neye göre şekil verileceği bilinmediği için talepler reddedilmiştir. Rölyefler üzerinde işlenmiş fil figürleri ise Java bölgesinde fil olmamasına rağmen neden çizilmiş acaba diye soru işaretine sebep oluyor. Tapınağın içinde toplam iki tane Sanskritçe yazı bulunuyor. Bunlardan bir tanesi tapınak girişindeki aslan heykelini arkanıza alıp sağ tarafa yöneldiğinizde köşededir. Not : Yapıya ziyaret etmeden önce dilediğiniz gibi giyinebilirsiniz. Şort ve askılı giydiniz diye üzerinize sarong verilmiyor. 20 Usd giriş ücreti ödenemiz gerekiyor. Fakat eğer öğrenci kartınız varsa mutlaka yanınıza alınız ki 10 usd'e girebilesiniz. Diğer Endonezya yazılarımızın tümüne buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bozcaad", "text": "Bu seferki adresimiz küçük kaçamakların ya da haftasonlarının en popüler tatil beldesi Bozcaada oldu. 29 Ekim 2013 tatilinde lokasyonumuz Küçükkuyu idi. Bu yüzden Küçükkuyu'dan kolaylıkla Geyikli'ye varıp iskeleden her iki saatte bir kalkan arabalı vapura bindik. Geyikli'den Bozcaada'ya ulaşım süresi için bir çok kaynakta 50 dakika olarak bilgi verilmiş olmasına rağmen tam 30 dakikalık yolculuk ile adaya varılıyor. Vapur iskeleye yaklaştıkça yeşilden nasibini almamış kuru bir ada üzerine kurulu Bozcaada Kalesi heybetiyle sanki gelen ziyaretçilere hoşgeldin der gibidir. Vapurdan aracımızla çıkıp kalenin arkasındaki ücretsiz otoparka park edip adayı yürüyerek keşfe çıktık. Adanın 11 koyu, 11 burnu ve çevresinde 13 ufak adası vardır. Bozcaada'nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı olduğundan ada da Anıtlar Kurulu izni olmadan hiçbir şey yapılamamaktadır. Bozcaada, Yunan tarihçi Heredot'a göre Tenedos olan ada eski tarihlerde Persler ve sonrasında Romalıların egemenliğinde iken Roma İmparatorluğunun yıkılması ile Bizans İmparatorluğunun egemenliği altına girmiştir. Ticari faaliyetlerine yararlı olacağı için Ceneviz ve Venedikliler adayı ele geçirebilmek adına birbirleriyle rekabet içine girmişlerdir. Osmanlı egemenliği altına giren ada I. Dünya Savaşı ile yine başka devletlerin himayesine girmiş olmasına rağmen 24 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'nin olmuştur. Bozcaada Türkiye'nin 3. büyük adasıdır. Ancak büyük diye aklınızdan bir günde nasıl gezerim diye kaygınız olmasın. Denize girmeyecekseniz ada 1 tam günde rahatlıkla gezilebilir. Adanın sağ tarafı Rum sol tarafı Türk mahallesidir. Türk mahallesinin olduğu bölgede daha çok pansiyon ve oteller bulunurken Rum mahallesinde cafeler, restaurantlar bulunuyor. Rum mahallesinde bugün topu topu 10 hane Rum yaşamaktadır. Kahvaltı için Eski Kahve'ye gidip serpme kahvaltımızı yaptık. Çay eşliğinde gazetemizi okuyup gezmeye hazır hale geldik. (Adres: Ziraat Bankasının karşı sokağından girince sağ köşede. Ücret : 2 kişi 30 TL) Eski Kahve Türk bölgesi tarafında olduğundan ilk bu bölgeyi gezmekle başladık. Bozcaada kitapçısı, çeşmesi, pansiyon ve otelleri, balıkçı kahveleri derken kendimizi Ada Cafe'nin ününü duyunca kahve keyfimizi bu mekana sakladık. Kahvaltı, kahve, şerbet sonrası keyif kotamızı doldurup Rum mahallesinde ki ara sokaklara daldık. Bu bölgede de pansiyon bulmak mümkündür. Adanın sağ tarafı daha sevimli, daha renkli ve daha dekoratif. Pastel renkli kapılar-pencereler, onların önünde bekleyen sevimli kediler, saksıları süsleyen rengarenk çiçekler, sokakları gölgeleyen ağaçlar ve adanın bu bölgesine can veren Rum meyhaneleri ile vaktinizin büyük kısmını harcamak için yeterli bir çok sebep bulabileceğiniz bir bölgedir burası. Rum mahallesinin sokaklarında objektifimize takılan güzel kareleri fotoğraflayarak arabamızın bulunduğu otoparka vardık. Yürüyüş rotamızı sonlandırıp adayı arabayla turlayıp plajlarını görmek için yavaş yavaş bağların arasından ilerliyoruz. Önümüze çıkan Ataol plajına girip bungalowlar hakkında ücret bilgisi alıp sahilini gezdik. Biz gittiğimizde sezonu dolayısıyla oteli kapattıklarını söyleyen görevliye bungalow fiyatını da sorduk. Bungalow olarak 350 TL ister 1 kişi ister 4 kişi kalın fiyatlar bungalow için veriliyor. Taşlık plajı ve denizi olan sahili var. Ataol'dan Ayazma'ya giderken Mermerburnu Mevkii'ndeki Akvaryum koyu adından da anlaşılacağı gibi ismini denizinin akvaryum gibi olmasından almıştır. Buradan adanın en bilinen plajı Ayazma'ya gittik. Tüm gün plajda vakit geçireceklerin yemek tercihleri için bir çok restaurant cadde üzerinde yer alır. Bunlar Vahit'in Yeri, Koreli'nin Yeri, Thenos Restaurant ve Bozuran Restaurant'tır. Habbeler koyundaki Mitos plajından sonra adanın meşhur Çiçek Pastanesine gittik. Akşam 18:00 feribotu ile geri döneceğimiz Küçükkuyu'ya 63 km daha yolumuz olduğu için hem yolda acıkmamak hem de Bozcaada mezelerini tatmak adına Rum mahallesindeki Sandal Restaurant'a gittik. Ege meze, elmalı semizotu, kabak çiçeği dolması, deniz börülcesi ve kalamar dolması'nın yanında rakı ve Talay şarabı ile lezzetin doruklarına ulaştık adeta. Yemeğin üzerinde Bozcaada'ya gelinip yenilmesi gereken bir diğer tat olan Sakızlı Muhallebimizi de yedikten sonra Adanın merkesindeki Polente'de adaya veda etmeden önce son içkimizi içelim diye düşünürken aklımıza günbatımı geliyor. Alelacele rüzgar güllerinin bulunduğu adanın batı ucuna yaklaşık 7 dakika da varıyoruz. Ama biz varmadan gün çoktan battığından yüzümüz düşük iskeleye doğru yönelip dönüş için feribot sıramıza girdik. Çok keyifli bir yazı olmuş. Elinize ve gözünüze sağlık! Yolunuz tekrar Bozcaada'ya düştüğünde sizi mutlaka Bozcaada Fotoğraf Atölyesine de bekliyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/braies-gol", "text": "İtalya'nın Alto Adige bölgesinde 31 hektar içinde yer alan Braies Gölü nefes kesici doğal güzelliğin içine gizlenmiş heyelan sonucu meydana gelen bir göldür. Dağlar, ağaçlar ve gölün iç içe olduğu doğa sizi kendinizden geçeceğiniz manzara ile karşılamaktadır. Aslına bakarsanız dünya'da ki cennete veya cennet parçalarına ulaşmak o kadar da uzak değildir. Yazı ve kışı ayrı güzelliklere bürünen göl yazın zümrüt yeşilinin en güzel rengine kışın ise dağların üzerinde biriken karların göle yansımasıyla oluşan görüntü ziyaretçilerinin hoş anlar geçirmesinin bizce en önemli sebebidir. İtalya Braies gölüne gidecekler zümrüt yeşili berrak suyun üzerinde yalnız doğanın sesi eşliğinde kiralayacakları teknenin küreklerini çekebilir, gün boyu Braies gölünün berrak sularının içinde yüzebilir, balık tutabilir, göl çevresinde trekking ya da iskandinav yürüyüşü yapabilir, kış mevsimi göle geleceksiniz buz ile kaplı olan göl üzerinde yürüyüş yapabilir gölün 30 km uzağındaki kayak pistlerinde kayabilirler. Dolayısıyla Braies gölü çeşitli seçenekler sunmaktadır. - Deniz seviyesinden yüksekliği : 1.496 mt. - Uzunluğu : 1.2 km - Genişliği : 300-400 mt. - Sahil şeridi : 3.5 km - Gölün max-min derinliği : 36 mt 17 mt - Derece : 14 C - Geniş açı lens - Kısa telefoto lens - Gün batımı ve gün doğumuz için tripod"} {"url": "https://www.gezgincift.com/bulgaristan-gezi-rehber", "text": "Balkanların kalbinde bir ülkedir Bulgaristan. Bulgaristan gezi rehberi ile Bulgaristan'da gezilecek yerler, zengin tarih, kültür, gelenekler ve fazlası için doğru yerdesiniz. Balkan yarımadasında, Güneydoğu Avrupa'da yer alan ülkenin yüzölçümü 110.993,6 km 'dir. Ülkenin başkenti Sofya'dır. Schengen ülkelerinden biri olduğu için Türk vatandaşlarından vize istenmektedir. Eğer ABD ve AB ülkeleri vatandaşıysanız vizesiz 90 güne kadar ülkede kalabilirsiniz. Bir ülke düşünün ki % 70'i ovalardan vadilerden, %30'u dağlarla çevrili ve Avrupa ülkeleri içerisinde en zengin biyoçeşitliliğe sahip. Hal böyle olunca doğaya doymamak elde değil. Hele ki dağcılık sporu ile ilgileniyorsanız ülke'de bulunan yaklaşık 40 tane dağ sizler için iyi bir seçenek. Ya kuş gözlemcisiyseniz! Via Aristotelis ve Via Pontica göç eden kuşların göç yollarından olduğundan Bulgaristan sizler için de çok iyi bir seçenek. Hazır ülkenin doğal zenginliklerini anlatmaya başlamışken Bulgaristan'ın 3 ulusal parkı, 11 doğa parkı olduğunun da altını çizmeliyiz. Ülkenin Unesco tarafından koruma altına alınmış değerleri aşağıdaki gibidir. Aracıyla gideceklere yön vermek için koordinatları da yazdık. Ülke her ne kadar Schengen ülkelerinden olsa da ülke içinde sadece lev geçerlidir. Nakit ödemeler dışında hemen hemen her yerde kredi kartı geçerlidir. Subtropikal ve ılıman iklimin hakim olduğu ülkede dört mevsimin her biri çok net yaşanmaktadır. Doğu kesiminin Karadeniz iklimine olan yakınlığı bilinse de güney kesimindeki Akdeniz iklimine olan yakınlığı ile ülkeye yaz, kış ziyaret edebilirsiniz. Yaz mevsiminde sahillerinin tadını çıkabilirken, kış mevsiminde kış sporları için sizlere oldukça fazla seçenek sunmaktadır. Kış mevsiminin en belirgin yaşandığı dönem Aralık-Mart ayları arasıdır. Hava sıcaklığı -10 ila 15 derece arasındadır. Bu sıcaklık yaz mevsiminde 30 ve üstüne kadar çıkmaktadır. Survakane : Bulgaristan'ın en eski geleneklerinden olan Survakane yeni yılın başladığını ifade etmektedir. 1 Ocak'ta çocuklar ve gençlerden oluşan grupların halkın evlerine ziyaret edip şarkılar söylediği bir gelenektir. Kukeri : Ülkenin en ilginç geleneklerinden biri Kukeri'dir. Yıl içinde Ocak ve Mart ayları arasında kafalarında korkunç maskeler olan ve özel giysiler içindeki kukerilerin kötü ruhları kovmak adına müzik eşliğinde yaptıkları dans gösterisi niteliğinde eğlenceli bir gelenektir. Martenitsa : Mart ayının ilk günlerinde baharın gelmesiyle Bulgar haklı eşine, dostuna, akrabasına beyaz ve kırmızı ipten yapılan süslerden hediye eder. Gelenekten ziyade adet halini almış bu uygulama halkın mutluluk dileklerini ifade ettiği gibi çokta sevilmektedir. Gül Toplama : Her yıl Mayıs ayının sonu ve Haziran ayının başında Karlovo, Kazanlık ve Sopot bölgelerini kapsayan Gül Vadisinde halkın gül toplama törenidir. Şarkılar, danslar eşliğinde oldukça eğlenceli bir gelenektir. Nestinarstvo : Eski Trakların güneşe tapmasıyla ilgili olan bu gelenek bir yandan da Hristiyanlık unsurlarını içermektedir. Stranca Dağı'nın olduğu bölgede ateş üzerinde yapılan dans gösterisidir. Koledari Geleneği : Hristiyalık dini için Noel'in çok önemli olduğu bilmeyeniniz yoktur. Ancak Bulgaristan'da Noel gecesi gerçekleşen çok farklı bir gelenek vardır. Noel yemeğinden sonra gece başlayıp sabah'ın erken saatlerine kadar devam eden Koledari Geleneği ile özel kıyafetler içerisinde Koledari'ler evleri ziyaret eder ve onlar için şarkı söylerler. Ülke içi ulaşımlarınızı ister tren ister otobüsler ile rahatlıkla sağlamanız mümkündür. Aşağıda vermiş olduğumuz linklerden güzergah ve ücretleri kontrol edebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/bursa-gezilecek-yerle", "text": "Yerimizde durmadan gezmeye devam ediyoruz. İstanbul'a yakın gezilecek yerler nereler şöyle bir haritaya baktık ve kararımızı Bursa şehrinden yana kullanmak istedik. Bursa gezilecek yerler listemiz o kadar kabarık bir liste ki 2 günde hangi birini yapabileceğiz bir fikrimiz yok. Bursa Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapmış şehirlerden biridir. Bundan dolayıdır ki şehirde Osmanlı'nın kuruluş dönemine ait pek çok tarihi eser görebilirsiniz. Bursa'nın eski adı Hüdavendigar'dır. Bursa'nın Osmanlı'ya başkentlik yapmasının yanı sıra bir diğer önemli özelliği de 2016 Dünya Yaşanabilir Şehirler sıralamasında dünya'da 28. Türkiye'de ise 1. sırada yer almasıdır. Müzenin olduğu alan aslında eskiden İpek fabrikasıymış. Sonra restore edilerek müzeye dönüştürülmüş. Müze binlerce yıldan bu yana Anadolu'da araba tasarımı ve üretimi için yaratıcı çözümler bulanlara ve Türk otomotiv sanayi gelişmesi için çalışanlara ve at arabası mirasından otomotiv sanayiini yaratan Bursa şehrine armağan edilmiştir. Müzede görecekleriniz arasında bulunanlar kağnılar, at ve öküz arabaları, top arabaları, ot arabası, odun arabası olup ayrıca Tofaş üretimi sekiz tane otomobil de bulunmaktadır. Müze Pazartesi günleri hariç her gün 10.00-17.00 saatleri arasında açıktır. Müze, sergi salonu ve otopark, ziyaretçilerimiz için ücretsizdir. Yeşil külliyesinin en bilinen yapısı olup 1421 yılında inşa edilmiştir. Türbe'nin isminin yeşil olması literatüre \"Üretilmesi İmkansız Seramil\" olarak geçen mavi, yeşil ve turkuaz renkli İznik çinilierinden dolayıdır. Türbe'de en dikkat çekici olan kısım çinilerle süslenmiş sandukasıdır. 2005-2009 yılları arasında restorasyon sürecine giren Yeşil Türbe 2014 yılında Dünya Miras listesine girmeye hak kazanmış ender yapılardan bir tanesidir. Yapı Bursa'nın simgesi olduğu kadar Türkiye'nin simgesidir. Yeşil Türbe gibi Yeşil Cami de külliyenin bir parçasıdır. Bursa'daki ilk dönem Osmanlı mimarisinin örneğidir. Köprü'nün hikayesi çok uzun ama şöyle kısaca özetlemek gerekirse; 1442 yılında inşa edilen köprü 1854 yılında Bursa depreminden nasibini fazlasıyla almıştır. Bu da yetmemiş Kurtuluş savaşında Yunanlıların bombalamasına maruz kalmış. Derken 2004 yılında Osmangazi Belediyesi tarafından kullanıma ve ziyarete açılmıştır. Köprü sağlı sollu ağaçlarla çevrili dere üzerine inşa edildiğinden büyüleyici manzara sunar. Ancak sıkıntı şu ki böyle bir köprünün hemen bitişindeki 5 ve üzeri katlı iğrenç betonarme yapılar! Ama biz ülke olarak betonlaşmaya hasta olduğumuz için tarihin içine dahi kondursak bir mahsuru yok!!! Seyyah Reinhold Lubenau : Reinhold Lubenau'nın yolu Bursa'dan XVI. yy'da geçmiştir. Bu şehrin güzel yüksek, taş tan yapılmış sanatkarane bir köprüsünün olduğunu ve tek bir kemer halindeki bu köprü üstünde çeşitli dükkanlar bulunduğunu ifade ederek, uzunluğunu 300 m. olarak verir. Ancak bu eserin muhtemelen Türklerin fethinden önce, hristiyanlar tarafından inşa edilmiş olduğunu ilave eder. Miss Pardoe : Miss Pardoe Bursa'ya 1836 yılında ziyaret etmiştir. Köprünün üstündeki dükkanlarda ipekli dokumacıları bulduğunu söylemiş ve köprüyü Roma devri eseri zannetmiştir. Aynı zamanda köprüyü dağdan inerek hızla ovaya dökülen bir derenin üstünden geçen bir sokağa benzetir ve gittikçe harap olmaya yüz tuttuğunu yazar. Charles Texier : Description de l'Asie Mineure isimli eserinde köprünün ismini zikretmeksizin şu şekilde bahsetmiştir. II. Bayezıd tarafından yaptırılan han'da eskiden ipek böceklerinin kozaları satılırmış. 15. yy'dan beri uluslararası bir ticaret ve alışveriş merkeziymiş. Koza Han'ında asırladır çok farklı ülke ve milletlerden tüccarların işleri varmış. Dikdörtgen şekle sahip avlusu olan han'ın alt katında 45 üst katında 50 odası vardır. Han avlusunun ortasındaki şadırvan en görülmesi gereken eserlerden bir tanesidir. Bursa Ulu Cami'nin hemen yanı başındaki Koza Han 2014 yılında Dünya miras listesine alınmıştır. Bursa'nın sembolü olmuş cami hatlarıyla meşhurdur. Yıldırım Beyazıd tarafından yaptırılmış ve 1400 yılında tamamlanmıştır. Edirne Ulu Cami/Eski Cami'ye gideniniz varsa Bursa Ulu Cami'nin oraya benzediğini göreceksiniz. Ama Bursa Ulu Cami daha büyük daha estetik daha görülmeye değerdir. Yüzen Taşlar heykeli Karagöz Hacivat ve gölge oyunları anısına kinetik heykeller üzerine çalışan ve bu konuda öncü olan heykeltıraş Christian Tobin'e 2011-2012 yıllarında yaptırılmıştır. Bu eserde sanat, tarih, bilim ve mühendislik bir araya getirilerek yapıldığından Türkiye'deki ilk ve tek eserdir. Heykel Gemlik diabas taşından yapılmıştır. Osmanlı sultanlarının son yaptırdığı külliyedir. II. Murat tarafından yaptırılan külliye bulunduğu semte ismini vermiştir. Eski bir trafo binasının elden geçirilerek Sanat Evine dönüştürülmesiyle hizmete açılmıştır. Karagöz'ün anıtı binanın karşısında olduğundan ismini bundan almıştır. Müze içinde Karagöz Hacivat galerisi, kukla galerisi, ihtisas kütüphanesi ve Tasvir yapım atölyesi bulunmaktadır. 1998 yılında açılan park 400.000 m2 alan üzerine kuruludur. Park içinde 150 türde 8.000 ağaç, 76 türde 100.000 çalı, 20 türde 50.000 yer örtücü, 27 türde 6.000 gül bulunmaktadır. Bisiklet sürmek ve yürüyüş yapmak için en ideal yer olduğunu söyleyebiliriz. 610 yaşında Türkiye'nin en yaşlı çınar ağacıdır. Çınar ağacı çevresinde çok düzenli bir çay bahçesi alanı yapılmış. Günün yorgunluğunu atmak için doğa içinde huzurlu bir kahve keyfi yapabilirsiniz burada. Bursa aldığı göçler sayesinde pek çok kültürü bir araya getirmiştir. Göç ve kültürlerin birleşmesi yaşama, yapılara yansıdığı kadar lezzetlere de etki etmiştir. Osmanlı'nın başkenti olması, önemli yolların buradan geçmesi, Osmanlı sarayına yakınlığı gibi nedenlerden dolayı Bursa mutfağı her zaman canlı kalmayı ve kendinden söz ettirmeyi başarmış şehirlerimizden biri olmuştur. Anjelika Reçeli : Günümüzde bu reçeli pek yapan kalmamasına rağmen bulabileceğiniz yer Ulus Pastanesidir. Reçel Uludağ'da nadir bulunan bitkilerden bir tanesidir. Muradiye, sipsi, cimcik hamuru, yumurta dolması, kartalaç, tahinli şeftali, gugacak helvası ve daha adını bilmediklerimiz..... Türkiye'nin en büyük ve en bilinen kayak merkezidir. Ulaşımı kolay olmasından dolayı İstanbul'dan kısa süreliğine kaçış noktanız olabilir. Hem eşsiz doğa manzarasını kendinize ödül vermiş hem de kayak yapmış olursunuz. Bursa'dan 11 km uzaklıktaki köy bugünkü ismiyle Gümüştepe Mahallesi olarak da bilinir. 2000 yıllık tarihi köyün nam saldığı iki şey vardır. Bunlar şarapçılık ve üzüm yetiştiriciliğidir. Tarihinden dolayı köyde Osmanlı mimarisini görmek pek mümkündür. 1989 yılında sit alanı olarak koruma altına alınan köy Bursa'ya ziyaret edenlerin uğrak yeridir. Özellikle köyün içinden akan Nilüfer çayının hemen yanı başına kurulmuş tesiste kahvaltı etmek ya da bir şeyler yudumlamak en doğru tercih olacaktır. Cumalıkızık, Bursa gezilecek yerler derken sabahın altısından akşama kadar bırakın da yorulalım artık. Eeee hazır Bursa'dayken yorgunluk en güzel nasıl atılır? Tabi ki termal'in sıcaklığıyla 🙂 Peki termal'e nerede gidilir dedik? Tabi ki Gönlüferah'a. Termal için yanınıza şampuan, tarak dışında bir şey almanıza lüzüm yok. Gerekli olabilecek her şey Termal & Spa bölümünde size veriliyor. Kişisel kullanılacak ürünlerse termal için size ayrılan odanın içinde. Bursa'ya konaklamalı gelecek olan insanların ilk tercihi termal otellerden yana oluyor. Ama sizlere bunun aksini söyleyeceğiz. Biz Bursa gezimizi arkadaşımızın eşliğinde gerçekleştirdik. Otel odasına girmek, dört duvar arasına kapanmak yerine apartta kalmayı tercih ettik. Öyle bir yer bulduk ki Gönlüferah Otel'e yürüyerek 100 metre uzaklıkta. Apart ya da otel nerede kaldığımızın önemini geçtik asıl önemli olan kalacağımız yerin konumu. Yankı Apartments tam da tüm isteklerimize hatta fazlasına cevap veren bir yer oldu. Üç katlı bina da toplam dört daire var. İkisi normal daire diğer ikisi dubleks. Sağolsun Hilal hanım bize dubleks daireyi hazırlamış. Biz üç kişiydik ama rahatlıkla sekiz kişinin yatabileceği kadar yatak vardı 🙂 Bahçe'ya bakan salonu, balkonlu mutfağı, ova manzaralı teras yatak odası, iki katında bulunan banyosu ve eve yapılan çay, kahve hatta meyve ikramı. Daha bitmedi........ Öyle bir yere denk geldik ki. Burada kalan herkes akşamları bahçede oturup çerezler, içecekler eşliğinde hoş sohbette. Hem Yankı Apartments'in sahibi Hilal hanım hem de bizim haricimizdeki diğer konuklara tanışıp, ahbap olma imkanımız oldu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/buyuk-endonezya-tur", "text": "Türkiye'de bir ilk yaparak Büyük Endonezya Turu için en uygun fiyat garantisi ile sizleri Java, Sulawesi ve Bali bölgelerine götürüyoruz. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. İstanbul Atatürk havalimanından Singapur havayolları ile Singapur aktarmalı olarak Endonezya'nın en popüler adası Bali için yola çıkıyoruz. Öğlen Java ve Lombok arasında konumlanmış \"Tanrıların Adası\" Bali adası Denpasar Havalimanına varıyoruz. Bali adasına ayak bastığımız gibi direk Ubud bölgesine otobüs yolculuğumuz gerçekleşiyor. Ubud turist destinasyonları arasında en top olmasının yanında dünyada en fazla ziyaret edilen yerlerden bir tanesidir. Yaratıcılık, doğal güzellik ve dinlenme anlamında dünyaca ün yapmış bir bölge olma özelliğine sahiptir. En özel ve son yıllarda git gide popüler olmaya başlayan ve doğayla iç içe olan Ubud Bölgesi. Arma Müzesi gezisini yaptıktan sonra otele yerleşme ve dinlenmek için serbest zaman. İyiyle, kötünün savaşının verildiği yerel dans gösterisi, Ubud'un olmazsa olmaz pirinç tarlaları arasında en gösterişli olanı Tegallang, Hinduların kutsal su kaplıcası Tirta Empul, Bali'nin en gösterişli yanardağı ve gölüne ev sahipliği yapan Kintamini, Kopi Luwak kahvesi deneyimi ve Bali halkının yaşamı ile sanat uygulamalarını görebileceğiniz müthiş bir tur sizleri bekliyor. Java ve Lombok arasında konumlanmış Bali adası \"Binler Tapınağı Adası\" ve \"Tanrıların Adası\" olarak anılmaktadır. Çevresinde yer alan bir kaç adası ile ziyaretçilerine görülecek çok yer sunmaktadır. Bali adasının olmazsa olmazlar listesinde Tanah Lot ve Uluwatu tapınağı yer almaktadır. Tanah Lot Temple / Bali adasının simgesi haline gelmiş ve en meşhur tapınaklarından olan Pura Tanah Lot Canggu kumsalından 12 km kuzeydedir. \"Tanah\" dünya \"Lot\" ise su demektir. Dünyanın ve suyun tapınağı Tanah Lot denizin ortasında bir kaya üzerinde şaşkınlık verecek kadar farklı bir yapıdır. Uluwatu Temple / Jimbaran'ı diğer özel kılan yanı ise Uluwatu Tapınağına ev sahipliği yapmasıdır. Resif üzerinde 11. yy'a ait bir Hindu tapınağıdır. Tapınağa giderken maymunlar eşlik ediyor. Ve yol boyunca resif kenarından yürüyerek muhteşem gün batımına tanıklık ediyorsunuz. Jimbaran Bay sunset Dinner / Jimbaran kumsal boyunca onlarca deniz restaurantının olduğu ve akşam yemekleri ile meşhur bir bölgedir. Bali adasından Makassar için direk uçuş gerçekleştiriyoruz. Makasaar havalimanında bizi alacak yerel rehberimiz ile buluşup özel aracımıza transferimiz gerçekleşecek. Makassar bölgesi yolculuğumuz aracımıza binmemizle başlıyor. Toraja için çıktığımız yol boyunca Rammang isimli yere uğrayıp burada bulunan Puta nehrinde bot turu yapacağız. Nehri çevreyelen kireç taşı formasyonları arasında muhteşem bir bot turu gerçekleştirip çeltik tarlaları arasında yürüyüş turumuz olacak. Ve ardından kireç taşları arasında kurulu bir yerel köy ziyareti yapacağız. Küçük bir liman kasabası olan ve muhteşem manzarası olan bölgede öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Yolculuk devam edecek ve akşamüzeri Bambapuang dağında küçük bir çay-kahve molası vereceğiz. Bu kısa molamızın ardında Toraja bölgesine doğru yine yol alıp akşam otelimize varıp yerleşme ve akşam yemeği alındıktan sonra dinleme. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra 09:00'da tur başlayacak şekilde hazır oluyoruz. Bu gün tam gün boyunca güney Toraja bölgesi gezilecek. İlk durağımız kültürü ve tarihi ile mistik bir bölge olan Londa bölgesi olacak. Yerliler tarafından mezar yeri olarak kullanılan doğal oluşum mağara ziyareti olacak. Bu mağaranın iki tane giriş çıkış noktası var. İnce dar girişinden girip mağaranın içinden geçilerek ikinci çıkış kapısından çıkılacak. İkinci durağımız ise Tau Tau isimli asılı mezarların bulunduğu Lemo bölgesi. Mistik nehirler ve mağaralarla çevrili Sa'pa Bayo-BAYO antik yerleşim bölgesi ziyaretinin hemen ardından Kambira'daki bebek ağacı mezarlarının olduğu bölgeye geçiyoruz. Ve bu ziyaret sonrası asıl görmeyi amaçladığımız ölü seromonilerin yapıldığı yere gidiyoruz. Pirinç tarlalarının ortasında öğle yemeğimizi yedikten sonra otele dönmek üzere yola çıkıyoruz. Akşamüzeri 17:00 gibi otele vardıktan sonra Rantepao'daki yerel restaurant'ta yiyeceğimiz akşam yemeği için saat 19:00'da yerel rehberimizle buluşuyoruz. Bugünkü rotamız ise Kuzey Toraja bölgesini kapsıyor. Dünkü gibi bugün de programımız saat 09:00'da başlayacak. İlk durağımız Kete Kesu isimli geleneksel Toraja köylerinden en önemlisi. Çevresi pirinç tarlaları ile donatılmış ve tahtalardan yapılmış yerel evleri ile Toraja bölgesinin en özel köyü burası. Buradan sonra Bolu Maket'e geçeceğiz. Bu bölgede üretilenlerden bazıları; Toraja beyaz Buffalo, Toraja kahvesi, Toraja biberi ve daha fazlası... Yolculuğumuz Lo'ko Mata'ya doğru devam ediyor. Devasa büyüklükteki kare şekilli kayaların mezar olarak kullanıldığı bölgedir. Bu bölgeden kısa bir yürüyüşle Battutumonga bölgesine gidilecek. Varılan noktada muazzam bir pirinç tarlası ve yerel köylerin manzarası hakim. Rantepao şehri manzarasının da hakim olduğu noktada öğle yemeğimizi alacağız. Otele varmadan önce Toraja Coffee House'da Toraja kahvesi için mola verilecek ve otele varışımız 16:30 Akşam otelde alınacak akşam yemeğinden sonra serbest zaman. Kahvaltı sonrası saat 09:00'da dönüş için yola çıkıyoruz. Yol boyunca duracağımız noktalardan bir tanesi Bambapuang burada manzara eşliğinde kahve-çay molası verip öğle yemeği için Pare Pare'ye geçilecek. Yemek sonrasında geleneksel balıkçı kasabasına geçip burada Phinisi botlarını görecek ve tanıyacaksınız. Nasıl üretildiğinden tutun nasıl kullanıldığına kadar tüm detaylı bilgileri alacağız. Sonraki durağımız ise Pangkep'teki Buginese evleri ziyareti ve sonrasında havalimanına varış. Havalimanına varışımızdan sonra Makassar'dan Yogyakarta'ya uçuşumuz gerçekleşiyor. Yogyakarta'ya varışımızla birlikte otele yerleşme ve serbest zaman. Yogyakarta, Endonezya'nın Orta Cava bölgesinde yer alan şehir ülkenin ikinci büyük ve aynı zamanda Bali adasından sonra ikinci turistik şehridir. Telaffuzu Jogjakarta olan şehre kısaca Jog-Ja denilmektedir. Yogyakarta yüzyıllar içinde geleneksel bir çok krallık sistemine ev sahipliği yaptığı için tarih ve tapınaklar şehri olarak Endonezya'da oldukça önemli bir şehirdir. Yogyakarta Özel Bölgesi Endonezya'nın 32 vilayetinden bir tanesi olup halen Sultanlık ile yönetilmektedir. Klasik Java sanatı ve kültürünün merkezi olarak bilinir. 1945-1965 yıllarında Endonezya Ulusal Devrimi boyunca Endonezya'nın başkentliğini yapmış şehir kültürü ve tapınakları ile sizleri kendine hayran bırakacak. Yogyakarta turumuzun ilk günü ziyaret edeceğimiz nokta özel olsun diye Borobudur Tapınağına gidiyoruz. Borobudur Tapınağı dünyanın en büyük ve tek parça Budist tapınağıdır. Kamboçya'daki Angkor Wat ile kıyaslamayın çünkü o tapınak değil komplekstir. Yogyakarta şehrinin 40 km kuzeybatısında yer alan tapınak 1991 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Halk tarafından terk edilen hatta unutulan yapı yüzyıllarca volkanik küllerin altında gizli kalmış ve 1814 yılında Sir Stamford Raffles tarafından tekrar keşfedilen yapıda ilk restore ilerini Hollandalılar başlatıp sonrasında Unesco'nun desteği (25 milyon dolar) ile 11 yıl devam etmiş ve insanlığa geri kazandırılmıştır. 1991 yılında Unesco Miras Listesine alınmıştır. Yerel rehberimizden Borobudur hakkında ve inanışları hakkında tüm detaylı bilgi alındıktan sonra çevresindeki Menduta ve Pawan tapınakları ziyaret edilip en son yine çok değerli bir tapınak olan Prambanan ziyaretimiz olacak. Dünyanın en güzel tapınağı olarak anılan Prambanan Endonezya'nın en büyük Hindu tapınağıdır. Prambanan Tapınağı Java bölgesinin en büyük tapınak kompleksidir. 3 ana tapınak olup bunların her biri Hindu tanrılar Shiva, Vishnu ve Brahma'ya adanmıştır. Hindu inanışına göre 3 ilah sembolleri ile donatılmış tapınak kompleksidir. Sabah kahvaltı sonrası otelden ayrılıp Yogyakarta'nın görülmeye değer en güzel noktalarından olan Kraliyet Sarayı ile gezimize başlıyoruz. Kraton veya Karaton olarak okunan büyük kompleks Cava düzenini büyük bit titiz plan dahilinde yansıtmaktadır. Kompleks içerisinde göreceğiniz müthiş geleneksel Cava mimari örneklerinin eşi benzeri yoktur. Sarayın inşası 1790 yılında tamamlanmıştır. Bugün Keraton Yogyakarta geleneğinin bir parçasıdır. Sultanların yaşam alanı olmasının haricinde günümüzde hala törenlerin, kültürel gösterilerin yapıldığı bir kompleks olmaya devam etmektedir. Taman Sari Su Sarayı olarak bilinir. Şehrin eski bölümünde yer alıp, Keraton yani sarayın batısında yer alır. 18. yy'ın ortalarında inşa edilmiştir. Yogyakarta Saray kompleksinin bir parçası olan Taman Sari Unesco Miras Listesine girmeyi hak etmiş yerlerden biridir. Mimarisi ve kabartmalara bakıldığında kompleksin Hindu, İslami, Budist, Çin ve Avrupa parçaları ile harmanlaştığı çok net anlaşılabiliyor. 10 hektarlık arazi üzerine kurulu olan Su Sarayı içinde havuzlar, asma köprüler, yapay göller ve yeraltı tünelleri ile çevrilidir. Kompleks içerisindeki 58 yapının bugün 22 tanesi halen fark edilebilir durumdadır. Malioboro Caddesi : Her şehrin olmazsa olmaz kalakabalık, turistik caddedi vardır ya. İşte Yogyakarta'nın en işlek caddesi de Malioboro. Guest house'ların, restaurantların, alışveriş dükkanlarının bir arada olduğu insan ve araç trafiğinin en yoğun olduğu yer burasıdır. Kahvaltı sonra özel aracımızla Tugu istasyonuna haraket ve bu duraktan Mojokerto için trene bineceğiz. Tren seyahatini tamamladıktan sonra bizi bekleyen aracımıza binip otele doğru ilerleyip otelimize varış yapıyoruz. Odalara yerleştikten sonra herkes için serbest zaman. Gece gün doğumu için Bromo'ya tırmanacağımız için erken yatmanızı öneriyoruz. Sabaha karşı saat 03:00'de uyanıyoruz bizi bekleyen jeeplerimize binip dünyanın en güzel manzara noktalarından biri olan Pananjakan dağına varıyoruz. Pananjakan dağının hemen arkasında deniz seviyesinden 3676 metre yüksekte bulunan ve Java bölgesinin en yüksek dağı olan Semuru Volkanı bulunmaktadır. Bölge 1919 yılından bu yana koruma latındadır. Deniz seviyesinden 200 metre yükseklikteki Tengger isimli kum denizinin sırtından yol alarak tırmanışımızı tamamlayacağız. Ve sonunda 2329 metre deniz seviyesinden yüksekteki Bromo Yanardağı manzarası ile karşı karşıya kalacağız. İsmini Hint tanrısı Brahma'dan alan Bromo 1982 yılında ulusal park ilan edilmiştir. Bromo yanardağı etkinliğimizden sonra otele dönüş ve aldığımız kahvaltıdan sonra direk Doğu Java bölgesinin başkenti Surabaya'ya hareket. Havalimanına varışımızı takiben akşamüzeri Surabaya Singapur uçuşunu gerçekleştireceğiz. Yaklaşık 3 saat Singapur havalimanı aktarmasından sonra Singapur-İstanbul uçağı ile geri dönüş yoluna geçiyoruz. Sabah 07:45'de İstanbul Atatürk Havalimanına varış. Yogkakarta'daki tüm konaklamalar kahvaltı dahil olup öğle ve akşam yemekleri dahil değildir. Toraja bölgesinde sabah kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri ücrete dahildir. Merhaba, grup en az 15 kişi olmalıdır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/buyuk-goc-zamani-afrikada-safar", "text": "Büyük göç zamanı Afrika'da Safari yapmak her insanın hayalini süsleyen seyahatlerden bir tanesidir. Büyük göçe rastlamak her ne kadar şans olsa da biraz da döneminde doğru Milli Park'ta bulunmanın da etkisi çok büyüktür bu benzersiz ana şahit olmak için. Büyük Göç'ü izlemek için Afrika'ya ne zaman gidilmeli sorusu akıllara geliyor muhakkak. O halde en detaylı haliyle sorunuza cevap verelim. Önce büyük göç hangi aylarda gerçekleşir, hayvanlar nereden nereye göç eder, büyük göç ne kadar sürer bu sorulardan başlayalım. 2016 yılından bu yana Afrika'da safari yapıyoruz. Her safarimiz bizi oldukça etkiledi ama ne yalan söyleyelim en doyumsuzu ve unutulmazı 2017 kurban bayramında gerçekleştirdiğimiz safarimizdi. Büyük Göç Serengeti Milli parkının güneyinden başlamaktadır. Antilop ve zebraların büyük göç için bir araya gelip hareket ettiği nokta tam burasıdır. Bu aylar Serengeti için yağmurların sona erdiği kurak dönemin başladığı zamandır. Dolayısıyla göç edecek tüm hayvanlar su ihtiyaçları ve buna bağlı olarak yağışlar nedeniyle yeşeren otlarla beslenmek için Grumeri Nehrine doğru yavaş yavaş göç etmeye başlarlar. Haziran ayı itibariyle Grumeti Nehri'nin suları azalmaya başladığından antiloplar ve zebralar nehir dolu timsahtan geçiş gerçekleştirir. İşte o belgesellerde gördüğünüz ve ağzınız açık izlediğiniz geçiş burada gerçekleşir. Temmuz ayına girilmesiyle birlikte hayvanlar su alan alanlara doğru yollarına devam ederler. Su alan yer Afrika'nın en ünlü safari alanı olan Masai Mara'dır. Ocak ayında başlayan göç Haziran ayında artık Kenya Masai Mara'ya varıyor. Grumeti nehrinde olduğu gibi Mara nehri geçişi de tüyler ürperten sahneler sunmaktadır. Mara nehrinde milyonlarca antilop ve zebranın görkemli geçişine ev sahipliği yapmaktadır. Mara Nehri büyük göç'ün en önemli noktası ve her yıl aynı dramın yaşandığı kilit yerdir. Ve Ekim ayına girilmesiyle Tanzanya'dan gelen büyük göç mensupları yağışın başladığı Serengeti'ye doğru geri dönmeye başlıyor. Büyük göçün yıl boyu devam ettiğini bilmelisiniz. Hayvanlar yıl boyu Tanzanya Kenya arasında saat yönünde bir daire çizerek sürekli göç halindedirler. Afrika'da Safari hayalinizi gerçekleştirme planınız varsa yukarıda yazdığımız takvim oldukça işinize yarayacaktır. Ama daha detaylı bilgi ihtiyacı hissederseniz lütfen aşağıdaki videoyu izlemeyi de ihmal etmeyin. Her şeyden önce büyük göçün bitmeyen sürekli devam eden bir olay olduğunu bilmek gerekiyor. Bu öykü bir kıtanın kendini yararak tekrar doğduğu Büyük Rift vadisinde başlıyor. Rift vadisini çevreleyen düzlüklerin oluşturduğu Serengiti'den sürekli taze ot arayışındaki milyonlarca hayvan güneşi, ayı ve dünyanın manyetik alanını takip ederek göç ederler. Her yıl 1 milyondan fazla Afrika antilobu ve 200 binden fazla zebra Tanzanya ve Kenya çevresindeki 800 km'lik bir çemberde mevsimsel yağmurları kovalamak zorundadır. Su vahşi yaşamda hayat kaynağıdır. Özellikle antiloplar yağmurların nerede yağdığını 40 km öteden hissedebilirler. Serengeti'de yeni nesil için duraksarlar. Ve doğumlar yani yeni canlılar dünyaya gelir. Afrika antilopları 3 haftalık süreçte her gün 8000 antilop doğurmaktadır. Afrika'da her zaman güçlü olan kazanır. Bu dünyanın bütün büyük göçleri gibi giderek daha fazla tehdit altında kalan bir yarış. İklim değişiklikleri hava durumu döngüsünü bozuyor. Ve hızla artan insan nüfusu hayvanların ezeli göç yollarına zarar veriyor. Yıllık göç sırasında çeyrek milyon (250.000) afrika antilobu 30.000 zebra ölüyor. Güneşin kavurduğu Serengeti'de açlık yüzünden hayvanlar kuzeye doğru koşamaya başlar. Kollektif bir zeka sürüyü doğru yolda tutar. Atalarının geçtiği yollarda her hayvan kendi komşusuna öncülük etmektedir. Ama yürüyüşün çoğu aşırı derecede yorucudur. Sabırlı leş yiyiciler ve yırtıcılar içlerinden bazılarının sendeleyeceğini bildiği için yolu tamamlayamayacak olanları dört gözle bekler. Mara nehrinde başka göç daha zirve yapar. Timsahlar, antilop ve zebraların ne zaman nereden geçeceğini artık ezberlemiş durumdalar. Büyük gruplar halinde toplanıp gelecek olan antilopları bekliyorlar. Ve işte bu geçiş esnasında büyük çılgınlık, bir doğa olayı başlar. Timsahlar yıllara dayanan tecrübeleri ile kimleri hedef alacağını biliyor. Yani gençleri. Buzağılar annelerinden ayrı düşememek için gayret etse de boşuna. Ne kadar uğraşsalar da yem olmaktan kurtulamıyorlar. Ama burada timsahlar için de umutsuz bir döngü söz konusu. Eğer şimdi yeterince beslenebilirlerse kıtlık döneminde aylarca hatta maksimum 1 yıl aç kalabilirler. Ölümün sürü için yaşam kadar önemli olduğu unutulmamalı. Her biri kendine has özelliklere sahip beş hayvan vardır ki bunlar fil, gergedan, aslan, leopar ve buffalo olmak üzere Afrika'nın beş büyüğüdür. Ormanlık alanlar yerine açık çalılıklarda yaşarlar. Diğer hayvanların görme hissi gece azaldığından genelde aslanlar gece avlanırlar. Bireysel olduğu gibi topluca da avlanan aslanların farkı erkek yerine dişinin avlanmasıdır. Erkekler rahatına düşkün olduklarından yemeği önüne isterler. Avlanma sonu beslenme hiyerarşiye göre gerçekleşir. Ve en son nasiplenen aslan yavruları olur. Aslanların sayısı bundan yıllar önce 200.000 iken Afrika'daki sayıları günümüzde sadece 20.000 tane kalmıştır. Ve 26 Afrika ülkesinde tamamen yok olmuştur. 1980 yılında vahşi yaşamda 75.800 aslan varken 2015 yılı verilerine göre sayıları dünya genelinde 30.000'den az kalmıştır. Kenya'da 50 yıl önce sayıları 30.000 hayvan iken günümüzde sayıları 2.000'den azdır. Her yıl 100 aslan yok oluyor. En hızlı tükendikleri yer ise Masai'lerin topraklarıdır. Afrika'nın dört bir yanında aslan popülasyonu son 25 yılda ayrı yarıya düşmüştür. 2012 yılında Kenya Vahşi Yaşam servisinin verdiği verilere göre günümüzde Kenya'da sadece 1.700 tane aslan kalmıştır. Günümüz aslanlarının kökenleri bilim insanlarınca ortaya çıkarıldı. Hem yaşayan aslanları hem de müzelerdeki kalıntıları inceleyen araştırmacılar, aslanların en eski atalarının 124.000 yıl önce yaşadığını ortaya çıkardı. Aslanlar bugün iki temel gruba ayrılıyor. Bir grup Doğu ve Güney Afrika'da yaşıyor; diğer grup Orta, Batı Afrika ve Hindistan'da. İkinci grubun nesli ciddi anlamda tehlike altında. Bu da demek oluyor ki bugün yaşayan aslan türlerinin genetik çeşitliliğinin yarısı yok olacak. Örneğin Hindistan'da yaşayan Asya aslanlarının 400 bireyden az kaldıkları tahmin ediliyor. Filler karada yaşayan hayvanların en büyüğü kabul edilir. Bir filin ter bezi yoktur. Afrika filinde vücut yüzeyinin 6/1'ini oluşturan kulakların içinde bir kılcal damarlar ağı vardır. Fil kulaklarını sallayarak vücut ısısını dengeleyebilir. Viyana hayvanat bahçesinde termal kamera ile görüntülerine göre fil vücudundaki en soğuk yer kulaklarıdır. Afrika'nın beyaz altını kabul edilen filler aslında dişleri yüzünden bu kadar popüler hale gelmiştir. Fil dişi yüzünden katledilen hayvanlardan geriye kalan dişler fildişi ticareti için çok önemli. Bu ticaret yüzünden 2002 ila 2012 yılları arasında 800.000 filin katledildiği bir gerçek var. Ve günümüzde Afrika'da sadece 400.000 fil kalmıştır. Elde edilen fildişleri genelde Çin başta olmak üzere Uzakdoğu ülkelerine gönderilmektedir. Burada fildişleri ustalıkla işlendikten sonra meraklıları için satılıyor. Bugün bir milyon dolara fildişi halen Çin'de satılmaktadır. Kilosu 1000 avro eden fildişi hediyelik eşya olarak o kadar değerlidir ki bunu satın alacak olanlar ne yazık ki fildişine verdiği değeri filin kendisine vermemektedir. Bugün hala fildişi ticareti için her gün 96 fil öldürülmektedir. Eğer halen koruma altına alınmazlarsa 2023 yılına geldiğimizde fil neslinin dünyadan yok olacağı tahminler arasındadır. Fillerin kalbi yaklaşık 20 kg'a kadar çıkmaktadır. En küçüklerindeki bu ağırlık 12 kg'dır. Hortumları ile tek seferde 6 lt su tutabilirler. Günde ortalama 200 lt su içerler. O yüzden sulak yerde yaşamayı tercih ederler. Günde ortalama 200 kg besin tüketirler. Toplam 24 dişi vardır. Ağzının kenarındakine her ne kadar fildişi desek de aslında bunlar diş değil boynuzdur. Anaerkil yapıları vardır. Bu yüzden lider hep dişi fildedir. Sosyal hayvanlar olduğundan hep sürü halinde hareket ederler. Hamilelik dönemi 22 aydır. Bir yavru dünyaya getirirler. Yavrular ortalama 120 kg ağırlığında doğar. 3 yaşına kadar süt emerler. Filler kaçak avcılık tehdidi altında olduklarından buna dikkat çekmek amacıyla her yıl 12 Ağustos Dünya Fil Günü olarak kutlanmaktadır. Filler Afrika ve Asya filleri olarak ikiye ayrılır. Afrika fillerinin kulakları daha geniş ve büyük, kafası daha yuvarlakken Asya fillerinin kafasında deve gibi 2 çöküntü vardır ve kulakları daha şekilsiz ve küçüktür. Beyaz gergedanlar kara hayvanları arasında fil'den sonra ikinci büyük memelidir. Fil 7.000 kiloyken, gergedan 3.500 kilo gelmektedir. Aynı zamanda 5 Büyük arasında da yerini almaktadır. Boyu 1.82 mt, uzunluğu ise 3.35 metrelere kadar varmaktadır. Kalın ve hassas derisi olduğundan güneş ve sineklerden korunmak için genelde çamurlarda yatarlar. Üzerlerinde kuruyan çamur tek çareleridir. Beyaz gergedan ismi Afrika kelimesi weit'ten gelir. Geniş anlamına gelen kelime gergedanların geniş ağızlı olduklarını ifade etmek için kullanılmıştır. Fakat daha sonra bunu İngilizler white olarak çevirmiş ve beyaz gergedan olarak anılmaya başlanmıştır. İri yapılı olmalarına rağmen saatte 30 ila 40 mil arasında hız yapabilmektedirler. Hamilelikleri 15-16 ay sürer. Ve yavru üç yaşına gelene kadar ailesi ile yaşar. Aslında dışarıdan baktığınızda her ikisi de aynı gibidir. Aralarında farkı en iyi dudak yapısından anlayabilirsiniz. Beyaz gergedan yayvan dudaklı olup siyah gergedan ise kanca dudaklıdır. Beyazlar daha sosyal ve toplu olarak yaşarken, siyahlar daha başıboş ve agresiftirler. 19. yy'ın sonunda sayıları yaklaşık bir milyon olan gergadanlar, 1970'lerde 70.000'e düşmüş olup günümüzde ise sadece 28.000 tane kalmıştır. Beş türden üç'nün nesli tükenmiş olan gerdanları Afrika ve Asya seyahati gerçekleştiren ve şanslı olanlarımız görebiliyorken bundan sadece 5-10 yıl sonra acaba çocuklarımız görebilecek mi içler acısı bir durum. Sanıyoruz ki bizler de bu şanslı kişiler arasında yerimizi aldık. Kaçak avcıların gergadanları öldürerek boynuzlarını Çin'e ilaç yapımı için Vietnam'a değerli hediyelik eşya amacıyla satılmasına ortak olmamak için milyonlarca yıldır (40 milyon yıl) ekosistemin bir parçası olan gergedanların soyunun tükenmesine izin vermeyelim. Kenya'da sadece 680 tane siyah gergedan kalmıştır. Afrika'da iki tür buffalo bulunur. Biri Cape Buffalo diğeri ise Water Buffalo'dur. Buffalo'nun tehlikeli hayvan olduğunu bilmeyeniniz yoktur. Ama ikisi arasında kıyas yapmak gerekirse Cape Buffalo diğer türe göre daha hızlı öfkelenmesiyle bilinir. Afrika'da gerçekleştireceğiniz safari boyunca antiloptan sonra en fazla rastlayacağınız hayvanlardan bir tanesidir. Büyük Beş'in içinde yer alan ve görülmesi oldukça güç olan hayvandır. İlk safarimizi 2016 yılında gerçekleştirdiğimizde ne yazık ki bir eksiğimiz kalmış, leopar'ı görememiştik. 2017 yılında tekrar safari yapma şansımız oldu ve bu sefer azıcık da olsa görebildik. Azıcık nasıl mı oluyor? Leoparlar genelde ağaç dallarında görülür. O yüzden safari esnasında sizin dikkatinizden çok yerel rehberiniz ya da şöförünüzün bunu fark etmesi gerekiyor. Sık çalılık ve ağaç dallarında yatmasından dolayı görülmesi en zor hayvanlardan biridir. Afrika'da safari denilince bunu deneyimleyecebileceğimiz iki ana milli park vardır. Biri Tanzanya'daki Serengeti parkı diğer Kenya'daki Masai Mara parkıdır. Serengeti'de hayvanları 9 ay boyunca görebiliyorken Masai Mara'da bu süreç 3 aya inmektedir. Ama arada şöyle bir fark olduğunun altını çizmek isteriz. Serengeti parkı Masai Mara'ya göre çok büyük bir alana yayılmış olduğu için hayvanlar çok dağınık halde gezmektedirler. Bu da hayvanları toplu olarak görmemize ve gün içinde çok uzun mesafe sürüş yapmamızı gerektirir. Masai Mara milli parkı ise 1510 km2 alana sahiptir. Dolayısıyla daha çok hayvan görme imkanı sunmaktadır. 1961 yılında vahşi yaşam parkı ilan edilen park Büyük Rift vadisi içinde yer almaktadır. Her yıl yaklaşık 290.000 kişi Masai Mara milli parkını ziyaret etmektedir. Daha fazla hayvan görmenin yanı sıra dünyadaki en iyi 5 kuş gözlem noktalarından da biridir. Masai Mara ekosistemi en fazla devekuşu nüfusuna sahip yer olduğu gibi özel tür olan gri taçlı turna da yine burada görebilmektedir. Çita / Memeli : Çita gezegendeki en hızlı koşucudur. 7 8 saniye boyunca saatte 115 km hızla koşarak avına saldırır. Fakat bu saldırıların çok azında avını yakalayabilir. İnek antilobu afrika'daki en hızlı antilop türüdür. Merhaba, Masai Mara büyük göç için en iyi dönem Haziran-Temmuz-Ağustos aylarıdır. Bunun dışında gitmenizi tavsiye etmeyiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/buyuk-izlanda-tur", "text": "İzlanda turu ile Kuzey Işıkları, Şelaleler, Milli Parklar ve Baştan sona İzlanda gezisi. -ÜLKEYİ BAŞTAN SONA ÇEVRELEYEN ROUTE 1'DE İNANILMAZ 5 GÜN -DÜNYANIN EN İYİ KUZEY IŞIKLARI GÖZLEM NOKTALARINDAN BİRİ KUZEY IŞIKLARI DENEYİMİ -GOLDEN CIRCLE DENİLEN ALTIN ÇEMBER TURU -DÜNYACA ÜNLÜ SELJALANDSFOSS ŞELALESİ -AVRUPA'NIN EN BÜYÜK BUZULU VATNAJÖKULL -İZLANDA'NIN TÜM BATISI, ŞAHANE BUZULLAR VE VOLKANİK OLUŞUMLAR -BAŞKENT REYKJAVİK /DÜNYANIN EN KUZEYİNDE BULUNAN BAŞKENT -KRATER GÖLLERİ VE BAZALT OLUŞUMLAR -DÜNYANIN EN İYİ \"TROPİKAL OLMAYAN PLAJI\" / SİYAH KUMLU PLAJLAR -BALIKÇI KÖYLERİ İstanbul'dan aktarmalı olarak İzlanda'nın büyüleyici başkenti Reykjavik varış. Otelimize gitmeden önce dünyanın en ünlü termal alanlarından Blue Lagoon'da 39 derecelik sularda termal havuz keyfi. Blue Lagoon İzlanda'nın en turistik noktalarından biri olup rezervasyonları aylar öncesinden tükenen çok önemli bir termal tesis. Bu termal tesiste buz gibi havada havuzun tadını çıkaracak, muhteşem doğa manzarasının eşliğinde İzlanda'yı keşfimize başlayacağız. NOT: Blue Lagoon'da fiyata dahil PREMIUM paket kullanacağız. Özel kullanım alanları paket fiyatına dahildir. Daha sonrasında başkent Reykjavik'te bulunan otelimize transfer. Sabah kahvaltımızın ardından İzlanda'nın ünlü ALTIN ÇEMBERİ'ni / Golden Circle'ı gerçekleştireceğiz. Altın Çember 3 ana duraklı bir tur. İzlanda'nın en popüler noktalarından biri çünkü kısa süreli İzlanda ziyaretçileri için ideal ve başkente yakın. İzlanda'da Blue Lagoon'dan sonra göreceğimiz ilk doğal harika Gulfoss Şelalesi olacak. Bu büyüleyici şelale İzlanda kartpostallarını süslüyor. Daha sonrasında hemen yanı başında bulunan Geysir. Yeraltı sularının magmaya yakın geçmesi sonucu hızla kaynaması ile oluşan basıncı yüzeye kadar ulaşan yarıklardan fışkırtan oluşumlara gayzer deniyor. Bu geysir'de doğal olarak fışkıran suları hemen yanı başından izleyeceğiz. Günün sonunda ülkenin güney kesiminde Vik kasabasına yakın doğa ile baş başa konaklayacağımız otelimize geçeceğiz. Sabah kahvaltısının ardından İzlanda turumuz devam ediyor. İlk durağımız güneyin güzelliklerini gözler önüne seren şahane Skogafoss Şelalesi. Özellikle 2 yanında barındırdığı daimi gökkuşağı ile kartpostalları süsleyen bu büyüleyici şelaleyi oldukça yakınından fotoğraflayacağız. Sonrasında İzlanda'nın güney sahillerinde okyanus ile buluşup Dyrholaey sahillerini ve Reynisfjara Plajı'nı gezeceğiz. Game of Thrones fanatikleri bu bölgeyi zaten oldukça iyi biliyor olsa gerek! Sonrasında ise kuzeyin büyüleyici kasabası Vik'i ziyaret edeceğiz. Yüzük Yolu'ndaki 3. gün maceramızda dünyanın en büyük lav akışının kaydedildiği Eldhraun bölgesinden geçip 12. yy'da kurulan Kirkjub jarklaustur kasabasını ziyaret edeceğiz. Devamında ise İzlanda'nın %10'unu kaplayan, Avrupa'nın en büyük buzulu Vatnajökull'a ulaşacağız. Skaftafell Milli Parkı'nda şahane bazalt oluşumlara tanıklık ettikten sonra Avrupa'nın en büyük buzul alanının çevrelediği Jökulsarlon Buzul Lagünü'ne ulaşacağız. Ve buzulları yakından göreceğiz. Höfn güney sahillerinde çok çok küçük bir kasaba. Bu kasabada konaklayacağımız otelimiz kasabanın merkezinde, deniz kenarında bulunuyor. Bugün tüm güney sahillerini geri dönüp başkent Reykjavik'e ulaşacağız. Bu uzun yolculuk gününde güney İzlanda'da atladığımız tüm şelaleleri, balıkçı kasabalarını göreceğiz. Gün içerisinde fotoğraf duraklarımızda güney İzlanda'nın büyüleyici duraklarını fotoraflayacağız. Bu sabah erken saatlerde Snaefellsnes Yarımadası'na doğru yola çıkacağız. İzlanda'nın en ünlü yarımadasında ilk durağımız spiral dağ Kirkjufell olacak. Sonrasında Arnastrapi gibi ünlü Viking destinasyonlarını göreceğiz. Budhir'de İzlanda'nın ünlü siyah kilisesini görecek ve güney sahillerinde fokların bulunduğu sahilleri dolaşacağız. Sabah havalimanına transfer ve aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş ve yolculuğun sonu. Kuzey Işıkları dünyada sadece 60-72 Kuzey ve Güney enlemlerinde görülen nadir yansımalardır. Bu yansımaların görülebilmesi için bulutsuz açık hava ve zifiri karanlık gereklidir. İzlanda turu boyunca birden fazla kez kuzey ışıklarına tanık olabiliriz. Bunun sebebi ise adada ışık yoğunluğunun çok az olduğu bölgelerde çok fazla vakit geçirecek olmamızdır. NOT: Kuzey Işıkları nisan, mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında uzun gündüz sürelerinden dolayı gözlemlenememektedir. Gezimizin tarihi kuzey ışıklarını görmek açısından oldukça iyi bir tarihtir. -İzlanda Avrupa'nın en pahalı ülkesidir. Gerek konaklama, gerek tur ücretleri diğer Avrupa ülkeleri ile kıyaslanmayacak düzeydedir. Bu gezimizde 5 gece sabah kahvaltısı tur ücretine dahildir. -Gezimiz boyunca klimalı ve internetli Mercedes minivan ile İzlanda'yı gezeceğiz. -Bu gezimizde ekstra bir tur ücreti bulunmamaktadır. Oldukça pahalı olan Blue Lagoon'da premium termal havuz keyfi fiyatımıza dahildir. -Bu gezi \"en detaylı İzlanda turu\" olma özelliğini taşımaktadır. İzlanda'da Ekim ayı hava sıcaklık ortalaması 7 derece. Hissedilen ortalama 3-4 derecedir. Geceleri sıcaklık 3 dereceye düşmektedir. Ekim ayı gerek hava durumunun iyi olması gerekse de kuzey ışıklarının görülebilir olmasından dolayı ziyaret etmek için en iyi aylardan biri olarak kabul edilir. -İstanbul Reykjavik İstanbul uçak biletleri -5 gece İzlanda'da rotamız üzerindeki otellerde sabah kahvaltı konaklama -Programda belirtilen tüm milli parklar, müzeler ve doğa alanları -Blue Lagoon termal havuz girişleri -Avrupa'nın en büyük buzulu -Reykjavik şehir turu -Programda belirtilen tüm şehir, balıkçı köyleri -Tüm transferler -Seyahat sağlık sigortası -Yurt dışı çıkış harcı -Şoför ve yerel rehber için bahşişler -Öğle ve Akşam yemekleri Neslihan, Orkun ve Herkül'ün üstün gayretleri ve hepinizin varlığı ile harika bir gezi oldu. Çok teşekkürler!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/buyulu-sehir-rom", "text": "2 günlük Venedik gezimizin sonrasında 24 Kasım'da sabah treni ile 3 saatte Roma termini istasyonuna vardık. İlk gün İtalya'nın büyülü şehrini yürüyerek sokak sokak gezmeye başladık. Venedik'teki otelin rutubetinden fena etkilendik. Zatürre olmaya az kala şükür Roma'ya geçtik. Otelimiz Termini istasyonunun Tourist Information'nın bulunduğu çıkış kapısından yürüyerek 1 dakika uzaklıktaydı. Valizlerimizi resepsiyona teslim ettikten sonra S. Maria Maggiore kilisesinin bulunduğu meydana vardık. Meydandaki trafik ışıklarının hemen önündeki eczaneden ilacımızı aldıktan sonra kiliseyi solumuza alarak yolun aşağısına doğru devam ettik. Cavour metro durağının tam karşısındaki merdivenlerden ara sokaklara girerek Foro Romano'nın tam önünde bulduk kendimizi. Bu geniş caddenin devamında Piazza Venezia meydanına varmadan önce caddenin sağında Foro Di Traino tam karşısında ise Vittorio Emanuele II. anıtı var. İtalyanın ilk kralı Vittorio Emanuele II. anısına 19. y. y da yapılan devasa büyüklükteki bu anıt'a Romalılar Düğün Pastası diyorlar ayrıca büyüklüğünden dolayı sevmiyorlarmış. Ayrıca I. Dünya Savaşında ölen 11 meçhul askerin mezarı da burada bulunuyor. Vittorio Emauele II. ile Forum arasında kalan alan romanın idare merkezi sayılabilecek Campidoglio yani Kapitol'dür. Romanın 7 tepesinin en merkezinde bulunan yer burasıdır. Anıtın yanındaki merdivenlerden çıktığımızda bu tepeden forum'un panaromik resimlerini çekme imkanı yakalamış olduk. Roma'da bulunan 7 tepenin hepsinde Roma'yı kuran ailelerin mekanı bulunmaktadır. Bu aileler kapitol de bir araya gelerek senatoyu burada meydana getirmişlerdir. Bahsettiğim kapitol dünya merkezine buradan hükmetmiş daha sonra hakimiyet İstanbul'a geçmiştir. Roma'nın ünlü meydanlarından biri olan Campo Di Fiori'de bulduk kendimizi. Burası geniş bir meydan, Roma'da bulunan tüm meydanlarda kilise olmasına karşın nedense bu meydanda kilise yoktu. Hafta içi her gün sabah saatlerinde kurulan pazara biz tam toparlanmak üzereyken denk geldik. Meydanda pazarın yanı sıra bir çok kafe, restaurantlar ve pizzacılar olması nedeniyle çoğu turist bu meydana gelip vakit geçiriyor. Campo Di Fiori meydanının tarihi ise şu şekildedir; Ünlü İtalyan filozof Giordano Bruno 17 Şubat 1600 yılında bu meydanda canlı olarak yakılarak idam edilmiştir. O dönemde insanlar diri diri yakılarak öldürülmekteydi sebebi ise İncil de yazan 2 kelime yüzünden \"Kan Dökmeyiniz\". Engizisyon yargıçlarından aldığı idam cezasına karşılık Bruno'nun verdiği cevap şudur; \"Siz bu kararı okurken benim korktuğumdan daha fazla korkuyorsunuz\". 19. y. y sonlarında Bruno'nun yakıldığı noktaya bir heykel dikilerek bu kahramanın anısı canlandırılmıştır. En ünlü eserlerinden biri Kahramanca Tutku'dur. Bu kısa bilgiden sonra Romanın bir diğer ünlü meydanı olan Piazza Navona'ya geliyoruz. Her meydanda olduğu gibi burada da sıra sıra İtalyan yemekleri yiyebileceğiniz restaurantlar sıralanmıştır. Meydandaki sokak sanatçıların eserleri ise görülmeye değer. Navona meydanındaki Fontana Quattro Fiumi Dört ırmak çeşmesi (4 ırmak olarak Nil, Tuna, Rio Dela Plata ve Ganj nehirleri tasvir edilmiş )1651 yılında ünlü İtalyan heykeltıraş, ressam ve mimar olan Gian Lorenzo Bernini'nin doğanın 4 mistik öğesinden olan su işaretinin simgesi olarak yapmıştır. Toprak eseri Habukkuk ile Melek heykeli, hava işareti San Pietro meydnanındaki Batı Rüzgarı adlı eseri, ateş eseri ise Azize Teresa'nın Vecdi heykelidir. Eski zamanlarda bu meydan da at yarışları düzenlenirmiş. Fontana Quattro Fiumi çeşmesiRoma Barok eserlerinin en ünlülerinden biri olan Sant'Agnese In Agone kilisesinin tam önüne yapılmış. Kilisenin iç dekorasyonunu Rainaldi dış dekorasyonu ise Borromini yapmıştır. Meydanın kuzey ucunda Neptün çeşmesi güney ucunda ise Moro çeşmesi bulunuyor. Çok gezdik artık dinlenmek için Pantheon'a gidiyoruz. Meydandaki La Tazza D'Oro da 1 euro ödeyerek taze kahvelerimizi yudumlayıp dinlendik nihayet. Girişi ücretsiz olan Pantheon şuan Katolik kilisesi olarak kullanılıyor. Birçok tanrıların buradaki insanlar tarafından kabul edilmesi ile bir imparatorluk pantheonu haline gelmiştir. Onu yaptıran aslında Julius Sezar'dan sonra imparator Augustus'un damadı olan Marcus Agrippadır. M. Ö 25 yılda yaptığı söyleniyor. Bu yapıyı 6 asır sonra ancak Ayasofya geçmiştir. Pantheon'un kubbesinin yüksekliği ve yarıçapının birbirine eşit olması en dikkat çekici özelliklerinden biridir. Tek ışık kaynağı tepedeki Oculus ismindeki deliktir. Rafaello'nun, birçok İtalya kralının ve yine bir çok önemli kişinin mezarı Pantheonda dır. Pantheon'un bulunduğu meydandaki ara sokaklarda çok güzel butikler var. Fiyatlar gayet normal vaktiniz varsa şöyle bir göz atmanız iyi olur bence : ) Pantheon'un yanındaki sokağa girip gezmeye kaldığımız yerden aynı hızla devam ediyoruz. Tam sokağın girişindeki Tabaccheria'ya denk gelmişken arkadaşımın sipariş ettiği puro'dan alıyoruz. Nasıl öğrenmişse bu puro'yu 0.1 nikotin sigaradan bile daha hafif enteresan güzel içimi keyifli bir puro. Puromuzu da aldıktan sonra sokağın ilerisinde Piazza della Minerva meydanındaki Santa Maria Sopra Minerva Kilisesi ve hemen önündeki Bernini'nin ilginç eseri Santa Maria Sopra Minerva dikilitaşını gördük. Bu kilise Pantheon'a çok yakın küçük bir bazilikadır. Bu dikilitaş Papa VII. Alexender tarafından Isis tapınağından getirtilmiş ve bu dikilitaşı heykeltıraş Bernini fil heykel ile tamamlamıştır. Ara sokaklarda yürüyerek akşam geç saatlere kadar vakit geçirip otelimize gece ancak dönüyoruz. Yarın sabah 25 kasım 08:43 de Napoli'ye gidiyoruz. Napoli ve Pompei gezimizi ayrı başlık altında yazdık. Akşam 20:30 da yine Roma'dayız. Termini istasyonundan Roma Pass'larımızı alıyoruz. Pass sayesinde 3 gün boyunca tüm otobüslerden, metrodan, seçtiğimiz ilk 2 müzeden ücretsiz faydalanacağız. Bugün de yeterince yorulduğumuz için dışarı çıkmaya halimiz kalmadı erkenden yatarak sabah erken kalkıyoruz. Ertesi sabah sabah 9 da otelimizden çıkarak metro ila Vatican Museum durağına gidiyoruz. Vatikan'ı gezidikten sonra San Pietro'yu arkamıza alıp caddenin sonuna gidiyoruz sağ tarafta Sant Angelo Kalesine girerek Roma Pass'ımız ile ilk müze girişimizi de yapmış oluyoruz. Normal bilet sırasına girerek gişede ki görevliye Roma Pass'ımızı göstererek biletlerimizi aldık. Sant Angelo Kalesinde 58 oda var. Odaları gezerken o dönemde kullanılan eşyalar, tablolar, tahta mobilyaları gördük. Kalenin bazı bölümlerinde toplar gördük meğer bunlar olur da bir savaş çıkarsa diye hazır bulunduruluyor diğer bir sebebi ise Papanın burada korunmasıymış. Kalenin diğer bir tarihi bilgisi ise Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultanın yıllarca bu kalede hapsedilmesidir. Kalenin terasına kesinlikle çıkılmalı. Roma ayaklarımızın altındaydı şehrin tüm tarihi yapılarını görmek mümkün. Kalenin tam önünde Bernini ve öğrencilerinin yaptığı heykellerin bulunduğu bunun yanı sıra Melekler ve Şeytanlar filmine konu olan Ponte Sant Angelo köprüsü üzerinde yürümeyi de ihmal etmiyoruz. Kalenin çıkışından sola döndüğümüzde tevere nehri boyunca ilerlediğimizde Palazzdo Di Giustizia- Adalet Sarayı dikkatimizi çekti. Burası 20. y. y da devlet mahkemeleri için inşa edilmiş ihtişamlı, göz alıcı bir bina. Kısa bir yemek ve kahve molasından sonra Pass'lerimizi kullanmak için heybetli yapı olan Romanın simgesi ve 7 Temmuz 2007 de Dünyanın 7 Harikasından biri olarak seçilen Colosseo'a geldik. Halkı eğlendirmek için yapılan bu yapı şahaşahalı bir arenadır. İmparatorluğun çökmesinin ardından Colosseo gözden düşmeye başlıyor bunun akabinde papalar ve prenslerin burada ki değerli şeyleri alarak kendi saraylarına götürmeye başlıyorlar. Bir çok mermer, süsleme zamanında sökülüp götürülmüş olsa da Colosseo muhakkak görülmesi gereken yerlerin başında yer alıyor. Anglo Sakson felsefesine göre burası yıkıldığında Roma da yıkılacakmış. Colosseo'nun kullanıldığı dönem boyunca 300.000 kişinin öldürüldüğü bu arena da dünyanın neresinde idam cezası kalksa o tarihte colosseo'nun ışıkları 1 hafta boyunca gece gündüz açık bırakılıyormuş. İnsan insana karşı dövüşür anlarımda insanla hayvanı dövüştürmenin ne maksatla yapıldığını bir türlü anlamıyorum. Vahşi ve yırtıcı hayvanlar daha da saldırgan olsun diye karanlık odalarda günlerce aç bırakılıyor dövüş günü geldiğinde gösteri alanına salınarak gladyatör ile dövüşmesi eğlence anlamında izleyicilerin tezahuratı ile izleniyor. Eğer hayvana karşı dövüşü kazanıyorsa o gladyatör köle olmaktan kurtulabiliyor ve karşılığında kendisine tahta kılıç armağan ediliyormuş. Colosseo'dan çıkıp Foro Romano ve Palatino'nun girişine gelmeden önce Konstantin Takı dikkat çekiciydi. Bu Tak I. Konstantinin kazandığı zafer anısına dikilmiş bir anıttır. Bu tak'ın taklidi başka ülkelerde yapılmıştır. Benim bildiğim Paris'teki Etoile'dir. Foro Romano eski Roma halkının yaşadığı alanmış. Romanın merkezi, çarşıları, yolları, devlet binaları zamanında buradaymış. Tam gezimizi tamamlamak üzereyken kara bulutlar kendini gösterdi derken bir yağmur başladı ki resmen bardaktan boşalırcasına. Hemen kapitol'ün bulunduğu meydandaki bir binanın kapalı alanına girerek ıslanmaktan kurtulduk. Ama yağmur duracak gibi değildi. Islanmayı göze alarak Pantheon'a doğru yağmur altında yürüyerek gittik. Pantheon'dan aldığım kaban'ın tadilatı bugün biteceği için görevli bayan akşam 18:00'e kadar gelip alabileceğimizi söylemişti. Terliklerim de vıcık vıcık su içinde yürüdükçe gıcık bir ses çıkıyor. Neyse yağmur biraz dindi de rahat ettik. Kabanımı aldıktan sonra biz Türklerin Aşk Çeşmesi olarak bildiği Fontana Di Trevi'ye gittik. Bu çeşmede Bernini'nin emeği olmuş fakat tamamlayan Bicola Salvi'dir. Trevi ailesinin Papa'ya hoşluk olsun diye yapıldığı da söylenmektedir. Piazza Di Spagna'ya giden sokaktan Pisa ve Colosseo simgesi olan hediyelik eşyalarımızı ve dondurmamızı alıp Spagna'ya geldik. Her yer sırılsıklam olduğu için merdivenlerde oturmanın keyif vermeyeceğini düşündüğümüz için Metro'yla otele döndük. Akşam Termini den 64 numaralı otobüs ile Piazza Campo Di Fiori meydanında gidip yağmur altında Chianti Şaraplarımızı yudumlayarak Roma da 1 günü daha bitirmiş olduk. Yarın son günümüz her yeri gezdik gördük artık sıra alışverişe geldi. Son günümüzün sabahı yine işe gider gibi erkenden kalkarak metroyla Piazza Del Popolo Meydanına gittik. Meydan'da Roma'nın en büyük eserlerinden biri olan Rönesans Kilisesi Santa Maria Del Popolo meydanın tam ortasında ise Mısır'da Firavun Sethos I ve Firavun Ramses II adına yapılmış bir dikilitaş vardır. Meydanın tam karşısında Santa Maria dei Miracoli ve Santa Maria di Montesanto kiliseleri yer alıyor. Bu iki kilisenin arasındaki trafiğe kapalı Via Del Corso caddesine girdik. Caddenin en sonu Piazza Venezia Meydanına çıkıyor. Zaten caddede yürürken tam karşı da Vittorio Emanuele heykeli gözüküyor. Alışverişimizi fazlasıyla yaptık herhalde ki otele gidip poşetleri bırakma ihtiyacı duyduk. Caddenin ilerisinde sağımızda Fendi'nin mağazası vardı tam karşısındaki sokakdan girince Spagna Spanish Steps'in tam önüne çıktık. Merdivenlerde oturup biraz dinlendikten sonra merdivenlerin en tepesinde yer alan Trinita Dei Monti Kilisesinin önüne çıktık. Bu noktadan Roma manzarasının resimlerinin çekilebileceğini bir çok kişi tavsiye ediyor ama bence Sant Angelo Kalesindeki manzarayla mukayese dahi edilemez. Burası gece gündüz kalabalığını koruyan genelde buluşma noktası olarak kullanılan bir bölge. Merdivenlerin tam önünde Pietro Bernini ve oğlu Gion Lorenzo Bernini tarafından yapılmış Barok tarzı Fontana Della Barccacia çeşmesi var. Kilisenin yanından metro girişinden girip merdivenle aşağı inip aldıklarımızı otele bırakıp bu sefer alışverişe Spagna'nın önündeki Via Condotti isimli alışveriş caddesinde kaldığımız yerden devam ettik. Bu sokak da bulunan butiklerde fiyatlar oldukça yüksek ama butiğin birinin önündeki bilboard'daki elbiseyi o kadar beğendimki fiyatı ne olursa almaya kararlıydım. Ben fiyatı bile sormadan elbiseyi denedim güzel de durunca artık almaktan başka çare yok tabi. Meğer elbisenin tek bedeni kaldığı için 150 euro dan 49 euro'ya düşürmüşler. Yani diyeceğim o ki her butiğe girin çıkın illa ki uyguna bir şey denk gelip de alabilirsiniz. Spagna'dan Fontana Di Trevi'ye gidip akşam ışıklandırılan bu çeşmede son birkaç kare fotoğrafımızı da çekip çeşmeyi arkamıza aldığımızda solumuzda bulunan hatta köşede dondurmacı var bu sokaktan girip ilerleyince Spagna tabelasının bulunduğu köşedeki Enoteca adındaki içki satan marketten Chianti Şarabı almak istedik, çok sert şarap içemediğimiz için görevliye en tatlısı hangisiyse onu tavsiye etmesini istedik görevli istediğimiz şarapların tadına yakın başka marka şarap tattırarak bizim nasıl bir şarap istediğimizi anladı ve ona uygun seçenekleri sundu. İstese en pahalı olanları satabilirdi aslında. Şarap alacaksanız bu markette hem seçenek çok hemde çalışanların hizmetini de diyecek yok. Rom' dan almamız gereken en önemli şeyi de alıp tatilimizi bitirdik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/camotes-adasi-filipinle", "text": "2016 Filipinler gezimiz boyunca sizlere bilinmeyen adaları tanıtacağız demiştik. Ve durmadan devam ediyoruz. Geçen sene başlattığımız \"bazı kışlar sıcak geçer\" konseptiyle bu sene de kışı sıcak geçirmeye, sizleri ısıtmaya karar verdik. Filipinler adalarını gezmeye kaldığımız yerden tüm hızıyla devam ediyoruz. Filipinler'de görülecek yerler arasında yeni keşfimiz Camotes Adası. Visayas bölgesindeki bakir, turistik olmayan adalardan bir tanesi. Eminiz ki daha önce Camotes adasının adanı duymuşluğunuz yoktur. Artık duydunuz ve bundan sonra Filipinler'in popüler destinasyonlarından olan Bohol adası ve Boracay adasına rakip yerler listesine Camotes adasını da alabilirsiniz. Adayı gezmek ve öte yandan dinlenme arzusu içerisindeyseniz bizce Camotes adası 5 günü hak ediyor. Hikayaye göre tatlı patates anlamına gelen Camotes ada grupları ismini İspanyolların adaya ayak bastıktan sonra buranın adını sormaları ve yerlilerin de yetiştirdikleri ürünü söylemisinden almıştır. Camotes adası aslında tek ada değildir, Pacjian, Ponson, Poro ve Tulang olmak üzere üç ana ada ve bir adacıktan oluşan ada topluluklarıdır ve genel olarak bu takım adalara Camotes denilmektedir. Konum itibariyle ada Cebu'nun doğusunda, Bohol adasının kuzeyinde ve Leyte'nin güneybatısında yer almaktadır. - Santiago White Beach - Borromeo Beach - Tulang Diot Beach Tulang Dako Beach - Esperanza Beach - Nonok Beach - Revilla Beach - Halikana Beach - Mactang Beach - Palanas Beach - Himensulan Beach - Lake Danao Park - Timubo Cave - Bukilat Cave - Holy Crystal Cave - Paraiso Cave - Buho Rock - Mangodlong Rock - Panganuron Falls - Busay Falls En bilinir kumsalı Santiago Bay olduğu için biz de burada koyun en başına konumlandırılmış Santiago Bay Garden Resort'te konaklamayı tercih ettik. Koy boyunca kiralık odalar bulmanız mümkün. Ancak rezillik çekeceğinize 5-10 TL daha verip iyisinde kalmanın zararı olmaz. Kiralık odaların günlüğü 1350 PHP, fanlı odalar ise 850 php bunun yerine Santiago Bay Garden Resort fiyatları fanlı oda için 1000 php, kliması odalar ise 1500 php'den başlamaktadır. Çadırı kurduğunuz yer zaten restaurant'ın bahçesi aynı zamanda kumsal. Eşyalarınızı görevliye teslim ederek istediğiniz yere gidebilirsiniz. Hiç dert etmeyin onunda çaresi var. Santiago Bay Garden Resort'un havuz kenarındaki duşunda rahatlıkla banyo yapabilirsiniz. Hatta havuzu dahi kullanabilirsiniz. Kimse dışarıdan geldiğinizin farkına bile varmıyor. Nereden mi biliyoruz? Alman arkadaşımız bu sistemi uygulayıp gözümüzle gördüğümüz için. Camotes adasına ulaşım sanıldığından çok kolaydır. Filipinler'in her neresinde olursanız olun öncelikle Cebu şehrine gelmelisiniz. Buradan Cebu South Bus Terminale gidip Danao kasabasına giden Ceres Line otobüslerine binip yaklaşık 2 saat sonra Danao feribot iskelesinin tam önünde otobüsten inmeli ve limandan Consuela'ya giden feribota binmelisiniz. Cebu şehrinden gelmek yerine alternatif olarak Leyte bölgesinden de gelme imkanı bulunmaktadır. Leyte bölgesinin Ormoc kasabasına gitmeli buradaki limandan feribot ile yaklaşık 3 saatte Camotes'e varabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/camotes-adasinda-gezilecek-yerle", "text": "Filipinler'de Cebu bölgesinde bir diğer keşfimiz de Camotes adası oldu. Muhtemelen adını ilk kez duyuyorsunuz. Biz bile seyahatimizi planlarken böyle bir adanın varlığından haberimiz yoktu. Filipinler'in bilinmeyen adaları keşfetmek için çıktığımız yolculukta tamamen tesadüf eseri bulduğumuz bir adadır. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki Camotes adasında toplu taşıma ciddi anlamda sorun olduğundan ilk işiniz adada motosiklet kiralamak olmalı. Böylelikle kafanıza estiği gibi adayı gezip, keşfedebilirsiniz. Hele ki tek başınıza değilseniz sizler için en karlısı bu şekilde olacaktır. Fakat baştan söyleyelim Camotes adasının haritası çok yetersiz ve yerliler soru sorduğunuzda sürekli yanlış yerleri tarif ettiği için gideceğiniz yeri bulma da sıkıntı çekeceğinizi unutmayın. Ve gezilecek yerler çok aralarda kaldığından tabelaları kaçırmamaya özen gösterin! Adanın her yerini karış karış gezdiğimiz için Camotes Adası'nda gezebileceğiniz yerlerin en güzellerini sizin için listeledik. Sadece yazacağımız yerleri tavsiye ediyoruz. Kendinizi çok zorlayıp aman şurayı da burayı da görüp harap etmeyin. Gezilecek en baba yerleri zaten yazdık. Bunun haricindekiler vakit kaybından başka bir şey olmaz. Danao gölü 148 hectar alanı kaplamasıyla Visayas bölgesinin en büyük gölü olma özelliğine sahiptir. Orjinal ismi Imelda olan göl 1972 yılında ulusal park statüsüne kavuştuktan sonra 1998 yılında isim değişikliğine gidilerek Lake Dano Ulusal Göl olmuştur. Pacijan adasının kuzeyinde bulunan göl Camotes adası ziyaretçilerinin vazgeçilmez ziyaret noktalarından bir tanesidir. Göl ve çevresi zengin flora ve faunasıyla aynı zamanda doğal güzelliği ile sağlıklı bir ortam sunduğu gibi aynı zamanda bu ortamda dilerseniz tekneler ile gölde gezintiye çıkabilir ya da kano kiralayıp kendi kendinize gölü ve çevresini keşfedebilirsiniz. Sakanaw : Büyük teknelere verdikleri isimdir. 10 kişi için ücreti 700 peso'dur. Siz herhangi bir gruba dahil olmasanız dahi sonradan buna katılabilirsiniz. Bunun ücreti ise 50 peso'dur. Speedboat : 10 kişi için ücreti 500 peso'dur. Siz herhangi bir gruba dahil olmasanız dahi sonradan buna katıbilirsiniz. Bunun ücreti ise 50 peso'dur. Ata binmek : Göl çevresini atla gezmek isterseniz tur ücreti kişi başı 50 peso'dur. Sonog kasabasında derinliği 70 metreyi bulan mağaradır. Yerin altında doğru bir oyuktan geçiş yaptıktan sonra merdivenleri inerek rahatlıkla ulaşılabiliniyor. Işıklandırma yeterli olduğu için sıkıntı olmuyor. Mağara diye illa trekking ayakkabası giymenize gerek yok. İçerisi oldukça düzenli ve temiz olduğu için parmak arası terlik fazlasıyla işinizi görecektir. Merdivenleri indikçe mağara içindeki nem kendini gittikçe kendini hissettiyor. Adeta nefes alınamayack bir hale getiriyor insanı. Merdivenlerin bittiği noktada terliklerini/ayakkabılarınızı çıkarıp hemen ferahlama ihtiyacı hissediyorsunuz. Suyun sıcaklığı çok ideal bir seviyede olduğundan üşütmüyor. Toplam 3 tane havuzu var. Aslında bizim keşfettiğimiz 3 tane. İlerisi karanlık olduğundan fazla ilerlemeyi göze alamadık 🙂 İçerideki suyun berraklığı bizleri oldukça şaşırttı. Masmavi, suyun dibindeki en ufak şeyi net bir şekilde görebilecek temizlikte. Yine su içinde herhangi bir canlının olmayışı ve mağara içinde de böcek olmayışı bu yönde korkusu olanlar için avantaj. Camotes adasının 8 doğal mağarasından bir tanesi olan Bukilat mağarası Poro adasındadır. Doğrusunu söylemek gerekirse Timubo mağarasına göre daha gösterişli daha heybetlidir. Ancak şanssız olduğumuz için mağaraya ziyaret ettiğimiz gün içerideki su azalmıştı. Su kaynağının nereden geldiği halen bilinmiyor ama tahminlere göre yeraltında bir kaynaktan geldiğini ileri sürüyorlar. Mağara içindeki kaya oluşumları, geniş oluklarda biriken suların yansıyan ışıltıları ve mağaranın üzerindeki oval boşuklardan içeri süzülen güneş ışınları buranın atmosferini oldukça ilgi çekici bir hale getiriyor. Diğer mağaraların aksine buraya rehbersiz girilemiyor. Fener eşliğinde mağarayı gezmeye başladığınızda adının neden kutsal olduğunu anlıyorsunuz. Hiçbir mağarada görmediğiniz parıltıları göreceksiniz. Her kaya oluşumunun üzerine sanki simler serpiştirilmiş her biri pırıl pırıl parlıyor. Dikkat çekici olan yalnızca bu değil yine kaya oluşumlarını dikkatle incelediğiniz melek figürlerini görmeniz de mümkündür. Konumu Mangodlong Rock Resort'e varmadan öncedir. Paraiso Cave : Timubo mağarasına nazaran biraz daha büyük olduğunu söyleyebiliriz. Ama kapasite bakımından aynı derecede ufaktır. Yani maksimum 10 kişinin girebileceği kadar bir mağaradır. Fazlası söz konusu olduğundan içerisi oldukça bunaltıcı olabiliyor. O yüzden sabah erken saatlerde gelirseniz muhtemelen tek ziyaretçi siz olursunuz. Havuz derinliği bir insan boyunu geçmeyecek kadar olup mağaranın derinliği ise 8 metredir. Mağara Borremeo kumsalına varmadan öncedir. İki kumsalı birbirinden ayıran kaya parçası Mangodlong Rock Beach Resort sınırları içinde yer alıyor. Biz bu otelin diğerinde yani Santiago Bay Resort'te kaldığımız için ücret vermeden içeri rahatlıkla girdik. Otel müşterisi olmayanlar için giriş ücreti 15 pesodur. Panganuron şelalasi de Poro adasında bulunuyor. Çok heybetli olmasa da bir şelaleden bekleneni karşılamaktadır. Panganuron şelalesinden daha da ufaktır. Aslında su yatağı olarak değerlendirirsek çok uzun ancak ana şelale çok ufak. Ocak ayında ziyaret ettiğimizde su yatağı tamamen kurumuş ve şelale suyu akıyor akmıyor arasında kararsızdı Belki de yağmurlu sezon olmadığı için kuruma söz konusu olmuştur. Timubo mağarasından yaklaşık 7-8 km kuzeyde bulunan Fiot kasabasından tekneler ile 15 dakika yolculukla adaya varabilirsiniz. Camotes ada grubunun en ufak olanıdır. Tek yön bot ücreti 15 php'dir. Pacijan adası ile Poro adasının birleşimindeki kasabadır. Agora isimli açık pazardan alışveriş yapabilir, Baywalk boyunca deniz kenarında yürüyüş yapabilir, ev yemekleri satan satıcılardan ya da ızgara yapılan tezgahlarda turistik destinasyonlara göre 1/4 fiyatına yemek ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Camotes adasında gezilecek yerler yazımızın sonuna geldik. Camotes adasının nerede olduğunu, nasıl gidildiği ve adanın neresinde konaklamanız gerekeceğini öğrenmek istiyorsanız Camotes Adası yazımızı okumanızı öneriyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/campo-dei-fiori-meydan", "text": "Yüzyıllardır sebze, meyve ve renk renk, çeşit çeşit çiçeklerin satıldığı pazara ev sahipliği yapan Campo di Fiori meydanındayız. Pazar günleri hariç haftanın 6 günü 07:00 ila 13:30 arası açık olan pazar İtalya'nın başkenti Roma'nın kalbinde yer almaktadır. Oldukça ufak bir meydan olmasına rağmen renkli pazarı ve satılan taze yerel ürünleri ile fazlasıyla ziyaretçi ağırlamaktadır. Özellikle cumartesi günleri her zamankinden daha yoğun bir insan kalabalığı vardır. Gündüz ziyaret ettiğimiz meydanın bir de gecesi nasıl oluyor diye merak edip meydan çevresindeki cafelerden birine girip şaraplarımızı tam meydanın ortasında heykeli olan zavallı devrimciye karşı keyifle yudumladık. Belki de meydanın bu derece önemli olmasının bir diğer sebebi de 1548 yılında İtalya'nın Nola kasabasında dünyaya gelen tarikatçılık ve sapkınlık nedeniyle yakılarak öldürülen bir engizisyon kurbanı olan filozof Giordano Bruno'nun heykelidir!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/capri-adasi-gezi-rehber", "text": "Bu sefer Amalfi kıyılarında bir kasabada değil İtalya'nın meşhur Capri Adasındayız. Capri adasında ne yapılır, Capri adasında gezilecek yerler, Capri adasında yeme içme, Capri adasında ulaşım, Capri adasına ulaşım gibi farklı soru başlıkları ile makalemiz hazır. Adada Capri ve Anacapri olmak üzere iki yerleşim birimi vardır. Her iki yerleşim birimi arasındaki mesafe 2-3 km'dir. Adayı gezmek için cabrio taksilerle, ya da ada otobüslerine binebilirsiniz. Mesafeler ve ücretler yazının sonunda detaylı olarak yazılıdır. Limanda feribottan indikten sonra sağdan bilet gişelerine doğru yönelip finiküler için tek yön (1.80 euro) biletlerimizi aldık. Kısa sürede Umberto I meydanına yerli halkın tabiriyle Piazzetta'ya vardık. Meydan etrafını saran kafeleri ile insan akınına uğramış resmen. 1938 yılında adalı Rafaella Vuotto sahip olduğu barın önüne bir kaç masa atarak meydanı hareketlendirmeye başlamış ve daha sonra meydan adalıların ve ziyaretçilerin buluşma noktası haline gelmiştir. Biz meydandan sağa döndük ve merdivenlerden aşağı inerek Marina Piccola'ya vardık. Vaktimizin bir kısmını burada geçirdikten sonra adanın en gözde yerine gidiyoruz. Monte Castiglione dağına oyulmuş olan Via krupp kapısından girip çok çokkk uzun tırmanışa başladık. 1.346 metre uzunlukta ve 3 metre genişlikteki yolu tırmanırken arada dinlenip, meyve molaları vererek manzara noktasına varabildik. - Marina Grande : Adanın ana limanıdır. Meydanda bir çok hediyelik eşya dükkanları ve restaurantlar vardır. Bilet gişesi, finiküler, otobüs ve taksi durağı da bu meydandadır. Limanın sağında çakıllı halk plajı da bulunmaktadır. - Piazzetta Meydanı : Devlet binalarının, katedralin ve Tourist Information'ın bulunduğu aynı Marina Grande gibi kalabalık ve eğlenceli bir meydandır. - Marina Piccola : Denize girmek için uygun bir bölgedir. - Via Krupp/Augustus Bahçeleri : 1.346 metre uzunlukta ve 3 metre genişlikte ki kıvrımlı yol. - Faraglioni : Denizden yükselmekte olan kireç taşı kayalıkları oluşumlarıdır. - Villa Jovis : İmparator Tiberius'un ikametgahı olan villa aynı zamanda adanın en yüksek noktasına konumlandırılmıştır. - Villa S. Michele - Solaro Tepesi : Anacapri Piazza Vittoria'dan teleferik ile 12 dakika da ulaşabilirsiniz. Deniz seviyesinden 589 metre yüksektelikte ki tepe adanın en yüksek noktasıdır. Deniz seviyesinin 412 metre yüksekliğindeki kale 1535 yılında burayı fetheden Barbaros Hayrettin paşadan ismini almıştır. - Villa Damecuda - Grotta Azzurra : Mağara çok eski tarihlerden beri bilinmesine rağmen 1826 yılında Alman şair August Kopisch'ın keşfi ile daha bilinir hale gelmiştir. 1.5 metre yüksekliğe, 30 metre genişliğe ve 15 metre derinliğe sahip mağara adanın kuzeybatısında bulunmaktadır. Mağaranın girişi çok alçak olduğundan içine ufak kayıklar ile başlar eğilerek giriliyor ve mağarada 5 dakikadan fazla kalamıyorsunuz. Hem tur için hemde mağara girmek için 2 ayrı ücret talep edilmektedir. Turistler tarafından en çok ziyaret edilen noktaların başında gelir. - Traga Belvedere : Manzara izleme yolu desek çok doğru olur. - Punta Carena : Deniz Feneri Karl Wilheim Diefenbach : Alman ressam 20. yy'da Capri adasına göçmüş ve hayatının devamını burada geçirmiştir. Freidrich Alfrad Krupp : Alman sanayici virajlı Via Krupp yolunun yapımına 1900 yılında başlamış ve ölümünden çok kısa süre önce yapımı tamamlanmış olan yola onun adı verilmiştir. Axel Munthe : Sağlık sebebinden dolayı genç yaşta İtalya'ya gelen İsviçreli fizikçi Axel Munthe bir gün burada yaşayacağına karar vermiştir. Anacapri de Napoli koyuna karşı San Michele Villasını yapmıştır. Diğer ünlüler ise; Thomas Mann, Edwin Cerio, Compton Mackenzie ve diğerleri.... Limon ağaçları arasında, uçuruma bitişik yollarında manzarayı seyre dalıp gezmenin doğa ile bütünleşmenin keyfine varacağınız adada alışveriş için vaktiniz olacağını sanmıyoruz. O nedenle tavsiyemiz olmayacak. Ufacık akdeniz adasına gitmişsiniz kim nerde ne yemiş diye çok ilgilenmeyin, doya doya gezin, yürüyün, yorulun ve nerenin size sıcak bir ortam sunacağına, nerede rahat edeceğinize inanıyorsanız oraya girin keyfini çıkarın. Capri Limanına arkanızı alıp sol taraftaki ufak meydanda köşe de limencello satan tezgaha mutlaka ama mutlaka uğrayıp, dondurmalı ve dondurmasız olmak üzere 2 türlüsünden dondurmasız olan limencello'yu deneyin. Otobüs : Tek yön 1.80, Günlük 8.60 euro. Capri Marina Grande : 15 dakika Piazzeta meydanından başlayan merdivenleri kullanarak yüzlerce basmak aşağı inmek belki yukarı çıkmak desek okuması bile zor gelebilir ama aşağı inmesi de gerçekten bir o kadar zor oluyor. Rahat bir ayakkabı şart. - Roma Fiumicino Havalimanından Rome Termini'ye 20 dakika tren, Roma Ciampino Havalimanından Roma Termini'ye 20 dakika otobüs ile ulaşımı sağlayıp. Buradan tren ile 70 dakika da Napoli'ye geçmek mümkündür. - Napoli Capodichino Havalimanından Alibus'ı kullanarak 40 dakika da Molo Beverello buradan da shuttle bus ile 2 dakika da Massa Limanına ulaşabilirsiniz. - Napoli merkezden Tramvay yada Piazza Municipio'dan otobüs ile yada yürüyerek Massa limanına varıp buradan feribot ile 60-90 dakikalık yolculuk ile ulaşım sağlanabilir. - Napoli'den arabayla adaya geçmek için Caremar firması ile kullanılıyor. Caremar da Napoli Massa limanından kalkmaktadır. Fakat ada da yaşamıyorsanız araç sokmanız da yasak. O nedenle aracı limana park edip yola yayan devam etmek zorunlu oluyor. - Feribot ile 25-45 dakika da ulaşım imkanı vardır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/catalc", "text": "Villafe'de geçirdiğimiz güzel bir günün ardından havanın da şansımıza iyi olmasından faydalanıp Çatalca ve çevresinde gezilecek yerleri görelim istedik. Roma İmparatorluğu zamanında Metra diye anılan bir yer iken Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra adı farklı isimler aldıktan sonra en son olarak Çatalca olarak kalmıştır. Çatalca stratejik konumundan dolayı tarihte bir çok saldırılara, istilalara karşı karşıya kalmıştır. Çatalca bölgesinde Trak halkı sonrasında Makedonlar ve ardından Bizanslılar en son Türk Beylikleri yaşamıştır. Klasik Osmanlı mimarisinin bir örneği olan cami Mimar Sinan tarafından 1597-1598 yılında yapılmıştır. Balkan Savaşı zamanında ciddi derecede tahrip olmuş cami yenilenerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Çatalca Kaleiçi mahallesinde tarihi çınar ağacının gölgesinde yer alan çeşmeye suyu Bizanslılar getirmiştir. Yaptıran ise Sultan II. Ahmet'tir. Topuklu çeşmesine çok yakın konumdaki müze eskilerde Rum Tavernası sonra Ziraat Bankası olarak hizmet vermiştir. Çatalca Belediyesi, Lozan Müdabilleri Vakfı ve Avrupa 2010 Kültür Başkent Ajansı'nın birlikte hareketi ile yapı müzeye çevrilmiştir. Ziyaret edeceğimiz gün müze içerisindeki sayımdan dolayı ziyarete kapalıydı. Yer aldığı köye adını veren mağara aslında Kemal Sunal'ın Salako filminin burada çekilmesinden dolayı bilinmektedir. Mağaranın 9 yy'da Cenevizlilerden kaldığı bilindiği gibi diğer bir söylem ise mağara önünden geçmekte olan derenin eskiden taşıp dev kayada böyle oyuklar oluşturması. Çatalca Pınarca Mevkiinde bulunan mağaralara ulaşım oldukça zor. Köye girdikten sonra mağarayı gösterir hiçbir tabela yok. Önceden buradan su gelmekte iken artık susuz bir yer halini almış. Mağaraların ve su kanallarının bir çok yeri hazine arayanlar tarafından kazılmış ve öylece bırakılmış."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cebu-gezi-rehber", "text": "Cebu gezi rehberi ile Filipinler Visayas bölgesinin başkenti Cebu gezilecek yerler, yerel lezzetler ve tüm detayları yazdığımız işinize yaracak bir makale için iyi okumalar dileriz. Filipinler'in turizm ve ticari anlamda en popüler yerlerinden biri olan Cebu 6 şehir ve 47 belediye'ye bölünmüş bir şehirdir. Verilere göre yakın zamanda ülkenin en popüler destinasyonlarından biri olma yolunda ilerlemektedir. Başkent Cebu her ne kadar hareketli olsa da çevresindeki el değmemiş 167 adacıklardan dilediğinizde dinlenebilirsiniz. Dalış severlerin, lüks tatil düşkünlerinin ve balayı çiftlerinin popüleritesini kazanan Cebu sizlere unutamayacağınız bir Filipinler deneyimi yaşatacaktır. Cebu lokasyon gereği diğer adalara ulaşım bakımından oldukça idealdir. Uçak, otobüs, feribot gibi ulaşım araçlarını kullanarak dilediğiniz yere kolayca gidebilirsiniz. Modern ve taşra hayatının kesiştiği şehir farklı deneyimler yaşamanıza sebep oluyor. Şehir hayatı kalabalığı ve trafiği ile her ne kadar Manila'ya benzese de taşra hayatı ile de bir o kadar farklıdır. Şehrin kuzeyi ve güneyine 4 saatte ulaşıp doğal güzelliklere şahit olabilir, değişik aktiviteler yapabilir, birbirinden güzel adalarını ziyaret edebilirsiniz. Cebu, İspanyolların Filipinler'e yerleştikleri ilk kenttir. Dolayısla şehirde gezilip, görülecek sayısız nokta olduğunun da altını çizmeliyiz. - San Pedro Kalesi - Santa Nino Bazilikası Minor Basilica of the Holy Child olarak bilinen bazilika San Pedro kalesinden birkaç dakika uzaklıktadır. Burası da 1565 yılında İspanyol kaşif Miguel Lopez de Legazpi tarafından yapılmıştır. 15 Ekim 2013 tarihinde Visayas bölgesinde meydana gelen 7.2 şiddetindeki deprem ile ciddi zarar gören yapı sonra tadilata girerek bugünkü haline kavuşmuştur. Ülkenin en eski Roman Katolik kilisesi olduğu söylenmektedir. - Magellan Haç'ı Magellan Cross olarak bilinen yer aslında bir türbeyi andırmaktadır. Magellan'ın hacına ev sahipliği yapan mabettir. - Cebu Metropolitan Katedrali ve Müzesi Bazilikanın arka sokağında, caddenin başındadır. Yapı ilk olarak 1689 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 1909 yılında tamamlanmıştır.2. Dünya Savaşı ile çok ciddi zarar almasının üzerine 1950 yılında ikinci kez yapılmıştır. - Cebu Anıt Mirası - The Heritage of Cebu Monument : Metropolitan katedralinden çok kısa bir yürüyüş mesafesindeki bu anıtın yapımına heykeltraş Edgardo Castrillo tarafından 1997 yılında başlanmış ve 2000 yılında bitirilmiştir. Lokalle tarafından Parian olarak anılmaktadır. - Colon Caddesi İspanyol kolonisi döneminde gelişmeye başlayan cadde aynı zamanda Filipinler'in en eski caddesi olma özelliğine sahiptir. - Taoist Tapınağı Cebu şehrinin en popüler noktasıdır. Tapınak 1972 yılında Cebu'daki Çin topluluğu tarafından yaptırılmıştır. Tapınağa ulaşmak için onlarca basamağı tırmanmanız gerekmektedir. - Mactan Mabedi Mactan Adası Lapu Lapu şehrinde yer alan mabet görülmeye değer yerlerin başında gelmektedir. Mactan Shrine Park içindeki 20 metre yüksekliğindeki Filipinler'in ilk kahramanı Rajah Lapu Lapu heykelini kaçırmamalısınız. - Mactan Köprüsü Lapu Lapu ve Mandanue'yi birbirine bağlayan köprüdür. - 1730 Jesuit House Parian bölgesinde Zulueta sokağında bulunan tarihi bir evdir. - Taboan Public Market Cebu'nun en kalabalık ve en ünlü pazarlarından biridir. Daha çok kurutulmuş gıdaları bulabileceğiniz bir yerdir. Colon caddesinden Jeepney'lere binerek direk Tabo-an pazarına gidebilirsiniz. - Casa Gorordo Müzesi Lopez Jaena sokağında yer alan ev Cebu'nın ilk piskoposu Juan Gorordo'nun evidir. Şu an ev tarihi ve antika eserler ile süslüdür. Bu eserler de bizlere 1860 ila 1920 yılları arasındaki Filipin yaşantısını sunmakta yardımcı olmaktadır. - Mango Bulvarı Cebu'nun eğlence merkezidir. Bir çok bar, klüp ve restaurant bu bulvar üzerinde yer alıyor. - Minglanilla Public Market Cebu şehrinden birkaç km uzaklıktaki bu lokal pazarda taze balık, et ürünleri, sebze ve meyveleri şehirdeki fiyatlardan daha uyguna bulabilirsiniz. - Gök Bahçesi / Celestial Garden Banawa tepesinde yer alan bahçe hem şehri ayaklar altına seriyor hem de heykelleri ile görsel bir şölen sunuyor. - Yap Sandiego Ancestral House - Sugbo Müzesi - Carbon Marketi - Kabang Şelalesi Bam-i : Mantar ve tavukla yapılan bir çeşit noddle yemeğidir. Utan Bisaya: Oldukça fazla çeşit yeşillik ile yapılan yerel çorbalardan bir tanesidir. Cebu havalimanının adı Mactan Uluslararası Havalimanıdır. Cebu şehrinin 15 km doğusunda Mactan adasında bulunuyor. İstanbul'dan gelecekseniz buraya direk uçuş olmadığını, aktarma yapmak şartıyla geleceğinizi hatırlatmak isteriz. Havalimanı terminal ücreti 750 peso'dur. Ve bu vergi ülkeye girişte değil çıkışta ülkenin yerel para birimi peso veya dolar olarak nakit ödenmektedir. Ülke içinde iç hat uçuşlarını Cebu Pasific Air, Air Asia ve Philippine Airlines ile gerçekleştirebilirsiniz. Şehir içindeki ulaşım ise taksi ve jeepneyler ile sağlanmaktadır. Jeepneyler 7 peso, taksimetre açılış ücreti ise 40 peso'dur. Cebu şehrinin güneyine veya kuzeyine yolculuk yapmak için Nort Bus ve South Bus Terminal'den Ceres Line otobüslerini kullanmalısınız. Klimalı ve klimasız olarak tercih size bağlıdır. Gideceğiniz mesafe ve otobüslerin klimalı-klimasız ayırımına göre ücretler 80-280 php arası değişmektedir. Ülkenin hava ulaşımından sonra en önemli ulaşım şekli deniz yoluyla oluyor. Dumaguete, Ormoc, Cagayan de Oro, Bohol adası, Iligan, Iloilo, Ozamis, Palompon, Surigao'ya feribot ile Cebu'dan direk gidebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cebu-konaklam", "text": "Bazı Kışlar Sıcak geçer konseptli iki aylık Filipinler gezimizde bazı brokratik işlemleri halletmek ve tabi şehir hayatını gözlemlemek için Cebu'da iki gün geçirmeye ihtiyacımız vardı. Özellikle cennet adalardan şehir hayatına geçmek kısa süreli de olsa insanın moralini oldukça bozuyor. Bizi bu iki günlük arada misafir edecek Cebu The Henry Hotel bu geçişin mutlulukla sonuçlanmasını sağladı. Yorgunlukla girdiğiniz otelin lobisinde sizi bekleyen güler yüzlü çalışanlar her Uzakdoğu ülkesinde olduğu gibi hoş geldin içeceğini esirgemiyorlar. Lobide beklerken farklı bir otele adım attığınızı hissediyorsunuz. Renkli duvarları, antikanın modernlikle birleştiği mobilyaları, graffitileri ve duvarları süsleyen tabloları uzun bir süre etrafı süzmemize neden oluyor. Burası böyle olunca odamızı gerçekten çok merak eder olduk. Odaya ilk adım attığımızda beklentimizin boşuna olmadığını anlıyoruz. Sanki masal alemine düşmüş gibiyiz. Gerçekten büyüleyici. Günlerdir hasretini çektiğimiz o büyük, lüks yatak ve pofidik yastıklar ne kadar yorgun olduğumuzu hissetmemizi sağladı. Adeta vücudumuz dinlendi. Henry Otel'in restaurantı Cebu'da gördüğümüz en sevimli, en yaratıcı ve en ilgi çekici dekorasyona sahip bir mekandı. Menüsünde aradığınız herşeyi bulabileceğiniz gibi bar kısmı da keyifli dakikalar geçirmeniz için tasarlanmış. The Henry Hotel'in bulunduğu konum oldukça merkezi. Biz de işlerimizi kısa sürede halledip günün yorgunluğunu atmak için vaktimizi otelin havuzunda değerlendirdik. Çimlerin üzerine konulmuş rahat ve geniş şezlonglarda karpuzlu shake'imizi içerken havuz başında oldukça keyif aldık ve dinlenme fırsatı bulduk. Özellikle havuz için havlu vermeleri güzel bir incelik. Sonuç olarak Cebu'da nerede konaklarım, hangi otel keyifli, havuzu olsun şık olsun, keyifli bir akşam geçirip gece de mışıl mışıl uyuyayım diyorsanız Gezgin Çift'in tavsiyesi Cebu The Henry Hotel."} {"url": "https://www.gezgincift.com/chang-park-resort-and-spa-revie", "text": "Tayland'ın Phuket'ten sonra 2. büyük adası Koh Chang adaya gelen ziyaretçilerine mükemmel koylar, plajlar, şelaleler ve keşfedilecek daha pek çok doğal güzellik sunmasıyla oldukça turistik bir adadır. Koh Chang adasına geleceklerin ilk araştırdığı soru tabi ki Koh Chang adasında konaklama oluyor. İşte Koh Chang adasında konaklama için size tavsiyemiz! Koh Chang adasının gezimiz boyunca Kai Bae kumsalında yer alan Chang Park Resort and Spa'da konakladık. Otel çok geniş bir alan üzerine kurulmuş tamamen palmiye ağaçları ile donatılmış bir bahçeye sahip. Adada palmiye ağaçlarından yüksek yapı yapılmasının yasak olmasından dolayı diğer tüm oteller gibi Chang Park'ta standart odaların içinde bulunuğu 3 katlı binası, otelin sınırları içindeki göletin öbür tarafına kurulu Thai stili bungalowlar palmiye ağaçları arasında ayrı bir dünya gibi adeta. Chang Park Resort'ün her standart odası geniş balkonu ile misafirlerine palmiye ağaçlarının ardında güzel bir manzara sunmaktadır. Konum itibariyle de Chang Park Resort Kai Bae Beach'te yer aldığından adanın en güzel günbatımı noktasında günbatımı manzarasını odanızın balkonundan izleyebilirsiniz. Youtube kanalımızdan Chang Park Resort videomuzu izleyip buradan abone olmayı unutmayın. Odaların genişliği gayet yeterli olup her oda da tv, buzdolabı ve klima bulunmakla beraber banyosunda geniş bir küveti vardır. Otel sabahları açık büfe kahvaltı hizmeti vermekle beraber çeşitliliği ile Tayland standartlarında oldukça yeterlidir. Chang Park Resort'ün denize nazır geniş bir havuzu bulunuyor. İster havuz başında isterseniz de havuzun hemen önündeki kumsalda günün tadını çıkarmak için şezlonglara uzanabilir, kumsalın karşısındaki ufak adaları kano ile keşfedebilir ya da otelin alabildiğine geniş bahçesinde vakit geçirebilirsiniz. Koh Chang adasının tam ortasında yer alan Chang Park Resort Lonely ve Klong Prao kumsalları arasında yer alıyor. Buradan adanın güneyi ve kuzeyine gitmek oldukça kolaydır. Hizmet ve temizliğinde sıkıntı yaşamayacağınızı garanti ettiğimiz otelin güler yüzlü ve yardımcı personelleri ile kendinizi evinizde hissedeceksiniz. Chang Park Resort hakkında daha detaylı bilgi için burayı tıklayıp otelin web sayfasını inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cienfiegos-gezilecek-yerler-kub", "text": "Küba turu kapsamında ziyaret ettiğimiz şehirlerden biri de Cienfiegos oldu. Önceden hiç duymadığımız bu şehir, Karayip sahiline kıyısı olan, inanılmaz şirin bir yerdir. Cienfiegos, 2005 yılında Unesco tarafından dünya miras listesine alınmıştır. Şehir, güney'in incisi perla de la sur ünvanını hak eden, renkli bina cepheleri, geniş caddeleri, ve çekici Fransız kolonyal mimarisiyle dikkat çekiyor. Cienfiegos, Küba'nın güneyinde yer alır ve aynı zamanda ülkenin en önemli limanlarından biridir. Şehir, Küba tarihinin önemli noktalarından biridir. Şehirde birçok tarihi eser bulunmaktadır. Bu eserler arasında, Jose Marti Meydanı, Tomas Terry Tiyatrosu, ve Cienfiegos Katedrali bulunmaktadır. Cienfiegos, sadece tarihi bir merkez değil, aynı zamanda doğal güzellikleriyle de ünlüdür. Şehir, El Nicho Şelaleleri gibi doğal güzellikleriyle ünlüdür. Bu şelaleler, şehrin yakınında yer alır ve ziyaretçilerin doğal güzellikleri keşfetmeleri için harika bir yerdir. Ayrıca, şehirdeki mangrov ormanları, kuş gözlemcileri için harika bir fırsat sunar. İspanyol sömürgesi olan ülkede Fransızlar ne alaka diyeceksiniz! Cienfuegos, İspanyol toprağı olmasına rağmen başlangıçta Haiti'den gelen Fransız kökenli göçmenler tarafından yerleşim yeri olarak kullanıldı. Şehir, Fransızlar tarafından 1819 yılında kuruldu ve şeker kamışı, tütün ve kahve ticareti için bir merkez haline geldi. 1860'ların sonunda, Küba'nın ekonomik açıdan üçüncü önemli şehri haline geldi. Cienfuegos Bulvarı : Küba'nın en uzun bulvarıdır ve Jose Marti heykeli ile isimlendirilen meydanında çevresindeki muhteşem yapıları keşfetmek için en güzel yerdir. Bulvar boyunca yürürken, kayda değer tarihi yapıların zarafetini içinize çekebilirsiniz. Bu yapılar arasında eski kiliseler, müzeler ve tarihi evler bulunur. Ayrıca, yerel halkın buluşma noktası olan kafeler ve restoranlar da bulunmaktadır. Küba'nın kültürü ve tarihi hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, bulvar boyunca birçok turistik rehberlik hizmeti sunulmaktadır. Ayrıca, Cienfuegos Bulvarı'ndaki çeşitli etkinliklere katılarak, Küba kültürünün canlılığını deneyimleyebilirsiniz. Arco de los Trabajadores : Küba'nın özgürlüğüne adanmış bir anıttır. Palacio Ferrer Kubbesi : Parque Jose Marti köşesindeki mavi yapının kubbesine çıkabilirsiniz. Kubbe size inanılmaz manzara vaat etmese de en azından eski bir yapı içine girip merakınızı gidermiş olacaksınız. Yapı 1918 yılında yerli mimar Donato Pablo Carbonell tarafından dizayn edilmiştir. Teatro Tomas Terry : Jose Marti parkının kuzeyinde kalan tiyatro İtalyan mimariye sahiptir. 1978 yılında ulusal anıt listesine alınan yapı 2008 yılında koruma ödülüne layık görülmüştür. 2 CUC ödeyerek içeri ziyaret edip 950 koltuklu oditoryumu da görmenizi tavsiye ederiz. Cienfuegos Cathedral : Marti parkın karşısındaki katedral 1869 yılında inşa edilen yapının en görülmeye değer yanı pencerelerindeki Fransız vitraylardır. Cementerio la Reina : Mezarlıktan çok ilk görüşte size heykellerin sergilendiği bir alan gibi gelecektir. Ama aslında her heykelin bulunduğu yer birer mezardır. Punta Gorda : İspanyolların Küba'daki sahil şeridine verdikleri isim Melacon'dur. Cienfiegos'ta da mutlaka sahile inip havalı Punto Gorda kordonunda gezmeden dönmeyin. Kordon boyu restaurant, bar ve cafelerle doludur. Resmedilmeye değer şehri Küba seyahatinizde rotanıza mutlaka eklemelisiniz. Valle Sarayı / Palacio del Valle : Gotik, Romanesk ve Barok mimarisinin örneği olan saray Punta Gorda sahilindeki Cienfiegos şehrinde bulunan mimari mücevherdir. Ulusal Miras Anıtı olan bina 1913 yılında yapılmaya başlandı ve 1917 yılında tamamlandı. Kaymaktaşları İtalya'dan, seramikler Granada'dan getirtilmiştir. Binanın yapımında yer alan sanatçıların uyrukları ve yazıtları da bina içinde görülmektedir. Hatta bir yazıt var ki Kur'an dan alıntı olan Lag log ila illegible \"Sadece Tanrı Tanrıdır\" yazılıdır. 8 banyo, pek çok balkon ve terasında gotik roman, hint ve fas etkisinde olan 3 kulesi vardır. Havana'dan Trinidad'a gitmek için Viazul otobüslerine binerek Cienfuegos'ta inebilirsiniz. Bu yaklaşık 4.5 saat sürmektedir. Yolculuk boyunca, muhteşem güzellikteki manzaraları seyredebilir, Küba'nın eşsiz doğasını keşfedebilirsiniz. Biletlerinizi almak için Viazul otobüs istasyonuna gitmeniz gerekmektedir. Seyahatten birkaç gün önce biletinizi almanızı tavsiye ederiz. Biletleri son güne bırakırsanız, bilet bulmada sıkıntı yaşayabilirsiniz. Otobüs durağının adresi: Nuevo Vedado bölgesi, Ave26, Hayvanat bahçesinin karşısıdır. Trinidad'dan Cienfuegos'a gitmek isterseniz, yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürmektedir. Otobüs durağı Simon Bolivar ve Piro Guinart arasında Gustavo Izquierdo'da yer almaktadır. Bu yolculukta da, etrafınızda görebileceğiniz doğal güzellikler sizi büyüleyecek. Şehir içinde ulaşım : Cienfuegos, oldukça küçük ve düzenli bir şehirdir. Şehrin her yerini yürüyerek gezebilirsiniz. Ancak yürümekten yorulduğunuzda, at arabaları size yardımcı olacaktır. At arabası başına 10-15 cuc arası ödeme yaparak şehri daha hızlı gezebilirsiniz. Ayrıca, şehirde bisiklet kiralama seçeneği de mevcuttur. Bisiklet kiralayarak, daha uzak mesafeleri keşfedebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cinden-hong-konga-hong-kongdan-cine-geci", "text": "1842 yılında Nanking Anlaşması ile Çin'e ait olan Hong Kong İngilizlerin eline geçiyor. 1941 yılına kadar İngilizlerin elindeki bulunan Hong Kong Japonların ardından 1945'de tekrar İngilizlerin eline geçiyor. 1997 yılına kadar İngilizlerin sömürgesi olan Hong Kong bu tarihten sonra Çin'e geri verilmiş olup şuan Çin Halk Cumhuriyetine bağlı özerk yönetim bölgesidir. Her ne kadar Çin'e bağlı olsa da Türk vatandaşları Hong Kong'a vizesiz girebilmektedir. Çin'e tek girişli ve çift girişli olmak üzere 2 tür vize alma imkanınız vardır. Tek girişli vize alıp Çin'den Hong Kong'a geçerseniz bir daha Çin'e giriş yapamıyorsunuz. Hong Kong Çin'a bağlı olsa da özerk bir bölge olduğu için Çin'e geçişlerde vize gerekmektedir. Bunun için Türkiye'den Çin vizesi başvurusunu çift girişli yapmak gereklidir. Ya da Hong Kong'da sürekli ikamet belgesine sahip olmanız kaydıyla buradan Çin vizesi için başvuru yapıp vize alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cinque-terre-gezi-rehber", "text": "Cinque Terre gezi rehberimiz ile bu sefer İtalya'nın en güzel beş köyüne ev sahipliği yapan La Spezia bölgesine doğru yol alıyoruz. Cinque Terre gezilecek yerler, Cinque Terre köyleri, Cinque Terre'ye nasıl gidilir, Cinque Terre konaklama ve daha fazlasıyla en detayları bilgileri bulacaksınız. Ligurya Denizinde 5 köy anlamına gelen Cinque Terre'nin köyleri : Monterosso Al Mare, Vernezza, Corniglia, Manarola, Rio Maggiore 1997 yılında Unesco Dünya Kültür miras Listesine alınmıştır. Kaya üzerine inşa edilmiş mimarisi, panoramik yamaçları ve binlerce yıllık tarihi kültürü ile Cinque Terre'deki her köy bir öncekinden daha güzeldir. Cinque Terre'ye gelmemi sağlayan asıl neden : Jess Walter'in Beautiful Ruins isimli romanının kapak resmidir. Eskiden bomboş olan köyler artık turist akınına uğramaktadır. Gelen tursitlerin yaş ortalaması 50 ve üzeri diyebiliriz. Köyler arasında tren ulaşımını kullanabileceğiniz gibi yürüyüş parkurlarını da tercih edebilirsiniz ki buranın en büyük aktivitesi köyler arasında yürüyüş yapmadır. Yürüyüş parkurları da ücretli olduğundan alacağınız günlük Cinque Terre kartınız hem trende hem de parkurlarda geçerli olacaktır. İlk Monterosso Al Mare köyüne gittik. Cinque Terre'de bulunan en iyi plaj/kumsal, bir çok şarap dükkanı, otel ve restaurant bu köydedir. San Cristoforo tepesi köyü ikiye böler. Tepenin hemen altındaki yaya tüneline kadar plaj ve tren istasyonunun olduğu bölgeye Fegina denilmektedir. Tüneli geçtikten sonraki bölge ise eski şehir olarak anılan Storico merkezidir. Burada da minicik bir kumsal var ama denize girmek için uygun bir yer değil. Köyün manzarasını en iyi izleyebileceğiniz nokta 17. yy'da yapılmış olan Capuchin Manastırıdır. San Francesco kilisesi ilk önce hastaneye 1800'lerde ise depoya dönüştürülmüştür. 1894 yılındaki restorasyon ile sanat evi olmuştur. Fegina kumsalının sonundaki otoparktaki Neptün heykeli mutlaka görülmelidir. Heykelin omuzunda taşıdığı düz taş zamanında dans pisti olarak kullanılmış. Fegina kumsalında denizin berraklığı, kumsaldaki şemsiyelerin rengarenk oluşu ve arkada ip gibi uzanan evler hepsi birbiriyle bütünleşmiş bir haldeydi. Konakladığımız köy. Tren istasyonundan inip birkaç yüz metre sonra köyün merkezi olan limana gitmek için dümdüz yolu yürümek yeterli. Diğerlerine kıyasla daha düz bir köy burası. 25. Ekim.2011 yılında Vernezza'da meydana gelen sel yüzünden bir çok ev ve iş yeri tahrip olmuştur. Köyün özelliği daracık sokaklarıdır. Diğer köylere göre daha fazla ev ve insan olmasıdır. Köyün limanı buranın merkezidir. Tüm kafeler ve restaurantlar meydanda yarım ay şeklinde sıra sıradır. Yine meydanda 1318 yılında inşa edilen Santa Margherita di Antiochia kilisesi görülebilir. Yürüyüş yerine çevre köyleri trenle gezip görmüş olsanız da meydandaki çeşmenin solundaki daracık merdivenlerden devam edip 10 dakikalık tırmanış sayesinde Vernezzayı tepeden görmeyi ihmal etmeyin. Tren istasyonundan indiğimiz gibi sola dönüp dar yoldan ilerliyoruz. Ve 337 basamaktan oluşan dolambaçlı merdivenin başına vardık. Merdivenleri çıkarken bir çok tezgah vardı. Sahte gözlük satanları saymazsak Cinque Terre'ye ait 5 köyün tablolarının satıldığı tezgah çok renkliydi. İtiraf edeyim her gezimiz yorucu oluyor ama bu seferki İtalya gezimiz tüm gezilerimizden en yorucusu oldu. O yüzden 337 basamağı başım döne döne başlıyorum çıkmaya. Nihayet tepeye varabiliyorum. Sağdan ya da soldan nereden giderseniz gidin yol köyün merkezine çıkıyor. Merdiven çıkmak yerine servis aracını kullanıp da köyün merkezine gidebilirsiniz. Eeee madem servis var ne zorun vardı da merdivenle çıktın diye sorabilirsiniz. Zaten size tavsiyem de yürüyüş parkurundan köye ulaşmanız olacak. Yoruldukça her mola verdiğiniz noktada ayaklarınız altında, gözünüzün önündeki manzaraya doyamayacaksınız. 1334 yılında yapılan San Pietro kilisesi köyün tam ortasındadır. Köyün ara sokakları fotoğraf çekmek için çok uygun. Şarabı ile ünlüdür. Via dell'Amore'nin başladığı yer buradan başlayıp Riomaggiore'ye kadar uzanan 2 km uzunluğundaki yol biz gittiğimizde kapalıydı. Köyün üst kısmındaki 1338 yılında yapılan San Lorenzo ziyaret edilebilir. Manarola'da plaj olmadığı için insanlar kayalardan güç bela denize girmektedir. Riomaggiore'e gelmeden önce trenin en ön ve en son vagonlarına binmemenizi öneririz. Vagonlar tren istasyonuna sığmadığı için en arka ve ön vagonlar tünel içinde kaldığından kapıları açılamamaktadır. Kıyı şeridi ve köyün tepesindeki San Giovanni Battista kilisesi aynı zamanda kilisenin sağı ve solundaki mermer kapılar dikkate değerdir. Trenden indikten sonra köyün merkezine değilde sağ taraftan tünelin içinden devam edince limana gidip merdivenlerden en tepeye ulaşıp limanın kuş bakışı fotoğraflarını mutlaka çekmelisiniz. Cinque Terre İtalya'nın milli parkıdır. İtalyanca ismi Parco Nazionale delle Cinque Terre'dir. Günde en az 3 kere trene binecek ve tırmanış yapacaksanız Cinque Terre Kartını almanızı öneririz. Yürüyüş parkurları için haritaya ihtiyacınız yoktur. Parkur boyunca yeterli tabela olduğundan zorluk çekilmemektedir. Yürüyüş boyunca yanınızda su, atıştırmalık, güneş kremi ve yedek t-shirt bulundurun. En basit ve en eğlenceli parkur Monterosso ile Vernazza arası Sentiero Azzurro denilen parkurdur. Parkuru çocuklarınızla yürüyebilirsiniz. Hiçbir tehlikesi yoktur. Kesinlikle ve kesinlikle limonlu dondurmasını tatmadan dönmeyin. Ömrümde yediğim en güzel, en muhteşem dondurmaydı. Cinque Terre köyleri arasında ulaşımınızı sağlayan 1 gün, 2 gün veya 1 haftalık süresi bulunan karttır. Kartı La Spezia tren istasyonuna Cinque Terre Point'ten alabilirsiniz. Milano, Genova, Venedik, Floransa ve Roma'dan La Spezia'ya trenle gelmek mümkündür. La Spezia tren istasyonuna vardığınız da saat 07:30 da açılan Cinque Terre ofisinden günlük kart alarak köylere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. 5 köyden yalnız Vernezza'da yer bulabildik. Artık yoğunluğu siz düşünün. Gitmeden önce illaki köylerden birinde yer vardır diye düşünüp rahat davranmıştık. Fiyatlar normal bütçenin bir hayli üzerinde olduğu için Cinque Terre'ye gitmeden önce mutlaka erkenden rezervasyon yaptırmayı unutmayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cocukla-tatili-kolay-hale-getirm", "text": "Çocukla tatile çıkma fikrini kafanıza koyduysanız onlara yapmak istedikleri şeyler için fırsat vermeyi unutmayın. Çocuğunuzla yapacağınız en iyi tatil destinasyonu muhakkak egzotik yerlerdir. Bu nedenle ilk önce tatile gideceğiniz yer için aşı yapılıp yapılmaması gerektiğini önceden araştırıp öğrenmelisiniz. Çocukla tatili kolay hale getirme hakkında aşağıdaki bilgilerin işinizi kolaylaştıracağını ümit ediyoruz. - Çocuğunuzla çıkacağınız tatilin en önemli ve sancılı geçen evresi uçak yolculuğudur. Uçağın iniş ve kalkış zamanı çocuğunuz huysuzlanıp mızmızlanmasını önlemek ve onların rahat bir yolculuk yapabilmesi için iniş ve kalkış esnasında çocuğunuzu emzirmeli, biberonundan ya da şişeden sıvı tüketimini sağlamalı yada sakız çiğnetmelisiniz ki bu süre. daha basit hale gelebilsin. - Tatil boyunca çocuğunuz sıkılmaması için çocuğunuz oyalanacağı oyuncak, resim defteri vs.. gibi eğlenceli ihtiyaçlarını yanınıza almayı unutmayın. Yine tatil önce valizini hazırlarken çocuğunuz için fazla giysi, battaniye, çocuk bezi, ateş düşürücü, emzik, biberon, bandaj, yara bandı vs.. gibi ihtiyaçları çantanıza koymayı unutmayın. - Biz Türkler genelde tatillerimizi yaz mevsiminde ya da kış döneminde olsak dahi sıcak tatilleri sevdiğimiz için tatil planlarımızı ona göre şekillendiririz. Dolayısıyla deniz, kum ve güneş üçleminden korunabilmek adına çocuklarınız ve kendiniz için göz damlası, şapka, güneş gözlüğü ve özellikle yüksek faktörlü güneş kremlerini yanınıza almayı unutmayın. - Gideceğiniz yerde katılmak istediğiniz turlar çocuklar için uygunsa mutlaka bu turlara beraber katılıp tatili çocuğunuz için ilginç bir hale getireceğiniz unutmayın. - Gittiğiniz yerde ya da yakınında eğlence parkı veya tema parkı varsa 1 gün kendi gezmenizden fedakarlık edip o günü çocuğunuzla eğlenerek geçirin. - Tatiliniz boyunca baharatlı, yağlı ve kızarmış yiyeceklerden kaçının. Bunun yerine sebze, meyve ve bol su tüketimine özen gösterin. - Tatil boyunca kendi ülkenizdekinin aksine farklı yemekler ve tatlar deneyeceğiniz için midenize dokunması çok normaldir. Olası ishale karşı yanınızda ilaç bulundurmayı ihmal etmeyin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cocuklar-icin-bangko", "text": "Kime sorsanız çocukla tatile pek de yanaşmazlar. Halbuki hem çocukların hem de ebeveynlerin tatilden zevk almanızı sağlayan dolu aktivite vardır. Bangkok'da çocuklar için oldukça fazla atraksiyon olup birbirinden eğlenceli bunca atraksiyon içerisinden birine, ikisine değil bence hepsine gitmek isteyeceksiniz. Gitmek isteyeceksiniz diyoruz çünkü çocukların dikkatini çektiği kadar aslında biz büyüklerin de dikkatini çeken bir çok eğlence sistemi mevcut. İki park bölümü olup üstü açık güvenli safari aracı ile hayvanların yakınından geçme imkanına sahip olacağınız bir park. Alışveriş merkezinin içinde devasa büyüklükteki akvaryum içinde sağınıza, solunuza bakmaktan onca balığı izlemekten vaktiniz nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız. İçeride sıra sıra butiklerin yer aldığı yem yeşil doğanın içinde eğlenmekten gününüzün nasıl geçtiğini anlayamayacağınız kendinizi hayaller içerisinde bulacağınız bir eğlence parkı. Bangkok'un en popüler aktivitelerinin başında yer alır. Bangkok'un 1 saat dışında bulunan bu pazar'a ister özel taksi ile isterseniz de tur satın alarak katılım sağlayabilirsiniz. Çocuklarınızın etkilenmemesine imkan olmayan, yılanlarla yapılan şov boyunca gözlerini bile kırpmadan izleyecekleri oldukça eğlenceli bu şovda ebeveynlerde bir o kadar zevk alarak bu şovu izleyebilir ayrıca şov sonunda yılanlarla resimler çekilebilirsiniz. Queen Saovabha emorial Institude' da haftaiçi saat 11:00 ila 14:30 da. Haftasonu ise sadece 11:00 de. Giriş ücreti 200 THB. Her gün 08:00-18:00 arası açık olan Samut Prakan timsah çifliğinde yalnız timsah değil bunun yanı sıra fillerin şovuna da katılabilir. Samut Prakan Timsah çifliği sırf şovları ile değil hayvanat bahçesi ve dinazor müzesi ile siz ve çocuklarınıza kapısı açık çok eğlenceli tüm gününüzü rahatlıklı ve hiç sıkılmadan geçirebileceğiniz bir yer. 18 Mart 1938 yılında kapılarını ziyaretçilere açılmış olan bu hayvanat bahçesinde yaklaşık 2.000 tane hayvan yaşamaktadır. Yerlilerin Khao Din dedikleri bu bahçe yerli halkın hafta sonu vakit geçirmek için en ideal yerleridir. Turist yetişkinler için giriş ücreti 100 THB olup çocuklar için ise 50 THB'dır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cocuklar-icin-hong-kon", "text": "Disneyland'a gitmek her çocuğun hayalidir. Hele bir de bu Disneyland Hong Kong'da olunca büyük küçük demeden herkesin hayalini süsler. Yurt dışına çocuğunuz ile beraber seyahat edecekseniz planlarınızı da çocuklarınıza uygun aktiviteleri eklemelisiniz. Hong Kong yurtdışında çocukla tatil için mükemmel bir ülkedir. Gün içinde Hong Kong ve çevresini gezip, alışverişin verdiği yorgunluğu çocuklarınız ile beraber tema ve oyun parklarında atabilirsiniz. Böylelikle hem çocuğunuzun tatilden keyif almasını sağlamış olacak hem de çocuğunuzla beraber güzel anılar biriktirmiş olacaksınız. Park Rambler kanalı ile Tsing Ma köprüsü manzarası eşlinde turistlerin olduğu kadar yerel ziyaretçilerinde ilgi odağıdır. Geminin içerisinde sergi alanı, restaurant ve otel bulunmaktadır. Noah's Ark'ın amacı aile değerlerini desteklemek ve sevgiyi öğretmek bunun yanı sıra sosyal uyumluluğu sağlayıp dış etkenlerden korumaktır. Noah's Ark'ı yeniden inşa eden milyarder Kwok kardeşlerdir. Ulaşım: Central Ferry 2 numaralı iskeleden Park adasına yetişkin 22 HK$, çocuk 11 HK$ ödeyerek 25 dakikada ulaşım sağlanabilir. Ziyaret Saatleri : Sabah 10:00 Akşam 18:00 arasıdır. Giriş Ücreti: Yetişkinler için 155 HK$, çocuklar için 125 HK$. 870.000 metrekare alana kurulu park 1977 yılında kapısını ziyaretçilere açmıştır. Parkın elde ettiği gelirin bir kısmı hayvanları koruma projesi desteklemek için harcanmaktadır. Bu eğlence parkında çocukşar için yok yok. Su parkları, çeşit çeşit hayvanlar hatta soyları tükenmekte olan hayvanları da görme şansınız var, yağmur ormanları ve dahası.... Park da dünyanın en uzun ikinci teleferiğine binerek kendinizi manzaradan mahrum bırakmayın. Ulaşım : Admiralty metro durağı yada Star Ferry'den 629 numaralı otobüs ile yetişkin için 10.6 HK$, çocuklar için 5.3 HK$' ı ödeyerek ulaşımı sağlamak mümkündür. Giriş Ücreti: Yetişkin 280 HK$, çocuk 140 HK$. 34.000 kişilik kapasiteye sahip devasa büyüklükteki alan içerisinde toplam 6 değişik tema park alanı ile Lantau adasına kurulmuştur. Bu tema parkları Grizzly Gulch, Toy Story Land, Fantasyland, Tomorrowland, Adventureland, Main Street U. S. A'dır. Ulaşım : Disneyland Resort metro durağında inmek gerekiyor. Giriş Ücreti : Giriş için bilet seçenekleri mevcut olup ziyaretçiler ister günlük, ister 2 günlük olarak tercihte bulunabilirler. Günlük standart bilet yetişkinler için 450 HK$, çocuklar için 320 HK$. Guiness rekorlar kitabına dünyanın en büyük ses ve ışık gösterisi olarak yerini almıştır. Işıkların, lazerlerin müzikle uyum içerisindeki dansı her gün saat 20:00 başlayıp 12 dakika sürmektedir. Eğer resim çekecekseniz biraz erken gidip önlerde oturmanızı tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cocuklar-icin-malezy", "text": "Uzakdoğu tatili denilince insan bir kere düşünüyorsa çocuk sahibi aileler iki kere düşünür. Çünkü biz Türkler nedense çocukla tatil olmaz anlayışını benimsemişizdir. Hem ebevenylerin hemde çocukların eğlenerek tatil yapabileceği yerlerden biri de Malezyadır. Çocukların bir günlerini en eğlenceli geçirebilecekleri aktivitelerin başında tema parkları gelir. Tema parkıdenilince de dünyanın en zengin ülkesi Malezya'dır. Bu yüzden Malezya'ya seyahat etmek istiyor fakat çocukla zor olur diye düşünüyorsanız artık ön yargınızı silebilirsiniz. Malezya'da kendiniz için yapacağınız aktivitelerindışında çocuğunuzla da tema parkalarına gidebilir, eğlenebilir, hoşça vakit geçirebilirsiniz. Asya'nın ilk Lego Parkı 15 Eylül 2012 tarihinde Danimarkalı oyuncak firmasının 6. Parkı olarak kapısını ziyaretçilere açmıştır. Oldukça büyük kompleks içine kurulmuş parkta 40 dan fazla şov ve atraksiyon vardır. Çocukların gözdesi olan Parkın 2013 yılında Lego temalı su parkı ve 2014 yılında Lego temalı otelin ilk yarısının açılması planlanıyor. İçeride teknelere binip oyuncak dünyasının içine dalmak; bunun için gerçekten çocuk olmak gerekmiyor Hello Kitty'nin pembe evini ziyaret edebilirsiniz. Tabi bu ziyaret oyunlar ve eğlence eşliğinde geçmektedir. Küçük lunapark da eğlenebilirsiniz. Water Park : Havuzdan doğal kumsala kadar aklınıza gelebilecek tüm güzellikler bir arada. Dileyen sörf de yapabilir. Extreme Park : İçerisinde 206 metre yüksekten bungy jump yapmak, Go Kart, ATV, G Force X, Paintball kadar bir çok aktivide var. Scream ParkWild Life Vahşi Yaşam Parkı : Çeşitli hayvanı görmenin yanısıra onlara dokunma şansına erişebilir ve yaptıkları şovlar eşliğinde çocuklarınıza unutlmayacak anlar yaşatabilirsiniz. Toplam 150 çeşit egzotik ve özel hayvan bulunmaktadır. Amusement Park : Kendinizi Büyük Kanyon'da ya da Kızılderililerin içinde bulmak istiyorsanız trende yerinizi alın. Özel eşyaların konulması için her yerde dolaplar mevcut, parka girmeden önce eşyaları dolaba koyduktan sonra kilitleyip anahtarı alıp eğlenceye başlayabilirsiniz. Ulaşım : KTM Komuter ile KL Sentral dan Subang Jaya'ya 24 dakikada ulaşım mümkündür. LRT ile KL Sentral' den Kelana Jaya son durağa varılır. Yukarıdaki her iki durakta indikten sonra Sunway Pyramid'e otobüs ile varılıyor. Otobüsler hemen istasyonun kapısının önünde beklemektedir. Eğer bir gün eğlenmek için yeterli gelmezse ve Kuala Lumpur'a git gel yapmak istemiyorsanız parkın hemen yanında yer alan Sunway Lagoon Resort da konaklayabilirsiniz. Ulaşım :Putra Terminalinden 07:30'da KL Sentral'dan 09:00'da otobüs ile direk ulaşım mümkündür."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cocuklar-icin-pari", "text": "Her çocuğun en büyük hayali Disneyland'agitmektir. Çocukla yurt dışına çıkıp hele bir de Paris'e gidiyorsanız büyük bir eğlence sizleri bekliyor. Disneyland'ın ana vatanı olan Paris, çocukla yurtdışına çıkmak konu olunca dünyadaki en önemli şehirlerden biridir. Müzeler, doğal parklar, oyun parkları ve Disneyland Paris'te çocukla tatil yapmak ve eğlenceli vakitler geçirmek için başlıca seçeneklerdir. Grevin Wax Müzesi : Sihirli oyunların oynandığı ve biçimsiz aynaların sizi şekilden şekile komik bir hale soktuğu çok eğlenceli bir müze. Doğal Tarih Müzesi : Bir çok hayvan iskeleti, bitki örtüsü ve canlı hayvanın sergilendiği güzel ve bilgi sahibi olabileceğiniz bir müze. Eyfel Kulesi : 324 metre uzunluğunda ki kulenin açılışı törenle 31 Mart 1889 yılında açılışı yapılmıştır. Kulenin mimarı Gustave Eiffel'in balmumu heykeli kulenin tepesinde görülmeye değerdir. La Grande Roue : Tuileries Bahçesi'nin sonunda ise La Grande Roue 1900'lerin başında inşa edilmiştir. 1980 yılına kadar dünyanın en yüksek dönme dolabı ünvanına sahipmiş. Thoiry Safari Park : Arabalarla gidilen park alanında hayvanlar yollarda dolaşmakta isterseniz yemek bile verebilirsiniz. 3 bölümden oluşan arazı içinde toplam 1.000 adet hayvan bulunmaktadır. Cam tünelin içinden geçerken etrafı kaplanları gözlemlemek de çok heyecan verici. Asterix Park : İster Roma İmparatorluğuna ister Viking dönemine ister Mısır Krallığına ziyaret edebilirsiniz. Tüm gün eğlenmenize yetmeyeceği için park içinde ki otelde konaklayabilirsiniz. Eğer tatiliniz yaz mevsimine denk geliyorsa serinlemek ve eğlenmek için en iyi aktivitelerden biri. Disneyland'ı ziyaret etmek için büyük yada küçük olmak fark etmiyor. İnternet sitesini ziyaret ederseniz size sunulan seçeneklerden dilediğinizi inceleyip satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cocuklugumun-siles", "text": "Her zaman demişimdir \"Dünya'yı gezsem de Şile'nin yeri bir başkadır\" diye. Haftasonu iğne atsan düşmez plajlarını, buram buram mangal kokularını, geceleri yollara yatıp sabahlayan insanlarını görenler tabi ki beni anlayamaz. Çünkü Şile benim için hala ağaçların gökyüzünü kapadığı yollarıyla 2.5 saat süren, Yeşilvadi'de ayran, Üvezli'de gözleme ve mısır molası verilen, herkesin birbirini tanıdığı turistlerin, sanatçıların kumsalları süslediği, festivallerin en eğlencesini bize yaşatan, okulların kapanmasıyla nasıl gideceğimizi bilmediğimiz ve açılacağı son güne kadar terk edemediğimiz, sayısız duygu ve anıların biriktiği Gezgin Çift'in gezmeye start verdiği küçük bir tatil kasabasıdır. Bütün gün doya doya eğlenir Şile'nin yokuşlu yollarında evlerimizin yolunu tutardık. Akşam yemeğini yediğimiz gibi gece için hazırlıklar başlardı. Özene bezene giyinir, tek bir saç telimizi bile jölemizden mahrum etmezdik. Vira Bar, Vira Disko, Tantana, Bibar, Keyif, Rüya Disko, Moondrop, Değirmen Disko, Baron, Şilem Bar, Reila, Efuli Disko eğlence mekanları sayesinde gün bitmediği gibi gecelerimizde bitmezdi. Barlarda eğlenmekle kalmayıp, yorulmak bilmez bir halde ya küçük limana ya büyük limana ya da Kumbaba'ya dere kenarında muhabbet devam ederdi. Arabada müzikler çalınır, sohbet ve eğlence hiç bitmez, eve gitmek nedir bilmezdik. Yıllar yavaş yavaş ilerlemeye başladıkça hayat mücadelesi de başladı. İş güç derdine düştük her gün beraber olduğumuz dostlarla aramıza ayrılıklar girdi. Bu ayrılıklar bazen hayatın başka yöne götürmesiyle bazen de hayatın sona ermesiyle devam etti. Ama yine de kalbimizin beraber attığı hiçbir zaman kopamadığımız dostluklar da devam ediyor. Üstelik eşlerimiz ve aramıza yeni katılan çocuklarla genişleyen, büyüyen dostluklar. Tabi bu zaman içinde Şile'de çok gelişti, 2,5 saatte gidilen o romantik yolun yerini otoban aldı, sıcacık kumlara havlularımızı serip uzandığımız o plajların yerini şezlong, şemsiye parası verilerek girilen beach'ler aldı, saymakla bitmeyen eğlence mekanlarının yerini cafeler-restaurantlar aldı. Şileli ve yazlıkçı gençlerin temelini oluşturduğu o hareketli yaşam tarzının yerini biraz daha orta yaş ve üstüne hitap eden bir anlayışa bıraktı. Artık Şile'de biz bize değiliz. Özellikle hafta sonları ve bayramlarda inanılmaz kalabalıklar var. Ama şunu da göz ardı etmemek gerekir ki herkesin tatil yapmaya ihtiyacı ve hakkı var. O yüzden Şile denizi, kumsalı ve ormanları ile İstanbulluların tatil ve oksijen ihtiyacını karşılamaya devam ediyor. - Enişte'nin Yeri - Rüya - Gel Bakalım - VIP Beach - Aqua Beach - Ağlayankaya Şile'ye en son 2014 şeker bayramında gittik. Bayramın kalabalığından ve mangalcı tayfanın hararetinden biraz olsun uzaklaşmak için Ağlayankaya'da Aqua Beach'i tercih ettik. Kalabalık arkadaş grubumuz da orada olduğu için dalgalarda eğlenerek, denizden topladığımız midyeleri pişirerek, bol bol fotoğraf ve video çekerek günlerimizi çok eğlenceli geçirdik. Kumsalda geçen saatleri anlamayıp her gün akşamı ettik. Bir gece yine Aqua Beach'de düzenlenen 80-90'lar partisine katılıp inanılmaz eğlenceli ve komik anlar yaşadık. Başka bir gece arkadaşlarımızın 10. evlilik yıl dönümlerini kutlamak için Ejder arkadaşımızın işletmeciliğini yaptığı Karina restaurant'ta mutheşem bir akşam yemeği ziyafeti çektik. Yalnız gece eğlencesi ve mekanları dışında kahvaltı yapılabilecek en güzel yerlerin başında gelen Kumbaba mevkiindeki Rokethane'de serpme kahvaltımızı yaptık. Geçen sene Rokethane yoluna araç ile giriş ücretsizken bu sene Belediye tarafından araç başına 10 TL ücret alınmaya başlanmış. Gezgin Çift'in Tavsiyesi : Kalabalık günler dışında Aqua beach yerine Ayazma Plajındaki Enişte'nin Yeri Beach'e gidebilirsiniz. Sahibi Mehmet kişiliği ve karakteri ile çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdır. Arkadaştan öte mekanında müşterilere gösterdiği güler yüz ve ilgisi ile yanında çalışan ekibiyle vermiş olduğu hizmeti Şile'nin başka hiç bir mekanında bulunamayacak türden. Gezgin Çift Tavsiyesi : Şile çarşı'da bulunan Kurtiş Usta dondurmacısının keçi sütünden yapmış olduğu dondurma çeşitlerini mutlaka tadın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/coron-adasi-gezilecek-yerle", "text": "Coron adası, Filipinler'in Busuanga adası olarak bilinen bir dalış cenneti. Palawan bölgesine bağlı olan ada Palawan'ın en kuzeyinde yer almaktadır. Her kesime hitap eden Coron çevresindeki adaları ve anakara üzerinde gezilecek yerleri ile Filipinler turunuza mutlaka dahil etmeniz gereken bir yerdir. Adanın uzunluğu 20 km olup tamamen kireçtaşı oluşumudur. Toplam yedi tane göle sahip olan adanın en popüler gölleri Kayangan gölü ve Barracuda Gölü'dür. Coron adası 1902 yılında kasaba yapılmıştır. Ve resmi ismi Penon De Coron iken Coron olarak değiştirildi. Adanın II. Dünya Savaşına kadar tek geçim kaynağı balıkçılık iken savaşla birlikte bu kaynak madenciliğe kaymıştır. Japonlar bu dönemde maden kamplarını işgal ettikten sonra maden işletmeye başladılar. Coron limandan tekne turuna çıkarken sol tarafınızda kalacak olan kel tepeler göreceksiniz. İşte bunlar hep madenlerin çıkarıldığı yerlerdir. Günümüzde maden çıkarılmıyor tabi ki. O yüzden adalıların tek geçim kaynağı balıkçılık ve turizmdir. II. Dünya Savaşı batıkları nedeniyle Forbes'e göre dünyanın en iyi dalış noktalarından ilk 10'a girmeye hak kazanmıştır. 1944 yılında Amerika tarafından batırılan Japon gemi batıkları dalışıyla unutulmaz bir deneyim yaşayabilirsiniz. Su altı görüş mesafesinin de 24 metre olduğunu belirtmek isteriz. Coron adasındaki batıklar 3 ila 9 metrede başlar ve 36-42 metrelere kadar iner. Ama ideal bir dalış için 18-24 metre çok uygundur. Dalış yapılacak pek çok nokta bulunuyor. Başlıca yerlerden ilki batıklar ve mercan resifler olup bunun haricinde en önemli yer Cathedral Cave ve Barracuda gölüdür. Barracuda Gölü yazımızı okuyabilirsiniz. Dalış yapılacak en iyi dönem Ekim ayından Haziran ayına kadardır. Bunun dışındaki dönemlerde yağmur riski yüksek olduğundan gelmenizi önermeyiz. Dalış yapmaya zaman bulamazsanız da üzülmeyin. Biz snorkelle bile çok derinde olmayan bir Japon gemi batığına daldık 🙂 Yine mercan resiflerini görme şansımız oldu. Coron adası bir kaç metreden sonra bile sizleri mutlu etmesini bilen bir yer. Palawan'ın kuzeyinde nefes kesici manzaralara ev sahipliği yapan Coron Adasında ilk günümüz. Söylendiği gibi eşsiz manzaraya sahip adanın manzarasını ve gün batımını izlemek için vakit kaybetmeden Tapyas tepesine doğru heyecan içinde gidiyoruz. Deniz seviyesinden 600 metre yukarıdaki Tapyas dağına çıkmak hiç de kolay olmayacak ama etkileyici manzarayı görmek adına tırmanmaya başlıyoruz. 724 adet basamağı tırmandıktan sonra tepeye nihayet ulaşabildik. 724 sayısını pek önemsemediğimizden olsa gerek su almaya gerek duymadık. Daha 200. merdivene gelmeden yaptığımız hayatı anlamakta çok gecikmedik. Ama dönsen de olmaz ki bunca merdiveni tırmandıktan sonra o yüzden istikamet mecbur tepeye. Coron kasabasından tricycle ile engebeli ve sarp yollarda yeşillikler içinde yoğun bir sallantı eşliğinde yarım saatte kaplıcaya varabilirsiniz. Ziyaret için en ideal vakit güneş battıktan sonra yoksa güneşin altında 40 derece sıcaklığa sahip havuza girmek güzel bir fikir olmasa gerek. Girişte solda yer alan tuvalet ve duş kabinleri havuza girdikten sonra üstünüzü değiştirmeniz için düşünülmüş. Maquinit Kaplıcası dünyanın 3 tuzlu kaplıcasından biri olma özelliğini taşımaktadır. 500-600 metrekare alan içerisinde toplam 3 tane havuz bulunuyor. Sıcaklık 40 derece. Filipinler'de ateş böceği turunu ilk Puerto Princesa'da deneyimlediğimizde bu tura aşık olmuştuk. Mangrov ormanlarıyla çevrili bir nehir içinde üç kişilik kayıklara binerek yıldızlar altında masal aleminde hissi yaşamıştık. Sonraki yıllarda bu turun Bohol adasında da yapıldığını öğrenince orada da deneyimledik. Puerto Princesa'yı aratmayacak kadar güzel olduğunu itiraf etmeliyiz. 2017 yılı itibariyle artık ateş böceği turu Coron adasında da yapılmaya başlanmış. Eğer PP ve Bohol'e gitmeyecekseniz Coron adasında ateş böceği turuna katılmayı ihmal etmeyin. Coron adasının olmazsa olmazı ada turlarıdır. Zaten Coron adası ada olmasına rağmen kumsalı yoktur. Yani ben ada turuna katılmayayım da bir gün de otelin önünden denize gireyim olayı yok! Eğer Coron'a gelecekseniz günlük tekne turlarına katılmanız şart. Söz konusu Filipinler olunca Filipinler'de görülmesi şart olan yerlerin başında Kayangan Göl'ü geliyor. Daha fazla bilgi için Kayangan Lake makalemizi okuyabilirsiniz. Kuru sezon olup yaz olarak nitelendirdikleri en sıcak dönem Mart, Nisan ve Mayıs aylarıdır. Düşük sezon olarak bilinen yağmurlu dönem Haziran ila Kasım aylarıdır. Özellikle Temmuz ayından Ekim ayına kadar tayfun ve fırtına dönemi olduğu için gelmemenizi şiddetle tavsiye ederiz. Havayoluyla : Philippine Airlines ve Cebu Pacific'in Manila'dan Coron Adasına seferleri bulunmaktadır. Ancak Coron adasına öğleden sonra uçuş bulunmadığından uçuşunuzu sadece sabah saatlerine alabilirsiniz. Feribotla : Manila'dan, Puerto Princesa'dan Coron'a feribot yolculuğu ile ulaşmanız mümkündür. Bilet fiyatları, gün ve saat için Travel2Go sayfasından detayları inceleyebilirsiniz. El Nido adasından Coron adasına geçecekseniz eğer Montenegro Lines firmasının her gün saat 06:00'da kalkan feribotu ile yaklaşık 4-5 saatte Coron adasına varabilirsiniz. Feribot biletini seyahatinizden önce internetten online alabileceğiniz gibi bir gün öncesinde de temin edebilirsiniz. Bilet fiyatları 35 USD'den başlamaktadır. Coron adasında ulaşım neredeyse tamamen tricycle'lar ile yapılmaktadır. Yalnızca havalimanından kasabaya minivanlar hizmet etmekte. Bunun dışında kasabada mesafeler çok yakın olduğundan ve yolların dar olmasından dolayı transfer hizmeti için tricycle'lar hizmet ediyor. Tricycle dışında motor kiralayarak da adayı gezmeniz mümkündür. Ama gidilecek bir kaç nokta olduğu için motor kiralamak yerine tricycle tercih etmek daha akıl karı bir seçenek olacaktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/coron-adasi-maquinit-kaplicas", "text": "Filipinler Palawan eyaletinin kuzeyinde yer alan Manila'nın güneybatısında 310 km deniz mili uzaklığında yer alan Coron adasındayız. Adanın en önemli özelliği II. Dünya Savaşındaki Japon gemisi batıkları ve bu batıklara yapılan dalışları ile ünlüdür. Adada katılacağımız turların hepsini programladık. Turların haricinde gidilecek yerlerin başına Maquinit Kaplıcasını koymadan geri kalmıyoruz. Coron kasabasından tricycle ile engebeli ve sarp yollarda yeşillikler içinde yoğun bir sallantı eşliğinde yarım saatte kaplıcaya varıyoruz. Ziyaret için en ideal vakit güneş battıktan sonra yoksa güneşin altında 40 derece sıcaklığa sahip havuza girmek güzel bir fikir olmasa gerek Girişte solda yer alan tuvalet ve duş kabinleri havuza girdikten sonra üstümüzü değiştirmemiz için işimizi gördü."} {"url": "https://www.gezgincift.com/coron-adasi-tapyas-tepes", "text": "Palawan'ın kuzeyinde nefes kesici manzaralara ev sahipliği yapan Coron Adasında ilk günümüz. Söylendiği gibi eşsiz manzaraya sahip adanın manzarasını ve gün batımını izlemek için vakit kaybetmeden Tapyas tepesine doğru heyecan içinde gidiyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/coron-adasi-tekne-turu-part-", "text": "Coron Adasında 2. günümüz 2 turu birleştirip bol bol denize gireceğimiz güzel bir gün bizi bekliyor. Sabah kalktık hava güneşli missss. Kahvaltımızı edip doğru tur şirketinin yolunu tutuyoruz. Her zamanki gibi derme çatma kayıktan yapılan teknemize bindik. Ama bu sefer biraz şanssızız. 3 çocuklu Çinli aile ile beraber çıkılan yolculuk baş ağrımıza sebep olsa da pek umursamıyoruz. Katıldığımız turda gideceğimiz adalar; Malcapuya, Banana ve Bulog. İlk durağımız Malcapuya adası oldu. Kendimizi denizin yumuşacık bembeyaz kumu ve adadaki sakinliğin keyfine bıraktık. Ta ki Çinli ailenin çocuklarının elinde kocaman deniz yıldızıyla oyuncak gibi oynadıklarını görünceye kadar. Neslihan görür görmez o oyuncak değil diye avaz avaz bağırarak ailenin yanına koşunca onlarda neye uğradıklarını şaşırdılar 🙂 Böylelikle deniz yıldızı ait olduğu yere dönerek, Çinlinin kurbanı olmaktan kurtuldu. Deniz yıldızını koruma adına kısa bir gerginlik yaşanmış olsa da böyle bir adada sinirler hemen yatışıyor, adanın sessizliğine kendimizi bırakıyoruz. 1,5 saat deniz ve kuma doyduktan sonra Banana Adası için tekneye bindik. Burası da Malcapuya'ı aratmayacak kadar egzotik bir adaydı. Fakat burada ufak bir resort bulunuyor. Adaya ayak bastıktan kısa bir süre sonra balık, tavuk, pilav, salata ve içecekten oluşan menüyle öğlen yemeğimizi yedik. Herkes bir kere hayal etmiştir. Hani öğle yemeğinden sonra bir rehavet, bir ağırlık çöker ya insana şimdi bir ağaç gölgesinde hamakta kestirsem diye. İşte bu hayal için ideal bir adadayız. Kumsalda sıra sıra palmiye ağaçlarının arasına kurulmuş hamaklar ve yemek sonrası bu hamaklarda turkuaz mavisi denize nazır şekerleme yapan \"Gezgin Çift\". Herhalde gözünüzün önüne geldi. Ve son duraklama yapacağımız Bulog adası. Açıkçası Bulog Adası diğerlerine göre gölgede kalıyor. Adada denize girmek pek mümkün değil. Adanın özelliği 3 minik kara parçasından oluşmasıydı. En büyük olan kara parçasında büyük bir otel inşa edilmiş. Sanırız sezonundan olsa gerek kapalıydı. Birbirinden güzel Coron adalarını ziyaret edip, bol bol güneşten vitamininizi alıp, enerji depolayıp tatilden 1 günümüzü daha eksiltmiş olduk."} {"url": "https://www.gezgincift.com/corum-gezilecek-yerle", "text": "Çorum ili Türkiye'nin görülmesi gereken yerleri arasında en nadiri diyebiliriz. Çorum deyip geçmeyin Çorum gezilecek yerler listemizde bu şehirde ve çevresinde 7000 yıllık tarihe tanıklık edeceksiniz. 7000 yıl boyunca sürekli oturumun devam ettiği Çorum \"Kral Yolu\" ve \"İpek Yolu\" üzerinde yer aldığı gibi bir diğer önemi ise Hititlerin de başkenti olmuştur. Hattuşa ve Alacahöyük tarihi yerleşim yerlerindeki tarihi eserler ve kazı çalışmalarından ortaya çıkan kalıntılar nedeniyle adeta açık hava müzesi gibidir. Bu bölgede en eski yerleşim Katolik Çağ'a ait olup tarihi M. Ö 6000-3000 yıllarına dayanır. M. Ö 2000 yılından sonra Hitit'ler Anadolu'ya gelerek burada bir devlet kurmuşlar. Ve ismine Hatti Ülkesi demişlerdir. Çorum Hititlerden sonra sırasıyla Frig, Pers, Pontus Krallığı ve Bizans gibi farklı farklı impatorlukların hakimiyetine girmiş bir şehirdir. Çorum, 1071 Malazgirt Savaşının ardından 1075 yılında Danişment Ahmet Gazi tarafından Türk hakimiyetine geçmiştir. Zaten bu tarihten sonraki yapılarda Selçuklı ve Osmanlı dönemine ait izleri rahatlıkla görebilirsiniz. 1923 yılında Milli Kütüphane olarak inşaatına başlanan yapı 1925 yılında kapılarını açmıştır. Kütüphane ve bir nevi müzelik eserlerin sergilenip kullanıma açık olan bina 1960 ihtilalinden sona Belediye Binası olarak kullanılmaya başlanmıştır. II. Abdulhamit'in tahta çıkışının 25. yıldönümünde göndermiş olduğu fermana binaen 1894 yılında yapılan kule 27.5 metre yüksekliğindedir. Kuleyi ilk gördüğünüzde kuleden çok minare benzetimi yapacaksınız. Ki bun da çok haklısınız. Bir Osmanlı dönemi eseri olan kule adeta minare şeklinde inşa edilmiştir. Hitit Mimarisi Sergi Alanı : Hitit arabası sergilenmekle birlikte Hattuşa'ya gitmeye vakti olmayanlar Çorum müzesine gelip başkent Hattuşa'yı burada sanal olarak gezebilir. Diğer görülmeye değer olanlar ise Hitit dönemi eserlerinden olan kabartmalı vazolar, Frig dönemi buluntuları, Roma ve Osmanlı dönemine ait sikkelerdir. Giriş Ücreti : 8 TL, Müzekart sahibi olanlar ücretsiz ziyaret edebilir. Selçuklu döneminde yapılmış eserlerden biridir. Deprem sonucu hasar gören cami Mimar Sinan tarafından onarılmıştır. Dokuz kubbeden oluşan cami 1790 yılında gerçekleşen depremle yeniden zarar görünce 1802 yılında Yozgatlı Çapanoğlu Süleyman Bey tarafından eskisi gibi onarılmaya başlanmış. Ancak Süleyman Bey'in ölmesi üstüne bu işi oğlu Abdülfettah Bey üstlenince 1810 yılında ahşap ve tek kubbeli olarak yapılmıştır. Caminin en önemli şeyi 1306 tarihli abanoz ağacından çatma kündekari tekniğiyle yapılmış olan miberidir. Çorum Kalesi Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan kale şehrin güneyindeki tepede yer alıyor. Kalenin planı kare biçimli olup kale için kullanılan malzemeler; kesme taş, moloz taş ve Roma-Bizans dönemlerine ait devşirme taşlardır. Kale içinde 42 adet konuk ve bir cami bulunmaktadır. Çorum Müzesine bağlı olan Alacahöyük müzesi Çorum merkezine 45 km, Ankara'ya ise 200 km uzaklıktadır. Müzede sergilenen eserler kazı çalışmaları sonucu elde edilen Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerine aittir. Alacahöyük Müzesi ve Ören yerini lütfen birbirinden ayırmadan gezin. Her iki yer de görülmesi gereken yerlerden olduğundan birinden birini es geçmeyin. Alacahöyük'te açılan ilk yere müzedir burası. 1940 yılında kapılarını aralamış olan müzede aynı zamanda Etnografik eserleri de görme şansınız vardır. Alacahöyük Eski Tunç Çağı ve Hitit döneminde din ve özellikle de sanat anlamında çok önemli bir yermiş. Din ve sanatın önemli olduğu bu topraklar aynı zamanda 4 uygarlık çağına da tanıklık etmiştir. Alacahöyük'te Hitit kültürüne artı olarak Hititlere öncülük eden Hatti kültürü ve zenginlikleri de ortaya çıkarılmıştır. Alacahöyük hakkında daha detaylı bilgi için Alacahöyük makalemizi okumanızı öneririz. Giriş Ücreti : 5 TL, Müzekart sahibi olanlar ücretsiz ziyaret edebilir. Boğazköy Çorum'a 82, Ankara'ya 210 km uzaklıktadır. Boğazköy örenyeri Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezi konumundaymış. Yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan eserler bu örenyerinde sergilenmeye devam etmektedir. Hattuşa 1986 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alınmış görülmeye değer yerlerin başında geliyor. Hattuşa'nın ilk keşfi Fransız mimar Charles Texier tarafından 1834 yılında olmuştur. Unutulmuş Hattuşa bu sadece dünyaya tanıtılmıştır. Örenyerindeki kazılar 1906 yılında başlatılmış fakat 1931-1939 yılları arasında II. Dünya Savaşı döneminde zorunlu bir aradan sonra 1952 yılında kazılara tekrar devam edilmiştir. Eski Tunç çağında burada sürekli yerleşim bulunmaktaymış. Eski Tunç Çağının hemen ardından Asur Ticaret Koloni Devri söz konusudur. Yazılı kaynaklara göre Kuşarlı Anitta Hattuşa Kralı Pijusti'yi M. Ö 2000 yılında yenmesi üzerine şehre ciddi zarar vererek lanetlenmiştir. Anitta her ne kadar lanet etse de aksi olur ve Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından M. Ö 1600-1650 yılları arasında şehir başkent yapılır. M. Ö 1200 yılına gelindiğinde farklı nedenlerle şehrin terk edilmesi üzerine Karanlık Çağ olarak bilinen Erken Demir Çağı başlar. Bu dönemi takiben de M. Ö 9 yy'da Frig Çağı, Helenistik Dönem ve Roma ve Bizans takip etmiştir. Giriş Ücreti : Müze girişi 5 TL, Örenyeri girişi 8 TL, Müzekart sahibi olanlar ücretsiz olarak sadece müzeye ziyaret edebilir. Hattuşa'nın kuşkusuz en etkileyici yeri Yazılıkaya Tapınağıdır. Boğazköy Ören yerinden araçla sadece 1.7 km uzaklıkta bulunan Yazılıkaya inanın sizi çok şaşırtacak. Yüksek kayalar arasında gizli kalmış tapınakta kral ve kraliçeler kabartma halinde kayalara işlenmiştir. Yazılıkaya Tapınağı makalemizi okuyabilirsiniz. Şapinuva Hitit İmparatorluğunun önemli idari merkezlerinden biri olmuştur. Siyasi ve coğrafi konumu itibariyle stratejik önemi çok yüksek olduğundan bir yandan da askeri ve dini merkez olmuştur. İdari merkez olduğunun ispati Tokat Masat Höyük kazılarından ortaya çıkan büyük krala ait mektuba aittir. Mektupta kral şunları demiştir \"Bu tablet size ulaşınca, 1701 askeri İshupitta'dan acele olarak sevk ediniz ve onları iki gün içerisinde Şapinuva şehrine, Majeste'nin huzuruna getiriniz\". Yerel adıyla Uzungeçit olarak bilinen İncesu 12 km uzunluğundadır. Rafting ve doğa sporları aynı zamanda trekking severlerin gitmesini tavsiye ettiğimiz bölgedir. Kanyonun her iki yanında yükselen kayalar ve bu kayalar üzerine Helenistik döneme ait duvar kabartmaları, su arnıçları ve hatıl oyuklar bulunmaktadır. Kanyonun içine 1 km girince bir kaya üzerine 1.5 mt yükseklikte Kybele kabartması göreceksiniz. Taht üzerinde oturmuş ve sol elinde aslan yavrusu tutan tanrıça kabartmasıdır bu. Kanyon içindeki Kybele kabartması Anadolu'daki diğer Helenistik kabartmalarının en büyüğüdür. Çorum'dan Osmancık'a giden yol üzerinde bulunan Kapılıkaya Kaya Mezarını ilk görünce hemen aklınıza Frig Vadisindeki Yazılıkaya gelecek. Kapılıkaya M. Ö 2 yy'a ait Helenistik döneme ait kaya mezarıdır. Mezar odasının kapısında İKEZİOS yazdığından bu mezarın Komutan İkezios'a ait olduğu bilinmektedir. Roma dönemine ait kaya mezarı iki sütunlu olarak bir kaya üzerine inşa edilmiştir. Sütun başlıkların üzerinde yatar pozisyonda aslan heykelleri dikkat çekicidir. Kargı ilçesinin kuzeyinde. Çorum'a 140 km uzaklıktaki yaylada yöresel yayla evlerinin bozulmamış halini görebilirsiniz. Doğa harikası olan Kargı Çorum'a yolu düşecek olan herkesi bekliyor. Çorum'un en yüksek dağı Köse dağında yer alıyor. Çorum'a 114 km mesafede bulunan yayla temiz havası, yemyeşil doğası ve çam ormanlarıyla kesinlikle uğranılması gereken bir yayladır. Çorum'un Bayat ilçesindeki yayla Karatepe bölgesinde yer alıyor. Eğer kamp yapma merakınız varsa yaz aylarında tercihiniz Kuşcaçimeninden yana olmalı. Zengin bitki örtüsüne sahip yaylalarda özellikle karaçam, sarıçam ve köknar ağaçları dikkat çekicidir. Ne zaman gittiğinize bağlı olarak eğer yaz ayında ziyaret edecekseniz olmazsa olmaz şelaleleri de görmek istersiniz herhalde. İskilip ilçesindeki Karayanık şelalesi ve Kargı ilçesindeki Kızılcaoluk şelaleleri bizim tavsiye edeceklerimiz arasında olanlar. Kızılırmak havzası Türkiye'nin ilk doğa, tarih ve mutfağını bir araya getirip harmanlayan bir ekoturizm çalışmasıdır. Kızılırmak havzasında yürüyüş ve gastronomi turu olarak gerçekleştirilmektedir. Bu rotada bisiklet kullanabilir, trekking yapabilir ve hatta jeep safari yapabilirsiniz. Birinci günün dolu dolu geçmesinden sonra ikinci günü boş bırakacak değiliz herhalde. Sabah erkenden 2. gün programına başlarsanız aşağıda yazdığımız yerleri rahatlıkla sıkışmadan gezme şansınız olacaktır. Ortaköy ilçesinde yer alan Şapinuva Örenyeri ile güne başlayıp buradan İncesu Kanyonuna gitmelisiniz. Öğleden sonra gezinizi tamamlayıp Çorum merkezine geçmeli ve şehirdeki Çorum Müzesi, Ulu Cami, Saat Kulesi, Çorum Kalesi ve Tarihi Konakları görerek Çorum gezinizi gönül rahatlığıyla sonlandırabilirsiniz. Alacahöyük, Yazılıkaya ve Hattuşa Örenyerlerini görün, Kargı, Osmancık ve İskilip'in nefis yaylalarında doğaya doyun, özellikle renk cümbüşünün sahnelendiği sonbahar dönemi gidin, Hitit yolu ve Gastronomi yolunu adımlayın, Osmancık Kunduz ormanlarında jeep safari yapın, İç Anadolu'nun kuzeyi ile Orta Karadeniz bölgesinin iç kesiminde yer alıyor. Çorum'a gitmenin en kısa yolu Amasya Merzifon havalimanına uçakla ulaşmaktır. Thy ile Atatürk Havalimanından, Pegasus ile Sabiha Gökçen'den 1 saat 20 dakikalık uçuş ile Merzifon'a varabilirsiniz. Antalya'dan uçakla seyahat etmek isterseniz İstanbul aktarmalı olarak gidebileceğinizi hatırlatmak isteriz. O yüzden Çorum'a en yakın mesafedeki havalimanı Merzifon için sadece İstanbul'dan gelecek yolculuların tercih etmesini öneriyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cumalikizik-koyu-bursa-gezilecek-yerle", "text": "Hani bazı yerler vardır ya yanı başımızdadır ama gitmeye fırsat bulamayız. İşte Cumalıkızık Köyü İstanbul'a yakın gezilecek yerler arasında yakınlığı ve tarihi ile göz ardı ettiğimiz yerlerden bir tanesiydi bizim için. Bursa gezilecek yerlerin başında hatta Bursa'nın en değerli köylerinden bir tanesidir Cumalıkızık. Orayı burayı gezmekten bir türlü gitmeye fırsat yaratamadığımız değerlerimizden bir tanesine yolumuz bir sonbahar mevsimine denk geldi. 700 yıllık tarihe sahip Cumalıkızık Osmanlı'nın bizlere bıraktığı bir miras olup Bursa'nın ufak bir köyüdür. Kerpiç ve taştan yapılma iki katlı evleri, taş kaplı yolları ve dar sokaklarıyla insanı adeta farklı bir dünyanın içine çekiyor. Hele ki sezon sonu gittiyseniz bilin ki köy sizin 😉 Taş yollarında adım attıkça, sokaklarını gezdikçe, evlerin tarihi dokusunu gördükçe sizi geçmişe götürmemesine engel yok. Kızık köyleri arasında günümüze kadar kendini en iyi şekilde korumayı başarmış köy Cumalıkızık'tır. Köyün yapılaşmasında hiç bir planlama yapılmamış olan Cumalıkızık'ta dikkatimizi çeken ilk şey köyün ana caddesi olmayışıydı. Köy tamamen dar ve taş sokaklardan aynı zamanda girişte bir büyük meydan bir kaç ufak meydana benzer alandan ibaret. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 12.11.1981 tarih ve 12730 sayılı kararıyla kentsel sit ilan ilan edilen köydeki 2007 yılından itibaren restorasyan sürecine girmiş. 2014 yılında da Unesco Miras Listesine girmeye hak kazanmış değerimizdir. Bursa İli, Merkeze bağlı Cumalıkızık Köyü'nün halk mimarisi örneklerinin sergilendiği, geleneksel malzeme olan ahşap-taş karışımı, alaturka kiremit örtülü, çatılı evleri ile, özgünlüğünü kaybetmeden günümüze gelebilmiş küçük bir yerleşme yerlerimizden olduğuna, yapı tekniği, malzemesi, mimari karakteri ile aynen korunması gerekli kentsel sit oluşturduğuna, yeşilin, dokusundaki özelliklerinin, sokak kaplamalarının sit bütünlüğü içinde korunması gerektiğine, tüm bu özellikleri ile kentsel ve doğal sit alanı olan Cumalıkızık Köyü'nün meskun yerinde söz konusu yapılarda yapılacak adi onarımların adı geçen müdürlüğünde görüşü alındıktan sonra gerekli belgelerle Kurulumuza karar alınmak üzere iletilmesine, yeni yapılacak inşaatlar hususunda da Kurulumuzdan karar istenmesinin zorunlu olduğuna karar verildi denilmektedir. Köy'de toplam 270 ev olup bunlardan 176 tanesi tescillidir. Şu anda 180 ev halen kullanımdadır. Moloz taş, kerpiç ve ağaçtan yapılan evlerde ilk dikkat çeken iki ve iç katlı oluşları, üst katlarda bulunan pencelerin cumbalı oluşu, evlerin dış renklerinin ağırlıklı olarak çivit mavisi olduğu ve bununla birlikte sarı, beyaz ve mor renklerin de dikkat çektiği, alaturka kiremitli çatılarıyla yüzyıllar öncesine yolculuk yapmak için en doğru adresin burası olduğu şüphesiz. Köyün girişinde ilk karşınıza çıkacak olan yer tescillenmiş Cumalıkızık mezarlığıdır. Mezarlığı gerinizde bırakıp köye doğru yürüyünce büyük meydana varılıyor. Meydan Osmanlı sivil mimarisine ait tarihi evlerle çevrelenmiş olup meydana zenginlik katan bir diğer şey de iki çınar ağacının olmasıdır. Herhangi bir yerleşim planı olan oluşturulan köyün sokaklarıysa yük taşıyan hayvanlar gözetilmek amacıyla yapılmıştır. Sokaklarını gezerken özellikle dikkat etmeniz gereken yağmur sularının eve girmesine engel olmak için sokak taşlarının yolun ortasına doğru eğimli döşendiğidir. Yine yağmur suyu için düşünülen bir diğer dahiyane fikir de evlerin saçaklarının geniş ve uzun yapılması olmuş. Bundaki amaç ise yağmur yağdığında sokakların kuru kalmasıymış. Yolun ortasına doğru eğimli döşenmiş taşlar adeta bir su kanalı gibidir. Uludağ'dan eriyen buzlar buraya su olarak akıyor. Hem köyün say aylarında serin kalmasına yardımcı oluyor hem de bu akan suların toplanmasıyla köy halkı tarlalarını sulayabiliyor. Köy için her ne kadar planlı yapılmadığını söylemiş olsak da hiçbir evin manzarası diğer evin manzarasına ve gün ışığına engel olmamaktadır. Cin Aralığı : Dünya'nın en dar aralıklarından biri olarak kabul edilen Cin aralığının genişliği 60 cm'dir. Etnografya Müzesi : Cumalıkızık köyünün halk tarafından 18. ila20. yy'a ait eşyalar buraya bağışlanmıştır. Şimdi bu eşyaları artık Cumalıkızık Etnografya Müzesi ve Sanat Evinde görmeniz mümkündür. Cumalıkızık niyeyse kahvaltı severlerin buluşma noktası gibi bir yer haline gelmiş. Biz de bu hatayı yaptık da ondan öyle diyoruz 🙂 Köy meydanından yukarı doğru adım attıkça köylü kadınlar üzerimize üşüşüyor. İlla bana gel bana gel. La havleeeee nerey düştük diyoruz haliyle. En sevmediğimiz en nefret ettiğimiz bir davranış. İstenilen yere gireceğimiz varsa bile itiyor bizi. Bir çoğundaki suratsızlığı anlatmak içinse kelimeler kifayetsiz kalır. Bizim Cumalıkızık rotamız gün içinde ilk uğrayacağımız yer olduğundan ve sabahın 6'sında bir tost ile ayakta durduğumuzdan kahvaltı yapma ihtiyacı hissettik. Köyü bir güzel gezdikten sonra bir şekilde yolumuz Narlıbahçe'ye düştü. Sahibi oldukça güler yüzlü ama köylü kurnazı. Bizi takip eden bilir ama sitemizi bir şekilde ulaşım bu satırları okuyorsanız size şunun altını çizmek isteriz. Biz gittiğimiz yer neresi olursa olsun yazımızın ulaştığı insanlara en doğru bilgiler vermek isteriz. Gezip görüyoruz diye her gittiğimiz yerin güzel ve tavsiye edilir olma özelliği yok. Cumalıkızık gerçek anlamda hayran kaldığımız yerlerden biri oldu. Ancak altını çiziyoruz sadece gezilecek bir yer. Benim için maksat muhabbet yeter ki bu atmosfer içinde eşimle, dostumla oturup kahvaltımı yapayımcılardansanız o halde oturun elbet. Ama kısıtlı bütçeyle geziyorsanız tavsiye etmeyiz. Köy'de kahvaltı için ilk girdiğimiz yer Narlıbahçe sokağına girmeden önce sokağın bitişiğindeki evin avlusuydu. Avlu dikkatimizi çektiği için buraya girdik. Fakat kadınların ilgisizliği ve suratsızlığı bizi bizden aldı. Enerjimizi söküp aldı resmen. Hemen gerisin geri kendimizi nasıl dışarı attığımızı bilemedik. Tam buradan çıktık karşımızda güler yüzüyle Narlıbahçe'nin sahibesi. Onunla beraber Narlıbahçe'ye gittik. Ev çok harap olduğundan yıktırıp eskiye ve mimariye uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Avlu yapmak yerine evin yanına bahçe yapmışlar. Kahvaltılar hem bahçe de hem de evin alt ve üst katındaki odalarda yapılabiliyor. Bir kere Cumakızık'tayım burası köy diye önünüze köy kahvaltısı gelecek sanmayın. Hepsi marketten alınmış gıdalar. Nereden mi biliyoruz. Özellikle sahibesine sorduk da ondan! Bahçe'de bizim haricimizde üç masa daha var. Tam kahvaltımızı yarılamışız keyfimize diyecek yok. Ansızın 20 kişilik bir öğrenci grubu geldi. Ortalık bir şenlendi ki sormayın 🙂 Derken birden kaos ortamı oluştu. Çocuklar bir kahvaltıyı iki kişi paylaşalım teklifinde bulunuyor. Narlıbahçe'nin sahibi ise \"Öyle şey olmaz. Adam başı 25 TL. vallahi de kurtarmıyor\" diyor. Güler misin, ağlar mısın! Ben bu hikayeden sonra çıkarmanız gereken sonucu size bırakıyor Cumalıkızık kahvaltı başlığını burada noktalıyorum. Haaa bu arada serpme kahvaltı geliyor kişi başı 25 TL.... İstanbul'dan 200 km uzağında, Bursa şehir merkezinin ise 10 km doğusunda yer alan şirin köy Cumalıkızık'a ulaşmak için önce İstanbul'dan Bursa'ya ulaşmanız gerekiyor. Aracıyla gelecek olanların Yenikapı-Bursa, Yenikapı-Yalova ve Pendik-Yalova hattı olarak üç tercihi bulunuyorken araçsız gelecek olanların otobüs ve feribot+otobüs yoluyla ulaşmaları söz konusu. İstanbul ve Bursa'dan Cumalızık Köyüne Nasıl Gidilir makalemizde enine boyuna tüm detaylarını kaleme aldık. Makalemizi okumanızı tavsiye ederiz. Biz Türkler nedense bir yere gitmek için yaz mevsimini bekler dururuz. Yaz geldi mi de her yer insan kalabalığıyla dolup taşar. Bir gün Çince öğretmenim siz Türkler neden sadece yazları tatile çıkıyorsunuz demişti. Elin Çinlisi bile fark etmiş durumu sizin anlayacağınız. Ama Cumalıkızık'a gitmenin bir artısı İstanbul'a yakın mesafede oluşudur. O yüzden size tavsiyemiz Mayıs-Haziran ayları ile Eylül-Ekim-Kasım aylarında gitmenizdir. Böylelikle Cumalıkızık köyünü daha rahat gezebilir, fotoğraf çekmeye düşkünlüğünüz varsa daha rahat kareler yakalayacağınızın garantisini verebiliriz. Bursa'nın meşhur Uludağ eteklerinde vadi içinde kalan köylere Kızık adı denilmektedir. Ancak her köye Kızık adı verilirse işin içinden çıkılmaz diye dereye yakın olan köye Derekızık, Fidye verene Fidyekızık ve Kızık köylerinde yaşayan halkın topluca cuma namazı kılmak için gittiklere köye de Cumalıkızık adı verilmiştir. Pek çok kızık köyü olmasına rağmen günümüze kadar dayanabilmiş ve kendini korumuş beş tane kızık köyü mevcuttur. Bunlar ; Cumalıkızık, Fidyekızık, Hamamlıkızık, Değirmenlikızık, Derekızık'tır. Cumalıkızık köyünü gezmek için yeterli olan süre 2 saattir. Buradan isterseniz Bursa merkeze, Mis Köyüne, Gölyazı'ya gidebilirsiniz. Köy içerisinde konaklayacağınız bir kaç tane konak bulunmaktadır. Bunlar Mavi Boncuk, Bulanlar Konak ve Abbas-ı Ala'dır. Biz Cumalıkızık'ta konaklamadığımız için size bir yer önerisi veremeyeceğiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cumalikizik-nasil-gidilir-cumalikizik-koy", "text": "İstaanbul çevresinde gezilecek yakın yerlerden bir tanesi yanı başımızda duran Cumalıkızık Köyü'dür. İstanbul'dan uzaklığı 210 km olan köy Bursa şehir merkezine 10 km yakınlıktadır. Cumalıkızık köyüne nasıl gidilir, hangi toplu aracına bilinmesi gerekir, Cumalıkızık ulaşım ücreti nedir diye merak etmeye son veriyoruz. - Yenikapı Bursa hattı (yolculuk süresi 1 saat 35 dakika) - Yenikapı Yalova (yolculuk süresi 1 saat 15 dakika) - Pendik Yalova hattı (yolculuk süresi 45 dakika) Her üç hat için de sefer saatleri ve ücretlerini öğrenmek hatta online bilet almak için IDO sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Yalova ya da Mudanya'ya indikten sonra gerisi çok daha kolay. Navigasyona Cumalıkızık yazarak Yalova'dan 82 km, Mudanya'dan ise 38 km uzaklığında bulunan Cumalızık köyüne varabilirsiniz. Araçsız geleceklere tavsiyemiz Avrupa yakası ya da Anadolu fark etmeksizin otobüsle direk İstanbul-Bursa yapmaları. Yolculuk yaklaşık olarak 4 saat sürmekte ve ulaşım bedeli 35 TL'dir. Büyükçekmece-Mudanya 2019 itibariyle Büyükçekmece seferleri kaldırılmıştır. -Eminönü Mudanya -Yenikapı Bursa -Yenikapı Yalova -Pendik Yalova hattı Ama otobüs yerine illa feribot ile gitmek istiyorum derseniz o zaman Yalova ve Mudanya iskelesinde indikten sonra tekrar Bursa merkez için otobüse binmeniz gerekecektir. Bursa'ya giden otobüs seferleri ve güzergahları için Burulaş sitesi en doğru bilgileri listelemiştir. Gideceğiniz bölge için otobüs numarası, sefer saatleri ve ulaşım ücretine kadar her türlü bilgi anlaşılır şekilde belirtilmiştir. Bu aşamada Bursa kartınızın olup olmadığının önemi var. Eğer araçsız Bursa'yı gezececekseniz zaten Bursa kart almanızı öneririz. Bursa kart kiosk makinalarından 10 TL yüklemeyle rahatlıkla alınabiliyor. 10 TL'nin 3 TL'si kart ücreti 6 TL'si ise karta yüklenen para. - Eğer Bursa kart ile Cumalıkızık Köyüne giderseniz ödemeniz gereken ücret 1.9 TL iken - Tek kullanımlık bilet ile bu ücret 4 TL oluyor Bursa Hacivat Metro istasyonu durağından D-10 numaralı otobüslere binerek yaklaşık 15 dakika süren yolculuk sonrası Cumalıkızık'a varabilirsiniz. Otobüs haftanın her günü her 36 geçe kalkıyor. Cumalıkızık Köyünden Bursa'ya geri dönmek için yine D-10 numaralı otobüse binmeniz gerekiyor. Dönüşte otobüsün kalktığı ilk durak Hamamlıkızık Köyü'dür. Her buçukta kalkan otobüs yaklaşık 5 dakika sonra Cumalıkızık köyüne varıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/cunda-adas", "text": "Bu sefer rotamızı Milattan Önceki yıllarda kurulmuş bir yer olan Ayvalık'a çevirdik. İ. Ö 300 yılından bu yana Ayvalık anlamına gelen Kydonie ismi devam etmiştir. Ama Ayvalık'ın adının tam olarak nereden geldiği, neye dayanılarak konulduğu tam olarak bilinmemektedir. Kurtuluş Savaşı'nın İlk Asker Kurşunu burada atılmış. 29. Mayıs.1919 yılında adaya ayak basan Yunanlılara karşı koyan komutan Ali Bey'dir. Cunda adasına aynı zamanda Alibey denilmesi de bu sebepten dolayıdır. Ayvalık'ta güneşin kavurucu sıcağı altında gezmek yerine hiç vakit kaybetmeden doğruca Cunda adasına geçtik. Cunda Ayvalık'ta bulunan 22 adadan biri hatta içlerinde tek yerleşim olan yerdir. Cunda dışındaki diğer adalar; Taş Adası, Çıplak Ada, Yelken Adası, Hasır Adası, Pınar Adası, Yalnız Ada, Yumurta Adası, Kara Ada, Yellice Adası, Güvercin Adası, Kız Adası, Güneş Adası, Kara Ada, Maden Ada, Küçük Maden Adası, Göz Adası, Taşlı Ada, Yuvarlak Ada, Pınar Adası, Balık Adası ve Yelken Adasıdır. Ada'ya 2 tane köprüyü geçtikten sonra ulaşılabiliyor. Bu köprülerden bir tanesi 1964 yılında yapılan Türkiye'nin ilk boğaz köprüsüdür. Gökçeada, Bozcaada ve Uzunada'dan sonra Türkiye'nin Ege Denizi'nde bulunan 4. büyük adasıdır. Yunanlıların kokulu ada anlamına gelen Moshonisia ismini verdikleri adaya yaklaşmamızla ucu bucağı olmayan maviye teslim ediyoruz kendimizi. Yeşil ve mavinin birbirine uyum içinde olduğu, mitolojide ölümsüz ağaç olarak adlandırılan zeytin ağaçlarının çevrelediği, daracık ve renk cümbüşüne hakim arnavut kaldırımlı sokaklarına sahip Cunda Adasını görenleri etkileyecek yerlerin başında geliyor. Cunda Adası Türkiye'de en ilgi gören turistik bölgelerden biridir. Kültürel yapısı, doğası ve tarihi sayesinde ada 1976 yılında koruma altına alınmış ve 22 adanın tümü 1995 yılında Milli Park statüsüne sahip olmuştur. Adanın sokaklarını turist gibi doyasıya gezip bolca fotoğraf çektikten sonra Taş Kahve'dedenize nazır oturup dibekte eğitilmiş Türk Kahvesini veya el yapımı limonatasını içmenizi tavsiye ederiz. Adanın merkezinde ve yakınında denize girilecek yer yoktur. Arabasız gelecek olanlar için bu yönü bizce adanın dezavantajıdır. Yine bir diğer dezavantaj ise arabasız bir çok tarihi yerlere ulaşımın olmamasıdır. Biz yalnız 1 günümüzü Cunda'ya ayırdığımız için tercihimizi Ortunç Koyu ve Pateriça koylarından yana kullandık. Pateriça Koyu'nun yolu çok bozuk ve güzelim manzaraya karşı cam açık gitmek yerine yoldaki tozun kalkması yüzünden klimamızı açarak yolculuğumuzu tamamlamak zorunda kaldık. Koy'da 2 tane beach denilecek mekan yapmışlar. Ama ikisi de inanın birbirinden kötüydü. Deniz de çok sığ olduğu için bizde denize girme hevesi bırakmadı. Minas Beach Club yinede bu koyda vakit geçirebileceğiniz en güzel mekan. Giriş kişi başı 10 TL. Şezlong, tuvalet, duş, soyunma kabini ve otoparkından yararlanabiliyorsunuz. Loca için ise ekstra 30 TL ödemeniz gerekiyor. Mavi Bayrak'a sahip Ortunç Koyu ise Pateriça koyuna nazaran daha güzel. Ama plaj ve deniz taşlık aynı zamanda bolca kestane vardır. Dilerseniz koy'da bulunan Ortunç Beach Club'a gidebilirsiniz. Hem altın renkli kumsalı hem de kumlu denize sahip. Giriş ücreti yeme içme dahil 80 TL. Pateriça Koyu : Pateriça koltuk değneği anlamına gelmektedir. Ai Yorgi Manastırı : Pateriça Körfezinin tam ortasında 210 metre uzunluğu ve 51 metre genişliği olan ada üzerine yapılmıştır. , Andezitten oluşmuş küçük bir adanın üzerinde inşa edilmiştir. Adanın uzunluğu 210 metre, genişliği ise en geniş yerinde 51 metredir. Adanın eski ismi Psifi, yeni ismi ise Güvercin Adasıdır. Çamlı Manastırı/ Taksiyarhis Ta Camia : 1873 yılında yapıldığı tahmin edilen adanın ayakta kalabilmiş ve ada'da yapılmış en büyük kilisedir. Adanın meşhur sarımsak taşını yapının detaylarında görmeniz mümkündür. Tavuk Adası Manastırı / Ayiu Ionnu Tu Podromu : Cunda Adası'nın hemen karşısındaki ufak ada üzerinde bulunan manastırdır. Evstratios Drakos'un kitabında ada ve manastırın kime ait olduğu, manastırın kaç odası olduğuna kadar gerekli tüm bilgiler vardır. Günümüze manastırın yalnızca temel kalıntıları ayakta kalabilmiştir. Ay Işığı Manastırı / Ai Dimitri Ta Selina : Pateriça koyunu geçtikten sonra tepede bulunan bekar kızlar manastırı olarak bilinmektedir. Yapının ne zaman inşa edildiğine dair kesin bilgiler olmamakla birlikte manastırda 2 taşın üzerinde 1771 ve 1795 yılları yazılıdır. üzerinde Manastırı Haluk Dinçer ve Suzan Sabancı Dinçer'in alıp restore etmeleriyle manastır 13. Nisan.2012 yılında törenle açılışı yapılmıştır. Ayos Apostolos Manastırı : Ay Işığı Manastırına 1 km uzaklıktadır. Manastırdan günümüze kalan yalnız 4 duvardır. Manastırdan geriye kalan son kalıntırlar 1930 yılında dam inşaatında kullanılmak üzere buradan alınmıştır. Kızlar Manastırı/ Evangelistriya : Tamamı sarımsak taşından yapılmış olan manastır yine Evstratios Drakos'un kitabındaki bilgilere göre 1900'lü yıllarda 3000 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilmiştir. Manastırın üzerinde bulunduğu arazinin sahini Ayvalık'taki tarihi yapıların koruma altına alınacağını öğrenmesiyle manastırı yıktırdığı için manastırdan günümüze hiçbir kalıntı kalmamıştır. Koruyan Meryem Manastırı / Panagias Tis Lekai : Piskopos Peisos manastırın ilk sahibidir. Manastır ziyaretçilere kapalıdır. İlyas Peygamber Manastırı / Profit İlia : 1760'lı yıllarda Nasos kalıntıları üzerine inşa edilen manastır, insanların manastırı tahrip etmesinden dolayı yıkılmıştır. Manastır namına bir şey kalmamıştır. Agia Triyada Kilisesi : 1858 yılında adada inşa edilmiş ilk kilisedir. 1922 yılına kadar aktif kullanımı olan kilise mübadele döneminden Rumların adadan ayrılmasıyla başıboş bırakılmıştır. Kilisenin sadece 3 duvarı ayakta kalabilmiştir. Sevim ve Necdet H. Kent Kütüphanesi Agios Yannis Kilisesi Aşıklar Tepesi: Kilise Patrik Teodosios döneminde İstanbul'da bulunan Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlanmıştır. Yel değirmeni ve manastır Rahmi Koç tarafından restore edilerek kütüphaneye dönüştürülmüştür. Cafesinde çok hoş vakit geçirip dinlenebilir, adayı kuş bakışı izleme şansını bulabilirsiniz. Ayvalık çok güzel bir yer tek sıkıntısı dar sokaklar ama çok güzel restoranları ve tarihi yerleri var, herkese tavsiye ederim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dara-antik-kent", "text": "Mardin'e gidip de çevre köyler ve Midyat gezilmeden olmaz. Bir günümüzü Dara Antik Kenti, Savur ilçesi, Kıllıt Köyü ve Midyat için planlayıp rehberimiz Yusuf'un bizi otelden almasıyla başlayan yorucu ve yeni yerler görmenin verdiği heyecan içinde kendimizi yollarda buluyoruz. Zamanında ipek yolu üzerindeki yerleşim yeri olan Dara antik kenti Mezopotamyanın Efes'i olarak anılmaktadır. Bu önemli antik kentin kuruluşuna dair kesin bilgiler olmasa da Arkeolojik kaynaklara göre M. Ö 530-570 yıllarında Ahamaniş İmparatorluğu kralı Darxis tarafından kurulmuş olduğu söylenmektedir. Prof. Dr. Metin Ahunbay ise bu kentin kurucusunun Roma İmparatoru Anastasius olduğunu ileri sürmüş hatta \"Mardin, Taşın Belleği\" isimli kitabında da yayınlamıştır. Şehir sırasıyla İranlılar, Romalılar, 7. yy da Araplar arasında el değiştirerek 15. ve 16. yy da Osmanlıların eline geçmiştir. Antik kent şehri 4 km'lik sur ile çevrilidir. Kentte kiliseler, kaya mezarları, mağaralar, su sarnıçları ve yer altındaki zindan insanı adeta etkisi altın almaktadır. Kentte bulunan paralar bakılırsa kentin çok zengin olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan kazılarda, M. S 500'lü yıllara ait olduğu tahmin edilen Babil ve Pers krallığına ait toplu mezarlar ve 3 bin yıllık insanlara ait kemikler ortaya çıkmıştır. Yine M. S 6 y. y'a ait olduğu tahmin edilen şemsiye, çeşitli hayvan figürlü mozaiklerde kazılarda ortaya çıkarılanlar arasındadır. Halk olarak zindan dedikleri su sarnıcı Bizans mimari yapısının tüm özelliklerini taşımaktadır. Sarnıcın üzerinde köylünün evinden girerek dar kapıdan sarnıca inmek mümkündür. Biz antik kenti gezerken Yusuf ve Köyün yerlisi sağ olsunlar çay demlemişlerdi. Çaylarımızı yudumlayıp bir kaç sohbet de ikizlerin babasıyla yapıp vakit kaybetmeden köyden ayrılıp yeni yeni yerlere doğru ilerliyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/datca-yarimadas", "text": "İlk Karyalıların egemenliği ve sonrasında M. Ö 1100 yılından itibaren yarımada Dorların hakimiyetine girmiştir. Dorlar'ın ilk yerleşim yeri Burgaz mevkiinde olmuş ve burada Eski Knidos'u kurmuşlardır. Aynı dönem içerisinde yarımada'da ikinci yerleşim yeri olan bugünkü Yaka Köy'ünde yer alan Kumyer kurulmuştur. Yarımada'daki Hızırşah Köyünde Knidoslular M. Ö 4. yy'da seramik atölyeleri işletmiş ve bu atölyelerde 3000 civarında köle çalıştırmışlardır. 1282 yılında Bizanslıların egemenliğinde olan bölge Menteşoğlu Beyliğine geçmiş ve sonra Osmanlı İmparatorluğunun Menteşoğluna saldırmasıyla Datça Yarımadası Osmanlı İmaparatorluğuna katılmıştır. Menteşoğlu her ne kadar bölgeyi tekrar ele geçirmiş olsa da 1413 yılında Çelebi Mehmet döneminde yarımada kesin olarak Osmanlının hakimiyetine girmiştir. 1. Dünya Savaşından sonra yarımada kısa süreliğine İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir. Yarımadanın ismi önce Knidos sonra Datça olmuştur. Sultan Reşad döneminde Datça yerini Reşadiye'ye bırakmıştır. Yarımada Cumhuriyet döneminin başlarında tekrar Datça ismini almış ve 1928 yılında Muğla iline bağlı bir ilçe olmuştur. Knidos Antik Kenti bilindiği üzere tıp merkezi olmuştur. Dolayısıyla Datça'da bitki yönünden zenginliği antik çağlara kadar uzanmaktadır. Bademiyle ünlü olan Datça'da yetişen diğer bitkiler kekik, adaçayı, zeytin, kapari, karabaş otu, Datça hurması ve keçi boynuzudur. Kara avcılığının yasak olduğu yarım ada'da sayıları az olmasına rağmen boz ayı ve yaban keçisi neslini sürdürmeye devam etmektedir. Yarımada kuş türü bakımından 86 çeşit kuş'a ev sahipliği yapmış olduğu için zengin çeşitliliğe sahip iken ne yazık ki bu durum memeli hayvanlar için geçerli değildir. Kuş türleri arasında sıklıkla rastlananlar şahin, keklik, kumru, karabatak, doğan, alakarga, atmaca, ispinoz, çulluk, kartal, üveyik, serçe, alaca ağaçkakan türleridir. Deniz Canlıları : İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü 2.5 yıl araştırma yaparak Gökova ve Marmaris arasında toplam 457 tür deniz canlısının yaşadığını belirlemiştir. Deniz canlıların çeşitliliği dışında canlıları koruyan ve yarattığı oksijen ile ekolojiye katkıda bulunan deniz dibi ormanları ile posidenya çayırları da belirlenmiştir. Nesli tükenmekte olan ve bu nedenle koruma altına alınan lahos ve orfoz'u da bu bölgede görmek pek mümkündür. Diğer canlı çeşitleri ise karagöz, çipura, akya, mezgit, fangri, iskorpit, uskumru, sinarit, barbunya, sardalye, kalamar, orkinos, ahtapot, mürekkep balığı, tekir, trakonya, levrek'tir. Akdeniz Foku : Yarımadanın bütünü nesli ciddi anlamda tükenmekte olan Akdeniz Foku için en uygun yaşam alanına sahiptir. Bambus Arısı : Bu arı türü diğer arılar gibi 30-40 bin üyeye sahip koloniler yerine 30-40 arıdan oluşmaktadır. Ve diğer bir özelliği ise bal yapmamalarıdır. Bambus arısı çiçekten çiçeğe dolaşıp çiçeklerin döllenmesine katkıda bulunurlar. Üç B'yi es geçmek olmaz. \"Bal, badem, balık\". Üç B dışında mutlaka tatmanız gereken lezzetler, ütmek kavurması, kışıyak, dalampa, dalankıta, köger, garaville, sardalye dolma, ilabada, mürdümek, ilabada, subye güveç, deniz börülcesi taratoru, lakerda çiroz ve daha fazlasıdır. Datça lezzetlerine değinmişken tatlılarından bahsetmeden olmaz. Datça'nın en bilinen, meşhur ve tüm düğünlerde mutlaka yapılan Damat tatlısıdır. Yabancılar ilk bakışta baklava görünümünde olsa da iç malzemesi tamamen badem'den yapılmaktadır. Karayolu : İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla'dan otobüs ile ulaşım imkanı mevcuttur. Marmaris'ten Datça'ya dolmuşlar ile 65 km yol kat ettikten sonra ulaşabilirsiniz. Deniz yolu : İstanbul veya Ankara'dan Dalaman veya Bodrum'a uçarak buralardan feribot ile Datça'ya ulaşmakta diğer bir seçenektir. Yunanistan'ın Rodos ve Symi adasından gelecekseniz Mayıs-Ekim arasında seferleri bulunan feribotları kullanabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/datcanin-koy-plajlar", "text": "Dik kayalarla çevrili Datça yarımadasında 78 tane birbirinden ayrı güzelliğe sahip bük vardır. Koyların hepsinde olmasa da bazıları çok güzel ve uzun kumsallara ev sahipliği yapmaktadır. Yarımadanın sahip olduğu birbirinden güzel koylar tekne ve yatçıların görmeden geçemeyecekleri kadar büyüleyicidir. İster Datça'nın ıssız koylarında ister insan dolu plajlarında denize girin her ikisinde de denizin rengine, berraklığına, ısısına hayran olacaksınız. Datça'da nem oranı neredeyse sıfır olması ve Datça'nın meşhur rüzgarı kalp hastalıkları ve solunum yolu rahatsızlıkları için birebirdir. Datça Yarımadası size koylarında ve denizinde güneşlenip yüzmenin dışında su altı fotoğrafçılığı, rüzgar sörfü, tüplü dalış yapma imkanlarını da sunmaktadır. Datça'nın Akdeniz'e bakan tarafındanPalamut Bükü, Ova Bükü, Hayıt Bükü, Akvaryum, Kızıl Bük, Kara Bük, Kuruca Bükü, Domuz Bükü, Çiftlik, Karaincir, Kargı, Sarı Liman, Lindos ve Günlücek koyları bulunmaktadır. Yarımadanın ucunda bulunan Knidos Antik Kent'in önündeki Kap Krio Yarımadası da görülmesi gereken yerlerden biridir. Ege Denizi'ne bakan tarafında ise Murdala, Kızılağaç, Mersincik, Gökçeler Bükü, Alavara, Küçük Çatı, İskandil, Çatı, Damlacık ve Çatal. Kızlanaltı Plajı : Sörf severlerin yoğun ilgi gösterdiği kumsaldır. Her zaman sörf yapabilmek için uygun rüzgarı bu kumsalda bulabilirsiniz. Kumsal Gebe Kum ile Burgaz Uzun Azmak arasında bulunmaktadır. Güllük Plajı : Karaincir koyundan bir önceki koydur. Plajı iri kumlara sahip çabuk derinleşen bir denizi vardır. Hastanealtı Plajı : Datça merkeze çok yakın kumsal çakıl ve kum karışımıdır. Merkezde olması ve plajın çevresinde cafe-restaurantların da bulunması nedeniyle oldukça rağbet görmektedir. Kumluk Plajı : Denizin ve plajın ince kuma sahip olması, denizin sığ olması ve plaj çevresinde restaurantlar-cafelerin olması ile ziyaret edilmesi gereken plajlardan biridir. Gündüz plajda vaktini geçirmek istemeyenler akşam gün batımında denize sıfır konumlandırılmış restaurant masalarına oturup keyifli bir akşam yemeği yiyebilirler. Taşlık Plajı : Ilıca ile Datça limanı arasında yer almaktadır. Azganlı Plajı : Taşlık plajının güneyine doğru 1 km gittikten sonra Kargı Koyu yoluna devam edilmeli yol üstünde Hava Radar Komutanlığını geçer geçmez sola döndüğünüzde kıyıyı göreceksiniz. Hayıtbükü : Ufacık adeta yeşillikler içinde saklamış bir koydur. Dünyanın en fazla oksijen oranına sahip ikinci bölge olarak bilinmektedir. Ovabükü: Hayıtbükü ve Palamutbükü arasında bulunan kumsalda bir kaç işletme dışında pek görülecek yer ve denize girme isteği uyandıran kumsala sahip olmaması nedeniyle çok tercih edilen bük değildir. Palamutbükü : En çok ziyaret edilen ve konaklamanın yapıldığı yerdir. Sahil boyunca sıra sıra dizili restaurantlar ve hemen arkasında apart ve pansiyonlar ile cıvıl cıvıl bir yerleşim yeridir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dev-memnon-heykeller", "text": "Luxor tapınağından Krallar Vadisine giderken gördüğümüz İ. Ö 1350 yılında inşa edilmiş olan, kuvarsit kum taşından yapılmış 18 mt yüksekliğinde ve 750 ton ağırlığındaki Dev Memnon Heykelleri Colossi of Memnon bulunmaktadır. Deprem sonucu yıkılan tapınaktan geriye sadece dev memnon heykelleri kalmıştır. Tapınak 2 heykelden oluşmaktadır. Tapınağın yapılmasındaki amaç ise Antik Mısır firavunluğunun 18. Hanedanlık döneminin 9. hukumdari olan Firavun III. Amenhotep'i ölümünden önce ve sonra mezarını korumakmış. III. Amenhotep'in ellerini dizlerine koymuş şekilde betimlenmiş heykel Nil'e bakar vaziyette konumlandırılmıştır. Heykelde kralın yüzünün tüm ayrıntılarını görebilmekteyiz. Dolayısıyla bir baş yapıt da denilebilir. Mısır firavunları arasında en çok heykeli olan firavun III. Amenhotep'tir. Bunlardan biri olan Genç Memnon heykeli de Bristih Museum'un en büyük ganimetlerinden biridir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dolunayda-bogaz-tur", "text": "İki kıta arasından geçen muhteşem su yolu düşünün ve tam üzerinde süzülen en sevdiğimiz doğa harikası dolunay. İşte tam da böyle bir anda Keyifstyle yatı ile boğazın güzelliklerini profesyonel rehber aynı zamanda seyahat yazarı olan Saffet Emre Tonguç'tan dinledik. Aslında uzun zamandır boğaz'da dolunay turuna katılmayı istiyorduk neyse ki 10. Eylül'de boğaz turunu gerçekleştirmiş olduk. Dolunay'da boğaz turu boyunca aklımızda kalanları sizlere listelemek istedik. Arada yazmadıklarımız, kaçırdıklarımız mutlaka var ama öğrenip liste haline getirdiklerimiz de işinize yarar diye düşünüyoruz. Dolmabahçe Sarayı'nın doldurularak yapıldığını ve isminin bu nedenle Dolmabahçe olduğunu, sarayın padişah Abdülmecit tarafından dönemin ünlü mimarlarından Garabet Amire Balyan'ın yaptırdığını, Beşiktaş iskelesinin arkasındaki ilk uçak fabrikasını görüyoruz, görmekle kalmayıp ilk uçak fabrikasının burada da olduğunu, Dolmabahçe ve Denizcilik müzesinin ortasındaki Osmanlının ilk sanayi yapılarından olan 1929 yılında mimar Victor Adaman tarafından yapılan tütün müzesi binasının şuan Shangri-La Otel olduğunu, Shangri-La Otel'in sağındaki 20.000 esere ev sahipliği yapan denizcilik müzesinde 14 tane saltanat kayığının olduğunu ve en önemlisi 193 ülkede 42 tane var saltanat kayığı varken bunlardan 14 tanesinin bizim ülkemizde olduğunu, Paşa'nın kardeşi Kaptan-ı Derya Sinan'ın Mimar Sinan'a yaptırmış olduğunu, Ünlü Türk amirali Barbaros Hayrettin Paşa'nın anısına 1944 yılında dikilen bronz heykelinin burada olduğunu, Barbaros Cami'nin Cumhuriyet döneminden sonra yapılmış olduğunu, Bahçeşehir Üniversitesinin hemen arkasındaki Cihannuma Rum Kilisesi'nin yer aldığını ve bununla birlikte İstanbul'da 90 tane Rum Kilisesi, 14 tane Sinagog ve 3215 tane Cami olduğunu, Fourseason spasının geçen yıl dünyanın en iyi spası seçildiğini, Fourseason Otelinin ilk açıldığında sosyetenin bu otelde kim evlenecek diye birbirine girdiğini ama ilk evlenenin Selim Hamamcıoğlu olduğunu, Çırağan caddesi boyunca sıralanan Osmanlı Saraylarının asıl adının Feriye Sarayları olduğunu, Osmanlı'nın ilk oturduğu sarayın Dolmabahçe olduğunu, Çırağan Saray'ında Sultan'ın oturduğunu, hanedan mensuplarının sayılarının artması ile onların oturması için Feriye Saraylarının yapılmış olduğunu, 3. Mart.1924 tarihinde halifelik kaldırıldıktan sonra hanedan üyelerinin sürgüne yollanması ile sarayların boşaltılıp, boş kaldığını ve bunların okula çevrildiğini, Çırağan Sarayının eskiden kandillerle süslendiğini, Çırağan isminin ışık demek olduğunu, Çırağan'da 440 mt2 büyüklükteki Sultan Sarayının 1 gece konaklama bedelinin 25.000 dolar olduğunu, Küçük Mecidiye Cami diğer adıyla Teşrifiye Cami'nin 1848 yılında Abdülmecit tarafından ermeni ailesine yaptırıldığını, Ortaköy sahilindeki barok mimarinin en belirgin özelliklerine sahip Cami'nin ise Büyük Mecidiye Cami olduğunu, Feriye karakolunun (bina önünde 8 sütun var) zamanında tüm Feriye Saraylarını koruduğunu, karakolun Sabancı Ailesi tarafından restore edildiğini, karakoldaki sütunda Sabancı Ailesinin isminin yazılı olduğunu, The House Otel'i binasının Balyan ailesinin olduğunu ve zamanında burada yaşadıklarını, Raffles'da 500 mt2 penthouse'ların 17 milyon dolar olduğunu, Esma Sultan Yalısı önünden geçerken yalı hakkında pek bilgi alamasak da Esma Sultan'ın çok çapkın bir kadın olduğunu, Alarko binasının solundaki Budist tapınağına benzeyen yapının Alman asıllı yahudi mimar Bruno Taut'un evi olduğunu, Atatürk'ün Savarona yatı önünden devam ederek I. köprünün altına geldik. Köprünün yıkılma hikayesini öğrendik. 29. Ekim.1943 yılında 1074 metre uzunluğa sahip köprünün açılışı için 1 milyona yakın insanı köprüye çıkarıldığını, tabi açılış olduğundan marşlar çalındığını, bizimkilerde marş müziğini duyunca uygun adım ileri hareket edince rezorans etkisi yarattıklarını, sallanmaya başlayan köprünün yıkılmasını engellemek için hemen marşlar durdurulduğunu, Yazlık saray olarak yaptırılan Beylerbeyi Sarayı'nın önünden gezimiz oldukça güzel geçerken bu esnada yeni yeni bilgiler daha ediniyoruz. 1850'li yıllarda Avrupalıların Osmanlı'ya hasta adam dediklerini, Osmanlı'nın da Avrupalılara hava atmak için borç paralar alıp görmüş olduğumuz sarayları yaptırdıklarını, Mısır'daki Port Said Limanı'na dikilmek üzere Fransız heykeltraş Frederic Bartholdi'ye elinde meşale, başında 7 sivri ucu (7 kıta ve 7 deniz simgeler) olan taçlı bir heykel yaptırıldığını, heykelin mühendislikle ilgili kısmını Gustave Eiffel'in yaptığını, heykele mankenlik yapanın ise Singer dikiş makinelerinin kurucusu Isaac Singer'in eşi Isabelle Eugenie Boyer olduğunu, bu heykelin Suveyş kanalı projesinin bir parçası olduğunu, Suveyş kanalı açılırken Mısır halkının tepki verileceği düşünüldüğünden Mısır Valisi İsmail Paşa tarafından heykelin Mısır'a getirilmemesi talimatı verdiğini, heykel yıllarca kendi halinde bir depoda beklemekteyken bir gün Fransız heykeltraş Frederic Bartholdi'nin Amerika'ya devasa heykel yapmak için görevlendirildiğini ve bugün Amerika'daki Özgürlük Anıtının bizim topraklarımızdan çıkan bir heykel olduğunu, Villa Bosphorus Balık Restaurantının Münevver Ayaşlı'nın yalısı olduğunu, Sabancı Ailesinin boğaz'da 28 adet yalısı olduklarını, Boğazın butik otellerinden olan Sumahan Otelin 19. yy'da bir likör fabrikası olduğunu, Çengelköy Bizanslılar döneminde burada çengel ürettikleri için adını buradan aldığını, Eski Osmanlı kışlası olan Kuleli Askeri Lisesinin önünden geçerken yine bir Osmanlı kışlası olan Selimiye Kışlasında dünyanın ilk kadın hemşiresi Florence Nightingale'in 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında yaralanan İngiliz askerlerinin tedavi ve bakımını burada yapmıştır. Aslında İngiliz olmasına rağmen İtalya'nın Floransa şehrinde doğduğu için ailesinin ona bu ismi koyduğunu, Selimiye Cami'ndeki 4 minare Kanuni Sultan Süleyman'ın İstanbul'un fethinden sonraki 4. padişah olmasından, 10 şerefe ise Osmanlı döneminde 10. padişah olmasından kaynaklandığını, Galata Köprüsünün tarihi oyun briç'ten geldiğini, Galata kulesini Cenovalıların yaptığını, Cenova Deniz Müzesinin isminin Galata olduğunu, Cervantes'in 6 yıl işçi olarak çalıştığını, cami'nin bitiminden sonra azat edilip İspanya'ya yollandığını, Cihangir Cami'nin Kanuni'nin en sevdiği oğlunun İstanbul'da en beğendiği noktaya Mimar Sinan tarafından yaptırıldığını, Çifte Sarayların günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi olarak kullanıldığını, Türkiye Kominist Partisi üyesinin yalısının 700 milyon dolar olduğunu, Rumeli Hisarının boğazın en dar noktasına 10 ayda 3000 asker tarafından tarafından Fatih Sultan Mehmet döneminde yapıldığını, İstanbul ağacının ergüvan olduğunu, Ergüvan ağacı yapraklarının aslında beyaz renkli olduğunu ancak efsaneye göre Hz. İsa'ya ihanet eden 13. havarinin pişmanlığı sonucu kendini Ergüvan ağacına amasıyla bu utancı üzerinde taşıyamayan ağaç yaprakların kızarmaya başladığını, Osmanlı döneminde sahilde bulunan camilere yalı cami, yalılara ise sahilhane yada deryahane dendiğini, 8000 yıllık tarihi yarımada da üstümüzde dolunayın denize vuran pırıltısı ve 40 kişi olarak katıldığımız gezimizde dost sohbetleri eşliğinde unutamayacağımız bir gece geçirdik. Boğaz'da Dolunay Turu sonrası Saffet Emre Tonguç ile hoş sohbet ve gecenin organizasyonunda emeği geçenGezgin Damaklar ile tanışmamız ise gecenin en güzel anlarından biriydi."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyadaki-isik-gosteriler", "text": "Dünyadaki ışık gösterileri nedense genelde Asya kıtasında bulunan ülkelerde gerçekleştirilmektedir. Bu ışık gösterilerinin tümü ücretsiz olduğu gibi seyahatiniz boyunca akşamlarınızı renklendirmek ve eğlenceye dönüştürmek için birebirdir. Marina Natron Gölü Tanzanya Bay Sands'da 15 dakika gösterim süresi içerisinde lazer ışıkların, alevlerin, fıskiyelerden fışkıran suyun ve müziklerin muhteşem bir kombin içerisinde olduğu Wonder Full Light & Water Show adında gösteridir. Gösteri boyunca ışıklı videolarda bir erkeğin hayat yolculuğu anlatılmaktadır. Gösterinin yapıldığı alanda Helix köprüsü, Marina Sand Bay Hotel, Skypark, Singapore Flyer, Merlion Park gibi ilgi çekici turistik yerlerin olması da gösteri sonrası gezmeye ve keşfe devam etmek için bir avantajdır. Gösteri Saati : Pazar gününden perşembe gününe kadar akşamları saat 20:00 ve 21:00, cuma ve cumartesi günleri ise 23:00 de gösteri yapılmaktadır. Hong Kong limanının karşısındaki Hong Kong adasında 17. Ocak.2004 günü yalnız 17 yapı ile gösterimi başlanan A Symphony of Light ışık gösterisi şimdi 47 adet devasa gökdelen ile devam etmektedir. Her bir gösterinin maliyeti Rengarenk lazer ışıkların, projektörlerin sunmuş olduğu inanılmaz gösteri sayesinde ışıkların ve müziğin dansına kendinizi kaptırmamanız imkansızdır. Dünyanın en büyük ışık ve müzik gösterisi olarak 2005 yılında Guinness rekorlar kitabına girmesi ise tesadüf değildir. Hong Kong hızlı ve durmak bilemeyen hayatı gece de ışık ve müzik ile devam etmektedir. Gösteriden önce gidip tripod için kendinize en uygun yeri seçerseniz 15 dakika süren ışık gösterisi boyunca inanılmaz güzellikte fotoğraflar çekeceğiniz muhakkak. Gösteri Saati : Her akşam saat 20:00. Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri gösteri İngilizce anlatılmakta iken Pazar günü Kantonca, Perşembe ve Salı günleri Mandarincedir. Jinji gölünde yapılan bir ışık festivalidir. Her sene 1 Şubat tarhinde başlayıp 1 ay sürmektedir. Akşam 20:00 de başlayan gösteri yarım saat sürmektedir. West Lake gölü üzerinde müzik, ışık ve canlı tiyatro ile dans performansı eşliğinde izleyicileri tatlı bir rüyadaymış yada bir peri masalının içindeymiş hissi vermektedir. Zhang Yimou'nun yönetmenliğini yaptığı gösteri ücretli olup internet üzerinden de bilet almak mümkündür. Adres : Shangri-la Oteli ve Yuefei Tapınağının karşısındadır. 24 Mayıs 10 Haziran tarihleri arasında düzenlenen Vivid Işık Festivali her akşam saat 18:00 başlamaktadır. Bu tarihler arasında festival için bir çok bina aydınlatıldığı gibi, interaktif heykeller ve davet edilen sanatçılar son teknolojiden faydalanmaktadır. Sidney Opera Binası ve Harbour Köprüsü, Darling Limanı ışıklandırılan yerlerin başındadır. 30 dönüm Burj Khalifa gölünde 150 metre yüksekliğe varacak kadar fışkıran su ve ışık gösteridir. Hayranlık uyandıracak gösteride su ile ışığın şekilden şekile girmesi adeta dans etmelerini izlemeye doyamayacaksınız. Gösteri Saati : Cumartesi gününden Perşembe gününe kadar 13:00, 13:30 ile akşam 18:00'den 23:00'e kadar her yarım saatte bir. Cuma günü 13:00, 14:00 ile akşam 18:00'den 23:00'e kadar her yarım saatte bir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-etkileyici-10-selales", "text": "Şelaleler doğanın insanlara sunduğu en güzel görsellerden biridir. Farklı farklı şekiller, yükseklikler ve akım gücüyle herkesin dikkatini çeken doğal oluşumları derleyi dünyanın en güzel 10 şelalesi listesiniz yazdık. 550 kilometre kare alana kurulu Erawan Ulusal parkı Tayland'ın batısında Kanchanaburi bölgesindedir. Doğa harikası şelale 7 kattan oluşmaktadır ve her katında yüzmek serbesttir. Büyük Kanyon Ulusal Parkın içinde yer alan kırmızı kayaların arasından 30 metre yükselikten akan bembeyaz su ve oluşturduğu doğal havuz mükemmel bir manzara sunmaktadır. Hulapai Hilltop park'ın dan 16 km yürüyüş ile ulaşım sağlanabiliyor. 1949 yılında Ulusal Park statüsüne sahip olan, Unesco'nun Dünya Miras Listesine aldığı Plitvice Gölleri içerisde toplam 16 adet göl bulunmakta olup, her bir göl birbirine şelaleler ile bağlanmaktadır. Vietnam Dalat şehrinden 50 km uzaklıktadır. Dünyanın en ünlü şelalerinden biri olan Niagara şelalesi, Niagara nehri üzerinde Amerika ile Kanada sınırında yer alır. Potaro Nehri üzerindeki şelale Niagara'dan 5 kat daha yüksek olup dünyanın en güçlü şelalerinden biridir. 20. yy başlarında Ernesto Sanchez La Cruz tarafından keşfedilmiştir.979 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek çağlayanıdır. Lübnan'da bulunan Tannourine ve Laqlouq şehirleri arasında ki Balaa köyünde bulunan şelale 255 metre yükseklikten çukura dökülmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-guzel-teleferikler", "text": "Şehir ve tabiat manzarasını görebilmenin en güzel yollarından biri aslında bulunduğunuz şehirde teleferik var ise onu sayesinde bu tecrübeyi yaşamakla görülür. Her turist teleferik olan şehirler de bu deneyimi es geçmemektedir. Biz de sizlere beğendiğimiz teleferik destinasyonları sizlere aktarmak istedik. İstanbul'un Eyüp ilçesindeki Eyüp Sultan Cami yakınından kalkan teleferiğe binerek deniz seviyesinden 55 metre yükseklikte yer alan Pierre Loti tepesine Haliç manzarasına nazır keyif bir yolculuk yapabilirsiniz. Çin'in Hunan bölgesinde Zhangjiajie şehrinin güneyinde yalnızca 10 km uzaklıkta Tianmen Ulusal parkı içinde yer alan Tianmen dağı dünyanın en güzel dağlarından biridir. Tianmen Shan dağının yüksekliği 1518,6 metre yüksekliğe sahiptir. Burası 1992 yılının temmuz ayında ulusal park olarak ilan edilmiştir. Baş döndürücü manzarası, dik falezler, yemyeşil dağ zirveleri, dik sarkıklardaki yürüyüş yolu, camdan yapılmış yolu ve dünyanın en uzun dağ teleferiği olmasıyla şüphesiz Çin'deki en güzel ulusal parklardan biridir. Teleferik ile 7.455 metre olan yol 30 dakika sürmektedir. Ulusal park içerisinde 1000 metreden fazla yüksekliğe sahip 40'dan fazla zirve vardır. Vietnam'ın Da Nang şehrindeki 5 km uzunluğundaki teleferik The Telgraph'ta dünyanın en muhteşem teleferiklerinden biri olarak listede yerini almıştır. Aynı zamanda teleferiğin uzunluğu sayesinde Ba Na Teleferiği 2013 yılında Guiness Dünya Rekoruna da sahip olmuştur. Saatte 1.500 yolcu taşıyan teleferiğin toplam 85 kabini mevcut ve her bir kabin 10 kişi kapasitelidir. Ulaşım : Danang şehir merkezinden 50 km uzaklıktadır. Fransa'nın Chamonix kasabası Avrupanın en yüksek dağı Mont Blanc'a ev sahipli yaptığı gibi dağcıların tercih ettiği bir bölge aynı zamanda sporcu olmayanların ise teleferik deneyimi yaşamak için tercih ettiği bir bölgedir. Kasabadaki Aiguielle du Midi teleferiğine binilerek öne Aiguielle du Midi noktasına varılıp 2. Kez teleferiğe binilerek Nort Tower'da iniliyor. Dileyen Chamoniz vadisi ve Mont Blanc manzarasına karşı sıcacık bir şeyler içip içini ısıtabilir. Nort Tower ile zirveye giden asansöre ulaşmak için asma köprüden geçilmesi gerekmektedir. Köprüyü geçip asansöre bindikten sonra nihayet 3842 mt yükseklikteki zirveye ulaşılabilir. Alp dağlarının tam karşısında bu manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Brezilya'nın 2. Büyük şehri Rio de Janerio'da bulunan Sugarloaf teleferiği dünyanın en büyük ve en bilinen atraksiyonlarından biridir. Teleferiğin 1912 yılında açılmasından bu yana 32 milyondan fazla ziyaretçi ağırlayan teleferik ile önce Praia Vermelha'dan Urca tepesine buradan da Sugarloaf dağına ulaşmaktadır. Teleferiğin saatteki hızı 31 ila 31 km arasındadır. Ve her bir kabin 65 kişi kapasiteli olmakla beraber her 20 dakikada bir kalkmaktadır. Biletler her gün saat 08:00 ila 19:50 arası satılmaktadır. Teleferiğin ilk kalkış saati Praia Vermelha Morro de Urca arası 08:10'da başlamaktadır. İsviçre'de Alp'lerin kalbinde 6071 metre uzunluğundaki teleferik ile Mannlichen Dağı'nın 2343 mt yükseğine ulaşabilirsiniz. Zengin ve çok çeşitli bitki örtüsüne sahip Alp'leri de gözlemleme imkanına sahip olacaksınız. Teleferik 23. Aralık.1978 yılında açılmıştır. Güney çin denizi üzerinde 5.7 km seyir halinde muhteşem manzarayı ayaklarınıza alıp Tung Chung'dan Giant Buddha'ya kadar yeşilin, mavinin içinde keyifli bir teleferik yolculuğu yapacağınızın garantisini verebiliriz. Ngong Ping teleferiği hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın. Saniyede 6 mt yol kat etmesiyle dünyanın en hızlı teleferiklerinden biridir. 3.380 metre uzunluğundaki teleferik yolculuğu 11 dakika sürmektedir. Ulaşım : Kuala Lumpur'un 51 km kuzeybatısında yer almaktadır. Genting otobüslerine binilerek 45 dakikada ulaşım sağlanmaktadır. Fransa'nın güney doğusunda Alp dağlarının eteğinde bulunan şehirdeki baloncuk şeklindeki teleferikler görünüşü itibariyle sizi kendine binmeye davet ediyor adeta. 1934 yılında inşası tamamlanan teleferiğin dizanynını Alman şirket Bleichert tasarlamıştır. Açıldığı yıldan bu yana 14 milyondan fazla insanın taşıyan teleferiğin her bir kabinine maksimum 6 kişi alınmaktadır. Aynı zamanda dünya'da şehir içine yapılan ilk teleferik ünvanına da sahiptir. Teleferik yolculuğu boyunca ziyaretçiler şehrin olağanüstü manzarası ve tarihi görebilmektedir. Giriş Ücreti : Tek yön 4.85 euro, gidiş-dünüş 7.05 euro'dur. Dağın tepesi dük olmak yerine düz olduğu için ismini şeklinden alan Masa Dağı, Afrika'nın en uç noktasındaki Cape Town şehrinde yer almaktadır. Teleferik ile zirveye varıp şehrin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz. Giriş Ücreti : Yetişkinler için tek yön 112R, gidiş dönüş 225R. Asya kıtasının en hızlı ve en uzun teleferik projesi olan Gulmarg Gondola Hindistan'ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde yer alan Srinigar şehrine 52 km uzaklıktaki Gulmarg kasabasında yapılacak en etkileyici aktivitelerden bir tanesi olan Gulmarg Gondola teleferiği ile yemyeşil ve rengarek çiçeklerle kaplı kırsal kesim üzerinde keyifli yolculuk yapmak için tercih etmeniz gereken bir aktivitedir. Gulmarg otobüs terminalinin 1 km batısında teleferiklerin kalkış noktasına varılabilir. Dünyanın en uzun ve en yüksek teleferiğidir. Andes platosundan Pico Espejo zirvesi (12.5 km) tam 1 saat sürmektedir. Ve bu süre zarfında teleferik toplam 4 durakta durmaktadır. 1577 metre yüksekte Barinitas istasyonundan kalkan teleferiğin ilk durağı 2577 mt yüksekteki La Montana istasyonudur. Buradan devam eden teleferik 3452 mt yüksekteki La Aguada istasyonu ve buradan da 4045 mt yüksekteki Loma Redonda istasyonuna varır. Bu noktadan Merida vadisini ve yukarıda yer alan Venezuela'nın en yüksek noktası olan Pico Bolivar zirvesini görebilirsiniz. Loma Redonda'dan devam etmek isteyenler ise son durak olan 4765 mt yüksekteki Pico Espejo zirvesine ulaşabilirler. Singapur'un eğlence adası Sentosa'ya gidilebilecek ulaşım araçlarından en güzeli olan teleferik ile 360 dereceye sahip Singapur ve ayaklarınızın altındaki deniz manzarası ile keyifli yolculuk yapmak için güzel bir deneyimdir. Giriş Ücreti : Yetişkinler için 29 SGD, 3-12 yaş arası çocuklar için 18 SGD'dir. Queenstown'un en talep gören aktivitelerinden biri olan Skyline Gondola teleferiği ile Queenstown ve Wakatipu Gölü'ün 450 metre yükseğinde yolculuk boyunca 220 derece panoramik açısı ile Coronet Zirvesi, The Remarkables'i, Walter Zirvesi, Cecil Zirvesi manzarasını sizlere sunan bir yolculuktur. Ücret : Yetişkin $30pp, 5-14 yaş arası çocuklar $19pp. 1959 yılında inşası tamamlanan teleferik ile dağlarla kuşatılmış Bow Vadisi ve Banff kasabası üzerinde nefes kesici manzarayı seyir için Banff Gondola kesinlikle denenmesi gereken bir aktivitedir. 2281 metre yüksete yer alan Sulphur Dağına 8 dakikada varıp zirveden Minnewanka gölünü izleyebilirsiniz. Ücret : Yetişkinler için 35.95$, 6-15 yaş arası çocuklar için 17.95$. Daha fazla bilgi için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-ilginc-ulasim-araclar", "text": "Seyahat ettiğimiz ülkelerin pek çoğunda olmasa da Asya ülkelerinin hemen hemen hepsi değişik ulaşım araçlarına rastlamak mümkündür. Bunlar o ülkenin yerlileri için her ne kadar olağan ve zaruri bir araç olsa da biz turistler, gezginler için oldukça renkli ve farklı deneyimler yaşamak için mutlaka denemek istediğimiz araçlardır. İşte dünyanın en ilginç ulaşım araçları sizler için listelendi. Antartika'da eskimolar tarafından kullanılan ulaşım aracıdır. Kar ve buz üzerinden birden fazla köpeğin çekmekte olduğu kızaklar eskimolar tarafından en yaygın ve eski ulaşım aracı olmaktadır. Rusya'nın Sibirya bölgesi, Kanada, Grönland, İsveç ve Montana köpek kızağı ile eşsiz manzara karşı unutulmaz deneyim yaşayacağınız destinasyonlar arasındadır. Deve ile safari denildiğinden tabi ki ilk akla gelen yer kırmızı renkli çöle sahip Jordan'daki Wadi Rum'dur. Jordan haricinde Moğolistan, Dubai, Mısır, Fas ve Hindistan'ın çöllerinde deve ile safari heyecanına tanıklık etmelisiniz. Vietnam'da Unesco tarafından koruma altına alınmış olan Halong Bay ve Hong Kong'da görebileceğiniz yelkenli deniz taşıtları sizi adeta zamana karşı yolculuğa çıkarmaktadır. Filipinler'de görebileceğiniz bu ulaşım aracı aslında modifiye edilmiş bir motosikletten ibarettir. 2 kişiden fazla kişinin binebileceği şekilde tasarlanmış motosiklet ile adrenalin dolu bir gezinti hiç de fena olmaz! Japonya'nın en sevimli şehirlerinden biri olan Kyoto'da tapınakların olduğu bölgede dar ve ara sokaklarda insan gücü ile turistleri gezdiren rickshaw'lar oldukça ilgi çekici. Tayland ve Hindistan'ın en çok kullanılan ulaşım araçlarının başında gelmektedir. Havadar ve hızlı olması ile diğer ulaşım araçlarına nazaran daha çok tercih edilmektedir. İnternetten uzakdoğu ile ilgili arama yapıldığında en çok rastladığımız resimlerden biri olan Long-Tail botları uzakdoğu'ya gittiğiniz zaman mutlaka deneyim etmeniz gereken ulaşım araçlarından biridir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-iyi-11-balayi-yer", "text": "Maldivler, Hint Okyanusu'na serpilmiş 1.200 adadan oluşan tropikal bir cennet. Hindistan'ın güneyinde ve Sri Lanka'nın yaklaşık 750 kilometre güneybatısında yer alan Maldivler beyaz kumlu plajları, okyanusa doğru uzanan Hindistan cevizi ağaçları, egzotik bungalovları ve resort otelleri ile dinlenme ve rahatlama konusunda benzersiz balayı tatili fırsatları sunmakta. Su sporları, deniz altı keşifleri için de ideal. Bu yeryüzü cenneti, lagünlerin etrafını çevreleyen doğa harikası mercan resifleri ve yüzlerce canlı çeşidi ve renk harmonisine canlı canlı şahit olmak isteyen herkesi bekliyor. Maldivlere gitmek için vizeye gerek yok ve uçuş süresi 9 saat 30 dakika. Paris, romantizmin, aşkın ve güzelliğin her köşede yaşandığı ikonik bir Avrupa şehri ola gelmiştir. Dünyada en çok turist ziyareti alan Paris, ülkemiz tatilcilerinin de listelerinde ilk sırada yer alıyor. Avrupa'da balayı yapmak isteyen ve uzun uçak yolculukları sevmeyenler için Paris, en uygun balayı tatili yerleri arasında yer alıyor. Opera Garnier, Vendome, Concorde, Chatelet Meydanları, Aleksandr Köprüsü, Meclis Binası, Orsay Müzesi ve Zafer Takı ile Paris, yerinde durmak istemeyen, tarihi ve kültürel yerleri keşfetmeyi seven çiftlere sonu gelmez fırsatlar sunuyor. Her sokağın görülmesi gereken şeyler açısından çok zengin olan şehir. Seine Nehri'nde tekne gezileri, Louvre, Champs-Elysees ve elbette harika Eyfel manzarası ile keşfedilmeyi bekliyor. Alışveriş çılgınları için Paris'e alternatif olacak bir merkez bulmak güç olabilir. Paris'e gitmek için Schengen vizesi almanız gerekiyor ve uçuş süresi ise 3 saat 30 dakika. Hawaii, Kuzey Büyük Okyanus'ta Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı eyaletlerden birisi. Amerika ana karasından 3.700 kilometre uzaklıkta adalar grubu olan Hawaii, Godzilla, Lost ve Jurassic Park filmlerine ve dizilere mekan olmuş, muhteşem plajları, sörf yapılabilecek yüksek dalgaları, temiz kumsalları, kristal berraklığından denizi, yemyeşil ormanları, egzotik yerel kültürü ile rüya gibi bir balayı fırsatı sunan bir huzur adası. Waikiki sahilin boyunca adanın ünlü otelleri sıralanıyor. Plajın çevresi gökdelenler, restoranlar, alışveriş merkezleri, şık butiklerle dolu ve oldukça hareketli. Deniz kaplumbağaları, egzotik balıkları ve rengarenk mercanları ile Hawaii denizi görenleri büyüleyecek güzellikte. Etkileyici doğal güzelliklerinin yanında, 12 ay boyunca ılıman olan iklimiyle her mevsim balayı tatili olarak tercih edilebilecek bir yer. Bu güzel ve romantik adaya gitmek için ABD vizesi almanız gerekiyor. Uçuş süresi aktarmalı olarak 30 saate kadar çıkabiliyor. Direkt uçuş bulabilecek kadar şanslıysanız, 17 saatte orada olma imkanınız var. Atlantik Okyanusu üzerine kurulu olan bu ülke, dünyanın her yerinden birçok çiftin balayı rüyalarını süsleyen en popüler yerlerden. Yaklaşık iki bin adadan oluşan bir takımada ülkesi olan Bahamalar, mercan kayalıkları üzerine kurulu. Festivalleri, müziği, dansları ile balayını bir kültür şöleni haline getirmek isteyen çiftlere de hitap eden Bahamalar, tropik ile yarı-tropik iklimler arasında bir geçiş iklimi yaşar. Ayrıca, Bahama'nın doğası da papağanları, yunusları, rakunları ya da timsahları ile çok zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Balayı tatilini unutulmaz bir okyanus macerası halinde yaşamak isteyen çiftler için Bahamalar en ideal noktalardan birisidir. Sıcak okyanus suları ile yüzmek ya da çeşitli su sporları yapmak için ideal kumsallar da, Bahamaların popüler özelliklerinden. Bahamalar 8 aya kadar vize uygulamamaktadır ve uçuş süresi aktarmalı olarak 18 ila 26 saat arasında değişmektedir. Endonezya'nın en popüler adası olan Bali'dir. Sloganı 'Bali Shanti Shanti Shanti'. Shanti, Sanskrit dilinde huzur ve barış anlamına geliyor. Barış ve huzurun üzerine güneş, şahane plajları olan deniz ve kum üçlüsünü ekleyip bir de tüm bunların üzerine adanın kendine münhasır kültürel zenginliğini eklenince balayı durağı olarak neden bu kadar cazip bir yer olduğu kolayca anlaşılıyor. Endonezya'nın 17,500 adasından biri olan Bali, 4 milyon bulan nüfusuyla ülkenin en zengin bölümü aynı zamanda. Dalış yapıp su altı güzelliklerini keşfetmek, dağ ve orman yürüyüşleri yapmak, masaj yaptırabilirsiniz. Kültürel yapısı açısından oldukça zengin olan güler yüzlü Balililerle sohbet etmekten çekinmeyin. Havaalanında çiçeklerle karşılanacağınız bir balayı gerçekten harika olabilir. Bu adaya gitmek için Endonezya vizesini havaalanında alabilirsiniz. 30 güne kadar olan ziyaretlerinizde de vize gerekmiyor. Uçuş süresi Singapur aktarmalı olarak yaklaşık 14 saat bulmaktadır. Karayip Adaları'ndan biri olan Martinik, Fransız ve Karayip kültürünün yoğun olarak yaşandığı bir tropik ada. Kuzey kısmındaki siyah kumsalları ile çok ilginç manzaralar sunan bu ada, ayrıca zengin bir tarihe sahip olduğu için ilginç gezi alanları da sunuyor. Martinik, tropik balayı planını hafif kültürel öğelerle zenginleştirmek isteyen çiftler için ideal bir varış noktası. Ada, Gorges de la Falaise adlı bir kanyona sahip. Bu kanyon içerisinde balayı çiftleri için akşam yemekleri sunan tesisler bulunmakta. Ayrıca, balayında alışveriş yapmak isteyen çiftler için de Paris stili taşıyan butikler ya da taze meyve ve çiçek satan pazar yerlerine uğramak da mümkün. Martinik Adaları vizesi almanız için Fransız konsolosluğuna başvurmanız gerekiyor ve uçuş süresi aktarmalı olarak 17 ila 21 saat arasında değişebiliyor. Santorini, Yunan adalarının incisi, Ege Denizi'nin en gözde adalarından birisidir. Türkiye'ye yakın olması sebebiyle kısa süreli balayı tatili planlayanlar için ideal bir tatil noktası olacaktır. Aynı zamanda harika manzaraları ile romantik bir tatil yapmak isteyenlerin vazgeçilmez adreslerindendir. Mavi kubbeli otantik ada evleri, Caldera manzarasına sahip butik oteller bulunmaktadır. Aşağısı uçurum olduğundan dolayı bu bölgedeki otellerin hepsinde havuz bulunuyor. Yunan adalarını ziyaret için vize almak gerekli fakat Yunanistan seyahat etmek isteyenler için kolaylaştırılmış bir vize programı uyguluyor. Bu vize programı sadece adalar için geçerli. Ulaşım için iki alternatifiniz var; birincisi deniz yolu. İkincisi ise, İstanbul'dan Atina'ya, oradan da ikinci bir uçak veya gemi yolculuğu ile Santorini'ye, bir de Mikanos Adası'na direkt uçuşlar var. Buradan da sürat tekneleriyle Santorini'ye geçebilirsiniz. Tanzanya'nın kıyısında bulunan Zanzibar adası, dünyaca ünlü turistik bir mekandır. Çok farklı turizm imkanlarına ev sahipliği yapan Zanzibar, kuzey ucunda bulunan Nungwi adlı etkileyici kasabası ile balayı planı yapan çiftlerin de dikkatini çekiyor. Nungwi de geçirilecek bir balayı için mutlaka yapılması gereken aktivite, gün batımını izlemektir. Uçsuz bucaksız turkuaz okyanusa doğru yavaş bir iniş yapan güneş, sonsuz bir aşkın başlangıcını sembolize etmek için ideal bir seçimdir. Ayrıca, Nungwi'de bulunan limandan her günbatımında aynı yöne doğru çıkış yapan yaklaşık 50 tekne, unutulmaz bir manzara oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak, kuzeydeki deniz fenerinin yanında bulunan akvaryuma uğrayarak, dokunulmasına izin verilen dev kaplumbağalar ile dost olabilirsiniz. Yorucu günün ardından, birçok esere konu olmuş Cholo's Bar'a uğrayarak eşinizle birlikte hiç konuşmadan sessizliği ve okyanusu dinleyip huzurlu bir balayı tatili yapabilirsiniz. Adaya gitmek için vize gerekiyor fakat vizeyi Tanzanya konsolosluğundan alabildiğiniz gibi, sınır kapısından da vize almanız münkün. Uçuş süresi ise aktarmalı olarak 18-26 saat arasında değişim göstermektedir. İsviçre, balayı çiftleri için romantik ve ilginç seçenekler sunan bir ülkedir. Ülkede bulunan göllerin kenarlarında her kategoride konaklama şekline uygun oteller, dağ evleri gibi mekanlar bulunur. İsviçre'de bulunduğunuz süre içerisinde göllerde tekne gezileri, yeşilin her tonunu görebileceğiniz dağlarda yürüyüşler, karla kaplı Alpler'de nefes kesen manzaralar eşliğinde baş başa yiyeceğiniz romantik yemekler balayı tatilinizin en özel ve unutulmaz anları olacaktır. İsviçre Alpler'e gidebilmeniz için İsviçre vizesi almanız gerekmektedir. İstanbul'dan, başkent Zurih'e uçuş süresi ise 3 saattir. Tayland'ın en büyük adası olan Phuket, Chalong Bay adlı yat limanı ve Kamala plajı ile balayı planı yapan çiftlerin dikkatini çekiyor. Yıl boyunca sıcak bir iklime sahip olan ada, hem okyanus hem de kültür öğeleri taşıyan bir balayı yapmak isteyen çiftler için ideal bir nokta. Tüm su sporları için imkan bulabileceğiniz Phuket Adası, aynı zamanda dünya çapında ünlü bir evlenme yeri. Özellikle lüks tüketim düşkünü kesimde son yıllarda popüler olan ada, reddedilemez bir romantizme sahip. Adada bol miktarda bulunan büyüleyici manzaralara bakacak şekilde kurulmuş olan konaklama tesisleri, Phuket'in evlilik ya da balayı için giderek artan bir talep ile karşılaşmasını sağlıyor. 30, bazı durumlarda 90 güne kadar vizesiz gidebileceğiniz Phuket Adası'na İstanbul'dan uçuş süresi ise 13 saat. Dünya üstünde görebileceğiniz en özel şehirlerinden birisidir Venedik. Denizin ortasına kondurulmuş muhteşem yapılardan oluşan ve üzerinden geçen yüzyıllara rağmen günümüze kadar korunarak gelmiş, romantik ve aşıklar şehri diye de bilinir. Venedik balayı tatili için en uygun ülkelerden biridir. Karı koca olarak çıkacağınız ilk tatil, böyle aşk kokan bir yerde olmalı. Bu güzel yere gitmek için İtalya vizesi almanız gerekiyor ve uçuş süresi İstanbul'dan 2 saat."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-iyi-beach-partiler", "text": "Dünyanın farklı farklı ülkelerinde çok değişik kültürler, insanlar, yapılar, yemekler ve çok daha fazlasını görme şansını yakalıyoruz. Ancak bazı yerler var ki dünyanın en iyi beach partilerine sahiptir. Dünya üzerinde güzelliği ile hayranlık uyandıran sayısız kumsallar var. Alabildiğine uzun yada ufacık bir koy'a gizlenmiş kumsallarda yorgunluğumuzdan arınıp, enerjisi ile bizleri ısıtan ve hatta daha da güzel olmamızı sağlayan güneşin tadını çıkarıp bazen farklı atmosfer içinde bulunmayı da isteriz. Deniz, kum, güneş üçlemi olunca seçenekler çok değil ne yazık ki. Ama en güzel alternatif muhakkak Kumsal Partileri! Sabahtan akşama kadar denize, güneşe doyduktan sonra sabahlara kadar süren çılgın partilere kim hayır der ki! Çılgın kumsal partileri denilince ilk akla gelen yerlerin balında İbiza İspanya gelir. Parti severlerin vazgeçilmez destinasyonlarının başını çeken bir yer. Hem gece hem de gündüz eğlence olsun diyenlerdenseniz tavsiyemiz Blue Marlin Ibiza. Hangi dönem gidecek olursanız olun muhakkak parti oluyor. Parti zamanları ve mekanları için burayı tıklayıp göz atabilirsiniz. Şehrin kalbinde bulunan kumsal boyunca oteller, klüpler, restaurantların sıra sıra dizilmiş durumdadır. Rio De Janerio'nun en popüler kumsalı olan Copacabana yeni yıl kutlamalarında milyonlarca insanın katılımıyla ziyaretçilerine unutulmaz parti deneyimi yaşatmaktadır. Hırvatistan'ın Novalja adasında yer alan Zrce kumsalında düzenlenen bu parti aslında bizler için gidilebilecek en yakın konumda. Ibiza partilerine gidemeyenler için alternatif bir yerdir. 7/24 açık klüpleri ile dur durak bilmeyen eğlence sizleri bekliyor. Hindistan'da parti denilince merkezi Goa olarak bilinir. Parti için en bilinen ve talep görüleni Anjuna Beach'dir. Sayısız bar ve gece klüpleri ile çevrelenmiş kumsalda çok eğleneceksiniz. Bu listede katıldığımız yalnızca Koh Phangan Full Moon Party oldu. Şehrin içinde upuzun ve genişçe bir kumsal düşünün ve kumsal boyunca göremeyeceğiniz kadar gay. Şehrin en meşhur plajı Gordon'da müzikler ve gay'lar eşliğinde eğlenebileceğiz güzel noktalardan biridir. Komşu ülkemizin en bilinen adası Mikonos eğlence severlerin uğrak yerlerinin listesinin başında geliyor. Kıbrıs'ın en iyi kumsalı olan aynı zamanda mavi bayraklı Ayia Napa plajı ziyaretçilerine burada hoş vakitler geçirmesini sağladığı gibi Mayıs ve Ekim ayları boyunca her gün kumsaldaki Nissi Bay Beach'de köpük partisi imkanı da vermektedir. Şehrin kalbinde kültürünü keşfedebileceğiniz gibi farklı tur imkanı sağlayan Zanzibar adasının Kendwa kumsalında full moon party sizleri eğlencenin sınır tanımaz doruklarına çıkarmayı vaat eden yerlerin başında gelmektedir. Parti takvimi için burayı tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-kucuk-ulkesi-vatika", "text": "Katolik mezhebinin ruhani merkezi olan 5 km yüz ölçümü ile dünyanın en küçük ülkesi Vatikan'ı ziyaret ettik. Bu ülke içinde çalıştığın sürece vatandaşlık hak kazandırırken ayrıldığın anda vatandaşlığı düşürdüğü ilginç bir özelliğe sahiptir. - Antik Sanat Bölümü : Mısır koleksiyonlarının, mumyaların olduğu alan. - Raphael Odaları : Papa Julius II bu odanın yapımı için Raphael'i görevlendirmiştir. - Sistina Şapel : Adını Papa Sixtus IV'den almıştır. Metrodan San Pietro çıkışından çıkarak Müze tabelalarını takip ederek uzunca bir yürüyüş sonucu müze girişine vardık. Giriş kuyruğu metreler uzunluğunda biz biletlerimizi internetten aldığımız için (kişi başı 19 euro) online reservation kısmındaki görevli biletlerimizin üzerindeki barkodu elindeki cihaz ile okuyup kuyruğa takılmadan saniyesinde müzeye gidiyoruz. İçeride bilet gişelerinden elimizdeki çıktıyı biletlere çevirtip son kontrolden sonra artık müzeye nihayet girebildik. Müze de toplam 1400 oda var. Müzenin en dikkat çekici odalarından biri Raphael'in duvarlara işlediği resimlerin bulunduğu Raphael Odaları diğeri adını Papa Sixtus IV'den alan Sistina Chapel'dir. Bu odaya girdikten sonra solumuzda Hz. İsanın çarmıha gerilmiş heykeli tam arkasındaki duvarda ise Michelangelo'nun Kıyamet Gününü tasvir ettiği Last Judgment Ahiret Günü tablosu bulunuyor. Ünlü ressam Michelangelo 520 metrekarelik alana 4 yıllık çalışması sonucunda bu eseri meydana getirebilmiştir. Müzenin çıkışı da müzedeki eserler kadar etkileyici Giuseppe Momo'nun yapmış olduğu spiral merdiveni ile ziyaretçileri uğurlamakta. Sanırım 3 saate yakın müzede vakit geçirdik. San Pietro Meydanına gittiğimizde bahçe ana baba günü gibiydi. Hem kilise girişinde hemde Posta önünde ciddi kuyruklar vardı. Vatikan Cumhuriyetinden birkaç arkadaşıma posta yollamayı çok istemiştim ama ne yazık ki o kuyruğa girmeyi pek gözüm yemedi. San Pietro Kilisesinin de önünde aynı yoğunlukta sıra vardı. Kilise kubbesiyle meşhurdur. 6. asırda Ayasofyadan sonra 1000 yıla yakın zaman geçtikten sonra bu yapı geçilmiştir. Kubbenin en zarif örneklerini Rönesans boyunca İtalya'daki mimarlardan çok Mimar Sinan yapmıştır. Bu kilisenin yapımı 16. yy ın sonununda bitmiştir. Vatikan İsviçreli muhafızlar tarafından korunmakta. Bütün dünyadaki hristiyanlar belli günlerde bu meydanda toplanıyor. Bazilikanın içinde hemen sağ tarafta Michelangelo'nun La Pieta'sı muhakkak görülmeli. La Pieta Hz. İsanın çarmıha gerildikten sonra cansız bedeni ile Hz. Meryem'in kollarında tasvir edilen heykeldir. Garibaldi birlikleri Romayı işgal edene kadar papalık İtalya'nın ortasında Venedik sınırlarına ve güneyde de Napoli krallığına kadar İtalya'nın ortasına hakimdi. Buna papalık devleti deniyordu. İtalyan birliğini isteyen milliyetçilerin başlıca hedefi papalıktır. Nitekim Roma işgal edildikten sonra yeni kurulan krallığın merkezi de Torino'dan buraya taşındı. Ve bunun üzerine Papa bu gidişata çok kızarak dünyevi hakimiyetini kaybettiği için Vatikan'ı terk ederek şehrin içindeki San Pietro Laterona Kilisesine çekildi. Ve Papalık artık dünyaya buradan hükmetmeye başladı. Taki 1924-1926 yılları arasında Mussolini kendi Katolik olmamasına hatta ateist olmasına rağmen İtalyan halkının sesine kulak verdi ve Laterona'dan yapılan anlaşma ile Papalığa bugünkü statüsünü verdi. Vatikan dünyanın en küçük devletidir. Vatikan Sant Angelo Kalesi ve yanındaki yeşil bölge ayrıca romanın içindeki Laterona Kilisesi ve birkaç tane kilise daha etrafı sarı çizgi ile çizilmiş alanı kapsar. Vatikanın nüfusu 1.500- 2.000 kadar Papa, kardinallar, rahipler, rahibelerden oluşur. Avrupa'nın hatta dünyanın en mükemmel, en zengin, en iyi yönetilen müzesi burasıdır. Vatikan sınırsız sanat zenginliklerini koruyan bir devlet olduğu için bu yüzden bu devletin yaşanması istenir. Başka hiçbir devlet bu kadar kültür ve sanat zenginliğini bu kadar iyi koruyup idare edemez."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-tehlikeli-yolu-bayburt-of-derebasi-virajlar", "text": "Dünyanın en tehlikeli yolu olarak seçilen Bayburt Of yolu Soğanlı Dağ'ında Derebaşı virajları olarak bilinen D-915 karayolu sınırları içinde bulunan 29 keskin virajdan oluşan bir ölüm yoludur. Son çıktığımız Karadeniz turumuzda bir çılgınlık yapıp \"Dünyanın En Tehlikeli Yolu\" olarak bilinen Derebaşı Virajlarında sürüş deneyimini yaşayıp, buranın gerçekten bir ölüm yolu olup olmadığını görelim istedik. Dangerous Road sitesi Türkiye sınırları içerisinde bulunan bu yolu 2015 yılında Dünyanın En Tehlikeli yolu listesine eklemiş. Bahsetmiş olduğumuz yol Bayburt ile Of arasında konumlanıyor. Yol, 1916 yılında Rus askerlerinin Türk işçileri çalıştırılması sayesinde yapılmıştır. Amaçlanan şey ise mühimmatın kısa yoldan sevk edilmesini sağlamakmış. Bu yüzden Trabzon ile Baybur arasındaki yol mesafesini kısaltmak amacıyla bu yol inşa edilmiş. Bunun üzerine Bolşevik İhtilalinin çıkmasıyla Rusya savaştan çekiliyor. Ve Derebaşı Virajları yani D-915 karayolu kendi kaderine terk ediliyor. Yöre halkı bu yolun tamamlanmasından sonra kısa olduğu için bu yolu kullanmaya başlıyor. Sadece araçlar değil yolcu otobüsleri ve yük kamyonlarına kadar pek çok araç bu yolu tercih ediyor. Hatta söylenenlere göre büyük araçlar bu yolda giderken yol boyunca dar kesimlerde 3 teker üzerinde gidildiği yönündedir. Şimdi size Dünyanın En Tehlikeli Yolu hakkındaki gerçeklerden bahsedelim. Girilmez olduğu için insanlar yeni yola yönlendirme yapıyor deniliyor. Kimse kimseyi yönlendirmiyor arkadaşlar. Biz bu yolu yaparken bizim haricimizde toplam 4 araçla karşılaştık. Zaten eğer navigasyonla buraya gelirseniz kimseye de yol sormanıza gerek kalmayacaktır. Biz nasıl ki elimizde koymuşuz gibi bulduysak sizler de hayli hayli bulabilirsiniz. Tehlikeli yol olarak 29 keskin virajdan bahsediliyor. Yolun asıl tehlikeli yolu virajlardan öte Bayburt tarafından gelecekseniz virajlara kadar olan uçurum kenarı daracık yoldur. Virajları almak bizim için en kolayıydı. Eğer Trabzon-Çaykara tarafından gelecekseniz virajlara kadar olan yol Bayburt yönünden geldiğiniz yola göre daha kolaydır. Derebaşı virajları olarak anılan yol toplamda 29 virajı kapsıyor. İşin içine viraj girince mantıklı olan her zaman viraja tırmanmak yerine viraj inmektir. Çünkü gitmeden önce aldığımız bilgiye göre bu tamamen topraktan oluşuyor. Bir de üstüne virajlar tek seferde alınamıyor diye bilgi edinince, biz en iyisi virajlara yukarıdan başlayalım dedik. Bu yüzden size tavsiyemiz eğer Trabzon üzerinden Bayburt yönüne gitmenizdir. Trabzon Havalimanından 26 km gidip Araklı'yı geçer geçmez ışıklardan, köprünün oradan sağa sapın, Buradan sonra sürekli yolun sağ tarafını takip ederek 7 km daha ilerlemelisiniz, yol ayrımından sağ döneceksiniz, Yaklaşık 1,5 km sonra Derebajı virajlarının başına varmış olacaksınız. Biz size bu bahsettiğimiz rotanın sadece Çatıksu kısmını yapmadık. Onun yerine Çatıksu'ya varmadan önce Suludere'den saptık. Ama buranın yolu çok bozuk olduğu için sizlere tavsiye etmiyoruz. Bir de sık sorulan bir soru var. Eğer karşıdan araç gelirse kim kime yol veriyor ve nasıl veriyor şeklinde. Yolun tamamı daracık değil. Bazı bölgelerde geniş alanlar mevcut. Biz karşıdan gelen bir jeeple burun buruna kaldık. Şansımıza yol biraz geniş olduğu için yan yana geçebildik. Virajların olduğu bölgede hiçbir sıkıntı yok en kötü müsait olan biri geri geri gider. Ama Bayburt yolundan geliyorsanız virajlara varmadan önceki o 1-2 km'lik yolda oldu da karşıdan bir araç gelirse işte o zaman durum farklı oluyor. Burada da usta şöföre iş düşüyor 🙂 Kendinize güvenmediğiniz yerde sakın zorlamayın. - Bizim en önemli hazırlığımızdan biri 4x4 araç kiralamak oldu. Ama yolda Toros'un jet hızıyla gittiğini görünce acaba gereksiz yere mi kiraladık ki dedik bir an. Bu işin şakası tabi 🙂 4x4 bir rahatlık, hem yol tutuşuyla hem de aracın yüksek olmasıyla altını vurma riskiniz en aza iniyor. Biz yol boyunca aracın altını bir kere olsun vurmadık ama görünen o ki bir yerlerde başka yanlışlar yapmış ve farkına varmamışız 🙂 Virajları indikten sonra biraz yol gidince araçtan gelen sesi daha net alır olduk. Öncesinde de bir şeyler sezmiştik ama birimiz şöför tarafından diğerimizse arka taraftan aracın altını kontrol ettik. Nedense aklımıza sağ tarafa bakmak gelmedi. Yolda ses git gide artınca yahu bu nedir demekten alamıyoruz kendimizi. O sırada yolun sol tarafındaki güvenlik hizmeti sağlayan çocuklar \"Abi bu lastikle nereye\" diye seslenince, hop hemen durduk. Biz hiç anlatmayalım devamını, görüntü fazlasıyla durumu izah ediyor zaten. - Diğer bir hazırlığınız navigasyon olmalı. İnternet zaman zaman kesilebildiği için offline map edinmelisiniz. Bizim tercihimiz Maps. Me'den yana. Gideceğimiz yeri önceden pinleyerek, ulaşım konusunda çok rahatlık sağlıyoruz. - Atıştırmalık ıvır zıvır alın yanınıza. Yol boyu ne restaurant ne de adam akıllı market göremedik. Başından böyle olacağını tahmin ettiğimiz için aracı meyve, çerez ve suyla doldurmuştur. Çok yeme fırsatımız olmasa da onların araçta olduğunu bilmek yetti 🙂 - Hava durumunu kontrol edin. Olur olmaz zamanda Bayburt-Of yolunu yapmaya kalkışmayın. 2000 metrenin üzerinde olduğu için kış ayından çıksa bile karların kalkması uzun süre biliyor. Tam yaz ortasında veya yaz sonunu geçirmeden gelmek en doğru tercih olacaktır. Konum için buraya tıklayıp tarif alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-tehlikeli-yuruyus-yol", "text": "Dünyanın en tehlikeli yürüyüş yolu El Caminito Del Rey 15 yıl aradan sonra tekrar açıldı. Yürüş parkurunun toplamı 7.7 km olup bununn 4.8 km'si normal olup kalan 2.9 km'si tahta iskeleden oluşmaktadır. Yürüş yolunun yüksekliği ise bölgeden bölgeye değişmektedir. Deniz seviyesinden 225 ila 250 metre yüksekte yapacağınız yürüyüşte bu noktadan göreceğiniz manzaralar adeta baş döndürücüdür. Yürüş yolu Güney İspanya'nın El Chorro geçidine inşa edilmiştir. Ardales'ten başlanan yürüş Antequera'ya doğru devam eder ve burası da geçildikten sonra El Chorro'da sona erer. Yürüş yolunun inşasına 1901 yılında başlanmış ve 1905 yılında da tamamlanmıştır. Bu yolun yapılma sebebi yerel insanların çevre köylere ulaşımın daha rahat sağlanması imiş. Yol yapılmadan önce yerli halk dağların çevresinden dolanarak ve çok uzun yollar katetmek zorunda olduklarından bu mesafe kısaltılmak için yürüyüş yolu yapılmasına karar verilmiş. Yürüş yolu yapıldıktan sonra ne yazık ki yeterince korunmadığı için ciddi zararlar görmüştür. Bakımsızlık içinde olan yürüyüş yolunca 1999 ve 2000 yılında bir çok dağcı çökmeler sonucu hayatını kaybettiği için yürüyüş yolu kapatılmıştır. Kapatılan yola izinsiz girenlerin cezası ise 600 euro'dur. 2.24 milyon euro harcanarak tekrar restore edilen yürüyüş yolu 28 Mart 2015 tarihinde 15 yıl aradan sonra tekrar açılmıştır. Restorasyon sonrası yapılan yeni yürüyüş yolu eski yoldan yalnızca bir kaç metre yüksektedir. Eski köprü ise yeni köprünün hemen yanında bulunmaktadır. Restorasyon öncesi oldukça tehlikeli olan yol artık eskiye nazaran daha güvenlidir. İspanya'nın Malaga şehrine yolu düşecek olanlar bu deneyimi muhakkak yaşamalı."} {"url": "https://www.gezgincift.com/dunyanin-en-ucuz-ulkeler", "text": "Biraz da dünyanın en ucuz ülkeleri hangileri onlardan bahsetmek istiyoruz. Avrupa gibi pahalı ülkelere nazaran bahsedeceğimiz ülkelerde günlük 30-40 dolar belki de daha az para harcayarak güzel, görülmeyi hak eden ülke ve şehirleri keşfedebilirsiniz. Başkenti Kathmandu olan Nepal ucuz ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır, normalde de ucuz olan Nepal deprem den sonra daha da ucuz bir ülke haline gelmiştir. Çoğu ucuz ülkede ki gibi işsizler günde birkaç dolara çalışmaktalar ama bir o kadar nazik ve güler yüzlü bir halkla karşılaşacaksınız. Ucuz ülkeler arasında bir diğeri de Başkenti Delhi olan Hindistan. Filmlere konu olan, ayrı bir sinema ve dizi dünyasına sahip olan Hindistan, görülmeye değer bir ülke ama uzun süre yaşamak isteyenler için çok emin olamıyorum kültür ve yemek olarak biraz yakın olsa da arada uçurumlar olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Halk bir o kadar fakir ve sokaklarda yaşayanlar insanlar var ama bir o kadar da zengin bir kesim bulunmakta arası yok gibi bir şey. Hindistan'da da insanlar günde 1-2 dolara yaşam mücadelesi vermekteler. Hindistan da kaldığınız güler boyunca keşke olacak ama o keşke iyi ki gelmişim diye olacaktır. Ucuz ülkelerden bir diğeri Kamboçya'dır, milyonlarca insanın iç savaş sonrasında hayatlarını kaybettikleri bu topraklar acıların yaşandığı bir ülkedir. Bu güzel ülkenin Siem Reap şehrinde, dünyanın en büyük tapınak bölgesi olan Angkor Wat, büyüleyici heybeti bu tapınak eminim sizleri de etkileyecektir. Ucuz bir ülke olmasından dolayı gezgin insanların keşiflerini ve gezintilerini tamamladıktan sonra yerleşim sağlamışlardır. Günlük 25-30 dolara çok güzel bir şekil de gününüzü geçirebilirsiniz. Laos, en ucuz ülkelerden birisidir. Ama aynı zamanda Kamboçya gibi topraklarında büyük acılar yaşamış bir ülkedir ve büyük kayıplar yaşamışlardır. Tayland kadar gelişim gösterememiştir. Gün için de 25-30 dolar yeterli olacaktır. Ucuz bölgelerden biriside son zamanlarda Balkan ülkeleri gelmektedir, vizesiz olmaları da çok cazibelerini de arttırmaktadır. Tatil ve gezi amaçlı gerçek anlamda ucuz ve güzel bir ülkedir. Günlük harcamanız 35 doları bulabilir. Ucuz bir ülke olmasının yanı sıra Bali, gördüğünüz en iyi ülkeler arasında ilk 10'a girecektir. Hem de çok güzel bir tatil adasıdır. Genellikle de balayı tercihleri arasına girmektedir. Endonezya da gene günlük olarak 25-30 dolar arasında bir harcamanız olacaktır. Vietnam, Güneydoğu Asya ülkelerinin en cazip ve en ucuz ülkelerinden birisi olabilir. Ucuzluğunun yanı sıra yaşamak için de gayet güzel bir ülke. Yaşanabilir ucuz ülkeler listemin üst sıralarında gelen Vietnam'da, ortalama gene günlük olarak 30 dolar çok rahatlıkla yetiyor. Ada ülkelerinden olan ve oldukça da ucuz olan diğer bir ülkede Sri Lanka'dır. En ucuz olan ülke sıralamasında, yaşamın kolay olduğu bir ülke olmasından dolayı her daim yeri bulunmaktadır, diğer ucuz ülkeler de ki gibi tahmini harcayacağınız tutar 25-30 doları geçmeyecektir. Balkanların en ucuz yeri Makedonya olabilir. Ucuz olmasının dışında, Balkanlar'ın en bilindik ve sevilen yeridir Makedonya. Gezilip görülecek doğal güzelliklere sahiptir. Üsküp ve Ohrid mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerindendir. Günlük olarak 25-30 dolar rahatlıkla yetecektir. Ucuz tatil yerleri arayanların vazgeçilmezlerinden bir diğeri de Belgrad'dır. Ayrıca son zamanlarda Ukrayna gece hayatına rakip olan Belgrad, gece hayatı ile de nam salmaktadır. Sırbistan, gerçekten çok ama çok ucuz bir ülkedir her açıdan, konaklama da gayet uygundur, günlük 30-35 dolar yeterli olacaktır. Tabi ki en bilindik hem ucuz hem eğlence hayatının yüksek olduğu diğer bir ülkede Ukrayna'dır. Alkol, yemekler, gece hayatı, hediyelik eşyalar, konaklama yani her açıdan bütçenizi aşmadan gezip görüp, eğlenebileceğiniz bir yerdir. Yakın oluşundan ve vizesiz giriş yapıldığı için de, Ukrayna tercih sebebi olabilir. Günlük 25-30 dolar yeterli olacaktır. En ucuz ülkeler sıralamasında her zaman yer alan ülkelerden birisi de Nikaragua'dır. Orta Amerika'ya yer alan Nikaragua, ekonomik açıdan da kalkınmış bir ülke değildir, ucuz olmasının sebeplerinden biride budur. Ucuz olmasından dolayı birçok öğrencinin dil eğitimi için tercih sebebidir. Günlük 30 dolar yetecektir. Listeden simdilik sadece Bali'ye gidebildim, hem ucuz hem harika olmasi konusundaki yorumunuza aynen katiliyorum. Keyifli seyahatler, sevgiler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/edirne-kopruler", "text": "Edirne köprülerinin mimari yapıları ve tarihteki önemi bilinmektedir. Önce Tunca, Meriç ve Arda akarsularının üzerilerine yapılmış olan köprülerin isim listesini verip birkaç kısa cümle ile açıklayıp yazımızın sonunda ziyaret ettiğimiz Tunca ve Meriç köprülerinden daha detaylı bahsedeceğiz. Gazi Mihal Köprüsü : Köprülerin en eskisi Bizans İmparatoru Micheal Palailogos (1261-1282) dönemindedir. Saraçhane Köprüsü Şahabettin Paşa/Sultan Mustafa: 10 kemeri olan köprüyü Sultan II. Murat döneminde devlat adamı olan Şahabettin Paşa 1451 yılında yaptırmıştır. Fatih Köprüsü : Fatih Sultan Mehmet devrinde yapılmış bir taş köprüdür. Yıldırım Köprüsü : 1987-1989 yılları arasında Karayollaro tarafından onarılmış ve bugünkü halini almıştır. Yalnız Göz Köprüsü : Tek kemeri ve tek gözü olan köprünün mimarı Mimar Sinan'dır. Beyazıt Köprüsü : Yakında yaşayan insanların camiye ulaşımını kolaylaştırmak için H.983/M.1488 yılında Sultan II. Beyazid tarafından Mimar Hayrettin'e yaptırılan köprüdür. Kanuni/Saray Köprüsü : Sarayiçi muhitini Edirne'ye bağlayan 60 metre uzunluğuna sahip köprü Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1533-1554 yılları arasında yapılmıştır. Edirne şehrini gezdikten sonra Karaağaç'a giderken ilk Tunca daha sonra ardından gelen Meriç köprüsünden geçiyoruz. Tunca Nehri 16. Yy'a kadar kentin içme suyu ihtiyacını karşılayan nehir 330 km uzunluğa sahip bunun yalnız 31 kilometresi Türkiye sınırları içerisindeyken geri kalanı Bulgaristan'dadır. Tunca Nehri Tunca köprüsünün 1 km aşağısında Meriç Nehri ile birbirine karışır. Tunca Nehri üzerinde yer alan köprü ismini nehirden almıştır. Edirne'nin en güzel köprülerinden biri olma özelliğine sahip köprünün yapımı 1608 ila 1613 yılları arasında gerçekleşmiştir. Mimarı Sultan Ahmet Cami'ni inşa eden Mehmet Ağa'dır. Köprü üzerindeki parke granit taşlar orjinaldir. Köprünün asıl adı Defterdar Ekmekçizade Ahmet Paşa'dır. Ancak Halk arasında Tunca denilmektedir. Hatta tabelaları bile Tunca olarak yazılıdır. Çok uzun olmayan köprüden aracımızla geçip sırada muhteşem eser çıkıyor karşımıza. Bulgaristan'da doğan nehir Türkiye Edirne üzerinden Ege denizine dökülmektedir. 490 km uzunluğa sahip Meriç nehri üzerinde eşsiz güzellikte bir köprüdür Meriç köprüsü. 1842 1847 yılları arasında yapılan köprü 263 metre uzunluğuna, 7 metre genişliğine sahip olup 13 ayak üzerinde 12 kemerlidir. Osmanlı döneminin en son yapısıdır. Nehir kenarına kurulu çay bahçelerinden birinde oturup günün yorgunluğunu kahvenizi içerek, yeşillikler arasında Meriç Nehri üzerinde Meriç köprüsü karşısında çıkarabilirsiniz. Köprü bitiminin sağı ve solunda ki çay bahçeleri çok yoğun ve kalabalık olduğundan biz Lalezar'a gittik. Hem daha rahat hemde daha sakin. 2 çay ve 2 türk kahvesi için 16 TL ödedik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ege-akdeniz-tur", "text": "Aslına bakarsanız Akdeniz'den başlamamızın sebeplerinden biri de uzun zamandır planladığımız ama bir türlü denk getiremedğimiz Türkiye'nin Maldivleri lakaplı Salda Gölü'nü artık görmekti. İstanbul'dan Kütahya yolu üzerinden çıktık yola. Tabi çok geç olmadan akşam saatlerinde Antalya'da olmak istediğimizden ve Salda Gölü'de bizi yoldan saptıracağından erkenden yola koyulduk. Neyse her ne kadar baştan böyle yapmamaya karar versek de yine bol molalı bir yolculuk olmaya başladı. Bu arada Burdur'a geldik gelmesine ama hiç Salda Gölü tabelası göremiyoruz. Yahu burası bu kadar ünlü olmuş bir Allah'ın kulu şuraya bir tabela koysa. Navigasyona giriyoruz olmuyor, köylülere soruyoruz orası başka bir alem şaştık kaldık bu işe! Ama tabi gezgin insanların bir yere bulamama ihtimali yok uzun ara yollardan, köylerden vs geçerek en sonunda sıklaşan Salda Gölü tabelaları eşliğinde hedefimize ulaştık. Hava da şansımıza nasıl güzel Allah dedik şimdi burada ne güzel fotoğraflar çekeriz hatta göle bile gireriz. Bakın abartmıyorum arabadan indik daha bagajdan eşyalarımızı alıyoruz hava bir döndü bir patladı sanki Ocak ayındayız. Gözlerimize inanamadık birbirimize bakıyoruz. Gölün kıyısına arabayla girmeyi yasaklamışlar mecbur arabayı park edip yürümeye başladık. Tabi bu arada ıslanmamak ve üşümemek için üstümüzü sardığımız havluları tutmayı bırakın biraz daha zorlansak biz uçacağız. Ama yemin etmişiz ya buraya kadar gelip eli boş dönmek yok. Bu arada her sahilde olduğu gibi kıyıya yaklaşınca ilk ayak sokulur ya, tabi bizim de her zaman ki ritüelimiz budur e tabi canım ne de olsa biz de insanız. Bakın sıyun soğukluğunu anlatmak mümkün değil o kadar söyleyelim. Neyse pozlar verildi sanki hava çok güzelmiş gibi moda girildi falan filan derken artık dönebiliriz. Tam arabaya eşyaları yükledik hadi şurada bir şeyler içelim öyle gideriz dedik. Esnafla biraz muhabbet ediyoruz, bize köylerini gösteriyorlar, bugüne kadar kira vermeden nasıl burada takıldıklarını ama şimdi başlarına kira çıktığını anlatıyorlar 🙂 yahu kira da neymiş çökeceksin kalacaksın di mi en güzeli bu 🙂 Bu muhabbetin en karlı yanı biraz vakit geçince hava tekrar açtı. Güneş de ortalığı ısıtınca keyfimiz bir yerine geldi sormayın. Ama tabi sil baştan her şeyi tekrar yapınca bizim saatler şaştı yapacak bir şey yok bu da işimizin cilvesi. Burdur'da yapılacaklar Salda Gölü'yle sınırlı değil. Eğer vaktiniz bolsa mutlaka Salda'dan 113, Isparta'dan 18 km uzaklıktaki Sagalassos Antik Kentine ve Burdur'dan 13 km uzaklıktaki İnsuyu Mağarası'na gitmelisiniz. Tabi sonuç olarak biz Antalya'ya biraz geç ulaştık ama olsun Antalya'nın gecesi de ayrı bir güzel. Lara 'nın keyifli mekanlarından birinde güzel bir akşam yemeği yedik. Ama artık dinlenmemiz lazım çünkü yarından itibaren yoğun bir maraton bizi bekliyor. Sabah kahvaltıdan sonra Köprülü Kanyon'a doğru yola koyulduk. Akdeniz'in doğusuna doğru yol aldıkça hava 35-36-37 diye ısındıkça ısınıyor. Keyifli yollarda gittiğimiz için sıkıntı yok eğleniyoruz moraller tavan. Aslında ilk plan kanyonda ve köprüde bir kaç fotoğraf çekip başka noktalara gitmekti. Ne kadar çok yer olursa bizim için o kadar iyi. Ama Köprülü Kanyon'a kadar gelip rafting yapamamak olur mu? Olmaz tabi. O çivi gibi su yok mu hele ki diğer rafting yapanlar kürekle ıslatmıyorlar mı bak direk kavga sebebi 🙂 Zaman zaman ıslanarak zaman zaman üşüyerek ama çok eğlenerek parkuru bitiriyoruz. Ama finalde alabalık ziyafeti yok mu işte o da ayrı bir keyif. Bu arada bizim çok acele etmemiz lazım. Çünkü adı sanı pek duyulmayan hatta yerel halkın bile pek bilmediği, adını duysa da gitmediği Tazı Kanyon'una gitmek istiyoruz. Kime sorsak çok zor, yol uzun, acaba orası mıydı burası mıydı gibi muallak cevaplarla motivasyonumuz düşmedi değil. Ama biz inat ettik mi ederiz en sonunda bir köylü rehberi ayarlayıp zor da olsa Tazı kanyon'una ulaştık. Size bir şey diyelim mi iyi ki inat etmişiz de gitmişiz. Bakmaya doyamadık manzaraya. Şuraya yazıyoruz yakında burayı çok duyacaksınız. Antalya'da yapılacaklar tabi ki yukarıda yazdıklarımızla sınırlı değil. Eğer bir kaç gününüzü buraya ayırırsanız ve aşağıda belirttiğimiz yerleri rotanıza eklerseniz unutamayacağınız bir tatil geçireceğinizin garantisini veriyoruz. Sırasıyla izlemeniz gereken rota; Düden Kıyı Şelalesi, Düden Şelalesi, Kurşunlu Şelalesi, Aspendos Antik Kenti, Manavgat Şelalesi, Köprülü Kanyon, Tazı Kanyonu, Uçansu Şelalesi. Yine hareketli bir gecenin sabahında tekrar yola koyuluyoruz. Gece konaklama Olympos'ta olduğu için artık batıya doğru yolculuk başlıyor. Yol üzerinde Phaselis'e uğramadan olur mu hiç tabi ki olmaz. Önceki girişte ufak bir hengame yaşadık. Nasıl mı anlatalım efendim. Girişte sizlerin de malumu para istiyorlar. Müze kartı olan vermiyor. Bizim de aslında müze kartımız var ama evde unutmuşuz. Diyoruz ki kardeşim bu karta numara veriyorsunuz sisteme işliyorsunuz nasıl oluyor da göremiyorsunuz verdirtmeyin bize tekrar para. Yok arkadaş bu bürokrasi adamı kanser eder mecbur yeni bir kart aldık girdik içeri. Deniz sıcak ortam nezih yani tam bize göre hemen geçiverdi gerginliğimiz. Ama tabi oradan oraya fotoğraf çekme telaşında yerimizde iki dakika oturmak kısmet olmadı. Olsun yine de güzel vakitlerdi şu yazıyı yazarken keşke yine orada olsak diye aklımızdan geçmedi değil. Antalya çevresinde gezilecek yerler listemiz; Antalya'dan ayrılmadan önce Güver uçurumuna gitmenizi tavsiye ederiz. Henüz çok bilinen bir yer değil. Tazı Kanyonunu anımsatan bir yer. Henüz insanlar doluşmadan keşfederseniz keyfini daha iyi sürersiniz. Güver uçurumundan sonra Phaselis Antik Kentine gidebilir. Ve antik kenti gezdikten sonra kent içindeki birbirinden güzel üç kumsaldan birinde keyif yapabilirsiniz. Bu rotayı ancak bir gün de tamamlayabilirsiniz. Adrasan Tekne Turları : Diğer gün yapmanızı tavsiye ettiğimiz yer Adrasan'dan kalkan tekneler ile Suluada turuna çıkmanız. Eğer Suluada'ya daha önce gitmiş olanlarınız varsa bir başka bot turu tavsiyemiz ise Koylar turudur. Suluada kadar keyif veren yerlerden biridir. Hatta ikisi arasında kıyas yapabileceğimiz tek şey. Suluada turunun olmazsa olmazı Suluada'dır. Tur boyunca Suluada ve çevresi geziliyor. Ama Koylar turunda birbirinden güzel değişik koylara gidiyor Ve hepsinde farklı renklerde denize girme imkanınız oluyor. Yani şimdi ona ya da buna gidin diyemeyeceğiz. Ama gün sıkıntınız yoksa bir günü Suluada'ya diğer günü de Koylar turuna ayırın. Olympos'ta denize sıfır otel yok. Antik kent içinden denize ulaşım mümkün. Denizin berraklığını, temizliğini anlatmamıza gerek dahi yok. Antik kenti gezmek ve denize girmekle kalmayın. Deniz kıyısına vardıktan sonra hemen solunuzda kalan dağa veya sağ taraftan denizi takip ederek sağ taraftaki dağa tırmanıp manzaranın keyfini çıkarmayı sakın unutmayın. Olympos yakınlarında yapılacak diğer aktivitelerden biri de Çıralı Yanartaş'a çıkmaktır. Biz bunu 10 yıl önce yaptığımız için bu sefer çıkmadık. Daha durun Olympos çevresinde yapılacaklar bitmedi. Neslihan bu rotayı çıkarırken daha en başında sizi Olympos'a kimsenin bilmediği bir yere götürücem deyip duruyordu. Neymiş efendim çok sakin, insanın olmadığı müthiş bir koymuş. Ama gidince anladık ki Neslihan haricinde burayı herkes biliyormuş 🙂 Koyumuz \"Korsan Koyu\" Adrasan Koylar turunda da uğranılan noktalardan biri burası. Eğer Koylar turuna tekneyle gitmeyecekseniz. Tavsiyemiz aracınızla önce Korsan koyuna geçmeniz. Korsan koyuna ziyaretini sakın öğleden sonraya bırakmayın. Çünkü güneş çekildiğinde denizin rengini anlamanız pek mümkün değil. Güneş ışığının denize vurduğu zaman bu koyun güzelliğine bakmaya doyamayacaksınız. Korsan Koyundan Sazak koyuna da gidip burada da denize girebilirsiniz. Günü tamamlamak için de bu noktadan Gelidonya Fenerine tırmanmanızı tavsiye ediyoruz. Tırmanış süresiyle ilgili net bilgi edinemedik. Kimi 45 dakika kimi 1,5 saat sürüyor dedi. Siz bunun ortalamasını hesaplayıp gün batmadan tırmanmış olun gün batımını yukarıda görün ve akşam zifiri karanlığa kalmadan dönün. Burası ayrıca Likya'nın en güzel yollarından da biri olarak biliniyor. Artık yavaş yavaş Ege'ye tırmanma vakti başlıyor. Aslında ilk durak Kaş-Kalkan. Yani Akdeniz'den henüz kopmayacağız. Kaş'ın biz de yeri ayrıdır. Çoğu hayalperest gibi biz de şu İstanbul'u terk edip buraya yerleşelim diye defalarca hayal kurmuşuzdur. Hem Akdeniz'in o boğucu havasının olmaması hem de tam bir küçük Ege kasabası görüntüsünün olması bizi hep kendine çekmiştir. Ahh şurada bahçeli bir evimiz olsa diyen kaç kişi varız. Bu seferki konaklamamız Kalkan'da. Önünden kaç kere geçmişizdir sayamadık ama Kalkan'a bir kere bile girmek kısmet olmamıştı. Bizi davet eden Villa Mahal sahibi İpek Hanım ve Genel Müdür Emil Bey'e ne kadar teşekkür etsek az yoksa bir tarafımız eksik kalırmış. Muhteşem bir konaklamanın ardından sabahtan Kaş'a doğru inelim dedik. Zaten akşamımız heba olmuştu. Niye mi? Yahu niye olacak orada şu var, aman burada duralım fotoğraf çekelim, şunu da atlamayalım derken Olympos'tan Kaş'a gelene kadar neredeyse gece oldu. Bu günü de heder etmeyelim diye biraz daha temkinliyiz. Tabi yol üzerinde 150. kez Kaputaş Plajına uğramazsak olmaz di mi? Bizce de olmaz ama bu sefer o merdivenleri inip çıkacak hal yok. Aslında hal olmasına olur da yukarıdan baktık ve o dev dalgaları görünce bu bir işaret dedik ne mutlu bize. Kaş'a geldin mi bize göre olman gereken yer Çukurbağ Yarımadasıdır. İnce boğaz, Büyük çakıl, Küçük çakıl plajları derken en efsane yer olan Hidayet'in Koyu'na atıyoruz kendimizi. Bu tür denizi anca uzak doğuda görmek mümkündür. Hani cam gibi derler ya aynen öyle, ah biraz daha sıcak olsa. Gerçi bizim gibi sıcak deniz sevenler panik yapmasın, henüz Mayıs ayının son haftasındayız tam olarak yaz mevsimine bile girmedik, yaz geldi mi kıvamını bulur. Kaş Çukurbağ bölgesindeki kumsallar Hidayet'in Koyu Plajı ve İnceboğaz plajıdır. Kaş merkezdeki plajlar ise Küçük Çakıl, Büyük Çakıl'dır. Kaş'tan Kalkan'a doğru giderken ilk kumsal Akçagerme sonrası Seyrek Çakıl Plajı ve ondan sonraki de Kaputaş'tır. Biraz daha ileri gidip (Kaputaş'tan yaklaşık 22 km) Patara kumsalını, Antik Kentini ve kum tepelerini de ziyaret etmenizi öneririz. Akşam oldu mu artık bizim kapı önü, sokak arası, balkon altı gibi fotoğraf ritüellerimiz başlar. Kaş'a bir çok kez gelmemize rağmen şimdiye kadar hep koşuşturma halindeydik. Bir de ilk defa sezon tam başlamadan geldiğimiz için sakinlik için de bizim de rahatlığımız söz konusu. Vakit de bolken doyasıya bırakıyoruz kendimizi Kaş sokaklarına. Bir şey itiraf edelim gerçekten geç kalmışız bize hiç yakışmadı. Kaş'ı tüm dokusuyla gezince insan daha başka seviyor burayı. Bu arada Kaş'a kadar gelmişken özellikle Kekova tekne turu ve Saklıkent Kanyon turuna katılmayı ihmal etmeyin. Diğerlerini sizin keyfinize bırakıyoruz zaten kendinizin de arabanız varsa kolayca ulaşabileceğiniz yerler. Bir de unutmayın güzeller güzeli Kaş'ı tepeden görmek ve gün batımında renk cümbüşleriyle birleşen haline şahitlik etmek isterseniz Uyuyan Dev Dağı'na çıkmayı ihmal etmeyin. Bundan iki sene önce size Yediburunlar'dan bahsetmiştik. Fotoğraflarımız yayınlandığı andan itibaren mesaj yağmuru başlamıştı. Resmen bulutların üzerine inşa edilmiş bir cennet. Anlatılmaz yaşanır dedikleri burası olsa gerek. Hele bir de buranın inşaat hikayesini dinleseniz kesinlikle film olacak cinsten. Yolu biraz sapa, bazen nevigasyon bile çaresiz kalıyor ama merak etmeyin sora sora Bağdat bulunur. Bir manzara hayal edin, hayalinizin içine olabilecek en güzelini koyun işte tam oradayız. Likya yolu üzerinde harika iki gece geçireceğiz. Üstelik bu sefer sadece manzaradan manzaraya fotoğraf çekme peşinde değiliz. Cennet Koyu manzarasına karşı kaya tırmanışı yapacağız. Daha önce Olympos'ta deneyimlediğimiz kaya tırmanışı aktivitesi için artık daha tecrübeliyiz ama ah bir de o ayakkabılar olmasa. Öyle bir sıkıyor ki insan insana bu eziyeti yapmaz ama bu işin de kuralı buymuş ne yapalım. Neyse heyecanlı heyecanlı köylerden geçip Yediburunlar'a yaklaşırken arabada bir gariplik fark ettik ve bir de baktık ki lastik patlamış. Köy yolu bittikten sonra Yediburunlar'a ulaşmak için toprak bir yol vardır. Yol yok bir de ışık mı olacak zifiri karanlığı varın siz düşünün. Tabi ilk defa geç kaldığımıza pişman olduk. O kadar oyalanınca gece karanlığına kaldık ve arabayı o halde köye park edip otele doğru yürümeye başladık. Resmen birbirimizi görmüyoruz desek yeridir. Biraz tırsarak biraz goy goy yaparak otele kadar gelmeyi başardık. Tabi derin bir oh çekmedik değil. Gece kuşların kanat seslerini dinleyerek uyuduktan sonra sabah angaryası lastik değiştirme merasimi için arabanın yanına gittik. Bugün çok yoğun olacağız arabanın sağlam kalması şart. Cennet Koyu, Kelebekler Vadisi, Kabak Koyu vs Likya yolu üzerinde ne kadar doğa güzelliği varsa hepsine tepeden bir bakmak istiyoruz. Şöyle söyleyelim en heyecanlı, en maceralı ve en keyif aldığımız yollardan biriydi. Artık nerede duracağımızı şaşırdık. Bu arada ikimizin de bu hayatta en zevk aldığımız şeylerden birisi de ağacından dut yemektir. Yolda en 4-5 kere dut ağacına denk geldik. Abartmak gibi olmasın ama az kalsın ağacı da yiycez diye korkmadık değil. O nasıl bir lezzetti öyle tadı hala damağımızda. Likya yolu üzerindeki fotoğraf noktaları başlı başına bir macera. Sürekli bir kaya üzerine tırmanma var ama en önemlisi o kayalara ulaşmak için dikenlerin arasından geçme macerası var. Gitti güzelim bacaklarımız her yerimiz yara bere içinde. Bu yolları yürüyerek yüzlerce kilometre geçenleri düşününce onlara ayrı bir saygı duymamak mümkün değil. Fethiye'de Gezilecek Yerler : Yediburunlar'da konakladığımız önce buraya yakın noktaları yazma gereği duyuyoruz. Bu noktada yazacağımız yerler Likya parkularının bir kısmıdır. Yediburunlar Lighthouse'da kalmasanız bile buraya gelip manzaraya karşı kısa yürüyüşler gerçekleştirebilirsiniz. Likya yollarının çok az parkurunu görme şansımız oldu ama bu manzaranın üzerine daha güzel parkur olabileceğinizi düşünemiyoruz. Yediburunlar'dan araçla Karaağaç Köyünde bulunan Alınca bölgesine gidebilirsiniz. Alınca'da ayağınızın altına alacağınız koy manzaraları Yediburunlar'a nazaran daha yakındır. Buradan Ölüdeniz'e doğru devam ederseniz koy üzerine Kabak Koyu, Faralya Köy'ündeki Kelebekler Vadisi ve Ölüdeniz'in içine varmadan önce Ovacık Mevkine girip Likya Yolu Başlangıç tabelasının sağından devam edip Ölüdeniz'in müthiş manzarası eşliğinde gün batımıyla günü tamamlayabilirsiniz. Belirtmekte fayda var. Araçla Kabak Koyuna giriş bulunuyor. Ama Kelebekler Vadisine kesinlikle araçla gidilmediğini bilmenizi isteriz. Fethiye'nin gezilecek diğer yerleri Kayaköy ve devamındaki Gemiler Koyu'dur. Ve en önemli aktivitesi tabi olmazsa olmaz Babadağ zirvesinden gerçekleştirilen yamaç paraşütüdür. Selimiye lokasyon olarak sizlere bir sürü gezi imkanları soruyor. Turgut Şelalesi, Kız Kumu, Çiftlik Koyu, hemen sırayla Söğüt Köyü ve Bozburun. Vakit harcamak için çok seçeceğiniz var. Biz bu seçeneklerin hiçbirinden eksik kalmadık. Buraları gezerken de yol üzerinde gördüğünüz koylarda isterseniz denizin keyfini çıkartın isterseniz manzaraya bakıp hayallere dalın. Seyahatimizin sonuna gelirken güzel bir final yapalım istemiştik. İzmir'den Çeşme'ye geçeceğiz ve hazır shengen vizelerimiz bitmemişken Sakız Adasına gidecektik. Biz heyecanla yola koyulduk ama direk gitme işi biraz yalan oldu. Biz ne zaman yolda olsak eksik olmasınlar takipçilerimiz bizi yalnız bırakmazlar mutlaka bir yerlere davet ederler. Biz de elimizden geldiğince davetlere icabet ederiz. Bu sefer yolda yine çıkarak önce Bodrum sonra da gece Milas Güllük'te konaklama yaparak planımızı bir gün daha ötelemeyi başardık. Bak şimdi yazarken unutmuşuz. Ne bir günü! Bir gün de Çeşme'de kaldık 🙂 Etti mi iki gün. Olsun yollardaki dostlukların, beraber geçirilen zamanların yeri çok ayrı, her şeyden daha değerli. Yaptığımız rotası harita üzerinden görmek için detaylı inceyebilir. Ya da Google Maps üzerinden direk haritaya ulaşabilirsiniz. En sonunda Sakız Adasına gitmeyi başardık. Onu ayrı bir makale yazdığımız için buraya eklemiyoruz. O kadar çok yerden geçmişiz ki şöyle bir geriye bakınca zaman ne çabuk geçmiş diyoruz. Zaman zaman çok yorulduğumuz ama bir o kadar da eğlenip anılar biriktirdiğimiz yolculuğumuz şimdilik sona erdi. Tabi ki bu son yeni bir başlangıç oluyor. Yepyeni rotalarda görüşmek üzere sevgiyle kalın. Kendi aracınızla gidecekseniz bazı yerlere uğrayıp, konaklama yapmazsanız bütçeyi de zorlamaz. Bu yaza izmir den yola çıkıp 9 gün boyunca rotanızı kullanmak istiyorum, çok güzel anlatmışsınız. Merhaba, biraz geç oldu ama paylaştık. Yazının sonunda detaylı rota planımızı görebilirsiniz. gelidonya yolu üzerinde yolun sağında kalıyor. Ya yapmak istediğim bir plan ama özel sektör izin olayları beni darlıyor. Sizinle yaşadım vallahi. Süpersiniz. Merhabalar harika bir rota çıkartmışsınız ben kemer'de yaşıyorum ve otostop ile marmarise kadar gitmek istiyorum rotanızda otostop ile gitmesi zor yerler var yardımcı olursanız sevinirim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/el-nido-a-c-tekne-tur", "text": "Bizde tura çıkmayı garantilemiş olmanın heyecanı ile tekneye doğru yola koyulduk. Yağmurun etkisinden midir bilinmez bugün bizim haricimizde 2 tane Amerikalı kız vardı. Teknenin hareket etmesiyle birlikte yağmur tekrar başladı. Bizim şansımıza mıdır yoksa Allahın bir lütfu mudur, yıllardır ne zaman bir tura katılsak yağmur yağsa bile varacağımız her noktada yağmur diniyor. Vardığımızda gözlerimiz kumsalı aradı ancak bir türlü bulamadık. Sonra yüze yüze kayaların arasından geçtikten sonra kumsala vardığımızda buranın neden Secret adında olduğunu idrak edebildik Kumsala varmadan önce teknenin demir attığı yer rengiyle, sıcaklığıyla aynı havuz gibiydi. Denizin sıcaklığı da tam bizlik olduğundan denizde vakit geçirmek, fotoğraf çekmek ve eğlenmek bir o kadar daha keyifli oluyor. Snorkel yapmak için kısa bir süre durakladığımız noktaydı. Özelliği adanın helikopter şeklinde olması. Snorkel yaparken üzerimizde biriken kara bulut kütlesi moralimizi bozsa da hemen dağılmasıyla neşemiz tekrar yerine geldi. Secret ve Helicopter adaları karşılıklı. Tur C' nin son durağı Maticlon Shrine'deyiz. İskelede demir atıp adadaki kullanılmayan katolik kilisesinin etrafını gezip kireçtaşı kayalalıklarının doğal oluşumu ile merdiven şeklini alan kayaları tırmanarak boğazı ve manzarayı ayaklarımızın altına alıp doğanın doyumsuz güzelliğine karşı dinleniyoruz. Sıra lagünleri göremeye geldi. Tekne lagünün içine giremediği için yüzerek gitmek zorunda kalıyoruz. Kayanın arasındaki ufak delikten yüzerek geçip adeta doğal havuzun içine giriyoruz. Lagünün etrafını çevreleyen bitki örtüsü yeşil ve mavinin birleşmesinin ihtişamı nı izleye izleye yüzmeye doyamadan ufak bir mağaraya ulaşıyoruz. Burada hep beraber soluklanıp tekrar tekneye yüzüyoruz. Yüzmeye doyduğumuz için burada durmadık, lagünün içini tekneyle gezip ufak bir adaya gidip içeceklerimizi içip El Nido'ya geri dönüyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/el-nido-b-tekne-tur", "text": "Filipinler'in başkenti Manila'nın 427 km güneybatısı, Puerto Princesa'nın 238 km kuzeydoğusu, Palawan'ın merkezi konumundaki dünyanın oldukça uzak köşelerinden eko sistemine hayran kalacağımız bir şehir : El Nido'dayız. Tur çeşitliliği olarak oldukça geniş yelpazesi olan şehirde ilk gün B turuna ikinci güne kombine ettiğimiz A ve C turlarına katıldık. Tur B'nin ilk durak noktasında snorkel yaparak denizaltı dünyasını keşfe daldık. Ardından görmeyi dört gözle beklediğimiz, tatile çıkmadan önce resimlerine baktıkça hayallerimizden çıkmayan ada'ya doğru ilerliyoruz: Snake Island. Evet gerçekten buradayız. Her ne kadar yağmur yağsa da, yağmur suyundan deniz yükselmiş kum yolu ortaya net bir şekilde çıkmasa da tepeden bu manzarayı fotoğraflamak, dizimize gelen suyun içinde karşı adaya kadar yürüyerek bu doğanın içinde bulunmak enteresan bir hazdı. Son durağımız olan 7 Commandos Beach'e vardık. Hani bikini katalog çekimleri olur ya işte öyle bir yerdeyiz. Hemen tripodu kurup uzaktan kumandamızı elimize alıyoruz. Bir öyle bir böyle resimler Bu dünya da poz vermek kimlerin işi ; bir mankenlerin birde gezginlerin Ve en nihayetinde her köşesi ayrı güzelliğe sahip El Nido'daki Tur B'nin sonuna geldik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/el-nido-filipinle", "text": "2013'ün 13 temmuz sabahı yine yollara düştük. Bu seferkinin çok uzun yolculuk olacağını biliyorduk. Eğer bir aksilik çıkmazsa 44 saat sonra çıkarsa kim bilir ne zaman Filipinler El Nido'ya ulaşacaktık. Tatilden önce bu yıl nereye diye soranlara El Nido dediğimizde karşılaştığımız şaşkın bakışlar, kimsenin bilmemesi, internetten bir resmini aç da görelim demeleri, amacı \"Gidilmeyene ve Bilinmeyene Gitmek\" olan biz Gezgin Çift'i daha da heyecanlandırıyordu. Kuala Lumpur'a kadar her şey güzeldi. KL'da Starbucks'ı McDonalds'ı derken Filipinler yolculuğu da başladı. 7 saat bekleyişin ardından Manila'ya uçup orada da 5 saat mecburi bekleyiş sonrası Puerto Princesa'ya varıyoruz. Buraya kadar herşey normaldi. Ama bundan sonrası Gezgin Çift yolculuklarının en enteresan olanıydı. Puerto'dan Roro Bus ile 7 saatlik yolculuk sonunda El Nido'ya geçecektik. Buraya kadar herşey bildiğimiz ve planlanımız dahilindeydi. Bir de havalimanından otobüs terminaline giderken tricycle şoförü bize Minivan ile 5 saatte rahat rahat gideceğimizi önermişti. İşte herşey soföre olan güvensizliğimiz ile başladı. Yolculuğumuz bu şekilde başladı ama ne başlamak. Allah ne verdiyse sonuna kadar gazlayıp viraj, uçurum, çukur, insan, çoluk-çocuk hiç düşünmeden gazlıyordu. Yolda gördüğümüz virajdan dağa uçmuş ve kağıt gibi olmuş bizden önce kalkan otobüsü görünce Neslihan muavine \"artık şoför otobüsü yavaş kullansın\" deyince herhalde muavin bunu espri sandı ve gülüp geçti. Gerçi bu manyakça kullanış sırasında otobüsteki tüm yolcuların rahat oluşu bize garip gelmedi değil. Gençliğinin büyük bölümünü deli gibi araba yarışı yapanların yanından geçiren Orkun bile korkudan çıtını çıkaramaz hale gelmişti. Nitekim kabus gibi bir yolculuk sonunda sağ salim El Nido'ya ulaştık. El Nido otobüs terminalinden otelimize yürüyerek 10 dakika ulaştık. Böyle meşakatli bir yolculuk sonrası güzel bir banyo hayaliyle odamıza yerleştik. Alsana bir süpriz daha! Su ısıtma cihazı çalışmıyor. Otel görevlisine durumu anlattığımızda cihazın küçük parçasının yandığını ancak yarına tamir edebileceklerini söyledi. Soğuk suya kaldık ama olsun sonuçla yıkanıp paklandık Akşam sahildeki Sea Slug Restaurant'ta afiyetle kalamarlarımızı yedik. El Nido'da kaldığımız süre boyunca turlara katıldık. Ve bu süre içerisinde odamız ve biz ne yazık ki sıcak suya kavuşamadık. Otel sahipleri Fransız aileydi daha önce Tayland, Malezya'da yaşayan Türk ve Avrupalı çok görmüştük. Fakat El Nido'da görünce bir hayli şaşırdık. Çünkü burası tekne turları dışında pek de yaşanılacak gibi değil. En basiti sabah 6'dan öğlen 2'ye kadar elektrik yok. Sahil boyunca oteller ve restaurantlar yer alıyor. Tüm sahili tur şirketlerinin tekneleri kapladığından denize girmenin mümkünatı yok. Ama bizim gördüğümüz kadarıyla cafeler, oteller genellikle Fransızlar tarafından işletiliyor. Yerel halktan öğrendiğimiz kadarıyla bölgede devlet hastanesi yok, yalnız 1 tane özel hastane bulunuyor. Yağışlı döneme denk gelmiştik. Ama buradaki muson yağmurlarının da ötesinde değişik bir yağış şekliydi. Son gün gittiğimiz Pukka Bar'da keyifle oturmuş shakelerimizi yudumlarken başlayan yağmur ertesi sabaha kadar aralıksız yağdı. Dönüşte tekrar aynı otobüs firması ile dönmemeye karar verince bu sefer akşam 6'daki Minivan'a bindik. Kişi başı 600 Peso. Yine tıka basa doluştuk ancak yine de otobüsten çok çok rahat olduğunu söyleyebiliriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/emine-valide-pasa-yalis", "text": "Emine Valide Paşa Yalısının tarihi 1781 yılına dayanmaktadır. 1781 yılında inşa edilen yalı, Sultan II. Mahmut'un sadrazamı Rauf Paşa tarafından satın alınarak tekrar yenilenmiştir. Ardından Tazminat devri sadrazamlarından Ali Paşa yalıyı satın alarak buranın sahibi olmuştur. Ali Paşa'nın vefatından sonra Sultan II. Abdülhamit mirasçılardan satın almıştır. II. Abdülhamit yalıyı satın aldıktan sonra burayı son Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın annesi Emine Valide Paşa'ya hediye etmiştir. Osmanlı Döneminde ilk kez paşa ünvanı bir kadına verilmiştir. O da Emine Valide Paşa'dır. Bu ünvanı Emine Hanım'a veren Sultan II. Abdülhamit'tir. Emine Valide Paşa Mısır'dan geldiğinde kaldığı yer bu yalı olmuştur. Yalının tekrar yapılmasını isteyen Emine Valide Paşa yalının yeniden inşa işini İtalyan mimar Raimondo D'Aranco'ya vermiştir. Mimar 1902 yılında sarayı tekrar inşa etmiştir. Sahil tarafından 3 kat, cadde tarafından 2 kat olarak inşa edilen sarayın 48 odası, 76 metre uzun rıhtımı ile bugün Boğaz'ın en büyük yalılarından biri olarak bilinmektedir. Osmanlı döneminden sonra Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile Emine Valide Paşa yalıyı Türk Devletine bağışlamak istemiş ve resmi yazışmalar süreci başlamıştır. Emine Valide Paşaresmi yazışmalarda kendisine Bebekli Emine Hanım olarak hitaben yazılan yazışmadan sonra yalıyı bağışlamaktan vazgeçip Mısır'ın İstanbul'da bir diplomatik binası olmadığını öğrenmesiyle, ölünceye dek oturma koşulu ve öldükten sonra da av köşkünün yıkılması şartı ile yalıyı Mısır Hükümetine bağışlamıştır. 15. Haziran.1931 yılında Emine Valide Paşa'nın vefat etmesinin hemen ardından oturduğu yalı yıktırılır. O zamandan bu yana bakımsızlık içinde yapayalnız kalan bina üzerinde 2.5 yıl restorasyon çalışmaları başlamış ve 2011 yılında açılmıştır. Yalının bilinen diğer isimleri ise Hidiva Sarayı, Hidiv İsmail Paşa Yalısı, Valide Paşa Yalısı, Emine Valide Paşa Sahilsarayı, Mısır Konsolosluğu'dur. Yalının art nouveau mimarisi, kolonlardaki süslemeler, yalı merdiveninin güzelliklerinin dışında yalı çatısının tam ortasındaki II. Mahmut Güneşi en dikkat çekici olanıdır. Güneş'in içinde Allahın isimlerinden 2 tanesi Ya Hafız Ya Emin yazılıdır. Boğaziçi'nin tam ortasında güzel mi güzel saray Emine Hanım'a paşa demediğimiz için Mısır Hükümetinin oldu. Bize de şimdi öylece uzaktan bakmak düşüyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/en-cok-ziyaret-edilen-ulkele", "text": "Bir yol aşkı, seyahat tutkunu için farklı farklı ülkelere, şehirlere gitmek her defasında değişik duygular hissettiren bizleri heyecanlandıran bir duygudur. Seyahatimiz öncesi hummalı bir gezi planı çıkaranlar olduğu gibi uzun süreli seyahat edecekler ise plansız, rotasız kendini yollara bırakabilir. Bu sefer sizlere nereye gitmelisiniz, ne görmelisiniz, ne yapmalısınız gibi tavsiye vermek yerine 2015 yılında en çok ziyaret edilen ülkelerin listesini sunmak istedik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/en-iyi-seyahat-tavsiyeler", "text": "Beyaz yakalı olmaya son verdiğimizden beri dünya kazan biz kepçe gezip duruyoruz. Bu sefer gezilecek yerler ya da gezdiğimiz yerlerdeki deneyimleri sizlere aktarmak yerine en iyi seyahat tavsiyeleri neler, gezerken nelere dikkat ediyoruz da bu kadar dinç kalabiliyoruz onu açıklamak istiyoruz. Her gezmeyi seven insana önerdiğimiz bu tavsiyelerin gerçekten işinize yarayacağından şüpheniz olmasın. Netice de yıllardır gezen çift olarak deneyimlediklerimiz hiçe sayılacak türden değil. Bazen çıldırmak güzel sonuçlar doğurur. Böylesi durumlarda derin nefes alın anlık alternatifler oluşturup kendinizi mutlu edin. Kalabalıktan kaçıp kendiniz için güzel bir şey yapmak istiyorsanız sabah erkenden kalkıp gün doğumunun güzelliğine şahit olun. Yumuşak ışıkların yavaş yavaş yayıldığı anda oluşan manzarayı izlemek bunu fotoğraflamak hayatınızdaki en güzel anlardan biri olacak. Yeni yerleri keşfedince sıkılgan olmak yerine mutlaka şapşal gibi görünürüz. Bilmediğimiz bir yerde bilmediğimiz bir kültür içindeyiz. O yüzden istemeden de olsa bir şeyi berbat ettiğinizde yüzünüzü asmak yerine her zaman gülün. Hayatı o kadar da çok ciddiye almaya gerek yok! Acil bir durumda başınıza gelen herhangi bir işi halledebilmeniz için nakit para olmazda olmazdır. Seyahatiniz boyunca paralarınızı parça parça ayırarak değişik yerlerde saklamaya özen gösterin. Cüzdanınız çalınabilir, kredi kartınız çalışmaya bilir ya da ATM'den para çekemeyebilirsiniz. Her şeyi göz önüne almakta fayda var. Ne işe yarar ki demeyin. Ummadığınız yerde kurtarıcı bir parçadır kendisi. Endonezya'da tapınaklara girerken sarong yerine şalı belinizden aşağı bağlayarak giriş yapabilirsiniz, Nepal'deki hava kirliliğine karşı yada çölde safari yaparken tozdan dumandan yüzünüzü koruyabilirsiniz, tropik bir ülkede güneşten yanmamak için açık yerlerinizi kapatabilirsiniz, Müslüman bir ülkede ibadethanelere girerken kafanızı kapatabilirsiniz, peçete be benzeri bir şey bulamadığınızda şalınızı havlu niyetinize kullanabilirsiniz ve daha fazlası..... Gittiğiniz ülke için yapılacak listesi oluşturup harıl harıl bu listeyi tamamlamak yerine en azından bir gününüzü bir parkta ya da otobüs durağında bir köşeye oturarak önünüzden akıp giden hayatları gözlemleyin. Renkleri, sesleri, ilişkileri, davranışları izlemek adeta bir meditasyon gibi gelecek. Artık hemen hemen kimse laptopu, ipad'i olmadan gezmez oldu. Olası bir hırsızlık yada unutkanlığa karşı cihazınızın içindeki tüm verileri, fotoğrafları, şifreleri, pasaport fotokopilerinizi ve akla gelebilecek her türlü bilgiyi yedekleyin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/en-tuhaf-yasakla", "text": "Her ülkenin kendine has yasakları vardır. Yasak dediğiniz nedir ki yasak sonuçta demeyin duyduğunuzda yok artık dedirtecek cinsten değişik yasaklar bunlar. Bir ülkenin rahat yaşamı ve oradaki insanların huzuru için yasaklar olmazsa olmazlardandır. Ama bu okuyacaklarınız dünyanın en tuhaf yasakları. Alabama'da ırklar arası evliliğin yasak olduğunu, Suudi Arabistan'da kadınların araç ve oy kullanmalarının yasak olduğunu, kadınlar için evlilik yaşında bir sınır olmadığını, Yunanistan'da polislerin hiv virüs'ü taşıdığına kuşkulandığı kişiyi tutuklayabilme iznine sahip olduğunu, Hiv testi sonucunun positif çıkması halinde serbest bıraktıklarını, Virginia'da erkeklerin kadınları tekmeleyerek yatağın dışına atmasının yasak olduğunu, Arizona'da bir evde 2 vibratör bulundurmanın yasak olduğunu, Tayland'da iç çamaşırı giymeden sokağa çıkmanın yasak olduğunu, Tayland'da paranın üzerine basmanın yasak olduğunu, Singapur'da sakız satışının yasak olduğu ve cezasının 1.000 $ olduğunu, Temmuz 2013 yılından bu yana Çin'de yetişkin evlatların ailelerine sık sık gidip ilgilenmemeleri, onları manevi destek vermemelerinin yasak olduğunu, Arizona'da bir evde 2 vibratör bulundurmanın yasak olduğunu, Kentucky'de kadın aynı erkek ile 3 defadan fazla evlenemediğini, Iowa'da halka açık yerlerde bıyıklı erkeklerin kadınları öpmesinin yasak olduğunu, Virginia'da erkeklerin kadınları tekmeleyerek yatağın dışına atmasının yasak olduğunu, Vermont'ta kadınların takma diş, kaplama yaptırabilmek için kocasının izni gerektiğini, North Carolina'da çiftlerin sevişirken perdelerini kapatmaları gerektiğini, Britanya'da İngiltere ve Wales'e papates ithal etmenin yasak olduğunu, Oregon'da sevişirken argo konuşmanın yasak olduğunu, Utah'ta kuzen kuzene evlenmenin ancak 65 yaş ve üzerinde iseniz yasal olduğunu, Kentucky'de kadın aynı erkek ile 3 defadan fazla evlenemediğini, Yunanistan'a evlenmek isteyenlerin bu isteğinin yunan dili ile gazete de yayınlandığını ya da belediye binası panosunda duyurulduğunu, Britanya'da kaldırımda kalas, kütük ve benzeri tahta gereçlerin taşınmasının yasak olduğunu, Hong Kong'da kadın kocasının kendini aldattığını öğrenmesi halinde kocasını öldürmesinin yasal olduğunu, Kuzey Carolina'da ölünün karşısında küfür etmenin yasak olduğunu, New York'ta kornaya basmanın yasak olduğunu ve cezasının 350 dolar olduğunu, Norveç'te dişi köpek ve kedilerin kısırlaştırılmasının kanunlar tarafından korunduğunu, Florida Miami'de hayvanları taklit etmenin yasak olduğunu, Florida'da Perşembe günleri saat 18:00'den sonra halka açık yerlerde osurmanın yasak olduğunu, İngiltere'de Parlamento Binasında ölmenin yasak olduğunu, İsviçre'de akşam 22:00'den sonra sifon çekmenin yasak olduğunu, Samoa'da kocasının karısının doğum gününü unutmasının yasak olduğunu, İtalya'nın Turin kasabasında köpek sahiplerinin köpeklerini günde en az 3 defa dışarı yürümeye çıkarmasının zorunlu olduğunu, Avustraya'nın Victoria şehrinde eğer elektrikçi sertifikanız yoksa evdeki ampulü değiştirmenin yasak olduğunu, Bangladeş'te 15 ve üstündeki çocukların sınavda kopya çekmeleri halinde hapse yollandığını, Colorado'da yağmur suyu biriktirmenin yasak olduğunu, Türkiye'de 80 yaşının üzerindeki erkeklerin pilot olmasının yasak olduğunu, Fransa ölmüş eş ile halen evli kalmanın yasak olduğunu, Fransa'nın Cannes şehrinde Jerry Lewis maskesi takmanın yasak olduğunu, Fransa'da domuzlara Napolyon isminin verilmesinin yasak olduğunu, Portekiz'de deniz doğru çiş yapmanın yasak olduğunu, Arkansas'da 2. kez evlenen kadının düğünün de beyaz düğün elbisesi giymesinin yasak olduğunu, Filipinler ve Vatikan'da boşanmanın yasak olduğunu, Illinois'da yanan sigarayı evcil hayvanların ağzına götürmenin yasak olduğunu, Washington'da ailesini varlıklı olmadığı halde böyle yansıtmanın yasak olduğunu, Almanya'da otobanlarda duraklama yapmanın yasak olduğunu, Texas'da kendi gözünü satmanın yasak olduğunu,"} {"url": "https://www.gezgincift.com/en-ucuz-izlanda-turlari-kuzey-isiklar", "text": "İzlanda turu ile Kuzey Işıkları, Şelaleler, Milli Parklar ve Baştan sona İzlanda gezisi. -ÜLKEYİ BAŞTAN SONA ÇEVRELEYEN ROUTE 1'DE İNANILMAZ 5 GÜN -DÜNYANIN EN İYİ KUZEY IŞIKLARI GÖZLEM NOKTALARINDAN BİRİ KUZEY IŞIKLARI DENEYİMİ -GOLDEN CIRCLE DENİLEN ALTIN ÇEMBER TURU -DÜNYACA ÜNLÜ SELJALANDSFOSS ŞELALESİ -AVRUPA'NIN EN BÜYÜK BUZULU VATNAJÖKULL -İZLANDA'NIN TÜM BATISI, ŞAHANE BUZULLAR VE VOLKANİK OLUŞUMLAR -BAŞKENT REYKJAVİK /DÜNYANIN EN KUZEYİNDE BULUNAN BAŞKENT -KRATER GÖLLERİ VE BAZALT OLUŞUMLAR -DÜNYANIN EN İYİ \"TROPİKAL OLMAYAN PLAJI\" / SİYAH KUMLU PLAJLAR -BALIKÇI KÖYLERİ İstanbul'dan aktarmalı olarak İzlanda'nın büyüleyici başkenti Reykjavik varış. Otelimize gitmeden önce dünyanın en ünlü termal alanlarından Blue Lagoon'da 39 derecelik sularda termal havuz keyfi. Blue Lagoon İzlanda'nın en turistik noktalarından biri olup rezervasyonları aylar öncesinden tükenen çok önemli bir termal tesis. Bu termal tesiste buz gibi havada havuzun tadını çıkaracak, muhteşem doğa manzarasının eşliğinde İzlanda'yı keşfimize başlayacağız. NOT: Blue Lagoon'da fiyata dahil PREMIUM paket kullanacağız. Özel kullanım alanları paket fiyatına dahildir. Daha sonrasında başkent Reykjavik'te bulunan otelimize transfer. Sabah kahvaltımızın ardından İzlanda'nın ünlü ALTIN ÇEMBERİ'ni / Golden Circle'ı gerçekleştireceğiz. Altın Çember 3 ana duraklı bir tur. İzlanda'nın en popüler noktalarından biri çünkü kısa süreli İzlanda ziyaretçileri için ideal ve başkente yakın. İzlanda'da Blue Lagoon'dan sonra göreceğimiz ilk doğal harika Gulfoss Şelalesi olacak. Bu büyüleyici şelale İzlanda kartpostallarını süslüyor. Daha sonrasında hemen yanı başında bulunan Geysir. Yeraltı sularının magmaya yakın geçmesi sonucu hızla kaynaması ile oluşan basıncı yüzeye kadar ulaşan yarıklardan fışkırtan oluşumlara gayzer deniyor. Bu geysir'de doğal olarak fışkıran suları hemen yanı başından izleyeceğiz. Günün sonunda ülkenin güney kesiminde Vik kasabasına yakın doğa ile baş başa konaklayacağımız otelimize geçeceğiz. Sabah kahvaltısının ardından İzlanda turumuz devam ediyor. İlk durağımız güneyin güzelliklerini gözler önüne seren şahane Skogafoss Şelalesi. Özellikle 2 yanında barındırdığı daimi gökkuşağı ile kartpostalları süsleyen bu büyüleyici şelaleyi oldukça yakınından fotoğraflayacağız. Sonrasında İzlanda'nın güney sahillerinde okyanus ile buluşup Dyrholaey sahillerini ve Reynisfjara Plajı'nı gezeceğiz. Game of Thrones fanatikleri bu bölgeyi zaten oldukça iyi biliyor olsa gerek! Sonrasında ise kuzeyin büyüleyici kasabası Vik'i ziyaret edeceğiz. Yüzük Yolu'ndaki 3. gün maceramızda dünyanın en büyük lav akışının kaydedildiği Eldhraun bölgesinden geçip 12. yy'da kurulan Kirkjub jarklaustur kasabasını ziyaret edeceğiz. Devamında ise İzlanda'nın %10'unu kaplayan, Avrupa'nın en büyük buzulu Vatnajökull'a ulaşacağız. Skaftafell Milli Parkı'nda şahane bazalt oluşumlara tanıklık ettikten sonra Avrupa'nın en büyük buzul alanının çevrelediği Jökulsarlon Buzul Lagünü'ne ulaşacağız. Ve buzulları yakından göreceğiz. Höfn güney sahillerinde çok çok küçük bir kasaba. Bu kasabada konaklayacağımız otelimiz kasabanın merkezinde, deniz kenarında bulunuyor. Bugün tüm güney sahillerini geri dönüp başkent Reykjavik'e ulaşacağız. Bu uzun yolculuk gününde güney İzlanda'da atladığımız tüm şelaleleri, balıkçı kasabalarını göreceğiz. Gün içerisinde fotoğraf duraklarımızda güney İzlanda'nın büyüleyici duraklarını fotoraflayacağız. Bu sabah erken saatlerde Snaefellsnes Yarımadası'na doğru yola çıkacağız. İzlanda'nın en ünlü yarımadasında ilk durağımız spiral dağ Kirkjufell olacak. Sonrasında Arnastrapi gibi ünlü Viking destinasyonlarını göreceğiz. Budhir'de İzlanda'nın ünlü siyah kilisesini görecek ve güney sahillerinde fokların bulunduğu sahilleri dolaşacağız. Sabah havalimanına transfer ve aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş ve yolculuğun sonu. Kuzey Işıkları dünyada sadece 60-72 Kuzey ve Güney enlemlerinde görülen nadir yansımalardır. Bu yansımaların görülebilmesi için bulutsuz açık hava ve zifiri karanlık gereklidir. İzlanda turu boyunca birden fazla kez kuzey ışıklarına tanık olabiliriz. Bunun sebebi ise adada ışık yoğunluğunun çok az olduğu bölgelerde çok fazla vakit geçirecek olmamızdır. NOT: Kuzey Işıkları nisan, mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında uzun gündüz sürelerinden dolayı gözlemlenememektedir. Gezimizin tarihi kuzey ışıklarını görmek açısından oldukça iyi bir tarihtir. -İzlanda Avrupa'nın en pahalı ülkesidir. Gerek konaklama, gerek tur ücretleri diğer Avrupa ülkeleri ile kıyaslanmayacak düzeydedir. Bu gezimizde 5 gece sabah kahvaltısı tur ücretine dahildir. -Gezimiz boyunca klimalı ve internetli Mercedes minivan ile İzlanda'yı gezeceğiz. -Bu gezimizde ekstra bir tur ücreti bulunmamaktadır. Oldukça pahalı olan Blue Lagoon'da premium termal havuz keyfi fiyatımıza dahildir. -Bu gezi \"en detaylı İzlanda turu\" olma özelliğini taşımaktadır. İzlanda'da Ekim ayı hava sıcaklık ortalaması 7 derece. Hissedilen ortalama 3-4 derecedir. Geceleri sıcaklık 3 dereceye düşmektedir. Ekim ayı gerek hava durumunun iyi olması gerekse de kuzey ışıklarının görülebilir olmasından dolayı ziyaret etmek için en iyi aylardan biri olarak kabul edilir. -İstanbul Reykjavik İstanbul uçak biletleri -5 gece İzlanda'da rotamız üzerindeki otellerde sabah kahvaltı konaklama -Programda belirtilen tüm milli parklar, müzeler ve doğa alanları -Blue Lagoon termal havuz girişleri -Avrupa'nın en büyük buzulu -Reykjavik şehir turu -Programda belirtilen tüm şehir, balıkçı köyleri -Tüm transferler -Seyahat sağlık sigortası -Yurt dışı çıkış harcı -Şoför ve yerel rehber için bahşişler -Öğle ve Akşam yemekleri Neslihan, Orkun ve Herkül'ün üstün gayretleri ve hepinizin varlığı ile harika bir gezi oldu. Çok teşekkürler!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/en-ucuz-yilbasi-filipinler-tur", "text": "2024 Yılbaşı Filipinler turu ile her yıl olduğu gibi bu sene de Filipinler'in olmazsa olmak adalarına gidip unutulmaz, Filipinler'in en can alıcı adasında muhteşem bir yılbaşı kutlayacağız. Dünya'da eşi benzeri olmayan Filipinler rotası ile Filipinler'de görülecek yerler nereler hepsini göreceğiz. İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile Singapur aktarmalı olarak Filipinler'in başkenti Manila'ya uçuyoruz. Manila otelimize transfer. Otelimizin Manila'nın en iyi 10 rooftoplarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Dileyenler rooftop'taki havuzda veya restaurant kısmında vakit geçirebilir, dileyenler Manila'nın sokaklarını keşfedebilir. Manila Coron adası uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Tropikal adalar turumuz başlıyor. Coron Adası yapılan Filipinler turlarında ne yazık ki eklenmeyen rotadır. Ama biz farkımız olsun diye 2013 yılında keşfettiğimiz bu cennet adayı sizler de görün ve bu güzellikten mahrum kalmayın diye Filipinler Turu rotamıza ekledik. Böylece Coron adası sayesinde dünyada eşi benzeri olmayan bir Filipinler Turu organize etmiş oluyoruz. Muhteşem bir tam gün turu bizi bekliyor. Otele yerleştikten sonra Coron'un en güzel otelinin havuzunda bir kaç saat vakit geçirdikten sonra Coron adasında yerel yaşamı, su üstünde yaşayan insanları görmek için yerlilere karışmaya gidiyoruz. Sonrasında hayatınızda belki ilk olacak bir gün batımı deneyimi yaşatacağız. Dünyanın sayılı tuzlu su kaplıcalarından olan Maquinit Kaplıcasında 40 derece sıcak su içinde mangrov ormanların çevrelediği ve önümüzde okyanusun uzandığı bir manzara eşliğinde unutulmaz bir gün batımı gerçekleştireceğiz. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Coron adasının limanına transferimiz olacak ve bu andan itibaren tropikal filipinler turumuz başlamış olacak. Google'da Filipinler diye aratınca karşınıza ilk çıkan manzaranın içine götüreceğiz sizi. Yani Kayandan Lake Kayangan Göl'üne. Tüm gün sürecek olan tekne turunda sadece Kayandan Lake'i görmekle kalmayacak bir o kadar güzelliğe sahip yerlere ziyaretimiz olacak. Öğle yemeği tekne turuna dahildir. Coron adasına veda edip limandan kalkan feribotlar ile Palawan bölgesinin göz bebeği olan El Nido için yolculuğumuz başlayacak. Yaklaşık 5 saat sürecek olan yolculuğumuz sonunda El Nido'ya ayak bastığımız gibi şehrin merkezi konumda bulunan otelimiz geçeceğiz. El Nido son yıllarda turizm patlaması yaşanan Filipinler'in en gözde noktalarından bir tanesidir. Zaten Coron'dan başlayan yolculuğumuzun sonunda El Nido'ya yaklaşırken kireçtaşı oluşumlarını görünce daha karaya ayak basmadan El Nido'ya aşık olacaksınız. El Nido hala lokal özelliğini koruyan, lagünler arasında ufacık bir balıkçı kasabası. Son dönemde Asya turizm pazarında adından söz ettirmesinin sebebi ise kesinlikle çevresindeki doğal kireçtaşı oluşumu lagünler. Kısa bir dinlenmeden sonra dileyenler ile otelimizden adımımızı sokağa attığımız gibi El Nido çarşısına çıkıyor ve birbirinden güzel ve ucuz balık restoranlarında akşam yemeği yiyoruz. Kasabada kısa bir yürüyüş yapma imkanımız da olacak. Sabah erken saatlerde bot turumuz ile lagün turumuza başlayacağız. El Nido'da bot turları çeşitlilik gösteriyor ve hepsi A, B, C, D şeklinde ayrılıyor. Bunlardan en meşhuru bizim de yapacağız Tour A, bu tam günlük turda birbirinden güzel koylar, plajlar ve lagünler göreceğiz. Büyük lagünde kanolarımızı kiralayıp 2 km lagünün içinde muhteşem bir tur yapacağız. Sabah erken saatlerde bu sefer Tour C'yi yapmak için uyanıyoruz. Tour C, A'dan sonraki en popüler tur rotası. Bu sefer dünkü tekne turunu aratmayacak bir tur gerçekleştireceğiz. Yani denize doymanız için elimizden geldiğini yaptığımıza şüpheniz olmasın. Snake Island turumuzun en güzel noktası diğerleri ise Pingabuyutan Adası, Mağaralar ve yine müthiş kumsallardan oluşuyor. Akşam otelimize dönüş. Ve Filipinler'in en güzel adasında unutamayacağınız bir yılbaşı kutlaması için belirlediğimiz buluşma saatinde buluşup El nido'nun sahilinde yılbaşını kutlayacağız. Sabah erken saatlerde havaalanına transfer ve El Nido Boracay uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Boracay en güzel bölgesinde yer alan otelimize yerleşiyoruz. Boracay, kumsaldaki bar ve cafeleri ile fazlasıyla eğlenceli bir adadır. Aynı zamanda dünyanın en iyi günbatımı manzarası sunmasıyla da meşhurdur. Otele yerleşip, dinlendikten sonra hep birlikte gün batımı için kendimizi White Beach'e atacağız. Adanın tadını dilediğiniz gibi çıkarabilmeniz için serbest zaman. Sabah havaalanına transfer, transfer sonrası Manila'ya direk uçuş ve Singapur aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş. Ve müthiş Filipinler turunun sonuna varış. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. Filipinler'in en önemli tropikal adalarını kapsamaktadır. -Filipinler turumuzu satın almadan önce lütfen diğer acentaların Filipinler turlarını da araştırın ve kıyası kendiniz yapın. Gideceğimiz bölgeler ve katılacağımız turlar ayrıca yılbaşını geçireceğimiz bölge dolayısıyla aradaki farkı anlayacağınızdan şüphemiz yok. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. Filipinler ulaşım konusunda büyük sıkıntısı olan bir ülke ve bir yerden bir yere gidiş gelişler tahmin ettiğinizden çok daha fazla sürelere çıkabiliyor. Bu nedenle El Nido Puerto Princesa arasındaki yol mesafesi uzun olduğundan ve 2019 yılı itibariyle Puerto Princesa'daki yeraltı nehri ve ateş böceği turundaki saatlerce bekleme kuyruğu söz konusu olduğundan önceki Filipinler rotamızın aksine ufak oynamalar yaparak, Filipinler turunun daha az yorucu, konforlu geçmesi için Puerto Princesa ve Bohol programdan kaldırılmıştır. -Gezimizde Filipinler'in en özel lagün adaları tekne turlarımıza dahil oluyor. Toplamda El Nido'da 2 tam gün, Coron adasında ise 1 tam gün tekne turlarımız mevcut. -9 gece konaklamalı, 11 günlük bu gezimizde birbirinden farklı noktaya ayak basmış olacağız. Farklı nokta derken Coron adası ve Boracay'dan bahsediyoruz. Bu anlamda Türkiye'deki tek gezi! Coron adası ve Boracay adasının birlikte olduğu başka tur programı Türkiye'de yoktur. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Gezilerimizde kullandığımız tekne, kano turları ya da günlük turlar herhangi bir tura katılmamızla oluşmuyor. Tamamen tarafımıza tahsis edilen botlarla, otobüslerle gezilerimizi gerçekleştiriyoruz. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -İstanbul Singapur Manila alanında Singapur Airlines ile ekonomi sınıfında gidiş dönüş uçak biletleri -Tüm konaklamalar -Tüm ara uçuşlar -Tüm günlük turlar -Seyahat sağlık sigortası -Tüm havaalanı otel liman transferleri -Günlük tekne turlarındaki öğle yemekleri -KREDİ KARTI TAKSİTLİ ÖDEMELERİNDE VADE FARK UYGULAMAKTADIR. -Tüm uluslar arası uçuşlar dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile gerçekleşmektedir. -Tüm iç hat uçuşlar Asya'nın önde gelen havayollarından Cebu Pasific ve/veya AirAsia ile gerçekleşmektedir. Ön kayıt yaptıracağınız irtibat bilgisi 0530 403 55 87 Orkun Bey'dir. Otellerde doluluk oranlarına göre aynı standartlarda değişim olabileceğinizi belirtmek isteriz. Filipinler turu için vize almanıza gerek yoktur. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. Gezgin Çift ile muhteşem bir İzlanda turu yapmıştık. Neslihan ve Orkun çok sempatikler ve sizi en yakın arkadaşlarını ağırlıyormuş gibi keyifle gezdiriyorlar. Gene onlarla gezmek için büyük bir hevesle diğer turları da inceledik ve Filipinler'i seçtik. Filipinler tur programı çok başarılıydı. Kelimenin tam anlamıyla cennet gibi yerlerde gezdik, doyasıya yüzdük ve dalış yapmaya gerek olmadan rengarenk balıkları ve mercanları seyrettik. Çok güzel otellerde kaldık. Filipinler turu; tropikal adaların bütün doğal güzelliklerinin tadını çıkarmak için ideal bir tur. Neslihan ve Orkun ile seyahat etmek ise, her şeyi daha da güzelleştiren bir ayrıcalık!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/en-uzun-10-heyke", "text": "Heykel, heykelcilik her kavimde, medeniyette ve her çağda taş, mermer, toprak gibi bir çok çeşit malzemeden yapılmıştır. Yapılan kazılarda bulunan heykeller daha çok o dönemin ilahı, kral ve kraliçesi olarak tasvir edilmiştir. Çok eski tarihlerden bu yana yapılan heykeller daha çok o dönemin dini inancını yansıtmıştır. Dünyanın neresine gidersek gidelim bulunduğumuz şehirde ufak yada büyük heykel görmek kaçınılmazdır. Uzak doğu ülkesine gittiğimizde yaygın olarak yapılan Buda heykelleri ise görülmeye değer yapılardır. Hatta sırf bu devasa heykelleri görebilmek için günübirlik turlar dahi düzenlenmektedir. Bu yazımızda sizlere dünyanın en yüksek 10 heykeli ile tanıştırmak istiyoruz. Çin Henan eyaleti, Lushan kenti, Zhaocun kasabasında ki heykel ile Vairocana Budassı betimlenmiştir. 2002 yılında yapımı tamamlanan heykel dünyanın en uzun heykelidir. Heykelin ismi sonraları değişmiş ve yeni ismini yakınındaki Tianrui kaplıcasından almıştır. 60 dereceyi bulan kaplıcada insanlar Vairocana'ya şükrederek onun aracılığı ile iyiliğe, refaha, sağlığa kavuşacaklarına inanıyorlar. Heykelin yapımına 18 milyon dolar harcanmıştır. 116 metre yükseliği ile dünyanın 2. enyüksek heykelidir. Heykelin ayak ucundaki yatan buda'da yine dünyanın en büyükyatan budası özelliğine sahiptir. Gautama Buda betimlenmiştir. Heykelin yapımı2 yıl sürmüştür. 10 metre yükseklikteki taş platformun üzerine yine 10 metre yükseklikte lotus çiçeği yapılmış olup heykel bunların üzerine inşa edilmiş ve toplam uzunluğu 120 metreyi bulmuştur. Asasnsör ile 85 metre yukarı çıkılabilmektedir. Shinran'un doğumgünü anısına yapılan bronz buda'da Amitabha Buda'sa betimlenmiştir. Heykelin ağırlığı 4003 ton'dur. Avalokitesvara doğu asya'da Guanyin olarak bilinmektedir. Guanyin'in merhameti simgelediğine inanılmaktadır. Bu nedenledir ki Guanyin veya Avalokitesvara'ya \"Merhamet Tanrıçası\" denir. Guanyin heykelinde betimlenen cinsiyetin kadın veya erkek olması Budist kültürne bağlıdır. Heykelin 3 cephesi vardır. Bir cephesi Çin'in içine bakarken diğer iki cephesi Güney Çin Denizine bakmaktadır. Guanyin heykelinin 3 açısınında simgelediği Çin'i koruma altına aldığıdır. Zhenghou iline yakın Yellow River Scenic Area içindeki Rushmore dağının içine oyularak yapılan heykellerin tamamlanması 20 yıldan fazla sürmüştür. Çin'in en eski imparatorları betimlenmiştir. Dünyanın en meşhur Rio de Janerio'da ki İsa heykeli ile Almata'da ki Cristo Rei heykelinin uzunlukları 28 metre olmasıyla aynıdır. Ancak Almata'daki heykel 82 metre uzunluğundaki taş yapının üzerine konulduğu için dünyanın en uzun heykelleri listesinde yerini listenin en başlarında almıştır. Heykelde Bodhisattva Kannon betimlenmiştir. Bodhisattva Kannon Japon Budizminde en önemli figürlerin başında gelir. Japonca Kannon \"Guanyin\" anlamına gelmektedir. Bodhisattva Kannon japoncasıyla Kanzeon Bosatsu anlamındaki heykel Japonlara göre dünyanın haykırışını anlayan bir figürdür. 2009 yılında 260 milyon Yuan'a mal olan Çin'in 4. dünyanın 7. en yüksek heykeli olma özelliğine sahiptir. Altın kaplama olan abide de Avalokitesvara'nın ayakta duran hali betimlenmiştir. 300 yıllık rus deniz donanmasını anmak adına Gürcistanlı tasarımcı Zurab Tsereteli tarafından tasarlanmıştır. Oturan lotus pozisyonundaki Buda heykelinin yapımı 18 yıl sürmüştür. Heykel Theravada Budizm ana kurallarına göre tasarlanmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/endonezya-hakkinda-bilinmesi-gerekenle", "text": "- Endonezya 17.508 adadan meydana gelen bir takım adalar ülkesidir. Bunlardan sadece 6.000 tanesinde yerleşim bulunmaktadır. - 268 milyon ile dünya'da nüfusu fazla 4. ülkesidir. Dünyanın en genç nüfusuna sahiptir. 30 yaşın altındaki insan sayısı 165 milyondur. 268 milyın nüfusa sahip ülkede nüfusun %8'i 60 yaşın üzerindedir. - Yüzölçümünün toplamı 1.919,440 km 'dir. Dünyanın 15. büyük ülkesidir. - Ülkenin beş ana adası vardır. Bunlar Java, Sumatra, Borneo, Sulawesi ve Yeni Gine'dir. Bu adalardan Batı Papua ve Papua Yeni Gine'yi içine adan Gine adası dünyanın ikinci büyük adası, Brunei, Malezya ve Endonezya'nın paylaştığı Borneo dünyanın üçüncü büyük adası, Sumatra ise dünyanın altıncı büyük adasıdır. - Takım adalarının merkezinde 141 milyon nüfusu ile ülkenin en kalabalık adası Java yer alır. - Ülkenin başkenti Jakarta'dır. Dünyanın en fazla trafiğine sahip şehirde tavsiyemiz kendinize özel helikopter kiralamanız 🙂 128.300 km yüzölçümü ile ülkenin 5. büyük adasıdır. - Sumatra adasının nüfusu 50 milyondur. 473.605 km yüzölçümü ile dünyanın 6. büyük adasıdır. - Sulawesi 18.455,058 milyon nüfusu ile ülkenin 4. kalabalık adasıdır. Endonezya'nın 4. büyük, dünyanın ise 11. büyük adasıdır. - Endonezya ve Malezya arasına sıkışmış olan Borneo adası ise ülkenin nüfus olarak 4. kalabalık adasıdır. Yüzölçümü 544.150 km 'dir. Borneo adasının Endonezya tarafına Kalimantan deniliyor ve toplam nüfusu 15 milyondur. Malezya ve Endonezya kısımlarının hepsi yani Borneo adası tek başına dünyanın 3. büyük adasıdır. - Yeni Gine ise dünyanın ikinci büyük adasıdır. Yeni Gine doğu ve batı olarak ikiye ayrılır. Endonezya'ya bağlı olan batı kısmının yüzölçümü 420.540 km nüfusu ise 4.366,869'dur. Dünya üzerinde en fazla din çeşitliliği bulunan adadır. 4884 metre yüksekliği ile Puncak Jaya Endonezya'nın en yüksek tepesidir. - Ülkenin nem oranı %70 -%90 arasıdır. - Ülkenin ana dili Bahasa'dır. Ancak bunun haricinde 740 farklı dil konuşulmaktadır. 1949 yılında Endonezya'nın kurtuluş zamanında Bahasa dilini ülkenin %5'i konuşuyorken şimdiler %17'si konuşur hale gelmiştir. Pek çoğu hala bölgesel dilleri olan yerel dillerini kullanmaktadır. - Ülkenin bayrağı beyaz ve kırmızıdır. Kırmızı kanı beyaz ise ruhu simgelemektedir. Ülkenin kurtuluşunun göstergesidir. Monaco bayrağı ile aynıdır. - Endonezya çok kültürü içinde barındırdığından 300'den fazla etnik grup olup her biri kendi dillerini konuşup kendi geleneklerini uygulamaktadır. En büyük etnik gruplar Japonlar, Sudanlılar ve Malaylardır. 100'den fazla kabile ile hala iletişime geçilememiştir. Bu bahsettiğimiz kabileler yağmur ormanlarında yaşamlarını sürdürmektedir. - Trafik soldan işlemektedir. - Endonezya'nın % 87'si müslüman, % 10'u hıristiyan, % 3'ü hindu ve budisttir. Bali adasının ise neredeyse %90'ı hindu'dur. Dünyada en çok müslüman nüfusa sahip ülkedir. Yaklaşık 225 milyon müslüman yaşamaktadır. Endonezya'da altı din kabul edilmektedir. Bunlar; İslamiyet, Protestanlık, Katoliklik, Hinduizm, Budizm ve Konfüçyanizm'dir. - Dünyanın en fazla volkanına sahip ülkesidir. Endonezya'daki Toba Gölü dünyanın en en büyük volkanik gölüdür. 70.000 yıl önce meydana gelen bir patlamayla oluşmuş olup 25 milyon yılın dünyadaki en büyük patlaması olarak bilinir. - Bali adasındaki Agung dağı (3142 metre) adanın en kutsal yeri olarak kabul edilmektedir. - 1878 yılında Sumatra'nın yağmur ormanlarında keşfedilen ve dünyanın en güzel kokulu çiçeği olarak bilinen Amorphophallus Titanum Endonezya'da bulunmuştur. Çiçeği açtığı zaman ortalama iki metre uzunluğa ulaşır. Bunun yanısıra dünyanın en büyük çiçeği olarak bilinen ve yedi kilodan fazla ağırlığa sahip Rafflesia Arnoldi de Sumatra'dadır. - Endonezya, Kanada'dan sonra dünyanın en uzun sahil şeridine sahip ülkesidir. 54.000 km'nin üzerinde sahil şeridi vardır. - Endonezya'da alışveriş yapacağınız zaman etiket fiyatının bir hayli altında teklifte bulunun. Pazarlıktan çekinmeyin. - Endonezya'nın en güvenilir ve ucuz telefon'u Telkomsel SimPATI'dir. Ben de 2 eylül gecesi yola çıkacağım. Biraz endişelerim var. Öncelikle sivrisinek için bir ilaç almam gerekiyor mu? Aşı yaptırmaya gerek var mı? Yemeklerin lezzeti ve fiyatları nasıl? Hediyelik eşya fiyatları nasıl? Euro götüreceğim siz sanırım dolar demişsiniz bir önceki arkadaşa. Cevap verirseniz çok mutlu olurum. Merhaba, Endonezya seyahati için endişe etmenize gerek yok. Tropik bir coğrafyaya gideceğiniz için sinek ilacı götürebilirsiniz. Biz bugüne kadar hiç kullanmadık ama ilk defa gideceğiniz için size almanızı tavsiye ederiz. Euro, dolar fark etmez. Döviz bürolarında paranızı bozdurabilirsiniz. Hediyelik eşya ve yemek fiyatları konusunda net bir şey söylemek saçmalık olur. Ama bütçenize uygun yerler bulmanız mümkün. Kaldı ki dolar ve euro'nun hali ortada. O yüzden Türk parası kazanan herkese artık her yer pahalı!!!!!! Şimdiden güzel bir Endonezya seyahati geçirmenizi dileriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/endonezya-vize-ucreti-kalkt", "text": "Uzakdoğu turları içinde en popüler olmaya başlayan Endonezya ülkesi biliyorsunuz Türk vatandaşlarından vize ücreti talep ediyordu. 1 aylık Endonezya vize ücreti için 35 dolar ödenmesi gereken ülke artık bu ücreti kaldırdı. Ve pandamı sonrası bu uygulamayı tekrar geri koydu. Ve şu an ister kapıda ister online 35 USD ödeyerek Endonezya vizesi alabiliyorsunuz. 2015 yılı ortası itibariyle Endonezya vize ücreti uygulamasını değiştirerek ülke listesine 79 tane daha ekleyerek toplamda 169 ülke'den vize ücreti almamaya karar vermişti. Endonezya vizenizi online Molina resmi web sayfasından online ödeme yaparak çok kolay bir şekilde alabilirsiniz. Vizeniz yaklaşık 3 dakika sonra mailinize yollanmış oluyor. Online vize almayacaksanız Endonezya'nın havalimanlarından hangisine giriş yapacaksanız pasaport kontrolü öncesinde vize kuyruğuna girip vizenizi almanız gerekecek. Endonezya'ya girişte vize haricinde gerekli olan bir diğer evrak ise gümrük giriş formudur. Bunu da yine ülkeye varmadan önce almanız havalimanındaki geçişlerinizi hızlandıracaktır. Giriş Formunu bu sayfadan aldıktan sonra QR kodunun resmini çekmeniz yeterlidir. Havalimanında valizini aldıktan sonra bu QR kodunu okutmadan çıkış yapamıyorsunuz. Eğer online almaz ve havalimanına giriş formsuz gelirseniz havalimanındaki bilgisayarlardan bu işlemi yapabilirsiniz. 2023 Mayıs ayındaki Bali seyahatimizde giriş formunu doldurmayı unuttuğumuz için varışta havalimanındaki bilgisayardan işlemlerimizi yapmak istedik. Fazlaca kuyrukta bekledikten sonra işlemimizi nihayet halledebildik. Havalimanında wi-fi bu işlemi yapmak için yetersiz olabiliyor. Telefonlarımızla defalarca uğraşmamıza rağmen bağlantı kuramadığımız için yapamamıştık. Bu hatırlatmayı özellikle vermek istedik. Gümrük formunu varışa bırakmadan mutlaka Bali'ye varmadan önce online doldurun. Bu 169 ülkeden herhangi birinin vatandaşı olan kişi Endonezya'ya 29 havayolu, 88 liman ve 7 sınır geçişinden istediğini kullanarak ülkeye giriş ve çıkış yapabilir. Biraz önce Bali'deki mezarlık videosunu izledim, sonra da Bali'yle ilgili notlar var mıdır diye sitenize zıplamıştım ki bu yazıyı gördüm ve sayenizde günümün ikinci şoku! 🙂 Şubat'ta Bali'ye taşınacağız diye vize durumunu araştırdığımda 35 dolar olduğunu görüp kafamda bunu not etmiştim ki, şimdi kalktığını öğrenmek harika oldu! Merhaba Ozge hanim, Bali'ye tasinmaktan bahsetmisiniz? Biraz hazirci izlenimi vermek istemezdim ama orada oturum ve oturum vizesi hakkinda sizden bilgi veya link alabilirmiyim? Internetde arastirdim ama cok fazla bilgi yok. Tesekkur ederim, iyi tatiller."} {"url": "https://www.gezgincift.com/endonezyanin-gili-adalar", "text": "Gili Trawangan kısaltılmışı Gili T. olarak bilinir. Üç ada içinde en bilinir, en popüler olanıdır. Gili adaları içinde en büyük olan Gili T. ana karadadan da en uzak olanı. Uzak dediğimize bakmayın Lombok'tan botlarla 30 dk, hızlı botlarla 10 dk ayrıca Bali adasından yine hızlı botla iki saatten kısa sürmektedir yolculuk. Gili T. için biraz araştırma yaparsanız Tripadvisor'da bu adanın parti adası olduğunu göreceksiniz. Ama öyle her duyduğunuza, okuduğunuza inanmayın 😉 Parti-marti hak götüre!!! Yine Tripadvisor'a göre Asya'nın Top 10 Adaları listesine girmeyi başarmış Gili T. bizim gördüüğümüz onca tropik adasında bir sıralama yaparsak ilk 10'da yerini alamaz ne yazık ki. Yani siz yine bu konuda da bize güvenin Asya'nın Top 10 Adası listesine girdi diye sakın ola hayallere girmeyin. Sırtçantalıları ağırlamasıyla bilinen ada gün geçtikçe tek, çift gezenleri ve aileleri de ağırlar olmuştur. Yani dünyanın dört bin yanından her türlü gezgini bu adada görmeniz mümkündür. Adanın uzunluğu 3 km, genişliği 2 km'dir. Son derece ufak olduğu için bisiklet kiralayarak adanın çevresini 1 veya 1.5 saatte çok rahat gezebilirsiniz. Ancak adanın kuzey kesiminde yol kumsala döndüğü için bu kısımda bisikletten inip beraber yürümeniz gerekecek. Bali adasına karşı gündoğumu ve Lombok adasındaki Rinjani dağına karşı günbatımı için en iyi konumun adanın güney kesimi olduğunu bilmelisiniz. Adanın en merkezi yeri güneybatımıdır. Yani feribot iskelesinin olduğu, gece pazarının da kurulduğu bölgedir. Bir çok restaurant, cafe, butik bu bölgede konumlanmıştır. Ama ara sokaklardaki işletmelerin bir o kadar şirin ve daha rahat olduğunu bizzat deneyimlediğimiz için sadece merkezi gezmek, burada yiyip-, çmek yerine ara sokaklarını keşfetmeniz gerekiyor. Para : Para konusuna gelince adada ATM ve döviz büroları olduğundan para çekmek ya da bozdurmak gibi bir derdiniz olmayacak. Restaurant, oteller ve dalış merkezlerinin çoğunda kredi kartı da kabul edildiği için para konusunda hiç sıkıntı çekmeyeceksiniz. Sörf : Endonezya'nın başlıca ve en keyifli aktivitesi muhakkak sörf. Gili T.'nin de bundan eksik kalır yanı yok. Sörf yapmak için en ideal bölge adanın güney kıyısında The Trawangan Resort'un yakınındadır. Board kiralamayı hiç dert etmeyin. Yerliler bu konuda yardımınıza koşuyor. Snorkel : Snorkel yapmak için adanın kuzeyinden başlayıp doğusuna kadar uzanabilirsiniz. Bu mesafe boyunca inanılmaz su altı güzelliklerine şahit olacağınızdan şüpheniz olmasın. Dalış : Uçsuz bucaksız mercan bahçeleri ile nam salmış Gili T. denizaltı dalış yapmak için en iyi adalardan bir tanesidir. Bu sebepledir ki zaten dünyanın her yerinden binlerce dalgıç ağırlamaktadır. Suyun sıcak oluşu, denizin sakinliği ve yıl boyu net görüş açısı sayesinde dalış öğrenmek için en kolay ve en güvenli dalış noktalarından biri olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca yavaş gelişim gösteren Gili T. günümüzde birinci sınıf turizm destinasyonları listesinde yerini almıştır. Bize göre Gili T. dalma sevenlerin buluşma noktası, uyandığımda gözümü denizde açarım diyenlerin çok memnun kalacağı minik bir adadır. Ama bununla beraber öğleden sonra denizin çekilmesiyle denize girmenin bir dert olduğu, sahil yolundaki at arabalarının üzerinize doğru gelmesiyle canınızı zor kurtaracağınız, keşmekeşlikten rahatsız olacağınız ve cami hoparlöründen günün neredeyse 15 saati ezan dışında hiç duymadığımız ve ne okunduğunu anlayamadığımız arapça seslerin yükseldiği Gili adalarının en popüleridir. Her ne kadar insana huzur veren tropik bir ada görüntüsü verse de yerel halkın turistleri bezdirmek için yemin etmiş bir halleri var. Siz kumsalda güneşlenirken birisinin gelip kafanızın üzerinden halat bağladığını düşünsenize. Zaten o kıyıya bağlanan tekneler yok mu insana iki dakika huzur vermiyor. Dikkat çekmek için bağıra çağıra top oynayanlar mı dersiniz, abuk subuk şakalaşanlar mı, tekne gürültüleri mi vb..... İnternetten okuduklarınız çok farklı olabilir. Ama biz bizzat gidip gördük ve size gerçekleri anlatmak boynumuzun borcu. Bizden söylemesi artık gerisi size kalmış! - Dalış - Gili Eco programlarına katılın, deniz ve kumsaldaki çöpleri toplayın da ülkeye bir hayrınız dokunsun 😉 - Orkun gibi gün boyu yayış yapın 🙂 - Villa Ombak'ta açık hava kumsal sineması izleyin... - Gece pazarında BBQ yiyin Gili Air üç ada içinde anakaraya en yakın olanıdır. Halk botları ile 20 dakika, hızlı botla sadece 5 dakika uzaklıktadır. Diğer adalarla kıyas yapınca lokal nüfus Gili Air'de en fazla olanıdır. Gili Air orjinalinde Ayer olarak okunmaktadır. Kelime anlamıyla Air su demek, dolayısıyla Gili Air Su adası anlamına gelir. Tüm Gili adalarında olduğu gibi Gili Air'de de motorlu araç görmek imkansızdır. Temiz havayı ve sessiz ortamı bozmamak adına adaya motosikler ve araç kabul edilmiyor. Aslına bakarsanız Endonezyalıların insan gibi motosikler kullanmadığını göz önüne alırsak çok akıllıca bir iş yapmışlar. Bir de şu at arabalarını kullanmasalar tam olacakta. O kapasiteye ulaşmaları için daha önlerinde çok çoook uzun yıllar olduğu fikrindeyiz. Adayı cazip hale getiren ana nedenler gösterişten uzak ve bozulmamış doğaya sahip oluşudur. Zaten bu yüzden pek çok insan da bu yüzden üç ada içinde en fazla Gili Air'i beğenmektedir. Ada içinde banka olmadığını, çok az sayıda ATM olduğunu (bir tanesi adanın güneyinde 7Seas yakınında, iki tanesi ise doğuda Bel Air Otel'inin yakınında), yerel ufak dükkanlar haricinde bir tane orta büyüklükte market olduğunu, üç tane klinik olduğunu unutmayın! Adanın çevresini kumsala paralel yol üzerinden yürüyerek 90 dakikada dönebilirsiniz. Adada yapılacak aktiviteler başlıca kite surf, cam bot gezintisi, kano, kürek sörfü ve olmazsa olmaz Endonezya dalgalarında sörftür. Bunun için adanın güney kıyısına gitmenizi tavsiye ediyoruz. Keskin mercanlar dalgaların arasında kaldığı için sakın kafanıza göre sörf yapmaya kalkışmayın. Yerlilerden mutlaka talimat alıp, nerede sörf yapmanız gerektiğini öğrenin! Snorkel diğer adalarda olduğu gibi Gili Air'de de muhteşemdir. Hele ki hiç snorkel yapmamış bir acemiyseniz bile kıyıdan yalnızca bir kaç metre açılacak eşşiz denizaltı güzelliğine şahit olmak için doyumsuz bir deneyim yaşayabilirsiniz. - Gili Air salıncağında sallanın - The Eco Trust programlarına katılın - Resifleri daha keyifli keşfetmek için Subwing yapın - Gili Sunrise Resort'un deniz manzaralı villasında konaklayın - Cam botlarla gezin Onu biz de biliyoruz tabi 🙂 Ama bizim asıl bildiğimiz Cami'lerde sadece ezan okunduğudur. Günün her saati Kuran okunan ne memleket ne de cami gördük. Düşünsenize Avrupa'ya gezmeye gidiyorsunuz ve sabahın 5'inden itibaren kiliseden incil okunuyor. Rahatsız olmaz mıydınız? Her şeyin bir kuralı var!!!! Evet o konuda haklısınız. Dinen de uygun değil sanırım. Çünkü Kuranı dinlemenin de bir adabı var. Değerli bilgileriniz için çok teşekkür ederiz bu arada. Gili Meno adası çok sakin bir ada. Neredeyse çıt çıkmıyor denebilir. Restoran ve otel seçeneğiniz de diğer adalara göre daha az. Ancak sualtı güzelliği ve snorkel açısından 3 adanın en güzeli. Hatta Adanin Gili T. ye bakan kısmında gemi batığı da mevcut. Şimdi Gili adasındayım ve bu Kuran'ın böyle okunmasından rahatsız olduğum kadar neden rahatsız oldum bilemiyorum! Tam bir rezillik ve Kuran'la eziyet ediyorlar. Böyle sürerse de ceker giderim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/esi-benzeri-olmayan-sancaklar-cam", "text": "Bu sefer dünyanın bir ucuna değil çok yakınımızda bulunan değişik bir yapıyı ziyaret etmeye gittik. Göreceğimiz şey bir cami ama alışageldiğimiz camiler gibi değil. Görüntü itibariyle cami ile uzaktan yakından pek bir ilgisi yok. Caminin mimarı Emre Arolat'tır. Cami 1050 m2 alan üzerine/altına inşa edilmiştir. 6. düzenlenen Dünya Mimarlık Festivalinde iyi dini yapı olarak seçilen cami bildiğimiz diğer camilerin aksine süsleme ve gösterişten uzak oldukça moderndir. Yine bir diğer ayrıntı ise cami'nin minaresinin bulunmayışıdır. Mimar Emre Arolat minare yerine taş kule yapmıştır. Kulenin en üstünde yazılı arapça kelime \"Allahuekber\"dir. Üst avluda taş kule ve musalla taşları var. Avludan aşağı kısa adımlı merdivenlerden inerek caminin içine girdik. Cami Hira mağarasından esinlenilerek yerin altına yapılmıştır. Gün ışığının içeri süzülmesi ve led ışıkların loş aydınlatılmasıyla içerisi oldukça dinlendirici olmuş. Caminin içine gerince tam karşıdaki siyah cam duvarın ortasında tek süsleme arapça yazılı vav harfidir. Cami için bizce fazla lafa gerek yok. Bizim gördüğümüz en güzel en modern en ibadet edilesi camilerden biridir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/eski-cam", "text": "Yıldırım Bayezit'in oğlu Emir Süleyman'ın Ankara Savaşı sonrası Edirne'de hükümdarlığını ilan etmesi sonrası 1403 yılında Eski Cami inşasını başlatmıştır. 1411 yılının başında Emir Süleyman'ı bertaraf eden kardeşi Musa Çelebi Eski Cami'nin inşaatını devam ettirmiştir. Son olarak 1413 yılında Musa Çelebi kardeşi Çelebi Sultan Mehmet'e yenik düşmüş ve Osmanlı Devleti'nin idaresini tek başına eline alan Çelebi Sultan Mehmet Eski Camiyi tamamlamıştır. Giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre 1414 yılının Ocak ayında ibadete açılmıştır. 3.594 metrekare alan üzerine inşa edilen caminin iç mekanı, dört filayağının taşıdığı dokuz kubbe ile örtülüdür. 1912-1913 yılları arasında yaşanan Balkan Savaşı'ndan ve sonra Bulgar istilasından zarar görmüştür. Balkan Savaşı sırasında Bulgarlar tarafından Cami'ye top mermiler atılmış ve kubbeye hasar vermiştir. Bununla da kalmamış Cami'den Kur'an-ı Kerim'i çalmışlardır. Beyaz mermerden yapılan minber 11.05 metre yükseliğinde olup yan kısımlarındaki mermere Ayet-el Kürsi işlenmiştir. Ahşap külahı Edirnekari bezemeler ile kaplıdır. Kaynaklara göre 1746 yılında çıkan yangında minber büyük zarar görmüştür. Rükn-ü Yemani Taşı : Minberin yanındaki pencere duvarında bulunan siyah renkli küçük taş. Cennet Vadisi : Mihrabın sağındaki bölümdür. İki rekatlık bir hacct namazı eşliğinde edilen dualrın kabul edildiği, isteklerin geri çevrilmediği kutsal bir yer olduğu kabul edilmektedir. Hacı Bayram Veli Makamı : Hacı Bayram Veli'nin hatırasını yaşatan vaiz kürsüsüdür. Eski Cami Yazıları : Duvardaki hatlar, Müslüman Türkler'in İslami yazıya kattıkları sanat ve estetiğin, abidevi örnekleridir. Süslemeler : Cami'de ki mermer minber, taş kapı, iki şerefeli minare kaidesi, yapıyı örten örten kubbelerin içlerindeki süslemeler çok güzel örnektir. 1746 yılında çıkan yangında sırf Eski Cami değil şehir de ciddi zarar görmüştür. 1752 de meydana gelen deprem de Caminin minarelerinin bir bölümünün yıkılmasına, kubbelerin çömesine sebep olmuştur. İlk onarımı 1752 yılında olan Cami'nin ikinci büyük onarımı 1865 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yapılmıştır. 1929 ve 1934 yıllarında tam anlamıyla restorasyon edilmiştir. 1953 yılında meydana gelen depremle tekrar hasar gören Cami 1965 yılında tamir edilmiştir. Ve en son onarımı ise 2009 yılında tamamlanmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/eski-datc", "text": "Muğla ilinin Datça ilçesine bağlı br mahalle burası. Eski Datça'da tüm evler tek yada iki katlı taştan yapılmış ve hepsi koruma altına alınmıştır. Arnavut kaldırımlı sokakların arasındaki evlerin bahçelerinde begonvillerin yollara düşen gölgesi eşliğinde gezimiz başlıyor. Eski Datça'ya girdiğimiz dar sokakta sağlı sollu süs ve hediyelik eşyaların satıldığı tezgahlar, tezgahların önünde Datça'nın meşhur çimdik oyasını yapan kadınların arasında sanki bir masalın içindeymişiz hissine kapılıp daracık sokakların içlerine doğru yürüyoruz. Eski Datça'nın sokaklarındaki sanat galerileri, hediyelik eşya dükkanlarının şık ve sevimli dekorasyonları ile rengarenk sokaklarda çıt bile duyamayacağınız sessiz ortamda gezinebilirsiniz. Datça'nın Datça olmasını sağlayan kişi aslında Can Yücel'dir. Bir çok ziyaretçi Can Yücel'in evini görmeye, Datça'nın yeşil ve mavi ile harmanlanmış doğası sayesinde ziyaretçilerine sunduğu tertemiz oksijeni için gelmektedirler. Datça'da bulunan tüm işletmeler aile işletmesidir. Yorulup dinlenmek istediğinizde size şuraya yada buraya gidin diye tavsiyede bulunmamız mantıklı değil. Neresi hoşunuza gidiyorsa girin oturun. İnanın her yer birbirinden güzel ve farklı atmosfere sahip. Ama Can Baba'nın yarım kalan şarabının bulunduğu Karya Çay bahçesine gitmeyi ihmal etmeyin! İstanbul'dan 881 km, İzmir'den 333 km uzaklıktadır. Bodrum'dan gelecekler hem araçla hemde feribot ile rahatlıkla ulaşımlarını sağlayabilir. Bodrum'dan arabalı feribot ile 1 saatte Datça'ya ulaşılıyor. Datça merkez ile Eski Datça arası 2.8 km'dir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/evcil-hayvan-ile-seyaha", "text": "Yurtdışına çıkarken yanınızda evcil hayvanınızı da mı götürmek istiyorsunuz? Eğer öyleyse hiçte zor bir şey değil yapmak istediğiniz. Kuduz Titrasyon testi için Veteriner Hekim'in evcil hayvanınızdan alacağı kan Ankara Etlik Merkez Araşturma Labaratuarı'na gönderiliyor. Titrasyon testi AB'ye üye ülkelere girmeden 3 ay önce, uzak doğu ülkelerine girmeden 1 ay öncesinde yapılmış olması gerekiyor. Titrasyon testi için kuduz aşısı yapıldıktan minimum 1 ay sonra kan alınması gerekmektedir. Uluslararası sağlık sertikifasının Veteriner Hekim tarafından İngilizce yazılmış ve imzalanmış olması gerekiyor. Ancak bazı ülkeler Tarım İl Müdürlüğünden resmi sağlık sertifikası istemektedir. Yolculuğa çıkmadan 48 saat önce ilgili belediyeden menşe şehadetnamesi alınmalıdır. Bunun için aşı karnesini yanınızda götürmeniz yeterlidir. Yolculuktan 48 saat önce Tarım İl Müdürlüğü, Hayvan Sağlığı Şube Müdürlüğü'nden veteriner sağlık sertifikası alınması gerekiyor. Bu belgenin alınabilmesi için aşı karnesinin aslı ve fotokopisi, kuduz titrasyon test sonucu ve petinizi götürmeniz gerekli. İrlanda, İsveç, İngiltere ve Malta yurtdışından gelen petler için 3-6 ay arası karantina uyguluyor, ancak AB üyesi bir ülkeden giriş yapıldığı takdirde PET'S sistemiyle karantinaya girmeden ülkeye pet girişi yapılması mümkün. Ziyaret edeceğiniz ülkeye varmadan önce transit geçiş yapacaksanız o ülkenin prosedürlerini öğrenmenizde fayda var. Ulaşım şekliniz ister havadan ister karadan ister deniz yoluyla olsun evcil hayvanınız ile birlikte seyahat edeceğinizi ve firmaların bunun için düzenlemesi ve şartı olup olmadığını öğrenmeniz gerekmektedir. Gideceğiniz ülkeden geri dönmeden minimum 2 gün öncesinden evcil hayvanınızın tekrar sağlık raporunu alıp kendi ülkenize rahatlıkla giriş yapabilirsiniz. 8 kiloya kadar olan evcil hayvanınız 45x35x23 cm ölçülerdeki kafeslerde kabin içinde yolculuk yapabilir. Aşı karnesi uçuş esnasında yanınızda olmalıdır. Evcil hayvanların taşınmasına ilişkin özel rezervasyonları tarafımıza uçuş saatinden en geç 72 saat olmak üzere mümkün olduğu kadar erken bildirmek gereklidir. Çantaları dahil olmak üzere ağırlığı 6 kiloyu geçmeyen kedi ve köpekler, kabinde gidiş için 20.- ve gidiş dönüş için 40.- karşılığında taşınabilirler. 6 kilonun üzerindeki evcil hayvanlar, havalandırma sistemli kargo bölümünde gidiş için 75.- ve gidiş dönüş için ödenecek 150.- karşılığında yolculuk yapabilir. Evcil hayvanlar, hava alan, sıvı sızdırmayan ve kilitlenebilen 55x40x20 cm boyutlarındaki çantalar veya kafesler içinde taşınabilir. Evcil hayvan olarak sadece kedi, köpek, muhabbet kuşu ve küçük kaplumbağa kabine girebilir. Kabin içinde taşınabilecek olan evcil hayvanlar sadece hava alan, sıvı sızdırmayan ve kilitlenebilen 55x40x20 cm boyutlarında ve en fazla 6 kg'a kadar uçuşuna uygun çantalar veya kafesler içinde taşınabilir. Evcil hayvanlar, uçuş boyunca yerde durmak zorundadır. Bilet alınırken, evcil hayvanların haber verilmesi önemle rica edilir. Yön başına fazla bagaj ücreti 6 TL/ kgtahsil edilir. Evcil hayvanlar mutlak surette 45x35x23 cm ölçülerindeki muhafazasında taşınmalıdır. Evcil hayvanın muhafazası/kafesi ile tartıldığında 6 kiloyu geçmemesi gerekir. Uçak kabininde evcil hayvan taşınması, ancak rezervasyon yapılması ile mümkündür. Evcil hayvanlar hava alan, sıvı sızdırmayan ve kilitlenebilen 55x40x20 cm boyutlarındaki çantalar veya kafesler içinde taşınabilir. Evcil hayvanın toplam ağırlığının kafesi dahil 5 kg'ı geçmemesi gerekmektedir. Onur Air seferlerinde evcil hayvan taşıması yapılamamaktadır. Yakında yurtdışına çikmam lazım ve yanımda muhabbet kuşu göturmek istiyorum. Otobüs ile gidecez 12 saat. Kuş için gümrükte herhangi bir belge gerekli mı. Lutfen çok acil cvb istiyorum bir hafta içinde gidecem. Merhaba, Kuduz aşısı ve Kuduz aşısı yapıldıktan en az 21 gün sonra yapılan kuduz titrasyon testi belgesi ile köpeğinizin aşı karnesinin yanınızda olması yeterlidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fas-gezi-rehberi-gezilecek-yerle", "text": "Fas dünyanın en farklı ülkelerinden bir tanesi. Turist olarak Fas'a gidecekseniz ilk akla gelen ve ziyaret edilmesi gereken şehir Kazablanka olarak bilinir. Fas'ta gezilecek yerler oldukça fazla ve her bir şehir birbirinden değişik deneyimler yaşamanıza katkı sağlayacaktır. Uzunca bir süre Fas gezisi gerçekleştirdiğimiz, bu ülkeye vakit ayırdığımız için Fas gezi notları herkese fikir sunacak diye düşünüyoruz. Yazılarımıza da bakıp bilgi almayı ihmal etmeyin. Fas Türkiye'ye çok yakın konumda bir ülke olsa da hemen hemen bir çoğumuz bu ülkeye yalnız gitmeye çekiniriz. Zaten çevrenizde de giden varsa dikkat edin Fas nasıl bir yer dediğinizde pek iç açıcı şeyler söylemezler. Bu söylenenler ülkenin güzelliği değil güvenliği açısındandır. Her zaman aklımızda yeri olan bu karmaşık ülke hayalimizde ama nedense sürekli öteleyip duruyorduk. Yine bir Uzakdoğu seyahatinden yeni dönmüşken Güney Afrika ile Kuzey Afrika arasında git gellerdeydik. Sanıyoruz ki bir saat içinde nereye gideceğimize karar vermiştik. Yeni keşfimiz Kuzey Afrika'nın Avrupa'ya açılan kapısı Fas olmalıydı. Fas, Kuzey Afrika'daki üç ülkeden biridir. Cezayir ve Tunus diğerleridir. Fas'ın yaklaşık yüzölçümü İsveç kadardır. Cebelitarık boğazının bir yanında Avrupalı gezginler için Afrika'ya açılan kapı, Faslılar içinse Avrupa'ya açılan kapıdır. Afrika kıtasının kuzeybatı köşesinde Avrupa'ya yalnızca 13 km uzaklıktaki ülke dünyaca Morocco olarak bilinir. Batısı Atlas Okyanusu, kuzeyi Akdeniz ile çevrili ülkeye sadece Türkiye Fas demektedir. Ülkenin resmi dili Arapça olmasına rağmen halkın hemen hemen hepsi Fransızca bilmektedir. Hatta ülkenin kuzeyine doğru çıktıkça İspanyolca'nın dahi konuşulduğunu görebilirsiniz. Derinin, arganın ve haşhaş'ın ana vatanı Fas'ın ilk yerlileri Berberilerdir. Ülkeye geldikleri yıl M. Ö 8000 yıllarına dayanır. Çok geçmeden Avrupalı tüccarlar tarafından sömürülmeye başlanan ülke 5. Yy'a kadar Roma hakimiyetine girmiştir. Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Vandollar, Vizigotlar, Bizans ve Yunanlar hakimiyet sürdükten sonra 7. Yy'da Arapların hakimiyeti başlamıştır. Arapların girmesiyle ülkede Müslümanlık yayılmaya başlamıştır. Osmanlı bu toprakların neresinde diye soracak olursanız Osmanlı İmparatorluğu bu topraklarda hiç hakimiyet sürmemiştir. Son olarak 20 yy'ın başlarında Fransızlar tarafından işgal edilmiş bir sömürge ülkesi olmuştur. 30 Mart 1912 yılında Fas Sözleşmesi ile sömürge ilan edilmiştir. Fas 1957 yılında bağımsızlığını kazanıp Fas Krallığı olmuştur. 1927 yılından bu yana Sultanlıkla yönetilmeye başlanan ülkenin başına Sultan V. Muhammed gelmiştir. Ve 1961 yılına kadar hükümdarlığını sürdürmüştür. Ölümü üzerine yeni Kral oğlu II. Hasan olmuştur. 1999 yılından bu yana Fas kralı II. Hasan'ın oğlu VI. Muhammed'dir. Fas'ın ilk yerlilerinin Imazinghen olarak anılan Berberiler olduğu bilinir. Berberiler güneybatı ve merkez Asya'dan gelmişlerdir. Zamanla diğer etnik gruplarla kaynaştıkları için fiziksel görünüşleri değişmiştir. Tabi bu süreç binlerce yıl süre gelmiştir. Kabile kimliklerine sıkı sıkıya bağlı oldukları için halen yaşamlarını dağlarlarda, çöllerde devam ettirmektedirler. Katılacağınız çöl turlarında Berberilerin köylerine ziyaret edildiği için bu halkı görebilme şansınız olduğunu unutmayın! Afrika kıtasının kuzeyinde gizemli bir ülkedir Fas. Aklıllara ilk başka hemen çöl geliyor olsa ülke çölden fazlasını sunmaktadır. Din : % 99 müslüman, kalanı Hristiyan ve Musevidir. Fas'ın para birimi Dirhem'dir. Fas dirhemi yani MAD ama genellikle DH olarak simgelenmektedir. Ülke'de para bozdurmak ya da ATM bulmak gibi sıkıntılarınız olmayacaktır. Fas'a uçakla gelecekseniz Kazablanka havalimanıa varıyorsunuz. Kontrolleri geçip valizini alacağınız noktadaki döviz bürosundan paranızı bozdurabilirsiniz. Dışardaki fiyat ile buradaki arasında fark olmadığını söylemek isteriz. Bunun haricinde olur da döviz bürosu bulamazsanız ve elinizde Dirhem yoksa esnafın sadece euro bozduğunu bilmenizi isteriz. Alışverişinizi dolar üzerinden yapacaksanız kurda ciddi farklılıklar olduğunu ve zarara gireceğinizi sakın unutmayın. Dirhem'den sonra ülkedeki tek geçerli para euro. O yüzden yanınıza Euro getirmenizi tavsiye ederiz. Kredi hemen hemen her yerde geçmektedir. Ama komisyon ödememek adına yanınıza yeterince döviz almanız en doğrusu. Fas'ta saat kaç? Fas, saat dilimi olarak Türkiye'den 3 saat geridedir. Fas'ta 220-240 V elektrik kullanılıyor. Yanınıza her hangi bir dönüştürücü almanıza gerek yok. Tüm prizler bizimkine uymaktadır. Fas'a nasıl gidilir sorusu makalemizin en basit kısmı aslında. İstanbul'dan Kazablanka'ya aktarmasız uçuşlar bulunmaktadır. Uçuş süresi 4.5 saattir. Eğer Fas biletinizi millerinizi kullanarak alacaksınız biletlemenin telefonla yapılmadığını söylemek isteriz. Biletleme işlemi için Thy'nin satış ofisine gitmeniz gerekiyor. Ve mil kimin hesabından düşecekse o kişinin de sizinle olması gerekiyor. Fas gezisi öncesi bizi en çok yoran kısım bu olmuştu! Fas Türk vatandaşlarından vize istemeyen ülkeler arasında olduğundan biz Türkler için bir avantaj sağlıyor. Uçak biletinizi aldığınız gibi elinizi kolunuzu sallayarak ülkeye giriş yapabilirsiniz. Yalnız uçaktan inip pasaport kontrolünden önce ufak form kağıtlarını doldurmalısınız. Bununla birlikte polis kontrolünden geçerken pasaportunuza giriş numarası vuruluyor. Otellerde check-in bilgilerini doldururken bu giriş numarası sürekli isteniyor. Fas'ta şehirler arası yolculuk için ülkenin CMT isimli otobüs firmasını kullanabilirsiniz. İnternet sitesinden online bilet alımı olmasa da bu sayede gideceğiniz yerleri yazıp yolculuk süresini ve ücretini önceden öğrenme şansınız olacak. Aynı şekilde tren yolculuğu içinde ONCF isimli internet sitesinden fiyatları ve yolculuk mesafelerini öğrenebilirsiniz. Otobüste olduğu gibi tren biletlerini de online alamıyorsunuz. Tren yolculuklarınız için son ana kadar biletlerinizi garlardan alabilirsiniz. Yer bulamama gibi sıkıntı yaşamazsınız. Ama otobüs bileti için aynısını söyleyemeyiz. Fes Chefchauene arası otobüs biletini bir gün önceden ertesi günün sabah ilk seferine almak istediğimizde boş koltuk olmadığını öğrenip mecburen akşam üzeri kalkacak otobüste yer bulmuştuk. Bu yaşadığımız olayın üzerine Fes Chefchauene biletini alırken aynı anda Chefchauene Kazablanka biletini de kestirdik. Siz siz olun eğer Fas gezi planınız yani nereden nereye gideceğiniz belliyse daha ilk günden hem otobüs hem de tren biletlerinizi satış ofislerinde kestirin! Fas ülkesi içinde tren ile yapacağınız seyahatlerde unutmayın koltuk numarası verilmiyor. O yüzden trene oyalanmadan, erkenden binmenizi ve yer kapmanızı öneriyoruz. Kazablanka Marakeş treninde yer olmadığından 15 dakika valizler elimizde seyahat ettiğimizi biliyoruz. Tren yolculuklarında valizleri oturduğunuz bölümdeki üst raflara koyabilirsiniz. Herkese yetecek kadar alan olduğundan endişe duymayın. Baktınız yer kalmamış ayağınızın dibinde durabilir. Kimse bu durumdan şikayetçi olmuyor. Trenin aksine otobüsle seyahat edecekseniz koltuk numarası olduğunu bilin. Hatta bilenizi alırken ofisteki yetkilinin bilgisayarından yerinizi dahi seçebilirsiniz. Rahatlıkta sınır yok! Fas'taki şehirlerde yerel halkın kullandığı halk otobüslerini kullanabileceğiniz gibi Marakeş'te sarı taksileri, Kazablanka'da kırmızı renkli petit taksileri ve Şafşavan'da aşık renkli taksiler veya mini van tarzı küçük araçlara binebilirsiniz. Taksiler genelde taksi metrelerini açmadıkları için öncesinde pazarlık yapmayı ihmal etmeyin. Hatta gideceğiniz yerin mesafesini önceden öğrenin ki sadece 3 -5 km diye yolun uzun olmadığını belirtin. Fazla fiyat çekmeye yüzleri olmasın. Şafşavan'a tren hattı yok. Buraya sadece otobüslerle ulaşabilirsiniz. Otobüs terminali ise şehre 1 km uzaklıkta. Yürüyerek çok kolay ulaşılabilir. Tek sıkıntı aşmanız gereken dik bir yokuş olduğudur. Ayrıca şehir içi ulaşımlarınız için Roby ve Careem uygulamaları ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Fas'ta yemek yemek için çok alternatifin olmasının yanı sıra yerel yemek çeşidi bakımında öyle aman aman alternatif yoktur. Tajin : Fas'ın en meşhur yemeğidir. Konik kapaklı güveç kaseler içinde pişen yemek türüdür. Ucuzundan pahalısına her türlü bütçeye uygun yemektir. Tavuk, et, balık ve sebzeli olarak pişirildiği için pek çok türü mevcuttur. Düşük bütçeli seyahat ediyorsanız 30 Dh'e, orta sınıf restaurantlarda 60 Dh'e, lüks restaurantlarda yemek isterseniz 140 Dh'den başlayan fiyatlarla yiyebilirsiniz. Kuskus : Tajin'den sonra en meşhur yemek kuskus'tur. Hamuru elle açılmış ince ve küçücük kuskus Fas halkının ana yemekleri arasındadır. Genellikle üstüne sebze ve et yemeği ile servis edilmektedir. Zaalouk : Sarımsak kırmızı biber ve kimyon ile çeşnilendirilen közlenmiş patlıcan salatasıdır. Genellikle yanında ekmek ile servis edilmektedir. Harira : Fas'lıların ramazanda oruçlarını açmak için içtikleri çorbadır. Daha çok ramazan ayında pişirlmektedir. Çorba domates, nohut, yeşil mercimek ve kuzu etinden yapılır. Dilerseniz üzerine taze kişniş ve limon dökerek çorbaya daha da lezzet katabilirsiniz. Bissara : Kuru bakla çorbasıdır. Fas'lıların sabah kahvaltısında tükettikleri çorbayı zeytinyağ ve kimyonla taçlandırabilirsiniz. Salyangoz Çorbası : Aslında çorbadan ziyade salyangozdur. Su içinde haşlanıp kaselere suyuyla konulduğundan çorba demişlerdir. Daha çok sokaklardaki tezgahlarda satılmaktadır. Kürdan ile kabuğun içindeki salyangozu rahatlıkla çıkarıp yiyebilirsiniz. Kasesi sadece 10 Dh. Shebakia : Susamlı, tarçınlı, portakallı, ballı ve daha pek çok çeşidi olan tatlılardır. Unutamadığımız tatlardan biriydi.. Özellikle portakal çiçeği dedikleri müthişti. Fas'a giderseniz mutlaka denemizi öneririz. Tane olarak satın almıştık. Fiyatları 1 ve 2 Dh olarak değişmektedir. Mint Tea : Fas'ın tek yerel içkisi. Hatta onların tabiriyle Moroccon Whiskey 🙂 Berberi çayının demlenmesi ve çayın cam bardaklara konulmasından sonra içine bol taze nane yaprağı ve şeker atılmasıyla servis ediliyor. Eğer şeker kullanmıyorsanız mutlaka siparişi verirken şekersiz demeyi ihmal etmeyin. Ama biz bile çayı, kahveyi şekersiz tüketen insanlar olarak şunu söylemek isteriz ki Mint Tea yarım da olsa şeker istiyor. Daha bir güzel oluyor 😉 Fiyatı yerine göre değişiyor. Ortalama 5 ila 20 Dh arasıdır. Otellerin hemen hemen hepsinde hoşgeldin içeceği olarak servis ediliyor. Bazı otellerde ise belirli saate kadar ücretsiz servis edilmektedir. Fas konaklama anlamında fazlasıyla çeşitlilik sunmaktadır. Ancak sırtçantalı ve oldukça düşük bütçeyle gezenler için çok çok ucuza hosteller olmadığının da altını çizmemiz gerekiyor. Marakeş ve Fes şehirlerinde mutlaka Riad'larda kalmanızı öneriyoruz. Riad'lar Fas'taki geleneksel evlerdir. Genelde iki kattan ibaret olan yapının tam ortasında bir avlu ve minik bir havuz bulunur. Odalar ise avlunun çevresinde alt ve üst katlardadır. Düşük bütçeyle konaklayacağınız yerlerde ısıtıcı yoktur. Orta bütçeli konaklama yapacaksanız elektrikli ısıtıcı ve klima mevcuttur. Yine düşük ve orta bütçeli konaklama sağlayan otellerde genelde kahvaltı fiyata dahil değildir. Rezervasyonunuzu yaparken kahvaltı olup olmadığını gözünüzden kaçırmayın. Oldu da kahvaltı dahil olmayan konaklama tercih ettiniz. Bunun için sakın üzülmeyin hatta art kahvaltı ücreti sakın ödemeyin. Çünkü Fas'ta kahvaltı gerçekten rezil durumda. İster ucuza ister pahalıya konaklayın. Kahvaltılarında reçel ve ekmek çeşidinden başka bir şey yok. Kazablanka'da Riad'lar yoktur. Genelde modern oteller bulunuyor. Otobüs terminali veya tren istasyonuna yakın konumda konaklamanızı tavsiye ederiz. Eğer ranzalı yani paylaşımlı odalarda konaklamak isterseniz kişi başı ücret 5 ila 10 usd arasındadır. İki kişi gidip özel odada konaklama isterseniz en düşük ücret 15 usd, orta sınıf 2 kişi için 35 dolar, lüks konaklama isterseniz iki kişi 90 ila 250 usd arasıdır. Fes'te konaklama yapmanız gereken bölge Fes el-Bali'dir. Otellerinizi mutlaka bu bölgeden ayarlamaya özen gösterin. Eğer ranzalı yani paylaşımlı odalarda konaklamak isterseniz kahvaltı dahil kişi başı ücret 7 ila 10 usd arasındadır. İki kişi gidip özel odada konaklama isterseniz en düşük ücret 14-20 usd arasıdır, orta sınıf 2 kişi için ortalama 30 usd, lüks konaklama isterseniz iki kişi 90 ila 200 usd arasıdır. Gelelim Şafşavan konaklamasına. Biz yer buluruz diye öncesinde rezervasyon yapmadığımız için sona kalan dona kalır misali önceden belirlediğimiz ve kalmak istediğimiz otellerde yer bulamadık. O yüzden iki gecesi (2 kişi için) 37 usd'e olan şehrin tam göbeğinde bir otelde kalmak zorunda kaldık. Riad konseptinde bir oteldi. Ancak odalarda ne klima ne de elektrikli ısıtıcı vardı. Şafşavan dağın yamacına kurulu bir şehir olduğundan hele ki yaz dönemi gitmiyorsanız akşamları çok serin olduğunu unutmayın ve bizim gibi kliması olmayan otelde sakın konaklamayın. İyi diyebileceğimiz oteller ise daha tepelik yerlere konumlandırılmıştır. Tercihiniz bunlardan yana olacaksa şehre gidip gelirken biraz merdiven tırmanacağınızı hatırlatırız. Fas'ta ziyaret ettiğimiz şehirler sırasıyla; Marakeş, Fes, Şafşavan ve Kazablanka oldu. Sırasıyla hangi şehirde nereleri gezip görmek gerekir listelemeye başlayalım. Fas'a gitmek için en uygun dönem ne zaman, Fas'a ne zaman gidilir sorularının cevabını açıklama zamanı geldi. Fas'ta üç farklı iklim görülmektedir. Akdeniz'e kıyısı olan bölgelerde Akdeniz iklimi, Atlas dağlarının olduğu bölgede serin iklim hakimken ülkenin iç kesimleri ve güney kısmı çöl iklimine sahiptir. Fas'ın yaz dönemi Haziran ile Ağustos arası, İlkbahar dönemi Kasım ile Şubat arası, Sonbahar dönemi Mart başı ile Mayıs arası, Olup, Nisan ve Mayıs ayları ülkenin genelini ziyaret etmek için en uygun aylardır. Hem sıcak olmaz hem de yağmur yağma olasılığı çok azdır. Her seyahat öncesi özellikle gideceğimiz ülke hakkında pek bilgi sahibi değilsek kafamıza takılan şeylerden en önemlisi gideceğimiz ülkede kaç gün kalmamız gerektiğidir. Hangi şehirlere gideceğimize karar veririz. Ama bu şehirlere kaç gün ayırmalıyız kısmında muallaklar yaşarız. Bize göre Fas'a giderseniz kalmanız gereken gün sayısı şu şekilde olmalıdır. Türkiye'den uçuşlar sadece Kazablanka'ya olduğu için Kazablanka'ya mecbur gidiyorsunuz. Mecbur diyoruz çünkü bu şehirde inanın gezecek, görecek, vakit geçirecek hiç bir şey yok. Uçuş saatlerinize göre buraya yarım günden fazla vakit ayırmamaya özen gösterin. Gelelim asıl vakit geçirmeniz gereken şehirlere. Biz Fas'ı gezmeye Marakeş ile başladık. Biz dolu dolu 4 günümüzü geçirdik. Size tavsiyemiz en az 5 gün bu şehirde kalmanızdır. 2 gün doya doya Marakeş'i gezin. Diğer 3 gün için de mutlaka Merzouga çöl turuna katılın. Burada dikkat!!!! Katılmanız gereken Merzouga. Sakın Zagora çöl turuna katılmayın! Çöl turu boyunca Varzazat / Ouarzazate şehrini de görmüş olacaksınız. Fes için konaklama yapılacak gün tavsiyemiz 2 gündür. Marakeş'ten sonra burası pek dikkatinizi çekmeyi başaramayacak. O yüzden Fas planı yaparken lütfen Fes'i ilk sıraya koyup finali Marakeş veya Şafşavan / Chefchaouen ile ödüllendirin. Diğer tavsiyelerimiz ise 2 gün Şafşavan / Chefcahouen, 1 gün Asilah'a ve yine Atlantik'in kıyısında merkezi Unesco Miras Listesinde olan Essaouira / Suvayr için 1 gün ayırmanızı tavsiye ederiz. 9.000.000 km2 büyüklüğünde, dünyanın en büyük sıcak çölünde deneyim yaşamak, yıldızların altında gecelemek, çölün ortasında gün doğumunu izlemek ve devasa çölde develer ile gezinti yapmak, Atlas dağlarıda tırmanış yapmak ve Berberi halkın yaşamına tanıklık etmek, Marakeş ve Fes çarşılarında kaybolmak, doya doya alışveriş yapmak, Dünyanın en eski üniversitesine ziyaret etmek, Taghazout, Safi, Imsouane bölgelerinde sörf yapmak, Kuzey Afrika'nın en yüksek (4167 metre) Toubkal'e tırmanmak, Dünyanın en uzun minaresine sahip Hasan II. Camii'ni görmek, Çok aydınlatıcı bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Son derece bilgilendirici buldum yazınızı. Hem detaylı ve açıklayıcı hem de hiç yormuyor. Teşekkür ederim. Gerek yazı çalışması olsun gerekse görseller harika elinize yüreğinize ve kaleminize sağlık kolay gelsin iyi çalışmalar. Gerçekten muhteşem bir yazı olmuş kaleminize sağlık. yalniz birkaç hala cevabını bilemedigim konu hakkında yardımcı olur musunuz acaba? Ben eşimle beraber aralık sonu doğru düşünüyorum fas gezisini. turlar kazablanka marakeş şeklinde ama benim görmek istediğim marakeş safsavan ve çöl kendimiz gidip araç kiralasak 4x4 şoförlü oluyormuş sanırım fiyatlarını biliyor musunuz yada güvenli olur mu ve ayrıca aynı araçlarla çöle gider miyiz. Merhaba, yazınız çok bilgilendirici olmuş teşekkür ederiz. Fasa eşimle gitmeyi planlıyoruz. Turla gidip gitmemek konusunda çok kararsız kaldık. Özellikle çöl gezisi ve Şafşavan konusunda çok istekliyiz. Fasa turla mı gitmek bireysel mi gitmek daha avantajlı olur sizce? Hem ekonomik hem de şartlar açısından. tur ya da tek gitmek size kalmış. Ama tek giderseniz detaylı program yapamaz ve biraz zorlanabilirsiniz. Ama gezme konusunda tecrübeniz ve olası bir aksiliğe karşı çözüm üretebilme yeteceğiniz varsa tek gidebilirsiniz tabi. 6 ay geçerliliği olmayan pasaportunuzla Fas'a giriş yapamazsınız. Daha detaylı bilgi için MFA'nın sayfasını da kontrol edebilirsiniz. Teşekkürler oradan baktım Fas için 3 ay yazıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fas-guvenli-m", "text": "Fas seyahati sonrası en çok aldığımız soru da Fas güvenli mi oldu. Aslında ne yalan söyleyelim bizim de gitmeden önce tek aklımızı kurcalayan soru bu Fas'ın güvenli olup olmadığıydı. Sonuç itibariyle Afrika kıtasına ayak basacağız. Afrika deyince herkesin güvenlikle ilgili tedirginliği oluyor. Ama Fas'ın güzeller güzeli şehirleri Marakeş, Fes ve Şafşavan da bir yandan güvenlik tedirginliğine karşı gidip görmek, gezmek için bize o kadar cazip geliyordu ki. Biz de sizler gibi başladık Fas güvenli mi, yapacağımız yerel ulaşım araçları ne derece güvenli, akşam sokaklarda rahatlıkla yürüyebilecek miyiz? Fes ve Marakeş'in ara sokaklarının en derinliklerine mi girsek yoksa şöyle ucundan bakıp da çıksak mı gibi onlarca soru vardı aklımızda. Fas'ın güvensiz olabileceği fikri bir bakıma müslüman bir ülke olması ve Afrika kıtasında yer almasıyla Suriye, Irak ve Libya'daki uluslarası terörist gruplarla ilişki içinde olabileceği düşüncesinden ileri geliyor. İspanya'dan yalnızca bir kaç kilometre uzaklıkta bulunan ülkede Endülüs etkisini görmek mümkündür. Bu sayede Avrupa ile arasında kültürel bağlar halen devam etmektedir. Hatta Fas'ın kuzeyinde İspanyolca'nın konuşulduğu da dikkatlerden kaçmıyor. 2003 yılında Kazablanka'da bombalı saldırı sonucu 33 kişi ölmüştür, 2011 yılında Marakeş'teki Argana Cafe'ye yapılan saldırı sonucu 17 kişi ölmüştür, Tüm bunlar Fas'ın güvensiz bir ülke olduğunu anlamına gelmez. Bir genelleme yaptığımız zaman bu tür saldırıların artık Avrupa ülkelerinde dahi yaşandığını görüyor, duyuyoruz. Kaldı ki kendi yaşadığımız ülkeyle kıyasladığımız zaman çok daha güvenli olduğu tartışmasızdır. Avrupa'nın pek çok ülkesinden turist ağırlayan ülke Tripadvisor 2017 Traveler' Choice'a göre 2017 yılının en çok tercih edilen ülkelerinden biri seçilmiştir. Ben Fas'a annemle gittim. Yani iki kadın düştük yollara. Zaten ben nereye desem annem güvenli mi değil mi diye sorgulamaz, takılır peşime gelir. Ama bu seferki öyle olmadı. Baktım güvenliği benden çok araştırıyor. İlk bir kaç gün kadına telefonu elinde tutturmadım. Neymiş çalınırmış diye. O da ne yapsın alışkanlık işte. Fotoğraf çekilicem diye eline alıyor öylece unutuyor. Takside yolculuk yaparken haliyle taksici hangi otele gideceğimizi soruyor. Medina bölgesine araç girmediği için otele yakın bir kapıda indiriyor bizi. Tabi çakal otelimizin adını öğrendi ya hemen etraftakilere kendi dilinden nereye gideceğimizi söylüyor. Amaç bize rehberlik edip otele götürmeleri. Fas halkı görüp görebileceğiniz en konuşkan, en samimi toplumdur. Hele biz Türklere bayılıyorlar. Zaten adamların hayatı Türk dizileriyle geçiyor. Yolda yürürken konuşmanızı duymadan tipinizden Türk olduğunuzu anlıyorlar. Bunun yerine eğer rotanızda Fes varsa lütfen Marakeş yerine bu hakkınızı Fes şehrine saklayın. Hem Fes'teki çok daha büyük hem de daha güvenli. Bunun için de yapmanız gereken şey Fes'teki otel resepsiyonundan size rehber temin etmelerini rica etmeniz gerekiyor. Çok komik bir rakama rehber sizi Fes Chouara Tabakhanesine götürüyor. Tabakhane girişinde ayrıca para ödemiyorsunuz, fotoğraf çekerken kimse sizi rahatsız etmiyor. Dükkanın içinden girip yukarı çıktığınız terasta dilediğiniz kadar vakit geçirebilirsiniz. Kazabanla, Fes ve Marakeş'e kıyasla kendimizi en güvenli ve rahat hissettiğimiz şehir Şafşavan olmuştu. Zaten ufacık bir şehir, her şey iç içe. Kimse sizi bir yere götüreyim, bir şey satayım diye ısrarcı değil. Oldu da yolunuzu kaybettiniz halka rahatlıkla yön sorabilirsiniz. Arkanıza takılmadan size yolu tarif edeceklerdir. Makalemizin sonunda size kısaca söyleceklerimiz Fas'ın güvenli olduğudur. Hırsızlık, gasp, taciz gibi olaylar ülkemizde alıp başını gitmiş durumdayken yabancı ülkede emin olun kendi ülkenizden daha güvende olacaksınız. Tabi güvenli dedik diye aman tedbiri elden bırakmayın. Ne olur ne olmaz diyerek her zaman bir ihtimal diyerek sürekli dikkatli olmanızda fayda var. Her zaman bir tehlike gelebilir fikri aklınızdan çıkmamalı. Bu sadece Fas değil dünyanın neresine giderseniz gidin geçerlidir. Mesela Fas için güvenli dedik diye otostop çekmeyin, biri evine davet ettiğinde gitmeyin, erkeklerle çok samimi olmayın. Yine aşağıda yazmış olduğumuz minik önlemleri de göz ardı etmezseniz seviniriz. Şimdiden Fas'a gidecek arkadaşların hepsine iyi ve güvenli yolculuklar dileriz. - Havalimanından ücretsiz sim-card alın. Şehirde internet paketi alabilirsiniz. Arkadaşınız veya eşinizle gittiyseniz telefonlarınızı kaydedin. Olası kaybolma ihtimaline karşı iletişim halinde olmanıza yarar. - Müslüman bir ülkede gezdiğinizi unutmayın ve çok açık kıyafetler giymekten kaçının. - Marakeş sokakların ergen erkeklere yol sormayın. Bayanlara sormak her zaman daha iyidir. Erkeklere sormanızın da bir kötü yanı yoktur. Ama durduk yere peşinize takılıp sorduğunuz adrese kadar sizi götürüp karşılığında bahşiş isterler. Genelde otellerin tavsiyesi de bu yöndedir. Diğer tüm Fas yazılarımıza buradan ulaşıp okuyabilirsiniz. Merhabalar, Fas'a gitmek isteyip güvenlik sebebiyle erteliyorum. Yazınızı okuyunca biraz daha rahatladım diyebilirim. Ellerinize sağlık. Ben erkek olarak çok güvenlik sıkıntısı çekmedim ama bayanları oldukça rahatsız ediyorlar. Özellikle Marekeş ve Fes'te durum daha vahim. Sürekli size yardım etmeye çalışıp, adres tarif edip sonra da utanmadan para istemeleri çok rahatsızlık verici."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fasin-en-huzurlu-sehri-safsava", "text": "Chefchaouen yani bizim bildiğimiz Fas'ın mavi şehri Şafşavan.... Fas gezilecek yerler rotamıza eklediğimiz, gitmek için can attığımız, maviye doymak istediğimiz, huzur bulmak istediğimiz şehir. Şafşavan şehri Chefchaouen, Chaouen, İspanyolca Xaoven, deniz seviyesinden 660 metre yüksekte Tetouen şehrinin doğusunda Djebel, Meggou ve Djebel Kala tepelerine hakim konumda yer almaktadır. Şehrin en büyük özelliği Medina bölgesinin masmavi olmasıdır. Bunun yanı sıra Chefchaouen'in bazı yapıları miras niteliğinde olmasına rağmen terk edilmekle karşı karşıyadır. Modern inşa teknikleriyle yapılmaya başlanan yeni binalar şehrin ahengini bozmaya doğru gitmektedir. Buna en basit örnek şehir meydanından tepeye doğru baktığınızda tepe kondurulan betonarme bina en güzel örnektir. Maviye boyalı monokrom harikalar diyarı kısaca Chaouen olarak okunur ve yazılır. Berberi dilinde Chefchaouen yani Şafşavan'ın anlamı çift boynuz demektir. Dağın ikiye ayrıldığı noktada vadi vardır. İşte şehir de tam bu noktadadır. 1471 yılında Mulay Ali Ben Rachid tarafından inşa edilen ufak kale Portekizlilerin istilasından korunmak amacıyla yapılmıştır. Ve şehir 1956 yılında özgürlüğüne kavuşabilmiştir. 1930'lu yıllarda Sefarad Yahudi sığınmacılar evlerini maviye boyama başlamışlardır. Bu rengin Tanrı'nın gücünü simgelediğine inanıyorlar ve gökyüzünün yansıması olduğunu düşünüyorlar. Bir diğer inanış ise mavi rengin böceklerden koruduğuna inandıkları için boyandığıdır. Bu mavi rengin hikayesini ilk Hasankeyf'te öğrenmiştik. Yıllar önce ziyaret ettiğimiz Hasankeyf'te ilk dikkatimizi çeken şey evlerin mavi çatılarıydı. Bizi gezdiren yerel rehberimiz Yusuf'a çatıların niye mavi olduğunu sorduğumuzda böceklerin eve girmemesi için yapıldığını söylemişti. O yüzden Şafşavan'daki böcek hikayesi bize daha mantıklı geldi. Endülüs döneminde İber yarımadasında Hristiyanlar Müslümanların yarımadadaki varlıklarını ortadan kaldırmaya çalışırken yine bu dönemde mülteci Yahudiler İsrail'in Safed şehrinde evlerini maviye boyama başlamışlardır. Zamanla Chefchaouen'deki Yahudiler giderek azalmaya başlayınca yerlerine Müslüman kitle gelerek çoğalmaya başlamışlardır. Şimdiler şehirde Araplar, İspanyollar ve Berberiler bir arada yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedirler. Chefchaouen, Marakeş ve Kazablanka'nın aldığı kalabalığı kendine çekmez. Buraya sadece Avrupalı turistler gelmektedir. Yaz dönemi 200 ve üzeri pansiyon sadece Avrupalı gezginlere ev sahipliği yapmaktadır. Şafşavan'ın ünlü olmasının bir diğer nedeni de 2011 yılında Georgia Armani'nin çekmiş olduğu reklam filmidir. Kif dedikleri Marijuana yetiştirilmektedir. Bölgenin en büyük kenevir ihracatı burada yapılıyor. Dolayısıyla Fas'ın Amsterdam'ındasınız. Çevrenizde, otelin avlusunda, sokakta orada burada esrar içen görürseniz sakın şaşaırmayın. Fas'ta esrar içmek yasak olmasına rağmen bu şehirde fazlasıyla yaygındır. Ve kimse kimseye bir şey dememektedir. Her iki yılda bir evler, sokaklar yeniden boyanmaktadır. Dolayısıyla şehir her zaman mavi her zaman etkileyicidir. Şafşavan denilince hani ilk akla gelen mavi şehirdir ya. İnanın şehir aynen fotoğraflarda gördüğünüz gibi hatta daha da fazlası. Medina gölgesinde kafanızı çevirdiğiniz, adım attığınız ve dokunduğunu her yer baştan sona mavi renktedir. Medina bölgesinde bir tane meydan bulunmaktadır. Meydanın ismi Uta El Hammam'dır. Genelde cafe ve restaurantlar da bu meydan çevresine konumlanmıştır. Yeri gelmişken Medina'nın ne demek olduğunu da söyleyelim. Fas'ta meşhur şehirlerin hepsinde Medina diye bir bölge vardır. Genelde şehrin eski kısmına verilen isimdir. Arapça anlamı şehir demektir. İspanya'dan sürgün edilen Yahudilerin Şafşavan'a yerleşmesiyle İspanyolca burada hakim dil olmuştur. Halkının hemen hemen hepsi İspanyolca konuşmaktadır. Şafşavan alışveriş için sizi tatmin etmeyecektir. Lüften alışveriş yapmak aklınızda varsa bunu en başından çıkarın. Ama argan ürünleriyle de sizi sizden alacak bir dükkan var ki içine girin ve çıkmayın! Benim favorimi soracak olursanız yumuşacık yapısıyla ve müthiş kokusuyla argan şampuanı ve sabunları oldu. Şehrin mavi sokaklarından taksiyle yalnızca yarım saat uzaklıktaki doğa harikası Cascades d'Akchour'a mutlaka gitmenizi tavsiye ediyoruz. Şelalelerin oluşturduğu göletler ve etrafını çevreleyen yeşillikler maviden sonra yeşile de doymanızı sağlıyor. Hem doğayla iç içe olmak hem de şehrin panoramik manzarasına hakim tepelere ayak basmak için Rift dağlarına gitmeniz gerektiğini sakın unutmayın. Afrika'nın en iyi yürüyüş rotalarından biri olduğu kabul edilen Rift dağını es geçmemeye özen gösterin. İster günübirlik isterseniz iki günlük trekking paketleri satın alabilirsiniz. Trekking noktalarından tavsiye edeceğimiz bir yer o da Talassemtane Ulusal Parkıdır. Şehirden Manzara Noktası Şafşavan'ın mavilikleri içinde kaybolmak kadar şehir manzarasını izlemekte insanın gözlerine bayram ettiriyor. Bunun için öyle bir yer keşfettik ki aman şimdi tepeye kim tırmanır diyeceklere müthiş nokta atışı olacak. Şehrin Uta El Hammam bölgesinde saklı bir türbe var. Kapısı yeşil renkli. İşte tam bu türbenin yanında bir dükkan var. Dışardan pek bizi içine çekmemişti. Ama sahibi biz türbenin önünde fotoğraf çekilince yanımıza gelip türbeyi anlatmaya başlayınca bizim türk olduğumuzu öğrendi. Tabi yine aldı başına değişik muhabbetler. Neymiş efendim bu türbeye çocuğu olmayan kadınlar, dileği kabul olsun diye gelip adakta bulunanlar vs geliyormuş. Neyse baktık sohbet iyice sıkıcı geliyor gitmeye yeltendik. Bu sefer tutturdu dükkanıma gelin sizi terasına çıkarıcam diye. Aslında bu adam derdi satış yapmak olmalı diye düşünürken ne alaka bizi terasa çıkarsın ki diye tedirgin tedirgen merdivenleri tırmanmaya başladık. Manzara, teras müthişti. Buraya bir cafe açsalar herhalde Şafşavan'ın en popüler yeri olurdu kesin. Tabi bu fikrimizi sahibine söylemekten de geri kalmadık. Adam maddiyatla alakayı kesmiş anlaşılan. Fas halkı Türk dizileriyle kafayı bozmuş durumda. Kadın-erkek hepsi bizim dizilerin hastası. Manzarayı izledikten sonra dükkanı gezdik. İçeride gerçekten çok özel ve eski parçalar var. İlgilenenler olursa buraya muhakkak girmelerini tavsiye ediyoruz. Sonumuz nasıl mı oldu? Adama teşekkür edip uzun bir vedalaşma evresine girdikten sonra akşam bak illa bekliyorum gelin Türk dizisi izleriz dedi ehehueheueh. En düşük sezon Aralık ve Mart ayları arasıdır. Gidilmesi gereken en iyi dönem ise Mart ayından Aralık ayına kadardır. En sıcak ve kuru dönemler Temmuz ve Ağustos aylarıdır. En soğuk ve yağışlı dönemler Aralık, Ocak ve Şubat aylarıdır. Şafşavan deniz seviyesinden yüksekte olduğundan ve dağlarla çevrili bir bölgede yer almasından dolayı genelde sabah erken saatlerde ve akşamları serin havanın etkisi altına girer. Eğer konaklamayı hostel tarzı yerde yapıyorsanız klima ve benzeri ısıtıcı olmadığından üşümeniz yüksek ihtimaldir. Aslında bir bakıma Karadeniz'e çok benzettiğimiz bir şehir olmuştur Şafşavan. O yüzden bizim tavsiyemiz Şafşavan'a gidilmesi gereken dönem Mayıs ve Haziran ayı ile Eylül ve Ekim aylarıdır. Şafşavan Medina bölgesindeki meydanda dediğimiz gibi cafe ve restaurantlar bulunmaktadır. İstediğiniz yere girip gönül rahatlığıyla yemeğinizi yiyebilirsiniz. Ama bizim size özel bir tavsiyemiz var ki buraya gitmeden Şafşavan'dan dönmeyin. Assaada Restaurant sokak arasında kalıyor. Eğer adını bilmiyorsanız denk gelmeniz çok zor. Belki denk gelirsiniz ama bu sefer de bu ne biçim yer sokağa 3-5 plastik masa atmışlar deyip es geçersiniz. Aman böyle demeyin. İçeri girin ve teras katına çıkın. Teraste toplam 2 masası var. Biz şanslıydık ki yer bulabildik. Yediğimiz en güzel, en bol porsiyon ve en ucuz restaurant burasıydı. Şafşavan'da 200'ün üzerinde pansiyon ve otel olduğundan her bütçeye uygun konaklama seçeneği mevcuttur. Bizim tercihimiz Medina yani Old Town bölgesinden yana oldu. 2 gece konaklamamız için tercihimiz Hostel Mauritania oldu. Geceliği iki kişi için 38 usd'e geldi. Plansız olduğundan öncesinde rezervasyon yapmamıştık. O yüzden de sona kalan dona kalır misali hayatımızda ilk defa ortak banyolu bir hostel'de kalmış olduk. Odaları geniş olmasına rağmen içinde sadece sehpadan ibaretti. Banyonun sıcak suyu ise kafasına göre takılıyordu. İlk 5 dakika içinde yıkandın yıkandık yoksa o soğuk havada soğuk suda yıkanmak zorunda kalırsınız. Kısaca ortak banyoymuş, hostelmiş yok arkadaş bize göre değil!!! Şafşavan'a Fas şehirlerinin hiç birinden trenle ulaşım yolu bulunmamaktadır. Tren güzargahı üzerinde olmadığından trenle hiçbir türlü ulaşım yoktur. İspanya'dan gelecekseniz Tangier şehrine feribotla geçip buradan CTM otobüslerine binip 2,5 3 saat otobüs yolculuğu yaptıktan sonra varabilirsiniz. Eğer uzaktan gelecekseniz yolun bir kısmını trenle gelip ardından otobüsle devam etmek en mantıklı yol olacaktır. Bunun için Marakeş veya Kazablanka'dan Tangier'e trenle geçip Tangier tren istasyonundan taksi ile otobüs durağına gidip buradan otobüs bileti alıp Şafşavan'a gidebilirsiniz. Rotanız üzerinde Fes şehri varsa yine buraya trenle gelip Fes otobüs durağından bilet alıp ulaşabilirsiniz. Fes otobüs durağı şehri saran surların tam karşısında bulunuyor. Yani şehirden yürüyerek rahatlıkla otobüs durağına gidebilirsiniz. Bunun için taksi tutmanıza gerek yok. Bizim hikayemize gelince Şafşavan dönüşünü sabah ilk otobüs seferine almıştık. Henüz hava aydınlanmadan otelden check-out yaptık. Her ne kadar otelden taksi istesek de otel Şafşavan Medina bölgesinde olduğundan ve buraya araç girmediğinden taksi çağıramayacaklarını söylediler. Biz de Medina bölgesinden ana bölgeye çıkalım cadde üzerinde illaki buluruz dedik. Ama düşündüğümüz gibi olmadı. Sabahın köründe sokaklarda sadece biz valizin tekerlek sesi eşliğinde sabah sporumuzu yaptık. Hani Fas güvenli mi diye çok soru soruyorsunuz ya bu sorunun cevaplarından birini de bu hikaye versin size 😉 İki bayan sabahın köründe otobüs durağına sıkıntısız yürüyebiliyor. İlham verici fotoğraflar ve videolar ile dolu bir yazı olmuş. Renkler gerçekten çok güzel."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fasta-ilk-gu", "text": "17. Şubat 2017 10:50'de bindiğimiz uçak tam saatinde Kazablanka'ya vardı. Uçakta form dağıtılmadığı için uçaktan çıkıp pasaport kontrolü öncesi hemen pasaport kontrol sırasına girmeden önce sol taraftaki deskten ufak beyaz kağıdı doldurmanız gerekiyor. Bizim gibi gözünüzden kaçırıp pasaport sırası size gelince geri dönmek zorunda kalıp gerisin geri sıraya baştan girersiniz ona göre. Ayak bastığımız andan itibaren sürekli adım başı kontrol yapılması; uçaktan çıkar çıkmaz, pasaport sonrası ve valizleri aldıktan sonraki x-ray cihazı. Valizi aldıktan sonra ilerde solda döviz bürosu var. Burada paranızı bozdurun ve yanındaki desk'ten ücretsiz telefon kartınızı alın. Aktif etmek için 120'i aramak yeterli. Kartın içindeki internet ve konuşma limiti çok düşük. O yüzden daha sonra yükleme yapmayı unutmayın. 5 gb internet sadece 50 Dh (yani 5 Euro). Kartı aktif edemediyseniz yükleme yaptırdığınız telefoncu size bu konuda yardımcı olacaktır. Döviz bürosunun önündeki çıkış kapısı çok kalabalık olduğu için biz ilerdeki çıkışı kullanmak istedik. Bu kapıdan çıkınca tam karşınıza tabela çıkacak. Yani tam karşınızdaki merdivenlerden aşağı inin. İndiğiniz gibi ONCF ofisi karşınıza gelecek. İster gişeden ister biletmatiklerden merkeze gitmek için biletinizi alabilirsiniz. Eğer iner inmez başka trenle başka şehirlere geçeceksen, Kazablanka'da konaklayacaksanız otelinizin hangi istasyona yakın olduğuna bakmalısınız. Çünkü Kazablanka'da 2 tane tren istasyonu var. Biri Casa Voyaguers diğer Casa Port. Biz direk Marakeş'e gideceğimiz için biletlerimizi Casa Voyaguer'e aldık. Havalimanından 14:00 trenine bindik. Kazablanka'da kalmayıp aynı gün Marakeş'e gitmeyi planladığımız için tek endişemiz 14:50 Kazablanka Marakeş trenini yakalamaktı. Trenden inip aa girişe yöneldik. Hemen sıraya girip biletlerimizi 2 dakika içinde rahatlıkla aldık. 14:50'i yakalayamazsak bir sonraki tren 18:50'deydi. 4 saat bekleme süresi gözümüzde çok büyümüştü. 4,5 saat tren yolculuğu sonrası Marakeş'e ayak basıyoruz. 17 Şubat sabahı 08:00'den bu yana hatta Fas'ın Türkiye'den 3 saat geri olmasını hesaba katarsak yaklaşık 15 saattir yolculuk modundayız. Trenden inen ilk kişilerden olmamıza rağmen iner inmez banklara oturup bir nefes alıyoruz. Biz nefes alana kadar garda bizden başka (2 kişi hariç) kimseler kalmıyor. İkisi de Avrupalı bir kız ve bir çok. Kız Marakeş'te yaşıyormuş. Amacımız tren istasyonundan sadece 3 km uzaklıktaki otelimize otobüsle mi yoksa taksiyle mi gitmemizin daha mantıklı olacağını öğrenmekti. Taksinin daha hızlı ama ikisinin de oldukça güvenli olduğunu söyledi. Otobüs kişi başı 4 dh iken taksi ücreti sizin pazarlığınıza bağlı olarak değişiyor. Gar'dan dışarı adım atar atmaz adamlar etrafımızda üşüşüyor. 100 Dh diyen taksiciye 50 Dh teklif ediyoruz. O da göbek ata ata kabul ediyor zaten teklifimizi. Belki kazıklanmış olabiliriz ama daha fazla indirim için onca yol sonrası takatimiz yoktu. Taksiler eski şehir diğer adıyla Medina bölgesindeki sokaklara giremiyor. Sokaklar dar olduğu için bizi ana caddede otele en yakın konumda indiriyor. Burdan sonra oteli bulmak için ya telefonumuzdaki maps. me aplikasyonuna güvenicez ya da sokaktaki çakallara! Biz zaten daha gar'da maps. me'ye otelin adını yazıp rotayı hazır etmiştik. Taksiye binmeden önce doğal olarak hangi otele gideceğimizi söylediğimiz için bizi indirdiği yerde çevredeki gençlere hangi otele gideceğimizi söylüyor. Söylemesiyle biri peşimize takılıyor. Neymiş o bizi otele götürecekmiş.... Elimizde maps. me açık o ne tarif ederse, nereye derse o tarafa doğru ilerliyoruz. Çocuk da yanımızda hayır o yön yanlış asıl bu taraf deyip bizi başka tarafa yönlendirmek istiyor. Sokakların ıssızlığına rağmen çocuğa inanmayıp maps. me'ye güvendik. Ve 5 dakika yürüdükten sonra otelimize vardık. Bu arada gittiğiniz zaman mutlaka sizi de yönlendirmek, otelinizi göstermek isteyenler olacak. Biz para vermek istemediğimiz için peşine takılmadık. Gitmek isterseniz, ben aplikasyonla, aramakla uğraşamam derseniz bu çocuklardan birinin peşine takıp 10 Dh karşılığı otelinize sizi götürmesini kabul edebilirsiniz. Güvenlik anlamında korkmanız gereken bir durum olmadığını belirtmek isteriz. Çünkü bir gün yine başka bir otele giderken ara sokaklara girdikçe maps. me saçmalamaya başlayınca yol göstermek isteyen birinin yardımını almıştık. Şunu da asla unutmayın... Zor da kaldıkça bunların peşine takılın. Adres sormanız gerektiği zaman mümkün mertebe bayan ve çocuklara adres sorun. Fas gezi rehberi ve Marakeş'te gezilecek yerler yazılarımıza da bakıp bilgi almayı ihmal etmeyin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fes-deri-tabakhanesi-chouara-tabakhanes", "text": "Ne yalan söyleyelim Fes'e tek gitme amacımız Fes deri tabakhanesi Chouara Tabakhanesini görmekti. Fes'ten bahsedince akla tabakhanenin gelmemesi ne mümkün. 3 adet tabakhaneye sahip olan şehirde en büyüğü ve binlerce yıldır durmadan işleyeni Chouara tabakhanesidir. Surlar ardında sıkışıp kalmış, eski şehrin yani Fez el Bali'nin dar sokaklarını arşınlayarak, katırların geçitleri kapattığı sokaklardan güç bela geçerek buraya ulaşmanız mümkün. Marakeş'in aksine Fes'te yön bilginize güvenerek gezmeniz imkansız. Bunun dışında navigasyonun dahi işin içinden çıkamadığı zamanlar oluyor. O yüzden lütfen otelinizden size bir rehber temin etmelerini rica edin. Hem rehber olması halinde tabakhanede çalışanların ısrarına, baskısına ve para istemelerine maruz kalmazsınız. Rehbere kişi başı 20 dirhem ödeyerek kestirme yollardan, kaybolmadan buraya ulaşmanız mümkün. Tabakhane sıra sıra dizilmiş, içi boya dolu taş kazanlar ile doludur. İnsanların hepsi beline kadar bu boya kazanlarının içinde, güneşin altında çalışmaktadırlar. Derilerin nasıl işlendiği, hangi aşamalardan geçtiği kadar bu insanların ne şartlarda çalıştığı da oldukça dikkate değer bir konudur. Hayvanlar helal yöntemle kesildikten sonra kurutulmaya bırakılıyor. Deriler sadece inek, koyun, deve ve keçinin postunun işlenmesiyle kaliteli deriler haline getiriliyorlar. Bu derilerden daha çok çanta, ceket, ayakkabı ve Fas'in geleneksel papuçları yapılıyor. Tüm ürünler modern teknolojiye ihtiyaç duyulmaksızın elle yapılıyor. İlk aşamada deriler inek sidiği, kalsiyum asit, su ve tuz karışımına basılıyor. Bu karışım sonucu ortaya çıkan yakıcı madde sağlam derileri parçalıyor, derideki yağı kaybettiriyor, deride kalan etleri sıyırıyor ve derideki tüylerin dökülmesine yol açıyor. 2-3 gün sonra deriler bekletildiği karışımdan çıkartılıp, tabakçılar tarafından kazınmaya başlanıyor. Ve bu aşamanın akabinde kurutulmak üzere ya yerlere seriliyor ya da asılıyor. Sonraki aşama ise derilerin güvercin dışkısı ve su karışımlı teknelere konulmasıyla devam ediyor. Güvercin dışkısı amonyak içerdiği için yumuşatıcı görevi görüyor. Bu sayede deriler boyayı emsin diye kolay işlenebilir hal alıyor. Tabakçılar çıplak ayaklarıyla 3 saatten fazla derileri çiğniyor ve deri daha yumuşak hale geliyor. Deriler doğal boya dolu çukurlara konuluyor. Doğal boyadan kastımız kırmızı renk için çiçek, mavi renk için civit, sarı renk için safran, yeşil için nane ve kahverengi için sedir ağacının kullanılıyor olmasıdır. Kullanılan diğer materyaller ise zeytinyağı, deriyi daha parlak göstersin diye, nar pudrası pürüzleri alınmış derinin renginin sarıya dönmesini engellemek için. Tüm bu işlemler bittikten sonra deri güneş altında kurumaya bırakılır. Kuruyan deriler son olarak esnafa satılır. Ve sonunda ortaya çok güzel ürünler çıkar."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fes-gezilecek-yerler-fasta-gezilecek-yerle", "text": "Fes'te nereler gezilir, Fas gezilecek yerler listemizin en önemli yerlerinden biri olan Fes'te tam 2 gün geçirdik. Bu süre boyunca Fes'te gezilecek yerleri doya doya gezip görme imkanımız oldu. Fes, Fas ülkesinin ikinci büyük şehridir. 2014 yılı sayımına göre nüfusu 1.1 milyon olan şehir 1925 yılına kadar Fas'a başkentlik yapmıştır. Fas 18 yy'da istila edilerek bazı uluslar tarafından 1492 yılına kadar hüküm sürülmüştür. Güney İspanya ile yakınlığından dolayı Cordoba, Carmana veya Ubeda'daki şehir mimarisini Fes'te görmek pek mümkündür. Fes'te iki eski yerleşim alanına sahiptir. Bunlardan en büyüğü Fez el Bali bölgesidir. Eski şehir alanının dış tarafı tamamen surlarla çevrilidir. Sur içine Medina denilirken sur dışında kalan alana yeni şehir denilmektedir. Fez el Bali bölgesi Endülüs mülteciler tarafından 790 yılında kurulmuştur. Fez el Bali dışındaki diğer bir eski yerleşim alanı da yahudi mahallesi olan Fez el Jdid'dir. Yeni yerleşim yeri Ville Nouvelle bölgesi tipik Fransız kolonyal mimarisi ile dekore edilmiş bulvarlara, parklara ve meydanlara sahiptir. Gün geçtikçe yabancılar yeni bölgeden evler almaya başlamıştır. Fez el Bali arnavut kaldırımlı ara sokakları ile tam bir labirent gibidir. 1981 yılından bu yana Unesco Dünya Miras Listesinde yer alan eski şehir alanı için dünyanın en büyük yaya alanı olduğuna inanılıyor. Ortaçağ'ın en büyük ve en eski şehri Fes eski şehir alanında 9000 adet sokağı içermektedir. Yanlış duymadınız tam 9000 sokak ve her biri birbirinden dar ve araçların girmesi yasak. Eski şehir sokaklarına tek girebilen eşekler. Çünkü yükleri tek taşıyabilecek şey onlar. Bazı anlar oluyor ki geçitteki eşek yüzünden geçemiyorsunuz. Üniversitesi ve Arap-Endülüs sanatının hazineleriyle parıldayan şehirdir. Modern Çağ'dan ortaçağ'a ilk adımı batı'nın cazibe merkezi, Afrika'nın Atinası olarak dillere gelen, Rift dağlarının eteklerinde 9000'den fazla sokağı, dar geçitleri ve çıkmaz sokaklarıyla %1 milyondan fazla kaybolma riskiyle Fes'in giriş kapılarından en meşhuruyla atıyoruz. Bab Bou Jeloud : 3 simetrik kemerle süslü kapı 1913 yılında inşa edilmiştir. Eski şehre girişi sağlayan en meşhur kapıdır. İç tarafı yeşil renkli dış tarafının rengi ise mavidir. Bu yüzden Bab Boujloud yani mavi kapı olarak anılmaktadır. Bu kapıdan girerek Medina'nın iki ana caddesine ulaşmanız mümkündür. Medersa Bou Inania / Ebu İnaniye Medresesi : 1351-1356 yıllarında açılan okulda din eğitimleri veriliyormuş. Sultan Bou Inani tarafından kurulmuş Bou Inania Medresesi zamanının en iyi mimari örneklerinden biridir. Avluya adım atar atmaz duvar işlemeleri, çarpıcı el oymaları, duvarların alt kısmındaki sonsuz geometrik şekillerden oluşan çiniler ve girift kapılar görülmeye değerdir. Zemini siyah beyaz karolar, cephesi mermer ve taş işlemesi olmasıyla birbirine tezat oluştursa da bir bütünlük içindedir adeta. Medresenin dışardan gözüken en belirgin özelliği ise yüksek kulesinin yeşil çinilerle işlenmiş olmasıdır. Gayrimüslimlerin içeri girilmesine izin verilmiyor. Sadece avluyu gezebiliyorlar. Dar Batha Müzesi : 19 yy'da inşa edilmiş yazlık saray 1916 yılından bu yana müze olarak hizmet vermektedir. Sanat ve tarihe biraz olsun ilginiz var bu müzeyi listenize eklemeyi ihmal etmemelisiniz. İçerde görebilecekleriniz arasında renkli Berberi halıları, antika enstrümanlar ve 14 yy'dan kalma seramik koleksiyonudur. Mellah : Yahudilerin yaşadığı mahallelere Mellah denir. 14. yy'da yahudiler sığınmak için bu bölgeye yerleşmiştir. Günümüzde Fes'te sadece 200 yahudi kalmıştır. Bunların da çoğu yeni şehire taşınmıştır. Bu bölgede yahudi evlerine görüp, yahudi mezarlığının yanındaki bit pazarına ziyaret edip, görkemli bir şekilde restore edilmiş Aben Danan sinagogunu görebilirsiniz. Kairaouine Üniversitesi ve Cami : Afrika'nın en büyük camisi ve dünyanın en eski üniversitesidir. Üniversite 859 yılında Tunuslular kurulmuş olup 12 yy'da Murabıtlar tarafından genişletilmiştir. Ve hala aktif durumdadır. Kapladığı alanı göz önüne getirin diye şunu söyleyebilir ki kompleks tam tamına 20.000 kişiyi içine alabilmektedir. İçeri sadece müslümanların girmesine izin veriliyor. Kraliyet Sarayı: Fes Palais Royal 13. yy'da inşa edilmiş bir saraydır. Saray'daki altından pirinç kapılar (7 tane) Fas'ın Fransa'dan bağımsızlığı kazanması üzerine 1960'larda inşa edilmiştir. Sarayın içine girilmesine izin verilmiyor. Çevresinde dolaşıp altın kapılarını görmek için gelebilirsiniz. Chouara Tabakhanesi : Fes'ten bahsedince akla tabakhanenin gelmemesi ne mümkün. Üç adet tabakhaneye sahip olan şehirde en büyüğü ve binlerce yıldır işleyeni Chouara tabakhanesidir. Fas'ın en melhur deri tabakhanesi Fes şehrindekidir. Marakeş'te de vardı. Ama ülkenin en büyük tabakhanesi Chouara'dır. Aslında şehrin çevresinde 3 ana tabakhane olmasına rağmen en ünlüsü burasıdır. Tabakhane'ye girdiğiniz anda çok kötü ve ağır bir kokuyla burun buruna gelecekseniz. Bunun için burnunuza taze nane götürmeyi ihmal etmeyin. Bir de tabakhaneye tepeden baktığınızda sanki bir ressamın boya paleti ayaklarınızın altına serilmiş gibi muazzam bir manzarayla karşılaşacaksınız. Gördüğünüz kil boya kaplarının içerisinde güvercin kakasıyla inek idrarı karışımı vardır. Kendi başınıza bulabilir misiniz o konuda fikrimiz yok. Bizim tavsiyemiz konakladığınız otelden size rehber bulmasını rica etmenizdir. Böylelikle kimseyle muhattap olmadan rehberi takip ederek rahatlıkla tabakhaneyi ziyaret edebilirsiniz. Rehbersiz gitmek isterseniz illa cafe Terrasse Riad Kettani'yi offline haritanızda pinleyerek buraya gidebilirsiniz. Hem cafede bir şeyler içer hem de bu esnada deri dükkanlarına girmeye gerek olmadan tabahkaneyi görmüş olursunuz. Ya da tabakhane çevresindeki 10 veya 64 numaralı dükkanların terasına çıkabilirsiniz. Genelde tabakhane hikayeleri biraz kötüdür. Biz bunu Marakeş'te yaşadıktan sonra Fes'tekine otelin sağladığı rehber ile gittik. Fes'i Panoramik İzleyin: Şehrin panaromik manzarasını günbatımı eşliğinde görmek fes'in en güzel aktivitelerinden biridir. Bunun için 13 ve 15. yy'da hüküm sürmüş olan Merenid sultanlarına ait olan mezarlığa/nekropole gidebilirsiniz. Kaybolmak bana göre böyle gezdiğimi daha iyi anlıyorum kendimi o şehre ait hissediyorum diyenlerdenseniz hiç rehber tutmayın deriz. Hele bir de elinizin altında maps. me uygulaması varsa dalın Fes sokaklarına yolları arşınlaya arşınlaya gezin. Ama ben müslüman ülkede tek başıma gezemem hele ki 9000 sokak içinde diyorsanız otelinizden bir rehber isteyin ve takılın arkasına korkusuzca gezin. Biz öyle ya da böyle neyi tercih edeceğinize bakmaksızın size yürüyüş rotası sunalım. Eski şehir için 3 saatlik yürüyüş turu kişi başı 12-13 euro arası, eski şehir dışı 1 saatlik yürüyüş turu ise kişi başı 20 euro'dur. Chouara tabakhanesine de yalnız gitmenizi önermiyoruz. Bunun için biz otel'in sahibinden rehber getirmesini istedik. Kişi başı 20 dirhem karşılığında artı ücret ödemeden tabakhaneyi de aradan çıkarmış olduk. Fes alışveriş konusunda bir Marakeş değil ve uzunca bir süre de olacak gibi değil. Marakeş'ten sonra buraya gelince bir burun kıvırır olduk. Dükkanların şekli şemali bile değişikti. Marakeş'te tamamen yerel ürünler görürken burada eski çarşının dükkanlarında modern kıyafetler görünce ciddi anlamda itici geldi. Modern ve yerel birbirine girmiş durumda. Alışveriş yapacaksanız sakın Fes'e bırakmayın. O işi Marakeş'te halledin! Atmosferiyle ve dizaynı ile Fes'in en iyi cafelerinden biridir. Ayrıca Fes başlı başına Fas yemekleri konusunda en iyi yerlerden biri olduğundan bu şehrin en güzel cafesine giderek deve burger deneyebilirsiniz. Cafe clock zincirinin kurucusu 2006 yılında Fes ziyareti yapmış olan Mike Richardson'dır. En sevdiğimiz yanı ise gelirin büyük kısmını hayır kurumlarına bağışlıyor oluşu. Ayrıca mekanda her çarşamba günleri canlı müzik de oluyor. Cafe clock hemen Bou Inania medresesinin yanındadır. Bir de rainbow caddesine yakın olduğunu da belirtmek isteriz. Karanlık Derb el Magana sokağına girdikten sonra göreceğiniz tabelayı sokağın sonuna kadar takip edin. Çalışma saatleri 09:00-23:00 arasıdır. 600 yıldan daha eski olan yapı eski bir riyaddır. Fas yemeklerinin tadına bakmak için bu güzel ambiyansa sahip restaurantta akşam yemeği yiyebilirsiniz. Bu Cuma Fas'a gidiyorum. Yazınız benim için iyi bir rehber oldu. Teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fil-yetimhanes", "text": "Sheldrick Fil Yetimhanesi Nairobi'nin görülmesi gereken başlıca yerlerinden bir tanesi. Gitmeden önce lütfen park olarak algılamayın burayı. Neden mi? Gelin birlikte okuyalım..... 1977 yılında Tsavo Milli Parkının müdür olan David Sheldrick'in anısına eşi Daphne Sheldrick tarafından kurulan sheldrickwildlifetrust yetimhanenin amacı kaçak avcılık sonucu yetim kalan fillerin burada yetiştirilmesini amaçlayan rehabilitasyon merkezi olmasıdır. David Sheldrick, Kenya National Park'ında çalışmaya başladığı 1948'de ve sonra devam eden 20 yılda, neredeyse haritada bile olmayan ve kuş uçmaz kervan geçmez Tsavo bölgesini, Kenya'nın en büyük ve en ünlü Ulusal Parkı haline getirdi. Kendisi, kariyerine Nairobi'de devam etmek üzere Kenya'nın Vahşi Yaşam Birimlerinin 1976'da başına geldi ve 6 ay sonra öldü. Her gün 11:00 12:00 arası bir saat ziyaretçilerini kabul eden yetimhanede filleri besleyebilir, çamur banyolarını izleyebilir ve onlarla vakit geçirebilirsiniz. Hatta bununla da kalmayıp senelik sadece 50 usd vererek bir filin sahibi olabilirsiniz. Sahip oldunuz diye alın eve götürün demiyorlar elbet. Verdiğiniz 50 usd sayesinde bu miniğin yıllık bakım masrafları karşılanmış oluyor. Sahiplenmek için bu linkten detaylara göz atabilirsiniz. Fillerin derisinde yaşamakta olan küçük parazitler vardır. Filler de bu parazitlerden kurtulmak ve aynı zamanda yaralarının kapanmasına yardımcı olması için çamur banyosu yaparlar. Çamur banyosu yapmak için uzun hortumlarından yardım alarak bu işlemi yaparlar. Madem fil yetimhanesinden, doğaya kazandırılan filler hakkında bilgi verdik biraz da bu güzel hayvanlar nasıl beslenir ondan bahsedelim. Fillerin kalbi yaklaşık 20 kg'a kadar çıkmaktadır. En küçüklerindeki bu ağırlık 12 kg'dır. Hortumları ile tek seferde 6 lt su tutabilirler. Günde ortalama 200 lt su içerler. O yüzden sulak yerde yaşamayı tercih ederler. Günde ortalama 200 kg besin tüketirler. Toplam 24 dişi vardır. Ağzının kenarındakine her ne kadar fildişi desek de aslında bunlar diş değil boynuzdur. Anaerkil yapıları vardır. Bu yüzden lider hep dişi fildedir. Sosyal hayvanlar olduğundan hep sürü halinde hareket ederler. Hamilelik dönemi 22 aydır. Yavrular ortalama 120 kg ağırlığında doğar.3 yaşına kadar süt emerler. Filler kaçak avcılık tehdidi altında olduklarından buna dikkat çekmek amacıyla her yıl 12 Ağustos Dünya Fil Günü olarak kutlanmaktadır. Filler Afrika ve Asya filleri olarak ikiye ayrılır. Afrika fillerinin kulakları daha geniş ve büyük, kafası daha yuvarlakken Asya fillerinin kafasında deve gibi 2 çöküntü vardır ve kulakları daha şekilsiz ve küçüktür. Marula, dünyada sadece Afrika'da, Sahra Çölü'nün altında kalan ülkelerde, yılda birkaç hafta meyve veren çok değerli bir ağaçtır. Afrikalılar tarafından \"kutsal ağaç\" kabul edilir. Sık sık filler tarafından ziyaret edildiğinden, elephant tree olarak da bilinir. Meyvesi inanılmaz lezzetlidir. Aynı zamanda potasyum, kalsiyum, magnezyum, protein ve C vitamini açısından zengindir. 18 metre uzunluğa kadar ulaşabilen marula ağaçları yılda ortalama 500 kg meyve verir. Hayvanlar bu meyvelerle beslenir. Anı zamanda bu meyvelerden çok güzel kokteyller üretilir. Amarula markası bunlardan biridir. Bir gün yolunuz Afrika'ya düşerse Amarula'yı denemeden dönmeyin derim. Bu arada marula ağaçlarının meyvelerini yiyen fillerin sarhoş oldukları rivayet edilir ? Ancak bu sadece bir Afrika efsanesidir!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-bantayan-adas", "text": "Filipinlerde gezilecek yerler, Filipinler adaları inanın saymakla bitmez. Filipinler gezi rehberi konusunda çok ciddi kaynak olduğumuzu biliyoruz ve bunu daha da derinleştirmek için üçüncü kez yine Filipinlerdeyiz. Her defasında yepyeni, unutulmaz yerler keşfettik. Ve şimdi de aynı amaçla Filipinler yollarına düştük. İlk keşfimiz Bantayan adası oldu. Yolculuğumuz biliyorsunuz 19 aralık soğuk bir kış günü başladı. Şehri, doğası sonraya kalsın biz önce bir kendimize gelelim dedik ve ilk olarak Bantayan Adasına gitmeye karar verdik. Bantayan adası ismini bundan yıllar önce duymuştum ancak her Filipinler seyahatinde planımız başka bölgeler olunca kısmet olmamıştı ziyaret etmek. Filipinlerin Visayas bölgesinde bulunan ada; denizi, kumsalları ve el değmemişliği ile bilinse de yabancı turistler tarafından aman aman bilinmemektedir. Daha çok yerli turist ağırlayan ada dolayısıyla insan akınına uğramış değil. Bantayan adasına nasıl gidilir makalemizde Bantayan adasının Santa Fe limanına vardıktan sonra merkeze nasıl gidilir hakkında tüm detaylar yazmaktadır. Buradan okuyabilirsiniz. - Günlük tur ile Hilantagaan Adası turuna katıl, - Malapascua Adası turuna katıl, - Ogtong mağarasını git ve cam gibi suya gir, giriş ücreti 100 php otelin içindeki mağara ziyareti, havuz ve kumsal kullanım ücreti için. Bizden kimse para istemediği için biz ücretsiz kullandık hepsini - St. Nino mağarasını ziyaret et - Madridejos Nature Park / Lawis - Anika Beach - Santa Fe - Sugar Beach - Kota Beach Hem konaklama, hem merkezi oluşu hem de deniz ve kumsal olarak en tercih edilebilir olanı Kota Beach'tir. Biz hem Kota Beach üzerindeki Kota Beach Resort'te hem de Sugar Beach'te yer alan Budyong Bungalow'da kaldık. Her ikisinin de konaklama ücreti hemen hemen aynı olduğu için bizce Kota Beach Resort konaklama için en uygun ve konforlusu. Fiyatlar 700 Peso'dan başlayıp konuma ve otelin lükslüğüne göre artmaktadır. Gitmeden önce internetten bulduğumuz Bantayan Cottage ile irtibata geçip fanlı odanın 595 peso olduğunu öğrendik. Rezervasyon yaptırmaya gelince paypal ile bizden tüm parayı istedikleri için burada kalmamaya karar verdik. Bantayan adasına gidince uğrar bakarız, beğenirsek ve yer varsa kalırız dedik. Gittikten sonra iyi ki parayı yollamamışız dedik Yol kenarında kasabanın merkezinden ve denizden yaklaşık 100-150 metre uzak bir yer. İlk gecemizi 800 peso'ya yeni yapılmış 4 odalı bir yerde geçirdik. Bir yer diyoruz çünkü ne hostel'e ne otel'e benziyordu. Ama havlu, sıcak su ve balkonu vardı Çok önemli şey bunlar! Valizleri koyduğumuz gibi hemen kendimize otel bakmak için sokağa attık. Kalınabilecek yerler 1000 peso'dan başlıyor ve konum olarak tam istediğimiz gibi değil. Kumsalı boylu boyunca yürürken Kota Beach'e ulaştık. İşte tam istediğimiz yer! En öndeki odalar full olduğu için arkadaki binada kaldık. Günlüğü 900 peso. 5 gece müsait olduğu için sonrasında başka bir otele geçmemiz gerekiyordu. Şanslıyız herhalde ki hemen bitişiğindeki Budyong bungalow'da geceliği 800 peso'ya yer bulduk. Otellerin hemen hemen çoğunda sıcak su yok.... Filipinler'in bir çok yerine göre fiyatların pahalı olduğunu söyleyebiliriz. Hem turistik olmayışı hem de bu kadar pahalı oluşu bizleri şaşırttı açıkçası. Başlıca ulaşım bisiklet taksilerdir. Filipinler'deki trycyle 'ların bisikletli hali. Santa Fe iskelesinden kasabaya (1 km'den az mesafe) 50 peso'ya gitmeniz mümkün. Eğer gideceğiniz mesafe 200-300 metreyse fiyatlar 20 pesoya kadar düşmektedir. Ücretler 2 kişi içindir. Diğer bir ulaşım şekli ise motor kiralamaktır. Motor kiraları 300 peso'dan başlıyor. Bizim taksici isterseniz size motor bulurum hem de daha ucuza deyince 250 peso'ya hallettik bu işi."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-bantayan-adasina-ulasi", "text": "Filipinler Visayas bölgesindeki Bantayan adasına nasıl gidilir, Bantayan adasına ulaşım ücreti nedir, Bantayan adası feribot saatleri, ulaşım kaç saat sürmektedir gibi detayları makalemizde en ince detayına kadar bulabilirsiniz. Bantayan adasına gelmek için yolculuğun ilk başlayacağı nokta Cebu oluyor. Manila'dan gelmek istiyorsanız Cebu'ya uçmalısınız. Cebu'ya vardıktan sonra Cebu North Bus Terminal'e gitmelisiniz. North Bus Terminal Cebu limanından yalnızca 3 km uzaklıktadır. Hiç boşuna kendinizi habal habal bekleyeceğim, ucuza gideceğim diye zorlamayın. Binin taksiye gidin. Biz limandan taksi ile 100 php'e gittik. Terminale vardıktan sonra Hagnaya'ya giden otobüse binilmelidir. Bir de klimasızlarda çantalar bagaja konulmuyor. Herkes çantasını yanına alıyor. Anlayacağınız otobüsün içi tam bir keşmekeş. Otobüs yolculuğumuz dura kalka üç buçuk saat sürdü. Hagnaya feribot terminalinde iner inmez 13.30 seferi için biletlerimizi aldık. Bilet ücreti 170 PHP, liman vergisi 10 PHP. 2 saat yolculuk daha yaparak nihayet Bantayan Adası Santa Fe iskelesine yanaşıyoruz. Santa Fe iskelesinden kasaba yaklaşık 500 metre uzaklıkta. Hemen hemen tüm otellerin pick-up servisi var. Ancak biz otelimizi önceden ayarlamadığımız için ve iskelede bekleyen çakallara da para kaptırma niyetimiz olmadığı için yürüyerek kasabaya ulaştık. Sonuç itibariyle aslında Bantayan Adasına ulaşım çok basit olmasına rağmen sadece yolculuk çok uzun sürmesi bizleri baydı. Adaya vardıktan sonra iyi ki bunca yolu çekmişiz dedirten manzarayla karşılaşınca tüm yorgunluğumuz bir anda geçti. Bantayan Adasını ilk keşfeden blogger olmaktan mutluluk duyuyoruz. Maceralarımız ve keşiflerimiz için takipte kalmaya devam edin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-gezi-rehberi-gezilecek-yerle", "text": "Filipinler turu son yıllarda oldukça revaçta olan Uzakdoğu turlarından biri haline gelmeye başlamıştır. Cennet gibi adaları, el değmemiş doğası ve birbirinden nefis şelaleleri ile seyahat severlere gezmek namına aradıkları her şeyi sunmaktadır. Filipinler gezi rehberi başlıklı makalemizde sizlere biraz olsun Filipinler'in tarihini, coğrafi konumunu ve bölgelerini tanıtmak istiyoruz. Pasifik'in ateş çemberi olarak bilinen Filipinler tarihi, doğası ve kültürü ile kesinlikle gidilip görülmesi gereken ülkelerden bir tanesidir. Filipinler'de yaşamış olan ilk yerlilerin bundan 40.000 yıl önce yaşadığı düşünülmektedir. Batı Visayas bölgesindeki Palawan'da 22.000 yıl öncesine ait insan kemikleri aynı zamanda 30.000 yıl öncesine ait antik çağlardan kalma kaya'dan yapılma eşyalarda bulunmuştur. Gerçek Filipinliler soyu Negritos ve Aeta'dır. Ufak tefek olan siyah tenli ve kıvırcık saçlara sahip bu Aeta ırkı 10.000-13.000 yıl önce Asya kıtasından gelmiştir. İlk geldikleri dönemde Filipinler'in her yerine yayılan ırk şimdilerde Luzon, Palawan, Negros, Panay ve Mindanao bölgelerinin yüksek yaylarında yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu ırkların ardından Malaylar, Hintliler ve Çinlilerin ardından 10 yy'da Endonezya'dan gelen müslüman tüccar sayesinde Filipinler'in güneyinde İslamiyet yayılmaya başladı. İslamiyet'in yayılmaya başlamasının akabinde İspanyolların himayesi altında dünyanın küre olduğunu ispat etmek için dünya turuna çıkan Ferdinand Macellan'ın 1521 yılında Filipinler'e ilk ayak basan Avrupalı olmuştur. Müslüman düşmanı olan Ferdinand Macellan Mactan adasına saldırıp Müslümanlar ile çatışma haline girdi ve Lapu Lapu tarafından öldürülmüştür. Macellan'dan yıllar sonra (1542) ülkeye gelip burada İspanyol merkezi kurmak için uğraşan Miguel Lopez de Legazpi sayesinde ülke kısa sürede İspanyollar tarafından fethedilmiştir (1571). Yeni sömürgenin baş şehri Manila olmuş ve İspanyol Kralı Philippe'in onuruna ülkenin adı Filipinler olarak konulmuştur. 19. yy'ın sonlarında 25. Nisan.1898 yılında Amerika'nın İspanyollara savaş başlatması ile Manila kenti Amerika tarafından işgal edildi. 17 Temmuz'da sona eren savaş neticesinde 10. Ağustos.1898 tarihinde Amerika ile İspanya arasında Paris anlaşması imzalanmış ve bunun yanı sıra Filipinler 20 milyon dolar karşılığında Amerika'ya devredilmiştir. 1898 yılında Filipinler Amerika Birleşik Devletlerin ilk ve tek kolonisi olmuştur. Amerika-Filipin savaşını takiben Amerika ada'ya geniş çaplı eğitim getirmiştir. Filipinler II. Dünya Savaşında Amerika'nın yanında olmuş meşhur Bataan ve Corregidor çarpışmasında Japonya'nın ilerlemesini geciktirip Avustralya'yı kurtarmışlardır. II. Dünya Savaşı sırasında ülke 1942-1944 yılları arasında Japonlar tarafından işgal edildi. 1944 yılı sonlarına doğru Amerika generali Douglas Mac Arthur 700 gemi ve 174.000 asker ile Filipinler'e ulaşarak Leyte ve Mindanao adalarındaki Japonları bertaraf etmeyi başardılar. Çatışma sonucu Amerika'nın kaybı 4000-6000 kişi arasındayken Filipinlerin kaybı tahmini 1 milyon olmuştur.1946 yılında bağımsızlığını kazanan nihayet özgürlüklerine kavuşmuş oldular. Filipinler dünya'da en fazla İngilizce konuşan insan sayısına sahip 3. ülkedir. Ana dil Filipince, ardından İngilizce ve ayrıca 76 yerel dil ve 500 farklı lehçe ülke genelinde konuşulmaktadır. Ülke Asyalılar, Avrupalılar ve Amerikalılardan etkilendiği için tarihleri de kaynaşmıştır. Filipinler özgürlüğünü seven, demokrasi yanlısı olması ile İngilizce dilde 12 ulusal gazetesi, 7 ulusal televizyon istasyonu, yüzlerce kablolu televizyon istasyonları ve 2000 radyo istasyonlarına sahiptir. Filipinler gelişmekte olan batı dünyasının kavşağında yer alır. Güneydoğu Asya'nın tam kalbinde 7.641 tane adası ve 1900 km uzunluğu ile Batanes'in ucundan Sulu takımadalarına kadar uzanıp yatmaktadır. Filipinlerin toplam yüzölçümü 300.000 km2'dir. Filipinlerin sahip olduğu 11 büyük ada ülkenin % 94'ünü kapsamaktadır. Ülkenin 3 ana adası Visayas, Luzon ve Mindanao'dur. Ülke'nin batı kıyılarından Doğu Çin Denizinin suları süzülmektedir, kuzeyinde Tayvan, Çin ve Hong Kong daha kuzeyinde Japonya, batısında Malezya, Tayland, Singapur bulunmaktadır. Pasifik okyanusunun suları ülkenin doğu ve batısını süpürmektedir. Emsalsiz konumu sayesinde ülke ticaretin, kültürün ve entellektüelliğin merkezidir. Filipinler'in sahip olduğu flora ve fauna sayesinde dünyanın en iyi biyoçeşitliliğine sahip ülkeler arasında yerini almasına önemli bir katkısı bulunmaktadır. Ülkenin sahip olduğu dağlar, volkanları mercan resifleri, kireçtaşı mağaraları ve sahilleri gelen her ziyaretçisine umduğundan fazlasını sunmaktadır. Filipinler'in aktif olan volkanı Mayon dağıdır. En yüksek dağı (2900 mt) ise Mindanao'da bulunan Apo Dağıdır. Asya kıtasının en uzun nehri ve en büyük mağarası ise Filipinler'in Palawan bölgesindeki Subterannean Nehridir. Doğası ile büyüleneceğiniz yer Palawan Bacuit takımadası, ülkenin coğrafi güzelliğini sunan er ise Kuzey Luzon'daki pirinç tarlalarıdır. Filipinlerde 13.500 çeşit bitki türü bulunmaktadır. Bilim adamlarına göre bu türlerin sadece % 30 %40'ı Filipinlerde yetişmektedir. Adalar en az 111 memeliye ev sahipliği yaptığı gibi 500 çeşit mercan'da ülkede bulunduğu için dünyanın 2. Mercan çeşitliliğine sahip ülkesidir. 600 çeşit kuş türünün de yaşadığı ülkede türlerden yaklaşık 200 tanesi dünyada sadece Filipinlerde görülmüştür. Kasım ve Şubat ayları en serin ve ziyaret edilmesi gereken en iyi dönemdir. Mart ve Mayıs aylarında ülke yazı yaşamaktadır yani çok sıcak ve kuru iklimin hakimiyeti söz konusudur. Haziran ve Ekim ayları arası yağış görülmekle birlikte Temmuz ve Kasım aylarında tayfunlara denk gelmeniz olasıdır. Yıl boyu sıcak ve tropik iklimin hakim olduğu ülkede ortalama sıcaklık 26,5 derecedir. Yıl içinde kuru, yağışlı ve tayfunlu dönemler yaşanıyor olsa da Cebu, Visayas yılın her dönemi sıcak olmakta ziyarete uygundur. Ifugao Piriç Tarlaları : Yabani kırsal ile kaplı dağların üzerindeki pirinç tarlaları ülkenin adeta sembolüdür. Banaue, Batad ve Ifugao'nun köyleri pirinç tarlaları ile ziyaretçilerin dikkatini çeken bölgelerdir. Volkanlar : Pasifik'in ateş çemberi olarak bilinen Filipinler'de onlarca volkan bulunmakta ve bunlardan 27 tanesi aktiftir. Ülkenin en bilinen Mt. Pinatubo, Mt. Mayon ve Taol volkanlarıdır. Bu 3 volkan'da Filipinler'in Luzon bölgesindedir. Filipinler'in en büyük volkanlarından biri olan Mt. Pinatubo'da 15. Hazira. 1991 yılında şiddetli patlama meydana gelmiş ve Mt. Pinatubo dağının zirvesinden büyük bir parça kopmuştur. Patlama sonucu 700 kişi hayatını kaybetmiştir. Mt. Pnitubo patlaması yüzyılın en büyük 2. Volkan patlaması olup sonucunda küresel sıcaklık yaklaşık 0.5 santigrat düşmüştür. Bir diğer önemli volkan Mt. Mayon'da ise 1616 yılından bu yana 47 patlama meydana gelmiştir. 1616 ila 2002 yılları arasında en az 1300 kişi patlama nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Diğer volkanlar ise Mt. Kanlaon, Mt. Guiting-Guiting, Mt. Halcon'dur. Bacuit Takımadaları : Palawan'ın kuzeyinde El Nido bölgesinde yer alan Bacuit takımadalarında yolculuk yaparken lagünleri, saklı koyları kumsalları, kayalıklardan oluşan adaları, keskin kireç taşı kayalıklarını görebileceğiniz dudak uçurtan bir bölgedir. El Nido hakkında detaylı yazımız için burayı tıklayabilirsiniz. Filipinler'in Kumsalları : Yer Filipinler olunca denizin ardına inci gibi boylu boyunca uzanmış beyaz kumsallar akla gelmezse olmaz. Ülkenin toplam 7.641 adası olduğundan sizlere sessiz, kalabalık ve el değmemiş kumsallar sunmaktadır. Sadece denize girmekle yetinmeyip, Malapascua ve Sipalay'da unutulmaz dalış deneyimi, Boracay adasında kitesurf deneyimi, San Juan ve La Union'da sörf deneyimi yaşayabilirsiniz. Bicol : Filipinler'in 5. Bölgesinde yer alan Bicol sizlere macera dolu bir deneyim sunmaktadır. Volkanlar, kumsallar, mağaralar, koylar göller ve parklar içinde maceranın keyfini çıkarabilirsiniz. Bicolandia olarak tabir erdilen bölge Camarines Sur, Camarines Norte, Sorsogon, Catanduanes, Albay ve Masbate'de meydana gelmektedir. Bicol turistler tarafından en iyi bilinen bölgedir. Mayon volkanına tırmanış, Donsol'da beyaz köpek balıkları ile dalış, ülkede yiyebileceğiniz en iyi halo halo tatlısı burada yapılıyor olması, Camarines Sur'da su kayağı ve daha pek çok aktivite sizleri bekliyor. Bohol Adası : Filipinler'in diğer bölgelerine nazaran daha az turistik br bölge olan Bohol adasında çikolata tepeleri ve dünyanın en küçük maymunu olan Tarsier'in burada olması adayı ziyaret etmek için başlıca sebeplerdir. Boracay Adası : Kumsal partilerinin vazgeçilmez merkezi, beyaz kumsalların sere serpe uzandığı sahil şeridi tropik tatil severlerin vazgeçilmezidir. Kolonyol Mimari : Filipinler sadece beyaz kumsallar ve maceradan ibaret değildir. İspanyo sömürgesi altında kalan ülke Avrupa Mimarisine de sahiptir. Kuzey Luzon'daki kaldırım taşlı sokakların hakim olduğu Vigan şehri, Negros'daki Silay şehri tarihi yapıları ile birlikte çok güzel korunmuş bölgelerden yalnız birkaç tanesidir. Tarihten kalma bir çok köşk'ün restore edilerek otel/restaurant'a dönüştürülmüş olduğu yapılarda çok hoş vakit geçirebilirsiniz. Unesco miras listesinde yerini alan Santa Maria, Paoay ve Miagao'da yine İspanyollardan kalma diğer miraslardır. Apo Reef : Mindoro boğazında 27.469 hektar alanı ile dünyanın 2. Büyük mercan kayalığına sahip mercan adası olması dalış severlerin vazgeçilmez dalış noktalarından biridir. Apo Reef 1996 yılında koruma altına alınmıştır. Sagada : Filipinler'in başkenti Manila'nın 275 km kuzeyinde yer almaktadır. Kaplıcalar, damlataş ve dikit oluşumlarına sahip Sumaguing Mağarasında yürüyüş macerası, Bokong şelalesi ve Eco vadisi çevresinde kireçtaşı oluşumlarına asılı tabutlar ve yine Lumiang mağarasındaki tabutlar Sagada'yı görmenizi gerektirmektedir. Sagada'da insanlar kendi tabutlarını kendileri yapıyor. Öldükten sonra ise cenin pozisyonunda tabuta yerleştirilip ya mağaranın içinde konuluyor ya da kayalara asılıyorlarmış. Ancak turizmin gittikçe ilerlemesi yüzünden artık bu gelenek uygulanmamaktadır. En önemli festivalleri Ati-Atihan, Moriones Madness, Crucifixion Ceremonies, MassKara ve Rodeo Masbateno olmasına rağmen aşağıdaki listede hangi ay hangi festivallerin olduğuna dair bilgi sahibi olabilirsiniz. Filipinlerin para birimi Peso'dur. Kuruşlara ( 1,5,10,25) centavos verilir. Dövizleri alışveriş merkezleri, oteller ve bankalarda bozdurabilirsiniz. Otel, restaurant, mağazalardan kredi kartı ile alışveriş yapılabilmektedir. Para birimi çeviricisi için \"Xe\" tavsiye edilen ve doğru bilgi içeren bir sitedir. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilir ve 30 güne kadar bu ülkede kalabilirsiniz. 30 günden fazla kalmak isteyenler göçmenlik bürosu ya da Filipinler Konsolosluğundan/Elçiliğinden bu süreyi uzatabilirler. Bir çok insanın Filipinlere giriş yaptığı havalimanları Manila Ninoy AquinoInternational Airport, Cebu ve Clark'dır Filipinlere sefer yapmakta olan pek çok havayolu şirketi olduğu için fiyat olarakta kıyas yapabilme imkanı doğmaktadır. Bu havayolu şirketleri Airasiazest, Cebu Pasific, Jetstar, Philippine Airlines, Seair, Tiger Airways'dir. Filipinlerde her taksinin muhakkak taksimetresi bulunmakla birlikte taksimetrenin açılış fiyatı 40 PHP'dir. Taksimetresi kırık taksiye veyahut taksimetresini açmak istemeyen taksicinin aracından inip başka taksiye binmeniz önerilir. Büyük şehirlerde taksi yerine tercih etmeniz gereken Grab'dir. Bu uygulamayı telefonunuza indirerek çok daha ucuza seyahat edebilirsiniz. İlk jeepney II. Dünya savaşından sonra Amerikalılar tarafından ordu araçları modifiye edilip bu halini almıştır. Sonrasında Filipinliler bu araçları yerel ulaşım aracı olarak kullanmaya başladıkları gibi araçlara müzik tesisatı da ekleyerek rengarenk boyamışlar ve ortaya oldukça keyifli ve eğlenceli bir araç çıkmıştır. Şehir içindeki jeepney'lerin tarifesi 8 PHP'den başlamaktadır. Ufak adaları keşfetmek için motor en kullanışlı araçtır. Günlük 500 PHP'e kiralayabileceğiz motor ile dilediğiniz gibi gezebilirsiniz. Kask ücretinin motosiklet ücretine dahil olmadığını bilmelisiniz. Bunun için ayrıca ücret ödemelisiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-gezi-rotami", "text": "Merhabalar........ Filipinler gezi rotamızda Filipinler'in hangi adalarına gitmeye karar verdik tek tek yazdık. Geçen sene başlatmış olduğumuz \"bazı kışlar sıcak geçer\" konsepti ile bu sene de kışı sıcak geçirmeye, sizlerin içini ısıtmaya karar verdik. Nasıl ki geçen yıl (2015) Tayland'ın bilinen ve bilinmeyen pek çok adasına gidip sizlere yeni yeni yerler tanıttıysak bu seferde aynı amaçla rotamızı Filipinler'in bilinmeyen adalarına çevirdik. Alabildiğine uzanan bembeyaz kumsallar ve kumsalın arkasına adeta set örmüşçesine inci gibi dizilmiş coconut ağaçları, olmazsa olmaz beyazdan turkuaza dönen pırıl pırıl bir deniz, alışık olmadığımız deniz canlıları ve tropik meyveler........ Filipinler gezisi öncesi yine hummalı bir araştırma evresine aylar öncesinden başladık. Nereye gitsek de hem biz keyif alsak hem de sizler için yeni rotalar keşfetsek diye. Gidilecek yerler az çok belirmeye başladığında tek sıkıntı çektiğimiz konu internette gideceğimiz yerler hakkında yeterli kaynak olmamasıydı. Bunun da üstesinden geliriz deyip programı şekillendirdik. İlk önceliğimizin turistik olmayan adalardan yana olmasına özen gösterdik. Zaten şu an hemen hemen her birinizin bildiği turistik yerler sayılı ; Boracay başta olmak üzere Bohol ve El Nido. Gerçekleştirdiğimiz Filipinler gezisi sonrası iyi ki 5 yıl önce buralara gitmişiz ve insan yığınına uğramış bu tatil destinasyonlarını henüz kalabalıklaşmadan görmüşüz dedik. Turistten geçilmeyen, bozulmaya ramak kalmış yerlerin başında geliyorlar. Daha çok Boracay ve Bohol. El Nido için aynı örneklendirmeyi yapmak haksızlık olur. Aman yanlış anlamayın bu düşünce sadece bize ait değil, yerliler dahil tanıştığımız tüm gezginlerde aynı fikirde. 60 gün geçirmeye karar verdiğimiz Filipinler gezimizde ağırlıklı olarak aslında birazda tarzımız gereği sürekli adalardaydık. Nedense bizim insanımız sürekli deniz, kum, ada gördün mü dışa pek vuramasa da içinden yeter be kardeşim hep deniz hep kum der. -Hayat umduğumuzdan da kısa. Bizde kısacık ömrümüzde hayatın tadını en iyi şekilde çıkaralım istiyoruz. -Türk insanı ne yazık ki yıllık iznini yazın kullanabildiği için genel olarak tatil anlayışları kar-kış tatilinden ziyade yazlık yerler oluyor. -Avrupa ve Euro harcama meraklısı değiliz. Avrupa'ya ziyaret etmiyor değiliz ama elimizden geldiğince az gitmeye özen gösteriyoruz. O kale, bu bahçe, şu müze bir yere kadar! Şimdi düşünsenize sosyal medyada sürekli bina, kale, müze resmi paylaştığımızı -Antalya'da 5 yıldızlı tatil köylerini tercih edenleri saymazsak Türkiye'de uzakdoğuyu tercih eden bir diğer kesim ise balayı çiftleri. Sanırım en çok onların ilgi alanına giriyoruzdur -Kimini Paris'te şarap içmek, kimini ispanya'da tapas yemek, kimini İtalya'da pizza yemek mutlu ediyorsa bizi de beyaz kum ayağımızın altında, gözümüzün önünde masmavi bir okyanus ve coconut ağacı gölgesinde bir tropik shake içmek mutlu ediyor. - Moalboal : 1970 yılından bu yana dalış cenneti olarak bilinen Moalboal'da dalış yaparak Filipinler açılışı yapmak istedik. Burayı Filipinlere üçüncü gelişimizde ancak keşfedebildik. Kusurumuzu mazur görün artık. - Bohol Adası : Baştan turistik yerlere gitmeyeceğiz demiştik değil mi? E peki madem dedikte niye gittik öyleyse? Biliyorsunuz ki Bohol adasının en turistik bölgesi Panglao'dur. Beyaz kumsallar, masmavi sular ve bir çok guesthouse, oteller bu bölgededir. Bizse Bohol adasının Anda bölgesine gittik. Yani Bohol'un dalış cennetine. Burada da güzel dalışlar yaptık. - Bantayan Adası : Visayas bölgesinin kuzeyinde Türkler tarafından henüz bilinmeyen, hiç gelişmemiş, çok minik olmayan bir ada. Ama artık sizlerde biliyorsunuz bu adayı - Cebu : Şehir işte neyini anlatalım ki. Hiç sevmediğimiz yaşamların hayatlarını idame ettirdiği, kaosu, trafiği bol yerlerden. Ama burası bildiğimiz şehirlerin aksine bir gece kondu şehri. - Oslob : Duyduk ki balina köpekbalığı dalışı ile meşhurmuş, aaa bir de şu instagramda Filipinler fotoğrafları içinde en ilgi çekeni olan Tan-awan beach'te buradaymış. Eksik kalmasın gidelim dedik. Keşke sadece gitmeye sebep bunlar olsa ya çevredeki şelalelere ne demeli! - Dumaguete : The City of Gentle People olarak bilinen Negros bölgesinin en büyük şehridir. - Siquijor Adası : Negros manzarasını en iyi açıdan sunan Siquijor adası da aynı Bantayan adası gibi pek duyulmamış, fazla turist ağırlamayan ve gelişmemiş bakir adalardan bir tanesi. - Camotes Adası : Bu saydığımız yerler arasında en beğendiğimiz diyebiliriz. Denizine girmeye, adayı gezmeye doyamadığımız sayılı yerlerden biridir. Liste biraz daha devam ediyor. Şimdilik Camotes adasındayız. O nedenle aşağıdaki yerler hakkında bir bilgi yazamıyoruz. Gidip deneyimledikten sonra artık detaylı makaleler yazarız 2015 sonu başlayan yolcuğumuz 2016'nın Şubat ortasına kadar sürecek. Bu kışı da en sıcak yerlerde geçirmenin mutluluğu içindeyiz. 2016'nın yeni keşiflerin, yeni yolların, yeni hayatların başlangıcı olması dileğiyle. Sevgiler. Merhabalar Filipinler yazılarınızı zevkle okuyorum. Kaleminize emeğinize sağlık. Ben şu anda Bohol adasından Cebu, ya dönüyorum. Luzon taraflarını gezdim. Şimdi nasıl bir rota izlesem diye bakınıyorum. Maalesef kulaklarımdan dolayı dalamıyorum. Şnorkelle idare ediyorum. Sizden rica etsem bana 3 haftalık dalma işlemi olmayan gezilecek bir rota çizebilirmisiniz lütfen. Cevabınız için şimdiden teşekkürler. Mart-Nisan içerisinde 3 haftalık bir Filipinler seyahati planlıyorum ama daha çok dalış yapmak ve biraz eğlenmek üzerine. Turu yalnız yapacağım için de resort bölgeleri pek ilgimi çekmiyor. Coron-Palawan veya Cebu-Bohol-ve sizin yazdığınız diğer adaları değerlendiyorum, tabi adada hostel veya guesthouse olması benim için önemli diyebilirim. Çok sakin olmayan ama dalış için ideal olan adaları önerebilir misiniz 🙂 Sevgilerle."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-kopekbaligi-dalis", "text": "Cebu'dan Oslob'a geldik gelmesine de nereye, nasıl gideceğiz bilmiyoruz. Jeepney, trcycle, özel tur hangisini tercih etsekte balina köpekbalığı izleme noktasına gitsek bilmiyoruz. Hemen hepsinin fiyatlarını öğrenip hangisi ile gitmek karlı diye bir karar verdik. Ve sonuçta otelin ayarlamasını uygun gördük. Çünkü biz tüm gün boyunca balina köpekbalığı, Aguinid ve Tumalog Şelalesi turunu kombine ettik. Otelin ayarladığı bu günlük turun bedeli kişi başı 1.500 Filipin Peso'su. Maliyet detayına en sonda detaylı şekilde değineceğiz. Sabah şöför geldi. Ben onu görünce şoklardayım Ortalıkta tek gördüğüm bir motosiklet ve üzerinde şöför. Ve biz 3 kişi tek motor üzerinde seyahat etmek zorundayız. Yolculuk 3-5 km sürecek olsa hadi razıyız denilebilir de, tüm gün üç kişi bir motor tepesinde çok zor çoook. Hemen otel sahibi nemrut suratlı kadının yanına gidip bu nedir demekten kendimi alıkoyamadım. Bir motorla üç kişi dalga mı geçiyorsunuz dedik ama Filipinler'de herşeyin ucu para arkadaş. Eğer bir motor daha istersek artı 300 Peso daha vermemiz gerektiğini söyledi. Neymiş benzin pahalıymış, litresi kaç paraysa. Sen gel biz seni aynı kilometreye arabayla götürürüz. Hey allah! Siz de verseydiniz canım 300 Peso (20 TL'e yakın) daha ne yani para mı diyenleriniz olabilir. Ancak 2 ay Filipinler'de seyahat edince bütçe konusuna fazlasıyla dikkat etmeliyiz. Zaten 3.000 Peso vermişiz üstüne 300 daha vermeye niyetimiz yok. Oslob kasabasından balina köpekbalığı izleme noktası 8-9 km uzaklıkta. Vardığımız gibi 1.000 Peso ödememizi yaptık. Ardından brifingimizi alıp bize verilen sıranın gelmesini beklemeye koyulduk. Bizim şöförümüz olduğu için çantamızı ona emanet ettik. Eğer siz kendiniz motor kiralayıp veya başka bir vasıta ile gelecekseniz burada dolap kiralayıp eşyalarını koyabilirsiniz. Planlamamıza göre sabah 06:00'da otelden çıkacaktık. Erken gidersek hem kalabalık olmadığını hem de daha rahat snorkel yapabileceğimizi söylemişlerdi. Yarım saat geç kalkınca köpekbalığı izleme noktası adeta pazar alanına dönmüşçesine kalabalıktı. Bizim tavsiyemiz sabah 06:00'da orada olacak şekilde kendinizi ayarlamanız. 1. Otelden Whale Shark + Tumalog turu alıp 1.300 Peso verebilirsiniz. 2. Oslob merkezden Jeepney ile 15 Peso'ya yaklaşık 10-15 dakika'da buraya ulaşabilirsiniz. 3. Günlük 700 Peso motor kiralayabilirsiniz. Çok heyecanla, büyük beklentiyle gittiğimiz bu macera biraz hayal kırıklığıyla sonuçlandı desek yalan olmaz. Tura katılmadan önce birbirimize köpekbalığıyla şöyle pozlar vereceğiz, böyle videolar çekeceğiz, beraber yüzeceğiz gibi motive edici konuşmalar yaparken 30 dakika süren tur boyunca köpekbalığıyla topu topu 5 dakika münasebette bulunabildik. Ama buna rapmen o dev gibi kütlesiyle yanımızdan geçişi, ağzını açtığında karşılaştığımız manzara bizi heyecanlandırmadı değil Her şeyi bırakın bir gezgin için veyahut bir turist için unutulmayacak bir anı diyebiliriz. Balina köpekbalığı, köpekbalıklarının en büyük cinsi ve yine dünyanın da en büyük balık türüdür. Uzunlukları 18 metreyi bulan balığın kilosu ise yarım ton gelmektedir. - Güneş kremi kullanmayın - Flash kullanmayın - Köpekbalığına dokunmayın. Cezası 2.000 Peso! - Tekneden köpekbalığı izlemek : 500 Peso - Köpekbalığı ile snorkel yapmak : 1.000 Peso - Köpekbalığı ile dalış yapmak : 1.500 Peso 6 yaş ve altındaki çocuklardan ücret alınmamaktadır. - Snorkel takımı, verilenler çok kalitesiz olduğu için kendi eşyalarınızı getirmeniz köpekbalığını görebilmeniz için en doğru hareket olur. - Sualtı kamerası - Havlu - Güneş kremi kullanılmadığı için güneşten korunmak adına t-shirt"} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-turu-el-nido-coron-boraca", "text": "2024 sömestr turları belli oldu. Filipinler Turları listesine bir yenisini daha eklendi. Filipinler Turu ile muhteşem bir sömestr tatili için hazır mısınız? Hem de Filipinler en harika zamanında.... İstanbul Yeni Havalimanından THY ile direk ya da aktarmalı gelecek olanlar istediği uçuş firması ile Manila uçuşunu gerçekleştirecek. Manila'ya varış tarihi 24 ocak 2024 olan uçuşu tercih etmelisiniz. 24 Ocak 2024 tarihinde Manila havalimanında sizi karşılayıp otele transferinizi gerçekleştireceğiz. Otelimizin Manila'nın en iyi 10 rooftoplarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Dileyenler rooftop'taki havuzda veya restaurant kısmında vakit geçirebilir, dileyenler Manila'nın sokaklarını keşfedebilir. Manila Coron adası uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Tropikal adalar turumuz başlıyor. Coron Adası yapılan Filipinler turlarında ne yazık ki eklenmeyen rotadır. Ama biz farkımız olsun diye 2013 yılında keşfettiğimiz bu cennet adayı sizler de görün ve bu güzellikten mahrum kalmayın diye Filipinler Turu rotamıza ekledik. Böylece Coron adası sayesinde dünyada eşi benzeri olmayan bir Filipinler Turu organize etmiş oluyoruz. Muhteşem bir tam gün turu bizi bekliyor. Otele yerleştikten sonra Coron'un en güzel otelinin havuzunda bir kaç saat vakit geçirdikten sonra Coron adasında yerel yaşamı, su üstünde yaşayan insanları görmek için yerlilere karışmaya gidiyoruz. Sonrasında hayatınızda belki ilk olacak bir gün batımı deneyimi yaşatacağız. Dünyanın sayılı tuzlu su kaplıcalarından olan Maquinit Kaplıcasında 40 derece sıcak su içinde mangrov ormanların çevrelediği ve önümüzde okyanusun uzandığı bir manzara eşliğinde unutulmaz bir gün batımı gerçekleştireceğiz. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Coron adasının limanına transferimiz olacak ve bu andan itibaren tropikal filipinler turumuz başlamış olacak. Google'da Filipinler diye aratınca karşınıza ilk çıkan manzaranın içine götüreceğiz sizi. Yani Kayandan Lake Kayangan Göl'üne. Tüm gün sürecek olan tekne turunda sadece Kayandan Lake'i görmekle kalmayacak bir o kadar güzelliğe sahip yerlere ziyaretimiz olacak. Öğle yemeği tekne turuna dahildir. Sabah erken saatlerde limana transfer ve 5 saat sürecek. Adalar arasında yapacağımız feribot seferi ile Palawan adasının kuzeyindeki Filipinlilerin gözde tatil cenneti El Nido'ya varış. El Nido son yıllarda turizm patlaması yaşanan Filipinler'in en gözde noktalarından bir tanesidir. Zaten Coron'dan başlayan yolculuğumuzun sonunda El Nido'ya yaklaşırken kireçtaşı oluşumlarını görünce daha karaya ayak basmadan El Nido'ya aşık olacaksınız. El Nido hala lokal özelliğini koruyan, lagünler arasında ufacık bir balıkçı kasabası. Son dönemde Asya turizm pazarında adından söz ettirmesinin sebebi ise kesinlikle çevresindeki doğal kireçtaşı oluşumu lagünler. Kısa bir dinlenmeden sonra dileyenler ile otelimizden adımımızı sokağa attığımız gibi El Nido çarşısına çıkıyor ve birbirinden güzel ve ucuz balık restoranlarında akşam yemeği yiyoruz. Kasabada kısa bir yürüyüş yapma imkanımız da olacak. Sabah erken saatlerde bot turumuza başlayacağız. Herhangi bir yere transfer olmanıza gerek yok, botumuz bizi kumsala yanaşarak alacak ve muhteşem lagün turumuza başlayacağız. El Nido'da bot turları çeşitlilik gösteriyor ve hepsi A, B, C, D şeklinde ayrılıyor. Bunlardan en meşhuru bizim de yapacağız Tour A, bu tam günlük turda pek çok koy ve ada görme şansınız olacak. Büyük lagünde kanolarımızı kiralayıp 2 km lagünün içinde muhteşem bir tur yapacağız. Sabah erken saatlerde bu sefer Tour C'yi yapmak için uyanıyoruz. Sabah erken saatlerde havaalanına transfer ve El Nido Boracay uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Boracay en güzel bölgesinde yer alan otelimize yerleşiyoruz. Boracay, kumsaldaki bar ve cafeleri ile fazlasıyla eğlenceli bir adadır. Aynı zamanda dünyanın en iyi günbatımı manzarası sunmasıyla da meşhurdur. Otele yerleşip, dinlendikten sonra hep birlikte gün batımı için kendimizi White Beach'e atacağız. Adanın tadını dilediğiniz gibi çıkarabilmeniz için serbest zaman. Sabah havaalanına transfer, transfer sonrası Manila'ya direk uçuş ve İstanbul için dönüş zamanı. Uçuşlarınızı 24 ocak 2024 Manila varışlı ve 2 Şubat Manila dönüşlü alabilirsiniz. Uluslararası uçak tur bedeline dahil değildir. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. Filipinler'in tüm tropikal adalarını kapsamaktadır. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. Filipinler ulaşım konusunda büyük sıkıntısı olan bir ülke ve bir yerden bir yere gidiş gelişler tahmin ettiğinizden çok daha fazla sürelere çıkabiliyor. -Gezimizde Filipinler'in en özel lagün adaları tekne turlarımıza dahil oluyor. Toplamda El Nido'da 2 tam gün, Coron'da tam gün tekne turlarımız mevcut. -9 gece konaklamalı, 10 günlük bu gezimizde 4 farklı noktaya ayak basmış olacağız. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Gezilerimizde kullandığımız tekne, kano turları ya da günlük turlar herhangi bir tura katılmamızla oluşmuyor. Tamamen tarafımıza tahsis edilen botlarla, otobüslerle gezilerimizi gerçekleştiriyoruz. -Fiyat politikası konusunda her zaman en duyarlı gezi ekibi olmaya özen gösteriyoruz. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -Tüm havalimanı otel liman transferleri -Tüm günlük tur transferleri, -Tüm ara uçuşlar -Manila Coron direk uçuşu -Coron El Nido feribot biletleri -El Nido Boracay uçuşu -Türkçe rehberlik hizmeti 9 gecelik konaklama boyunca tüm sabah kahvaltıları fiyata dahildir. Coron ve El Nido tekne turlarımızın içerisinde öğle yemeklerimiz açık büfe şeklindedir. Bu belirtilenler dışındaki yemekler misafirlerimize aittir. -Yurt dışı çıkış harcı -Uluslarası Manila gidiş-dönüş uçak bileti -ÖDEMELERİNİZİ NAKİT OLARAK TAKSİTLENDİRME İMKANI BULUNMAKTADIR. -TUR DETAYLARINI ÖĞRENMEK VE TÜM SORULARINIZ İÇİN 0530 403 55 87 NO'LU NUMARADAN ORKUN BEY İLE İLETİŞİME GEÇEBİLİRSİNİZ. Filipinler turumuz için vize almanıza gerek yoktur. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. Safyamızda yapılmakta olan açıklamaların hepsi bilgilendirme amaçlıdır. Yurtdışına çıkışınız esnasında yanınızda bulundurmanız ve ibraz etmeniz gereken evrakların her biri kendi sorumluluğunuzdadır. - Uçuş öncesinde gidilecek olan rotaya dair uçuş saatleri değişebilir, bu nedenle uçuş saatlerinin hareket tarihlerinden 48 saat önce teyit edilmesi gerekmektedir. Uçuş tarihinden önce parkurlarda ve varış kalkış saatlerinde değişiklik olabilir. Tüm yolcular uçuş detaylarının değişebileceğini bilerek ve kabul ederek turu satın almışlardır. - Elde olmayan zorunlu nedenlerden dolayı tur programında gidilecek şehirler aynı kalmak suretiyle tur rotasını değiştirme hakkını saklı tutar. - Tur programında belirtilen oteller aynı kategoride olmak suretiyle değiştirilebilir. - Yolcuların Check-in ve boarding işlemleri kişisel işlemleri olduğundan, her yolcu tarafından uçuş öncesinde havalimanlarında ilgili havayolu kontuarlarında ya da dilerlerse on-line olarak ilgili havayolunun internet sitelerinden yapılması zorunludur. Check-in işlemlerinden sonra rötar olması, kapı numarasının değişmesi durumunda anons geçilirse bunu takip etmek yolcuların sorumluluğundadır. - Check-in ve boarding işlemlerini zamanında yaptırmamaktan dolayı uçuşunu gerçekleştiremeyen yolculardan sorumlu olmadığımızı belirtmek isteriz. Uçağın kaçırılması halinde tekrar alınması gereken uçak biletleri ve varılacak ülkedeki transferler yolcunun kendisine aittir. - Tura katılan yolcularımızın kişisel eşyalarını kaybetmesi, unutması ve çaldırması halinde sorumluluğumuz bulunmaktadır. Kayıp eşya için ilgili mercilere yolcuların şahsen başvurması ve takip etmesi gerekmektedir. Kayıp eşyanın bulunması halinde nakliye, kargo masrafları yolcuya aittir. - Yolcularımızın sağlık problemlerine ilişkin sürekli kullanmakta olduğu ilaç veya cihaz varsa bunları mutlaka yanlarında bulundurması gerekmektedir. Eğer yolculardan hamile olan varsa uçuş öncesi uçakla seyahat etmesinde sakınca yoktur diye doktorundan rapor alması ve yanında bulundurması gerekmektedir. - Yetersiz katılım olması halinde turun iptal edilmesi halinde son bildirim turun kalkış tarihinden 30 gün öncesine kadardır. - Turumuza kayıt yaptırmış kişiler yukarıda yazılı olan tüm maddeleri okumuş ve kabul etmiş sayılır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-turu-satin-alirken-dikkat-edi", "text": "Filipinler Turları son yıllarda gittikçe popüler olmaya başladı. Hatta o kadar talep gelmeye başladı ki son 1 yıl içeresinde sayısız Filipinler Turu gerçekleştirdik. Filipinler gezi makalelerimizin listesine baktığınız zaman sayısız defa Filipinler'e gittiğimizi ve bu ülkeye aşık olduğumuzu göreceksiniz. 2011 ve 2013 yılından sonra 2016 yılında toplam 90 gün bu ülkeyi gezme şansımız oldu. Ve şimdi edindiğimiz tecrübeler doğrultusunda görülmeye değer yerleri bir rota haline getirip unutulmaz, aklınızdan çıkmayacak bir Filipinler Turu hazırladık. İnternette araştırdığınızda sayısız Filipinler Turu göreceksiniz. Ama lütfen biraz bizi dinleyin ve söylediklerimizi göz önüne alarak Filipinler Turunuzu satın alın. Ne yazık ki dünyanın her yerinde çok basite indirgenmiş Filipinler Turu rotası satılmaktadır. Ne yazık ki buna bizim ülkemizde dahildir. Tur firmaları her ne kadar uzun süreli Filipinler Turu düzenliyor olsa da rotaları oldukça zayıf ve eksik. Rotada olması gereken yerlerin başında CORON ADASI geliyor. Ardından El Nido, Puerto Princesa, Bohol Adası ve Boracay Adası. Ama eğer sizler de incelediyseniz pek çok acenta tur programının 2 veya 3 gününü başkent Manila'da geçiriyor. Manila Filipinler'in hatta Uzakdoğu'nun en kalabalık en trafiği olan ve en karmaşık yerlerinden bir tanesi. Şehirde görülecek pek bir yer olmadığı gibi çevresinde de denize girilecek cennet kumsalları bulunmamaktadır. İlk defa gidecek olduğunuz için ülkeyi bilmememiz çok normal ama en az 7 kere Filipinler'de bulunmuş birer gezgin olarak bizi dinleyin ve yapacağınız Filipinler Turundan pişman olmayın. Eğer Google'e Filipinler diye aratıp görsellerden aşağıdaki fotoğrafı görüyor ve satın alacağınız turda fotoğrafın ait olduğu Coron adası yoksa Filipinler'i görmemiş sayılırsınız! Her Yaptığımız Filipinler Turu 9 Gece 11 Gün sürmekte, Uçuşlarımız Singapur havayolları ile ekonomi sınıfta, 9 gece sürecek olan tur boyunca hiç bir ekstra tur ücreti ödemiyorsunuz, Tüm ara uçuşlar yerel havayolları Cebu Pacific ile gerçekleştirilmekte, Tüm tekne turlarımız bizim özenle seçtiğimiz yerlerden oluşmaktadır, Bir de şey var mesela beyaz kumlu, berrak denizli Puket diye gidiyorsun bambaşka bir Puket çıkıyor. 🙂 Satış yaparken hep en müthiş fotoğraflar kullanıldığı için bölgelerin diğer yüzünü hiç görmeyip hayal kırıklığına uğramak da cabası. Tur alırken çok dikkat etmek lazım."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-ucuz-ulke-m", "text": "Filipinler nedense herkesin aklına ucuzluğu getiriyor. Filipinler ucuz ülke ayrıca vize de yok ne güzel diye düşmeyesiniz sakın yollara. - Filipinler'e gerçekleştirdiğimiz ilk seyahatimiz 2011 yılıydı. Ucuz muydu? Ucuzdu. - İkinci seyahatimizi ise 2013 yılında gerçekleştirdik. Ucuz muydu? Halen ucuz sayılır. - Üçüncü seyahatimiz 2015 sonu 2016 başı arasında gerçekleşiyor. Halen Filipinler'deyiz ? Ucuz mu? Ucuz sayılır ama dolar ve euro artışından sonra biz Türklere her yer pahalı artık 🙁 Öncelikle yabancı kaynaklardan edinilen bilgiler doğrultusunda Filipinler'in ucuz olduğunu sanmayın. Adam evet Filipinler ucuz ülkedir diyor ama o \"Euro\" \"Dolar\" kazanıyor. Bizim gibi değeri olmayan bir para değil. Başlı başına en büyük maliyet uçak bileti oluyor. Türkiye-Manila ya da Türkiye-Cebu biletini aldıktan sonra gitmeyi planladığınız bölgeler için Cebu Pasific Air ile iç hat uçuşlarınızı gerçekleştirebilirsiniz. Düzenli araştırma ve kontroller sayesinde çok uyguna bilet denk getirmeniz olası. Oldu da uyguna bilet denk getiremezseniz vah halinize. 2016 Filipinler seyahati boyunca Cebu Pasific'ten Cebu-Boracay arası biletler 750 TL'di. Biz seyahatimizi planladıktan sonra konaklama işini sonraya bırakanlardan değiliz. Gidelim de başımızı sokacak bir yer illa ki buluruzcu olamıyoruz. Ayrıca gittiğimiz her yerde en az yarım gün otel aramakla geçirmek hiç hoş olmaz. Otelden hostele, backpacker house'lardan çadırına kadar hatta couchsurfing dahil bir çok seçenek mevcut. Bütçenize göre dilediğiniz yerde kalabilirsiniz. Backpacker tarzı budget yerlerin fiyatı 600 Peso'dan başlıyor. Filipinlere geliyorsanız titizliğinizi bir kenara bırakın ve temizlik beklemeyin. - Restaurant - Sokak satıcıları - Ev yemekleri Bira ve rom seviyorsanız yaşadınız. Filipinlerin neresine giderseniz gidin 35 pesoya bira, 47 pesoya da 375 ml'lik rom içebilirsiniz. 50 peso'dan başlamaktadır. Eğer kendi çadırınız varsa 50 php yer kirası ödeyip en uygun şekilde kalabilir biraz daha konfor olsun derseniz 250 peso'ya ağaç evleri tercih edebilirsiniz. Yok ben konforcu insanım daha rahat edeyim derseniz 600 peso'dan başlayan fiyatlara göre yer tercihinde bulunabilirsiniz. Filipinlerde her adanın kendine göre ücreti var. 10 php'e bir yerde kola ve su alabiliyorken bazı adalarda bu fiyat 25 peso'ya yükselebiliyor. 10- 40 php arası şelalesine göre farklı ücret tarifesi uygulanıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-vizesi-nasil-alini", "text": "Pasifik okyanusunun batısındaki coğrafyada yer alan Filipinler Türk vatandaşları için vizesiz gidilebilen bir ada ülkesidir. Filipinler vizesi, Filipinler vizesi nasıl alınır, Filipinler vize ücreti hakkında tüm detayları sırasıyla kaleme aldığımız makalemizde uzun süreli Filipinler'de bulunmayı düşünen ve planlayanlar için açıklayıcı bir kaynak niteliğindedir. Öncelikle başta da söylediğimiz gibi Filipinler Türk vatandaşlarından pasaport türü fark etmeksizin vize istememektedir. Şöyle ki, Türk vatandaşı olarak Filipinler'e ayak bastığınız anda havalimanında 30 günlük vize ücrete ve prosedüre bağlı olmadan otomatik verilmektedir. Bu sayede ülkede 30 gün boyunca kalabilme hakkında sahip olabiliyorsunuz. İlk başta Filipinler'in neresindeyseniz bulunduğunuz yerde göçmenlik bürosu olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Angeles City, Bacolod City, Batangas City, Bislig City, Boracay, Cagayan De Oro, Cebu, Clark, Davao, Dumaguete, Iloilo City, Puerto Prinsesa City, Surigao City, Bohol'de bulunan Immigration Office'lerden vizesinizi uzatabilirsiniz. Daha fazla şehir ve İmmigration Office adresleri için aşağıdaki linki tıklayınız. Biz vize işlemlerini Cebu şehrindeki J Mall içindeki göçmenlik bürosunda hallettik. Vizenizi ülkeye giriş yaptıktan sonra istediğiniz zaman uzatabilirsiniz. Mesela biz Filipinler'e girdikten 15 gün sonra uzatmaya karar verdik. Uzatılacak olan vize sizin vizenizin süresinin bittiği tarihten itibaren uzatılıyor. Örneğin 1 Nisan'da ülkeye giriş yaptınız ve 15 Nisan'da vizenizi uzattınız. Immigration Office 30 Nisan'dan itibaren olmak üzere vize sürenizi 1 ay uzatıyor. Yanınızda \"2x2\" boyutlarında son 6 içinde çekilmiş renkli fotoğrafınız olmalı. Yanınıza resim almadıysanız dert etmenize gerek yok. Immigration Office yakınında muhakkak fotoğrafçı bulunuyor. Biz yanımıza alıp da otelde unuttuğumuz için orada resim çektirdik. Yaklaşık 15-20 dakika zamanımıza mal oldu o kadar. Pasaport aslınız yanınızda olmalı. Ayrıca pasaport fotokopisine gerek yok. Resim ve pasaport aslı ile birlikte Immigration Office'e giriyorsunuz. Kapıdaki görevliye vizenizi uzatacağınızı söylediğinizde size Visa Extend Formunu veriyor ve sizden istediği resimleri bu forma zımbalıyor. Ardından formu doldurduğumuz gibi gişedeki yetkiliye pasaport aslıyla birlikte teslim ediyoruz. Ardından bekleyiş süresi başlıyor. İçerde vize işlemleri tamamlanıp makbuz kesildikten sonra tek tek başvuru yapanların adını sesleniyorlar. Sıramız geldiğinde bize verilen makbuzu alıp yan taraftaki gişe için sıraya giriyoruz. Makbuz ve parayı verdikten sonra tekrar adımızın anons edilmesini bekliyoruz. Neyse ki bekleyiş çok uzun sürmüyor ve yaklaşık 2 saat içinde tüm işlemleri bu kadar kolay halletmiş olup vizemizi 30 gün daha uzatmış oluyoruz. Verdiğimiz bilgiler 2016 tarihinde bizzat tarafımızdan uygulanarak elde edilmiştir. Güncel olduğu için yukarıda belirttiğimiz bilgiler ve detaylar haricinde ayrıca uçak bileti, referans gösterilmesine gerek olmadan çok kısa ve pratik şekilde Filipinler vizenizi alabilirsiniz. Filipinler vizenizi 30 gün uzatabileceğiniz gibi 59 gün de uzatabilirsiniz. Hatta 59. günden sonra tekrar uzatma şansınız olduğunuzu belirtmek isteriz. Eğer eşiniz Ukrayna vatandaşı ise Filipinler Ukrayna vatandaşlarından vize istediği için seyahatinizden en az bir ay önce Ankara'daki Filipinler Büyülelçiliği'ne giderek evraklarınızı ve ücretinizi teslim edebilirsiniz. Arkadaşımızın eşi Ukrayna vatandaşı olduğu için vize almamız gerekmişti. Öncesinde konsolosluk ile mail üzerinden yazışarak istenen evrakları öğrendik. Vize başvuru formunu bize ilettiler ve bunun haricinde gerekli olan diğer evrakları da yazdılar. Doldurulmuş vize formu, arkası beyaz fonda fotoğraf, oturum izni, gidiş-dönüş uçak bileti, otel rezervasyonu, banka dökümü ve ziyareti açıklayan dilekçe. Randevu almadan gidip evraklarını çalışma saatleri içerisinde teslim edebilirsiniz. Sadece şunu özellikle söylemek istiyoruz ki bugüne kadar gördüğümüz en kaba ve en kötü iş yapan konsolosluktan biri Filipinler'dir. Vize ücretini mailde yazdıklarından çok daha fazlasını istediler. Ama mailde siz bana ücretin şu kadar olduğunu yazmıştınız dediğimde ise bize söylediği total ücretten 10 dolar düşerek istedi. Siz işinizi zorlaştırmak, münakaşaya girmek istemiyorsanız istediği parayı ve evrakları verin gitsin. Sonra istediğiniz birini yazacağını yetkilendirme dilekçesi ile konsolosluğa yollayıp evraklarınızı aldırabilirsiniz. 3-5 gün içerisinde vize çıkıyor. - FİLİPİNLER'E GİTMEK İÇİN 5 NEDEN - FİLİPİNLER'E NE ZAMAN GİDİLİR - FİLİPİNLER GEZİ REHBERİ - KAWASAN ŞELALESİ Merhaba, temmuz ayı içerisinde filipinlere gideceğim, manilaya kadar yol arkadaşlığı yapabilirim gidecek varsa. Temmuzda cok sicak olur 🙁 ekimde gidecek var mi. dönüş biletimiz 3 ay sonrasına olmasına rağmen rahatlıkla girdik. Girerken dönüş bileti sorulmuyor!!!! Uçak biletini daha ucu yollu nasıl alabilirim gidiş geliş yaklaşık 5500 lira şuan yardımcı olursanız sevinirim.. Sürekli takip etmeniz gerekiyor. Uzun aktarmalı uçuşlara bakın ve çok tercih edilmeyen havayollarının uçak biletlerine. Ancak bu şekilde daha uyguna uçak bileti bulabilirsiniz. Merhaba Manilaya dil eğitimi için gitmeyi planlıyorum. Orada çalışmak istesem örn: starbucks, hm vs. herhangi bi belge almam gerekli mi yanıma. Çalışma izni vs vs."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinler-yolculug", "text": "Hatta Güney Kore Seoul'de 12 saat bekleme süremiz olacağı için bu süre zarfında hem şehri gezebilir hem de alışveriş yapabiliriz diye düşündük. 19.12.2015 saat 16:20'de kalkması gereken Asiana Airlines uçağına Kore'den Türkiye'ye gelirken inişte kuş çarpması sonucu meydana gelen hasar nedeniyle uçakta bir parçanın değiştirmesi gerektiği uçağın kalkmasına yaklaşık 1 saat kala biz yolculara bildirildi. Parçanın değişip değişmeme durumu da net belli olmadığı için bizi stres bastı haliyle. Çünkü İstanbul'dan Seoul'e 9 saat uçuş burada 12 saat bekledikten sonra 4 saatlik ikinci bir uçuş ile Cebu'ya ve buradan da yaklaşık 3 saatlik otobüs yolculuğu yaparak Filipinlerdeki ilk konaklayacağımız noktaya varmamız epey uzun sürecek. Bu yolculuk öncesi üzerine böyle can sıkıcı haber alınca kurulmamak elimizde değil. Neyse ki problem çok kısa bir süre içinde çözülüp tüm yolcular 18:20'deki bir başka Star Alliance üyesi uçak firmasına aktarıldı. Tüm bu aksilikler sonucu Seoul'deki 12 saat bekleme süremiz 10 saate düştü. Aktarmamız uzun süreli olacağından ücretsiz şehir turu için rezervasyonumuzu yaptırmıştık. Ancak varış saatimize göre en uygun tur 3.5 saatlik olanıydı. Şimdi bu tura katılsak mı yoksa kendimiz mi şehri gezsek bilmiyoruz. 20 aralık sabah 11:30'da Incheon'e vardığımız gibi ücretsiz şehir turuna katılmak için Mode Travel kontuarını bulup önceden internet üzerinden rezervasyonumuz olduğu için listeden adımızı bulup turun başlayacağı saati beklemeye başladık. 3.5 saat yerine isterseniz sizi 5 saatlik tura çıkaralım teklifinde bulundukları için uzun süreli olanı tercih ettik. 13:00 ila 18:00 arası sürecek tur boyunca Myeongdong alışveriş bölgesi ve Namsangol Hanok kasabasını ziyaret ettik. Hazır şehre gelmişken karşımıza çıkan app store'dan da iphone almadan olmaz dedik. Madem ki 2.704 TL bir tane olmaz iki tane olsun dedik Bu arada bu tutarın %7 vergisini de havalimanından geri alınca cepten çıkan 2.511 TL oldu. Artık bir sonraki uçuşumuz için saatimiz geldi. 4 saat sonra Cebu Mactan Havalimanına indik ama ikimizin de içi hiç rahat değil. Birbirimize de çaktırmıyoruz İstanbul'da uçağımızı değiştirdiklerinde valizler zamanında Seoul'de olur mu diye ısrarla sormuş ve ısrarla evet kesinlikle olur demişlerdi. Gel gör ki uçak 13 saat sonra kalkabilmiş. Haliyle de bizim aktarmaya yetişememiş valizler. Havalimanı yetkilileri çok iyi ilgilendiler. Hemen kayıp formu doldurup bizi ofise çıkardılar ve sistemden valizlerin nerede olduğunu kontrol ettiler. Şükür ki valizler İstanbul'dan seoul'e doğru yolda gözüküyor. Ama elimize ulaşması 2 gün sonrayı bulacak. Gecenin 2'si ve biz elimiz kolumuz boş Cebu'dan Moalboal'a yol alıyoruz....."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinlerde-interne", "text": "- Filipinlerde internet paketine ihtiyacınız olur mu? - Filipinlerde internet paketi kaç paradır? - Filipinlerde internet paketi için hangi gsm şirketi tercih edilmelidir? İnternet paketi almadan önce gideceğiniz ülkenin saat dilimini bilmelisiniz ve ne kadar sıklıkla internete girdiğiniz de önemli. Filipinler Türkiye'den 6 saat ileri olduğu için eğer anlık paylaşım yapacaksanız yaptığınız paylaşımın pek çok kişiye eremeyeceğiniz biliyorsunuzdur. Bunun haricinde otellerde, alışveriş merkezlerinde, havalimanlarında, restaurant ve cafelerde de ücretsiz wifi hizmeti verilmektedir. Yani aslında çok lazım olmadığının altını çizmek isteriz. Filipinlerde üç büyük gsm şirketi bulunmaktadır; Globe, Smart ve Sun. En çok tercih edileni Globe'dur. Genelde eski tip ve micro sim kart bulubiliniyorken nano kartları sadece büyük şehirlerden temin edebilirsiniz. Bizim tavsiyemizi Globe'dan yana. Çok cüzzi bir rakama (50-100 peso arası) sim kartı aldıktan sonra 5GB internet için 1000 Peso ödeyip gönül rahatlığıyla paylaşım yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinlere-gitmek-icin-5-nede", "text": "Asya kıtasının son yıllarda git gide popüleritesi artan ülke neresi diye sorsanız şüphesiz Filipinler deriz. Peki Filipinler'e gitmek için 5 neden nedir biliyor musunuz! Aşık olduğumuz bu ülkeyi biz yıllar önce 2011 yılında keşfetme fırsatı yakaladık. O yıllarda nasıl aklımıza geldiyse daha gezgin değilken 21 günlük seyahatimizin bir kısmını Filipinler'i gezmek için ayırdık. Filipinler'e gitmek için o kadar sebep yarattık ki kendimize en son 90 günümüzü bu doğa harikası ülkede inanılmaz güzel adalar keşfettik. Filipinler öyle bir ülke ki el değmemiş eşsiz doğası ve bilinmeyen adaları ile sizleri pişman etmez. Hatta ve hatta dönerken aklınızın bu ülkede kalmasına sebep olur. Sonra bir bakmışsınız kendinizi yine Filipinler turu planlaması yaparken bulmuşsunuz. Saymakla bitmeyecek kadar sebep vardır Filipinler'i ziyaret etmek için. Peki Filipinler'de kaç gün kalınmalı? Bunun cevabı sizin tatilinizin aslında kaç gün olduğuna bağlıdır. Ama size tavsiyemiz eğer ilk defa Filipinler'e geliyorsanız en az 7 gün bu topraklara vakit ayırmanızdır. Filipinler gezilecek yerler diye aratınca karşınıza o kadar çok yer çıkar ki ama bunların en başındaki listede Bohol adası, Boracay Adası ve El Nido gelir. O yüzden ilk seyahatinizde buraları sakın ola es geçmeyin. Hadi o zaman Filipinler'e gitmek için 5 nedenle başlayalım. Filipinler'in biz Türkler için en büyük avantajı vizesiz olması. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz varsa elinizi kolunuzu sallayarak Filipinler'e giriş yapabilirsiniz. Ülke'ye girdikten sonra toplam kalış süreniz 30 günü geçmemeli. Eğer 30 günden fazla Filipinler Turu planı yaptıysanız o halde Filipinler Vizesi makalemizden vizenin nasıl alınacağını mutlaka okumalısınız. Tamam vizesiz olabilir ama uçak biletleri cep kayan cinsten nasıl gideceğiz diyebilirsiniz. Bunun için alternatif yolları aramanız gerekiyor. Yani Türkiye'den direk uçuş satın almak yerine aktarmalı uçuş alırsanız 2017 yılında 1200 TL'e fiyatlara kadar uçak bileti bulmak mümkündür. Filipinler hala dünya genellemesinde ucuz ülkeler listesinde yerini korumayı başarmıştır. 2011, 2013, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında Filipinler'de bulunduğumuz için fiyat artışları olup olmadığı çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Aslına bakarsanız ülkedeki fiyatlar yıllar geçmesine rağmen çok artmış değil. Ancak dolar ve euro'nun artışı yüzünden bize eskisi gibi ucuz gelmiyor. Eğer kurları bu şekilde kabul ettiysek bu ülke için ucuz diyebilir miyiz? Evet Avrupa ülkelerine kıyasla çok ucuz, Uzakdoğu ülkelerine kıyasla da yine ucuz diyebiliriz. Filipinler Ucuz Ülke Mi makalemizden en son yaptığımız seyahatimizin gün gün harcamalarını görmek isterseniz okumanızı tavsiye ederiz. Evet yanlış duymadığını Filipinler'de toplam 7.107 ada var. Bu adalar Batanes'ten Sulu Takımadalarına kadar 1900 km uzanmaktadır. Ülkenin 11 tane büyük adası olup bunların toplamı ülkenin %94'ünü oluşturmaktadır. Ana adaları ise Mindanao, Visayas ve Luzon'dur. Filipinler'in kuzeyinde Tayvan, Çin ve Hong Kong daha kuzeyinde Japonya, batısında Malezya, Tayland, Singapur olduğundan Filipinler turunuzun yanına bu ülkelerden bir tanesini de ekleyebilirsiniz. Şimdi Filipinler'in en güzel ve muhakkak gidilmesi gereken yerleri nereler oralardan bahsedelim. Eğer ilk defa Filipinler'e gidecekseniz listenizin olmazla olmazı Bohol Adası, Boracay Adası, Coron Adası, El Nido ve Puerto Princesa olmalı. Ama planı öyle yapmalısınız ki kulağı tersten tutup rotanızı uzatmayın. Dikkat ederseniz Filipinler'in başkenti Manila listemizde yok. Aman buraya gitmeyin. Manila'da hem görülecek bir şey yok hem trafiği ve kalabalığı ile lanet ettiren yerlerden biri. Emin olun görmediğiniz için pişman olmayacaksınız. Eğer süreniz 20 günden fazlaysa o zaman Filipinler Turu rotanıza Visayas bölgesi çevresindeki adaları ve şehirleri ekleyebilirsiniz. Lütfen internette edindiğiniz bilgilere fazla itibar etmeyin. İyice araştırıp doğru bilgi edinin ki Filipinler tatiliniz zehir olmasın. Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım ayları hariç dilediğiniz dönemde Filipinler'i ziyaret edebilirsiniz. Ülkenin yıl boyu sıcaklığı 25 ila 32 derece arasında olduğundan tek dikkat etmeniz gereken yukarıda belirttiğimiz aylar dışında ziyaret etmenizdir. Eğer düşük sezonda gelirseniz yağmur ve fırtınadan dolayı keyifsiz bir tatil geçireceğinizin altını çizmek isteriz. Ama bu tarihler dışında gelirseniz Filipinler'in cennet adaları size umduğunuzdan fazlasını verir. Son bir kaç yılımızda kış yaşamıyoruz. Türkiye'de kar yağdığından sağ olsun eşimiz dostumuz kar fotoğrafları yolluyor. Düşünsenize Türkiye'de kar kış kıyamet almış başını gitmiş siz deniz suyunun sıcaklığına aldırmadan turkuaz mavisi cam gibi sularda yüzüyorsunuz. Tubbataha Resifinde dalış yapın. Buraya Puerto Princesa'dan ulaşabilirsiniz. Puerto Princesa'dan dalış okulunun botu ile özel transferiniz sağlanıyor. Yolculuk 10 saat sürdüğünden yol biraz zahmetli olabilir ama dalış severler bu yolu göze alacaktır kesin. Puerto-Princesa Subterranean Yeraltı Nehri : Subterranean Underground River Ulusal Parkı Puerto Princesa'nın 76 km kuzeyinde bulunuyor. Dünyanın yeni 7 harikasından biri olan Subterranean Underground River 20 milyon yıl geçmişe sahip kireçtaşı formasyonunun oluşturduğu jeolojik nehri kuzey Çin denizine dökülmektedir. Ulusal parkın kapsadığı alanda 800 çeşit bitki örtüsü bulunduğu gibi 224 çeşit hayvan yaşamaktadır. Hamiguitan Dağı : Unesco'nun Filipinler'de en son listesine aldığı yerdir. Filipinler'in ikinci büyük adası Mindanao'da bulunan Hamiguitan Dağı parkının biyolojik çeşitliliği, bitki türleri, faunası ve değişik orman türü ile parkın tümü şimdilik ziyaret açık değildir. Halka kapalı yerlere sadece özel izinler ile araştırmacılar girebilmektedir. Ama bir gezgin olarak milli parkın girişine yakın kısa patika yollarda keşif yapabilirsiniz. Burada toplam 1,380 farklı türde bitki ve hayvan bulunduğu tahmin ediliyor. Bunlardan 341'i sadece Filipinler'de 12'si ise sadece Hamiguitan Dağında bulunuyor. Hamiguitan Dağı sadece dünya genelinde tehdit altında bulunan türlerin yanı sıra sadece Filipinler'de bulunan çok sayıda endemik tür içeriyor. Bir doğa severseniz burası tam size göre. Katolik Kiliseler : İspanyol döneminden kalma 4 barok kilise Unesco miras listesindedir. Manila'daki San Agustin, Ilocos Sur Santa Maria'daki La Nuestra Senora de la Asuncion, Ilocos Norte Paoay'daki San Agustin ve Iloilo Miag-ao'daki Santo Tomas de Villanueva kiliseleri."} {"url": "https://www.gezgincift.com/filipinlere-ne-zaman-gidili", "text": "Filipinler turu yapacak olan herkesin ortak sorusu Filipinler'e ne zaman gidilir? Pasifik'te takım adalardan oluşan Filipinler beyaz kumlu plajlara, vahşi yaşam türüne ev sahipliği yapan ormanlara, tırmanılacak dağlara, dalış yapabileceğiniz tatlı su göllerine ve hatta denizin altında büyük bir mercan resif sistemine sahiptir. Seyahat ederken sizin için neyin olduğunu çok büyük önem arz eder. Yani düşük bütçeli seyahat uğruna öngörülmeyen hava koşullarına sahip dönemde mi yoksa hava koşullarının iyi olduğu yüksek bütçeli dönemde mi seyahat etmek istiyorsunuz bu tamamen sizin bütçenizle orantılı bir karar olacak. Filipinler iklimi için dönemsel genelleme yapacağız. Ancak ülkenin kuzeyinde kurak bir dönem yaşanırken aynı anda ülkenin bir başka yerinde farklı bir hava durumu yaşanabilir. Bu nedenle mutlaka ziyaretiniz öncesi hava durumunu kontrol etmekte fayda görüyoruz. - Bütçeniz nasıl? - Yağmur size rahatsızlık verir mi? - Nem sizin için sorun teşkil eder mi? - Seyahat ettiğiniz yerler kalabalık olsun ister misiniz? - Filipinler'in hangi adasına ziyaret edeceksiniz? Tüm bunlara vereceğiniz cevaplar sizi en doğru Filipinler seyahatine götürecektir. Genel olarak Filipinler'e gitmek için en iyi dönem Aralık-Nisan arası olarak biliniyor. 2011 yılından bu yana düzenli olarak Filipinler'e gidiyoruz. Gitme sebeplerimizin pek çoğu Filipinler turu için gruplarımızı götürdüğümüz içindi. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz Filipinler turundan öğrendiğimiz Filipinler'e Ocak itibariyle gidilmesi gerektiği. Nisan ve Mayıs aylarına yağmurun en az görüldüğü dönem olmasıyla birlikte ülkenin de en sıcak olan zamanıdır. Bunu özellikle belirtmek istedik. Çünkü Filipinler'de sürekli seyahat gerektiren bir ülke olduğu için sıcakları sevmeyenlerin bu dönemleri dikkate alması gerekir. Hava sıcaklığı ise 28-38 derece arasıdır. Yüksek sezon ise Aralık ayında başlar Mayıs'a kadar devam eder. Ancak Aralık-Mart ayları arasında ülke genelinde ara ara yağışlara denk gelmek olasılığınız olduğunu unutmayın. Aralık-Marta arası hava sıcaklığı 25-32 derece arasıdır. Bu dönem sıcak, nemli ve az yağmurlu geçmektedir. Düşük sezon ise Haziran Eylül ayları arasıdır. Hava genellikle kapalı ve gün içerisinde kısa kısa yağmurlara denk gelme olasılığı yüksek bir dönemdir. Serin ve yağışlı bir iklim hakimdir. Diğer dönemlerin aksine bu mevsimde ülke serin bir rüzgar altına girmektedir. Genelde bulutlu ve yağışlı bir hava söz konusu olduğundan bu dönemde ülkeyi ziyaret edecek olanların konaklama ve benzeri giderlerde daha uyguna seyahat etme avantajları olacaktır. Ama deniz ve çevre gezilerden pek keyif alınamayacağını belirtmeliyiz. Hava sıcaklığı 25-32 derece arasıdır. Filipinler'de yaşanacak tüm yağmur, fırtına, tayfun ve hava durumuna ilişkin gelişmelerin anlık olarak PAGASA resmi web sayfasından takip edebilirsiniz. - Aralık-Mayıs - En kuru aylar: Şubat-Nisan-Mayıs - Yüksek Sezon - Pahalı - En çok ziyaretçi gelen dönem - Daha fazla festival - Az nem oranı - Haziran-Ekim - En yağışlı aylar: Temmuz ve Ağustos - Düşük Sezon - Ucuz - Tenha - Fazla nem HATIRLATMA! Filipinler tropik iklime sahip olduğu için en iyi döneminde gitseniz dahi yağışlara denk gelme olasılığını unutmamanızda fayda var. Bu nedenle mutlaka Filipinler seyahatinizi hangi dönemde gerçekleştirirseniz gerçekleştirin yanınıza mutlaka yağmurluğunuzu alın. Ati-Atihan: Ocak ayının ikinci haftası Panay Adası-Kalibo'da gerçekleşen sokak dansları ve vahşi kostümler içine bürünülen bir festivaldir. Sinulog: Ocak ayının üçüncü pazar günü Cebu şehrinde gerçekleşen Rio karnavalına benzer bir festivaldir. Dinagyang: Ocak ayının son haftası bir milyon katılımcısı ile Iloilo şehrinde kutlanan eğlenceli bir festivaldir. Kaamulan: Şubat sonu Mart başı Malaybalay şehrinde etnik grupların kültür ve geleneklerini sergilediği bir festivaldir. Panagbenga/Baguio Çiçek Festivali: Şubat ayının üçüncü haftası Cordillera bölgesinde her yerin çiçeklerle süslendiği görsellik olarak insanı cezbeden bir etkinliktir. Filipinler Balon Festivali: Clark, Pampanga'da dünyanın dört bir yanından gelen pilotlar eşliğinde gökyüzünde gerçekleştirdikleri bir festivaldir. Arya Abra: Mart ayının bir veya ikinci haftası Bangued şehrinin Abra nehrindeki rafting şenliğidir. Bangkero Festival: Mart ayının bir veya ikinci haftası Pagsanjan nehrinde kayık yarışlarının, renkli sokak göterilerinin ve konserlerin olduğu festivaldir. Kaamulan Festival: Şubat sonu Mart başında Malaybalay şehrinde Filipin etnik kabilelerin yerel dansları ve şovlarının sergilendiği oldukça değişik bir festivaldir. Allaw Ta Apo Sandawa: Nisan'ın ikinci haftası Kidapawan şehrinde geniş bir kitle tarafından kutsal Apo dağına saygı duyulan gündür. Boracay Uluslararası Dragon Bot Festivali: Hong Kong'daki dragon bot festivalinin yerliler tarafından Boracay White Beach'te yerel kayıklarla yapılmış şeklidir. Flores de Mayo: Filipinler'de yağmurlu sezonun başlamısıyla bereketin geldiğine inanılmasıyla Hz. Meryem'i onurlandırmak için kutlanan bir şenliktir. Pahiyas: 15 Mayıs'ta çiftçilerin azizi olarak kabul edilen San Isidro Labrador'u onurlandırmak adına her yıl evlerin meyve ve sebzelerle dekore edildiği oldukça renkli bir etkinliktir. Kadayawan sa Davao: Ağustos'un üçüncü haftası Davao şehrinde askeri ve sivil geçit törenleri ile sokak dansçılarının muhteşem gösterisidir. Penafrancia Fluvial Festivali: Eylül ayının üçüncü cumartesi Bicol bölgesinde Meryem ana heykelinin caddelerde gezdirilip en son Bicol nehrinde mumlar eşliğinde yüzdürülmesi ile son bulan festivaldir. Ibalong: Ekim ayının üçüncü haftası Bicol ve Legaspi boyunca masalsı danslar eşliğinde Bicol'un efsanevi kahramanının ve tanrının betimlendiği sokak gösterilerinin yapıldığı etkinliktir. MassKara: Ekim'in üçüncü haftası halkın değişik kostümler içine girerek caddelerde, sokaklarda eğlendiği bir şenliktir. Pinatubo Yürüyüşü: Yerli rehberler eşliğinde her yıl 30 Kasım günü Pinatubo dağına çıkabilirsiniz. Merhabalar, bizim ailecek 29 nisan 10 mayıs arasında tatil fırsatımız var.3-4 gün kültür geri kalanını deniz tatili yapmak istiyoruz. Boracay'ı tavsiye ediyorlar deniz için. Siz Filipinler e gitmek için en iyi dönem mart-mayıs demişsiniz ancak terddütte kaldık, mayısın ilk 10 günü de iyi sezonun içine giriyormu diye. Bu dönem için başka öneriniz varmı eğer Filipinler doğru noktaysa burada nasıl bir program yapmamızı önerirsiniz? Şimdiden telekkür ederim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fransa-nice-gezilecek-yerle", "text": "Fransız Rivierasının merkezinde Marsilya ve Cenova'nın arasında yer alan en ün salmış turistik şehirlerin başında gelen Nice en iyi otellere, restaurantlara, renkli sokaklara ve atraksiyonlara ev sahipliği yapmasıyla bilinir. Kıyı boyunca kıvrılan şehir maviliğin huzurunu sunmakla yetinmez, arkanızı yeşilin doğallığına bırakır. Paillon nehri ve melekler koyu da şehirle bütünleşen diğer güzelliklerdir. Bir akdeniz şehri olan Nice Fransız Rivierasının en güzel sahil kasabasıdır. Şehir pastel renkli evleri, geniş meydanları ve dar sokakları ile ilk bakışta ziyaretçilerini adeta İtalya'da hissettirir. Fransa'nın güneyine indikçe insanlarının daha yumuşadığını, giyimine-kuşamına daha dikkat ettiğini, daha sanata düşkün olduklarını, yemeye içmeye özen gösterdiklerini açıkça anlayabilirsiniz. Aslında keyif düşkünlerinin şehri desek tam yeri olur. Fransa'nın turizm merkezi olarak bilinen Nice sıcacık atmosferi ile sizleri kendine hayran bırakmaktadır. Fransa şehri olduğu için Nice'de konuşulan dil Fransızca'dır. Nice ve çevresinde Fransızca dışında duyabileceğiniz diğer dil de Nisssart'tır. İster Fransızca ister Nissart dili olsun turist olarak şehri ziyaret edecek olanların dil konusunda endişelenmesine gerek yok. Nice turistik şehir olduğundan İngilizce konuşan kitle fazladır. Bir yerden başka yere giderken, restaurantta veya cafe'de içecek, yemek siparişi verirken hatta insanlarla sohbet ederken kendinizi rahatlıkla ifade edebilir, derdinizi anlatabilirsiniz. 2010 verilerine göre Nice'in nüfusu 343.304'dür. - Vieux Nice Eski Nice Nice'de zamanınızı en çok harcayacağınız bölge olan Eski Nice restaurantlar, cafelar, mağazalar, hediye eşya satan dükkanlar ve nicelerini içinde bulunduran çok otantik bir bölgedir. Eski şehir bölgesinde Cours Saleya adıyla bilinen çiçek pazarına uğrayıp gününüzü renklendirmeyi unutmayın. - Kale Tepesi Nice manzarasına bir de tepeden bakmaya ne derseniz. Tırmanış biraz yorucu olsa da çıkıp kuşbakışı şehri izlemek hatta gün batımına şahit olmak sizi Nice'e geldiğinizi bir defa daha hatırlatır. - Promenade des Anglais Nice şehri ile bütünleşen sahil şeridi tatilinizin keyifli geçmesine katkı sağlayacak, Akdenizi seyre doyamayacağınız yerdir. - Nice Katedrali Her Avrupa şehrinde olduğu gibi Nice'in de katedrali vardır. Nice'e kadar gelip şehrin dini yapısını görmeden dönmemelisiniz. - Nice Operası Yapının içi ve dışı ayrı güzel olduğu için sadece dışardan bakmakla yetinmeyin içine de girip o büyülü atmosferi yaşayabilirsiniz. Nice'te gece hayatı arayışındaysanız bu konuda üzülerek Nice'te gece kulüpleri olmadığını söylemek zorundayız. Burası Fransa'nın sayfiye bir sahil şehri olduğundan daha çok sahil boyu veya ara sokaklardaki restaurantlarda yemeğinizi pembe şarap ile taçlandırarak akşamlarınızı böyle sona erdirebilirsiniz. Nice gece hayatı olmadığından asıl ziyaretçileri ilgilendiren Nice'de ne nerede yenir olmalı. Bundan 150 yıl önce İtalya şehri olan Nice gerek insanlarının sıcakkanlılığı gerek yemeklerinin lezzetiyle olsun İtalya'dan pek çok güzel şey almıştır. Nice yemekleri ve Nice'te yemek yenecek yerleri listeleyerek sizlere alternatif mekanlar ve lezzet sunarak Nice gezinizin daha lezzetli geçmesini sağlamayı umuyoruz. - Socca Şehre özgü başlıca yemeklerden bir tanesi Socca'dır. Socca undan yapılan ince bir ekmek türüdür. Büyük tepsilerde odun ateşinde pişirilen Socca adeta gözlemeye benzemektedir. Nice'de socca nerede yenir derseniz gitmeniz gereken adres Chez Pipo olmalıdır. - Nicoise Salatası Nice'den yemeden dönülmemesi gereken lezzetlerden bir diğeri de Nice salatasıdır. Bol yeşillik kullanılan salata üzerine özel hazırlanmış feleğen ve sirkeli sosu ile tamamlanmaktadır. - Pissaladiere Pizza severlere en uygun Nice yemeklerinden biri de Fransız usulü pizzadır. Bol ancüzeli ve soğanlı pizza değişik lezzeti ile hiç tatmadığını pizza türü olacağına emin olabilirsiniz. - Farcis Farcis Fransız usulü dolmaya verilen isimdir. Domates, kabak ve soğan içine doldurup yapılır. Kendi mutfağımızdan alışık bir tat olduğu için bize yabancı değildir. Nice'de ulaşım karışık olmayan oldukça konforlu bir sistem üzerine kuruludur. Şehir içinde otobüs, tramvay, taksi ve bisiklet /araç kiralamaya kadar birçok seçenek sunularak ziyaretçilerin ulaşım konforu düşünülmüştür. Rahatlığın ve lüksün şehri Nice bu konuda da eksik kalmayarak geleni memnun etmeden göndermemektedir. Velo Bleu sistemi ile kiralanacak bisiklet için şehirde 175 istasyon ve 1750 tane bisiklet bulunmaktadır. 7/24 hizmet veren sistem sayesinden bisiklet ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Hop on Hop off isimli üstü açık otobüsler de şehri gezmek için bir alternatiftir. 8 dilde sesli rehber hizmeti veren otobüsler için günlük bilet ücreti 22 Euro, iki günlük 25 Euro'dur. 12 adet durak olduğundan istediğiniz durakta inip yine indiğiniz duraktan tekrar otobüse binip gezinize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Nice şehrinin havalimanı Nice Cote d'Azur'dur. İstanbul'dan aktarmasız Nice uçuşları 3 saat sürmektedir. Havalimanına vardıktan sonra şehre ulaşım için başlıca seçenek otobüstür. 98 numaralu otobüsü kullanarak Promenade des Arts durağına gidebilirsiniz. Nice bir akdeniz şehri olduğu için akdeniz iklimini en güzel hissedebileceğiniz yerlerin başında geliyor. Temmuz ve Ağustos aylarında yılın en sıcak dönemini yaşan şehre Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında ziyaret etmek en uygun zaman dilimidir. Nice hava durumunu genel olarak ifade etmek gerekirse en yüksek sıcaklık 24 derece ile Temmuz ayı, en düşük sıcaklık 9 derece ile Ocak ayı, en yağışlı ay Ekim ve denize girmek için en uygun ay 24 derece su sıcaklığı ile Ağustos'tur. Şubat ortası ise Mardi Gras tarzı Nice Karnavalını deneyimlemek için ziyaret edilmesi gereken bir aydır. Akdeniz kasabası olan ve Fransız Rivierasında inci gibi duran Nice'e yaz aylarında gitmek için en uygun dönem Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarıdır. Ağustos ayında sıcaklık en üst seviyelere ulaştığı için Ağustos öncesi veya sonrasında ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Yılın neredeyse 300 günü güneşli olan Nice'e yaz mevsimi dışında ziyaret etmek isterseniz Eylül ve Ekim aylarını tercih edebilirsiniz. YAZ : Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları Nice için yaz mevsimidir. Günlük ortalama sıcaklık 24 ila 29 derece arası değişmektedir. Yaz tatili için Nice planı yapanlar bu aylar Nice'de denize girmek için en iyi dönemdir. SONBAHAR : Eylül ve Ekim ayları Nice için aslında hala sıcaklığını koruyan aylardır. Ortalama 21 ila 25 derece arası değişen hava durumu ile adeta yazdan kalma günler yaşanmaktadır. Tek farkı geceler kendini hafif serinliğe bırakmaktadır. KIŞ : Gündüz 10 ila 12 derece ve geceleri 4 ila 5 derece sıcaklığı ile çok soğuk kış geçirdiğini söyleyemeyiz. O nedenle Nice'e ziyaret etmek için yaz, kış, bahar fark etmemektedir. İLKBAHAR : İlkbahar ayları Mart ve Nisan olup Nice'in sokaklarından, otellerinden keyif almak için en ideal sezondur. Kalabalıktan uzak şehir kendini dinlerken siz de onun sakinliğinde bir tatile ne dersiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/full-moon-part", "text": "Koh Samui'de yapabileceğiniz aktivite eğer dönemine denk geldiyseniz Koh Phangan adasındaki Full Moon Party gitmektir. Biz Samui'ye ilk geldiğimiz sene(2009) hemen tur acentasının birine girerek akşam saat 10'da Koh Phangan'a gidiş gece 3'te dönüş için biletlerimizi aldık. Tur yetkilileri minibüsle gelerek otelden aldı bizi. Koh Phangan'a gideceğimiz iskeleye götürdüler. İskele dediğimiz kumsal Bu arada tekne gelmeden önce kumsalın hemen arkasındaki dükkanda yavru köpekler, daha 2 aylıklar çok tatlılardı. Kumsala bir girdik ki herkes masalara oturmuş elinde içecekler muhabbet ediyorlar. Neyse o ara tekne geldi. Biz de ağırdan alıyoruz nede olsa saat 10'a aldık ya biletleri. Ama nerdeee o oturan millet birden teknenin dibinde bitti bir izdiham ki sormayın kaç tekne geldi gitti, biz gece saat 1'de karşı adaya ancak geçebildik. Tekneye binmek için belimize kadar denize girmek zorunda kalıyoruz binebiliyor muyuz hayır tabiki. Denize girdiğimizle kalıyoruz. Akıllılık etmişiz de bikini ve şortlarımızı giymişiz. Sonunda Koh Phangandayız. Biz party'e gittiğimizde herkes sarhoş olmuştu bile. Kumsal boydan boya barlar'la dolu. Her barda değişik değişik müzikler çalıyor. Herkes kendinden geçmiş bir halde denize işeyenler, kusanlar, kumlarda kendinden geçmiş halde yatanlar........ Dönüş biletlerimizi 3'e aldığımız için iskeleye doğru başladık yürümeye yine şoklardayız. Ben diyim 500 siz diyin 1000 kişi kuyruklar halinde tekne bekliyorlar. Herkesin boynunda biletlerini hangi acenteden almışlarsa acentenin isminin yazılı olduğu kolyeler var. Herkes almış olduğu biletin acentasına ait teknenin önünde kuyrukta. Bizim acentenin kuyruk sırası da diğerleri gibi çok kalabalık olunca başka teknelere binelim diye uyanıklık etmeye çalıştık ama yerler mi Adamlar hadi kardeşim kendi teknenin sırasına diyor. Çaremiz yok bizim teknenin sırasına giricez. Sabaha karşı o izdihamı yararak tekneye attık kendimizi ben ve kardeşim bindik ama orkun iskelede kaldı Zaten yolcu kapasitesinin üstünde insan alınıyor teknelere Orkun başladı My Wife My Wife demeye adam onu da almak zorunda kaldı. Şükür dedik bunu da ucuz atlattık. Tam tekneyi kaldırmak için kaptan gazı verdi teknenin burnu suyun içine girdi ve koca bir dalga herkesi sırılsıklam etti. Benim elimdeki fotoğraf makinası, kamera sular içinde bütün resimler makinanın içinde şimdi yandık işte. O arada hemen bir kaç kişi tekneden inmek zorunda kaldı. Yoksa o kadar ağırlıktan tekne karşıya varamazdı. Gece nedense dalgalar daha bir büyük oluyor. Karşıya geçene kadar tekneye vuran her dalga içeri girdi. Neyse ki Samui'ye vardık. Hemen minibüslere bindik sırayla otelimize bırakacaklar bizi. Herkes sırılsıklam tir tir titriyor bizim de şansımıza en son bizi bırakacaklar. Otele varız varmaz hemen sıcak duşa girip ısındık. Bir daha da Full Moon Party'e giden ne olsun!! Bu arada fotoğraf makinasına hiçbir şey olmamış. Full Moon Party'nin dönemlerine ilişkin bilgiyi buradan ulaşabilirsiniz. Eğer bizim gibi perişanlık yaşamak istemiyorsanız. Samui 'den 1 gün öncesi için Koh Phangan'a biletinizi alın ve Bu adada konaklayın. Ada ufacık her yerine yürüyerek ulaşabilirsiniz. Denizi de güzel hem 1 gününüzü burada geçirirsiniz hemde Full Moon Party'e gitmek için bizim yaşadığımız rezilliği yaşamamış olursunuz. Artık Türkiye'den bile Full Moon Party için turlar mevcut. Dünyanın her bir yerinden bu party için akın akın insan her ay ( 7.000 ila 10.0000 arası) Koh Phangan'a gelmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/fushimi-inari-tapinag", "text": "Japonya'nın eski başkenti olan Kyoto şehrinin 6 km. güneyinde Inari dağının eteklerinde yer alan tapınak şehrin en ünlü tapınağıdır. Tapınak Tanrı Inari nam-ı diğer Pirinç Tanrısı için yapılmıştır. Amerikalı yazar Arthur Golden'ın en çok satanlar sıralamasında yer alan romanından uyarlanan 2005 yılı Hollywood yapımı Bir Geyşa'nın Anıları filmini izlediyseniz filmin çekildiği tapınak burasıdır. Fushimi Inari Taisha Tapınağının tarihi hakkında aslında tam net bilgi yoktur. Tapınağın 711 yılında Hata-no-Iroko tarafından bulunduğu söylenmektedir. Tapınak içerisindeki tüm yapılar 21 Mart 1468 yılında Onin savaşında dolayı yanarak ile kül olmuştur. Ardından 1499 yılında tapınak girişindeki Honden isimli yapı yapılmıştır. Honden'in hemen önündeki tapınak girişinde ki büyük turuncu kapı ise 1589 yılında Toyotomi Hideyoshi tarafından Fushimi Inari'ye bağışlanmıştır. Tapınağın en ilginç ve dikkate değer olan yapısı binlerce turuncu renkli torii isimli kapılarıdır. İkinci Dünya Savaşında şehre bir bomda dahi düşmemiş olması sayesinde şehrin tüm tapınakları ayaktadır. Tapınak girişinde ilk karşımıza çıkan büyük turuncu renkli kapı. Kapının hemen arkasındaki bina tapınağın ana yapısı olan Honden'dir. Tapınağa insanlar dilekler dilemek için geliyor. Dilekleri kabul olanlar ise isimleri yazılı turuncu kapıları tapınağa bağışlıyor. Tapınağa gitme fırsatınız olursa her bir turuncu direk üzerinde isimler yazılı olduğunu fark edeceksiniz. Turuncu kapılar birbirine çok yakın mesafede olduğu için adeta bir tünelden geçiyormuşsunuz hissine kapılmamak elde değil. Yeşillikler içinde tünelden tünele geçip, karşımıza gölet çıkıyor. Ruhaniliğin doğa ile birleştiği muazzam yerlerden biridir Fushimi Inari tapınağı. Tapınak içinde bir çok tilki heykeli bulunuyor. Bunlar Tanrı Inari'nin habercileridir. Ulaşım : JR Inari istasyonundan yürüyerek 3 dakika, Keihan Railway Fushimi Inari istasyonundan ise 5 dakikadır. Kyoto şehir otobüsü ile Fushimi-Inari-Taisha otobüs durağında da inebilir ve buradan 13 dakika yürüyebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gandhinin-anit-mezari-rajgha", "text": "Gandhi olarak bildiğimiz ünlü şahsiyet kim onu tanıyalım. Asıl adı Mohandas Karamchand Gandhi olan Hint asıllı olup İngilizlere karşı direnen Hindistan bağımsızlık hareketinin siyasi lideridir. Zengin bir ailenin çocuğu olan M. Gandhi 1888 yılında Hukuk eğitimi için ailesi tarafından Londra'ya gönderilmiştir. Daha sonra çalışmak için Güney Afriya'ya giden ve bu süreç boyunca burada kalan Gandhi ülkenin kültürel, etnik ve diğer tüm hususları hakkında bilgi sahibi olmuş aynı zamanda burada ki ırk ayrımcılığını da gözlemlemesiyle onu en etkileyen de bu ırk ayrımcılığı olmuştur. Bunun üzerine 1915 yılında ülkesine geri dönüp Hindistan'da birliği sağlamak amacıyla İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesi için var gücüyle çalışmıştır. Gandhi'nin önderliğinde gerçekleşen direnişte İngilizler 25 milyon üzerinde Türk ve Hint vatandaşlarını katletmiştir. Dolayısıyla bu direniş dünyadaki en büyük sivil direniş ve soykırım olarak tarihte yerini almıştır. Direnişi kazanan Gandhi 1947 yılında Yeni Delhi'de bulunan Red Fort'ta bağımsızlığını ilan ederek İngilizlerin ülkeden çekilmesini sağlamıştır. Bağımsızlık ilanından 1 yıl sonra 30. Ocak. 1948 yılında Birla Bhavan bahçesinde Hintliler tarafından yapılan suikast sonucu öldürülen Gandhi'nin öldükten sonra yakıldığı yere siyah mozole konulmuştur. Öldüğü gün cuma gününe denk geldiği için her cuma günü anıtın olduğu yerde tören gerçekleştirilmektedir. Rajghat adı verilen yerde Gandhi'nin mozole ve yanan ateşten başka bir şey yoktur. Siyah mermer mozolenin üzerinde Gandhi'nin son sözü \"He Ram\" \"Ey Tanrım\" yazılıdır. Gandhi'nin mozolesinin olduğu yere ayakkabı ile girilmesi yasak. Girişte görevlilere bahşiş karşılığı ayakkabılar teslim edilip içeri öyle giriliyor. Dediğimiz gibi mozole ve yanan ateş haricinde hiçbir şey olmadığından kısa süre ziyaret edip buradan ayrıldık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gaziantepte-ne-yeni", "text": "Gaziantep gezimiz ile bu hafta karınları doyuran, bizleri tatlı komasına sokan bir lezzet turu gerçekleştirdik. Konu Güneydoğu gezisi olunca akıllara gelen ilk soruda Gaziantep'te ne yenir, Antep yemekleri, Antep tatlıları oluyor. Aslında ilk defa bir gezimizde gezip görmek yerine bolca yedik içtik. Tam anlamıyla bir lezzet turu yaptık desek hiçte yalan olmaz. Ama yemeği fazla kaçırdığımızı söylemeden edemeyeceğiz. Antep mutfağının dillere dolanmış lezzetini bilmemize rağmen Antep gezimiz boyunca bunu çok daha iyi anladık. Boşuna gastronomi dalında Unesco yaratıcı şehirler ağına girmemiş. Gücünü topraktan alan Antep mutfağı geniş sofrasında acısıyla tatlısıyla eşşiz lezzetler sunmaktadır. Küşleme denilince Antep'in tek adresi muhakkak Halil Usta oluyor. Zeugma Müzesinin hemen arkasında yer alan sokak arasındaki Halil Usta konum itibariyle bizleri ilk başta şaşkın etse de her daim dolu olan restaurantı ve lezzetleri ile de ayrıca şaşırttı. Yemek öncesi kaşık salatası ile başlıyoruz. Nar ekşili ve bol sumaklı, sulu mu sulu akılları durduracak bir salata. Salatamızı afiyetle kaşıkladıktan sonra asıl konuya geliyoruz. Küşleme, kuşbaşı ve simit kebabıyla kapanışı yapıyoruz. Antep'in bir diğer ünlü lezzetlerinden biri de tabi ki çıtır lahmancundur. Bildiğimiz lahmacundan farkı sarımsak ile yapılması ve adı üstünde çıtır çıtır olması. Normal bir lahmacun boyutundan çok daha büyük olan çıtır lahmacun patlıcan ezmesi ve bol maydanozla yeniliyor. Koyun incik ve ayva ile meydana getirilmiş unutulmayacak lezzetlerden bir tanesi. 11 yıllık işletme olan Aşina Restaurant akşam yemeği için en ideal yerlerden bir tanesi. Gaziantep yöresine ait tüm lezzetleri bulabileceğiniz Aşina restaurant yöresel bayram yuvarlamasıyla, dövmeli alaca çorbasıyla, içli köftesiyle, antep kellesiyle, firik pilavı ve daha fazlasıyla güzel bir akşam yemeğinin adresi. Gaziantep halkının sabah erken saatlerde kalkıp yemeyi tercih ettiği tatlardan biri de Beyran. Yemek mi çorba mı orasına biz de karar veremedik. Beyran denilince nam yapmış Metanet Lokantasına gidip Antep usulü sabah kahvaltınızı yapabilirsiniz. Lokantanın sahibi Mustafa Bey kendi elleriyle önce iç yağı, üzerine pirinç ve en tepeye et parçalarını koyuyor. Ardından harlı ateşe verilen tabakların içine bolca pul biber sonra en son beyran suyu döküldükten sonra yemeyip yanında yatılacak bir tat çıkıyor ortaya. Gaziantep'te kahvaltıyı ciğerle yapmak herkesin malumudur. Biz de eksik kalmayalım dedik ve soluğu ciğer kavurmasıyla ünlü Köşk Kebap'ta aldık. Belki sizlerde adını bizim gibi ilk kez duyanlardan ama farkımız sizin tatmayış oluşunuz 🙂 Canım biraz da havamız olsun değil mi o kadar Antep'e gitmişiz. Simit katmeri 1957 yılından bugüne hizmet veren Akşam Simit'te yedik. Aslında bu tat katmerin simit hali. Açılan incecik hamurun içine bolca fıstık ve kaymak konularak simit şekli verilip pişiriliyor. Simit katmer mi bildiğimiz katmer mi diye tercih yapacaksak eğer açık ara fark \"Simit Katmer\". Pizza görünümünü andıran şekliyle kübban pidesi üzerine sıvı kaymak, bol fıstık, bal ve şekerden yapılan tam bir kalori bombası çeşitlerinden bir başkasıdır. Özel tahtalar ile servis edilen bu tatlı önceleri Antep'li halkın evinde katmer yoksa tercih ettiği tatlılardan biriymiş. Bizimse Antep'te yediğimiz ve aklımızdan çıkmayan başlıca tatlardan biri oldu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/geisha-sehri-kyot", "text": "Hiroshima'da tam günlük gezimizi tamamladıktan sonra Kyoto'ya doğru yola koyuluyoruz tekrar. Otelin lobisine bıraktığımız bavullarımızı alıp odamıza yerleşiyoruz. Bir güzel dinlendikten sonra sabah Kyoto sokaklarına atıyoruz kendimizi. Kyoto'da Japon kültürünü daha yakından görebilirsiniz, etrafı dağlarla çevrili yemyeşil ve tapınaklarla dolu bir şehir. İlk durağımız Toji Temple oluyor. Toji Temple M. S 823 kurulmuş bir Budist tapınağıdır. Ve bugün 57 metrelik yüksekliği ile Japonya'nın en yüksek ahşap yapısıdır. Bu tapınak Kyoto istasyonundan 10 dakika yürüme mesafesi uzaklığındadır. Tekrar Kyoto istasyonuna yürüyerek dönüyoruz ve Jr biletlerimizle iki durak sonra İnari istasonunda iniyoruz. İstasyondan çıkar çıkmaz sola dönüceksiniz ve hemen sağınızda büyük bir Torii kapısını göreceksiniz. Koskoca bir alana yapılmış Fushimi Inari Shrine. Kyoto'ya giderseniz burayı es geçmemeniz gerekiyor. Turuncu lake torii tünellerde yürürken en unutulmaz deneyimlerinden birini yaşayacaksınız. Önce geniş tünellerden geçiliyor ardından ufak ve dar olanlarından. Tünellerin bitiminde ufak tapınakların haricinde çok güzel bir gölet bizi karşıladı. Burası kesinlikle görülmesi gereken bir yer bence. Torii Tünellerinden geçerken gözüme çarpmıştı silindir şeklindeki o turuncu direklerin bir kaçı soyulmuştu yaklaşıp incelediğim de ağaç olduklarının farkına vardım. Kinkakuji Japonya'nın en bilinen tapınaklarından biridir. 1994 yılından itibaren UNESCO Dünya Kültür Miras listesine alınmış. Kyoto istasyonundan 205 numaralı otobüs ile buraya gelebilirsiniz. Otelimiz Gion bölgesine pek uzak olmadığı için yürümek istedik. Gion'a girerken köprünün üzerinden geçiliyor. Köprüyü geçer geçmez geyşa heykelini yapmışlar çok hoşuma gitmişti. Gion bölgesinin her yerini yürüyerek gezerseniz bir çok tapınağı da görebilme şansınız olur. Geyşalar artık eskisi gibi fazla olmadığı için şansınız varsa denk gelebilirsiniz. Tüm gün Gion bölgesinde gezdik tüm tapınak gezilerimizi bitirdik bu süre zarfında yalnız Kiyomizu Tapınağının girişinde turistlerle resim çekilmek için geyşa gibi giyinen genç kızlara denk geldik. Tam ümidimi yitirmiştim ki sokak arasında tesadüf gerçek geyşalara denk geldik. Kyoto'ya kadar gidipte geyşa görmemek gerçekten çok hayal kırıklığı olurdu benim için."} {"url": "https://www.gezgincift.com/geleneksel-khmer-dansi-apsar", "text": "Geleneksel Khmer dansı aslında yalnızca dans değildir. Apsara dansı içerisinde izleyiciye mesaj veren, hikaye anlatan bir saray dansıdır. Lakhon Khol, Hint ve Budist mitolojisinde bulutlarda ve suda yaşadığına inanılan dişi perilere verilen isimdir. En dikkat ve ilgi çekici Klasik dans olan Apsara/Robam Tep Aspara dansıdır. Angkor Wat içerisindeki tapınakların duvarlarında binlerce Apsara figürü görmek bu dansın ne derece önemli olduğunu anlamaya yeter. Kral VII. Jayavarman döneminde 3.000 Apsara dansçısı olduğu tahmin edilmektedir. Dans bedeni saran geleneksel ipek kıyafetler, saça takılan çiçekler ile el ve vücut figürlerinin kullanıldığı yalnızca güzel ve genç kadınlar tarafından oynanan bir danstır. 2003 yılında Unesco Geleneksel Khmer dansını listesine almıştır. Apsara dansının yabancı ülkelerde ilk gösterimi 1965 yılında Kamboçya Kralı Norodom Sihanouk'un kızı Norodom Boppha Devi tarafından yapılmıştır ve tanıtılmıştır. Modern dönemin profesyonel Apsara dansçısı prenses Norodom Boppha Devi olmuştur. Khmer geleneksel dansı 1. ve 6. yy'da oynanan bir oyundur. Angkor imparatorluğu döneminde dansçılar kral ve tanrılar arasındaki iletişimin en iyi yöntemi olduğuna inanmaktaydılar. Kraliyete tabi çocuklar 5 ve 6. yaşında Khmer dansı için eğitime başlamaktaydı. Fransız sömürgesi döneminde Khmer dansı yalnızca kraliyet ailesine ve tanrılara yapılan çok özel dans iken modern döneme geçiş ile halka açılmıştır. Kamboçya'ya komşu ülkeler Tayland ve Laos'da Khmer dansından esinlenmiştir. Orkestrada davul, zil ve ney'in oluşumu ile muazzam bir müzik dinleyenlere sakinlik kattığı gibi dans ile bütümlenmesiyle de izleyiciyi yormayan aksine huşu içine sokan bir ambians oluşturmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gercek-bir-yol-hikayesi-kastamon", "text": "Gel gelelim yıllar geçti bu ziyaretin üstüne ve bir gün Facebook sayfamıza bir mesaj aldık. Kastamonu'nun yerlisi Ahmet Keskin Bey'den Kastamonu daveti! Bu tarz davetleri çokça alıyoruz ama açıkça söylemek gerekirse genelde gidemiyoruz. Eğer o bölgeye gideceksek bir şekilde görüşme ayarlıyoruz ama planımızı kendimize göre devam ediyoruz. Şimdi Ahmet Keskin Bey'e de cevap vermesek olmaz. Acaba olur mu, inşallah bir gün geliriz gibi cümleleri peş peşe sıralıyoruz. Derken nasıl oldu bilmiyoruz birden kendimizi plan yapar halde bulduk. Ahmet Keskin Bey'den kısaca bahsetmek istiyoruz. Kendisi bizim gibi gezmeye, keşfetmeye düşkün aynı zamanda motosiklet düşkünü. Bizi de bir araya getiren zaten motosiklet olmuş 🙂 Siyasi geçmişi olan Kastamonu'nun bilinir ve sayılır aile üyesinden biri kendisi. Özellikle kış mevsiminde Türkiye'de pek gezme düşkünü değilizdir. Bilen bilir tarzımız egzotik adalar, sıcacık denizler, tiril tiril kıyafetler ve olmazsa olmaz şıpıdık terlikler.. Veeee işte Kastamonu'dayız. Tabi ki ilk olarak Ahmet Bey ile tanışıyoruz. Yolda olmanın en güzel yanı bir çok güzel insanla tanışmaktır. Dünyanın neresinde olursak olalım bu hep böyle olmuştur ama bu sefer en güzel ve en özel insanıyla tanıştık. Kendine özel bir hayat hikayesine sahip, misafirperver, sıcak mı sıcak, yardımsever, Kastamonu'da hemen hemen herkesin tanıdığı muhteşem bir insan. Kendisiyle muhabbetimizi sosyalden gerçek hayata taşıyıp Kastamonu gezisine başlıyoruz!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/gideros-koy", "text": "Gideros Koyu Kastamonu Cide'de bulunan, aklımızdan \"Ülkemizde ne güzellikler var haberimiz yok\" dedirtecek kadar güzel ve gizemli bir tabiat harikasıdır. Zamanında korsanların saklanmak için kullanılmış olması kulağa hoş gelmese de tarihin neler yaşattığını bir kenara bırakalım bizce şimdi çok sıcak ve gözümüze ziyafet çeken bir görüntü sunuyor. Suyun içinde ördeklerin, kenarda ise sevimli köpeklerin yavrularıyla ev sahipliği yaptığı bu koy da insanın kendini denize atası geliyor. Allahtan hava soğuktu yaz mevsimi olsa bizi kimse tutamazdı 🙂 Gideros Koyu'na iki taraftan inmek mümkün. Biz tabi ki ikisini de kullandık. Böylece iki ayrı açıdan o güzelliği hissedebildik. Özellikle fotoğraf çekmek için eşsiz bir yer. Tabi ki biz yine abarttık ama ne yapalım ülkemizde böyle güzellikleri görmek bizi çok mutlu ediyor. Gideros 2009 yılı Avrupa Seçkin Destinayonlar /Eden ödülü için Türkiye'de gösterilen dört adaydan biri olmuştur. Karadeniz'in hırçın ve şehvetli dalgalarını burada görmeniz imkansızdır. Koyun denize açılan ağız kısmı 130 metre genişliğe sahip olduğundan koy oldukça dingin ve berrak sulara sahiptir. Koyun çapı ise batıdan doğuya 514 metre olduğundan çok büyük bir alan kaplamamaktadır. Böyle olmasıyla adeta Ege kıyılarındaki koylardan hiçbir farkı yoktur. Tarihin ilk coğrafyacısı Strabon, koydaki yerleşimi 3500 yıl önce Amazonların kurduğunu yazıyor. \"Erkek yürekli Pylaimenes komuta eder Paphlagonyalılara, Gelmişler yaban katırlarıyla ünlü Enetlerin yurdundan, Kastamonu'nun Karadeniz sahiline kıyısı olan ilçesi Cide'den 12 km uzaklıkta, İnebolu-Bartın yolu üzerindedir. İstanbul'dan otobüsle gelecek olanlar Cideliler Turizm ve Metro'yu kullanabilirler. Aracınızla gelecekseniz Bolu üzerinden gidilmeli ve Gerede'ye varmadan önce Yeniçağ yol ayrımından Bartın yönüne doğru devam edilmelidir. İstanbul Gideros Koyu arası mesafe 523 km'dir. Gideros koyu, Kastamonu gezilecek yerler ve daha fazlasi her seyi o kadar ince detayina kadar anlatmis oldugunuz icin tesekkur ederiz. Guzel bir kaynak olmus...."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gili-adalari-lombo", "text": "Üç benzersiz mercan ada; Gili Trawangan, Gili Meno ve Gili Air. Beyaz kumlarla örtülü sahilleri, palmiye ağaçlarının özgürce sallandığı bu birbirinden tropik adalar adeta okyanusun parlayan ışıltılarıdır. Lombok adasının kuzeybatısında bulunan adalar Lombok ve Bali adasına ziyaret eden turistlerin uğramadan dönmedikleri Gili adalarına her yıl dünyanın dört bir yanından on binlerce turist ziyaret etmektedirler. Dalış, şnorkel severlerin olduğu kadar bozulmamış kumsallarında şezlonguna uzanıp kafa dinleyecek olanlara da hitap etmektedir. Gili kelime anlamıyla küçük ada demektir. Seyahat severler tarafından üç ada için Gili's denilmektedir. Gili adaları Lombok'un en popüler adaları olmakla birlikte Güneydoğu Asya'nın da en iyi ada destinasyonu konusunda oy almıştır. Önceleri sırtçantalılar için popüler ada olsalar da şimdilerde dalışa ve şnorkel yapmaya meraklıların, balayı çiftlerinin, sırtçantalı gezenlerin ve çocuklu ailelerin hatta her türlü ziyaretçinin beklentisine karşılık vermeye çalışmaktadır. Her üç adada da iyi konaklama ve restaurant seçeneklerinin olduğunu bilmenizi isteriz. İnternet'ten edineceğiniz bilgilerde daha çok sırtçanlarının tercih ettiği ada olarak lanse edilse de oldukça lüks tatil yapabileceğinizi aklınızdan çıkarmayın. Yerel ürünler satın almak istiyorsanız Gili Trawangan seçeneği az da olsa bu imkanı sağlıyor. El yapımı değişik ürünler alabilirsiniz. Ada'da genel olarak butik mağazalar dikkatimizi çekmeyi başardı. Oldukça şık dekore edilmiş ve tertemiz oluşları sizi kendine çekiyor 😉 Genel olarak ufak marketlerden gereksinim duyduğunuz her türlü şeyi bulabilirsiniz. Yemek konusuna gelince Gili Trawangan iskelesinin hemen karşısındaki meydana kurulan gece pazarında balığından, tavuğuna, yerel lezzetlerden tatlılarına kadar her çeşit yemeği tadabilirsiniz. Pazar içinde masalar olduğu için sipariş verdiğiniz yemeği burada yiyebilirsiniz. Ben yemeğimi öyle ayak üstü, atıştırıyormuşum gibi yiyemem zaten şunun şurası 3-5 günlüğüne tatile geldim diyenlerdenseniz adanın sahili boyunca ve iç taraflarında ara sokaklarda çok şirin dekore edilmiş restaurant ve cafelerine gidebilirsiniz. Tavsiye : En lezzetlisi, en ilgilisi, en şirin dekore edilmişi, en canlı müziklisi Thank You Restaurant. Gece pazarından çok daha ucuza hem de güzel hizmet altında ve canlı müzikle yemek yemek pazardaki yemek dumanları ve sıkış tıkış masalarda oturmaktan çok daha iyidir. Gili adalarının her birinde başlıca aktivite yürüyerek gezmek. Bunun dışında bisiklet kiralamak, ata binmek, kano yapmak, yoga, cam botlarda gezmek, ada turlarına katılmak, sörf ve tabi ki olmazsa olmaz dalış en büyük aktivitelerdir. Ben aktivite yerine daha çok dinlenmek için geldim diyorsanız şezlongunuza uzanıp güneşe doymak, masvavi sularda yüzmek, kıyıdan yalnızca birkaç metre açılarak şnorkel yapmak tam size göre yorucu olmayan aktivitelerdir. Dalış : Uygun derinliği olan ve özel dalış bölgeleri ile her üç ada da dalış severler için birer cennettir. Tertemiz sularında bol çeşitliliği olan mercanlar, sualtı yaşamı, binlerce çeşit tropik balıklar sizleri karşılıyor. Etkileyici deniz yaşamını süsleyen yeşil ve şahin gagalı kaplumbağalar, müren balıkları, iskarmoz balıkları, resif köpek balıkları ve nadiren görülebilen leopar köpekbalığı, manta vatozu ve daha fazlası dalış severlerin görmek istediklerine fazlasıyla karşılık verip, unutulmaz bir dalış deneyimi yaşatmaktadır. Görüş uzaklığı 15-30 metre arasında olup dalış heyecanınızı hüsrana uğratmamaktadır. Deniz suyu sıcaklığı ise 23-29 derece arasındadır. Adalardaki popüler dalış merkezlerinin sahipleri genelde Avrupalılardır. Dalış okullarında PADI ve SSI olmak üzere iki farklı programda eğitim alabilirsiniz. Dalış okullarının hepsi profesyonel standartlarda güvenliğe ve ekolojik farkındalığa ciddi önem vermektedirler. Ulaşım : Gili adaları ve Bali adası arasında transfer hizmeti veren sayısız firma bulunmaktadır. Yolculuk genelde 80 dakika sürmekte fakat denizin dalgalı olduğu zamanlar bu süre iki saate kadar çıkmaktadır. Ulaşımını sağlarken dikkat etmeniz gereken yolcularının rahatına önem veren firmalar olmasıdır. Çok sayıda insan çekmeye çalışan, kendi yararını düşünen firmalardan uzak durmanızda fayda var. Seyahatiniz öncesi hava durumuna mutlaka bir göz atın. Kötü hava koşullarında dalgaların 5 metre ve üzerine çıktığını aklınızdan çıkarmayın. Aşırı yük dolu botlara binmekten kaçınınız. Gili adalarına gelmenin diğer yolu uçak kullanmaktır. Ana ada Lombok'a uçakla gelip buradan botlarla adalara rahatlıkla geçebilirsiniz. Alkol : 2009'dan bu yana mentanol zehirlenmesi adalarda çok yaygın yaşanmaktadır. Bali adasında, Gili adalarında ve Lombok'ta kayda değer sayıda ölümler içkilerin içine metil alkol eklenmesi sonucu meydana gelmektedir. Bu bölgelerde gideceğiniz barlarsa arak, lokal alkoller ve içeceğiniz kokteylin içerisinde Jungle Juice ve Arak Attack olanlardan kaçınmanızı tavsiye ederiz. Elektrik : Her bir Gili adasında elektrikler yaygın olarak kesildiği için bu ihtiyaç jeneratörler tarafından karşılanmaktadır. Pek çok tesis kendine ait imdat jeneratörüne sahiptir. Ama ufak çaplı işletmeler elektrik kesintisinde jeneratör yerine kandil ve fener kullanmaktadır. Su : Adalarda kaynak olmadığından tatlı su ihtiyacı günlük olarak botlar sayesinde ana karadan getirilmektedir. Büyük otellerde musluktan gelen sular tuzdan arındırılmış olduğu gibi küçük oteller ve homestay dedikleri ev konaklaması tipi yerlerde ne yazık ki musluktan gelen suların hepsi tuzludur. ATM/Banka : ATM makinaları yalnızca Gili T. Ve Gili Air adalarında vardır. Döviz büroları ise her üç ada da bulunmaktadır. Kredi kartı ise dalış okullarında ve büyük otellerin hemen hepsinde kabul edilmektedir. Sağlık Hizmeti : Sağlık hizmetleri Gili adalarının hepsinde çok kısıtlıdır. Gili Trawangan adasında 24 saat hizmet veren klinik Villa Lombok Otel'de olup Gili Air ve Gili Meno'da ufak lokal klinikler bulunmaktadır. Dalış okullarında ise ilk yardım eğitimi almış çalışanlar ile basit medikal malzemeler bulabilirsiniz. Ancak ciddi bir problem yaşamanız halinde hiç vakit kaybetmeden ana karaya ulaşmanızı öneririz. Ada içi ulaşım :Adaların hiçbirine motosiklet ve araç kabul edilmemektedir. Ada içindeki ulaşımlar yalnızca bisikletle, yürüyerek ve cidomo adını verdikleri at arabaları ile saplanmaktadır. Zaten adaların hepsi ufak olduğundan yürümek en mantıklı seçenektir. Diğer seçeneklerden bisikletin ise günlük kirası 25,000 ila 50,000 rupi arasında olup bazı oteller bu hizmeti ücretsiz olarak misafirlerine sunmaktadır. At arabalarıysa kısa mesafe için 40,000 rupi, ada turu yapmak isterseniz 125,000 rupidir. Ama biz kesinlikle at arabalarını kullanmamanızı öneririz. Zaten neredeyse 24 saat sırtında inşaat yükü taşıyan hayvanlar yeterince yoruluyor bu ilkel sisteme sizlerin de katılmasını istemeyiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gili-adalarina-ulasi", "text": "Gili adalarına nasıl gidilir yazımızla karşınızdayız. Gili adalarına ulaşım için iki yol var. Bunlardan ilki ve turistler tarafından en çok tercih edileni botlar, bir diğeri ise Lombok adasına uçakla gidip anakaradan botlar ile Gili adalarına ulaşmaktır. Gili adaları ile Bali adası arasında sayısız sefer yapmakta olan hızlı botlar bulunuyor. Bunlardan çoğu Lombok'un kuzeybatısındaki Teluk Nara'da durmaktadır. Bali adasından Gili adalarına gitmeden önce hava durumunu önceden kontrol etmelisiniz. Bu mesafe arasında yeri geliyor 5 metreden büyük dalgalar olduğu için seferlerin bir çoğu iptal olabiliyor. İptal olmayıp yola çıkan firmalarda ise can güvenliğine pek önem verilmediği düşüncesindeyiz. Siz yine de kontrolü elden bırakmayın! Blue Water Express : Blue Water Safaris tarafından işletilen firma Bali, Gili Trawangan, Gili Air ve anakara Lombok adası arasında hizmet vermektedir. Seferler her gün Bali adasının Serangan limanı ve Padang Bai limanından kalkmaktadır. Fiyatlara feribottaki klimalı bölümler ve otel transferi dahildir. Gili Getaway : Konforlu bir yolculuk hizmeti anlayışıyla hizmet veren firmanın her gün Bali adası Serangan limanından (Kuta bölgesinden 20 dk uzaklıkta) Gili Trawangan ve Gili Gede'e seferleri bulunmaktadır. Gili Trawangan'dan Bali adasına dönüş için tekne saati 12:15'dir. Eğer limana yakın konumdaysanız limandaki gişelerden feribot biletini rahatlıkla alabilirsiniz. Merkezi bölgedeyseniz acentalar bu konuda imdadınıza yetişiyor. Acenta fiyatları 550.000 750.000 IDR arası fakat bu fiyatlar üzerinden mutlaka pazarlık edin. Lombok havalimanından Lombok Bali adası arası tüm transferler dahil aldığımız fiyat 450.000 IDR. Dilerseniz gitmeden önce mail yoluyla kendileriyle iletişime geçebilirsiniz. Diğer bir seçenekte online bilet almak. Bunun için GiliBookings kesin çözüm. Tüm firmaların biletlerini bulabileceğiniz sistemden istediğiniz gün ve saatte biletlerinizi güvenli bir şekilde satın alabilirsiniz. Uçak : Eğer planlarınız arasında Lombok adasını ziyaret etmek varsa Bali adasından uçakla Lombok'a geçmek en doğru tercih olacak. Lion Air ve Garuda Indonesia ile Bali adasından Lombok'a aktarmasız uçuş gerçekleştirebilirsiniz. Fiyatlar 17 USD'den başlayıp 40 USD'e kadar çıkmaktadır. Helikopter : Air Bali, Bali ve Gili Trawangan arasında helikopter transfer hizmeti sunmaktadır. Paranız varsa hiç düşünmeden kiralayın. Ama öncesinden mutlaka yer durumunu kontrol edin. Havalimanından Bangsal iskelesine taksi ücreti için yine pazarlıkla 200.000 IDR ödeyebilirsiniz. Yaklaşık 1.5 saat sonra iskeleye varılır. Aslında kilometreye bakılırsa mesafe çok uzun değil ama yollar çok virajlı olduğundan haliyle yolculuk uzun sürüyor. Bangsal iskelesindeki beyaz yapı gişe oluyor. İçerden yerli botlara binmek istediğinizi söyleyip biletlerinizi alabilirsiniz. Kimse sizi yer kalmadı illa ki hızlı botlar ile git diye yönlendirmiyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gito-yaylas", "text": "Gito yaylası, Rize yaylaları arasında son yılların en çok talep edilen yaylası haline gelmiş durumda. Nasıl ki Ayder Yaylası, Pokut Yaylası, Huser Yaylası son zamanlarda çok ziyaret ediliyor. Gito yaylası da Çamlıhemşin ilçesine yakın olmasıyla Karadeniz turları için programda olması gereken yaylalardan bir tanesi. Rize'de o kadar çok yayla var ki eğer listelemeye kalkışırsanız oldukça uzun bir liste çıkacağından şüpheniz olmasın. Bu yükü hafifletmek adına sizler için Rize hakkında tüm detayları yazdığımız gibi Gito yaylası hakkında da bilmek istediklerinizi aşağıda bulabilirsiniz. Gito yaylası Çamlıhemşin ilçesine bağlı yaylalardan biridir. Çamlıhemşin ile Gito arası 31 km uzaklıktadır. Rotanız Çamlıhemşin'den 12,5 km uzaklıktaki Zil Kale olacak. Zil Kale'den sonra 18 km daha yolunuz olacak. 2070 metre rakıma sahip Gito yaylası için Çamlıhemşin'den yaklaşık 2 saat yol gitmeniz gerekiyor. Çamlıhemşin'den Gito yaylasına toplu taşıma yoktur. Gito için kendi aracınızla ulaşımınızı sağlamanız gerekiyor. Zilkale ve devamında yol gayet güzel olup Zilkale'yi geçtikten sonra yolun sağ tarafında görüp, gireceğiniz sapaktan sonra yolun bozuk olduğunu sakın unutmayın. Genelde hayvancılıkla uğraşanların yaz aylarında gelip bu faaliyetini sürdürdüğü bir yerdir. Şimdilerde şehir stresinden biraz olsun uzaklaşmak isteyenlerin, trekking severlerin ve doğa aşıklarının en çok tercih ettiği yaylalardan biri haline gelmiş durumda. Doğal yapısını koruyor olması ise en önemli özelliğidir. Zaten şehirden kalkıpta dağ başına çıkıyorsak aradığımız da bu olmalı diye düşünüyoruz. Gito yaylasında bizim en sevdiğimiz şey ise sabah uyandığımızda camdan dışarı baktığımızda görme şansı kız olan bulut deniziydi. Yaylanın ormanlık alanını dolduran bulutlar eşliğinde güne günaydın dediğimiz yetmiyormuş gibi bir de bu manzara karşısında kahvaltı yapmak gerçekten anlatılması zor bir duyguydu. Gito Yaylasında tahmin edeceğiniz üzere sadece yayla evi konaklaması bulunmaktadır. Konaklama yapacağınız yerlerde odalarda tuvalet olmadığının altını çizelim. Konaklama şekli tamamen ev konaklaması, ortak banyo şeklindedir. Ama betonarme yapıların aksine ahşap evler olduğu için alışmış olduğumuz özellikleri burada aramamak gerektiğini düşünüyoruz. - Gito Bungalov - Gito Dağ Evi - Gito Konak - Hozboncuk Dağ Evi - Koçira Pansiyon"} {"url": "https://www.gezgincift.com/gizli-kalmis-15-cennet-ad", "text": "Bitmeyen bir güneş, tuzlu meltem esintisi, göz alabildiğine uzanan okyanus.... Hiçbir şey bir ada deneyiminin yerini tutamaz. Göz ardı edemeyeceğiniz, kendinizi gitmekten alıkoyamayacağınız gizli kalmış 15 cennet adayı açıklamaya başlayabiliriz. Lakşadvip Adası, Hindistan : Maldivleri aratmayacak mercan resiflerinden oluşan ada Hindistan anakarasından yaklaşık 300 kilometre açıkta Umman denizinde bulunuyor. Cubadak Adası, Endonezya : Sumatra'nın batısında ormanla kaplı ada adeta dünyadaki cennetlerden biri olmakla beraber dev kertenkele, karıncayiyen ve maymunlara da ev sahipilği yapmaktadır. Ada içinde sadece 15 bungalowlu bir otel bulunmaktadır. Redang Adası, Malezya : Redang makalemiz için buraya tıklayınız. Siargao Adası, Filipinler : Filipinler'in aslında her bir adası birbiriyle yarışacak cinstedir. Fakat Siargao öyle bir yer ki adadan fazlasını vaad etmektedir. Cebu'dan yalnızca bir saat uçuş mesafesinde bulunan ada dünyanın en gözde sörf merkezlerinden biridir. Ko Phra Thong, Tayland : Daha önce iddia ediyoruz adını hiç duymadığınız bir ada. Phuket adasından dört saat feribot yolculuğu yaparak buraya varabilirsiniz. Ada 100 çeşit kuş türüne ev sahipliği yaptığı için güne kuş sesleri uyanmak için en ideal yerdir. Rotternest Adası, Australya : Batı Avustralya bulunan Perth'in karşısında yer alan 19 km2 alana sahip ufacık bir adadır. Perth'ten feribot ile 90 dakika, Fremantle'den ise 25 dakika uzaklıktadır. Adaya araç kabul edilmediği için yürüyerek gezmek zorundasınız. Vava'u Adası, Tonga : Güney pasifikte el değmemiş bir ada. Temmuz ayında 12.000 kambur sırtlı balinalar bu zümrüt renkli sularda göçlerini bitirirler. Favignana, İtalya : Haritadan bakınca tıpkı kelebek görüntüsüne sahip Favignana adası Sicilyan'nın batı kıyısında 8 km uzaklıktadır. Yasemin kokulu esintisi ile dağdan gelen hoş rüzgar koku duygunuzu deniz ise görme duygunuzu arttıracak. Yerli insanların hala kıpkın ve ağ ile orkinos tuttuğu ada midenize ziyafet vermeniz için de iyi bir seçenek. Ile Des Deux Cocos, Mauritius : Hint okyanusunda Mairitius'un en minik adasıdır. La Digue, Seychelles : Daha çok günlük tura çıkanların rağbet etmekte olduğu adadır. Kumsaldan yükselen granit kaya parçalarının olduğu, kapak fotoğraflarından görmeye alışık olduğumuz yerdir. Isabela Adası, Galapagos, Ekvator : Okyanusun ortasında birbirinden çeşitli sualtı ve su üstü canlı çeşidine ev sahipliği yapan ve dünyaca en ünlü en gidilmesi gereken adadır. San Andres, Kolombiya : Nikaragua'nın 225 km doğusundaki ada resifleri, korunmuş doğası ve dalış alternatifi ile Kolombiya seyahatinize eklemeniz gereken bir yerdir. Eleuthera, Bahamalar : Doğanın insanoğluna cömertlikle sunduğu güzelliklerinden bir diğeri de Eleuthera adasıdır. İnce bir çizgi yapısı (uzunluğu 177 km) olan adanın bir tarafı okyanusun mavi derinliklerine açılırken diğer tarafı turkuaz mavisi suları ile havuzu andırmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gokova-korfez", "text": "Halikarnas balıkçısı ne güzel demiş: \"Roma'yı gör de öl derler, Gökova'yı gör de yaşa\". Biz de onun dediği yapıp Gökova'yı görüp yaşayacağız. Tekne hareket eder etmez yeşil ve mavinin eşsiz buluşmasına kendimizi bırakıyoruz. Denize paralel giden, tabiata gerçek rengini veren ağaçlar yavaş yavaş ilerleyen teknemizde keyfimize keyif katıyor. İstediğimiz teknolojiden uzak olmaktı evet telefon ve ipad yoktu! İstediğimiz tatil yapmaktı evet rapor yoktu toplantı yoktu! Akyaka'nın turkuaz renkli, bakir çevre koyları ve plajlarını keşfetme zamanı. Ancak gittiğimiz koylar hakkında bilgi vermeden önce kısaca bizde nasıl bir etki bıraktı, gerçekten herkesin dediği gibi Türkiye'deki en güzel tekne turu muydu bunlar hakkında bilgi versek iyi olur diye düşündük. İlk olarak şunu belirtelim Akyaka'ya gelen tatilciler büyük ihtimal Bodrum, Marmaris, Kaş gibi tatil beldelerine gitmiş ve buradaki tekne turlarına katılmışlardır. Akyaka tekne turu diğer tatil beldelerindeki tekne turlarına nazaran hep koylarda duraklama yapıp yüzme molalarının çok olduğu bir tur. Tavsiyemiz bir çok koy'a araba ile ulaşım mümkün olduğundan istediğiniz yere arabayla gitmeniz. Ufacık ve kumsalı olmayan, çakıllı, kumsal boyu kuru otlarla çevrili bir yer. Denizi tertemiz ve yemyeşil berrak suya sahip. Kumsalı olmayan, kayalar üzerine kurulu bir koy. Ağaçların gölgesinde bir kaç şezlong ve bank var. Araba ile geldikten sonra tekne ulaşımı yapmak gerekiyor. Bir çok yelkenli ve yatların demir attığı koy. Ufak koy'da demir attık. Denizin rengi öyle koyu renkliydi ki ismi de buradan aldığı apaçık ortada. Deniz altında dalarak doğal oluşumlar ile meydana gelen ufak mağaraları görmek mümkün."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gubei-su-sehr", "text": "Pekin'in Miyun bölgesinde yer alan Gubeikou / Gubei Su Şehri 7.000 km'den uzun olan Çin Seddi'nin bir parçası olan Simatai Seddi'nin hemen dibinde konumlanmış tarihi bir köydür. Binlerce yıllık tarihi ile 9 km alan içerisinde bulunan Gubei köyü köy ve Simatai seddi ile 2 ayrı bölümden oluşmaktadır. Onarım ve genişletme çalışmaları nedeniyle 17 Haziran 2010 yılında kapatılan bölge 1 Ocak 2014 tarihinde tekrar ziyaretçilere açılmıştır. Ziyaretçiler Simatai Seddi'ni gezebileceği gibi köy içinde de gezip dileyenler burada bulunan guesthouse (4 adet) ve otellerde (2 adet) konaklayıp gece ışıklar ile dekore edilen bölgeyi hayranlıkla izleyebilirler. Gubei su şehrinin arnavut kaldırımlı sokaklarında gezip yerel yiyeceklerin tadına bakabilir, hediyelik dükkanlardan sevdiklerinize yada kendinize hatıra kalması adına hediyeler alabilir, taş köprülerden geçip, su kanallarının yanıbaşına inşa edilmiş evler arasında gezip otantik ve güzel bir gün geçirebilirsiniz. Ziyaret Zamanı : 1. Ocak 30 Eylül arası saat 08:00 ila 17:00 arasıdır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/guney-izlandada-gezilecek-yerle", "text": "Golden Circle yani altın çemberden sonra sıra geldi Güney İzlanda'da gezilecek yerler listesine. Altın çember ne kadar önemliyse İzlanda'nın güneyi de bir o kadar önemli görülecek pek çok noktayı içinde barındırmaktadır. Rotanızı nasıl yaparsınız bilemiyoruz ama tavsiyemiz başkent Reykjavik'ten başlamanızdır. Eyjafjallajokull volkan buzulundan kaynağını alan Seljalands Nehrinin 60 metreden düşmesi ile oluşuyor. Şelalenin en can alıcı noktası şelalenin iç tarafına doğru yürüyüp gürül gürül akan suyun arkasına geçmektir. Ancak bunu sadece yaz aylarında yapabileceğinizi hatırlatalım. Biz kış dönemi gittiğimiz için bırakın içine girmeyi yerlerin buz tutmasından dolayı şelalenin önüne dahi yaklaşamamıştık. İzlanda'nın küçük buzullarından biri olan Eyjafjallajökull, Izlandaca'da \"ada dağı buzulu\" demektir. 1600 metre yüksekliğindeki Eyjafjallajökull Yanardağının 3-4 km çapta krateri vardır. Bu yanardağın patlama yılları 920, 1612 ve 1821 olup yaklaşık 200 yıllık sessizliğin ardından 20 Mart 2010'da patlamıştır. Patlamasının ardından 24 saatin geçmesiyle rüzgarların etkisiyle küller Avrupa'ya kadar yayılmıştır. Avrupa'nın batı ve kuzeyini etkilediği gibi 20 ülkenin hava sahasının kapanmasına neden olan bir patlama gerçekleşmiştir. Not: Son patlamasını 2010 yılında yaşayan Eyjafjallajökull için ilk sismik hareketler 2009 yılında tespit edilmiş ve yine patlamadan önce 3000 civarında depremler kayıt altına alınmıştır. Westman Adaları: Seljalandsfoss'a doğru giderken sağa bakarsanız adalar göreceksiniz. Bunlar 1964 yılında volkan patlaması sonucu oluşan Westman adalarıdır. 1967 yılında da İzlanda topraklarına dahil edilmiş. 4000 kişi yerleşmiş. Her haziran ayında paganlar toplanıyormuş. Skogafoss Şelalesi 25 metre genişlikte ve 60 metreden düşen bir şelale. Skoga Nehri sularının düştüğü bir yer. Efaneye göre bu bölgeye ilk yerleşen Vikinglilerden biri şelalenin arkasındaki mağaraya bir hazine saklamış. Aradan geçen uzun sürenin sonunda saklanan hazine bulunmuş. Hazineyi almak isterken sandığın yanındaki kol ellerinde kalırken sandık birden yok oluvermiş. Şimdi sandığın halka kolu bir müzede sergilenmektedir. Amerikan donanmasına ait bir kargo uçağının 24 Kasım 1973 yılında İzlanda'nın güneyindeki bir sahile acil iniş yapması sonucu bugün bu enkaz İzlanda kumsalında uzanmaktadır. Acil inişin sebebi tam olarak bilinmese de yakıt eksikliğinden olduğu tahmin edilen inişte mürettabat zarar görmemiştir. İnişin ardından bu uçağın kaldırılması öngörülse de kaldırma masrafı çok ciddi bütçe gerektirdiği için burada kalması daha uygun görülmüştür. Simsiyah kumsal üzerinde bulunan uçak adeta fotoğrafçıların ilgi odağı olmuş ve bu sayede İzlanda'nın görülmesi gereken en önemli noktalarından biri haline gelmiştir. Araçla enkaz yanına gitmek mümkün olmadığı için gidiş ve dönüşte toplam 7 km mesafeyi yürüyerek gideceğinizi bilmelisiniz. Ve tabi bunun için mutlaka bahar ve yaz aylarını tercih etmelisiniz. Siyah kumsal nasıl oluşmuş biraz ondan bahsedelim; Yanardağın patlamasıyla lavlar denize doğru akmış ve bunun sonucu siyah renkli kum taneleri birikmeye başlamıştır. Dünyanın tropik olmayan en güzel kumsallarından biri seçildiğini de hatırlatalım. Siyah kumsalda göreceğiniz iki yer var. Biri kumsalın sağ tarafında kalan Dyrholaey kemeri, diğeri de Vik tarafında doğru olan yani kumsalın sağındaki bazalt kaya oluşumları. Dyrholaey kemeri ve siyah kumlu plajın meşhur tepeden görüntüsünü almak için fenerin olduğu tepeye çıkmalısınız. Sonra araca binip Reynisfjara kumsalının park noktasına gidip buradan 1 dakikada kumsala yürüyerek ulaşabilirsiniz. Burada göreceklerinizden biri denizden yükselen Reynisdrangar isimli kayalar ve diğeri dağın hemen eteğindeki Gardar isimli piramit görünümlü bazalt sütunlu kayalardır. Reynisfjara kıyılardaki aman diyelim dalgalara dikkat. Siz anlamasanız da dalgalar gerçekten çok ciddi bir güce sahip. Denize kesinlikle girilmesi yasak. Zaten bununla ilgili uyarılar da yapıldığını göreceksiniz. Vik şehri 300 kişilik nüfusu olan oldukça küçük bir balıkçı kasabasıdır. Güney İzlanda geziniz boyunca Vik şehrinden mutlaka geçeceksiniz. Hatta Blcak Sand Beach'te deniz yükselen kayaların hemen arkasındaki bölge olduğunu da belirtelim ki daha iyi anlayabilin nerede olduğunu. Vik ve bölgenin hemen arkasındaki dağ Katla volkanıdır. Katla volkanı yüzyıllar boyunca istatiskliklere göre ortalama her 100 senede bir patlamıştır. Burası gerçek anlamda çok büyük bir volkandır. İzlanda'nın patlamayan en ama en büyük aktif volkanlarından bir tanesi. En son 1910 yılında patlamıştır. Yani her an patladı patlayacak! İzlanda'da uzmanlar tarafından volkanik aktiviteler takip edilebiliyor. Genel süreyi 21 saat olarak veriyorlar. 21 saat önceden volkanın patlamasını hesaplayın tahliye işlemlerini başlatabiliyorlar. Olur da bir gün aniden patlarsa bu volkan bütün lavlar aşağı doğru süzülecek. Ve siyah kumlu plaj dağil bölgedeki tüm dağlar ve en önemlisi güneyin başkenti Vik kasabası yok olacak. Katla volkanı her patlamasında ciddi zararlar verdiği için beklenen büyük bir patlamada da yine dediğimiz gibi ortalığı kasıp kavuracağı aşikar. Vik kasabasının en yüksek noktasında bir kilise var. Kilise bu patlama düşünülerek lavlardan en az zararı görsün ve insanlar burada toplanabilsin diye en tepe noktaya inşa edilmiştir. Dünyanın en büyük lav tarlasıdır. Aslında İzlanda'da gördüğümüz her yer lav tarlası olmasına rağmen en özeli Eldhraun'dur. Eskiden İzlanda yeşillik içinde ormanları olan bir ülkeymiş. Güney İzlanda'daki Kirkjub jarklaustur köyü çevresindeki Eldhraun lav alanı, 1783 yılında Lakagigar kraterlerinde Skaftareldar masif volkanik patlaması sırasında meydana gelmiştir. Dağ bir sene boyunca lav püskürtmüştür. Eldhraun püskürmeden geri kalan kurumuş lav sahasıdır. Yani gezegenin en büyük lav tarlası toplam kapladığı alan 600 km2'dir. 1783'ten 1784'e kadar lav kusuyor. Doğal yaşamın %70'ini yok ettiği yetmiyormuş gibi o zamanki nüfusun % 25'ini de ölüyor. İzlanda hava sahası 3 sene boyunca tamamen karanlık. havaya zehirli hava bırakıyor ve bundan dolayı rüzgarlarla beraber avrupa sahası da etkileniyor. 3 sene sonra yavaş yavaş gökyüzü aydınlanıyor ve lavlar soğumaya başlıyor. Ama bugün lav kalıntıları iklimle beraber nemleniyor. Yüzlercelerce yılda üstü yosun birikintileri ile doluyor. Skaftareldar olarak bilinen patlama tarihsel zamanlardaki en zehirli patlama olarak kabul edilir. Sadece İzlanda için değil Avrupa için de büyük olaylara sebep olduğu bilinmektedir. Skaftareldar'daki zehirli gazlar Kuzey Yarıküre üzerindeki iklimi etkiledi ve Avrupa'daki iklimin soğumasına sebep oldu. Hatta birçoğuna göre Fransız devriminin başlamasının da sebebi olarak görülür. Eskiden turistler buradan gelip geçiyormuş. Sonra Justin Bieber İzlanda tanıtımı yapan klip çekiyor ve burası popüler hale geliyor. Şarkı'nın ismi I'll Show You'dur. \"Vatnajökul\" Avrupanın en büyük, dünyanın ise 3. büyük buzuludur. Buz diyarındaki küresel ısınmanın etkileri en güzel Vatnajökul'da görülür. İzlanda'nın %10'unu oluşturan buzullar artık yavaş yavaş erimeye başlamıştır. Avrupa'nın en büyük buzulu olan Vatnajökul'un derinliği 800 metre, büyüklüğü 8000 km2'dir. Ama buzların erimesinden ötürü tehlikeli bir hızla küçülmektedir. Bu tehliyeyi örneklendirmek gerekirse; tam 1000 yıl önce Vatnajökul'da göl yoktu. Onun yerine 30 metre derinliğinde buz tabakası vardı. İşte buzullarından erimesinden kastımız bu. Buzullar eriyip küçüldükçe çevresini saran göl de büyümekte. Vatnajökul buzulunun ucu 100 yıl önce denize ulaşıyorken şimdi denizden 2 km içeridedir. Vatnajökul Milli Park'ı hakkında daha fazla bilgi edinmek için resmi web sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Şimdilerde turistler küçülen buzulun geride bıraktığı inanlmaz güzellikteki lagünde bot turları yaparak eko sistemi daha yakından görme şansına erişiyor. Lagün ne kadar güzel olsa da sonuçları hiç de öyle değil. Lagün denize doğru genişlediğinden İzlanda'nın ana otobanını tehdit etmektedir. Bilim insanlarına göre buzulların erimesi sonucu birkaç yüzyıl sonra farklı arazi şekilleri ve iklim gerçekleşecek. Artık bu topraklarda kar yerine yağmur yağacak ve toprak şimdiki halinden daha da verimsizleşecek. Jökulsarlon bir buzul lagünü olup İzlanda'nın en çok ziyaret edilen noktasıdır. Dağdaki buzulların eriyen suyu ile dolan bir buzul gölüdür. 1900'lü yılların başında küresel ısınma sonucu eriyen buzulların oluşturduğu bu göl 150 metre derinliği ile İzlanda'nın en derin 3. gölüdür. Diamond Beach : Jökulsarlon buzul lagünün denize açıldığı kısım diamond beach'tir. Diamond ismini almasının tek sebebi lagün içinde parçalanan buz kütlelerinin suyun akışı ile lagünden denize doğru kaymasıdır. Okyanusa açılan siyah kumsal üzerinde biriken buz kütlelerinin görüntüsü elmas görüntüsünde olduğundan bu ismi almıştır. Golden Circle Route 1 üzerinde herkesin gördüğü noktalardan bir tanesidir. Güney İzlanda rotası boyunca Game Of Thrones'a sahne olan yerler : Vatnajokull'un bir kolu olan Svinafellsjökull buzulu, Reynisfjara'dır. Diğer tüm İzlanda yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gunubirlik-edirne-gezimi", "text": "İstanbul çevresi gezilebilecek günübirlik yerlerden biri de İstanbul'a yalnızca 237 km uzaklıktaki tarihi Edirne şehrimizdir. Sabah erken yola çıktığınız takdirde tüm gün Edirne'yi gezmek için yeterli vaktiniz olacaktır. Edirne'nin en eski halkı Traklar soyundan Odrisler'in yörede Meriç ve Tunca ırmaklarının birleştiği bugünkü Edirne'nin bulunduğu yerde bir kent kurdukları bilinmektedir. Daha sonra Makedonyalılar ve Roma İmparatorluğunun hakimiyeti söz konusu olsa da Edirne kimliğini Osmanlı Döneminde bulmuştur. Edirne, Osmalı Dönemine başkentlik yapmış, tarihi dokusu ve yansıttığı tarihi atmosferi ile şehrin içine girdiğiniz gibi sizi etkisi altına alıyor. Kültürel mirasımızın en büyük izleri bu şehirde olup, Hamamlar, Külliyeler, Camiler, Çarşılar, Köprüler ve Kilisesi ile bir çok yapıyı içinde barındıran her bir köşesinde tarih bulunan şehir aynı zamanda hat ve süsleme sanatının en güzel örneklerine sahip olup, tıp tarihine geçen ilk uygulamaların burada başlaması da şehri daha değerli kılar. Kemikçilerden ayrılıp çok yakınında bulunan Kıyık caddesindeki Sv. Georgi Kilisesine ziyaret ettik. 1880 yılında yapımı tamamlanan Bulgar kilisesidir. 320 metrekale alana yapılan kilisenin içinde eski Bulgar elbiseleri, takıları ve bakır eşyalar sergilendiği gibi onlarca tablo bulunmaktadır. Her yıl 6 Mayıs da Sveti Georgi için ayin düzenlenmektedir. Kiliseyi gezip arabayla Selimiye Cami'nin arkasına varıp aracımızı Müze ile cami arasına park ettik. 13 Haziran 1971 yılında açılan müzede bulunan eserlerin bir çoğu Prehistrotik dönemden kalmadır. Bunun yanı sıra Yunan, Bizans ve Roma dönemlerinden eserler de müzede yer almaktadır. Müzedeki heykeller, çanaklar, mezar stelilleri, sunak, lahit ve fosil örnekleri ve para koleksiyonu ilgi çeken eserler arasından yalnız bir kaçıdır. Müze bahçesindeki Ion, Aiol, Korinth, Bizans sütun başlıkları sergilenmektedir. Mitolojik varlıklarla süslü Roma dönemine ait ve üzeri Eros kabartmalı sunak ile Lalapaşa Hacılar Köyünden getirilmiş Hacılar Dolmeni ile Arpalık Dolmeni ve menhirler ilgi çekici eserlerdir. Dolmenler günümüzden 3-4 bin yıl öncesinin megalitik diye adlandırılan anıt mezarlardır. Müze kapısından çıktığımız gibi karşımızda zamana meydan okuyan asırlardır dimdik ayakta duran Mimar Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Cami tüm ihtişamıyla karşımızda. 4 muhteşem kubbesi dışında camideki 99 pencere Allah'ın 99 ismini, 32 kapısı dinimizin 32 farzını, 4 kürsüsü 4 mezhebi sembolize ettiği gibi minarelerindeki 12 şerefe ise cami'yi yaptıran II. Selim'in 12. padişah olmasına işaret etmektedir. Caminin içindeki İznik'ten getirilen orjinal çinilere, kubbenin ihtişamına doya doya bakıp avludan kapıdan girip merdivenlerden Arasta Çarşısına ulaştık. Avludan 5 metre aşağıda yer alan çarşı Sultan III. Murat tarafından camiye gelir getirmesi amacıyla Mimar Davut Ağa'ya yaptırmıştır. Oldukça küçük olan çarşısının dükkanlarına bakına bakına dışarı çıkıp Eski Cami'ye doğru yürüdük. Namaz vaktine denk geldiğimiz için aslında daha orjinal fotoğraflar ortaya çıkmış oldu!! Hat yazıları ile bilinen çok kubbeli Eski Cami Edirne'de Osmanlı döneminin ilk sanat eseridir. 1403 de inşası başlanan caminin yapımı 1413 yılında tamamlanmıştır. Bu kadar gezdikten sonra karnımız acıkmaya başladı. Çarşıdaki meşhur Aydın ciğercisine gidiyoruz. Talep olunca kuyrukta olur tabi böyle İki porsiyon ciğer, 3 ayran 23 TL ödedik. Yemek sonrası yine yürüyerek sıradaki Cami'ye gidiyoruz. Her yer birbirine çok yakın olduğundan yorulmak söz konusu olmuyor. Üç Şerefeli Cami'nin özelliğinden dolayı içeri girer girmez kubbenin altına geliniyor. Caminin kubbelerindeki orjinal kalem işleri görülmeye değerdir. Caminin kapısından çıkınca karşı sokağında Makedon Kulesi kendini sokak arasından gösteriyor. Sıra Karaağaç'a geldi. Karaağaç'a giden yol üzerinde önce Tunca ve Meriç nehirlerini taş köprüler sayesinde geçip kendimize oturacak uygun bir yer buluyoruz. Meriç köprüsünün hemen bitimindeki hem sağ hem de soldaki çay bahçeleri genelde çok kalabalık olduğu için biz Lalezar denen çay bahçesinde oturmayı tercih ettik. Hem sakin hemde servis daha iyiydi. 2 çay ve 2 türk kahvesi için 16 TL ödedik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/guoliang-tunel", "text": "Çin'in Henan eyaletinde, Taihang dağında yer alan Guoliang Tüneli tüm dünyada çok meşhurdur. Meşhur olmasının yanı sıra en korku verici tünellerden de biridir. Guoliang köyünün dış dünya ile hiçbir iletişimi olması yüzünden köylülerin artık dış dünyada ne olduğunu merak etmesi sayesinde 1972 yılında yerli köylüler tarafından yapılmıştır. 1200 metre uzunluğuna, 5 metre yüksekliğe ve 4 metre genişliğe sahip tünelin yapımı 5 yılda tamamlanabilmiştir. Yapımı esnasında bir çok kişinin yaşanan kazalardan dolayı ölmüş olması tünel bitirilmesine engel olmamıştır. 1 Mayıs 1977 tarihinde halka açılmıştır. Tünelin 30'dan fazla penceresi vardır. Her pencerenin boyutu birbirinden farklı olup, şekilleri ise bazılarının kare bazılarının yuvarlaktır. Guoliang köyü, Henan eyaletinin başkenti olan Zhengzhou şehrinin 75 km kuzeyindedir. Zhengzhou'dan tren ile Xinxiang'a varılıyor. Xinxiang istasyonunda indikten sonra Huixian (?? kasabasına giden otobüse binin. Burada inip Wanxianshan'a giden otobüse binmek gerekiyor. Wanxianshan manzara alanında inip buradan 4 km uzaklıktaki Guoliangcun ve 2,5 km uzaklıktaki Nanping olarak bilinen köy'e yürüyerek ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/gur", "text": "Kamp alanını da geçtikten sonra karşıma düz bir duvar çıkıyor. Sanırım yolun devamına gidemezsin diyor bu duvar bana. Buraya kadar zor ve meşakatli yolları aştım artık bundan sonrası için normal yoldan gideyim dedim ama yanımda para olmadığı için tıpış tıpış geri döndüm. Sıra Türkiye'nin ilk özel etnografya müzesi aynı zamanda ilk kez bir köyde kurulan sanat galerisi ünvanına sahip Tahtakuşlar Etnografya Müzesini gezmeye geldi. Türkmenlerin kültür ve sanatını gözler önüne seren, Unesco ödülüne sahip bir müzedir. Müze içinde Türkmenlerin kıyafetleri, takıları, çanak çömlekleri, Hızar, Batı Anadolu Türkmen Çadırı, farklı ülkelerden getirilmiş üflemeli zehirli ok, tütün piposu, taşıma torbası, tahta heykeller, kızılderili tablo ve daha pek çok sergilemekte olan eşyalar vardır. En önemli ve dikkat çekeni ise muhakkak dünyanın en büyük deri sırtlı tropik deniz kaplumbağasıdır. Kaplumbağanın denizden çıktığında kilosu 360, boyu 1.97 cm iken işlem sonrası boyu 1.72 cm' düşmüştür. Genellikle tropik bölgelerde Meksika, Brezilya ve Güney Amerika sahillerinde yaşayan Dermochelys Coriacea cinsi kaplumbağanın yolunu şaşırıp Ege sahiline gelmesi ve 16.10.1997 yılında balıkçıların ağına takılıp ölmesiyle alınıp 1. yıl Burhaniye'de korunma altına alınmıştır. 1998 yılında Tahtakuşlar Etnografya Müzesine devredilmiş olan kaplumbağa için 375 tekniği ile Dünya'da ilke kez bu tür bir canlı bir müzeye kazandırılmıştır. Müzeye giriş ücreti 4 TL, öğrenci için 2 TL. Müzenin hemen karşı yolundan girip devam edince Çamlıbel Köyü'ne varılıyor. Köy'ün aslında doğasından başka hiçbir özelliği yok. Tepe de bir noktada oturup körfez manzarasını izleyebileceğiniz bir köy. Bol oksijenli, sakin ve kafa dinlemek isteyeceğiniz bir tatil tercih edecekseniz bu köy sizler için bir alternatif olabilir. Çamlıbel Köyünün en tepesinde kurulmuş bir butik otelde dinlenmeyi tercih ettik. Zaten köyde bir şeyler yiyip içilecek toplasan 3-5 tane yer var. Saklı Bahçe, Düşler Vadisi ve Albatross Butik Otel bunlardan bazıları. Butik Otelin şu an ki fiyatı kişi balı kahvaltı dahil 70 TL, ramazan sonrası 100 TL ve bayramda 120 TL. Toplam 8 odası olan otelin 4'ü bungalow, 4'ü normal oda."} {"url": "https://www.gezgincift.com/halong-korfezi-vietna", "text": "Vietnam turumuzun planları yapıldı yapılmasına ama Vietnam'da gezilecek yerler listesini çıkarırken inanın çok zorlandık. Madem Vietnam'ın gözbebeği olarak Halong Körfezi gösteriliyor biz de eksik kalmayalım deyip Vietnam'a iner inmez ilk rota olarak yönümüzü Halong Körfezine çevirdik. Vietnam'dan gelip de Halong körfezini görmeden dönen bir allahın kulu yoktur herhalde 🙂 Vietnam'ın başkenti Hanoi havalimanına iner inmez vakit kaybetmeden Halong'a geçip, burada konakladıktan sonra ertesi gün full Halong körfezini gezelim diye plan yaptık. Aslını söylemek gerekirse bizim buraya tek geliş amacımız Halong körfezini ayaklarımızın altına alabileceğimiz Bai Tho dağına çıkmaktı. Bu konulara girmeden önce ana başlıklar halinde önce Halong Körfezini anlatalım. 1553 km2 alan üzerine yayılı Halong körfezinde 1969 tane ada vardır. 1994 yılında Unesco Miras listesine girmeye hak kazanan Halong \"Ejderha Körfezi\" olarak da bilinir. Vietnam'ın kuzeyinde, Çin sınırına çok yakın konumda olan Halong inanılmaz güzel doğası ve manzarasıyla ziyaret eden herkesi kendine hayran bıraktığı yetmişyormuş gibi binlerce adacığın dağınık şekilde su üzerine yayılmış haliyle hayatınızdaki en güzel görüntülerden biri olarak hafızanıza kazınır. Oluşum hikayesine bakarsak bilim insanlarının açıklamasına göre 500 milyon yıl önce erozon sonucu kayalar bu şekillere bürünmüş ve ortaya çıkmıştır. Halong'un en kurak yani yağışsız olduğu dönem Eylül ayından Mayıs ayına kadar olan dönemdir. Bu süre zarfında bölge az yağış aldığından güneş ışığına ve sıcağa maruz kalmazsınız. Bahsettiğimiz dönem içinde en popüler yani en peak season Ocak ayıdır. Biz Ocak ayında Halong körfezinde bulunduk. Çok iyi dönem olduğu söylendiği için bu dönemde gitmeye karar verdik. Ama ne kadar yanıldığımızı oraya gidince anladık. Evet söylendiği gibi kuru ve serin dönem. Ancak hava çok soğuk ve bulutlu-sisli olduğu için bu dönemde Halong körfezi turu satın almak çok mantıklı değil. Bahsettiğimiz hava şartlarında Halong'u gezmek çok keyif vermeyecektir. Sıcak ve nemli dönem ise Nisan'dan Eylül'e kadar olan dönemdir. Bu dönemi de tavsiye etmeyiz. Çünkü sıcak döneme geçildiği için çok nem olur. Bu sebepten gezdiğinizden bir şey anlamazsınız. Bizim size önereceğimiz en iyi dönem kuru sezonla sıcak sezonun birleştiği dönemdir. Yani Nisan Mayıs aylarıdır. Özellikle Mayıs ayından sonra havanın çok açık olduğunu unutmayın. Kış, kıyametin yaşandığı havanın sis içinde olduğu bir günde inanın Halong körfezi içinde adacıkları gezerken keyif alamazsınız. Vietnam'ın kuzeyinde Quang Ninh bölgesinde bulunan Halong körfezi Hanoi'den yaklaşık 160 km uzaklıktadır. İster otobüsle, lüks vanlarla, taksiyle isterseniz de trenle Halong'a varabilirsiniz. Otobüsle gelecekseniz eğer otobüs şöförü şehrin içine kadar girdiği için otele yakın konumda bırakıyor. Otobüs derken biz minivan benzeri bir araçla gittiğimiz için belki de bu yüzden inceden özel bir hizmet olabilir 🙂 Büyük otobüslerin şehir içine girmiyor. Halong'un biraz dışında bulunan B n xe Bai Chay otobüs terminalinde indiriyorlar. Buradan sonra otelinize gitmek için en iyi yol Grab uygulamasıyla taksi çağırmaktır. Vietnam'da grab çok işinize yarayacağı için gitmeden indirmenizi tavsiye ederiz. Eğer Hanoi Halong arası otobüsünüzü online alacaksanız, tavsiye ettiğimiz site BaoLau'dur. Bu site sayesinde gitmek istediğiniz yeri ve tarihi yazdıktan sonra kalkış noktası ve varış noktasının neresi olacağını detaylar kısmında görebilirsiniz. Ücret : Tek yön 6 USD'den başlamayıp otobüsüne göre 23 USD'e kadar çıkmaktadır. Biz Phuc Xuyen isimli firmanın minivan araçlarıyla yolculuk yaptık. Buna benzer bir çok firma bulunmaktadır. Ama bunları şimdi nereden nasıl bulucaz diye soracaksınız. Siz de haklısınız. O yüzden hiç o acenta bu acenta uğraşmadan ya biletinizi online bilet satan Baolau gibi firmalardan ya da direk otobüs terminalinden almanız sizler için en kolayı olacaktır. Minivanlar 9 ila 12 kişiliktir. Ücretleri 7-10 USD arası değişmektedir. Eğer seyahatinizi taksiyle gerçekleştirecekseniz 80-150 USD arası bir ücrete mal olacağını da belirtmemizde fayda var. Eğer Hanoi'den trenle Halong'a gelmeyi düşünüyorsanız son durağın Hai Phong olduğunu ve buranın Halong şehir merkezinden 40 km uzakta bulunduğunu sakın unutmayın. Hatta biz Vietnam tren hattının pdf görüntüsünü ekleyelim ki gözünüzde daha iyi canlansın. Ama en güzel yanıysa Cat Ba adasına kalkan feribot iskelesi Pha Binh'2 3 km uzaklıkta olmasıdır. Pha Binh'ten Cat Ba feribot ile 1 saat sürmekte olup feribot ücreti 12-14 USD arasındadır. Eğer Halong körfezinde tur haricinde ayrıca Cat Ba adasına da ziyaret edecekseniz Hanoi'den trenle gelmeniz en doğrusu olacaktır. Ya da bunlarla hiç uğraşmayarak Hanoi ile Cat Ba arasında sefer yapan otobüs biletini alıp ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Halong körfezinde gezintiye çıkacaksanız ya da konaklamalı cruise yapacaksanız mutlaka tur satın almanız gerekiyor. Bunun için Hanoi'den günlük veya konaklamalı turlar satın alabilir, bu sayede Hanoi'den Halong'a transfer işinden de kurtulmuş olursunuz. Günlük tur boyunca Halong körfezinde ziyaret edeceğiniz yerler sırasıyla : Tuan Chau adası, Halong'un güneydoğusundaki adacıklar, Thien Cung mağarasıdır. Tur paketleri için günlük ve konaklamalı turların kaç para olduğuna dair fikir vermesi için acenta bilgisini buraya bırakıyoruz. Verdiğimiz sadece örnek bir sitedir. Eğer ilk defa Vietnam'a gidecekseniz Hanoi'de konakladığınız otelden ya da sokakta adım başı bulunan acentalardan günübirlik Halong turunu 30 USD'e, 1 gece 2 günlük olanı 73 USD'e, 2 gece 3 gün olanı ise 113 USD'e satın alabilirsiniz. Verdiğimiz fiyatlar 2019 Ocak ayında alınmıştır. Gelelim asıl konumuza, Halong körfezine gitme sebebimize. Vietnam'ın en önemli cazibe merkezi şüphesiz Halong körfezidir. Bu eşsiz doğa harikasını görmek için sadece tursitler değil yerli halkta akın akın ziyaret etmektedir. Buraya gelen hemen hemen herkes bir ya da iki günlük Halong Bay cruise turlarına katılmaktadır. Lüks botlardan backpacker party botlarına kadar seçenekler olduğunu da hatırlatalım. Eğer fazla vaktiniz yoksa ve Halong körfezinin en iyi manzarasını görmek istiyorsanız en güzel alternatif Bai Tho dağına tırmanmaktır. Gün ışığının iyi olduğu saat gündoğumundan öğlene kadardır. Gitmeden önce araştırdık ettik, Hang Noi caddesine gitmemiz gerektiğini öğrendik. Gitmeden hakkında ne kadar video varsa izledik. O kadar heyecanlıyız ki. Çünkü Halong körfezi manzarasının en iyi noktası burası. Hemen evin kapısına geri dönüp yukarı çıkmak istediğimizi hatta para vereceğimizi söyledik. Normalde yani eskiden ziyarete açıkken evin sahibine 10.000 VND veriliyormuş. Ama evin sahibi Nuh diyor peygamber demiyor. Omuz silkmekten başka yaptığı bir şey yok. Yalvarmak için bir evin içine girmediğimiz kaldı 🙂 Baktık bu kadınla işi çözecek gibi değiliz. Ana caddeye çıkıp bu sefer esnaftan yardım istedik. İşin en kötü yanı da kimsenin İngilizce bilmiyor oluşu. Ama herkes niye buraya geldiğimizi çok iyi biliyor. Sonunu bağlayacak olursak Bai Tho dağına tırmanamadık. Düşünsenize dünyanın bir ucuna gidiyorsunuz ve gittiğiniz ülkede en çok görmek istediğiniz yeri göremiyorsunuz. Büyük bir hayal kırıklığı ile buradan ayrıldık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hamileyken-tati", "text": "Hamile olup da yerinde duramayanlardan mısınız? Öyleyse bu yazımız tam size göre. Bu yazımız hamileyken tatile nereye gideceğim sorusunu soranlara gelsin. Öncelikle bir bebek geleceği için tebrik ederiz. Bugüne kadar önce bekar halimizle arkadaş arkadaşa yada tek başımıza sonra evlenip eşimizle ve en nihayetinde ailemize gelen üyeler ile tatillerimiz devam eder. Ama en güzeli bebek yoldayken çıkacağınız tatildir. Çünkü bu sizin en rahat ve en huzurlu tatilinizin sonuncusudur Şimdi bazılarınız hemen buna karşı çıkacaktır. Ama ne derseniz diyin arkadaş çocuklu ailelerin tatilde yaşadıkları ortada. Evet çocuğunuzla ailecek yapacağınız tatilde muhakkak bambaşkadır ama ne yazık ki çocuksuz tatilin yerini tutmuyor! Asıl sorun kadınların hamileyken tatile nasıl gideceğim endişesine kapılmasıdır. Kolay değil vücutta bir ağırlık var! Tanıdığınız vücudunuz, bünyeniz bu süreç içerisinde değişmektedir. Dolayısıyla hamileyken tatilde aksi bir durum ile karşılaşır mıyım diye düşüncesi aklımızdan çıkmaz. Öncelikle ilk yapmanız gereken doktorunuza danışıp hamileliğin hangi döneminde tatile/seyahate çıkacaksanız bildirip bir sakıncası olup olmadığını öğrenmelisiniz. -32. haftanıza yakın bir dönemde tatile çıkacaksanız uçacağınız havayolu firması ile irtibata geçip durumu bildirmeli, doktor raporu isteyip istemediklerine dair uçuş politikasını öğrenmelisiniz. Tüm bu işlemlerden sonra sıra geliyor tatile çıkacağınız destinasyonu belirlemeye. Doğumdan sonra uykusuz ve bunun yarattığı yorgun günler sizi beklediği için öncesinde rahatlamak, dinlenmek, doğa içinde huzurlu tatil için destinasyonunuz kültür turu yerine egzotik tatil yerleri olmalı. Hem böyle bir destinasyon seçtiğiniz takdirde denize girip ağırlaşan vücudunuzu rahatlatıp rahatlıkla spor yapmış olursunuz, masaj yaptırıp güneşin sizden aldığı enerjiyi bu sayede tekrar kazanmış olursunuz, doğa yürüyüşleri ve yoga yapabilirsiniz. Yurt dışına çıkmayı düşünüyorsanız Uzakdoğu adaları, Karayipler, Hawai, Bahamalar, Maldivler, Como gölü, Kıbrıs en güzel seçenekler arasındadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hanoi-gezilecek-yerler-gezi-rehber", "text": "Hanoi, Vietnam'ın en güzel şehri. Niyesine gelecek olursak, Uzak Doğu'da bir kaç ülke hariç hemen hemen her yerini gezdiğimiz için bize en otantik, en bozulmamış gelen yerlerden biri olduğunu çok net söyleyebiliriz. Hanoi gezisi planlarınız dahilindeyse şu an en doğru yerde olduğunuzdan şüpheniz olmasın. Hanoi'de gezilecek yerler, Hanoi nerede, Hanoi'de ne yenir sorularını Hanoi gezi rehberi yazımızda detaylarıyla toparlayıp sizler için bir güzel liste yaptık. Hanoi olarak olmasa da yıllardır gitmek isteyip sürekli ötelediğimiz bir yer olmuştur Vietnam. Her yıl bir kaç kez gitmeden kendimizi alamadığımız Uzak Doğu'da neden Vietnam için kendimize fırsat vermemişiz acaba. Aslında belki uzun süre daha ertelerdik. Ama Singapur Havayollarının desteğiyle bir şekilde yeni bir ülkeye gitme fırsatımız doğunca burası neden Vietnam olmasın ki dedik. Kabul ediyoruz, bu müthiş ülkeyi keşfetmek için gerçekten çok geç kalmışız. Rotamız İstanbul'dan Singapur aktarmalı Hanoi'ye uçmaktı. Eğer siz de Vietnam'a gidecek olursanız rotanız mutlaka ülkenin kuzeyinden başlamalı. Hanoi havalimanına varır varmaz önce Halong Körfezine geçtik. Burada bir gece kaldıktan sonra Ninh Binh ve hemen ardından Hanoi'ye geçtik. Hanoi'ye nerede ve nasıl gidilir makalemizi okuyarak konum ve ulaşımı hakkında daha net bilgi almak isterseniz bu linke tıklayabilirsiniz. Vietnam'da gezilecek yerler listesi yap deseniz bize ilk sıraya Hanoi'yi koyarız. Zaten bu şehirden ayrılmaya yakın keşke bir kaç gün daha vaktimiz olsa da daha çok vakit geçirsek dediğimiz ender yerlerden biri. Hele ki fotoğrafçı ya da fotoğraf çekmeye merakınız varsa Hanoi sokakları tam bir doğal kurgulanmış stüdyo gibi 😉 Biz bile elimizden makineyi düşürmez olduk. Hanoi ismi yıllardan bu yana farklı isimlerle anılmış. Bundan yıllar yıllar önce daha o zamanlar Çin Hanedanlığı egemenliği altındayken Tong Bing olarak anılan şehir merkezinde kral ve ailesinin yaşadığı bölgeyi saran kaleleri nedeniyle Dai La olarak anılmaya başlanmıştır. Nehirde bir ejderha görüldüğü gerekçesiyle Thang Long ismini almıştır. Bu hiçbir zaman resmi bir isim olmasa da şiirlerde çokça bu isimden bahsedilmektedir. 1800'lü yıllarda Nguyen Hanedanlığının gelmesiyle şehrin bugünkü ismi \"iki nehrin arası\" anlamına gelen Hanoi olarak değiştirilmiştir. Hanoi gezilecek yerleri listesini çıkarmak belki biraz aklınızın karışmasına neden olabilir. Üzülmeyin ve aman dert etmeyin. Sizlere öyle bir liste yaptık ki haritalarına kadar ekledik. Her yeri elinizle koymuş gibi bulacak, Hanoi'yi karış karış gezebileceksiniz. Hiç mi tren görmedik'i sorgulamıyorsanız, insanların yaşam alanının içinden tren geçmesi size farklı geliyorsa bu deneyimi yaşamanızı tavsiye ederiz. Biz bunu ilk Bangkok'ta 2 yıl önce görmüştük. Gerçi oradaki bir pazarın içinden geçiyordu. Hanoi'deki ise farklı. Daracık sokaktan, insanların yaşam alanının olduğu yerden geçmesiyle çok ilginç. İnsanların yaşamasını bırakın, çocukların oyun alanı burası. Yaşamın raylar üzerinde geçtiği çok nadir yerlerden bir tanesi. Sokaktan trenin geçme anını görmekten ziyade burası yerel yaşamı gözlemleyebileceğiniz çok nadir yerlerden bir tanesidir. Sırf yerel yaşamı görücem diye sokak sokak gezmenize gerek yok. Gelin buraya en doğal haliyle Vietnam'lıları günlük yaşamlarını görün. Çocukların raylarda oyun oynadığı, kadınları çamaşır astığı, saçlarından bit ayıkladığı, yemek pişirdiği anların hepsini bu sokakta görmek mümkün. Öncelikli olarak Train street için bazı tavsiyelerimiz olacak. Malum instagram insanların hayatına girdi gireli hemen hemen herkes gideceği yerdeki popüler fotoğrafların listesini çıkarıp aynı kare içinde yerini almak istiyor. Train Street de bundan nasibini almış. Biz sokağa vardığımızda kalabalığa inanamadık. Bırakın video çekmeyi insansız bir fotoğraf karemiz dahi yok. Eğer güzel fotoğraflar çekmek istiyorsanız buraya trenin geçmediği saatlerde özellikle sabah erken saatte gelin. Öğlene doğru kalabalık artıyor ve akşam üzerine kadar da devam ediyor. Hanoi'nin Eski Bölgesi'ndeki Le Duan ve Kham Tien caddesi arasında yer alıyor. Vietnam vizesi hakkında tüm merak edilenler için Vietnam Vizesi Nasıl Alınır yazımızı mutlaka okuyun! Konfüçyüs tapınağı olarak da bilinen tarihi yapı aslında Vietnam'ın ilk üniversitesi olma özelliğine sahiptir. Asıl önemi ise düşünce tarihinin büyük ismi olan Konfüçyüs'e adanmış olmasıdır. 1070 yılında inşa edilen tapınak en güzel yeri şahaşahalı giriş kapısıdır. Kapıdan girdikten sonra bahçesindeki nilüfer çiçeklerinin süslediği havuzlar ve buradaki eğitimlerini başarıyla sonuçlandırmış öğrencilerin isimlerinin yazılı olduğu taş kaplumbağa üzerindeki anıtlar da çok ilgi çekici. 28 Nisan 1962 yılında kültürel ve tarihi miras listesine alınan tapınak Vietnam mimarisinin şüphesiz en güzel örneğidir. 1076 yılında Kral Ly Nhan Tong tarafından açılan üniversite başta Kral'ın ve yüksek rütbeli memurların çocuklarına hizmet vermekteymiş. Sonraki yıllarda yetenekli çocukların da kabul edilmesiyle sadece Kral'ın çocuklarına hizmet verilmez olmuş. Böylelikle yetenekli çocukların da önünün açılmış olduğu kesin. Tapınak kompleksinde geçitlerle birbirine bağlanmış olan beş avlu dünyayı oluşturan beş temel unsurun sembolüdür. Tapınak içinde göreceğiniz figürlerden güzelliğin sembolü olan anka kuşu İmparatoriçeyi, gücü sembolize eden ejderha ise İmparatoru temsil etmektedir. Ziyaretiniz öncesi tarihi bir yapı olması sebebiyle kılık kıyafetinize dikkat etmeniz faydalı. Mini şort- etek giyilmesi çok yakışı kalmamakta. Hanoi merkezinin kalbinde bulunan ve en ağır cezalar için o zamanki en modern ekipmanlarla Vietnam'daki en insanlık dışı hapishanelerden biri olarak biliniyor. Hoa Lo cezaevi, Vietnamlı vatanseverlerin bağımsızlıları için fedakarlığının sembolüdür. Fransız sömürgesi döneminde Fransızlar tarafından inşa edilen hapishanede siyahi mahkumlardan vatanseverlere kadar ev sahipliği yapmasıyla bilinir. Hapishaneye merkez ev anlamına gelen Maison Centrale ismini takmışlardır. 25 ila 30 kişinin aynı odayı ve tek tuvaleti paylaşmasından günde 15 dakika yürüyüş ve banyo hakkı olmasına tutun, her gün iki öğün hakkı olan ve bu öğünlerde çürümüş kurtlu pirinç yemeği, küflü kurutulmuş balık yemeye zorlanmalarından dışkı içinde yaşamaya mahkum edilmelerine kadar insanlığın yüzünü kızartacak ortamda mahkum edilmelerine göz yumulmuştur. Kendi vatanında başka ülkelerin gücü altında yönetildikleri yetmiyormuş gibi vatansever oldukları için bu iskencelere maruz kalmaları gerçekten içler acısı. Vietnamlı vatandaşların ardından Amerika askerlerin de esir olarak tutulması yine bir o kadar trajiktir. Tarihi savaşlar içinde acı dolu geçen ülkelere ziyaret edecekseniz yaşananları daha iyi anlayabilmek için müzelere ve hapishanelere gitmenizi tavsiye ediyoruz. 1896 yılında yapımına başlanıp 1899 yılında 450 mahkumun sığacağı şekilde inşa edilmiştir. Ne var ki bu sayı 1913 yılında 615, 1953 yılında ise 2000 kişiye kadar çıkmıştır. Müze içerisinde işkence araçlarından en önemlileri 19. yy'da Fransızlar tarafından getirilen giyotindir. Müze sadece Vietnamlı mahkumlara ev sahipliği yapmakla kalmamış Vietnam Savaşı sırasında Amerikalı pilotların, esir askerlerin hapsedildiği yer olmuştur. Savaşın bitmesiyle güney ve kuzey Vietnam birleşti ve hapishane binası yıkıldı. Amerikalı esirlere yapılan işkencelerden ötürü Vietnam suçlanmış olsa da müzedeki \"Hapishanemiz o kadar rahattı ki Amerikalılar buraya Hanoi Hilton derdi\"yazısı suçlamaları kabul etmediğinin en net örneğidir. Hanoi, müze çeşitliliği ile müze severlerin bir kaç gün ayırması gereken bir şehir. Bizim için ziyaret edilmesi en gerekli olan müze Hoa Lo olmakla birlikte öncelik verdiklerimizi sırasıyla aşağıdaki şekilde listeledik. Vietnam'ın en büyük müzelerinden biri olan Ho Chi Minh müzesi 5 katlı bina olarak 1990 yılında inşa edilmiş olup müzede başkan Ho Chi Minh'in hayatıyla ilgili bir çok eser ve belgeler sergilenmektedir. Salı, Çarşamba, Perşembe, Cumartesi, Pazar ) Pazartesi ve Cuma günleri ziyarete kapalıdır. Hazır Ho Chi Minh müzesine kadar gitmişsiniz heme aynı bölgede bulunan Ho Chi Minh Sarayını görmeden dönmeyin. Zaten bu bölgeye Ho Chi Minh kompleksi deniyor. Kompleks içine girmeden önce özel güvenliği ve x-ray cihazı olan bir güvenlik kontrolünden geçerek kompleks içine giriliyor. Başkanlık sarayı, Fransız koloni mimarisinin Vietnam'daki en tipik ve en güzel örneklerinden biridir. 1906 yılında tamamlanan binada Ho Chi Minh olumsuz düşüncelerin karşısına geçmek için bu sarayda yaşamayı reddetmiştir. Resmi toplantılar ve görüşmeler yapıldığı dönemlerde sarayda bulunmayı uygun görmüştür. Günümüzde turistik ziyarete açık olmayan şehbetli binayı ancak demir parmaklıklar ardından görebilme şansınız vardır. Cumhurbaşkanlığı sarayında kalmak yerine mütevazi bir evde yaşamayı tercih eden Ho Chi Minh'in evi başkanlık sarayının hemen yanında tek katlı, ahşap, stilt isimli bir evdir. 1958 yılından ölümüne kadar olan sürede (1969) bu evde yaşamıştır. Ba Dinh meydanının tam ortasında yer alan mozaleyi görünce bir an Anıtkabir'i anımsattı bize. Geniş bir meydana konumlanmış olması ve mimarisiyle çok benzerlik gösteriyor. Burası Ho Chi Minh'in yalnızda istirahatte olduğu yer olmasıyla değil aynı zamanda 1945 yılında bu meydanda Vietnam halkına Vietnam'ın Bağımsızlık Bildirgesi'ni okuduğu yerdir. Aslında Ho Chi Minh öldükten sonra yakılmak istediğini açıkça dile getirmiş olmasına rağmen Ho amcanın bu isteği yerine getirilmemiştir. Bunun yerine mumyasını cam bir tabut içine koyarak mozalede sergilemeyi uygun görmüşler. Anıt mezar, Hanoi'nin en çok ziyaret edilen yerlerdinden bir tanesidir. Ho Chi Minh kompleksi için en sık ziyaret edilen yerlerden biri de HCM müzesinin hemen yan tarafında ağaçlıklık alan içerisindeki tek sütunlu pagodadır. Çokbir cazibesi yok açıkçası. Ama kompleks içinde gezerken illa ki yolunuz buraya düşeceği için gelmişken bir kaç kare almadan ayrılmayın deriz. Gerçi bize göre çok etkileyici özelliği olmamakla birlikte bunun tam aksine 1000 yıllık geçmişe sahip budist tapınağı olan yapı Asya Rekorlar Kitabına göre Asya'nın en eşsiz mimarisi olarak kabul edilmiş. C u Gi y bölgesinde 43.799 m2'lik alan üzerine inşa edilen müze kompleksi şehir merkezinden 8 km uzaklıktadır. 1997 yılında kapısını ziyaretçilerine açan müzede Vietnam'ın 54 etnik grubu hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Vietnam Kadın Müzesi, tripadvisor tarafından Asya'daki en ilgi çekici 25 müze listesine girmeye hak kazanmıştır. Hanoi'deki diğer müzeler ise şehir hakkında fikir sahibi olmak için Hanoi Müzesi, Vietnam'ın savaşından ziyade tarihi hakkında güzel bilgiler almak ve geniş koleksiyona göz atmak için Vietnam Ulusal Tarih Müzesi (giriş 40.000 VND), Vietnam'ın askeri tarihini ve zaferini merak ediyorsanız bir nevi açık hava müzesi olan B-52 müzesi ve Vietnam Devrim Müzesi gidebileceğiniz müzelere arasındadır. Tamam kabul ediyoruz. Trafikten, kaldırımlarının doluluğundan dolayı yolun ortasında stres içinde yürüdüğünüz adeta macera gibi geçen yürüyüşler ve bol bol sesli ortamdan yorulmuş olabilirsiniz. O zaman sizi Vietnam'ın göbeğinde küçük Paris'te hissetme imkanı sunan Fransız Mahallesine alalım. Geniş bulvarlara dizili sömürge dönemine ait Fransız mimarisi binalar, lüks alışveriş mağazaları ile kendinizi bir Avrupa şehrinde hissetmeniz çok olası. Fransız mahallesinde görülmeye değer en önemli yer Opera binasıdır. Hanoi Opera Binası, neredeyse mükemmel bir şekilde korunan az sayıdaki Fransız mimari eserden biridir. Yapımına 1901 yılında başlanan binanın bitimi 1911'i bulmuştur. Paris'teki ünlü Opera Garnier Tiyatrosu'ndan esinlenilen Hanoi Opera Evi, aslında 2.600m2 alana sahip devasa bir mimari eser. Opera binası konumu için buraya tıklayınız. Ziyaret edilecek bir diğer nokta ise Saint Joseph Katedralidir. Yapımına 1884 yılında başlanmış olup 1886 yılında tamamlanmıştır. Neo-gotik mimarisiyle göz kamaştıran Roma Katolik katedralidir. Paris'teki Notre Dame Katedraline benzemesiyle de bilinir. St. Joseph Katedra konumu için buraya tıklayınız. Vietnam Ulusal Tarih Müzesi ve Hoa Lo Müzesi yine bu bölge içinde bulunmaktadır. Aşağıda eklemiş olduğumuz harita üzerinden Fransız Mahallesindeki gezilecek yerlerin konumlarını da görebilirsiniz. Hanoi'nin en sevdiğimiz bölgesi Old Quarter oldu. Hanoi'deki en iyi bilinen ve önemli bölge devlet dairelerinin bulunduğu Ba Dinh denilen yani Fransız Mahallesidir. Old Quarter ise şehrin iş merkezi ve tursitik mekanı olarak kabul edilir. Hoan Kiem Gölü, Altın Kaplumbağa Tanrısının İmparator Le Loi'ye ülkesini korumasına yardım etmesi için Sihirli Kılıç'ı ödünç verdiği bir öyküden almıştır adını. Göl çevresi şehrin karmaşasından biraz olsun kaçmak için en sessiz yerdir. Çevresi yeşilliklerle çevrili parkta yerel insanların dolaştığını, spor yaptığını görebilirsiniz. Burası Hanoi'nin en huzurlu yerlerinden biri. Gölün bir kenarında bulunan kaplumbağa kulesi ise her turistin fotoğrafında muhakkak olan bir görüntüdür. Gölün üzerinde şehrin adeta simgesi haline gelmiş kırmızı köprü ve köprünün devamı olan Ngoc Son Tapınağı görülmeye değerdir. Kırmızı boyalı tahta köprüye girmek ücretsiz olup devamındaki tapınağa ziyaret etmek isterseniz 30.000 VND ödeyerek 07:00-18:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Vietnam seyahatimiz boyunca gördüğümüz en güzel kafeler Hanoi'deydi. Ama bahsettiğimiz kafelerin arasında kesinlikle Highway yok. Kültürünü dibine kadar yaşayan bir ülkeye gidip de Strabucks benzeri bu kafeye gitmek yerine daha lokal kafelere gitmenizi ve daha güzel kahveler içmenizi tavsiye ediyoruz. Hatta bununla ilgili çok güzel bir yazımız bile var. Merak edenler Hanoi'nin En Güzel Kafeleri yazımızı okuyabilir. Ma May sokağı Hanoi'deki eski mimariye sahip evleri görebileceğiniz en güzel sokaktır. Özellikle Hanoi'nin en eski evi olarak bilinen Ancient House da buradadır. Ma May sokağının sonuna geldiğiniz zaman Hang Buom sokağı başlar. Bu sokakta bulunan Bach Ma tapınağı da mutlaka görülecek yerler listenizde olmalıdır. Eğer şehri bir bilenle gezemeyim diyorsanız Hanoi'de öğrencilerin gezdirdiği yürüyüş turlarına katılabilirsiniz. Yarım günlük, tam günlük turların yanı sıra 3 saatlik sokak yemeği turu ve ya Ho Chi Minh kompleksinin de olduğu spesifik turlara katılabilirsiniz. Gitmeden önce bu siteden hem turları inceleyebilir hem de öncesinde rezervasyon yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hanoi-nerede-haritasi-hanoiye-nasil-gidili", "text": "Hanoi nerede, Hanoi'ye nasıl gidilir gibi merak ettiğiniz temel soruların en detaylı cevabını sizler için kaleme aldık. Vietnam'ın başkenti Hanoi ülkenin kuzeyinde bulunuyor. Hatta Halong Bay turlarının başlangıç noktası olmasıyla da oldukça önemli bir konuma sahiptir. Vietnam haritası S şeklindedir. Aşağıda örnek verdiğimiz haritayı incelerseniz hem ülkenin harita şeklini hem de başkent Hanoi'nin nerede konumlandığını çok daha iyi anlayacaksınız. Hanoi'nin doğusunda meşhur Halong Körfezi, güneyinde Ninh Binh, Hue, Hoi An, Da Lat ve Ho Chi Minh şehirleri sıralanmaktadır. Vietnam her ne kadar tropik iklime sahip olsa da Çin'e çok yakın konumda olduğundan Vietnam'daki güney şehirlere kıyasla sıcak olduğunu söyleyemeyiz. Hanoi, yıl boyunca fazlasıyla güneşli olup ayrıca oldukça yüksek nem oranına sahiptir. Mevsim olarak ikiye ayrılıyor olsa da aslen dört mevsim yaşanmaktadır. İlkbahar : Şubat ayından Nisan ayına kadar olan dönem Hanoi'nin ilkbaharıdır. Ortalama sıcaklık 15-20 derece arası değişmektedir. Yaz : Mayıs ayından Ağustos ayına kadar olan süreç yaz dönemidir. Ancak bu dönem arasında en sıcak olan ay Temmuzdur. Ortalama sıcaklık 32 derecedir. Ama yaz dedik diye hemen aklınıza bizdeki yaz gelmesin. Vietnam'da yaz hava derecesinden dolayı yaz dönemini ifade eder. Bu dönem boyunca Hanoi'nin en fazla yağış alan dönem olduğunu akıllardan çıkarmamak gerekiyor. Sonbahar : Eylül ayından Kasım ayına kadar olan bu kısa süre aslında Vietnam'ı ziyaret etmek için en güzel dönemdir. Ortalama sıcaklık 25 derece olan sonbahar döneminde yağış da olmadığı için gezerken keyif alınacak en iyi aylardır. Hanoi'de bir tane havalimanı vardır. İsmi Noi Bai Uluslararası Havalimanıdır. Ama elinizi kolunuzu sallayıp gitmeden önce Vietnam vizesi alacağınızı sakın unutmayın. Vietnam Vizesini çok kısa sürede ve Türkiye'deki acentalardaki fiyattan çok daha ucuza almak için Vietnam Vizesi Nasıl Alınır yazımızı okumanızı öneririz. Bizim Uzak Doğu uçuşlarında öncelik verdiğimiz havayolu Singapur Airlines'tır. Star Alience üyesi olması, mil kazandırıyor olması ve özellikle Singapur aktarması olduğu için favori havayolu firmamızdır. Özellikle aktarma deyince aklınız karışmıştır muhtemelen 🙂 Singapur Havalimanı inanın çok özel bir yer. Toplamda 4 terminali olan ve terminaller arası ister yürüyerek ister trenle geçiş yaptığınız tam bir alışveriş merkezi. Üzerine bir de havalimanının tüm transit yolculara 20 Singapur Doları hediye çeki vermesi de cabası. Hanoi uçuşuna gelecek olursak; İstanbul Singapur uçuşu 10 saat 30 dakika, 4 saat 20 dakika Singapur aktarması, Singapur Hanoi uçuşu 3 saat 20 dakika yani toplamda aktarma dahil uçuş süresi 18 saat 10 dakikadır. Havalimanından çıktıktan sonra soldan devam edince yerel otobüslerin kalktığı durağa varabilirsiniz. Terminalden durağa yürümek sadece 3 dakika. Zaten terminalden çıkar çıkmaz tabelalarda otobüs durağı işareti ve numaralarını görebilirsiniz. Noi Bai Havalimanından şehre gitmek için 7 veya 17 numaralı otobüse binmeniz gerekiyor. Otobüsler her gün 05:00 22:00 arası 15-20 dakika da bir hizmet vermektedir. 7 numaralı otobüs Kim Ma otobüs terminaline, 17 numaralı otobüs ise Long Bien otobüs terminaline uğramaktadır. Bunu yazmamızın sebebi; eğer havalimanında direk Ha Long ya da Sapa veya buna benzer yerlere gidecekseniz bu iki otobüs terminalinden birine gitmeniz gerekiyor. Hanoi'den diğer şehirlere gitmek için otobüs, tren ve uçağı kullanabilirsiniz. Vietnam'da şehirler arası mesafeler çok uzun olduğundan vakit kaybı yaşamamak için uçakla seyahat etmenizi tavsiye ediyoruz. Eğer seyahatinizi önceden planlama imkanınız varsa erken bilet alarak uçak bileti ücretinizi neredeyse bir otobüs veya tren bileti fiyatına alabilirsiniz. Hanoi Sapa arası 5,5 saat sürmekte ve fiyatlar 12 usd'den başlamaktadır. Hanoi Halong Körfezi arası 3,5 saat sürmekte ve fiyatlar 6 usd'den başlamaktadır. Hanoi Ninh Binh arası otobüs-tren fark etmezsizin 2 saat sürmektedir. Tren fiyatları 4 usd'den, otobüs fiyatları ise 6,5 usd'den başlamaktadır. Vietnam'ın hangi şehrinde olursanız olun veya nereden nereye giderseniz gidin önereceğimiz online bilet sayfası BaoLau'dur. Ama vaktiniz varsa ya da kredi kartınızla online alışverişe pek yanaşmıyorsanız bulunduğunuz şehirdeki otobüs terminali veya tren istasyonuna giderek direk biet almanız da mümkündür. Fakat gitmeden önce bu site sayesinde en azından fiyat konusunda bir fikriniz olmuş olur. Hanoi nerede, Hanoi'ye nasıl gidilir sorularını elimizden geldiğince açıkça anlatmaya çalıştık. Umarız Vietnam seyahatinizden önce ulaşım konusunda fikir sahibi olmuşsunuzdur. Bazen yazılanları okumak fikir verse de ilk defa gittiğiniz yerde sudan çıkmış balığa benzersiniz. Ama gideceğiniz yer bir Asya ülkesiyle hele ki Hanoi ise bunu hiç dert etmeyin. Bir yerden başka yere ulaşım okuduklarınızdan çok çok daha kolay. Ama tek dikkat etmeniz gereken şey; Vietnam'da bir yere giderken insanlık hali çevrenizdekilerden yardım almak istersiniz. Örneğin otobüs durağında yerel halka şehre giden otobüs numarası kaç diye sorduğunuzda halkın peşinize takılıp size bir şekilde yardım ediyormuş ayağına kazıklayacağını unutmayın. Başa gelen bir mevzudur. Yeri gelmişken dipnot geçelim istedik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hanoinin-en-guzel-kafeler", "text": "Vietnam'ın başkenti Hanoi'nin en güzel kafeleri, Hanoi'de en güzel kahve nerede içilir, Vietnam kahvesi ve Vietnam kahve çeşitleri hakkında her şeyi yazıp güzel rehber oluşturduk. Yurtdışına çıkmadan önce araştırma yaparken önce gideceğimiz yerin nereleri gezilip bunları bir bir araştırıp notlar alırız. Gezilecek yerler, görülecek yerlerin tüm listesi yapıldıktan sonra iş nerede yemek yenir listesine gelir. Herkes bütçesine göre mekan bulma arayışına girişir. Tüm bu listeler yapıldıktan sonra geriye uygulaması kalır. Bizim son zamanlarda en zevk aldığımız yerler değişik konseptteki kafeler. Seyahatlerimiz boyunca güne çok erken saatlerde başlıyoruz. Genelde kahvaltı dahil konaklama alıp, sabah otelden ayrılmadan önce kahvaltı işini aradan çıkarmak vakit kaybını da önlemiş oluyor. Kimisi güne kahvaltısız başlar. Ama bizim için bu imkansız bir şey. Kahvaltı en önem verdiğimiz ve yapmaktan zevk aldığımız en önemli öğün. Güne en geç 09:00'da başlamış oluyoruz. Çoğu zaman bu daha da erken saatlere çektiğimiz oluyor. Güne erken başlamaktaki amacımız seyahat ettiğimiz şehirde gideceğimiz pek çok yer turistik olduğu için fazla kalabalığa kalmadan sakin sakin gezmek. Güne ne kadar erken de başlasak ne yazık ki gezmenin sonu yok. Yine de eksik kalan şeyler mutlaka oluyor. Ama gün içinde ya da sonunda kısa da olsa yorgunluğumuzu atmak için kahve içmek vazgeçilmezimiz. Bir de farklı konseptlerde mekanlara denk geldik mi içinden çıkasımız gelmiyor. Burayı tamamen şans eseri bulduk. Hanoi tren istasyonuna vardıktan sonra Old Quarter bölgesine araçla gitmek yerine yürüyerek gidip hem etrafı gözlemlemiş oluruz dedik. İşte tam da vardığımız gün otele yürürken Xofa Cafe'ye denk geldik. Konforlu Mu? : Siparişinizi verdikten sonra oturup ister online işlerinizi halledin ister kitap okuyun isterseniz de seyahat notlarınızı yazın. Mekan sürekli full ama inanın rahatsız olacağınız ses yok. Cong Cafe'i Vietnam'ın Starbucks'ı gibi düşünebilirsiniz. Neredeyse her köşe başında görmek mümkün. Cong Cafe gelmeden önce yaptığımız araştırmaya göre coconut'lı kahvesiyle meşhurmuş. O yüzden gidilecek mekanlar listemizin en başındaydı. Sadece coconut'lı kahvesi değil değişik kokteylleriyle de kesinlikle gidip denemeniz gereken en otantik kafelerden bir tanesi. Konforlu Mu? : Mekandaki ışıklandırma, sandayelerin rahatlığı ve mekan içindeki tasarım insanın buradan ayrılmasına fırsat vermiyor. Cafe Nola'yı listeye eklememizin tek nedeni şemsiyeli fotoğrafı yüzündendi. Bazen içeceğin şeyin önemi olmaz mekan dikkatinizi çeker ya bizimki de böyle bir hikayeyle başladı. Mekanı ararken zorlandığımızı itiraf etmeliyim. Adreste yazan bina numarasının önüne geldik ama binaya girecek yer bulamıyoruz bir türlü. Navigasyon her ne kadar tam önünde olduğumuzu gösterse de bulamadık. Çareyi esnafa sormakta bulduk. Meğer tam önündeymişiz. Öyle dar bir geçiş varmış ki. Daracaık koridordan devam edince cadde üzerinde sıralı olan binaların bir arka tarafındaki binalara geçişi sağlıyor bu dar geçiş. Zaten dar koridora girmemizle cafenin ismi yazmaya başladı. Neyse kafenin girişine vardık varmasına ama çok salaş bir yerle karşılaşınca şanşkınlığımızı gizleyemedik. Meğer burası hesabın ödendiği yani kasanın olduğu yermiş. Asıl kafenin olayı merdivenleri çıkınca başlıyor. Küçücük bir avlusu olan merdivenleri çıktıkça her köşesi ayrı dekore edilmiş muazzam güzel ve sessiz bir kafeye denk geldik. Konforlu Mu? : Hanoi'nin en rahat kafesi. Hanoi'de en gitmek istediğimiz kafeydi. Adı üzerinde kafenin her yeri yapıştırılmış not kağıtlarıyla kaplanmış farklı bir kafe. Ayrıca Egg Coffee dedikleri yumurtalı kahvesiyle de iyi olduğunu duymuştuk. Yani gitmemiz için iki tane sebebimiz var. Kafenin zemin katı kahvelerin yapıldığı, siparişin verildiği yer. Stant şeklinde bir kaç kişinin oturabileceği yerler de mevcut. Bir üst katında ise yaklaşık 4,5 masanın olduğu küçük bir alan var. Küçük derken gerçekten küçük, tavanı bile alçaktı. Ama kafenin de en şirin kısmıydı. Birinci kattan sonraki katlar daha ferah ve geniş. Ama biz gittiğimiz de masalar full dolu olduğundan biz de gelmişken yumurtalı kahvesini denemeden çıkmayalım istedik. Ve birinci katta oturduk. Vietnam'ın meşhur kahvesi olan yumurtalı kahve tadı nasıl diye merak ediyorsanız. Note Cafe'yi tavsiye ediyoruz. Konforlu Mu? : Çok sıkış sıkış bir kafe olduğu için kahveni bir an önce çık git. Cafe Pho Co tamamen yumurtalı kahvesiyle övülüyor ve tavsiye ediliyor. Hanoi'deki en iyi yumurtalı kahvenin burada yapıldığını çok yerden okumuştuk. Mekanın içine girdikten sonra ne derece popüler olduğuysa şöyle anladık. Çok tavsiye edildiğinden herhalde geleni çıkanı kontrol altında tutabilmek için insanları asıl kafenin olduğu üst kata göndermeden önce hem siparişi hem de parasını girişte peşin peşin alıyorlar. Böylesi bir uygulamayla da hayatımızda hiç karşılaşmamıştık. Yahu altı üstü bir kafe yani, nedir ki 🙂 Manzara desen açıkça söylemek gerekirse wauww diyebileceğimiz türden değil. Hatta yok bile denebilir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hasankey", "text": "Tarihte aldığı isimler zamanla Hesna de Kepha, Cephai Kastron Piskephas ve Hısnı Keyfa olarak değişe değişe bugünkü ismine kavuşmuştur. Romalılar kente kale yaparak İran sınırını denetim altına tutmak istiyor. Ancak İranlıların Mezopotamyayı ele geçirmesiyle o zamanki Roma İmaparatoru Diyokletoin Dicle Nehrinin doğusu ve bütün mezopotamya'yı alır. Bizansları yenen müslümanlar şehrin denetimini eline alır. 17. yy'da İslam Ordusunun elinde olan şehir sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler ve en son Artukluların egemenliği altına girmiştir. 130 sene Artukluların egemenliğinden sonra şehir Eyyubiler, Akkyounlular, İran Safavileri ve en son Osmanlı İmparatorluğun egemenliği altına girmiş bu süreç ve sonrasında ise günden güne yitirilmeye başlanmıştır. Hasankeyf'teki tarihi eserlerin bir çoğu Artuklular ve Emevilere aittir. Köprüsü, kalesi, mağaraları ve sahip olduğu daha bir çok özelliği ile 12.000 yıllık geçmişe sahip kültürel mirasımız olan antik kent Unesco Kültür Mirası listesine çoktan girmiş olması gerektiği halde Hükümetin talebi olmadığı için listeye girememiş ve bugün kaderine terk edilmiş durumdadır. Unesco listesine girebilmek için 6 kültürel ve 4 doğal kriterlerden birini taşımak yeterlidir. 1- İnsanın yaratıcı dehasının üst düzeyde bir temsilcisi olması, 2- Dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarımı alanlarında önemli gelişmelere ilişkin insani değer alışverişine tanıklık etmesi, 3- Yaşayan veya yok olan bir kültür geleneğinin istisnai, ender rastlanan bir temsilcisi olması, 4- İnsanlık tarihinin önemli bir aşamasının veya aşamalarını gösteren bir yapı tipinin, mimari veya teknolojik bütünün veya peyzajın istisnai bir örneği olması, 5- Özellikle geri dönülmez bir değişimin etkisi altında hassaslaşmış olan çevre ile insan etkileşiminin veya bir kültürün/kültürlerin temsilcisi olan, geleneksel insan yerleşimi, arazi kullanımı veya deniz kullanımının istisnai bir örneği olması, 7- Üstün doğal görüngelere ve eşsiz doğal güzelliklere ve estetik öneme sahip alanları içermesi, 8- Yaşamın kaydı, yer şekillerinin oluşumunda devam eden önemli jeolojik süreçler ve önemli jeomorfik veya fizyografik özellikler dahil dünya tarihinin önemli aşamalarını temsil eden istisnai örnekler olması, 9- Kara, tatlı su, kıyı ve deniz ekosistemleri ve hayvan ve bitki topluluklarının evrim ve gelişiminde devam eden önemli ekolojik ve biyolojik süreçleri sunan istisnai örnekler olması, 10- Bilim veya koruma açısından istisnai evrensel değere sahip tehlike türleri içeren yerler de dahil, biyolojik çeşitliliğin yerinde korunması için en önemli ve dikkat çeken doğal habitatları içermesi. Liste buradan alıntıdır. Nasıl ki İzmir Bergamadaki Allianoi antik kenti Yortanlı Barajı, Zeugma Antik Kenti Birecik Barajı altındaysa ne yazık ki Hasankeyf'de Ilısu Barajı altında kalacak. Hasankeyf Kalesi : Bizanslılar tarafından İran sınırını denetim altında tutmak için koruma amaçlı yapılmıştır. Küçük Kale : Bir zamanlar darphane olarak kullanılmıştır. Artuklular ve Eyyubilerin burada bastıkları paralar şimdi Mardin müzesinde sergilenmektedir. Ulu Cami : Kalenin içine Sürnayilerden kalma kilise üzerine Eyyubiler tarafından inşa edilen Eyyubilerin ilk eseridir. El Rızk Cami : Portal girişindeki kitabede 1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yapılmış olduğu yazıldır. Camiden günümüze kalan sadece minaresidir. Kentte mimarisi ile ünlü bir mimar ve çırağı varmış. Çırak kentte bulunan cami'nin minaresini ustasına kendisinin yapmak istediği hatta daha güzel yapacağını, dile getirmiş. Usta bu işe karşı çıkınca kent halkına danışarak kentte bulunan minaresiz iki camiden birinin minaresini Usta diğer camininkini ise Çırak yapmaya başlamış. Usta çırağı minareyi bitirmiş en üstte görünce çırağı öldürmek için minarenin merdivenlerinden tırmanmaya başlıyor. Çırak da usta çıkarken diğer merdivenlerden aşağı iner. Çırağı aşağıda gören usta nasıl indin diye sorunca minareyi çift yollu yaptığını, biri çıkarken diğer inen kişiyi yada çıkanı göremeyeceği bir sistemle yaptığından Usta gurur duyması gerektiği yerde bu işe çok kızar ve gururuna yenik düşerek kendini minarenin en tepesinden aşağı atarak intihar eder. Yine yerli rehberlerin dediğine göre minarenin tepesinde ki 2 leylek 12 yıldır burdan hiç ayrılmamıştır. El Rzk Cami'nin 100 metre arkasında kaya mezarları ve kilise de isterseniz görülecek yerler arasındadır. Zeynel Bey Türbesi : Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey'e aittir. Türbe dışarıdan silindir, içeriden sekizgen şeklindedir. Gövde süslemesindeki renkler ve mimarisi ile muhteşem bir eserdir. Akkoyunlu'lardan günümüze kalan eserdir. İstanbul Miniatürk'te Zeynel Bey türbesi, hamamı ve külliyesininin maketini görmeniz mümkündür. Hasankeyf Köprüsü: Artukluların eseri olan tarih boyunca yüz yılları geride bırakıp bugün sadece ayakları kalmış köprü 900 yıllıktır. Tarihi kaynaklarda köprünün 1116 yılında Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Ortaçağ'ın en büyük taş köprüsü özelliğine sahip olan köprünün ilk ayağından günümüzde bir aile yaşamaktadır. Osmanlılardan kalan tapuları sayesinde antik kentin en güzel yerinde yaşayan bir aile! Köprünün en büyük özelliği orta ayak üzerinde 12 burcun simgesi olan figürler olmasıdır. Hasankeyf'in jeolojik yapısıyla, 11.500 yıl öncesine ait ilk yerleşim yerine ev sahipliği yapmasıyla, günümüzde evlerin tuvalet atıkları Dicle'ye dökülürken Artuklu döneminde yapılan kanalizasyon sisteminin önemiyle ve Gezgin J. Barbaro'nun \"Köprünün kemeri o kadar yüksek ve geniştir ki, altından 300 fıçılık bir gemi bütün yelkenleri açık olarak geçebilir. Gerçekten, çok kere köprünün üzerinde durup nehre baktığım zamanlar, bu kadar yükseklikten dolayı bana korku gelirdi. Körü fevkalade ve kayda şayan özelliktedir\" diye tanımladığı muhteşem bir eserin yer aldığı kent artık sular altında gömülmeyi bekliyor ve biz, bizim gibiler hiçbir şey yapamıyoruz. Atatürk boşuna \" TARİHİNİ BİLMEYEN MİLLET YOK OLMAYA MAHKUMDUR\" dememiş. Biz Mardin'de konakladığımız için 106 km uzaklıktaki antik kente rehberimiz Yusuf'un arabasıyla gittik. Batman'dan 36 km uzaklıktaki antik kente ulaşım oldukça rahattır. Uçak ile gelenler için Batman en yakın havalimanı olup, Diyarbakır'dan gelecekler için 135 km uzaklıkta yer almaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/havalimaninda-vakit-gecirmenin-yollar", "text": "Tatil, iş seyahati nedeniyle sık sık uçmamız gerekebiliyor. Ama bu uçuşların ve beklemelerin en güzeli muhakkak tatil ve uzunca bir seyahat için olanıdır. Sık uçuşlar yüzünden insan zamanla havalimanında vakit geçirmenin yollarını ister istemez buluyor. Yurtdışı uçularından uçak kalkışından minimum 2 saat önce havalimanına vardığımız için terminalde bolca vaktimiz oluyor. Bazen bu da yetmezmiş gibi rötar söz konusu olunca bu vakit epey bir uzuyor. Sizlere havalimanında sıkılmadan nasıl vakit geçirebileceğinize dair bir liste çıkardık. Listeden mutlaka işinize yarayacak bilgiler olduğu şüphesiz. Eğer sosyal olmaktan, alışveriş yapmaktan yana değilseniz uçağınızı beklerken vakit geçirmenin en güzel yolu insanları izlemektir. Uçağa yetişmek üzere telaş içinde olanlar, kavga edenler, kitap okuyanlar, alışveriş yapanlar farklı farklı ruh hali içinde olan insanları izleyebileceğiniz gibi bunu bir oyuna dahi çevirebilirsiniz. İnsanların kıyafetlerine ve dış görünüşlerine göre nereye gittiğine, iş amaçlı mi yoksa gezi amaçlı mı gittiklerine dair tahminlerde bulunarak insan izlemeyi eğlenceli hale çevirebilirsiniz. Bazı havalimanları transit yolcularını düşünüp yolcuların bu kısa mola süreleri içinde şehirleri tanıtmak amaçlı turlar düzenlemektedirler. Bekleme süresi 5 sat ve üzeri olan yolcular Doha, İstanbul, Singapur, Chicago, Hong Kong, Sydney şehirlerinden birindeyse şehir turuna katılıp panoramik bir gezi yapıp şehri tanıma fırsatına kavuşabilir. Sudoku, iskambil yada tabletinizde bulunan oyunları oynamakta vakit geçirmenin bir diğer yoludur. İskambil oyunu aslında bizim de tercih ettiğimiz bir vakit geçirme yöntemidir. Terminal içerisindeki free-shop bir çokları için en iyi vakit öldürme seçeneğidir. Aslında yurtdışına gidipte free-shop'a uğramayanı yoktur. Hele ki alışveriş işin içine girince üstüne bir de kasa kuyruğu derken en az 1 saat burada geçirilebilir. Uçağı beklerken para harcamaktan yana olmayanlardansanız terminal içindeki mağazaları, kitapçıları, free-shop'u gezebilirsiniz. Bulunduğunuz havalimanının Wi-Fi hizmeti varsa yanınızdaki telefon, tablet veya lap-top'unuzdan internete girip size gelen maillere cevap yazabilir, sosyal paylaşım sitelerinde gezinebilir yada bloğunuza yeni yazılar yazabilirsiniz. Böylelikle uçak beklerken oluşan vakit boşluğunuzu üretken ve sosyal bir hale dönüştürmüş olursunuz. Aslında en faydalı olan vakit geçirme çeşitidir. Terminalin en sessiz yerine geçip kendi kabuğunuza çekilerek sakin kafayla okuyacağınız kitap sayesinde bir bakmışsınız boarding-time gelmiş çatmış bile. İnsanlar uçaklarını beklerken aynı sizin durumunuz gibi sıkılgan bir ruhu hali içindedir. Oturduğunuz yerde sizin gibi gezgin birini bulursanız hele ki konuşkanına denk gelirseniz vakit su gibi akar geçer. Sosyalliğinizin size vermiş olduğu en en güzel şey yeni insanlar tanıyıp sohbet etmektir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/havana-gezilecek-yerler-gezi-rehber", "text": "Küba! Herkesin hayali olan ülke... Nihayet bizim de Küba hayalimiz gerçek oldu. Özellikle Küba'nın başkenti Havana devrim meydanında kutlanan 1 Mayıs için bu ülkede olmak ayrıca güzeldi. Havana gezilecek yerler listemizi detaylandırmadan önce sizi şöyle alalım; Küba Gezilecek Yerler Bu sayede Küba seyahat rotanızı en azından şekillendirmiş olursunuz. Küba'yı anlamak ve gezdiğiniz yerleri hissederek adımlamanız içinse Küba Tarihi makalelerimizin hepsini gitmeden önce okumanız tavsiyemizdir. Küba, aşınmış bina yüzlerine rengiyle ayrı bir doku katan, yollarında klasik araçların cirit attığı, halkın sokaklarda dans ettiği, latin müziğinin durmadığı ve en önemlisi gelecek kaygısı olmayan insanların ülkesidir. Aktarmalı (13 saat 45 dakika) ve aktarmasız olarak Küba'nın başkenti Havana Jose Marti Havalimanına gelebilirsiniz. Biz Moskova aktarmalı uçtuk. 3,5 saat İstanbul Moskova uçuşundan sonra 1,5 saat bekleme yaparak Moskova'dan da 12 saat 25 dakikalık uçuş sonrası Havana'ya rahalıkla ve sıkıntısız bir şekilde vardık. Havana Jose Marti Havalimanı çok küçüktür. Havalimanında yalnızca bir bant olması zaten bunu ortaya koyuyor. Vardıktan sonra ardı ardı gelen diğer havayolları ile bant önünde birleşince valizi bekleme süresi 2-3 saatleri buluyor. Uzun valiz bekleme safhasından sonra pasaport kontrol noktasına geliniyor. Pasaportunuzun içine vize kağıdını koymanız yeterli. 2-3 dakika içinde giriş mührü vize kağıdının üzerine vuruluyor ve rahatlıkla ülkeye giriş yapıyorsunuz. Ancak tanımadığımız bir kaç kişiden sağlık sigortası isteyen memurlar oldu. Ne olur ne olmaz diye sağlık sigortanızı da yanınızda bulundurun. Oldu da sigorta yaptırmadan geldiniz. Bunun için bir bölüm yapmışlar. Ordan sigortanızı yaptırabilir ve ülkeye giriş yapabilirsiniz. Yeşil pasaport sahiplerinden ise hiç bir evrak talebi olmadan geçirdiler. Yanımızdaki yeşil pasaport sahipleri için Konsolokluktan vize gerekmediğine dair yazı almamıza rağmen buna gerek bile kalmadı! Havana gezmek için 2 bölümden oluşmaktadır. Planlarınızı öyle yapın ki aman hiç bir yeri es geçmeyin. Çünkü Havana sokaklarında gezerken ambiyansın etkisiyle kendinizi kaybedip program alt üst olabiliyor. Eski Havana / Habana Viaje : Kolonyal mimari örneklerinin en iyilerini görebileceğiniz bölge Havana'nın en turist yeridir. Cafe'ler, bar'lar, restaurantlar, oteller ve tarihi yapıların hepsi bu bölge içinde bulunmaktadır. Eski Havana 1982 yılında Unesco Miras Listesine dahil edilmiştir. Eski Havana bölgesi farklı dönemlere ait anıt, kale ve kiliselere ev sahipliği yapmaktadır. Barok mimarisi ve Art Deco mimarisinin örneklerini bulabileceğiniz 900'den fazla yapı görebilirsiniz. Centro Habana : Habana Viaje ve Vedado bölgelerinin arasında yer alıyor. Yerel halkın yaşadığı bölge olduğu için daha iyi gözlem yapıp, muhteşem fotoğraflar için en iyi yerlerden biridir. Bir kaç saatimizi ayırdığımız Centro Habana bizim için gerçek Küba'ydı diyebiliriz. Ancak tek dikkatimizi çeken her sokak başında çifter çifter polis ve hemen hemen 3 sokağın birinde polis araçlarının olmasıydı. Güvensiz diyebileceğimiz bir durumla karşılaşmadık. Ama polislerin olması acaba güvensiz mi ki bu kadar kontrol noktası oluşturmuşlar sorusunu sormamıza da engel olmadı değil. Ama gruptan ayrılıp bayan olarak bu bölgeye giden arkadaşlarımızın insanların tavırlarından ve sürekli evlere davet etmelerinden şikayetçi oldukları durumlar söz konusu. Biz çift olduğumuz için genelde bunun gibi rahatsız edici durumlarla karşılaşmıyoruz. Tek gezen bayanların işi gerçekten zor! Vedado : İş merkezlerinin olduğu daha modern bölge olup en iyi gece kulüpleri ve canlı müzik dinleyebileceğiniz mekanlar buradadır. Derseniz ki zaten tüm gün sabahtan akşama kadar yürüdüm, dermanım kalmadı. Alın romunuzu, kolanızı, bulun kendinize uygun bir yer, bırakın kendinizi Atlantik'in gün batımına. Havana'nın şkonik sembolü olan yapı Centro Habana ve Habana Viaje'nin kesiştiği noktadadır. Washington DC'nin aynısı olan yapı Washington DC'den 1 metre daha uzun, daha geniş ve daha zengin detaylara sahiptir. 1926 yılında Kuzey Amerika'nın desteği ile Gerardo Machado tarafından inşasına başlatılmıştır. Neo klasik yapının bitimi için 500'den fazla işçi çalışmış, 3 yıl 3 ay 20 günde tamamlanmış ve maliyeti yaklaşık 17 milyon ABD Dolarına mal olmuştur. Yapının mimarları Raul Otero ve Eugenio Ranieri'dir. Yapı resmi olarak Küba'nın parlamentosu olarak kullanılmıştır. 1959 yılından sonra ise Küba Bilimler Akademisi ve Ulusal Bilim ve Teknoloji Kütüphanesi olarak kullanımına devam edilmiştir. Kireçtaşı ve granitten yapılan binanın kubbesi 62 metredir. Kubbenin tam ortasında 0 km işaret gerçek elmastan (25 karat) yapılmıştır. Ama orijinali çalınmıştır. 1946 yılında orijinali Küba'ya geri getirildikten sonra artık kubbeye gerçeği yerine bir kopyası konulmuştur. El Capitolio içindeki heykel dünyanın yapı içindeki en büyük heykellerinden üçüncüsüdür. Diğerleri Japonya'nın Nara şehrindeki Buda heykeli diğeri ise Washington DC'deki Abraham Lincoln anıtıdır. El Capitolio'daki heykel 22 karat altından yapılmış ve heykele modellik yapan kişi ise Lily Valty'dir. El Capitolio Kasım 2010 yılında ulusal anıt ilan edilen yapılardan biridir. Yapının mimarları Kübalı Rodolfo Maruri ve Belçikalı Paul Belau'dur. Yapının inşa bedeli 1.5 milyon peso olmuştur. Bina devrim sonrasında Küba tarihinin önemli bir parçası haline gelmiştir. 1959'dan 1965 yılına kadar hem hükümet hem de Bakanlar Konseyi binası olarak hizmet vermiştir. 1965 yılında ise Küba Komünist Partisinin merkezi oldu. 1974 yılında Küba devrimi için müze haline getirildi. Bundan 2 yıl sonra Anayasa burada onaylandı. Müze bahçesinde devrimde kullanılan askeri uçaklar, araçlar, 18 metrelik Granma yatı ve bina içinde daha çok devrime dair fotoğraflar görmeniz mümkündür. Küba'nın Kolomb öncesi keşfinde ülkenin kültürünü yansıtan, 1953 Moncada saldırısı ve Che'nin hayatına dair sergiler de bulunmaktadır. Müzenin tam önünde açık havadaki tank ise Fidel tarafından bizzat kullanılan tanktır. İçeri girmeyenler için en azından bunu görmelerini öneririz. Devrim Müzesi binası 2010 yılında ulusal anıt ilan edilen yapılardan biridir. Resmi ismi Castillo de los Tres Reyes del Morro olan kale şehrin koyunda kaya kütlesi üzerine 1590 yılında Juan de Tejeda hükümeti döneminde inşa edilmeye başlanmış ve 1630 yılında Lorenzo de Cabrera döneminde tamamlanmıştır. Kale, 1762 yılında 40.000 İngiliz askerlerden oluşan istilacı güçler tarafından işgal edilmiştir. Havana'nın sembollerinden olan kale yerli halkın olduğu kadar turistlerin de uğrak yerlerinden bir tanesidir. Şehrin en güzel görüntüsünü sunan kale aynı zamanda gün batımını izlemek için en ideal noktalardan biridir. Havana'nın kalbinde 5 yıldızlı hizmet veren otel 13 Aralık 1930 yılında kapısını açmıştır. 7 milyon dolara mal olan otel 8 katlı ve 457 odalıdır. 1982 yılında Unesco Miras listesine alınmıştır. 1946 yılında büyük mafya liderlerinin bir araya geldiği otel aynı zamanda Nat King Cole, Winston Churchill, Ernest Hemingway, Frank Sinatra ve Eva Gardner'in konaklamayı tercih ettiği otel olmuştur. Sonraki tanıdık misafirleri ise Kate Moss, Naomi Camphell, Arnold Schwarzenegger, The Backstreet Boys, Jodie Foster ve Paris Hilton olmuştur. Otel her akşam Cubano Cubano şovuna ev sahipliği yapmaktadır. Oteli gezmek için Pazartesi-Cuma günleri arası saat 10:00 ve 15:00 ile Cumartesi 10:00'daki turlara lobiden katılım gerçekleştirebilirsiniz. 1920'lerde Fransız kentçi Jean Claude Forestier tarafından tasarlanan ve Küba devrimine sahne olan meydan 1959 yılından beri milyonlarca Kübalıyı bir araya getirmektedir. 72.000 metrekare alan üzerine kurulu meydan şimdilerde 1 Mayıs kutlamalarının ana merkezidir. Jose marti anıtı ve arkasındaki 109 metre uzunluğundaki kule ile İçişleri Bakanlığı binasında \"Hasta La Victoria Siempre\" sloganıyla Che Guevara ve Bilişim Haberleşme Bakanlığı binası cephesinde \"Vas Bien Fidel\" sloganıyla Camilo Cienfiegos'un silüetleri bulunuyor. Latin Amerika'da Buenos Aires'teki La Roceleta mezarlığından sonra mimari özelliği ve tarihselliğiyle en önemli mezarlardan bir tanesidir. 1876 yılında kurulan mezarlığın adı Cementerio de Cristobal Colon'dur. Mezarlıkta 500'den fazla mozole, şapel ve aile mezarları bulunmaktadır. Rönesans, neoklasik ve art deco mimariyi görebileceğiniz ilginç bir yerdir. Old Havana bölgesinde sokaklardan ziyade keyifli vakit geçirebileceğiniz yerler kolonyal mimariye sahip 4 ana meydandır. Bunlar Plaza de Armas, Plaza de Catedral, Plaza Viaje ve Plaza de San Francisco'dur. En eski meydanlardan olan Plaza de Armas meydanı Havana'nın en önemli sokaklarından olan Obispo, San Ignacio, Mercaderes ve Oficios'un kesiştiği noktadır. 16. yy'dan 20. yy'a kadar olan mimari örnekleri görebileceğiniz meydan Havana'ya gelenlerin ilk ziyaret ettiği noktalardan biridir. Normalde meydanda pazar kurulu olur diye bilgi edinip gitmemize rağmen 5 günlük Havana konaklamamız boyunca söz konusu pazara denk gelemedik. Vali Sarayı Müzesi / Şehir Müzesi : 1792 yılında inşa edilmiş yapı şehrin en önemli barok mimari örneklerinden olup 1898 yılına kadar İspanyol sömürge hükümeti karargahı olarak 1898 ila 1902 yılları arasında ABD askeri yönetiminin merkezi sonrasında Küba Cumhurbaşkanının ikametgahı ve 1920 ila 1967 yılları arasında Belediye Binası olarak hizmet vermiştir. Binanın çevresindeki parkelere dikkat ederseniz tahtadan yapılmış olduğunu fark edeceksiniz. Söylentiye göre Vali'nin sesten rahatsız olmaması için yapılmış. Ne kadar doğru bilemiyoruz ama açıklama oldukça mantıklı. Giriş Ücreti : 3 CUC, 12 yaş altı ücretsizdir. Castillo de la Real Fuerza : Yapımına 1558 yılında başlanıp 1577 yılında tamamlanmıştır. Şehri korumak adına yapılan ilk savunma yapısıdır. Eski Havana bölgesinin tarihi merkezinin bir parçası olduğundan, kale 1982'de UNESCO Dünya Mirası Listesi olarak listelenmiştir. La Giraldilla : Bunu ilk defa duyduğunuzun farkındayız 🙂 La Giraldilla kalenin kulesindeki meşhur heykeldir. Hani Havana Club şişelerinin üstünde bir figür vardır ya işte o La Giraldilla'dır. Orijinal heykel fırtına nedeniyle zarar görünce kuleye kopyasını koymuşlar. Ama orijinalini müze de görebilirsiniz. Hikayesi ise şöyle ; İspanyol Vali Hernando de Soto ile evli olan Dona Isabel eşinin yeni keşifler için Birleşik Devletler topraklarına gittikten sonra Real Fuerza kalesinin gözetim kulesinde günlerce onun yolunu gözlemiştir. Vali gittiği topraklardan geri gelememiştir. Umudun simgesi olarak ise Dona Isabel'den esinlenilerek bu heykel yapılmıştır. El Templete : Plaza meydanında La Fuerza girişinin hemen karşısındadır. Greko-Romen mimariye sahip önünde kolonları olan küçük tapınak Kübalılar için çok önemlidir. Çünkü 1519 yılında Havana'da ilk katolik ayin tam bu noktada gerçekleşmiştir. Tapınaktan daha da önemlisi ise bahçesindeki Ceiba ağacıdır. Kübalılar bu ağacın fazlasıyla kutsal olduğuna inanıyor. Tapınak artık bir müze olarak kullanılmakta. İçeride sergilenen resimleri görmek için 1 CUC ödeyerek giriş yapabilirsiniz. Yüzü Havana Limanına dönük olan meydan şehrin en eski ikinci meydanıdır. İsmini meydandaki Fransiskan manastırından almaktadır. Limana yakınlığından dolayı eskiden ticareti alış verişin döndüğü bölge olarak bilinir. Havana'daki meydanlar arasında gezilmesi gereken meydanlar listesi yaparsak burası maalesef listenin sonunda yer alıyor. Hazır San Francisco meydanında bahsetmişken size otobüs biletlerini de anlatalım. Eğer Havana'yı otobüsle gezmek istiyorsanız San Francisco terminalinin karşısındaki kilisenin önünden bus tour satın alabilirsiniz. 09:00 ila 21:00 arası kullanabileceğiniz biletin ücreti 5 CUC'tur. Bu bilet sayesinde belirli otobüs duraklarında inebilir, indiğiniz yeri gezdikten sonra yine binip dilediğiniz gibi gezebilirsiniz. Havana'nın en renkli, en keyif alınacak meydanlarından biridir. Camara Obscura : Bir mercek sayesinde Havana'nın panaromik şehir manzarasını 360 derece izleyebilirsiniz. Pazartesi Cumartesi günleri arası ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti 2 CUC'tur. Casa del Conde de Jaruco : Viraylarıyla göze çarpan ev erken barok mimari üslupla tasarlanmıştır. Şimdilerde sanat galerisi olarak hizmet veren binayı gezmenizi öneririz. Coconut Dondurması Yiyin : Meydanın hemen köşesinde Benetton mağazasının önünde bir tezgah göreceksiniz. Bu tezgahta coconut içinde satılan dondurmanızı alıp kendinize bir köşe bulup oturun ve meydanı izlerken bir yandan dondurma keyfi yapın. 17. yy kayıtlarına göre meydan her yıl aldığı yağış nedeniyle bir bataklığa dönüşürmüş. Bundan dolayı da adına Bataklık Meydanı denmeye başlandı. Sonrasında yapılan ıslah çalışmaları ile bataklık olmaktan kurtarıldı ve ardından 1727 yılında meydana bir katedral yapılmasıyla meydanın adı Katedral Meydanı olarak değiştirildi. Katedralin yapılmasının ardından pek çok İspanyol zenginlerinin ev sahibi olduğu meydan şimdilerde Havana'nın en güzel meydanlarından bir tanesidir. La Bodeguita Del Medio ?: Meydandaki kilisenin hemen yan sokağındaki meşhur La Bodeguita'ya uğramamazlık etmeyin. Küba'daki en iyi Mojito'yu burada içeceğinizin garantisini veriyoruz. Genelde tıklım tıklım olan bar sizi bezdirmesin sakın. İçerde oturmanıza gerek yok. İçkinizi aldığınız gibi sokaktaki kaldırımın bir kenarına ilişmeniz yeterli olacak. Havana'nın en iyi Daiquiri'si La Floridita Bar'da yapılmaktadır. Hemingway için Daiquiri'nin adresi La Floridita, Mojito'nun ise La Bodeguita'dır. Siz de Hemingway'ın Daiquiri için tercih ettiği bu bara mutlaka gidip daiquiri'nin tadına bakmalısınız. La Floridita Obispo caddesinin en başında köşededir. Her daim kalabalık olmasına rağmen içeri girmekten çekinmeyin. Bar'a siparişinizi verin ve arka taraflara doğru ilerleyin. Burada mutlaka yer bulacaksınız. 1950'li 1960'lı yıllarının eski Amerikan ve Sovyetler arabalarına binmeden sakın Küba turunu tamamlamayın. Tur için özellikle üstü açık olanları tercih ederseniz daha çok havaya girersiniz bizden demesi. Turlar yarım saatten başlayıp kişi başı ücreti 10 CUC'tur. Tur boyunca Havana'da gezilmesi gereken noktalardan geçilmektedir. Centro Habana ve Malecon'dan. Rom fabrikasına ziyaret ederek rom'un yapılış süreci hakkında bilgi edinebilir. Sonrasında tadım bölümünde tüm rom çeşitlerini deneyip hangisini alacağınıza karar verebilirsiniz. Size önerimiz Santiago de Cuba! Ziyaret edeceğiniz dönemde kimin konseri var önceden check edin. Biz çok şanlıyız sanırız ki Buena Vista Social Club konserine denk geldik. Grubun tüm üyeleri olmasa da bir kaçını dinleme şansımız oldu. Böylelikle Küba'nın latin gece hayatını da tatmış olduk. Vinales Vadisini saymazsak Havana'da en iyi Pina Colada içilecek mekanlardan biri Ambos Mundos Otelinin terasıdır. Ananas içinde servis edilen Pina Colada yalnızca 5 CUC. Otele girer girmez karşınızdaki demir asansöre binerek en üst kata çıkmadan önce 5. katı ziyaret etmenizi öneriyoruz. Yazar Ernest Hemingway'ın Küba'ya ilk geldiğinde kaldığı yer bu otel olmuştur. 511 numaralı oda şimdilerde ziyaretçilere açıktır. Teras öncesi burayı da görmek isteyebilirsiniz diye düşündük. Fresa y Chocolate filmini izledikten sonra buraya kesin gitmemiz gerektiğine karar verdiğimiz yer. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerektiğini hatırlatalım. 6 kişilik rezervasyon yaptırmıştık ki şansa bize öyle bir masa ayarlamışlar ki istesen olmaz. Sosyoloji öğrencisi ve devrimci David ile ona tamamen zıt eşcinsel Diego'nun hikayesini anlatan müthiş bir hikaye. Film kadar konusu geçen bina da bir o kadar muazzam. Yemek yedikten sonra ya da yemek aralarında terasındaki bara çıkıp içkinizi yudumlarken Havana manzarasına doyabilirsiniz. Havana'daki en iyi mekanlardan biri olduğunun garantisini veriyoruz. Terasındaki bar ne kadar ufak olsa da en azından bir kaç kadeh içmenizi öneririz. Servisler 1 kişi için çok ideal boyutlarda. Bir servisi 2 kişi paylaşırım diye düşünmeyin. Oturun adam akıllı yemeğinizi yiyin! Biz 2 kişi ayrı yemek, ortaya ara sıcak, ekmek sepeti, içecekler dahil toplamda 60 CUC ödedik. Cuban Convertible Peso / Küba'nın yerel para birimidir. Aslında iki tür para birimi vardır. Biri turistlerin kullanabildiği CUC, diğeri ise halkın kullandığı, alışveriş yapabildiği CUP. Hesap yapmak için bu siteden tüm dövizlere bakabilirsiniz. Küba'ya giderken yanınıza götürmenizi tavsiye ettiğimiz para birimi Euro'dur. Dolar götürmeniz halinde para bozdururken %11 kur farkı + %3 cezaya katlanmayı sakın unutmayın. Küba ekonomisini korumak için böyle bir uygulama geliştirmiş."} {"url": "https://www.gezgincift.com/herkesin-bilmesi-gereken-kuba-tarih", "text": "Küba seyahatine gidecek olan herkesin Küba tarihi hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu makalemizde sizleri sıkmadan kısa kısa Küba tarihinden söz edeceğiniz. Ama illa enine boyuna tüm detayları satır satır öğrenmek istiyorum derseniz. Küba'daki ilk insanlıktan günümüze kadar ülkenin tarihini Küba Tarihi başlıklı bölümümüzden tek tek okumanızı tavsiye ederiz. Karayipler'de yer alan ada ülkesi Küba önce İspanyolların bölgesiydi. İspanyollar döneminde Afrika'dan buraya kölelerin getirildiği köle ticaretinin merkeziydi. 400 yıl kadar köle ticaretinin merkezi olan Küba sonra Amerika işgali ile karşı karşıya kalıyor. Amerika Birleşik Devletleri 19. yy'dan bu yana isteğinde bir parça azalma olmadan bu ülkeyi kendi topraklarına dahil etmek istediği için Küba'ya 1898 ve 1906 yıllarında iki kere Amerikan ordularını yolluyor. Ancak her iki işgal hareketinde de Küba'yı kendi idarelerine geçirmeyi başaramıyorlar. 1933 yılından 1959'a kadar Küba'nın başında Batista bulunuyordu. Baskıcı Batista tarafından yönetilen ülkede Amerikan parası hakimdi. Amerikalılar ülkelerinde yasak olan şeyleri tatmak için Küba'ya geliyor burada aklınıza gelebilecek tüm yasakları dilekleri gibi yapabiliyorlardı. Rejime karşı huzursuzluk gün geçtikçe büyüyordu. Dolayısıyla Küba 1950'li yıllarda yavaş yavaş kaynamaya başlayıp, gerilim gittikçe artıyor. Üniversiteli gençler sokaklara dökülüyor, işçi ve çiftçiler yeter diyor, fuhuş alıp başını gidiyor ve açlık baş gösteriyor. Batista sarayı ziyaretinde geçmişin izlerini duvarlardaki tablolarda görebilirsiniz. Batista sarayı 1953 yılında muhalefet lideri Fidel Castro bir ordu kışlasına saldırı düzenledi. Ve bunun üzerine yakalanıp hapse atıldı. 15 yıl hapis cezası alan Fidel 2 yıl yattıktan sonra Fidel Meksika'ya gitti. Batista yönetimini deviremediği için Meksika'da bununla ilgili planlar yapmaya devam etti. Fidel'in Meksika'da sürgünde olduğu dönemde Ernesto Guevera'da Meksika'daydı. Ernesto 4 yaşında okumayı söken, iyi eğitim almış bir doktordu. Ama istediği şey mesleğini yapmak, normal insanlar gibi yaşamak yerine bir davanın peşine düşmekti. Daha 10 yaşındayken elektrik zammını öğrenir öğrenmez bütün sokak lambalarını sapanla patlatan bir çocuktan bahsediyoruz. Ama aradığı davayı Fidel ile tanıştığında bulmuştu. Fidel'in Küba'yı işgal hazırlığı Ernesto Guevara'nın onun davasına dahil olması için yeterli sebepti. Devrim ateşiyle yanan iki genç insan bütün planları birlikte yaptılar. Ernesto Che Guevara rehberi Fidel ile kendini isyanlarla dolu bir hayata sürükledi. Asıl ismi Ernesto Guevara olan Arjantinli gence bu takma adı yani Che'yi Kübalılar takmıştı ona. Fidel'le tanışmasının ardından Kübalıların ona bu ismi vermesiyle artık Che ile bütünleşmişti. O Ernesto Guevara değil Ernesto Che Guevara olmuştu. 2 Aralık 1956 Küba isyanının başladığı yıldır. Che, Fidel Castro ve beraberindeki 80 gerilla Küba devrimi için Meksika'dan açılmaya başlamıştır. Fidel Castro'nın işgal kuvvetlerine katılan Che burada boynundan yaralanıyor. Bunun üzerine Küba davasına baş koyan Che devrim ordusunda en yüksek rütbeye getiriliyor. Yani kumadan oluyor. Ve o işte beresinde bulunan o tek yıldızı burada kazanıyor. Küba devriminin en önemli şehirlerinden bir tanesi iletişim merkezi olan Santa Clara şehridir. Batista'nın savunma kuvvetlerinin son kalesi olan şehirdir. Che ve Fidel Castro Havana'ya ilerlerken Bastista ile burada çatıştılar. Ve Che'nin zekası ile Batista'nın yolladığı silah dolu trenin rayları kesilerek silahlara el koydular. Santa Clara bölgesinin düşmesi halinde devrim savaşının kazanılacağı kesindi. Ve sonuç nitelim o şekilde sonuçlandı. Zafer alayıyla, halkın büyük coşkusuyla Havana'ya giriş yapıldı. Ve Fidel artık Küba halkının lideri oldu. Fidel lider olduktan sonra Che'yi hiçbir zaman yanından uzaklaştırma. Onu idareci yaptı ve ordunun başına geçirdi. Çünkü devrimci adaletini uygulayabilecek tek kişi Ernesto Che Guevara'ydı. 1959 Küba devrimi ardından Küba kapitalist dünyanın politik düşmanı haline geldi. Fidel iktidara gelir gelmez uluslararası bir direniş yağmuruyla yüz yüze geldi. Özellikle Amerika'nın baş düşmanı oldu. Devrimin gerçekleştirilmesiyle elit kitle ve zenginler Amerika Florida'ya gittiler. Ve giderlerken de ülke dışına ciddi anlamda para kaçırıldı. Fidel başa geldikten birkaç ay sonra Amerika ziyareti gerçekleştirdi. Amacı karşılıklı bir işbirliği yapmaktı. Amerika kabul etmeyince Che, Fidel Kastro tarafından özel yetkilendirilerek bu yeni rejim için destek toplamaya başladı ve Sovyetler Birliği ile 1960 yılında anlaşma imzalandı. Bu anlaşma üzerine Amerika Küba üzerine ambargo uygulamaya başladı. Ambargo üstüne Fidel Kastro davasında daha kararlı durdu ve Amerika'ya bağımlı olmadı. Mücadele bundan böyle silahla değil yeni toplum için siyasi olacaktı. Küba sosyalist devrimi gerçekleşip Fidel Küba'nın başına geçtikten sonra hükümet olarak tüm arazi ve işyerlerine, Amerikan yatırımlarına el konuldu. Aklınıza getireceğiniz her yer hastaneler, fabrikalar, özel iş yerleri devletin oldu. Yani çok hızlı bir şekilde özel sektör yok edildi. Her şeye fiyat belirleyen artık devletti. Bu arada yıl 1965'e geldiğinde Küba'daki idari görevi biten Che Guevara başka bir devrim için Orta Afrika'da Kongo'ya gitti. Küba desteği olan isyan için bulunduğu Kongo'dan sonra Bolivya'ya gitmiştir. Ve burada yakalanıp CIA ajanı tarafından infazı emredilip öldürülmüştür. 1967 yılında 39 yaşında ölen Che onun ideolojisi ile aynı fikre sahip olmayanların bile hayran olduğu, dünyanın en bilinen devrimcisidir. 1960 yılında Küba'ya yardım getiren Belçika gemisi havaya uçuruldu. Sonucunda 100 kişi öldü, 200 kişi yaralandı, 1961 yılında Amerika'nın başına geçen Kenndy domuzlar körfezi operasyonu gerçekleştirdi. 1962 yılında Sovyetlerin Amerika'ya karşı Küba topraklarına nükleer füze yerleştirmesi ve geri çekilmesi, Amerika'ya yerleşen Küba'lılar CIA ile birlik olup operasyonlar ve sabotajlar gerçekleştirip bu terör eylemleri sonucu yüzlerce kişinin canına kıydılar, Ambargo sonrası petrolsüz ve elektriksiz kalan ülke artı olarak bu olumsuzlarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Sovyetler Birliği petrol, yiyecek ve tıbbi yardımda bulunarak Küba'nın en büyük destekçisi oldu. Devrim döneminin daha en başında okuma yazma oranı çok çok düşükken eğitim seferberliği başladı. Sonucunda bir yılda bir milyon kişi okur yazar hale getirildi. Eğitim ve sağlık hizmetleri parasız hale getirildi. Bu durum tüm vatandaşlar için memnun ediciydi. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Küba ekonomisine hayat veren bağlantı koptu. Rusya'dan gelen yakıt kesilince ulaşım ve tarım alanında ciddi sıkıntılar yaşanır oldu. Ülke insanları açlık noktasına getirdi. Bunun üzerine Fidel Kastro önemli bir karar alarak adayı turizme açtı. Ve günümüzde Küba turizm'de rekora ulaşan ülkelerde baş sırayı çekiyor. Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinden Küba'ya gelen turist sayısı ciddi anlamda fazla. Unutulmaz lider, devrimci Fidel 2016 Kasım ayında hayata gözlerini yumdu ve ada ekonomisini ayakta tutabilmek için turizme açılan ülke dünyaya açılarak çelişkiler içine sürüklenmeye başladı bile. Bu dönem itibariyle Küba'nın nasıl bir yol izleyeceği bizlerde merak ediyoruz. Kapitalizm ülkeye yayılmadan, Küba değişmeden diyoruz ve Küba için havalanıyoruz. Küba gezi notlarıyla yeni yazılarda görüşmek üzere."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hinatuan-nehr", "text": "Filipinler'in 2. büyük adası Mindanao'nun Caraga bölgesindeki büyülü ve bir o kadar güzel masmavi Hinatuan nehri Mindanao'ya gelen turistlerin görmeden es geçmeyecekleri yerlerin başında geliyor. Sık bitki örtüsü içinde gizli bir cennet olarak tabir edilir cinsten olan Hinatuan nehri görenleri adeta büyülüyor. Suyun kaynağının nereden geldiği kimse tarafından bilinmediği, bunun mantığa uygun tek yanı ise su altı kaplıcası olabileceği olmasına rağmen buna ilişkin kesin kanıt bulunabilmiş değildir. Nehir suyunun tamamen tuzlu suya sahip olmasıdır. Öğlen saat tam 12'de çalınan zil sesi ile saat 16:00'a kadar nehire girip yüzmek ve dalış yapmak yasaktır. Bu saatte görevliler tarafından nehire atılan yemler nereden geldikleri bilinmeyen yüzlerce balık tarafından yenilmektedir. Balıklar beslendikten sonra nehrin maviliklerinde gözden kaybolmaktadırlar. Nehire gelip yüzmek isteyen isteyenler dilerlerse nehir etrafında konulmuş masalarda piknik yapılabilir. Suyun gerçeküstü renginin derinliklerindeki havza cam gibi gözükmektedir. Nehir'in derinliği bilinmediği gibi profesyonel dalgıçların deneyimleri sonucu maksimum 60.96 mt derinliğe dalındığı için suyun derinliği bugün halen bilinmemektedir. - Giriş Ücreti : 30 PHP - Ulaşım : Butuan Bancasi Havalimanından, Surigao del Norte'den, Britania 'dan, Davao'dan ulaşılabilmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hindistan-gezilecek-yerle", "text": "Hindistan son yılların popüler gezilecek ülkesi haline geldi. Başkent Yeni Delhi ile başlayan Hindistan turları insanı gerçek dünyadan koparıp farklı bir alemin içine sokuyor adeta. Bu ülkede gezerken nasıl bir yerdeyim dememek imkansız. Orkun ve ben tam zamanlı gezgin olmaya karar verince nasıl aklımıza geldiyse Hindistan yollarında bulduk kendimizi. Hindistan gezi notları ile Hindistan gezilecek yerler, Hindistan ulaşımı, Hindistan konaklama ve daha pek çok şeyi bulacaksınız. Zengin ve antik mirası ile yüzyıllardır ziyaretçilerini kendine çekmeyi başaran Hindistan tüm tanımlamaların dışında kendine has bir ülkedir. Karmaşık şehirleri, kalabalığı, el değmemiş plajları, kendine has bitki örtüsü ve hayvan çeşitliliği ile bu ülke gezmek ve keşfetmek için çok caziptir. Hindistan beş bin yıllık bir tarihe sahiptir. Muhakkak kültürel miraslarını, coğrafi çeşitliliğini, gezilecek yerlerini ve şenliklerini bu makaleye sığdıramayız. Ama yine de sizlere en doyurucu makaleyi hazırlamak için elimizden geleni yaptık. Hindistan Pakistan, Çin ve Nepal arasına sıkışmış bir ülkedir. Kuzeyinde dünyanın en yüksek dağı olan Himalayalar yer alır. Güneyinde ise tropik yağmur ormanları, çöller ve el değmemiş plajları vardır. Hindistan'ın bu derece şaşırtıcı olmasının bir özelliği de bir çok dinin ve yerel geleneğin bir arada yaşamasından ileri gelmektedir. Yeni Delhi, Hindistan'ın kültür merkezi ve yönetim olan Delhi o kadar kalabalık ve hareketli bir şehir ki, dışarıda dolaşırken dirseklerini kullanarak kendine yol açmanız gerekecektir, hatta İstanbul'a da kalabalık oluşu sebebi ile atmosfer olarak da benzemektedir. Şehir yaz aylarında kavurucu sıcaklığa sahip ve kış aylarında da soğuk ama en azından dümdüz bir coğrafyaya sahip olduğundan, sokakta yürürken biraz zorlanabilirsiniz. Yine de, mümkün olduğunca Metroyu kullanmalısınız. Eski Delhi'nin antik pazarlarını gezebilir, Babür mimarisinin örneklerini görmek Kızıl Kale'yi ziyaret edebilir ve en sonunda, nilüfer çiçeği şeklindeki huzur dolu Bahai tapınağında Meditasyon yapabilirsin. Ekim- Kasım ayları Hindistan, Delhi'yi ziyaret etmek için uygundur. Jaipur, Hindistan'ın benzersiz ve renkli binalarıyla pembe şehir olarak anılan Jaipur en basit tabirle ışık ve renk saçan bir şehir. Renklerin öne çıktığı Jaipur şehrinin merkezinde eski kraliyet ailesinin hala yaşamaya devam ettiği Şehir Sarayı yer almaktadır, Hindistan'da görülmesi gereken yerlerden biridir. Suyun üzerinde yükselen Jal Mahal, pek çok Krishna efsanesine konu olmuş bir tapınak olan Govind Dev Ji'yi görmeden, UNESCO listesindeki astronomik gözlemevi Jantar Mantardan yıldızları izlemeden, Jaipur dan gitmek olmaz. Şehir merkezindeki pazarın gezebilirsiniz veya ülkenin en ünlü sinemalarından Raj Mandir'in gürültücü kalabalığının arasına karışabilirsin. Shekhawati, Rajasthan'ın kuzeyinde Jaipur'dan araçla ulaşılan Shekhawati şehri duvar resimleriyle dekore dilmiş yerel tüccarların terk edilmiş konaklarının bulunduğu yerdir. Hindistan'ın başka hiçbir yerinde bu örnekleri görmeniz mümkün değildir. Pushkar'da yine Jaipur'dan kara yolundan kolayca ulaşılan oldukça sessiz ve huzur veren bir şehirdir. Hatta Hindistan'da en beğendiğimiz şehir diyebiliriz. Burası yaratıcı Brahma'ya adanmış az sayıdaki tapınaktan birine ev sahipliği yapar. Sakin gölüyle şehir her Kasım ayında 10 gün boyunca mücevher ve rengarenk takılarıyla binlerce kişinin katıldığı Hindistan'ın en görkemli deve fuarlarıyla dikkatleri üzerine çeker. Kasım Şubat ayları Jaipur'u ziyaret etmek için uygundur. Agra, Hindistan Altın Üçgen içinde bulunan şehir başkent Yeni Delhi'ye yakınlığı ile günübirlik taksi ve otobüsle gidilebilecek yerlerden biridir. Zaten Dünyanın 7 Harikasından biri olan Tac Mahal burada olduğu için Hindistan'a gelip de Agra'ya uğramazsanız ayıp etmiş olursunuz. Şehir merkezinin 35 km uzağındaki Mughal şehri olan Fatehpur Sikri İmparatorluk kalıntıları da mutlaka listenizde olması gereken yerdir. Bunun için otelinizden taksi kiralamanızı tavsiye ediyoruz. Agra ve Fatehpur Sikri yalnızca Babür İmparatorluğu tarihinin zengin mirasları değildir. Aynı zamanda Hint ve İslam unsurlarını bir araya getiren en iyi mimari örneklerdir. Udaipur, James Bond filminden hatırlayacağınız bir şehir. Her türden mimari harikalara ve huzur dolu göllere sahip romantik gezintiler için ideal bir şehirdir. Yerel halkın zaten oldukça parlak kıyafetlerine biraz daha renk katan yıllık \"renk festivali\" ile şehir renkler konusundaki tutumunu elden bırakmıyor. Aynalı kümbetleri ve cam mozaikleriyle göz kamaştırıcı Udaipur Şehir Sarayı gibi eserleri sayesinde göz alıcı bir yerdir. Otantik bir karaktere sahip olan Bijay Niwas Palace, Udaipur City Palace ve Crystal Gallery, Jagdish Tapınağı, Pichola Gölü'nde yapacağınız tekne turu, gölün üzerinde yer alan mimari eser Jag Mandir, Udaipur'un başlıca simgeleridir. Yerel sanat eserlerinden satın almak için de kasım ayındaki Shilpgram El Sanatları Festivali'ni bekleyebilirsin. Ağustos, Ocak aylarında Hindistan, Udaipur ziyaret etmek için en uygun zaman dilimidir. Chittaurgarh, Udaipur'dan 112 km uzaklıkta bulunan bir kaledir. Parçalanmış kalıntılar ve ıssız saraylar bir zamanlar Udaipur hükümdar ailesinin entrika, kahramanlık ve romantizm merkeziydi. Daha da romantiği ise yine Udaipur'dan 100 km uzaklıktaki yerel halkın bulutlara dokunduğuna yemin ettiği Kumbhalgar Kalesidir. Ancak her iki hale de aksi yönlerde olduğundan eğer birisi arasında tercih yapacaksanız size önerimiz Chittaurgarh kalesidir. Munnar, Büyük ve görkemli şehirleri geride bırakarak yeşilliklere ve tepelere doğru yolculuğa çıkmak için muhteşem bir yer. Munnar, Hindistan'daki İngilizlerin eski yaz tatili yerlerinden birisidir ve yemyeşil, huzurlu atmosferini çay ağaçları ve zirveleri bulutlar tarafından kuşatılmış dağlar ile çevrili bir yerdir. Doğayla iç içe burada yapacak bir şeyler bulmak çok kolay, Floriculture Centre da ki bahçeleri gezebilir, Mattupetti Barajı'nda piknik yapabilir veya sesinizin yankısını duyabileceğin Echo Point de deneyim yaşayabilirsiniz. Eravikulum Ulusal Parkı leoparlara, kaplanlara ve korkusuz dağ keçilerine ev sahipliği yaparken, Salim Ali Kuş Cenneti de barındırdığı tuhaf kuş türleriyle ön plana çıkmaktadır. İsterseniz kırsal bölgelerde bisikletle dolaşabilir ve Munnar'ın sarp kayalıklarında kaya tırmanışı organize edebilirsiniz. Eylül, Haziran ayları Hindistan, Munnar şehrini ziyaret etmek için uygun bir zamandır. Goa, 500 yılı aşkın süredir fatihler, seyahatçiler, şairler ve misyonler tarafından tanımlanmıştır. Hindu tanrıları ve antik ve antik bilgeler Goa'yı Hristiyanlık döneminin şafağının daha üç milenyum öncesinden efsanevi bir şehir olarak bilmekteydi. Aparanta ismi Sanskritçe'de sonsuzluk ötesinde bir yer anlamına gelir. Zamanın egzotik ve güzel bölgesini ifade etmektedir. Hindistan oldukça görkemli tapınaklara sahip olmasına rağmen bunlardan yalnızca bir kaçı Goa'dan daha fazla tercih edilmektedir. Goa 105 km'lik bir güçle kucakladığı müthiş sahillerin güzelliği sayesinde ziyaretçilerine sahil konaklama sağladığı gibi kültürel geçmişiyle de Hindistan ve Portekiz deneyimini ılık, rahat ve canlı karşılamasıyla yaşama fırsatı sunuyor. Maharashtra Bölgesi büyüleyici bir yerdir. Hint yarımadasının batı kısmında yer almakta ve içerisinde binlerce sürpriz, binlerce zevk barındırmaktadır. Maharastra, Hintliler ve dünyanın her yerinden turistler için oldukça tercih edilen bir bölge haline gelmiştir. Burada turistlerin ziyaret edebileceği bir çok park, tarihi yapı, sahil ve kaleler vardır. Buradaki şehirlerden en önemlisi ise Maharashtra bölgesinin başkenti Mumbai 'dir. Mumbai, Şehir yaşamı, zenginlik ve fakirlik. Kısacası zıtlıkları yaşamak için gidilmesi ve görülmesi gereken bir şehirdir. Ülkenin dünyaya açılan en önemli kapılarından birisidir ayrıca. On iki milyon kişinin yedi adaya sıkıştığı Bombay, kalabalık bir şehir olma özelliğini taşımaktadır. Hindistan genel olarak zaten kalabalık bir ülkedir. Ülkenin ticari kalbinin de attığı bu yer gökdelenlerle dolu bir bölgedir. Müze bolluğu için Kala Ghoda'ya, olmazsa olmazı Bombay'ın Asma Bahçeleri için Malabar Tepesi'ne ve son olarak da, güvercinleri kovalamak için tarihi Hindistan Kapısı anıtına gezebilirsiniz. Özellikle Colaba da ki süs eşyalarının ve mücevherlerin öne çıktığı şehrin ünlü pazarları da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında yer almaktadır. Kasım, Şubat aylarında Hindistan, Bombay ziyaret etmek için uygundur. Varanasi, Hindistan'ı Hindistan yapan şehirlerden biridir aslında. Ölü yakılışı denilince ilk akla gelen yerdir. Altın üçgenin dışına taşmak ve Hindistan'da daha fazla şehir görmek isteyenler Varanasi'yi listelerine muhakkak eklemeli. Yeni Delhi'den gidiş dönüş ortalam 80-100 usd uçak bileti alıp ulaşımınızı ucuza temin edebilirsiniz. Khajuraho, Hindistan'ın Madhya Pradesh eyaletinde bulunan Khajuraho arkeolojisi ile bir çok turistin uğrak bölgelerinin başında geliyor. Unesco tarafından koruma altına alınan köy içerisinde 3 kompleks ve bu komplekslerin içinde toplam 85 adet tapınak bulunmaktadır. Tapınaklar tanrı Brahma, Vishnu ve Shiva'ya adanmış olup ayrıca şehrin doğu bölgesinde Jain tapınağı da yer almaktadır. Chandela hükümdarlığının 9 yy'dan 11 yy'a kadar başkentiğine ev sahipliği yapan Khajuraho'da M. S 950 ve 1050 yılları arasında hükümdarlık yapanlar tarafından şehirde bir çok tapınak inşa edilmiştir. Hükümdarlığın çöküş dönemine girmesiyle köy terk edilmiştir. Yine de tapınaklar 14 yy'a kadar önemini korumaya devam etmiştir. 14 yy sonrası tamamen terk edilen bölgede ki tapınaklara Moğol istilası sırasında istilacılar tarafından zarar verildiği dilden dile söylenmektedir. Pushkar, Hindistan seyahatimiz boyunca en beğendiğimiz yerlerin başında geliyor. Bu ufacık kasaba sıcak kanlı insanları, cıvıl cıvıl dükkanları ile beğenimizi hak etti. Pushkar'ın en bilinen yeri gölü ve çevresindeki ghatları. Gölün etrafında 52 tane ghat var. Efsaneye göre Tanrı Brahma elinde tuttuğu mavi lotus çiçeğini düşürüyor ve düşürdüğü yerde göl oluşuyor. Bundan dolayı da gölün etrafındaki tüm yapılar mavi renkte. Altın Üçgen Delhi, Agra ve Jaipur şehirleri arasındaki güzergahtır. Ve harita üzerinden şehirlere bakarsanız rotası üçgen şeklindedir. Bu yüzden de adına altın üçgen golden triangle denilmektedir. Bu iç durak sizlere olağanüstü dini ve tarihi mekanlar sunmaktadır. Tura başlayacağınız ilk yer Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'dir. Yeni Delhi'de Red Fort, Qutab Minar, Hümayun Türbesi, Cuma Cami ve Gandi'nin Anıt Mezarı gezilecek yerler arasındadır. Ardından Agra şehrine geçebilirsiniz. Tac Mahal'e ev sahipliği yapan şehirde aynı zamanda Agra Kalesi ve şehrin 35 km dışındaki Fatehpur Sikri görülmesi gereken yerler listenizde olmalı. Ve altın üçgenin son ayağı Rajasthan'ın başkenti pembe şehir olarak bilinen Jaipur şehridir. Jawa Mahal, Şehir Sarayı ve Amber Kalesiyle aştın üçgenin olmazsa olmazlarından biridir. Yetkili döviz büroları haricinde hiçbir yere paranızı bozdurmayın, Yabancı kişilerden veya belgesi olmayan seyahat acentalarından tur veya bilet satın almayın, Dilencilere para verip de dilenmelerine teşvik etmeyin, Toptan tavus kuşu tüyüi fildişi ve gümüş satın almayın, Hangi ibadet alanı olursa olsun ayakkabılarınızı çıkarın, Sih tapınaklarına girmeden önce başınızı örtün, Hindistan'ın kuzeyinde Delhi, Rajasthan, Uttar Pradesh, Punjab, Madhya Pradesh, Chattisgarth, Himachal ve Ladakh bulunuyor. Hindistan'ın güneyinde Tamil Nadu, Kerala, Kamataka, Andhara Pradesh bulunuyor. Hindistan'ın batısında ise Maharshtra Hills ve Goa bulunur. Hindistan antik tarihe sahip zengin mirası ile nefesleri kesmektedir. Müthiş eserleri ve doğal güzellikleri arasında bugün Unesco Miras Listesine alınmış olan 16 kültür, 5 doğa alanı bulunmaktadır. II. Moğol İmparatoru tarafından Hümayun'un mezarı karısı Haji Begum tarafından 16. yy'ın ortasında inşa ettirilmiştir. Qutab Minar 73 metre uzunluğunda bir zafer kulesidir. 1193 yılında Qutab-Ud-Din Aibak tarafından yaptırılmıştır. Moğol İmparatoru Şah Cihan bu eseri 1631 ila 1648 yılları arasında sevgili karısı Mümtaz Mahal anısına yaptırmıştır. İmparator Akbar MS 1565 yılında Agra Fort'un temellerini atmıştır. İnci Camiine ve Cihangir Sarayı veya Has Mahal gibi Şah Cihan tarafından inşa edilmiş bir çok önemli esere ev sahipliği yapmaktadır. Moğol İmparatoru Akbar Fatehpur Sikri'yi 16 yy'da İmparatorluğun başkenti olarak seçmiştir. Hem mimari hem de sanat denemeleri yapmış ve kendi fikirlerini ve vizyonunu ifade eden bir şehir inşa etmiştir. Ajanta'daki Budist mağara tapınakları Hindistan'ın en görkemli tablolarından bazılarını içrir. MÖ 200 ila MS 600 yılları arasında 29 mağara kazılmıştır. Ellora'daki Budist, Hindu ve Jain mağara tapınakları MS 600 ila 1000 yılları arasında kazılmıştır. Ve Aurangabad'dan 30 km yükseklikte bir bayırda kayanın içerisinde yan yana kazılmış 34 manastır ve tapınağa sahiptir. Elephanta adasındaki kayadan kesilmiş dört tapınağın MS 450 ila 750 yılları arasında kazıldığı düşünülmektedir. Ana mağara Parvati ile evliliği, Andhakasura'yı öldürmesi dahil Lord Shiva'ya ilişkin büyük panellerden ve altı metre boyundaki üç başlı Trimurti'den oluşur. Goa 16 yy ile 20 yy arasında Portekiz egemenliğinde kalmıştır. Bom Jesus Bazilikası, Saint Monica Se Katedrali, 17 yy'dan kalma Saint Cajetan Kilisesi ve St Augustine manastırı dahil bir çok kilise ve manastır mevcuttur. Khajuraho tapınakları mükemmel ortaçağ mimarisinin en iyi örnekleridir. Ve 10 yy'da Candela Kralları tarafından inşa edilmiştir. İmparator Ashoka Great Stupa tapınağını inşa ettirmiş ve Hindistan'da Budizmin büyümesi ve yayılmasını sembolize eden bir direk diktirmiştir. Bhimbetka kaya sığınakları merkez Hindistan platosunun güney kısmında Vindhyan dağlarının eteklerinde yer alır. Muazzam kıraç taşlarının arasında, ormanlık alanda beş doğal kaya sığınağı vardır. Bu sığınaklar tarih boyunca Mezolitik Çağ'dan günümüze kadar varlığını sürdüren resimlere ev sahipliği yapar. Bölgenin yanı başında 21 köyün sakinlerinin kültürel gelenekleri kaya tablolarda temsil edilenlerle güçlü benzerlikler taşır. Büyük Konarak Tapınağı güneş tanrısı Surya'nın Bengal Körfezinin çalkantılı dalgalarından çıkmış gibi duran dörtnala dien 7 atın çektiği 12 çift oyma tekere sahip devasa savaş arabası olarak kabul edilmiştir. 13 yy'da Kral Narasimha tarafından inşa edilmiştir. Son büyük Hindu Krallığı Vijanagar'ın son başkentidir. Pattadakal tapınak kompleksi 8 yy'da Vikramditya II'nin hükümdarlığında Chalukyas'ın yaratıcılının kanıtlarını taşır. Mammalapuram tapınakları 6. ve 9. yy'da inşa edilmiş olup, kıyı tapınağı ile tanınır. Pallava esnafına vakfedilmiştir. Chola hanedanın dört yüzyıllık hükümdarlığı sırasında 11. yy'da inşa edilmiştir. Tanrı Lord Shiva'ya vakfedilmiştir. Yenilikçi ulaşım sisteminin ve ilham verici tren yolu mühendisliğinin etkisini müthiş bir örnek olarak, bu tren yolu Darjeeling dağlık bölgesi boyunca 2000 metre yukarı tırmanır. Bodh Gaya, tapınak kompleksi doğrudan Buda'nın yaşamı ile özellikle aydınlanma ile ilintili dört kutsal mekandan biridir. 5 veya 6. yy'a dayanan mevcut tapınak Hindistan alt kıtasında yer alan en eski tuğla tapınak yapılarından biridir. Assam'da yer alan bu park insan elinin değmediği, kuzey doğu Hindistan'da yer alan son yerlerden biridir. Dünyada tek boynuzlu gergedanlara ait en büyük popülasyon bu parktadır. 1928 yılında kurulan bu alan benzersiz bir biyoçeşitliliğe sahiptir ve Hindistan2ın nesli tehlikede olan vahşi hayvanalrından 19'u burada bulunur. Bu park bir zamanlar Mihracelerin ördek avlama alanıymış. Günümüzde Afganistan, Çin ve Sibirya'dan göç eden çok sayıda kuşun kışı geçirdikleri önemli alanlardan birini teşkil etmektedir. Nesli tükenmekte olan Sibirya turnası dahil parkta 364 kul türü kaydedilmiştir. Ganj dağları dünyanın en büyük deltasını oluşturur. Kolkata'nın 100 km güneyinde yer alan engin Hindiatan sakız ağacı bataklıkları 2585 km2'lik bir yaban alanı kapsar. Kaplan projesinin bir parçası olarak, Sunderbans Hindistan parkları arasında en yüksek kaplan popülasyonuna sahiptir. Merkezinde Nanda Devi bulunan Himalaya zirveleriyle çevrili benzersiz bir calı küreye sahip bu park Ibexi Kar leoparı dahil nesli tükenmekte olan bazı fauna ve flora türlerine ev sahipliği yapar. Size imrenmemek elde değil. Cesaretinizi tebrik ediyorum. 15 yaşındaki oğlumla, bütçemizin elvereceği ancak alışılmışın dışında bir coğrafyayı araştırırken size rast geldim. Verdiğiniz bildiler için teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hindistan-holi-festivali-tur", "text": "Hindistan turları kapsamında bu yıl şubat ayının Hindistan turu rotası şekillendi. Hindistan turları niye yapmıyorsunuz diye soranlar artık sizler için özel hazırlanmış Hindistan Holi Festivali Turu gerçekleşiyor. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. İstanbul Atatürk Havalimanı dış hatlarda buluşup Dubai aktarmalı İstanbul Yeni Delhi uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Aktarma süremiz yaklaşık 2 saat 30 dakika olup bu süre içerisinde Dubai havalimanını gezme fırsatınız da olacak. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra şehri Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'yi keşfe çıkıyoruz. Bizim için organize edilen klimalı aracımızla Yeni Delhi'de gezilmesi gereken en önemli yerleri gezeceğiz. Bu yerler arasında Yeni ve Eski Delhi de dahildir. Yeni Delhi kısmında gezeceğimiz yerler arasında Qutub Minar, Başkanlık Binası, ındia Gate, Rajghat ve Connaught Palace var. Eski Delhi kısmında ise 17 yy'dan kalma Jama Masjid ve Red Fort görülecek yerler arasındadır. Gezimizi daha eğlenceli kılmak ve Hindistan'da olduğunuzu daha iyi anlayın diye Chandi Chowk bölgesinde Rickshaw gezimiz de gerçekleşecek. Konaklama 5 yıldızlı otelimiz Holiday Inn'de yarım pansiyon şeklindedir. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Varanasi'ye gitmek için havalimanına transferimizi gerçekleşecek. 1 saat 25 dakika sürecek olan uçak yolculuğundan sonra Hindistan'ın en özel ve kutsal şehri Varanasi havalimanına varıp direk otelimize geçeceğiz. Hindistan deyince akla ilk ne gelir? Tabi ki ölü yakılışı ve Varanasi şehrindeki Ganj Nehri. İsmini Assi ve Varuna nehirlerinden alan şehir Himalayalarda doğup 2.525 km uzayarak Hindistan'daki Ganj'a kadar uzanan nehrin kenarına kuruludur. İpeğiyle ünlü olduğu için İpek Şehri, eski adı Kashi'nin kelime anlamı olan Işığın Şehri ve en önemlisi Hinduların en kutsal kabul ettikleri ve Tanrı Shiva tarafından kurulduğuna inanılan bir şehirdir \"Varanasi\". Şehrin labirent sokaklarını arşınladıktan sonra akşam üzeri Deepmala isimli seremonisi için rickshaw'lara bineceğiz. Konaklama 4 yıldızlı otelimiz The Amayaa'da yarım pansiyon şeklindedir. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Ganj Nehri üzerinde bot turu gerçekleşecek. Bu esnada Hinduların Ganj nehrinde uyguladıkları dini ritüelleri de göreceğiz. Varanasi'ye gelme amacımız olan Hindu'ların en kutsal adetlerinden ölü yakılışı için en önemli ghat'lara ziyaret edeceğiz. Bunlardan en önemlisi Ganj nehri kıyısındaki Manikarnika Ghat'tır. Nehir boyunca ghat'lar sıra sıra dizili olduğundan hepsini tek tek görme imkanımız olacak. Konaklama 4 yıldızlı otelimiz The Amayaa'da yarım pansiyon şeklindedir. Sabah erkenden kahvaltımızı edip Yeni Delhi'ye gitmek için Varanasi havalimanına transferimiz gerçekleşecek. Yeni Delhi havalimanından direk Agra için klimalı araçlarımızla yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Agra Yeni Delhi'den 200 km olduğundan 2.5 saatlik yolculuk boyunca Hindistan'ın yerel yaşamını daha net gözlemleme fırsatı bulacaksınız. Hindistan denilince ilk akla gelen yerlerden, dünyanın yedi harikasından biri Tac Mahal'dir. Konaklama 5 yıldızlı otelimiz Clarks Shiraz'da yarım pansiyon şeklindedir. Jaipur City Palace, Jaigarh Fort, Jantar Mantar, maymun tapınağı olarak isimlendirien Alwar Bagh ve ardından Amber Fort gezilecek. Amber Fort filleriyle meşhur olduğundan kale ziyaretimiz içinde Fil sürüşü deneyimi de yaşayacaksınız. Amber Fort'dan Pembe şehre dönüşte yolumuzun üzerinde bulunan Man Sagar gölü üzerine kurulu 1799 yılında kırmızı kum taşından yapılmış bir yapı olan Jal Mahal görülecek. Mihrace Madho Singh I tarafından yapılmış ama saray olarak kullanılmamıştır. Tabi Hawa Mahal'i de ziyaret etmeden olmaz. Pink City'nin tam merkezinde bulunan hatta şehrin simgesi haline gelmiş olan yapı 1799 yılında Mihrace Sawai Pratap Signh tarafından pembe ve kırmızı kiremit taşından yaptırılmıştır. Lal Chand Ustad yapıyı Tanrı Krishna'yı taçlandırmak olarak betimleyip buna göre dizayn etmiştir. Dış görünüşü 5 katlı olan bina kompleks içine girilip arkadan bakıldığında 2 katlıdır. Yapıda toplam 953 adet pencere bulunuyor. Belki adının rüzgar sarayı olması bundan kaynaklanıyordur. Saray ailesine mensup kadınlar ve haremdeki kadınların dışarı izleyebilmesi için yapılan muazzam bir yapıdır. Konaklama 4 yıldızlı otelimiz Park Regis veya Golden Tulip Hotel'de yarım pansiyon şeklindedir. Jaipur'a gelmemizin bir diğer ve asıl nedeni de aslında Hindistan'da kutlanan en önemli festivallerden birine ev sahipliği yapmasından ileri geliyor. \"HOLI FESTİVALİ\" Holi festavli boyunca sokakların ve insanların rengarenk olduğu hayatınızda deneyimleyeceğiniz en eğlenceli ve unutulmaz anlardan biri olacak. Dünyanın en renkli ülkesinde renk festivalini en iyi kutlanan şehirde lokal insanlarla beraber kutlayacağız. Konaklama 4 yıldızlı otelimiz Park Regis veya Golden Tulip Hotel'de yarım pansiyon şeklindedir. Festival yorugunluğundan sonra dinlenmiş bir şekilde uyanıp Jaipur'dan Yeni Delhi'ye klimalı otobüslerimizle transferimizi gerçekleştireceğiz. Lokal bir Hint evinde bizim için organize edilen kokteyl'de sarilerimizi giyinip yerel müzikler eşliğinde son günün finalini yine unutulmaz bir şekilde yapacağız. Konaklama 5 yıldızlı otelimiz Holiday Inn'de yarım pansiyon şeklindedir. Sabah otelde kahvaltımızı aldıktan sonra havalimanına transferimiz gerçekleşecek. 1.5 saat Dubai aktarmalı uçağımıza binip pazar akşamı 18:20'de Atatürk Havalimanına varmış olacağız. İstanbul Yeni Delhi gidiş-dönüş uçak bileti, 2 gece Yeni Delhi 5 yıldız yarım pansiyon konaklama, +Qutub Minar, Başkanlık Binası, ındia Gate, Rajghat ve Connaught Palace, 17 yy'dan kalma Jama Masjid ve Red Fort görülecek ve Chandi Chowk bölgesinde Rickshaw gezisi dahildir. Hindistan turumuz için vize almanız gerekmektedir. Pasaportunuzun 6 ay geçerliliği olmasına özen göstermelisiniz. 6 aydan az süresi olan pasaport sahiplerine vize verilmemektedir. Hindistan vizesine münferit başvuru yapmak istemediğiniz takdirde JJ TURİZM acentası tarafından vize hizmeti alabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. Pasaportunuzun yırtık, imzasız ve tahrip edilmemiş olmasına özen göstermelisiniz. Ülke polisinin misafirleri ülkeye sokmama yetkisi olduğundan böyle bir durum yaşanması halinde sorumluluk yolculara aittir. -Turlarımız tarafımızca bizzat daha önceden gidilmiş rotalara ve beğendiğimiz yerlere gerçekleşmektedir. -Tur kapsamında gerçekleşecek olan günlük turlar için EKSTRA ÜCRET ALINMAYACAKTIR. Verilen fiyat tüm turlar dahil fiyatımızdır. -Lüften kayıt olmadan önce diğer tur firmalarının rotalarına ve ekstra ücret çizelgesine bakıp kıyaslamayı yapın ki yazmış olduğumuz ücretin pahalı olmadığını görmüş olun. -Tur boyunca dil bilmiyorum serbest günlerde ne yaparım derdine son. Biz her zaman yanınızdayız. Size serbest zaman verdik diye sizden ayrı olacağınız anlamına gelmiyor. Serbestken bile hep beraberiz 😉 -Holi festivali için turumuz özel planlanmış olup aynı zamanda Varanasi şehri de programa dahil edilmiştir. Hususi ve Hizmet pasaport sahibi kişilerin görevleri halen aktif ise SGK Hizmet Dökümü ile bağlı bulundukları kurum ve kuruluşlardan yurt dışına çıkmalarına dair bir engel olmadığına ilişkin belge ibraz etmeleri, emekli olan kişilerin ise emeklilik kartlarını muhakkak yanlarında bulundurmaları gerekmektedir. Safyamızda yapılmakta olan açıklamaların hepsi bilgilendirme amaçlıdır. Yurtdışına çıkışınız esnasında yanınızda bulundurmanız ve ibraz etmeniz gereken evrakların her biri kendi sorumluluğunuzdadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hindistan-sati-geleneg", "text": "Hindistan'da kast sistemi, çon tanrılı dinler, putlara tapma gibi inanış biçimleri, farklı kültürel yapısı dışında bir başka gelenek ise kadınların kocaları öldükten sonra kendilerini diri diri yakmalarıdır. Kast sistemi gibi bu gelenekte Aryalılar döneminden kalmadır. Eğer kadının kendini yakması söz konusuysa buna Sati denilmektedir. Ancak bir çok kadının kendini yakması söz konusu ise buna \"Jauhar\" denilir. Bu gelenek yüzyıllar boyunca Brahmanlar tarafından uygulanmış ve bugün dahi uygulaması devam etmektedir. Sati geleneğinin ortaya çıkışı : Hindistan'ın Rajastan eyaletinde çıkan savaşta tüm erkekler ölünce dul kalan kadınlar düşmanların cinsel saldırılarına karşı koyamayacaklarını anlayıp hepsinin kendilerini ateşe atmalarıyla başlayan bir gelenektir. Sonraları kocası ölen her kadın kendini kocasının ateşine atarak intihar etmeye başlamıştır. İntihar etmeyen kadınlara ise toplum baskıyla Sati geleneği dayatılmaya, ateşe kendini atmayan kadınların ailesi tarafından zorla atılması başlatılıyor. Kutsal Manu kitabında Sati inanışına göre kocası ölen kadın eğer kendini yakarsa çok onurlu bir davranış sergilemiş olup, günahlarından arınıp cennete gideceği kabul ediliyor. Yakılmayan kadınlar ailesi ve toplum tarafından dışlanarak hiçbir topluluğa, düğünlere, eğlencelere kabul edilmiyor. Evlenmeleri yasaklandığı gibi kendi evlerinde yaşamalarına izin verilmiyor. Hümayun ve oğlu Ekber bu geleneği kaldırmak için girişimde bulunmuşlardır. Babür İmparatorluğundan sonra Hindistan'a egemen olan İngilizler Sati geleneğini 1829 yılında tamamen yasaklamıştır. 1856 yılında kendini yakmayan kadınların evlenme yasağı kaldırılmıştır. En yakın zamanda 1987 yılında gerçekleşen bir olay yüzünden Sati geleneği tartışmaların başlamasına sebep olmuştur. 1987 yılında Rajastan eyaletinin Deorala köyünde kocasının cenaze ateşinde öldürülen Roop Kanwar yüzünden Sati geleneğinin tam anlamıyla ortadan kalkmadığı gün yüzünde çıkmış oldu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hindistana-gitmeden-once-okunmasi-gereken-kitapla", "text": "Hepsi birbirinden akıcı ve bilgi verici nitelikteki kitapları Hindistan seyahatinizden önce okuyup Hindistan'ı daha iyi anlamıza neden olacaktır. Hindistan'nın Mumbai şehrinde geçen yoksulluğu, hukuk sistemini Hindistan'nın etnik yapısını anlatan bir başyapıttır. Hindistan'ın bağımsızlık tarihinin resmi belgeler ve tanıklar ile kaleme alınmış okunması gereken bir kitap. İngiltere'nin Hindistan üzerindeki etkisi, Hindistan liderlerinden Gandhi, Nehru ve Cinnah ve Hindistan'ın parçalanışı hakkında detaylı bilgiler bulacaksınız. Gerçek bir hikayeden yola çıkıp kaleme alınan kitap her ne kadar 863 sayfa kalınlığıyla sizleri korkutsa da etkileyici bir kitap. Zengin bir ailenin kızı ile ailenin yanında çalışan genç çocuğun aşkını, dolayısıyla sınıf farkının gerçekliğini ortaya koyan, Hindistan'ın gelenek ve göreneklerini öğrenebileceğiniz sürükleyici bir romandır. Hint asıllı İngiliz yazar Hindistan'ın bağımsızlığından sonraki süreci anlatan acı dolu bir roman. Hindistan'ın İngiliz yönetiminde ki süreci, farklı kültürlere sahip insanların ilişkileri, yakınlaşmaları anlatır. Batı ile Doğu'nun sorunlarını inceleyen bir kitaptır. Kocasından boşanan New York'lu kadının Hindistan dahil bir çok ülkede yaşadıklarını anlatan bir roman. Bu romanın filmi de çekilmişti. Hindistan seyahatinizden önce bir çok bilgiye sahip olmanıza yardımcı olmakla beraber seyahatiniz boyunca kitap içerisindeki bilgiler, haritalar, öneriler sayesinde seyahatinizin planlı ve bilgili geçmesine katkısı olan bir kitaptır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hindistana-yolculu", "text": "Yıllardır Asya ülkelerine yaptığımız seyahatlerimize bıkmadan usanmadan devam ediyoruz. Herhalde Asya kıtasında gitmediğimiz sayılı ülke kalmıştır. Bunlardan bir kaçı da Nepal ve Hindistan'dı. Nereden nasıl esti bilmiyoruz hadi Hindistan-Nepal seyahatine çıkalım fikri ile henüz araştırma dahi yapmadan uçak biletlerimizi aldık. Tabi uçak bileti almakla bitmiyor her şeye yeni başlıyoruz. Yapmamız gerekenler listemizin başında Hindistan vizesi almak geliyor. 6 ay geçerliliği olan pasaport ile İstanbul-Elmadağ'da bulunan Hindistan Konsolosluğundan vize alabiliyoruz. Vize için önce http://indianvisaonline. gov. in/visa linkine girip online application link'i tıklayıp açılan sayfadaki tüm bilgileri doldurduk. Son aşamada mutlaka 300x300 boyutunda resim eklenmeli. Formu doldurduktan sonra açılan sayfadan randevu tarihini seçip o tarihte saat 09:00'da Konsoloslukta olduk. Sıra numaramızı alıp sıramız gelince aşağıdaki evrakları teslim ettik. Bu aşamadan sonra biometrik resim ve parmak izi için tekrar beklemeye başlıyoruz. Bu işlemi de bitirdikten sonra akşam 17:00'de Konsolosluğa gelip vizemizi alabiliriz. Biz 10.01.2014 tarihindeki randevu için gittiğimizde vize ücretimizi ödeyip biometrik resim ve parmak izi için beklerken makinanın arızalanması üzerine bu işlemlerden muaf tutulduk. Tarafımıza verilen kağıt ile Pazartesi günü ister kendimizin istersek başkasını yollayarak pasaportumuzun teslim edileceğini öğrenip Konsolosluktan ayrıldık. Aldığımız 2 kitabın yazarı seyahat acentası ile seyahat ettiği için verdikleri bilgiler sınırlı olmuş. Diğer kitabın yazarı ise kara yolculuğu ile Hindistan'a gittiğinden kısa kısa her ülke için az biraz bilgi vermiş. Bir diğer kitabımız ise 800 sayfanın üzerinde olduğu için henüz bitirebilmiş değiliz. Hindistan'da bir çok şehre gideceğimiz için tren biletlerini gitmeden önce almaya karar verdik. Ama ne yaptıysak bir türlü olmadı. Hindistan ait telefonumuz olmadığı için irctc ve cleartrip ve bilet almamıza olanak vermiyor. Biz de Zafer Bozkaya ile irtibata geçip fikir almak isteyince sağ olsun tüm biletlerimizi alarak bizi Hindistan'da bilet alma derdinden kurtardı. İnternet sayesinde edinmek istediğimiz hemen hemen tüm bilgilere haftalardır çalışarak sahip oluyoruz. Ancak yine de gitmeden öğrenemeyeceğimiz bir çok şey olduğunun da farkındayız. Her gün yeni bir bilgi, yeni gelenek ve bilmediğimiz tarihi öğrendikçe içimizdeki heyecan kat be kat artıyor. Bundan önceki hiçbir seyahatimizde bu kadar değişik ve heyecan uyandıran bir hisse kapılmamıştık. Orkun için aynı şeyleri söylemek pek mümkün olmasa da benim son hafta artık rüyalarıma bile girmeye başlamıştı. Her gün yeni yeni atraksiyonlar yeni yeni yerler, insanlar görüyordum. Ya çok araştırma yapıyorum diye kafamın içinde başka düşünecek şey kalmamıştı yada gitmeden Hindistan'ı yaşamaya başlamıştım. Batı kültür ve geleneğinden çok farklı yapıya sahip Hindistan ve Nepal'in kültür zenginliği ile başımızı döndüreceğinden hiç şüphemiz yok. Yolculuğumuz İstanbul'dan Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'ye 6 saat süren uçak yolculuğu ile olacak. Şansımız var ki Thy'nin upgrade'i ile Comfort Class'da oldukça konforlu uçuş gerçekleştirmiş olduk. Çarpıcı ve heyecan verici harika bir yolculuk sabah 05:30'da Indra Gandi Havalimanına ayak basmamızla başlayacak diye düşünürken başımıza bazı miğde bulandırıcı olayların gelmesiyle seyahatimiz pek de düşündüğümüz gibi başlamadı. Havalimanından turuncu hat Airport Express ile 150 rs biletlerimizi alıp 4. durakta indik. Metro istasyonundan dışarı çıkınca hemen karşıda New Delhi Tren İstasyonu var. Otelimiz istasyona oldukça yakın. İstasyonun içine girip Tourist Office'den hazır gelmişken Varanasi Gorakhpur biletimizi alalım dedik. O ara sivil giyimli biri x-ray cihazının yanında bilet kontrolü yaptığını görünce onun yanına gidip Tourist Office'in ne zaman açılacığını sorduk ama sormaz olaydık. Adam işini gücünü bıraktı yapıştı bize. Rikshaw ayarlayıp bizi tur acentasına götürmesini oradan bilgi alabileceğimizi tembihledi. Tabi biz ısrarla olmaz diyerek otele gitmek istediğimizi söylüyoruz. Neyse zar zor ikna edip otele gitmek üzere yola düştük. Yahu bizim otel istasyona 500 metre uzaklıktayken biz neredeyse 5 km yol gittik. Dar bir sokağa girdik, şoförün demesine göre otelimiz bu sokaktaymış o sırada biz konuşurken yanımıza yaşlıca bir adam ilişip bu sokağa giremeyeceğimizi, eşyalarımıza sahip çıkmamız gerektiğini, 3 gün Delhi'de festival olduğundan her yerin kapalı olduğunu söyledi. Ya sabırrrr! Neyse yine de adamların dediği oldu antin kuntinle bizi tur acentasına götürdüler. Acentadaki görevli festival olduğunu isterseniz oteli arayalım konuşalım diyerek her nasıl oluyorsa telefonun tuşlarına dokunur dokunmaz otelle bağlantıyı kurdu 🙂 Ama bize inandırıcı olsun diye de ingilizde konuşuyor, kendi konuşması bittikten sonra telefonu bana uzattı karşıdaki otelin kapalı olduğunu, paramızı iade edeceklerini, vakit kaybetmeden Delhi'den ayrılıp başka şehirler için planlar yapmamızı öneriyor. Telefonu kapattıktan sonra acentadaki adama bahane uydurup kendimizi hemen dışarı attık. Şoför'e de bizi derhal aldığı yere geri bırakmasını söyledik. Sabahın köründe abuk sabuk işlerle uğraşıyoruz. Yolumuzun üstünde Connaught isimli oteli göründe şoförden bizi indirmesini istedim. Adamın bizi indirmesiyle kaçması bir oldu 🙂 Otelin hemen girişinde ki acenta Fodor's India'nın tavsiye ettiği acentalardan biri, buraya girerek Ahmet isimli görevliyle tanıştık. Başımızdan geçenleri anlatınca yaşadıklarımızın çok normal olduğunu bir çok kişiye aynı şeyi yapıp Golden Triangle denen turu satmaya çalıştıklarını hatta teşkilat olduklarını anlattı. Ayrıca New Delhi tren istasyonun Ajmeri Gate ve Paharganj olmak üzere 2 girişi olduğunu öğrendik. Metro'nun hemen karşısındaki kapı Ajmer kapısı eğer binanın arka tarafındaki Paharganj kapısına yürüseydik otelimiz buradan yürüyerek 5 dakika sürüyormuş. Delhi'de çok kısa süre konaklayacağımız için otelimizden günlük taksi tutup şehri gezmeyi planlıyorduk. Hazır buraya denk gelmişken 2 günlük taksiyi buradan kiraladık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hindistanda-irk-ayrimcilig", "text": "M. Ö 1500-2500 yıllarından Hindistan'da egemen olan Aryalılar halkı sınıflara ayırarak kast sistemini meydana getirdi. Ülkede adaletsizliğe sebep olan kast sistemi 1975 yılında çıkarılan kanun ile kaldırılmış olmasına rağmen bugün hala şehir dışındaki köylerde, kırsal kesimde geçerliliğini sürdürmekte, halk arasında uygulaması devam etmektedir. Ayrı kast sistemindeki insanlar aynı sofrada yemek yiyemez, evlenemez, aynı okullarda okuyamaz..... Dokunulmazlar Dalitler : Paryanlardan da aşağı olan, insan yerine konulmayan bir tabakadır. Gandhi bunlara tanrının çocukları anlamına gelen Harijan sözcüğünü önermiştir. Hinduların dokunulmazlara olan bu tavırları Manu adındaki eski yazıtlardan kaynaklanmaktadır. Dalitler toprak sahibi olamaz onlar sadece pis ve en kötü işlerde çalıştırılır. Ölü yakma işlerini de yine dalitler yapar ve bu iş babadan oğula geçer. Ölü yakmak, insan dışkısı temizlemek, para için çocuklarını satmak zorunda kalmaları yetmiyormuş gibi bunların tapınaklara girip ibadet etmesine dahi izin verilmemektedir. Üst kasta mensup olanlar alt kasttan olanların yaşama zorlandırıldığı hayatı hiç garipsenmemekte bunu kişinin önceki hayatında yaptığı kötülükten kaynaklandığını bir nevi ceza çektiğini düşünürler. Ayrı kast sistemine mensup çocuklar aynı sınıfta okutulmamaktaydı. Ama bu uygulama günümüzde kalkmış durumdadır. Kast sistemi yüzünden günümüzde şiddet olayları hala etkisini sürdürmektedir. Birlikte aynı topraklarda yaşayan üst kast sınıfına mensup insanlar ile bir tarafta açlıktan ölmek üzere olan insanlar ve bu tezat yaşam tarzın yanında Hindistan'ın barış, sevgi ve mutluluktan yana tavır sergilemesinden bahsetmek çok da doğru olmaz. Kast sistemine Budacılık da karşı çıkmıştır. Yalnız Budacılık değil İngiltere de karşı çıkmıştır. İngiltere, Hindistan üzerinde egemenlik sağladığı dönemde dahi kast sistemini yok etmeyi başaramamıştır. Kast sisteminin ve bundan dolayı yaşanan zulümler BBC News \"Buddism's Appeal For Low-Cate Hindus\" , Kanadalı gazeteci Eric Margolis'in \"India's Hidden Apartheid\" başlıklı The Toronto Sun gazetesindeki köşe yazısı ile insanlık dışı sistem bir çok defa kaleme alınmış, acı gerçek insanlara duyurulmaya çalışılmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hindistanin-tarihi-hinduiz", "text": "M. Ö 2000 yıllarda Aryalılar Hindistan'a hakim iken daha sonra bu hakimiyet sırasıyla bir çok devletin, imparatorluğun eline geçmiştir. Aryalıların hakimiyeti asırlarca sürmüş olup ardından Maurya İmparatorluğunun hakimiyeti, İmparatorluğunun yıkılması ile Guptalılara geçmiştir. Hun İmparatorluğu Guptalıları devirerek hakimiyeti kendisine alır. Müslümanlar, Gazneliler, Memluklar, Halaciler, Tuğluklar ve Ludiler Hindistan'da hakimiyet kurmuşlardır. Timur Han sayesinde Türk-Hint İmparatorluğu kurulmuştur. Ardından Babür Şah'ın fethi ile Babür İmparatorluğu kurulmuş. Sonrasında İngiliz işgali Hindistan sömürge altına girmiş oldu. İngilizlere karşı direnen Gandhi sayesinde ülke 18 Temmuz 1947 yılında bağımsızlığına kavuşarak 26 Ocak 1950 yılında Hindistan Birliğinden kurtulan ülke Hindistan Cumhuriyeti olmuştur. Ülkenin başkenti Yeni Delhi'dir. 17.838,842 milyon nüfusu ile ülkenin en kalabalık ve 3. büyük şehridir. \"Dakikada 51 çocuğun dünyaya geldiği ülkede bu kadar kalabalığa şaşmamak gerek\". Delhi 1947 yılından bu yana ülkeye başkentlik yapan şehir 8 kez kurulmuştur. Önceleri ülke genelinde Müslüman nüfus yoğunluktayken Pakistan ile bölünme yaşandıktan sonra Müslüman çoğunluğun yerini Sih ve Hindular almıştır. Hinduizm M. Ö 1000 yılında başlayan çok tanrılı bir dindir. Hinduizm inancında insan ruhu ölümsüz olduğundan ölen kişi yakılır ve külleri nehire dökülür. Bu sayede beden değiştirerek tekrar dünyaya geldiğine inanılır. Hinduizm inanışında ruh ölümsüz olduğundan bedenden bedene geçiş olduğu kabul ediliyor. Tanrıların dahi beden değiştirdiğine inanmaktadırlar. Buna örnek Tanrı Krishnadır. Tanrı Krishna Shiva'nın reenkarnasyonudur. Hinduizmde kutsal metinlerin bir arada olduğu kitaplara Kutsal Vedalar denilir. Sanskritçe yazılı vedalar 4 bölümden oluşmaktadır. En eski veda yazıları M. Ö 1500 yılına en yenisi M. Ö 500 yılına aittir. - Rigveda : Vedaların en eskisidir. İçinde 1028 tane ilahi yazılıdır. - Atharvaveda : Büyü ve dua yazılıdır. Ayin yapılırken okunur. - Samaveda : Melodi vedasıdır. - Yajurveda : Kurban vedası. Kurban ayinlerinde din adamlarınca okunur. Hinduizm'in 3 büyük tanrısı vardır. Bu 3 büyük tanrıya Trimuti deniliyor. Brahma : Yaratıcı olan, tüm evrenin yaratıcısı. 4 başı vardır. Vishnu : Koruyucu olduğu kabul edilir. Bir çok reenkarnasyonu olup en önemlisi ve bilinenleri Tanrı Krishna ve Kral Rama'dır. Shiva : Yok edip tekrar yaratan tanrı. Yaratıcı gücü \"lingam\" şekli ile temsil edilir. Tanrı Shiva'nın bir yaşamında erkek diğer yaşamında kadın olduğuna inanıldığı için sağ ve sol profilden bakıldığında 2 cinsiyete ait yüz ifadesi olduğu görülür. Heykellerinde ve resimlerinde genellikle bonunda yılan vardır. Saraswati : Sanat tanrıçası, yaratıcı Brahma'nın eşidir. Lakshmi : Güzellik ve zenginlik tanrıçası. Tanrı Vishnu'nun eşidir. Parvati : Evli kadınların kocalarının sağlığı ve uzun yaşaması için taptıkları güç tanrıçasıdır. Tanrı Shiva'nın karısıdır. Ganesh : Tanrı Shiva'nın ve tanrıça Parvati'nin oğludur. İyiliği, doğruluğu ve temizliği temsil eden fil başlı olarak tavir edilen tanrı. Krishna : Vasudeva'nın oğlu ve Balarama'nın erkek kardeşi, Tanrı Vishnu'nun 8. reenkarnasyonudur. Kali : Ölüm tanrıçası, Tanrı Shiva'nın başka görünümlü ve çok eli, ayağı olan tanrıdır. Brishma : Ganj tanrıçası Ganga ile Kral Shantanu'nun oğludur. Hinduizm inanışı gereği ölen Hindular yakılarak öbür dünya yolculuğuna çıkarlar. Günahsız olanlar Brahma ve Nantana adındaki gökyüzü cennetine giderken, günahkarlar günahları oranında cehenneme gidip cezasını çeker bir nevi arınır sonra tekrar başka bedenle dünyaya gelirler. Brahma'ya gidenler burada sonsuza kadar kalırken Nantana cennetine gidenler gerçek dünyada yaptığı iyiliğe göre belirli süre burada kalıp tüm zevklerden faydalanmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hitit-imparatorlugunun-baskenti-hattus", "text": "Çorum toprakları üzerinde yer alan Hitit İmparatorluğu'nun Başkenti Hattuşa Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmış Türkiye'nin 9. tarihi değeridir. Hattuşa'nın tarihi M. M 600'li yıllara dayanan topraklarda ilk dönem Hattiler ile başlamıştır. Bundan dolayıdır ki Hatti Ülkesi ünvanını almıştır. Hattilerin sonrasında Anadolu toprakları üzerinde ilk yerleşik devleti kuran Hititler'e 450 yıl boyunca başkentlik yapmıştır. Eski Hitit Krallığı döneminin başlamasıyla şehir ismi Hattuşa olarak değiştirilerek bu isim günümüze kadar gelmiştir. Eski Hitit İmparatorluğu döneminden sonra M. Ö 1400-1200 yılları arasında Hitit'in Büyük İmparatorluk dönemi olmuştur. Bu süreçte büyük bir imparatorluğun yaratılması söz konusu olmuştur. Büyük İmparatorluk dönemi M. Ö 1200-1800 yıllarında Mezopotamya toprakları üzerindeki sahip olunan ticari gücün zayıflaması ve ardından yaşanan taht kavgalarının baş göstermesi ile imparatorluk çökmeye başlamıştır. Büyük İmparatorluğun çöküşü ile M. Ö 900'lü yıllarda Frig Çağı başlayıp ardından sırasıyla Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemi bölgede hakimiyet sürmüştür. Dünyanın ilk barış anlaşması tabletleri Hattuşa'da bulunmuştur. Bu tabletlerin hiyeroglifleri ise Mısır'ın Luksor şehrindeki Karnak Tapınakları duvarlarında resmedilmiştir. Hattuşa 1834 tarihinde Fransız Mimar Charles Texier tarafından keşfedilmiştir. Keşfedilmesinin hemen ardından başlayan kazılar dünya üzerinde yaşanan savaşlar nedeniyle durdurulmuş 1952 yılında tekrar kazı çalışmalarına kalındığı yerden devam edilmeye başlanmıştır. Çorum ilinin Boğazkale ilçesinde yer alan Hattuşa kenti M. Ö 14 ve 13. Yy'da 6 km'lik sur ile çevrili olduğu, 6 km'lik surun hemen önündeki duvarın ise savunma amaçlı yapıldığı bilinmektedir. Boğazköy'de tarihten kalma yapılan ayakta olanları ve görmeye değer olanları Aslanlı Kapı, Sfenksli Kapı, Kral Kapı ve Yer Kapı'dır. Hattuşa kazı alanını gezmek bizlere tarihi her ne kadar anlatmaya ışık tutsa da Hihit İmparatorluğu tarihini yakından tanımak için Çorum Arkeoloji Müzesine gidilmelidir. Türkiye'nin en güzel müzelerinden biri olduğuna inandığımız müze 1915 yılında Osmanlı mimarisi ile yapılmıştır. Müze içerisinde Geç Katolik Çağ'dan 21 yy'a kadar olan süreçte 7000 yıllık tarihi gözlemlemek, bu dönemlere ait eserleri görmek mümkündür. Müze eserleri arasında görebilecekleriniz Eski Tunç Dönemi mezar buluntuları, Hitit Dönemi'ne ait vazolar, çivi yazılı tabletler, seramikler, sikkeler, kandiller ve daha fazlasıdır. Müze sadece bu görülecekler ile sınırlı değildir. Müze de bir de Etnografya bölümü vardır. Burada ise Osmanlı dönemine ait eserler sergilenmektedir. Müzenin bahçesinde koca koca küpler ise gözden kaçırılmayacak cinsten. Eski dönemlerde erzak konulan bu küplere pithos denilmekteymiş. Boğazköy Müzesi Çorum'a 82 km uzaklıkta Boğazköy ilçesindedir. Daha çok Hitit eserleri görebileceğiniz müzede Hitit eserleri, bölgede hakimiyet kuran Frig, Roma ve Bizans koleksiyonları da görülebilir. Alacahöyük Müzesi Çorum'a 45 km uzaklıkta Alaca ilçesinde yer almaktadır. Katolik Çağ'dan Osmanlı'ya kadar uzanan tarihi dönem içerisinde kullanılan eserleri görebileceğiniz müzedir. Boğazköy açık hava müzesi ne derece önemliyse Alacahöyük Ören Yeri de bir bu kadar önemlidir. Arkeoloji tarihinde önemli olan Alacahöyük'ü 1835 yılında W. J. Hamilton keşfetmiştir. 1861 tarihinde höyükte kazı çalışmaları yapan G. Permot bulduklarının Hitit İmparatorluğu dönemine ait olduğunu iddia eden ilk kişidir. Atatürk de höyük'e fazlasıyla önem vermiştir. Bundan dolayıdır ki 1935 yılında burada Ramzi Oğuz Arık başkanlığında kazı çalışmaları başlanmıştır. Höyük'te görebileceğiniz en güzel sanat eseri Güney Kursu'dur. Tarihte sanatın ve dinin merkezi olan Alacahöyük'teki eserler bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde ve Alacahöyük Müzesinde sergilenmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hoi-an-gezilecek-yerle", "text": "Vietnam'ın en şirin yeri olan Hoi An ile tanışmaya hazır mısınız bakalım? Vietnam turumuzun üçüncü ayağı olmasına karar verdiğimiz Hoi An şehri için Hoi An gezilecek yerler listesini çıkarırken bu şirin ve renkli kasabaya gitmek için can atıyorduk. Daha gitmeden Vietnam'da bizi en çok heyecanlandıran yer olmuştu. Tarihi Hoi An şehri, Vietnam'ın en atmosferik ve huzurlu kasabası olarak bilinir. 1595 yılında Kral Nguyen tarafından liman olarak kurulan Hoi An'da insan yerleşiminin izleri 2200 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu liman şehrinden Vietnam ve diğer Asya ülkelerindeki seramiklerin ticareti yapılmış. Mısır'daki Sina'ya kadar taşındığını bilmenizi isteriz. Güney Doğu Asya'daki korunmuş en iyi liman kenti olduğunun da altını çizmek isteriz. Ticaret dolayısıyla misyonerlerin sıklıkla ziyaret ettiği bir yer haline geldiğinden Hoi An, Vietnam'da hristiyanlığa geçen ilk yerdir. Güney Çin denizinde çok önemli bir ticaret kenti haline gelen Hoi An'a sırasıyla Çin'liler ve Japonlar gelip yerleşmeye başlamıştır. 18. yy'a kadar büyük hızla devam eden ticaretin önünü kesen ise Fransızlar olmuştur. Buraya gelip Da Nang şehrine yeni liman açmasıyla artık Hoi An'ın eski cazibesi kalmamıştır. Yani baktığımız zaman Hoi An'ın etkisi altında kaldığı ülkeler Japonya ve Çin'dir. Dolayısıyla ticaret yapmak için gelen tüccarlar mimari anlamda şehre kendinden bir şeyler katmış olduğundan bugün Hoi An antik şehri Asya kültürlerinin bir birleşimi ve insanı rahatsız etmeyen şirin mimarisi ile ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Vietnam'da Unesco Miras Listesinde bulunan sekiz yerden biri de Hoi An'dır. 1999 yılından Unesco listesine girmeye hak kazanan tarihi kasabayı süsleyen fenerler, sarı renkli otantik binaları ve nehirdeki bot turlarıyla Hoi An mutlaka listenize alınması gereken bir yerdir. Ziyaret günlerinizi sakın ola haftasonuna denk getirmeyin. Kalabalıktan iğne atsanız yere düşmez. Ne gezdiğinizden bir şey anlarsınız, ne kafe'de oturup içtiğiniz kahveden. Fotoğraf çekmeyi zaten unutun! Antik şehri sakın bisikletle gezmeyin. Çünkü şehir normal zamanlarında da kalabalık olduğu için sürekli bir ayağınız yerde bisiklet sürmek pek keyif vermiyor. Ama şehrin dışını gezmek için bisiklet kiralamak en doğru tercih. Antik kentin içine adım atar atmaz önce nereye geldim ben böyle diyeceksiniz. Sokaklara yerleştirilmiş hoparlörden ince ince çalan hoş müzik eşliğinde güzel bir giriş yaptık. Ama asıl dikkatimizi çeken Hoi An'ı Hoi An yapan renkli ipek fenerlerin her yerde asılığı olduğu. Fenerlerin ortaya çıkışı 16. yy'a dayanır. Çinlilerin ve Japonların Hoi An'a yerleşmesiyle birlikte evlerin aydınlatılması için kullanılmaya başlanmış. Yani en başında bir ihtiyaç sebebiyle ortaya çıkmış. Sonrasında güzelliği karşısında dayanamayan Hoi An halkı bunu dekorasyon amacıyla kullanmaya başlamış. Ve o günden bugüne adeta kentin simgesidir. Yüzlerce yıllık tarihi olan evleri gezebilirsiniz. Tabi hepsini gezmeniz mümkün değil ama gözünüze kestirdiğiniz bir iki tanesine girip evlerin dizaynını ve dekorasyonunu görün isteriz. 🏠 Tran Ailesi Şapeli : Hoi An'ın en eski evlerinden biri olup Tran ailesi tarafından 19. yy'ın başında tamamen Feng Shui prensiplerine uygun inşa edilmiş. 🏠 Nguyen Turong Aile Şapeli : Vietnam, Çin ve Japon mimarisinin bir arada olduğu ender evlerden biridir. 🏠 Phung Hung Evi : Hoi An'daki ticaretin geliştiği dönemde inşa edilmiştir. Bölgede ticaretin yapıldığına dair tarihi kayıtları görebileceğiniz bir yer. 🏠 Quan Thang : Geleneksel Çin mimarisi ile inşa edilen ev ahşap oymacılığın en iyi örneklerine sahiptir. Tarihi evler arasında önerdiğimiz evler arasındadır. 🏠 T n Ky Evi : 18. yy'da Vietnam, Çin ve Japon mimarisinin hakim olduğu tipik bir tüccar evidir. Evin orijinal malzemeleri korunmuş haliyle günümüze kadar ulaştırılmıştır. Evin içinde çok hoş antika eşyalar ve mobilyalar sergilenmektedir. Hoi An bölgesinin tarihini öğrenmek ve anlamak için çeşitli eserlerin sergilenmekte olduğu dört ane müze bulunuyor. Eğer müzelerin hepsini gezmeye vaktiniz yoksa içlerinde gezilmeye değer olan ilk sıradaki müze tavsiyemiz Hoi An Tarih ve Kültür Müzesi olacak. Hoi An Tarih ve Kültür Müzesi : 2000 yıllık eserlere ev sahipliği yapan müze dört bölüme ayrılmıştır. Bunlar; Tarih ve kültür, devrim tarihi, zorluklardan yükselik sergisi ve sanat galerisidir. Seramik Müzesi : Tarihi 1858 yılına dayanan ahşap bina içerisinde 16 yy'dan 19 yy'a ait seramiklerin sergilendiği bir müzedir. Adres: 80 Tran Phu St Saatler : Her gün 08:00 17:00 Her ayın 15'inde kapalıdır. Sa Huynh Kültür ve Folklor müzesi de gezilecek diğer müzeler arasındadır. Quan Cong Tapınağı ve Quan Am Pagodası : Tacirlerin ibadet etmeleri için 1653 yılında yapılmış bir tapınaktır. Antik şehrin tam ortasında en canlı sokağında bulunuyor. Pazar alanının tam karşısındadır. Quang Trieu Kanton Meclis Binası : Çin'in Guangdong ilinden gelen Çin'li tüccarların bir araya gelip dinlenmesi ve burada ticaret yapması amacıyla 1885 yılında inşa edilmiştir. Hoi An'daki diğer meclis binaları gibi Quang Trieu de Çin'li tüccarların tanrı ve tanrıçalara ibadet edebilmesi için mabete çevirildiği yer olmuştur. Phuc Kien Fujian Assembly Hall / Meclis Binası : Quang Trieu ile aynı sokakta bulunan Phuc Kien meclis binası Hoi An Antik Kenti'ndeki en büyük ve en ünlü toplantı salonudur. Önceleri Buda'ya adanmış Vietnam Pagodasının olduğu arazi 1700'lü yılların ortalarında Çin'lilere satıldıktan sonra inşa edilen bina üç farklı tanrıçaya adanmıştır. Günümüzde Hoi An'ı sembolize eden en önemli görüntü Japon köprüsüdür. 17. yy'da asıl yapılma amacı Japon topluluğunun yaşadığı yer ile Çin mahallesini birbirine bağlamak içinmiş. Tarihten bugüne pek çok restorasyona uğrayan köprü içinde küçük bir tapınak bulunuyor. Tapınağa girmeyecek bile olsanız köprüden ücretsiz geçebilirsiniz. Hoi An, huzurlu buluşma yeri demek, İpek fenerlerin evlerin önüne asılmasının şans ve mutluluk getireceğine inanıyorlar, 100.000 tane bisikletiyle Vietnam'ın ilk ekolojik şehridir, Vietnam'ın en iyi Banh Mi'cisi buradadır, Yılda 1,5 milyondan fazla turist ağırlamaktadır. Bunun 900.000'i uluslararasıdır, Selfie çekilecek en iyi yerlerin başında geliyor, 400'den fazla terzi dükkanı ve binlerce terzi vardır, Hoi An şehrinin 4 km uzağında Cam Thanh Village/Köyünde yapılmakta olan Coconut Basket Boat turu Hoi An seyahatiniz boyunca deneyimleyeceğiniz en güzel aktivitelerden biri olacak. Biz kiraladığımız bisikletlerle kendimiz gidip tur firmasından tur satın almadan çok uygun fiyata mal ettik. Ekolojik bir köy içinde cocounut ağaçları arasında gerçekten çok eğlendiğimiz bir kaç saat geçirdik. Basket bot turu için yazmış olduğumuz makaleden daha fazla bilgi almak için yazımızı okumanızı tavsiye ediyoruz. Hoi An'ın Vietnam'ın en güzel yeri olduğu konusunda iddia ediyoruz. Genelde Vietnam turları içine alınmayan bir yer. Siz siz olun Vietnam planınıza mutlaka Hoi An'ı alın. Zaten yukarıda gezilmesi gereken her yeri yazdık. Tüm gezilecek yerleri tek tek listeledik. Baktığınızda liste uzun gibi gözükse de tarihi şehir merkezi bir günde bitecek kadar ufak bir yer. Bu şehrin en önemli özelliği tarihi sokaklarında gezmek ve bol bol şehrin fotoğrafını çekmek. Vietnam'ın en fotoğraflık yerlerinden en güzeli! Hoi An'a kaç gün ayıracağınız konusunda tam emin değilseniz, biz size söyleyelim. Aslında tam iki gün ayırmanız en doğru tercih olacaktır. Bir günde tüm şehri gezip diğer gün pirinç tarlaları arasında bisiklet sürerek An Bang kumsalına gidebilirsiniz. Baştan söyleyelim An Bang kumsalı denize girmek için uygun bir kumsal değil. Denizi çok dalgalı ve rengi kötü. Hani buralara kadar bisiklet sürmüşken bir görmenizi tavsiye ederiz. Pirinç tarlalarının sonu zaten denize çıkıyor. Konum ve harita görüntüsünü ekliyoruz. Böylelikle ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız. Pirinç tarlalarını mutlaka görmelisiniz. Vietnam'ın o meşhur tablo görüntülerine benzer kareler yakalamak için en ideal bölgedir. Burayı gezdikten sonra Cam Thanh bölgesine pedallayarak gün batımından önce varmak kaydıyla basket bot turuna katılabilirsiniz. Bizim yaptığımız rota da bunun aynısıydı. Bot turunuzu gün batımında bitirip akşam fenelerin süslediği Hoi An'da artık dilediğiniz gibi keyif yapabilir ve seyahatinizi sonlandırabilirsiniz. Biz Hoi An tarihi şehir merkezinde kalmak yerine fiyatı daha uygun olduğu için biraz şehir dışında kalmayı uygun gördük. Şehir dışından kastımız 600 metre uzaklık. Hoa Mau Don Homestay isimli ev konaklaması tipinde bir otelde kaldık. Sahibi çok güler yüzlü ve ilgili bir kadındı. En önemlisi odaların çok büyük oluşuydu. Geceliğine kahvaltı hariç 17 usd ödeyerek çok konforlu bir kaç gün geçirdik. Yardım istediğimiz her konuya yetiştiler. Orkun'un çamaşırlarının yıkanmasından, bisiklet kiralamaya ve Da Nang için shuttle hizmetine kadar her hizmeti sağladılar. Burası aileden kalma iki katlı eski bir bina. Sonrasında otele dönüştürülmüş. Geceliği 17 usd olunca ilk başta nasıl bir yerle karşılacağız diye çok korkmuştuk. Fakat fazlasıyla memnun etti. Da Nang şehrinin 30 km güneyinde Quang Nam bölgesinde Thu Bon nehrinin denize dökülen ucunda konumlanmış ufacık eski bir liman kentidir. Buraya gelmenin en iyi yolu Vietnam'ın herhangi bir şehrinden Da Nang şehrine iç hat uçuşu gerçekleştirmektir. Varış saatinize bağlı olarak Da Nang-Hoi An arası hizmet veren (05:00 23:00) shuttle'lar sayesinde 6 usd'e ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Ya da bizim gibi yerel halk otobüsünü de tercih edebilirsiniz. Hoi An'a nasıl gidilir yazımızdan daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hoi-an-nerede-nasil-gidili", "text": "Hoi An belki de Vietnam'da çok az duyduğunuz belki de hiç duymadığınız yerlerden biridir. Hoi An nerede, Hoi An'a nasıl gidilir yazımız ile bu şirin kasabaya tüm ulaşım yollarını ve en kolay yoldan nasıl gidebileceğinizi kaleme alarak sizlere yön vereceğimizi düşünüyoruz. Ocak 2019 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Hoi An seyahatimizde bizler hangi yolu izleyerek, kaç para ödeyerek Hoi An'a gittiki hepsini tek tek sizlere anlatacağız. Quang Nam bölgesinde Thu Bon nehrinin denize dökülen ucunda konumlanmış ufacık eski bir liman kenti olan Hoi An, Da Nang şehrinden 30 km güneydedir. Eski adıyla Fai-Fo ya da Faifoo olarak bilinen Hoi An 60 km2 yüzölçümü ve 121.000 nüfüsuyla1999 yılında Unesco Miras listesine girmeye hak kazanmış Vietnam'ın en renkli en huzurlu ve en fotojenik yerlerinden biridir. Harita üzerinden baktığınızda Vietnam'ın ortasında konumlanmış olduğunu göreceksiniz. Genelde Vietnam turlarında Hanoi, Halong ve Ho Chi Minh şehirleri gezildiğinden ülkenin tam ortasındaki Hoi An es geçilir ve ziyaret edilmez. Ama bu durum Vietnam'ı ziyaret edenler için büyük bir kayıptır aslında. Şimdi gelin Hoi An'a nasıl gidilir tek tek listeleyelim. Hoi An'a gelmek için ister iç hat uçuşu ister uluslararası uçuş gerçekleştirebilirsiniz. Uçakla gelmek istemezseniz otobüs ve tren gibi seçenekler olduğunu da bilmeniz gerekiyor. Hoi An'a gelmenin en iyi yolu Vietnam'ın herhangi bir şehrinden ve ya uluslararası uçuş ile Da Nang uluslararası havalimanına gelmektir. Da Nang havalimanına vardıktan sonra terminal binasının dışına çıktıktan sonra transfer hizmeti veren desk'e ulaşabilirsiniz. Buradan alacağınız Da Nang Hoi An transfer hizmeti yaklaşık 300.000-400.000 VND'e denk gelmektedir. Bunun haricinden önce konaklayacağınız otel ile de irtibata geçip hizmeti onlardan da alabilirsiniz. Eğer kendiniz taksi kiralayıp gitmeye karar verirseniz önceden otelin adını ve adresini bir yere not ettiğinize emin olun. Ya da offline harita üzerinden konumunu pinleyiniz. Çünkü Hoi An'daki otel isimleri birbirleriyle benzerlik gösterdiği için dakikalarınızı otel aramakla geçirmeyin. Da Nang şehir merkezinden Hoi An için Grab ücreti aşağıdaki gibidir. Fiyat Ocak 2019'a aittir. Hoi An'a gitmek için en çok tercih edilen ulaşım yollarından biri de otobüslerdir. Özellikle gece yolculuğu yaparak hem gecenizi yolda değerlendirmiş olursunuz ve otel ücreti ödememiş olursunuz hem de gününüz yolda bitmiş olmaz. Sinh Tourist otobüs firması ile aşağıdaki şehirlerden Da Nang ve Hoi An'a direk seferler bulunmaktadır. Fiyat ve saat bilgisi için Sinhtourist sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Diğer şehirlerden Da Nang ya da Hoi An'a olan seferler ise aşağıdaki gibidir. Biz genelde Vietnam'daki ara yolculuklarımız için BaoLau sayfasını kullandık. Bu sayfa sayesinde bir yerden başka bir yere otobüs, uçak ve otobüs tercihleri önünüze listeleniyor. Buradan bilet almayacaksanız bile iki şehir arasındaki mesafeleri kontrol edebilir ayrıca hangi firmanın hizmet verdiğini öğrenip o sitenin kendi sayfasından da fiyat kontrolünü sağlayabilirsiniz. Hanoi, Ho Chi Minh, Nha Trang ve Hue şehirlerinden Da Nang'a tren bulunmaktadır. Hue'den 2,5 saat, tren ücreti 70.000 VND'den başlıyor. Nha Trang'dan 9-10 saat, tren ücreti 400.000 VND'den başlıyor. Hanoi'den 15-16 saat, tren ücreti 530.000 VND'den başlıyor. Ho Chi Minh'ten 19-19 saat, tren ücreti 540.000 VND'den başlıyor. Tren biletlerini almak için Vietnam'ın resmi demiryolu sayfası olan Vietnam Railway 'den biletlerinizi alabilirsiniz. Da Nang'a aarış saatinize bağlı olarak Da Nang-Hoi An arası hizmet veren (05:00 23:00) shuttle'lar sayesinde 6 usd'e ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Ya da bizim gibi yerel halk otobüsünü de tercih edebilirsiniz. Biz Da Nang'a gece vardığımız için vardığımız gün konaklayıp ertesi sabah gidecek şekilde plan yaptık. Bunun için shuttle'ı tercih etmek yerine yerel halk otobüsü ile gittik. Otobüs durağının tam konumunu öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz. Otobüsün kalkış noktası aslında Hoi An otobüs durağıdır. Aşağıdaki harita üzerinden ya da burada eklediğimiz link üzerinden haritanın daha büyük boyutunu açıp 01 numaralı gri hattı göreceksiniz. Bu hat Da Nang'tan Hoi An'a sefer gerçekleştiren sarı otobüsün güzergahıdır. Normalde kişi başı ücreti 20.000 VND olup valizli yolculardan 30.000 VND (1,30 usd-nisan 2019 kuruna göre) istenmektedir. Gerçi biz de edindiğimiz bilgilere güvenerek 30.000 verdik ama otobüsteki muavin kadın bizden daha fazlasını istedi. Kavga dövüş derken 30.000'den fazla vermedik. Bu da kulağınıza küpe olsun. Vereceğiniz ücret valizinizle birlikte 30.000'i geçmesin. Yahu üç-beş kuruş daha fazla bunun için cebelleşmeye gerek yok diye düşünmeyin. Konu insanların kandırılması ve aptal yerine konması. Gerçek değeri iki katı olsa vermeyecek değiliz. Ama gerçek fiyatını bile bile insanlardan fazla para istenmesi itici bir durum. 1 numaralı sarı otobüs Da Nang Hoi An arası seferini 05:30 17:50 arasında gerçekleştirmektedir. Da Nang Hoi An arasındaki mesafe 23 km'dir. Ya da bizim yaptığımız gibi direk otelinizden bu hizmeti alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hoi-an-vietnamda-ne-yapili", "text": "Hoi An Vietnam'da ne yapılır diye araştırdık. Ve sizler için Vietnam'ın en güzel aktivitesini bulduk. Cam Thanh köyünde tamamen ekolojik köy olarak adlandırılan bir bölgede yapılmakta olan Coconut bot turu diğer adıyla basket bot turu şüphesiz deneyimleyeceğiniz en eğlenceli aktivite olacak. Her gideceğimiz bölgenin gezilecek yerlerini önceden araştırdığımız gibi Hoi An için de listemizi özenerek yapmıştık. Bu listede bizi en heyecanlandıran aktivite Coconut Basket turuydu. Çünkü hayatımızda hiç görmediğimiz bir bot ile tur yapılıyordu. Sepet teknesi olarak adlandırılan botlara Vietnam dilinde Thung Chai deniliyor. Bambudan yapılmış sepet tekneler daha çok Orta Vietnam'da balıkçıların kullandığı bot tipidir. Bot turuna katılmak için her halükarda Cam Thanh bölgesine gitmeniz gerekecek. Hoi An şehir merkezine sadece 4 km uzakta olduğu için yol çok vaktinizi almıyor. Ama gitmeden önce karar vermeniz gereken şey nasıl gideceğiniz. Bunun için iki seçeneğiniz bulunuyor. Ya kendiniz gideceksiniz ya da tur satın alacaksınız. Bizim size önerimiz kendi başınıza gitmeniz. Niyesine gelecek olursak. Biz otelden günlük kiraladığımız bisikletle önce şehri ve ardından pirinç tarlalarını gezdikten sonra 4 km uzaklıktaki Cam Thanh'a pedallamak üzere yola çıktık. Navigasyon üzerinden köyün konumu biliyorduk. Ama yol üzerinde dayanamayıp ara sokaklardan nerhir kenarındaki küçük yerleşimler olan yerlere de girmeyi ihmal etmedik. İyi ki de girmişiz. Hem yerel yaşamı daha yakından görmüş olduk hem de sessizlik için hayatımızın en huzurlu bisiklet sürüşünü gerçekleştirmiş olduk. Gittiğimiz yönün doğru olduğunu teyit etmek için ara ara yerellerden de destek aldık. Ama en son yol sorduğumuz biri var ki peşimize takılıp bizi yalnız bırakmadı. Amacı bizimle girişe kadar gelip komisyon karşılığında bize bot turu satın aldırmaktı. Halbuki biz ondan böyle bir şey rica etmemiştik. Bu konuda siz de yol tarifi alacaksanız bu konuya dikkat edin. Hemen hemen bir çoğu komisyon alabilme ümidiyle size eşlik edip tur satın almanızı sağlayacak. Buna benzer yardım olayını Hanoi'den Halong körfezine giderken de yaşadığımız için bu konuda dikkatli olun diyoruz. Cam Thanh için konumu buraya bırakıyoruz. Eğer bisikletle gidecekseniz bu konumu takip edebilirsiniz. Vietnam biliyorsunuz trafiğiyle insanı korkutan bir ülke. Özellikle Hanoi ve Ho Chi Minh'te buna çokça şahit olduk. Karşıdan karşıya geçmesi insanı zorlayan şehirlerde bırakın sadece karşıdan karşıya geçmeyi kaldırımların dolu olmasından dolayı caddede motosikletin içinde yürümek bile insanı tedirgin ediyorken Hoi An bu şehirlerin aksine çok düzenli ve bisiklet kullanmaya çok elverişli bir bölge. Yani gönül rahatlığıyla bisiklet kiralayıp sokaklarda, caddelerde kullanabilirsiniz. Turistik bir bölge olduğu için de araç trafiğinde turiste öncelik verildiğini çok kez gördük. Yine de bisiklet kullanmanın güvenli olduğunu düşünmüyorsanız ya da bisiklet kullanmayı bilmiyorsanız bir diğer önerimiz taksiyle gitmenizdir. Vietnam'da Grab uygulamasıyla taksi kiralanması çok yaygın. Diğer şehirlerde olduğu gibi Hoi An'da da bir yerden başka yere gidecekseniz Grab uygulamasını kullanabilirsiniz. Böylelikle normal taksiye göre daha az ücret ödeyerek bütçenizi aşmanızın önüne geçmiş olursunuz. Bunların hepsini geçtim, ben tek başıma şuradan şuraya gidemem diyorsanız son çareniz tur satın almaktır. Bunun için ya otelinizden ya da şehir merkezindeki eski Pazar alanının önündeki tur deskinden Coconut Basket Boat Tour'u satın alabilirsiniz. Basket Boat Turu için farklı seçenekleri olan turlar mevcut. Bisikletli ve araçlı transfer hizmeti veren turlar, yemekli ve yemeksiz gibi tercihiniz bulunuyor. Ama yemeksiz araçlı transferi almak isterseniz fiyatların 350.000 VND'den başladığını söylemek isteriz. İçinde yemek yapımı kursunun da olduğu turu satın almak istediğiniz zaman bu fiyat 1.000.000 VND'e kadar çıkmaktadır. Otelden kiraladığımız bisiklet için günlük 30.000 VND ödedik. İki bisiklet için 60.000 VND. Kiraladığımız bisikletlerle Cam Thanh köyüne gidip burada bot turu yapan firmaları tek tek gezerek hangisinden katılacağımıza karar verdik. İki kişi pazarlıkla 150.000 VND'e düşürerek çok keyifli bir saat geçirdik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/honda-forza-300-ab", "text": "Honda Forza 300'ü ilk olarak Thailand'da görmüş, hemen kiralayıp test etme şansını yakalamıştık. Özellikle kaslı yapısı, alçak ve yumuşak selesinin rahatlığı, amortisörlerinin yumuşaklığı, bagaj hacmi ve Honda kalitesiyle kendisine hayran kalmıştık. Türkiye'ye döner dönmez burda da satışa başlandığını öğrenince çok sevindik ve hemen siparişimizi verdik. Daha önce Honda CBR 600F ve Honda PCX 125 sahibi olduğumuz için marka zaten bir numaralı tercih sebebimizdi. Üç yıl aradan sonra tekrar motosiklet sahibi olmak ise ayrı bir heyecandı. Evimiz İstanbul'un bir ucunda olan Büyükçekmece'de ve bazen işlerimiz için bazense sosyal çevremiz için genelde Anadolu yakasına geçmek zorundayız. Otomobil ile zaman zaman 3-4 saat süren bu eziyetli yolculuklara bir son vermek için hem şehiriçi pratikliğine sahip, hem E5 ve TEM otoyollarında bizi zor durumda bırakmayacak kadar güçlü hem de bize bu yollarda konforlu bir yolculuk yaşatacak bir scooter'a ihtiyacımız vardı. Bu özelliklerin hepsine sahip tek seçenekle Honda bizi buluşturdu. Honda Forza 300 ABS ile İstanbul'da rahat bir nefes aldık. Bitmek bilmeyen o eziyetli trafik artık stresten uzak, keyifli ve bir o kadar da eğlenceli hale geldi. Bunun yanında yakışıklı görüntüsüyle kendimizi pek bir havalı görmeye başladık. Özellikle Türkiye'de herkesin yüzünü görmeye alışkın olduğu scooter'lardan olmadığı için sürekli gözler üzerimizdeydi. Meraklı bakışlar, soru sormak için çaktırmadan yanımıza yanaşanlar ve hep olumlu yorumlar Forza'ya olan sevgimizi daha da arttırdı. Forza ile ilk yola çıktığımız andan itibaren beklentilerimiz yükseldi. Artık şehir içinden kurtulup yeni keşiflerimizde Forzamızın da bize eşlik edebileceğine inandık. Öncelikle orijinal tur camı ve çantasıyla süslediğimiz Honda Forza yola hazır hale geldi. Eşyalarımızı yüklediğimiz gibi düştük yollara ve ilk uzun yolumuzu Trabzon-Rize-Artvin-Batum turuyla gerçekleştirdik. Honda Forza'nın bir scooter'dan daha fazlası olduğu kesin. Yumuşak ve alçak selesi hem sürücü hem de artçı için büyük bir avantaj. Amortisörlerin çok sert olmaması yolda büyük bir konfor yaratıyor. 279 cc motor ve 200 kg olmasına rağmen 80-100 km hız aralığında ortalama 2.9-3.0 yakıt ortalaması tutturdum ki bu gayet başarılı bir yakıt tüketim değeri. Ara hızlanmaları ve gaz yiyişi oldukça tatminkar. Karadeniz'de çıkmadığımız dağ, tepe, yayla gitmediğiniz köy kalmadı ama hiç zorlanmadık. ABS ve kombine fren sistemi güvenlik için çok büyük bir avantaj. Karadeniz'in doğa güzelliklerine ulaşmaya çalışırken çamurlu ve kaygan yollarda birçok kez işimize yaradı ve ABS sayesinde dengede kalabildik. Honda Forza ile yollarda olmaya devam ediyoruz. Karadeniz'in doğusundan çıkıp tekrar geri döndüğümüz yolculuğumuz Türkiye'nin batısından çıkıp Yunanistan-Makedonya-Arnavutluk turuyla devam edecek. Sürekli yağmurlu havada düz bastığımız tekerimiz umarız sıcak iklimlerde de düz basmaya devam eder. Dönüşte tecrübelerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Takipte kalın.. Honda forza 300 için konuşmak isterim sizinle. Fazla vaktinizi almadan biraz bilgi alıp sonrasında da uygun bir forza bulup yollara çıkmak istiyorum. Vakit ayırırsanız sevinirim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hong-kong-jumbo-kingdo", "text": "Hong Kong gezilecek yerler, Hong Kong görülecek yerler listesinde sıralayabileceğimiz Jumbo Kingdom Restaurant ayrıca sizlere Hong Kong'da nerede yemek yenir, Hong Kong restaurant tavsiyesi, Hong Kong yeme içme olarak da tavsiye edebileceğimiz farklı deneyim yaşamanızı sağlayacak, mimarisi ve leziz yemekleri ile sizleri hayran bırakacak bir yerdir. Her özelliği ile bizi kendine aşık eden Hong Kong ülkesinin sahip olduğu bir diğer güzel şey ise Hong Kong Jumbo Restauranttır. Aberdeen Limanında bulunan restaurant 1952 yılında kurulmuştur. 1971 yılında çıkan yangın sonucu yapı zarar gördüğü gibi 34 işçi de bu yangından dolayı hayatını kaybetmiştir. Aradan geçen 5 yıl sonra 1976 yılında restaurant Jumbo Restaurant sahibi Dr. Stanley Ho tarafından tasarlanıp dizayn edilmiş ve maliyeti 30 milyon Hong Kong Dolarından fazlasına mal olmuştur. Kapılarını ziyaretçilerine açan Jumbo Kingdom Restaurant adeta bir Çin sarayı gibi dizayn edilmiş olup 4 katlı ve 2.300 kişi kapasitelidir. Hong Kong çevresindeki adalara gidebileceğiniz, tema parklarında eğlenebileceğiniz, neon ışıklı sokaklarında gezebileceğiniz, pazarlarında ve lüks alışveriş merkezlerinde alışveriş yapabileceğiniz gibi geleneksel çin yemeği yemek için Jumbo Restaurant'ta gidebilirsiniz. Yalnız gelensek çin yemekleri sınırlı olmayan restaurant modern yemekleri ve çay bahçeleri ile ziyaretçileri değişik atmosfer içine sokmaktadır. 30 milyon üzerinde ziyaretçinin talep ettiği restaurant özellikle Kraliçe Elizabeth II, Tom Cruise, John Wayne ve Chow Yun Fat'ı ağırlamasıyla bilinmektedir. Ulaşım : Mtr Central Station A çıkışından çıkılıp Exchange Square'den 70 numaralı otobüs ile Aberdeen iskelesine ulaşıp bu noktadan Jumbo restaurant'ın sunmuş olduğu shuttle boat'lar ile ücretsiz restaurant'a gidebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hong-konga-gitmek-icin-7-sebe", "text": "Eğer hayatınızda hiç Hong Kong gezisi yapmadıysanız, bu nefes kesici, kalabalık ve parlak şehre gidip hayatınızın gezisini gerçekleştirebilirsiniz. 1997 yılına kadar Britanya Krallığına bağlı bir sömürge iken sonrasında Çin Halk Cumhuriyetine bağlı özerk yönetim bölgesi olan Hong Kong her türlü ziyaretçinin gezi anlayışına cevap verebilen şehirlerden biridir. Yemekleri, modası, yerel dükkanları ve dost canlısı halkıyla memnun kalacağınız bir yerdir. Çin'in geneline baktığımızda Hong Kong en iyi müzelere ev sahipliği yapmaktadır. Tarih, sanat, savaş, uzay, oyuncak gibi fazlasıyla çeşidi olan müzelere sahiptir. Bunlardan bazılarına ise Çarşamba günleri ücretsiz girilebildiğini unutmamalısınız! Hong Kong manzarası dünyanın hiçbir yerine benzemez. Kendine has albenisi olan, plazaların rengarenk ışıklarının şehri süslediği bu manzaraya aşık olabilirsiniz. Manzara Hong Kong adasıyla Kowloon bölgesinin birbiri ile olan uyumunu gözler önüne sermektedir. Manzarasının çekiciliğinden olsa gerek Hong Kong'da teras barları çok meşhurdur. Symphony of Lights Show her gün saat 20:00'de Avenue of Stars'da seyredilmektedir. Plazaların ışıklandırılması ve müzik şöleni ile yapılan bu gösteri gerçekten büyüleyicidir. Hong Tapınakları diğer Asya ülkelerindekilerine göre daha düzenli ve dikkat çekicidir. Hepsi hemen hemen şehrin içinde olmasına rağmen çok düzenli ve tertiplidir. Bir çoğundan giriş ücreti olmamakla birlikte olanı da ciddi anlamda ucuzdur. Lantau adasındaki Po Lin Manastırı, Hong Kong'daki 10.000 Buda Manastırı başlıca görülecekler arasındadır. Seyahatin en önemli kısmı gideceğimiz yerde ne yiyip ne içeceğimizdir. Her ülkenin kendine özgü yeme kültürü olduğundan bunlardan yiyebildiklerimizi deneyip tatmak gerekir. Michelin yıldızlı restaurantlarında Dim Sum, yine Michelin yıldızlı restaurantlarda fırında kızartılmış kaz, yumurtalı tartlar, noodle, balık topları, sütlü çay kesinlikle denenmesi gerekenler arasındadır. Lüksünden butiğine, butiğinden sokak pazarlarına kadar her türlü kaliteyi ve ürünü bulabileceğiniz ender ülkelerden biridir. Bu arada replika konusunda ise dünyanın sıralı ülkesidir. Lüks mağazaların sıra sıra dizili olduğu caddeleri, Tsim Tsai Tsui caddesinin arka sokaklarındaki butik mağazaları, Mong Kong'daki Lady's Market ve dahası için hiç vakit kaybetmeden Hong Kong'a gelmelisiniz. Hong Kong'da çok geniş metro ağı, tramvay, otobüs ve feribot yani akla gelebilecek her türlü ulaşım yolu olduğundan ülke içinde hem kolay hem de keyifli yolculuk yapabilirsiniz. Şehir içinde en kullanışlısı metro olduğu için diğerlerini tercih etmeye gerek yoktur. Havalimanından şehre gelmek içinse express trenler olduğu gibi daha ucuza seyahat etmek isteyenler otobüsleri tercih edebilir. Otobüslere binerken para otobüs şoförünün yanındaki kutu içine atılıyor. Kağıt para attığınızda para üstü verilmediği için her zaman yanınızda bozukluk bulundurun. Hong Kong'a gitmek için gerekli sebepleri umuyoruz ki güzelce listeledik. Her ziyaret ettiğimizde doyamadığımız bir ülke olduğundan aslında hakkında yazacak çook şey var ama listelemek için bunların yeterli olacağını düşündük. Hong Kong'da yapılacak neler var diye soruyorsanız yapılacak listesi ve ücretsiz olanları listelediğimiz bu makalemizi de okumanızı tavsiye ederiz. Valla gidiyorum, Çarşamba gününü iple çekeceğim 😀 Teşekkürler bilgiler için."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hong-kongda-alisveri", "text": "Alışveriş muhakkak her bayanın vazgeçilmezidir. Sırt çantalısı, sırt çantasızı, gezgini, gezgin olmayanı bunların hiçbiri önemli değildir. Bayan olmak yeterli Şuna eminim nereye gidersek gidelim gittiğimiz ülkeden, şehirden ne alınır diye kesin ufak da olsa araştırma yaparız. Tabi alışveriş denilince ilk akla gelen yerlerin başında New York, Tokyo, Milano, Paris, Hong Kong vs gelir. Sıraladığımız yerler arasında New York hariç diğer tüm şehirlerde bulunduk. Bizim için Hong Kong alışveriş yapılacak en iyi yerlerin başında geliyor. Hong Kong size lüks mağazalardan butiklere, butiklerden pazarlara kadar alışverişte çeşitlilik sunuyor. -Lee Gardens: 33 Hyson Avenue -Hyson Place: 500 Hennessy Rd. Buradaki eslite kitapçısına muhakkak göz atmalısınız. Alışveriş merkezinde gezmek istemiyorsanız Hennessy caddesi üzerinde bir çok mağazayı gezebilirsiniz. -Pasific Place: 88 Queensway, Admiralty -Times Meydanı: Causeway Bay MTR A çıkışı -IFC Mall: 8 Finance St. -Milan Station: 482 Jaffe Rd. Ciana Tower / 77-83 Percival St. / 26 Wellington St. -Festival Walk: İçinde 200 mağaza ve restaurant, eğlence merkezi ve ofis katları barındıran 850 araçlık otoparka sahip oldukça geniş bir alışveriş merkezidir. Tat Chee Avenue, MTR Kowloon Tong İstasyonu -DFS Galleria: Kozmetik ürünlerin ve aksesuarların satıldığı ve dünyanın bir çok yerinde şubesi olan mağazalar zinciridir. -Park Lane Alışveriş Bulvarı: Hong Kong'un en meşhur bulvarıdır. Yeşillikler içerisindedir. Nathon Road, Kowloon -Miramar Alışveriş Merkezi: Nathon Rd, Kowloon -HMW: Elektronik ürünlerin satıldığı oldukça geniş bir mağaza. Teknolojiye dair istediğiniz ne varsa bulabileceğiniz bir yer. Hankao Rd. Tsim Sha Tsui -Harbour City Alışveriş Merkezi: 22 Mart 1966 yılında Hong Kong'un ilk kruvaziyer terminali iken artık çok lüks markaların mağazalarına ev sahipliği yapan devasa bir alışveriş merkezi olmuştur. -Jade Market: 400'ün üzerinde tezgah bulunan pazarda yeşim taşından yapılan takılardan satın alabilirsiniz. Kansu ve Battery St arasında Yau Ma Tei, Kowloon -Temple Caddesi: Yau Ma Tei, Kowloon 16:00-00:00 arası açıktır. -China Hong Kong City: Son yıllarda outlet mağazaların şehir içine gelmesiyle insanlar için alım ve ulaşım kolaylığı sağlanmış oluyor. Canton Rd, Kowloon -1881: Canton Rd, Kowloon -Sasa Kozmetik Mağazası: Hong Kong'da adım başı görebileceğiniz mağaza günün her saati insan akınına uğramaktadır. Kozmetik ve kişisel bakım ve ilginç ürünleri uygun fiyatlara satın almanızı sağlayan sevimli bir dükkan. -Langham Alışveriş Merkezi: Argyle St. Mongkok -Ladies Market: Tung Choi St, Mongkok MTR istayonu E2 çıkışı Başlıca gidebileceğiniz yerleri listeledik. Alışveriş merkezleri yerine sokak sokak gezip değişik butiklerden 200 TL'den milyonlara kadar çıkan fiyatlara kaliteli ve günümüz modasının daha ilerisinde tasarımlar satın alabilirsiniz. Butiklerde pahalı geldikse pazarlar tam size göre. Ama pazarlık yapmak şart baştan söyleyelim. Mongkok'taki Ladies Market'e her Hong Kong'a gittiğim de uğramışımdır. Minik chihuahua cinsi köpeğimiz için tesadüf bir tezgah bulmuştuk. 5 sene önce aldığımız kıyafetleri şimdi torunlar giyiyor:) Yani pazar deyip geçmeyin kaliteli şeylerde bulunuyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hong-kongda-ucretsiz-ne-yapili", "text": "1842 yılında 1997 yılına kadar İngilitere'nin sömürgesi iken bu tarihten sonra Çin Halk Cumhuriyeti'nin özel bir yönetim bölgesi olan şehirden bahsedeceğiz sizlere. Ziyaretçilerine eğlence, alışveriş, doğa, teknoloji ve onlarca seçenek sunan bir yerdir Hong Kong. Tropik muson iklimi hakim olduğu için yılın her dönemi Hong Kong'a gitmek için idealdir. Öyle bir şehir ki burası gezmeye, keşfetmeye doyamıyorsunuz. Bizim size bu yazımızda önerimiz Hong Kong'da ücretsiz yapabileceğiniz aktiviteler olacak. Feribot ile gideceğiniz Lantau adasındaki 34 metre uzunluğa ve 250 ton ağırlığa sahip Big Buddha'yı ziyaret edebilir. 268 merdiven tırmanarak Buda'nın oturmakta olduğu tepeye ulaşabilirsiniz. Yine aynı alan içerisinde bulunan Po Lin Manastırı da buraya kadar gelmişken es geçilmemesi gereken bir yerdir. Pai Tau bölgesinde Po Fok tepesinde yer alan manastır Hong Kong geziniz boyunca mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri olmalıdır. Tapınak kompleksine adım attığınız anda sıra sıra dizilmiş altın kaplama buda heykelleri sizlere tepeye varıncaya dek eşlik ediyor. Victoria zirvesinin kuzeyinde 5.6 hektarlık alan içerisinde 1.000'den fazla bitki ve 500'den fazla kuş türü ve diğer çeşitli hayvan türleri ile her gün saat 19:00 a kadar ziyaretçilere ücretsizdir. 44 tane yapının sizlere görsel ve işitsel olarak sunduğu ışık gösterisi her akşam saat 20:00 de başlayıp 15 dakika boyunca izleyicilere doyulmaz bir görsel şölen sunmaktadır. Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri gösteri ingilizce olup diğer günler çince'dir. Çarşamba günleri Hong Kong'da bulunan pek çok müzeye ücretsiz girebilirsiniz. Bunlardan bazıları 15.00 parçası ile çin tabloları, seramikler ve tarihi portreleri ile Hong Kong Sanat Müzesi, atlara merakı olanların ayrıca Hong Kong Jokey Klübünün tarihini öğrenebileceğiniz Hong Kong Yarış Müzesi, 7.000 m2 alan içerisinde Hong Kong'un 400 milyon yıllık tarihi geçmişine sergileyen Tarih Müzesi, Uzay Müzesi ve Dr. Sun Yat Sen Müzesi ile daha fazlası sizleri bekliyor. Her pazar saat 14:30 ila 16:30 arası Kowloon park'da ki kung fu gösterimini ücretsiz izleyebilirsiniz. Kişi başı 40 HKD ile tramwayı kullanabileceğiniz gibi ulaşımınızı daha ucuza sağlamak için otobüs ile de gidebilirsiniz. Ama yollar çok virajlı olduğu için biz tramwayı tercih etmenizi öneririz. Victoria Peak'e ayak bastığınız anda Hong Kong'un eşsiz manzarası sizleri bekliyor olacak. İnanın buraya çıktığınıza değecek bir manzara ile karşılaşacaksınız. Hong Kong'un en bilinen gökdelenlerinden olan Çin bankası binasının 43. katı halka açık olduğundan istediğiniz zaman gidip şehri şöyle bir kuş bakışı izleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hong-kongda-yapilacak-39-se", "text": "- Peak Tram ile Victoria Tepesine çıkın. - Victoria Tepesine 2 km uzaklıktaki Pok Fu Lam rezervuarına gidin. - Sky 100'den Hong Kong'u 360 açıyla izleyin. - Hong Kong adasında HSBC binasının önündeki bronz aslan heykelini görün. - Hong Kong Times Square'e gidin. - Her akşam gösterisi olan Symphony of Lights-Işık gösterisini izleyin. - Hong Kong ve Kowloon arasında Star Ferry'e binin. - Altın Mil olarak bilinen Nathan Caddesinde yürüyün. - Avenue of Stars'da yer alan Bruce Lee heykelinin önünde poz verin. - 10.000 Buda Manastırını ziyaret edin. - Hollywood caddesinde bulunan Man Mo Tapınağına gidin, dilerseniz tütsü yakın. - Ngong Ping 360'a binerek Lantau adasını kuşbakışı izleyin. - Lantau Adasındaki Tian Tan Buda'ya ulaşmak için 260 merdiven tırmanın. - Lan Kwai Fong'da bir şeyler için. - Lockcha Çay Evinde geleneksel çin çayı yudumlayın. - Japon dondurmacısı Azabusabo'da dondurma yiyin. - Dim Sum deneyin. - Canton caddesinde alışveriş yapın. - Graham sokağından meşhur çin fenerlerinden satın alın. - Wan Chai Bilgisayar merkezinden elektronik ürün satın alın. - Cat sokağından antika alın. - Tung Choi sokak pazarından çakma ürünler satın alın. - Yuen Po sokağındaki çiçek pazarını gezin. - Nan Lian bahçesini gezin. - Hong Kong hayvanat bahçesine gidin. - Hong Kong'un tarihini öğrenmek istiyorsanız HK Tarih Müzesini gezin. - Ayak masajı yaptırın. - Feng Shui ve Tai Chi öğrenin. - Ocean Park'ta yunuslar ile eğlenin. - Ocean Park'ta bulunan 77 km hızla giden dragon roller coaster'a binin. - Hong Kong'un en güzel kumsalına sahip Repulse koyunda denize girin. - Stanley kumsalındaki su sporları merkezinde kano yapın. - South Bay kumsalından gün batımını izleyin. - Pui O'da bisiklete binin. - Golden Bauhinia meydanında sabah 07:30'da gerçekleştirilen bayrak çekme seremonisini izleyin. - Her pazar saat 14:30 ila 16:30 arası Kowloon park'da ki kung fu gösterisini ücretsiz izleyin. - Mui Wo köyünde dolaşın. Tai O'da nehir üzerinde tekne ile gezin. - Mong Kong semtine kurulan pazarı gezin. - Ve son olarak bir daha Hong Kong'a gelicem diye kendi kendinize söz verin"} {"url": "https://www.gezgincift.com/horus-efsanes", "text": "Antik Mısır'ın en ünlü firavunlarından biri olan Horus yani şahin gökyüzünün efendisi, güneşin tanrısı, kutsal krallığın sembolü ve krallık yönetiminin koruyucusu olarak bilinir. Hanedanlık öncesi tapılan ve şahin olarak şekillenmesiyle bilinen Isis ve Osiris'in oğludur. Horus'un bir gözü güneşi diğer gözü ise ay'ı sembolize etmektedir. Kuş tüyündeki noktaları yıldızları, kanatları ise gökyüzünü temsil ettiği etmektedir. Asıl adı Hor olan Horus'un kelimesi şu şekilde türemiştir. Hor antik mısır dilinde yüksek veya geniş ölçüde, kapsamlı demektir. Horus'un babası Osiris'i eşi İsis'in kardeşi Firavun Set çevresindekiler ile işbirliği yaparak bir sandığın içine koyup sandığı da çivideledikten sonra Nil Nehri'ne atmıştır. Ancak bir süre sonra bu sandık bulunmuştur. Bunu duyan Firavun Set bu sefer Osiris'in bedenini parçalara ayırarak Mısır'ın değişik yerlerine dağıtmıştır. Osiris'in eşi İsis de oğlu Horus'a hamile olduğu esnada eşi Osiris'in bedenlerinin hepsini bulup toplamıştır. Bunun üzerine kardeşi Set'in eşini öldürdüğünü anlayıp papirüs ormanları içine doğru bataklık delta'da koşmaya başlamıştır. Oğlu Horus da işte bu bataklıkta doğmuştur. O nedenledir ki İsis oğluna \"Papirüs Ormanlarındaki İlahi Çocuk\" Horus adını verir. Horus aynı zamanda Mısır Kraliyet tahtının efsanevi mirasçısı olmuş ve bu taht için yıllarca savaşmıştır. Firavunlar bunu değerlendirdikten sonra Horus'un takipçileri olup, şu an Müze de sergilenen Hanedanlık öncesine ait olmak üzere Horus adına isim paleti yapılmasına karar vermişlerdir. Horus güneş tanrısı gibi 3 değişik şekilde örneklendirilmiştir. Bunlar \"Harakhty\", \"Horus the Behedet\" ve \"Harmachis\"dir. Mısır ile ilgili makalelerimizi, gezi yazılarımızı yazarken Horus aklımıza takılmıştı. Sizlerin de Horus Efsanesini öğrenmenizi düşündük ve bunun için kısa bir yazı yazdık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/humayun-turbes", "text": "Yapıya girer girmez ilk Moğol eseri olduğundan olsa gerek Moğol mimarisinin izini gözler önüne seren 1993 yılında Unesco miras listesine alınmış bir yapıdır. Hümayun'un ölümünden 9 yıl sonra Babür İmparatorluğu'nun 2 hükümdarı olan Hümayun'un eşi Haji Begum'ün talimatıyla 1565 yılında inşasına başlanan yapı 1972 yılında tamamlanmıştır. Yapının mimarı İranlı Mirek Mirza Giyas'tır. Yapımına 15 milyon dolar harcandığına inanılmaktadır. Hindistan'da yapılan ilk bahçeli türbe özelliğine sahiptir. Delhi'de görülen diğer yapılarda olduğu gibi bunda da kırmızı kum taşı ve beyaz mermer süslemeleri kullanılmıştır. Taj Mahal'in prototip'i olduğu belirtilen yapının bahçesindeki geometrik havuzlar, kanallar klima görevi üstlensin diye tasarlamıştır. Hümayun türbesinin çevresi 55 mt uzunluğunda kırmızı kumtaşından yapılma duvarlar ile çevrilidir. Merdivenleri çıktıktan sonra türbenin avlusuna varılıyor. Türbe içinde 1508 1556 yılları arasında yaşamış olan Babür İmparatorluğu'nun 2 hükümdarı Hümayun'un mezarı yer alıyor. Kompleks içerinde türbe haricinde bir çok yapı yer almaktadır. Ulaşım : Metro ile direk ulaşım sağlanmayan türbeye Mandi House metro istasyonundan indikten sonra yaklaşık 60-80 rs'e rikshaw'lar ile ulaşım sağlamak mümkündür."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hurghada-col-safaris", "text": "Afrika'nın çöllerinde safari yapmak hep hayallerimiz arasındaydı. Ama bir türlü fırsatını bulamamıştık. Mısır Hurghada gezimizin son gününde bu hayalimizi gerçekleştirme fırsatı bulduk. Gözlerimize inanamadık. Neyse ki tur rehberimizden rica ettik de sağ olsun bize su getirdi. Dinlendikten sonra önce bedevi köyüne gidip onların yapmış olduğu ekmeği tattık. Açlıktan mıdır nedir tadı da fena değildi. Oradan iguana, yılan gibi hayvanları besledikleri yere geçtik. Herkes fotoğraf çektirmek için sıraya geçmiş ama tabi ki bizim için bu canlılar hiç yabancı değildi. Şimdi sırada çölün olmazsa olmazı develer bizi bekliyor. Tur kapsamında develer ile kısa bir tur atıp onlarla fotoğraf çektirmekte varken biz de bu fırsatı değerlendirdik. Tabi deveyi çeken kadın bahşiş almak için gözümüzün içine bakıyor. Deveden indiğimiz gibi gün batımını izleyeceğimiz ufak bir dağa tırmandık. Gerçekten çok güzel bir manzara var. Ama herkes fotoğraf çekilme telaşında olduğu için çölün ardından batan günü doya doya izlemek kimsenin aklına gelmiyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hurghada-gez", "text": "Ufak bir balıkçı kasabası olan Hurghada 20. yy'ın başlarında keşfedilmesiyle günümüzde Mısır'ın en turistik destinasyonlarından biri haline gelmiş bir şehirdir. Kızıldeniz'in kıyısına konumlanmış oteller ve ziyaretçilerin su sporları yapmasına elverişli denizi ve havası ile dünyanın farklı farklı ülkelerinden oldukça talep görmektedir. Kızıldenizin flora ve faunası ile su altı keşifleri gerçekleştirebilme imkanı bulabileceğiz gibi Hurghada'ya yakın konumdaki Luksor (282km), Qena (217km) ve Kahire (460km) gibi şehirlere gidip Mısır tarihinin derinliklerine dalabilirsiniz. İstanbul'da yağmurlu geçen ve gün geçtikçe soğuyan havaların ardından Mısır'ın en turistik şehri Hurghada seyahati günümüz geldi çattı. Sırt çantalarımızı kaptığımız gibi soluğu Atatürk Havalimanında aldık. Neyse ki Egypair'da Star Alliance üyesi olduğu için çantalarımızı kolayca verip CIP Lounge'daki yerimizi de alarak Hurghada yolculuğunu beklemeye başladık. Uçağa bindiğimizde açıkçası hayal kırıklığına uğradık. Eski şehirler arası otobüsler misali sigara küllüğü olan koltuklar uçaklarda pek kalmadı diye biliyorduk. Hadi bunu da geçtik servis masasındaki pislik insanın iştahını kapatacak cinsten. Ama çok şaşırdığımız THY'de kırmızı ruj polemiği var iken Egyptair'deki hosteslerin hepsinin kırmızı rujlu olmalarıydı 🙂 Ama bunların hiçbiri Hurghada gezimizin heyecanını etkileyemedi. Yolculuk boyunca bir kötü süprizde bizi Kahire Havalimanında bekliyordu. Yaklaşık 3 saatlik rötarın ardından Hurghada'ya nihayet ayak basabildik. Ve kendimizi taksicilerin yolcu kapma kavgaları içerisinde bulduk. Taksicilerin bağrış çağrışları 100 LE'e şehir merkezine gitmek üzere anlaşmamızla sona erdi. Ama kardeşim bu Arap milletine güven olmuyor ki. Yola çıkınca yok efendim 100 LE az 400 LE isterim diye tutturmaya başladı. Zaten 7 km'lik yol için ödenmesi gereken ücretten çok çok daha fazlasını vermişiz utanmadan hala nasıl para koparsam derdindeler. Sıkı pazarlık ile 40 LE'e şehir merkezine gitmek mümkündür. Hurghada'daki ilk gecemizi Mısırlı arkadaşımız Karim'in evinde geçirdik. Burada bir gece kalmamız en hayırlısı olmuş. Öğrenci evi buranın yanında daha lüks sayılır. Neyse ki rötar falan derken gece geç saatte eve varıp 1 gecemizi geçirdik ve sabah buradan ayrıldık. Ertesi gün Hurghada Marina'ya gidip L'emperator Cafe'de kahvaltımızı yaptıktan sonra otelimize yerleştik. Hurghada şehir merkezinde kaldığımız otelin 3 gecesi 2 kişi için 576 TL'di. Dilerseniz bu linkten göz atabilirsiniz. Orta sınıf bir otelde kalmayı tercih etmemizin en büyük sebebi otelde vakit geçirmekten çok katılacağımız turlar nedeniyle vaktimizin çoğu dışarıda geçeceği için altı üstü yatmadan yatmaya kullanacağımız otel için yüklü fiyatlar vermek istemedik. İlk günümüzü kızıl denize girerek, dinlenerek, bol bol papirüs ve magnet alışverişi yaparak geçirdik. Mısır'a gelip de papirüs almadan dönmek olmaz. Biz de otelin girişindeki yer alan dükkanlardan birinden papirüslerimizi sıkı pazarlık sonucu istediğimiz fiyata aldık. 5 orta boy ve 1 büyük boy papirüs için 240 dolar isteyen dükkan sahibi şaşkınlığımızı anlamış olmalı ki hemen indirim yapmaya başladı. Ama bu yüksek fiyattan sonra pazarlık hakkını ona bırakmayıp ilave olarak 1 büyük boy papirüs ve 2 adet kitap ayıracına toplam 50 dolar vereceğimizi 51 dolar dahi teklif etse kabul etmeyeceğimizi söyledik. Bu sefer şaşkınlık yer değiştirdi 🙂 Gerçi ondan da kazanmasına kazandı ki 50 dolar'ı kabul etti. Alışveriş sonrası otelin önünden minibüs çevirerek Hurghada Marina bölgesine gidip Kızıldeniz'in yanı başına kurulmuş tertemiz sahil boyunca gezip sonrasında Marina'nın hemen yanındaki balık pazarına uğradık. Balık fiyatları tahmin ettiğimizden de çok uygundu. Kilo ile balık alabileceğiniz gibi dilerseniz aldığınız balıkları burada da pişirtebilirsiniz. Hurghada Marina'da yemek fiyatları 40 LE'den başlayıp 125 LE'e kadar çıkmaktadır. Alkollü içecekler ise 20 ila 75 LE arası değişmektedir. Hurghada gezimiz süresince Hurghada'da yapılması gereken tüm aktiviteleri yaptığımız gibi görülmesi gereken tüm yerleri de gördük. 1 hafta geçirdiğimiz Hurghada gezimizde bu aktivitelerin tümünü katılmak için her gün çok erken saatlerde kalkmak zorunda olsakta bundan hiç mutsuz olmadık. Çünkü her yeni gün gittiğimiz yerler, yaptığımız aktiviteler bizleri etkilemekle kalmayıp, oldukça zevkli anlar yaşamamızı sağladı. Şehiriçi ulaşım daha havalimanındayken başlıyor. Havalimanından şehir merkezi dedikleri Sheraton Road sadece 8 km uzaklıkta. Havalimanındaki taksiciler bu kadar kısa olan mesafe için ziyaretçilerden 100 LE istemektedirler. Ancak asıl ödenmesi gereken tutar 40 LE'i geçmemelidir. Şehiriçinde bir yerden başka yere gitmek için ise beyaz minibüsleri kullanmak en ucuzudur. Kişi başı 1 LE olmasına rağmen turistlerden aldıkları ücret 2 LE, 5 LE olarak değişmektedir. Herkes kafasına göre takılıyor anlayacağınız. Kimden ne kopartabilirlerse. Hurghada'ya İstanbul'dan direk ulaşım imkanı olması ve uçuş süresinin yaklaşık 2.30 saat olması sayesinde çok cazip bir destinasyon konumundadır. Türk Hava Yolları ve Egyptair ile uygun fiyatlara uçabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hurghada-giftun-adas", "text": "Mısır'ın en turistik şehri Hurghada olunca yapılacak aktivitelerin başında şehrin bilinen adası Giftun Adası geliyor. Giftun Adası Hurghada'ya gelen her turistin mutlaka katıldığı ve hafızalarda güzel anılar bırakan koruma altına alınmış minik bir adadır. Su altı canlıları, resifleri ve renk çeşitliliği ile su altı severleri etkilemekle kalmıyor bunun yanı sıra su üstünde vakit geçirmeyi sevenlere de turkuaz ve berrak sularında keyifli anlar yaşatıyor. Tatillerde tekne turları ziyaretçiler için olmazsa olmazlardandır. Nerede olursa olsun tekne turları boyunca görülen yerler mutlaka hafızalarımızda yer bırakıyor. İşte Hurghada'nın da olmazsa olmazı Giftun Ada turudur. Hurghada yolculuğuna başlamadan önce Giftun Adasına gidecek olmamızın heyecanını gerçekleştirme günümüz nihayet geldi. Sabah erkenden uyanıp otelimizin önünden bizi alacak olan görevli ile buluşup 09:30'da kalkacak olan teknenin bulunduğu Beirut Hotel'in sahiline gittik. Tur kapsamına dahil olan snorkel ekipmanlarımızı temin ederek tekneye bindik. Bunca yılın vermiş olduğu tekne turu tecrübemizle sadece 4 tane olan minderlerin ikisine yerleşerek keyifli bir yolculuğa başladık. Yanımıza da bizim gibi 2 Alman genç gelince sohbet ederek, güneşlenerek snorkel yapacağımız lokasyona nasıl vardığımızı anlamadık bile. İlk snorkel yaptığımız nokta yaklaşık 5 metre derinliği buluyordu. Çeşit çeşit, renk renk balıklar ile kendimizi Kızıldeniz'in derinliklerine bırakıp doyasıya yüzme imkanı bulduk. 1 saat süren bu snorkel sırasında hem yüzmeye hem de sualtı güzelliklerini seyretmeye doyduk. İkinci durağımız bir öncekine göre daha sığ ve resiflerin bol olduğu bir bölgeydi. Burada da bol bol snorkel yapıp, gopro sayesinde güzel videolar ve fotoğraflar çekerek Giftun Adası'na doğru yola çıktık. Giftun Adasına yaklaştıkça heyecanımız br kat daha arttı. Her ne kadar Uzakdoğu'dan alıştığımız Palmiye ağaçları olmasa da beyaz kum ve denizin rengi bizi aşığı olduğumuz Uzakdoğu'yu anımsatmadı değil. Giftun Adasında denize girmek, fotoğraf ve video çekmek dışında yapabileceğiniz bir aktivite yok. Ada da kısıtlı olan vaktimizi Gezgin Çift olarak bu olanakları layıkıyla yerine getirip sizlere güzel bir sunum hazırladık. Leisure Travel Egpyt'in katkıları ile gerçekleştirdiğimiz Giftun Ada Turu Hurghada gezimiz boyunca unutulmaz turlardan biri oldu. Giftun Adası Snorkel Turu için Leisure Travel Hurghada seyahatinizde ilk tercihiniz olmalıdır. Leisure Travel rezervasyon için burayı tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/hurghada-kizildeniz-dalis", "text": "Hurghada seyahatimizde beklentilerimiz her geçen gün artıyor ve sıra geliyor dünyaca ünlü Asya ile Afrika kıtalarının aralarından geçen 2.253 km uzunluğunda Hint Okyanusuna dökülen eşsiz sualtı zenginliklerine sahip Kızıldeniz dalışına. İsterseniz tüm bunlara geçmeden önce Youtube kanalımızdan Hurghada Dalış videomuzu izleyin ve kanalımıza abone olmayı unutmayın 🙂 Sonrasında makaleyi okumak daha keyifli olacaktır. Kızıldeniz Hurghada dalışı dünyanın en önemli dalış merkezlerinden biridir. Gerek Avrupa'dan ulaşımın kolay oluşu gerekse dalış dışında yapılabilecek aktiviteler Mısır'ı dalış şirketlerinin en gözde destinasyonlar arasında ilk sıralara taşımıştır. Hurghada son zamanlarda Kızıldeniz'in sahip olduğu dalış lokasyonlarında önemli bir yere gelmiştir. Gelelim bu güzel günün hikayesine. Her günkü gibi maalesef bugün de erkenden kalktık. Dive Hurghada'nın sahibi sevgili Suzanne ile görüşmemize istinaden sabah saat 08:00'de Ahmed ve Dalia özel bir araçla bizi otelimizden aldılar. Dalış merkezine uğrayıp dalış ekipmanlarımızı aldıktan sonra Hurghada'nın en önemli dalış lokasyonu olan Sharm El Naga'ya doğru yola çıktık. Sağımız solumuz çöl olan yolda arabada eğlenceli arap müzikleri çalıyor. Yani herşeyimizle bölgeye uyum sağlamış hem dalış hem Hurghada hem de Mısır'da yaşam ile ilgili sohbetler ederek yolumuza devam ediyoruz. Yaklaşık 1 saat süren yolculuk sonunda Sharm El Naga'ya vardık. Dalış eğitimi almış olanlar veya hayatında bir kez dahi dalmış olanlar bilirler, dalıcılar kendi işlerini kendileri yaparlar. Bu yüzden araçtaki ekipmanlarımızı kız erkek ayırt etmeden hep beraber taşıyarak hazırlanmaya başladık. Uzun yıllardır (3 yıl) dalmıyor olmamız bize az da olsa stres yüklüyor. Orkun : Her şey tamamlanmış hep beraber su altına inerken uzun zamandır dalmayışımdan mıdır nedir nefes alamıyor hissine kapıldım. Resmen nefes nefeseyim. Bir kaç denemeden sonra dalıştan vazgeçip dönemeye niyetlendim ki Ahmed tecrübesini konuşturup hem beni ikna etti hem de su altına inmemi sağladı. Sonrasında heyecanım geçince mükemmel bir dalış başladı. Orkun'un kısa süreli yaşadığı bu sıkıntı sonrası su altında derinliklerine yavaş yavaş dalmaya başladık. Dive Hurghada dalış merkezi ile gerçekleştirdiğimiz 63 dakika süren bu muhteşem serüven Hurghada gezimizin en unutulmaz anısıydı. Kısa Bilgi : Şahin gagalı kaplumbağaları görüp onlarla dalış yapabilme imkanına sahip olabileceğiniz en iyi dönem Mayıs Haziran ayları arasıdır. Çok kısa bir süre önce ufak bir balıkçı kasabası iken son yıllarda Kızıldeniz'in en iyi dalış merkezi haline gelen Hurghada'da Dive Hurghada dalış merkezi ile günlük dalış, batık dalışı, gece dalışı yapabileceğiniz gibi dalış eğitimi de alabilirsiniz. Çalışanların ilgisi, samimiyeti, profesyonel sualtı fotoğraf ve video çekimleri ve en önemlisi ziyaretçilere sunduğu özel fiyatları Dive Hurghada'yı tercih etmek için yeterlidir. Rezervasyon ve bilgi için burayı tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/huzun-dolu-hiroshim", "text": "Hiroshima gezi rehberi ile Japonya'nın görülmeye değer en güzel 3 noktasından bir tanesine ev sahipliği yapan Miyajima adası ve Itsukushima tapınağı için buyrun makalemiz. Osaka'da otelimizden check out yaparak Shin-Osaka istasyonundan Shinkansen ile yarım saatte Kyoto'ya vardık. Otelin check-in saatinin 14:00 olduğunu unuttuğum için valizleri otelin lobisine verir vermez Kyoto tren istasyonundan Shin-Osaka'ya gidip ordan da aktarma ile Hiroshima'ya doğru yola koyulduk. Miyajima denince akla gelen ilk şey Itsukushima Tapınağı'dır. Ünlü olmasının sebebi aslında suyun içinde olan bu tapınak denizdeki gel-git nedeniyle torii'ye yaklaşabilme, ona dokunabilme imkanını biz ziyaretçilere sunuyor olması. Bizim şansımıza su biraz çekilmişti az da olsa yanında yaklaşıp resim çekilebildim. Adada birden fazla tapınak mevcut ufak bi yer olduğundan rahatlıkla yürüyerek dolaşabilirsiniz. Adanın en büyük tapınağı olan Senjokaku Tapınağı tamamen ahşaptan yapılmış. 1598 yılında Hideyoshi'nin ölümü üzerine yapı yarım kalmış ve halen tamamlanamamıştır. Toyotomi Hideyoshi : Japonya'nın birliğini sağlayan ve 1585-1598 arasında Japonya'nın yönetimini elinde tutan Japon savaşçıdır. Senjokaku'nun hemen bitişiğinde Goju-No-To Pagoda bulunuyor. Uzunluğu 27.6 metredir. Sıra geldi 6 Ağustos 1945 yılında Amerika tarafından atom bombası atılarak 200.000 kişinin öldüğü, izlerinin en belirgin olduğu bölgeye. Katliam her yıl 6 Ağustos'da tüm dünyada ve Hiroşima'da yer alan Hiroşima Barış Anıt Parkı'nda milyonlarca kişi tarafından anılmaktadır. Dünya tarihin de nükleer saldırıya maruz ilk şehirdir. Japonya'ya kadar gitmişken Hiroshima'ya da uğramadan olmazdı. Atom bombasından sonra ayakta kalan birkaç binalardan bir tanesi de UNESCO dünya mirası olan Kubbeli bina. Buraya kadar gidip, binanın karşısında bombadan kalma halini ve resimdeki eski halini görünce insanın içi ürperiyor. Sanırım insanlığın yaşadığı en felaket olay bu olsa gerek. Bina kendisi ve çevresi ile tıpkı açık hava müzesi olmuş. İnsanlar Hatıra parkında saygı duruşunda bulunuyor. Yaşanan bu felaketin ardından şehir çok kısa sürede tekrar kurulmuş ve bugün gökdelenlere sahip olan çok gelişen bir şehir halini almıştır. Bugünümüzü de dolu dolu geçirdikten sonra yine Shinkansen ile 1 saat 55 dakika da Kyoto'ya varıyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ijen-krateri-dunyanin-en-zehirli-noktas", "text": "Endonezya'da görülecek yerler arasında öyle bir yer var ki akıllara zarar. İşte orası Java adasındaki dünyanın en büyük asit gölü olarak da bilinen Ijen krateri yani Kawah Ijen. Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz Endonezya seyahatimizde Ijen'e gitmek için yeterince vaktimiz olmamıştı. O zaman biz de bir sonraki sefere gitmeye yemin ederek Endonezya'ya veda etmiştik. Öyle bir şey oldu ki 2017 Ramazan Bayramı için Bali-Singapur turu şekillendi ve böylelikle tek değil bizimle bu tura katılan sevgili arkadaşlarımızla gitmiş aynı deneyimi birlikte unutulmaz kıldık. 19 kişi olarak çıktığımız yolculukta rota Ijen'e gelince 11 kişi daha başından pes ettiği için yürekli ve korkusuz 6 arkadaşımız ve biz de dahil olmak üzere 8 kişi olarak devam ettik. Yolculuğumuz Bali adası Seminyak bölgesinden başladı. Bize ayarlanan minivana binerek adanın kuzeyine 130 km gitmek için yani Gilimanuk limanı için yola koyuluyoruz. Yollar 2 şerit ama çok dar olduğu için 130 km gibi kısa bir yol saatlerimizi alıyor. Bir de adanın kuzeyine çıktıkça, Java bölgesine yaklaştıkça Budizm'den Müslümanlığa geçişin etkilerini de rahatlıkla gözlemleme şansımız oluyor. Bunun en basit örneği yol üzerinde yemek yemek için durakladığımız bir restauranttı. Şimdi ne var ki diyeceksiniz! Arkadaş tüm pislik tüm suratsızlık bunlarda var. Hadi bizimle gelen arkadaşlarımız alışık değil yiyememeleri normaldir dedik. Ama burdaki yemekleri inanın bizim de midemiz kaldırmadı. Memnuniyetsizliğimize ve aç kaldığımıza için rehberimiz de çok üzüldü üzülmesine ancak onun da yapacak bir şeyi yoktu. Bu olmasa gideceğimiz diğer restaurantın da bundan farkı olmayacaktı. Hikayenin özetine değinecek olursak eğer siz de bizim gibi Bali adasından Ijen kraterine gidecekseniz. Ya yanınıza alın yiyeceklerinizi ya da Banyuwangi'ye kadar dayanın. Gilimanuk limanına vardığımız gibi oyalanmadan arabalı feribota binerek yaklaşık bir saatte Banyuwangi Kepatang limanına ulaştık. Burdan sonrası kolay. 15 dakika sürüş mesafesinde, şehrin göbeğindeki otelimize ulaştık. Otele gelmemizin amacı gece 24:00'e kadar dinlenmekti. Valizleri bıraktığımız gibi hemen çarşıdaki pazara gidip meyve ve süt mısır aldık. Süt mısır!! Oteldeki görevliler sağolsun bizim için pişirdiler. Akşam yemeğine kadar odalarımıza çekilip uzun süren yolculuğun vermiş olduğu yorgunluğu attık. Yemek sonrası gece 24:00'e kadar 3-4 saatimiz olduğu için yine dinlendik. Ve telefonların alarmlarının ötmesiyle kalk emrine uyarak bizi bekleyen jeeplerimize 3'erli kişi olmak üzere dağıldık. Otelimizden Ijen kraterinin girişine ulaşmak 1 saate yakın vaktimizi aldı. Yol boyunca bizim gibi onlarca jeep Ijen yoluna doğru ilerliyordu. Jeepler park noktasına ulaşınca hemen gaz maskelerimizi temin ettik. Gaz maskesinin kirası 30.000 IDR. Genel bilgileri sizlere aktardıktan sonra kendi deneyimizi yazacağız. Lütfen hepsini dikkatli ve özenle okuyun. Biz gitmeden önce yeterince bilgi bulamamaktan ve yalan yanlış yazılan makalelerden müzdariptik. Okuyun tüm doğru bilinen yanlışları öğrenin. Aktif volkanları sayesinde kara parçasında inanılmaz oluşumlara ev sahipliği yapan Endonezya'da gezilecek yerlere katkısı olan volkanlardan bir tanesi de Ijen krateridir. Java bölgesinde toplam 41 tane aktif volkan bulunmaktadır. bu da dünyanın en çok aktif volkanına sahip yer olduğunu gösteriyor. Bunlardan bir tanesi ve en önemlisi Kawah Ijen'dir. Ve \"dünyanın en zehirli yeri\" olarak bilinmektedir. Ijen krateri sülfür madenleri ile ülkenin ekonomisine ciddi katkı sağlamaktadır. Endonezya'nın Java adasında bulunan Kawah Ijen isimli yanardağı yakınlarındaki kükürt madeni 1968 yılından beri faaliyetine devam ediyor. Günde 14 ton kükürt üretilen madende yaklaşık 500 madenci çalışmaktadır. Çalışan madenciler her gün 3.5 km dağ yolunu kat edip, yanardağın içine girmek için de 800 metrelik engebeli yokuşu iniyor. Ve gece de çalışmak şartıyla günde maksimum 2 kez sülfür taşıma işlemi yapıyorlar. Ijen tırmanışı esnasında göreceğiniz her madenci tek seferde 80 ila 100 kilo arasında omuzlarında sülfür taşımaktadır. Ve bunun karşılığında günde 20 ila 40 USD arası kazançları vardır. Yaptıkları iş günümüzde çok zor ver tehlikelidir. Bu şartlarda çalışan madencilerin yaşam ömrü 50 yıldır. Maden şirketleri göl yakınlarındaki aktif gaz bacasına seramik borular yerleştirerek bu doğal süreci hızlandırmıştır. Borularla dağdan aşağı indirilen gaz sıvı kükürt olarak yoğunlaşıyor sonra da kükürt yüzeye damlayarak katılaşıyor. Madenciler işte bu katılaşmış kükürtü parçalayıp taşıyor. Volkan içinde göreceğiniz turuncu renkli sıvılar dumanlı deliklerden akıp gelmektedir. Bu 300 derece sıcaklığa sahip sıvı sülfürdür. Volkan içindeki gazlar yüksek basınçla çıktığından delikler oluşturur ve sıcaklıkları 600 dereceleri bulur. Gaz havayla temas ettikten sonra ateşlenir ve 5 metreye kadar yükselen alevler meydana gelir. Ortaya çıkan gazların bir çoğu sıvı halinde ortaya çıkar, kükürt halinde yoğunlaşır. Çıkan alevlerin rengi mavidir. Aslında bu alev 24 saat boyunca devam ediyor olmasına rağmen sadece gece görülmektedir. Volkanın tam ortasındaki göl bir asit gölüdür. PH derecesi 0.5 olup, dünyanın en büyük sülfürik asitli gölüdür. Gölün renginin yeşil renkli olması yoğun asitten dolayıdır. Suyun sıcaklığı ise 34 derecedir. Madencilere dikkat edecek olursanız hepsi gaz maskedi yerine ıslak bezler takarak çalışmaktadır. Çıkarılan sülfürler rafine şekeri ve kauçuk üretiminde kullanılmaktadır. Neslihan : Endonezya seyahatlerim içinde beni en çok heyecanlandıran, içimi kıpır kıpır eden ve göreceğim güzellik karşısında şaşıracağımdan şüphem yok. Banyuwangi'ye ulaşması, otelde dinlenme ve gece tekrar yolların ardından soluğu Ijen Kraterinin girişinde aldık. Kalabalığı size anlatmanın mümkünatı yok. İzdiham yaratacak kadar kalabalık insan topluluğu vardı. Grup olarak çıktığımız yolda dağılmamak için çok özenli davranıyoruz. Gerçi Orkun ve Ijen'deki yerel rehberimiz ile ben ve Bali'deki rehberimiz arkadan sürekli grubu kollar vaziyetteyiz. Ben her ne kadar bizimle tırmanışa katılacak arkadaşları kalın giyinmeleri konusunda uyarmış olsam da bu kurala uymayan da yine ilk ben oldum. Altımda şalvar üzerimde sadece sweatshirt ile neymiş efendim Ijen'e yani deniz seviyesinden 2600 metre yükseğe çıkacakmışım. Gerçi gitmeden önce hava durumuna baktığımda hava 16 dereceyi gösteriyordu. Bir yandan da buna güvendim diyebilirim. Tırmanış yokuş dar yol ile başladı. Yokuş olunca haliyle fazla efor sarf ettiğimiz için insan terliyor. Ama bu yokuşlar gittikçe dikleşmeye başladı. Aslen Trabzon'luyum. Bizim köyün bir yokuşu vardır akıllara zarar. Arabalar dahi zor çıkar. Bu yokuşları çıktıkça aklıma ilk gelen yol orası olmuştu. Ama bizim köyün yokuşuna kurban olayım. Burası bildiğin 90 derece eğimli yokuş. Yokuşu zar zor çıkıyoruz bir yandan da Made yani rehberle sohbet ediyoruz. Bi de demesin mi ben de ilk defa çıkıyorum diye. Yahu başımıza bir iş gelse, tansiyon olur kalp olur, bizim Made zaten ağzı yerine başka yerinden nefes alır oldu. Ulan bu mu yardım edecek bize. Adam ölmese iyi bari demeye başladım. Yokuş, yokuş yokuş... Bitmeyen yokuş 2 saat sürdü. Ham olan bacaklarım tutmaz oldu yolun sonunda. Bir tepeye vardık, ilerde mavi alevlerin karanlığa renk kattığı, gecenin karanlığında havayı saran dumanların kokusunun sardığı. Ijen'e varmak sadece bu kadar diye düşünmeyin. Asıl zorlu kısım buradan sonra başlıyor. Mavi alevlerin çıktığı, gölün olduğu, maden işçilerinin çalıştığı noktaya varmak için de 800 metre patika yolu inmek gerekiyor. Ben ince giyindiğim için o kadar üşüyorum ki, hayatımda daha bu kadar üşüdüğüm an olmamıştı. Biz rehberimiz Made de dahil 3 kişi aşağı inmeyip yukarıda kalmayı tercih ettik. Orkun ve diğerleri gaz maskeleri takılı bir heyecanla aşağı doğru inişe geçtiler. Gece saat 03:00 gibi tepede diğer grupla ayrıldık. Amacımız burada günü doğurup dönüş yoluna geçmek. Fakat 2600 metrede deli gibi esen rüzgarın ortasında sabit bir şekilde beklemek ne kadar zor tahmin etmenize dahi gerek yok. Nasıl bir şey olduğunu bilirsiniz. Allahım donuyorum. Ölücem sanıyorum. Ve artık pes edip \"Made lütfen aşağı inelim\" diyorum. Diyorum ama kendimi ağlamamak için de zor tutuyorum. Ya buraya kadar tırmanmışsın madem ne demeye sabredip de beklemiyorsun. Made zaten ağzında maske atmış kendini kayalara sırt üstü uzanmış yatıyor. Gören bu kesin komaya girmiş der. Ben ne kadar yorulduysam adam da eminim benim 3 katım yorulmuştur. Hem bana yardımcı olmak yani indirmek istiyor hem de aşağıdaki grubu beklemek. Neyse Neslihan sık dişini şunun şurasında gün doğumuna ne kaldı diyorum. Ama etrafımda kaz tüyü montları giymiş, eldiven ve atkılarını takmış insanları görünce de çıldırıyorum. Hatta artık milletten yedek kalın eşya dilenmeye başlamıştım. Baktım kimsede yok milletin arasına sıvışayım da ısınayım dedim. Biri gelip dur bi sana sarılıp ısıtayım dese hayır diyemeyecek pozisyondayım. Şükürler olsun hava yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Bu arada benim ayak parmaklar uyuşmuş bir şey hissetmiyorum. Ama varya hava aydınlanınca o manzarayı gördüm ya işte bu her şeye değer, iyi ki beklemişsin Neslihan dedim. Görev tamamlanır tamamlanmaz oyalanmadan inişe geçtik. İnişte çıktığımız o yokuşun ne kadar zorlu olduğunu gün yüzüyle de görmüş olduk. Açıkça söyleyim böyle olduğunu bilsem vallahi çıkmazdım. Ama bilmemek çıkmama sebep oldu, iyi de oldu. Orkun :Aslında ne yalan söyleyeyim bu kadar zor olacağını düşünmemiştim. Akşam otelimizde oturup gece hareket saatini beklerken pazardan aldığımız çeşit çeşit meyveleri yiyip keyif yapıyorduk. Tek düşündüğüm gece nasıl uykusuz kalacağımızdı. Her sabah yürüyüş bandında 3 km yürüyen ben için o yol ne ki diye düşünüyordum. Gece saat 12'yi vurduğunda jeeplerimiz bizim için hazır bekliyorlardı. Zaten sayımızda az olduğu için yayıla yayıla yola koyulduk. Yatağa yatmış olsam 2 saat uykum gelmez ama bir anda uyku basmaya başladı. Kapkaranlık yollarda bizim gibi İjen macerasına katılacak insanlarla sadece jeeplerin farlarının ışığında ilerliyorduk. Yolun sonuna geldiğimizde içimden bir oh çektim. Ne de olsa epey tırmanmıştık geriye bişey kalmamıştır diye düşündüm. Jeep'ten iner inmez gaz maskelerini dağıttılar. Hani ava giden insanlar komando gibi giyinip havaya girerler ya bizimki de o hesap diye içimden geçiriyorum. Çünkü o kadar tehlikeli olsa zaten izin vermezlerdi bu olsa olsa biraz da pazarlamanın parçasıdır diyorum. Daha uzatmadan yürüyüşe geçelim. Mahşeri bir kalabalıkla ilerlemeye başlıyoruz. İlk başta ne kadar çok turist gelmiş diye geçirdim aklımdan ama gelenlerin çoğu yerel halktı.270 milyon kişinin yaşadığı coğrafyada daha birçok kişinin burayı henüz görmemesi normal tabi. Yürümeye devam ediyoruz etmesine ama acaip ter basmaya başladı. üzerimdeki sweatshirtü çıkarttım ama sırtımda su akıyor. Bu arada millet yol kenarında yatmaya başlamış bile. Biz hiç mola vermiyoruz, grubu önden Neslihan arkadan ben birbirinden kopartmamaya çalışıyoruz. İğne atsan yere düşmez çıktıkça çıkıyoruz. Nefesler iyice daralmaya başlıyor arada duraklamalar, nasıl olacak, daha var mı diye söylenmeler darken yol daha da dikleşiyor. Bir de bakıyoruz ki önümüzde uçsuz bucaksız bir insan sürüsü kafalarına taktığı fenerlerle ilerliyor. İşte o an biraz umutsuzluğa kapıldım. Dedim bu yol bitmez ama dönmek mümkün değil çünkü arkama baktığımda gördüğüm manzaraya inanamazsınız. O kadar yol gelmişiz ki arkamızdan gelenleri gördükçe onların haline acıyorum. Yol gittikçe bozuluyor ve yürüyüş iyice zorlaşmaya başlıyor. Ben artık en arkada bizimle tura katılan Ümit Hanım'la en arkadayım. Biz ara Ümit Hanım bir kaya gördü ve biraz oturayım dedim. Tam oturdu ki kaya yerinden hareket etti 'Allahım sana geliyorum'dedim. Meğerse o kaya parçası orda uyuya kalan iki insanmış. O yorgunluğun içinde gülmekten öldük ve son kalan nefesimiz de bitmiş oldu. Hele ki o uyuyan çiftin korkusunu görseniz hallerini anlatamam. Tabi yol daha bitmek bilmedi ama biz zirveye ulaştık. Resmen banyo yapmış gibiydim ve zirve buz gibi. İşte şimdi yandık dedim. Önümüzde daha en az 2 hafta var ve ben bu gezide hasta hasta sürüneceğim diyorum. Tam herşey bitti burda güneşin doğuşunu bekleyeceğiz darken aklımdan çıkan ama o anda kafama dank eden asıl kraterin olduğu yere inecek olmamızdı. Haydiii aldık mı başımıza belayı. Nasıl inicez şimdi oraya derken Nesli ben inmiyorum çok kötüyüm dedi. İş başa düştü ve grupla aşağı inmeye başladım. Tabi aynı kalabalık burda da devam ediyor. Emin olun iniş en az çıkmak kadar zor. Çünkü yol yok ve taşların üzerinden seke seke inmek gerekiyor. Fakat burda işimizi zorlaştıran bir etken daha var. Keskin mi keskin olan sulfur kokusu. Bir sure sonra ciğerler yanmaya başlıyor ama maskeleri mecbur takıyoruz. Tabi artık masmavi rengiyle yanan gaz kütlesine yaklaşma cazibesi alıyor ve arkamıza bakmadan soluğu mevzunun asıl merkezinde alıyoruz. Tahmin edersiniz ki orda beklemek o kadar kolay değil. Artık nefes almak tam bir işkence ve boğazı yakan bir sülfür tadı var ağzımızda. Fotoğraf çekmek istiyorum ama zifir karanlığın yanında bir de rüzgar çıkıyor ki o görüntüyü bir türlü yakalayamıyorum. Ama inat ettim bir kere istediğim kareyi yakalıycam, alevin dibine kadar indim. Bir ara kendimden geçtiğimi söyleyebilirim resmen dona kalmış bir vaziyette öyle kala kalmıştım. Arkadaşların defalarca bana bağırmasından sonra kendime geldim ve birbirimize yardım ederek elimizden geldiği kadar o anları ölümsüzleştirmeye çalıştık. Sonra kendimize gelmek için bir sure bekledikten sonra bir baktık ki hava aydınlanmaya başlayacak, öyle bir panik yaptık ki feleğimiz şaştı. Düşünsenize o kadar eziyet çektiniz ve asıl olmanız gereken yerde olmazsanız bir çuval incir berbat olacak. Ben size böyle bir geri dönüşü anlatamam yaşadığımı bir ben bilirim. O binbir eziyetle indiğimiz yeri hiç durmadan koşarak 15-20 dakika içinde çıktık. Hatta en son basamağa geldiğimde gözlerim kararmıştı. Son basamağı çıktığımızda artık gün doğumu gerçekleşmişti ve o anın güzelliğini yaşarken tüm yorgunluğumuzu unutmuştuk. Fotoğraf mı çekeyim video mu çekeyim yoksa bu güzelliği mi göreyim derken allaha şükür hepsini yaptım. Belki gördüğüm en enteresan görüntüydü ömrümde zaten güzel olan herşey zor olur derler. Son olarak aklımda kalan bir şey daha var. Yürüyüşten yorulanları taşıyan taksiler var. Evet yanlış okumadınız taksi. Ama bu taksiler maalesef insan gücüyle çalışıyor. Bildiğiniz el arabalarına oturuyorsunuz ve bizim yürüyerek çıkarken helak olduğumuz yolu para kazanmak için insan taşıyarak çıkan insanlar var. İçim acıdı gerçekten ama bir taraftan da evlerine ekmek götürmek için bir iş kolu yaratmışlar kendilerine diye düşündüm. Ben bu coğrafyada neler gördüm neler ve her seferinde de bir önceki gördüğüm kadar şaşırdım ve tahmin ediyorum ki böyle giderse şaşkınlığım hiç bitmeyecek."} {"url": "https://www.gezgincift.com/incheon-havaliman", "text": "Üçüncü kez gerçekleştireceğimiz Filipinler gezimizde bu sefer yolculuğumuzu Asiana Havayolları ile gerçekleştirdik. Asiana havayolları ile ilk kez uçuş yaptığımız gibi ilk kez de 10 saatten fazla aktarma yaşadık. Dünyanın pek çok ülkesinde aktarmalarımız olmuştu ancak bu kadar uzun süreli bir aktarma yaşamamıştık. Deneyimlerimizden yola çıkarak önceden Havalimanında Vakit Geçirmenin Yolları diye bir makale yayına almıştık. Ama bu sefer ki çok farklı bir deneyimdi bizler için. İstanbul'dan önce Güney Kore Incheon Havalimanına uçtuk. Buradaki 12 saat bekleme süresinden sonra yine Asiana Havayolları ile Filipinler Cebu Mactan Havalimanına devam ettik. Sizlere asıl anlatmak istediğimiz Incheon Havalimanı ve misafirlerine sunduğu hizmetler. Duş : Her gün 07:00 ila 21:30 arası hizmet vermekte olup, havlu, şampuan, diş fırçası, fön makinasına kadar yolcuların rahatlığı için her şey düşünülmüş. Kapısındaki görevli tüm sıcak kanlılığı ile sizlere hizmet etmek için beklemekte. Biz bu hizmeti kullanmadık ama sizler için kısa bir videosunu çektik. İnternet : Toplamda 12 bilgisayar ile çok güzel dekore edilmiş bir salonda, gürültüden uzakta vaktinizi geçirmek için tasarlanmış ideal bir bölüm. 24 saat hizmet verdiği için bol bol vakit öldürebilirsiniz. Koltuklar : Bu koltuklar tam rahatlamak, uyumak için tasarlanmış. Tüm koltuklar camekan bölümün arkasında dizili olduğu için ister uzanıp yolcuları izleyin ister yatıp uyuyun. 24 saat hizmete açık bir bölümdür. Çocuk Alanı : Çocuklu yolcular için en ideal bölüm diyebiliriz. Hemen koltukların yan tarafında bulunuyor. Çocuğunuz burada oyuncaklarla eğlenirken sizde bir koltuğa çekilip dinlenebilirsiniz. Her iki alanında yan yana olmasından dolayı gözünüz çocuğunuzun üzerinde olur. 24 saat hizmete açık bir bölümdür. Vaktinizi yukarıda belirttiğimiz şekilde geçirebileceğiniz gibi farklı deneyimler yaşayarak ve eğlenerek de geçirebilmeniz için Incheon havalimanı yine yolcularını düşünmüş. Kore Kültür Müzesi : 4F Terminal salonunda her gün 07:00 22:00 arası açıktır. Kore Kültür Galerisi : Duty Free alanındadır. Walk of the Royal Family : Duty Free alanında saat 11:30, 14:00 ve 16:00 gerçekleştirilen bu şovu izleyebilirsiniz. Geleneksel Kore Kültür Deneyim Merkezi : Duty Free alanında saat 09:30, 10:30, 11:00, 12:00, 13:30, 14:30, 15:30 ve 16:30'da gerçekleştirilen etkinlik ile Kore kültürünü daha yakından tanıma fırsatı yakalayabilirsiniz. Kore Kültür Sokağı : 4F Yolcu Terminalinde 11:30, 13:00, 14:00 ve 15:00'de gerçekleşen konsere aynı zamanda saat 15:00'deki Walk of the Royal Family gösterisini izleyebilirsiniz. SKY Hub Lounge : 4F yolcu terminalinde yer alıyor. Kişi başı 39 USD. Masaj : Yalnız masaj hizmeti vermekle kalmayıp aynı zamanda tırnak bakımınızı da burada yaptırabilirsiniz. 4F yolcu terminalinde 07:00 20:30 arası hizmete açıktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/incheon-havalimani-", "text": "Üçüncü kez gerçekleştireceğimiz Filipinler gezimizde bu sefer yolculuğumuzu Asiana Havayolları ile gerçekleştirdik. Asiana havayolları ile ilk kez uçuş yaptığımız gibi ilk kez de 10 saatten fazla aktarma yaşadık. Dünyanın pek çok ülkesinde aktarmalarımız olmuştu ancak bu kadar uzun süreli bir aktarma yaşamamıştık. Deneyimlerimizden yola çıkarak önceden Havalimanında Vakit Geçirmenin Yolları diye bir makale yayına almıştık. Ama bu sefer ki çok farklı bir deneyimdi bizler için. İstanbul'dan önce Güney Kore Incheon Havalimanına uçtuk. Buradaki 12 saat bekleme süresinden sonra yine Asiana Havayolları ile Filipinler Cebu Mactan Havalimanına devam ettik. Sizlere asıl anlatmak istediğimiz Incheon Havalimanı ve misafirlerine sunduğu hizmetler. Duş : Her gün 07:00 ila 21:30 arası hizmet vermekte olup, havlu, şampuan, diş fırçası, fön makinasına kadar yolcuların rahatlığı için her şey düşünülmüş. Kapısındaki görevli tüm sıcak kanlılığı ile sizlere hizmet etmek için beklemekte. Biz bu hizmeti kullanmadık ama sizler için kısa bir videosunu çektik. İnternet : Toplamda 12 bilgisayar ile çok güzel dekore edilmiş bir salonda, gürültüden uzakta vaktinizi geçirmek için tasarlanmış ideal bir bölüm. 24 saat hizmet verdiği için bol bol vakit öldürebilirsiniz. Koltuklar : Bu koltuklar tam rahatlamak, uyumak için tasarlanmış. Tüm koltuklar camekan bölümün arkasında dizili olduğu için ister uzanıp yolcuları izleyin ister yatıp uyuyun. 24 saat hizmete açık bir bölümdür. Çocuk Alanı : Çocuklu yolcular için en ideal bölüm diyebiliriz. Hemen koltukların yan tarafında bulunuyor. Çocuğunuz burada oyuncaklarla eğlenirken sizde bir koltuğa çekilip dinlenebilirsiniz. Her iki alanında yan yana olmasından dolayı gözünüz çocuğunuzun üzerinde olur. 24 saat hizmete açık bir bölümdür. Vaktinizi yukarıda belirttiğimiz şekilde geçirebileceğiniz gibi farklı deneyimler yaşayarak ve eğlenerek de geçirebilmeniz için Incheon havalimanı yine yolcularını düşünmüş. Kore Kültür Müzesi : 4F Terminal salonunda her gün 07:00 22:00 arası açıktır. Kore Kültür Galerisi : Duty Free alanındadır. Walk of the Royal Family : Duty Free alanında saat 11:30, 14:00 ve 16:00 gerçekleştirilen bu şovu izleyebilirsiniz. Geleneksel Kore Kültür Deneyim Merkezi : Duty Free alanında saat 09:30, 10:30, 11:00, 12:00, 13:30, 14:30, 15:30 ve 16:30'da gerçekleştirilen etkinlik ile Kore kültürünü daha yakından tanıma fırsatı yakalayabilirsiniz. Kore Kültür Sokağı : 4F Yolcu Terminalinde 11:30, 13:00, 14:00 ve 15:00'de gerçekleşen konsere aynı zamanda saat 15:00'deki Walk of the Royal Family gösterisini izleyebilirsiniz. SKY Hub Lounge : 4F yolcu terminalinde yer alıyor. Kişi başı 39 USD. Masaj : Yalnız masaj hizmeti vermekle kalmayıp aynı zamanda tırnak bakımınızı da burada yaptırabilirsiniz. 4F yolcu terminalinde 07:00 20:30 arası hizmete açıktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/isiklarin-dans", "text": "Aurora Borealis olarak bilinen kuzey kutup ışıkları Ekim ayından Mart ayına kadar olan süreçte en net gözlem yapılabilecek zamandır. Birden beliren bulutlar çoğu zaman görüntüyü ortadan kaldırıyor olsa da belirtilen süre zarfında gidildiğinde bu doğa olayını/ışıkların dansını çok daha net görmeniz mümkündür. Güneşteki manyetik fırtınalar sonucu oluşan ve geceleri görülebilen renkli ışık hareketleridir. Kuzey manyetik kutbu çevreleyen Aurora Borealis ve güney manyetik kutbu çevreleyen Aurora Borealis, solar rüzgarlarla gelen hayli yüksek oranlarda yüklü elektronların dünya atmosferindeki elementlere etkileşime girmesiyle oluşur. Kanada'nın batısındaki Manitoba eyaletindeki Athapapuskow gölünde, NWT Yellowknife gölgesi ve Blachford gölünde, Yukon'un başkenti Whitehorse Marsh gölünde, Norveç Tromso, Alta, Svalbard ve Finnmark bölgelerinde, Grönland Kulusuk ve Ammassalik ve Kangerlussuaq bölgelerinde, İsveç İsveç Laponyası, Abisko ve Kiruna bölgelerinde, muhteşem doğa olayını izleyebilirsiniz. Doğa bir çok alternatif bölgede ziyaretçileri ışık dansı izleme olanağı sunmaktadır. Listede belirttiğimiz ülkelerden herhangi birine yolunuzun düşerse Northern Lights turlarına katılmanızı tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ispanya-seyahat-hukuk", "text": "İspanya'ya seyahate giden pek çok insan nedense ülkenin yerel kanunlarını kontrol etmeyi çok önemsemez. Özellikle de kısa süreli seyahat yapacaklar için bunun hiçbir önemi yoktur. Oysa ki olası bir kural ihlali halinde başımıza neler geleceğini önceden bilmemiz bu davranışlardan kaçınmamız gerekmektedir. Bir düşünsenize kaç kişi bilmeyerek çiğnediği kural ihlalinden dolayı gecelerini daracık, kalabalık ve pis kokular eşliğinde hücrelerde geçirmektedir. Eğer kuralları bilmediğimiz takdirde bizlerin de başına gelebilecek durumlar! Sokakta alkol içmek yasaktır. Evet bir çoğumuz sokakta alkol satan kişiler görmüşüzdür ancak polis gördüğü yerde içene ceza kesmektedir. İspanya'da 18 yaşından küçüklerin alkol tüketmesi yasaktır. Ancak Madrid'de bu yaş sınırı 16'dır. Ve 16 yaşından küçük kişi ancak ailesi yanındayken içebilirler. Sigara satın alabilmek için 18 yaşından küçük olmamak gerekiyor. Kişinin uyuşturucu kullanması İspanya kanunlarının uygulanmayacağı anlamına gelmez. 50 gramdan fazla uyuşturucu ile yakalanmanız halinde 500 ila 50.000 dolar arasında idari para cezasına çarptırılacağınızı bilmesiniz. Belediyeden izin alınmadan kamu malına yapılan graffitiler, sanat çalışmaları veyahut bunları bozma 120 ila 750 euro arasında para cezasına mahkum edilir. Kaykay alanları dışında bu sporu yapmak, dilenmek, seyyar satıcılık, hokkabazlık izin alınmadan yapıldığı takdirde 3.000 euro'ya kadar para cezası söz konusudur. İspanya'da yasal seks yaşı 13-15 yaş arasıdır(ancak rıza ile mümkün. Eğer biriyle bir beraberlik yaşayacaksanız karşınızdakinin büyük göstermesi bir şey ifade etmiyor 18 yaşından küçükler ile parayla seks yapmak yasaktır. Bu kural homoseksüel ve hetroseksüeller içinde geçerlidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/istanbul-havalimani-otopark-ucretler", "text": "İstanbul Yeni Havalimanının açılmasıyla akla takılan onlarca soru doğdu. Bunlardan biri de İstanbul Havalimanı otopark ücretleri hakkında. 7 Nisan 2019 itibariyle aktif duruma gelen İstanbul Yeni Havalimanında otopark ücretli hale geldi. Ulaşım olarak şahsi araç, taksi ve Havaist dışında başka seçeneğimiz olmadığı Yeni Havalimanına eğer şahsi aracınızla giderseniz katlı otopark ve açık otopark seçenekleriniz olduğunu belirtmek isteriz. Havalimanındaki araç kapasitesi toplam 40.000'dir. İstanbul Yeni Havalimanının gidiş katında iç ve dış hatlar olmak üzere hepsinde 1'er adet, CIP bölümünde yine 1 adet olmak üzere toplam 3 adet vale teslim alma noktası vardır. Dış hatlarda vale teslim alma noktası kırmızı otopark olan P3 katı, İç hatlarda vale teslim alma noktası yeşil otopark olan P3 katı, Vale hizmeti bedeli otopark ücretinin haricinde ekstra 35 TL'dir. Yeni havalimanına yakın tavsiye edeceğimiz bir diğer otopark ise Airpark'tır. Havalimanına sadece 10 dakika uzaklıktadır. Aracı park alanına bıraktıktan sonra her 30 dakikada bir kalkan ücretsiz servisler ile havalimanına ulaşımız da sağlanmaktadır. Daha fazla bilgi ve rezervasyon için buradan irtibata geçebilirsiniz. Yeni Havalimanına nasıl gidileceğine dair tüm toplu taşıma ve özel araç için rota bilgisini öğrenmek için İstanbul Havalimanına Nasıl Gidilir yazımızı okumanızı tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/istanbul-yeni-havalimani-nerede-nasil-gidili", "text": "İstanbul Yeni Havalimanı hakkında en aldığımız diğer bir soru da İstanbul Yeni Havalimanı Nerede ? İstanbul Yeni Havalimanı'na Nasıl Gidilir ? Enine boyuna tüm detayları sizler için İstanbul Yeni Havalimanı rehberi yazdık. Umuyoruz ki yazımızı okuduktan sonra aklınıza hiçbir şey takılmaz ve Yeni Havalimanı'na rahatlıkla gidebilirsiniz. Atatürk Havalimanı'nın kapatılmasıyla artık tüm uçuşlar 3. havalimanından gerçekleşmeye başladı. Ama gel gör ki havalimanı hizmete açılmış olmasına rağmen halen bir çoğumuz Yeni Havalimanı'na nasıl gidileceğini bilmiyor. Yeni Havalimanı İstanbul Avrupa yakasında, Arnavutköy ilçesinde bulunuyor. Karadeniz kıyısında oldukça yakın konumdaki Yeni Havalimanı ne yazık ki şehir merkezinden oldukça uzak bir konumda yer alıyor. Yeni havalimanına gitmek için tüm seçenekleri sırasıyla listeleyeceğiz. Böylelikle sizlerin kolayına hangisi geliyorsa o yolu seçebilirsiniz. Biz bir kaç hafta önce Yeni Havalimanı'ndan ilk uçuşumuzu gerçekleştirdik. Yolculuğun zor geçtiğini söyleyemeyiz. Ancak Atatürk Havalimanına ulaşım kolaylığı ile kıyaslanmayacak kadar uzak olduğu da aşikar. Özel araçla Yeni havalimanına gitmeden önce bilmeniz gereken bulunduğumuz konuma olan mesafesi. Eğer navigasyonunuz için tam konum isterseniz buraya tıklayıp yol tarifi alabilirsiniz. Aracınızla gelmeye karar verdikten sonra ikinci önemli husus havalimanında otopark var mı, otopark ücretleri kaç para oluyor sorusu. İstanbul Havalimanı Otopark Ücretleri yazımızdan tüm detaylı bilgiyi alabilirsiniz. İstanbul Havalimanına şu an için metro ağı hizmeti bulunmamaktadır. Metro çalışmaları halen devam ettiği için planlanan hizmet süresi 2019 sonunda Gayrettepe İstanbul Havalimanı, 2020 yılında Halkalı İstanbul Havalimanı şeklinde gerçekleşecektir. Umarız beyan edilen tarihlerde metrolar hizmete girer ve yolcular için ciddi kolaylık sağlanmış olunur. Bir kaç hafta önce İstanbul Havalimanından uçuşumuz vardı. En pratik ve az maliyetle nasıl gidilir diye araştırdığımız zaman Havaist bu talebimizi karşıladı. Öncelikle Havaist'te Nakit Para geçerli değil. Kredi Kartı ve İstanbul Kart ile ödeme yapabilirsiniz. Havaist durakları ve kalkış nokları ile sefer saatleri aşağıdaki gibidir. İett ile Yeni havalimanına gidecekseniz İett'nin H1, H2, H3, H4 ve H6 numaralı hatlarını kullanabilirsiniz. Bahsettiğimiz seçenekler içinde kabul edelim en doğrusu taksiyle seyahat etmektir. Ancak yukarıda listelediğimiz seçenekler arasında en pahalısı da budur. Biz Beykent-Tüyap'tan 160 TL'e, Taksim'den 120 TL'e taksi ücreti ödeyerek ulaşımımızı sağladık. Diğer bölgelerden ulaşımın net ne kadar olduğunu bilmesek de minimum taksi tutarının 100 TL'den başladığını söyleyebiliriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/italyada-cocuklariniz-icin-su-parklar", "text": "İtalya'da çocukla tatil yapmanın zevki bambaşkadır. Alışılagelmiş tema parkları, hayvanat bahçeleri ve oyun merkezleri dışında İtalya'nın ünlü su parkları ile çılgınla eğlenceler sunacaktır. Her biri birbirinden güzel su parklarından hangisine yakınsanız mutlaka bir gününüzü buraya ayırmanızı tavsiye ederiz. İtalya'ya çocukla gidip su parklarına uğramadan olmaz. Kuzey İtalya'da bulunan ve ayrıca 370 km2 yüzölçümü ile İtalya'nın en büyük gölünün hemen yanında çocuklarınızın eğlenebileceği çok güzel bir park. Verona'dan otobüs ile Garda kasabasına ulaşım oldukça kolaydır. Avrupa'da en çok ziyaret edilen ve ayrıca 3. en büyük eğlence parkıdır. Park içerisinde trenler, su parkları 3D sinemalar ve tabiki roller coaster ile eğlencenin doruklarına çıkacağınız bir yerdir. İtalya'nın ilk kapalı su parkı olma özelliğine sahip tema parkı 1500 kapasitelidir. Park içerisinde 11 yüzme havuzu, su parkları, şelaleler, ahtapot havuzu ve dalga tankları mevcuttur. Birbirinden farklı eğlence ve aktivitenin bir arada olduğu oldukça eğlenceli, sulu bir park. Sıcak yaz günlerinde serinlemek için içerisinde su oyunları, şovlar ve daha fazla eğlence olan Avrupa'nın en meşhur su parklarından biridir. Su parkı, tema parkı ve 5 hektar alan içerisinde ki tarihöncesi parkıyla ziyaretçilere inanılmaz eğlenceli anlar yaşatan aynı zamanda 34 farklı aktivite sunan bir parktır. İtalya'da en iyi park olarak 7 kez ödül almış park her yaştan insana ekstrem sporları, şovları ve daha fazlası ile eğlenceyi vaad etmektedir. 5 adet tematik parkı ile 26 farklı su aktivitesi ve 6 akrobatik şov sizleri beklemektedir. Park içerisinde yapılmış lagünler, nehirler, su kaydırakları ile farklı farklı temalar sayesinde eğlenebileceğiniz çok gösterişli bir park."} {"url": "https://www.gezgincift.com/izlanda-altin-cember-golden-circle-rotas", "text": "İzlanda'ya ilk geliyorsanız en başta yapacağınız rota şüphesiz İzlanda Altın Çember yani Golden Circle Rotası olacak. Altın Çember rotasının tek tek gezilecek yerleri ve mesafeleri ile göreceğiniz yerlerin detaylı bilgisini makalemizde paylaşıyoruz. Amacımız tek başınıza gitmek istediğiniz İzlanda rotasında sizlere yol gösterip, kafanızın karışmasını engellemek. Yazdığımız rotayı adım adım takip ederseniz müthiş bir Altın Çember gezisi gerçekleştirebilirsiniz. İzlanda'nın başkenti Reykjavik'ten başlayacağınız rota şu şekilde olmalıdır; Reykjavik Thingvellir Milli Parkı Geysir Gullfoss Kerid Krater Gölü Hveragerdi Reykjavik. Golden Circle rotasında baştan sona yapılacak mesafe 230 km'dir. Eğer bu bahsettiğimiz rotayı tur satın almadan kendiniz yapacaksanız ilk önceliğiniz araba kiralamak olmalı. Kiralama yapmak için güvenilir mi kiralama firması olduğuna özen gösterin lütfen. Ve tüm sigortaların olduğuna, eğer eksik olan varsa sigorta ücretlerini ilave ederek kiralama yapmanızı tavsiye ederiz. Özellikle kış döneminde İzlanda'da araç kullanacaksanız 4x4 araç olması ve lastiklerinin kış mevsimine uygun olması gerektiğini lütfen gözünüzden kaçırmayın. İzlanda'nın 1 numaralı otoyolu yani bu yola Ring Road da deniliyor. 1 numaralı otoyol gidiş-geliş sadece 2 şeritten oluşmaktadır. Ülkede otoyol var diye sakın bildiğiniz otoyollar ile kıyaslamayın. İzlanda'da sürüşün nasıl olması gerektiğini gösteren çok öğretici bir video hazırlamışlar. İzlanda'da araç sürmeden önce kesinlikle izlemelisiniz. İzlanda'nın dünya üzerinde en tehlikeli ada olduğundan kimsenin şüphesi yok. Çünkü ülkenin altında inanılmaz volkanik güçler yatmakta. Bu güç yüzünden ilerleyen tarihlerde küresel iklimin değişmesi ve ciddi lav akıntıları olabileceği gözlemlenmektedir. Yaklaşık 11-12.000 yıl önce İzlanda'da ve çevresindeki buzların erimeye başlamasıyla volkanik faaliyetlerin arttığı göz önündedir. Buzların erimesi buzun altındaki volkanik püskürmeleri tetikler. Volkanik püskürmelerin tetiklenmesi magmadaki gaz tarafından olur. Ve bu gazlar kabarcıkların oluşumuna sebep olur. Eğer bir yanardağın tepesindeki buz ya da su kütlesi erimeye başlayınca aşağı doğru olan basınç birden kalkar ve o zaman ortaya ciddi doğa olayları çıkar. Buzun erimesiyle alttaki magmaya uyguladığı basınç azalmaktadır. Magmadaki gazların kabarcık oluşturması ve bir araya gelmesiyle yukarı iterler ve lav akıntılarını tetiklerler. Bunun en güzel örneği Thingvellir'dır. İşte Thingvellir bu şekilde oluşmuştur. Lav tabakasının içindeki Kuzey Amerika ve Avrupa'yı birbirinden ayıran vadi Golden Circle'ın olmazsa olmaz noktasıdır. Gayzer kelimesinin tarihine baktığımız zaman bu kelimeye ilk defa 14. yüzyılda İzlanda kaynaklarında rastlarız.. İzlanda halkı, gördükleri sıcak su fışkırmasını eski Norveçce \"fışkırma\" anlamındaki \"geysa\" kelimesi ile adlandırmışlar. Bu kelime de zamanla \"geysir\" olmuş ve İngilizceye \"geyser\" olarak geçmiş. Gayzerler yeraltı sularının bir araya gelerek toplandığı doğal kuyulardır. Bu doğal kuyuların derinliklerindeki sular daha geç yüzeye yakın sular daha çabuk kaynıyor. Üstteki su daha önce kaynayıp oluşan buhar basıncı sonucu kuyunun ağzına yükselmekte ve dışarı çıkmaktadır. Derinlerdeki sular basınç yüzünden kaynayamadığı için birden kaynamaya başlar ve çok kısa sürede buhar basıncı yüzünden kuyunun ağzından fışkırır. Strokkur sıcak su kaynağı bölgesinde bulunan gayzer'de yerin altından 100 derece sıcaklıktaki su 30 metreye havaya fışkırıyor. Bu olay her 8-10 dakikada bir gerçekleşiyor dense de oradayken işin aslını gördük. Bazen saniye arayla ardarda fışkırabiliyor. Bunun gibi su fışkırtan başka başka kaynaklar vardır ancak bazıları yaşanan depremlerden dolayı yer değiştirmiş ve fışkıranlar şu an uykuya geçmiştir. Bunları zaten buhar yükselen su çukurlarından çok rahat anlaşılmaktadır. Dünya genelindeki 1000 kadar gayzerin yaklaşık yarısı Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yellow Stone Milli Parkı'nda bulunuyor. Tüm gayzerler arasında en bilineni ise bu parkın içindeki Old Faithful'dur. Yine aynı park içinde yer alan Steamboat isimli gayzer ise yaklaşık 100 m ile şu an için en yükseğe su püskürten gayzerdir. Gayzerlere Rusya, Şili, Yeni Zelanda ve İzlanda'da sıkça rastlanır. Ülkemizde ise gayzer bulunmuyor. İzlanda dilinde foss şelale, gul altın anlamına geliyor. Gulfoss'un anlamı ise Altın Şelale. Golden Circle rotasının ismi de zaten bu şelaleden gelmektedir. Hvita Nehri'nin oluşturduğu bir şelaledir. Beyaz nehir üzerinde 2 basamaktan oluşuyor. Su 70 metre yüksekten akmaktadır. 2. Basamaktan sonra suyun düştüğü yer gözükmüyor. İzlanda da 10.000 üzerinde şelale vardır. 2,5 km uzunluğa ulaşan şelale 33 metre derinlikteki kanyona düşüyor. İlk düşüşü 11 metre ve ikinci düşüşü ise 21 metreden yapıyor. Yaz dönemi ortalama akan su saniyede 140 m kış dönemi ise 109 m . Şelalenin seyir noktasına çıkmanızı öneriyoruz. Skogafoss yarımadadan sonra İzlanda'da en fazla rüzgar yediğimiz bölgeydi. Kış dönemi burayı ziyaret edecekseniz çok sıkı giyinmeniz gerekiyor. Üst ve alt seyir teras noktaları bulunuyor. Bunların her ikisine de gitmenizi tavsiye ederiz. Baştan şunu belirtmekte fayda var. İzlanda'da hiç bir şelale devletin değildir. Burası zamanında kişiye ait özel bir alanmış. Sahibinin kızı Sigriour Tomasdottir buraya ziyaretler arttıkça insanları gezdirmeye başlamış. Ardından İngilizler buraya gelerek şelaleyi satın almak istemişler. Baba satmak istemiş ama kızı hiç istememiş. Kızın kızı Sigriour Tomasdottir'in anneden kalma miras payı olduğundan ve babanın payı az olduğundan kız burayı sattırmıyor. Ve gösterdiği azim sonucu sayesinde bu güzelim şelaleye baraj yapılamıyor. İzlanda halkı da bu direnişi onure etmek için kızın anısına Sigriour Tomasdottir'in heykelini diktiriyorlar. Şu an burası ekolojik dengenin korunması amacıyla devlet tarafından özel koruma altına alınmıştır. Kırmızı volkanik kayaların etrafını sardığı göz kamaştırıcı bir krater gölüdür. İzlanda'nın diğer krater göllerine kıyasla eşsiz güzelliği ile bilinen Kerid adeta İzlanda'nın nazar boncuğudur. Bilim insanlarına göre Kerid 6000 yıl önce meydana gelen volkanik bir patlamanın sonunda çökmüş bir magma odasıdır. Derinliği 55 metreyi bulan Kerid krater gölü rotanızda mutlaka olması gereken bir noktadır. Yeşilliği ve kaplıca alanlarıyla meşhur olan bölgeden yılda binlerce turist gelip geçmektedir. Köydeki seralar nedeniyle buraya \"çiçek köy\" denilmektedir. Çok büyük bir jeotermal bölgedir. 2008 yılının mayıs ayında Güney İzlanda'yı sarsan büyük bir depremden sonra Hveragerdi'nin yukarısındaki bir tepede yeni bir kaplıca alanı ortaya çıkmıştır. Golden Circle rotasını yapacaksanız dönüş yolu üzerinde bu bölgeye gidip kendisini termal havuzlarda şımartabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/izlanda-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-se", "text": "İzlanda hakkında bilmeniz gereken her şeyi derledik topladık ve İzlanda seyahatiniz öncesi size rehber olmayı hedefledik. İzlanda insanın hayatında bir kere gideceği ülkelerin başında gelir. İzlanda turu planlaması nasıl yapılır, İzlanda rotası nasıl çıkarılır, İzlanda'ya hangi mevsim gidilir, İzlanda'da gezilecek yerler, kuzey ışıkları dönemi ne zaman, balina görebilecek miyim sorularının hatta daha fazlasının cevabını en derin ayrıntılarına kadar bulabileceğiniz sizlere rehber olacak mükemmel bir İzlanda makalesi yayına alıyoruz. Dünyanın en pahalı, hayat standartının yüksek, suç oranının en düşük, doğasının büyüleyici ve çevreyi korumakta kendini adamış bir ülkeden bahsediyoruz. Yani bugüne kadar gittiğiniz diğer ülkelere benzemez İzlanda! İzlanda Kuzey Atlantik, Arktik Okyanusu ve Orta Atlantik sırtının birleştiği noktada Kuzey Amerika ve Avrupa kıtasının ortasında stratejik bir konuma sahip ada ülkesi olup jeolojik kesişme noktasındadır. Dünyanın en haraketli bölgelerinden bir tanesi olan İzlanda Atlantik fayında dev bir tektonik tabakanın ikiye ayırdığı yerdedir. Ülkenin 840 km batısında Birleşik Krallık, 460 km güneydoğusunda Grönland bulunmaktadır. 103.000 km2 alana sahip ülkenin Küba adasından küçük, Macaristan ve Portekiz'den büyüktür. Toplam nüfusu 337.610 kişi olduğundan Avrupa'nın en az nüfusuna sahip ülkelerinden biridir. Dünyanın en az nüfusa sahip 7. Ülkesidir. İzlanda'ya gitmek isteyenlerin Schengen vizesi alması gerektiğini bilmesi gerekiyor. İzlanda'ya direk gidecek olanların başvuru yapması gereken yer Danimarka Konsolosluğu'dur. Eğer İzlanda aktarmanız Almanya ya da Norveç üzerinden olacaksa bu ülkelerden birinden de vize alabilirsiniz. Aramızdan bir arkadaşımız Almanya aktarmalı İzlanda'ya seyahati için Danimarka'dan vize çıkardı. Buna rağmen Almanya'ya girerken sorun yaşamadığının da altını çizelim. Schengen vizesi nasıl alınır diye şuradaki makalemize bir göz atabilirsiniz. Türkiye'den İzlanda'ya ne yazık ki direk uçuş bulunmamaktadır. Londra, Kopenhag, Oslo, Stokholm ve Frankfurt aktarmalı olarak uçuş gerçekleştirebilirsiniz. Vikingler bundan tam 1000 yıl önce İzlanda kıyılarına ayak basmıştır. Ancak buraya gelmeleriyle düşük kaliteye sahip toprağı ve uzun süren karanlık kış mevsiminde dolayı hemen adapte olmakta zorluk çektiler. Bu yüzden güvenebilecekleri ve geçimlerini sağlayacakları tek şeyin balık olduğuna karar verdiler. İzlanda'nın çevresini saran Kuzey Atlantik suları tarihten bu yana bu ülkede yaşayanlara balıkla geçinme imkanı sunmasıyla bilinir. İzlanda'ya gittiğinizde göreceksiniz tüm kıyı kesimlerinde mutlaka kiliseler vardır. Bunlar balıkçıların balığa çıkmadan önce işlerinin rast gitmesi için dua ettikleri son yerdir. Ülke topraklarının %10'u buzullarla kaplıdır. Ve ülkenin tamamında toplam 130 tane volkan bulunmaktadır. Volkanlarla kaplı ada dünyanın diğer ülkelerinden daha fazla jeotermal hareketliliğe sahiptir. Bundan dolayı da dünyanın en büyük volkan adası olarak bilinir. 1100 yıldır yaşam olan adada bu volkanlardan 18 tanesi patlamıştır. 300 binin üzerinde nüfusa sahip olan ülkede bu nüfusun %60'ı başkent Reykavik'te yaşamaktadır. Yani burada km2 başına 3 insan düşmektedir. Ülkenin ikinci büyük şehri ise 15.000 kişilik nüfusu ile Akureyri'dir. Günümüzde ada topraklarının sadece % 1'i ekilebilir olduğundan ada halkı bin yıldır gelen balıkçılık geleneğini uygulamaktadır. Adanın geçim kaynaklarından en önemlisi ve ülke ekonomisinin ayakta kalmasını sağlayan şeylerden biri balıkçılıktır. İzlanda'nın resmi dili Cermen dillerinden biri olan İzlandaca'dır. İzlandaca Avrupa'da konuşulmakta olan en eski dinlerden bir tanesidir. İzlandaca Fince'den sonra dünyada öğrenilmesi en zor ikinci dildir. Buraya yerleşen bir yabancı İzlandaca'yı ancak 4 yıl gibi uzun bir sürede öğrenebilmektedir. Okullarda Danca ve İngilizce eğitim verilmektedir. Bundan dolayı ülkede yaşayan halkın hemen hemen çoğu İngilizceyi çok iyi şekilde konuşabilmektedir. İzlanda 1944 yılına kadar Danimarka'nın egemenliğinde kalmış bir ülkeydi. İzlanda Krona'sıdır. Kısaca ISK olarak yazılır. 1 Euro = 122.159 ISK Güncel kur bilgisini bu linkten kontrol edebilirsiniz. Kredi kartları ülkenin hemen hemen her yerinde kabul edilmekle birlikte ATM ihtiyacınız olduğunda da bulmanız çok kolaydır. Normanlar olarak da bilinen Vikingler İskandinavyalı korsan insanlarıdır. Savaşçı olan bu kavim yılın büyük bir kısmını denizde geçirirlermiş. Hakimiyetinin en iyi hissedildiği dönem 8. Ve 11. Yy arasında olup bu dönemde Kuzeybatı Avrupa'nın pek çok yerini ele geçirerek İzlanda, Grönland ve Britanya'da sömürgeler kurmuşlardır. Hatta Karadeniz ve Hazar denizi kıyılarına kadar uzanan hakimiyetleri dahi söz konusudur. Anavatanları Danimarka ve Norveç olan Vikingler İzlanda'yı ele geçirerek sömürgeleştirmişlerdir. Bugün baktığımızda İzlanda halkının kökeninin Vikingler olduğu tartışmasız bir gerçektir. Viking kelimesinin anlamına bakarsak Vik eski norsça dilinde dere sözcüğünden veya eski İngilizcede kamp lamına gelen wic kelimesinden türetilmiştir. Buzul Alanı : İzlanda topraklarının 7.250 km2'si buzullarla kaplıdır. En Yüksek Noktası : 2110 metre ile Hvannadalshnjukur'dur. En Derin Gölü : 284 metre ile Jokulsarlon buzul gölüdür. Ortalama Yaşam Ömrü : Kadınlarda 83, erkeklerde 80'dir. Dünyanın ilk kadın devlet başkanı 1980 yılında İzlanda'da seçilmiştir. Ve 4 dönem arka arkaya devlet başkanlığı yapmıştır. İzlanda ekonomisini belirleyen şeyler; balık, turizm ve alüminyumdur. 2003 yılında ülkede alüminyum fabrikası kurulmuştur. Bu fabrika günde 940 ton alüminyum üretmektedir. Ülkedeki asıl güç buzul nehirlerindedir. Buzulların gittikçe erimesiyle suyun hızlı ve şiddetli akmasından dolayı hidroelektrik üretme potansiyelleri çok yüksektir. Buzulların erimesiyle hidroelektrik üretimi daha da artacak fakat uzamanlar bu artışın 50 yıl kadar süreceğini düşünüyor. En el değmemiş ülkedir. Adanın bazı bölgeleri o kadar tenha ki isim bile verilmemiş. Çeşmelerden akan bütün sular jeotermal su. O yüzden hepsi sülfat kokuyor. İzlanda'da neredeyse tüm evler jeotermal enerjiyle ısıtılıyor. 15 aktif yanardağ vardır. Hekla bunlardan en önemlisidir. İzlanda'da soyadı kanunu olmadığı için İzlandalı'ların hepsi anne ve abasının ismini alıyor. Hani köylerimizde kimlerdensin sorusu vardır ya işte İzlanda'da bu iş resmi olarak görülebilir. Örneklemek gerekirse Ayşe'nin kızı, Mehmet'in oğlu gibi..... Tektonik oluşumların çarpıştığı nokta olan Thingvellir Milli Parkında bir taraf Avrupa iken diğer taraf Kuzey Amerika kıtasıdır. Yani birkaç adım atarak Kuzey Amerika'dan Avrupa'ya geçmenin mümkün ve en kolay olduğu yerdir. Dünyanın ilk parlamentosu da Thingvellir Milli Parkı'nın içinde bulunuyor. Bağımsızlık anlaşması İzlanda'nın ilk başbakanı tarafından Thingvellir Milli Parkında imzalanmıştır. Amerika ve Kanada'ya en yakın Avrupa ülkesidir. Ülkenin en yakın komşusu 300 km uzaklıktaki Grönland'dır. Norveç ise 1000 km uzaklıktadır. Ülkedeki toprak yapısının elverişsiz olması yüzünden orman yoktur. Ülkedeki milli park girişlerinin hepsi ücretsizdir. 10 milyon civarı Puffin, yaklaşık 800.000 koyun ve 80.000 izlanda atı yaşamını İzlanda'da sürdürmektedir. İzlanda atları 150 cm boylarındadır. Dünyadaki atların 2-3 yürüyüş şekli varken İzlanda atlarının 5 yürüyüş şekli vardır. Onları en özel kılan özelliklerinden biri de budur. Viking atları 9. yy'da Vikingler tarafından İzlanda'ya getirilmiştir. Bu atların İzlanda'nın dışına çıkarılması yasaktır. Puffin'ler dünyanın en nadir görülen kuş türlerindendir. İzlanda bu kuşların yuvasıdır adeta. Nisan ila Mayıs aylarında ülkeye gelirler ve Ağustos ayına kadar buradan ayrılmazlar. Bu süre zarfında ülkenin hemen hemen her yerinde Puffin'leri görebilirsiniz. İzlanda'nın güneyindeki Westmann adalasının çevresinde, kuzeyde Hüsavik şehrinin karşısındaki Grimsey adasında ve doğu fiyortlarda bu hayvanları toplu halde görmek mümkündür. Kutup Tilkisi : Kutup tilkileri İzlanda'ya buzul çağının sonunda donmuş deniz üzerinden yürüyerek gelmişlerdir. İlkbahar : hava sıcaklığı 3 ila 9 derece arasındadır. Yaz : hava sıcaklığı 8 ila 15 derece arasındadır. Sonbahar : hava sıcaklığı 0 ila 10 derece arasındadır. Kış : hava sıcaklığı 0 ila 2 derece arasındadır. İzlanda'ya gitmek için 4 tane ana sebep vardır. Eğer bunlardan herhangi bir tanesi ilginizi çekmiyorsa bilin ki İzlanda size uygun bir ülke değil. Aurora borealis isimli kuzey ışıkları İzlanda'nın olmazsa olması hatta yapılması gereken ilk aktivitesidir. Göremeyenlerin içinde kalan, seyahati boyunca kuzey ışığı görme hayaliyle yanıp tutuşanların ülkesidir İzlanda. Ama öyle kolay değil görmesi. Kuzey ışıklarının en iyi dönemi Eylül ayında başlar Mart ayının bitimiyle sona erer. Ama bakın yine söylüyoruz. Döneminde dahi gitseniz %100 görürüm diye bir şey yok. Bu tamamen solar aktivite ve havanın bulutlu olup olmamasına bağlıdır. Garanti olmamakla birlikte kuzey ışıklarını çok yüksek ihtimal görebileceğiniz dönem Eylül ila Mart ayları arasıdır. Eğer solar aktivite hareketliyse İzlanda'nın her yerinden kuzey ışıkları gözükmektedir. Daha detaylı bilgi, kuzey ışıkları haritası ve gün doğumu gün batımı saatleri hakkında fazlasını öğrenmek için sizi İzlanda'ya Ne Zaman Gidilir makalemize davet ediyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/izlanda-turu-kuzey-isiklar", "text": "İzlanda turu ile Kuzey Işıkları, Şelaleler, Milli Parklar ve Baştan sona İzlanda gezisi. -ÜLKEYİ BAŞTAN SONA ÇEVRELEYEN ROUTE 1'DE İNANILMAZ 5 GÜN -DÜNYANIN EN İYİ KUZEY IŞIKLARI GÖZLEM NOKTALARINDAN BİRİ KUZEY IŞIKLARI DENEYİMİ -GOLDEN CIRCLE DENİLEN ALTIN ÇEMBER TURU -DÜNYACA ÜNLÜ SELJALANDSFOSS ŞELALESİ -AVRUPA'NIN EN BÜYÜK BUZULU VATNAJÖKULL -İZLANDA'NIN TÜM BATISI, ŞAHANE BUZULLAR VE VOLKANİK OLUŞUMLAR -BAŞKENT REYKJAVİK /DÜNYANIN EN KUZEYİNDE BULUNAN BAŞKENT -KRATER GÖLLERİ VE BAZALT OLUŞUMLAR -DÜNYANIN EN İYİ \"TROPİKAL OLMAYAN PLAJI\" / SİYAH KUMLU PLAJLAR -BALIKÇI KÖYLERİ İstanbul'dan aktarmalı olarak İzlanda'nın büyüleyici başkenti Reykjavik varış. Otelimize gitmeden önce dünyanın en ünlü termal alanlarından Blue Lagoon'da 39 derecelik sularda termal havuz keyfi. Blue Lagoon İzlanda'nın en turistik noktalarından biri olup rezervasyonları aylar öncesinden tükenen çok önemli bir termal tesis. Bu termal tesiste buz gibi havada havuzun tadını çıkaracak, muhteşem doğa manzarasının eşliğinde İzlanda'yı keşfimize başlayacağız. NOT: Blue Lagoon'da fiyata dahil PREMIUM paket kullanacağız. Özel kullanım alanları paket fiyatına dahildir. Daha sonrasında başkent Reykjavik'te bulunan otelimize transfer. Sabah kahvaltımızın ardından İzlanda'nın ünlü ALTIN ÇEMBERİ'ni / Golden Circle'ı gerçekleştireceğiz. Altın Çember 3 ana duraklı bir tur. İzlanda'nın en popüler noktalarından biri çünkü kısa süreli İzlanda ziyaretçileri için ideal ve başkente yakın. İzlanda'da Blue Lagoon'dan sonra göreceğimiz ilk doğal harika Gulfoss Şelalesi olacak. Bu büyüleyici şelale İzlanda kartpostallarını süslüyor. Daha sonrasında hemen yanı başında bulunan Geysir. Yeraltı sularının magmaya yakın geçmesi sonucu hızla kaynaması ile oluşan basıncı yüzeye kadar ulaşan yarıklardan fışkırtan oluşumlara gayzer deniyor. Bu geysir'de doğal olarak fışkıran suları hemen yanı başından izleyeceğiz. Günün sonunda ülkenin güney kesiminde Vik kasabasına yakın doğa ile baş başa konaklayacağımız otelimize geçeceğiz. Sabah kahvaltısının ardından İzlanda turumuz devam ediyor. İlk durağımız güneyin güzelliklerini gözler önüne seren şahane Skogafoss Şelalesi. Özellikle 2 yanında barındırdığı daimi gökkuşağı ile kartpostalları süsleyen bu büyüleyici şelaleyi oldukça yakınından fotoğraflayacağız. Sonrasında İzlanda'nın güney sahillerinde okyanus ile buluşup Dyrholaey sahillerini ve Reynisfjara Plajı'nı gezeceğiz. Game of Thrones fanatikleri bu bölgeyi zaten oldukça iyi biliyor olsa gerek! Sonrasında ise kuzeyin büyüleyici kasabası Vik'i ziyaret edeceğiz. Yüzük Yolu'ndaki 3. gün maceramızda dünyanın en büyük lav akışının kaydedildiği Eldhraun bölgesinden geçip 12. yy'da kurulan Kirkjub jarklaustur kasabasını ziyaret edeceğiz. Devamında ise İzlanda'nın %10'unu kaplayan, Avrupa'nın en büyük buzulu Vatnajökull'a ulaşacağız. Skaftafell Milli Parkı'nda şahane bazalt oluşumlara tanıklık ettikten sonra Avrupa'nın en büyük buzul alanının çevrelediği Jökulsarlon Buzul Lagünü'ne ulaşacağız. Ve buzulları yakından göreceğiz. Höfn güney sahillerinde çok çok küçük bir kasaba. Bu kasabada konaklayacağımız otelimiz kasabanın merkezinde, deniz kenarında bulunuyor. Bugün tüm güney sahillerini geri dönüp başkent Reykjavik'e ulaşacağız. Bu uzun yolculuk gününde güney İzlanda'da atladığımız tüm şelaleleri, balıkçı kasabalarını göreceğiz. Gün içerisinde fotoğraf duraklarımızda güney İzlanda'nın büyüleyici duraklarını fotoraflayacağız. Bu sabah erken saatlerde Snaefellsnes Yarımadası'na doğru yola çıkacağız. İzlanda'nın en ünlü yarımadasında ilk durağımız spiral dağ Kirkjufell olacak. Sonrasında Arnastrapi gibi ünlü Viking destinasyonlarını göreceğiz. Budhir'de İzlanda'nın ünlü siyah kilisesini görecek ve güney sahillerinde fokların bulunduğu sahilleri dolaşacağız. Sabah havalimanına transfer ve aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş ve yolculuğun sonu. Kuzey Işıkları dünyada sadece 60-72 Kuzey ve Güney enlemlerinde görülen nadir yansımalardır. Bu yansımaların görülebilmesi için bulutsuz açık hava ve zifiri karanlık gereklidir. İzlanda turu boyunca birden fazla kez kuzey ışıklarına tanık olabiliriz. Bunun sebebi ise adada ışık yoğunluğunun çok az olduğu bölgelerde çok fazla vakit geçirecek olmamızdır. NOT: Kuzey Işıkları nisan, mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında uzun gündüz sürelerinden dolayı gözlemlenememektedir. Gezimizin tarihi kuzey ışıklarını görmek açısından oldukça iyi bir tarihtir. -İzlanda Avrupa'nın en pahalı ülkesidir. Gerek konaklama, gerek tur ücretleri diğer Avrupa ülkeleri ile kıyaslanmayacak düzeydedir. Bu gezimizde 5 gece sabah kahvaltısı tur ücretine dahildir. -Gezimiz boyunca klimalı ve internetli Mercedes minivan ile İzlanda'yı gezeceğiz. -Bu gezimizde ekstra bir tur ücreti bulunmamaktadır. Oldukça pahalı olan Blue Lagoon'da premium termal havuz keyfi fiyatımıza dahildir. -Bu gezi \"en detaylı İzlanda turu\" olma özelliğini taşımaktadır. İzlanda'da Ekim ayı hava sıcaklık ortalaması 7 derece. Hissedilen ortalama 3-4 derecedir. Geceleri sıcaklık 3 dereceye düşmektedir. Ekim ayı gerek hava durumunun iyi olması gerekse de kuzey ışıklarının görülebilir olmasından dolayı ziyaret etmek için en iyi aylardan biri olarak kabul edilir. -İstanbul Reykjavik İstanbul uçak biletleri -5 gece İzlanda'da rotamız üzerindeki otellerde sabah kahvaltı konaklama -Programda belirtilen tüm milli parklar, müzeler ve doğa alanları -Blue Lagoon termal havuz girişleri -Avrupa'nın en büyük buzulu -Reykjavik şehir turu -Programda belirtilen tüm şehir, balıkçı köyleri -Tüm transferler -Seyahat sağlık sigortası -Yurt dışı çıkış harcı -Şoför ve yerel rehber için bahşişler -Öğle ve Akşam yemekleri Neslihan, Orkun ve Herkül'ün üstün gayretleri ve hepinizin varlığı ile harika bir gezi oldu. Çok teşekkürler!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/izlanda-turu-rotalar", "text": "İzlanda insanın hayatında bir kere gideceği ülkelerin başında gelir. İzlanda turu planlaması nasıl yapılır, İzlanda rotası nasıl çıkarılır, İzlanda'ya hangi mevsim gidilir, İzlanda'da gezilecek yerler, kuzey ışıkları dönemi ne zaman, balina görebilecek miyim sorularının hatta daha fazlasının cevabını en derin ayrıntılarına kadar bulabileceğiniz sizlere rehber olacak mükemmel bir İzlanda makalesi yayına alıyoruz. Dünyanın en pahalı, hayat standartının yüksek, suç oranının en düşük, doğasının büyüleyici ve çevreyi korumakta kendini adamış bir ülkeden bahsediyoruz. Yani bugüne kadar gittiğiniz diğer ülkelere benzemez İzlanda! Reykavik'in doğal limanıyla ülkenin refahının ana kaynağı. Ülkenin gelir kaynağı için bir geçiş noktası adeta. Balık İzlanda'nın süper yiyeceği ülkenin en önemli ihraç maddesidir. İzlandalıların hayata kalmasını sağlayan şey. Ülkenin toplam nüfusunun %60'ının yaşamakta olduğu başkentte metrekare başına düşen insan sayısı üçtür. Hallgrimskirkja kilisesi 74.5 metre uzunluğu ile şehrin her noktasından görülebilmektedir. Kule ziyareti pazar günleri hariç her gün açıktır. Giriş ücreti yetişkinler için 900 ISK, çocuklar için (7-14 yaş) 100 ISK'dır. Şehri yürüyerek veya bisikletle baştan sonra gezebilirsiniz. En önemli caddeleri Laugavegur, Bankastr ti, Austurstr ti, L kjargata, Skolavöroustigur'dur. Eski liman bölgesindeki Harpa Konser binasını ziyaret edebilirsiniz. Daha fazla detay öğrenmek için Reykavik Gezilecek Yerler makalemizi okuyabilirsiniz. RING ROAD : Toplamda 2036 km mesafedir. Bunun için ayırmanız gereken süre 10 gündür. Bu 10 güne 2 günlük kuzey fiyortları gezisi de dahildir. Yol boyunca hız limiti saatte 90 km'dir. Hız limitinin aşılması halinde cezası 800 Euro'dan fazladır. Yolun %98'i asfalt ve gidiş dönüş tek şerittir. Ring Road boyunca harcanacak benzin ücreti (benzinin litresi 2017 ekim ayı 1.58 euro) yaklaşık 250 euro. Alışveriş ihtiyacınızı Bonus isimli süpermarketten temin edebilirsiniz. Yine yol boyunca karşınıza çıkan benzin istasyonlarında soğuk sandviç ve sıcak çorba satın alabilirsiniz. İzlanda Ring Road denilen yolu 1 nolu otobanı kullanarak yaklaşık 15-16 saatte dönmek mümkündür. Ancak bu rota üzerinde görülecek o kadar fazla nokta vardır ki bu süre en az bir hafta sürmektedir. Ring Road demek ülkeyi baştan sona gezmek anlamına gelmemeli. Bu rota içine dahil olmayan yerler Batı Fiyortları ve Snaefellsnes yarımadasıdır. Diamond Road'u tam bir gün içinde tamamlayabilirsiniz. Bu rota için başlangıç noktası size kalmış. İster Hüsavik'ten isterseniz de Akureyri'den start verebilirsiniz. GOLDEN CIRCLE : İzlanda'nın en kısa süreli rotasıdır. Bu rota üzerinde en görülmeye değer yerler 300 km mesafe içinde bulunan Thingvellir National Park, Haukadalur, Gullfoss, Gasier'dir. Eğer İzlanda'da paket almayıp kendi rotanızı çizecekseniz bunun için 3 yoldan birini izlemeniz gerekir. Ya araç özellikle 4x4 kirayalacaksınız ya otostop ile gezecekseniz ya da sadcar dedikleri konaklamalı araçlardan kiralayacaksınız. Eğer kendi aracınızı kiralamaya karar verirseniz gittiğiniz dönemdeki yol durumunu kontrol etmeyi sakın ihmal etmeyin. Ülke sıcaklığı çok düşük olduğundan yolda buzlanmalar görülmektedir. Bunun için yol durumu sitesinden güncel yol durumuna bakabilir güzargahınızı buna göre belirleyebilirsiniz. Sand Car dedikleri sistem ise aslında araç kiralamadır. Ama normal araca göre farkı araba içinde yatak bulunmasıdır. Bu da sizin konaklama masrafı yapmanıza gerek bırakmamaktadır. Bunun içinse en iyi site Happy Campers'dır. Peki arabada yatıp kalkıcaz peki yıkanma işini nasıl yapıcaz derseniz İzlanda bunun için de çözüm üretmiş. Gideceğiniz bölgelerin hemen hemen hepsinde halk için yüzme havuzları, termaller bulunmaktadır. Nerede yüzme havuzu, termal spa'lar var bu siteden kontrol edebilirsiniz. Araç dışında farklı bir yol izlemeyi tercih edebilirsiniz. Bunlardan biri bisikletle gezmektir. Bisiklet rotası için buraya tıklayabilirsiniz. 1 numaralı ana otobanları gidiş dönüş toplam 2 şerittir. Otoban üzerindeki tüm levhalara ve uyarılara uymaya özen gösterin. Otoban üzerindeki köprüler tek şeride düşmektedir. Bunun için her köprü girişinin sağında karşıdan gelen aracı bekleyin diye bir bölüm yapılmıştır. Karşıdan araç geldiği takdirde bu bölümde beklemeniz gerekmektedir. İzlanda yol kurallarını daha iyi anlayabilmeniz için buradaki videoyu izlemenizi öneriyoruz. Yol bilgisi için İzlanda'nın yerel yol durumu sitesine, Araçla off road yapmak kesinlikle yasaktır. Popüler bölgelerde hız limiti saatte 50 km'dir, çakıl yollarda 80 km, otobanda ise 90 km'dir. Acil bir durum olmadığı sürece yolda duraklama yapmamanız gerekir, Yaz dönemi 24 saat gün ışığı olduğundan uykunuz geldiğinde yatak işareti gördüğünüz tabeladan girip park yerinde dinlenebilirsiniz, Araba hareket halindeyken emniyet kemeri takılması zorunludur. Jeotermal aktivitelerin etkisiyle sıcacık nehri olan ufak bir kasabadır Hverageroi. Aynı zamanda Reykjadalur yürüyüş rotasının da başlangıç noktasıdır. Yola devam edip dilerseniz Landeyjahöfn'den kasabasındaki limandan 35 dakika süren feribot (1380 ISK) ile Westman adalarına geçebilirsiniz. Bu rota üstünde en görülmesi gereken yerlerden biri bizce Seljalandsfoss şelalesidir. . Ana yoldan yalnızca 100 metre içeridedir. İzlanda'nın en çok fotoğraflanan şelalesidir. 60 metre yüksekten akmakta ve 15 metre genişliktedir. Çok yoğun su buharı olduğundan bu şelalede her daim gökkuşağı vardır. Reykavik'ten Seljalandsfoss şelalesine hiç durmadan 2 saatte ulaşmanız mümkündür. Biraz daha ayrıntı verip size güzel yerler tanıtalım. Hazır Seljalandsfoss'a kadar gelmişsiniz buradan 10 dakika daha yürüyüp gizil kalmış Gljufrabui şelalesini keşfetmeye ne dersiniz. Kaldığınız yerden araca binip devam ediyorsunuz ve bir diğer görülmesi gereken nokta Skogafoss için ilerliyorsunuz. Burası Seljalandsfoss'dan daha büyüktür. Diğeri fotoğraf için mükemmel iken bu ihtişamı ile kendine hayran bırakır. Sonuç itibariyle aman ha sakın ikisini de es geçmeyin! Solheimasandur Plane Wreck ulaşılması biraz yorucudur. Aracı park ettikten sonra yaklaşık 1 saat yürüyüş (3,5 km) yapmanız gerekiyor. Sahil kısmı fazla rüzgar aldığından yapacağınız 1 saat yürüyüş esnasında üşümemek için sıkı giyinmenizde fayda var. İzlanda'nın meşhur siyah kumsallarından biridir Dyrholaey. Bir diğer özelliği ise Puffinlerin yaşadığı yer olması. Yine bu bölgedeki bazalt oluşumlu mağara Halsanefshellir'i lütfen görmeden dönmeyin. 2013 yılında 100 tonluk sütun bazalt çöküntüsü yaşanmıştır. İnsanlar genelde bu mağara altında çadır kuruyorlardı neyse ki çökme sonunda kimse kurmaz oldu. Siz siz olun yine de pek yanaşmayın J Bu kumsalın bir diğer sıkıntısı da dalgaların insanı öldürebilecek büyüklükte ve güçlükte olması. Dalgalı bir dönemde lütfen kumsala girmekten imtina edin. Bu işin şakası olmaz sırf bu dalgalar yüzünden turistlerin öldüğü haberlere dahi konu olmuştur. Reynisfjara kumsalı ise Kirkjufjara'nın devamıdır. Yukarıda bahsettiğimiz tüm örneklendirme ve yaşanmış hikayeler bu kumsal için de geçerlidir. İzlanda'nın güneyini gezerken konaklamanızı Vik kasabasında yapabilirsiniz. Yerel dilde Klaustur olan Kirkjub jarklaustur 120 kişilik nüfusa sahip Reykavik'ten 250 km, Vik'ten ise 70 km uzaklıkta ufacık bir kasabadır. Kasaba'nın 6 km uzağındaki Fjaorargljufur kanyonuna gitmeyi ihmal etmeyin. Burası yaklaşık 100 metre derinliğe ve 2 km uzunluğa sahip görkemli bir kanyondur. Bu kanyonun buzul çağının sonunda oluştuğuna inanılıyor. Kanyon boyunca yürüyüş yolu olduğundan ve su yüksek olmadığından gönül rahatlığıyla yürüyüş yapabilirsiniz. Skaftafell eskiden kendi milli park iken 2008 yılında Vatnajokul Milli Parkının bir parçası olmuştur. Zengin bitki örtüsü ile büyüleyici manzaralar sunmaktadır. Buranın bir güzel yanı da İzlanda'nın en yüksek zirvelerinden olan Hvannadalshnukur'a tırmanmak için başlangıç noktası olmasıdır. Hofskirkja Öraefi bölgesindeki çim kilisedir. İzlanda genelinde sadece 6 tane çim kilise vardır ve bunlardan en sonuncusu 1884 yılında Hofskirkja'da yapılmıştır. Buz diyarındaki küresel ısınmanın etkileri en güzel Vatnajökul'da görülür. İzlanda'nın %10'unu oluşturan buzullar erimeye başlamışlardır. Avrupa'nın en büyük buzulu olan Vatnajökul'un derinliği 800 metre, büyüklüğü 8000 km2'dir. Ama buzların erimesinden ötürü tehlikeli bir hızla küçülmektedir. Tam 1000 yıl önce Vatnajökul'da göl yoktu. Onun yerine 30 metre derinliğinde buz tabakası vardı. İşte buzullarından erimesinden kastımız bu. Buzullar eriyip küçüldükçe çevresini saran göl büyümekte. Vatnajökul buzulunun ucu 100 yıl önce denize ulaşıyorken şimdi denizden 2 km içerdedir. Şimdilerde turistler küçülen buzulun geride bıraktığı inanlmaz güzellikteki lagünde bot turları yaparak eko sistemi daha yakından görme şansına erişiyor. Lagün ne kadar güzel olsa da sonuçları hiçte öyle değil. Lagün denize doğru genişlediğinden İzlanda'nın ana otobanını tehdit etmektedir. Bilim insanlarına göre buzulların erimesi sonucu birkaç yüzyıl sonra farklı arazi şekilleri ve iklim gerçekleşecek. Artık bu topraklarda kar yerine yağmur yağacak ve toprak şimdiki halinden daha da verimsizleşecek. Bu rotanın en güzeli ile karşınızdayız Jökulsarlon. Jökulsarlon bir buzul lagünü olup İzlanda'nın en çok ziyaret edilen noktasıdır. Dağdaki buzulların eriyen suyu ile dolan bir buzul gölüdür. 1900'lü yılların başında küresel ısınma sonucu eriyen buzulların oluşturduğu bu göl 150 metre derinliği ile İzlanda'nın en derin 3. gölüdür. Diamond Beach : Jökulsarlon buzul lagünün denize açıldığı kısım diamond beach'tir. Diamond ismini almasının tek sebebi lagün içinde parçalanan buz kütlelerinin suyun akışı ile lagünden denize doğru kaymasıdır. Okyanusa açılan siyah kumsal üzerinde biriken buz kütlelerinin görüntüsü elmas görüntüsünde olduğundan bu ismi almıştır. Golden Circle Route 1 üzerinde herkesin gördüğü noktalardan bir tanesidir. İzlanda'nın doğusu engebeli araziler ve fiyortlar ile çevrilidir. Kış dönemi yağan karların yüksek noktalardaki yolları kapatması yüzünden İzlanda'nın doğu kısmına ulaşım her zaman rahat olmuyor. Doğu İzlanda'nın en meşhur kasabası Höfn isimli bir balıkçı kasabasıdır. Golden Circle rotasında devam etmeniz gereken rota Höfn'dan geçer. Höfn'den eğer Vestrahorn dağına gidecekseniz 1 numaralı otoyoldan içeri sapmanız gerekiyor. Eğer kısıtlı vaktiniz varsa buraya girmenize gerek yok. Çok şey kabetmezsiniz. Hallormsstadaskoli'ye doğru devam edebilirsiniz. İzlanda'da orman yoktur ama burası size en fazla ağaç topluluğunu gösterecek olan yerdir. Tam karşısındaysa Hengifoss şelalesi vardır. Lagarfjot gölünün kıyısında Hallormsstadaskoli manzarası sunan 128 metre yüksekten akan bir şelaledir. Çevresi tamamen taştan ibaret olan şelale İzlanda'nın diğer şelalelerine kıyasla çok faklıdır. Hengifoss Glymur ve Haifoss'dan sonra İzlanda'dan 3. Yüksek şelalesidir. Seydisfjordur minicik bir fiyort kasabasıdır. Manzara noktası ve yürüyüş rotalarıyla son yıllarda turizm patlaması yaşayan kasabalardan biri olmuştur. Hüsavik'e geçmeden önce rotanızın üzerinde olduğundan listenize alabilirsiniz. Vaktiniz kısıtlıysa es geçip daha farklı ve daha güzel yerler görebilirsiniz. Geldik İzlanda'nın gezilmesi gereken en önemli bölgesinden bir tanesine. Bu bölgeyi gezeceğiniz süre boyunca konaklamanızı Hüsavik şehrinde yapmalısınız. İzlanda sıradışı güzelliği ve bu ülkede yaşayan canlıları ile ülkeyi ziyaret eden misafirlerini hayrete düşüyor. İşte bu yerlerden bir tanesi de balina gözleminin merkezi olan kuzeydeki Hüsavik şehridir. Hüsavik Viking'lerin ilk yerleştiği yerlerden bir tanesidir. İzlanda halkı yüzyıllar boyunca burada balıkçılıkla uğraşmıştır. Denizden ne çıkarsa onunla doymasını bilmişlerdir. Buna balina ve yunuslarda dahil. Nasıl olur demeyin. Adamlar denizden babam çıksa lafını yerine getirmiş besbelli. Tabi daha sonra İzlanda hükümeti tarafından balina avı yasaklanmış. Bundan sonra Hüsavik balina gözleminin yapıldığı en turistik bölgelerden biri haline gelmiş. Fakat ticari amaçla balina avcılığı uluslararası çapta durdurulmuş olsa da İzlanda hükümeti bu yasağı kaldırarak eski geleneklerine geri dönmüştür. Artık turistlerin büyük bir hevesle izlemeye geldiği balinaları avlamak yasal hale getirildi. Avlayarak kazandıkları paranın beş katını balina gözlemi yapmaları halinde kazanma imkanları olmasına rağmen halen İzlanda'da balina avcılığı devam etmektedir. Hüsavik ve Myvatn Gölü çevresindeki rota kısmen Ring Road'dan geçer. Ama sadece Ring Road rotasını izliyorsanız gezilecek her yeri göremezsiniz. Tam anlamıyla gezmek için Diamond Road yapmalısınız ki işte Hüsavik ve Myvatn gölü çevresine Diamond Circle denir. Myvatn Gölü İzlanda'nın kuzeyin zengin bitki örtüsü ve kuş çeşitliliği ile çevresinde bulunan kaplıca ve mağaraları ile çarpıcı bir göldür. Dettifoss Şelalesi saniyede 500 metreküp su akıtan 45 metre yükselikte 100 metre genişliğinde çok güçlü bir şelaledir. Dettifoss şelalesi 25 km uzunluğundaki Jokulsargljufur kanyonu içinde Selfoss ile Asbyrgi arasındadır. Kanyon içinde baştan sonra sırasıyla Selfoss, Dettifoss ve Hafragilsfoss şelaleleri vardır. Yürüyüş severlere önerdiğimiz bir rotadır. Konaklamayı ise vesturdalur'da gerçekleştirebilirsiniz. Hazır buraya kadar gelmişken 4 km uzaklıktaki Selfoss şelalesine de gitmeniz gerekiyor. Hem manzarası hem de fotoğraf için muhteşem bir noktadır. Diamond circle rotasındaki bu noktaları listenize almayı sakın unutmayın. Myvatn yakınındaki Grjotagja mağarası bir sıcak su kaplıcasıdır. Burayı bilmeyenlere şöyle anlatalım Game of Thrones'un en meşhur sahnelerinden birinin çekildiği mekandır. 1975 yılında bölge yakınlarında bulunan volkanın patlamasıyla suyun sıcaklığı tehlikeli seviyelere ulaşmıştır. Patlamanın ardından uzun bir süre mağara ziyarete kapatıldı. Şimdilerde ise bu volkanik mağaraya herkesin girmesine izin veriliyor. Dimmuborgir Myvatn gölünün doğusunda yer alan geniş kaotik bir lav bölgesidir. 2000 yıl öncesinden kalan lav bölgesi adeta Kapadokya peri bacaralarını anımsatmaktadır. Myvatn gölüne gitmeden önce kısa bir duraklama yaparak bu bölgeyi de gezmenizi tavsiye ederiz. Hverfjall 2500 yıllık bir tefra krateridir. Buradaki kraterler 1 km çapında ve 140 metre derinliğe sahiptir. Hverfjall, İzlanda'nın en güzel ve simetrik patlama kraterlerinden biridir. Geldik yine İzlanda'nın en güzel yerlerinden birine \"Hverir\"e. Hverir bir jeotermal sahasıdır. Size dünyanın dışındaymışsınız hissi uyandıran hayatınızda görüp göreceğiniz en değişik yerlerden bir tanesidir. Hverir, Namafjall'ın eteklerindeki jeotermal bir alandır. Ülkede 800'den fazla doğal su kaynağı bulunuyor. Diamond Ring bölgesindeki bir diğer meşhur şelalesi de Godafoss'tur. Eğer İzlanda'nın batısındaki fiyortları eklemeyecekseniz direk Akureyri'den Golden Circle yapabilirsiniz. Ve bu rotaya bir gün ayırmanız rahat rahat yetecektir. Strokkur Sıcak Su Kaynağı : Gayzer yerin altından 100 derece sıcaklıktaki su 30 metreye havaya fışkırıyor. Bu olay her 8-10 dakikada bir gerçekleşiyor. Bunun gibi su fışkırtan başka başka kaynaklar vardır ancak bazıları yaşanan depremlerden dolayı yer değiştirmiş ve fışkıranlar şu an uykuya geçmiştir. Bunları zaten buhar yükselen su çukurlarından çok rahat anlayabilirsiniz. Gulfoss altın şelale anlamına gelmektedir. Beyaz nehir üzerinde 2 basamaktan oluşuyor. Su 70 metre yüksekten akmaktadır. 2. Basamaktan sonra suyun düştüğü yer gözükmüyor. İzlanda da 10.000 üzerinde şelale vardır. Bu güzergahı eğer kış döneminde yani Ekim ila Mart aylarında yapmayı planlıyorsanız ülke turizm ofisinin önerisi tek başınıza yapmak yerine yerel bir şöför eşliğinde yapmanız. Çünkü kışın ciddi anlamda buzlanma söz konusu olduğu için yolda problem yaşamanız çok büyük olasılıktır. Öncelikle İzlanda için yapılması gereken ilk rota Ring Road yani 1 nolu otoyol üzerinden gerçekleştirilen ve her turistin yaptığı ana rotadır. Ring Road'u dönerken konaklamalarınızı Vik, Höfn, Hüsavik, Akureyri ve Reykavik şehirlerinde yapmanızı öneriyoruz. Ring road boyunca Hüsavik ve Myvatn gölü çevresindeki gezilecek yerler Diamond Road olarak bilinir. Yani buradaki gezilecek yerleri gezmek için Diamond Road'u izlemeniz gerekiyor. Diamond Road'u da gezdikten sonra Akureyri şehrine geçip konaklamayı burada yapın ki sabah erkenden İzlanda'nın batı fiyort bölgesini gezebilirsiniz. Batı bölgesini gezerken Golden Circle'ı da içine alan bir rota çizmenizi tavsiye ederiz. Bunun için başlangıç noktanız Akureyri olmalı. Akureyri'den başlayan rota ile tüm batı bölgesini gezip konaklamanızı Reykavik'te yapıp ertesi gün Golden Circle üzerindeki gezilecek yerlere gidebilirsiniz. Thingvellir Milli Parkı Silfra Çatlağında Dalış : Silfra çatlağı aslında Kuzey Amerika ile Avrasya kıtaları arasında bir çatlaktır. Silfra, iki kıta plakası arasındaki çatlaklarda doğrudan dalmak veya şnorkel yapmak için tek yerdir. İkincisi, Silfra çatlaklarındaki su altı görünürlüğü 100 metrenin üzerinde olup, nadiren olsa da aşılabilecek bir sualtında deneyim yaratmaktadır. Bu şaşırtıcı su netliğinin sebepleri iki katlıdır: Yakındaki Langjökullenin buzul suyu olduğu için su soğuktur (2 C 4 C her yıl) ve bu su gözenekli yer altı lavından 30-100 yıl boyunca filtrelenir Thingvellir gölünün kuzey ucuna ulaşır, yeraltı kuyulardan sızar. Blue Lagoon : Lagün içinde sıcak jeotermal su ve doğal aktif maddeleri barındırmaktadır. İzlanda'nın Reykjanes bölgesinde Grindavik köyünde bulunan jeotermal bir göldür. Kuzey ışıklarından sonra İzlanda'nın en turistik aktivitesinden bir tanesidir. Comfort, Premium ve Luxury paketlerinden bir tanesini satın alabilirsiniz. 10 kişilik zodiac botlarla gerçekleştirilen turun ücreti 9.500 ISK'dır. Eğer sizden başkası olmasın deyip özel zodiac kiralamak isterseniz ücreti 1 saat için 104.500 ISK'dır. Puffinleri Görün : Yerel adı Lundi olan Puffinler 60 metre suyun derinliğine çok rahat dalabiliyorlar havada saatte 80 km hızla uçuyorlar ve dakikada 400 kez kanat çırpabiliyorlar. İzlanda genelinde bu kuş türünü ancak Nisan ila Eylül ayları arasında görebilirsiniz. Puffinleri İzlanda'da görebileceğiniz yerler Batı Fiyprtlarında Latrabjarg'da, Güney kıyısında Dryholaey'de, Westman Adasında ve Ingolfshöfdi'de. Svartifoss Başkent Reykavik'teki Hallgrimskirkja kilisesinin mimarı bu şelalenin kayalarından esinlenerek kiliseyi inşa etmiştir. Gerçek anlamda ellerinize sağlık. Muazzam detaylı güzel anlaşılır bir yazı hazırlamışsınız. Biz aşağı yukarı gösterdiğiniz yolları kullanarak karavanla gezmeyi düşünüyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/izlandaya-ne-zaman-gidili", "text": "İzlanda tur planı yapanların ilk sorusu olsa olsa ne olur. Tabi ki İzlanda'ya ne zaman gidilir olur. İzlanda'ya hangi ay gitmeli, İzlanda'da kuzey ışıkları için en iyi dönem, balina gözlemi ne zaman yapılır hatta ve hatta İzlanda hangi ay kaç saat gün ışığı alır sorusunun dahi cevabını bulabileceğiniz bir makalenin tam içine düştünüz. Eğer bizden önce denk gelip okuduğunuz makaleler varsa aklınızın karıştığı kesin. Zaten en zoru da İzlanda'ya ne zaman gideceğinize karar vermek. Ama artık bunu dert etmenize hiç gerek yok. Çünkü istediğiniz cevapları emin olun fazlasıyla makalemizde bulabileceksiniz. İlkbahar : Nisan ve Mayıs ayları arasında yaşanan ilkbahar döneminde ülkedeki hava sıcaklığı 3 ila 9 derece arasındadır. Bu dönemde çok sık olmasa da ara ara kar yağışı görmek mümkündür. Dağlık ve tepe noktalarda karların yavaş yavaş erimeye başladığı dönemde şehirlerde yavaş yavaş çiçekler açmaya başlar. Hatta bu dönem kuşların İzlanda'ya göç ettiği dönem olduğundan özellikle en meşhur kuş türü olan Puffinlerin de görülmeye başlandığı dönem olarak bilinir. İlkbahar mevsiminde ülkenin güneyi yağmurlu geçerken kuzey kesimi daha kuru iklime hakimdir. Düşük sezon olduğundan turistlerin rağbet etmediği bir dönemdir ama bir artısı var ki o da en popüler dönemine nazaran daha ucuz olduğu gerçeğidir. Yaz : Mayıs ayının sonundan Ağustos ayına kadar olan süreç yaz dönemi olup ülkedeki hava sıcaklığı 8 ila 15 derece arasındadır. Ama 25 dereceleri bulduğu da olmaktadır. Gün ışığının en uzun süreli görüldüğü ve ülkenin en yeşil olduğu dönemdir. Gün batımının gün doğumuna döndüğü andaki renk şovlarını görmek için en iyi dönem olduğunu söylemek isteriz. İzlanda'nın altın saati olarak bilinen bu süreç fotoğrafçılar için adeta bulunmaz bir hint kumaşıdır. Festivaller ve etkinlikler yaz aylarında düzenlendiği için bu dönemde burada olacaksanız oldukça eğlenceli bir seyahat geçireceğiniz şüphesiz. Bu mevsimde gelmenin bir diğer avantajı ise yürüyüş severler içindir. Fimmvörouhals ve Laugavegurinn yürüyüş rotaları yaz dönemi açık olduğundan bu rota üzerinde dilediğiniz gibi yürüyüş yapabilir hatta kamp kurabilirsiniz. Sonbahar : Ağustos ayından Kasım başına kadar olan süreçte hava sıcaklığı 0 ila 10 derece arasındadır. Bu dönemde İzlanda'nın muhteşem sonbahar renklerine şahit olabilirsiniz. Bu mevsimin en büyük avantajı ise Kuzey Işıklarının görüldüğü en güzel dönem olmasıdır. Ama şunun da özellikle altını çizmek isteriz ki biz Türkler nedense İzlanda'yı kuzey ışıksız hayal etmeyiz. Halbuki yaptığımız en büyük hatalardan biri de budur. Bizzat gittik, gördük. İnanın İzlanda kuzey ışıklarından daha fazlasını vaad eden bir ülke. Kış : Kasım ve Mart ayları arasında yaşanan ilkbahar döneminde ülkedeki hava sıcaklığı 0 ila 2 derece arasında olup bazı bölgelerde bu sıcaklık -10 derecelere kadar düşebilmektedir. İzlanda'nın kış ayının ziyaretçiler için iki avantajı vardır. Biri kuzey ışıklarının en iyi gözüktüğü dönem ve diğeri ise buz mağaraları için en elverişli dönem olmasıdır. Buzul mağaraları yaz dönemi eriyen karların suyunun buzullara akması yüzünden yok olmaktadır. Havanın tekrar soğuması ve kar yağışı ile şeklini kış dönemi alır. Yani bu dönem dışında buzul mağarası oluşmadığından ziyaret söz konusu değildir. İzlanda'ya gitmek için 4 tane ana sebep vardır. Eğer bunlardan herhangi bir tanesi ilginizi çekmiyorsa bilin ki İzlanda size uygun bir ülke değil. Balina Gözlemi Aralık, Ocak ve Şubat ayları gözlem turları gerçekleşmiyor. Yani listeye bakınca aynı dönem görebileceğiniz iki şey vardır sadece. Yani Kuzey ışıkları ve balina aynı dönem görülebilmektedir. Eğer buz mağaraları için gidecekseniz diğer 3 aktiviteyi göremeyeceğinizi bilmeniz gerekiyor. Yaz dönemi gitmeniz halinde ise hem balina gözlemi, hem buzul gölünde tekne turu hem de puffinleri görme imkanına sahip olacaksınız. Aslına baktığınızda İzlanda her mevsim ayrı güzellikler sunmayı beceren bir ülkedir. Aurora borealis isimli kuzey ışıkları İzlanda'nın olmazsa olması hatta yapılması gereken ilk aktivitesidir. Göremeyenlerin içinde kalan, seyahati boyunca kuzey ışığı görme hayaliyle yanıp tutuşanların ülkesidir İzlanda. Ama öyle kolay değil görmesi. Güneşteki manyetik fırtınalar sonucu oluşan ve geceleri görülebilen renkli ışık hareketleridir. Kuzey manyetik kutbu çevreleyen Aurora Borealis ve güney manyetik kutbu çevreleyen Aurora Borealis, solar rüzgarlarla gelen hayli yüksek oranlarda yüklü elektronların dünya atmosferindeki elementlere etkileşime girmesiyle oluşur. Önce Kuzey ışıkları için en iyi dönem ne zamanmış ona bakalım. Sonra bu iyi zaman içinde kuzey ışığı nasıl görülür onu inceleyelim. Kuzey ışıklarının en iyi dönemi Eylül ayında başlar Mart ayının bitimiyle sona erer. Ama bakın yine söylüyoruz. Döneminde dahi gitseniz %100 görürüm diye bir şey yok. Bu tamamen solar aktivite ve havanın bulutlu olup olmamasına bağlıdır. Öncelikle bu linke tıklıyorsunuz. Açılan sayfada bir harita çıkacak karşınıza. Haritanın sağ tarafında gün batımı, gün doğumu gibi saatler yazmaktadır. Önce havanın hangi saatler arasında karanlık olduğunu öğrendik. Sonraki adım haritadan anlamak olmalı. İzlanda haritası üzerinde gördüğünüz yeşil alanlar oranın bulutlu olduğunu gösteriyor. Beyaz kısımlar ise bulutsuz anlamına geliyor. Yani kuzey ışıklarını yalnızca beyaz olan yerlerde görebiliyoruz. Haritanın hemen sağ taraınfa Aurora forecast bölümü var. Altında 0'dan 9'a kadar sıralandırma yapılmıştır. Buranın en az 4 olması gereklidir ki beyaz yerlerde kuzey ışıklarının iyi gözükebilsin. Eğer 4'ün altında olursa çok çok karanlık yerlerden kuzey ışığı görebileceğiniz yani kuzey ışıklarının çok güçsüz olduğu dönem demektir. Ama 4 değerde ve havanın bulutsuz olması halinde ışıklı bir şehir merkezinden bile çok rahat görebileceğiniz anlamına gelmektedir. Garanti olmamakla birlikte kuzey ışıklarını çok yüksek ihtimal görebileceğiniz dönem Eylül ila Mart ayları arasıdır. Eğer solar aktivite hareketliyse İzlanda'nın her yerinden kuzey ışıkları gözükmektedir. Kuzey ışıklarını fotoğraflamak için mutlaka tripod'unuz olmalı. Olmalı ki makinanız sabit kalsın. Tripod dışında zorunlu olan şeylerden biri de uzaktan kumandadır. Fotoğraf çekmek için denklaşöre bastığınızda ister istemez makina oynayacaktır. Bunu önlemek için 20 TL'e satılan bir uzakta kumanda almanızı şiddetle tavsiye ederiz. Makina ayarına gelinde en düşük shutter ile en yüksek ISO değerine almanız yeterlidir. Havanın yağışlı olma ihtimaline karşılık makinaların su almaması için gerekli ekipmanlarınızı yanınızda taşıyın. Yukarıdaki listeye bakılırsa en çok gün ışığının yaşandığı dönem yaz dönemi dedikleri mayıs, haziran, temmuz aylarıdır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/izmir-gezilecek-yerle", "text": "Türkiye'nin gözbebeği İzmir'e 14 kişilik bir grupla eğlenceli bir çıkartma yaptık. Accor Hotels ve Noa Ajans işbirliği ile gerçekleştirilen İzmir etkinliğinde İzmir'de gezilecek yerler, İzmir'de ne yenir ne içilir gibi başlıca soruları cevaplayıcı mükemmel bir gezi gerçekleştirmenin yanı sıra konum itibariyle günübirlik yakın yörelere de ziyaret etme fırsatı yakaladık. İsterseniz makalemizden önce Youtube kanalımızdan İzmir videomuzu izleyin ve kanalımıza abone olmayı unutmayın 🙂 Sonrasında makaleyi okumak daha keyifli olacaktır. Özellikle İzmir'e yerli ve yabancı tursitlerin rağbet ettiği popüler bölgelerinin dışında hızla yükselen değeri Sığacık'ı da keşfetme imkanı bulduk. Sadace Sığacık'la sınırlı kalmadık elbet İzmir'e kadar gitmişken Alaçatı sokaklarını da şöyle bir şenlendirelim dedik. Zaten bu gezinin amacı sadece İzmir değil #bizegöreizmir di. Biz de İzmir'i kendimize göre gezdiğimizden bizim gözümüzde İzmir Kordon'da çocuklar gibi koşarak yaramazlık yapmak, Tarihi asansörden yüzümüzü manzaraya dönüp İzmir'e şöyle bir tepeden bakmak, Alsancak vapuruna binip Ege havasını doya doya içine çekmek, teleferikle Balçova tepelerine yükselirken İzmir'i ayaklarımızın altına almak, sabah kahvaltısını boyozla yapıp, gece eğlence dönüşü sıcak miydeyle finali yapmak bizegöreizmir'in sadece birkaç tane özelliği. Ne kadar yazıp çizsek de İzmir'e gitmeden yaşadıklarımızı, deneyimlediklerimizi, aldığımız tatları anlatmak imkansız. - Tarihi Asansör - Kemeraltı Çarşısı - Karşıyaka - Alsancak - Balçova Teleferik - Tarihi Saat Kulesi - Kadifekale - İzmir Doğal Yaşam Parkı - Kordon - Dibek Kahvesi : Kızlarağası Hanı - Sıcak Midye : Serkan Hamza - Şambeli Tatlısı : Hisarönü Şambelicisi - Söğüş : Hisarönü Söğüşçüsü - Boyoz : Dostlar Fırını - Kebap : Kolabak Ocakbaşı Sığacık : Eğe bölgesinin yükselen yıldızı olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Sığacık Türkiye'nin ilk kale içi yerleşimi olan sahil kasabası olma özelliğine sahiptir. Kale içinde geleneksel Sığacık evleri, cami, hamam ve ticari mekanlar bulunmaktadır. Evler bitişik düzende olup, bazıları tek bazıları iki katlı olup çok şirindir. Evlerin çoğu kerpiçen olup ve büyük bölümde iç avlu bulunmaktadır. İki katlı evlere cumbalar ve tahta panjurlar eklenmiştir. Kale içinin bir diğer özelliği bu şirin evler arasındaki sokaklara organik Pazar kuruluyor olması. Gezgin Çift olarak bizim de Sığacık'a ilk gelişimizdi. Kasabanın içine henüz giriş yapmadan önce bile verdiği o sıcak ve samimi atmosfer bu küçük liman kasabasını sevmemiz için yeterli oldu. Ege sahillerinin yeni tatil merkezi olan Sığacık özellikle Akkum plajıyla bizce masmavi bir denizi ve altın sarısı kumuyla bir Uzakdoğu adasından farksız. Biraz daha sakinlik ve kendi başıma kalayım diyorsanız gemi suyu, güneşli kent ve akarca halk plajları da vaktinizi geçirebileceğiniz seçenekler arasında olmalıdır. Sığacık'ta nerede yemek yerim diyenlere en güzel alternatik Def'i Gam Cafe'dir. Özellikle kahvaltı çeşitliliği ve yerel insanların yaptığı yöresel tatlar ile unutulmaz ve doyumsuz bir kahvaltı edeceğinizin altını çizmeden edemeyeceğiz. Teos Antik Kenti : Antik coğrafyacı Strabon, Teos'un önce Athamas, ki bu nedenle ünlü lirik şair Anakreon tarafından Athamantis olarak adlandırdığı, sonra Ion kolonizasyonu döneminde Kodros'un gayri meşru oğlu Naoklos ve daha sonra Atinalı Apolkos ile Damasos ve Bolotialı Geres tarafından kurulduğu bilinmektedir. Antik kentte kazılar 1962 ila 1966 yılları arasında arkeolojik kazılar sürdürülmüştür. Teos antik kentinin M. Ö 6 yy'daki ticari ilişkileri Eski Mısır'a kadar takip edilmektedir. Tüm Anadolu'da olduğu gibi Teos da M. Ö 545 yılından sonra Perslerin eline geçmiştir. Doğal afetler sonucu ciddi hasar görmüş antik kent çok büyük bir alan üzerine kurulu olduğundan burayı gezmek için en az birkaç saatinizi ayırmanızı tavsiye ederiz. Sörfçülerin Ana Vatanı Alaçatı : Gezmesi keyifli sokaklarıyla, bozulmamış mimarisiyle, sokaklara yayılmış cafe ve restaurantlarıyla, renkli kapılarıyla ziyaretçileri kendine aşık eden minik bir Ege kasabasıdır. İzmir'in Çeşme ilçesine bağlı olan Alaçatı yılın neredeyse her gününü rüzgarlı geçirmektedir. Özellikle yaz aylarında turist akının başlamasıyla çok eğlenceli bir kasabaya dönüşen Alaçatı taş evleri, güzel koyları ve plajlarıyla Ege bölgesinin her daim en popüler tatil yörelerinden biri olmuştur. Ibıs Hotel : İzmir Alsancak bölgesinde Izban Tren istasyonuna 50 metre uzaklıkta konum itibariyle ulaşımınızı kolayla sağlayabileceğiniz bir bölgede konumlanmıştır. Odalarında ihtiyacı karşılayacak her türlü gerekli kişisel ürünler ve ücretsiz wi-fi hizmeti ile konaklamanız boyunca sizleri memnun edeceğinden şüpheniz olmasın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/jaipur-gezi-rehber", "text": "Hindistan seyahatimizin Pushkar ayağını da bitirip sıra Jaipur'a geldi. Sabah otelden ayrılıp Marwar otogarına yürüyerek ulaştık. Pushkar merkezindeki tur acentasının otogarda da yeri olduğu için otogarda acentayı bulup otobüsün ne zaman geleceğini yetkiliye sorduk. Adam bize yanlış yere geldiğimizi diğer otogara gitmemizi söyledi. Çevredekilere sorduğumuzda başka otogar olmadığını doğru yerde olduğumuzu söylediler. Kime inanacağımıza şaşıyoruz. Neyse bizim gibi başka turistler de gelince burda durup otobüsümüzü beklemeye karar verdik. Otobüsümüz 09:30'da geldi. Ağzına kadar dolu otobüse binip Ajmer'e kadar ayakta yolculuk yapmak zorunda kaldık. Burada bir çok yolcu inince yerlerimize kavuştuk. Otobüsün duraklama yaptığı yerlerde seyyar satıcılar içeri girerek samose dokseda, masala çayı satıyor. Ajmer'den ayrılıp yaklaşık 1 saat sonra gişeleri geçer geçmez otobüsümüz tekrar durdu. Bende o ara tuvaletimiz gelirse ne yaparız, acaba ihtiyaç molası verirler mi diye içimden düşünürken Orkun'un dışarıyı göstermesiyle ihtiyaç molası verildiğini öğrenmiş oldum. Otobüs yolun kenarına çekmiş yolcularda inmiş çalıların arasında tuvaletlerini yapıyor. Güler misin ağlar mısın Benim zaten gelerek ihtiyacım da kaçmış oldu bu manzaradan sonra. Jaipur'a varınca otobüsten inip rikshaw ile otelimize gittik. Jaipur gezimiz boyunca ziyaret ettiğimiz yerlerin başında Jaipur City Palace geliyor. Giriş ücreti 300 rs aynı bilet ile 1 hafta içerisinde Jaigarh Fort'a giriş ücretsiz. Saray kompleksinin ana giriş kapısından girer girmez karşımızda gördüğümüz bina Mubarak Mahal Textile Gallery. Mubarak Mahal 1890 yılında Maharaja tarafından misafirlerin konaklaması amacıyla yaptırılmış. Günümüzde ise Mihracelerin kıyafetlerinin, takılarının, müzik enstrümanlarının ve diğer kullanılan objelerin sergilenmekte olduğu tekstil müzesi olarak ziyarete açıktır. İçerideki gelinlik ve damatlık mutlaka görülmelidir. Mubarak Mahal'in hemen arkasındaki yapıda resim, tablo, şal, takı vs.. ürünler satılmaktadır. Kağıt üzerine işlenen resimlerin ücreti 1000 rs'den başlayıp on binlere kadar çıkıyor. Mubarak Mahal'dan sonra sağ tarafta bulunan fil heykellerinin sanki koruma maksadıyla konulduğu Rajendra Pol kapısından geçip Gangajali gümüş su tanklarının olduğu Diwan-ı Khas bölümüne çıktık. Maharaja Sawai Madho Singh II'nin 1901 yılında İngiltere'ye giderken yanında götürdüğü su tanklarıdır. 2 adet su tankını Ganj nehri suyu ile doldurup beraberinde götürmüş İngiltere'de bulunduğu süre zarfında bu suyla yıkanmıştır. Her biri 345 kilo ağırlığında olan su tankının kapasitesi 4091 litredir. Tanklar özelliklerinden dolayı dünya rekorlar kitabına girmiştir. Kristal avizeli pembe yapıyı da gezdikten sonra Ridhi Sidhi Pol kapısından geçip kraliyet ailesinin yaşadığı yapının avlusuna yani Pritam Niwas Chowk'a ulaştık. Avluda birbiri ile karşılıklı 4 kapı var. Göz alıcı işçiliğe sahip tavuskuşu kapısı sonbaharı temsil ettiği gibi aynı zamanda Tanrı Vişhu'ya ithaf etmektedir. Lotus kapısı yaz mevsimini temsil etmekte olup tanrı Shiva ve eşi Partvatiye ithafen, dalga motifleri olan yeşil renkli Leheriya kapı ilkbaharı temsil edip tanrı Ganesha'ya ithafen, gül kapısı da kış mevsimi temsil edip tanrıça Devi'ye ithafen yapılmıştır. Avludan gördüğümüz 7 katlı yapının adı Chandra Mahal'dir. Moğol mimarisinin izlerini taşıyan yapı 1727 1734 yılları arasında yapılmıştır. Yapının dış duvarları Mihrace Jai Singh tarafından yapılmış bitmeyen bölümler ise daha sonra tamamlanmıştır. Kompleksin tam ortasındaki Chandra Mahal'de bugün son mihrace olan Bahavani Signh bu sarayda yaşamaktadır. Yapının giriş katı haricinde diğer katlar ziyarete kapalıdır. Her kat Suhk Niwas, Ranga-Mandir, Pitam-Niwas, Chabi-Niwas, Shri-Niwas gibi değişik isimlere sahiptir. Kompleks içinde görülmesi gereken en önemli yerin Sabha Niwas olduğunu düşünüyoruz. Geniş salonda resim çekmek kesinlikle yasak. Her köşede güvenlik olduğu için gizli saklı bile çekmeye fırsat vermiyorlar. Salona girdikten sonra sol tarafta asılı duran tablolarda Mihracelerin resimleri var, 3. tablo ise bez üzerine işlenmiş olan tanrı Krisha'nın motifi var. Salonun tam ortasındaki avize Hindistan'ın 6. büyük avizesiymiş, 1830 yılında Çekoslovakya'dan getirtilmiş. Salonun ortasındaki halı tam 350 yıllık, tavan işlemeleri ise el işinin en güzel örneklerinden. City Palace'ın karşısında Jantar Mantar var. Giriş ücreti 350 rs.'dir. Eğer gezinize Hawa Mahal'den başlayacaksanız gişeden kombin bileti almanızı öneririz. İki gün geçerliliğe sahip kombin bileti aldığınız takdirde Amber Fort, Nahargarh Fort, Hawa Mahal, Albert Hall ve Jantar Mantar için yalnız 350 rs'e görme şansını yakalamış olacaksınız. Albert Hall müzesi aslında hükümet binası olarak kullanılmak istenmiş ancak sonra müze olmasına karar verilmiş. Müzenin içinde çiniden taş oymasına, müzik aletlerinden metal işlemelerine, takılardan kıyafetlere kadar birçok tarihi objenin sergilenmekte olduğu yapıdır. Gün içerisinde 600 rs'e anlaştığımız rikshawcı ile yarın sabahtan akşama kadar bir çok yeri görmek için sözleşip yorgun bir günün ardından dinlenmek için otelimize gittik. Otelimiz konum itibariyle Pink City'e yürüyerek 5 dakika. Genişçe bahçeye ve çok temiz odalara sahip otel tüm Hindistan gezimiz boyunca konakladığımız en iyi oteldi. Sabah rikshaw bizi alır almaz Monley Temple'a gittik. Maymunları beslemek isterseniz girişte satılan fıstıklardan alabilirsiniz. (10 rs) Yanınıza rehberim diye gelenleri dikkate almayın kendi kendinize de gayet rahat gezebilirsiniz. Önce sizden 50 rs istiyor 50 metre yukarı tırmandıktan sonra tapınağın arka ormanlık tarafına götürmek için bu sefer 300 rs ayrı rehberlik ücreti talep ediyor. Tırmanış bitince varılan yerin ismi Galta Ji diğer bilinen adıyla Alwar Bagh. Yeşillik içine kurulu tapınaklar Hanuman, Krishna, güneş tanrısı Surya ve Shiv ailesine adanmıştır. Kompleks içerisinde 7 tane gölet bulunuyor daha doğrusu kunds olarak bilinen tanklar. Bunların içinde yıkanıp, temizlendiklerine inanıyorlar. Monkey temple'ın ardından Amber Fort için rikshaw ile yola çıktık. Amber Fort'a varmadan önce yol üzerinde yılan oynatıcılarını görünce biraz onlarla oyalanıp bizde yılan oynattık 🙂 İşinizi gördüktem sonra içinizden ne kadar bahşiş vermek istiyorsanız o kadar verebilirsiniz. Biz 50 rs ödemiştik. Amber Fort'un önünde inip girişe kadar tırmanmak zorundayız. Dileyen fillerle tırmanıyor biz filin tepesinde gitmek yerine yürüyerek tırmanmayı tercih ettik. Zorlu tırmanış sonrası Ganesh Pol isimli kapıdan geçip avluya vardık. Hemen karşı gişede biletler satılıyor. Eğer Hawa Mahal'den kombine bilet almadıysanız burada 200 rs giriş ücreti ödemelisiniz. Mihracenin eski yerleşim yeri olarak kullanılan Amber Fort 1592 yılında Raja Man Signh tarafından Maota gölünün yamacına yaptırılmış. Yapı daha sonra Raja Jai Signh tarafından genişletilip tamamlanmıştır. Jaipur'daki son durağımız Hawa Mahal yani Rüzgar Sarayı oldu. Bu yapıyı ilk Baraka belgeselinde görmüştüm. Demek ki görmek bugüne kısmetmiş 🙂 Pink City'nin tam merkezinde bulunan hatta şehrin simgesi haline gelmiş olan yapı 1799 yılında Mihrace Sawai Pratap Signh tarafından pembe ve kırmızı kiremit taşından yaptırılmıştır. Lal Chand Ustad yapıyı Tanrı Krishna'yı taçlandırmak olarak betimleyip buna göre dizayn etmiştir. Dış görünüşü 5 katlı olan bina kompleks içine girilip arkadan bakıldığında 2 katlıdır. Yapıda toplam 953 adet pencere bulunuyor. Belki adının rüzgar sarayı olması bundan kaynaklanıyordur. Saray ailesine mensup kadınlar ve haremdeki kadınların dışarı izleyebilmesi için yapılan muazzam bir yapıdır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/japan-rail-pas", "text": "Japonya Asya kıtasının en güzel ülkelerinden biri olmakla beraber pahalı olması nedeniyle ne yazık ki en çok ziyaret edilen ülkeler listesinde yerini alamamaktadır. Buna rağmen Japonya'yı ziyaret edenler elbette ki yok değil. Japonya'nın zengin kültürel mirasları, mükemmel insanları, olağanüstü güzellikteki manzaraları Japonya'yı gezmek için başlıca nedenler arasında sıralandırılabilir. Japonya'nın güzelliklerini keşfetmek için şehirler arası seyahat edebilmenin en zor yanı ise muhakkak ulaşım masraflarıdır. Ulaşım masraflarını bir nebze olsun hafifletmek için size önereceğimiz JR PASS'dır. Japan Rail Pass olarak bilinen JR Pass tursitlerin kullanabileceği ulaşım kartıdır. JR Pass sayesinde turistler JR Trenlerini, hızlı tren adı verilen Shinkansen'leri, JR otobüslerini ve feribotları sınırsızca kullanma hakkına sahip olurlar. Japonya'ya varmanızla beraber pasaportunuza Temporary Visitor kaşesi curulmasıyla JR Pass avantalarından faydalanmanız mümkündür. Japonya'ya vardıktan sonra bu kartı ülke içinden temin etmek imkansızdır. Bulunduğunuz ülkeden Japonya'ya varmadan önce kartı temin etmek zorundasınız. Bu adresten europe kısmını tıkladığınızda Türkiye'de kart satışının nerede yapıldığını öğrenebilirsiniz. Japonya'da kalacağınız süreyi göz önünde bulundurarak 7, 14, 21 günlük olarak tercihlerde bulunup kartı alabilirsiniz. Bunun haricinde bölgesel ulaşım kartları da satın almanız söz konudur. Bölgesel kartlar ise Kansai, East, Hokkaido, Kyushu, West ve Shihoku için geçerlidir. Ekonomik ve problemsiz olması başlıca kartı alma sebebidir. JR hattı ülkenin kuzeyinden güneyine 20.000 km uzanmaktadır. JR Pass sahipleri JR trenlerine, hızlı trenlere, JR otobüslerine ve feribotlarına sınırsız binme hakkında sahip olurlar. Eğer Japonya seyahatiniz 5 günden fazla sürecekse JR Pass almanızı tavsiye ederiz. JR Pass'i aldıktan sonra maksimum 3 ay içinde kartı aktive etmeniz gerekmektedir. Bulunduğunuz ülkeden veya online alabilirsiniz. Online almanızı önereceğimiz site japan-rail-pass sitesidir. JR Pass'i alırken ayrıca kargo ücretini de verdiğiniz takdirde kart FedEx ile adresinize ulaştırılmaktadır. Bilgi : JR West Rail Pass 1. Nisan.2014 tarihi itibari ile artık Kansai Havalimanındaki Travel Desk'lerde satılmaya başlanmıştır. Havalimanındaki tüm kontrollerden geçtikten sonra havalimanı terminalinin dışındaki tren istasyonları girişindeki JR bilet ofisini bulmalısınız. Kansai Havalimanındaki JR Ticket Office havalimanı terminalinin dışında 3. Kattadır. Ofise girerek JR Pass makbuzu ve pasaportunuzu göstermelisiniz. Görevli gerekli evrakları inceledikten sonra size form verir ve bunu doldurmanızla birlikte JR Pass'iniz aktive edilir ve JR Pass'iniz broşür içinde elinize verilir. Seyahatiniz boyunda JR Pass ve pasaportunuzu olası kontrollere karşı mutlaka yanınızda bulundurmalısınız. Aynı zamanda seyahatinizi alt üst etmemek adına JR Pass'i iyi korumalısınız. Kartınızı aktif ettikten sonra gece 24:00'de o günkü kullanımınız sona ermektedir. Örneğin 7 günlük JR Pass aldınız ve Japonya'ya varıp saat 21:00'de kartı aktif ettirdiniz. Aynı gün saat 24:00'de 1 günlük kullanımınız sona ermektedir. Bu sizin Japonya'da kalacağınız gün sayınıza bağlıdır. Eğer Japonya seyahati boyunca 1 şehirde kalmayı planlıyorsanız yada seyahatiniz 5 gün gibi kısıtlı bir süreyi kapsıyorsa JR Pass alıp almamak size kalmıştır. Tabi bize göre bu durumda JR pass yerine bölgesel kartlar edinmeniz en mantıklısıdır. Tren saatlerini, fiyatlarını ve seferlerini öğrenebileceğiniz en iyi site hyperdia'dır. Bu siteye girip fiyat kıyaslaması yapmanızı öneriyoruz. Kart almadan önce seyahat edeceğiniz tüm tutarı JR Pass ücreti ile kıyaslayıp hangisi makul ücrete sahipse onu göz önünde bulundurmalısınız. Yani Japonya'da 7-8 gün kalıp Tokyo ve çevresi yada Kyoto ve çevresini gezecekseniz bu siteden gideceğiniz rotanın ücret tutarlarını mutlaka kontrol edin. Belki JR Pass'dan daha makul fiyatlara seyahat etmeniz söz konusu olabilir. - Tren'e binmeden önce içecek ve yiyeceklerinizi yanınıza alın. Çünkü tren içinde satılan ürünler ciddi anlamda pahalı. - Tokyo seyahati yapacaksanız trenin sağ tarafında oturmaya özen gösterin ki Fuji Dağı'nı görebilesiniz. Sol tarafta oturanlar ise pirinç tarlalarını görmekle yetinir. - Valizlerinizi ve kişisel eşyalarınıza sahip çıkın. - Tren istasyonlarında mutlaka biletinizde yazılı olan kompartıman önünde durun. Yerlerde kompartıman numaraları yazmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/japonyada-ucretsiz-wi-f", "text": "- Japonya'da ücretsiz internet kullanılabilecek yerlerin başında Tokyo, Narita, Kansai, and Chubu Centrair Uluslararası Havalimanları ve Starbucks Coffee'lerdir. - NTT East Free Wi-fi ile turistler 14 günlük ücretsiz internet kullanım hakkı kazanmış oluyor. Bunun için 0000FLETS-PORTAL ile bağlantı kurmanız yeterlidir. - Japonya seyahatinizden önce telefonunuza Navitime aplikasyonunu indirip bu sayade ücretsiz wi-fi hizmeti veren yerlerin listesi ve adreslerini bulabilirsiniz. Dilerseniz harita üzerinden de wi-fi noktalarına göz atabilirsiniz. Daha fazla erişim için buraya bakmanızı öneriyoruz. - Travel Japan aplikasyonunu telefonunuza Japonya'ya gitmeden önce indirip gittiğiniz şehirde size en yakın wi-fi nerede var bu aplikasyon sayesinde rahatça öğrenebilirsiniz. - Freespot ile de kullanacağınız ücretsiz wi-fi şifresi \"freespot\" tur. - Japan Connected-free Wi-Fi aplikasyonunu yükleyerek de ücretsiz wi-fi erişimi sağlayabilirsiniz. - Japonya'daki FamilyMart'larda Famima Wi-fi ile internet erişimi sağlamanızda mümkündür. Her erişim 20 dakika olup günde 3 kere (60 dakika) erişim sağlayabilirsiniz. - Yine Japonya'daki 7-Eleven'larda da 7 spot ile kişisel bilgiler girilip kullanım şartları onaylandıktan sonra mailinize gelen linke tıklayıp wi-fi erişimi sağlayabilirsiniz. Her erişim 60 dakika olup günde 3 kere (180 dakika) erişim sağlayabilirsiniz. - Japonya'nın büyük şehirlerindeki pek çok otobüs durağında görüdüğünüz noktada internet erişimi sağlamak mümkündür. - Tokyo Metrosunda Metro Free Wi-fi kullanımı ücretsizdir. - Tokyo Ginza Bölgesinde G Free ile ID ve şifre olmaksızın ücretsiz internet erişimi sağlama imkanınız bulunmaktadır. - JR-East Free Wi-fi kullanımı da ücretsizdir. - Osaka Free Wi-fi olan yerde ücretsiz internet erişimi vardır. - Kyoto Wi-fi olan yerde ve Shijo-Dori alışveriş caddesi boyunca ücretsiz internet erişimi vardır. - Hiroshima'da Hiroshima istasyonunda, Hondori caddesinde, Peace Memorial Museum'da ve havalimanında ücretsiz wi-fi erişimi sağlayabilirsiniz. Yukarıda belirtilenler haricinde cafe, restaurant ve otellerde ücretsiz wi-fi hizmeti de verilmektedir. Ancak hepsinde wi-fi olmadığı gibi öncesinde wi-fi olup olmadığını sormalısınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/japonyaya-ne-zaman-gidili", "text": "Japonya rehberi niteliğinde olacak bu makale ile Japonya'ya ne zaman gidilir sorusuna aydınlık getireceğiz. Bir ülkeye gitmeye karar verdikten sonra ilk yaptığımız iş internetten hava durumuna bakmak oluyor. Bakmayanınız varsa binde birdir sanırız 🙂 Bakalım Japonya hava durumu 12 ay boyunca nasılmış! Yılın en soğuk ayı olmasına rağmen bir yandan da güneşlidir. Japonya'nın bazı bölgelerinde kayak yapmak için en iyi mevsimlerinden biridir. Ocak ayının sonunda gerçekleştirilen Wakakusa Yamayaki ve 10. Ocak'da Osaka'da kutlanan Toka Ebisu o Ocak ayında Japonya'yı ziyaret etmek için yeterli sebeplerdir. Şubat ayı içinde sıcak diyemeyiz. Soğukluk olarak Ocak ayından farksız değildir. Havanın soğukluğunu düşünmek yerine bu ay gerçekleşiyor olan festivaller, şenlikler daha cazip geliyor. 3 Şubatta kutlanan 1300 yıllık Setsubun geleneği, 5-11 Şubat arası kutlanan Sapporo Snow Festivali, 11 Şubat günü kutlanan Milli Kurtuluş Günü, 22 Şubat Tokyo Maratonu, 14 Şubat Sevgililer Günü Şubat ayında Japonya seyahatinize renk katacak etkinliklerdir. İnsanların en çok sevdiği ay muhakkak Mart ayı oluyor. Kiraz ağaçlarının çiçek açtığı adına Sakura denildiği festival dönemi ülkeyi renk cümbüşü içerisine sokmaktadır. Mart ayında başlayan Sakura dönemi Nisan ayı sonuna kadar devam etmektedir. 1873 yılından bu yana Kyoto'da Geyşaların sunmakta olduğu Miyako Odori adını verdikleri dans festivali de Nisan ayına denk gelmektedir. Şovlar tarihi Kaburenjo tiyatrosunda sergilenmektedir. Tateyama Kurobe Alp Yolu da bu ay yapabileceğiniz en güzel aktivitelerden biridir. 20 metre yüksekliğee sahip kardan meydana gelmiş duvarlar sayesinde bu eşsiz yolda yürümek unutulmayacak bir deneyim yaşatacaktır. Inuyama Festivali, Takayama Bahar Festivali ve Kanamara Matsuri Nisan ayının diğer etkinlikleridir. Mayıs ilkbaharın son ayı olup Japonya'da yağmurlu sezonun başladığı dönemdir. 5 Mayısta kutlanan Kodomo No Hi isimli Çocuk Bayramı. Bu bayram boyunca heryere Koinobori isimli balık desenli bez parçaları asılmaktadır. Oldukça hoş ve renkli bir görüntü sunmaktadır. Sanja Matsuri Festivali, Aoi Matsuri, Kanda Matsuri ve Ashikaga Çiçek Bahçesi etkinliği Mayıs ayına renk katmaktadır. Haziran ayı Japonya'nın geneli için yağışlı bir dönem içerisine girmektedir. Bu dönem her ne kadar serin geçiyor olsa da oldukça da nemlidir. Bu dönemde festival veya etkinlik gerçekleşmediği için gidilecek en iyi aydır diyemiyoruz. Haziran ayından süre gelen yağış Temmuz'un ortasına kadar devam etmekte ve sonrasında artık yağışlar kesilmektedir. Okullar tatile girer, kumsallar açılır ve festivaller sezonu açılır. Japonya Ağustos ayına girmesiyle artık yaz sıcağı kendini en ateşli haliyle göstermeye başlamaktadır. Bu ay gerçekleşen en önemli festival Hanabi festivalidir. Hanabi Japonya'da gerçekleşen hava-i fişek gösterisidir. Japonya'nın tayfunlara maruz kaldığı ve Tokyo'nun en yağış aldığı dönemdir. Ve festivallerin de yavaş yavaş bitmeye başladığı zamandır. Japan Grand Prix ve Tokyo Game Show Eylül ayında gerçekleşen etkinliklerdir. Yaz mevsimin bitmesiyle ülke genelinde hava serin ve kuru olmaktadır. Yıl boyunca da Japonya gezisi için bütçe bakımından en uygun dönem olduğunu söyleyebiliriz. Serin hava Kasım ayında da devam etmekle birlikte sonbahar gelmesiyle ülke kuru yapraklarla dolup taşmaktadır. Sonbaharı en güzel hissedebileceğiniz yerlerin başında Kyoto ve Nikko şehirleri gelmektedir. Kuru yaprakların ülkeyi süslediği bu dönem gezi için en pahalı zamandır. Aralık ayı soğuk bir dönem olmakla birlikte Tokyo'da yılın en güneşli dönemi olmaktadır. Yılbaşı yaklaştığı için her yer ışıklarla aydınlatılmaktadır. Yılın en güzel aylarından biri olduğu muhakkak."} {"url": "https://www.gezgincift.com/jiuzhai-vadisi-ulusal-park", "text": "Öyle bir manzara düşünün ki nefesinizi kesecek, doğayı izlemeye doyamayacak, ruhunuzu dinlendirecek bir yer. Jiu Zhai vadisi ulusal parkı karlarla kaplı dağları, ormanın içinden geçen kanyonları, nehirleri ve gölleri ile sizlere kendini hayran bıraktıracak. Jiuzhaigou'nun kelime anlamı 9 köyün vadisidir. 9 adet köy vadi içinde yer alan park'a yayılmıştır. Toplamda 110 Tibetli ve Qiang halkının nüfusundan oluşmaktadır. Tarıma izin verilmediği için yerliler park yada yakında bulunan otellerde çalışarak hayatlarını idame ettirmektedir. Sincan sınırına çok yakın konumda bulunan park 700 km2 alana yayılmıştır. Jiuzhai ilk olarak 1978 yılında park halini almakla beraber 1992 yılında Unesco Dünya Miras Listesine alınmıştır. Değişik ve yoğun bitki örtüsü ile görkemli şelaleleri, masmavi-yemyeşil berrak gölleri ve türüne az rastlanan aynı zamanda koruma altına alınan 27 tür hayvan bulunuyor. Bu hayvanlardan bazıları altın maymun, muhabbet kuşları, kar leoparı, misk geyiği, dev panda vs. 220 çeşit kuş türüne ev sahipliği yapan park ziyaretçilerin en ilgisini çeken noktalardan da bir tanesidir. Park o kadar büyük bir alan içerisindedir ki bu nedenler parkı yürüyerek gezmek istemeyenler sightseeing bus ile 90 RMB'e parkı yorulmadan gezebilir. Parkın bir çok yerinde rakım değerleri farklılık göstermektedir. Vadinin girişi yaklaşık 2.000 mt'dir. Yanınızda oksijen tüpü ve ilaç bulundurun. Parktayken ağır spor yapmaktan kaçının, alkol almayın, vücudunuzu sıcak tutun ve bol bol sebze meyve yemeğe özen gösterin. Yüksek tansiyonu ve kalp hastalığı olanların Jizhaigou parkına gitmeden önce doktor kontrolüne gidip seyahat etmek için sakınca olup olmadığını danışmalı. Park o kadar büyük bir alan içerisindedir ki bu nedenler parkı yürüyerek gezmek istemeyenler sightseeing bus ile 90 RMB'e parkı yorulmadan gezebilir. - Otobüs ile Chengdu, Cha Dian Zi'den 07:20 ile 09:00 saatlerinde yaklaşık 10 saat sürecek yolculuk ile 121 RMB, - Otobüs ile Chengdu, Xin Nan Men'den 06:40 ile 08:00 saatlerinde yaklaşık 10 saat sürecek yolculuk ile 123 RMB, - Otobüs ile Songpan'dan 07:00 ile 13:00 saatlerinde 2 saat sürecek yolculuk ile 32 RMB, - Otobüs ile Jiangyou'dan 07:00'de 7 saat sürecek yolculuk ile 70 RMB karşılığında Ulusal Park'a ulaşılabilir. - Chengdu'ya 06:40 07:00 07:30 08:00 saatlerinde 140 RMB karşılığında 8 saatte, - Songpan'a 07:30 12:50 saatlerinde 30 RMB karşılığında 2 saatte, - Jiangyou'a 06:30 07:20 saatlerinde 75 RMB karşılığında 7 saatte, - Mianyang'a 06:30 07:20 saatlerinde 90 RMB karşılığında 8 saatte, - Huanglong'a 07:00 07:30 saatlerinde 40 RMB karşılığında 3 saatte ulaşılabiliyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ka", "text": "İstanbul Çatalca ilçesinin çok değişik bir köyüne yolumuz düştü. Köy bu neyi değişik olabilir ki diyeceksiniz doğru!!! Zaten köy değil köyde yer alan Kabakça Köy Müzesiydi değişik olan. Köy'e girmeden hemen yolun köşesinde tek katlı bir bina burası. Sahibi Seyfullah Oktay bizleri içtenlikle karşıladı ve bir yandan kendiyle ilgi bilgiler verirken bir yandan da müzesini tanıttı. Seyfullah Oktay 27 yıl inşaat sektöründe çalışmış. Ancak el sanatları konusunda oldukça da becerili. Biblo maketler ve takı üzerine oldukça fazla el emeği göz nuru el sanatı ürünleri de bulunuyor. Müze'de ilk girdiğimiz oda onun çalışma odası oldukça kalabalık bir hobi oda. El işi yapmaktan gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığını sorduğumuzda aldığımız cevap çok ilginçti. Alzheimer olmamak için bu işle meşgul oluyormuş. Mutlu olduğunda pembe, yeşil kızdığında siyah renkleri kullanıyormuş. Hobi odasının hemen bitişiğindeki oda çok özel ve tarihi eşyaları içinde barındırıyor. Buradaki hiçbir ürünün sahibi yok bizdekilerin böyle olmayacağı ne malum diyerek hüzün içine girdiğimiz bir oda. Oda da eski Osmanlı Tapusu, Good Years ve Philips'in ayakkabı tabanları, eski arabasının pikap'ı, akordiyon, kore harbini dinlemiş radyo. Ürünlerin bir çoğu Seyfullah Bey'e verilmiş. O da bu eski ürünleri veren herkesin isimlerini tek tek üzerlerine yazmış. Bu iki odayı gezdikten sonra yan taraftaki bölüme geçmeden öne ufak bir akvaryum var. Seyfullah Bey dereden tuttuğu balıkları burada besleyip büyüdüklerinde dereye tekrar geri atıyor. Amacı nesillerini yaşatmak. Yan taraftaki oda da eşyalar de diğer odadakiler kadar değerli ve özeller. Çarıklar, eski paslanmış silahlar, kılıçlar, Demiryolları müdürünün çalışma masası feneri, tren fenerleri, eski diş çekme çekiçleri, pul koleksiyonları, para koleksiyonları, İngilizlerin tüfeklerin ucundaki demir parçaları, duvar saatleri, eski mısır patlatıcısı, kadın ve erkek ellikleri ve daha fazlasını görebilirsiniz. Müzenin bahçesinde çınar ağacının gölgesinde kahvelerimizi içerek Seyfullah Bey ve eşinin güzel sohbetine doyamadık. Umarız bir başka sefere yolumuz yine buraya düşer. Kendisi Trakya bölgesinde bu şekilde tek müze sahibi. Gelen ziyaretçilere tüm gönüllüğü ile sırf faydalı olabilmek adına müzesini hiç bir ücret talep etmeden gezdiriyor. Böylesi değerli eşyalar görmek ve müzenin sahibi Seyfullay Bey ile eşi Ayşe Hanım ile tanıştığımıza çok memnun olduk. Bu işe gönül vermiş birine eğer elinizde kullanmadığınız, evinizin en ücra köşesine öylece attığınız tarihi eşyalarınız varsa getirip vererek müzenin bir köşesinde sizin adınız ile yerini almasını sağlayabilirsiniz. Çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kabakca-koy-muzes", "text": "İstanbul Çatalca ilçesinin çok değişik bir köyüne yolumuz düştü. Köy bu neyi değişik olabilir ki diyeceksiniz doğru!!! Zaten köy değil köyde yer alan Kabakça Köy Müzesiydi değişik olan. Köy'e girmeden hemen yolun köşesinde tek katlı bir bina burası. Sahibi Seyfullah Oktay bizleri içtenlikle karşıladı ve bir yandan kendiyle ilgi bilgiler verirken bir yandan da müzesini tanıttı. Seyfullah Oktay 27 yıl inşaat sektöründe çalışmış. Ancak el sanatları konusunda oldukça da becerili. Biblo maketler ve takı üzerine oldukça fazla el emeği göz nuru el sanatı ürünleri de bulunuyor. Müze'de ilk girdiğimiz oda onun çalışma odası oldukça kalabalık bir hobi oda. El işi yapmaktan gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığını sorduğumuzda aldığımız cevap çok ilginçti. Alzheimer olmamak için bu işle meşgul oluyormuş. Mutlu olduğunda pembe, yeşil kızdığında siyah renkleri kullanıyormuş. Hobi odasının hemen bitişiğindeki oda çok özel ve tarihi eşyaları içinde barındırıyor. Buradaki hiçbir ürünün sahibi yok bizdekilerin böyle olmayacağı ne malum diyerek hüzün içine girdiğimiz bir oda. Oda da eski Osmanlı Tapusu, Good Years ve Philips'in ayakkabı tabanları, eski arabasının pikap'ı, akordiyon, kore harbini dinlemiş radyo. Ürünlerin bir çoğu Seyfullah Bey'e verilmiş. O da bu eski ürünleri veren herkesin isimlerini tek tek üzerlerine yazmış. Bu iki odayı gezdikten sonra yan taraftaki bölüme geçmeden öne ufak bir akvaryum var. Seyfullah Bey dereden tuttuğu balıkları burada besleyip büyüdüklerinde dereye tekrar geri atıyor. Amacı nesillerini yaşatmak. Yan taraftaki oda da eşyalar de diğer odadakiler kadar değerli ve özeller. Çarıklar, eski paslanmış silahlar, kılıçlar, Demiryolları müdürünün çalışma masası feneri, tren fenerleri, eski diş çekme çekiçleri, pul koleksiyonları, para koleksiyonları, İngilizlerin tüfeklerin ucundaki demir parçaları, duvar saatleri, eski mısır patlatıcısı, kadın ve erkek ellikleri ve daha fazlasını görebilirsiniz. Müzenin bahçesinde çınar ağacının gölgesinde kahvelerimizi içerek Seyfullah Bey ve eşinin güzel sohbetine doyamadık. Umarız bir başka sefere yolumuz yine buraya düşer. Kendisi Trakya bölgesinde bu şekilde tek müze sahibi. Gelen ziyaretçilere tüm gönüllüğü ile sırf faydalı olabilmek adına müzesini hiç bir ücret talep etmeden gezdiriyor. Böylesi değerli eşyalar görmek ve müzenin sahibi Seyfullay Bey ile eşi Ayşe Hanım ile tanıştığımıza çok memnun olduk. Bu işe gönül vermiş birine eğer elinizde kullanmadığınız, evinizin en ücra köşesine öylece attığınız tarihi eşyalarınız varsa getirip vererek müzenin bir köşesinde sizin adınız ile yerini almasını sağlayabilirsiniz. Çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kahve-cesitler", "text": "Kahve çeşitleri hakkında detaylı bilgi sahibi olmasakta kahvenin faydalarını bilmeyen yoktur. Zihin üzerinde yaptığı olumlu etki, zayıflatma özelliği olması, doping etkisi vermesi, stresi bertaraf etmesi, konsantreyi arttırması gibi daha bir çok olumlu faydaları olduğundan bahsedebiliriz. Ülkemizin geleneksel kahvesi Türk kahvesi ve bizler her gün bir fincan kahveye hayır diyemeyenlerdeniz. Kahveye olan düşkünlüğümüz yalnız kendi ülkemizde değil dünyanın neresine gidersek gidelim her bulunduğumuz ülkede de devam ediyor. Biliyorsunuz ki biz çok sıklıkla seyahat eden insanlarız. Uzun yolculuklar, taşıdığımız yük, ülke değişimleri nedeniyle karşı karşıya kaldığımız değişken iklimler üzerimizde her ne kadar olumlu etki yapıyor olsa da yorulmadığımız anlamına gelmiyor. Yorgunluk kahvesi diye bir tabir vardır ya işte biz bunu nerede olursak olalım uyguluyoruz. Ve samimiyetle söyleyebiliriz ki yukarıda yazdığımız olumlu faydaların her birini hissediyoruz. Asıl sizlere anlatmak ve tanıtmak istediğimiz dünyadaki kahve çeşitleri. Herkes gibi bizlerde kahve denilince ilk aklımıza gelenler başta türk kahvesi olmak üzere cappuchino, espresso, latte, filtre kahvedir. Ancak öyle kahve çeşitleri vardır ki hem yapılışları hem tatları hem de üretimi gereği çok ilginçtirler. Affogato : Fincan içine konulmuş dondurma üzerine bir shot espresso eklenir ve son olarak krema ile süslendikten sonra hem görsel şıklık sunar hem de kahve ve kahvenin karışımı sonucu muazzam bir tat. Frappe : Buzlu ve oldukça şekerli bir kahvedir. Yunanistan'da çok önemli bir içecek olduğunu herkesin elinde olmasından dolayı hemen anlayabilirsiniz. Peynirli Kahve / Kaffeost : Fincanın en altına birkaç parça peynir konulduktan üzerine üzerine kahve ilave edilir. Kahve bittikten sonra kahvenin bütünleştiği, içine iyice işlediği peynirler yenir. Kopi Luwak Kahvesi : Dünyanın en pahalı kahvesidir. Endonezya'daki Sumatra adasında yaşayan misk kedisi türü Paradoxurus kahve çekirdeklerini yemesinin ardından bunları dışkılamasıyla elde edilen kahve türüdür. Dünyada en az üretilen kahve türü olduğunun da altını çizmek isteriz. Cafe del Olla : Toprak bir kapta pişirildikten sonra yine toprak fincan ile servis edilen aynı zamanda tarçınla tatlandırılan oldukça değişik bir kahve türüdür. Buna Kahvesi : Dünyanın en iyi kahvelerine ev sahipliği yapan ülkelerden biri olan Etiyopya'da ibik şeklindeki bir kapta uzun süre pişirildikten sonra ufak fincanlara servis edilerek içiliyor. Cafe des epices : Oldukça baharat içeren bir kahve türüdür. Kahve çekirdekleri içine susam ve karabiber konulduktan birlikte çekilir ve sonra pişirilir. Türk kahvesine benzer olup tek farklı daha baharatlı oluşudur. Vietnam Kahvesi: Yoğunlaştırılmış süt üzerine içi kahve dolu metal bir filtre yerleştirilmesi ve sıcak suyu döktükten sonra fincana damla damla akmasıyla 2-3 dakika da yapılan bir kahvedir. Yapımı enteresan olduğu gibi tadı oldukça sert ve yoğundur. Fil Gübre Kahvesi / Elephant Dung Coffee : Bir filin 33 kilo kahve çekirdeği yemeği ve bunu hazmettikten sonra dışkılaması (500 gr) sonucu elde edilen kahve türüdür. Kahvenin sunumu oldukça gösterişli olup dünyanın hiçbir yerinde karşılaşamayacağınız türdendir. Tadı nasıl merak ediyorsunuz tabi. Türk kahvesine oldukça yakın desek inanır mısınız. Pharisaer : Rom ve kremanın birleşmesiyle meydana gelen ilginç tadı olan kahve türüdür. Cafe Carajillo : Bir shot rum üzerine krema eklenerek ve limon kabuklarıyla süslenen meşhur İspanyol kahvesidir. İrlanda Kahvesi : Kahve ve viskinin karşımı ile ortaya çıkan değişik bir tat."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kambocya-gezilecek-yerle", "text": "Uzakdoğu ülkeleri içinde Tayland ve Vietnam ile kombine edilmesi bakımından gittikçe popüler olmaya başlayan Kamboçya Uzakdoğu tur listelerinde de adını göstermeye başlamıştır. Pirinç tarlaları arasında Tonla Sap nehri boyunca kurulu kırsal ülke Khmer İmparatorluğuna ait tarihi mirasların kapılarını aralamasıyla gizemini kat be kat arttırmaktadır. Tarihe, kültüre, farklı coğrafyalara ilginiz varsa Kamboçya görülmesi gereken ülkeler arasındadır. Kamboçya gezilecek yerler ile Kamboçya hakkında genel bilgilere, Kamboçya vizesi, Kamboçya ulaşım, Kamboçya hava durumu, tarihi yapıları, Unesco mirasına alınmış değerleri ve daha fazlanı öğreneceksiniz. 181,035 km2 alan üzerine kurulu ülke Asya kıtasında Tayland, Laos ve Vietnam'a sınırları olan dünya'nın 90. büyük ülkesidir. Kamboçya'dan Laos'a karayoluyla gitmek için en az 24 saat yolculuk yapmak gerekiyor. Diğer sınır ülkeleri Tayland ve Vietnam'dan da yine otobüsle Kamboçya'ya ulaşabileceğiniz gibi diğer seçenek ise en konforlusu olan uçaktır. Kamboçya vizesi için altı ay geçerliliği olan pasaportunuz ve 4x6 ebatlarında fotoğrafınız olması 1 aylık turist vizesi almak için gerekenlerdir. İster Türkiye'deki Kamboçya Konsolosluğundan isterseniz kapıda Kamboçya vizesinizi alabilirsiniz. Ya da bir diğer yöntem e-visa almaktır. Vize ücreti 30 usd olup daha fazla bilgi almak için Kamboçya Vizesi Nasıl Alınır makalemizi okuyabilirsiniz. Kamboçya'nın en çok kullanılan havalimanları başkent Phnom Penh ve Siem Reap'tir. Tayland'dan gelecekler bu iki şehre de Air Asia ile uçabilir. Vietnam'dan ve Laos'tan gelecekseniz Vietnam Airlines kullanabilirsiniz. Siem Reap havalimanı şehir merkezine 6 km uzaklıkta olup araçla 15 dakika sürmektedir. Ülke içinde Phnom Penh ya da Battambang'dan nehir yoluyla Siem Reap şehrine ulaşabilirsiniz. İskele Siem Reap'in Phnom güneyinde Krom bölgesinde yer alıp şehre uzaklığı 15 km'dir. Diğer ulaşım yolu otobüs ile Siem Reap şehir merkezinden bir kaç km uzaklıktaki Chong Kov Sou otobüs istasyonu en çok kullanılan yoldur. Kamboçya ulaşım ve Kamboçya Tayland Sınır Geçişi makalelerimiz ile detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Kamboçya'da dört mevsim yaşanmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklığı 28 ila 33 derece olan ülke tropik iklime sahiptir. Burada tercih etmeniz gereken ay yağmur sezonunu olmamasıdır. Ülke'yi rahat rahat gezmek için en ideal aylar Kasım ve Şubat ayları arasıdır. Resmi Dil : Khmer dili, ama ülkede İngilzce ve Fransızca da konuşulmaktadır. Para Birimi : Riel 1 Usd = 4,015.90 KHR Para birimi hesaplamak için buraya tıklayınız. Kamboçya'da gezilmesi gereken iki önemli şehir vardır. Bunlar tamamen kültüre ilişkin gezilecek yerler olup Siem Reap başkent Phnom Penh ve Sihonoukville'dir. Eğer tatilinizi sadece Kamboçya'ya yapacaksanız bu iki şehri gezmek için ayırmanız gereken süre 6 gün olmalıdır. Ama Vietnam ya da Tayland turu ile birleştirecekseniz ve çok da detaylı gezmeyecekseniz 4 gün yeterlidir. Şimdi Phnom Penh ve Siem Reap'te gezilecek yerlere. Hangi şehirden başlarsanız başlayın bu iki şehir arasındaki ulaşımınızı şehirler arası konforlu otobüsler ile sağlayabilirsiniz. Phnom Penh ve Siem Reap arası 320 km olup otobüsle beş saat uçakla 40 dakika sürmektedir. Old Market : Phsar Chas olarak da bilinen bölge şehrin en canlı ve kalabalık bölgesidir. Pub street olarak bilinen turistik sokak ve gece pazarları yine bu bölgede kurulmaktadır. 1998 yılına kadar bu sokakta in cin top oynarken barların açılmasıyla git gide popüler bir yer haline gelmiştir. Alışveriş, tur acentaları, yeme-içme ve eğlencenin merkezidir. Angkor Wat : Kamboçya'nın simgesi haline gelmiş ve Unesco tarafından Dünya Miras Listesine girmeye hak kazanmış Angkor Wat dünyanın en büyük tapınak kompleksidir. Angkor Wat makalemizi okumanızı öneririz. Tonle Sap Gölü : Tonle Sap Güneydoğu Asya'nın en büyük tatlı su gölüdür. Eğer tapınaklara bir süre ara vermek ve dinlenmek isterseniz göl üzerinde bir gezinti ya da göl üzerindeki yüzen köylerde yerli halkın yaşamlarını gözlemleyebilirsiniz. - Chong Khneas : Phnom Krom bölgesinderahatlıkla ulaşabileceğiniz bir köydür. Ulaşım kolay olmasından dolayı en popüler köylerden bir tanesidir. Buraya iki saat ayırarak su üzerine kurulu köydeki kilise, okul, klinik ve evleri gezebilirsiniz. Ayrıca köyden katılabileceğiniz iki tur seçeneği vardır. Biri daha çok lokal marketlere ziyaret edilecek göl turudur. Diğeriyse Geko ortam merkezi (ziyaret saatleri 08:30-17:00) turudur. - Kompong Phluk : Çok turistik bir köy olmasa da mutlaka ziyaret edilmelidir. Şehrin 16 km dışında bulunan köyde evler 6 7 metre yükseğe kuruludur. Yağmur sezonunun başlamasıyla evlerin altı tamamen sularla kaplanır. - Kompong Khleang : Göl üzerinde yaşayan en büyük topluluğa sahip köydür. Bu köydeki evler Kompong Phluk'takilerden daha yükseğe inşa edilmiştir. Zeminden yüksekliği 10 metredir. Halk geçimini balıkçılıktan kazanmaktadır. Şehrin 35 km dışında olduğundan ulaşım her ne kadar uzun olsa da gidip görmenizi tavsiye ediyoruz. - Wat Damnak : Siem Reap'in en büyük pagodasıdır. Bir çok rahip bu pagoda da yaşamaktadır. Old market'in karşısında nehrin diğer kıyısında yer alıyor. - Wat Bo : 18. yy'da yapılmış olup şehrin en eski pagodasıdır. Duvar süslemeleri sadece dini içeriklerden oluşmak aynı zamanda Kamboçya'nın yaşam tarzınını da betimlemektedir. Gerçi çok bakımsızdır ama yine de görülmeye ve bahçesinde pagodalar arasında rahiplerle gezmeye değerdir. - Wat Preah Prom Rath : Nehir kenarında Old Market'e çok yakın bu pagoda şehrin en güzel pagodasıdır. Duvar boyaları ve içerde yer alan heykeller birbirinden güzeldir. 1915 yılında yapıldığı için şehrin en yeni pagodasıdır. Diğer pagodalar; Wat Thmei, Wat Kesararam, Wat Po Lanka, Wat Athvea ve Wat Preah Inkosei'dir. Phnom Kulen Ulusal Parkı : Kulen dağında bulunan Ulusal Park Siem Reap'in 50 km dışındadır. Tapınak veya şehir gezinizi tamamladıktan sonra öğleden sonra gitmek en iyi vakittir. Kamboçya'nın kültürü ve doğal güzelliği birleştirebileceğiniz ve oldukça keyif alacağınız yerlerin başında geliyor. Kamboçya halkı için burası çok özel bir yere sahiptir. Çünkü 802 yılında kral tacını burada giymiş ve Java'nın bağımsızlığını ilan etmiştir. Bundan dolayı hafta sonları ve özel günlerde burası ana baba günüdür. Park içinde yatan buda heykelinin olduğu yere ziyaret edebileceğiniz gibi gürül gürül akan şelalenin altında sıcak Kamboçya gününün serin serin tadını çıkarabilirsiniz. Park girişinin ücreti 20 dolar, şehir merkezinden gidiş-dönüş ulaşım ücreti ise 50 dolardır. Müzeler : Her gittiğiniz yerde müze ziyaretinde bulunmaya özen gösteriyorsanız Siem Reap bunun da karşılığını veriyor. Şehir içinde gidebileceğiniz üç tane müze var. Bunlar Angkor Ulusal Müzesi, Kamboçya Karamayın Müzesi ve Siem Reap Savaş Müzesidir. Balon : Angkor tapınakları arasında kaybolup hayran kaldıktan sonra çıkışta yüzlerce metre yüksekten koskoca imparatorluğa başkentlik yapmış bu tarihi şehri görmek istemez misiniz! Biz hava muhalefeti yüzünden yapamamıştık. Ama sizler hava şartları el veriyorsa yapmadan dönmeyin! Phnom Penh ülkenin ekonomik, ticaret ve politik merkezi olmakla birlikte ülkenin başkentidir. Mekong, Tonle Sap ve Bassac nehirlerinin birleştiği nokta Phnom Penh 40 yıl önce Kızıl Kmerler'in oyun sahnesine ev sahipliği yapan şehirdir. 2 milyon insanın öldüğü, katlediği yer. Dolayısıyla burada tapınak, doğa ve benzeri şeylerden çok geçmişin acısı içinde hüzünlü bir gezi gerçekleştireceksiniz. Phnom Penh yazımızı okumanızı tavsiye ediyoruz. Ulusal Müze : Bir şehrin geçmişini, tarihini anlamak için en iyi yol müzesine ziyaret etmektir. Hazır Kamboçya'ya kadar gelmişken en azından 10 dakikanızı ayırıp mutlaka müzesini ziyaret edin. Kraliyet Sarayı ve Gümüş Pagoda : En önemli özelliği ve ün yapmasının sebebi zeminindeki gümüşlerden kaynaklıdır. Her birinin kilosu 1.125 kg gelen 5.329 tane gümüş fayans pagodayı bu derece değerli yapmıştır. Tuol Sleng Soykırım Müzesi : Zamanında okul olarak kullanılan bina Pol-Pot tarafından hapishaneye çevrilmiştir. Kamboçya halkı ölüm tarlalarına götürülmeden önce burada gözaltına alınıp, sorguya çekiliyormuş. Nasıl bir gözaltı nasıl bir sorgu insanın içine sığmıyor doğrusu gördükleri. Yukarıda verdiğimiz Phnom Penh linkinden detayları okuyabilir, fotoğraflara bakabilirsiniz. Ölüm Tarlaları / Killing Fields : Pol Pot rejimi boyunca milyonlarca insanın şehirlerden tarlalara sürgün edildiği, ölüme götürüldüğü, günde bir avuç pirinç için canla başla çalıştırıldığı tarlalardır. Şehrin 15 km güneybatısında yer aldığından mutlaka araç ya da motosiklet kiralamalısınız. Wat Phnom : 1373 yılında inşa edilen budist tapınağı 27 metre yüksekliği ile şehrin en yüksek tapınağı olma özelliğine sahiptir. Şehir ismini anlatılan efsaneye göre buradan almıştır. Bugün tapınağın bulunduğu arazinin eski sahibi olan Daun Penh isimli dul kadın evinin bahçesindeki çukurda buda'ya ait döet heykel bulmuştur. Bulur bulmaz burayı koruma altına almış ve tabi bunu duyan halk burayı kutsal olarak kabullendiğinden tüm yerleşim kadının arazisinin çevresinde olmuştur. Kmer dilinde Phnom tepe demek, Penh ise arazi sahibi Daun Penh'in soyadından gelerek ülkenin başkentinin ismi böyle doğmuştur. Psar Thmei / Central Market : 1937 yılında Fransızlar tarafından kurulmuştur. Aradığınız her şeyi ama her şeyi bulabileceğiniz çok büyük bir pazar ve Kandal'a göre daha temiz ve düzenlidir. Tuol Tom Pong Market / Russian Market : Şehrin gezilmeye ve alışveriş yapmaya değer en canlı marketidir. Antika'dan tahta ürünlerine, hasır ürünlerden geleneksel objelere kadar aradığınız ne varsa bulabileceğiniz bir pazardır. Pazar Mao Tse Tung bulvarının güneyinde 440 ve 163. sokağın köşesindedir. Kamboçya'nın güneyinde yer alan ufak il Sihanoukville Kamboçya'nın tatil cennetidir. Denize kıyısı olmasıyla şehir, tapınak ve kültür gezilerinden sonra pek çok turistik dinlenmek ve keyif yapmak için uğrak noktasıdır. Pırıl pırıl kumsallarla çevrili olması, çevresinde birbirinden güzel tropik adalara sahip olması Sihanoukville'yi gerçekten cazip bir yer haline getirmiştir. Phnom Penh'ten uzaklığı 232 km'dir. 868 km2 alana sahip olmasıyla ufacık bir yer kaplayan Sihanoukville'nin sınır komşuları şöyledir; kuzeyinde Koh Kong, doğusunda Kampot, güney ve batısında Tayland Körfezi. Sihanoukville'i ziyaret etmek için yılın her ayı uygun olup yine de muson dönemini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Yıl boyu 28 derece sıcaklığa sahip olmasıyla beraber en serin dönem (20-28 derece) Kasım ve Mart ayları arası, en sıcak aylar (26-35 derece) Mart ve Mayıs ayları, yağmurlu dönem (24-34 derece) ise Mayıs ve Ekim aylarıdır. Genel olarak Aralık ve Ocak ayının en soğuk dönem, Nisan ayının ise en sıcak dönem olduğunu bilmeniz gerekiyor. Ream Ulusal Parkı : Şehir merkezinden 29 km uzaklıktaki bu park Kamboçya'nın 7 ulusal parkından bir tanesidir. Park içerisinde doğa ve safari turlarına çıkabileceğiniz gibi şelaleleri de gezebilirsiniz. Hawai Kumsalı : Adeta bir balıkçı kasabasını andırır. Sahil boyunca göreceğiniz sayısız botlar sizi şaşırtmasın. Çünkü ada turlarının çıkış noktası burası olduğundan böyle kalabalık olması normaldir. Denize girmek için burayı önermiyoruz. Sokha kumsalı : 1.5 km uzunluğa sahip kumsal özeldir. Sadece otel müşterilerinin kullanımına izin verilmektedir. Victory Kumsalı : Victory tepesinin yamacındaki kumsal turistik bir yerdir. Kumsal metrelerce genişliğe sahip olmasa da mutlaka gitmenizi önerdiğimiz kumsallardan bir tanesidir. O'ccheuteal Kumsalı : Şehrin batısında yer alıyor. Motosikletle beş dakikada ulaşabilirsiniz. Serendipity ve O'tres kumsallarına 2 km uzaklıktadır. Kumsal boyunca cafe ve restaurantlar olduğundan ister bu işletmelerin şezlonglarını kiralayın isterseniz karnınız acıktığında oturun keyfinizi sürün. Kumsal işletmelerden dolayı dar ama su pırıl pırıl!!! Serendipity Kumsalı : Aslında kumsal var demek yalan olur. Kıyı boyunca batı tarzı bar ve restaurantlar ile tur acentalarının ufak dükkanlarının sıra sıra dizildiği keyiften çok alışverişe odaklı bir kumsaldır. O'tres Kumsalı : Şehrin dışında yer alan kumsal oldukça geniş olmakla beraber denizi diğer kumsallar gibi çok durgun değildir. Phnom Penh'ten konforlu otobüsler ile buraya dört saatte ulaşabilirsiniz. Zaten hemen hemen her turistin kullandığı yöntem bu yoldur. Ben yollarda doya doya gezmek istiyorum, orada burada dur kalk yaparak gideyim diyorsanız Phnom Penh'ten motosiklet kiralayıp da yolculuk yapmak bir tercihtir. Koh Kong'dan hızlı botlar (süre 4 saat), taksi ve halk otobüsleri seçenekler arasında."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kambocyadan-taylanda-nasil-gecili", "text": "Kamboçya Tayland Sınır Geçişi : Kamboçya vizeniz var ve Kamboçya gezinize hazırsınız. Kamboçya'ya gidip de Tayland'a geçeceğiniz de %100. Bu durumda ilk sorulan soru Kamboçya'dan Tayland'a nasıl geçilir. Kamboçya'dan Tayland'a iki türlü geçebilirsiniz. Bunlardan ilki havayolu diğeri karayoludur. Karayolu ve havayolu ile geçişlerin arasındaki farka dikkat etmeniz gerekiyor. Kamboçya'dan havayoluyla Tayland'a geçerseniz ülkede 30 gün kalabilirsiniz, Karayoluyla geçişlerde ise süre 15 gündür. Ve yılda 3 kere karayolu geçişine izin verilmekteyken havayoluyla girişte bir sınırlama bulunmamaktadır. Havayolu : Kamboçya'nın Phnom Penh ve Siam Reap şehirlerinden Tayland'a direk uçuşlar bulunmaktadır. Havayolu yolculuğu diğer yolculuklara göre en rahat olanıdır. Yorulmadan koşturma olmaksızın iki ülke arasındaki en kolay ulaşım yoludur. Karayolu : Karayoluyla geçişinizde Giant Ibis isimli firmayı kullanmanızı özellikle tavsiye ederiz. Bundan 6 yıl önce 2012 yılı gerçekleştirdiğimiz Kamboçya seyahatimiz sonrası yine karayoluyla Tayland'a geçmiştik. Ama o zaman minivanlar ile sağlamıştık geçişi. Yolculuk biraz eziyetli ama sınır geçişimiz çok kolay olmuştu. Giant Ibis isimli otobüs firmasının biletlerini gelmeden önce internetten alabilirsiniz. Bilet çıktınızı almanıza dahi gerek yok. Telefonunuzda bulunması yeterlidir. Konakladığınız otele hangi gün otobüs yolculuğunuz olduğunu söylüyorsunuz. Firmanın shuttle'ı sizi otobüs saatinden önce gelip otelinizden alıyor ve otobüs durağına götürüyor. Shuttle'ı ücretsiz sağladıkları gibi otobüslerde ücretsiz wi-fi hizmeti de veriyorlar. Sanmayın ki Giant Ibis'ın reklamını yapıyoruz. Her detayı özelikle anlatıyoruz ki gelmek isteyen arkadaşlara tüm bilgileri verelim diye. Otobüs durağı şehrin yalnızca 1-2 km uzağında. Gişeye gidip önce forma isim-soyisim-pasaport numarası ve uyruk bilgilerini doldurmalısınız. Sonra valizleri verdikten sonra size verilen minik valiz kağıdını saklamalısınız. Bu kağıdı Bangkok'a varış yaptıktan sonra valizi teslim alırken geri veriyorsunuz. Otobüs içindeki servis hizmetleri su, kahve, kruvasan, ıslak mendil ve lunch box. Yolculuk başlar başlamaz otobüs muavinimiz gün boyu sürecek olan yolculuğun tüm detaylarını anlatıyor. Hatta o kadar dikkatli ve ilgililer ki daha otobüs hareket etmeden herkese pasaportlarını kontrol ettiriyor. Gümrükte yapılacakları söylüyor ve arrival card'larımızı dağıtıyor. Siz de bizim gibi gelecekseniz arrival card'daki flight no kısmına Bus yazmalısınız. Gümrüğe kadar mola vermiyoruz. Zaten versek de haberimiz olmayacak. Herkes öyle bir bayılmış uyuyor ki, mola verilmedi diye kimseler şikayetçi değil. Muavinimiz bir anlamda da rehberimiz olduğu için otobüsten beraber inip ilerideki yeşil departure yazılı binaya gidiyoruz. Önce sağdaki ilk odaya girip 5 bölmeden oluşan sıralara girip fotoğraf çektiriyoruz. Bu kısımda en önemli olan şey Kamboçya e-visanızın çıktısının yanınızda olması. Telefonunuzda olması bir şey ifade etmiyor. Adamlar illa ki çıktısını istiyor. Bizim gibi vize çıktınız yoksa karşıda bulunan exchange'in yanındaki acenta'dan çıktı alabilirsiniz. Rehberimiz benden 15 dakika sonra yanında birkaç kişiyle gelince anlıyorum ki zaten burası bizim gibilere hizmet veriyormuş. Wi-fi şifresini veriyorlar. Sizdeki e-visa'yı adamların mailine atıyorsunuz. İyi kalitede atmalısınız yoksa düşük kalite olanları polislerin kabul etmeyeceğini söylüyorlar. Çıktı için 100 Baht ödüyoruz. Adam soymanın değişik türü! Zorda kalınca sorgulamadan ödüyoruz. Ama iç acıyor tabi bir kağıt çıktı için bu kadar enayi yerine konulmak ve seve seve ödemekten dolayı. Artık istenen evraklar hazır. Rehberin peşine takılıp departure binasına geri gidiyoruz. Ama rehber bizi içeri sokmadan burada bekleyin diyor. Sonra öğreniyoruz ki bizim için onun fotoğrafını çekip onun parmak izini almışlar. Bir tane kağıdı sorun eden Kamboçya polisi fotoğraf ve parmak izi için bir o kadar rahat. Tüm işlemleri halledip Welcome to Cambodia kapısından geçip Tayland kontrol noktasının olduğu binaya girip bir üst kata çıkıyoruz. Bu sefer de burada takılıyorum kontrole 🙂 Polis önce tek tek sonuna kadar pasaportumun kontrol etti. Üstüne bu sene Tayland'a gelip gelmediğimi sordu. Bana bu seyahatten önce nerede olduğumu sorsanız onu hatırlamam kadın bunu 1 yıla yaydı 🙂 Kem küm edene kadar bu sene gelmemişsin, bu yıl ilk dedi. Eh iyi madem hadi vur şu kaşeyi de gideyim diyorum içimden. Kaşeleri vurdu vurmasına ama bu sefer de beni bir odaya çağırdı. İşin kötüsü problemin ne olduğunu sormanız halinde wait demeleri yok mu insanı asıl çıldırtan o. Fotoğrafla ilgili bir sorun var ama ne anlayamıyorum. Beyaz bir fon önünde yol yorgunu halimle fotoğrafımı çektiler ve pasaportumu verdiler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kambocyaya-nasil-gidili", "text": "Kamboçya'ya nasıl gidilir, hangi havayolu kullanılır, karadan mı havadan mı ulaşım mantıklıdır gibi soruların en detaylı cevabını alabilmeniz için tüm hatlarıyla Kamboçya ulaşım makalemiz sizlere eminiz gibi iyi bir rehber olacak. Kamboçya'ya ulaşmanın bir çok ülkeden yolu var ama önce kendi ülkemizden yani Türkiye'den nasıl ulaşılır onu anlatalım. Türkiye Kamboçya uçak bileti hizmeti alabileceğiniz iki havayolu firması vardır. Bir tanesi Etihad Hava Yolları diğer THY'dir. İstanbul'dan Siem Reap'e uçacaksanız yine Etihad Hava Yolları ve diğer hava yolları Singapur Air ile THY tercih edilebilir. Air Asia, Cambodia Angkor Air, Bangkok Airways, China Airlines, Korean Air, Jet Star Asia Airways, Silk Air ve Vietnam Airlines'tır. Phnom Penh'ten günde üç uçak seferi bulunmaktadır. Uçuş süresi 50 dakika. Phnom Penh'ten otobüsle her gün sefer bulunmaktadır. Yolculuk süresi 5-6 saat arası. Bangkok'tan Bangkok Airways'in günde beş uçusu vardır. Uçuş süresi bir saat. Air Asia'nın ise günde bir seferi olup uçuş süresi yine bir saattir. Singapur'dan Silk Air'in haftada dört seferi olup uçuş 1 saat 10 dakika sürmektedir. Jetstar'ın ise haftada üç seferi vardır. Ho Chi Minh'den Vietnam Airlines'in günde beş seferi olup uçuş süresi 1 saat 15 dakikadır. Hanoi'den ise günde dört sefer olup uçuş süresi iki saattir. Vientiane'den Lao Airlines ile her gün bir sefer olup uçuş süresi üç saattir. Kuala Lumpur'dan Malezya Havayollarının haftada üç seferi olup uçuş süresi bir saattir. Air Asia'nın ise her gün seferi olup uçuş süresi yine bir saattir. Hong Kong'dan Dragon Air'in hatfada dört seferi olup uçuş süresi 2 saat 50 dakikadır. Incheon Seul'den Asiana ve Korean havayollarının her gün seferi bulunmaktadır. Manila'dan Cebu Pasific'in haftada üç seferi olup uçuş süresi 2 saat 45 dakikadır. Yangon Myanmar'dan Myanmar Havayollarının haftada üç seferi olup uçuş süresi 1 saat 40 dakikadır. Hangi ülkeden Kamboçya'ya gelirseniz gelin uluslararası havalimanından girişte 30 usd ödeyerek vizenizi alabilirsiniz. Phnom Penh ve Siem Reap arası ulaşımınızı pek çok yolla sağlayabilme şansınız bulunuyor. En rahat yolculuk için uçak ilk tercihler arasındadır. Ülkenin yerel havayolunun günde üç seferi bulunmaktadır. Otobüs ise en fazla tercih edilen ikinci seçenektir. İki şehir arası karşılıklı olarak her gün seferler bulunmaktadır. Yolculuk 6 saat sürmekte ve fiyatlar 6-15 usd arasında değişkenlik göstermektedir. Otobüs ve uçak haricinde diğer ulaşım yollarından biri de taksi kiralamaktır. Taksi ile bu iki şehir arasında hem daha rahat yolculuk yapabilir ve istediğiniz yerde dur kalk da yapabilirsiniz. 60 usd'e kiralayacağınız taksi için yapacağınız yolculuk süresi beş saattir. Hem rahat olsun hem de masrafı az olsun isterseniz bu rota için başka turist bulup ücreti onlarla ortak paylaşabilirsiniz. Feribot ise ulaşım için son seçenektir. Aslına bakarsanız içlerinde en eğlenceli olanıdır. Yıl içinde Eylül ve Mart ayları arasında hizmet veren feribotlar Phnom Penh ve Siem Reap arasında karşılıklı seferler düzenlemektedirler. 251 km uzunluğundaki bu yolculuk 4 ila 6 saat sürmektedir. Bilet ücreti 35 usd'dir. Phnom Penh feribot iskelesi : 104. sokağa yakın konumdaki Sisowath Quay'dedir. Siem Reap feribot iskelesi : Şehrin 15 km güneinde Chong Khneas'tadır. Tayland Kamboçya arası seyahat eden sırtçantalıların en çok tercih ettiği yol sınır geçişidir. Bu aşamada Kamboçya vizem yok ne yaparım diye düşünmeyin nasıl ki havaalanına varışta alabiliyorsanız sınır geçişinde de yetkililerden 10 dakikada Kamboçya vizesini alabilirsiniz. Siem Reap ve Bangkok arasında aktarma yapmaksızın tek otobüsle geçiş yapabilirsiniz. 6-8 saat sürecek yolculuk boyunca küçük ikramlar ve 2-3 kere mola verilmektedir. Ulaşım ücreti 25-30 usd olup bu fiyata Kamboçya vizesi dahil değildir. Biletleri Bangkok Morochit istasyonundan Siem Reap'te Sivutha Bulvarından alabilirsiniz. Bangkok'tan Aranyaprathet'e giden otobüs veya trene binin. Bangkok Kuzey otobüs terminalinden her saat başı otobüs kalkmaktadır. Yolculuk 4 saat sürüyor. Tren ise Hualamphong durağından kalmakta olup yolculuk 6 saat sürmektedir. Aranyaprathet'e vardıktan sonra tam bulunduğunuz noktadan tuk tuk yada taksi kiralayıp sınıra gidin. Vizeyi aldıktan sonra Kamboçya tarafına ayak bastınız artık. Hayırlı olsun 😉 Bu noktadan yine otobüs beya taksi ile istasyona varmalısınız. İstasyonda taksiler ve otobüsler hazır beklemektedir. Otobüsle 7-9 dolar ödeyip 4 saat süren yolculuk taksi ile 45-50 usd'e 3 saat sürmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kamis-flutu-magaras", "text": "Çin'in kuzeybatısındaki Guilin şehrinin merkezinden 6 km uzaklıkta yer alan Kamış Flütü Mağarası görenleri adeta büyülüyor. 180 milyonluk bir tarihe ve 240 metre derinliğe sahip kalker mağarasında kireçtaşı oluşumları, sarkıt ve dikitler, değişik kaya şekilleri mağaranın içinin renkli aydınlatmasıyla mağarayı büyüleyici adeta değişik bir hale sokuyor. Işıklandırma sayesinde sanki yağlı boya tablosuna özenle çizilmiş bir resim gibi karşınızda masal diyarı varmışcasına ziyaretçileri kendine hayran hayran baktırmaktadır. Ayrıca mağara içinde 77 adet taş kitabe bulunmaktadır. 1940 yılına kadar bilinmeyen mağara bu tarihten sonra 1. Dünya Savaşında Japon birliklerinden kaçan mültecilerin bu mağaraya sığınmasıyla tekrar keşfedilmiş ve günümüzde Guilin bölgesinin en fazla turist çeken yerlerinden biri haline gelmiştir. 1962 yılında halkın ziyaretine açılan Kamış Flütü Mağarası doğal sanatlar sarayı olarak da bilinmektedir. Guilin şehir merkezinden 3 numaralı otobüs ile yarım saatte ulaşım sağlamak çok kolaydır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kapadoky", "text": "Önceki yazımızda Kapadokya'daki yeraltı şehirlerinden uzunca bahsetmiştik. Şimdi izlediğimiz rota dahilinde ziyaret ettiğimiz noktaları paylaşacağız. Kaymaklı yeraltı şehrini gezdikten sonra Şahin Efendi'yi ziyaret edip çok fazla vakit kaybetmeden Keşlik Manastırına vardık. Manastırın asıl adı \"Archangelo\" dur. Manastır girişindeki amcanın rehberliği sayesinde manastırın içindeki yemekhaneyi, okulu, atölyeleri ve daha bir çok bölümü adım adım gezdik. Stephanos Kilisesi : Duvarlardaki geometrik işlemeler ve pastel renkler muhteşem. Archangelos Kilisesi: Kilisenin duvarlardaki eski freskler bir çok hikayeyi anlatmaktadır. Kiliseler deki freskler okuma yazma bilmeyenlere Hristiyanlığı öğretmek için kullanılan bir yöntemmiş. Mustafapaşa eski adıyla \"Sinasos\" 1920'li yıllara kadar halkın çoğunluğu Rumlardan oluşan 3000 nüfuslu sevimli kasabaya uğradık. Burası nüfus mübadelesine kadar Rumlar ve Türklerin beraber yaşadığı ufacık eski Rum evleri ile dolu bir kasaba. Pancarlı Kilisesi : Pancarlık vadisinde yer alan, düz tavanlı tek nefli ve tek apsisli bir kilisedir. İncil'den sahnelerin yer aldığı freskler içeren kilise, 11. Yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. Fresklerde yer alan sahneler: Peygamberin Görünümü, Müjde, Ziyaret, Bakireliğin İspatı, Elizabeth'in Takip Edilişi, Vaftizci Yahya'nın Görevlendirilmesi, Şarap Mucizesi, Kötülüklerle Dolu Adamın İyileştirilmesi, Hz. İsa ve Samarralı Kadın, Başkalaşım, Masım Çocukların Katliamı, Yusuf'un İkinci Rüyası, Mısır'a Kaçış, Şeytan Çarpmış Adamın İyileştirilmesi, Hz. İsa'nın Göğe Çıkışı, Hz. İsa Golgota Yolunda, Hz. İsa Çarmıhta, Hz. İsa'nın Cehenneme İnişi. Son durağımız Sarıca Kilisesi: Bizans dönemine ait tescilli bir yapıdır. Sponsor firma Vasco Turizm tarafından, 1996 yılında bir turizm etkinliği sırasında keşfedildiğinde, kilise dışarıdan toprağa gömülü saklı bir harabe görünümündedir. Daha sonra firma, Kapadokya bölgesindeki tarihi Kaya-Oyma yapılarından birini korumak üzere harekete geçmiştir. Bu ender proje, Türkiye'deki başarılı örneklerden biridir ve bugüne kadar 4 ödül almıştır. Kilise 2004 yılı temmuz ayında ziyarete açılmıştır. Günü sunset noktasında güneşi batırıp, ardından Ürgüp'de testi kebabı yiyerek sonlandırıyoruz. İkinci gün gezimize kaldığımız yerden aynı hızla devam ediyoruz. Uçhisar Kalesi : Nevşehir-Göreme yolu üzerinde, Nevşehir'e 7 km. uzaklıktadır. Bölgenin en yüksek noktasında yeralan Uçhisar, yerleşim biçimi açısından Ortahisar'a benzemektedir. Pagan kabilesi için Kapadokya'da bulunan 3 büyük kaleden biriside uçhisar kalesidir. Kalenin içi tamamen tünellerden ve oyulmuş odalardan oluşuyor. Kalenin zirvesi aynı zamanda Göreme, Avanos ve Ortahisar manzarası ile panoramik seyir noktasıdır. Güvercinlik Vadisi'ne gidip çayımızı, kahvemizi içip manzaraya doyuyoruz ve yine devam ediyoruz. El Nazar Kilisesi : 6 Aralık 1985 tarihinde Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır. Göreme Açık Hava Müzesi : Dünyanın ilk manastırı buradadır ve Aziz Basil tarafından oluşturulmuştur. Yine dünyanın ilk Hristiyan eğitim merkezide buradadır. Bölgede yaklaşık 200 kilise bulunuyor. Göreme tarihi milli park içinde görülmesi gereken hemen müzenin girişinde Aziz Basil Şapeli ve devamında Elmalı Kilisesi, Azize Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Azize Catherine Şapeli ve Çarıklı kilisesidir. Zelve Vadisi : Üç vadiden oluşan Zelve Vadisi, peri bacalarının en yoğun olduğu yerdir. Kapadokya'da en eski yerleşim yeri olma özelliğine sahiptir. Hristiyan ve Müslümanların birlikte yaşadığı vadi 1967 yılında açık hava müzesi haline gelmiştir. Vadi'yi gezip Avanos'a gidip çanak çömlek alışverişimizi yaptıktan sonra Kapadokya tatilimizin sonuna geliyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kapadokya-gezilecek-yerle", "text": "Kapadokya inanılmaz ve düş gibi oluşumlarıyla muhteşem bir yöredir. Sivri kaya oluşumları, yeraltı şehirleri, ilkel insanların yaşam alanları peri masallarında yolculuk yapmak gibidir. Göz alıcı ve şaşırtıcı güzellikteki kaya oluşumları aralarında gezerken acaba dünyada mıyım diye merak edersiniz. Bu gezmeye değer güzel yöremiz Kapadokya gezilecek yerler listesi çıkartarak gitmeden önce sizlere ön bilgi vereceğini düşündük. Biz iki kere Kapadokya'da bulunduk. Ve bundan ötürü iki veya üç gününüzü geçirmek için gideceğiniz Kapadokya'da günlerinizi dolu dolu geçirebilmeniz için bölge bölge Kapadokya'da nelere gezilir derledik. İlk ismi Asurlular tarafından konulan Katpatuka şehri yani Kapadokya güzel atlar ülkesi olarak tanımlanmaktadır. Kapadokya tarihte Anadolu hükümdarları ve göçmenler için her zaman önemli bir kontrol bölgesi olmuştur. İlk başta özgür krallık varken sonrasında hitit imparatorluğunun merkezi ardından Pers imparatorluğunun satraplığı, Roma'nın eyaleti sonra Bizans ve Osmanlı'ya kadar uzayan bir tarihe geçmişe sahiptir. Tarihinden öte günümüzde Kapadokya'nın en ilgi çeken yanı jeolojik, morfolojik ve arkeolojik özellikleridir. Benzersiz arazi şekilleri volkanik ve nehir faaliyetlerinden kaynaklıdır. Erciyes ve Hasandağ gerekli ham maddeyi milyonlarca yıl bölgeye püskürtmesiyle ilk patlamalar sonucu tüf adı verilen yumuşak kayalardan meydana gelen bir katmanın oluşması ikinci patlamayla bazalttan oluşan daha dayanıklı bir tabakanın oluşmasıyla altta kalan tüfün erozyonunu yavaşlatan koruyucu bir yüzeyi oluşmuş oldu. Bunun üzerine geçen milyonlarca yıl boyunca sel, yağmur ve rüzgar gibi doğal afetler bu tüf tabakalarını erezyona uğratarak kilometrelerce alana yayılan bu plato ve peri bacaralarını oluşturmuştur. Bildiğiniz gibi Kapadokya aslında yeraltı şehirleriyle adından bahsettirmektedir. Toprağın üstü ne kadar dikkat çekiciyse altı da bir o kadar gizemli ve keşfedilmeyi beklemektedir. Doğanın sanatsal çalışmasıyla gözlerimiz zevklenirken insanlığın kimliklerini koruma adına vücut ve beyin gücüne akıl sır erdiremeyeceksiniz. Yeraltı şehirlerinin Asurlulardan beri var olduğuna inanılıyor. Bilinen en eski yaşam izini (8 milyon yıl önce)civelek vadisinde görmek mümkündür. Sonraki izler ise Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı'ya aittir. Yer üstü yerine neden yeraltı şehirleri kurduklarına gelince bu bölge ticaret yolu üzerinde olması sebebiyle binlerce yıl istilacı imparatorluklar tarafından arzu edilen bölge olduğundan savaş alanına dönmüştür. Böyle olunca insanların kendilerini korumak için yer altında metropol yaptığını anlamak pek mümkündür. Bir çok kültür varlıklarına devam edebilmek için burada kanlı savaşlar yapmış ve gizli dinlerin gelişmesine sebep olmuşlardır. Halk kendini koruyabilmek için yer altında yaptıkları şehirlerde barınır, gizlenir ve hayatlarını resmen burada idame ettirir olmuşlar. Öyle şehirler kurmuşlar ki bazıları 20 bin kişiyi barındıracak büyüklükteymiş. Tarihin en gelişmiş imparatorluklarından olan Hititler M. Ö 1700 ila 1190 arasında bu bölgede hüküm sürmüşlerdir. Ve Hititlerin yer altında yaşayan ilk Kapadokyalılar oldukları olarak bilinmektedir. Pagan Hititler 500 yıl boyunca bölgede hüküm sürmüşlerdir. Sonrasında Mayalar gibi hiç iz bırakmadan burayı terk etmişlerdir. Dolayısıyla volkanik toprakları kazarak istilacılara karşı kendilerine güvenli yerler tesis ederek onlara karşı bu şehirlerde savaşmışlardır. Gizemli bir şekilde ortadan kaybolduklarında ardında sadece oyulmuş yeraltı mağaralar bıraktılar. Hititlerden sonra M. S 1 yy'da zulümle karşı karşıya gelen Hristiyanlar bu bölgeye gelerek mağaraları daha kullanışlı hale getirmişler ve erin derinliklerinde gelişmeye başlamışlardır. Aslına bakarsanız her şeyin başlangıcı M. S 1 yy'da Romalıların Kapadokya'ya gelip yeraltı şehirlerini kullanmalarıyla başlamış. Yeraltı şehirlerinin 18 kat'a kadar yapılmış olanları mevcuttur. Genellikle dar tüneller ve odalardan meydana gelen şehirlerde normal yaşamın sürdürülebilmesi adına her şey düşünülmüş. Kiliseler, mutfaklar, şarap mahzenleri, hastaneler, ağırlar yapıldığı gibi ilkel yolla yapılan ilk klima sistemi ve şehir katları arasında iletişim sistemi de burada kurulmuştur. İstilacılar halkın yerin altına gizlendiğini anlayınca fırsat yakaladıklarını sanıyorlarmış halbuki Hristiyanların hazırlıklı olduklarından haberleri dahi yokmuş. Şehirlere kurulan kıvrak ve dar tüneller aslında hava sirkülasyonu sağlamak amacıyla kurulmasına rağmen bu bir yandan da istilacılara karşı bir savunma sistemini de oluşturmuştur. Dar koridorlar sayesinde düşman toplu ilerlemek yerine mecburen tek sıra halinde ilerlemek zorunda kalıyor. Ve düşmanın elinde silah varsa eğilerek geçebileceği bu tünellerde silahını da indirmek zorunda kalıyor. Bu sayede düşman yavaşlamış oluyor. Diğer bir savunma sistemi de tavanlarda bulunan boşluklar. Boşluklar tünelden geçen istilacıların beyinlerine mızrak atmak için yapılmıştır. Bir üst kattan alttaki tünelden geçmekte olan istilacı bu şekilde öldürülürmüş. Oldu da istilacı bir şekilde buradan geçmeyi başarırsa diye sonraki planda yapılmıştır. Tünelden sonra geniş bir oda yapılmıştır. Geniş olmasının sebebi onlarca istilacıyı aynı oda içine almaktır. İçeri girdikleri anda odanın iki tarafındaki silindir kapılar kapatılır ve burada açlıktan ölünceye kadar bekletilirlermiş. Bununla da yetinmeyip artı plan daha geliştirmişler. İstilacıların üzerine kızgın yağ dökme işlemi. Halkın karşı karşıya geldiği tehdit ve saldırılar büyüdükçe kendilerini daha iyi koruma ihtiyacı duymuşlar ve daha da fazla yerin altına inmeye başlamışlar. Bu demek oluyor ki tehdit büyüdükçe yeraltı şehirleri de buna bağlantılı olarak büyümüş ve gelişmiş. Kuruluş 1943 olan Turasan Kapadokya bölgesinde kurulan ilk şarap işletmesidir. Kuruldukları yıllarda bu işe 3000 litre ile başlayıp bugün 2 milyon litrelik kapasiteye sahip hale gelmişlerdir. 9 ustanın 12 senelik çalışması sonucu ortaya çıkarılmıştır. 43 tane şarap deposu vardır. Buranın en büyük özelliği yüzde yüz el işçiliği olması ve diğeri hissetmiş olduğunuz sıcaklıktır. Burası yaz kış doğal olarak 14-16 derece aralığındadır. Ki bu sıcaklıklarda bir şarabın uzun yıllar saklanabilmesi için en ideal sıcaklık değerleridir. Bu bölümde iki adet özel koleksiyon bölgesi var. Ödül kazanmış olan şaraplar ya da Turasan Şarap'ın sahipleri tarafından beğenilenler şaraplar ayrıca burada sergilenmektedir. Turasan Şarapçılık 2005 yılı itibariyle Fransa'dan danışmanlık hizmeti almaya başlamıştır. Şu an firmada bir şarap uzmanı /winemaker vardır. Her üç ayda bir gelerek kontrolü sağlamaktadır. Diğer bir mahsen ise günümüz koşullarında inşa edilen alandır. Burası fermantasyon ve stoklama alanı olarak hizmet vermektedir. Turasan Şarapçılığın bir diğer özelliği ise saklama hizmeti vermesi. Aldığınız şarapları saklayacak ortamınız olmadığından Turasan bunu sizin için özel bölümlerde saklayıp. Dilediğiniz zaman istediğiniz yere gönderimini de sağlamaktadır. Turasan Şaraplarını bulabileceğiniz yerler; otel, kafe, restorant, şarap evleri ve a plus denilen tekel bayileridir. Sabah daha gün aydınlanmadan balon turu için yollara düşmeye değmez mi. Evet biz de sizler gibi değer dedik ve alacakaranlıkta, kışın ayazında hiç üşenmeden Kapadokya gezimize anlam katacak balon turu düştük yollara. Önce tura katılacak insanları açık büfe hizmeti sunulan bir tesiste ağırlıyorlar. Sabah mahmurluğumuzu kahvaltımızı yapmamızla üzerimizden atabiliyoruz ama üşümeye bir türlü engel olamıyoruz. Dışarıda yanan koca ateşe rağmen topraktan aldığımız soğuk iliklerimize kadar işlemiş durumda. Herkesin kahvaltısı bittikten sonra araçlara binip balonların kalkacağı alana transfer oluyoruz. Balonlar uçmaya hazır hale getirene kadar hava da yavaştan ağarmaya başlamıştı bile. Sadece bizim değil herkesin tek isteği bir an önce balonların içine girip uçmak. Hazır hale getirilen balonumuza binme vakti geliyor. Hayatımızda yaşadığımız ilk deneyim olacağından o kadar heyecanlıyız ki dile getirmek imkansız. Önce en önemli bilgilendirmeleri yani brifingimizi alıyoruz ve ateşleme başlayabilir. Uçuşa hazırız! Vadilerin arasında, muhteşem kaya oluşumlarının üzerinde gün doğumuzun yüzümüze vuran kızıllığı eşliğinde panoramik manzarayı ayaklarımızın altına alıp doya doya gökyüzünde aheste aheste uçuyoruz. Tam bir saat süren balon turu maceramızda maksimum 800 metreye kadar yükseldik. Yükseldikçe daha çok üşümekten korkuyorduk. Ancak manzaranın bizi şarhoş etmesinden midir, yükseldikçe havanın yumuşamasından mıdır bilemiyoruz, umduğumuz kadar üşümedik. Biz uçuşumuzu Royal Balloon ile gerçekleştirdik. Özellikle pilotumuz Tuğrul'a verdiği bilgiler, güler yüzü ve sohbetinden ötürü ayrıca teşekkür ediyoruz. Kaymaklı Yeraltı Şehri : Sekiz kattan oluşan Kaymaklı'nın şu an sadece dört katı ziyarete açıktır. Geziye açık alanda en derin nokta 20 metredir. 5000 kişinin yaşayabileyeceği şehir bu sayıya bakıldığından büyüklüğü konusunda epey iddialıdır. Mağaraları nasıl gezerim diye bir endişeniz olmasın. İniş için kırmızı levhaları, dönüş içinse mavileri takip ederseniz rahatlıkla yolunuzu bulabilirsiniz. Halkın saklanmak amacıyla yarattığı yeraltı şehirler sonraları bu insanların yaşam alanı haline dönüşmüştür. Yerine gelen her imparatorluğun yeraltı şehirlerine bir şeyler katması ile insan beyninin ne derece iyi çalıştığının göstergesidir. Derinkuyu Yeraltı Şehri : 18 katlı bir yeraltı şehri olan Derinkuyu Nevşehir'in en bilinen yeraltı şehirlerinden bir tanesidir. 18 katın tamamı geziye açık olmasa da sekiz katı gezilebilir durumda ve güvenlidir. Tesadüfen keşfedilen Derinkuyu mimarisiyle çok ilgi çekmektedir. Derinkuyu'yu gezerken dikkat etmeniz gereken ayrıntılar hayvanlara yapılan ahırlar, havalandırma bacaları ki bunun çok önemli bir detay olduğunun altını çizmeliyiz. Çünkü bu havalandırma bacaları sayesinde yerin 190 metre altına kadar hava sirkülasyonu sağlanıyor ve bu sayede rahatlıkla nefes alınabiliyormuş. Havalandırmanın düşünülmüş olmasıyla kalmamışlar aynı zamanda haberleşme sistemi için de küçük oyuntular yapmışlar. Bu sayede katlar arasında rahatlıkla iletişim halinde olabiliyorlarmış. Derinkuyu'nun en altında bulunan kilise ve mezarlık ise inancın göstergesidir. Bu yeraltı şehirlerinin molozları nereye dökülmüş hiç merak ettiniz mi? Biz de herkes gibi bilmiyoruz. Çünkü kaynaklarda da buna ilişkin bilgi olmadığından hala gizemini korumaktadır! Mazi Yeraltı Şehri : İsmini köyden alan bu yeraltı şehri Kaymaklı'nın 10 km doğusunda bulunuyor. Diğer yeraltı şehirlerinin benzeri olan Mazi'nin tek farkı giriş kattaki ahırın yalağının bulunmasıdır. Uçhisar Kalesi : Uçhisar adını alan kalesiyle bilinmektedir. Kapadokya yöresinin en yüksek noktasına inşa edilmesi sayesinde muhteşem panaromik manzara imkanı sunmaktadır. Kaleye çıkış ziyaretçileri çok zorlamadığı için sakın gözünüzde büyütmeyin burayı. Çıkarken göreceğiniz, ayaklarınız altına alacağınız manzaranın hayalini kurun yeter. Güvercinlik Vadisi : Vadi adını bölgede yaşayan güvercinlerden almıştır. Önünüze aldığını vadiyi seyre dalarken ansızın yüzlerce güvercinin havalanıp, kanat çırptığı ve bu sayede önünüze aldığınız vadi içinde inanılmaz farklı atmosfer sunmasıyla gelen ziyaretçilerini boş döndürmemektedir. Aşk Vadisi : Aslında buranın orjinal ismi Bağlıdere Vadisidir. Ama halk tarafından aşk vadisi dendiği için günümüzde de böyle bilinmektedir. Yürüyüş için en uygun yer olduğundan 4900 metre trekking alanı mevcuttur. Bu mesafeyi de 2 saat içinde alabilmektesiniz. Trekking boyunca vadiye özgü peri bacalarını görecek, üzüm bağlarından geçeceksiniz. Karşınıza tüneller çıkacağını da hatırlatmak istiyoruz. Bu tünellere mutlaka girmelisiniz. Göreme Milli Parkı : 1985 yılında Kapadokya ve Uçhisar Unesco tarafından olağanüstü güzellikte doğal ve kültürel mirasa dahil edilmiştir. Bunun ardından 1986 yılında Göreme Milli Parkı'da koruma altına alındığı için Kapadokya Uçhisar bölgesinde mutlaka ama mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biridir. Zelve Açık Hava Müzesi : Zelve, Aktepe'nin dik ve kuzey yamaçlarına kurulmuş olup Avanos'a 5 km uzaklıktadır. Üç vadiden meydana gelen Zelve peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Zelve'deki peribacaları geniş gövdeli ve sivri uçludur. 9. ve 13. yy'da hristiyanların yerleşim ve dini yeri olan Zelve aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerlerin verildiği bölgedir. Zelve'nin ilk vadisinde bulgur yapımında kullanılan seten, İkonaklastik dönem öncesine tarihlenen Balıklı ve Üzümlü Kilise ve doğusunda Şırahane yer almaktadır. İkinci vadide ise yanyana kaya oyma mekanlar ile Kutsal Haç Kilisesi yer alıyor. Üçüncü vadide köy meydanı ve köy camisi vardır. Buranın en önemli özelliği kubbe gibi bir kaya kütlesinin içine oyulmuş Manastır Kompleksine sahip olmasıdır. Vadinin çıkış noktasında yamacın hemen dibinde manastır yaşamının ilk yıllarına ait Direkli Kilise bulunuyor. Burası 1952 yılına kadar kullanılmış sonrasında vadi erozyon yüzünden terk edilmiştir. Güray Müze : Ülkemizin sahip olduğu en büyük kültürel ve tarihsel miraslarından biri muhakkak Kapadokya Bölgesi'ndeki Avanos'da Hititler döneminden bu yana sürmekte olan çömlekçiliktir. Binlerce yıldır babadan oğula geçen çömlekçilik günümüzde halen titizlikle yapılmaktadır. Dünyanın bir çok farklı ülkesinden ziyarete gelenlere tarihten günümüze uzanan bu sanatı sergileyecek bir müze eksikliği söz konusuydu. Bu sebepten dolayıdır ki sosyal ve kültürel sorumluluk olarak bir müze kurulmasına karar verilmiştir. Bu amaçlar doğrultusunda Güray Müze, Avanos ilçesi sınırları içinde çağdaş müzecilik anlayışı ile kurulmuştur. Teşhir salonları, sosyal etkinlik alanları ve diğer hizmet birimlerinin bulunduğu yapı kayaya oyularak, yerin 20 m altında 1600 m2 lik bir alana inşa edilmiştir. Mimari yapısı ve konsepti müzeye dünyanın ilk ve tek yer altı seramik müzesi olma özelliğini kazandırmıştır. Gerek pişmiş toprak seramik eserleri gerekse de küçük buluntuları ile zengin bir koleksiyona sahip olan müze; üç bölümden oluşmaktadır. 3. Bölüm: Sergi Salonu, Kafeterya ve içinde şöminesi olan bir Fuayedir. Çanak Atölyeleri : Nevsehir'in Avanos ilçesi biliyorsunuz çömlek yapımıyla meşhur. Hititler'in başlattığı gelenek hala kaldığı yerden devam ediyor. Kapadokya Türkiye'nin tam ortasında, Nevşehir ili merkezde olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerinin bazı bölümlerini de içine alan bölgededir. Kapadokya'ya ulaşmak için çok tercihiniz bulunuyor. Bunlardan ilki uçakla gelmek. İster Nevşehir'e isterseniz Kayseri'ye gidebilirsiniz. Nevşehir havalimanından şehir daha yakın olduğu için uçağınızı buraya almanızı tavsiye ederiz. Kayseri'ye alıp buradan Kapadokya'ya ulaşım yaklaşık bir saattir. İstanbul-Ankara otobanını kullanıp Ankara varacak, Ankara'dan Konya yoluna devam edip sonra Aksaray sapağından devam etmelisiniz. Aksaray yoluna girdikten sonra karşınıza çıkacak olan Nevşehir tabelasına sapmanızla rahatlıkla Nevşehir merkeze varabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kapadokya-yeralti-sehirler", "text": "Lavların sertleşmesinin ardından akarsuların akması ile kayalar aşınmaya başlamış ve vadilerin oluşumu gerçekleşmiştir. Kapadokya ticaret ağının tam ortasında yer aldığı için çok önemli bir yer haline gelmiştir. Pagan halk da bu durumda kendini korumak ve savunmak için yer altı şehirleri kurmak zorunda kalmışlardır. 10 milyon yıl önce kazılan savunma şehrinde yaşan ilk Kapadokyalıların Hititler olduğu bilinmektedir. Pagan Hititler Kapadokya'da 500 yıl hüküm sürüp sonrasında elle oyulmuş büyük mağaralar dışında iz bırakmadan yok olmuşlardır. Hititlerin yok olmasından sonra Kapadokya'ya Roma imparatorluğundan kaçan Hristiyanlar gelmiştir. Gizli dinlerin oluşumu da burada gerçekleşmiştir. 14. y. y da Osmanlı imparatorluğun hakimiyeti burada da görülmeye başlanmıştır ve yer üstünde de yeni yeni yaşam alanları oluşturulmaya başlanmıştır. Yıllar yıllar sonra burada yaşayan insanlar her ne kadar atalarının hikayeleri ve yer altı şehirlerini bilmesine rağmen ne derece büyük şehir olduğundan habersizdirler. Ve evlerinin altını kazıp bu şehirlere ulaşmışlar ve 200'den fazla şehir keşfedilmiştir. 20.000 kişiye kadar insanın sığabildiği yeraltı şehirleri mevcuttur. Mağaraların içini gezdikçe büyük odalar, su depoları ve erzak dolapları (ısı derecesi sürekli 15-16 olan) bulunuyor. Düşmana karşı ise; savunma amaçlı ağırlığı 1 tonu bulan değirmen taşları, düşmanı yavaşlatmak için yapılan dar ve kısa tüneller, düşmanları kafalarından öldürmeye karayan tünellerin üzerindeki mızrak delikleri, düşmanın üzerinde kızgın yağ dökülen tavandaki delikler. Mağaraların içinde hijyenin sağlanması için hastane, mutfak ve şarap mahzenlerinin duvarları kireç ile boyanmıştır. Ünlü mimar Mimar Sinan'ın da bu yer altı şehrinde dünyaya geldiği söylenmektedir. Kaymaklı Yeraltı Şehri : 8 katlı olan yeraltı şehrinin bugün 4 katı ziyarete açıktır. 1. katında: Ahır, şaraphane, misyoner okulu ve vaftizhane bulunmaktadır. 2. katında : Gezilebilen bölümlerinde, oturma odası olarak kullanılan mekanlar, günümüzde yeraltı şehrinin girişi olarak kullanılan bölüm, mutfak, mutfakla alakalı birimler, şaraphane, erzak depoları ve mutfağın devamında ahır olarak kullanıldığı belirtilen bir bölüm bulunmaktadır. 3. katında: Üçüncü katını yeraltı şehrinin tüm katlarına inen bir havalandırma bacası oluşturmaktadır. Ayrıca üçüncü katta bulunan bir tünelin 9 km. uzakta bulunan Kaymaklı yeraltı şehrine bağlandığı belirtilmektedir. 4. katında : Oturma-yatma odaları ve erzak depoları bulunmaktadır. 5. katında: Üçüncü kattan gelen tünelin sonlandığı sahanlık, havalandırma bacası, havalandırma bacasının devamında birbiriyle bağlantı odalar ve besinci katı yedinci kata bağlayan tünelin başlangıcı bulunmaktadır. 6. katında: Besinci katı yedinci kata bağlayan bir tünelden ibarettir. Tünel üzerinde ikisi kapı odası, üçü ise tünel kontrolünün yapıldığı birer güvenlik noktası olduğunu düşündüğümüz beş birim bulunmaktadır. 7. katında: Toplantı salonu, mezar odası, kilise, kilisenin devamında bir salon ve su kuyusu bulunmaktadır. Yedinci kat yeraltı şehrinin en geniş mekanıdır. Öz Konak Yeraltı Şehri :Avanos'a 11 km. uzaklıktadır. 3000 den fazla insanın yaşayabildiği geniş bir mağara. Bu mağara hayvanlar için kurulan ahırlar ve onları bağladıkları taşları görmek mümkündür. Mazi Yeraltı Şehri ve Mazi Köyü : Köyün etrafında kayalıkların üzerinde kayaya açılmış mezarlar bulunmaktadır. Helenistik dönemine ait olan kayaya oyma Kilise lar ise 2000 yıldan daha eski olduğu söylenmektedir. Köyün ortasında Information'a gidip kendinize yerel rehber de isteyebilirsiniz. Buradaki yeraltı şehri çok karanlık olduğundan yanınızda yerel halktan biri olsun ayrıca tarihi hakkında bilgi versin diye rehber tutmanın faydası olur diye düşünüyoruz. Talas Sarnıçlı Yeraltı Şehri :300 metre uzunluğundaki yeraltı şehrinde daracık tünellerden Şırahane, ibadethane, kuşluk ve kuyu bölümlerine ulaşılabilmektedir. Yaklaşık 5 yıllık bir temizlik çalışmasının ardından 2010 yılı Temmuz ayında Talas Belediyesi tarafından hizmete açılmıştır. Pazartesi haricindeki diğer günlerde ziyarete açıktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kapida-kenya-vizes", "text": "Kapıda Kenya vizesi alınabildiği bilmemize rağmen yine de bir değişiklik var mı diye araştırmak istedik. Araştırmamız sonucu Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığının sayfasında böyle bir bilgiyle karşılaşınca daha da detaya girmeye karar verdik. 1 Eylül 2015 tarihinden itibaren Kenya'ya seyahat edecek umuma mahsus pasaport hamili vatandaşlarımız için havaalanları başta olmak üzere gümrük kapılarında ve Kenya Büyükelçilikleri'nde vize itası 1 Eylül 2015 tarihi itibariyle kaldırılmıştır. Yeni uygulamayla vize alacakların Kenya'ya varışlarından önce \"www. ecitizen. go. ke\" web sayfasındaki \"Services\" bölümüne girerek elektronik vize almaları gerekmektedir. İşlemlerin en az 2 gün sürebildiği bilindiğinden, elektronik vizeye zamanlıca başvurulması olası mağduriyetlerin yaşanmasını engelleyecektir. Vatandaşlarımızın, Kenya'ya varışta, geçerli elektronik vizenin bilgisayar çıktısıyla birlikte, en az 6 ay geçerli pasaport, otel rezervasyonu, seyahat programı, ziyaret edilecek yerlerin listesi ve davet mektubu gibi tamamlayıcı belgeleri sınır polisine ibraz etmeleri gerekmektedir. Vatandaşlarımızın, e-vizeye sahip olmayanların uçağa kabul edilmeyebileceği ve ülkeye giriş taleplerinin reddedilebileceği hususunu göz önünde bulundurarak konuya hassasiyetle yaklaşmaları faydalı olacaktır. Bunun haricinde diğer kaynaklarını da kurcalayınca eğer Kenya e-vize alınmamışsa uçağa alınamayacağına kadar bilgi yazıyor olduğunu gördük. Hemen Kenya e-visa'nin alınacağı sayfaya girerek live chat ile kapıda vize alıp alamayacağımızı öğrendik. Parmak izi ve retina taramamızı yaptıkları gibi 50 dolar karşılığında çok kısa sürede vizelerimizi alıp oradan valizlere yöneldik. Kenya'ya gitmeden önce 2 iş günü içerisinde e-visa alabileceğiniz gibi uğraşmak istemiyorsanız kapıdan da rahatlıkla alabileceğinizi bilmenizi isteriz. Ne otel rezervasyonu ne de başka herhangi hiç bir şey istenmiyor! Güncelleme : 2017 yılında tekrar Safari için gittiğimizde bu sefer formları gitmeden önce internetten edinip doldurduk. Dileyenler formu bu linkten edinebilir. Ama bunun haricinde uçakta dağıtılan A5 boyutundaki formu da doldurmayı ihmal etmemelisiniz. Kontrol noktasında her ikisi de isteniyor. Gelelim yeşil pasaport sahiplerine. 2016 yılında vize ücretinden muaf olan yeşil pasaportlular 2017 yılındaki ziyaretimizde bizler gibi 50'şer usd vermek zorunda kaldılar. Yeşil Pasaport Sahipleri İçin Bilgilendirme : 2018 yılındaki seyahatimizde Kenya, yeşil pasaport sahiplerinden vize ücreti almadı. Bir önceki yılın aksine bu sene uygulamayı değiştirmişler. Kenya Vizesi hakkinda o kadar carpik, yetersiz ve kopya icerik varken birebir kapida kenya vizesi almaniz en dogru bilgiyi vermenizi saglamis. Gitmeden önce Kenya Vizesi için biz de çok endişeliydik. İstediğimiz ve doğru bilgilere bir türlü ulaşamamıştık. O yüzden böyle bir makale yazma gereği duyduk. İşinize yaradıysa ne mutlu bizlere. Kenya havalimanına indiğiniz zaman kapıda vize alabilirsiniz. Öncesinde vize başvurusu yapmanıza gerek yok! Yeşil pasaporta Kenya vizesi gerekmiyor. 2018 Ağustos ayında Kenya ya seyahat ettik yeşil pasaportla vizesiz giriş yaptık bilginize. Kenya için gerekli evrakların çalışacağınız firmadan yollanması gerekiyor. Normal turistik vize ücreti kapıda alınıyor ve 50 usd. Ayrıca suyla ilgili sıkıntı yaşamadık. Bahsettiğiniz içme suyuysa eğer. Çeşme suyundan bahsediyorsanız evet ülke olarak su sıkıntısı olduğunu söylemek isteriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/karadeniz-turu-gezi-notlar", "text": "Son zamanların Türkiye'de gezilecek yerler listesinin başını Karadeniz turu çekiyor. Karadeniz turlarına bu kadar revaç olması sayesinde artık yaylalar, dereler, şelaleler ziyaretçi akınına uğrar durumda. Bizler de size bilgi ve doğru kaynak olması için bu özel Karadeniz turu planlamasını ile Karadeniz turu yapacaklar için önerilerde ve rota tavsiyelerinde bulunmak istedik. Vereceğimiz örnek günlük rotalar ve haritalar sayesinde kendinize uygun Karadeniz rotanızı rahatlıkla çıkarabileceğinizi düşünüyoruz. Karadeniz turu planlaması yaparken en ince detayına kadar planı-programı gitmeden yaptık. Bu yolculuğa hazır hale geldik. Ve yollara düştük. Karadeniz turu yapacaksanız elinizi kolunuzu sallayarak gitmemelisiniz. Hem coğrafi özellikleri gereği zor bir bölge oluşu hem de ikliminin sert oluşu Karadeniz için önden hazırlık yapmayı gerektiriyor. Bizim size vereceğimiz önerilerin hepsi tek başınıza gitmeniz halinde uygulayacağınız hazırlıklardır. Eğer turla gidecekseniz sıkı giyinmeniz kafidir. Ya da trekking turlarına katılıp kamp yapmayı düşünüyorsanız o zaman zaten trekking turuna katılacağınız firmalar sizleri önden ne gerekli olduğuna dair önden bilgilendirecektir. - Öncelikle işinize ilk yarayacak zaruri şey 4x4 bir araç olmalı, - Eğer yoğun sezonda Karadeniz turu gerçekleştirecekseniz önceden otel rezervasyonu, çünkü %100 doluluk oranıyla çalışıyorlar, - Mutlaka aracınızda bol su ve yiyecek bulundurmalısınız, - Rakım olarak 2000 metre ve üzerine çıkılacağı için termal mont, trekking ayakkabısı gereklidir, Bize soracak olursanız bu sınırlayamayız. Çünkü Karadeniz her köşesinde farklı güzellikler bulabileceğiniz bir bölge. Tarihi yapıları, kaleleri, şelaleleri, taş köprüleri, dereleri, zirveleri, yaylaları ve olmazsa olmaz Kaçkar Dağları'yla dönmek istemeyeceğiniz bir coğrafya. Turunuz öncesi gün gün program çıkarmanız vakit kaybı yaşamanızı önleyecektir. Yaptığımız rota kamp atacaklara göre bir program olmayıp, aracıyla seyahat edecekler için uygundur. Hem kamp atacak kadar yeterli vaktimiz yoktu hem de yanımızda kamp konusunda deneyimli bir arkadaşımız. Zaten kamp rotaları çok ayrı oluyor. Belki onu da bir gün yaparsak detaylı anlatırız. Karadeniz turu yaptım demeniz için en az 3 gece kalmanız gerekiyor. Rize-Trabzon veya Rize-Artvin şeklinde iki şehri içine alan rotalar yapmak mümkün. Bizim 2018 yılı Eylül ayında yaptığımız rota 3 gecelik bir programla 2 gecesi Rize Çamlıhemşin, 1 gecesi yayla konaklaması şeklindeydi. 3 gece 4 günlük program dahilinde 3 gün Rize, 1 gün Artvin'i gezdirdiğimiz unutulmaz güzel bir seyahatimiz olmuştu. Eğer haftasonuna gidecekseniz durmak yok. Biraz koşturmacalı bir rota olacağını önden söyleyelim. 1. gün: Cuma akşam uçağıyla Trabzon havalimanına ulaşır ulaşmaz vakit kaybetmeden direk Çamlıhemşin'e gidip burada konaklamalısınız. Ucuz olması açısından Rize merkez de olur. Karadeniz'de konaklama seçeneğinizin fazla olduğunu bilmelisiniz. Tercihinize göre yaylada, il merkezinde ya da ilçelerde konaklama yapabilirsiniz. Yayla konaklaması yapacaksanız turu yaparken günü hangi yaylada bitireceğinizi bilmeniz otel rezervasyonunu önceden yapmanız bakımından faydalı olur. Yayla haricinde konaklama yapacaksanız tavsiyemiz Çamlıhemşin'i tercih etmenizdir. Çamlıhemşin'de çok şık butik oteller var. Demiştik ya Karadeniz yaylaları gitgide Türkiye turizminde önemli bir yer haline geldi diye. Hal böyle olunca da ziyaretçiler yayla ziyaretlerinin yanı sıra bir yayla evinde konaklamak istiyor. Yayla evlerinde en başta otel konforu aramamanız gerektiğini bilmelisiniz. Tam bir köy evi konseptinin hakim olduğu evler bir kaç oda, ortak oturma alanı ve ortak banyolardan ibarettir. Dağın başında samimi ortam arayanlar için biçilmiş kaftan adeta. Sabah camınızı araladığınızda tertemiz havayı içinize çektikten sonra şöyle bir manzarayı seyre durursunuz. Sonra bulutlar ayağınızın altında hayatınızda bir ilk olacak kahvaltı keyfi yaşarsınız. Bundan daha fazla ne ister ki bir insan. Gerçi artık çok şık ve konforlu bunglaowlar da inşa edildi. Pokut'ta Orion Butik otelde, Sal yaylasında ise Pilunç Çayevi'nde konaklayabilirsiniz. İlçe Konaklaması Yaylalara günübirlik ziyaret edip sonrasında Ardeşen, Çamlıhemşin, Hemşin veya İkizdere gibi ilçelere inip buralarda konaklayacaksınız bir çok seçeneğiniz olduğunu bilmelisiniz. Tas Mahal Bungalow: Modern dokunuşlarla çok ferah bir mimari estetik sunan otel ayrıca cam terası ve jakuzili odaları ile Karadeniz yeşiliyle sizi bütünleştiriyor. Gola House: Bulutların ayaklarınızın altında olduğu ve manzarasıyla sizi büyüleyecek bir oteldir. Merkez noktanızı şehir belirleyip. Her gün bu noktadan hareket etmek şartıyla günlük programlar çıkarabilirsiniz kendinize. Trabzon, Rize, Artvin gibi şehir merkezlerinde hatta bu illerin ilçelerinde oldukça güzel ve temiz oteller bulma imkanınız var. Eğer seyahatinizde ağırlığı Rize yaylarına verecekseniz kalınacak en mantıklı yer Çamlıhemşin'dir. Fırtına Vadisi boyunca pek çok otel bulunmaktadır. Fakat sakın rezervasyonunuzu son ana bırakmayın. Açıkta kalma ihtimaliyle karşılaşmanız çok yüksek. Tavsiyemiz seyahatinizden bir kaç önce otel rezervasyonunuzu yaptırmanız yönündedir. En İyi Zaman: karadeniz bölgesi için en iyi dönem Haziran ve Ekim aylarıdır. Hem yaz yoğunluğu olmamış oluyor hem de hava olarak sizleri memnun ediyor. Bahsettiğimiz dönemlerde hava şartları gezmeniz için en elverişli zamandır. İyi Zaman: Haziran ayından Ekim ayı sonuna kadar dönem içerisinde herhangi bir ay Karadeniz geziniz için idealdir. Karadeniz'de yağmur hususuna değinmek gerekirse. Malum bu kadar yeşilliği içinde barındıran bölgenin en büyük özelliği bölge olarak yoğun yağmur yağışı almasından kaynaklanıyor. Karadeniz'de yağmurun ne zaman yağacağını kimse kestiremez. Hava günlük güneşlik bir haldeyken bir bakmışsınız yağmur yağmış. Ama Karadeniz'i de karadeniz yapan yağışları değil midir! Lahana ve mısır üzerine yaygın yemekleriyle nam salan Karadeniz'de yemeden dönmemeniz gereken ana yemekler mıhlama/kuymak ve karalahana sarması, karalahana çorbası ve mısır ekmeği olmalıdır. Diğer tatlar ise meşhur Laz böreği, kurufasulye, sütlaç, karadeniz pidesidir. Rize'de Ne Yenir yazımızı okuyarak daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Heliski bir dağ kayağı sporudur. Normal kayakla arasındaki fark zirvedeki pistlere ulaşımın teleski yerine helikopter ile sağlanmasıdır. Türkiye, kayağın bu haliyle 2003 sonrasında tanışmıştır. Profesyonel eğitmenler, dağ rehberleri ve pilotlarla birlikte yapılmaktadır. Profesyonel rehberler ve kayakçıların bir araya gelerek beraber yaptıkları yüksek adrenalin içeren spordur. Çok pahalı olduğu için daha çok bu spora talep gösterenler Avrupalı kayakçılardır. 57 km uzunluğu ile maviyle yeniliğin buluştuğu, çay bahçelerine komşu olan Karadeniz'in en güzel deresinde rafting yapmak hem adrenalin anlamında hem de manzara anlamında bu sporu yapacak olan macera severlere müthiş deneyim ve doyumsuz görüntüler sunar. 23 km'lik parkur boyunca yer yer taşlık bölgelerden geçerek, fırtına deresinin hırçın sularında süzülmek benzeri olmayan aktivitelerden biridir. Zipline, Karadeniz'in özellikle Rize'nin olmazsa olmaz etkinliklerinden biri haline gelmiş durumda. Bir yamaçtan diğerine bağlanan demir halatlar eşliğinde Fırtına deresi üzerinden bir kuş gibi süzülerek özgürlüğün tadına varabileceğiniz bir aktivitedir. Yolunuz Çoruh nehrinden geçerse Çoruh nehri üzerine yapılmış tek yönü 300 metre uzunluğa sahip ziline deneyimini de yaşayabilirsiniz. Ama doğal güzellik olarak kıyaslamak gerekirse Çoruh nehri daha kurakken Fırtına deresi daha yeşil ve daha doğal ortama sahiptir. Türkiye'nin en yüksek dördüncü dağına çıkmak dağcılar için müthiş bir deneyimdir. Kaçkar dağlarının en yüksek zirvelerinden olan Altıparmak dağları, Verçenik ve Kavron en iyi tırmanış rotalarındandır. Tırmanışınız esnasında mutlaka yanınızda profesyonel dağcılar olmalıdır. Kendi başınıza tırmanış yapmanızı tavsiye etmiyoruz. Bunun için de tırmanış turları almanız sizin yararınıza olacaktır. Kaçkarlar'a çıkarken geçeceğiniz yaylalarda ve zirvelerde karşınıza büyüleyici güzelliğe sahip buzul gölleri ile karşılaşacaksınız. Trabzon havalimanına indikten sonra havalimanından çıkıp ana caddedeki köprüden karşı şeride geçmelisiniz. Buradan düzenli olarak geçen minibüsler ile Trabzon merkeze ve otogara gidebilirsiniz. Bu noktadan sonra diğer illere servis yapan araçlara binebilirsiniz. Rize Havalimanı hizmete girdiği için Rize'ye gelerek ulaşımınızı daha kolay hale getirebilirsiniz. Bizim tavsiyemiz sınırlı vakti olanlar için araç kiralaması yönündedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/karadeniz-turu-yaylalar-tur", "text": "Bu sene Karadeniz turu Yaylalar turu ile Türkiye'deki en sevdiğimiz rotamızı tekrar gerçekleştireceğiz. Nasıl ki yurtdışı turlarımızda hem en ucuza tur garantisi ve daha fazla yer görme garantisi veriyorsak aynısını Karadeniz turumuzda da uyguladık. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. Konaklama ve akşam yemeği Gito Yaylasındaki muhteşem manzaralı yayla evimizde. Gito yaylasındaki dağ evimizde bulutların arasında güne merhaba deyip, kahvaltımızı eşsiz doğa içinde yaptıktan sonra ikinci günün müthiş rotasıyla başlıyoruz. Pokut ve Sal, Karadeniz yaylaları içinde en popüler ve en güzellerinden bir kaçı. Gün içinde daha fazla yayla sıkıştırmamamızın nedeni yayla hayatını daha yakından görmeniz ve ziyaret edeceğimiz yaylalarda daha fazla vakit geçirmenizi sağlamak. Gün içinde fazla yayla seyahati demek her bir yaylada maksimum 20 dakika durmanız anlamına geliyor. Karadeniz yaylarına ulaşım fazla zaman aldığı için sizlere en iyi vakit geçirme ve beğendiğiniz yerde fazla zaman geçirme imkanı sunmak istediğimiz için olması gereken iyi program yapıldı. Konaklama Pokut Yaylasında en yeni yayla evinde Sal ve Pokut yaylaları manzaralı olacak. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra yine aklınızı başınızdan alacak programla devam ediyoruz. Karadeniz turumuzun sonunda güzel anılar biriktirerek, değerli dostluklar kazanarak ve birbirinden güzel fotoğraflar cebimizde gezimizi sonlandırıyoruz. Tur sonunda Trabzon havalimanına transfer ve İstanbul uçağı ile evimize dönüş. -İstanbul Trabzon Gidiş- Dönüş ekonomi sınıfı uçak bileti -Sabah ve akşam yemekleri -2 gece konaklama (1 gece yayla konaklaması, 1 gece Çamlıhemşin konaklaması) -Tüm transferler -Programda belirtilmeyen yemekler -Akşam yemeklerindeki içecekler -Kişisel harcamalar"} {"url": "https://www.gezgincift.com/kas-gezilecek-yerle", "text": "Kaş'ta gezilecek yerler hakkında bilgi vermeden önce, Kaş'ın her ziyaretçisine bağımlılık yaptığını belirtmek istiyoruz. Türkiye'nin en güzel tatil yerlerinden biri olan Kaş, eşsiz manzaraları, masmavi koyları, küçük ama bir o kadar renkli merkezi ve günübirlik çevre gezintileri sunmasıyla aradığınız hatta aklınıza bile gelmeyen birçok seçeneği sunmaktadır. Antalya Kaş bölgesi, ülkemizin eşsiz güzelliklerinden biri olan Kaputaş Plajı ile tanınmaktadır. Ancak, Antalya Kaş, sadece Kaputaş Plajı ile sınırlı değildir. Kaş, Likya yolu üzerinde konumlandığından, tarihi ve doğal güzellikleriyle sizi kendine hayran bırakacak birçok plaja ev sahipliği yapmaktadır. Bunun yanı sıra, Kaş'ta gerçekleştirilen dalış faaliyetleri ve tekne turları ile de tatilinizi anlamlı kılabilirsiniz. Kaş'ta bulunan tarihi yapıları ziyaret ederek, geçmişe yolculuk yapabilirsiniz. Son 2 yıldır üstü üstü Kaş'ta tatil yapmak bize çok keyif verir oldu. Tatilinizi planlamadan önce, aşağıda belirttiğimiz yazılarımızdan başlayarak adım adım Kaş tatilinizi şekillendirebilirsiniz. Kentin ilk bilinen adı Habesos'tur. Antiphellos ve Andifli isimleri de halk arasında sıkça kullanılmış olsa da, Kaş ismi bu bölgede en yaygın kullanılan isimlerden biridir. Özellikle Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde Kaş ismi geçmektedir. Kentin ismi neden Kaş olarak belirlenmiştir diye merak ediyorsanız, bu sorunun cevabı Google haritalarında saklıdır. Antik çağda Meis adıyla anılan Yunan adasının hemen yanı başındaki kara parçası, kaş şeklini andırdığı için bölgeye Kaş ismi verilmiştir. Kaş'ta gezilecek yerler oldukça fazla ve sıralayabileceğimiz birçok alternatif var. Öncelikle, Kaş merkezindeki turistik yerleri ziyaret etmeyi düşünebilirsiniz. Burada tarihi kalıntılar, müzeler ve antik yapılar bulunur. Daha sonra, Kaş ve çevresindeki kumsalları keşfetmek için zaman ayırmalısınız. Bu kumsalların bazıları turistik yerlerden uzakta olabilir, ancak doğal güzellikleri ve sakinliği nedeniyle mutlaka görülmeye değerdir. Son olarak, Kaş çevresinde gezilecek ve yapılacak birçok aktivite ve yer bulunmaktadır. Örneğin, yürüyüş parkurları, su sporları aktiviteleri ve doğa yürüyüşleri gibi aktiviteleri deneyebilirsiniz. Böylece, Kaş'ta kısa süreniz varsa bile, en hızlı ve doğru rotayı izleyerek birçok yeri ziyaret etmiş olacaksınız. Bu tepe bayraklı tepe olarak da biliniyor. Kaş merkezden de bayrağın bulunduğu tepeyi görmek mümkün. Hatta merkezin içinden direk tepeye de varılıyor. Biz giderken ana yolu dönüşte ise ara yolları kullandık. Kaş, Çukurbağ yarımadası ve Meis manzarasını tek bir karede görmek için bizce en güzel nokta burası. Taviyemiz; Akşam üzere günbatımına denk getirin. Tabi içeceklerinizi de unutmamak şartıyla! Hadi dayanamadık bir manzara noktası daha söyleyelim. Pek çoğunuzun bilmediği bir yer bu sefer ki \"Helikopter Pisti\" Kaş meydanından yalnızda 800 metre uzaklığı var. Malum yaz dönemi ziyaret edeceğiniz için aman araçla gitmeye kalkmayın. Kaş sokakları zaten çok dar ve yazın kalabalık oluyor. Meydandan buraya yürüyerek gitmeniz sizi hem trafik stresinden kurtarır hem de yürüyüş yapmanızı sağlar 🙂 Sonra da manzaranın keyfini çıkarmak kalır. Mevzu Kaş'ta gezilecek yerler ise listenin en başında Uzun çarşı ve M. Ö 4. yy'dan kalma Kral Mezarı yerini alır. Zaten Kaş'a gelip de Uzun Çarşı'yı görmeyen bir allahın kulu yoktur. Selçuklu mimarisini az da olsa görebileceğiniz arnavut kaldırımlı çarşı yalnızca bir kaç yüz metre uzunluğunda ve sağlı sollu şık butiklerin olduğu çok şirin bir yer. 2 katlı tarihi evlerin cumbalarını süsleyen begonviller bu sokağı olduğundan fazla güzel kılıyor. Sadece uzun çarşının ada sokağını gezmekle kalmayın, dar ara sokaklarına da girip gezmeyi ihmal etmeyin. Bir nevi Kaş'ın simgesi haline gelmiş Lahit mezar uzun çarşının hemen sonunda yer alıyor. Antiphellos Antik Kenti olarak adlandırsak da, aslında kentte Antik Tiyatro haricinde bir şey kalmamış durumda. Ancak, tiyatro deniz manzaralı müthiş bir konumda bulunuyor ve günümüzde çeşitli sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Kaş merkeze indikten sonra, eczanenin sağ tarafında yer alan sokağa girerek, birkaç kilometre ileride tiyatro sağ tarafta kalıyor. Bölgedeki Lycian Way ve antik şehir Patara gibi zengin tarihi ve kültürel alanları keşfetmek isteyen ziyaretçiler için de yakındaki bölgeler görülmeye değer. İlk kez Herotos'un bahsettiği Xanthos kentinin asıl hikayesi, Pers İmparatorluğu'nun işgaliyle başlar. Xanthos halkı, Pers İmparatorluğu'na ödenmesi gereken vergileri ödememek için intihar etmeyi tercih eder. Gururlu bir halk olan Xanthoslular, Pers İmparatorluğu'nun hükümdarlık iddialarına boyun eğmeyerek, özgür ve bağımsız bir halk olarak yaşamayı seçerler. Biz, yaklaşık 10 yıl önce Xanthos'a seyahat edip bu tarihi kenti ziyaret etmiştik. Xanthos'un tarihi eserleri, Türkiye'nin en iyi antik kentlerinden biri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak, ne yazık ki birçok tarihi eser, kaçırılıp veya kaçırılarak yurtdışına götürülmüştür. Xanthos'un, Likya Uygarlığı'nın en önemli yerleşim yerlerinden biri olduğu bilinmektedir. Günümüzde Unesco Miras Listesinde yer alan Xanthos, ziyaret edilmesi gereken tarihi yerler arasındadır. Bu tarihi kent, Pers İmparatorluğu'nun hükmettiği dönemlerde yaşamış olan Xanthos halkının özgürlük mücadelesiyle dolu bir geçmişe sahiptir. Xanthos'a kadar gitmişken 6 km mesafedeki Letoon antik tiyatrosunu da görebilirsiniz. Ulaşım : Kaş Fethiye arasında hizmet veren otobüsler ile ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Patara Antik Kenti, Likya Birliğine üye olmuş eski bir liman kentidir. Kent, Kaş'a 42 kilometre uzaklıktadır ve ziyaretçilerine tarihi bir yolculuk sunar. Patara'nın tarihi, Noel Baba olarak bilinen Saint Nicholas'ın Patara'lı olmasıyla da ilgilidir. Bu yüzden, Patara Hristiyanlar için önemli bir yerdir. Antik Kenti gezerken, tarihi sokağında yürüyerek, antik tiyatrosunda oturarak veya Roma Hamamı'nda yüzerek zaman geçirebilirsiniz. Ayrıca, birkaç kilometre uzaklıktaki Türkiye'nin en güzel plajlarından biri, hatta dünyanın en uzun plajlarından biri olarak kabul edilen Patara plajı da ziyaret edilebilir. Patara Kum Tepeleri de Türk filmlerinde sıklıkla görüldüğü için, film meraklıları tarafından da ziyaret edilmektedir. Patara'da kalınacak birkaç gün, tarihi ve doğal güzelliklerini keşfetmek için yeterlidir. Ulaşım : Kaş ve Kalkan'dan kalkan dolmuşlarla ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Demre Kaş'a 1 saat mesafe uzaklıkta bulunan Likya uygarlığının en önemli 6 kentinden biri olmuş tarihi yrleşim yeridir. Ününe ün katan en önemli yapısı Noel Baba Kilisesi olarak bilinen St. Nikolas Kilisesi'dir. Myra Antik Kenti, Soura Antik Kenti görebileceğiniz diğer tarihi bölgelerdir. Demre sadece antik kentleriyle bilinmemeli. Kaleköy, Üçağız ve Kekova bölgeleri de Demre'ye bağlıdır. Kaleköy, Demre'ye bağlı Kaleüçağız bölgesinde yer alan bir turistik beldedir. Kaleköy, Likya medeniyetine ait lahitleri, Simena kalesi ve eşsiz manzarası ile ziyaretçileri hayran bırakıyor. Kekova Adası'nın tam karşısında yer alan bu antik kent, Likya döneminden kalma tarihi yapıları, doğal güzellikleri ve açık denizleri ile ziyaretçilere unutulmaz bir tatil deneyimi sunmaktadır. Kaleköy'de yapabileceğiniz en güzel aktivitelerden biri, kano kiralayıp adanın çevresinde gezinmek ve denizin tadını çıkarmaktır. Ayrıca, bölgenin serin sularında yüzme imkanı da bulabilirsiniz. Bölgedeki restoranlar, lezzetli yemekleri ve muhteşem deniz manzarası ile ziyaretçilerin beğenisini kazanmaktadır. Gün batımında, tepeye tırmanarak güzel manzarayı izleyebilirsiniz. Kaleköy, bölgenin en popüler turistik yerlerinden biridir ve her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilmektedir. Eşsiz doğal güzellikleri ve tarihi yapıları ile ziyaretçilerin gönlünde taht kurmuş olan Kaleköy, Türkiye'nin en güzel tatil yerlerinden biridir. Gelin Kaleköy'ü keşfedin ve unutulmaz bir tatil deneyimi yaşayın. M. S II. yüzyıl öncesinde Kekova, Kaleköy ile birleşikken meydana gelen deprem sonucu orta kısmının sular altında kalmasıyla ayrılmıştır. Bu olay, bölgenin tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Sular altında kalan antik kent, ziyaretçilere tarihle dolu bir deneyim sunar. Antik kente ulaşmak için birçok seçenek vardır. Örneğin, botlarla turlara çıkabilirsiniz. Bu turlar, Kaş veya Üçağız'dan satın alınabilir. Her iki seçenek de farklı avantajlara sahiptir. Kaş'tan tur satın alırsanız, daha büyük bir tur firmasıyla seyahat edersiniz ve tur boyunca bir rehber eşliğinde Kekova'nın tarihini öğrenirsiniz. Üçağız'dan tur satın alırsanız, daha küçük bir tur grubuyla seyahat edersiniz ve daha fazla kişisel deneyim yaşayabilirsiniz. Bu nedenle, bizim tavsiyemiz, Üçağız'dan tur satın almaktır. Böylece, daha fazla kişisel deneyim yaşayabilirsiniz ve tarihi hikayeleri daha yakından keşfedebilirsiniz. Kaş, küçücük bir yer olmasına rağmen gelen herkesi plajlarıyla da büyülemeyi biliyor. En önemlisi tabi ki Kaputaş plajı. Fethiye yönünden geliyorsanız ya da Kaş'tan ayrılıp da Fethiye yönüne gidecekseniz Kaputaş plajının girişindeki kalabalıktan doğru yerde olduğunuzu anlayabilirsiniz. Kaputaş, Kaş denilince ilk akla gelen yer haline gelmiştir. Yıllar önce şezlong ve şemsiye sayısı çok çok azken şimdilerde Kaputaş'a sezonda gidip yukarıdan kuşbakışı baktığınızda yığınla şezlong ve şemsiye görürsünüz. Ama plaj bu kalabalığa rağmen güzelliğini koruyabilmiş. Kaputaş'ın Kaş merkeze uzaklığı 20 km'dir. Kaş merkezdeki plajları listeleyecek olursak Küçük Çakıl ve Büyük Çakıl tavsiye edeceklerimizdir. Küçükçakıl adından da anlaşıldığı üzere oldukça küçüktür. Kaş merkezden botlarla ulaşabileceğiniz Limanağzı da güzel tercihlerden bir tanesidir. Çukurbağ Yarımadasında denize girmek isterseniz İnceboğaz ve Hidayet'in Koyu tercihleriniz arasında olmalı. Kaş, Akdeniz iklimiyle sıcak yaz dönemini Temmuz ve Ağustos aylarında yaşar. Mayıs ve Eylül ayları, daha ılık bir havada seyahat etmek isteyenler için tavsiye edilir. Ancak Nisan ayında seyahat etmek isteyenler için uyarıda bulunmak gerekir. Bizim Nisan 2019'daki ziyaretimizde Kaş'ta çok soğuk bir hava vardı ve hava koşullarının değişkenliğine bağlı olarak, seyahat planlamalarınızı buna göre ayarlamanızı öneririz. Sonuç olarak, Kaş'a gitmek için en uygun dönem yaz başı ve yaz sonudur, ancak diğer mevsimlerde de seyahat edebilirsiniz. Ziyaretinizi planlamadan önce hava koşullarını ve aktiviteleri araştırmak önemlidir, böylece tatilinizden en iyi şekilde yararlanabilirsiniz. Antalya Kaş arasındaki yolun Türkiye'nin en iyi sürüş rotalarından biri olduğunu da söylemeden edemeyeceğiz. Ankara, İstanbul ve İzmir'den Kaş'a direk otobüs bulunuyor. Ankara, İstanbul ve İzmir haricinde başka şehirlerden gelecekseniz otobüs biletinizi Fethiye veya Antalya'ya alıp bu şehirlerden kalkan küçük otobüsler ile rahatlıkla Kaş'a ulaşabilirsiniz. Kaş'a en yakın havalimanı merkeze 150 km uzaklıktaki Dalaman havalimanıdır. Dalaman havalimanından Kaş ulaşımınız için acentalardan shuttle hizmeti alabilir ya da merkeze gidip buradan minibüslere binebilirsiniz. Antalya havalimanına varacaksanız eğer (Kaş'a mesafesi 220 km) havalimanından kalkan halk otobüsü ile önce Antalya Otogarına gitmeli sonrasında otogardan Kaş'a giden minibüs veya otobüslere binmelisiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kas-kiralik-vill", "text": "Kaş Kiralık Villa son yılların bize göre en güzel tatil şeklinden biri. Hem bölge olarak güzel konumda olması hem de kendimizi özel hissettirdiği için artık vazgeçilmezimiz. Bu makalemizde size Kaş'ta bir konaklama seçeneği olan, bizim son iki yıldır tercih ettiğimiz ve büyük ihtimal bundan sonrada tek tercihimiz olacak olan Kaş'ta villa kiralamak konusunda bilgi vereceğiz. Şimdi efendim tatile geldik, otelde keyif yapmak varken ne işimiz var evde, bir de oturup evde yemek mi yapacağız, sofra mı hazırlayacağız, bulaşık-temizlikle mi uğraşacağız diyenler olabilir. Özellikle bayanlar bu konuda çok hassaslar. Bir bakıma haklı da olabilirler, tabi o hayallerindeki keyif yapılacak otel konsepti Kaş'ta pek yok. Genelde butik ve küçük oteller diye adlandırılan oteller veya pansiyonlar konaklama için seçenekler arasında. Bizimde bir zamanlar tercih ettiğimiz bu seçeneklerden villa kiralama yöntemine geçişimizi şimdi size biraz anlatalım. Öncelikle Kaş Çukurbağ yarımadasında bulunan bu villalar genelde oldukça lüks, lebiderya derecesinde manzaraya sahip, hemen hemen her odasında ayrı banyosu olan, havuzlu, barbekülü, bir evde ihtiyacınız olan her türlü eşyası olan yerlerdir. Kendinizi oldukça zengin hissetmenin yanında 4-6-8 kişi gibi arkadaş grubunuzla gittiğinizde oldukça da ekonomik bir konaklama seçeneğidir. Herkeste işin bir ucunda tutarsa hiçte korkulduğu gibi tatilde iş yükü getirmez. Doldurursunuz buzdolabına yiyecekleri, içecekleri canınız ne isterse. Akşamları bahçenizdeki havuzun başında hep beraber denize karşı yapılan bir mangal keyfini tartışmaya gerek yok sanırız. Üstelik masadan kalkmak gibi durum da yok isterseniz sabahlar olmasın. Gündüzleri ise ayrı bir güzel. Koşa koşa beach'lerde güzel bir yer kapalım derdi olmuyor. Tercih size kalmış, isteyen havuzda vakit geçirerek güne başlayabilir isteyen kendini denize atıp serinleyebilir. Bazı evlerin denizde kendine özel alanları bile var, olmasa bile istediğiniz yerden denize girebilirsiniz. Çukurbağ yarım adasının denizi her noktadan çok güzel. Kaş'ta gününüzü geçirebileceğiniz aktiviteler zaten belli, 3 gününüzü bunlara ayırsanız bile böyle bir evde kaldığınız zaman bir hafta bie kalsanız canınız asla sıkılmaz, hatta Kaş'tan başka yere geçeseniz gelmez. Bu arada evde bir sıkıntı olsa ne yapacağız diye düşünmeyin. Genelde evin çok yakınında oturan görevliler şıp diye damlayıveriyorlar yanınıza. Zaten her gün havuz ve bahçe temizliği için geldiklerinde bir ihtiyacınız varsa hemen hallediyorlar. Sonuç olarak böyle bir seçeneğin de aklınızın bir ucunda durmasında fayda var. Deniz manzaralı havuzlu lüks bir villada vakit geçirmek bile, konaklamaya çok önem biz yerli turistlerin kulağına çok hoş geldiğine eminiz. Tabi bu villalar az sayıda olduğu için rezervasyon için elinizi çabuk tutmanızın gerektiğini hatırlatıyor, şimdiden iyi tatiller diliyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kas-nerede-nasil-gidili", "text": "Antalya Kaş, bizim son yıllarda en uğrak noktalarımızdan biri haline geldi. Zaten İstanbul'da yaşadığımız için yıl boyu biriken stresi atmak için tatil seçeneklerimiz arasında öncelik izole ve kalabalık olmayan bölgeler oluşturuyor. Haliyle Kaş en beğendiğimiz tatil kasabalarından bir tanesi. Niye Kaş sorusunun cevabını da kısaca vererek hemen Kaş nerede yazımıza başlayabiliriz. Kaş, tarihi kalıntılara sahip antik şehirleri, kral mezarları ile kültür turuna, Akdeniz'in sualtı derinliklerinin güzelliği ile dalış turizmine, saklı kanyonu ve yamaç paraşütü ile macera turizmine ve Akdeniz'in masamavi sularına yelken açmak için doğa turizmine cevap veren ender yerlerden bir tanesidir. Aslına baktığınız zaman hangi kafada olursanız olun Kaş en doğru adres. Kaş, Antalya iline bağlı bir ilçedir. Özellikle Antalya ve Fethiye'den gelecekler için çok yakın konumda olduğunu hatırlatmak isteriz. Kaş'a en yakın bölgelerden Fethiye 105 km, Antalya 212 km, Marmaris 228 km uzaklıktadır. Aşağıda eklediğimiz harita üzerinden tam konumu daha net görebilirsiniz. Biz Kaş tatilimizin çoğunu aracımızla gerçekleştirdik. Bu yüzden önce araçla Kaş'a nasıl gidilir bundan bahsetmek istiyoruz. Bir kere Kaş'a araçla gelmenizin en büyük avantağı Antalya Kaş ve Kaş -Fethiye arasındaki yolun müthiş manzaralar sunuyor olması. Türkiye'nin en iyi sürüş rotalarından biri olduğunu tekrarlamak istiyoruz. Bizim Kaş'a arabayla gelmemizin sebebi genelde tatillerimizde tek yer görmekten ziyade bir kaç noktaya gitmeyi tercih ediyoruz. Her gideceğimiz yere ikişer üçer gün koyarak hem daha farklı deneyimler yaşıyor hem de keyif aldığımız sürüş rotasını gerçekleştirmiş oluyoruz. Eğer siz de aracınızla Kaş'a gelecekseniz yanına mutlaka bir kaç gün Olympos-Çıralı veya Fethiye-Marmaris ekleyebilirsiniz. Hatta geçen yıl çok eğlenerek, bol gezerek gerçekleştirdiğimiz Ege-Akdeniz Rotamızı okuyabilirsiniz. Kaş'a en yakın havalimanı Kaş merkeze 150 km uzaklıktaki Dalaman havalimanıdır. İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen'den düzenli uçak seferleri bulunmaktadır. Dalaman havalimanından Kaş ulaşımınız için acentalardan shuttle hizmeti alabilir ya da merkeze gidip buradan minibüslere binebilirsiniz. Merkeze gitmenizdeki kastımız Havaş ile Fethiye'ye gidip, Fethiye merkezden yerel minibüsler ile Kaş'a gitmenizdir. Antalya havalimanına varacaksanız eğer (Kaş'a mesafesi 220 km) havalimanından kalkan halk otobüsü ile önce Antalya Otogarına gitmeli sonrasında otogardan Kaş'a giden minibüs veya otobüslere binmelisiniz. Otobüs ile ulaşım süresi : 3-4 saat Hızlı ve daha fazla konforlu olsun isterseniz havalimanından araç kiralayabilirsiniz. Ancak biz araba kiralamada her zaman seyahat tarihinden önce ve online kiralama sistemini tavsiye ediyoruz. Dalaman ve Antalya havalimanlarından Kaş'a ulaşımı kıyaslayınca en hızlı yol Dalaman havalimanını kullanmaktır. Daha kısa mesafe ve direk havalimanından shuttle hizmeti olduğu için daha az yorucudur. Ankara, İstanbul ve İzmir'den Kaş'a direk otobüs bulunuyor. Ankara, İstanbul ve İzmir haricinde başka şehirlerden gelecekseniz otobüs biletinizi Fethiye veya Antalya'ya alıp bu şehirlerden kalkan küçük otobüsler ile rahatlıkla Kaş'a ulaşabilirsiniz. yukarıda listelediğimiz yerlere düzenli seferleri olan minibüsleri kullanabilirsiniz. Kaş'tan taksi kiralamak isterseniz elinizin altında bulunsun diye bir kaç durağın telefon numarasını da ekliyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kas-plajlari-kaputas-plaj", "text": "Eğer Türkiye'nin en güzel tatil bölgesi Kaş'ta tatil planı yapıyorsanız, tatiliniz boyunca keşfedebileceğiniz birçok güzel nokta bulunmaktadır. Bunlar arasında Kaş'ta denize girilecek yerler, Kaş'ın en güzel plajları, plajlara giriş ücretleri gibi konular yer almaktadır. Bunların yanında, Kaş'ta turistik yerleri gezmek de oldukça keyifli bir deneyim sunmaktadır. Kaş, son yıllarda turizm açısından büyük bir ilgi görüyor ve tatil yapmak için en ideal yerlerden biri haline gelmiştir. Tatilinizi planlarken Kaş'ın tarihi ve kültürel zenginlikleri hakkında da bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca, Kaş'ta yeme-içme için harika mekanlar da bulunmaktadır. Böylece, tatilinizi dolu dolu geçirebilir ve unutulmaz bir deneyim yaşayabilirsiniz. Kaş'a bir kez geldiğinizde, neden insanların yaz tatillerinde burayı tercih ettiğini anlayacaksınız. Sizler için Kaş'daki kumsallar hakkında detaylı bir liste hazırladık. Bu liste, Çukurbağ Yarımadası, Kaş ve çevresindeki tüm kumsalları içermektedir. Hangi kumsalın en güzel olduğunu, çocuklarla bir gün geçirmek için en uygun seçenekleri sizler için açıklamak istedik. Ayrıca, her kumsalın özelliklerini ve çevresindeki aktiviteleri de listeledik. Bu sayede, tatil planlarınızı daha iyi yapmanız için size yardımcı olacağız. Kaş'taki plajlar arasında seçim yapmak zor olabilir, ancak bazıları diğerlerinden daha popülerdir. Bunlar arasında Kaputaş plajı, Patara plajı ve İnceboğaz plajı yer alır. Kaputaş plajı, turkuaz rengi suları, beyaz kumlu plajı ve yüksek kayalıkları ile ünlüdür. Patara plajı, 18 kilometrelik uzun beyaz kumsalı ve nadir Caretta Caretta kaplumbağalarının yuvalama alanı olmasıyla bilinir. İnceboğaz plajı ise, sakin suları, kumsalı ve ferah atmosferi ile bilinir. Bu plajlar, Kaş'ta tatil yapacaklar için mükemmel bir deneyim sunar. Kaş'ın en güzel plajlarından biri olan Kaputaş plajını kesinlikle ziyaret etmelisiniz. Kaputaş plajı, kanyonun ağzında yer alır ve dağın yamacında göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahiptir. Deniz doğal su kaynaklarıyla birleştiği için Kaputaş'ta mavinin en güzel tonlarına şahit olacaksınız. Kaputaş plajı, sadece denize girmek için değil, aynı zamanda manzaranın keyfini çıkarmak için de harika bir yer. Plajda yüzmenin yanı sıra, manzara noktasından Kaputaş plajını mutlaka görün. Bize soracak olursanız, Türkiye'deki en güzel kumsallardan biri olduğunu söyleyebiliriz. - Plaja ulaşmak için yaklaşık 200 basamak inmeniz gerekiyor. Ancak, manzaraların ve denizin güzelliği için bu yürüyüşe kesinlikle değer. - Plajda, belediye tarafından işletilen şezlonglar, şemsiyeler, duşlar ve benzeri olanaklar mevcuttur. Bu hizmetlerin fiyatları oldukça makul düzeydedir. - Ancak, yüksek sezon boyunca Kaputaş plajı oldukça kalabalıktır. Buna rağmen, yaz başı veya yaz sonunda gitmek, daha sakin ve keyifli bir deneyim yaşamanızı sağlayacaktır. Bu dönemlerde plaj daha sakin, manzaralar daha güzel ve hava koşulları daha hoş olabilir. Ayrıca, plajın daha az kalabalık olması, daha fazla alan ve özgürlük sağlar ve deneyiminizi daha keyifli hale getirir. Giriş Ücreti : Kaptaş plajına giriş ücreti yoktur. Aynı şekilde aracınızı ücretsiz park edebilirsiniz de. Konum : Kaputaş Plajı Kaş'a 20 km, Kalkan'a 10 km uzaklıktadır. Kaş yönünde Kaputaş'tan hemen sonra gelen kumsal, doğal güzelliği ve berrak turkuaz rengiyle görenleri kendine hayran bırakır. Yolun kenarında yer alan bu plaj, işletme olmamasına rağmen çevre köy halkının ilgisini çekmektedir. Sıcak yaz günlerinde, yoldan geçerken durup bu güzelim denizde serinlemek isteyebilirsiniz. Plajın doğal halini korunması, turizm faaliyetlerinin azaltılması için çaba sarf edilmektedir. Bu nedenle, plajın kalabalık olduğu hafta sonları dahi, doğal güzelliğini korumaya yönelik tedbirler alınmaktadır. Eğer sessiz, huzurlu bir tatil geçirmek istiyorsanız, bu plaj kesinlikle listenize eklemeniz gereken yerlerden biri. Konum : Kaputaş plajına 7 km, Kaş merkeze 14 km, Kalkan'a 11 km uzaklıktadır. Arabası olmayanlar Kaş'tan Kalkan ve Kaputaş'a giden dolmuşları kullanabilirler. Kaş'ta kumlu plaj bulunmayabilir, ancak bölgenin diğer plajları da oldukça çekicidir. Akçagerme Plajı, çakıllı olmasına rağmen, ince çakılları, sığ denizi ve huzurlu atmosferiyle özellikle aileler için ideal bir seçenektir. Plajda sunulan işletme hizmetleri, meslek okulu öğrencileri tarafından gerçekleştirilmektedir ve bu sebeple lüks hizmetler sunulmasını beklememek gerekir. Bununla birlikte, plajda yeterli sayıda şezlong ve şemsiye bulunmaktadır, ayrıca küçük bir kafeterya da mevcuttur. Plajda vakit geçirirken, çevredeki doğal güzellikleri keşfetmeyi de ihmal etmeyin. Giriş Ücreti : Giriş ücretsizdir, halk plajıdır. Konum : Kaş'a 4 km uzaklıktadır. Kaş'tan kalkan minibüslerle ulaşım sağlanabilir. Çukurbağ Yarımadası, Kaş'ın en dar bölgesinde yer alır ve İnceboğaz adı verilir. Bu dar bölgede yer alması nedeniyle İnceboğaz adını almıştır. Yarımadaya girdiğinizde, sağ ve sol taraflarınızda Halk Plajı'nı aynı anda görebilirsiniz. Sağ taraftaki plaj, Kaş Marina'ya bakan tarafta yer alır ve dalga oluşmaz. Sol taraftaki plaj ise Meis adasına bakar ve daha rüzgarlıdır. Ayrıca, yarımadanın hemen girişinde yer alan İnceboğaz, turistlerin uğrak yerlerinden biridir. Burada, çeşitli restoranlar ve kafeler bulunmaktadır. Yarımadanın doğal güzellikleri arasında, turkuaz rengi denizi, kumsalları ve yürüyüş parkurları da yer almaktadır. Bu bölgede, deniz sporları da yapılabilmektedir. Yüzme, şnorkelle dalış ve su kayağı gibi aktiviteler, İnceboğaz'da yapılabilir. Yani, Çukurbağ Yarımadası, doğal güzellikleri, aktiviteleri ve restoranları ile ziyaretçilere keyifli bir tatil imkanı sunar. Giriş Ücreti : Ücretsizdir. Eğer kumsaldaki şemsiye ve şzelongları kullanmak isterseniz ücrete tabidir. Konum : Kaş merkeze uzaklığı 1,6 km'dir. Kaş, Türkiye'nin batısında yer alan Akdeniz sahilinde sıra dışı bir tatil yeridir. Kaş'ta birçok turistik yer bulunmaktadır. Bunların arasında en popüler olanı Hidayet'in Koy'u'dur. Burası bir plaj olarak adlandırılamasa da daha çok kayalık yapısıyla öne çıkar. Bu küçük koy, masmavi sularıyla ünlüdür ve kayaların arasında saklı bir cennettir. Koy'da işletmeler bulunduğu için tüm gün hizmet alabilirsiniz. Giriş Ücreti : Ücretsizdir. Ancak şezlong kirası ücrete tabidir. Konum : Yarımadada bulunan koy'un Kaş merkeze uzaklığı 3 km'dir. Kaş Asmaaltı plajı, Kaş limanına oldukça yakın bir yerde bulunur ve plajı olmayan bir iskele üzerine kurulmuştur. Merkezi konumu nedeniyle, birçok ziyaretçi tarafından tercih edilen bir yerdir. Ancak, bizim düşüncemize göre denizin keyfini çıkarmak için yeterli değil. İşte geldik Kaş'ta en sevdiğimiz plaja. Küçük yerlere bayılıyoruz. İster yerleşim yeri olsun ister plaj olsun. Ne olursa olsun ama küçük olsun. Küçük çakıl plajı da Kaş'taki en küçük kumsallardan bir tanesi. Kaş merkezde bulunduğu için de ulaşması çok kolay. Aslında plaj demesek daha doğru olur. İki tarafı da kayalarla çevrili sanki kanyon ağzından giriliyormuş havası veren bir yer. Tabi plaja ulaşmak için merdivenleri inmeniz ve dönüşte de çıkmanız gerektiğini hatırlatmak isteriz. Küçük Çakıl plajında iki işletme bulunuyor. Bunlardan biri Derya Beach. Müzik, eğlence namına her şey burada. Ayrıca küçük çakıl plajı kaynak su ile birleştiğinden deniz suyunun biraz soğuk olduğunun da altını çizmek istiyoruz. Giriş Ücreti : Ücretsiz. İşletmelerden herhangi birine oturup bir şeyler yiyip içerseniz şezlong ücretsiz. Yine de yüksek sezonda ücret aldıkları oluyor. Bilginize! Kaş'ın en güzel plajlarından biri olan Kaş Büyük Çakıl Plajı, dağın yamacında yer alan ve korunaklı bir koy olan bu plaj küçük görünse de, ziyaret ettiğinizde büyüleyici güzelliği ile sizi etkileyecektir. Plaj, yoldan geçerken tepeden görülebilir ve burayı ilk gördüğünüzde aşık olabilirsiniz. Kaş Büyük Çakıl Plajı, Kaş'ın en güzel plajlarından biri olarak kayda değerdir. Ayrıca, plajda tek bir işletme ve tekeli olmaması, ziyaretçilerin avantajına olan bir durumdur. Bu durum ziyaretçilere fiyat avantajı sağlar ve tercih yapma özgürlüğü verir. Kaş Büyük Çakıl Plajı, özellikle gün batımı için ziyaret edilmesi gereken harika bir yerdir. Burada gün batımını izlerken kendinizi doğanın ortasında ve huzurlu bir ortamda hissedeceksiniz. Ayrıca plajda yüzme, güneşlenme ve su sporları yapabileceğiniz birçok aktivite mevcuttur. Kaş Büyük Çakıl Plajı, hayatınız boyunca unutamayacağınız bir deneyim sunar. Giriş Ücreti : Ücretsiz. İşletmelerin herhangi birinde bir şeyler yer içerseniz şezlonları ücretsiz kullanım hakkınız oluyor. Limanağzı Koy'una ulaşmak ne yazık ki karadan mümkün değil; ancak deniz yoluyla ulaşabilirsiniz. Bu durum bazı insanlar için bir dezavantaj olabilirken, diğerleri içinse macera dolu bir yolculuk sunar. Denizi dalgasız olduğu ve suyu diğer plajlara göre daha sıcak olduğu için, Limanağzı Koyu özellikle çocuklu aileler için harika bir seçimdir. Ayrıca, burada sadece yüzme ve güneşlenmekle kalmayıp, eşsiz bir deneyim yaşayabilirsiniz.. Limanağzı bölgesinde sadece üç-dört işletme bulunur: Nuri's Beach, Bilal'in Yeri, Delos Beach ve La Moda Beach. Her işletmenin belirli bir kapasitesi olduğundan, erken saatte gitmeniz tavsiye edilir. Aksi takdirde, yer bulmakta zorlanabilirsiniz. Eğer sessiz ve sakin bir tatil arıyorsanız, Limanağzı tam size göre olabilir. Burada, güzel otellerde ve bungalovlarda konaklayabilirsiniz. Bu otellerin birçoğu, muhteşem manzaralar sunar. Limanağzı için en güzel aktivite, Likya yolu üzerinden 4 km'lik bir trekking yaparak buraya ulaşmaktır. Bu güzergah boyunca, doğanın tadını çıkarabilir ve eşsiz manzaraların tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca, bölgede birkaç antik kalıntı da bulunmaktadır. Bu nedenle, tarih severlerin de burayı ziyaret etmesi önerilir. Tüm bunları göz önünde bulundurarak, Limanağzı Koyu'nun herkes için harika bir tatil yeri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Giriş Ücreti : Giriş ücretsiz olup yeme-içme karşılığı şezlongları ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Konum : Kaş limandan gün içerisinde sürekli sefer yapan tekneler ile ulaşabilirsiniz. En son fiyatlar 20 TL idi. Diğer bir seçenek ise trekking yaparak doğanın içinden de gitmektir. Türkiye'nin güneybatısındaki Antalya ilinde yer alan Patara Plajı, Türkiye'nin en uzun sahillerinden biridir. 18 kilometre uzunluğundaki plaj, beyaz kumlu plajı ve turkuaz rengi suyu ile ünlüdür. Ancak, Patara Plajı sadece bir tatil yeri değil, aynı zamanda caretta caretta deniz kaplumbağalarının üreme alanıdır. Bu nedenle, plaj koruma altındadır. Patara Plajı'nda yapabileceğiniz birçok aktivite vardır. Plajda güneşlenirken, turkuaz rengi sularında yüzebilirsiniz. Ayrıca, Patara'da antik kalıntıları keşfedebilirsiniz. Patara antik kenti, Likya Birliği'nin önemli bir üyesi olan Patara şehrinde yer almaktadır. Antik kentte Roma dönemine ait tiyatro kalıntıları, hamamlar ve oyma taş sütunlar gibi birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Patara Plajı, çocuklu aileler için mükemmel bir tatil yeri olan uzun güzel bir kumsaldır. Sığ suları ve güvenli kıyı şeridi, çocuklarınızın güvenli bir şekilde oynamalarını sağlar, aynı zamanda birçok olanak sunar ve yetişkinler için de birçok aktivite sunar. Tatilinizin tadını çıkarmak için, Patara Plajı'na gitmeyi düşünebilirsiniz. Ziyaret saatleri 08:00-19:00 arasıdır. Ziyaret saatleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için MüzeKart sayfasına göz atabilirsiniz. Giriş Ücreti : Müzekart sahipleri ücretsiz giriş yapabiliyor. Müzekartı olmayanların 20 TL ödemesi gerekiyor. Konum : Kaş merkezden 50km, Kalkan'dan 18 km uzaklıktadır. Yaz dönemi Kaş'tan Patara'ya giden dolmuşları kullanabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kastamonu-gezilecek-yerle", "text": "Kastamonu gezilecek yerler, Kastamonu'da ne yenir, Kastamonu doğa sporları nelerdir gibi aklımızda sayısız sorularla Kastamonu şehrini tanımak için yola koyulduk. Kastamonu, Türkiye'nin Karadeniz bölgesinde yer alan tarihi ve doğal güzellikleri ile ünlü bir şehirdir. Bu muhteşem şehri keşfetmek için yola çıkmadan önce aklınızdaki birçok sorunun yanıtını bulmak için araştırma yapmıştık. Ancak gerçek Kastamonu'yu deneyimlemek, bize bu güzel şehir hakkında yeni bir bakış açısı kazandırdı. Şehre vardığımızda ilk dikkatimizi çeken şey, Safranbolu'nun ünlü konaklarına benzer geleneksel evler oldu. Kastamonu, tarihi dokusunu koruyan bu evleriyle büyüleyici bir atmosfer sunar. Aynı zamanda Kastamonu Kalesi, tarihi ve kültürel öneme sahip bir yapıdır ve şehrin simgelerinden biridir. Saat Kulesi ise 1885 yılında kesme taşlardan inşa edilmiş ve II. Abdülhamit tarafından İstanbul'dan Kastamonu'ya sürgün edilmiştir. Şehir merkezindeki Cumhuriyet Meydanı, çevresindeki tarihi yapılar olan Eski Lise ve Hükümet Konağı ile birlikte büyüleyici bir meydandır. Ayrıca, Nasrullah Meydanı ve Camii, Liva Paşa Konağı Etnoğrafya Müzesi ve Münire Medresesi El Sanatları Çarşısı gibi tarihi mekanlar da ziyaret edilmeye değerdir. Kastamonu mutfağı, pastırma, tiridi, banduma, eyşili pilav, Kastamonu simidi ve çekme helvası gibi yöresel lezzetlerle ünlüdür. Bu yerel tatları denemek için şehrin yerel restoranlarına uğramalısınız. Sarımsak Hoca'da Taşköprü sarımsağını deneyebilirsiniz. Gelelim biraz da doğal güzelliklerine. Ilgaz Dağı ve Küre Dağları Milli Parkı içerisinde bulunan Loç vadisinde gördüğümüz sonbahar renkleri içinde doğanın gelinliğini giymiş tabiat ormanı gözlerimizi kamaştırdı. Biz bugüne kadar dünyanın en tropik adalarına, en ilginç kanyonlarına, göllerine, şelalelerine gittik ama böyle bir görüntüyle karşılaşmadık. Neredeyse fotoğraf çekmeye doyamadık. Her ağacın ayrı bir rengi vardı. Dünyanın neresinde olursa olsun bu manzara en ünlü dergilere kapak olurdu bizce. Bunu Kastamonu da hak ediyor. Tabi Gideros'a da ayrı bir parantez açalım. Açık denizden saklanmak için gelen korsanların koyu bizi çok etkiledi. Her şeyden önemlisi Kastamonu iki tane milli parka ev sahipliği yapıyor. Bu bile kendi başına büyük zenginlik. Sonuç olarak buradan gözümüz arkada kalarak ayrılıyoruz. Ama mutlaka bir daha geleceğiz hem bir bahanemiz de var. Kastamonu Ilgaz ve Küre Milli Parklarına sahip olmasıyla konum olarak Türkiye'nin en güzel şehirlerinden bir tanesidir. 1976 yılında Milli Park statüsüne kavuşan Ilgaz'da kayak başta olmak üzere doğa yürüyüşünden bisiklet turlarına dağ tırmanışından foto safariye kadar pek çok aktivite gerçekleştirebilirsiniz. Yaz mevsiminde bisiklet turu, dağ tımanışı, doğa gezisi yapabileceğiniz gibi kışın kayak sonbahar da ise yaprakların binbir renge bürünüp renk şöleni sunmasına tanıklık edebilirsiniz. Mevsimlerden sonbahar olunca rotayı Küre Dağları Milli Parkına çevirmeden olmaz. Coğrafi ve jeolojik özelliği sayesinde birçok canlıya yaşam alanı sunan Küre Dağları doğa severlerin isteğine fazlasıyla cevap vermektedir. Devrekani ve Kanlıçay nehirlerinin birleşmesiyle oluşan kanyonun duvarları 800 ila 1300 metre yüksekliğinde olup Türkiye'nin en tehlikeli ve en büyük kanyonudur. Aşınmalardan dolayı zeminin yüzeye çıkmasıyla karstik bir vadi yapısına sahiptir. Seyir terasından bakıldığında akıllara ilk gelen yer Fransa'daki Gorges Du Verdon kanyonu olacak. 12 km uzunluğu ve 1000-1200 metre derinliğine sahip kanyon için dünyanın en derin ikinci kanyonu denilse de buna sakın itibar edip yanlış bilgi sahibi olmayın. Sadece Türkiye'nin en büyük kanyonudur. Valla Kanyonunu manzara noktasından izlemek sizlere yetmeyecekse o zaman mutlaka Kanyon geçişi yapmanızı öneririz. Fazla yüzmeli ve atlamalı bölümler olacağından neoplan dalış elbisesi giymeniz üşümeye karşı önlem olacaktır. Kanyon geçişine muhakkak alan rehberiyle katılmalısınız! Biz bu turun bire bir aynısı Filipinler Kawasan Şelalesinde yaptık. Orası Valla kanyonu kadar heybetli ve uzun olmasa da hala unutamadığımız bir turdur. Valla Kanyonuna kar yağışı yüzünden gidemedik. Ama 2017 yaz dönemi için yapılacak listemizin en başında yerini alıyor. - Kanyon Milli Park sınırları içerisindedir, - Kanyon haritalandırılmış olup turistlerin ziyaretine açıktır, - Kanyon içinde bir çok mağara bulunmakta ve bunlardan bazılarına giriş imkanı vardır, - Karstik oluşum çok net bir şekilde gözükmektedir, - Kanyon tehlikelidir. Eğer amatörseniz girmenizi tavsiye etmeyiz. Bir çok kişi Kanyon'da ciddi zarar görmüş ve bazı insanlar ölmüştür, - Su Devrekani akarsuyu sayesinde kanyona ulaşmaktadır, Adres : Kanyon Pınarbaşı ilçesinin Muratbaşı köyünde bulunuyor. Araç ile kanyon'un girişine son 1.5 km kalaya kadar gidebilir buradan yürüyerek devam edebilirsiniz. Bunun haricinde başka ulaşım yolu yoktur. Horma Kanyon gezisi boyunca 6 tane 20'şer metre yüksekliğe sahip ve 1 tane de 28 metreye sahip toplamda yedi şelale göreceksiniz. Ilıca Şelalesi Kastamonu şehir merkezinin yaklaşık 15 kilometre güneydoğusunda, Pınarbaşı ilçesine bağlı Ilıca Köyü'nde yer almaktadır. Kastamonu Ilıca Şelalesi, Kızılırmak Nehri'nin kaynağından doğduğu bir noktada bulunur ve doğal bir güzellik sunar. Horma Kanyonu rotanıza başlamadan önce Kastamonu'nun doğa harikası Ilıca Şelalesini mutlaka ziyaret etmelisiniz. Dilerseniz burada kamp kurabilirsiniz. Daha konforlu konaklama tercih edenler Pınaroba Tesislerine ait bungalowlar'da kalabilirler. Loç Vadisini keşfederken kanyonlar, mağaralar, şelaleler ve göller karşılaşacağınız doğal güzelliklerden başlıcaları. Geçeceğiniz patika yollar, manzara noktaları, milli parkın sahip olduğu flora ve faunasının muhteşem görselliğini bahsetmeye lüzum dahi görmüyoruz. Loç Vadisi Kastamonu Cide ilçesine bağlı dört köyün oluşturduğu alanı kapyasan yere verilen isimdir. Haritada Loç Vadisi diye arattığınız zaman burayı bulmanız imkansızdır. O yüzden bu dört köyden birinin ismini yazarsanız bulabilirsiniz. Etrafı Küre Dağları Milli Parkı ile çevrili Loç Vadisi Valla Kanyonunun bitiminde iki kanyon arasında kalmış 8 kilometrelik bir vadidir. Burada hem Karadeniz hem de Akdeniz iklimini görmeniz mümkündür. Ki bu da Loç Vadisinin ne kadar özellikli bir yer olduğunun kanıtıdır. Loç Vadisi doğa turları için bölgeyi tüm ayrıntılarıyla bilen Cide Han Bahçe'nin sahibi Uğur Bey'den gerekli tüm bilgileri alabilirsiniz. Kendisine ulaşmak için Facebook sayfasına ziyaret etmenizi öneriyoruz. Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket. Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş! Rıfat Ilgaz'ın şiir ve romanlarına konu olan sarı yazmanın memleketi Cide'ye uğramadan Kastamonu'dan dönmek olmaz! Küre Dağlarına sırtını vermiş Karadeniz'e kıyısı olan güzel bir sahil kasabasıdır. Cide'de kahvaltısı ve yemekleriyle doğal ürünlerden vazgeçmeyen yer Han Bahçe. Dar bir alandan içeri girerken burası da nasıl bir yer diye burun kıvıracaksınız ama içeri girince sanki doğaya adım atmış gibi olacaksınız. Oturduğunuz ellediğiniz her şey doğanın bir parçası hatta yemeğinizi yediğiniz çatal bıçak dahi. Hazır sahil kasabasındayken ve canınızda balık çektiyse limandaki teknenin içinde denizin üzerinde Cide manzarasına karşı tap taze balığınızı yemeden dönmeyin. - Rıfat Ilgaz'ın doğum yeri, - Avrupa'nın önemini koruyan ağı Panparks içerisindedir, - İlçenin adı yazılı kaynaklara göre Homeros'un İlyada destanında geçmiştir, - Cide'nin 90 km denize kıyısı olmasıyla Türkiye'nin en uzun kıyısına sahiptir, - Şehir merkezinin kumsal uzunluğu 11 km'dir, - Denize girmeye uygun yerler Gideros, Aydos, Denizkonak, Uğurlu, Çayyaka, Akbayır ve İlyasbey'dir. Cide şehir merkezinden 11 km uzaklıkta adeta gizli kalmış bir cennet burası. Yol üzerinde görülmesi olanaksız olan koy yeşilin çevrelediği mavinin önünüzde uzandığı eşşiz manzarasıyla Karadenizin keşfedilmemiş incisidir. Gideros koyunun suları o kadar dingindir ki bunun sebebi denize açılan ağzının çok dar olmasındandır. Koy çevresinde görecekleriniz bir kaç tane sayılı köy evi ve bir çay bahçesi/restauranttan ibarettir. Gideros hakkında daha fazla bilgi edinmek için Gideros Koyu makalemizi okuyabilirsiniz. Kasaba Köyü Mahmut Bey camisiyle bilinir. 1366 yılında Candaroğlu Beylerinden Adil Bey'in oğlu Emir Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. 2005 yılında Vakıfların mülkiyetine geçen cami dıştan sade bir görünüme sahip olmasına rağmen iç yapı süslemeleri ve tarzı nadir örnekler arasındadır. Bindirme tekniği ile hiç çivi kullanılmadan yapılan Kastamonu'nun tek camisidir. Caminin giriş kapısı ahşap olup şu an yerine bir örneği konulmuştur. Zamanında çalınan kapı bulunmuş ve aslı Liva Paşa Konağı Etnografya müzesinde sergilenmektedir. Son onarımı 2007 yılında olmuştur. Cami Unesco Geçici Miras listesinde yer almaktadır. Kastamonu'nun Çatalzeytin ilçesinde 250 metre uzunluğundaki Ginolu Koyu tam bir cennettir. Rotanızı bu yöne çevirecekseniz mutlaka sandalyelerinizi alıp kumsalda bir kaç saat oturup doğanın içinde kısa bir huzur kaçamağı yapmalısınız. Deniz kum ve çakıl karışımıdır. Denize girecek olanların mutlaka deniz ayakkabı getirmesini tavsiye ediyoruz. Ginolu Koyu'nu tepe noktadan görmek isterseniz kalenin olduğu yere çıkıp bu müthiş manzarayı izleyebilirsiniz. Mezarlar M. Ö. 7. yy. başlarında Frig kültür etkisi altında, bir kaya mezarından çok açık hava kutsal tapınım alanı olarak yapılmıştır. Evkaya mezarları olarak bilinin kaya mezarlarında toplam sekiz tane mezar bulunmaktadır. Şehir merkezinde olduğundan ziyaret edilmesi çok kolaydır. Kale Kastamonu'nun simgesidir. M. S. 12. yy. da Komnenoslar tarafından yaptırılmıştır. Günümüze kadar ulaşabilen orjinal kısmı iç bölüm olup kalenin dış duvarları zamanla yok olmuştur. Şehir'den 120 metre yükseğe konumlandırılmış kaleye yürüyerek veya aracınızla rahatlıkla çıkabilirsiniz. Ama önerimiz mutlaka Ermeni mahallesi üzerinden kaleye çıkmanızdır. Türkiye'nin en güzel üç meydanından biri olarak bilinen meydan Kastamonu'nun en geniş ve en bilinen meydanıdır. Meydan çevresindeki tarihi yapılar ile bir bütün oluşturmuştur adeta. Kurtuluş Savaşının kadın kahramanı Şerife Bacı, İnebolu'dan 80 kağnı cephane yüklenerek Kastamonu'ya doğru yola çıkacağı haberini almasıyla topları yüklendiği gibi kağnısıyla karlı ve soğuk bir günde Kastamonu yoluna düşer. Son ise oldukça hazinlidir. Bu heykel şehir merkezindeki değil Ilgaz Dağında olanıdır! Kastamonu Kent Tarihi Müzesi, Kastamonu ilinde bulunan önemli bir müzedir ve ziyaretçilere şehrin tarihini, kültürünü ve geçmişini daha yakından tanıma fırsatı sunar. Müze, Kastamonu şehir merkezinde yer alır ve kentin tarihi ve kültürel mirası hakkında değerli bilgiler sunar. Kastamonu Kent Tarihi Müzesi'nde bir dizi sergi ve koleksiyon bulunur. Bu koleksiyonlar aracılığıyla ziyaretçilere Kastamonu'nun tarihi, arkeolojisi, etnografyası ve sanatı hakkında bilgi verilir. Müzede bulunan eserler arasında arkeolojik buluntular, etnografik objeler, tarihi belgeler, geleneksel el sanatları ürünleri, Osmanlı dönemine ait eserler ve daha fazlası yer alır. Nasrullah Camii, Kastamonu şehrinde bulunan tarihi ve önemli bir camidir. Cami, şehir merkezinde Nasrullah Meydanı'nda yer almaktadır ve Kastamonu'nun önemli dini ve tarihi yapılarından biridir. Nasrullah Camii'nin tarihi oldukça eski olup Osmanlı dönemine dayanmaktadır. Nasrullah Camii'nin 1506 yılında 2. Beyazid Döneminde Nasrullah Kadı tarafından yaptırılmıştır. Cami içindeki hat süslemeleri Kastamonu'nun ünlü hattatı Ahmet Şevket Efendi tarafından yapılmıştır. Doğası, tarihi, kültürü derken sıra gelsin Kastamonu yemeklerine.... Pastırması, tiridi, banduması, eyşili pilavı, Kastamonu simidi, pastırmalı ekmeği, çekme helvası, Ecevit çorbası, dibek kahvesi ve sarımsağıyla daha nicesi. Aslında Kastamonu mutfağı daha çok hamur işine dayalı. Ama ayarınızı kaçırmadığınız sürece bir sakıncası yok, görünüz dönmesin yeter 🙂 Yoksa benim gibi mide fesadı geçirmemeniz kaçınılmaz olur. Pastırmanın ana vatanını Kayseri olarak bilirdik. Halbuki pastırmasının hası Kastamonudaymış. Biz pastırmayı Tabakoğlu'nda yedik. Pastırma gözümüzün önünde ince ince tam da zar gibi tabir vardır ya onun gibi kesildi. Biz hem yerinde yedik hem de paket yaptırdık. Yerinde deneme imkanınız yoksa bile mutlaka paket almalısınız. - Organik olarak yetiştirilir ve pestisit içermez. - Sindirimi kolaylaştırır ve gluten hassasiyetini tetikleyen gluten proteinlerinden yoksundur. - Yüksek protein içeriğine ve düşük karbonhidrat içeriğine sahiptir. - Karotenoidler, B vitaminleri ve mineraller açısından zengindir. - Folik asit bakımından zengindir ve hamilelik öncesinde ve sonrasında önerilir. - Sindirim sorunlarına olumlu etkileri vardır. - Sağlıklı bir hayvan yemi olarak kullanılır ve süt verimini artırır. Siyez buğdayı, Anadolu topraklarında ortaya çıkmıştır ve binlerce yıl boyunca temel bir gıda kaynağı olarak kullanılmıştır. Ancak modern hibrit buğday türleriyle rekabet etmiş ve zamanla unutulmaya yüz tutmuştur. Ata tohumu olan Siyez'i güvenle satın alabileceğiniz tek adres Kaşka Tarım'dır. Tesisi gezme şansınız olmazsa mutlaka online sipariş vermelisiniz. Kastamonu'ya gelip de konaklama yapılması gereken tek seçenek tarihi konaklar olmalıdır. Tarihi konaklar size lüks otel konforu ve lükslüğünü vermek yerine gıcırtı sesi verir, ahşap kokusu verir, yaşanmışlıkları hissettirir. İşte bu duyguları bize hissettiren Kastamonu Uğurlu Konakları oldu. Konağın bugünkü sahibi ve işletmecisi sevgili Gülsen Kırbaş. Uğurlu ailesi 90'lı yıllarda konağı terk ettikten sonra burayı almış ve 5 yıla yakın restorasyon sürecine sokmuş. Konağın pek çok yerine eli değmiş ve dekorasyonu kendisi yapmıştır. Kastamonu İstanbul'dan 533 km uzaklıktadır. 2013 öncesine kadar yalnız otobüs ile ulaşım sağlanabilen şehre 2013 Temmuz itibariyle havalimanı açıldığı için ister İstanbul Yeni Havalimanından isterseniz Sabiha Gökçen'den uçabilirsiniz. İstanbul haricinde başka şehirlerden gelecekseniz eğer bulunduğunuz şehirde tren mevcutsa hızlı tren ile Ankara'ya geçip buradan 260 km uzaklığı olan Kastamonu'ya varmak için otobüs kullanabilirsiniz. İstanbul Kastamonu arası 1 saat 15 dakika sürmektedir. Havalimanı Kastamonu şehir merkezine sadece 13 km uzaklıktadır. Taksi veya servisleri kullanarak şehir merkezine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. İstanbul Kastamonu arası 9 saat arası, Ankara'dan ise 5 saat sürmektedir. Bir çok otobüs firmasının seferleri bulunuyor. İçlerinden dilediğinizle Kastamonu'ya yolculuk yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kastamonu-tarih", "text": "Yeni yolculuğumuz Türkiye'nin gizli kalmış, keşfedilmeyi bekleyen şehri Kastamonu. Kastamonu ismi, Kastamonu tarihi, Kastamonu festival ve şenlikleri hakkında aradığını ve edinmek istediğiniz tüm bilgiler makalemizde. Şehir sahip olduğu kalesi, hanları, hamamları, medreseleri ve konaklarıyla var olmuş medeniyetlerin mirasına sahiptir. Şehrin ismiyle ilgili pek çok rivayet olmasına karşın biz sizlere efsaneleşmiş hikayesini aktarmak istiyoruz. Rivayete göre Bizans imparatorlarından Kale tekfurunun kızı Moni'nin, bir Türk komutanına aşık olduğu söylenir. Bir gün, kaleyi fethetmek isteyen Osmanlı komutanlarından olan Atabey Gazi ve ordusu çevreyi kuşatırlar. Bizans askerleri ve komutanlar kaleye sığınırlar. Ancak gösterilen tüm çabalara rağmen Türk ordusu kalenin kapısını kıramaz. Bunu farkeden Moni kalenin surlarına çıkarak sevdiğine nasıl yardım edebileceğini düşünür... O anda hızlıca karar veren Moni, kalenin anahtarlarını Türk Komutanına atar, tam bu esnada babası tarafından yakalanır. Babası kızına öfkeyle \"Kastın neydi Moni?\" diye bağırır ve \"Kastın ne idi Moni\" sözü, halk arasında, zaman içinde bir takım değişikliklere uğrayarak bugünkü Kastamonu ismini alır. Batı Karadeniz bölgemizde yer alan Kastamonu'da ilk yerleşim tarih öncesine kadar uzanmaktadır. Şehir Antik Çağ döneminde Paphlagonia bölgesinin sınırlarına dahilken günümüzde Batı Karadeniz bölgesi sınırlarına dahil edilmiştir. Şehir Türklerin eline geçmeden önce Gas, Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Makedonya, Pontus, Roma ve Bizans İmparatorlukları hakimiyetinde kalmıştır. Türklerin Kastamonu'yu egemenliği altına alması 1071 Malazgirt Savaşıyla olmuştur. Fakat bu egemenlik çok sürmeden Bizans İmparatorluğu şehri yine ele geçirmiştir. Çobanoğulları tarafından Kastamonu Bizanlıların elinden alınıp sonraki hakimiyet Candaroğulları Beyliğine geçmiştir. Son olarak 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet sayesinde Osmanlı topraklarına katılan şehir Osmanlı'nın önemli bir vilayeti haline gelmiştir. Kastamonu savaş için İnebolu Ankara arasına asker ve cephane yolladığı için önemi asıl Kurtuluş Savaşıyla artmıştır. Şehit Şerife Bacı bunun en güzel örneğidir. Şapka İnkilabı 23 Ağustos 1925 yılında Atatürk tarafından burada yapılmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kathmandu-bouddhanath-stup", "text": "1979 yılında Unesco Dünya Miras listesine alınan Bouddhanath Stupa 100 metre çapı ve 40 metre yüksekliği ile dünyanın en büyük stupalarından biri olma özelliğine sahiptir. Pashupatinath tapınağının arka merdivenlerinden tapınağın arka tarafına geçip köprüden dümdüz ilerleyince yaklaşık yarım saat sonra ana cadde üzerinde bulunan Stupa'nın girişine vardık. Hem yol boyunca halkı daha yakından gözlemledik. Burada kadın erkek ayırımı yapılmaksızın herkes her işte çalışıyor. İnşaat işlerinde dahi kadın çalışanlar gördük. Küçük Tibet olarak bilinen muhit Kathmandu merkezinden 8 km uzaklıkta. Çin istalası sonrası gelen Tibetlilerin burayı kendilerine yerleşim yeri edinmesi sayesinde Tibet tarzı rahatlıkla görülebilmektedir. Bu yüzden Tibet budizminin de merkezidir. Biletlerimizi aldıktan sonra Budizm'in otantik \"Aum\" müziği eşliğinde dünyanın en eski budist tapınağı olan Stupa ve üzerindeki Buda'nın gözleriyle karşı karşıya kaldık. Önce etrafı önceden keşfetme adına kısa bir gezinti yapıp kendimize oturup dinelenecek yer aradık. Cafe du Temple'da oturmaya karar verip şu meşhur Momo yemeğini burada yedik. Sebzeli momo yemeği tercih ettik ama çok beğendiğimizi söyleyemeyiz. Yemek sonra içtiğimiz masala çayı da çok acıydı. Mekandan memnun kalmadık. Yemekten sonra stupa'nın çevresinde kora denilen saat yönüne dönülerek yapılan ibadetimizi stupa'nın dışındaki 150 adet dua çarkını çevirerek gerçekleştirdik. Ardından stupa'nın içini gezdik. Stupa'nın kapısından girer girmez solda büyük bir dua çarkı var. Yine soldan devam edip sarı merdivenlerden yukarı Stupa'nın üzerine çıktık. Hemen sağda 2 fil heykeli var, fillerin önünde fırın bulunuyor. Stupa'nın üstünde buda'nın gözleri halkı halen izlediğini ve tam ortasındaki 3. göz birliği temsil etmektedir. Yukarı doğru çıkan 13 altın renk halka ve ucundaki şemsiye Nirvana'ya ulaşmayı, aydınlanmayı ifade etmektedir. Bahsettiğimiz şemsiyeden aşağı doğru süzülen rengarenk bayraklar rüzgarla birlikte olan dansı bir harikaydı. Stupa'nın içerisinde 36 metre yüksekliğe sahip dua çarkı 5 y. y da Lichichivi kralı Manadeva tarafından yaptırılmıştır. Yine tapınağın içindeki devasa buda Maitreya'da görülmeye değerdir. Stupa'nın karşısında Tamang Gompa var. Yapının önünde bulunan altın kaplamaya asılı çan ve binanın renkli duvarları görülmeye değerdir. Yapının en üst katından Stupa'nın manzarası ayrı bir güzeldir. Ocak ve Mart ayı arasında gerçekleştirilen Losar festivali ise oldukça renkli sahnelere ev sahipliği yapmaktadır. Bu festival yalnız yılbaşı kutlaması değil bir anlamda hayatın kutlamasıdır. Ulaşım : Ratna Park'dan mavi dolmuşlar ile Stupa'nın tam önünde inebilirsiniz. Pashupatinath tapınağından ise yürüyerek yarım saate sürüyor. Konaklama : Stupa'nın çevresinde fazlasıyla otel bulunuyor. Bu bölgedeki otellerden birinde kalacaksanız size kaç gün kalacağınızı gösteren kağıt veriliyor ve bunun sayesinde Stupa'ya giriş ücreti vermiyorsunuz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kavala-gezi-seyahat-rehber", "text": "Nihayet Kavala'ya gitme vakti geldi. Pasaportu çantaya koyduğumuz gibi İstanbul'dan İpsala sınırına doğru heyecan içinde varıyoruz. İpsala sınır yoluna girer girmez uzun kuyruklar halinde sıra sıra dizilmiş tırları görünce biraz endişe etsekte Yunanistan tarafındaki personel yetersizliğinden kaynaklandığını öğrendik. Sınırın ilk kapısından araç kaydı yapıldıktan sonra sağ taraftaki Turing bölümüne yöneldik. Kavala gezi rehberi ile Kavala hakkında detaylar Turing bilgilerinden sonra detaylıca yazılıdır. - Uluslararası ehliyet için 2 fotoğraf ve ehliyet aslı (ilk kez uluslararası ehliyet çıkardığımız için 346,80 TL) - Uluslararası Trafik Sigortası(60 Euro) Türkiye tarafında bulunan 3 kontrol sonrası Yunanistan tarafında da 2 kapıdan geçip 2 ülkeyi birbirinden ayıran Meriç nehrinin üzerindeki köprüden geçerek Yunanistan sınırına girmiş olduk. 180 km boyunca çukur dahi olmayan asfaltta Kavala'ya kadar çok rahat yolculuk geçirdik. Yol boyunca otobana ödenmesi gereken 2,40 euro. Otoban boyunca benzin istasyonu olmadığından herhangi bir tabeladan köylere girip içerden benzin almak mümkün. Kavala merkeze varınca Erithrou Stavrou caddesinde yer alan Oceanis Hotel'de kaldık. Kavala diyince akla gelen Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın burada doğduğudur. 1387 ila 1912 yılları arası Osmanlı Devletine ait olan kent I. Balkan Savaşında Bulgarların ve II. Balkan Savaşında Yunanlıların eline geçmiştir. Penaje dağının eteğine Taşoz adasının karşına kurulmuş olan güzel bir sahil kasabasıdır \"Kavala\". Kavala gezilecek yerler listesinin başında başında Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılan İbrahim Paşa Cami ve Kavala Su Kemeri gelir. Gezmize Eski Kavala bölgesinden başlıyoruz. Eski evlerin süslediği dar sokakları tırmanarak önce Mısır Vakfının sahibi olduğu İmarethane önünden geçtik. 2001 yılından bu yana 50 yıllığına kiralanan yapı günümüzde Kavala'nın en pahalı ve en lüks oteli olarak İmaret Hotel adıyla müşterilerine hizmet vermektedir. Osmanlı mimarisinin güzel bir örneği olan yapı 1817 yılında Mehmet Ali Paşa tarafından yapılmıştır. 18 adet kubbesi olan yapı Kavala manzarasına hakim konumdadır. İmarethane'den dümdüz ilerleyince Mehmet Ali Paşa'nın heykeli karşıladı bizi. Tam karşısı ise evi şimdi müze'ye çevrilmiştir. Heykel'in arkasında ise Ekklisia Kimisi Theotokou Kilisesi vardır. Kilisenin girişinde Yunan bayrağının yanındaki sarı Bizans bayrağı kilisenin İstanbul Rum Patrikhanesine bağlı olduğunun göstergesidir. Mehmet Ali Paşa'nın evinin yanındaki merdivenlerden Kale'ye doğru dik merdivenleri yavaş yavaş çıkıyoruz. Dar sokaklarda görülmesi gereken yerler hakkında tabelalar ve bilgilendirici açıklamalar var. 1530 yılında inşa edilen bina Osmanlı'nın kenti egemenliğine alması ile Cami'ye çevrilmiştir. Ziyarete kapalı olan cami Kültür Merkezi yapıldığı için tadilat halindeydi. Halil Bey Cami'den yukarı devam ettiğimizde Kale'ye geldik. Giriş 2,5 euro. Tüm Kavala ayaklarımızın altında eşsiz bir manzara sunuyor sanki. Kavala su kemeri şehri ikiye bölmüş durumda karşı tarafta Taşoz adası is tüm heybetiyle sanki bizi selamlıyordu. Kale'yi gezdikten sonra geldiğimiz rotadan değil aksi yönden devam edip Su Kemerinin bulunduğu yere vardık. Su kemerine çok yakın bir konumda Kanuni'nin damadı İbrahim Paşa'nın yaptırdığı İbrahim Paşa Cami vardır. Ancak cami Lozan'dan sonra kiliseye çevrilmiş ve adı Agios Nikolaos olarak değiştirilmiştir. Kavala'da saat 14:00 ila 17:00 arası siesta olduğundan alışveriş yapılacak tüm mağazalar kapalı. Ama restaurant ve cafeler için geçerli değildi sanırım. Pavlou Mela isimli sokak trafiğe kapalı ve boydan boya cafelerle donatılmış bir muhit. Girdiğimiz bir cafe de günün yorgunluğunu atmak için Greek Coffee ve su söyledik. Kahve 2 euro, su ise masaya sürahi ile geldi ve ücretsizdi. Pazartesi günleri kapalı olan müze Salı ve Pazar günleri arasında saat 10:00'dan 15:00'e kadar ziyarete açıktır. Giriş 2 Euro. Pazar günleri kapalı olan müze diğer günler 09:00 ila 14:00 arası ziyarete açıktır. Tütünün toplanmasından işlenmesine ve diğer tüm konuların detaylı gözler önüne serildiği bir müze. Bugün Kavala'da tütün üretimi olmadığını belirtmeliyiz. Ancak tarihteki önemli ayrıntıyı da söylemeden geçemeyiz. Osmanlı dönemi boyunca 1914 yılında tütün işçilerinin Kavala'da yapmış olduğu grev ilk grevdir. Kavala Kurabiyesi yemeden de olmaz! Su Kemerine sırtınızı verince karşı sokaktan dümdüz ilerliyoruz. Sağ tarafta kalan Kavala'nın en eski pastanesinden paketi 7 euro'ya kavala kurabiyemizi aldık. Kavala'nın bir çok plajı mavi bayrağa sahip olduğundan size berrak sularda yüzme imkanı verir. Bunlardan bazıları Rapsani, Kalamitsa, Ammoglossa, Tosca, Perigiali, Sarakina, Nea Iraklitsa ve Ammolofoi'nin bir kısmıdır. Kalamitsa, Rapsani ve Perigiali plajları şehir merkezininde yer aldığı için ulaşım oldukça kolaydır. Batis kumsalı Kavala'dan 4 km uzaklıkta ufak koyda yer alıyor. Giriş ücreti 2 euro'dur. Tosca Kumsalı Kavala'dan 6 km uzaklıkta 2 euro giriş ücreti var. Nea Iraklitsa ufak bir balıkçı köyüdür. Denize girebileceğiniz gibi kiralayacağınız tekne ile Fidonisi'ye gidip oradaki deniz mağaralarını keşfedebilirsiniz. Nea Iraklitsa'dan hemen sonraki (3,5 km uzaklıkta) Nea Peramos plajı cafeler, restaurantlar ve tavernaları ile oldukça canlı ve popüler bir bölgedir. Nea Peramos'dan sonra Selanik yönüne doğru Almyra Sahili Kavala'dan 31 km uzaklıkta ve giriş ücreti olmayan kumsal. Uçakla Büyük İskender Havaalanın'dan şehir merkezi 27 km'dir. Atina'dan Kavala'ya her gün sefer bulunmaktadır. Uçuş süresi 1 saattir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kawasan-selalesi-filipinle", "text": "Filipinlerde görülecek yerler arasında en baş sırada bizce Kawasan Şelalesi olmalı. Filipinler Visayas bölgesinde en turistik noktalardan bir tanesidir. Kawasan şelalesi için ister kanyon turuna katılabilir isterseniz sadece ana şelaleye gidip bir kaç saatinizi şelaleyi fotoğraflayıp burada yüzerek vakit geçirebilirsiniz. Tavsiyemiz kesinlikle kanyon turuna katılmanız yönünde olacak. Moalbol Filipinler'deki ilk durağımızdı başımıza gelen bavulları kaybetme aksiliğinden sonra ne yapacağız diye kara kara düşünürken boş boş oturup çantalarımızı beklemek yerine ilk günümüzü Kawasan şelalesinde değerlendirmeye karar verdik. Magic Island Dive Resort yetkilileri sağ olsunlar tüm organizasyonu hazırlamışlardı. Fakat sadece biz kendimizi hazırlayamamıştık. Çantalar olmayınca doğal olarak eşyalarda olmuyor. Benim altımda polar eşofman Neslihan'ın altında dar bir kot! Türk'ün pratik zekası ile Neslihan pantolonu yırtıp şort haline getirdi, Orkun'un öyle birşey şansı olmadığı için Moalboal Mall'dan en ucuzundan bir deniz şortu alındı. Şort yatakta dahi giyilmeyecek cinsten. Zaten otel sahibinin şorta garip garip bakıp bununla şelaleye gidemezsin demesinden bir aksilik olacağını anlamıştık. Yapacak bir şey yok çıktık yola. Ta ki bir kayanın üzerine çıkıp kanyonun başında 5 6 mt yükseklikten atlıyoruz demelerine kadar. Önce tüm gruptakiler dahil biz de şaka yapıyorlar sandık, güldük Fakat işin ehemmiyetini çok kısa sürede anladıktan sonra eğlencenin yerini inceden bir stres aldı. Yapacak tek şey kendimizi suya atmak! Kurbanlık koyun gibi sırayla ve çığlık çığlığa kendimizi suya bıraktık. Zaten ilk atlayıştan sonra afyonumuz patlıyor ve Kawasan kanyonunun akıntısında macera başlıyor. Kanyonun bizi en çok mutlu eden özelliklerinden biri de suyunun soğuk olmamasıydı. Çünkü o bizim için başlı başına bir stres kaynağıydı. Ve gölgeye rağmen suyun sıcak olması stresimizi alt edip kanyonun sadece keyfini çıkarmamızı sağladı. 4 saat süren tur boyunca kaç kere atladığımızı, zıpladığımızı, kaydığımızı, yüzdüğümüzü, güldüğümüzü, bağırıp çağırdığımızı hatırlamıyoruz bile. Tek hatırladığımız bugüne kadar yaşadığımız en heyecanlı en macera dolu ve en eğlenceli outdoor aktivite olduğuydu. Tüm arama motorlarında Kawasan Fall yazınca karşımıza çıkan o eşsiz fotoğrafa. Ve biz bu fotoğrafın içindeyiz. Şelaleye varış noktasında hem yemek yeniyor hem saatlerdir yapılan aktivitenin yorgunluğu atılıyor hem de şelalenin altına dizilmiş sallar ile şelalenin altında tüm kuvvetiyle akan suyla eğleniyoruz. Burası öyle bir yer ki fotoğraf çekmeyi sevmeyenin çekesi, Hele yüzmeyi sevmeyenin yüzesinin geleceği muhteşem bir doğa güzelliğidir. Cebu South Bus Terminalden Ceres Bus Line otobüsleri ile 4 saatte Moalboal'a gidilmeli. Moalboal'dan Badian bölgesine yerel taşıma araçları Jeepneyler ile ulaşabilir ya da motosiklet kiralayıp gidebilirsiniz. Şelale moalboal'dan sadece 20 km uzaklıktadır. Kanyon turu yapmak isterseniz otelinizden bu turu satın alabileceğiniz gibi Kawasan Fall girişinden de rehber alıp gidebilirsiniz. Oslob'tan kalkan yerel halk otobüsü jeepneyler ile Kawasan şelalesinin girişine kadar gitmeniniz mümkün. Girişteki görevlilerden kanyon turu hakkında bilgi alabilirsiniz. Ya da Oslob'dan Kawasan turu da satın almanız mümkün.."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kayangan-lak", "text": "Kayangan Lake için Filipinlerin en güzel gölü demek az kalır. Gördüğümüz manzara karşısında buranın dünyanın en güzel gölü olduğuna karar verdik. Eminiz siz de bizimle aynı fikirdesinizdir. Tırmanışımız bittikten sonra sola döndüğümüzde yeşil ağaların ve diğer bitki örtüsünün içinde kaybolmuş kireç taşları ile çevrili Mavi Lagün'ü hayranlıkla izliyor, resimlerini çekiyor ve yorgunluğumuzu unutuyoruz. Bölgenin en güzel manzarası tek bir açıdan çekilebildiği için sırada bekleyenleri düşünüp hızlıca fotoğraflarımızı çekip bu sefer aksi yöne doğru merdivenleri inişe geçiyoruz. Ülkemizde yıllardır modadır \" Saklıgöl, Saklı Cennet, Saklı Bahçe vs \" eğer gerçek bir saklı göl varsa bugüne kadar gördüğümüz tam anlamıyla bu ismi taşıyabilecek en güzel yer Kayangan Gölüdür. Merdivenleri inerken gölü gördüğümüz anda ikimizinde adımları hızlanmaya başladı. Aşağı iner inmez snorkelleri taktığımız gibi soluğu gölde aldık. Huzur verici ambians eşliğinde suyun metrelerce altını çıplak gözle görmek, balıklarla beraber yüzmek, kaya formasyonlarında oturup dinlenmek anlatılmaz bir duyguydu. Bu güzelim mekandan ayrılmadan önce tek yaptığımız \"Leave Nothing but Footprints, Take Nothing but Memories\" oldu. Filipinlerin bir diğer güzel gölü hakkında yazmış olduğumuz makale için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kazdagi-milli-park", "text": "Ege'ye aşığım, hayranım diye boşuna demiyorum. Ege bölgesinin iklimi, doğası, tarihi herşeyi insana fazlasıyla yetiyor. Cunda adası gezisini tamamladıktan sonra sıra milli ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma alanına sahip Kazdağlarını gezmeye geldi. 1993 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Milli Parkı olarak ilan edilen Kazdağları 21.452 hektar alan üzerine yayılmıştır. Ekosistemin zarar görememesi adına 2873 sayılı kanun gereğince Milli Park içerisinde üretime izin verilmemektedir. Yalnız üretim değil aynı zamanda avcılık, bitkilerin toplanması ve mangal yapılması da yasak altına alınmıştır. Yalnız belirlenmiş olan etkinlik yerlerinde mangal yapılmadan ateşsiz pikniğe izin verilmektedir. Yaklaşık 90 bin yıl süren buzul çağından etkilenmemiş olan Kazdağı bunu sahip olduğu doğal zenginliklerine borçludur. Kazdağları Milli Park içerisinde 800 bitki çeşidi tespit edilmiştir. 31 adet bitki türü özellikle Kazdağı Göknarı buraya özgüdür. Bitki türlerinin bazıları şöyledir; Yabani sarımsak, Kazdağı şebboyu, civan perçemi, deve dikeni, gıvışkan otu, yüksekotu, taş kekiği, Kazdağı kantaronu, sarıkız çayı, ebe gömeçi, kırk kilit otu, sinameki otu. Kazdağı sadece bitki türüyle sınırlı değil elbette. Yaban domuzu, porsuk tilki, kaya sansarı ile boz ayı ve 120 çeşit kuş türü ile hayvan çeşitliliği de mevcuttur. Kazdağlarının Sarı Kız, Baba Tepe ve Gargaros olarak bilinen Karataş Tepesi ile toplam 3 tane zirvesi vardır. Rehber olmadan Kazdağı Milli Park'ına girmek yasaktır. Osmanlı tarihinde dahi önemli bir yeri olan Kazdağı'nın Fatih Sultan Mehmet'in Toroslar'da yaşayan Türkmen boylarını İstanbul işgalinde kullanmak amacıyla ağaç kesimi yapması buraya getirtmiş olduğu Osmanlı kayıtlarında yer almaktadır. Kazdağı Milli Parkına çıkmanın bedeli araç 80 TL ve kişi başı 15 TL'dir. Ya da Akçay merkezden satın alacağınız Kazdağı turu ile rehber + öğle yemeği içinde tüm gün gezebilir, faydalı bilgiler edinebilirsiniz. Saat sabah 10:00'da başlayan tur akşam üzere 17:00'de bitmektedir. Kazdağı turuna katılmaya fırsatı, vakti olmayanlar ise mutlaka Milli Park sınırları içerisindeki Pınarbaşı ve Hasan Boğuldu olarak bilinen Sutüven şelalesini keşfedebilir. Hasan Boğuldu bir aşk hikayesinin ve onun hazin sonunu anlatır. Obalı Emine'yle Ovalı Hasan'ın aşk hikayesidir. Hasan'la Emine birbirlerini severler. Ancak ikisinin de yaşayış tarzları birbirinden farklı olduğu için kavuşmaları zordur ama yine de Emine'yi ailesinden ister. Oba geleneğinde ise Emine'nin Hasan'la evlenmesi için bir şart vardır. Hasan'ın köyden Oba'ya kadar hiç dinlenmeden sırtında bir çuval tuz getirmesi gerekir. Hasan bunu kabul eder. Emine'de Hasan'la birlikte gider. Hasan köyden bir çuval tuzu alır ve yola koyulur. İlk zamanlarda zorlanmaz ama güneşin ve yorgunluğun tesiriyle terler ve çuvaldaki tuzlar sırtını yakmaya başlar. Emine töreyi bozmamak için dinlenmesine izin vermez ve yardım etmez. Hasan bütün gücüyle tuz dolu çuvalı taşımaya çalışır. Ancak belirli bir süre sonra takattan süşer, tuz çuvalıyla yığılır kalır. Bunun üzerine Emine çuvalı alır yola devam eder. Hasan Emine'nin arkasından bağırır ve Emine ben gelemedim, sen benim arkamdan gel der. Hasan'ı o günden sonra gören olmamıştır. Emine onun gömleğinin bir parçasını derenin kenarında bulur. Hasan'ın sesi sürekli Emine'nin kulağında çınlar. Sürekli Emine'yi çağırır. Emine'nin durumu her gün daha da kötüleşir. En son dere kenarındaki bir ağaca Hasan'ın gömleği ile kendini asar. Sutüven sıçrayan su anlamına gelmektedir. Şelale girişi kişi başı 4 TL, araç için 15 TL. Otopark'a aracı park eder etmez sağ taraftaki tesisin önünden geçip bir köprüye varılıyor. Sutüven alanı içinde suyun en yüksekten aktığı yer burasıdır. Manzarayı ister yukarıdan çekin ister merdivenleri kullanıp aşağı inin ve buradan çekin. Hatta aşağı inecekseniz eminim bu suya kendinizi atmamak için zor tutacaksınız. Buradan devam edildiğinde mangal yapılan bir alan var. Ağaçların gölgesinde mangalınızı yapıp suyun içindeki banklarda ayaklarınız suyun içinde yemek yemek inanılmaz güzel olsa gerek. Burada da bir kaç kare fotoğraf çektikten sonra ufak bir pazar alanından geçip muazzam güzelliğe sahip bir gölet çıkıyor karşımıza. Bundan sonrası zaten asıl şelalenin bulunduğu nokta. Bu noktada suya girilmesi yasak. Bizde madem suya giremiyorsak dağ tepe tırmanıp en iyi fotoğrafı çekelim dedik 🙂 Daha da arkaya gidecektim hatta tel örgüleri geçip gittim ama arıların saldırısına dayanamayıp geri dönmek zorunda kaldım 🙂 Olsun bu çekilen de idare eder artık. Sutüven Şelalesi sonraki yazımızda Güre başlığı altında Çamlıbel Köyü ve Pınarbaşı Mesire Alanıdır. İlgilenirseniz okumanızı tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kenya-safari-turu-zanzibar-tur", "text": "2024 Kurban Bayramı Afrika turu rotamız yine sizlerle. En çok talep gören Afrika Safari turu ile bu yıl Ramazan Masai Mara'da Büyük Göç'e tanıklık edip hayalleri gerçeğe çevireceğiz. Sayısız defa tekrarladığımız Afrika Turu ile Afrika Safari fırsatını kaçırmayın. -DÜNYANIN EN MEŞHUR MİLLİ PARKI OLAN MASAİ MARA'DA BÜYÜK GÖÇ -YİNE AFRİKA SAFARİ TURUNUN OLMAZSA OLMAZI NAIVASHA GÖLÜNDE HİPOPOTAMLAR İLE TEKNE SAFARİSİ -KENYA'NIN BAŞKENTİ NAİROBİ'DE DÜNYANIN EN GÜZEL KORUNAN ÖZEL ALANLARINDAN GIRAFFE CENTER'DA ZÜRAFALAR İLE ÇOK ÖZEL ZAMANLAR... İstanbul Havalimanı dış hatlar terminalinde buluşma. İstanbul Nairobi uçuşumuzu aktarmasız olarak gerçekleştiriyoruz. Sabaha karşı Nairobi havalimanına varış ve vize işlemleri. Nairobi havalimanında vize ücretlerimizi münferit olarak kapıda ödüyor ve vizelerimizi alıyoruz. Herkes vize ücretinden kendi sorumludur. Turumuz vize ücreti hariçtir. Başkent Nairobi'ye varışımızla ile birlikte havalimanında bizi bekleyen araçlarımıza binerek Masai Mara'ya doğru yol alıyoruz. Öğlen saatlerinde varacağımız Masai Mara kamp otelimize yerleşip dinlenmeniz için kısa bir zaman veriyoruz. Ve belirlediğimiz saatte buluşup akşam üzeri kısa bir safari gerçekleştiriyoruz. Safari sonrası otelimize dönüp açık büfe akşam yemeğinden sonra ateş başında sohbet eşliğinde günü bitiriyoruz. Sabah erkenden kalkarak sabah safari için Masai Mara Milli Parkı'na giriş yaparak tam gün safari gerçekleştireceğiz. Masai Mara Milli Parkı Kenya'nın güneybatısında, güney komşusu Tanzanya'nın Serengeti Milli Parkı ile komşu. Tanzanya Kenya sınırında da duracak ve büyük göçü buradan izleyeceğiz. Masai Mara, 5 Büyük diye adlandırılan hayvanların tümünü 1 saat içerisinde görebileceğiniz yeryüzündeki ender milli parklardan biri. En yüksek dönemi Haziran Ağustos, o açıdan hayvan çeşitliliğinin bol olduğu bir dönemde, büyük göçün kalbinde buraya gidiyoruz. Turumuz esnasında Mara Nehri'nde duracak, araçlarımızdan inecek ve silahlı korumalarımız eşliğinde Mara Nehri etrafında yarım saat yürüyeceğiz. Bu sırada hayvanların göçüne, nehir geçişlerine ve timsahların heyecanlı bekleyişine ve belki de saldırılarına tanık olacağız. Öğle yemeğimiz safari alanında picnic box şeklindedir. Sabah erkenden kahvaltımızı yapıyoruz ve otelden ayrılıyoruz. Önce Masai kabilesinin yaşadığı köye gidecek ve Masai'ler hakkında bilgi alıp tek tek evlerini gezecek, ateş nasıl yakılır onu izleyecek ve yolumuza Naivasha için devam edeceğiz. Naivasha'ya varışımız akşam üzerini bulacak. Otelimiz Naivasha gölünün hemen kıyısında yer aldığı için göl kenarında kuş sesleri eşliğinde günü tamamlayacağız. Naivasha Hollandalı çiçek şirketlerinin üretim yaptığı, Kenya'nın gelişmiş şehirlerinden biri. Gölde teknelerimize biniyor ve ilk safarimizi gerçekleştiriyoruz. Teknelerimizde 2 metre uzaklıktaki hipopotamları görecek, nehir kenarından su içen filler ve zürafalara eşlik edeceğiz. Naivasha'da gölde balık tutan yerliler ise görülmeye değer. Kenya'nın iç kesimlerine doğru giden büyüleyici manzaralı bir yol var. Yol üzerinde dünyanın en büyük tektonik oluşumu Great Rift Valley'da mola veriyor ve büyüleyici manzarayı fotoğraflıyoruz. Öğle saatlerinde Nairobi'ye varıyoruz. Otele yerleşmeden önce ilk durak noktamız Giraffe Center oluyor. Burası Afrika'nın en iyi korunan zürafa merkezlerinden birisi. Zürafaları besliyor, öpüyor ve onlarla yan yana muhteşem kareler yakalıyoruz. Öğle ve akşam yemeği dahil değildir. Sabah havalimanına transfer, bizlere eşlik eden Kenya'daki yerel ekibimizle vedalaşma ve Zanzibar için hareket. Sabah erken saatlerde uyanış ve kahvaltı. Burada Dhow adı verilen yerel teknelerimize biniyor ve Blue Safari adı verilen muhteşem bir tam gün tekne turuna başlıyoruz. Bu tekne turumuz sırasında gelgitten dolayı su üzerinde kalan ve sand bank adı verilen kum tepelerinde denizin keyfini çıkaracak sonrasında da Zanzibar lagünlerini ziyaret edeceğiz. Devasa baobab ağaçlarının gölgesinde açık büfe mangalımızı yapacak ve dönüş yolculuğunda yelkenlerimizi açarak, yerel bir şekilde varış noktamıza döneceğiz. Kahvaltıdan sonra Pcr testlerimizi yaptıracağımız hastaneye gideceğiz. PCR testlerimiz yapıldıktan sonra zanzibar'ın en popüler bölgesi olan Nungwi'ye geçiyoruz. Tam gün serbest zaman. Sabah erken kalhavltı yaptıktan sonra otelimizin önünde bizi bekleyen teknemize bineceğiz. Yaklaşık 4 saatlik tekne turumuz olacak. Rengarenk mercan balıklar ve resifler arasında yüzüp, yunusların geçişine tanıklık edeceğimiz unutulmaz bir gün geçireceğiz. Öğlen saatlerinde İstanbul yeni havalimanına varış ve turun sonu. -Tüm turlarda olduğu gibi Afrika Safari Turu da en ince ayrıntısına kadar özenle şekillendirilmiştir. -Daha önceki gezilerimizdeki yorumlarda da göreceğiniz gibi %100 müşteri memnuniyeti ile çalışıyor, tüm grubumuz ile bütün gün şahane vakit geçiriyoruz. -Tur boyunca kimseye ekstra tur satışı sunmuyoruz. Tüm turlar gezi ücretine dahildir. -Afrika bölgesinde yalnızca Türkiye'nin değil Avrupa'nın en ucuz turunu gerçekleştiriyoruz. -Belirtilen Milli Parklar içinde safarilerimiz 4X4 jeepler ile gerçekleştiriyor. -Zanzibar'ın en güzel kumsalı Nungwi bölgesinde 2 gece deniz kenarı konaklıyoruz. -Tüm turunuz dolu dolu geçiyor ve nefes almaya dahi vakit bulamıyorsunuz. Bu da Afrika turunda çok fazla yer görmek ve aktivite yapmak anlamına geliyor 🙂 Masai Mara'daki konaklamamızın Milli Parkı'nın girişine yakın olması oldukça önemli. Yakın olması sayesinde yolda harcanacak vakti Milli Park içinde Safari yaparak değerlendiriyoruz. Her bir lodge'da 2 tane yatak ya da double yatak, duş, tuvalet, priz ve sıcak su bulunuyor. Konaklanacak Lodge'da 24 saat güvenlik hizmeti sağlanmaktadır. Lodge içinde yiyecek ve içecekler mevcuttur. Ancak sanıldığı gibi bolluk yoktur ne yazık ki. NOT: Program günlerinde değişiklik yapma hakkımız saklıdır. Günlerin değişmesi görülecek ve gezilecek yerleri etkilemeyecektir. -1 gece Nairobi 3 merkez otel konaklama -1 gece Lake Navisha konaklaması -2 gece Masai Mara konaklama -2 gece Nungwi konaklama -2 gece stone town konaklaması -Lake Naivasha tekne safari -Masai Marra Milli Parkı 2 gün safari ve giriş ücretleri -Zürafa Merkezi ziyareti ve giriş ücretleri -Nairobi sabah kahvaltıları, Masai Mara sabah öğle akşam yemeği -Büyük Rift Vadisi -Tüm havalimanı transferleri -İstanbul Nairobi ekonomi sınıfı gidiş-dönüş uçak bileti -Programda belirtilmeyen tüm kişisel harcamalar"} {"url": "https://www.gezgincift.com/khajuraho-gezi-rehber", "text": "Hindistan'ın Madhya Pradesh eyaletinde bulunan Khajuraho arkeolojisi ile bir çok turistin uğrak bölgelerinin başında geliyor. Unesco tarafından koruma altına alınan köy içerisinde 3 kompleks ve bu komplekslerin içinde toplam 85 adet tapınak bulunmaktadır. Tapınaklar tanrı Brahma, Vishnu ve Shiva'ya adanmış olup ayrıca şehrin doğu bölgesinde Jain tapınağı da yer almaktadır. Chandela hükümdarlığının 9 yy'dan 11 yy'a kadar başkentiğine ev sahipliği yapan Khajuraho'da M. S 950 ve 1050 yılları arasında hükümdarlık yapanlar tarafından şehirde bir çok tapınak inşa edilmiştir. Hükümdarlığın çöküş dönemine girmesiyle köy terk edilmiştir. Yine de tapınaklar 14 yy'a kadar önemini korumaya devam etmiştir. 14 yy sonrası tamamen terk edilen bölgede ki tapınaklara Moğol istilası sırasında istilacılar tarafından zarar verildiği dilden dile söylenmektedir. Köy içerisinde kum taşında ve granitten yapılmış 85 tapınaktan günümüze sağlam gelebilenlerin sayısı 20 tanedir. Khajurahodaki en önemli tapınaklar : Lakshman, Vishwanatha, Kandariya Mahadeva, Jagadambi, Chitragupta, Dulhadeo, Parshvanatha, Adinatha, Vaman, Javari ve Chaturbhuja'dır. Sabah otelin önünden bisikletlerimizi kiralayarak (1 bisiklet 100 rs) eski köyün içinden geçerek doğu bölgesindeki tapınakları gezerek başladık. Sonra güney bölgesi ve son olarak batı bölgesini gezdik. Hemen hemen her tapınakta bir görevli var. İçeri girer girmez peşimizden gelerek tapınak içindeki figüleri ve tanrı motiflerinin ne anlama geldiğini anlatıyor. Ufak bahşis vererek sıra sıra tapınakları gezdik. Öğlen batı bölgesindeki tapınak girişinin önündeki restaurantlardan birine girerek tapınak manzaralı terasta hint yemeklerimizi sıcacık güneşin altında ısınarak yedik. Doğu ve güney bölgesinde bulunan tüm tapınaklara ücretsiz giriş imkanı varken batı bölgesindeki kompleks için kişi başı 250 rs ödedik. Tabi buradaki tapınaklar diğer bölgelere göre daha iyi korunmuş halde. Gökyüzünde doğru uzanan tapınakların hemen hemen hepsinin dışında Kamasutra motifleri var. Tapınakların ünlü olmasının en büyük nedeni de bu aslında. Eğer dikkatli incelerseniz kamasutra motifleri haricinde dönemin kültürel, dinsel, savaş ve günlük yaşamlarına dair bir çok işçilik göreceksiniz. Tapınakların dışında nasıl ki onlarca motif varsa tapınakların içinde de tanrı motiflerini görmek mümkündür. Tapınağın giriş kapısına girdiğiniz de kafanızı kaldırın tapınağın tavanını elleri ile yüklenenler Kichik'leri göreceksiniz. Vamana, Brahma, Jawari, Ghantai, Jain müzesi kompleksindeki tapınaklar, Duladeo, Bhemandal, Chattarbhuj. Vamana tapınağının girişinde solda Ganesh heykeli, içine girince tam karşıda Tanrı Vishnu'nun heykeli var. Tapınağın dış duvarlarında ise Nandi'yi görmemek imkansızdır. Duladeo tapınağının dışı ise savaşı anlatan ellerinde silahları olan at ve fil sırtında insan figürleri ile süslenmiş. Duvarlar sudan dolayı kararmış haldeydi. Tapınak içinde bulunan heykellerin çoğu kırılmış ve tahrip edilmiş hatta çalındığı dahi söyleniyor. Tapınak içinde en değişik motif ise iç bölümde kapalı alanda olan üzerine 11.000 adet shiva figürü işlenmiş olan kaya parçasıydı. Chattarbhuj Tapınağı içindeki 3 tanrı figürüne sahip heykel oldukça dikkat çekici. Heykelin yüzü Shiva, vücudu Vishnu ve bacakları Krishna'nın karışımdan oluşuyor. Bu tapınağın içine giren akşam güneşi tam heykele vurduğundan çok otantik bir hava oluyor. Chaunsath Yogini, Varaha, Lakshmana, Kandariya, Viswanath, Matangeshwar, Chitragupta, Nandi Tapınaklarıdır. Batı bölgesindeki tapınaklar bakımlı yeşillik içerisinde bir bahçe kompleksinde bulunduğundan bu tapınakları gezmesi daha kolay ve zevkli oluyor. Tüm tapınaklar birbirine oldukça yakın. Kamasutra işlemelerini batu grubundaki tapınaklarda görebilirsiniz. Detayları ile bir çok kamasutra oymaları özenli bir şekilde tapınak duvarlarına yerleştirilmiş. Bugüne kadar oldukça fazla tapınak gördük ama böylesine ustalık ve el emeğine eş değer bir tane daha olduğunu söylemek çok zor. Batı gurubunda 31 metre uzunluğu ile en yüksek tapınaktır. Shiva'ya adanmış olan bu tapınakta 900 tane heykel bulunmaktadır. Varaha Tapınağı avatar Tanrı Vishnu'nun yaban domuzu enkernasyonuna adanmıştır. Gün doğumu için doğu ve güney bölgelerinde bulunan tapınakları, batı grubu tapınakları için ise gün batımında güneşin tapınaklara en güzel dokunuşunu yansıttığı anda ziyaret etmek en güzel zamandır. Konaklama : Hotel Zen geceliği 2 kişi için 22 TL. Odalar fazlasıyla geniş ve duşu sıcacıktı. Her odanın önünde masa ve sandalye bulunuyor. Bahçesi ise keyifli zaman geçirip yemeğinizi yemeniz için çok ideal. Raneh Şelalesi : Khajuraho'dan yalnız 22 km uzaklıktadır. Şelale metrelerce yukarıdan kayaların arasından tüm şiddetiyle Ken nehrine dökülmektedir. Pandav Şelalesi : Khajurajo'dan 34 km uzaklıkta bulunmaktadır. Şelale girişinden girdikten sonra 500 metre yürüdükten sonra kuş sesleri eşliğinde ağaçlarla çevrili rüya gibi bir yer ile karşılaşacaksınız. Saat 10:00'dan 17:00'e kadar açık olan şelaleye bisikley veya yürüyerek gelirseniz giriş ücreti 15 rs, araç ile gelirseniz 200 rs. Panna Ulusal Parkı : Khajuraho'dan yalnızca 40 km uzaklıktadır. Madhya Pradesh'in merkezindeki Chattarpur şehrindeki 543 km2 alana sahip ulusal parktır. Gece safarisi, fil safarisi, bot gezisi ve yabani hayvanlar içinde daha bir çok aktivite yapma imkanı yakalayacağınız bir park. Bandhavgarh Ulusal Parkı : Khajuraho'dan 237 km uzaklıkta bulunan parkta Flora, Fauna ve oldukça fazla hayvan çeşitliliğine sahip olması aynı zamanda safari yapmak için birden fazla safari alanı içermesiyle ilgi çekici bir parktır. Havayolu ile Agra, Varanasi ve Kathmandu'dan her gün uçuş vardır. Tren ile Yeni Delhi, Agra, Mumbai, Calcutta ve Varanasi'den ulaşım mümkündür. Otobüsü tercih edecekler için ulaşım Mahoba, Harpalpur, Satna, Jhansi, Gwalior, Agra, Jabalpur ve Bhopal'dan sağlanılabilir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kibrista-gezilecek-yerle", "text": "Bırakın Kıbrıs'ta Gezilecek Yerler nerelerdir diye merak etmeyi Kıbrıs'a gitmek aklımızın ucuna gelmeyen bir yerdi. Kıbrıs Turu biz Türkler için Kıbrıs'ta 5 yıldızlı otele gidip deniz, güneş, kum keyfi yapmak ve akşam da kumar oynamak değil mi. Haksızsak haksızsınız deyin! Bu güne kadar birinden de yahu Kıbrıs'ın şurasını gezdim burası gördüm dediğini duymadık. Gelin Kıbrıs hakkında enine boyuna size Kıbrıs'ta gezilecek yerler, Kıbrıs tarihi, Kıbrıs'a kimlikle girişi ve daha fazlasını anlatalım. Kumarhanelerinden başka bir şeyi olmadığı sandığımız Kıbrıs aslında müthiş doğası ve tarihi güzellikleri ile otelden dışarı adım atmanıza sebep olacak nedenlerden başlıcaları. Kıbrıs'ın tarihi M. Ö 1500'lü yıllara kadar uzanmaktadır. Bundan dolayı da pek çok kültürel mirasa ev sahipliği yapar. Kıbrıs'ın ikiye bölünmesiyle bu tarihi yerlerin hepsinin Türk tarafında kalmış olmasından dolayı da şanslı olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Her bölgesi ayrı ayrı güzellikleri barındıran Kıbrıs'ta başkent Lefkoşa'da Suriçi bölgesine giderek farklı medeniyetlerin izini sürebilir, Girne'de bir akdeniz bölgesi havasını soluyabilir, limanını arşınlayabilir ve çevre köylerini gezebilir, doğu kısmında kalan Gazimağusa bölgesinde Kıbrıs'ın tarihini görebilir, Batı'da yer alan Güzelyurt'ta doğayla bütünleşebilir ve Karpaz yarımadasında el değmemiş doğaya şahit olup, altın sarı kumsallarında denizin tadını çıkarabilirsiniz. Hava Sıcaklığı : Yıllık ortalama 19 derecedir. Kıbrıs'ın tarihi en az M. Ö 10 bin yılına kadar uzanır. Miken Uygarlığı Bronz çağı döneminde adaya gelmiştir. Bunun üstüne Fenike Krallığı ve Asurlular yerleşmeye başlamıştır. 6. yy'da ada Persler tarafından fethedilerek onların hakimiyetine girmiştir. Büyük İskender'in ölümü üstüne bu sefer ada Ptoleme Krallığının hükmü geçmeye başlamıştır. M. Ö 58 yılında ada Roma İmparatorluğu'nun bir vilayeti olmuştur. 12 yy'da Aslan Yürekli Richard Kıbrıs kontrolünü eline geçirdikten sonra Kıbrıs'ı Tapınak Şövalyelerine satmıştır. Tapınak Şövalyeleri de alır almaz Guy de Lusignan'a a satmışlardır. 80 yıl boyunca Venedik Cumhuriyetinin tasarrufunfa bulunan Kıbrıs sonrasında 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altına girmiştir. İngilizlerin adayı 1878 yılında devralmıştır. İngilizler 1914 yılında Kıbrıs'ı Birleşik Krallığa.... etti. Kıbrıs 1960 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Kıbrıs'ta 1960 Anayasasıyla tanınmış olan toplam 3 azınlık grubu söz konusudur. Ana gruplar ise tartışmasız Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıs Türkler'dir. Ermeniler ; Ortodoks Kilisesinin özel bir kolu olan Ermeni Apostolik Kilisesine bağlı olanlar, Ermenice konuşurlar. Latinler ; Genel olarak Batı Avrupalıların soyundan gelirler ve katoliktirler. Günümüzde neredeyse hepsi Kıbrıslı Rum topluluğuna asimile olmuş haldedirler. Kıbrıs'ın hikayesi M. S 6 yy'da Bizans generali Kapadokyalı Maurice tarafından 3000 Ermeni'nin tutuklu olarak adaya getirilmesiyle başlar. 7 ve 10. yy'larda Doğu Akdeniz ülkeleri ve Suriye'deki Arap baskınlarından kendini kurtarmak isteyen yani kaçan Maronitler adaya gelip buraya yerleşirler. 1192 yılında Guy de Lusignan adayı aslan yürekli Richard'dan alır. Ve Guy de Lusignan sayesinde Avrupa'nın dört bir yanından gelen bir grup Latin Katolik adaya yerleşir. 12. yy'dan 16. yy'a kadar olan süreçte bu üç azınlık grubunda nüfusları artmıştır. Maronit grubu daha çok Beşparmak dağlarının kuzey kesimine, Latinler ve Ermeniler ise Larnaka ve Lefkoşa şehirlerine yerleşmişlerdir. 1570'deki Osmanlı çıkartması sırasında Mağusa kuşatmasında 18.000 Maronit ölmüştür. 1920-1922 yılları arasında ise Türkiye'den gelen Ermeniler adaya yerleşmeye başlamışlardır. Böylelikle adadaki Ermeni nüfusu ciddi anlamda artmıştır. 1950'li yıllarda pek çok Ermeni Sovyet Ermenistan'a yerleşmek için Kıbrıs'tan ayrılmıştır. 1960 yılında bireysel topluluk için yapılan oylamalar sonucunda üç azınlık grubu da idari amaçlar bakımından Kıbrıslı Rum topluluğuna katılma kararı almıştır. Bugün Kıbrıs'ta yaklaşık 1830 Ermeni, 210 Latin ve 3650 Maronit yaşamaktadır. Nüfus sayımına göre bugün Kıbrıs vatandaşının oranı toplam yaklaşık 900.000 iken Kıbrıs vatandaşı olmayanların sayısı yaklaşık 320.000 kişidir. Türkler'in adaya yerleştiği dönem Osmanlı döneminde başlamıştır. Meşhur Girne Kalesi ve limanı ile kendinden söz ettiren sahil kasabası Girne Kıbrıs'ın en beğendiğimiz yeri oldu. Şehrin rumca ismi Kyrenia'dır. Girne Kalesi ve Batık Gemi Müzesi : Girne sahilinde yer alan kale, limana hakim konumuyla Kıbrıs'ın en güzel manzaralarından birini sunar. Kalenin içinde ve çevresinde yapılan araştırmalar sonucu kalenin tarihi Helenistik Roma devirlerine kadar uzanmaktadır. Ancak tam olarak ne zaman yapıldığı kesin olarak belli değildir. Mevcut kalıntılara göre kale Kıbrıs'a yapılan Arap akınlarına karşı Girne'yi korumak için Bizanslılar tarafından M. S VII. yy'da yapılmıştır. 1373 yılında Ceneviz saldırları sonucu ciddi zarar gören kale 1489 yılından itibaren Venediklilerin savunma planlarına uygun olarak daha da geliştirilmiş ve bugünkü son halini almıştır. Kale İngiliz sömürgesi döneminde hapishane ve polis okulu göreviyle kullanılmıştır. Ardından Rum Milli Muhafız Ordusu tarafından askeri amaçla kullanıldıktan sonra 1974 yılından bu yana Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü'nün denetiminde bulunmaktadır. Kale'de doğu binaları, sergi salonunu, Lüzinyan kulesini, sarnıçı, zindanları ve venedik kulesini görebilirsiniz. Girne Yat Limanı : Liman çevresi cafe ve restaurantlar çevrili oldukça şirin ve bir o kadar da ufak bir yerdir. Ama liman diye lütfen akşam yemeğinizi burada yemeğin. Hee sadece manzara olsun diyorsunuz oturup yiyin elbet ama pek lezzetli ve kaliteli yemek olmayacağını bilin isteriz. Bellapais Manastırı : Beşparmak dağlarının eteğinde bir kayalık üzerine inşa edilen manastırın bugünkü adı Fransızca \"Abbaye de la Paix\"den türemiştir. Gotik sanatın bir şaheseri ve Yakın Doğu'daki en güzel örenği olarak bilinin manastır'ın ilk sakinleri Selahaddin Eyyubi 1187 yılında Kudüs'ü ele geçirdiği zaman Kıbrıs'a göç eden Augustinian mezhebi rahipleri olmuştur. Manastır binasının ilk yapımı 1198-1205 yıllarıdır. Ada Osmanlı egemenliğine geçtikten sonra yapı Yunan Ortodoks Kilisesine verilmiştir. St. Hillarion Kalesi : Adanın bazı yerleşim yerlerinde olduğu gibi burası da Arap akınlarından korunmak amacıyla M. S VII yy'da inşa edilmiştir. Kıbrıs'taki 3 dağ kalesinden biridir. Diğerleri Buffavento ve Kantara'dır. Kale için bilinen rivayet şudur ki bize pek inandırıcı gelmese de sizlere yazmak istedik. Walt Disney'in ünlü \"Uyuyan Güzel\" masalındaki kaleye esin kaynağı olduğudur. Karaman / Karmi Köyü : Kıbrıs'ın en ama en çok sevdiğimiz tam köy denilebilecek bir yer burası. Karmi köyü İngilizlerin adaya ilk ayak bastığında yerleştikleri yer olmuş. Hatta köyün içindeki kırmızı telefon kulubesinin de İngilizler tarafından getirildiği ve halen kullanımda olduğu söylenmektedir. Köy sakinleri bugün hala İngizler olup bir kaç ev dışarıdan başkalarına satılmıştır. Evlerin her biri yeşillikler ve renkli çiçekler arasında adeta görülmemektedir. Her evin de deniz manzarası olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Maviköşk : Girne'nin Çamlıbel köyünde bulunan meşhur gizemli evdir Mavi Köşk. Köşk 1957 yılında İtalyan asıllı Rum Paulo Paolides tarafından yaptırılmıştır. İki kata sahip olan köşün toplam İki kat üzerine on altı bölüm olarak inşa edilen k odası vardır. Köşk'te doğu ve batının mimari özelliklerini görebileceğiniz gibi Rum, Türk ve İtalyan mimarisi de gözden kaçmaz. İtalyan asıllı Rum Paulo Paolides'ın asıl mesleği avukatlık olmasına karşın kendisi silah tüccarıdır. Yaptırdığı köşkün asıl işlevi silah dağıtımının buradan yapılmasını sağlamaktır. Zaten köşke ziyaret ederseniz dışarıdan kimselerin göremeyeceği bir noktada olduğunu anlayacaksınız. 1974 barış harekatından sonra İtalya'ya kaçmak zorunda kalan Paulo Paolides kaçarken kendi yaptırmış olduğu gizli tünel sayesinde İngiliz mahallesine çıkmış ve kaçması daha kolay olmuştur. Mavi köşk içindeki mavi süt havuzu mutlaka görülmelidir. Yine Paulo Paolides'a ait özel tablolar ve eserler de. Türkler 1963 1974 yılları arasında çok ciddi sıkıntılar çekmiştir. Tabi bu süreç içerisinde Paulo Paolides silah kaçakçılığı sayesinde süt banyosu olan müthiş köşkünde zevki sefa içinde bir hayat sürmüştür. Şimdi bu ev ibretlik olması adına Türk Silahlı Kuvvetleri himayesi altında gelen ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Lefkoşa şehri Kuzey Kıbrıs Rum kesimindeki Ercan Havalimanından 24 km uzaklıkta bulunuyor. Yani tam sınırda. Lefkoşa'nın en büyük özelliği Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk kesiminin de başkenti olması. Bu ne mi demek? Lefkoşa her iki ülkenin de başkenti demek oluyor. Dünyanın tek bölünmüş başkenti! Adanın en büyük şehri Lefkoşa Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik, siyasi ve kültürel merkezidir. Arab Ahmet Mahallesi : Lefkoşa'nın en huzurlu en renkli en çok vakit geçirilmesi gereken yeridir. Tam sınırda bulunan mahalledeki evler Lefkoşa'nın güney kesimini görmektedir. Buradaki evlerin önünden geçerken yerlilerin evlerin önünde oturduğunu göreceksiniz. Çekinmeden yanlarına gidin, hallerini hatırlarını sorun. Zaten siz detaya girmeden onlar tüm sıcak kanlılığıyla size hayat hikayelerini anlatacaklardır. Belki de Kıbrıs'ı sevmemizin bir diğer nedeni de insanların içten ve misafirperver olmalarıydı. Mahalle adını Osmanlı'nın Lefkoşa'yı alırken görevli olan Kıbrıs valisi Arab Ahmet Paşa'dan almıştır. Osmanlı'dan önce daha çok Ermenilerin oturduğu bölge olan Arabahmet mahallesi Ermeni mahallesi olarak bilinirmiş. Lokmacılar Çarsışı : Kuzey ve Güney Kıbrıs geçiş noktasıdır. Hemen hemen pek çok Kıbrıs vatandaşı iki ülke arasındaki geçişlerini buradaki sınır kapısından gerçekleştiriyorlar. Minicik bir çarşı olmasına rağmen oldukça kalabalık ve her yerde dükkanlar vardır. Büyük Han : Lefkoşa'daki en önemli Türk eserlerinden biri Büyük Han'dır. Han Osmanlı Valisi Beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafında 1572 yılında yaptırılmıştır. Genel olarak kervansarayların bir ana kapısı varken Büyük Han'ın aksine artı bir girişi daha vardır. Bursa şehrinde Kozahan'a giden var mı bilmiyoruz ama Büyük Han'ı görür görmez aklımıza Kozahan geldi. Neredeyse aynı mimariye sahip Büyük Han avlusunda oturup çay-kahve molası için en ideal ve huzurlu yerlerden bir tanesidir. Selimiye Cami : Gotik mimariye sahip yapı Kıbrıs'ın en büyük ibadethanesidir. Kıbrıs'taki önemli kiliselerde Lüzinyan kralları taç giyme töreni yaparmış. St. Sophia Katedrali de onlardan biriymiş. 1373 yılında Cenevizlilerin ardından 1426 yılında Memlüklerin yağmalaması ve üstüne yaşanan depremle yapı ciddi zarar görmüştür. 1491 yılında yaşanan depremler sonucu bir bölümü yıkılan katedral Venedikliler tarafından onarılırken, eski Lüzinyan kralı II. Hugh'un mezarı ortaya bulunmuştur. Bozulmamış durumda olan cesedin başında altın bir taç, üzerinde de altından eşya ve belgeler bulunmuştur. Katedral Fransız mimar ve ustalar taafından inşa edilen orta çağ mimarisinin örneklerindendir. Barbarlık Müzesi : 1963 yılı 24 Aralık gecesi yaşanan katliamın izlerini göreceğiniz evdir burası. Rum çeteler tarafından silahlarla saldırıp evdeki insanların vahşice öldürüldüğü ve bunun üzerine müze yapılan yerdir. Saldırı sonrasında bölgede bulunan muhabirlerin haberleri şöyledir. The Times : Cumhurbaşkanı Makarios'un dünkü açıklaması korkunç derece sorumsuzcaydı. Makarios ilk demecinde İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasındaki Garanti ve İttifak anlaşmasını sona erdirme kararı aldığını ifade etmiştir. İkinci demecinde ise bu kararı niyet deklarasyonuna çevirdiğini beyan etmiştir. Bu sulandırılmış şekli bile ortamı barut fıçısına çevirdi. Bu yaşanan vahşetin üzerine eli silah Türkler mücahit olmak için sıraya girmiştir. 1963 gecesi sadece bu eve değil pek çok yere saldırılar gerçekleşmiştir. Ve bu gün tarihe \"Kanlı Noel\" olarak geçmiştir. Adı gibi güzel bir yerleşim olan Güzelyurt Kıbrıs'ın kuzeybatısında Lefkoşa ve Lefke şehirlerinin arasında bulunuyor. Narenciye bahçelerle çevrili yemyeşil ve tarihi yerleriyle Kıbrıs'ın en sevimli yerlerinden bir tanesidir. Güzelyurt tarıma en elverişli arazilerine sahip olduğu için portakal, limon, karpuz, greyfurt, patates ve nar gibi sebze ve meyvelerin en fazla yetiştirildiği tarıma en yatkın bölgedir. Bu şehirde her yıl Haziran ve Temmuz aylarında geleneksel Güzelyurt portakal festivali düzenlenmektedir. Güzelyurt'u özel yapan asıl yerler ise Soli Antik Kenti, Vouni Sarayı ve Aziz Mamas Kilisesidir. Güzelyurt tarihinden kısaca bahsetmek gerekirse buradaki yerleşim tarihi net bilinmemekle birlikte çevredeki buluntulardan Neolitik ve Tunç Çağına ait izlerle rastlanmıştır. Bir rivayete göre ise Güzelyurt, Antik dönemde Yunanistan'dan buraya göç eden Spartalılar tarafından tanrıça Afrodit için kurulmuştur. Güzelyurt 1974 öncesinde Morphou olarak anılıyormuş. 1974'den sonra ise Türkçe karşılı olan Güzelyurt olarak değiştirilmiş ve böyle anılmaya başlanmıştır. Lefke bölgesinin tarihi ise biraz farklıdır. Lefke isminin nereden geldiğine dair pek çok iddia olmakla beraber en güçlü inanış Büyük İskender'in generallerinden biri olan Ptoleme Philedelphus'un oğlu Lefkon'dur. Lefke bölgesi o zamanlar Lefkon'a bir şehir kurması için düğün hediye olarak armağan edilmiş. Ve sonrasında şehir Lefkon adıyla anılmaya başlanmıştır. Tabi halk ne zaman bir ismi değiştirmeden eskisi gibi korumuş ki bunu da korusun. Değişe değişe sonunda şehrin ismi Lefke olmuştur. Bölge yeşili ve mavisiyle birlikte ayrıca Bizans, Venedik, Osmanlı ve İngiliz döneminn tarihi eserlerine ev sahipliği yapar. Bu yüzden Kıbrıs'ın görülmeye değer en güzel yeri olduğunu söylemeye gerek yok sanırız. Kökeni Mısır'a dayanan 2000 civarında hurma ağacı vardır, Lefke Üniversitesi bu bölgede 1990 yılında açılmış olup öğrenci sayısı 3000'dir, C. M. C 1914 yılından 1975'e kadar yine bu bölgede bakır madeni alanında çalışmıştır, Kıbrıs'a adını veren eski bakır ocakları bu bölgededir. Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi : Müze 1979 yılında hizmete açılmıştır. Doğa müzesinde Kıbrıs florasına ait türler ve kurutulmuş hayvanlar sergilenirken, Arkeoloji müzesinde ise Kıbrıs'ın arkeolojik kalıntıları sergilenmektedir. Müzenin avlusu ise Açık Hava Müzesi bölümünü oluşturur. Müze içerisinde mutlaka görmeniz gerekenler; MS II. yy'a ait olan Anadolu tanrıçası Efes Artemis heykeli ve 2005 yılında Soli Antik kentinden çıkarılan Soli'nin Altın Yaprakları adlı eseridir. Aziz Mamas Kilisesi : Güzelyurt'ta Doğa ve Arkeoloji müzesinin yanında yer alan kilise sahip olduğu değerli ikonları sayesinde bir ikon müzesi olarak kabul edilmektedir. St. Mamas kültü Güzelyurt'a, M. S 647-649 yıllarında başlayan Arap akınlarının önlenmesi amacıyla Bizans İmparatoru Tiberius zamanında gönderilen Kapadokyalı sınır muhafızları tarafından getirilmiştir. Bu muhafızlar Paflagonya veya Pamfilyalı olan Aziz Mamas'a inandıklarından azizin bazı ceset kalıntılarını büyük bir taş lahit içerisinde buraya getirmişler ve onları inşa ettikleri küçük bir Bizans Kilisesine yerleştirmişlerdir. İnşa edilen ilk kilise küçük olduğundan, yeniden inşa edildiği M. S XIV XV yy'da Gotik ile İtalyan mimari özelliklerini taşır. Şimdiki kilise M. S XVI. yy'ın ilk yarısında inşa edilmiştir. İkonostatisi Lüzinyan ile Venedik Devri özelliklerini taşımaktadır. Aziz Mamas ikonlarında bir aslan üzerine binmiş ve kucağında ise bir kuzu tutar vaziyette tasvir edilmiştir. Hayvanların, sürülerin ve çobanların koruyucusu olarak bilinen bir azizdir. Soli Antik Kenti : Kenti Troya savaşından dönen Atinalılar tarafından Aipeia adıyla M. Ö XIII ve M. Ö XII yıllarında kurdukları düşünülmektedir. Hatta kentin mitolojik kurucuları arasında Atina kahramanı Theseus'un oğlu Demophon'un olduğu da söylenir. Soli ismini nereden almıştır; Atinalı devlet adamı olan Solon M. Ö 600 yılında bölgedeki bakır cevherlerini yurtdışına rahat götürebilmek için yani ekonomik nedenler yüzünden Clarius nehr yanına kurulu olan şehri aşağıda bir düzlüğe kaydırmayı teklif etmiştir. O zaman kentin Kralı ise Solon'un öğrencisi Philocypros'tur. Solon'un bu teklifini kabul eden kral şehri aşağı taşımış ve kente Solon'un adından dolayı Soli ismini vermiştir. Bölgenin maden kaynakları tükenmeye başladıkça kent gerileme dönemine girmiştir. Yaklaşık 1250 yıl iskanın sürdüğü bölge M. S 647-649 yılında başayan Arap akımlarında yakılıp yıkılmıştır. Ve halk yavaş yavaş bölgeyi terk etmeye başlanmıştır. Antik kent içerisinde tiyatro. Auxibius Bazlikası ve Pazar yeri olan Agora yapılarını ziyaret edebilirsiniz. Vouni Sarayı : Saray deniz seviyesinden 250 metre yüksekte denizden tepeye doğru uzanan üç teras üzerine inşa edilmiştir. Yapılma amacı Pers sempatizanı olan Marion kenti kralı Doxandros tarafından, Soli kentini kontrol altında tutabilmek amacıyla M. Ö 5. yy'da yapılmış. Saray M. Ö 380 yılında Soli halkı tarafından yakıldıktan sonra bir daha kullanılmamıştır. En zirvedeki terasta M. Ö 5 yy'a ait Athena Mabedi, orta terasta 137 odalı saray yapıları ve çevresinde tapınak yapıları, denize doğru uzanan son terasta ise halkın oturduğu evler vardır. Vouni'nin hemen karşısında gözle görülür adanın ismi Petra Tou Limniti'dir. Bu adanın özelliği 1927 ila 1931 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları sonucu elde edilen Neolitik dönemin ilk safhalarına ait kalıntılardır. Güzelyurt Müzesinde \"Soli'nin Altın Yaprakları\" eserini görün, Lefke'de Osmanlı konaklarını, İngiliz mimari eserlerini ve su kemerlerini görün, Soli Bazilikasında tarihi M. S IV yy'a ait olan kuğu mozağini görün, Vouni Sarayından Petra Tou Limniti adasını izleyin, Lefke'de taze portakal suyu için, portakal tarlalarında portakal toplayın, Yeşilırmak köyünde çilek tarlalarından ellerinizle çilek toplayın, Yeşilırmak köyünde Guinness rekorlar kitabına girmeyi hak kazanan asma ağacını görün, Güzelyurt'a Ulaşım : Lefkoşa'ya 40 km, Girne'ye 47 km uzaklıktadır. Lefke'ye Ulaşım : Lefkoşa'dan 62 km, Girne'den 68 km uzaklıktadır. Gazimağusa Kıbrıs'ın doğu kıyısında bulunan Doğu Akdeniz'deki Ortaçağ mimarisinin hakim olduğu bir bölgedir. Kenti başından sonuna kadar çevrelen 3 km uzunluğundaki Venedik Surları, Lüzinyan Kralları'nın Kudüs Krallığı tacını giydikleri ve gotik mimarinin en güzel örneklerinden sayılan St. Nicholas Katedrali, Namık Kemal'in 38 ay boyunca sürgün edildiği Zindan, Antik Şehir Krallıklarından biri olan Salamis Antik Kenti, Salamis kenti içinde inanç turizmi için önemli bir yeri olan St. Barnabas Manastırı ve daha pek çok tarihi ve kültürel mirasa ev sahipliği yapmaktadır. Mısır kralı Ptolemeus Philadelphus tarafından M. Ö 285-247 yılları arasında kurulduğu ve kente ismini kralın kız kardeşi Arsinoe tarafından verildiği rivayet edilir. Aynı Güzelyurt'ta olduğu gibi Salamis'in de M. S 647 yılında Araplar tarafından yakılıp yıkılmıştır. Kentin adı bu dönemde Arapların buraya bulamaması ümidiyle \"Kumda Saklı\" anlamına gelen \"Ammohostos\" olarak değiştirilmiştir. Gazimağusa kenti, Lüzinyanlar döneminde (1192-1489) Lefkoşa'dan sonra adanın ikinci önemli kenti olmuştur. Ve Frenklerin diliyle Famagusta olarak anılmaya başlanmıştır. Gazimağusa M. S 1373'de bir yy kadar Cenevizlilerin, MS 1489-1571 yılları arasında Venediklilierin ve M. S 1571-1878 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girmiştir. Osmanlı'nın hemen ardından İngiliz İdaresi altına giren kent bu sayede ihracat-ithalat merkezi olmuştur. Othello Kalesi : Gazimağusa'nın kuzeydoğusunda bulunan bir iç kaledir. Kalenin ilk yapım yılı M. S 1310 yılına dayanır. 1492 yılına gelindiğinde kale Gazimağusa'nın Venedikli kaptanı Nicolao Foscarino tarafından İtalyan Rönesas mimarisiyle yeniden yapılır. Bu bilgilerin edinilmesinin en büyük nedeni kalenin ana giriş kapısınının üzerindeki Venedik Cumhuriyeti amblemi olan kanatlı St. Mark Arslan kapartmasıdır. Venedikliler Lüzinyan dönemine ait eski kuleleri yıkmak yerine sadece üst kısımlardaki ince duvarları yıkarak yerine kalın duvarlar örerek daha da sağlamlaştırmışlardır. Kale içinde Lüzinyanlar tarafından kullanılmış olan yemekhane ve yatakhaneler mevcuttur. Su hendeği ile çevrili kalenin avlusunda ise Osmanlı ve İspanyollara ait toplar ve demir-taş gülleler sergilenmektedir. Kalenin bugünkü ismi İngilizden döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Shakespeare'in ünlü trajedyasının bir bölümü de Kıbrıs'ta bir limanda geçmektedir. Shakespeare'in Othello tiyatro oyununda Desdemona'yı öldüren Othello'nun M. S 1505-1508 yılları arasında Kıbrıs valisi olan teğmen Christoforo Moro'yu canlandırmış olabileceğine inanıldığından, kaleye İngiliz sömürge döneminde Othello adı verilmiştir. Venedik Kraliyet Sarayı : Namık Kemal meydanının batısında yer alıyor. Önceleri burada gotik mimariye sahip Lüzinyan Kraliyet sarayı varmış. Krallar her daim bu sarayda ikamet ederlermiş ta ki Peter II'nin 1369'da başlayan saltanatına kadar. Cenevizlilerin kaleyi yıkması üzerine Venedik döneminde adanın askeri valisi Proveditore'ın ikameti için tekrar inşa edilmiştir. Sarayın doğusunda M. S XVI yy'da yapılmış 3 tane kemer vardır. Bu kemerler zamanında Salamis Harabelerinden buraya getirilmiştir. Namık Kemal Zindanı : Zindan Venedik Sarayının avlusunda bulanan kesme taştan yapılmış 2 katlı bir yapıdır. Namık Kemal \"Vatan Yakut Silistre\" oyununun sergilenmesi üzerine 1873 yılında buraya sürgün edilmiştir. Ve 38 ay bu binada sürgün hayatı yaşamıştır. St. Francis Manastır ve Kilisesi : M. S 1217 ila M. S 1226 yılları arasında hayatta olan Aziz Francis döneminde adaya gelen Fransiskan mezhebinin en önemli manastırı olmuş bir yerdir. Fransiskan mezhebi M. S 1400 yılında adada yayılarak Kıbrıs'ta kurulan en büyük mezheplerden biri olmuş ve varlığını günümüze kadar sürdürebilmiştir. Manastır ve kilisenin inşa yılları M. S XII ve MS XIV'dir. St. Nicholas Katedrali : Katedral 1298-1312 yılları arasında Lüzinyan döneminde yapılmış Akdeniz'in en güzel gotik yapılarından biri olduğu kabul edilir. Lüzinyan kralları Kıbrıs Krallık tacını önce St. Sophia Katedralinde, Kudüs Krallık tacını ise St. Nicholas'ta giyerlermiş. Krallık tacı törenleri yapı 1571 yılında cami olana kadar aralıksız devam etmiştir. Katedralin penceresinden eşsiz gotik mimariyi görebilirsiniz. Salamis Harabeleri : Salamis şehri Bronz çağının sonlarında başlayan göçler sonucu, Anadolu'dan buraya gelen kavimler ve Akalar tarafından kurulmuştur. Şehrin mitolojik kurucusu olduğuna inanılan kişi Truva kahramanlarından olan ve Salamis adası kralı Telamon'un oğlu Tefkros'tur. M. Ö 707 yılında gerçekleşen Asur hakimiyetinden sonra adanın idaresi M. Ö 560 yılında bastırılan sikkelere göre Salamis Kralı Evelthon'un eline geçmiştir. M. Ö 499 yılında Kıbrıs'ta Pers hakimiyeti söz konusudur. Pers hakimiyetini düşürmek için Atinalılar uğraşmış olsalar da bunu başaramamışlardır. Bundan sonra ise yeni idareciler Fenikeliler olmuştur. Fenikelilerin başa gelmesiyle başta ticaret olmak üzere pek çok konuda gerilemeye başlamışlardır. M. Ö 411 yılında Tefkros ailesinin üyelerinden oaln Evagoras Salamis Krallığını ele geçirmiştir. Bunun üzerine ada Persler tarafından kuşatılır ve Evagoras vergi ödeme mahkum edilir. Bu olaylar İskender döneminde kadar bu şekilde devam eder. İskender'in ölümünden sonra kent hakimiyeti sürekli el değiştirmiştir. Ve sonunda M. Ö 294 yılında Kıbrıs'ı Ptoleme Krallığının ele geçirmesiyle ada huzura kavuşur. Bu tarihten sonra Salamis artık baş şehir olmuştur. Salamis'in baş şehir olması Roma dönemi boyunca da devam etmiştir. Zaten Salamis'te yapılan kazı çalışmaları sonucu çıkarılan kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir. Şehir M. S 76 ve 77 yıllarında yaşanan deprem ile MS. 116 yılındaki Yahudi isyanı sonucu oldukça tahrip edilmiştir. Ve ardından şehir Antakya vilayetine bağlanmıştır. Sonrasında Bizans dönemi devreye girer ve buraya Konstantinus şehri kurulur. M. S 647 yılında da Arap akınları ve depremler yüzünden şehir terk edilerek bugünkü Mağusa şehrini oluşturan bölgeye halk göç eder. Gazimağusa açık hava müzesi gibidir. Şehre deniz kapısından yani Porta del Mare'den giriş yaparak şehri gezmeye başlayın, Ortadoğunun en mükemmel işçiliğini görmek için Lüzinyan Krallarının Kudüs kralı olarak taç giydikleri St. Nicholas Katedralini görün, Shakespear'in Othello trajedyasına konu olan Othello Kalesini ziyaret edin, M. Ö 1184 ila M. S 11. yy'a kadar yaklaşık 21 yüzyıl iskan olmuş ve uzun yıllar Kıbrıs'ın başkenti olan Salamis Kenti kalıntılarını görün, Hristiyanlık alemi için çok önemli yere sahip olan St. Barnabas Manastırı ve mezarını görün, Latinlerin St. George kilisesi ile Greklerin St. George kilisesini ziyaret edin, Nisan ayında düzenlenen enginar festivali, haziran ayında düzenlenen uluslararası mağusa kültür sanat festivali ve ağustos ayında düzenlenen yeniboğaziçi pula festivaline katılın. 1974 yılı öncesinde Kıbrıs'ın ve Akdeniz'in en gözde merkezilerinden olan turizm cenneti Maraş, 1974 yılındaki 2. Kıbrıs Harekatı ile Türkler tarafından ele geçirilen bölgedir. Kıbrıs'ı ikiye ayıran yeşil hat tampon bölgesindeki Maraş bölgesinin sahil uzunluğu 5 km'dir. İngiliz Kraliyet ailesinin yaptırmış olduğu Golden Sands otelin 7 yıldızlı olduğu bilinmektedir. 1974 öncesi bölgede bulunan otelleri Kıbrıs'ta bulunan toplam otelleri ile aynı sayıdayken çıkartma sonrası bunlardan eser kalmamış bölge Rumlar tarafından terk edilmiştir. Belirtmek isteriz ki çıkartma esnasında Türk ordusu tarafından bir kurşun dahi sıkılmamıştır. 70'li yıllarda tüm Kıbrıs turizminden elde edilen gelirin % 53'ünü sağlamayan bölge 2. Kıbrıs Harekatı sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri ve Birleşmiş Milletler Askerinin haricinde sivil halkın girişine kapatılmış ve tarafsız bölge ilan edilmiştir. 1878'den önce 1571'den sonra Türkler adayı aldıktan sonra Mağosa'daki bütün yerleşim merkezi kale içindeydi. Rum evleri ise kale dışındaydı. Rumlar daha fazla şehrin güneyinde birikmeye başladı. Buralara rum dilinde Varosha yani şehrin dışı deniyordu. Kıbrıs Ercan Havalimanından çıktıktan sonra sola dönüp karşıdaki beyaz kulübeye girmelisiniz. Bilet için sıra göreceksiniz. Hangi noktalardan araçların saat kaçta kalktığını aşağıdaki fotoğraftan görebilirsiniz. Detaylı bilgi almak için KIBHAS sitesini ziyaret edebilirsiniz. Ya da şu numaralardan ulaşabilirsiniz. Rezervasyonlar 22:00'ye kadar geçerlidir. Tabi bizim size önerimiz Kıbrıs'ta kesinlikle araç kiralamanız yönündedir. Çünkü Kıbrıs'ın içini araçsız gezmek gerçekten imkansızdır. Araç kiralamazsanız sadece Lefkoşa, Girne, Gazimağusa, Leffe-Güzelyurt arasındaki ulaşımlarınızı sağlarsınız. Vakit kaybı yaşamamak için araç kiralamak en doğru karar olacaktır. Kıbrıs'ta araç kiralamanın şartı minimum 2 gün kiralamaktır. Yani 1 gün kalıcam 1 günlük kiralayım mantığı yok. Her türlü sizden bir günden fazla araç kirası ücret alınmaktadır. Araç kiralamak için otobüs biletinin alındığı binanın hemen yanındaki Budget ofisinden araç kiralayabilirsiniz. Biz havalimanındaki desklerden kiralamak yerine bilindik firma olsun istedik. 2 gün için otomatik vites, benzinli, 2016 model araç için 300 TL ödedik. Şu meşhur tankı yazmamışmısınız yoksa ben mi atladım. Elinize sağlık. Merak ettiğim birşeyi sormak isterim. Bu geziye ne kadar süre ayırdınız? Bir hafta,10 gün vs. Kısmetse Kıbrısa yeniden gideceğim. Görmediğim yerleri görmek isterim. Bunu bir yerden çıkarmadık. Kibhas'ın ofisine gidip bilet almak istediğimiz ücretsiz olduğunu bizzat çalışanlar söyledi. Ayrıca lütfen yazıyı dikkatli okuyun. Şehiriçi ulaşımlarının ücretsiz olduğuna dair bir cümlemiz yok!!!!! Öğrenci arkadaş haklı. Kıbhas 22.5 TL ücretsiz değil elbette. İstanbul da Havataş gibi.. Yani havaalanından şehirlere ulaşım Kıbhas kullanırsanız yukarıdaki ücrette son zamla. İlk gidecek olanlar için önemli bir bilgi, yanlışı düzeltmiş olalım. Bizzat havalinanındaki ofislerine girip kaç para olduğunu öğrenmek istediğimizde görevliler ücretsiz olduğunu söyledi. Ve bilgiler buna istinaden yazılmıştır! Merhaba, biz aracı gitmeden online kiraladık. Siz de öyle yaparsanız daha karlı olur. Biz butik ve küçük bir otelde konaklamıştık. Bizimki iş arasında geziydi 🙂 Dolayısıyla siz tatile gittiğiniz için resort tarzı konaklama yapabilirsiniz. Zaten Kıbrıs çok büyük bir yer olmadığı için araç kiralarsanız istediğiniz her yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Şimdiden iyi tatiller dileriz. Bilmiyoruz, biz kendimiz gidip araç kiralayarak gezmiştik. Merhabalar, araba kiralamak için havalimanındaki Budget ofisinden kiraladık demişsiniz. Yine oraya gitmeden önce siteleri mi var da siz online rezervasyon yaptırmıştınız, aracı gidip orada rahatça alabilmiştiniz. Teşekkür ederim. Merhaba, Budget'ın resmi sayfasına bakabilirsiniz. Biz son yıllarda hangi ülkeden araç kiralarsak kiralayalım RentalCars'ı kullanıyoruz. Bunu da değerlendirebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kitesurf-nedir-kitesurf-egitim", "text": "Kiteboard diğer adıyla da bilinen Kitesurf nedir, Kitesurf eğitimi için en iyi okullar, kitesurf hakkında bilgi namına ne arıyorsanız sizler için yazdık. Kitesurf Türkçe anlamıyla uçurtma sörfüdür. 1999 yılında Türkiye'ye gelen spor yıllar geçtikçe duyulmaya başlanmış ve popüleritesi git gide artmaya başlamıştır. Bir bakıma bu spor su kayağı ve sörf'ün benzeri olmakla birlikte onlardan çok daha özgür hissettiğiniz spordur. Kitesurf fiziksel güç gerektirmemesine rağmen öğrenmesi zor sporlardan bir tanesidir. Ama bir yandan da çocuklara dahi öğretilebilecek bir spor türüdür. Öğrenme aşamasının en zorlu kısmı uçurmayı kontrol etmek oluyor. Freeride, kiteboard yapmaya yeni başlayanlar ve hobi amaçlı yapanlar için en yaygın ve temel stildir. Temel amaç, rüzgarı ve dalgaları kullanarak zevk almak ve serbest sürüş yapmaktır. Freeride, sürüş hızı ve yüksek atlama hareketleri yapmak isteyenler için harika bir başlangıç noktasıdır. Freestyle, kiteboardun temel hareketlerini öğrendikten sonra ilerlemek isteyenler için uygundur. Bu stil, çeşitli akrobatik hareketler, dönüşler ve atlama numaraları içerir. Yarışmalar ve gösteriler sırasında sıkça görülen bir stildir ve stil puanlamasına dayalıdır. Wakestyle, özellikle sert rüzgar koşullarında ve kaykay tarzı hareketlerle uğraşmayı sevenler için uygundur. Bu stil, kiteboardun üzerine kayışlar takmayı içerir ve çeşitli kaykay hareketlerini andıran numaralar yapmayı amaçlar. Düz yüzeylerde sıkça görülen bir stil olup, rampalar ve engeller kullanılarak da uygulanabilir. Wave riding, okyanus dalgalarını yakalamayı ve onlarla etkileyici hareketler yapmayı amaçlayan bir kiteboard stili olarak bilinir. Bu stil, dalgaları sürerek kayma, kesme ve dalga yüzeyinde atlamalar yapmayı içerir. Deneyimli kiteboardcular arasında popülerdir ve sörfçüler için benzer bir deneyim sunar. Foiling, kiteboardun altına monte edilen bir \"foil\" ile suyun yüzeyinden yükselerek sürüş yapmayı içerir. Bu stil, düşük rüzgar koşullarında bile sürüş yapmayı sağlar ve daha az rüzgar gerektirir. Kiteboardcular arasında giderek daha popüler hale gelmektedir. Big air, yüksek hızlarda ve rüzgar koşullarında büyük atlama numaraları yapmayı amaçlar. Kiteboardcular, rüzgarın yardımıyla yüksek hava uçuşları yaparak izleyicilere görsel bir şölen sunarlar. Bu stil, cesur ve deneyimli kiteboardcular arasında yaygındır. Bu farklı kiteboard stilleri, her seviyede sürücüye ve tercihlere uygun seçenekler sunar. Hangi stili seçeceğiniz, kişisel ilgi alanlarınıza, deneyim seviyenize ve rüzgar koşullarına bağlı olarak değişebilir. Unutmayın ki güvenlik her zaman önceliklidir ve yeni bir stile başlamadan önce iyi bir eğitim almanız önemlidir. Kiteboard yaparken rüzgar koşullarını, ekipmanı ve çevreyi dikkate almak her zaman önemlidir. Kitesurf eğitimi için önce yetkili bir merkezden eğitim paketi satın almalısınız. İlk seviye suya girene kadar olan süreç olup su üzerinde kitesurf'un ne olduğunu, malzemelerin tanınması, bar'ın nasıl tutulacağı, bol bol pratik yapılması ve kurulum aşamalarının birebir yapılması ve bu aşamada rüzgarı arkamıza almamız gerektiğinden ibarettir. İkinci seviye ise su üzerinde board üzerine çıkma, dengede durma ve egzersizlerden meydana gelir. Tabi en önemlisi bu sporu yapacak olan kişilerin rüzgara hakim olmasıdır. Rüzgarın nereden estiğini ve hangi yöne doğru olduğunu bilmek board üzerinde kalmanın en temel noktasıdır. Kiteboard eğitimi genellikle ilk günlerde temel bilgi ve becerilerle başlar. Bu aşamada, rüzgarın nasıl çalıştığını, güvenlik önlemlerini ve ekipmanın nasıl kullanılacağını öğrenirsiniz. Ayrıca uçurtmanın kontrolünü öğrenirken karada eğitim yaparsınız. Kiteboard eğitimi sırasında uçurtma kontrolü büyük önem taşır. Bu nedenle birkaç gün boyunca uçurtma uçurarak ve güvenli bir şekilde kontrol ederek zaman geçirirsiniz. Bu aşamada, uçurtmayı rüzgarın etkisiyle çekerek ve gevşeterek denge sağlamayı ve yönlendirmeyi öğrenirsiniz. Uçurtma kontrolünü iyice öğrendikten sonra su üzerinde eğitime başlarsınız. Bu aşamada, küçük bir tahta üzerinde uçurtma ile sürüş yapmayı öğrenirsiniz. Bu, dengeyi kazanmak ve su üzerinde ilerlemeyi denemek için önemlidir. Su üzerindeki eğitimde ilerledikçe, gerçek sürüşe geçiş yaparsınız. Bu aşamada, tahtanızı kontrol ederek ve rüzgarın yardımıyla su üzerinde kaymaya başlarsınız. İlk başta kısa mesafelerde sürüş yapabilirsiniz, ancak deneyim kazandıkça uzak mesafelere gitmek mümkün olur. Kiteboard eğitimi sadece temel sürüş becerilerini öğrenmekle sınırlı değildir. İlerledikçe, çeşitli hareketler, dönüşler ve atlama numaraları gibi ileri teknikleri öğrenmeye başlayabilirsiniz. Bu süreç kişisel hedeflerinize ve yeteneklerinize bağlı olarak farklılık gösterebilir. Eğitim süresi, öğrencinin hızına ve öğrenme kabiliyetine bağlı olarak değişebilir. Kimi kişiler hızlıca temel becerileri öğrenirken, diğerleri daha fazla zaman ve uygulama gerektirebilir. Ayrıca rüzgar koşulları da eğitim süresini etkileyebilir. Güçlü ve sürekli rüzgarlar daha hızlı ilerlemenizi sağlayabilirken, düşük rüzgarlar daha fazla sabır ve pratiğe ihtiyaç duyabilir. Kiteboard eğitimi için profesyonel bir eğitmenle çalışmak önemlidir. Eğitmenler, güvenlik konularında sizi eğitir ve tecrübelerini paylaşarak öğrenme sürecinizi hızlandırır. Kitesurf yapabilmek için en temel malzemedir. Su üzerinde özgürce uçmanızı sağlar. Bu uçurtmalar, rüzgarı yakalayarak sürücüyü suyun yüzeyinden çeker ve ilerlemesini sağlar. Kitesurf uçurtmaları farklı boyutlarda gelir ve rüzgar koşullarına göre seçilir. Kite fiyatları marka ve modeline, boyutuna ve dahil olan aksesuarlara bağlı olarak değişebilir. Yeni bir kite için fiyatlar genellikle 5000 TL'den başlamaktadır. Daha büyük ve daha yüksek kaliteli kite modelleri genellikle daha pahalıdır. Eğitimde su üstünde daha rahat kalabilmek için geniş olanlar kullanılır. Eğitim esnasında ve sonrasındaki ilk aşamalarda çift yönlü boardları kullanmanız tavsiye edilir. Board konusuna fazla girmemek istiyoruz. Çünkü ayrı bir makale konusu olacak kadar fazla çeşitte boardlar bulunmaktadır. İki çeşidi var. Biri belimize taktığımız, uçurtmadaki bütün gücü alan malzeme budur. Vücut ağırlığımızla kuvveti dengeliyoruz. Bel rahatsızlığı olan insanlar bile bu sporu rahatlıkla yapıp harness kullanabilir. Uçurtmayı şişirmemize yarayan bir malzemedir. Pompanın üzerinde basınç göstergesi vardır. Kitesurf yapmadan önce uçurtmayı en doğru basınçta şişirmeniz başlıca kurallardan bir tanesidir. Az basınçta olursa uçurtmadan istediğiniz formu yakalayamazsınız. Çok basınç /hava olursa kitesurf sonrası uçurtmanızın sıcak bir yer ile temas etmesi sonucu uçurtma genleşip, patlayabilir. Bu açıdan eğitim aşamasında da alacağınız bu bilgi kitesurf yaptığınız her anınızda kulağınıza küpe olacak bir bilgidir. Tüm kontrolü sağlayan asıl ana malzeme budur. Kitesurf esnasında elimizde tuttuğumuz bu malzeme bir bakıma direksiyona da benzer. Bar ile her şeyin kontrolü ellerinizin altındadır. Bar'da bulunan renkler uçurtma kontrolünü sağlamak için bir diğer önemli unsurdur. Kitesurf yaparken sol eliniz her zaman barda bulunan kırmızı taraf olmalıdır. Bunun tek istisnası kurulum aşamasında kırmızı tarafın sağ elde hazırlanmasıdır! Bu kordon bar ile uçurtmanın bağlantısını sağlayan en önemli malzemedir. Aslında baktığınızda yukarıda listelediğimiz tüm malzemeler zaruridir. İçlerinden pomba hariç bir tanesinin bile olmaması kitesurf yapmaya engeldir. - Rüzgar karaya paralel ya da sahile yan esmeli, - Su sığ olmalı ki düştüğünüz takdirde board'unuza rahatlıkla çıkıp uçurtmanızı uçurmanız için, - Ortalama saatte minimum 19 km rüzgar hızı gerekmektedir, eğer sörf yapan kişi 90 kilo ve üzerindeyse bu hız 24 km olmalıdır. - Dalış yapanlar bilir nasıl ki su altında konuşmak mümkün değilse ve belirli işaretler ile anlaşılıyorsa kitesurf yaparken de sporculardan uzakta olacağımız ve konuşamayacağımız için kitesurf dili geliştirilmiştir. - Ok işareti uçurtmayı havalandırabilirsin, - Elini başının üzerine hafif vurur gibi yapmak uçurtmayı indirmek istiyorum, Mart başı itibariyle kitesurf sezonu açılmış olur. Eğitim almak için en iyi dönem Mart ve Nisan aylarıdır. Yaz döneminin en top yaptığı Temmuz Ağustos ayları çok yoğunluk söz konusu olduğu için öncesinde sakin dönemde öğrenmek en mantıklısıdır. Ülkemizde garantili rüzgar dönemi Haziran-Eylül ayları arasıdır. Ama genel olarak Mart ayından Kasım'a kadar bu sporu yapmak için uygun süreçtir. Kitesurf yapabileceğiniz destinasyonları listelemeye geçmeden önce bu spora merakı olanların aşağıda yazacağımız blogu takip etmesini öneriyoruz. -Alaçatı Windsurf -Alaçatı Surf Point -Alaçatı Kite Club Turkey -Alaçatı Active Surf -Urla Surf House -Urla Kite Center -Gökova Kite Academy -Gökova Kite Etik -Gökova Kite-Turkey -Gökova Kite Excite -Akyaka Kite Extreme -Kiteboard Bodrum -Kilyos Kiteboard-İstanbul -Kilyos Kite Maximum -Gökçeada Sörf Eğitim Merkezi -Volkite Yurtdışında bu sporun ana merkezi Brezilya olmakla birlikte biz ilk başta Türkiye ve Avrupa'da Kitesurf yapılabilecek ülkelerin detaylarını vermek istedik. Bir çok insan Yunan adalarının aktivite merkezi olduğundan habersiz. Sanıyorlar turkuaz mavisi sular sadece yaz tatili için ideal. Halbuki Yunanistan'ın bu güzel adaları ve çevresini sarmış muhteşem suları sizlere kitesurf yapmak için hazır bekliyor. Ege denizinde yaz mevsimi sert rüzgar özellikle öğlen sonraki saatler en uygunu olup bir çok spor için uygun koşulları oluşturur. Naxos Adası: Naxos dünyada kitesurf yapılabilecek en iyi adalardan bir tanesi olarak bilinir. Özellikle adanın batı kıyıları kitesurf için gerekli tüm hava koşullarına sahiptir. Mikri Vigla kumsalı Naxos ve Paros arasındaki rüzgarın hız almasıyla sizlere kitesurf yapmak için uygun ortamı yaratıyor. Laguna, Saint George Beach ve Plaka kumsalları da kitesurf için diğer destinasyonlardır. Paros: Yunanistan'ın kitesurf için en ideal yerlerinden biri de Paros'tur. Paros'un güney kıyısındaki Golden Beach ve New Golden Beach sizlere rahatlıkla kitesurf yapmanız için gereken rüzgara sahiptir. Parostaki Kitesurf Klüpleri : Force7, Paros Surf Club, ParosKite Pro Center, Sun Wind'dir. Mikonos Adası: Yunanistan'da rüzgar denilince ilk akla gelen yer hatta rüzgar gülleriyle meşhur ada Mikonos kitesurf için biçilmiş bir kaftan. Korfos ve Ornos kumsalları rüzgar sörfü ve kitesurf severlerin en gözde yerleridir. Korfu Adası: Adanın güneybatısında Chalikunas bölgesi kıyıya paralel rüzgarı ile kitesurf severler için bir cennettir. Sığ sulara sahip olmasıyla da ilk kitesurf eğitimi almak için en uygun yerlerden bir tanesidir. Kos Adası: Ve yunanistan'da kitesurf bölgelerinden sonuncusu Kos adasıdır. Burası her seviyedeki kitesurf'cüler için uygun olduğu gibi yeni öğrenenler için de ideal yerlerden bir tanesidir. Kitesurf'ün doğuşu 80'li yıllara dayanır. Milenyum çağına girmemizle beraber popüleritesi artan bu spor dalı 200 yılına kadar dünya genelinde sadece 1000 kişiden az iken 2005 yılına gelmemizle bu sayı 100.000'e kadar yükselmiştir. İspanya'da kitesurf'den nasibini alan ülkelerden bir tanesidir. Ülke genelinde kitesurf yapabileceğiniz noktalar Katalonya bölgesindeki Costa Brava, Valesiya Costa Blanca, Balearic Adaları, Kanarya Adaları, Endülüs eyaletlerinden biri olan Tarifa. Bu belirttiğimiz bölgelerden Tarifa kitesurf anlamında en popüler olan ve tercih edilen yerdir. Tarifa'da kitesurf yapabileceğiniz yerler : Los Lances, Palmones, Canos de Meca, Rio Jara ve Conil'dir. Avrupa'nın bir diğer güzel ülkesi Portekiz gezmesi kadar kitesurf yapması da keyifli ülkelerdendir. Diğer ülkelerde olduğu gibi burada da birbirinden güzel ve dünyaca nam yapmış bölgeler kitesurf yapmanız sizleri davet ediyor. Praia do Guincho: Guincho Lisbon'un sadece yarım saat dışında bulunmakla birlikte dünyanın en meşhur kitesurf merkezlerinden biridir. Bundan dolayıdır ki kitesurf dönemi boyunca oldukça fazla yoğunluğa sahiptir. Sert rüzgarı olan ve su altında gizli kalmış kayalıklara özellikle dikkat etmeniz gereken bir yerdir. Kumsal NW yani karayel rüzgarı aldığından ve dalgalar 1 2 metre arasındadır. Suyun sıcaklığı yıl boyunca soğuk olduğundan kitesurf yapacağınız süre boyunca kıyafetlerinizi giymeyi ihmal etmemelisiniz. Kitesurf denilince ilk akıllara gelen ülke olmasa da Kuzey ve Baltık denizi rüzgarlarıyla beslendiği için sizlere bu sporu yapabilmeniz için elverişli noktalar sunmaktadır. Kitesurf hakkında verdiğiniz detaylar için elinize sağlık. Çok faydalı oldu. Benim için çok yeni bir kavram 🙂 Fakat öğrenmek için dikkatlice okudum. Teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kizil-gokyuzunun-aslan-yurekli-cocuklar", "text": "O günde hayatta kalabilmekti gaye bu günde, O günde karnını doyurmanın derdindeydi canlılar bu günde, O günde yavrularıyla oynaşıyorlardı bu günde. O günde kızıla boyanıyordu gökyüzü gün batarken, Masaili çocuğu uzatırken gökyüzüne, bulutların üstüne çıksın, güneşi yakalasın istedim, güneşin çocuğunun yüzündeki gülüş sımsıcak ısıttı içimi neşelendim, ne şık pabuçları vardı ne oyuncağı, toprağı hissedip koştururken ne denli şanslı olduğunun farkındamıydı bilemedim!!!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/kizil-sehre-aykiri-renk-majorelle-bahceler", "text": "Majorelle Bahçeleri : Marakeş'te gezilecek yerlerden en önemlisi Jardin Majorelle yani Majorelle Bahçeleridir. Kızıl şehir lakaplı Marakeş'in tam kalbinde bin bir çeşit bitkiler arasında gizli kalmış bir evden bahsediyoruz. Burası barındırdığı bitki çeşitliliğiyle, zamanında dünyaca ünlü insanlara ev sahipliği yapmasıyla oldukça ünlüdür. Marakeş şehrinin tam merkezinde Fransız ressam Jacques Majorelle'nin sahip olduğu arazi 40 yıllık bir emek, sabır ve tutkuyla dünyanın dört bir yanından getirilen bitkilerle bambaşka bir dünya haline getirilmiş. Jacques Majorelle'nin geçirdiği trafik kazası sonrası kaderine terk edilen bahçe daha sonraları otel olma tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Bunun üzerine YSL ve Pierre Berge art deco mimariye sahip evi satın alarak buraya bir kez ve sonsuz olarak can veriyorlar. Majorelle Bahçeleri, Yves Saint Laurent'ın Fransa'dan sonra ikinci evi olmuştur. Ve 2008 yılında ölümü üzerine yanan bedeninin külleri bu bahçeye serpiştirilmiştir. Bahçe gerçekten kısa bir süreliğine de olsa sizi bu dünyadan çekip alıyor. Marakeş gibi karmaşık bir şehirde birden küçük bir cennete adım atıyorsunuz. Ve uzun bir süre buradan çıkasınız gelmiyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/knidos-antik-kent", "text": "Türkiye'nin güneybatı ucunda, Datça Yarımadasının sonunda yer alan Knidos, Antik dönem'de Karia olarak adlandırılan bölgenin önemli kentlerinden biriydi. Knidos, coğrafi konumu ve yerleşim planından dolayı anakara ve Kap Krio adını taşıyan ada bölümünden meydana gelen \"çift kent\" görünümündedir. Topografyasının engebeli ve dik oluşundan dolayı, basamak şekilde yükselen teraslama sistemi uygulanmıştır. Kent doğu-batı yönünde uzanan ana caddeler ve bunları dik kesen kuzey-güney doğrultusundaki merdivenli caddelerle bölünmüş olup, Hippodomik planlıdır. Kent 18. yüzyıldan itibaren araştırmacıların ilgisini çekmiş, ilk olarak Lord Charlemont tarafından \"Küçük Tiyatro\" ve Korinth Tapınağı'nın tanımları yapılmıştır. Ardından 19. yüzyıl başlarında İngiliz Dilettanti Cemiyeti'nden W. Gell, F. Bedford J. P Gardy kentteki anıtların tanımını yapmışlardır. Knidos'ta ilk dönem kazıları 1857-1859 yılları arasında Sir CH. T. Newton tarafından sürdürülmüş, bu çalışmalarda birçok önemli eser ve Aslanlı Mezarın yaklaşık 8 tonluk aslan heykeli British Museum'a taşınmıştır. İkinci dönem kazıları, Amerikan Long Island Üniversitesi adına Arkeolog Iris C. Love tarafından 1967-1977 yılları arasında sürdürülmüştür. 1987-2006 yılları arasında ise, T. C Kültür Bakanlığı adına Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından Prof. Dr. Ramazan Özgan başkanlığında üçüncü dönem kazıları gerçekleştirilmiştir. Kentin en erken buluntuları M. Ö 14. ve 13. yüzyıllara ait Miken seramik kap parçalarıdır. M. Ö 12.-9. yüzyıllar arasında Ege ve Dor göçleri esnasında Knidos'a, Sparta'dan gelen bir Dor soyu yerleşmiştir. Knidos'un Dor kökeni bulunan yazıtlarda Roma İmparatorluk Dönemi'ne kadar Dor lehçesinin kullanılmasıyla ispatlanmıştır. Güneybatı Ege'de Rodos'taki Lalysos, Kameiros, Lindos ve Kos, Halikarnassos ile Knidos Dor Hexapolis'i adı verilen bir altılı kent birliği kurmuştur. Birliğin kült merkezi olarak Knidos belirlenmiştir. Kent M. Ö 7. yüzyılda Sicilya ve Naukratis'te koloniler kurmuştur. M. Ö 6. yüzyılda Knidoslular, Delphi'deki ünlü Apollon kutsal alanına mermer bir hazine dairesi yaptırmıştır. Mermerin kalitesi ve sütun yerine kullanılan taşıyıcı genç kadın figürleri, kentin ulaştığı yüksek zenginlik ve refahın göstergesidir. Persler'in Batı Anadolu'yu işgalleri sırasında, Knidoslular yarımadayı günümüzde 'Balıkaşıran' olarak adlandırılan en dar yerinden kesmeye çalışmışlar, bu girişim arazinin yapısı nedeniyle sonuçsuz kalmış ve Knidos Pers yönetimi altına girmiştir. - Ö 5. yüzyılda Atik-Delos Deniz Birliği'nin bir üyesi olan Knidos, Pelloponnessos savaşları sırasında (M. Ö 431-404) güçlenen Spartalıların tarafına geçmiştir. O dönemdeki ticari ilişkilerinin çapının boyutlarını, Afganistan'da bulunan Knidos sikkelerinden anlamak mümkündür. Karla Satrabı Mausolos'un gücünü ve etkisini os ve Rodos dahil olmak üzere tüm güneybatı Anadolu kıyılarında hissettirdiği M. Ö 4. yy'da, Knidos parlak çağlarından birini daha yaşamıştır. Bu dönemde ünlü matematikçi ve astronom Eudoxos Knidos'ta gökyüzü hesaplamaları için bir rasathane kurmuş, ünlü heykeltıraşlardan Skopas ve Bryaxiz Knidos için görkemli yontular yapmışlardır. Bugün Bristish Museum'da sergilenen oturan Demeter yontusu bunlardan biridir. Sağlık tanrısı Askleplos'un M. Ö 6 yy'dan beri Knidos'ta onurlandırıldığı bilinmektedir. Knidos Tıp ekolü de antik dünyada popüler bir hale gelmiştir. Knidos antik dönemde de günümüzde olduğu gibi bir ziyaret ve turizm merkeziydi, bunun temel nedeni ise M. Ö 4. yy'ın ünlü heykeltıraşlarından Praxiteles'in Knidos antik kenti için yaptığı çıplak bir Aphrodite heykelidir. \"Aphrodite Euiploia\" yani denizcileri selamlayan Aphrodite sıfatıyla anılan bu heykel, kentin yakınlarından geçen bütün gemilerin görebileceği bir tepe üzerinde konmuştur. Knidos M. Ö. 3. yy yazıtlarının d belgelediği gibi Mısır hanedanlarıyla yakın ilişki içinde olmuştur; Knidoslu mimar Sostratos, dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye'deki deniz fenerinin de mimarıydı. Aynı mimar Knidos'ta 'ambulatio pensiles' olarak tanımlanan çok katlı bir Stoa inşa etmiştir. Knidos antik dünyada şarap ve zeytinyağı üretimiyle de tanınmıştır, özellikle dalında yarı kurutulmuş çok olgunlaşmış üzüm tanelerinden preslenmeden önce elde edilen tatlı şarabı protopon çok övülmüştür. Bunları ihraç etmekte kullandığı amphoralarıyla da ünlenmiştir. Kent, Helenistik ve Roma Dönemleri boyunca önemli bir seramik üretim merkezidir. Knidos Amphora, kandil ve kabartma bezemeli kapları Akdeniz havzasındaki hemen her kente ihraç edilmiştir. Ayrıca kentte defne, keçi boynuzu, papirüs katkı maddesi olarak da kullanılan bir tür kamış yetişiyor ve ihraç ediliyordu. Bu kalkınma döneminde kentte canlı bir yapı faaliyeti başlamıştır. Kentin batı bölümünün en üst katında yer alan Korinth düzenindeki yuvarlak tapınak ile önündeki bina dizisi inşa edilmiştir. M. Ö. 2 yy ortalarında yuvarlak tapınağın alt kısmında Apollon Karneios için bir tapınak ve friz süslemei basamaklı anıtsal sunak inşa edilmiştir. Bunlardan başka kentte Dionysos Tapınağı, biri büyük biri küçük olmak üzere iki tiyatro, bilinen sekiz adet kilise, Dor Tapınağı, Anıtsal Çeşme, Helenistik Villa, Odeion, Muslar Kutsal Alanı, Demeter Kutsal Alanı gibi önemli anıtlar da mevcuttur. Yuvarlak tapınağın temel ve podyumu gri mermerlerden olup, üst yapısı yumuşak poros taşındandır. Merdivenli giriş ve sunağı doğudadır. Yuvarlak cella sütunlarla çevrilmiş olup, üst yapı Korinth başlıklar tarafımdam taşınmaktadır. Bugünkü kalıntılar İ. Ö. 2 yy'dan kalmadır. Batı ve doğudaki sadece temelleri korunan küçük yapıların hazine daireleri olduğu düşünülmektedir. En doğudaki uzun binanın ise dini törenler ve ziyafetler için kullanıldığı tahmin edilmektedir. Sunağın alt yapısı gri mermerdendir. Yazıtlara göre, Sunağın Apollon Karneios'a ithaf edildiği ve Zenodotos ile Antiocheia'lı Theon adlı yontucular tarafından İ. Ö. 2. yy'ın ortalarında yapılmıştır. Adak yerinde merdivenle çıkılmaktadır. Sunağın etrafı kabartmalı bir mermer frizle süslenmiştir. Sunağın kuzeyinde ve doğusunda bir mağara ve su kaynağı bulunmaktadır. Tapınak ise yumuşak poros bloklardan oluşmaktadır ve bu yüzden oldukça tahrip olmuştur. Kuzeyde, teras duvarının üzerinde yer alan basamaklar tören sırasında seyircilerin oturması için kullanılmıştır. Anıtsal Propylon'un batısında Apollon terası bulunmaktadır. Teras, kentin batısında ve Askeri Limana hakim pozisyondadır. Alan adını burada bulunan kentin en önemli kült alanlarından biri olan Apollon tapınağı ve altarından almaktadır. Terasın güneyinde yer alan büyük dörtgen konglomera bloklardan meydana gelen Teras Duvarı farklı dönemlere ait yapım ve yenileme aşamaları göstermektedir. Teras duvarının hemen önnde yer alan tapınak doğu batı doğrultusunda girişi doğuda olacak şekilde inşa edilmiştir. 19x11 m. ölçülerindeki yapının ante duvarları arasında iki sütun bulunmaktadır. İç kısımda kolosal bir heykelin bacak-diz kısımlarına ait kalıntı bulunmaktadır. Kıyafeti ve duruşuyla Apollon Kitharodos görüntüsü vermekte olan bu parça, büyük bir ihtimalle kült heykeline aittir. Terasın doğusunda yaklaşık 11x7 m lçülerinde bir altar yer almaktadır. Kazılar esnasına, bugün Marmaris müzesinde sergilenen frizler bulunmuştur. Üzerlerinde su perileri olması gereken dans eden kızlar işlenmiştir. Bu blokta \"nymphai\" yazısı ve frisi yapan ustaların adları yer almaktadır: Antiochialı Theon ve Knidoslu Zenotodos. Bu heykeltıraşların M. Ö. erken 2. yy'da faaliyet gösterdikleri bilinmektedir. Bu kısımda bir de Apollon Karneios adının geçtiği bir yazıt bulunmuştur. . Bu sayede tapınağın ve altarın Tanrı Apollon onuruna yapıldığı kesinlik kazanmıştır. Karneia bayramı, Dor kökenli yerleşim yerlerinde görülen öenmli bir festivaldir. Dor Hexapolis'i ve diğer yerleşim yerlerinden bu dokuz günlük festivale yoğun ziyaretçi akını olduğu düşünülmektedir. Terasın kuzeyinde bulunan duvarın üst kısmındaki oturma sıralarının da festivale katılan izleyiciler için tasarlandığı anlaşılmaktadır. Kentin ana caddesi doğu-batı caddesi ile liman caddesinin kesişme noktasında 10x7 m ölçülerinde bir platform bulunmaktadır. Bu paltformun üzerinde ön cephesi 4 sütunlu 11x8 m ölçülerinde revak görünümlü İon düzeninde propylon yer almaktadır. Propylon hemen batıdaki Apollon tapınağı ve altarının bulundupu kutsal alana bağlantıyı sağlamaktadır. Yapı, mimari bezemelerin stil özellikleri nedeniyle erken Helenistik döneme tarihlenmektedir. Stoa, kentin güneyinde, Dionysos Tapınağı ve Küçük Tiyatro'nun da yer aldığı en alt terasta inşa edilmiş olup 1996-2006 yılları arasına kazılarla ortaya çıkartılmıştır. Doğusunda 'Tiyatro Caddesi' batısında ise 'Liman Caddesi' bulunmaktadır. Güney büyük teras duvarının önüne inşa edilen Stoa 5x4 metre ölçülerinde dörtgen planlı, birbiri yanı sıralanmış mekanlar ve bunların önündeki sütunlu galeriden meydana gelmektedir. Stoa doğu batı doğrultusunda 132 metre uzunluğundadır. Mekanlar olasılıkla dükkan ve depo olarak kullanılmıştır. Aynı zamansa bu mekanların bir kısmı, aynı terasta bulunan Dionysos Tapınağı ile alakalı, dinsel içerikli kullanıma sahiptir. Stoa'nın ana bölümünü meydana getiren mekanların duvarlarının inşasında en altta dörtgen gri-mavi sert kireç taşı kullanılmıştır. Üstüne büyük ancak daha hafif kumtaşı bloklar getirilmiştir. Dyvarların iç yüzeyleri ince işçilikli beyaz sıva ile kaplanmıştır. Yapının güneye bakan dış cephesi profilli ve bezemeli mermer plakalarla kaplanmış. Aynı zamanda dış yüzey renkli mermer ince plakalardan oluşan bir çeşit mozaikle süslenmiştir. Mavi, sarı, bordo ve yeşilin tonlarından oluşan bu parçacıkların her biri, kuzey Afrika ve İtalya gibi merkezlerden getirilmiş, bu işçilik sayesinde görkemli bir ön cephe elde edilmiştir. Dış cephesinde, mekanlar boyunca devam eden uzun bir yazı yazıtı bulunmaktadır. Bu yazıt da maviye çalan plakalar üzerine kakma tekniğinde yerleştirilen bordo mermer harflerden oluşmaktador. Birleştirilebilen parçalar halinde \"Stoa\" yazısı okunabilmektedir. Stoa mekanlarının güney cephesi boyunca devam eden sütunlu galeri ana yapıdan 7 metre uzaklıktadır. Sütunlu galeri Korinth düzeninde inşa edilmiş olup, sütun gövdeleri gri-beyaz mermerden, başlıklar, arşitrav, friz ve konsol blokları beyaz mermerdendir. Galerinin toplam yüksekliği 7.5 metredir. Sütunlu galerinin batı ucunda stoa yapısına ve terasa bağlantıyı sağlayan görkemli bir giriş ve girişin yakınlarında tümüyle mermer ile kaplanmış aöık bir mekan tespit edilmiştir. Bu mekanda heykel kaideleri ve çıplak bir erkek heykeli bulunmuştur. Aynı zamanda duvarları ile bitişik yine mermerden oturma bankı vardır. Stoa yapısını onaran ve yenileyen Aristokleidas'a adanmış olan bu özel mekan 'Mermer Oda' olarak adlandırılmıştır. İlk kez Helenistik dönemde inşa edilen yapı M. S 1. yy'ın sonu yada 2. yy'da sütunlu galeri eklenmesi ile yenilenmiştir. Arkeolojik kazı buluntuları Stoa'nın M. S 3. yy'da yıkıldığı ve birden fazla yapım aşaması ya da restorasyon geçirdiğini göstermektedir. Buluntular ışığında M. Ö. 3 yy'da yapıldığını, özellikle batı uç kısmının ise M. S 6. yy'da dahi kullanıldığını söylemek mümkündür. Tapınak kentin 'Küçük Tiyatro'sunun batısında, her iki limanın hemen yakınına ve en alt terasa inşa edilmiştir. Frizlerinde konu edilen tanrı Dionysos ile ilgili sahnelerden dolayı Dionysos Tapınağı olarak adlandırılmıştır. Deniz yoluyla kente gelenleri karşılayan bu yapının üzerine, erken Hristiyanlık döneminde bir kilise inşa edilmiştir. Bundan dolayı orjinal planı açık değildir. Bununla birlikte yapı muhtemelen peripteral planlı ve İon düzenindedir. Tapınağın alt yapısının beyaz, üst yapısının ise Rodos'tan getirilen mavi-beyaz Lartios mermerinden olduğuna dair izler vardır. Friz bloklarının ve mimari plastik elemanlarının genel stil özelliği tapınağın Helenistik dönemde inşa edildiğini göstermektedir. Ana kara bölümündeki yamacın güneyine ve Ticari Liman'a hakim konumda inşa edilen tiyatro, Greko-Romen tarzda olup yaklaşık 5.000 kişiliktir. Seyirci sıralarının uç noktalarında, doğu ve batıya yerleştirilmiş tonozlu iki giriş bulunmaktadır. İnşasında yerli kireç taşı ve konglomera ile mermer bloklar kullanılmıştır. İki katlı olduğu düşünülen sahne binası birçok kez tadilat görmüştür. Bulunan mimari blklar, sütunlar ve heykeller sahne binasının inişlerle ve bunların içlerine yerleştirilmiş heykellerle süslendiğini göstermektedir. İlk kez M. Ö. 2. yy'da inşa edildiği düşünülen tiyatro M. S. 1-2. yy'da son şeklini almıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-chang-adasi-tayland-gez", "text": "Tayland gezi rotasına mutlaka eklenmesi gereken bir ada kesinlikle Koh Chang adası olmalıdır. Koh Chang adasında görülecek yerler, Koh Chang adasında konaklama, Koh Chang adasında yeme içme, Koh Chang adası kumsalları ve daha bir çok bilgi sizlerle. Tayland'ın en güzel adalarından biri olan Koh Chang diğer deyişiyle Ko Chang adası Koh Samet adasından sonraki 2. durağımızdı. Youtube kanalımızdan Koh Chang Adası videomuzu izleyip buradan abone olmayı unutmayın. Güneydoğu Tayland'ın yalnızca 2 sezonu bulunuyor. Kuru sezon Kasım-Mayıs ayları arası, yağışlı sezon ise Haziran-Ekim ayları arasıdır. Kasım ve Aralık aylarında en serin dönemini yaşan bölgede maksimum sıcaklık 30 derecedir. Yağışlı dönemde bol bol yağış ile karşılaşmanız gün içinde güneş görmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Adanın en kalabalık olduğu dönem ise Aralık-Nisan ayları arasıdır. Sağlık muhakkak herkes için çok önemlidir. Yaşadığımız yerde nasıl ki yaşadığımız en ufak sorunda gideceğimiz hastaneyi biliyorsak gezdiğimiz ülkede de başımıza ne geleceğini bilmediğimiz için gittiğimiz yerde hastane var mı yok mu bunu araştırmamış önlem almak açısından gereklidir. Tayland gezinize çıkmadan önce mutlaka yurtdışı sağlık sigortasını yaptırın. Olur olmadık yere ufak bir ihmalsizlik sizi hastane kapısına götürebilir. Ufacık bir pansumana 100'lerce TL ödememek adına ihmal etmeyin deriz! Bangkok Hospital Group'un bir parçası olan Koh Chang International Clinic (039-551-555) White Sand Beach'de yer alıyor ve 24 saat hizmete açıktır. Bunun haricinde adanın güneyinde Bang Bao'da, Klong Son'da, Kai Bae'de ve Klong Prao'da ufak klinikler bulunmaktadır. Koh Chang adasının bir çok bölgesinde rahatlıkla ATM bulabilirsiniz. ATM dışında banka ve döviz büroları adanın en meşhur bölgesi olan White Sand Beach'tedir. Banka ve döviz bürosu dışında paranızı otellerde daha düşük oranlarda bozdurabileceğinizi de hatırlatırız. Kredi kartı bir çok yerde hatta hemen hemen her yerde kabul edilmektedir. Ancak kredi kartı kullanmanız halinde % 3 komisyon ödeyeceğinizi bilmelisiniz. DALIŞ : Dalış konusunda hızlı bir şekilde ilerleme gösteren Koh Chang adası dalgıçlara ada çevresinde çok özel dalış noktaları sunmaktadır. Yıl içerisinde en iyi dalış dönemi Ekim ayında başlayıp Mayıs sonuna kadar devam etmektedir. Adada yer alan dalış merkezleri sizlere tüm dalış ekipmanlarını eksiksiz sağlamaktadır. Profesyonel ve güvenilir bir dalış yapacağınızdan şüpheniz olmasın. Koh Chang ve çevresinde yapacağınız dalış sayesinde 5-25 metre arası derinlikte muazzam resifler görebileceğiniz gibi tropikal denizaltı yaşamına da şahit olacaksınız. YÜZME : Eğer Koh Chang adasında yüksek sezonda gidecekseniz adanın tüm kumsalları denize girmek için yeterince uygundur. Düşük sezonda gel-git çok kuvvetli olduğundan tedbirli olmanız, akıntının çok hissedildiği zamanlarda ise denize girmemeniz tavsiye olunur. TEKNE TURU : Tayland adalarının olmazsa olmazı günübirlik tekne turlarıdır. Ve emin olun bu tekne turlarının hepsi de birbirinden güzeldir. Koh Chang adasında da günübirlik tekne turlarına katılıp yakınındaki Koh Mak, Koh Wai ve Koh Kood adalarına gidebilirsiniz. Topluca tekne turu yapmak tarzınız değilse Sea Adventures'un 13 mt uzunluğundaki katamaranı ile günbatımında güzel bir akşam yemeği yiyebilir, grup olarak gittiyseniz parti düzenleyebilirsiniz. Ya da Moley Resort'ten FTM kiralayıp Klong Prao nehri üzerinde yemyeşil manzara içinde ayaklarınız suda tüm düşüncelerden arınmış bir halde kendi doğa içinde bir yolculuğa çıkabilirsiniz. MUAY THAI : Koh Chang adasının nihayet sahip olduğu Thai Boksu merkezi Bailan kumsalındadır. Thai boksuna meraklı olupta adada yalnızca bir kaç gününü geçirecek olanlar en azından 1 gün burada ders almalı. Kurslar 1 hafta ila 2 ay arasında değişmektedir. MOTOSİKLET : Koh Chang adası Tayland'ın 2. büyük adasıdır. Bu da şu demek oluyor ada ne bisiklet ile ne de yürüyerek keşfedilemez. Keşfetmek için en iyi alternatif motosiklet kiralamaktır. Günlüğü 200 THB'den başlayan fiyatlarla motor kiralayabilirsiniz. Kiralayacağınız motora benzini yol kenarındaki şişe şişe satılan benzinler yerine benzin istasyonlarından almanızı tavsiye ederiz. Motor kullanırken mutalaka kask takılmalı ve Koh Chang adası çok virajlı yollara sahip olduğu için hız yapmamalısınız. Ondan bundan sürekli kazaların olduğunu duyuyorduk gözümüzle pek çok kişinin kaza yaptığına şahit olduk! VAHŞİ YAŞAM : Koh Chang adasının coğrafi yapısının büyük bir bölümü yağmur ormanlarından meydana gelmektedir. Ada ulusal park statüsünü 1982 yılında kaznamıştır. Ormanları ile vahşi yaşamı içinde barındırmakta olan Koh Chang adası 29 farklı çeşit memeli türüne, japon makakına, havlar gibi ses çıkaran geyik türüne, yabani domuza, ufak asya kuyruksüreni olan Herpestes javanicus'a, gümüş rengi yaprak maymununa ve 42 çeşit amfibi ve sürüngene aynı zamanda 72 çeşit kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Timsah ve yılan şovu için adanın doğu kıyısındaki Hat Kai Mook'a gidebilirsiniz. ŞELALELER : Adada ziyaret edilebilecek 4 adet şelale bulunmaktadır. Adanın güneybatısında Salak Phet bölgesinin yakınındakiler; Klong Neung (giriş ücreti 40 THB), ve Khiri Phet şelaleleri, Klong Prao yakınındaki Klong Plu şelalesi (giriş ücreti 200 THB), Don Mai köyü yakınındaki Than Mayom şelalesidir. FİL SAFARİSİ : Chang kelimesinin Thai dilindeki anlamı fil demektir. Yani adanın fil'e benzemesi gibi saçma bilgilere kulak asmayınız Zaten haritaya bakınca da alakasız olduğu çok açıktır. Fil adasına gelipte Fil Safarisi yapılmaz mı! White Sand Beach : 3 km uzunluğundaki kumsal Koh Chang adasının ziyaretçilere ilk konaklama imkanı sunan kumsalı olmuş dolayısıyla en popüler ve bilinen kumsalı. Önceleri bambudan yapılmış barınaklarda konaklama sağlanırken ada zaman geçtikçe ilerlemiş ve şimdilerde kumsal boyunca restaurantlar, oteller, cafeler, barlar turistlere hizmet vermektedir. Koh Chang adası ulusal park statüsünde olduğundan adada ağaç boyunu geçecek yapı yapılması yasaktır. White Sand Beach'te bunu çok kolay anlayabilirsiniz. Gözünüzün görebildiği her yer yemyeşil, bozulmamış bitki örtüsü ile kaplı. Chai Chet Beach : Bir uzun kumsal 2 isim? Chai Chet ve Klong Prao kumsallarını Klong Prao nehri ayırdığı için kumsalın 2 ismi vardır. Kumsalın kuzeyi Chai Chet güneyi ise Klong Prao'dur. Chai Chet biraz kayalık olduğu için denize girmekten çok manzara için mutlaka gidilmesi gereken bir kumsaldır. Klong Prao şelelesinin nehre akan sularının deniz ile birleştiği bu kumsal kalabalıktan uzakta sessiz sakin vakit geçirmek isteyenlerin adresidir. Klong Prao Beach : Chai Chet kumsalının devamı olan Klong Prao kumsalı daha çok lüks ve bambu otellere ev sahipliği yapmasıyla bilinir. Kumsalı geniş ve denizi oldukça berrak ve dalgasız olduğu için adanın en güzel plajlarından biridir. Kai Bae Beach : Klong Prao kumsalının doğusunun uzandığı 1 km uzunluğunda sessiz, kıpırdamayan denizi olan bir kumsaldır. Kumsalın ufak ufak adalardan oluşan oldukça güzel bir manzarası vardır. Bu adalar hem kano ile keşfedilmek için ideal hem de Kai Bae kumsalında ufak adaların ardından batan güneşi izlemek oldukça keyiflidir. Lonely Beach : Kai Bae'den sonraki kumsal Lonely Beach'tir. Lonely kumsalın ingilizce ismi orjinal ismi ise Hat Ta Nam'dır. Daha çok backpacker yani sırtçantalılar konaklama için tercih ettiği kumsaldır. Kilometre uzunluğu dahi bulunmayan kumsal dağların denize uzandığı yemyeşil manzarası ile gidilmesi gereken bir yerdir. Bailan Beach : Her bütçeye uygun otel şeçeneği olan Bailan kumsalı aslında tam da sessizliğe hayran olanların tercih etmesi gereken bir yerdir. Kumsalı çok uzun olmasa da koy içinde bulunması, denizin renginin yeşile çalmasını sağlayan ağaç yeşilliklerinin denize vuran ışıktısı içinde Koh Chang adasında denize girmekten en keyif aldığımız kumsaldı. Bang Bao Beach : Her ne kadar adı kumsal olarak geçse de Bang Bao aslında bir balıkçı kasabasıdır. Deniz üzerine kurulmuş kasabadaçoçok otantik otellerde konaklayabilir, bu bölgeden kalkan tekne turlarına katılabilir, balıkçı kasabası olduğundan balık restaurantlarının yoğun olduğu bölgede balık yiyebilir ya da çarşısında alışveriş yapabilirsiniz. Wai Check Beach : Koh Chang adasının güney kıyısında yer alan kumsala karadan ulaşım bulunmayıp yalnızca tekneler ile ulaşım sağlanmaktadır. Long Beach : Adanın en güneyinde ve en uzağındaki kumsaldır. Kumsalda sadece bir tane backpackerler için bambu otel bulunuyor. Klong Son Beach : Koh Chang feribot iskelesine en yakın kumsaldır. Adanın en büyük oteli Siam Royal View bu kumsalda bulunmaktadır. Eğer bu kumsalda bulunan bir otelde konaklama yapmayacaksanız gününüzü burada geçirmenizi tavsiye etmiyoruz. Tayland'dasınız bol bol meyve tüketmeyi unutmayın! Koh Chang adasında konaklamayı tercih ettiğimiz kumsal Kae Bae kumsalı ve tam da bu kumsal üzerinde bulunan Chang Park Resort and Spa oteliydi. Otel hakkında detaylı bilgi için burayı tıklayınız. Koh Chang adasına ulaşım ile ilgili çok detaylı hazırlamış olduğumuz Koh Chang adasına nasıl gidilir makalemizi buraya tıklayarak ulaşıp okuyabilirsiniz. Koh Chang'a ulaşım biletlerinizi 12Go. Asia sayfasından satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-chang-adasina-nasil-gidili", "text": "Koh Chang adasına nasıl gidilir sorusunun en derin ve en net bilgisini alacağınız Koh Chang adası ulaşım rehberi makalemizde Koh Chang adasına nasıl gidilir, Koh Chang adası ulaşım maliyeti ne kadardır, Koh Chang adasına kaç saatte gidilir sorularının tüm detayları sizlerle. Koh Chang diğer söylemiyle Ko Chang adası konum itibariyle Kamboçya'ya sınır şehir Trat iline bağlı tropik ve ulusal park statüsünde bir Tayland adasıdır. Bangkok'tan 315 km uzaklıktadır. Bangkok Suvarnabhumi havalimanından Trat'a ulaşım sağlayan tek hava yolu Bangkok Airways'dir. Bangkok'tan Trat'a 08:45, 11:45 ve 17:10'da seferleri olan Bangkok Airways ile 1 saatlik kısa uçuş sonrası rahatlıkla Trat havalimanına varılabilir. Trat havalimanından Koh Chang feribot iskelesi sadece 17 km uzaklıktadır. Buradan taksi ile iskeleye varabilirsiniz. Trat'tan Bangkok'a dönüş saatleri ise 10:15, 13:15 ve 18:40'dır. Koh Chang adasına ulaşımın en ekonomik yolu ise tabi ki otobüs ile gerçekleşiyor. Bangkok Ekamai eastern bus terminal ve Morchit northern bus terminal'den Koh Chang'a ulaşım sağlayan otobüsleri rahatlıkla bulabilirsiniz. Yolculuk süresi minimum 6 saat sürmekte olup ücreti ise 275-300 THB arasındadır. Khao San Road'da bulunan tur acentaları ile de Koh Chang ulaşımı sağlayabilirsiniz. Tur acentalarından alacağınız Koh Chang ulaşımına feribot ücreti dahil 300 THB ödemelisiniz. Otobüs kalkış saati sabah 07:00 ila 08:00'dir. Bangkok havalimanına vardığınız gibi direk Koh Chang adasına gitmeyi planlıyorsanız minivanlar ile kişi başı minimum 1.600 THB ödeyerek hızlı ve yüksek maliyetli yolculuk yapabilirsiniz. Koh Samet adasından Koh Chang'a gidecekler Koh Samet adasındaki tur acentalarından 250 THB'e (Koh Samet-Bang Phe feribotu hariç 50 THB) minivanlar ile gitmek en kolay ve meşakkatsiz olanı. Tur acentasına gerek yok ben kendim giderim derseniz Koh Samet'ten 50 THB ödeyerek Ban Phe iskelesine ulaşabilir. Ban Phe'den 300 THB'e minivanlar ile Koh Chang adasına varabilirsiniz. Pattaya'dan Koh Chang ulaşımı sağlayacakların ise Pattaya'dan 100 THB'e Rayong'a gitmesi buradan 200 THB'e 2 saat yolculuk ile Trat'a geçmesi ve Trat'ta yol kenarındaki tur acentalarından 130 THB'e Trat-Koh Chang adası ulaşımı için biletlerini almaları gerekmektedir. Toplamda ödenecek ücret 430 THB'dir. Ordan oraya koştur koştur gidemem derseniz Pattaya'dan (08:00 kalkış) 500 THB'e biletinizi alabilir ve 4 saat süren otobüs yolculuğu sonrası Koh Chang adasına gidecek olan feribotun bulunduğu Laem Ngop'a daha rahat ulaşabilirsiniz. Koh Chang adasına nasıl ulaşılır tüm detayları yazdıktan sonra bundan sonraki soru ise Koh Chang feribot iskelesinden otele ulaşımın nasıl ve kaç paraya sağlanacağıdır muhakkak. İlk işiniz feribottan bir an önce çıkmak olsun. Feribot iskelesi önünde bekleyen taksi dolmuşlar kapasitesini doldurduğu anda kalmaktadır. Taksiler full olduğunda her yolculudan normal ücret alınmaktayken eğer sona kalıp bir sonraki taksiye 3-4 kişi bindiyseniz kişi başı 200 THB ödemek zorunda kalırsınız. Taksiler dolmadan kalkmamaktadır. Bu durumda sizin taksiyi kiralamanız gerekiyor. İnternette edineceğiniz bilgiler taksi başı 500 THB olarak yazılı olsa da minimum 800 THB almaktadırlar. İskeleden White Sand Beach olarak bilinen Hat Sai Khao 50 THB, Klong Prao 60 THB, Kai Bae 80 THB, Lonely Beach 100 THB, Bang Bao ise 120 THB'dir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-kood-adasi-tayland-gez", "text": "Tayland gezi rotamızda Koh Samet ve Koh Chang adasından sonra sırada Koh Kood adası var. Tayland'ın en güzel, en bakir, denizi en güzel adası Koh Kood bizleri en çok etkileyen yer oldu. Koh Kood adasında konaklama, Koh Kood adasında yeme-içme, Koh Kood adasında gezilecek yerler, Koh Kood adasına ulaşım hakkında tüm detaylı bilgileri tek tek yazdık. Koh Kood adası Koh Chang takımadaları içinde 2. büyük olanı aynı zamanda Tayland'ın da 4. büyük adasıdır. Trat şehrinden 80 km uzaklıkta yer alan ada anakaraya en uzak noktada olan adadır. Ada dağlık ve %70'i yağmur ormanları ile örtülü olduğundan coğrafi yapı olarak aynı Koh Chang adası gibidir. Adanın en yüksek tepesi 315 metre yüksekliği ile adasının güneybatısındaki Khao Phaentee tepesidir. Ada büyüleyici güzelliği, kristal berraklıktaki denizi, el değmemiş plajları, müthiş şelaleleri ile kusursuz güzellikleri bir arada barındırmaktadır. Tam bir balayı adası olarak nitelendirdiğimiz ada kesinlikle çoluk çocuksuz gelinip çiftlerin keyif süreceği bir adadır. Koh Kood Adasında açıkçası listelerce yapılacak aktiviteler yoktur. Ada içinde yapmanızı tavsiye ettiğimiz mutlaka şelalesine ziyaret etmenizdir. Hem bu sayede bozulmamış, el değmemiş orman içinde trekking yapmış olursunuz. Ardından yorgunluğun üzerine şelalenin havuzunda serinleyebilirsiniz. Ao Salat isimli küçük deniz kabile köyü Koh Kood adasının doğu kıyısında bulunmaktadır. Bu köy, hem Taylandlı hem de Kamboçyalı yerleşimcilerin karışımına ev sahipliği yapmaktadır. Ao Salat köyünü ziyaret etmek Tayland'ın geleneksel Deniz Kabile yaşam tarzına gerçek bir bakış sunuyor. Ao Salat, okyanus üzerindeki yükseltilmiş ahşap yollar ve deniz üstündeki direk evler şeklinde inşa edilmiştir. Köydeki dost canlısı yerel halkla tanışabileceğiniz kolay bir yürüyüş yapabilirsiniz. Ada'da snorkel turlarına katılabileceğiniz gibi kendi maskeleriniz varsa bunun için herhangi ücret ödemeden ücretsiz de yapabilirsiniz. Snorkel için tavsiye ettiğimiz kumsal Khlong Hin plajıdır. Daha projesyone bir snorkel deneyimi sayesinde daha çok sualtı canlısı görmek istiyorsanız bu takdirde Koh Rang Ulusal Parkına dalış turu satın alabilirsiniz. Adanın görülmesi gereken en güzel yeri Klong Chao Şelalesidir. Koh Kood adasında konaklamıyorsanız Koh Chang ve Koh Mak'tan da tur firmaları ile şaleleyi ziyaret edebilirsiniz. Şelale her ne kadar yüksekten akmasa da oluşturduğu doğal havuz ve yemyeşil bitki örtüsü ile etrafının sarılı olması burada keyifli vakit geçirmeniz için çok çarpıcı bir yer. Park noktasından sonra şelalaye ulaşmak için 800 metre patika yolda yürümek gerekiyor. Giriş ücreti alınmamaktadır! Thai adı ile Nam Tok Khlong Yai Ki olarak bilinen şelale Klong Chao Şelalesinden daha ufaktır. Denizden kendinizi kısa bir süre de olsa alıkoyup burada yüzüp, doğanın içinde rahatlamanın keyfini sürmelisiniz. Ağustos ile Ocak arası ziyaret edilmesi gereken en iyi dönemdir. Kuru sezonda giderseniz akan su bulamazsınız. Koh Kood adası bize göre tam bir balayı adasıdır. Ada'da yapılacak çok fazla aktivite olmadığından en güzel seçenek onlarca plajlarında denize girmek ve tropik tatilin tadını çıkarmaktır. İnanın denize girmek isteyeceğiniz o kadar çok plaj var ki. Hangisini seçeceğinizde zorlanacaksınız. Khlong Chao Plajı, Koh Kood'un batı kıyısının tam ortasında yer alıyor. Burası Koh Kood adasının en popüler ve en dolu plajıdır. Lüks, butik ve orta bütçeli otel konaklama seçenekleri de sunar. Plajın hem deniz kenarında hem de Khlong Chao Şelalesi'ne bağlanan iç su kanalı boyunca oteller bulunmaktadır. Ada turizminin yoğun olduğu bir bölge olmasına rağmen, Khlong Chao aynı zamanda Koh Kood'un en güzel plajlarından biridir. Plaj, beyaz pudra gibi ince kumlu uzun bir sahil ve koydaki sığ mavi sularla ünlüdür. Khlong Chao Plajı'nın kuzey ucunda ise birkaç sakin restoran ve kafe bulabilirsiniz. Kumsal 4 tane lüks resort'e ev sahipliği yapıyor. Bunlar; Wendy The Pool Resort, TinkerBell Privacy Resort, High Season Pool Villa ve Peter Pan Resort'tur. Koh Kood adasının merkezi olan Ban Klong Chao bölgesine kumsaldan 5 dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. Burada ucuza yemek yiyebileceğiniz gibi uyguna konaklama imkanı da bulabilirsiniz. Adanın güneybatısında 400 metre uzunluğunda bembeyaz kumu olan yüzmek için ideal bir plajdır. Plajın çevresindeki tepelikleler kumsala adeta savunma duvarı ördüğü için Koh Kood adasında diğer kumsallara nazaran daha rüzgarsız, suyu sıcak ve dalgasızdır. Adanın en bilinen bölgesidir. Siam Beach Resort önünden denize girebilirsiniz. Snorkel için en iyi bölge olduğu gibi kayalıkta olmadığından çocuklar için de tercih edilmesi gereken bir kumsaldır. Adanın güneybatısında 1200 metreden fazla uzunluğa sahip kumsalın batı tarafı kayalık merkeze doğru uzanan tarafı ise 750 metre uzunluğu ile Koh Kood adasında girdiğimiz en güzel denizdi. Koh Kood adasının batısında yer alan adanın en uzun ve en iyi kumsallarından biridir. 1 km'den fazla uzunluğa sahip bembeyaz kumsalı ve masmavi denizi olan bölge Sapan Namleuk iskelesi ile aynı yerdedir. Bu plaj, doğrudan batıya bakıyor ve bu nedenle Tayland Körfezi üzerinde muhteşem günbatılarına sahiptir. Plaj boyunca Koh Kood Cabana Resort, Medee Resort ve See Far Resort gibi hoş rustik bungalovlar gibi bazı güzel mekanlar bulunmaktadır. Ngamkho koyu adanın batı kıyı şeridinde yer olan ve kesinlikle gidip görülmesi hatta denize girilmesi gereken bir koydur. Adanın son yıllardaki en meşhur kumsalıdır. Denizin içinden uzayan palmiye ağaçları arasından denize girmek eşsiz deneyim sunuyor. Denizin rengi ne turkuaz ne de yeşildir. İki renk arasında bugüne kadar göreceğiniz en güzel renk olduğunun garantisini veriyoruz. Khlong Hin Plajı, Koh Kood'un güneybatısında, Ao Phrao Plajından bir sonraki plajdır. Nispeten küçük bir plajdır. Bu küçük koyda sadece birkaç rustik bungalov tarzı konaklama seçeneği bulunmaktadır. Bu konaklama dışında, burada başka herhangi bir restoran bulamayacaksınız. Gelgit döneminde deniz suyu geri çekildiğinde oldukça uzaklaştığını unutmamanız önemlidir, bu nedenle ziyaret saatini deniz seviyesine göre ayarlanamızı öneriyoruz. Adanın güneybatısındaki plaj 500 metre uzunluğunda ve plaj boyunca sadece 1 tane Resort bulunmaktadır. Çocuk sahibi ailelerin tercih edebileceği en ideal kumsallardan biridir. 160 metre uzun kumsal boyunca taş ve kayalık yerine mükemmel bir kum ve deniz vardır. Ao Phrao Plajı, Koh Kood'un batı kıyısının en güneyinde bulunur; bu noktadan sonra ada büyük ölçüde ulaşılamaz ormanlar ve kayalık sahillerle kaplıdır. Yaklaşık 1 km uzunluğu ile adanın en uzun ve en güzel kumsalı olan Ao Prao 5 tane otel'e ev sahipliği yapmaktadır. Plajın kuzey ucunda, kanal boyunca küçük bir balıkçı köyü bulunur ve burada bazı restoranlar bulabilirsiniz. Gün doğumunu izleyebileceğiniz muazzam güzellikte bir yerdir. Adanın kuzeydoğusunda Koh Kood Sai Kao Resort'un bulunduğu yerde coconut ağaçları gölgesinde un gibi kuma sahip mükemmel bir kumsaldır. Captain Hook Resort'un bulunduğu bölgedir. Geniş ve bembeyaz kumsalı olan bölgede denize girmenizi tavsiye ediyoruz. Koh Kood adasında yıl boyunca sıcaklık değişmemektedir. Sadece yağışlı dönemde nem oranı daha fazladır. Koh Kood için 2 ana dönem vardır. Biri düşük sezon olan yağışlı dönem, diğeri yüksek sezon olan kuru dönem. Yüksek sezon boyunca en sıcak aylar Mart, Nisan ve Mayıs'tır. Koh Kood adasının en nemsiz dönemi Aralık ayı, en nemli dönemi ise Eylül ayıdır. Bu da Aralık ayının çoğunluklu yağışsız, Eylül ayının ise yağışlı olması anlamına gelir. Haziran ve Ekim ayları yağışlı sezonun görüldüğü Koh Kood adası yine de hangi dönemi olursa olsun yılın her ayı gidilmesi gereken bir adadır. Yağışlı sezon demek ne de olsa her gün yağmur yağıyor anlamına gelmiyor. Ama şunun şurasında tatile çıktım yağış görmek istemiyorum derseniz bu aylar dışında gitmeniz tavsiye olunur. Ayrıca eğer düşük sezon'da Koh Kood'a ziyaret edeceklerin feribot seferlerinin yüksek sezondaki gibi fazla olmayacağını da unutmaması gerekiyor. Ada birbirinden güzel koylar ve koylara konumlandırılmış mutheşem Resort'ler ile çevrelenmiştir. Dolayısıyla Phuket, Koh Samui ve diğer bilinen adalardaki gibi çarşısı, pazarı, kalabalık sokakları bulunmamaktadır. Genelde yemeğinizi konaklama yaptığınız otelde veya çevre otellerde ya da bazı kumsallarda bulabileceğiniz restaurantlarda yiyebilirsiniz. Yine de oteliniz haricinde yemek yiyecek yerler yok değildir. Soneva Kiri otelinin bünyesindeki Tay restaurantında yemekler Koh Chang adasında yetiştirilen ürünlerden ve yerel balıkçılar tarafından yakalanan günlük taze balıklar ile yapılmaktadır. Restaurant Çarşamba ve Pazar günleri hariç açıktır. The View: The View Restaurant da yine Soneva Kiri otelinin bünyesindeki bir diğer restauranttır. Japon ve Peru lezzetlerinin karışımından oluşan mutfağı vardır. Her iki restaurant için Soneva Kiri sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Noochy Seafood, uzun bir süredir Koh Kood'un en ünlü ve en iyi deniz ürünleri restoranlarından biri olarak bilinir. Bu deniz ürünleri cenneti, benzersiz bir konuma sahip olan Aow Yai'deki yüzen balıkçı köyünde bulunuyor. Eğer plaj yatağınızdan sadece en muhteşem deniz ürünlerini tatmak için kalkmak istiyorsanız kesinlikle bu yeri ziyaret etmelisiniz. Koh Kood'da bulabileceğiniz en üstün kalitede pizza ve makarna deneyimi sunan bir mekan taze malzemelerle hazırlanan ve hatta İtalya'dan ithal edilen malzemelerle lezzetlendirilen yemekleriyle ünlüdür. Fiyatlarının biraz yüksek olmasına rağmen, porsiyonların son derece cömert olduğu bir mekandır. Koh Kood'un en lüks mekanlarından biri olarak bilinir. Burada tatmak için sunulan yemekler, lezzet ve kalite konusunda kesinlikle birinci sınıftır ve bu nedenle bu mekanı ziyaret etmek, Koh Kood'da yemek deneyiminizi muhteşem bir seviyeye taşımak için harika bir fırsattır. Sadece bir bar olmasına rağmen kahve ve canlı müziğiyle mükemmel bir mekandır. Burası tüm endişelerinizi unutmanıza yardımcı olan sevimli ve rahat bir atmosfere sahip. Genellikle akşamları güzel bir kahve veya bir bira eşliğinde ve canlı müziğin tınılarıyla vakit geçirebilirsiniz. Günü rahatlatıcı bir şekilde sonlandırmak için mükemmel bir yer. Koh Kood Adasında her bütçeye uygun konaklama seçeneği vardır. Otellerin bir çoğu sahilde bulunuyor. Koh Kood ve hatta tüm Tayland'ın tahtını sarsacak kadar lüks bir tesisi tanıtmanın zamanı geldi: Soneva Kiri! Bu olağanüstü tesi, hayranlık uyandıran özelliklere sahip villalarıyla bilinir. Özel havuzlara, özel plaja ve rüya gibi manzaralara sahip bu villalar, konuklarına kendilerini cennette gibi hissettiriyor. Ayrıca, bu kusursuz tesisin büyüleyici özelliklerinden biri konuklara kendi elektrikli golf arabalarını kullanma olanağı sunmasıdır. Soneva Kiri'deki ayrıcalıklar sadece burada bitmiyor. Tesisin çikolata ve dondurma odalarında sınırsız atıştırmalıklarla karşılaşacaksınız. Bu oda tatlı krizlerinizi tatmin etmek için tam anlamıyla bir şeker cenneti sunar. Ayrıca bu benzersiz tesisin ünlüler ve yıldızlar tarafından da tercih edildiğini eklemek gerek. Angelina Jolie ve Brad Pitt gibi ünlü isimler, bu harika tesisin büyüsüne kapılarak birkaç gece burada konaklamışlardı. Soneva Kiri, sadece bir tatil değil aynı zamanda bir hayalin gerçekleştiği bir yerdir. 21 oda ve 32 villası olan Cham's House Tayland'ın vaha gibi güzel Koh Kood adasında konumlanmış rüya gibi bir oteldir. Otel berrak denizi ve beyaz kumlu plajı ile size hayallerinizin gerçekleşeceği bir atmosfer sunuyor. Cham's House, sıradışı bir aydınlatma konsepti ile benzersiz bir deneyim sunar. Burası modern yaşamın karmaşasından kaçışı temsil ediyor. adeta Burada ışığın yaratıcı bir şekilde kullanılması hem fiziksel hem de zihinsel olarak rahatlatıcı bir ortam sunmaktadır. İç ve dış mekanlar arasında dramatik ve sürpriz tasarım öğeleri ve kaliteli doğal malzemelerle oynanarak, ışık her alanı dönüştürüp şekillendiriyor. Bu, sadece bir tatil değil aynı zamanda ışığın büyüsünü keşfetmek için bir fırsat sunmaktadır. İnsanlar, günlük yaşamın monotonluğundan kaçmak istediklerinde, rahatça dinlenebilecekleri kayıp bir cennetin hayalini kurma eğilimindedirler. Şimdi, bu tür bir cennet arayışını hayal etmek için çok fazla çaba sarf etmeye gerek yok. Çünkü Tayland'ın Koh Kood adasında böyle bir yer bulunmaktadır. Tolani Koh Kood, huzur arayanların ihtiyaçlarına cevap veren bir tatil destinasyonudur. Bang Bao kumsalının ucuna konumlanmış otel botanik bahçe içerisinde Japon tarzı bungalowlara sahiptir. Odalarında televizyon, klima ve özel banyoları vardır. Adanın en bilinen otelinden bir tanesidir. Çocuklu aileler burayı tercih edebilir. Ko Kood'daki Bang Bao Plajı'na sadece birkaç adım uzaklıkta bulunan Hideout Koh Kood, açık yüzme havuzu, ücretsiz özel otopark, güzel bir bahçe ve konforlu bir bar sunarak misafirlerine mükemmel bir konaklama deneyimi vaat ediyor. Bu harika tesis ayrıca ücretsiz Wi-Fi erişimi de sunuyor. Aynı zamanda, Sai Daeng Plajı'na yaklaşık 1,9 kilometre ve Takhian Plajı'na sadece 2,1 kilometre mesafede bulunuyor. Birimlerinden bazıları deniz manzaralı özel terasa sahiptir. Size doğanın güzellikleriyle buluşturan bir atmosfer sunuyor. Hideout Koh Kood dinlendirici ve keyifli bir tatil için ideal bir mekan olarak öne çıkıyor. Koh Kood adası anakara 45 km uzaklıkta küçük bir Tayland adasıdır. Adaya ulaşmanın tek yolu deniz yoludur. Koh Kood için öncelikle Trat şehrine gitmelisiniz. Bangkok'tan uçakla veya otobüsle Trat'a varabilirsiniz. Trat şehrine vardıktan sonra şehirdeki Laem Sok iskelesine gidip buradan feribot ya da hızlı botlara binmelisiniz. Aşağıda Koh Kood'a ulaşabileceğiniz tüm yolları teker teker detaylarıyla izah ettik. Eğer Bangkok'tan Koh Kood'a gidecekseniz en hızlı ve konforlusu uçak yolculuğudur. Bangkok Airways ile 1 saat uçak yolculuğu sonunda Trat'a varılıyor. Bangkok'tan Bangkok Airways haricinde başka firma Trat'a uçuş gerçekleştirmemektedir. Uçuş saatlerini Bangkok Airways sayfasından kontrol edebilirsiniz. Trat havalimanına vardıktan sonra taksi kiralayarak 1 saatlik yolculuk sonunda Laem Sok iskelesine gimelisiniz. ile 500 THB ödeyerek Koh Kood adasına varılabilir. Koh Kood Adasına hizmet veren bir çok feribot firması bulunuyor. Ko Kut Express: Hızlı feribot ile 30 dakikada Laem Sok iskelesinden binerek Koh Kood'a ulaşabilirsiniz. Ücreti 500 THB'dir. Speedaboat tercih ederseniz ücreti 600 THB'dir. Boonsiri Ferry: Günde iki seferi bulunmaktadır. Ulaşım 1 saat sürmektedir. Ücreti kişi başı 600 THB'dir. Sefer saatleri 10:45 ve 14:20'dir. Güncel feribot saatlerini Bonsiri Ferry sayfasından kontrol etmenizi öneririz. Seudamgo: Laem Sok iskelesinden 1 saatlik yolculukla Koh Kood'a varabileceğiniz bir diğer firma da Seudamgo'dur. Sefer saatleri 12:00 ve 15:00'tir. Yine de öncesinde sayfasından sefere saatlerini kontrol ediniz. Kişi başı ücreti 600 THB'dir. Hangi firmadan biletinizi satın alırsanız alın hepsi Koh Kood adasından önce Koh Bak adasına da uğruyor. Koh Kood yerine Koh Mak adasında konaklama yapacaklar yine bu firmalardan bilet satın alabilirler. Bangkok'tan uçak yerine karayoluyla gelmek isterseniz bu durumda ister 12Go. Asia'dan ya da tur acentalarından kombine bilet satın alabilirsiniz. Ulaşım süresi firmasına göre 8 ila 9 saat arasında değişmektedir. Ücretler ise yine firmaya göre 1100 ila 1200 THB arasındadır. Eğer önceden planlayıp biletinizi alacaksanız 12Go. Asia sayfasından güvenli bir şekilde biletlerinizi alabilirsiniz. Arama kısmına Bangkok ve Koh Kood yazdıktan sonra tarih ve kişi sayısını seçip arama tuşun basınca tüm ulaşım seçenekleri listelenecektir. Bizim Asya seyahatlerimizde en fazla kullandığımız ulaşım sayfası 12Go. Asia'dır. Şimdiye kadar herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmadık. Eğer Koh Kood'a Koh Chang adasından gidecekseniz en hızlı ulaşım seçeceğinin deniz yoluyla olduğunu bilmelisiniz. Koh Chang Koh Kood arası feribot biletlerinizi Boonsiri Ferry sayfasından satın alabilir, transfer saatlerini öğrenebilirsiniz. Koh Chang Bang Sao iskelesinden Kod Kood adasına feribot 09:00'da vardır. Yolculuk 1.5 saat sürmektedir. Kişi başı ücreti 900 THB'dir. Koh Kood adasında her ne kadar havalimanı yok desekte maddi durumu iyi olanlar için bir çözüm var. Eğer adanın en iyi oteli olan Soneva Kiri'de konaklama yapacaksanız Soneva Kiri'nin özel uçakları ile 80 dakikalık yolculuk ile Bangkok'tan Koh Kood'a varabiliyorsunuz. Koh Mai Si havalimanına vardıktan sonra buradan sürat teknelerine transfer olup 5 dakikalık yolculuğun sonunda cennet otelinize giriş yapabilirsiniz. Uçuş saatleri ve uçuşlar için Soneva Kiri sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Koh Kood'u keşfetmek için en iyi ve ekonomik yol scooter kiralamaktır. Koh Kood'da günlük olarak yaklaşık 250-300 baht karşılığında bir scooter kiralayabilirsiniz. Yollar dar olmakla birlikte genellikle sessiz ve bakımlıdır. Tüm Tayland adaları ve şehirlerinde önerdiğimiz gibi burası için de motor kiralamanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Çünkü inanın Tayland'da motorsuz gezerseniz eksik gezmiş oluyorsunuz. Halbuki motorunuz altınızdaysa istediğiniz her yere taksiye ihtiyaç duymadan ve ekstra paralar ödemeden özgürce gezebiliyorsunuz. Koh Kood'da bir diğer ulaşım seçeneği ise Songthaew taksileridir. Ancak bu yöntemle adayı keşfetmek oldukça maliyetli olabilir. Ve bazı tabelalarda \"ada turu 2000 baht\" gibi fiyatlar görülebilir. Eğer iskeleye veya başka bir otele gitmeniz gerekiyorsa, Songthaew servisleri genellikle paylaşımlıdır. Bu da fiyatların daha uygun olmasını sağlar."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-phangan-adas", "text": "Koh Phangan adası gezilecek yerler, Koh Phangan Full Moon Party ve Koh Phangan'ın müthiş huzurlu kumsalları hakkında daha önce yazı yazmadığımız için şimdiden affınıza sığınıyoruz. Tayland'ın en güzel adası şüphesiz Koh Phangan. Full Moon Partisi denince akıllara gelen ilk yer. Aslında bizim için Full Moon'dan öte özel partilere ev sahipliği yapmasıyla müthiş bir adadır. Bizi sosyal medyadan takip edenler bilir. Ama bilmeyenler için sayfamıza ilk defa gelenler de bilsin isteriz. Tayland bizim için bambaşka bir ülkedir. Koh Phangan adası ise gidip de dönmek istemediğimiz yerlerin başında gelir. Her Tayland seyahatimizin sonunu mutlaka Koh Phangan'da bitirir olduk. Bu ada bizim için niye özel biraz anlatalım. Öncelikle Koh Phangan bilgisi almak için en doğru adreste olduğunuzun altını çizmek isteriz. Çünkü elin parmaklarını geçmeyecek kadar az yazı yazılmış hakkında. Ve hemen hemen hiçbiri de güncel değildir. En son Mart 2023'te adadan geldiğimiz için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu söylediklerimizi kibir olarak algılamanızı istemeyiz. Tek istediğimiz güncel bilgileri alabileceğiniz doğru sayfada olduğunuzu belirtmektir. Ada hakkında detaylı bilgilere geçmeden önce gitmeyi planladığınız Phangan adası için ön bilgi olması mahiyetinde kısa kısa genel bilgiler vermenin doğru olacağını düşünüyoruz. - Ülkede olduğu gibi adada da para birimi Tayland Bahtı. 1 THB=0.54 TL Mart 2023 kur bilgisine göre verilmiştir. Gitmeden önce Xe sayfasından güncel kur bilgisini kontrol edebilirsiniz. - Adada havalimanı olmadığı için Tayland'ın neresinden gelirseniz gelin mutlaka deniz yoluyla ulaşım sağlanabiliyor. - Adada hastane, banka, ATM, döviz büroları ve 2 büyük süper market bulunuyor. - Adayı gezmek için en iyi ulaşım yolu motosiklettir. - Hippi cenneti olarak da bilindiği için parti adası diye sakın ola yanınıza gece kıyafeti almayın. Tayland körfezinin güneyinde bulunan ada ana karadan yalnızca 70 km uzalıkta Koh Samui ve Koh Tao adasının tam ortasında yer alıyor. Koh Samui'den ise yalnızca 20 km uzaklıkta olduğu için Koh Samui'ye gelen ziyaretçiler için ulaşımı oldukça kolay bir adadır. Harita üzerinde daha anlaşılır olduğu için konumunu daha iyi görebilesiniz diye aşağıya görüntüsünü ekledik. Bangkok'tan 744 km uzaklıktadır. Bangkok'tan uçak, otobüs veya tren ile Suratthani şehrine gelmelisiniz. Suratthani'ye vardıktan sonra limandan feribot veya hızlı botlarla adaya geçebilirsiniz. Phuket'ten 387 km uzaklıktadır. Phuket'ten adaya ulaşmak için Suratthani ya da Koh Samui'ye uçakla geçebilirsiniz. Bu iki yerden hangisine geçtiyseniz deniz yolculuğu ile devam etmelisiniz. Bir diğer ve ucuz olan seçenek ise otobüs veya minivanlar ile Suratthani'ye kara yolculuğu yapıp buradan yine deniz yoluyla adaya geçmektir. Krabi'den 311 km uzaklıktadır. Krabi'den gelecekseniz ya Krabi'den Koh Samui'ye uçmalısınız ya da karayoluyla Suratthani'ye gitmelisiniz. Koh Samui'den 20 km uzaklıktadır. Buradan feribot veya hızlı botlarla kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Biz Koh Phangan'a en son ziyaretimizde Phuket'ten gittik. Giderken minivan + feribot dönerken ise otobüs + hızlı bot kullandık. Ortalama kişi başı 1400 THB ödedik. Fiyatlar kullanacağınız minivan, otobüs, feribot veya hızlı bota göre 700 ila 1400 THB arasında değişmektedir. Phuket'ten giderken biletlerimizi 12Go. Asia sayfasından online satın aldık. Dönüşte ise Koh Phangan limanındaki satış ofislerinden aldık. 12Go. Asia'dan aldığımız hizmet limandan aldığımız hizmete göre çok çok daha iyiydi. Hiç tereddüt etmeden Bangkok, Krabi, Phuket veya Koh Samui'den gelecekseniz bu site üzerinden biletlerinizi alabilirsiniz. Koh Phangan adasında açıkça söylemek gerekirse aman aman gezilecek yer yoktur. Ada daha çok sabaha kadar partileme, öğlene kadar kendine gelme ve denizde günü geçirip akşam üzeri günbatımı yapmak gibi aynı döngünün tekrarlandığı bir adadır. Tabi biz böyle deyince hevesinizi kaçırmış gibi olabiliriz. Ama tam aksine adayı keyifli kılan da bu dediklerimizdir. Yazının devamını okuyunca bize hak vereceğinize eminiz. Thong Sala adanın merkezidir. Feribot iskelesi de burada olduğu için adaya ilk basılacak yerdir. Genel olarak turistlerin geçiş noktası diyebiliriz. Bankaların, pazarın, döviz bürolarının olduğu kalabalığı en yoğun hissedeceğiniz yer burasıdır. Adaya birden fazla gelen turist bu bölgede konaklamayı tercih etmez. Bölge daha çok akşam yemeği yemek için tercih edilir. Bölgenin en bilinen yeri öğlen açılıp akşam 22:00'de kapanan Phantip Market'tir. Phantip market sokak satıcılarının olduğu bir pazar alanıdır. Yerel insanların açtığı tezgahlarda çok ucuza yemek yiyebilirsiniz. Aslında bizim en çok tercih ettiğimiz yemek yeri Food Court'tur. Phantip Market'e göre daha düzenli ve tezgahlar bir nevi küçük dükkan gibidir. Daha çok yemek seçeneği olduğundan ve fiyatlar da birbirine yakın olduğundan burayı es geçmemizi tavsiye ediyoruz. Adaya vardıktan sonra ilk işiniz Thong Sala'dan motosiklet kiralamak olsun. Nerede kalacağınızın önemi yok. Eğer 2 kişi seyahat ediyorsanız biri valizlerle taksiyle otele giderken diğeri motosikletle gidebilir. Böylelikle bir daha motor kiralamak için uğraşmamız olursunuz. Dönerken de yine aynı sistemi uygulayıp feribot iskelesine vardıktan sonra motosikletinizi teslim edebilirsiniz. Motor kiralayacağınız güvenilir firma önerimiz Bigman Bike Rental firmasıdır. Adaya varmadan önce 089 474 22 62 numaralı telefondan whatsapp üzerinden yazışıp motorunuzu rezerve edebilirsiniz. 2023 yılında Yamaha N Max 155cc için günlük 400 THB ödedik. Eğer daha basit ve eski motor kiralayacaksınız fiyatlar daha düşük oluyor. Manzara noktaları içinde en güzel olanı kesinlikle burası. Hem ulaşım olarak kolay ve kısa hem de içlerinde en büyüleyici manzaraya sahip. Navigasyonunuzdan Bottle Beach'e gider gibi tarih alıyorsunuz. Bottle beach sapağından sapmadan yolun yukarısına doğru devam etmelisiniz. Yol bozulmaya başlayınca ve yol kenarında park edili motorları görünce sakın buraya park edip yürümeye kalkışmayın. Çünkü yol daha devam ediyor. Yolun bozukluğu sizi korkutmasın yavaş ve temlikli ilerleyip yolun sağ tarafında Pha Sawan Viewpoint tabelasını görecekseniz. Uygun bir yere motorunuzu park edip tabelanın bitişiğinden patika yola girip yaklaşık 700 metre ilerliyorsunuz. Yolun sonunda karşınıza çıkan kocaman kayaya varında ister kayanın sağ tarafındaki daha kolay olan yolu tercih edebilirsiniz. İsterseniz de kaya arasından halat desteği alıp zor olanı tercih edebilirsiniz. Kayanın ardına geçtiğiniz vakit karşınıza çıkan manzaraya inanamayacaksınız. Tabi kayanın ardına geçmekle iş bitmiyor. Kendinize güveniyor ve yükseklik korkunuz yoksa yürüdüğünüz kayanın en ucuna gidebilirsiniz. Manzara noktasına ulaşmanın bir diğer yolu da Bottle Beach'ten yaklaşık 1 saatlik tırmanış yapmaktır. Biz bu yolu denemedik. Hem riskli hem de diğer yola göre çok daha zor. Eğer macera seviyorsanız bu alternatif olduğunu da söylemek isteriz. Zen Beach'ten adanın kuzeyine giderken yol üzerinde görebileceğiniz manzara noktasıdır. Motorunuzunu park edip aşağıdaki Secret Beach manzarasını fotoğraflayıp manzaranın ucunda gözüken Koh Raham barda bir şekler içmek için mola verebilirsiniz. Thong Nai Pan Yai ve Thong Nai Pan Noi kumsallarına aynı anda görüş alanına sığdıran bu manzara noktası Thong Sala'dan 19 km'dir. Günbatımını tepeden izlemeyi sevenler için güzel bir noktadır. Tepe en güzel konumda bulunan 2C Bar'da bir şeyler yiyip içerken manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. 627 metre yüksekliği ile Koh Phangan'ın en yüksek dağıdır. Tırmanışı ekipman gerektirmeyen ve zor olmayan bir yoldur. Ancak ormanlık alanda yürüyüş ve tırmanış yapıldığı için fazla nem olduğundan yanınıza bol miktarda su almanızı öneriyoruz. son vardığınız noktada karşınıza çıkan manzara Chaloklum, Malibu kumsalları ve Koh Ma adasıdır. Ada'da bir çok şelale vardır. Bunlardan Than Sadet Ulusal Parkı içinde yer alan Phaeng şelalesidir. Thong Sala'dan sadece 10 dk uzaklıktaki şelale için motoru park ettikten sonra patika yol ve merdiven tırmanmanız gerekecektir. Kuru sezonda gelecek olursanız şelale suyunun çok az aktığını unutmamakta fayda var. Bir diğer önereceğimiz şelale ise Paradise şelalesidir. Wang Sai şelalesi ise en az ziyaret edilen ve çok bilinmeyen şelaledir. Bir çok kademeden oluşan şelaleye ziyaret etmek için en iyi dönem yağışlı dönemdir. Komşusu Koh Samui'nin aksine gelişmemiş ve onun gibi betonarme olmayan Koh Phangan adasının sayısız ve birbirinden güzel kumsalları vardır. İnanın içinden hangisinin güzel olduğunu seçip önermesi çok zor. Biz listesini yapıp açıklamasını yapalım hangisine gideceğinize karar vermesi size kalsın. Adanın kalbinin attığı yer Sritanu bölgesindeki Zen Beach'tir. Expat topluluğunun her gün batımında tercih ettiği Zen Beach'te müzik ve danslar eşliğinde müthiş bir günbatımı deneyimi yaşayabilirsiniz. Aslında Zen Beach bir kumsaldan öte adanın ruhunu temsil ediyor. Kumsalda yemek yiyeceğiniz bir yer önermiyoruz. Zaten seçenek de yok sayılır. Ama bir şeyler içmek için oturabileceğiniz yalnızca bir mekan vardır. Koh Phangan'ın şüphesiz en güzel kumsalıdır. Ulaşımı zor olduğu için sayılı insanın olduğu oldukça bakir bir kumsaldır. Konaklama imkanı da vardır. Chaloklum'a yakın konumdaki Malibu beach masmavi suyu ve ipincecik bembeyaz kumsalı ile sahil boyunca uzanan palmiye ağaçlarının süslediği adanın en güzel ve en favori kumsalından biridir. Kumsala adını kumsala veren Malibu Beach Resort'un içinden yürüyerek ulaşılıyor. Haad Khom aynı zamanda Coconut beach olarak da anılır. Denizin içinde kayaların serpili olduğu, sahil şeridinde yeme-içme ihtiyacınızı giderebileceğiniz bir kaç işletmesinin olması ve denizinin güzelliği ile adanın en huzurlu ve sakin kumsallarından bir tanesidir. Ayrıca snorkel yapmayı seviyorsanız maskelerinizi yanınıza almayı unutmayın. Motorla ulaşımı kolay olduğu için rahatlıkla gidilebilir. Chaloklum aslında bir liman görevi görüyor. Daha çok yerel insan görebileceğiniz ve sahil boyunca güzel işletmelerin olduğu bölgedir. Sahil boyunca çok sayıda tekne park edili olduğundan burada denize girmek pek mümkün değil. Belki kumsalın en sağ tarafında Fantasea Bungalow'un önünde girebilirsin. Ancak buranın deniz tabanı da biraz bataklık kıvamında. Sevdiğimiz kumsalların başında geliyor. Daha çok ailelerin tercih ettiği bir kumsaldır. Denizi her zaman dalgasız ve tabanı kumdur. Kumsalın sol tarafına doğru deniz tabanı taşlık oluyor. Burada denize girmenin en güzel noktası kumsalın en sağ tarafıdır. Eğer su seviyesi yüksekse adada denize girmekten en keyif alınacak kumsal haline geliyor. Ama su seviyesi düşük olduğu zamanlar denize girmek adanın diğer kumsalları gibi burada da mümkün değil. Kristal berrak suyu olan ufak bir koydur. Koyda herhangi işletme ve tesis bulunmadığı için şezlong da yok haliyle. Denize girmek ve gün batımı yapmak için tercih edebilirsiniz. Hatta gitmişken hemen kumsalın yanı başındaki Koh Raham isimli adanın en değişik restaurantını da ziyaret edebilirsiniz. Hiçbir şey içmeyecek olsanız bile mutlaka içine girip bir çevreyi görün deriz. Denizi masmavi ve çok berrak olmamakla birlikte insana huzur veren bir atmosfere sahiptir. Kumsala gitmenin esas sebebi su seviyesinin düşük olduğu zamanda kum yolu üzerinden Ko Ma adasına yürümektir. Eğer bu kumsala gelecekseniz bir kaç saat vakit geçirmeniz yeterli olacaktır. Biraz denize girer ardından kumsalın sağ tarafındaki Ko Ma adasına yürüyebilir ve son olarak günbatımı için 420 Club'a gidebilirsiniz. Adanın doğusunda en lüks otel Anantara'nın bulunduğu yerde yer alıyor. Eğer dalgasız döneme denk gelirseniz cennetteyim hissi uyandıracak kadar güzeldir. Kumsala öğlen gelip denizde vakit geçirdikten sonra akşam üzeri manzara noktasına çıkıp 2C Bar'da günbatımını yapıp günü tamamlayabilirsiniz. Kumsal Than Sadet Ulusal parkının br parçasıdır. Bu yüzden 100 THB giriş ücreti ödenmesi gerekiyor. Pandemi öncesinde oldukça keyifli olan kumsal pandemi sonrası sanki kaderine terk edilmiş bir halde. Eğer Than Sadet Ulusal Parkını ziyaret edecekseniz kumsala da inip görmek olsun derseniz gidip görebilirsiniz. Ayrıca denizdeki zehirli deniz analarına dikkat etmeyi ihmal etmeyin. Haad Rin Full Moon Beach veya Haad Rin Nok kumsalı olarak da bilinir. Adanın en büyük kumsallarından biridir. Kumsal tamamen ince kumdur. Bunca zaman adaya gidiyoruz, Haad Rin hiç bir zaman dalgasız görmedik. Dalgasız döneme denk gelirsek eminiz çok keyifli oluyordur. Denizi taşlık değildir. Haad Rin kumsalının yanı başında sadece 2 tür ulaşımı olan kumsala ya Haad Rin'den botlarla hem de Haad Rin'den başlayıp 1 saatlik trekking ile varabilirsiniz. Önerimiz mutlaka trekking yapmanızdır. Tam yolu yarıladığınız yolda manzarayı izlemek için kısa mola verip ardından devam ederek cennet gibi kumsala ulaşabilirsiniz. Burayı ayrıca özel kılan şey de kumsalın başındaki Eden Garden'dır. Kayaların üzerinde oldukça otantik mekandaki partilere katılabilirsin. Aman dönüşte trekking yapayım demeyin. Bir güzel botlara atlayıp Haad Rin'e dönün. Haad Rin'in hemen arka tarafında kalan kumsal Haad Rin'e göre daha sessizdir. Haad Rin'de partilemek ancak Haad Rin'de konaklama yapmak isterseniz burası güzel bir tercihtir. Kumsalda ağaçlar olduğu için gölge alan bulabilirsiniz. Su seviyesi yüksek olduğu zamanlar denizi oldukça keyiflidir. Hin Kong denize girmek için uygun bir kumsal değildir. Fakat aksine gün batımını izlemek için adanın en en güzel yeridir. Herhangi bir mekana girmeyi tercih etmezseniz kumsal kenarına motorunuzu park edebilirsiniz. Suyu çekilen denizin üzerinde günbatımının o eşsiz renklerinin suya yansıdığı atmosfer içinde yürüyüş yapmanızı öneriyoruz. Hazır günbatımından bahsetmişken adada gün batımı yapabileceğiniz diğer yerleri de yazalım. Biri 420 Club. Ko Ma adası manzarasına hakim mekan günbatımı için adanın popüler mekanıdır. Diğeri ise havuzu olan Amsterdam Bar. Bahsettiğimiz iki mekan da salaştır. Çok lüks beklentiniz olmasın. Daha lüks mekan tercih edeceklere tavsiyemiz Bluerama'dır. Sonsuzluk havuzu içinde unutulmaz bir günbatımı izleyebileceğiniz oldukça lüks ve şık bir mekandır. Eğer tercihiniz çıplak denize girmek ya da çıplak güneşlenmekten yanaysa Zen Beach'in sağ tarafında kalan kumsalı ve Leela kumsalıdır. İçlerinde en bilinen ve kalabalık olanı Zen Beach'tir. Daha pek çok nude beach vardır. Ama yolları zor olduğu için boş yere maceraya gerek olmadığını düşünüyoruz. Koh Phangan adasında konaklama yapabileceğiniz çok seçenek vardır. bu seçenekleri sizler için bölge bölge ayırıp avantaj ve dezavantajlarına göre elimizden geldiğince yazıya aldık. Ada'da gençler ve Koh Phangan'a ilk kez gelenler tarafından konaklamanın en revaçta olduğu yer Haad Rin bölgesidir. Daha çok Full Moon Party'e gelenlerin tercih ettiği, düşük bütçeli ve bungalow tarzı konaklama imkanın yoğun olduğu bir yerdir. Haad Rin kumsalında otel ve işletmelerin şezlong hizmeti yoktur. Daha salaş bir bölge olduğundan bulduğunuz yere havlunuzu serip vakit geçirebileceğiniz bir yerdir. Akşam üzeri bazı işletmelerin kumsala koydukları minderlerde keyif yapabilirsiniz. Fakat pandemi sonrası 2023 Mart ayında buraya gittiğimizde mekanların çoğunun kapalı olduğuna şahit olduk. Yani eski tadı tuzu olan bir bölgeden çıkmış durumdaydı. İlerleyen aylarda kendilerini toparlayıp eski haline kavuşur diye ümid ediyoruz. Haad Salad ve Malibu Beach arasında yer alan Mae Haad kumsalı da konaklama için en uygun yerlerden biridir. Çevresinde ve kumsala sıfır otel seçenekleri olduğundan tercih yapma şansınız bulunuyor. Kumsal boyunca ağaçlık olduğu için güneşten korunabileceğiniz bir kumsaldır. Ayrıca diğer artıları günbatımını görüyor olmasıyla adanın en ikonik fotoğraf noktalarından biri olan Ko Ma adasına denizden yürüyebileceğiniz yerdir. Adanın merkezi Tong Sala'da her bütçeye uygun konaklama imkanı vardır. İlla denizi güzel bir koyda kalma istediğiniz yoksa bu bölgede kalıp kiralayacağınız motor ile gün içerisinde istediğiniz kumsala gidip vakit geçirebilirsiniz. Tong Sala tam adanın merkezi konumunda olduğu için kuzeye ve güneye aynı mesafede olup ulaşım için en kolay bölgedir. Aynı şekilde yeme-içme anlamında da aradığınız her şeyi bulabileceğiniz yemek için kilometrelerce yol yapmaya gerek kalmayacağınız bir bölgedir. Adadaki en favori kumsalımızın Had Salaad olduğunun altını çizmek isteriz. Kumsal boyunca tüm oteller denize sıfır konumdadır. Bütçe olarak biraz pahalı olmakla birlikte gerçekten ödenen paranın hakkını veren bir kumsaldır. Uyarı olarak baştan şunu söylemek isteriz kumsalın ucuna yakın otellerden birinde konaklama yapmalısınız. Deniz burada daha güzeldir. Denizin gel-git duruma bağlı olarak kimi zaman deniz çok çekildiğinde deniz girilmez fakat deniz geldiği zaman denize girmeye doyamazsınız. Yeme-içme bakımından da otellerin masaları akşam üzeri kumsala kurulduğu için günbatımına nazır akşam yemeğinizi yiyecek bir çok mekan vardır. En favori kumsalımız ve konaklama yapılacak bölgemiz Malibu beach'tir. Her Koh Phangan seyahatimizde en çok vakit geçirdiğimiz yer burası oluyordu. Kumsala erişmek için otelin içinden yürüyüp bir köprü üzerinden geçmek gerekiyor. Kumsalda şezlong bulunmuyor. Ama bol ağaçlık olduğu için gölge alan bulması zor değil. Denizi sığ ve masmavi. Derine ulaşmak için biraz ilerlemeniz gerekiyor. İlerisi de taşlık bir alan. O yüzden deniz ayakkabısı giymenizi öneririz. Haad Khuat olarak da bilinen Bottle Beach adanın kuzeyinde bulunuyor. Bölgede bir kaç işletme ve otel vardır. Eğer lüks konaklama yapmak istiyorsanız kesinlikle bu bölgenin size göre olmadığını söyleyelim. Ayrıca kumsalın bir dezavantajı da kara ulaşımının çok zor olmasıdır. Eğer motor kiralayacaksanız Bottle Beach yokuşunu inip çıkması neredeyse imkansız denecek kadar zordur. İşletmenin araçlarıyla transferinizi sağlayabilirsiniz. Fakat bu da istediğiniz zaman istediğiniz yere gitmenize engel olacaktır. Bir diğer ulaşım seçeceği de Bottle Beach'ten tekneler ile Chaloklum'a gitmektir. En kolay ulaşımın bu olmasının yanında Chaloklum'a vardıktan sonra adayı gezmek için motosiklet ihtiyacınız olacağından bu yolda zordur. Kısaca demek istediğimiz Bottle Beach'te konaklama yapmak yerine buraya Chaloklum'dan kiralayacağınız tekneler ile ya da motorunuzla bir noktaya kadar gelip kumsala yürüyerek ulaşıp sağlayıp tüm günü adanın en güzel kumsalı olarak bilinen Bottle Beach'te geçirebilirsiniz. Adanın her bölgesinde yemek yenecek yer bulmak mümkün olup restaurantların asıl yoğunlukta olduğu yer adanın idari merkezinin olduğu Thong Sala'dır. Sokak pazarından food court'a, düşük bütçeli restaurantlardan lüks restaurantlara kadar aradığınız bütçeye uygun pek çok yer var. Hin Kong kumsalında yer alan mekan yıllardır ziyaretçilere hizmet eden hem salaş hem de lüksü bir araya katmış otantik bir restaurant'tır. Restaurant'ın iç mekan, teras ve kumsal olmak üzere 3 ayrı bölümü var. Gitmeden bir kaç gün önce rezervasyon yaptırdığınız esnada hangi bölümde oturmak istediğinizi ayrıca belirtirseniz yardımcı oluyorlar. Restaurant yorumlarına bakınca pahalı olduğuna dair yorumların yapılmış olduğunu göreceksiniz. Ama biz pahalı olduğunu düşünmüyoruz. Fiyatlar adadaki bir çok restaurant ile neredeyse aynı fiyat aralığındadır. Ayrıca menüler oldukça da büyük servis ediliyor. Yemek sonundaki shot'lar da ikram. Haftanın bazı günleri de canlı müzik performansı oluyor. Canlı müzik dinleyip bir yandan günbatımı izlemek istiyorsanız bu günlere denk getirebilirsiniz. Buranın ev sevdiğimiz yanı restaurantın ambiyansından öte günbatımının en iyi izlendiği yer olması. Koh Phangan'a gelenlerin es geçmemesi gereken bir yer olduğu kanaatindeyiz. Chaloklum sahilindeki yer alan bir İtalyan restaurant'tır. Tüm yemekleri sahibi İtalyan bey tarafından bizzat yapılmaktadır. Pizzaları, makarnaları gerçekten çok lezzetliydi. Rezervasyonu arayarak yapabilirsiniz. Bizim gibi whatsapp'tan mesaj atıp cevap gelmesini beklemeyin. Öğrendik ki whatsapp'tan rezervasyon kabul edilmiyormuş. Bir gün önceden yerine gidip ya da telefonla en ön masayı rezerve edebilirsiniz. Thong Sala limana yürüme mesafesindeki mekan çok küçük bir yer. Dış alanda 2 masa içeride ise yalnız 3-4 masası var. Duvarları tamamen ziyaretçilerin el yazılarından oluşan notlarla kaplı. Hamburgerinizi beklersen bir yandan duvardaki yazıları okurken insanın iştahı daha da kabarıyor. Hamburgerlerimiz gelince notların ne kadar dürüstçe yazıldığını anladık. Gözünüz kapalı gidebilirsiniz. Burası da yine Thong Sala'da bulunuyor. Oldukça salaş bank ve plastik masaların kurulu olduğu restaurant'a girince acaba hata mı ettim düşüncesine kapılabilirsiniz. Ama bırakın dış görüntüyü ve oturup siparişinizi verin. Tüm yemekleri çok lezzetli ve çalışanları güleryüzlüydü. Thong Sala merkezinde kurulan pazar gece 22:00'de kapanıyor. Düşük bütçeli ve sokak yemekleri yemeği tercih ediyorsanız en azından bir gün buraya gelip tezgahlardaki yemekleri tatmalısınız. Tezgahlardan yemeğinizi aldıktan sonra pazarın arka tarafında masaların olduğu alana gidip boş bulduğunu yere oturabilir. Ve yemeğinizi burada yiyebilirsiniz. Tezgahlarda size uygun yemek yoksa yine masaların olduğu alanın etrafındaki küçük dükkanlardan da yiyecek bir çok çeşit yemekten istediğinizi alabilirsiniz. Burası da Thong Sala'dadır. Üstü kapalı pazardır. Tezgahları Phantip'e göre daha düzenli ve dükkan havasındadır. Sipariş ettiğiniz yemeğin servisi Phantip'in aksine köpük ve benzeri tek kullanımlık tabak çatal bıçak yerine daha düzgün tabaklarda servis edilmektedir. Bizce eğer illa pazardan ve düşük bütçeli yemek yemek istiyorsanız kesinlikle Phantip yerine buraya gelmelisiniz. Haad Salad kumsalında gidilebilecek en güzel mekandır. Güzelden kastımız yemeklerin lezzeti ve müthiş gün batımı ambiyansıdır. Yoksa mekan oldukça salaştır. Biraz erken giderseniz ön masalarda oturup günbatımın gökyüzünü renkten renge boyadığı tabloya karşı unutulmaz dingin bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Chaloklum'daki bir diğer restaurant tavsiyemizde Rimini'dir. Burası için de mutlaka bir kaç gün önceden rezervasyon gerektiğini hatırlatmak isteriz. Çünkü neredeyse her akşam full oluyor. Resmen işletme sahibi evinin bahçesinde misafirlerini ağırlıyor. Kır bahçesi gibi masaları çimenlerin üzerine atmış, kendisi de ikamet etmekte olduğu evinin mutfağında misafirlere enfes lezzetli yemekler yapıyor. Gideceklere tavsiyemiz mutlaka balık, patatesli ahtapot salatası ve fritto misto yemeleridir. Yemek dışında en çok ihtiyaç duyduğumuz bir şeyin tavsiyesini de vermek istiyoruz. Tabi ki kahve. Kahve düşkünüyseniz ve huzurlu bir atmosfer içinde sessiz ortam arayışındaysanız mutlaka Hundred Island Coffee'ye gitmelisiniz. Kahveleri, tatlıları çok güzel. Gelelim Tayland'ın efsanevi partisi Full Moon Party'i anlatmaya. Sabaha kadar süren, bol içkinin içildiği, her türlü müziğin olduğu partiyi görkemli dolunayın ışığı altında kutlamak Koh Phangan'a gelen her ziyaretçinin yapılması gerekenler listesindedir. Farklı gruplardan ve farklı yaşlardan binlerce insanın bir araya gelerek çılgınca eğlendiği bir partidir. Full Moon Party yani diğer adıyla Dolunay Partisi adanın güneyinde Haad Rin kumsalında gerçekleşiyor. Parti sahilde organize edildiği için kumsalın her noktasında içki tezgahları bulmanız mümkündür. İçkiler plaj kovası içinde satılıyor. Ve kova içinde tercihinize göre viski, vodka, soda, red bull gibi şişeler oluyor. Şişeleri kova içine döküp yaptığınız karışımı pipetle içince zaten fezaya uçuyorsunuz. O yüzden partiye gitmeye karar verdiğiniz de etrafınızdaki pek çok insanın kendinden geçercesine şarhoş olduğunu görürseniz şaşırmayın. Kova fiyatları 300-500 THB arasında seçeneğiniz içkiye göre değişmektedir. Full Moon Party'e katılmak için 200 THB giriş ücreti ödemeniz gerekiyor. Eğer Haad Rin kumsalında herhangi bir otelde konaklıyorsanız bu ücreti ödemenize gerek kalmıyor. Ama dışarıdan katılan herkes ücreti ödeyerek bileğine bileklik takıyor. Partinin tek sevmediğimiz yanı insanların denize idrarını yapması ve parti sonunda etrafın çer çöple dolu olması. Her ne kadar kumsal sonradan temizleniyor olsa da partiye katılacaksanız bu konuda sizi hassasiyete davet ediyoruz. Full Moon Parti tarihleri ve hakkında daha fazla detay için Phangan Events sayfasını ineceleyebilirsiniz. -Partiye parmak arası terlik ve çıplak ayakla katılmayın. Parmak arası terliğiniz o kalabalığın içinde çıkarsa bulması zor olabiliyor. Cam kırıklarına karşı da çıplak ayakla gezmemekte fayda var. -Partiye sakın ola kiraladığınız motor ile gelmeyin. Bol içki tüketildiği için kendinize ve çevrenize zarar vermemek için en doğrusu taksi tercih etmektir. -Dünyanın en duyulmuş partisi olduğu için özel dans ya da ateş gösterisi yapılacak diye bir beklentiniz olmasın. Yan yana sıralı mekanların farklı türden müzikler çaldığı bol dans ve içki içilen kalabalık bir partiden ibarettir. -Plaj kovasında satılan içkileri satın almak yerine kendi içkinizi yanınızda getirebilirsiniz. Ya da en temizi bira içmektir. -Kalabalık olduğu için yanınıza fazla para, pasaport aslı, kredi kartı gibi önemli eşyalarınızı almayın. Bize göre ihtiyacınız olan nakit parayı alıp kendinizi partiye götürmek yeterlidir. Koh Phangan Full Moon Party katılımını sadece Koh Phangan'dan yapmak zorunda değilsiniz. Eğer Koh Samui'de kalıyorsanız buradan da Full Moon bileti alıp Koh Phangan'a geçebilirsiniz. Gerçi çok meşakkatli olduğu için bu seçeneği çok önermiyoruz. Ama böyle bir seçeneğiniz olduğunu da bilemenizi isteriz. Koh Phangan gece hayatı sadece Full Moon Party'si ile ün yapmış olsa da adada hemen hemen her gün başka başka partiler de gerçekleşmektedir. Adanın her yerine gerçekleşecek partilerin tarihi ve mekanı hakkında broşürler asılıyor. Adaya gitmeden önce ya da adada bulunduğunuz esnada Phangan events sayfasından gerçekleşecek partilerin tarihlerini kontrol edebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-samet-adasi-gezi-rehber", "text": "Koh Samet adası Bangkok'un 190 km güneydoğusunda otobüs ile 2 saat uzaklıkta Rayong iline bağlı Tayland körfezinde T şeklinde ufak bir tropik adadır. Tayland'ın yılda en fazla güneş gören adası aynı zamanda en kuru bölgelerinden biridir. Koh Samet adası ulaşım rehberi hakkında detaylı bir makale yazdığımız için bu makalemizde Koh Samet adasına ulaşım nasıldır diye açıklama yapmayacağız. Ulusal Park statüsü olarak kabul edilmiş adanın her yeri yemyeşil ve tertemiz havaya sahip. Koh Samet adası ulusal park statüsünde olduğu için adaya girişte kişi başı 20 THB ücret alınmaktadır! T şeklindeki ada kuzeyden güneye 7 km uzunluğa, batıdan doğuya 4 km genişliğe sahiptir. Dolayısıyla bu rakamlar adanın ne kadar ufak olduğunun göstergesidir. Motosiklet kiralamak adayı keşfetmenin en iyi yolu olduğundan tüm kumsalları tek tek gezip, manzara noktasında mola verebilir, adanın en uç noktasına gidebilirsiniz. Koh Samet adası Bangkok'a çok yakın olduğundan haftasonları buraya fazlasıyla ziyaretçi gelmekte haliyle ada ufak olduğundan kalabalık olmaktadır. Belki dikkate almak isteyenler olursa haftasonu yerine gezilerini haftaiçine organize edebilirler. Koh Samet turistler ve Thai'liler için popüler bir adadır. Ada'da 14 kumsal ve 1 koy bulunuyor olması ziyaretçileri memnun etmektedir. Ada'nın en güzel ve en beğendiğimiz kumsalı Ao Wai'dir. Kumsal'da bir resort de olduğundan restaurantından da faydalabilirsiniz. En popüler ve kalabalık olanı ise Had Sai Kaeo kumsalıdır. Ama denize girmekten keyif alınmayacak bir kumsal olduğundan önermiyoruz. Had Sai Kaeo kumsalı Ao Wai'de tüm gününüzü geçirdikten sonra akşam kumsalda yemek yemek için tercih edilebilir. Ada'da 3 adet ATM bulunmaktadır. Bu nedenle para çekme konusunda sıkıntı yaşamayacaksınız. Bir tanesi adaya varılan Nadan iskelesinin orda diğer 2'si ise Had Sai Kaeo kumsalının girişinde. Koh Samet adasından gece hayatı beklentiniz olmasın Nadan iskelesi ile Had Sai Kaeo kumsalı arasındaki cadde boyunca bir kaç cafe-bar bulunmakla birlikte Had Sai Kaeo kumsalındaki barlar ise gece müziğin sesini kısmaktadır. Aslında Had Sai Kaeo kumsalındaki bar'lar adı üzerinde bar. Oynama zıplama yok yüksek sesli müzik eşliğinde insanların kumsallar üzerindeki minderlere oturup içkisini yudumladıkları tarzda yerler. Adanın en popüler kumsalı Had Sai Kaeo'dur. Adanın kuzeyinde ve en uzun kumsal olan Had Sai Kaeo'de kumsal boyunca restaurant, cafe, otel bulunuyor. Nadan iskelesinden Had Sai Kaeo kumsalı yürüyerek yalnızca 10 dakika olduğundan bu bölgede ucuza konaklayıp kumsala renkli ve sağlı-sollu dükkanlar olan caddeden yürüp kolayca varabilirsiniz. Had Sai Kaeo kumsalında da yine kumsal üzerinde bungalow otellerde daha pahalıya kalmak sizin tercihiniz. Gezgin Çift'in önerisi ise kesinlikle adanın en güzel kumsalı olan Ao Wai'de konaklamanız yönündedir. Bu iki kumsal dışındaki diğer kumsalların hepsinde otel, bungalow, guesthouse bulunmuyor değil. Hostel, guesthouse ve bungalowların geceliği 600 THB'den başlamaktadır. Adanın her noktasına giden arkası açık kamyonet minibüsler ile gideceğiniz kumsala rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Minibüs beklemek, indi-bindi yapmak istemeyenler ise günlüğü 250 THB'e (2 litre benzin dahil) motosiklet kiralayıp adanın her noktasını keyfine göre gezebilirler. Adanın en serin dönemi Kasım ve Şubat ayları arasıdır. Mart ve Ekim ayları ise düşük sezonunu yaşamaktadır. Düşük sezonda otel fiyatları Tayland'ın her yerinde olduğu gibi Koh Samet adasında da daha uygundur."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-samet-adasina-ulasi", "text": "Tayland'ın alışılagelmiş popüler adalarından farklı bir ada keşfetmek isteyenler buna Koh Samet adası ile başlayabilirler. Koh Samet adasına ulaşım sanıldığı kadar kolay olmadığı için biz size Koh Samet adasına ulaşımı adım adım anlatarak zorluk çekmeden Koh Samet adasına nasıl ulaşılır sorusunun cevabını sizlerle paylaşacağız. Youtube kanalımızdan Koh Samet Adasına Ulaşım hakkında detaylı çekilmiş videomuzu izleyip ardından kanalımıza buradan abone olmayı unutmayın. İstanbul'dan Bangkok'a yaklaşık 9 saat süren uzunca bir uçak yolculuğu sonrası havalimanında pasaport kontrolünü kolaylıkla geçip valizlerimizi aldığımız gibi çıkıyoruz. Valizleri alıp varış terminaline vardıktan sonra sola dönüp bir alt kata indik. Alt kattaki 8 numaralı kapının hemen önündeki Pattaya otobüs bileti satılan gişeden biletlerimizi almak üzere sıraya girdik. Her yarım saatte bir Bangkok Pattaya arası otobüs bulunuyor. Kişi başı 130 THB ödeyerek saat 11:30 otobüsüne bindik. Otobüse bindikten sonra görevli elinde ufak bir haritayla tüm yolcuları gezip Pattaya'da hangi durakta inmelerini öğreniyor. Biz Pattaya'da hiç oyalanmadan Rayong şehrine gideceğimiz için Sukhumvit caddesinde ineceğimizi söyledik. 13:35'de Pattaya Sukhumvit caddesine vardık. İndiğimiz durakta minibüs görevlilerine Rayong'a gideceğimizi söylememizle onlar daha bize açıklama yapmadan Rayong'a giden beyaz minibüs durağa yanaşmıştı bile. Kişi başı 100 THB ödeyerek minibüse bindik ve 1 saat sonra Rayong otobüs terminaline ulaştık. Rayong otobüs terminaline ayak bastığımız gibi hemen bizi taksiye yönlendirmek istediler. Biz binme niyetinde olmasakta binecekler için taksi ücretinin ne kadar olduğunu öğrendik. Rayong'dan Ban Phe iskelesine 20 km'lik yol için 250 THB taksi ücreti tutuyor. Biz terminalin içinden kalkan lacivert dolmuşu tercih ederek 20 km için kişi başı 40 THB ödedik. Terminalde Ban Phe'ye giden dolmuşları sorduğunuz takdirde herkes gösterecektir. Dolmuş şöförü bizi Ban Phe iskelesinde indirdi. İskeleden Koh Samet adasına kalkacak olan tekneyi öğrenip hemen tekneye bindik. Bilet alınıp alınmadığını öğrenmeden daldık teknenin içine 🙂 Tekne kalktıktan sonra kişi başı 50 THB ödeyerek 1 saat sonra Koh Samet adasına vardık. Aslında yolculuk bu kadar uzun sürmüyor fakat yolda bozulmuş mu benzini mi bitmiş bilmediğimiz bir başka teknenin yolculularını alıp adaya öyle devam ettik. Yoksa yol daha kısa sürüyor. Koh Samet adasına ayak basar basmaz giriş ücreti için kişi başı 20 THB ücret ödedik. Bu ücret Koh Samet Ulusal Park statüsünde olduğundan her ziyaretçiden mutlaka alınan bir ücrettir. Koh Samet Adasına Ulaşım Süremiz : 11:30'da başladığımız yolculuk akşam üzere 17:15'de adaya varmamızla 5 saat 45 dakika sürdü. Koh Samet Adasına Ulaşım Ücreti : 320 THB."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-samui-adas", "text": "Tayland'ın güzel adası neresi diye merak ediyorsanız cevabımız şüphesiz Koh Samui adası olacak. Koh Samui adası gezilecek yerler, beyaz kumsalları ve doğal güzellikleri bakımından tatiline ayrı bir boyut katacaktır. Koh Samui Phuket'ten sonra Tayland'ın ikinci büyük adasıdır. Palmiye ağaçları ile çevrili küçük bir balıkçı kasabası olan Koh Samui adası günümüzde yerini lüks otellere bırakan bir balayı adasına dönüşmüştür. Palmiye ağaçlarının süslediği alabildiğine uzun bembeyaz kumsalları, budist tapınakları, şelaleleri, vahşi yaşamı koruma alanları ile Koh Samui beklentileri fazlasıyla karşılamaya yetecek kadar güzel bir adadır. Surat Thani eyaletine bağlı Koh Samui adası Tayland körfezinde yer alıyor. Harita üzerinden bakınca size çok küçük gelebilir. Ama buna rağmen Tayland'ın ikinci büyük adasıdır. İki yol vardır. Biri Bangkok'tan otobüs/tren/uçak ile Surat Thani'ye gelmek. Buradan tekneyle adaya geçmektir. Bangkok'tan Surat Thani'ye uçan firmalar Nokair, AirAsia, Vietjet Air ve Lion Air firmalarıdır. Diğer bir yol ise Bangkok'tan direk Koh Samui adasına uçmaktır. Bunun için tek hizmet veren firma Bangkok Airways'tir. Ulaşım seçeneklerinden herhangi birini kullanmak tamamen sizin bütçenizle alakalıdır. En ucuzu Bangkok'tan otobüsle Surat Thani'ye gelip buradan tekneyle adaya geçmek, biraz daha pahalısı Bangkok'tan Surat Thani'ye low cost airline firmaları ile uçup yine tekne ile adaya geçmek ve son olarak en pahalı ama en kısa olan yol Bangkok'tan Koh Samui'ye direk uçmaktır. Phuket'ten Koh Samui adasına Bangkok Airways ile direk uçuşlar bulunmaktadır. Ucuz ve uzun olan yol Phuket'ten otobüs ile Surat Thani'ye varıp buradan tekne ile Samui adasına geçmektir. Phuket'ten Samui adasına ulaşım şartları neler ise aynı şekilde Krabi'den de bu iki yoldan herhangi biriyle ulaşım mümkündür. Koh Samui adasında toplu taşıma görevini Songthaew isimli kamyonetler görüyor. Songthaew'lar adayı yuvarlak çiziyor. Ve Coeng Mon kumsalı haricinde tüm ana kumsallarda duruyor. Songthaew'lara binmeden önce mutlaka şöföre gideceğiniz yeri söyleyin ve ücreti öğrenin ki süprizleri karşılaşmayın. Songthaew'lar haricinde diğer seçenek taksi ile yolculuk yapmaktır. Genelde taksimetre açılmadığı için önden pazarlık etmenizi tavsiye ederiz. Ya da bununla hiç uğraşmayıp telefonunuza Grab uygulamasını indirebilirsiniz. Bu bizim hemen hemen Uzakdoğu ülkelerinde en çok kullandığımız uygulamardan bir tanesidir. Aplikasyona gideceğiniz yeri yazıp araç tiplerininden de istediğinizi seçip ücreti önceden görme şansı veren müthiş bir uygulamadır. Taksi, normal araç, minivan gibi seçenekleri olduğu için hangisiyle seyahat etmek istiyorsanız onu seçebiliyorsunuz. Ortalama günlük 300 THB'e iyi bir motosiklet kiralayabilirsiniz. Motosiklet kiraladığınız takdirde başka hiçbir ulaşım seçeceğine bağlı kalmaksızın istediğiniz yere istediğiniz zaman gidebilme imkanı sunuyor. En büyük artısı ise oradan oraya gitmek için ekstra ulaşım ücreti ödemek zorunda olmamanızdır. En önemlisi ise motorunuz varsa adanın iç kısımlarına rahatlıkla erişebilmenizdir. Bizimle tatile gelen arkadaşlarımıza ya da gitmeden önce tavsiye isteyenlere mutlaka motor kiralamalarını öneriyoruz. Tabi motor kullanmayı biliyorsanız öneriyoruz. Adada motoru nereden kiralarsanız kiralayın kimse motor ehliyetiniz olup olmadığını sormuyor. Kiralama esnasında pasaport aslınızı motoru geri iade edene kadar teslim etme şartı var. Motor kiralarken dikkat etmeniz gereken şey motordaki çizik, vurukları o anda kiralayan kişiye göstermeniz ve mutlaka fotoğraf ya da video almanızdır. Adayı çevreleyen yol 51 km uzunluğundadır. Yani ortalama 1.5 saatte motor ya da araçla adayı tam dönmek mümkündür. Koh Samui adasının gezilecek yerlerini, kumsallarını, tapınaklarını aşağıdaki detaylı listelemiş olmamıza rağmen sizlere daha da yardımcı olması adına google harita sı oluşturduk. Dilerseniz haritayı kaydederek planladığınız Koh Samui gezinizde kullanabilirsiniz. Mavi pinli yerler kumsallar, mor pinliler tapınaklar, kırmızı olanlar gezilmesi gereken yerler ve son olarak yeşil olan yerler ise manzarası olan restaurantlardır. Detaylı görmek için haritayı zoomlayabilirsiniz. Dört bir yana birbirinden güzel kumsallarla çevrili Koh Samui adasında denize nerede girilir, en güzel kumsalları nerelerdir hepsini listeledik. Kimi kumsalda tüm gününüzü geçirebilirken kimi kumsal günlük rotanıza ekleyip bir suya girip çıkmalık uğrayabilirsiniz. Ayrıca Koh Samui adasının neresinde kalacağınıza karar veremediyseniz plaj listemiz size karar vermeniz konusunda da yardımcı olacaktır. Silver Beach açık ara Koh Samui'nin güzel plajıdır. Chaweng ve Lami kumsalı arasında bulunan silver Beach adanın doğusunda 250 metre uzunluğunda bir kumsaldır. Bu kumsalda kendinizi Tom Hanks'in Castaway filminde hissedeceksiniz. Aynı filmdeki gibi denizin içinden çıkan kaya parçaları vardır. Kumsala ulaşmak için motorunuzla Crystal Bay Beach Resort'e giriş yapıp motorunuzu otelin park alanına park etmelisiniz. Buradan rahatlıkla kumsala yürüyebilirsiniz. Bunun için herhangi bir ücret ödemenize gerek yoktur. Silver beach'e varmadan bir önceki kumsal olan Coral Cove diğer Koh Samui kumsallarına göre daha küçüktür. Genelde az insanın olduğu kumsal dinlenmek ve snorkel yapmak için uygundur. Kumu çok yumuşak değildir. Özellikle deniz içinde biraz ilerleyince ayaklarınıza bir şeyler batmaması için deniz ayakkabısı giymenizi öneririz. Chaweng bölgesinin ayrıca Koh Samui'nin en popüler ve en talep gören kumsalı burasıdır. Sahil boyunca sıralı her bütçeye uygun onlarca otel bulunuyor. Partilerin gerçekleştiği kumsal burası olduğundan akşamları ateş şovu izlemek ya da müzik eşliğinde eğlenmek için de iyi bir tercihtir. Kumsalın sağ tarafına Chaweng Not deniyor. Denize girmek için Chaweng'den daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda gün batımını izleyebileceğiniz güzel bir noktadır. Chaweng'den sonra adanın en popüler ve en büyük plajı olan Lamai kumsalı daha az insan çektiği için gürültüden biraz olsun uzak kalmak isteyenlerin tercih ettiği kumsaldır. Deniz kıyaslaması yapacak olursak bize göre Lamai'de denize girmek için Chaweng'e göre daha keyifliydi. Özellikle çocuklu aileler denizinde Chaweng kadar akıntı olmadığından burayı tercih edebilir. Lamai bölgesi de aynı Chaweng gibi dükkanlara ve restaurantlara ev sahipliği yapıyor. Her pazar günü saat 16:00'da sokağa kurulan pazar alanına uğrayıp tezgahlarından asya mutfağını tatmadan dönmeyin. Avrupalı gezginlerin tercih ettiği Choeng Mon beyaz kuma ve girilebilir denize sahiptir. Kumsalın sağ tarafında kalan Ko Fan Noi ve Ko Fan Yai adalarına gelgit olduğu zamanlarda yürüyerek ulaşabilirsiniz. Adanın batı kıyısındaki kumsal Koh Samui'nin en sessiz kumsalıdır. Dar kumsalı, sığ suyu ve berrak suyu olan kumsal tam bir keyif noktasıdır. Havlunuzu uygun bir yere koyup aklınız kalmadan denizin tadını çıkarabilirsiniz. Yakın zamanda kumsala Nikkie Beach Club'un açılması bölge daha talep edilir bir hale geldi. Adada denize girdikten sonra derinleşen ender kumsallardan biridir. Bu özelliği ile denize girmeyi daha keyifli hale getirir. 6 km uzunluğunda bembeyaz kumsal şeridi olan Mainam sakin plajda dinlenmek isteyen ziyaretçiler için mükemmel bir yerdir. Lamai ve Chaweng kadar gelişmemiştir. Oradaki gibi bol restaurant, sahilde clublar, kirlayacabileceğiniz şezlong-şemsiye yoktur burada. Üst ve orta sınıf otellerin olduğu bölge bize göre Chaweng'den sonra adanın en kalabalık yeri. Adanın kuzeyinde gündüzleri sakin bir atmosfere sahiptir. Sahil boyunca restaurantlar ve oteller bulunuyor. Dolayısıyla tüm istediğiniz ihtiyacınızı giderebileceğiniz ayrıca denize girmeye uygun bir kumsaldır. Denizi sığ olan kumsal yüzmek için pek elverişli olmamakla birlikte çocukları ailelerin tercih edebileceği bir özelliktir. Ancak akşam üzeri deniz çekilip günbatımının denize yansıyan ve renk cümbüşü sunan atmosferini mutlaka deneyimlemenizi öneriyoruz. Koh Samui adasının gezilecek yerlerini sizler için özenerek listeledik. Bildiğimiz tüm gezilecek yerleri tüm detayları ile ele aldığımız liste Koh Samui seyahatinizden önce tam bir rehber niteliğinde olacak. Koh Samui'deki ziyaret edebileceğiniz şelaleler Na Muang, Hin Lad, Tar Nim, Khun Si, Khao Yai, Lat Wanon ve Tan Rua şelaleleridir. Na Mueng şelalesi 1 ve 2 diye iki ayrı şelaledir. Bunlardan Na Mueng 2 olanı içlerinde en dikkat çekeni ve ulaşım açısından da en zor olanıdır. Doğal havuzu ve nefes kesen manzarası sayesinde son yıllarda gittikçe popülaritesi artmaktadır. Na Muang 1 otoparkının sağ tarafından yaklaşık 1 km uzaklıkta tırmanış gerektiren bir parkurdur. Tırmanışa uygun kaymayan bir ayakkabı tercih etmenizde fayda vardır. Hin Lad şelalesi için motorunuzu park ettikten sonra nefes kesici manzaralar eşliğinde kısa bir yürüyüşle adanın ikinci büyük şelalesine ulaşabilirsiniz. Hatta şelaleye doğru yürürken yolunuzun üzerinde göreceğiniz Hin Lad Budist tapınağını da ziyaret etmeden dönmeyin. Tar Nim ise insan yapımı bir şelaledir. Etrafını saran budist bahçesi ile yeşil yosunların kapladığı kayalar ortama güzel bir ambiyans katmaktadır. Diğer şelaleler gibi akışı fazla değildir. O yüzden yüzme fikriniz varsa bunu unutun. Ama fotoğraf çekmek için güzel bir yerdir. Khun Si şelalesi durian meyve tarlalarının içinde bophut bölgesinde bir şelaledir. Doğal havuzu olan şelaleye ulaşım biraz zor olduğu için şelalaye vardınızda insan görmek zordur. Gidemeseniz bile şelaleye giden yol manzaralarını görmek bile yetecektir. Şelalere giderken yanınıza mutlaka havlu, uygun ayakkabı, içme suyu, sivrisinek ilacı, kamera ve para almanızı tavsiye ediyoruz. Koh Samui'nin doğu kıyısının en iyi manzarasını sunan manzara noktasıdır. Bu manzarayı özel kılan ise dağın tepesindeki kocaman kayanın oluşudur. Burası Koh Samui'de gezilecek yerler arasında alışılmışın dışında bir yerdir. Buraya gelmek için Wat Ratchatthammaram tapınağının karşısındaki ara dağ yoluna girmeniz gerekiyor. Yol ilerledikçe fazlasıyla dikleştiği için yeni motor kullanan biriyseniz tek başınıza gitmenizi önermiyoruz. Biz iki arkadaşımızla beraber gittik. Orkun ve ben arkamızda artçılar taşıyarak çıktık çıkmasına. Ama dik olan yolu geri inmeyi gözüm yemedi. O yüzden Overlap Stone girişindeki görevli kadınlardan bizi aşağı indirebilecek birini bulmalarını rica ettik. Overlap çevresinde tadilat olduğu için şansımıza çalışan işçilerden biri beni ve kız arkadaşımı arkasına bindirerek üç kişi yokuşu indik. Sonra Orkun bizi bırakan çocuğu geri götürdü vs. Başımıza geleni özellikle anlatmak istedim ki benim gibi çok tecrübesi olmayanlara fikir olsun diye. Motorları girişteki park alanına park ettikten sonra görevlilere 50 THB ödeme yaparak ve kişi başı bir şişe bedava sularımızı alarak tırmanışa başladık. Dik yolda kısa bir süre yürüdükten sonra merdivenler ve sonra toprak yol başlıyor. Yaklaşık 15 dakikalık tımanışın sonunda küçük bir eve vardık. Buradaki görevli kadına da ayrıca 50 THB giriş ücreti ödedikten sonra manzara noktasına vardık. Son zamanlarda instagram sayesinde popüler bir yer haline geldiğinden fotoğraf çektirmek için biraz sıra oluyor. 2023 Şubat ayında ziyaret ettiğimizde Overlap Stone yolu taş bir köprüydü. Bizden bir kaç hafta sonra taş köprü yerine ahşap köprü yapmışlar ve taşın hemen yanına bir merdiven koymuşlar. Merdiven koymaları pek iyi fikir olmasa da yine de buraya gidip manzarayı mutlaka görmenizi tavsiye ediyoruz. Chaweng'den Lamai Beach'e doğru giderken yolunuzun üzerinde manzara izleyebileceğiniz noktada 5- 10 dakika duraklayıp manzaranın fotoğrafını çekip yolunuza devam edebilirsiniz. Uğramanız gereken elzem bir yer değildir. Mutlaka yol üzerinde yanından geçeceğiniz için durup bir kaç kare alabileceğiniz için öneriyoruz. Koh Samui adasında görülmesi gereken bir başka durak da Grandfather Grandmother yani büyükanne ve büyükbaba kayalarıdır. Chaweng beach'ten motosiklet ile yaklaşık 15 dakika uzaklıktadır. Kayalar isimleri şekillerinden dolayı almıştır. Tayland'a gelen pek çok insanın ilk yapmak istediği şeylerden bir tanesinin fil safari olduğunu görüyoruz. Lütfen sırf kendinizi tatmin etmek, fotoğraf çekilmek uğruna böyle bir şey yapmayın. Çünkü turizm amaçlı kullanılan filler eğitimleri için sahipleri tarafından ciddi şiddete maruz kalıyorlar. -Bir kere fillerin omurga yapısı insan taşımaya uygun değildir. -Siz fillere bindikçe vücut yapısı insan taşımaya uygun olmayan filler yavaşlamak zorunda kalır. Bu da daha hızlı olması için sahibinden dayak yemesi anlamına gelir. Aynı şekilde mesela Zebralar da insan taşımaya uygun omurgaya sahip değildir. Asya filleri habitat kaybı nedeniyle nesli tükenmek üzere olan hayvan türüdür. Uzmanlara göre şu an Tayland'da 2000 civarında vahşi fil yaşadığı düüşünülmektedir. Yıllardır turizmin bir parçası haline gelmiş bu dev yaratıklar doğal ortamlarından koparılıp verilen eğitim sonunda evcilleştirilmektedir. Bu eğitim sürecinde bebek filler annesinden ayrılır ve bir yere kapatılıp günlerce uykusuz, aç bırakılır ve dövülür. Bu eğitimin adı Phajaan'dır. Elephant crushing diye google'da aratınca yapılan işkencelerin nasıl olduğuna tanıklık edebilirsiniz. Phajaan süreci öyle kolay değildir. Bebekken filleri alıp eğitmeyi içeriyor. Bir çoğu ise bu işkenceli eğitimden kaçmanın yolunu kendini boğarak öldürmede buluyor. Tayland'da eğer fil trekking yapan yerlere denk gelirseniz turizm amacıyla kullanılan fillerin boyunlarında kancalar, ayaklarında zincirler ya da kafasında çiviyle dövülmenin sonucu yarıkları olduğunu göreceksiniz. Hayvanlara yapılan bu zulmün bir parçası olmamak için lütfen fillere binmek, fil turizmi yapanlara para kazandırmak yerine fil yetimhanesine gidin. Bir çok insanın file binmesi aslında farkındalık eksikliğinden kaynaklanıyor. Çünkü farkındalığı olmayan insan için önemli olan o anda onu mutlu eden şeyi yapmasıdır. Bir fil parkında bizzat gözlemlediğim şey; insanların fili görünce \"ay ne tatlı\" deyip ardından ücretini ödeyip onun üzerine binmesi. Halbuki çoğu o filin boynundaki kancaya ya da ayağına bağlı zincire dikkat ettiği yok. Tayland'da Chiang Mai'de, Khao Sok'ta ve Koh Samui'deki fil yetimhaneleri ziyaret etme şansımız oldu. Fil yetimhaneleri kötü muamele gören filleri kurtarmak onlara daha iyi bir yaşam sunmak için kurulan vakıflardır. Ücreti fil trekking'inden çok daha pahalıdır. Ama inanın verdiğiniz ücretin ziyaretiniz sonrasında gerçekten hak edilenden daha az olduğuna kanaat getireceksiniz. En son ziyaret ettiğimiz yer Koh Samui Elephant Sancturay oldu. İnternetten kişi başı 100 usd ücret ödeyerek tura katılmak istediğimiz saati seçtik. Sabah saat 09:00 ve öğlen 14:00'de iki turları mevcut. Belirlediğimiz saatten yaklaşık yarım saat önce otelimizin lobisinde bizi bekleyen minivana binerek kısa bir yolculukla fil yetimhanesine vardık. Girişte pasaport bilgilerimizi bir deftere yazıp imza attıktan sonra açık büfe servisi olan alandan kahvemizi alıp brifing verilmesini bekledik. Çok güzel, akıcı ve espri kabiliyeti yüksek rehberimiz tur boyunca neler yapacağımızdan neler yapmamamız gerektiğinden bahsettikten sonra ilk işimiz fillerin yemeklerini hazırlamak oldu. 3 saat süren turumuzda ilk olarak hazırladığımız yemeklerle filleri besledik. Ardından onların yaşam alanına girerek yetimhanedeki tüm fillerin özelliklerini öğrenerek doğal yaşamlarını gözlemledik. Fillerin kimisi tomruk endüstrisinde ağaç kesme, kütük taşıma işlerinde kimisi ise fil turizmi olan binicilik kamplarında çalışmaya zorlanmış, eziyet görmüş fillerdir. Hele içlerinde bir tanesi vardır ki adı Kaew Ta. Sahibi onu cezalandırmak için gözüne vurarak sol gözünü kör etmiş. İçlerinde iki tanesi birbirinden ayrılmayan ikili 🙂 Geçen bir tanesini tedavi için hastaneye götürmek zorunda kalmışlar. Ekürisi onsuz kaldı diye ortalığı ayağa kaldırmış bağırmaktan. Turumuz boyunca da bir an olsun birbirlerinden ayrılmadılar. Bir diğeri ise obur olan yemeğe doymuyor bir türlü. Bakıcının demesine göre bundan kısa bir süre önce komşunun bahçesindeki muz ağaçlarına dalmış gecenin bir yarısı. Komşu fili almaları için yetimhaneye haber vermiş. Bir de üstüne muzların parasını vermişler 🙂 Hepsinin çok keyifli güzel anıları var. Onları beslerken ya da beraber yürürken hikayelerini dinlemek ise işin en güzel tarafı. Bu dev yaratıklar dünyanın en masum en kibar hayvanları. Tüm bunları detaylı olarak yazmamız size daha duyarlı olmanızı hatırlatmak içindir. Lütfen rica ediyoruz dünyanın neresine giderseniz gidin FİLLERE BİNMEYİN! Siz de fillere binmek yerine onlarla daha sağlıklı vakit geçirmek istiyorsanız Koh Samui Elephant Sanctuary sayfasından online rezervasyon yapabilirsiniz. Bophut bölgesine çok yakın konumdadır. Ada gezinizin sonunda dinlenmek ve yemek yemek için buraya uğramanızı tavsiye ederim. Tüm restaurantlar denize sıfır ister restaurant'ın içinde ister kumsalda oturabilir günün yorgunluğunu üzerinizden atabilirsiniz. Bizim burayı gelme sebebimiz Tayland'daki en güzel ateş şovunun Coco Tam's restaurantında yapılmasıydı. Şov her gün 19:30'da başlıyor ve 1 saat sürüyor. Önceden rezervasyon almadıkları için biraz erken gelip kumsalda şovu izleyebileceğiniz ön yerlere oturabilesiniz. Adada gezerken yola yanlış girmemiz sonucu karşımıza çıkan bir yerden bahsetmek istiyoruz. Bilinçli gitmeyip tamamen şans eseri bulduğumuz bir yer. Mae Nam bölgesinde bulunan yeşillikler içinde dağlık bir arazinin tam ortasında bulunuyor. Navigasyonunuza Tree Bridge Coffee yazdığınız takdirde sizi tam noktasına götürüyor. Ana yoldan iç yola girip haritayı takip ediyorsunuz. Dağa doğru tırmanıp yeşilliklerin içine girmeye başlayacaksınız. Acaba yanlış yolda mıyım şüphesi doğabilir. Ama kimsenin olmadığı, tenha yolda ilerlemeye devam edin. Yolun sonunda atv'leri ve park edili motosikletleri göreceksiniz. Siz de motorunuzu park ettikten sonra asma köprüden geçerek patika yolu takip etmelisiniz. Yol sizi zaten otomatik Tree Bridge Coffee'e götürüyor. Burada isterseniz yaklaşık 1 saatlik fazla sayıda parkuru olan zipline deneyimi yaşayabilirsiniz. İsterseniz de cafesinde oturup manzara eşliğinde kahvenizin tadını çıkarabilirsiniz. Chaweng kumsalı ve gölü manzarasına hakim The Roof isimli mekan Chaweng kumsalına çok yakın olmakla birlikte dağın tepesine kurulmuş bir yer. Ulaşım için ya restaurant'ın shuttle hizmetinden faydalanmanız ya da dik yokuşu motorunuzla çıkmanız gerekiyor. Mutlaka gelmeden önce rezervasyon yapıp terasın en ön tarafındaki alanlardan yer ayırmanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Biz rezervasyon yapmadan gittik. Ancak şansımıza bir masanın o esnada kalkmasıyla en önde oturabildik. Sadece gün batımında kokteyl içmek için gitmeyin. Muhakkak akşam yemeğinizi de burada yiyin. Tayland'da içtiğimiz en iyi Tom Yum Goong buradaydı. The Roof benzeri diğer alterbatif manzara yerleri The Jungle Club, The Cocoon, Tree Tops, Dining on the Rocks ve Black Rabbit Samui'dir. Bahçe 1976 yılında Nim Thongsuk adında bir çiftçi tarafından yapılmıştır. Bahçe Nim amcanın bahçesi olarak da anılmaktadır. Koh Samui adasının her yerine tek başına gezmeniz mümkündür. Dediğimiz gibi motosiklet kullanmasını biliyorsanız hazırladığımız Koh Samui gezilecek yerler haritasını da incelediyseniz adayı turlamak için ekstra tur almanıza gerek kalmaz. Ancak tek başınıza gerçekleştiremeyeceğiniz iki önemli tur vardır ki bunlar; Koh Tao Adası ve Angthong National Marine Park turlarıdır. Sabah erken saatte başlayan turlar akşam üzeri 17:00-18:00 civarı bitmektedir. Angthong 42 adadan oluşan bir milli parktır. Tur boyunca snorkel noktaları, kaya oluşumu şekli maymun yüzüne benzeyen Koh Mae Ko ziyareti, Emerald Lagoon, milli parkı tepeden görebileceğiniz 550 metre tırmanış gerektiren Pha Jun Jaras manzara noktası, Koh Phaluai'de öğle yemeği ve yüzme noktaları rotanın içine dahildir. Angthong biraz da Endonezya'daki Raja Ampat'ı anımsatmaktadır. Milli Park giriş ücreti yetişkinler için 300, çocuklar için 150 THB'dir. Bu ücret tur ücretine dahil değildir. Bir diğer popüler olan tur ise Koh Tao ada turudur. Kendiniz tekneyle de tursuz gidebilirsiniz. Sabah ilk kalkan hızlı feribota binerek 1.5 saatlik yolculukla Koh Tao adasına varıp öğlen kalkacak feribota kadar yaklaşık beş saatini burada geçirebilirsiniz. Ya da yapamayacağınızı düşünüyorsanı hiç bilet almak, feribot iskelesine gitmekle uğraşmayıp Koh Samui'deki herhangi bir acentadan Koh Tao ada turu satın alabilirsiniz. Turla gittiğiniz takdirde Nang Yuan adası haricinde Koh Adasının çevresinde bir kaç koyda snorkel yapma imkanınız da olacaktır. Ama Koh Tao adasına ayak basmayacağınızı da bilmeniz gerekiyor. İlk yolu deneyecekseniz Lomprayah sayfasından feribot saatlerini ve bilet ücretlerini kontrol edebilirsiniz. Nang Yuan yani Koh Tao adasına giriş ücreti kişi başı 250 THB'dir. Eğer Tayland'a geldiyseniz tapınak ziyaretleri yapmak da kaçınılmaz oluyor. Ne de olsa dünyanın en önde gelen Budist bir ülkedir. Hele ki Tayland'a ilk gelişiniz ise Koh Samui bu konuda sizlere oldukça fazla çeşit sunuyor. İnsanların dini ritüellerini gerçekleştirdiği her yer şüphesiz kutsal ve saygı duyulması hak ediyor. İbadet edenlerin kutsal alanlarına müdahele etmeden ve ziyaret kurallarına uyarak ziyaret etmek gerekiyor. Kısa şort, mini etek, mayo, omuzu açık kıyafet giymek yasaktır. Yani omuzlar ve dizin üzeri örtülmelidir. Tapınaklara girmeden önce terlik veya ayakkabının çıkarılması zorunludur. Tapınağın kutsallığına ve çevrede ibadet edenlere duyulan saygı gereği sesli konuşmak, sesli gülmek yasaktır. Tapınak içerisinde ayakları Buda heykeline doğru uzatmak yasaktır. Ayak insan vücudunun en kirli yeri olarak kabul edildiğinden saygısızlık olarak görülür. Tayland dilinde Wat Phra Yai olarak bilinen Big Buddha tapınağı adanın kuzeydoğu bölgesine 1972 yılında inşa edilmiş bir budist tapınağıdır. Big Buda Koh Samui'nin cazibe merkezlerinden bir tanesidir. 12 metre yükselikte altın kaplama buda heykeli ve önünde uzanan 72 basamaklı merdiven ile çok farklı bir atmosfere sahip. Buda'nın arkasındaki tekerlek ve ejderha sonradan ilave edilmiştir. Tapınağa anakaradan Fan adasına uzanan 400 metrelik köprüden geçerek ulaşılıyor. 2004 yılında inşa edilen tapınak Koh Samui adasının en yeni tapınaklarından biridir. Budist tapınağı olan Wat Plai Laem Tay-Çin mimarisiyle inşa edilmiştir. Tapınağa ulaştıktan sonra tapınağın gözde heykeli Çin'in merhamet tanrıçası olan Guanyin heykeliyle karşılaşıyorsunuz. Göl üzerinde bir platformun içinde bulunan Guanyin heykelinin hemen yanında da şişman ve gülen Buda heykeli vardır. Guanyin, Hint ve Tibet'te mutlak aydınlanmanın efendisi olan bodhisattva prototipi olarak Avalokiteshvara'dan evrilmiştir. Çok önceki tarihlerde erkek olarak tasvir edilen Guanyin Song Hanedanlığı döneminden sonra kadın formunda tasvir edilmeye başlanmıştır. Çin'de hemen hemen buda kadar saygı duyulan bir tanrıçadır. Yüzyıllar boyunca popülaritesi artınca denizcilerin de koruyucusu olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Tüm varlıkların koruyucusu ve koşulsuz sevginin kaynağı olduğuna inanılıyor. Buradaki Guanyin heykeli 18 kollu tasvir edilmiştir. Çok kolu olması bir çok insana ulaşıp onlara yardım edebilme yeteneği olduğu anlamındadır. Çin Budası heykeli ise zenginliği ve refahı temsil ediyor. 1973 yılında meditasyon esnasında ölen rahip Luong Pho Daeng'ın mumyalanmış bedeninin sergilendiği tapınaktır. Tapınağa girdiğinizde sizi cam faunus içinde lotus pozisyonunda oturur vaziyette güneş gözlüklü bir mumya karşılıyor. 20'li yaşlarında keşiş olma yolunda ilerleyen Luang Pho Daeng bu hayalini gerçekleştiremeden güzel bir kadınla evlenir. Ve çocukları dünyaya gelir. Çocuklarının büyümesiyle birlikte keşiş olma tutkusunun ardında 50'li yaşlarında evinden ayrılarak kendini meditasyona ve budist metinlerine verir. Ve Vipassana meditasyonunda usta bir meditasyoncu olur. Wat Knuram tapınağında baş rahiplik görevine gelir. Baş rahipken öleceğini önceden görür. Bunun üzerine öğrencilerine kendini mumyalacağını bildirir. Ve öldükten sonra bedeninin tapınakta sergilenmesini ister. Kendini mumyalama Sokushinbutsu olarak bilinen yaşayan vücudun kendi kendine mumyalanması uygulamasıdır. Kendini mumyalama uygulaması 19. yy'a kadar Japonya'da uygulanan ve sonrasında yasaklanan bir uygulamadır. Yüzlerce keşiş sokushinbutsu uygulamasını uygulamasına rağmen içlerinde çok azı Luang Pho Daeng gibi bunu başarabilmiştir. Ölümünden sonra isteği yerine getirilir ve cam faunus içinde serilenmeye başlar. Yıllar geçmeye başlar ama rahibin vücudu ayrışmadan aynı şekilde kalır. Bunun üzerine Bioanthropology Research Institute araştırmacıları cesedi inceler. Araştırma sonucu verilerine göre beyin dahil tüm organların korunmuş halde olduğu ortaya çıkar. Rahibin mumyalanmış bedeninde tek çürüyen yeri gözleri olmuştur. Tapınağa ziyaret eden insanlar bu görüntüden ürkmesin diye mumyaya gözlük takılmıştır. Wat Sila Ngu olarak da anılan tapınak aslında terracotta renkli bir yapı olmasıyla dikkat çekicidir. Pişmiş topraktan yapılmış yapının hemen hemen her yeri heykellerle bezenmiştir. Tapınak içindeki duvarlarda Ramayana destanı hikayeleri betimlenmiştir. Maymun Kral Hanuman ile Ravana'nın savaşının betimlemelerini görmek için mutlaka tapınak içine ziyaret etmelisiniz. Chaweng gölü manzarasına hakim yüksek bir araziye inşa edilmiş altın pagodadır. Araç ya da motosikletle vardıktan sonra pagodaya ulaşmak için biraz merdiven tırmanmak gerekiyor. Budist tapınaklarının aksine pagodanın mimarisi değişiktir. Eğer hiç pagoda görmediyseniz eşsiz Koh Samui manzarası eşliğinde burayı ziyaret edebilirsiniz. Wat Samret illa görülmesi gereken tapınak değil ancak tapınağa girdiğinizde merdivenlerin altında bulunan mezarlık belki ilginizi çekebilir. Wat Khiri Wongkaram da görülmeye değer bir tapınak değildir. Yalnız tapınağa giden yol üzerindeki fil kapısı ilgi çekicidir. Daha değişik ve daha renkli tapınaklar görmek istiyorsanız Çin tapınakları olan Nathon Hainan Shrine ve Guan Yu Koh Samui Shrine'i öneriyoruz. Koh Samui'de iki farklı dönem bulunuyor. Bizi yağışlı dönem olarak adlandırılan muson dönemi. Diğer ise kuru sezondur. Ancak son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Koh Samui'de de iklim çok değişti. Adada göze çarpan iklim değişliğinin muhtemel nedeni iklim değişliği diyebiliriz. Bunun örneği kurak mevsimde günlerce süren yağışlar ya da yağmurlu sezonda masmavi gökyüzüne sahip havadır. Adanın kuru sezonu ocak ayından Mayıs ayına kadar olan süredir. Ekim ayından Kasım'a kadar ise yağışlı dönemdir. Ocak adanın en soğuk ayı, Nisan ise sıcak ayıdır. Adada kalmanızı önerdiğimiz yerin başında Chaweng kumsalı geliyor. İkinci önerimiz ise Fisherman's Village. Ama Fisherman's Village'ın daha pahalı olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Chaweng kumsalı boyunca ya da hemen arka yol üzerinde istediğiniz her bütçeye uygun otel bulabilirsiniz. Biz genellikle Chaweng kumsalında konaklamayı tercih ediyoruz. Bundan yıllar önce Lamai bölgesinde de kaldık. Ama Chaweng tadını vermedi açıkçası. Chaweng kumsalında son bir ayda konakladığımız oteller listenin ilk ikisinde. Listenin devamı ise tavsiye ettiğimiz gönül rahatlığıyla kalabileceğiniz otellerdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-samui-adasi-plajlar", "text": "Tayland'ın balayı adası olarak bilinin Koh Samui adası plajları ile seyahatiniz boyunca denize girebileceğiniz plajların listesini çıkardık. Yumuşak beyaz kumlu plajları ve turkuaz mavisi denizi ile tropik adanın tüm hazzına varacağınız Koh Samui adasında birbirinden güzel koylar, plajlar ziyaretçilerine çeşit çeşit aktivite imkanı sunmaktadır. Choeng Mon Kumsalı : Chaweng ve Fisherman's Village arasında bulunan ufacık ve rüzgarı fazla hissetmeyeceğiniz bir koydur. Bang Por Kumsalı : Adanın kuzeybatısında Nathon ve Maenam arasında bulunan 4 km uzunluğua sahip kumsaldır. Palmiye ağaçları sahile bir set örmüştür adeta. Çok fazla gelişmediğinden, mağaza ve cafeler olmadığından turist ziyareti oldukça az sayıdadır. Mae Nam Kumsalı : 2,5 km uzunluğunda ki koya sahip kumsalda yüzebileceğiniz gibi yelken sporuna karşı ilginiz varsa ada da yelken yapabileceğiniz en uygun plajdır. Bophut Kumsalı : Adanın en eski yerleşim yeri olan küçük balıkçı köyündeki sahil şeridi yalnız 2 km uzunluğundadır. Beyaz kum ile turkuaz renkli denizin buluştuğu kumsalda keyifli bir gün geçirip gün batımı ile sıcacık bir tatil gününüzü daha geride bırakabilirsiniz. Big Buddha/Bangrak Kumsalı : Chaweng kumsalına yalnız 15 dakika uzaklıkta huzur veren kumsalında palmiye agaçlarının altında tropik adanın tadına varabilirsiniz. Chaweng Kumsalı : Adanın doğusunda 7 km uzunluğunda ince kuma sahip bir kumsaldır. En kalabalık ve en gözde kumsal olmasıyla turistlerin ilgisini çeker. Kumsal boyunca resort ve otellerin yanı sıra cafeler ve su sporu merkezleri yer alır. Plajın arkasındaki yol ise adanın en işlek caddesidir. Cadde üzerinde bulunan cafeler, restaurantlar, barlar, mağazalar, masaj salonları ne ararsanız bulabileceğiniz cadde adaya apayrı bir renk katmış adeta. Coral Cove Koyu : Ufacık kumsalı olan sanki gizli minik bir koy gibi olan kumsalda yalnız bir kaç tane tesis bulunmaktadır. Deniz kabuklu kuma sahip olan plajda durgun ve berrak suya girmek kalabalık kumsallardan sonra oldukça keyifli bir gün geçirebilmek için ideal olacak. Lamai Kumsalı : Hin Ta Hin Yai olarak bilinen büyükanne ve büyükbaba kayalarının bulunduğu kumsal hindistan cevizi ağaçları ve muz bahçeleri ile çevrelenmiş çok güzel ve doğal bir kumsaldır. Daha sessiz ve sakin olması aynı zamanda lüks otelleri ile balayı çiftlerine uygun bir konumdur. Ancak kumsaldaki sessizlik gece hayatında geçerli değildir. Oldukça eğlenceli bir gece hayatı sunan kumsalda alışveriş yapabileceğiniz bir çok mağaza da hizmet vermektedir. Bang Kao Kumsalı : Adanın güneyinde 2 km uzunluğa sahiptir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-samui-turu-phuket-tur", "text": "TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. İstanbul Atatürk Havalimanı dış hatlarda buluşup Singapur Havayolları ile önce İstanbul Singapur uçuşunu gerçekleştirip 1 saat 30 dakika bekleme süresinden sonra Singapur Bangkok uçuşu yapıyoruz. Sabah çok erken saatte başkent Bangkok'a varışımızla ile birlikte Khao San Road'daki otelimize yerleşiyoruz. Valizleri bırakır bırakmaz Bangkok'un görülmeye değer noktalarından Grand Palace, Yatan Buda, Emerald Buda ziyaretlerimizi gerçekleştiriyoruz. Gezimizi tamamladıktan sonra otele gidip kısa bir dinlenme ve akşam yemeği için vakit veriyoruz. Sonrasında Chatuchak gece pazarı için lobide buluşup hep birlikte alışverişe gidiyoruz. Sabah erken kalkıp kahvaltımızı yapıyoruz. Ardından Damnoen Saduak Floating Market için transferimiz sağlanıyor. Özel araçlarımızla yüzen çarşıya doğru yola koyuluyoruz. Tur sonrası herkese serbest zaman bırakıyoruz. Dileyenler Khao San Road'da gezip günün yorgunluğunu atabilir. Dileyenler ise alışverişe doymadıysa kendini MBK veya Chatuchak pazarına atabilir. Sabah yine erkenden kalkıp havalimanına transferimizi gerçekleştiriyoruz. Bangkok'tan 55 dakika uçuş mesafesinde olan Tayland'ın en güzel adası Koh Samui'ye gidiyoruz. 2 gün boyunca dolu dolu Bangkok günlerinin yorgunluğunu atmanız için denize sıfır otelimizde sizleri serbest bırakıyoruz. Tüm gün serbest olmakla birlikte dileyenler bizim eşliğimizde motosiklet kiralayıp adayı gezebilirler. Sabah yine erken kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra limana transferimiz sağlanacak. Koh Samui adasının olmazsa olmazı Nang Yuan adası turuna katılıyoruz. Sabah yine erken kalkıyoruz demiyoruz 🙂 Bu sefer bizi topa koymayın diye... İstediğiniz saatte kalkıp rahat rahat kahvaltınızı edebilirsiniz. Bugün serbest zaman veriyoruz. Kumsalın, otelin ve adanın tadını çıkarabilirsiniz. Sabah kahvaltımız sonrası havalimanına transferimiz gerçekleşiyor. Direk uçuşla Koh Samui'den Phuket'e gidiyoruz. Otelimiz Phuket'in en meşhur bölgesi Patong'da yer alıyor. Check-in işlemleri sonrası herkese serbest zaman veriyoruz. Dileyenler otelin havuzunda ya da Patong çevresini gezebilir dileyenler ise Patong kumsalında denizin tadını çıkabilir. Kahvaltı sonrası limana transferimiz gerçekleşecek ve Phi Phi adasına doğru yola koyulacağız. Her ne kadar Phi Phi adası denilince yalnız bir tek ada olduğunu düşünsekte aslında Phi Phi adaları Tayland'ın güneyinde Krabi'ye bağlı 6 adadan oluşan bir takımada grubudur. Koh Phi Phi Don ve Koh Phi Phi Leh takımada grubunun en bilinenleridir. Koh Phi Phi Don büyük olan (28 km 8 km uzunluk, 3,5 km genişlik) ve yerleşimin olduğu adayken Koh Phi Phi Leh ufak olanı sadece günlük turların yapılmakta olduğu adadıdır. Takımadalar içinde Koh Phi Phi Don'dan sonra ikinci büyük ada ise 2000 yılında Leonarda DiCaprio'nun başrolünü oynadığı The Beach filminin çekilmiş olduğu Koh Phi Phi Leh adasıdır. Güneydoğu Asya'nın en çarpıcı adalarından olan Phi Phi adaları son yıllarda günlük ada turlarına katılanlardan ziyade gün geçtikçe kendine ziyaretçi çeker hale gelmiştir. Kahvaltı sonrası limana transferimiz gerçekleşecek ve Phang Nga adasına doğru yola koyulacağız. 2 gün boyunca sabahtan akşama kadar sizi yorduğumuz için bugün serbest zaman veriyoruz. Öğlen check-out işlemlerini yapıp akşam üzeri otelden ayrılıp havalimanına transferimiz gerçekleşiyor. Ve artık İstanbul için dönüş yoluna geçiyoruz. Pazartesi sabah 08:25'de İstanbul Atatürk Havalimanına varış. Ve artık bir sonraki turlarımızda görüşmek üzere ayrılıyoruz. Tüm uçuşlarımız mil kazandıran sınıf ile Singapur Havayolları ile gerçekleştirilecektir. 2 gece Bangkok Khao San Road, 3 gece Koh Samui Chaweng Beach, 8 gecelik konaklama boyunca tüm sabah kahvaltıları fiyata dahildir. -Yurt dışı çıkış harcı (15 TL) -75 USD rehberlik ücreti Havalimanında rehbere ödenir. -KREDİ KARTINA PEŞİN FİYATINA 5 TAKSİT UYGULANABİLİYOR... Tayland turumuz için vize almanıza gerek yoktur. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. -Turlarımız tarafımızca bizzat daha önceden gidilmiş rotalara ve beğendiğimiz yerlere gerçekleşmektedir. -Tur programı Türkiye'de yapılan eşi benzeri olmayan bir rotadır. -Tur kapsamında gerçekleşecek olan günlük turlar için EKSTRA ÜCRET ALINMAYACAKTIR. Verilen fiyat tüm turlar dahil fiyatımızdır. -Lüften kayıt olmadan önce diğer tur firmalarının rotalarına ve ekstra ücret çizelgesine bakıp kıyaslamayı yapın ki yazmış olduğumuz ücretin pahalı olmadığını görmüş olun. -Tur boyunca dil bilmiyorum serbest günlerde ne yaparım derdine son. Biz her zaman yanınızdayız. Size serbest zaman verdik diye sizden ayrı olacağınız anlamına gelmiyor. Serbestken bile hep beraberiz 😉 -Tayland'a kadar gitmişim gece hayatını görmeden dönmem diyorsanız merak etmeyin siz isteyin biz eğlenmeye beraber de gideriz 🙂"} {"url": "https://www.gezgincift.com/koh-tao-adas", "text": "Tayland gezi planına kesinlikle dahil edilmesi gereken Koh Tao adası Tayland'ın en gözde adalarından bir tanesidir. Koh Tao adasında gezilecek yerler, Koh Tao adasına nasıl gidilir, Koh Tao nerede, Koh Tao adasında konaklama, Koh Tao adasında ne yenir, Koh Tao adası kumsalları ve akla gelebilecek tüm soruların yanıtı Tayland Koh Tao makalemiz sayesinde alacaksınız. 21 km 'den biraz daha büyük olan ada Suratthani ve Chumphon arasında bulunan kıyı şeridinin 70 km doğusunda yer almaktadır. Kaplumbağa anlamına gelen Koh Tao ismini bir zamanlar bölgenin su kaplumbağalarına ev sahipliği yapmasından almıştır. Ancak günümüzde kaplumbağalar üremek için başka bölgelere göçmüşlerdir. Adada yerleşimin başlamadığı zamanlar adaya tek ziyaret edenler fırtınanın olduğu zamanlar adaya sığınmak ve yorucu deniz yolculuğuna kısa bir süre ara vermek isteyen balıkçılar oluyormuş. Kral Chulalongkorn 18. Haziran.1899 yılında Koh Tao adasını ziyaret etmiş ve Sairee kumsalından bir sonraki Jor Por Ror koyundaki büyük kayaya buraya geldiğinin ispatı açısından işaretini bırakmıştır. Bugün bile bu kaya önünde ibadet edip saygı amaçlı ikramlar sunan insanlar vardır. 1933 yılından sonra ise ada siyasal hükümlülerin hapsedildiği yer olmuştur. Yani cennet içinde cehennem kurulmuş adeta. 1947 yılında başbakan olan Khun A-Paiwang tüm hükümlüleri savunmuş ve af çıkarmıştır. Tüm tutuklular adadan çıkarılıp, Suratthani'ye götürülmüş ardından Koh Tao tekrar kaplumbağalara kalmıştır. Ama uzun sürmemiştir..... Aynı yıl Khun Ueam ve ikizi Khun Oh ailelerini geride bırakarak geleneksel botları ile komşu ada Koh Phangan'dan buraya oldukça tehlikeli yolculuk yaparak varmışlardır. Vardıklarında Koh Tao hala kraliyet himayesi altında olmasına ramen buraya yerleşmişler ve bereketli topraklarında ekip biçmeye başlamışlardır. Yine aynı yüzyıl ada gezginler tarafından keşfedilip sırtçantalıların uğrak yeri olmuş ve hızlıca gelişerek popüler bir ada haline gelmiştir. Doğal güzellikleri, sualtı çeşitliliği ve mercan kayalıkları ile ada Tayland'ın en iyi dalış noktalarından biri olmuştur. Koh Tao adasında bir tane anayol bulunuyor. Yol Sairee Beach'in kuzeyinden başlayıp adanın en güneyindeki Chalok Baan Kao'ya kadar devam etmektedir. Adanın yolu dar ve oldukça bozuktur. Anayolu kullanarak adanın baısı ve güneyindeki tüm kumsallara kısa bir asfalt yolculuğu sonrası topraklo, kumlu ve bol çukurlu biraz zorlayıcı ve bir o kadar tehlikeli yoldan ulaşabilirsiniz. Koh Tao adasının tüm kumsallarını, koylarını karadan dolaşmaya niyetli iseniz günlüğü 450 Baht'a ATV kiralamanızı öenririz. Ada da bir diğer ulaşım yolu ise bot taksilerdir. Adanın her yerine bu botlar ile deniz üzerinden daha rahat fakat daha pahalıya ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Bot Taksi fiyatları 400 Baht 2.000 Baht arası mesafeye göre değişmektedir. Tırmanış ve yürüyüş server iseniz Koh Tao adası tam size göre. Sinek koruyucu, ayakkabı, su, güneş koruyucunuz ve şapkanızla doğa içinde yürüyüş yapıp mükemmel manzaraya sahip tepelere ulaşabilir, ıssız koylarda dinginlin tadını çıkarabilirsiniz. Sairee Beach : Koh Tao adasının en popüler kumsalı olan Sairee 1.7 km uzunluğunda çok geniş kıyı şeridi olmayan bir kumsaldır. Mae Haad'dan sadece 10 dk yürüyüş mesafesi uzaklığında olan kumsal dalış merkezlerine, restaurantlara, mağazalara, kumsal üzerindeki barlara, tur acentalarına ve bungalaow otellere ev sahipliği yapmaktadır. Balıkçılık müzesi, Rama V'in anıt kayası, Mae Haad polis merkezi, tapınak ve okul bu bölgede yer almaktadır. Mae Haad : Tüm teknelerin varış noktasıdır. Adanın merkezi olan Mae Haad'da ATM, banka, tur acentaları, supermarket, restaurant ve bütçenize uygun oteller bulunmaktadır. Chalok Baan Kao : Koh Tao adasının güney kıyısında yer alan adanın 3. büyük kumsalıdır. Sairee kadar olmasa da bu kumsal da kalabalıktır. Kumsalın en güneyinde bulunan Freedom Beach Koh Tao adasının en huzurlu, en sessiz, en güzel kumsalıdır. Tabi bize göre!!! Taa Toh otelinin bungalowları önündeki yolu takip ederek deniz üzerine yapılmış beton iskeleyi kullanıp 2 dakika yürüyerek ulaşabilirsiniz. Kumsalın köşesindeki barakaya benzer bar'dan yeme-içme gibi ihtiyacınızı da gidermeniz mümkündür. Dışarıdan içecek ve yiyecek getirilmesi yasaktır tabelası olmasına rağmen herkes yiyeceğini ve içeceğini yanında getiriyor. Sıkıntı yaşanmıyor. Bilginize! Tanote Bay / Tanote Koyu : En iyi şekilde korunmuş koylardan biridir. Koyda sadece 5 yıldızlı bir otel ve otel bünyesinde dalış merkezi, su sporları merkezi bulunmaktadır. Snorkel için ideal koylardan bir tanesidir. Jansom Bay / Jansom Koyu : Özel bir koy olan Jansom'da bir adet Resort yer alıyor. Koyda su çekildiği saatler snorkel yapmak için en uygun zamandır. Sai Nuan koyundan bağlantısı olan Jansom'a aynı zamanda iskeleden yürüyerek 10 dakikada ulaşılabiliniyor. Tavsiye edeceğimiz koylardan biridir. Lang Khaai Bay : Ufak kaya parçaları içinden denize giriliyor olmasına rağmen snorkel için çok uygun bir yer. Tanote koyundan ulaşabileceğiniz gibi karayolu ile ulaşımı zor olan koy'a bot taksiler ile daha rahat ulaşabilirsiniz. Mango Bay / Mango Koyu : Adanın kuzeyindeki tek koydur. Koya motosiklet ve taksi ile zorlu yollar aşılarak bu da yetmeyip onlarca basamak merdiven inilerek ulaşılıyor. Bu meşakatli yolu seçmek istemeyenlerin bot taksi ile gelmesini öneriyoruz. Koyda 2 tane Resort bulunuyor. Bir tanesinin ufak bir kumsalı varken diğerinde kumsal yerine beton iskele vardır ve denize buradan girilmektedir. Bot taksilerin mango koyuna gidiş-dönüş ulaşım ücreti 2.000 Baht'tır. Mango Bay Grand Resort bu koyda yer alıyor. Koy özelleştirildiği için girişte kişi başı 200 Baht ücret alınıyor. Bu bilet ile içeride 200 Baht'a kadar yeme-içme ve iskele kullanımı ücretsiz. Ama şezlong kullanmak istiyorsanız bunun için havlu dahil kişi başı 100 TBH daha ödemeniz gerekiyor. Sai Daeng Beach : Kiraladığını motosiklet ile rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Sessiz sakin ve biraz çakıllı kumsalı vardır. Yüzmek için tavsiye etmiyoruz. Kumsalın tam karşısındaki Shark Island Koh Tao adasının en iyi dalış noktalarından biridir! Gluay Thaen Koyu : Mango ve Laem Thian koyları arasındaki Gluay Thaen Light House koyu olarak bilinir. Koyda hiç tesis bulunmamaktadır. Koh Tao adasının en popüler dalış ve snorkel noktalarından bir tanesidir. Laem Thian : Tanote ve Hin Wang koyları arasına sıkışmış özel bir burna sahip olan ufak ama çok güzel bir koydur. Yolu bozuk olduğu için ulaşımı hayli zordur. Günlük tekne turuna katılacaksanız bu koya da uğrandığı için burada doya doya snorkel yapıp yüzebilirsiniz. Ao Leuk : Tanote koyu yolu üzerinde kristal berraklıkta suyu olan ufak bir kumsaldır. Hin Wang Koyu : Adanın kuzeybatı kıyısında snorkel yapıp doğal havuz içinde resif kayalarını gözlemleyebileceğiniz bir koydır. Koyun manzara noktasına motor ile gelip buraya park etmeli ve 5 dakikalık dik yokuşu yürüyerek inmelisiniz. June Juea Beach : Adanın güneybatısında çok ufak kumsaldır. Kumsalda 3 küçük bungalaow otel ve 1 tane de tepede lüks resort yer almaktadır. Sai Nuan Beach : Jansom koyundan hemen sonra yer alan kumsala ister yürüyerek isterseniz de longtail botlar ile gelebilirsiniz. Kumsal boyunca bungalowlar bulunuyor. Konaklama ve yüzülebilir deniz olarak tavsiye edeceğimiz kumsallardan bir tanesidir. Thian Og Koyu / Shark Bay : Chalok Baan Kao kumsalından bir sonraki koydur. Uzunca kumsalı olan koyda bir kaç resort yer alıyor. Koyu tepeden izlemek için Taa Toh Seaview Restaurant'ın geniş terasında oturup 60 Baht'a fresh coconut eşliğinde manzaranın keyfini çıkarmanızı tavsiye ederiz. Nangyuan : Adanın batı kıyısında kumsal olmamasına rağmen Nangyuan manzara noktası ile ünlüdür. Yine bu manzara noktasında bir tesis olduğundan kayaların üzerine yaptıkları ahşap merdivenler ile denize çok rahat girilebilmektedir. Nangyuan olarak bilinen ada Koh Samui'den günübirlik Koh Tao adası turu olarak gidilen yerdir. Giriş ücreti 100 Baht olan adaya ister Koh Samui'den isterseniz Koh Taı adasından günübirlik turlar ile gidebileceğiniz gibi Koh Tao adasından kişi başı gidiş-dönüş 750 Baht karşılığında bok taksi kiralayabilirsiniz. İnternette edineceğiniz bilgilere fazla kulak asmamanızı öneriyoruz. Mükemmel, dekoratif şık restaurantlar, leziz yemekler vs. bu tarz bir yere biz rastlayamadık. Sizin de rastlayacağınızı pek sanmıyoruz. Evet her türlü dünya mutfağını bulabilirisniz fakat manzarası olmayan, sokak arasındaki ya da yol kenarındaki restaurantlarda oldukça pahalı ücretler ödemek zorundasınız. Hemen hemen her restaurantıın menüsündeki en düşük yiyecek 200 Baht'tan başlamaktadır. Sairee Beach'te kumsal boyu ışıklandırılmış barlarda dalgaların sesi eşliğinde kokteylinizi yudumlayabilirsiniz. Restaurantta yemek yemeği tercih etmek yerine yerlilerin bir iki masadan oluşan ufak dükkanlarında fiyatları 70 Baht'tan başlayan Thai yemekleri yemek bütçenizi zorlamayacaktır. Meyve sebze bakımından çok fakir olan adada yalnızca bir tane büyük manav bunun dışında ufak ufak manavlar ve meyve tezgahları bulunuyor. Çoğu meyve ve sebze ne yazık ki kalitesiz ya da çürümeye yüz tutmuş haldeydi. Çok iyi olmasa da bazı ufak manavlar da idare eder cinsten meyve bulabilme imkanınız vardır. Yılda 100.000'den fazla ziyaretçiyi misafir eden Koh Tao adası her ne kadar dalış cenneti olarak biliniyor olsa da adada dalış dışında yapılacak bir çok aktivite vardır. Dalış yapmayacaksanız ya da dalışı sevmiyorsanız Koh Tao adasının koylarında güneşlenilir, balıklarla yüzebilir, su kayağı, kayaking, rüzgar sörfü, yelken ya da Thai boksu dersi alabilirsiniz. Bu seçenekler size az geldiyse ada etrafını keşfetmek için adanın dağlarına tırmanıp enteresan güzel manzaralar görebilir, kaya tırmanışı yapabilirsiniz. Gece hayatı yok diyebileceğimiz ada dalgıçlara, çiftlere oldukça uygundur. Çocukla beraber Koh Tao adasına gelecek ailelerin kesinlikle ada içini motosiklet ile keşfedemeyeceğiniz bilmeleri gerekiyor. Sai Nuan ve Sairee Beach haricinde adadaki diğer tüm kumsallara ulaşım dik merdivenler ya da yukuşlar ile sağlanıyor. Dolayısıyla çocuklu ailelerin Sai Nuan ve Sairee'de konaklamasını tavsiye ediyoruz. Koh Tao adasına gidecek veya gitmeyi planlayanlara önereceğimiz konaklama süresi minimum 3 gündür. Koh Tao adasında denize girmeye müsait en iyi kumsallar ise Freedom, Sai Nuan ve Ao Leuk'tur. Adaya ulaşım bir bakıma kolay bir bakıma zordur. Aslında kolaylık ve zorluk adaya nereden geleceğiniz ve bütçeniz ile alakalı bir husustur. En kolay ulaşım yolu Koh Samui adasından tekne ile gelmektir. Seçeceğiniz firmaya göre yolculuk saati farklılık göstermektedir. Lomprayah ile 2 saat, Seatran ile 2 saat, Songserm ile 2 saat 45 dakika. Koh Tao adasına biletlerinizi 12Go. Asia sayfasından güvenli bir şekilde alabilirsiniz. Koh Phangan'dan gelecekler yine bu 3 firmadan birini kullanabilir. Lomprayah ile 1:15 dk, Seatran ile 1:30 dk, Songserm ile 2 saat sürüyor. En zor ulaşım yolu : Bangkok'tan Khao San Rd'dan alacağınız kombine bilet ile 12 ila 16 saat arasında Koh Tao adasına varabilirsiniz. En hızlı ulaşımı sağlayan firma Lomprayah'tır. Ücreti 1.100 Baht. En yavaş fakat en bütçeli olanı ise Songserm ve ücreti 850 baht'tır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kokmayan-olule", "text": "İddia ediyoruz böyle ilginç mezarlık görmediniz. Hatta biz de ilk defa görüyoruz. Yok artık dedirten bir durumla karşı karşıyayız. Biz de ölü = mezar anlamına gelir. Ölen kişi fazla bekletilmeden gömülür diye biliriz. Neymiş karnı patlarmış, cesed kokarmış ve daha bilmediğimiz daha pek çok şey..... Bali adasında gezilecek yerler listemizin en başına Kuburan Terunyan Köyünü koyduk. Hatta bu köy için Bali adasının top listedeki bir kaç yeri bile çıkarmayı göze almıştık. Çünkü hayatımızda ilk defa çok farklı, inandığımız-uyguladığımız geleneğin tam aksini yerine getiren bir halk ile tanışacaktık. Bali adasının kuzeyinde Batur dağının eteklerinde Bali'nin orjinal halkının yaşadığı ve Bali'nin en eski köydür. Köyün tarihinin 1000 yıllık olduğu söyleniyor. Mayahpatih halkı buraya Java bölgesinden gelmiş. Trunyan halkı günümüze kadar eski kültür ve geleneklerini korumayı başarmıştır. Trunyanlara sıklıkla Bali Aga denilmektedir. Bali Aga Hinduizm öncesinde animist dini koruyan halka deniyor. Köy içerisinde elle sayılacak kadar ev bulunuyor. Ve köyün tam ortasında olmazsa olmaz Hindu Pura Pancering Jagat tapınağı. Tapınak içerisindeki yazıtlardan anlaşıldığı üzere tapınak tarihinin M. S 10. yy'a dayandığı söyleniyor. Şimdi efendim bu Terunyan köyü aslında Hindu köyüdür. Gelenekleri ve yaşamlarına bakınca her şey Hindu inancıyla örtüşmektedir. Ancak ne var ki tek farkları bunlar ölülerini ne yakıyor ne gömüyor. Ne mi yapıyorlar?? Öyleee ortalıkta bırakıyorlar 🙂 Şaka falan değil çok ciddiyiz. Terunyan köyüne ait bir mezarlık bulunuyor. Ulaşımın sadece kayıklarla sağlandığı, mezarlıktan başka hiçbir şeyin olmadığı dağın yamacında yeşillik bir alan. Çakalların arasından yakamızı sıyırıp ciddi bir pazarlık sürecinden sonra nihayet kayığa binme vaktimiz gelmişti. Başta sanıyorduk ki 5-10 dakikaya mezarlığa ulaşırız. Ama nerdeeeee kayığın önünde bir kişi arkasında öbürü ellerinde tek kürekle iş bölümü halindeler. Alla allah zaten merakımızdan çatlıyoruz. Yol bitmek bilmedi. Sanıyoruz ki yaklaşık yarım saat sonra mezarlığa varabildik. Olay burada ölü görmek, aaa du bakayım şuna ölü nasıl oluyor değil elbet. Kendimizi bildik bileli alışık olduğumuz ölü gömme ritüelinin aksine apayrı bir gelenekle tanışacağız diye meraklıyız. Aynı hissi Hindistan'ın Varanasi şehrine varmadan önce de yaşamıştık. Ölümün gerçekleştiği ansan sonra ölü vücudunun hazırlanışı, her bir insanın farklı görevler üstlenmesi, yakılma işleminin hangi aşamalar geçtiği ve en son bedenin kül olana kadar yakılışını izlemek bizim için inanılmaz bir deneyim olmuştu. Terunyan halkının ölülerini gömmeyip mezarlık alanı içerisinde 5-6 adet bambudan yapılmış kafeslere konulması da inanın çok farklı bir deneyim. Adamlar çocuklar dışında köy halkından biri öldüğünde ölüyü yağmur suyuyla yıkayıp, kişisel eşyalarını giydirdikten sonra kayıkla ölüyü bu mezarlığa getirip, kafesler içine yatırıyorlar. Ölü yakınları tarafından düzenli aralıklarla ziyaret ediliyor ve ölen için ayakucuna sigara ve para konuluyor. Ölü mezarlığa taşınırken kadınlar bu ritüel esnasında kabul edilmiyor. Eğer kadınlar katılırsa köyün başına büyük felaketler geleceğine inanılıyor. Asıl merak edilen sorunun cevabına gelelim. Mezarlığa girer girmez tam ortada Taru Menyan isimli ağaç bulunuyor. Taru \"ağaç\" Menyan ise \"güzel koku\" anlamına geliyor. Kilit nokta bu ağaçta! Ziyaretimizden önce bu ağacın cesed kokularını aldığını okumuştuk. Hurafedir canımmm, olur mu öyle şey demiştik. Meğer oluyormuş 🙂 Sanırsınız bulunduğunuz yerde hiç ölü yok. Tabi bizim görmek istediğimiz asıl yeni ölmüş bir bedendi. Hem kokup kokmadığını anlamak, hem de gömülmeyen bir cesedin ne halde olduğuna şahit olmak için. Şanslıymışız ki henüz bir hafta önce ölmüş bir cesede denk geldik. İlk bakışta tam öndeki kafeslerden görememiştik ama dalların ve ağaçların arasından biraz tırmanınca kendisine ulaştık. Şöyle söyleyeyim bir kafesin içine girmediğim kaldı. O derede yaklaştım yanii cesetten hiç mi hiç koku gelmiyordu. Ubud merkezinden 42 km kuzeyindeki Terunyan köyü Batur gölünün en köşesindedir. Genelde çok turist çekmeyen yere insanlar taksilerle gelmekte. Fakat biz Ubud ve çevresini canımız nasıl isterse öyle gezmek istediğimiz için kiraladığımız motorumuzla gelmeyi tercih ettik. Yolu nasıl bulurum derdine son vermek için ister offline kullanabileceğiniz Maps Me ugyulamasını indirin ister Google Map'den bulunduğunuz yerin haritasını. Varış yerini Terungan yazınca uygulama şaşmadan sizi varış noktasına ulaştırıyor. Lake Batur'a varmadan önce ana caddenin solundan yokuş aşağı yol başlıyor. Yol başında yerel insanlar size nereye gideceğinizi soruyor. Biz de yol tarifini garantileyelim diye Terunyan deyince adamlar (2 kişi) üşenmeden peşimizden kilometrelerce yol yaptı. Sonra köyden kiraladığımız kayık ücretini bir güzel kardeş payı yaptılar. Biz iki kişi için sıkı pazarlıkla 250.000 Rupi'ye anlaştık. Siz siz olun sakın kimseye yol sormayın! Zaten yokuşu indikten sonra sürekli yolun solunu takip edince Terunyan köyüne varılıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/koln-gezi-seyahat-rehber", "text": "M. Ö 50. y. y'da Roma İmparatoru Claudius tarafından Ren nehri kenarına kurulan şehir ilerleyen yıllarda Neonazi şehri olmuştur. Naziler sayesinde şehirde endüstiyel gelişim oldukça artmıştır. Naziler döneminde binlerce Alman Köln'de katedilerek öldürülmüştür. Ardından II. Dünya Savaşının sonlarına doğru Amerikan ve İngiliz hava kuvvetlerince şehir ciddi biçimde bombalanmıştır. Bombalamanın ardından şehirdeki nüfus azaldığı gibi şehrin % 90'ı yerle bir edilmiştir. Savaşın ardından tekrar inşa edilen şehirde çarpık yapılaşma ne yazık ki apaçık ortadadır. Hohenzollern köprüsü de dahil taş taş üstüne kalmayan şehirde ne hikmetse Kolner Dom ve çevresindeki bazı yapılar dim dik ayakta kalmıştır. Muhtemelen bu heybetli yapıya zarar vermek istemediler. Şehrin tarihi Roma İmpartorluğuna kadar uzanmasına rağmen şehirde Roma döneminden kalma esere rastlamak neredeyse imkansızdır. Şimdi gelelim Almanya'nın 4. büyük şehrinde gezilecek görülecek yerleri listelemeye. Kilitler zamanla köprüde ciddi ağırlık yapınca kilitleri kaldırma teşebbüsünde bulunulmuş ancak halkın büyük tepkisi sayesinde halen kilit takma adeti devam ediyor. Köprünün yakınlarında kilit bulmak hayli zor olduğu için gelirken yanınızda getirmenizde fayda var. Köprüden karşıya geçince hemen köprünün bitiminde bulunan Triangle Tower'ın terasına çıkıp 360 derecelik açı ile katedral ve köprünün eşsiz manzarasını fotoğraflayabilirsiniz. Hristiyanlığın katolik mezhebi için yapılan gotik mimariye sahip katedral iç karartıcı görünüme sahip olsa da ihtişamıyla görenleri büyülemeye yetiyor. Kölner Dom Köln Katedrali'nin yapımına 1248 yılında başlanıp 1880 yılında ancak tamamlanmıştır. Almanya'nın 2. büyük kilisesidir. Katedralin dış cephesindeki el işçiliği ve oluklarda biriken suların dışarı atılabilmesi için tasarlanmış olan gargoylelerin yanı sıra içerideki vitraylar ve dehlizlerde görülmeye değerdir. Vitrayların hemen hemen çoğunda Hz. İsa'nın hayatı tasvir edilmiştir.157 metre yüksekliğe sahip yapıya çıkmak için 533 merdiveni sabırla ve yorularak tırmanmak da gerekiyor. Giriş için 3 euro ödedik ve katedralin daracık merdivenlerinde döne döne yüzlerce merdiveni nefes nefes tırmandık. Katedralin tepesi tel ile örülmüş olduğundan manzara resmi çekme düşüncesi olanlar boş yere onca merdiveni çıkıp da kendine eziyet etmesin! Katedralin önündeki Haç çiçeği ve Roma döneminden kalma taşı da gitmişken görmelisiniz. Her yıl 11. ayın 11. günü saat 11:11'de başlayıp günlerce süren oldukça renkli ve eğlenceli bir festivaldir. Köln'de toplam 36 müze ve onlarca galeri vardır. Müzelerin başlıcaları; Ludwig, Fragrance, Roma-Germen, Wallraf-Richartz ve Imhoff Stollwreck Çikolata müzesidir. Köln hayvanat bahçesinin hemen arkasındaki park içinde doğaya ve onlarca çeşit ağaç ile çiçekler arasında huzurlu anlar geçirebileceğiniz mükemmel bir yer. Köln'de oldukça fazla kilise vardır. Fakat bunların bazıları kullanılmamaktadır. Başlıca görmeniz gereken kiliseler St. Gereon, St. Ursula, St. Aposteln, St. Kunibert, St. Martin'dir. - Eigelstein Kapısı:13. yy'da inşa edilmiştir. - Pegel Köln:1810 yılında inşa edilen yapı Ren nehrinin su seviyesini ölçmektedir. - Oper Köln Müzik Evi:Kolner Dom'un hemen yanında Ren nehri kenarındadır. - Alter Markt Eski Meydan :Köln şehrinin en eski meydanıdır. Meydanın tam ortasındaki Jan Von Werth çeşmesi görülmeye değerdir. Heykel 30 yıl Savaşlarındaki başarısından dolayı Jan von Wert'i onurlandırmak adına 1884 yılında meydana dikilmiştir. Heykel Alman heykeltıraş Wilhem Albermann tarafından yapılmıştır. - Hohe Caddesi>:Köln şehrinin en meşhur alışveriş caddesidir. - Zülpicher Strasse:Bir çok barın olduğu bölgedir. - Ren Nehri Tekne Turu:9.50 euro'ya 65 dakikalık tekne turuna katılarak şehri Ren nehri üzerinden izleme şansını yakalayabilirsiniz. - Phantasialand :Köln'den 26 km uzaklıktaki Tema parkında eğlenceli bir gün geçirebilir dilerseniz park içindeki otelde dahi konaklayabilirsiniz. Giriş Ücreti : 4-11 yaş arası için 22 euro, yetişkin ücreti 45 euro'dur. - El-De Haus Nasyanol Dokuümantasyon Merkezi: Müze ve araştırma merkezi olan binada şehrin siyasi geçmişini öğrenebilirsiniz. 1934 ila 1945 yılları arasında işkence merkezi olan bina hücrede yaşamış olan tutuklular tarafından yazılan duvar yazılarını, sorguların ve hatta işkencelerin yapıldığı hücreleri, Nazi dönemini anlatan sergiyi gezebilirsiniz. El-De Haus 1979 yılında müze haline getirilmiştir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/komodo-adasi-gezilecek-yerle", "text": "Komodo Adası turu uzun zamandır gitmek istediğimiz yerlerden biriydi. Bali'ye çok yakın olması bir avantaj olmasına rağmen yolumuzu düşürüp bir türlü gitme fırsatımız olmamıştı. Özellikle doğal ortamlarında Komodo Ejderlerini görmek en başlıca gitmek isteme sebebimizdi. Sebebimiz sadece Komodo ejderlerini görmekle kalmıyor. Ayrıca vatozlarla yüzmek, pembe kumlu plajlara ayak basmak, gündoğumunda Padar Adasına tırmanmak, deniz kaplumbağaları ile ve resiflerde snorkel yapmak da diğer cazip seçeneklerdi. Endonezya'nın Doğu Nusa Tenggara bölgesinde yer alıyor. Bu bölge Flores Adaları olarak da bilinir. Komodo Adası, Flores kıyısının açıklarında bulunan Komodo Ulusal Parkının bir parçası olup ada topluluklarından oluşmaktadır. Komodo Milli Parkının 3 tane ana adası vardır. Bunlar; Komodo, Padar ve Rinca'dır. Komodo, Bali'ye yalnızca 1 saat uçuş mesafesinde olduğundan ulaşımı çok kolaydır. Bali'den Labuan Bajo'ya uçmanız gerekiyor. Komodo Adası turlarının başlangıç noktası bu küçük yerleşim yeridir. Komodo Adasına Nasıl Gidilir yazımızı okuyarak daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. -Düşük Sezon: Aralık-Mart arasında düşük sezonda ne olursa olsun tekne yolculuğu ile Komodo adasına gitmeyin. Hatta uçakla Labuan Bajo'ya gelseniz dahi bu dönemde Labuan Bajo'dan bile tur satın almayın. Kısaca bol yağışlı olan bu dönemde Komodo adasına gitme gibi planlar yapmayın. -Yüksek Sezon: Komodo adasını ziyaret etmek için en iyi dönem kuru sezon olarak bilinen Nisan-Ekim ayları arasıdır. Yağışın en az yağdığı hatta hiç görülmediği aylar olduğu için en uygun zaman aralığıdır. Zaten düşük sezonda neredeyse bir çok firma Komodo adası turu düzenlememektedir. Konaklamalı turlar genelde 2 gece 3 günlük rotalar ile başlar. Dileyenler 1 gece 2 gün, 3 gece 4 gün ya da 4 gece 5 günlük ya da günübirlik olan Komodo turlarını da seçebilirler. Daha uzun ve kapsamlı gezmek isterseniz 10 gecelik paketler sunulan Flores ve Komodo adası turuna katılabilirsiniz. Bizim önermediğimiz iki seçenekten biri full gün Komodo turu ve 1 gece 2 günlük paket Komodo turudur. Her ikisinde de Komodo Adasını üstün körü olacağınızdan bir şey anlamamış olursunuz. Bunun için de gidiş-dönüş uçak parası artı Labuan Bajo'da bir gece konaklama vermeye değmez diye düşünüyoruz. Turumuzu 2023 Mayıs ayında gerçekleştirdik. Yalnız yaşadığımız ülkede değil, dünyanın bir çok ülkesinden çok az sayıda insan Komodo Adasını ziyaret ettiği için Komodo hakkında detaylı bilgi edinmesi zor oluyor. Sayfamızda yazılı olan tüm bilgiler günceldir! Paket turlara Milli Park giriş ücretleri dahil değildir. Güncel milli park giriş ücreti kişi başı 500.000 IDR'dir. Bunun haricinde ada girişleri, trekking, snorkel gibi etkinlikler tur paketine dahildir. Tur paketi aldığınız zaman paket kapsamında gezilecek yerler bellidir. -Siaba Körfezi -Kelor Adası -Kalong Adası -Padar Adası -Pink Beach -Komodo Milli Parkı -Kanawa Adası Labuan Bajo havalimanına varışımızla birlikte önceden paket turu satın almış olduğumuz tur firmasının yetkilisi ile buluşarak yaklaşık 5 dakikalık araba yolculuğundan sonra Labuan Bajo feribot limanına vardık. Zaten uçaktan inen hemen hemen herkesin geldiği yer burası oluyor. Kim hangi firmadan tur paketi satın almışsa gösterilen yerlerde gruplar halinde tekneye ulaşımın yapılacağı küçük tekneleri beklemeye koyuluyoruz. Sırayla herkes küçük teknelere yerleştiriliyor ve açıkta bekleyen asıl teknemize ulaşıyoruz. Katılımcıların haricinde asıl şansımız rehberimizin Bima isimli çocuk olmasıydı. Drone, gopro, dslr makinasına kadar tüm elektronik ekipmanların olmasının yanı sıra fotoğraf ve video çekmede işi bildiği için tüm çekimlerimizi Bima yaptı. Teknemizdeki kamaralarımıza yerleştikten sonra yolculuğumuz hemen başladı. Siaba körfezinden usul usul geçerken bir yandan yorgunluk kahvemizi yudumluyor bir yandan da etrafımızdaki manzaraya hayran hayran bakıyorduk. İlk durağımız Kelor Adasıydı. Tekne iskeleye yanaştıktan sonra sadece telefon ve kameralarımızı alıp tırmanmaya başladık. Tırmanış biraz zorluydu. Çünkü yol çakıllı patika ve dikti. Bu yüzden rahat ayakkabı giymekte fayda var. Yaklaşık 20 dakikalık tırmanmanın sonunda en tepe noktaya ulaştık. Hava şansımız bulutluydu. Buna rağmen suyun o mavi rengi capcanlı karşımızdaydı. En önemlisi Kelor manzara noktasının Flores adası ve Rinca adasının panoramik manzarasını sunuyor olması. Burada manzara doyduktan sonra yolu geri inip kumsalda denize girebilirsiniz. Ve sualtı biyolojik çeşitliliği fazla olduğundan ve suyun berrak olmasının verdiği avantaj sayesinde mutlaka burada snorkel yapmanızı öneriyoruz. Bir çoğumuzun hayatımızda unutamadığımız anları olmuştur. Kalong adası bizi hayrete düşüren, daha önce hiç deneyimlemediğimiz bir şeyi izlememize şahitlik etme fırsatı verdi. Günbatımında yanaştığımız adanın özelliği Kalong adasından Rinca adasına yemek için uçan binlerce yarasa şovu sunmasıydı. Bu arada rehberimiz Bima adaya yanaştıktan sonra günbatımının bitmesine yakın binlerce yarasanın üzerinden uçacağını söyledi. Duyunca hayal etmesi biraz zor oluyor. Dillere destan bir gün batımı izledikten sonra üzerine yarasaların Kalong'dan uçmaya başlaması tam bir görsel şovdu. Hayatımızın ender doğa olaylarından biriydi. Turumuzun ilk gecesini Padar Adasında demir atarak geçirdik. Çünkü ertesi sabah Padar Adası manzara noktasına tırmanmak için gün doğmadan tekneden ayrılmamız gerekiyordu. İkinci günün sabahında kahvaltı etmeden küçük teknelere binerek Padar Adasına yanaştık. Yüzlerce değil adeta binlerce insan vardı. Bu nedenle tırmanış da haliyle uzun sürüyor. Tırmanışta tek eksiğimiz kafa fenerimizin olmamayışıydı. Mecbur telefonların fenerleri ile idare etmek zorunda kaldık. Komodo Milli Parkında 3 tane volkanik ada vardır. Bunlardan bir tanesi de Padar Adasıdır. 30 dakikalık bol merdivenli tırmanışın sonunda enfes körfez manzarasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Zirveye çıkan yol bozuk değil. Çok güzel taş döşeliydi. Bu sayede biz tırmanışımızı terliklerimizle çok kolay gerçekleştirdik. Zor olan dağa tırmanış yolunun dik yokuş olmasıydı. Kondisyon isteyen bir tırmanış. Ama öyle ya da böyle bir şekilde çıkılıyor. Kelor adasında olduğu gibi burada da bulutlar peşimizi bırakmadı. İstediğimiz gündoğumuzu manzarasını yakalayamadık. Bunu belki de bir daha gelmemiz için bir işaret olarak görebiliriz. Padar Adası'nın nefes kesici tırmanışından sonra, aynı yolu takip ederek küçük teknemize geri dönüp asıl konakladığımız tekneye ulaştık. Tırmanış sırasında enerji harcadığımız için açlıkla karınlarımız guruldamaya başlamıştı bile. Tekneye vardığımızda bizi bekleyen kahvaltı masasıyla hepimiz aç karınlarımızı doyurup kendimize geldik. Kahvaltının ardından günün ikinci durağı olan Pink Beach'e doğru yola koyulduk. İlk kez pembe kumlu bir plaja, Endonezya'nın Lombok adasında gitmiştik, ancak bu sefer Komodo Milli Parkı içindeki Pink Beach bizi büyüledi. Sahil, adeta sonsuz bir güzellikteydi. Kilometrelerce uzanan kumsal, kristal berraklığındaki denizle buluşuyordu. Tekne sahile yaklaştığında eşyalarımızı bir işletmenin yanına koyduk ve güneşin, kumun ve denizin tadını çıkarmaya başladık. Kimimiz denize girdi ve renkli mercanlarla süslü deniz yaşamını keşfetmeye daldı, kimimiz de kumsalda uzanarak güneşin keyfini çıkardı. Biraz geç oldu. Ama beklenen ana geldik. Siz nasıl ki bu yazıyı Komodo adasındaki ejderler için okuyup bir an önce hakkında bilgi almak istiyorsanız biz de tur boyunca ne zaman ejderleri görmeye gideceğiz diye sabırsızlanıp durduk. Meğer turun en sonunda görülüyormuş. Komodo Adası toplam 33 hektar alana sahiptir. Ejderleri görebileceğimiz iki ana ada Komodo ve Rinca adasıdır. Burada toplam 1800 tane ejder yaşadığı bilgisi verildi. Komodo takımadaları olarak anılan diğer adalarla beraber sayıları neredeyse 5000 tane dendi. Bu sayıların gerçeği yansıttığından şüpheli olsam da bize verilen bilgileri sizlere de aktarmak istediğimiz için yazdık. Çünkü bir çok kaynakta sayılar değişiklenlik göstermektedir. Milli parka giriş yaptıktan sonra her grubun yanına ranger veriliyor. Ranger olmadan kesinlikle milli parkın içerisinde tek başına yürüyüş yapamıyorsunuz. Kısa bir briefing aldıktan sonra gidiş 1 km, dönüş 1 km olmak üzere 2 km'lik parkurumuza başladık. Yürüyüşümüz boyunca çüklü büyüklü her boydan ejder görebildik. Uzunlukları 3 metreye kadar ulaşmaktadır. Toplam ağırlıkları ise 140 kg'ı bulmaktadır. Bu özellikleri sayesinde dünya üzerindeki en büyük kertenkele türüdür. Ve yaşam alanı sadece Endonezya'dır. Ormanlık alan içerisinde yaşamaktadır. Komodo Milli Parkı 1980 yılında Unesco Dünya Mirası listesine girmiştir. Ve milli park tamamen koruma altındadır. Yavrular 2 yaşına kadar ağaçlarda yaşamlarını sürdürmektedirler. İki yaşından sonra karaya ayak basarak yaşamlarına devam ediyorlar. Ortalama yaşam süreli 80 ila 100 yıldır. Bu hayvanlar etoburdur. Domuz, manda, geyik gibi hayvanlarla beslenirler. Kendi vücut ağırlıklarının %80'ine kadar yiyebilme kapasitesine sahiptirler. Rahatlıkla yüzebilir. Dönemsel olarak milli parkın kumsalına inip burada denize giriyorlar. Zaten rahatça yüzebildikleri için Rinca adasında da doğal yaşam alanları vardır. Saatte ise 20km hızla koşabilme becerileri ve keskin görüş kabiliyetleri vardır. Evet, zehirlidir. Komodo avını ısırdıktan sonra beklemeye başlar. Bu ısırık sayesinde zehirli bakterilerle dolu tükürüğü avının kan kaybını hızlandırır ve yavaşça ölmesine sağlar. Bu süre 24 saati bulabilmektedir. Komodo adasındaki ejderler turist ziyaretleri alışık oldukları için fazlasıyla uysallardır. Ama Rinca adasındakilerin buradakilerle ilgisi yoktur. Aksine oldukça saldırgan birer canavarlardır. Yılda bir kez çiftleşirler. Dişi olan erkek ejderin onu bulabilmesi için etrafa koku yayar. Bu sayede erkek dişiyi bulur ve çiftleşme gerçekleşir. Çiftleşmenin ardından dişiler yumurtalarını toprağa gömer. 8 aylık sürede yavrular yumurtadan çıkana kadar yumurtalar toprak altında kalırlar. 3. gün olan son günümüzde sabah yine kahvaltı öncesi kalkıp resiflerde snorkel yapmak için yola koyulduk. Resifler, mercanlar Kanawa adasını çepeçevre sarmış durumda. Sualtı güzelliğini anlatmaya burada kelimelerimiz yetmez elbet. Yine de fotoğraflarla da olsa bir nebze göstermeye çalışacağız. Bir kaç saatlik snorkel turundan sonra teknemize kahvaltı ve valizlerimizi hazırlamak için geri döndük. Ve bugünün ilk ve son etkinliğinden sonra artık Labuan Bajo için dönüş yolculuğumuza başladık. Konaklamalı turlar için birden fazla tercihiniz bulunuyor. Bunlar; yavaş tekneler, sürat teknesi ve liveboard tekneler. Yavaş olan tekneler zaman kaybı yaratacağı için bunları tercih etmenizi önermiyoruz. Sürat tekneleri de sadece günlük tur hizmeti verdiğinden zaten konaklamalı seçenekte bunu kullanmanız mümkün değil. Geriye kamarası olan liveboard tekne kalıyor. Komodo turu yapmak için en uygun tekne liveboard teknelerdir. Kamarasında yatağı, banyosu ve sıcak suyu bulunan oldukça konforlu teknedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/krabi-adas", "text": "Tayland turu yapanların nedense bir çoğu Krabi'yi es geçmektedir. Halbuki Krabi'de gezilecek yerler o kadar fazladır ki. Ormanlarıyla, kireçtaşı kayalarıyla, büyüleyici manzaları ve kumsallarıyla sizi kendine davet etmektedir. Tayland'ın güneybatı kıyısında yer alan Krabi için tam bir cennet diyebiliriz. Krabi hangi tür gezgin olduğunuza bakmazsızın farklı farklı deneyimler sunar. Kaya tırmanışı için bir vaha, deniz severler için bir cennet, doğa severler için ise seçenek bolluğu sunar. Lafı çok uzatmadan Krabi seyahati planlayanların işini kolaylaştırmak için rehberimize başlayalım. Krabi aslında düşündüğünüzden büyük bir yerdir. Krabi'nin en popüler bölgesi olan Ao Nang, Krabi havalimanından 28 km uzaklıktadır. Bir diğer popüler bölge ise Railay Beach'tir. Ki buraya kesinlikle karadan ulaşım yolu yoktur. Tek ulaşım yolu Ao Nang'dan kalkan botlar ile 30 dakika deniz yolculuğudur. Krabi seyahatinizi kendiniz planlayacaksanız çevreyi gezebilmek için 3 seçeneğiniz var. -Şöför kiralamak ya da Grab kullanmak -Motosiklet kullanmayı biliyorsanız -ki en mantıklı ve bizim en tercih ettiğimiz yöntem budur- motor kiralamak -Günlük turlara katılmak. Bu seçenek en pahalısıdır. Krabi biraz kafanızda canlansın diye yukarıda size popüler bölgeleri ve birbirine olan mesafeleri verdik. Ayrıca gezilecek yerlerin listesini yaptıktan sonra da yine yukarıda belirttiğimiz 3 seçenekten hangisini kullanacağınız size kalmış. Şimdi sırasıyla Krabi gezilecek yerleri listemeye başlayabiliriz. Ao Nang Krabi'nin cazibe merkezi olduğu için listemizin başına koyduk. Ao Nang kumsalı denize girmek için çok talep gören bir yer olmamakla birlikte pastoral bir tablo gibi günbatımı manzarasıyla günü tamamlamak için en güzel noktadır. Merkezde denize girebilecek daha bir yer arıyorsanız tavsiyemiz Noppharat Thara plajına gitmenizdir. Tüm gezginler Ao Nang'a akın ettiği için kabalıktan uzaklaşmak için Noppharat Thara güzel bir tercih olacaktır. Phra Nang Beach : Krabi'nin en meşhur olmuş kumsalıdır. İnternette genelde Krabi diye aratınca karşınıza ilk çıkan fotoğraf buraya aittir. Tup Island: Tup adasının en güzel tarafı sular çekildiği zaman iki ada arasında ortaya çıkan kum yolunda yürümektir. Poda Island: Genelde öğle yemeği için mola bu adada verilir. Yemekler servis edilene kadar sualtını ve resifleri keşfedebilirsiniz. Chicken Island: Tup adasının hemen yanında tavuğa benzerliğinden dolabı adını almış Chicken adası çok sakin bir plaja sahiptir. Ao Nang'dan günübirlik katılabileceğiniz bir diğer tekne turu da Hong Adası turudur. Than Bok Khorani Ulusal Parkı sınırları içinde yer alan Hong Adası bizim Krabi'de katıldığımız en güzel ve unutamadığımız ada turlarından biri olmuştu. İlk 2009 yılında ziyaret etme şansımız olduğunda adaya az ziyaretçi geldiği için çok sakindi. Tabi yıllar geçtikçe açık bir çok yer gibi Hong Adası da gittikçe popüler olmaya başlayınca kalabalıklaşması normal. En son seyahatimiz 2023 yılında gerçekleşti. Railay beach'ten 3000 THB'e özel longtail bot kiralayarak gittik. Gördük ki Hong Adası girişine iskele yapılmış. Ayrıca bir manzara noktası da yapılmış. Manzara için platform 2020 yılında inşa edilmiş. Adaya ayak bastıktan sonra sağdan dümdüz devam edince manzaraya tırmanacağınız merdivenlere ulaşıyorsunuz. Başlangıçtan tam tepeye kadar yaklaşık 20 dakika tırmanmak gerekiyor. 20 dakika sonunda 360 derecelik açıya sahip enfes bir panaromik bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Milli Park ücreti kişi başı 300 THB'dir. Bu sizden tur ücreti haricinde ekstra istenmektedir. İnsanlar bazen tekne turu olduğu için yanına nakit almayı aklına getirmediği için bu detayı da özellikle belirtmek istedik. Ada turu olarak 3. seçeneğiniz Phi Phi ada turuna katılmaktır. Genelde ada turları 08:30 gibi başlar ve 17:00 gibi biter. Tur botları 25 ila 50 kişiliktir. Bu sayıdan ve sizin gibi turlara katılacak diğer tekneleri de hesaba katarsanız ne kadar kalabalık olacağının hesabını rahatlıkla yapabilirsiniz diye düşünüyoruz. Bizim gezi rehberimizde üzerine düştüğümüz şey size en doğru seyahat planını çıkarmaktan ibarettir. Yani sizlere laf olsun diye gezilecek yerler listesi yapmayız. Eğer öyle olsa Krabi'de yapabileceğiniz ada turlarını listeler hepsini de tavsiye eder geçerdik. Amacımız tamamen sizleri doğru yönlendirmek. Ve bizim yönlendirmelerimize uyup uyguladıktan sonra iyi ki sizi dinlemişim demeniz. Yani dememiz şu ki ister Phuket'te olun ister Krabi'de bize soracak olursanız Phi Phi adasında konaklama imkanınız varsa Phi Phi turlarına buralardan katılmayın! Phi Phi Adası Gezi Rehberi yazımızdan daha fazla bilgi alabilirsiniz. Bize soracak olursanız Tayland planınıza mutlaka 2 gece Phi Phi adasında konaklamayı dahil edin. Bu sayede günlük turların hengamesi içine girmenize de gerek kalmaz. Phi Phi'de konakladığınız esnada sabah 07:00 yola çıkacak şekilde longtail kiralayarak turist kafilesi akın etmeden rahat rahat her yeri gezebilirsiniz. 4 saatlik longtail kiralamanın ücreti tekne başına 3000 THB'dir. Bu fiyat 2023 güncel fiyattır! Yine tur boyunca gezilecek yerler için Phi Phi yazımızdan faydalanabilirsiniz. Koh Lanta adası Krabi'den hızlı botlarla 1 saat uzaklıktadır. Krabi'deki 1 gecenizi feda edip Koh Lanta adasında konaklayabilirsiniz. Biz aynı şekilde 2009 yılında Krabi'den Koh Lanta adasına geçip burada 2 gece konaklamıştık. Adayı gezmek için mutlaka motosiklet kiralamanız gerekiyor. Eğer motosiklet kullanmasını bilmiyorsanız adayı tam anlamıyla gezmeniz mümkün değildir. Bu durumda gitmeseniz daha iyi olur. Tayland'ın popüler olmayan adalarından biridir. Bu da adayı daha sakin yapmaktadır. Adanın halkı Malezya'dan gelmiş olan balıkçı müslümanlardır. Nui koyuna, Long Beach'e, Pra Ae Beach'e, Bamboo Beach'e, Klong Khong plajına ya da Klong Ning plajına gidip gününüzü burada geçirebilirsiniz. Mu Ko Ulusal Parkına gidebilirsiniz. Giriş ücreti 200 THB'dir. Khlong Chak şelalesinde serinleyebilirsiniz Koh Muk'taki Emerald Cave'e gidebilirsiniz. Sadece deniz ulaşım olduğu için tekne kiralamanız gerekiyor. Tiger Cave Wat Tham Sua Krabi'nin en etkileyici manzara sunan yerlerinin başında geliyor. 1237 basamak ile ulaşabileceğiniz bir tapınak kompleksidir aslında. Basamakları saymadık. Zaten basamakların başında emrdivenlerin 1237 basamak olduğuna dair bir tabela vardır. 278 metre yüksekteki tapınağa tırmanmak için 1 saat gerekiyor. Tapınak 1975 yılında inşa edilmiştir. Adını ise burada yaşadığına inanılan kaplandan almıştır. Tapınakta Buda heykeli dışında kaplan heykeli de görürsünüz. Tapınağın en tepesinde devasa bir buda heykeli vardır. Tiger Cave, Krabi Town'dan 20 km uzaklıktadır. Ziyaret edilecek en iyi zaman akşam üzeri gün batımı anıdır. Giriş ücretsizdir. Emerald Pool Sa Morakat dağlardan inen tatlı sularla dolu turkuaz mavisi bir gölettir. Khao Phra Bang Khram tabiatı koruma sınırları içindedir. Alabildiğine yemyeşil bir orman içinde iki tane göl vardır. Biri Emerald diğeri ise Blue Pool'dur. Bozulmamış bir eko sistem içinde patika yollardan yürüyerek havuzlara ulaşmak çok kolaydır. Toplam 1.4 km'lik bir parkuru yürüyerek park içerisindeki tüm gölleri/havuzları görebilirsiniz. İçlerinden blue pool'a girmek hem ana kaynağa yakın olması, hem çok sıcak olması hem de bataklık olması yüzünden yasaktır. Emerald Pool, Ao Nang kumsalından 70 km, Krabi Town'dan 57 km uzaklıktadır. 08:00-17:00 arası açıktır. Giriş ücreti kişi başı yetişkin ücreti 200 THB, çocuk 100 THB'dir. Ziyaret edilecek en iyi dönem hafta içi ve sabah saatleridir. Aksi takdirde günlük turlar ve okuldan çıkan yerli çocukların akınına uğrar. Krabi'nin kuzeyinde Khao Ngon Nak milli parkı sınırları içerisinde 3.7 km parkuru olan güzel bir rotadır. Hatta bize göre Krabi'nin açık ara en güzel manzara sunan yerlerinin başında gelir. Zirveye ulaşmak 1.5 saatinizi alır. Eğer motosiklet kiralayıp kendi başınıza gidecekseniz Ao Nang kumsalından 18 km yolculuk yapmanız gerekiyor. Haritaya varış yeri olarak mutlaka Checkpoint Mu Ko Phi Phi National Park yazın. Vardıktan sonra girişi göreceksiniz. Motorunuzu park ettikten sonra tabelaları takip ederek patika yolu izlemeye başlayabilirsiniz. Giriş ücreti 200 THB'dir. Rota çok zorlu olmasa bile mutlaka ayağınızda yürüyüşe uygun ayakkabı olmasına özen gösterin. Bazı yerler var ki halat yardımı olmadan ilerlemek mümkün değil. Eğer tek başınıza yapamayacağınızı düşünüyorsanız günlük tur satın alarak gitme şansınız vardır. Ayrıca not düşmenin faydası var. Eğer buraya o görmüş olduğunuz kaya üzerine çıkmak için geliyorsanız güvenlik nedeniyle artık kayaya çıkılmasının yasaklandığını da belirtmek isteriz. Ao Nang'ın hemen yanı başında güzel kumsalları ve kaya tırmanışı ile meşhur bir bölgedir. Buraya karadan ulaşım olmadığı için her halukarda botlarla denizden gelmeniz gerekecek. Bizim 2023 yılı Tayland seyahatimizde en sevdiğimiz yerlerden biri oldu. Railay Kumsalı Rehberimizden daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Cuma-Pazar günleri saat 16:00-22:00 arası açık olan Night Market ise 70'den fazla tezgahı ile sokak lezzetlerini tatmak için en güzel yerlerin başında gelir. Pazar Ao Nang'dan yaklaşık 16 km uzaklıktadır. Nereden geleceğinize bağlı olarak en hızlı yol uçakla ulaşım sağlamaktır. Örneğin Bangkok, Chiang Mai, Koh Samui'den gelecekseniz en hızlı ve pratik yol uçak kullanmaktır. Chiang Mai Krabi uçuşu 1 saat 55 dakika sürüyor. Direk uçuş sağlayan firmalar Bangkok Airways ve AirAsia'dır. Bangkok Krabi uçuşu 1 saat 30 dakika sürüyor. Direk uçuş sağlayan firmalar AirAsia, The Lion Air, Thai Airways ve VietJet Airways'dir. Koh Samui Krabi uçuşu 55 dakika sürüyor. Direk uçuş sağlayan firma sadece Bangkok Airways'dir. Surat Thani ve Phuket'ten Krabi'ye direk uçuş bulunmamaktadır. Eğer Phuket'ten Krabi'ye gidecekseniz. Arası 120 km'dir. 12Go. Asia sayfasından otobüs biletinizi güvenlikle satın alabilirsiniz. Yaklaşık yolculuk 3.5 saat sürmektedir. Sayfada Phuket'ten Krabi'ye aratıp önünüze gelecek olan listeden otobüslerin saat kaçta olduğunu, yolculuğun ne kadar süreceğini ve fiyat bilgisini görebilirsiniz. Koh Samui'den gelmeyi düşünüyorsanız ve uçağa fazla ödeme yapmak yerine karayolunu tercih edebilirsiniz. Koh Samui'den Surat Thani'ye feribot ile geçip Surat Thani'ye vardıktan sonra buradan otobüsle 3 saatte Krabi'ye varabilirsiniz. Ya da tekne bileti almakla uğraşmadan yine 12Go. Asia sayfasından tekne+otobüs kombine bilet satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuala-lumpur-batu-cave", "text": "Kuala Lumpur'da İngiliz etkisi hemen göze çarpıyor. Nedeniyse 2. Dünya savaşında Malezya Japonlar tarafından işgal ediliyor ve daha sonra İngiltere'nin kontrolü altına giriyor. Ana dilleri Malayca'dır. Malezya'ya gitmek için en iyi dönem Mayıs ile Eylül arasıdır. 1996 yılından 2003'e kadar dünyanın en yüksek yapısı olan Petronas Tower bugün KL'un en çok turist çeken yerlerinden biridir. Kulenin yüksekliği 527 metredir. 41. ve 42. katları arasındaki çelik köprü ile kuleler birbirine bağlıdır. Kulenin alt katı alışveriş merkezidir. Metro ile KLLC durağında inerek kuleye ulaşım mümkündür. Kulenin bahçesinde oturarak vakit geçirebilirsiniz. Bahçesi hem büyük hem de yeşillikler içinde. İsterseniz kuleye çıkarak KL manzarasını izleme şansına da sahip olabilirsiniz. Merdeka Meydanının özelliği 31 Ağustos 1957 yılında İngiliz kontorolü altında bulunan KL'un ingiliz bayrağını indirerek yerinde kendi bayraklarını astıkları meydandır. Diğer adı özgürlük meydanıdır. Tüm günümüzü orada burada geçirdikten sonra akşam şu meşhur Merdeka meydanına gidipte biraz resim çekilelim istedik. Buradan çıkıp Çin Mahallesinde bulunan Petaling Street Petaling Sokağına gittik. Çok kalabalık bir sokak sağlı sollu tezgahların, dükkanların ve restaurantların bulunduğu çok beğenimizi çekmeyen bir yerdi doğrusu. Sokakta seyyar restaurantlara talep çok fazlaydı, kutuların içinde bulunan kurbağa, kaplumbağa gibi canlıları seçip gözünüzün önünde pişirip afiyetle yemeniz için pişiriyorlar. Denemedim ama bir daha ki sefere kesinlikle denemeyi düşünüyorum. İlk KL' a 2010 da gitmiştim daha sonra 2012 de tekrar gittim. İlk gittiğimde çok garipsemiştim bunları nasıl yiyorlar diye tıplı Tayland'da böcek yiyenleri garipsediğim gibi ama yedikten sonra hiçte iğrenç olmadığına karar verdim. 2012'de KL'dan aktarma yapacağımız için gezmeye fazla vaktimiz olmadı ancak Batu Caves'e vakit ayırabilmiştik akşam yemeğine kalabilseydik ne yapıp edip bulup yiyecektim ama ne yapalım kısmet değilmiş başka sefere.... Kuala Lumpur şehrinin en çok ziyaret çeken noktalarının başında Batu Caves geliyor. Girişte bulunan Buda heykeli Lord Murugan sizi o güzel ihtişamıyla karşılıyor. 42.7 metre uzunluğundaki bu heykelin yapımı tam 3 yıl sürmüş. Heykelin insanları kötülüklerden, şeytanlardan koruduğuna inanılıyor. Heykel gerçek altından yapılmış ancak hırsızlar tarafından bu altınlar çalındığı için artık heykel altın rengine boyanıyor. En tepeye ulaşabilmek için tam 272 merdiven çıktık dinlenerek tabi Bu arada merdivenlerden çıkarken size maymunlar eşlik ediyor. Zaten maymunların resmini çekeyim biraz yemek vereyim falan derken merdivenleri nasıl çıktığınızı anlamıyorsunuz bile. Her yıl binlerce budist bu tapınağa gelerek bir nevi hacı oluyorlar, çocuklarını burada vaftiz ediyorlar. Onca merdiveni çıktıktan sonra mağaranın içine giriyoruz. İçerisi acayip nemli. Her yerde heykeller var. Mağaranın devamında tekrar merdivenlerden çıkıp en tepe noktaya geliyoruz. Burası gerçekten büyüleyiciydi. Ulaşım : Kuala Lumpur 13 km kuzeyinde bulunuyor. Tren ile KL Central Station'dan KTM Komuter Tren ile Batu Caves durağına gidebilirsiniz. Tek yön yetişkin ücreti 2 MYR. Otobüs ile KL Cental istasyonundan Titiwangsa istasyonuna kadar gidip sol taraftaki çıkış kapısından çıkıp buradan U6 otobüse binebilirsiniz. Şoför'e batu caves'de ineceğinizi söylemeyi unutmayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuala-lumpur-havalimanindan-sehir-merkezine-ulasim-yollar", "text": "Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı kısaca KLIA olarak yazılmaktadır. Uluslararası Havalimanının Main Terminal ve Low Cost Carrier Terminal olmak üzere 2 tane terminali bulunmaktadır. Havalimanından Kuala Lumpur şehir merkezine gitmek için tercih edebileceğiniz pek çok ulaşım aracı bulunduğunu söyledikten sonra her iki havalimanından şehir merkezine nasıl gidileceğini anlatmadan önce bu KLIA ve Low Cost Carrier Terminal arasındaki ulaşım nasıl sağlanır ondan bahsetmek istiyoruz. KLIA havalimanında cam asansöre binip 2. kata çıkın ve buradan yürüyen merdivenler ile otobüs terminaline varın. AirportLiner otobüsleri 04:30 00:00 arası her 20 dakikada bir LCCT'e gitmektedir. Ücreti ise 1.50 RM'dir. Ulaşım için otobüs ve taksi olmak üzere 2 tercihiniz vardır. Taksinin otobüs ücretine nazaran daha pahalı olduğunu söylemeye gerek dahi yok. 20 doların üzerinde taksi ücreti ödemek istemiyorsanız Skybus yada Aerobus ile çok daha uyguna ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Aerobus: İç hatlar varış terminalinin dışında sol tarafta otobüslerin park ettiği yerdedir. Ücret tek yön 8, gidiş-dönüş için 14 RM'dir. Otobüsler sarı renklidir. Skybus : Her 1.5 saatte bir seferi olan otobüs firması ile tek yön 9 RM ödeyerek ulaşabilirsiniz. Otobüsler kırmızı renklidir. KLIA Express: Havalimanı ile şehir merkezi arasında hizmet veren KLIA Express 28 dakika duraklama yapmadan direk Kuala Lumpur merkezine ulaşmaktadır. Her 15 dakika bir tren kalktığı için böylelikle bekleme süresi de oldukça kısa sürmektedir. Express coach : KLIA'dan Kuala Lumpur merkezine 1 saat otobüs yolculuğu ile ulaşılmaktadır. İlk otobüs saati 06:30 son otobüs saati ise 00:30'dur. Kuala Lumpur'dan havalimanına gelmek için ilk ve son sefer saatleri 05:00 00:00'dır. Tek yön 10 RM, gidiş-dönüş 18 RM'dir. Aerobus : LCCT'de olduğu gibi KLIA2 Terminalinden de kalkmakta olan Aerobus otobüsleri ile 10 RM ödeyerek merkeze gidebilirsiniz. Merhaba Gözde KLIA2'de alışveriş bölümleri. KLIA1 ve KLIA2 arası tren kullanabilirsin. Kişi başı 2 RM."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-gezilecek-yerler-kuba-tur", "text": "Küba turu için zamanımız yaklaştıkça heyecanımız kat be kat artmaya başladı. Dur durak bilmeden Küba gezilecek yerler listesine eklenen eklenene. Küba kelimesiyle özdeşleşen Başkent Havana, Küba turunun baş listesinde yerini almasına rağmen 10 günlük Küba gezimizde Havana kadar güzel şehirleri gezme fırsatımız oldu. Küba gezi notları detaylarına geçmeden önce dilerseniz size önerdiğimiz makaleleri de okuyabilirsiniz. Küba'nın başkenti Havana, Küba'nın özünü hissettiren ana şehirdir. Küba Devrimi gerçekleştiğinde başkentliği Santiago de Cuba'ya devretmiş olsa da, bu durum sadece 7 gün sürmüş ve sonrasında tekrar Havana başkent ünvanını kazanmıştır. Havana'da ilk akla gelen şey Küba Devrimi, Fidel Castro, Che Guevara ve 1 Mayıs kutlamalarıdır. Amerika'nın yanı başında, Amerika'ya başkaldıran bir ülkeden bahsediyoruz. Baş kahramanları Fidel Castro, Che Guevara ve her ne kadar adını çok fazla duymasak da Camilo Cienfiegos. Hayalini kurduğumuz ülkeye, Küba'ya gidiyorsak, bunu anlamlı kılmak için 1 Mayıs kutlamalarına denk getirdik. Havana iki bölümden oluşur: turistik olan Eski Havana ve turistik işletmelerin olmadığı, halkın yaşamını sürdürdüğü Centro Habana. Eski Havana bölgesi, Havana'nın gezilecek yerleri, barları, kafeleri ve meydanlarından oluşur. Turistik olduğu için, buraları gezdikten sonra halkı daha iyi gözlemlemek ve fotoğraflamak için kesinlikle Centro Habana'yı da ziyaret etmelisiniz. Eğer bir Havana gezisi yapacaksanız, mutlaka Vinales Vadisi'ni ziyaret etmelisiniz. Bu bölge, doğal güzellikleri, tütün tarlaları ve sıcakkanlı insanları ile ünlüdür. Vinales Vadisi turunuzu tamamladıktan sonra, geri kalan zamanınızı Havana'da geçirmek isteyebilirsiniz. Önerimiz, Havana'da 3 tam gün geçirmenizdir. Böylece, her bir günü farklı bir bölgede geçirerek, Havana'nın farklı yüzlerini keşfedebilirsiniz. İlk gününüzü Eski Havana'da geçirerek, tarihi yapıları, dar sokakları ve renkli binaları keşfedebilirsiniz. İkinci gününüzü Centro Habana'da geçirerek, bu bölgenin modern yüzünü keşfedebilirsiniz. Son gününüzü ise, özgürce dolaşarak geçirebilirsiniz. Havana'nın sokaklarında yürüyüş yapabilir, yerel restoranlarda yemek yiyebilir ve Küba kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Pinar del Rio bölgesi, Küba'nın tütün başkenti olarak ün salmıştır. Tütün tarlaları, fabrikaları ve Vinales Vadisi, bu bölgede yer alan birbirinden güzel doğal alanlar arasındadır. Burası, Küba'nın en korunan bölgelerinden biridir ve Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Özellikle Vinales Vadisi, bölgenin en gözde yerlerinden biridir ve 1979 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Vinales Vadisi, 300 milyon yıl önce meydana gelen bir meteor çarpması sonucu oluştu. Bu meteor çarpması sonrasında, karstik yapıdaki küçük dağlar meydana geldi. Küba'da, sadece Vietnam ve Kamboçya'da bulunan bu tür dağlar, Vinales Vadisi'nde de görülebilir. Bu nedenle, Vinales Vadisi, dünyanın sayılı doğal güzelliklerinden biridir. Bölge, tütün fabrikalarını gezerek puro yapımını izleme, tütünlerin kurutulma sistemini görme, at sırtında vadide gezinme, mağaralarda yüzme veya bot turu yapma gibi pek çok aktiviteye ev sahipliği yapar. Bu aktiviteler, bölgenin doğal güzelliklerine bir yenisini ekler ve ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunar. Dolayısıyla, Vinales Vadisi, sadece doğal güzellikleri ile değil, aynı zamanda çeşitli aktiviteleri ile de ziyaretçilerinin beklentilerini karşılar. Bölgeye genellikle günübirlik turlar eşliğinde gelenler olmasına rağmen, bizim önerimiz şu ki; yukarıda bahsettiğimiz otelde konaklamayı tercih edin. Bu otel, vadi manzarasına hakim bir konumda bulunmakta olup, bahsettiğiniz havuzuyla birlikte size unutulmaz bir deneyim sunacaktır. Ayrıca, bölgede bulunan doğal güzellikleri keşfetmek için otelden kalkan rehberli turlara katılabilirsiniz. Unesco tarafından 2005 yılında dünya miras listesine alınan Cienfuegos, Küba'nın güneyinde, Karayip kıyısında bulunan, inanılmaz derecede şirin bir şehirdir. Ancak, sadece şirin olduğu için konaklama yapmak uygun olmayabilir! İspanyol kökenli bir kasaba olan Cienfuegos'a ilk yerleşenler Fransız göçmenlerdi. Fransızlar tarafından 1819 yılında kurulan şehir, Küba'nın en yeni yerleşim alanıdır. Şeker kamışı, tütün ve kahve ticaretinin merkezi haline gelmiş olan şehir, 1860'lara gelindiğinde Küba'nın ekonomik açıdan en önemli üçüncü kenti haline gelmiştir. Renkli bina cepheleri ve çekici Fransız kolonyal mimarisi ile Cienfuegos, güneyin incisi \"perla de la sur\" unvanını hak etmektedir. Küba'yı gezerken gördüğümüz birçok şehir arasında, en çok beğendiğimiz yer Trinidad oldu. Bu bölgenin ufak yerleşim yerlerinden hoşlananlar için harika bir seçim olduğunu düşünüyoruz. Trinidad, Karayipler bölgesindeki en iyi korunmuş ve en eski şehirlerden biridir. İspanyol mimarisinin en güzel örneklerini yansıtan sokakları, 1988 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmıştır. Bu şehirde gezintiye çıktığınızda, kolonyal mimarinin en iyi korunmuş örneklerini yürüyerek keşfetmenin keyfine varabilirsiniz. Ayrıca, Trinidad'ın tarihi dokusunu daha iyi hissetmek isteyenler için, bölgedeki müzeler ve diğer tarihi yapılar da ziyaret edilebilir. Geceleri eğlenmek için mağaranın içine yapılan gece kulübü Ayala'ya gidin. Karayipler'de denize girin. Şehirden sadece 10 km uzaklıktaki Karayip denizinin tadını çıkarın. Taksi ücreti 10 CUC'tur. Topes de Collantes Ulusal Parkını gezin. Şelalelere gidin. En güzelleri Salto del Caburni ve El Nicho'dur. Valle de Los Ingenios'a gidip şeker kamışı üretimini görün. Bu renkli ve keyifli şehir için eğer yukarıda listelediğimiz her şeyi yapmayı da planlarsanız 4 gün kalın deriz. Yok ben sadece Trinidad şehrini gezeceğim derseniz o zaman 2 veya 3 gün konaklamak için en ideal süredir. Santa Clara'nın tek gerçeği ve ziyaret edilme sebebi kuşkusuz Che Guevara'nın anıt mezarıdır. Küba devriminde sayıları birkaç yüzü bulan grup ikiye ayrılmıştı. Bir yarısı doğuya diğer yarısı batıya doğru ilerledi. Fidel Castro ve Raul Santiago de Cuba'ya giderken Che Guevara ve Camilo Cienfiegos komutanlığındaki diğer grup da kuzeydeki Havana şehrine doğru ilerlediler. Devrimin en önemli şehirlerinden olan Santa Clara çok önemlidir. Çünkü Batista'nın askerlerini ve mühimmatını taşıyan zırhlı tren Che Guevara sayesinde geliştirilen plan ile ele geçirildi. Anıt mezarının üst kısmında açık havada bulunan Che Guevara heykeli görülmeye değerdir. Özellikle dikkat etmeniz gereken Che'nin sargılı koludur. Santa Clara şehrine varmadan önce bir çatışmadan yaralanmıştır ve heykeli bu şekilde yapılmıştır. Kaide'nin önünde \"Zafere kadar Daima\" yazmakta, hemen sağ tarafında ise Che'nin Fidel'e yazmış olduğu veda mektubu vardır. Müze'de Che'nin kullandığı eşyalar sergileniyor. Saati, defterleri, diplomaları, şapkaları, kıyafetleri, silahları ve daha fazlası mevcuttur. Bolivya'da öldürülen Che'nin kemikleri yıllar sonra bulunabilmiş ve buraya taşınmıştır. Anıt mezar, hiç sönmeyen bir meşale ile süslenmiştir. Che dışında 38 yoldaşının mezarı da buradadır. Hepsinin fotoğrafı taş üstüne kabartılmıştır. Vaktinizi ayırın ve hepsine tek tek bakın. Küba devriminde kadınların rolü de büyüktür. İşte o kadın gerillalardan biri olan Tamara Bunke, nam-ı diğer Tania'nın mezarı da buradadır. Küba seyahatimizde en çok etkilendiğimiz yer, Che'nin Anıt Mezarı ve eşyalarının sergilendiği müze oldu. Lütfen kim ne derse desin, aldırmayın. Sadece ama sadece Che için buraya gelin. Evet, belki onca yolu yarım saat için yapacaksınız! Sakın yalnızca müze ve anıt mı göreceğim mantığında olmayın. Dünyaya devrimiyle konuşulan ve sistem olarak eşi benzeri olmayan bir ülkedesiniz ve bu devrimin baş kahramanlarından biri var. O da Ernesto Che Guevara. Ve devrimin en önemli mekanlarından biri olan Santa Clara tren istasyonu mutlaka görülmelidir. Bilen bilir her seyahatimizin relax bir şekilde sonlandırırız. Önce bol bol gezer, tozar, haşatımız çıkar kapanışı da kumsalda güneşin altında, bembeyaz denize koşar halde tamamlarız. Küba'nın bizi yoracağını başından tahmin ediyorduk. Havana, Cienfiegos, Trinidad ve Santa Clara'dan sonra Varadero ilaç gibi geldi. Küba'nın güneyi Karayipler denizi kuzeyi ise Atlantik Okyanusudur. Trinidad'da Karayipler deneyiminden sonra Varadero'da Atlantik okyanusunda yüzmek mükemmeldi. Açıkça söylemek gerekirse Varadero beklentimizin çok üstünde çıktı. Amerika'daki içki yasağı olduğu devrim öncesi dönemde Amerika'nın turist sırlarını gizleyen en iyi yer kuşkusuz Kübaydı. Varadero'da bundan nasibini alan en önemli şehirlerden bir tanesi. Kumsal boyunca bol yıldızlı ama kalite anlamında oldukça düşük resortlerin olduğu bir bölge. Genelde her şey dahil sistem var. Önceleri daha çok Kanadalıların tatil amaçlı geldiği Varadero günümüzde her Küba seyahati gerçekleştiren ziyaretçilerin uğrak noktası haline gelmiş. Daha çok Kanada ve Rusların olduğunu belirtmeliyiz. Eğer yalnız veya bir arkadaşınızla gidiyorsanız, 3 gün boyunca tatil yapmak yeterli olabilir. Ancak, bizim gibi bir grupla seyahat ediyorsanız, 3 günün yetersiz kalabileceğini belirtmek gerekir. Çünkü birçok insanla paylaşımda bulunacak ve sohbet edeceksiniz, bu nedenle tatilin bitmesini istemeyeceksiniz. Ayrıca, gece hayatının da oldukça renkli olduğunu belirtmekte fayda var. Gündüzleri deniz, kum ve güneşin tadını çıkarırken, geceleri ise dans etmek için birçok farklı seçenek bulacaksınız. Küba ile ilgili en çok sorulan sorulardan biri olan Küba'ya Ne Zaman Gidilir makalemizi de okumanızı öneriyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-ile-ilgili-sik-sorulan-sorula", "text": "Küba'ya gitmeye kararınızı verdiniz, dur şu Küba değişmeden bir göreyim diyenlerdensiniz belli ki... Ve aklınıza takılan sorular olduğu için şu an bu sayfa önünüzde açık. Merak ettiğiniz o kadar çok şey var ki nereden başlayacağınızı, ne okuyacağınızı bilmiyor bilemiyorsunuz. Küba ile ilgili merakınızı gidermek için emin olun şu an bulunduğunuz en iyi konumdasınız. O zaman merak edilenleri tek tek cevaplamaya başlayalım. Aslında Batı yarım kürede suç oranının en düşük olduğu ülke olduğunu belirtmeliyiz. Küba'nün hangi şehrinde olursanız olun mutlaka gezinen ve etrafı kolaçan eden polisler görmeniz olasıdır. Bunlar tamamen düzeni sağlamak ve turistleri korumak amaçlıdır. Evet internet erişimi mevcut tabi ki. Otellerin pek çoğu yabancıların internet erişimini sağlayabilmesi için en az 1 2 bilgisayarı kullanıma açık tutmaktadır. Turistik bölgelerde de ise internet cafeler bulunmaktadır. Wi-fi yine otellerde mevcuttur. Ancak bazı oteller saatlik olarak wi-fi hizmetini satmaktadırlar. Ki bu da oldukça pahalıdır. Etecsa inter kartını satın alıp internete girebilirsiniz. Havana ve Trinidad'da kartlar 3 CUC'a satılırken Varadero'da 1,5 CUC'tur. Kartlar saatlik olup örneğin 20 dakika kullandıktan sonra çıkış yapmanız halinde bir daha erişim sağlayamama sıkıntısı olabiliyor! İnternetin çok yavaş olduğu, fotoğraf dahi paylaşılamadığını gidenlerden öğrenmiştik. Ama internet hızında sıkıntı olmadığını, görüntülü aramaya dahi yapabileceğinizi söylemek isteriz. Mart Nisan ve Ekim-Kasım ayları Küba'yı ziyaret etmek için en iyi dönemlerdir. En yüksek sezon diyebileceğimiz dönem ise Aralık-Ocak ve Şubat aylarıdır. Kasırgaların yaşandığı ve ziyaret edilmemesi gereken dönem Haziran başından Kasım sonuna kadardır. Evet! Küba Türk vatandaşlarından vize istemektedir. 6 ay geçerliliği olan pasaport aslıyla birlikte konsolosluğa giderek aynı gün içinde hatta birkaç saat içinde vizenizi 55 Euro karşılığında başka evrak'a gerek kalmadan kolaylıkla alabilirsiniz. Kağıt parçası olarak aldığınız Küba vizesini Küba havalimanında pasaport kontrolünde polise veriyorsunuz. 2 bölümden oluşan vizenin ilk parçasına mühür basıldıktan sonra vize size geri iade ediliyor. Ülkeden çıkış yaparken yine bu kağıdı polise veriyorsunuz ve artık onda kalıyor vize kağıdınız. Olur da vize kağıdınızı kaybederseniz sıkıntı yapacak bir şey yok. Yanımızda bir kişi bu kağıdı kaybetti. Ve pasaport kontolündeki polise durumu izah edince sıkıntısız geçirdik. Küba'ya giriş damgasının pasaportunuza vurulmasını istemiyor olabilirsiniz. Bunun için bir talebiniz olmadığı sürece zaten polisler damgayı vize kağıdına vuruyor. Bunun için endişelenmenize gerek yok. Vermiş olduğumuz bu linke girerek Küba'nın hangi tür prizlere sahip olduğunu ve ne tür adaptör almanız gerektiğini göreceksiniz. Genel olarak prizler bizimkilere uyumlu olduğu için biz Küba'da gezdiğimiz şehirlerde hiçbir sıkıntı yaşamadık. O yüzden yanınıza dönüştürücü almasanız da olur. Küba'da ATM kullanmanızı önermiyoruz. Kullanan turistlerin başından geçen kötü hikayeleri de göz önüne alırsak kart kullanmak yarardan çok zarar oluşturabilir. Bunun yerine yanınıza nakit para götürmeniz en doğru tercih olacaktır. Cuban Convertible Peso / Küba'nın yerel para birimidir. Aslında iki tür para birimi vardır. Biri turistlerin kullanabildiği CUC, diğeri ise halkın kullandığı, alışveriş yapabildiği CUP. Hesap yapmak için bu siteden tüm dövizlere bakabilirsiniz. Küba'ya giderken yanınıza götürmenizi tavsiye ettiğimiz para birimi Euro'dur. Dolar götürmeniz halinde para bozdururken %11 kur farkı + %3 cezaya katlanmayı sakın unutmayın. Küba ekonomisini korumak için böyle bir uygulama geliştirmiş. Küba'ya gittiğinizde lütfen sokaklarda insanlara yardım ediyorum düşüncesiyle para vermeyin. Bunu yapmanız halinde insanları dilenciliğe sevk edebileceğini sakın unutmayın. Bunun yerine onların ulaşmakta zorluk çektiği ürünler çok daha faydalı ve işe yarar olacaktır. Çocuklar için oyuncak, ucuz parfümler, sabunlar, şampuanlar, diş macunu, İspanyolca çocuk kitapları, şekerleme ve kıyafet götürmek onları çok mutlu edecektir. Eğer Küba'ya gidip tüm adayı gezmek gibi bir niyetiniz varsa adanın 1200 km uzunluğa sahip olduğunu unutmadan muhakkak offline map indirmelisiniz. Bu aşamadan sonra tercih size kalıyor. İster otobüs, ister araç kiralama, ister tren isterseniz de iç hat uçuşlarıyla istediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Araç Kiralama : Küba'da araç kiralamanın ucuz olduğunu söylemek mantıksız olur. Gideceğiniz dönem eğer yüksek sezonsa mutlaka öncesinden rezervasyonunuzu yapın. Araç kiralayabileceğiniz firmalar Cuba Car Rental ve Havana Autos'tur. Otobüs : Ülke içinde tercih edilecek otobüs firmaları Viazul ve Astro'dur. Astro Viazul firmasına göre biraz daha ucuzdur. Tren : Küba'da tren saatleri hiç güvenilir ve zamanında değildir. Zaman sınırlamanız yoksa lokal insanlar birlikte seyahat etmek hiç de fena fikir sayılmaz. Taksi : Küba'nın en meşhur ulaşım araçları tabi ki Küba deyince akla gelen klasik Amerikanlardır. Fakat bu taksilere binerken mutlaka baştan fiyat konusunda anlaşmanızı ve netleşmenizi sağlayın. Ayrıca sertifikalı yani resmi taksilere binin. Kaçak taksiye biniş yapar ve yakalanırsanız cezası olduğunu aklınızdan çıkarmayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-tarihi-amerikanin-oyun-bahces", "text": "Küba, büyüleyici gür ormanları, masmavi okyanusu ve huzur veren tropikal iklimiyle turistlerin gözdesi olmuştur. İlk olarak 1924 yılında tatilcilerin dikkatini çeken Küba, ucuz fiyatları ve bol içkisiyle özellikle Birleşik Devletler'den gelen turistleri kendine çekti. 1930'larda turizm sektöründeki bu olağanüstü artış, Küba'nın doğal güzelliklerinin yanı sıra kültürel zenginliklerinin de keşfedilmesiyle gerçekleşti. Küba'nın tarihi 500 yıllık yoksulluk ve baskınlıkla doludur. Ancak Kübalılar, özgürlük hayallerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. 1934'ten beri bir dizi kukla hükümet tarafından kontrol altında tutulan Küba, 1959'da diktatör bir askeri darbeyle yönetimi ele geçiren Fulgencio Batista tarafından yönetildi. Komşu ülke Amerika'nın desteğiyle politikalar geliştiren Batista, kadınlara oy hakkı tanıyan, günlük çalışma saatlerini sınırlayan ve toprak reformuna izin veren bir anayasa kabul ettirdi. Ayrıca, Batista, Kübalıların çoğunu filaması altında birleştirdi ve turizmi teşvik etti. Bu turizm hareketi, Küba'yı turistler için bir cennet haline getirdi ve rom üretimi de dünya çapında bir başarı haline geldi. Batista, yönetimi sırasında Küba'yı perde arkasından yönetti. Seçilmiş başkanlar onun kuklalarıydı ve Küba'nın İspanyol kökenli beyaz subaylarını görevden aldı. Küba ilk kez yerli kökenden gelen biri tarafından yönetildi. Küba'nın yeni anayasası, toprak reformuna izin veriyor, kadınlara oy hakkı tanıyor ve günlük çalışma saatini 8 saat olarak sınırlıyordu. Batista muhafazakar ve solcu grupları bir araya getirdi ve bu da Kübalıların çoğunu filaması altında birleşmesini sağladı. Küba, 1919 ile 1933 yılları arasında Amerika'da içki yasağı döneminde Amerika'nın turist sırlarını gizleyen en iyi yer konumuna geldi. Hayat burada ucuzdu ve alkol serbest ve yasaldı. Küba, turizm hareketiyle birlikte tekrar turistlerin gözdesi haline geldi ve birçok Amerikalı Küba'nın karşı kıyısındaki bir tatil durağı keşfetti. Küba, rom üretiminde de dünya çapında bir başarı sağladı. Küba romu, temel hammadde el altındaydı ve üretimi ucuzdu. Karayip romu özgürlük ve macera vaad ediyordu ve bir dönem denizcilerin ve korsanların tercih ettiği bir içkiyken artık turistler tarafından da keşfedilmişti. Küba romu, dünya çapındaki birçok barın temel içkisi haline geldi ve Cubalibre adlı ünlü kokteylin de temel malzemesiydi. Birçok turist, Kuba'da kumarhanelerde hile yapıldığı için şikayetçiydi. Kumar oynama işi, Batista hükümeti altında hızla büyüdü ve kumar oynama işletmeleri, Batista'nın yakın dostları tarafından kontrol edildi. Ancak, Batista'nın kumar patronlarını kontrol etmeyi başaramadığına dair yaygın bir inanış vardı ve turistlerin şikayetleri de bu inancı doğrular nitelikteydi. Bunun üzerine, Batista, kumarhanelerde hile yapılmasını önlemek için çözüm arayışına girdi ve kötü şöhretli bir mafya figürü olan Meyer Lansky'yi kiraladı. Lansky, kumarhanelerdeki hileleri önlemek için çeşitli önlemler aldı ve kumarhane işletmelerinin yönetiminde önemli bir rol oynadı. Bu sayede, turistlerin güveni yeniden kazanıldı ve Kuba'nın kumar sektörü yeniden canlandı. Meyer Lansky, Küba'daki kumarhaneleri ve otelleri temizleyerek Amerika'daki iş yatırımları seviyesine getirdi ve katı kumar kuralları dayattı. Böylece, Başkan Batista'nın lütufları altında Küba, 1940'larda mafya için altın şehir haline geldi. 1940 yılında Fidel Kastro, geleceğin devrimci lideri, 14 yaşındaydı ve zengin bir Kübalı toprak sahibinin gayrimeşru çocuklarından biriydi. Fidel ve Raul, Santiago'da kilisenin çalıştırdığı yatılı bir okula gitmek için babaları tarafından gönderildi. Cizvit okulunda okuyan Fidel ve Raul, dünyayı anlama ve kendilerini dünyaya uyarlama yolu olarak cizvit olmanın ne olduğunu öğrendiler. 1944'te Batista, başkan olarak 4 yıllık görev süresi sona erdiği için politikadan çekildi ve Latin Amerika'yı gezmeye başladı. Meyer Lansky, mafyayı yeniden yapılandırmak için 1946'da Küba'da bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda, mafya liderleri Küba'nın altın şehri el dorado'da parsayı nasıl bölüşeceklerine dair anlaşmazlıklarını kan dökmeden çözmeye çalıştılar. Toplantı 1 hafta kadar sürdü ve müsrif eğlenceler de buna eşlik etti. Yüksek rutbeli askerden oluşan küçük bir elit ve bilhassa Amerikan şirketi yöneticileri ve ortakları savaş sonrası Kübasının büyük kazananlarıdır. Geri kalan insanlar için koşullar acımasızdı. Gelir dağılımı eşitsizliği aniden arttı ve Küba'nın yoksulları daha da yoksullaştılar. O sıralar 7 milyon Kübalıdan 600 bini işsizdi. Utanç vericiydi. Fidel Kastro, 1927 yılında Küba'nın Bıran kentinde doğdu. Üniversite öğrenimini sürdürdüğü Havana'da, politik bir aktivist olarak da faaliyet gösterdi. 1940'ların sonlarında, Fidel Kastro Havana Üniversitesi'nde hukuk öğrenimi görmeye başladı. Fakat o dönemde hukuk, oldukça yaygın bir meslekti ve Küba'da tıp okuyan öğrencilerle birlikte, özellikle siyasi muhalefete karşı çıkan grupların toplanma yerleriydi. Üniversiteler, Küba yönetimi ve yolsuzluklarına karşı çıkan muhalefetin bir araya geldiği platformlar haline gelmişti ve çeşitli siyasi düşüncelere bağlı öğrenci grupları oluşmaya başlamıştı. Bu gruplar arasında sosyalizme ya da komünizme bağlılıklarını ifade edenler de vardı. Fidel Kastro da, çeşitli silahlı gruplara katılmıştı. 1947 yılında, Küba'nın komşu adası Dominik Cumhuriyeti'nde bir ayaklanma hazırlığı vardı. Ancak Dominik Cumhuriyeti, acımasız bir diktatör tarafından yönetildiği için, ayaklanmayı organize edenler Havana Üniversitesi'ndeki devrimci öğrencilerden destek istediler. Böylece, Fidel Kastro ve bir grup öğrenci, Küba'nın kıyısında bulunan Cayo Confites adındaki küçük bir adacığa gitti. Ancak ne yazık ki, Fidel ve etrafındaki öğrenciler askerler tarafından durduruldu ve Dominik Cumhuriyeti'ne asla ulaşamadılar. 1948 yılında ise Dominik Cumhuriyeti olayından kısa bir süre sonra, Fidel Kastro ilk kez Küba'dan ayrılarak, Kolombiya'nın Bogota şehrine ziyarette bulundu. Ancak Fidel hakkındaki şüpheler artan Küba yetkililerinden bir süreliğine uzaklaşmak da bu ziyaretin nedenlerinden biriydi. Mezun olduktan sonra, mahkemelerde fakirleri savunacak bir hukuk anlayışı benimsedi. Ancak, bir kez daha çabaları boşa gitti ve avukat olarak başarısız oldu. Müşterilerine fatura çıkarmama konusundaki tutumu, onu özel hayatında büyük planlar yapmaktan alı koymadı. Örneğin, evlenmek istedi ve 1948 yılında Mirta Dias Balat ile evlendi. 1952 yılında ise eski devlet başkanı Batista, Küba'ya dönmeye karar verdi ve yeniden başkanlık için yarışmak istedi. Bu, Fidel Kastro'nun politik kariyerini belirleyen bir dönüm noktası oldu. Ancak, savaş sonrası dönemde zavallı Kübalıların nasıl yaşadıkları, Soy Cuba filminde görülebilir. Batista ve yakın çevresinin yaşam tarzı, o dönemde Küba halkının yaşam koşullarıyla oldukça zıttı. Mayfa lideri Meyer Lansky, Batista'nın seçim kampanyası için azımsanmayacak miktarda para verdi. FBI, Meyer Lansky'yi Amerika'nın en etkili gangsterlerinden biri olarak kabul ediyordu ve kendisi de her zaman dürüst bir kumarhane sahibi olduğunu öne sürmüştür. Batista'nın dönüşü, beklenenden çok daha karmaşık çıktı. Seçim tahminleri belirsizdi ve Batista'nın kaybetmenin eşiğinde olduğu görüldü. Ancak, Batista'nın Küba ordusu ve etkili Kübalılarla olan bağlantıları hala iyiydi ve bu kişiler tarafından parasal yardım aldı. Ancak, sadece yeni bir darbe girişiminin iktidara gelişini garantileyeceği görüldü. Başkanlık seçimlerine 3 ay kala, Batista neredeyse kansız bir askeri darbe ile yönetime el koydu ve ordudaki bağlantıları sayesinde yeniden Küba'nın devlet başkanı oldu. Ancak, Küba'nın özgürlükçü anayasası, ki birkaç yıl önce Fidel Kastro tarafından tanıtılmıştı, rafa kaldırıldı. İktidarı ele geçirme planı, önceden geniş kitleler tarafından bilinmiyordu ve birçok Kübalı darbeyi hoş karşıladı. Hiç kimse parmağını bile kımıldatmadı. Önceki yıllarda skandallar ve yolsuzluklar yaşandı. Batista, Küba demokrasisini disipline etmek istediğini öne sürerek demokratik süreçleri göz ardı ederek başlıca şenlikler organize etti ve polis kuvvetlerinin büyüklüğü çarpıcı bir şekilde arttırıldı. Batista diktatörlüğü başladı ve muhalefet şiddetle bastırıldı. Küba, polis devleti haline geldi; tutuklamalar keyfiydi ve işkence ile suikastlar sıklıkla gerçekleşti. Halk dehşete düştü ve en az 2 bin insan polis şiddeti nedeniyle öldürüldü. Fidel Kastro, Batista rejimine son verebilmek için sadece silahlı bir ayaklanmanın yolunu gördü ve Santiago'daki Moncada kışlasına saldırdı. Saldırı planı iddialıydı; kışlaya ve içindeki silahlara el koymak istiyorlardı. Ancak saldırı başarısız oldu. Bugün Moncada kışlası bir müze olarak hizmet vermektedir. Santiago'da karnaval sırasında Fidel Kastro ve adamları, 150 kişilik bir güçle kışlaya saldırdı. Ancak kışla nöbetçileri hızlıca karşılık verdi ve Fidel Kastro ve adamları yenildi. 19 asker ve 6 isyancı öldürüldü. Tutuklanan 55 isyancı hemen öldürüldü ve Fidel Kastro dahil çoğu mahkemeye çıkarıldı. Devrimi ortadan kaldırıldı ve Küba'nın bağımsızlığı için daha uzun bir mücadele başladı."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-tarihi-basbakan-fidel-kastr", "text": "Küba, tarihsel süreci boyunca birçok kahramanın yükselişine ve düşüşüne tanıklık etti. Bu süreçte Küba halkı, çeşitli zorluklarla karşılaştı ve bu zorluklara karşı mücadele etmek zorunda kaldı. 1952 yılında Fulgencio Batista, Küba'nın eski silahlı kuvvetleri başkanı olarak bir darbe ile yönetimi ele geçirdi ve Küba'yı 7 yıl boyunca yönetti. Ancak bu dönemde hükümetin uyguladığı baskı ve zulüm, halkın yaşam kalitesini düşürdü. Ancak 1959 yılbaşı gününün sabahı, Fidel Castro liderliğindeki yeni devrim, adada sesini duyurdu ve Batista Küba'dan kaçmak zorunda kaldı. Küçük bir gerilla grubu, devrim yapmak için mücadele etti ve sonunda başarılı oldu. Küba'nın ABD ile olan yakın ilişkisi, devrim öncesinde oldukça iyi durumdaydı. Ancak Batista yönetimi, halka karşı uyguladığı baskı ve zulüm nedeniyle, ABD ile olan ilişkileri zayıflattı. Fidel Castro, toprak sahibi zengin babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Ancak, halkın özgürlük ve refah içinde yaşama hayalleri kurabileceği bir devrimin vektörü olmak için Batista'ya karşı başkaldırdı ve isyan etti. Castro'nun liderliğindeki devrim, Küba halkının yaşam koşullarını iyileştirmek için çalıştı. Fidel Castro, komünist bir lider olarak anılırken, aslında halkına özgürlük ve refah sağlamak için mücadele etti. Castro, Batista'nın diktatörlüğüne karşı başkaldırdı ve halkın yaşam koşullarını iyileştirmek için mücadele etti. ABD, Batista'ya destek verdiği için Castro'yla arası açıldı. Sonuç olarak, Küba'nın tarihsel süreci, birçok zorluğa rağmen halkın mücadelesiyle doludur ve Fidel Castro'nun liderliği altında gerçekleşen devrim, halkın yaşam koşullarını iyileştirmek için önemli bir adımdır. Fidel Kastro ve küçük bir grup isyancısı, devrimlerini Sierra Maestra dağlarında, sadece 100 adamla başlattılar. Ancak umutsuz bir savaşa göndermek yerine, Kastro coşkulu bir propaganda kampanyası yürüttü ve Kübalıları devrimin mantıklı bir seçim olduğuna ikna etti. Aralık 1958'de, Kastro ve isyancıların yarısı Santiago'ya, diğer yarısı da Havana'ya doğru yürüdü. Liderleri olan Ernesto Che Guevara ve isyancı ordu komutanı Camilo Cienfiegos, Havana'ya doğru giderek grubun liderliğini üstlendiler. Camilo Cienfiegos, 1932 yılında Havana, Küba'da doğdu ve kendisi Havana'nın kurtarıcısı olarak kabul ediliyor. Günümüzde, Camilo Cienfiegos'un kelimeleri Havana'daki Plaza de la Recoluciton'da yazılıdır. Ancak, isyancıları 2 Ocak 1959'da Havana'ya vardığında, Batista ve yakın çevresi bile Küba'dan kaçmıştı. Başkent Havana'daki askerler, direnmeden teslim oldular ve bu süre içinde Fidel Kastro ve birlikleri de Santiago'ya girdiler. Kastro'nun, Santiago çıkartmasındaki baş kumandanı Huber Matos'du ve kendisi, gerilla savaşçılarına silah temin ederek Fidel'in devriminin önemli bir parçası olmuştu. Fidel, yeni başkenti olarak Santiago'yu ilan etti. Artık Küba'nın başkenti olmayan Havana, Kastro'nun ordu komutanı Camilo Cienfiegos'un kontrolü altındaydı. Fidel Kastro adanın diğer ucundan 3 Ocak 1959'da Havana'ya doğru yola çıktı ve 8 Ocak'ta Havana'ya vararak şehri yeniden Küba'nın başkenti ilan etti. Havana'ya vardığı gün Kastro, 400.000 kişinin önünde bir zafer konuşması gerçekleştirdi. Fidel Kastro'nun başkanlığı sırasında Batista'nın muhalifi olan herkesi birleştirmeyi başardığı bilinmektedir. Fidel, Küba'yı ele geçirdiğinde resmi bir makama sahip değildi ve kendisini devlet başkanı ilan etmek yerine saygın Kübalı entelektüellerden ve filozoflardan oluşan bir hükümet kurdu. Ancak, sonrasında her bakanı yavaş yavaş görevinden alarak kendi adamlarını atadı ve bunların arasında en önemli iki kişi kardeşi Raul ve Enesto Che Guevara'dı. Bu arada, Camilo Cienfiegos da dahil çoğu devrimci, Küba'nın komünist olmasını istemiyordu. Ancak, 7 Ocak 1959'da ABD, Kastro'nun devrimci koalisyonunu Küba'nın resmi hükümeti olarak tanıdı ve Fidel'in Havana'ya varmasıyla kaçmayan Kübalı zenginler sınıfı bile Fidel'i ve hükümetini destekliyorlardı. Bunlardan biri de Bacardi ailesidir. Sonuç olarak, Fidel Kastro ve isyancıları, Sierra Maestra dağlarında başlattıkları devrimle, sadece 100 adamla başladılar. Ancak, Kübalıları umutsuz bir savaşa göndermek yerine coşkulu bir propaganda kampanyası yürüttü. Sonuç olarak, Kastro ve isyancılarının yarısı Santiago'ya yürürken diğer yarısı da Havana'ya doğru ilerledi. Camilo Cienfiegos, Havana'nın kurtarıcısı olarak kabul edildi. Kastro, Santiago'yı yeni başkent ilan etti ve Havana, Cienfiegos'un kontrolü altına girdi. Fidel, Havana'ya girdiğinde, 400.000 kişinin önünde zafer konuşması yaptı. Kastro, Küba'nın başkanı olarak, Batista'nın muhalifi olan herkesi birleştirdi. ABD, Fidel'in hükümetini tanıdı ve birçok Kübalı zengin Fidel'i ve hükümetini destekledi, aralarında Bacardi ailesi de vardı. Küba'nın iyileştirilmesi kolay olmayacaktı. Batista yönetimi sırasında birçok anlaşmazlık çözülememişti. Fidel, devrimci mahkemeleri tutuklama ve yargılama için hazırladı. Bu mahkemelerde pek çok kişi idam edildi. Daha sonra, devrimci duruşmalar kamuoyu önüne çıkarıldı ve Havana'nın en büyük stadyumunda yapılmaya başlandı. Bu duruşmalar sadece Batista yanlılarına yönelik değildi, ihbar edilen herkes yargılanıyordu. Kastro'ya yakın olanlar bile korkar olmuştu. 16 Şubat 1959'da Fidel Kastro kendisini Küba'nın başbakanı ilan etti. Devrim sırasında Küba'nın geleceği için düşüncelerini açıkça belirtmemişti. Ancak, yönetimi tamamen ele geçirdiğinde Kastro geniş bir reform programı başlattı. İlk olarak, Küba'daki çoğu Amerikan şirketi kamulaştırıldı. Kamulaştırılan mülklerin çoğu Kübalı çiftçiler arasında dağıtıldı. Amerikan şirketleri, tek bir günde yaklaşık 500.000 dönümlük toprağı kaybetti. Diğer bir reformu, Küba'nın kentsel fakirlerine yardımcı olmak için kira fiyatlarını düşürmekti. Getirilen bu reformlar yeni bir anlaşmazlığın belirtisiydi. ABD hükümeti kamulaştırmayı protesto etti ve ABD, yaptırımlar uygulamakla tehdit etti. Ancak, Kastro'nun reformları, bazı insanlar için gelir kaybına neden oldu. Kamulaştırmalar sonucu birçok insan gelirlerini kaybetmişti. Kastro başa geçtikten sonra sadece birkaç yüz Kübalı adadan kaçarken, reformlar sonrasında yüz binlerce insan adayı terk etti. ABD ile olan gerginliği yatıştırmak için Fidel Kastro, Nisan 1959'da Washington DC'yi ziyaret etti. Kastro'nun hedefi meşruiyetti. ABD'nin onu Küba'nın hükümet başkanı olarak tanımasını istiyordu. Ancak, ABD Başkanı Dwight Eisenhower, Fidel'e güvenmiyordu. Küba'nın komünizmle ilişkileri sadece ABD hükümetini endişelendirmiyordu. Devrim sırasında, Fidel Kastro bilerek belirsiz kalmıştı, yönetimi sırasında Batista diktatörlüğü muhaliflerini birleştirmek için. Ancak, Fidel Kastro'nun kardeşi Raul ve ekonomi bakanı Ernesto Che Guevara'nın sunduğu reformlar, birçok Kübalıyı soğuttu. Devrim ordusunun komutanı Camilo Cienfuegos, Savunma Bakanı Raul Kastro'nun emri altındaydı. Ancak, yine de şiddetle Raul'a ve Küba hükümetinin sola kayışına karşı çıkıyordu. Aslında, Camilo halkın gözünde Fidel'den daha önemliydi. Halk, Havana'nın kurtarıcısı olarak tanıdığı Camilo ve Fidel'in Santiago'yu ele geçirmesine yardım eden dostu Huber Matos, Fidel'in politikasını sevmediklerini dile getirmişlerdi. Huber Matos, Fidel'e istifasını bile sunmuştu. Fidel, radikal bir kararla Huber Matos'u tutuklama kararı aldı ve o, 20 yıl hapis cezası aldı. Tutuklama görevi için Huber Matos'un yakın dostu olan Camilo'yu görevlendirdi. Böylece, Fidel de Camilo'nun sadakatini sınayacaktı. Camilo görevini yerine getirdi. Tutuklama görevinden sonra, 28 Ekim 1959'da Camilo Havana'ya geri uçtu ve Fidel ile buluşacaktı. Ancak, uçuş esnasında Camilo'nun uçağı hiçbir imdat çağrısı yapmadan ortadan kayboldu. Uçak ve Camilo'nun cesedi asla bulunamadı. Sebebi ve kimin yaptığını artık siz tahmin edin! Çoğu Kübalı, politik eğilimlerin ötesinde büyük sorunlarla karşı karşıyaydı. Nüfusun çoğu aşırı yoksulluk içinde yaşıyordu ve bu sorunun temel sebebi, ABD'nin Küba ile ticaretini kesmesiydi. Bu durum, ülkenin ekonomisinde büyük bir çöküşe neden oldu ve halkın yaşam koşulları ciddi şekilde etkilendi. Bunun üzerine Küba, ABD'nin baş düşmanı Sovyetler Birliği ile anlaşmalar yapmak için birlikte hareket etmeye karar verdi. 8 Şubat 1960'ta Sovyetler Birliği bakanı Anastas Mikoyan, Küba'ya geldi ve yeni bir ittifak kuruldu. ABD Başkan Yardımcısı Nixon ise, Küba'nın Sovyetler Birliği'nin kontrolünde bir üs haline gelmesinden endişe ederek gizlice Amerika'nın müdahalesini önerdi. Ancak Başkan Eisenhower, savaş riskini göze almak istemedi. Küba'nın bir diğer sorunu ise silah sıkıntısıydı. ABD, Batista döneminde bir silah ambargosu uygulamıştı ve bu ambargo hala devam ediyordu. Küba, bu sorunu çözmek için silahlarını Rusya ve Çekoslovakya gibi ülkelerden tedarik etmeye çalıştı. 4 Mart 1960'ta ise Fransız yük gemisi La Coubre, 76 tonluk Belçika cephanesiyle Havana Limanı'na demir attı. Liman işçileri, gemiyi boşaltırken ani bir patlama meydana geldi ve 75 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Che Guevara'nın ünlü fotoğrafı da bu olayın ardından çekilmiştir. Kısacası, Küba'nın tarihi, politik eğilimler ve dış ülkelerle olan ilişkileri kadar, halkın yaşam koşulları, ekonomik krizler ve silah sıkıntıları gibi iç sorunları da önemli bir yer tutar. Patlamanın ardından Fidel Kastro, ABD'nin bunun kasıtlı bir saldırı olduğunu iddia etti. Bu olay, ABD hükümeti için bir kırılma noktasıydı ve Eisenhower yönetimi, Küba'yı işgal etmek için CIA operasyonuyla Kübalı sürgünleri örgütleyerek onlara tüm desteği ve eğitimi sağlamaya başladı. Bu operasyona 1300'den fazla Kübalı sürgün gönüllü olarak katıldı. CIA, Fidel'e karşı bir halk ayaklanması çıkacağını umarak bir istila planı hazırladı. Ağır silahlarla donatılmış 2506 Tugayı, Küba'dan Guatemala'dan saldıracaktı. Hedefleri, Escambray Dağları'nın yakınındaki Trinidad kasabasıydı. Ayaklanmacılar burada birleşecek ve uluslararası bir yardım çağrısı yapacaktı. Bu plan doğrultusunda ABD, çağrıyı bahane ederek Küba'yı resmen istila edebilecekti. CIA, Küba'nın istilasına hazırlanırken ABD'de bir genel seçim kampanyası devam ediyordu. Eylül 1960'ta seçimlerden kısa bir süre önce, Fidel Castro ve dünyanın dört bir yanından gelen devlet başkanları Birleşmiş Milletler'de konuşmak üzere New York'a gelmişlerdi. Küba, Birleşmiş Milletler'in bir üyesi olduğundan, Castro ABD'yi rahatça ziyaret edebilir ve BM Genel Kurulu'nda konuşabilir. Başlangıçta kısa bir konuşma yapmak amacıyla çıktığı kürsüden 4,5 saat boyunca konuşan Castro, tarihe geçti ve halen bu rekoru kıran biri çıkmadı! 8 Kasım 1960'ta Amerika Birleşik Devletleri'nin yeni başkanı John F. Kennedy oldu. Küba'yı işgal planları, Kennedy seçimleri kazandıktan sonra ortaya çıktı. 4 Nisan 1961'de Kennedy, bazı şartlar altında operasyonu kabul etti. Bunlardan biri, hedefin Trinidad kasabası yerine ücra bir sahil olan Domuzlar Koyu olmasıydı. Ve bunun üzerine Domuzlar Körfezi çıkartması gerçekleştirildi. CIA'in eğittiği 1334 Kübalı sürgün vatandaşı, geri almak için hazırdı. Ancak Domuzlar Körfezi çıkartması başarısızlıkla sonuçlandı. Toplam 114 Kübalı sürgün öldürüldü ve 1200'den fazla kişi yaralandı. Başarısız Amerika saldırısı, Kübalıları liderlerine yakınlaştırdı ve Latin Amerika'nın gözünde bir kahraman haline geldi. Bu olay, Küba'nın bağımsızlığı için verdiği mücadeleyi daha da güçlendirdi ve Fidel Castro'nun liderliğindeki hükümetin, Küba'nın geleceği için atacağı adımları da etkiledi. Kastro, iktidarda kalmak için zaferlerden daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu anlamıştı. Bu sebeple, sıkı bir uluslararası müttefik arayışına girdi. Sadece iktidarda kalmak için değil, ülkesine gerçek anlamda fayda sağlayacak bir ortaklık arayışındaydı. Nihayetinde, Domuzlar Koyu'nda kazandığı zaferden sadece iki hafta sonra, Kastro halka açık bir tören düzenledi ve Küba'yı sosyalist olarak ilan etti. Ancak bu ilanın ardından, ABD Başkanı John F. Kennedy, istilanın başarısızlığını kabul etmek zorunda kaldı ve yeni bir istila planı emretti. Fidel ise ülkesini diğer olası Amerikan saldırılarına karşı korumak için Sovyetler Birliği'ni sağlam bir müttefik olarak gördü. Bu sayede, Sovyet askerleri ve nükleer füzeleri sayesinde, adanın bağımsızlığı daha da güvence altına alınacaktı. Böylece Küba, Amerika'nın en çok korktuğu şey haline geldi: tam 90 mil açığında bir Sovyet Sosyalizm merkezi olarak varlığını sürdürüyordu. Kısacası, Kastro'nun Küba'yı sosyalist ilan etmesi, sadece iktidarda kalması için değil, ülkesinin geleceği için kritik bir karar olmuştu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-tarihi-koleli", "text": "Günümüz Küba'sını anlamak için mutlaka bu ülkenin çalkantılı ve sancılı geçmişine gitmemiz gerekiyor. Çünkü Karayipler'in en büyük adası Küba asırlar boyunca kargaşanın kaynağı olmuştur. Küba her zaman dünya güçleri tarafından göz dikilen değerli bir ülke olmuştur. Bu güçler arasında İngiltere, Fransa ve İspanya İmparatorluğu yer alır. Sonunda ülkeyi fetheden İspanya oldu. İspanya İmparatorluğu için Küba, Amerika kıtasının keşfi için belirleyici bir rol oynadı. Küba, tropik iklime sahip olduğu için her zaman sıcaktır. Toprakları verimlidir ve ada etrafını çevreleyen okyanus balık çeşidiyle doludur. Dolayısıyla, ada asırlar boyu göçmen ve istilacıların tercih ettiği bir yer oldu. Küba'daki insan hayatının izleri 4.000 yıl öncesine dayanır. Bu, Mısır piramitlerinden bile önceye tekabül eder. Küba'nın yerlileri palmiye yapraklarından yapılmış kulübelerde veya mağaralarda yaşarlardı. Yer elması, yucca, fıstık, balık ve av hayvanlarıyla geçinirlerdi. Ayrıca tütün yetiştirip içen ilk ulus onlar oldu. 28 Ekim 1492'de, Küba'nın ufkunda 3 karavel belirdi. Adalılar, tanımadıkları beyaz tenli adamların çelik kılıçları ve miğferleri olan gemiden karaya çıktığını gördüler. Bu adamlar İspanyollardı ve liderleri Kristof Kolomb'du. Kristof Kolomb, Hindistan ve Çin'in batı yolunu ararken Küba'yı buldu. İspanyollar adaları Kolomb sayesinde 1492 yılında keşfettiler. O zamanlar, bugünkü Amerika gibi görkemli bir şeye dönüşeceğini bilmiyorlardı. Kolomb'un bu yolculuğunda ona finansör olan Kastilya Kraliçesi Isabella ve Kral Ferdinand'dı. Bu yolculuk sonunda Kolomb, altın veya gümüş yerine Kızılderili adını verdiği Kübalı yerlilerle Barselona'ya geri döndü. İspanya İmparatorluğu, Küba ve çevresindeki adaların fethedilmesi için Kolomb'u tekrar geri gönderdi. Göndermeden önce, yeni dünyada kölelik olmayacağını ilan etseler de bu çok çabuk görmezden gelindi. Kolomb'un adaya geri dönmesiyle, yerliler onu çok sıcak karşıladılar. Ancak husumetler başladığında, askeri üstünlükleri olmadığı için hiç şansları yoktu. Ayrıca, İspanyolların getirdiği kızamık, çiçek hastalığı ve İspanyol kılıçları, birkaç yıl içinde adadaki yerlilerin %90'ını yok etmişti. İspanya'nın Yeni Dünya'daki zaferi, tartışmasız tarihte hiç görülmemişti. Hristiyanlık adına ölüm ve kölelik saçmışlardı. Küba, Karayipler'in anahtar bölgesiydi ve stratejik konumu nedeniyle önemli bir yer tutuyordu. Yani İspanya için Latin Amerika'nın anahtarı olduğunu söylemek en doğrusu olur. Yeni Dünya'nın ürünleri Havana Limanı'ndan geliyordu. Ve İspanyollar, bu ürünlere bir yenisini daha eklediler: Tütün. Tütün, 16. yüzyıl boyunca Küba'nın en büyük ihracatıydı. Bu bitkiyi yetiştirip içen ilk kişiler Küba'nın yerlileriydi. İspanyol denizciler ve tüccarlar, tütünü dünyaya tanıttılar. Bu yüzden Küba, tütün adası olarak tanınmaya başladı. Kolomb'dan yüzyıl sonra, Karayip yerlilerinin çoğu öldürülmüştü. Yeni alanlarının istismarına devam edebilmek için İspanya, yeni bir iş gücü getirmeliydi. Vicdanı olmayan duygusuz tüccarlar, bunun çözümünü Afrika'nın köle pazarlarında buldular. 12,5 milyon Afrikalı köle, gemilere tıkıştırılıp Yeni Dünya'ya gönderildi. Yaklaşık 1,5 milyonu yolculuk esnasında öldü. Küba'da köleliğin İspanyol sömürgeciliği döneminde hemen başladığı açıktır. Ancak, büyük bir kurum olarak gelişmesi tam olarak Haiti'deki şeker değirmenlerinin yok olduğu yani 1804-1805 gibi oldu. Haiti, 1660'tan bu yana Fransız bir kolonisiydi ve Küba'nın komşu adalarından biriydi. Küba, temel olarak tütün tarımına dayanırken, Haiti'nin temel ürünü şeker kamışıydı. Bu, yeterli iş gücü ile kazançlı bir ticaretti. 1789'da Haiti'deki beyaz göçmenlerin sayısı 32.000 iken, Afrikalı kölelerin sayısı 432.000 idi. 17 Ağustos 1791'de Haiti'deki köleler isyan ederek efendilerini öldürdüler ve özgürlükleri için kanlı bir savaşa giriştiler. Bu sonucunda, Haiti'nin şeker endüstrisi yok oldu. Böylece, dünyanın ana şeker üretimi birkaç yıl içinde bitmiş oldu. Kübalılar, Fransız kolonisini devralmak için bu fırsatı kullandılar. Haiti'den İspanyol kolonisine göç eden birçok kişi olduğunu belirtmek gerekir. Yanlarında servetlerini ve uzmanlıklarını getirdiler. Kübalılar, Haiti'den gelen mülteci çiftlik sahiplerini sıcak karşıladı. Onların yardımıyla, Küba, Karayipler'in yeni şeker merkezi olmayı amaçlıyordu. Ancak bunun için daha fazla Afrikalı köle gerekiyordu. Ancak Haiti devrimi kölelik uygulamasının temelini çürütmüştü. Kölelerin özgürlüğü için yapılan çağrılar artıyordu. 1 Ağustos 1834'te İngilizler, imparatorluklarındaki her kölenin artık özgür olduğunu ilan etti. Ancak İspanya, Küba'daki şeker sektörünün köle iş gücüne bağlı olduğu için aynısını yapmayı reddetti. Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı olan Küba, 1850-1860'lı yıllarda da aynı şekilde devam etti. Bu yüzden hiç kimse Küba'ya Afrikalı kölelerin getirilmesine engel olmadı. Kölelik, Küba tarihini tanımlayan bir öğe oldu. Birçok kez yapılan nüfus sayımlarında Afrikalı kölelerin İspanyol göçmenlerden daha fazla olduğu belirtildi. Günümüzde bile, Kübalıların %60'ı kölelerden gelen nesillere sahip. Küba'nın şeker çiftlikleri, İspanya'nın devamlı arttırdığı gümrük vergilerine rağmen genişlemeye devam ediyordu. Havana'daki beyaz göçmenler zenginleşirken, kırsal bölgeler sefaletten yıkılıyordu. Küba'nın en büyük şeker müşterisi, kuzeydeki komşusu Amerika Birleşik Devletleri'ydi. 1860'ta köleliğe karşı olan Abraham Lincoln ABD başkanı seçildi. Güney eyaletleri hemen birlikten ayrıldılar. Başkan Lincoln orduyu seferber edince, uzun ve kanlı bir mücadele başladı. Savaşın başlarında, Lincoln ABD'deki tüm köleleri özgür bıraktı. 4 yıl sonra kuzey güneyi yendi ve kölelik feshedildi. 1. yüzyılın başlarında Küba, doğu ve batı olarak ikiye ayrıldı. Başkent Havana, adanın batı kısmındaydı. Burada İspanya kökenli tüccarlar ve adanın en önde gelen devlet memurları kalıyordu. Bu, şeker ticareti ile ilgili insanlar demek daha doğru olur. Küba'daki çiftlik sahipleri her zaman köle isyanlarından korkmuştur. Ancak tarihte, köle ayaklanması yerine aksine savaşın başlatıcısı Carlos Manuel de Cespedes oldu. Carlos Manuel de Cespedes, Küba'nın bağımsızlık savaşıyla bağdaşan bir isimdir. 1868'de İspanya'nın uyguladığı yüksek vergilerin sebep olduğu şeker kamışı çiftliği sorununu çözmek için Kübalıları ayaklanmaya çağırdı. Adanın bağımsız bir ülke ilan edilmesiyle birlikte köleleri özgür bıraktı. Küba'nın bağımsızlık mücadelesinde İspanya'ya karşı 12.000 kişilik bir orduya karşı savaştılar. 1878'de barış anlaşması imzalandı, ancak 100.000'den fazla insan hayatını kaybetti. Savaşı kaybettiler, ancak ülkelerinde ciddi reformlar gerçekleştirildi. İfade özgürlüğü ve politik partilerin kurulabilmesi gibi en önemli reformlar yapıldı, ancak Küba hala İspanyol sömürgesi olarak kaldı. Anlaşmadan sonra bile kölelik devam ediyordu. Sadece dışarıdan köle getirilmeyi bırakmışlardı. Kölelerden yalnızca savaşa katıldığını kanıtlayabilenleri serbest bırakıyorlardı, geri kalanları ise yine aynı şekilde çalıştırıyorlardı. Köleliğin feshedilme süreci yavaş yavaş ilerledi ve nihayet 1886'da tamamen sona erdi. Çoğu İspanyol reformlarını yetersiz bulduğu için, binlerce İspanyol sürgüne yollandı. Bu sürgünlere genç bir gazeteci ve şair olan Jose Marti de katıldı. Savaş sırasında İspanyolların tutsağı olmuş ve ağır iş cezasına çarptırılmıştı. Jose Marti, 1853 yılında Havana, Küba'da doğdu. Havana'da doğup büyüyen Jose Marti, Küba'nın bağımsızlığına olan inancıyla tanınan bir yazar ve politikacıydı. Marti, Küba'nın bağımsızlığı için mücadele edenler arasında yer aldı ve özgürlük hareketlerini destekleyen birçok yazı yazdı. Marti'nin fikirleri, Küba'daki insanların özgürlük ve adalet taleplerini yansıtıyordu ve bu nedenle halk tarafından seviliyordu. Jose Marti'nin hayatı, Küba tarihinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır ve Küba'nın bağımsızlık mücadelesindeki rolü unutulmazdır. Politik şartlar nedeniyle Küba'yı terk etmek ve ABD'ye yerleşmek zorunda kalan Jose Marti, birçok Kübalı sürgünün vatanlarını kurtarmak için yeni bir savaştan bahsettiklerinin farkındaydı. Orta sınıf bir aileden gelen Jose Marti, İspanyolların Küba'da olmaması gerektiğine inanıyordu. Afro-Kübalı birçok sürgüne okuma yazmayı öğreten Jose, aslında 19. yüzyılın en önemli İspanyol yazarlarından ve tanınmış şairlerinden biriydi. Bugün, Jose Marti'nin şiirleri dünya çapında ünlüdür. 1929'da Kübalı radyo şarkıcısı Jose Fernandez Diaz, Jose Marti'nin şiirinin bir parçası ile Guantanamera adlı şarkıyı besteledi. Şiirlerinin çoğu Küba'nın özgürlük savaşıyla ilgilidir. Kendisi İspanyolların tutsağı iken vahşeti bizzat yaşamıştı. Savaş sırasında Jose Marti, İspanyolların tutsağı oldu ve ağır iş cezasına çarptırıldı. Küba'nın özgürlüğü hayali uğruna sürgündeki Kübalıları birleştirmeye karar veren Marti, Maceo, Maximo Gomez gibi grupları birleştirerek bir ittifak kurmayı başardı. Amaçları, Küba'yı İspanya'nın işgalinden ne pahasına olursa olsun kurtarmaktı. Bu amaca ulaşmak için Miami'deki Kübalı sürgünlerden para topladılar, silah satın aldılar ve bunları gizlice adaya yolladılar. 11 Nisan 1895'te Jose Marti ve diğer komutanlar Doğu Küba'ya vardılar ve Küba'nın İspanya ile olan savaşındaki kıdemli askerlerle buluştular. Ancak şair Jose Marti'nin bu askeri gruba ait olmadığı kısa sürede belli oldu. 19 Mayıs 1895'te savaşın ilk muharebesinde Jose Marti, Küba ve İspanya sınırları arasında taarruza geçti. Göğsüne bir İspanyol kurşunu saplandı ve özgürlük ve hayallerinin gerçekleşmesini göremeden öldü. Bir politikacı, bir gazeteci ve bir yazar olarak en büyük başarısı, Küba'nın özgürlük hasretini kalıcı bir şekilde etkilemiş olmasıdır. Başlatılan ayaklanmaların Kübalılar tarafından da desteklenmesiyle İspanyol ordusu tekrar tekrar bozguna uğrayıp topraklarından çıkmak zorunda kaldı. Bu yenilgiler sonucu İspanyol hükümeti, Küba'ya yeni bir lider gerektiğini fark etti ve savaşı kazanmak için en gaddar generalini oraya yolladı. Valeriano Weyler adını taşıyordu. Weyler, kök kazıma yöntemlerini kullanan biriydi ve Toplama İlkesi adlı yasayı yaratmıştır. Bu yasa, kırsal kesimde yaşayan halkın istekleri olmadan zorla kasabalara taşınmasını gerektirmekteydi ve devrimcilerin kırsal kesimden sağladığı desteğin önüne geçmek amacını taşımaktaydı. Küba'nın geniş alanları boşaltıldı ve insanlar kırsaldan şehirlere göç etmeye başladılar. Yerlerini terk etmeyenler ise derhal idam edildi. Terk edilmiş kırsal bölgelerdeki her şey, muz ağaçları dahil, yerle bir edildi. Kırsal kesimin şehirlere gitmesiyle büyük şehirler fazla mülteci alamayacak duruma geldi. Böylece, Weyler toplama kamplarının inşa edilmesini emretti. On binlerce sivil kalan kasabalara ve köylere yerleştirildi ve ilgiye muhtaç bırakıldılar. Bu korkunç bir insani faciaydı. 400,000 kişinin zorla tahliye edildiğini düşünün, ölü sayısı 155,000 ile 170,000 arasındaydı. Bu duruma yalnızca Küba'nın güçlü komşusu müdahale edebilirdi. ABD, Küba'daki İspanyol teröründen sonra asilerin son şansıydı. Müdahale etmelerini sağlamak için yeni bir ittifak kurdular. Amerika magazin basını, Küba vahşetinin fotoğraflarını ve raporlarını ABD'ye kaçırdı ve basın baronları Joseph Pulitzer ile Willam Randolph Hearst'in sahip olduğu gazetelere verdiler. Bu, ilk modern bilgi savaşlarından biri olarak kabul edilebilir. ABD'deki birçok gazete, İspanya'nın Küba'yı kontrol etmesine karşıydı. ABD Başkanı William McKinley, basının baskısı altındaydı ve çoğu Amerikalı, Küba'ya müdahale edilmesini istiyordu. Ancak McKinley, ülkesini savaşa sürüklemek istemiyordu. Bunun yerine, İspanya'ya bir ültimatom sundu: Küba'yı özgür bırakın yoksa ABD, asilere modern silah satmaya başlayacaktır. Bir güç gösterisi olarak McKinley, ABD donanması'nın en modern gemilerinden birini, Ocak 1898'de Havana'ya gönderdi. USS Maine, sadece 3 yıllık bir gemiydi ve ürkütücü 25 santimlik silahlarının 18,000 metrelik menzilleri vardı. Maine'in resmi görevi, Küba'daki Amerikan mülklerini korumaktı. İspanya hükümeti, Başkan McKinley'in taleplerini kabul etmeye hazırdı. Ancak, USS Maine'in sefere yollanması İspanya basınında bir saldırganlık göstergesi olarak kınandı. -Castro'nun teorisine göre, ABD müdahaleye gerekçe göstermek için kendi kendine patlatmıştı. -Başkalarına göre, İspanya'ya karşı savaşan Kübalılar, müdahale edilmesi için gemiyi patlatmışlardı. Müdahale edilmesi için ABD'e bir bahane lazımdı ve Maine'i bahane olarak kullandılar. -ABD'nin ilk tepkisi, bunu İspanyolların yaptığını düşünmek oldu. ABD'yi adadan kovmaya çalışıyorlardı ve bu yüzden ABD'nin karşılık vermesi gerekiyordu. Başkan McKinley artık kamu baskısına daha fazla dayanamayıp orduyu seferber ederek 21 Nisan 1898'de İspanya'ya savaş açtı. Resmi amaç, Küba'ya bağımsızlığını sunmaktı. Ayrıca meclis, Küba'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne katılmayacağına karar verdi. İspanya için bu savaş ilanı bir felaketti. Küba'daki İspanyol ordusu, Avrupa desteği olmadan fazla dayanamayacaktı. Bu zayıf noktadan faydalanmak için ABD donanması hemen Küba'nın etrafına bir deniz kuşatması yerleştirdi. İspanya donanması da ordusu gibi tuzağa düşmüştü. Gemiler, Santiago Limanı'nda, adanın doğusundaki en büyük şehirde demirlenmişti. Kuşatmanın ardından ABD birlikleri hiçbir direnişle karşılaşmadan güneydoğu Küba'ya vardılar. 1898'de normal Amerikan ordusunda sadece 28.000 asker vardı. Küba'yı işgal etmeye yeterli değildi. Sayılarını arttırmak için gönüllü asker birimleri seçildi. Bunlardan en ünlüsünün adı Rough Riders'dı. Gönüllü süvari birliği Rough Riders'ı başlattı. Komutanları, donanma müsteşarı Theodore Roosevelt'ti. Küba'nın kurtuluş savaşı için o da gönüllü olmuştu. Haziran 1898'de Rough Riders, öncü filmci Thomas Edison'ın ilk filmlerinden birinin konusu olmuştu. Rough Riders, Küba'ya 23 Haziran 1898'de vardılar. İlk görevleri Santiago'daki İspanyol kalesini ele geçirmekti. İspanyol ordusu şehrin dışında güçlü konumlara ulaşmıştı. Savaşın en yoğun anında Rough Riders'ın komutanı Theodore Roosevelt adamlarına Santiago'nun dışındaki tepelere hücum etmelerini emretti. Her iki tarafın da ağır kayıpları oldu. Ama sonunda Amerikalılar kazandı. Savaş sonrası Roosevelt ve Rough Riders meşhur oldular. Ancak zafere olan katkılarını şiddetle inkar edenler de var. Zaferin ardından Amerikalı birlikler ve Kübalı asi güçler, Santiago'nun tamamını kuşatmıştı. Bu hem İspanya ordusunu hem de son zafer şanslarını tehlikeye atmıştı. İspanya savaş filosu hala Santiago Limanı'nda demirliydi. Filonun limanı kuşatması, ABD donanması kadar ağır silahları yoktu. Ancak kruvazörlerden ve muhriplerden oluşan İspanya gemileri daha moderndi. Açık denizlere kaçmak onların tek şansıydı. 3 Temmuz 1898'de İspanya filosu kaçmak için limandan uzaklaşmaya başladı. 2 saatlik bir savaşla bütün İspanyol filosu yok edilmişti. 323 İspanyol denizcisi öldürülmüş, 1729'u da esir alınmıştı. Karşı tarafta bir Amerikalı denizci ölmüş, bir diğeri yaralanmıştı. Filosunu yitiren İspanya için savaş sona ermişti. İspanya teslim olduğunda Küba zafer coşkusu içindeydi. Havana'daki İspanya bayrağı 13 Ağustos 1898'de son kez indirildi. Ancak Küba'nın özgürlük hayalleri yine gerçekleşmedi. İspanya bayrağı indirildiğinde ABD bayrağı dalgalanmaya başladı. İspanya zaferi, Theodore Roosevelt'e Beyaz Saray'ın kapılarını açtı. Roosevelt, 1901'de devlet başkanı oldu. Savaştan önce söz verildiği gibi, Küba, onun başkanlığında bağımsız bir devlet olacaktı. Aynı zamana kadar Amerikalı şirketler, Küba'nın ekonomisinin büyük bir kısmını ele geçirmişti. Birliklerini geri çekmek için ABD hükümeti ciddi güvenceler talep etti. 1901 yılında Kübalılar toplanıp Küba'nın anayasasını yazmaya başladılar. O esnada birkaç meclis üyesi, Orville Platt adlı bir senatörün liderliğinde Küba'nın bağımsızlığı ilan edilip ABD'nin geri çekilmesi için Amerika mülklerinin korunacağına dair güvenceler olması gerektiğini ya da ABD'nin müdahale etme hakkı olduğuna karar verdiler. Bunu öğrenen Kübalılar, derhal bu fikri reddettiler. Platt yasasına göre, Küba özgür bir ülke olamayacaktı. Ancak biliyorlardı ki Washington'a taviz vermezlerse, birlikler geri çekilmeyecekti. Platt yasasına göre, ABD'nin Küba'da askeri üs kurma yetkisi olacaktı. Amerikalıların seçtiği yerler arasında, adanın en güneydoğu köşesinde Guantanamo Koyu vardı. Koyun doğal ve derin limanı, büyük savaş gemilerini barındırmak için idealdi. ABD donanması, ABD dışındaki en büyük deniz üssünü Guantanamo'da kurdu. Bu sırada, Atlantik ve Pasifik Okyanusunu birleştirmek için Panama Kanalı'nın inşaatına başladılar. Amerika Donanması, Guantanamo'dan Karayiplerdeki tüm nakliyatı kontrol edebilecekti. ABD, Guantanamo Koyu'nu 1903'ten beri yıllık 4.085 dolara ebediyen Küba'dan kiralıyor. Burası, devasa bir üs ve ABD denizcileri için bir sürü tesis sağlanıyor. Küba'daki tek McDonald's lokantası gibi. Ancak uluslararası açıdan, Guantanamo, ABD ile Küba arasında gerilim yaratan bir sorun. 1901'de Başkan Theodore Roosevelt, Küba'daki seçimlere izin verdi. 31 Aralık 1901'de Kübalılar ilk kez oy kullanarak ilk cumhurbaşkanlarını seçtiler. Ancak ABD'yi protesto etmek için en umut verici aday, bağımsızlık savaşlarındaki bir general adaylığını geri çekti. Geriye kalan tek aday, Tomas Estrada Palma'ydı. ABD'de sürgünde yaşayan bir Kübalıydı. Rakipsiz olduğu için Estrada Palma'nın zaferi kaçınılmazdı. Kübalıların yarısından çoğu, ona oy verdi. ABD başkanı Tomas Estrada Palma'yı seçmedi, o demokratik bir şekilde seçilmişti. Ancak, en belirgin gerçek, Platt Yasası altında başkan seçilmiş olmasıydı. Tomas Estrada Palma ve sonraki hükümetler Küba'yı genellikle Amerika'nın etkisi altında tuttu. USS Maine'de ölen şehitlerin anısına Havana'nın merkezine bir anıt dikildi: Küba'yı koruyacak bir Amerikan kartalı. 1901'de Küba, özgürlüğe doğru ilk adımlarını attı. 400 yıllık İspanyol sömürge yönetimi sona ermişti. Ancak, Küba'nın geleceği o zamanlar da belirsizdi, günümüzde olduğu gibi. ABD'nin adaya getirdiği demokrasi kavramı, Kübalılar için çok yeni bir kavramdı ve uygulaması tahmin edemeyeceğimiz kadar zordu. Küba feragat ederse, ABD askerleri adayı yeniden ele geçirmek için hazırda bekliyordu. Bu nedenle, Pulitzer ve Hearst zamanından USS Maine faciasından İspanya-Amerika Savaşı'na kadar, Küba ile ABD arasındaki ilişkiler her zaman gergin kaldı."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-tarihi-kuba-devrim", "text": "Küba'nın tarihi, 500 yıldan fazla bir süre boyunca sefalet ve zulümle dolu oldu. Ancak Kübalılar, özgürlük hayallerinden hiç vazgeçmediler. 1953 yılında, Küba'nın genelkurmay başkanı Batista, bir askeri darbe ile iktidara geldi. Batista'nın hükümetine karşı çıkan herkes acımasızca susturulduğu için, ülkede politik kargaşa yaşandı. Bu sırada, Küba Karayip'teki en büyük adalardan biriydi ve Bolivya, Arjantin, Kolombiya ve Güney Amerika'nın diğer bölgelerinde olduğu gibi, burada da ciddi bir politik çalkantı yaşanıyordu. 16 Ekim 1953'te, Fidel Castro yargılandı ve kendi savunmasını yaptı, çünkü bir avukattı. Fidel, tarihin kendisini bağışlayacağını iddia etti ve özgürlük mücadelesinin yolunu açacak bir konuşma yaptı. Mahkeme, Fidel Castro'yu 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Kardeşi Raul Castro ve diğer isyancılara da 10 ila 13 yıl arasında hapis cezası verildi. Fidel Castro'nun kayınpederi Rafael Josee Diaz-Balart, Batista'nın hükümetinde bir bakandı ve düşmanları ve rakipleri, Fidel'in sadece bu yüzden idam cezasından kurtulduğunu ileri sürdüler. Küba Devrimi'nin tarihi, Küba halkının uzun süredir yaşadığı zulüm ve sefaletin ardından gerçekleşti ve Fidel Castro liderliğindeki devrimci hareket, ülkenin kaderini değiştirdi. Devrim, Küba'nın bağımsızlığını ve sosyalist bir toplum inşasını savunuyordu. Bu hareket, Latin Amerika'da ve dünya genelinde büyük bir etki yarattı ve hala tarihin en önemli olaylarından biri olarak kabul ediliyor. Küba'da Batista'nın adamları isyanları bastırmaya devam ederken, hapis Kastro kardeşler ve isyancılar için nispeten daha iyi bir alternatif olarak kalmaya devam ediyordu. Ancak, 18 ay sonra başkan Batista'nın, Moncada kışlasına saldıran kadın ve erkeklere genel af çıkardığını açıkladığı haberi geldi. Bu, Fidel ve kardeşi Raul'un yeniden özgür olmaları anlamına geliyordu, ancak birkaç askeri öldürmüş olmalarına rağmen. Fidel, serbest bırakılmasını büyük bir zafer olarak kutladı ve kardeşi ve yoldaşlarıyla birlikte Meksika'ya giderek oradan yeni bir devrim başlatmayı planladığını açıkladı. 26 Temmuz Harekatı olarak adlandırılan isyan gruplarının yeni adı, Moncada saldırılarının ikinci yıldönümünde verildi. Kastro kardeşler, hapisten çıktıktan sonra, beyan ettikleri gibi, gruplarının diğer üyeleriyle birlikte Küba'yı terk edip Meksika'ya gittiler ve orada devrimin öncüleri olma planlarını yaptılar. Meksika, 40 yıl önce bir devrim sonucu özgürlüğüne kavuşmuştu ve Kübalılar da bu başarıyı yakalamak istiyorlardı. Fidel'in 26 Temmuz harekatına katılmak için sürgüne gönderilen birkaç Kübalı da vardı. Onlar da Batista'yı zorba bir diktatör olarak görüyorlardı ve Meksika'da Kastro kardeşler, Ernesto \"Che\" Guevara adlı bir Arjantinli doktorla tanıştılar. Che, daha sonra devrimci solun ikonlarından biri olacaktı. Grup, 1955 yazında Meksika'da örgütlendi ve liderliği Fidel yaptı. Che henüz ön planda değildi, ancak diğer Kübalılar tarafından kabul edilmek biraz zaman aldı. 27 yaşındaki Che, tıp fakültesini yeni bitirmiş ve Güney Amerika'yı motosikletiyle dolaşmıştı. Şimdi, ezilmiş ve sosyal imkanlardan mahrum tarım işçilerinin hakları için savaşmak istiyordu ve grupun teorisyeni oldu. Bu yeni harekatın, Küba'nın tarihi için önemli bir dönüm noktası olduğu açıktır. Fidel, Küba'da gerçekleşecek devrim için tüm asi grupların birleşeceğine dair kararlıydı. Ancak Che ve Raul'un aksine, komünist bir devrimin başarılı olacağına inanmıyordu. Bu nedenle, Küba'nın sosyalist devrimi için bir arayış içine girdi. Ancak, Meksika'da silahlı aktivistlerin varlığı kabul edilemezdi ve yetkililer derhal onları tutukladılar. Kastro kardeşler ve Che de tutuklandı. Bu onların bir kez daha hapishaneye girmelerine yol açtı. Fidel, Küba için yaptığı planları ve devrimin yönünü yeniden düşünmek zorunda kaldı. Belki de daha önce hiç düşünmediği yeni bir yaklaşım gerekiyordu. Adamları Meksika'nın iç bölgelerinde talim alırken, Fidel, Kübalı sürgünlerden para bağışı toplamak için ABD'ye yolculuk yaptı. Bu yolculuk, onun devrimci hareketi için önemli bir finansal kaynak sağladı ve hareketin sürdürülebilirliği için gereken kaynakları temin etti. Fidel, 1956'da Küba'ya dönmek için kullanacağı tekneyi satın almak için topladığı parayı kullandı. Sempatizan bir silah tüccarından 18 metrelik bir yolcu teknesi olan Granma'yı satın aldı. Kübalı isyancılar, bu tekneyi Granma olarak tanımladılar ve günümüzde bu tekne, devrimin en meşhur anıtlarından biri olarak bir müzede sergileniyor. 1955'te Batista'nın yaklaşık 35 bin kişilik bir silahlı kuvveti vardı. Ordusu ve hava kuvvetleri, Küba'nın yakın müttefiki ABD sayesinde gereken ikmal ve cephane kaynaklarına sahipti. Küba ile ABD arasındaki ilişki daha da güçleniyordu. Ancak, bu avantajlar, Fidel'in motivasyonunu azaltmadı. 25 Kasım 1956'da, adamlarıyla birlikte Küba'ya yelken açtı. Gemideki 82 adam, ayrıca erzak ve cephaneyle Granma'yı tehlikeli bir şekilde aşırı yükledi. Bu, deniz seferini daha da zorlaştırdı ve tutkulu bir mücadele ortamı yarattı. Fidel Castro ve adamları, Küba devrimi için mücadelelerine başladıklarında, zorlu bir yolculukla karşı karşıya kaldılar. Ancak, onların kararlılık ve cesareti, onları başarıya götüren şey oldu. Bu yolculuk, Küba tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir ve Fidel Castro'nun devrimci hareketi için temel bir adım olarak görülür. Onun öncülüğünde, Küba'da bir devrim gerçekleşti ve ülke, tarihindeki en önemli ve dönüştürücü olaylardan birine sahne oldu. Yolculuk 2 gün gecikti ve tekne aşırı yüklendiği için hasar gördü. Fırtına 4 gün boyunca devam etti. 7 günlük yolculuktan sonra Granma, 2 Aralık 1959'da Las Colaradas sahilindeki bir koya vardı. Granma ekibi, Batista'nın ordusuyla karşı karşıya geldi. Ancak sahile yakın olmaları ve siper azlığı nedeniyle, Batista'nın hava kuvvetleri asileri kolayca avlayabildi. Granma'nın Las Coloradas'a varışından sonra, çoğu savaşta öldürüldü. Hayatta kalanlar, Küba'nın en yüksek tepesi olan Pico Turquino'ya kaçtı. Granma'nın 82 yolcusundan 50'den fazlası öldürüldü. Fidel'in Küba'yı ele geçirme planları başarısız oldu. 24 Şubat 1957 tarihli bir New York Times makalesi, Fidel Castro'nun kurtulduğunu açıkladı. Herbert Matthews, Havana'daki bağlantılarıyla gizlice Fidel'e ulaşmayı başardı. The New York Times makaleleri, Matthews tarafından 26 Temmuz harekatına destek verildi ve Fidel bir efsanevi karakter olarak tasvir edildi. Fidel, milli kahraman Jose Marti'yi örnek alarak kendisini Küba'nın kurtarıcısı olarak göstermeye devam etti. Batista desteklenirken, Küba'da dağlarda saklanan bir grup isyancı hiç kimseyi endişelendirmiyordu. Sovyetler Birliği Latin Amerika ve anti-Amerikan propagandaları yapmaya başladı. Fidel'in en büyük başarıları savaş meydanında değil, propagandalarında gerçekleşti. Camilo Cienfuegos, Fidel'in harekatı sayısını ve gücünü geliştirirken orduyla sık sık çatışıyordu. Bitmeyen gerilla savaşları ve kaybedilen duygusu Batista'nın gücünü tüketti. Batista'nın 35.000'den fazla askeri olmasına rağmen, Fidel'in Pico Turquino karargahına saldırmadılar. Fidel'in grubunun üstünlüğü kanıtlandı. Askerler gazetelerde gururlu pozlar verirken, isyancılar nihai zaferlerinden eminlerdi. Batista'nın ordusu Fidel'in isyancı grubunu yok etmeye bile başaramadı. Che Guevara adaya yaralıları iyileştirmek için geldi ve ön cephede savaştı. Ayrıca Radio Rebelde adlı korsan bir radyo kanalı açtı ve devrimin esas sesi haline geldi. Che'nin Radio Rebelde'si sayesinde daha çok Kübalı Fidel ve harekatının başarıları hakkında bilgi sahibi oldu. Yüzlerce kişi gruba katıldı ve 1958 yazında Fidel hücuma geçme gücüne sahip olduğunu hissetti. ABD'yi de hedef alan basın kampanyaları düzenlendi. Kübalı Robin Hood'a yardım etmek herkesin dikkatini çekti. Fidel, çoğu birkaç yüz kişiden oluşan grubu doğuya ve batıya ayırdı. Fidel ve Raul, Pico Turquino'dan iki birimle ayrılarak Santiago'ya gittiler. Che ve Camilo Cienfuegos komutasındaki iki diğer grup kuzeydeki Havana'ya doğru ilerledi. Küba ordusu, Fidel'in radyoda ilan ettiği saldırıya karşı koyabilmek için tüm güçlerini seferber etti. Temmuz 1958'de 8 gün boyunca silahlı bir çatışma yaşandı. Fidel'in adamları, bir kez daha yenilmek üzereydi ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Ancak radyoda kazandıkları zafer duyuruldu. Fidel'in isyancıları Batista'nın ordusundan kaçtı. Radyo kanalları, muhteşem bir zafer kazandıklarını söylüyordu. Bu haber Radio Rebelde'de defalarca tekrarlandı. Ordunun Fidel'i öldürüp durduramaması, Küba halkının ona inanmasına neden oldu. Fidel'in ordusunun diğer yarısı daha başarılı oldu. Che'nin liderliğindeki isyancılar, Santa Clara'ya silah taşıyan zırhlı bir treni ele geçirdiler. İsyancıların en büyük askeri zaferi buydu ve bozguna uğramışların çoğu Che'nin birliğine katıldı. Bu sırada, doğu Küba'da Fidel ve Raul, kalan askerleri Santiago'ya ilerlettiler. ABD, Küba politikasına müdahale ederek Batista'nın kontrolü ele geçirememesi nedeniyle büyükelçisinin istifasını istedi ve Batista kaçarak diktatörlüğü sona erdi. Fidel ve isyancıları 1 Ocak 1959'da Santiago'yu ele geçirdi ve Che ve Camilo'nun birimleri Havana'ya doğru ilerliyordu. Havana'da hala 15.000 asker ve yüksek sayıda polis kuvvetleri vardı, ancak ne ordu ne de polis isyancılara karşı direnmedi. Fidel, harekatıyla hükümeti ele geçirdi ve kendisini Küba'nın kurtarıcısı ilan etti. Fidel Havana'ya ulaştığında uluslararası basınla karşılaştı. Adamlarının uyguladığı idamlar ve infazlar hakkındaki soruları cevapladı. Havana, \"Savaşta neler olduğunu bilmek istiyorsanız, dünya tarihinde bizim kadar düşmanına saygılı davranmış bir ordu bulamazsınız\" dedi. Küba'da bir devrim gerçekleşmişti ve bu devrim, Ocak 1959'da gerçekleşti. Hala Küba tarihinde en bilinen devrimlerden biridir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-tarihi-kuba-ekonomisinde-canlanm", "text": "İspanya, Amerika'yı sömürgeleştirmek için 400 yıl boyunca Küba'yı kullanmıştı. İspanya'nın diğer kolonileri bağımsızlığını kazanırken bile, Küba İspanya'ya bağlı kalmıştı. 1868'de, uzun bir bağımsızlık savaşı başladı ve İspanya, adayı ellerinde tutmak için yüz binlerce asker gönderdi. Ancak 1898'de ABD, İspanya'ya karşı savaşa girdi ve İspanya savaşı kaybetti. Amerika, Küba'yı kendi eyaletlerine dönüştürmeyi amaçladı ve İspanyol vergilerinin kalkması ve Amerikan yatırımlarının etkisiyle adanın ekonomisi canlandı. Savaşın ardından, ABD Küba'yı işgal etti. Ancak, Küba'nın bağımsızlığı gerçekleşmesi için 3 yıl geçmesi gerekiyordu. Sonunda, Küba hükümeti 20 Mayıs 1902'de göreve başladı. Bu dönemde, Platt Yasası yapıldı. Yasaya göre, ABD Küba'ya müdahale etme hakkına sahipti ve aynı zamanda Küba'da askeri üsler kurma hakkına da sahipti. Bu üslerden biri, Amerika Birleşik Devletleri tarafından 1903 yılında Guantanamo Körfezi'nde kuruldu. Guantanamo, Karayipler'in kontrolü için hayati bir öneme sahip olan, ABD dışındaki en büyük Amerikan donanma üssüdür. Ancak, Küba'ya müdahale hakkıyla birleştirildiğinde, bağımsızlığını yeni kazanmış adanın bağımsızlığına tam anlamıyla saygı gösterilmediği anlamına geliyordu. Bağımsızlıktan sonra, Küba'nın en büyük hazinesi şeker kamışı oldu. Küba'nın iklimi ve toprağı, şeker kamışı üretimi için mükemmel bir ortam sağlıyordu. Köylülerden şeker baronlarına kadar pek çok kişi, geçimini şeker kamışından sağlıyordu. Şeker, Küba'nın ihracatının %80'ini oluşturuyor ve üretimin çoğu ABD'ye gidiyordu. Ayrıca, Küba'nın diğer ürünleri arasında kahve, tütün ve meyveler de bulunmaktaydı. Ancak, şeker kamışı üretimi, Küba'nın ekonomik çıkarlarının en büyük kaynağıydı ve ülkede iş imkanı sağlayan büyük şirketlerin çoğu, şeker kamışı endüstrisi ile ilgiliydi. Küba-ABD anlaşması, ABD'nin tüm şeker ihtiyacını Küba'dan karşılamasını ve bu amaçla bir kota belirlemesini içeriyordu. Bu sayede Küba, ABD'ye ihtiyaç duyduğu şeker sağlamaya başladı. Ancak yıllık şeker üretimi, ABD'nin ihtiyacını karşılayamamaya başladı. ABD'nin kimya ve ecza sanayileri için büyük miktarda şeker gerekiyordu. İspanya'ya karşı verilen bağımsızlık savaşı, ciddi bir işgücü açığına neden oldu ve Küba, kamış hasatlarında çalışacak yüz binlerce işçiye ihtiyaç duyuyordu. Böylece, Küba göçmenlerin Mekke'si haline geldi ve 120,000 Çinli işçi ile birlikte binlerce İspanyol ve hazine avcısı da ülkeye geldi. İspanya'nın Lancara kentinde doğan Angel Castro, hayatının büyük bir kısmını Küba'da geçirdi. Küba'ya İspanya adına savaşmaya gelmişti ve savaş sonrası nişanlısının başkasına aşık olduğunu öğrenince burada kalmaya karar verdi. Ülkesine karşı görevi yükümlülüğü olsa da hayatını burada kurmaya karar verdi. Küba'nın doğusuna yerleşti ve işçi olarak hayatını kazanmaya başladı. Şeker kamışı tarlalarında ve madenlerde çalıştı ve biriktirdiği paralarla hayali bir ev satın alabilmekti. Ancak onun için ve Küba halkı için özgürlük Amerika'nın iyi niyetine kalmıştı. 6 Ekim 1906'da binlerce Amerikan askeri, hiçbir uyarı olmaksızın Küba'yı işgal etti. Adanın ordusu yoktu ve savaşmadan teslim oldu. Küba'nın seçilmiş hükümeti görevden alındı ve ABD'nin bu yaptığı tamamen yasaldı. Platt Yasası gereği, ABD müdahale hakkını kullanmıştı. Ancak Kübalılar için bu, ülkelerinin gerçek özgürlüğüne ulaşmalarını engelledi. Amerika'nın müdahalesi sonrası, Küba'da iç çatışmalar ve ayaklanmalar baş gösterdi. İnsanlar seçimlerde yolsuzluklar olduğunu söylüyordu ve Küba Başkanı Estrada Palma baskı altındaydı. Ancak ordu olmadığı için halkı kontrol altına alamıyordu. Küba'nın işgali başladıktan sonra Estrada Palma çekilmeye zorlandı ve ABD, bir vali atayarak Küba'yı yeniden kontrol altına aldı. Ancak vali seçim sözü verdi ve Küba halkı, yeniden özgür olma umudunu korudu. Amerikan ordusunun oluşmasıyla birlikte birçok Amerikalı yatırımcı da Küba'ya gelerek adanın ekonomik patlamasından paylarını almak istedi. Amerikan askeri valisi de onları destekledi ve tren yolları, bazı limanlar ve şeker sanayinin büyük bir bölümü Amerikan kontrolüne girdi. Amerikalılar, Küba'nın çoğu İspanyol kökenli doktor ve subaylardan oluşan elit kesimini kontrol ediyordu. Bu kesim, adayı yönetmek için Amerikalılara güveniyorlardı. Ancak çoğu yoksul Kübalı bağımsızlık savaşından ne kazandıklarını sorguluyordu. İspanyol göçmeni Angel Castro da Amerikan şirketlerinin en büyüğü olan United Fruit şirketinde çalıştı ve işlerini büyüterek yoksul göçmenlerden saygın bir iş adamına dönüştü. Bağlantıları sayesinde şirket yöneticisinin kızıyla tanışarak onunla evlendi. I. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla birlikte dünya pazar lideri olan Rusya ve Almanya'nın şekeri şeker pancarından elde etmesi, rakiplerinin elenmesi anlamına geldi ve bu durum Küba'nın dünya pazar lideri olması için avantajlı bir konuma sahip olmasını sağladı. Ancak yine de Küba'nın gerçek özgürlüğü Amerika'nın iyi niyetine bağlı kalmaya devam ediyordu. Savaşın etkisi, ekonomik olarak, tüm adada hissedilmişti. Şeker fiyatlarındaki artış, Amerikan yatırımcılardan İspanyol çiftlik yöneticilerine ve hatta yoksul Kübalı köylülere kadar herkesin yüzünü güldürmüştü. Ancak bu başarı, ormanlık alanların ve kahve çiftliklerinin şeker kamışı üretimi için feda edilmesiyle ortaya çıkmıştı. Böylece, Küba tek ürünlü bir ülke haline geldi. Bu dönem, Şişman İnekler Zamanı olarak adlandırıldı. Fahiş şeker fiyatları, dünya genelinde rekabeti artırdı. Java, Filipinler, Hindistan, Porto Riko, Brezilya hep pay kapma derdindeydi. Ancak 1918'de Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, durum daha da zorlaştı. Eskiden kapalı olan ticaret yolları açıldı ve dünya pazarı şekerle dolup taştı. Fiyatlar düştü ve Küba, satabileceğinden çok daha fazla şekerle karşı karşıya kaldı. Bu durum Cılız İnek dönemine girildi. Krizin başlıca kurbanları, şeker kamışı kesicileriydi. On binlercesi Afrikalı kölelerin soyundan geliyordu ve işsiz kalmışlardı. Hükümetten yardım alma ümitleri yoktu. Çoğu işsiz Kübalı adanın ordusuna katıldı. Onlar için mevcut tek iş oydu. Ancak, yaşam koşulları iyileşmedi ve neredeyse hepsi beyaz ve İspanyol kökenli subayların yönetimi altında acı çekmeye devam ettiler. Ekonomik olarak, Amerikan şirketleri Küba ekonomisinde hakimiyet kurmuştu ve kriz sırasında bile, Kübalıların rahat hayatlarına devam etmelerini sağlayacak kadar para akıtıyorlardı. Bu sayede, Amerikalı iş adamları ile İspanyol kökenli Kübalı ortaklar, adanın ve ekonominin kontrolünü ellerinde tutmaya devam edebildiler. 1920'lerin başlarında, Küba hala ABD'ye bağımlıydı. Ancak, bu durum artık geçerli değildi. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra, Amerika şekerini başka yerlerden tedarik edebiliyordu. Amerika'nın en büyük korkusu artık, yükselen komünizm tehlikesiydi. İşsizlik oranı, özellikle Angel Castro'nun yaşadığı Küba'nın doğusunda arttı. İşgalci askerden mülteciye ve nihayet toprak ağasına dönüşen Angel Castro, ailesiyle birlikte zorlu bir hayat sürdürdü. Angel Castro'nun ilk eşi Mari'den beş çocuğu oldu. Ancak 1920'lerde çift ayrıldı. 1922'den beri Angel'in aşçısı Lina ile ilişkisi vardı ve 1923'te bir kızı oldu. Onu üç oğlu takip etti: Ramon, Fidel ve Raul. Henüz aile soyadını taşımıyorlardı ve aile evine gitmeleri yasaktı. Bunun yerine babalarının yoksul işçilerin çocuklarıyla birlikte büyüdüler. O dönemde, evli olup gayrimeşru çocuk sahibi olmak büyük bir sorundu ve boşanmaya iyi gözle bakılmıyordu. Yasal olarak da zordu. Bu nedenle Angel, karısı ve ailesiyle birlikte kaldı. Ancak, malikanesinin birkaç yüz metre ötesindeki kulübede yaşayan oğlu Fidel'i de yetiştirdi. Fidel, yıllarca babasını sadece yaşadığı toprakların ona ayıracak zamanı olmayan sahibi olarak tanıdı. Yıllarca babası tarafından tanınmadı ve Fidel çok uzun süre gayriresmi kaldı. Küba'daki şeker krizi, 1. Dünya Savaşı'nın 1918'de sona ermesiyle başladı ve yıllarca devam etti. Kübalılar, savaş öncesinde astronomik fiyatların artık geride kaldığını anladılar ve Küba'nın şekere bağımlı olmayan bir geleceğe doğru yol alması gerektiğini fark ettiler. 1924'te Küba, başkanlık seçimlerine hazırlanıyordu ve bir adam Küba'nın kurtarıcısı olarak öne çıktı. Bu seçimler, ülkede önemli değişikliklerin yaşanacağı bir dönemin başlangıcını işaret ediyordu. Machado, bağımsızlık mücadelesi veren bir savaş kahramanıydı. 3 yaşındayken İspanyolların savaş esiri olmuştu. Kübalılar arasında en genç general rütbesine yükselen kişiydi. Machado, Küba'yı şeker ve ABD'nin kontrolünden kurtaracağına söz verdi. 1924 seçimlerinde kazanan Machado'nun ilk ve en hızlı projelerinden biri, ABD şirketlerinin sahip olduğu tren yollarına alternatif bir yol oluşturarak, Küba'yı baştan başa otoyollara kavuşturmak ve uzak şehirleri başkent Havana'ya bağlamaktı. Yolların ardından parlamento binasını yaptırdı ve diğer ünlü yapılar takip etti. Ancak bu paraların hepsi ABD bankalarından geliyordu. Machado'nun liderliği altında, Küba'nın ekonomisi toparlandı ve ada Karayipler'deki diğer ülkelere örnek oldu. Amerika kıtasındaki en modern telefon ağı Küba'da yapıldı ve her şehre düşen radyo istasyonu sayısı diğer ülkelerden daha fazlaydı. Ancak Machado'nun başarısı, Küba'yı bekleyen yeni bir krizin doruk noktasındaydı. 24 Ekim 1929'da Amerikan borsası çöktü ve bu büyük bunalımın başlangıcı oldu. 1932 yılında, Büyük Bunalım'ın başlangıcından tam 3 yıl sonra, tarihin en kötü kasırgası Küba'yı vurdu. Başkan Machado, yeniden inşa etme çabalarını bizzat denetledi, ciddi hasar gören yerlere yardım gönderdi ve bir kez daha kendini Küba'nın kurtarıcısı olarak resmetti. Ancak insanların başkanlarına olan güveni azalmıştı. 1920'lerde finanse eden Amerikan bankaları, Machado'nun inşaat patlamasını finanse eden Amerikan bankaları, şimdi paralarını geri istiyorlardı. Machado borçları ödemek için bütçe kesintileri yaptı, binlerce memuru işten çıkardı ve onlar da protesto etmek için sokaklara döküldüler. İşlerini kaybetmekten korkan binlerce Kübalı da protestolara katıldı. Küba'da yine başka bir isyanın başlangıcıydı. Ancak 1906 Estrada Palma döneminin aksine, Machado'nun elinde ordu ve güçlü polis kuvvetleri vardı. Machado'nun polis kuvvetleri gösteriler sırasında bir öğrenci liderini öldürdü ve bu ölüm bir fitili ateşledi. Havanadaki üniversite öğrencilerinin ardından, Küba'nın seçkinleri de Machado'yu diktatörlük yapmakla suçladı ve rejime \"tropikal faşizm\" dedi. Tam da bu dönemde, 1933'te, Angel Castro asi oğlu Fidel Castro'yu bir öğretmenle yaşaması için doğu Küba'nın en büyük şehri olan Santiago'ya gönderdi. Yaşlı Castro, bunun henüz 6 yaşındaki oğlu için iyi bir eğitimi garanti edeceğini umuyordu. 1933 yazında, Havana sokaklarında Machado karşıtı gösteriler devam ediyordu ve Miami'deki sürgündeki Kübalılar da isyanları destekliyorlardı. Onlardan biri de Profesör Grau'ydu. Rejim karşıtlarını bastırmak için Başkan Machado sıkıyönetim ilan etti ve rejim karşıtları tutuklandı ve askeri mahkemelerde yargılandı. Davaların tutanakları çavuş Fulgencio Batista tarafından tutuldu. 1901 yılında Küba'nın Banes kentinde doğan bir çavuş ve mahkeme zabıt katibi, Machado, ABD'nin himayesinde sığındı, ancak ABD ona destek vermeyi reddetti ve ülkeden ayrılması gerektiğini söyledi. 1933'te Batista, insanları ayaklanmaya çağırdı. Batista, kendini silahlı kuvvetlerin başkanı ilan etti ve Küba'daki yeni güç dengesi içinde önemli bir konuma geldi. Ayrıca sürgündeki Grau'yu Miami'deki sürgünden geri çağırdı ve onu başkan olarak atadı. Tüm subaylar teslim olmayı reddetti. 400 tanesi Havana'daki Hotel Nacional'e sığındı. Batista'nın askerleri ateş açtığında, Amerikalı televizyoncular oradaydı. Çatışma 2 gün sürdü. Oteldeki subayların cephanesi tükendiğinde, zafer Batista tarafından kazanıldı ve tüm muhalifleri bir hamleyle yok etti. Başkan Grau, Küba'yı parlak bir geleceğe taşımak istediğinden, büyük bir reform programı başlattı. Küba'yı dünyadaki en modern demokrasi haline getirmek istiyorlardı. 100 günde büyük reformlar gerçekleştirildi. Kadınlara oy hakkı, işçi hakları, iş gününün 8 saate düşürülmesi ve daha büyük haklar tanınması gibi reformların kalbinde işçiler vardı. Bu durum Amerikan şirketleri için büyük bir endişeye neden oldu, çünkü Küba ekonomisine hakimlerdi. ABD hükümeti için de bir sorundu, çünkü komünizm tehdidi altındaydı. Batista, askerlerine Hotel Nacional'e ateş açmalarını emrettiğinde, Amerika müdahale etmedi. Ancak Başkan Grau yeni çalışma yasaları çıkardığında, büyükelçilikleri Batista'ya ültimatom yolladı. Batista, devrimci yoldaşı Grau'yu feda etti, istifaya zorladı ve çoğu reformu iptal etti. Sonra bir başkasını ve bir başkasını atadı. Havana'da da Washington'da olduğu gibi, gösterinin kimin yönettiğine dair hiç kimse şüpheli değildi. Batista'nın ordusu, Küba'da düzeni sağlamaya devam etti ve ABD'nin Küba'daki komünizm korkusu yatıştı. Çoğu Kübalı için Batista rejimi öncesindeki devrim karmaşasından daha iyiydi. ABD hükümeti Batista'ya güven duyuyordu, ancak o Küba halkına söz verdiği reformları yapmaya devam etti. Batista, sonraki yıllarda birçok reformu geri getirdi, örneğin işçi hakları, kadınlara oy hakkı ve sekiz saatlik iş günü. Ancak Batista'nın en büyük başarısı, 1934 Mayıs'ında geldi. Ada'nın en güçlü adamı sadece yedi aydır Batista, ABD ile yeni bir anlaşma imzaladı ve Küba'ya müdahale hakkını anayasadan kaldırdı. Küba tarihinde ilk kez özgür ve bağımsız bir ülke olduğu için Batista dönemi başlamış oldu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuba-ve-puro-gercekler", "text": "Küba tatilinde rom ve puro ile haşır neşir olduğumuz doğrudur. Gitmeden önce puro hakkında fazla bilgimiz yoktu. Ama dönüşte puro gerçeklerini ve tüm detaylarını öğrenerek döndük. Küba'da sokakta sürekli yanınıza puro satmak için yanaşacaklardır. Sorduğunuzda fabrikada çalışan bir tanıdıkları olduğu, onun bu puroları çaldığı ya da ikramiye olarak aldığını söyleyecektir. Bunların hepsi yalan. Ne kadar inandırıcı konuşursa konuşsun Küba gibi merkezi otoritenin çok güçlü olduğu ve fabrikaların polis tarafından denetlendiği bir ülkede bu imkansıza yakın bir olasılık. Çok ısrarcı olabileceklerinden böyle kişiler yanaştığında sigara/puro içmediğinizi söylemek en akıllıcası. Küba'da puroyu almak için en doğru adres \"la casa del habanos\" denilen devlet mağazalarıdır. Varadero gibi çok turistik yerler dışında fiyatlar sabittir. Cohiba ülkenin en ünlü markasıdır. Fidel'in kullandığı marka olması ve yüksek kalitesinden dolayı fiyatları baya yüksektir. Siglo II yeni başlayanlar için ideal bir seçimdir, orta sertlikte aromatik bir içimi vardır. Adet fiyatı Mayıs 17 itibariyle 9,75 CUC'tur. Montecristo bir diğer ünlü puro markasıdır. Montecristo No #2 ucu sivri şekliyle markanın en ünlü purosudur. Orta-Yoğun sertlikte, son derece aromatiktir. Fiyatı 9,65 CUC'tur. Ancak uyarmakta fayda var, bu puro çok ünlü olduğu için Varadero gibi fazla turistik yerlerde 15 CUC'a kadar çıkabilir. Upmann ve Partagas da meşhur markalardır ancak puro deneyimi çok olmayanlar için biraz ağır olabilir. Hoyo de Monterrey markası yumuşak içimli purolarıyla tanınır. En ünlüsü epicure no 2 dir. Adet fiyatı 7 CUC'tur. Romeo y Julieta bir diğer dünya çapında ünlü markadır. En ünlüsü 3,90 CUC'luk fiyatıyla Romeo no 2 dir. Yukarıda bahsettiğim purolara kıyasla daha ince olduğu için içimi daha kısa sürer. Şahsi favorim Ramon Allones markasıdır. Biraz zor bulunmasına karşılık fiyat kalite konusunda en iyi Küba markası denebilir. Uzun içim sevenler için \"Specially Selected (6.05 CUC)\" daha kısa içim arayanlar için \"Smal Club Coronas( 3.65 CUC)\" tavsiye edilir. İçimi rahat, aromaları zengindir. Tek uzak durulması gereken marka en ucuzu olan Guantanamera'dır. O kadar yoldan sonra Küba'ya gitmişken daha iyisini hak ediyorsunuz. Ayrıca hediye olarak götürmeniz durumunda sevdikleriniz hayal kırıklığına uğrayabilir. Unutmadan puro işiyle ilgili olarak bir iki uyarımı daha dile getirmekte fayda var. Puro makasınızı yanınızda götürün, orta kalite makaslar Türkiye'de 60-70 TL'e bulunuyor. Puroyu asla sigarayı yaktığınız çakmakla ya da zippoyla yakmayın, aroması bozulur, sadece benzin tadı gelir. Puronun külünü sigara gibi biriktikçe hemen dökmeyin, biraz vakit geçince nazikçe dökün, aksi takdirde yapısı bozulur. Bu yazıyı okuduktan sonra bu kadar çok şey nasıl aklımızda kalacak, bu biraz abartı diye düşünebilirsiniz ancak Küba her zaman gidilen bir yer değil, gitmişken keyfini tam çıkarmak lazım. Puro da bunun önemli bir parçası. Ayrıca döndüğünüzde puro bilginizle hava atabilirsiniz. Küba'da yapacağınız puro alışverişinizde fazla paralar harcamayın diye güncel puro fiyat listesini pdf olarak aşağıdaki linkten indirebilirsiniz edinebilirsiniz. Küba turumuzda misafirlerimiz arasında olup bizi Puro konusunda aydınlatan, tüm detaylarını tek tek anlatan ve bu makaleyi yazan sevgili Suay Meriç arkadaşımıza çok teşekkür ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kubaya-ne-zaman-gidili", "text": "Seyahat öncesinde, Küba hakkında merak edilen pek çok soru var. Örneğin, Küba'ya ne zaman gidilir? Hangi ay en uygun? En iyi sezon hangi döneme denk geliyor? Bu soruların cevabı, her gezginin aklında yer alır. Küba, subtropikal iklime sahip bir ülkedir ve bu sebeple yılın her döneminde ziyaret edilebilir. Ancak, bazı aylar diğerlerine göre daha elverişli olabilir. Aralık ve Şubat ayları arasında seyahat edecek olanlar için denize girmek zor olabilir. Bu dönemde ülke yeterince sıcak olmadığından, yanınızda sweatshirt ve uzun kollu giysiler bulundurmanız önerilir. Kasırga dönemi, Küba'nın olmazsa olmazlarından biridir. Bu döneme dikkat etmek gerekir. Kasırga dönemi 1 Haziran'da başlayıp 31 Kasım'da sona erer. Elbette, bu dönemde ziyaret etmek tatilinizin berbat geçeceği anlamına gelmez. Ancak, bu dönemi mümkünse atlayarak gezinizi daha keyifli hale getirebilirsiniz. Özellikle Küba'nın benzersiz kültürüne yakından tanık olmak isteyenler, kasırga dönemi dışında ziyaret etmeyi tercih edebilirler. Ayrıca, Küba'nın tarihindeki pek çok önemli olay ve yer, ziyaretçilerin ilgisini çeker. Bu nedenle, gezinize daha fazla anlam katabilmeniz için biraz araştırma yapmanız önerilir. Eğer Küba'ya ilgi duyuyorsanız, ülkenin şehirlerindeki tarihi yapıları, müzeleri, festivalleri ve yerel pazarları ziyaret ederek daha keyifli bir tatil geçirebilirsiniz. Bu geziler, Küba'nın kültürüne daha yakından tanık olabilmeniz için de harika bir fırsat sunar. Yüksek sezon Kasım Mart ve Temmuz Ağustos arası, Geçiş sezonu Nisan Ekim ayları arası, ? Düşük sezon Mayıs ve Haziran Eylül arasıdır. Küba'nın fiyatları, yüksek sezonlarda %30 artmaktadır, bu yüzden ziyaretinizi planlarken fiyat artışlarını göz önünde bulundurmanız önemlidir. Bununla birlikte, yüksek sezonda otellerin doluluk oranları da oldukça yüksek olmaktadır, bu nedenle erken rezervasyon yapmanız gerekmektedir. Düşük sezonda, otellerin bir kısmının kapalı olabileceği veya onarım süreçlerine girdiğini göz önünde bulundurmanız gerekmektedir. Yine de, düşük sezonda gitmenin avantajlarından biri, daha az turist ve daha az kalabalık olmasıdır. Aslında, Kasım'dan Şubat ayına kadar, hava deniz severler için pek uygun değil gibi görünse de, Küba'yı ziyaret etmek için güzel bir dönemdir. Eğer illa ki deniz sezonunda gitmek istiyorsanız, Şubat ve Mayıs ayları arasındaki sezonu size öneririz. Haziran Ağustos arası, Küba'nın en sıcak dönemleridir ve Kübalıların bile bazen katlanamadığı sıcak hava koşulları oluşmaktadır. Bu nedenle, bu aylar arasında Küba'yı ziyaret etmekten kaçınmanızı öneririz. Ekim, kasırga riskinin en yüksek olduğu aydır. Mayıs ayı itibariyle, ülke yağışlı mevsime girer ve Mayıs sonuna kadar yağışlı hava koşulları devam eder. Bu bilgiler ışığında, Küba'yı ziyaret etmek için en uygun zamanlar hakkında daha fazla fikir sahibi olabilirsiniz. Artık ziyaretinizi planlamak ve bu harika ülkeyi keşfetmek için hazırsınız! Gitmeden önce hava tahminini kontrol etmek için AccuWeather sayfasına bir göz atmanız en doğrusu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kucukkuy", "text": "Küçükkuyu ile tanışmam 1992 yılında başladı. O tarihten bu yana bilfiil her yaz mutlaka gelirim buraya. İlk geldiğimiz yıl deniz kenarında ufak bir pansiyonda kalmıştık. Sonra bizimkiler burayı çok sevmiş olsa gerek hemen bir yazlık aldılar. Tabi bize soran yok beğendik mi beğenmedik mi diye ne de olsa çocuğuz ya fikrimizin ne önemi var Tabi işin şakası iyiki buradan yazlık almaya karar vermişler. Havası, denizi ve iklimi ile gelenlerin tüm taleplerine cevap verecek türden. Gargara ismi İda Dağının Gargara tepesinden gelmektedir. Ancak yeterli tarihi inceleme ve araştırmanın yapılmamış olmasından ötürü tarihi Gargara şehrinin tam olarak nerede olduğu bilinmemektedir. 1998 senesinde Kültür Bakanlığının yaptığı araştırma ve bulunan kalıntıların doğruluğunda Gargara olarak bilinen ilk yerin Nusratlı köyündeki Kocakaya Tepe olduğu ve sonra buradan Arıklı Köyündeki Zindan Tepe'ye taşındığıdır. Küçükkuyu M. Ö 6. yy'da Lydna egemenliği ve ardından M. Ö 549 yılında da Pers egemenliğine geçmiştir. Lydna ve Pers egemenliğinden sonra M. Ö 241 133 yılları arasında Bergama Krallığı'nın ve ardından Bizans'ın egemenliğine girmiştir. Küçükkuyu Cenevizliler, Rumlar ve Osmanlılar'a kadar bir çok kültürün etkisinde kalmıştır. İda Dağının eteklerinde kurulmuş, Ege'nin başladığı noktada olan Küçükkuyu, Zeus'un doğduğu yer, Afrodit ile Hermes'in aşk yaşadığı, Mitoloji tanrılarının balaylarını geçirdikleri yerdir. Sırf bu da değil Balık'ın denizde doğup Küçükkuyu'da ölmek istediği yermiş bu minik sahil kasabası. Halkın geçim kaynağı balıkçılık ve zeytinciliktir. Dünyanın en kaliteli zeytinin buradan çıktığı uzmanlarca kanıtlanmıştır. Dünyanın 2. bol oksijenine sahiptir. Solunum hastalarının buraya gelmeleri tavsiye edilmektedir. Küçükkuyu yakın çevresinde görülecek tarihi yerleri, köyleri ve doğal güzellikleri ile de çok ünlüdür. Yeşilyurt Köyü : Mitolojide ilk güzellik yarışmasının yapıldığı dağ. Zeus Altarı : Mitolojide Tanrı Zeus'un Truva Savaşını izlediği yer, Yunanlıların en yüce Tanrısı Zeus için kurbanların kesildiği, hediyelerin sunulduğu yer olduğuna inanılıyor. Edremit körfezi manzarasına hakim tepe gün batımı ve gün doğumu için oldukça uygundur. Adatepe Köyü : Tarihi antik dönemlere kadar uzanan, mimari yapısının tamamen taşlardan oluşan, zeytin, servi, badem ve çam ağaları ile çevrili, 1989 yılında sit alanı ilan edilmesiyle bölgenin tek korunan köyü olma özelliğini taşıyan \"Adatepe Köyü\" Türkiye'nin bozulmayan ender yerlerinden biridir. Adatepe Zeytinyağı Müzesi : Küçükkuyu'nun hemen girişinde bulunan Adatepe Zeytinyağı Müzesi kesinlikle uğranması ve zeytinyağı hakkında bilgi alınması gereken şirin bir müze. 1950 yıllarında sabunhane olarak faaliyete geçen bina daha sonraki yıllarda farklı amaçlarla kullanılmış hatta bir dönem harabe duruma gelmiştir. 2001 yılında 5 girişimci sayesinde terk edilmiş görüntüsüne sahip bina müzeye dönüştürülmüştür. Müze yazımız için burayı tıklayınız. Küçükçetmi Köyü: Küçükkuyu'dan yalnız 3 km uzaklıktadır. 43 dereceye sahip sıcak suyu ile Afrodit Kaplıcası yazın fazlasıyla ziyaretçi ağırlamaktadır. Kaplıca için ister havuz ücreti verip buradan isterseniz de oda ücreti verip odadan ayrı ayrı faydalanabilirsiniz. Assos : Küçükkuyu'dan 20 km kuzeydedir. Akropol alanı olna Behramkale, amfi tiyatro, sarnıçlar, Athena Tapınağı, meclis binası ve daha fazla tarihi kalıntıyı görebileceğiniz antik öğreti merkezidir. M. Ö 1000'li yıllardan bu yana yaklaşık 3 bin yıl kesintisiz yaşamını sürdüren bir yerleşim yeridir. Assos yazımız için burayı tıklayınız. Mıhlı Çayı : Çay üzerindeki taş köprü'nün Cenevizliler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Yıllar önce asfalt yol olmaması yüzünden dağ veya su yolundan ulaşabildiğimiz şelaleye artık araba ile ulaşım imkanı vardır. Gerçi biz arada macera olsun diye eski günlerde ki gibi su yolunu tercih ediyoruz Küçükkuyu'ya uzaklığı 18 km'dir. Antandros Antik Kenti : Kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkan kalıntılar ve mozaikler ile 800 yıllık zeytin ağacını görebileceğiniz Antik Pelasg Uygarlığı tarafından kurulmuş olan bir kenttir. Güre Gelin Çamı Piknik Alanı : Küçükkuyu'ya uzaklığı 17 km'dir. Güre yazımız için burayı tıklayınız. Pınarbaşı : Güre beldesi içinde mesire yeridir. Küçükkuyu'ya uzaklığı 21 km. Giriş ücreti kişi başı 4 TL, araç ile 15 TL'dir. Kaz Dağı Milli Parkı : Milli ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma alanına sahip, 1993 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Milli Park olarak ilan edilen bir bölgedir. Sutüven-Hasanboğuldu Şelaleleri : Zeytinli Beldesi içinde piknik alanıdır. Küçükkuyu'ya uzaklığı 24 km'dir. Kazdağı yazımız için burayı tıklayınız. Tahtakuşlar Etnografya Müzesi : Türkmenlerin kültür ve sanatını gözler önüne seren, Unesco ödülüne sahip bir yerdir. Akçay'dan 6 km sonra Çamlıbel yoluna devam edip yolun solu Tahtakuşlar'a götürürken sağ yol sizi Çamlıbel'e götürür. Türkiye'nin ilk özel etnografya müzesi aynı zamanda ilk kez bir köyde kurulan sanat galerisi ünvanına sahiptir. Müze içerisinde Orta Asya'dan Türkiye'ye göç etmiş Türk boylarının çeşitli ev eşyaları, yazmaları, kolyeleri, halıları ve diğer kültür varlıkları sergilenmektedir. En önemlisi ise müzede ki latince ismiyle Dermochhelys Coriacea olan 1.97 cm boyu, 360 kg ağırlığı ile dünya'da sergilenmekte olan en büyük deri sırtlı deniz kaplumbağasıdır. 1997 yılında Edremit körfezinde ölü bulunan kaplumbağa mumyalanarak müzeye konulmuştur. Küçükkuyu'ya uzaklığı 22 km'dir. Müze hakkındaki detaylı yazımız için burayı tıklayınız. Kızılkeçili Köyü : Kültür Bakanlığı'nca tescil edilmiş 800 yıllık çınar ağacı görülebilir. Küçükkuyu'ya uzaklığı 22 km'dir. Handeresi : Piknik yeri. Küçükkuyu'ya uzaklığı 28 km'dir. Ayvalık Cunda Adası : Küçükkuyu'dan 75 km uzaklıktadır. Cunda yazımız için burayı tıklayınız. Bergama : Küçükuyu'dan 135 km uzaklıktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kurban-bayrami-afrika-safari-tur", "text": "2024 Kurban Bayramı Afrika turu rotamız yine sizlerle. En çok talep gören Afrika Safari turu ile bu yıl Ramazan Masai Mara'da Büyük Göç'e tanıklık edip hayalleri gerçeğe çevireceğiz. Sayısız defa tekrarladığımız Afrika Turu ile Afrika Safari fırsatını kaçırmayın. -DÜNYANIN EN MEŞHUR MİLLİ PARKI OLAN MASAİ MARA'DA BÜYÜK GÖÇ -YİNE AFRİKA SAFARİ TURUNUN OLMAZSA OLMAZI NAIVASHA GÖLÜNDE HİPOPOTAMLAR İLE TEKNE SAFARİSİ -KENYA'NIN BAŞKENTİ NAİROBİ'DE DÜNYANIN EN GÜZEL KORUNAN ÖZEL ALANLARINDAN GIRAFFE CENTER'DA ZÜRAFALAR İLE ÇOK ÖZEL ZAMANLAR... İstanbul Havalimanı dış hatlar terminalinde buluşma. İstanbul Nairobi uçuşumuzu aktarmasız olarak gerçekleştiriyoruz. Sabaha karşı Nairobi havalimanına varış ve vize işlemleri. Nairobi havalimanında vize ücretlerimizi münferit olarak kapıda ödüyor ve vizelerimizi alıyoruz. Herkes vize ücretinden kendi sorumludur. Turumuz vize ücreti hariçtir. Başkent Nairobi'ye varışımızla ile birlikte havalimanında bizi bekleyen araçlarımıza binerek Masai Mara'ya doğru yol alıyoruz. Öğlen saatlerinde varacağımız Masai Mara kamp otelimize yerleşip dinlenmeniz için kısa bir zaman veriyoruz. Ve belirlediğimiz saatte buluşup akşam üzeri kısa bir safari gerçekleştiriyoruz. Safari sonrası otelimize dönüp açık büfe akşam yemeğinden sonra ateş başında sohbet eşliğinde günü bitiriyoruz. Sabah erkenden kalkarak sabah safari için Masai Mara Milli Parkı'na giriş yaparak tam gün safari gerçekleştireceğiz. Masai Mara Milli Parkı Kenya'nın güneybatısında, güney komşusu Tanzanya'nın Serengeti Milli Parkı ile komşu. Tanzanya Kenya sınırında da duracak ve büyük göçü buradan izleyeceğiz. Masai Mara, 5 Büyük diye adlandırılan hayvanların tümünü 1 saat içerisinde görebileceğiniz yeryüzündeki ender milli parklardan biri. En yüksek dönemi Haziran Ağustos, o açıdan hayvan çeşitliliğinin bol olduğu bir dönemde, büyük göçün kalbinde buraya gidiyoruz. Turumuz esnasında Mara Nehri'nde duracak, araçlarımızdan inecek ve silahlı korumalarımız eşliğinde Mara Nehri etrafında yarım saat yürüyeceğiz. Bu sırada hayvanların göçüne, nehir geçişlerine ve timsahların heyecanlı bekleyişine ve belki de saldırılarına tanık olacağız. Öğle yemeğimiz safari alanında picnic box şeklindedir. Sabah erkenden kahvaltımızı yapıyoruz ve otelden ayrılıyoruz. Önce Masai kabilesinin yaşadığı köye gidecek ve Masai'ler hakkında bilgi alıp tek tek evlerini gezecek, ateş nasıl yakılır onu izleyecek ve yolumuza Naivasha için devam edeceğiz. Naivasha'ya varışımız akşam üzerini bulacak. Otelimiz Naivasha gölünün hemen kıyısında yer aldığı için göl kenarında kuş sesleri eşliğinde günü tamamlayacağız. Naivasha Hollandalı çiçek şirketlerinin üretim yaptığı, Kenya'nın gelişmiş şehirlerinden biri. Gölde teknelerimize biniyor ve ilk safarimizi gerçekleştiriyoruz. Teknelerimizde 2 metre uzaklıktaki hipopotamları görecek, nehir kenarından su içen filler ve zürafalara eşlik edeceğiz. Naivasha'da gölde balık tutan yerliler ise görülmeye değer. Kenya'nın iç kesimlerine doğru giden büyüleyici manzaralı bir yol var. Yol üzerinde dünyanın en büyük tektonik oluşumu Great Rift Valley'da mola veriyor ve büyüleyici manzarayı fotoğraflıyoruz. Öğle saatlerinde Nairobi'ye varıyoruz. Otele yerleşmeden önce ilk durak noktamız Giraffe Center oluyor. Burası Afrika'nın en iyi korunan zürafa merkezlerinden birisi. Zürafaları besliyor, öpüyor ve onlarla yan yana muhteşem kareler yakalıyoruz. Öğle ve akşam yemeği dahil değildir. Sabah havalimanına transfer, bizlere eşlik eden Kenya'daki yerel ekibimizle vedalaşma ve Zanzibar için hareket. Sabah erken saatlerde uyanış ve kahvaltı. Burada Dhow adı verilen yerel teknelerimize biniyor ve Blue Safari adı verilen muhteşem bir tam gün tekne turuna başlıyoruz. Bu tekne turumuz sırasında gelgitten dolayı su üzerinde kalan ve sand bank adı verilen kum tepelerinde denizin keyfini çıkaracak sonrasında da Zanzibar lagünlerini ziyaret edeceğiz. Devasa baobab ağaçlarının gölgesinde açık büfe mangalımızı yapacak ve dönüş yolculuğunda yelkenlerimizi açarak, yerel bir şekilde varış noktamıza döneceğiz. Kahvaltıdan sonra Pcr testlerimizi yaptıracağımız hastaneye gideceğiz. PCR testlerimiz yapıldıktan sonra zanzibar'ın en popüler bölgesi olan Nungwi'ye geçiyoruz. Tam gün serbest zaman. Sabah erken kalhavltı yaptıktan sonra otelimizin önünde bizi bekleyen teknemize bineceğiz. Yaklaşık 4 saatlik tekne turumuz olacak. Rengarenk mercan balıklar ve resifler arasında yüzüp, yunusların geçişine tanıklık edeceğimiz unutulmaz bir gün geçireceğiz. Öğlen saatlerinde İstanbul yeni havalimanına varış ve turun sonu. -Tüm turlarda olduğu gibi Afrika Safari Turu da en ince ayrıntısına kadar özenle şekillendirilmiştir. -Daha önceki gezilerimizdeki yorumlarda da göreceğiniz gibi %100 müşteri memnuniyeti ile çalışıyor, tüm grubumuz ile bütün gün şahane vakit geçiriyoruz. -Tur boyunca kimseye ekstra tur satışı sunmuyoruz. Tüm turlar gezi ücretine dahildir. -Afrika bölgesinde yalnızca Türkiye'nin değil Avrupa'nın en ucuz turunu gerçekleştiriyoruz. -Belirtilen Milli Parklar içinde safarilerimiz 4X4 jeepler ile gerçekleştiriyor. -Zanzibar'ın en güzel kumsalı Nungwi bölgesinde 2 gece deniz kenarı konaklıyoruz. -Tüm turunuz dolu dolu geçiyor ve nefes almaya dahi vakit bulamıyorsunuz. Bu da Afrika turunda çok fazla yer görmek ve aktivite yapmak anlamına geliyor 🙂 Masai Mara'daki konaklamamızın Milli Parkı'nın girişine yakın olması oldukça önemli. Yakın olması sayesinde yolda harcanacak vakti Milli Park içinde Safari yaparak değerlendiriyoruz. Her bir lodge'da 2 tane yatak ya da double yatak, duş, tuvalet, priz ve sıcak su bulunuyor. Konaklanacak Lodge'da 24 saat güvenlik hizmeti sağlanmaktadır. Lodge içinde yiyecek ve içecekler mevcuttur. Ancak sanıldığı gibi bolluk yoktur ne yazık ki. NOT: Program günlerinde değişiklik yapma hakkımız saklıdır. Günlerin değişmesi görülecek ve gezilecek yerleri etkilemeyecektir. -1 gece Nairobi 3 merkez otel konaklama -1 gece Lake Navisha konaklaması -2 gece Masai Mara konaklama -2 gece Nungwi konaklama -2 gece stone town konaklaması -Lake Naivasha tekne safari -Masai Marra Milli Parkı 2 gün safari ve giriş ücretleri -Zürafa Merkezi ziyareti ve giriş ücretleri -Nairobi sabah kahvaltıları, Masai Mara sabah öğle akşam yemeği -Büyük Rift Vadisi -Tüm havalimanı transferleri -İstanbul Nairobi ekonomi sınıfı gidiş-dönüş uçak bileti -Programda belirtilmeyen tüm kişisel harcamalar"} {"url": "https://www.gezgincift.com/kurban-bayrami-afrika-turlar", "text": "Kişiye özel tur; tur boyunca sizden başkasının tura dahil olmaması demektir. Tüm tur programı sizin istediğiniz gün sayısına bağlı olarak tarafımızda organize edilir. Turlarımızda tüm ulaşımlar, kahvaltı dahil konaklamalar, milli park giriş ücretleri, 4x4 Land Cruiser araçlar ile safari gezileri ve geziniz boyunca havalimanından alınıp havalimanına bırakılana kadar özel şöför hizmeti tura dahildir. Kenya, Türk vatandaşlarından vize istemektedir. Kapıda Kenya vizesi geçerliliğini korumasına rağmen Türkiye çıkışında havalimanı çalışanları tarafından online vize istenebiliyor. Biz son Kenya seyahatimizde online vize yerine kapı vizesi almayı planlamıştık. Neredeyse online vizemiz yok diye uçağa alınmıyorduk. Sonuç itibariyle Kenya'ya varışta rahatlıkla kapı vizemizi aldık. Dediğimiz gibi bu gibi sıkıntılarla karşılaşmamak için mutlaka gitmeden önce online Kenya vizesi almanızı öneriyoruz. Büyük göçün yıl boyu devam ettiğini bilmelisiniz. Hayvanlar yıl boyu Tanzanya Kenya arasında saat yönünde bir daire çizerek sürekli göç halindedirler. Haziran ve Ekim ayları arası Masai Mara hayvan popülasyonun en yoğun olduğu zaman dilimi olduğu için safari yapmak için en uygun dönemdir. Nairobi Havalimanına varışını takiben şöförünüz sizi karşılıyor. Ve 4x4 Land Cruiser araç ile karayoluyla yaklaşık 6 saatlik bir yolculuk yaparak Masai Mara'ya varabiliyorsunuz. Kara yolculuğu ile vakit kaybetmek istemeyenler Nairobi'den Masai Mara'ya gidiş - dönüş uçak bileti alarak daha hızlı ulaşım sağlayabilirler. Masai Mara sınırları içerisinde kamp fiyatlarının skalası çok geniştir. Önemli olan fiyat-performans açısından en iyi kampta konaklama yapmaktır. Konaklama yaptığımız kamplar konum, konfor, temizlik ve servis olarak en iyilerinden bir tanesidir. Hangi tur firmasıyla giderseniz gidin ya da tursuz kendiniz gitseniz bile sakın ucuz olduğu için fiyatına aldanıp bütçeli diye bu tarz kamplarda konaklamayın. Aksi takdirde temizlik ve yemek konusunda ciddi sıkıntılarla karşılaşmasının yüksek ihtimaldir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kusadasi-gezilecek-yerle", "text": "Daha önce İzmir'e bağlı olan Kuşadası günümüzde Aydın'a bağlıdır. Aydın şehir merkezine yaklaşık olarak 70 kilometre mesafede yer alan Kuşadası Ege sahillerinin en popüler tatil destinasyonlarında başı çekmektedir desek yanlış olmaz. Adını hemen önündeki Güvercin Adası'ndan alan Kuşadası taşıdığı ismin aksine ada şeklinde değildir. Ancak buna rağmen uzun bir sahil şeridine sahiptir. Kendisinin sahip olduğu muhteşem konum ve doğal güzellik yetmiyormuş gibi bir de Efes, Milet, Didim, Marmaris, Bodrum ve Pamukkale gibi önemli turizm merkezlerine yakın bulunmaktadır. Popüler olmaya başlamasıyla birlikte yatırımların odağı olan Kuşadası günümüzde bir parça olsun şehirleşmeye başlasa da doğal güzelliğinden bir şey kaybetmemiştir. Köşe bucak değerli olan Kuşadası, özellikle kruvaziyer turizm için de oldukça önemlidir. Büyük büyük cruise gemilerinin uğrak noktasıdır. Kuşadası'nda deniz-kum-güneş tatilini şimdilik bir kenara bırakırsak gezilecek yerler konusunda ilk söylenmesi gereken yer Kuşadası Milli Parkı olur. Büyük bir ekosisteme ev sahipliği yapan milli parkta farklı su yolları kesiştiği için biyollojik çeşitlilik oldukça fazladır. Parkta yaklaşık 210 farklı kuş türü yaşamaktadır. Ayrıca nesli tükenme tehlikesi altında olan pek çok bitki ve hayvan türüne de yuva olmaktadır. Kuşadası'nda plajlar elbette çok güzel ancak siz huzur dolu bir yürüyüş yapmak isterseniz kesinlikle Kuşadası Milli Parkı'nı ziyaret etmelisiniz. Üstelik Kuşadası merkezden Güzelçamlı minibüslerine binerek kolay bir şekilde parka ulaşım sağlayabilirsiniz. Kuşadası'nda görülecek ikinci durak ise beldeye adını veren simge olan Güvercinada. Osmanli döneminde Barbaros Hayrettin Paşa tarafından Mora İsyanı'ndan korunmak amacıyla yaptırdığı Güvercinada Kalesi adadaki tek yapıdır. Kuşadası'na karayolu ile bağlanan ada özellikle akşamları yapılan ışıklandırmalar ile çok güzel bir hale bürünmektedir. Kuşadası'nın en görkemli camisi olan Kaleiçi Camii, beldenin görülmeye değer bir başka tarihi eseridir. Günümüzde hala ibadethane olarak kullanılan cami 1618 yılında yaptırılmıştır. Panionion Kuşadası'nın tarih ve doğal güzellik kokan bir başka noktasıdır. Eski adı Mykale olan bu tarihi sit alanının geçmişi M. Ö 8. yüzyıla uzanmaktadır. Buraya da yine merkezden kalkan Güzelçamlı yönündeki minibüsler ile ulaşım sağlamak mümkün. Artık biraz da deniz kum güneş isteriz derseniz Kadınlar Plajı Kuşadası'nın en gözde plajlarından biridir. Merkeze oldukça yakın bulunan Kadınlar Plajı adının aksine yalnızca kadınlara açık değildir. Böyle anılmasının sebebi burada Osmanlı zamanında yalnızca kadınların olmasıdır. Tertemiz ve berrak bir görüntüsü olan plajda aynı zamanda çeşitli etkinlikler de düzenlenmektedir. Merkezden 20 dakikalık yürüme mesafesinde yer alan plaja minibüsle ulaşım sağlamak da mümkün. Ayrıca Karaova Plajı, Pigale, Yılancı Burnu, Zeus Mağarası ve Papaz Hamamı Kuşadası'nda görülmeye değer diğer yerlerdendir. Aydın'da aktif bir havalimanı ne yazık ki henüz olmadığı için Kuşadası'na havayoluyla doğrudan ulaşım sağlanamamaktadır. Uçak ile gelmek isterseniz İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na uçabilir buradan otobüse binerek 80 82 kilometre sonra Kuşadası'na gelebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kuzey-isiklarini-izleyebileceginiz-en-iyi-yerle", "text": "Aurora Borealis olarak bilinen kuzey ışıklarını izleyebileceğiniz en iyi yerler listesi ile hangi bölgelerde ne zaman kuzey ışıkları görülür aydınlığa kavuşturuyoruz. Biz her ne kadar Kuzey Işıklarını izlemek için İzlanda'yı tercih etmiş olsak da tek izlenecek yer elbette buradan ibaret değildir. Eğer seyahat edeceğiniz ülke Norveç, Finlandiya, İzlanda, İsveç, Grönland, İskoçya, İrlanda veya Rusya ise buralarda Kuzey Işıkları görme şansınız vardır. Madem bu ülkelerden birine ziyaret ediyorsunuz neden doğanın en ilginç olayına şahit olmayasınız ki! Güneşteki manyetik fırtınalar sonucu oluşan ve geceleri görülebilen renkli ışık hareketleridir. Kuzey manyetik kutbu çevreleyen Aurora Borealis ve güney manyetik kutbu çevreleyen Aurora Borealis, solar rüzgarlarla gelen hayli yüksek oranlarda yüklü elektronların dünya atmosferindeki elementlere etkileşime girmesiyle oluşur. Aurora Borealis kuzey yarımküredeki ışıklara, Aurora Austrails ise güney yarımkürede oluşan ışıklara deniliyor. Kanada'nın batısındaki Manitoba eyaletindeki Athapapuskow gölünde, NWT Yellowknife gölgesi ve Blachford gölünde, Yukon'un başkenti Whitehorse Marsh gölünde, Norveç Tromso, Alta, Svalbard ve Finnmark bölgelerinde, Kuzey Işıklarını görebileceğiniz en iyi aylar Ocak'tan Nisan ortasına kadar ve Eylül'den Aralık'a kadardır. Kuzey ışıklarını Norveç'te izlemek istiyorsanız gitmeden Android ve Iphone için gerekli aplikasyonları indirmenizi tavsiye ederiz. Norveç kuzey ışıklarını görebileceğiniz bölgeleri buradaki harita üzerinden kontrol edebilirsiniz. İsveç İsveç Laponyası, Abisko ve Kiruna bölgelerinde, Grönland Kulusuk ve Ammassalik ve Kangerlussuaq bölgelerinde, muhteşem doğa olayını izleyebilirsiniz. Doğa, bir çok alternatif bölgede ziyaretçilerine ışık dansı izleme olanağı sunmaktadır. Listede belirttiğimiz ülkelerden herhangi birine yolunuzun düşerse Northern Lights turlarına katılmanızı tavsiye ederiz. Aurora borealis isimli kuzey ışıkları İzlanda'nın olmazsa olması hatta yapılması gereken ilk aktivitesidir. Göremeyenlerin içinde kalan, seyahati boyunca kuzey ışığı görme hayaliyle yanıp tutuşanların ülkesidir İzlanda. Ama öyle kolay değil görmesi. Kuzey ışıklarının en iyi dönemi Eylül ayında başlar Mart ayının bitimiyle sona erer. Ama bakın yine söylüyoruz. Döneminde dahi gitseniz %100 görürüm diye bir şey yok. Bu tamamen solar aktivite ve havanın bulutlu olup olmamasına bağlıdır. Öncelikle bu linke tıklıyorsunuz. Açılan sayfada bir harita çıkacak karşınıza. Haritanın sağ tarafında gün batımı, gün doğumu gibi saatler yazmaktadır. Önce havanın hangi saatler arasında karanlık olduğunu öğrendik. Sonraki adım haritadan anlamak olmalı. İzlanda haritası üzerinde gördüğünüz yeşil alanlar oranın bulutlu olduğunu gösteriyor. Beyaz kısımlar ise bulutsuz anlamına geliyor. Yani kuzey ışıklarını yalnızca beyaz olan yerlerde görebiliyoruz. Haritanın hemen sağ taraınfa Aurora forecast bölümü var. Altında 0'dan 9'a kadar sıralandırma yapılmıştır. Buranın en az 4 olması gereklidir ki beyaz yerlerde kuzey ışıklarının iyi gözükebilsin. Eğer 4'ün altında olursa çok çok karanlık yerlerden kuzey ışığı görebileceğiniz yani kuzey ışıklarının çok güçsüz olduğu dönem demektir. Ama 4 değerde ve havanın bulutsuz olması halinde ışıklı bir şehir merkezinden bile çok rahat görebileceğiniz anlamına gelmektedir. Garanti olmamakla birlikte kuzey ışıklarını çok yüksek ihtimal görebileceğiniz dönem Eylül ila Mart ayları arasıdır. Eğer solar aktivite hareketliyse İzlanda'nın her yerinden kuzey ışıkları gözükmektedir. Kuzey ışıklarını fotoğraflamak için mutlaka DSLR makinanız ve tripod'unuz olmalı. Olmalı ki makinanız sabit kalsın. Tripod dışında zorunlu olan şeylerden biri de uzaktan kumandadır. Fotoğraf çekmek için denklaşöre bastığınızda ister istemez makina oynayacaktır. Bunu önlemek için 20 TL'e satılan bir uzakta kumanda almanızı şiddetle tavsiye ederiz. Makina ayarına gelinde en düşük shutter (f2.8) ile en yüksek ISO değerine almanız yeterlidir. Havanın yağışlı olma ihtimaline karşılık makinaların su almaması için gerekli ekipmanlarınızı yanınızda taşıyın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/kyoto-gezi-rehber", "text": "Kapsamlı kaleme aldığımız Kyoto gezi rehberi siz gezi severlere çok faydalı bir kaynak niteliğindedir. Japonya gezi planı yapıpta Kyoto gezilmeden dönülür mü? Elbette ki Hayır! Öyleyse buyrun makalenin detaylarına. Japonya'nın Kansai bölgesinde yer alan Kyoto Japonya'nın 7. Büyük şehridir. Nüfusu ise 1.4 milyondur. Kyoto 794 -1868 yılları arasında Heian döneminde Eski İmparatorluğun başkenti olmuştur. Şehir Japonya turizmini ayakta tutan belli başlı şehirlerden biridir. Tarihi mirasa sahip çıkmış ve korumayı başarmış ve aynı zamanda tarihi dokusu, tapınakları, geyşaları, sarayları, muhteşem manzaraları, bahçeleri, baharda açan sakura ağaçları ile ziyaretçilerine umduklarından fazlasını vaat etmektedir. Japonya'nın Kansai bölgesi sınırları içinde yer alan Kyoto şehrinin yüz ölçümü 827.90 km 'dir. Doğudan batıya 29.18 km, kuzeyden güneye 49.49 km ölçülerine sahiptir. Kansai bölgesinin en büyük şehri olan Kyoto'nun nüfusu 1.47 milyon'dur. Diğer büyük şehirler sırasıyla Osaka ve Kobe'dir. Kyoto şehrinin çevresi her biri deniz seviyesinden 1000 mt yükseklikte olan Higashiyama, Kitayama ve Nishiyama dağları ile çevrilidir. Eski gelenek ve kültürünü koruyan Kyoto'da 2.000 tapınak bulunmaktadır. Bunlardan 1.600 tanesi Budist, 400 tanesi Shinto tapınağıdır. 17 bölge Unesco Dünya Miras Listesinde yerini almayı başarmıştır. 2.000 tapınaktan hangisini gezsem diye yoğun bir araştırma içine girmeden önce Unesco listesinde yer alanları ilk tercih yapmanız tavsiye edilir. Japonya'nın kültürünü, geleneğini keşfetmeniz için Kyoto şehri aslında biçilmiş bir kaftandır. Yerel yemeklerin de merkezi olan şehirde Japon mutfağına ait bir çok lezzetli yemekleri mutlaka tatmalısınız. Kyoto'yu tam anlamıyla gezip görmek için birkaç günün yeterli olmayacağını bilmeniz gerekiyor. Binlerce tapınak, doğal güzellikler, nehirler, dağlar, tarihi sokaklar ve daha fazlası için en az 5 gün ayırmanız gerekmektedir. Asıl en önemli soru Kyoto'da nereleri gezmeliyiz? Yukarıdaki harita'dan da görüleceği üzere Arashiyama, Kuzeybatı, Merkez, Kuzey Higashiyama, Doğu Higashiyama bölgelerinde gezilip görülmesi gereken yerler başlıca Arashiyama Sagano Bambu Ormanı, Fushimi Inari Shrine, Kiyomizu-dera tapınağı, Byodoin Tapınağı, Ginkaku-ji Tapınağı, Kinkaku-ji Tapınağı, Daigo-ji Tapınağı, Tenryu-ji Tapınağı, Daikaku-ji Tapınağı, Kyoto Kraliyet Sarayı, Gion bölgesi, Ryoan-ji Tapınağı, To-ji Tapınağı, Yasaka Shrine ve Nijo-ji Kalesi olarak sıralayabiliriz. Ancak bölge bölge nerede ne var daha detaylı bilgi için aşağıdaki görsellerin işinizi kolaylaştıracağına inanıyoruz. Kyoto şehir merkezinin batı kısmına Higashiyama deniliyor. 14. yy'ın ortalarında tapınak, mabet, aristokrat villaları bu bölgede inşa edilmiştir. Ressamlık ve el sanatları da yine bu bölgede yaratılmıştır. Kyoto'ya gelip de ziyaret için es geçilmemesi gereken bir bölge olduğunun altını çizelim. Aynı zamanda bu bölgede yer alan Gion'da geyşaları da görebilirsiniz. Higashiyama bölgesinde bulunan Yamashina-Sosui kanalına uzanmış sakura ağaçlarının gölgesinde günün yorgunluğunu atmaktan daha güzel ne olabilir. Cafe Bibliotic Hello : Cafe geleneksel Machiya evine yapılmıştır. Görenlerin önce kütüphane'ye benzeteceği cafe şehir karmaşasından uzakta kahve keyfi yapmak için en ideal yerlerden biridir. Adres : 650 Seimei-cho, Yanaginobanba-higashi-iru, Nijo-dori, Nakagyo-ku, Tozai ya da Karasuma metro hattı üzerindeki Karasuma Oike istasyonu Exit1'den çıkıp yaptıktan sonra 8 dk yürüyüş mesafesi uzaklığındadır. Baika do : Tipik bir Japon kafesidir. Menüsünün en popüler tatlısı pancake olmasına karşın ancak Eylül ve Nisan ayları arasında servis edilmektedir. Ancak diğer tatlı çeşitleri de bulunmaktadır. Ulaşım : Chishaku-in Tapınağından 7 dk yürüyüş mesafesindedir. Inoda Coffee Honten : Adres : 140 Doyu-cho, Sanjo-sagaru, Sakaimachi-dori, Nakagyo-ku, Tozai ya da Karasuma metro hattı üzerindeki Karasuma Oike istasyonu Exit5'ten çıkış yaptıktan sonra 5 dk yürüyüş mesafesi uzaklığındadır. Aburi Dango Jumondo : Nisan 2012 tarihinde açılmış oldukça yeni bir cafedir. Ulaşım : Kodai-ji tapınağından 7 dk yürüş mesafesindedir. Hiei Saryo : 1997 yılından bu yana hizmet veren cafe'de Japonya'nın geleneksel el yapımı tatlıları ile çayları ile kendinizi şımartacağınız şirin bir cafe'dir. Ulaşım : Enryaku-ji tapınağından 5 dk yürüş mesafesindedir. Salon Tawaraya : Mid Edo yani Tokugawa dönemine (1600-1868) kadar uzanan dükkan sonraları 2006 yılında Japon cafe'si olarak 8 masa ile Ogawa sokağında hizmet vermeye başlamıştır. Ulaşım : Senbon Enma-do tapınağından 15 dk yürüş mesafesindedir. Sanmikouan : 1861 yılından bu yana hizmet veren cafe Machiya stili ile nehir kenarında konumlandırılmış otantik bir cafe'dir. Ulaşım : Chion-in tapınağından 7 dk yürüyüş mesafesindedir. Gion Karyo : Gion bölgesinin tam merkezinde yer alan restaurant'a Çarşamba günü hariç diğer günler ziyaret edip Japon yemeklerini tadabilirsiniz. Yemek fiyatları oldukça pahalıdır. Keihan hattı üzerindeki Gion Shijo durağına 7 dk yürüş mesafesi uzaklığındadır. Chihana : 1946 yılında Gion bölgesinde açılmış ve hizmet vermeye başlamıştır. Kitcho Arashiyama Honten : Yemyeşil bir bahçe içine yapılmış sanki gizli kalmış bir yer burası. Gürültü ve insan kalabalığından uzakta huzurlu ve keyifli bir akşam yemeği için kesinlikle tavsiye edilir. Ancak yemek fiyatları 300 dolardan başladığı için çok pahalıdır. Arashiyama hattı üzerindeki Arashiyama durağından 6 dk, JR Sagano hattı üzerindeki Saga Arashiyama istasyonundan 20 dk, Henkyu tren hattı üzerindeki Arashiyama istasyonundan 15 dk, JR Kyoto istasyonun taksi ile 40 dk uzaklıktadır. Hafuu : Modern atmosferi ile sizlere geleneksel Japon yemeklerini sunan bir restaurant'tır. Fiyatlar 335 5000 Japon Yeni arasıdır. Yoshikawa Tempura Inn : Restaurant geleneksel sukiya-zukuri stili ile inşa edilmiş aynı zamanda restaurant içinde yine geleneksel japon mobilyaları kullanılmıştır. - Monjayaki : Hamur içine çeşitli malzemelerin konulmasıyla yapılan yemek türüdür. - Okonomiyaki : Monjayaki'ye çok benzemektedir. - Yengeç - Sushi - Kyo Kaiseki : Orjinali vejeteryan olan yemek içine zamanla deniz ürünleri de katılarak servis edilmeye başlanmıştır. - Kobe Eti - Fugu : Japoncası balon balığıdır. Öldürücü bir zehire sahip olan balık Japonlar tarafından oldukça talep görmektedir. Balığın iyi temizlenmesi gerekmektedir ki zehir yiyen kişileri öldürmesin. Balık zar gibi incelikte kesilip çiğ olarak servis edilmektedir. - Tempura : Aslında yemekten çok bir kızartma tekniğidir. - Ramen Santouka :Adres : 137 Daikoku-cho, Sanjo-sagaru higashi-gawa, Yamatooji-dori, Higashiyama-ku, Keihan hattı üzerindeki Sanjo istasyonu ya da Tozai metro hattı üzerindeki Sanjo Keihan istasyonundan 1 dk yürüyüş mesafesi uzaklığındadır. - Karako :Adres : 12-3 Tokusei-cho, Okazaki, Sakyo-ku, Keihan hattı üzerindeki Jingu Marutamachi istasyonundan 10 dk yürüyüş mesafesi uzaklığındadır. Fiyatlar ucuzdur. Tripadvisor yorumları için buraya tıklayınız. - Honke Daiichiasahi : Perşembe günleri hariç 05:00 02:00 arası hizmet vermektedir. Fiyat 999 Japon Yeni. Tripadvisor yorumları için buraya tıklayın. Kyoto şehrine varmanızla beraber ilk yapmanız gereken istayonlardan ve yahut otelinizden Kyoto otobüs haritasını temin etmenizdir. Harita sayesinde hangi otobüsün nereye ve hangi rotayı izleyerek gideceği hakkında bilgi sahibi olacaksınız. Japonlar kurallara oldukça uyan ve çok nazik insanlardır. Dolayısıyla otobüs duraklarında sıraya girmelisiniz. Otobüslere arka kapıdan binilip ön kapıdan inildiğini unutmamalısınız. Şehiriçi otobüs için yetişkin ücreti 230 Yen, çocuklar (6-12 yaş) için 120 Yen'dir. Bu işareti gördüğünüz her yerden otobüse binebilirsiniz. Otobüslerin tek yön ücreti 230 Yen olduğundan gün içinde ziyaret edilecek yerler göz önüne alındığında cebinizi yakacaktır. O yüzden 500 Yen günlük otobüs bileti alarak sınırsızca şehir otobüslerinden faydalanabilirsiniz. 2 ve 3 günlük kullanımı olan Kansai Thru Pass sayesinde Kyoto'dan Osaka, Kobe, Hiei ve Himeji Dağına gidebilir, JR trenler hariç özel trenlere ve otobüslere binebilirsiniz. Higashiyama Bölgesi Kiyomizu dera tağınağına giden dar yol sağlı sollu hediyelik eşya satan dükkanlar ile dolu. To-ji Tapınağı önünde kurulan 1.200 satıcının olduğu bit pazarı. Her ayın 21. Günü halk To-ji Tapınağına gelir ve Shingon mezhebinin kurucusu olan Budist Kobo Daishi 'yi anmak için toplu dinsel tören gerçekleştirirler. Dolayısıyla bu tarihte hem bu dinsel ayine şahit olmak bir yandan değişik bir sahneye sahip olmaktayken bir yanda da alışveriş yapamayacağınızı bilmelisiniz. 49 yıllık profesyonel rehberlik deneyimine sahip Mr. Hajime Hirooka, 1996 yılından bu yana özel turlar organize etmektedir. 20 dolar ücreti olan 5 saatlik yürüyüş turuna katılarak 3 km yol yürünmekte ve tur kapsamında tapınaklar, tarih, geyşalar hakkında derin bilgilere sahip olacaksınız. Mart ve Kasım ayları arasında düzenlenmekte olan tur her pazartesi, Çarşamba ve Cuma günler saat 10:15'te JR Kyoto istasyonundan başlamaktadır. Rezervasyona gerek yoktur. Geisha'ları ve onların hayatını daha iyi gözlemlemek, tanımak için bu firma ile irtibata geçebilirsiniz. Şehrin en önemli bunun yanı sıra toplam 670 km yüzölçümü ve 235 km çember ölçüsü ile Japonya'nın en büyük gölü olan Biwa Gölü Kyoto'dan 10 km uzaklıktaki Shiga kasabasında bulunmaktadır. Gölün toplam su kapasitesi 27.5 milyar m olup ortalama derinliği 41 olup en derin noktası 104 metreyi bulmaktadır. 4 çeşit tur programı bulunan Biwako gölünde ister sabah turuna ister 90 ve 60 dakikalık turlara isterseniz de gece turuna katılabilirsiniz. Fiyatlar 2.260 ila 2.980 Yen arası tur çeşidine göre değişkenlik arz etmektedir. Lüks oteller veya kısıt bütçeye sahipseniz bütçeli oteller bulmanız pek mümkündür. Ancak tarihi şehir Kyoto'ya gidipte Ryokan'larda kalmanızı özellikle öneririz. Bunun için booking. com sayfasındaki Ryokan'ları incelebilirsiniz. Ücretsiz internet'e konaklayacağınız otelde erişebileceğiniz gibi alışveriş merkezleri, otobüs durakları ve havalimanında da ücretsiz erişim sağlayabilmekte olduğunuzu unutmayın. Shijo Sokağı : Network: shijo-0123456789; Password: 0123456789. Bu sticker'ı gördüğünüz her yerde 3 saatlik internet erişimi sağlanmaktadır. Toplam 630 noktada wifi bulunmaktadır. Kyoto şehri sınırları içinde beklenmedik bir hastalık söz konusu olduğunda 119'u arayarak 24 saat ve 5 dilde hizmet veren servisten yardım isteyebilirsiniz. Hastalık haricinde başınıza kaza veya daha farklı kötü bir olay gelmesi halinde aramanız gereken numara polis hattı olan 110'dur. Para Birimi Japon Yen'idir. Bozuk paraları 1, 5, 10, 500 iken kağıt paraları 1000, 2000, 5000, 10.000 Yen'dir. Japonyadayken dikkat etmeniz ve bilmeniz gereken bazı ATM'lerin yabancı ülkelere ait kredi kartı kabul etmediğidir. Bankalar haftaiçi 09:00 15:00 arası açıktır. Para bozdurmak istediğinizde bankalar iyi bir tercihtir. Kyoto Osaka'dan 40, Nayoga'dan 100, Tokyo'dan 370 km uzaklıktadır. Otobüsü tercih etmek isteyenler 2.500 yen ödeyerek 90 dakikada Kyoto şehrine ulaşabilirler. Otobüs saatleri hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için buraya tıklayabilirsiniz. Havalimanındaki Yasaka Taksileri ile tek yön 3.500 Yen ödeyerek de rahat bir yolculuk yapma seçeneğiniz bulunmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/langkawi-adasi-gezi-rehber", "text": "Bu sefer yazımıza başlamadan önce klasik bir tanıtım yapmamaya karar verdik. 99 adadan oluşan yaşamın olduğu, kendini doğal güzellikleri ve tabiatı ile misafirlerine hayran bırakan Kedah'ın İncisi Langkawi adasındayız. Langkawi adasını balayı adası olarak ya dergilerden ya da televizyondan biliriz. 2010 tatilimizin destinasyonlarından birine dahil edelim dedik. İyi ki dahil etmişiz ve bu güzelliği görmüşüz. Pantai Cenang bölgesinin daha revaçta olduğunu öğrenince gitmeden o bölgedeki Langkawi Boutique Resort'e rezervasyon yaptırdık. Kumsalın genişlik ve uzunluğuna hayran kaldık. Coconut ağaçlarının altında yapılmış, gölgesini coconut yapraklarından alan cafelerde gün boyu oturup tatilin doyasıya tadını çıkardık. Gündüzü nasıl güzelse gün batımı da bir o kadar güzel olan kumsalda manzara ve ambiyans müthişti. İki günde Ada turu ve Mangrov ormanları ve Kartal besleme turuna katıldık. Her iki tur da birbirinden hatta bugüne kadar yaptığımız en güzel turlandandı. Fakat mangrov ve geo kilim turu farklıydı. Langkawi'nin kuzeydoğusunda 400 hektarlık mangrov ormanlarının arasında bulunan Sg. Kisap, Sg. Air Hangat ve Sg. Kilim nehirlerinden süzülerek yaptığımız turda ziyaret noktalarımız şöyleydi : balık çiftliği, gua kelawar yarasa mağaraları ve mangrov ormanları son olarak vahşi kartalların beslendiği bölge. Kalan günlerimizde motosiklet kiralayıp şehir turu, timsah çiftliği, şelaleler, cami ve Mardi Agro Technology Park ve cable car gezilerini gerçekleştirdik. Bu iki tur dışında istediğimiz her yere kiraladığımız motor ile gittik. Siz de her yere turla gitmek istemeyenlerdenseniz bizim gibi motor kiralayarak dilediğiniz gibi gezebilirsiniz. - Beringin Kumsalı : Kuah şehrinin batısında etrafı nefes kesen sarp kayalıklar içinde coconut ağaçları ile donatılmış ıssız minik bir koy burası. - Pantai Tengah : Güneyde yer alan bu kumsalın etrafında oteller ve pansiyonlar bulmak mümkündür. Upuzun kumsalında fazla insan olmayışı huzurlu ve sessiz bir ortam içinde olmanızı sağlıyor. Su sporları severler için oldukça fazla aktivitenin yanı sıra oturup miskinlik yapmak isteyenler içinde kumsal boyu cafeler var. - Pantai Cenang : Pantai Tengah'tan sonraki kumsalın devamı olan en kalabalık 2 km uzunluğundaki kumsalıdır. Özellikle yüksek sezonda gezginlerin en uğrak yeridir. Havalimanına 15 km uzaklıktadır. - Pantai Kok : Pantai Cenang'ın 12 km kuzeyinde yer alır. Kumsaldaki yazlık saray olan kırmızı bina 1999 yapımı Anna and The King filminin seti olarak kullanılmıştır. Yapımı 1.5 ay sğren yapının % 95'i tahtadır. Filmin tamamlanmasından sonra belediye binanın kalıcı kalmasını sağlamıştır. - Pantai Teluk Datai : Enfes ve özel kumsalı sayesinde adanın en iyisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Pırıl pırıl, eşsiz renk ve berraklığa sahip denizde su altı canlılarını görmek için şnorkel yapmak kafidir. Beyaz kuma sahio plajın etrafını yağmur ormanları, zengin vahşi yaşamdaki halaz maymunlar ve zarif guguk kuşları çevrelemiştir. - Langkawi'nin 2. büyük dağı Cincang'ın zirvesine teleferik ile çıkıp gökyüzü köprüsünde Andaman denizi manzarasını yüzlerce metre yüksekten izleme imkanı bulacağınız çok güzel bir aktivitedir. - Telaga Tujuh Şelalesi - Temurun Şelalesi - Durian Perangin Şelalesi - Lubok Semilang Şelalesi - Perdana Galerisi : Kuah'tan 11 km uzaklıkta yer alıyor. Dünyanın farklı yerlerinden gelen çeşitli hediyelerin sergilendiği galeri. - Legend Mağarası : Tanjung Rhu'dan 30 dakika tekne yolculuğu ile ulaşım mümkündür. İçerisinde yarasa ve büyük kuşların barındığı bir mağaradır. - Yılan Barınağı - Pirinç Tarlaları - Timsah Çiftliği : 1000 adetten fazla timsahın bulunduğu çiftlik Kuah şehir merkezinden 32 km uzaklıktadır. - Mahsuri'nin Anıt Mezarı : Malezyanın gurur duyduğu hikaye Mahsuri isimli güzel ve genç kadın Malezya'nın kültür ikonu olmuştur. Kampung Mawat'da bulunan Mozole Kuah'tan 18 km uzaklıktadır. Mahsurinin hikayesi 200 yıl öncesine kadar dayanır. Güzellği dilden dile yayılan Mahsuri'ye köyün kabile reisinin oğlu Mat Deris kendisine ikinci eş olması için talip olur. Mahsuri istemesede bu evlilik gerçekleşir. Eşi sevaşta öldükten sonra Mahsuri zina yaptığı iftirası ile idam ediliyor. Mahsuri bu fitira ile idam kararı üzerine son nefesini vermeden önce Langkawi adasını lanetliyor. Lanetlemekle de kalmayıp 7 kuşak boyunda refaha kavuşmamasını diliyor. Aradan geçen 7 kuşak sonrası Langkawi gelişmeye başlıyor ve turizm merkezi haline geliyor. Giriş Ücreti : 10 RM - Pulau Payar Marine Park : Langkawi'den 19 deniz mili uzaklıkta, adanın güneyindedir. Adada barakuda ve köpek balıkları ile yüzebilir aynı zamanda balıkları besleyebilirsniz. Denizaltı güzelliklerini ister şnorkel yaparak ister su altı kabinlerine girerek ya da tabanı cam olan tekneler ile izleyebilirsiniz. - Dayang Bunting Adası : Kuah'tan 17,6 km uzaklıktadır. Langkawi takım adasının ikinci büyük adası oma özelliğine sahiptir. Ada turu kapsamındadır. - Akvaryum : Pantai Cenang kumsalının arka yolunda üzerinde Pantai Tengah yönüne doğru caddenin sağındadır. - Langkawi Cable Car - Oriantel Village - Seven Wells Telaga Tujuh Şelalesi - Kartal Meydanı : Adaya adını veren kartalın 12 metre yüksekliğindeki heykeli. - Legend Park : Doğal güzelliği ve usta peyzaj çalışması ile 50 dönüm arazi içine yapıklan park içerisinde 4 yapay gölet bulunmaktadır. Uçak tercih edecekseniz Singapur, Bangkok, Kuala Lumpur ve pek çok yerden direk uçus ile ulaşım sağlamak mümkündür. Feribot tercih edecekseniz Kuala Lumpur'dan tren yaklaşık 6 saat süren yolculuk sonrası Butterworth'a varıp. Buradan feribot ile adaya ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/langkawi-kilim-jeolojik-par", "text": "Machincang Cambrian Geoforest Park, Kilim Karst Geoforest Park ve Dayang Bunting Marble Geoforest Park'tır. Langkawi adasının doğu kısmında yer alan bu muhteşem jeolojik alan içerisinde yuvarlak kalker tepeler ve kireçtaşı oluşumlarını gözle görmek mümkündür. Mangrov tur paketini satın alarak Kartal besleme, Gua Kelawar ve balık çiftliği ziyareti gerçekleştiriliyor. Ekvator iklim kuşağında ve subtropikal bölgelerde bulunan çamurlu kıyılarda, ırmak ağızlarında ve bataklıklarda sık ormanlar oluşturan ağaç türlerinden meydana gelen ormanlara \"Mangrov\" adı verilir. Mangrov nehri üzerindeki yerel balık çiftliklerine uğrayarak balıkları besleyip oldukça eğlenceli vakit geçiriyoruz. Tanımadığımız hiç görmediğimiz balıklar hakkında rehberimiz sağ olsun bilgilendiriyor. Dünyanın en eski yaratığı olan (425 milyon yıl incesi) atnalı yengeci dinozorlardan en az 100 milyon yıl incesine ait olduğu tespit edilmiş. Ve o zamandan bu zamana özelliğinde hiçbir değişim olmadan aynı haliyle bu zamana gelmiştir. Bu hayvanın kanı hemoglobin yerine hemosiyanin taşıması nedeniyle mavi renkliymiş. Her ne kadar deniz kabuklusu olarak bilinse de gerçekte bir örümcek türü olan bu canlı 1 yıl hiç yemek yemeden yaşayabilme özelliğine sahiptir. İnsan sağlığı üzerinde etkisi ve bir çok hastalığın teşhis edilmesinde potansiyel oluşturmaktadır. Bu canlının kanında nadir bulunan B12 proteini de bulunmaktadır. Bilinçsiz avlanma nedeniyle nesli tükenmekte olan bu canlıyı Geo Kilim Park'da ki balık çiftliğinde ilk defa görmüş olduk. Balık çiftliğinden ayrılıp Gua Kelawar Yarasaların bulunduğu mağaraya doğru teknemizle yavaş yavaş etrafı izleyerek ama izlemeye doymadan yol alıyoruz. Mağara oldukça büyük ve içeri ziyaretçiler rahat gezinsin diye köprüde yapılmış. Mangrov ormanları yeryüzünün en verimli ve karmaşık ekosistemlerinden biridir. Dünyadaki canlılar ve tüm güzellikler nasıl ki yok olma tehlikesi altındaysa mangrov ormanları da tehlike altındadır. Hint okyanusunda meydana gelen tsunami sonrası mangrov ormanlarının korunması hakkında yapılan çağrılara her ne kadar dikkat çekilmiş olsa da pek de ciddi önlemler alındığını söylemek zor olur. Gezimizin Gua Kelawar kısmını da tamamlayıp mangrov kıyılarını geze geze vahşi kartalları besleyeceğimiz alana varıyoruz. Teknenin durmasıyla sanki kartallar bizi bekliyormuş gibi hepsi etrafımıza üşüştü. Rehberin hazırladığı yemekleri kartallara atarak çok değişik bir deneyim ile vahşi hayvan beslemiş olduk. Jeolojik miras niteliğindeki yerler, hem yerkürenin oluşumunu daha iyi anlamamız, hem de bu bilgilerin gelecek kuşaklara aktarılması bakımından çok önemli olduğunu dile getirerek yazımıza son veriyor, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/langkawi-telaga-tujuh-selales", "text": "Telaga : Kuyu, Tujuh: Yedi (7) anlamında olduğundan Seven Wells 7 Kuyu olarak da anılmaktadır. Kaynağı Mat Cincang dağı ve jeolojik belirtinin güzel bir örneği olan şelale Langkawi'de yapılması gereken aktivitelerin baş listesinde yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Şelalenin yüzülebilecek havuzu en tepede olup buraya ulaşım hiçte kolay değildir. 500 merdiven tırmanmak şartıyla ulaşım mümkün. Biz çıkarken yorulurken, inenlerin bile yorulduğunu görüp, hatta allah kolaylık versin bakışı attıkları her hallerinden belliydi Tırmanış süresi yaklaşık 45 dakika ile 1 saat arasıdır. Tırmanıp havuza vardığımızda hemen doğal kayalara uzanıp Burau Bay-Pantai Kok manzarasına karşı, doğanın eşsiz sesi içinde yorgunluğumuzu atıyoruz. Eğer planınız buraya akşam gelmekse ormanda lamba ve elektrik olmadığını hatırlatır yanınıza fener almanızı ve zamanında bir çok kişinin ölümüne sebep olan şelalede çok dikkatli olmanızı tavsiye ederiz. Şelale'nin havuzuna vardığınızda ön tarafının iplerler gerili olduğunu ve uyarı tabelaların asılı olduğunu göreceksiniz. Aynı zamanda değerli eşyalarınızı ve çantalarınızı ortalıkta aylak aylak gezinen makaklardan korumalısınız. Yüzlerce merdiven tırmanıp da terlemeye niyetli değilim diyorsanız ve amacınız yalnız manzara izlemekse Mat Cincang dağına teleferik ile çıkma şansınız da var. Hem nefes kesici manzarayı izleyebilecek hem de teleferik ile yukarı tırmanırken şelalelerin kuş bakışı resimlerini çekebileceksiniz. Ulaşım : Cenag Kumsalından 25 dakika, Kuah'dan 35 dakikadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/lizbon-gezilecek-yerle", "text": "Portekiz'in en güzel şehri Lizbon'da görülecek yerler nerelerdir? Lizbon'da gezilecek yerler nereler, Lizbon'da nerede ne yenir gibi en temel soruların cevabını muhakkak merak ediyorsunuzdur. Biz yeni döndüğümüz bu güzel şehrin tüm detaylarını sizler için yazdık. Lizbon'a gitmeden önce Lizbon turu planınızı makalemize göre yaparsanız emin olun dört dörtlük bir seyahat geçireceksiniz. Lizbon'a nasıl gezdiysek hepsini teker teker anlatacak, ulaşımı nasıl sağladığımızı, neyi ne kadar ücrete yediğimizi, aldığımızı tüm detaylarıyla size vereceğiz. Aslında Portekiz hiç aklımızda olmayan bir ülkeydi. Ama son zamanlarda çevremizden çok duyar ve tavsiye edilir olunca hadi şöyle bir bilet fiyatlarına bakalım dememizle başladı seyahatimiz. 2018 Mart ayında kişi başı 160 Euro'ya bilet bulunca 2018 Haziran ayı için bu fırsat kaçmaz dedik. Ve hiç düşünmeden biletlerimizi aldık. Biz biletimizi uçak arama motorundan bulduk. Bunun üzerine belki daha ucuzdur diye havayolunun kendi sayfasına baktığımızda fiyatın çok daha pahalı olduğunu görünce arama motorundan almaya karar verdik. Kampanyada olup olmadığını bilmiyoruz. Şu an fiyatlara baktığımızda iki katı olduğunu görüyoruz. Ama gitmeye niyetliyseniz yılmadan araştırın deriz. Belem, Alfama bölgesinden yaklaşık 10 km uzaklıktadır. Yakın olmadığından yürüyerek gitmesi de eziyettir. O yüzden muhakkak toplu taşıma kullanmanızı öneririz. Lizbon'da toplu taşıma hakkında detayları aşağıda görebilirsiniz. Tejo nehrinin hemen kıyısında bulunan Belem şüphesiz Lizbon'un en çok turist çeken bölgesidir. İlk bakışta San Francisco'daki Golden Gate köprüsünü hatıratan Ponte 25 Avril köprüsünü de buradan çok daha yakın görebilirsiniz. Belem toplu taşıma durağı sizi Belem Mansatırının önünde indiriyor. Tam bu noktadan sahile doğru devam ettiğinizde bir alt geçitten geçip Kaşifler Anıtı'na varıyorsunuz. Kaşifler Anıtı'nın da ilerisinde Belem Kulesi tüm heybetiyle kendini gösteriyor zaten. Portekiz Kralı Henry'nin 500. Yılı anısına 1960 yılında dikilen bir anıt heykeldir. Anıtın en önünde yönü güneye dönük vaziyette lakabı denizci olan Kral Henry'nin heykeli vardır. Kral Henry kaşifleri oldukça destekleyen ve tek amacı Ümit Burnu'nu aşarak Hindistan'a varma hayali olan bir kralmış. Gerçi bu hayalini gerçekleştiremediği gibi denize dahi hiç açılmamıştır. Anıt'ın sağında ve solunda Kral Henry'nin tam arkasındaki iki heykel kardeşleri V. Alfonzo ve Fernando'nun heykelleridir. Anıtın kırmızı köprüye olan yönündeki 3. Heykel ise sakallı olan Vasco de Gama'dır. Heykellerin ellerinde değişik objeler göreceksiniz. Bunlar denizde yön tayin etmeye yardımcı olan aletleri sembolize etmek için anıta konulmuştur. Anıttaki Kral Henry, kardeşleri, Vasco de Gama, Macellan ve diğer kaşiflerin, yazarların, elinde paletiyle ressamların heykellerinin yanı sıra dikkat etmeniz gereken bir diğer şey de tek kadın heykel olan başında tacıyla Kral Henry'nin annesinin heykelidir. Anıtın hemen arkasında yani anıta doğru yürürken zeminde göreceğiniz harita ise kaşifler haritasıdır. Bu bir dünya haritasıdır ama bizim bildiğimiz haritadan çok farklıdır. Portekiz'li denizcilerin Portekiz'den yola çıkarak okyanus boyunca ilerlediği rota ve ilerlerken keşfedip sömürgeleştirdiği ülkeleri gösteren bir haritadır. Haritayı dikkatli incelerseniz sömürgeleştirilen ülkelerin üzerinde tarihlerine kadar yazmaktadır. Portekiz'li kaşifler Brezilya'ya giderken Afrika boyunca pek çok yeri sömürgeleştirmişler. Burada göreceğiniz siyahilerin hepsi o zamanlar gelmiştir. Hatta Amerika kıtası keşfedilmeden önce dünyanın en batısının da Portekiz olduğu bilinmekteymiş. Ve bir diğer önemli bilgi de Vaso de Gama içindir. Kendisi Afrika'nın en güneyindeki Ümit Burnu'nu aşıp Hindistan'a ulaşan ilk insan olma özelliğine sahiptir. 1497 yılında Portekiz'den ayrılıp 1798'de Hindistan'a varıyor. Ve 1499 yılında 170 kişilik mürettebatla çıktığı bu yolculuğu 54 kişiyle sonlandırmıştır. Unesco Miras Listesi'ndeki yapı şehrin giriş ve çıkışını kontrol etmek amacıyla 1512 yılında Vasco de gama'nın anısına yapılmıştır. Burası yeni dünya'ya açılan kapıdır. 1755 yılında gerçekleşen yıkıcı depremle az hasarla ayakta kalmayı başarmıştır. Kule, Tejo nehrinin kıyısına Portekiz Kralı I. Manuel tarafından inşa ettirilmiştir. 16. yy'da Portekiz'de gelişen Manuel'in tarzı mimariyi Belem kulesindeki halat şekillerinden çok net anlayabilirsiniz. Neo-gotik mimariye sahip kulenin uzunluğu 30 metredir. Yıllar geçtikçe kullanımı deniz feneri, hapishane ve gümrük kontrol noktası olarak değişmiştir. Mimarisi ve tarihi ile Lizbon'da görülmeye değer yerlerden bir tanesidir. Manastır, Portekiz'in yedi harikasından biri olarak seçilmeye de hak kazanmıştır. Hindistan'a ilk gidebilen denizci ünvanına sahip Vasco de Gama'nın ve Portekiz'in ünlü yazarı Fernando Pesoa'nın mezarı da manastır içinde bulunuyor. Jeronimos Manastırı da Belem Kulesi gibi 1983 yılında Unesco Dünya Mirası Listesine alınmıştır. Kaşifler, Portekiz'den ayrılıp yeni ülkeler keşfettikçe ellerinde ganimetlerle ülkelerine geri dönmüşlerdir. Buldukları şeylerden en önemlileri ipek ve baharatlardır. Bunun gibi önemli şeyleri bulmaları sayesinde para sahibi oluyorlar. Ve bu ganimetlerden elde edilen gelirlerin sadece % 5'iyle manastır inşa edilmiştir. İnşasına 1501 yılında Kral I. Manuel zamanında başlanan yapı tam 70 yılda tamamlanabilmiş. Ve yapımı için her yıl 79 kilo altın harcandığı ve Vasco de Gama'nın Hindistan'dan dönüşü şerefine inşa edildiği rivayet edilir. Belem Kulesinde olduğu gibi Manastırda'da Manuel'in tarzını görmek mümkündür. Zamanında keşişlerin yaşadığı manastır girişinde aslan heykelleri göze çarpar. Bu aslan heykellerinin hikayesi ise Aziz Jeronimo'nun Kudüs'e gitmesi ve orada yaralı bir aslanla karşılaşması, onu iyi etmesiyle başlar. Aslan Aziz Jeronimo'nun yanından ayrılmayınca birlikte Kudüs'ten geri dönerler. Ve manastır yapılırken bu aslan heykelleri dikilir. Lisbon'un bir diğer simgesidir. Sonradan buraya arkeoloji müzesi eklenmiş. İnşasına 1501 yılında başlanmış. Vasco de gama'nın hindistandan dönüşü üstüne yapılmıştır. Efsaneye göre Yapımı 70 yıl sürmüş. Yapımı için Her yıl 70 kilo altın harcanmış. Manastır içinde Vasco de gamanın anıt mezarı ve portekizin ünlü yazarı fernando pesoa'nın mezarı buradadır. Manastırın içindeki Hristiyanlığı ifade eden motifleri, Rönesans mimarisine uyarlanmış kemerleri, kaşiflerin Hindistan ve Afrika seferlerini anlatmak adına yapının dışındaki palmiye ve baharat ağaçları motiflerini, manastırın güney girişindeki denizci Henry figürünü, manastırın batı kapısındaki Portekiz Kralı Manuel ve eşi ile aynı zamanda Hz. İsa'nın doğumunu anlatan sahneleri mutlaka görmelisiniz. 1983 yılında burası manastır ve katedral unesco miras listesine alınmıştır. Maliyeti 20 milyon avro2yu bulan yapı stirling ödülü (Birleşik Krallık Mimarlık Enstitüsü tarafından, İngiltere ve çevresindeki en iyi mimarlık ürünlerini onurlandırmak amacıyla verilen) sahibi mimar Amanda Levete tarafından tasarlanmış olup 5 Ekim 2016 yılında ziyarete açılmıştır. Şu an şehrin simgelerinden biri haline gelmiş yapıya sanat sever biriyseniz mutlaka gitmenizi öneririz. Yerel dilde Pastel de Nata olarak bilinen meşhur Belem tatlıcısının adresidir. 1837 yılında kurulan pastane bugün önünde alabildiğince sıra olan Lizbon'un en bilindik yerlerinden biri haline gelmiş. Sıranın sebebi meşhur Nata tatlısını yiyebilmek için elbette. Nata'nın hafta içi 20.000 hafta sonu ise bu sayının iki katının satıldığı söyleniyor. Önündeki ayrıca içerdeki oturma kuyruğunu görünce bu sayının çok makul olduğuna kanaat getirdik. Nata'nın çıkış yeri bu pastanedir. Tarifi sonusundaki rivayete gelirsek. Bu tatlı ilk olarak Jeronimos Manastırı keşişleri tarafından para kazanmak için yapılmaya başlanmış. Yazılı tarifi olmayan bu tatlının tarifi sadece sözlü olarak veriliyormuş. Her gidenin mutlaka önerdiği Belem Pastanesinde Nata yemeden dönmeyelim ve gerçekten anlatıldığı gibi lezzetli mi deneyelim dedik. Tatlı aşığı Orkun için eh ama benim gibi çok tatlı düşkünü olmayan biri için harika bir lezzetti. Milföy hamurundan yapılan Nata üzerine tarçın ve pudra şekeri dökülerek yeniyor. Bir oturuşta 3 tane yeme garantili bir lezzeti var. 2018 Haziran fiyatı bir tek Nata için 1.10 Euro. Baixa bölgesi Alfama ve Chiado tepeleri arasında kalan Lizbon'un en turistik bölgesidir. Bölgede gezip görülmesi gereken yerlerin haricinde bilmeniz gereken burada tam 4 tane meydan olduğudur. Bunlar Ticaret meydanı, Rossio meydanı, Restauradores meydanı ve Figueira meydanıdır. En önemli iki caddesidi ise Avenida da Liberdade ve Rua Augusta'dır. Baixa bölgesinde daha çok cafe ve restaurant bulabilirsiniz. Gece hayatı için doğru adres olmadığını söylememiz gerekiyor. Avenida da Liberdade caddesinin sonu Marquis de Pombal meydanına çıkar. Yolunuz düşerse gidebilirsiniz. Düşmezse eğer olurda önünden geçerseniz ya da hiç yolunuz düşmese bile Marquis de Pombal'in kim olduğu hakkında fikriniz olsun diye bir kaç not düşmek istiyoruz. 1755 yılındaki merkez üssü Atlantik okyanusu olan Lizbon depremi tarihte en yıkıcı ve ölümcül deprem olarak kayıtlara geçmiştir. Hatta olay sadece depremle kalmamış akabinde tsunami ve depremler de meydana gelmiştir. Bu deprem yüzünden Lizbon ve çevresindeki şehirler dahil yaklaşık 100.000 kişinin öldüğü söylenmektedir. Marquis de Pombal 1755 yılında Portekiz'in başbakanı hatta bir tasarımcıdır. Lizbon, onun vizyonu sayesinde tekrar inşa edilmiştir. Park ortasındaki heykel işte Marquis de Pombal'dır. Şehir manzarası ve kale manzarası için en iyi manzara noktasından biridir. 1902 yılında yapılmış. Yapılma amacı Baixa ile Bairro Alto semtleri arasındaki geçişi kolaylaştırmakmış. Baixa bölgesini ayaklarınızın altına alacağınız manzarası var. Asansör yukarı çıkarken 20 kişi taşıyabiliyorken bu sayı inerken 15 kişiye düşüyor. Ücreti 5.15 Euro. Sabah 09:00'da önünde olmamıza rağmen sıra bu kadar erken saatte başlamıştı. Tavsiyemiz ziyaretinizi daha geç saate bırakmamanız yönünde. 1755 Lizbon depreminden nasibini almış yapılardan bir tanesidir. Gotik mimarinin hakim olduğu manastır bir zamanlar Lizbon'un en büyük kilisesiyken şimdilerde çatısı olmayan kemerleriyle göz kamaştıran bir yapıdır. Ziyaret günleri, saatleri ve ücret bilgisi için buraya tıklayınız. Portekiz kralı IV. Pedro'nun heykelinin olduğu bir meydandır. Heykelin etrafında güç, adalet ve bilgeliği simgeleyen örnekler vardır. Heykelin önünde ve arkasında olmak üzere iki tane barok mimariye sahip iki çeşme vardır. Rossio meydanında girmeniz gereken en öncelikli yer Mundo Fantastico Das Sardinha dükkanı olmalı. Renkli renkli konserve sardalyalar alabilirsiniz. Almasanız bile dükkanı görmek için girmelisiniz. Her konserve kutunun üzerinde tarih yazmaktadır. Tarihlerin altındaysa o tarihte doğan ünlülerin isimleri yazmaktadır. Bir kutu sardalya 2018 haziran ayında 7 euro'ydu. Fiyatlara ve konserve çeşitlerine bu linkten bakabilirsiniz. The Ginjinha Espinheira isimli dükkan 1840 yılında açılmıştır. Burada ginja denilen vişne likörü servis ediliyor. Lizbonlu'ların en sevdiği şeylerden biri de bu alkol oranı yüksek içecektir. Akşam yemeğinden önce, sonra, öğle yemeğinden ve porto içtikten sonra içiyorlar. Hatta küçük çocukların hastalıklarınsa şifa olsun diye de içiriyorlar. Alkol oranı %23.5'dir. Lizbon'un en önemli meydanı Teja nehrinin kıyısında olup meydanın çevresinde denizcilikle ilgili resmi dairelerin bulunmaktadır. Önünde bayrak asılı olan her bina bakanlığa ait binalardır. Portekiz kralının saray binası da bu meydandaymış. Fakat 1755 depremi yüzünden diğer yapılar gibi saray da yıkılmış. Kaşifler çıktıkları seferler dönüşü elde ettiği ganimetleri bu meydanda sattığı için meydanın adı ticaret meydanı olmuş. Meydanın tam ortasında yüzü nehre dönük vaziyette at üstünde duran bir heykel vardır. Heykel için ufak bir detay verelim. Heykele dikkat ettiğinizde heykelin ayaklarının altında yılan figürlerini göreceksiniz. Bu yılanların amacı kuşların heykele gelmesinin engellenmesi için yapılmış. Heykelin hemen arkasında Rua Augusta caddesine açılan kapı şehrin giriş kapısıdır. 1755 depreminde kapının orjinali yıkıldığı için yeniden inşa edilmiş. Meydan çevresindeki yapıların alt katında cafe ve restaurantlar vardır. Ancak burası çok keyif verici olmadığından oturup bir şeyler yiyip, içmenizi önermiyoruz. 28 numaralı tramway, Lizbon'un en bilinen ikonlarından başlıcasıdır. Lizbon'a gelip bu tramway ile gezmemek kesinlikle olmaz. Evet kulağa çok turistik gelebilir. Ama şehri hızlı gezmek ve gezerken de tarihi yerleri görmek hatta sadece tramway'ın geçebileceği kadar daracık sokaklardan geçmek unutulmaz bir deneyim olacak. Lizbon'da sefer yapan 12, 15, 18 ve 25 numaralı tramway hatları var. Bunlara 28 numaralı tramway'da dahil. Gelelim 28 Tram'a nasıl binilir onu anlatmaya; Bu tramway'ın özelliği ilk duraktan binerek oturarak son durağa kadar gitmek. Bunun için önce metro duraklarından günlük Viva Viagem isimli Lizbon kartı almanız. Hesap yapınca tek kullanımlık bilet almaktan ziyade günlük almak çok daha karlı bir iş oluyor. Kartı aldıktan sonra ikinci yapmanız gereken şey Martim Moniz durağına gitmek. Burası 28 numaralı Tram'ın ilk kalktığı durak. Konumu buraya ekliyoruz. Harita üzerinden neresi olduğuna bakabilirsiniz. Ve size tavsiyemiz sabah en geç 09:00'da durakta biletiniz elinizde hazır olmanız. Biz 09:30'da gitmemize rağmen ciddi kuyruğa takıldık. Tram'ın son durağı Lizbon mezarlığı. Paris'teki Pere Lachaise mezarlığı gibi. Girişi de ücretsiz olduğu için son durakta inip diğer tram'ın kalkmasını bekleyene kadar dileyenler içeri gezebilir. Ya da bizim gibi ihtiyaç giderebilir. Asansör dediğimize bakmayın Portekiz'lilerin Elevador diye tabir ettikleri şey minik sarı tramwaylar. Bu asansörler ciddi yokuş olan semtler arasında yukarı-aşağı taşıma görevi görüyor. Bunlardan en önemlisi Elevador da Gloria sonrakiler Elevador da Bica ve Elevador do Lavra'dır. Lizbon, aynı İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehirdir. Gittiğinizde sokakların ve semtler arası ulaşımın olduğu cadde, sokak ve yolların ne kadar dik ve zorlu çıkış gerektirdiğini göreceksiniz. Lizbon'lular için semtler arası ulaşımının rahat sağlanması için tam dört tane asansör yapılmış. Alfama, Lizbon'un en eski semtlerinden biridir. Tejo nehrine sırtınızı dönüp, arnavut kaldırımlı dar ve dik sokaklarında başınızın üzerinde kurumaya bırakılmış eşyaların altında Alfama bölgesinin keyfini çıkarabilirsiniz. Bölgede ziyaret edebileceğiniz yerler arasında Lizbon Katedrali, Santo Antonio Müzesi, Roma Tiyatrosu, Santa Engracia Kilisesi ve Fado Müzesidir. Listenin aşağısında ayrıca belirttiğimiz Miradouro de Santa Luzia manzara noktası da yine bu bölgededir. Lizbon'u İstanbul'a o kadar benzettik ki. Tejo nehrinin yanı başına kurulmuş şehrin tam ortasında her iki yakayı birbirine bağlayan kırmızı bir köprü var. Elbette şehri karış karış yürüyerek gezip hissetmek en doğrusu ama şehri yukarıdan görmekte ayrı keyif. Bunun için size önereceğimiz manzara noktaları Miradouri das Portas, Miradouro de Sao Pedro de Alcantara, Miradouro de Santa Luzia, Miradouro Castelo de Sao Jorge. Alfama bölgesinde bulunan bir manzara noktasıdır. Balkon gibi bir alanda bulunan noktada şehrin koruyucu aziz'i St. Vincent'in bir heykeli bulunuyor. Baixa bölgesinden yürüyebileceğiniz gibi 28 numaralı tramway ile de ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Bu bölgenin yakınında görülecek yerler arasında : Miradouro de Santa Luzia, Saint George's Castle, The Cathedral, Sao Vicente de Fora Monastery, The National Pantheon, St. Anthony Church, Graça Church and Miradouro ve The Roman Theater vardır. Lizbon şehrinin panoramik manzarasını sunan bir bahçedir. Bahçenin hemen ilerisinde Lizbon'un en önemli meydanı Praça dos Restauradores bulunuyor. Burası 1640 yılında Portekiz'in İspanya'dan bağımsızlığını kazanması anısına yapılmış. Bu noktada bilinmesi gereken bir diğer şey de 1885 yılından beri bahsettiğimiz meydan ile Bairro Alto bölgeleri arasında ulaşımı sağlayan Gloria Elevator isimli sarı minik tramway'dır. 28 no'lu tramway değil. İkisini karıştırmayın. Park, Bairro Alto bölgesindedir. Buraya gelmek için Restauradores meydanından Gloria finükülerine binebilir ya da Chiado'dan yürüyebilirsiniz. Manzara noktasına yakın gezilecek yerler arasında Botanical Garden, Principe Real, Sao Roque Church ve Camoes Square vardır. Alfama bölgesinin en güzel manzarasını sunan aynı zamanda en romantik manzara noktalarından bir tanesidir. Eğer fotoğraf çekmeye meraklıysanız kesinlikle gitmenizi tavsiye ettiğimiz en önemli noktadır. Manzara noktası Alfama'nın Rua Limoeiro bölgesindedir. Baixa'dan yürüyerek ya da 28 no'lu tram ile ulaşabilirsiniz. 18. Yy'ın sonlarında inşa edilmiştir. Baixa, Alfama ve Tejo nehrinin üzerinde olup, ayrıcalıklı bir kale ve şehir manzara noktasına sahiptir. Bu bölgeye ulaşmak için 37 numaralı otobüse veya 12 ya da 28 numaralı tramway'a binmelisiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/lizbon-nerede-nasil-gidili", "text": "Lizbon'dan yeni dönmüşken hemen sıcağı sıcağına Lizbon nerede, Lizbon'a nasıl gidilir sorularının merakını giderelim diye makalemizi sizler için yazmaya koyulduk. Tepelik ve sahil şeridi olan Lizbon, Avrupa'nın en batısında okyanusa açılan kapı olarak bilinen Portekiz ülkesinin başkenti ve en büyük şehridir. 3 milyon nüfusuyla Tejo Nehri'nin yanı başına kurulu Lizbon, Atlantik okyanusunun kıyısında, renkli ve eğlenceli bir şehirdir. Uygun maliyeti, çeşitli turistik seçenekleri, birçok günübirlik gezi seçeneği ve elbette subtropik/typical Akdeniz iklimi nedeniyle Avrupa'da şehir tatili için en iyi yerlerden biridir. Lizbon'a seyahat etmek için Türk vatandaşlarının Schengen vizesi almaları zorunludur. Schengen Vizesi Nasıl Alınır yazımızı okuyarak vizenizi nasıl alabileceğinizi okuyabilirsiniz. Bunun dışında Lizbon Gezilecek Yerler hakkında yazdığımız full liste sayesinde Lizbon tatilinizi daha programlı ve planlı şekilde gezebilirsiniz. Lizbon, Avrupa'nın en canlı ve büyüleyici şehirlerinden biri olarak kabul edilir. Bu şehir, yedi tepe üzerine kurulmuş olan Roma gibi tarihi bir dokuya sahiptir. Arnavut kaldırımlı sokaklar ve tepelik mahalleler, 20. yüzyılın başlarından bu yana hizmet veren tramvay ağıyla ünlüdür. Para Birimi: Portekiz'in para birimi Euro'dur. Kredi Kartı & ATM: Ülke genelinde oteller, restaurantlar ve bir çok dükkanda kredi kartı kullanımı yaygındır. Portekiz'deki bir ATM genellikle \"multibanco\" veya \"caixa automatica\" olarak adlandırılır. Bu Portekiz ATM'leri sadece para çekmek için değil, aynı zamanda fatura ödemek, sinema bileti almak veya transfer yapmak için de kullanılır. Bunlar genellikle çoğu bankada, havalimanlarında, tren istasyonlarında ve alışveriş merkezlerinde bulunabilir. Priz: Portekiz'de F tipi priz kullanılıyor. Voltajı 230V, frekans 50Hz'dir. Portekiz'e gitmeden dönüştürücü priz almanızı öneriyoruz. Voltaj ve frekans Türkiye ile aynı seviyede olduğundan dalgalanma koruma adaptöre ihtiyacınız olmayacaktır. Güvenlik: Portekiz, Avrupa'nın en güvenli şehirlerinden biri olmakla birlikte dünyanın 13. güvenli ülkesi seçilmiştir. Ülkede suç oranı çok düşük olmakla birlikte her ihtimale karşı kalabalık yerlerde yan kesicilere dikkat etmekte fayda vardır. Belem Bölgesi: Lizbon'un \"Keşif Çağı\" dönemine ait tarihi yerlerini keşfetmek için bir gün ayırabilirsiniz. Belem Kulesi ve Jeronimos Manastırı gibi önemli yapıları ziyaret edebilirsiniz. Alfama ve Parque das Naçoes: Bir diğer günü Alfama'nın dar sokaklarında kaybolmak ve modern Parque das Naçoes bölgesini ziyaret etmek için ayırabilirsiniz. Sintra: Üçüncü gününüzü şehirden kısa bir mesafede bulunan ve masal şehri olarak bilinen Sintra'ya günübirlik bir geziye ayırabilirsiniz. Burada Pena Sarayı ve Quinta da Regaleira gibi büyüleyici yerleri ziyaret edebilirsiniz. Daha Fazla Öneri: Dördüncü veya daha fazla gününüzü plaja gitmek için kullanabilir veya Cascais gibi sahil kasabalarını ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca, Lizbon'un alternatif bölgelerini keşfetmek ve ilgi çekici müzeleri ziyaret etmek için de zaman ayırabilirsiniz. Lizbon aynı zamanda başkentten kolayca erişilebilen diğer önemli şehirlere/kasabalara da bir başlangıç noktasıdır. Örneğin, Evora, Obidos veya sörf merkezleri olan Ericeira ve Nazare gibi bölgeleri keşfetmek için günübirlik geziler düzenleyebilirsiniz. - Lizbon, Atina'dan sonra dünyanın en eski ikinci başkenttir. - Lizbon çok engebeli ve tepeli bir şehirdir. Bu engebeli yollar emin olun yolun sonunda size muazzam manzaralar sunacaktır. - Lizbon dalga sörfü çin biçilmiş bir kaftandır. Başlıca sörf yapılabilen kumsallar Praia do Guincho, Costa da Caparica, Bafureira, Poca and Sao Pedro'dur. Aynı zamanda dalgasız sahilleri denize girme imkanı da tanır. - 1700'lerden itibaren uygulanan Azulejo sanatını görebileceğiniz en güzel şehirdir. - Fado'nun ülkesidir. Gitar eşliğinde nostaljik ve melankolik şiirlerin okunduğu bir çeşit ağıttır. Portekiz, Avrupa'da bulunan bir ülkenin başkentidir. Lizbon, Paris ve Roma'dan yüzyıllarca önce kurulmuş bir şehirdir ve kaşiflerin okyanusa açıldığı noktadır. Şehir, tarihi dokusu ve mimarisiyle ünlüdür. Portekiz, Afrika'ya en yakın ülkelerden biridir ve doğusunda İspanya, güneyinde ise sadece Fas bulunmaktadır. Bununla birlikte, Portekiz'in birçok adası ve denizaşırı toprağı vardır. Bu topraklar, dünya çapında Portekiz'in etkisini gösteren bir dizi kültür ve tarih ile doludur. Portekiz ayrıca, Akdeniz ikliminin hakim olduğu bir ülkedir ve güzel plajları ve doğal güzellikleri ile ünlüdür. Ülkenin mutfağı da, deniz ürünleri ve baharatlı yemeklerle tanınır. Bunların yanı sıra, Portekiz'in zengin bir tarihi ve kültürel mirası vardır. Şehirlerinde antik Roma kalıntıları ve Ortaçağ kalesi gibi tarihi yapılar bulunur. Ülkenin edebiyatı ve müziği de dünya çapında tanınmaktadır. Sonuç olarak, Portekiz sadece Avrupa'daki diğer ülkelerden farklı değil, aynı zamanda zengin tarihi, kültürel mirası ve doğal güzellikleriyle de öne çıkıyor. Türkiye'de sadece İstanbul'dan aktarmasız uçuş gerçekleştirebilirsiniz. En popüler seçeneklerden biri İstanbul Lizbon arası uçuşlarıdır. Bu uçuşu THY ve AirPortugal'ın aktarmasız seferleri ile gerçekleştirebilirsiniz. Uçuş süresi ise oldukça kısadır. Sadece 4 saat 50 dakikadır. Ancak, ucuz uçak bileti arayışında olanlar için Lufthansa'nın aktarmalı seferlerine de göz atmanızı tavsiye ederiz. İspanya'dan Lizbon'a geçmek isterseniz Madrid, Barcelona, Palma, Gran Canaria, Alicante, Asturias, Bilboa, Malaga, Sevilla, Valencia'dan aktarmasız uçuşlar olduğunu da belirtmek isteriz. İspanya'dan trenle geçmek için Rail Europe sitesinden Madrid, Barcelona, Granda ve Sevilla'dan Lizbon'a gerçekleştirilen seferleri saat ve ücretlerine kadar kontrol edebilirsiniz. Lizbon, ulaşım konusunda oldukça rahat bir şehir olarak bilinmektedir. Havalimanı olan Lizbon Portela'da, polis kontrolünden geçtikten ve valizlerinizi aldıktan sonra metro işaretlerini takip ederek ulaşım sağlayabilirsiniz. Havalimanı hattı kırmızı renkte olduğu için gözden kaçırmak zor değildir. Bu hat sayesinde, istediğiniz her yere kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Kırmızı Hat: Sao Sebastiao Aeroporto. Parque das Naçoes ve havalimanını diğer hatlara bağlıyor. Yeşil Hat: Cais do Sodre Telheiras. Baixa çevresindeki turistik bölgeleri birbirine bağlayan hattır. Aynı zamanda Cascais'e giden tren istasyonunu da bu hat üzerinden ulaşılır. Lizbon'da metro ya da diğer toplu taşıma hattını kullanmadan önce veznelerden almanız gereken Viva Viagem karttır. Viva Viagem kart bedeli 0.50 Cent'tir. Kartı aldıktan sonra içine en az 3 Euro olmak kaydıyla 5, 10, 15, 20, 25, 30, 35 ya da 40 yükleyebilirsiniz. Lizbon şehrindeki tüm banliyo trenlerinde ve toplu taşımalarda bu kart geçerlidir. Ayrıca Cascais ve Sintra'ya giden tren ve feribot için de bu kartı kullanabilirsiniz. Günlük metro + Carris denilen tramway bileti 6,60 Euro. Carris sayfasından detaylı fiyatlandırmayı kontrol edebilirsiniz. Tavsiyemiz Lizbon'da günlük metro ve tramway bileti almanız yönündedir. Çünkü Lizbon'un olmazsa olmazı 28 numaralı tramway'a gün içinde istediğiniz gibi binmek ve Lizbon merkezine uzak konumdaki Belem bölgesine gitmek için mesafe uzun olduğundan gün içinde toplu taşımaya birden fazla binme ihtiyacınız olacak. 28 numaralı tramway'da kontroller çok ciddi olduğundan bunu da diğer Avrupa ülkelerindeki toplu ulaşım gibi düşünmeyin. Tramway'a biner binmez şöförün arkasındaki cihaza kartınızı okutmanız gerekiyor. Hazır ulaşımlardan bahsetmişken Lizbon'un olmazsa olmazı zaman yolculuğu makinası hakkında da bilgi verelim. Yaklaşık 7.5 km uzunluğunda hattı ve toplam 34 tane durağı olan Lizbon'un en otantik tramway hattıdır. Tarihi 20. yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. O dönemde Portekiz'de ana ulaşım aracı olan eski at arabaları bulunuyordu. Ancak 1914 yılında, Carris şirketi tarafından Amerika Birleşik Devletleri'nden ithal edilen tramvay sistemiyle bu durum değişti. Carris, Lizbon'da tramvay ve otobüs işleten bir şirketti ve 1901 yılında ilk elektrikli tramvayları kullanmaya başlamıştı. Daha sonra 1936-1947 yılları arasında bazı tramvay hatlarını tamamladı ve 1995-1996 yılları arasında diğer hatları tamamladı. 28 numaralı tramvayın güzergahı zamanla değişti. İlk başta duraklar Praça Camoes'ten başlayıp Estrela'da sona eriyordu. Ancak günümüzde rotası Largo do Martim Moniz'de başlıyor ve Largo dos Prazeres'de sona eriyor. 28 Tram'a binmek için ilk yapmanız gereken Praça Martim Moniz durağına gitmektir. Durağa varıp tramvayı beklemeye başlamadan önce mutlaka Viva Viagem kartınızı satın almış olun. Bunu metro duraklarından temin edebileceğinizi söylemiştik. İlk tramway kalkış saati sabah 05:40. Dileyenler Carris sayfasından 28E Tram'ın kalkış saatlerine bakabilir. Biz Lizbon seyahatimizde saat tam 09:00'da sıraya girdik. Bu saatte bile turistler akın akın kuyruk oluşturmaya başlamıştı. Bu nedenle tavsiyemiz durağa erken gidip cam kenarında oturup rahatça sokakları izleyebileceğiniz bir yer bulmanızdır. - Başlangıç durağı: Martim Moniz - Son durak: Campo Ourique - Haftaiçi Çalışma Saatleri: 5:40 23:30 - Cumartesi Günü Çalışma Saati: 5:45 20:30 - Pazar Günü Çalışma Saati: 6:45 20:30 Her 10 dakikada bir tramway gelmektedir. Bu süre yoğun olan zamanlarda 15 dakikada bire çıkmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/lombok-adasina-nasil-gidili", "text": "Lombok adasına nasıl gidilir, Bali'den Lombok'a ulaşım, Gili adalarından Lombok'a ulaşım, maliyetler ve süreler kısaca Lombok adasına ulaşım deyince aklınıza gelen tüm soruların yanıtı almak istiyorsanız makalemizin sizlere geniş ve detaylı bilgi verecek olduğunu vurgulamak isteriz. Lombok adasına ulaşım deniz, kara ve havayolu ile sağlanmaktadır. Ulaşım seçeneği fazla olduğundan bu da ziyaretçilere kolaylık imkanı sağlamaktadır. Lombok Uluslararası havalimanının yerel adı Bandara Internasional Lombok olup IATA kodu LOP'dur. Havalimanı adanın merkezi olan Praya bölgesine çok yakın konumdadır. Mataram kasabasının 40 km güneyindeki havalimanına Senggigi'den 1,5 saatte, Kuta bölgesinden ise 25 dakikada ulaşılmaktadır. Bali Padang Bai limanından Lombok Lembar limanına deniz yoluyla ulaşım sağlanmaktadır. Lombok adasındaki Lembar limanı adanın en turistik bölgesi Senggigi'nin 1 saat güneyindedir. Halk Feribotu : Bali ve Lombok arası her saat seferler bulunmaktadır. Ulaşım ücreti 40,000 IDR olup, yolculuk 4-5 saat sürmektedir. Hızlı Feribot : İki ada arasında hizmet veren yalnızca iki şirket vardır. Blue Water Express bu şirket Bali adasındaki Serangan ve Padang Bai limanından her gün feribot seferleri düzenlemektedir. Gili Getaway Serangan limanı ile lombok arasında her gün sefer hizmeti veren diğer şirkettir. Eğer ben tek başıma ordan oraya geçemem, iskeleyi bulamam ve bunun gibi olumsuz düşünceler içindeyseniz size tavsiyemiz konakladığınız otelden veya herhangi bir tur acentasından bu hizmeti paket olarak alabilirsiniz. Sizi otelinizden alıp tüm ulaşımlarınızı sağlamaktadırlar. Bu fiyatı örneklendirmek gerekirse Lombok'tan Bali adasına acentaların verdiği ücret iki kişi için 340.000-350.000 rupi arasında değişmektedir. Bali adasından Lombok adasına ulaşım sanıldığından daha kolaydır. Bali adasından 30 dakikalık uçuş mesafesinde bulunan Lombok'a uçak fiyatları 350.000 IDR'den başlamaktadır. Garuda Havayollarının her gün Bali ve Lombok arası seferleri bulunmaktadır. Yine aynı şekilde Wings Air ve Lion Air de ulaşım için diğer seçeneklerdir. Singapur Lombok arası uçuş için en iyi tercih Silk Air'dir. Pazar, Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri olmak üzere haftada 4 seferi bulunmaktadır. Air Asia ile haftanın her günü Kuala Lumpur / KL'den, haftada üç gün ise Johor Bahru'dan Lombok adasına seferler bulunmaktadır. Garuda Airlines da yine Air Asia gibi her gün Kuala Lumpur'dan seferler düzenlemektedir. Ancak kısa süreli Jakarta aktarması olmak kaydıyla. Yurtdışı uçuşları için genelde Java bölgesinin başkenti Jakarta, Bali, Jogyakarta, Surabaya ve Makassar aktarmasıyla gerçekleşir. Jakarta'dan her gün Lombok adasına uçuş olduğu için uluslararası uçuşunuzu Jakarta'ya alabilirsiniz. Lombok adası Sumbawa, Komodo ve Flores bölgeleri için çok önemli bir bağlantı konumundadır. İç hat uçuşları için tercih edilmesi gerekli havayolları Garuda, Lion Air/Wings Air ve Batik Air'dir. Gili Trawangan, Gili Meno ve Gili Air adalarının hepsinden Lombok'a haftanın 7 günü seferler bulunmaktadır. Adaların limanından Lombok adasındaki Bangsal iskelesine ulaşım için yolculuk yarım saati geçmemektedir. Fiyatlar ise hızlı botlar için 80.000, halk botları için Gili Air'den 12.000, Meno'dan 14.000, Trawangan'dan 15.000 IDR'dir. Bunun haricinde adadaki acentalar Gili adasından Lombok adasına varacağınız noktaya kadar paket ulaşım imkanı sunmaktadır. Örnek vermek gerekirse Gili Trawangan'dan Lombok Kuta bölgesi için kişi başı 170.000 IDR, Gili Air'den 200.000 IDR."} {"url": "https://www.gezgincift.com/lombok-adasinda-yapilacak-aktivitele", "text": "Endonezya'nın yeni yeni duyulmaya başlayan adası Lombok 2016 yılının yeni keşiflerinden biri oldu bizim için. Önceden Bali adasına gittiğimiz için bu sefer alternatif yerleri keşfetme ihtiyacı duyduk ve Lombok adası ile tanıştık. Endonezya gibi gizemini koruyan bir ada ülkesi düşünün ve henüz turist akınına uğramamış yemyeşil bir ada. İşte burası Lombok. Bali'nin yıllar öncesi bakir hali adeta. Ne varmış ki bu Lombok adasında diyenler için Lombok adasında yapılacak aktiviteler neler onu derledik. Bali adasına yalnızca birkaç uzaklıktaki Lombok adası etrafı denizlerle çevrili henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş bir yerdir. Gözlerinize inanamayacağınız kumsallar, şaçaklarıyla kumsalları gölgelendiren palmiye ağaçları ve şaşırtıcı doğası ile gelenlere aradıklarından fazlasını vermeyi başarıyor. Senggigi'nin kuzeyindeki çöle benzer kumsallarıyla Malimbu ve Nipah güneybatısında Sekotong ve Taun çevresi büyüleyici atmosfere sahiptir. En meşhur kumsallarından biri adanın güneyindeki Kuta'dır. Ada sahip olduğu kumsallarıyla deniz ve sörf severlere Bali'yi aratmayacak kadar güzeldir. Henüz turist akınına uğramamış ve güzelliğini bozmamışken erkenden gidip denizin, sörfün tadını çıkarmanızı tavsiye ederiz. Mevzu Uzakdoğu olunca kim dalışa hayır der ki! Lombok dalış severlere sayısız dalış noktası sunmasıyla bu sporun adada gelişmesine katkı sağlamıştır. Dalış olarak Lombok çevresinde bilinen en iyi destinasyonlar başlıca Gili adaları olarak bilinen Gili Trawangan, Gili Air ve Gili Meno'dur. Dalış yapmayacaksanız bile bu üç adadan herhangi birinden kıyıdan yalnızca 50 metre uzaklaşarak inanılmaz su altı cenneti ile göz göze gelebilirsiniz. Dünya çapında sörfe hayran kitlenin gözünde gittikçe popüler olmaya başlayan Lombok adası sörf severlere sadece birkaç seçenek sunmakla kalmaz onlarca dalgalı kumsalları ile hangi kumsalda sörf yapacağınız konusunda aklınızın karışmasına neden olur. Adanın sörf için en bilinen kumsalı Kuta'dır. Bir başka yer var ki burası da sörf için oldukça özeldir. Ekas Koyu. Bu koyun ister iç kısmında ister dış kısmında sporunuzu yapabilirsiniz. Endonezya'da bir çok ada doğal yağmur ormanları ile kaplıdır. İşte onlardan bir tanesi de Lombok adasıdır. Adaya denizden yaklaşmanıza rağmen yapı görmeniz imkansızdır. Sanırsınız ki sadece ormanla kaplı. Bu da Lombok'un eko turizm ve macera turizmi için ne kadar ideal bir yer olduğunun kanıtıdır. Rinjani dağının yamacındaki Sendang Gile şelalesi, Lombok merkezindeki Benang Stokel ve Benang Kelambu şelaleleri, pirinç tarlaları ve ormanı geçtikten sonra ulaşılan Air Jeruk Manis ve daha nicesi trekking yaptığınız süre boyunca mola vereceğiniz anlar yaratmanıza sebep olacak kadar şahanedir. Deniz seviyesinden 3726 mt yüksekliği ile Lombok adasının en meşhur volkanı olan Mt. Rinjani aynı zamanda Endonezya'nın en yüksek ikinci volkanı olma özelliğine sahiptir. Dolayısıyla her yıl on binlerce trekking severleri ve tırmanışçılara kollarını açmaktadır. Dağın tepesinde yer alan güzeller güzeli Segara Anak krater gölü de yine görülmeye hak eden yerlerdendir. İki, üç veya dört günlük programlara katılarak tırmanış gerçekleştirebilirsiniz. Pura Lingsar muhtemelen Müslüman ve Hinduların bir arada ibadet ettiği dünyadaki nadir yerlerden bir tanesidir. 1714 yılında Kral Anak Agung Ngurah tarafından inşa edilmiştir. Mataram kasabasının 6 km kuzeyindeki Lingsar köyündeki bu tapınak Aralık ayının ortasında Perang Topat festivaline ev sahipliği yapıyor. Lombok'ta olacaklar için Hindu ve Müslümanların bir arada nasıl ibadet ettiklerini gözlemlemek için inanılmaz bir fırsat sunuyor. Sasak Köyü : Kendine özgü kültüre sahip olan Sasaklar Lombok'un nüfusuna ciddi oranda sahip olan kesimdir. Bamboo ve tahtadan yapılan evlerin çatısı sazlıklardan meydana getirilmiştir. Sasaklar daha çok dağların yamaçlarında yaşarlar. Bunun en büyük nedeni tarım ve hayvancılıkla uğraşmalarıdır. En enterasan olanı da evlerin birbirine çok yakın konumda ve sadece birer odadan oluşmaları. Yatak odası, banyosu, mutfağı yani ihtiyaç duyulan her şey bu oda içinde gideriliyor. Bir diğer değişik yanları ise Sasak köylerinde erkeklerin evinde dışında uyuduğudur. Eğer bir evde genç kız varsa kız kaçırmaya karşı koruma amaçlı dışarda uyuyorlar. Çünkü sasak kültüründe hala kız kaçırma gelenekleri devam ediyor. Eğer bir erkek sevdiği kızla evlenmek istiyorsa onu kaçırmak zorunda! Sasak kültürünü görebileceğiniz en iyi köyler; Pujut, Rambitan ve Sade'dir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/luksor-karnak-tapinaklar", "text": "\"Arkeolog Champollion'un söylediği gibi \"Gizemin tek bir adı vardır o da Mısır'dır\". Ülkenin panaromasını oluşturan Antik Mısır'ın anıtlarının bir kısmını görebilmek için Luksor şehri Karnak Tapınakları ve Krallar Vadisi gidilmesi gereken yerlerin başında geliyor. El Uksur 12. Hanedanlık döneminde Güney Mısır'da El Uksur valiliğinin başkenti olmuş, Nil Nehrinin doğu kıyısına Thebes harabelerinin üzerine kurulmuş antik bir şehirdir. Şehri Eski Yunanlılar tarafından Teb olarak bilinmektedir. Mısır'ın en zarif tarihi eserlerine ev sahipliği yapan Luksor, Mısır'da Abidos'tan sonra 2. en eski şehirdir. Luksor ve Karnak kasabalarından oluşan dünyanın en büyük açık hava müzesine sahip şehir her yıl binlerce turist ağırlamakta, mistik dokusu ile adeta insanın başını döndürmektedir. Bugün Giza Piramitlerinden sonra Mısır'ın en çok turist çeken şehirlerinden biridir. Karnak Tapınakları M. Ö 1391-1351 tarihleri arasında III. Amenhotep'un saltanat sürdüğü, egemenlik kurduğu dönemde şehrin tam ortasına 18. Hanedanlık döneminde Firavun III. Tutmosis tarafından inşa edilmeye başlanmıştır. Ardından Tutankhmanon ve Horemheb tapınağa eklemeler yaparak tapınağı tamamlayan II. Ramses olmuştur. Her gelen firavun (yaklaşık 30 firavun) ondan öncekinin daha iyisini yapmak, kendinden izler bırakmak için tapınağa bir şeyler eklemiştir. Dolayısıyla tapınak gezisi boyunca bir çok firavunun izine rastlamak mümkündür. Her firavun döneminde tapınakta farklı farklı işçiler, zanaatkarlar, taş ustaları olmak üzere toplam 80.000 kişi çalışmıştır. Bunların da alın teri es geçilmemelidir. Adeta açık hava müzesi aynı zamanda dünyadaki en büyük antik dini yapı olan Karnak Tapınaklarının yapımı 2000 yıldan fazla sürmüştür. Tapınak aslında birden fazla tanrı'ya atfedilmiş olsa da asıl Tanrı Amon için yapılmış Tanrı Amon, eşi Mut ve oğlu Khonsu'nun meskeni olarak kullanılmış. Antik Mısır döneminde Firavunlar ve eşleri Opet festivali için Karnak Tapınaklarında süslenir buradan Luxor Tapınağına giderlermiş. Mısır'daki antik tapınaklar 4 bölümden oluşmaktadır. Karnak Tapınakları da 4 bölümden meydana gelmiştir. Tapınağın girişindeki dikilitaşı gerimizde bırakıp koç başlı sfenksli yoldan geçerek bir yandan karşımızda duran 113 metre genişliği ile dünyanın en büyük pilonuna dikkatimizi veriyoruz. Piramitlerin inşa mantığı ile yapılan üzerinde hiçbir hiyeroglif olmayan pilon tamamlanamamış. Pilonun üst kısmında gördüğümüz ufak cam bölmelerden Antik Mısır döneminde bayraklar sallandırılırmış. Bu arada sfenksli yoldaki taş bloklar bir zamanlar buranın bir liman olduğunun göstergesidir. Pilon'u geçer geçmez büyük bir avluya varılıyor. Bu avlunun tarihi 1800 yıllık. Avlunun solunda II. Seti tapınağı, sağ tarafında ise III. Ramses tapınağı ile arkasında Opet ve Khonsu tapınakları yer alır. Sağ tarafta II. Ramses'in ayakta duran 2 heykeli yer alıyor. Heykellerden sol ayağı önde olanlar yaşamı tam karşılarındaki elleri bağlı Ramses II heykeli ise ölümü temsil etmektedir. 1. avluya Habeş Avlusu deniyor. Sıra sıra dizili Kriosfenkslerin depolandığı bölümdür. 1. avluda yer alan insan başlı sfenks. Bu sfenksi I. Nectanebo M. Ö 380-362 yılları arasında yaptırmıştır. Avludan sonra II. Ramses ve ayaklarının ucunda kızı Kraliçe Bintanat heykelinin arkasında bulunduğu 2. pilonu geçer geçmez varılan yer hipostil salondur. 5.000 mt2 alana yayılmış Hipostil Salon'da 134 sütun vardır. Salonun merkezindeki papirüs şeklindeki 12 kolon 21 metre yüksekliğe sahip iken 122 tanesi 15 metre yüksekliktedir. Bu salonun yapımına III. Amenhotep zamanında başlanmış, salonun kuzey duvarındaki kabartma rölyefler I. Seti döneminde, güneyindeki sütunlar ve yarım duvar ise I. Seti'nin oğlu II. Ramses tarafından yapılmıştır (M. Ö 1290-1213). Kolonlardan birinde yer alan kartuş. Her firavun için 2 tane kartuş vardır. Kartuşların içinde firavunların doğum adı ve kral olduktan sonraki isimleri yazılıdır. Great Hypostyle Hall'den hemen sonra I. Tuthmosis ve arkasında Hapshetsut obeliskleri vardır. Hapshepsut obeliski M. Ö 1473-1458 yıllarında yapılmış 320 ton ağırlığa 30 metre yüksekliğe sahiptir. Hemen yanıbaşındaki (M. Ö 1504-1492) ondan daha kısa olan I. Tuthmosis'e ait olan obelisk ise 22 metre yüksekliğe 160 ton ağırlığa sahip. Mısır'daki obeliskler genelde Aswan şehrinden temin edilen tek parça granit taşlardan yapılmasıyla bilinmektedir. Mısır'da sahip olduğu yüzlerce obelikslerden yalnızca 9 tanesi ayakta kalabilmiştir. Geri kalan ise yıkılmış, tahrip edilmiş ve bazıları da İstanbul, Roma, Paris ve New York şehirlerine götürülmüştür. Great Hypostyle Hall'den sonra III. Tuthmosis'in yaptırmış olduğu 14 sütunlu küçük hipostil'de büyük hipostil kadar görülmeye değerdir. Karnak Tapınağı bir zamanlar Hristiyanlar için gizlenmye yeri olarak kullanılmış. Hristiyanlar tapınakta gizlendikleri süre boyunca yaşamlarına burada devam etmişler. Ancak gereken önemi vermedikleri için yaktıkları ateş tapınağın tavanlarına ciddi zararlar vermiş durumdadır. Tapınak tavanlarına zarar vermekle de kalmamış duvarlardaki rölyefleri de kazımışlar. Kolu ve bacağı olmayan, büyük penise sahip hiyeroglif ve önünde viagralar var. Hikayesi şöyle : Savaş öncesi bütün erkekleri öldüren Tanrı Ra kadınlara sahip çıkması yalnızca bir erkeği öldürmez. Döndükten sonra tüm kadınları hamile bulan Tanrı Ra öldürmediği, kadınlara sahip çıkması için bıraktığı adam'ın bir kolunu ve bacağını kestirir ki vücut dengesi bozulsun bir daha kadınlarla ilişkiye giremesin diye. Sütunlardaki taş üstüne oyma sanatını hissedin! Tapınağın sonunda karşımıza 130x77 mt genişliğinde bir göl çıktı. Antik Mısır'da Nil suyu ile dolu olan bu gölde rahipler ayinlerden önce yıkanır, törenler burada yapılırmış. FTS Seyahat Acentası ve tarih meraklısı rehberimiz Muhammed ile Antik Mısır Tarihine kısa bir yolculuk gerçekleştirme şansına eriştik. Rehberimizin Mısır Tarihi hakkında tüm detayları sıkılmadan bizlere anlatması, hoş sohbeti ile unutulmaz bir gün geçirdik. Dünyanın en büyük dini yapısı aynı zamanda açık hava müzesi olan Karnak Tapınaklarını ziyaret etmek için FTS Seyahat Acentası ile bu deneyimi yaşayabilirsiniz. Hurghada'dan 289 km uzaklıktaki Luksor şehrine özel araç ile yaklaşık 4.5 saat'te ulaştık. Önce Karnak Tapınakları ardından Papirüs'ün nasıl yapıldığını öğrenip, aç karınlarımızı da doyurduktan sonra Krallar Vadisine doğru yola koyulduk. Krallar Vadisi yolu üzerinde yolun sağ tarafındaki Dev Memnon Heykellerini ziyaret edip ardından Medinet Habu Tapınağı ve Krallar Vadisinde yer alan mezarları ziyaret ettik. yazılarınız çok güzel. teşekkür edeiyoruz bilgilendirmeler için,"} {"url": "https://www.gezgincift.com/luksor-sehri-krallar-vadis", "text": "Dünyanın en çok ziyaret edilen turistik şehirlerinden biri olan Mısır'da Luksor şehri Krallar Vadisi ya da Ölüm Vadisi olarak bilinen bu vadi Nil Nehri kıyısında yer alan Luksor'un tam karşısına, Deir El Bahri bölgesinde iki vadinin kesiştiği noktada 1x3 km ölçülerinde bir alan üzerine yayılmıştır. Krallar Vadisi, 18. ve 20. Hanedanlık döneminde Yeni Krallık'ın Firavunları ve güçlü asillerin gömülmesi amacıyla inşa edilen mezarların bulunduğu vadidir. Firavunlar M. Ö 1539-1079 yılları arasında 2 vadiden meydana gelen Krallar Vadisine gömülmeye başlanmıştır. Mısır Uygarlığı Eski Krallık Döneminde Firavunların mezarları piramitlerin içine yapılırdı. Hatta bunun en bilinen olanı Giza Piramididir. Ancak piramitler hırsızlar için en iyi yer, onlar da kralın ve tüm değerli eşyalarını piramitin içine konulduğunu biliyorlardı. Son piramitlerin inşasından tam 500 yıl sonra yeni dönem krallarının (18. ve 20. Hanedanlık dönemi) aldığı karar doğrultusunda gizli mezarlar yapılmasına karar verildi. O nedenle Kral ve Kraliçelerin ölümsüzlüklerini daha iyi yaşayabilmeleri için mezarlar Krallar vadisine yapıldı. Vadi içerisinde Mısır'a hükmetmiş kralların mezarları bulunuyor. Vadiye ilk gömülen Firavun I. Tuthmosis son gömülenler ise 10. ve 11. Ramses'tir. Vadide toplam 63 adet mezar bulunmaktadır. . Ancak bunların hepsi halkın ziyareti açık değildir. Bu mezarlardan Kral Tutankamon'unki hariç hepsi hırsızlar tarafından soyulmuştur. Soyguna karşı krallarını korumak isteyen rahipler mumyaları Deir El Bahri'de gizli yerlere taşımışlar. Ancak bunu yaparken de Firavunların değerli eşyalarını çalmayı da ihmal etmemişler. Buna rağmen krallarını koruma gereği yaptıkları bu taşıma işlemi nedeniyle 1881 yılından bu yana bu mumyalar Kahire Müzesinde sergilenmektedir. Mısır medeniyetinde yaşam ne derece önemli ise ölümden sonraki hayatta bir o kadar önemlidir. Aslında bir nevi reenkarnasyon inancı diyebiliriz. Ölen firavunlar vücutlarının sol tarafından kesiliyor ve kalp hariç diğer organları bu kesik bölümden dışarı çıkarılıp 72 gün gün süren ayin ile mumyalanıyorlar. Sonrasında lahdin içine konulup imzalanır ve son olarak Firavunun kartuşu yazılır. Mezar'ın haricinde yapılan odalarda Firavunların değerli eşyaları da birlikte gömülüyor. Çünkü Mısırlılar için ölüm bir son değil sonsuzluğa giden yolun başlangıcıydı. Tüm bu ritüellerden sonra mezar kapısı mühürlenip ebediyen kapatılıyor. Eğer Firavun beklenenden önce ölürse başkası için hazırlanmış mezara gömülüyor. Muhtemelen Firavun Tutankamon'da başkasının mezarına gömülmüştür. Çünkü beklenmeyen bir zamanda çok erken yaşta (19 yaşında) ve neden öldüğü bilinmemektedir. Aslında kafatasının sol kulak arkasındaki tahribattan ötürü bir kaza olmasından ziyade general Horemheb'in iktidara geçmek maksadıyla öldürdüğü de rivayet edilmektedir. Krallar Vadisi birçok mezarlığa ev sahipliği yapmaktadır. Bu mezarların bir çoğunun bunulup gün yüzüne çıkarılmış olmasına rağmen Kral Tutankamon'unki bulunamadı. İngiliz Arkeolog Howard Carter mezarı bulabilmek için 5 kere arkeolojik çalışma yapmasına rağmen tüm çalışmaları boşa çıktı. Diğer bir deneme için 1922'de tekrar Mısır'a gitti ve 3000 yıllık gizemini koruyan ilk kral mezarını 4 Kasım 1922 tarihinde nihayet Kral Tutankamon'un mezarını keşfetti. Howard Carter sayesinde bu harabeler aslında insanlık için birer anlam ve önem kazanmış oldu. Bir söyleme göre Tutankmanon beklenmedik bir zamanda ani öldüğü için mezarı hazır edilmemişti. Diğer bir söylem ise babası Amenotep'in tek tanrılı dini getirmesinden dolayı öldüğünde mezarına babası yüzünden gereken özen gösterilmediğidir. Böle olunca da alelade yere gömülen Tutankmanon'un mezarı ta ki İngiliz Howard Carter'ın 1922 kazı çalışmalarına kadar bulunamadı. Mezarın yan tarafındaki defin odasında ise Firavun Tutankamon'un çok değerli eşyaları gizliydi. Bunların içinde 2000'den fazla altın obje, taht, lapis ve mücevherler vardı. Firavun Tutankamon'un bulunan tüm eşyaları (1700 parça) Kahire Müzesinin 2 katında sergilenmektedir. Bu kadar genç yaşta firavun olmuş bir kralın mezarından olağanüstü eserler çıkarıldığını düşünürsek ondan önceki VI. Ramses, III. Ramses, X. Ramses, XI. Ramses, I. Seti, III. Thutmosis, II. Thutmosis, Horemheb ve II. Amenemhet gibi firavunların mezarlarında kim bilir daha nice güzel ve değerli eserler vardı. M. Ö 1361-1352 yıları arasında kral olmuş bir firavundur. Babası VI. Amenotep annesi Nefertiti'dir. Tutankamon'un mezarı ziyaretler sonucu yıpranmaya başlayınca tüm ziyaretçilere kapısı kapanmış ve yerine tamamen aynısı tasarlanmıştır. Şimdi ziyaretçiler Kral Tutankamon'un orijinal mezarının bire bir aynısı ziyaret edebiliyor. Aynı şekilde bu çalışmasının I. Seti ve Nefertiti mezarları içinde yapılması planlanmakta. Krallar Vadisinde yer alan Tutankamon mezarından sonra bir diğer görülmeye değer olan ise acımasız ve savaşçı bir kral olarak bilinen I. Seti'nin mezarıdır. Tutankamon'un mezarını bulan Arkeolog Howard Carter ne kadar önemli ise I. Seti'nin mezarını bulan Giovanni Battista Belzoni'de bir o kadar önemlidir. 1817 yılında Mısır'a gelen Giovanni Battista Belzoni ikinci iş olarak kendine arkeolojiyi seçti. Firavun I. Seti'nin mezarını 16. Ekim.1817 tarihinde o bulmuştur. Ve I. Seti'nin mezarı Krallar vadisindeki en büyük, en derin süslenmiş mezardır. Mezar kayanın 90 metre içine doğru oyulmuştur. I. Seti'nin mezarında bulunan hiyeroglifler birer şaheser niteliğindedir. Mezar I. Seti'nin adeta ihtişamını yansıtmaktadır. Tavanda tüm önemli tanrılar resmedilmiş. Resmedilen hayvanlar ise Seti'nin cennete girmesini sağlıyor. Duvarda tekne üzerinde yeni tanrının gelişi karşılanıyor. Seti ve Kraliçe Mut'un birlikte olduğu duvar resmi Mut Kral Seti'ye destek olmak amaçlı onu tutarken betimlenmiş. Mezarın diğer bölümündeki duvar resimlerinde ise cennet tasvir edilmiş. Firavun Seti'nin Tanrı Osiris'e katıldığı resmedilmiş. Ve daha pek çok fazlası. I. Seti'nin mezarındaki duvarlara işlenmiş sanat eserlerinin nemden ve ziyaretçilerden zarar görmemesi için mezar bugün ziyarete kapatılmıştır. II. Ramses'in karısı Nefertari'nin mezarı Kraliçeler Vadisinde yer almaktadır. Mezar 1904 yılında Ernesto Schiaparelli tarafından keşfedilmiştir. Mezarın dekorasyonu, hiyeroglifleri gerçekten inanılmaz güzelliktedir. Nefertari'nin beyaz renkli yarı saydam beyaz elbise ile betimlenmiş hiyeroglifi adeta göz kamaştırıcı bir çizimdir. Mezar duvarlarında II. Ramses'in eşine olan bağlılık ve sevgisini dile getiren hiyeroglifler yer almaktadır. \"Aşkım benzersiz ve kimse bununla yarışamaz çünkü sevdiğim kadın yaşamdan daha güzel\". Vadideki en önemli yerlerden biri aslında Mısır'da bir kadın firavununun tapınağıdır. Burası Hatşepsut'un Mezarı. Eşi öldükten sonra üvey oğlunun tahta çıkmaması için firavunluğunu ilan etmiş Mısır'da ilk kadın firavun Hatşepsut'tur. 22 yıl boyunca iktidarda kalmıştır. Hatşepsut'a ait heykellerde görülen sakal ise onun resmi törenlerde sakal takmasından ötürü bu şekilde yapılmış. Krallar Vadisinden yaklaşık 30 dakikada ufak bir dağa tırmanıp Hatşepsut mezarına ulaşabilirsiniz. Hatşepsut Mezarının hemen solundaki vadi ise Kraliçeler Vadisidir. Mezarlarda gördüğümüz hiyeroglifler adeta yıllar öncesindeki parlaklığını, canlılığını korumakta. Her bir hiyeroglifaslında bir mesaj vermek için çizilmiş. Hayvan başlı insan hiyeroglifleri, hayvan hiyeroglifleri, ölümü simgeleyen elleri bağlı insanlar, yaşamı simgeleyen bir adımını ileri atmış insan, günahkkarlığı simgeleyen iki nokta arasında yürüyemeyen ve aşağı düşüp yılan tarafından eritilerek yutulan insanlar, saati simgeleyen maymun figürleri, lahitlerin ayak kısmında meleği simgeleyen kanatlı kadın figürü, günahı simgeleyen yılan, mumyaların koruyucu tanrı olduğunu simgeleyen kuş hiyeroglifleri çok etkileyiciydi. Krallar Vadisi giriş ücreti listesi ve verilen paraya hangi mezarların dahil olup olmadığına dair tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Hurghada'da konaklıyor iseniz tercihinize göre Luksor Şehrine günü birlik veya konaklamalı tur seçeneklerinden hangisi size uygunsa onu seçebilirsiniz. Ulaşım süresi yaklaşık 4.5 saat olan yolculuk sonucu tarihi Luksor şehrine varıp Antik Mısır'ın değerli eserlerini görme şansına erişiyorsunuz. Tur ile değil de münferit gelmek isterseniz Hurghada'dan Upper Egypt otobüs firması ile gece en son 03:00'de kalkan otobüslere binip Luksor'a rahatlıkla ulaşım sağlayabilirsiniz. Luksor Tapınağı, Karnak Tapınakları ve Krallar Vadisini taksi ile gezebilirsiniz. Hurghada gezi planlarınız arasında yoksa Egypt Air ile İstanbul'dan direkt Luksor'a uçabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/lviv-gezi-maliyet", "text": "Her gezi öncesi bütçe planması mutlaka yapılması gerekenler listesinin en üst sırasındadır. Lviv planımız kesinleşince gezi için maliyet kısmı aşamasına geçiyoruz. Gezi öncesi az çok gezi maliyetimiz kendini belli etse de gezi sırasında bazı ekstra harcamalar olabiliyor. Bir gezginin olmazsa olmazı kendisi için belirlediği günlük harcama maliyetidir. Gezgin geziye tatil olarak değil keşfetme olarak nitelendirir. Yeni yerleri keşfetmesi için de bütçesini aşmadan planlı olarak harcama yapmalıdır. Bu yüzden neyi nerede ve kaç liraya mal edebileceğini önceden araştırıp, planlayarak gezi sırasında bunu uygulamaya koymalıdır. Lviv gezimize karar verdiğimizde ilk olarak ulaşım ve konaklama bütçemizi netleştirdik. Bu iki önemli unsuru ayarladıktan sonra geriye günlük Lviv maliyetimiz kalıyor. Yine bunun için cafede, restaurantta, gece kulübünde, müze girişleri ve buna benzer harcamaların ön araştırmasını çok detaylı bir şekilde hazırladık. Tabi bu araştırmalar yaklaşık olarak birbirini tutuyor olsa da gezi sırasında oluşabilecek ekstra maliyetler cebinizden çıkabiliyor. Burada önemli olan araştırma sonucu ortaya çıkan rakam ile gezi boyunca karşınıza çıkabilecek rakamların birbirine yakın olması gerekiyor. Sonuçta maliyetin sapması ve ekstra harcamalar yapmak sizlerin tercihine kalmış bir durum. Örnek olarak bir gece daha fazla gece kulübüne gitmek, bir fazla şişe içki açtırmak, fazla hediye alışverişi kişisel ve lüks harcamaya girdiği gibi maliyeti arttıracağını unutmamalısınız. 4 gece 5 günlük Lviv gezimizin tüm detayları ile maliyeti 1.112,40 TL'dir. Tabi burada dikkat edilmesi gereken bunun yaklaşık 800 TL'sinin ulaşım ve konaklamaya ait olması. Listeyi incelediğinizde Lviv'in ne kadar ucuz bir şehir olduğunu anlatmaya gerek yok! Seyahat tarihimiz 2015 yılı olduğundan fiyatlar o yıl için geçerlidir. Biz havalimanında bozdurduk. Şehir içinde döviz bürosuna denk gelmedik. Belki de havalimanında bozdurduğumuz için dikkat etmemişizdir. Merhaba. Hangi otelde kaldınız? Ve uçak biletleriniz fazlasıyla uygun olmuş 🙂 tüm tur masraflarınız bizim şu an yalnızca uçak bileti ücretimiz ? Sanırım bir kaç ay önceden almak gerekiyor. Arkadaşım seyahati biz 2015 ocak ayında gerçekleştirdik. Fiyatlar o zamana aittir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/lviv-gezi-rehber", "text": "Slav dilinde sınır ülkesi anlamına gelen Ukrayna'nın en güzel, en tarihi, en şirin şehri olan Lviv'e çok güzel ve bir o kadar eğlenceli gezi gerçekleştirdik. Makalemiz sayesinde Lviv'de gezilecek yerler, Lviv'de görülecek yerler, Lviv'de nerede yemek yenir, Lviv'de ne yenir, Lviv'de nerede konaklanır, Lviv gece hayatı ve Lviv tarihi hakkında oldukça detaylı bilgi sahibi olacaksınız. Seyahat için yolda olmak Gezgin Çift'in vazgeçilmezidir. Uçak biletlerini de uyguna mal edince ve Ukrayna da Türklerden vize istemediği için koyulduk Ukrayna'yı keşfetmeye. National Geographic'e göre Lviv en iyi 12 kış destinasyonları listesinde yerini alan bir şehir olduğu için bizi kendine daha da bir çekmedi değil. Şehrin kendisi mimarisi ile göz kamaştırıcı güzelliğe sahiptir. Fakat kar yağdığında ise şehrin büründüğü beyazlık insana kendini masaldaymış hissi uyandırmaktadır. Lviv 13. yy'da Galiçya Prensi Danylo Haltsky tarafından Ukrayna'nın en batısına kurulmuş güzel mi güzel bir şehirdir. Prens, oğlu Lev'in ismini bu şehre vermiş Lev'in rusça anlamı da aslan olduğu için aslanlar şehrin simgesi olmuştur. Şehirde yüzlerce aslan heykeline rastlamak mümkündür. Galiçya, Avusturya, Polonya ve Sovyet Rusya'nın hüküm sürdüğü ülkenin köklü tarihe sahip olmasıyla beraber yapılar da bundan nasibini almıştır. Şehrin diğer bilinen isimleri Lviv, Lwow, Lvov ve Lemberg 'dir. Lviv yüzyıllardan bu yana Polonya, Viyana ve en son Ukrayna'nın izlerini görebileceğiniz bir kültür şehridir. Tarihi yapıları, arnavut kaldırımlı sokakları, otantik tramvayları, orta çağ kostümlü kızları ile kendinizi farklı bir dünyada hissedebileceğiniz bir şehirde oldukça keyifli vakitler geçireceğinizden emin olabilirsiniz. Lviv tarihi bölgesi Lviv Oldy City 1998 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Yakın tarihte de Euro 2012 Futbol Şampiyonasına ev sahipliği yapmıştır. Lviv eski şehir 1256 yılında kurulmuştur. Bu bölgede pek çok tarihi anıt, müze, yapı, cafe ve restaurant bulabilirsiniz. Lviv Polonya sınırına sadece 70 km uzaklıkta olduğu için bu şehre gelen ziyaretçiler dilerse günü birlik Krakow şehrine de gidebilir. Leopold Von Sacher Masoch : Kürklü Venüs isimli romanının yazarı ve mazoşizmin babası olarak bilinen Leopold Von Sacher'in heykeli. Adres :Serbska St. Masoch Cafe'nin Önü. Apteka Museum Ecza Müzesi : Eczane olarak 1735 yılında eczacı Notorpom tarafından kurulmuştur. Adres: Drukarska St. Armenian Cathedral Ermeni Katedrali : Ermenilerin Lviv'e yerleşimi 14. yy'a dayanır. Yerleşir yerleşmez Ermeniler burada kendi mahallelerini ve 1370 yılında da kendilerine ufak bir kiliseyapmışlardır. Bu kilise Batı Ukrayna'daki eski ermeni diyasporasına uzanmaktadır. Kilisenin orjinal yapısı 1527 yılında çıkan yangın sonucu ciddi zarar görmüştür. Kilisenin orjinal çan kulesi 1571 yılında monte edilmiş sonrasında kuşatma ile kule Türkler tarafından yıkılmıştır. Yıkılan çan kulesi 19. yy'da restore edilerek tekrar eski yerine kavuşmuştur. Kilisenin bugünkü halinde eski rus, gotik ve ermeni mimarinin hakim olduğu oldukça bellidir. Ukrayna'da 150.000'den fazla Ermeni yaşamakta aynı zamanda sovyet döneminde de bir çok Ermeni Lviv'de yaşamış olduğundan Armenian Cathedral ermeniler için oldukça önemlidir. Adres: Virmenska St, giriş ücretsiz. Arsenal Museum : Arsenal 16. yy'da rönesans döneminin savunma yapısı olmuştur. Müze 13. ve 20. yy başına ait yaklaşık 40 ülkenin sahibi olduğu silahların ve savaş kıyafetlerinin sergilenmekte olduğu bir müzedir. St. Peter and Paul Church of the Jesuit Order : Lviv şehrinin en büyük kiliselerinden biri olup 1610-1630 yılları arasında barok mimari ile yapılmıştır. 41 mt uzunluğa, 26 mt yüksekliğe ve 22,5 mt genişliğe sahip kiliseye 5.000 kişi sığabilmektedir. Hazır yapıdaki barok mimariden bahsetmişken şunun da altını çizmek isteriz; Lviv şehrine ilk barok mimariyi getiren kişi İtalyan Jacomo Briano'dur. Adres : Teatral'na St, giriş ücretsiz. Lviv Tarih Müzesi :Bu alımlı yapı Rynok meydanında bulunuyor. 19. yy'da inşa edilen yapı şehrin en eski ve en etkileyici müzelerinden bir tanesidir. Müzede sergilenen eserler 16. ve 18. yy'lara ait olmak üzere toplam 300.000'den fazladır. Müze tüm bu eserler dışında Italian Courtyard diye bilinen avlusu ile de meşhurdur. Ziyaret Günleri ve Ücreti : Çarşamba günleri hariç 10:00-17:30 arası kişi başı 10 UAH. Dominican Katedrali ve Manastırı : Lviv'in en eski yapılarından olup aynı zamanda en dikkat çekici yapısıdır. Katedralin kuruluş tarihi 12. yy yarısı ila 13. yy'a dayanmaktadır. Bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan Eski Dominic Katedralinin üzerine mühendis ve mimar olan Jan de Witte'nın mimari planına göre 1749 yılında yeni bir kilise inşa edilmiştir. Ve bunun yapımı tam 10 yıl sürmüştür. Adres: Museina Meydanı, giriş ücretsiz. The Assumption Church : Kilise rönesans mimarisinin en canlı örneğidir. Kilise ilk olarak 1344 yılında ahşaptan yapılmış ancak 1350'de Polonya feodal hükümdarlarının Lviv'e saldırması ile yangın sonucu zarar görmüştür. Ardından 1421 yılında taş kullanılarak tekrar yapılmıştır. Sonraki yıllarda 2 kez daha yangın yüzünden zarar gören yapı son olarak 1591 yılında inşa edilmiştir. Kilisenin içine girip vaktinizi boşuna harcamayın. İçeride yalnız ufak bir ibadet odası ziyarete açık olduğundan dışını görmeniz yeterlidir. Ruska sokağının girişindeki kiliseye giriş ücretsiz. St. Nicholas Kilisesi : 13. yy'ın Ukrayna mimarisinin en güzel örneğine sahip yapı bir ortodoks kilisesidir. Rynok Meydanı : Market Square olarak da bilinen Rynok meydanı şehrin kalbinde yer alıyor. Meydan toplamda 44 ev ile çevrelenmiştir. 1998 yılında Unesco Miras Listesine alınan meydanın 16. ve 20. yy'a ait mimarisi içinde keyifli vakit geçirebilir, cafelerinde oturup kahvenizi yudumlayıp çevreyi izleyebilirsiniz. Meydanın tam ortasındaki Belediye Binası çevresindeki 4 heykel görülmelidir. Opera House : Avrupa'nın en güzel opera binalarından biri olan Lviv Opera House adeta şehrin sembolik yapısıdır. Opera binasının hikayesi ise çok ilginçtir. Opera yapımı için düzenlenen yarışmada binayı yapacak olan mimar Zygmunt Gorgolewski seçilir. Ancak mimarın binayı nehir üzerine yapacak olması tartışmalara yol açmıştır. 1897 yılında inşasına başlanan Opera Binasının yapım süreci boyunca söylentiler ve dedikodular alıp başını gitmiştir. Mimar yapının tamamlanmasına göremeden 1900 yılında vefat etmiştir. Aradan onlarca sene geçmesine rağmen ve onca dedikodu üstüne yapı halen dimdik ayakta, 1200 kapasitesiyle sanat severlere bir araya getirmeye devam etmektedir. 29 Ocak günü izlemeye gittiğimiz G. Verdi'nin Nabucco eseri sayesinde hem güzel bir opera izleme hem de Opera Binasını yakında görme şansımız oldu. St. George Katedrali : 1744-1760 yılları arasında inşa edilmiş Rokoko mimarisinin en iyi örneklerinden olan bir Rum Katolik Katedralidir. Katedral Ukrayna'nın Michelangelo'su olarak bilinen heykeltıraş Johann Pinzel tarafından süslenmiş heybeti ve güzelliği ile insanı büyülemesiyle ön plandadır. Giriş ücreti olmayan Katedral'e şehir merkezinden 20 dakikalık bir yürüyüş ile rahatlıkla varılabilir. Danylo Halytsky Heykeli : Lviv'in kurucusu Prens Danlyo heykeli Bernardine Kilisenin hemen ilerisinde bulunuyor. Dzyga Sanat Galerisi : 1997 yılında Lviv öğrencisi Brotherhood ve şehir sanatçıları tarafından kurulmuş modern sanat müzesidir. Virmenska sokağının sonunda yer alan sanat evine giriş ücretsizdir. Bernardine Kilisesi :17. yy'dan kalma kilise Lviv'in en güzel barok mimarisine sahip yapılardan biridir. Rum Katolik Kilisesi olarak kullanılan yapıdaki freskler oldukça dikkat çekicidir. Pinzel Müzesi :Mytna meydanındaki Pinzel müzesinde Ukrayna'nın Michelangelo'sı olarak bilinen heykeltıraş Johann Georg Pinzel'in 32 adet eseri bulunmaktadır. Bunlardan en meşhur olanları Crucifixion, Angel ve Samson Tearin the Lion's Mouth'tur. Boim Chapel : Yapı ismini kurucusundan almıştır.1609-1615 yılları arasında inşa edilen şapelin mimarı A. Bemer heykeltıraşı ise G. Scholz ve J. Pfister'dir. Geç rönesans mimari olan yapı Katedral'na meydanında Latin Katedraline komşudur. 1967 yılından bu yana Lviv Sanat galerisinin bir parçası olaak hizmet vermeye devam eden yapı 1970 yılında Unesco miras listesine alınmıştır. Yapı önünde oturup saatlerce izleyip incelemeye değer. Kubbesinde oturan İsa heykeli ise sanki düşünen adam! Shevchencko Folk Art Open Air Museum :Şair Ivan Franco müzenin kurulmasına öncülük etmiştir. Ukrayna köylülerinin yaşamını gözlemleyebileceğiniz 84 hektar alan üzerine kurulu ve 100'den fazla tahta ev bulunan bir açık hava müzesidir. Müze içindek, yapıların pek çoğu Batı Ukrayna'nın köylerinden sökülerek buraya aynı şekilde kurulmuştur. Potocki Sarayı : Neo Rönesans mimarisinin en güzel örneği olan sarayda ilk olarak Polonyalı Ptocki Ailesi oturmuş. Fransız mimar Louis d'Auvergne tarafından dizayn edilen yapı Lviv şehrinin en değerli yapısı olarak bilinir. High Castle / Vyosoky Zamok : Deniz seviyesinden 300 metre yükseklikte olan yapı Polonya Kralı III. Kazimierz tarafından yaptırılmıştır. Belediye Binası :1381 yılında inşa edilen yapıya saat kulesi 1852'de Viyana'da yaptırılmıştır. Binaya girip 4 kata kadar asansör ile çıkıp buradan sonra 306 merdiveni tırmanarak Lviv eski şehri tepeden izleme şansına nail olabilirsiniz. Lychakiv Mezarlığı : Londra'daki Highgate mezarlığı ve Paris'teki Pere Lachaisein mezarlığına çok benzeyen Lychakiv mezarlığı 40 hektar alan içinde toplam 3000 mezartaşı, anıt ve mabete ev sahipliği yapmasıyla mezarlıktan öte bir açık hava müzesi gibiydi. Mezarlıktaki en eski mezar taşının tarihi 1675 yılına aittir. 18. yy'ın sonunda kurulan mezarlığa meşhur peyzaj mimarı Karol Bauer yollar ve geçitler yaparak mezarlığı adeta bir bahçeye çevirmiştir. Taron : Kafkas mutfağına ait yemekleri tatmak için ideal ve müstakil binası ile çok keyif alacağınız otantik ve bahçesi olan bir mekan. Adres : Opera binasından 4 km uzaklıkta, Lviv tren istasyonun çok yakınında Kuznecvcha sokağında. Mon Pius :2012-2013 yılı tripadvisor ve aynı zamanda astroguide ödülüne sahip Mons Pius Restaurant'ta aldık. Virmenska sokağında yer alan Mons Pius Restaurant loş ışıklar ve tablolar ile dekore edilmiş akşam yemeği için oldukça ideal bir mekan. Lviv Fashion Club : Pidkovy meydanındaki mekan hem yemek hem de gece eğlencesi ile gidilebilecek hoş bir yerdir. İster öğlen yemeğiniz için isterseniz de akşam yemeği için gidip gece saat 23:00'den sonra gece eğlencesine dahil olabilirsiniz. Mon Chef : Asroria Hotel'in içinde yer almaktadır. Brudersaft :Gulash çorbası içilebilecek en iyi restaurant. Pid Zolotoju Rozoju : Lviv'de en keyif aldığımız mekanların başında geliyor burası. İsterseniz sadece şarap eşliğinde sohbet için gidin isterseniz kendinizi ödüllendirecek leziz yemekler yiyin ama mutlaka buraya gidin! Yazılışını bilmiyoruz ancak güveç içinde patetesli yemeği ismi ise okunuş olarak Şabet 🙂 bunu kesinlikle tatmalısınız. İçki olarak ev yapımı shot bardaklarında sunulan votkaları. Jerusalem : Lviv Lychakiv mezarlığına giderken aynı sokakta bulunan 28 kişi kapasiteli Jerusalem isimli Yahudi restaurantıdır. Yediğimiz yemeklerin her biri birbirinden lezizdi. Size tavsiyemiz elmalı ördek ve Ukrayna'nın meşhur Uzvar içeceğidir. Coffee Manufacture : Rynok meydanının köşesindeki kahvecinin ister kapalı bahçesinde isterseniz mahsenlerinde oturup çok leziz kahveler tadabilirsiniz. Türk kahvesi düşkünleri için Lviv style coffee önerebileceğimiz gibi for lovers ve christmas coffee'de aynı zamanda portakal, tarçın ve narlı çayı da kesinlikle tadılmalıdır. Kahvenizi içtikten sonra buradan ayrılmadan önce dilerseniz kahve ile ilgili aklınıza gelebilecek her türlü ürünün bulunduğu ufak mağazasından alışveriş yapabilir dilerseniz de çıkıştaki taze kahve çeşitlerini 100 gramı 50 UAH'den başlayan fiyatlar ile satın alabilirsiniz. Lviv Chocolate Factory : Masoch Cafe'nin hemen yan binasındaki çikolatacıda çikolatanın envai çeşidini bulabileceksiniz. Svit Kavy Cafe :Boim Chapel ve Latin Katedralinin karşısında yerlilerin tercih ettiği cafe'de 30 çeşitten fazla kahve ve yine çeşit çeşit kek, pastalarıyla kendinizi şımartabileceğiniz bir yerdir. Mekan oldukça kalabalık olduğundan yer bulmakta biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz. The First Lviv Grill Restaurant :Bahçesi olan oldukça büyük bir mekan. Yemekleri ve mekanın kalitesi bizden tam notu almayı başardı. Et severlerin kesinlikle gitmesi gereken bir restaurant. Strudel Haus :Strudel çeşitleri ile meşhur bir cafe'dir. Rynok meydanından Jesuit Kilisesine gitmek için kullanacağınız sokakta sağ taraftadır. Dzyga Sanat Evi : Sanat evi içerisinde yer alan cafe'de mutlaka Carpethian çayını denemelisiniz. Lviv'in neresine giderseniz gidin her restaurant'ta, cafe'de ücretsiz wifi'den faydalanabilirsiniz. Sırf bulunduğunuz mekanla da sınırlı kalmayıp dilerseniz ücretsiz wi-fi bulunan noktalarda da dilediğiniz zaman internet erişimi sağlayabilirsiniz. Aslında Lviv seyahati için ziyaret edilecek dönem kişinin kendi tercihine kalmıştır. Nasıl ki bazı insanlar sıcacık havayı severken kimileri ise soğuktan hoşlanır. Mayıs Eylül arası sıcaklık ortalama 20 derece olup Ekim Nisan arası sıcaklıkların düşdüğü dönemdir. Kasım ve Ocak Batı Ukrayna'nın en güzel kış mevsimlerinin yaşandığı ayladır, Bahar dönemi olan Nisan, Mayıs, Haziran ayları. Havalimanından şehir merkezine taksi ile ulaşımın bedeli 60 UAH'dir. Şehir içinde toplu taşıma araçlarını kullanma ihtiyacı duymacaksınız ama yürümeyi sevmeyenler için önerilerimiz olacak. Otobüs, tramvay, trolleybus ve marshrutka ile şehir içinde istediniz yere ulaşımızı sağlamanıza yardımcı olacaktır. Detaylı ulaşım bilgisi ve harita için burayı tıklayabilirsiniz. Profesyonel yerel gezi rehberi tavsiye ederim. Biz çok memnun kaldık, Zoryana Sheremeta, Türkçe sunumuyla şehiri en güzel sekilde gezdiriyor. Ukrayna'ya gitmek isteyenler için gerçekten çok bilgilendirici bir yazı olmuş emeğinize sağlık. Yeni gezi yazılarınızı da ilgiyle takip ediyoruz. Elinize sağlık harika bir yazı olmuş. Emek harcandığı her halinden belli. Ben bu siteyi çok beğendim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/lviv-gezimiz-ukrayn", "text": "Ukrayna'nın tarih kokan şehri Lviv'e gitmek amacıyla pazartesi sabahı çok yoğun bir trafik korkusu ile Sabiha Gökçen Havalimanına doğru yola çıktık. Fakat okulların sömestre tatilinde olmasından dolayı korktuğumuz başımıza gelmedi. Trafiğe takılmadan rahatlıkla havaalanına ulaştık. Kısa bir freeshop alışverişinden sonra Lviv uçuşumuz için kalkış saatimizi beklemeye başladık. Lviv gezi planımız zaten hazır olduğundan gündemimiz Lviv'de ne kadar üşüyeceğimizdi. Ukrayna'nın güzel şehri Lviv'de gece hayatı, Lviv'de ne yenir, Lviv gezilecek yerler ve daha fazlasını Lviv gezi rehberi niteliğindeki bu makalemizde bulabileceksiniz. 1 saat 45 dakikalık yolculuk sonrası Lviv'e vardık. Her ülkeye girerken uygulanan klasik pasaport kontrol noktasından geçerken Avrupa'nın en katı ülkelerinde bile karşılaşmadığımız sorular ile karşılaştık. Nerede kaldığımızdan, kaç gün kalacağımıza, otel rezervasyonundan ne amaçla buraya geldiğimize kadar sorgu sual ile karşılaştık. Neyse ki bu sorgu sual ardından pasaport kontrolünü rahatlıkla geçtik demeye kalmadan kontrole en son giren arkadaşımızı polis odasına götürdüler. Sadece bizimki değil yaklaşık 10 15 erkekte onunla birlikte kuyruktaydı. Tam ne oluyor ne bitiyor diye düşünürken daha önce bu görüşmeye maruz kalmış bir turist Ukrayna polislerinin para koparmak olduğunu belirtmesiyle işin maksadı anlaşıldı Sonuç : Kimseden para koparılamamış. Kontrol aşamasından sonra valizlerimizi aldığımız gibi Lviv havalimanındaki taksiciler bizleri karşıladı. Şehir merkezine gitmek için tek çözüm taksi tutmak. Taksici ile 100 UAH 'a anlaşıp otele doğru yola koyulduk. Bu arada korktuğumuz başımıza gelmedi. Hava sıcaklığı İstanbul'dan biraz daha düşüktü. Eşyaları yerleştirip hemen dışarı attık kendimizi. Malum uçak firması yolda su bile vermediği için karnımız acıkmıştı. Planlarımız doğrultusunda soluğu 2012-2013 yılı tripadvisor ve aynı zamanda astroguide ödülüne sahip Mons Pius Restaurant'ta aldık. Virmenska sokağında yer alan Mons Pius Restaurant loş ışıklar ve tablolar ile dekore edilmiş akşam yemeği için oldukça ideal bir mekan. Çalışanların ingilizce bilmemeleri sipariş verirken kaos ortamı yarattığı için siz siz olun ne yiyeceğinize önceden karar verin! Mons Pius Restaurant'ta 4 kişi için bizim tercihimiz 2 porsiyon tavşan, 1 porsiyon bonfile, 1 por. pirzola ve 1 şişe kırmızı şaraptı. Bu yediklerimizin bedeli altı üstü 645 UAH (63 TL-26.05.215) idi. Karınlar bir güzel doyduktan sonra kısa bir yürüyüş ile Staroevreyska sokağının sonunda yer alan Pid Zolotoju Rozoju'ya gittik. Bahçesi olan çok şirin bir mekan ancak kış mevsiminde ne yazık ki bahçe kullanılmıyor. Mekan 3 katlı giriş, asma kat ve asma katın altında bir kat daha. Her bölümde ancak 2-3 adet masa bulunuyor ve bu masaların hepsi dantel örtüler, şamdanlar ile süslenmiş. Akşam masalar mekan aydınlatması yerine masadaki şamdanlar ile aydınlatılıyor böylelikle duvardaki güzel sanat eserleri de insanın gözüne daha gösterişli ve gizemli gözüküyor. Pid Zolotoju Rozoju menüsünde fiyatlar yazmamaktadır. Biz bir önceki mekanda ödediğimiz tutardan sonra zaten burada içeceğimiz birer kadeh içkinin fiyatını sorma gereği dahi duymadık. Ama merak ediyorsunuz kesin o zaman söyleyelim 140 UAH. Bu arada içmenizi önerdiğimiz şey shot bardaklarda verilen ev yapımı votka. Sabah kalkıp evde kahvaltımızı yapar yapmaz Lviv sokaklarındaki maceramız başladı. İlk durağımız Arsenal Müzesi oldu. Kişi başı 10 grivna ödeyerek giriş yaptık. Onlarca ülkenin sahibi olduğu silahların ve savaş kıyafetlerinin sergilendiği bir müzeydi. Buradan Lychakiv mezarlığına yürüyerek gideceğimiz için öncesinde Rynok meydanının hemen bir alt sokağındaki Katedral'na meydanındaki Cafe 1'de sabah kahvemizi içip uzun bir yürüyüş sonrası mezarlığa vardık. Toplu taşıma araçları ile de ulaşım mümkün. Fakat biz etrafı görelim istediğimiz için yürümeyi tercih ettik. Mezarlığa varana kadar yol boyunca tabelalar yönlendirdiği için bulmakta da sıkıntı çekmedik. Londra'daki Highgate mezarlığı ve Paris'teki Pere Lachaisein mezarlığına çok benzeyen Lychakiv mezarlığı 40 hektar alan içinde toplam 3000 mezartaşı, anıt ve mabete ev sahipliği yapmasıyla mezarlıktan öte bir açık hava müzesi gibiydi. Mezarlıktaki en eski mezar taşının tarihi 1675 yılına aittir. 18. yy'ın sonunda kurulan mezarlığa meşhur peyzaj mimarı Karol Bauer yollar ve geçitler yaparak mezarlığı adeta bir bahçeye çevirmiştir. Mezarlık gezimize doyamadan ayrılıp mezarlığa giderken aynı sokakta bulunan 28 kişi kapasiteli Jerusalem isimli Yahudi restaurantında keyifli bir öğlen yemeği yedik. Yediğimiz yemeklerin her biri birbirinden lezizdi. Size tavsiyemiz elmalı ördek ve Ukrayna'nın meşhur Uzvar içeceğidir. 4 kişi için ödediğimiz ücret 475 UAH. Mezarlıktan şehre geri döndüğümüzde Mytna meydanındaki Pinzel müzesine gidip Ukrayna'nın Michelangelo'sı olarak bilinen heykeltıraş Johann Georg Pinzel'in eserlerini gördük. Günün yorgunluğunu atmak için tabi kahve içmeden olmaz. Bu seferki rotamız Katedral'na meydanındaki Svit Kavy oldu. Cafe'ye girince burnumuza gelen kahve kokusu bizi kendimize getirmeye yetti arttı bile. Onlarca çeşit kahve ve yine çeşit çeşit pasta, kekler bulacağınız cafe'de tek sıkıntı masa bulmakta. Yorgunluğu attık atmasına da yine durmak yok nereyi gezsek, ne görsek, ne yiyip ne içsek derdindeyiz. Akşam yemeğinden önce Virmenska sokağının sonunda bulunan Dzyga Sanat Galerisine gittik. Ufacık bir galeri. Galeriyi gezdikten sonra girişteki cafe'nin içinde ya da bahçesinde yeşil çaya merakı olanların mutlaka bal ile servis edilen Carpathian çayını denemelerini öneririz. Yeni günün rotası Old City'nin aksi yönü yani şehrin diğer tarafı olacak. Lviv'in en işlek caddesi olan Svobody'nin an başında tüm heybetiyle yerini alan Opera Binasından başlıyoruz gezimize. Cadde boyunca boy gösteren heykeller caddeye adeta bir hava katmış. Şair ve ressam Taras Shevchenko, çiçekler ile süslü Meryem Ana, Slav şairlerinden olan Adam Mickiewicz ve Etnografya müzesinin kubbesindeki özgürlük anıtını gözünüzden kaçırmayın! Masoch Cafe bizi çok sarmadığı için gece bar'a gitmeden önce Gas Lamp'a gidip biraz burada vakit geçirdik. Avrupa'daki en fazla gaz lambasına bu müzede bulunuyor. Tüm duvarlar boş raflar gaz lambaları ise süslenmiş ve rengarenk aydınlatılmış. Yine geceler ve sabah erkenden yorgun argın, dinlenmeye fırsat vermediğimiz vücudumuz ile tüm gün koşturmaca başladı. Lviv Old City bölgesinde gezmediğimiz yerler arasında Ermeni Kilisesi, Dominikan Katedrali, Belediye Binası ile Rynok çevresindeki yapı ve müzeler kalmıştı. Tüm gün buraları gezdikten sonra Lviv gezimiz boyunca günlerdir beklediğimiz an gelmişti. Saat 18:00 başlayacak opera için gün içinde koşar adım gezip eve döndük ve opera için hazırlandık. Paçoz halde operaya gitmek olmaz tabi. Giden olabilir tabi ama yerine göre giyinmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Biletlerimizi gündüz almıştık zaten. Hazırlanıp apar topar evden çıktık şükür ki opera'dan 5 dakika önce yetişebildik. Ünlü İtalyan besteci Guiseppe Verdi'nin 4 perdelik opera eseri Nabucco'yu izlemek için çok heyecanlıyız. Oyunda Babil'den sürgün edilen Yahudiler konu edilmiştir. Beste yapmaya uzunca bir süre ara veren G. Verdi'nin büyük başarı elde ettiği Nabucco'nun ilk prömiyeri Milano şehrindeki La Scala Tiyatrosunda 1849 yılında yapılmıştır. Bize ise izlemek Lviv Opera Binasında nasip oldu. Eser nasıl ki kendini hayranlıkla izletiriyorsa Opera Binası ve ihtişamı da bir o kadar etkileyici ve şıktı. Güzel ve sanat dolu bir kaç sonra artık Lviv gezimizin kapanışını yapmak için Ivana Pidkovy meydanındaki Fashion Club'ta akşam yemeğimizi yedik ve bolca eğlendik. Lviv'de gece gidilebilecek en iyi yerlerden biri Fashion Club diğeri ise Rafinad. Fashion Club giriş ücreti ve menü listesi için verdiğimiz linkleri tıklayıp detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Akşam yemeğinizi burada yiyip gece eğlenceye yine aynı mekanda devam edebilirsiniz. Bu makale gezi rehberinden çok bizim Lviv'e vardığımız andan itibaren ne yaptığımız, hangi restaurant, cafe'ye gittiğimiz ve ufak tefek bilgiler içerikli. Detaylı ve işinize yarar bilgileri bundan sonraki makalelerimizde en ince ayrıntısına kadar okuyabilirsiniz. Elinize sağlık harika bir yazı olmuş. Emek harcandığı her halinden belli. Ben bu siteyi çok beğendim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/madrid-mi-barselona-m", "text": "İspanya öyle bir ülke ki yapılacaklar listesinde inanılmaz şeyleri listeleyen, şaşırtıcı yerlerde eğlenmenizi sağlayan ve zengin kültürüyle ziyaretçilerini adeta içine çekmektedir. İspanya gezisine karar verdiyseniz geriye şehir seçmedeki ikileminiz başlar. Acaba Barselona'ya mı gitsem yoksa Madrid'e mi diye. Aslında bu soruyu sormadan önce kendi kendinize sormanız gereken başlıca sorular şunlar olmalı. -İstediğiniz nedir -Ne yapmaktan zevk alırsınız -Tercihiniz canlı, eğlenceli bir gece hayatı mı yoksa müze mi? gibi gibi bu sorular uzar da gider. Her iki şehrin de kendine has güzellikleri olmasına rağmen önce sizin beklentinizin ne olduğuna karar vermeniz gerekiyor. Zaman sıkıntınız yoksa elbette her iki şehri de görmenizi tavsiye ederiz. Ancak bunlardan yalnız birini görecek kadar vaktiniz varsa işte bu aşama da makalemiz size yardımcı olacak. Barselona İspanya'nın kuzeyinde yer alıp Fransa sınırına çok yakındır. Sahil alanları ve dağlarla çevrelenmiş şehir oldukça büyüktür. Subtropik akdeniz ikliminin etkisinde olan Barcelona nemli yaz aylarına ve yağışlı döneme sahiptir. Madrid ise İspanya'nın başkenti olup etrafı karayla çevrili ülkenin tam merkezinde yer almaktadır. Aynı zamanda Avrupa'nın en yüksek merkezidir. Dolayısıyla kışlar çok serin yazlar ise çok sıcak geçmektedir. Madrid şehri Barseleno'ya nazaran çok daha ufaktır. Madrid'e gidecekseniz alternatif olarak İspanya'nın diğer bölgelerine geziler düzenleyebilirsiniz. Her iki şehirde de uluslararası havalimanı vardır. Eğer karayolundan gelmeyi tercih edecekseniz kendi aracınız veya kiralayacağınız araç ile rahatlıkla sınırı geçip İspanya gelebilirsiniz. Ya da tren ve otobüste birer alternatif olabilir. Barselona Fransa sınırına yakın olduğu için Avrupa turuna çıkanların genelde kolaylıkla ulaşıp, birkaç gününü geçirdiği yerken Madrid daha merkez ve yüksekte olduğundan Barcelona kadar tercih edilmemektedir. Art Nouveau mimarisinin en yaygın kullanıldığı şehirlerden olan Barcelona Gaudi'nin hayal gücü ile süslenmiş, sanat severlerin akınına uğrayan bir şehirdir. La Sagrada Familia Katedrali ve parklarda Gaudi'nin stilini görmek mümkündür. Sadece Gaudi eserlerinden ibaret olmayan Barcelona ziyaretçilerine güzel kumsallar sunmaktadır. Diğer yandan Madrid ise kendine has güzellikleri ile çok şık şehirdir. Avrupai mimarisi, sayısız tarihi yerleri, görkemli müzeleri ile ziyaret etmek için başlıca sebeplerdendir. Madrid sokaklarına baktığımız zaman ise Barselona'ya göre daha çekici, resmedilesi ve yürüyerek rahatlıkla keşfedilebilir. Gece hayatı olarak Barselona tabi ki son derece eğlenceli ve ilgi çekicidir. Barselona atmosferi daha sofistik, kozmopolit ve avrupaidir. Dolayısıyla seyahat etmek biraz pahalıdır. Madrid ise müzikalleri, tiyatroları, sanatı, flamenkosu, tapas barları ile bir çok kültürel etkinlik sunmaktadır. Buraya gelerek İspanya'nın ruhunu daha derinden hissedebilirsiniz. Şehirde kumsallara yoktur ama bunun yerine parklara gidebilirsiniz. Her iki şehirde elbette bu yazdıklarımızdan ibaret değildir. Her birinin yemekleri olağanüstüdür. Dünya geneline baktığımızda İspanya'da yemek saatleri oldukça geçtir. Öğlen yemeğini saat 15:00'de yiyen İspanyollar akşam yemeğini ise saat 22:00'da yer. İspanya'nın en göze çarpan yanı insanlarıdır. Kutlamaları seven oldukça neşeli insanlardır. Siestasıyla, içecekleriyle, kutlamaları ve gece hayatıyla keyiflerine düşkün bir millettir. Barselona ve Madrid'de farklı diller konuşulmaktadır. Barselona'da hem İspanyolca hem de Katalanca konuşulmaktayken Madrid'de sadece İspanyolca konuşulmaktadır. Eğer seyahatiniz boyunca insanların sıcakkanlılığı, neşeli olduğu önemliyse o vakit tercihiniz Madrid olmalı. Barselona daha turistik ve kalabalık bir şehir olduğundan Madrid'deki sıcakkanlılığın aynısını burada bulmanız pek mümkün değildir. Her iki şehirde de metro ve tren hattı bulunmaktadır. Bunun yanı sıra taksi ve otobüs alternatifleri de olduğundan bu konuda iki şehir arasında kıyas yapılamamaktadır. Her şehrin kendine has popülerliği vardır, Madrid'de en iyi müzeleri gezebilirsiniz. Bunlardan en iyi iki tanesi haftanın her günü gece ücretsizdir, Barselona'da sokakta yürürken wowww diyebileceğiniz inanılmaz mimari ile karşılaşırsınız, Kalabalık, aktif, Avrupai, sahil şeridi bir şehir için Barselona,"} {"url": "https://www.gezgincift.com/makedon-kules", "text": "İlk çağlarda Odrysia, Uscudama veya Oreistias adıyla anılan yerleşim yeri, M. Ö 1000'de yöreye gelen Trak kavimleri tarafından kurulmuştur. Roma imparatoru Hadrianus tarafından M. S 123-124 yıllarındaki Doğu seferi sırasında ziyaret edilen kentin adı, imparatorun adına izafeten Hadrianopolis olarak değiştirilmiştir. Hadrianus kenti güçlü bir surla çevirerek ordugah haline getirmiştir. Hadrianus'un yaptırdığı bu sur duvarı, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde çeşitli onarımlar ve eklentilerle 19. yy'a kadar korunmuştur. 1866 yılında yıktırılan Edirne Kalesinden kalan son kuleye, 1884 yılında ahşap bir saat kulesi yaptırılır. Bu kule 1894'te yenilenir ve 1953 depreminde gördüğü zarar üzerinde dinamit ile yıktırılır. Uzun yıllar boyunca Edirne Belediyesi İtfaiyesince kullanılan kule ve çevresi 1990'lı yıllarda Kültür Bakanlığınca restore edilmiştir. Hadrianopolis Antik Kentinin surlarını ortaya çıkarmak ve kente arkeolojik bir park kazandırmak amacıyla 2002 yılı Nisan ayında bilimsel bir kazı başlatılmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/makedonya-gezilecek-yerle", "text": "Makedonya Gezi Rehberi Makedonya Turu planı olanlar Makedonya Gezilecek Yerler nereler diye merak edenler vizesiz balkanlar ülkelerinden Makedonya makalemiz hazır. Vizesiz Balkanlar ülkeleri arasında bizim için ilk olan yer Makedonya oldu. Ne yalan söyleyelim bugüne kadar Balkan turu yapmak hiç aklımızdan geçmemişti. Gerçi geçirsek de gitmek için çok da vaktimiz olduğu söylenemez. İlk gidişimiz olduğundan ziyaret etmeyi istediğimiz yerlerin başında Makedonya'nın başkenti Üsküp ve Ohrid vardı. Balkanlar gezisi veya Makedonya turu yapacaksanız makalemizi sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyoruz. Türkiye'den vizesiz gidilebilen bir ülke olduğu için bir hafta sonu tatili için güzel bir kaçış noktası olan Makedonya gezi rehberimizle başlayalım. Makdonya Resmi Dili : Makedonca (Günlük Makedonca 4000 kelimeden konuşulmaktadır. Ve bunun 2000 tanesi Türkçe kelimelerden oluşmaktadır.) Ticarette kullanılan diğer diller ise Arnavutça, Ulahça, Türkçe ve Sırpça'dır. Minik Bilgi : Antik Makedonca Helen diline yakınken günümüzde kullanılan Makedonca Slav aile dili grubuna girer. Bu da Makedonya'nın Slavlarla akrabalık ilişkisini gösterir. 10 yıl önce Afrika'da Antik Makedonca konuşan bir kabile bulundu. Hatta o dönem haberlerde baya konusu olmuştu. Ülke olarak kurtulabilenler sadece bu kabile olarak düşünüldü. Yani çıkan sonuca göre günümüz Makedonları ile Antik Makedonların birbirleriyle olan akrabalıkları ne derece yakındır bu hala bir soru işaret olarak kalmıştır. Makedonya Nüfusu : 2002 sayımlarına göre toplam nüfusu 2 milyondur. Politik sebeplerden dolayı 2002'den bu yana sayım yapılmamaktadır. Makedonya Para Birimi : Para birimi Makedon Denar'ıdır. Kısa yazılışı MKD'dir. 1 Makedon denarı 0.07 TL'dir. Ülke'de euro da geçtiğinden euro kur bilgisini de vermek doğru olur. 1 Makedon denarı 0.02 euro'dur. Kur hesaplamaları Ekim 2017 tarihinde yapıldığından gitmeden önce bu linkten kur bilgisini tekrar kontrol etmenizi öneririz. Makedonya Saat Dilimi : Makedonya Türkiye'den 1 saat geridedir. Makedonya Ülke Kodu : +389 / Eğer Makedonya'dan Türkiye'yi aramak isterseniz dünyanın her hangi bir ülkesindeki gibi +90 555...... ile arama yapabilirsiniz. Yugoslovya Tito'dan önce ve sonra olarak ikiye ayrılabilir. Tito biliyorsunuz Yugoslovya'nın önderidir. Yugoslovya'yı kuran, o hayatta olana kadar Mustafa Kemal Atatürk Türkiye için ne ise Tito da Yugoslovya'ya bağlı tüm ülkeler için aynı anlama geliyordu. Tito için halen kötü söz söyleyen yoktur. O dönemde ana politika kardeşlik, birlik politikasıdır. Makedonya Yugoslovya'dan 1991 yılında ayrılmıştır. Ve Yugoslovya'dan ayrıldıktan sonra ne yazık ki git gide gerilemeye başlamıştır. Ayrılma sonunda devlet fabrikalarının bir anda özelleştirilmesi buna en iyi örnektir. Kapitalizme doğru gidilince fabrika sahipleri özel şahıslar olmaya başlayınca çıkarlar devreye girdi. 5000 kişilik çalışanı olan fabrikalar 1500 kişilere kadar düşürüldü. Ve işsizlik bu dönemle beraber başlamış oldu. Günümüzde ülke genelinde işsizlik oranı %36'dır. Makedonya ekonomi bazında 1992 yılının ekonomisini hedefleyen ender ülkelerdendir. Normalde ülkelerin hedefi ileri tarihler olurken Makedonya nedense geçmiş tarihleri hedeflemektedir. Çünkü Yugoslovya'dan ayrılan 2 milyon nüfuslu ülke zengin bir hayat sürmek isterken izlenen politikalar gereği hep fakirleşmiştir. Makedonya olarak nasıl ayakta kalındığına günümüz Makedonya politikacıları dahi inanmakta güçlük çekmektedirler. İstanbul'dan Üsküp'e direk uçak seferleri bulunmaktadır. İki ülke arası hizmet veren firmalardan bir tanesi Türk Havayollarıdır. Bazı havayollarının tüm uçuşları Sabiha Gökçen'den, Türk Havayolları'nınki ise Atatürk Havalimanından gerçekleşmektedir. Yolculuk süresi 1 saat 30 dakikadır. THY ile İstanbul Üsküp uçuşu için buraya tıklayabilirsiniz. Üsküp Havalimanına vardıktan sonra pasaport kontrolünü geçip varış terminal binasında pek çok araç kiralama firması göreceksiniz. İster Üsküp'e varmadan önce internet üzerinden rezervasyon yaptırın isterseniz varınca terminal binasında kiralayın. Ama Makedonya seyahatiniz sadece Üsküp'ten ibaret olmayacaksa kesin araç kiralamanızı öneririz. Tek yöne ücret 175 MKD (3 Euro) çift yöne 350 (6 Euro) MKD. Havalimanından şehre taksiyle gitmek isterseniz varış terminali kapısından çıkar çıkmaz hemen kapının önündeki listeden taksi ücretlerini kontrol edebilirsiniz. Şehir merkezine taksi ulaşım ücreti 20 euro'dur. - İstanbul'dan 819 km - Arnavutluk Tiran'dan 292 km - Yunanistan Selanik'ten 240 km - Bulgaristan Sofya'dan 244 km - Kosova Priştine'den 94 km - Sırbistan Belgrad'tan 438 km - Ohrid'e 178 km - Tetovo'ya 48 km - Manastır'a 170 km - Ohrid'e : Haftanın her günü 05:30 ila 19:30 arasında otobüs seferleri mevcuttur. Yolculuk 3 saat sürmektedir. Tek yön ücreti 450-520 MKD (7,5-8,5 Euro) arası, çift yön 630 750 MKD (11-12,5 Euro) arasında değişmektedir. - Mavrovo'ya : Günde 3 sefer bulunmaktadır. Yolculuk yaklaşık 1 saat 20 dakika sürmektedir. Tek yöne 300 MKD (5 Euro), çift yön 500 MKD (8 Euro)'dir. - Struga'ya : Haftanın her günü 05:30 ila 22:00 arasında otobüs seferleri mevcuttur. Yolculuk otobüs firmasına göre 2.5 ila 3 saat arası değişmektedir. Tek yön ücreti 430-530 MKD (7-9 Euro) arası, çift yön 630 750 MKD (11 12,5 Euro) arasında değişmektedir. - Bitola'ya / Manastır'a : Haftanın her günü 04:15 ila 21:00 arasında otobüs seferleri mevcuttur. Yolculuk otobüs firmasına göre 3 ila 4 saat arası değişmektedir. Tek yön ücreti 480 MKD (yaklaşık 8 Euro) , çift yön 630 700 MKD (10-12 Euro arası) arasında değişmektedir. - Tetovo'ya : Haftanın her günü 05:30 ila 21:30 arasında otobüs seferleri mevcuttur. Yolculuk 1 saat sürmektedir. Tek yön ücreti 110-130 MKD (yaklaşık 2 Euro) arasında değişmektedir. - Gostivar'a : Haftanın her günü 05:30 ila 22:10 arasında otobüs seferleri mevcuttur. Yolculuk 1 saat 30 dakika sürmektedir. Tek yön ücreti 200 -220 MKD (yaklaşık 3,5 Euro) , çift yön 300 330 MKD (yaklaşık 5 Euro) arasında değişmektedir. Tüm kur bilgileri Ekim 2017 tarihine göre hesaplanmıştır! Balkanlar içinde veyahut Balkanlardan başka ülkeye geçiş yapmak için otobüs kullanacaksanız otobüs biletleri saatleri ve ücretlendirmesi için bu linkten istediğiniz detaya ulaşabilirsiniz. Avrupa Birliğine aday aday üyesi bir ülkedir. Makedon vatandaşlarının Avrupa'da serbest dolaşım hakları vardır. Zaten üye olmasa bile AB'den faydalanıyorlar bir şekilde. Makedon vatandaşları 3 aylığına turist olarak Avrupa Birliği ülkelerinden dilediklerine gidebiliyorlar. Aslında Makedonya'yı ayakta tutan bir üst kuşaktır. Yani Makedonya'lıların amcaları, teyzeleri, halaları vs... Gençler 3 aylığına onların yanlarına gidip çalışıyorlar ve biriktirebilecekleri maksimum tutar 3000 euro civarındadır. Avrupa'da 3 çalışıp kazandıkları paralarla ülkelerine dönüp ailesinin geçimine yardımcı olurlar. Makedonya nüfusu 2 milyon olmasına rağmen 1 milyon kişi çifte vatandaştır. Ve çifte vatandaş olunan ülke Bulgaristan'dır. Bulgaristan AB'den destek alabilmek için o dönem önüne gelene vatandaşlık dağıtmıştır. Hatta ülkede bu espiri konusu bile olmuştur. Ülke nüfusunun yarısı Bulgar vatandaşı olunca eğer Bulgaristan'nın askere çağırma durumu söz konusu olursa ülkede insan kalmayacağı konusunda. Bir de Makedonya'nın AB'ye girmemesinin bir başka sebebi Yunanistan'dır. Yunanistan hale Makedonya bağımsızlığını tanımıyor. Mesela Makedonya vatandaşları Yunanistan'a vizesiz girip çıkıyor ama Yunanistan Makedonya pasaportlarını halen kaşelememektedir. Çünkü onlar için Makedonya Selanik ve civarından oluşur. Zamanında Selanik Makedonya'nın başkentiydi. II. Dünya savaşından sonra topraklar ayrılırken Makedonya'ya bağlı Manastır Osmanlı'nın beylerbeyliği ve Rumeli'yi yönettiği yerdi. Selanik Manastır'a bağlı bir sancak bölgesiydi. Yapılan anlaşmalardan Makedonya'nın en bereketli toprakları Bulgaristan ile Yunanistan arasında ayrılır. Ve bu anlaşmalar imzalanırken şöyle de bir madde olduğu söylenir; \"Eğer bu anlaşmalardan 150 yıl sonra hala Makedonya Cumhuriyeti diye bir Cumhuriyet kalırsa koşulsuz şartsız aldıklarını iade edeceksiniz.\" Ve Selanik'i verme söz konusudur. Yunanistan'ın Makedonya'ya öne sürdüğü şudur; eğer sen ismini değiştirmediğin sürece Avrupa Birliğine giremezsin. İster Üsküp ister Üsküp Cumhuriyeti koy ama Makedonya Cumhuriyeti adını taşıdığın müddetçe AB'ye giremezsin diyor. Makedonya biz Türkler'den vize istemeyen Balkan ülkelerinden bir tanesidir. 6 ay geçerliliği olan her Türk vatandaşı elini kolunu sallayarak Makedonya'ya ziyaret edebilir ve 90 güne kadar ülkede kalabilir. Vize istememesi nasıl büyük bir avantajsa direk uçuşların bulunması da bu ülkeye ulaşımda bir o kadar avantajlı olup kısa süreli seyahatler için gitmenizi önerdiğimiz ülkelerden bir tanesidir. Makedonya'ya giriş yaptıktan sonra Yunanistan'a vize alır mıyım derdi kalmadı. Yunanistan her ne kadar Makedonya'yı tanımamaya devam etse de bu ülkeye giriş yaptınız diye Yunanistan vize başvurularına olumsuz dönüş yapmamaktadır. Balkanlar turu yapmayıp sadece Makedonya turu gerçekleştirecekseniz önce gezilmesi gereken yerler listemizin mesafelerine bakmalısınız. Vakti kısıtlı olan arkadaşlarımıza Üsküp Tetova Matka Kanyonu ve Ohrid olacak şekilde bir hafta sonu tatili önerebiliriz. Eğer cuma akşamı gidecekseniz ilk gece Üsküp'te konaklayıp ertesi sabah erkenden Matka Kanyonu ve Tetovo'ya gidip akşam geç saatte Ohrid'e varıp burada konaklamalısınız. Yarım gün Ohrid'i gezip akşam üzeri Üsküp'e varıp uçuş saatine kadar bir kaç saatte Üsküp şehrini doyasıya gezebilirsiniz. Yukarıda 2 gecelik plana 1 gece daha Ohrid ekleyip 3. günün sabahı erkenden Manastır yani Bitola'ya gidip 2-3 saat bu şehri gezmeniz ve vakit kaybetmeden Üsküp'e geçip kendinize burada yine bir kaç saat ayırıp akşam uçağa binmeniz en doğru plan olur. Makedonya'nın başkenti Üsküp Makedon dilinde Skopje olarak bilinir. Makedonya denilince ülkenin ilk akla gelen şehri olan Üsküp Vardar nehri kıyısına kurulmuş, Osmanlı İmparatorluğu'nun 600 yıla yakın hüküm sürdüğü topraktır. Makedonya gezisine Üsküp'ten başlamak gerekiyor. Çünkü İstanbul'dan yapılacak tüm uçuşlar buraya gerçekleşiyor. Üsküp için tam 1 gün ya da yarım gün ayırmanız şehri gezmek için yeterli bir zaman dilimidir. Üsküp şehir merkezine 16 km uzaklıkta bulunan Matka Kanyonu Treska ve Varnar nehrinin buluştuğu noktada doğal güzelliği ile görülmeyi hak eden ender yerler arasındadır. Matka gölü 5000 hektar alan üzerine yayılmış olup ülkenin yapay göl olma özelliğine sahiptir. Dağcılık Matka Kanyonunda en önemli aktivitelerden bir tanesidir. Bir değil bir kaç kişi burada hayatını kaybetmiştir. Hatta bu ölenler arasında birinin anıtı yapılmıştır. Dağcılık için güvenlik sistemi daha yeni yeni yapılmaya başlandı. Göl'de bir diğer aktivite küçük motorlu kayıklar eşliğinde 1 saatlik Vrelo mağarasını da içine alan bir gezintidir. Kişi başı 400 MKD/6,5 Euro (ekim 2017 kuruna göre) ödeyerek bu turu satın alabilirsiniz. Marka kanyonunda toplam 10 tane mağara bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Vrelo mağarasıdır. 2007 yılında dalgıç Mark Vandermeulen tarafından keşfedilen mağara Balkanların en derin, Avrupa'nın ikinci, dünyanın ise 14. en derin su altı mağarası olarak kabul görmüş ve bunun üzerine dünyanın yedi harikası projesinde aday gösterilmeyi hak etmiştir. Resmi derinliği 212 metre olan gölde yapılan keşif dalışı sonucu derinliğin 230 metre olduğu ispatlanmıştır. Matka Kanyonuna kadar gelip Vrelo mağarasını sakın eş geçmeyin. Mağaranın için büyük olduğundan basık havası yok. Mağaranın en sonunda su altı gölünün kaynağını göreceksiniz. Tabi bizler bu manzarayı sadece uzaktan izlemekle yetinmek zorundayız. Gönül ister ki bizler de burada dalıp unutulmaz anılar olarak Vrelo'yu hafızamıza kazalım ama gel gör ki imkansız! Tetova diğer bilinen adıyla Kalkandelen'dir. Üsküp şehir merkezinden yaklaşık 40 km uzaklıktaki şehir Arnavutların yaşadığı en yoğun bölge aynı zamanda ülkenin 3. büyük şehridir. Şar dağlarının eteğinde Pena nehrinin şehri ikiye böldüğü şirin bir yerdir. Şehrin gezilecek en önemli yeri Makedonca ismilyle Sarena Dzamija ? olan Alaca Cami'dir. Kalkandere'nin en tanınmış simgesi olan aynı zamanda Makedonya'nın en güzel binalarından biri olan Renkli Cami. Kalkandere'nin eski kısmında, Pena nehri kıyısında yer alır. 1438 yılında inşa edilen cami 1833 yılında Abdurrahman Paşa tarafından yenilenmiştir. Aslında bu caminin yapımını finanse eden iki kardeş vardır. Bunlar Mensure ve Hurşide kardeşlerdir. Camiyi boyarken boyanın içinde 30.000 ila 50.000 arasında yumurta sarısı konulduğu söylemler arasındadır. Ne kadar gerçek ne kadar yanlış bilgimiz yok. Caminin hemen sol tarafındaki türk hamamı TİKA tarafından restore edilerek günümüzde sanat galerisi olarak hizmet vermektedir. Mavrova Milli Parkı manzarası, göl ve ormanlarıyla Makedonya'nın en güzel yerlerinden biridir. Mavrova bölgesi 73,000 hektarla, ülkenin en büyük milli parkını oluşturuyor. Dağın en yüksek tepesi 2.163 metre yüksekliği ile Medenitsa dağıdır. Ohrid gölünün ana kaynak bölgesi aynı zamanda Drim ırmağının da suya karıştığı, Ohrid gölünün ırmağa döküldüğü küçük bir sahil kasabasıdır Struga. Bir balıkçı kasabası olan Struga da halk balıkçılık ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır. Ohrid'e uzaklığı 15 km olan bu ufak kasaba kısa mola vermek için çok uygundur. Makedonya ağırlıklı olarak Hristiyan Ortodoksların yaşadığı bir ülkedir. Özellikle Ohrid'in %80'i Hristiyandır. Ohrid çevresinde 365 tane kilise vardır. Göl ve şehir Unesco mirası listesindedir. Ohrid kaleiçi bölgesi, Aziz Naum Kilisesi ve Saint Panteleymon Kilisesini gezebilir, Ohrid kaynaklarında tekne turu yapabilir en önemlisi de Ohrid gölünde katamaran turu yapabilirsiniz. Ohri Gölü : En derin noktası 313 metre ortalama derinliği 210 metre olan gölde gölün dibi 120 metre'den gözükebilmektedir. Makedonya ve Arnavutluk arasında sınır görevi gören Ohrid'in %70'i Makdeonya'ya aitken %30'u Arnavutluk'undur. Makedonya'nın ikinci büyük şehri Manastır Makedonca adıyla Bitola'dır. Manastırın bizim için çok önemli yeri çünkü Mustafa Kemal Atatürk askeri eğitimini burada görmüştür. Atatürk'ün okuduğu Askeri İdadi binası 1970 yılında yeniden açılmıştır. Restore edilen binada bugün müze olarak kullanılmakta olup müzenin ikinci katında Atatürk Anı Odası bulunmaktadır. Bitola aynı zamanda konsolukluk şehri olarak da bilinir. Pek çok Avrupa ülkesinin konsoloslukları burada olduğundan Osmanlı döneminden bu yana konsolosluk şehri olarak anılmaya devam etmiştir. Şehirde Manastır Askeri İdadisi dışında gezilecek diğer yerler Saat kulesi, tarihi postane, Manastır bedesteni, St Bogorodica ve Heraklea Kilseleri ile Yemi Cami ve İshakiye Cami'dir. Hazır makalemizi Manastır ile bitirirken Atatürk'ün en sevdiği türkü ile sonlandıralım."} {"url": "https://www.gezgincift.com/malapascua-adasi-filipinle", "text": "Filipinler gezimiz boyunca ziyaret ettiğimiz bir diğer Filipinler adaları arasında en beğendiğimiz yerlerden biri de Malapascua adası oldu. Malapascua adası diğer Filipinler adaları gibi bembeyaz kumlar, masmavi sular bahşetmiyor ama bahşettiği en güzel şey Filipinler'in dalış cenneti olması. Zaten bizim de bu adaya ziyaret etme sebebimiz başlıca buydu. Genel olarak ada dalış merkezleri tarafından istila edilmiş durumda. Onlarca dalış merkezini sıra sıra görebilirsiniz. Sapan köpek balığının bu bölgede bulunmasından dolayı ada Thester Shark olarak da anılmaktadır. Dalış severler için adeta bir cennettir. Bu nedenle kesinlikle bir balayı adası sınıfına girmeyecek bir adadır. Dalış severlerin gözde destinasyonlarından biri olduğu için namı dalış ile duyulmuş ve öyle de gidiyor. O nedenle dalış meraklıları haricinde adada pek Avrupalı gezgin görmeniz mümkün değil. Daha çok yerli turistler ve Avrupalı dalgıçlar tarafından ziyaret edilen bir yerdir. Adanın Cebuca ismi \"mal pasco\" Kötü Yılbaşı'dır. 1500'lü yıllarda İspanyollar adaya fırtınalı bir günde ulaştığından ada ismini buradan almıştır. Ada ilk olarak 30 yıl önce yabancılar tarafından keşfedilmiş ve İsviçre vatandaşı tarafından bir arazi satın alınmış. Ve aradan yılların geçmesiyle ada dalış severler tarafından talep görür hale gelmiştir. Kısaca aynı Boracay gibi 90'lı yılların başında duyulmaya başlayan ada halen bakirliğini ve güzelliğini koruyabilmiş ender adalardan biridir. Malapascua adası kuzeyden güneye yalnızca 2 km uzunluğunda ve 0,5 km genişliğinde, 4000 kişilik nüfusu ile tahmin ettiğimizden de ufak bir ada. Bu kadar ufak olunca haliyle ada da ne yol ne araç var. Tüm ulaşım motosiklet ve tabanvay olarak sağlanmaktadır. Ulaşım için ortalama istenen ücret tek yön 50 peso olduğundan bu kadar kısa mesafe için ulaşım ücreti vermektense yürümek en doğrusu. Hem bu sayede ada hayatını çok yakından gözlemleme şansımız oldu. Ada içinde herhangi bir üretim olmadığından tüm ihtiyaçlar deniz yoluyla adaya ulaştırılmaktadır. Böyle olunca da pahalı olması pek tabii. Visayas bölgesindeki tüm adalar ne yazık ki bembeyaz kumu olan alabildiğine uzanan bembeyaz sulara sahip değildir. Ama bu demek değildir ki kötü! Adanın en popüler kumsalı Bounty beach. Kumsal boyu tüm oteller, dalış merkezleri ve restaurantların sıra sıra konumlandığı bölge. Filipinler'in popüler adalarında olduğu gibi şezlonglar, şemsiyeler yok. Bounty beach boyunca onlarca dalış merkezi olduğu için sahil sayısız bangkalar tarafından istila edilmiş durumda. Hem dalış hem de transfer hizmeti için sürekli kumsalda yer işgali söz konusu. Ama size bir tavsiye ; Bounty beach üzerinde Exotic Resort kumsalı tropik bir adadan, kumsaldan beklentinize fazlasıyla cevap veriyor. Bunun haricinde Tepanee Beach Resort'e gidebilirsiniz. Özel bir kumsalı olduğu için sadece otel müşterileri ve dışardan parasını verenler bulunuyor. Şezlong kirası 200 PHP, şemsiye kirası da yine 200 PHP'dir. Adanın kuzeyindeki Bantigue Cove Beach adanın en güzel kumsalına sahip olduğundan buraya da gitmelisiniz. Genelde kuzeyde fazla turist olmadığından tek başınıza kumsalın tadını çıkarabilirsiniz. Kalanggaman adası Malapascua'da günlük tur yapmak isteyenler hatta Kalanggaman'da 2 gün konaklamak isteyenler için şiddetle tavsiye edeceğimiz bir adadır. Tekne ile yolculuk 2-3 saat sürmektedir. Tur fiyatları ise yerlilerden alınırsa 800 peso, otellerden alınırsa 1500 peso'dur. Tur ücreti haricinde adaya giriş için 500 peso giriş ücreti ödenmelidir. Her gün yüzlerce insan adaya gidip geceyi burada geçirmektedir. Elektrik, market ve diğer ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz hiçbir yer olmadığından yanınıza tüm ihtiyaçlarını, çadırınızı almalısınız. Çadırınız yoksa geceliğine 200 peso'ya kiralayabilirsiniz. Malapascua adasının çevresinde 3 saatlik snorkel turuna katılabilirsiniz. Hem bol bol denize girme hem de adanın tümünü görme şansınız olur. Adayı gezmek için sakın motosiklet kiralamayın. Zaten güneyden kuzeye topu topu 2 km mesafe olduğu için rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Böylelikle ada yaşamını daha iyi gözlemleme şansınız olacak. Adanın kuzeyinde 2013 yılında gerçekleşen Yolanda tayfunundan ciddi zarar görmüş Los Bamboos oteli bulunuyor. Konum olarak çok güzel bir tepeye yapılmış otel tayfundan fazlasıyla zarar gördüğü için artık kullanılamaz duruma gelmiş. Sahibi 80 küsür yalında bir Cebu vatandaşı. Şimdilerde otele göz kulak olan sahibinin baldızı. Giriş için 20 peso ödeyerek bize oteli gezdirdi. Bu kadar güzel bir konumdaki otele niye sigorta yaptırmamışlar ki diye sorduğumuzda devletin tayfun ve tsunami gibi doğal afetler için sigorta yapmadığını öğrendik. Yine kuzeyde gidecebileceğiniz bir diğer yer ise Bantigue Cove. Burası adanın en güzel kumsalı. Manzara noktasından da çok güzel kareler yakalayabileceğiniz bir yer. Malapascua son Filipinler gezimizde ziyaret ettiğimiz diğer adalara kıyasla en pahalı olanıydı. Nedeni belli.. Öncelikle ada çok ufak ve hiçbir üretim olmadığından adada yaşayanlara ve otellere tüm ihtiyaçlar deniz yoluyla sağlanıyor. Pahalı olmasındaki bir diğer ve en önemli olanı ise tüm işletme sahiplerinin Avrupalı olması. Haliyle ziyaretçilerin çoğuda Avrupalılardan oluşuyor. Ucuz yemek için önereceğimiz yerler Ging Ging's Restaurant bir diğer ise French Kiss dalış merkezinin bitişiğindeki dar sokaktan girince ileride sağda Yeah Ivan's Eatery isimli minik restaurant. Burada mutlaka günlük çıkan tatlılardan yiyin. Letce, Mango Float ve Maja Blanca hepsi birbirinden güzel. Malapascua Budget Inn : Sahibi Filipinli bir genç. Bir kaç sene önce Cebu'dan buraa gelmiş ve çok şirin bir yer açmış, ister ranzalı odalarda ister ayrı odalarda kalın fiyatlar çok makul. Ranzalı odalarda alt yatak ücreti 400 PHP, üst yataklar 350 PHP, özel odalar ise 700 PHP (klima isterseniz günlük 150 php ilave ediyorlar). Özel odada 5 gün ve üzeri kalırsanız günlüğü 600 PHP'e kadar düşüyorlar. Aabana Beach Resort : Bounty Beach'in en sonundaki oteldir. Sahibi Alman Mike ve eşi Filipinli çift tarafından işletiliyor. Temizlik ve hizmette sınır tanımıyorlar. Bungalow ve lüks odalardan oluşan genişçe bir bahçe içinde çok huzurlu bir yer. Biz sahiplerinin kaldığı odanın bitişinde konakladık. Günlük 750 Php ve fiyatlara kahvaltımız dahildi. 10 çeşit kahvaltıdan istediğimizi seçebileceğimiz bir menü sunuyorlar. Bu iki otel haricinde son tavsiyemiz ise Hippocampus Resort. Dalış için adaya geldiyseniz ve temiz odalarda konaklayayım derseniz burası tam size göre. Burası da Aabana gibi kahvaltı çeşitliliği sunan yerlerden bir tanesi. Aynı zamanda adanın en popüler barı da otel bünyesinde olduğundan akşamları çok eğlenceli oluyor. Cebu North Bus Terminal'den Maya kasabasına giden otobüslere binilmelidir. Klimasız otobüsler Cebu-Maya arası 24 saat hizmet vermekte ve her 20-30 dakikada bir otobüsler kalkmaktadır. Klimalı otobüsler ise her 1-2 saatte bir kalkmaktadır. Cebu-Maya arası otobüs yolculuğu 5-6 saat sürmektedir. Otobüsler Maya limanına kadar götürmektedir. Limana vardığınızda sizin gibi seyahat eden pek çok kişiyi göreceksiniz. Yerli halk yanınıza gelip tekne 20 kişilik yer kalmadı isterseniz kişi başı 150 peso verin götürelim teklifinde bulunabilirler. Sakın inanmayın! Görevlilerin talimanıtının her an gelme ihtimalini düşünerek çantanız sırtınızda hazır bekleyin. Hadi dendiği gibi tekneye doğru önden önden gidin. Maya Malapascua adası arası tekne ücreti 100 peso. Malapascua adasına vardıktan sonra bangkalardan ufak kayıklara transfer ediliyoruz. Bunun ücretini baştan değil tam kayığa binerken istiyorlar. Bak baştan almadılar bizi kandırıyorlar diye düşünmeyin. Herkesten alınan yasal bir ücretmiş. Kayık ücreti 20 PHP."} {"url": "https://www.gezgincift.com/maldivler-sri-lanka-tur", "text": "Başkent Colombo'ya varış ve havaalanından otelimize transfer. İlk gün Sri Lanka'nın egzotik başkenti Colombo'yu keşfe çıkacağız. Karmaşık başkent merkezinden biraz ulaşarak şehir dışındaki eski koloniyal başkente ulaşacağız. Yeşillikler içindeki bu şehir gezimizde alışveriş yapma fırsatımız da olacak. Sabah kahvaltıdan sonra Sri Lanka'lıların yukarı ülke dediği, ülkenin kuzeyine olan yolculuğumuz doğudaki Nuwara Eliya seyahatimiz ile başlayacak. Yol üzerindeki Kithulgala'da muhteşem bir rafting deneyimi yaşayacağız. 5 km'lik raftingimizi Kelani Nehri üzerinde yapacağız. Öncesinde brifing alacağız, sonrasında ise 5 büyük, 4 orta rapid'e sahip rafting bölgesinde gezimizin en adrenalin dolusu anlarına imza atacağız. Daha sonrasında da Nuwara Eliya civarında, Küçük İngiltere olarak anılan Little England kasabasını ziyaret edeceğiz. Koloniyal dönem binaları ile burası Britanya'daki herhangi bir kasabayı anlatıyor. Sonrasında da Nuwara Eliya'daki Grand Hotel'e yerleşeceğiz. Konaklayacağımız bu otel koloniyal İngiliz tarzındaki eski, tarihi bir yapı. National Geographip gibi pek çok televizyonun özel olarak belgesel çektiği bu otel Nuwara Eliya bölgesinde, çay plantasyonlarının çevrelediği bir tepede bulunuyor. Sabah kahvaltıdan sonra özel jeeplerimiz bizi otelimizden alacak ve ülkenin en yüksek plato ovası olan Horton'a süreceğiz. Horton Ovası çok özel bir koruma alanı. Pek çok hayvanı da içinde bulunduran ovada tam gün safari yapacağız. Bu sırada çok güzel manzaralara tanık olacağız. Yüksek platolar, dağlar, hayvanlar, kısacası doğa ile iç içe bir gün bizleri bekliyor. Akşamında ise Nuwara Eliya'nın şehir merkezini ziyaret edeceğiz. Bugün, sabah kahvaltıdan sonra ülkenin yüksek kesimlerinin başkenti kabul edilen Kandy'e doğru yola çıkacağız. Yol üzerinde Rambada Şelaleleri'ni ziyaret edeceğiz. Sonrasında da göz alabildiğince uzanan çay bahçelerinde mola vereceğiz. Bir çay fabrikası da yine ziyaret noktalarımızdan biri. Öğleden sonra Kandy şehrine varacağız ve şehri ziyaretimiz başlayacak. Sinhalese Krallığı'nın son başkenti olan Kandy'de Market Meydanı'nı, tapınaklar bölgesini, Dalada Maligawa Tapınağı'nı gezeceğiz. Sonrasında da Peradeniya Krallık Bahçeleri'ni gezeceğiz. Burası 5000 farklı ağaç türüne ev sahipliği yapan çok özel bir yer. Şehirde alışveriş yapmak, özel baharatlar ve hediyelikler almak için kısa serbest zamanımız olacak. Akşamında uyumak yok, hep birlikte yerel kıyafetlerle sergilenen çok özel bir kültür şovu izleyeceğiz. Sri Lanka danslarını hep birlikte öğrenip deneyeceğiz. Ortalama 4 saatlik bir yolculukla ülkenin doğu sahillerine varacağız. Yol üzerinde Dambulla Mağara Tapınağı'nı gezeceğiz. Bu mağaranın geçmişinin izleri 1. YY'a kadar uzanıyor, Sri Lanka'nın en özel yerlerinden birisi. Sabah kahvaltıdan sonra 2 saatlik yolculuk sonrası Habarana bölgesine ulaşıyoruz. Öğleden sonra Sri Lanka'da asıl bulunma nedenimiz olan, DÜNYANIN 8. HARİKASI SİGİRİYA ROCK FORTRESS 'yi ziyaret edeceğiz. 5. YY'da yeryüzüne çıkan devasa bir plakadan oluşan dağın üstüne yapılmış bu yapı, Kral Kassapa döneminde 18 yıl boyunca ana kale üssü olarak kullanılmış. Dünyanın en büyük gezi otoriteleri \"ÖLMEDEN GÖRMENİZ GEREKEN 50 MUHTEŞEM YAPI\" arasında gösteriyor. Ortalama 3.5 saatlik bir sürüş mesafesinden sonra son gece konaklayacağımız, ülkenin batı sahilindeki Negombo'ya ulaşıyoruz. Sri Lanka'nın başkenti Colombo'dan yola çıkıp Maldivler'in başkenti Male'ye 1 saatlik kısa bir uçuş gerçekleştiriyoruz. Vize ve gümrük işlemlerinin ardından alandan özel olarak hızlı botlarla transfer oluyoruz. Ortalama yarım saatlik bir yolculuk ile cennet kumsallara sahip ada otelimize ulaşım. -Maldivler'de 3 gece her şey dahil konaklayacağımız ada otelimiz Maldivler'in en ünlü resortlerinden 5 YILDIZLI Holiday Inn Resort Kandooma Maldives'tir. 3 gecelik konaklamamız Full Board şeklinde her şey dahildir. Sahil villaları konaklama seçimimiz lüks standarttadır. Sabah erken saatlerde hız motorlarımız ile başkent Male'ye dönüş. -Bu gezimiz Türkiye'deki en detaylı Sri Lanka gezilerinden biri. -En ucuz tur olması özelliğini taşıyor. -Bu gezimiz lüks konaklama içermektedir. -Bu gezimizde, organize ettiğimiz diğer tüm gezilerdeki gibi herhangi bir ekstra tur ücreti yoktur. Yaptığımız tüm programda, tüm günlerimiz bölgelerdeki en yoğun yapılabilecek programa göre hazırlanmıştır. -Bu gezimizde herhangi bir milli park giriş ücreti ödenmemektedir. Tüm girişler ve devlet vergileri tur fiyatının içindedir. -Bu gezimizde rafting, özel jeep gezileri, tekne turları gibi ekstra olan hiçbir masraftan kaçınılmamış, program yoğun ekstra gezi içeriğine göre hazırlanmıştır. -Bu gezimizde blog work-shopları uygulanacaktır. -Gezimiz doğa, deniz kum güneş ve tarih turlarını barındırmaktadır. Bu üç etkeni bir araya nadir getiren en güzel rotalardan biri Sri Lanka'dır. -Gezimizdeki kontenjan sınırı konusundaki düşüncemiz çok katıdır. Hiçbir organizasyonumuzda hiçbir şekilde kalabalık bir grup oluşturmuyoruz. -Bu gezinizde sizlere ekibimizden 4 kişi eşlik edecektir. -İstanbul Colombo uluslar arası uçuşlar -Sri Lanka'da lüks araçlarımızla şehirler arası tüm ulaşımlar, transferler -Belirtilen otellerde 9 gece konaklama -İlk ve son gün hariç tüm kahvaltılar -Horton Platosu'ndaki özel jeep safari -Kelani Nehri'nde rafting -Nilaveli'deki tekne turu -Tüm özel şehir gezileri -Sri Lanka Male arası uluslar arası uçuş -Male otel Male arası hızlı bot transferi -3 gece Maldivler'de lüks konaklama -Programda belirtilen tüm milli park, özel alan vergileri, giriş ücretleri -Seyahat Sağlık Sigortası Ödemelerinizi Beytour'un günlük dolar kuru üzerinden TL ya da Dolar olarak yatırabilirsiniz. -Gezimizde peşin fiyatına taksitle ödeme yapmanız mümkündür. -Ödemelerinizi BeyTour acentasına yapmanız gerekmektedir. -75 USD rehberlik ücreti uçuş günü, havaalanında rehberinize ödenmektedir. -Kredi kartı taksitlendirmelerinde %4 komisyon uygulanır -Taksitlendirme ile nakit ödeme imkanınız bulunmaktadır Ödemelerinizi yapmak için BeyTour Yetkilisi Derya Hanım'a 0541 456 25 24 numaralı telefondan ulaşarak hesap bilgilerinizi alabilirsiniz. Kredi kartı ödeme opsiyonlarını yine aynı şekilde öğrenebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/malezya-hakkinda-bilgile", "text": "Malezya turu için karar verdiyseniz Malezya hakkında bilgiler bu ülkeye gitmeden önce sizlere hem fikir verecek hem de tatil boyunca Malay kültürünü daha yakından tanıma fırsatı verecektir. Biz gideceğimiz ülkeye karar verdikten sonra o ülkenin hakkında bilinmesi gereken her türlü bilgiyi toparlar, arşivimize ekleriz. Böylelikle gezimizi gerçekleştirirken karşılaştığımız uygulamak ve gelenekler bize çok yabancı gelmez. Malezya turu kapsamında defalarca Malezya'nın adaları ve şehirlerine gitme fırsatımız oldu. Dolayısıyla edindiğimiz bilgileri sizlere aktarıp faydamız olursa ne mutlu bizlere. Malezya 11 eyalet, 3 federal bölge ve Borneo adasındaki Sarawak ile Sabah bölgelerinden meydana gelen 28 milyon nüfuslu bir asya ülkesidir. Başkenti Kuala Lumpur olan ülkenin %62'si müslüman ardından Çin, Hint ve Hristiyan nüfusu gelmektedir. Bu da ülkenin çok kültürlülüğünün ve insanların bir arada ırk ayırımı yapmaksızın yaşadıklarının göstergesidir. Malezya kuzeyinde Tayland'a güneyinde Singapur'a komşu bu iki ülke arasına sıkışmış bir asya ülkesidir. Malezya denilince akla sadece bir kara parçası gelmesin çünkü doğusundaki büyük ada Borneo'daki Sabah ve Sarawak eyaletleri de Malezya'ya aittir. Malezya'nın resmi dini İslam olduğundan aynı bizim ülkemizdeki gibi camilere ve evlere girmeden önce ayakkabıların çıkarılması zorunludur. Şehir dışına çıkıp daha yerel insanların olduğu bölgelerde erkeklerin bağdaş kurdukları kadınların ise bacaklarını yana toplayarak oturduklarını göreceksiniz. İşaret parmağınızla bir şey ya da yöne göstermemeye özen gösterin. Fotoğraf çekmeden önce insanlardan saygı gereği izin almanız en doğrusu. Malezya'da yaşayan müslümanların alkol içmesi yasaktır. Taksiye binmeden önce fiyat konusunda pazarlık edip fiyatı sabitleyin. Milli Park ve doğal park sınırları içinde doğaya ait olan yaprak, dal ve benzeri şeylerin alınması, ülke dışına çıkarılması yasaktır. Ülke'nin muson dönemi yani yağışlı sezonu Ekim ile Şubat arasıdır. Bu dönem de ülkenin bazı adalarına ulaşım sağlanamaz. Malaylar çok rahat ve keyfe düşkün insanlardır. Eğer sabırsızsanız onların bu relax hallerine çok takılmamaya özen gösterin. Netice de onların keyfi ne zaman isterse sözünüz yerine getirilir. Resmi dili Malayca olsa da ülke genelinde İngilizce çok yaygın olarak konuşulmaktadır. Malezya'nın doğusunda hava güzelken aynı dönemlerde batı bölgesinde çok kötü olabiliyor. Aylara göre nereye ne zaman gidilir diye listelersek daha iyi anlayacaksınız. O yüzden Malezya ne zaman gidilir makalemizde aylara göre tüm destinasyonları enine boyuna yazdık. Okumanızı tavsiye ederiz. Malezya para birimi Malezya Ringgit'idir. Kısaca yazılışı RM veya MYR'dir. Malezya para birimi RM'nin karşılığı dolar, euro ne kadardır, Ringgit'in kuru nedir öğrenmek için buradan günlük en garanti bilgileri edinebilirsiniz. Malezya Türk vatandaşlarından vize isteyen Güneydoğu asya ülkelerinden bir tanesidir. Altı ay geçerliliği olan pasaportunuzla Malezya'ya kolaylıkla giriş yapabilir ve 90 güne kadar ülkede kalabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/malezya-ne-zaman-gidili", "text": "Uzakdoğunun turistik ülkesi neresi diye soracaksınız olursanız Malezya ilk 10'a girmeyi başarmıştır. Malezya tropik bir ülke olmasına rağmen ne zaman gidilir sorusunu sormak ve bunu cevabını bilmek oldukça önemlidir. Malezya tropik iklime sahip olmasıyla yıl boyunca sıcaklık 21 ila 32 derece arasındadır. Ama tatilinizin zehir olmaması için bu hava sıcaklıklarına aldanmamak gereklidir. Yahu bu nasıl tropikliktir dediğinizi duyar gibiyim. Güneydoğu asya ülkeleri ne yazık ki tropik ikliminden ötürü fazla yağış aldığı için sizin için çok önemli ve kısıtlı süreniz olan tatilinizde bu dönemleri iyi araştırmalısınız. Biliyorsunuz ki Malezya yarımada ve Borneo adasından oluşmaktadır. Yarımada da hava güllük gülistanlıkken Borneo'da muson yağışları yağabiliyor. Öncelikle karar vermeniz gereken şey Malezya'nın hangi bölgesine gideceğiniz olmalıdır. Listelemeden önce hava durumu hakkında genel bilgi vermek gerekirse Malezya yıl boyunca sıcak ve oldukça nemli bir ülkedir. Doğu bölgesi için yağışlı dönem Kasım ila Şubat arasıdır. Batı bölgesi içinse yağışlı dönem Nisan ila Ekim ayları arasıdır. ?Ocak ve Şubat : Orta, güney ve kuzey bölgelerinde hava çok güzel olup doğu sahillerinde çok kötüdür. ?Mart, Nisan, Mayıs : Yarımadanın tüm bölgelerinde hava çok güzeldir. ?Haziran : Batı kıyısında yer alan Lankgawi, Pangkor ve Penang için ideal bir dönem değildir. Ancak diğer bölgeler için bu dönem gayet güzeldir. ?Temmuz, Ağustos, Eylül : Yarımadanın tüm bölgelerinde hava çok güzeldir. ?Ekim, Kasım, Aralık : Doğu sahilleri için sezon sonudur. Kalan diğer bölgeler için hava güzeldir. Özellikle kasım ve aralık ayları Langkawi için en iyi dönemdir. Gelelim Borneo bölgesine. En nemli ve yağışlı dönem Kasım Şubat ayları arası yoğun bir şekilde görülmektedir. Bu bölgenin en güzel dönemi Mayıs Eylül arasıdır. ?Ocak : Borneo bölgesi için tavsiye edilmeyen bir aydır. ?Şubat : Borneo'nun en kuzeyinde hava güzel olup güney ve orta kesimlerinde kötüdür. ?Mart Ekim arası : Borneso adasının tüm bölgeleri için hava çok güzeldir. Özellikle Haziran Eylül arası top dönemidir. ?Kasım : Ne çokiyi ne çok kötü bir dönemdir. Ama gidilebilir. ?Aralık : Borneo genelinde hava kötüdür. Gidilmesini tavsiye etmiyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/malezya-redang-adas", "text": "Uzakdoğu denilince muhakkak ilk akla gelen ülke Tayland ve bu tropik ülkenin adalarıdır. Halbuki bir o kadar güzel, tropik ve beyaz kumsalları olan Malezya adaları da vardır. Genel anlamıyla Uzakdoğu tatili planı yapınca şu cümleyi duyarız yaz mevsiminde değil kış mevsiminde gidilmelidir. Oysa Malezya bunun tam tersidir. Pulau Redang olarak bilinen Redang Adası Malezya'nın batısında uzunluğu 7 km genişliği ise sadece 6 km olan ufacık bir adadır. Bembeyaz kumsalları, turkuaz mavisi suları ve sualtı çeşitliliği ile sizleri kendine aşık edecek Redang adası çiftlerin tercih ettiği bir ada olmasının yanısıra dalış severlerin de ilgi duyduğu Malezya adalarından bir tanesidir. Yeşilin turkuaz mavisi sulara kucak açtığı ada ziyaretçilerine sessiz, dingin ve bir o kadar huzurlu tatil yapmayı vaad etmektedir. Sabah okyanusa nazır bir kahvaltı, tüm gün rengarenk akvaryum balıkları ile yüzme ve akşam denize inceden vuran dalgaların sesi eşliğinde mum ışığında romantik bir akşam yemeği. Buna kim hayır der ki! Ada içerisinde yalnızca 12 tane resort bulunuyor. Ve bu resort'lerden herhangi birinde gönül rahatlığı ile konaklayabilirsiniz. Her resort'un kendine ait plajı olduğu gibi tümü denize sıfır konumda inşa edilmiştir. Tüm resort'lerin paket programları olduğundan 2 gece 3 günlük paketler satın alarak tam pansiyon konaklama ve şnorkel turlarına katılma hakkına ve gidiş-dönüş feribot ulaşımına sahip oluyorsunuz. \"Redang\" , Pulau Redang olarak bilinen Malezya'nın batısında yer alan 7 km uzunluğa ve 6 km genişliğe sahip en büyük adalardan bir tanesidir. Bölgede 9 tane ada vardır. Redang'da dahil olmak üzere Lima adası, Paku Besar adası, Paku Kecil adası, Kerengga Besar adası, Kerengga Kecil adası, Ekor Tebu adası, Pinang adası ve Ling adalarıdır. Bahsettiğimiz cennet adaya ulaşım bizim için pek kolay olmadı. Penang-Georgetown'dan geçeceğimiz için Butterworth'den bindiğimiz otobüs ile 8 saat yolculuktan sonra vardığım Kuala Terengganu otobüs terminalinden 39 km uzaklıktaki Marang Jetty'e taksi ile gidiyoruz. Sabah 5 gibi iskelede olduğumuz için mecbur burada sabahlıyoruz ve sat 09:00'da kalkan tekneye binip 45 dakika sonra nihayet adaya ayak basıyoruz. Adada toplam 12 resort var. Biz 4 gece 5 gün olmak üzere 2 paket alarak Redang Laguna'da kaldık. Paketten kastımız adaya gidiş dönüş tekne ulaşımı, tam pansiyon yemek, 2 snorkel turu. Gelmeden önce bu tatilinde Perhentian'deki gibi olacağını hayal etmiş olmamıza rağmen tersi bir durumla karşılaştık. Ne de olsa nerde çokluk orda..... Ada konumu; bembeyaz kumsalı, sımsıcak denizi ve yemyeşil ormanı ile beklentilerimizi fazlasıyla karşılarken Resort'un kalabalığı, yemeklerin açık büfe oluşu ve tabiri caizse domuzdan kıl kopartmaya çalışmaları bizi hayal kırıklığına uğratmadı değil. Bir günümüzü komple snorkel turuna ayırıyoruz. Sabah gittiğimiz Marine Park'da envai çeşitteki balıklarla yüzerken zevkin doruklarına çıkıyoruz. Tur sonunda öğlen yemeği için otele dönüp birazda dinleniyoruz akşam üzere saat 3'te başlayacak olan Open Sea turu için tekrar teknelere doluşuyoruz. Marine park'ta gördüğümüz balıklara ilave olarak deniz hıyarı, yılbaşı ağacı kurdu, köpek balığı, su kaplumbağası, vatoz ve dev istiridyeleri görme imkanımız oluyor ancak kiraladığımız su altı kamerasının acizliğinden pek net fotoğraf çekemiyoruz. Dediğimiz gibi ada da sadece 12 resort vardır. Resort'ler haricinde restaurant ve cafe bulunmamaktadır. Paket almanız halinde otelin paket konaklama kapsamında sunduğu tüm hizmetlerden yararlanmış olursunuz. Yağmursuz, bol güneş dolu günler geçirmek istiyorsanız ziyaret etmeniz gereken en iyi dönem Mart ve Ekim ayları arası olmalıdır. Ada Kasım ve Şubat ayları arası muson döneminden dolayı kapalı olduğu için bu dönemde isteseniz dahi adaya ziyaret edemezsiniz. Redang adasına varmak için öncelikli olarak varılması gereken ülke İstanbul'dan direk uçuşların mevcut olduğu Malezya-Kuala Lumpur ve buradan da yine iç hat uçuşu veya otobüs ile Kuala Terangganu olacaktır. Uçak : Air Asia ve Malaysia Airlines'ın Kuala Lumpur'dan Kuala Terengganu'ya her gün birden fazla seferleri bulunmaktadır. Uçuş süresi yaklaşık 1 saattir. Otobüs : Singapur, Kuala Lumpur ve Penang adasından Kuala Terengganu'ya seferler bulunmaktadır. Singapur'dan 9.5 saat, Kuala Lumpur'dan 7 saat, Penang adasından 9 saat sürmektedir. Tüm otobüsler Kuala Terengganu otobüs terminaline gelmektedir. Terminalden Shahbandar iskelesi 1 km, havalimanında ise 13 km olup, terminalden Merang iskelesi 39 km ve havalimanından 30 km'dir. Deneyimimiz : Biz Penang adasından feribot ile adanın karşı tarafındaki Butterworth'e geçerek feribottan indiğimiz noktada bulunan otobüs terminalinden otobüse binerek yaklaşık 9 saatte Kuala Terengganu'ya vardık. Kuala Terengganu'ya vardıktan sonra halk feribotu için Shahbandar iskelesine, konaklayacağınız otel belli ise Merang iskelesine gidip otelin feribotuna binmelisiniz. Biz konaklama paketi satın aldığımız için otobüs terminalinden 39 km uzaklıkta bulunan Marang iskelesine taksi ile gidip saat 09:00'da kalkacak olan otelin feribotunu bekleyerek saatimiz geldiğinde bununla 45 dakika sonra otelimize vardık. Redand adasından geri dönüş sefer saatleri : 07:00, 11:00, 13:00."} {"url": "https://www.gezgincift.com/malezyanin-en-iyi-adalar", "text": "PENANG : Dudak uçurtan sömürge binaları, atmosferik tapınakları ve dünya kültür miras listesinde bulunan Georgetown ile ünlü bir bölgedir. Kumsalları çok güzel olmasa da etrafı gezip görme bakımından oldukça fazla seçeneği size sunan bir şehirdir. PULAU LANGKAWI : Penang'ın kuzeyin de Tayland'ın sınırında bulunan bu ada güzel kumsalları ve şık otelleri ile güzel bir tatil imkanı sunmaktadir. Bir çok su sporunu yapma imkanına sahip olabileceksiniz. Adanın en çarpıcı etkinliği gökyüzü köprüsüdür. Cable Car ile köprüye çıkıp adayı ve andaman denizini tepeden kuşbakışı izleyebilirsiniz. Her iki adanın da uluslar arası havalimanı mevcuttur. LANKAYAN : Sabahan kasabasının kuzeyinde yer alan Sulu denizindeki bu minik adada Mart ve Mayıs arasında zararsız köpekbalıları ve kaplumbağalar ile yüzme imkanını elde edebilirsiniz. REDANG : Redang Malezyanın doğu yakasının en büyük adası olmasının yanı sıra beyaz kumsalları ve kristal gibi sularıyla meşhurdur. Ada etrafındaki mercan kayalıkları sayesinde popüler dalış merkezi konumuna sahip olmuştur. Kuala Lumpur ve Singapur'dan direk uçuş ile veyahut Merang dan feribot ile adaya ulaşım mümkündür. LANG TENGAH : Perhentian ve Redang adasının arasından yer alır. Redang, perhentian ve lang tengah Malezya yarımadasının kuzeydoğusunda yer alırlar. Redang ve Lang Tengah adalarına Merang dan ulaşım imkanı olduğu gibi Perhentian Adasına ise yalnız Kuala besut iskelesinden ulaşım sağlanmaktadır. Bu adalar Kasım ve Şubat arası muson dönemi yüzünden konaklamaya kapalıdır. PERHENTIAN : Ada 2 kara parçasından oluşuyor. Büyük ve Küçük adası olarak bütçenize göre otel seçme imkanına sahipsiniz. Her iki adanın da koyları snorkel ve dalış yapmak için uygundur. LAYANG LAYANG : Sabah bölgesinin 300 km dışındadır. Bir çok dalış merkezinin bu adaya ziyaret amacı çekiçbaşlı ve zararsız köpek balıklarını görmek içindir. Kota Kinabulu'dan direk uçuş mevcuttur. SIPADAN: Dünyanın en meşhur dalış merkezlerine ev sahipliği yapmaktadır.(2005 den bu yana ada da konaklama yapılamaktadır) Malezyanın okyanusta bulunan tek adası Sipadan Adasıdır. Konum olarak Sabah bölgesinin doğusunda bulunmaktadır. REBAK: Langkawi'nin takım adalarından olan bu ufak ada yalnız 1 tane 5 yıldızlı otele sahip olup misafirlerine sakinliği ve huzuru sunmaktadır. PANGKOR LAUT : Ünlü İtalyan tenor Luciano Pavarotti bu adayı ilk gördüğünde ağlamıştır. Ada insanı serseme çevirecek kadar muhteşemdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/marakes-el-bahia-saray", "text": "Marakeş, sağı solu toprak renkli, ara sokaklarına güneş ışını almayan, sizi içine mıknatıs gibi çeken labirentleriyle Fas'ın en güzel şehridir. Marakeş'te gezilecek yerler listesinde sırada El Bahia Sarayı var. Bahia kelime anlamıyla ihtişamlı demek. Adının hakkını verecek mi diye çok merak ediyoruz doğrusu. Saray 19 yüzyılda vezir Ahmed Bin Moussa'nın isteği sonucu inşa edilmiştir. O zamanların en havalı sarayı olduğu iddia edilen yapı bugün bile havasını, ihtişamını koruyor. Betonarme ve hiç bir estetiği olmayan yapılar inşa edildikçe ne kadar ileri gittiğimizi bir kez daha anlamış oluyoruz. Bu anlamda geriye gitmiş olsak ortada çok daha çarpıcı yapılar olacağına şüphe yok. Sarayın avlusuna adım atar atmaz Fas ve İslam kültürü gözler önüne seriliyor. Kullanılan binlerce çini, tavanlardaki boyama sanatı kısaca ayağınızı bastığınız yerden göreceğiniz son noktaya kadar el işçiliği aklınıza kazınıyor. İki bölümden oluşan yapıda avlu ve bahçe kısmı var. Yaklaşık 160 tane odaya sahip olan saray'ın koridorlarında kaybolmamak imkansız. Tavanlardaki ahşap oymalar, zemin duvarlardaki fas çinileri işçiliğe hayran bıraktırıyor. Saray o kadar iyi korunmuştur ki bazı yerlerine minik dokunuşlarla restorasyon yapılmıştır. Ki bunu anlamak pek de mümkün değildir. Saray içinde Fas sanatını asıl görebileceğiniz bölümler odaların tavanlarındadır. O yüzden geziniz boyunca lütfen çinilere bakmaktan kendinizi geri bırakın ve kafanızı yukarı kaldırın. Bunlar haricinde sarayda eşya, aksesuar, mobilya görmeyi beklemeyin. Bunların hiçbiri yok."} {"url": "https://www.gezgincift.com/marakes-gezilecek-yerle", "text": "Marakeş'te gezilecek yerler nerelerdir? Marakeş'te nereler gezilir? 2017 yılına girmemizle yeni bir ülke keşfetme isteğimizi Fas ile giderdik. 2017 yılının Şubat ayında tam 10 gün süren mükemmel Fas gezimizde ilk durağımız ve 4 dolu gün geçirdiğimiz Marakeş bizleri çok etkiledi. Marakeş'te görülecek yerlerin hepsini gezmek 2 gününüzü almaktadır. Gezilmesi ve görülmesi gereken yerleri 2 günde tamamlayıp bir gün de şehrin havasını solumanızı da sayarsak Marakeş için 3 gün ayırmak en idealidir. Marakeş, Fas İmparatorluğunun bir diğer resmi başkentidir. Tabi eskiden başkentti. Ama şu an bile şanı devam etmektedir. Tanrının ülkesi ve Fas'ın incisi Marakeş pembe renkli yapılarıyla, dar sokaklarıyla ve Jemaa meydanı ile turistlerin en ilgi duydukları şehirdir. Marakeş'te gezilecek yerlerden en önemlisi Jardin Majorelle yani Majorelle Bahçeleridir. Kızıl şehir lakaplı Marakeş'in tam kalbinde bin bir çeşit bitkiler arasında gizli kalmış bir evden bahsediyoruz. Burası barındırdığı bitki çeşitliliğiyle, zamanında dünyaca ünlü insanlara ev sahipliği yapmasıyla oldukça ünlüdür. Marakeş şehrinin tam merkezinde Fransız ressam Jacques Majorelle'nin sahip olduğu arazi 40 yıllık bir emek, sabır ve tutkuyla dünyanın dört bir yanından getirilen bitkilerle bambaşka bir dünya haline getirilmiş. Daha fazla detay için Majorelle Bahçeleri makalemizi okumanızı tavsiye ederiz. Ziyaret Saatleri : 08:00 17:30 / Yaz dönemi saat 18:00'e kadar açıktır. Girişteki yazıtta Ali Ben Youssef'in sözü ; Her kim kapımdan içeri girerse, umutlarını aşabilir! Medrese Merenid Sultanı Abou el Hassan tarafından 14. yy'da kurulmuştur. Bununla birlikte 1560'lı yıllarda Saadian'lar tarafından tekrardan inşa edilmiştir. Böylelikle medresenin mimarisinde kendi sanat ve mimari izlerini bırakmışlardır. Marakeş'in sokaklarında gizli kalmış Medrese yüksek duvarlarla gizli kalmış bir yer adeta. Duvarına aldanıp altı üstü medrese işte deyip sakın girmemezlik etmeyin. Kuzey Afrika'nın en büyük İslami Üniversitesi olan Medersa Ben Youssef ustuka işiyle, tahta işçiliğiyle ve binlerce geometrik şekillerden oluşan binlerce mozaikleriyle göz kamaştırmaktadır. Medresenin büyük bir avlusu ve bu avlunun tam ortasında abdest alınması için bir havuz vardır. Avlunun hemen arka kısmında oldukça büyük ibadet yeri vardır. İbadet yerindeki ince işçilikle yapılmış dekoru görmemezlik etmeyin. Avluya bakan odalar yeteri büyüklükte ve camları genişken arka kısımdaki öğrenci odaları adeta zindan gibidir. Düşünsenize burada yıllar önce aynı anda 132 yatakhane içinde 900 öğrenci eğitim görüyormuş! Bugün 900 öğrenciyi bu medreseye sığdırmak imkansız gibi görünürken hepsi zamanında sığmış ve eğitimlerini almışlar. Medrese içindeki bazı parçalar Grana'daki Alhambra sarayındakilerle aynıdır. Görülüyor ki Endülüslü sanatçılar İspanya'dan buraya getirilmiştir. 1960 yılına kadar eğitim vermeye devam eden medrese artık müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Marakeş'teki tabakhane 2 bölümden oluşuyor. Biri yani ilk göreceğiniz yer Berberilere ait bir sonraki ise Araplara ait. Eğer Fes şehrindeki meşhur tabahkaneye gitmeyecekseniz Marakeş'tekine gitmenizi öneriyoruz. Ancak tek dikkat etmeniz gereken tabahkaneye yanaşır yanaşmaz yanınıza gelip size kendi kendine rehberlik eden insanlar. Siz ne oldum demeye kalmadan onlar tabakhane hakkında gerekli bilgileri anlatmaya başlıyorlar. Tabakhane'den çıktıktan sonra da sizi deri satan dükkanlara götürüp göyya derilerin nasıl yapıldığını göstermek istiyorlar. Ve verdiğiniz rehberlik ücretini de nedense beğenmiyorlar. Daha en başından rehberlik ücreti konusunda pazarlık edin. Baktınız istediğiniz fiyatı kabul etmiyorlar ve sizin de rotanıza Fes varsa sakın girmeyin. Çünkü Fes'teki tabakhaneyle kıyaslayınca burası onunkinin yanında çok basit ve sönük kalıyor. Unesco tarafında koruma altına alınan meydan yılan oynatıcıları, yemek ve içecek tezgahları, kınacıları ve farklı farklı gösterileriyle insanı farklı bir dünyadaymış hissi yaratan yerlerden biridir. Meydan gündüze oranla gece daha kalabalık hatta adım atılmaz hal alıyor. Marakeş'in souk denilen çarşılarında kaybolurken emin olun yolunuz bir şekilde buraya çıkacak. O yüzden sakın çarşı pazarlarda kaybolmaktan korkmayın. Jemaa El Fna meydanının başında heybetiyle duran Marakeş'in en büyük camisi özellikle 70 metre uzunluğundaki görkemli minaresiyle meşhurdur. Muvahhidler döneminden kısa bir süre sonra Berberi Kral Yakup Mansur tarafından inşa edilen cami 1184-1199 yılları arasında tamamlanabilmiştir. Koutoub arapçada kitap demektir. O yıllarda buraya yakın kitap çarşısı olduğu için ismi buradan gelmektedir. Fas mimarisiyle inşa edilen minare sonradan yapılan Rabat'taki Hasan Kulesi ve Sevilya'daki La Giralda kadar güzeldir. Fas'taki her cami gibi buraya da müslüman olmayanlar kabul edilmemektedir. Atlas dağlarının önünde konumlandırılmış toprak renkli köşk Marakeş karpostallarının en meşhur motiflerinden bir tanesidir. 100 hektardan fazla alan üzerine kurulu bahçe sayısız zeytin ağaçlarının kıvrımlı yolları ile muazzam tasarlanmıştır. Marakeş'in tarihi şehrine girişi sağlayan 19 adet giriş kapısından bir tanesi ve en ihtişamlısıdır. Kapı Almohad Hanedanlığı tarafından 12. yy'da inşa ettirilmiştir. İki anıt mezar yanında 66 mezar ve 100 mezarda dışardaki bahçede vardır. İlk türbe hemen içeri girer girmez sol taraftakidir. Fas sultanı Ahmet el Mansur'un türbesi buradadır. 18. yy'a kadar mezarlık olarak kullanılan alan Molla İsmail'in buraya toprak yığmasıyla kapatılmış ve yıllarca unutulup gün yüzüne çıkmamıştır. Ta ki 1917 yılında havadan fotoğraflanan karede buranın keşfedilmesine kadar. 16. yy'da Saadi sultanı Ahmed el-Mansour'un isteği üzerine, kille yapılmış bir saraydır. Kompleks olarak Marakeş'in en büyük tarihi yeridir. İlk yapıldığı zaman saray içinde 360 oda olduğu tahmin ediliyormuş. Ancak orjinal yapı ciddi zarar gördüğü için şimdi bu oda sayılarının kesin sayısını vermek mümkün değil. Sarayın avlusundaki portakal bahçeleri ve havuz harap olmuş komplekse farklı bir atmosfer katıyor. Sarayın yapımında kullanılmak üzere İtalya'dan mermer, Sudan'dan altın ithal edilmiştir. Sarayı sakın yalnızca bu avludan ibaret sanmayın, zamanında esirleri hapsetmek için kullanılan tüneline girip şimdiler fotoğraf galerisi olarak sergilenen bölümü ve mozaiklerle döşeli arka bölüme geçmeyi sakın ihmal etmeyin. Bahia kelime anlamıyla ihtişamlı demek. Adının hakkını fazlasıyla veriyor doğrusu. Saray 19. yy'da vezir Ahmed İbn Moussa'nın isteği sonucu inşa edilmiştir. O zamanların en havalı sarayı olduğu iddia edilen yapı bugün dahi havasını ve ihtişamını koruyor. Sarayın avlusuna adım atar atmaz Fas ve İslam kültürü gözler önüne seriliyor. Kullanılan binlerce çini, tabanlardaki boyama sanatı kısaca ayağınızı bastığınız yerden göreceğiniz son noktaya kadar el işçiliği aklınıza kazınıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/marmarisin-turistik-koyler", "text": "Marmaris'e 22 km uzaklıkta sığ denizi ve kremit rengi kumu ile sakin tatilden yana olanların tercih ettiği popüler bir turizm bölgesidir. Sağlık Tanrıçası Hemithia'nın burada doğup hastalara şifa dağıttığına inanılmaktadır. Bu bilginin ne derece doğruluğu var bilinmese de Hisarönü bölgesinin sahip olduğu temiz havası ve suyunun astım ve kalp hastalıklarına iyi gelmektedir. Marmaris'e 36 km uzaklıkta Hisarönü körfezinde adeta doğanın bir mucizesi olan Kızkumu görenleri hayrete düşürüyor. Çam ağaçları ile çevrili, çarşaf gibi deniz üzerinde sadece dizinize kadar varan suda bir kıyıdan karşı kıyıya kadar yürüyebilirsiniz. Köy halkı tarafından bu yol oldukça önemlidir. Buraya yağmur duasına gelirler. Eğer hiç konuşmadan karşı kıyıya geçenlerin ise dertlerine şifa bulacaklarına da inanılmaktadır. Marmaris'e 39 km uzaklıkta Orhaniye'yi geçtikten sonraki köy'de gezip görebileceğiniz tek yer Turgut şelalesidir. Su ile ormanın birbiriyle olan ahengi eşliğinde doğal flora ve faunası olan 5 adet şelaleden oluşan tabiat parkıdır. Park geziniz boyunca çam, çınar ve sığla ağaçlarını aynı zamanda kaplan kelebeklerini görmeyi ihmal etmemelisiniz. Marmaris'e 40 km uzaklıkta bölgenin en turistik ve en güzel köylerinden biri de Selimiye Köyü'dür. Daha fazla bilgi için Selimiye yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Selimiye'den 9 km uzaklıkta olup körfezin en uç noktasında yer alan Bozburun butik otelleri ve Akdeniz stili tekne yapım merkezidir. Buraya kadar gelmişken hele ki tekne merakınız varsa tekne yapım atölyelerini mutlaka gezmenizi öneririz. Köy içerisinde cazip bir şey olmamakla beraber köyden 9 km ötede tertemiz ve pırıl pırıl denizi ile Çiftlik Koyu gününüzü geçirebileceğiniz ideal bir yer. Koyda bulunan mekanlar Rafet Baba ve Mehmet'in yeri. Her ikisi de tercih edilebilir. Kumlubük koyunun görülebildiği en güzel noktadır. Yine tepede Helenistik devirden kalma tapınak, tiyatro ve sur duvarlarından oluşan 1978 yılında I. ve III. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiş Amos harabeleri de görülebilir. Marmaris ve çevresi tam bir cennet, turunç ve hisarönünü herkese tavsiye edrim. Selimiye ve hisarönü çok güzel ama mutlaka çiftlik koyunu ve çevresini göremenizi tavsiye ederim. Bir daha marmaris'e yolunuz düşerse bekleriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/meis-adasi-yunan-adalar", "text": "Yunanca ismiyle Megisti, Türkçesiyle Meis ve İtalyanca ismiyle Kastelorizo olan Meis adası Yunanistan'ın akdenizde bulunan bir adasıdır. Kaş'ın tam karşısında 2.1 km uzakta bulunuyor. Yanındaki diğer küçük Yunan adalarını saymazsak bilinen en yakın Yunan adası Rodos adasıdır. Rodos'a mesafesi 125 km'dir. Meis adasına gitmenin en basit ve başlıca yolunu açıklıyoruz. Öncelikle Meis adasına gidebilmek için Kaş'a gitmeniz gerekiyor. Kaş'a vardıktan sonra Kaş limanda bulunan acentalardan feribot bileti almanız gerekiyor. Kaş-Meis adası arasında hizmet veren iki tane feribot turizm acentası vardır. Meis adasına nasıl gidilir diye merak ediyorsanız Meis Adasına Ulaşım yazımıza bakınız. Meis'e kimi günübirlik gidip gelecek kimi bir ya da iki gece konaklayacak. Ama Meis'i küçük ada deyip geçmeyin. Bu küçücük adanın bile tarihi var. Çok vaktinizi almadan kısa bir tarih açıklaması yapıp sonra Meis'te ne yenir, Meis'te gezilecek yerler nereler bu konuları anlatacağız. Ada'ya ilk yerleşenler Dorlar hatta Megisti adını da Dorlar koymuş. Helenistik dönemde ise ada hakimiyeti Rodos'a geçmiş. Ortaçağ dönemine uzanırsak adayı ele geçirmek için Bizans ve Osmanlı mücadele etmiş. 14. yy'da ada hakimiyeti Kudüslü St. John şövalyelerinin eline geçmiş. Folques de Villaret liderliğindeki şövalyeler bahsettiğimiz dönemde Kıbrıs'tan Rodos'tan seyahat ediyorlarmış. Bu seyahatten üç yıl sonra Rodos adasını fethetmişlerdir. Bunlardan sonra Mısır Sultan'ı, Napoli Kralı ve Kanuni Sultan Süleymanın fethinden sonra ada hakimiyeti İtalyanlar'ın eline geçmiştir. 1500'lü yılların başından 1900'lerin başına kadar Osmanlı hakimiyetinin olduğu ada da Osmanlı dönemine ait bir cami bulunmaktadır. Bugün cami müze olarak hizmet etmektedir. 1. Dünya savaşıyla Fransızlar ve İtalyanlar, 1. Dünya savaşının bitimiyle İngilizler'in işgal ettiği ada 1947 Paris Anlaşması uyarınca Yunanistan'a devredilmiştir. Resmi olarak 1948 yılında On İki adalarla birlikte Yunanistan'a bağlanmıştır. Açık sözlü olmak gerekirse buraya gelen Türk turistlerinin neredeyse %50'si Meis adasına yemek yemek için geliyor. Hatta sırf bu yüzden yaz dönemi haftanın belirli günleri akşam üzeri gidiş gece dönüş şeklinde feribot seferleri dahi düzenleniyor. Aslında baktığınızda hiç de garip değil yaptıkları. Çünkü Meis'e gelip deniz kenarında bir balık restaurantında yemek yemeden dönmek olmaz. Biz günübirlik Meis adası turumuzda önce adayı gezip akşam 16:00 feribotuna binmeden önce yemek yemeği tercih ettik. 2. Aiolis : Meis limanına vardıktan sonra hemen ileride bulunan Restaurant denize sıfır olduğu için caretta caretta'ları izleyerek Meis manzarası eşliğinde keyifle yemek yiyeceğiniz bir yer. 3. Ostraka Restaurant : Meis limanının diğer ucunda bulunan bir restauranttır. Istakozu, istiridyesi, deniz mahsüllü makarnası diğer yemekleriyle oldukça lezzetli yemekler sunan bir yer. Daha çok ev yapımı yemekler sunuyorlar. 4. To Paragadi : Feribot'a çok yakın konumda limanda denize sıfır bir restaurant'tır. Mekan sahiplerinin Türkçe bilmesi de bir alternatif tabi. 5. Athena Restaurant : Denize sıfır, salaş ve mezeleri güzel olan bir restaurant. Fiyat olarak da diğer restaurant'lara kıyasla biraz daha uygundur. 6. Mikro Parisi : Meis adasındaki son restaurant tavsiyemiz Mikro Parisi'dir. Aile işletmesi olan restaurantın yemekleri ve menüleri oldukça lezzetlidir. Meis adasındaki restaurantlar hakkında genel bir değerlendirme yapacak olursak aslında tüm mekanların mezeleri ve balıkları hemen hemen aynı şekilde pişirilmektedir. Bu yüzden mekanlar arasında eğer işletme sahibi kendinden bir şey katmamışsa yaptığı meze ya da balığına tat olarak her şey aynıdır. Eğer bir restaurant'a oturup yemek yemeğe niyetliyseniz çok da üç'ün beş'in hesabını yapmayın. Fiyatlar aşağı yukarı aynıdır. Meis adasında balık yemenizi tavsiye etmiyoruz. Lazarakis restaurant'a oturduğumuzda Orkun barbun yemek istedi. Fakat porsiyonun 80 euro olduğunu öğrenince hemen vazgeçtik. Biz kendi evimizde barbun ya da benzeri balık aldığımızda iki kişi bir kiloyu yiyorken burada porsiyona 80 euro vermek bize akıl karı gelmedi. Tabi tercih sizin. Hazır Meis'a kadar gelmişken balık yemeden dönmeyim diyebilirsiniz! Gelelim 4 kişi Meis'te ödediğimiz ücrete: 4 porsiyon ahtapot, bir porsiyon baby shrimp, Yunan salatası, 2 porsiyon saganaki, bir porsiyon falafel ve iki şişe 20'lik uzo için toplamda 105 euro ücret ödedik. Meis, berrak denizi, rengarenk evleri, bozulmamış mimarisi, tavernaları ve dost canlısı yerlileri ile ziyaretçilerine sıcacık kucağını açan sevimli bir Yunan adasıdır. Belki gezip görülecek çok yeri yok ama inanın sizi bir şekilde kendine hayran bırakmasını beceriyor. Ada'da kumu olan plaj da yoktur. Ama bu bile adayı daha çekici hale getirmektedir. Kum yok diye denize girilecek yeri yok sanmayın. Hem de öyle berrak öyle mavi denizi vardır ki bir giren bir daha çıkmaz istemez. Meis'teki bir çok kişi zamanında Avustralya'ya göç etmiş. Meis'e geldiğinizde evlerde sallanan Avustralya bayrakları görürseniz şaşırmayın. Bir çoğu Meis'i yazlık olarak kullandığı için yazın Meis'e geliyorlarmış. Cave Parasta, Phokia, Blue Grotto ve Blue Cave de deniliyor buraya. Limandan kalkan teknelerle 10 euro karşılığında mağaraya gidebiliyorsunuz. Limanda Kostas yazan tekneyi bulun ve Kostas tekne dolar dolmaz sizi Mavi Mağaraya götürecektir. Hayatında insanın unutamadığı anlar olur. İşte o anlarınıza bir yenisini katmak istiyorsanız bu mağaraya gitmeyi sakın ihmal etmeyin. Daracık girişinden yüzerek giriyorsunuz. Ve mağaraya girdiğiniz anda masmavi bir renkle karşılaşıyorsunuz. Su seviyesinin yükselme ihtimaline karşılık mağara ziyaretinizi adaya ayak basar basmaz yapmanızı öneriyoruz. Mağaranın tavan yüksekliği 25 mt, uzunluğu 50 mt eni ise 30 metredir. Mavi mağaraya gidecekseniz dönüşte St. George adasına geçebilirsiniz. Eğer mavi mağaraya gitmeyecekseniz Meis limanda St. George'un servisleri ile ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Ada'da bir tane işletme bulunuyor. Bunlarda adanın sahibi gerçi eheheh. Şezlong ve şemsiye ücretli. Bir şeyler yemek isterseniz mutfağı olduğundan yemek hizmeti de verilmektedir. St. John olarak bilinen kule 14. yy'da inşa edilmiştir. İtalyanlar buraya Castello Rosso demiştir. İtalyanca dilinde castello-kale, Rosso-kırmızı demektir. Kale kırmızı renkli bir kaya üzerinde inşa edildiğinden bu isim kullanılmıştır. Kale'ye tırmanın diyoruz ama sakın unutmayın, en tepesine çıkacaksınız. Bu noktadan hem Meis merkezinin hem de yan taraftaki Mandraki koyunun manzarasını görebilirsiniz. Merkezden kaleye varmak yaklaşık 20 dakikanızı alacak. Yolu çok yokuş değil ama bazı yerlerde merdivenler olduğunu bilin. Meis'te yapılacak en güzel şey şüphesiz deniz kenarında bulunan tavernalardan birinde yemek yemektir. Helenistik mimarinin her yeri sardığı atmosfer içinde Akdeniz'in kıyısında müthiş lezzetli mezeleri yiyip, uzo içmeden bu adadan ayrılmayın. Yukarıda restaurant tavsiyelerini listeledik. Bunlardan istediğinize girebileceğiniz gibi adaya ayak bastıktan sonra hoşunuza giden başka mekanlara da girebilirsiniz. Meis öyle bir ada ki kendinizi bir an İtalya'da sanıyorsunuz. Daracık sokaklarına kendinizi atmalısınız. Sokaklarından geçerken evlerin önündeki, pencere ve kapı önlerindeki süslere hayran kalacaksınız. Evlerin pastel renkleri ise adeta kartpostal içinde hissettiriyor. Ada'ya varır varmaz önce Mavi Mağara dönüşte Aya Yorgi adasına uğradıktan sonra Meis'e dönün. Döner dönmez hemen kaleye çıkın ve manzarayı gördükten sonra limana inip u şeklindeki Meis limanının sonunda kadar gidin. U şeklindeki Meis'in toplam uzunluğu ortalama 2 km. Bu 2 km'i yürürken ara sokaklarına gire çıka gezin. Biz Meis'e günübirlik ziyaret ettik. Konaklamadık ama sizler için nerelerde kalınır araştırdık. Ada'nın dokusu bozulmadığı için pastel renkli evleri insana çok cazip geliyor. Biz şahsen gittikten sonra keşke bir gece şu evlerden birinde daha doğrusu Helenistik mimariye sahip bu adada kalmayı çok istemiştik. Megisti Hotel : 4 Yıldız Meis limanının en ucunda, adanın en sessiz yerindedir. Meis limanında denize girmenizi tavsiye etmiyoruz. Eğer limanda bir otelde kalacaksanız yorumlardaki otelin önündeki denize girebilirsiniz laflarına aldanmayın. Villa Pera Meria : 7 kişilik bir tatil evidir. Eğer arkadaşlarınız ya da ailenizle toplu gidecekseniz otel odasında kalmaktansa böyle bir ev kiralayabilirsiniz. Posedion : Denize sıfır olmasa da adanın tam kalbinde oldukça modern ve tertemiz bir işletme. Mediterraneo Kastelorizo : Limanın en ucunda, Osmanlı camisinin karşısında renkli ve çok hoş binası olan bir otel. Otelin yanında herhangi bir işletme olmadığı için de oldukça sessiz bir ortama sahip. Meis adası Unesco Miras Listesinde değildir, Yunan hükümeti Meis adasında yaşayan halka para ödememektedir, Günübirlik Meis adası yazımızın sonuna geldik. Gezdiğimiz, yediğimiz, gördüğümüz her şeyi sizlerle paylaştık. Umarız Meis turunuza yaracak bilgiler edinmişsiniz. Şimdiden iyi tatiller dileriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/meis-adasina-nasil-gidilir-meis-adasi-nered", "text": "Yunanistan'ın Akdeniz'de bulunan tek adası olan Meis adası nerede, Meis adasına nasıl gidilir yazımızla Türkiye'den Meis adasına çok kolay şekilde nasıl ulaşılır bunun detaylarını vereceğiz. Yunan adalarından biri olan Meis, Kaş'ın hemen karşısında bulunuyor. Hatta elinizi uzatsanız değecek kadar yakın bir konumda. Kaş'ın hemen hemen yer yerinden görülen adayı ilk başta Türkiye'ye ait sanmak çok normal. Fakat ülkemize bu kadar yakın olmasına rağmen bizim değil ne yazık ki. Kastelorizo olarak anılan Meis adasının tarihteki adı \"Büyük Olan\" anlamına gelen Megisti'ydi. Bu ismin konulmasının sebebi çevredeki adalar içinde en büyüğünün Meis olmasından kaynaklanmasıymış. Ama bugünün gerçeğine bakarsan Meis, Yunanistan'ın en küçük adalarından bir tanesidir. Meis adasına gitmek için Schengen vizesi almanız gerekiyor. Schengen Vizesi Nasıl Alınır yazımızla Yunanistan seyahatiniz öncesi bilgi alabilirsiniz. Meis adası kapıda vize uygulaması olan Yunan adalarından bir tanesidir. Kapıda vize uygulaması bir nevi kolaylaştırılmış vize demektir. Meis dahil Yunanistan'ın 6 adasına kapıda vize uygulamasıyla giriş yapabiliyoruz. Bunlar Rodos, Midilli, Kos, Sakız, Samos ve Meis'tir. Aşağıda listeyecek olduğumuz evrakları seyahat tarihinizden 3 gün önce seyahat edeceğiniz acentaya veriyorsunuz. Onlar sizin için vizenizi alıyor. -Pasaportunuzun aslı ve resimli sayfasının fotokopisi -2 adet biometrik fotoğraf (ebat 4,5 x 6 cm) -Feribot biletiniz -Vize başvuru formu Evraklarınızla beraber sizden istenen vize ücretini feribot biletini alacağınız firmaya teslim ettikten 3 gün sonra vizeniz çıkmaktadır. Çıkan vizenizle Yunanistan'da toplam kalabilme hakkınız 7 gündür. En son vize ücreti 70 Euro'ydu. Güncel fiyatları acentalardan öğrenebilirsiniz. Meis adasına gitmenin en basit ve başlıca yolunu açıklıyoruz. Öncelikle Meis adasına gidebilmek için Kaş'a gitmeniz gerekiyor. Kaş'a Nasıl Gidilir yazımızı okuyarak Kaş'a nasıl geleceğinizi öğrenebilirsiniz. Hangi firmayı kullanırsanız kullanın sabah 10:30 gidiş, akşam üzeri 16:00 dönüş seferleri bulunuyor. Ama gün içerisinde tek gidiş ve tek gidiş seferden bahsediyoruz. Yaz döneminde çarşamba ve cumartesi günleri sabah ve gece olarak ek sefer açıldığının da bilgisini vermek istiyoruz. Kaş'tan Meis'e yılın her günü sefer bulunmuyor. Sezon Mayıs ayında açılıyor ve Ekim'e kadar devam ediyor. Kış dönemi feribot seferleri hizmet vermiyor. Biz 2019 Nisan ayında 25 euro ödedik. Sizler yine de gitmeden önce yukarıda vermiş olduğum firmaları arayıp güncel fiyatı kontrol edebilirsiniz. Meis adasında 1987 yılından beri havalimanı bulunuyor. Ada küçücük olmasına rağmen havalimanı olması bizi çok şaşırttı. Meis'e yalnızca Rodos'tan kalkan uçak seferleri bulunuyor. Sadece İstanbul'dan Atina aktarmalı Rodos'a uçup buradan da Meis uçağına binebilirsiniz. Olur da İstanbul'dan Rodos'a uçmak isterseniz İzmir, Ankara ya da Antalya gibi şehirlerden İstanbul + Atina aktarması olarak 2 aktarma yapacağınızı ve çok uzun bir yol olacağını da hatırlatmak isteriz. Meis'te ana cadde görmediğimizi söylemek istiyoruz. Zaten feribot adaya yanaşır yanaşmaz rengarenk merkez karşınızda beliriyor. İşte adadaki hayat tam da burada. Görmeniz gereken her yer bir kaç dakika yürüyüş mesafesinde. Ne araç, ne motosiklet ne de bisiklete ihtiyacınız yok. Eğer Mavi Mağara veya Saint George Beach'e gidecekseniz tekneye binmeniz gerekiyor. Mavi tur için adaya vardığınız noktadan kalkan teknelerle 10 euro karşılığında gidebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/meksika-turu-cancun-tulum-isla-mujere", "text": "Meksika turu ile eşi benzeri olmayan bir rota üzerinden hem Meksika tarihini hem de Meksika'da tropik tatil isteyenleri bir araya getirip unutulmaz bir Meksika gezisi planladık. Her yaptığımız turda olduğu gibi bu sefer de tüm turları dahil edip ekstra ücret almadan müthiş bir Meksika turu gerçekleştireceğiz. Turumuz uçak yolculukları hariç 8 gece 9 tam gündür. Meksika turu boyunca Mexico city ve çevresinde yer alan önemli tarihi yerler ile Unesco Miras Listesine girmeye hak kazanmış şehri, Teotihuacan piramitlerini, Obsidyen Atölyesini, Dünyanın en önemli müzelerinden birisi olan Antropoloji Müzesini, Xochimilco bölgesini, Aztekler'den son kalan kanalları, Merida ve Valladolid şehirlerini, Cenoteleri, Chichen Itza Maya şehrini, Tulum, Playa del carmen, Isla Mujeres adası ve Cancun görülecek yerler arasındadır. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. -Isla Mujeres Catamaran Turu, -Teotihuacan Tapınaklar Turu -Tulum turu, yukarıda yazılan turların hepsi tur fiyatımız içindedir. Bunların hiçbiri için ekstra ücret talep edilmemektedir. -İstanbul Mexico City, Cancun İstanbul uluslararası uçuş, -Mexico City Merida İç Hat Uçuşu, -2 gece Mexico City kahvaltı dahil konaklama, -1 gece Merida kahvaltı dahil konaklama, -1 gece Tulum kahvaltı dahil konaklama, -3 gece Cancun kahvaltı dahil konaklama -Tüm ören yeri giriş ücretleri ve programda belirtilen aktiviteler -Isla Mujeres Catamaran Turu -Tüm transferler -Türkçe rehberlik hizmeti -Seyahat sağlık sigortası -15 TL Yurt dışı çıkış harcı -Kahvaltı hariç diğer yemekler -75 Usd Rehberlik Hizmeti Amerika ve Schengen vizesi olanlar Meksika vizesinden muaftır. Vize almadan Meksika'ya girebilirler. Bordo ve yeşil pasaport sahipleri için vize gereklidir. Bordo pasaportlular için vize online alınabilmektedir. Yeşil pasaport sahiplerinin Ankara veya İstanbul'da parmak izi vermesi gerekmektedir. Vize işlemleri için acentamızdan destek alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/mencuna-konaklar", "text": "Mençuna KonaklarıMençuna şelalesinin eteklerinde şelalenin tam bittiği yerin karşısında 4 tane tahta evden ibarettir. Karı koca tarafından işletilen Mençuna Konakları Karadeniz tabiatının içinde gizli kalmış bir tesis. Her yıl yaz aylarında hizmet veren tesise 0 533 527 42 12 0 532 485 49 58 numaralı telefonlardan ya da web sitelerinden ulaşıp rezervasyon yaptırabilirsiniz. Her villanın altında ve üstünde 1'er oda bulunmaktadır. Eğer odaların dar ve ranzalı oluşu bunun yanı sıra alt katta bulunan odaların nem oranlarının yüksek oluşundan rahatsız olmazsanız yani bunlar bizim için önemli değil yeter ki doğa ile iç içe olup bir kaç günümüzü böyle geçirelim diyenlerdenseniz Mençuna Konaklarında konaklayabilirsiniz. Her odada elektrikli petek bulunuyor. En azından taş odalar olarak nitelendirilen alt kattaki odaların soğuğunu bir nebze olsun kırıyor. Ama neme ve odanın duvarlarındaki ıslanmaya ne yazık ki çözüm yok. Gerçi Mençuna Konaklarının sahipleri taş odalardaki nemi önlemek adına odaların dışını bu sisteme uygun taş ile döşemişler. Ancak bunun etkili olması için biraz süre geçmesi gerektiğini kendilerinden öğrendik. Odaların tipine göre ücretler değişmektedir. Üst kat 2 odalı ve 4 kişilik olup kişi başı kahvaltı dahil fiyatı 120 TL'dir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/mencuna-selales", "text": "Doğu Karadeniz bölgesinde görülmesi gereken bir diğer yer de yine Artvin ili sınırlarında yer alan Mençuna Şelalesidir. Doğası ile bizleri kendine hayran bırakan Karadeniz'de nereye gittiysek her yerden çok memnun kaldık. Bunlardan biri de Artvin'de gezilecek yerler listesine aldığımız Mençuna Şelalesiydi. Artvin ilinin Arhavi ilçesinde Kamilet Vadisinde bulunan Mençuna Şelalesi için Batum'dan yola çıktık. Kamilet Vadisine varmamıza yakın artk hava zifiri karanlık olmuştu bile. Planımız bölgedeki tek konaklanacak yer olan Mençuna Konaklarında konaklayıp ertesi gün Mençuna Şelalesine tırmanmak ve çevreyi keşfetmekti. Gel gör ki gecenin zifiri karanlığına kaldığımız için başımıza gelmeyen kalmadı. Batum'dan Arhavi'ye oldukça rahat ulaşan biz Arhavi'den Kamilet Vadisine giderken Çifteköprü'ye varmadan yaklaşık 4-5 km önce taş ocağına girmemizle koca bir sivas kangal'ın saldırısına uğradık. Motorun üzerinden bile devasa gözüken sivas kangal havlayarak yanımızda çılgınlar gibi peşimizden kovalamaya başladı. Hiç beklemediğimiz bir anda beliren köpeği görünce benim bacaklarım ve kollarım uçuş moduna geçerek \"Orkun allah seni bildiği gibi yapsın\" çığlıkları eşliğinde şantiyenin taşlı, topraklı rezil yollarında tam gaz ilerliyoruz. Orkun'un Nesli yol burada bitiyor ileride uçurumdan aşağı dereye düşeceğiz gibi saçma fikrine benim köpeğin şoku ile inanmam üzerine geri dönmeye karar verdik. Dönüşte hırçın köpeğin gazabından yine çığlık çığlığa kurtulup şantiye alanından çıkıp kendimizi asfalt yolda bulduk. Köpek saldırısı, çamura batan motor ve motor tepesinde şekilli şekilli video çekmek için uğraşırken telefonumun kırılması sonucu şükürler olsun Mençuna Konaklarındayız. Odamıza yerleşmemiz ile vakit kaybetmeden Mençuna Şelalesine tırmanmaya başladık. Havanın yağmurlu olması parkuru oldukça zor hale getirmişti. Toprağın çamurlaşması tırmanışımızı çok güçleştirdi. Yaklaşık yarım satte yeşilin binbir tonu içinde doğa yürüyüşü eşliğinde şelaleye vardık. Şelaleye varmamızla yağmur daha şiddetli yağar olmuştu. Ama karşımıza çıkan manzara sayesinde ne yağmur ne çamur umrumuzda bile değildi. O kadar gezdik tozduk, birbirinden güzel şelaleler gördük inanın böylesine heybetlisini daha önce hiç görmemiştik. Mençuna Şelalesinin önüne sonradan büyük taşlar koymuşlar aslında onlar olmasa manzara daha da güzel olurmuş. Şelaleye uzaktan bakışı etkiliyor olsa da bu hali bile tek kelimeyle mükemmel. Şansımız olmadığından mıdır nedir kötü hava şartları peşimizi bırakmıyor. Yaklaşık 100 metre yüksek şelalenin sularının dökülüp biriktiği noktada oluşan havuza girmeyi ne çok istesekte yanına yaklaştığımız şelalenin serin havası ve yağan yağmur buna engel oldu. Mençuna Şelalesi Arhavi ilçesinin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir. 100 metre yüksekliğe sahip şelale vadiden akarak 200 metre sonra Kamilet deresine dökülmektedir. Şelaleye ziyaret edilecek en iyi zaman karların eridiği ve şelaleyi daha etkileyici hae getiren Nisan-Mayıs aylarıdır. Biz her ne kadar Temmuz ayında gitmiş olsakta bu haliyle bile şelale bizi etkilemeyi başardı. Siz de doğayı, doğanın içinde yürüyüş yapmayı seviyor, doğanın insanlara sunduğu muazzam manzaraları seyre dalmak istiyorsanız Mençuna Şelalesi sizin için biçilmiş bir kaftandır. Arhavi Çifteköprüyü geçr geçmez ilk sağ yoldan devam edin. Asfalt bir kaç km sonra çukurlu yola dönüşüyor. Dümdüz hiçbir yere sapmadan devam etmelisiniz. Mençuna Konakları ve Mençuna Restaurant'u geçince aracınızı müsait bir yere park edip park ettiğiniz noktadan itibaren yürüyerek 300-400 metre sonra sağda bulunan köprüden geçip patika yolunu takip etmelisiniz. Mençuna Şelalesi Arhavi ilçesine çok yakın olduğu için şelaleye tırmanıp yarım gününüzü burada geçirdikten sonra gideceğiniz diğer bölgeye doğru yol alın! Mençuna Restaurant'ta bir yöresel yemek bulamadık. Restaurant sahiplerinin suratsız ve ilgisiz halleri, köfte ve balık dışında yemeklerinin olmayışı birer dezavantaj. Restaurant'ın manzarası sadece yeşil ormandan ibaret bunu yerine Çifteköprünün hemen önündeki restaurantta birşeyler yiyip içmeniz en doğrusu olacak. Tırmanıştan dönenler aman ayakkabılarınızı temizleyin yoksa Restaurant sahiplerinden paparayı yersiniz!!! Tırmanışa çıkmadan önce yanınıza su almanıza gerek yok. Dağlardan gelen sular içilebiliyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/mezopomyaya-hakim-sehir-mardi", "text": "İstanbul'da yaşanır da Mardin de yılbaşı kutlamaya gidilir mi? Bal gibi gidilir. İstanbul'daki yılbaşı kargaşası, trafiği ve pahalılığını malum herkes biliyor. Biz de hemen bütçe ve gezi planımızı yapıp kısa biri kaçamak yapalım dedik. Mardin ve çevresini gezmek bir süredir aklımızdaydı. uçakla Diyarbakır'a gittik. Yusuf bizi havalimanında karşıladıktan sonra hep beraber Mardin yoluna koyulduk. Yılbaşı için gittiğimiz Mardin'de rehberimiz Yusuf'un organize ettiği rota dahilinde gezimize başlamadan önce otelimize valizlerimizi bıraktık. Yusuf Mardin'in yerlisi hem rehberlik yapıyor hem de kendi ailesine ait kafe'de çalışıyor. Otelimiz Zinciriye Medresesinin hemen arkasında. Zaten kaldığımız otelde adını bu medreseden almış sanırız. Mardin bir çok kilise, cami ve medreseye ev sahipliği yapmaktadır. Binalarına badana fırçası değmemiş, orjinal Mardin taşı ve taş işlemesi ile evleri büyüleyici kılan, yüzyıllara meydan okuyan yapıların şehirdir burası. Mardin gezimizin bir gününü Midyat ve çevre köylere ayırdığımız gibi diğer gün Batman-Hasankeyf'e kalan günlerimizi ise Mardin'e ayırdık. Mardin'de medrese, cami, manastır, müze ve şehir içi gezimizde ziyaret ettiğimiz tarihi yerler hakkında vereceğimiz bilgiler umarız faydalı olur. Zinciriye Medresesi : Melik Necmettin İsa Bin Muzaffer Davut Bin El Melik Salih tarafından 1385 yılında yaptırılan medrese iki katlı olup aynı zamanda iki avluya sahiptir. Dilimli kubbesi aynı Kasımiye Medresesindeki gibi dilimli olup göze çarpmaktadır. Yükseğe yapılan medrese rasathane olarak kullanılmıştır. Mardin Kalesi : Zinciriye Medresesinin hemen arkasında yer alan kale Subari, Sümeri Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdaniler, Selçuklular, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar dönemlerini yaşamış kale nam-ı diğer Kartal Yuvası. Kasımiye Medresesi : Yapımına ilk Artuklular başlamış ve Moğolların saldırısı ile yarım kalan inşaatı Akkoyonlu hükümdarı Cihangir'in oğlu Sultan Kasım tamamlamıştır. Zaten medresenin her iki kubbe arasındaki yapı farklılığı da bunu ortaya koymaktadır. Medresenin içinde bulunan derslikler yapının cephesi hiç fark etmeden güneş doğduğu andan batana kadar güneş görmektedir. 700 yıllık tarihe sahiplik eden medrese hakkındaki rivayete göre Sultan Kasım burada öldürülmüştür. Kız kardeşi ölen abisinin kanlı gömleğini medresenin duvarlarına sürmüş ve bugün duvardaki kan izlerinin o günden beri duvardan izinin çıkmamış olmasıdır. Medrese avlusundaki havuzun hikayesi de çok anlamlı; Çeşmeden çıkan su doğum simgelerken döküldüğü ilk iki havuz bebeklik ve çocukluk dönemi olarak tasvir edilmiştir. Bu havuzlardaki su o kadar hareketli ve dalgalıdır ki tıpki gerçek anlamda yaşanan hareketli çocukluk dönemi gibi. Sonraki dikdörtgen durgun suya sahip havuz gençliği simgelemektedir. Havuzdaki su o kadar durgundur ki sanki gençlik yılları hiç bitmeyecek hissi gibi. Havuzundan akıp giden su ince uzun havuza akar. İşte bu havuzdaki su o kadar hızlı akar ki yaşlılık olarak tasvir edilen havuzdur burası. Yaşlılık havuzundan en son medresenin ortasındaki büyük havuzda biriken su da mahşer yerini simgelemektedir. En son bu havuzdan çıkan su Mezopotamya'ya dökülmektedir. Ana rahminden çıkılan andan mahşere kadar olan süreç sembolik olarak tasvir edilmiştir. Deyrulzafaran Manastırı/Mor Hananyo : 5. yy da yapımı başlanan manastır farklı farklı eklentiler ile 18 yy. da bitirilmiştir. Tarihi kaynaklarda bu manastır 639 yıl Süryanilerin patriklik merkezi olmuştur. 52 Süryani patriğin mezarı bu manastır içindedir. Manastır M. Ö güneş tapınağı olarak kullanılmş sonra Romalılar tarafından kale olarak kullanılmış bir kompleks üzerine kurulmuştur. Manastır tarih boyunca süryanilerin eğitim merkezlerinden biri olmuştur. Kompleks içinde Güneş Tapınağı, Azizler Evi, Meryem Ana Kilisesi ve Mor Hananyo Kilisesi vardır. Manastırda patriklik yapan 4. Petrus 1874 yılında İngiltere ziyareti sırasında satın aldığı matbaayı manastıra getirmiş böylelikle bölgeye ilk matbaayı getiren kişi kendisi olmuştur. Revaklı avlusu ile avludaki kuyusu aynı zamanda taş sanatının tüm incelik ve detaylarını burada görmek mümkündür. Şahtana Ailesi Evi PTT Binası : Mutheşem kelimesinin az kalacağı bir yapıt burası. 1890 yılında Şahtana ailesi Ermeni mimar Lole'ye yaptırmış bu binayı. Zaman içerisinde hastane ve otel olarak kullanılan bina 1953 yılında Şahtana ailesinden satın alınarak PTT binası olarak kullanılmaya başlanmış. Binanın tam karşısında Şehidiye Cami bulunuyor. Sabancı Müzesi : Mardin şehir merkezinde bulunan müze Sultan II. Abdülhamit zamanında Süvari kışlası olarak kullanılmış sonra Vergi Dairesi olmuştur. Bina dahilinde Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi dahilinde bir çok tarihi eser görmeniz mümkündür. Tarihi Mardin evleri ve dar sokaklarında doya doya yürüdük, Cemil İpekçi moda ve tasarım atölyesinden alışverişimizi yaptık, Mardin'in en güzel yemeklerini yedik, sobada kestanemizi yaptık, menengiç kahvemizi-çörekotlu türk kahvemizi içtik, çarşılarını gezdik, belediye çalışanlarını gördük! Belediye çalışanı ne alaka diyeceksiniz muhakkak 🙂 Mardinin dar ara sokaklarına araçların girmesi imkansız olduğundan çöp toplama, tüpçülük ve daha bir çok görevi eşekler görüyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/midya", "text": "Dara Antik Kent gezimizi üzülerek de olsa sonlandırıp Midyat'a gittik. Yukarı Mezopotamya'da yer alan Midyat'a tarihte Sümeler, Asurlar, Urartular, Makedonlar, Persler ve Romalılar, Osmanlılar akabinde Emeviler ve Abbasiler egemen olmuştur. Abbasilerin egemenliği ile bölgede yapılaşma başlamış ve küçük küçük yerleşim birimleri bu dönemde kurulmuştur. Tarihte bir çok egemenliklere beşiklik etmiş bir şehirdir burası. Midyat'ı daha çok dizilerden, dizilerdeki konaklarıyla hatta en önemlisi Sermiyan Midyat'ın yazıp yönettiği Hükümet Kadın filmi ile biliriz. Hükümet Kadın sadece film konusu değil gerçekten yaşanmış, gerçek hikayedir. Türkiyenin ilk Bayan Belediye Başkanı Midyat'ta göreve gelmiştir. Midyat'ta 2 yerleşim yeri ve toplam 9 köyü ve şehrin çevresi volkanik dağlarla çevrilidir. Evleri olsun taş işleme sanatıyla olsun Müslümanı, Süryanisi, Yezidi ile hep birlikte kardeşlik ve huzur içinde yaşadıkları yerdir \"Midyat\". Konak ince taş işçiliği ile camların ve balkonların siyah demirler ile örülü ahengi içerisinde sırasıyla avluları aşarak konağın en üst katına varıp Midyat'ı ayaklarımızın altına alıp Açık Hava Müzesini izlemeye koyuluyoruz. Konuk evinden çıktıktan sonra Midyat'ın el nakışlı evlerine hayranlıkla baka baka mistik ortamda çarşıya varıyoruz. Telkari olarak bilinen geleneksel taş işçiliğini yakından tanımaya imkan veren, Telkari'nin merkezi konumunda bir çarşı burası. Süryanilerin anayurdu olarak bilinen Mardin sıra geldi 1600 yıllık bir yapıta \"Deyrul Umur Manastırı/Mor Gabriel\". Midyat'tan 18 km uzaklıkta bulunan Manastır M. S 397 yılında tepeye Mor Samuel tarafından inşa edilmiştir. Kilise tarafından ikinci Kudüs olarak kabul edilen Manastır'da 5. ve 6. yy'dan kalma eserleriyle, Bizans dönemi mozaikleriyle eşşis bir yapı olma özelliğindedir. Manastır kompleksi içerisinde bir çok bölüm yer alıyor. Bunlar; Theodora Kubbesi, Azizler Evi, Meryemana Kilisesidir. Theodora Kubbesi taş ve tuğla ile yapılmış muazzam güzelliğe sahiptir. Manastır içerisinde nasıl ki rahiplerin yaşamaları ve ibadet etmeleri için yerler tesis edilmişse anıt mezarların bulunuduğu odalar da mevcuttur. Hatta Mor Gabriel'in mezarı yerde görülmeyecek şekildedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/misir-hiyeroglifler", "text": "Mısır Tapınaklarında, mezarlarda, duvar süslemelerinde hemen hemen her objenin üzerinde Mısır Hiyeroglifleri bulunmaktadır. Hiyeroglifleri çok kez duyduk ancak hakkında detaylı bir bilgimiz görene kadar yoktu. 19 yy'a kadar aslında dünya bu hiyerogliflerin anlamını, neyi temsil ettiğini bilmiyordu. Ta ki Napolyon Bonapart'ın Mısır'ı fethedip Rosetta Taşını bulana kadar. Napolyon Bonapart 1798'de ordusuyla ve yanına aldığı 167 alim/bilim adamıyla Mısır'ı fethetmiş ve kayıp uygarlığı gün yüzüne çıkarmıştır. Rosetta Taşı İngilizlerin Napolyon'u yenmesiyle İngilizlere geçmiştir. Rosetta taşı 1800'lü yılların başından beri British Museum'da sergilenmektedir. Rosetta taşında 3 ayrı dil yazılıdır. Taşın en altındaki antik yunan diline aittir. Büyük İskender Mısır'ı egemenliği altına aldıktan sonra burada Yunan Kanunlarını uygulamaya başlamıştır. Bundan dolayıdır ki antik yunan alfabesi kullanılmıştır. Taşın orta kısmındaki halk dilidir. En üstteki kutsal yazıdır. Rosetta taşı bulunduktan sonra Jean François Champollion ve Thomas Young hiyeroglifleri çözmek için çabalar neticede hiyeroglifleri çözüp bunu konuşan bir dilin yazısı olduğunu ortaya çıkaran, sırlara yaşam veren Champollion olmuştur. Karesel bir daire içine alınmış şekle kartuş denir ve bunun içinde kral'ın adı yazmaktadır. Hiyeroglifler öbür dünyaya yolculuğun resimsel anlatımıdır. Ölüm değil yeniden doğumun resimsel anlatımıdır. Tüm mezarların doğudaki duvarlarında firavunların yaşamı çizilmiştir. Mısırlılar için yaşam ölüm için bir hazırlıktır. Kral mezarları öbür dünyaya giden tünellere benziyor. Burası ölüm vadisinden öte yeniden doğum vadisidir aslında. Mısır halkı firavunların ölüme giderken herşeyin kusursuz olması gerektiğine inanıyorlardı. Firavunların hayatta olduğu gibi ölümde de onların yanında olacağına inanıyorlardı. O nedenle mezar hiyerogliflerinin kusursuz olması gerekmekteydi. Ankh : T harhi üzerine oturtulmuş küçük daireden oluşan antik mısır sembollerinden biridir. Bu sembole en çok İsis'in elinde rastlamak mümkündür. Antkh'ın sözcük anlamı yaşam demektir. Antik Mısır'da kadın ile erkeğin birlikteliğini simgelemekle birlikte Nil'in anahtarı olarak da bilinir. Horus'un Gözü : Antik Mısır dinine göre 2 farklı anlam ve önemi vardır. Vicdanın sembolü olarak simgelenen gözün insanın içindeki tüm niyetlerini ve yaşamı boyunca her davranışı gözden kaçırmayan bakışı sembolize eder. 24 saat boyunca açık kalan gözdür. Diğer bir anlamı ise tanrının birliğini matematiksel boyutta göstermektedir. Kartuş : III. Tutmose'nin kartuş örneği karnak tapınağında bir sütunda vardır. Etrafı çizgi ile çizilmiş içinde hükümdar isminin olduğunu gösteren oval çerçevedir. Ouroboros : Kendi kuyruğunu ısıran yılan ya da ejderhayı sembolize eden işaret kuyruğunu yutup kendini yaratan bir yılanı sembolize etmektedir. Sfenks: Kafası değişik hayvan figürlerinde olan aslan şeklindeki heykellere denir. Mısır'daki en önemli ve bilinen sfenks Gize platosundaki Büyük Gize Sfenksidir. Şen Halkası : Mısır inancına göre çizgili halkalı bu şekil edebi hükmü temsil etmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/misir-vizesi-nasil-alini", "text": "Mısır planları yapmaya başlayalı epey oluyor. Ancak vize işinin edense son ana bıraktık. Altı üstü mısır vizesi alacağız çok da meşakkatli bir süreç değildir diye düşündük. Hemen internet'ten Mısır vizesi nasıl alınır diye edindiğimiz bilgi doğrultusunda vize evraklarımızı hazırlamaya koyulduk. Mısır vizesi almak için sigortalı olmanız, iş yeri sahibi olmanız ya da öğrenci olmanızın hiçbir önemi yok. İş yeri sahibiyseniz vergi levhası da gerekli evraklar arasında listelenmiş aynı zamanda seyahat sağlık sigortası da ama vize başvurumuzu yapmadan önce bunlara gerek olmadığını öğrenip evraklar arasından çıkardık. Mısır Konsolosluğu 09:30 11:45 arası vize başvurularını kabul ediyor. İstanbul trafiği sağ olsun kuyruğun en sonunda yerimizi aldık Konsolosluk binasına vize başvurusu yapanlar giremiyor. Vize için binanın arka girişinde ufak bir kulübe yapılmış. Güneşin kavurucu sıcağında, daracık alanda sıramızın gelmesini bekliyoruz. Tek memur çalıştığı için haliyle sıra ilerlemek bilmiyor. Neyse ki orada tanıştığımız genç bir çocuk isterseniz evraklarınızı önden vereyim diye teklif edince son sırada olmamıza rağmen hemen hemen herkesten önce işimiz halloldu. 13 ağustos yazılı ufak bir kağıt parçasını alarak konsolosluktan ayrıldık. Aldığımız bilgiye göre 1 hafta sonra konsolosluğu arayarak başvuru yaptığımız tarihi söyleyip vizelerin çıkıp çıkmadığını öğrenmeliymişiz. 1 hafta geçti geçmesine de konsolosluk telefonları sürekli meşgul. 10 gün sonra ulaşabildiğimiz konsolosluktan vizelerin onaylandığını öğrendik. Vizeniz onaylandıktan sonra derhal pasaport aslınızı götürmek için koşuşturmanıza gerek yok, müsait olduğunuz bir zamanda gidip pasaportunuzu bırakabilirsiniz. Pasaportlarımızı Pazartesi günü bırakmaya gittiğimizde yine sıraya girdik. Bitmiyor bu sıra benim vizem çıkmış öne geçeyim diyemiyorsunuz. Vize başvurusu yapan da vizesi çıkan da aynı sırada. Sıramız gelince kulübeye girip vize evrağımızı kağıt yığınları arasından bularak memura verdik ve tekrar almak için Perşembe günü saat 15:00 için randevu verildi. Güncel Bilgi : Artık telefonla arayıp vizenin çıkıp çıkmadığını öğrenmeye gerek yok. Vize çıktığı anda Konsolosluk tarafınızdan mailinize bilgisi yollanıyor! İşte bu kadar basit. Ancak son zamanlarda Mısır Konsolosluğundan Mısır vizeleri ne yazık ki çok uzun sürede veriliyor. Seyahatinizden minimum 2 ay (60 gün) öncesinden vize başvurusu yapmanızı şiddetle tavsiye ederiz. Bizim vizemiz her ne kadar 1 hafta içinde çıkmış olsa da lütfen bunu göz önüne alıp seyahat planınızdan bir kaç hafta hatta 1 ay öncesinden başvuru yapmayın. Ne kadar uzun süre önce yaparsanız o kadar riske atmamış olursunuz seyahatinizi. Sharm El Sheik'e vize kaldırılmıştır. Mısır'ın diğer şehirlerine gidecekseniz vize gerekiyor. Ama sadece Sharm El Sheik'e gidecekseniz vize almanıza gerek yok. Çok girişli vize : 250 TL. Kapıda 15 dolar karşılığında vize alabilirler. Artık bu uygulama kaldırılmıştır. 45 yaş üstüne Mısır Vizesi gerekmemektedir. Konsolosluk sayfasından detaylı bilgi alabilmek için buraya tıklayabilirsiniz. Eğer 2 doz herhangi bir aşınız var ise Pcr testi yaptırmanıza gerek olmadan ülkeye giriş yapabilirsiniz. Düzenlemiş olduğumuz yurt dışı turlarını Turlarımız sayfasından takip edebilirsiniz. - HURGHADA ÇÖL SAFARİSİ - HURGHADA GİFTUN ADASI TURU - HURGHADA KIZILDENİZ DALIŞI - LUKSOR KARNAK TAPINAKLARI Iyi gunler, bir sorum olacak. Toplamda vize basvurusu yaptiginiz gunden itibaren kac gun icinde vizeniz elinize ulasti acaba? 13 Agustos demissiniz ancak sonradan 10 gun icinde almis oldugunuzu anliyorum, yaniliyor muyum? Ilginiz icin tesekkurler. Merhaba Ahmet, başvuru yaptıktan sonra bizi 1 hafta sonra arayıp sonucu öğrenin diyorlar. Biz 10. gün kendilerine ancak ulaşabildiğimiz için telefonda vizemizin çıktığını öğrenip gidip aldık vizelerimizi. Yanitiniz icin cok tesekkur ederim. Umarim ayni sans bize de denk gelir. Iyi tatiller diliyorum. Yeni vize basvurusunda bulunacak arkadaslar icin önemli bilgiyi paylasmak istiyorum. Bugun vize basvurusunda bulundum ve oncelikle vize ucreti 70 ytl degil 85 ytl ve bu ucret basvuruyu yaptiginiz gun sizden nakit aliniyor. Bunun haricinde pasaportunuzu da basvuru yaptiginiz gun konsolosluga birakiyorsunuz. Kisacasi bugun benden pasaportu da basvuru esnasinda birakmam istendi ve 85 ytl alindi. Gezgincift, cok yakin zamanda basvurunuzu yapmis olmaniza ragmen islemlerdeki bu degisikligi blogda verdiginiz bilgileri guncelleyerek yeni vize basvurusunda bulunacaklara aktarmanizin faydali olacagi kanisindayim. Iyi gunler diliyorum. Hala agustos basvuruları vizelerini alamamış ben de 14 eylülde bas vurdum telefonla ulaşılmıyo bi ümit haftaya cıkar diye bekliyoruz biz de. bebek te de kimsenin yardımcı olacagını düşünmüyorum. Aysu Merhaba, ablanızın vize almasında sıkıntı yaşayacağını sanmıyoruz. Ayrıca sizin yerinize de vize başvurusunda bulunabilir. Biz başvururken sıranın sonunda olduğumuz için sıranın önlerinde olan birinden rica ettik başvuru evraklarını o kişi verdi içeri 🙂 Evrakları kimin verdiğine bakmıyorlar bile... Yine almaya giderken de sizin gitmenize gerek yok. Ben de gitmedim ikimizinkini de Orkun almıştı. Sizin seyahatiniz hangi yıl-ay gerçekleşti? Yukarıdaki yorumlarda Ahmet bey isimli takipçiniz güncel bilgiler yazdığını belirtmiş bu sebepten sormak istedim. Bizim evraklarımızı hiç tanımadığımız biri verdi içeri. Evrak verirken sıkıntımız olmadı aynı şekilde vekalete de gerek olmadı 🙂 Yine de başvuru yapmadan önce arayıp bilgi alın Konsolosluktan aklınızda kalmasın. Rica etsem başvuru formunu benimle de paylaşabilir misiniz. Formu tek tek mail olarak yollamak yerine sayfada bir yere iliştirseniz olmaz mı? Olmazsa ben de eposta olarak alayım lütfen. Mısır hükümeti yeşil pasaport a vize uygulamaya başlamıştır. bayram da MISIR tatılı düşünenler vıze almak ıcın zaman daraldı. ıslem suresı 15 gun. bılet alıp rıske gırmeyın. yetısmeyebılır. paranız boşa gıtmesın. Misir vizesi icin dilekce orneklerive basvuru formu paylasabilir misiniz cok tesekkurler.. Merhaba, üzerinize kayıtlı araç ya da g. menkul varsa bir de banka hesap akışınız iyiyse sıkıntı olacağını düşünmüyoruz! Bilgilendirme için teşekkürler. Verdiğiniz link konsolosluğa ait değildir. Merhabalar, 2017 sömestre tatili için Sharm El Sheik'e eşim ve iki çocuğum ile birlikte rezervasyon yaptırdık, vize başvurusunda bulunacağız, sizlerden ricamız başvuru formunu tarafımıza iletmeniz olacaktır. Bir de dilekçe yazarken şirket antetli kağıdına gerek var mı? yoksa boş bir A4 kağıdına ailece planladığımız seyahati belirtmemiz yeterli olacak mıdır? şimdiden ilginiz ve bilglleriniz için teşekkür ederiz. Merhaba Kadir, sizin yazmanız yeterli olacaktır. Merhaba Ali, hesabında ne kadar olduğunun önemi yok. Sen olan hesap dökümünü çıkar bu yeterli olacaktır. Makale içindeki başvuru formu yazan yere tıklamanız yeterlidir. Makale içindeki başvuru formu yazan yere tıklamanız yeterlidir. Hesap dökümü şart değildir. Merhaba 16 Nisan da Hurghada için uçak biletlerimi alıp rezervasyon yaptırdım. Pasaportlarımın süresi dolduğundan yeniden pasaport çıkartıp vize başvurusu yapacağım. Vize işlemi için banka hesap dökümü veya banka hesabında nakit olmasına gerek var mıdır ? Bu konuda bilgi alabilirsem çok sevinirim. hesap dökümü ile ilgili hiç bir belgeye ihtiyacınız yok. Konsolosluğu arayıp santral'den vize için gerekli evrakları dinleyebilirsiniz. Vize işlemi için 24.03 te başvuru yapmıştım bazı kişilerin vizeleri çok uzun sürede çıkmış benimde uçağım Nisan 16 da yetişir mi diye korkmuştum açıkçası ama şuan vizem çıkmış 😉 Bende 16-24 Nisan arası Hurgada da olacağım bakarsınız karşılaşırız 🙂 Herkese iyi tatiller. Seyahat sigortasına gerek yok. Konsoloslugu aradığınızda evrak listesi bilgisini bulabilirsiniz. Onlar dışında bir evraga gerek yok. Ne kadar erken basvurursaniz o kadar iyi olur. Sistemleri çok sacma. Ben 21 Şubat'ta başvurdum hala vize çıkmadı ama 27 Şubat'ta başvuranların vizesi çıkmış. Dilekce ornegi alabilirmiyiz, ayrica yesil pasaporta vize sarti geldimi bununla ilgili guncel bilgi varmi, son olarak evrak listesinde banka dokumu yok buda yenimi eklendi. Bilgilendirme ve basvuru formu icin cok tesekkurler, ancak sizden mumkunse dilekce ornegi rica etmistim, konsolusluk telefonunu aradim antetli kagida dilekce den bahs ediyor. ...... T. C. kimlik numaralı emekli olan ben....... ve........ T. C. kimlik numaralı eşim............ ... ile...... tarihleri arasında MISIR DEVLETİ' nde turistik gezi amaçlı bulunacağımızı beyan ederim. Bu tarihler arasındaki gezi süreleri boyunca oluşabilecek seyahat, yeme-içme, sağlık ve konaklama gibi harcamaların tarafımdan karşılanacağını taahhüt ederim. Tarafımıza gerekli vizenin verilmesini rica eder, vize bitiminden önce ülkeyi terk edeceğimizi garanti ederim. Şahsımın ve eşim......' nın gerekli vize işlemleri için..... T. C. kimlik numaralı Sayın....,. ı vekil tayin ediyorum. Mısır Vizesi için seyahatten 1 ay önce başvurup vizesi çıkanlar var. 24.03 te vize başvurusu yapmıştım açıkçası vizem yetişecek mi diye baya panikledim diyebilirim çünkü Mısır konsolosluğu farklı bir kafada çalışıyormuş >( Başvuru yaptığınız gün içerisindeki herkesin vizesi aynı tarihte veriliyormuş. O gün bir yoğunluk olması durumunda yada herhangi bir başvuruda aksilik çıktığında tüm vizeler gecikebiliyormuş. Ben başvuru yaptığımda acentaların başvuruları dahil yaklaşık 30 kişi vardı. Sabah uyandığımda maillerimi kontrol ederken bir baktım ki vizem çıkmış. Açıkçası bu kadar çabuk beklemiyordum. Maili görünce hem şaşırdım hemde sevindim. Gereken belgeleri Mısır konsolosluğunu arayarak güncel bir şekilde öğrenebilirsiniz. Vize Başvuru Formunu konsolosluğa gitmeden önce doldurmanızı öneririm. Vizenizi mail geldikten sonra hafta içi 15:00 15:30 saatleri arasında alabiliyorsunuz. Gezinizi riske atmamak için seyehatinizden 1 ay önce vize başvurunuzu yapmanızı öneririm. bu adrese mail göndererek yada konsolosluğu telefon ile arayarak belki süreci hızlandırabilirsiniz. Eşiyle ya da çocuğuyla gidecek olanlar kendi antetli kağıtlarına eşinin ve çocuğunun masraflarını karşılayacağını yazabilir, yalnız bu durumda kağıdı çoğaltıp herkesin dosyasına bir kopyasını koymayı unutmayın. Üniversite öğrencileri için öğrenci belgesi bulunmalı.45 yaş üstünün vizesi 3 günde çıkıyormuş,45 yaş altının 15-20 gün sürüyormuş.45 yaş altı için ingilizce doldurulacak bir tablo yapmanız isteniyor, onu orada verdiler, o formatta hazırladık. Ayrıca randevu yok, kuyruk bekliyorsunuz. Ücreti de 95 . Kendim çok sıkıntı çektiğim için geniş çaplı bilgilendirme yapmak istedim, umarım faydalı olmuştur. Merhaba ben AISEC ile misira STAJ/EGITIM amacli gitmek istiyorum. Misir AISEC den bana davet mektubu gelicek. Ogrenci oldugumdan belge olarak ek birsey goturmeme gerek varmi birde kalinicak yeri onlar ayarliycak. Mısır vizesi almış olmanız hiç bir ülkeye girişinize sıkıntı çıkarmaz! Temmuz ayi Mısır icin sıcak bir sezon, yapmıs oldugunuz rotaya gore ozellikle Luxor, Aswan ve Abu Simbel epey bir rahatsiz edici olabilir. Bugün den itibaren bayrama kadar 7 işgünü kaldı sadece ve bayramdan sonra sadece 3 iş günü var seyahat öncesi zaman. Konsolosluğu arıyoruz 27 Mayıs'a kadar yapılmış bütün vize başvuruları olumlu veya olumsuz değerlendirildi diyor ama isme göre bilgi vermiyor. Aracı firmaya gidiyorum pasaportlarınız konsoloslukta daha vize çıkmadı diyor. Şaştım kaldım ve zaman daraldıkça stres yaptım. Şayet uçuş gününe kadar vize yetişmez ise seyahat çöp olacak. Birsürü de masraf boşa gidecek. Bu bizim yaşadığımız duruma anlam veremedim.... Mısır vizesinde bir matematik yok, normal surec 15-25 gun arasinda. Ozellikle son teror olaylari ve ohal meselesinden dolayi Mısır makamlarindan onay da gecikmeler olabiliyor, erken basvurmakta fayda var. Mısır konsoluslugu oldukca ilkel calisiyor, normal de bir matematigi yok, bunun ustune ozellikle Turkiye ile bozuk iliskiler, mısırdaki teror olaylari bu sureci uzatan ve zorlastiran etmenlerden bir kac tanesi. Beklemekten baska yapabileceginiz bir sey gozukmuyor maalesef. Merhaba bana da dilekçe örneği atar mısınız birde kafam çok karışık başvuru yapmaya kaçta gitmem gerekiyor :)) gelecek salı başvuru yapmayı düşünüyorum. Tatilim ağustosta. 4 Temmuz'da başvurduk biz de 2 ağustos itibariyle hala çıkmadı. Daha önceki ve sonraki günler başvuranların çıkmış ama 4'ü takıldı dönmüyor mısırdan. Bazı günler sanırım bu şekilde sıkıntı oluyor. Merhaba gezgin cift 4 temmuzda basvuru yaptim fakat halen cikmadi seyehatimizde 19 agustosda ve artik umidim kalmadi, sizin bir bilginiz var midir?simdiden tesekkurler. uçuşunuz ne zamandı, bir şekilde geç de olsa ucusun hemen öncesinde veriyorlar mı acaba vizeyi, ben de arkadasımla birlikte 26 temmuzda basvurdum, min süre 1 ay dediler konsolosluktan. Merhba bizim arkadaşımızın yandı hatta bizim de bu gidişle yanacal 19 ağustosda ucusumuz ama hala cıkmadı. Biz de Ankara dan başvurduk. Bugün akşam 19 da istanbula 23 de de Hurghada ya idi uçuşumuz ve 26 temmuzda başvurmamıza rağmen çıkmadı ve yandı artık. Konsolosluğu aradığımda 21-26 temmuz arasında sıkıntı olduğu 27 temmuzdan sonra bile başvuranlarında çıktığını söylediler. Demek ki bizim o arada bir sorun oldu. Biz de 26 temmuzda basvuranlar arasındayız, Sonuclanacak gibi de durmuyor. Sait Karaca bey'in de dedigi gibi 21-26 arası sorun varmış. 28 temmuzda basvuru yapanlara dönüş olmuş mesela. bunu konsolosluktan söylediler. Yapabilecek birşeyleri de olmadıgını belirtiyorlar ayrıca. herkesın cıktı sadece 26 temmuz için dönüş olmadıgını söylediler. yarın son gün, çıkmadı yanı yandı gibi görünüyor biletler. Ben 8 Ağustos tarihinde başvurmuştum. Bugün konsolosluktan vizemin onaylandığına dair mail geldi. Bilgilerinize. Selamlar. YAKLAŞIK OLARAK 20-06-2017. DEN BUYANA MISIR KONSOLOSLUGUNUN SISTEMLERIMLNDE SORUN VARDIR. VIZELERI ELLE YAZIYORLAR. BU SEBEPLE NORMALDE 15-20. GUN OLAN IŞLEM SURESI YAKLAŞIK OLARAK 30 GÜN SÜRMEKTEDİR. KIMSE MADUR OLMASIN. BİRAZ DAHA ERKEN MIRACAT ETMEKTE FAYDA VAR. yazarım tabiki, bizim de son 2 günümüz maalesef.. İnternet'te çok az bilgi olduğu için, bu yazı ve altındaki yorumlar herkese rehber olmuş. Burayı okuyan insanlara sormak istediğim şey şu : Bu aralar, Ağustos başı falan gibi başvuranlar ne kadar zamanda dönüş aldılar? Örneğin yukarıda bir arkadaş 15 günde vizesini almış. Bunun gibi başka örnekler varsa buraya yazabilirler mi? Bizim de içimize biraz umut doğsun en azından :). Yoksa gerekli cezaları ödeyerek bir hafta erteleme yollarına bakacağız iki hafta sonra falan. Ben başvurumu bugün yaptım. Turistik vize için 95 TL ücret ödedim. Bu vize sistemleri çökmüş galiba dolayısıyla zaten yavaş olan işleyiş daha da yavaşlamış diye duydum. Biz Ekim başına seyahatimizi satın aldık umarım yetişir o zamana. 25 gün sürüyor dedi görevli arkadaş ki bizim o kadar zamanımız yok. Sıradaki acente görevlileri de 30 günden önce çıkmaz dedi. İçerideki yetkiliye de, biletleri oteli falan iadesiz aldık vs yanmasa bari minvalinde konuştum ama, iadeli alınmasını tavsiye ediyoruz, vizenin hiçbir zaman garantisi yok dedi. Kısacası pek umurlarında değil. Tek umudum, okullar falan açılıyor yaz yoğunluğu geçmiştir dolayısıyla daha erken biter işlemler. Maalesef gelmedi. Şimdi konsolosluğa ulaştım, Ağustos ayının 22'sinden beri hiçbir başvuruya cevap gelmemiş. Onun öncesinde de eksikler varmış. Bizimki yalan oldu. Maalesef bugün cuma son gün ve cevap gelmedi vize için. İptal ettik herşeyi, uçağa da dünya kadar ceza ödedik... Yazık oldu hakikaten. Ben banka dökümümü götürdüğüm halde bana iade ettiler. Bu Misir vizesi olayi gozumu o kadar korkuttu ki Misir vizesi ile ilgili buldugum 1-2 blogu okumadim, hatim indirdim. Yaziniz son derece faydali oldu, oncelikle tesekkur ederim. Yarin sabahin korunde gidip siraya girerek belgelerimi ve yeni pasaportumu verecegim Umarim hersey sorunsuz gider, onumde tam 1 ay var. Guncel bilgileri tekrar paylasacagim, detayli bilgilendirmeniz icin simdiden tesekkur ederim! Çok yararlı bilgiler olmuş çok teşekkür ederiz tüm yardımlarınız için. eşimle biz de Mısır seyahati için 5 kasıma bilet aldık ve 25 ağustosta vize başvurusu yaptık. ama duruma bakılırsa bizim seyahatimiz de sallantıda.. umarım herkesin vizesi bir an önce çıkar ve mutlu seyahatler gerçekleştirir herkes. Mısırda güvenlik soruşturması bu arada hikayeden işlem bilginiz olsun. Tamer Bey konsolos iken bana 3 saat içinde vermişti vizemi Mısır pasaport kontrolünde güvenlik onayım yok diyerek başka odaya aldılar. GBT sorgu ekranı gibi bir sistemden bakıp pasaporta imza attı. Yani o işlem öyle uzun sürmez yeterki o işlemi yapacak adamı bulmak. Bunların alayı tembel bizim pasaport bilgilerimiz orada öylesine bekliyordur ve hiçbir işlemde yapmamışlardır. 14.08.2017 tarihinde yapmış olduğunuz vize başvurusu onaylanmıştır. Vizenizi perşembe günü 16.10.2017 tarihinde veya daha sonraki hafta içi günlerde, saat 15.00-15.30 arasında makbuz la Konsolosluğu muzdan teslim alabilirsiniz. Başvuru yaptığımızda pasaportumuzun konsolosluğa teslim etmek zorunda mıyız ? 1-2 ay pasaportun konsolostukta rehin kalsaması aşırı saçma. 21 kasımda veya kasım ayında Ankaradan başvuru yapıp cevap alan var mı? 21 kasımda başvuru yaptım 27 ocaktaki seyahatim için lakin hala bir cevap alamadım. Merhaba, bugun (21.03.2018) İstanbul Mısır konsolosluguna vize basvurusunda bulundum. haftaiçi her gün 9.30-12 arasi basvurular kabul ediliyor. biraz sıra oluyor erken gitmekte fayda var. Çalısıyorsanız şirketinizden antentli ıslak imzali kaşeli vize basvurusunda bulundugunuza dair bir belge isteniyor. zira getirmeyen arkadaşlar eksik belge sebebiyle basvuramadilar. Ayrıca 18 yas altındaki cocuklar icin artık vize isteniyor gibi bir bilgi kirliligi var. Mısıra indikten sonra havaalaninda vize veriliyormus. Oglum 3 yasında hazırladigimiz evraklar vs bosunaydı. Vize minimum 25 günde sonuclanir dedi görevli arkadaş. Teknoloji bu kadar ilerlemişken, İtalya 3 günde vize verirken, Mısır vizesinin 25 gün veya fazla zaman alması çok komik bir durum. 50 sene önceden mi geliyor vize prosödürü işlemleri yada insanlarla dalga geçiliyor, başka bir cevabı yok bu durumun. Yakında dumanla haberleşicekler. Bu konsolosluk 1 ayda vize veremiyorsa, bence kapatılsın. Gidip kendileriyle dalga geçsinler. 1 ay yada 45 gün önce başvurun, fakat temmuz ortasına ağustos başına daha çok var, belki ikili ilişkiler düzelir vizesiz gidersiniz, yada kötüleşir vize alamazsınız. Yada sizin planlarınız değişir. 5 Mayıs da balayına gideceğimizden dolayı 15 Mart tarihinde vize için aracı kurum üzerinden başvuruda bulunduk. Nisan 19 oldu halen vize çıkmış değil. Konsolosluk birşey demiyor bekleceksiniz diyor. 15 Mart tarihinde başvuru yapan var mı? Bir vize bu kadar uzar mı anlamadık. Zaman daraldıkça da stres oluyoruz. Olmayacaksa kısa vadede farklı bir program yapmamız lazım ama onuda öğrenemiyoruz. Mısır konsolosluğu gerçekten çok kötü çalışıyor. Bir düzenleri yok. Selamlar 29 Mart'ta vize için başvurdum vizem hala çıkmadı yolculuğum 6 Mayıs.. hala beklemedeyim konsolosluk benden önce arayanlarında vizelerinin çıkmadığını söyledi, bu arada yine zam gelmiş suan vize ücreti 105 tl.. Merhaba. Vize çıktıktan sonra, konsolosluktan pasaportunu teslim alma aşamasında sorun yaşayan var mı? Pasaport teslim saatlerinde gitmemize rağmen teslim alamadık, 2 gün sonra tekrar gitmemiz söylendi. Şuan güncel vize ücreti 170 tl. eski sisteme dönülmüş, başvuru evraklarını alıyorlar, vize çıkınca da pasaport ve vize ücreti isteniyor. Edit: Mayıs ayı için başvurduğumda böyle değildi, şimdi Aralık ayı için başvurdum bakalım. 7 ağustos tarihinde başvurduk. 29 Eylül de uçağımız var. Hala onaylanmamış. Daha uzun sürer mi merak ediyorum. Zaman azaldıkca stres olmaya başladım. Yardımcı olabilecek biri var mı ne yapabilirim ? Bir hafta kala hala onaylanmamışsa konsolosluğa gitsem yardımcı olabilirler mi ? Konsolosluktaki bayan onayların Mısır'dan geldiğini söylemişti. 6 kisilik bir arkadas grubu adina ben yapacagim vize basvurusunu ve dogrulugundan emin olmadigim bir bilgiye gore artik baskasinin vize basvurusunu yapabilmek icin o kisiden noterden vekaletname gerekiyormus. Dogru mudur ? Yoksa eskiden oldugu gibi sadece A4 kagida yazilmis basit bir yetki yazisi yeterli midir ? Ikinci sorum: Vize odemesini ve pasaporlari basvuru esnasinda almiyorlar yaziyor ustteki bir yazida. Dogru mudur ? Tesekkurler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/misirin-tarih", "text": "Dünyanın en uzun nehri Nil nehridir. Mısır'ı baştan başa geçerek Akdeniz'e dökülen nehir çölden ibaret olan Mısır'a Büyük Uygarlıkların barınacağı elverişli topraklar sunmuştur. Dünya toprakları üzerinde pek çok tarihi eser, gizemli eserler vardır. Bunlardan en önemlisi de muhakkak Mısır toprakları üzerinde yaşanan hikayelerden ortaya çıkmış tapınaklar, piramitler ve firavunlara ait heykellerdir. 4000 yıl gibi bir sürece sahip olan, tarihte en uzun süren bir gücü de elinde tutmuş olan Mısır medeniyetinin bıraktığı eserler sayesinde onların yaşam biçimlerine, düşüncelerine ve sanatlarına tanıklık ediyoruz. Bilim, mühendislik, matematik, astronomi dalları Mısır için çok önemliydi. Devasa anıtların, tapınakların dışında en önemlisi Mısır halkı mevsimleri ve gökyüzünü incelediği için 365 günün ilk yıl takvimini yaptılar. Mısır Uygarlığı öyle sanat eserleri, mimari yapılar yapmıştır ki bugün dahi insanlık hala bu eserlerin nasıl yapıldığının araştırması içindedir. Bu eserlerin nasıl yapıldığı bugün bile insanları ve hatta bilim adamlarını şaşırtmaya devam ediyor. İlk çağ Mısır tarihi M. Ö 3100 yılında başlamıştır. Hanedanlık dönemine giriş yapıldıktan sonra pek çok Kral Mısır'da hakimiyet sürmüştür. III. Ramses'in ölümünden sonra yerine gelen Krallar Mısır'ı yönetme konusunda başarılı olamadılar. Bu sebeple Mısır güney-kuzey olarak ikiye bölündü. Sırf bölünmekle de kalmayıp ülke içerisinde ayaklanmalar baş gösterdi. Sonunda Mısır İ. Ö 525 yılında Pers İmaratorluğu'nun bir eyaleti haline geldi. İ. Ö 332'de Büyük İskender, III. Darius komutasındaki Pers ordusunu bozguna uğratarak Mısır'ı işgal etti. İşgal sonrasıBüyük İskender komutasındaki general Ptolemaios'u Mısır'ın valisi olarak atadı. Ptolemaios Büyük İskender'in ölümünden sonra Mısır'da 300 yıl boyunca hükmetti. Hatta Ptolemaios döneminde dünyanın 7 harikasından biri olan İskenderiye Feneri bunun yanı sıra Mouseion yapılmıştır. İ. Ö 30'da Mısır bağımsızlığını iyice yitirdi ve Augustus Ceasar'ın liderliğindeki Roma İmparatorluğunun bir parçası oldu. Mısır'da ilk tek Tanrılı dini Firavun VI. Amenofis getirmiştir. Madeni para ilk kez M. S 5. y'da getirilmiştir. Mısır hiyeroglifleri palmiye liflerinden yapılan papirüslere ve taş anıtlara yazılıyordu. Hiyerogliflerin ilk örneklerine M. Ö 3200'de mezarların üzerinde rastlanmıştır. Mısırlılar hiyerogliflerinde timsah, su aygırı gibi vahşi hayvanları tekrar canlanmasınlar diye ortadan ikiye bölerek resmederlermiş. Mısır'da Tanrı ve Tanrıçaların hepsi birer hayvan adı taşımaktadır. Bu nedenle her Tanrı ve Tanrıça hayvan şeklinde sembolize edilmiştir. Tarihte ilk organize suç Mısır'da mezar soyguncuları tarafından gerçekleşmiştir. Gökyüzünü inceleyerek Astrolojisi ilk Mısırlılar bulmuştur. Ölümden sonra hayat olduğuna inandıkları için mumyalamaya önem vermişler. Bu sayede insanın iç organlarını araştırma fırsatı bulup tıp gelişmine büyük katkı sağlamışlardır. Piramitler Firavunların mezarlarıdır. Firavun ve onun değerli eşyaları piramitlerin içine konulurdu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/moalboal-filipinle", "text": "Filipinler'in bilinen Boracay, Bohol, El Nido, Puerto Princesa ve Coron bölgelerine gitmiş oraların tüm güzelliklerini yaşamıştık. Oysa ki Filipinlerde görülecek yerler buralardan ibaret değil. Uzun, yorucu ve aksiliklerle geçen yolculuk sonrası saatler demek yanlış günler sonra Moalboal'a varabildik. Yolculuğumuzun nasıl geçtiği ve başımıza gelen aksilik için Filipinler'e Yolculuk makalemizi buradan okuyabilirsiniz. Moalboal Cebu şehrinden 92 km uzaklıktaki Visayas Bölgesinin güneybatı kesiminde yer almaktadır. 1970 yılından bu yana kumsalları ve renkli sualtı dünyası ile bilinen kasaba dünyanın her bir yanından gelen dalış severlerle doludur. Dalış yapmak için özellikle bir mevsim tercih etmenize gerek yoktur. Yüksek sezonda da düşük sezonda da Moalboal dalış için çok uygun bir bölgedir. Moalboal'un en popüler kumsalı kasabadan 4 km uzaklıktaki Panagsama'dır. Kuzeye uzanan 7 km uzunluğu ile bembeyaz kumsala sahip Panagsama White Beach diğer adıyla Basdako ile birleşmektedir. Basdako kelime anlamıyla Big Sand-Beyaz Kumsal demektir. Her ne kadar 7 km boyunca beyaz kumsal var desekte asıl bembeyaz kumsal White Beach bölgesidir. Giriş ücretine tabi kumsala giderek denizden 30 metre sonra inanılmaz sualtı çeşitliliği şaşkınlık vermektedir. Deniz suyunun çekilme zamanı 17:00 ila 08:00 arasıdır. Biz çoğu turistin aksine White Beach ve Panagsama kumsalı yerine kasabadan 3 km uzaklıktaki Magic Island Dive Resort'te konaklamayı tercih ettik. Kasabada ATM olmadığı için yanınızda yetecek kadar para bulundurmanızda fayda var. ATM yok ama alışveriş merkezi var. Bizim kafadalar Hiçbir şey olmasın ama alışveriş merkezi kesin olsun. -Lambug Beach : Kawasan şelalesine varmadan 9 km önce. -Kawasan Fall : Moalboal'un 25 km güneyinde. Girişine Barangay Matutinao denilmektedir. Buradan nehir boyunca 15-20 dakika yürümek gerekiyor. Şelale girişindeki rehberler size ne derse desin sakın inanmayın. Nehir boyunca yürüdüğünüzde zaten şelaleye varacaksınız. Normalde motosikletler girişe park ediliyor diye bir bilgi olmasına rağmen hemen hemen tüm motosikletler şelale girişine kadar gitmişti. Kawasan Şelalesinde fazla akıntı olmadığı için biz can yeleksiz rahatlıkla yüzdük. Size olurda ısrar ederlerse almak zorunda değilsiniz. Eğer Kawasan kanyon turu yapmayı düşünmüyorsanız parmak arası terliklerle şelaleyi ziyaret edebilirsiniz. Biz kesinlikle kanyon turunu tavsiye ediyoruz. Hayatımızın en eğlenceli, en atraksiyonlu 5 saatini geçirdik. Kanyon turu için çok çooook rahat ayakkabı giymenizi öneririz. Yoksa tur sizler için eziyete dönüşebilir. Kawasan Şelalesi haftasonları yerlilerin istilasına uğradığı için Cumartesi Pazar ziyaret etmenizi önermiyoruz. -Alegria : Kawasan şelalesinin 11 km güneyinde şelaleleri ile ünlü bir bölgedir. Cancalanog, Cambais, Montepeller, Kawa Kawa şelaleleri gerçekten görülmeye değer doğal güzelliklerdir. -Malabuyoc : Alegria'dan 20 km güneyde bulunan bölgede Kabutungan şelalesine ve Mainit sıcak su kaplıcasına ziyaret edilmelidir. Mainit kaplıcasında 3 tane havuz bulunuyor. Ve su sıcaklığı 44 dereceyi bulmaktadır. -Osmena Peak : Moalboal'un 36 km güneyinde trekking için muhteşem bir yer. -Pescador Island İlk defa çok rahat, yükümüz olmadan ama bir yandan tüm hevesler yıkılmış halde seyahat ettik. Cümle çok karışık geldi dimi Biz Filipinler'e vardık varmasına da çantalarımız varamadı o yüzden. Kayıp eşya formunu doldurma, İstanbul'daki tanıdıklara ulaşarak Atatürk havalimanını aramalarını Air Asiana uçağının kalkıp kalmadığını öğrenme evresi ve Cebu Mactan havalimanındaki Air Asiana ofisinden İstanbul'dan kalkan uçağın sistemden nerede olduğunu öğrenme vs derken mecbur yolumuza devam ettik. Havalimanı taksi durağından bir taksiye binerek direk South Bus Terminale gitmemiz gerekiyor. Burdan ilk otobüse binerek 4 saat sonra Moalboal kasabasına vardık. Klimasız otobüsler çok dur kalk yaptığı için siz klimalıyı tercih edebilirsiniz. Hem daha rahat hem de ücretsiz wifi olduğu için yolculuk boyunca sıkılmazsınız. Kasabaya vardıktan sonra otele ulaşmanız yolları trcycle ve motosiklet taksiler. Trcycle fazla para istediği için 50 php'ye 2 kişi bir motosiklet taksi tutarak ulaşımımızı sağladık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/motosiklet-gunlugu-yunanistan-gezis", "text": "Yine tıka basa doldurduk Forza'mızı. Zaten çanta Neslihan yüzünden malum kapanmayacak durumda, sele altı desen hiç sormayın altımızda ne varsa hepsi patlayacak gibi.. Ama bu sefer şanslıyız, yağmurlu çamurlu günler geride kaldı sıcak sıcak gideceğimiz için kalın kıyafetler yok. Bir de böyle olmasa vay halimize.. Neyse artık yavaştan çıkalım yola. Gezgin Çift koskoca Karadeniz'i geçip Gürcistan'a dayanmış şurdan şuraya gitmek ne ki? Sabahtan heyacanlı heyacanlı çıktık yola, zaten yol da yakın, çayımızı kahvemizi içe içe gideriz dedik. Yahu Honda Forza 300 varken yollar ayrı bir keyif ne de olsa diyorduk ki ahhh şu Trakya rüzgarı yok mu? Hele hele yol kenarlarındaki ölüm mıcırlarına ne demeli? Dibimize kadar girip bizi taciz eden araçları söylemiyoruz bile. Keşan'a doğru gazlamaya devam ediyoruz. Biraz da oyalanıyoruz ki özel sebeplerimiz var. Ne mi? Tabi ki Yenimuhacır Köy'de satır et veya Şirin Kokoreç'te kokoreç yemek ? Ama öğlen vakti tercihimizi satır etten kullanıp sınırı geçmeden keyfimizi tamamlıyoruz. Keramoti limanında işler biraz değişik, öyle aracınızla sırayla girip biletinizi almıyorsunuz. Önce motoru park edip motor için 5 euro, kendimiz içinde 5'er euro verip biletlerimizi alıp feribota bindik. Thassos popüler bir ada olduğu için feribot tıklım tıklım oturacak yer yok. Hatta Türklerin sayısı Yunanlılardan daha fazla diyebiliriz. Doğal olarak gürültü hat safhada, hatta canlı müzik bile var ? Yarım saatlik bir yolculuktan sonra Thassos Adası'na ulaşıyoruz. Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki motor kullanmak bu adada bambaşka. Gitmedik kumsal kalmadı tabi ki ama en çok Marble Beach'i sevdik. Birkaç kilometrelik yol maalesef çok kötü biraz içimiz gitmedi değil ama ne yapalım gülü seven dikenine katlanır, burada ki maceralarımızı da Thassos Adası rehberimizden okuyabilirsiniz. Aslında ilk planımız daha uzun bir yolculuk idi. Makedonya hatta Arnavutluk'a kadar uzanmak istiyorduk ama rüzgar bizi bezdirdi, açıkçası biraz da korkuttu. Şimdi olsa belki daha cesaretli olabilirdik ama en iyisi mi biz dönelim dedik ve 200 kilometrelik bir yolculuk sonunda İpsala'ya ulaştık. Sınırı geçer geçmek üstümüzden geçmek isteyen kamyonlar, dibimizden geçen otomobiller başladı. Halbuki ne kadar da alışmıştık o saygılı şöförlere... Bu yolculuk biraz daha ufkumuzu açtı. Mutlaka Avrupa'da motorumuzla yeni ülkelere gitmemiz lazım dedik ve 2017 yazı için çok eğlenceli ve bir o kadar da heyecan verici planlarımız var. Bizim planlarımız da öyle lafta kalmaz, hayalleri gerçekleştirmek bizim işimiz ? Yeni maceralarda görüşmek üzere, herkesin tekeri düz bassın...."} {"url": "https://www.gezgincift.com/motosiklet-yolculugu-akdeniz-ege-tur", "text": "Motosiklet yolculuğu son bir kaç yıldır en keyif aldığımız seyahat şekli oldu. Ağustos 2016 tarihinde gerçekleştirdiğimiz motosiklet turumuz ile dillere destan bir Akdeniz-Ege turu gerçekleştirdik. Yol maceralarımızı, sürüş deneyimimizi ve rotamızı kaleme aldık. Motosiklet tutkusu bambaşka bir his tarif edilemez bir tutku. Özellikle yaz aylarında motorsuz geçen her günü kaybedilmiş bir gün sayarız. Yurt dışında da seyahatlerimiz uzun süreli olduğu için şehir içinde sürekli motosiklet kiralar gezmedik tozmadık yer bırakmayız. Yine uzun süreli bir Uzakdoğu gezimiz sonrası hazır da Ağustos ayına girmişken ayağımızın tozuyla yeni bir plan yaptık. Tabi her zamanki gibi süre kısıtlaması olmadan içimize sine sine, rahat rahat, doya doya.. İstanbul'dan çıktığımız gibi Kütahya üzerinde Antalya'ya ulaşıp sahilden geze geze Ege'ye ulaşıp oradan da Çanakkale'ye doğru tırmanıp geri dönecektik. Hem de her yere gire çıka, görmedik yer bırakmadan. Tabi ki kafamıza göre gezeriz demek kolay ama bu özgürlüğü yaşamak için öncelikle uygun bir motosiklet sahibi olmak gerekiyor. Biz çok şanslıyız çünkü Honda Forza 300 tam da özgür ruhlu tatilciler için en uygun motosikletlerden bir tanesi. Üstelik bir maxiscooter'a göre çok yakışıklı, güçlü, ekonomik, konforlu ve pratik bir motosiklet. 48 litrelik orjinal Honda çantamızı tıka basa doldurduktan sonra oldukça geniş olan sele altına da günlük ihtiyacımız olabilecek ıvır zıvırımızı koyup düştük yollara.. Yumuşacık selesi motorcuların en rahatsız oldukları şey olan popo ağrısını hiç hissettirmiyor. Hele ki artçı için olan geniş bölge ve çantanın sırt minderi iki kişi içinde konforlu bir yolculuk sunuyor. Yola ne kadar erken çıkarsan çık İstanbul'un trafiği eksik olmuyor. Uzun yoldan daha çok eziyet veriyor. Honda Forza 300 aynı zamanda şehir içi pratikliği yüksek bir motor olduğu için Büyükçekme-Dudullu gişeleri arasındaki mesafeyi fazla hırpalanmadan geçtik ve asıl yolculuk başladı. Motosikletle uzun yolculuk yapıyorsanız rüzgar en büyük düşmanınızdır. Daha önce bunu Yunanistan gezimizde fazlasıyla yaşadık. Hatta Arnavutluk yolculuğumuzu yarıda kesip Türkiye'ye geri dönmüştük. O zamanlar biraz acemilikte vardı ama Gürcistan'a gidip gelirken böyle bir rüzgar yoktu ve çok rahat gidip gelmiştik. Demek ki suç sadece biz de değil 🙂 Honda Forza 300 boş ağırlığı 200 kg olan bir motor. Bagajımızı ve bizleri de sayarsak yaklaşık 350 kg ağırlıkla rüzgara karşı iyi bir savaş verdik. Kütahya'da ufak bir dolanma, 2 kez kısa 2 kez de uzun yemek molasıyla beraber 11 saat içinde Antalya'ya ulaştık. Hem de oramız buramız ağrımadan oflamadan poflamadan. Normalde şehir içinde ortalama yakıt tüketimimiz 3.0 lt iken uzun yolda sabit hızda nasıl 3.4 lt oldu anlamadık ama motorun yüklü oluşu ve rüzgarın etkisi buna sebep olmuştur diye düşünüyoruz. Tabi ki şehir içinde kalmak bu kadar kısa süre için de olsa bizim için çok bile, hemen atladık Forza'mıza ve Olimpos'a doğru yol almaya başladık. Bu yolu bilen bilir doğayla iç içe kimi zaman ağaçların gölgesinde kimi zaman kavurucu güneşte virajları almak çok eğlenceli olabilir ama dikkatsiz ve bilinçsiz sürücüler her zaman tehlike arz ediyorlar. Bir de yol boyunca sırf motorcular kaza yapsın diye dökülen mıcırlara çok dikkat etmek gerekiyor. Olympos içinde pek motosiklete ihtiyacımız olmadı. Arada bir Çıralı veya Adrasan'a ufak kaçamaklar yaptık ama yol çok kötü olduğu için ne olur ne olmaz dedik ve tabana kuvvet dedik. Ne de olsa daha önümüzde çok uzun yollar yapacağımız günler bizleri bekliyor. Kaş'tan sonraki durağımız bizi oldukça heyecanlandırıyordu. Şimdiye kadar hiç duymadığımız bir yere doğru yol almaya başladık. Neresi mi? Yediburunlar.. Yazınızı soluksuz okudum biraz uzun sürdü :). Eylül, Ekim gibi tavsiye ederim. Hava çok sıcak olmuyor, ılık ve güzel bir hava oluyor, ayrıca Turistlerden sonra güzel bir sakinlik mevcut şehirde. Gördüğüm en harika ve eğlenceli çiftsiniz Allah mutluluğunuzu bozmasın. Başarılar diliyorum sitenizi takipteyim. Güneş Bey, çok teşekkür ediyoruz. Beğenmeniz ve keyif almanız bizleri gerçekten mutlu etti. Sevgiler.. Vespa gts 250, kullanıcısıyım. 10000km yaptım. Biraz korku biraz acemilik olsada Edirne ilk uzun yolumdu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/mucizeler-sehri-pis", "text": "İtalya Gezi Notları : Rotamız İtalya'nın görülmeye değer yerlerinden olan Pisa şehri. Roma'dan Pisa'ya nasıl gidilir, Pisa gezilecek yerler hakkında detaylı bilgilere Pisa gezi notlarımız sayesinde ulaşabilirsiniz. Roma havalimanına varıp valizlerimizi aldığımız gibi pasaport kontrolüne doğru ilerledik. Ama böylesi pasaport kontrolüne de hiç görmemiştik. Polis bir arkadaşıyla muhabbette bir yandan da uzattığımız pasaportları eline aldığı gibi giriş damgasını vuruyor. Elimizi kolumuzu sallayarak Roma'ya girmiş olduk. Terminalden çıkar çıkmaz sola dönüp 2 dakika yürüyerek şehre giden otobüslerin bulunduğu durağa vardık. Orkunun susayıp da içeriden su alması yaklaşık 10 dakika sürünce ilk otobüsü kaçırdık. 20 dakika sonra ikinci otobüse binebildik. Otobüse valizleri herkes kendi koyuyor inerken de yine aynı şekilde kendi alıyor. Kişi başı 5 euro ödeyerek yaklaşık 1 saatte Roma Termini istasyonuna varıyoruz. Otelimize yerleşip derin bu uyku çektikten sonra sabah Floransa'ya gidiyoruz. Floransa tren istasyonunun sol çıkış kapısından çıkıp sağ'a dönüp ilerleyince ileride köşedeki mc donalds'ın yanındaki sokaktan girince ileride bulunan ikinci sol sokakta bulunuyormuş otelimiz tarif aynen böyleydi. Kimseye adres sorma ihtiyacı duymadan elimizle koymuş gibi bulduk oteli. Tarif mükemmeldi. Odaları oldukça geniş, bahçeli, güzel bir manzara'ya sahip butik bir otelde kaldık. Hiç vakit kaybetmeden valizleri bıraktığımız gibi istasyona geri giderek Pisa'ya kişi başı 7.10 euro ödeyerek makinalardan biletimizi alarak trene bindik. Ama bilet almak yeterli değilmiş aldığımız biletleri peronun girişindeki makinaya sokup okutmamız gerekiyormuş. 1 saat sonra Pisa Central'e vardık. İstasyondan çıktıktan sonra Pisa'nın kocaman haritası var ama anla anlayabilirsen. İstasyondan çıkıp dümdüz yürüyelim illa buluruz dedik. Önce postane binasının ve Vittorio Emanuele II. heykelinin bulunduğu kocaman bir meydana vardık. Buradan yine düz devam edince trafiğe kapalı mağazaların bulunduğu bir sokağa girdik. Ardından şehri ikiye ayıran Arno Nehrinin üzerindeki Ponte Di Mezzo köprüsünden geçtikten sonra Garibaldi Meydanına Garibaldi Heykeli karşıladı bizi. Pisa'ya vardığımızdan beri dümdüz yürüyoruz : ) İşte karşımızda Pisa kulesi burayı bulmak hiç de zor değilmiş. 1987 yılında UNESCO dünya miras listesine alınan Piazza Dei Miracoli Meydanındayız. İlk ziyaret noktamız 56 metre yüksekliğinde, 6 sütün üst üste oturtularak meydana gelen Pisa kulesi oluyor. Kulenin yapımında sadece mermer kullanılmış. 8. Katında çan bulunuyor. 294 basamağı çıkarak kulenin en üstüne çıkılabilir. Fakat öyle hemen kuleye çıkarım diye düşünmeyin. 30 kişiden fazla kişinin girmesine izin verilmiyor. Her seferinde 30 kişiye kadar kişinin girmesine izin veriliyor. Kuleye çıkmanın bedeli ise 15 euro'cuk. Kulenin 3. tatı yapılırken güneye doğru eğilmeye başlıyor. Ve bu eğim yıllar geçtikte artıyor. Her 100 yılda bir eğilme 7 cm'i buluyormuş. Kulenin eğiminin tek sebebi temeldeki çürük zeminden kaynaklanıyormuş. 1174 yılında yapımı başlanan kule 1399 yılında tamamlanabilmiştir. 1990 yılında başlayıp 10 yıl süren restorasyonun sonunda kule 1838 yılındaki konumuna getirilebilmiştir. Piazza Dei Miracoli meydanında yalnızca kule değil ayrıca Duomo di Pisa Pisa Katedrali, yuvarlak kubbesi ve bunun üzerinde vaftizci Yahya'nın heykeli bulunan Battistero Pisa Vaftizhane, Campo Santo Monumentale Mezarlık da yer alıyor. Bunların her birine giriş ücreti 5 euro. Vaftizhanenin yapımının 12. y. y da başladığı ve yaklaşık 200 yılda ancak tamamlanabildiği ayrıca italyanın en büyük vaftizhanesi olduğu söyleniyor. Belirli saatlerde görevli katedralin içinde akustik ses gösteri yapıyor bence bunu sakın kaçırmayın. Campo Santo Monumentale U şeklindeki anıt mezarın yapımına 1278 de başlanıp 1464 yılında tamamlanmış. Piazza Dei Miracoli meydanın diğer bir adı mucizeler meydanıdır. İsmini İtalyan yazar Gabriele d'Annunzio'nun 1910 yılında yazmış olduğu şiirinden almış. Yine bu yapıtlar kadar olmasa da meydandaki melek heykelli çeşmede meydana ayrı bir güzellik katmış durumda. Meydanda sıra sıra dizilmiş hediyelik eşya satan dükkanlar var tabi başta Pisa kulesi olmak üzere çok çeşitte hediyelik eşya almanız için seçenekler var. Buraları gezdikten sonra Pisa kulesinin tam karşısında bir cafe'de oturup 3.5 euro kahve ve 5 euro'ya portakal suyumuzu içip Piazza Dei Cavalieri meydanına gidiyoruz. Pisa, ünlü bilim adamı Galileo Galilei'nin bu şehirde yaşamış olması, Pisa kulesinin burada olması ve piazza dei miracoli meydanı olsun kesinlikle görülmesi gereken ender yerlerden biridir. Piazza Dei Miracoli meydanından sonra Pisa'nın ikinci büyük meydanı Piazza Dei Cavalieri 'dir. Meydanda bulunan en önemli ortaçağ mirası olan bina mimar Giorgio Vasari'nin inşa ettiği Palazzo Della Carovana 'dır. 1810 yılından beri Pisa Üniversitesi Merkez Binası olarak kullanılıyor. Binanın tam önünde bulunan Pietro Francavilla'nın imzasını taşıyan Cosimo heykeli bulunuyor. Bizim ziyaret ettiğimiz dönem de tadilat olduğu için demirlerin arasından ancak bu kadar çekebildim resmini. Meydanın köşesinde bulunan diğer önemli bina ise Palazza Dell Orologio'dur. Ortaçağ zamanında hapishane olarak kullanılan bina günümüzde kütüphane olarak kullanılmaktaymış. Hapishane olduğu dönemde 1288 yılında belediye başkalığı yapan Kont Ugolino Della Gherardesca, çocukları ve torunları da dahil hepsi bu hapishanede öldürülmüştür. Yine meydanda bulunan Santo Stefano Kilisesi de görülmeye değer bir yer ancak kapalı olduğu için içine giremedik. İtalyanın en önemli simgesi haline gelmiş yerlerden biri olan Pisa kulesi ziyaretimizi de gerçekleştirip geldiğimiz gibi Floransa' ya geri dönüyoruz. Pisa kulesi ve civarını gezip görmeniz için yarım gün yeterli oluyor. Yani Pisa'ya ayrıca 2 gün ayırmanıza gerek yok. Pisa tren istasyonundan çıktıktan sonra kalabalığın peşine takılırsanız elinizde harita olmasına gerek kalmadan kulenin bulunduğu meydana varabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/nairobi-gezi-rehber", "text": "Afrika safari turunun gerçekleşmesi için İstanbul Nairobi uçuşumuzu gerçekleştirdik. Kenya'daki Masai Mara Milli Parkında safari yapacak herkesin mutlaka yolu Nairobi'ye düşer. Madem bizim gibi başkalarının da yolu düşecek o halde Nairobi gezi rehberi hazırlamanın şart olduğunu anladık. Uçuşumuzun hemen ardından Nairobi Jomo Kenyatta Uluslararası havalimanına iniş yapıyoruz. Safari için önceden organize ettiğimiz araçlar bizi havalimanından alıp otele götürüyor. Geceyi otelimizde dinlenerek geçirip sabahın çok erken saatlerinde Nairobi gezi maceramız başlıyor. Kenya Cumhuriyetinin başkenti Nairobi şehridir. Maa dilinde Nyrobi'nin anlamı serin suyun olduğu yer demektir. 1700 metre yüksekliği ile Doğu Afrika'nın en yüksek şehridir. Nüfusu ise tahminlere göre 4 milyondan fazladır. Kenya 583.000 km alana sahip bir ülkedir. Kıyı şeridinin uzunluğu ise 536 km'dir. Kenya'ya sınır ülkeler Etiyopya, Sudan, Somali, Uganda ve Tanzanya'dır. Ülkenin sahil kesiminde günlük ortalama sıcaklık 27 ila 31 derece arasında değişiklik göstermekte iken başkent Nairobi'de 21 ila 26 derece arasındadır. Nairobi için kış dönemi Temmuz-Ağustos aylarıdır. Bu aylarda sabah ve akşamları sıcaklık 15 derecelere kadar düştüğü için yanınıza hırka, kazak ve ince mont almanızı tavsiye ederiz. Diğer dönemlere baktığımızda Ocak-Şubat kuru, Mart-Mayıs arası yağışlı, Haziran-Eylül kuru ve Ekim-Aralık yağışlı sezondur. Hristiyanlık, İslam, Sihizm ve Hinduizm başta olmak üzere oldukça fazla din çeşitliliğini içinde barındıran bir ülkedir. Dile gelince resmi dil İngilizce olup, ulusal dilleri Kiswahilidir. Bunun yanı sıra etnik diller arasında en çok konuşulanı Bantu, Cushitic, Nilotic ve diğerleridir. Ülke genelinde okur-yazar oranı % 85 olup 15 yaşından büyük kesim okuma-yazma bilmektedir. Okullardaki eğitimin İngilizce olduğunun da altını çizip bu konuda bizden çok çok ileri olduklarını söylememize gerek yok sanırız. Ülke genelinde geçerli olan para birimi Kenyan Shilling'idir. KES veya KSH olarak kısaltılır. Kenya uluslararası havalimanında döviz bozdurmak isterseniz büronun çalışma saatleri 07:00 24:00 arasıdır. Ama denk gelememe durumunda şehir içindeki bürolarda ve otellerde de bozdurma imkanınız olduğunu unutmayın. Döviz bürosu ve otellere alternatif olarak diğer seçeneğiniz bankalar olabilir. Haftaiçin Pazartesi-Cuma günleri 09:00-15:00 arası ve her ayın ilk ve son cumartesi günleri 09:00-11:00 arası hizmet verilmektedir. Kenyan Shilling olmadığı durumda doların kabul edildiği çok yer bulunuyor. Ama bu şekilde harcama yapmak zarara geleceği için paranızı bozdurmanız en doğru seçim olacaktır. Bozuk-demir paraları 1, 5, 10, 20 şeklinde, banknotları ise 50, 100, 200, 500 ve 1.000'dir. ATM kullanımı ülke genelinde kullanılabilmekte ve 24 saat hizmet vermektedir. Daha çok visa kartların kabul edilmektedir. Bahşiş ise ülkeyi ziyaret edenin isteğine kalmıştır. Otel ve restaurantlarda %10 servis bedeli zaten dahil ediliyor. Saat dilimi GMT+3 olup ülke günün 12 saati gün ışığından faydalanıyor. Gündoğumu için 06:30 günbatımı için en uygun saat 18:45'dir. Elektrik için bilmeniz gerekenler 220-240 volt ve pirizlere uygun G tipine uygun adaptör aparatı sahibi olmanızdır. Artık bunun için çoklu dönüşürücü prizler piyasada bulunmakta. Alırsanız gittiğiniz her ülkede de kullanma şansınız olacaktır. Afrika'nın modern şehri Nairobi hala safarinin merkezi olarak önemini koruyor. Cami, kilise, tapınak ve guru yoluyla Nairobi çok kültürlülüğün de bir arada yaşandığı şehirlerden biridir. Bu şehri sadece Masai Mara'ya gitmek için bir geçiş olarak görmekten çok müzeleri, anıtları, parkları ve tarihi yerleri ile gezilmesi gereken bir yer olarak görmelisiniz. Nairobi'ye iş için ya da turistik amaçlı gelmenizin hiç bir önemi yok. Şehir ağırladığı her misafiri için onları eğlendirecek, hoş vakit geçirmelerini sağlayacak alternatifler sunmaktadır. 1977 yılında kurulan sheldrickwildlifetrust yetimhanenin amacı kaçak avcılık sonucu yetim kalan fillerin burada yetiştirilmesini amaçlayan rehabilitasyon merkezi olmasıdır. Her gün bir saat ziyaretçilerini kabul eden yetimhanede filleri besleyebilir, onlarla vakit geçirebilirsiniz. Hatta bununla da kalmayıp senelik sadece 50 usd vererek bir filin sahibi olabilirsiniz. Sahip oldunuz diye alın eve götürün demiyorlar elbet. Verdiğiniz 50 usd sayesinde bu miniğin yıllık bakım masrafları karşılanmış oluyor. Sahiplenmek için bu linkten detaylara göz atabilirsiniz. Fourteen Waterfalls /14 Şelaleler : Nairobi şehir merkezinden 65 km uzaklıktadır. Thika kasabasına bağlı yerde bulunan şelaleye tek başınıza gitmeyi göze alamazsanız eğer yardımınıza tur acentaları koşuyor. Günlük tur satın alarak gözlerinize inanamayacağınız muazzam bir şelale görebilirsiniz. Daminarkalı Karen Dinesen'in mantık evliliği ile kuzeni Baron Blixen ile evlenerek Nairobi şehrindeki Ngong tepesi eteklerinde bir çiftlik evi kurdukları arazidir. Karen aldığı eğitimler sayesinde burada resimler yapıp, kabile çocuklara için çiftlikte özel bir bölüm oluşturarak onları okuma-yazmaya teşvik ediyor. Bununla da kalmayıp eşiyle kahve üretimine girişiyorlar. Gerçi topraklar kahve yetiştiriciliği için her ne kadar verimli olmasa da 700 kişiyi istihdam etmesiyle Karen önemli bir iş yapmış oluyor. 7 dalda akademi ödülü olan \"Out Of Africa\" kitabının da yazarı olan Karen Blixen ölümünden sonra hem daha popüler oluyor hem de yaşadığı çiftlik evi müzeye çevrilerek gelenlerin ziyaretine açılıyor. Klimanjaro'dan sonra Afrika'nın ikinci büyük dağı olan Kenya dağına günlük ya da 2-3 günlük tur paketleri satın alabilirsiniz. Nairobi'den Kenya dağına ulaşım 3,5 saat sürdüğü için uzun sürecek ve konaklamalı paket turlar almanız tavsiye edilir. 700 km uzunluğu ile Kenya'nın en uzun nehridir. Tüm hiddetiyle akması ve suları bembeyaz yapan köpükleri arasında rafting heyecanı yaşamak için Tana Nehrini es geçmemelisiniz. - Kenyatta Bulvarı Yürüyüş Rotası : Tur Nairobi galerisinden her gün her hangi bir saatte başlayabilmektedir. 90 dakika sürecek yürüyüş boyunca görülecekler Kenyatta Bulvarı, Kimathi sokağı, Biashara sokağı, Mundi Mbingu sokağı ve Banda sokağıdır. Ücreti 500.000 KES - Nehir Yürüyüş Rotası : 7 Ağustos Anıt Parkından başlayan ve 90 dakika süren tur boyunca geçiş yapılacak yerler Racecourse caddesi, Uyoma sokağı, Ronald Ngala sokağı, Tom Mboya ve Moi bulvarları şeklindedir. Ücreti 500.000 KES - Şehir Meydanı Yürüyüş Turu : 90 dakika süren tur boyunca şehrin en can alıcı caddeleri ve sokakları gezilmektedir. Ücreti 500.000 KES - Tom Mboya Anıtı : Şehir merkezindeki Moi bulvarındadır. 2011 yılında Tom Mboya'yı onurlandırmak adına dikilmiştir. 1969 yılında suikasta uğramış eski Kenya Bakanıdır. - Nyayo Anıtı : Uhuru otobanı üzerinde 1988 yılında bağımsızlığın 25. yılını kutlamak için inşa edilmiştir. - Ulusal Anıt : 12 Aralık 1963 yılı Kenya bayrağının dalgalandığı ilk noktadır. Anıt Langata caddesi Uhuru bahçesi içinde bulunmaktadır. - Dedan Kimathi Heykeli : Hilton otelin karşısında Kimathi sokağındadır. Kenya'nın bağımsızlığı için doğan Mau Mau direnişinin lideri Dedan Kimathi adına dikilmiştir. - Jomo Kenyatta Heykeli : 1963-1964 yılları arasında Kenya'nın ilk başbakanının anıtı. Heykel 80 yaşındaki James Butler'in başyapıtıdır. - Şehitler Anıtı : I. ve II. Dünya Savaşında ölen üç Afrika askerlerinin anıtıdır. - Jeevanje Bahçesi : Bahçe sanatsal tasarıma sahip banklarıyla yeşillikler içinde ışığın süzülerek girebildiği ve havaya farklı atmosfer katmasını sağlayan ufak bir doğal alandır. - Karura Ormanı : Şehir ormanıdır. Nairobi şehrindeki üç büyük ormandan bir tanesidir. Diğerleri Ngong ve Oloolua ormanlarıdır. Orman içinde yağmur sularından oluşan doğal göletleri, şelaleleri, sık ağaçların arasından geçen yolları, maymunları ve diğer hayvanların da içinde barındıran çok güzel bir yerdir. - Ngong Tepesi : Şehrin 22 km güneybatısındadır. Nairobi şehrine ziyarete gelmiş turistlerin hafta sonu mutlaka uğradıkları bir noktadır. Yabancıların ziyareti dışında yerliler içinde çok popüler bir ziyaret yeridir. Koşu, tımanış ve piknik yapmak için gelinecek en iyi bölgedir. - Nairobi Botanik Bahçesi : 30 hektar üzerinde kurulu bahçe şehir merkezinden sadece 3 km uzaklıktadır. Dolayısıyla herhangi vasıta ihtiyacı duymaksızın yürüyerek gidilebilmektedir. İçinde 350 çeşit yerli ve egzotik bitki ve 100 çeşit kuş türü bulunuyor. - Oloolua Doğa Parkuru : Nairobi şehrinin Parkland bölgesinde yerli ağaç türlerini görebileceğiniz 250 hektar alan üzerine kurulu bir doğa parkurudur. - Central Park : Şehrin tam göbeğinde Nairobi şehri manzara noktasının en hakim olduğu yerdir. - Uhuru Parkı : Nairobi'nin en eğlenceli ve popüler parkıdır. Ulusal kutlamaların, mitinglerin, dini organizasyonların yapıldığı sürekli kalabalık olmasıyla bilinen bir yerdir. Carnivore Restaurant : 1980 yılından bu yana yerli ve turistlerin en çok tercih ettiği restaurantlardan biridir. Kapalı ve açık oturma bölümleri olduğu için ziyaretçisine seçenek imkanı sunar. Kişi başı ödenmesi gereken ücret 40 usd. Masada bulunan bayrağı indirine kadar et servisi sürekli devam etmektedir. Bu ücrete etler, kahve ve tatlı dahil olup içecekler hariçtir. Restaurant timsah, zebra gibi hayvan etleriyle meşhurken artık devletin koyduğu yasak dolayısıyla bu etlerin pişirilmesi ve servisi yasak hale getirilmiştir. Gittiğiniz tavşan, devekuşu, inek, tavuk, hindi gibi etlerin servis edildiğini unutmayın! Hemingways : Avrupa standartlarında bir restauranttır. Farklı pişirme tekniklerinin Kenya'nın en iyi etiyle buluşmasından ortaya çıkan muazzam lezzet için bu deneyimi Hemingways'de yaşamanızı öneririz. Talisman : Tripadvisor 2015 ve Kenya's Locak Favorite 2015 ödüllerine hak kazanmış Nairobi şehrinin en gözde restaurantıdır. - Nairobi dünyada 12.000 hektar büyüklüğündeki parka sahip şehirdir. Parkın adı Nairobi Ulusal Parkıdır ve şehir merkezinden uzaklığı yalnızca 7 km'dir. - Avrupa ülkelerindeki güllerin %80'i Kenya'da yetişirilmekte ve Avrupa ülkelerine ihraç etmektedir. - Dünya'daki kuş popülasyonunun %11'i Kenya'da bulunmaktadır. - Mobil para M-pesa Kenya'da icat edilmiştir. Kenya'nın yerel operatör firması Safaricom tarafından üretilen sistem ile kullanıcılar hesaplarına para yükleyebildiği gibi, başkalarına para transferi ve mobil ödemeler gerçekleştirebiliyor. - Kenya'nın ilk first lady'si Margaretta Kenyatta 2004 yılında 42 km ile Londra Maratonunun kazananı olmuştur. - Kenya 1895-1963 yılları arasında İngilizce sömürgesi olan bir ülkeydi. - Kenya ülkesi sınırlarındaki Büyük Rift vadisi yer kabuğunun yarılması sonucu 20 milyon yıl önce oluşmuştur. - 5199 mt yüksekliği ile ülkenin en yüksek dağı Kenya Dağıdır. - Kenya isminin tam olarak nereden geldiği bilinmemekle beraber bazı tahminlere göre Kirinyaga dağından dolayı Kikuyu denilmiştir. İngilizlerin ülkeye gelmesiyle bu kelimeyi telaffuz edememeleri üzerine ülkeye Kenia demelerinden geldiği söylenmektedir. İlk Yardım Hattı : 999 / Hastanelere ulaşabileceğiniz link için buraya ve ambulans'a ulaşacabileceğiniz link için de buraya tıklayınız. Polis için ulaşabileceğiniz telefon listesi buradadır. Doğası ve insaları ile Kenya gezdiklerim arasında en çok beğendiğim ülkelerden biridir. Nairobi'ye kadar geldiyseniz Mombasa'yı da görmenizi tavsiye ederim. Merhaba, cevabınızı yeni gördüm. Ben Kenya'da 3 ay geçirdim. Vizem bitmese daha da kalırdım. 🙂 Güvenlik sorunu yok diyemem. Dikkatli olmalısınız. Her mahalleye giremeyebilirsiniz. Couchsurfing ile ailelerin yanında kalmakta fayda var diye düşünüyorum. Onlar size nerelere gidip nerelere gitmemeniz konusunda güzel bilgiler veriyorlar. Tekstil konusunda benim gördüğüm, ürünlerin çoğu Avrupa'dan geliyor. Avrupalıların bağışladığı ürünler bunlar. Bağış ile gelen bu ürünler maalesef Kenya'ya para ile satılıyor. Güzel bir yazı ve güzel fotoğraflar. İlgi çekici bir coprafya. Fotoğraf için harika malzemeler 🙂 bir bayan olarak alışveriş hakkında da bilgi alsam iyi olurdu. Ama vardır alacak bir şey illa ki. Bol gezmeler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/naivasha-golu-hipopotamlarla-safar", "text": "Naivasha Gölü Hipopotamlarla safari yapmak isteyenlerin en uğrak ve keyif aldığı noktadır. Dikkatinizi çekeriz noktalardan biridir demiyoruz direk noktadır diyoruz. Çünkü Kenya'da hipopotamları hem bu kadar fazla sayıda hem de bu kadar yakın mesafeden görebileceğiniz tek yer Naivasha Gölüdür. Naivasha Gölü Afrika Büyük Rift Vadisinde Kenya sınırları içerisindeki 145 km2 yüz ölçümüne sahip tatlı su gölüdür. Deniz seviyesinden 1.890 metre yüksekliği ile Kenya vadisindeki en yüksek noktadır. Hipopotamlara yaşam alanı sunan göl bununla birlikte karabatak, balık kartalı, pelikanlar ve diğer balıkçıl türleri olmak üzere 450'den fazla kuş türüne de doğal bir alan sunmaktadır. Nakuru gölünün aksine buradaki safari minik tekneler sayesinde gerçekleştiriliyor. Botlarla safari yaptığınız sırada buranın gerçek anlamda bir kuş cenneti olduğunu göreceksiniz. Gölün içinde görülen ağaçlar normalde toprakken fazla yağışlara maruz kalan gölün suyunun artmasıyla bu şekilde sular içinde kalmış. Gölün büyüleyici güzelliğinin yanı sıra çevresindeki verimli topraklarını da es geçmek olmaz. Burası Kenya'nın en önemli tarım merkezlerinden bir tanesi. Pek çok yabancı firma bu verimli topraklar üzerinde çiçek yetiştiriciliği yapmaktadır. Naivasha Gölü kıyılarında 6500 dönümlük inanılmaz tarım arazisi bulunmaktadır. 450'den fazla kuş türünün bulunduğu Naivasha Gölü, kuş gözlemcileri için Kenya'da birinci sınıf bir destinasyondur. Yerleşik türler yıl boyu görülebiliyorken, göç eden türler Ekim ile Mart ayları arasında görülebilir. Sürekli görülen türler karabatak, pelikan ve balık kartallarıdır. Su aygırlarının bakmayın böyle sevimli olduklarına, ağırlıkları 1800-3600 kg'ı bulan hipopotamlar tehlikeli hayvanlardan bir tanesidir. Tehlikeli olmasının tek amacı bölgesini korumak içindir. Yaşamak için hem suya hem karaya ihtiyaç duydukları için onların en iyi habitatı nehir kenarları oluyor. Vücutları su kaybına uğramasın diye günün 16 saatini suda geçirirler. Su aygırının yarım metrelik bir ağız genişliği vardır. Gece otlanmaya çıkarlar ve tek seferde 40 kilo yiyebilirler. Yaklaşık 55 milyon yıl önce su aygırları ve balinalar suyu seven aynı kara memelesi atalarından ikiye ayrılıyor. Biri okyanusları seçerek balina olarak evrimleşirken diğeri suyun üzerinde kalarak amfibian oldu. Yani bildiğimiz su aygırları. Su ayrgıları nefeslerini beş dakikaya tutabiliyor. Nehir yatağında ise 8 km'lik hız yapabiliyorlar. Tek eksikleri yüzemiyorlar. Günümüz balinası hayata bir kara memelisi olarak başlamıştır. Buna ilişkin fosil Pakistan Süleyman dağın'da bulunmuştur. 50 milyon yıl önce dünya gezegenindeki kara parçaları birbirinden uzaklaşıyor. Bu yeni okyanus akıntıları yaratıyor. Bu akıntılar sıcak havayı ve suyu ekvatordan kutup bölgelerine taşıyor. Daha sıcak kutuplar daha sıcak gezen demek. Pakisetus bu sığ sularda bir yemek ziyafeti buluyor. Bilim adamları sahilde karaya vurmuş ölü balıklarla beslendiklerini öne sürüyor. Suya girip ölü balıklarla beslenirken bir sonraki adım diğer balıkları da yakalamaya çalışmak. Bu esnada avcılarla karşılaşıyor ve köpek gibi yüzmeye çalışıyor. 50 milyon yıl önce pakisetus fosil kayıtlarından kayboluyor. Bir sonraki gizem paskisetustan sonra ne oldu. Bu kara memelisi nasıl evrim geçirdi ve okyanusların kralı oldu. 49 milyon yıl önceden gelen kayada bilinmeyen bir antik memeli kalıntıları bulunuyor. Ayakları yağmur kuşu gibi bacakları ise kara memelisi gibidir. Sonra günümüzde yaşayan hayvan sınıfına ait has bir kemik tespit ediliyor. Balinanın kulak kemiğiydi bu. Değişim sürecindeki balina iskeleti bulunmuştu. Bacaklı balina. Pakisetus'un ortadan kaybolma sebebi bu. Kısaca evrim geçirerek başka bir hayvan olmuştu. Kenya'da yağışlı ve kurak olmak üzere iki dönem vardır. Naivasha Gölü yıl boyunca iki kuru ve iki yağışlı mevsim yaşıyor. Uzun süren kurak mevsim, Temmuz'dan Ekim'e kadar sürerken ve yağışlı mevsim Kasım ve Aralık ayları arasında görülür. Ocak ve Şubat kısa süren kurak mevsim olup Nisan'dan Haziran'a kadar olan dönem uzun yağışlı mevsimdir. Yağmurların yağdığı sulak ve kesildiği kurak dönemler boyunca mera kullanılabilirliğini ve bitki örtüsünün büyümesini etkilediğinden, Kenya safari planlamanızı yapmanız için hangi dönemde geleceğinizi bilmeniz gerekmektedir. Yağışlı döneme denk gelirseniz su kaynaklarının ve bitki örtüsünün en bol olduğu zaman olduğunu ve bu yüzden hayvanların besin ve su ihtiyacını her yerden karşılayabilme imkanı olduğu için dağınık gezdiklerini bilmelisiniz. Bunun aksine kurak dönemde gelmeniz halinde hayvanların su be besin ihtiyaçlarını gidermek için birlikte topluca hareket ettiklerini de sakın unutmayın. Hayalinizdeki Afrika safarisini planlamak bilmediğiniz topraklara seyahat ettiğiniz için zor olabilir. Naivasha gezinizin her detayı ayarlanmalıdır. Bunun için ulaşım, emniyet, konaklama gibi önemli konular kapsamlı ve güncel bir bilgi birikimi gerekmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/nakuru-golu-gergedan-ve-flamingola", "text": "Nakuru gölünü okumadan önce Büyük Rift Vadisi makalemize göz atmanızı tavsiye ederiz ki Rift vadisi üzerindeki göllerin oluşumuyla ilgili kısa bir bilgi sahibi olun diye. Kenya'da yapılabilecek Safari'nin en can alıcı noktalarından bir tanesi de Nakuru Gölüdür. Masai Mara için yeterince vaktiniz yoksa Safari'de görmek istediklerinizin bir çoğunu Nakuru Gölünde görebilirsiniz. Nairobi'ye (3 saat) yakınlığından dolayı pek çok ziyaretçinin mutlaka uğradığı Nakuru gölü iki yıldır da bizim uğrak noktalarımızdan bir tanesi. Bogoria Gölü : Sığ soda gölüdür, 34 km2, Elmenteita Gölü : Sığ soda gölüdür, Baringo Gölü : Kenya Rift Vadisindeki ikinci büyük göl, 210 km2, Logipi Gölü : Turkana gölünün güneyinde Suguta vadisi üzerinde sıcak su ile beslenen soda gölüdür, Magadi Gölü : Tanzanya'nın güney sınırına yakın soda gölüdür, Naivasha Gölü : 400 çeşit kuş türüne ve ciddi oranda hippopotamlara ev sahipliği yapan göldür, Turkana Gölü : Kenya Etiyopya sınırında yer alıyor. 6.405 km2 ile Kenya'nın en büyük gölüdür. Kenya'da koruma altındaki parklar listesinde yer alan Nakuru Gölünde 500'e yakın kuş türü vardır. Safari için bir cennet olmakla birlikle kuş gözlemciliği için de muhakkak ziyaret edilmesi gereken bir yer olduğunu unutmamak gerekiyor. Akasya ormanından geçerken babun ailesine rastlayıp, buradan Nakuru gölüne doğru yolumuza devam edince bize merhaba diyen diğer bir güzel hayvanlar da pembe flamingolar oluyor. Milyonlarca flamingoya ev sahipliği yapan Nakuru gölü deniz seviyesinden 1754 metre yükseklikte bir alkalin yani soda gölüdür. Maasai dilinde Nakuru, toz ya da tozlu yer anlamına geliyor. Bu önemli ekosistemi korumak amacıyla 1968 yılında Nakuru Gölü Ulusal Park ilan edilmiştir. Alg zengini gölüyle sadece flamingolara değil, çeşitli kuş türlerine, yaban domuzlarına, babunlara, impalalara, zebralara, Rothschild zürafalarına, aslanlara, nesli tükenmek üzere olan siyah ve beyaz gergedanlara da ev sahipliği yapıyor. Aslında park gergedan avcılarına resmen bir bariyer oluşturuyor. Yapılan koruma çalışmaları sonucunda rehberimizin verdiği bilgiye göre şu an parkta toplam 40 tane gergedan olduğunu öğreniyoruz. Beş büyük arasında yer alan gergedanı görmek istiyorsanız gelinmesi gereken yerin artık Nakuru Gölü olduğunu biliyorsunuz! Beyaz gergedan ismi Afrika kelimesi weit'ten gelir. Geniş anlamına gelen kelime gergedanların geniş ağızlı olduklarını ifade etmek için kullanılmıştır. Fakat daha sonra bunu İngilizler white olarak çevirmiş ve beyaz gergedan olarak anılmaya başlanmıştır. Aslında dışarıdan baktığınızda her ikisi de aynı gibidir. Aralarında farkı en iyi dudak yapısından anlayabilirsiniz. Beyaz gergedan yayvan dudaklı olup siyah gergedan ise kanca dudaklıdır. Beyazlar daha sosyal ve toplu olarak yaşarken, siyahlar daha başıboş ve agresiftirler. 19. yy'ın sonunda sayıları yaklaşık bir milyon olan gergadanlar, 1970'lerde 70.000'e düşmüş olup günümüzde ise sadece 28.000 tane kalmıştır. Beş türden üç'nün nesli tükenmiş olan gerdanları Afrika ve Asya seyahati gerçekleştiren ve şanslı olanlarımız görebiliyorken bundan sadece 5-10 yıl sonra acaba çocuklarımız görebilecek mi içler acısı bir durum. Sanıyoruz ki bizler de bu şanslı kişiler arasında yerimizi aldık. Kaçak avcıların gergadanları öldürerek boynuzlarını Çin'e ilaç yapımı için Vietnam'a değerli hediyelik eşya amacıyla satılmasına ortak olmamak için milyonlarca yıldır (40 milyon yıl) ekosistemin bir parçası olan gergedanların soyunun tükenmesine izin vermeyelim. Kenya'da sadece 680 tane siyah gergedan kalmıştır. Nakuru Gölünün en bilinen diğer ev sahipleri gölü pembeye boyayan flamingolardır. Rift Vadisi üzerindeki göller arasında 4 milyona yakın flamingo göç gerçekleştirmektedir. Flamingolar sığ sularda beslendiği için Nakuru gölü onlar için en ideal göllerden biridir. Su seviyesi yükseldiği için flamingolar daha sığ olan göllere gidiyorlar. Nakuru gölünün yağmur ormanlarıyla beslenmesinin yanı sıra diğer kaynağı kuzeydeki Mau ormanından gelen sulardır. Fakat son yıllarda Mau ormanındaki ciddi ağaç kesiminden dolayı sular fazlasıyla Makalia şelalesine gelmeye başladı. Dolayısıyla şelaleye gelen aşırı su miktarı göl suyunun artmasına sebep olmuştur. Şimdilerde göl suyu yüzölçümünün %50 üzerinde çıkmış durumdadır. Su artışından dolayı sular altında kalan ağaçlar çürümeye başlamıştır. Ve kara parçası yavaş yavaş suyla dolduğundan park içinde yaşamlarını sürdüren hayvanların otlayacak ve gezecek yeterli alanı kalmamaktadır. Yine sular artışının bir diğer etkisi de flamingolara yansımıştır. Bahsettiğimiz gibi flamingolar sığ sularda yaşayan ve yiyecek ihtiyaçlarını yine sığ sularda yetişen alglerden temin etmektedir. Ancak sular yükselmesi ph seviyesi yüksek alkalli gölünü yavaş yavaş tatlı suya döndürmüş ve alglerin yetişmesine imkan vermez duruma gelmiştir. Bu durumun sonunda ne mi olmuştur? Yaşam alanları değişen ve yiyecek ihtiyacı bulamayan flamingolar beslenebilecekleri algleri bulabilmek için daha kuzeydeki Bogoria gölüne göç etmiştir. Gerçi bu Nakuru gölüne gidecek olanları hayal kırıklığına uğratmasın. Gittiğiniz zaman her şekilde flamingo göreceğinizin garantisini veriyoruz. Sadece milyonlarca flamingoyu bir arada göremeyeceğinizi bilin yeter! Nakuru Gölünde 2 tür flamingo var. Biri bizim ülkemizde olan diğeri ise küçük flamingodur. Nakurudakilerin flamingoların kırmızı gözleri, daha pembe ayakları, kırmızı-siyaha yakın gagası vardır. Ayırımı bu şekilde yapabilirsiniz. Flamingolar doğduklarında gri renklidir. Sonra beyaz renge dönen renkleri tam bir yıl sonra pembe olur, Kıyılarda avlanan flamingolar genellikle salyangoz, karides ve su yosunları ile beslenir, Kuş türleri arasında en uzun olanıdır. Boyları 1,5 metreye kadar ulaşır, Ortalama yaşam süreleri 30-50 yıl arasındadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/natron-golu-tanzany", "text": "Dokunanı Taş Eden Göl! Şaka şaka, yok böyle bir şey tabi ki. Gerçi bu şekilde haberi çıkmadı değil. Eminiz inananlar vardır. Kuzey Tanzanya'da bulunan bir soda gölü olan Natron gölünün derinliği yaklaşık 3 metredir. Gölün pH değeri 10.5'dir. pH değerinin bu kadar yüksek olmasının sebebi gölün çevresine göre alçakta olmasından kaynaklanmaktadır. Çevredeki tüm minarellerin gölün alçakta olmasından dolayı gölde toplanmaktadır. Dolayısıyla sodyum ve karbonat oranı da oldukça fazladır. Gölün içindeki minareller sayesinde ölen hayvanlar sertleşerek kuruyor ve kireçleşerek heykel halini alıyor. Gölün bir diğer özelliği ise 41 dereceyi bulan sıcaklığı ile termal bir göl olmasıdır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/nedir-bu-giyilebilir-teknoloj", "text": "Artık hayatımızın büyük bir alanını, zamanını teknoloji eline almış durumda. Digital çağ'da yaşayıp da teknoloji kullanmayana farklı bir gözle bakılır hale gelindi. Haber, spor, gündem ve daha farklı pek çok farklı konuları teknolojik aletler sayesinde anbean takip eder haldeyiz. Aslında hayatımızı daha da kolay hale getirmeye yarayan aynı zamanda eğlenceli bir ürün yelpazesine sahiptir. Optik ekrana sahip giyilebilir bilgisayarın sesli komut özelliği ile bir çok işlem gerçekleştirilebildiği gibi fotoğraf-video çekebilir, müzik dinleyebilir aynı zamanda navigasyon özelliğinden faydalanabilirsiniz. Galaxy Gear ile Samsung akıllı telefonunuzun bağlantısı kurarak Galaxy Gear'in dokunmatik ekranı sayesinde mesaj, telefon, müzik kontrolü, kamera gibi bir çok özelliği rahatlıkla kontrol edebileceğiniz paslanmaz çelik malzemeden yapılmış bir üründür. Akıllı saatlerdeki gibi ekran yerine projeksüyon özelliği bulunan ürün ile telefonunuza gelen aramaları, mesajları, mailleri ve daha fazlasını dışarı yansıtan kullanımı zevkli bir ürün. Bionym isimli firmanın geliştirmiş olduğu Nymi sayesinde kalp atışınızdan kimlik tanıma özelliği olan ürünle televizyonunuzu, telefonunuzu, ofisinizi, aracınızı yönetebileceksiniz. Bileğinizde aktif olan bileklik siz uyumaya başladığında ise o da kendini uyku moduna alıyor. Boyut olarak oldukça ufak olan bu ürün evcil hayvanınızın tasmasına takılabiliyor. Bu sayede gün içerisinde evcil hayvanınızın ne kadar hareket edip etmediğinin kontrolünü saplamış oluyorsunuz. Vücudunuzun bel bölgesine bağlayacağınız kemer ile her kambur duruşunuzda size titreşim vererek dik oturmanızı sağlayan faydalı bir teknolojik üründür. Artık çocuğunuz nereye giderse gitsin aklınızın onda kalmamasını sağlayan muhteşem bir ürün. Filip akıllı saat sayesinde bir bölge belirleyerek çocuğunuz bu bölge dışına çıkması halinde size uyarı yollayan ürün aynı zamanda belirli numaraları arayabildiği gibi mesaj alıp, gönderme özelliğine de sahiptir. Bebeklerin bileğine bağlanan bant sayesinde bebeğinizin kalp atışını, ateşini, bulunduğu odanın nem ve sıcaklığını ölçmeye yarayan bir üründür. Nikola Hu, Meng Li ve Tony Yuan tarafından tasarlanmış spor teknolojisinin en kullanışlı ürünlerinden biri. Spor yaparken sizlere bunun takibini yaparak rapor veren cihaz bir nevi interaktif koçluk hizmeti vermektedir. Suya dayanıklı olması ise artı avantajı. Teknoloji alanını genişlettikçe genişletmek. Ve bir diğer önemli ürün ise Epilepsi hastaları için tasarlanmış. Hastaların ilaç saatlerini hatırlattığı gibi hastanın nöbet geçireceği zamanı da bildiren ürün aynı zamanda nöbet geçiren hastanın çevresindeki insanlara da neler yapacağı konusunda yönlendiriyor. Dialog ürünü henüz test aşamasındadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/nepale-vari", "text": "Yorucu ve bir o kadar yoğun geçirdiğimiz Hindistan gezimizin ardından karmaşadan sıyrılıp \"oh be dünya varmış\" dediğimiz Nepal'e vardık. Nepal'in başkenti Kathmandu'ya Varanasi'den yaklaşık 55 dakika uçuş ile rahat bir yolculuk yaptık. Nepal Türkiye'den 3 saat 20 dakika Hindistan dan ise 15 dakika ileridir. Nepal'e gelmeden fikir edinmeniz bakımından Victoria Subirano'nun Kathmandu'da bir öğretmen isimli kitaptan serbestçe esinlenerek yaptığı \"Gökyüzünde Bir Ayna\" filmini izleyebilirsiniz. Nepal'deki eğitim sisteminin nasıl işlediğini, yoksulluğu ve mistisizmi seyircilerin gözler önüne serdiği filmdir. Kathmandu Vishnumati ile Bagmati nehirlerinin birleştiği noktada vadi içinde yer alıyor. Sokaklarının aralarına gizlenmiş onlarca tapınak vardır. Daracık sokaklarında, egzos dumanından nefes almakta zorlanırken bir diğer yandan renkli dükkanları, seyyar satıcıları, kitap dükkanları ve yerel insanlar eşliğinde bir çok şeyi keşfedeceğiniz kesin. 2 dinin harmanlandığı, iç içe olduğu ülkede Budizm'in ve Hinduizm'in bir arada olduğu, bu birlikteliğin objelere, tapınaklara dahi yansıdığını görmek pek mümkündür. İster Budist ister Hindu olsun herkes dini inanışı gereği günlük ibadet ritüellerini rahatlıkla yapabilmektedir. Şehirde yeterince tapınak vardır. İşine giden yada sokaklarda aylak aylak dolaşan biri sokaktaki minicik tapınakta çan'ı çalıp tapınak içindeki kırmızı boyayı alnına sürerek ibadetini tamamlamış oluyor. İbadetini etmiş kişinin alnında kırmızı boya olur. Bunu gördüğünüzde bilin ki o kişi ibadetini etmiştir. Unutmadan söyleyelim çiçek ibadetlerinin ana unsuru. Tapınaklarda şahit olduğumuz ibadetler esnasında tanrılarına çiçekler sunuyor, mumlar yakıyorlar. Ülkenin geçim kaynağı tarım olmasına rağmen yediğimiz meyvelerin tadının tuzunun olmaması bizi şaşırttı. Hele ki muzu ömrümüzde yemediğimiz iğrenç hani saman gibi deriz ya işte aynen öyle tadı olan muz yedik. Nepal vizemizi havalimanında 25 USD (15 gün) karşılığında hızlıca ve çok kolayca aldık. Otelimizin pick-up hizmeti olduğu için bizi karşılamaya gelmişlerdi. Taksi tutmamıza gerek kalmadan otelimize vardık. Detaylar ve gezdiğimiz yerleri daha açıklayıcı olması bakımından ayrı ayrı bölümler halinde kaleme aldık. Maske al. Şehirde hava kirliliği çok fazla. Toz, duman içinde yürümek istemiyorsan maskeni al. Yürüyüş ayakkabısı getir. Yolları çok bozuk ve tozlu. Tırnak aralarının pislenmesini istemiyorsan spor ayakkabı giy. Uçakla Nepal'e gelenler havalimanından ücretsiz harita alsınlar. Otellerden temin edeceğiniz harita çok açıklayıcı ve yol gösterici değil. Thamel bölgesindeki kitapçıları gez. Yalnız gezginler için değil kitaba ilgisi olan herkes için çeşit çeşit kitap, dergi ve pek çok ürün var. LP-Nepal satın al. Eğer temin edemediysen Thamel'de bulabilirsin. Ama almak istemeyenler tapınak bölgelerinde mutlaka rehbere ihtiyaç duyar. Ama benim için tapınaklar, tapınak üzerine oyulmuş figürler birşey ifade etmiyor yalnız resimlerini çekeceğim diyorsanız rehbere dahi ihtiyacınız olmaz. Şehir içinde otobüs ücretleri kişi başı 25 rs. Turistlerden 100 rs'e kadar alıyorlar, 25 rs'den fazla vermeyin. Bilginize! Kathmandu da yerli halk indirimi sevmiyor. Turist'i kazıklayabildiği kadar kazıklama derdindeler, müşteri kaçırırım diye dertleri de yok. Alışveriş yapacaksanız size kat kat pahalıya sattıklarını bilin. Her yerde olmasa da bir çok restaurant ve cafe'de % 25 vergi alınıyor. Thamel bölgesinde yer alan Northfield Restaurant da akşam yemeği ye. Sıcacık odun ateşinin yanında Nepal müziği eşliğinde keyifli bir akşam yemeği olacak. Kathmandu Durbar Meydanı : 750 rs. Bhaktapur Durbar Meydanı : 1100 rs. Patan Durbar Meydanı : 500 rs. Daal Bhaat ye. Hintlilerin Thalisi gibi. Momo ye. Tibet mutfağına özgü çin mantısına benzeyen yemek. Sebzeli, buffalo etli, tavuklu şeçenekleri mevcut. Biraz baharatlı ve acı. Kathmandu'da bulunduğumuz süreç içerisinde Budist tapınaklarında kora yapıp mantraları çevirip dileklerimizi en hızlı yolla evrene yolladık, Hindu tapınaklarında Tanrısına göre ibadet ettik :), Newari mimarisinin en güzel örneklerini fotoğrafladık, Hinduizm inancı gereği yakılan ölülerin cenazelerini en yakından izledik, ritüellerini uyguladık, sırasıyla Svayambhu Mahachaitya tapınağı, Pashupatinath Tapınağı, Boudhanath Stupa'yı, Bhaktapur'u, Changu Narayan Tapınağını, Kathmandu ve Patan Durbar Meydanlarını gezdik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ngong-ping-36", "text": "Lantau Adasına kurulmuş olan Ngong Ping, Hong Kong'a gelipte es geçilmemesi gereken aktivitelerden biridir. Hong Kong'un şehir karmaşası ve gürültüsünden uzakta, ekolojik çevreye zarar vermeden yemyeşil alan içerisine yapılan Ngong Ping'de kendinizi bu doğa harikası yerde yenilenmiş gibi hissedeceksiniz. Standart, Kristal ve Özel olmak üzere 3 tür kabin mevcut. Biletleri ister internetten online isterseniz teleferik terminalinden alabilirsiniz. 5.7 kilometre uzunluğundaki teleferik yolculuğu 25 dakika sürmektedir. Bu arada klima olmadan seyahat edeceğinizi hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyoruz. Kristal kabin kiralarsanız masmavi denizi, yemyeşil orman kaplı dağları kuş bakışı görme imkanınız olur. Ayrıca gideceğiniz günün sisli olmamasına dikkat etmekte resim çekme ve mazarayı izleyebilme açısından faydalı olur. Yolculuk sonrası varılan tepede Ngong Ping köyü kuruludur. Köyden aşağı doğru inmeye başlayınca devasa büyüklükteki Giant Buddha sizi kendine doğru çekiyor. Köyde bulunan yalnız Giant Buddha olmayıp, daha bir çok görülecek yer, alışveriş yapılacak mağazalar ve doğa yürüyüşleri yapabileceğiniz parkurlar bulunmaktadır. MTR ile Tung Chung hattını kullanarak 30 dakikalık yolculuk sonrası son durak olan Tung Chung'a varabilirsiniz. B çıkışından çıkıp 2 dakika yürüme mesafesinden sonra Teleferik terminaline varılıyor. Taksi ile gelmek isteyen şehir merkezinden gelecekler için yaklaşık 31 dakika yolculuk için 280 HKD, Tsim Sha Tsui için ise yaklaşık 27 dakika yolculuğun maliyeti 195 HKD."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ninh-binh-gezilecek-yerler-vietnam-gezis", "text": "Ninh Binh gezilecek yerler yazımızı okuduktan sonra Vietnam'da ne güzel yerler varmış diyeceğinize şüphemiz yok. Ninh Binh'e nasıl gidilir, Ninh Binh nerede, Ninh Binh'te nerede kalınmalı gibi en temel soruların cevaplarını elimizden geldiğince tüm detaylarıyla bu yazımızda anlatacağız. Hanoi'nin güneyinde Ha Long kadar popüler olamamış bir şehirdir. Halbuki Ha Long neyse Ninh Binh de aslında onun gibidir. Aralarındaki tek fark kaya oluşumlarının birinde deniz içinde olması diğerinde ise kara üzerinde olmasıdır. Bu özelliği ile Ninh Binh Ha Long manzarasını aratmayacak manzaralar sunar. Yüzlerce dağınık dağları saran ırmaklar, doğal oluşan mağaralar ve yoğun yeşilliği sayesinde hayran kalacağınız harika bir seyahat deneyimi vaad eder. Ülkemizden bu şehre neden Ho Long gibi talep ve ziyaret yok onu anlamış değiliz ama umuyoruz ki bizim seyahatimizden sonra ziyaretçi sayısı da bu güzel şehir manzaraları karşısında artacaktır. Hanoi'den ister otobüs ister tren ile şehre ulaşmak yaklaşık 2-3 saat sürüyor. Vakti olmayan Hanoi'den günübirlik gelerek bu şehri rahatlıkla gezebilir. Tabi bizim önerimiz en az 2 gün ayırmaktan yanadır. Şehirde tekne turu yapabilir, bisiklet rotalarında pedallayabilir ya da doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Ninh Binh'te gezilecek yerler listesini yapmadan önce harita üzerinden gitmeniz gereken yerleri tek tek sıraladık. Ve daha anlaşılır olsun diye de tüm bölgelerin yanına resimlerine kadar koyduk. Görülmesi gereken tüm yerlerin mesafesi yaklaşık 70 km. Bai Dinh ve Phat Diem yani 5. ve 6. sıradaki yerler tamamen sizin zevkinize kalmış. Ama 1'den 4'e kadar sıraladığımız yerlerin hepsine mutlaka gitmenizi tavsiye ediyoruz. Biz çok yer görelim diye hızlı hareket etmek zorunda olduğumuz için motor kiraladık. Ve gittiğimiz yerlerde çekimlerimiz uzun sürdüğü için vakit kaybını en aza indirmek istemiştik. Vietnam Vizesi yazımızı okuyarak çok kolay vize alabilirsiniz. Bich Dong mağara içine inşa edilmiştir. Küçük bir göl üzerindeki köprüden geçerek pagodanın kapısına ulaşılır. Kayanın içine oyulmuş tapınak alanı ve bahçesi mevcuttur. Ama girip girmemek size kalmış. Biz kapının önünde fotoğraflarınızı çekip yolunuza devam etmenizi tavsiye ederiz. Mua Caves, son zamanların en popüler insatgram noktalarından bir tanesidir. 500 basamaklı dik tırmanış sonrası tepeye varıp müthiş manzarayla karşı karşıya kalacaksınız. Mua Caves'e bisiklet ya da motorla gelecekseniz ki bu şekilde gelmenizi tavsiye ediyoruz. Çünkü muazzam güzellikte bir yoldan geiyorsanız. Etrafınızı kireçtaşı oluşumları ve pirinç tarlalarının sardığı masalsı bir yol adeta. Mua Caves girişine gelmeden yaklaşık 1 km önce insanlar sizi park etmeniz için kendi mekanlarına çekmeye çalışıyor. Sakın bunlara aldırış etmeyin. Mua Caves için bileti alacağınız gişeye kadar bisiklet ya da motorunuzla gidin. Hang Mua kompleksine girdikten sonra bilet gişesinin hemen yan tarafındaki park yerine ücretsiz park edebilirsiniz. Dışarıdaki parklara boşuna ücret ödememiş olursunuz. 500 dik basamaktan oluşan oldukça yorucu bir tırmanış olduğunu açık açık söylüyoruz. Ejderha başlı merdiven yolun en başı. Bundan sonra tırmanmaya devam ettik. Ve yol yarıda ikiye ayrıldı. Önce sağ araftan gidip pagodaya çıkalım dedik. Sonra yol ayrımının olduğu yerden soldan devam eder The Lying Dragon Mountain isimli dağa çıkarız dedik. Tırmanmanın verdiği zorluğu geçtik. Asıl yorucu kısmı dağın başına geldikten sonra başlıyor. Pagoda'nın yanına gitmek için kireçtaşlarına basmamız gerekiyor. Ama bu taşlar dik ve çok keskin. Üzerinde yürümesi ciddi anlamda zor. İşin en zor kısmı burdan sonra başlıyor. Merdivenlerin bitmesiyle tamamen kireçtaşlarını tırmanık dragon'un olduğu noktaya varacağız. Gerçekten kaya tırmanışı yapar gibi. Hele bizim gibi elinizde kolunuzda tripod, kameralar, drone vs varsa işiniz daha da zorlaşıyor. O yüzden mümkün olduğu kadar az eşya ile tırmanın. Ne yalan söyleyim ben dragona ulaşamadım. Birazcık yükseklik korkum var da 🙂 Ama Orkun azmetti ve meşhur karede yerini aldı. Konaklama olarak tavsiye ettiğimiz bölge Tam Coc nehrinin çevresidir. Otelinizin bahçesinden nehir manzarasını izleyebileceğiniz çok keyifli konaklama seçeneklerinin olduğu bölgedir. Tam Coc'ta botların park edili olduğu yer botların asıl kalkış noktasıdır. İstediğiniz her saatte gidip bot kiralayabilirsiniz. Trang An'da tekne turu Ninh Binh'in en popüler aktivitelerinden biridir. Burada tur yapmak için 3 seçeneğiniz bulunuyor. Gelin bu seçenekler neler onlara bir göz atalım. 1. Rota : 3 tapınak, 9 mağara görülmektedir. 2. Rota : 3 tapınak, 4 mağara görülmektedir. 3. Rota : 3 tapınak, 3 mağara görülmektedir. Her bir bot maksimum 4 kişilik olup kişi başı ücreti 200.000 VND = 8,6 USD = 47 TL (Mart 2019 kuru) Eğer bot dolmazsa tüm botun ücretini yani 800.000 VND ödemeniz gerekiyor. Ama merak etmeyin. Trang An o kadar turistik ve kalabalık bir yer ki illa ki yanınıza birilerini bulursunuz. Eğer gün içerisinde bot turu yapacaksanız şapka ve güneş kreminizi yanınızda bulundurmayı ihmal etmeyin. Ve bot turu minimum 3 saat sürdüğü için atıştırmalık bulndurmanız da çok işinize yarayacak. Bai Dinh Tapınağı : Bai Dinh ise Vietnam'ın Budist merkezidir. Ve Güney doğu askadaki en büyük pagoda olma özelliğine sahiptir. Phat Diem Kilisesi : Gotik kilise görmek isterseniz Phat Diem en güzel örnektir. Ninh Binh'ten 40 dakika uzaklıktaki kilise taş ve ahşaptan yapılmıştır. Vietnam mimasirisnin en güzel örneklerinden biridir. Ninh Binh konaklama konusunda çok uygun olduğu için ziyaretçileri. Nehir kenarında bulunan otellerden, ev konaklamasına, hostellere kadar farklı seçenekler sunar. Biz tam nehir kenarında ve odaları büyük olduğundan Tam Coc River Homestay'de kalmıştık. Gerçi otelde tadilat var diye bahçesinin keyfine varamamıştık ama 🙂 İki kişi kahvaltı dahil bir gece için 135 TL ödedik. Ninh Binh, Vietnam'ın doğayla bütünleşmiş ender yerlerinden biridir. Buraya gelen ziyaretçiler ya bisiklet rotalarında bisiklet sürerek çevreyi gezer, ya trekking yaparlar ya da bizim gibi motosiklet kiralayarak gezerler. Güne erken saatte başlandığı için gün sonu insanlar dışarıda vakit geçirmek yerine dinlenmeyi tercih ederler. Dolayısıyla gece hayatı ihtiyacı hissedilmez burada. Günün sonunda nehir kenarındaki otellerin bahçelerinde ya da Tam Coc nehrinin hemen yanındaki küçük şehirde güzel restaurantlar ve cafelerde akşam yemeği yendikten sonra herkes oteline çekilir. Diğer bir avantajı da konaklama konusunda çok uygun olmasıdır. Nehir kenarında bulunan otellerden, ev konaklamasına, hostellere kadar farklı seçenekler sunar. Ninh Binh, Vietnam'ın 58 ilinden bir tanesidir. Hanoi'nin 90 km güneyinde olup Hanoi'ye yakın olması sayesinde günübirlik Ninh Binh gezisi düzenleyebilirsiniz. Ninh Binh'te havalimanı yoktur. En yakın havalimanı Hanoi Noi Bai Uluslararası havalimanıdır. Biz İstanbul'dan Singapur aktarmalı olarak Star Alliance üyesi Singapur Havayolları ile uçmayı tercih ettik. En beğendiğimiz havalimanı olan Singapur Changi Airport'ta kısa bir aktarma sonrası direk Hanoi'ye uçtuk. Hanoi havalimanından ya da şehir merkezinden tren, otobüs ve taksi ulaşımınızı sağlamaya yardımcı olmaktadır. Biz Halong körfezinden otobüsle Ninh Binh'e geçtik. Ninh Binh'ten de trenle Hanoi'ye geçtik. Ninh Binh'e otobüsle vardığımızda otobüs terminalinde indik. Trenle Hanoi'ye gitmek içinse tren istasyonuna gittik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ninh-binh-nerede-nasil-gidili", "text": "Ninh Binh nerede sorusunu geçin Ninh Ninh hangi ülkede onu bile bilmiyoruz diyenleriniz çıkabilir. Çok normal efendim, biz bile Vietnam seyahatimizden önce Ninh bin adında bir yerin varlığından habersizdik. Vietnam turu için hazırlanırken klasik vietnam rotasının aksine araya farklı yerleri de iliştirelim istedik. Karar vermemizle beraber araştırmamız sonucunda gitmeye karar verdiğimiz yerlerden biri Ninh Binh oldu. Vietnam'ın başkenti Hanoi'ye yakın olmasıyla da Ninh Binh'e gitmesi gözümüzde büyümemişti. Vietnam iklim konusunda o kadar farklılık gösteriyor ki kuzeyi soğukken güneyi sıcacık olan aynı dönemde farklı iklimlerin yaşandığı bir ülke. Ninh Binh yol boyunca ziyaret edilebilecek bir bölgedir. Vietnam'ın kuzeyinde bulunan diğer şehirlerdeki hava durumuyla aynı benzerlik gösteriyor. Kasım Nisan arası Ninh Binh'in en soğuk dönemidir. Soğuk olmakla birlikte yağışsız dönem olduğunu da belirtelim. Mayıs Ekim ayları ise sıcak ve yağışlı dönemdir. Eylül ayında tayfunlar görülebildiği için bu dönemde gitmenizi tavsiye etmiyoruz. Gidilmesi gereken en güzel dönemi açık söylemek gerekirse Mayıs ve Haziran aylarıdır. Biz 2019'un Ocak ayında gitmeye karar vermiştik. Bu dönem yazlık kıyafetler giymeye pek uygun değil. Ancak bahar havasına göre giyinmeniz ve akşamlar için ince bir mont bulundurmanız üşümenizin önüne geçecektir. Ninh Binh, başkent Hanoi'nin 85 km güneyinde ufacık bir kasabadır. Daha çok karst oluşumlar ve çevresini sardığı pirinç tarlalarının sardığı, bu da yetmezmiş gibi pirinç tarlalarının arasından süzülen nehirleri ile Hanoi'den günübirlik ziyaret için unutamayacağınız bir bölgedir. Biz Ninh Binh'e Halong'dan geçtik. Günübirlik ziyaret etmek yerine iki gece konaklayarak bu şirin yerin her yerini koştur koştur gezmek yerine rahat gezmek istemiştik. Tam Coc nehri kenarında çok hoş bir otelde kalarak unutulmaz iki gün geçirdik. Ninh Binh gezilecek yerler yazımızı okumanızı öneririz. Hanoi'den Ninh Binh'e geçmek için bir çok seçenek bulunuyor. Bunlardan en pratik olanı tren. Tren, otobüs ya da taksiyle yaklaşık 2.5 saatte Ninh Binh'e ulaşmak mümkün. Trenle Hanoi'den Ninh Binh'e her gün 6-8 arasında sefer bulunuyor. Biz bu yolculuk için iki kişi 150.000 VND ödedik. Tren biletlerimizi internetten online almak yerine tren istasyonundaki gişeden almıştık. Siz yine de gitmeden önce Vietnam Railway sitesinden hangi saatlerde kaç paraya bilet olduğunu kontrol edebilirsiniz. Taksiyle gimeye karar verdiyseniz taksi ücretleri 60 USD'den başlamaktadır. Otobüsle gidecekseniz Giap Bat otobüs terminalinden kalkan 03A ve ya 08A numaralı otobüslerle ulaşabilirsiniz. Otobüs durağı akşam 17:30 gibi kapanmaktadır. Dolayısıyla bu saatten sonra gidip bilet bulurum diye düşünüp plan yapmayın. O yüzden cam kenarında oturmanızı tavsiye ederiz ki az rahatsız olun. Ninh Binh otobüs terminali ya da tren istasyonunda inmeniz halinde otelinize gitmenin en iyi yolu taksidir. Biz iki günlük seyahatimiz boyunca şehirde toplu taşıma namına bir araç göremedik. En iyi gram uygulamasını kullanmak. Bu arada elinizde valiz ya da sırtınızda çanta olduğunu görünce taksiciler hemen yanınıza gelecek. Grab uygulamasıyla uğraşmak ve ya gelmesini beklemek istemiyorsanız Grab uygulamasının size verdiği ücreti herhangi bir taksiciye teklif edin. Onlar zaten hemen kabul edeceklerdir 😉 Baktınız etmiyor Grab çağırın gitsin. Grab uygulamasıyla otobüs terminalinden Tam Coc nehrine kadar ödediğimiz taksi ücreti 90.000 VND'di. Gördüğünüz gibi Ninh Binh'e ulaşması oldukça kolay. Olur da Vietnam planı yaparsanız zaten Hanoi eminiz listenizde olacak. Ninh Binh'te konaklamasanız bile en azından bir dolu gününüzü ayırıp hoş vakit geçirmenizi tavsiye ediyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/norvec-isvec-kuzey-isiklari-tur", "text": "TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. 0(554) 959 82 00 Neslihan Hanım ile irtibata geçebilirsiniz. -DÜNYANIN TEPESİNE YOLCULUK -KUZEY NORVEÇ, İSVEÇ LAPONYASI 1 ARADA -5 GECE 6 GÜN HER GECE KUZEY IŞIKLARI ÖZEL! -DÜNYANIN KUZEY IŞIKLARI İLE ÜNLENMİŞ VE DÜNYADAKİ TEK KUZEY IŞIĞI GÖZLEM İSTASYONU'NA SAHİP MİLLİ PARKI : ABİSKO -KUZEY NORVEÇ : TROMSO -İSVEÇ-NORVEÇ- FİNLANDİYA SINIRI : DÜNYANIN EN BARIŞÇIL SINIRI -DÜNYANIN EN GÜZEL TREN YOLCULUKLARINDAN BİRİ : NARVİK ABİSKO -İSVEÇ'İN EN KUZEY EYALETİNDEKİ EN BÜYÜK ŞEHRİ : KİRUNA -KAMP ATEŞİ EŞLİĞİNDE BAMBAŞKA BİR MACERA : KUZEY IŞIKLARI ÖZEL TURU -İSVEÇ'İN BAŞKENTİ : STOCKHOLM İstanbul Oslo uçuşunu Türk Hava Yolları ile gerçekleştiriyor ve sonrasında bizi SAS Havayolları ile Tromso'ya ulaştıracak uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Saat 5 civarı Tromso'ye varış ve otelimize yerleşme. Sonrasında üzerimizde belirmesini beklediğimiz kuzey ışıkları için şehir dışına yürüyor ve aynı şekilde Tromso'yü gece görme şansına da erişiyoruz. Gece 6-7 civarı başlayıp sabah 3'e kadar sürecek olan Kuzey Işıkları Avı turumuzda tam gece kuzey ışıklarını arıyoruz. Sabah kahvaltının ardından yürüyerek kuzey Norveç'in bu şirin ve büyüleyici şehrini keşfe çıkıyoruz. Tepedeki ünlü teleferikten tüm Tromso'nün nefes kesen manzarasını da izleyip şehre geri döndükten sonra akşam kuzey ışıkları turumuz için hazırlanıyoruz. Kuzey ışıkları turu o geceki hava koşullarına, bulutsuz bölgelere ve aktiviteye göre çıkış yapılmadan önce oradaki yerel acentamız tarafından güzergahı belirleniyor. Bu doğrultuda bizi kuzey Norveç'in fiyortlarına da götürebilir ya da Finlandiya sınırını geçip iç kesimlere de girebiliriz. Bu tamamen o gece tura çıkmadan önce bilebileceğimiz bir şey. Tüm gece yine kuzey ışıklarının peşinden koşacağız. Sabah kısa bir süre Tromso'yü gezmek için zamanımız olacak, sonrasında bizleri Kuzey Norveç'in bir başka şehri Narvik'e götürecek olan 3.5 saatlik yolculuğumuzu gerçekleştireceğiz. Buradan bineceğimiz tren bizi Kuzey İsveç'te dünyanın kuzey ışıkları ile ünlü milli parkı Abisko'ya götürecek ve nefes kesen manzaraların olduğu bu yolculuk yaklaşık 2 saat sürecek. BİNGO, Abisko Milli Parkı'nda konaklayacağımız otel milli parkın içinde bulunan tek otel. Kısacası bu pahalı deneyimi dünyanın en ünlü kuzey ışığı otelinde gerçekleştireceğiz. Hem de Narvik Abisko treninden otelimizin içindeki durakta ineceğiz. Gece odanızdan, kapınızın önünden ya da otelin bahçesinde sabaha kadar gökyüzüne bakabilirsiniz, muhtemelen kuzey ışıkları sizi karşılayacak. Hep beraber otelin kamp ateşi çevresinde bu muhteşem doğa olayını takip ediyor olacağız. Bugün sabaha İsveç Laponyası'nda uyanacak ve bulunduğumuz ıssızlığın ve muhteşem doğanın ortasında trekking yapacağız. Abisko Milli Parkı'nın bembeyaz kaplı platosunda hem otelimize 700 metre mesafedeki gölü ziyaret edecek ve milli parkın içindeki kanyona gideceğiz. Güzel yürüyüş turlarımızın ardından akşam bir gece önceki heyecanımız ile aynı şekilde kuzey ışıklarını Abisko Milli Parkı'ndan takip edeceğiz. Öğle treni ile 1 saatlik mesafedeki Kuzey İsveç'in madenleri ile ünlü şehri Kiruna'ya geçeceğiz. Kiruna'da konaklayacağımız otele girişimizi yaptıktan sonra Kiruna'yı yürüyerek gezeceğiz. Akşam yine kuzey ışıklarını izlemek için mükemmel bir noktada konaklıyoruz. Dileyenler otelimizde bulunan ve dış mekan sıcak havuzlara sahip SPA'da ücreti karşılığı dinlenebilirler. Sabah 7 uçağı ile Kiruna Stockholm İstanbul seferini gerçekleştiriyoruz. -İstanbul Oslo, Stockholm İstanbul ekonomi sınıfı uçak biletleri -Oslo Tromso, Kiruna Stockholm ekonomi sınıfı uçak biletleri -2 gece Tromso şehir merkezi konaklama -2 gece Abisko Milli Parkı'nın içindeki tek tesiste konaklama -1 gece Kiruna'da şehir merkezi konaklama -Sabah kahvaltıları -Kuzey Finlandiya Kuzey Işıkları Turu -Kuzey Norveç Kuzey Işıkları Turu -Abisko Milli Parkı'ndaki giriş ücretleri -Narvik Abisko tren bileti -Abisko Kiruna tren bileti -Tüm transferler -Tüm kuzey ışığı aktiviteleri -Bilet kesim bedelleri -Tüm havalimanı vergileri -75 Euro zorunlu bahşiş bedeli -Stockholm içindeki havalimanı şehir merkezi bağlantı tren biletleri -Schengen vizesi -Programda belirtilmeyen yemekler -Kuzey Işıkları tamamen şansa dayalı bir doğa olayıdır, bu turda her gece yakalama şansı bulduğumuz kuzey ışıkları için Norveç'te 1 gece kuzey ışığı özel turu (Araçla 9 saat) ve Abisko Milli Parkı'nda gözlemevinin hemen yanında kaldığımız otelde gece gözlem yürüyüşü yapılacaktır. -Şansımız çok çok yüksek olmasına rağmen hiçbir doğa olayında %100'den bahsetmek mümkün değildir. -Norveç'in kuzeyindeki Tromso'den Finlandiya Laplandi'ne yapacağımız yolculuğumuz ıssız ve sert doğada bir yolculuk olacaktır. Bu tur o günkü hava şartlarına göre iptal olabilir. -Kuzey Finlandiya kısmı kuzey ışıkları turu sırasında görülebilir ya da bu tur için yerel acentamız kuzeydeki fiyortları da seçebilir. -Bu durum o gece tura çıkmadan önce belli olacaktır. -Bu tur sadece 12 kişi ile sınırlıdır. Tur hakkında merak ettiğiniz her türlü sorunun cevabını almak ve ön kayıt için lütfen 0(554) 959 82 00 numaralı telefondan Neslihan Hanım ile irtibata geçiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/nusa-adalari-endonezy", "text": "Nusa adaları Endonezya Bali adasının yalnızca 30 dakika uzaklığında (20 km) bulunan tropikal 3'lü adadır. Bali adasının parçası olan Nusa adaları son yıllarda alternatif ada arayışında olan gezginlerin uğrak yeri olmuştur. Biz Türkler için daha yeni yeni duyulmaya ve ziyaret edilmeye başlanmış olması sebebiyle sizlere Nusa adalarını tanıtma ihtiyacı hissettik. 2017 Haziran ayında gerçekleştirdiğimiz Bali seyahatine yeni yerler ekleme isteği sonucu nereye gidelim nereye diye araştırırken Bali'ye en yakın konumdaki bu üç güzel adaya gitmeye karar verdik. Baktık ki Nusa adaları doğasıyla sörf yapılabilecek kumsallarıyla, kaya tırmanış noktalarıyla, doğa yürüyüş rotalarıyla ve inanılmaz etkileyici manzaralarıyla bizi daha gitmeden etkilemeyi başarmıştı. Nusa Penida Adası, Gelgel hanedanının Bali'deki tutuklularının Majapahit hükümdarı tarafından 18. yüzyılın başlarında hapishanede tutulduğu bir yermiş. Toplam alanı Nusa Penida, Nusa Lembongan ve Nusa Ceningan dahil 20.284 hektar olup idari olarak 16 köy ve 79 banjardan oluşmaktadır. Din olarak öncelik Hinduların olup bunu Müslümanlık, Katolik ve Protestanlık takip eder. Nusa adasına gitmek için Bali adasının güneydoğusundaki Sanur kumsalına ulaşmanız gerekiyor. Sanur kumsalı havalimanından araçla 30 dakika uzaklıktadır. Kumsalın girişinde meşhur Bali kapısı bulunuyor. Taksiler müşterilerini burada indirmek zorunda. Kapı girişinde tur şirketlerinin yetkilileri feribot bileti alacağımızın farkında olduklarından bizi kapma derdindeler. Penida adasına gideceğimizi söyleyince yanımıza bir çocuk verip indiğimiz kapıdan sahildeki ofise yaklaşık 3-5 dakika yürüyerek vardık. Acenta önüne gelince Penida adası için yetkili tek yer olduğunu görmüş olduk. İlk başta acaba kazıklandık mi fikri aklımızda yok değildi. Biletlerimizi aldıktan sonra bekleme bölümünde teknenin kalkış saatine kadar vakit geçirdik. Topu topu zaten 5 kişiydik. Ellerimizde valizler kumsalda n yürüyerek 1250 beygirlik teknemize bindik. 1250 beygir tekneyle de ilk seyahatimizi Penida'ya giderken gerçekleştirmiş olduk. Sanur'dan Nusa Penida adasına her gün 07:00, 08:00, 08:30, 10:00, 15:00, 16:00 olup tek yön fiyatı 200.000 IDR'dir Seyahat süresi 35 dakika. Sanur'dan Lembongan Adasına her gün 08.30, 09:00, 09:30, 10:30, 11:00, 13:00, 14:30, 15:30, 16:30, 17:30 olup tek yön fiyatı 200.000 IDR'dir Seyahat süresi 30 dakika. Sanur bölgesi haricinde Nusa adalarına yani Penida'ya ulaşmak için Padang Bai iskelesi de bir alternatiftir. Her gün sabah 06:30'da kalkan public speed boat ile tek yön 40.000 IDR ödeyerek ulaşımınızı daha uyguna sağlamak mümkündür. Nusa adaları bu üç ada için söylenen genel bir tabirdir. Toplamda 3 tane adadan oluşmaktadır. En büyüğü Nusa Penida, sonraki Nusa Lembongan ve en küçüğü Nusa Ceningan adasıdır. Nusa Lembogan ve Nusa Ceningan adaları birbirine kısa bir köprü ile bağlanmaktadır. Dolayısıyla konaklama için iki adadan birini tercih edip motor kiralayıp bir plan içinde iki adayı gezmek en mantıklısıdır. Nusa Penida adası ise bu iki adadan bağımsız ve her hangi bir bağlantısı yoktur. Nusa Penida adasından diğer adalara geçmek için muhakkak tekne yolculuğu yapılması zorunludur. Penida'dan kalkan botlar Lembongan adasıyla Ceningan'ı birbirine bağlayan köprünün dibindeki lembongan adası tarafındaki iskeleye yanaşmaktadır. Biz seyahatimize Nusa adalarının hepsini dahil ettik. Önce Penida adasından başlayarak sırasıyla Nusa Ceningan ve Nusa Lembongan yaptık. Penida adası yukarıda da bahsettiğimiz gibi içlerinde en büyük olanı. Dolayısıyla bir yerden bir yere ulaşmak oldukça vakit alıyor. Konakladığımız otelden kiraladığımız motosikletle (günlük 80.00 ila 120.000 IDR arası) gün gün nerelere gideceğimizin önceden planını yapıp ona göre ziyaret edeceğimiz noktalara uğradık. Plansız haraket etmeniz size günü boş geçirmenize mal edebilir. O yüzden edindiğimiz tecrübe sonucu Penida adasında minimum 2 maksimum 3 gece kalmanızı her yeri gezip görmeniz açısından şiddetle tavsiye ediyoruz. Nusa Penida adasında gezdiğiniz noktalar, tırmandığınız dağlar inanılmaz manzara sunduğu gibi sizi bir o kadar da yormaktadır. O yüzden Penida adasını bitirdikten sonra Ceningan ve Lembongan'a geçip burada kendinize en az bir gün kafa tatili koyun. Lembongan adası için 2 gün yeterli olup Ceningan'a 1 gün ekleyebilirsiniz. Şu da var tabi deli gibi durmadan gezerim derseniz Ceningan ve Lembongan'ı bir gün içinde de bitirmeniz mümkün. Ama bu adalar öyle yerler ki gideceğiniz noktaya hangi saatte varacağınız çok önemli. Gün batımı noktalarına öğlen güneşi altında gitmek istemezseniz bizim sizlere önerdiğimiz planlamaya uymanız seyahatinizin güzel geçmesine katkı sağlamış olur. Ceningan hariç Penida ve Lembongan adalarında ATM bulabilirsiniz. Ancak Lembongan'daki genelde arızalı olduğu için önerimiz yanınızda nakit bulundurmanız yönündedir. Nusa adalarının iki sezonu vardır. Biri Ekim ile Nisan arası olan yağmurlu diğeri Mayıs'dan Eylül'e kadar olan kuru sezondur. Yani bizim yaza girdiğimiz dönemle birlikte Nusa adaları ziyaret etmek için en uygun dönem olmaktadır. Genelde Uzakdoğu denilince bizim kış dönemimizde oranın yaz olduğu, bizim yazımızda da kış olduğu fikri beyinlere yerleşmiş olsa da bu tamamen yanlış bir bilgidir. Endonezya'ya gitmek için kışı beklemenize gerek yok ülke olarak yaza girmemizle Endonezya'nın en iyi dönemi başlamaktadır. Bu yüzden sakın ola Endonezya seyahatinizi Ekim ila Nisan arasına planlamayınız. Her ne kadar tropik iklim söz konusu olsa da yağmura ve bulutlu havaya yakalanma riskiniz büyüktür. Bali adasından motor kiralayarak Nusa adalarına gidemezsiniz. Motorunuzu park yerine park edip hızlı botlarla adaya geçip oradan tekrar motor kiralayabilirsiniz. Ama Nusa adalarına 1 ya da 2 gün yetmez o yüzden boşuna Bali'den motor kiralayıp kullanmadığınız günlerin parasını vermenize gerek yok. Uber kullanarak çok uyguna limana araçla gitmeniz en doğrusu. öncelikle yazı için teşekkürler. Bali'den Nusa Penida'ya gitmek istiyorum. Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla önce Sanur Kumsalı'na gitmek gerekiyor yazmışsınız. 200.000 Rupiah 2017 için. Bir de yazınızın bir yerinde Padang Bai Limanı'ndan Nusa Penida'ya 40.000 rupiah ile gidilebileceğini yazmışsınız. Nusa Penida'da kalacağınız otelden bilgi alabilirsiniz. Ya da Nusa Penida'yı gezeceğiniz esnada limana gidip kendi biletinizi almanız da mümkün. Merhabalar, Bali gezisi planında dediğiniz mantıklı önce Nusa adalarına geçebilirsiniz. En az 2 gün kalmanızı öneririz. Nusa adalarından Gili'ye transfer olduğunu duymadık. Nusa Penida'ya geçerken bileti alacağınız acentaya sorarsanız daha sağlıklı bilgi edinirsiniz. Gili Trawangan'da eğer 1 gece kalmayı düşünüyorsanız hiç gitmeyin daha iyi. Burada da yine en az 2 gece kalmalısınız. Hatta gitmişken diğer Gili adalarını da görmenizi öneririz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/nusa-penida-adas", "text": "Nusa Penida adası, Bali adasının tam karşısında ve en yakınındaki 3 adadan en büyük olanıdır. Diğerlerine yani Nusa Lembongan ve Nusa Ceningan'a kıyasla su altı güzellikleriyle popüler olan ada başta dalış severlerin sonra tırmanış ve trekking severlerin en top noktalarından bir tanesidir. Nusa Penida adasına gitmeden önce ne ile karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Hem programımıza son anda eklememiz hem de yeterli Türkçe kaynak olmaması yüzünden nereleri gezeceğimizi detaylı olarak planlayamamıştık. Ama gittikten sonra hem harita üzerinden hem de yabancı bloglar sayesinde istediğimiz bilgilerin tümüne en detaylı haliyle kavuşabildik. Programımıza son anda dahil ettiğimiz için de otelimizi dahi ayarlamamıştık. Bali adasının Sanur kumsalından bindiğimiz hızlı tekneler ile yarım saatte Nusa Penida adasına vardık. Vardığımız limana liman demeye bin şahit ister. Bir kaç tane araç ve motorlar dışında bir şey yoktu. Hadi transfer için aracımızı ayarlarız dedik ama araçtan önce otel ayarlamamız gerekiyordu. Bulunduğumuz bölgeye en yakın Full Moon Bungalows'u bulduk. Taksi olarak nitelendirilen araca binerek otele gittik. Ada oldukça büyük ve mesafeler uzak olduğundan en iyi yönetimin motosiklet kiralamak olduğuna karar verdik. Zaten adada gördüğümüz tüm turistlerin altında da motor vardı. Hele yolların dar ve bozuk olduğunu görünce iyi ki motor kiralamışız dedik. Nusa Penida adasında rahatlıkla ve yönünüzü kaybetmeden gezebilmeniz için mutlaka navigasyon kullanmanızı öneriyoruz. Biz her seyahatimizde olduğu gibi burada da offline hizmet veren maps. me uygulamasını kullandık. Penida adasının özel yerlerinden biri olan Pasih Uug adanın Bunga Mekar Köyü'nde bulunmaktadır. Bali adasındaki Uluwatu tapınağını anımsatan bölgede eksik tapınak ve maymunlardır. Ama gün batımı manzarasının Uluwatu'ya eş değer olduğunu söylemeliyiz. Eğer şanlıysanız penguin ve su kaplumbağalarını da görebileceğiniz bir noktadır. Pasih Uug'dan devam edip tabelaları takip ettiğinizde Angel's Billabong'a ulaşabilirsiniz. Mesafe yaklaşık 500 metredir. Infinity pool meraklıları için paha biçilmez bir yer. Biz meraklısı olmasakta dibine kadar tadını çıkardık. Tabi buraya döneminde gitmenizin faydası var. Dalgalı olduğu zaman gidilirse havuza girmek pek münkün olmuyor. Suyun daha durgun olduğu zamana denk gelirseniz tadından yenmez. Çıt kırıldım olanların havuza ulaşması pek mümkün değil ama dağ, taş bana işlemez diyorsanız vurun kendinizi aşağı. Hele bir de o havuzun içinde sere serpe yatmışken biri de yukardan fotoğrafınızı çekiyorsa keyif kat be kat artıyor. Pejukutan Köyünde yer alan Atuh kumsalı kayalıklarla çevrili bir kumsaldır. Özellikle sular çekildiği zaman ortaya çıkan kaya toplulukları bölgeyi değişik bir atmosfere bürümektedir. Atuh Plajı'ndan, Batu Melawang / Pepadasan adası, Batu Abah Adası, Batu Paon ve Bukit Jineng Adası gibi mercan adalarını görebiliriz. 1. Zorlu yol koşullarından dolayı erişim oldukça zorludur ve sadece motosikletle geçilebilir. 2. Plaj'da tesis bulunmamaktadır. terk edilmiş durumda. Yanınıza yiyecek ve içecek götürmenizi tavsiye ederiz. 3. Sabah çok erken gelecekseniz veya gün batımından sonra geri dönecekseniz yanınızda kafa feneri veya normal fener bulundurmalısınız. Plaja adeta trekking yapar gibi inilip çıkılıyor. Parmak arası terlik bazı yerlerde zorluk çıkarabiliyor. Eğer zorlu yollara alışık değilseniz ayakkabı giymenizde fayda var. Nusa Penida adası denize girmelik bir ada değil bunu baştan söyleyelim. O niyetle gelecekseniz baştan yanlış tercihte bulunduğunuzu açıkça söylüyoruz. Penida adasında denize tek girilecek yer Kristal koyudur. Palmiye ağaçları ile adeta set örülmüş kumsal adından da anlaşıldığı gibi kristal berraklıktadır. Instagram'da Bali adası yazınca en çok karşılaştığınız fotoğraf noktasıyla tanıştıralım sizleri. Kelingking kumsalı açık ara farkla Penida adasının mutlaka ama mutlaka gidilmesi gereken en güzel noktasıdır. Unutulmaması gereken en önemli şey dağın tepesinden kumsala kadar dik patika yoldan 30 dakika trekking yaparak zorlu parkuru inmeniz gerektiğidir. Denize ulaşmak için 100 metre aşağı inmeniz şart. Penida adasının Kelingking kumsalından sonra en can alıcı noktası da burasıdır. Daracık mavi merdivenlerden 80 metre inerek denize ulaşmak mümkündür. Amaç denize girmekten çok merdivenleri inerken manzara ve mantraları görmektir. Vakti bol olanlar için gezilecek diğer yerler ise Banah Cliff Point, Saren Cliff Point ve Puncak Mundi tapınağıdır. Toparlamak gerekirse harita üzerinde pinlediğimiz tüm noktaların mesafesi tek yön 72 km'dir. Penida'da gezilecek yerlerin mesafeleri kısa gibi gözükse de yolların hem dar hem de oldukça bozuk olması düz asfalt'ın nadiren görüldüğü adada bir yerden başka bir yere ulaşım hayli zaman almaktadır. Bunu göz önüne aldığımızda ilk gün otelinize yerleşir yerleşmez motosiklet kiralayıp önce Kristal Koyuna gidip bir kaç saatinizi burada geçirin. Buradan 17 km yol yaparak Pasih Uug'a geçin. Pasig Uug diye bilinen yerin diğer adı Broken Beach'tir. Deniz kayalarla çevrili olduğu için yukarıdan aşağı bakınca adeta havuz görüntüsü vardır. Motosikletinizi park edip deniz tarafına doğru yürümeye başlayınca hemen solunuzda Broken Beach'I göreceksiniz. Tam da bu gördüğünüz yer fotoğraf noktasıdır. Pasig Uug ziyaretinden sonra çokta zorlu olmayan yollardan Kelingking kumsalına ulaşılıyor. Kelingking'in tek sıkıntısı manzara noktası ve bundan sonraki bölümlere yürümektir. Gerçi biz parmak arası terlikle bile ürüdük ama siz yine de bizi örnek almayın, spor ayakkanı giyin! Yanarız yanarız buraya neden geç gittiğimize. Hava kararacak diye kumsala varmamıza son 5 dakika kala geri dönmek zorunda kalmıştık. Gitsek giderdik elbet ama ışıklandırma olmayan dağ başında, emanet korumalara tutunarak tırmanmak çok akla uygun gelmedi. Ama sözümüz var ilk fırsatta yine gidicez bu adaya. Peguyan Şelalesi, Kelingking'den sonra şüphesiz Penida adasının en çarpıcı noktalarından bir tanesi. Ara ara çukurlara girme garantili asphalt yolu takip ediyorsunuz. Yolun bittiği noktaya motorunuzu park edip merdivenlerden aşağı vurun kendinizi. Kelingking mi yoksa Peguyan mıd aha korkutucu diye soracak olursanız, kesinlikle Peguyan. Yanlışlıkla ayağınızın takılıp düşecek olursanız denize kestirmeden gidersiniz. Ama göreceğiniz manzara için bu merdivenler kesinlikle inmelisiniz. Merdivenlerin bittiği yerde minik bir doğal havuz var. Dilerseniz yorgunluğunuzu içinde atabilirsiniz. Ama keyfinizi arttırmak için yanınıza atıştırmalık ve içecek bir şeyler almayı da sakın unutmayın. Manta Point : Burası manzara izlenecek bir yer değil. Eğer dalış yapıyosanız veya sualtına merakınız varsa teknelerle bu bölgeye gelip koca koca vatozlarla birlikte dalış yapabilirsiniz. Atuh Beach : Ve Nusa Penida adasının kapanışını adanın en ucunda her bölgeye uzak kalan bir kumsalda yapılır. Uzak olduğundan mı yoksa işletme olmadığından mı bilemiyoruz bizden başka kumsalda sadece 3 kişi vardı. Yolun son bir kaç km'sinde artık asfalt yok. Bol çukurlu ve toprak bir yola girdik. Gidebildiğimiz kadar gidip yürüyüş mesafemizi kısaltmak istedik. Çünkü diğer yerlerde olduğu gibi burada da kesin tırmanış olacağına adımız gibi eminiz. En azından park alanından kumsala az yürüyelim istiyoruz. Motoru park ettikten sonra da öyle kısa yürümedik. Patika yolu takip ederek ara ara merdiveni olan dik bir yola vardık. İnip çıkarken en zorlandığımız yer burası oldu. Aslında inmesi o kadar değil de çıkması daha fazla yoruyor. Kumsal gerçekten müthiş. Fakat gitmeden önce ne yapın edin gel-git saatlerini öğrenin. Biz öğlen gitmiştik. Ve deniz çok çekilmişti. Hal böyle olunca da denize giremeden gerisin geri döndük. Eğer Atuh'un yandan manzarasını izlemek isterseniz Atuj kumsalına varmadan önce sağ yoldan girip Rumah Pohon Ağaç Evlere varabilirsiniz. Son zamanlarda instagramın en popüler karelerinden biri haline geldi. Gidenlerin es geçmemesini öneririz. Sanur Kumsalından : Bali adası, Sanur kumsalından kalkan hızlı feribotlar sayesinde 50 dakikada Penida adasına rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Güncel fiyatlara Sanur kumsalına girer girmez sol tarafta köşede kalan acentanın afişindeki listeden öğrenebilirsiniz. Padang Koyundan : Buradan her gün kalkan halk feribotu bulabilirsiniz. Hatta büyük olanlarına araç dahi alınmaktadır. Aslında Bali'de kiraladığınız motorla bu feribota binip günübirlik Penida turu yapabilirsiniz. Feribot fiyatları da hızlı feribota göre üçte bird aha ucuzdur. Küçük feribotlar maksimum 20 kişiliktir. Nusa Lembongan'dan : Halk botları her gün sabah 06:00'da kalkmaktadır. Penida adasında vardığı liman ya Toyapakeh ya da Buyuk Harbour'dur. Eğer Penida adasına tek başınıza ulaşmak sizin için sıkıntı olacaksa kapıdan kapıya hizmet sağlayan firmalardan yardım alabilirsiniz. Bu hizmet Endonezya'da sıklıkla uygulanan bir sistemdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ohridde-gezilecek-yerler-ohri-golu-makedonyanin-incis", "text": "Makedonya turu rotamızın son durak noktası Ohrid şehrindeyiz. Ohrid'de gezilecek yerler her ne kadar fazla olmasa da Ohri gölü sayesinde Makedonya'nın en çok ziyaret edilen şehirlerinden bir tanesidir. Makedonya'nın 8. büyük şehri olan Ohrid'de nüfusun %80'i Hristiyandır. Şehirde bulunan 365 tane kilisesiyle Makedonya'nın Kudüs'ü olarak da bilinir. Makedonya ülkeye gelen ziyaretçilerini doğal güzellikleri ile büyülemeyi başarıyor. Bunu kanıtlayan en önemli şey Ohri gölü ve şehrinin 1980 yılında Unesco mirası listesine alınmış olmasıdır. Ohrid kaleiçi bölgesi, Aziz Naum Kilisesi ve Saint Panteleymon Kilisesini gezebilir, Ohrid kaynaklarında tekne turu yapabilir en önemlisi de Ohrid gölünde katamaran turu yapabilirsiniz. En derin noktası 313 metre ortalama derinliği 210 metre olan gölde gölün dibi 120 metre'den gözükebilmektedir. Makedonya ve Arnavutluk arasında sınır görevi gören Ohrid'in %70'i Makdeonya'ya aitken %30'u Arnavutluk'undur. Ohri gölünün Makedon sahili Unesco koruması altındadır. Aynı şekilde Ohrid şehri de. Ama Arnavutluk tarafı ne yazık ki Unesco tarafından koruma altına alınmamıştır. Çünkü orası ciddi anlamda bakımsız kalmıştır. Kanalizasyon ve diğer atıklar göle atılmaktadır. Madem Arnavutluk atıklarını göle atıyor nasıl oluyor da Makedonya kısmında kalan göl Unesco koruma altında diyeceksiniz. Bu atıkların Makedonya kısmına girmesi imkansızdır. Şöyle ki göl tam Arnavutluk kıyısında nehre dökülmektedir. Ohri gölü 4000 yıla aşkın bir tarihe sahip. Özellikle Ohri gölü etrafında Ohri şehrinde yapılan kazı çalışmaları sonucu Antik Makedonya döneminden kalan altın maskeler bulundu. Daha da eskiye gidildiğinde 4500 yıllarına ait balıkçı barınakları bulundu. Yani ilk yaşamın 4000 yılı aşkın süre önce olduğu kanıtlandı. Su sıcaklığının 11 derecenin üstüne çıkmadığı ve her saniye Ohri gölüne 10 litre suyun boşaldığı bölge kayık turu yapıp ana kaynağın nereden çıktığına şahit olmak için akıl almaz güzellikte bir doğal ortamdır. Ohri gölü doğal bir göldür. Yani dağ gölüdür. Suyun kaynağı dağ eteklerinden toprak altından gelmektedir. Ohri göl kaynakları 650-700 metre deniz seviyesinden yüksekte çıkmaktadır. Ohri gölünün nehire döküldüğü nokta kaynaklarından 50 ila 60 metre arasında daha yüksektir. Yani Ohri gölünde tamamen ters bir akıntı vardır. Aşağıdan kaynayıp daha yukarıda ırmağa dökülmesi buna en güzel örnektir. Ohri gölü etrafında 3 tane şehir vardır. Ohrid, Arnavutluk sınırları içinde kalan Pogradec ve Struga şehirleridir. Ohri gölü Struga şehrinden ırmağa dökülmektedir. Buradan da Adriyatik'e gider. Göl içinde Ohrid'e özgü alabalık çeşidi yaşamaktadır. Kırmızı ve altın benekleri olan ve lezzet anlamında deniz balığından daha lezzetli bir balık türüdür. Alışılagelmiş ağır alabalık tadı yoktur. Ohrid gölünün ana kaynak bölgesi aynı zamanda Drim ırmağının da suya karıştığı bölgedir. Her 3 saatte bir suyun değiştiği ve insan elinin değmediği bir yerdir. Kaynak bölgesiyle göl kısmı ayrıdır. Burası Milli Park statüsündedir. Kaynak bir yerden göle boşalır ama kaynak bölgesinde yapraklar düşünce toplanmaz, ağaç devrilirse kaldırılmaz. Doğanın kendini yenilediği bilinciyle bu bölgede hiçbir şeye el sürülmez. Kaynak bölgesinde kesinlikle motor kullanılmıyor. Kürekli kayıklar eşliğinde gezi gerçekleştirilmektedir. Ohri gölünün yanı başında bir göl daha vardır. Adı Prespa Gölüdür. Prespa Ohri gölünden daha da yüksektedir. Ohri gölünün kaynağını besleyen bir başka kaynak Prespa gölüdür. Doğal yağışlar, karlar, dağ eteklerinden gelen sular, yer altından gelen kaynaklarla beraber Ohri gölü beslenmektedir. Sveti Naum'un 12 yy yaşadığına inanılan bilinen bir aziz olduğu söylenmektedir. Kiril kardeşlerin hocası olduğu ve en çok misyoner yetiştiren aziz diye geçer. Aynı zamanda Ohri gölünün koruyucu Aziz'i anlamındadır. Yerel halkın inancına göre; Kilisenin içinde bir sütun/taş'ın altında Aziz Naum'un mezarı vardır. Elinizi o taşa koyduğunuzda hala kalp atışı hissedilmektedir. O kalp atışı aslında Aziz Naum'un kalp atışıdır. Çünkü ruhu ölmemiştir. O kalp atışı devam ettikçe Ohri gölü kaynakları kaynamaya devam edecektir. Ne zaman ki o kalp atışı durduğunda artık kaynakların kuruyacağına inanılmaktadır. Bunun bilimsel bir açıklaması tabi ki var. İstediğiniz taşa ya da başka her hangi bir şeye elinizi koyun kendi kalp atışınızı hissetmememiz imkansızdır. Ama yerli halkın inancı bu yöndedir. Aziz Naum imkansızları başarmış bir Aziz olarak bilinir. Hayvanlarla anlaştığı ve onları terbiye ettiği söylenir. Aynı zamanda kilise içinde Aziz Naum'un hayatını betimleyen freskleri de görmeniz gerektiğinin altını çizmek isteriz. Aziz Naum kilisesine gelmek için Ohrid merkezden otobüslere binmeniz gerekiyor. Yolculuk yaklaşık 1 saat sürmektedir. Ohrid'de Lower Gate, Upper Gate, Front Gate ve Water Gate olmak üzere toplamda 4 tane kapı vardır. Surlar, kaleler Osmanlı Anadolu'nun hiçbir yerinde sıfırdan kale inşa etmemiştir. Fethettiği yerlerde mevcut olan harap kaleleri tekrardan restore edip, genişletip, uzatmıştır. Bazı yerlerde Osmanlı kaleleri diye geçer ama bu tamamen yanlıştır. Ohrid kalesinde Osmanlı'dan kalan tek şey kaledeki kapılardır. Ohrid kalesi 4. yy'a dayanır. Antik tiyatro ise Roma dönemine aittir. Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetler altına giren Ohrid'de bütün medeniyetlere ait bir şeyler görmek mümkündür. Ama en baskın dönem Osmanlı'dan kalmadır. Evlere baktığınızda aklınıza ilk gelen Safranbolu evleri olur. Kaleiçi bölgesine adım atar atmaz arnavut kaldırımları başlar. Tüm dünyada bu kaldırım Türk yolu, Türk kaldırımı olarak geçerken bizler Arnavut kaldırımı deriz. Sur içi bölgesinde M. Ö 200 yılında Helenistik mimari ile inşa eidlmiş tiyatro 4000 seyirci kapasitelidir. Makedon halkı açık hava etkinliklerine çok düşkün oldukları için tiyatro günümüzde hala aktif olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Ohrid yaz festivalleri ve çeşitli yerel şovlar hala bu tiyatroda sergilenmektedir. 15 yy'dan günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. Misyoner yetiştirdiği için ve misyonerlik 17 yaş ve üstü oluğundan Avrupa'nın ilk üniversitesi diye de geçer. Manastır'daki kazılar alanlarından Büyük İskender'e ait altın maskeler çıkarılmıştır. Manastır olmadan önce bir ibadet yeri ve antik döneme ait yaşam alanı olduğu ortaya çıkmıştır. Yine yapılan kazılar sonucu Roma döneminden kalan Baptistane bulundu. Üzerindeki mozaik simgeler baptistane ve çocukların kutsallaştırıldığı vaftiz edildiği yer olduğunu simgeler. Ziyaret ettiğimizde kazıların etrafındaki binaların aslında misyonerlerin kaldığı yer olarak yapılması planlanırken şimdilerde otel olma yolunda ilerlemektedir. Tarihe bir şey katmak isterken karşılığında saygısızlık yapıldığı aşikardır. Kilise alanı içinde Yusuf Çelebi'nin Türbesi vardır. Beyaz minik bir yapıdır. Bizans mimarisi ile 13. yy'ın sonunda yapılmış kilise Ohri gölünde bir yamaç üzerine yapılmış Ohrid'in en çok fotoğraflanan noktalarından biridir. 1000 Makedon denarı üzerinde bu kilisenin resmi vardır. Kilise duvar resimleriyle adından söz ettirmektedir. Gradiste Kumsalı : Şehir merkezine yakın olup şehrin en kalabalık kumsalıdır. Partilerin tercih edildiği kumsal çok geniş olmasa da yeterli uzunluktadır. Kış dönemi gittiğimiz için şezlong göremedik. Ama sandalye veya katlanır şezlongunu kapanın buraya geldiğini öğrendik. Bunlar yok diye dert etmeyin kumsal boyunca set ören ağaç gölgelerinin altına geçip atın havlunuzu bakın keyfinize. Ljubanista Kumsalı : Ohrid şehir merkezinden 30 km uzaklıkta Arnavutluk'a varmadan önce Makedonya sınırlarında son köyde bulunan kumsal 1.5 km uzunluğundadır. Kumsalda kamp yapma imkanı ve restaurant, market gibi ihtiyaçlarını karşılayabileceğiniz yerler olduğundan eğer araçla seyahat ediyorsanız uğramanızı önereceğimiz yerlerden biridir. Eleshec Kumsalı : Ohrid şehir merkezinden 10 km uzaklıktaki kumsal bungalow konaklaması ve karavan kamp alanı imkanı sunmasıyla doğa içinde kendinize bir kaç gün rahatlık sağlayabileceğiniz yerlerden biridir. Eğer konaklama yapmayacaksanız buraya kadar zahmet etmenize gerek yok. Bunun yerine şehre daha yakın kumsallara gitmenizi öneririz. Labino Kumsalı : Küçük ve taşlı kumsalı olan plaj denizin berraklığıyla insanı kendine çeken keyifli plajlardan bir tanesidir. Trpejca Kumsalı : Ohrid çevresindeki minik kumsallardan bir tanesi olan Trpejca'ya ulaşım yalnızca botlarla oluyor. Ohrid'den 12 km uzaklıktaki kumsal Galichica Milli Parkı sınırları içinde bulunan kristal berraklıktaki suyu ile mükemmel bir deniz imkanı sunmaktadır. Üsküp'ten Ohrid 178 km uzaklıktadır. Haftanın her günü 05:30 ila 19:30 arasında otobüs seferleri mevcuttur. Yolculuk 3 saat sürmektedir. Tek yön ücreti 450-520 MKD (7,5-8,5 Euro) arası, çift yön 630 750 MKD (11-12,5 Euro) arasında değişmektedir. Üsküp haricinde Struga ve Bitola'dan da direk otobüsler bulabilirsiniz. Ohrid otogarına geldikten sonra şehre gitmenin iki yolu var biri taksiyle diğeri 20-25 dakika yürüyerek. Yine aynı şekilde Ohrid'den geri dönmek için geldiğiniz otogara gitmeniz gerekiyor. Vardığınız gün otobüs saatlerini teyit etmeniz en doğrusudur. kesinlikle göldeki bot turuna katılın. büyük tekne 10 küçük botlar ise 20 . pişman olmazsınız. gece alemi de süper ötesi. canlı müzikleri ve yemekleri harika."} {"url": "https://www.gezgincift.com/olulerini-gommeyen-hal", "text": "Endonezya'nın Güney Sulawesi bölgesinde Toraja halkının uyguladığı çok değişik bir gelenekten bahsetmek istiyoruz. Öncelikle rahatsız edici resimlerden ötürü çok çok özür dileriz. Ama bu farklı geleneği sizlerin de bilmesini istedik. Güney Sulawesi'de Tana Toraja'da yaşayanlara Torajanlar denmektedir. Bu bahsini ettiğimiz halkın hayatı ölülerin çevresinde geçmektedir. Bize göre her ne kadar korkutucu olsa da onlar ölüler ile birlikte yaşamaya alışmışlar ve bu durumdan çok memnunlar. Onlar için cenaze hayatlarındaki en güzel kutlamadır. Aileden birinin vefat etmesiyle tüm aile bir araya gelip bir veda partisi düzenler. Yaklaşık 650.000 nüfusa sahip Toraja halkından geri 450.000 kişi kalmıştır. Bir çoğu Hristiyan olmakla beraber Müslümanı ve yerel inançlara inanan Aluk Todola'lar bir arada yaşamaktadırlar. Torajanlar biriktirdikleri paraları ne düğünler için ne de özel ihtiyaçları için harcarlar. Biriken paralar sadece cenaze için harcanmaktadır. Ölen kişi için harcanan para bitmedikçe ölü gömülmemektedir. Bu süre belki aylar belki yıllarca sürmektedir. Para biriktirilen bu süreçte yani ölü gömülene kadar ailesi tarafından halen yaşıyor ya da hasta olarak görülmektedir. Ölen kişinin ardından yapılan ve günlerce süren bu seromoniye Ma Nene denmektedir. Bu süre içinde ölü gömülmez. Vefat eden kişi mumyalanır ve ailesinin evinin altında bir kutuda muhafaza edilir. Cenaze seromonisi bittikten gömülmeyi bekleyen kişi onların gözünde gerçekten tam olarak ölmemiş hastalık acısı çekmektedirler. Sıra gömme gününe gelince ölen kişi saklandığı kutudan çıkarılarak köyden gezdirilir, ölü için şenlikler yapılır, kurbanlar kesilir, ölüye hediyeler sunulur ve sonrasında üstünde hiçbir kıyafet olmadan tabutun içine yerleştirilir. Bu işlemlerden sonra tabuk sarp kayalıklara konulur. Gömülen, mumyalanan, yakılan bir çok cenaze seromisini duyduk, biliyoruz ancak böylesi bir geleneği şimdiye kadar biz de bilmiyorduk. Gerçekten oldukça değişik!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/olum-adasi-povegli", "text": "Venedik ve Lido arasında küçük bir ada olan 160.000 kişinin can verdiği ölüm adası Poveglia. Adaya giriş izni verilmediğinden bu ufacık ada öyle ıssız bir şekilde duruyor. 1576 yılında İtalya'da veba hastalığı baş gösteriyor, öldürücü hastalık olduğundan ve tedavisi de mümkün olmadığından hastalığa yenik düşen binlerce ceset etrafa yığılmaya başlıyor. İnsanların panik yapmaya başlamasıyla tüm cesetler Poveglia Adasına götürülerek yakılıyor aynı zamanda cesetler için çukurlar da kazılıyor. En korkuncu ise getirilen yasal düzenleme ile yaşlı, genç, çocuk demeden veba hastalığına yakalanan herkes adaya sevk edilerek ölüme terk ediliyor. Takriben 160.000 kişiden fazla insan korkunç bir halde bu adada can veriyor. 1992 yılında adaya akıl hastanesi inşa ediliyor. Efsaneye göre hastanede görevli olan doktorun kendi deneylerine göre değişik işkenceler ile onca insanı öldürüyor. Söylentilere göre doktorun yanmış cesedi kulede bulunuyor. Geçmişte olduğu gibi şuan bile Poveglia korkutucu bir yer olarak anılıyor. Bir çok televizyon programlarında dünyanın en korkunç yeri olarak konu edilmiştir. Yine söylentilere göre Venedik balıkçılarının hiç biri bu bölge de balık tutmaya gitmiyormuş. Sebebi malum halen cesetler ortalıkta olması ayrıca çan kulesinde çan olmamasına rağmen çanın çalmasıymış."} {"url": "https://www.gezgincift.com/olympos-alaturka-konaklam", "text": "Olympos tatili için artık yeni adresiniz Olympos Bungalow otelleri arasında isteklerinize cevap verecek Olympos Alaturka Pansiyon olacak. Bundan 6 yıl önce biz de birer beyaz yakalıyken ama yine bir Uzakdoğu gezisi öncesi kafa dinlemek için yolumuz Çıralı'ya düşmüştü. Fakat ne de olsa kıpır kıpır olduğumuz için yerimizde duramadık kafa dinlemek bizim neyimize gel biraz etrafı gezelim dedik. İşte Gezgin Çift'in ilk Olympos ile tanışması o zamandı. Çıralı sahile geldiğimizde Olympos'taki kalabalığı görmüş, biraz etrafı gezmiş sonra geri dönmüştük. O zamandan bu zamana bizim için çok şey değişti. Ve aradan geçen yıllar sonra Olympos Alaturka Pansiyon'dan çok sevgi dolu bir davet aldık. İlk başta programımıza uymasa da kader bizi buraya getirdi. İyi ki de getirmiş. Portakal, limon, mandalina ağaçları arasında saklı kalmış, sevimli can dostlar Fındık, Tarçın ve Nurbanu Sultan, Duygu ve Mehmet'in sıcak yuvası olan Olympos Alaturka Pansiyon'a misafir olduk. Tesis her ne kadar pansiyon olsa da tamı tamına 39 adet bungalow'un, onlarca çardağın, sevimli bir bar'ın, bir restaurant'ın ve aracınızı rahatlıkla park edebileceğiniz otoparkın olduğu büyük, konforlu ve çok eğlenceli bir yaşam alanına sahip tatil köyü diyebiliriz. En önemlisi de konuklarla tek tek ilgilenen, müşteri değil evlerine gelen misafir gibi davranan Olympos Alaturka Pansiyon Ailesi sayesinde kendinizi evinizde hissediyorsunuz. Yarım pansiyon hizmet veren pansiyon kahvaltıda açık büfe, akşam yemeğinde ise her güne ayrı 5 çeşit yemek menüsü ile son derece doyurucu ve taze bir akşam yemeği sunuyor. Her iki öğünde de çay ve kahve ikramının sınırsız olduğunu bilmenizi isteriz. Bungalowlar çift ve tek kişilik olmak üzere iki yataktan oluşuyor. Tertemiz nevresim takımları, kliması ve banyo takımları ile sabun ve tuvalet kağıdının olması buranın pansiyondan ziyade tatil köyü kıvamında oluşunun en büyük nedenlerinden. Bungalow deyince hepimizin bir önyargısı vardır. En büyük korkumuz denizden geldikten sonra rahat duş alabilecek miyim sorusudur. Hiç merak etmeyin çoğu otel odasında bulamayacağınız duş imkanı Olympos Alaturka Pansiyon bungalowlarında mevcut. Gürül gürül akan su hem sizleri Akdeniz'in tuzlu suyundan arındıracak hem de akşama tertemiz hazır olacaksınız. 12 ay boyunca sürekli açık olan Olympos Alaturka Pansiyon sadece yazları değil tüm hafta sonları, bayramlar hatta yılbaşı partileriyle de eğlenceli bir ortam için sizleri ağırlamayı bekliyor. Gün içinde deniz, çeşitli aktiviteler ve çevre bölgeleri gezme dışında kalan vaktinizi cafe, restaurant aramakla değil Olympos Alaturka Pansiyon'da geçirebilirsiniz. Tesiste bulunan bar ve çardaklarda kurulup istediğiniz içeceği uygun fiyata oturduğunuz yerden temin edebilirsiniz. Alaturka'nın bir artısı da her çardak içinde bulunan prizleri ve tesisin her yerinde çeken wi-fi hizmeti de en önemli özelliklerinden. - Müşterilere olan ilgisi, - Odaların temizliği, - Tavukların serbest oluşu - Yemek çeşitliliği ve tazeliği, - Yol kenarında olmayışı"} {"url": "https://www.gezgincift.com/olympos-antik-kent", "text": "Türkiye'nin en önemli Likya şehirlerinden birine ev sahipliği yapan Olympos Antik Kenti bulunduğu konum ve özellikle tatil merkezinin tam içinde yer alması sayesinde ülkemizin en turistik yerlerinden bir tanesidir. Olympos Olimpos Antik Kenti hakkında bilgi verdiğimiz bu yazı sayesinde Olympos'a gittiğinizde antik kentin içinden geçerken tarihe daha dikkatli derinden bakmanıza yardımcı olmuş olacağız. Olympos Antik Kenti girişinde ne yazık ki rehber hizmeti bulunmuyor. Bilgilendirici panolar sayesinde antik kenti rahatlıkla gezebilirsiniz. Olympos'un antik kentinden sonra burayı cazibeli kılan diğer önemli şeyler ise Olympos ağaç evler ve Olympos ile Çıralı'nın birlikte paylaştığı sahilinin caretta carettaların üreme merkezi olmasıdır. Olympos Antik Kenti, Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı olan Olympos sahilindedir. Konum için buraya tıklayınız. Antalya merkezden Olympos 85 km 1 saat 30 dakika, Kaş merkezden Olympos 110 km 2 saat 15 dakika, İzmir merkezden Olympos 521 km 7 saat, İstanbul merkezden Olympos 765 km 9 saat 25 dakika, yukarıdaki mesafelerin hepsi özel araç için geçerlidir. Kendi aracınızla ulaşımınızı sağlayacaksanız bu mesafeleri göz önüne alabilirsiniz. Tarihte önemli liman kenti olan Olympos'un tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Olympos adına ilk kez M. Ö 167-168 yıllarında basılmış olan Likya Birliği sikkelerinde rastlanmıştır. Bu şu demek oluyor. Olympos antik kentinin tarihine dair yazılı en önemli kayıt sikkelerdir. Vadi'nin ortasından geçen Olympos çayının etrafına ormanlık arazi içinde kurulu bu liman şehrinin tarihi kalıntıları Helenistik, Roma ve Bizans dönemine aittir. Olympos kentinin Likya Birliği döneminde önemli bir liman kenti olmasının bir sonucu 3 oy hakkına sahip 6 Likya şehrinden biri olmasıdır. M. Ö 2 yy'dan 1 yy'a geçişte artık Olympos adının yazılı olduğu sikkeler sonlanmış ve Olympos ile Phaselis antik kentleri korsanların eline geçmiştir. Bunun üzerine Olympos şehri cezalandırılarak Likya Birliği'nden çıkarılmıştır. Bu cezalandırmanın en önemli nedeni Olympos'ta hakimiyetini kurmuş olan korsan Zeniketes'in Roma'ya karşı durmasıdır. M. Ö 78 yılında Roma'nın Olympos'a düzenlediği sefer sonucu kent Zeniketes'in elinden alınmış. Ve Roma İmparatorluğu hakimiyetine geçmiştir. Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetindeki kent M. S 2. yy'da tekrar Likya Birliği'ne bağlanmış ve git gide önemi artan bir liman kenti olmuştur. M. S 5 ve 6. yy'da Olympos en refahlı dönemini yaşamıştır. Ta ki M. S 7. yy'daki Arap akınlarına kadar. Arap akınlarıyla birlikte bölgede yaşanan deprem ve salgın hastalıkların da etkisi yüzünden kentten ciddi anlamda göç yaşanmıştır. Olympos Antik Kentini ziyaret ettiğinizde göreceğiniz tarihi kalıntıların hemen hemen hepsi Roma ve Bizans dönemine aittir. Rıhtım Duvarları : Olympos çayının kıyısındaki bu duvarlar ve bağlantılı merdivenler antik dönemde gemilerin/kayıkların bu çaya girdiğinin bir göstergesidir. Köprü : Olympos çayının denizle birleştiği noktaya yakın konumda bulunan bu kaya kütlesi kenti birbirine bağlayan köprünün ayağıdır. Taşların antik kentteki başka bir yapıdan alınarak buraya daha sonradan devşirme malzemelerde inşa edildiği söyleniyor. Öncelikle Olympos Antik Kenti girişinde Müzekart geçerlidir. Müze kartı olan ziyaretçiler ücretsiz giriş yapabilirler. Bunun harisinde iki çeşit giriş türü daha vardır. Tek geçişlik kart : Tek geçişlik kart kişi başı 20 TL olup günde sadece bir kez kullanabildiğiniz bir giriş kartıdır. 10 geçişlik kart : 10 geçişlik kart ise siz istemeden verilmez. Bir nevi uyanıklık diyelim 🙂 10 geçişlik kart sayesinde illa kartı tek kişi kullanacak diye bir şart yoktur. Eğer iki kişi seyahat ediyorsanız tek bir tane 10 geçişlik kart alarak bunu beraber kullanabilirsiniz. Ücreti 30 TL'dir. Müze karttan sonra en avantajlı giriş 10 geçişlik kart almaktır. Eğer aracınızla gelecekseniz gişenin hemen arka tarafındaki ücretli otopark'a aracınızı park edebilirsiniz. Haftanın 7 günü 360 gün ziyarete açıktır. Resmi ziyaret saatleri dışında antik kente ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Olympos yaz döneminde çok ziyaretçi çeken bir tatil beldesi olduğu için Haziran Temmuz Ağustos aylarında iğne atsanız yere düşmeyecek tabirindeki gibi kalabalık olur. Daha sakin ve sükunet içinde gezmek isterseniz tavsiyemiz Mayıs ve Eylül aylarında gitmenizdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/onbin-buda-manastir", "text": "Onbin Buda Manastırı / Ten Thousand Buddhas Monastery, Pai Tau bölgesinde Po Fok Hill'de yer alıyor. Hong Kong'un en önemli buda tapınağı olmasıyla sebebiyle bir çok turist'in uğrak yeridir. 1949 yılında Yuet Kai tarafından bulunan tapınağın 1957 yılında yapımı tamamlanmıştır. Tapınak içinde oturum mevcut değildir. Yuet Kai varlıklı bir ailenin çocuğu olup 1878 yılında Çin'in güneyinde doğmuştur. Lir çalmada usta olan Yuet Kai aynı zamanda yetenekli bir şairdir. Çin'de üniversitede felsefe konusunda öncülük etmiş ve 19 yaşında hayatını budizm'e adamaya karar vermiştir. 1933 yılında Hong Kong'a yerleşerek yerel manastırlarda Budizm hakkında tavsiyeler, öğütler vermeye başlayarak kısa süre içerisinde bir çok takipçisi olmaya başlamıştır. Kendini Budistliğe adamış varlıklı bir tüccar'ın hibe ettiği arazide Budist okulu yapmayı planlamıştır ancak 1949 yılının başlarında 10.000 buda manastırını bularak buranın inşasına başlamıştır. 1957 yılında manastır tamamlanmasına rağmen 10 yıl sonra şimdiki halini alabilmiştir. Yuet Kai 24 nisan 1965 yılında 87 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Öldükten 8 ay sonra tabuttan çıkarılıp mumyalanıp altın rengi vernik ile kaplanıp, lotus pozisyonunda oturur vaziyette cam bölme içine yerleştirilmiştir. Adına Yuexi'nin yok olmayan elmas bedeni denilmiştir. Manastır 1968 yılında restore edilmiştir. Bir çok yerini tamiri mümkün olamamıştır. Bazı heykeller tekrar boyanmış bazıları ise saf altın ile kaplanmıştır. 1997 yılında şiddetli su baskınları ve toprak kayması neticesinde manastır ve bazı yapılar ciddi zarar görmüş ve yapıların bazıları telef olmuştur. Manastır 2,5 yıl halka kapalı tutularak yeniden inşa edilmiştir. Tapınak tepedeki bambu ormanının Shatin'e karşı 8 hektardan fazla alan üzerine 2 kademe olarak inşa edilmiş. 5 Tapınak, 4 Çadır, 1 Veranda ve Pagoda mevcuttur. Bunları ulaşabilmek için betondan yapılan 431 basamağı çıkmak gerekiyor. Yol boyunca oldukta büyük 500 adet altın kaplama Arhan heykeli bulunmaktadır. Merdivenleri tırmandıktan sonra ana tapınak yani 10.000 Buda heykelinin bulunduğu salon, Avalokitesvara, Samantabhadra, Manjusri Çadırı, 18 Arhat galerisi, Naga-puspa salonu ve 9 katlı Pagoda'nın bulunduğu alana varılıyor. Ana tapınağın duvarlarındaki raflarda 13.000 adet altın seramikten değişik pozisyonlarda minyatür buda heykelleri dizilmiştir. 3 büyük altın kaplı Buda heykeli ana salonda mumyalanmış Yuet Kai'nin arkasında yer almaktadır. Ayrıca ana salonun içerisinde yer alan ufak stand dan tütsü çubukları, kağıtlar ve çeşitli hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. 9 katlı pagodaya merdivenleri tırmanarak çıkılabiliyor. Her katında bulunan camlara buda heykelleri oturtulmuştur. Tepeye varıldığında Shatin manzarası ayaklar altında kalmaktadır. Burada oturup yemek yiyip dinlenme imkanı sağlayan restaurant mevcuttur. Diğer 69 merdiveni de tırmandıktan sonra üst terasa varılıyor. Bu alanda ise Amitabha salonu, Avalotiskesvara evi, Cundi evi, Ksitigarbha evi, Jade hükümdarının salonu, Sprinkler Guanyin, YueXi çadırı ve Naga-puspa avlusu yer alıyor. Altın Amitabha Buda'nın heykelinin yer aldığı Amitabha salonu 2009 yılından bu yana ziyaretçilere açılmıştır. Bu salondan çıkıp ilerleyince terasın sonunda şelalenin önündeki devasa büyüklükteki beyaz Kwun Yam heykeli tüm ihtişamıyla dikkati çekmektedir. Kwun Yam heykelinin önündeki kayalıkların üzerinde ise altın kaplı değişik buda heykelleri oturtulmuştur. En üstte yer alan teras bölümünün inşası yıllar sonra bile halen devam etmektedir. Ziyaret Saatleri: Her gün 09:00 ila 17:30 arası açık olmasına rağmen yağışların çok olduğu günler ve tayfun alarmının verildiği günlerde kapalıdır. İçeride yer alan restaurant 10:30 ila 17:00 arasında hizmet vermekte olup Perşembe günleri tamamen kapalıdır. Ulaşım: MTR treni ile Shatin durağında inip B çıkış kapısından çıkıp yolun sol tarafından aşağı doğru inince hemen kösede Ten Thousand Buddha Monastary tabelasını göreceksiniz. Tabelayı takip ederseniz yol sizi direk manastıra götürmektedir. Ara sokaklar ve ağaçlıklı tenha yerlerden geçiliyor. Manastıra giden yolda pek insan olmuyor ama yollar gayet güvenli. Tüm Hong Kong yazılarımız için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ortacag-sehri-brugg", "text": "Canım kuzenimin dünya evine gireceği günde onu yalnız bırakmamak için Köln'e doğru yola koyuldum. Düğün gününden çok kısa süre önce yanında olduğum için bana pek fazla yapacak, yardım edecek bir şey bırakmamışlardı. Bende fırsat bu fırsat diyerek havalimanından kiraladığım araba ile Almanya'nın Nümbrect kasabasından Brüj'e doğru sabahın 6'sında düştüm yollara. 350 km mesafe uzaklıkta bulunan Brüj için tabi ki önceden planımı yapmıştım. Yani buraya seyahat edişim sürpriz olmadı. 12. yy'dan kalma tarihi yapıları ile Ortaçağ şehri olan ve Unesco tarafından koruma altına alınmış eski bir şehir olan Brüj'e Martin McDonagh'ın yönettiği In Bruges filmini izledikten sonra bu şehre hayran olmuştum. Tarihe karşı özel bir ilgimden midir nedir bilemiyorum ama tarihi dokuyu hissedip onca yıllık binaların arasında parke taşları üzerinde yürümek beni fazlasıyla mutlu tarif edilmez bir duygu içerisine sokuyor. Avrupa birliğinin başkenti olan Belçika'nın en tarihi şehirlerinden biri, 12. yy'da Avrupa'nın ticaret merkezi olmuş Ortaçağ'dan kalma bir kent düşünün. Tarihe karşı özel bir ilgimden midir nedir bilemiyorum ama parke taşları üzerinde yürürken tarihi dokuyu hissederek çan sesleri, çikolata kokulu sokakları, dantel süslü vitrinlerini seyrederek yürümek beni fazlasıyla mutlu, tarif edilmez bir duygu içerisine sokuyor. Aşıklar şehri, kuzeyin Venedik'i olarak anılan şehir tarihi binaları, renkli çerçeveli pencereleri ve kanalları süsleyen köprüleri ile ziyaretçilerini Ortaçağ tarihinin içine almaktadır. II. Dünya savaşından hiç bir zarar görmeden günümüze kadar gelen şehir 2000 yılında Unesco Dünya Miras listesine alınmıştır. Almanya'nın Wuppertal şehri gibi Brüj'e de bomba atmaya kıyamamış olmalılar! Brüj'de yapılacak o kadar çok şey var ki; çikolata, patates, dantel, bira müzelerine gidebilir, el yapımı oyuncak satan dükkanlara uğrayabilir, Reie nehri üzerinde gondollar ile süzülüp çevrenizi hayranlıkla izleyebilirsiniz. Şehirdeki kanallar 1128 yılında oluşturulmuştur. Zaten şehrin adı kanallar anlamına gelen Brugge'tir. Flamanca Brugge, Fransızca Bruges ve Almancası Brügge'dir. Ortaçağ'dan kalma bir şehir dedik ama tabi tüm evler o günden bugüne dayanabilmiş değildir. Fakat mimari ve görselliği bozmadan eski evler restore edilerek silüeti bozacak görüntü meydana gelmemiştir. Şehir 12. ve 15. yy'da altın çağını yaşamış 15. yy'dan sonra ise düşüşe geçmiştir. 19. yy'da ise turistler tarafından keşfedilerek yılda 2 milyon turist ağırlar hale gelerek bu sefer turizmde altın çağını yaşar olmuştur. Bu şehre gelecekseniz telaşınızı, acelenizi bir kenara koyup, renkli pencereli, üçgen kırmızı çatılı tarihi evler arasından, kanallar boyu yürüyerek tarihi köprülerin üzerinden geçip kendinizi masalsı şehre teslim etmelisiniz. Belfry : 83 mt yüksekliğinde ki kule 13. Yy. da inşa edilmiştir. Kulenin en önemli özelliği 47 farklı çan sesine sahip olmasıdır. Şehrin panaromik manzarasını görmek isteyenlerin 366 merdiveni tırmanması gerekiyor. Kule eski tarihlerde gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Giriş ücreti 8 euro. 6 yaş altı çocuklara ücretsizdir. Historium : 15. yy'da ki Brüj'ü öğrenmek istiyorsanız buraya girmelisiniz. Provinciaal Hoof Bölge İdare Mahkemesi : Gotik mimariye sahiptir. Yapımı 1887-1892 ve 1914-1921 olmak üzere ayrı dönemde olmuştur. Yangın nedeniyle oldukça tahrip olan yapı tekrar gotik tarzda inşa edilmiş olduğundan şehrin en yeni binalarından biridir. Binanın dekorasyonu ünlü artist Hendrik ve Gustaaf Pickery'a aittir. Jan Breydel ve Pieter de Coninck Heykeli : Fransızlara karşı verdikleri mücadeleden ötürü onurlarına dikilen heykelleri. Stadhuis & Belediye Binası : Belçika'nın en eski binalarından biridir. Eski Nüfus Müdürlüğü : Belediye binasının sol tarafındaki yapı. Binanın dışındaki altın sarısı heykeller adaleti, Musa peygamberi ve kardeşi Harun'u temsil etmektedir. Brugge Vrije & Brugge Müzesi : Nüfus Müdürlüğünün bitişiğindeki bina. Basilica of The Blood & Kutsal Kan Kilisesi :Kilisenin yapımına 1134 yılında başlanıp 1923 yılında ancak tamamlanmıştır. Hz. İsa'nın kanının bulunduğu pez parçası Kudüs'den Brüj'e bu kiliseye getirildiği için kilisede ziyaretçiler için oldukça önemlidir. Ve her Cuma günü emanet sergilenmekteymiş. - De Halve Maan Bira Fabrikası - Patetes Müzesi - Choco Story - Dantel Müzesi - Van Eyck Meydanı : Diğer meydanlara göre daha sakin, Meydanın tam ortasında ağaç altında bir kafe var. Önünde Reie nehri ve Brüj'ün birbirinden güzel köprülerinden birine karşı keyif ve sakinlik isteyenler için tavsiye edeceğim bir noktadır. Meydandaki Flaman ressam J. Van Eyck'ın heykeli 1878 yılında Hendrik Pickery tarafından dizayn edilmiştir. - Groeninge Müzesi : Avrupa'nın sanat açısından en zengin müzelerinden biri olan Groeninge müzesi Djiver 12 adresindedir. - The Toll House : Brüj'ün en eski binalarından olan yapı günümüzde eyalet kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. - The Churchof Lady Flemenkçe adı Onza Lieve Vrouwekerk : 1475 ila 1564 yıllar arasında yaşamış olan İtalyan kökenli Rönesans dönemi ressamı olan Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni'nin İtalya dışında bulunan tek eseridir. \"Meryem ve bebeği İsa\". Heykel 1504 yılında Siena Katedrali için yapılmış olsa da 1514 yılında tüccar olan Jan ve Alexande Mouscron kardeşler tarafından satın alınarak Brüj'e getirilmiştir. Kiliseye giriş ücretsiz olmakla birlikte heykeli görmek için 3 euro ödemeniz gerekiyor. Kilisenin yapımı 13. ve 15. yy'lar arasında olmuştur. Kilisenin içinde ki meşhur heykel gibi 122 metrelik çan kulesi de görülmeye değerdir. Kulesinin uzunluğu ile şehrin uzun yapısıdır. Almanya Landshut'da ki Aziz Martin kilisesinden sonra dünyanın en uzun 2. tuğla yapımı kuledir. Adres : Mariastraat - Old St. John's Hospital : The Church of Lady kilisesinin hemen karşısındaki yapıdır. Avrupa'nın bilinen en eski hastanesi olan bina 1978 yılına kadar hastane olarak kullanılmıştır. - Gruuthuse Müzesi: The Churh of Lady kilisesi ve Old St. John's hastanesi gezdikten sonra ayı cadde üzerinde devam edince 2 yolun tam kesişimindeki 2 katlı bina Gruuthuse müzesini göreceksiniz. 13. ve 15. yy arasında Brüj'ün ileri gelenlerinden olan ailenin yaşadığı evde günümüzde ailenin kullandığı eşyalar sergilenmektedir. Konum itibariyle 2 yolun tam kesişiminde olduğu için müzenin altındaki kafe'de dinlenmek ve etrafı gözlemlemek için kendinize vakit ayırıp bu arada sokak sokak gezmenin verdiği yorgunluğu biraz olsun üzerinizden atabilirsiniz. - Begijhof Beguinage Manastırı: Manastır düşes Margaretha of Constantinopel tarafından 1245 yılında Reie nehrinin kenarına yaptırılmıştır. Etrafı kale ve surlar ile çevrili yapı 1927 yılından bu yana Hristiyan Katolik mezhebi Benediktin tarikatı tarafından kullanılmıştır. Benediktin tarikatından sonra bugün kadınlar için dini bir manastır olarak kullanımına devam edilmektedir. Manastırın girişi sanki bir film için kurulmuş set gibidir. Bahçeye doğru ilerledikçe beyaz yapılar göreceksiniz. Bunlar ise Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Giriş Ücreti : Avlusunu gezmek ücretsiz olup evlerin içine girmek isterseniz 2 euro ödemeniz gerekecek. Brüj şehir kartı olanlara ücretsiz. Ziyaret Günleri ve Saatleri : Hafta içi her gün 06:30 18:30 arası açıktır. Adres Begijnhof 30 - Minnewaterpark : Aşk gölü olarak bilinen park hemen Beguinage manastırının yanında yemyeşil bir alandır. Eğer vaktiniz varsa park dinlenmek için oldukça cazip bir yer olacaktır. - Sint- Salvador Katedrali : 13. yy'a ait kilise şehrin ana kilisesidir. - Kruispoort Şehir Kapısı - Begijhof Beguinage Manastırı - The Church of Lady Onza Lieve Vrouwekerk : \"Meryem ve bebeği İsa\" - Minnewaterpark Brüj'de kanal turu yapmadan dönme. Yarım saati 7 euro. Bir çok farklı noktadan tekneler kalkmaktadır. Simon Stavin Plein caddesindeki Chocolate Line'a git ve çikolatayı buradan al. Dijver caddesinin sonundaki Vismarkt balık pazarına git. Sakın patates kızartması yeme. Çok tuzlu olduğu için yenmiyor. Grand Plaza'da çarşamba günleri kurulan pazara git. Flaman ressamların eserlerini merak edenler mutlaka Brüj'de bulunan müzelere ziyaret etmeliler. Brüksel'den 1 saat, Antwerp'ten 1 saat 25 dakika ve Ghent'den 30 dakika, Ostend'den 15 dakika tren ile kolayca ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Brüksel'den araba ile gelecekseniz mesafe 95 km'dir. Otopark : Şehir içinde az sayıda kapalı otopark mevcuttur. Yol üzerinde bir çok otopark var ancak maksimum park ediş süresi 2 saat. Eğer yol üzerine park edecekseniz 2 saat sonra tekrar aracınızın başına gelip fiş alıp aracın ön konsoluna koymalısınız. Kapalı otopark'ın günlüğü 8 euro olduğu için hem fiyat olarak oldukça uygun hem de daha güvenli olduğunu düşünerek biz kapalı otoparkı tercih ettik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/osaka-gezis", "text": "25 şubat 2011 saat 23:50 uçağı ile adalar ülkesine yolculuk başladı. Gidişimizi Osaka'dan yapıp dönüşü de Tokyo'dan istedik. Osaka biraz daha güney de kaldığı için Hiroshima ve Kyoto'yu da gitmişken görelim diye düşündük. Japonya'ya gidecekler için önemli bir bilgi; paranızı gitmeden önce Türkiye'de Japon Yen'ine çevirin, Japonya'da çevireyim derseniz baya bir komisyon ücreti alıyorlarmış. 26 şubat akşam üstü Osaka'ya vardık. Sıra pasaport kontrolünde herkes bir güzel geçti yalnız biz kaldık. Japonya Türkler'den vize istemiyor, girişte vize veriliyor. Çok Türk Yaponya'ya gidip kaçak kaldığı için Türklere karşı farklı bir muamele oluyor. Neyse içeriden polis geldi ve bizi ofise aldı. Başladı sorgu sual : ) ne için geldiniz, kaç gün kalacaksınız, niye burayı tercih ettiniz vs... Sonunda 1 aylık vizeyi aldık. İstanbul'dan aldığımız 7 günlük Japan Train Pass'larımızı 28 subat itibariyle geçerli yapmak için yetkili satış ofisine gittik ve 10 dakika içinde tüm işler halloldu. İki kişi için Train pass'larımıza 1100 TL ödedik. Sıra geldi havalimanından şehir merkezine gitmek için makinalardan bilet almaya. Fakat makinalarda yalnızca Japonca yazıyor. Gitmeden önce bu bilgiyi öğrenmeme rağmen amaaan bişey olmaz azda olsa Çincem var bir şekilde hallederim demiştim ama aralarında oldukça fark varmış. Yani hiç birşey anlayamadık. Sağolsun bi Japon genç imdadımıza yetişti. Sevgili \"Ryo\" bizi otelimize kadar götürdü. Kendinizi bu ülkede çok rahat hissedebilirsin. Gelmeden önce Japonlarla ilgili çok önyargım vardı soğuk, sert insanlardır diye düşünüyordum ama tamamen aksini gördüm. Yoldan birine ya da herhangi bir mağazaya girip yol sorduğunuzda insanlar size anlatabilmek için uzun uzun vakit ayırıyorlar. Eğer buraya giderseniz kaybolmaktan korkmayın, gezin gezebildiğiniz kadar. Tek sıkıntı fazla İngilizce bilen olmayışı. Otelimiz Osaka'nın en nezih bölgesinde. Gidenlere tavsiye ederim. \"Hearton Hotel\" Otele vardığımızda artık hava kararmış saat 8 olmuştu o yüzden dinlenip yarın gezmeye başlamaya karar verdik. Otel odaları oldukça küçük ilk başta yadırgadık ancak sonradan aldığımız bilgiye göre Japonya'nın toprakları az olduğu için Japonlar da bunu bu şekilde değerlendirmişler. Topraklarının az olmasının dezavantajlarını yiyeceklerin fiyatlarından anlayabilirsiniz. 4 adet mandalina 8 TL, Karpuz ise 100 TL civarındaydı. Halkın hemen hemen hepsi metro kullandığından alışveriş için mağaza ve marketlerin çoğunluğu buralarda bulunuyor. Metrodan iner inmez kendinizi modern yer altı çarşısında buluyorsunuz. Yer üstü gibi yer altı da ayrı bir şehir olmuş adeta. Osaka kalesi; 1586 yılında Toyotomi Hideyoshi tarafından inşa edilen, durmaksızın yüz bin işçinin çalışması ile oluşan Japonya'nın bir zamanlar en büyük kalesi. Kocaman bir parkın içinden yürüyerek tepeye ulaştık ve karşımızda kale. Kalenin içine girmek isterseniz paralı (600 JPY) fakat gerek yok ben dışını gezeyim, resim çekeyim derseniz herhangi bir ücret ödemiyorsunuz. Buraya gidebilmek için JR Osaka Loop Line hattında ister Morinomiya istasyonunda inin ister Osakajo-koen istasyonunda inip 1 veya 3 numaralı çıkış kapısından çıkın. İstasyondan çıkar çıkmaz zaten parkı göreceksiniz tabelalar sizi kaleye yönlendiriyor. Kaleyi gezdikten sonra sıra geldi Miyuki-Dori Shoppimg Street 'a. Yine buraya gitmek için JR Osaka Loop Line hattındaki Tsurubashi istasyonunda inebilirsiniz. Çok kısa yürüme mesafesinden sonra pazardasınız. Burada dağişik şeyler buluruz diye ümid etmiştik ama hiç hayal ettiğimiz gibi çıkmadı. Mağazanın birinin kapısının önünde kot asmışlar askıya, baktım annem inceleme halinde herhalde hoşuna gitmiş, napıyorsun çok mu beğendin dediğim de \"evet alsam mı acaba\" dedi. Fiyatına bakalım dedim hiçbir özelliği olmayan düz basit bir kot 180 TL. Artık diğer ürünleri siz tahmin edin ne kadardır diye. Bu nedenle yarım saatimizi vererek burayı da gezmiş olduk. Karnımızın acıktığını hissedince Dotonbori'ye gidip biraz da orayı gezdikten sonra yürüyerek otelimize gider karnımızı doyurup akşam üstü tekrar çıkarız dedik. Dotonbori alışveriş ve eğlencenin merkezi. Namba metro istasyonundan 5 dakika yürüme mesafesindedir. Kalabalık sokaklar, bir çok restaurant ve tiyatronun olduğu bir bölge. Umezu Nehri'nin ikiye böldüğü Dotonbori bölgesi karşılıklı iki sokağı birleştiren köprülerden oluşuyor. Bu bölgenin kalabalığını gençler oluşturuyor. Sağınızda solunuzda heryerde her bütçeye uygun restaurant görebilirsiniz. Otele gidip bir güzel yemeğimizi yedikten sonra soluğu Umeda'da aldık. Buraya özellikle akşam gitmek isteyişimin sebebi Umeda Sky Building terasından Osaka manzarasının resmetmekti. JR Osaka Station veya Hankyu Umeda Station istasyonundan 10 dakika yürüme mesafesinde bulunan ve Osaka'yı tepeden izleme şansına sahip olabileceğiniz bu binaya muhakkak gitmelisiniz. İşte 1 günlük Osaka gezimizin sonu, Osaka'ya yalnızca bir gün ayırdığımız için bir güne birçok yer sığdırmaya çalıştık, her ne kadar yorucu olsa da sığdırmayı becerdik. Ama çok isabetli bir karar vermişim burası ticaret merkezi olduğu için görülmesi gereken fazla yeri yok."} {"url": "https://www.gezgincift.com/oslob-filipinle", "text": "Filipinler'de gezilecek yerler saymakla bitmeyecek kadar fazla. Ne de olsa 7.107 adası var. Sizlere her Filipinler gezimizde bu ada ülkesinin yeni keşfedilmemiş yüzlerini göstermeyi başardığımıza inanıyoruz. Filipinler gezi rehberimize üçüncü kez gittiğimiz ülkenin yeni yeni güzelliklerini sizlere sunmak istiyoruz. Filipinler'in Cebu iline bağlı Oslob kasabası ; Oslob denilince akıllara hemen köpekbalığı gelir. Kasabanın en bilinen ve popüler aktivitesinden biri olmasıyla bilinir. Ancak Oslob sadece köpekbalığı aktivitesinden ibaret bir yer değildir. Oslob kasabası aslında turistik olmayan bir yerdir. Bunu çevreden, yerli halktan çok rahat anlayabiliyorsunuz. Etrafta ne tur firması ne adam akıllı restaurant ne de kumsalı vardır. Kasaba konum olarak beyaz kumlar yerine daha çok taşlık kumsallara sahiptir. Kasabada yemek yiyecek kısıtlı yerler olduğu için bu konuda hassas olanların burada ciddi anlamda yeme problemi çekeceğinin altını çizmek isteriz. Akşam üzeri cadde kenarına açılan sokak satıcıları, ev yemekleri satan minik dükkanlar ve bir tane pizzacıdan başka bir şey bulmak imkansız. Oslob çevresini gezmek için 4 seçeneğiniz mevcut. Motor kiralamak : Benzin dahil günlük 700 Php'e motosiklet kiralayıp kasabanın çevresini rahatlıkla gezebilirsiniz. Tur satın almak : Konakladığınız otelde nereye gitmek istediğinizi söylemeniz yeterli. Onlar sizin için şöförlü motor ayarlayıp gün boyu gezdiriyor. Motor taksi : Yerliler kendi motorları ile sizi istediğiniz yere götürüyor. Ancak otelden alacağınız tur ile arasında fiyat olarak çok fark olmadığını söylemeliyiz. Toplu taşıma : Gezilecek yerleri görmek için en bütçeli olanı otobüs, jeepney ve multi-cab denilen tricycle'ları kullanmak. - Baluarte : Moro saldırılarına karşı koruma amaçlı inşa edilmiş gözetleme kulesi. - Cuartel : İspanyollar döneminde yapılmaya başlanan taş blok Amerikalıların gelmesiyle tamamlanamamıştır. Ancak o tarihlerden bu yana deprem ve tayfunlara karşı ayakta kalmasıyla ne derece sağlam bir yapı inşa edildiğinin göstergesidir. - Our Lady Of The Immaculate Conception Church : 19 yy. yapılan tarihi kilise iki kez yangın çıkması sonucu zarar görmüş ve 2010 yılında yapılan tadilat ile bugünkü haline kavuşmuştur. - Tumalog Şelalesi : Oslob dağları arasında sıkışmış yeşillikler içinde gizli kalmış bir şelaledir. Filipinler'deki diğer şelalelerin aksine suyu oldukça soğuk olduğundan öyle ha denilince girilecek türden değildir. Genellikle köpekbalığı dalışı ile kombine edilen tur kapsamı içindedir. Köpekbalığı yüzüldükten sonra buraya gelinmektedir. - Auginid Şelalesi : Bir çok turistin bilmediği dolayısıyla es geçtiği başka bir doğal güzelliktir. Oslob'u ziyaret eden turistlerin hemen hemen hepsi günübirlik konaklayıp Filipinler'in diğer bölgelerine ya da adalarına devam etmektedir. Ancak Oslob ve çevresi için en az 2-3 gün ayırmaları gerektiğini düşünüyoruz. Burası Tumalog şelalesinden 10 km uzaklıkta, giriş ücreti 40 php. - Binalayan Hidden Şelalesi : Aguinid'den yalnızca 5 km uzaklıkta. - Dao Şelalesi : En güzeli diyebiliriz. Giriş ücreti 40 php. - Mainit Sulfuric Sıcak Su Kaplıcası : Oslob merkezden 43 km uzaklıktadır. Kaplıca girişinde içeri yemek ve içecek alınmadığı için girişteki görevlilere emanet etmek zorundasınız. Kaplıca bölgesindeki dükkanlardan bu ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Kaplıcada toplam 3 adet havuz bulunuyor. Bunlardan ilki 42.6 derecesiyle en sıcak olanıdır. İkinci havuz 35.8 sonuncusu ise 36.1 derecedir. Ne kadar sıcak olduğundan bahsetmeye gerek dahi yok. Derecelere sıcaklığı ele veriyor. Bölgede kaplıcaların haricinde 2 dakika yürüme mesafasi uzaklıklığında bir de şelaleye sahiptir. Sandığımız gibi şahaşahalı olmasa da kayaların oluşumları ile aralarından akan sular ortama farklı bir ambiyans sunuyor. Giriş Ücreti : 20 php - Sumilon Adası : Oslob'un karşısında tekne ile 15 dakikada ulaşım sağlanan ufacık bir adadır. 1500 peso'ya günlük tur yapmak için ideal bir seçenektir. - Köpekbalığı İzleme Noktası : Köpekbalığı deneyimimiz için buradan makalemizi okuyabilirsiniz. - Inambakan Şelalesi : Oslob'dan 40 km uzaklıkta bulunan şelale Tumalog'a benzese de aslında onun daha masalsı hali diyebiliriz. 30 metre yüksekten ufak bir havuza dökülen şelale adeta kartpostalları aratmayacak cinsten. Havuzun derinliği 2.44 metre olup akıntı olmadığı için rahatlıkla yüzebilirsiniz. Araçla biraz tehlikeli olmakla birlikte patika yolları aştıktan sonra 5 dakika ormanlık alanda yürüyüş sonrası şelaleye ulaşıla biliniyor. Inambakan Şelalesi doğa severlerden ziyade kampçılar ve dağcılar için de çok iyi bir tercihtir. Gece çıkacağınız yolculuk ile burada konaklayıp ertesi gün doğanın sizlere sunduğu güzellikler için sarhoş olabilirsiniz. Şelale aslında Ginatilan kasabasında bulunuyor. Fakat bu kasabaya gitmeyip sadece Oslob'a gidecekseniz günübirlik Inambakan gezisi yapmayı unutmayın. Giriş ücreti 10 peso, motosiklet park ücreti 10 peso Makalenin başında da dediğimiz gibi aslında Oslob'un denize girmek için iyi bir destinasyon olduğunu söylemeyiz. O nedenlerdir ki pek çok turist günü birlik Sumilon adası turuna katılmaktadır. Para vermeden denize girmek isterseniz Oslob merkez uygun ancak deniz çok sığ ve kumsalı olmadığı için rahatlık bakımından tavsiye edemeyiz. -Villa Modern Deluxe : Giriş ücreti 100 peso. Bu ücret sadece denizi kullanmanız için. Otelin girişini geçtikten sonra yüzlerce merdiven inmeniz gerekiyor. Tepelik bir bölge olduğu için kumsalı yok. Otelin çardaklarında oturup hem burada kendi getirdiğiniz yiyecekleri yiyebilir bir nevi piknik mantığı hem de denizin tadını çıkarabilirsiniz. -Sea Safari Resort : Villa Modern Deluxe'un hemen yanındaki oteldir. Burası Villa Modern'e göre daha keyifli bir yer ancak giriş için 750 peso'yu gözden çıkarmanız gerekiyor. Bu ücretin içine lunch ve gğn boyu havuz kullanımı dahil. Konaklama bakımından sıkıntı çekilmeyecek bir bölge olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Biz Oslob kasabasının 2 km gerisinde Oslob Luzmin BH'de geceliği 2 kişi için 500 Peso ödedik. Hotel hizmeti veren sitelerde yeterli otel bulunmadığı için Oslob'a vardığınızda otelinizi ayarlamanız sizler için en karlı olan yol olacak. Oslob merkezde fiyatlar 500-1500 peso arası olup dilerseniz Whaleshark Watching bölgesinde de konaklayabilirsiniz. Buradaki otellerin sayısı Oslob merkeze göre daha fazla olduğu için bolca seçenek mevcut. Cebu şehrindeki güney otobüs terminalinden sarı renkli Ceres Line otobüsleri ile ister klimalı ister klimasız seyahat edebilirsiniz. Tek yön ulaşım ücreti 145 Peso olup seyahat süresi 3 saattir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/palamutbuk", "text": "Gerekli tüm malzemelerimizi aldık ve apartımız için Migros'tan alışverişimizi yapıp Palamutbüküne doğru yola çıktık. Palamutbükünde tüm apartlar denize yaklaşık 40 metre uzaklıkta. Bizim tercih ettiğimiz apart Bozalan Sahil Evleriydi. 2+1 için 220 TL ödedik. 1+1'in fiyatı 170 TL. Uzun yolun, uykusuzluğun verdiği yorgunluğu üzerimizden atmak için derhal eşyalarımızı aparta yerleştirir yerleştirmez hemen kumsala gittik. Kumsal boyunca tüm restaurantların masaları ve şezlongları var. Palamutbükü çok ufak bir sahil kasabası. 1 manav, 1 kasap, 2 bakkalı ve minicik limanı olan badem ağalarının eşsiz güzelliği için bol oksijenli her daim rüzgarlı olan bir koy. Sabah kahvaltımızı apartta öğlen Sait kaptanın teknesiyle Palamutbükü çevresindeki birbirinden büyüleyici koyları gezip öğlen yemeklerimizi Çaylimanı, Kalamış ve değişik koylarda ve akşam yemeklerimizi Kardelen Restaurant'ta yedik. Sait Kaptan tatilimizin neşe kaynağıydı adeta. 61 yaşında, çıplak ayak gezen, çocuk bisikletine binen, her gün bir büyük içen yoksa köpek öldüren yeter ki içki olsun, 4 dili tarzanca konuşan çok sevimli pozitif bir insan. Tatilimiz boyunca 1 gün tekneye binemedik. Fırtına çıktığı için denizsiz bir gün geçirmek zorunda kaldık. Biz de günümüzü Datça merkez, Hayıtbükü, Ovabükü'nü gezerek geçirdik. Fırtınanın yarattığı rüzgardan gezdiğimiz, oturduğumuz hiçbir yerden keyif alamadık. Ama yol boyunca ormanların arasından nefesimizi kesecek manzaralar eşliğinde geçmek en güzeliydi. Datça'da zaman geçirmekten sıkılmıyor insan. Yürüyüş severler koylar arasındaki patikalarda sporunu yapabilir. Denize girmeye doyduysanız Eski Datça, Menteşoğulları Beyliğinden kalan Hızırşah Köyü, taş evleri ile meşhur Reşadiye Köyü, Kızlan Köyündeki yel değirmenleri, Hayıtbükü, Ovabükü ve Palamutbükü gezilebilecek yerler arasındadır. Tekne turu için ister Palamutbükü isterseniz Datça limandan Mesudiye, Bozburun, Orhaniye, Selimiye, Knidos turlarına katılabilirsiniz. Yunanistan Symi adasına dahi Datça limandan turlar düzenlenmektedir. Symi adası turu kesin kalkışlı olmayıp ancak 8 kişi olduğunda tur düzenlenmektedir. Kişi başı 75 euro vizesi olanlar için, vizesi olmayanların ayrıca 55 euro vize ücretini de ayrıca ödemesi gerekmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pamir-yolu-turu-turkiyede-bir-il", "text": "Bu senenin sürprizi olsun diye Pamir Turu organize ediyoruz. Türkiye'de yine bir ilki gerçekleştirecek bu güne kadar yurtdışı turları listesinde yerini almayan Pamir Turu ile macera tutkunları için eşsiz bir deneyim imkanı sunuyoruz. Dünya'nın en zorlu geçişi olarak bilinen Pamir Yolu turu ile Türkiye'de bu rotayı yapan sayılı insanlardan biri olacak ve unutulmaz anılarla geri döneceksiniz. Bu turda, son iki yılını bütün Orta Asya'yı karış karış arşınlayarak geçiren ve Pamir Yolu'nu tek başına hiçbir destek almadan geçen, gezgin fotoğrafçı Mehmet Altay'da bizlerle olacak. Her yıl dünyanın dört bir yanından binlerce turist, maceraperest, gezginin Pamir'i geçmek için ziyaret ettiği Tacikistan son derece güvenli bir ülkedir. Turumuz boyunca bölgeyi çok iyi tanıyan profesyonel şoför ve rehberlerimiz bizlere eşlik edecektir. Bütün gezi boyunca ekibimizden görevli bir araç bizden 10 saat önce harekette olacak ve her ulaştığımız noktada yemek ve konaklama hemen hazır durumda olacaktır. İstanbul Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde buluşma ve check-in işlemlerinden sonra THY ile İstanbul'dan Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'e direkuçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Sabah kahvaltımızı erken yaptıktan sonra Bişkek Oş uçuşu gerçekleştiriyoruz. Oş şehrine varmamızla birlikte yerel rehberlerimiz bizi karşılayacak. Ve turumuz asıl şimdi başlayacak. Gerçekten bir macera turu olduğunun tekrar tekrar altını çizmek istiyoruz. Oş şehrine varışımızı takiben şehir turumuza başlıyoruz. Tarihi 3 bin yıl öncesine dayanan ve dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Oş şehrinde ilk önce Unesco Dünya Mirasları arasında bulunan efsanevi Hz Süleyman Dağı'na çıkıyoruz. Tepeden panoramik Oş şehir manzarasını da göreceğiz. Orta Asya'da yaşayan Müslümanlar için bu tepeye çıkana yarı hacı olmuş gözü ile bakılıyor ve çok önem veriliyor. Müzeyi de gezdikten sonra ünlü yerel Oş Pazarı'na geçiyoruz. Öğle yemeği yendikten sonra Tulpar Kol için Oş şehrinden ayrılıyoruz. Yol boyunca Alay ve Tanrı Dağları'nın manzaraları bize eşlik edecek. Bu bölge Tanrı Dağları ve Pamir arasında bulunan yüksek geçiş noktasıdır. Fakat bugün geçeceğimiz yerler yarınki kadar yüksek olmayacak. Yol üzerinde hayvanlarıyla birlikte göçebe Kırgız'ları göreceğiz. Kırgız göçebe halkı yaz dönemi hayvanlarını otlatmak için buraya geldiklerinden onlarla sohbet etme, at sütü içme, kımız, kurut gibi değişik tatları deneme imkanımız olacak. Yol boyunca yerellerin gerçekleştirdiği seromoni, şenlik ve benzeri şeyler olması halinde aracımız bu anların tadını çıkarmak için duraklama yapacaktır. Konaklama, Lenin zirvesinin tam karşısındaki Turpalkol bölgesi Sary Mogol köyünde yörük çadırında. Tul Parkol Gölü 3500m rakımda bulunmaktadır. Burada özellikle konaklamamızın sebebi aktimilizasyon. Bu sayede vücutlarımız yüksek irtifaya uyum sağlayacak ve ertesi gün programımızdaki en yüksek nokta olan Ak Baytal Geçiti'nden geçişimizi çok daha rahat yapacağız. Bulunduğumuz konum itibariyle sabah erken uyanabilen olursa uyanık olanlarla birlikte Lenin zirvesi ve gölü yansıyan gün doğumunun eşsiz görüntüsü eşliğinde unutulmaz bir gün doğuracağız. Dağların hüküm sürdüğü ülkede en önemli zirvelerden bir tanesi Lenin Kırgız- Tacik sınırında bulunan Lenin zirvesidir. İsmini Rusya lideri Lenin'den alan zirve 7134 metre yüksekliktedir. Gün ağardıktan sonra sabah kahvaltısı ile beraber Pamir Karakul Gölü için otelden ayrılıyoruz. Bugünkü yolculuğumuzda ülke arası sınır geçişler gerçekleşecek. Her bir sınır kontrolü yarım saat gibi kısa süreli olacağından geçişlerde çok vakit kaybetme söz konusu olmayacak. Kırgızistan sınırını geçtikten sonra iki ülke arasındaki tarafsız hayalet bölgede bulunan Kızıl Art geçidinde fotoğraf için duracağız.(4282 metre) Tabelanın altında fotoğraf molası vermemek olmaz. Bu yolculuğun anısı Tacikistan Pamir tabelasında anımızı cebimize koyup yola kaldığımız yerden devam ediyoruz. Tacikistan'a giriş yaptıktan sonra artık Pamir bölgesindeyiz. Karakul yolu üzerinde sol Çin sınırına çok yaklaşıyoruz ve sol tarafımızda Çin topraklarını da göreceğiz. Kısa bir sürüş sonrası Karakul Göl'üne varıyoruz. Bu akşam Karakul Gölü kenarında 800 nüfuslu küçük bir köyde konaklayacağız. Gün boyunca göl kenarına inebilir, etrafınızda bulunan muhteşem manzaraların tadını çıkartabilirsiniz. Bol bol yürüyüş yapıp, beraber en güzel fotoğrafları çekeceğiz. Öğle yemeği, akşam yemeği ve konaklama Karakul'da. Sabah alınacak kahvaltı sonrası gezimizdeki en yüksek geçişimizi gerçekleştireceğiz. Yükseklik 4655 metreyi bulacak. Akbaital geçidinde fotoğraflarımızı çekip Jolborluk yönüne ilerliyoruz. Jolborluk göçebelerin hayvanlarını otlatmak için geldiği bir yurt kampıdır. Yol boyu yörükleri görecek ve yanlarında kısa molalar gerçekleştireceğiz. Yine yolumuzun üzerinde tarihi 1873 yılına dayanan bölgedeki ilk Rus Kalesi görülecek. 19. yy da Rusya'nın bölge üzerinde hakimiyet kurma politikası olan Büyük Oyun kapsamında inşa edilen kale daha öncesinde İpek Yolu üzerindeki kervansaraylardan biriydi. Kalenin üst kısmında fotoğraf için en uygun noktada durup istediğiniz kadar fotoğraf çekebilecekseniz. Sadece bununla da kalmayıp kısa bir trekking yaparak değişik bir deneyim daha yaşayacaksınız. Yolumuza devam ediyor ve küçük göllerin olduğu bölgede manzara eşliğinde öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Öğle yemeği için özel noktalar seçilmiş olup, tamamen sizlere görsel şölen sunmak adına düşünülmüştür. Yemek sonrası yakında bulunan bir köyün okuluna gideceğiz. Okulda, Pamirli yerlilerin yaptığı el işlerinden oluşan El İşleri Müzesi'ni ziyaret ediyoruz. Sonrasında gün batımı için tekrar Jolborluk'a dönüyoruz. Sabah çok erken kalkıp göçebe hayatını yakından tanıma şansımız olacak. Özellikle yak denilen vahşi görünümlü hayvanın sütünü nasıl sağdıklarını, yerel kadınların onlara olan ilgisine şahitlik edeceksiniz. Bu arada yine müthiş bir gün doğumuna tanıklık edip kahvaltımızı yapacağız. Burada yine isteyenler köylüler ile halı dokumayı deneyebilecek. Kahvaltı sonrası etrafı keşfetmek için birkaç saat trekking molamız olacak. Trekking boyunca şansınız varsa Tacikistan'ın simgesi olan Marco Polo koçunu ve Ibex'i görebileceksiniz. Trekking boyunca şöförlerimiz arkamızdan bizleri takip edecek ve öğle yemeği için alacak. Hepimiz araçlara binip Murghab için tekrar yola koyulacağız. Yolumuz boyunca Aksu nehri boyunca geçeceğiz. Doğu Pamir'in merkezi olarak bilinen Murghab'da toplam 7 köy vardır. Toplam nüfusu 17.000 olan Murghab'da lokal marketler, yerel dükkanlar, Lenin heykeli ve görülmesi gereken diğer yerler gezilecektir. Sabah kahvaltı sonrası Pamir yolunu devam ederek Alichor yolu üzerinde Yashillkul gölüne ulaşacağız. Yolumuz üzerinde Tacikistan'ın en önemli arkeolojik kalıntılarından biri olan Shahty Kaya tablosu görülecek yerlerden biridir. Buzul döneminin bitmesini takiben Mezolitik veya erken Neolitik çağda yapıldığı ve 8500 yıl öncesine ait olduğunu biliniyor. 1958 yılında çıkan bir fırtına sonucu iki Sovyet arkeolog'un burada kamp yapması sırasında sabah kalktıklarında görülmüş ve bu sayede gün yüzüne çıkmıştır. 4132 metre yüksekteki Naiza Tash geçidini geçip bölgede kutsal sayılan Akbalık Ata Kaplıcası ve buradaki balıkları göreceğiz. Öğle yemeği için Alichor'a varıyoruz. Yemek sonrası ilk durağımız Yashillkul Göl'ü olacak. Ardından konaklama yapacağımız bölge olan Bulunkul Göl'üne varış. Bulunkul, Pamir halkınının yaşadığı bir bölgedir. Göl kenarında serbest zamanınızın keyfini çıkarabilirsiniz. Kahvaltı sonrası yine yollara düşüyoruz. Ama bu sefer ki biraz farklı olacak. Çünkü yolumuzun en etkileyici noktası olan Wakhan Vadisi'ne giriş yapıyoruz. Wakhan Koridoru boyunca Afganistan'ı yanımıza alıp ilerleyeceğiz. Her yıl dünyanın dört bir yanında binlerce insan bu eşsiz bölgeyi görmek için Tacikistan Pamir'e gelmektedir. Biz Tacikistan'da yolumuza devam ederken Afganistan ile aramızı ayıran sadece Panjanj nehri olacak. Nehrin diğer tarafında Afganları görebilir hatta fotoğraflarını çekebilirsiniz. Lengar köyünde öğle yemeğimizi yedikten sonra yüzlerce taş yazıtın olduğu noktayı ziyaret edeceğiz. Bu noktadan sonra yaklaşık bir buçuk saat sonra yolumuzun üzerine Vrang köyünde bulunan Buda Stupa'sı görülecek sonrasında Yamg köyünde bulunan Sufi Müzesi'ni ziyaret edeceğiz. Sonrasında ise araçlarımızla vadinin yükseklerine tırmanıyoruz ve yolumuzun üzerinde nefes kesici bir noktada bulunan Yamgchun Kalesi ve arkasında uzanan Wakhan Vadisi'ni göreceğiz. Guesthouse'a yerleşiyoruz. İsterseniz konaklama noktasına çok yakın bir noktada bulunan Hz Fatma Kaplıcası'nın sıcak sularında havuza girip rahatlayabilirsiniz. Burada 7000m üzerinde zirvelerini göreceğiniz Hindikuş Dağları'nın heybetini seyretmeye doyamayacak ve kendinizi şanslı hissedeceksiniz. Sabah kahvaltısından sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Khorog'a ulaşmak için yol üzerinde Darshai tapınağı, Namangud'daki Kakha Kalesi'ni görüyoruz. Wakhan vadisinde bulunan Ishkashim kasabası'nda öğle yemeği aldıktan sonra ve Garmchashma Kanyonu'nu geçerek Khorog'a varılacak. 28 bin nüfusu olan Khorog Dağlık Badahşan bölgesinin başkenti ve Pamir bölgesinin en büyük şehridir. İlk olarak şehirde bulunan botanik bahçeyi ziyaret edeceğiz. Burada şehirin Panoramik görüntüsünü izleyip, fotoğraflarımızı da çektikten sonra eğer vaktimiz olursa yerel müze ve şehrin pazarını geziyoruz. Sabah kahvaltıdan sonra erken saatte İshkashim'e gidiyoruz. Burada Panj Nehri üzerinde kurulan Afgan Pazarı'nda bir iki saat geçireceğiz ve Afganları görme, onlarla konuşma ve fotoğraf çekme şansınız olacak. Bu arada şanslı olduğunuzu belirtmek isteriz. Çünkü Afgan Pazarı sadece cumartesi günleri kuruluyor ve biz programızı sizler için cumartesi günü orda olabileceğimiz şekilde organize ettik. Afgan Pazarı'ndan sonra rotamızı Khalaikum'a çeviriyoruz. Yol üzerinde öğle yemeği alacağız. Yol boyunca kahverengi Panj Nehri'nde Afgan çocukların nasıl yüzdüğünü göreceksiniz. Muhteşem manzaralar eşliğinde yapacağımız yolculuğumuzdan sonra Khalaikum'a varış. Sabah kahvaltısının ardından rotamızı başkent Duşanbe'ye ulaşmak için güneye Kulob şehrine çeviriyoruz. İlk 100 km boyunca yol üzerinde çeşitli Afgan köylerini görme şansımız olacak. Shurobod Geçidi'nden sonra Kulob şehrine varıyoruz. İlk olarak Mir Seyyid Ali Hemedani'nin mozole ve müzesi ile beraber, medresenin bulunduğu kompleksi geziyoruz. Mir Seyyid Ali Hemedani Keşmir bölgesinin İslamlaşmasında önemli tesiri bulunan sufidir. Seyyid Ali Hemedani, Ali-i Sani ve Şah-ı Hemedan gibi unvanlarla anılır. Soyu Hz. Hüseyin'in oğlu, dördüncü imam Ali Zeynelabidin'e ulaşmaktadır. Annesi Bibi Fatma da Hz. Ali soyundandır. Ziyaretimizi bitirdikten sonra Kulob'ta öğle yemeği alıyoruz. Yemek sonrası rotamız üzerinde bulunan Hulbuk'ta, tarihi 9-11. yüzyıllara dayanan Hulbuk Kalesi'ni gezeceğiz. Sonrasında Duşanbe'ye devam ediyoruz. Sharshar Geçidi'ni geçtikten sonra Nurak Barajı ve gölün yeşil rengi ile oluşan manzaralara bayılacaksınız. Akşam üstü Duşanbe'ye varış. Panoramik şehir gezisi otelimize yerleşme. Duşanbe-İstanbul uçuşunu gerçekleştirerek sabah saatlerinde Türkiye'ye varıp akıllarınızdan çıkmayacak bir geziyi sonlandırmış oluyoruz. Oş ve Duşanbe gibi büyük şehirlerde otel konaklaması olup yolda olacağımız günler konaklama şeklimiz Yörük Çadırı ve ev konaklaması şeklinde gerçekleştirilecektir. Diğer turlardan tamamen farklı bir gezi olacağı için ve en önemlisi Asya'nın en zorlu yolunu aşacağımız için malumunuz yol boyu otel bulunmuyor. Bu yolu geçmeyi göze alan herkes konaklamasını nasıl gerçekleştiriyorsa biz de o maceracı insanlardan farksız olarak aynı tip konaklama yapacağız. Yerel ev konaklamalarında özellikle temizliğe önem vermekteyiz. Araçlara şöför hariç toplam 3 kişi binecek şekilde organize oluyoruz. Herkesin rahat etmesi ve en önemlisi cam kenarında oturuyor olması çok önem verdiğimiz bir konu. Pamir Yolu boyunca tüm araçlar peş peşe gidecek. Kimse birbirinden ayrılmayacaktır. Araçların her biri 4x4 özelliğine sahip olup Pamir Yolunu geçebilecek zorluğa dayanıklı ve konforludur. Araçlar Toyota Land Cruiser ya da muadili araçlar olacaktır. Kahvaltı + ogle yemegi +aksam yemekleri misafir evlerinde yapılacaktır ve yerel yemekler yenecektir. Yemekler yapılmadan önce misafirlere söylenecek ve sorulacaktır. Yemekler genelde çorba, et ve tavuk, sandviç, salata, ekmek ve içecek tarzında olacaktır. Gezi güzergahı üzerinde bazı yerlerde yağmur görülebilir. Bu sebeple seyahatinizin konforu açısından yağmurluklarınızı günlük turlarınızda yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederiz. Gezi esnasında rahat ayakkabılar tercih edilmelidir. Yüksek rakımlı bölgelerde rastlanabilecek hava değişikliklerine karşı yanınızda polar bulundurmanızı tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pamukkale-saraplari-bagbozum", "text": "Sevgili Selda Toklar'dan bağbozumu teklifini alınca bizler için farklı bir deneyim olacağından hiç şüphe etmeden kabul ettik. Bunda içkiler arasında en çok tercih ettiğimiz şarap'ın da rolü çok büyük. Böylesi içimi keyifli bir içkiyi sadece içmekle kalmayalım, nasıl toprakta yetişir, ne zaman toplanır, hangi işlemlerden geçer gibi tüm detayları öğrenelim istedik. Yolculuk uçağın kalkışına tam 20 dakika kala havalimanına adım atmamızla oldukça telaşlı başladı. Ne yalan söyleyelim aslında uçağı kaçıracağımızı düşünmüştük ama şans bizden yanaydı. 45 dakika süren uçak yolculuğu sonrası Denizli'ye ayak bastık. Bizi bekleyen otobüse binip şampanyalar eşliğinde otelimiz Richmond'a vardık. Bahçeye önceden hazırlanmış kahvaltı sofrasına oturarak sohbeti bol, keyifli bir kahvaltı sonrası hiç vakit kaybetmeden Güney köyüne Pamukkale şarapları fabrikasına doğru yol aldık. Fabrika ziyaretimiz öncesi Güney Şelalesini de es geçmedik 🙂 Şelalenin yamacına kurulmuş bahçede Zafer gazozlarımız eşliğinde öğle yemeğini yer yemez tekrar yollara düştük. Pamukkale Şarapları 1962 yılında kurulmuş bir aile işletmesi, dolayısıyla her bir bireyin farklı farklı görevleri var. Hepsi bu işi gerçekten severek yapıyor. Üzümün şaraba dönüşüm hikayesini, sonrasında şişeleme ve paketlenmesini ailenin büyük kardeşi Fevzi Tokat'ın anlatımıyla bir güzel dinleyip gördükten sonra sıra mahzende şarap tadımına geldi. Bizler için önceden özenle hazırlanmış masa da Pamukkale Şaraplarının ilk tadımlarına başladık. Pamukkale markası yılda 5 milyon litre şarap üretimi ile yurtiçi ve yurtdışı pazarına üretim yapıyor. Avrupa'dan almış olduğu pek çok ödül yaptıkları işin ne kadar kaliteli olduğunun birer sembolü. - IWC / International Wine Challange 2015 - Decander World Wide Awards 2015 Bronz Ödüller : Pamukkale Anfora Trio 2013, Pamukkale Sava 2014, Pamukkale Sava Premium 2013 - SWA / Sommelier Wine Awards 2015 : Pamukkale, Sava, Premium Red, 2013 Üzümlerin olgunlaştığı zaman toplandıkları döneme verilen isimdir. Bağların üzümsüz kaldığı dönem. Bölgeye ve iklime göre bağbozumu zamanı değişiklik göstermektedir. Bağı bozmak için rotamız Denizli'nin Güney ilçesi. Güney bölgesi deniz seviyesinden 850 metre yükseklikte bir plato içinde olduğundan ve killi-tınlı, kireç taşlı, çakıllı toprağı sayesinde şaraplık üzüm yetiştirme anlamında Türkiye'nin en uygun bölgesidir. Şarapçılık \"Üretildiği üzümün özelliklerini en iyi şekilde şaraba aktarabilme sanatıdır.\" Ve Pamukkale Şarap bu sanatı yeterince yerine getiriyor! Pamukkale Şarapları üzümlerinin yetiştirildiği devasa büyüklükteki bir bağ ve tam ortasında üzüm salkımları ile çevrelenmiş taş ev. Düşünsenize hikayenin merkezindesiniz. Taş evin terasına kurulmuş oldukça şık bir masa, bir yanda masayı süsleyecek, karınları doyuracak kuzu çevirme ve sayısız tadımlık şaraplar. Her zaman olduğu gibi bu seferde doğrusunu söylemek gerekirse Pamukkale şarapları hem tat hem de fiyat olarak şarap sever biriyseniz ilk tercihiniz olması gereken markalardan bir tanesi. Ama içlerinde biri vardı ki kalbimizde taht kurdu \"Grand Reserve\" Zaten sınırlı sayıda üretilmiş ve değer olarak diğerlerine göre en pahalısı."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pari", "text": "Amsterdam macerasını geride bırakıp yeni yılı kutlamak için sabah saat 8'de arabayla Paris yollarına düştük. İnternet'ten otopark rezervasyonumuzu ve ödememizi yapmıştık. Eiffel'in hemen yanındaki Quai Branly otoparkı için 2 günlüğüne 49.5 euro verdik. Önce otele gidip valizlerimizi bırakmak istedik şansımıza hem sokakta park yeri bulduk hem de haftasonu olduğu için ücret ödemedik. Check-in işlemleri, valizleri odaya yerleştirme ve ihtiyaçlar giderildikten sonra arabayı otoparka park edip kartımızı da teslim aldıktan sonra şu meşhur Champ-Elysees'e gittik. Cadde de iğne atsak yere düşmezdi herhalde onca kalabalıktan gerçi bizim Champ-Elysees'e gitme nedenimiz Belçika restaurant zinciri olan Leon'da midye yemekti. Dışarıya kadar taşan kuyruğu görünce vazgeçmek zorunda kaldık. Arc de Triomphe'e gitmeyi aklımızdan bile geçirmedik yemeğimizi yiyip gezdikten sonra gece gitmeyi planladık. Champ-Elysees'den metro ile Les Halles'e gitmek için geçtik makinanın karşısına yanımızda abuk bir tip elindeki biletleri gelene satıyor. Baktı biz yabancıyız allem etti kallem etti kendi kartıyla bize günlük Paris kartını aldı. Kişi başı 10.25 euro. Aldığımız bilerlerde Les Halles'e varıp Rue Rambuteau sokağındaki çok methedilen muhakkak gidilmesi önerilen Leon'a vardık. Leon'a girer girmez masalardaki Provencale usulü tencerelerdeki midyeleri görünce açlığında verdiği etkiyle heyecanımız bir kat daha arttı. Koca tencere midyeleri bir güzel miğdeye indirdik. Fakat bizim fikrimiz 150 TL verip de iki tencere haşlanmış o midyeleri yemektense 10 TL'e bizim 1 tabak midye dolmamızı çok daha tercih ederiz. O neydi öyle ya yavan bir şey. Hele Orkun'un sipariş ettiği deniz mahsullü midyelerin içindeki o jumbo karidesleri nasıl heba etmişler anlatamam. Öyle ya da böyle karnımız bir şekilde doydu. Paris'e kadar gelmişken yemeğin üzerine şarap keyfi yapmamak olmaz. St. Germain için metroya indik. Ama bizim biletler geçersiz 🙂 Bir güzel kazıklandıktan sonra bu sefer kendimiz aldık bileti. St. Germain gidip Le Bonaparte'de içkilerimizi yudumlayıp, güzel bir sohbet ile keyif yapıp, sokakları da gezdikten sonra buradan kalabalığın azaldığını düşünerek Arc de Triomphe'e giderek günümüzü tamamladık. Bugün yılbaşı çok heyecanlıyız Eiffel'in altında 2013 yılına giricez 🙂 Sabah erkenden kalkıp valizlerimizi otopark'a bırakmaya gidecektik ki bizim biletler yine geçersiz. Meğer bu Fransızların 1 günden (24 saat) anlayışı bizimkinin tam aksi. Yahu biletin 24 saat geçerli olması için saat tam 00:00 da mı almak gerekiyor. Biz dün gece aldığımız için bir sonraki gün biletler geçersiz olmuş. Haydii bu sefer tekrar bilet aldık mı! Bizim 1 günlük Paris kartımız 2 kişi 60 euro'ya geldi. Valizleri arabaya yerleştirip Paris'de gezilmesi gereken yerleri sırasıyla gezmeye başlamadan önce birkaç saat alışveriş listemi tamamlayıp, Notre Dame Kilisesine ardından Pont Des Amoureux'de isimlerimizin yazılı olduğu kilidi de güzel bir yer bulup kilitledikten sonra St. Louis en I'lle deki tarihi Berthillion'da Casis'li dondurmamızı da yiyerek Louvre müzesini, Opera binasını, Hausmann, St. Madaline'i gezdikten sonra tam aç kaldık diye düşünürken Le Relais de I'Entrecote'da boş yer bularak kıtlıktan çıkmışçasına yedik. Yılbaşına daha 2 saatimiz var diye Eiffel civarında bir cafe'ye girip bir şeyler içelim diye düşünmüştük ama restaurantların kapısında nasıl kuyruk varsa onun iki katı cafelerin önünde de vardı. Galiba Paris'e çok yanlış zamanda geldik. 2 gün boyunca yağmayan yağmur da tam yılbaşına saatler kala bastırınca yılbaşından pek bir keyif alamadık işin doğrusu. Bizim Paris'e asıl gitme amacımız yılbaşı içindi, e tabi 2 günlük süre içerisinde az çok görülecek yerleri ziyaret ettik ama doğru söylememiz gerekirse Paris'e ikinci kez gideceğimizi pek sanmıyoruz. Milletin ağzında bir Champs-Elysees caddesidir gidiyor. Acaba cadde de değişik bir şey vardı da biz mi göremedik. Ama bir çoğu için çok önemli bir cadde olmalı ki bir çoğu nedense Champs-Elysees sokak tabelasının altında resim çekiliyor. Komik!!! Fransızlar için çok şık, bakımlı falan demişlerdi ama bize nedense hep paçozları denk geldi. İnsanların şık olup olmamaları bizi çok ilgilendirmiyor da metrolardaki o pislik inanın 3. sınıf dünya ülkesinin metrosunda yok. Pislikten koltuklara oturulmuyor. Metro istasyonları evsizlerin idrarlarından leş kokuyor, metrolarda sigara içiliyor. Eiffel Kulesi ise gündüz hiçbir şeye benzemeyen bir demir yığını gece ışıklandırma sayesinde biraz olsun estetik görünüyor. Paris'in ünlü yazarlarından olan Guy de Maupassant'daEiffel'in yapıma karşı çıkanların arasındaymış. Eğer bu kulenin yapılması halinde ülkeyi terk edeceğini dile getirmiş olmasına rağmen kule yapıldıktan sonra her gün kulenin cafesine çıkıp kahvesini içiyormuş. Kendisine hem eiffel'in yapılmasına karşı çıktın hem de neden her gün buradasın diye sorduklarında \"Bu demir yığınını göremeyeceğim tek yer burası olduğu için\" olmuş cevabı. 324 metre uzunluğunda ki kulenin açılışı törenle 31 Mart 1889 yılında açılışı yapılmıştır. Kulenin mimarı Gustave Eiffel'in balmumu heykeli kulenin tepesinde görülmeye değerdir. İçeride 6.000 adet tablo bulunuyor. Mona Lisa'nın orijinal tablosu özel camekan içerisinde sergilenmekte. Müzeyi gezmek için 28 gün gerekli. Bahçedeki cam piramitleri mutlaka görün. Müzeye girmeniz yoksa bahçesinde vakit geçirin derim. Salı günleri müze ziyarete kapalı. Katedralin avlusunda dünyanın merkezinin burası olduğunu gösteren isaret vardır. Paris manzarasını izlemek için en güzel nokta. Şehrin en ünlü tepesidir. Metrodan indikten sonra kısa bir mesafe yürüyüp daha sonra teleferik ile tepe ulaşabilirsiniz. Günlük Paris kartı teleferikte de geçerli. İlk olarak kilise olarak yapılan yapı daha sonra anıt mezar olmuştur. Şu an Fransız entellektüllerinden Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Voltaire, Alexandre Dumas, Pierre Curie, Marie Curie ve Emile Zola'nın mezarları buradadır. Fransız fizikçi Leon Foucault deneyi ile dünyanın kendi ekseni etrafında döndügünü ispatlamıs ve hala sarkacı kubbeden asagı dogru sallanmaya devam etmektedir. Ege Üniversitesi Rasathanesinde de Foucault Sarkacı bulunuyor. Zafer anıtı, Tak'ın altında I. Dünya Savaşında hayatını kaybeden Fransız askerlerin mezarları yer alıyor. Mezarın üzerindeki ateş 1923 yılından bu yana hiç sönmeden yanmaktadır. Paris'in 25 km. dışında yer alan bahçesi, geniş alanı, barok usulü yapımı ve 1300 adet odası ile göz alıcı bir saraydır. Güneş tanrısı olarak bilinen Apollon'un arabası sarayın ön bahçesindeki havuzdadır. Aynalı salonda I. Dünya Savaşının sonunda Versay Anlaşması imzalanması nedeniyle anlamlı bir yerdir. Korent sütunları dikkatinizi çekmeye yetiyor. Roma tapınagını andıran bu kilisesinin girişi ücretsiz. Louvre müzesine çok yakın konumda olan Katolik Kilise Gotik mimarı üslubu ile 1532 yılında inşa edilmiştir. Mezarlıkta çok açık hava müzesi gibi. Paris diğer turistik yerleri gibi bu mezarlık da bir çok turistin ziyaret noktası haline gelmiş. Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın mezarları da buradadır. Diğer ünlü isimlerden bazıları ise Jim Morrison, Victor Hugo, Oscar Wilde, Sarah Bernhardt, Honore de Balzac, La Fontaine ve Moliere, Frederic Chopin ve Armand Pierre Arman'dır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/paris-gezi-rehberi-gezilecek-yerle", "text": "Dünya turizm sıralamasında listenin en başında yerini alan Paris şehri dünyanın en romantik şehirlerinden biri diye söz ederler. Paris gezi notları ile sayesinde Paris gezilecek yerler listemizle, Paris turu yapacak olan siz değerli gezmeyi seven okurlarımıza Paris Gezi Rehberi hazırlayıp enine konuna her şeyi kalem kalem yazmaya gayret ettik. Umarız Paris turu için istediğinizden daha fazla bilgiye sahip olursunuz. Bu makalemizi okuduktan sonra asıl bakmanız gereken sayfa PARİS GEZİLECEK YERLER Paris gezi rehberini tamamlayıcı nitelikte sizleri yormamak için adım adım ilerlediğimiz ve konu konu ayırdığımız Paris şehri için böylelikle daha çok bilgi sahibi olacaksınız. Avrupa'nın gözde şehri Paris aynı zamanda iş dünyası, kültür ve moda bakımından lider şehirlerden bir tanesi olma özelliğine sahiptir. Bir çok simgesel mekana ev sahipliği yapan Paris şehri Seine nehri kenarına kurulu, cafeleri-restaurantları, birbirinden güzel mağazaları ve müzeleri ile gezme anlayışı farklılık göstermesine rağmen her kesim gezgine hitap etmeyi bilmektedir. Fransa'nın başkenti ve İle-de-France bölgesinin merkezi olan Paris, Sen Nehri'nin üzerine, Paris Havzası'nın tam ortasına kurulud:r. Belçika, Almanya, İsviçre, İtalya ve İspanya'ya komşu ülke Batı Avrupa'da bulunuyor. Brüksel'den Paris : Araçla 314 km. Thalys ile Brüksel'den Paris'e her cumartesi seferi olan tren ile 4 saat 30 dakika'da minimum tek yön 129 Euro ödeyerek ulaşabilirsiniz. Güncel fiyatlar ve sefer tarihleri için lütfen Thalys sitesini kontrol edin. Frankfurt'tan Paris : Araçla 572 km. Trenle yaklaşık 4 saatte minimum 39 euro ödeyerek Paris'e gitmeniz mümkündür. Güncel fiyat ve tarife saatleri için lütfen SNCF sitesini seyahatiniz öncesinde kontrol edin. Stuttgart'tan Paris : Araçla 618 km. Trenle yaklaşık 3 / 3,5 saatte minimum 39 euro ödeyerek Paris'e gitmeniz mümkündür. Güncel fiyat ve tarife saatleri için lütfen SNCF sitesini seyahatiniz öncesinde kontrol edin. İsviçre Zürih'ten Paris : Araçla 654 km. Trenle yaklaşık 4 saatte minimum 79 euro ödeyerek Paris'e gitmeniz mümkündür. Güncel fiyat ve tarife saatleri için lütfen SNCF sitesini seyahatiniz öncesinde kontrol edin. Milano'dan Paris : Araçla 852 km. Trenle yaklaşık 8 saatte minimum 59 euro ödeyerek Paris'e gitmeniz mümkündür. Güncel fiyat ve tarife saatleri için lütfen SNCF sitesini seyahatiniz öncesinde kontrol edin. Barselona'dan Paris : Araçla 1036 km. Trenle yaklaşık 14 saatte minimum 124 euro ödeyerek Paris'e gitmeniz mümkündür. Güncel fiyat ve tarife saatleri için lütfen SNCF sitesini seyahatiniz öncesinde kontrol edin. Yorulmadan ve zahmetsiz olsun isterseniz en kolay ulaşım yolu uçak kullanmaktır. Belçika Brüksel, Almanya Frankfurt ve Sttutgart, İsviçre Zürih ve İspanya Barcelona'dan ister aktarmalı ister aktarmasız uçuş gerçekleştirebilirsiniz. Fransa'ya bu ülkelerden en ucuz ulaşım imkanı sağlayan önce İspanya sonra Almanya'dır. Paris Turu yapmanız için öncelikli Schengen Vizesi almanız gerekiyor. Tax Free : Paris'e seyahat edip bol bol alışveriş yapacak olanlar. Alışveriş yaptığınız mağazalardan vergi iade formunu alıp doldurmayı unutmayın. Paris'te yapılan alışverişlerin vergi iadelerini alabilmek için minimum harcama limiti 175 Euro'dur. Ve geri alınacak verginin oranı ise %19.6'dır. Servis Ücreti : Restaurantlar'da yediğiniz yemek veya içeceklere servis ücreti dahildir. Ama illa bahşiş vermek isterseniz toplam fatura bedelinin %5'i ila %10 arasında bir tutar bırakabilirsiniz. İnternet : Şehrin toplam 400 noktasında ücretsiz wi-fi hizmeti verilmektedir. Ücretsiz internet erişiminin nerelerde olduğunu görmek için bu linkten haritaya bakabilirsiniz. Paris'te gezilecek yerleri normal listenin dışında size kolaylık olsun diye gün gün rota çıkaracak şekilde listelemeye karar verdik. Böylelikle hangi gün nereye gitsem, neresi nereye yakın diye kafa patlatmanıza gerek kalmayacak listemize hazır olun. Giriş ücreti 11,30 Euro olup ziyaret saatleri Pazartesi günleri hariç diğer tüm günler 10:00 15:45 arası ziyarete açıktır. 1 Ocak, 1 Mayıs ve 25 Aralık'ta müze ziyarete kapalıdır. Giriş ücreti 9 Euro olup ziyaret saatleri 1 Ekim 31 Ekim arası 10:00 18:00, 1 Kasım 31 Mart arası 10:00 17:00. 1 Ocak, 1 Mayıs ve 25 Aralık'ta müze ziyarete kapalıdır. 16:15 16:45 / Hotel des Invalides / ? Place des Invalides : Giriş ücreti 9 Euro olup ziyaret saatleri 1 Kasım 31 Mart arası 10:00 17:00, 1 Nisan 31 Ekim arası 10:00 18:00. Kubbesi ise Nisan ila Eylül ayları arası Salı günleri saat 21:00'e kadar açık olup Temmuz-Ağustos arası ise 19:00'a kadar açıktır. 17:00 17:20 / Grand and Petit Palais / ? 3, Avenue du General-Eisenhower : Pazartesi günleri hariç diğer günler 10:00 18:00 arası ziyarete açıktır. Ulaşım için Metro 1 ve 13. hat ile gelip Champs-Elysees Clemenceau durağında inmelisiniz, RER ile gelecekseniz C hattında Invalides durağında, A hattında Charles de Gaulle-Etoile durağında ineceksiniz. Giriş ücreti 9 Euro olup ziyaret gün ve saatleri 1 Nisan ila 30 Eylül tarihlerinde 10:00 23:00 arası, 1 Ekim ila 31 Mart tarihlerinde 10:00 22:30 arası ziyarete açıktır. Pazartesi, Perşembe, Cumartesi ve Pazar günleri 09:00 08:00 arası, Çarşamba ve Perşembe günleri 09:00 22:00 arası ziyarete açıktır. Salı günleri kapalıdır. Halka açık park olduğundan giriş ücretsizdir. Louvre Müzesinin hemen yanında bulunuyor park. Salı günleri hariç haftanın diğer günler sat 10:00 18:00 arası ziyarete açıktır. Salı günleri hariç haftanın diğer günler sat 1:00 21:00 arası ziyarete açıktır. Her gün 10:00 ila 17:00 arası açık olan Opera'nın giriş ücreti 9 Euro'dur. Unesco Dünya Miras Listesindeki gotik mimariye sahip Katolik kilise Ortaçağ döneminde inşa edilmiştir. Giriş ücretsiz. Cumartesi Pazar 08:00 19:15 arası, diğer günler 08:00 18:45 arası ziyarete açık. Notre Dame Kilisesinin kulesi 69 metre yüksekliğindedir. Kuleye tırmanmak için 397 basamak çıkmanız gerekiyor. Ziyaretçilerin tek izin verildiği nokta güney kule bölümüdür. 13 yy'da inşa edilmiş gotik mimariye sahip bir kilisedir. Kilisenin en dikkate değer yanı ise göz alıcı vitraylarıdır. Pencereler 1000'den fazla incilden alınan hikayelerle süslenmiştir. Gotik mimariye sahip büyük bina 1301-1315 yılları arasında inşa edilmiştir. İlk yapılış nedeni Saray olan bina sonrasında hapishaneye çevrilmiş ve bu yönde hizmet vermeye başlamıştır. Her gün 09:30 18:00 arası ziyarete açıktır. Paris'in ikinci büyük parkı Luxembourg sarayı boyunca uzanan bahçe mutheşem peyzajı ile sizi şehirden farklı bir atmosfere sokan ender yerlerden bir tanedir. Bahçe içindeki saray Fransız yönetimi sürecinde kısa bir süreliğine hapishane olarak kullanılmıştır. Medici çeşmesi park içinde görülmeye değer ender yerlerden bir tanesidir. Şehrin ikonik ve tarihi yapıları ile birbirinden güzel köprülerini panoramik şekilde görmeniz için en güzel aktivitelerden bir tanesidir. Bazı tekne turları öğle ve akşam yemeği imkanı sunduğu için bu şekilde yemekli bir tur alıp Paris'in eşsiz manzarası eşliğinde unutulmaz bir gezi gerçekleştirebilirsiniz. Sen Nehrinin sol kıyısında yer alan bir devlet müzesidir. 1977 yılında açılan müze dünyanın en büyük koleksiyonlarına ev sahipliği yapar. İlk başta tren garı amacıyla inşa edilmeye başlanmış ancak sonrasında müze olmasına karar verilmiştir. Yılda milyonlarca ziyaretçi ağırladığı için Paris'in en çok ziyaret edilen müzelerinden biridir. Dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlığıdır. Mezarlıkta çok açık hava müzesi gibi. Paris diğer turistik yerleri gibi bu mezarlık da bir çok turistin ziyaret noktası haline gelmiş. Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın mezarları da buradadır. Diğer ünlü isimlerden bazıları ise Jim Morrison, Victor Hugo, Oscar Wilde, Sarah Bernhardt, Honore de Balzac, La Fontaine ve Moliere, Frederic Chopin ve Armand Pierre Arman'dır. Montmartre bir Hristiyan mahallesidir. Tepeye doğru yokuş sokaklardan veya merdivenler bu bölgeye ulaşabilirsiniz. Çok cafe ve restaurantlarla çevrili çok keyifli bir bölgedir. Burası asıl ressamlar tepesi olarak bilinir. Ressam ve şairler arasında Salvador Dali, Amedeo Modigliani, Claude Monet, Pablo Picasso, Vincent van Gogh bu bölgede yaşamıştır. Paris'in en bilinen yapılarından biri Montmarte tepesinde beyaz rengiyle parıldayan Roma Katolik Kilisesidir. Burası Paris şehrinin en yüksek tepesidir. Prusya savaşı sırasında ölen şehitlerin anısına kilisenin yapımına 1875 yılında başlanmış ve 1923 yılında tamamlanmıştır. Yukarıda vermiş olduğumuz 4 günlük Paris rotası aslında Paris'i tam anlamıyla gezip görmek için en idealidir. Eğer Paris turunuza iki parktan oluşan Disneyland'ı da ekleyeceksiniz o halde bir tam gününüzü bu parka ayırmanızı şiddetle tavsiye ederiz. Paris'te konaklama şeçenekleri hostel, otel ve daire'dir. Hostellerin 1 kişi gecelik konaklaması 20-80 USD arasında olup şehre uzaklıkları minimum 1.6 km ile 4 km arasındadır. Otellerin oda başı gecelik konaklaması en düşük sınıflı otelde 40-80 USD arası, Orta sınıf bir otelde (3 yıldız) gecelik konaklama 110-150 USD arası, Şehir merkezinde lüks konaklama (4 veya 5 yıldız) bedeli ise 170 1500 USD arasıdır. Daire kiralamak isterseniz ücretleri 12 metrekare'den başlayıp iki kişi için 70 usd'den, 35 metrekaresi 200 usd'e kadar değişmektedir. Paris'te toplam 70 tane Michelin Yıldızlı restaurant bulunuyor. Ve bunlardan 10 tanesi 3 yıldızlı, Dünyanın en güzel müzesi Louvre bu şehirde yer alıyor,"} {"url": "https://www.gezgincift.com/paris-gezilecek-yerle", "text": "Paris gezi rehberimizden sonra Paris gezilecek yerler listemizle Paris turu planınızda gitmeyi hedeflediğiniz yerler hakkında enine boyuna bilgi sahibi olacağınız harika bir makale hazırladık. Tüm önerilerimiz hatta Paris gezilecek yerler listesine başka kimsenin almadığı pek çok yeri de yine listemizde görebileceksiniz. Avrupa'nın en turistik şehirlerinden biri olan Paris tarihi yapıları, müzeleri, cafeleri, mağazaları, bit pazarları ve en önemlisi Fransız tarihi nedeniyle bir çok seyahat severin ilgisini çeken şehir olmuştur. Kral Philippe Auguste tarafından 1190 yılında yaptırılan yapı aslında Viking'lerden korunmak amacıyla kale niyetiyle yapılmıştır. Müzeye 400 yıl boyunca eklemeler yapılarak bugünkü halini almıştır. Yapıldığı yıldan sonra Kral ve Kraliçeleri ağırlayan müze Fransa'daki ilk devlet müzesi olarak 1793 yılında açılmıştır. 7 adet bölümü olan müze de çok değerli eserler sergilenmektedir. Dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Louvre'e Paris'e gittiğinizde mutlaka ziyaret etmeli vaktiniz yoksa bile bahçesini görmelisiniz. Dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Louvre'de 35.000'e yakın eser sergilenmektedir. Tabi bunların içinde en görülmeye değer muhakkak Leonardo Da Vinci'inin 1503-1506 yılları arasında yapmış olduğu Mona Lisa eseridir. Ziyaret Saatleri ve Günleri : Pazartesi, Perşembe, Cumartesi ve Pazar günleri 09:00 08:00 arası, Çarşamba ve Perşembe günleri 09:00 22:00 arası ziyarete açıktır. Salı günleri kapalıdır. Fransa'nın sembolü olmuş 324 metre uzunluğa sahip kulenin yapımında 18.038 adet demir parça ve bunların bağlantısının yapılabilmesi için 2.5 milyon perçin kullanılmıştır. 1887 yılında yapımına başlanan kulenin açılışı törenle 31 Mart 1889 yılında olmuştur. Kulenin mimarı Gustave Eiffel'in balmumu heykeli kulenin tepesinde olup mutlaka görülmelidir. 7 yılda bir boyanan kule için 60 ton boya kullanılmaktadır. Yapıldığı sırada ve sonrasında bir çok mimar ve sanatçı tarafından çirkin olduğu gerekçesiyle protesto edilen yapı günümüzde dünyanın en çok ziyaret edilen ve bilinen ikonlarından biri haline gelmiştir. Kule 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümüne ister asansörle ister 360 basamakla çıkabilirsiniz. 115. metredeki ikinci bölümde ise Le Jules Verne restaurant bulunuyor. Birinci ve ikinci bölüm arasında tam 359 basamak bulunuyor. Ama yine asansörle çıkmak mümkündür. Giriş Ücreti : En tepeye asansörle çıkmak için yetişkin 25 Euro, 12-24 yaş arası 12,50 Euro, asansörle 2. kata çıkmak için yetişkin 16 Euro, 12-24 yaş 8 Euro, merdivenle 2. kata çıkmak için yetişkin 10 Euro, 12-24 yaş 5 Euro, 2. kata kadar merdivenle sonra bu kattan en üste asansörle çıkmak için yetişkin 19 Euro, 12-24 yaş arası 9,50 Euro'dur. Bir çoğumuzun Victor Hugo'nnun Notre Dame'ın Kamburu adlı romanından bildiği kilise Seine Sen Nehri ortasındaki küçük adada bulunuyor. Yapının inşasına 1163 yılında başlanmıştır. Katedralin 3 tane kapısı bulunmaktadır. Meryem Ana isimli sol kapısında kutsal bakire, sağ kapısında Azize Ana hikayeleri ve orta kapısında ise kıyamet günü tasvirlerini görebilirsiniz. Bu iç kapının üst kısmında Krallar Galerisi olarak geçen 24 tane kral heykeli vardır. Tarihinde çok şey görmüş geçirmiş katedral'de Haçlı seferine katılanlar burada kutsanmış, Fransız devrimi sırasında devrimciler katedralin ismini aklın tapınağı olarak değiştirmişler ve hatta şarap mahzeni olarak bile kullanılmış. Napolyon İmparatorluğunu 1804 yılında bu katedralde ilan etmiştir. 19. yy'ın başlarında alınan yıkılma kararından sonra yıkılmayla karşı karşıya kalan katedral Fransız yazar Victor Hugo'nun romanı sayesinde ve halkın desteğiyle yıkılmaktan kurtulabilmiştir. Ziyaret Saatleri ve Günleri : Giriş ücretsiz. Cumartesi Pazar 08:00 19:15 arası, diğer günler 08:00 18:45 arası ziyarete açık. Katedralin kulesi 69 metre yüksekliğe sahip olup 397 basamakla çıkılıyor. Ziyaretçilerin girişine tek izin verilen güney kule bölümüdür. Şanzelize caddesinin en sonunda bulunan tarihi yapı Napolyon talimatıyla yaptırılmıştır. Napolyon'un Austerlitz Savaşını kazanması üzerine bu zaferi taşlandırmak amacıyla yaptırdığı yapıdır. Her ne kadar 1806 yılından Napolyon tarafından yaptırılma emri verilmiş olsa inşaanın bitimi 1836 yılını bulduğundan Napolyon bu anıtı göremeden ölmüştür. Tak Baron Haussmann'ın yapmış olduğu Etoile isimli Yıldız Meydanın yani 12 caddenin kesiştiği yerin tam orta yerinde bulunuyor. Bu yüzden Zafer Tak'ına ulaşım alt geçitten sağlanır. 284 basamakla Zafer Tak'ının en üstüne çıkıp Paris'in doyumsuz ve eşsiz manzarasını izleyebilirsiniz. Zafer takının üzerindeki rölyeflere lütfen bakıp geçmeyin hepsinin birer anlamı var. Mesela Şanzelize caddesini arkanıza aldığınız zaman Zafer Tak'ının en üstünde 30 tane daire göreceksiniz. Bunlar Napolyon'ın Afrika ve Avrupa'da elde ettiği zaferlerin isimlerinin yazılı olduğu madalyonlardır. Tak'ın ayağının sol üst tarafındaki rölyefte Napolyon'un Türkleri yendiği 1799 Abukir Savaşı betimlenmiştir. Hemen altındaki rölyef ise 1810 Viyana Barış Anlaşmasını anlatmakta. Tak'ın sağ kısmına baktığımız zaman üstteki rölyef Avusturyalı'ları 1795 yılında yenen General François Severin Marceau'nun cenazesi betimlenmiş alttaki ise savaşmak için yola çıkan halkı simgelemektedir. Zafer takına sırtınızı verip caddenin aşağısına doğru yürüyünce ilk karşınıza çıkan meydan Concorde meydanıdır. Şanzelize caddesi ile Tuileries Bahçeleri arasındaki meydan 18. yy sonuna kadar bataklık alandan ibaretken şimdilerde Paris'in en popüler ve lüks kısmı haline gelmiştir. Concorde Paris'in en geniş meydanıdır. Hatta Bordeaux'taki Place de Quinconces meydanından sonra ülkenin 2. en büyük meydanı olma özelliğine sahiptir. Tarihte farklı olaylara sahne olan meydana yapıldıktan sonra Kral XV. Louis'in at üzerindeki heykeli dikilmiş. Fransız devrimi sırasında heykel yıkılarak yerine giyotin konulmuş ve meydanın adı da Devrim Meydanı olarak değiştirilmiş. 1200 kişi meydanın tam ortasındaki giyotin ile idam edilmiştir. Meydan 1795 yılında şimdiki adı yani Concorde ismini almıştır. Giyotin bu meydandan 1836 yılında kaldırılıp yerine Fransa'nın o dönemlerde en önemli şehirlerinin koruyucu heykelleri (8 heykel) dikilmiştir. Ve bu heykellerin bir başka ve en önemli özelliği de her heykelin kendi şehri yönüne dönük olmasıdır. Diğer şeçmelerden biri Fransa'daki nehir ve gölleri diğer çeşme ise Fransanın denizlerini sembolize eder. Meydan'daki Mısır obeliski Kavala'lı Mehmet Ali Paşa tarafından Luksor tapınağından getirilmiştir. 23 metre yüksekliğindeki obelisk üzerindeki hiyeroglifler II. Ramses'le ilgilidir. Mısır Hiyeroglifleri makalemizden gerekli bilgileri okuyabilirsiniz. Hatta Mısır'a ilginiz varsa hazır konu açılmışken Mısır yazılarımızı da okuyabilirsiniz. Bu semt Paris'lilerin aynı zamanda turistilerin de en keyif aldığı semttir. 1850'lili yıllarda siyasetçi Baron Haussmann'ın Paris'te yaptığı bulvarlardan bir tanesi de Saint Germain'dir. Daha çok üst kesime hitap eden bölgede cafelerin- restaurantların fiyatlarının biraz pahalı olduğu söylememiz gerekiyor. Gerçek Paris'lileri görmek ve yaşantılarını gözlemlemek istiyorsanız bu bölge tam size göre. Grand and Petit Palais isimlerinden oluşan bu iki sarayın küçük olanında Empresyonist eserler ve antik döneme ait heykeller görülebilir. Empresyonizm 19. yy'ın ilk yarısında Fransa'da başlamış ve sonrasında dünyadaki diğer ülkelere hızla yayılmış bir resim akımıdır. Büyük Saray Paris'te 1900 yılından düzenlenecek olan bir fuar için tasarlanmış. Şimdilerde sergi salonu olarak kullanılmaktadır. Binanın içine girdiğiniz zaman diğer yapılardan çok farklı olduğunu anlamamak imkansız. Çünkü yapımında tamamen cam ve demir kullanılmıştır. Bina'da yaşanan bir olay şöyledir; 1993 yılında binanın tavanından cam kırılıp düşünce binayı kapatma kararı alınmış. Bu süreçte onarılan bina kapılarını 2007 yılında aralamıştır. En güzel cafelerin, çeşitli sanat merkezlerinin burada olmasıyla cazip bir bölgedir. Paris'in merkezinde bulunduğu için her yere yakındır. Buraya gelen tursitler farklıdır. Yani Eyfel kulesi, Sarayları ve bahçeleri bırakıp buraya çok az insan gelir. Daha çok gay'lerin hatta pek çok yahudinin yaşadığı bölgededir. Eğer lokal hayatı yakından görmek isterseniz burası Paris'in en doğru adresidir. Mezarlığı Paris'te oldukça fazla yeraltı mağarası var hatta bazı evlerin mahzenleri dahi yer altındadır. Ancak turistik girişlere kapalı olduğundan ziyaret söz konusu değildir. Paris'teki yer altı mağaralarının en görülmeye değer olanı 17. yy'dan sonra gelişmeye, büyümeye başlayan Paris'te mezarlığın yer işgal ettiği gerekçesiyle toprak altındaki kemiklerin buralardan çıkarılıp yeraltı mağarasına taşınması 18. yy'da ziyaretçilere açılan Les Catacombes'dir. Yerin 20-30 metre altında 11.000 metrekare alan içerisinde milyonlarca kemik ve kafatası görebileceğiniz bir yerdir. 1835 yılında açılan müzede kavanozlar içerisinde tıbbi anormalliklerin ve 1800 yıllarında toplanmış bal mumu heykellerinin sergilendiği ilginç müzelerden biridir. 13 yy'da kurulan kanalizyon 1894 yılında ziyaretçilere açılmıştır. Önceleri kanalizasyon içinde tekneler ile geziliyor iken sonraki tarihlerde güvenlik çalışmaları sonucu yürüyerek asma köprüler üzerinden yürüyerek güvenli bir şekilde gezilebilir hale getirilmiştir. Paris'in tarihinden biraz olsun kopup renkli sokaklarında yürümeye ne dersiniz! Çok kısa bir sokak olmasına rağmen eğer bir instagram kullanıcısıysanız eminiz saatlerinizi burada harcayacaksınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pariste-bedava-yapilacak-seyle", "text": "Paris'in dünyanın en pahalı şehirlerinden biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Paris gezi planı yaparken Paris'te neler yapılır, Paris'te nereler görülmelidir, Paris'te gezilecek yerler, Paris'te ne yenir gibi araştırmalar yaparken nedense çoğumuzun aklına Pariste yapılacak ücretsiz şeyler nelerdir diye soru sormak gelmez. Paris'te geçireceğiniz tatil boyunca muhakkak herşeyi en iyisiyle yapmaya özen göstereceksiniz ama Paris'te yapılacak ücretsiz şeyler de tatilin süresince planınıza dahil edilmesi gerekli diye düşünüyoruz. Paris'te Yapılacak Ücretsiz Şeyler listemize bir göz attıktan sonra yapıp yapmamakta karar sizlerin! - Rodin Müzesi - Louvre Müzesi : Her ayın ilk pazar günü herkese ücretsiz olan müze aynı zamanda eğer yaşınız 26'dan küçükse her Cuma saat 18:00 21:45 arası yine ücretsizdir. - Musee d'Orsay : Her ayın ilk pazar günü herkese ücretsiz olan müze aynı zamanda eğer yaşınız 18'den küçükse her zaman ücretsizdir. - Musee National du Moyen Age : Her ayın ilk pazar günü herkese ücretsiz olan müze aynı zamanda eğer yaşınız 18'den küçükse her zaman ücretsizdir. - Centre Pompidou : Her ayın ilk pazar günü herkese ücretsiz olan müze aynı zamanda eğer yaşınız 18'den küçükse her zaman ücretsiz olup bunun yanı sıra bahçesinde gezmekte yine ücrete tabi değildir. Unutmadan Pompidou asansörü ile yine ücretsiz tepeye de çıkabilirsiniz. - Pantheon : Ekim Mart ayları arasında bu ayların ilk pazar günleri ziyaret ücretsizdir. - Sainte-Chapelle : Kasım Mart ayları arasında bu ayların ilk pazar günleri ziyaret ücretsiz olup yaşı 18'den küçük olanlara ise her zaman ücretsizdir. - Notre Dame Kulesi : Ekim Mart ayları arasında bu ayların ilk pazar günleri ziyaret ücretsizdir. - Notre Dame Kilisesi : Kilisenin kulesi haricinde giriş ücretsizdir. - Eiffel Kulesi Manzarası - Seine Nehri : Seine nehri boyunca yürüyüş yaparak nehir üzerine kurulu 37 köprüyü ücretsiz keşfedebilirsiniz. Köprüler arasında en güzelinin Pont des Arts olduğunu söylemeden edemeyeceğiz. - Sacre Coeur Merdivenlerinde Oturmak : Sacre Couer Bazilikası merdivenlerinde siz de herkes gibi oturun. Hatta buraya kadar gelmişken Montmartre sokaklarını keşfetmeyi de ihmal etmeyin. - Printemps : Printemps Alışveriş merkezinin terasından 360 dereceye hakim manzarayı mutlaka görün. - Bit Pazarları - Versailles Bahçeleri - Luxembourg Bahçesi : 23 hektar arazi üzerine kurulu bahçede kısa bir mola verebilirsiniz. Bu arada bahçe içindeki 300 yıllık portakal ağacını görmelisiniz. - Pere-Lachaise Mezarlığı"} {"url": "https://www.gezgincift.com/pariste-ziyaret-edilmesi-gereken-olagandisi-yerle", "text": "Paris'i ziyaret eden bir çok turist gibi bizim de ilk uğradığımız yerlerin başında Eiffel Kulesi, Notre Dame Kilisesi, Louvre Müzesi ve diğer bilindik yerler gelir. Ancak bilmemiz gerekiyor ki bu aktiviteler ve görülecek yerlerin dışında Paris'te görülmesi gereken olağandışı yerler de yok değildir. Paris'te oldukça fazla yeraltı mağarası var hatta bazı evlerin mahzenleri dahi yer altındadır. Ancak turistik girişlere kapalı olduğundan ziyaret söz konusu değildir. Paris'teki yer altı mağaralarının en görülmeye değer olanı 17. yy'dan sonra gelişmeye, büyümeye başlayan Paris'te mezarlığın yer işgal ettiği gerekçesiyle toprak altındaki kemiklerin buralardan çıkarılıp yeraltı mağarasına taşınması 18. yy'da ziyaretçilere açılan Les Catacombes'dir. Yerin 20-30 metre altında 11.000 metrekare alan içerisinde milyonlarca kemik ve kafatası görebileceğiniz bir yerdir. Mezarlıkta çok açık hava müzesi gibi. Paris diğer turistik yerleri gibi bu mezarlık da bir çok turistin ziyaret noktası haline gelmiş. Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın mezarları da buradadır. Diğer ünlü isimlerden bazıları ise Jim Morrison, Victor Hugo, Oscar Wilde, Sarah Bernhardt, Honore de Balzac, La Fontaine ve Moliere, Frederic Chopin ve Armand Pierre Arman'dır. 1835 yılında açılan müzede kavanozlar içerisinde tıbbi anormalliklerin ve 1800 yıllarında toplanmış balmumu heykellerinin sergilendiği ilginç müzelerden biridir. 13 yy'da kurulan kanalizyon 1894 yılında ziyaretçilere açılmıştır. Önceleri kanalizasyon içinde tekneler ile geziliyor iken sonraki tarihlerde güvenlik çalışmaları sonucu yürüyerek asma köprüler üzerinden yürüyerek güvenli bir şekilde gezilebilir hale getirilmiştir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pariste-ziyaret-edilmesi-gereken-yerle", "text": "Avrupa'nın en turistik destinasyonlarından biri olan Paris tarihi gri yapıları, müzeleri, cafeleri ve alışveriş çeşitliliği ve en önemlisi Fransız tarihi nedeniyle bir çok seyahat severin ilgisini çeken şehirdir. Fransa'daki ilk devlet müzesi olan Louvre 1793 yılında açılmıştır. 7 adet bölümü olan müze de çok değerli eserler sergilenmektedir. Dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Louvre'e Paris'e gittiğinizde mutalaka ziyaret etmeli vaktiniz yoksa bile bahçesini görmelisiniz. Fransa'nın sembolü olmuş 324 metre uzunluğa sahip kulenin yapımında 18.038 adet demir parça ve bunların bağlantısının yapılabilmesi için 2.5 milyon perçin kullanılmıştır. Kulenin açılışı törenle 31 Mart 1889 yılında olmuştur. Kulenin mimarı Gustave Eiffel'in balmumu heykeli kulenin tepesinde olup mutlaka görülmelidir. 1661 yılında yapımına başlanan Fransız Saray günümüzde müze olarak ziyaretçileri ağırlamaktadır. Saray kadar neredeyse bahçesi de önemli ve görülmeye değerdir. Gotik mimariye sahip kilise dünyanın en ünlü kilisesidir. Kilisenin üzerine işlenmiş detaylar, kuzey ve gül pencereleri görülmelidir. Yıkılmak üzere olan kilisenin bugünlere gelmesini sağlayan Victor Hugo ve Notre Dame'in Kamburu isimli kitabıdır. Tak'ın altında I. Dünya savaşında hayatını kaybeden Fransız askerlerinin mezarları yer alıyor. Mezarın üzerindeki ateş 1923 yılından bu yana hiç sönmeden yanmaktadır. Paris'in en bilinen ve en meşhur caddesidir. Paris'e gidip de Champs Elysees'e uğramadan dönülmez. Hele ki alışverişe biraz ilgiliyseniz bu cadde tam sizlik. Paris olunca alışverişsiz olmaz demiştik. Bu sefer pahalı butikler ya da bilinen o ünlü markalar değil bit pazarlarından bahsediyoruz. Paris'in bilinen en önemli bit pazarları Puces de Vanves ve Clignancourt semtindeki Marche aux Puces St- Queen'dir. St-Queen'de yaklaşık 2500 tezgat bulunmakta ve yılda milyonlarca ziyaretçi ağırlamaktadır. Vanves ise St-Queen'e göre daha ufak ve yalnızca bir sokak üzerine kuruludur. Her iki pazarda hafta sonları sabah 07:00 ila öğlen 13:00 arası açıktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pasaport-yenileme-pasaport-randevusu-alm", "text": "Baştan sunu bilmenizi isteriz. Pasaport yenileme süreci oldukça kolay ve fazla zaman almayan bir işleme tabidir. Son yapılan değişiklik sonrası artık pasaport işlemlerinin tümü Nüfus Müdürlüklerinden yapılmaktadır. Ancak illa ki bağlı bulunduğunuz Nüfus Müdürlüğü'ne gitmenize gerek yok. En kısa hangi Nüfus Müdürlüğü'nden randevu alabildiyseniz oraya gidebilirsiniz. Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün sayfasından online randevu alarak size verilen tarih ve saatte hangi Nüfus Müdürlüğü'nden randevu aldıysanız orada hazır bulunmanız gerekmektedir. Karşınıza çıkan sayfada 3 seçenek göreceksiniz. Bunlardan en alttaki Pasaport'u tıklayıp çıkan uyarıyı kabul etmelisiniz. Yeni açılan sayfada kişisel bilgilerini doldurup, il ve ilçe belirleyerek size uygun tarihi ve saati seçerek randevu işlemlerini tamamlamış oluyorsunuz. Randevunuzu aldıktan sonra defter parası olan 501 TL ödemeniz gerekiyor. Defter ücretini İnteraktif Vergi Dairesinin web sitesinden online ödeyebilirsiniz. Online ödeme için lütfen buraya tıklayınız. Açılan sayfanın sol alt tarafından Harç ve Değerli kağıt Bedeli Ödeme sekmesine basıp açılan ekrandaki bilgileri doldurup ödeme işlemini gerçekleştirebilirsiniz. Diğer bir yolda bankaya gidip ödemektir. Bunun için anlaşmalı bankalar aşağıdaki gibidir. Ne şekilde öderseniz ödeyin randevuya giderken dekontunuz yanınızda bulunsun. - AKBANK T. A. Ş. - AKTİF YATIRIM BANKASI A. Ş. - ALBARAKA TÜRK KATILIM BANKASI A. Ş. - ALTERNATİFBANK A. Ş. - ANADOLUBANK A. Ş. - ARAP TÜRK BANKASI A. Ş. - CITIBANK A. Ş. - DENİZBANK A. Ş. - BURGAN BANK A. Ş. - FİBABANKA A. Ş. - FİNANSBANK A. Ş. - HSBC BANK A. Ş. - ICBC TURKEY BANK A. Ş. - ING BANK A. Ş. - KUVEYT TÜRK KATILIM BANKASI A. Ş. - ODEA BANK A. Ş. - PTT Şubeleri - ŞEKERBANK T. A. Ş. - T. C. ZİRAAT BANKASI A. Ş. - TURKISHBANK A. Ş. - TURKLAND BANK A. Ş. - TÜRK EKONOMİ BANKASI A. Ş. - TÜRKİYE FİNANS KATILIM BANKASI A. Ş. - TÜRKİYE GARANTİ BANKASI A. Ş. - TÜRKİYE HALK BANKASI A. Ş. - TÜRKİYE İŞ BANKASI A. Ş. - TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI T. A. O. - VAKIF KATILIM BANKASI A. Ş. - YAPI VE KREDİ BANKASI A. Ş. - ZİRAAT KATILIM BANKASI A. Ş. Pasaport yenileme işlemi için Nüfus Müdürlüğüne başvurduktan sonra eski pasaportunuzu Müdürlüğe teslim ederek oradan ayrılıyorsunuz. Başvurudan sonra yeni pasaportunuzun elinize ulaşma süresi 1 haftadan fazla sürmemektedir. Olur da evde kimse olmadığı için pasaportunuz elinize geçmezse Nüfus Müdürlüğü'ne giderek teslim alma işlemini gerçekleştirebilirsiniz. Eski pasaportunuz delinmiş bir şekilde yeni pasaportunuzla birlikte size teslim edilmektedir. Ama en çok sorulan soru da, madem yeni pasaport çıkarttım, peki eski pasaportumda geçerli olan vizeler ne olacak? Efendim bu konuda hiç bir endişeniz olmasın. Eski pasaportunuz delinmiş dahi olsa eski pasaportunuzdaki vizeleriniz halen geçerlidir. Eğer eski pasaportunuzda vizeniz varsa seyahate çıkarken hem yeni hem de eski pasaportunuz yanınızda olmak zorundadır. Ki eski pasaporttaki vizeniz ile o ülkeye giriş yapabilin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pashupatinath-tapinag", "text": "Her gün farklı farklı yapılar, değişik inanışa sahip insanlar, ilginç ritüeller görmeye devam ederken bunlara yenisi eklemeye devam ediyoruz. Sırada Pashupatinath Tapınağı var. Bagmati nehrinin kıyısında kurulu Nepal mimarisinin hakim olduğu, Tanrı Shiva'ya adanan Hindu tapınağıdır. Hindu olmayanların tapınağa girmesi kesinlikle yasak. Tapınak bölgesine girişin paralı olmadığını sandığımız için para bozdurmaya gerek duymamıştık. Fakat 1.000 rs kişi başı giriş ücreti ile karşılaşınca exchange office de olmadığından tapınağın arka girişindeki ATM'den paramızı çekip biletlerimizi aldık. Bu arada yanlış anlaşılmasın 1.000 rs tapınağa giriş için değil yalnız ölüleri görmek, yakılışlarını izlemek, resimlerini çekebilmek için. Güzel para kazanma yöntemi: kim merak edip para vermez ki ölü yakılışını izleyebilmek için. Nehir kenarına vardığımızda 2 ölü yakılmayı bekliyordu. Biri nehrin tam kenarında diğeri bezlere sarılı halde merdivenlerin üstünde. Baştan sona yakılışı izlemek istediğimiz için sarılı olanın başına geçtik ve izlemeye koyulduk. Bundan sonra hemen nehrin kenarındaki diğer cenazenin başına geçtik. Bunda diğerinin aksine ölünün nehir suyuyla eli, yüzü, ayakları yıkandı. Elbiseleri görevliler tarafından aynı şeklide yırtılarak çıkarıldı. Ardından sedyeye konularak nehrin diğer tarafında götürüldü. Kast sistemi gereği varlıklıların ve yoksulların yakıldığı yerler ne yazık ki aynı değil. Bir önceki yakılıştan farklı olarak bu ölüde yakılmadan hemen önce tüm erkekler sıraya girip ölü yakıcısından avuçlarına su alıp ölünün ağzına döktüler ve para koydular. Tapınağın hemen karşı tarafında topluca piknik yapanları gördük. Bunlar kendi ölülerinin yıldönümünde buraya gelip onları anıyorlar. Hindistan'daki hengamenin aksine burada insanlar yakınlarını yakmadan önce tüm ritüellerini eksiksiz ve duygusal olarak yerine getiriyorlar. Kadınlar daha duygusal oldukları için cenaze de ağlayıp sızladıkları için ölünün ruhunu rahatsız etmesin diye Hindistan'da bu işlemler esnasında bulunması yasak iken Nepal'de kadınların bulunması yasak değildir. Nepal'de kadınlar cenazeye katılır ama hiçbir işleme karışmazlar. Arakada oturup izlerler. Yakılmadan önce son kez ölünün etrafında dönüp ona çiçekler sunar, ayak ucunda eğilip son vedaşmalarını yaparlar. Tapınak kompleksi koruma altına alınmıştır. Çevresinde yeni yeni yapılar inşa edilmeye başlanmış. Nehrin suyu artık akmak yerne durma kıvamında olduğundan iyileştirme çalışmaları ilerleyen yıllarda nehrin daha sulak ve çevrenin daha yeşil olmasına katkıda bulunacak. Kompleks içerisinde nehrin karşısına geçip merdivenleri tırmanmaya başlıyoruz. Çevrede mağaralar, tapınaklar içinde yaşayan sadhulara rastladık. Tepeye vardığımızda sanki terk edilmiş tapınak bölgesine vardık. Maymunlar ve bir kaç kişi dılında kimsenin olmadığı sessiz sedasız, tam dinlenmelik bir yer. Ama çevredeki maymunlara dikkat, çantanızı veya yiyeceklerinizi elinizden bırakmayın. Ulaşım : Ratna Park'dan mavi dolmuşlar ile 20 rs. ücret ödeyerek 20 dakikada varmak mümkündür. Otobüsten inince karşıya geçip sokak içinden dümdüz devam edince tapınağa varılıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pattay", "text": "Bangkok'un 165 km güney doğusunda Tayland körfezinin kıyısında bir sahil kasabası olan Pattaya Tayland'ın eğlence merkezinin en önemli noktalarından biridir. Tayland'ın tüm destinasyonlarında olduğu gibi Pattaya'da da yapacak pek çok aktivite bulunmaktadır. Pattaya'da 2 kez bulunduk ve her seferinde gezimizden memnun kaldık. Pattaya denilince hemen ilk akla gelen seks turizm'i olsa da Pattaya'nın sırf bundan ibaret olmadığını ifade etmeliyiz. Son yıllarda Rus iş adamları buraya yatırım yapmaya başlamışlardır. Restaurant ve masaj salonları açarak Pattaya'da fazlasıyla işyerine sahiplerdir. Öncelikle Pattaya'ya gelenlerin Pattaya sahilinde denize giremeyeceklerini bilmesi gerekiyor. Muson döneminde de de en yüksek sezonda da su bulanık ve kirli. Dolayısıyla Pattaya'ya gelen her turist günü birlik ada turları ile turkuaz renkli, akvaryum gibi koylara girebilmektedir. Believe It or Not Müzesi : Royal Garden Plaza'nın 3. katında bulunan oldukça ilginç koleksiyona sahip bir müzedir. Giriş ücreti 320 THB. 3D Sanat Galerisi : Tatildeykende sanatsız kalmam diyenlerin mutlaka gidip vakit geçirmesi gereken 3 boyutlu resimlerin bulunduğu bir galeridir. Pattaya Yüzen Çarşı : 100.000 m2 alan üzerine kurulu bölge aynı Bangkok yüzen çarşı gibidir. Farklı Tayland kültürlerini görebileceğiniz yaşam alanlarını gözlemleyip 114 tane dükkandan beğendiğinize gidip dilediğinizi tadabilir, değişik tropik meyveler deneyebilirsiniz. Her ne kadar Bangkok'ta ki gibi benzetme yapsakta Tayland'ın en büyük yüzen çarşısı Pattaya'da olanıdır. Pattaya'nın taşkın gece hayatını ise Walking Street'e girdiğiniz anda sizleri içine çekmeye başlar. Neon ışıklı tabelalar ve yoğun kalabalık içinde sağınızdan solunuzdan gelen yüksek müzik sesleri ile kendinizi eğlenceye bırakmanıza hiçbir engel yoktur. Go go barlar, gay barlar, beer barlar, diskolar, restaurantlar, cafeler, dövmeciler, sokak satıcıları, sokak göstericileri ve daha fazlasıyla sizi şaşırtan bir caddedir. Pattaya'nın en ünlü gece kulüpleri : Mixx Disko, Club Insomnia, Noir, Walking Street Club, Marine Disco, The Blues Factory, Hollywood, Candy Shop, Lucifer ve daha fazlasıdır. Pattaya'ya sahilinde denize girilemeyeceği söylemiştik. Bu nedenle bir çok turist denize girip Pattaya'nın kalabalığından bir kaç saatliğine de olsa kaçıp gündüz denizin, kumun ve güneşin tadını çıkarmak için Koh Larn adasına gider. Walking Street'in sonunda bulunan Bali Hai iskelesinden tek yön 30 THB'e geçebileceğiniz gibi kendinize özel tekne kiralayıp da gitmeniz mümkündür. Pattaya'dan yalnız 7.5 km uzaklıkta bulunan 4 km uzunluğa 2 km genişliğe sahip ufacık adaya ulaşım feribot ile 45 dakika, sürat teknesi ile yalnız 1 dakika sürmektedir. Koh Larn adasının en popüler kumsalı 750 metre uzunluğu ile Ta Waen bir diğeri ise 700 metre uzunluğu ile Samae'dir. Diğer kumsalları : Thong Lang, Sangwan, Thien ve Nual'dir. Feribot ile giderseniz ineceğiniz nokta Na Ban'dır. Buradan gidiş dönüş tekneler kiralayarak istediğiniz kumsala gidebilirsiniz. Sürat teknesi ile gelecekseniz kaptana gitmek istediğiniz kumsalı söylemeniz yeterlidir. Adada ulaşım teknelerle sağlandığı gibi motorsiklet kiralayarak kendiniz de gezebilirsiniz. Koh Sak Adası : Pattaya'dan 10 km, Koh Larn adasından 600 metre uzaklıktadır. Koh Krok Adası : Pattaya'dan 8 km uzaklıktaki adada yalnız 100 metre uzunluğa sahip ufacık bir kumsalı vardır. Koh Phai Adası : Pattaya'dan 23 km uzaklıktaki bulunan adaya hızlı tekneler ile 2 saatte ulaşım sağlanabilmektedir. Ada snorkel ve dalış yapmak için çok uygun bir destinasyondur. Koh Si Chang Adası : Pattaya'dan otobüs ile 5 saat uzaklıkta yer alıyor. Konaklama seçenekleri aynı zamanda su sporları ve gezilecek tapınaklarıyla tursitlerin ilgisini çeken bir diğer önemli adalar listesindedir. Koh Samet Adası : Popüler adalar listesinde yerini almış olan Koh Samet tropik ve hindistan cevizi ağaları ile adaya gölgesini yansıtırken kristal berraklığa sahip 15 kumsalından dilediğinizde denizin tadını çıkarabilirsiniz. Pattaya Sukhumvit Rd'dan Rayong'a giden otobüse binilir. Rayong Banpe iskelesinden tekne ile Samet adasına geçilir. Pattaya'da kalacağınız oteli seçerken Beach Road üzerinde olmasına özen göstermelisiniz. Beach Road ama Walking Street'e yakın olmalı. Uzak olması halinde her gün ulaşım için ekstra para vermeniz gerekir. Pattaya'daki minibüslerin tursitlere sahip fiyat uygulaması olmadığından kimden ne koparırlarsa alma hevesleri var. Siz yinede minibüse binecekseniz baştan ne kadar olduğunu sorun hatta çok fiyat verenlerle pazarlık etmekten de kaçınmayın. Eğer Pattaya'ya sırf eğlenmek için geldiyseniz benim deniz kumla işim yok, çevreyi de gezmeye hevesli değilim diyorsanız gündüzleri yapacak pek bir şeyiniz olmayacağından otelin havuzunda vakit geçirebilmek adına havuzlu bir otelde konaklamanızı tavsiye ederiz. Bangkok otobüs durağından, havalimanının en alt katındaki acentadan ya da Khao San Road'dan alacağınız bilet ile yaklaşık 2 saatte Pattaya otobüs durağına varılır. Havalimanından her saat başı otobüs kalkmaktadır. Uçak ile gelenler için Koh Samui adasından U-Taphao havalimanına Bangkok Airways ile uçabilir. U Taphoa ile Pattaya'ya 30 km uzaklıktadır. Biz Koh Samui adasından bu şekilde gelmiştik. Samui'den Bangkok'a uçup oradan otobüsle devam etmek yerine direk U-Taphoa'ya varıp buradan taksi ile Pattaya'ya ulaşımımızı sağlamıştık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/peki", "text": "Pekin maceramız katılacağımız Fuar sayesinde başladı. Yine booking'den 7 gece 2 kişi kahvaltı dahil 448 dolara otel rezervasyonumuzu yapıp 26 Ekim akşamı yolculuğumuz başladı. Otelimiz Dongcheng bölgesinde Dongshitiao metro istasyonuna yürüyerek 10 dakika. 4 günlüğüne düzenlenecek olan fuar için Pekin biletlerimizi aldık. Fuar davetiyelerimiz de temin ettikten sonra artık fuar zamanı dışında kalan 3 günümüzü en iyi değerlendirebilecek bir program yapmam gerekiyordu. Fuar 30 ekimde başlayıp 2 kasım da bitiyor. Yazıma başlamadan önce Pekin hakkında kısa bir bilgi faydalı olur sanıyorum. Pekin'de vardığınızda görebileceğiniz şeylerden bir tanesi mükemmel alt yapısı diğeri ise modern binalarıydı. Çin kültürünü yansıtan o binalar, eski yapılar yok. Çin'e mi geldim yoksa Avrupa'ya mı diye şaşkına dönebilirsiniz. Tarihi bulabileceğiniz yerlerin başında Çin Seddi, saray ve tapınaklar yer alır. Caddelerin genişliğini öyle böyle değil İstanbul'da en geniş diyebileceğimiz cadde bunların yanında hiç bir şey değildir bence. Sokaklarda bir çöp dahi bulmak imkansızdır. Temizlik görevlileri elinde maşaya benzer demir çubuklarla kendilerini yormadan yerdeki sigara izmaritine varana kadar sürekli temizlik halindeler. Sabah sporlarını sokak aralarında veyahut cadde kenarlarında kaldırım üzerinde toplu olarak ve müzik eşliğinde yapanlar yine mesai saatinden önce işyerlerinin önünde müdürlerin hizaya dizdiği işçilerini sabah sporu yaptırması gibi değişik enstantaneler görmek mümkün. 27 ekim akşamı havalimanından şehir merkezine metro ile gittik. Boş yere taksiye binip o kadar ücret ödemeye lüzum yok bence. Hemen otelin yanındaki bankadan paralarımızı bozdurduk. Döviz büroları olmadığı için bankadan sıra numarası alıp paranızı bozdurabilirsiniz ardından yemek için Pekin'in en meşhur caddesi Wangfujing'e gittik. Tam caddenin girişindeki Pekin'in en büyük kitapçılarından biri olan wangfujing book store 6 katlı kitapçıdan 2 tane Çince eğitim 2 tane de hikaye kitabı aldım. İstanbul'da aylardır Çince dili için eğitim alıyorum kaynak sıkıntısı olduğu için bu kitapçı tam benlik oldu. Bu cadde aynı bizim istiklal caddesi gibiydi. Trafiğe kapalı sağlı sollu mağazaların ve kalabalığından en yoğun olduğu yer. Ayrıca Wangfujing caddesine girdikten sonra ileride bulunan Snake Street'e uğramadan da geçmiyoruz. Daracık sokaklardaki tezgahlarda gördüğümüz manzaralar hiç iç açıcı değildi doğrusu. Her türlü böcek haşere yenilmesini hadi bir derece anlar hatta denerim ama canlı canlı da yenmez ki yahu. Artık otele gidip dinlenme ihtiyacı hissettik. Yarın Çin seddine gidiyoruz. Çince okunuşu changcheng'dir. Çin Seddi'nin temeli 20 ayrı krallık tarafından atılmış olup en büyük askeri savunma projesidir. Dünyanın 7 Harikasından biri olan Çin Seddi 1986 yılında UNESCO Dünya miras Listesine alınmıştır. Seddin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 6000 kilometreyi bulmaktadır. Türkler'den korunmak amacıyla yapıldığı ve yine uzaydan görülebilen tek yapı olması hikayelerine inanmamak gerekiyor. Yapımında 1.000.000 üzeri insan çalıştırılmış olup çoğu yapım aşamasında ölmüş ve geriye kalan çoluğu çocuğu torunu babasının görevini devam ettirmiştir. Bir çok işçinin isimleri taşların üzerine kazınmış olup gezerken görmek mümkündür. Çin işkencesi diye boşuna demiyorlar. Adamların ömrü yeter mi hiç seddin inşasının bitimine. Yaz'ın 19:00 a kadar açık olan Çin Seddi kış'ın 18:00 e kadar açıktır. Giriş ücreti 40 yuan yani yaklaşık 7 dolar olan Çin Seddi için turlara 45 dolar vermez tam bir enayilik olurdu. Bizde sabah kahvaltımızı yaptığımız gibi metroyla line 13 üzerinde bulunan otelimize 1 durak uzaklıkta ki Dongzhimen istasyonunda inip çıkıştaki 919 numaralı otobüse 12 yuan ödeyerek 1 saat sonra Badaling'e varıyoruz. Dönüşte yine aynı otobüs ile dönücez ancak son otobüs 17:30 da. Seddin girişi ana baba günüydü turlarla gelen yüzlerce turist bu kalabalığın asıl sebebi tabi ki. Seddin en zor tırmanılan ve tehlikeli olan bölümü Jiankou'dur. Bunun dışında daha bir çok giriş mevcuttur:Badaling Mutianyu Juyongguan Pass Simatai Jinshanling Gubeikou Huanghuacheng Jiankou Shuiguan. Biz Badaling'i tercih ettik. En düzgün ve en uzun olanı. Girişten biletlerimizi alıp yürüyerek Badaling girişine varıyoruz. Yorucu ve uzunnn tırmanış bizi bekliyor. Vakit kaybetmeden 2700 yıllık sed üzerinde tırmanmaya başlıyoruz. Seddin üzerinde her 200 metrede bir kaleler bulunuyor. Zamanında askerlerin dinlendikleri ve silahlarını sakladıkları yermiş bu kaleler. Hava günlük güneşlikti ama buz gibiydi. Tırmandık dinlendik yine tırmandık yine dinlendik çok yorulduk baktık git git bitmiyor güzel güzel resimlerimizi çekip artık dönüyoruz. En tepeye varanlar için tezgah kurulu buradan Çin Seddinin t-shirtleri satın alınabiliyormuş ama bizim daha fazla tırmanmaya mecalimiz kalmadığı için tepeye çıkamadık. Gelelim bizim dört gözle yemeği beklediğimiz pekin ördeğine. Ördek, ördek olarak gelmedi tabi dilimleyip getiriyorlar. Her bir yeri ayrı lezzetliydi. Her masaya elektrikli bir şey konulmuş yemek soğuduğu zaman tabağını yada tencere tarzı kaplarda sunulan yemekleri üzerine koyup ısıtabiliyorsunuz. Çin'in bir çok şehrine gittim ama pekin ördeğini özellikle yerinde yemek istiyordum. Çinlilerin tavsiyesi \"eğer pekin ördeğini pekin de yenmişse artık başka hiçbir yerde yenilmemeliymiş\". Artık havasından mıdır suyundan mıdır bilemiyoruz. Hazır yemekten bahsederken şunu da söylemeden edemicem. Yahu o kadar yol çekip de buralara kadar gelen bazı insanlar daha yemeğin tadına bakmadan yok onu yemem bunu yemem ön yargısında. Daha tadına bakmadan nasıl bir şey olduğunu bilmeden neyin ön yargısıdır anlamıyorum doğrusu. Sabah metroyla Tiananmen Meydanına gidiyoruz. Çin Halk Cumhuriyetinin kurucusu olan Mao Zedong 1 Ekim 1949'da Tiananmen meydanındaki yaptığı açıklama ile Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuştur. Tiananmen meydanı Kuzeyden güneye 800 metre, doğudan batıya 500 metre, toplamda 440.000 metrekare genişliğe sahip olup pekinin tam göbeğinde dünyanın en büyük şehir meydanıdır. Yasak şehir'de Tiananmen meydanındadır. Kapının girişine dikilen ejderha heykeli kralın varlığının simgesini ifade ediyormuş. Sarayın duvarında imparator Mao Zedong'un resmi var. Sağında solunda Çince yazılar şu anlama gelmektedir; Sağ taraftaki Yaşasın Çin Halk Cumhuriyeti sol taraftaki yazı ise Dünya Halkları Birlikte Yaşasın anlamına geliyor. 1406 ila 1420 tarihleri arasında yapımı tamamlanmış olup 720.000 metrekarelik alanda 8.707 oda ve 980 yapı yer alıyor. Diğer bir söylem ise sarayda büyük, küçük saraylar, pavyonlar, kuleler vs ile toplam 9999,5 oda olduğudur. 10.000 sayısı sonsuzluğu simgelediği için bu dünyaya ait olduğunun kanıtı ve 10.000'e en yakın sayı olarak bu kadar oda olduğu söylense de bu efsaneden başka bir şey değildir. Ayrıca sarayın duvarları 10 metre yüksekliğindeymiş. Saraya girer girmez ilk dikkatimizi çeken kırmızı duvarları altın sarısı çatıları oluyor. O zamanlar saray haricinde diğer yapıların çatısının rengi sarıya yasak olurken artık bu yasak uygulama dışı kalmıştır. Tüm çatılar sarı renk demiştik sadece bir yapı haricinde bu da kütüphane binası yalnız buranın çatı rengi siyahtır. Sarı renk merkezi konumu ifade ettiği için ve o dönemde imparatorluk sarayı dünyanın merkezi olduğu için çatılar sarı renktir. Meridian kapısına varmadan gişelerden biletlerimizi alıp x-ray cihazından geçerek içeri giriyoruz. Yasak şehrin içindeki yapılara girilmiyor kapının önüne çekilmiş olan setlerin gerisinden içeri bakmakla yetiniyoruz. Burayı 1 günde gezmek imkansız akşama kadar her yerini olmasa da bir çok yerini gezmeye çalıştık. Rahat kıyafetler ve en rahat ayakkabınızı giymenizde fayda var. Yerlerde yapıların içinde ve dışında gördüğümüz hayvan figürleri ile taş oymalar duvar süslemelerine hayran kaldık. Yasak şehri çevreleren nehri gezinin sonunda kapıdan çıkınca görebiliyoruz. Hemen buranın karşısında da Jingshan Park'a vakit ayırıp giderseniz hem dinlenebilir hemde Yasak Şehiri panoramik izleyebilirsiniz. Metro ile tiananmexi veya tiananmendong duraklarında inebilir veya yasak şehir durağından geçen 101, 103, 109, 124, 202, 685 numaralı otobüsler ile Gugong durağında inerek buraya ulaşabilirsiniz. 1 kasım 31 Mart arası 40 yuan, 1 Nisan 31 Ekim arası 60 yuan'dir. 17. y. y ait olan mimari yapı Tibet'e özgü Budist manastırıdır. Metro ile 2. Veya.5 hat üzerindeki Yong He Gong durağında inip kısa bir yürüyüşten sonra yeşillikler içindeki tapınağa vardık. Budizm'de diğer dinlerde olduğu gibi yani müslümanlara yollanan Kur'an, Hrisyanlara yollanan İncil ve Musevilere yollanan Tevrat gibi kitabı olmadığı için kendi inançlarını Buda Siddhartha Gautama'ının yolundan giderek uygulamaya başlamışlardır. Siddhartha Gautama budizmin kurucusu olarak kabul edilir. Budizm bir dinden çok felsefi görüş olarak nitelendirilir. Bu kısa bilgiden sonra Lama tapınağını gezmeye koyuluyoruz. Burasının ufak bir saray'dan kalır yanı yok. Tahminimiz doğruymuş yapılma sebebi Qing Hanedanı'nın 3. imparatoru Yongzheng'in tahta çıkmadan önce ikame etmesi için yapılmış daha sonraları 1744 yılında tapınak haline getirilmiştir. İçeri herkes ibadetle meşgul. Önce tütsüler yakılıyor sonra eller birleştirilerek saygı olsun diye eğiliyorlar. İbadetlerinin bitimiyle birlikte ellerinde yanan tütsüler tapınağın önündeki koca kazanın içine atılıyor. Gezdik, tozduk, ibadetimizi de yaptık artık otele dönebiliriz. Sabah erkenden kalkmamız gerekiyor. Fuara gideceğimiz için olur ya bir aksilik çıkar diye sabahın köründe kalktık. Dediğim de çıktı adres de sıkıntı yaşadık ama tam ne olduğunu hatırlamıyorum yanlış adres mi yazmışım yanlış fuar alanı mı sanmışım bilmiyorum artık. Hemen bir telefon kulübesinden Fuarı aradım adresi almak için ama gel de anla anlayabilirsen. Tam 7 eleven'ın önünde genç bir kıza denk geldik bari buna sorayım dedim. Kızda İngilizce bilmiyor mu... Az buçuk Çincemle kıza derdimi anlatmaya başladım. Kız hemen elimdeki telefon kartından fuarı arayarak tekrar adresi aldı ve bizi otobüs terminaline götürdüğü yetmiyormuş gibi otobüse bile bindirdi. Valla bende bu kadar iyi Çince konuşacağımı hiç tahmin etmiyordum. Bu arada kız 7 eleven da kasiyermiş. Akşam yanına uğrayıp teşekkür mahiyetinde kendisine çiçek vermeye gittiğimiz de kızın çoktan mesaisinin bittiğini öğrendik çiçek de elimizde kaldı. 4 gün boyunca her gün fuardaydık. Son günümüzde alışveriş için Wangfujing'e gittik. Caddenin sonunda St. Joseph Katolik Kilisesini de ziyaret ettikten sonra hazır Çin'e kadar gelmişken çay alalım istedik. Çay satan mağazaların mücevher satan mağazalardan en ufak farkı yok. İçeride envai çeşit çay oturup bu çayları denenmesi için özel alanlar yapılmış. Onu iç bunu iç derken hangisini içtik hangisini beğenmiştik hepsi birbirine karıştı. En sonunda tohum şeklinde jasmine ve flower jasmine alarak buradan ayrıldık. Valizlerimizi almak için otele dönerken metrodaki izdiham çok ilgincime gitti. Dünyanın en kalabalık şehir listesinde 5. Sırayı alan Pekin sokaklarında bu kalabalığı görmeniz imkansız olup kalabalığı görebileceğiniz tek yer metro duraklarıdır. Her ne kadar Fuar için Pekin'e yolumuz düşmüş olsa da boşta kalan günlerimizi gezilebilecek en güzel yerlere ayırdığımıza inanıyorum. Bu kadar kısa süre de elbette her yeri gezmek mümkün değil ama olduğu kadar artık."} {"url": "https://www.gezgincift.com/penang-adasi-cornwallis-kales", "text": "Penang şehrinin ilk yapılarından biri olma özelliğini taşıyan Cornwallis kalesini ziyaret ettik. Burası, İngiliz Kaptan Francis Light'ın 1768 yılında karaya ayak bastığı yerde yapılan kaledir. Kalenin orjinal yapımında Nibong palmiyesi kullanılmıştır. Ancak 1804 yılında güçlü kayalar ve tuğlalar kullanılarak yeniden inşa edilmiştir. Her ne kadar savunma amaçlı inşa edilmiş olsa da varoluş amacının dışına çıkılarak Britanya'nın yönetim merkezi haline gelmiş böylece düşman saldırıları olmadan ayakta kalmaya sürdürebilmiştir. 1920 yılında Malaria baş gösterinde 9 metre genişliğinde ve 2 metre derinliğindeki hanedeğe doldurulmuşlardır. İngiliz kaptan Francis Light'ın Anıtı : 1798 yılında yapılmıştır. Hristiyan Şapeli : 1799 yılında yapılmıştır. Şapel John Timmers ve Martina Rozzels'in evliliği ile kayıtlara geçmiştir. Hücre : İlk başlarda Avrupa şirketinin ağır silahlarının konulduğu baraka olarak kullanılmış ve sonraları hücreye çevrilmiştir. Günümüzde ise resim galerisi olarak kalenin tarihini sergilemektedir. Seri Rambai Topu : 400 yıllık tarihe sahiptir. Muhteşem ve benzersiz dizaynı ile kalenin incisidir. Ücret: 2 ringgit ödeyerek kalenin içini gezmek mümkün."} {"url": "https://www.gezgincift.com/penang-cheaong-fatt-tze-kosk", "text": "Cheaong Fatt Tze 1840 yılında Çin'in Guangdong eyaletinin Dapu ilçesinde çok fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 17 yaşına geldiğinde Dapu'yu terk ederek Jakarta 'ya gitmiştir. Batavia'da arazi sahibi olana dek değişik işlerde çalışmış bir süre sonra patronunun kızı Choo Neo ile evlenmiştir. Kayınpederinin mali desteği ile flemekçe adı Thio Tiauw Siat olarak ticarete atılmıştır. Azimle çalışmaya devam etmiş ve gün geçtikçe servetine servet katmıştır. 1916 yılının eylül ayında 75 yaşındayken ölmüştür. İşte biz de Penang adasının Leith sokağındaki Penang'ın en büyük konağı Cheaong Fatt Tze konağında yani diğer adıyla Mavi köşkteyiz. Köşk 2000 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmış ve 1995 yılında doğal mimari yapı ödülüne hak kazanmıştır. Yapımına 1896 yılında başlanıp bitimi 1904 yılını bulan köşk 5.202,4 metrekare alana inşa edilmiştir. Konağın kültür ve tarihini yakından tanımak için saat 11:00, 13:30 ve 15:00'de rehber eşliğinde 12 ringit karşılığında gezi düzenleniyor. Konağı sütunlarındaki korint stil ve boydan boya gotik stile sahip panjurları, çin ahşap oymaları, art nouveau vitray görülmeye değer. Konağın içine girdiğimizde eskiye gitmemeniz, otantik havaya kendinizi kaptırmamak olanaksız. İçerideki tüm eşyalar eskiliğini korumaktadır. Konağın ana kapısının sağı ve solundaki Rickshaw'lar ise görülmesi gereken diğer objelerdi. Konağın 38 odası, 5 granit işlemeli avlusu, 7 adet merdiveni ve 220 tane penceresi vardır. Ulaşım : Chulia sokağından Penang caddesine doğru yürüyoruz, caddeye varınca sağ taraftaki Leith sokağına girip 5 dakika yürüdükten sonra solda."} {"url": "https://www.gezgincift.com/penang-gezi-rehber", "text": "Yorucu ama muhteşem Filipinler gezimizden sonra Manila'dan Kuala Lumpur'a uçtuk. Saat 18:00'de varıp 2 saat sonra Air Asia ile Kuala Lumpur'dan Penang'a 55 dakikalık uçuş ile vardık. Havalimanı kapısından çıkınca sol tarafta yaklaşık 100 metre ilerideki otobüs durağından otobüsümüze binip yarım saat sonra tarihi Penang şehrinde otelimizin sokağının başında indik. Otobüsten inip otelimize yürürken otellerin çoğunun sokaktaki binaların hizasında değil de daha geri konumda yapılmış olduğunu gördük. Otellerin çoğu bahçeli aynı zamanda butik olması Penang'ın dokusunu bozmamıştır. Uzakdoğu seyahatlerimizde ilk iş olarak kendimize motosiklet kiralarız fakat Penang'ın düz yollarında, tarihi dokunun içinde klasik bisiklete binmek çok daha eğlenceliydi. Penang eyaleti Malezya'nın kuzeybatısında yer alır. Başkenti Georgetown olan ada ile Malay yarımadasını 13,5 km uzunluğunda köprü birbirine bağlamaktadır. Kedah Sultanlığına ait olan ada bir dönem için İngilizlere kiralanıyor ve sonra İngilizlerin ada üzerindeki siyasi ve ticari açıdan üstün olmasıyla ada İngilizlerin himayesine geçiyor. İngilizlerin ada üzerinde ciddi etkileri olduğu gibi Georgetown ismini dahi Britanya kralı 3. George'dan almıştır. Ada'nın tarihine İngilizlerin etkisinin yanı sıra İngiliz kaptan Francis Light'ın da ciddi rolü olmuştur. Uzakdoğudaki 3 kalabalık etnik grubun beraber yaşamasıyla ortaya çıkan kültür zenginliği sunan bir adadır. Bu 3 etnik grubun bir araya gelmesi şöyle olmuştur; Zengin çinlilerin adaya ticari amaçla gelmesi ve tabi çalışacak işçi sınıfı haliyle Hintliler 🙂 Malaylarda zaten adada yaşadığı için hepsi bir araya gelmiş oluyor. 2008 yılında Unesco Dünya Kültür Miras Listesine alınan Penang çok çekici bir şehir olduğu için turistlerin, gezginlerin oldukça ilgisini çeken bir yerdir. Penang'da gezilecek yerleri anlatmadan önce adadaki sokak sanatından bahsedelim ; Litvanyalı sanatçı Ernest Zacharevic'in fırçasından çıkan graffitilerin objelerle birleşmesi sonucu ortaya çıkan esprili duvarlar adanın ziyaretçilerine poz vermeleri için orijinal bir fon oluşturuyor. Penang adasında görülmesi gereken yerler oldukça fazladır. Bunlardan çoğuna yürüyerek ulaşmak mümkün olduğu gibi bazı yerlere ise otobüs ile kolayca ulaşım sağlamak mümkündür. Kek Lok Si Tapınağı : Rahip Beow Lean tarafından kurulan Güneydoğu Asya'nın en güzel budist tapınağıdır. 3 bölümden oluşan devasa büyüklükteki tapınağa giriş ücreti yoktur ancak Pagoda'ya çıkmak isteyenlerin 2 RM ödemeleri gerekiyor. Komtar binasının alt katındaki otobüs durağından 201, 203, 204, 306 ve 502 numaralı otobüslerden biriyle 7.5 km uzunluğundaki yolu gidip herkesin indiği yerde biz de inip, soldan devam ediyoruz. Zaten yol boyunca tepedeki tapınak görmemek imkansız. Kek Lok Si yazımızın detayı için burayı tıklayınız. Tapınağı gezdikten sonra buraya 2.5 km uzaklıktaki Penang tepesine gitmeyi de ihmal etmemelisiniz. Penang Tepesi : Georgetown ve Penang köprüsünü izlemek için en ideal yerdir. Penang Hill olarak bilinen tepenin asıl adı Bukit Bendera'dır. Deniz seviyesinden 833 metre yüksekte bulunan tepede restaurant, otel, polis merkezi, postane haricinde en önemli yapı Sri BalaMurugan'a ithafen yapılmış olan Sri Aruloli Thirumurugan hint tapınağıdır. Yürüyüş parkurundan giderseniz botanik parka, şelaleye varılıyor. Tepeye finiküler ile çıkılmaktadır. Finikülerin yapımı 1906 yılında tamamlanmıştır ancak teknik aksaklık yüzünden tekrar yapılmıştır, yapımına 1.5 milyon USD harcanmış ve 1. Ocak.1924 yılında tekrar açılmıştır. 87 yıl kullanılan tren 2010 yılında işviçre yapımı finikülerin getirilmesiyle bir daha kullanılmamıştır. Finiküler demir yolunun tasarımcısı Arnold Johnson'dur. Snake Temple Yılanlı Tapınak : Şehir merkezinden yarım saat uzaklıktaki tapınağa gitmek için yine Komtar'dan 401E Express otobüsüne biniyoruz (ücreti 2.7 RM). Tapınağın hemen karşısındaki durakta inip karşıdan karşıya geçerek tapınağa kolayca ulaştık. Georgetown'un güneyinde Bayan Lepas bölgesindeki Yılanlı Tapınak 1850 yılında yapılmıştır. Yapımından belli bir süre sonra budist rahip Choo Sor Kong'a adanmıştır. Efsaneye göre burası inançlı bir adamın eviymiş. Evi adeta yılanların barınağıymış. Ev sahibin ölmesiyle yılanlar gün geçtiçe çoğalmaya başlamıştır. Bugün tapınakta onlarca yılan tabloların, vazoların ve diğer objelerin üzerinde öylece kimse rahatsız etmeden durmaktadırlar. Yerli dindarlara göre yılanların buraya zorla getirilmemiş kendi kendilerine gelmişlerdir. Yılanlı Tapınak, Kek Lok Si Tapınağı ve Penang Tepesi haricinde tarihi şehir içerisinde yürüyerek gezmek mümkündür. Fort Cornwallis : Penang şehrinin ilk yapılarından biridir. İngiliz kaptan Francis Light'ın 1768 yılında karaya ayak bastığı yerdir. Daha fazla bilgi için burayı tıklayınız. Kraliçe Victoria Saat Kulesi The Queen Victoria Memorial Clock Tower : 1897 yılında Penang'ın misyonerlerinden olan Cheah Chen Eok kulenin yapımına başlamıştır. 1902 yılında kulenin yapımı bittiğinde Kraliçe kulenin son halini göremeden ölmüştür. Penang Belediye Binası : Beyaz renkli gösterişli bina 1903 yılında yapılmıştır. Hemen kalenin arka tarafında yer alıyor. St. George kilisesini sağ tarafımıza alığ aşağı doğru yürüyünce aşağıda liste halinde verdiğimiz yerlerin hepsi aynı cadde üzerindedir. St. George Kilisesi : 1818 yılında yapılmıştır. Güneydoğu Asyanın ilk Anglikan kilisesidir. Sri Mahamariamman Tapınağı : 1883 yılında yapılan hindu tapınağıdır. Yap Kongsi Tapınağı : Giriş ücretsizdir. Oldukça sakin tapınakta dikkati çeken yerdeki mermerlerin renkleri ve ahşap bölmedeki resimlerdir. Protestan Mezarlığı : İngiliz kaptan Frances Light'ın da mezarı buradadır. Penang Peranakan Malikanesi : Malikanenin sahibi Çin asıllı kaptan Chung Keng Quee'dir. Malikane içerisinde 1000'in üzerinde değerli eşya bulunmaktadır. Önceden alınan izin ile içeride resim çekilmesine izin verilmektedir. Cheaong Fatt Tze Malikanesi : Yapı 1995 yılında doğal mimari yapı ödülüne layık görülmüş, 200 yılında ise Unesco tarafından koruma altına alınan muhteşem bir binadır. Cheaong Fatt Tze yazımız için burayı tıklayınız. Leong San Tong Khoo Kongsi Tapınağı : Anna and the King filmini izleyeniniz varsa tapınağı hemen hatırlarsınız. Cannon sokağındaki tapınağın giriş ücreti 10 RM'dir. Tapınağın şaşalı girişi, terasındaki dragon heykelleri, duvarlarındaki fenerleri, çinileri aynı zamanda el işçiliği, taş oymaları ve eski yaşamın nasıl olduğuna dair duvarlara işlenen resimler dikkat çekicidir. Cheah Kongsi Tapınağı : Lebuh Armenian sokağında yer alan tapınağın 4 kolonunun her birinde bulunan aslan figürü detaylarını kaçırmamalısınız. 1870 yılında yapılmış bir çin tapınağıdır. Wat Chaiya Mangkalaram Tapınağı : 1845 yılında Kraliçe Victoria'nın Tayland'a olan saygısından ötürü yaptırılmıştır. 33 metre uzunluğundaki yatan buda türleri arasında büyüklük sıralamasında 3. sırada yerini alır. Dharmikarama Burma Tapınağı: Burma tapınağının girişindeki fil heykelleri misafirleri karşılamaktadır. Tapınağın duvar dibinde Kkutsal hint inciri türüne ait bir ağaç olan bodhi ağacı vardır. Sun Yat Sen Evi : Eski modern Çin'in kurucusunun (1911 Çin devriminin önderinin) evidir. Giriş ücretlidir. Chew İskelesi : Sular üzerine kurulu evlerin arasından tahta iskelelerin üzerinden yürüyerek gezebilirsiniz. İskelenin hemen girişinde arabalar için yapılan park yerleri sular altında kalmıştı. Bir tarafta modern yaşam bir tarafta 1 göz odada ve deniz üstündeki sefil yaşam! Penang Köprüsü : 13,5 km uzunluğunda ki köprü Penang adası ile Malay yarımadasını birbirine bağlamaktadır. St. Anne Kilisesi : Penang adasının karşısında Butterworth'e yakın konumda Bukit Mertajam bölgesinde 1888 yılında F. P Sorin önderliğinde inşa edilmiştir. Beyaz bina mabet yeridir, diğer ufak bina ise kilisedir. Katolikler bu kiliseye gelerek hac görevlerini yerine getirmektedirler. Her yıl 26 Temmuz'da St. Anne festivali yapılmaktadır. Penang adasında görülmeye değer ne kadar yapı varsa çoğunu gördük, gezdik. Çok çok eğlendiğimiz, zevk aldığımız bir yer oldu. Aslında Penang'daki kültürel zenginlik etnik grubun yanı sıra yemeklerine de yansımış ve yemekleriyle de ciddi anlamda ün yapmış bir bölgedir. Yazının çok uzun olmaması için yemek kısmına ilişkin ayrı bir yazı yazmayı düşündük. Gelelim Penang'dan ayrılışımıza. Son gün gece otobüsü ile Penang'dan Kuala Terengganu'ya oradan da tekne ile Redang adasına geçicez. İnternet üzerinden online otobüs bileti satışı olmadığı için Penang'a gittiğimizde hallederiz diye düşünmüştük. Adadan ayrılmadan 1 gün önce başlıyoruz otobüs bileti bulmaya ama yok yok yok. Bisiklet kiraladığımız yer sağolsun bizi kendi arabasıyla otobüs durağına götürdü, tanıdığı tüm acentalarla görüştü, bizi yönlendirdi ama ne fayda hepsi yer olmadığı nısöylüyor. Bazıları uçakla gidebilirsiniz diyor fakat tek kişi 500 TL tutuyor. Artık son çare feribotla Butterworth'e gidip hemen feribotun arkasındaki otobüs garına gittik. 1 gün sonrası için saat 21:00'e otobüs biletlerimizi alıp rahat bir nefes alıyoruz 🙂 Bu arada Penang'dan bindiğimiz feribot dönüşte ücretsizdi!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/penang-kek-lok-si-tapinag", "text": "Penang'ın Air Itam bölgesinde yer alan güneydoğu asyanın en güzel budist tapınağı olan Kek Lok Si'deyiz. Kek Lok Si Tapınağının kurucusu ve baş rahibi Beow Lean'dir. Rahip Beow Lean Çin'in güneydoğu sahilinde olan Fujian şehrinde 1844 yılında dindar bir budist ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 33 yaşına geldiğinde ticari yaşamını sona erdirip kendini Budizm öğretmeye adamıştır. Tapınağın yapımı 20 sürmüş olup 1930 yılında tamamlanmıştır. Tapınağın ilham kaynağı Pitt sokağında bulunan Goddess of Mercy tapınağı olmuştur. Gunagxu, Qing hanedanının 9. İmparatoru, tapınağa tablet ve basımı imparatorluğa ait 70.000 cilt budist sutrası hediye etmiştir. Sutra: Budizm'de Guatama Buda'nın öğretilerinden oluşan ve doğrudan Buda'nın sözlerini aktardığı varsayılan metinlere verilen addır. Tapınağın yapımına maddi destekte bulunan 5 zengin : Cheong Fatt Tze, Zhang Yunan, Cheah Choon Seng, Chung Keng Kwee ve Tye Kee Yoon. Yemyeşil bahçesinde, kaplumbağa göletindeki onlarca minik kaplumbağalar ve eşi benzeri olmayan heykeller ve mezarlar görülmeye değer. Pagoda, Çin'e özgü 8 köşeli taban ve tabanının her aşamasında Thai dizaynı, Birman tacının yanısıra tapınak Mahayana ve Theravada Budizminin izlerini yansıtmaktadır. Pagoda için kişi başı 2 ringit ödeyerek merdivenleri kullanarak çıkmak mümkün. 30.2 metre yüksekliğindeki Avalokiteshvara bronz heykel yamacın üstüne konumlandırılmıştır. 2002 yılında halkın ziyaretine açılan heykel'e ulaşmak için teleferik kullanmak gereklidir. Ulaşım: Penang'dan 201, 203, 204, 306 ve 502 numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz. İneceğiniz yerden 5 dakikalık yürüme mesafesi sonrası rengarenk ve oldukça büyük alana kurulu tapınak gözünüze çarpacaktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/petra-gezilecek-yerle", "text": "Nebatilerin Petra şehri, medeniyetten uzak Shara dağlarının ortasında bulunmasına rağmen geçmişte eski Mezopotamya ve Mısırı bağlayan ana ticaret yolunun önemli bir parçasıydı. Nebati tüccarlar zenginleşmiş ve buraya şatafatlı ön cepheleriyle taştan bir şehir inşa etmişlerdir. Sürekli değişen renkleriyle büyülü bir yer olarak kalmıştır. Petra'nın yerini benimseyen tek medeniyet sadece Nebatiler değildi elbette. Petra aynı zamanda Roma ve Bizans'tan büyüleyici kalıntılara da ev sahipliği yapmaktadır. - Petra, Smintsonian dergisinin \"ölmeden önce görmeniz gereken 28 yer\" listesinde yer almıştır. - 7 Temmuz 2007, Portekiz, Lizbon'da Petra, dünyanın yeni yedi harikasından biri olarak anons edilmiştir. 1812 yılında Johannes Burckhardt adlı İsviçreli kaşif, Petra'yı yeniden keşfetmek için yola çıkmıştır. Arap gibi giyinip aynı zamanda bedevi rehberini kendini kayıp şehre götürmesi için ikna etmiştir. Bundan sonra Petra, batıda büyüleyici güzellikteki tarihi şehir olarak ün salmaya ve ziyaretçi çekmeye başlamıştır. Dağ boğazlarını, Araba Vadisi manzalarını, şelaleleri, Nebati Araplarının başkenti ve dünyadaki en ünlü arkeolojik sit alanlarından biri olan Petra şehrini de içeren manzaralar çok çeşitli ve etkileyicidir. Akabe'nin 120 km kuzeyinde bulunan Dünya harikası Petra, Ürdün'ün tartışılmaz en değerli hazinelerinden biridir. Petra'nın tam olarak ne zaman inşa edildiği bilinmese de M. Ö 1 yy'da tütsü, mür ve baharat ticareti sayesinde zenginleşmiş Nebati Krallığı'nın başkenti olarak ün salmaya başlamıştır. Petra, sonrasında Roma İmparatorluğuna katılmış ve MS.363 yılında bir deprem şehrin büyük bir bölümünü yok edene kadar 4. yy'da gelişmeye devam etmiştir. Ticaret yolundaki değişikliklerin etkisiyle deprem birleşince şehrin dağılmasına sebep olmuş ve sonuç olarak şehir tamamen terk edilmiştir. 7. yy'ın ortalarında şehrin neredeyse boş olduğu ve bölgedeki bedeviler haricinde kimsenin yerini bilmediği anlaşılmaktadır. Petra 6 Aralık 1985 yılında Dünya Miras Listesine girmeye hak kazanmıştır. \"Bab Al Siq\" Arapça, kanyon yolu kapısı anlamına geliyor. Burada, kayadan yontularak yapılmış köşegen anıtlar olan, üç adet devasa Djinn bloğunu görebilirsiniz. Sonrasında M. S 1. yy'da Nebatiler tarafından inşa edilmiş olan Dikilitaş Lahitine geliyorsunuz. Lahitin üstünde \"nafesh\" denilen dört adet piramit ve burada gömülü olan beş kişinin sembolik bir temsili olan yarım kabartma şeklinde yapılmış heykelin oturtulduğu oyuğu göreceksiniz. Hemen altında ziyafet alanı olarak kullanılmış olan Triclinium bulunuyor. Karşı yamaç yüzeyinde gömü anıtı olduğunu gösteren Nebati dili ve Yunanca ikili yazıt bulunmaktadır. \"Abdomanchos\" tan kalan bir yazıt, bu mezarın kendi ve ailesi için kullanılacağını belirtmektedir. 1964 yılında hükümet tarafından Nebatilerin inşa ettiği şekle sadık kalarak restore edilmiştir. Barajın asıl yapım amacı, vadinin ardındaki tepe ve dağlardan mevsimsel yağış esnasında gelebilecek sel tehlikesinden başkenti korumaktı. Baraj sel sularını, daha sonra \"Karanlık Tinel\" diye adlandırılan tünele yönlendirirlerek Petra Şehrini korumuştur. Petra şehrine giden tarihi ana giriş olan Siq, barajda başlayan ve Hazine'nin karşısında biten, yaklaşık olarak 1200 metre uzunluğunda ve genişliği 3 ila 12 metre arasında değişen bir kayalık geçittir. Yüksekliği yaklaşık 80 metre olan kayalığın büyük bir kısmı doğaldır ve geri kalanı Nebatiler tarafından oyularak şekillendirilmiştir. Kanyon yolu, çoğu tanrıları temsil eden Nebati heykelleri ile süslenmiştir. Nebatilerin, suyun kutsal olduğu inancı nedeniyle tanrı heykellerini, su kanallarına çok yakın yapmış olduğu düşünülmektedir. Kanyon Yolu Petra'nın en muhteşem çn cephesi olan Hazine'ye, diğer adıyla Al Khazna'ya açılmaktadır. Neredeyse 40 metre yükseklikte ve Korint sütun başlıkları, kabartmalar, figürler ve çok daha fazlası ile özenle süslenmiştir. Hazine'nin tepesinde, yerel bir efsaneye göre içinde bir firavunun hazinesinin olduğu düşünülen gömü küpü bulunmaktadır. Her ne kadar asıl işlevi bilinmese de, Hazine M. Ö 1 yy'da inşa edilmiştir. 25.30 metre genişliğinde ve 39.1 metre yüksekliğinde iki kattan oluşmakta ve iç salonun her iki tarafında bir oda olacak şekilde üç salonu vardır. Detaylı bir biçimde oyulmuş ön cephesi Nebati mühendisliğinin dehasını temsil etmektedir. Hazine binasının ardında, kanyon yolunun hemen yanında bulunan güney yamaca kazınmış, oyularak süslenmiş ön cepheleriden oluşan anıtsal Nebati mezarlar sırasına verilen isimdir. Hazineyi geçtiğinizde, kanyon yolu gittikçe genişleyerek ilerleyecek ve açık bir alana çıkacaktır. Her iki tarafta da, değirmen taşları ve diğer dekorasyon nesneleri ile süslenmiş çok sayıda Nebati defin geçitleri bulunmaktadır ve ön cephelerin bazıları doğal etmenlerden yok olmuştur. Tiyatrodan başlayıp yarım saat süren dik tırmanışın sonunda Attuf tepesinin zirvesinde bulunan Yüksek Sunak'a varmak bütün emeğinize değecektir. Nebatilerin toplu yollarının bir kısmını oluşturan patika ve merdivenler, düz zirveye ulaşana kadar size göz alıcı dağ manzaraları sunacaktır. Yüksek sunağın bulunduğu dağın eteklerinde, yamaca oyularak yapılmış olan tiyatro, geçitlerle ayrılan üç sıra oturulacak yerden oluşmaktadır. 4000 izleyiciyi barındırabileceğinden, konferans salonuna yedi merdiven yükselmektedir. İsmini bina alınlığının üzerinde bulunan küpten almaktadır. Tahminen M. S 70 yılında inşa edilmiştir. Mezarın hemen ardında, iki tarafını kolonların çevrelediği derin bir avlu bulunmaktadır. Ön yüzün üstünde, daha ufak mezar odalarına açılan üç hücre bulunmaktadır. Fakat bina M. S 446 yılında Bizans kilisesine çevrilmiştir. Urne Mezarın kuzeyinde bulunan İpek Mezar M. S 1 yy'ın ilk yarısına uzanmaktadır. Mezarın avlusu 10.8 metre genişliğinde, 19 metre yüksekliğindedir ve ortasında kapısı kalacak şekilde dört adet sütun çevrelemektedir. Petra'daki en etkileyici renkteki mezarlardan biridir. Korint mezarlığı, M. S 40 ile 70 yılları arasında inşa edilmiştir. Ve İpek Mezardan hemen sonra bulunmaktadır. Ön yüzü 27.55 metre genişliğinde ve 26 metre yüksekliğindedir. Ön tarafında ve kenarlarında, ölü yıkama törenlerinde ve mezarlığın içerisinde kullanılan 4 adet su haznesi bulunmaktadır. Korint Mezarının kuzeyinde bulunan Saray mezarının eni 49 metredir ve 46 metrelik yüksekliği vardır. Alt kısmı 12 süslemeli sütundan ve dört geçitten oluşur. Eşiğin üzerini 18 kolon süslemektedir. Sarayın kuzey doğusunda bulunan bu mezarlık Latince yazılarla çevrelenmiştir. Taş mezar M. S 129 yılı civarında Arap devleti valisi olan Sextus Florentinos'a aittir. Sütunlu sokağın başladığı yerde hemen sağda bulunan bu yarım daire şeklindeki abide su çeşmesinin ön yüzünü 6 Nebati sütunu süslemektedir. Ve bu çeşme Musa Vadisi ve Al-Mataha Vadisi'nin kesiştiği noktada bulunur. Bu sokak, ilk inşaasında orjinal Nebati tarzını taşıyor olsa da, Roma istilası sürecinde tekrar gözden geçirilmişolduğu aşikardır. M. Ö 106 yılında bu sokak 6 metre genişliği ile tekrar inşa edilmiştir. Büyük Tapınak kompleksi, Petra merkezinin en büyük arkeolojik ve mimari bileşenlerinden birini temsil eder. 1993'ten beri, Brown Üniversitesi'nden arkeologlar bu tapınak bölgesinde kazı yapmaktadırlar. Bu araştırmalar, Ürdün Tarihi Eserler Müdürlüğü'nün desteği ile sürdürülmektedir. Tapınağın özenle işlenmiş çiçek deseli duvar süsleri ve akanthoslarla bezenmiş kireç sütun başlıkları gösteriyor ki bu tapınak, yerel geleneklerini klasik çağ ruhu ile bütünleştiren Nebatiler tarafından M. Ö 1 yy'ın sonlarına doğru inşa edilmiştir. Petra'nın ana kilisesi aslında Petra'daki ikinci kilisedir. Lahit mezarın 446 yılında kiliseye çevrilmesi, 28 metrelik koridorları ve 17 metrelik görüş mesafesinin yanısıra bahçesi, kuzey ve doğu tarafında odaları, hatta kulesi olan bir kilise binasının ortaya çıkmasına imkan tanımıştır. Kilisenin zemini, kuzey ve güney salonlarında mozaikleri ile ünlüdür. Sadece bununla kalmaz, doğu koridoru mermer kaplı iken, batı duvarına doğru her üç girişte de yer ve deniz tanrıları, dört mevsim tasfirleri, hayvan şekilleri ve geometrik mozaikler işlenmiştir. Tahminen M. S 5 yy'ın sonlarına doğru inşa edilmiş fakat, yangın ve deprem nedeniyle 6. yy'da yok olmuşlardır. Qasr Al Bint'teski kazı ve restorasyon çalışmaları 1950'lerin sonuna doğru, Kudüs'teki İngiliz Arkeoloji Okulu tarafından başlatılmış ve hala Ürdün Tarihi Eserler Müdürlüğü tarafından sürdürülmektedir. Qasr Al Bint iç ve dış alçı kaplamalarıyla, yontma olukları ve kabartma panolarıyla ünlüdür. M. Ö 1 yy'ın ikinci yarısında inşa edilmiş ve M. S 2 yy'da Romalılar tarafından tekrar kullanılmaya başlanmıştır. M. S 363 depremine mağruz kalmadan M. Ö 3 yy'ın sonunda anıt yağmalanmış ve yakılarak kasıtlı bir biçimde yok edilmiştir. 47 metre genişliğinde ve 48.3 mmetre yüksekliğindedir. Hazine modeli ile inşa edilmiştr. Fakat buradaki kabartmalar ev heykelleri ile değiştirilmiş. Ön cepheden sütunlu bir giriş uzanır ve iç kısmını ise iki tarafı kaplayan sıralar ve en arka duvarda ise bir yemek odası bulunmaktadır. Dini derneklerin toplantıları için yemek odası olarak kullanılmıştır. M. S 2 yy'da Kral 2. Rabbel döneminde bu alan Hristiyan şapeli olarak tekrar kullanıma açılmış ve bu nedenler de arka duvara haçlar kazınmıştır. Manastır denmesinin asıl nedeni budur. Gün yüzüyle dünyanın yedi harikasını bir de akşam kandiller eşliğinde görmek istiyorsanız. Pazartesi, Çarşamba ve Perşembe günleri saat 20:30'da başlayıp 22:30'da biten gösteriye mutlaka katılmalısınız. 1.800 adet kandilin süslediği taş şehir mum ışıkları altında inanılmaz bir manzara sunuyor. Petra gece gösterisi için günlük aldığınız biletin geçmediğinin altını çizelim. Bunun için ayrıca 17 JD daha ödemeniz gerekiyor. 10 yaş altı çocuklara ise ücretsizdir. Amman'dan : Amman Abdali istasyonundan 06:30'da kalkan Petra otobüsüne binip 10:30'da buraya varabilirsiniz. Dönüş için yine aynı gün saat 17:00'de Petra'dan Amman'a otobüs bulunmaktadır. Online otobüs rezervasyonu için buraya tıklamanız yeterli. Araçla gelecekseniz Amman'ın güneyine 3 saat sürüş mesafesindedir. Havalimanından alacağınız sim card + internet veya offline map'ler sayesinde gideceğiniz yerin adını yazarak da kolayca ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/phi-phi-adas", "text": "Koh Phi Phi adası boşuna Tayland'ın en popüler adası olmamış. Tayland'ın en turistik adası olmasındaki asıl sebep Leonardo DiCaprio'nun The Beach filminin Maya Bay'de çekilmiş olmasıdır. Masmavi lagünleri, kireçtaşı dağları ve dünyaca ünlü Maya Bay ile turist akınına uğrayan Tayland'ın en keyifli adalarından en önemlisidir. Tropik bir kartpostalı gözünüzün önüne getirin. Ne vardır o resmin içinde bembeyaz bir kumsal arkasında uzanan yemyeşil tropik orman ve önünde sere serpe uzanmış turkuaz mavisi su. İşte burası tam olarak Phi Phi adası. Burada iki ana ada var. Biri Phi Phi Don diğeri Phi Phi Leh adası. Phi Phi Don büyük olanıdır. Ve tüm oteller, cafeler, barlar, restaurantlar bu ada içindedir. Phi Phi Leh ise tam Phi Phi Don'un karşısında yerleşim olmayan ve küçük olanıdır. Buraya sadece günlük turlar ile gidilebilir. 1945 yılına kadar boş ve keşfedilmemiş olan Phi Phi adasına ilk yerleşim 1950 yılında adanın kuzeyindeki Phang Nga Bay'dan gelenler ile olmuştur. Krabi ve diğer bölgelerden adaya gelen insanlar burada sömürge kurmuşlardır. Şu an adanın nüfusunun çoğunluğu müslüman balıkçılardan oluşmaktadır. Turistlerin adaya ziyaretinden önce adadaki araziler coconut çiftlikleri olarak kullanılıyorken adanın keşfedilmesi ve yavaş yavaş ziyaretçilerin artmasıyla coconut tarlaları yerini restaurantlara, otellere bırakmıştır. Her ne kadar Phi Phi adası denilince yalnız bir tek ada olduğunu düşünsekte aslında Phi Phi adaları Tayland'ın güneyinde Krabi'ye bağlı 6 adadan oluşan bir takımada grubudur. Koh Phi Phi Don ve Koh Phi Phi Leh takımada grubunun en bilinenleridir. Koh Phi Phi Don büyük olan (28 km 8 km uzunluk, 3,5 km genişlik) ve yerleşimin olduğu adayken Koh Phi Phi Leh ufak olanı sadece günlük turların yapılmakta olduğu adadıdır. Takımadalar içinde Koh Phi Phi Don'dan sonra ikinci büyük ada ise 2000 yılında Leonarda DiCaprio'nun başrolünü oynadığı The Beach filminin çekilmiş olduğu Koh Phi Phi Leh adasıdır. 26 Aralık 2004 yılında gerçekleşen Hint Okyanusu Tsunamisi sonucu Koh Phi Phi Don adası yerle bir olmuştur. Adanın her iki koyu suyun gücüne yenik düşmüş binlerce insan hayatını kaybetmiş ve adada bulunan yapıların % 70'i yıkılmıştır. Tsunami sonrası dünyanın dört bir yanından gelen yardımlar sonucu Phi Phi adası tekrar inşa edilmiş ve bugün Tayland'ın en nefes kesici adalarından biri olmuştur. Güneydoğu Asya'nın en çarpıcı adalarından olan Phi Phi adaları son yıllarda günlük ada turlarına katılanlardan ziyade gün geçtikçe kendine ziyaretçi çeker hale gelmiştir. Andaman Denizi'nde bulunan ada Phuket'in 45 km güneybatısında, Krabi'nin 40 km güneydoğusunda yer almaktadır. Adaya ulaşmanın tek yolu Phuket, Krabi ve Koh Lanta'dan teknelere binmektir. Phi Phi'de havalimanı olmadığı için eğer Tayland'ın başkenti Bangkok'tan, daha kuzey şehri Chiang Mai'den ya da diğer herhangi bir şehrinden gelecekseniz Phuket Havalimanı ya da Krabi havalimanı uçmalısınız. Phuket ya da Krabi'ye vardıktan sonra limana gidip buradan teknelere binebilirsiniz. Feribot ya da hızlı tekne bileti satın alabileceğiniz en güvenli online firma 12go. Asia 'dır. Hiç tereddüt etmeden verdiğimiz linkten nereden nereye gideceğinizi ve tarihinizi seçerek online ödeme yöntemiyle biletlerinizi alabilirsiniz. 12go. Asia ile sadece feribot bileti almak yerine eğer otobüs+feribot/hızlı bot olarak kombine bilet de satın alabilirsiniz. Feribot yolculuğu 2 saat sürerken hızlı botlar 45 dakika sürmektedir. Arada fiyat farkı vardır. Eğer zaman sıkıntınız yoksa daha bütçeli olan feribot yolculuğunu tercih edebilirsiniz. Adaya vardığınızda iskelede sizden 20 THB ücret talep ediyorlar. Bu ücret adanın temizlik hizmeti için toplanan çok cüzzi bir rakam. Herkes bu ayak bastı ücretini vermek zorunda. Phi Phi adasında motosiklet ve araç yoktur. Ulaşımı yürüyerek ya da longtail isimli yerel tekneler ile sağlayabiliyorsunuz. Ada çok küçük olduğu için hemen hemen her yerini yürümek mümkündür. Adanın arka tarafında kalan kumsallarına ulaşım olmadığından yerel tekneleri kullanabilirsiniz. Ya da günlük turla Maya Bay'e gitmek isterseniz yine yerel teknelere binmeniz gerekiyor. Bir diğer seçenek ise kano kiralamaktır. Tavsiye edeceğimiz kumsallardan olan Nui Beach ve Monkey Beach'e kiralayacağınız kanoyla gidebilirsiniz. Phi Phi Don adasında iki ana kumsal vardır. Bunlardan biri teknelerin, feribotların yanaştığı Tonsai kumsalı diğeri ise Loh Dalum kumsalıdır. Loh Dalum'da su çok derin olmadığı için tekneler buraya yanaşamamakta dolayısıyla da adanın en güzel bölgesi olmayı başarabilmiş bir bölgedir. Ne fazla insan gürültüsü ne teknenin motor sesi. Ada sakinleri ve ziyaretçilerden başka kimse yok. Loh Dalum bölgesinde sabah 11:00 ila 15:00 arası denize girmek için en uygun saatler. 15:00'den sonra adanın denize girilebilecek diğer kumsalı ise Monkey kumsalıdır. Loh Dalum'in kuzeybatısında yer alan kumsala yürüyerek ulaşım imkanı olmadığı için bot kiralayıp gitmek mümkündür. Laem Tong Beach : Adanın kuzeyinde, ulaşımın sadece tekneler ile sağlandığı masmavi suya sahip en güzel kumsaldır. Kumsal Bamboo adasının tam karşısında, iki kulaç atsam ordayım dedirtecek kadar yakınındadır. Loh Bagao Koyu : 800 metre uzunluğuyla Phi Phi adasının en uzun kumsallarından bir tanesidir. Tonsai'den buraya 3 km'lik meşakatli bir yolculuk çekmek istiyorsanız ulaşıma ücret ödemeden gelebilirsiniz. Ama ciddi anlamda zorlu bir yolculuk olacağını unutmamalısınız! Ve sonuncu kumsal Tonsai'nin sağ tarafındaki Long Beach'tir. Long Beach'e merkezden yaklaşık 50 dakikada yürüyerek ulaşabilirsiniz. Bir başka yol da merkezdeki limandan kişi başı 300 THB'e longtail kiralamaktır. Yürüyerek giderseniz küçücük ve kimselerin olmadığı Viking kumsalına da girebilirsiniz. Phi Phi adası dediğimiz gibi küçücük bir ada. Gezip görülecek yerleri de haliyle sınırlı. Maksimum 3 gün kalmanızı önerdiğimiz Phi Phi adasında gezilecek her yeri sizler için detaylandırarak listeledik. Phi Phi adasında yapılacak en güzel aktivitelerden bir tanesi Maya Bay turudur. Bu turu merkezdeki acentalardan alabileceğiniz gibi kendinize özel longtail teknelerden kiralayıp da gidebilirsiniz. Bizim fikrimizi merak ediyorsanız tavsiyemiz longtail kiralamanızdır. Phi Phi'ye her gittiğimizde Long Beach'te konaklama yapıyoruz. Otelimizin bulunduğu kumsaldaki küçük standlarda özel tekne kiralama ve su sporları hizmetleri veriliyor. Bunlardan 3-4 saatlik özel tur satın alarak tekne için 3000 THB ödeme yapmanız gerekiyor. Böylelikle kalabalık turlara katılmadan çok daha rahat bir gezi gerçekleştirmiş olursunuz. Maya Bay turuna çıkmadan önce tek bilmeniz gereken tura sabah 07:00'de başlamanız gerektiğidir. Geç başlamanız halinde Phi Phi'den, Krabi'den ve Phuket'ten gelen günlük turların yoğunluğundan gezinizden tat tuz alamazsınız. Maya Bay 2018 yılında mercanları ve vahşi yaşamı koruma amacıyla turizme kapatılmıştı. Bu doğal rehabilitasyon sonrası 1 Ağustos 2022 yılında geri açıldı. Kapanmadan önce teknelerin hepsi Maya Bay'in içine kadar girebiliyordu. Rehabilitasyon sürecinden sonra Maya Bay'in arkasına bir iskele kurulmuş. Artık teknelerin hepsi buraya park ediyor. Ve gelen ziyaretçiler yaklaşık 5-10 dakika yürüp adanın tam arakasındaki Maya Bay'e ulaşabiliyor. Maya Bay'e vardıktan sonra kumsala girmeden önce mutlaka ayakkabı ve terlikler çıkarılıyor. Bu da yeni uygulamalardan bir tanesi. En kötüsü ise kesinlikle Maya Bay'de denize girilmesine izin verilmemesi. Tek izin verdikleri şey dize kadar denize girmek ve fotoğraf çekilmek. Eğer tekne turu alacaksanız Maya Bay haricinde gezeceğiniz diğer yerler Pi Leh Lagünü, Viking Cave, Monkey Beach, Loh Samah ve Palong koylarıdır. Pi Leh Lagünü Maya Bay'den sonra en beğendiğimiz yer. Hem lagünün o rengi hem de lagünün Filipinler El Nido'daki Big Lagünü anımsatmasıyla en etkilendiğimiz yerlerden biri. Eğer sabah erken saatte gelmeyi kaçırır geç saate kalırsanız teknelerden denize girmenin mümkün olamayacağını unutmayın. Monkey Island Tonsai Koyu'nun 700 metre ilerisindeki koyun 150 metre uzunluğunda küçük bir sahil şeridi var. Burayı Monkey Bay ile karıştırmamak gerekiyor. Monkey Bay'e sadece teknelerle ziyaret edilebiliyor. Vahşi maymunların yaşam alanı olduğu için gidip gün boyu denize girmelik bir yer değil. Zaten adadaki tüm maymunlar hırsız olduğu için denize girip çıktığınızda emin olun kumsala bıraktığınız eşyalarınızdan geriye eser kalmaz. Viking Cave kırlangıçların tükürükleriyle yuva yaptığı mağaradır. Sonra bu yuvalar toplanıyor ve satılıyor. Kırlangıç yuvası çorbası dünyanın en pahalı yemekleri arasındadır. Çorbanın yaratıcısı Siyam'lı Hao Yieng'dir. Çorbayı 1750 yılında yaratmıştır. Kilosu bugün 2.000 ila 10.000 usd arasında satılmaktadır. Tur boyunca Viking Cave'in sadece önünden geçiliyor. Turla giderseniz rehberiniz mağara hakkında bu bilgileri veriyor. Bamboo Island Phi Phi Don adasının 5 km kuzeydoğusundadır. Bambu ağaçlarının süslediği avuç kadar ada denize girmek için bölgedeki en güzel yerdir. Buraya Maya Bay turuyla birleştirmek mümkündür. Bunun için 4 saatlik tekne turu yerine tam günlük tekne kiralayabilirsiniz. Ama tavsiyemiz ya sabah erken saatte ya da akşam üzeri gitmenizdir ki kalabalık olmasın. O yüzden Maya Bay turu ile birlikte planlamak yerine başka bir gün yine erken saatte gidebilirsiniz. Phi Phi adasında yapılması gereken bir başka aktivite de manzara noktasına tırmanıp eşsiz Phi Phi manzarasını izlemektir. Toplam 3 tane seyir noktası vardır. 1 ve 2 numaralı seyir terasının giriş ücreti 30 THB, 3 numaralı seyir noktasının giriş ücreti ise 20 THB'dir. 1 numaralı seyir terasına vardıktan sonra burada çok zaman harcamadan daha yüksekte bulunan diğer seyir teraslarına devam edin. Buradan 5 dakika yürüyüşle 2 numaralı seyir noktasına varıyorsunuz. İki seyir noktasındaki parkur yorucu değildir. Hatta buradaki barda oturup manzara karşı bir şey de içebilirsiniz. Hemen ağacın altındaki ahşap platform Tonsai ve Loh Dalum plajlarını aynı açıda görebileceğiniz bir manzara sunar. Buradan 3 numaralı seyir noktasına 10 dakikada ulaşılıyor. Tabelaları takip ederek rahatlıkla bulabilirsiniz. En tepe nokta olduğu için sadece Tonsai ve Loh Dalum manzarası sunmakla kalmaz bonus olarak Bamboo adası ve Phi Phi Leh manzarasını izleme şansı da verir. Tüplü dalış yapmak için Tayland'da tercih edilmesi gereken yerlerden biri Phi Phi adasıdır. Sualtı çeşitliliği ve mercan türleri bakımından zengin olması sayesinde su altında masalsı bir yolculuk yapabilirsiniz. Ada çevresindeki en iyi dalış noktaları Shark Point, King Cruiser Wreck ve Anemone Reef'tir. Dalış yapabileceğiniz en iyi aylar Ocak ayından Nisan ayına kadar olan süredir. Bu dönemde yağış olmaz ve sualtı inanılmaz berraklığa sahiptir. Dolayısıyla görüş açısının net olması da dalışınızı daha keyifli hale getirir. Dalış yapmaktan çekiniyorsanız bir başka seçenek de snorkel yapmaktır. Adada snorkel yapabileceğiniz en iyi yerler Ao Toh Ko ve Phak Nam Bay'dir. Eğer adrenalin bağımlısı biriyseniz size tavsiye edeceğimiz aktivite kaya tırmanışı yapmanız olacaktır. Yüksek kireçtaşı kayaların olması burada kaya tırmanışı yapmayı elverişli hale getirir. Dağcıların buraya gelmesi 1980 yılıdır. Buraya gelip yeni rotalar açmışlardır. -Ao Pilay Wall -Ao Ling Wall -Hin Tak -Tonsai Wall -Tiger Wall -Eagle Wall -Cobra Wall -Hua Ling Wall Phi Phi adasının atmosferi herkesi eğlendirecek türden. Gündüz yapacağınız aktivitelerden gece eğlencesine kadar beklentilerinize karşılık verecek tropik bir ada burası. Kumsal partileri ile bilinen Phi Phi adasında gece eğlence mekanlarının tümü Loh Dalum kumsalındadır. Tonsai merkezinde cafe ve pub'lar da vardır. Ancak asıl gece eğlencesi kumsal üzerine kurulu barlarda gerçekleşiyor. Ada'da bir diğer gece eğlencesi de ateş gösterisidir. Bu da yine Loh Dalum kumsalındaki barların önünde her akşam sergileniyor. Ateş şovu profesyonel ekipce bitirildikten sonra ateş oyunlarına geçiliyor. Buna sizler de dahil olup ateş altından geçebilir, ateş ipinden atlayabilirsiniz. Ada ziyaretçileri daha çok genç ve sırtçantalı gezginlerdir. Lüks düşkünü gezginler için tavsiye edebileceğimiz bir ada değildir. Aslında kasettiğimiz şey sırf konaklamayla ilgili değildir. Adada lüks oteller elbette var. Ama otelinizden dışarı çıktığınızda adanın o bohem ambiyansına katılmamak mümkün değildir. Lüks restaurantlar, gece kulüpleri ve beach club'lar yoktur. Long Beach: Long Beach'te kalacak olanlara tavsiyemiz Phi Phi The Beach Resort, Paradise Beach Resort. Önceliğiniz Phi Phi The Beach Resort olsun. Paradise Beach Resort diğerine göre daha alt sınıf bir otel ve daha az imkanı olmasına rağmen daha pahalıdır. Ama Phi Phi The Beach Resort'te yer bulamadığınız durumda Paradise Beach Resort'un kumsal üstü odalarında kalabilirsiniz. Tropikal muson ikliminin hakim olduğu Phi Phi adasında sıcaklık yıl boyu sıcaklık 24 -32 arasıdır. Adayı ziyaret etmek için en iyi dönem Kasım-Mart ayları arasıdır. En sıcak aylar Mart-Mayıs ortasıdır. En yağışlı dönem Mayıs-Ekim arasıdır. Kasım-Şubat arası en soğuk dönemdir. Yani havanın kuru ve sıcaklığın çok yoğun olmadığı zaman dilimidir. Bu da adaya ziyaret etmek için aslında en uygun bir yandan da en pahalı dönemdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/phnom-pen", "text": "Kuala Lumpur'dan saat 15:00 uçağıyla 2 kişi 175 dolara Kamboçya'nın başkenti bir zamanlar Pol-Pot rejiminin hüküm sürdüğü Phnom Penh'e gidiyoruz. Karnımız öyle böyle aç değil hemen giriyoruz yol üstü bir yere, ne yiyeceğimizi de bilmiyoruz ki garson Amok yememizi öneriyor. En bilindik yiyeceklerinden bir tanesiymiş. Orkun tercih etmese de ben hemen sipariş veriyorum. Balıklısı ve tavuklusu var. Hindistan cevizi sütü, yumurta, baharat karışımı ile muz yaprağından pişiriliyormuş. Yerken muz yaprağına bayılmıştım. Kamboçya ve Vietnam topraklarının yönetim ve idaresi 1864 yılında Fransanındı. Sonrasında Kamboçya halkı Kral Sihanouk'un yönetimine geçiyor. Bu sırada yaşanmakta olan Vietnam ile Amerika arasında savaş yüzünden Sihanouk Çin'in başkenti Pekin'e kaçar. Kral'ın kaçmasıyla birlikte kendilerini kızıl khmerler olarak adlandıran komünist gerilla yönetimi başlıyor. Kızıl Khmerlerin lideri yani baş aktörü Pol Pot'tur. Khmerlerin düşünce sistemi olan \" Yeni halk, yeni insan \" hiç gecikmeden fiili olarak uygulanmaya başlanıyor. Şöyle ki; öne şehirleri boşaltmakla işe başlarlar, okumuş eğitim görmüş herkes öldürülür, şehirdeki tüm kütüphane, banka ve bunun gibi yerler yakılır, aa bu gözlük takıyor kesin okumuştur diye bu insanlar da öldürülüyor, yabancı dil bilenler de es geçilmiyor, \"köylü milletin efendisidir\" anlayışıyla herkesi köylü olmaya zorluyorlar. İnsanların ibadethanelerini yıkmakla kalmayıp buda heykellerini bile kırıp döküyorlar. Çünkü ibadet etmenin ve insanın ailesi olmasının insanları zehirledikleri inancındalar. Köylü olmaya zorladıkları insanları şehir dışına çıkararak pirinç tarlalarında günde 20 saate yakın askerlerin kontrolleri altında çalıştırmaya başlıyorlar. Çalışanlara yalnız 10 gün de bir izin verilmektedir. Bu askerlerin hepsinin beyni tamamen insan öldürmeye odaklanmış bir şekilde yıkanmış durumdadır. Çalışan işçilere ha yaşamışsın ha ölmüşsün ne önemi var gibi psikolojik baskılar yapılmaktadır. Ve bu baskıları yapan bunca insanı öldüren askerler daha çocuk yaştaydı. Oldu da işçi hastalandı ya da yoruldu bu ölmesi için geçerli bir sebep olarak kabul ediliyor. 2 günde bir bir avuç pirinç ile beslenen bu insanlar açlıktan ve susuzluktan dolayı meydana gelen salgın hastalıktan ölmektedirler. Ölenler/öldürülenler pirinç tarlalarının etrafına açılan çukurlara toplu halde atılırlar. Fazla kurşun harcamak istemeyen askerler en ilkel yöntemlerle vahşice ve bir çok değişik ilkel işkence araçlarıyla öldürmeye devam ederler. 1977 yılından sonra kampa o kadar fazla insan getirilmiş ki bu kadar insanı öldürmeye vakit olmadığı için topluca kazılan çukurlara atılarak üzerilerine zehir dökmüşler. 1975-1979'a kadar süren bu dört yıl boyunca toplam 2 milyon insan ölmüştür. Kızıl Kmerler'in Vietnam'a saldırması üzerine kendi sonlarını hazırlamış oldular. Paris'te eğitim gören Pol-Pot'un ülkeye getirdiği rejim 4 yıl boyunca sürmüş bu rejim ülkeyi 40 yıl geri götürmüştür. Bizim de ilk durağımız şehrin dışında (şehire 20 dakika uzaklıkta) yer alan binlerce insanın işkence edilerek öldürüldüğü bu tarlalar oluyor. Girişten kişi başı 3 dolar vererek biletlerimizi ve kulaklıklarımızı alarak numaralandırılmış yerleri sırasıyla gezmeye başlıyoruz. Yağmurların yağmasıyla işkence görenlerin kemiklerinin ve giysilerinin toprak üzerine çıkmasıyla bunlar toplanıp cam kutular içinde tarlaların belirli kısımlarına konulmuştur. Bunları gördükten sonra daha 40 yıl önce burada yaşanan katliamı düşünmek bile insanın kendini tuhaf hissetmesine yetiyor. 129 tane toplu mezar bulunmaktaymış. Çoğu mezarlardan çıkarılmış ve 8000 tane kafatası bulunmuş. Bulunan bu kafatasları tarlanın hemen girişinde bulunan anıtın içinde öldürülen insanların yaşına göre ayrı ayrı bölümlere konularak sergilenmektedir. Dikkatimizi çeken asıl yer resimdeki ağacın yanındaki mezardı. Bu mezarda bir çok çocuk cesetleri çıkmış. Çocukları öldürmek için bu ağacın gövdesi kullanılmış. Ölüm tarlalarını gezdikten sonra sıra Tuol Sleng müzesinde. Burası zamanında okulmuş fakat Pol-Pot burayı hapishaneye çeviriyor. İnsanların ölüm tarlarına götürülmeden önce gözaltına alındığı, sorguya çekildiği yer. Hapishanenin bir çok yerine hücre ve işkence odaları kurulmuş. Zaten bir çoğu daha ölüm tarlalarına gitmeden burada can vermişler bile. Bahçede bulunan direkler çok ilginçti ilk başta pek bir anlamsız geldi ama öğrendikten sonra hayrete düştük. Yapılan işkencelere dayanamayıp bayılanları bu direğe ayaklarından asarak direğin altında bulunan içi dışkı dolu vazoların içine başlarını sokarak ayılmalarını sağlıyorlarmış. Müzenin halen bir çok odasında işkence yapılan aletler sergilenmektedir. Odanın tam ortasında bulunan işkence aletinin insanı nasıl öldürdüğünü gösteren bir de resim bulunmaktadır. Asıl en kötüsü resimdeki kadın çocuğu kucağındayken resim çekilmek için bir sandalyeye oturtuluyor ve tam o anda beyninin ortasına çivi geçirilerek öldürülüyor. Herkesin hikayesi farklı ama bu resimdeki kadınınki en acıklı olanıydı bence. Bu resimler arasında çocuklar da vardı. Çocukları öldürmelerinin sebebi ise ileride bir gün intikam alırlar diyeymiş. Böyle bir katliam dünyanın hiç bir yerinde yaşanmamıştır sanırım. Müze'yi gezdikten sonra en üst katta video odası var. Burada yaşananları gerçekten yaşamış burada bulunmuş insanların ağzından dinleyebilirsiniz. Yine bir odanın içine kafatasları ve bir çok kemiğin bulunduğu bu alanda ibadet edebilirsiniz. Biz de kendi inancımıza göre duamızı ettik ve artık buradan ayrılıyoruz. Yaşanmış olan, akla mantığa sığmayan bu rejimin tüm etkilerine rağmen halk çok güler yüzlü. Günün son durağı olan Wat Phnom'a gidiyoruz. Giriş ücreti 1 dolar. Sabahın 7'sinden beri hiç durmadan, oturmadan geziyoruz. Otelimize gidip valizlerimizi alıp taksici bizi otobüsün kalkacağı yere götürüyor. Hemen işlemlerini halledip Siem Reap'e biletleri aldığımız gibi valizleri yetkililere teslim edip 1 saat içinde karnımızı doyuracak yer bulmalıyız. Acentenin tam karşısında bir restaurant vardı çok kısa vaktimiz olduğu için başka yer aramanın gereği yok diye düşündük. Bopha Phnom Penh Titanic Restaurant Tonla Sap Nehri'nin hemen kenarına kurulu yemeklerinin lezzeti olsun ve garsonların ilgisi, güler yüzü olsun çok lüks bir yerdi. Diyarbakır'daki Esat Oktay Yıldıran 12 eylülü andırıyor sanki..! ben de O ölüm tarlaları gezdim... bilmem o zindandan kurtulan bir amca vardı müzenin çıkışında hayatını anlatan kitabı imzalıyordu... onunla tanıştınız mı."} {"url": "https://www.gezgincift.com/phuket-adasi-gezi-rehber", "text": "Tayland'ın güneyinde yer alan oldukça meşhur Phuket adasını bilmeyeniniz yoktur. Tayland'ın en büyük adası olan Phuket Andaman denizi ve Malay yarımadası arasında yer alan oldukça popüler bir adadır. Adanın kuzeyinde güneyine doğru sıra sıra dağlar ve dağların içinde boy gösteren palmiye ağaçları ve adanın % 70'inin orman olması adanın doğasının ne derece müthiş olduğunun bir göstergesidir. Adanın en yoğun plajlarının bulunduğu ve beyaz kuma sahip pırıl pırıl denizi olan kısmı batısında yer alırken adanın doğusunda deniz oldukça bulanıktır. Phuket adasının en bilinen bölgesi 1980 yıllarının sonlarına doğru Avrupalıların yoğun talebi sayesinde Patong'dur. Patong kumsalının uzun ve geniş olmasının yanısıra her türlü su sporlarını yapabileceğiniz bir yerdir. Kumsal boyunca sıra sıra dizilmiş şezlong ve renkli şemsiyelerin altında Andaman denizine nazır huzur içinde keyif dolu anlar geçirebileceğiniz yerdir Phuket adası. Patong yalnız kumsalıyla değil otelleri, gece hayatı, alışveriş ve kalabalığıyla da turistlerin ilgisini çeken bölgedir. Phuket adasında Patong kumsalının haricinde tercih edilen diğer popüler kumsallar Kata, Karon, Laguna, Nai Harn, Surin ve Kamala'dır. Diğer kumsalar ise Laem Ka, Rawai, Naithon, Nai Yang, Bang Tao, Ao Sane, Ya Nui, Layan'dır. Adanın çevresinde 32 küçük ada bulunuyor. Ve bu adaların bir çoğuna günlük tekne turları ile ulaşım imkanı vardır. Adaların bazıları : Maphrao Adası, Koh Rang Yai, Coral adası, Similan adası, Phi Phi adası, Racha adası, Koh Yao adası, Naka adası, Koh Sirey adası, Koh Panyee adası, Phang Nga adası, Koh Bon, Koh Lone, Koh Kai adası, Koh Kaew adası, Maiton adalarıdır. 26 Aralık 2004 yılında Hint Okyanusunun yarattığı ve Phi Phi adasını yerle bir eden Tsunami sonrası Phuket adasında da ciddi hasarlar meydana gelse de ada çok çabuk kendini toparlamış yine turistlerin gözde tatil destinasyonları listesine girmeyi başarmıştır. Adanın en güzel manzarasına deniz seviyesinden 510 metre yükseklikte olan Khao Mai Thao Sip Song tepesi hakimdir. Diğer manzara noktaları ise Laem Phromthep ve Kata Noi tepeleridir. Phuket'te bulunduğunuz süre zarfında ister kumsalda denizinize girin ister günlük ada turlarına çıkın ister motor kiralayıp adayı keşfedin isterseniz de acentadan tur almaya gerek kalmadan adanın aktivitelerinden yararlanın. Ama bunların dışında yapılması gereken başkaca aktiviteler olduğunu da unutmayın. Phuket 3-4 gün geçirilecek hatta sadece deniz ve kumdan ibaret olmayan ziyaretçilere onlarca aktivite ve eğlence seçeneği sunan çok cazip bir adadır. Fantasea Show : Thai kültürü şovlar eşliğinde seyircilerine sunan oldukça renkli sahnelere sahip bir gösteridir. 7'den 70'e her kesime hitap eden gösteride hayvanların yapmış olduğu gösteri, ilüzyon gösterisi, akrobasi ve 4D performans sergilenmektedir. Muay Thai Box : Patong'da bulunan Bangla boks stadyumundaki boks gösterinin fiyatları 1.700 THB'den başlayıp 2.500 THB'e kadar çıkmaktadır. Phuket Hayvanat Bahçesi : Akvaryumu da içinde kapsayan hayvanat bahçesinde yalnız hayva görmekle kalmayıp timsah, maymun ve fil gösterilerini izleyebilir, kuş ve orkide bahçelerini gezebilirsiniz. Hergün 08:30 18:00 arası açıktır. Eski Şehir Turu : Phuket'in asıl yüzünü koloni döneminden kalma yapıların arasında gezerken keşfedebilmek için Phuket Old Town denilen bölgeye gitmeniz gerekiyor. Alışveriş severler için de çeşitli değişik eşyalar, hediyeler alabileceği dükkanları ile göze çarpmaktadır. Phuket adası 2 sezona hakimdir. Kuru ve yağışlı dönemleri olan adanın yıllık ortalama sıcaklığı 28-29 en fazla sıcaklığı ise 35'dir. Yağışlı dönem Mayıs Ekim ayları olduğu gibi kuru sezon Kasım Nisan ayları arasıdır. Yağışlı dönem sürecinde ada fazlasıyla gel-git yaşandığı için denize girmenin olanağı yoktur. Kuru sezondaki o pırıl pırıl olan deniz yağışlı dönemde yerini çamurlu ve akıntılı suya bırakır. 1976 yılında adaya uluslararası havalimanın yapılmasıyla adaya ulaşım uçak ile rahatlıkla sağlanmaya başlamıştır. Hong Kong, Kuala Lumpur, Bangkok, Jakarta, Singapur gibi şehirlerden Phuket'e direk ulaşım mümkündür. Adaya ulaşım uçak ile sağlandığı gibi adayı anakaraya bağlayan 2 köprüden birini kullanarak da kara yolu ulaşımı vardır. Bangkok Southern Otobüs Terminalinden Phuket'e otobüs ile ulaşım 12 saattir. Fiyatı 529 THB'den başlıyor. Havalimanından Patong bölgesine ulaşım için taksi ile yada araba kiralayabileceğiniz gibi otobüs ile yaklaşık 100 THB'e oldukça ucuza da ulaşım sağlamanız mümkündür."} {"url": "https://www.gezgincift.com/phuket-adasi-ulasim-rehber", "text": "Tayland Phuket adasına ulaşım aslında sanıldığından çok daha kolaydır. İster uçak ister tren ister otobüs sizin tercihinize göre hangisiyle gitmek isterseniz bütçenize göre ulaşımınızı ayarlama imkanınız vardır. Önceki yıllarda tercihimiz hep uçaktan yana oluyordu. Ama dövizin artması bunun yanında Tayland'da da fiyatların yükselmesi ile bütçeli bir gezi planı içinde gezerken uçak tercih etmek bizim için mantıksızdı. Evet uçak kısa sürede daha konforlu bir seyahat sunuyor ama başka yönden baktığımızda eğer uçakla gidecek olsaydık 1 gece daha fazla konaklama ücreti ödemek zorunda kalacaktık. Tüm gün Bangkok'ta gezip akşam son otobüs saati 21:30'de otobüse binip geceyi otobüste geçirmek bize daha akıllıca geldi. Hem konaklama için ayrıca ücret ödemediğimiz gibi hem de uçağa göre çok daha ucuza ulaşımımızı sağlamış olduk. Koh Kood adası gezimizden sonraki durağımız Phuket oldu. Sabah 11:00'de başlayan yolculuğumuz akşam 21.00'e doğru Bangkok'a varmamız ile ancak bitti. Victory Monument durağında inip meydandaki otobüsler ile hiç vakit kaybetmeden otobüs terminaline gitmemiz gerekiyordu. Buradan 515 no'lu turuncu otobüs ile kişi başı 17 THB ödeyerek yaklaşık yarım saatte Southern Bus Terminal'e vardık. Otobüsteki görevliye ingilizce dl dökmek, nereye gideceğimizi söylemek dert olmasın diye önceden thai dilinde terminali not etmiştim. Onu göstermem yetti. Son otobüs saatini bildiğimiz için inşallah maşallahlar ederek terminalin 2. katına koştur koştur çıktık. Açık olan bir kaç gişeden hangisinin Phuket'e gittiğini öğrendik. Kadın bizden çok panik içine girince son otobüsü kaçırdığımızı artık kesin anladık Neyse ki görevli hemen otobüs şöförünü arayarak 2 müşterisi daha olduğunu ve beklemesini söyledi. Kadın önde biz peşinde tabanlara kuvvet nefes nefese koşuyoruz 21:45'de otobüse bindik. Video için buraya tıklayınız! Kişi başı Bangkok'tan Phuket'e ödediğimiz ücret ise 550 THB'di. Gece 1 kere mola verdikten sonra ertesi gün öğlen Phuket otobüs terminaline vardık. Otobüs terminalinden Phuket Town'a ya da başka noktaya giden otobüs bulamadık. Ama terminaldeki pembe otobüsler ile Phuket Town'a gidilebiliniyormuş. Biz bulamadık, göremedik! Terminalin dışında bir iki kişi isteyenleri 100 THB karşılığında 6 km uzaklıktaki Phuket Town'a götürüyor. Bu kadar kısa mesafe için bu ücreti ödemek istemeyerek illa ki yoldan otobüs geçer ümidiyle başladık yürümeye. Ama 1 tane bile otobüs geçmedi. Artık ümidimizi kesince bir taksiye binelim dedik. Taksici 28 km için 600 THB istedi. Biraz indirim yapmasını söyleyince abuk subuk tavırla giren taksiciye sinirlenen biz ondan da vazgeçtik. Yürüyerek şehre ulaşırız ümidiyle sırtımızda çantalar yine düştük yollara Aslında yaptığımız cimrilik, paramızın olmayışı değil adamların tavırları ve göz göre göre kazıklanmamak adınaydı. O ara yoldan geçen bir Thaili gelin sizi motorumla bırakayım deyince hayır diyemedik Bizi Phuket Town'daki minibüs durağına bıraktı. Buradan kişi başı 35 THB ödeyerek 45 dakika sonra Kamala Beach'e vardık. Video için buraya tıklayınız. Phuket'e bir çok ulaşım yolu vardır. Bunların başında uçak geliyor. Asya kıtasında bir çok ülkeden direk uçuşlar mümkün olduğu için Phuket'e rahatlıkla varılabilir. Phuket'e seferi olan havayolu şirketleri başta Thai Airways, Bangkok Airways olmak üzere Air Asia, Nok Air, Phuket Airlines ve One Two Go'dur. Phuket havalimanı Phuket Town'un 30 km kuzeyindedir. Havalimanından Phuket Town taksi ücreti 550 THB kumsallara ulaşım bedeli ise Surin 700 THB, Kamala 750 THB, Karon ve Kata 900 THB ve Patong 800 THB'dir. Taksi pahalı ben daha ucuza ulaşmak istiyorum diyenlerdenseniz Phuket Havalimanı otobüsü tam size göre. Varış terminalinin dışında sizi bekleyen 22 kişi kapasiteli express otobüs ile Patong, Karon ve Kata kumsallarına ulaşabilirsiniz. Fiyatlar mesafeye göre 50-120 THB olarak değişmektedir. Otobüs saatleri havalimanından Patong'a 8:15, 9:30, 10:15, 11:30, 12:30, 14:15, 15:30, 19:30 ve 20:45, Patong'dan havalimanına 8:00, 10:00, 11:00, 13:00, 14:30, 15:30, 17:00, 18:00 ve 19:00'dur. Phuket Airport Bus ile Phuket Town ve Patong kumsalına 30-100 THB ödeyerek varılabilir. Bir diğer kolay ve ucuz ulaşım yolu otobüstür. Bangkok Southern Bus Terminal'den günde pek çok sefer bulunmaktadır. Son otobüs saati 21:00 olup yolculuk 13 saat sürmektedir. Bangkok haricinde Krabi, Phang Nga, Ranong, Koh Samui, Chumphon, Hat Yai, Surat Thani, Nakhon Si Thammarat ve Trang'dan da otobüsler ile Phuket'e ulaşılabilir. Diğer bir ulaşım yolu da trendir. Bangkok'tan Phuket'e direk giden tren bulunmamaktadır. Bangkok Huolamphong tren istasyonundan Surat Thani'ye gitmelisiniz. Surat Thani tren istasyonunda indikten sonra buradan otobüs ile Phuket'e devam edilmelidir. Araba Kiralama : Phuket Tayland'ın en büyük adası olduğu için ada çevresini gezmek için en ideali araç kiralamaktır. Hertz, Avis gibi firmalardan günlüğü 1.200 THB'den başlayan fiyatlar ile araç kiralayıp rahat rahat gezebilirsiniz. Tuk Tuk : Kırmızı renkli tuk tukların ücreti 100 THB'den başlayıp mesafeye göre bu ücret değişmektedir. Oldukça pahalı olduğundan önermiyoruz. Taksi : Taksimetre 50 THB ile açılıp 2 km'den sonra her km için 7 THB yazmaktadır. Ama biz daha taksi metre açanını görmedik. Zorda kaldığınızda binebilirsiniz. Daha bir kaç yıl öncesine kadar en pahalı ulaşım şekli taksiler bile komik rakamlardayken şimdi fiyatlar almış başını gitmiş! Shuttle : Eğer konakladığınız otelin shuttle hizmeti varsa ve siz yalnızca otelden Patong'a gidecek geri kalan zamanınızda turlara katılacaksınız otelin shuttle hizmetini kullanmanız en doğrusu olacaktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/phuket-gezis", "text": "Tayland gezi rotamızın listesinde Phuket adası olmazsa olmazdı. Phuket balayı çiftlerinin en çok tercih ettiği adalardan bir tanesidir. Turizmin merkezi olan Phuket turkuaz mavisi denizi ve beyaz kumsalları ile gelen ziyaretçilerini oldukça memnun etmektedir. Phuket Tayland'ın ne yazık ki en pahalı adasıdır! Otelleri, restaurantları, tur ücretleri, ulaşım ücretleri aklınıza gelebilecek her şey.... Ama bu Phuket'e gitmek için bir engel olmamalı. Çevresini saran 32 ufak adacıklar ise günübirlik tekne turları için oldukça caziptir. Instagram hesabımızdan da bizi takip edebilirsiniz! Phuket 543 km yüzölçümü ile Tayland'ın en büyük adasıdır. Neredeyse Singapur ile aynı yüzölçüme sahiptir. Bangkok'un güneyinde Malezya'nın ise kuzeyinde yer almaktadır. Tayland'ın güneybatı kıyısında Andaman Denizine bakan tarafındadır. Phuket'in anakara ile bağlantısı köprüyle sağlanmaktadır. Phuket Amphoe Muang, Muang Thalang, Amphoe Kathu olmak üzere 3 idari bölgeden oluşmaktadır. % 70'i dağlık olan Phuket'in en yüksek dağı Khao Mai Thao'dur. Dağlık olmasının sonucu Phuket oldukça yeşil zengin bir bitki örtüsüne ve ormanlara sahiptir. Phuket'in genişliği 21.3 km uzunluğu ise 48.7 km'dir. Bunun dışında önerebileceğimiz mekanlar Soi Crocodile, Kangaroo Bar, Sunset Bar ve Aussie Bardır. Ama cadde boyu gezerken neresi hoşunuza geldiyse girin eğlenmenize bakın. Daha kalite daha lüks düşkünüyseniz Nikki Beach Club, Catch Beach Club, Xana Beach Club gidilecebilecek mekanlar arasındadır. Phuket Big Buddha : Nakkerd Tepesinde oturan koca bir Buda heykeli 45 metre yüksekliği ile uzaktan bile endamını gösterir. Phuket'e gelen hemen hemen tüm ziyaretçilerin uğrak noktasıdır. 360 derece açıya sahip tepeden Phuket'in inanılmaz manzarasını seyretmeyi ihmal etmeyin. Ziyaret Saatleri 08:00 ila 19:30 arasıdır. Wat Chalong Tapınağı : Önce Wat ne demek onu açıklamak istiyoruz. Çünkü her tapınak isminin başında Wat yazıyor. Wat Thai dilinde Budist Tapınağı demektir. Phuket'te toplam 29 BUdist Tapınağı vardır. Bunlardan biri de Wat Chalong'dur. Yerlilerin ibadet için turistlerin ise Budizmi öğrenmek için geldikleri tapınaktır. Tapınak kompleksi içerisinde ilginizi çekeceğini düşündüğümüz yer Pagoda'dır. Duvarlarındaki dekoratif duvar boyları sayesinde Budanın hayatını görebilirsiniz. Phuket Town'un 8 km güneyinde bulunan tapınağa giriş ücreti vermeden ziyaret edebilirsiniz. Baan Teelanka/Ters Ev : Bir ev düşünün ki girişi terasından gerçekleşen! Nasıl mı? Ev ters olarak inşa edilmiş. Ters inşa edildiği içinde evin içinde bulunan tüm odalara ait mobilyalarda havada asılı Aslında hepsi yerli yerinde de biz eve tersten girdik diye bize öyle geliyor. Ay çok karışık dimi anlatması bile zor En iyisi videoyu izlemek. Giriş ücreti 200 THB. Ranong caddesi :Phuket City market, Thai Airways Tarihi Evi, Thavorn Müzesi, Phuket Manzara Noktaları : Karon Beach manzara noktası, Radar Tepesi, Panwa manzara noktası, Kata Noi manzara noktası, Promthep Cape manzara noktası, Big Buddha, Windmill manzara noktası, Khao Rang Tepesi, Karon Beach Viewpoint Restaurant ve Wassa Homemade Bar olmak üzere birbirinden güzel manzara noktaları siz ziyaretçilere inanılmaz bir görsel şölen sunmaktadır. İsterseniz yol üzerinden geçerken motorunuzu park edip bir iki fotoğraf çekilin isterseniz restaurantlarda ya da barda oturup manzaraya karşı anın tadını çıkarın. Size Kalmış! Fantasea Show : Phuket'in en büyük ve en gösterişli akıllarda yer eden bir şovudur. Dansçılar, filler ve diğer hayvanlar ile yapılan muazzam bir şov. Şov boyunca Thai kültürünü sizlere sunarak bu gösteriyi aynı zamanda efekler ile oldukça zengin hale getirmişler. İçeri kamera, fotoğraf makinası sokmak yasak olduğu için gösteri boyunca çekim yapılması yasaktır! Kamala Beach'te yer alan tema alanında şovlar hafta içi her gün 17:00-23:00 arası yapılmaktadır. Sadece perşembe günleri şov 20:30'da başlamaktadır. Siam Niramit Show : Phuket adasının bir diğer popüler şovu da Siam Nimarit'tir. Eğlenceli ve tarihi persfektif ile Thai kültürünü ve sanatını 70 dakika boyunca fantastik bir şov eşliğinde sizlere sunan görselliği zengin bir şovdur. 2.5 milyon Baht yatırım yapılan şovda 400 işçi çalıştırılmaktadır. Ve bunların %96'sı yerlilerden oluşmaktadır. Bu durumdan dolayı da Guiness rekorlar kitabında yerini almış bir şovdur. Phuket Town'da yer alan Siam Nimarit Show salı günleri hariç haftanın geri kalan 6 günü şov yapılmaktadır. Kapılar 20:00'de açılıp şov 20:30'da başlamaktadır. Adanın kuzeybatı kıyısındaki kumsallar : Kamala, Bang Tao ve Mai Khao. Adanın güneybatı kıyısındaki kumsallar : Adanın en meşhur kumsalları bu bölgededir. Bunlar Karon, Kata ve Patong kumsallarıdır. Adanın güney kıyısındaki kumsallar : Ao Yon, Cape Panwa, Heeowhat, Khao Khad, Laem Ka, Palai ve Rawai. Phi Phi Adası : İster yarım gün (2.800 THB) isterseniz tam gün (3.200 THB) katılabileceğiniz turu unutamayacaksınız. Her iki turda da bu iki adaya uğranmaktadır. Tek farkı James Bond ada turuna katılacaksanız ziyaret edilecek yerler Panak adası, Hong adası, James Bond adası, Pan-Yi balıkçı köyü, Khien adası, Maju adası ve Suwankuha tapınağı olacaktır. Hong ada turunda ise ziyaret edilecek yerler Panak adası, Hong adası, James Bond adası, Pan-Yi balıkçı köyü, Lawa adası oluyor. ATV Safari : 1.5, 2, 3 saatlik olarak seçenekler mevcuttur. Liste fiyatları 1.200 THB'den başlayıp 3.000 THB'e kadar çıkıyor. Pazarlık ile fiyatları düşürmek mümkündür. Tur boyunca önce ATV'ler kullanılıyor sonra sırasıyla fil ile gezilip, maymunların gösterisi izleniyor ve tur bitmeden yavru filler ile vakit geçiriliyor. ATV Safari Treme Adventure : ATV'ler ile safari, Treetop Xtrem macerası, deniz manzaralı fil gezisi ve Big Buda ziyaretini bir arada yaşayacağınız günlük turdur. Fiyatı 2.800 THB. Phuket Safari Eco : Fil safarisi, maymun şovu, yılan şovu, fil şovu, ATV'ler ile safari, Orkide bahçesi, minik hayvanat bahçesi ziyareti ve tur sonlanmadan önce Nai Harn kumsalında kısa bir dinlenme ile tüm gününüzü keyifli geçirebileceğiniz turdur. Fiyatı : 3.600 THB. Tayland'a gelipte thai yemekleri, deniz mahsulleri yemeden dönülür mü elbette dönülmez. Phuket sokak yemekleri bakımından oldukça zengin. İlla sokak satıcılarından yemek isterseniz öğünüzü oldukça uyguna getirebilirsiniz. Bunun yanı sıra kumsalda, güzel bir balık restaurantında ya da thai restaurantında daha keyifli yemek yiyebilirsiniz. Otellerin kendi içinde restaurantları bulunduğu gibi Phuket'te gideceğiniz tüm destinasyonlarda yemek yiyecek güzel restaurantlar bulmak mümkündür. Bütçenize göre tercih yapmak size kalıyor. Yemek olarak önerebileceklerimiz : Coconut rice, Pad Thai, Tom Yum çorbası, Thai Satay, Pandan Chicken, Paku Pakis. Phuket'e bir çok ulaşım yolu vardır. Bunların başında uçak geliyor. Asya kıtasında bir çok ülkeden direk uçuşlar mümkün olduğu için Phuket'e rahatlıkla varılabilir. Phuket'e seferi olan havayolu şirketleri başta Thai Airways, Bangkok Airways olmak üzere Air Asia, Nok Air, Phuket Airlines ve One Two Go'dur. Phuket havalimanı Phuket Town'un 30 km kuzeyindedir. Havalimanından Phuket Town taksi ücreti 550 THB kumsallara ulaşım bedeli ise Surin 700 THB, Kamala 750 THB, Karon ve Kata 900 THB ve Patong 800 THB'dir. Taksi pahalı ben daha ucuza ulaşmak istiyorum diyenlerdenseniz Phuket Havalimanı otobüsü tam size göre. Varış terminalinin dışında sizi bekleyen 22 kişi kapasiteli express otobüs ile Patong, Karon ve Kata kumsallarına ulaşabilirsiniz. Fiyatlar mesafeye göre 50-120 THB olarak değişmektedir. Otobüs saatleri havalimanından Patong'a 8:15, 9:30, 10:15, 11:30, 12:30, 14:15, 15:30, 19:30 ve 20:45, Patong'dan havalimanına 8:00, 10:00, 11:00, 13:00, 14:30, 15:30, 17:00, 18:00 ve 19:00'dur. Phuket Airport Bus ile Phuket Town ve Patong kumsalına 30-100 THB ödeyerek varılabilir. Bir diğer kolay ve ucuz ulaşım yolu otobüstür. Bangkok Southern Bus Terminal'den günde pek çok sefer bulunmaktadır. Son otobüs saati 21:00 olup yolculuk 13 saat sürmektedir. Bangkok haricinde Krabi, Phang Nga, Ranong, Koh Samui, Chumphon, Hat Yai, Surat Thani, Nakhon Si Thammarat ve Trang'dan da otobüsler ile Phuket'e ulaşılabilir. Diğer bir ulaşım yolu da trendir. Bangkok'tan Phuket'e direk giden tren bulunmamaktadır. Bangkok Huolamphong tren istasyonundan Surat Thani'ye gitmelisiniz. Surat Thani tren istasyonunda indikten sonra buradan otobüs ile Phuket'e devam edilmelidir. Phuket ulaşımı hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayıp Phuket Ulaşım Rehberimize ulaşabilirsiniz. Phuket tropikal muson iklimine hakimdir. Yıl boyunca sıcak olmakla birlikte 2 sezondan bahsetmeliyiz. Phuket'e gitmek için en iyi dönem Kasım ile Mart ayları arasıdır. Sıcaklık bu dönemde 24-32 derece olarak değişmektedir. Dolayısıyla en rahat gezilecek dönemdir. Ocak ve Şubat ayları Phuket'in en en iyi dönemidir! Phuket'te en sıcak dönem Nisan ve Mayıs aylarıdır. Sıcaklık 36 dereceyi bulduğu için zaman zaman bunaltıcı olmaktadır. Ve yine bu dönemde sık sık ama kısa süreli olmak kaydıyla gök gürültülü sağnak yağış görülmektedir. Mayıs ayı ile Phuket düşük sezona giriş yapmaktadır. Mayıs ayında başlayan düşük sezon Ekim ayına kadar devam etmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pokut-yaylas", "text": "En güzel Rize yaylaları hangisi diye sorarsanız içlerinde en güzeli olarak Pokut Yaylası deriz. Rize Çamlıhemşin'e bağlı olan Pokut Yaylası 2050 metre rakıma sahiptir. Çamlıhemşin'e uzaklığı sadece 20 km gibi kısa mesafe olmasına rağmen yayla yollarının çukurlu ve dar olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu mesafe ancak 1.5-2 saatte alınabilmektedir. Biz Pokut'a gittik, gördük aşık olduk. Olur da sizlerin de yolu düşerse diye Pokut yaylası ulaşım, Pokut Yaylası'na nasıl gidilir, Pokut'ta nerede kalınır gibi başlıca soruların cevabını verelim istedik. Bulutların asılı kaldığı Pokut inanılmaz Kaçkar manzarasıyla görsel bir şölen sunmaktadır. Sadece Kaçkar manzarası sunmakla kalmaz bulutların dağıldığı anda Amlakit, Hazindağ ve Sal yaylalarını görmeniz de mümkündür. Pokut'ta yapılabilecek en güzel aktivitelerin başında Kaçkarlar'a karşı çay/kahve eşliğinde kitabınızı okumak olacaktır. Bu kadar sakinlik bana göre değil derseniz yürüyüş rotalarıyla da size istediğinizi verecektir. Pokut'tan başlayarak Maçkun boğazı, Yedikardeşler, Tahtalar sırtı ve Tanovit çayırı rotasını izleyerek 2 saat gibi kısa bir yürüyüşle Hazindağ yaylasına ulaşabilirsiniz. Diğer bir yürüyüş rotası ise patika yoldan 15-20 dakika yürüyerek Sal yaylasıdır. Rize'deki diğer yaylalar gibi Pokut yaylasına karların erimeye başlamasıyla çıkabilirsiniz. Bu da Haziran ila Eylül arasıdır. Yaz aylarında gitmenizi önersek de yaylalarda aynı gün farklı mevsimler yaşayacağınızı sakın unutmayın. Bir bakmışsınız tshirt ile gezebilecek kadar sıcak varken birden sis çöker ve mont giydirecek kadar soğuk olur. Pokut Yaylası, Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı bulunan bir yayladır. Çamlıhemşin merkezinden Pokut yaylasının toplam mesafesi 20 km'dir. Çamlıhemşin merkezden Pokut'a ulaşım sağlayan toplu taşıma araçları yalnızca yaz aylarında hizmet vermektedir. Diğer seçenekler otostop çekmek, yürümek ya da kendi aracınızla gitmektir. Diğer bir yol ise günlük tur satın almaktır. Özel aracınızla gidecekseniz Çamlıhemşin'den Şenyuva'ya doğru gitmeniz gerektiğidir. Şenyuva'daki Şenyuva köprüsünü geçtikten 250 metre sonra yolun solundan girmeniz gerekiyor. Yolun sonu Pokut Yaylası 🙂 Yürüyerek gitmek isterseniz toplam yürüyüş süresinin 4 saat olacağınız unutmayın. Eğer Pokut yaylasında konaklama yapacaksanız konaklayacağınız yer ile iletişime geçip size araç yollamasını isteyebilirsiniz. Zaten böyle bir hizmet var. Ücreti mukabilinde bu şekilde yaylaya rahatlıkla çıkabilirsiniz. Türkiye'de bozulmamış sayılı yer kalmışken bırakın burası da elden gitmesin. Ayrıca Pokut yoluna kötü diyen varsa demektir ki diğer yaylalara çıkıp bozuk yol nasıl olur görmemiş! Bazı güzel yerlerin ulaşımın da böyle bozuk kalması taraftarıyız. Orkun her zaman Şile örneğini verir durur bana. Eskiden İstanbul'dan Şile'ye ulaşım çok uzun sürermiş. Ağaçlar arasında daracık orman yolundan giderlermiş. Ama yol yapıldıktan sonra gün ulaşımın rahatlamasıyla kolay ulaşılabilir hale geldi. Şimdi zaten otoban gibi yolla gidilen Şile'nin durumu ortada. Bırakın bazı yerler de bakir kalsın. Yayla'ya çıktım dediğinize değsin. 1. Plato'da Mola: Pokut'ta manzaranın abartısı olsun diyorsanız, doyumsuz manzarasıyla bu pansiyon tam sizlere göre. 2. Pokut Yayla Evi: Meşhur Pokut manzarasına hakim konumu vardır. 3. Demircioğlu Pokut Dağ Evi: Yaylanın yüksek kesiminde bulunuyor. Özellikle yemekleri için burada kalabilirsiniz. 4. Pokut Doğa Konuk Evi: İnternette gördüğünüz Pokut manzarası var ya işte tam bu noktadan çekilmektedir. Her tur otobüsü/minibüsünün öğle yemeği için uğradığı yerdir. Dolayısıyla her daim kalabalık ve gürültülüdür. 5. Pokut Orion Butik Otel: Pokut'un girişindeki bu 3 katlı oteli çok şirin karı-koca işletiyor. En son 20 kişilik grubumuzla burada konaklamıştık. Odaların konforu, yemeklerinin lezzetleri ve enfes kahvaltısıyla Pokut'taki en favori mekanımız oldu. Hangi yayla evinde kalırsanız kalın unutmamanız gereken şey ayakkabılarınızı çıkarıp eve girmeniz gerektiğidir. Ne de olsa otelde değil bir evde konaklıyorsunuz. Diğer bilmeniz gereken de ortak banyolu olduğudur."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pompei-ve-napol", "text": "İtalya Turları rotasında bulunan İtalya'nın en güzel şehirlerinden biri Napoli ve Pompei hakkında merak edilen tüm detaylar Napoli gezi rehberimiz ile karşınızda. Napoli gezilecek yerler, Pompei şehri ve daha pek çok aranan soruların cevabı Napoli gezi notlarımız başlığı ile kaleme aldığımız Napoli rehberi ile sizlerle. Sabah yine her zamanki gibi erkenden kalkarak bu sefer Napoli'ye yolculuğumuz başlıyor. Roma'daki otelimiz her akşam ertesi günkü kahvaltıyı kaçta istediğimizi soruyor. Sabah 6'da hazır olmasını istedik alelacele kahvaltımızı yapıp otelden ayrılıyoruz. 2 saatte Napoli Central'e vardık. Tren istasyonu Piazza Garibaldi meydanına çıkıyor. Oldukça büyük bir meydan. Pompei'ye Circumvesuviana adındaki trenle gidiliyor. 20 dakika da bir sefer olduğu için çok beklemiyoruz. 2.80 euro'ya biletlerimizi alıp bizim trenlerimizi aratmayacak trene binip 40 dakika sonra Pompei Scavi durağına ulaştık. Trenden indiğimizde yığınla turist bizim gibi Pompei'yi görmek için bu durakta inmişti. Tren istasyonundan çıkıp 100 metre yürüdükten sonra solumuzda Pompei girişinden sıraya girerek kişi başı 11 euro ödeyerek biletlerimizi aldık. 24 saat içinde 5000'e yakın kişinin hayatını kaybettiği 40 hektarlık kazı alanının ziyarete açık 12 hektarlık alanını, dünyanın en iyi korunmuş antik kentinde bütün gün gezmeyi planlıyoruz. 1.500 yılı aşkın süredir sessiz olan yanardağın birden patlamasıyla felaket başlıyor. Burada yaşayan insanlar bu dağın yanardağı olduğunun bile farkında değillermiş. İ. S 24 Ağustos 79 günü saat 13:00 suları yanardağın patladığı gündür. Bu arada yanardağ'ın Latince'de bir karşılığı yokmuş. Yanardağ'dan püsküren duman soğuk havayla birleşince yere sünger taşları yağmaya başlıyor ama bu taşlar çok hafif olduğu için suda yüzebiliyor. Saatte 200 km hızla düşüp öldürücü kuvvetle çarpıyor. Püskürmeden 1 saat sonra kriz derinleşmeye başlamasıyla binlerce insan sokaklara dökülüp kaçmaya başlamış. İkindi vaktine doğru Vezüv yanardağı 100 milyondan fazla sünger taşı ve kül fırlatmıştır. Sabaha kadar taş yağması devam eder. Bu sefer yanardağdan alevler süzülmüş fakat pompei'nin kuzey duvarına kadar ancak gelebilmiştir. Daha sonra akıntının taşıdığı zehirli gaz bulutu hızla yayılmış ve karbondioksit boğarak insanları öldürmüştür.1.500 yıl kent öylece kalmış. 1594 yılında, bir su kemeri yapımı sırasında tesadüfen keşfedilmiştir. Yüzlerce yıldır kazı çalışmaları sürmektedir. Bugün 3.5 milyon kişi hala burada yaşamaktadır. İ. S 79'dan beri yanardağ hiç püskürmedi. Uzmanlara göre püskürme 2.000 yılda bir oluyormuş. Sıradakinin vadesi gelmiş durumda. Pompei kazı alanı tam bir açık hava müzesi. Caddeler, sokaklar, evler, bahçeler, yerlere işlenen mozaikler, hamamlar, genelevler, mezarlar, bazilika, amfitiyatro ve restaurantların bozulmamış halini görmek mümkün. Burası liman şehri olduğu için genelde gemiciler buraya gelip genelevlere gidermiş. Dil bilmedikleri için penis şeklindeki tabelalar yön konusunda yardımcı olduğu gibi genelevlerdeki freskler yardımı ile de nasıl fantezi yapmak istediklerini seçmelerine yardımcı oluyormuş. Zamanında insanlar burada alışveriş ediyorlarmış. Forum da bulunan Apollo Tapınağının resmini çekip meydanın ilerisinde sol da bulunan demir parmaklıkların arkasında sergilenen taşlaşmış insan, köpek ve daha bir çok eşya sergilendiği yere varıyoruz. Taaa o zamanlardan su giderlerini için borular döşenmiş. Yapılardaki pis sular yapıların altından sokaklara dökülüyormuş insanlarda bu sulara basmadan yürüyebilsin diye kaldırımlar hatta caddenin ortasına karşıdan karşıya geçmek için koca kayalar yerleştirmişler. Yollardaki at abralarının izleri gözle görülür halde aynen duruyor. Dikkatimizi çeken bir diğer şey ise Pompei'de oldukça fazla restaurant oluşuydu. Tam restaurant da sayılmaz fast food usulü yerler. İnsan idrarına devlet vergi bile koymuş, çok önemli bir sektörmüş. Giysiler temizlenmek için bir tür çamaşırhaneye getiriliyor. Sokaklardan topladıkları idrar ile asit ve yağ lekesi daha kolay çıktığı için çamaşırın yıkandığı alana dökülüyor temizlik işini de köleler yapıyordu. Köleler sidik içinde ayaklarıyla eşyaları çiğniyorlarmış. Buranın sahibi Stephanus adında bir adammış. Köşe başlarındaki çeşmeler, çeşmelere işlenen figürler de çok ilginçti. Kendimize bir çeşme başı bulup hazırladığımız sandviç ve meyvelerimizi yedik. Şehrin en uç noktasında ise Amfitiyatro var. Ağaçlıklı bir alandan buraya vardır. Gölgede oturup biraz mola verip kaldığımız yerden devam ettik. Gez gez bitmeyen bir şehir resmen. Bu kadar büyüklükte kazı alanı hiç görmedim diyebilirim. Pompei'de bulunan üzüm bağlar ve bunlardan üretilen şaraplar bugün halen devam etmektedir. En son artık mezarların bulunduğu yerleri de gezip, Pompei'nin çıkışında tepeden birkaç resim çekerek bu antik şehre veda ediyoruz. Napoli Garibaldi tren istasyonundan meydana çıktığımız gibi her yerde abuk subuk tiplerle karşılaşıyoruz. Şehrin sokaklarından yürümeye başlıyoruz. Tesadüfen küçük park gibi bir yerde hırsızların çaldıkları ürünleri sattıkları yere geldik. Adamlar ne bulursa çalmış, nutella kavanozunu bile satıyorlardı. Polisler de güya satışı engellemeye çalışıyor. Bizde olsa nasıl kaçacaklarını saşırırlar burada polis adamın başında bekliyor ki adam tezgahını kaldırsın. Satıcı da aheste aheste yavaş yavaş topluyor. Yollardaki çöpler ise dolmuş taşıyor, ortalık rezalet bir halde. Pizzanın asıl yeri Napoli olduğu için bir pizzateria'ya girdik ama Siesta tatiline girdiklerinden dilim pizza satan büfelerden açlığımı bastırmak için iğrenç pizzayı yemek zorunda kaldım. Sokaklarda gezerken bir pazara rastladık. Hazır Pazar varken girip biraz meyve alalım dedik. 2 kilo mandalina, 2 kilo hurma, 2 kilo kivi, 1 ananas, 2 kilo elmaya verdiğim 7 euro'cuk du yalnızca. Pazar alışverişimizi de yapıp Morino adında ki tarihi pastaneye oturup tiramusu yedik. Floransa'da ufacık tiramisu için 3 kişi 24 euro ödemiştik burada koca tiramisuya 12 euro ödedik, kalanını da paket yaptırıp otele götürdük. Artık trenin kalkma vaktine çok az kaldı elimizde bir dünya poşet tren istasyonunun yolunu tutuyoruz. Ayaklarımıza kara sular indi demek az bile kalır sabahtan beri pompei ayrı Napoli ayrı gezdik durduk. Tek amacımız otele varıp kendimize türk kahvemizi yapıp tüm yorgunluğumuzu atmaktı. Pompei'den erken ayrılabilseydik feribotla Capri adasına geçmeyi çok istemiştik ama saatlerimizin burada nasıl geçtiğini anlamadık. Artık Capri adası da bir sonraki İtalya gezimizde plana dahil edeceğimiz yerler arasında sırasını almış oldu. merhabalar bizde romadan napoli ye bir gezi planlıyoruz. roma- napoli biletinizi seyahatinizden ne kadar önce aldınız ve hangi şirketle seyahat ettiniz acaba. Merhaba, biz münferit seyahat ediyoruz. Biletlerimizi italiarail'den gitmeden bazen oradayken aldığımız oluyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/portofino-gezi-rehber", "text": "Belki bazılarınız gitti belki hiç gitmeyenleriniz oldu ama şarkı size biraz olsun Portofino'yu yaşatacak diye düşünüyoruz. Portofino'da gezilecek yerler, Portofino'da görülmesi gereken yerler, Portofino'da ne yenir, Portofino'da konaklama ve Portofino'ya ulaşım hakkında detayları makalemizde bulabilirsiniz. İtalyan Rivierasında küçücük limanın etrafına kurulu balıkçı kasabasındayız. Burası uğruna aşk şarkıları, şiirleri yazılan bir yer. Limanda teknelerin sıra sıra dizildiği, kara üzerindeki pastel renkli, yeşil panjurlu evlerin sanki tablo olarak önceden çizilmiş ve sonra tablonun gerçeğe dönüştürülmüş hali gibi. Arkanızda yeşili önünüzde maviyi sunan, zenginlik ve güzelliğin bütünleştiği dünyanın en güzel sahil kasabasındayız. Aşk şehri olarak bilinen Portofino'nun size huzur, aşk, güzellik ve daha birçok şeyi sunacağını garanti ediyoruz. Kasaba nüfusu 400 kişidir. Burada satılık ev olmadığından ev satın alınamıyor. Ancak iki şartla ev sahibinin vefat etmesiyle ya da varislerin anlaşarak evi satması sonucu ev sahibi olmak mümkündür. Yok ben ev satın almak yerine kiralamak istiyorum derseniz metrekare başına 50.000 euro'cuk ödemek gerekiyor. 1920 yılında Doğal Park ilan edilen kasaba'da bir tek taş bile yerinden oynatılmamış, evlerin rengi değiştirilmemiştir. Ancak dileyen evinin içinde istediği tadilatı yapmakta serbesttir. Kasabada görmeniz gereken yerler listesinin başında 17 yy. da Cenevizlilerin inşa ettiği Castello Brown Kalesi gelir. Maksat kalenin içini görmek değil çünkü içi ciddi tadilat görmüş ve eskiden kalma banyo sobası ve sandık dışında görülecek hiçbir şey kalmamış. Ziyaretçiler tarafından 5 euro giriş ücreti aslında kalenin bahçesindeki resim çekilecek alan için veriliyor. Portofino limanını olduğu gibi gözler önüne seren bir nokta burası. Botanik Bahçe : Kaleden çıkınca geldiğimiz yoldan değil soldan ormanlık alandaki patika yoldan düz ilerleyince sağdan merdivenleri takip edip limana varmak mümkündür. Botanik bahçe tam merdivenlerin bittiği yerde soldadır. San Giorgio Kilisesi ve Feneri : Roman stiline sahip kilise Dünya Savaşından sonra yapılmıştır. San Giorgio Mezarlığı : Kilisenin hemen arkasındaki mezarlık. Mezar taşları rengarenk çiçekler ile donatılmış. Her mezar taşına ölenin resminin konması ise değişik ve güzel bir düşünce. Dünyanın en meşhur otellerinden aynı zamanda Portofino'daki 5 otelden biri olan eşsiz manzaraya sahip Splendido'da buradadır. Fiyatları gereği jet-set'e hitap etmektedir. Otelin giriş ve çıkış kontrolleri polis tarafından sağlanmaktadır. Otelin namı Windsor Dükü'nün buraya ziyareti ve otel defterine atmış olduğu imzadan kaynaklanmaktadır. Elizabeth Taylor 4 balayını da bu otelde geçirmiştir. Otelin diğer ziyaretçileri arasında Sir Winston Churchill, Ingrid Bergman, Lauren Bacall, Esther Williams, Marcello Mastroianni, Joan Fontaine, Jean Cocteau, Ali MacGraw, Liza Minelli, Alain Delon, Catherine Deneuve, Axel Roses, Bono Vox, Wim Wenders, Gwyneth Paltrow gibi ünlülerde vardır. Kasabanın popülerliğinin diğer bir sebebi ise My Fair Lady filmi ile ünlenen aktör Rex Harrison'un Splendido Otelinin arkasındaki villayı almasıyla da başlamıştır. Madonna 50. Yaş gününü burada kutlamıştır. Ve her yaz Portofino'ya gelmektedir. Berlusconi'in malikanesi de buradadır. Ancak zamanında partiler ve güzel eğlencelere şahit olan ev şimdi Dolga Gabbana'ya aittir. 2002 yılında satın almışlardır. Portofino Santa Margherita tren istasyonundan sahile yürüyerek 5 dakikada varıyoruz. Karşımıza çıkan göbekteki ışıklardan karşıya geçip sahilin sağından devam edince Portofino'ya giden teknenin iskelesine ulaştık. Kişi başı gidiş dönüş 9 euro ödeyerek yarım saate yakın bir sürede Portofino limanına giriş yaptık. Yakın zamanda portofinoyu ziyaret edeceğim, faydalı bir bilgi oldu teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/positano-gezi-rehber", "text": "Bu sefer yolumuz İtalya'nın en romantik ve lüks tatil destinasyonu olan Positano'ya düştü. Makalemizde Amalfi sahillerinde İtalya'nın şirin kasabalarından biri olan Positano'da gezilecek yerler, Positano'da neler yapılır, Positano'ya nasıl gidilir, Positano'dan ne alınır, Positano kumsalları gibi detayları Positano gezi rehberi ile kalem aldık. Positano, ufak bir balıkçı kasabası iken 1950 yıllarından sonra yazarlar ve artistler sayesinde popüler bir tatil merkezi konumuna kavuşmuştur. Evlerin bir çoğu eski romalılar tarafından Positano kıyısına karşı ve S. Maria Assunta Kilisesinin etrafına yapılmıştır. Lattari dağını saran pastel renkli akdeniz evlerinin rengarenk begonviller ve hanımeli ile buluşması adeta bakmaya doyamayacağımız bir tablo içinde olduğumuz hissini veriyor. İtalyan çinisiyle yapılmış Positano Santa Maria Kilisesinin kubbesi kasabanın her yerinden görülmektedir. Kilisenin içinde 18 yy. öncesine ait Bizans döneminden esinlenilerek yapılmış siyah renkli Meryem Ana heykeli kilisenin içinde muhafaza edilmektedir. 1343 yılında meydana gelen tsunami ile kasaba büyük zarar görmüştür. Marina Grande adanın kalbidir. 300 metre uzunluğundaki kumsalı Amalfi sahillerinin en büyük kumsallarından biridir. Turuncu şemsiyelerin ip gibi dizildiği kumsal ve hemen arkasında göklere kadar uzanan evler plajı daha cazibeli hale sokmaktadır. İkiye bölünmüş olan kumsalın turuncu şemsiyeli ve şezlonglu kısmı ücrete tabi (şezlong ve şemsiye 17 euro) iken diğer bölüm halk plajı olarak ayrılmıştır. Buranın haricinde ufak limanın sağında bulunan Fornillo plajı da yüzmek ve güneşlenmek için ideal bir seçimdir. Positano'nun en tepesindeki (3 km uzaklıkta) Montepertuso'ya gidip Galli Adalarının manzarasına hakim bu bölgede manzaraya doyabilirsiniz. Aynı zamanda burası balet Rudolf Nureyev'in inziva mekanı olmuştur. Adada bir yerden bir yere gitmek için dolambaçlı merdivenleri kullanmak zorunludur. Yorulduğunuzda sokaklardaki masalardan birine oturup gelen geçeni izleyerek kahvenizi yudumlayabileceğiniz gibi renkli çiçeklerle süslü daracık sokaklarda yürüyüp, butiklerden alışveriş yapabilirsiniz. Laurito : Ufak kumsalı olan bu bölge ismini burada yetişen defne ağaçlarından almıştır. Ücretli ve ücretsiz kumsalı olup, kumsal boyu restaurantlar da mevcuttur. San Pietro otelinin karşısındaki ufak meydandaki merdivenlerden çıkarak ulaşabilirsiniz. Arienzo : 300 adım kumsalı olarak anılmaktadır. Çünkü buraya ulaşmak için yüzlerce merdiven aşağı inmek gerekiyor. Laurito kumsalından 1 km uzaklıktadır. Marina Grande :Positano'nun merkezinde bulunan kumsaldır. Fornillo : Deniz ve falezler arasından yapılacak romantik yürüyüş sonrası, ufak limanının sağ tarafındaki kumsala ulaşıp sakin ve huzur dolu bir gün geçirmek için ideal bir yer. Tren/Otobüs : Napoli'den Circumvesuviana treni ile 1 saat yolculuk sonrası Sorrento'ya 4.10 euro'ya ulaşıp. Buradan da tren istasyonunun önünden kalkan SITA otobüsleri ile tek yön 3.80, 24 saatlik 7.60 euro bedelli kartlar ile yine 1 saat otobüs yolculuğu sonrası Positano'ya ulaşım oldukça kolaydır. Yolların virajlı ve dar oluşu araç kullanmayı çok zor hale getiriyor. İki aracın yan yana geçemeyeceği yollar yüzünden Sorrento'dan 28 km uzaklıktaki Positano'ya 1 saatte ancak varıyoruz. Feribot : Nisan-Ekim ayları arasında Metro Del Mare şirketinin Napoli'den Positano'ya seferleri mevcuttur. Yolculuk süresi 40 dakikadır. Nisan ve Ekim ayları Positano kasabasını ziyaret etmek için en güzel dönemlerdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/positano-ulasim-detaylar", "text": "Amalfi sahillerinde İtalya'nın şirin kasabalarından biri olan Positano'ya ulaşım detayları, Positano'ya nasıl gidilir, Positano ulaşım maliyeti sorularının cevabı için sizler rahat gezin diye çok güzel bir makale hazırladık. Amalfi Kıyıları Napoli'den yalnızca 65 km uzaklıkta aslında çok yakın denecek bir mesafededir. Dolayısıyla yolu Napoli'ye düşenlerin en azından 1 gününü ayırıp dünyanın en meşhur kasabası, Amalfi'nin ise en güzel kıyı şeridine gitmesi gerektiğini düşünüyoruz. Positano'ya en yakın havalimanı Napoli havalimanıdır. İster havalimanından direk isterseniz önce Napoli Central tren istasyonuna varıp buradan devam etmeniz mümkündür. Napoli ile Positano arası ne yazık ki toplu taşıma hizmet vermiyor. Tren/Otobüs : Napoli'den Circumvesuviana treni ile 1 saat yolculuk sonrası Sorrento'ya 4.10 euro'ya ulaşıp. Buradan da tren istasyonunun önünden kalkan SITA otobüsleri ile tek yön 3.80, 24 saatlik 7.60 euro bedelli kartlar ile yine 1 saat otobüs yolculuğu sonrası Positano'ya ulaşım oldukça kolaydır. Yolların virajlı ve dar oluşu araç kullanmayı çok zor hale getiriyor. İki aracın yan yana geçemeyeceği yollar yüzünden Sorrento'dan 28 km uzaklıktaki Positano'ya 1 saatte ancak varılıyor. Feribot : Nisan ve Ekim tarihleri arasında Amalfi kıyılarına en rahat ulaşımı sağlayan feribotlar tercih edilebilir. Metro Del Mare şirketinin Napoli'den Positano'ya seferleri mevcuttur. Yolculuk süresi 40 dakikadır. Roma Tiburtina istasyonundan kalkan Marozzi otobüslerine binip direk Positano'ya ulaşım mümkündür. Marozzi sayfasından otobüs sefer saatlerini öğrenip biletinizi buradan alabilirsiniz. Sitenin ingilizcesi olmadığı için şu adımları izleyebilirsiniz. Sayfaya girdikten sonra \"prenota marozzi\" yi tıklayın ve önünüze gelecek ekranda \"ricerca orari corse\" yi yıkladıktan sonra açılan sayfadan tarih ve rotanızı yazıp örneğin Roma-Soorento ya da Roma-Positano üzerine gelip \"Go\" deyin. Otobüs yerine tren ile gitmek isterseniz. Roma'dan bineceğiniz tren ile Napoli Central istasyonunda inip buradan yukarıda açıkladığımız yollardan herhangi birini tercih edebilirsiniz. Positano gezi yazımız için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pragda-gezilecek-yerle", "text": "Prag Çek Cumhuriyeti'nin en büyük şehri ve başkentidir, Avrupa'da gezip görmeniz gereken önemli şehirlerden birisidir. Prag gezilecek yerler konusunda Orta Avrupa'nın en zengin kentlerinin başında geliyor. İçerisinde birçok tarihi yapının yer aldığı ve en güzel Ortaçağ kentlerinden biri olarak gösterilen Prag'da gezilecek onlarca, o kadar güzel yerler var ki gezerken daha iyi anlayacaksınız. Eski Şehir Meydanı, 17. yüzyılda Protestan liderlerin idamından 1968'de Sovyet tanklarının saldırılarına kadar birçok önemli tarihi olaya tanıklık etmiş ve yaşamış bir yerdir. Şehrin kalbinin attığı ve ruhunu yansıttığı Eski Şehir Meydanı'nda görmeniz gereken sayısız yapılar ve eserler bulunmaktadır. Tayfonlar dışında trafiğe kapalı bu bölge, şehrin en ve eşsiz atmosferine sahip olan bölgelerindendir. Prag Eski Şehir Meydanı'nda yer alan, Astronomik Saat ve Eski Belediye Sarayı, Tyn Kilisesi, Aziz Niklaus Kilisesi, Kinsky Sarayı, Jan Hus kilisesi şehrin en ünlü simge yapılarındandır. Karl Köprüsü, 1357 yılında Prag'da inşa edilen şehrin en ünlü köprüsüdür. Prag'ın en önemli sembollerinden biri olan yapı, Prag gezilecek yerler listesinde en ön sıralarda yer almaktadır. Vltava Nehri üzerinde bulunan Charles, büyük seller yaşayıp, maruz kalsa da ayakta kalmayı başarmıştır yüzyıllar boyunca ve yaya yolu olarak kullanılmaya devam etmektedir. Köprü mimari olarak tek başına bir yapıt olmasının yanı sıra üzerinde bulunan 30'a kadar heykelle de dikkat çekmektedir. Bu heykellerin hepsi kopyasıdır ve orijinalleri Ulusal Galeri Lapidarium'da yer almaktadır. Aziz Vitus Katedrali, 9. yüzyılda Prag'a kuş bakışı bir tepede yapılan Prag Kalesi, şehrin en önemli gezi noktalarından biri bu nedenle Prag gezilecek yerler listesinin olmazsa olmaz yerlerinden birisidir. Premysl hanedanın kalesi olarak bilinen Prag Kalesi, sonrasında Roma Germen İmparatorluğu'nun merkezi olarak da kullanılmıştır. Günümüzde Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılan kalenin birçok kısmı 16. yüzyılda yenileme çalışmaları sonucunda yapılmıştır. Kale içerisinde birçok önemli gezi noktası yer almaktadır. 16. yüzyılda kaleyi canlandırmak için yapılan Bahçeler, I. Ferdinand'ın karısı Anne için yaptırdığı Yaz Bahçeleri, 921 yılında yapılan Aziz George Bazilikası ve içinde bir işkence odasının da bulunduğu Beyaz Kule, kale içinde görebileceğiniz önemli yerlerdendir. Prag Kalesi içerisinde yer alan Aziz Vitus Katedrali, şehrin en önemli dini yapıları arasındadır. 1344 yılında inşa edilen katedral, inşasından günümüze kadar Prag kral ve kraliçelerinin taç giyme yeri ve ebedi istirahatgahı olmuştur. Petrin Tepesi, Prag'da deniz seviyesinden 300 m. yüksekliğinde bulunan bir tepedir. 15. Yy'da üzüm bağları ile ünlü olan bu tepe, 1825 yılında halka açık bir alan haline dönüştürülmüştür. Petrin Tepesi'nin en dikkat çeken yapısı olan, Petrin Gözlem Kulesi, 1891 yılında yapılmış. Yıldönümü Sergisi için Eyfel Kulesi örnek alınarak Petrin Parkı'nda yapılan kule, Eyfel Kulesi'nin dörtte biri kadardır. Prag da gezilip görülmeye değer yerlerden birisi olma özelliğine sahip bir yapıdır. Wenceslas Meydanı, Çek tarihinde birçok önemli olaylara şahitlik etmiş bir meydandır. Bu olaylardan en bilinen olanı ise, 1969 yılında öğrenci Jan Palach'in kendini burada yakması ve 1989 yılında polis şiddetine tepki olarak çıkan olayların Kadife Devrim ve komünizmin yıkılmasına neden olmasıdır. Meydanda bulunan görkemli Aziz Vaclavlı at heykeli 1912 yılında dikilmiştir. Josef Myslbek tarafından yapılan bronz heykelin kaidesinde Çek azizlerini tasvir eden küçük heykelcikler de bulunmaktadır. O günleri birebir yaşamamış olmamıza rağmen, Prag da gezip görürken şahit olduğunuz yapı ve objeler ile o günlere gideceksiniz. Dans Eden Ev, Prag'da yer alan ve gerçek anlamda farklı mimarisi ile bilinen bir binadır. 1997 yılında Vlado Milunic ve Frank Gehry tarafından inşa edilen bina, \"Fred ve Ginger\" adıyla da bilinmektedir. İnşası 4 yıl sürmüştür. Kültür merkezi olması planlanan bu yapının inşası için finansal kaynak ancak Kadife Devrimi'nden sonra bulunabilmiştir. Bina günümüzde Celeste Restoran, La Perle de Prague ve seçkin firmaların ofisleri bulunmaktadır. Restoran dışındaki kısımları halka açık değildir. Prag'da gezip görmeniz gereken özel yapılardan birisidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/prambanan-tapinagi-endonezy", "text": "Dünyanın en büyük Budist tapınağından sonra sıra geldi dünyanın en güzel, Endonezya'nın en büyük Hindu tapınağına. Prambanan Tapınağı Java bölgesinin en büyük tapınak kompleksidir. 3 ana tapınak olup bunların her biri Hindu tanrılar Shiva, Vishnu ve Brahma'ya adanmıştır. Hindu inanışına göre 3 ilah sembolleri ile donatılmış tapınak kompleksidir. Kompleks içerisinde 3 tane Trimurti tapınağı, 3 tane Vahana tapınağı, 2 tane Apit tapınağı, 4 tane Kelir tapınağı, 4 tane Patol tapınağı ve 224 tane Pervara tapınağı vardır. Ve tapınaklardaki rölyeflerde cabası. Tarihi kayıtlara göre Sanjaya hanedanlığının Hindu prensi Rakai Pikatan tarafından M. S 9. Yy'da Borobudur'un yapımından 50 yıl sonra inşa edilmiştir. Tapınak kompleksi orjinalde 250'den fazla büyüklü, ufaklı tapınaklardan meydana gelmektedir. 10 yy'da tapınağın büyük kısmı Mataram Hanedanlığının Java'nın doğusuna taşınmasıyla terk edilmiştir. 16. Yy'da da deprem görmesi ardından yağmalanması ile kaderine terk edilmiştir. Harabe olan yapıda restorenin başlaması 1937 yılında gerçekleşmiştir. Tapınağı gezerken hala çevrede kaya yığınlarını ve bunların restore edilmediğini görebilirsiniz. Yerel halk Prambanan Tapınağına Rara Jonggrang demektedir. Hikayesine gelince ; Prens Bandung Bondowoso Prenses Rara Jonggrang'a kör kütük aşık olur. Fakat Kral Boku kızıyla evlenebilmesi için prense kendisiyle savaşması şartını koyar. Prens Kral Boko'yu öldürünce kız bu nedenle prensle evlenmek istemez ve onun yapamacağını düşündüğü imkansız bir şart koyarak bu işi bitirmek ister. Şartı bir gecede 1000 tane tapınak yapmasıdır Bu şartı tamamlaması halinde onunla evleneceğini belirtmiş. Prens 999 tanesini yapmış tam sonuncuya geçecekken prenses halktan ateş yakara gün doğumu izlenimi vermelerini istemiş. Sonuncu tapınağa geçmek üzereyken gün doğumunu gören prens üzüntüden kahrolur fakat bunun bir oyun olduğunu öğrenince de öfkesinden kudurur. Prensesin bu davranışından ötürü tanrılar tarafından taşlaştırıldığı ve sonuncu yani lanetlenmiş tapınak olduğu dilden dile dolaşan efsanedir. İşte bu tapınak Prambanan'dır. Burası da aynı Borobudur gibi 1991 yılında Unesco dünya miras listesine alınmıştır. Ramayana Ballet Show'u izleyin. 200'den fazla profesyonel dansçının sergilediği açık hava gösterisidir. Şov tarihleri ve fiyat bilgisi için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/puerto-princesa-ugong-roc", "text": "Tagabinet köyünde bulunan 23 milyon yıllık Ugong Rock Filipinler Puerto Princesa'nın en popüler turistik destinasyonlarından biridir. 22,86 metre yüksekliğindeki karst kireçtaşı formasyonunun içindeki mağarada yaklaşık 1 saat mağarayı tırmanışı ardından dağın en tepe noktasına vardığımız yerde 350 metre uzunluğundaki zipline maceramızı gerçekleştireceğiz. Mağara tırmanışı ve zipline yapacağımız bölgeye vardığımız gibi ilk iş olarak girişte tabelanın önünde hatıra fotoğrafımızı çekiyoruz. Tabi 4 ayrı ülkeden 4 ayrı gezgin çift'in buluşması daha heyecanlı oluyor. Fotoğraftan sonra kendi çaplarında yaptıkları lobiye giriş yapıyoruz. Burada brifingimizi alıp mağara tırmanışı ve zipline için hazırlıklara başlıyoruz. Bu arada caving 200 PHP zipline ise 350 PHP. Oraya kadar gitmişken 550 PHP verip kombine atraksiyona hazırız. Resimlerde görüldüğü gibi gökdelen inşaatında çalışan mühendisler gibi eldiven ve kasklarımız hazır. Birde ayakta postal olsaydı daha iyi olacakmış. Ayakta şıpıdık terliklerle \"altı kaval üstü şeşhane\" misali mağara girişine doğru ilerliyoruz. Girişte de 1 kişi eksik olarak son grup fotoğrafımızı çekiyoruz. Çünkü takma tırnak, takma kirpik ve full makyajlı arkadaşımız güzelliği eksilmesin diye mi yoksa korktu mu bilmiyoruz bizimle gelmedi Filipinlilerle denk geldiğimiz turlardan alışkınız tur öncesi, yemek öncesi veya herhangi bir aksiyon öncesi dua etmeden olmaz. Birisi çıkıp mağaraya girmeden önce duasını ve şükranlarını dile getirip herkes kendince Amin diyor ve içeri giriyoruz. Bu kadar yer gezdik ama her gezilen yer bize yeni bir tecrübe katıyor. Gittiğimiz yerlerde her türlü atraksiyona parmak arası terlikkle gitmek bazen risk ve stres yaratabiliyor. Bu yüzden bu turdan da kendimizce ders çıkarıp tırmanmaya başlıyoruz. Bu harika oluşum içinde gerçekleştirdiğimiz tur etaplardan oluşuyor ve her bir etap sonrası nereye nasıl bir parkurla karşılaşacağımızı bilmeden rehberin arkasında ve onun önderliğinde devam ediyoruz. Bu gördüğünüz hallere sırf poz verelim diye değil meşakatli yolların bir parçası olduğu için mecburen girmek zorunda kaldık. Geçişleri sırayla yaptığımızdan bizim zar-zor geçtiğimiz kaya arasından şişman arkadaşlar nasıl geçti onu bilmiyoruz Ama yolun sonunda yanımızda olduklarına demek geçebilmişler. Bu zorlu geçişten sonra daha zor bir etapla karşılaşıyoruz. Tırmanma halatlarını bağlayıp sanki kaya tırmanışı havasına girip yukarı çıkıyoruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/puerto-princesa-yeralti-nehr", "text": "Türkiye'den Filipinler'e varmadan haftalar öncesinden hangi şehirde hangi tura katılmalıyız, nereleri görmeliyiz listeyi bir güzel hazırladık. Puerto Princesa'da katılacağımız turlardan biri Unesco tarafından koruma altına alınan Puerto Princesa Yeraltı Nehri turuydu. Gitmeden önce otelin tur departmanı ile hangi turlara gitmek istediğimizi söyleyip, fiyatları öğrenince rezervasyonumuzu yaptık. Puerto Princesa Subterranean Underground River için kişi başı 1.540 PHP ödedik. Subterranean Underground River Ulusal Parkı Puerto Princesa'nın 76 km kuzeyinde bulunuyor. Yollar kötü olduğu için ağırdan ağırdan gitmek zorunda kalıyoruz. Yaklaşık 2 saat sonra Sabang'a vardık. Burası ufacık bir sahil kasabası. Etrafta aslında pek de bir şey yok. Sabng'ın geniş kumsalında ağaçlar altında ki açık büfeden yemeklerimizi alıp tur'a katılan diğer insalarla yemeğimizi yer yemez yürüyerek 5 dakika da iskeleye ulaştık. 20-25 dakika bot yolculuğundan sonra Subterranean Underground River Ulusal Parkı'nın girişine vardık. Kumsaldan ormanlık alana girerek, ağaçların aralarına yapılan tahta yollardan geçerek nihayet nehrin girişine varıyoruz. Dünyanın yeni 7 harikasından biri olan Subterranean Underground River 20 milyon yıl geçmişe sahip kireçtaşı formasyonunun oluşturduğu jeolojik nehri kuzey Çin denizine dökülmektedir. Ulusal parkın kapsadığı alanda 800 çeşit bitki örtüsü bulunduğu gibi 224 çeşit hayvan yaşamaktadır. Kasklarımızı ve can yeleklerimizi giydikten sonra denge konusunda oldukça dikkatli olmamız gereken dar uzun botumuzu kiloya göre oturtulduk. Mağaranın girişine vardığımız anda içeriden gelen ağır kokunun etkisini hissediyoruz ve bu berbat kokuyor doğru rehberimizin kürek çekmesi ile daha da yaklaşıyoruz. Binlerce yarasa ve sığırcık kuşunun uçuştuğu zifiri karanlıkta fenerin aydınlattığı her noktaya pür dikkat bakıyoruz, ben elimde makina çekebildiğimi makinamın flaşı yettiği kadar çekmeye çalışıyorum. Kireçtaşı formasyonlarının aldığı şekilleri sebzeden meyveye oldukça geniş yelpazeden oluşuyor Nehir damlataş ve sarkıtlarla süslenmiş kendimizi başka bir boyutta hissettiğimiz bir yerdi. Mağaranın en yüksek noktası 65 metredir. 8.2 km uzunluğa sahip nehrin 45 dakika ile 1 saat arasında gerçekleştirdiğimiz turda yalnızca 1.5 km'i gezebiliyoruz. Ancak daha uzun gezmek isteyen 3 saatlik 4 km uzunluğu gezebilecekleri turu satın alabilirler. Turumuzu bitirdikten sonra geldiğimiz yolu tekrar geri dönüyoruz. Dönüşte gelirken uğramadığımız çeşitli hayvanların yanına ziyaret ediyoruz. Bunlardan biri uzun kuyruklu ve yengeç yiyen Makaklar. Kabuklu yiyecekler daha çok mangrov ormanlarında yetiştiğinde Makaklarda burada yaşarlar. Yüzmeyi oldukça seven bu çeşit maymumun su altında da oldukça beceriklidir. Kuyruğunun uzunluğu 45 cm, vücudu ve başının uzunluğu ise 60 cm'dir. Diğer ziyaret ettiğimiz hayvan ise dev kertenkeleydi. Maymunla aynı ortamda doğanın içinde yaşamaktadır. Dönüş : Aynı otobüs firması ile 14:00 ve 16:00 da dönebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/pushkar-gezi-rehber", "text": "Yeni Delhi'de geçirdiğimiz 2 yoğunun günün ardından 06:05 treni ile Pushkar'a gitmek için sabah 05:15 de tren istasyonu vardık. Peronlara girişte x-ray cihazlarının hemen önünde elinde kalemi olan sivil adam biletimizi kontrol için aldı ve tam abuk subuk bahaneler uydurup bizi kandırmaya başlamadan elinden bileti aldığımız gibi çekip gittik. Peronlar arası geçiş üst geçitten sağlanıyor. 2 numaralı perona varıp trenimizi beklemeye başladık. Trenin kalkmasına 20 dakika kala birden Orkun'un ani tepkisi ile vermiş olduğu tepkinin ne olduğunu öğrenince tam anlamıyla ayılmış olduk. Orkun bütün parayı otelin kasasında unutmuş. Treni kaçırır mıyız kaçırmaz mıyız telaşını bir yana bırakıp doğru otelin yolunu tuttuk. İstasyondan çıkınca bir sürü insan çevremize üşüştü. Hele bir tanesi var ki peşimizi bırakmadı. 500 metre için 500 rs para istedi Neyse bir insan evladı bulduk da 100 rs'e bizi otelimize götürüp istasyona geri getirdi. Şansımıza otel yakındı 10 dakika içinde paramızı alıp trenin kalkmasına son dakikalar kala yetişebildik. Trenin koltuklu vagonunda seyahat ettik. Tren kalkar kalkmaz gazete-dergi, su, ve çay tabağı servisi başladı. Ajmer'e vardığımızda istasyon dışındaki bir taksici ile 350 rs'e anlaşıp yarım saatte Pushkar'a vardık. Pushkar'a henüz girmeden sivil adamların yolu kapadığını gördük meğer Pushkar'a giriş için kişi başı 20 rs alıp geçişe öyle izin veriyorlarmış. Yaklaşık 13:20 de Pushkar'a vardık. Otelimize yerleşip yemeğimizi yedik ve duşumuzu alıp Pushkar'ı keşfetmek için kendimizi dışarı attık. Pushkar Hindistan seyahatimiz boyunca en beğendiğimiz yerlerin başında geliyor. Bu ufacık kasaba sıcak kanlı insanları, cıvıl cıvıl dükkanları ile beğenimizi hak etti. Pushkar'ın en bilinen yeri gölü ve çevresindeki ghatları. Gölün etrafında 52 tane ghat var. Efsaneye göre Tanrı Brahma elinde tuttuğu mavi lotus çiçeğini düşürüyor ve düşürdüğü yerde göl oluşuyor. Bundan dolayı da gölün etrafındaki tüm yapılar mavi renkte. Ghat'ların olduğu yere ayakkabı ile girilmesi yasak. Girişte bulunan güvenliğe teslim edilmek zorunda. Ama biz daha sessiz olan ghat girişlerini tercih ettik çünkü 1 tanecik ayakkabımız var ondan olmak istemiyoruz. Resim çekerken ayakkabıların yere konulmasına dahi izin verilmiyor, halk hemen uyarıyor. 2. günümüzde Pushkar'ın en ünlü tapınağı olan Pushkar Brahma Tapınağına gittik. Daha tapınağa girmeden sokakta ayakkabılar çıkartılıyor. Yanınızda çantanız varsa tapınağın önündeki dükkanda bulunan kilitli dolaplara ücret karşılığında çantalarınızı bırakabilirsiniz. X-Ray cihazı ve 3-4 tane polis güvenliği sağlamak için tapınağın merdiveninde duruyor. Tapınağa girmeden önce ciddi aramalar var. Tapınağın içine girince avluya çıktık. Bastığımız yerde, duvarlarda yazılı mermerler gözümüze çarptı. Tapınağa değişik hava katmışlar. Avlunun hemen karşısında tapınağın merkezi konumunda tapındıkları bölüm var. Hindular tanrıya çiçek, şeker, para ve benzeri şeyleri adıyor. Tapınağın sağ tarafındaki merdivenler ile aşağı inip burada ki ufak oda da bulunan tanrıya tapınma işlemleri yapanlar var. Bunun dışında içeride başka hiçbir şey yok. En önemli tanrıları olan Brahma'nın tapınağı olduğundan bu kadar koruma ve güvenlik önlemi alıyorlar herhalde. Tapınaktan çıktıktan sonra sola dönünce hemen köşedeki tur firmasında deve turumuzu satın aldık. 1 saatlik tur kişi başı 150 rs. 1 saat boyunca devenin sırtında gezmek ciddi anlamda yorucuydu iyi ki 1 saatlik turu almışız dedirtecek kadar vardı. Tur sonrası deve sahibinin sahip olduğu dükkana gidip masala çaylarımız eşliğinde deve turu için detayları öğrendik. Saati 150 rs olan turun günlük bedeli öğle yemeği dahil 1200 rs. Buradan ayrılıp yarınki Jaipur yolculuğumuz için otobüs bileti aldık. 3 saatlik otobüs yolculuğu 180 rs. Özel araçla/taksi için indirimler sonucu 1900 rs'e kadar düştüler ama biz tercih etmedik. Akşam üzeri Ratnagiri tepesindeki Savithri Tapınağına tırmanmak için Brahma tapınağının arka sokağından uzunca yol yürüdük. Sağ tarafımızda kalan patika yoldan devam ettik. Patikanın hemen girişinde tanrıya sunmak üzere şeker, çiçek satılıyor. İbadet etmeye hevesli olan alabilir 🙂 Tırmanışımız 40 dakika sürdü. Tırmanış kolay değil önce normal başlayan merdivenlerin daha sonra kaya halini almasıyla daha güç hale geliyor. Tapınak çok rağbet edilen bir yer olmasa da bizim gibiler için Pushkar manzarasını izleyebilecekleri mükemmel bir yer. Aynı şekilde gün batımı da oldukça keyifli oluyor. - Out Of The Blue Cafe - Rainbow - The Laughing Buddha Cafe"} {"url": "https://www.gezgincift.com/ramazan-bayrami-afrika-safari-tur", "text": "2024 Kurban Bayramı Afrika turu rotamız yine sizlerle. En çok talep gören Afrika Safari turu ile bu yıl Ramazan Masai Mara'da Büyük Göç'e tanıklık edip hayalleri gerçeğe çevireceğiz. Sayısız defa tekrarladığımız Afrika Turu ile Afrika Safari fırsatını kaçırmayın. -DÜNYANIN EN MEŞHUR MİLLİ PARKI OLAN MASAİ MARA'DA BÜYÜK GÖÇ -YİNE AFRİKA SAFARİ TURUNUN OLMAZSA OLMAZI NAIVASHA GÖLÜNDE HİPOPOTAMLAR İLE TEKNE SAFARİSİ -KENYA'NIN BAŞKENTİ NAİROBİ'DE DÜNYANIN EN GÜZEL KORUNAN ÖZEL ALANLARINDAN GIRAFFE CENTER'DA ZÜRAFALAR İLE ÇOK ÖZEL ZAMANLAR... İstanbul Havalimanı dış hatlar terminalinde buluşma. İstanbul Nairobi uçuşumuzu aktarmasız olarak gerçekleştiriyoruz. Sabaha karşı Nairobi havalimanına varış ve vize işlemleri. Nairobi havalimanında vize ücretlerimizi münferit olarak kapıda ödüyor ve vizelerimizi alıyoruz. Herkes vize ücretinden kendi sorumludur. Turumuz vize ücreti hariçtir. Başkent Nairobi'ye varışımızla ile birlikte havalimanında bizi bekleyen araçlarımıza binerek Masai Mara'ya doğru yol alıyoruz. Öğlen saatlerinde varacağımız Masai Mara kamp otelimize yerleşip dinlenmeniz için kısa bir zaman veriyoruz. Ve belirlediğimiz saatte buluşup akşam üzeri kısa bir safari gerçekleştiriyoruz. Safari sonrası otelimize dönüp açık büfe akşam yemeğinden sonra ateş başında sohbet eşliğinde günü bitiriyoruz. Sabah erkenden kalkarak sabah safari için Masai Mara Milli Parkı'na giriş yaparak tam gün safari gerçekleştireceğiz. Masai Mara Milli Parkı Kenya'nın güneybatısında, güney komşusu Tanzanya'nın Serengeti Milli Parkı ile komşu. Tanzanya Kenya sınırında da duracak ve büyük göçü buradan izleyeceğiz. Masai Mara, 5 Büyük diye adlandırılan hayvanların tümünü 1 saat içerisinde görebileceğiniz yeryüzündeki ender milli parklardan biri. En yüksek dönemi Haziran Ağustos, o açıdan hayvan çeşitliliğinin bol olduğu bir dönemde, büyük göçün kalbinde buraya gidiyoruz. Turumuz esnasında Mara Nehri'nde duracak, araçlarımızdan inecek ve silahlı korumalarımız eşliğinde Mara Nehri etrafında yarım saat yürüyeceğiz. Bu sırada hayvanların göçüne, nehir geçişlerine ve timsahların heyecanlı bekleyişine ve belki de saldırılarına tanık olacağız. Öğle yemeğimiz safari alanında picnic box şeklindedir. Sabah erkenden kahvaltımızı yapıyoruz ve otelden ayrılıyoruz. Önce Masai kabilesinin yaşadığı köye gidecek ve Masai'ler hakkında bilgi alıp tek tek evlerini gezecek, ateş nasıl yakılır onu izleyecek ve yolumuza Naivasha için devam edeceğiz. Naivasha'ya varışımız akşam üzerini bulacak. Otelimiz Naivasha gölünün hemen kıyısında yer aldığı için göl kenarında kuş sesleri eşliğinde günü tamamlayacağız. Naivasha Hollandalı çiçek şirketlerinin üretim yaptığı, Kenya'nın gelişmiş şehirlerinden biri. Gölde teknelerimize biniyor ve ilk safarimizi gerçekleştiriyoruz. Teknelerimizde 2 metre uzaklıktaki hipopotamları görecek, nehir kenarından su içen filler ve zürafalara eşlik edeceğiz. Naivasha'da gölde balık tutan yerliler ise görülmeye değer. Kenya'nın iç kesimlerine doğru giden büyüleyici manzaralı bir yol var. Yol üzerinde dünyanın en büyük tektonik oluşumu Great Rift Valley'da mola veriyor ve büyüleyici manzarayı fotoğraflıyoruz. Öğle saatlerinde Nairobi'ye varıyoruz. Otele yerleşmeden önce ilk durak noktamız Giraffe Center oluyor. Burası Afrika'nın en iyi korunan zürafa merkezlerinden birisi. Zürafaları besliyor, öpüyor ve onlarla yan yana muhteşem kareler yakalıyoruz. Öğle ve akşam yemeği dahil değildir. Sabah havalimanına transfer, bizlere eşlik eden Kenya'daki yerel ekibimizle vedalaşma ve Zanzibar için hareket. Sabah erken saatlerde uyanış ve kahvaltı. Burada Dhow adı verilen yerel teknelerimize biniyor ve Blue Safari adı verilen muhteşem bir tam gün tekne turuna başlıyoruz. Bu tekne turumuz sırasında gelgitten dolayı su üzerinde kalan ve sand bank adı verilen kum tepelerinde denizin keyfini çıkaracak sonrasında da Zanzibar lagünlerini ziyaret edeceğiz. Devasa baobab ağaçlarının gölgesinde açık büfe mangalımızı yapacak ve dönüş yolculuğunda yelkenlerimizi açarak, yerel bir şekilde varış noktamıza döneceğiz. Kahvaltıdan sonra Pcr testlerimizi yaptıracağımız hastaneye gideceğiz. PCR testlerimiz yapıldıktan sonra zanzibar'ın en popüler bölgesi olan Nungwi'ye geçiyoruz. Tam gün serbest zaman. Sabah erken kalhavltı yaptıktan sonra otelimizin önünde bizi bekleyen teknemize bineceğiz. Yaklaşık 4 saatlik tekne turumuz olacak. Rengarenk mercan balıklar ve resifler arasında yüzüp, yunusların geçişine tanıklık edeceğimiz unutulmaz bir gün geçireceğiz. Öğlen saatlerinde İstanbul yeni havalimanına varış ve turun sonu. -Tüm turlarda olduğu gibi Afrika Safari Turu da en ince ayrıntısına kadar özenle şekillendirilmiştir. -Daha önceki gezilerimizdeki yorumlarda da göreceğiniz gibi %100 müşteri memnuniyeti ile çalışıyor, tüm grubumuz ile bütün gün şahane vakit geçiriyoruz. -Tur boyunca kimseye ekstra tur satışı sunmuyoruz. Tüm turlar gezi ücretine dahildir. -Afrika bölgesinde yalnızca Türkiye'nin değil Avrupa'nın en ucuz turunu gerçekleştiriyoruz. -Belirtilen Milli Parklar içinde safarilerimiz 4X4 jeepler ile gerçekleştiriyor. -Zanzibar'ın en güzel kumsalı Nungwi bölgesinde 2 gece deniz kenarı konaklıyoruz. -Tüm turunuz dolu dolu geçiyor ve nefes almaya dahi vakit bulamıyorsunuz. Bu da Afrika turunda çok fazla yer görmek ve aktivite yapmak anlamına geliyor 🙂 Masai Mara'daki konaklamamızın Milli Parkı'nın girişine yakın olması oldukça önemli. Yakın olması sayesinde yolda harcanacak vakti Milli Park içinde Safari yaparak değerlendiriyoruz. Her bir lodge'da 2 tane yatak ya da double yatak, duş, tuvalet, priz ve sıcak su bulunuyor. Konaklanacak Lodge'da 24 saat güvenlik hizmeti sağlanmaktadır. Lodge içinde yiyecek ve içecekler mevcuttur. Ancak sanıldığı gibi bolluk yoktur ne yazık ki. NOT: Program günlerinde değişiklik yapma hakkımız saklıdır. Günlerin değişmesi görülecek ve gezilecek yerleri etkilemeyecektir. -1 gece Nairobi 3 merkez otel konaklama -1 gece Lake Navisha konaklaması -2 gece Masai Mara konaklama -2 gece Nungwi konaklama -2 gece stone town konaklaması -Lake Naivasha tekne safari -Masai Marra Milli Parkı 2 gün safari ve giriş ücretleri -Zürafa Merkezi ziyareti ve giriş ücretleri -Nairobi sabah kahvaltıları, Masai Mara sabah öğle akşam yemeği -Büyük Rift Vadisi -Tüm havalimanı transferleri -İstanbul Nairobi ekonomi sınıfı gidiş-dönüş uçak bileti -Programda belirtilmeyen tüm kişisel harcamalar"} {"url": "https://www.gezgincift.com/ramazan-bayrami-bali-adasi-singapur-tur", "text": "Yaptığımız tüm turlarda olduğu gibi bol aktiviteli, her günü dolu dolu bir program hazırladık. Endonezya'nın göz bebeği Bali Adası Kuta bölgesi, Bali adasının yaşamını gözlemleyebileceğiniz, huzuru bulacağınız Ubud bölgesi, Endonezya'nın en tropik adaları Nusa Penida ile eşsiz bir geziye gidiyoruz. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile Singapur aktarmalı olarak Denpasar'a uçuyoruz. Singapur havalimanına vardıktan sonra kısa bekleme sonrası 2.5 saatlik kısa uçuşumuzla Java ve Lombok arasında konumlanmış \"Tanrıların Adası\" Bali adası Denpasar Havalimanına varıyoruz. Bali adasına ayak bastığımız gibi direk Ubud bölgesine otobüs yolculuğumuz gerçekleşiyor. Ubud turist destinasyonları arasında en top olmasının yanında dünyada en fazla ziyaret edilen yerlerden bir tanesidir. Yaratıcılık, doğal güzellik ve dinlenme anlamında dünyaca ün yapmış bir bölge olma özelliğine sahiptir. Öğlen otelimize giriş yaptıktan sonra grupla birlikte Monkey Forest'a gidiyoruz, dönüş yolunda da Ubud şehir merkezini ziyaret ediyoruz. Ubud sokaklarını birlikte keşfediyoruz. Dileyenler otelde kalıp yorgunluklarını atabilir. Konaklama Ubud bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Öncelikle Goa Gajah Tapınağı'na uğruyoruz. Burada kısa bir fotoğraf molası verdikten sonra Tegenungan Şelalesi'ne gidiyoruz. Bali fotoğraflarıyla özdeşleşen Tegellalang pirinç tarlalarını gezdikten sonra Bali'nin en kutsal noktalarından Tirta Empul Tapınağı'nda duruyoruz. Çok yorulduysanız merak etmeyin, tüm akşam havuzun keyfini çıkarabilirsiniz. Tam bir fotoğraf noktası olan Campuhan Ride Walk'ta günü bitireceğiz. Sabah erken saatlerde Ubud'daki diğer tam gün turumuz için otelimizden ayrılıyoruz. Bugün Bali'nin tartışmasız en büyük simgesi Ulan Danu Bratan'ı gezeceğiz. Sonrasında Endonezya'nın dünyaca ünlü kahvesi Kopi Luwak'ın yapıldığı bir çiftliğe giderek kahve tadımı gerçekleştireceğiz. Dünyanın en pahalı bu kahvesinin yapımına tanıklık edeceğiz. Şelale yolunda Handara Golf Resort'ün Bali'nin simgesi haline kapısında klasik Bali pozlarımızı vereceğiz. Günün son durağında ise Git Git Şelalesi'ni ziyaret edeceğiz. Sabah otelden ayrılıp Bali'deki 2. konaklama noktamız olan Seminyak'a doğru hareket ediyoruz. Yol üzerinde Bali'nin bir diğer simgesi olan, deniz üzerindeki Tanah Lot Tapınağı'nda fotoğraf molası veriyoruz. Sonrasında Asya'nın en ünlü sörf noktalarından Canggu'yu keşfediyoruz. Canggu sahillerinde sörf yapanları izleyebilir, dilerseniz kısa bir sörf kursu alıp deneyebilir dilerseniz de semtin iç kısımlarındaki pazarı ya da cafeleri keşfedebilirsiniz. Akşamüstü Seminyak'a hareket ve Seminyak'taki otelimize yerleşme. Sabah erken saatlerde tam gün Nusa Penida adası turumuz için ayrılıyoruz. Hızlı feribotlarla geçeceğimiz Nusa Penida Adası'nın ünlü Kelingking Plajı'ndaki fotoğraf çekiminiz için hazır olun. Nusa Penida Adası'nın doğal güzelliklerini keşfedeceğimiz tam gün turumuz sonrasında Seminyak'a dönüş. Tam gün güney Bali'yi keşfedeceğimiz plajlar turumuz için sabah erken saatlerde otelimizden ayrılıyoruz. ve günbatımında Uluwatu Tapınağı'nı ziyaret edeceğiz. Singapur Havalimanı'nda valizlerimizi bıraktıktan sonra şehri keşfetmek için yola çıkıyoruz. Gece uçağıyla İstanbul'a dönüş ve turun sonu. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. -Gezimizde günlük turların hepsi fiyata dahil oluyor. -7 gece konaklamalı, 9 günlük bu gezimizde 2 farklı ülkeye ayak basmış olacağız. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Fiyat politikası konusunda her zaman en duyarlı gezi ekibi olmaya özen gösteriyoruz. -Kalacağımız tüm tesisler merkezi, temiz ve güvenilir. Bir çoğu lüks konaklamadır. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -75 USD rehberlik ücreti, -Tur içinde dahil olanlar hariç öğle ve akşam yemekleri -15 TL yurtdışı çıkış harcı Öncelikle her gezimizde olduğu gibi bu gezi için de ön kayıt ve ön ödeme yapmanız gerekmektedir. Tek katılım olması halinde tek kişi oda farkı 500 USD'dir! Kıbrıs'la ilgili araştırma yaparken, sizin de yazınızı buldum. Detaylı ve samimi anlatımınız ilgimi çekti. Zaman zaman eşimle ya da arkadaş grubumuzla gezilere çıkıyoruz. Sizin düzenleyeceğiniz turlara da katılabileceğimizi düşünüyorum. Tur programlarınızı mail'den takip etmek isterim."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ramazan-bayrami-bali-tur", "text": "Yaptığımız tüm turlarda olduğu gibi bol aktiviteli, her günü dolu dolu bir program hazırladık. Endonezya'nın göz bebeği Bali Adası Kuta bölgesi, Bali adasının yaşamInı gözlemleyebileceğiniz, huzuru bulacağınız Ubud bölgesi, dünyanın en büyük asit gölü olan Ijen krateri ile Uzakdoğunun minik ve sevimli ülkesi Singapur ile eşsiz bir geziye gidiyoruz. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. Saat 10:00'da İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile Singapur aktarmalı olarak Denpasar'a uçuyoruz. Singapur havalimanına saat 05:50'de varıp 2 saatlik bekleme sonrası 2.5 saatlik kısa uçuşumuzla Java ve Lombok arasında konumlanmış \"Tanrıların Adası\" Bali adası Denpasar Havalimanına varıyoruz. Bali adasına ayak bastığımız gibi direk Ubud bölgesine otobüs yolculuğumuz gerçekleşiyor. Ubud turist destinasyonları arasında en top olmasının yanında dünyada en fazla ziyaret edilen yerlerden bir tanesidir. Yaratıcılık, doğal güzellik ve dinlenme anlamında dünyaca ün yapmış bir bölge olma özelliğine sahiptir. Öğlen otelimize giriş yaptıktan sonra Ubud sokaklarını birlikte keşfediyoruz. Dileyenler otelde kalıp yorgunluklarını atabilir. Konaklama Ubud bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. - Barong Dansı - Ubud Art Village - Kintamini Volkanı - Öğle yemeği - Coffee Plantation - Tirta Empul Tapınağı - Tegalalang Pirinç Tarlaları İyiyle, kötünün savaşının verildiği yerel dans gösterisi, Ubud'un olmazsa olmaz pirinç tarlaları arasında en gösterişli olanı Tegallang, Hinduların kutsal su kaplıcası Tirta Empul, Bali'nin en gösterişli yanardağı ve gölüne ev sahipliği yapan Kintamini, Kopi Luwak kahvesi deneyimi ve Bali halkının yaşamı ile sanat uygulamalarını görebileceğiniz müthiş bir tur sizleri bekliyor. Konaklama Ubud bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Ubud bölgesinden ayrılıp Kuta bölgesine geçiyoruz. Kuta beach Bali adasının en popüler en merkezi yeridir. Denize yürüme mesafesinde bulunan havuzlu, lüks otelimize giriş yaptıktan sonra misafirlerimize serbest zaman veriyoruz. Dileyenler kumsalın tadını çıkarabilir, dileyenlerse Kuta bölgesinin sokaklarını dolaşabilir. Konaklama Kuta bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Ijen turu için rehberimizle beraber Java bölgesine gitmek için yola çıkıyoruz. Önce araçlarla yolculuk yapıp daha sonra Bali adasından Java adasına geçiş için kısa bir feribot yolculuğu gerçekleştiriyoruz. Öğlen yemeğimizi yiyip otelimize yerleştikten sonra dinlenme süremiz olacak. Akşam yemeğimizi otelde alıyoruz. Yemek öncesi ya da sonrası konaklayacağımız bölgede sülfürik asit çıkaran işçilerin yaşadığı köyü gezebilirsiniz. Sabaha karşı Ijen volkanında gün doğumu için yine yollara düşüyoruz. Dünyanın en büyük asit gölü (2.5 milyon ton asit) Ijen'e tırmanıp hayatınızdaki en güzel gün doğumuna aynı zamanda sülfürik gazın yanması sonucu meydana gelen mavi alevlere şahit olacaksınız. Bunun dışında gölün kenarına kadar gidip işçilerin sülfürik asit çıkarışlarını ve omuzlarında 80 kilo taşıdıklarını gözlemleyeceksiniz. Dönmek istemeyeceğiniz bir yerden sizleri zorla ayırıyor ve Bali adası için dönüş yoluna geçiyoruz. Bali adası için feribota binmeden önce öğlen yemeğimizi yiyip akşam Kuta bölgesine varıyoruz. Konaklama Kuta bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. - Taman Ayun Tapınağı - Ulun Danu Tapınağı - Beratan Gölü - Öğle Yemeği - Tanah Lot Tapınağı Konaklama Kuta bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Sabah kahvaltıdan sonra otelimizden check-out'larımızı yaptırıp, Singapur için Denpasar havalimanına transferimizi gerçekleştiriyoruz. 2.5 saat süren uçuşumuzun ardından Endonezya ve Malezya toprakları arasına sıkışmış, Güneydoğu Asya'da Malay yarımadasının güney ucunda küçücük bir ada devleti olan Singapur'a ayak basıyoruz. Otelimize yerleştikten sonra dinlenip akşam gece safarisi için hazırlanıyoruz. Dünyanın en güzel ve büyük gece safarisi için akşam 17:00'de otelden çıkış yapıyoruz. Tur boyunca önce hayvanat bahçesini geziyor sonra hayvanat bahçesinin hemen yanında bulunan gece safarisi alanına transfer oluyoruz. Gece safarisine başlamadan önce amfi tiyatroda gerçekleştirilecek olan şovları izleyip sonrasında her türlü hayvanın kendi doğal ortamlarında serbest olduğu park alanı ister tram'lar eşliğinde isterseniz yürüyerek gezme imkanınız bulunuyor. Konaklama Singapur'daki otelimizde + kahvaltı dahil. Turumuzun son günü misafirlerimize serbest zaman veriyor. Herkesin dilediğini yapması için fırsat veriyoruz. Zevkler ve ilgi alanları farklılık göstereceği için son gün dileyen istediğini yapabilecektir. Dileyen misafirlerimiz bizimle beraber Singapur'u keşfe çıkabilir. Singapur şehir gezimiz boyunca ziyaret edeceğimiz noktalardan bir kaçı Merlion heykeli, Chinatown ve Little India bölgeleridir. Alt kısmı balık baş kısmı aslan şeklindeki 8.6 metre uzunluğundaki anıt heykel 1964 yılında Singapore Tourism Board tarafından Singapur'un simgesi olarak belirlenmiştir. Singapur'a her gelen turist bu anıt önünde resim çektirmeden dönmüyor. Bizler de tur boyunca bu heykel ile poz vermeden dönmüyoruz. Chinatown Singapur'un en renkli, en eğlenceli bölgelerinden bir tanesidir. Dar ve kalabalık sokaklarını gezip, Thian Hock Keng tapınağını da ziyaret etmeden es geçmiyoruz. Little India yani Küçük Hindistan bölgesi ise Hint nüfusunun yaşadığını ve bunu çok açık görebileceğiniz, Hint tapınakları ile dolu rengarenk semtlerden bir tanesidir. 01:45 uçağı ile İstanbul için dönüş yoluna geçiyoruz. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. -Gezimizde günlük turların hepsi fiyata dahil oluyor. Toplamda Bali adasında 2 tam gün, Java adasında 1 tam gün ve Singapur şehir turlarımız mevcut. -8 gece konaklamalı, 9 günlük bu gezimizde 4 farklı noktaya, 2 ülkeye ayak basmış olacağız. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Fiyat politikası konusunda her zaman en duyarlı gezi ekibi olmaya özen gösteriyoruz. -Kalacağımız tüm tesisler merkezi, temiz ve güvenilir. Bir çoğu lüks konaklamadır. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -75 USD rehberlik ücreti, -Tur içinde dahil olanlar hariç öğle ve akşam yemekleri -15 TL yurtdışı çıkış harcı Öncelikle her gezimizde olduğu gibi bu gezi için de ön kayıt ve ön ödeme yapmanız gerekmektedir. Kredi kartı ile ödeme yapma imkanınız bulunmaktadır. Bonus, Word, Card Finans ve Axess kartlara peşin fiyatına komisyon almaksızın 5 taksit yapılmaktadır. Maximum karta 2 eşit taksit imkanımız bulunmaktadır. Tek katılım olması halinde tek kişi oda farkı 500 USD'dir!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/ramazan-bayrami-izlanda-tur", "text": "İzlanda turu ile Kuzey Işıkları, Şelaleler, Milli Parklar ve Baştan sona İzlanda gezisi. -ÜLKEYİ BAŞTAN SONA ÇEVRELEYEN ROUTE 1'DE İNANILMAZ 5 GÜN -DÜNYANIN EN İYİ KUZEY IŞIKLARI GÖZLEM NOKTALARINDAN BİRİ KUZEY IŞIKLARI DENEYİMİ -GOLDEN CIRCLE DENİLEN ALTIN ÇEMBER TURU -DÜNYACA ÜNLÜ SELJALANDSFOSS ŞELALESİ -AVRUPA'NIN EN BÜYÜK BUZULU VATNAJÖKULL -İZLANDA'NIN TÜM BATISI, ŞAHANE BUZULLAR VE VOLKANİK OLUŞUMLAR -BAŞKENT REYKJAVİK /DÜNYANIN EN KUZEYİNDE BULUNAN BAŞKENT -KRATER GÖLLERİ VE BAZALT OLUŞUMLAR -DÜNYANIN EN İYİ \"TROPİKAL OLMAYAN PLAJI\" / SİYAH KUMLU PLAJLAR -BALIKÇI KÖYLERİ İstanbul'dan aktarmalı olarak İzlanda'nın büyüleyici başkenti Reykjavik varış. Otelimize gitmeden önce dünyanın en ünlü termal alanlarından Blue Lagoon'da 39 derecelik sularda termal havuz keyfi. Blue Lagoon İzlanda'nın en turistik noktalarından biri olup rezervasyonları aylar öncesinden tükenen çok önemli bir termal tesis. Bu termal tesiste buz gibi havada havuzun tadını çıkaracak, muhteşem doğa manzarasının eşliğinde İzlanda'yı keşfimize başlayacağız. NOT: Blue Lagoon'da fiyata dahil PREMIUM paket kullanacağız. Özel kullanım alanları paket fiyatına dahildir. Daha sonrasında başkent Reykjavik'te bulunan otelimize transfer. Sabah kahvaltımızın ardından İzlanda'nın ünlü ALTIN ÇEMBERİ'ni / Golden Circle'ı gerçekleştireceğiz. Altın Çember 3 ana duraklı bir tur. İzlanda'nın en popüler noktalarından biri çünkü kısa süreli İzlanda ziyaretçileri için ideal ve başkente yakın. İzlanda'da Blue Lagoon'dan sonra göreceğimiz ilk doğal harika Gulfoss Şelalesi olacak. Bu büyüleyici şelale İzlanda kartpostallarını süslüyor. Daha sonrasında hemen yanı başında bulunan Geysir. Yeraltı sularının magmaya yakın geçmesi sonucu hızla kaynaması ile oluşan basıncı yüzeye kadar ulaşan yarıklardan fışkırtan oluşumlara gayzer deniyor. Bu geysir'de doğal olarak fışkıran suları hemen yanı başından izleyeceğiz. Günün sonunda ülkenin güney kesiminde Vik kasabasına yakın doğa ile baş başa konaklayacağımız otelimize geçeceğiz. Sabah kahvaltısının ardından İzlanda turumuz devam ediyor. İlk durağımız güneyin güzelliklerini gözler önüne seren şahane Skogafoss Şelalesi. Özellikle 2 yanında barındırdığı daimi gökkuşağı ile kartpostalları süsleyen bu büyüleyici şelaleyi oldukça yakınından fotoğraflayacağız. Sonrasında İzlanda'nın güney sahillerinde okyanus ile buluşup Dyrholaey sahillerini ve Reynisfjara Plajı'nı gezeceğiz. Game of Thrones fanatikleri bu bölgeyi zaten oldukça iyi biliyor olsa gerek! Sonrasında ise kuzeyin büyüleyici kasabası Vik'i ziyaret edeceğiz. Yüzük Yolu'ndaki 3. gün maceramızda dünyanın en büyük lav akışının kaydedildiği Eldhraun bölgesinden geçip 12. yy'da kurulan Kirkjub jarklaustur kasabasını ziyaret edeceğiz. Devamında ise İzlanda'nın %10'unu kaplayan, Avrupa'nın en büyük buzulu Vatnajökull'a ulaşacağız. Skaftafell Milli Parkı'nda şahane bazalt oluşumlara tanıklık ettikten sonra Avrupa'nın en büyük buzul alanının çevrelediği Jökulsarlon Buzul Lagünü'ne ulaşacağız. Ve buzulları yakından göreceğiz. Höfn güney sahillerinde çok çok küçük bir kasaba. Bu kasabada konaklayacağımız otelimiz kasabanın merkezinde, deniz kenarında bulunuyor. Bugün tüm güney sahillerini geri dönüp başkent Reykjavik'e ulaşacağız. Bu uzun yolculuk gününde güney İzlanda'da atladığımız tüm şelaleleri, balıkçı kasabalarını göreceğiz. Gün içerisinde fotoğraf duraklarımızda güney İzlanda'nın büyüleyici duraklarını fotoraflayacağız. Bu sabah erken saatlerde Snaefellsnes Yarımadası'na doğru yola çıkacağız. İzlanda'nın en ünlü yarımadasında ilk durağımız spiral dağ Kirkjufell olacak. Sonrasında Arnastrapi gibi ünlü Viking destinasyonlarını göreceğiz. Budhir'de İzlanda'nın ünlü siyah kilisesini görecek ve güney sahillerinde fokların bulunduğu sahilleri dolaşacağız. Sabah havalimanına transfer ve aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş ve yolculuğun sonu. Kuzey Işıkları dünyada sadece 60-72 Kuzey ve Güney enlemlerinde görülen nadir yansımalardır. Bu yansımaların görülebilmesi için bulutsuz açık hava ve zifiri karanlık gereklidir. İzlanda turu boyunca birden fazla kez kuzey ışıklarına tanık olabiliriz. Bunun sebebi ise adada ışık yoğunluğunun çok az olduğu bölgelerde çok fazla vakit geçirecek olmamızdır. NOT: Kuzey Işıkları nisan, mayıs, haziran, temmuz ve ağustos aylarında uzun gündüz sürelerinden dolayı gözlemlenememektedir. Gezimizin tarihi kuzey ışıklarını görmek açısından oldukça iyi bir tarihtir. -İzlanda Avrupa'nın en pahalı ülkesidir. Gerek konaklama, gerek tur ücretleri diğer Avrupa ülkeleri ile kıyaslanmayacak düzeydedir. Bu gezimizde 5 gece sabah kahvaltısı tur ücretine dahildir. -Gezimiz boyunca klimalı ve internetli Mercedes minivan ile İzlanda'yı gezeceğiz. -Bu gezimizde ekstra bir tur ücreti bulunmamaktadır. Oldukça pahalı olan Blue Lagoon'da premium termal havuz keyfi fiyatımıza dahildir. -Bu gezi \"en detaylı İzlanda turu\" olma özelliğini taşımaktadır. İzlanda'da Ekim ayı hava sıcaklık ortalaması 7 derece. Hissedilen ortalama 3-4 derecedir. Geceleri sıcaklık 3 dereceye düşmektedir. Ekim ayı gerek hava durumunun iyi olması gerekse de kuzey ışıklarının görülebilir olmasından dolayı ziyaret etmek için en iyi aylardan biri olarak kabul edilir. -İstanbul Reykjavik İstanbul uçak biletleri -5 gece İzlanda'da rotamız üzerindeki otellerde sabah kahvaltı konaklama -Programda belirtilen tüm milli parklar, müzeler ve doğa alanları -Blue Lagoon termal havuz girişleri -Avrupa'nın en büyük buzulu -Reykjavik şehir turu -Programda belirtilen tüm şehir, balıkçı köyleri -Tüm transferler -Seyahat sağlık sigortası -Yurt dışı çıkış harcı -Şoför ve yerel rehber için bahşişler -Öğle ve Akşam yemekleri Neslihan, Orkun ve Herkül'ün üstün gayretleri ve hepinizin varlığı ile harika bir gezi oldu. Çok teşekkürler!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/ramazan-bayrami-singapur-tur", "text": "Yaptığımız tüm turlarda olduğu gibi bol aktiviteli, her günü dolu dolu bir program hazırladık. Endonezya'nın göz bebeği Bali Adası Kuta bölgesi, Bali adasının yaşamInı gözlemleyebileceğiniz, huzuru bulacağınız Ubud bölgesi, dünyanın en büyük asit gölü olan Ijen krateri ile Uzakdoğunun minik ve sevimli ülkesi Singapur ile eşsiz bir geziye gidiyoruz. Saat 10:00'da İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde buluşuyoruz. Dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile Singapur aktarmalı olarak Denpasar'a uçuyoruz. Singapur havalimanına saat 05:50'de varıp 2 saatlik bekleme sonrası 2.5 saatlik kısa uçuşumuzla Java ve Lombok arasında konumlanmış \"Tanrıların Adası\" Bali adası Denpasar Havalimanına varıyoruz. Bali adasına ayak bastığımız gibi direk Ubud bölgesine otobüs yolculuğumuz gerçekleşiyor. Ubud turist destinasyonları arasında en top olmasının yanında dünyada en fazla ziyaret edilen yerlerden bir tanesidir. Yaratıcılık, doğal güzellik ve dinlenme anlamında dünyaca ün yapmış bir bölge olma özelliğine sahiptir. Öğlen otelimize giriş yaptıktan sonra Ubud sokaklarını birlikte keşfediyoruz. Dileyenler otelde kalıp yorgunluklarını atabilir. Konaklama Ubud bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. - Barong Dansı - Ubud Art Village - Kintamini Volkanı - Öğle yemeği - Coffee Plantation - Tirta Empul Tapınağı - Tegalalang Pirinç Tarlaları İyiyle, kötünün savaşının verildiği yerel dans gösterisi, Ubud'un olmazsa olmaz pirinç tarlaları arasında en gösterişli olanı Tegallang, Hinduların kutsal su kaplıcası Tirta Empul, Bali'nin en gösterişli yanardağı ve gölüne ev sahipliği yapan Kintamini, Kopi Luwak kahvesi deneyimi ve Bali halkının yaşamı ile sanat uygulamalarını görebileceğiniz müthiş bir tur sizleri bekliyor. Konaklama Ubud bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Ubud bölgesinden ayrılıp Kuta bölgesine geçiyoruz. Kuta beach Bali adasının en popüler en merkezi yeridir. Denize yürüme mesafesinde bulunan havuzlu, lüks otelimize giriş yaptıktan sonra misafirlerimize serbest zaman veriyoruz. Dileyenler kumsalın tadını çıkarabilir, dileyenlerse Kuta bölgesinin sokaklarını dolaşabilir. Konaklama Kuta bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Ijen turu için rehberimizle beraber Java bölgesine gitmek için yola çıkıyoruz. Önce araçlarla yolculuk yapıp daha sonra Bali adasından Java adasına geçiş için kısa bir feribot yolculuğu gerçekleştiriyoruz. Öğlen yemeğimizi yiyip otelimize yerleştikten sonra dinlenme süremiz olacak. Akşam yemeğimizi otelde alıyoruz. Yemek öncesi ya da sonrası konaklayacağımız bölgede sülfürik asit çıkaran işçilerin yaşadığı köyü gezebilirsiniz. Sabaha karşı Ijen volkanında gün doğumu için yine yollara düşüyoruz. Dünyanın en büyük asit gölü (2.5 milyon ton asit) Ijen'e tırmanıp hayatınızdaki en güzel gün doğumuna aynı zamanda sülfürik gazın yanması sonucu meydana gelen mavi alevlere şahit olacaksınız. Bunun dışında gölün kenarına kadar gidip işçilerin sülfürik asit çıkarışlarını ve omuzlarında 80 kilo taşıdıklarını gözlemleyeceksiniz. Dönmek istemeyeceğiniz bir yerden sizleri zorla ayırıyor ve Bali adası için dönüş yoluna geçiyoruz. Bali adası için feribota binmeden önce öğlen yemeğimizi yiyip akşam Kuta bölgesine varıyoruz. Konaklama Kuta bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. - Taman Ayun Tapınağı - Ulun Danu Tapınağı - Beratan Gölü - Öğle Yemeği - Tanah Lot Tapınağı Konaklama Kuta bölgesindeki otelimizde + kahvaltı dahil. Sabah kahvaltıdan sonra otelimizden check-out'larımızı yaptırıp, Singapur için Denpasar havalimanına transferimizi gerçekleştiriyoruz. 2.5 saat süren uçuşumuzun ardından Endonezya ve Malezya toprakları arasına sıkışmış, Güneydoğu Asya'da Malay yarımadasının güney ucunda küçücük bir ada devleti olan Singapur'a ayak basıyoruz. Otelimize yerleştikten sonra dinlenip akşam gece safarisi için hazırlanıyoruz. Dünyanın en güzel ve büyük gece safarisi için akşam 17:00'de otelden çıkış yapıyoruz. Tur boyunca önce hayvanat bahçesini geziyor sonra hayvanat bahçesinin hemen yanında bulunan gece safarisi alanına transfer oluyoruz. Gece safarisine başlamadan önce amfi tiyatroda gerçekleştirilecek olan şovları izleyip sonrasında her türlü hayvanın kendi doğal ortamlarında serbest olduğu park alanı ister tram'lar eşliğinde isterseniz yürüyerek gezme imkanınız bulunuyor. Turumuzun son günü misafirlerimize serbest zaman veriyor. Herkesin dilediğini yapması için fırsat veriyoruz. Zevkler ve ilgi alanları farklılık göstereceği için son gün dileyen istediğini yapabilecektir. Dileyen misafirlerimiz bizimle beraber Singapur'u keşfe çıkabilir. Singapur şehir gezimiz boyunca ziyaret edeceğimiz noktalardan bir kaçı Merlion heykeli, Chinatown ve Little India bölgeleridir. Alt kısmı balık baş kısmı aslan şeklindeki 8.6 metre uzunluğundaki anıt heykel 1964 yılında Singapore Tourism Board tarafından Singapur'un simgesi olarak belirlenmiştir. Singapur'a her gelen turist bu anıt önünde resim çektirmeden dönmüyor. Bizler de tur boyunca bu heykel ile poz vermeden dönmüyoruz. Chinatown Singapur'un en renkli, en eğlenceli bölgelerinden bir tanesidir. Dar ve kalabalık sokaklarını gezip, Thian Hock Keng tapınağını da ziyaret etmeden es geçmiyoruz. Little India yani Küçük Hindistan bölgesi ise Hint nüfusunun yaşadığını ve bunu çok açık görebileceğiniz, Hint tapınakları ile dolu rengarenk semtlerden bir tanesidir. 01:45 uçağı ile İstanbul için dönüş yoluna geçiyoruz. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. -Gezimizde günlük turların hepsi fiyata dahil oluyor. Toplamda Bali adasında 2 tam gün, Java adasında 1 tam gün ve Singapur şehir turlarımız mevcut. -8 gece konaklamalı, 9 günlük bu gezimizde 4 farklı noktaya, 2 ülkeye ayak basmış olacağız. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Fiyat politikası konusunda her zaman en duyarlı gezi ekibi olmaya özen gösteriyoruz. -Kalacağımız tüm tesisler merkezi, temiz ve güvenilir. Bir çoğu lüks konaklamadır. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -İstanbul Singapur Denpasar, Denpasar-Singapur ve Singapur-İstanbul alanında Singapur Airlines ile ekonomi sınıfında gidiş dönüş uçak biletleri -Singapur turu -Singapur 1 gece konaklama -Kuta 3 gece konaklama -Ubud 2 gece konaklama -Ijen 1 gece konaklama -Bali adası turu -Ubud bölgesi turu -Ijen Krateri Turu -Tur programında belirtilen kahvaltılar -4 öğle ve 1 akşam yemeği -Tüm transferler -Seyahat sağlık sigortası -75 USD rehberlik ücreti, -Tur içinde dahil olanlar hariç öğle ve akşam yemekleri -15 TL yurtdışı çıkış harcı Öncelikle her gezimizde olduğu gibi bu gezi için de ön kayıt ve ön ödeme yapmanız gerekmektedir. Ön kayıt yaptıracağınız irtibat bilgisi 0554 959 82 00 Neslihan Hanım'dır. Kredi kartı ile ödeme yapma imkanınız bulunmaktadır. Bonus, Word, Card Finans ve Axess kartlara peşin fiyatına komisyon almaksızın 5 taksit yapılmaktadır. Maximum karta 2 eşit taksit imkanımız bulunmaktadır. Tek katılım olması halinde tek kişi oda farkı 500 USD'dir! Tur detayını pdf olarak indirmek için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/rize-gezi-rehber", "text": "Rize, öyle bir yer ki çay bahçeleriyle süslenmiş, vadilerle ayrılmış, yaylalarıyla bulutlar arasında gizlenmiş ve bozulmamış tabiatıyla Karadeniz'in incisi Rize görülmesi gereken yerler arasındadır. Rize gezi rehberi ile sizlere müthiş bir Rize rotası çıkarmayı amaçlıyoruz. Şimdi Rize hakkında tüm bilgileri sıra sıra listeme zamanı. Coğrafi konumunun sunduğu fırsatlarla bir doğa ve kültür cenneti olan Rize, Doğu Karadeniz bölgesinin her mevsim farklı tatlar sunan kentidir. Karadeniz'in turizm potansiyeli en yüksek kenti olmakla birlikte hem gezginler hem de turistler tarafından en çok ilgi çeken şehri olmaya gün geçtikte devam etmektedir. Bir sahil kenti olmasının yanı sıra aynı zamanda dağlar, yaylalar ve hırçın sularıyla ziyaretçilerine kendine hayran eder. Coşkun şelaleleri, dağların eteklerini süsleyen yaylaları, dereleri, ahşap evleri-konakları ve ne zaman nerede başlayacağı belli olmayan horonu, Karadeniz mutfağı ve sis denizleri ile herkesin ilgi olmayı hak eden bir şehirdir. Tabi tüm bunları yaşarken Karadeniz insanının neşeli ve esprili halleri de gezinize ayrı bir renk katmaktadır. Rize'nin toplamda 12 ilçesi vardır. Bunlar; Merkez, Ardeşen, Çamlıhemşin, Çayeli, Derepazarı, Fındıklı, Güneysu, Hemşin, İkizdere, İyidere, Kalkandere ve Pazar'dır. Karadeniz malum Türkiye'nin en çok yağış alan bölgesi (yıllık toplam 2300 mm'nin üzerinde) olduğu için başta her zaman bu bölgede yağmur yağma olasılığını unutmamanız gerekiyor. Ama yağmur yağması buraya gitmenize elbette engel değil. Rize'nin kıyı kesimlerinde kış ayları hava ılıman ve yağmurlu iken, dağlık bölgeleri ise tam tersi çok soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 15 olmakla birlikte en düşük sıcaklık -5 derece ile Ocak ayında görülür. En sıcak olduğu dönem ise Temmuz ayıdır. Bu durumda Rize'ye gidilecek en iyi dönem Mayıs ila Eylül ayları arasıdır. İşte en zoru da bu sorunun cevabı aslında. Normal şartlarda 3 gece Rize'de gezilecek yerler için yeterlidir. Rize'de gezilecek yerler makalemizden gün gün nereler gezilir diye listelediğimiz rotalara da bakmayı ihmal etmeyin. Fakat işin en önemli kısmı ziyaret edeceğiniz yaylalarda havanın açık olmasıdır. Kimi zaman oluyor ki yaylada sisten göz gözü görmüyor. Hava durumu tamamen şans işi. Biz Eylül ayının sonunda gerçekleştirmiş olduğumuz Karadeniz turunda hangi yaylaya gittiysek orası bizi sisler içinde karşıladı. Ama şansımız yaver gitti de her seferinde 5-10 dakika içinde sisler yok olup gitti. Bize de sislerin arasından sıyrılıp açığa çıkan yayla manzaraları kaldı. Başımıza gelen bir hikayeyle örneklemek gerekirse; Karadeniz'e varır varmaz ilk gece konaklamamız için Gito yaylasına çıktık. Gito'ya vardığımızda hava göz gözü görmeyecek derecede sisliydi. Tüm suratlar asılmış halde çaresizce bekliyoruz. Ama hava inanın açılacak gibi değil. Yayla evinin balkonuna akşam yemeğini kurdurup bir güzel ziyafet çekelim dedik. Yemekten sonra öyle bir şey oldu ki. Sislerin birden dağılmasıyla ay ışığının altında müthiş bir bulut denizi oluştu. İşte bahsettiğimiz şans olayı bu. Bu gibi durumları göz önüne alarak bazı yaylalar için 2 gün ayırmanız gerekebilir. Ya da başka sefere deyip yola devam edeceksiniz. Rize'nin en güzel yaylalarını merak edenler, Rize yaylalarını ayrıca tüm detaylarıyla kaleme aldığımız Rize Yaylaları makalemizi okuyabilirler. Bölgenin yöre mutfağında görebileceğiniz başlıca ham maddeler mısır, fasulye, karalahana olmakla birlikte Karadeniz'in olmazsa olmazı hamsidir. Rize mutfağını zenginleştiren diğer gıdaların başında da et ve süt ürünleri gelir. Bölge sürekli yağışa maruz kalması ve havanın hep kalması olmasından dolayı Rize insanı gıdaları iklim şartlarından dolayı kurutamaz. Bu yüzden de turşu ve salamura yapımı çok yaygındır. - Mısır Ekmeği, - Karalahana Sarması, - Muhlama, - Laz Böreği, - Kuru Fasulye, - Karalahana Çorbası, - Turşu Kavurma - Sütlaç Detaylı yazı için Rize'de Ne Yenir, Rize Restoranları makalemizi okumanızı öneriyoruz. - En az bir kaç yaylaya çıkın, - Doğa yürüyüşlerine katılın, - Fırtına deresinde rafting heyecanı yaşayın, - Şelalelerini görün, - Buzul göllerinde yüzün, - Köy konaklarını ziyaret edin, - Kemer köprülerinde yürüyün, - Huser yaylasında gün batımını izleyin, - Pokut yaylası manzarasına karşı çay için Eğer kendi aracınızla seyahat edecekseniz aracınızın 4x4 olması çok önemli. Çünkü yayla yolları oldukça kötü. Aracınızın zarar görmemesi için buna özellikle dikkat etmelisiniz. Yol, iz bilmiyorsanız yanınızda ya bir rehber ya da mutlaka yerli biri olmalı. Kamp atacaksanız öyle önünüze gelen yerde kampa izin verilmediğini bilmelisiniz. Yaylalar gün geçtikçe turistik hale geliyor. Ve ne yazık ki Karadeniz insanı turizmin T'sinden dahi anlamıyor. Fiyatlar bütçeyi aşacak kadar yüksek. Ve olur da karşılığında fatura-fiş isterseniz vergi levhaları olmadıkları için veremiyorlar. Yani hem yasal olmayan bir iş hem de fahiş fiyatlarla para kazanma yönetimi! O yüzden öğle yemeklerinizi mümkünse yaylalarda yememeye özen gösterin. Doğu Karadeniz Bölgesinin kıyı şeridinde yer alan şehir Türkiye'nin kuzeyinde yer almaktadır. Batısında Trabzon ile Samsun, doğusunda ise Artvin ve Gürcistan bulunur. Rize'ye ulaşım için önünüzde iki seçenek var. Biri araçla karayolu üzerinden diğer ise uçakla Rize veya Trabzon üzerinden gelmek. Otobüs veya kendi aracınızla gelmek isterseniz Rize'ye kadar ulaşabilirsiniz. Yine aynı şekilde uçakla direk Rize'ye de gelebilirsiniz. Ancak Trabzon havalimanına gelecekseniz Trabzon'a vardıktan sonra havalimanından araç kiralayabilir ya da havalimanının karşısındaki caddeden dolmuşlarla Rize merkeze ulaşımınızı sağlayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/rize-zil-kal", "text": "Bu seferki rotamız Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çat Vadisinde sarp bir kaya üzerine inşa edilmiş Zil Kale oldu. Rize'nin en dikkate değer eserlerinden biri olan Zil Kale denizden 750 metre yüksekte Fırtına deresinin batı yamaçlarında vadi manzarasına karşı doğanın tam kalbine ve en güzel yerine konumlandırılmıştır. Yazılı kayıtlara göre ne zaman kimler tarafından yapıldığına dair kesin bilgiler olmamakla beraber yapının mimari özelliklerinde dahi bunu anlamak imkansızdır. Ancak Prof. Dr. Anthony Bryer'e göre Zil Kale 13. yy'da Kommenoslar Hanedanlığı döneminde inşa edilmiştir. Zil Kale tarihi ipek yolu üzerinde yer aldığından bölgenin en önemli konaklama ve haberleşme merkezi olduğu bilinir. Kale Kommenoslar'dan sonra 15. yy'da Trabzon İmparatorluğunca kullanılmıştır. 16. yy'da bölgeyi fetheden Osmalı İmparatorluğu kaleyi güvenlik amacıyla kullanmaya başlamıştır. Yani kale 1800 yılına kadar Cenevizliler, Rumlar ve son olarak Osmanlılar tarafından kullanılmış sonrasında bakımsız ve ilgisiz bırakılmıştır. Neyse ki 2008 ila 2010 yılları arasında yapılan restorasyon ile Zil Kale bakımsızlıktan ve harap olmaktan kurtulmuştur. Zil kale dış ve orta surlar ile iç kaleden ibarettir. Orta sur da bulunan yapılar şapel, muhafız binası ve baş kuledir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/rizede-gezilecek-yerle", "text": "Rize'ye gideceksiniz ve Rize'de gezilecek yerler nereler bunun araştırmasına giriştiniz. E o zaman sayfamıza hoş geldiniz. Şimdi öyle bir Rize gezilecek yerler yazısı okuyacaksınız ki başka sayfaları araştırma gereği bile duymayacaksınız. Hem gezilecek yerleri listeliyoruz hem de Rize için gün gün rota planlaması yapıyoruz. İster 2 günlüğüne ister 3 ister 5 günlüğüne gidin. Herkes kendine göre bir şeyler bulacak bu yazıda. Rize listemize gezilecek ana yerler ve şelaleleri ekledikten sonra Rize yaylalarını ekledik. Rize'de onlarca yayla var. Sizler için en popüler ve görülmeye en değer olanlarını derledik. Fakat inanın bunların hepsini Rize seyahatiniz boyunca yetiştirmeniz mümkün değil. O yüzden içlerinden gerçekten gitmedik istediklerinizi seçip rotanızı yayla mesafelerine göre şekillendirmelisiniz. UYARI: Rize'de yaylaları gezmek için tek alternatif yol özel araç ile seyahat etmektir. Ayrıca merkez ilçelerden ya da yaylalar arası mesafelerinin yakın oluşuna aldanıp zamanlamanızı buna göre yapmayın. Mesafaler kısa olmasına rağmen yayla yolları çok bozuk ve dar olduğu için sürüş uzun sürmektedir. Rize denilince ilk akla gelen yayladır. Rize yaylaları arasında ilk ve en meşhur olan yer olduğu için adından sıklıkla söz ettiren yayla, ne yazık ki yayla özelliğinden çıkmış bir yere dönüşmüştür. Her ne kadar Rize gezilecek yerler listesine almış olsak da aslında buraya gitmemeniz, gerçeği bilin diye belirtmek istedik. Yayla ve Türkiye'nin en eski kaplıcalarına sahip olmasıyla kaplıca turizminin en ünlüsü olarak reklamı yapılan Ayder yaylası şu an bina yığınından başka bir şey değildir. Doğayı fotoğraflamanın bile imkansız olduğu bir yerdir. Rize'ye kadar gidip vaktinizi boşa harcamak istemiyor, daha güzel yaylalar görmek istiyorsanız lütfen burayı es geçin. Aklınızın kalmayacağına emin olabilirsiniz. Başrollerini Erdal Özyağcılar ve Demet Akbağ'ın paylaştığı Sevdaluk dizinin çekildiği ve son zamanlarda bu sayede popüler hale gelmiş bir köydür. Eski adıyla Çinçiva olarak bilinen ve hala bu ismiyle anılan, köyün içindeki 1696 yılında inşa edilmiş taş köprüsüyle meşhur Çamlıhemşin köylerinden biridir. Çamlıhemşin'e hayat veren Fırtına Vadisi boyunca toplam 10 tane tarihi köprünün en iyi örneklerinden biri de Şenyuva köprüsüdür. Yeri gelmişken diğer görülmesi gereken köprüleri de listelemek gerekirse; Güroluk Köprüsü, Makrevis Köprüsü, Ortan Köprüsü, Kale-Hala Köprüsü'dür. Sit alanı içerisinde yer aldığından köydeki tüm evler ahşap. Beton yapılaşmaya izin verilmiyor. İyi ki de verilmemiş! Eğer Çamlıhemşin'e bağlı yaylaları ziyaret edecekseniz yolunuz muhakkak Şenyuva köyünden geçecek. Aracınızdan inip bu köyde en azından yarım saat geçirmenizi tavsiye ederiz. Zilkale, Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çat Vadisinde sarp bir kaya üzerine inşa edilmiştir. Rize'nin en dikkate değer eserlerinden biri olan Zil Kale denizden 750 metre yüksekte Fırtına deresinin batı yamaçlarında vadi manzarasına karşı doğanın tam kalbine ve en güzel yerine konumlandırılmıştır. Zil Kale, tarihi ipek yolu üzerinde yer aldığından bölgenin en önemli konaklama ve haberleşme merkezi olduğu bilinir. Kale Kommenoslar'dan sonra 15. yy'da Trabzon İmparatorluğunca kullanılmıştır. 16. yy'da bölgeyi fetheden Osmanlı İmparatorluğu kaleyi güvenlik amacıyla kullanmaya başlamıştır. Yani kale 1800 yılına kadar Cenevizliler, Rumlar ve son olarak Osmanlılar tarafından kullanılmış sonrasında bakımsız ve ilgisiz bırakılmıştır. Neyse ki 2008 ila 2010 yılları arasında yapılan restorasyon ile Zil Kale bakımsızlıktan ve harap olmaktan kurtulmuştur. Çamlıhemşin'deki Rize'de en yüksek debiye sahip Palovit Şelalesi, Bulut Şelalesi, Gelin Tülü Şelalesi, Tar Şelalesi, Çayelin'deki Ağaran Şelalesi, Güneyce'de Akırgel Şelalesi, İkizdere'deki Cimil, Eğvane, Manle Şelaleleri'dir. Eski adı Mapavri olan Çayeli ilçesi çay üretimiyle meşhur olan en önemli yerlerden biridir. Çay bahçelerini gezebileceğiniz, Ağaran Şelalesini ziyaret edebileceğiniz, sonbaharda renk cümbüşü içinde görsel şölen sunan Kaptanpaşa köprüsünü izleyebileceğiniz ve Lale lokantasında ziyafet çekebileceğiniz bir ilçedir. Doğal bir ormandır. Türkiye'de şimşir ağaçlarının orman olarak görüldüğü tek olma özelliğine sahiptir. Şu an ağaçlar mantar hastalığına yakalanmış durumdadır. Hastalandıkları zaman kesilmesine karar verilmiş. Fakat sonrasında ziyaretçi çekeceği düşüncesiyle kesim kararından vazgeçilmiştir. Çamlıhemşin ilçesine 80 km uzaklıkta bulunan Amlakit yaylası 2050 rakımda yer alır. Amlakit yaylasına hem yaya hem de araçla ulaşabilirsiniz. Yaya gidecekseniz Pokut yaylası üzerinden 40-45 dakika'da varabilirsiniz. Araçla gidecekseniz Elevit, Trovit ve Palavit yaylalarını geçtikten sonra varabiliyorsunuz. Rize'nin İkizdere ilçesine bağlı yayla İkizdere'ye 35 km uzaklıktadır. Çok sayıda endemik çiçek türlerine sahip bir yayladır. Anzer isminden de anlaşılacağı üzere balı ile meşhur bir yayladır. Bildiğimiz panzer balının vatanı işte tam da burasıdır. Anzer yaylası, Aşağı Ayder ve Yukarı Ayder olarak iki bölüme ayrılmıştır. Trekking severler için tavsiye ettiğimiz bir yayladır. 2300 metre rakımdaki Avusor'a dumanı tüten yayla diyorum ben. Çünkü bitmeyen bir bulut hareketi var. Bir anda bulutlar içinde kalırken bir kaç dakika sonra günlük güneşlik oluyor ortalık. Kaçkarların eteğine kurulu Avusor bir laz yaylası. Heyelana karşı yayladaki evler tamamen taştan yapılmıştır. Avusor yaylasının diğer yaylalara göre artısı var. Yayla isimlerinin çoğu baktığınızda türkçe değildir. Karadeniz'de bir çok köy ve yayla ismi Ermenice'dir. Bazı köyler isim değiştirerek artık Türkçe isimler almış durumda. Yayla'ya 2.5 km mesafede ve yürüyerek yaklaşık 1-1,5 saatte yayan ulaşılan, 2750 metre rakımda yer alan bir buzul gölü olan Avusor Gölü'nü ya da diğer adıyla Büyük Gölü'ü veyahut orijinal adıyla Dobecelezane Gölü'nü görmeden Avusor'dan ayrılmanızı önermiyoruz. Rize'nin İkizdere ilçesine (26 km uzaklıkta) bağlı yaylanın rakımı 1980 metredir. Cemil yaylasını ziyaret etmek en önemli sebep 3 adet şelaleye sahip olmasıdır. Bunlar Cemil şelalesi, Faso şelalesi ve Hostaval şelalesidir. Anzer yaylasında olduğu gibi burada da endemik çiçek türü bol olduğundan balı da oldukça şifalıdır. İkizdere ilçesine bağlı yayla ilçeden 25 km uzaklıktadır. Huser Yaylasının bir alternatifi olan Çağrankaya'da da aynı Huser'deki gibi deniz bulutu üzerinde doyumsuz günbatımı manzarasını izleyebilirsiniz. Yaz mevsimi dışında kışın karlı halini görebilmenizi çok isteriz. Eğer Karadeniz coğrafyasını biliyor ve gideceğiniz araç 4x4 ise mutlaka Çağrankaya yaylasının beyazlara bürünmüş halini görün isteriz. Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çat Köyü ilçeye sadece 30 km uzaklıktadır. Köy'de yalnızca 5 adet ev bulunmaktadır. Muhtarı olduğu için buraya köy deniliyor. Hem köy hem de yayla olarak biliniyor. Gito yaylasına gidesekseniz tırmanışa geçmeden önce Çat Köyüne uğrayıp taş köprüsünden geçin, dere kenarında çayınızı, kahvenizi için ve yolunuza öyle devam edin. Bizim Rize'de en sevdiğimiz, en huzur bulduğumuz yayladan bir tanesidir. Özellikle doğa fotoğrafı çekecek olanlar için de muazzam bir yerdir. 1880 metre rakımdaki yayla Çamlıhemşin'e bağlı yaylalardan bir diğeri olup, Çamlıhemşin merkezden 35 km uzaklıktadır. Gito yaylası da Çamlıhemşin ilçesine yakın olmasıyla Karadeniz turları için programda olması gereken yaylalardan bir tanesi. Gito yaylası Çamlıhemşin ilçesine bağlı yaylalardan biridir. Çamlıhemşin ile Gito arası 31 km uzaklıktadır. Çamlıhemşin'den Gito yaylasına toplu taşıma yoktur. Gito için kendi aracınızla ulaşımınızı sağlamanız gerekiyor. Zilkale ve devamında yol gayet güzel olup Zilkale'yi geçtikten sonra yolun sağ tarafında görüp, gireceğiniz sapaktan sonra yolun bozuk olduğunu sakın unutmayın. Gito Yaylası yazımızı okuyarak daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Rize'nin Çamlıhemşin'e bağlı bir diğer yaylası da hemen Pokut Yaylasının yanı başındaki Hazindak Yaylasıdır. Yaklaşık 30 tane evin bulunduğu küçük bir yayladır. Aracınızla gelebileceğiniz gibi Pokut Yaylasından 8 km'lik bir yürüyüş ile de ulaşımı mümkündür. Huser en favori yaylamız. Buraya günlük gezimizi yani diğer yayla gezilerimizi tamamladıktan sonra günbatımından bir kaç saat önce gelip günü burada bulutların üzerinde batırmayı tercih ediyoruz. Günlük tur yapan firmaların hemen hemen hepsi günbatımı için Huser yaylasına gelir. Dolayısıyla kalabalık kaçınılmaz bir gerçek. Ama bu dert edilecek bir durum değil. Çünkü alan çok büyük olduğu için kendinize bir köşe bulup doyumsuz günbatımının tadını çıkarabilirsiniz. Tabii hava koşulları el verirse. Gitmeden önce mutlaka hava durumunu kontrol etmelisiniz. Eğer hava kapalıysa istediğiniz günbatımını izleyemez ve o kadar yolu da boşuna çıkmış olursunuz. Pokut, Rize yaylaları içinde en popüler ve en fazla ziyaretçi çeken yaylasıdır. Hele yaz aylarında günlük turlar da üstüne eklenince neredeyse adım atacak yer bulamazsınız. Kesinlikle buraya yaz başı ya da sonunda gelmeniz ve mutlaka bir gece konaklama yapmanız yönündedir. Sabah ineklerin çan seslerinin alarmıyla güne uyanıp camdan dışarı baktığınızda inanın gördüğünüz manzara hafızanızdan çıkmayacak. Pokut yaylasının yan komşusu Sal Yaylasını yalan yok Pokut' a nazaran daha çok sevdik. O kadar doğal kalmış ki insanın içinde bir eve girip saatlerce keyif yapası geliyor. Biz her gittiğimizde Sal Yaylasına mutlaka Pokut'tan yürüyüş yapıyoruz. Şimdiye kadar sadece bir kez konaklama imkanı bulabildik. O da Ekim ayında tam sonbahar mevsimindeydi. Artık yaz sonunda Sal Yaylasında neredeyse yayla halkı kalmamış oluyor. Bir çoğu evini kapatıp hayvanlarını da alıp şehirlere ya da köylerine iniyor. Ekim ayında şansımıza Pilunç Çayeli açık olduğu için burada konaklamıştık. Eski bir yayla evi, banyosu ortak. Çok konfor beklemiyorsanız hayatınızın en güzel deneyimi olacağının altını çizeriz. Çamlıhemşin ilçesine bağlı yayla 2995 rakımdadır. Çamlıhemşin'e bağlı olmasına rağmen ilçeye 61 km, Çayeline ise 53 km uzaklıktadır. Ekim ayında ziyaret ettiğimiz için yaylada bizden başka kimsenin olduğu bir döneme denk gelmiştik. Tahpur'un karşısındaki karlarla kaplı heybetli tepelerin manzaraları bizi çok büyülemişti. Zaten Tahpur, Karadeniz'in en yüksek yaylasıdır. Kıvrıla kıvrıla tırmandığımız yol ise apayrı bir haz vermişti. Yolunuz düşer mi bilmiyoruz ama mutlaka düşürmenizi öneriyoruz. Çamlıhemşin'e bağlı diyeceğiz yine mi Çamlıhemşin diyeceksiniz. Çamlıhemşin'lilerin amma da fazla yaylası varmış. Trovit de Çamlıhemşin yaylalarından bir diğeri. 2520 rakımdaki yayla Rize il merkezine 64 km uzaklıktadır. Piriçelebi Mahallesi'nde bulunan \"Sarı Ev,\" 19. yüzyılda inşa edilen bir sivil mimari harikasıdır ve günümüzde bir kent müzesi olarak hizmet vermektedir. Bu tarihi müzede, zengin bir koleksiyon sunularak arkeolojik eserler, antik sikkeler ve etnografik objelerin izini sürmek mümkündür. Müzenin kendine özgü mimari özellikleri, geleneksel yapı malzemeleri ve inşaat teknikleri kullanılarak korunmuş ve restore edilmiştir. Her gün 08:00-17:00 arası ziyarete açıktır. Detaylı bilgi için Müze resmi sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Müftü Mahallesi'nde bulunan bu tarihi yapı, 1921 yılında inşa edilmiştir. Üç katlı olan bu geleneksel konak, iç sofalı bir plana sahiptir. Tarihi önemini daha da artıran bir detay, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924 yılında gerçekleştirdiği yurt gezisi sırasında Rize'yi ziyareti esnasında bu evde konaklamış olmasıdır. Bu anı, binanın tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümünde, Mataracı Ailesi tarafından bağışlanan bu tarihi konak, İl Özel İdaresi tarafından müzeye dönüştürülmüştür. Binanın geçirdiği bir dizi yenileme ve restorasyon çalışmasının ardından, 27 Aralık 1985 tarihinde Rize Atatürk Evi Müzesi olarak halka açılmıştır. Kent merkezinde, Rize Müzesi yanında yer alan bu tarihi bina, 19. yüzyıla dayanan bir geçmişe sahiptir. Yapı, taştan inşa edilmiş olup, bir bodrum katı ile iki normal katı içermektedir. Bölgesel konut mimarisinin izlerini taşıyan bu yapının, kare planlı bir tasarımı bulunmaktadır. Günümüzde, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından kullanılan bu bina, \"Çayın Serüveni\" adlı bir müze olarak hizmet vermektedir. Müze, çayın üretim süreçlerini dünden bugüne anlatan ve çay üretiminde kullanılan makine ve teçhizatları sergileyen ilginç bir mekandır. Burada, çayın tarihini ve üretimini keşfetme fırsatı bulabilirsiniz. Karadeniz'deki sıradağların en yüksek zirvesine sahip dağı 3932 metre yüksekliği ile Kaçkar'dır. Kaçkar, Türkiye'nin 4. en yüksek dağıdır. Eğer tırmanışınız yaz ayında gerçekleşecekse yaylalara kadar toplu taşıma hizmeti veren minibüsleri kullanabilirsiniz. Yaylaya vardıktan sonra bu noktadan tırmanışa başlayabilirsiniz. Kaçkar için güney ve kuzey olmak üzere iki çıkış noktası vardır. Güney rota basitken kuzey rotadan çıkacak olanların dağcılık eğitimi almış olmaları gerekmektedir. Rotalar: Avusor Yaylası'ndan Kaçkar Altıparmak'a, Yukarı Kavrun'dan Mezovit'e, Yurt Yaylasından Salikvan Boğazını geçerek Marsis'e ve Çat'tan Verçenik'e olmak üzere çok çeşitlidir. Karadeniz'e dökülen 57 km uzunluğundaki Fırtına Deresi tarihi taş köprülerin altından tüm hırçınlığı ile akmaya devam etmektedir. Günümüzde pek çok yerde rafting aktivitesi yapılmaktadır. Ancak en iyi yer neresi diye sorarsanız cevabımız kesinlikle Fırtına Deresi. Yeşilin ve mavinin buluştuğu en güzel ve ülkemizde eşi benzeri olmayan göller de Rize'de bulunmaktadır. Türkiye'de ne çok buzul gölü Rize Kaçkar Dağları'ndadır. Dünya Doğayı Koruma Vakfına göre \"Dünyanın korunması öncelikli 100 bölgesinden biri\" olarak gösterilen Kaçkar Dağları Milli Parkı içinde 31'i isimlendirilmiş kalanı ise isimlendirilmemiş yaklaşık 150 tane buzul gölü bulunuyor. Böyle olmasıyla, Rize macera ve doğa severlere bir alternatif sunmaktadır. Buzul göllerinin en önemli özelliği soğuk dönemde aşağı hareket etmesi, ılıman dönemde ise eriyerek yükseklere çekilmesidir. Bu şekilde de üzerinde hareket ettikleri bölgeyi etkiler. Bu hareketler yüzlerce yıl devam ettiği için en sonunda bölgede derin çukurların oluşmasıyla buzul gölleri meydana gelir. - Karadeniz Gölü - Büyükdeniz Gölü - Çermeşk Gölü - Yedigöller - Ovit Dağbaşı Gölü - Avusor Gölü - Eyrisu Gölü - Verçenik Kapılı Göller - Tombamzga Gölü - Tatos Buzul Gölü - Kavrun Gölü"} {"url": "https://www.gezgincift.com/rizede-ne-yenir-rize-restoranlar", "text": "Rize'ye kadar onca yolu kat etmeden önce biliyoruz ki Rize'de ne yenir, hangi Rize restoranı en iyisidir diye arayış içine gireceksiniz. O zaman en doğru adreste olduğunuzdan şüpheniz olmasın. Rize'de ne yenir, Rize'nin en iyi restoranları hangisi bu bilgilerin tüm detaylarını kalem kalem listeledik. Uzun uzadıya yazmaya gerek görmedik. Sonuçta bir fasulye, mısır ya da ne bilelim sütlacın kökenini anlatmanın çok da zaruri olduğu düşüncesinde değiliz. Siz dediğimiz restoranlara gidin ve önerdiklerimizi yiyin yeter! Özellikle Hemşin bölgesinde üretilen peynir ile yapılan muhlama, Rize ve çevresinde yüzyıllardır bilinen bir yemektir. Rize'nin en önemli yerel yemeklerinden biri olan Muhlama hem tok tutma hem de enerji verme özelliğine sahiptir. Yayla turizminin ön planda olduğu Rize'de hemen hemen her işletmenin menüsünde yer alır. Birimiz hiç sevmeyiz diğerimiz bayılır bu yemeğe. Ama sevin ya da sevmeyin Rize'deki fasulyeye bayılacaksınız. Aslında Laz böreği kutlamaların gerçekleşeceği zaman yapılan bir tür hamur tatlısıdır. Fakat daha sonra işletmelerin menülerinde yer almaya başlamış ve çok beğenilmiştir. O yüzden Rize'de hemen hemen pek çok yerde bulabilirsiniz. Tarifi : Böreğin içine konulacak olan malzemeler kaynatılır. Sonrasında buğday unundan yufkalar açılır. Tepsiye ilk olarak dört adet yufka serilir. Ardından hazırlanan muhallebi dizilen yufkanın üzerine dökülür. Muhallebi döküldükten sonra bunun üzerine altı kat daha yufka konulur. Üzerine eritilmiş tereyağ döküldükten sonra fırına verilir. Piştikten sonra da son işlem olan şerbet dökülür. En az bir yıllık ayıklanmış salamura hamsiden yapılır. Kılçığı alınmış hamsi, elenmiş mısır unu ve bol yeşillik ile yoğrulur. Ve ortaya parmaklarınızı yiyeceğiniz bir lezzet çıkar. Yörede mısır ekmeğine Lazut ekmeği denilmektedir. Çocukluğumun çorbasıdır. Bir de bu çorbanın yapımında bildiğimiz tahta kaşığın aksine çok farklı bir kaşık kullanılır. Karalahana, kırık mısır, barbunya ve pirinçle yapılan lapa görünümlü müthiş bir yemektir. Bilmeyene kokusu ve görüntüsü değişik gelebilir. Ama sakın görüntüsüne aldanmayın! Bir de mısır ekmeği varsa içine doğramayı ihmal etmeyin. Rize mutfağında önemli bir yere sahip olan üzümün ezilmesi ve şırasının alınmasıyla yapılır. Özellikle ramazan ayında oldukça tüketilen bir tatlı türüdür. Şeker, yoğurt ve yumurtanın karıştırılarak üzerine tereyağ eklenir. Elde edilen karışıma karbonat ve limon suyu eklendikten sonra en son un eklenir ve yoğrulur. Şekil verilerek tepsiye dizilir ve pişmesi için fırına verilir. Karadeniz'in meşhur tatlısını listeye almazsak olmazdı. Asıl sütlaç'ın yeri Hamsiköy. Yeri gelmişken belirtmeden edemedik. Hani zamanı geniş olan falan varsa buraya bi uğrasın deriz. Neyse Rize'ye gelecek olursak yediğiniz yemeğin üzerine şöyle güzel bir tatlı ziyafeti çekecekseniz yemeniz gereken tatlı sütlaç olmalı. Doğu Karadeniz bölgesinde bol yetişen bir meyve türüdür. Antioksidan kapasitesi oldukça yüksek olan meyve çok faydalıdır. 1973 yılında kurulan lokanta o yıldan bu yana lezzetini bozmadan hizmetine devam ediyor. Lokanta kuru fasulyesiyle meşhur. Çayeli fasulyesi ile yapılan yemek tencerede pişirildikten sonra fırınlanması sayesinde unutamayacağınız bir lezzet tatmanıza sebep olacak. 1973 yılında kurulan bu lokanta, lezzetini yıllardır koruyor ve özellikle kuru fasulyesiyle ünlüdür. Tencerede pişirilip fırınlandığı için benzersiz bir lezzeti vardır. Kuru fasulyesi ve kadayıflı sütlacı ile ün kazanmış bir restorandır. Bu lezzetler Rize'ye bir daha gelmenizi sağlayabilir. Pilunç, kavurma ve sütlacıyla bilinir. Sal Yaylası'nda bulunur ve geleneksel Karadeniz lezzetlerini sunar. Yolunuz Çamlıhemşin, Şenyuva, Badara yaylası ya da Palovit şelalesinden birine düşecekse mutlaka Şenyuva'da mola verip Zua Coffee'de alabildiğine yeşilin içinde kahvelerinizi yudumlayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/rom-cenneti-kubanin-icki-cesitler", "text": "Küba'nın ana üretimin maddeleri tütün ve şeker kamışıdır. Haliyle Küba'da ne içilir sorusuna bu iki madde karşılık veriyor. Bu ülkede herkesin elinde rom ağzında puro var. İspanyol kolonyal mimarisi yapıların arasında eski Amerikan arabalar eşliğinde masalın içinde gezmenin zevkine bu iki şey eşlik edince tadından yenmez bir tatil gerçekleşiyor bizden demesi. Önce Küba'nın içki çeşitleri ile başlayalım. Yani rom ile yapılan kokteyllerden. Hem Küba seyahatiniz boyunca bu kokteylleri nerede içebileceğinizi hem de seyahat dönüşü yanınıza bol bol rom alacağınız için yapılışlarını tüm detaylarıyla yazacağız. Cubalibre : Küba kokteylleri arasında en basit ve en çok tercih edilenlerinden biridir. Özellikle gece Club'lara gittiğinizde bir şişe ve yanında cola ile en çok tercih edilen çeşittir. Bol buz, Cola, Rom, Lime limon ile yapılan kokteylin ölçülerini istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Sert ya da yumuşak olması size bağlı. Pina Colada : İçine meyve katılan kokteyller bizim en favori içkilerimiz. Pina Colada da onlardan biri oldu. Küba'da Pina Colada'nın en hasını içebileceğiniz yer Vinales Vadisi Mural de la Prehistoria duvar resminin önündeki bardır. Eğer planlarınızda Vinales Vadisi yoksa üzüelmeyin Havana Obispo caddesinin sonuna doğru Armas meydanına varmadan önce sağdaki Ambos Mundos otelin terasında ananas içinde servis edilen Pina Colada da sizi fazlasıyla memnun edecektir. Mojito : La Bodeguita el Medio barında ön plana çıkan ünlü Küba kokteylidir. Fiyatı 5 CUC. Daiquiri : Ernest Hemingway'in daiquiri için tercih ettiği ve onun sayesinde meşhur olan La Floridita bu kokteylin en iyisini yapan yerdir. Küba'da içmekten en zevk aldığımız en beğendiğimiz kokteyllerden bir tanesiydi. Bal, limon suyu ve romla yapılan tatlı içecek türüdür. En iyisini içebileceğiniz yer Trinidad'daki La Canchanchara mekanıdır. Fiyatı 3 CUC. Küba'da gece kulüplerine giderseniz herkes gibi siz de rom açtıracaksınız. İşte burada rom'dan anlamanız gerekmektedir. Bizim size tavsiyemiz Selection de Maestros ve Havana Club Anejo Especial. Havana Sarao Bar'da 85 CUC'a Selection de Maestros, Trinidad Ayala Bar'da 36 CUC'a Havana Club Anejo Especial tercih ettik. Hediyelik veya içmeniz için kendinize rom alacaksanız Santiago de Cuba almanızı öneriyoruz. Çok paranız varsa Fidel Castro'nun içtiği Havana Club Maximo'yu da tavsiye ederiz. Rom'da yapılan kokteyller ve nerede içildiklerini anlattıktan sonra gelelim puro'nun detaylarına. Havana'da yaygın olan bir şey var ki lütfen inanmayın buna. Güya Puro fabrikalarında çalışan Kübalılar buralardan orijinal puroları çalıp satıyormuş. Dilenmenin yasak ve 25 yıl cezası olan ülkede hırsızlık ne derece yapılabilir bunu bir düşünün. Baştan sona tamamen aldatmak amacıyla çıkarılmış bir şeydir bu. Sakın ola buna inanmayın ve sokakta ya da evlerde satılan purolardan alıp göz göre göre kazık yemeyin. Rom fabrikası ziyaretimizde buradan rom ve purolarımızı aldık. Tam binanın dışına adım attığımızda birkaç Kübalının aleni şekilde ellerindeki sahte puroları sattığını gördük. İçimizden bir arkadaşımız almak için tam parasını öderken rehberimiz almaması gerektiğini söyleyince başka bir arkadaşımız bunu dile getirdi. Ve almaya niyetlenen arkadaşı vazgeçirdi diye puro satıcısından bir güzel tekme yedi! Lütfen bunlardan puro alışverişi yapmayın ve bulaşmayın!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/romada-gezilecek-yerle", "text": "Bahar ayına girmemizle beraber artık bir çoğumuz tatil planları yapmaya başladık bile. Avrupa tatili için plan yapanların pek çoğunun tercihi İtalya turları kapsamında talep gören yerlerin başında İtalya'nın başkenti Roma şehri geliyor. İster paket tur satın alıp isterseniz münferit plan yapıp gidin hangisi olursa olsun \"Bütün yollar Roma'ya çıkar\" sözüyle İtalya turu içine birkaç gün dahi olsa Roma'yı dahil ederiz. Dünyanın kültür başkenti olan Roma tarihi mirasına öylesine sahip çıkmıştır ki sizi adeta açık hava müzesinde gibi hisssettirir. Bu şehri ziyaret edipte etkilenmemek elde değildir. Öncelikle Roma şehrinin panaromik turunu yapmanızın şart olduğunu bilmelisiniz. Ama bunu sakın hope-on hope-off ile yapmayın. Zaten şehir yürüyerek gezilebilecek küçüklükte olduğu için sindire sindire yürüyerek doya doya gezin. Bilinen adı Flavianus Amfitiyatro olan yapı İmparatorlar tarafından zamanında Gladyatör dövüşleri için MS.80 yılında yapılmış 55 bin kişinin sığabildiği tarihi bir yapıdır. Kullanıldığı dönem boyunda 300.000 kişinin öldürüldüğü arenadır. İnsan katliamının en büyük sahnelerine şahit olan yapıda artık dünyanın neresinde idam cezası kalkarsa o tarihte Kolezyum'un ışıkları 1 hafta boyunca gece-gündüz açık bırakılıyor. Roma şehrindeki 7 tepeden birinin üzerine kurulmuş tepedir. Roma'nın her yerini kuşbakışı görme imkanı sunmasa bir kısmını izlemek için ideal noktalardan bir tanesidir. Tepenin hemen altındaki açık hava müzesi ise Roma Forumu olarak adlandırılan yerdir. Burası eski Romalıların yaşam alanı olduğundan o tarihteki anıtlar, tapınaklar ve kullanılan binaları görebilirsiniz. Yine Forum alanındaki Konstantin Takı'da görülmeye değer bir diğer anıttır. 1900'lı yılların başında 1900 ila 1974 yıllarında Roma kralı olan Vittorio Emanuele'i onurlandırmak için tamamı mermerden inşa edilmiş devasa bir anıttır. Meşhur nam- diğer aşk çeşmesi. Dünyanın en çok bilinen çeşmesidir. Çeşmede emeği geçen sanatçılar Bernini, Guiseppe Pannini ve Nicola Salvi'dir. Klasik ve barok yapıma sahip çeşmeyi 1762 yılında Guiseppe Pannini tamamlamıştır. 7. yy'dan bu yana kilise olarak kullanılan yapı aslında yunanca olarak tanrıların tapınağı anlamına gelmektedir. 43 metre çapa sahip beton kubbesi Ayasofya'dan önce yapılan ilk ve en büyük tek parça kubbeye sahip olma özelliğine sahiptir. Roma'nın en kalabalık ve eğlenceli meydanlarından biridir. Cafe, restaurant ve ressamlarla çevrelenmiş meydanda 4 mevsim çeşmesi ve bir başında Neptün çeşmesi ile diğer başında Moro çeşmesi bulunmaktadır. Yüzyıllardır sebze, meyve ve renk renk, çeşit çeşit çiçeklerin satıldığı pazara ev sahipliği yapan Campo di Fiori meydanı pazar günleri hariç haftanın 6 günü 07:00 ila 13:30 arası açık olan pazar İtalya'nın başkenti Roma'nın kalbinde yer almaktadır. Oldukça ufak bir meydan olmasına rağmen renkli pazarı ve satılan taze yerel ürünleri ile fazlasıyla ziyaretçi ağırlamaktadır. Özellikle cumartesi günleri her zamankinden daha yoğun bir insan kalabalığı vardır. Meydanın bu derece önemli olmasının bir diğer sebebi de 1548 yılında İtalya'nın Nola kasabasında dünyaya gelen tarikatçılık ve sapkınlık nedeniyle yakılarak öldürülen bir engizisyon kurbanı olan filozof Giordano Bruno'nun heykelidir! Popolo meydanı şehrin kuzey girişindeki büyük meydandur. 1834 yılında sanatçı Valadier tarafından inşa edilen meydanda herşeyden ikişer adet vardır. Meydanın sol tarafındaki Sanra Maria del Popolo kilisesi mutlaka görülmelidir. Kilise 1472 ila 1477 yılları arasında tekrar inşa edildiğinde ressam ve heykeltıraş olarak ünlü isimlerin emekleri de olmuştur. İkiz kilise Santa Maria dei Miracoli ve Santa Maria di Montesanto, meydanın ortasındaki Flaminio obeliski (M. Ö 1232 1200 yılları arasında Mısır'da yapılan granit tek parça sütun), karşılıklı iki çeşme meydanda görülmesi gerekenler arasındadır. Roma şehri içinden usulca akıp giden ve şehre albeni veren nehir üzerindeki en güzel köprünün hemen karşısında dimdik ayakta duran tarihi yapıdır. Sant Angelo Kalesinde 58 oda var. Odaları gezerken o dönemde kullanılan eşyalar, tablolar, tahta mobilyaları görüyorsunuz. Kalenin bazı bölümlerinde toplar var. Bunlar olurda bir savaş çıkarsa diye hazır bulunduruluyor diğer bir sebebi ise Papanın burada korunmasıymış. Kalenin diğer bir tarihi bilgisi ise Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultanın yıllarca bu kalede hapsedilmesidir. Yapının içini gezdikten sonra terasına çıkıp Roma manzarasını izlemeyi sakın unutmayın. Kalenin tam önünde ünlü heykeltıraş Bernini ve öğrencilerinin yaptığı heykellerin bulunduğu bunun yanı sıra Dan Brown'un Melekler ve Şeytanlar filmine konu olan Ponte Sant Angelo köprüsü üzerinde yürümeyi de ihmal etmeyin. Vatikan ülke sınırları içerisinde bulunmaktadır. Burası büyükçe bir meydan, Vatikan müzesi ve St. Pietro Bazilikasından ibaret Roma'da görülmesi gerekli en önemli yerlerden bir tanesidir. Müzeye ziyaret için Roma'ya gelmeden önce internet üzerinden müze biletinizi alıp sıra beklemeden müzeyi gezebilirsiniz. Ardından bölgenin en önemli yeri Hristiyanlığın en büyük kilisesi St. Pietro Bazilikasına gitmelisiniz. Bazilika II. Petrus mezarına ve Michelangelo tarafından yapılan Pieta heykeline ev sahipliği yapmaktadır. Yapı gezildikten sonra kubbeye çıkıp tepeden manzarayı izlemeyi unutmayın. Asansör kullanmadan çıkmak isterseniz 551 basamak, asansör kullanmak isterseniz asansörden sonra 320 basamak tırmanmanız gerektiği aklınızın bir ucunda kalsın!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/romada-gezilecek-yerler-", "text": "Bahar ayına girmemizle beraber artık bir çoğumuz tatil planları yapmaya başladık bile. Avrupa tatili için plan yapanların pek çoğunun tercihi İtalya turları kapsamında talep gören yerlerin başında İtalya'nın başkenti Roma şehri geliyor. İster paket tur satın alıp isterseniz münferit plan yapıp gidin hangisi olursa olsun \"Bütün yollar Roma'ya çıkar\" sözüyle İtalya turu içine birkaç gün dahi olsa Roma'yı dahil ederiz. Dünyanın kültür başkenti olan Roma tarihi mirasına öylesine sahip çıkmıştır ki sizi adeta açık hava müzesinde gibi hisssettirir. Bu şehri ziyaret edipte etkilenmemek elde değildir. Öncelikle Roma şehrinin panaromik turunu yapmanızın şart olduğunu bilmelisiniz. Ama bunu sakın hope-on hope-off ile yapmayın. Zaten şehir yürüyerek gezilebilecek küçüklükte olduğu için sindire sindire yürüyerek doya doya gezin. Bilinen adı Flavianus Amfitiyatro olan yapı İmparatorlar tarafından zamanında Gladyatör dövüşleri için MS.80 yılında yapılmış 55 bin kişinin sığabildiği tarihi bir yapıdır. Kullanıldığı dönem boyunda 300.000 kişinin öldürüldüğü arenadır. İnsan katliamının en büyük sahnelerine şahit olan yapıda artık dünyanın neresinde idam cezası kalkarsa o tarihte Kolezyum'un ışıkları 1 hafta boyunca gece-gündüz açık bırakılıyor. Roma şehrindeki 7 tepeden birinin üzerine kurulmuş tepedir. Roma'nın her yerini kuşbakışı görme imkanı sunmasa bir kısmını izlemek için ideal noktalardan bir tanesidir. Tepenin hemen altındaki açık hava müzesi ise Roma Forumu olarak adlandırılan yerdir. Burası eski Romalıların yaşam alanı olduğundan o tarihteki anıtlar, tapınaklar ve kullanılan binaları görebilirsiniz. Yine Forum alanındaki Konstantin Takı'da görülmeye değer bir diğer anıttır. 1900'lı yılların başında 1900 ila 1974 yıllarında Roma kralı olan Vittorio Emanuele'i onurlandırmak için tamamı mermerden inşa edilmiş devasa bir anıttır. Meşhur nam- diğer aşk çeşmesi. Dünyanın en çok bilinen çeşmesidir. Çeşmede emeği geçen sanatçılar Bernini, Guiseppe Pannini ve Nicola Salvi'dir. Klasik ve barok yapıma sahip çeşmeyi 1762 yılında Guiseppe Pannini tamamlamıştır. 7. yy'dan bu yana kilise olarak kullanılan yapı aslında yunanca olarak tanrıların tapınağı anlamına gelmektedir. 43 metre çapa sahip beton kubbesi Ayasofya'dan önce yapılan ilk ve en büyük tek parça kubbeye sahip olma özelliğine sahiptir. Roma'nın en kalabalık ve eğlenceli meydanlarından biridir. Cafe, restaurant ve ressamlarla çevrelenmiş meydanda 4 mevsim çeşmesi ve bir başında Neptün çeşmesi ile diğer başında Moro çeşmesi bulunmaktadır. Yüzyıllardır sebze, meyve ve renk renk, çeşit çeşit çiçeklerin satıldığı pazara ev sahipliği yapan Campo di Fiori meydanı pazar günleri hariç haftanın 6 günü 07:00 ila 13:30 arası açık olan pazar İtalya'nın başkenti Roma'nın kalbinde yer almaktadır. Oldukça ufak bir meydan olmasına rağmen renkli pazarı ve satılan taze yerel ürünleri ile fazlasıyla ziyaretçi ağırlamaktadır. Özellikle cumartesi günleri her zamankinden daha yoğun bir insan kalabalığı vardır. Meydanın bu derece önemli olmasının bir diğer sebebi de 1548 yılında İtalya'nın Nola kasabasında dünyaya gelen tarikatçılık ve sapkınlık nedeniyle yakılarak öldürülen bir engizisyon kurbanı olan filozof Giordano Bruno'nun heykelidir! Popolo meydanı şehrin kuzey girişindeki büyük meydandur. 1834 yılında sanatçı Valadier tarafından inşa edilen meydanda herşeyden ikişer adet vardır. Meydanın sol tarafındaki Sanra Maria del Popolo kilisesi mutlaka görülmelidir. Kilise 1472 ila 1477 yılları arasında tekrar inşa edildiğinde ressam ve heykeltıraş olarak ünlü isimlerin emekleri de olmuştur. İkiz kilise Santa Maria dei Miracoli ve Santa Maria di Montesanto, meydanın ortasındaki Flaminio obeliski (M. Ö 1232 1200 yılları arasında Mısır'da yapılan granit tek parça sütun), karşılıklı iki çeşme meydanda görülmesi gerekenler arasındadır. Roma şehri içinden usulca akıp giden ve şehre albeni veren nehir üzerindeki en güzel köprünün hemen karşısında dimdik ayakta duran tarihi yapıdır. Sant Angelo Kalesinde 58 oda var. Odaları gezerken o dönemde kullanılan eşyalar, tablolar, tahta mobilyaları görüyorsunuz. Kalenin bazı bölümlerinde toplar var. Bunlar olurda bir savaş çıkarsa diye hazır bulunduruluyor diğer bir sebebi ise Papanın burada korunmasıymış. Kalenin diğer bir tarihi bilgisi ise Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultanın yıllarca bu kalede hapsedilmesidir. Yapının içini gezdikten sonra terasına çıkıp Roma manzarasını izlemeyi sakın unutmayın. Kalenin tam önünde ünlü heykeltıraş Bernini ve öğrencilerinin yaptığı heykellerin bulunduğu bunun yanı sıra Dan Brown'un Melekler ve Şeytanlar filmine konu olan Ponte Sant Angelo köprüsü üzerinde yürümeyi de ihmal etmeyin. Vatikan ülke sınırları içerisinde bulunmaktadır. Burası büyükçe bir meydan, Vatikan müzesi ve St. Pietro Bazilikasından ibaret Roma'da görülmesi gerekli en önemli yerlerden bir tanesidir. Müzeye ziyaret için Roma'ya gelmeden önce internet üzerinden müze biletinizi alıp sıra beklemeden müzeyi gezebilirsiniz. Ardından bölgenin en önemli yeri Hristiyanlığın en büyük kilisesi St. Pietro Bazilikasına gitmelisiniz. Bazilika II. Petrus mezarına ve Michelangelo tarafından yapılan Pieta heykeline ev sahipliği yapmaktadır. Yapı gezildikten sonra kubbeye çıkıp tepeden manzarayı izlemeyi unutmayın. Asansör kullanmadan çıkmak isterseniz 551 basamak, asansör kullanmak isterseniz asansörden sonra 320 basamak tırmanmanız gerektiği aklınızın bir ucunda kalsın!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/romanin-cesmeler", "text": "Dünyanın en çok bilinen çeşmesidir. Çeşmede emeği geçen sanatçılar Bernini, Guiseppe Pannini ve Nicola Salvi'dir. Klasik ve barok yapıma sahip çeşmeyi 1762 yılında Guiseppe Pannini tamamlamıştır. 1651 yılında ünlü İtalyan heykeltraş, ressam ve mimar olan Gian Lorenzo Bernini tarafından doğanın 4 mistik öğesinden olan su işaretinin simgesi olarak yapılan çeşme 4 ırmak olarak Nil, Tuna, Rio Dela Plata ve Ganj nehirleri tasvir etmektedir. Çeşmenin tam ortasındaki ise mısır taşıdır. Giacomo Della Porta tarafından 1575 yılında yapılmıştır. 1653 yılında ise heykel eklenmiştir. Havuzda deniz kabuğu üzerindeki afrikalı'nın yunusla olan güreşi tasvir edilmiştir. Novano meydanının kuzey ucunda yer alan bir diğer çeşme 1579 yılında Giacomo della Porta tarafından yapılmıştır. Janiculum tepesinde bulunan çeşme 1610-12 yılları arasında yapılmıştır. Pope Paul V tarafından restore edilen çeşme ismini ondan almıştır. Çeşmenin tasarımı Giovanni Fontana'ya aittir. 1500'lü yıllardan sonra Taddeo Landini tarafından tasarlanan çeşmeye kaplumpağa heykelleri Bernini tarafından 1658 yılında eklenmiştir. 1644 yılında Gian Lorenzo Bernini tarafından yapılmış Pope Urbano VIII ailesinin haneden arması şekline sahip Piazza Barberini de bulunan çeşmedir. Piazza di Spagna'da merdivenlerin hemen altındaki barok tarzı yan yatmış gemi şeklindeki çeşme 1627 yılında Pietro Bernini ve oğlu Gian Lorenzo Bernini tarafından yapılmıştır. Piazza della Repubblica'da bulunan çeşme 1911 yılında yapılmıştır. Çeşmede göze çarpan figürler yunan su tanrılarıdır. San Pietro meydanında iki çeşme vardır. Sol taraftaki Bernini'nin eseri sağdaki ise Carlo Maderno'nun eseridir. Palazzo Farnese binasının önünde bulunan 16 yy'da yapılmış dekoratif bir çeşmedir. Granit mermerden yapılmış çeşmenin antik Roma dönemine ait Caracalla hamamına ait olduğu bilinmektedir. 1823 yılında Giovanni Ceccarini tarafından Roma tanrıçasına ithafen yapılmıştır. 1582 yılında Giacomo Della Porta tarafından yapılmıştır. Cadde seviyesinden alçakta yapılan çeşmeye su Acqua Vergine su kemerinden gelmektedir. Çeşme orjinalinde Campo dei Fiori'deyken taşınarak Chiesa Nuova meydanına yerleştirilmiştir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/romanin-gezilecek-yerler", "text": "Roma'nın gezilecek yerleri sayesinde Roma'yı daha yakından tanımaya ne dersiniz! Roma efsaneye göre M. Ö 753 yılında Romulus ve Remus isimli ikiz kardeşlerin kurduğu bir şehirdir. 2.000 yıldan fazla tarih sahnesinde yerini alan Roma şehrinde bir çok tarihi anıt, yapı, kilise, su kemerleri ve görülmesi gereken daha bir çok yapı vardır. Roma'da görülecek o kadar fazla yer vardır ki sizler için Roma'da görülmesi gereken yerler nelerdir derlemek istedik. Müze içerisinde yer alan sanat bölümü, Raphael odaları ve sistina şapelinde bulunan mozaikler, tablolar, resimler, heykeller ve halılar görülmeye değer eserlerdir. San Pietro meydanında Roma'daki en büyük 4. bazilika ve 60.000 kişilik kapasitesi ile Hristiyanlığın en büyük kilisesidir. Ünlü ressam Michelangelo'nun 520 metrekarelik alana 4 yıllık çalışması sonucu meydana getirdiği muazzam eser nedeniyle şapel günde binlerce ziyaretçi ağırlamaktadır. Dünyanın en çok bilinen çeşmesidir. Çeşmede emeği geçen sanatçılar Bernini, Guiseppe Pannini ve Nicola Salvi'dir. Klasik ve barok yapıma sahip çeşmeyi 1762 yılında Guiseppe Pannini tamamlamıştır. I. Konstantin'in kazandığı zafer anısına dikilimiş Konstantin kemeri M. S 315'de yapılan 21 metre uzunluğu ile Roma'nın en uzun tarihi yapısıdır. Kemer üzerindeki süsler ve yazıtlar o tarihten günümüze kadar tahrip olmadan gelebilmiştir. Pantheon şuan katolik kilisesi olarak kullanılıyor. Bir çok tanrıların buradaki insanlar tarafından kabul edilmesi ile bir imparatorluk pantheonu haline gelmiştir. Onu yaptıran aslında Julius Sezar sonra imparator Augustus'un damadı Marcus Agrippa'nın M. Ö 25'de yaptığı söyleniyor. Bu yapıyı 6 asır sonra ancak Ayasofya geçmiştir. Pantheon'un kubbesinin yüksekliği ve yarıçağının birbiribne eşit olması en dikkat çekici özelliklerinden biridir. Tek ışık kaynağı tepedeki Oculus ismindeki delikten gelmektedir. Kullanıldığı dönem boyunda 300.000 kişinin öldürüldüğü arenadır. İnsan katliamının en büyük sahnelerine şahit olan yapıda artık dünyanın neresinde idam cezası kalkarsa o tarihte Kolezyum'un ışıkları 1 hafta boyunca gece-gündüz açık bırakılıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ronesans-sehri-florans", "text": "Klasik İtalya Turu rotasında bulunan İtalya'nın en güzel şehirlerinden biri Floransa hakkında merak edilen tüm detaylar Floransa gezi rehberimiz ile karşınızda. Floransa gezilecek noktalar, Floransa'de ne yenir, Floransa'ya nasıl gidilir ve daha pek çok aranan soruların cevabı Floransa gezi notlarımız başlığı ile kaleme aldığımız Floransa rehberi ile sizlerle. İtalya Krallığına bir dönem başkentlik yapmış şimdi ise Toskana bölgesinin başkenti olan Floransa'dayız. Floransa tam bir açık hava müzesi. Kendimizi kocaman bir sanat müzesine girmiş gibi hissetmiştik. Pisa gezimizi tamamlar tamamlamaz hiç vakit kaybetmeden başlıyoruz Floransa'nın sokaklarında gezmeye. Önce karşımıza Floransa'nın ilk büyük bazilikası S. Maria Novella çıkmıştı. Hemen karşı sokağından girip ufak bir Pazarın içinden geçip Cappelle Medicee ve 13. İla 17 y. y lar arasında Floransa'da yaşamış ünlü medici ailesinin bir çok ferdinin son ikametgahı olan San Lorenza Basilikasını ziyaret ettik. Medici Ailesi bankacılık ve ticaret ile uğraşarak Floransa'nın en zengin ailesi olmuştur. Daha sonra paranın verdiği güç ile siyasete de atılmışlar. Sanata gereğinden fazla önem verdikleri, sanatçıları destekledikleri için bu sayede sanat koleksiyonları gün geçtikçe artmaya başlamış. Bu eserlerin Medici ailesi tarafından Floransa dışına çıkarılması yasaklanarak bu sayede binlerce turist akın akın eserleri görmek için İtalya'ya ziyaret etmektedir. Sonra Floransa'nın en meşhur yapısı 1296 1435 yılları arasında inşa edilen Cattedrale Di Santa Maria Del Fiore Duomo'nun olduğu Piazza San Giovanni meydanına geldik. Latin haçı şeklindeki katedralin ilk mimarı Arnolfi Di Cambio'dur. Devasa büyüklükteki katedralin renkli mermerleri, mermerlerin üzerindeki heykellere bakmaya doyamadık. Katedralin tepesine tırmanmak istiyorsanız 8 euro ödeyerek daracık alanda 364 basmak çıkmanız gerekiyor. Katedralin kompleksinden ayrı bulunan gotik yapıda ki Çan kulesinin tasarımı ünlü ressam-mimar Giotta'ya ait olduğu için ismi Giotta Çan Kulesi olmuştur. Çan kulesi 1334-1359 yılları arasında yapılmıştır. Yine bu kulenin üstüne de çıkmak içinde 414 basamak tırmanmak gerekiyor. Katedralin tam karşısında ise Battistero di San Giovanni Aziz Giovanni Vaftizhanesi bulunuyor. Vaftizhanenin güney kapısı Michelangelo'nun \"cennetin kapıları\"- \"The Gates of Paradise\" olarak betimlediği eserdir. Eserin gerçeği Museu dell Opera del Duomo'da sergileniyor. Kapının üzerinde Adem ve Havva'nın cennetten kovuluşu, Hz. İsanın çarmıha gerilişi ve bir çok işleme daha vardır. Rönesans mimarisinin en iyi örneklerinin bulunduğu Piazza Della S. S Annunziat'a uzun bir yürüyüş sonucu nihayet varabildik. Galleria dell'Academia'da burada yer alıyor ama biz önceden rezervasyon yaptırmadığımız için müzeye giremiyoruz ve Michelangelo'un eseri olan Davut heykelininde orjinalini görememenin verdiği üzüntüyle yolumuza devam ediyoruz. Floransa'nın uzun bitmek bilmeyen sokaklarında kaybola kaybola nihayet Santa Croce Kilisesine vardık. Kilise erken Rönesans döneminde yapılmış. Micheangelo, Galileo, Machiavelli, Marconi gibi toplam 274 en meşhur kişilerin mezarları buradadır. Santa Croce kilisesini sağımıza alarak caddeyi devam ettiğimizde Ponte Alle Grazie köprüsüne geldik. Köprünün üzerinde Ponte Vecchio'ya doğru resimler çekilip Galleria Uffizi'nin önünden ilerleyip Arno nehri üzerindeki Floransanın en meşhur köprüsü Ponte Vecchio'ya ulaştık. Almanlar II. Dünya Savaşında Floransa'da bulunan tüm köprüleri bombaladığı halde yalnız bu köprüye dokunmamışlar. Köprünün üzerinde yalnızca kuyumcu dükkanları var. Kendimizi birden Kapalıçarşı'da hissettik. Bizimki kadar gösterişli olmasa da idare ederdi. Köprünün üzerinde ayrıca ünlü heykeltıraş Benvenuto Cellini'nin büstü bulunuyor. Vecchio köprüsünün benzerleri Venedikteki Rialto köprüsü ile Bursadaki Irgandı köprüsüdür. Köprüyü geçtikten sonra sağdaki sokaktan girip Munaciello Pizzeria da pizzalarımızı yedik. Pizzalar berbat denecek kadar kötüydü. Bizim Pizza Hut, Dominos bunların yanında parmak yedirtir cinsten. Karnımız pek doymasa da kalkıp Piazza Della Signoria'a gidip 10 euro ödeyip 3'er top dondurmalarımızı bir güzel yedik. İtalya da en beğendiğimiz şey dondurmaydı. 1 gün bile yememezlik etmedik. Bu meydanda fazla vakit geçirmedik hem saatte oldukça geç olmuştu. Yarın tekrar buraya geleceğimiz için akşam birkaç resim çekmekle yetinip otelimize döndük. İkinci günümüzde planımıza göre Duomo'nun ordan Piazza della Repubblica meydanına giderek buranın en ünlü pastanesi Cafe Gilli'de tiramisu yiyoruz. Tiramisular ufacık kaseler içinde servis ediliyor. Üstü tamamen krema, altında incecik bir kek ve en altında su vardı. Ömrümüzde yediğimiz en kötü tiramisu diyebiliriz. Tanesine 8 euro ödeyerek 2. şokumuzu da yaşamış olduk. Pastanenin tam karşısında doğal ürünlerin satıldığı pazar kuruluyor. Buraya da bakınıp doğruca Signoria meydanına gittik. Meydandan bulunan Palazzo Vecchio 15. y. y'a ait bir bina olup Medici ailesinin ilk sarayıymış şuan ise hükümet binası olarak kullanılıyor. Dilerseniz Palazzo Vecchio'nun 94 metre yükseklikteki kulesine çıkıp şehri kuş bakışı izleyebilirsiniz de. Palazzo Vecchio'nun girişinde solda Davut heykelinin kopyası, sağda ise Herkül heykeli yer alıyor. Davut heykelinin solundaki Ammanatinin eseri olan Fontana del Nettuno ve meydanın tam ortasında ki Cosimos I'in at üzerindeki heykeli bulunuyor. Her bir heykel mitolojik olayları anlatmaktadır. Michelangelo Ammanati'nin bu çeşmesini beğenmemiş olmalı ki '' Ammanati, Ammanati che bel marmo che hai rovinato'' demiştir. Rönesans heykel sanatının başyapıtı olan Davut heykeli Michelangelo Buonarroti tarafından 1501- 1504 yılları arasında henüz 29 yaşındayken ve ressam değilken Hz. Davut'un ruhunu hissederek bu heykeli yapmıştır. Bu meydanda bulunanı kopyası olup aslı Galleria dell'Academia da sergileniyor. Meydanda görülmesi gereken bir diğer önemli yer ise 14 y. y da inşa edilen önceli toplantılar yapmak için kullanılan Loggia dei Lanzi de Rönesans heykelleri bulunur ve kesinlikle en önemli eser; Loggia'nın önünde bulunan Benvenuto Cellini'nin yaptığı Medusa'nın kesik başını elinde taşıyan Perseus heykelidir. Meydan da yeterince vakit geçirdik buradan çok kısa bir yürüyüş sonrası dünyanın en ünlü sanat galerisi Galleria delgi Uffizi 'e gittik. Ünlü Medici ailesinin sanat koleksiyonları bu müzede sergileniyor. İçeriyi gezmek, sanat eserlerine bakmak için 1 gün kesinlikle yeterli olmuyor. İçeri girmeseniz bile avlusunda vakit geçirmek de keyif verebilir. Ponte Vecchio köprüsü sayesinde Arno Nehrinin üzerinden geçerek Pitti Sarayına vardık. Medici ailesinin sarayıymış. 18 y. y Napolyan tarafından hükümet üssü olarak da kullanılmış. Oldukça büyük olan sarayı gezmeye ne kadar vakit yeter bilmiyorum ama bizim vaktimiz yeterince az olduğundan tercihimizi Piazza Michelangelo gitmekten yana kullandık. Sarayı solumuza alıp yürüyerek yolun sonunda tarihi kapıya varıp otobüse binerek 2 euro'ya tepeye ulaşabildik. Aslında kestirme yolu varmış ama biz dönüşte öğrenebildik. Davut heykelinin kopyasının Piazza Signoria'da olduğundan bahsetmiştik. Bu meydanda da Davut heykeli var ama buradaki gerçeğine en yakın olanıymış. Yaklaşık 5 metre uzunluğundaydı. İşte o müthiş an Floransa ; Arno nehri üzerindeki muazzam köprüler ve tüm tarihi yapılar ayaklarımızın altında. Bu manzara eminin gece daha da güzeldir vaktimiz olursa yine gelmeyi çok istedik ama yorgunluktan mecalimiz kalmamıştı. Resim çekilmeye doyamadık. Şuraya doğru bir de buradan al ay buradan da daha bir güzel olur manzara birde şöyle çek derken, son bir kez daha manzarayı izleyip merdivenlerden aşağı inmeye başladık. Merdivenlerin bitiminden caddeye çıkıp sola döndük ilerideki Ponte Alle Grazie köprüsününden karşıya geçip Santa Croce kilisesinin olduğu meydana gidip o civardaki cafe'lerin birinde oturmayı planlıyorduk ancak hepsi sokak arasında basık bir ortam olduğu için Signoria Meydanına giderek IL David'de Aperol Spritz'lerimizi yudumlayarak Floransa gezimizi sonlandırıyoruz. Gezemediğimiz yerler: Galleria dell Accademia, Pitti Sarayı ve >Boboli Bahçeleri oldu. Eh birkaç yerde eksik kalsın artık, belki olurda bir daha Floransa'ya yolumuz düşerse gezmediğimiz yerleri de ziyaret etmiş oluruz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ruanda-uganda-dag-gorilleri-tur", "text": "-1994 SOYKIRIMINDAN BU YANA AFRİKA'NIN EN MODERN ÜLKESİ OLMAYI BAŞARMIŞ RUANDA -RUANDA'DA BAŞKENT KİGALİ'DE SOYKIRIMIN İZLERİ VE BAŞARDIKLARI MUHTEŞEM DEĞİŞİM -AFRİKA'NIN YAĞMUR ORMANLARI -RUANDA'DA KİVU GÖLÜ -DÜNYANIN EN İYİ KAHVE PLANTASYONLARI -8 VOLKAN BÖLGESİ : RUANDA VOLKAN MİLLİ PARKI -BURERA RUHONDO : İKİZ GÖLLER -KARA SINIR GEÇİŞİ : UGANDA YOLLARINDA -GORİL SAFARİ : BWINDI MİLLİ PARKI -AFRİKA'NIN EN FOTOĞRAFLIK GÖLÜ : BUNYONYİ VE GÖL AKTİVİTELERİ Havalimanında buluşma ve check in işlemlerinin ardından 6 saatlik direkt uçuş ile Ruanda'nın başkenti Kigali'ye varıyoruz. Sabah erken saatlerde başkent Kigali'yi dolaşıyor ve ünlü el işi ürünlerinin yapıldığı yerel pazarı ziyaret ediyoruz. Öğleden sonra Kivu Gölü'ne doğru yola çıkıyor ve gölde bot safari yapıyoruz. Ruanda ve Kongo arasındaki Kivu Gölü Afrika'nın göl turizmi açısından en önemli bölgelerinin başında geliyor. Not : Kigali Lake Kivu arasındaki muhteşem dağ yolculuğu sırasında fotoğraf molaları veriyoruz. Gece konaklama Kivu Gölü kıyısındaki otelimizde. Sabah kahvaltıdan sonra kuzey Ruanda'daki volkanlar bölgesinin başkenti Ruhengeri'ye doğru yola çıkıyoruz. Ruhengeri Ruanda'nın goril safari başkenti ve Volkan Milli Parkı'nın hemen yanında yer alıyor. Hayatını dağ gorillerinin yaşam ve davranış biçimlerine adayan, onların kaçak avcılık yolu ile katledilip ticaretinin yapılmasına karşı çıkan ve bu uğurda öldürülen ünlü araştırmacı Dian Fossey'nin adına kurulan vakfı ve goril müzesini ziyaret ediyoruz. Burada dağ gorillerinin Ruanda Kongo Uganda üçgenindeki yaşam merkezleri hakkında bilgi alıyoruz. Dünyada sadece burada bulunan bu muhteşem hayvanları tanıdıkça insan genetiği ile olan uyumlarına şaşıracaksınız. Ruhengeri ziyaretimizi yaptıktan sonra Ruanda'nın ikiz göllerini ve volkanları muhteşem bir manzaradan fotoğraflayacağız. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası Uganda sınır kapısına ulaşıyor ve kara sınır geçişi gerçekleştirerek Uganda'ya giriş yapıyoruz. Gece konaklama Bwindi Milli Parkı'ndaki otelimizde. Sabah kahvaltının ardından Bwindi Milli Parkı Goril Merkezi'ne kısa bir yolculuk ve burada rehberlerimiz ile tanışma. Öncelikle rehberler tarafından hangi goril ailesini ziyaret edeceğimiz burada bize anlatılacak ve uymamız gereken kurallar bildirilecek. Sonrasında deneyimli rehber, korucular ve Uganda ordusundan yetkililerden oluşan bir ekiple goril yolculuğumuz başlayacak. Bwindi Milli Parkı'nda gerçekleştireceğimiz dağ gorili trekkingi dağ gorillerinin o gün nerede olduğu ile alakalı olarak 2 ila 6 saat arasında sürebilir. Bu yolculuk yeri gelince patika türü normal bir trekking, yeri gelince de zorlu iniş çıkışlardan oluşabilir. Ziyaret edeceğimiz dağ gorili ailesi ile birlikte geçireceğimiz yasal süre 1 saat. Bu 1 saatlik zaman diliminde muhtemelen hayatınızın en değişik dakikalarını yaşayacaksınız! Goril ziyaretimizin ardından kısa bir sürüş mesafesinde yer alan Bunyonyi Gölü kıyısındaki otelimize yerleşme. Sabah kahvaltının ardından Bunyonyi'de önce kısa bir bot turuna çıkıyoruz, sonrasında da kısa bir trekking ile Bunyonyi Gölü'nü yukarıdan izleyeceğimiz tepelerde fotoğraf molaları veriyoruz. Yarım gün gerçekleşecek bu aktivite sırasında Bunyonyi Gölü'nün muhteşem doğasına bayılacaksınız. Öğleden sonra dönüş yolunda yine fotoğraf molaları vererek ve sınır geçişi gerçekleştirerek başkent Kigali'ye dönüyoruz. Gece yarısından sonra uçağımız ile İstanbul'a dönüş. -Bu gezide Doğu Afrika'nın en özel ülkeleri Uganda ve Ruanda'yı birlikte görme şansına sahipsiniz. -Dünyada sadece 800 tane kalmış dağ gorillerini doğal yaşamlarında ziyaret etmek muhtemelen hayatta yapmış olacağını en özel deneyimlerinden başında gelecek! -Gezimizde klasik dağ gorili safarisinin yanı sıra ziyaret edeceğiniz ülkelerin muhteşem doğasına tanıklık edecek ve orada pek çok aktivite gerçekleştireceksiniz -Bunyonyi ve Kivu göllerinde yapacağımız konaklamalarla bambaşka bir Afrika'ya tanıklık edeceksiniz! -Bu geziyi daha önce gerçekleştirdik ve bölge hakkında deneyimliyiz. -DAĞ GORİLİ YÜRÜYÜŞÜ İZİNLERİ -İstanbul Kigali gidiş-dönüş THY ekonomi sınıf uçak biletleri -Kigali 2 gece konaklama -Ruhengeri 1 gece konaklama -Bwindi 1 gece konaklama -Bunyonyi Gölü 1 gece konaklama -Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri -4X4 safari jeepi ile ulaşım -Afrika'daki bahşişler -Doğu Afrika Birliği vizesi -Yurtdışı çıkış harcı -Single oda farkı Sitenizde ilan ettiğiniz Haziran-2019 Ruanda/Uganda turu hakklında iki sorum var."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ruanda-uganda-tur", "text": "-1994 SOYKIRIMINDAN BU YANA AFRİKA'NIN EN MODERN ÜLKESİ OLMAYI BAŞARMIŞ RUANDA -RUANDA'DA BAŞKENT KİGALİ'DE SOYKIRIMIN İZLERİ VE BAŞARDIKLARI MUHTEŞEM DEĞİŞİM -AFRİKA'NIN YAĞMUR ORMANLARI -RUANDA'DA KİVU GÖLÜ -DÜNYANIN EN İYİ KAHVE PLANTASYONLARI -8 VOLKAN BÖLGESİ : RUANDA VOLKAN MİLLİ PARKI -BURERA RUHONDO : İKİZ GÖLLER -KARA SINIR GEÇİŞİ : UGANDA YOLLARINDA -GORİL SAFARİ : BWINDI MİLLİ PARKI -AFRİKA'NIN EN FOTOĞRAFLIK GÖLÜ : BUNYONYİ VE GÖL AKTİVİTELERİ Havalimanında buluşma ve check in işlemlerinin ardından 6 saatlik direkt uçuş ile Ruanda'nın başkenti Kigali'ye varıyoruz. Sabah erken saatlerde başkent Kigali'yi dolaşıyor ve ünlü el işi ürünlerinin yapıldığı yerel pazarı ziyaret ediyoruz. Öğleden sonra Kivu Gölü'ne doğru yola çıkıyor ve gölde bot safari yapıyoruz. Ruanda ve Kongo arasındaki Kivu Gölü Afrika'nın göl turizmi açısından en önemli bölgelerinin başında geliyor. Not : Kigali Lake Kivu arasındaki muhteşem dağ yolculuğu sırasında fotoğraf molaları veriyoruz. Gece konaklama Kivu Gölü kıyısındaki otelimizde. Sabah kahvaltıdan sonra kuzey Ruanda'daki volkanlar bölgesinin başkenti Ruhengeri'ye doğru yola çıkıyoruz. Ruhengeri Ruanda'nın goril safari başkenti ve Volkan Milli Parkı'nın hemen yanında yer alıyor. Hayatını dağ gorillerinin yaşam ve davranış biçimlerine adayan, onların kaçak avcılık yolu ile katledilip ticaretinin yapılmasına karşı çıkan ve bu uğurda öldürülen ünlü araştırmacı Dian Fossey'nin adına kurulan vakfı ve goril müzesini ziyaret ediyoruz. Burada dağ gorillerinin Ruanda Kongo Uganda üçgenindeki yaşam merkezleri hakkında bilgi alıyoruz. Dünyada sadece burada bulunan bu muhteşem hayvanları tanıdıkça insan genetiği ile olan uyumlarına şaşıracaksınız. Ruhengeri ziyaretimizi yaptıktan sonra Ruanda'nın ikiz göllerini ve volkanları muhteşem bir manzaradan fotoğraflayacağız. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası Uganda sınır kapısına ulaşıyor ve kara sınır geçişi gerçekleştirerek Uganda'ya giriş yapıyoruz. Gece konaklama Bwindi Milli Parkı'ndaki otelimizde. Sabah kahvaltının ardından Bwindi Milli Parkı Goril Merkezi'ne kısa bir yolculuk ve burada rehberlerimiz ile tanışma. Öncelikle rehberler tarafından hangi goril ailesini ziyaret edeceğimiz burada bize anlatılacak ve uymamız gereken kurallar bildirilecek. Sonrasında deneyimli rehber, korucular ve Uganda ordusundan yetkililerden oluşan bir ekiple goril yolculuğumuz başlayacak. Bwindi Milli Parkı'nda gerçekleştireceğimiz dağ gorili trekkingi dağ gorillerinin o gün nerede olduğu ile alakalı olarak 2 ila 6 saat arasında sürebilir. Bu yolculuk yeri gelince patika türü normal bir trekking, yeri gelince de zorlu iniş çıkışlardan oluşabilir. Ziyaret edeceğimiz dağ gorili ailesi ile birlikte geçireceğimiz yasal süre 1 saat. Bu 1 saatlik zaman diliminde muhtemelen hayatınızın en değişik dakikalarını yaşayacaksınız! Goril ziyaretimizin ardından kısa bir sürüş mesafesinde yer alan Bunyonyi Gölü kıyısındaki otelimize yerleşme. Sabah kahvaltının ardından Bunyonyi'de önce kısa bir bot turuna çıkıyoruz, sonrasında da kısa bir trekking ile Bunyonyi Gölü'nü yukarıdan izleyeceğimiz tepelerde fotoğraf molaları veriyoruz. Yarım gün gerçekleşecek bu aktivite sırasında Bunyonyi Gölü'nün muhteşem doğasına bayılacaksınız. Öğleden sonra dönüş yolunda yine fotoğraf molaları vererek ve sınır geçişi gerçekleştirerek başkent Kigali'ye dönüyoruz. Gece yarısından sonra uçağımız ile İstanbul'a dönüş. -Bu gezide Doğu Afrika'nın en özel ülkeleri Uganda ve Ruanda'yı birlikte görme şansına sahipsiniz. -Dünyada sadece 800 tane kalmış dağ gorillerini doğal yaşamlarında ziyaret etmek muhtemelen hayatta yapmış olacağını en özel deneyimlerinden başında gelecek! -Gezimizde klasik dağ gorili safarisinin yanı sıra ziyaret edeceğiniz ülkelerin muhteşem doğasına tanıklık edecek ve orada pek çok aktivite gerçekleştireceksiniz -Bunyonyi ve Kivu göllerinde yapacağımız konaklamalarla bambaşka bir Afrika'ya tanıklık edeceksiniz! -Bu geziyi daha önce gerçekleştirdik ve bölge hakkında deneyimliyiz. -DAĞ GORİLİ YÜRÜYÜŞÜ İZİNLERİ -İstanbul Kigali gidiş-dönüş THY ekonomi sınıf uçak biletleri -Konaklamalar -Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri -4X4 safari jeepi ile ulaşım -75 USD Afrika'daki bahşişler -100 USD Doğu Afrika Birliği vizesi -15 TL yurtdışı çıkış harcı"} {"url": "https://www.gezgincift.com/safranbolu-gezi-rehber", "text": "Karabük iline bağlı Müze Kent Safranbolu Batı Karadeniz bölgesinde yer alan bir Osmanlı kentidir. Safranbolu deyince ilk akla gelen muhakkak masal diyarı şehrin ahşap şirin evleridir. Gezimanya. com ve Safranbolu Belediyesi işbirliği ile gerçekleştirilen blogger etkinliğinde Safranbolu gezisi gerçekleştirdik. Defalarca planlayıp her seferinde çıkan bir aksilik sonucu gidemediğimiz Safranbolu'ya bu etkinlik sayesinde gitmiş olduk. Safranbolugezi rehberi ile Safranbolu tarihi, Safranbolu evleri, Safranbolu'da gezilecek yerler, Safranbolu'da ne yenir gibi detaylara değineceğiniz. Homeros'un İlyada destanında Paphlagonya olarak adı geçen şehrin tarihinin M. Ö 3000 yıllarına kadar dayandığı tahmin edilmektedir. Safranbolu bölgesindeki en eski uygarlık gasgaslardan oluşup egemenlik sırasıyla Hititler, Dorlar, Kimerler, Romalılar, Selçuklar, Çobanoğulları ve Osmanlılara geçmiştir. Bunca uygarlık içinde Safranbolu kültürel ve diğer zenginlikler açısından en iyi dönemini Osmanlı döneminde yaşamıştır. Ve yine yılları boyu bölgedeki egemen uygarlıklar değiştikte ismi de sürekli değişikliğe uğrayan Safranbolu sırasıyla şu isimleri almıştır; Dadybra, Zalifre, Taraklı, Borglu, Zagfiran Benderli, Zağfiranbolu ve son ismi 1940 yılından sonra Safranbolu olmuştur. Osmanlı'nın egemenliğinden sonra (17. yy'da) Safranbolu, İstanbul-Sinop kervan yolu ve tarihi ipek yolu üzerinde konaklama merkezi olmasıyla ekonomik ve kültürel olarak en yüksek dönemini yaşamış olmakla beraber ticarette gelişmiştir. Safranbolu'nun en bilinen yanı ise Osmanlı mimarisinin hakim olduğu eski evlerdir. Eski evleri, konakları dışında tabi han, hamam, cami, çeşme gibi yapılarda göz ardı edilmemelidir. Geçmiş ile bugunü bir arada yaşatmayı vaat eden şehir sizlere kültür turizmini aynı zamanda sanatla harmanlanmış bir tarih sunmaktadır. Dünyanın en iyi korunan 20 kentin biri olan Safranbolu 17 Aralık 1994 yılında Unesco Miras Listesine alınmıştır. Kent için koruma altına alınmış yapı sayısı 1117'dir. Şehirde 17. 18. ve 19. yy'da yapılmış olan 2000 tane evden 800 tanesi bugün koruma altındadır. Türk-Osmanlı mimarisi Safranbolu evlerinin en güzel ve nadide örneği ise Kaymakamlar Evidir. Safranbolu evlerinin en büyük özelliği hiçbir evin birbirinin ışığını kesmiyor olmasıdır. Evlerin yapısı ve özelliği o evde yaşayan ailenin nüfusu, maddi durumunu gibi unsurları anlamamıza yardımcı olmaktadır. Her evin haremlik selamlık bölümü olduğu gibi evlerin ahırları evin alt katındadır. Cumbalar ise Safranbolu evlerinin bu derece güzel olmasını sağlayan bir diğer özelliğidir. Zeminden ilk kata kadar tüm Safranbolu evleri taşlık olup bundan sonraki tüm katlar ahşaptan yapılmadır. Evin dış bölümünde tavandan sarkan geyik boynuzları nazara karşı korunmak amacıyla asılmaktadır. Safranbolu evlerinin yanı sıra kent diğer doğa güzellikleri ile de meşhurdur. Kanyonlar şehri olarak da tabir edebileceğimiz Safranbolu'da kanyonlar, mağaralar, yaylalar ve arkeolojik alanlar da görülmesi gereken diğer güzelliklerdir. Hıdırlık Tepesi : Kenti panaromik açıdan görüp, çay bahçesinde içeceğinizi Safranbolu evlerine nazır içip keyif yapabileceğiniz bir tepedir. Giriş ücreti 1 TL. Ulu Cami : Rumlar tarafından 1872 yılında kilise olarak inşa edilen yapı günümüzde cami olarak kullanılmaktadır. Caminin çevresinde yer alan Papazın Konağı ve Skalion Binası da kesinlikle görülmelidir. Safranbolu Uçağı : Hıdırlık Seyir noktasından gözüken Zafranbolu isimli uçak 1928-1930 yıllarında Safranbolu halkının yardımları ile satın alınmış ve 30 Ağustos 1931 yılında Hava Kuvvetlerine hediye edilmiştir. Güneş Saati : Köprülü Mehmet Paşa Camisinin avulusunda yer almaktadır. Mermer üzerine yapılan saat ne yazık ki yeteri kadar korunmamaktadır. Cinci Han : Ziyaretçilerden 1 TL alınarak gezilmesine izin verilen yapıda 2 gece konakladığımız için bu ücretten muaftık 2 katlı taş yapı 62 odadan meydana gelmiştir. Belediye Binası : Köprülü Mehmet Paşa'ya giden sokak üzerinde oldukça şirin ve dikkat çekici bir yapıdır. Kaymakamlar Evi : Geleneksel Safranbolu evlerinin en iyi örneği olan Kaymakamlar evi restore edilerek müze haline dönüştürülmüştür. 3 kattan oluşan ahşap yapı görülmeye, gezilmeye değer bir yapıdır. Eski Hükümet Binası Tarihi Kent Müzesi : Kentin tepesine konumlandırılmış yapı kent sakinlerinin yardımları ile 1904-1906 yıllarında inşa edilmiştir. 3 katlı kesme taştan yapılmış olan yapı Müze olarak hizmet vermekte ve Safranbolu tarihinden, Osmanlı eserlerine, Safranbolu el sanatlarına kadar pek çok eseri 4 TL giriş ücreti ödeyerek görebilirsiniz. Saat Kulesi Cezaevi Binası : Kent Müzesinin arkasındaki alandadır. 12 metre uzunluğundaki saat kulesi 1797 yılında Sadrazam İzzet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kulenin saati ise Londra'dan getirtilmiş olup halen çalışmaktadır. Dilerseniz kuleye çıkıp saatin mekanizmasına yakından bakıp inceleyebilirsiniz. Yemeniciler Arastası : 48 adet küçük ahşap dükkanlar ile çevrili çarşıdır. İncekaya Su Kemeri : Tokatlı kanyonu üzerine Sadrazam İzzet Paşa tarafından şehre su taşımak amacıyla yapılmıştır. 6 kemere sahip olan İncekaya Su Kemeri 116 metre uzunluktadır. Önceleri girişine izin verilen kemer bir çok intihar girişiminden sonra ziyarete kapatılmıştır. Tokatlı Kanyonu : Yılların vermiş olduğu bir süreçte zamanla aşınan kireç taşlarının aşınması sonucu meydana gelen Tokatlı Kanyonu yürüyüş parkurları, piknik ve binicilik alanları ile doğa severlere kucak açıyor. Bulak Mencilis Mağarası : 6042 metre uzunluğu olan mağarasının yalnızca ilk 400 metresi geziye açıktır. Mağaracılık sertifikanız varsa mağaranın tümünü gezebilirsiniz. Türkiye'nin 4. büyük mağarası olan Bulak Mencilis ilk 400 metre gezilebilir yeri ile de kesinlikle mutheşemdir. Mağara giriş yapabilmek için onlarca basamak merdivenleri tırmanacağınızı hatırlatırız! Safranbolu Yörük Köyü : Safranbolu gezimizin son günü Yörük Köyünü ve bu köydeki halen yaşamın sürdüğü (8. kuşak) 150 yıllık Yörük Evini gezdik. Yörüklerin çadır hayatını bırakıp bu evleri nasıl yaptıkları anlatıldıktan sonra sırasıyla önce misafirlerin ağırladığı oda ile gezimiz başladı. Bu odada en dikkat çekici obje tavanda asılı duran 125 senelik bir cam küre. Dışardan gelen ışığın ve akşamları gaz lambalarının ışını yansıtmaya da yardımcı oluyor. 1878 senesinde yapılmış olan duvar işlemeleri yumurta akı, keçi kılı, kil, kireç ve zeytinyağı karışımından yapılmıştır. Bugünün saten boyası da denilebilir. Ev içinde duvarda gördüğümüz saat figürü ise boyalamar bittikten sonra yapılmış olup o anki saat oraya işlenmiştir. Her oda da dolaplar içinde banyo olması da oldukça dikkat çekici bir detay. Kalabalık aile oldukları için her oda onlar için yaşam alanı olduğundan mutlaka oadalara banyo yapılmış. Zemindeki ahşaplar 60 60 genişliğinde ahşaplar ne kadar geniş olursa o kadar zenginlik belirtisiymiş. Yörükler Bektaşi kültürü ile yetiştiklerinden ev içinde Bektaşi figürlerini görebilirsiniz. Zamanında yaşadıkları felsefeyi, kültürü figürler ile günümüze kadar getirmişlerdir. Oda mahremiyeti için yapılmış kapılar. Eski mutfak eşyalarının sergilendiği minik oda da nar suyu sıkma aletleri, su testisi, semaver, yer sofrası, hamur teknesi, bakır maşrafa, su kapları, bakır sahanlar ve buna benzer pek çok şey bulunuyor. Ufak odanın ardında çalışma odasını gezdik. Osmanlıca kitaplar, Osmanlıca Fransızca sözlükler bulunuyor. En yeni kitap 1732 yılına aittir. Hemen sonra başka odaya geçtik. Bu oda da buğday saplarından yapılan orjinal rüzgarlık, 100 senenin üzerinde perdeler, kapının üzerinde farsça bir dua, İstanbu manzaralı bir resim, Osmanlı'nın Japonya açıklarında batan Ertuğrul gemisinin resmi, Ali'nin kendi cenazeni taşırken betimlenmiş çok eski bir cam vitray bulunmaktadır. Yörük evini gezdikten sonra çamaşırhane'yi de ziyaret edip Yörük usulü ıspanaklı gözleme, ayran ve baklavamızı yiyerek Safranbolu gezimiz sonlandı. Kristal Cam Teras, Bulak Mencilis Mağarası, Tokatlı Kanyonu ve Yörük Köyüne toplu taşıma bulunmadığı için taksi ile ulaşımınızı sağlamak zorundasınız! 19. yy'da Osmanlı Döneminde Kastamonu'ya bağlı olan kent Cumhuriyet döneminde Zonguldak'a daha sonrasında 1937 yılında kadar Safranbolu'ya bağlı Öğlebeli Köyünün bir mahallesi olan Karabük'ün 6. Haziran.1995 yılında il olması ile Karabük'ün bir ilçesi olmuştur. Duvarlarında Roma yazıtları olan Ulu Camii eski Ayastefanos Kilisesi dünya üzerinde islamiyet harici figürler içeren tek camii'dir. Safranbolu'da bakırcı ustaları ocakta biriken külleri atmayıp kalaycı komşularına verirlermiş. \"Komşu komşunun külüne muhtaçtır\" deyimi de buradan gelmektedir. Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun ayakkabı ihtiyacının % 40'ı Safranbolu yemenicileri tarafından karşılanmıştır. Yörük Köyüne gidip Yörük gözlemesi yiyin. Hıdırlık Tepesinde tarihi Safranbolu evlerini fotoğraflayın. Safranbolu baklavasını yememezlik yapmayın. Eski Çarşı'da bulunan Kazanocağındaki restaurant şiddetle ve ısrarla tavsiye edilir. Golf araçları ile Eski Çarşıyı gezin. Küçük tur (34 dk) 15 TL, Büyük tur (1 saat) 25 TL, Tam tur (1.30 saat) 35 TL. Fiyatlar kişi başıdır. Yemeniciler Arastasında Boncuk Cafe'de ne bulursanız için. Kahvesi ve yanında servis edilen enfes osmanlı şerbeti ile damla sakızlı su, karışık bitki çayı, dut çayı, sahlep'i herşeyi mi güzel olur. Safranbolu lokumlarından satın alın hatta eşe dosta hediye almayı da ihmal etmeyin Kilosu yerine göre 10 TL ila 18 TL arası değişmektedir. Ekmek mayası ile yapılan cimitsiz simidi ve yanına Bağlar gazozunu deneyin. Kaymakamlar Müze Evini gez. Özellikle girişteki orjinal kapıyı görün ve açmayı deneyin. Kristal cam terası merak ettiğiniz için değil sırf fotoğraf çekilmek için gideceğiniz için fotoğrafınızı çekilir çekilmez İncekaya Su Kemerine doğru yürüyüp buraya giriş yasak olduğundan uzaktan burayı fotoğraflayıp Tokatlı Kanyonunda 3 km yürüyüş yapın. Kışın gidecekseniz şunu bilmelisiniz: Odaların bazıları çok güzel ısınıyorken bazı odalarının petekleri sorunlu ve çalışmıyor. Bu odalardan birine düşecek olursanız gece donmaya hazır olun! Odamızda ilk gün saydam denecek kadar incelikte terliklerimiz vardı. Fakat ertesi gün odayı temizledikten sonra terliklerimiz alınmış ve yerine yenisi konmamıştı. Burada konaklayacaksanız yanınıza terlik almanızı öneririz. Otel yemeklerini nasıl anlatsak bilemedik şimdi 🙂 Dışarıdan simit yiyin ya da aç kalın daha iyi. Odalarda sıcak su yok. Ilık su var!!! Tüm gün ayazda gezdikten sonra şöyle odama gidip kaynar suyun altına gireyim diye sakın hayal kurmayın. Safranbolu konaklama için tavsiyemiz kesinlikle Konaklar olmalı. Hem ortam daha sıcak hem de Tarihi Safranbolu Evleri içinde bir kaç gününüzü geçirmiş olursunuz. Sinop boyabat ilçemizide görmenizi dilerim aynı safranbolu evleri gibi boyabat evleri var. Kalesi görmeye değer sırık kebabı yemesi güzel daha nice turistik otantik yerleri ile boyabat ilçemizi tanımanızı gezmenizi tavsiye ediyorum. Sağlığınız yerinde gezileriniz bol olsun hakkınızı da helal edin, yazdıklarınızdan fazlasıyla istifade ediyorum çünki.."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sagano-bambu-orman", "text": "Bambu ağacı daha çok Amerika, Asya ve Afrika'da bulunan 1000 değişik cinsi olan bir ağaç türüdür. Zor yetişen bir tür olduğundan Çin'de büyük bir özveriyle yetiştirilmektedir. Bambu ağacının kalınlığı 80 cm yüksekliği ise 33 metreyi bulmaktadır. 2. Dünya savaşında Japonya'ya atılan atom bombası sonucu Japonya'da ayakta kalan tek ağaç olmasıyla ne derece dayanaklı olduğu bellidir. Bizim ülkemizde olsa kesin mobilya, kağıt vs.. üretimler için kıyılmadan kesileceği kesin. Japonya'nın Kyoto şehrinin 10 km batısında 16 km2 alan içerisinde bulunan Sagano Bambu ormanı görenleri büyülemekle kalmıyor adeta içine çekiyor. Zaten ormanın göz alıcı güzelliğinin içinde insanın kendini kaybetmemesi imkansız. Arashiyama asıl vişne çiçeği ağaçları ve sonbaharda doğanın değişik renklere bürünmesi ile popüler bir yer olsa da Sagano Bambu Ormanı da fazlasıyla ziyaretçi çekmektedir. Orman Nonomiya Shrine ile Tenryu-ji Tapınağı arasındadır. Bambu ormanına ziyaret edenleri 500 metrelik yürüyüş parkuru karşılar. Geniş yürüyüş parkurunda bambuların arasından güneşin zorlukla size ulaşmaya çalıştığı yemyeşil ortamda rüzgarın bambuların arasından size ulaşırken yansıttığı sesi ile keyifli bir yürüyüş yapıp bambuların ve ormanın resimlerini çekebilirsiniz. Sagano Bambu ormanındaki rüzgar sesi Japonlar tarafından Japonya'yı tanımlayan en karakteristik 100 ses içine alınmıştır. Kyoto istasyonundan JR Sain Main Line hattına binerek Saga Arashiyama durağında inilmelidir. Yolculuk süresi yaklaşık yarım saattir. Saga Arashiyama istasyonundan yürüyerek 10 dakikadır. Hankyu Railway ile gelecekseniz Arashiyama istasyonunda inecekseniz buradan yürüyerek 15 dakika uzaklıktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/saint-pierre-kilises", "text": "Yazılı kayıtlara göre ilk kilise olma özelliğine sahiptir. Ayrıca Hristiyan kelimesinin ilk defa kullanıldığı kilisedir. Stauris Dağı'nın eteğinde en, 9.5 metre, derinliği 13 metre ve yüksekliği 7 metre olan mağara St. Paul, St. Pierre ve Barnabas ilk Hristiyan cemaat ile toplanıp onlara vaaz vermişlerdir. Döşemesinde 5. yy'a ait mozaik parçaları ile sunağın sağındaki duvarda bir zamanlar duvarı tümü ile kaplayan fresklerden kalan izler bulunmaktadır. Sunağın sol tarafında kilisenin içine açılan tünel, bir baskın sırasında cemaatin dağa kaçarak gizlenmesine yarıyordu. Haçlılar döneminde bir kaç metre daha uzatılan kilise iki kemerle ön cepheye bağlandı. Doğulu bir ifade taşıyan ve yerel malzeme ile yapılmış olan ön cephe, 1863 yılında Papa IX. Pius'un isteği ile Kapuçin rahipleri tarafından restore edilmiş, bu faaliyete III. Napolyon'da yardımda bulunmuştur. Eskiden bir cephesinin bir revak ile korunduğu sol taraftaki izlerden anlaşılmaktadır. Öndeki bahçe bir kaç yüzyıl mezarlık olarak kullanılmıştır. Kilisenin içinde sunağın çevresinde de mezarlar bulunmaktadır. 1963 yılında Saint Pierre Kilisesi Papa VI. Paul tarafından hac yeri olarak ilan edilmesi ile Her yıl 29 Haziran'da burada törenler düzenlenmeye başlamıştır. Törene Vatikan'dan temsilcide katılmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sakiz-adasi-gezilecek-yerle", "text": "Son zamanların git gide popüler olan Yunan adalarından biri olan Sakız Adası gezilecek yerler listemizle yaz tatilinize yeni bir soluk getirmeye ne dersiniz. Sakız adasının Türkiye'nin gözde tatil merkezlerinden en önemlisi olan Çeşme'ye yakın olması ve ulaşımın çok kısa sürmesiyle elimizin altında her zaman kolaylıkla gidebileceğimiz çok şirin bir adadır. Şimdi gelin Sakız Adası hakkında enine boyuna size Sakız Adası'nda gezilecek yerler, Sakız Adası tarihi, Sakız Adası'na kapıda vizeyle girişi ve daha fazlasını anlatalım. Adadaki ilk kolonileşme İonlar tarafından gerçekleştirilmiş. İyonlar zamanında ada Yunanistan'ın en önemli ticaret merkezi haline gelmişi. İonlardan sonra Büyük İskender'in adayı işgal etmesiyle Sakız Helenistik döneme geçiş yapmış. Ama adaya ayak bastığınızda ne yazık ki diğer Yunan adalarındaki gibi Helenistik mimariyi göremiyoruz. Büyük İskender'den sonra sırasıyla Yunan, Pers, Roma, Bizans, Ceneviz ve sonra Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. 1566 yılında Osmanlı hakimiyetine geçen ada 1912 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla Yunanistan'a geçmiştir. Biraz detaya girmek gerekirse bilinmesi gereken; Roma hakimiyetinden sonra adayı 11. yy'da Arapların istila etmesidir. Arap korsanlar Sakız adası'na gelerek buradan mastikleri kaçırmışlar. Arap istilasının üzerine İstanbul'dan gelen Bizanslıların adaya yerleşmiş. Ve Bizans adayı sonrasında Cenevizlilere vermiş. Yine aynı şekilde sakızlar Cenova'ya yollanmaya başlanıyor. Hatta öyle taktikler varmış ki. Eğer sakızın fiyatı düşerse artsın diye sakız taşıyan gemiler batırılıyormuş. Adaya sonradan gelen Osmanlı olmuş. 200 adet gemiyle Piyale Paşa önderliğinde kan dökülmeden adaya hakim olmuşlardır. Aslında ada Osmanlı döneminde en ferah ve zengin dönemini geçirmiş. Sakız Adası'nın merkezi feribottan indiğiniz Chios isimli yerdir. Adanın merkezi olan Chios dağlık bölgeler yerine enine genişlemiş bir yerdir. Yaklaşık 55.000 nüfuslu adada 30.000 kişi Chios'da yaşamaktadır. Cenovalılar adaya Sikio, Yunanlılar Chios biz ise Sakız diyoruz. Ada ismini mastika yani sakız ağaçlarından almıştır. En önemli sakız üretim noktalarından biri olan Sakız Adası'nda sakız dönemi haziran ayında başlar. Önce ağacın dibinde biten otlar ve taş-çakıl varsa bunlar temizlenir. Sonrasında toprak üzerine kalsiyum karbonat karşımı dökülür. Bunun amacı ağaçtan damlayan sakızların toprağa bulaşmasının engellenmesidir. Temmuz ortasında ağacın alt gövdesinden başlanarak çekice benzer bir aletle yarıklar açılmaya başlanır. Ve bu çizme işlemi iki haftada bir gövdenin üstüne doğru tekrarlanır. Ağustos ortasında yere düşen büyük parça kurumuş sakızlar toplanır. Ve son olarak asıl toplama ise Eylül sonu gerçekleştirilir. Adayı gezerken de fark edeceksiniz sadece güney kesiminde sakız ağaçları bulunmaktadır. Kuzeyinde kesinlikle yetişmemektedir. Güneyden esen sirokko rüzgarları ve kuzeydeki dağların yağmuru kesmesi sayesinde bu ağaçlar yetişebilmektedir. Sakız müzesine gittiğinizde detaylı bilgileri hatta 17 çeşit sakız ağacının nerelerden geldiklerine kadar öğrenebilir eski sakız fabrikalarından kalma makinaları görebilirsiniz. Ceneviz döneminde kasabaların kapıları demir parmaklıklarla kapatılırmış. Bunun nedeni ise gece mastika kaçakçılığı yapılamasın diyeymiş. Ta o zamanlardaki değerini halen koruyabilmiş bir üründür sakız. Bugün kilosu 130 euro'dur. Adadaki sakızın tarihi 3000 yıllıktır. Bizans, Ceneviz ve Osmanlı sakızın önemi fark etmiş ve bunun ticaretini yapmışlardır. Osmanlı adadaki sakız'ın üçte birini alarak bunun karşılığında adayı korsanlardan korumuş. Osmanlı döneminde sakız işinden sorumlu kişi Sakız Emini'dir. Sakız emini bir Osmanlı memurudur. Yaptığı iş sakızları tartmaktır. Sakız Adasına gidenlere başlıca tavsiyemiz adaya minimum 2 gece ayırmanızdır. İmkanı olanlar mümkünse 4 gününü dolu dolu adada geçirsin. Çünkü ada sanıldığı küçük ve bir kaç günde gezilecek kadar kolay değil. Adanın güneyi ayrı kuzeyi ayrı gezilecek yerlere sahip. Gezilecek köyleri dışında birbirinden güzel koyları ve kumsalları olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. Harita üzerinde mavi işaretli yerler kumsal, yeşil işaretli yerler köyler, papel ve manastır, kırmızı işaretli yerler ise yeme-içme lokasyonlarıdır. Aşağıda açıklamaları ile yazdığımız yerler haritadaki listelendirmeye göre yapılmıştır. Volissos ve Kardamyla Köyleri: Haritada 1 numaralı Volissos köyü Chios merkeze 40 km, haritada 2 numaralı Karmyla köyü ise Chios merkeze 25 km uzalıktadır. Bu iki köy de sıradan olduğu için özellikle gezilecek yerleri yok diye detaylı açıklama yapmadık. Ama yine de gitmek isterseniz belki diye listemize eklemek istedik. Lagada/Lagkada Köyü : Günbatımında akşam yemeği yemek için en ideal yerlerden biridir. Liman bölgesinde denizin kenarında Ege'nin ılık rüzgarı eşliğinde müthiş bir kaç saat geçirmek için gitmenizi önerdiğimiz bir bölgedir. Ya da tepede deniz ve gün batımına hakim manzarasıyla meşhur olan To Askeri Tavern'e gidebilirsiniz. Armolia Köyü : Köy'ün tarihini içinde bulunan kemer kalıntılarından anlayabilirsiniz. Geri kalan yapıların hemen hemen bir çoğu eski yapıya özen gösterilerek yeniden yapılmış. Köydeki her evin önü, avlular, ara sokaklar çiçeklerle donatılmıştı. Köy meydanındaki 1440 isimli kahvehane'de oturup bir şeyler içip soluklanabilirsiniz. Pirgi : Pirgi bir mastik köyüdür. Sakız adasının güneyinde bulunan köy Chios merkezden sadece 25 km uzaklıkta olduğu için burayı görmemezlik etmeyin. 1881 yılında ada depremden ciddi zarar görmüştür. Bu depremde zarar görmeyen köy Pirgi'dir. Eskisi gibi ayakta kalmayı başarmış Pirgi köyü tarihte sakız üretiminin ve dolayısıyla ticaretin merkeziymiş. Pirgi'nin diğer köylere göre değişik olan yanı binaların dış cephesindeki siyah-beyaz geometrik süslemeleridir. Siyah ve beyaz şekillerden dış cepheleri süsleyen evleri hiçbir yerde göremeyeceğiniz mimariye sahip. Sıva üzerine el oymacılığı ile yapılan bu tekniğe XYSTA deniyor. Ortaçağ'ı yaşamak adına Pirgi'nin ara sokaklarını arşınlamayı unutmayın. Piri köyünün meydanında ağaçlar altında oturabileceğiniz işletmeler bulunuyor. Fakat burası oldukça kalabalık bir yer. Olimpi Köyü : Sakız'da bu saydığımız köyler içine araçla girebildiğimiz tek köydü. Köyün sokakları o kadar dar ki araç sürerken zorlanmadık değil. Ama dürüst olmak gerekirse içlerinde en beğendiğimiz köylerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Belki de sokaklarında bizden başka turist olmamasının da büyük etkisi vardır. Mesta Köyü : Sakız'daki Ortaçağ köylerinden en eskisi ve en iyi korunmuş olanı Mesta köyüdür. Taş evlerin sardığı ve taş kemerlerle süslü dar sokakları ile masalın içinde geziniyor hissi verir. Köy korsan saldırılarından korunmak amacıyla beş köşeli kale içine inşa edilmiştir. Köyün sadece iki tane girişi bulunmaktadır. Tehlikeli durumlarda ve sakız kaçakçılığını önlemek için geceleri bu kapılar kapatılıp güvenlik sağlanırmış. Köyün dar ve kemerli sokaklarını gezdikten sonra merkezindeki kilisenin önündeki meydanda ağaç gölgesi altında bir kahve içip yolunuza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Agios Isidoros Şapeli Chapel Saint Isidore of Skyiada: Son zamanların en popüler fotoğraf noktalarından olan şapel bir kaya üzerine kurulmuş ironik yapılardan biridir. Şapel Romalılara ait tapınağın olduğu alana inşa edilmiştir. Chios merkezden araçla 20-25 dakika sürüyor. Gelmişken şapelin yanındaki alandan denize girebilirsiniz. Burası Sakız adasındaki en tenha ve güzel yerlerden bir tanesidir. Nea Moni Manastırı: 11. yy kalma manastır Unesco Dünya Mirası Listesindedir. Çok dingin bir bahçesi var. Manastıra ulaşılan yol çok virajlı olduğu için yol tutanları önden uyarmak istiyoruz. Nagos küçücük bir koydan ibaret. Koy boyunca 3 tane işletme bulunuyor. Eğer denize girecek sakin bir yer arıyorsanız burası tam sizlik. Koyda bulunan işletmelerin şezlongları harcama yapma karşılığında bedava kullanabiliyorsunuz. Sakız adasında mutlaka gidin diye onlarca tavsiye aldığımız kumsal burası. Daha aracı park edip iner inmez kumsaldan gelen müzik sesiyle buranın ne kadar kalabalık ve canlı olduğunu hissediyoruz. Kaş Kaputaş kumsalının çok daha ufak halini düşünün. Kumsal şezlong ve şemsiyelerle dolu. Hem müzik hem de bar köşesi var. Diğer kumsalların çok çok aksine capcanlı burası. Adadaki herkes buradaydı sanki 🙂 Biz şezlong için herhangi bir ücret ödemedik. Yine söylüyoruz mayıs ayında gittik diye sezon açılmamış diye olabilir. Ya da hiç ücret de almıyor olabilirler. Onu artık sezon da giden olursa öğrenebilir. Yaz sezonunda kumsal öğleden sonra çok kalabalık oluyor. Gelecek olanların erken ziyaret etmesini tavsiye ediyoruz. Sakız merkezden kuzeye doğru çıkarken Daskalopetra kumsalından hemen sonraki yerdir. Mersindi çok ufak bir koy. Yoldan giderken görmek için çok dikkatli olmalısınız. Yoksa pas geçersiniz. Denizin rengi ve temizliği uzaktan dahi belli oluyordu. Vrontados bölgesinde bulunan halk plajıdır. Araçla yoldan giderken gözüküyor zaten. E herkesin gördüğü yer de ne kadar bakirdir ona siz karar verin 😉 Biz plajı fotoğraflayıp yola devam ettik. Adanın en populer kumsalıdır. Çocuklu aileler için de uygun olduğunu söylememiz gerekir. Kumsal boyunca cafe ve restaurantların sıra sıra dizili olduğu bölgede ihtiyacınızı da rahatlıkla giderebilirsiniz. Kumsal çakılsız olduğundan da yüzmesi ve kumsalda vakit geçirmesi oldukça keyifli. Chios merkezde bir kumsaldır. Ada rüzgarlı ve deniz dalgalıyken burası en iyi seçenektir. Sahil boyunca işletmeler var. Bira 3.5, kahve ve soft içecekler 3 euro'dur. Mavra Volia kumsalına varmak için önce Mastichochoria kumsalından geçiliyor. Kumsal dediğimize bakmayın aslında liman gibi bir yer burası. Etrafında bir kaç tane balık restaurantının bulunduğu, denizinin çakıllı ve pırıl pırıl olduğu bir yer. Burayı yüzmeyi canımız o kadar çekti ki vaktimiz yok diye direk siyah çakıllarıyla meşhur Mavra Volia'ya geçtik. Mavra Volia'nın özelliği volkan patlaması sonucu oluşmasıdır. Yine deniz pırıl pırıldı ama çakıllardan dolayı hem yürümesi hem de denize girmesi insanı biraz yoruyor. Mavra Volia'da işletme, şezlong ve şemsiye olmadığı için gelenlerin tedbirli gelmesini öneririz. Tek kelimeyle müthişti. Sakız adasında gördüğümüz ve girdiğimiz en güzel kumsal diyebiliriz. Hatta iddia ediyoruz buradan daha iyisi yok. Bu kumsal iki kumsaldan oluşuyor. Önce büyük olan kumsala varılıyor. Hatta ilk kumsala aracı park ettikten sonra rahatlıkla varabiliyorsunuz. Ama hemen arkasındaki kumsala gitmek için patika yolu aşmanız gerekiyor. Kesinlikle bu patika yolu geçin ve karşınıza çıkacak manzaranın tadını çıkarın. Kumsalda işletme bulunmadığı için hazırlıklı gelin. Daha kumsala varmadan önce dağlık yoldan aşağı inerken karşılaşacağınız manzaraya hayran kalacaksınız. Hatta mümkünse 10-15 dakika oturup bu anın tadını çıkarın. Salagona'nın da denizi çok güzeldi. Sakız adasında gezdiğimiz kumsallar için aksini söylemek mümkün değil zaten. Her kumsal temiz, su cam gibiydi. Burası ufak bir yok aynı Trachilia & Angelia'da olduğu gibi. Ziyaret ettiğimizde burada herhangi bir tesis yoktu. Günümüzde hala işletme yok. Ancak artık şezlong ve şemsiye hizmeti verilmeye başlanmış. 2023 yılı 2 şezlong + 1 şemsiye ücreti 3 Euro. Sakız Adası'na ulaşmanın yolu Çeşme'den geçiyor. Önce Çeşme Ulusoy limanına gelmeniz gerekiyor. Çeşme limanda feribot iskelesine yaklaşık bir kaç yüz metre mesafede otopark var. Buraya aracınızı park edebilirsiniz. Aracınızı park ettikten sonra hemen feribot iskelesinin yanındaki gişelerden Sakız Adası feribot biletlerinizi gidiş-dönüş alabilirsiniz. Bilet alabileceğiniz firmalar Turyol ve Ertürk'tür. Biz niye bilmiyoruz ama acelemiz var diye direk Turyol'un gişesine yöneldik. Gidiş-dönüş yine Mayıs 2018 tarihinde ödediğimiz ücret 25 Euro'ydu. 2023 güncel gidiş-dönüş fiyatı kişi başı 40 Euro'dur. Dönüş biletini açık alma şansınız olduğunu unutmayın! Arabalı feribotun gidiş-dönüş ücreti 240 Euro. Aracınızla seyahat edecekseniz feribotun kalkış saatinden 1.5 saat önce limanda olmanız gerekiyor. Araçla yurtdışına çıkacağınız için yeşil sigorta çıkarmanız zorunludur. Yeşil sigortayı Turing'den alabileceğiniz gibi Turing ile çalışmakta olan bir sigorta şirketinden de temin edebilirsiniz. Eğer adınıza kayıtlı araç yerine başkasına ait bir araçla yurtdışına çıkış yapacaksanız bu durumda noterden vekaletname alıp ondan sonra yeşil sigorta yaptırmanız gerekmektedir. Liman Vergisi: Feribot biletlerine liman vergisi dahil olabiliyor. Fakat kampanyalı bilet satın aldıysanız dahil değildir. Bu durumda Çeşme limanda 12 Euro liman vergisini ödemeniz gerekiyor. Yurtdışı Çıkış Harcı: Çeşme limandaki harç kiokslarına 150 TL ödeyerek yurtdışı çıkış harcını almayı unutmayın. Biletlerinizi isterseniz firmaların isimlerine tıklayıp Ertürk veya Turyol sitelerinden online da alabilirsiniz. Sakız Adası limanından çıkar çıkmaz sol tarafa dönüp yürümeniz gerekiyor. Biraz ilerleyince sağ tarafınızda sıra sıra araç kiralama dükkanlarını göreceksiniz. Biz hiçbir şeyimizi öncesinden ayarlamadığımız için her şeyi Sakız Adası'na varışımıza bıraktık. Bu dükkanlardan birine girerek günlük 20 Euro'dan Suzuki Alto kiraladık. 2023 yılı güncel araç kiralama fiyatı yaz ayında 50 Euro, bahar aylarında 40 Euro'dur. Aslında bir an için ATV mi kiralasak dedik ama sonrasında araç kiralamanın hem daha karlı hem de daha konforlu olduğuna karar vererek bu düşüncemizden vazgeçtik. Sakız Adası'nı gezmeye başlayınca çok doğru karar verdiğimizi de anlamış olduk. Sakız, Yunanistan'ın 5. büyük adası olduğundan mesafeler sanıldığı gibi kısa değil. Ve yolları ciddi tehlikeli olduğundan araç kiralamak en doğrusu. Adada araç kiralamanın tehlikeli olduğunu yol kenarındaki küçük anıtlardan anlayabilirsiniz. Bu anıtlar kaza sonucu ölen kişilerin anısına ailesi tarafından yaptırılmıştır. Sakız adası yolları genel anlamda dar olduğu için araç kiralarken aracın küçük olmasına dikkat etmeniz faydalı olur. Eğer motosiklet kullanmayı biliyorsanız en zevklisi Sakız'ı motorla gezmektir. Fakat adanın rüzgarlı olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Motor ehliyetiniz ve tecrübeniz varsa tavsiye ediyoruz. Adanın bazı koylarına ulaşım yolları çakıl-toprak karışımı yollar olduğu için motor kullanmayı çok iyi bilmiyorsanız sıkıntı yaşayabilirsiniz. Sakız Adası'nda toplu ulaşımdan da bahsetmek gerekirse. Biz seyahatimizi Mayıs ayının sonunda gerçekleştirdik. Ve inanın adayı gezdiğimiz süre boyunca sadece Chios merkezde bir tane halk otobüsü gördük. Çok çok ender olduğunu ve otobüslere bel bağlamamanız gerektiğinin de altını çizmek isteriz. Uçakla ulaşımı aklınızdan çıkarın. Adada havalimanı olmasına rağmen Türkiye'den seferler bulunmamaktadır. Eğer sitemizin sürekli okuruysanız bizi az çok tanıyorsunuzdur. Ama tesadüf Sakız Adası diye google'da aratıp da bize denk geldiyseniz şunu demek istiyoruz. Biz neyse onu söyleyen, laf olsun diye yazı yazmayan bir çiftiz. Dolayısıyla sakın ola Sakız adasına günübirlik gideyim demeyin. Günübirlik gidip de tavsiye verenlere de sakın kulak asmayın. Eğer gerçekten bir yeri şöyle adam akıllı gezeyim diyen biriyseniz Sakız Adası'nda minimum 3 gece 4 gün geçirmelisiniz. Biz Sakız Adası gezi rehberimizde sadece gezip gördüğümüz yerleri yazdık. Ayak basıp görmediğimiz yer hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Ve inanın bu 3 gün boyunca gördüğümüz yerleri koştur koştur gezebildik. Eğer 2 ya da 3 günlük program yapacaksanız Sakız adası köylerinden Olimpi, Pirgi ve Mesta'yı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Deniz içinse Agia Dinami başta olmak üzere Mavra Volia ve Karfas kumsallarında doya doya yüzebilirsiniz. To Apomero Restaurant: Sakız Adası'nın merkezindeki bu restaurant liman manzarası sunmaktadır. Nostos Chios Restaurant: Lagkada bölgesinde limanda bulunan restaurantta günbatımı eşliğinde akşam yemeği yiyebilirsiniz. To Kechrimbari: Chios merkezde bulunan restaurant sadece 12:00-14:00 arası servis yapmaktadır. Restaurant'ın menüsü yok. Balık ve et menüsü diye iki farklı set menüsü var. Mutlaka vakit ayırıp gimeniz gereken bir restaurant'tır. To Askeri Tavern: Avgonyma'da enfes günbatımını leziz Yunan yemekleri eşliğinde izlemek ve unutulmaz anılar biriktirmek istiyorsanız burda mutlaka bir akşam yemek yemelisiniz. Rezervasyon yaptırmayı sakın unutmayın. Her restaurant için gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı öneriyoruz. Kronos Exquisite Ice Cream: Adanın tadı değişmemiş tarihi dondurmacısıdır. Damla sakızlı, adanın Kampos ovasında yetişen limon ve mandalinalardan yapılan dondurmalarını mutlaka tatmalısınız. Antonio: Ada sakızıyla meşhur olduğundan sakız likörlerini denemeden hatta almadan dönmeyin. Sakız'a dair ne varsa bulabileceğiniz bir dükkan var. Chios merkezde bulunan Antonio dükkanından gönül rahatlığıyla alışveriş yapabilirsiniz. Eğer Uzo alacaksanız dükkan sahibi Türk bayana ben hayatta rakı içemem deyin size öyle bir şey çıkarıp verecek ki sıfır şekerle üretilen bir uzo. Rakıyı ağzıma süremeyen ben bile bunu sek içtim. Konum için buraya tıklayabilirsiniz. Adada duty free olmadığı için sakın alışverişinizi limana bırakmayın. Ne alacaksanız limana gitmeden önce alın deriz. Sakız Adasına gitmek isteyenlerin mutlaka schengen vizesi alınması gerekiyor. Yıllar önce kapıda vize uygulamasının artık geçerli olmadığını bir kez daha hatırlatmak isteriz. Schengen Vizesi Nasıl Alınır yazımızdan detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Instagram üzerinden en çok aldığımız soru Sakız Adası'nda nerede konakladığımız oldu. Biz konaklama için Karfas bölgesini seçtik. Zaten Sakız adasında konaklama yapılacak en iyi bölgeler Karfas ile birlikte Chios merkezdir. Otelimizden denize ulaşım kolay olsun diye Karfas bize oldukça cazip geldi. Adanın en popüler yeri olması da artısı tabi. Karfas kumsalının en başında bulunan Sideratos Apartments'tı. Otelin sadece 8 odası var. Ve her oda deniz manzaralı. Kendi mutfağı olması sayesinde sabah kahvaltılarımızı otelin 3 km gerisindeki marketten alışverişimizi yaparak otelin denize nazır balkonun da büyük keyif içinde yaptık. Otelle ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz. Bu arada olur da burada kalmaya karar verirseniz muhakkak otel sahipleri Cindy ve Yannis ile sohbet etmeyi ihmal etmeyin. Paskalya dönemi gerçekleştirilen yerel bir gelenek olmuş roket savaşlarına dahil olun. Kos adası gerçekten çok güzel kefalos plajı gerçekten Harika, roma Evi sevdiğim yerler arasında Gazi Hasan paşa camisi de bizden izler taşıması açısından çok güzel, asklepion u görmeden gelmeyin. Bu arada oraya gitmişken buraya gelirken hediye getirmek isterseniz best for chios diye bir hediye dükkanı var. Sahibi marianthe Harika bir kadın tam bir Türk dostu. Hatta izmirden Murat selam söyledi derseniz daha iyi ilgilenir sizinle. Harika bir insan."} {"url": "https://www.gezgincift.com/samothraki-village-hotel-revie", "text": "Semadirek adasına gitmeye karar verdiniz ve Semadirek adasında nerede konaklanır diye hummalı bir araştırma içerisine girdiniz. Öyle ki karşınıza biz çıktık! Konaklama seyahatlerimizde bizler için çok önemli bir husus olduğu için her gittiğimiz yerde kaldığımız otelin ya da kalınabilecek yerler için detaylı ve gerçek bilgiler vermeye özen gösteriyoruz. Yunanistan gezimizde Semadirek adasında kaldığımız oteli de yine özene bezene seçtik ve bu tercihimizden hiç pişman olmadık. Samothraki- Semadirek feribotundan iner inmez klasik bir Ege kasabası karşılar sizi. Çay bahçeleri, oyun parkları, marketler, cafeler, restaurantlar, beyaz müstakil evler hepsi bir arada bir cuncuna bir kalabalık. Sonra aracınızla sola döndüğünüz gibi denizi yanınıza alıp adanın püfür püfür havasını solumaya başlarsınız. Bir yandan yol alırken bir yandan hayal kurarsınız şurada bir evim olsa ne güzel olur diye. 4 km ilerledikte sonra sağda o hayalini kurduğunuz eve ulaşırsınız. Samothraki Village Hotel bekler sizi. Lobiye girer girmez sarışın bir bayan sizi merhaba diye karşılar. Lobi güzel bir havuza açılır yanında da çocuk havuzu. Yemyeşil bir bahçenin içinde ister şezlongunuza uzanın ister masanızda keyif yapın. Restaurant ise oldukça geniş ve ferah. Nerede oturacağım acaba yer kapmalı mıyım diye bir şey yok. Kahvaltı için çeşit çok. Samothraki Village sizi asla güne aç başlatmaz. Odalar çok konforlu. Büyük geniş dolaplar, buzdolabı, banyoda küvetiniz, klimanız ve keyfili vir balkon imkanı sunar."} {"url": "https://www.gezgincift.com/saskinca-hatalar-yapmayi", "text": "Bir çok şehrin birden çok havalimanı olduğunu bilmelisiniz. Ve uçuşun hangi havalimanına olup hangi havalimanından döneceğinizi mutlaka kontrol edin ki uçağı kaçırmanıza fırsat doğmasın. Bu yine tren istasyonu için de geçerli. En güzel kontrol sisteminden biri olarak Google Map sizi çok doğru yönlendirecek. Gideceğiniz havalimanı veya kullanacağınız tren istasyonu Google map sayesinde check edip nerede olduğunu, şehre ne kadar uzaklıkta olduğunu ve hatta buralara ulaşımı nasıl sağlayacağınızı önceden araştırma imkanına sahip olursunuz. Yaa o kadar da değil demeyin. Biz ettik siz etmeyin ? Aslında buna örneği kendi yaşamış olduğumuz hikaye ile anlatacak olursak; Biliyorsunuz Japonya'da trenler oldukça değil tam dakik. Biz de Tokya istasyonundan trenle havalimanına gitmek için istasyonda beklerken havalimanına giden trenden 1-2 dakika önce gelene binmişiz. İyi ki trenlerin içinde durakları elektronik gösteren bilgi ekranı vardı ki erken uyanıp ilk durakta binip Tokyo merkez istasyonuna geri döndük. Uçağımız kaçmadı ama kötü bir tecrübeydi. Artık hemen hemen bir çok ülkenin tren ve metrolarında durakların elektronik göster panelleri mevcut. Ama bazı trenlerde ne yazık ki olmuyor bu panel. O yüzden durağa vardığınızda istasyonun duvarında yazılı isme bakmayı ihmal etmeyin. En önemlisi de etrafınızdaki insanlara hangi durakta olduğunuzu çekinmeden sorun. Bunu en çok İtalya'da görebilirsiniz. Tren biletinizi aldıktan sonra biletinizi mutlaka bilet makinalarına okutup onaylatmanız gerekiyor. Aksi takdirde bilet kontrolüne denk gelmeniz halinde cezası olduğunu unutmamalısınız. Gittiğiniz yeri keşfetmenin en güzel yolu yürüyüş turlarıdır. Otobüslere göre şehri daha detaylı ve bir gönüllü rehber sayesinde gezdiğiniz için şehri keşfetmenin en güzel yolu. Tur katılımcıların vereceği bahşişlere bağlı olduğu için cebi sarsan bir durum söz konusu değildir. Özellikle şehri ilk gün yürüyüp keşfedin ki sonraki günler daha rahat edebilesiniz. Bu ne ki şimdi diyeceksiniz. Aslında bu önerim bayanlar için ama erkeklerde kullanabilir. Seyahatlerimiz boyunca sık sık yürüdüğümüz ve gün içerisinde yüzümüzü yıkamadığımız için cildimiz yağlanır. Cildinizde oluşan yağ tabakasını yüzünüzü yıkamaya gerek kalmadan bu klozet örtüsü ile silebilirsiniz. Parlayan bir suratla ortalıkta gezmemek için denemesi bedava sonuç mükemmel. Yurtdışında bu paketler halinde kozmetikçilerde satılıyor ama ben henüz ülkemizde görmedim. Ürün gelene kadar klozet örtüsü işinizi görecek. Cüzdanınızı kesinlikle sırt çantanıza koymayın. Biz kadınlar genellikle çantalarımızı açık kullandığımız için çantaya da koymanızı tavsiye etmiyoruz. İç cebi olan kıyafetler giydiğinizde muhakkak iç cebinize koyun. Sayılı ülke bu uygulamayı sürdürüyor ama eğer ki bir otele veyahut başka bir yere rezervasyon yaptırdıysanız pasaport kontrolü esnasında bu soru sorulması ihtimaline karşı kalacağınız yerin adresini bir yere not edin. Gittiğimiz ülkede müze ziyaretinde bulunmazsak olmaz. Ama tatilinizin müzelerde geçmesini istemiyorsanız önceden ilginizi çeken müzelerin listesini yapıp bunları 1 güne sığdırmanızı ve seyahatinizi müze kabusuna çevirmek yerine kalan günlerinizi şehri gezerek, geleneksel yemeklerini tadarak geçirin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/saygay-yu-bahces", "text": "Şangay'ın devasa yükseklikteki betonarme binalarının yanı başında sizi tarihe götürecek bir köşe burası. Bir kaç saat için bile olsa şehir karmaşasından uzakta güzel vakit geçirilecek bir yer. Şangay Yu Bahçesi 1559 yılında Ming hanedanlığından döneminde yapımına başlanıp 1577 yılında tamamlanan 20.000 metrekare alan üzerine inşa edilmiş özel bir bahçedir. Çin'in klasik mimarisi hemen dikkati çekmektedir. 400 yıllık tarihe sahip yapı, Ming hanedanını valisi Pan Yunduan tarafından yapılmıştır. 1956 yılında 5 yıllık restorasyon süreci içerisinde olan yapının kapıları 1961 yılında ziyaretçilere açılmıştır. Bahçenin bir bölümü okul olarak kullanıma başlanmış diğer taraftan ise bir bölümü şehirdeki zenginler tarafından satın alınmıştır. Bahçe içinde görülmeye değer 6 yer vardır : Sansui konağı, Wanhua salonu, Dianchun konağı, Yuhua konağı, Huijing konağı ve iç bahçe. Sansui Salonu misafirlerin karşılandığı salon 1760 yılında yapılmıştır. Bahçe içindeki en geniş yapıdır. Yule pavillion ve Wanhua salonu çevresinde gezerken derelerin, diğer pavillionların ve koridorların resimlerini çekmemezlik etmeyin. Lantern festivalinin olduğu dönem en güzel sahnelere ev sahipliği yaptığı gibi doyumsuz anları yaşatan inanılmaz güzelliklere bürünür. 08:30 17:30 arası Tavsiye edilen gezme süre 2-3 saattir. Eski Şangay'ın kuzey kısmında City God Temple'a 200 metre uzaklıktadır. Metro ile Line 10'a (10. hattan) binip Yuyuan istasyonunda inilip Exit 1'den çıkılmalıdır. Otobüs ile 11, 26, 64, 304, 736, 801, 920, 926, 930 numaralı otobüslerden birine binip Xinbeimen istasyonunda inmek gereklidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/schengen-vizesi-nedi", "text": "Schengen vizesi açık ve net ifade etmek gerekirse Türk vatandaşlarının önünde koca bir engel oluşturan, Avrupa ülkelerine gitmek için yüzlerce lira ve onlarca evrak karşılığında güç bela alabildiğimiz bir vizedir. Gitmeye karar verdiğiniz Schengen ülkesinin konsolosluğundan gerekli evrakları tamamlamak ve harcı yatırmak suretiyle alınabilir. Vize evraklarını hazırlamak en çokta çalışanlar için zor. Ben avukat olduğum için İmza sirküleri, Vergi Levhası, Barodan faks yolu ile aldığım Faaliyet Belgesi, Pasaport Aslı, Biometrik Resim ile bu evrakları 10 dakika içinde tamamlarken sizlere allah kolaylık versin! -Başvuru Dilekçesi Her schengen ülkesi için başvuru dilekçesi yazmak şarttır. Başvuru yapanın seyahat amacını, kaç gün kalacağını eğer vizenin kendisine uzun süreli verilmesini istiyorsa bunun için geçerli bahanesini dilekçeye detaylı bir şekilde yazması gerekmektedir. Form örnekleri için aşağıdaki listeden gideceğiniz ülkenin üzerine tıklayıp forma ulaşabilirsiniz. Belçika ve Finlandiya için ülkelerin üzerine tıklayıp açılan sayfadan kayıt olmanız ve online form doldurmanız gerekmektedir. -Geçerlilik Süresi Pasaportunuzun geçerlilik süresinin en az 6 ay olduğundan emin olmalısınız. 6 aydan kısa süreli pasaportlara kesinlikle vize verilmemektedir. -2 Tane Fotoğraf Başvuru evrakları arasında dikkat edilecek bir diğer konu fotoğrafınızdır. Vize alacağınız ülkenin gerekli evraklar listesini check ederken \"Biometrik\" fotoğrafın hangi boyutlarda olması gerektiğini özellikle kontrol edin. Fotoğrafçıya da mutlaka vize için biometrik fotoğraf çekilmek istediğinizi belirtin. -Üzerinize Kayıtlı Menkul ve Gayrimenkuller Schengen vizesi evraklarının en önemlileri listesinde ruhsatlar, tapular var. Merak etmeyin neyimiz var neyimiz yok merak ettiklerinden değil bu istedikleri. Yalnızca ülkemize geri döneceğimizin garantisi bir nevi. Yani bak benim bunca malım mülküm varken niye bırakıp da senin ülkende kalayım ki demek için. -Uçak Bileti + Otel Rezervasyonu + Sağlık Sigortası Vize başvuru evrakları arasında mutlaka uçak bileti ve otel rezervasyonunuzun birer tane çıktısını almanız gerekiyor. Ve seyahatiniz süresince kendinize seyahat sağlık sigortası yaptırmış olmanız gerekli. Eğer özel sağlık sigortanız varsa sigorta şirketini arayarak yurt dışına seyahat gerçekleştireceğinizi ve süresinin ne zaman olduğunu belirtmelisiniz. Şirket mail adresinize sigortanızı bir kaç dakika içinde yollamış olacak. Böylelikle özel sigortanız olduğu için ayrıca seyahat sağlığı sigortası yaptırmanıza gerek kalmayacak. En son Hollanda Konsolosluğuna başvurduğumuz dönemde Orkun sigortalı değildi. Ben kendi evraklarımın aynısını onun için ekleyip ona sponsor oluna o da benim gibi işleme tabi tutularak her ikimizde Multi girişli 6 aylık Schengenlerimize kavuştuk. Schengen vizesi hangi ülke konsolosluğundan alındıysa ilk girişimizi o ülkeye yapmalıyız deniliyor. Ama ya vizemizi aldığımız ülke yerine başka bir ülkeye gidersek ne gibi bir sorun olur bu yazılmıyor. Ben kendi başıma gelen hikaye ile buna açıklık getirmek istiyorum. 1 yıl önce İtalya'dan almış olduğum vize ile Almanya Köln'e gitmeye karar verdim. Türk Hava Yolları çalışanlarından biri uçağa binerken sizin vizeniz İtalya'dan alınmış Almanya'ya gidemezsiniz diye uyardı. Uyarmakla da kalmadı beni uçağa almamak için direndi. Bırak ben gideyim almazlarsa dönerim. Neyse zorla uçağa binmeyi başardım. -Vizeni İtalya'dan almışsın. -Neden Almanya'ya geldin? -Otel ve araç rezervasyonun var mı? -Buradan nereye gideceksin? -İtalya'da nerede ve ne kadar kalacaksın? -Peki bir dahakine rezervasyon yaptır Bu ilk deneyimimdi şimdi ise Hollanda'dan aldığım vize ile Hollanda'ya giriş yapmadan Paris'e gidiyorum. Aslında Hollanda vizemizi alır almaz Honda Forza motosikletimiz ile Yunanistan'a gittik. O yüzden bu kısmı da rahatlıkla atlatacağımızı düşünüyoruz. Son Schengen vize başvurumuzda olanlar ise şöyle: 2018 Kasım ayında Almanya vizesi için başvurumuzu yaptık. Evraklarımızda tek bir eksik dahi yok. Aradan yaklaşık 10 gün geçtikten sonra bir telefon aldık. Önce red yediğimizi öğrendik. Evet çok doğru okudunuz. Almanya Konsolosluğundan Schengen vize reddi yedik. Kasım 2018 tarihinde Almanya schengen vizesi için IDATA'ya başvurumuzu yaptık. Schengen vizesi için gerekli evrak listesine göre hazırlamamız gereken aşağıdaki listede tek bir eksik olmadan tüm evraklarımızı da verdik. Red sebepleri ise aşağıdaki gibi oldukça komik bir bahaneydi. Sinirimizden çatlamak üzereyiz. Çünkü verdiğimiz onca banka dökümüne karşılık red için öne sürdükleri gerekçe hiç akla mantığa uygun değil. Aldığımız duyumlara göre red karşılığında itiraz edebiliyormuşuz. Bana çok mantıklı gelmedi ilk başta. Ama ne kaybedeceğiz ki deyip dilekçemizi yazdık. Ama ne dilekçe 🙂 A4 full doldu. Zaten red yemişiz diye verdik veriştirdik. Kötü anlamda değil tabi. Dilekçeyi mail olarak Almanya konsolosluğuna ilettikten 3 gün sonra telefon geldi. Lütfen pasaportlarınızı alıp gelir misiniz diye 🙂 Sonuç ne mi ? 1 yıllık Schengen vizesi cepte! Diyeceğimiz şu: eğer olur da siz de bizim gibi red yerseniz itiraz etmekten çekinmeyin. Tek Girişli : Vize süresince Schengen ülkesine bir kere girebilirsiniz. Çift Girişli : Vize süresince Schengen ülkesine iki kere girebilirsiniz. Çok Girişli : Vize süresince Schengen ülkesine istediğiniz sıklıkta girebilirsiniz. Schengen vizesi kalkacak diye bir söylenti vardı, bu konu hakkında yeni bir gelişme var mı? teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sedir-adas", "text": "Şehir ya da Sedir Adası'nın ilk yerleşenleri Dor'lardır. Daha sonra Grek, Pers, Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarında kesintisiz yerleşim görmüştür. Yerleşmeler adanın doğusundaki küçük ve yuvarlak tepe üzerindedir. Denize açık olan batı tarafında hemen hiç yerleşme yoktur. Doğudaki yerleşim düzgün kesme taşla örülmüş ve çok sayıda kule ile destekli güçlü bir surla çevrilidir. Tepenin ortasında Dor düzeninde yapılmış Apollon tapınağının kalıntıları yer alır. Kuzey yamaçta büyükçe bir tiyatro zeytin ağaçları ile kaplanmış olmasına rağmen iyi korunmuş durumdadır. Ada yerleşimine oranla büyük sayılacak bu tiyatroda adalıların çeşitli oyunlar ve sportif yarışmalar düzenledikleri ele geçen Dor kitabelerinden anlaşılmaktadır. Antik kentin agorasına ait izler tepeciğin batısında izlenebilmektedir. Kedriai kentinin nekropolü adanın tam karşısında ana kara üzerindedir. İ. Ö 406 yılında Peloponnes savaşlarında Atina'yı destekleyen ada halkına kızan Isparta'lı kumandan Lysandros adayı zaptederek tüm halkını esir pazarlarında satmış, bu olaydan sonra Kedriai eski parlak günlerine bir daha dönememiştir. Adanın en büyük özelliklerinden biri, adanın kuzeybatısındaki Kleopatra Plajı da denilen küçük koyda mevcut olan ve Anadolu iklim kuşağında ve denizlerinde rastlanmayan bu adaya has kumlardır. Karbonatlı suların etkisiyle az sayıda ve uzun sürede oluşabilen kumlar bu nedenle koruma altına alınmıştır. Adanın Bizans dönemine ait yapılarından olan kilise, surların dışında kalan iki yapıdan biridir. Adadan kuzeye doğru uzayan kıstak üzerinde yer alır. Kilise, tek nefli ve tek apsislidir. Yapının kuzey doğu yönünde, tonoz başlangıcına kadar ayakta kalmış bir de sarnıç yer almaktadır. Yapı orta Bizans dönemine tarihlendirilmektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/selalele", "text": "Türkiye'de tatil denilince en favori şehirlerin başında Antalya ilimiz gelir. 5 yıldızlı her şey dahil konaklama seçenekleri, sıcak denizi, kumsalları, antik kentleri ve şelaleleri ile ziyaretçilerine birbirinden güzel seçenekler sunar. Ama bizim aklımıza ilk gelen çocukluğumuzun şelaleleridir. Hepimizin mutlaka ailecek Antalya'da bulunan herhangi bir şelale önünde çekilmiş resmi vardır. Dolayısıyla çocukların şelale ile ilk tanıştıkları yer Antalya'dır desek yeridir. Yıllar geçti büyüdük, evlendik ve daha çoluğa çocuğa karışmadan yolumuz tekrar Antalya'ya düştü Ne yazık ki küçükken gördüğümüz heybetinden etkilendiğimiz, gümbür gümbür sesi ile bizi karşılayan o şelaleler gitmiş yerini kapısında seyyar satıcılardan geçilmeyen, giriş parası olan ticari bir sosyal tesis haline dönmüş yerler almıştır. Manavgat ilçesinin 3 km uzağındaki şelale dünyanın en uzun yeraltı akarsularından biri olan Manavgat nehri üzerinden gürül gürül, tüm çoşkusuyla akıp köpüren Antalya'nın en bilinen şelalesidir. Şelale denilince hemen metrelerce yukarıdan akan heybetli bir doğal güzellik aklımıza gelirken Manavgat şelasi yalnız 4 metre yüksek falez üzerinden düşer. Suyun 4 metreden düşerken oluşturduğu bembeyaz köpüklere karşı tüm çevresi ağaçlarla kaplı bu doğal oluşum içinde oturup manzarayı seyre dalıp yemeğinizi yiyebilirsiniz. Ya da sizde yerli halk gibi oltanızı kaptığınız gibi buraya gelip balık tutma deneyimi yaşayabilirsiniz. Özel aracınızla gelebileceğiniz gibi Manavgat merkezinden kalkan dolmuşlarla da rahatlıkla ulaşımınızı sağlamanız mümkündür. Yine Antalya'nın bir diğer turistik ve görülmesi gereken şelalesi Düden'dir. Düden şelalesine karşı karşıya geldiğimiz anda cennetten bir bahçe içine girmiş gibi hissettik. Yeşilin rengine, suyun berraklığına doyamadığımız kendimizi adeta karpostal içinde hissettiğimiz ender yerlerden biridir Düden şelalesi. 20 metre yüksekten akmakta olan şelale görünüşü ile bizleri ve diğer ziyaretçileri adeta büyülemektedir. 9 km boyunca uzayıp 50 metre yükseklikteki traverten falezinden Lara plajına yine şelale gibi akmaktadır. Antalya merkezinden 7 km uaklıktaki şelaleye minibüs veya otobüsler ile ulaşım sağlanabilmektedir. Vadi içerisinde çam ağaçları arasında ruhunuzu dinlendireceğiniz bir doğa ve tam karşınızda dökülen bir şelale. Kurşunlu her ne kadar Manavgat ve Düden kadar şehvetli olmasa da günde 3.000 turistin ziyaret akınına uğramasıyla 33 hektar içinde 18 metre yüksekten dökülerek görülmesi gereken şelalelerden biridir. 1986 yılında park haline getirilip ziyarete açılan şelale son yıllarda seraların artması ve çiftçilerin sondaj suyu kullanmasından dolayı sular git gide azalmaktadır. Alanya'dan 18 km uzaklıktadır. Arabanızla yada belediye otobüsü ile ulaşım sağlanabilir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/selimiye-cam", "text": "Edirne ilimizde bulunan Selimiye Cami II. Selim tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Mimar Sinan ustalık eserim dediği Cami'yi 80 yaşında gerçekten büyük bir ustalıkla inşa etmiştir. Cami'nin kapısındaki kitabede 1568 yılında yapımına başlandığı yazılıdır. Selimiye Cami 2011 yılında Unesco Dünya Miras Listesine alınmış olup bugün dünyada Unesco listesine alınan tek Cami özelliğini taşımaktadır. Selimiye Cami'nin temeli 22.73 metre derindir. Caminin kubbesi 43.25 metre yüksekliğe, 31.25 metre çapına dayanarak 8 sütuna bağlı kasnak üzerine oturtulmuştur. Kubbenin genişliği içeriyi oldukça ferah bir hale sokmuştur. Cami'nin köşesindeki ince ve zarif minarelerin her biri üç şerefeli 380 cm çapında olup her bir minare 70.89 metre yüksekliğe sahiptir. Minarelerin şerefelerine çıkanların birbirini görmemesi ise eserin bir başka dahiyane özelliğidir. Hindistan Delhi şehrinde bulunan Kutb-i Mimar Selimiye Cami minaresinden sonra tek yüksek minaredir. 1950-1960 yılları arasında Japon Heyet Türkiye'ye gelerek ülkemizin tarihi yapıları (Ayasofya,"} {"url": "https://www.gezgincift.com/selimiye-koy", "text": "Ülkemizde sahil köyleri denilince tabi ki herkesin aklında Ege gelir. Çoğumuzun aklına da Bodrum-Marmaris ve Çeşme gelmektedir. Bu 3 turistik beldenin ortak özellikleri eğlence ve doğa zenginliği olsa da Marmaris'i bunlardan ayıran Akdeniz'e yakınlığından dolayı daha sıcak bir iklim ve eşsiz güzellikteki köyleridir. Daha önce Marmaris'e gitmiş ancak köylerini gezme fırsatı bulamamıştık. Rotamız dost sohbetlerinden duyduğumuz ballandıra ballandıra anlatılan Selimiye Köyü ve civar köyleriydi. Genelde yaptığımız gibi rezervasyon yaptırmadan nasılsa yer buluruz mantığıyla Selimiye'ye vardık. Fakat ne büyük hata yapmışız. Hiçbir pansiyonda ve otelde yer bulamadığımız gibi Selimiye'nin en meşhur restaurantı olan Sardunya Restaurant'ta da yer bulamadık. Restaurant ancak 10 gün sonraya gün verebiliyordu. Yıllardır gezmenin tecrübesi ile kalacak yer ayırt etmemeyi öğrenmiştik. Aracımızı park edip Selimiye sokaklarında yürürken hem esnafla sohbet ettik hem de kendimize kalacak yer aradık. Nihayet kendimize bir restaurant'ın üst katında 2 kişilik oda bulabildik. Üstelik hem merkezi hem ekonomik hem de tertemizdi. Odaya yerleştiğimiz gibi Selimiye limana gittik. Zaten Selimiye merkez dedikleri yerde burası oluyor. Bir yandan yürüyor bir yandan da birbirimize nasıl yani diyerek bakıyorduk. Tüm mekanların kalabalık, sokakların cıvıl cıvıl, insanların son derece şık olduğu çok kaliteli bir tatil köyü. Her ne kadar oteller ve pansiyonlar denize sıfır olsa da açıkçası Selimiye denize girmek için uygun bir yer değil. Kumsalın olmaması, her yerde tekne ve yatların demirlenmiş olması, restaurantlar'a ait masaların deniz kenarında bulunması denize girmeye birer engel. Bu durum Selimiye'ye gelip tatil yapmak için bir engel değil elbette. Çünkü Selimiye dışında buraya çok yakın mesafelerde arabayla rahatlıkla gidilebilecek koyler mevcut. Üstelik giriş parası da yok. Sabah kahvaltı sonrası Selimiye çevresindeki koylardan birine gidip akşama kadar denizin tadını çıkararak, ağaç altında hamakta yatarak, kitabınızı okuyarak, balığınızı yiyerek, içkinizi muhteşem manzara karşısında yudumlayarak unutulmaz bir vakit geçirebilirsiniz. Egenin sonuna yaklaştığınız için denizin daha da sıcak olduğunu belirtmek isteriz. Gün sonunda tekrar Selimiye'ye gelip akşam tercihinize göre ev yemekleri, mantı, balık ürünleri yiyebilirsiniz. En önemlisi ise akşam yemeği üzerine Paprika'da talı yemeniz olacaktır. Paprika yazımız için buraya tıklayabilirsiniz. Kısaca Selimiye tarihi geçmişi, tarihi mirası olmayan, gece eğlencesinden uzak, sessizliği sakinliği ile ziyaretçilerine huzur ve dinginlik bahşeden sevimli ufacık ve turistik bir tatil köyüdür. Dostlarınızla, ailenizle kısaca sevdiklerinizle tüm yılın üzerinizde biriken yorgunluğunu ve stresini atabileceğiniz muhteşem bir yerdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/semadirek-adas", "text": "Bu yaz gezi rotamızı Ege'nin en kuzeyindeki Türkiye'nin komşu adası Samothraki nam-ı diğer Semadirek adasına çevirdik. Semadirek adası ülkemize yakınlığı ve ulaşım kolaylığı ile Yunanistan gezi rotasında yer alması gereken Yunanistan'ın keşfedilmemiş adalarından bir tanesidir. 178 km doğal alan ile kaplı Semadirek adası tarihi, kültürü, gizemi ve yerel lezzetleri ile kendinden söz ettirmeyi başaran ada'dan öyle artistik fotolar, şıkıdım şıkıdım gezineceğiniz beachler, beş yıldızlı resort'ler beklemeyin. Tüm bu söylediklerimizden birkaç günlüğüne de olsa uzaklaşıp Semadirek adasına gelin ve şöyle güzel bir kafa dinleyin, doğanın sizi dinlendirmesine izin verin. Mavi ile yeşilin bütün olduğu ada'da huzura erin. Yapılan kazı çalışmaları sonucu tarihi kalıntıların adanın tarihinin M. Ö 5.500 yılına kadar dayandığı ve adaya M. Ö 1.500 yılında Trakyalıların gelerek bugünkü Chora köyüne yerleştikleri bilinmektedir. Ada sırasıyla Persler, Makedonlar ve M. Ö 168'de Romalılar tarafından fethedilmiştir. Saint Paul'un Asya'dan Avrupa'ya gerçekleştirdiği gezi boyunca rotası üzerinde olan Semadirek adasına gelmesiyle beraberinde Hristiyanlığı'da getirmiş ve adanın asıl dini Hrisiyanlık olmuştur. Yüzyıllar boyunca soyguncular ve korsanların mağduru olan ada'da pek çok tarihi eser ya çalınmış ya da ciddi zarar görmüştür. Bunlardan bir tanesi de meşhur Nike heykeli. Şu an orjinali Paris Louvre Müzesinde sergilenmekte olan heykel ne yazık ki bu ada'dan çalınmıştır. Yerine yenisi yapılmış ve ada'da müze içinde sergilenmekte ama orjinalinin yerini tutmuyor tabi. 1204 yılına kadar Bizanslıların kurallarının geçerli olduğu ada sonrasında 1430 yılında Cenovalı Gattilusi ailesinin hakimiyetine 1457 yılında ise Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Dedeağaç'tan bindiğimiz feribot ile adaya ulaşım 2 saat 10 dakika sürüyor. Uzun süren yolculuk boyunca ister geminin kapalı kısmında ister güverte kısmında yolculuk yapabilirsiniz. Kapalı bölümdeki koltukların genişliği ve dolayısıyla rahat oluşu yolculuğu aslında daha kolay hale getiriyor. Feribot Ücretleri Tek Yön : Kişi başı 15.80 Euro, motosiklet için 17.50 Euro. Semadirek adasına ulaşımın yalnızca Dedeağaç/Alexandreopoli'den olduğunun altını çizmeliyiz. İki saat 10 dakika süren yoluculuk sonrası adanın Kamariotissa bölgesine yanaştık. Burası adanın en bilinen, en kalabalık, en canlı noktası. Ege sahil kasabalarındaki limanlara çok benzettik burayı. Market, eczane, cafe, çay bahçesi, büfe, tur acentaları, restaurant yol boyunca sıra sıra dizili. Kamariotissa'dan sonra en kalabalık bölge ise Hora olarak telaffuz edilen Chora köyüdür. Kamariotissa'dan yaklaşık 6 km uzaklıkta bulunmaktadır. Osmanlı ve Pers hakimiyetinin ardından ada da tek kalan yapı köyün girişindeki Ceneviz kalesinden ibarettir. Parke taşlı daracacık sokaklarını 2 katlı taş evlerin süslediği adeta sizi kendine hayran bıraktıracak bir köydür Chora. Diğer bir kalabalık bölgesi ise kaplıcaları ile meşhur Therma'dır. Diğer 2 bölgeye göre daha salaş, daha doğa ile bütün, daha huzur veren bir yerdir. Bizce adanın en gezilesi başlıca bölgesidir. 2 tam günü burada bulunan Gria Vathra ve Fonias şelalarinde geçirebilirsiniz. Hatta geçirmelisiniz! İlk günümüzde adayı baştan sonra turlayıp kumsallarını keşfederek geçirdik. Zaten adanın yolları kumsalın hemen yanı başında uzanıyor. Her yer kumsal her yer deniz. Canın sıkıldığında, yorulduğunda dur istediğin yerde gir denize! Kipos'a sakın gitmeyin. Uzunca bir kumsal ama tamamen taşlıktan oluşuyor. Olur da illa gidip görmek isterseniz yanınıza muhakkak yeme-içme gibi ihtiyaçlarınızı alın. Şezlong, şemsiye de olmadığını belirtelim. Paxia Ammos tüm günü keyifle geçirebileceğiniz bir kumsal. Therma limanının sağ tarafında yer alan Saoki Beach Bar. Dekorasyon, şıklık, temizlik, ilgi anlayacağınız her şeyin dört dörtlük olduğu bir kumsal. Bir tam gün de buraya ayrılabilir. Ada denilince kumsallar olmazsa olmazlarımız. Semadirek adası da kumsal bakımından sizlere oldukça çeşitlilik sunuyor. Samothraki adasında ana yol üzerinde ilk kumsal Paxia Ammos'tan başlar ve ana yolun bittiği yerde Kipos kumsalı ile son bulur. Paxia Ammos'un biraz ötesinde bulunan Katarti ve Karkani kumsallarının her biri ufak koy içinde bulunmaktadır. Paxia Ammos kadar adanın en meşhur kumsalları olmasa da onun kadar ilgi çekici olduğunu söyleyebiliriz. Bu 3 kumsal haricinde diğer tüm kumsalların taşlık olduğunu belirtmek isteriz. Diğer bilinen 2 kumsal ile Giali ve Vatos'tur. Vatos Paxia Ammos'un batısında kalan ulaşımı ancak tekneler ile sağlanan bir kumsaldır. Çevresi kaya ve mağaralar ile çevrili adanın değerli kumsallarından bir tanesidir. Hatta sizi tekneyle buraya getirecek olan kişi ile anlaşıp burada kamp yapıp bir kaç gün sonra sizi almasını isteyebilirsiniz. Böylelikle kimselerin olmadığı, adanın en güzel kumsallarından birinde muhteşem bir kaç geçirme şansını da yakalamış olursunuz. İlk gün adayı şöyle bir talan ettikten sonra geriye kalan günlerimizde rahat rahat keşfedilecek yerleri sırasıyla gezmeye başladık. Rotamız Fonias Deresi oldu. Motosikletimizi girişteki park alanına park ettikten sonra ayaklarımızda şıpıdık terliklerimiz ile başladık yürümeye ? Daha Fonias deresinin patika yoluna adım attığımız anda kendimizi başka bir dünyada hissettik. Bu güzel duygunun içine aman terliklerimiz acaba yırtılır mı fikrini ortadan kaldırmak adına terlikler hemen çıkarılıp yola çıplak ayak devam edildi ? Hiç zor olmuyor siz de deneyebilirsiniz. Ağaçların arasında kendini hissettiren güneşe inat büyük bir haz içinde dere boyunca salına salına yürümek, yoruldukça gölet olan bölgelerde dinlenmek, börtü böceğin sesine kulak vermek bunların hepsi tarif edilmez duygular. Yaklaşık 2 km dere kenarında yürüdükten sonra kalabalığı görünce şelaleye ulaştığımızı anladık. Ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım şelaleyi göremesekte kayanın ardında gizlenmiş tüm heybetiyle akan suyunun sesini duyunca ulaşmak istediğimiz noktaya vardığımızı anladık. 2 km yolun sonunda ferahlama isteği ile Orkun kendini şelalenin göletine atarken ben ise biraz daha tırmanıp şelaleyi tepeden görmek istedim. Fonias gezimizin bitmesini hiç istemedik. Hatta Orkun'un deniz yerine tüm gün burada takılabiliriz lafını da duyduktan sonra demek ki bu duyguları sadece ben yaşamıyormuşum. Her ikimizde hayran kaldık buraya. Dağcılık yapanlar için ada'da en revaşta olan bölgelerden biridir Fonias. Tehlikeli yollarında trekking yapmak için biraz da olsa tecrübeli olmalısınız. İlk defa yapacaksanız hiç denemeyin. Diğer bir rota ise Therma bölgesindeki Kyra Vathra'dır. Therma'nın içine girdikten sonra tabelaları takip ederek şelaleye yakın bir yere aracınızı park bu noktadan itibaren yürümeye başlıyoruz. İster dağı tırmanarak isterseniz su yolundan gidebilirsiniz. Birbirinden güzel havuzlar, şelaleler sizleri bekliyor. Bu arada belli noktalar çıplaklara denk gelmeniz çok olası. Hamağını havuzun üzerine kuranlar, çıplak yatanlar, kamp kuranlar ne türden insan ararsanız hepsi buraya gelmiş. Chora Köyü : 10. Yy'dan kalma geleneksel bir köy olan Chora daracık sokakları ve 2 katlı şirin taş evleri ile sizlere güzel saatler geçirmeyi, geçmiş zamana yolculuk yapmayı vaad eden bir köydür. Köy içinde hediyelik eşya dükkanları, tavernalar, cafeler bulup akşamını burada hiç sıkılmadan geçirebilirsiniz. Köy içinde konumu, servisi ve hizmeti ile en iyi restaurant kesinlikle 1900'dür. Fiyatları ve gelen yemeklerin lezzeti ile bizden tam puanı almayı hak eden yerlerden biri oldu. Hazır yeri gelmiş yemekten bahsetmişken bizim akşam yemeği için beğendiğimiz yerlerden biri'de Kamariotissa'dan Therma'ya giderken yol üzerinde gördüğümüz Vasilikos Restaurant oldu. Zaten ilk gördüğünüz de hayran kalınacak bir yer. Akşam yemeğinizi gün batımına denk getirip çok hoş vakit geçirebilirsiniz. Zafer Tanrıçası Nike : Heykel 1863 yılında Yunanistan'ın kuzeyege denizinde yer alan Samothrace Semadirek adasında Charles Champoiseau tarafından bulunmuştur. 1884 yılından bu yana Paris Louvre Müzesinde Daru merdiveninin en tepesinde sergilenmekte olan heykelin diğer 2 kopyası ise Viyena ve Semadirek Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Heykel hakkında önceden yazmış olduğumuz makaleden daha fazla bilgi sahibi olabilmek için buraya tıklayabilirsiniz. Gatillusi Kulesi : Gattilusi ailesi tarafından geç Bizans dönemi mimarisi ile yapılmış bir kuledir. Kule Fonias deresinin deniz ile birleştiği burunda durmaktadır. Büyük Tanrıların Sığınağı Paleopolis : Kamariotissa'dan 6.5 km uzaklıkta bulunan tapınak yıllar önce Poros'tan (adaya 400 km uzaklıkta) deniz yolu ile getirilen mermerler ile inşa edilmiştir. Tüm dün mensuplarına kapılarını açan tapınak bugüne kadar kimin hakimiyetine girdiyse zarar verilmeden günümüze kadar ulaşabilmiştir. Ancak sonrasında yağmalar, soygunlar neticesinde eski görünümü yok olmuştur. Hatta tapınağın mermerlerinden köylere evler yapılmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/seoul-gezilecek-yerle", "text": "Seoul Seul gezilecek yerler listemize geçmeden kısa da olsa Güney Kore hakkında bir kaç kelam edelim diyoruz. Güney Kore'nin başkenti aynı zamanda mega şehir \"Seul\". Kore savaşının ülkeye verdiği ciddi zarar sonucu kentsel çirkinliğe bürünen Seoul endüstriyel güç olmak ve var gücüyle çalışıp kendini dünyaya tanıtmayı başarmış şehirdir. 1953 yılından sonra şehir tüm detayları ve en ince ayrıntısına kadar düşünülüp Feng Shui'ye göre tasarlanmış ve tekrar inşa edilmiştir. Şu an dünyanın en modern şehirlerinden biri olan Seoul aynı zamanda her yıl gerçekleştirilen yüzlerce sanat festivalleri ile kültür ve sanat şehri olarak da bilinmektedir. Kişi başına düşen milli gelirin 20.000 dolar olduğu ülkenin İngilizceye verdiği önemini tabelaların her birinde yazan İngilizceden ve ana okuldan üniversite son sınıfa kadar verilen İngilizce eğitimden anlayabiliriz. Güney Kore'nin en büyük şehri olan Seoul kadraja sığmayan gökdelenleri, şehrin ortasından akmakta olan genişliği 1 km'i bulan Han nehri, tapınakları ve geniş caddeleri ile düzeninden taviz vermeyen bir şehirdir. Eskiyi, yeniyi, değişik lezzetleri, alışveriş çeşitliliği ve kültür-sanat etkinlikleri ile halkını olduğu kadar ziyaretçilerini de memnun eden dünyanın en canlı şehridir. Hongdae Bölgesi : Hongik üniversitesinin olduğu capcanlı, genç neslin ağırlıklı olarak bulunduğu değişik mağazalar ve gece kulüpleri ile ünlü bir bölgedir. Bölgede 50'e yakın gece müzik kulübü olduğunun altını çizmek isteriz. Ulaşım : Adres : Seogyo-dong, Mapo-gu, Seoul Yeşil hat (Line 2) Hongik üniversitesi durağında inip 8 ve 9 no'lu çıkışları kullanabilirsiniz. Han Nehri ve Renkli Çeşme : Genişliği 1 km'i bulan Han nehri çevresinde toplam 12 tane park bulunmaktadır. Yalnızca parklarla sınırlı değil nehrin her iki yanında 70 km uzunluğundaki bisiklet yolları da spor severler için vazgeçilmez bir konumdur. Banpo köprüsü Han nehri üzerindeki köprülerden yalnızca biridir. Özelliği her gün 380 adet fıskiye sayesinde fışkırtılan sular ve renkler eşliğinde 15 dakika müthiş görsel şölen sunmaktadır. Her yıl Nisan-Ekim ayları arası gerçekleştirilen bu etkinlik tüm ziyaretçiler için ücretsizdir. Şov saatleri için burayı tıklayınız. Ulaşım : Banpo-dong, Seocho-gu, Seoul-si 9. metro hakkı ile Sinbanpo istasyonunda inip 1 no'lu çıkış kullanılmalı ya da 4. Metro hattı ile gelip Dongjak istasyonunda inerek 1 veya 2 no'lu çıkışı kullanabilirsiniz. Namsan Kulesi : Güney kulesi olarakta bilinen şehrin en alıcı manzarasını sunan noktadır. Teleferik için çift yön 8500 Won ödenmeli 10 dakikadan daha kısa sürüyor. Eğer binmek istemezseniz 40 dakika yürüyüş ile kuleye ulaşmak mümkün. Kule çevresinde hediyelik eşya satan dükkanlar ve cafeler mevcut. Biletleri aldıktan sonra kulenin tepesine çıkmak için asansöre biniliyor. Asansör ile çıkarken içeriye koydukları lcd ekran sayesinde hoş bir şey yapmışlar. 40 saniye sonra kuleye varılıyor. Tepedeki roof etrafındaki demirliklere aşıklar kilitlerini asmış. Asmak isterseniz yanınızda bir kilit bulundurun. Ulaşım : 105, Namsangongwon-gil, Yongsan-gu, SeoulMetro 1 veya 4. Hat kullanılıp Seoul istasyonunda inmeli 9 no'lu çıkışı kullanmalısınız, Metro 6. hattı kullanıp Itaewon isyanonunda inmeli 4 no'lu çıkışı kullanmalısınız, Her iki çıkışta 20 dakikada bir kalkan 2 no'lu otobüse binerek 1200 Won'a kuleye ulaşabilirsiniz. Kore Ulusal Müzesi : Kore'ye gelipte tarihini öğrenmeden dönmek istemiyorsanız buraya kesinlikle adım atmalısınız. I ocak ve her Pazar günü kapalı olan müzenin ana sergi alanı tüm ziyaretçilere ücretsiz olup özel sergi alanları ücretlidir. Ulaşım : 137 Seobinggo-ro, Yongsan-gu, Seoul, Metro 4. Hat ile Ichon istasyonunda inip 2 no'lu çıkışı kullanmalısınız. Çıktıktan sonra 150 metre ileridedir. Bukchon Hanok Bölgesi : Kore'nin kültürünü ve geleneksel yapılarını yakından gözlemleyebileceğiniz bölge modern yaşamla karşı karşı ve oldukça huzurludur. Ulaşım : Metro 3. Hat ile Anguk istasyonunda inip 2 no'lu çıkışı kullanın. Çıktıktan sonra 300 metre ileridedir. Gyeongbokgung Sarayı Taegukgi-gil : 1395 yılında Joseon Hanedanlığı'na hizmet vermiş Seoul şehrinin en eski sarayıdır. Imjin savaşında zarar gören yapı çok uzun yıllar kendi haline terk edilmiştir. 19. Yy'a gelindiğinde Kral Gojong'un hüküm sürdüğü dönem içerisinde Prens Heungseon Daewongun denetimi altında 40 hektar alan üzerine yapılmış 500 yapı ve 7.700 odasıyla birlikte sarayın tamamı restore edilmiştir. Hwaseoung Fortness : unesco miras listende giriş ücreti var. Korenin en önemli tarihi yapılarından bir tanesidir. Gyeonggi-do bölgesi saran 5.74 kilometre uzunluğundaki kale 1997 yılında Unesco miras listesine alınmıştır. Kalenin toplamda 4 kapısı vardır ve her biri aynı ölçülerde aynı işçilik ustalığı ile yapılmıştır. Yapılış amacı ise Çosun Hanedanlığından Kral Jeongjo tarafından, 18. yüzyılın sonuna doğru, kendi babası Kral Yeongjo tarafından, intihar etmeye karşı gelince, canlı canlı pirinç sandığının içine kilitlenerek öldürülen, Kral Jeongjo'nun babası Prens Sado'nun, kalıntılarına onur ve barındırma amacıyla inşa edilmiştir. Ulaşım : 11, Haenggung-ro, Paldal-gu, Suwon-si, Gyeonggi-do Metro 1 hat ile Suwon istasyonunda inip buradan 2, 7, 7-2, 8, veya 13 no'lu otobüslere binip Jongno 4-geori durağında indikten sonra 5 dakika yürümeniz gerekmektedir. Bongeunsa Tapınağı : M. S 794 yılında Sudo dağının yamacına Üç Krallık döneminde kurulmuştur. Joseon hanedanlığı döneminde Budizm defalarca önlenmiş olmasına rağmen her nasılsa 1498 yılında Bongeunsa bunu bir şekilde bozmuştur. Dolayısıyla Budizm için oldukça önemli bir yapıdır. Tapınak içerisinde bolca resimler görmek mümkün en önemlisi Buda'nın hayatını tasvir edenlerdir. Zen meditasyonu üzerine uzmanlaşmak isteyen Budistlerin en iyi eğitim merkezidir. 1939 yılında meydana gelen yangın ve Kore savaşı sonucu yapı ciddi derecede zarar görmüş. Ulaşım : Ulaşım : 2 hatta binip Samseong istasyonunda indikten sonra 6 no'lu çıkıştan çıkılmalı. COEX alışveriş merkezinin hemen karşısındadır. Ulaşım : 55 Ujeongguk-ro, Jongno-gu, Seoul, 3 metro hattı ile Anguk istasyonuna gidip 6 no'lu çıkışı kullanmalısınız. War Memorial : 6. Metro hattı ile Samgakji istasyonunda inip 1, 11 veya 12 no'lu çıkışları kullanabilirsiniz. Giriş ücretsizdir. Gwanghwamun Meydanı : Gyeongbokgung kraliyet sarayının önündeki yoğun caddeydi. Arabalar için 16 şeritli yola dönüştü ve seoul'ün en kalabalık yolu oldu. Kentin tam ortasında kalabalık kavşak olan yere bir meydan yapıldı. Ve meydana Kral Sejong'un elinde kitap tutan heykeli dikildi. 6.2 mt boyundaki heykele 20 ton bronz döküldü. Beton kaidenin üzerinde bulunuyor. Karşısında ise amiral Yi Sun-Sin heykeli var. Her iki heykelin yakınında bunlar için bir sergi alanı var. Meydan klasik kültürel etkinlikler için kullanılmakta olup oldukça eğlenceli zamanlar geçirebilmenizi de sağlamaktadır. Bulguksa Tapınağı ve Seokguram Grotto : Yapımına M. S 750 yılında başlanıp Hye-Gong 'un hüküm sürdüğü dönemde 774 yılında tamamlanmıştır. Silla döneminde Prime Minister Kim Dae-seong tarafından yaptırılmıştır. Seokguram granitten yapay bir kaya tapınağı olarak inşa edilmiştir. Tohamsan dağına yapılan yapı 1995 yılında Unesco miras listesine alınmış olup içinde pek çok buda heykeli ile duvarlara taş işçiliği ile yapılmış buda figürlerini görebilirsiniz. Seoul'de gezilecek yerleri baştan aşağı listeledikten sonra alışveriş ve yemek düşkünleri içinde birkaç tavsiyede bulunmak isteriz. - Insadong : Kalabalık neon ışıklarla süslü 700 metre uzunluğundaki dar cadde bir çok turistin ve yerli halkın uğrak noktasıdır. Hanbok isimli geleneksel kıyafetleri, çanak-çömlek, el yapımı ürünler ve daha akla gelebilecek pek çok yerli ürünü burada bulabileceğiniz gibi bu bölgenin bir diğer özelliği de çay müzesinin burada olmasıdır. Adres : 39-1, Insadong-gil, Jongno-guMetro 3. Hat ile Anguk istasyonunda inip 5 veya 6 no'lu çıkışı kullanıp 5 dakika yürümek gereklidir. - Myeongdong : Kore sokak yemekleri ve alışveriş için vazgeçilmez aynı zamanda en önemli bölgedir. Pek çok güzellik mağazalarını görmeniz mümkün. Bölgenin bir günlük popülasyonu 1.5 milyon ila 2 milyon arasındadır. Adres : 27, Myeong-dong 8-gil, Jung-guMetro 4. Hat ile Myeong-dong istasyonunda inip 5 veya 10 no'lu çıkışı kullanmalısınız. - Namdaemun Market : 1964 yılında açılan çarşı bölgesi Kore'nin geleneksel marketlerindendir. Çevresindeki 10.000 adet dükkan ile adeta kapalıçarşı'yı andırmaktadır. Adres : 21, Namdaemunsijang 4-gil, Jung-guMetro 4. Hat ile Hoehyeon istasyonunda inip 7 no'lu çıkışı kullandıktan sonra 400 metre yürünmelidir. - Dongdaemun Market: Burası da alışveriş bölgesidir. Adres : Metro 1. Veya 4. Hat ile Dongdaemun istasyonununda inip 8 veya 9 no'lu çıkış kullanılmalıdır. - Gwangjang Market : Sokak yemeği yemek için mükemmel bir yer. Sokak satıcılarının merkezi diyebiliriz. Pazar günü kapalı olup haftanın diğer günleri 09:00 ila 18:00 arası açıktır. Adres: Metro 1. Hat ile Jongno 5-ga istasyonunda inip 7 no'lu çıkış kullanılmalıdır. - Noryangjin Balık Pazarı - Coffee Shop : Çeşit çeşit ve hiç beklemediğiniz tarzlarda kahve dükkanları mevcut. - Lotte Dünyası : Dünyanın en büyük kapalı tema parkıdır. Yıllık 6 milyon ziyaretçisi ile pek çok etkinlik, aktivite ve şov için eğlencenin en doğru adresidir. Bu 6 milyonun sadece yüzde %10 yabancılardır. Adres : 240, Olympic-ro, Songpa-gu, Seoul2 ve 8. Metro hattı ile Jamsil istasyonunda inip 4 no'lu çıkışı kullanıp direk Lotte World'e ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sevgi-sehri-eskisehi", "text": "Accor Hotels işbirliği ile gerçekleştirilen \"Bize Göre\" etkinliğinin 3. ayağında rotamız Eskişehir oldu. #bizegöreeskişehir ile sizlere en kapsamlı, arayıp da bulamayacağınız bilgi dolu Eskişehir gezilecek yerler rehberi hazırladık. Aslında yıllardır aldığımız bir davet söz konusuydu. Gel gelelim bu davete bir türlü icabet edemedik. Kısmet bize göre etkinliğineymiş 🙂 Sen kalk dünyayı gez, dolaş ama İstanbul'dan Eskişehir'e hızlı tren gibi bir rahatlık varken bir kaç saat uzaklıktaki bu güzelim şehri gezme. Olacak iş mi 🙂 neyse geç olsun güç olmasın diyoruz ve artık Eskişehir gezilecek yerler rehberimize adım atıyoruz. Eskişehir'e ziyaret edecekseniz her gittiğiniz yerde olduğu gibi ilk araştırmanız gereken kalınacak yer. Şehrin tam ortasında, merkezi konumda bulunması, geniş bahçesinde kahvaltı sunması ve modern dekore edilmiş lobisi ve odalarının rahatlığı ile tavsiyemiz Eskişehir Ibis Hotel. 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir Yunus'un yurdu, mizahin beşiği, Nasreddin hocamızın mirası, Battal Gazi'yi ağırlamış destansı bir sevgi şehridir. Şehrin sınırları Karadeniz'e dökülen Sakarya nehri ve buna bağlanan Porsuk nehrinden ibarettir. Eski ve orta çağlarda Dorylaion ismi ile bilinen şehrin tarihi M. Ö 3000 yıllarına kadar uzanır. Bazı arkeolojik kazı ve çalışmalar sonucu ile Eskişehir'in tarihinin Paleolitik Çağ'a kadar uzandığı görülmektedir. Ardından Neolitik çağ, Kalkolitik çağ, Orta ve Son Tunç Çağından sonra yani Hitit İmparatorluğunun yıkılmasıyla Anadolu bölgesinde Karanlık çağ başlamıştır. 400 yıl süren bu yeni dönemin hemen ardından Trak kökenli frigler Anadolu'ya göç ederek Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya illeri sınırlarında Frig devletini kurarlar. İşte Eskişehir'in nam-ı taa tarihten başlamıştır. Frigler, Lidya Krallığı, Pers Egemenliği, Büyük İskender, Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu, Selçuklu Devleti, İngiliz ve Yunan İşgali derken şehir 2 Eylül 1922 yılında işgalde kurtulur ve 1923 yılında Cumhuriyetin kurulmasıyla il olur. Gezi yazılarının içinde tarih hoşunuza gider mi gitmez mi bilmiyoruz ama kısa da olsa bilgi vermekten geri kalmak istemedik! Dünya'da öğrenciler ve oyuncuların kanlarını satarak kurduğu ilk tiyatro, İlk yüksek hızlı tren seferinin yapıldığı şehir, - Frig Eserleri - Lületaşı - Çibörek - Odunpazarı Evleri - Devrim Otomobili - İnönü planör ve Paraşüt Kampı - Bor - Akbaş Çoban Köpeği Nereye gitmek istediğimize karar verdikten sonra Gezgin Çift olarak o şehrin ya da ülkenin en bilinir özelliklerini araştırmak her seyahatimizde olduğu gibi Eskişehir için de çok önemliydi. Hele ki bu şehir kendi ülkemizde olunca daha da kıymetli bir hal alıyor. İnanıyoruz ki yukarda maddelendirdiğimiz bilgiler artık Eskişehir denilince aklınıza gelecek en bilinen özellikler. Şimdi yavaştan gezilecek yerleri anlatmaya geldi. - Odunpazarı : Türk İslam kültürünü ve sivil mimarlık örneklerini barındıran Odunpazarı 14. yy'dan sonra Sultanönü olarak anılmaya başlanmış ve yine bu dönemde Selçuklu ve Osmanlı'ların geleneksel dokusuyla buluşmuştur. Tarihi Odunpazarı bölgesi Akcami, Akçağlan, Akarbaşı, Şarkiye, Alanönü, Cunudiye, Dede, Paşa ve Orta mahallelerinin birleşiminden oluşmuştur. Bunlar içinde en orjinalliğini korumayı başarmış olan Akcami ve Dede mahalleleridir. Dar sokakları ve sağını solunu süsleyen geleneksel dokuya sahip renkli evleri, arnavut kaldırımlı sokakları ve ufak meydanları ile hikayenin içinde yer almak isteyenlerin uğraması gereken noktadır. Odunpazarı Evlerini Yaşatma Projesi ile aslına uygun olarak toplam 30 sokakta 300 ev, 2 kervansaray, 15 çeşme, 3 camii, 1 külliye ve 1 han restore edilmiştir. - Kurşunlu Külliyesi: Tarihi 16. yy'a dayanan bir Osmanlı yapısıdır. Külliye; cami, tekke, harem, şadırvan, talimhane, imaret, Mevlevi şeylerine ait türbeler ve iki kervansaraydan ibarettir. - Atlıhan El Sanatları Çarşısı: 1850 yılında çevre köylerden gelen köylüler ve bunların hayvanlarının konaklaması amacıyla yaptırılmış yer insanların sosyalleştiği, ekonomik gündemin söz konusu olduğu yer haline dönüşmüştür. 20. yy'ın ikinci yarısından sonra özellik ve işlevini yitirmeye başlayan han harabe haline dönmüştür. Zaman içerisinde ismi Han, Tavafçı Hanı, Odunpazarı Hanı olarak değiştirilen yer Odunpazarı Evlerini Yaşatma Projesi sayesinde 2006 yılında orjinal mimarisi bozulmadan Atlıhan ismiyle tekrar inşa edilip bugünkü halini almıştır. Ufak kapısından içeri adım atmanızla bir avluya çıkıyorsunuz. İki kattan oluşan kare şeklindeki binanın ufak dükkanları artık lületaşı eserleri ile dolup taşmış durumda. - Porsuk Çayı: Porsuk çayının adı Frigler ve Bizans döneminde Tymbis'tir. Eskişehir Türklerin eline geçtikten sonra Porsuk ismini almıştır. Eskişehir Türkiye'de şehrin içinden nehir geçene ender ve özel yerlerden biridir. Şehri ikiye bölen Porsuk nehri üzerinde hizmet veren 6 adet gezi botu vardır. Venedik tipi gondollar ile Köprübaşı ve Kentpark'ta gezintiler yapabilirsiniz. - Adalar: Porsuk nehrini gezerken göreceksiniz nehrin her iki yanı da cafe ve restaurantlarla çevrili oldukça kalabalık ve eğlencenin merkezi olmuştur. Bu hale gelmesinden sonra bölgeye Adalar ismi verilmiştir. Şehrin en enerjisi yüksek bölgesinde ister Porsuk kenarında bir ağaç altında oturup dinlenin, ister gondollarla nehir gezintisi yapın ister cafelerde bir şeyler yudumlayın isterseniz de sokak müziklerine kulak verin. Genç nüfusuyla, sokak enerjisiyle, müzeleriyle, sanatıyla kültürel ve sosyal anlamda son derece gelişmiş Eskişehir'in bir diğer yüzü de parklarında saklıdır. - Şelale Park: Şehrin en güzel manzarasına sahip konumda 38.000 m2 büyüklüğü ve içindeki 1.400 m2'lik yapay şelalesi ile şehir yaşamından sıyrılmak için en iyi noktalardan biridir. - Kent Park: 300.000 m2 alan üzerine kurulu park Türkiye'deki ilk yapay plaja sahiptir. Park içinde kapalı ve açık yüzme havuzları, restaurantlar, çocukları için oyun parkları, at binme alanları ile ziyaretçilerini fazlasıyla memnun etmeyi amaçlayan bir parktır. - Bilim Sanat ve Kültür Parkı: 400.000 m2 kare alan üzerine kurulu olmasıyla şehrin en büyük parkı olma özelliğine sahiptir. İçinde bulunan oyun grupları, bilim deney merkezi, sabancı uzay evi ve japon bahçesiyle buraya parktan ziyade bir eğlenme ve kültür merkezi desek yeridir. - Engelsiz Park: Şehir engelli vatandaşlarını da düşünüp onların engellerinin önüne geçerek bir park inşa etmiştir. Engelliler için fitness aletlerinden, görme engelliler için hissedilebilir yürüme şeritlerinden ve otistik çocuklar için bili küplerinden oluşan muhteşem anlamlı bir park. Hazır Eskişehir'in doğasından, parkından bahsetmişken hızımızı kesmeden bu şehirde yapılabilecek aktiviteler ve sporlardan bahsedelim. Eskişehir Türkiye'nin en önemli sportif havacılık merkezlerinden biri olunca havacılık eğitiminin de en önemli konumudur. Dolayısıyla Eskişehir'e gelip yamaç paraşütü, planör ve yelken kanat-mikrolayt deneyimi, balon sefası yapmadan dönmeyin! Yapabileceğiniz sporlar arasında ise ilk başta mağaracılık geliyor. O kadar fazla mağara var ki nereye gideceğinizi şaşıracaksanız. Kireçtaşı oluşumlarından meydana gelen mağaralar doğanın insanlığa ve en çok da spor severlere sunduğu en büyük güzelliklerden bir tanesi olduğunu düşünüyoruz. Diğer bir spor ise kaya tırmanışıdır. Biz ilk kaya tırmanışı deneyimimizi Olympos'da gerçekleştirdik ve çok sevdik. Fırsat olsa da keşke burada da yapabilseydik ama bir daha Eskişehir'i ziyaret etmek için bahanemiz olsun. Şehirde kaya tırmanışı yapabileceğiniz noktalar; Kızılinler kayalıkları, Karakaya ve Sivrihisar kayalıklarıdır. Öbürleri ise bisiklet, kampçılık, doğa yürüyüşü, at sporu ve su sporlarıdır. Detaylara girip makaleyi uzatmak istemediğimiz için kısa süre içinde Eskişehir'de yapılacak sporlar makalemiz yayında olacaktır. Karasal iklimin hakim olduğu şehirde kış ayları soğuk ve genelde kar yağışlı olup yaz aylarında ise sıcak ve yağış almamaktadır. Temmuz ve Ağustos ayları sıcakları fazlasıyla hissedeceğiniz için en ideal dönem Nisan, Mayıs, Haziran ve Eylül aylarıdır. Eskişehir ulaşım anlamında en kolay bölgelerden bir tanesidir. Türkiye'nin hemen hemen her şehrinden otobüs seferleri bulunduğu gibi demiryolu da ayrı bir seçenektir. Zaman tasarrufu sizler için önemliyse Eskişehir'e ulaşmanın en mantıklı yolu demiryollarını kullanmaktır. İstanbul, Ankara, Konya ve İzmir'den Eskişehir'e haftanın her günü servis hizmeti veren hızlı trenler mevcuttur. TCDD'nin internet sitesinden sefer saatlerine ve ulaşım ücretlerine ulaşabileceğiniz gibi biletinizi online olarak buradan da satın alabilirsiniz. Her hangi soru ve görüşleriniz için 0222 225 55 55 numaralı telefondan gar'a ulaşabilirsiniz. Demiryolları haricinde şehre havayolu ile gelmek isterseniz yılın belirli dönemlerinde İstanbul ve Brüksel'den uçak seferleri yapıldığını söylemek isteriz. - Yazılıkaya Midas Anıtını görün, - Han'da bulunan yeraltı şehrini keşfedin, - Fahren Vadisine gidin, - Porsuk nehrinde gondola binin, - Termal hamamlara gidin, - Lületaşı yapımını deneyin, - Eskişehir'de Ne Yenir - Çibörek - Met ve Nuga Helvası - Kuzu Sorpa - Bamya Çorbası - Toyga Çorbası - Simit - Göbete - Balaban Eğer gerçek anlamda o şehrin tarihini yakından tanımak istiyorsanız mutlaka müzelerine ziyarette bulunmanızı öneririz. Eskişehir sizleri müzeye doyduracak şehirlerden bir tanesidir. Sayıca o kadar fazla müze vardır ki müze severler için adeta bir cennettir. - Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi - Anadolu Üniversitesi Havacılık Parkı - Seyitgazi Bor ve Etnografya Müzesi - Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi - İnönü Savaşları ve Karargah Evi - Çağdaş Sanatlar Merkezi - Devlet Demiryolları Müzesi - Lületaşı Sergisi - Çağdaş Cam Sanatları Müzesi - Kent Belleği Müzesi - Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi - Eğitim Karikatürleri Müzesi - Cumhuriyet Tarihi Müzesi - Esogü Zooloji Müzesi"} {"url": "https://www.gezgincift.com/sevgililer-gununde-gidilecek-11-ulk", "text": "Sevgililer günü kapıya dayandı. Artık hediye alıp verme devirlerini çoktan geçtiğimiz için birbirinize vereceğiniz en güzel hediyenin bir seyahat olduğunu düşündük ve sizler için sevgililer gününde gidilecek 11 ülke listemizi yaptık. Baktınız bu sevgililer gününe yetişmiyor, bir sonraki yıl için kulağınıza küpe olsun o halde. Şimdiden hepinizin sevgililer gününü kutlarız. - Roma, İtalya Avrupa'daki en favori şehirlerden biri Roma'dır sevgililer için. Tarihinden, yemeklerine, sokaklarından, şehrin meydanlarına kadar öylesine özel ve anlamlı bir şehirdir. Adeta bir açık hava müzesi, hayranlık ile göreceğiniz binalar ve heykellerle dolu bir yerdir. Vatikan, Fontana di Trevi, Pantheon ve Colosseum başlıca görmeniz gereken yerlerdir. Gezecek yerleri kadar yemekleriyle de ünlü bir şehirdir İtalya. Pizza ve makarnalarını tatmadan, dünyanın en güzel dondurmalarını yemeden dönmemeniz gereken bir şehirdir. Roma şehrinden romantik bir yer olması dışında aşk şehri de diyebiliriz. Pantheon'un yağmur altındaki görüntüsü ve Aşıklar Çeşmesi bu özelliğini en güzel şekilde kanıtlıyor. Eğer yeterli vaktiniz varsa romantik ve eşsiz bir sevgililer günü tatil için size kesinlikle Roma'yı öneririm. - Newyork, Amerika New York da romantizmi en çok hissedeceğiniz yerlerden biri, hiç uyumayan şehirlerden biridir. New York gündüz alışveriş, gece romantik bir yemek sevgililer gününüz için yapabileceğiniz en güzel plan olabilir. Soğuk havanın etkisini sürdürdüğü New York'ta sıcaklık -20 dereceleri görmektedir. Soğuktan çok etkilenmiyorsanız sevgililer günün de görülmeye değer bir şehir. Central Park'ta atın üstünde geziler yapabilir, Rockefeller Center'da buz pateni yapabilirsiniz. New York'ta muhteşem yemeklerden, müzelere, alışveriş merkezlerinden tiyatrolara kadar pek çok aktivite bulunuyor. Yapmanız gereken tek şey sevgilinizle şehrin parıltılı ışıkları arasında bir yürüyüşe çıkmak. Unutulmaz bir sevgililer günü yaşayacağınız kesin. - Paris, Fransa Romantizm denilince akla ilk gelen yerdir Paris. Romantizmin başkenti. Moda, Eyfel Kulesi, alışveriş, büyük bulvarlar, köprüler ve sokak kenarlarındaki kafeleri ile sevgililerin ilk tercihleri arasında yer alır almaktadır. Louvre müzesi ve Versay müzesi gibi olmazsa olmaz yerler görüldükten sonra, akşamüzeri rengarenk ışıklarla süslenen Chams Elyses caddeleri boyunca yürüyüp, Eyfel Kulesine doğru keyifli bir yolculuk hoş olacaktır. Ayrıca Sacre Coeur Bazilikası, Notre Dame Katedrali, Orsay Müzesi, Notre Dame Katedrali de mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir. Paris'in o güzel atmosferinde muhteşem bir sevgililer günü yaşamak istiyorsanız Paris'i kesinlikle görmelisiniz. - Brugge, Belçika Avrupa'nın en romantik şehirlerinden birisi seçilen Brugge'dan bahsetmeden olmaz. El değmemiş mimarisi, kanalları, daracık sokakları, , kiliseleri, masallarda ki gibi evleri ile sevgililer günü için çok ideal bir şehirdir. Brüksel'den 1 saat 15 dakika kadar tren yolculuğu sonrasında ulaşılan Brugge'da, bira, çikolata ve patates kızartması yemeden dönmemelisiniz. Brugge'ün ana meydanı Market Place dır. Masallardaki evlere benzeyen binalarla çevrilmiş bir meydandır. Masalları anımsatıyor çünkü binaların çoğu Ortaçağ döneminden kalmıştır. Brugge'de sizi karşılayacak manzaralardan biri de Lake of Love yani Aşk Gölü ve kuğularıdır. Kent manzarasını en iyi görebileceğiniz yerlerden biri olan Belfry Kulesidir. Sevgililer günü için alternatifleriniz arasında olması ve görülmesi gereken bir yerdir. - Prag, Çek Cumhuriyeti Hep o filmlerde izlediğin eski ve tarihi bir şehirde, kar taneleri sokaklara düşerken, sen köşedeki bir kafede oturup camın kenarında Sevgililer gününe tanıklık etmek istemez misiniz? Prag sevgililer günün de bunu vaad ediyor. Sonra, insan Ortaçağ döneminde yaşıyormuş hissine kapılarak sokaklar da kaybolabilirsiniz. Şehrin biralarını, et restoranlarını ve sıcak şarapları tadıp sevgililer gününüzü kutlayabilirsiniz. En önemli ve farklı etkinliklerden bir tanesi de, Black Light Theather olarak bilinen gölge tiyatrosu mutlaka görülmesi gereken etkinliklerdendir. - Amsterdam, Hollanda Bu şehir'e gidip de mutlu dönmeyen olmamıştır. Amsterdam her daim görülmesi gereken sevgililer günün de ise atmosfer açısından güzel bir tatil şehiridir. Bir bisiklet kiralayıp, kiremitten yapılan evlerin önünden özgürce geçerek kanallar boyunca sokak sokak gezip sevgililer gününü özel kılabilirsiniz. Herkesin sadece hayatını yaşadığı, hiç kimseye karışmadı bir şehirdir Amsterdam. Vondelpark'ta ayaklarını göle karşı uzatıp, Dam Meydanında bir kafeye oturup gelen geçeni izleyerek kahve yudumlamanın keyfini iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Müze sevdiren şehirdir burası. Museumplein, Van Gogh Müzesi, Rijksmuseum gibi müzeleri gezerken sevdiren bir yer Amsterdam. Eğlenmeyi seven bir çiftseniz Amsterdam'ın renkli gece hayatı sizi bekliyor. - Kapadokya, Türkiye Sevgililer günü için ülkemizden bahsetmeden olmaz. Kapadokya dediğimiz de akla ilk gelen peribacaları, zaten normalde de güzelken, sanırım kış mevsiminde karın yağması ile daha da büyüleyici oluyor. Sevgililer günün de daha da romantik oluyor. Buraya geldiğiniz de, mutlaka trekking turu yaparak, her bir bölgeyi kaybola pahasına gezmelisiniz. Ayrıca, gelmişken mutlaka ya gün doğumu ya da gün batımı anına denk getirecek şekilde balon turu da yaparak sevgililer gününü ölümsüzleştirebilirsiniz. Şarap mahsenlerini gezmeyi unutmayın, akşamları Türk geceleriyle de gününüzü keyiflendirebilirsiniz. Anadolu'nun zengin yemekleri olan Testi kebabı ve çömlek fasulyesini mutlaka tadın. Persler'in \"Güzel Atlar Ülkesi\" olarak adlandırdığı Kapadokya'yı bir de sevgililer gününde mutlaka görmelisiniz. - Barcelona, İspanya Sevgililer gününde sevgilinizle güzel bir gece geçirmek istiyorsanız Barcelona tercihlerinizden biri olabilir. Barcelona denildiğinde akla ilk önce gece hayatı gelir. Barcelona geziniz Avrupa'da gezip göreceğiniz ve memnuniyetle ayrılacağınız şehirlerden biridir. Sevgililer gününde giderseniz mutlaka yapılması gereken İspanyol ateşi Flamenko dansını denemelisiniz. La Rambla caddesinde de yürüyüş yapmayı ihmal etmemelisiniz. Nou Camp' stadı da görülmeden dönülmeyecek bir atmosfere sahip. Keyifli bir sevgililer günü geçireceksinizidir. - Londra, İngiltere Londra gezilecek yerler ve onlarca romantik mekanıyla, Aşkın Şehri olarak bilinen Paris ile yarışabilecek bir şehirdir. Sevgililer gününde gidilecek şehir olarak Londra'yı tercih etmenizin tek nedeni gün batımında nehir kenarında yapacağınız romantik bir yürüyüş bile olabilir. Aubin Sineması'nda iki kişilik battaniyeli büyük koltuk paketi ile sen de romantik bir sinema keyfi yapabilirsin. Royal Observatory'de yer alan Planetarium'a giderek, sen de gökyüzünde yolculuğa çıkabilirsininiz sonuçta konu aşka gelince, gökyüzünün bile sınır olmadığını çok iyi biliriz. Sevgilinle birlikte yıldızları gözlemek ve evrende birlikte yolculuğa çıkma fırsatının düşüncesi bile çok romantik ve sevgililer gününü Londra'da geçirmek için güzel bir fırsat. Harika bir jeste imza atmak istiyorsan London Eye'da, şampanya ve çikolata keyfiyle Cupid's Capsule deneyimini mutlaka yaşamalısınız. Sevgilinden birazcık uzak olmana rağmen, kulağına güzel şeyler fısıldayabilirsin. St Paul's Kathedrali güney koridorundan ilerlediğinde 259 basamak tırmanarak \"Fısıltı Galerisinin muhteşem akustiğini dinleyebilirsin. Bir kubbenin altında olan galeri içinde ses dairesel duvar boyunca dolaşır; böylelikle odanın içinde nerede olursanız olun fısıldadığınızda birbirinizi duyabilirsiniz. Londra tam anlamıyla sevgililer gününü kutlamak için biçilmiş kaftan. - Rio De Janerio, Brezilya Latin Amerika'nin göz bebeği Rio De Janeiro kıtanın belki de en ateşli ve eğlenceli şehri. Çılgın bir sevgililer günü geçirmek istiyorsanız, Rio De Janeiro güzel bir tercih olacaktır sizin için. Samba dansıyla coşan sokaklarını tercihleriniz ederseniz unutulmaz bir sevgililer günü kutlamış olursunuz. Brezilyalıların hayata bakış açıları keyif ve hazza dayalı. Dünyanın en güzel plajlarından bazılarını barındıran Rio De Janerio, turistik bir geziyle doyabileceğiniz kadar sıradan bir yer değil. Dünyadaki en büyük yağmur ormanı arazisine sahip olan doğal parkta sayısız doğa aktivitesi yapılmaktadır. Evlilik öncesi dans provanızı da sevgililer gününde Rio De Janerio yapmış olursunuz. - Floransa, İtalya İtalyan'ın tarih merkezi Floransa'da şehir adeta tarih eseri. 1982' de UNESCO Dünya mirası olarak seçilen Floransa, tarihe ve sanata meraklı çiftler için çok iyi bir seçim olacaktır, sevgililer günün kutlamak için. Floransa kendisini görmeye gelen neredeyse herkesi güzelliği ile adeta büyüleyen muhteşem bir şehir. İtalya'nın incisi olarak bilinmektedir, Floransa. Gittiğinizde bu orta çağdan kalma sanat kokan şehirde muhteşem bir huzur hissedeceksiniz. Floransa'da yapılabilecek çok fazla eğlenceli aktivite bulabilirsiniz. Piazza del Duomo ya da Türkçe karşılığı ile Duomo Meydanı, Floransa'nın en önemli ve en güzel meydanlarından biri. Floransa Katedrali, Giotto'nun Çan Kulesi, Aziz Giovanni Vaftizhanesi, Museo dell'Opera del Duomo gibi şehrin birçok önemli yapısı bu meydan ve çevresinde yer almaktadır. Güzel, sanatsal, huzur ve keyifli bir sevgililer günü için Floransa görülmeye değer."} {"url": "https://www.gezgincift.com/seyahat-cantamizda-olmasi-gerekenle", "text": "Çıkacağımız seyahat/tatil ister kısa ister uzun süreli olsun günler öncesinden yanımıza ne alacağız diye telaşa düşeriz. Bazılarının tercihi valiz olurken bazıları ise sırt çantası tercih eder. Ama bunlardan birini tercih etmek yalnız kullanım açısından kişinin rahatlığına bağlıdır. İçine konulacaklar ise her bayanın olmazsa olmazlarıdır. Aşağıda yazdığımız liste tamamen bayanların çantasında olması gerekenlerdir. Size gezgin/seyyah çantası listesi vermiyoruz. Eğer öyleyseniz zaten çantanıza ne koyacağını biliyorsunuzdur. Liste yapmaktaki amacımız çantanıza gereksiz fazlalıklar ile doldurmanız yerine zaruri ihtiyaçları almanızdır. Bunun yanı sıra 2-3 tane çanta veya ayakkabı yerine her kıyafetiniz ile kombin edebileceğiniz bir çanta ve gece için bir topuklu ayakkabı, yürüyüş için rahat bir ayakkabı ve tropik iklime hakim bir ülkeye gidiyorsanız deniz için ince parmak arası bir terlik işinize yarayacaktır. - Termal Su : İçerisinde mineral tuzlar ve elementler sayesinde cildinizin nemlendirmeye yarar. - Islak Mendil - Boyun yastığı - Çorap - Sweatshirt : Genelde uçak içerisinde klimadan etkilenmemek için yanınızda bulundurmanızda fayda var. - Pasaport - Ehliyet - Kredi Kartı - Vesikalık Resim :Çıkarmak istediğiniz müze kartı için işine yaracaktır. - Ufak bir defter ve kalem - Bol ve rahat pantolonlar - Şort/etek - Elbise : Seyahatiniz sıcak bir ülke'ye olacaksa tek parça kıyafetler hem rahat olması hemde alt-üst kombinine gerek kalmayacağı için tercih etmenizde fayda var. - Spor ayakkabı/babet/parmak arası terlik - İç çamaşırı/Çorap - Düğmeli Hırka - Omuz/Sırt Çantası - Şal : Akseuar olarak kullanıldığı gibi hava koşullarına göre saçlarınızı korumak yada serinleyen hava da omuzlarınıza atıp ısınmanızı sağlayacaktır. - Saç Tokası - Şapka/Güneş Gözlüğü - Nemlendirici/Tonik - Pamuk - Makyaj Temizleyici - Mini Deodorant - Şampuan/Saç Kremi - Mini Diş Macunu/Diş Fırçası - Koruyucu Kremler - İlaç Çantası - Tarak - Telefon - Fotoğraf Makinası - Ipod - Kulaklık - Hafıza Kartı"} {"url": "https://www.gezgincift.com/seyahat-oncesi-yapmaniz-gerekenle", "text": "Seyahat öncesi yapmanız gerekenler nelerdir bugüne kadar edindiğimiz tecrübe doğrultusunda bir liste çıkarma gereği duyduk. Belki bazı maddeler sizin de bildiğiniz şeyler ama ihmal etmeyin diye bir liste altında toplamak faydalı olacak diye düşündük. Ailenize seyahat planınızı mutlaka anlatın. Nerelere gideceksiniz, hangi otellerde kalacaksınız gibi hatta mümkünse seyahat planınızın bir nüshasını onlara vermenizi tavsiye ederiz. Gideceğiniz ülkenin kültürünü ve yöresel kıyafetlerinin neler olduğunu araştırın. Kendi ülkenizde bulamazsanız bile ona yakın kıyafetleri yanınıza almaya özen gösterin. Yine gideceğiniz ülkede Türkiye Büyükelçiliği olup olmadığını öğrenin. Varsa iletişim ve adres bilgilerini gitmeden önce bir yere not edin ve yanınızda bulundurun. Pasaportunuzun geçerlilik tarihini kontrol etmeyi unutmayın. Genellikle altı ay geçerliliği olan pasaport ile yabancı ülkelere giriş yapılabilmektedir. Seyahat sağlık sigortanızı gitmeden önce kesin yaptırın. Başınıza gelen olası bir kazadan dolayı cebinizden yüzlerce dolar ödemek çok acı olur. Eğer özel sağlık sigortasından faydalanıyorsanız telefonla arayarak mailinize ücretsiz bu sigortayı yolluyorlar. Bilginize! Aşı konusu da önemli. Gittiğiniz ülke için aşı gerekip gerekmediği Hudut ve Sahiller Genel Sağlık Müdürlüğünden kontrol etmelisiniz. Acil bir duruma karşılık yakınınıza ulaşmaları için gerekli kişilerin iletişim bilgilerini yanınızdan ayırmayın. Aynı zamanda gittiğiniz ülkenin de acil durum telefon bilgilerini kaydetmeyi unutmayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/seyahate-cikmadan-once-yapilmasi-gerekenle", "text": "Herkesin tatile ya da uzun seyahate çıkmadan önce kişiden kişiye göre değişik yapılacak listesi muhakkak vardır. Ama bizim liste halinde yazdıklarımız olmazsa olmazlardandır. Eğer sizin de tatil planınız varsa buyurun listeye bir göz atın deriz! Gideceğiniz ülkenin günlük, haftalık veya 15 günlük hava durumuna göz atmanız yanınıza alacağınız kıyafet ve ayakkabı için çok faydalı olacaktır. Valizinize, sırt çantanıza yada kol çantasına koyacağınız elektonik eşyalarınızı evden çıkmadan önce şar etmeyi unutmayın. Bu elektronik eşyalar cep telefonu, kamera, fotoğraf makinası vs'dir. Gittiğiniz ülkenin hangi adaptör çeşidine sahip olduğunu bilmek yanınıza alacağınız seyahat adaptörü için yardımcı olacaktır. Seyahat sonrası hangi ruh hail ile evinize döneceğinizi bilemiyoruz. Bu ruh hali değişik yerler görmenin verdiği mutluluk, tatiliniz bitti diye hüzün yada çok gezmekten dolayı yorgunluk olabileceğinden eve girildiğinde kimse tatil sonrası temizlik yapmak istemez. O yüzden tatile/seyahate çıkmadan önce çarşaflarınızı değiştirin, çöplerinizi atın, çiçeklerinizi sulayın, camı-kapıyı kapattığınıza emin olun! Tatilinize/seyahatinize kalan son günlerinizde uçağınızın check-in işlemlerini yapmayı ihmal etmeyin. Bunun dışında otel rezervasyonu, araç kiralayacaksanız araç rezervasyonunuzu aynı zamanda otopark rezervasyonu yaptırdıysanız tüm bunların rezervasyon bilgilerini bir yere not etmeyi ihmal etmeyin. Tatilde/Seyahatte olduğunuz süre zarfında telefon, kredi kartı ve diğer faturalarınızın ödeme zamanı gelebilir. Bu durumda internet bankacılığı sifrenizin ve ankada hesabınızın olması tüm ödemeleri yapabilmeniz için yeterlidir. Telefon faturanızı internet sayfasından online fatura ödeme seçeneği ile kredi kartınız ile ödeyebilirsiniz. Sürekli kullandığınız ilacınız varsa yada baş ağrısı ve mide ağrısı gibi sıklıkla görülen ağrılar için gereken ilaçlar, yara bandı için ufak bir sağlık çantası yapmayı da ihmal etmeyin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/seyahate-gidecegimiz-yeri-nasil-belirlemeliyi", "text": "Seyahate Gideceğimiz Yeri Nasıl Belirlemeliyiz! Hepimizin gitmek istediği farklı farklı ülkeler, şehirler elbette vardır. Hatta bazıları için nereye gideceğinin önemi yoktur. Açarlar haritayı gözüne nereyi kestirirlerse oraya giderler. Dünyayı gezmek oldukça heyecan verici olduğu gibi faydalı bilgiler öğrenmemizi de sağlar. Aslına bakarsanız dünyanın bir kitaptan farkı yoktur. Nasıl ki kitabın sayfalarını okudukça yeni bir bilgi sahibi oluyorsak, dünyanın her hangi bir yerini gezerken de bu bilgiye ulaşmak pek mümkündür. Gezip görülmesi gereken o kadar fazla destinasyon vardır ki seçmekte zorlanmamak elde değildir. Tatile/Seyahate çıkmaya karar verdikten sonra sıra gideceğiniz yeri belirlemeye gelir. Tatile/Seyahate nereye gideceğinize dair size bir kaç tavsiyemiz olacak. Öncelikle seyahat süreciniz boyunca ne yapmak istediğinize karar vermelisiniz. Buna karar vermenizle nereye gideceğiniz kafanızda az çok belirlenmiş olacak. Örneğin alışveriş önceliğiniz olabileceği gibi, kumsalda denizin, güneşin tadını çıkarmak, yada adrenalin tutkunuysanız dağcılık, sanatsever iseniz müze olan yerlere öncelik vermeniz en doğrusu olacaktır. Gitmeyi planladığınız ülkeler birbirinden farklılık göstermektedir. Mesela Avrupa ülkelerinden birine seyahat edecekseniz euro kullanıldığı için fiyatların oldukça yüksek olduğuna yada Uzakdoğu'da gideceğiniz bir Tayland adasında oldukça makul fiyatlara doya doya tatil yapabileceğinizi göz önüne almalısınız. Yine gitmeye karar verdiğiniz destinasyon için oranın ulaşım, restaurant, otel ve aktivasyonlar için önceden fiyat araştırması yapmalısınız. Bütçeniz sizin gideceğiniz yeri belirlemede en önemli unsurdur. Gitmek istediğiniz yerin önceden mevsim durumunu araştırmak sizin faydanıza olacaktır. Muson yağmurları olan zamanda Uzakdoğu, Afrika gibi ülkelere gidilmesi tavsiye edilmez. Yada kış mevsiminde Avrupa seyahatinin çok da keyifli geçmeyeceğini bilmelisiniz. Seyahat siteleri, dergiler de yer alan gidilmesi gereken en iyi yerler listesi size gideceğiniz yere karar verme açısından ışık olabilir. Hem bu sayede tavsiye edilen yerler hakkında detaylı açıklamaları da öğrenmiş olursunuz. Seyahat tavsiyeleri için en bilinen sitenin başında tripadvisor gelir. Tüm ülke ve şehirler hakkında gezginlerin iyi yada kötü yorumlarını okuyup bilgi sahibi olabileceğiniz oldukça verimli bir sitedir. Yada kişisel blog sayfalarında gitmeyi planladığınız yer ile ilgili blog yazarının tecrübelerini okuyup buna göre kendi değerlendirmenizi yapmanızda mümkündür. Seyahat süreniz gideceğiniz yeri belirlemede en büyük etkenlerden biridir. Diyelim ki 5 yada 10 günlük süreniz söz konusuyda bu durumda Çin-Japonya-Tayland gibi uzak ülkeler yerine daha yakın destinasyonlar tercih etmelisiniz. Gitmeye karar veridiğiniz destinasyon için o bölgede salgın hastalık olup olmadığını yada gitmeden önce vurdurmanız gereken aşıları www. seyahatsagligi. gov. tr adresinden kontrol etmelisiniz. Rahatsızlığınız gereği düzenli kullanmanız gereken ilaçlarınız varsa bunları yanınızda taşımanız da gerekiyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/seyahati-pahaliya-mal-eden-hatala", "text": "Hepimiz seyahate çıkmadan önce en iyisi olsun diye haftalar yada günler öncesinden plan/program yapmaya başlarız. Bu ister iş seyahati ister tatil olsun fark etmez. Beklenmedi durumlarla karşılaşmamak için en doğru çözüm seyahat öncesi plan yapmaktan geçiyor. Bu hem seyahatimizin daha az maliyetli geçmesine hem de vakitten tasarruf etmemize yaramaktadır. Bazılarımız seyahate çıkacağı için büyük heyecan içine girer ve plan bu heyecanın arkasında kalır. Sadece seyahat çıkmak başlı başına yeterli değil. Seyahat öncesi hazırlık bir zorunluluktur. Hiç plan yapmadan çıkılan seyahatlerde otel ve ara uçuş gibi konaklama, ulaşım ihtiyaçları seyahat maliyetini arttırmaktadır. Otel reservasyonu da yine seyahat öncesi ayarlanmalı hatta konaklayacağınız şehrin merkezine yakın konumda olmalıdır. Böylelikle şehire ulaşım için ayrıca ulaşım ücreti ödememiş olursunuz. Kriterlerinize uygun otel seçim için müşteri yorumlarını okumanızda size yol göstermektedir. Seyahate çıkacağınız ülke de başka şehire ya da başka ülke'ye geçecekseniz önceden uçak biletinizi almanız çok daha karlı olacaktır. Aksi takdirde son dakika alınan biletlerde fazla fazla ücret ödemeniz kaçınılmazdır. Seyahate çıkmadan önce ne yazık ki bir çoğumuz valizi ağzına kadar doldurur ama valiz içinde eşyalarımızın yarısını ancak giyeriz. Bu bize hem yük olmakta hem de gideceğiniz yerde alışveriş yapma ihtimalini de göz önüne alırsak fazla bagaj'a sebep olmaktadır. Hava yolları fazla bagaj için ekstra ücret almaktadır. Hangi havayolu firması ile uçuyorsanız fazla bagaj ücretine göz atıp bilgi sahibi olmalısınız. Kendi ülkenizde kullandığınız telefonu yurt dışı seyahatinizde yanınızda götürecekseniz kullanmakta olduğunuz operatör firmasını arayıp yurtdışı paketi alabilirsiniz. Paket aldığınız takdirde yurt dışında yaptığınız her aramada ücret yalnız sizin faturanıza yansayacaktır. Türkiye'de ki operatörlerin hiçbirinde yurtdışı internet paketi yoktur. Bu nedenle gideceğiniz ülkede internet kartları satılmaktadır. Bunlardan alıp daha uygun fiyatlara internet kullanımından faydalanabilirsiniz. Seyahatinizi en maliyetli duruma sokan durumlardan biridir. Uçak saatinizi önceden ajandanıza yada telefonunuza not ederek, uçağınızın kalkmasına en az 2 saat kala havalimanında olmalısınız. İstanbul'da malum trafik gün geçtikçe artmakta yada hüç düşünmediğimiz yerlerde trafik olmaktadır. Havalimanında ulaşım sağlamadan önce trafik durumuna önceden göz atıp vakit ayarlamanızı da buna göre yapmanız uçağı kaçırmamanıza yardımcı olacaktır. Seyahatiniz boyunca başınıza ne geleceğini bilemezsiniz. Olası bir kaza yada hastalık durumda bulunduğunuz ülkenin hastanelerinde tedavi görmeniz gerektiğinde fazla paralar ödeemek için her ihtimale karşı seyahat sağlık sigortası yaptırmalısınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/seyahatte-nefret-ettigimiz-10-se", "text": "Seyahat etmek insanı mutlu, motive eden bir etkinliktir. Ama hayatımızda ne yaparsak yapalım, en mutlu olduğumuz şeyi bile yapıyor olsak arada pürüzler çıkmıyor değil. Seyahatte nefret ettiğimiz 10 şey nedir bunları sıralayacağız ama bu demek değil ki seyahatimizi büyük bir aşkla gezmemize engel. Yine aynı hevesle aynı tutkuyla gezmeye devam ediyoruz. Rötar yapan uçuşlardan sıkkın olmayan kimse yoktur. Tüm planlar, ara ucuşlar ayarlanmış ve uçağınız rötar yapıyor. Haliyle ara uçuşu kaçırmakta pek mümkün oluyor. O yüzden rötar ve olası aksilikleri de göz önüne alıp ara uçuşlarınızın saatlerini ona göre ayarlamakta fayda var. Yolculuk uzak rotalara olacaksa ara uçuşlar ve otobüs yolculukları kaçınılmaz oluyor. Yeri geliyor 24 saatten fazla hava ve karayolu ulaşımı sağladığımız oluyor. Buna çözüm var mı? Ne yazık ki gülü seven dikenine katlanır misali yol almakta fayda var. Avrupa ülkelerinde değil de Uzakdoğuda sürekli karşılaşılan bir durum. Taksi diye tuk-tuk'a binip çoook mağazalara götürüldüğümüzü biliriz Uzak durmakta fayda var. Hiç bulaşmayın yapışıyorlar. Ülkelerin bazı şehirlerinin ikonik yapıları haliyle insan akınına uğruyor. Örnek vermek gerekirse Roma aşk çeşmesi, Pekin Yasak Saray, Singapur Merlion heykeli gibi yerler. Sıkıntı şurada rahat fotoğraf çekemiyorsunuz. Vize isteyen ülkelere gitmeyi kafaya koyduysanız işin içine Schengen Vizesi giriyor. Zorlanan çok insan olduğu gibi çok rahat alanlarda var. Ama sonuç itibariyle evrak hazırlama, randevu alma, vizeyi ne kadar süreliğine verirler kaygılarından ve hazırlıklarından kaçamıyoruz. Evli bir çift için ranza da neymiş Bırakın ranzayı tek yatakları birleştirmeleri bile sevmediğimiz şeylerden. Yaşasın French Bed. Ya bu işin şakası da ne öyle anaokulundaymışız gibi onlarca insan, bu insanların horlamaları, gürültü vs say say bitmeyecek türden beğenmediğimiz şeyler. Ama bütçesi az olanın, parayı otel odalarına harcamak istemeyenlerin en talep gösterdiği konaklama türü olduğunun da altını çizmeliyiz. Uzun süren transferler sonucu ekstra konaklama ücreti vermemek için havalimanında uyuduğumuz çok olmuştur. Rahatsız koltuklar yüzünden güne ağrıyan bir bel, halsiz bir surat ve yorgun bir vücutla başlayabilirsiniz. Bu da bizim hiç sevmediğimiz bir şey. Seyahatte kirlenmek güzeldir. Ama kirli kalmak hiç güzel değildir. Sırtımızda kimi zaman 20 kilo yükle oradan oraya koştururken kan ter içinde kalmak kaçınılmaz. Bunun sonucunda da insanoğlunun en çok ihtiyaç duyduğu şey sıcak bir suda doya doya duş almak. Ama gezgin olmak her zaman bu kadar konforlu olmuyor. Konakladığınız otel sıcak suya sahip değilse hoplaya zıplaya duş almak zorunda kalabilirsiniz. Kaldığımız otellerde ilk baktığımız daha doğrusu Orkun'un ilk kontrol ettiği şey taharet musluğu oluyor. Ola ki musluk yoksa onun için ciddi bir kabus başlıyor. İmdadına ya pet şişe yetişiyor ya da mecburi banyo yapmak. Sosyal medya hesaplarımızı ve blogumuzu güncel tutabilmek adına sürekli paylaşım yapmak durumunda kalıyoruz. Öyle yerlere denk geldiğimiz oluyor ki full çeken wi-fi'den eser yok. O kadar fotoğraf, video çektikten sonra bir şey paylaşamamak tüm moralleri altüst ediyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sheihk-zayed-cam", "text": "Abu Dhabi'de bulunan Sheihk Zayed Cami, Birleşik Arap Emirliklerinin kurucusu ve 1971 2004 yılları arasında devlet başkanlığı yapmış olan Sheihk Zayed bin Sultan al Nahyan'ın vizyonu olarak yapılmış, 2004 yılında öldükten sonra ancak tamamlanabilmiştir. Sheihk Zayed bin Sultan al Nahyan'ın bu camiye gömülmüştür. Mimari özelliği ile bir başıt yapıt olan cami de sanatçılar altın, mermer ve yarı değerli taşlar kullanmıştır. 40.000 kişinin ibadet edebildiği cami 145.000 metrekare alan üzerine inşa edilmiş olup Birleşik Arap emirliklerinin en büyük camisidir. Caminin içine ise 7.000 den fazla ibadetçi sığabilmektedir. Caminin avlusunda yerdeki beyaz mermerler ve sütunların üzerine çiçek işlemeler ve caminin içinde ki 96 sütun üzerindeki sedef işlemeler, Allah'ın 99 isminin yazılı olduğu kıble duvarları el emeğinin en güzel örnekleridir. - Beyaz mermerler saflığı ve dindarlığın sembolü olarak yapılmıştır. - İranlı sanatçı tarafından yapılan dünyanın en büyük halısı bu camide yer almaktadır. - İtalyan camlar, Avusturya Swarovski kristalller ile süslü altından yapılmış avize dünyanın en büyük avizesi olup caminin içinde yer almaktadır. Cumartesi gününden Perşembe gününe kadar saat 09:00 ila 22:00 arası, Cuma günleri 16:30 ila 23:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Abu Dhabi merkezinden 13 km, Dubai'den ise 110 km uzaklıktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/siam-rea", "text": "Bu yıl ki gezimizi Endonezya, Malezya ve ardından Kamboçya olarak ayarladık. Kuala Lumpur direk Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'e uçuyoruz. Burdan da otobüsle Siem Reap'e. Yolculuğumuz yaklaşık 6 saat sürdü. Otobüs aynı bizim şehirler arası otobüslerimiz gibiydi gayet rahat bir yolculuk geçirdik. Siem Reap'te sokak arasında indirildik. Acenta'nın önündeki tuk-tuk'lara binmekten başka seçeneğimiz yoktu. Bizim tuktukçumuza kanımız öyle ısındı ki yarın sabah bizi otelden alıp Angkor Wat tapınaklarına götürmesini rica ettik. Angkor Wat için şöförle 15 dolara anlaştık. Booking'den önceden ayarladığımız otel Old Market bölgesinde. 6 saat boyunca yolda adam akıllı yemek yiyecek bir yer bulamadığımız için hemen kendimizi Pub Street' e attık. Sokağın köşesinde Red Piano adında bir restaurant'a girdik. Yemekleri ve içecekleri hepsi birbirinden güzeldi. Sokağın en kalabalık restaurant' ı burasıydı. Siem Reap'te 2 gece kaldık ve 2 gün boyunca akşam yemeklerimizi burada yedik. Restaurant'ın en meşhur içeceği Tom Raider. Sabah şöförümüz Kong sözleştiğimiz saati 1 dakika bile geçirmeden geldi. Büyük bir heyecanla Dünyanın 8. Harikası Angkor'a gidiyoruz. Şehrin 5.5 km kuzeyinde yer alan bu tapınak UNESCO tarafından 1992 yılında Dünya Mirası listesine alınmıştır. Tapınağın hemen girişinde bilet almak için sıraya giriyoruz resmimizi çekip bileti anında basıyorlar. Günlük bilet 20 dolar. Biletler 1 günlük, 3 günlük ve 1 haftalık kombinler halinde satılmaktadır. Bu biletleri her tapınağa girişte görevliler göstermenizi istiyor o yüzden sakın kaybetmeyin. Biletleri hatıra olsun diye hala saklıyoruz Kong bizi sırasıyla tüm tapınaklara götürdü. Angkor Wat, Bayon, Preah Khan, Chau Say Tevoda Temple, Thommanon, Ta Phrom, Banteay Kdei. Bayon: Angkor Wat'tan sonra bilinen ikinci tapınaktır. Kayaların üzerine işlenmiş suratlar Khmer sanatınının güzelliğini gösteriyor. Bu kayalara işlenmiş surat Kral'ın yüzüymüş. Ta Phrom : Bu Budist tapınağı kral VII. Jayavarman'ın annesine ithafen yapılmıştır. Tapınağın duvarları ağaçların köklerinden dolayı tahrip olmuştur. Tapınağı tahrip eden bu ağaca Tom Raider ağacı da denilmektedir. Lara Croft Tom Raider filminin çekildiği yer bu tapınak. Tapınakları yavaş yavaş en ince ayrıntılarını inceleyene kadar gezmenizi tavsiye ediyoruz. Tapınak taşlarının üzerine işlenen figürleri, kabartmaları, oymaları özellikle inceleyin. Tüm bu tapınakları gezdikten sonra gün batımı izlemeye gidelim dedik ama bir yağmur bastırdı ki yer gök bir oldu sanki. Ağaçları kökünden sökercesine yağmur yağıyordu. Hatta bir ağaç kırılmış yol bu yüzden kapanmıştı. Bizim de yağmur yüzünden gün batımı izleme imkanımız kalmadı. O zaman dedik balona binip tapınakları yukarıdan izleyip resimlerini çekelim tabi yine hava şartları malum buna binmemize de engel oldu. Şehre vardığımızda yağmur yeni yeni durulmuştu. Kong'a nerede yılan yiyebileceğimizi sorduğunda çok şaşırmıştı. Şehrin 5-10 km dışındaki restaurantlarda bulabileceğimizi söyledi. Bizi götürmesi için ne kadar istediğini sorduğumuzda ne verirseniz demişti. Yılan yeme fikri bence çok iyi oldu. Hem yerli halkı daha yakından görmüş olduk. Herhalde 5-6 mekana gittik hiçbirinde yılan yokmuş. İnat ettim ya illa bulucam ve yiyecem şu yılanı tam pes etmiştim ki son şu restaurant'a da soralım yoksa döneriz artık dedik. Şans iste burda varmış. Bu gittiğimiz bölgede tüm restaurant'lar su üstüne kurulu, meğer oturdukları yerden yılanları tutup bir yandan da pişirip yiyorlar. Gittiğimiz dönemde sular çekildiği için pek fazla yılan çıkmıyormuş. 3 yılan vardı yeter mi dediler ee haliyle yeter tabi. Tadını bilmiyorum birde beğenmezsem yazık olacak hayvancağızlara. Orkun tabi hemen ön yargılı, bunlar şimdi yılan yerine tavuk pişirip verirler dur ben de mutfağa gideyim hem nasıl yapıldığını görürüm dedi. Onun gitmesine fırsat kalmadan adamlar yiyeceğim yılanı getirdi. Nasıl beğendiniz mi diye elime de tutuşturdular. Elime almasına aldım da hayvan bu hisleri daha farklı bir anda aklıma benim onu yiyeceğimi anlar mı sorusu gelmesiyle tutuşturdum adamın eline. Tam komedi yaşadık ya. Sonunda merakla beklediğim yılanım güzelce pişirilip, lemon grass süslemeleriyle önüme geldi. Görüntüsü nasıl muhteşem ise tadı da bir o kadar lezizdi. Yerken biraz zorlandım açıkçası kılçığı olduğu için yılanın kaburgasına alt dişi geçirip eti yukarı doğru çekip yemek gerekiyormuş. Kong bayağı bir uğraştı öğretmek için ama olsun yediğim kadar artık ne yapayım. Konaklama : Cheathata Angkor Hotel'de konakladık gecesi kişi başı kahvaltı dahil 20 Dolardı. Pub street'e yürüyerek 5 dakika uzaklıkta, odalar geniş ve çok temizdi."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sile-gezi-rehber", "text": "Tarihi eski çağlara kadar uzanan Karadeniz'in kıyısında ufacık bir kasaba olan Şile'deyiz. Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu Şile'nin MÖ.12.000-6.000 arasında önemli bir yerleşim yeri olduğu, bölge tarihinin Cilalı Taş Devri'ne kadar uzandığı değerlendirilmektedir. Antik Çağ döneminde Şile ilk kez Yunanlılar tarafından ikinci kez ise Roma İmparatorluğu tarafından istilaya uğramıştır. Şile'nin istilalar, kuşatmalar ve savaşlar görmesi nedeniyle pek çok farklı kültürler bu bölgede egemenlik kurmaya çalışmıştır. Şile'nin M. Ö VII. yy'da Miletoslu kavimler tarafından kayaların üzerine kurulduğuna inanılmaktadır. Geçmişten günümüze Şile'nin aldığı isimler Philee, Shila, Aschil, Artena, Kilio ve Kalpe'dir. Tarih boyunca Şile'ye Lidyalılar, Persler, Galatlar ve M. Ö I. yy'da Romalılar hakim olmuştur. Romalılardan sonra ise Cenevizlilerin de bir süre burada hakimiyet sürdüğü hatta Şile kalesinin Cenevizliler döneminden kaldığı sanılmaktadır. Malazgirt Savaşının hemen ardından Şile Selçuklu Sultanı Süleyman Şah tarafından ardından 1097 yılında ise I. Haçlı Ordusu tarafından ele geçirilmiş ve bölgede hakimiyet Bizanslılara geçmiştir. Yıldırım Beyazıt'ın Bizanslardan aldığı yer artık Osmanlı topraklarına katılmış olsa da 1402 yılında Bizans İmparatoru II. Manuel tarafından kısa süreli ele geçirilmiş olmasına rağmen Osmanlılar tekrar bölgede hakimiyeti eline almıştır. - Dünya Savaşı ile Şile ve çevresine yerleşen Rum çeteleri Kurtuluş Savaşından sonra kurtarılmıştır. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra 1923 yılında ilk belediyelerden biri Şile'de kurulmuştur. Şile'nin engebeli bir arazi üzerinde konumlanmış olması ve sık ormanlara sahip olması nedeniyle buraya ulaşımın sadece deniz yolu ile olduğu sanılmaktadır. Türkiye'nin Uluslararası standartlardan en büyük deniz feneri olan Şile Feneri Sultan Albülmecit döneminde 1859-1860 yıllarından yapılmıştır. Türkiye'nin aktif olan en büyük feneridir. 15 aniye aralıklarla çakan fenerin ışığı gece açık havada 35 mil mesafeden görülebilmektedir. Fener 2004 yılında müzeye çevrilerek turizme kazandırılmıştır. Kırım Harbi zamanında Karadeniz'den İstanbul Boğazına girecek gemilerin yollarını bulabilmeleri için yapılmış olan fener, bu amaçla Boğazlar civarında 1856 yılında Anadolu Fenerinden sonra 1859 yılından sonra faaliyete girmiştir. 1859-1860 yıllarında Fransız Fenerler İdaresi tarafından yapılmıştır. Yapımında ışık kaynağı olarak 3 fitilli gaz lambası kullanılmış ve alt kısmında gazın dinlendirilerek süzülmesi için sarnıç şeklinde yapılan özel bir deposu vardır. Fenerin taş bölümü Türk Mimarlar tarafından yapılmıştır. Fenerin metal ve kristal sistemi Paris'teki Barbeur fabrikası yapımı Fransız malıdır. 1000 Watlık elektrik lambası ile aydınlatılmaktadır. 1 dönüşü 120 saniyede tamamlayan Fener ışığı 8 adet göz biçimli mercekten yayılırken, Fenerin çalışması duvar saatlerinde kullanılan sarkaç sistemi ile gerçekleşmekte ve dişli tertibatı ile 2 saatte bir kurulmaktadır. Fenerin yüksekliği 19 metredir (75 basamaklıdır). Şile'nin Cenevizlilerin egemenliğinde kaldığı süreç içerisinde kalenin yapıldığı sanılmaktadır. Ocaklı Ada'nın Şile'nin kuzeyinde yer alan 5 adet küçük adadan biri olup zananla jeolojik değişim geçirerek, yarımada iken ada haline geldiği belirtilmektedir. Kale ilk olarak 1305 yılında Yoros Kalesi ile birlikte Türklerin eline geçmiş ancak uzun süre ellerinde kalamamış Karadeniz ticaretini ellerinde tutan Cenevizliler kaleleri tekrar ellerine almıştır. Zaman içinde Cenevizlilerden 1391 yılında Yıldırım Beyazıt, 1402 yılında Bizanslılar ve sonrasında tekrar Osmanlılar kaleyi ele geçirmiştir. 2010 yılında İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 2351 sayılı kararında kalenin yer aldığı 1 pafta, 135 ada, 1 parsel ile ilgili olarak kulenin tamamen açığa çıkarılması amacıyla Arkeoloji Müzesi denetiminde kule ve yakın çevresinde kazı yapılmasına karar verilmiştir. Bu sebeple ada ve kale çevresinde kapsamlı bir temizlik çalışmasına başlanmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/similan-adasi-tur", "text": "Similan adaları Khao Lak'ın 50 km batısında, Phuket'in ise 120 km kuzeybatısında yer almaktadır. Adaya gitmenin en iyi yolu tur firmaları ile günlük turlara katılmaktır. İster Khao Lak'tan ister Phuket'ten Similan Adası için günlük tura katılabilirsiniz. Similan adaları grubu (9 ada grubu) Andaman denizinin en meşhur, en bilinir olanıdır. Aynı zamanda dünyanın en iyi 10 dalış noktalarından da biridir. Similan Malay dilinde kelime anlamıyla 9 demektir. Her bir Similan adasının ismi vardır. 140 km alan üzerine yayılmış adaların isimleri güneyden kuzeye sırasıyla şöyledir ; Hu Yong (1 numara), Payang (2 numara), Payan (3 numara), Miang (4 numara), Ko Miang Song (5 numara), Ko Miang Sam (6 numara), Payu (7 numara), Similan (8 numara) Koh Ba Ngu (9 numara). Bir çok Thai'li Similan'a Ko Kao (9 ada) demektedir. 7. ve 8 ada arasında göreceğiniz kaya parçaları Hin Pousar yani Fil Başı Kayası olarak bilinir. Orjinalinde 128 km alana yayılmış olan takımadalara 1998 yılında Tachai adasının da eklenmesiyle bu alan 140 km olmuştur. Her bir ada tropik ormanlarla örtülü ve turkuaz sularla çevrilidir. Similan ada grubu Mu Ko Similan National Marine Park ismi ile anılmaktadır. İsminden de anlaşıldığı üzere Similan adaları koruma altına alınmıştır. Similan adaları yengeç yiyen makaklara, dev kertenkele, uçan tilki yarasalarına, sincap ve değişik kuş türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Similan takım adaları 1 Mayıs ila 15 Ekim arasında ziyarete kapalıdır. Birbirinden güzel balık, resif ve mercan görülen Similan adaları dalgıçlar için adeta bir cennettir. Khao Lak'ta ilk gecemizin sabahı heyecan içerisinde uyandık. Çünkü fotoğraflarına bakınca gitmeden aşık olduğumuz Similan Adasına gidiyoruz. Sayısız fotoğraf ve video çekmek için yedek pillerden yedek monopodumuza kadar her şeyimiz hazır. Otelden sabah çok erken alınacağımız için kahvaltı kutumuzu alıp bizi alacak aracı beklemeye koyulduk. Lobide beklerken 1 gün önce bu tura katılmış bir çift ile sohbet edince heyecanımız biraz daha arttı. Çok beklemeden otelden bizi aldılar ve bir kaç otele daha uğrayıp teknenin kalkacağı iskeleye vardık. Çoğunluğu Alman olan görevliler bizi karşıladılar. Bu sırada meyve suları ve kahveler ikram ediliyordu. Khao Lak Land Discovery yolculuk öncesi yolcular için her şeyi düşünmüş. Kahvaltı sonrası tur programı için breefing alıp speedboatlar ile yolculuğa çıktık. Yolcuların çoğu Alman olmasına rağmen tur rehberimizin onlara verdiği enerjiyi gerek sohbet gerekse espri olarak bizden de esirgemedi. Tur rehberleri sürekli sizlerle ilgileniyorlar. Gerek fotoğraf gerekse video çekmeniz için size istediğiniz kadar vakit ayırıyorlar. Bu arada teknemizin kaptanı da genç ve oldukça eğlenceli bir arkadaştı. 750 beygirlik muhteşem sürat teknesi ile yolculuk onun sayesinde çok daha eğlenceli geçti. Özellikle dönüş yolunda karşılaştığımız yunus sürüsüyle vakit geçirmemiz ve fotoğraf çekmemiz için oldukça çaba harcadı. Similan ada turu bugüne kadar yaptığımız geziler içinde bizi en çok etkileyen günlük tekne turlarından biriydi. Khao Lak Land Discovery sayesinde unutulmaz anlar yaşadık. Tur firmasının gün boyu ilgisi, hizmetinden o kadar memnun kalmıştık ki üstüne bir de limana ayak basmamızla terliklerimizin sıra sıra dizili olduğunu görünce verdikleri hizmete hayran kaldık. Khao Lak seyahatinizde bizim gibi Similan adalarına günlük tur olsun ya da Khao Lak gerçekleştirmek istediğiniz diğer turlar olsun gözünüz kapalı tercih edebileceğiniz tek yer kesinlikle Khao Lak Land Discovery olmalıdır. Kasım'dan Nisan'a kadar ziyarete açık olan Similan adalarına gidilecek en iyi dönem Şubat ve Mart aylarıdır. Yağmur yağma olasılığının olmadığı, güneşin hiç kapanmadığı mis gibi bir dönem!!! Similan adası için daha fazla görsele erişmek istiyorsanız buradan galeri sayfamıza ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/singapur-gezilecek-yerle", "text": "Singapur gezi rehberi ile Singapur'da gezilecek yerler ve Singapur hakkında gitmeden önce bilmeniz gereken her şey makalemizde. Singapur Endonezya ve Malezya toprakları arasına sıkışmış Güneydoğu Asya'da Malay yarımadasının güney ucunda küçücük bir ada devletidir. Bir ada olan Singapur hem dünyanın en küçük ülkesi hem de ender şehir devletlerinden biridir. 728 km2 alana yayılmış olan Singapur ana kara haricinde toplam 63 adacıktan meydana gelmektedir. Önceki yıllarda yüz ölçümü daha ufak olan şehirde deniz doldurulup yüz ölçümü genişletilmiştir. İlerleyen yıllarda yüz ölçümünün daha da arttırılması planlanmaktadır. Singapur 11. yy'da ufak bir balıkçı kasaba iken 14. yy'da Sumatra Prensi Sang Nila Utama Singapur'u keşfettiği sırada bir aslan görür. Aslanın ülkeye şans getireceğine inanan Sultan buraya Malay dilinde aslan anlamına gelen Singa ve şehir anlamına gelen Pura yani Singapura ismini verir. 1960 ila 90 yılları arasında hızla gelişen ve ekonomik anlamda büyüme gösteren Asya Kaplanları olarak bilinen Hong Kong, Tayvan, Güney Kore ve Singapur'dur. 11. yy'da ufak bir balıkçı kasabası olan Singapur 14. yy'da Malay Prensi tarafından keşfedilmiş ve sonrasında 16 ve 17. yy'da Avrupa ülkelerinin Singapur üzerinde sömürgecilik yarışı baş göstermiştir. Avrupa ülkelerinin sömürge yarışını ortadan kaldırmak için İngiliz Hükümeti Sir Thomas Stamford Raffles'ı Singapur'a yollamıştır. Sir Thomas Stamford Raffles 1819 yılında burada bir liman kenti kurmayı amaçlar. Ve bu istediğini yapmasıyla Singapur'un modern tarihi başlamış olur. Gün geçtikçe liman ticari işletmelere ev sahipliği yapmaya başlar. İngilizler 1959 yılına kadar Singapur'u ellerinde tutmayı başarmışlardır. II. Dünya Savaşı'nda Singapur kısa süreli de olsa Japonya'nın işgali altına girmiştir. Savaş sonu İngilizler tekrar Singapur'u ele geçirmiş olsalar da 1963 yılında Singapur'u Malay, Sabah ve Savarak ile Malezya Federasyonu ile birleşmesini sağladılar. Bu anlaşma uzun sürmedi ve 9 Ağustos 1965 yılında Singapur Malezya'dan ayrılarak bağımsızlığını kazanmış oldu. Ekonomisi ile gün geçtikçe büyüme gösteren ülke aynı zamanda Asya kıtasının en büyük limanına sahiptir. Singapur limanına 3 dakikada bir gemi demirlenmekte ve dünya üzerinde 600 limana sevkiyat yapılmaktadır. Dünyanın refah bakımından sayılı ülkelerinden olan Singapur aynı zamanda kişi başına düşen milli gelirin en yüksek olduğu ülkelerden biridir. Singapur'da gezilecek yerleri araştırmaya başlayınca bölge isimleri dikkatinizi çekecektir. Kiminin bu durumdan aklı karışmasın diye Singapur'da bulunan Hint Mahallesi, Çin Mahallesi, Müslüman Mahallesi vs gibi semtleri listeleyip her bir bölgede gezmeniz gereken yerleri düzenli bir sıra haline getirip sizlere daha kolay gezme imkanı vereceğini düşünüyoruz. Little India bölgesinin en meşhur caddesi Serangoon'a adım attığınız an da inanın kendinizi küçük bir Hindistan'da sanacaksınız. Tek uyarımız Hint Mahallesine haftasonu ve Hintlilerin bayram günlerinde gelmemeye çalışın. Bu dediğimiz dönemlerde bölge çok kalabalık oluyor. Singapur'un en renkli ve tarihi bölgesi Hint mahallesi olarak bilinen Little India semtidir. Hindistan'a gitmemiş olanların buraya gelerek bozulmamış mimariyi görmesini, Hint tapınaklarına girmesini tavsiye ediyoruz. Sri Veeramakaliamman Tapınağı: Little India'nın kalbinde yer alan Serangoon Caddesi üzerine inşa edilmiş yapı Hinduizm'in güç tanrıçası Kali'ye adanmıştır. Tapınaktaki Kali heykeli çok kollu ve elleri silah taşır halde tasvir edilmiştir. Tapınak, Güney Hint mimari stili ile 1855 yılında Tamil işçileri tarafından yapılmıştır. Tapınak her gün 08:00 ila 12:30 ve 16:00 ila 20:30 arası açıktır. Girişi ücretsizdir. Srinivasa Perumal Tapınağı: Koruyucu Tanrı Vişnu'ya adanan eski bir Hint tapınağıdır. Yerel halk Tanrıya hürmetlerini sunmak için tapınağı ziyaret eder. Önemli Hindu festivali olan Thaipusam festivali bu tapınakta kutlanmaktadır. Thaipusam festivalinde Tamillerin vücutlarına şiş, kılıç ve çengel batırarak yokedici tanrı Shiva Şiva'nın oğlu Lord Murugan'a dileklerini iletirler. Sakya Muni Buddha Gaya Tapınağı: Bin ışık tapınağı olarak da bilinen Sakya Muni Buddha Gaya Budizmi temsil eden bir dini yapıdır. İlk bakışta sanki Asya mimarisine hakimmiş gibi gözükse de biraz gezdikten sonra Tayland, Hint ve Çin mimarisinin etkileri de gözünüzden kaçmayacaktır. Tan Teng Niah: Zamanında Çin'li bir tüccarın ev sahibi olduğu ev bugün Hint Mahallesinin en çok ziyaret edilen ve önünle fotoğraf çekinilen yeridir. Çin ve Avrupa mimarisinden ilham alınarak yapılan ev Hint Mahallesinde kalan son Çin evidir. Masjid Abdul Gaffoor Abdul Gaffoor Camii: Güney Hindistan'lı tüccarlar tarafından 1859 yılında inşa edilen camii Singapur'un ulusal anıtlarından bir tanesidir. Mimarisinde Avrupa, Arap ve Güney Hindistan'ın etkileri dikkate değerdir. Yeşil ve sarı renklere sahip caminin tam ortasında Arapça hat yazılarıyla süslenmiş 25 ışınlı güneş saati yer almaktadır. Indian Heritage Center: Hint kültürünü daha yakından tanımak isteyenler Hintli göçmenlerin tarihini sergilen bu Hint Mirası Merkezine gidebilir. Little India Murals Duvar Resimleri: Büyüleyici sokak resimleri anılan Singapur'un ayrıca Hint Mahallesindeki duvar resimleri de görülmeye değerdir. Belilios yolu boyunca artist Psyfoll'un Küçük Hindistan Geleneksel Ticareti, Upper Dickson ile Serangoon yolunun kesiştiği noktada artist Didier Mathieu'nun Kathaka'sı, Hindoo Road otoparkının yanındaki ünlü Tamil film yıldızı Rajinikanth'ın bir portresi olan Zero'nun işçi sınıfı kahramanı duvar resimleri görülmeye değerdir. Kerbau Road'da Little India MRT istasyonu E çıkışının yanındaki çiçek, buffalo ve bulut resimleri içeren eser bölge tarihindeki sığır ticaretine değinmiştir. Kerbau yolundaki yasemin muralı Singapur'un gelişmesine katkısı olan göçmen işçilere övgü niteliğinde yapılmıştır. Race Course Road'da Shophouse no.48 ile 50 arasında yer alan mural ile eski hipodromun hikayesi anlatılmıştır. 82 Serangoon Road'da Siyamala Kitabevi'nin yanındaki duvar resmi, 212 Serangoon Road'daki geleceğin kurgusal anlatımının tasviri olan mural, 240 Serangoon Road'daki renkli ve büyük mural, Upper Dickson yolundaki renkli mural sanatçı Didier'e aittir. Mural hint dansı olan Kathaka'dan ilham alınarak yapılmıştır. 106 Dunlop Sokağındaki mural'de geleneksel bir dansçı tasvir edilmiştir, Mustafa Center: Little India'daki bu alışveriş merkezi her şeyi stoklayan ve içinde elektronik aletlerden sağlık ürünlerine, mücevherlerden güzellik malzemelerine kadar aklınıza gelmeyecek kadar ürün çeşitliliği olan bir merkezdir. Hint mahallesine gelip burayı ziyaret etmeden dönmemelisiniz. Akşam saatlerine ve haftasonları kalabalık olduğu için rahat gezmek isteyenlerin buraya sabah saatlerinde ya da akşam üzeri ziyaret etmelerini öneriyoruz. Tekka Center: 2 katlı yapının alt katında meyve sebze reyonları ile Hint yemeklerini tadabileceğiniz ufak ufak dükkanlar bulunurken üst katında ise kıyafet alabileceğiniz dükkanlar vardır. Hint işi bana göre değil arkadaş derseniz o zaman sizi Çin mahallesine buyur edelim. Ufacık bir Çin kurulmuş buraya. Semte girer girmez kırmızı çin fenerleri yürüdüğünüz sokaklara adeta renk katıyor. Her yerde çin mallarının satıldığı dükkanlar var. Buralardan alışveriş yapıp otantik restaurantlarda çin yemekleri yiyebilir, 2002 yılında yapılmış içinde müzesi olan Buddha Tooth Relic Tapınağını, Sinpapur'daki en eski Hindu tapınağı Sri Mariamman tapınağını, Deniz tanrıçası Mazu adına yapılmış Thian Hock Keng tapınağını gezebilirsiniz. Buddha Tooth Relic Tapınağı ve Müzesi: 2007 yılında kapısı ziyaretçilere açılan yapı 75 milyon dolara mal olmuştur. Hindistan'da cenaze ateşindeki Buda'nın sol köpek dişi olduğuna inanılan kalıntı bugün bu tapınakta sergilenmektedir. Bundan dolayı da Budistler için en popüler ruhani merkezden biri kabul edilmektedir. Chinatown'un kalbinde Tang stili ile yapılmış Çin Budist tapınağı altın kaplama 320 kiloluk dev buda heykeline ev sahipliği yapmaktadır. Toplam 5 katlı olan binanın her katında farklı bölümler var. Müze, ikinci katta kütüphane ve galeri, üçüncü katta budist kültür müzesi, dördüncü katta kutsal ışık salonu olarak adlandırılan Buda'nın dişinin olduğu stupa alanı ve beşinci katta budistlerin dua çarkını döndürüp mantaralar okuduğu 10.000 buda köşkü ile çatı bahçesinin olduğu bölümlerden oluşmaktadır. Buda'nın diş kalıntısı 3.5 ton ağırlığında ve 320 kg ağırlığındaki gerçek altından yapılma bir stupanın içinde muhafaza edilmektedir. Bu odaya yalnızca keşişlerin girmesine izin verilmektedir. Asya'da budist tapınaklarında ücretsiz yemekler dağıtılmaktadır. Burası da bir budist tapınak olduğu için yapının bodrum katına inip ücretsiz vejeterjan yemek yiyebeilirsiniz. Her gün 07:00 ila 17:00 arası ücretsiz ziyaret edilebilmektedir. Tapınağı ziyaret ederken kutsal bir mekana girdiğinizi göz ardı etmemeli ve buna uygun giyinmelisiniz. Kısa şort, mini etek, omuzu açık kıyafetler giyilmemelidir. Sri Mariamman Tapınağı: Hastalık ve yağmur tanrıçası Mariamman'a adanmış tapınak 1827'de inşa edilmiştir. Singapur'un en eski Hindu tapınağı olup aynı zamanda Singapur'daki en ikonik Hindu tapınaklarından biridir. People's Park Complex: 1970-1973 yıllarında inşa edilen komplex konut ve ticari yapı olarak Singapur'un tam kalbine Chinatown muhitine inşa edilmiştir. Güneydoğu Asya'da türünün ilk örneği olan alışveriş merkezi 103 metre yüksekliğindedir. Otopark'ın 6. katına çıkarak arkanıza koca sarı binayı alarak fotoğraf çekebilirsiniz. Masjid Jamae: 1826 yılında inşa edilen cami Chinatown'daki ilk 3 camiden biridir. Cami 29 Kasım 1974 yılında resmi gazetedeki yayın üzerine ulusal anıt olarak ilan edilmiştir. Giriş ücretsiz. Potato Head: Çin Mahallesinde Keong Saik Rd'da bulunan yapının en üst katında keyifli bir akşam yemeği ya da gün batımında bir kaç kadeh bir şeyler içmek için Simgapur'un ödül kazanmış barına uğramadan Singapur'dan ayrılmayın. Chinatown Complex Food Center: Çin Mahallesinde yemek yenilecek en popüler, en ucuz ve en talep gören kompleks burasıdır. Binanın ikinci katındaki yemek alanından 100'den fazla yemek tezgahı vardır. Burada Lian He Ben Ji'de mutlaka güveçte pişirilen clat poy rice, michelin yıldızlı Mirko Febbrile'de makarna, Canton restaurantı olan Ye Ji Cooked Food'da pilav eşliğinde sebze yemekleri yiyebilirsiniz. Liao Fan Hawker Chan: Uluslararası üne sahip restaurantta tavuklu pilav yemelisiniz. Restaurant çok popüler olduğu için öğle ve akşam saatlerinde kalabalık olacağını aklınızdan çıkarmayın. Restaurant Çin Mahallesi 78 Smith Caddesindedir. Dim Sum yemek için Yum Cha, Geleneksel Çin tatlıları için Tong Heng, Harika kafelerin, tarihi yapıların, renkli sokakların ve küçük butiklerin olduğu bölge şüphesiz Singapur'un en kalabalık yerlerinden biridir. Zamanında Araplar ve Endonezyalı Bugis tüccarlarının yaşadığı yerleşim bölgesi olan Kampong Glam bölgesinde 1824 yılında Singapur'un ilk padişahı Sultan Hüseyin Şah için yapılmış olan 5000 kişilik kapasiteli Sultan Camii'yi, rengarenk duvarlarıyla daracık sokakları ve sokaklarında şirin cafelerin, barların ve butiklerin olduğu Haji lane'i gezebilirsiniz. Oldukça küçük ve gezilmesi kolay bir bölgedir. Maksimum 2 saat gezebileceğiniz Kampong Glam bölgesinde mutlaka gitmeniz gereken sokaklar Arab Street, Haji Lane ve Bussorah Street'tir. Yemek için bu bölgede özellikle önereceğimiz restaurantlar yok. Arab Street'e girince sağlı sollu her yerde Türk restaurantları mevcut. Yemeklerin birbirinden çok farklı olacağını düşünmediğimiz için istediğiniz birine girebilirsiniz. Bölgede tek tattığımız şey Birds of Paradise'daki dondurmaydı. Oldukça lezzetli ve çok değişik bir tasarımı olduğu için buraya gitmenizi öneririz. Bölgede gezilecek diğer yerler 1956-1963 yılları arasında inşa edilmiş olup dış cephesinin tamamlanması 1995 yılını bulan Malabar Cami, Tanrı Şiva'ya adanmış ve maliyeti 6 milyon Singapur Dolarını bulan Sri Savan Hindu tapınağıdır. Her ikisi de Singapur nehri üzerinde nehir kenarında restaurant ve cafelerin olduğu oldukça canlı ve akşamları ışıklar içinde hareketli bölgelerdir. Bu bölgede yapılabilecek en iyi aktivitelerden biri akşam hava kararınca nehir boyunca ışıklandırılan bölgede kendinize uygun keyif yapabileceğiniz bir bar bulup oturmak diğeri ise bot turu yapmaktır. Bot turu 40 dakika sürmektedir. Ve bu süre zarfında Clarke Quay, Boat Quay, Marina Bay boyunca gezilmektedir. Yetişkin ücreti 28 SGD, çocuk 18 SGD'dir. Hareket saatleri Pazartesi-Perşembe 13:00 21:00 arası, Cuma-Pazar ve tatil günlerinde 10:00 22:00 arasıdır. Bilet noktası Clarke Quay Jetty'dir. Hooters Restaurant'ın hemen yanındaki bilet ofisinden biletlerinizi satın alabilirsiniz. Fort Canning Park: Park adını Hindistan'ın ilk genel valisi Vikont Charles John Canning'den almıştır. Muhteşem bitki örtüsü içinde yürüyüş parkurlarının olduğu yemyeşil park şehirden kısa kaçamak yapmak isteyenlere fırsat sunuyor. Gökdelen arasındaki parkta yürürken kendinizi bir parktan ziyade ormanda yürümüş hissine kaptırmamanız mümkün değil. Fort Canning yürüyüşünü daha ilginç kılmak için baharat rotasını izleyebilirsiniz. Buradaki pdf dosyasından başlangıç ve bitiş noktası arasındaki baharat ve değişik bitkileri görebileceğiniz yürüyüş turunu yapabilirsiniz. Old Hill Station Eski Polis Merkezi Binası: 1934 yılında İngiliz sömürge döneminde inşa edilen Singapur'un en büyük yönetim binalarından olan Neo-Klasik yapı 927 renkli pencerelere sahiptir. Günümüzde Bakanlık Binası olarak kullanımına devam edilmektedir. Armenian Klisesi: 1835 yılında Old Hill sokağına inşa edilmiş en eski Hristiyan Kilisesidir. Mimarı İrlandalı George Coleman'dır. Giriş ücretsiz. St. Andrew's Katedrali: St. Andrew's Katedrali Singapur'daki ilk ve en büyük Anglikan Katedralidir. Yıldırım çarpması sonucu zarar gören yapı 1856 yılında mimar Colonel Ronald McPherson tarafından Neo Gotik stilde inşa edilmiştir. Pazartesi- Cumartesi günleri arası saat 09:00 ila 17:00 arası ücretsiz ziyaret edilebilir. National Gallery: Dünyanın en büyük Güney Doğu Asya sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Ulusal Galeri 64.000 m2 alan üzerine kurulmuştur. Eski Belediye ve Mahkeme binasından oluşan yapı iki köprüyle birbirine bağlanmıştır. Sanat severlerin mutalaka gitmesini önerdiğimiz müze onlarca sergi odasına sahiptir. Boat Quay'de enfes çatı barı olan İtalyan restaurantına gidip akşam yemeği yiyin ya da gün batımında kokteylinizi için, Singapur'un finas merkezi olan Marina Bay bölgesinde Singapur'un simgesi olan Merlion heykeli önünde resim çekilebilir, Singapur şehrini kuşbakışı izlemek için nehir üzerindeki Helix köprüsünden geçerek Singapur'un simgesi haline gelmiş Marina Bay Sands Otelini ziyaret edebilirsiniz. Singapur'un en bilinen anıtı Merlion Heykeli: Alt kısmı balık baş kısmı aslan şeklindeki 8.6 metre uzunluğundaki anıt heykel 1964 yılında Singapore Tourism Board tarafından Singapur'un simgesi olarak belirlenmiştir. Singapur'a her gelen turist bu anıt önünde resim çektirmeden dönmüyor. Anıt heykelin tarihini öğrenmek için Sentosa Adasında yer alan kocaman Merlion heykelinin içine girmelisiniz. Hem anıtın tarihini öğrenmiş olmakla kalmayıp heykelin ağız kısmından muhteşem Sentosa Adası manzarasını da izleyebilirsiniz. Marina Bay Sands Oteli: 836.000 m2 alan üzerine kurulu 57 katlı 200 metre yükseliğe sahip 3 gökdelen ve 150 metre uzunluğa sahip sonsuzluğa uzanan havuzu ile Singapur'un simgelerinden biri haline gelmiş muazzam bir yapı. Yapımına 5,5 milyar dolar harcanan binada kumarhane, müze, tiyatro, kongre merkezi, havuzlar, bahçeler, mağazalar ve otel bulunmaktadır. Adeta bu devasa yapı içerisinde bir şehir kurulmuştur. Singapur'un finans merkezi manzarasına karşı siz de bulutlar içinde sonsuzluğa doğru kulaç atmak istiyorsanız Marina Bay Sands tam size uygun bir konaklama seçeneğidir. Otelde konaklama yapmayanlar 3. kuledeki bilet gişesinden alacakları 32 singapur dolarlık bilet ile SkyPark Observation Deck'e çıkarak Singapur'un eşsiz manzarasını izleyebilirler. SkyPark Observation Deck otel havuzunun olduğu terasın en ucunda yer alıyor. Buraya ücret ödeyerek çıkmanız halinde havuz erişiminiz olmamakta sadece Deck'ten Singapur manzarasını izleme izniniz olmaktadır. - Otelin check-in saati 15:00, check-out saati ise 10:00'dur. - Havuz 06:00-23:00 arası hizmete açıktır. - Havuzda ücretsiz alkolsüz kokteyl hizmeti vardır. Havuz katı 57. kattır. - Havuza girmeden önce oda kartınızı cihaza okutup giriş yapabilirsiniz. - Havuz için ücretsiz havlu dağıtılmaktadır. - Odaları fiyatının hakkını verecek kadar lüks değildir. Odalar balkonludur. Ancak sigara içenler eğer sigara içilen katta oda almadıysa balkon dahi olsa sigara içmek yasaktır. - Check-in işleminizi kredi kartıyla yaparsanız bir kaç yüz dolar da depozit çekiliyor. Bizden 400 USD çekildi. Kredi kartıyla check-in yapanlar hemen giriş asansörünün olduğu yerde express check-out makinasına oda kartlarını atarak hızlıca check-out işlemini gerçekleştirebilir. Havuzda ya da restaurantta bir şeyler yiyip içtiyseniz oda numaranıza yazılan hesap kredi kartınızla ödediğiniz depozitten düşerek kalanı 2 iş günü içerisinde kredi kartınıza iade oluyor. - Check-in işlemi çok uzun sürüyor. Bizimki yaklaşık 1 saat sürdü. Eğer otelde 1 gece konaklama yapacaksanız bu süreyi göz önüne almayı ihmal etmeyin. Esplanade Kültür ve Sanat Merkezi: Singapur Nehri kenarında Durian meyvesinden esinlenilerek yapılan değişik mimari yapıya sahip binanın bünyesindeki tiyatro salonunun kapasitesi 2000, konser salonu ise 1600 kişiyi ağırlayabilmektedir. Singapur Sanat ve Bilim Müzesi Artscience Museum: Lotus çiçeğinden esinlenilerek yapılan bina Marina Bay Sands kompleksinin bir parçasıdır. Tasarımı, çiçek yapraklarından esinlenerek oluşturulmuştur. Ve dört büyük yaprak şeklindeki binaların birleşiminden oluşur. Müze, sanat ve bilimi bir araya getirerek etkileşimli sergiler ve galeriler sunuyor. Ziyaretçiler çeşitli sanat eserlerini keşfedebilir, interaktif deneyimlere katılabilir ve bilimin farklı alanlarıyla ilgili bilgi edinebilir. Sergiler arasında sanat, tasarım, müzik, medya, tarih ve bilimsel keşifleri kapsayan geniş bir yelpaze bulunur. Sentosa Adası 1900'lü yılların ortalarında İngiliz askerlerinin üs olarak kullandığı yer iken şimdilerde tam bir eğlence merkezi. Turistlerin ilgisini çekmek için her türlü etkinlik, aktivite bulunmaktadır. Ada'da yapılan kelebek parkını, Merlion heykelini, Sentosa Resort World'u, Akvaryum'u ziyaret edebilir, Songs of the Sea gösterisini izleyebilir en ilginci ise Güney Asya'nın en uç noktasına bir asma köprü sayesinde geçerek ayak basıp ekvatorun 136 km gerisinden okyanusa kucak açabilir ya da en uç noktada yer alan okyanusa uzanmış palmiye'de yatıp tüm düşüncelerinizden arınabilirsiniz. Teleferik: Ada'ya ulaşım birkaç farklı yoldan sağlanmaktadır. En zevkli olanı Faber tepesinden bineceğiniz teleferik ile 1.7 km'lik yolu 90 metre yüksekliğe vararak ayaklarınızın altındaki denizi, cruise tekneleri yada karşınızda Sentosa Adasını seyredek ulaşmaktır. Biletler gidiş-dönüş satılmaktadır. Yetişkin ücreti 35, çocuk 25 S$'dır. Faber Tepesine ulaşmak için MRT ile Harbour Front durağında inip B çıkışından çıkmalısınız. Köprüden geçtikten sonra karşınıza çıkan Harbour Front Tower 2 binasına girerek Cable Car tabelasını takip etmeniz yeterlidir. Boardwalk: Diğer bir yol ise hem ucuz hem de sizi yormayacak cinstendir. Harbour Front metro istasyonunda inip E çıkışını kullanarak VivoCity Alışveriş merkezinin 1 katına çıkarak The Promenade Sentosa Boardwalk tabelasını takip etmeliyiz. Alışveriş merkezinin çıkışına vardıktan sonra sonuna kadar düz gidip sola dönünce karşımıza çıkan yaya geçidini kullanarak adaya yürüyerek varabiliriz. Üstelik yol boyunca yürüyen bantlar sayesinde adaya nasıl vardığınızı anlamıyorsunuz. Otobüs: Otobüs ile gitmeyi tercih edenlerin de yine Harbour Front metro istasyonunda inip E çıkışını kullanarak VivoCity Alışveriş merkezinin 3 katına çıkarak buradan Sentosa Adasına giden Sentosa Express sayesinde 4 S$'ı ödeyerek ulaşabilirsiniz. EZ Link kartı olanların ayrıca bilet satın almasına gerek olmadan bu kartı kullanabilirler. Çin Bahçesi: Kuzey Çin İmparatorluğu mimarisi ile dizayn edilmiş muhteşem bir parktır. Parkı Tayvanlı mimar Yuen-Chen-Yu dizayn etmiştir. Festivallerin kutlandığı park aynı zamanda düğün resimleri için vazgeçilmez mekanlardan biridir. Saat 06:00 ila 23:00 arası açık olan parka ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Raffles Otel: Kolonyal mimariye sahip otel 1887 yılında 10 odalı olarak inşa edilmiş. Singapurlu kurucu Sir Stamford Raffles'dan sonra bu ismi alan otel aslında arap tüccarı Mohammed Alsagoff'un konutu olarak kullanılmış. İranlı ermeni iki kardeş tarafından oluşturulmuştur. Hong San See/Şans Tapınağı: Çin mimarisine sahip tapınak aslında 1836 yılında ilk Tanjong Pagar bölgesindeki Wallich sokağına tanrı Guang Ze Zun Wang adına yapılmış. Daha sonra tapınağı yeri değiştirilerek 1908-1913 tarihleri arasında Mohammed Sultan caddesinde Min-nan stili ile 56.000 dolar harcanarak yapılmıştır. Giriş ücretsizdir. 1973 yılında 26 hektar alan üzerine kurulmuş hayvanların doğal yaşamda yaşamalarını sağlayan mükemmel bir parktır. Hayvanat bahçesinde toplam 2.800 hayvan bulunmaktadır. 1994 yılında kapılarını ziyaretçilerine açan Safari Park'ta toplam 2.500 hayvan serbest şekilde yaşamlarını devam ettirme imkanı bulmaktadır. Singapur'un en iyi atraksiyonu olarak Singapore Tourism Board tarafından 11 kere ödüle hak kazanmış Safari Park'a yılda 1.1 milyon ziyaretçi gelmektedir. Biletleri ister sadece Safari Park'ı için isterseniz Hayvanat Bahçesi Kuş Parkı Nehir Safarisi ve Gece Safarisi şeklinde değişik seçenekleri olan kombinler olarak da satın alabilirsiniz. Satın alma işlemini dilerseniz internet sayfasından dilerseniz kapıdaki bilet gişelerinden temin edebilirsiniz. Dünyanın en büyük tatlı su akvaryumu bu kompleks içerisinde yer almaktadır. Komplek içerisinde 6.000 tane hayvan bulunmaktadır. Bunlara 40 çeşidi dünyada yok olma tehdidi altında kalanlar da dahildir. Tatlı suya sahip tu tanklarında Çin'de yer alan Yangtze Nehrinde yaşan balık türlerini, Kuzey Amerika'da yer alan dünyanın en uzun 4. Nehri olan Missisippi Nehri çevresinde yaşayan canlı türlerini, 220 metre derinliği ile dünyanın en derin nehri olan Combo Nehrinde yaşayan balık türlerini, 6.650 km uzunluğu ile dünyanın en uzun nehri olan Nil Nehrinde yaşayan balık türlerini, Ganga nehrinde yaşayan balık türlerini, tüm nehirlerin anası olarak tabir edilen Mekong nehrindeki balık türlerini görebileceğiniz gibi dilerseniz yapay nehirlerde teknelere binerek çevrenizdeki Jaguar, Iguana, Flemingo, Dev Karıncayiyen, Brezilya Tapiri ve daha pek çok çeşit hayvan sayesinde kendinizi Amazon'da hissedebilirsiniz. 600 türe sahip 8000 adet kuşa ev sahipliği yapan parkta kuşların özgürce uçuşlarına şahit olabilir, onlara dokunabilir ve siz değerli ziyaretçilere yaptıkları özel gösterileri izleyebilirsiniz. Kelebek Parkı : Sentosa Adasında bulunuyor. Orkide Bahçesi : 75 hektar alan üzerine yapılmış ulusal bahçede 2000 çeşit çiçek türü görebilirsiniz. 1. Gardens by the Bay: Akşam üzeri ziyaret edip hava kararınca ağaçlardaki ışık şovu mutlaka izlemelisiniz. Girişi ücretlidir. 2. Fort Canning Park: Şehrin tam ortasında ağaçlardan neredeyse gökyüzünü görmekte zorlanacağınız kadar yeşili bol bir park. Girişi ücretsizdir. 3. Singapore Botanic Garden: 2015 yılında Singapur'da Unesco Miras Listesine girmeye hak kazanmış ilk yrdir. Girişi ücretsizdir. 4. Southern Ridges: 2004 yılında açılan parkın parkuru tam 10 km'dir. Öncesinden mutlaka başlangıç ve bitiş noktanızı çıkarıp parkunuzu ona göre belirlemelisiniz. İçerideki Telok Blangah Hill Parkı görmelisiniz. Girişi ücretsizdir. 5. Jurong Lake Garden: 90 hektar arazi içindeki halka açık parkta bisiklet-yürüyüş yolları, oyun parkları, restaurant ve cafeler, su sporu yapabileceğiniz aktiviteler mevcuttur. Singapur'un ziyaretçilerini şaşırtır cinsten yasakları söz konusu. Sakız çiğnemek yasak, marketler de sakız bulamazsanız ancak eczanelerden alınabiliyormuş. Yürüyerek sigara içmekte yasak. Sokakların belirli köşelerine konulmuş çöp kutularının yanında içilebiliyor ancak. Duyarsız davranışlar, binalara zarar verme, toplu taşıma araçlarında yemek ve içecek tüketimi, yere tükürmek, kırmızı ışıkta geçmek, umumi yerlerde uyumak, havai fişek satmak ve satın almak, halkın evinde çıplak gezip komşularını rahatsız etmesi yasak olduğu gibi tüm bunların cezaları söz konusudur. Singapur İngiliz sömürgesi altında kaldığı için trafik bizimkinin aksine tersten işliyor. Ulaşıma gelince halkın hepsinde bizdeki İstanbul Karta benzer kartları var otobüse binerken ve inerken kartı gösteriyorlar ve mesafeye göre ücret yazıyor. Turistler içinde 1, 2 ve 3 günlük ulaşım kartları mevcut. 1 günlüğü 20 SGD, 2 günlüğü 26 SGD, 3 günlüğü ise 30 SGD. 10 SGD depozit fiyata dahildir. Kartı iade ettiğinizde 10 SGD'ınızı geri alabilirsiniz. Ayrıca EZ Link diye bir kart var. Ücreti 10 SGD'dir. Eğer Singapur'da uzun süreli kalacaksanız ya da sürekli git-gel yapıyorsanız bu kartı almanız en akıllıca olanıdır. Tek farkı EZ Link için ödemiş olduğunuz kart ücretini geri alamıyor oluşunuzdur. Havalimanından şehir'e ulaşım için MRT'i kullanmak en mantıklısı. Hem fiyat olarak uygun hem de konforlu. Sadece havalimanından şehir merkezi için değil, çok ufak bir ülke olduğu ve her yerde MRT'nin bulunmasından dolayı şehir içinde dahi en kullanışlı ulaşım yoludur. MRT dışında taksi kullanımı da oldukça yaygındır. Hatta halkın çoğu taksilere rağbet göstermektedir. Ancak taksileri yoldan geçerken çevirmek imkansız. Taksi durakları ya da otellerin önünden binilebilmektedir. Taksilerde kredi kartı kullanılabilmektedir. Muson ikliminin hakim olduğu Singapur ekvatorun 137 km kuzeyinde yer almasıyla yılın her ayı sıcaklığını koruyor. Dolayısıyla Singapur'a ziyaret etmek için belirli bir dönem söz konusu değildir. Yağışların bol olduğu Kasım ve Ocak ayları dışında dilediğiniz her an Singapur'u ziyaret edebilirsiniz. Yıllık ortalama sıcaklık 27 derecedir. Singapur Türklerden vize istemediği için önümüzdeki vize engelini ortadan kaldırıyor. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile online giriş formunu doldurarak Singapur'a kolaylıkla giriş yapabilirsiniz. Giriş formu uygulaması pandemi sonrası getirilmiştir. Sgarrivalcard sayfasından bilgilerini doğru girerek formu doldurmalısınız. Formda verdiğiniz mail adresine yaklaşık 3-5 dakika içinde Singapur giriş kartınız yollanıyor. İstanbul'dan aktarmasız Türk Havayolları ve Singapore Airlines ile direk Singapur'a ulaşmak mümkündür. Bir çok uçak firmasının Singapur'a seferleri bulunmaktadır. Ancak yukarıda belirttiğimiz iki firma haricinde gelecekseniz mutlaka aktarma yapacağınızı bilmeniz gerekiyor. Bizim size tavsiyemiz Singapur'da maksimum 3 gece konaklama yapmanızdır. Sadece 3 gecelik konaklama için de Singapur'a gidilmeyeceğine göre en mantıklı plan herhangi bir Uzakdoğu ülkesine gezi planı yaparken gidiş ya da dönüşünüzü Singapur üzerinden almanızdır. Örneğin Kamboçya, Filipinler, Tayland ya da Vietnam'a gitme planınız varsa gidişinizi bu ülkelerden birine yapıp dönüşünüzü Singapur-İstanbul olarak biletleyebilirsiniz. Böylelikle örneğin Tayland'a gidecekseniz direk Tayland'a uçarsınız, Tayland'dan Singapur'a ara uçuş gerçekleştirip Singapur'da 2 ya da 3 gece konaklayıp direk Singapur'dan İstanbul'a dönebilirsiniz. Bu plan dahilinde ekstra ödeyeceğiniz Singapur'a yapacağınız ara uçuş olacaktır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/singapur-seyahat-hukuk", "text": "Büyülü ülkeyi cazibeli hale getiren hiç şüphesiz Çin, Malay ve Hint kültürünün iç içe harmanlanmış olmasından ileri gelmektedir. Singapur'un acayip ve bizlere tuhaf gelen yasakları dışında turistlerin en ilgi gösterdikleri Çin mahallesindeki antik dükkanlar, Orchard caddesindeki lüks mağazalar, Hint mahallesindeki sanat galerileri ve daha fazlasıdır. Kendi ülkemize kıyasla oldukça katı kurallara sahip yasalar ve cezalar turistler tarafından fazla yorumlara sebep oluyor. Dolayısıyla kurallara ve yasaklara uyularak seyahati keyifli hale getirmek mutlaka bizlerin elindedir. Singapur muhafazakar bir ülke olduğu için halka açık yerlerde çıplak gezilmesine kesinlikle müsaade edilmemektedir. Gezgin Çift'in halka açık yerde soyunup gezmesi yüzünden 8 haftalık cezaya çarptırıldığını unutmamak gerekiyor. Yine aynı şekilde çıplak gezmek nasıl yasaksa halka açık yerlerde ve plajlarda çıplak poz vermekte yine yasak kapsamındadır. Halka açık yerlerde sigara içmek yasak olduğu gibi özellikle kapalı alanlarda da içilmesi kesinlikle yasaktır. Sigara içerken yakalanmanız halinde cezası 1000 Singapur Dolarıdır. Caddelerde, plazaların bahçelerinde, sokakların belli noktalarında özel sigara içme bölümleri oluşturmuşlardır. Dileyen burada rahatlıkla oturup sigarasını içebilir. Ülke'de esrar tüketmenin, bulundurmanın ve esrar kaçakçılığı ciddi cezalarla ile hüküm altına alınmıştır. Singapur'da uyuşturucudan uzak durulması en önemli uyarılardan biridir. İdama kadar cezası olduğunu hatırlatmak isteriz. Alkollü araba kullanmanın cezası 10 yıl hapis ile sonuçlanabiliyor. Ülkeye sakız sokulması yasak olduğu gibi ülke içinde sakız çiğnenmesi de yasaktır. 1992 yılında koyulan bu yasak nedeniyle ülkede sakız çiğneme yasak haline gelmiştir. İlk suç işleyişinizde cezası 500 ila 1000 Singapur doları arasında iken ikinci kez aynı suçu işlemeniz halinde ceza 2000 Singapur dolarına çıkmaktadır. Temizliğinden ve yeşil doğasından ödün vermeyen Singapur'da yerlere çöp atıp etrafı kirletmek veyahut tükürmek yasak olduğu gibi halk tarafından da kabul edilir bir davranış değildir. Bu suçun işlenmesi halinde cezası para cezasından daha ağır olan iş emri ile sonuçlanmaktadır. Yani üzerinize suç işlediğinize dair CWO ceketi giydirilip sokakların temizlenmesi görevi ile karşı karşıya kalırsınız. Metro içinde kesinlikle yemek yenilmemektedir. Yakalanmanız halinde 500 Singapur doları para cezasına çarptırılırsınız. Singapur'a giriş yaparken içki sınırlamasına kesinlikle göz ardı edilmemelidir. 1 litreyi aşan içkilere el konulduğunu bilmenizi isteriz. Ülkeye sigara sokmak ise kesinlikle gümrüğe tabidir. Kendi ülkenizden ayrılmadan önce freeshop'tan aldığınız sigaralarınızı kimse görmediği takdirde ülkeye sokabileceğinizin de altını çizelim ? Türkiye'deki freeshop'tan alışveriş yaparken gideceğiniz ülkenin gümrük kurallarını gişedeki görevlilere mutlaka sormanızı ve ona göre alışveriş yapmanızı tavsiye ediyoruz. Tabi her zaman doğru bilgi vermedikleri için sizin yine araştırmanızda yarar var. Dünyanın en temiz ve en yeşil ülkelerinden biri olması, yılda 8 milyon turist ağırlaması, ekonomisinin gün geçtikçe ilerlemesi, işsizlik oranının çok düşük olması, okuma yazma oranının %98 olduğu ülkede kuralların bu katı olmamasına aslında şaşmamak gerekiyor. Dolayısıyla dünya sıralamasına bakıldığında en düşük suç oranına sahip ülkelerin başında gelmektedir. Ziyaret edeceğiniz ülke'ye gitmeden önce seyahat blogları, seyahat dergileri, kitaplar sayesinde nereleri gezip görmelisinizin dışında o ülkenin yasalarını, yasaları çiğnemenin cezalarını, gümrük kurallarını kesinlikle bilmeniz gereklidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/singapurda-ucretsiz-ne-yapili", "text": "Kuşkusuz Singapur seyahatinin en büyük gideri konaklamadır. Seyahat maliyetini en aza indirmek için hemen hostel arayışlarına başlarız. Oysa Singapur ülke olarak yeşil alan üzerine oldukça titiz ve yeşil alanı genişleterek bu imkanı halkına sağlamak için tüm çalışmalarını sürdürmektedir. Eğer şehirden biraz uzakta hiçbir ücret ödemeden kamp deneyimi yaşamak istiyorsanız Changi Beach Park, Pasir Ris Park, East Coast Park, West Coast Park ve Pulau Ubin parklarından herhangi birini tercih edebilirsiniz. Diğer bir seçenek ise Couchsurfing kullanıcısı iseniz yerel bir evde kalma şansınız da vardır. Bir çok cafe ve fast food'larda ücretsiz internet hizmeti sağlanmaktadır. Suntec City ve Novena alışveriş merkezlerinde sunulan internetten yararlanabilmek için danışmadan şifre almak gerekiyor. Yine aynı şekilde Changi Havalimanı danışmasından alacağınız şifre ile de internete girmeniz mümkündür. Singapur'a gitmeden önce işinize yarayacak ücretsiz uygulamaları indirmeniz de faydalı olacaktır. Havalimanında transit bekleme süreniz 5 saatten fazla ise 2 saatlik rehber eşliğinde düzenlenen Singapur turuna katılabilirsiniz. Kayıt yaptırmak için Terminal 2 (2. kat transfer lounge E'nin yanı) ya da Terminal 3 (2. kat transfer lounge B'nin yanı). Bunun haricinde şehirde konakladığınız süreçte dilerseniz ücretsiz turlara da katılabilirsiniz. Gerekli tüm bilgiye ulaşabileceğiniz web adresi buradadır. Changi Bussines Park'dan havalimanına ücretsiz shuttle hizmeti sunan otobüsler ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Sentosa Adasına gittikten sonra ada içinde sefer yapan renkli otobüsler ile bir kumsaldan diğerine ulaşım ücretsizdir. 1859 yılında İngilizler tarafından kurulan ve Singapur'un ilk Unesco listesine giren Singapur Botanik Parkına ücretsiz girebilir, doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Singapurun en yüksek tepesine trekking yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/siquijor-adasi-filipinle", "text": "Filipinler gezilecek yerler listemize ara vermeden devam ediyoruz. Filipinler adaları saymakla, gezmekle bitmez diye defalarca vurgulamıştık. Şimdi tanıtacağımız bir başka Filipin adası \"Siquijor Adası\" olacak. Visayas bölgesinin merkezinde bulunan Siquijor adası nüfusu ve yüzölçümü ile Filipinler'in üçüncü küçük yeri olup aynı zamanda Negros Oryantelindeki Camuguin ve Batanes'ten sonra üçüncü küçük adadır. Siquijor adası İspanyol kolonisi dönemi boyunca Island of Fire ya da Isla Del Fuego olarakta anılmıştır. Ateş adası olarak bilinmesinin sebebi her akşam ateş böceklerinin gerçekleştirdiği ışık gösterisinden kaynaklanmaktadır. Genellikle magrov ormanlarda daha iyi gözlemlenen bu gösteri Ocak sonunda en iyi görülecek dönemdir. Hazır İspanyol kolonisi demişken Siquijor adasının Paris anlaşmasından sonra sone eren İspanyol kolonisi ile Amerikan askerlerinin kamp alanı haline gelmiştir. Gizemli Siquijor adası büyücülük iksirleri, şamanları ve büyücüleriyle bilindiği için Filipin halkı tarafından gece dışarıda dolaşılması sakıncalı görülen bir yerdir. Kara büyü ve sihri nedeniyle bugün bile hala Filipin halkı tarafından ziyaret edilmekte çekinilen bir yerdir. Kara büyücülük ve şifa veren beyaz büyücülük olmak üzere ada da iki büyücülük türü vardır. Her ne kadar büyüsü ve büyüleri kendinden söz ettiriyorsa da adada ne büyücü ne büyü vardır. Siquijor'da sadece büyüleyici beyaz kumsallar vardır. Ada 102 km beyaz kumsallardan oluşan sahil şeridiyle hem yerli hem de yabancı turistlere inanılmaz güzellikler sunmaktadır. Beyaz kumsallarda yüzmek haricinde adanın etrafını gezmek için günlük 350 Peso'ya motor kiralayabilirsiniz. Motor kiralamak masraflı olur derseniz Multi-Cab ve Jeepney'leri tercih edebilirsiniz. Tavsiyemiz : Siquijor adasına ayak basar basmaz limandan motor kiralayın! Siquijor adasının çevresini motorla gezecekseniz 1 depo benzin yeterli oluyor. Depo 100 peso'ya doluyor. Toplu ulaşım kullanacaksanız en yakın mesafe için 25 peso, uzak içinse 60 peso ödenmeli. Bu makalemizde sadece listelemek istedik. Gezilecek yerler hakkında daha detaylı bilgi almak için buraya tıklayınız. Adada genel olarak çok iyi yemek yenecek yerler olduğunu söyleyemeyiz. Zaten merkezi yerlere gittiğinizde siz de göreceksiniz ne restaurant var ne de cafe. Tek gördüğümüz San Juan'ın merkezinde bir cafeydi. Turistlerin hemen hemen hepsi de buradaydı. Tercihiniz ya otelde yemek olacak ki turistler bu şekilde yapıyor. Ya da sokak satıcılarından yemek. Sokak satıcıları derken aslında şöyle cadde kenarına adeta açık hava restaurantı kurulu. Bir çok Filipinli kendi evinin yan tarafına kuruyor masalarını. İster mangal ister ev yemeği yiyebilirsiniz. Günlük çıkarılan yemekler tencerelerde sergileniyor. Dilediğinizi seçip hem çok uygun fiyatlara hem de ucuza yiyebilirsiniz. Cebu şehrindeki South Bus Terminal / Güney otobüs terminalinden Liloan'a giden otobüslere binilmelidir. Klimalı ve klimasız otobüs tercihleri olduğundan hangisini tercih edeceğiniz size kalmış. Yolculuk yaklaşık 3-4 saat sürüyor. Cebu'dan gelebileceğiniz gibi Oslob'dan otobüse binebilirsiniz (otobüs ücreti 50 peso). Liloan iskelesine geldikten sonra Dumaguete için feribot bileti alınmalı. Bilet ücreti 62 peso ve yolculuk yarım saat sürüyor. Dumaguete limanına ayak bastıktan sonra Filipin halkı tarafından acayip bir kumpas olduğunu söylemek isteriz. Dumaguete limandan Siquijor'a giden feribotların olduğu limana gitmemiz gerekiyor. Yerli halkın bindiği Jeepney'lere binmek isteyince bizi almak istemediler hatta bu jeepney oraya gitmiyor bahanesiyle almadılar. Yalnızca tricycle ile gidebileceğimizi söylediler. 4 kişi olduğumuz için 100 peso'ya limana gitmek için anlaştık. Fakat siz bu parayı vermek istemiyorsanız. Limandan çıkıp ana caddeye yürüyebilir ve caddenin sağ tarafındaki ağaç altında bekleyen halk ile bekleyip 20 peso'ya otobüse binebilirsiniz. Yolculuk 15 dakika sürüyor. Siquijor'a giden limandan toplam 115 peso'ya (100 bilet + 15 liman vergisi) biletlerimizi alıp 1 saat sonra Siquijor adasına vardık. Ada'ya vardıktan sonra yukarıda dediğimiz gibi ister motosiklet kiralayın ister jeepney ya da tricycle'lara binin."} {"url": "https://www.gezgincift.com/siquijor-adasinda-gezilecek-yerle", "text": "Ada ülkesi Filipinler ve Filipinler'in en güzel adalarından Siquijor adasını Siquijor gezi rehberi ile sizlere tanıttıktan sonra şimdi sıra geldi Siquijor adasında gezilecek yerlere. Adanın çevresi 103 km yani fazlasıyla küçük olmasına rağmen bakın bakalım gezilecek nereler var. Umduğunuzdan fazlası ve keyif verici! - Cantabon Mağarası : 1985 yılında yabancı avcılar tarafından keşfedilip sonrasında tursitik bir yer haline gelmiş mağaradır. Mağara keşfedildiği günden bugüne yetkililer tarafından iyileştirilmemiştir. Buna rağmen mağara geçişleri düzlük olduğu için ziyaretçilere sıkıntı yaratmadan onların rahat gezebilmesini sağlamaktadır. 300 metre uzunluğa ve 10 metre genişliğe sahip mağara Siquijor kasabasının 9 km batısında bulunmaktadır. Mağara sadece damlataş, dikit, sarkıtlar ve ilginç kaya oluşumlarından ibaret olmayıp doğal oluşum sayesinde meydana gelmiş havuzuyla da burada yüzme imkanı sunmaktadır. Ziyaretiniz boyunca kask, eski kıyafetler ve iyi ayakkabılar tercih etmelisiniz. Zorunlu rehber ve fener olmadan mağaraya giriş izni verilmemektedir. Cantabon mağarası keşfetmek için kaçırılmaması gereken bir deneyimdir. Giriş ücreti 20 peso'dur. Mağara içine çöp atma veya içeride bulunan oluşumlara zarar verme söz konusu olduğunda bunun cezası 1000 peso'dur. - Guiwanon Kaplıcası : Siquijor iskelesinden Larena bölgesine giden yol üzerinde solda deniz kenarında bir doğal park alanıdır. Ada genel olarak zengin mangrov ormanlarına sahiptir. Bunlardan bir tanesi ve misafirlerin ziyaretine açık olanı da Guiwanon'dur. Bölgenin mangrov alanı 500.000 m2 ve kumsal ormanı ise 35.000 m2 olup fazlasıyla geniş bir alan üzerindedir. Giriş ücreti 10 peso. Buranın bir diğer özelliği de mangrov orman üzerine kapılmış tahta iskeleler üzerinde yürüyüş yapma imkanı ve yine orman içindeki konaklama imkanı. Ağaçların üzerine yapılmış bungalowlarda günlüğü 250 peso'ya mutheşem Negros manzarasına karşı 1 gün de olsa mutlaka kalmalısınız. Elektrik ve internet yok bilginiz olsun sml3 Bungalow'ların her yeri açık olduğu için gece rahat uyumak istiyorsanız böcek ilacı almanızda yarar var. - Sandugan Kumsalı : Larena bölgesindeki upuzun ve kimselerin olmadığı Negros'u önüne almış bir kumsaldır. Filipinler'in doyumsuz günbatımı şıklarının denize yansıyan dansı ile güzel bir görsel şölen yaşabileceğiniz ender yerlerden bir tanesidir. Bölge daha çok dalış merkezlerine ev sahipliği yapmaktadır. Huzurun en top noktasını yaşamak için bu gölgede bir bungalow'da kalıp önünüzde alabildiğince uzanan denize karşı ağaçların gölgesinde bir hamak üzerinde dinlenmek, kitap okumak için vazgeçilmezin olacağından şüpheniz olmasın. - Salagdoong Kumsalı : Siquijor adasının bir diğer ziyaret edilmesi gerekli hatta şart olan yerlerinden biri de Salagdoong kumsalıdır. Maria bölgesindeki kumsal Siquijor iskelesinden 30 km uzaklıktadır. Salagdoong'da 2 kumsal vardır. Ve bu kumsallrı birbirinden ayıran tam ortadaki kayalık bölümdür. Burası ise turistlerin en sevdiği yer diyebiliriz. 7 ve 10 metre yükseklikteki platformdan masmavi sulara atlayıp adrenalinin doruklarına çıkacağınız bir kayadır. Günün erken saatlerinde giderseniz her iki platformdan da atlayış yapabilirsiniz. Ancak saat 4 gibi sular yavaş yavaş çekilmeye başladığından 7 metrelik platform kapatılmaktadır. Tek tercihiniz 10 metreden atlamak ona göre 🙂 Giriş ücreti 25 peso (giriş 15 php ve otopark ücreti 10 php) Adanın genel anlamda kalabalık olmadığından bahsetmiştik. Salagdoong bu iddiamızın aksine gördüğümüz en kalabalık yerdi. Kumsalda kurulmuş ve çok yeni açılmış otel Siquijor adasında kalınabilecek yerler arasında ve ziyaretçilere 2 farklı kumsal sunduğu için önerimiz burası olacak. - Kagusuan Kumsalı : Niyeyse bilmiyoruz ama Kagusuan'da kimsecikler yok. Aslında adanın en güzel kumsallarından biridir. Belki de kumsal boyunca otel ve restaurant olmaması insanların gelmemesine bir sebeptir. Genel olarak Siquijor adasının hiçbir kumsalında popüler adalarda olduğu gibi kalabalık göremezsiniz. Ama burası daha da farklı. Yine öbür kumsallarda bir kaç kişi görebiliyorken burada o da yok. - Capilay Kaplıcası : Sam Juan bölgesinde yol kenarında insanların haftasonları piknik yapmaya, eğlenmeye geldiği doğal bir ortamdır. Tertemiz suyu olan havuz çevresindeki banklar, çimenler doğanın içinde dinlenmenin en güzel yolu ve Capilay dinlenmeniz için sizlere bu ortamı sunan yerlerden bir tanesi. Giriş ücreti yoktur. - Lazi Manastırı : Yapımına 1887 yılında başlanmış olan yapıda taş ve tahta kullanılmıştır. 42 x 38 metre genişliğe sahip yapı 1891 yılında tamamlanmış Filipinler'in en eski yapısıdır. Günümüzde müze kullanımı olarak ziyarete açık yapıda 19 yy'dan kalma parçalar sergilenmektedir. - Lazi Kilisesi : Manastırın karşısındaki barok mimariye sahip Roman katolik kilisesidir. Yapımında mercan kayalar ve sert teresteler kullanılan yapı 1857 yılında yapılmaya başlanmış olup dışı kadar içinin etkili olduğunu söyleyebileceğimiz bir yerdir Balık sırtı desenlerinden yer işlemeleri, kubbesinin gökyüzü havası katan amsiyansı ve kilise içindeki 2 minberin el işçiliği ziyaret etmek için başlıca sebeplerden bir kaçı. - Balete Ağacı : İncir ağacı familyasından olan 400 yıllık oldukça eski bir ağaçtır. Dünyanın pek çok yerinde hint ağacı olarak bilinmektedir. Ağacın yaprakları 6 ila 9 cm genişliğinde düz, pürüzsüz ve parlaktır. Aynı zamanda yapraklarının kaynatılıp içilmesi halinde detoks etkisi olduğu da söylenmektedir. Gövdesinin genişliği ve yüksekliği ile büyüleyici Balete ağacının hemen önündeki havuza girebilir ya da içindeki balıklara ayalarınıza masaj yaptırabilirsiniz. Giriş ücreti 5 peso. Suya girmek içinse ayrıca gönlünüzden ne koparsa vermeniz gerekiyor. - Cambugahay Şelalesi : Bizce Siquijor adasının en en güzel ve eğlenceli yeriydi. Şelale girişine motoru park edip 135 basamak indikten sonra karşımıza muhtelem bir şelale çıktı. Cambugahay şelalesi üç kademeden oluşuyor. Ve kademesinde akan şelaleler mevcut. İlk şelale en büyüğü ve en eğlenceli olanı. İster ağaca aslı iple atlayışlar yapın ister şelalenin gürül gürül akan kısmının ortasından yemyeşil sulara atlayın. Giriş ücreti yok sadece otopark için 10 peso istiyorlar. - Lugnason Şelalesi : Şelale girişinden sonra kısa bir trekking bizleri bekliyor. Yolların düzenli oluşu kaybolma riskini ortadan kaldırıyor. Gerçi o durumda bile şelaledeki yerli çocuklara sorulduğunda hemen yön gösteriyorlar. Şelale kireçtaşı oluşumlarının üzerinde olduğunca güzel akmaktadır. Kireçtaşı olduğu içinde taşların üzerine çıkıldığında kayma olasılığı söz konusu olmuyor. Lugnason San Juan bölgesinde Brgy Napo'da bulunmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sirince-koyu-sirince-gezilecek-yerle", "text": "Türkiye'nin en güzel köylerinden biri olarak bilinen Şirince Köyü rehberi ile karşınızdayız. Şirince gezilecek yerler listemize başlamadan önce Şirince'ye nasıl gidilir, Şirince'de ne yenir, Şirince ismi nereden gelir ve en son Şirince otelleri hakkında aradığınız her türlü bilgiyi yazacağız. İsminin hakkını veren köy mimari yapısı ile her gelen ziyaretçiyi memnun ediyor. Köyün en önemli varlığı aslında yamaca yapılmış beyaz badanalı evleridir. 1986 yılından bu yana Şirince Kültür Mirası olarak koruma altına alınan köy fotoğraf çekmeyi sevenler için kaçırılmaması gereken yerlerden bir tanesidir. Köyün yerleşim alanının olduğu yer 3. Derece SIT alanıdır. Kuruluşu M. S 5 yy'a dayanan Şirince Köyü İzmir'in kurtuluşu ile boşaltılmış ve yerlerine Selanik, Kavala'dan gelen mübadiller sayesinde Türk köyü olmuş. Zeytin, mandalina, incir ağaçları ve üzüm bağları ile çevrili olan dağ köyü Şirince'nin Rumca ismi Kırkınca/Çirkince'ymiş. Efes'ten gelen Rumlar köye 40 hane kurmuşlar ve bu yüzden köye Kırkınca demişler. Köy, halk için o kadar özel bir yermiş ki kimsenin bilmesini istemezlermiş. Köy'de üretilip Efes'te sattıkları ürünlerin nereden getirildiğini soranlara da Çirkince bir yerden diiye cevap verdikleri için köyün bir digger adı da Çirkince olarak anılmaya başlanmış. Ama eski İzmir valisi Kazım Dirik Paşa'nın \"böyle güzel bir yer çirkin olamaz, olsa olasa Şirince olur\" demesiyle bugünkü ismini almıştır. Şirince, İzmir ilimizin Selçuk ilçesine bağlı bir dağ köyüdür. Selçuk'un merkezinden 8 km, İzmir'den 86 km, İstanbul'dan 545 km ve Antalya'dan 410 km uzaklıktadır. -İzmir'den trene binip 1.5 saat yolculuk yaparak Selçuk'a varabilir ve Selçuk merkezken minibüsler ile Şirince Köyü'ne gidebilirsiniz, -İzmir şehirlerarası otobüs terminalinden her 40 dakikada bir kalkan Selçuk dolmuşlarına binip, Selçuk merkezden minibüsler ile Şirince'ya varabilirsiniz, -Uçakla gelenler Adnan Menderes Havalimanındaki trenleri kullanabilir. B38 numaralı Denizli trenine binerek 6. durak olan Selçuk'ta inebilirsiniz, -Aracınızla gelmeniz halinde Çamlıca gişelerden sonra otobandan devam edip Eskihisar iskelesinden Topçular-Yalova feribotunu kullanmalı, Balıkesir İzmir yolundan devam edip Manisa yönüne devam edilmeli ve İzmir Aydın Otoyoluna girilmelidir. Instagram Gezgincift hesabımızı takip ederek tüm gezilerimizi anlık görebilirsiniz. Köye ilk yerleşen insanların İS 5. yüzyılda Efes limanının Kuşadası'na doğru çekilmesinden sonra olduğu döneme denk geldiğine inanılır. Diğer bir söylenti ise köye ilk yerleşenlerin Aydınoğulları tarafından serbest bırakılıp sürülmüş olan köleler olduğudur. Hatta çirkince ismini de dikkat çekmesin diye bu kölelerin koyduğuna inanılmaktadır. Şirince köyündeki en eski yapı Helenistik dönemden kalma şimdilerde halk tarafından bilinen Manastırdır. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtuluşundan sonra Ege bölgesinde olduğu gibi Şirince Köy'ündeki Rumlar da Yunanistan'a göç etmiştir. Bundan tam 1 yıl sonra nüfus mübadelesi ile Yunanistan'daki Türkler de buraya getirilmiştir. Hatırlarsanız maya takvimine gore 21 aralık 2012 yılı günü kıyametin kopacağı ama bundan nasibini almayacak tek yerin Şirince olduğuna dair bir bilgi alıp başını gitmiştir. İnsanların akın akın geldiği ve telefon programlarının dahi çekildiği köy ismini kıyamet günüyle duyurmayı başardı. Aslında bir delinin kuyuya taşı atmış ama bin akıllı çıkaramamış hikayesi Şirince'deki kıyamet seneryasonu tam uyuyor. İşin aslı yani maya takvimine gore insanlık aleminin başka bir döneme gireceğinden yaşamlarını enerji ve tarımsal anlamda idame ettirebilecekleri yer olarak Şirince'yi göstermiştir. Köy'e adım atar atmaz manzaraya en hakim nokta Artemis restauranttır. Geldiğiniz saate bağlı olarak ister kahvaltı ederken isterseniz de akşam yemeğinizi yerken köyün manzarasının da size katılmasına, arkanızda fon olmasına izin verin. Hazır akşam yemeği demişken en favori yemeklerinden biri Kıyamet Kebabı! Artemis Restaurant köyü tam karşıdan görebileceğiniz noktadadır. Dileyenler köyü tepe noktadan da seyredebilir. Bu noktalardan biri Nişanyan Otelinin bulduğu noktadır. Ama lüftennnnnn sakın aman haa diyoruz hatta burada oturup bir şey içmeyin. Zaten içmek isteseniz de muhattap bulamazsınız o ayrı konu.. Şirince'ye gittiğimizi öğrenen pek çok kişi buraya gelmemimizi önerdi. Biz de hadi madem gidelim de nasıl bir yermiş görelim dedik. Otelin resepsiyonuna gidip artık görevli mi yosa sahibi mi bilmediğim bir bayan müşterisine harıl harıl odalarından bahsediyordu. Zayıf, kısa boylu ve kısa saçlı, kumral bir bayan. Bu arada kadının tam karşısında duruyorum iki dakika yorulur belki de arada bize hoş geldin, buyurun falan der diye. Fazlasını istediğimiz yok! Neyse madem kimsenin bir şey diyeceği yok o halde bir yere oturalım en azından tesisin garsonu varsa gelir siparişi alır dedik. 15 dakika sonra görünürde ne garson ne de ona benzer bir şey vardı. Köy manzarasını görebileceğiniz en güzel yerlerden sonuncusu da Kayserkaya'dır. Nesin Matematik köyü ile yan yana olan Kayserkaya hem doğayla iç içe olma imkanı sunmakta hem de sahibi İlkan Bey'in sıcakkanlılığı ile sohbetine doyum olmayan yerlerdendir. Tesisin en tepe noktasına çıkıp şarabınızı alıp, ateşinizi yaktırın ve gün batımının bin bir rengi içinde keyfinize keyif katın. Eski tip kaldırım taşla kaplı dar ve kaldırımsız sokaklarında gezmeyi ihmal etmeyin. Zaten köy o kadar ufak ki maksimum 45 dakikida köyün tüm sokaklarını gezebilirsiniz. Köyün yamaçta olduğundan bahsetmiştik. Bu yüzden araçlar ancak belli sokakları kullanabiliyor. Bize kalsa köyün girişinden itibaren köye araç girişinin yasak olması. Madem turizm anlamında ciddi talep var daracık sokağında gezerken karşıdan gelen gürültülü araca koy vermek için yer arama telaşına girmemeliyiz. Köy halkının ihtiyacının nakliye hizmeti için başka türlü yollar düşünülebilir. Ama araçların sokaklarda gezmesi bizim hoşumuza gitmedi. Kuruluşunda sadece üniversite öğrencilerini hedefleyen Matematik Köyü, yoğun talebe dayanamayarak kuruluşundan bir yıl sonra kapılarını ilkokuldan lise ve üniversiteye kadar her seviyede öğrenciye açmıştır. Amacı araştırmacıların ilgi alanına giren matematiği öğrencilere tanıtmaktır. Eğitmenler ülkenin ve dünyanın dört bir yanından Köyümüze gönüllü gelen akademisyenlerdir. Köy hakkında detaylı bilgi edinmek için Nesin Matematik Köyü sayfasına girebilirsiniz. Şirince şarapla özdeşleşmiş ege köylerinden biridir. Eskiden ev yapımı meyve şarapları üretimi varken şimdilerde ne yazık ki artık üretilmemektedir. O yüzden bulmak için boşuna çaba sarf etmeyin. 3 gün süren Şirince gezimiz esnasında Filipinler'de yılbaşını ve Afrika'da safariyi beraber geçirdiğimiz arkadaşımızın bizi ziyaret etmesiyle akşamın geç saatine kadar köy merkezindeydi. Araca doğru köyün çıkışına yakın benim acil ihtiyaç gidermem gerekince kendimi Yorgo'nun Yerine attım. İzin istememle aldığım cevap şuydu : Ama tuvalet dağda. Verdiğim cevapsa dağ mağ fark etmez! Arka taraftaki yolda ışık olmadığı için görevli bana eşlik etti. Ertesi gün nasıl olduysa kendimizi yine bu mekanda bulduk. Bu sefer ihtiyaçtan çok oturup keyif yapmak istiyorduk. Şarap seçimi için önce kısa bir tadım yaptıktan sonra en güzelini seçip yan masa arka masa sohbetlerimiz başladı. Bir de üstüne yağmur bastırınca ortayı saran toprak kokusu eşliğinde ortam çok daha güzel oldu. Tek sıkıntı Nesin Matematik köyüne nasıl gideceğimizdi. Yağmur'un dinmesiyle Yorgo'nun Yeri'nin sahibi Görkem bize eşlik ederek Matematik köyüne gittik. Sayesinde hem köy hakkında bilgiler ediniyor hem de yerel insanlarla tanışıyorduk. Köy'de bir çoğunun lakabı var; Vahşi, George Mustafa, At Ahmet, Benjamin Ramazan, Şebek Hakan ve hatırlamadıklarımız. Bunların hepsiyle olmasa bir kısmıyla tanışma imkanımız oldu. Pollio Bisiklet Yolu : Selçuk istasyon meydanından başlayarak eski demir yolunu izleyen bisiklet parkuru, Pollio Su Kemeri altından Efes Antik Şehri Magnesia Kapısı bölgesine uzanıyor. Yedi Uyurlar ve Artemis Tapınağı ziyaretleri sonrası ilçe merkezinde son bulan parkur toplam 18 km uzunluğundadır. Genelde toprak arazi yollarından yol alırken tarih, kültür ve doğa ile zenginleşmiş bir coğrafyaya misafir olabilirsiniz. Süre : Eğer çok mola vererek giderseniz 4 saattir. Tandem Atlayışı : Sadece 15 dakikalık bir brifing sonrasında tecrübeli tandem pilotları ile 4000 metreden atlayabilir, 45 saniye serbest düşüşten sonra açılan çift kişilik paraşüt ile antik Efes kenti üzerinde süzülüp inanılmaz bir manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Normal şartlar dahilinde 1 saat içerisinde tamamlanabilen bir aktivite olmasına karşın, meteorolojik şartlar ve diğer rezervasyonlar nedeniyle 1-3 saat bekleyebileceğinizi unutmayın. Efes Antik Kent : Ülkemizin en önemli antik kenti olan Efes'te, Magnesia Kapısından girilen görkemli şehirde, İsis Tapınağı, Belediye Sarayı, Domitian Tapınağı, Nike Kabartması, ve Memnius Anıtını görüp, Zafer Kapısından geçerek, Kudretler Caddesinde yürüyüş yapın. Bu cadde de görülecek yerler arasında; Skolastik Hamamlar, Yamaç Evleri, Trojan Çeşmesi, Hadrian Tapınağı, Latrina, Celcus Kütüphanesi, Ticaret Agorası, Sütunlu Mermer Cadde ve tarihin ilk reklam panosu bulunuyor. Sonrasında İmparator Arcadian tarafından ışıklandırılan ve liman caddesinde bulunan Selçuk kapısına ulaşabilirsiniz. Bilgilendirme : Girişte tripod gördükleri anda içeri sokulmasına izin verilmiyor. Bunun için önceden izin alınması gerekiyormuş. Aquapark : Yeşilin suyla birleştiği Aquapark'ta gün boyu birbirinden eşsiz kaydıraklardan kayabilir, tüm stresinizden tembel nehirde sevdiklerinizde birlikte tur atarak kurtulabilirsiniz. Eğer çocuğunuzla birlikte seyahat ediyorsanız ve Şirince'de ne yapılır diye araştırıyorsanız, Aquapark en ideal yerlerden bir tanesidir. Günümüzde Şirince'de 160 hane bulunmaktadır. Ve bunların pek çoğu otel-pansiyon hizmeti verdiği gibi bazıları da dışarıdan gelenlerin satın alıp yazları kullandığı evlerdir. Biz Şirince'nin merkezinde kalmak yerine Şirince yolu üzerinde henüz kurulmuş olan butik otel Nea Efessos'ta kaldık. Toplam 11 odasıyla hizmet veren Nea Efessos Selçuk manzarasına hakim tepede sırtını dağa yaslamış bir konumdadır. Odalarının özel dizaynı ve bahçesindeki huzurlu ortamı sayesinde şehrin uzağında kafa dinlemek için oldukça uygun bir otel olduğunu söylemeden geçmek istemiyoruz. Otel içinde hizmet veren Maza kitchen restaurant yemekleri ise konaklamamız esnasında kaliteli yemek yeme imkanı sağladı bizlere. Şef'in yemekleri özene bezene hazırladığı yemek tabağınız önümüze konunca belli oldu. Gittiğimiz yerin neresi olduğu önemli değil. Restaurant, mağaza, otel ya da herhangi bir yer aradığımız tek şey güler yüz ve ilgi. İşte bu aradığımız hizmeti aldığımız ender yerlerden biri de Nea Efessos oldu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/slovenya-bled-gol", "text": "Jülyen Alperine ve sayısız Göle ev sahipliği yapan korunmuş muhteşem doğası ile Slovenya Avusturya sınırına yakın bir bölgedir ve tam kalbinizden vurulacağınız, doğallığına hayran kalacağınız bir yerdir. Bled Gölü aslında bir buzul Gölüdür. Yaklaşık 2 milyon nüfusa sahip olan ülkedir. Huzur ve doğa ile iç içe olmak isteyen herkesin ömrünün sonuna kadar sakin bir kafayla yaşamaları için biçilmiş bir yerdir. İki saatlik bir uçak yolculuğuyla başkent Ljubljana'ya gidebilmek çok kolay. Thy'nin günde iki seferi bulunmaktadır. Huzur ve sakinlik dışında romantik dakikalar geçirmek ve unutulmaz anlar için de güzel bir yerdir Bled Gölü. Gölün hemen yanı başında bulunan asırlık Toplice Oteli konumu ve güzelliği ile konaklama açısından güzel ve doğru bir seçim olacaktır. Ülke genel olarak temiz, havası çok temiz, yolları ise oldukça düzenli bir yerdir. Bled Göl'ünün güzelliği ise dillere destan bir yerdir. Göl'ün ortasındaki adada St. Martin Kilisesi'nin çan sesleri, etrafı saran dev dağlar ve tam karşısındaki tepeden aşağı bakan Bled Şatosu sizi gerçeklikten büyüleyecek kadar muhteşem. Slovenya, iş stresinden, şehrin gürültülü yaşamından kaçmak için çok güzel bir fırsat olacaktır. Sürpriz yapmak isteyen herkes için hele ki özel bir kutlama için yer arayan herkesin tercih etmesi gereken ve kesinlikle memnun kalacağınız muhteşem bir ülkedir. Slovenya Bled Gölü. İstanbul dan direk uçunş olduğu için Ljubljana'ya havalimanına, oradan da araba kiralayarak ve muhteşem doğa manzarası eşliğinde en fazla yarım saat(50 km) içinde Bled Gölüne ulaşabilirsiniz. Daha çok çiftlerin bir bütün halinde etrafında dolaştığı, çift olmayanın çift olmak isteye bileceğini gittiğiniz de daha da net göreceksiniz. Hani bu aralar evlenme teklifi edecek olanınız var ise planlarınız arasına Slovenya Bled Gölümü dahil etmelisiniz çünkü bunun için biçilmiş bir yer olduğunu söyleyebilirim. Gölün etrafında onlarca tesis, kafe ve otel yer alıyor. Hem çılgın romantikler, hem de doğa ve hiking tutkunları sayesinde son derece popüler bir lokasyon olduğu için o kadar el değmemiş bir yer değil, ama doğallığını koruyan bir Ülke. Bu sebeple Gölün tamamını çevreleyen bir yürüyüş yolu da mevcut ve yaklaşık 5 km sürecek bir yuvarlak çizdiğinizde Bled Gölü'nü her açıdan görmüş olacaksınız. 5 km gözünüzü korkutmasın yürürken nasıl yürüdüğünüzü bile anlamayacaksınız manzarayı, doğayı seyrederken, huzur dolacaksınız bunun garantisini verebiliriz. Göz zevkiniz de sonuna kadar doymuş olacak bu sayede ve bol bol fotoğraf çekmekten kendinizi alamayacaksınız ve sonra bir bakmışsınız 5 km bitmiş bile. Birazcık üşüyebilirsiniz ama bu güzellik rengine emin olun değecek. İyi ki Slovenya Blen Gölüne gelmişim ve gezmişim diyeceksiniz. Göllerden gelen tatlı su balıkları ve Adriyatik'e kıyısı olduğundan balık menülerde bolca bulunmaktadır. Marine edilmiş bir tür balık olan Savor yemeği en bilindik ve leziz yemeklerinden birisidir, denemelisiniz mutlaka. Bled Gölünün en güzel oteli 100 senelik olan ve birçok ünlüyü ağırlamış olan Hotel Toplice'dır. Ön plana çıkan otellerin yanı sıra küçük ve şirin olan pansiyonların güzelliği dikkatiniz den kaçmayacaktır. France Preseren ülkenin en ünlü şairidir, birçok yerde ismini ve tablosunu göreceksiniz. Avrupa ülkelerine arasın da fiyatlar açısından daha uygundur. Slovenya Avrupa'daki 3. en büyük orman alanlarına sahiptir bir ülkedir. İlginçtir ki Bled Gölündeki Kilise de çiftler damadın gelini 99 basamağı çıkarması şartıyla evlenebiliyorlarmış. Gölde kano ve kürek çeken sporculara da rastlayabilirsiniz, Gölde çünkü motorlu tekne kullanımı yasak. Nisan-Eylül ayları arasında gidenler Bled Gölün de sıcak hava balonuna binebilirsiniz. Slovenya ya gelirseniz mutlaka Bled Gölünü de ziyaret edip gezmeden ülkenize dönmeyiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/socotra-adas", "text": "Hint okyanusunun kuzeybatısında, Arap yarımadasının 350 km güneyinde Yemen Cumhuriyetinde bulunan çok ilginç bir adadan bahsetmek istiyoruz sizlere. Adanın adı Socotra Adası. Ada 3625 km2 alan üzerindedir. Socotra adasının 7 milyon yıl önce Afrika kıtasından ayrılıp ada halinde geldiğine inanılıyor. Sansktritçe'de mutluluk anlamına gelen adanın hemen hemen tamamı kaya ve taşlardan oluşmaktadır. Toprak olmayan taşlar arasında boy gösteren bitkiler, ağaçlar adayı benzersiz, olağanüstü manzaraya büründürmektedir. 2008 yılında Unesco Dünya Miras Listesine alınan Socotra Adası bir çok kuş türüne, örümceklere, bitkilere, ağaçlara ve mercan kayalarına ev sahipliği yapmaktadır. Socotra Adası biyolojik çeşitliliği nedeniyle dünyada ki en farklı görünüşe sahip adalardan bir tanesidir. 2004 yılına kadar asfalt olmayan ada'ya bu tarihten sonra yol yapılmıştır. Günümüzde oldukça fazla turist ağırlar hale gelen ada mutlaka görülmesi gereken yerler listesinde olmalıdır. Ada'da bulunan bitkilerden bazıları şöyledir: Adeta fil bacağını andıran çöl gülleri, şemsiye görünümlü dragon kan ağacı, mantar görünümlü ağaçlar ve daha fazlasına sahiptir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/somestr-turlari-filipinle", "text": "Sabah erken saatlerde havaalanına transfer ve Manila Busuanga direk uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Coron Palawan adasının kuzeyinde bulunuyor, Filipinler'in son dönemde popüler olmaya başlayan fakat hala çok az sayıda turistin ziyaret ettiği, muhteşem güzellikleri olan bir ada. Busuanga Havaalanı'na vardıktan sonra otelimize check in yapıyoruz ve Busuanga şehir merkezini dolaşıyoruz. Filipinler'in en turistik yerinde dahi lokal hayatı, köyleri hissetmeniz ve yaşamanız mümkün. Sonrasında teknelerimiz ile tam bir doğa harikası olan Kayangan Gölü'ne geçiyoruz ve milli parkın içinde muhteşem zaman geçiriyoruz. Sabah erken saatlerde limana transfer ve tam günlük, barbekülü bot turumuza başlıyoruz. Bot turumuzda Coron lagünlerini ziyaret edeceğiz. Pek çok noktalı bu turumuzda Coron civarında muhteşem adalar topluluğu manzarası eşliğinde öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Dileyenler için çeşitli noktalarda dalış duraklarımız da olacak. Sabah erken saatlerde limana transfer ve 6 saat sürecek, adalar arasında yapacağımız feribot seferi ile Palawan adasının kuzeyindeki, Filipinlilerin gözde tatil cenneti El Nido'ya varış. El Nido hala lokal özelliğini koruyan, lagünler arasında ufacık bir balıkçı kasabası. Son dönemde Asya turizm pazarında adından söz ettirmesinin sebebi ise kesinlikle çevresindeki doğal kireçtaşı oluşumu lagünler. Otelimiz El Nido'ya 3km mesafedeki Corong Plajı'nda bulunuyor. Tüm bungalovlar direk olarak plajın içinde, önünüzde de muhteşem bir lagün manzarası uzanıyor. Bu plaj El Nido'nun en güzel konaklama bölgesi, otele gitmek için ormanın içinden 10 dakika yürümeniz gerekiyor, herhangi bir araç girişi dahi bulunmuyor. Dileyen misafirlerimiz otelimizin yanında bulunan zipline'ı deneyebilir, muhteşem lagün manzarasında eğlenebilirler. Akşam tuktuklarla hep birlikte El Nido merkezine geçiyor ve birbirinden güzel ve ucuz balık restoranlarında akşam yemeği yiyoruz. Kasabada kısa bir yürüyüş yapma imkanımız da olacak. Sabah erken saatlerde bot turumuza başlayacağız. Herhangi bir yere transfer olmanıza gerek yok, botumuz bizi otelimizin önüne yanaşarak alacak ve muhteşem lagün turumuza başlayacağız. El Nido'da bot turları çeşitlilik gösteriyor ve hepsi A, B, C, D şeklinde ayrılıyor. Bunlardan en meşhuru bizim de yapacağız Tour A, bu tam günlük turda 7 Komando Plajı'nı, Büyük Küçük Lagünleri, Saklı Lagünü görecek ve muhteşem bir plajda barbekü yapacağız. Büyük lagünde kanolarımızı kiralayıp 2 km lagünün içinde muhteşem bir tur yapacağız. Akşamında otelimizin önünde ateşler yanmaya başlayacak, şezlonglarınızda dünyanın en güzel gün batımlarından birini izlemenin keyfini yaşayın. Sabah erken saatlerde bu sefer Tour C'yi yapmak için uyanıyoruz. Sabah 5'te Palawan adasının başkenti Puerto Princesa şehrine bağlı Sabang Köyü'ne doğru yola çıkacağız. Ortalama 3 saatlik bir yolculuktan sonra Sabang'a varacağız. Bu köyde açık büfe olarak öğle yemeğimizi yedikten sonra özel teknelerimize binip milli parka yaklaşık 20 dakikalık bir transfer gerçekleştireceğiz. Bu turumuz sırasında üzerindeki dağ sularıyla beslenen ve birbirinden ilginç kaya oluşumlarının değişik renkleriyle süslenen yeraltı nehrine hayran kalacaksınız. Turumuz sonrasında Sabang Köyü'ne dönüyoruz ve ortalama 2 saatlik sürüşle gece ateşböceği turumuzu yapacağımız alana varıyoruz. 2 saatlik sürüş sırasında bir balıkçı köyünde fotoğraf molası vereceğiz. Firefly watching olarak geçen ateşböceği turu ada başkenti Puerto Princesa'ya yakın bir nehirde, 3 kişilik kanolarla gerçekleşiyor. Açık büfe akşam yemeğimizden sonra teknelerimize biniyoruz. Her teknede İngilizcesi çok iyi bir rehber bulunuyor ve turumuz ortalama 45 dakika sürüyor. 45 dakika boyunca zifiri karanlığın içinde, sağda soldaki ağaçlarda yaşayan ateşböceklerinin muhteşem ışık şovuna tanıklık edeceğiz. Rehberimiz kano sürüşleri sırasında gökyüzündeki takımyıldızlar hakkında da ilginç bilgiler verecek. Muhtemelen daha önce gökyüzünü hiç bu kadar temiz görmediniz! Ayrıca kano sürüşü sırasında elinizi suya sokmayı unutmayın, planktonların ışıkları yol boyunca size eşlik edecek. Sonrasında ada başkenti Puerto Princesa'daki otelimize transfer. Cebu havaalanına varır varmaz limana transfer ve 2 saat sürecek yolculuğumuzla Bohol adasının limanına varış, buradan da konaklayacağımız Panglao adasına 1 saatlik transfer. Bu yorucu günün ardından dileyenler deniz kıyısındaki otelimizde dinlenebilir, dileyenler ise gece Alone Beach üzerine kurulmuş olan publarda eğlenebilirler. Sabah erken saatlerde otelimizden alınış ve komşu ada Bohol'e doğru yola çıkış. Muhteşem bir tam gün turu bizi bekliyor. Öncelikle Bohol adasındaki, dünyada sadece bu bölgede ve Endonezya'nın doğusundaki ormanlarda bulunan Tarsier'leri ziyaret edeceğiz. Bu hayvanlara bayılacaksınız! Sonrasında birbirinden güzel pirinç tarlaları ve köyden geçerek UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Çikolata Tepeleri'ne varış. Çikolata Tepeleri'ni ziyaretimiz sırasında milli park içerisinde bulunan çeşitli aktiviteler sizi bekliyor, dilediğinizi yapabilirsiniz. Her ne kadar ürkütücü dursa da muhteşem manzara sunan zipbike'ı yapmanızı tavsiye ediyoruz. Çikolata Tepeleri ziyaretimizin ardından Loboc Nehri'ne doğru yola çıkıyoruz. Loboc Nehri'nde açık büfe öğle yemekli muhteşem bir nehir turu yapacağız. Bu turumuzda yerel müzisyenler bize eşlik edecek. Loboc Nehri turumuzun ardından hemen 10 dakika sürüş mesafesinde bulunan zipline alanına geçiyoruz. Daha önceki grubumuzun deneyimlerini söylemek gerekirse, bu hayatınızda yapabileceğiniz en çılgın şey! Sonrasında Asya'nın en büyük 2. pitonunun da bulunduğu bir çiftliği ziyaret ediyoruz. Panglao'dan sabah saatlerinde ayrılıyoruz, Bohol limanına transfer ve Cebu adasına 2 saatlik feribot yolculuğu. Aktarma süremize bağlı olarak zamanımız olursa Cebu adasının hemen komşu adası olan Mactan'da şehir turu. Bu turumuzda ünlü kaşif Macellan'ın öldürüldüğü yeri, anıt mezarını ziyaret edeceğiz. Sonrasında Cebu Boracay adası direk uçuşumuzu gerçekleştireceğiz. Dileyen misafirlerimiz ile akşam Boracay'ın balık pazarında akşam yemeği yiyoruz. Dileyen misafirlerimiz tuktuk kiralayarak adanın kuzeyini keşfedebilir, dileyen misafirlerimiz ise White Beach'te denizin ve kumun tadını çıkarabilir. Sabah havaalanına transfer, transfer sonrası Manila'ya direk uçuş ve Singapur aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. Filipinler'in tüm tropikal adalarını kapsamaktadır. -Bu gezimizde aktarmalı uçuş bulunmamaktadır. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. Filipinler ulaşım konusunda büyük sıkıntısı olan bir ülke ve bir yerden bir yere gidiş gelişler tahmin ettiğinizden çok daha fazla sürelere çıkabiliyor. -Gezimizde Filipinler'in en özel lagün adaları tekne turlarımıza dahil oluyor. Toplamda El Nido'da 2 tam gün, Coron'da tam gün tekne turlarımız mevcut. -11 gece konaklamalı, 13 günlük bu gezimizde 9 farklı adaya ayak basmış olacağız. Bu anlamda Türkiye'deki tek gezi! -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Bölgeye toplamda 6 kere gittik, ekip olarak 4 televizyon programı çektik, aldığımız tüm yerel hizmetler bölgenin alanında uzman kişilerince bizlere özel olarak hazırlanıyor. -Gezilerimizde kullandığımız tekne, kano turları ya da günlük turlar herhangi bir tura katılmamızla oluşmuyor. Tamamen tarafımıza tahsis edilen botlarla, otobüslerle gezilerimizi gerçekleştiriyoruz. -Fiyat politikası konusunda her zaman en duyarlı gezi ekibi olmaya özen gösteriyoruz. -Kaldığımız hiçbir otel 4-5 yıldız kategorisine girmiyor. Filipinler'de bu kadar lükse ihtiyaç duyulmadığına inanıyoruz, buna rağmen kaldığımız tüm tesisler deniz kenarı, merkezi, temiz ve güvenilir. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -İstanbul Singapur Manila alanında Singapur Airlines ile ekonomi sınıfında gidiş dönüş uçak biletleri -Aktarma saatine bağlı olarak Singapur'da 2 saatlik şehir turu -Manila 1 gece konaklama -Manila Coron direk uçuşu -Coron 2 gece konaklama -Coron tam gün tekne turu -Coron şehir ve Kayangan Gölü turu -Coron El Nido feribot biletleri -El Nido 3 gece konaklama -El Nido 2 tam gün tekne turu -Underground River transferleri, gezi ve milli park giriş biletleri -Puerto Princesa 1 gece konaklama -Firefly Watching tur biletleri -Puerto Princesa Cebu direk uçuş -Cebu Bohol adası feribot biletleri -2 gece Panglao adasında konaklama -Tam gün Çikolata Tepeleri turu, Loboc nehir turu -Bohol Cebu feribot biletleri -Cebu Boracay direk uçuş -Boracay 2 gece konaklama -Seyahat sigortası -Tüm havaalanı otel liman transferleri -Türkçe rehberlik hizmeti -Coron (2 gece), El Nido (3 gece), Puerto Princesa (1 gece) konaklamalarımız oda kahvaltı şeklindedir, yine aynı şekilde Coron, El Nido, Puerto Princesa, Bohol Çikolata Tepeleri turlarımızın içerisinde öğle yemeklerimiz açık büfe şeklindedir. Firefly Watching turu esnasında da açık büfe akşam yemeği mevcuttur. Bu belirtilenler dışındaki yemekler misafirlerimize aittir. -75 USD rehberlik ücreti, -Filipinler'in bazı havaalanı ve limanlarında uygulanan vergiler (Ortalama 2 dolar civarı oluyor) -Tüm uluslar arası uçuşlarımız dünyanın en iyi havayollarından Singapur Airlines ile gerçekleşmektedir -Tüm iç hat uçuşlarımız Asya'nın önde gelen havayollarından Cebu Pasific ile gerçekleşmektedir -Gezimiz öncesinde tüm detayları anlatacağımız brifing toplantımız olacaktır Kredi kartı ile ödeme yapma imkanınız bulunmaktadır. Tek çekimde %3, Bonus ve Axess kartlara %4 komisyon oranıyla 5 taksit yapılmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/somestr-turlari-filipinler-tur", "text": "2024 sömestr turları belli oldu. Filipinler Turları listesine bir yenisini daha eklendi. Filipinler Turu ile muhteşem bir sömestr tatili için hazır mısınız? Hem de Filipinler en harika zamanında.... İstanbul Yeni Havalimanından THY ile direk ya da aktarmalı gelecek olanlar istediği uçuş firması ile Manila uçuşunu gerçekleştirecek. Manila'ya varış tarihi 24 ocak 2024 olan uçuşu tercih etmelisiniz. 24 Ocak 2024 tarihinde Manila havalimanında sizi karşılayıp otele transferinizi gerçekleştireceğiz. Otelimizin Manila'nın en iyi 10 rooftoplarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Dileyenler rooftop'taki havuzda veya restaurant kısmında vakit geçirebilir, dileyenler Manila'nın sokaklarını keşfedebilir. Manila Coron adası uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Tropikal adalar turumuz başlıyor. Coron Adası yapılan Filipinler turlarında ne yazık ki eklenmeyen rotadır. Ama biz farkımız olsun diye 2013 yılında keşfettiğimiz bu cennet adayı sizler de görün ve bu güzellikten mahrum kalmayın diye Filipinler Turu rotamıza ekledik. Böylece Coron adası sayesinde dünyada eşi benzeri olmayan bir Filipinler Turu organize etmiş oluyoruz. Muhteşem bir tam gün turu bizi bekliyor. Otele yerleştikten sonra Coron'un en güzel otelinin havuzunda bir kaç saat vakit geçirdikten sonra Coron adasında yerel yaşamı, su üstünde yaşayan insanları görmek için yerlilere karışmaya gidiyoruz. Sonrasında hayatınızda belki ilk olacak bir gün batımı deneyimi yaşatacağız. Dünyanın sayılı tuzlu su kaplıcalarından olan Maquinit Kaplıcasında 40 derece sıcak su içinde mangrov ormanların çevrelediği ve önümüzde okyanusun uzandığı bir manzara eşliğinde unutulmaz bir gün batımı gerçekleştireceğiz. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Coron adasının limanına transferimiz olacak ve bu andan itibaren tropikal filipinler turumuz başlamış olacak. Google'da Filipinler diye aratınca karşınıza ilk çıkan manzaranın içine götüreceğiz sizi. Yani Kayandan Lake Kayangan Göl'üne. Tüm gün sürecek olan tekne turunda sadece Kayandan Lake'i görmekle kalmayacak bir o kadar güzelliğe sahip yerlere ziyaretimiz olacak. Öğle yemeği tekne turuna dahildir. Sabah erken saatlerde limana transfer ve 5 saat sürecek. Adalar arasında yapacağımız feribot seferi ile Palawan adasının kuzeyindeki Filipinlilerin gözde tatil cenneti El Nido'ya varış. El Nido son yıllarda turizm patlaması yaşanan Filipinler'in en gözde noktalarından bir tanesidir. Zaten Coron'dan başlayan yolculuğumuzun sonunda El Nido'ya yaklaşırken kireçtaşı oluşumlarını görünce daha karaya ayak basmadan El Nido'ya aşık olacaksınız. El Nido hala lokal özelliğini koruyan, lagünler arasında ufacık bir balıkçı kasabası. Son dönemde Asya turizm pazarında adından söz ettirmesinin sebebi ise kesinlikle çevresindeki doğal kireçtaşı oluşumu lagünler. Kısa bir dinlenmeden sonra dileyenler ile otelimizden adımımızı sokağa attığımız gibi El Nido çarşısına çıkıyor ve birbirinden güzel ve ucuz balık restoranlarında akşam yemeği yiyoruz. Kasabada kısa bir yürüyüş yapma imkanımız da olacak. Sabah erken saatlerde bot turumuza başlayacağız. Herhangi bir yere transfer olmanıza gerek yok, botumuz bizi kumsala yanaşarak alacak ve muhteşem lagün turumuza başlayacağız. El Nido'da bot turları çeşitlilik gösteriyor ve hepsi A, B, C, D şeklinde ayrılıyor. Bunlardan en meşhuru bizim de yapacağız Tour A, bu tam günlük turda pek çok koy ve ada görme şansınız olacak. Büyük lagünde kanolarımızı kiralayıp 2 km lagünün içinde muhteşem bir tur yapacağız. Sabah erken saatlerde bu sefer Tour C'yi yapmak için uyanıyoruz. Sabah erken saatlerde havaalanına transfer ve El Nido Boracay uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Boracay en güzel bölgesinde yer alan otelimize yerleşiyoruz. Boracay, kumsaldaki bar ve cafeleri ile fazlasıyla eğlenceli bir adadır. Aynı zamanda dünyanın en iyi günbatımı manzarası sunmasıyla da meşhurdur. Otele yerleşip, dinlendikten sonra hep birlikte gün batımı için kendimizi White Beach'e atacağız. Adanın tadını dilediğiniz gibi çıkarabilmeniz için serbest zaman. Sabah havaalanına transfer, transfer sonrası Manila'ya direk uçuş ve İstanbul için dönüş zamanı. Uçuşlarınızı 24 ocak 2024 Manila varışlı ve 2 Şubat Manila dönüşlü alabilirsiniz. Uluslararası uçak tur bedeline dahil değildir. -Bu gezimiz tamamen bizim tarafımızdan çizilen çok özel bir rotadır. Filipinler'in tüm tropikal adalarını kapsamaktadır. -Gezimizdeki kalış süreleri ve yol mesafeleri özel olarak ayarlanmıştır. Filipinler ulaşım konusunda büyük sıkıntısı olan bir ülke ve bir yerden bir yere gidiş gelişler tahmin ettiğinizden çok daha fazla sürelere çıkabiliyor. -Gezimizde Filipinler'in en özel lagün adaları tekne turlarımıza dahil oluyor. Toplamda El Nido'da 2 tam gün, Coron'da tam gün tekne turlarımız mevcut. -9 gece konaklamalı, 10 günlük bu gezimizde 4 farklı noktaya ayak basmış olacağız. -Gezilerimizde otelimize çekilip serbest zaman anlayışımız hiçbir zaman olmuyor. Sizlere bölgedeki en iyi restoranları, en iyi barları, en iyi alışveriş yerlerini de göstererek bütçenize yardımcı oluyor, hatta sizler için pazarlık dahi yapıyoruz. Hiçbir turistik yere, ederinin 10 katı ücretler ödenmesine izin vermiyoruz! -Gezilerimizde kullandığımız tekne, kano turları ya da günlük turlar herhangi bir tura katılmamızla oluşmuyor. Tamamen tarafımıza tahsis edilen botlarla, otobüslerle gezilerimizi gerçekleştiriyoruz. -Fiyat politikası konusunda her zaman en duyarlı gezi ekibi olmaya özen gösteriyoruz. -Son olarak, ekip olarak beğenmediğimiz, hayran kalmadığımız, deneyimlemediğimiz hiçbir adaya herhangi bir kişiyi götürmüyoruz! -Tüm havalimanı otel liman transferleri -Tüm günlük tur transferleri, -Tüm ara uçuşlar -Manila Coron direk uçuşu -Coron El Nido feribot biletleri -El Nido Boracay uçuşu -Türkçe rehberlik hizmeti 9 gecelik konaklama boyunca tüm sabah kahvaltıları fiyata dahildir. Coron ve El Nido tekne turlarımızın içerisinde öğle yemeklerimiz açık büfe şeklindedir. Bu belirtilenler dışındaki yemekler misafirlerimize aittir. -Yurt dışı çıkış harcı -Uluslarası Manila gidiş-dönüş uçak bileti -ÖDEMELERİNİZİ NAKİT OLARAK TAKSİTLENDİRME İMKANI BULUNMAKTADIR. -TUR DETAYLARINI ÖĞRENMEK VE TÜM SORULARINIZ İÇİN 0530 403 55 87 NO'LU NUMARADAN ORKUN BEY İLE İLETİŞİME GEÇEBİLİRSİNİZ. Filipinler turumuz için vize almanıza gerek yoktur. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Pasaportunuzun süresi 6 aydan az ise lütfen seyahat tarihinden 2 ay önce yeni pasaportunuzu çıkarınız. Safyamızda yapılmakta olan açıklamaların hepsi bilgilendirme amaçlıdır. Yurtdışına çıkışınız esnasında yanınızda bulundurmanız ve ibraz etmeniz gereken evrakların her biri kendi sorumluluğunuzdadır. - Uçuş öncesinde gidilecek olan rotaya dair uçuş saatleri değişebilir, bu nedenle uçuş saatlerinin hareket tarihlerinden 48 saat önce teyit edilmesi gerekmektedir. Uçuş tarihinden önce parkurlarda ve varış kalkış saatlerinde değişiklik olabilir. Tüm yolcular uçuş detaylarının değişebileceğini bilerek ve kabul ederek turu satın almışlardır. - Elde olmayan zorunlu nedenlerden dolayı tur programında gidilecek şehirler aynı kalmak suretiyle tur rotasını değiştirme hakkını saklı tutar. - Tur programında belirtilen oteller aynı kategoride olmak suretiyle değiştirilebilir. - Yolcuların Check-in ve boarding işlemleri kişisel işlemleri olduğundan, her yolcu tarafından uçuş öncesinde havalimanlarında ilgili havayolu kontuarlarında ya da dilerlerse on-line olarak ilgili havayolunun internet sitelerinden yapılması zorunludur. Check-in işlemlerinden sonra rötar olması, kapı numarasının değişmesi durumunda anons geçilirse bunu takip etmek yolcuların sorumluluğundadır. - Check-in ve boarding işlemlerini zamanında yaptırmamaktan dolayı uçuşunu gerçekleştiremeyen yolculardan sorumlu olmadığımızı belirtmek isteriz. Uçağın kaçırılması halinde tekrar alınması gereken uçak biletleri ve varılacak ülkedeki transferler yolcunun kendisine aittir. - Tura katılan yolcularımızın kişisel eşyalarını kaybetmesi, unutması ve çaldırması halinde sorumluluğumuz bulunmaktadır. Kayıp eşya için ilgili mercilere yolcuların şahsen başvurması ve takip etmesi gerekmektedir. Kayıp eşyanın bulunması halinde nakliye, kargo masrafları yolcuya aittir. - Yolcularımızın sağlık problemlerine ilişkin sürekli kullanmakta olduğu ilaç veya cihaz varsa bunları mutlaka yanlarında bulundurması gerekmektedir. Eğer yolculardan hamile olan varsa uçuş öncesi uçakla seyahat etmesinde sakınca yoktur diye doktorundan rapor alması ve yanında bulundurması gerekmektedir. - Yetersiz katılım olması halinde turun iptal edilmesi halinde son bildirim turun kalkış tarihinden 30 gün öncesine kadardır. - Turumuza kayıt yaptırmış kişiler yukarıda yazılı olan tüm maddeleri okumuş ve kabul etmiş sayılır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sonbahar-tatili-icin-en-guzel-rotala", "text": "Yaz mevsiminin bitişiyle sonbahar tatili için en güzel rota araştırmalarına başladıysanız dört mevsimin en güzel renk kartelasını gözler önüne sunan bu dönemi kaçırmamalısınız. Yavaş yavaş sararan yaprakların düşmeye başladığı, havanın serinlediği ve doğanın renkli bir görsel şölene dönüştüğü bu dönemde gezebilmeniz için sizlere 8 güzel sonbahar rotası derledik. Sonbahar geldi mi doğa eline fırçasını aldığı gibi başlar renklerle oynamaya. Doğanın büyülü bir dönüşüm geçirdiği sonbaharda yapraklarını döken çıplak ağaçlar geçmişi geride bırakıp yeni bir başlangıça adım atarlar. Hayatın döngüsünün bir parçasıdır. Her mevsim kendi güzellikleriyle gelir ve geçer. Ancak sonbaharın özel bir cazibesi vardır. Bu mevsimde doğanın ritmi yavaşlar, insanlar dinginliği yakalar ve her şey bir an için durur. Sonbaharın duygusu, renklerin dansı, huzurun tadı, yeniden başlamanın umudu ve sevdiklerinizle paylaşmanın sıcaklığıdır. Bu mevsimde doğanın büyülü dönüşümünü izlerken, içsel bir dinginlik bulursunuz ve hayatın güzelliklerini daha derinden hissedersiniz. Bolu ilinin kuzeyinde 2.019 hektar alan içerisinde yer alan Yedigöller Milli Parkı 1975 yılında koruma altına alınmış ve ziyaretçilere açılmıştır. Türkiye'nin en bilinen sonbahar rotalarının başında gelen Yedigöller Milli Parkı'nın İstanbul'a uzaklığı 285 km'dir. Günübirlik bir sonbahar gezisi düşünüyorsanız Yedigöller Milli Parkı harika bir seçenektir. Ancak dilerseniz Bolu Abant'ta konaklama yaparak 2 gün boyunca hem Yedigöller'i hem de Abant Gölü'nü keşfedebilirsiniz. Bu şekilde doğanın güzelliklerinin tadını çıkarabilir ve huzurlu bir kaçış deneyimi yaşayabilirsiniz. Yedigöller Milli Parkı'ndaki renk değişimi Ekim ayında başlayarak Kasım ayının sonuna kadar devam eder. Özellikle renk cümbüşünü görmek isterseniz Ekim sonuna program yapıp Yedigölleri ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Konaklama yapmayı düşünüyorsanız Yedigöller'de iki seçeceğiniz var. Bunlardan ilki kamp yapmak, diğeri ise tek konaklama hizmeti sunan Mesire Mesire Yerleri isimli bungalowlarda kalmaktır. Antik dönemde İda Dağı olarak bilinen Kazdağları, Olimpos Tanrılarının toplanma yeri, Zeus'un dünya ile iletişim kurduğu yer, Paris'in hakemliğinde Hera, Aphrohite ve Athena'nın yarıştığı dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak bilinmesiyle pek çok mitolojik olaya ev sahipliği yapmış çok özel bir bölgedir. Kazdağları, bu mitolojik hikayelerle özdeşleşmiş olmasının yanı sıra doğal güzellikleri ve eşsiz biyolojik çeşitliliği ile de bilinir. Günümüzde Kazdağları doğa yürüyüşleri, trekking ve kampçılık gibi açık hava etkinlikleri için popüler bir destinasyon olarak ziyaretçilere kucak açmaktadır. Sonbaharın büyülü renklerine tanıklık etmek ve huzurlu bir kaçış yaşamak isteyenler için Kazdağları köyleri ve Asos kasabası tam anlamıyla bir cennet gibidir. Bu seçkin yerlerde sonbaharın geçişini en güzel şekilde gözlemleyebilirsiniz. Yeşilyurt ve Adatepe köyleri, tarihi taş evleri, dar sokakları ve doğal güzellikleriyle büyüleyici yerlerdir. Sonbaharın renkleri bu köyleri daha da etkileyici hale getirir. Taş evlerin arasında yürüyüş yapabilir, geleneksel köy kahvelerinde oturabilir ve yöresel lezzetleri deneyebilirsiniz. Bu köylerden birinde konaklama yapacaksanız Yeşilyurt'ta Nadas Otel, Adatepe'de ise Ida Blue tavsiyemizdir. Türkiye'nin sakin sahil kasabalarından biri olan Asos, sonbaharın huzurunu yaşamak için ideal bir yerdir. Burada deniz daha sakin olur ve sahilin keyfini çıkarabilirsiniz. Ayrıca, Asos'un tarihi ve kültürel güzelliklerini keşfetmek için bolca zamanınız olacaktır. Eğer doğayı seviyorsanız, çevredeki güzel doğa yürüyüşleri sizi bekliyor. Mıhlı Şelalesi, Mığlı Şelalesi, Başdeğirmen, Şahindere Kanyonu ve Sütüven Şelalesi gibi doğal güzellikler, sonbaharın tadını çıkarmanız için mükemmel fırsatlar sunar. Bu yerler, sonbaharın büyülü atmosferini yaşamak ve doğanın renk cümbüşünü görmek isteyenler için harika seçenekler sunar. Köyleri gezmek ve doğada yürüyüş yapmak, ruhunuzu dinlendirmenin ve sonbaharın keyfini çıkarmanın mükemmel yollarından biridir. Doğa'nın kalbine hem de sonbahar döneminde kaçamak yapmak istiyorsanız İğneada bunun için biçilmiş kaftandır. İğneada, Kırklareli iline bağlı muhteşem bir sahil kasabasıdır ve neredeyse Bulgaristan sınırına kadar uzanırken Karadeniz'e kıyısı olan eşsiz bir yerleşimdir. Bu küçük belde, doğal güzellikleriyle çevrilidir ve size keşfetmek için pek çok fırsat sunar. İğneada'nın sunduğu imkanlar arasında, Avrupa'nın en büyük longoz ormanlarına ev sahipliği yapan İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı'nı ziyaret edebilirsiniz. Bu milli park doğanın iç içe geçtiği, benzersiz bir ekosistemi koruyan bir cennettir. Longoz ormanları, doğal güzellikleriyle ünlüdür. Aynı zamanda longoz ormanlarında kano yapabilir ve doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca, İğneada'da keşfedilecek daha fazla doğal güzellik bulunmaktadır. Dupnisa Mağarası gibi iki katlı bir mağara sistemi, macera severler için harika bir fırsat sunar. Mağaranın içindeki ilginç oluşumları keşfetmek unutulmaz bir deneyim olabilir. Sonbahar'ın yaşattığı yapraklardaki renk değişimlerine denk gelmek ve bu büyülü ambiyans içinde sonbahar kaçamağı yapmak istiyorsanız Ekim ortası Kasım başı gitmenizi tavsiye ediyoruz. Günübirlik gelmeyip konaklama yapacaklara tavsiyemiz son yılların en popüler konaklama seçeneği olan Longosphere Glamping, Palivor Çiftliği'dir. Türkiye'nin özenle koruduğu, adeta bir sır gibi sakladığı nadide şehirlerinden biri, Kastamonu. Anlatılanları dinleyip de ziyaret etmeyenler için abartı gibi gelebilir belki, ama bu güzellikleri gördüğünüzde ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Kastamonu, sonbaharı adeta bir sanat eseri gibi yaşatan, doğal güzelliklerle dolu bir cennet. Kastamonu'nun kanyonları, milli parkları, Karadeniz kıyısındaki koyları, gölleri ve şelaleleri sizi büyüleyecek. İddia ediyoruz ki, Türkiye'de sonbaharı en yoğun ve doyurucu yaşadığınız yer kesinlikle burası olacak. Kastamonu, sonbaharın tüm renklerini cömertçe sunan doğasıyla ve benzersiz güzellikleriyle sizi kendine hayran bırakacak. Bu sonbahar rotanızı değiştirmeyi düşünüyorsanız kesinlikle Kastamonu'yu tercih etmelisiniz. Kastamonu, size unutulmaz bir sonbahar deneyimi sunmaya hazır. Kastamonu Gezilecek Yerler yazımızı okuyarak bu şehrin güzelliklerini daha fazla keşfedebilirsiniz. Sonbahar'ın bir diğer top yerlerinden bir tanesi Rize'dir. Aslında Rize yaylaları demek daha doğru olur. Ekim ayında Rize yaylarını gezme şansımız oldu. Hava şartlarının da güzel olması yani hem yağışsız hem de güneşli olmasıyla kelimelerle anlatılamayacak güzellikle bir gezi gerçekleştirdik. Karadeniz için Ekim-Kasım ayları ziyaret etmek için biraz geç bir süredir. Bu dönem itibariyle yayladaki Karadeniz halkı artık şehirlere inmeye, yayladaki evlerini kapatmaya başlarlar. Açık yerler bulmak pek tabii ki mümkündür. Ancak sınırlı sayıda olduğunu özellikle hatırlatmak isteriz. Sonbahar'a en şahit olacağınız yaylalar başta Elevit olmak üzere sırasıyla Pokut, Hazindağ ve Gito yaylalarıdır. Rize'de bunun haricinde Avusor, Huser, Badara ve bir çok güzel yayla olmasına rağmen bunlara sonbahar'da gitmenizi tavsiye etmiyoruz. Tavsiye etmediğimiz yaylalar ağaçlı olmadığı için burada sonbaharın geçişine şahit etmek mümkün değildir. En Güzel Rize Yayları ve Rize Gezi Rehberi yazılarımız sonbahar rotanızı yapmanızda sizlere yardımcı olacaktır. Hazır Karadeniz ile devam ediyorken sizlere Karadeniz'deki son sonbahar rota tavsiyesini de verelim. Artvin deyince ilk akla gelen \"Sakin Şehir\" Cittaslow ünvanıyla meşhur olmuş Şavşat'tır. Şavşat, Karadeniz'in yeşil doğasının tam kalbinde yer alır. İlçe, sarp dağlar, derin vadiler ve muhteşem ormanlarla çevrilidir. Bu doğal güzellikler, trekking, doğa yürüyüşleri ve fotoğrafçılık gibi doğa aktiviteleri için mükemmel bir ortam sunar. Eğer sonbahar'da rotanızı Artvin'e çevirecekseniz programınıza mutlaka Mençuna Şelalesini, Borçka Gölü'nü, Maral Şelalesini, Murgul Delikkaya Şelalesini, bazalt kayalıkları görmek için Hatila Vadisi Milli Parkı'nı da eklemeyi ihmal etmemelisiniz. 1. Şelaleler ve Doğa Harikaları: Bursa çevresinde birçok şelale, göl ve kanyon bulunur. Mustafa Kemalpaşa Suuçtu Şelalesi, Oylat Şelalesi, Küreklidere Şelalesi, Alaçam Şelalesi, Sadağı Kanyonu, Aras Şelalesi, Gölyazı, Dudaklı Ağaçlı Yol gibi doğa harikaları, doğa severler için mükemmel bir seyahat rotası oluşturur. 2. Cumalıkızık Köyü: 2014 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne dahil edilen Cumalıkızık Köyü, tarihi ahşap evleri, dar sokakları ve geleneksel atmosferiyle büyüleyicidir. Burayı ziyaret ederek geçmişe yolculuk yapabilirsiniz. 3. Tirilye Köyü: Bu köy, Rum balıkçı köyü olarak bilinir ve renkli evleri, dar sokakları ve deniz kenarındaki güzel manzarasıyla ziyaretçilerini etkiler. Tirilye'de yürüyüş yapabilir, tarihi yapıları keşfedebilirsiniz. 4. Gölyazı: Bursa'nın sakin ve huzurlu kasabası olan Gölyazı, tarihi dokusu ve doğal güzellikleri ile ünlüdür. Burada Gölyazı Adası'nı ziyaret edebilir, sahil boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. İstanbul'un göz alıcı güzellikleri ve yoğun yaşam temposu arasında, Burgazada gibi huzur dolu bir adanın varlığı, şehrin sakinlerine ve ziyaretçilerine adeta bir armağan gibidir. Bu büyüleyici ada, hem İstanbul'un karmaşasından uzaklaşmak hem de huzurun kollarında dingin bir kaçış yapmak isteyenler için mükemmel bir tercihtir. Burgazada, İstanbul'un incisi olan Büyükada ve Heybeliada'nın ardından gelir, ancak büyüsüyle onlardan geride kalmaz. Bizans İmparatorluğu döneminde sürgünlerin gönderildiği bir ada olarak bilinirken, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise balıkçıların sakin ikametgahı olmuştur. Adanın, İstanbul'un farklı bölgelerinden Bostancı, Kabataş, Maltepe ve Beşiktaş gibi noktalardan kalkan feribotlarla kolayca ulaşılabilir olması Burgazada'yı İstanbullular için mükemmel bir kaçış noktası haline getirir. İstanbul Şehir Hatları seferlerini takip ederek bu huzur dolu adaya rahatlıkla varabilirsiniz. Burgazada, aynı zamanda ünlü Türk yazarı Sait Faik Abasıyanık'ın yaşamının büyük bir kısmını geçirdiği bir mekandır. Yazarın eserlerinden ilham alarak adayı keşfetmek, onun izini sürebilirsiniz. Sait Faik Abasıyanık'ın yaşamına ve eserlerine daha yakından bakmak isteyenler adada onun adına kurulan müzeyi ziyaret edebilir. Bu müze, yazarın hayatına ve eserlerine dair derinlemesine bir anlayış sunar. Burgazada, İstanbul'un hareketli ve yoğun hayatından kaçmak, doğanın içinde huzuru bulmak ve tarihin izlerini sürmek isteyenler için mükemmel bir kaçış noktasıdır. Şehirden sadece kısa bir feribot yolculuğu kadar uzakta olmasına rağmen, tamamen farklı bir dünyanın kapılarını aralar. Burgazada'nın sakinliği, doğal güzellikleri ve kültürel zenginlikleri, unutulmaz bir deneyim yaşamanız için sizi bekliyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/songkran-festival", "text": "Tayland'a gitmek için bir sebep mi arıyorsunuz? Suya düşkünseniz işte size Songkran Festivali. Songkran kelimesi Sanskritçe'den gelmektedir. Kelime anlamı ise \"Yeni Yıl\" demek olup Tayland'da Ay Yeni Yılının kutlanmasıdır. Dünyanın en büyük su festivali olan Songkran dönemi boyunca binlerce insan sokaklara dökülüp bu çılgın festivali kutlamaktadır. Her yıl Nisan ayının 13, 14 ve 15. günleri 3 gün boyunca kutlanan festival boyunca ülkenin her yerin curcuna içinde olur. Ülkenin bazı bölümlerinde festival 3 gün yerine 7 ila 10 güne kadar uzamaktadır. Songkran Tayland'ın en önemli ve saygı gören festivallerinden bir tanesidir. Tüm aile festival boyunca bir araya gelir, birlikte vakit geçirirler. Ve hep birlikte buda yıkanır, arıtılır. Bu kutsama yöntemi ile iyi şans geleceğine ve gelecekte refaha kavuşulacağına inanılır. Siz de çocuklar gibi eğlenmek, çocukluğunuzu bir an olsun anımsamak istiyorsanız mutlaka bu festivalde yerinizi almalısınız. Festival boyunca ülkenin her yeri vıcık vıcık su içinde olduğundan kişisel eşyalarını korumanızı, plastik ve su geçirmeyen çantalar kullanmanızı ve hatta bikini ya da deniz şortu giymenizi tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sorrento-gezi-rehber", "text": "İtalya'nın güney sahilleri Amalfi kıyılarında gezimiz devam ediyor. Amalfi kıyılarındaki bir diğer sahil kasabasında Sorrento'dur. Sorrento'da gezilecek yerler, Sorrento'da görülecek yerler, Sorrento'ya ulaşım nasıldır gibi pek çok sorunun cevabını makalemizin içeriğinde bulacaksınız. 1544 yılında dünyaya gelen İtalyan şair Torquato Tasso'nun şehrindeyiz. Şair hakkında detaylı bilgi yazacak değiliz ama Türkler için söylemiş olduğu sözü yazmadan olmaz! Amalfi ve Positano gibi sessiz ve sakinliğin hakim olmadığı daha çok şehir hayatı izlenimi veren bir kasaba burası. Sahile ister asansör kullanarak ister onlarca merdiveni inerek isterseniz oyulan kayalardan yapılan yürüyüş yolunu kullanarak inebilirsiniz. Sahil dediysek yanlış anlaşılmasın. Denizin ve kayaların üzerinde kurulu iskelelerden oluşan, kumsalı olmayan sahil. Sahilin solunda Leonelli kumsalı, sağında ise Peter kumsalı tam ortada ise 10 metre uzunluğunda halk plajı vardır. Özel plajlara giriş ücreti 8 euro. Sahil falezlerin hemen önünde olduğundan güneş erkenden sahilden çekilmektedir. Buraya kadar gelmişken belki 1 gününüzü bu beachlerin birinde geçirmek istersiniz ama keyif alır mısınız, almaz mısınız onun pek garantisini veremeyiz. Biz konaklama tercihimizi Sorrento'dan yana kullandık. Amalfi ve Positano'daki evlerin sahile dik dik kurulu olması ve hangi otelde kalırsak kalalım merdivenleri inip çıkma meşakatine katlanmak zorunda olacağımızı bildiğimiz için Sorrento çok daha iyi bir tercih oldu. Sorrento'dan Capri adasına ulaşım oldukça kolay ve rahattır. Sorrento'yu kendinize merkez yapıp buradan günü birlik Capri adası, Amalfi kıyılarına gidebilirsiniz. - Correale di Terranova Müzesi - Marina Piccola - Sorrento Katedrali ve Çan Kulesi : 15 yy'ın başlarında Roman stilinde inşa edilmiştir. 1924 yılında kadar defalarca tadilat gören yapının cephesi bu tarihten sonra baştan yapılmıştır. - I Servi di Maria Kilisesi : Barok tarzda ki kilisenin yapımı 18 yy'da tamamlanmıştır. Hz. İsa'nın ahşap heykeli adı bilinmeyen bir heykeltraş tarafından yapılmıştır. Perşembe ve Cumartesi 17:00 ile 20:00 arası açık iken Pazar günü sabah 08:00 ile 12:00 arası ziyarete açıktır. - Eski Değirmen : Tasso meydanının hemen arkasında ki vadide yer yeşillikler içerisinde 19 yy'ın başlarına kadar kullanılmakta olan değirmen günümüzde terk edilmiş bir halde hale görünür bir haldedir. - San Francesco'nun inzivaya çekildiği kilise - Sant'Antonino Bazilikası - S. Maria del Carmelo Kilisesi - Sant'Agnello Katedrali : Aziz Prisco ve Agnello'ya ithafen 1440 yılında Barok tarzında yapılmıştır. Kilisenin için Gustavo ve Giuseppe Mancinelli'nin önemli tabloları ile dekore edilmiştir. Güney İtalya'nın geleneksel bir dans türü olan Tarantella dansı 15. ve 17. yy arasında çok moda olmuş bir dans türüdür. İtalyanların inanışına göre insanları Tarantula soktuğu zaman bu zehirin dışarı atılmasını sağlayan Tarantella dansıymış. Godfather filminin ilk bölümündeki düğün sahnesinde çalan şarkı da Tarantella'dır. Tren : Napoli'den Circumvesuviana treni ile 1 saat yolculuk sonrası Sorrento'ya rahatlıkla ulaşabilirsiniz. 180 dakika geçerliliği olan biletin ücreti 4.10 euro."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sri-lanka-gezilecek-yerler-sri-lanka-tur", "text": "Sri Lanka Hindistan'ın güneyinde Hint okyanusunda ekvatarora 800 km uzaklıkta bir ada ülkesidir. Sinhala dilinde pırıl pırıl parlayan ülke anlamına gelen Sri Lanka gezilecek yerler bakımından oldukça zengin olmasıyla ülkeye gelen turistleri çok memnun bırakıyor. Sri Lanka'da gezilecek yerler planı yaparken ülkede kaç gün kalacağınızın önemi çok büyüktür. Kalacağınız gün sayınızı belirledikten sonra Sri Lanka Turu planlamanızı sürenize göre yapmalısınız. Ünlü kaşif Marco Polo'ya göre dünyanın en güzel adası olarak tabir edilen Sri Lanka 1340 km sahil şeridi ile dünyada eşi benzeri olmayan ada ülkelerinden bir tanesi. Tarih, kültür, değişik tatlar, ulusal parklar ve vahşi yaşam gibi aradığınız her türlü seyahat seçeneğini sizlere sunup unutulmaz Sri Lanka Turu yaşamanızı garanti etmektedir. Para Birimi : Sri Lanka Rupisi Kur bilgisi için en güncel bilgiler burada. Zaman Dilimi : GMT + 5:30 Türkiye'den 2.5 saat ileri. Türkiye ile Sri Lanka arasındaki saat farkı 2.5 saat olup Sri Lanka bizden ileridir. Sri Lanka tropik iklime sahip olmasından ötürü yıl boyunca sıcak ve güneşli havasıyla ziyaretçilerine muhteşem hava sunmaktadır. Tropik iklim olunca muson yağmurları da kaçınılmaz oluyor. O yüzden gitmeden önce mutlaka bölgesine göre sezonları bilmeniz gerekiyor. Ülke'de iki muson dönemi vardır. Batı ve güneybatı bölgesini etkisi altına alan yağmurlar Mayıs'tan Eylül ayına kadar sürmektedir. Doğu ve kuzey bölgelerinin yağış aldığı dönemse Ekim ve Şubat ayları arasında gerçekleşir. Şimdi ben bu işten bir şey anlamadım diyeceksiniz. Orada yağmur varken diğer tarafta yok. Eee o zaman ben ne zaman gideceğim buraya diye sorarsanız size genel olarak ülkenin hava durumu açıklayalım. Güneydoğu asya bölgesi tropik iklim altında olduğundan bir bölgede hava iyiyken diğer bölgede tam tersi olabiliyor ki bu da çok çook normal bir durum. Ama en dönemi vermek gerekirse Sri Lanka mevsimi için Aralık ayından Nisan sonuna kadar olan dönem en yüksek sezondur. Yıl boyu sıcaklık ortalaması 25 ila 30 derece arasında olmakla birlikte yüksek bölgelerde yayla ve dağlık arazilerde bu derece 15 ila 18 derece arasında değişmektedir. Kandy : Sinhala Kralları'nın son başkenti olmuş şehirdir. Günümüzde dahi halen budizmin, sanatın ve kültürün merkezi olduğunu görmek çok nettir. Şehrin tam ortasında yer alan göl ve gölü çevreleyen yemyeşil tepeler masaldan fırlamış bir sayfa gibidir. Şehrin en önemli yapısı Temple of the Tooth'dur. - Asya'nın en iyi kültürel festivali olan The Kandy Perehara'a katılın, - Peradeniya Botanik Bahçesini gezin, - Knuckles dağında trekking yapın, - Victoria Golf & Country Resort'ü gezin. - Nuwara Eliya : El değmemiş doğası ile büyüleyen, Sri Lanka Turu yapıp da buraya uğramadan dönmeyenlerin uğrak yeridir. Colombo : Başkent Colombo ülkenin en önemli kentlerinden biridir. 4 milyonluk nüfusu ile ülkenin eğitim, sanat ve ekonomi merkezidir. Sri Lanka'nın diğer şehirlerine nazaran daha kalabalık olduğunu söylemeliyiz. Ülkenin kumsal şeridinin uzunluğundan faydasını almış Colombo'da kordon boyu gezmek, İngiliz sömürgesinden kalma yapıları görmek başlıca etkinliklerden bir kaçıdır. Altın Üçgen : Altın üçgen turu Sri Lanka'nın olmazsa olmazlarındadır. Bu tur boyunca görülecek yerler Anuradhapura, Polonnaruwa, Sigiriya kalesi ve Dambulla mağarasıdır. - Sigiriya : 2.000 yıllık tarihe sahip koca kaya parçası Unesco tarafından dünya miras listesine alınmıştır. Başkent Kolombo şehrinden 161 km uzaklıktaki Sigiriya kalesinin yüksekliği 200 metredir. Yerlilere göre dünyanın sekizinci harikası olarak söylenen kaya Sri Lanka'da görülmesi gereken en önemli hatta başlıca yerlerden biridir. - Anuradhapura : Sri Lanka'nın eski başkenti olmuş şehirdir. - Polonnaruwa : Ortaçağ başkenti Polonnaruw UNESCO dünya miras listesine girmeyi hak etmiş yerlerden bir tanesidir. Şehir 10 ve 12. yy'lar arasında altın çağını yaşamış olduğundan bunun sonucunda ihtişamlı yapıların inşasına ev sahipliği yapmıştır. Adam's Peak Adem Tepesi : Rivayetlere göre Hz. Adem'in bu dünyada ilk ayak bastığı yer olduğu yönündedir. Bir başka inanış ise tepede yer alan kayanın Buda'nın ayak izi olduğudur. Sonuç itibariyle kim neye inanırsa inansın günümüzde Sri Lanka'nın en turistik yerlerinden biri olmayı başarmış olan tepe 2243 metre yüksekliğindedir. Galle : Eski Hollanda şehri ve limanı olmuş Galle Unesco tarafından dünya miras listedine alınmış bir başka görülmesi gereken yerdir. - Galle limanında dolaşın, - El sanatları dükkanlarını ve müzeleri gezin, - Wijaha kumsalında sörf yapın, gün batımında kokteyl için, - Gün doğumunda balon turu yapın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/suluada-nerede-suluada-tekne-tur", "text": "Türkiye'nin Maldivleri olarak son yılların en popüler adası Suluada hakkında bilgi içeren yazımızda Suluada Nerede ?, Suluada'ya Nasıl Gidilir ?, Suluada tekne turu ve adanın genel bilgilerine kadar hepsini sizler için anlatıyoruz. Eminiz bir çoğunuz adını duymadınız bir çoğunuz ise sosyal medyada mutlaka fotoğraflarına denk geldi. Şimdi sizi öyle bir adayla tanıştıracağız ki hayran kalacak, bir an önce gitmek için tatil planlamaya başlayacaksınız. Antalya, Kumlucu ilçesine bağlı Adrasan tatil bölgesinin hemen karşısında yer alan minicik bir Akdeniz adasıdır. Adrasan kumsalından Suluada mesafesi 15 km'dir. 15 km okuyunca çok kısa mesafe gibi gözükse de denizden yol aldığınız için tekne turu ile Adrasan'dan Suluada'ya varış yaklaşık 1 saat sürüyor. Suluada'ya gitmenin tek yolu tekne kullanmaktır. Başka türlü adaya ne karadan ne de havadan ulaşım yoktur. Bunun için kalkış noktası Adrasan kumsalı. Yani her ne olursa olsun Adrasan'a gitmeniz gerekiyor. Olympos'tan Adrasan mesafesi 13,5 km 20 dakika, Kumluca'dan Adrasan mesafesi 29 km 35 dakika, Antalya merkezden Adrasan mesafesi 94 km 1 saat 40 dakika, Yukarıda da söylediğimiz gibi Suluada'ya gitmenin tek yolu tekne turuna katılmaktır. Adrasan limandan kalkan onlarca tekneden herhangi bir tanesine binerek Suluada'ya gidebilirsiniz. Turların kalkış saati 09:00 09:30 arasıdır. Suluada günlük tekne turundan dönüş saati ise akşam üzeri 17:00 18:00 arası oluyor. Hemen hemen her teknenin fiyatı aynıdır. Zaten tüm tekne kaptanları ya arkadaş ya da akraba oldukları için fiyatları aynı tutmaya özen gösteriyorlar. 2019 yaz dönemi tekne turu fiyatları kişi başı 80 TL. 2023 güncel fiyatı 200-220 TL'dir. Suluada'daki kumsal ziyaretleri, mağara ziyaretleri, su kaynağının çıktığı nokta, İsmini adada çıkan tatlı kaynak sudan alan Suluada adeta Maldivler gibidir. Eğer Maldivler hayali kuranlar varsa aranızda binlerce doları vermek yerine 220 TL'e Maldivler'e eş değer deniziyle maviye ve berraklığa doyuracak olan Suluada'ya gidebilirler. Suluada'da toplam iki kumsal bulunuyor. İlki adanın ana kumsalı ve aşağıdaki fotoğrafın olduğu yerdir. Açık konuşmak gerekirse bizim de en sevdiğimiz kumsal bu. Bu kumsalda yaklaşık 2-3 saat mola veriliyor. Denize girmek için yeterince vaktiniz oluyor. Öğle yemeği için tekneye bindiğinizde siz yemekleri alıp oturuncaya kadar tekne artık kumsaldan yavaş yavaş ayrılıyor. İkincisi ise adanın arka tarafına geçmeden uğranılan diğer kumsaldır. Bu kumsalda aslında ilki kadar güzeldir. İlk kumsalda manzaranın güzelliği ağzınızı açık bıraktıracağı için denize girmekten çok fotoğraf çekilmek isteyeceksiniz. Eğer bu uğurda denize girmeye çok vaktiniz kalmazsa üzülmeyin. Suluada'nın ikinci durak noktası olan diğer kumsal da denize girmek için inanın çok keyifli. Suluada tekne turunun sonuna gelmeden önce artık adanın arka tarafına geçiliyor. Burası duraklama yapılan son nokta. Suluada'nın ismini aldığı kaynak suyun da çıktığı yer. Tekne yanaştıktan sonra sağ tarafta kalan kısım adeta havuz gibi. Öyle bir mavi rengi var ki suyun tarif etmesi mümkün değil. Denizi sevmeyen adamın canını çektirir cinsten. Burası için size bir ipucu verelim. Eğer dalış yapmayı seviyorsanız teknenin yanaştığı noktanın sol tarafına doğru yüzün. Yaklaşık 200-300 metre ileride çok güzel bir tünel var. Bir kaç metre dalarak bu tünelden geçebilirsiniz. Deniz altını sevenler için bizce güzel bir nokta. Suluada'da ayak basmadık yer bırakmadıktan sonra artık dönüş yoluna geçiliyor. İkramlar eşliğinde akdenizin ılık rüzgarı eşliğinde güzel bir günün sonu geliyor. Suluada için en önemli tavsiyemiz mümkünse buraya yaz başı ve yaz sonu gelmenizdir. Çünkü daha az insan ve daha az tekne olduğu için kalabalık olmuyor. Ama yaz tatilinizi bu dönemlere denk getiremiyorsanız bile önemi yok. Çünkü Suluada her ne olursa olsun iyi ki gelmişim dedirtecek kadar güzel bir adadır. Umuyoruz Suluada hakkında verdiğimiz bilgilerden memnun kalmışsınızdır. Yazıyı bitirmeden son bir tavsiyemizde Adrasan'a vardıktan sonra Chill House'a gidip incir tatlısı yiyin 🙂 En son kapanacaktı. Ama kapanmadıysa mutlaka uğrayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/suvarnabhumi-havalimanindan-don-muang-havalimanina-ulasi", "text": "Tayland'a gelecek olan bir çok gezginin ilk öğrenmek istediği bilgilerden biri de Bangkok Suvarnabhumi Havalimanından Bangkok Don Muang Havalimanına ulaşım şeklinin nasıl olduğudur. Bangkok Suvarnabhumi havalimanına vardıktan sonra Don Muang havalimanına ya da Don Muang'da inip Suvarnabhumi'den uçuşunuz varsa uçuş bilgilerinizi yetkililere göstererek ücretsiz shuttle hizmetinden faydalanabilirsiniz. Don Muang Havalimanından (yolcu terminali 1. kat) gelen yolcular yolcu terminalinin 4. Katından 5. Kapıda bırakılmaktadırlar. Suvarnabhumi Havalimanından Dong Muaeng havalimanına gidecek olanların yolcu terminali 2. kat 3. Kapıda beklemeleri gerekmektedir. İki havalimanı arasında ücretsiz transferden yararlanabilmeniz için elinizde mutlaka bilet bilgilerinin olması gerekmektedir. Uçuş bilgilerinin illa çıktısı gerekmemektedir. Cep telefonunuzda bilgilerin saklı olması yeterlidir. Otobüslerin rengi turuncu-mavidir. Ve üzerinde Shuttle yazılı olduğu için bulmakta sıkıntı yaşamayacaksınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/sv-georgi-kilises", "text": "Sv. Georgi Kilisesi Edirne'nin Kuzey-Doğu bölgesinde \"Kıyık\" barutluk mahallesinde yer alır. Bir zamanlar şehrin bu bölgesinde genellikle Bulgar asıllı vatandaşlar oturmaktaymış. Kilisenin temeli 23 Nisan 1880 yılında atılmış ve aynı yıl inşaatı bitmiştir. Kilisenin yapımı için Sultan II. Hamid'in izni ile ve zamanın Edirne valisi Rauf Paşanın yardımları sayesinde gerçekleşmiştir. Bulgar Kilisesinin planı üçgemili psevdobazilik şeklinde olup, Bulgar geç rönesansına özgü plan karakteri taşımaktadır. Önemli büyüklükte olup, inşaat alanı 320 metrekaredir. 1940 yılına kadar Bulgar vatandaşları olan papazlar kilisede görev yapmışlardır. Daha sonra İstanbul'lu Bulgar asıllı papazlar bu görevi sürdürmüşlerdir. Bu papazşar arasında Dimitır Mihaylov ve Mihayil Dimitroz ve Papaz Venko sayılabilir. Son 20-30 yıl süre içinde kilisenin bakımını ve korumasını kişisel olarak Bulgar asıllı Filip Çıkırık tarafından yerine getirilmiştir. Bulgar asıllılardan kalan nadir kişilerden biri olan bu şahsın oğlu Aleksandır Çıkırık 1992-2000 yıllarında Sıfiya Üniversitesi İlahiyat Akademisinden mezun olmuştur. 2001 yılında Starazagora Mitropoliti Galation tarafından 2003 yılı başlarında ise Patriarh Vartolemey tarafından resmi olarak Aleksandır Çıkırık Edirne Kilisesinin papazı olarak tayin edilmiştir. Sv. Georgi Kilisesinin restorasyonu için 2001 yılında proje hazırlandı. Bulgaristan Cumhuriteyi ile Türkiye Cumhuriyetleri arasında imzalanan \"2002-2003 tarihleri arasında kültürel değerler taşıyan; Taşınma Mirasın Korunması Protokolü\" çerçevesinde ve ayrıca, Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğünün Edirne'de bulunan Doğal ve Kültürel Zenginliklerin Korunması Komisyonunun aldığı karar gereğince Türk yetkili makamların resmi izinleri ile Kilisenin restorasyonuna başlanmıştır. 12 Eylül 2003 tarihinde Mimarlar Odası Başkanı Mimar Ali Erol restorasyonun yapılması için bir anlaşma imzalanmıştır. Restorasyon çalışmaları 1 Kasım 2003 tarihinde başlanmış ve 31 Nisan 2004 tarihinde tamamlanmıştır. Kilise restorasyonundan sonra 9 Mayıs 2004 tarihinde Bulgar ve Türk yetkililerin katılımı ile resmi açılış töreni yapılarak Bulgaristan Cumhuriteyi Başbakanı Sayın Simeon Sakskoburggotski'nin katılımı ile ibadete açılmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/swayambhu-mahachaitya-tapinag", "text": "İnanç şekilleri, değişik dinleri, yoksulluğu, hava kirliliği ve mimarisi ile mistik bir şehir olan Kathmandu'dayız. Newari mimarisi ve onlarca tapınakları görmek için çok sabırsızlanıyoruz. İlk ziyaret noktamız Kathmandu'nun 2 km batısındaki Swayambhu Mahachaitya Tapınağı oldu. Vadinin manzarasına hakim bir tepe üzerine kurulu Asya'nın en eski budist tapınaklarından biridir. Thamel'den yürüyerek tarlaların, yerli insanların yaşadıkları gecekonduları geçerek 40 dakikada ulaştık. Kathmandu nehrinin hemen karşısında, tepenin üzerine inşa edilmiş budist tapınağıdır. Tapınağın 2 kapısı bulunuyor. Doğu kapısını kullananların dik merdivenleri çıkması gerekirken batı kapısından giriş oldukça rahattır. Biz doğu kapısını tercih ettik. Girişte Buda'nın ayakları var. Budistler bu taşın önünde ibadet edip büyük gösterişli, renkli motifleri olan kapıdan giriş yapıyor. Kapının üstündeki 2 altın kaplama hayvan figürleri dikkat çekicidir. Kapıdan geçer geçmez 3 büyük renkli oturan buda vardır. Kapıyı ve oturan budaları Kral Pratap Malla 17 yy'da yaptırmıştır. 365 dik merdiveni Rhesus maymunları eşliğinde nefes nefese çıktık. Tapınağa varmadan önce gişeden kişi başı 200 rs'e biletlerimizi alıp devam ettik. Tapınağın Hikayesi : 2.000 yıl önce su ile dolu olan Kathmandu vadisinin tam ortasında bir lotus çiçeği yetişmiş. Bodhisattva Manjushri gücünü kullanarak gölü bölmüş ve suyun buradan akıp gitmesini sağlamış. Ardından kuruyan gölün tam ortasında lotus bir tepeye dönüşürken gün ışığı da Stupa'ya dönüşmüştür. Tapınağın ismi Swayambhu Stupa kendi kendine oluşan demektir. Tapınağın oluşumunda katkısı olan Bodhisattva Manjushri Hakkında : Budist düşünce sisteminde kendisini tüm canlıların Budalığa ulaşmasına yardımcı olmaya adayan kişidir. Mahayana budizminde ise diğer insanların aydınlanabilmesi için Nirvana'ya ulaşmasını erteleyen kişidir. Bu nedenledir ki Mahayana Budizminde yeri çok önemlidir. Merdivenlerin başında kocaman altın kaplama Bajra karşılıyor ziyaretçileri. Budizm ve Hinduizm'in en önemli sembolü olan Bajra Sanskritçe'de yıldırım anlamındadır. Arkasında yaratılış kaynağını temsil eden Stupa ise tüm ihtişamı ile tapınağın tam ortasında yer almaktadır. Daha merdivenleri çıkarken Stupa'nın 4 tarafındaki merhameti ve bilgeliği temsil eden budanın gözü ile karşı karşıya geliyoruz. Buda'nın gözleri hala halkını izlemekte olduğu, tüm olanları gördüğü ve halkını koruduğu anlamına geliyor. Buda'nın 2 gözünün ortasında gördüğümüz soru işaretine benzeyen işaret ise Nepal'de 1 anlamına gelir ve birliği temsil eder. Buda'nın gözlerinin üzerinde 5 Dhyani Buda (buda ailesinin 5 yüce budası) yer almaktadır. Sanki buda bu şeklide taçlandırılmıştır. Yukarı doğru çıkan 13 altın rengi halka ve ucundaki şemsiye Nirvana'ya ulaşmayı, aydınlanmayı ifade ediyor. Stupa'da ibadet dışarıda, Stupa etrafında saat yönünde dönülerek tavaf gibi yapılmaktadır. Bu ibadet şeklinin adı \"Kora\" dır. Dönerken Stupa'nın çevresindeki mantralarda saat yönünde döndürülmek suretiyle yapılıyor. Silindir şeklindeki mantraların üzerinde 6 heceli \"Om Madi Padme Hum Mücevher Lotus Çiçeği\" yazan ibadet taşıdır. Dilek dileyip mantraları saat yönüne döndürdüklerinde dileğin evrene ulaşacağına inanıyorlar. Stupa çevresinde irili ufaklı çok sayıda tapınak var. Budistlerin herhangi bir tapınakta ibadetine şahit olabilirsiniz. Ancak en önemli ve kalabalık olanı Harati Ajima tapınağıdır. Tapınak içindeki \"Dorje\" pirinç kaplama'nın resminin çekilmesi yasak. Bunun için uyarıcı tabelalar dahi asılmış. Tapınak Hinduizm'de sağlık tanrıçası olan Harati için yapılmış. Budist tapınak içinde bir hindu tapınağı! İşte 2 dinin birbiriyle bütün olduğunun kanıtı. İnsanlar büyük bir heyecan için ibadet edebilmek için sıraya girdikleri gözünüzden kaçmıyor. Pilgram's Shelter'in üst katı tapınağın resimlerini çekebilmek için güzel bir nokta. Kathmandu vadisini izleyip doğu kapısından giriş yaptığımız tapınağın batı kapısından da çıkışımızı yaptık. Tam çıkış kapısının önünde kalabalığın çevrelediği havuzu gördük. Gençler paralarını bozuk paracılara bozdurmuş havuzun ortasındaki ufak çanağa bozukları denk getirmeye çalışıyorlar. Bunun için inat yapanlar bile var. Kendilerinden geçmişçesine takır takır atıyorlar Neymiş efendim denk getirenin dileği kabul oluyormuş. Bunların yaptığı herşeyde dilekleri kabul oluyor göyya. Doğu kapısı merdivenli, batı kapısının ise yokuş. Eğer merdiven tırmanmak istemiyorsanız doğu kapısına sırtınızı verin ve sağdan devam edin. Yol direk batı kapısına gidiyor. Yürüyüş süresi yaklaşık 10 dakika sürüyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tac-mahal-gezi-rehber", "text": "Edward Lear insanları ne de güzel ayırmış; Tac Mahal'i görenler ve görmeyenler! Biz de görenlerden olmak için sabah erkenden Tac Mahal'in kapısına dayandık Tac Mahal'in Darwaza-i Rauza ana kapısından geçer geçmez dünyanın 7 harikası listesine girmiş yapı tam karşınızda beliriyor. Eğer dergi, internet veya başka yerlerde görmüş olduğunuz meşhur fotoğrafın aynısını çekmek istiyorsanız sabah çok erken saatte komplekse girmenizi tavsiye ederiz. Kompleksin birden fazla giriş kapısı olmasına rağmen biletiniz yoksa yalnız ana kapıdan giriş yapmalısınız. Güvenlik aramasında puro, sigara, defter, kalem ve tripodumuz kabul edilmedi. Hepsini emanete bırakıp öyle giriş yapabildik. Şaire, ressama, müzisyene, mimara ilham kaynağı olan Yamuna ırmağı kıyısında Hindistan'ın simgesi olan aşk için yapılan dünya mimari mirasının en güzel örneği olan \"Tac Mahal\". Babür İmapatorluğunun 6. Hükümdarı Şah Cihan Güney Hindistan'daki ayaklanmayı bastırmak için ordusu ve eşi Mümtaz Mahal ile yolda giderken eşi Mümtaz Mahal yolda 14. çocuğunu dünyaya getirirken 1631 yılında ölmüştür. Şah Cihan sevdiği eşinin ardından yas tuttuktan sonra anısına bir yapı yaptırmaya karar vermesiyle bu eşsiz türbe meydana gelmiştir. Tac Mahal'in yapımı 1632 yılında başlanmış 1652 yılında bitirilmiştir. Yapımın mimarları Mimar Sinan'ın öğrencileri Mehmet İsmail Efendi ve Mehmet İsa Efendi'dir. Yapının mermerlerinde görülen kuran ayetlerini ise siyah mermer ile Hattat Serdar Efendi yazmıştır. Geniş avlu içinde bulunan Tac Mahal'in çevresinde 4 minare vardır. Her biri olası depremde yıkılma ihtimaline karşı dışa eğik olarak yakılmıştır. Amaç deprem olduğunda yıkılma olması ihtimalinde yapıya zarar vermemesi içindir. Yapının bir tarafında cami diğer tarafında konuk evi vardır. Şah Cihan'ın sevgili eşi Mümtaz Mahal için yaptırdığı bu devasa yapıda tahmini 22.000 işçi çalışmış ve yaklaşık 20 yılda tamamlanmıştır. Yapıda Osmanlı, İran, Hint ve İslam mimarisinin izlerinin görüldüğü yapıda mermer duvarların içi oyularak akik, sedef, zümrüt ve firuze gibi 12 çeşit yarı değerli taşlar ile süslenmiştir. Mermerlerin bazı bölümlerindeki taşlar yerinde değildir. Bunlar 1857 Hint ayaklanmasında İngilizler tarafından sökülerek çalınmıştır. Tac Mahal 1983 yılında Unesco Dünya Miras listesine alınmıştır. Yapının içine girince kubbenin altında Şah Cihan ve Mümtaz Mahal'ın sandukaları yer alıyor. Asıl lahitleri ise yapının altındadır ve giriş izni yoktur. Kompleks içindeki havuzlara su Yamuna nehrinden gelmektedir. Havuzların, minarelerin tümü simetriğe özen gösterilerek inşa edilmiştir. Bugün hava kirliliğininden dolayı Tac mahal'in beyaz duvarları sarıya dönmeye başlamıştır. Şah Cihan Tac Mahal ile yetinmemiş Yamuna ırmağının diğer kıyısına öldüğünde gömülmek üzere siyah olanını yaptırmak istemiş. Ancak Tac Mahal için o dönemde 32 milyon rupi harcandığından imparatorluk hazinesinin neredeyse tüm parasını tükettildiğinden oğlu Evrengzib tahta geçerek babası Şah Cihan'ı Agra kalesine hapsetmiştir. Bundan sonra Şah Cihan ömrünün sonuna kadar burada Tac Mahal'i izleyerek 8 yılını geçirmiştir. Öldükten sonra eşi Mümtaz Mahal'in yanına gömülmüştür. - Hindistan'ın en tanınmış ikonu haline gelmiş eseri Tac Mahal'dir. Narin minareleri, özenle yapılmış ince eğimli kemerleri ve görkemli kubbesi ile görenli kendine hayran bırakan bir yapıdır. Yapının mimari özelliklerinin dışında en önemli yanı da zengin tarihe sahip olmasıdır. - Yapının inşasında tahmini olarak taşçı, işçi, nakış işçisi ve diğer çeşit işçiler olmak üzere 22.000 kişi çalışmıştır. - Günün değişik saatlerinde Tac Mahal farklı farklı renklere bürünmektedir. Sabahları pembemsi renge, akşam süt beyazı renge ve gece ay ışığında altın rengine bürünerek her haliyle hayranlık uyandırmaktadır. - Şah Cihanın 3. ve en sevdiği eşi olan Mümtaz Mahal için yaptırmış olduğu yapının tamamlanması 17 yıl sürmüştür. - Tac Mahal'in en uç noktası 171 metre uzunluğundadır. - Tac Mahal'in yapımında inşaat malzemelerinin taşınması için 1.000'den fazla fil bu taşıma işlemini görmüştür. - 1857 yılında gerçekleşen Hint ayaklanmasında İngilizler tarafından Tac Mahal duvarlarındaki bazı motifler çalınmıştır. - Yapı'da İran, Hindistan ve İslam mimarisi bir aradadır. - Tac Mahal'in yapımında kullanılan mermerler Rajastan, Çin, Afganistan ve Tibet'ten getirilmiştir. Ziyaret Saati ve Günleri : Her gün gün doğumundan gün batımına kadar gece ziyareti için 20:30 ila 00:30 arası. Giriş Ücreti : Gündüz 750 rs, gece 750 rs. Ne yazık ki 1 bilet aynı gün bile olsa 2 kez kullanılmıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tatilde-para-tasima-ve-kredi-karti-kullanim", "text": "Tatilde para taşıma ve kredi kartı kullanımı hemen hemen çoğumuzun aklına takılan konudur. Tatile gideceğiniz ülkeye karar verdiniz, gezilecek yerler nereler listelediniz, otelinizi uçağınızı aldınız. Ve geriye tek kalan şey acaba yanınızda nakit para götürmek mi, tatilde paranın nasıl taşınacağı mı, kredi kartı mı yoksa nakit harcama mı yapmak kalıyor. Biz seyahatlerimizde her zaman nakit para taşımaktan yanayız. Gideceğimiz ülkenin para birimini önceden ve kur detaylarını da önceden öğrenip tatilde ne kadar harcayacağımızı da göz önüne alarak yanımızda planladığımız harcamaya göre nakit bulunduruyoruz. Çünkü Türkiye'den ayrılırken yanınızda dolar veya euro taşırsanız komisyondan dolayı tek zararınız oradaki döviz bürosunun kur farkından olacaktır. Bu şu demek önce Türk parasını dövize çeviriyorsunuz. Sonra aldığınız bu dövizi gideceğiniz ülkedeki döviz bürosunda tekrar çeviriyorsunuz. Yani iki kez para birimi değişmiş oluyor. Bunun sonucunda da ister istemez parada değer kaybı yaşanıyor. Kredi kartında ise olay nakite göre biraz daha farklı. Harcamalarınızda kullanacağınız kredi kartına hesap döneminiz geldiği zaman banka kendi kur bedelini göre dövizi çevirmektedir. Ekstreniz de örneğin 100 usd'lik bir harcama ve karşısında da bankanın hangi kurdan çevirip TL olarak yansıttığını görebilirsiniz. Buna örnek vermek gerekirse Ekim 2018 yılında bir yurt dışı harcamamızda toplamda 4.000 euro kredi kartı harcamamızda yaklaşık 400 euro komisyon vermeyi gösterebiliriz. Ekstremizde 4000 euro olarak gözüken harcamamız bankanın kur uygulaması ve Türkiye'deki dengesiz döviz durumu nedeniyle bize çok pahalıya mal olmuştur. Ama olur da illa kredi kartı harcamanız gereken durumlar olursa pek çok işletme paranın usd ya da o ülkenin para biriminden çekilip çekilmeyeceği konusunda size danışır. En azından bunu usd olarak ödemenizi tavsiye ederiz. Kredi kartıyla ilgili son edindiğimiz bilgiye göre Türkiye'de döviz hesabı açtırıp, döviz kartı almak ve o hesap içindeki paradan harcamalarınızı yapabiliyor olmanız. Bize soracak olursanız en karlı para harcama yönetimi budur. Buna gerek olduğunu düşünmüyoruz. Biz aksine harcamalar arttığı için limiti yıldan yıla arttırır olduk. Kredi kartı limitini düşürmeye neden gerek yok örneklendirerek bundan bahsedelim. 2015 ya da 2016 yılıydı net hatırlamıyoruz. Yine bir Uzak Doğu seyahatimizdeyken vize uzatmamız gerekmişti. Bunun için ilgili göçmenlik bürosuna giderek vize talebinde bulunduk. Benim vizem için nakit çıktı ama Orkun için paramız yetmeyince kredi kartıyla ödeme yapmak istedik. Hemen yakındaki bir ATM'ye gittik ve para çekmek istedik. Ancak ATM bir türlü para vermiyor sürekli para çekemeyeceğimize dair uyarı veriyordu. Bu işlemin üzerine 5 dakika sonra Orkun'un telefonu çaldı. Kredi kartımıza ait banka ATM'den kartımızla para çekilmek istendiğini bu işlemi Orkun'un yapıp yapmadığının teyidi almak istiyordu. Orkun teyidi verdikten sonra parayı çekebildik. Artık her kredi kartı harcaması kullanıcıların telefonuna bilgi mesajı olarak gelmektedir. Eğer sizin yapmadığınız bir harcama olduğu takdirde bankayla irtibata geçip itiraz etme hakkınız olduğunu da bilmelisiniz. Pek çoğumuz ister isteyerek olsun ister mecburiyetten illa ki o ATM'den para çekmişizdir. İnsanın en çok canını yakan şey de ATM'den çekilen para karşılığında hem bulunduğunuz ülkenin bankasının hem de Türkiye'deki bankanın komisyon alması. Çok önermediğimiz bir yöntemdir. Eğer tatilde nakit para harcayacaksanız yanınıza aldığınız nakit paraların hepsini tek bir yerde muhafaza etmeyin. Olası bir hırsızlık, gasp olayında gidecekse bile tek yerdeki paranız gitsin. Para taşıma konusunda iki önerimiz olacak. Artık günümüzün modası bel çantaları. İster belinize ister çapraz şekilde boynunuza alabiliyorsunuz. Bu önerimiz sadece bayanlar için değildir bu arada 🙂 Diğeri ise arkadan fermuarlı şırt çantaları. Çantayı sırtınıza takıp bel kemerini de kitleyince paranız bilin ki emin ellerde 🙂 Peki oldu da para taşımaya engel olacak bir yere gidiyorsunuz. Diyelim ki tropik bir yerdesiniz ve denize girmeniz gerekecek, bir kanyon turuna katılacaksınız ya da dağa tırmanacaksınız. Biz bu ve buna benzer durumlarda otel odasındaki kasaları kullanmayı tercih ediyoruz. Bugüne kadar hiç olumsuz bir olayla karşılaştınız mı diye soracak olursanız. Hayır karşılaşmadık. Ama bazen göze alamadığımız meblağlarla seyahat ettiğimiz de başvurduğumuz yöntem otel resepsiyonunun kasasına teslim etmek oluyor. Pasaportumuz dahil her şeyimizi teslim ediyoruz. Sonuca bağlamamız gerekirse eğer siz tüm tedbirlerinizi alırsanız olumsuz bir olayla da karşılaşmazsınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tayland-gezi-seyahat-rehber", "text": "Güneydoğu Asya sınırlarında yer alan Tayland ülkesi dünyanın hemen hemen her ülkesinden gelen ziyaretçilerine tropik iklimi ve güler yüzlü halkı ile karşılamaktadır. Yemekleri ve Budist tapınaklarıyla ve dünyanın en fazla pirinç ihracatı yapmasıyla bilinen bir Asya ülkesidir. Başkent Bangkok 46 metre uzunluğa sahip yatan budası ile bilinen Wat Pho, 82 metre uzunluğundaki Khmer stiline sahip kulesi ile Wat Arun, saray kompleksi içerisinde yer alan ve zümrüt buda'ya ev sahipliği yapmasıyla bilinen The Emerald Buddha, Bangkok'un tepesinde yer alan altın kaplama stupası ile ünlü Wat Saket-Golden Mount, 3 metre yüksekliği ve 5.5 ton ağırlığı ile saf altından yapılmış buda heykeli ile ünlü Wat Traimit, tapınak içerisinde yer alan Phra Sri Sakyamuni isimli Buda heykeli ile bilinen Wat Suthat ve sayısız tapınaklara ev sahipliği yapmaktadır. Tapınak tapınak nereye kadar dediğinizi duyar gibiyiz. Tabi ilgili olanı da var olmayanı da. O zaman görülebilecek diğer yerlerin başında Vimanmek Mansion geliyor. Dünyanın en büyük altın tik ağacından yapılmış olan binasında bir tek çivi dahi kullanılmamış olması Avrupai mimari özellikler taşıyan konak sizleri kendine hayran bırakacak. Günümüzde müze olarak kullanılmakta olan bina da Kral Rama V.'in resimleri, kişisel eşyaları, porselenler ile Thai geleneksel kültürünü ziyaretçilere sunmaktadır. Dünyanın en egzotik adalarına sahip olan Tayland sizlere inanılmaz manzaralar sunduğu gibi unutulmaz anlar yaşayacağınız destinasyonları da vaat etmektedir. Büyük bir metropol olan Bangkok sizlere eşsiz tabiatının yanı sıra şık restaurantları ve sınırsız gece eğlencesi de sunmayı ihmal etmemektedir. Bazı şık barlar Grease, Vertigo Moon Bar, Moose, Park Society, Sky Bar, Three Sixty, Le Derriere, Zeppelin, Maggie Choo's olup gece kulübü için tercihinizi Glow, Levels Club, Bed Supperclub, Q Bar, Demo, Narcissus, Slim Flix ve Ku De Ta'dan yana da kullanabilirsiniz. Daha değişik gece eğlencesinden yanaysanız Ladyboy ve Siam Niramit kültürel şovunu izlemenizi öneririz. Bu eğlencelerin dışında Bangkok'ta gece yapılabilecek bir diğer şey ise Chao Phraya nehri üzerinde akşam yemeği olacaktır. Koh Chang adasında Tree Top macera parkında adrenalin seviyesini yükseltebilir, Koh Tao adasının kristal berraklıktaki sularında dalış yapabilir, The Beach filminin çekildiği Phi Phi adasına gidip iç çekerek izlediğiniz filmdeki Maya koyunda denize girebilir, Tsunami'nin vurduğu ada Phuket'e gidin tsunami namına hiç bir izin kalmadığını görebilir, birbirinden güzel ada turlarına katılabilir, Kanchanaburi vilayetine yakın 1994 yılında kurulmuş olan Theravada budist tapınağını ziyaret edip dünyada oldukça az sayıda olan Çin hindi kaplanlarını burada görebilir, 1957 yılında The Bridge Over The River kitabının filme çekildiği II. Dünya Savaşı köprüsünü gezebilir ve yine bu bölgede bulunan Erawan Ulusal Parkındaki Erawan Şelalesinde doğa'ya doyabilir, Bangkok'a 105 km uzaklıktaki Damnoen Saduak Yüzen Çarşı'ya gidip kayıklar üzerinde yerel halkın sattığı sebze, meyve ve diğer otantik eşyaları satın alabilir, Chiang Rai'nin 13 km güneyinde yer alan beyaz tapınak adıyla bilinen Wat Rong Khun'a gidebilir, Krabi'den tekne turuna katılıp Koh Hong adasına gidip inanılmaz güzel resimler çekebilir, Krabi'nin 8 km kuzeydoğusundaki Wat Tham Suea olarak bilinen Kaplan Mağara Tapınağı'na gidebilir, 1200 basamak tırmanarak 600 metre yükseğe çıkıp Buda heykeline ulaşabilir tam bu noktadan manzara izleyebilirsiniz, Ko Pha Ngan'da belirli tarihlerde düzenlenmekte olan ve binlerce turistin katıldığı Full Moon Party'e gidebilir ve daha daha fazlasını yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tayland-lotus-gol", "text": "Tayland gezilecek yerler listesinde yeni ve sanıyoruz daha önceden hiç duymadığınız bir yerden bahsedeceğiz. Dünyanın en sıradışı göllerinden biri olan Lotus Gölü uzakdoğunun en güzel ülkesi Tayland'da bulunuyor. 22.500 hektar alan üzerindeki göl lotus çiçekleri göz alıcı olduğu kadar pek çok bataklık hayvanlarına kuşlarına, balık türlerine de ev sahipliği yapmasıyla bilinir. Kristal sular üzerinde dans eden milyonlarca flamingo pembesi renginde lotuslar arasında hayatınızda unutamayacağınız bir deneyim olacağı şüphesiz. Bangkok'un 564 km kuzeyinde Udon Thani şehrinin Kumpawapi bölgesinde bulunan bu şahane göl yılın yalnızca 3 ayı boyunca milyonlarca pembe lotus çiçekleri tarafından fotoğraf çekmeyi sevenlere görsel bir şölen eşliğinde gezi imkanı sunduğu gibi huzur arayanlar için de en doğru adrestir. Fiyatlar 300- 500 baht arası 45 dk ve 90 dk'a göre değişkenlik göstermektedir. Yerliler tarafından Nong Han Kumphawapi Lake olarak telaffuz edilen gölün bulunduğu bölgeye Bangkok'tan direk uçuş ile gelebileceğiniz gibi dilerseniz başka şehirlerden otobüsle de gelebilirsiniz. Göl üzerinde gezebilmek için kayık kiralamak zorunda olduğunuzu unutmayın. 2-3 kişilik kayıklar olduğu gibi 10 kişilik kayıklarda bulunmaktadır. Nong Han Kumphawapi gölü Kumphawapi'nin kuzeyinde Udon Thani'nin 50 km uzağındadır. Burada bulunan Ban Diam kasabasından geçiş yaparak kasabadaki tapınağın arka tarafında kalmaktadır. Udon Thani otobüs durağından Wangsammo otobüse bindikten sonra yapılacak 1 saat yolculuğun bitiminde Kumphawapi'de inilmeli. Otobüs yerine trenle gelecekler Huay Sam Phat istasyonunda inmeli. Burası Udon Thani'ye 30 km uzaklıktadır. Uçak yolculuğu yapacak olanlar ise Thai Lion Air, Air Asia ve Nok Air'i tercih edip direk Bangkok'tan Udon Thani'ye uçabilir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tayland-romantik-balayi-tatil", "text": "Uzakdoğu'nun en revaşta olan ülkesi Tayland balayı çiftlerine romantik balayı tatili yapmaları için birbirinden güzel, el değmemiş, tropik adalar sunmaktadır. Balayı tatili bir çift için en özel ve en değerli tatildir. Dolayısıyla balayı çiftleri de bunun muhteşem olmasını istemekte haklılar. Ama baştan söyleyelim listemizde Phuket, Krabi gibi balayına yakışmayan adalar olmayacak Çünkü buralar balayı adası sıfatından çıkalı çooook uzun zaman oldu. O halde bakalım Tayland romantik balayı tatili için sizlere nasıl yerler sunuyor. Koh Kood adası Koh Chang takımadaları içinde 2. büyük olanı aynı zamanda Tayland'ın da 4. büyük adasıdır. Trat şehrinden 80 km uzaklıkta yer alan ada anakaraya en uzak noktada olan adadır. Ada dağlık ve bir %70'i yağmur ormanları ile örtülü olduğundan coğrafi yapı olarak aynı Koh Chang adası gibidir. Adanın en yüksek tepesi 315 metre yüksekliği ile adasının güneybatısındaki Khao Phaentee tepesidir. Ada büyüleyici güzelliği, kristal berraklıktaki denizi, el değmemiş kumsalları, müthiş şelalaleri ile kusursuz güzellikleri bir arada barındırmaktadır. Tam bir balayı adası olarak nitelendirdiğimiz ada kesinlikle çoluk çocuksuz gelinip çiftlerin keyif süreceği bir adadır. Koh Kood için bakir bir ada demiştik ama Koh Mak ondan da bakirdir. 10.000 palmiye ağacı ile süslü ada sizlere ıssız kumsallar, 12 otel, 3 dalış merkezi ve birkaç işletme sunmasıyla balayı çiftleri için balayı tatilinin tanımını ve deneyimini yaşatacak ender adalardan bir tanesidir. Tayland'ın en ünlü adaları artık yerini daha bakir, el değmemiş yerlere kaptırıyor. Her ne kadar Phi Phi adası denilince yalnız bir tek ada olduğunu düşünsekte aslında Phi Phi adaları Tayland'ın güneyinde Krabi'ye bağlı 6 adadan oluşan bir takımada grubudur. Koh Phi Phi Don ve Koh Phi Phi Leh takımada grubunun en bilinenleridir. Koh Phi Phi Don büyük olan (28 km 8 km uzunluk, 3,5 km genişlik) ve yerleşimin olduğu adayken Koh Phi Phi Leh ufak olanı sadece günlük turların yapılmakta olduğu adadıdır. Takımadalar içinde Koh Phi Phi Don'dan sonra ikinci büyük ada ise 2000 yılında Leonarda DiCaprio'nun başrolünü oynadığı The Beach filminin çekilmiş olduğu Koh Phi Phi Leh adasıdır. Güneydoğu Asya'nın en çarpıcı adalarından olan Phi Phi adaları son yıllarda günlük ada turlarına katılanlardan ziyade gün geçtikçe kendine ziyaretçi çeker hale gelmiştir. 21 km 'den biraz daha büyük olan ada Suratthani ve Chumphon arasında buraların kıyı şeridinin 70 km doğusunda yer alan Koh Tao gezginler tarafından keşfedilip sırt çantalıların uğrak yeri olmuş ve hızlıca gelişerek popüler bir ada haline gelmiştir. Doğal güzellikleri, sualtı çeşitliliği ve mercan kayalıkları ve sayısız plajları ile ada Tayland'ın en iyi adalarından biri olmuştur. Malezya sınırına en yakın Koh Lipe adası için Tayland'ın e güzel adası olduğunu belirtmezsek haksızlık etmiş oluruz. Balayı tatili için adeta biçilmiş bir kaftandır. Kristal berraklığa sahip kumsalları ile Tarutao marine Ulusal parkı sınırları içerisinde Tayland'da balayı denilince ilk akla gelen adadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tayland-seyahat-hukuk", "text": "Dünyanın en turistik ülkelerinden biri olan Tayland'a giden veya gidecek olan turistlerin hiç bilmedikleri ülke'de onlara kolaylık sağlayacak, hukukunu bilmenize yarayacak daha doğrusu sizlere yardımcı olacak bilgileri bu Tayland seyahat hukuku makalemizde kaleme aldık. Tayland seyahatiniz boyunca Tayland Hukukuna bağlı olduğunuzu bilmeniz gerekmektedir. Size göre bazı kural ihlalleri önemsiz gelse de bu tatilinizin mahvolmasına hatta binlerce Tayland Bahtınızın gitmesine sebep olabilir. Daha ciddi bir kural ihlali yapmanız halinde ise uzun süreli hapis cezasına dahi çarptırılmanız söz konusudur. Her ne kadar gezmek, eğlenmek için seyahat ediyor olsak da gittiğiniz ülkenin yasalarını bilmek bizleri güven altında tutacaktır. Tay kanunlarına göre tapınaklarda, ibadethanelerde, eczanelerde, kamu dairelerinde, okullarda, benzin istasyonlarında ve parklarda içki içmenin cezası 6 ay hapis/10.000 THB para cezasıdır. Alkol satışı için de bazı yasaklar söz konusudur. Tayland'da otel, bar ve restaurantlar'da alkol satın alabiliyorken marketlerden satın alabilmenin saat sınırlaması var. 14:00 ila 17:00 arası marketlerde alkol satışı yasaktır. Olur da Tayland'da seçim gününe denk gelirseniz hiçbir yerde alkol satışı söz konusu değildir. Alkol satın alabilmek için yaş sınırı 20'dir. Müstehcen ürünler, sahte banknotlar'ın ihraç edilmesi 10.000 THB'e kadar kişisel ürünler, 200 adet sigara, 250 gram tütün, maksimum 1 litre alkol gümrüğe tabi değildir. Ülkeye ilaç sokulması söz konusu ise doktor raporunun yanınızda bulunması halinde sıkıntı yaşamamaktasınız. Bazı ürünler için ise devler kurumlarından izin alınması gerekmektedir. Bunlar; buda resimleri, antikalar, silah, patlayıcı ürünler, bitkiler, evcil hayvan, tıbbi ilaçlar, otomobil parçaları, miktarı aşan sigara, tütün, alkollü içecekler ve telekomünikasyon ekipmanlarıdır. 180 günden fazla Tayland'da kalmamanız şartı ile faturaların asılları, vergi iade formu ve pasaportunuz ile vergi iadelerini almak pek mümkündür. Tayland'a araç kullanacak iseniz bilmeniz gereken kurallar vardır. Araç kullanabilmek için 18 yaşında olmak, motor kullanıyor iseniz en az 15 yaşında olmanız gereklidir. Araç veya motor kullandığınız süre boyunca ehliyetinizi yanınızda bulundurmalısınız. Orjinali yanınızda olmasa dahi bir fotokopisi mutlaka yanınızda bulunmalı. Araç içinde emniyet kemeri, motosiklet kullanıyorsanız kaskınız mutlaka takılı olmalıdır. Kask takmamanız halinde 500-1000 THB arası para cezası söz konusudur. Araç kullanan şoförün 0.5 gram alkolü çıkarsa bunun da cezası vardır. Turistik bölgelerde müşteri avlamaya çalışan bir çok tuk tuk'çu görmek mümkündür. Bunlar turistlere çok ucuza şehir turu yaptırma bahanesi ile onları anlaşmalı oldukları mücevher, antika, tekstil dükkanlarına, tur acentalarına götürmektedirler. Motosiklet kiralarken motor kiralayan dükkanlar turistlerden deposit olarak pasaport asıllarını almaktadırlar. Ancak en sağlıklısı motor kiralamadan önce seyahat rehberi kitaplarının, otel görevlilerinin önerdikleri yada web sitesinden kiralama yapan firmalar ile irtibata geçip buralardan pasaportunuzu vermeden kiralamanızdır. Buna benzer farklı dolandırıcılıklar ile karşılaşmanız halinde 1699 no'lu telefondan Royal Thai Police Turist Birimi ile görüşebilirsiniz. Ya da polis merkezine bizzat gidebilirsiniz. Tayland'da esrar içmenin, satmanın ve bulundurmanın ağır cezaları vardır. Yukarıdaki ilk 2 kategoride yazılanları içmeniz halinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis / 10.000 -16.000 THB para cezası. Son listede yazılı olanları içmeniz halinde ise 1 yıldan fazla hapis cezası / 20.0000 THB para cezası. 20 gramdan fazla esrarı satmak amacıyla elinde bulundurmanız halinde ömür boyu hapis veyahut ölüm cezası ile çarptırılacağınız unutmayın. Narkotik kadar cinsel suçların cezası da çok ağırdır. Bir kadına tecavüz ölüm cezası ile çarptırılırken 13 yaş altındaki çocuğa tecavüz suçı ömür boyu hapis ile cezalandırılır. Tayland'da ömür boyu hapis ve ölüm cezası 18 yaş ve üstüne sahip kişilere uygulanmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tayland-tur", "text": "Tayland turu pek çoğunuzun gezip gördüğü bir o kadarınızın ise henüz görmediği ülkelerden biridir. Tayland turu planı yapmadan önce nelere dikkat etmelisiniz, Tayland transferlerinizi nasıl ayarlamalısınız, Tayland gezilecek yerler listesi, Tayland'da ne yenir ne içilir, Tayland vizesi ve aklınıza gelebilecek tüm soruların cevabını uzun yıllar kendimizi Tayland'ı gezmeye adayan bizler tarafından en profesyonel şekilde almak istiyorsanız makalemizi okumanızı tavsiye ederiz. Tayland Asya kıtasında Güneydoğu Asya'da yer alıyor. Komşuları Kamboçya, Myanmar, Laos, Malezya'dır. Sınır ülkelerin de cezbedici olmasıyla Tayland rotası yalnız yapılmaktan çıkarılıp diğer ülkelerde güzel bir kombin yapılabilir. Tayland'ın başkenti Bangkok'tur. İstanbul'dan direk ve aktarmalı uçuşlarla Bangkok ve Phuket'e ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. THY ile Bangkok ve Phuket'e direk ulaşım bulunmaktayken diğer bir seçeneğinizin ise Singapur havayolları ile Singapur aktarması yaparak gitmektir. Ki bu her iki tercihte oldukça kullanışlıdır. Her iki havayolu uçuşlarından ister direk ister aktarmalı olsun mil kazanma imkanınız vardır. Dolayısıyla bir Uzakdoğu uçuşu mil kazandırmaktadır. Tayland turu boyunca Tayland içi ulaşım anlamında kullanmadığımız vasıta kalmadı diyebiliriz. Ülke turizm alanında fazlasıyla geliştiği için gelen ziyaretçilerin ulaşım kolaylığına da oldukça önem veriyor. Uçak : Tayland turu yapan kesim nasıl olursa olsun eğer birden fazla yer görecekse ve bu görülecek yerlere kara ulaşımı yoksa mecbur uçak kullanmak zorunda kalıyor. 2008 yılından bu yana Tayland ulaşımında en çok tercih ettiğimi ulaşım şekli uçaktı. Ancak yıllar geçtikçe türk parasının değer kaybetmesiyle artık iki üç kuruş dediğimiz uçak biletleri bile bizlere pahalı gelir oldu. Ama merak etmeyin size güzel alternatiflerimiz var. Otobüs : En son 2015 yılında müthiş bir Tayland Turu yapmıştık. 60 gün Tayland'ın en güzel adalarını en güzel şehirlerini gezme şansımız oldu. Bu sayede de daha çok otobüsle seyahat ettik. Tayland'ın başkenti Bangkok'ta 2 tane otobüs terminali bulunmaktadır. Kuzey ve güney terminali. Niye bu ayırımı yapmışlar? Kuzey kesime giden otobüsler kuzey terminalinden güneye gidenler ise güney terminalinden kalkıyor. Aynı başkentte olduğu gibi adalar ve ufak şehirlerinde muhakkak otobüs terminali vardır. Tayland içindeki otobüs biletlerinizi 12Go. Asia sayfasından güvenli bir şekilde satın alabilirsiniz. Koh Samui adasına ucuz yollu ulaşım için Bangkok'tan otobüsle Suratthani'ye gitmek. Buradan tekneler ile Koh Samui adasına geçmektir. Koh Chang, Koh Mak ve Koh Kood adalarına ise Bangkok'tan Trat otobüsü ile gitmeniz gerekiyor. Trat merkezde inip taksiyle iskeleye varıp buradan adalara feribotla geçilmelidir. Daha fazla bilgi için Koh Chang Ulaşım yazımızı okuyun. Koh Samet adası için Bangkok'tan Pattaya otobüsüne binip Pattaya'dan Rayong otobüsüne aktarma yapmalısınız. Rayong otobüs terminalinden kalkan mavi minibüsler ile Ban Phe iskelesine ulaşıp buradan feribota binmeniz gerekiyor. Daha fazla bilgi için Koh Samet Ulaşım yazımızı okuyun. Phuket, Krabi, Khao Lak bunların hepsi birbirine çok yakın bölgelerdir. Bangkok'tan otobüsle Phuket'e varıp. Buradan Khao Lak (2 saat) veya Krabi (1 saat) yapmanız en doğru yol olacaktır. Daha fazla bilgi için Phuket Ulaşım yazımızı okuyun. Ülke içinde gitmek istediğiniz her noktaya veya oraya yakın konuma kadar ulaşım ihtiyacınızı gideren otobüsler ile uluslararası seyahat edebileceğinizi de unutmamalısınız. Tayland Kamboçya : Tayland Kamboçya arası geçişinizi otobüsle yapabilirsiniz. Kamboçya vizenizi ister kapıda ister gitmeden önce Türkiye'den alabilirsiniz. Sınır geçişi oldukça kolaydır. Bizler hiçbir sıkıntı yaşamadık. Tabi illa otobüsle gidin demiyoruz. Bazen öyle kampanyalar gerçekleşiyor ki uçak ve otobüs ücreti kafa kafaya geliyor. Yine gitmeden önce kontrol etmekte fayda var. Bangkok ülkenin manevi, kültürel, ticari ve eğitim merkezidir. Asya kıtasındaki en renkli şehirlerden biri Bangkok 10 milyon kişilik nüfusu ve 1.500 km2'den fazla alana sahip çok eğlenceli bir şehirdir. Şehir son 10 yılda modern ve sofistike bir yer haline geldi. Güneydoğu Asya'nın kalbinde yer alan Tayland asla sömürgeleştirilmediği için kültürünü koruyarak mirasını hiç bozmamıştır. Bangkok nehir gezilerinden, alışveriş merkezlerine, dünyanın sayılı pazarlarına gece kulüplerinden görkemli saraylarına ve tapınaklarına kadar ziyaretçilere sürekli yapacak şeyler sunmaktadır. Sukhumvit : Bangkok'un en uzun yoludur Sukhumvit Aynı zamanda en lüks alışveriş merkezileri, resturantlar ve gece kulüplerinin olduğu bir muhittir. Silom : Burası Bangkok'un finas merkezidir. Meşhur Patpong sokağı ve Lebua Sky Bar bu bölgededir. Siam : Tartışmasız Bangkok'un alışveriş cennetidir. Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz muhitteki alışveriş merkezleri listesi şöyledir; MBK Center, Siam Discovery Center, Siam Center ve Siam Paragon. Riverside : Gece ve gündüzü sürekli değişen manzaralara ev sahipliği yapan bölgede Bangkok'un tarihi dokusunu çok rahat görebilirsiniz. Özellikle bu bölgeyi gezmek istiyorsanız muhakkak Chao Praya nehrinde hizmet veren feribotlara binin. Khao San/Old City : Khao San Bangkok'un en turistik, en kalabalık ve en canlı noktasıdır. Daha çok sırt çantalıların merkezi olarak bilinir. Görülmesi gereken ana tapınaklara ve saraya yakınlığı ile kesinlikle bu konaklamanızı bu bölgede yapmanızı öneririz. Wat Arun : Chao Phraya nehrinin karşı kıyısında yer alan Wat Arun tapınağı Şafak Tanrısından esinlenilerek bu adı alan bir budist tapınağıdır. Tapınağın asıl adı Wat Arun Ratchawararam Ratchawaramahawihan'dır. Zümrüt Buda'nın ilk korunmakta olduğu tapınaktır. Wat Phra Kaew tapınağının yapılmasıyla Zümrüt Buda buraya taşınmıştır. Tapınağın 82 metre uzunluğundaki kulesi Khmer stiline sahiptir. Grand Palace & Wat Phra Kaew : 218.400 metrekare alan üzerine kurulu tapınak 1925 yılına kadar Tayland Krallığının resmi konutuydu. Şimdiyse Kraliyet burada yaşamamaktadır. 1782 yılında Kral I. Rama tarafından inşa ettirilmiş saray günümüzde ziyaretçilere kapılarını aralamaktadır. Saray kompleksi içerisinde görülmeye değer en önemli nokta 1784 yılından bu yana tapınak içerisinde yer alan Zümrüt Buda'dır. Ayrıca tapınak çevresindeki Ramaiken figürlerini, tapınak koruyucusu sayılan aslan figürlerini, koruyucu melek figürlerini ve diğer mistik figürleri görmezden gelmeyin. Wat Pho : Grand Palace'ın bitişiğinde yer almaktadır. Asıl adı Wat Phra Chetuphon Vimolmangklararm Rajwaramahaviharn olan tapınak Yatan Buda tapınağı olarak anılmaktadır. Wat Phra Kaew kadar meşhur olmasa da Bangkok'un en eski tapınaklarından biridir. Tapınak içinde yatan buda heykelinin uzunluğu 46, yüksekliği 15 metredir. Thai masajı ile ünlü olan tapınakta dilerseniz kendini şımartabilirsiniz. Chatuchak Gece Pazarı : Dünyanın en bilinen ve en büyük açık hava pazarlarından biri olan Chatuchak Bangkok'ta sadece cumartesi ve pazar günleri açıktır. Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz kendinizi kaybedeceğiniz çok renkli ve etkileyici bir pazardır. Bangkok şehir merkezine yalnızca bir kaç kilometre uzaklıkta olduğundan ulaşımı da çok kolaydır. Yüzen Çarşı Floating Market : Daha çok günlük turlar ile ziyaret edilen yüzen çarşı Bangkok'un 72 km uzağındadır. Damnoen Yüzen çarşı kanal üzerinde onlarca kayık içinde satış yapan yerliler ile dolup taşan rengarenk görülmeye değer bir yerdir. Karayolu ile ulaşımı olmayan yüzen çarşı'ya otobüs yolculuğundan sonra kayıklar eşliğinde devam edilmektedir. Konu uzakdoğu olunca biz Türklerin ilk dert ettikleri şey ne yiyeceğiz olur. Tayland kokuyormuş, yemekleri bizim damak tadımıza uymuyormuş falan da filan. Tamam sizi de anlıyoruz belki ilk defa gidecek olduğunuz için oradan buradan duyduklarınızla ön yargılarınız var. Tek dert etmeniz gereken şey bol baharat onun dışında emin olun yemekleri fazlasıyla lezzetli. Tom Yum Goong balık çorbası, Pad Thai noodle yemeği, Tom Kha Kai tavuklu coconut çorbası, Gaeng Keow Wan Kai curry soslu tavuk ve daha fazlası.... Tayland'ı bu kadar popüler yapan elbette adaları ve kıyı şerididir. Çok kalabalık adalarının yanısıra el değmemiş ve henüz keşfedilmemiş onlarca adasıyla da hala keşfedilmeyi bekleyen yerlerden. Koh veya Ko Tayland dilinde ada demektir. Ülkenin batısı Andaman denizine doğusu ise Tayland körfezine açılmaktadır. Phuket Adası : Eğer Tayland'a ilk defa gidiyorsanız bu adası lütfen es geçmeyin. Tayland'ın olmazsa olmazıdır. Hem artık Türkiye'den direk uçak seferleri olduğundan Bangkok'tan aktarma yapmanıza da gerek kalmıyor. Phuket gezi rehberi makalemizi okuyarak nerelerinin gezileceğini, hangi kumsallarda denize girileceğini, hangi günlük turlara katılmanız gerektiğine kadar öğrenebilirsiniz. Phi Phi Adası : Phi Phi Don ve Phi Phi Lee ada gruplarının tümüne Phi Phi adası denmektedir. Tayland'ın Phuket'ten sonra en popüler ve parti anlamında adından sıkça bahsettiren ada daha çok genç nüfusun yoğun ilgi gösterdiği bölgedir. Leonardo Di Caprio'nun başrolünde oynadığı The Beach filminin çekildiği meşhur Phi Phi adasına ister konaklamalı ister günü birlik turlar eşliğinde ziyaret edebilirsiniz. Phi Phi Adası Gezilecek Yerler makalemiz ile daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Krabi : Krabi Phuket'ten otobüsle 2 saat uzaklıkta bulunan bir sahil kasabasıdır. Buraya gelen ziyaretçiler in gayesi daha çok kaya tırmanışıdır. Tropik kumsalları olan bir bölge olmadığını söylemek isteriz. Ama ada turları bakımından Tayland'ın en zengin tekne turlarının burada gerçekleştirildiğini de bilmelisiniz. Konaklama için 2 seçeneğiniz var. Biri Ao Nang diğeri Railay kumsalı. Koh Lanta Adası : Neon ışıklar ve büyük otellerden uzak hippilerin adası Koh Lanta diğer Tayland adalarına kıyasla oldukça izole bir ada. Ulaşımın sadece Krabi'den yapıldığı Koh Lanta adasına ne yazık ki günü birlik gitme şansınız yok. Buraya gidecekseniz en az 1 gece kalmanız gerekiyor. Phi Phi adasındaki gece hayatı, Ao Nang kumsalındaki kalabalığı bu koskoca adada görmeniz imkansız. Açıkçası kafa dinlemek ve doğayla bütünleşmek istiyorsanız bu ada tam size göre. Koh Chang Adası : Koh Chang adasından bundan 2 yıl önce 90 gün süren Tayland seyahatimizde keşfettik. Biz keşfedene kadar zaten baktık avrupalılar tarafından çoktan keşfedilmiş bile. Sayısız plajı, sualtı güzelliği ve yağmur ormanları ile doyasıya gezme fırsatı tanıyan adaların başında geliyor. Koh Chang adasına nasıl gidilir diye makalenin en başında linkimizi vermiştir. Oradan tüm ulaşım detaylarını okuyabilirsiniz. Koh Samet Adası : Koh Samet adası da Koh Chang ile beraber keşfettiğimiz bir adaydı. Koh Samet adası Bangkok'un 190 km güneydoğusunda otobüs ile 2 saat uzaklıkta Rayong iline bağlı Tayland körfezinde T şeklinde ufak bir tropik adadır. Tayland'ın yılda en fazla güneş gören adası aynı zamanda en kuru bölgelerinden biridir. Ulusal Park statüsü olarak kabul edilmiş adanın her yeri yemyeşil ve tertemiz havası vardır. Ulusal park statüsünde olduğundan adaya ayak basar basmaz 20 THB ücret alınmaktadır. T şekline sahip ada kuzeyden güneye 7 km, batıdan doğuya 4 km genişliğindedir. Dolayısıyla bu rakamlar adanın ne kadar ufak olduğunu gösteriyor. Koh Lipe : Tayland Andaman denizinin güneyinde yer alan ufacık ada Koh Lipe, bembeyaz el değmemiş kumsalları, tertemiz suları ve çeşitli deniz hayatı ile Tayland'ın Maldivleri olarak biliniyor. Tayland anakarasından 60 km uzaklıktaki ada Malezya'nın en tanınmış adası Langkawi'den sadace 30 km uzaklıktadır. Adang takımadaları 10 adadan meydana geliyor. Bu 10 adanın sadece bir tanesinde oturum vardır. Bu da Koh Lipe'dir. Bu sayede deniz yaşamını gözlemlemek için bu adalara günlük şnorkel turu yapmak adanın en büyük aktivitesini oluşturur. Bu ada toplulukları Tayland'ın 2. Büyük Ulusal Parkı Tarutao Milli Parkının bir parçasıdır. Koh Samui Adası : Yumuşak beyaz kumlu plajları ve turkuaz mavisi denizi ile tropik adanın tüm hazzına varacağınız Koh Samui adasında birbirinden güzel koylar, plajlar ziyaretçilerine çeşit çeşit aktivite imkanı sunmaktadır. Koh Tao Adası : 21 km 'den biraz daha büyük olan ada Suratthani ve Chumphon arasında bulunan kıyı şeridinin 70 km doğusunda yer almaktadır. Koh Kood Adası : Koh Kood adası Koh Chang takımadaları içinde 2. büyük olanı aynı zamanda Tayland'ın da 4. büyük adasıdır. Trat şehrinden 80 km uzaklıkta yer alan ada anakaraya en uzak noktada olan adadır. Ada dağlık ve bir %70'i yağmur ormanları ile örtülü olduğundan coğrafi yapı olarak aynı Koh Chang adası gibidir. Adanın en yüksek tepesi 315 metre yüksekliği ile adasının güneybatısındaki Khao Phaentee tepesidir. Ada büyüleyici güzelliği, kristal berraklıktaki denizi, el değmemiş kumsalları, müthiş şelalaleri ile kusursuz güzellikleri bir arada barındırmaktadır. Tam bir balayı adası olarak nitelendirdiğimiz ada kesinlikle çoluk çocuksuz gelinip çiftlerin keyif süreceği bir adadır. Similan Adası : Similan adaları grubu (9 ada grubu) Andaman denizinin en meşhur, en bilinir olanıdır. Aynı zamanda dünyanın en iyi 10 dalış noktalarından da biridir. Similan, Malay dilinde kelime anlamıyla 9 demektir. Her bir Similan adasının ismi vardır. 140 km alan üzerine yayılmış adaların isimleri güneyden kuzeye sırasıyla şöyledir ; Hu Yong (1 numara), Payang (2 numara), Payan (3 numara), Miang (4 numara), Ko Miang Song (5 numara), Ko Miang Sam (6 numara), Payu (7 numara), Similan (8 numara) Koh Ba Ngu (9 numara). Bir çok Thai'li Similan'a Ko Kao (9 ada) demektedir. 7. ve 8 ada arasında göreceğiniz kaya parçaları Hin Pousar yani Fil Başı Kayası olarak bilinir. Similan adalarında konaklama yasak olduğundan Phuket veya Khao Lak'tan günlük satın alacağınız tekne turu bu ada grubunu ziyaret edebilir ve hayran kalabilirsiniz. Detaylı bilgi için Similan Adası makalemizi okuyabilirsiniz. Erawan Şelalesi Ulusal Park : 550 kilometrekare alana kurulu Erawan Ulusal parkı Tayland'ın batısında Kanchanaburi bölgesindedir. Doğa harikası şelale 7 kattan oluşmaktadır ve her katında yüzmek serbesttir. Pai : Tayland kuzeyindeki kasaba Tayland'ın dağlık arazileri arasında yemyeşil doğa harikası bir bölgedir. Bölgede gezilecek yerler arasında Pai Kanyonuna, Mo Paeng Şelalesine, Pai Walking Street'e ve Tam Lod Mağarasına ziyaret etmeyi sakın unutmayın. Ayutthaya : Ayutthaya şehri 1350 yılında kurulmuş ve 18 yy'da Burmalılar tarafından yıkılmış Bangkok'un eski başkentidir. Ayutthaya'dan sonra yeni başkent Bangkok olmuştur. Unesco Miras Listesine alınmış Ayutthaya Parkı için Bangkok'a çok yakın mesafede bulunan bu minik şehir için en az 1 gün ayırmalısınız. Chiang Mai : Chinag Mai kuzey Tayland'ın en büyük şehri olup Bangkok'tan 700 km uzaklıktadır. Bangkok'tan direk uçuşlar bulunduğu gibi tren veya otobüsle de rahatlıkla ulaşım sağlanabilir. Zengin bir geçmişi olan şehir Antik Lanna Krallığı'nın en ski başkenti olmuş şimdilerde ise 300'den fazla tapınağı ile gelen ziyaretçilere adeta tapınak şöleni sunuyor. Bu şehrin en önemli özelliği ise Loy Krathong festivalinin en görkemli şekilde kutlandığı yer olmasıdır. O yüzden Chiang Mai'ya Kasım ayında gelmenizi öneririz. Chiang Rai : Beyaz tapınağı ile nehir kenarına kurulu şehir günümüzde sanayi şehri olarak revaç görmektedir. Chiang Mai'den karayolu ile 3 saatte ulaşılabilen şehir için 1 gün ayırmanız yeterlidir. Laos ve Myanmar sınırları ile bitişik olduğundan hazır buraya kadar gelmişken ülke değiştirebilirsiniz. -Koh Chang adasında Tree Top macera parkında adrenalin seviyesini yükseltebilir, -Koh Tao adasının kristal berraklıktaki sularında dalış yapabilir, -The Beach filminin çekildiği Phi Phi adasına gidip iç çekerek izlediğiniz filmdeki Maya koyunda denize girebilir, -Koh Samui'de balayı yapabilir, -Tsunami'nin vurduğu ada Phuket'e gidin tsunami namına hiç bir izin kalmadığını görebilir, birbirinden güzel ada turlarına katılabilir, Kanchanaburi vilayetine yakın 1994 yılında kurulmuş olan Theravada budist tapınağını ziyaret edip dünyada oldukça az sayıda olan Çin hindi kaplanlarını burada görebilir, -1957 yılında The Bridge Over The River kitabının filme çekildiği II. Dünya Savaşı köprüsünü gezebilir ve yine bu bölgede bulunan Erawan Ulusal Parkındaki Erawan Şelalesinde doğa'ya doyabilir, -Bangkok'a 105 km uzaklıktaki Damnoen Saduak Yüzen Çarşı'ya gidip kayıklar üzerinde yerel halkın sattığı sebze, meyve ve diğer otantik eşyaları satın alabilir, -Chiang Rai'nin 13 km güneyinde yer alan beyaz tapınak adıyla bilinen Wat Rong Khun'a gidebilir, -Krabi'den tekne turuna katılıp Koh Hong adasına gidip inanılmaz güzel resimler çekebilir, -Krabi'nin 8 km kuzeydoğusundaki Wat Tham Suea olarak bilinen Kaplan Mağara Tapınağı'na gidebilir, -1200 basamak tırmanarak 600 metre yükseğe çıkıp Buda heykeline ulaşabilir tam bu noktadan manzara izleyebilirsiniz, -Ko Phangan adasında belirli tarihlerde düzenlenmekte olan ve binlerce turistin katıldığı Full Moon Party'e gidebilir ve daha daha fazlasını yapabilirsiniz. Gelelim en akıl karıştıran doğru bildiğimiz yanlışlara. Tayland tropik iklime sahip bir Uzakdoğu ülkesidir. BU şu demek oluyor yıl boyu ülkedeki sıcaklık ortalama 28 derecedir. Ama Tayland iklimi aslında kuru ve yağışlı sezon olarak ikiye ayrılır. Gidilmesi gereken en iyi dönem Kasım ayında başlar ve Nisan ayına kadar devam eder. Bu süre zarfında Tayland genel olarak yağışsız ve güneşli bir iklime sahiptir. Mayıs ile Ekim başı yağmurlu sezona giren ülkeye gitmemenizi tavsiye ederiz. Çünkü bu dönemde inanın denize girilecek gibi değildir. Tatiliniz zehir olmasın diye planlarınızı lütfen Kasım ila Nisan arasında gerçekleştirmeye özen gösterin. Tayland Türk vatandaşlarından vize istemeyen en güzel ülkelerden bir tanesidir. Vize istemediği için seyahat severlere gezmeleri için bir avantaj sağlamaktadır. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuz ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Fakat vize istemiyor olması Tayland'da istediğiniz kadar kalacağınız anlamına gelmiyor. Ülkeye giriş yaptığınız andan itibaren toplam 30 gün kalış süreniz bulunuyor. 30 günlük süreyi bizim gibi aşmanız halinde Tayland Vizesi nasıl alınır diye kaleme aldığımız makaleyi okuyabilirsiniz. güzel hazırlamışsınız beğendik verdiğiniz bilgilerinizi. biz de ikiyıl önce Phüket, te bir hafta, phi phi beş gün, AO-NANG ta beş gün Krabi de üç gün Bangkok ta bir hafta kaldık. Türk pasaport lara bir alerjileri kesin var.2017 den sonra!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/tayland-vizes", "text": "Tayland Vize istiyor mu sorusuna cevap olsun diye tüm güncel vize bilgilerini sizler için derledik. Vizesiz ülkelere gitmeden önce pek çok kişinin merak ettiği o ülkenin vize kuralları ve ne kadar süre kalış izni verdiğidir. Özellikle Tayland turu yapacak olanların aklındaki ilk soru Tayland vizesi gerekiyor mu oluyor. Türk vatandaşlarının Tayland vizesi almasına gerek yoktur. Tayland Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Blogumuzu ve bizi sosyal medyadan takip edenlerin de bildiği üzere gezmekten en keyif aldığımız ve gitmeye doymadığımız ülke Tayland'dır. 2022 yılı Kasım ayı Tbex Asia etkinliği ve ardından 2023 Ocak ayı itibariyle Tayland'da olduğumuz için tüm güncel Tayland vizesi hakkında bilgiler yazımızda. Pandemi öncesinde 6 ay geçerliliği olan Türk pasaportunuzla Tayland'a vizesiz girebiliyordu. Tayland'da kalış izni 30 gün ile sınırlıydı. Ancak pandamı sonrası Tayland vize kuralları gevşetilip bu 30 günlük süreyi 45 güne çıkarılmıştır. Pek çok blog veya haber sayfasında halen Tayland vizesinin 30 gün geçerli olduğu yazmaktadır. Lütfen bu bilgiye itibar etmeyiniz. Tayland vizesi artık 45 gündür! 1 Ekim 2022'den 31 Mart 2023'e kadar, turist vizesi muafiyet programı dahilinde kalış süresi 30 günden 45 güne uzatılmıştır. Tayland hükümeti bu uygulamayı yıl sonuna kadar devam ettirmeyi planlamaktadır. Güncel haberleri takip ederek 31 Mart 2023 sonrası süreyi takip etmekte fayda var. Online Tayland vizesi için buraya tıklayınız. Tayland vize rehberi için buraya tıklayınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/taylandin-en-guzel-adasi-koh-lip", "text": "Tayland adaları deyince herkesin aklına Phuket, Koh Samui vs gelir. Ama bu sefer sizi Tayland'ın en güzel adası Koh Lipe ile tanıştıracağız. Koh Lipe adasına nasıl gidilir, Koh Lipe adası konum olarak nerededir, Koh Lipe adasında konaklama gibi tüm detayları A'dan Z'ye kaleme alıyoruz. Andaman denizinin güneyinde yer alan ufacık ada Koh Lipe, bembeyaz el değmemiş kumsalları, tertemiz suları ve çeşitli deniz hayatı ile Tayland'ın Maldivler'i olarak biliniyor. Tayland anakarasından 60 km uzaklıktaki ada Malezya'nın en tanınmış adası Langkawi'den sadace 30 km uzaklıktadır. Adang takımadaları 10 adadan meydana geliyor. Bu 10 adanın sadece bir tanesinde oturum vardır. Bu da Koh Lipe'dir. Bu sayede deniz yaşamını gözlemlemek için bu adalara günlük şnorkel turu yapmak adanın en büyük aktivitesini oluşturur. Bu ada toplulukları Tayland'ın 2. büyük Ulusal Parkı Tarutao Milli Parkının bir parçasıdır. Adayı ilk keşfedenler Chao Ley yani su çingeneleri olmuştur. Adadan adaya dolaşan çingeneler her zaman en iyi balık avlama noktalarına yönelmişlerdir. Ve yerleşim yeri olarak kendilerine Koh Lipe adasını seçmişlerdir. Ada bahsettiğimiz gibi çok minik ve bakirdir. Ulaşım açısından çok kolay olmadığı için diğer Tayland adaları gibi kalabalık değildir. Bu yüzden çevrede kalabalık insan topluluğu görmeden upuzun kumsallarında denize girmek için çok idealdir. Tarutao Milli parkının bir parçası olduğundan ve Koh Lipe'ye yakın konumdaki diğer adalarda yaşam olmadığından çevre adalara şnorkel veya dalış yapmak için gidip su altı güzelliklerini tertemiz sularda keşfedebilirsiniz. Longtail botlar ile 2 km uzakta bulunan Koh Adang adasına 15 dakikada ulaşıp buradaki manzara noktasına çıkıp kuş bakışı Koh Lipe adasının manzarasını izleyebilirsiniz. Toplam 3 tane manzara noktası vardır. En yüksek noktaya çıkmak için 1 saat yürümeniz gerekmektedir. Yanınızda mutlaka büyük şişe su bulundurun, yağmurlu havada tırmanmaya kalkışmayın. Yerler çok kaygan olduğu için düşme riskiniz yüksektir. Adada toplam 3 ana kumsal vardır. Pattaya Beach (uzunluk 1 km): Adaya varılan noktanın tam tersi konumda bulunuyor. Adanın en uzun ve en geniş kumsalıdır. Trafiğe kapalı walking Street caddesinin sonuna vardığınız zaman sokak Pattaya kumsalına açılır. Sunrise Beach (uzunluk 800m): Koh Lipe adasının batı kısmında yer alan adanın kumsalı Pattaya'ya kadar uzun olmasa da uzun diyebileceğimiz kadar vardır. Bu kumsaldan eğer hava açıksa Koh Tarutao ve Langkawi adaları gözükebilmektedir. Bu kumsalın en büyük avantajı yakın mesafede bulunan Koh Kra ve Koh Usen adalarında şnorkel yapmaktır. Sunset Beach (uzunluk 200m): Sunset isminden de anlaşılacağı üzere gün batımı için en ideal noktalardan bir tanesidir. Kumsal üzerine kurulu bar ve resturantlarda içeceğinizi yudumlarken gün batımını izlemekten daha güzel bir an olamaz. Eğer adada yer alan kumsallar yerine kimselerin olmadığı yerlere gitmek isterseniz. Tayland'ın yerel botları olan Longtail'lerle 15 dakika ila 1 saat arası yolculukla Koh Adang ve Koh Rawi adalarına gidebilirsiniz. Koh Lipe adasında yağmurlu ve kuru dönem olmak üzere iki sezon vardır. Her ne kadar yıl genelinde sıcaklığı ortalama 26 derece olsa da adaya ziyaret etmek için en iyi dönem Kasım'dan Şubat ayına kadardır. Nisan ayı adanın en sıcak olduğu dönemken yağmurlu sezon Nisan ve Eylül arası dönemde gerçekleşmektedir. Aralık Ocak ayları arası adada en güzel iklim görülürken adanın çok kalabalık olduğunu unutmamak gerekir, Ekim Kasım Şubat ve Mart ayları adanın iklimi oldukça güzel olup çok fazla kalabalık olmaz, Nisan ayından Eylül'e kadar olan dönemde adada çok az insan vardır, pek çok dükkan kapalıdır ve yağışlı dönemdir. Biz bu dönemde yani Temmuz ayında adaya ziyaret ettik. Konakladığımız süre boyunca güneşli günleri de yağmurlu günleri de yaşadık. Yani her gün yağışlı olduğu anlamına gelmiyor. Ama imkanınız varsa mutlaka döneminde ziyaret edip tatilinizi hava yönünden riske atmamanızı öneriyoruz. Hastane Sunrise kumsalındaki okula yakın konumdadır. Hastanede basit tıbbi malzemeler bulunmaktadır. Yani sadece ilk yardım hizmeti verdiklerini bilmelisiniz. Acil bir durum söz konusuysa hastane anakaraya ulaşımını sağlamaktadır. Adada fazlasıyla eczane vardır. İlaç ve medikal ihtiyaçlarınızı bu eczanelerden karşılayabilirsiniz. Adanın pek çok otel ve restaurantında wifi hizmeti olmaktadır. Ancak internetin yeterli çekmediğini belirtmek isteriz. Bunun için yerel sim kartlardan alıp telefonun internetini kullanmak en iyi tercih olacaktır. Adada sayılı ATM bulunmaktadır. Eğer muson dönemi adaya gittiyseniz para bozdurma işini eczanelerde yapmanız gerektiğini hatırlatırız. Kredi kartı pek çok yerde geçmesine rağmen bir çok yerde % 5 komisyon alınmaktadır. Bu yüzden yanınızda nakit bulundurmanız en mantıklı çözümdür. Langkawi Kuah Jetty iskelesinden saat 09:30'da Ekim ayından Haziran ayına kadar feribot, Langkawi Kuah Jetty iskelesinden saat 14:30'da Kasım ayından Mayıs ayına kadar feribot, Pak Bara iskelesinden her yıl 11:30'da hızlı bot, Pak Bara iskelesinden saat 14:30'da Haziran ayından Ekim ayına kadar hızlı bot, Pak Bara iskelesinden saat 15:30'da Aralık ayından Mayıs ayına kadar hızlı bot, Pak Bara iskelesinden saat 13:30 ve 15:30'da Ekim ayından Mayıs ayına kadar hızlı bot, Koh Lipe'e gitmek için ulaşım biletlerinizi 12Go. Asia sayfasından güvenle alabilirsiniz. Pak Bara iskelesine her yıl 09:30'da hızlı bot, Pak Bara iskelesine Ekim ayından Mayıs ayına kadar 11:30 ve 13:30'da hızlı bot, Pak Bara iskelesine Aralık ayından Mayıs ayına kadar 13:00'de hızlı bot, Pak Bara iskelesine Ekim ayından Mayıs ayına kadar 11:30'da hızlı bot, Bangkok'tan Koh Lipe adasına ulaşmanın en hızlı yolu Had Yai'ye uçakla gelmektir. Buradan taksi veya minibüsler sayesinde Pak Bara iskelesine ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Yine Bnagkok veya Kuala Lumpur'dan otobüs ya da trenle Had Yai'ye gelebilirsiniz. Yolculuk uzun sürecektir ama uçağa göre çok daha ucuz bir seçenektir. Eğer yüksek sezonda gelmeyi planlıyorsanız en mantıklı olanı Langkawi adasına uçmak ve Kuah Jetty'den hızlı botlar ile direk Koh Lipe adasına geçmektir. Ama bizim gibi düşük sezonda gelirseniz geçemeyeceğinizi ve tam 1 gününüzün yolda geçeceğini bilmeniz gerekiyor. Langkawi adasından Koh Lipe adasına nasıl gittik, ulaşım için kaç para ödedik, ne badireler atlattık hepsini buradan okuyabilirsiniz. Koh Lipe adası 2017 Haziran-Temmuz seyahatimizin son ayağı olduğu için kendimizi ödüllendirmek istedik. Sunrise kumsalı üzerine kurulu Castaway Resort'ün deniz manzaralı bungalowlarında kalmayı tercih ettik. Bilen bilir seyahatlerimizde keyifli yerlerde konaklamayı tercih eden bir çiftiz. Ama Castaway Resort içlerinde en beğendiğimiz, odasından çıkmak istemediğimiz bir oteldi. Her bungalow 2 katlı. Alt katında banyosu var, üst katında ise yatak ve yatağın tam karşısında alabildiğine Andaman denizi. Bazen odadan çıkasımız gelmiyordu. Yatağın dibindeki koltuğa oturup manzarayı izlemek bile yetiyordu. Hadi gündüz gördüğümüz masmavi manzarayı geçtik hele akşam yakamoz manzarasına karşı keyif yapmanın tadı başka hiçbir şeyde yoktu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tehlike-altinda-kalan-dunya-miras-listeler", "text": "Dünya Harikası listesine girmiş olan yapılar, şaheserler ne yazık ki küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği ve artan sıcaklıklar ve benzeri sebeplerden ötürü yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. 7.300 km uzunluğu olduğu bilinen seddin %30'u yıkılmış kalan %20'si gezilebilir durumdadır. Ve ziyaretçiler %20 ayakta kalan seddin üzerinde yürüyüş yaptıkları için zamanla Çin seddi yıpranmaya başlamaktadır. Küresel ısınmanın yarattığı olumsuz etki nedeniyle buzullar yavaş yavaş erimekte bunun yanı sıra ekolojik sistemde ciddi zarar görmektedir. 100 yıl öce 150 buzul bulunurken, 2005 yılından 27 tane buzul kalmıştır. 2030 yılına kadar bu 27 buzul da eriyeceği söylenmektedir. Agra şehri Jumna nehri kenarında Babür imparatorluğunun 5. hükümdarı 5. Şah Cihan tarafından sevdiği kadın Arcümend Banu'nun onuruna yaptırdığı yapıya yılda 4 milyon turist ziyaret gerçekleştirmektedir. Şehir kirliğinden dolayı yapının duvarları sararmakta olduğu için binanın yanından araçların geçmesine izin verilmemektedir. 17. yy'dan kalma yapının ziyarete kapatılması düşünülmektedir. Ziyarete kapatılması halinde yalnız dışarıdan görmek mümün olacaktır. 1.196 mercan adadan oluşan Maldivler de %80'i iklim değişikliği nedeniyle buzulların erimesi sonucu her yıl su seviyesi artmaktadır. Bilim adamlarının tahminlerine göre 2100 yılında deniz seviyesi 1.4 metre yükselmiş olacak. Yine küresel ısınma sonucu su sıcaklığında ki artışlar nedeniyle deniz canlılarının değişek koşullara uyum sağlamakta zorluk çekmesi ve bilinçsiz avlanma ile mercanların toplanması ile Dünya harikası bir yer daha tehlike altındadır. 40 yıl içerisinde yok olacağı tahmin edilen 2.600 km genişliğindeki olağanüstü resif sistemi yok olmadan önce mutlaka burada dalış yaparak gözlemlemek gerekmektedir. Venedik bataklığa yakın sığ bir denize kazık çakılarak 118 kumul üzerine inşa edilmiştir. Kışın güneydoğudan gelen Sirocco rüzgar ile deniz kabarmakta ve deniz seviyesinde ki bir çok yer sular altında kalmaktadır. Yükselen deniz seviyesi ve yaşanan gel-git aynı zamanda yüksek miktardaki tuz oranının binaların sütunlarına nüfuz etmesi de çok önemli faktörlerden biridir. 15. yy. da İnkalıların yaptığı yapı günde 3.000 ziyaretçi sayısıyla günden güne kontrolsüz gelişen turizmden dolayı ciddi zarar görmektedir. Dağın eteğinde Aguas Calientes kasabasındaki yine kontrolsüz kentsel gelişme de zarara sebep olan etkenlerden biridir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/thassos-adas", "text": "Kuzey ege denizinde doyamadığımız Thassos adası bu yaz gezi rotalarımızdan biri oldu. Kuzey ege denizinde bir Yunan adası olan Thassos Kavala bölgesine bağlı ve deniz yolu ile yarım saat uzaklıkta bulunan deniziyle, koyları, doğasıyla adından sıklıkla bahsettiren bir adadır. Ada 14.000 nüfusa, 393 km2 yüzölçüme sahip olup adanın baştan başa karayolu mesafesi yaklaşık 100 km'dir. Semadirek adasından sonra gittiğimiz ikinci Yunan güzeli Thassos adasıydı. Thassos adasına ulaşım için detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. -Kültür? -Doğa? -Lezzet? Bunların hepsine karşılık veren bir yerdir Thassos adası. Bundan dolayıdır ki Türkler tarafından git gide popülerlik kazanmaya başlamıştır. Adanın merkezi Limenas bölgesidir. Aradığınız herşeyi bu yerleşim biriminde rahatlıkla bulabilirsiniz. Keromoti'den kalkan feribotlar da yine Limenas limanına yanaşmaktadır. Adanın diğer merkezleri ise Prinos, Limenaria ve Potos'tur. Salonikios Kumsalı : Psili Ammos'a varmadan önceki kumsal. Psili Ammos : Adanın güneyinde yer alan kumsal Potos'dan 5 km, Limenas'tan 45 km uzaklıktadır. Kumluk plajı ve tertemiz suyuyla adada en beğendiğimiz kumsallar arasında ilk sırada yerini aldı. Potos Kumsalı : Kumsal boyunca dip dibe şezlongların dizili olduğu bir kumsal. Şezlongların sıkışık dizilmesi yetmiyormuş gibi denize sıfır konumlandırılmış olması bu kumsalda denize girmeye engel teşkil ediyor. Gürültü ve kaos ortamı istemiyorsanız bu kumsaldan uzak durun! Limenaria : Şirin bir sahil kasabası. Sahil boyunca renkli restaurantların dizili olduğu bölge akşam yemeği için ideal yerlerden biri. Yemek dışında isterdeniz restaurantların önünde bulunan kumsaldan denize de girmeniz mümkündür. Fakat denize girilecek yer olarak tavsiye etmiyoruz. Pachis Beach : Koy içinde, çok geniş olmayan kumsalı ile denizi diğer bölgelere göre daha sığ olan bir kumsal. Kumsal boyunca şezlong ve şemsiye bulunmaktadır. Papalimani Kumsalı : Ufacık koy içinde ister şemsiye altını tercih edin ister çam ağaçlarının gölgesini. Kitabınızı alın ve köşenize çekilin arada sıcak oldukça denize girin, sefanızı sürün! La Scala Kumsalı : Papalimani'den bir sonraki kumsaldır. Mutheşem dekoru ve hizmeti ile yine tüm gününüzü geçirebileceğiniz kumsallardan biridir. Makryammos Kumsalı : Saliara Kumsalına giden yola sapmadan önce karşınıza çıkan yer Makryammos'tur. Kapısında özel güvenliğin bulunduğu yerde kişi başı 3 euro ödeme yaparak kumsala giriş yapabilirsiniz. Saliara Kumsalı : Limenas'tan 5 km uzaklıkta, tropik adaların denizi aratmayacak bir kumsal. Marble Beach beyaz mermer taşlı kumsalı ve kristal gibi berakklığa sahip suyu ile oldukça meşhur bir kumsaldır. Kumsal boyunca ne şezlong ne de şemsiye bulmak imkansız. Yanınızda getirirseniz sizin için rahatlık olur. Porto Vathy : Saliara kumsalına girmeden yola devam edince karşınıza çıkan kumsal Porto Vathy'dir. Saliara kumsalına doyduktan sonra bu kumsala gelebilirsiniz. Kumsalın ön tarafı halka ayrılmış tam arkasında ise dilerseniz şemsiye ve şezlong kiralayabilirsiniz. Golden Beach : Thassos adasının en uzun ve en büyük kumsalıdır. Adanın batısında bulunan Golden Beach Limenas'tan 12 km, Panagia'dan 4 km uzaklıktadır. Mavi bayraklı kumsal adını altın anlamına gelen Chrisi'den almıştır. Paradise Beach : Adanın en popüler plajlarından biri de Paradise Beach'tir. Sık ormanlık alan ile çevrili uzun kumsalı olup, temiz ve sığ olmayan denizi yüzmek için çok idealdir. Aliki Beach : Thassos adasının Potos bölgesinden 16 km uzaklıkta adanın güneydoğusunda yer alan 200 metre uzunluğa sahip kumsalıdır. Gelelim meşhur mu meşhur Aliki kumsalına. Kumsal beğenip beğenmeme konusunda bizde bir sıkıntı olabilme ihtimalini düşünemiyoruz. İnsanlar nasıl ve neden beğenir bu kumsalı ona anlam veremiyoruz. - Kum yok - Taşta yok. Şantiye alanındaki pisliği aratmayacak taş kumsalı var. - Deniz taşlık. Ancak 3-5 metre sonra kuma ulaşabiliyorsunuz. - Kumsal boyunca havlu atacak yer yok. Şezlong ve şemsiyeye makhumsunuz. Panagia : Deniz seviyesinden 300 metre yüksekte resmedilemeye değer bir köydür. Limenas'tan 8 km uzaklıktadır. 1821 Yunan İhtilalinde adanın merkezi olmuş Panagia köyünde günümüzde 900 tane hane bulunmaktadır. Dar sokaklarını süsleyen taş evleri ile bilinen köy güzel kareler yakalamanız için tercih edilebilir bölgelerden bir tanesidir. Potamia : Adanın batısında Limenas'tan 10 km uzaklıkta 1200 hanelik bir köydür. Köy turizm, tarım, besicilik ve balıkçılık ile geçimini sağlamaktadır. Eğimli bir arazi üzerine kurulu köy geleneksel taş evler ile süslenmiştir. Prinos : Adanın en büyük kasabalarından biridir. Adanın kuzeydoğusunda Limenas'tan 16 km uzaklıktadır. 900 yıllık zeytin ağaçlarının içinde gizlenmiş 1800 hanesi ile görülmesi gereken yerlerden biridir. Theologos : Adanın güneybatısında deniz seviyesinden 220 metre yüksekte yaz sezonu boyunca maksimum 800 kişinin yaşadığı ufacık ve şirin mi şirin bir Yunan köyüdür. Köy Limenas'tan 50 km, Potos bölgesinden ise 10 km uzaklıktadır.1455-1813 yılları Türk İstilasında adanın merkezi olmuştur. Gelenek ve kültürünü devam ettiren köyde Thassos halkının geleneksel düğünlerine şahit olabilirsiniz. Adanın Astris bölgesinde bulunan kayalık doğal havuza Giola deniyor. Doğal bir oluşum sayesinde meydana gelen havuz deniz suyu ile doludur. Çevresindeki kayalığın en yüksek bölümü 8 metreyi buluyor. Havuzun genişliği ise 20x15 metredir. Ulaşım : Limenaria'dan Astris'e doğru giderken Astris oteli geçtikten 100 metre sonra tabeladan sola dönmelisiniz. Potos tarafından gelecekseniz Astris bölgesindeki benzin istasyonu geçtikten sonra tabeladan sağa dönmelisiniz. Tabeladan girdikten sonra 3-4 km bozuk yoldan devam edilmelidir. Biz motorumuzu tabelanın olduğu yere park edip yürüyerek gittik. Siz siz olun sakın bizim gibi akılsızlık edip yürümeye kalkmayın. Yoksa bizim gibi dönüşte otostop çekmek zorunda kalırsınız. - Araba ile gitmiyorsanız ada da mutlaka motosiklet veya otomobil kiralayın. - Oğlak yemeyin! - Bir akşamınızı Potos bölgesinde geçirin. - Psili Ammos, Saliara Beach ve Porto Vathy'de denize girin. - Dönmeden önce Yunan kahvesi alın. Bizim kahvemizden çok daha hafif. - Ev yapımı şaraplarını tadın. - Giola'ya gitmeyi unutmayın. Ama araçla gidin sakın yürümeye yeltenmeyin. Genelde turistlerin çoğu adaya kendi araçları ile gelmekte. Aslında rahatlık bakımından da en doğrusu bu. Ada'da bisiklet, motosiklet ve araba kiralamak mümkündür. Fakat ada çevresi 100 km olduğu için bisiklet aslında biraz zorlayabilir. Biz Türkiye'den kendi motorumuzla yola çıktığımız için adanın her yerini motorumuzla gayet rahat ve konforlu gezdik. Bisiklet, motor, araba tercih etmek istemeyenler ada içinde ulaşım sağlayan otobüsler ile istedikleri yerlere ulaşabilirler. Ama otobüs seferleri ve saatleri sınırlı olduğu için otobüs kullanılmasını önermiyoruz. Araba veya motor adayı gezmek için en ideali! Thassos adasının hiçbir yerinde otopark yoktur. İstediğiniz yere aracınızı ücretsiz park edebilirsiniz!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/thassos-adasina-ulasi", "text": "Kuzey Ege denizinin en nadide adalarından biri Thassos adasına ulaşım rehberi ile sizlere Türkiye'den Thassos adasına nasıl gidilir, ulaşım kaç paraya mal olur, Thassos adasına feribot saatleri ve ulaşım süresi hakkında detaylı bilgiler vereceğiz. Türkiye İpsala sınır kapısından Turing işlemlerini yaptığınız gibi her iki gümrükten de hızlıca geçerek Keramoti tabelasını takip edip yaklaşık 200 km yol almalısınız. Keramoti tabelasını gördüğünüz yerden yan yola girerek Keramoti kasabasına ulaşıp limandan feribot için araç kuyruğuna girmelisiniz. Şöför araçta beklerken biri bilet gişesine gidip biletleri alıyor. Bizde olduğu gibi araç bilet kabinine yanaşıp bilet alamıyor. Henüz öyle bir sisteme geçilmemiş. Keramoti limandan bindiğimiz tekne yolculuğumuz yarım saat dürdükten sonra Thassos adasının Limenas limanına yanaşıyoruz. Thassos adasına hem Keramoti'den hem de Kavala'dan feribot kalkmaktadır. Keramoti'den kalkan feribot Limenas'a Kavala'dan kalkan ise Prinos limanına yanaşmaktadır. Verdiğimiz bilet ücret fiyatları 2015 yılı yaz dönemi için geçerli fiyatlardır. Dilerseniz gitmeden önce Thassos Ferries sitesinden güncel fiyatlara göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/thavorn-beach-village-spa-revie", "text": "Phuket adasında nerede konaklanır, Phuket otel tavsiyesi olarak sizlere Phuket otel önerisinde bulunmak istiyoruz. Phuket adasında en az 5 günüm var, günlük turlar ve gece eğlencesi dışında vaktimi otelde geçirmek ve kafa dinlemek istiyorum mu diyorsunuz? O zaman Thavorn Beach Village and Spa sizin için doğru adres. Thavorn ailesine ait bu otel eşsiz deniz manzarası eşliğinde küçük bir tatil köyü gibi adeta. Denize sıfır, Nakalay koyunda yer alan otelde aynı zamanda yeşilden yine ödün verilmemiş. Gözünüzün gördüğü her yer yemyeşil bir peyjaz ile kaplı olup diğer bir manzara da Andaman denizidir. Doğanın en güzel renkleri arasında küçük misafirlerini de düşünen otelde tavşanlar, papağanlar, keçiler ve kaplumbağalar da çocuklarınızın hoş vakit geçirmesini sağlıyor. Sıcak atmosferinin yanı sıra zengin menüsü ve servis kalitesi ile sizlere rahat konfordan ödün vermeyen otel her kesime hitap etmektedir. Özel plajı, lagün havuzları, orkide bahçeleri, Thai yemek kursları, butik mağazaları, fitness spa merkezleri ve teleferiği ile konaklamanız boyunca sıkılmaya fırsat bulamayacağınız bir oteldedir. Thai stili ile dizayn edilmiş otel Patong ve Kamala plajları arasında kalan Nakalay koyunda 60 dönüm içine özel konumlandırılmıştır. 9 tip odaya sahip otelde tüm odalar ahşap parçalar ile modern bir şekilde dizayn edilmiş olup her bir odanın kendine has tasarımı bulunmaktadır. 3 gün konaklama yaptığımız Thavorn Village and Spa Resort'te her gecemizi Tropical Pool Access with Jacuzzi, Beach Front Cottage ve Hillside with Ocean Jacuzzi olmak üzere birbirinden güzel odalarda farklı atmosferler içinde kaldık. Konukların tüm ihtiyaçları düşünülen odalarda yok yok. Havlular, bornozlar, terlikler, sabunlar, kremler, losyonlar, sinek spreyleri, sinek aletleri aklınıza gelebilecek her şey odalarda mevcuttur. Yamaçta yer alan Hillside with Ocean View Jacuzzi, 1 BR Hillside with Ocean View Suite ve 2 BR Hillside with Ocean View Suite odalara ulaşım teleferik ile gerçekleşmektedir. Teleferik ile odanıza ulaşmak yalnızca bir kaç dakikanızı alacağı için ulaşımı gözünüze büyütmemeli kesinlikle yamaçtaki odalarda bu deneyimi yaşamalısınız. Oda fiyatlarında aşağı yukarı ufak oynamalar olabilir o nedenle gitmeden önce otelin sayfasından fiyatları kontrol etmenizde fayda var. Otelin kendi sitesinden rezervasyon yapmanız halinde % 15 indirime ve minibarı ücretsiz kullanıma hak kazanacağınızın da altını çizmeliyiz. Otel içinde birbirinden lezzetli, sağlıklı ve güvenilir yemekler sunan restaurantlar bulunmaktadır. Her gün kendinize farklı atmosfer ve ortam içinde ziyafet verebileceğiniz gibi yediklerinizin lezzetine de doyamayacaksınız. Old Siam Thai Restaurant : Thai stili ahşap bir yapı ve önündeki bahçesinde geleneksel thai müziğinin deniz esintisinin yarattığı o doğal ses ile birleşmesi sonucu keyifli bir akşam yemeği için Old Siam sizleri restauranta davet etmektedir. Beachfront Dining : Öğlen ve akşam yemeği hizmeti veren restaurant kumsal üzerinde yer almaktadır. Ayaklarınız kuma basılı, çevreniz kandiller ile donatılmış bu romantik ortamda yemeğiniz hiç bitmesin isteyeceğiniz bir yer. Thai Sala : Havuz başında rahat koltuklar ile dizayn edilmiş cafe akşam üstü çayınızı ve yanında pastalarınızı yiyip günün tatlı yorgunluğunu atmanız için en doğru adres. Crocodile Pool Bar : Tropik bir adada doğanın size sunduğu alabildiğine yeşillik içinde lagün havuzda yüzerken kimin canı kendini şımartmak için bir şeyler içmek istemez ki! Marisa Terrace Restaurant : Çin, Thai ve Batı mutfağından seçkin lezzetler sunan restaurant lagün havuzun hemen yanı başındadır. Dolu dolu ve çok keyif alarak konakladığımız Thavorn Beach Village and Spa bir sonraki Phuket seyahatimizde kesinlikle tek konaklayacağımız otel. Evinizdeki rahatlığı sunan otelde masalsı bir deneyim istiyorsanız doğru adres muhakkak Thavorn Beach Village and Spa! Otel Nakalay koyunda biz Patong'a nasıl gideceğiniz diyenler! Otelin konuklarına ücretsiz sunduğu shuttle hizmeti ile shuttle saatlerinde otelinizden Patong'a yine Patong'dan otelinize 10 dakika gibi çok kısa bir yolculuk ile ulaşabilirsiniz. Göz kamaştırıcı manzara eşliğinde Tayland'ın muhteşem renkleri ile buluşun! Thavorn Beach Village and Spa kusursuz bir tatil düşünenlerin adresi!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/thavorn-palm-beach-resort-revie", "text": "Tayland'ın en büyük, en ünlü ve en çok ziyaret edilen adası Phuket adasına 4. gidişimizdi. Tayland'a her geldiğimizde mutlaka zaman ayırdığımız Phuket adası hem deniz hem eğlence hem de gece hayatı bakımından turistlere sayısız olanak sunar. Phuket adasında geçireceğimiz bu güzel günler için tabi ki 1. sırada Phuket adasında konaklama geliyor. Phuket adasındaki ilk 2 günümüzü Thavorn Palm Beach Resort'te konaklayarak geçirdik. Karon Beach'te yer alan Thavorn Palm Beach Resort denize sadece bir kaç adım uzaklıktadır. Phuket'te en bilinen kumsallardan olan Karon Beach'te gününüzü geçirirken bir ayağınız da otelde olacak. Çünkü Thavorn Palm Beach Resor'te vaktinizi geçirmeniz için gerekli çok sebep var. 5 tane birbirinden güzel havuzun yanı sıra otel sahibinin kişisel hobisi ile meydana getirilmiş botanik park sanki küçük bir orman edasında. Her taraf yemyeşil ve sayısız çeşitlilikte ağaçlar, çiçekler, bitkiler ve hayvanlar ne arasanız var. Burayı gezerken ruhunuz dinleniyor, dünyadan kopuyorsunuz. Bunun yanısıra Thai, İtalyan ve Meksika mutfakları imkanıyla her gününüz için kendinizi ayrı ayrı ziyafet verebileceğiniz restaurantlarda otel bünyesinde bulunmaktadır. Kahvaltısı ise Tayland'da bir otelde bulabileceğiniz en iyi kahvaltıya sahiptir. Thavorn Resort'ün odaları geniş ve kullanışlı olup oldukça rahat ve büyük bir yatak, lüks bir banyo, kaliteli şampuanlar, losyonlar, kremler ile el, baş, vücut ve plaj havluları odalarda sizlerin kullanımına sunulmaktadır. Tabi ki oda terliklerinizde! Minibarda her türlü içecek, çay, kahve, çerez ve çikolatalar mevcuttur. Thavorn Palm Beach Resort için rezervasyonu otel direk sayfasından yapmanız halinde % 15 indirime hak kazanacağınız gibi minibar kullanımının ücretsiz olacağınında altını çizmemiz gerekiyor. Otelin sunduğu bir diğer imkan ise Patong Beach'e günün belirli saatlerinde shuttle hizmetidir. Otellin shuttle'ı sayesinde ulaşıma ücret ödemeden Patong'a gidiş ve dönüşünüzü bu sayede sağlayabilirsiniz. Phuket'te 3 tane oteli olan Thavorn oteller zincirinin web adresine ulaşarak her türlü bilgiyi buradan temin edebilirsiniz. Kaliteli ve unutulmaz bir tatil arayanların tercih etmesi gereken otel tüm misafirlerine güler yüzlü ve yardımsever personeli ile hizmet vermekte, sizlere olabilecek en güzel tatili sunmaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/thingvellir-ulusal-park", "text": "İzlanda'nın dünya üzerinde en tehlikeli ada olduğundan kimsenin şüphesi yok. Çünkü ülkenin altında inanılmaz volkanik güçler yatmakta. Bu güç yüzünden ilerleyen tarihlerde küresel iklimin değişmesi ve ciddi lav akıntıları olabileceği gözlemlenmektedir. Yaklaşık 11-12.000 yıl önce İzlanda'da ve çevresindeki buzların erimeye başlamasıyla volkanik faaliyetlerin arttığı göz önündedir. Buzların erimesi buzun altındaki volkanik püskürmeleri tetikler. Volkanik püskürmelerin tetiklenmesi magmadaki gaz tarafından olur. Ve bu gazlar kabarcıkların oluşumuna sebep olur. Eğer bir yanardağın tepesindeki buz ya da su kütlesi erimeye başlayınca aşağı doğru olan basınç birden kalkar ve o zaman ortaya ciddi doğa olayları çıkar. Buzun erimesiyle alttaki magmaya uyguladığı basınç azalmaktadır. Magmadaki gazların kabarcık oluşturması ve bir araya gelmesiyle yukarı iterler ve lav akıntılarını tetiklerler. Bunun en güzel örneği Thingvellir'dır. İşte Thingvellir bu şekilde oluşmuştur. Lav tabakasının içindeki Kuzey Amerika ve Avrupa'yı birbirinden ayıran vadi Golden Circle'ın olmazsa olmaz noktasıdır. Burası dünyanın en ince tabakasının olduğu vadidir. İlerleyen yıllarda bu tabakanın kırılıp İzlanda'yı ikiye ayıracağı vadi. Hatta fay hatları arasında biriken su içinde şnorkel ve dalış imkanı dahi bulunmaktadır. Vadi'de İzlanda bayrağı dalganan alan Althing toplantılarının yapıldığı noktadır. Diğer adı da Yasa Kayasıdır. Thingvellir'de alınan kararlar sözcüler tarafından tam bu noktada yüksek sesle halka duyurulurmuş. O yüzden adına Yasa Kayası demişler. 930 yılında yetkililer bir araya gelip Althing isimli bir topluluk kurmuşlardır. Kurulan bu topluluk her yaz Thingvellir'de toplanmaya burada karar almaya veya düzeltilmesi gereken hususlar varsa bunları tartışmışlar. Her ne kadar topluluk bir araya gelip kararlar almış olsa da kanun yazma yerine sözcü tutma gereği duymuşlar. Althing dünyanın en eski parlamentosu olarak da gösterilir. Faroe adası her ne kadar ilk parlamento bizde kuruldu diye iddia etse de ilk parlamentonun Althing olduğu kabul edilir. Tabi bundan 1000 yıl öncesine ait Roma senatosunu da unutmamak lazım. 1944 yılında İzlanda'nın bağımsızlığı burada ilan edilmiş, Silfra çatlağı aslında Kuzey Amerika ile Avrasya kıtaları arasında bir çatlaktır. Silfra, iki kıta plakası arasındaki çatlaklarda doğrudan dalmak veya şnorkel yapmak için tek yerdir. İkincisi, Silfra çatlağındaki su altı görünürlüğü 100 metrenin üzerinde olduğundan dalgıçlara inanılmaz sualtında deneyimi yaşatmaktadır. Silfra çatlağı dört bölümden oluşur: Silfra Big Crack, Silfra Salonu, Silfra Katedrali ve Silfra Lagünü. Ve yapılan dalışlarda bu bölümlerin hepsi görülmektedir. Silfra'daki dalışının maksimum derinliği 18 metredir, ancak dalışın ortalama derinliği 7 ila 12 metre arasındadır. Tur, Mayıs ayından Ağustos ayına kadar düzenlenmektedir. Aşağıda görmüş olduğunuz kilise İzlanda'nın ilk kilisesidir. O zaman halkın açlık savaştığı dönemde Norveç Kralı İzlandalıların Hristiyan olmalarına karşı yardım yapmıştır. Bu yardımın karşılığında kilise inşa edilmiştir. Kilise orjinal olmayıp yıkılıp yerine yenisi yapılmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tian-tan-giant-bud", "text": "Tian Tan Giant Buda'nın yapımı 12 yıl sürmüştür. 34 metre uzunluğa sahip 250 ton ağırlığındaki bronz heykel 1993 yılında tamamlanmıştır. Heykeli yakından görebilmek için 268 mediven tırmanmak kaçınılmaz olunca başlıyoruz tırmanmaya. Yaklaştıkça buda'nın lotus çiçeği içerisinde oturduğunu hemen fark ediyoruz. Heykelin içerisinde 3 bölüm vardır. Bunlar; \"Evren Salonu,\" \"Hayırseverler Liyakat Salonu\" ve \"Anma Salonu\"dur. Buda'nın hemen karşısında Po Lin manastırı yer alır. Bu manastır Budistler için oldukça kutsal sayılmaktadır. Merdivenleri bitirdikten sonra Giant Buda'nın bir alt kademesindeki geniş terasta olağanüstü vadi manzarasına eşliğinde yüzleri budaya dönük vaziyette Giant Buda'nın etrafını çevreleyen ve ona övgüler sunan heykellerle çevrilidir. İlk başta manastırın adı \"The Big Hut\" iken 1924 yılında Po Lin olarak değiştirilmiştir. Po Lin'in kelime anlamı \"Değerli Lotus Tapınağı\" mış. Ulaşım : 6. nuamaralı Central feribot iskelesinden Lantau adasına giden Mui Wo teknesine binerek hızlı feribot ile 40 dakika, yavaş feribot ile 60 dakikada ulaşmak mümkün. Feribot yolculuğundan sonra New Lanta 2 numaralı otobüs ile 50 dakika daha yol alarak nihayet Giant Buddha'a varılıyor. Bizim tercihimiz feribot olmuştu hem şöyle havalı havalı gidelim istedik. Tung Chung metro durağında inip 25 dakikalık teleferik yolculuğu ile Po Lin Manastırına varmak mümkün. Manastır ile Giant Buddha karşılıklı. Son seçenek ise yine Tung Chung metro durağında inip 23 numaralı otobüs ile 50 dakikada Giant Budhha'a ulaşmak mümkündür."} {"url": "https://www.gezgincift.com/titus-tuneli-besikli-magar", "text": "Titus Tüneli Hatay iline 30 km, Samandağ ilçesine 5 km uzaklıktadır. Tünel 7 metre yüksekliğe, 6 metre genişliğe ve 1380 metre uzunluğundadır. 130 metresi kapalı tünel olup kalan bölümler açıktır. Tünelin yapılma amacı seller yüzünden limanın dolma tehlikesini önlenmek için İmparator Vespasianus tarafından dağın delinerek, suyun akış yönü değiştirilmesi suretiyle 10 yıllık çalışma sonucu yapılmıştır. İmparator Vespasinus zamanında (M. S 69-79) başlanan tünel çalışması, imparatorun oğlu Titus (M. S 79-81) zamanında tamamlanmıştır. Uzunca yol yürüdükten sonra Romalılardan kalma bir köprü çıkıyor önümüze. Taşların birbirine sıkı sıkı konulmasıyla hiçbir harç olmadan sabitlenerek yapılmış köprü. Köprüyü geçtikten sonra Beşikli Mağara< tabelasını gördüğümüz gibi rotamızı buraya çeviriyoruz. Beşikli Mağara Romalılar dönemine ait kayaya oyulmuş mezar kompleksidir. Yöre halkı tarafından, mezar adasının içinde yan yana aynı boyutlarda işlenerek biçimlendirilmiş üzeri düz çatılı iki taş sandukalı mezardan ötürü \"Beşikli Mağara\" olarak adlandırılmıştır. 18. ve 19. yy seyyahları seyahat kitaplarında burayı Krallar Mezarı olarak tanımlamış ve W. Barlett gravürlerini çizmiştir. Mezar adasının bulunduğu alan, eski çağda ölüler şehri olarak adlandırılan bir nekropol olarak düzenlenmiş, mezar adasının bulunduğu kayalık yamacın kuzey, doğu ve güney yanında kayalık içine işlenmiş mezar odaları çevrelenmiştir. Beşikli Mağara anıt mezarı, birbiriyle bağlantılı dört mekandan, tabana ve yan duvarlara oyulan pek çok mezar yatağından oluşmaktadır. Seyyahların seyahatnamelerinde adı geçen Beşikli Mağara mezar anıtının büyük ihtimalle 18 yy öncesinde tamamen açıldığı ve soyguncular tarafından talan edildiği döylenebilir. Eski kayıtlara göre M. S.6 yy'da yaşanan iki büyük deprem felaketi ile yerle bir olan kentten günümüzde kalan en önemli kalıntılardan biri olan Beşikli Mağara nadir bir eserdir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/to-sua-okyanus-cukur", "text": "Ekvator çizgisinin altında Güney Pasifik'te yer alan adalar grubundan oluşan Samoa'nun yanı başındaki Upolu adasının güney kıyısında bulunan Lotofaga kasabında yer alan inanılmaz bir doğal güzellikle ileTo Sua okyanus çukuru ile tanıştırıyoruz sizleri. Lotofaga kasabasından kısa bir otobüs yolculuğu ile varılan Saleapaga kasabasında yer alan To Sua okyanus çukuru adadaki volkanın patlamasıyla lavların toprak zeminde açtığı doğal çukurdur. Okyanusun köşesinde lavların oluşturduğu çukur adeta doğal bir havuz halini almıştır. Derinliği 30 metreyi bulan devasa büyüklükteki çukur içine tahta merdivenle inip renkli tropik bitkilerin etrafınızı çevrelediği pırıl pırıl havuzun tadını çıkarıp unutulmaz anlarınızın kayda geçeceği yerlerden biridir. Havuz içinde ki su yeraltı tünellerinden geçerek okyanusa dökülmektedir. Ölmeden önce görülmesi gereken yerler listesine almanızı öneririz. Ziyaret Saatleri : Haftanın her günü saat 07:00 ila 18:00 arası açıktır. Giriş Ücreti : Yetişkin 15$, 7-15 yaş arası 6$'dır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/toksen-masaj", "text": "Herkesin hayır demeyeceği şeylerden biri muhakkak masajdır. Ufacık bir dokunuşun sağlığa giden yoludur aslında masaj. Ağrılarımızdan, stresimizden kurtulabileceğimiz gibi kan dolaşımımızı düzenlemeye, sindirim yardımcı olmaya ve hatta kaslarımızın gevşemesine kadar bir çok rolü vardır. Bir dokunuşla başlayan ve sonunun gelmesini istemediğiniz masaj boyunca nedense hiçbir olumsuz düşünce, kötülük aklımızı meşgul etmez. Gözlerimizi kapar ve bu anın tadını çıkarmaya başlarız. Masajın tarihine göz gezdirdiğimizde insanlığın ortaya çıkmasıyla başladığını söyleyebiliriz. Masajı ilk uygulayan toplumlar Asur'lardan başlar ve sırasıyla Babil, Çin, Hindistan, Mısır, Pers, Antik Yunan ve Roma olarak devam eder. Masaj hakkındaki ilk bilgi M. Ö 2700 yılında Çin kitabında yerini almıştır. Yunanlılar ve Romalılar içinde oldukça önemli bir yere sahip olan masaj tıbbın babası olarak bilinen Hipokrat tarafından tedavi yönetimi olarak kullanılması önerilmiş, İbni Sina tarafından da masajın yararları dile getirilmiştir. Roma döneminde masaja oldukça rağbet edilmiş olup aynı zamanda Hindistan'da Ayurveda masajı oldukça talep edilen bir masaj türü olarak bilinmektedir. Avrupa'da masajın yayılması ise 18. Ve 19. Yy'lara tekamül etmektedir. Avrupa'da masajın yayılmasına sebep olan kişi İsveçli Pen Henrik Ling sayesinde olmuştur. 19. yy'ın sonlarına doğru ise tıb alanında tedavi yöntemi olarak yaygın kullanıma başlanmıştır. Kısa bir masaj tarihi bilgisinden sonra sizi asıl bilgilendirmek istediğimiz Tayland'da uygulanan bir masaj türü olan Tok Sen Thai masajıdır. Tok Sen'in Thai anlamı enerjinin harekete geçmesidir. Vücudumuzda sıkışıp kalmış enerjinin dışarı atılmasını sağlar. Tahtadan yapılmış bir silindir bir sopa vücuttaki kasların üzerine yerleştirilerek başka bir tahta yardımıyla vurularak vücutta titreşime neden olmaktadır. Tarihi 5000 yıl öncesine uzanan bu kendine öz teknik Tayland'ın kuzeyinde yer alan Chiang Mai'de bulunmuştur. Önceleri tarlada çalışan kişilere ailelerince yapılan bu masaj tekniği zamanla turistlere de yapılır bir hal almıştır. Bu masaj tekniğinin her hangi bir açıklayıcı kitabı olmadığı sözlü bilgi ile zamanla günümüze kadar gelmiştir. Tok Sen masajını yaptırmakla yetinmeyip öğrenmek isteyenler ise Spa Mantra'da 15 saat için 5.900 THB, Loikroh 'da ise 12 saat için 5.000 THB yada Timmy's de 2 gün için 3.000 THB ödeyerek Tok Sen kursuna katılabilirler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tokyo-gezis", "text": "Japonya Tokyo'ya vardığımız gibi ilk durağımız Akihabara Electric City oluyor. Elektroniğe ve teknolojiye dair ne ararsak hepsi burada. Metro'dan indiğimiz gibi Akihabara'nın göbeğine çıkıyoruz. Eğer elektronik meraklısıysanız burayı 1 günde gezmeniz imkansız. Sokak aralarından tutun ana caddeye caddelerdeki devasa büyüklükteki binaların her katı elektronik ürünlerle dolu. Ama çok çook pahalı. Nikon fotoğraf makinama lens almak istedim ama hem o kadar para verip hemde kendime yük yapmak saçmalık olurdu. Bu arada gezerken 2 tane türk dönerciye de denk geldik. Sıra Harajuku bölgesinde. Burada daha çok kozmetik ve aksesuar ürünleri bulabileceğimizi gelmeden öğrenmiştim. Sanki tüm gençlik buradaydı okullarından çıkan liseli öğrencilerle doluydu sokaklar. Kendime çok güzel takılar almakla kalmadım çok değişik Shiseido ürünleri de aldım. Türkiye'de bulamayacağınız bir çok değişik ürünler var. Türkiye'den aldığım 20 koruma faktörlü fondatenin aynısını buradan yarı fiyatına aldım. Kısa bir bilgi: Japonya'ya gidecek bayanlar yanına kesinlikle yanlarına şampuan ve krem almalısın. Tüm otellerde orjinal shiseido'nun saç kremi, şampuanı ve vücut kremi var. Hatta kozmetik eczane karışımı mağazaların dışındaki sepetlerde Shiseido şampuanları, kremleri, saç suları, maskeleri, yüz köpükleri 5 ila 10 lira arasındaydı. Harajuku 'dan kısa bir mesafe yürüyerek Tokyo'nun en büyük parkı olan Yoyogi Parkına varıyoruz. Biraz yürüdükten sonra karşımıza fıçılar çıkıyor. Bunlar japonların yerli içkisi olan Sake'ler. Tam karşısında ise Fransadan gelen şarap fıçıları var. Japonların hafta sonunu burada piknik yaparak, bisiklete binerek, eğlenceler düzenleyerek vakit geçirirler. 700.000 metrekarelik bu parkın içinde Meiji adında bir şinto tapınağı vardır. 1915 yılında yapımı başlanan tapınak 1921 yılında tamamlanmıştır. Evlenen çiftler için de en ideal yerlerden biridir. Bugün yeterince yorulduk. Yarınki planımız Shibuya, Roppongi Hills, Ginza, Tokyo köprüsü ve Tokyo kulesi olacak. Shibuya'ya gitmek için o kadar sabırsızım ki şu meşhur Hachiko köpeğinin hikayesinin gerçekleştiği ve heykelinin bulunduğu yer. 1924 yılında Tokyo üniversitesinde görev yapan bir profesörün bu köpeği sahiplenmesiyle başlıyor. Her gün sahibine metroya kadar eşlik eden köpek bir gün yine sahibini karşılamak için Shibuya istasyonunun önüne gidip beklemeye başlar. 1 gün 1 ay 1 yıl, 2 yıl değil tam 10 yıl kapıda sahibini bekledi. Profesör üniversitede kalp krizi geçirip ölmüştür. Hachiko 12 yaşına geldiğinde 1935 yılında sahibi bekler halde ölmüştür. Japonlar gördükleri bu sadakatin sembolü olarak Hachiko'nun heykelini dikmişler. Bunun dışında Shibuya bölgesinin diğer özelliği sıra sıra dizili gökdelenleri ile en ünlü mağazaların bulunduğu bir muhittir. Yine çıkışa vardığınızda büyük bir kavşak karşıladı bizi. Binlerce insanın aynı anda karşıdan karşıya geçtiğini görünce şaşkına dönmüştük. Buradan çıktığımız gibi gece hayatı ve eğlence merkezi olarak bilinen Roppongi'ye gittik. Tokyo Kulesine çok yakın konumdadır. Roppongi Hill'in içindeki alışveriş merkezinde gezdikten sonra etrafı da gezmek istedik ama bize cazip gelen hiçbir şey yoktu. Sıradaki güzargahımız Tamachi bölgesi oluyor. Rainbow köprüsüne karşı oturup deniz havası aldıktan sonra asansörle köprüye çıkıyoruz. Köprü iki katlı her katında arabalar geçiyor. Ayrıca ilk katına insanların yürüyebileceği yol yapılmış. Tam karşısı Odaiba bölgesi en ucunda özgürlük anıtı var. Hava kararmadan Ginza bölgesine gidip alışverişimizi de yapıp Tokyo kulesine gittik. Çok sıra olduğu için yukarı çıkamadık daha doğrusu kuyrukta beklemek istemedik. Aşağıdan resim çekilmekle yetindik. Japonya yolculuğumuzun da sonuna geldik. Osaka Kyoto Tokyo gezimiz boyunca en beğendiğim yer Kyoto oldu. Tokyo'da insan kendini Amerika'da gibi hissedebilir. Her yer gökdelenler ve cıvıl cıvıl ışıklarla dolu. Japonya kadar temiz, düzenli, güvenli, anlayışlı ve kibar insanların bir arada olduğu başka ülke olduğunu sanmıyorum. Alt yapı olarak da aynı düşüncedeyim. Dünyanın en büyük metrolarından biri olan Tokyo durağında kaybolmamak imkansız. Japonya'ya gitmeden 1 haftalık tren biletimizi Türkiyeden 2 kişi için 1.100 TL ödeyerek almıştık. Japonya oldukça pahalı bir ülke o yüzden bu bileti alarak geçerli olan tüm tren hatları ve shinkansenler dahil olmak kullanabildik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tokyoda-gezilecek-yerle", "text": "Tokyo gezimiz boyunca Tokyo'da gezilecek yerlerin hepsini gezmeye vaktimiz yetmese de bir çok yerini gezip, görme şansımız oldu. Tokyo yapılacak aktiviteleri, görülecek yapıları, bize göre oldukça değişik olan kültürü ile baş döndürücü mega şehirlerden bir tanesidir. Sokakların insanlarla dolup taştığı, neon ışıkların şehri süslediği Tokyo nabız atışınızın artmasına sebep olur. Davetkar restaurantları, sofistike otelleri, yüzyıllık tarihi tapınakları ve gezilecek yüzlerce yeri ile Tokyo'dan ayrılmak istemeyeceksiniz. Bazen gitmeye karar verdiğiniz ülke çok turistik olunca sizi almak isteyeceğiniz keyfi veremeyecek düşüncesine kapılmasına neden olsa da Tokyo bunun tam aksine sizi çok çok memnun edecek bir şehir. Tokyo o kadar hareketli ve eğlenceli bir şehir ki buraya adım attığınız andan ayrıldığınız zamana kadar bir dakikanız bile boş geçmeyecek. Tokyo'da gezmeniz gereken öncelikli yerleri sizler için bir bir listeledik. Listelemekle kalmayıp sizlere google haritası da yaptık ki gidecekseniz nokta atışı yapabilin. Ayrıca ziyaret edeceğiniz noktaların ücretli olup olmadığına kadar her türlü bilgiyi de yazdık. Aşağıda verdiğimiz haritada listeye eklediğimiz her yeri görebilirsiniz. Kırmızı renkli pinler tapınakları, mor renkler cazibe merkezlerini, yeşiller ise park ve doğal noktaları simgelemektedir. Shibuya kavşağını sayısız filme, televizyon şovlarına ve kliplere konu olmasıyla bilinir. Dünyanın en çılgın kavşağı olan Shibuya kesinlikle Japonya'ya gidenlerin görmesi gereken, Tokyo'da kaçırılmaması gereken bir yerdir. 1000 kişinin aynı anda dört bir yandan kavşaktan geçmesi ile dünyanın en yoğun kavşağı olarak da bilinir. Tokyo'nun en çok ziyaret edilen tapınağıdır. Tokyo'nun en büyük parklarından biri olan 700.000 mt2'lik orman içindeki Yoyogi Park'ta 365 çeşit ağaç (toplam 10.000 ağaç) arasında yer alan tapınak görülmesi gereken bir diğer yerdir. Tapınak, Japonya'yı Batı'ya açan imparator'a adanmıştır. Geleneksel bir Japon tapınağı görmek istiyorsanız Tokyo'da ücretsiz görebileceğiniz yer Meiji Tapınağıdır. Ayrıca tapınakta geleneksel Şinto düğünleri yapıldığını da hatırlatalım. Biz gittiğimizde bir Şinto düğününe denk gelmiştik. Umarız siz de ziyaretiniz esnasında görebilirsiniz. Giriş Bilgileri : Her gün açık, giriş ücreti yok. Meiji Tapınağı'na Nasıl Gidilir : Harajuku istasyonundan çıkış yaptıktan sonra sağa döneceksiniz. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra varacaksınız. Akihabara, Tokyo'nun tam merkezinde elektrik dükkanları ile dolup taşan bir bölgedir. Anime cenneti olan Akihabara aynı zamanda Otaku ve Die Hard hayranlarının da merkezidir. Eğer çizgi roman, oyuncak ve hediye alacaksanız burası tam size göre. Bir kaç saatinizi geçirebileceğiniz müthiş renkli ve eğlenceli bir bölge olduğu için kesinlikle gitmenizi tavsiye ediyoruz. Dünyanın en büyük alışveriş caddelerinden bir tanesi olan Ginza tam bir yaya cennetidir. Michelin yıldızlı restaurantları, cafeleri, sayısız alışveriş dükkanını bulabileceğiniz çok şık bir yerdir. İstanbul'daki İstiklal'in çok daha büyüğü ve gelişmişi olarak tarih edebiliriz. Dünya'nın en büyük Uniqlo mağazasının da burada olduğunu hatırlatmak isteriz 😉 Yine Japon marka olan Mitsukoshi ve Matsuya'dan turun uluslararası markalara kadar istemediğiniz kadar dükkan mevcuttur. Gotokuji Tapınağı, Setagaya semtindeki budist tapınağıdır. İyi şans tılsımının doğduğu yer olarak bilinmesiyle ilgili bazı inanışlar vardır. Tapınak Maneki-Meno çağıran kedi heykelleri ile ünlü. Peki nedir bu çağıran kedi biraz da ondan bahsedelim. Çağıran kedi Japonlar için şans getirdiğine inanılan bir objedir. Eğer Japon'da dikkat ettiyseniz bir çok işletmenin girişinde bu kedi figürünü görürsünüz. Eğer sol pati kalkıksa daha çok müşteri gelsin dileği içindir. Sağ pati kalkıksa para için, her iki pati de kalkıksa hem para hem müşteri anlamına gelir. Maneki-Meno'nun orijinal rengi beyazdır. Ancak son zamanlar kötülükten kurtulmak için siyah renk, sağlık için kırmızı renk ve iyi ilişkiler için pembe renk kullanılır olmuştur. Ama tapınak içerisindeki tüm Maneki-Meno'lar beyaz renklidir. Yerel hak tapınağa gelerek bir çağıran kedi alarak dilekte bulunur. Eğer dilekleri olursa şükran belirtisi için aldıkları çağıran kedi heykellerini tapınağa bırakırlar. İşte bundan dolayı şu an tapınak binlerce Maneko-Meno heykelleriyle dolup taşmış durumda. Maneko-Meno'nın efsanevi hikayesi ise şöyledir; Edo dönemi zamanında Hikone'li bir efendi tapınağın yanından geçerken birden fırtına başlamıştır. Bu gören kedi efendiyi tapınağa çağırarak korumuş ve kurtulmasını sağlamıştır. Kedinin hayatını kurtarması üzerine hayatta kalan efendi 1697 yılında tapınağı onarıp buraya Gotoku adını vermiştir. Bir süre sonra kedinin ölümü üzerine onu hatırlamak için heykel yapılmıştır. Ve işte Maneki-Meno böyle doğmuştur. Ulaşım : Shinjuku istasyonundan Odakyo hattına binerek 30 dakikalık yolculuk sonrası Gotokuji istasyonunda ineceksiniz. İstasyondan tapınağa 10 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Tapınağın girişi Güney Kapısındandır. Tokyo'ya kadar gelip de Tokyo'nun en popüler semti Harajuku'ya gitmezseniz darılırız. Pop kültürünü yakından tanımak ve alışveriş çılgınlığına tanıklık etmek için eğlenceli bir bölge sizleri bekliyor. Değişik konseptteki restaurantlar, moda mağazaları, rengarenk hediye dükkanları ile saatlerinizin nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir bölge. Harajuku'ya biz tesadüf gitmiştik. Ana caddeden Yoyogi parkı'na giderken sağımızda kalan renkli ve cıvıl cıvıl bir sokak görünce hadi gidelim diye girdiğimiz bir yer. Kostümlü gençleri ile hayatınızda görüp görebileceğiniz en değişik yerlerden biri. Takeshita Sokağı : İşte gördüğümüz sokak tam da burasıydı. Sokağa girdikten sonra ne tarafa bakacağımızı şaşırmıştık. O kadar çok kostümlü insan ve değişik dükkanlar vardı ki. Harajuku listemizi tamamlamadan bizden bir kıyak daha geçelim size 😉 Kawaii Monster Cafe isimli içi tamamen farklı konsepte ve garsonların da yine kostümlü olduğu çok eğlenceli mekana da uğramadan Harajuku gezinizi bitirmeyin. Tokyo'nun en önemli budist tapınağıdır. Gecesiyle gündüzüyle çok kalabalık olduğu için ziyaretini erken saate gerçekleştirmenizi öneriyoruz. 1400 yıl öncesine uzanan tarihi ile Tokyo'nın en eski tapınağıdır. Tapınak, Japon budist inancına göre merhamet tanrıçası Kannon'a adanmıştır. Tapınağın hikayesi için 628 yılına uzanmamız gerekiyor. Hinokuma Hamanari ve Hinokuma Takenari isimli iki erkek kardeş Sumida nehrine balık avlamaya giderler. Ne var ki balık tutamayıp altın bir heykele denk gelirler. Bu iki küçük balıkçı heykelin değerini anlamadıkları için gerisin geri heykeli nehre fırlatırlar. Ancak bundan sonra heykel her seferinde küçük balıkçıların ağlarına tekrar tekrar takılır. İki erkek kardeş bu heykeli köyün şefine götürmeye karar verdi. Şef Haji no Matsuchi, heykeli görür görmez merhamet tanrıçasına ait olduğunu anladı. Ve bunun üzerine heykeli korumak için bugün Senso-Ji tapınağının olduğu yere çimden ev yapıp heyeli içine koydular. Tapınakla ilgili diğer bir efsane ise heykelin ortaya çıkmasından üç gün sonra cennetten aşağı inen üç altın ejderha görülmüş. Bu yüzden Senso-ji'ye Altın Dragon Dağı anlamına gelen Kinryuzan'da denmektedir. Her yıl 18 Mart günü Senso-Ji'de Altın Dragon Dans gösterisi yapılıyor. Eğer denk gelirseniz kaçırmayın. Tokyo'nun en büyük fesitvali Sanja Matsuri Sensoji tapınak kompleksinde gerçekleştirilmektedir. Yangın, deprem ve savaş esnasında Tokyo'ya atılan bombalar sonucu yok olan tapınak, dünyanın dört bir yanından gelen yardımlar sayesinden tekrar inşa edilmiştir. Günümüzde Tokyo'da en çok ziyaretçi çeken (yılda 30 milyon kişi) bir yer haline gelmiştir. Tapınağı gezdikten sonra Nakamise alışveriş sokağına da mutlaka göz atın. Ulaşım : Asakusa bölgesindeki tapınağa gitmek için Asakusa istasyonunda inmeniz gerekiyor. Ya da geze geze Akihabara'dan 3 km yürüyerek de ulaşmanız mümkündür. Türkiye'den insanlar nedense özellikle Sakura döneminde gitmeye can atıyor. Madem sakura dönemi sizin çok önemli o zaman kiraz çiçekleri açmış pembe renkli ağaçlar arasında güzel bir gezintiye ne dersiniz. İşte bahsettiğimiz park içindeki nehirde küçük teknelerden kiralayıp masalsı bir yolculuk yapabilirsiniz. Tsujiki'de iç ve dış market olarak iki bölüm vardı. 1935 yılından beri hizmet veren Tsujiki market'in bir kısmı taşındı. Ve adı Toyosu Outer Market oldu. Tsukiji Inner Market daha çok toptan balık, sebze ve meyvelerin satıldığı ve genellikle restaurantların toptan alışveriş yaptığı bölümdür. Taşınan bölüm budur. 2018 yılında Tsujiki inner markete saat 11:00'e kadar turist kabul edilmiyordu. Sebebi işletme sahiplerinin gelip balıkları toptan almasından dolayıydı. Yani ciddi bir ticaret içinde turistler açıkça hoş karşılanmıyordu. 11:00'den sonra kabul edildiğiniz markette ise hemen hemen bütün dükkanlar satışlarını yaptıkları için kapalı oluyordu. Tsukiji Outer Market ise küçük toptancıların ve restaurantların olduğu turistlere hitap eden bölümdür. Bu bölüm hala ziyaretçilere açık ve dükkanlar işlemeye devam ediyor. Belki bir çoğunuz Japonya'daki tuna balığı satışını görmek isteyeceksiniz. Bunun için sabahın 06:00'sında Toyosu balık pazarının 7. bloğundaki seyir terasında hazır olmanız gerekiyor. Saat 09:00'a kadar tüm tunalar satıldığı için bomboş bir manzarayla karşı karşıya kalmayın. Tuna her dönem satılmıyor. Gitmeden önce devletin tuna satışını açtığı dönemi kontrol edin. Fuji Dağı, Tokya'dan yalnızca 100 km uzaklıkta. Haliyle günübirlik gidip gelinecek yakın konumda bir yer. Japoncası Fuji-San olan Fuji Dağı, Japonya'nın en ironik yapısıdır. Japonya'nın en yüksek dağı olan Fuji aynı zamanda Unesco'nun koruması altındadır. Fuji Dağı'na günübirlik gidecekseniz Fuji'yi en güzel görebileceğiniz noktalar Kawaguchiko Gölü, Saiko Gölü, Motosu Gölü, Shoji Gölü, Yamanaka Gölü ve Chureito Pagodasıdır. Genelde google ve instagram'da gördüğünüz fotoğrafları çoğu Chureito Pagoda'sından çekilir. Fuji Dağı'na Tokyo'dan nasıl gidilir, Fuji Dağı'na tırmanmayacaksanız en güzel manzarayı nereden görürsünüz, Fuji Dağı'nın zirvesine nasıl tırmanılır gibi soruların cevabını Fuji Dağı yazımızda okuyabilirsiniz. 1958 yılında inşa edilmiş Tokyo Kulesi, Seyir terasının da olduğu Tokyo Skytree, Günde üç performansın sergilendiği Kabukiza Tiyatrosu, Dört katlı binası ile hizmet veren Hakuhinkan Oyuncak Parkı, Shibuya bölgesinin en canlı en kalabalık sokağı Center Gai, Eğer Japonya'da bir tapınağa girecekseniz önce tapınağın girişindeki su dolu havuzun olduğu bölümde Temizu yapmalısınız. Bu ritüel aslında bizim namazdan önce yaptığımız abdest gibi temizlenme ritüelidir. Su dolu havuzun olduğu bölümdeki ahşap kepçeler eşliğinde havuzdan su doldurulup önce sol sonra sağ ele su dökülür. Ardından so ele biraz daha su dökülüp ağız çalkalanır. Ve son kez sol ele su döküldükten sonra kepçede su varsa bu bu kalan su yoksa havuzdan tekrar doldurulup kepçe havaya dik şekilde kaldırıp içindeki suyun dışarı akması sağlanır. Temizu işleminden sonra tapınağın girişinde eğer zil-çan varsa halatlar eşliğinde bu çan çalınır. Sonra adak kutusunun içine bozuk para atılır. Japonlar 5 Yen'in iyi şans getirdiğine inandıkları için genelde 5 yen bozuk para atılır. Para atma işleminden sonra iki kez öne eğilip dik pozisyona gelip iki kere alkış tutulur. İki el bir araya getirilerek dua edilir. Duadan sonra son kez eğilip ibadet tamamlanmış olur. Bugüne kadar Asya'da pek çok ülkede ve farklı tapınaklarda ibadetleri izledik. Ancak bizi en çok etkileyen ve yormayan ibadet şekline Japonya'da rastladık. Senso-Ji Tapınağı : Gündoğumdan sonraki ışık fotoğraf için en iyi saatler. Nezu Shrine : Kyoto'daki meşhur Fushimi-Inari tapınağı gibi turuncu kapılara sahiptir. Meiji Jingu Shrine : Yoyogi Park'a girdikten sonra Meiji Tapınağına giderken yolun sağ tarafında kalan kısımdaki şarap fıçılarının olduğu alan. Memory Lane Omoide Yokocho : Shinjuku tren istasyonunun bir kaç sokak önündeki Kyoto'nun Gion'una benzetilen daracık sokak. TeamLab Planets : TeamLab Borderless'ı beğendiyseniz burayı da beğeneceğinizden şüphe yok. Bizim sizlere tavsiyemiz Tokyo'da dolu dolu 4 gün geçirmeniz yönünde. Yani bunun için 5 gece konaklama yapmanız gerekiyor. Tokyo, sokakları, caddeleri, oyun alanları ve tasarım dükkanlarıyla adından söz ettirdiği gibi aslında bir o kadar da renkli ve eğlenceli yemeklere de sahiptir. 1928 yılından bu yana entelektüellere ve yazarlara hizmet etmiş bir bar. Eğer kaliteli kokteyl ve viski içmek isterseniz sizi buraya alabiliriz. İnanın geldiğinize pişman olmayacaksınız. Tabi Tokyo gibi pahalı bir şehir de böylesi kaliteli bir barda içki içmenin bedeli de ucuz olmayacak. Bunu göze alıp gelmeniz şiddetle tavsiye olunur. Ulaşım : Ginza istasyonundaki B3 çıkışından çıkarak 2-3 dakika yürümeniz gerekiyor. Japonya'ya kadar gelip suşi yemeden dönecek değilsiniz herhalde. En azından yiyebilenler için diyoruz. Gelin size bırakın Tokyo'yu dünyanın en güzel suşi adresini verelim. Michelin tarafından 3 yıldız verilmiş küçücük restaurant şeflerin her zaman özenle seçtiği taze balıklardan yapılıyor. Mekanın 2011 yılında bir belgeseli çekildi. Netflix ya da Google'dan Jiro Dreams of Sushi belgeselini izleyebilirsiniz. 10 tezgahlı küçücük bir dükkan olan Jiro'nun yerinde tadım için 40.000 Yen yani ortalama 370 USD'i gözden çıkarmanız gerekiyor! Ulaşım : Ginza istasyonundan C5 veya C6 çıkışını kullanabilirsiniz. Restaurant Sukiyabashi kavşağı üzerindedir. Japonya seyahatine çalışırken belki önünüze robot restaurantlar çıkmışsa kesin hoşuna gitmiş, dikkatinizi çekmiştir. Ama biz gitmenizi ve boşuna para harcamanızı önermeyiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/trabzon-gezilecek-yerle", "text": "Atatürk Evi, Ayasofya müzesi, şehir müzesi ve diğer Trabzon'da gezilecek yerler listelemizi yapmadan önce bu güzel şehrin kısa da olsa tarihinden bahsederek yazımıza başlamak isteriz. Batı Anadolu'dan sonra İyon kökenli Miletoslular M. Ö 7. yy'da Karadeniz bölgesine gelerek kıyı kesimlerde koloniler kurmuşlardır. Dolayısıyla araştırmacılara göre şehrin kuruluş tarihi bu döneme denk gelmektedir. M. Ö 6 yy'da Pers egemenliğine giren şehir M. Ö 334 yılında Büyük İskender sayesinde Pers egemenliğinden kurtulmuştur. İskender'in ölümünün ardından Pontus Devletinin egemenliği başlamıştır. Romalılar M. Ö 1. yy'da güçlenmeye başlayarak Anadolu'yu işgali takiben Pontus Krallığını dağıtmıştır. böylelikle M. Ö 66 yılında Trabzon, Roma yönetiminin altına girmiştir. Trabzon isminin, eski Grekçe masa anlamına gelen Trapezos kelimesinden geldiği yönünde bir görüş vardır. Trapezos ismi Yunanlı komutan tarafından kaleme alınan Anabasis isimli antik kaynakta bahsedilmiştir. Bu kaynakta M. Ö 4. yy'da geçen olaylar anlatılmıştır. Trabzon'da gezilecek yerleri şehir içi ve şehir dışı olarak iki başlık altında listelemeye karar verdik. Böylelikle gezilecek yerler listesi yaparken şehir içinde ve şehir dışında nereler olduğunu bilecek. Bu sayede vakit kaybı yaşamadan daha programlı bir şekilde gezme imkanınız olacak. Trabzon'un kültürünü daha yakından görebilmek hatta kültür, eğitim, yönetim gibi bunun haricinde Trabzon'un coğrafi, kültürel ve ekonomik yapısı, mimarisi ve kentsel dokusunu tanıyabileceğiniz bir şehir müzesidir. Sivil mimari eser olan yapı 19. yy Trabzon'unun güzelliğini gözler önüne sermektedir. Trabzon'un zenginlerinden olan banker Kostaki Teohyplaktos tarafından yaptırılan bina, Avrupa mimari özelliğine sahiptir. Zaten binanın yapımında kullanılan pek çok malzeme İtalya'dan getirilmiştir. Böyle olunca müze içine girdiğinizde sanki Avrupa'da bir müzeyi geziyormuş gibi hissetmeniz çok yüksek. Binadaki alçı ve kalem işi süslerini sakın gözünüzden kaçırmayın. bina Rus işgali sırasında işgal kuvvetleri karargahı olarak kullanılmış ve bu kullanım sonrasında 1927'de kamulaştırılan bina belirli devlet statüsüne ait görevlerde bulunduktan sonra Kültür Bakanlığı'na devredilerek müzeye çevrilmiştir. M. Ö 4. yy'a tarihlenen kale Tabakhane ve Zağnos vadileri arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulmuş bir Roma dönemi eseridir. Yapı, Bizans döneminde yapılan önemli eserlerden biridir. Bu anıt müze asıl manastır kilisesi olarak 1238-1263 yılları arasında Bizans üslubu ile Selçuklu taş işlemeciliğinin bir araya getirilmesiyle değişik bir mimari ile yapılmıştır. Fatih Sultan mehmet 1511 yılında Trabzon'u fethettikten sonra kiliseyi camiye çevirmiştir. Cami olarak kullanılan yapı I. Dünya Savaşı döneminde kısa süreli depo ve askeri hastane olarak kullanıldıktan sonra tekrar cami görevini görmeye devam etmiştir. Günümüzde halen cami görevi görmeye devam eden yapının bir kısmı tarih severlerin ziyaretine açıktır. Duvar ve tavanlardaki freskleri görmek için içine mutlaka girmenizi tavsiye ederiz. Çam korusu içinde Trabzon'un tepesinde Soğuksu bölgesinde yer alıyor. Yapının mimarisinde Batı ve Avrupa Rönesans mimarisini görmek mümkündür. Atatürk 1924 yılında Trabzon'a ilk kez geldiğinde bu konakta ağırlanmıştır. Atatürk'ün ölümünün ardından mahkeme kararıyla köşk kardeşi Makbule Boysan'a intikal etmiştir. İntikalin üzerine köşk, müzeye dönüştürülmek üzere Trabzon Belediye tarafından satın alınarak 1943 yılında müze olarak hizmete açılmıştır. Haftanın yedi günü açık olan müzede porselenler, mobilyalar, Atatürk'e ait tablolar ve Etnografik özellik taşıyan 344 tane eser sergilenmektedir. Yarım ila bir gün arasında Trabzon şehir merkezindeki yerleri gezebilirsiniz. Sonra Trabzon deyince akla gelen ilk yer olan Sümela manastırıyla gezmeye başlayabilirsiniz. Eklemiş olduğumuz harita sayesinde gezilecek yerlerin konumları hakkında bilgi sahibi olun diye her yeri tek tek pinledik. Siz gitmeden bu listedeki sıraya uyarak, haritanıza isimleri girerseniz istediğiniz yere çok rahat ulaşabilecekseniz. Sümela Manastırı için insanı hayrete düşüren, belki de Türkiye'deki en güzel tarihi eserlerden biri diye söz edebiliriz. Sarp kayalıklar üzerine özenilerek inşa edilmiş yapı her ziyaret ettiğimizde bizleri hayrete düşürüyor. Altındere vadisinde, Karadağ eteklerindeki manastır mutlaka Trabzon gezilecek yerler listenizde olmalı. Yapım yılı 13. yy'a dayanan manastırın, 18. yy'da bir çok yeri yenilenmiş ve bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. Manastıra Rus işgali sırasında el konulmuş ve 1923 yılından sonra tamamen boşaltılmıştır. Manastıra dar ve uzun merdivenler ile ulaşılmaktadır. Giriş kapısına vardıktan sonra bu sefer merdivenleri inerek iç avluya ulaşılıyor. Avluya varınca solunuzda kalan kısım manastırı temsil etmek amacıyla kilise haline dönüştürülmüş bir mağara ve manastır binaları vardır. Odaların duvar ve tavanlarındaki fresklerde anlatılan konulan Incil'den alınmış sahneleri, İsa ve Meryem Ana'nın hayatıyla ilgili tasvirlerdir. 270 yılında inşa edilen bir Yunan manastırıdır. Üç nefli olan kilisenin kuzeyinde kalan dış duvarlarında bulunan cennet, cehennem ve son hüküm tasvirlerinin konu edildiği freskler, bugün bile halen canlılık ve güzelliklerini korumaktadır. Manastır 1923 yılında terk edilmiştir. Peristera, Kaymaklı ve Kızlar Manastırı da Trabzon'da görülecek yerler arasındadır. Çal mağarası, dünyanın en uzun mağaralarından biri olarak kabul ediliyormuş. Mağaranın içini gezerken içinde küçük bir dere aktığını fark edecekseniz. Bu dere sayesinde mağara daha da güzel görünüme sahip olmuş. Mağaranın girişi oldukça geniş olduğundan bu sizi mağaranın içi de geniştir diye yanıltmasın. İçeri genişlik bölge bölge daralmaktadır. Ama bunaltacak kadar dar alan olmadığını ve rahatlıkla içeri girebileceğinizi söylemek isteriz. Eğer tarih meraklısıysanız ve biraz da otantik mekanlara düşkünlüğünün varsa Akçaabat ilçesindeki Orta Mahalle tam da istediğiniz gibi bir yer. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemine ait evlere sahip Orta mahallede 100'e yakın tescilli ev bulunmaktadır. Evlerin hemen hemen hepsi üç katlı olup çoğu Osmanlı mimarisi özelliği taşımaktadır. Mahalleyi gezmek için en güzel yöntem aracınızı park ettikten sonra yürüyerek sokaklarını keşfetmektir. Trabzon merkezden 15 km uzaklığı ile yakın olduğu için gidip gelmenizde oldukça kolay bir bölgedir. Bak bu bizim en hassas noktamız. Zaman zaman hayaline daldığımız, derin bir ah çektiğimiz, sol yanımızı ağrıtan en sevdiğimiz. Çok ince bir püf noktası olduğu kesin işte bu yüzden eşi benzeri yok. Bu yazıyı yazarken bile ağzımızın suyu aktı. Buna benzer sütlacı zamanında büyüklerimiz yapardı ama şimdi nereden bulacağız. Hangi mekana girsen sütlaç tadından uzak aynı fabrikadan çıkmış lezzetler var. Sırf bu yüzden Trabzon'a bir daha gideriz desek abartmış olmayız. Şehir manzarası izlemek eskiden çok önemli bir konuydu. İnsanlar arkadaşlarıyla buluşur, bulundukları şehre tepeden bakar bir şeyler içer, muhabbet ederlerdi. En keyifli sohbetlerin adresiydi o tepeler. Ama şimdi kalmadı ki bu tepelerden. Nerede bir boşluk hemen bir inşaat, hele bir de manzara noktasıysa hemen oraya bir cafe ya da restorant inşa edilir. Ama Trabzon için halen böyle bir şans var. Boztepe'ye çıkıp şehrin o eşsiz manzarasını izlemek bambaşka bir keyif. Akşam yemeğinden sonra arkadaşlarınızla bulunabileceğiniz en güzel noktalardan biri. Al işte yine karnımızı acıktıracak bir konu daha. Zaten durumdan vazife çıkartmakta üstümüze yok gel de sipariş verme. Bir çok yerel lezzeti başka şehirlerde bulmak mümkün fakat Trabzon pidesi en güzel Trabzon'da yenir maalesef. Özellikle tereyağı ve peyniri çakma değil orijinal olmak zorunda. Dışarıdan bakınca klasik kaşar peyniri sandığınız o peynir, her gördüğün bıyıklıyı baban zannetme dedirtir adama. Kuşbaşılı, kıymalı, kaşarlı en favorilerden ama bizim tercihimiz her zaman kuşbaşılı kaşarlı karışık olur. Pidenin tam ortasına da yumurtayı çakıyorlar ki gözünüz daha da dönsün diye. Neyse şimdilik ağzınızı daha da sulandırmayalım siz en iyi en yakın zamanda Trabzon'a bir gezi planlayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/trakya-gezi-rehber", "text": "Trakya gezi rehberi ile Uçmakdere bölgesinde yamaç paraşütü deneyimini, Saroz'da dalış tecrübesini, masalları aratmayacak Kıyıköy bölgesini ve geçmişini günümüzde yaşatmayı becerebilen Edirne şehrine ait detayları Trakya Kalkınma Ajansının organize ettiği Trakya gezisi etkinliği sayesinde deneyimledik. Edindiğimiz bilgileri, gördüğümüz tarihi değerleri/eserleri ve daha pek çok fazlasını sizlere tanıtma arzusundayız. Trakya Gezisi etkinliğinde hava muhalefeti bu şirin köye gitmemize imkan vermese de biz bundan yaklaşlık 1 ay önce bu köye gitmiştik. Rotamızda olduğu için sizlere burayı tanıtmak istiyoruz. Hazır Uçmakdere'ye gelip yamaç paraşütü yapmışken Uçmakdere köyünü de es geçmemelisiniz. Rumca Avdimio isimli köyün anlamı \"Hoş Yer\"dir. Rumların yaşadığı Uçmakdere köyü eskiden şarap üretim merkeziymiş. Resmi kayıtlara göre Çavuş üzümleri bu köyden Amerika'ya gönderilmiş. Köy kaliteli üzüm bağları ile çevrili olup bir vadi içinde yer alıyor. Mübadelenin ardından köyden ayrılan Rumlar Yunanistan'a gidip onların yerine Selanik'teki Türkler buraya yerleşmiştir. Saroz 2008 yılında dalış eğitimimizi aldığımız ve sayısız dalış yaptığımız bir yerdir. Dalış yapılabilecek bölgelerin başında İbrice Liman, Toplar Burnu, Cennet, Cehennem, Kömür Limanı, Minnoş adası, Üç adalar, Bebek kayalıkları ve Lundy Batığı gelmektedir. Eğer ayağım kuma değsin, güneş vücuduma bronzluk katsın, terleyip terleyip denize kendimi bırakayım modundaysanız Erikli sahili biçilmiş bir kaftan 3 km uzunluğu ve 30 metre genişliği olan Erikli plajı mavi bayraklıdır. İstanbul'dan kısa süreli haftasonu ve yahut hafta içi imkanınız varsa hafta içi kaçamakları için en ideal kıyı bölgelerinden bir tanesidir. Edirne'de ilk yerleşik hayat Neolatik Çağ döneminde başlamış olup, bilinen en eski halkı Orta Asya'dan göç eden Traklar ve ardından Büyük İskender sayesinde Makedonyalılar, Romalılar olmuştur. Roma İmparatorluğunun 2'ye bölünmesi ile Edirne Doğu Bizans hakimiyetinde kalmış ve o zamanın İmparatoru II. Hadrianus tarafından şehir tamamen yenilenmiştir. Bundan dolayıdır ki şehre Hadrianus denilmiştir. Uzun süre Bizans İmpartoluğu yönetiminde kalan Edirne sırasıyla Avar Türkleri, Bulgar Türkleri yine Bizans ve Peçenek Türklerinden sonra 1363 yılında Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğine geçmiştir. Evliya Çelebi 1653 yılında Edirne'ye ziyaret etmiş ve Seyahatnamesinde Edirne iline 46 sayfa yer vermiştir! Osmanlı dönemine ait pek çok tarihi yapı şehri mimari eser zengini haline getirmiştir. Edirne ilini ziyaret edip etkilenmemek bu eserlere hayran kalmamak mümkün değildir. Şehir Tunca, Arda ve Meriç nehirleri ile kuşatıldığından yine doğal görselliği açısından da ziyaretçilere etkilemeyi başaran bir şehirdir. Trakya gezisi etkinliği ile 3. gün Edirne'yi gezdik. İlk durağımız tarihi Uzunköprü oldu. Uzunköprü : 572 yıllık tarihe sahip Uzunköprü 1392 metre uzunluğundadır. 1393 metre uzunluğu ile Ergene nehri üzerine 174 kemer ile oturtulan köprü dünyanın en uzun taş köprüsü ünvanına sahiptir. Balkanlar ve Anadolu'yu birbirine bağlayan Uzunköprünün Geçici Unesco Miras Listesine alınması ise sevindirici bir haber! Köprünün doğusundaki korkulukta göreceğiniz kabartmalarda aslan gücün kudretin simgesi olarak Hz. Ali'yi sembolize etmekte. Lale kabartması ile Lale'nin Arapça harfler kullanılarak yazılması halinde Allah kelimesinde aynı harflerin kullanılması ve arapça yazılı olan Lalenin tersten okunduğunda Osmanlı İmparatorluğunun bayrağındaki sembol olan Hilal olarak okunuyor olmasıdır. Bu kabartmalar haricinde köprüde geometrik be bitki figürlü kabartmalarda bulunmaktadır. Uzunköprü ziyaretinden sonra Tuna ve Meriç köprülerine ve ardından sırasıyla Karaağaç Lozan Anıtı, Tarihi Edirne Garı, Muradiye Cami, II. Beyazid Külliyesi, Selimiye Cami, Eski cami, Üç şerefeli cami, Arasta Ali paşa çarşısını gezip gördük. Meriç Köprüsü : 490 km uzunluğa sahip Meriç nehri Bulgaristan'da doğup Türkiye Edirne üzerinden Ege denizine dökülmektedir. Bu nehir üzerinde eşsiz güzellikte bir köprüdür Meriç köprüsü. 1842 1847 yılları arasında yapılan köprü 263 metre uzunluğuna, 7 metre genişliğine sahip olup 13 ayak üzerinde 12 kemerlidir. Osmanlı döneminin en son yapısıdır. Edirne Köprüleri listesi ve detaylı bilgi için buradan makalemize ulaşabilirsiniz. Karaağaç Lozan Anıtı ve Tarihi Edirne Tren Garı : Her ikisi de Edirne'nin Karaağaç semtinde Trakya Üniversitesi Rektörlük alanında bulunmaktadır. Lozan Anıtı Karaağaç'ın Türk topraklarına katılması ile Lozan Anlaşmasında kazanılan diplomatik zaferin simgesidir. 36.45 mt yükseklikteki ilk sütun Anadolu'yu, 31.65 mt'lik 2. sütun Trakya'yı ve 17.45 mt uzuluğu ile 3. sütun ise Karaağacı simgelemektedir. Neoklasik mimari ile inşa edilen Tarihi Edirne Tren Garı günümüzde Trakya Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılıyor. Tren garından sonraki durağımız Edirne'nin merkezinde Dünya Mimarisinin en iyi örneklerinden olan Mimar Sinan'ın 80 yaşında yapmış olduğu ustalık eserim dediği Selimiye Cami. Cami hakkında detaylı bilgi için burayı tıklayınız. Muradiye Cami : Caminin en önemli yanı içindeki çinileridir. Her bir çini ayrı ayrı ustalar (600 usta) tarafından yapılmıştır. Cami içinde en önemli yer mihrap kısmıdır. Çiniler büyük bir ustalıkla ve beceriyle yapılmış dolayısıyla mihraba daha bir görsellik katmıştır. Yıllar önce yapılan restorasyon sonucu caminin içindeki orjinalliğe biliçsizce sıva çekilmiş olsa da çinileri görmek için bile olsa mutlaka gidilmelidir. Eski Cami: Osmanlı Devleri 7 asrı bulan hakimiyetinde Edirne'ye birbirinden değerli sayısız eser hediye etmiştir. Bu eserler içinde her dönem halkın ilgisini eksik etmeyerek kutsal bildiği Eski Cami ayrı bir yere sahiptir. Edirne'de abidevi boyutta inşa edilen suktan camilerinin ilki olan Ulu Cami yani Eski Camidir. Ankara Savaşı ile başlayan Fetret Devrinin zor yıllarında meydana getirilmesiyle de ayrıca önemlidir. Üç Şerefeli Cami : Caminin yapımı 1437 yılında başlayıp 1447 yılında tamamlanmıştır. Camiyi Sultan II. Murat yaptırmıştır. Selçuklu mimarisinden Osmanlı mimarisine geçisin ilk örneklerindendir. Rüstempaşa Kervansarayı : Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında Mimar Sinan'a yaptırılan Kervansaray Eski Cami'nin hemen arkasındadır. Han avluludur ve avlunun çevresinde toplam 102 oda bulunmaktadır. Kervensaray 1972 yılında otele dönüştürülmüştür. Arasta : 73 kemere sahip çarşının boyu 225 metredir. Çarşının 4 kapısı ve içinde 124 adet dükkanı bulunuyor. Selimiye Cami'ne gelir sağlamak amacıyla III. Murat tarafından Mimar Sinan'ın kalfası Davut Ağa'ya yaptırılmıştır. Yapının üst kısmı orjinalde kurşun ile kaplıymış ancak sonra yapı onarım istedikçe kurşunlar satılıp bu amaca harcanmıştır. Günümüzde ise yapının üstü tamamen kiremit ile kaplıdır. Ali paşa çarşısı : 1569 yılında Mimar Sinan'a yaptırılan yapının en dikkat çekici yanı kemerlerinin kırmızı-beyaz taştan yapılmış olmasıdır. 1992 yılında yangın sonucu harap hale gelen yapı 5 yıl süren onarım sayesinde 1997 yılında tekrar hizmete açılmıştır. Longoz ormanlarının oluşturduğu muhteşem doğa içinde trekking yaparak kısa süreli de olsa betonlaşmış şehir hayatından uzaklaşabilirsiniz. İster günlük tur isterseniz Belediyenin ayırmış olduğu 3 bölgeden birinde çadırınızı kurup konaklayabilirsiniz. Tarihi Bizans döneme dayanan Karadeniz kıyısında tatlı suyun tuzlu su ile buluştuğu şirin bir köy. İster nehirde saati 20 TL'den kano yapabilir, kumsallarında denize girebilir, dünyanın en eski taş oyma manastırlarından biri olan Aya Nikola'yı ziyaret edebilir veya kıyıköy manzarasına hakim çay bahçelerinde manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Trakya Gezisi fotoğrafları için buradan galerimize ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/trinidad-gezilecek-yerler-kub", "text": "Bizce Küba'nın en turistik ve güzel şehri Trinidad'a geldi sıra. Trinidad gezilecek yerler, Trinidad gece hayatı, Trinidad restaurant önerileri, Trinidad nerededir ve daha fazlası hakkında detaylı bilgileri alabileceğiniz Trinidad gezi rehberi ile sizlerleyiz. Karayipler bölgesinin en iyi korunmuş ve en eski şehir Trinidad 1988 yılında Unesco tarafından dünya miras listesine alınmıştır. Şehrin tarihi hakkında kısa bilgi vermemiz gerekirse şehir 1514 yılında Diego Velazquez de Cueller tarafından fethedilip kurulmuş ve şehrin ilk sahipleri Küba'nın İspanyol sömürgesi olduğu zamanlar Bask'larmış. Sancti Spiritus bölgesinin merkezi Trinidad'a ilk Meksikalılar gelmiş. 17 yy.'da ise Jamaika korsanlarının gözde mekanı olduktan sonra 19 yy'a gelindiğinde Haiti'den kaçan Fransız sığınmacılar buraya gelerek Valle de los Ingenios vadisinde şeker kamış üretimine başlamışlar. Küba bayrağında yer alan Tocororo kuşu ise yine bu bölgedeki ormanlar içinde yaşamını sürdürmektedir. Şehri ve ara sokakları gezerken İspanyol mimarisinin göze çarpmaması imkansız. Küba'nın en iyi korunmuş kolonyal mimarisine sahip şehridir. Zamanın 1850'lerde durduğu şehir İspanyol kolonyal mimarisi ile çevrilidir. 19. Yy'ın başlarında Valle de los Ingenios'daki devasa şeker kamışı alanları ve üretimi sayesinde bugün şehirde gördüğünüz sömürge tarzı konaklar, Fransız avizeler, çiniler ve İtalyan freskler şeker kamışı zenginliğinin getirdiği bir etkidir. Arnavut kaldırımlı sokakların etrafına kurulu renkli evlerin önünde oturan ev sahipleri günlük işleriyle meşguller. Sokaklar da dar olduğundan araç girememekte o yüzden şehrin sokaklarını gezmek için en iyi yol bisiklet kiralamak veya yürümektir. Şehir doğal ormanlar ve güzellikler ile çevrili olduğundan şehir dışına çıkıp gezmek de mümkündür. Şehrin 12 km güneyindeki Playa Ancon plajı Küba'nın güney sahillerinin en güzeli olarak bilinir. Hakkınızı plaj yerine yeşillik içinde kullanmak isterseniz Sierra del Escambray dağlarına gidip yürüyüş parkurlarını geçip yemyeşil şelalelerinde yüzebilirsiniz. Trinidad, Küba'nın tam merkezinde bulunan ufak ve renkli bir şehirdir. Küba'nın pek çok şehrinden Trinidad'a oldukça kolay ulaşabilirsiniz. - Havana'dan 315 km 4 saat - Varadero'dan 265 km 4 saat - Playa Ancon'dan 12 km 15 dakika - Cienfuegos'dan 120 km 85 dakika Şehir ufak olmasına rağmen 5 meydana ev sahipliği yapıyor. Meydanlar, sokaklar dışında şehrin müzeleri ve kiliseleri gezilebilir. Plaza Major : Trinidad'ın eski şehir merkezi günümüzde turistler için bir cazibe merkezi olmuştur. Şehrin tam göbeğindeki meydan tarihi yapılar ile çevrelenmiştir. Trinidad'ın neresinde olursanız olun sokaklar bir şekilde bu meydana çıkıyor. Yoruldukça meydandaki merdivenlerde soluklanabilir ya da etrafındaki restaurant veya cafelerinde oturup bir iki kadeh bir şeyler içebilirsiniz. Meydanın birkaç sokak ilerisinde kurulan Pazar hediyelik eşya almak için çok uygun. Buraya da zaman ayırıp gezmenizi tavsiye ediyoruz. Museo de Arquitectura : Meydandaki kilisenin hemen yanındaki yapı buranın en zengin kişisi Sanchez Iznaga'ya ait bir evdir. Şimdilerde bu eve ziyaret edip bu şahsın zenginliğini görebilmektesiniz. Museo Romantico : Tarihi eşyaların sergilendiği müze zamanında İspanyol kont Nicolas de la Cruz Brunet'e aitmiş. 1740 yılında yapılan ev 1974 yılında müzeye çevrilmiştir. Müze içindeki kuleye çıkıp manzara fotoğrafı almayı sakın ihmal etmeyin. Müzenin içindeki 1.5 tonluk mermer küveti de görmeyi ihmal etmeyin. Iglesia y Convento de San Francisco : Romantico müzesinin kulesine çıkmadıysanız üzülmeyin ona alternatif buradaki eski manastırın çan kulesine çıkmaktır. Hatta buranın manzarası daha da güzeldir. Binanın açık sarı renkli çan kulesine çıkıp şehri mutlaka kuş bakışı izleyin. Yapının zemin katındaki avlusunu ve avlunun duvarlarındaki fotoğraflar ile avlunun içeri açılan kapısından girip odadaki devrime ait eşyaları görmeden çıkmayın. Kule merdivenleri çok yorucu değil. Hele ağır ağır, acele etmeden çıkarsanız hiç yorulmazsınız. Karayiplerin en güzel plajı olarak anılan Ancon, şehir merkezinden 10 km uzaklıktaki plaj turkuaz mavisi suları ile gelen ziyaretçileri mest etmektedir. Eğer bu şehirde fazla vaktiniz varsa kendinizi Karayiplerin denizinde şımartmalısınız. Ulaşım : taksi tek yön 10 cuc. Eğer colectivo yani paylaşımlı olarak taksiye binerseniz tek yön kişi başı 2 cuc'tur. Trinidad'a 2 günden fazla ayıranlar hiç üzülmeyin çünkü Trinidad çevresi sizleri bekliyor. Trinidad'ın ulusal parkına gidip doğanın içinde trekking yapabilirsiniz. Trekking boyunca göreceğiniz mağaralar ve şelaleler de yanınıza kar kalacak! Trekking için kendinize güvenmiyorsanız gezintinizi at üstünde de yapma şansınız bulunuyor. Trinidad'dan sadece 1 saat uzaklıkta birbirinden güzel şelaleler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi 75 metre yüksekliğe sahip Salto del Caburni'dir. En etkileyici şelale ise El Nicho'dur. Değişik katmanlardan oluşan şelaledir. Fakat bu şelaleye yürüyerek ulaşım zordur. Mecbur 4x4 araçlarla gitmeniz gerekiyor. Bir diğeri de Vegas Grande'dir. Trinidad'ın en çok fotoğraflanan şelalesidir. Şeker kamışının üretildiği vadiye günü birlik turlarla ziyaret edebilirsiniz. 18 ve 19. Yy'da 30.000 kölenin şeker kamışı üretimi yaptığı vadidir. Ve halen kamış üretimine devam edilmektedir. 70 tane tarihi şeker fabrikasının kurulu olduğu vadi, Trinidad'da gezilecek yerler listesine alınması gereken yerdir. Uğramadan dönülmemesi gereken bir diğer yer ise 45 metre uzunluğa sahip Iznaga Kulesidir. 1816 yılında inşa edilen kule aslında kölelerin ve tarlaların gözetlenmesi amacıyla yapılmış. Hazır vadiye kadar gelmişken buharlı tren gezisine de katılmamazlık etmeyin. 10 CUC ödeyerek 09:30'dan 14:50'e kadar olan tura katılabilirsiniz. Haftanın 7 günü hizmet veren disco bir mağara içine yapılmıştır. Her gece saat 01:00'de değişik gösteriler gerçekleşmektedir. Şehir merkezinden yürüyerek gidebileceğiniz gibi taksi ile disco'nun arka tarafına da gitmeniz mümkün. Ancak ne şekilde giderseniz gidin her türlü tırmanış sizleri bekliyor. Arka tarafın yolu daha kötü, bilginize. En iyi şehir merkezinden ulaşmak. Casa de la Musica vakit geçirmek, dans etmek için en ideal yerdir. Gündüz saatleri oldukça kalabalık ve insanların dinlenme yeridir adeta. Merdivenlerinde rahatça oturup dinlenebilirsiniz. Akşam saati merdivenlere giriş güvenlikler tarafından kapatılıyor. Ve giriş ücreti ödeyenler içeri girebiliyor. Merdivenlerin en üstünde bulunan mekanda canlı müzik yapılmaktadır. Biz ortamı ve dar alanı çok beğenmediğimiz için girmeyi tercih etmedik. Trinidad konaklamamız şehrin dışında her şey dahil bir otelde olmuştu. Ama biz buna rağmen yemeğimizi şehir merkezinde yemekten yanaydık. Sonuçta yalnızca bir kaç gün ayıracağımız şehirde doya doya gezmek, yemek ve içmek istemek en doğal hakkımız. Her şey dahil diye akşam üzeri otele gelip dışarı çıkmamak biraz ahmaklık olurdu. Trinidad'da akşam yemeği için en keyif aldığımız restaurant oldu burası. Avlusu ve iç bölümleri bulunan restaurant'ın istediğiniz yerine oturabilirsiniz. Ama en güzel tarafı avlu kısmı. Yeşillikler ile çevrelenmiş ve havuz ile süslenmiş avlu atmosferi çok farklılaştırmış. Ana meydanın hemen bir arka sokağındadır. Meydandaki kiliseye sırtınızı dönün ve sağdan ilerleyip ilk sağ sokağa girin. Sokağın bir kaç yüz metre ilerisinde solda göreceksiniz restauranttı. Trinidad'a adım atar atmaz kendimizi bulduğumuz yer bu tavernaydı. Mekan ismini Canchanchara isimli içkiden almış. Hakkını verdiğini de söylememiz gerekiyor. Eğer Canchanchara içilecekse tek adres burası. Keyifli ve serin bahçesinde otururken canlı müzik eşliğinde Canchanchara'larını yudumlamak için en güzel adres kesinlikle burası. Not : Bu şehirde kahve içmenizi öneriyoruz. Çünkü Sancti Spiritus bölgesi Küba'nın en iyi kahvelerinin üretildiği bölgedir. Özellikle filtre kahveler muhteşem. Soğuk isterken frio demeyi unutmayın. Otobüsle : Küba'nın ana şehirlerinden buraya günde birden fazla otobüs seferleri bulunmaktadır. Ama unutmayın ki bu şehre otobüs biletleri hemen tükenmektedir. O yüzden bir gün öncesinden muhakkak otobüs biletini almayı ihmal etmeyin. İsterseniz biletinizi online Viazul üzerinden alabilirsiniz ama otobüs terminallerinde fiyatların daha ucuz olduğunu da söylemememiz gerekir. Havana'daki Viazul otobüs terminali haritası için buraya tıklayınız. - Havana Trinidad: ($25USD/CUC) 7:00, 10:45, 14:15 (6 saat 50 dakika) - Vinales Trinidad: ($37USD/CUC) 6:45 (9 saat 30 dakika) - Varadero Trinidad: ($20USD/CUC) 7:00 (6 saat 25 dakika) - Cienfuegos Trinidad: ($6) 12:15, 14:40, 15:15, 18:00 (1 saat 35 dakika) Taksiyle : Eğer Küba'ya birkaç kişiyle birlikte seyahat ettiyseniz otobüs yerine daha konforlu ve hızlı ulaşım şekli olsun derseniz hep birlikte taksi kiralamak da mantıklı bir yönemdir. Kiralık Araçla : Havana havalimanından kiralayacağınız araç ile Küba'da istediğiniz yeri özgürce gezebilirsiniz. Küba'da araç kiralamak çok kolay değildir. O yüzden mutlaka haftalar öncesinden rezervasyonunuzu yapmanızı öneririz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/tropik-gorunumlu-salda-gol", "text": "185 metreye ulaşan derinliğiyle Toros dağlarının arasında gizli kalmış Türkiye'nin en derin gölü, dünyanın ise üçüncü en derin gölü olan Salda Gölü Burdur ilinin Yeşilova ilçesinde bulunuyor. Türkiye'nin en derin gölü olmakla birlikte bir diğer özelliği de en temiz gölü olmasıdır. Ama bize göre en önemli özelliği ise henüz keşfedilmemiş olması 🙂 2014 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından her 15 günde bir alınan numuneler sonucu Salda Gölüne mükemmel not verilmesi de gölün ne derece temiz olduğunun bir ispatıdır. Turkuaz mavisi suyu, minik taşlardan oluşan bembeyaz kumsalları ile ziyaretçilerine adeta tropik bir adada bulunuyor hissi yaratmasıyla Türkiye'den ender rastlanan doğal güzelliklerden bir tanesidir. 40 km2'lik Salda Gölü 14.06.1989 gün ve 786 sayılı kararı ile ekolojik yaşamın korunması amacıyla I. Derece Doğal Sit Alanı olarak ilan edildiği için yapılaşma ve bununla birlikte endemik hayvan ve bitkiler bulunduğundan avlanmak da yasaktır. Bundan dolayıdır ki bakirliğini bu denli koruyabilmiş. Ne var ki günübirlik ziyaretçilerin ve piknik yapmak amacıyla gelen kitlenin çöplerini umarsızca etrafta bırakması, ardından bıraktığı pisliği görmemesi yeşil ve maviyle harmanlanmış Salda Gölünün görüntüsünü git gide bozmaktadır. Olur da yolunuz bir gün Salda Gölüne düşerse lütfen ardınızda bıraktıklarınızın çevreyi kirletmesine engel olmak için bilinçli olun. Yüksek akalin içeren Salda Gölünde 110 çeşit kuş türüne ve Endemik Salda Yosun balığına yaşam alanı sunmaktadır. Yaban hayatına ev sahipliği yapmasının yanı sıra göl suyu sodalı ve magnezyum yönünden zengin olup killi bir yapıya sahipti. Yapılan araştırmalar sonucu göl suyunun cilt hastalıklarını karşı iyi geldiği tespit edilmiştir. Özellikle mantar hastalığı olanlar için çok faydalıdır. Dünyaca ünlü dergi Marie Clarie kapağında çıktığını, Salda Gölüne sahip çıkmak için \"Göl Yoksa Burdur da Yok\" kampanyası ile Burdur Gölü ile yapılan çalışmalar kapsamında Hollanda'da yaşayan Türk Halk Müziği sanatçısı Karsu Dönmez, Burdur Gölü'nün su seviyesindeki azalmaya dikkati çekmek için gölde 'Gesi Bağları' türküsüne klip çektiğini. \"Megastar\" Tarkan projenin reklam yüzlerinden olarak projeye destek verdiğini. Türkiye'nin uluslararası öneme sahip 135 sulak alanından birisi olduğunu, Salda Gölü, sit alanı olduğundan yapı inşa etmek yasaktır. Bu da kamp kuracak olanlar için adeta cennet bir konum sunmaktadır. Göl kenarında konumlanmış Yeşilova Belediye Dinlenme Tesislerinde çadır kurabilirsiniz. Salda Gölünün tepesinde 2012 yılında faaliyete geçirilmiş Salda Kayak Merkezi beş pistten oluşmaktadır. En uzun pist 1600 metre olup en kısası 950 metredir. Yıl içerisinde kayak yapılacak en uygun dönem Aralık ve Nisan ayları arası olup bu dönemlerde pistte kar kalınlığı 50-100 cm'dir. Kayak alanı, 2079 metre rakımda bulunan Tınaztepe'nin solunda 2054 metre zirvesinin kuzey yamaçlarından başlayıp 1910 metre rakımla toplanma merkezi sonlanıyor. Kil havuzunda çamurla haşır neşir olun, Göl çevresinde bisiklet ile gezin, Salda Kayak Merkezi'nde kayak yapın, Salda Kayak Merkezi'ndeki Eşeler Yayla'sına çıkıp bu noktadan göl manzarasını izlemeyi ihmal etmeyin, Göl kenarında kamp kurmadan olmaz, Salda Gölü Burdur İli, Yeşilova İlçesi sınırlarında yer almaktadır. Yeşilova'ya girdikten sonra 5 km ilerlemek gerekiyor, Burdur'a 56 km, Denizli'den ise 96 km uzaklıktadır. - Şahıs: 3 TL - Motorsikler: 6 TL - Otomobil-Jeep : 9 TL - Küçük Minibüs : 27 TL - Büyük Minibüs : 45 TL - Otobüs : 72 TL - Bisiklet : 3 TL - ATV : 5 TL"} {"url": "https://www.gezgincift.com/turgut-selales", "text": "Gezdiğimiz yerlerde bir şelale varsa mutlaka görmek isteriz. Turgutlu şelalesi Orhaniye'den 6,6 km, Selimiye köyünden ise 13,4 km uzaklıkta ufak bir tabelanın yönlendirmesi ile toprak yoldan 1-2 dakika içinde ulaşmak mümkündür. İçeri girer girmez sık bir bitki örtüsü içinde doğal flora ve fauna ortamında çam, sığla ve çınar ağalarının arasından yürüyüş yollarını kullanarak şelalenin ilk havuzuna ulaşıyoruz. 2 -3 metre yüksekten akan suyun sesi ve havuzun berraklığına hayran oluyoruz. Merdivenlerden yukarı devam edince tekrar bir havuz daha karşımıza çıkıyor. Bu ilkinden biraz daha büyük ve daha gölgede. Yaz aylarında serinlemenin en güzel mekanlarının başında gelen şelaleler dinlenmek ve kafa dinlemek içinde tercih edilmesi gereken yerlerden biridir. Tabi ki anlayacağınız gibi bu kadar soğuk suya girmeye cesaret edemiyor ve yürümeye devam ediyoruz. Ama bir farkla; ayaklarımız suda şelalenin yumuşak akışına karşı taşların üzerinden etrafı izleyip, doğanın sesine kendimizi vererek gezimize devam ediyoruz. Suyun soğukluğuna alıştıktan sonra yürüyüş öyle zevkli bir hale geliyor ki kendimizi durduramıyor en yukarı doğru çıkmaya çalışıyoruz. Turgutlu Şelalesinin ayrı bir özelliği de içinden bu kadar rahat yürünen coğrafi yapısına sahip olması tıpki bir merdiveni anımsatmaktadır. Şelale'nin içinde dinlenmek, bir şeyler yiyip içmek için bulunan tesislerin birinde oturduk. Burası eski değirmenmiş. Bahçenin tam ortasındaki ekolojik ağaca girip zamanında yırdım düşen ağacın içeride oluştuğu boşluktan gökyüzünü görme imkanımız da oldu."} {"url": "https://www.gezgincift.com/turkiyedeki-dunya-miras-listeler", "text": "Ülkemizin görülmeye değer fazlasıyla yeri var. Ama en önemlileri muhakkak Türkiyedeki dünya miras listeleri. Bir çoğunu belki biliyorsunuz ama eminiz arada bilmedikleriniz de var. Roma, Bizans ve Osmanlı' ya başkentlik yapmış kent 1985 yılında Dünya Kültür Miras Listesine alınmıştır. Tarihi yarımada bir çok tarihi yapıta ev sahipliği yaptığından en fazla turist ziyaretinin gerçekleştiği nokta da burasıdır. Anadolu geleneksel taş işçiliğinin ön planda olduğu cami iki kubbeli olup 1985 yılında Unesco Listesine alınmıştır. Katedralin tepesi tel ile örülmüş olduğundan manzara resmi çekme düşüncesi olanlar boş yere onca merdiveni çıkıpta kendine eziyet etmesin! Katedralin önündeki Haç çiçeği ve Roma döneminden kalma taşı da gitmişken görmelisiniz. Mısır, Babil ve Mitanni gibi Eski Doğu'nun büyük güçlerinden biri olan Hititler, yaklaşık M. Ö.1200 yıllarına kadar Anadolu'nun büyük bir kısmına hükmetmişlerdir. Hitit İmparatorluğu'na başkentlik yapmış Hattuşa, Çorum'a 80 km uzaklıktadır. Unesco tarafından 1986 yılında listeye alınmıştır. Dünyanın en yüksek açık hava müzesi olarak bilinen Nemrut 1987 yılında Unesco Listesine alınmıştır. Burada hükümdarlık yapmış Kommagene Kralı I. Antiochos'un tanrılar için yaptırdığı mezarı, yüksekliği on metreyi bulan heykelleri yaptırmıştır. Gün doğumu ve gün batımını Helenistik dönemin en görkemli kalıntıları eşliğinde izlemek ise unutulmaz bir anı olacaktır. Antik çağ'da Likya'nın en büyük idare merkezi olan bağımsız Xanthos kenti Perslerin egemenliğine girer. Yanan şehir tekrar inşa edilmiştir. Bundan sonra kente sırasıyla Romalılar, Bizanslılar ve Arap akınına girmiştir. Kente yerleşen her uygarlığın inşa etmiş olduğu yapılarda Likya gelenekleri, Roma ve Helenistik dönemin etkilerini görebileceğimiz yer 1988 yılında Unesco Dünya Mirası Listesine alınmıştır. Antik Çağ'da Likya'nın dini merkezi konumuna sahip bir yer olmuştur. Letoon'da Apollon, Artemis, Leto tapınakları ile aynı zamanda manastır, çeşme, Roma tiyatrosuna ait kalıntılarda bulunmuştur. Letoon'da Xanthos ile birlikte listeye alınmıştır. Adını bölgede yetişen bitkisinden alan kentte 14. yy'ın başından beri Osmanlılar hakimiyet kurmuştur. Kentin bugünkü halini 17. ve 18 yy. da almıştır. Karadeniz kıyısındaki Safranbolu şehri 1994 yılında Unesco Dünya miras listesine alınmıştır. 5000 yıllık tarihi ile günümüze kadar varlığını koruyan, Homeros'un İlyadasına konu olan antik kentin bugün çok önemli bir yer halindedir. Kent, bulunduğu konum itibariyle de bu bölgede hüküm süren uygarlıkların dier bölgelerle ticari ve kültürel bağlantıları açısından önemli bir rol üstlenmiştir. Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Cami 2011 yılında Unesco Dünya miras listesine alınmıştır. Bugün dünyada Unesco listesine alınan tek Cami özelliğini taşımaktadır. Konya'nın 45. km güneyinde Çomra'da yer alan 9.400 yıllık Neolotik yerleşme, 1. Temmuz.2012 de Türkiye'nin 11. Dünya Mirası Listesindeki yerini almıştır. Sıradışı güzelliğe sahip ve dünyada eşi benzeri olmayan peri bacaları diyarıdır burası. 7. ve 13 yy. da baskılara maruz kalan Hristiyanlar kaçarak buraya gelmişlerdir. Dolayısıyla Hrisitiyanlar için önemli bir merkezdir Göreme. 1985 yılında Unesco Listesine alınan Göreme'de bir çok alan da liste kapsamına girmektedir; Derinkuyu ve kaymaklı şehirleri, Theodoro Kilisesi, Karain Güvercinlikleri ve Soğanlu Arkeolojik alan. Kent'te bilinen bir çok tapınak ve dinsel yapının varlığı sebebiyle antik kent Arkeoloji literatüründe \"Holy City\" olarak adlandırılır. Kentin kuruluşu hakkınd yeterli bilgi ve kaynak olmamasına rağmen, Bergama krallarından II. Eumenes tarafından M. Ö II. yy başlarında kurulduğu bilinmektedir. Kent 1988 yılında Unesco Listesine alınmıştır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/turkiyenin-en-guzel-instagram-fotograf-noktalar", "text": "Malumunuz artık insanların bir yere gitmeye karar verdiği zaman google'dan sonra ilk baktıkları yer instagram oluyor. Türkiye'nin güzel yerlerini gördükçe içinizin açıldığı o müthiş fotoğrafları görünce memleketimizin her köşesi ne güzelmiş dedirtir cinsten. Bu yıl (2018) Nisan ayındaki ramazan'ı ve dolayısıyla sahillerdeki boşluğu fırsat bilerek hem Volvo sürüş deneyimi yaşayarak hem de sizlere yaz tatilinizden önce ilham olsun diye bizim için unutulmaz bir rota gerçekleştirdik. Yaptığımız rota iki haftalık olduğu için yorulmaya yorulduk. Ama gerçekten değdiğini itiraf etmeliyiz. Tabi size aynı rotayı yapmanızı tavsiye etmiyoruz. Yoksa insan olmaktan çıkabilirsiniz. Bizim artık hayat tarzımız gezmek olduğundan bu yorucu tempoya ciddi ciddi alışmış durumdayız. Şunu söyleyebiliriz sadece ; Gerçekleştirdiğimiz ege-akdeniz rotası üzerinde aşağıdaki vereceğimiz listedeki en beğendiğiniz yerlere göre kendi rotanızı çıkarabilirsiniz. Gezgincift instagram hesabımızı takip etmek için buraya tıklayabilir ve seyahatlerimizi daha yakından izleyebilirsiniz. Rotamıza İstanbul'dan start vererek önce Burdur ve ardından Antalya'ya vardık. Antalya'dan Kaş sahil yolunu takip ederek arada uğranacak yerleri de ziyaret ederek ucu Yunanistan'a kadar uzanan sıcacık bir seyahat gerçekleştirdik. Tüm seyahatimiz 14 gün sürmüş olup İstanbul'dan İstanbul'a toplam 4000 km yol yaptık. Burdur ilinde bulunan Salda Göl'ü Türkiye'nin Maldivler'i olarak son birkaç yıldır ün yapan yerlerden en önemlisi. 185 metreye ulaşan derinliğiyle Toros dağlarının arasında gizli kalmış Türkiye'nin en derin gölü, dünyanın ise üçüncü en derin gölüdür. Türkiye'nin en derin gölü olmakla birlikte bir diğer özelliği de en temiz gölü olmasıdır. Turkuaz mavisi suyu, minik taşlardan oluşan bembeyaz kumsalları ile ziyaretçilerine adeta tropik bir adada bulunuyor hissi yaratmasıyla Türkiye'den ender rastlanan doğal güzelliklerden bir tanesidir. Salda Gölü'yle ilgili daha fazla bilgi için buraya tıklayınız. Antalya ili Manavgat ilçesi, Beşkonak semtinde bulunan kanyon görenleri hayrete düşürüyor. Eğer doğayla iç içe olmayı, yürüyüş yapmayı seviyorsanız yolunuzu mutlaka Tazı Kanyonuna düşürmelisiniz. 200 metre yüksekteki kayalara oturup uçurumdan manzarayı izlemek inanılmaz bir duygu. Tarihi Köprüçay 'da bulunan Tazı kanyonu aynı zamanda Bilgelik Vadisi ismiyle de biliniyor. İçinden Köprüçay ırmağı geçen Köprülü Kanyon milli park statüsünde olan ender yerlerden bir tanesidir. Kanyon Isparta şehrinin Sütçüler ilçesinden başlayıp Antalya ilinden denize dökülmektedir. Kanyon'da iki tane köprü vardır. Rafting yaparken bunlardan ikisini de görebiliyorsunuz. Küçük köprüsü asıl usta, büyüğü ise ustanın kalfası tarafından yapılmıştır. Kanyonun ismi de bu köprülerden alınmıştır. Bundan iki yıl önce keşfettiğimiz müthiş adalardan bir tanesi. Ne suyun rengini ne de berraklığını anlatmak mümkün. Bu anlamak için Adrasan'dan kalkan teknelerle adaya gidip bizzat şahitlik etmeniz gerekiyor. İddia ediyoruz bugüne kadar görmediğimiz kadar güzel suya sahip, Türkiye'nin ender yerlerinden bir tanesi. Korsan Koyu Gelidonya Feneri yolu üzerinde minicik bir koy. Araçla rahat ulaşım olduğu için sıkıntısız ulaşım sağlayabilirsiniz. Melainippa liman kenti kalıntılarını içinde barındıran koy'a gitmek için sabah saatlerini tercih etmeniz faydalı. Çünkü öğleden sonra güneş çekiliyor ve hem soğuk oluyor hem de güneşin suya vurduğu o müthiş renk cümbüşünü göremiyorsunuz. Kamp kurmak için de oldukça ideal noktalardan bir tanesidir. Kaş Kalkan yolu üzerinde hayalleri süsleyen bir koy. Arabanızı yolun park edilebilir yerine çekip merdivenlerle kumsala kadar inebilirsiniz. Genelde sezon döneminde kalabalık oluyor. Eğer ben kalabalıkta keyif almam derseniz tabelanın olduğu kısımdaki kaya üzerinde oturup manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Hepimiz Kaputaş plajını biliyoruz. Bu sefer size Kaputaş'ın mini versiyonu göstermek istiyoruz. Kaputaş Plajına gelmeden önce denize girip, yüzebileceğiniz bir kayalık alan burası. Hatta aşağı zorlu inişten sonra küçük bir plajı var. Tedarikli gelmeniz halinde tüm günü burada geçirmek için oldukça keyifli bir yer. Son yılların en güzel pozlarının çekildiği meşhur Kelebekler Vadisi olmazsa olmazımız. Faralya bölgesinde bulunan Kelebekler Vadisi'ne ulaşmanın tek yolu teknelerdir. Ama denize girme niyetiniz yoksa araçla Kelebekler Vadisi'ni tepeden gören manzara noktasından geçiş mevcuttur. Aracını uygun bir yere park edip kayaların arasına dalın ve manzara için kendinize en uygun yeri bulun. Fakat dikkatli olmakta fayda var. O kayaların üzerine çıkmak inanın kolay iş değil. Yediburunlar'da size nokta atışı yapıyoruz. The Sunday Times gazetesinin \"Avrupa'nın En Gözde 100 Oteli\" listesine girmeyi başarmış Yediburunlar Lİghthouse Yeryüzü Uyandırma Oteline gideceksiniz. Burada ister kalın ister kalmayın. Ama otelin bulunduğu noktadan manzarayı görmemizlik etmeyin. Aynı zamanda gerçekleştirdiğimiz en güzel manzaralı ve unutulmaz kaya tırmanışını da otelin hemen yakınında gerçekleştirmiştik. İnanılmaz güzel yürüyüş ve tırmanış rotaları olan bir bölge. Yediburunlar ile arası 10 km olan Karaağa. Köyünde bulunan Alınca mevki Cennet Koyu'nun en güzel manzarasını ayaklarınızın altına alabileceğiniz bir konumdadır. İyi manzarayı yakalamak için kayaların arasından zorlu uğraşlarla ilerlemeniz gerekiyor. Ama bu zorluğa değeceğinden şüpheniz olmasın. Ölüdeniz şüphesiz Türkiye'nin en turistik ve gözde tatil yerlerinden bir tanesidir. Ama bu sefer gelin deniz seviyesinden değil de Ölüdeniz'e tepeden bakın. Yanınıza şaraplarınızı alın ve Ovacık mevkiindeki tepeye çıkın. Saat olarak çok geçe kalmazsanız en güzel renkleri yakalacağınızın da altını çiziyoruz. Türkiye'nin en uzun plajı ünvanına sahip Patara kumsalı aynı zamanda caretta caretta'ların da denizle buluştuğu noktadır. 18 km uzunluğundaki kumsalın hemen üst tarafında ise sizi çöllerde hissettirecek devasa kum tepeleri vardır. Bunun için kumsaldan yürümenizi tavsiye etmiyoruz. Araçla kum tepelerinin olduğu yere kadar giderseniz kum tepelerine rahatlıkla varabilir ve yorulmamış olursunuz. Gidilecek en iyi zamansa kesinlikle akşamüzeri güneş ışınlarının kırıldığı zamandır. Adanın en büyük özelliklerinden biri adanın kuzeybatısındaki Kleopatra Plajı da denilen küçük koyda mevcut olan ve Anadolu iklim kuşağında ve denizlerinde rastlanmayan bu adaya has kumlardır. Karbonatlı suların etkisiyle az sayıda ve uzun sürede oluşabilen kumlar bu nedenle koruma altına alınmıştır. Yaz başı veya sonu yani sezon dışında giderseniz daha az insan olacağından koyun tadını çıkarmak daha keyifli olacaktır. Finike-Demre arası yaptığımız yolu hiç unutamayacağız. Sahil boyunca birbirinden güzek koy ve manzaralar eşliğinde güzel bir sürüş rotası. Fotoğrafını eklediğimiz doğal havuz yol üstünde görülmeyecek kadar gizli bir yer. Oldu da buldunuz diyelim havuza inişin de zor olduğunu özellikle vurgulamak isteriz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/turkiyenin-en-iyi-kayak-merkezler", "text": "Kayak meraklıları ve kayağa yeni başlayacak olanlar için Türkiyenin En İyi Kayak Merkezlerini listeledik. Zorluk derecelerinden en iyi dönemlerine kadar tüm detayları makalemizde bulabilirsiniz. - Bursa, Uludağ Kayak Merkezi Türkiye'nin ilk kayak merkezi olan Uludağ ayrıca, en büyük kayak merkezi unvanını taşımaktadır. 1961 yılında milli park ilan edildiğinden beri kaliteli bir şekilde yürütülen işletmesi ile en çok rağbet gören kayak merkezidir. Birçok farklı zorluk seviyesine uygun pistlerin bulunduğu Uludağ, Uludağ kayak merkezi Alp ve Kuzey disiplini ile tur kayağı, helikopterli kayak ve bigfoot seçenekleri bakımından uygun bir coğrafyaya sahip. Renkli eğlenceleriyle de meşhur bir kayak merkezidir. Sömestr döneminde düzenlenen kış festivalleri, öğrenci şenlikleri ve renkli gece hayatı ile Uludağ, buz gibi soğuklarda hararetli ve neşeli eğlencelerin bir numaralı adresidir Uludağ. Aralık-20 Mart tarihleri arasındaki dönem kayak yapmak için en uygun zamanlardır. Metreleri bulan kar yağışıyla bölge binlerce kişiye hizmet verilmektedir. - Bolu, Kartalkaya Kayak Merkezi Ankara ve İstanbul'un tam ortasında, Bolu'nun merkezine 38 km uzaklıkta bulunan bu önemli kayak merkezi, Köroğlu Dağları'nda yer alan Kartalkayadır. Konumunun da etkisiyle en çok ilgi gören kayak merkezlerinden birisi olma özelliğine sahiptir. Çevresi muhteşem çam ormanlarıyla kaplı olan Kartalkaya, ılıman bir iklime sahiptir. Merkeze oldukça yakın 3 büyük otel de kaliteli ve konforlu hizmetleriyle tercih edilmektedirler. Kar kalınlığı 3 metreye ulaşan Kartalkaya, Avrupa standartlarında hazırlanmış özel bir snowboard pisti bulunmaktadır. Kayak sezonunun Aralık ortasından Mart sonuna kadar devam ettiği Kartalkaya'da daha sakin, keyifli ve ekonomik bir kayak tatili için hafta içlerini tercih etmekte fayda vardır. - Kocaeli, Kartepe Kayak Merkezi İstanbul'a sadece 115 km uzaklıkta bulunan Kartepe kayak merkezi, kış turizmine katkısı olan önemli kayak merkezlerinden birisidir. Aynı zamanda Sapanca Gölü'ne olan yakınlığından dolayı birçok tatilcinin de ilgisini çekmektedir. Araba ile 20 dakikada zirveye çıkılabilen tesistir. Her bütçeye uygun kayak merkezine ev sahipliği yapan Kartepe' de ister 5 yıldızlı bir otelde ister küçük bir pansiyonda konaklayabilirsiniz. Toplam 12 adet piste sahip olan tesiste ayrıca lift, telesiyej ve teleski hizmetleri de verilmektedir. İsterseniz günü birlik bir kayak turuna da katılabilir, önemli özelliklerinden birisi ise, Türkiye'de tek bir ski pass ile aynı anda tüm pistlerde kullanılabilen nadir kayak merkezlerinden biri olma özelliğini taşımaktadır. Aralık başından ve Şubat sonuna kadar devam eden kayak sezondan faydalanabilirsiniz. - Erzurum, Palandöken Kayak Merkezi Erzurum'a bağlı olan merkez, Palandöken Dağları üzerinde kurulmuş olup, Erzurum şehir merkezine yalnızca 10 km uzaklıktaki, ayrıca Türkiye'nin en yüksek zirvesine sahip olmaktadır.2011 yılında Dünya Üniversitelerarası Kış Olimpiyatları'na ev sahipliği yapan Palandöken, Türkiye'deki en uzun pistlere sahip olmasıyla ünlü bir kayak merkezidir. Kar kalınlığı 2-3 metreyi bulur. Günde 32 bin kişi kayak yapabilecek kapasiteye sahip olan Palandöken Kayak Merkezi, 3125 metrelik bir piste sahiptir Palandöken. Sadece lüks oteller değil uygun fiyatlı konaklama tesisleri de bulabileceğiniz merkezde 3125 metre yükseklikten 2100 metreye kadar durmadan kayabilmeniz mümkün. Kar kalitesi, Kasım'ın başından Mayıs sonuna kadar süren uzun kayak sezonuyla rağbet görmektedir. Eğer profesyonel bir kayakçıysanız, zorlu Ejder Tepesi'nden mutlaka kaymalısınız ve 27 no'lu pist ülkemizin en uzun pistlerinden biri olma özelliği taşımaktadır. - Kayseri, Erciyes Kayak Merkezi Türkiye'nin en yüksek 5. dağı olan Erciyes Dağı'nın eteklerinde kurulu olan Erciyes Kayak Merkezi, Kayseri kent merkezine 25 km mesafede yer alıyor. Kayak pistlerinin jandarma korumasında olduğu merkezde, olası sağlık problemlerine karşı bir de sağlık ocağı hizmet verilmektedir. Türkiye'deki en uzun telesiyej hizmetlerinden birine sahiptir. Kayakçılar tarafından oldukça avantajlı bulunan pist 1800 ve 3000 metre arasında yüksek zirvelere sahiptir. Erciyes'te normal kış koşullarında kar kalınlığının 2 metreyi bulduğu sezon başı ve sonunda yeterli kar olmaması durumunda, suni karlama da yapılabiliyor. Aralık ve Mart ayları kayak yapmak için en verimli dönemdir. Her bütçeye hitap eden konaklama tesislerine ve kamp yapılabilecek alanlara sahiptir. - Kars, Sarıkamış Kayak Merkezi Kars ilimizde yer alır ve önemli bir kayak merkezi olma özelliği taşımaktadır. Kayak tutkunları tarafından dünyanın her yerinden ziyaret edilmektedir. 2.634 metre yükseklikte bulunan ve Kars'a 55 km mesafede yer alan kayak merkezi, kar kalitesi açısından oldukça önemli bir yere sahip. Sarıkamış, kristal karları yüzünden \"Türkiye'nin Alpleri\" olarak anılıyor. Çamlar arasında 12 kilometreyi bulan 5 etaplı piste sahip bölgenin oldukça etkileyici bir güzelliği var. Sarıkamış'a ziyaretinizi 20 Aralık-20 Mart arasında yapabilirsiniz. Telesiyej ve teleski hizmetleri de veren Sarıkamış Kayak Merkezi dünyanın gözde kayak merkezlerinden biri haline gelmektedir. - Gümüşhane, Zigana Kayak Merkezi Gümüşhane'ye 40, Trabzon'a ise 60 kilometre uzaklıkta bulunan Zigana kayak merkezi genellikle ormanlık alan ile kaplıdır. 1.900-2.500 metre arası yükseklikte yer alan bölge sezonu aralık ayında açıyor ve nisana kadar devam ediyor. Kayak merkezinde bir adet teleski, bir adet baby-lift tesisi de mevcuttur. - Isparta, Davraz Kayak Merkezi Isparta ilimize 26 km uzaklıktadır Kayak denilince Akdeniz Bölgesi pek çok kişinin aklına gelmez. Önemli bir kayak merkezi olan Davraz, sahip olduğu kaliteli konaklama tesisi ile hem kayak severlere konforlu bir konaklama hizmeti sunmakta hem de bu sporu layığı ile yapmalarına olanak tanımaktadır. Davraz, en yüksek 2250 metreye varan zirveleri, pistleri ve yumuşak kar dokusuyla hem amatör, hem profesyonel kayakçılar için oldukça ideal parkurlar sunuyor. Kayak sezonunun Aralık'ta başlayıp Nisan'da son bulduğu Davraz'da, kar kalınlığı genellikle 50 ile 250 cm arasında değişiyor. - Kastamonu, Ilgaz Kayak Merkezi Ilgaz Kayak Tesisleri Kastamonu-Çankırı arasında bulunuyor. Kayak yaparken bir yandan da muhteşem doğa manzarasının tadını çıkarabileceğiniz bu kayak merkezi, köknar ve çam ormanları ile kaplı bir alana sahiptir. 2.850 metre yükseklikte bulunan ve ortalama 2000 metre uzunlukta kayak pistlerine sahip olan Ilgaz Kayak Merkezi, Ilgaz Sıradağları üzerinde, Ilgaz Milli Parkı içerisinde bulunuyor. İki adet pisti bulunan kayak merkezinde, pistlerden birinde gece kayak yapma imkanınız da mevcut. Kayak ve snowboard severler için kaçırılmaması gereken bir güzellik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Aralık-Nisan aylarında hizmet vermektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/turkler-icin-en-ucuz-ulke-lviv-ukrayn", "text": "Döviz almış başını gidiyorken dolar neredeyse 4 TL'e yaklaşmışken üzülmeyin hala bir kaç ülkeyi gezmek için şansımız var. Türkler için en ucuz ülke Lviv Ukrayna olduğunun altını çizelim. Tabi Lviv dışında da çok ülke var ama malum uçak fiyatları cep yaktığı için şimdilik en yakınımızda uçak biletine çok para vermeden gidebileceğimiz başlıca ülkelerden birisi Ukrayna oluyor. Lviv'e ilk seyahatimizi 4 kişi olarak 2015 yılının Ocak ayında yapmıştık. Aradan geçen 2 yıl sonra bir kaç gün boşluk bulunca 2017 Kasım ayında tekrar gitme şansımız oldu. 2 yıl önceki ziyaretimizde gün gün ne kadar harcadığımızı kaleme almıştık. Dilerseniz Lviv Gezi Maliyeti makalemizden ne kadar harcama yaptığımıza bakabilirsiniz. Bazen uçak firmaları öyle indirimler yapıyor ki Avrupa ülkelerine gerçekten çok uygun fiyatlara uçak biletleri alınabiliyor. Ama bunun karşılığında da devreye Schengen vizesi giriyor. Eğer schengen'iniz varsa düşünmeden kampanyalı bilet bulduğunuzda kredi kartınızı yapıştırabilirsiniz. Ama yoksa Schengen vizesi süresi ve ücretleri insanı baya hırpalıyor. Lviv Türkler'den vize istemeyen ülkelerden bir tanesi. Böyle olunca da elimizi kolumuzu sallayıp gidebiliyoruz. Seyahat etmeninin en kolay yanlarından bir tanesi de gidilecek ülkenin vizesiz olması değil mi! Ama Lviv'in bir güzelliği daha var. Vizesiz olmasının yanı sıra pasaport sahibi olmayanlara da kucak açıyor. Pasaportunuz olmasa dahi Ukrayna'ya giriş yapabilirsiniz. Ukrayna'ya Kimlikle Seyahat makalemizden tüm detayları öğrenebilirsiniz. Seyahat etmenin uçak bileti haricinde bir diğer ana masrafı konaklamadır. Hadi Avrupa bir şekilde uçak biletini aldınız diyelim. Bu sefer konaklama ücreti devreye giriyor. Örnek vermek gerekirse bugün Paris'te bir yatakhanede gecelik konaklama 74 TL, Roma'da 42 TL, Amsterdam'da 40 TL, Berlin'de 42 TL'dir. Otel fiyatlarına baktığımız zaman ise çift kişi gecelik konaklama ücreti Paris'te 54 usd, Berlin'de 44 usd, Amsterdam'da 93 usd, Roma'da ise 55 usd'dir. Şimdi bunları Lviv ile kıyaslarsak bakalım aradaki maliet farkı ne kadar. Yatakhaneli hostellerde bir kişi gecelik ücretler 11 TL'den başlıyor. Lviv'de bir otelde kalmanın bedeli gecelik iki kişi 13 usd, merkeze bir kaç yüz metre uzaklıkta olmasını isterseniz 21 usd'den başlıyor. Gördüğünüz gibi kıyas yapmaya kalkınca aradaki fark çok bariz ortada. İki seferdir Lviv'de ev kiralıyoruz. Size de tavsiyemiz otelin bir odasına sıkışmak yerine ev kiralayıp seyahat ederken kendinizi evinizdeki gibi hissetmeniz. Bu yüzden iki seçeneğiniz var. Birincidi booking üzerinden diğer Dobovo sitesi üzerinden ev kiralamanız. Biz her ikisini de incelediğimiz de Dobovo sitesinde beğendiğimiz evlerle aynı sınıftaki evleri booking'de daha uyguna bulduğumuz için booking'den kiraladık. 3 geceliğine toplam 113 usd ücret ödedik. Ev 1+1 olmasına rağmen yatak odasındaki çift kişilik yatağı ve salonda açılır koltuğu ile çok rahat 4 kişinin kalabileceği standartta bir evdi. Peki evi kiraladık kiralamasına da anahtarı nasıl teslim alacağız sorusunu aklınızı sakın ola bulandırmasın. Evi kiraladığınız site üzerinden check-in saatinizi belirleyip ev sahibiyle iletişime geç ya da talepte bulun bölümünden şu saatte adresin önünde olacağım demeniz yeterli. Saatinde adresin önünde ev sahibiyle buluşup anahtarı teslim alabilirsiniz. Lviv'e İstanbul'dan direk uçuşlar bulunmaktadır. İster Atatürk havalimanından isterseniz Sabiha Gökçen'den gitme imkanınız var. Uçuş süresi tam 2 saattir. Uçak biletini almak için en uygun siteler uçak arama motorlarının olduğu sitelerdir. Biz 2017 Kasım ayı seyahatimiz için tek kişi gidiş dönüş uçak biletimizi arama motorunda 336 TL'e bulduk. Bulduğumuz ücreti kontrol etmek için asıl uçak firmasının sitesine girdiğimizde fiyatın çok daha pahalı olduğunu görünce tek çare bileti uçak arama motoru sayfasından almakta bulduk. Yani tek kişi gidiş dönüş İstanbul Atatürk Havalimanından 336 TL'e biletimizi aldık. O yüzden bilet almadan önce siz de hem arama motorlarından hem de uçak firmalarının kendi sitelerinden fiyatları kontrol edip en düşük fiyat hangisindeyse biletinizi oradan alabilirsiniz. Lviv havalimanından şehir merkezi toplam 6.1 km uzaklıkta. Araçla 15 dakika sürüş mesafesindedir. Havalimanı kapısından çıkar çıkmaz karşıdaki kaldırıma geçin. Burada otobüs işareti olan tabelayı göreceksiniz. Tam bu noktadan 9 numaralı troleybüs geçiyor. Önceden bilet almanıza gerek yok. Otobüse bindikten sonra şöföre 3 uah ödeme yaparak havalimanından Ivan Franko Üniversitesinin olduğu yere kadar gidebilirsiniz. Buradan da 1 numaralı tramvay ile Rynok meydanına yine 3 uah karşılığında çok rahat gidebilirsiniz. Easyway sitesinden hem tramvay hem troleybüs rotalarına, mesafelerine detaylı bakabilirsiniz. Gelelim taksiyle şehir merkezine ulaşıma. Havalimanına inip valizleri alıp dışarı adım atmadan taksiciler kapının önünde müşteri kapma derdinde. Allahtan ısrarcı değiller. Ücreti soruyorsunuz eğer işinize gelmeyen bir rakam teklif ediyorlarsa basıp yürüyorsunuz ne arkanızdan seslenen ne de gelen oluyor. 2 yıl önce ne güzel pazarlık etmeden taksiciler makul fiyat veriyordu. Şimdi kafayı yemişçesine fiyatları şişirmişler. 6 km için 250 grivna yani 36 TL istiyorlar. Ucuz ülke diye okuyup gittiğiniz yerde daha en başında bu fiyatları duyunca yahu nasıl ucuz ülke demeyin. Sonuçta onlar da kime ne tutturursa. O yüzden bırakın taksiyi ülkeye adım atar atmaz yerel takılın. Ama yok ben daha başından halka karışmam derseniz yardımınıza Uber yetişiyor. 250 Grivna yerine 70 Grivna ödeyerek Uber sayesinde mis gibi şehre ulaşabilirsiniz. Lviv yürüyerek gezilecek en güzel şehirlerden bir tanesi. Hem büyük olmadığından bir yerden başka bir yere ulaşım için toplu taşımaya binme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Böylelikle yürüyerek gezerken şehrin ara sokaklarına da girip farklı noktalarını da görme şansınız oluyor. Şehirde görülmeye değer en uzak noktalardan biri 1.9 km ile Lychakiv mezarlığı ve 1.6 km ile High Castle'dır. Ukrayna'da ulaşım, konaklamada olduğu gibi yeme-içme de sandığınızdan daha ucuz. Restaurant'ların şık olması buraya girmenize engel olmasın. Lviv'de gözünüze neresi çarpıyorsa gönül rahatlığıyla girebilirsiniz. Zaten pahalı yemeği bizim Türkiye'de yediğimiz bir öğün kadar tutuyor. Aşağıda listelemiş olduğumuz restaurantlar tavsiye ettiklerimiz. Çok daha fazla sayıda restaurant var ama listeye eklemeye kalkarsak ciddi anlamda uzar diye biz en iyilerini ekledik. Ve her bir restaurantın ortalama yemek ücretlerini de yanına yazdık ki en az ve en çok ne kadar ödeyebileceğinizi bilin sürpriz olmasın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/uc-serefeli-cam", "text": "Caminin yapımını 1410 yılında Yıldırım Beyazıt Hanı'ın oğlu Musa Çelebi başlatmıştır. 27 sene sonra 1937 yılında temeli atılan yapıyı Mehmet Çelebi'nin oğlu II. Murat Han 1447 yılında tamamlamıştır. Caminin mimarı; o dönemin meşhurlarından felçli Mimar Muslihiddin'dir. Caminin ilk adı II. Murat yaptırdığı için Muradiye imiş. Sonra adı değişip Yeni Cami ardından halk şerefesinden dolayı buraya Üç Şerefeli Cami demeye başlamıştır. Üç Şerefeli Cami Selçuklu mimarisinden Osmanlı mimarisine geçisin ilk örneklerinden olup Edirne'de yapılan ilk 3 şerefeli minare bu camidedir. Edirne'deki camiler içinde ilk avlusu olan cami burası olmuştur. Şadırvan avlusunun dört bir yanına yerleştirilmiş, her biri farklı boyut, genişlik, farklı geçiş unsurlarına sahip dört minaresiyle ilk uygulamadır. Bunlardan birincisi camiye adını veren üç şerefeli olanıdır. Bu minareye üç ayrı yoldan çıkılmaktadır. Bu uygulamaya ilk defa burada rastlanmaktadır. III. yol ise sadece 3. şerefeye çıkmaktadır. İki Şerefeli olan 2. minare baklava motifli ve iki yolludur. Bu camiyle birlikte çok kubbeli yapıdan tek ve merkezi kubbeli bir yapıya geçilmiştir. Caminin ortasında bulunan 24 metre çapındaki büyük kubbe; ikisi serbest, dört tanesi duvarlar içinde bulunan altı paye ile taşınmaktadır. Ana kubbe yanlardaki diğer kubbelerle desteklenmiştir. O tarihe kadar yapılmış en büyük çaptaki kubbe, bu merkezi kubbedir. Caminin toplam 9 adet kubbesi vardır. Bu türde kubbeli ve revaklı harem avlusu ilk defa üç şerefeli camiinde uygulanmıştır. 22 adet kubbesi vardır. Bu model daha sonraki camilere örnek olmuştur. Caminin kıble yönündeki mezarlıkta; o dönemin (1666-1875) ileri gelen zatları bulunmaktadır. Mezarlıkta 195 mezar taşı mevcuttur. Bu hazire Osmanlıdan günümüze kadar ulaşan hazirelerimizden birisidir. Edirne Üç Şerefeli Cami, geçmişte farklı yapılarda tek tek uygulamış bir takım unsurları kendi bünyesinde yeni bir anlayışla kaynaştırırken, kendinden sonraki giderek klasikleşen Osmanlı mimarlık anlayışına da bir başlangıç oluşturmuştur."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ucak-seyahatinde-gicik-eden-durumla", "text": "Bir çoğuna göre uçakla seyahat etmek eğlenceli bir deneyim gibi gözükebilir. Bazılarımız seyahat edeceğimiz noktaya ulaşacağımız için büyük bir haz ve heyecanla uçak yolculuğu yaparız. Bazılarımız ise uçak fobisi olmasına rağmen zorunluluktan dolayı seyahat etmek zorunda kalabilir. Ancak her durumda da aslına bakılırsa uçakla seyahat etmek hiç de iç açıcı bir seyahat şekli değildir. Öncelikle ilk neden uçakta ufacık yere hapis olma durumu söz konusudur. Yüzlerce yolcu ile uçak içerisinde aynı havayı solumak, saatlerce yapılan yolculuk boyunca size ayrılan bir koltukta sıkışıp kalmak, daracık tuvaletleri kullanmak gibi birçok dezavantajı bulunmaktadır. Özellikle gündüz yapacağınız uçuşlarda başınıza gelme olasılığı çok yüksektir. Uçağa bindiğiniz andan itibaren inene kadar bu işkenceyi çekmek zorunda kalabilir ve bunu engelleyebilmek için elinizden hiçbir şey gelememektedir. Çocuğunuzla çıkacağınız tatilin en önemli ve sancılı geçen evresi uçak yolculuğudur. Uçağın iniş ve kalkış zamanı çocuğunuz huysuzlanıp mızmızlanmasını önlemek ve onların rahat bir yolculuk yapabilmesi için iniş ve kalkış esnasında çocuğunuzu emzirmeli, biberonundan yada şişeden sıvı tüketimini sağlamalı yada sakız çiğnetmelisiniz ki bu süre daha basit hale gelebilsin. Her ne kadar uçuş kuralları artık ezbere bilinir bir hale gelmiş olsa dahi insanlarımız halen bu kurallara riayet etmemektedir. Zannedersiniz uçağın yarısı tam uçağa binme inme anında milyon dolarlık ihale hallediyorlar. Uçağın piste ayak basması ile insanların telefonlarını açması aynı ana denk geliyor. Yemek zamanı koltuğunu yatar pozisyonda bırakıp arkada oturanı düşünmeyen yolcular, kemerlerini bağlamayanlar, kalkış ve iniş esnasında elektronik cihazlarını kullananlar ve daha fazla rahatsız edici bir çok durumla karşılaşabiliyoruz. En sevmediğimiz şey. Karşısındaki görevliye hizmetçi muamelesi yapanlar, uçağa binince kendini lord zannedenler, uçuş parasını verdi diye personeli kendi çalışanı sananlar bu kategoriye girmektedirler. Uçuş boyunca içkiyi fazla kaçırıp ortamı gerenler, yüksek sesle şarkı söyleyenler, öfkesine hakim olamayanlar ne yazık ki huzurlu seyahat etmek isteyenleri rahatsız etmektedirler. Şehirler arası ısa mesafeli uçuşlarda birbirinden kopamayan, muhabbete ara vermek istemeyip yolcuların başına dikilip muhabbet edenler ya da uzun uçuşlarda yanınızda oturan yolcuların aralarında bağıra bağıra sohbet etmeleri inanın diğer yolcuları ciddi anlamda rahatsız etmektedir. Anektot : 2009 yılı İstanbul Bangkok arası Business gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuzda ayakkabılarını ve çorabını çıkarıp ön koltuğun tepesine ayaklarını uzatıp, hosteslerin uyarılarına rağmen bu hareketi yapmaktan geri kalmayan bir yolcu ile karşılaştık. Yüzlerce insan uçuş boyunca aynı tuvalete giriyor. Tabi ki yolcuların en doğal hakkı ancak tuvalet adabına uymadıkları için diğer yolcularda bu pis tuvaletlere girmek zorunda kalıyor. Biraz dikkat ve özen gösterilmesi halinde yolculuk daha keyifli ve katlanılabilir bir hal alabilir. Yolculuklarda ufak el çantalarımızı veya hafif bagajlarımızı koymamız için kabin içi bölümler mevcuttur. Fakat bunu tersinden anlayıp komple bagajlarını uçağın içine taşıyanlar ile karşılaşmışsınızdır. Koca koca bavullarını, poşetlerini, çantalarını vs.. yukarı bölmeye doldururlar ve siz kendinizin bir el çantasını koymaya yer bulamazsınız. Ancak bu duruma daha çok kendini geliştiremeyen toplumların uçuşlarında daha çok rastlanmaktadır. İlginç bir rehber olmuş okurken oldukça keyif aldım, çok teşekkürler."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ucakta-cay-kahve-icilir-m", "text": "İşte asıl tartışma konusu olan soru budur. Uçak içindeki su kargo bölümünde yer alan su tanklarında muhafaza edilmektedir. Ve basınçlama yönetimiyle su tankındaki su uçak içindeki tüm musluklara dağıtılmaktadır. Uçak içindeki tanklara bu sular farklı farklı ülkelerden doldurulmaktadır. Bu ülke Afrika olabileceği gibi bir Avrupa ya da Asya ülkesi de olabilir. Her 100 uçağın 15'inin su tankında koliform bakterisi bulunmuştur, Koliform bakterisi 48 saat içerisinde laktozdan asit ve gaz üretebilen bir bakteri türüdür. Bu bakteri hastalığa sebep olmaz fakat çok kolay kültür oluşturur. Koliform söz konusu olduğundan 2013 yılında yapılan değerlendirme sonucu yine her 8 uçağın 1'inin suyunda koliform tespit edilmiştir. Yani bu demek oluyor ki 8 uçaktan 1'i su güvenliği için standartları yerine getirmemektedir. Bir çoğumuz suyun ısıtılmasının hastalıkları ve bakterileri öldüreceğine inanmaktayız ama bu ne yazık ki doğru değildir, bakterinin bizlere bulaşmasını engellememektedir. Fakat tek göz önüne almamız gereken uçağın su tankları olmamalıdır. Su tankının temizliği ne kadar önemliyse bu su tanklarına su taşıyan hortumlarının da temiz olması oldukça önemlidir. Temiz olmayan hortumlar sayesinde zararlı bakteriler su tanklarına karışmaktadır. Bir yolcu olarak uçağın su tankının ya da su taşıyan hortumlarının temiz olup olmadığını tespit etmek imkansızdır. Bunun için artık yeni düzenlemeler ve önlemler getirilmiştir. Buzlar uçaklarda musluk sularında temin edilmemektedir. Su tankları ve suyu taşıyan hortumların temizliği konusunda ciddi denetim ve önlemler söz konusudur. Çay ve kahvenin paketli şişe sulardan yapılıp yapılmadığını uçak görevlilerinden öğrenebilirsiniz, Eğer güvenli ve temiz bir ülkeden uçağa bindiyseniz çay kahve içmemeye özen gösterin, uçuş ekibi suyun ne zaman boşaltılıp ne zaman doldurulduğu konusunda tam bilgi sahibi olmayabilir, İşte uçak içindeki su hakkında genel bilgileri artık öğrendiniz. Biz bu durumu öğrendiğimiz günden beri uçak yolculuklarımızda ne çay ne de kahve içiyoruz. Size illa için ya da içmeyin demiyoruz ama yukarıda yazdıklarımızı dikkate alarak çay kahve tüketimini gerçekleştirebilirsiniz. Uçakta çay kahve önerilmemesinin bir diğer sebebi de bu ikisinin diürez yapıp vücutta su kaybına sebep olmasıdır. Bunun yerine hidrasyonu sağlamak amaçlı su içilmesi tavsiye edilir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/ukraynaya-kimlikle-seyaha", "text": "Ukrayna ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma gereği artık Ukraynaya kimlikle seyahat yapılabiliyor. 14 Mart 2017 tarihinde karşılıklı imzalanan anlaşma gereği artık Ukrayna'ya pasaportsuz kimlik kartıyla seyahat gerçekleşecek. Ama bu demek değil ki kimlik kartı olan herkes seyahat edebilecek. Bu şu demek oluyor her kimlik kartı olan Türk vatandaşı elini kolunu sallayarak Ukrayna'ya seyahat edemeyecek. Bunun için yeni kimlik çipli kartınızın olması şart. 1 Haziran 2017 tarihi itibariyle Ukrayna yeni çipli kimlik sahiplerinden pasaport zorunluluğu aramadan ülkeye girişi serbest hale getirdi. Anlaşma gereğince Türk ve Ukrayna vatandaşları 180 gün içinde toplam 90 günü aşmamak şartıyla taraf ülkenin herhangi birinde kalabilecek aynı zamanda transit geçebilecek. Bu uygulama sayesinde pasaport sahibi olmayan Türk vatandaşları pasaport ücretinden de kurtulmuş sayılıyor. Tabi başka ülkelere şimdilik planları yoksa. Yeni çipli kimlik kartını hala çıkarmadıysanız Kimlik Kartı Randevü sitesinden Randevü Al kısmını tıklayarak istenilen tüm bilgileri doldurmanız ve size en yakın il ve ilçe'yi seçerek en uygun tarihe randevü almanız gerekiyor. Randevü'yü aldıktan sonra size bilgisi yollanan tarih ve saatte sizden istenen evraklarla beraber hazır olmasınız. İstenen Belgeler : İlk defa kimlik kartı başvurusu; nüfus cüzdanı, uluslararası aile cüzdanı, pasaport, sürücü belgesi, memur cüzdanı, avukat kimlik kartı, askeri kimlik kartı, basın kartı veya muhtarlıkça düzenlenmiş talep belgesi gibi kimlik belgesi yerine geçen fotoğraflı belge ve bir adet son altı ay içerisinde çekilmiş biyometrik fotoğraf ile yapılır. Yeni Kimlik Kartı Ücreti : 2016 yılı kimlik kartı bedeli; kanuni bildirim süresi dışında doğum nedeniyle düzenlenen kimlik kartı için 16 TL, değiştirme nedeniyle düzenlenen kimlik kartı için 16 TL ve kayıp nedeniyle düzenlenen kimlik kartı için 32 TL'dir. Kimlik kartı bedeli başvuru sırasında tahsil edilir. Başvurunu yaptıktan sonra kimliğiniz adresine kargolanacaktır. Ama daha basit bir yoldan bahsetmek gerekirse. Eğer İstanbul dışında bir ilde yaşıyorsanız Nüfus Müdrülüğüne giderek 2 dakikada kartınızı çıkarmanız mümkündür. Ben bu işlemi Trabzon Nüfus Müdürlüğünde yaptım. Eski kimlik kartım ve biometrik fotoğrafla beraber 16 TL ödeme yaparak 2 dakikada tüm işleri hallettim. Yeni çipli kimlik kartının elime ulaşması ise yaklaşık 2 hafta sürdü."} {"url": "https://www.gezgincift.com/urdun-gezi-ve-seyahat-rehber", "text": "Ürdün gezi rehberi detaylarını vermeden önce Ürdün planımız nasıl şekillendi, ne oldu da Ürdün'e gitmeye karar verdik, Ürdün pahalı bir ülke mi, Ürdün'e tek bayan gidilir mi, Ürdün güvenli mi, Ürdün'e vize var mı, Amman uçak bileti nereden alınır bu soruları cevaplamanın daha doğru olacağını düşündük. Aslına bakarsanız Ürdün hep aklımızda ama bir yandan da uzun bir süre planlarımızda dahil olmayan ülkelerden biriydi. Nedense hep öteler dururduk burayı. Demek ki birinin hadi kalkın Ürdün'e gidiyoruz diye dürtmesi gerekiyormuş bizi. Pegasus havayollarına atladığımız gibi soluğu Ürdün'de alıyoruz. İstanbul'dan başladığımız yolculuk Ankara aktarmalı olarak Ürdün'ün başkenti Amman'a oldu. Ankara Amman gidişi 2 saat 20 dakika sürüyor. Dönüş ise 1 saat 30 dakika. Yolculuk esnasında ekranlardan haritayı takip ederseniz uçuş rotasında İsrail'in üzerinden geçmediğinizi fark edeceksiniz. O yüzden rota İsrail'in çevresinden dolanarak gerçekleştiriliyor. Ülkenin resmi adı Ürdün Haşimi Krallığıdır. Günümüzde Ürdün Parlamenter sisteme dayalı bir krallık sistemi ile yönetiliyor. Ürdün, antik harabeleri ve efsanevi şehirleriyle adeta açık hava müzesi gibidir. Yapılarıyla bakış açınızı genişletebileceğiniz aynı zamanda fotoğrafçılar için adeta cennet bir ülkedir. Dünyanın en büyük dinlerinin önemli rolü olan ülke lezzetli yemeklere, konukseverliğe ve maceralı destinasyonlara sahiptir. Bu ülkede seyahat ederken birbirinden farklı deneyimleri aynı anda yaşamanız mümkündür. Aynı gün içinde tuz gölünde tuzun gücüne şahit olup ardından Unesco kültür mirası yapısına gidip heybetli yapıları görüp gün batımını çölde yapabilirsiniz. Ben gün içinde hızlıyımdır araya deniz de sıkıştırabilirim derseniz Ürdün bu imkanı da Akabe şehri ile ziyaretçilere sunmaktan geri kalmamaktadır. Ülke ufak olduğu için her yeri gezip görme imkanı sunuyor. Ürdün halkının %95'i Müslüman %5'i ise Hristiyandır. Nüfusu 9.5 milyondur. Alışılmış Orta doğu devletlerinden çok farklıdır. Diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi Ürdün'de petrolü yoktur. Petrol olmadığı gibi başka yeraltı kaynağına da sahip değildir. Yeraltı kaynağı olmadığı gibi bir de ülkenin su sıkıntısı vardır. Dünyanın 4. kurak ülkelerinden bir tanesidir. Ama buna rağmen şehirler düzen içinde inşa edilmiştir. Ürdün nüfusunun %51'i 15 yaşın altında olup ülkenin nüfus artış hızı %3 civarındadır. Ülke'nin sınır komşuları Arabistan, Irak ve Suriye olmasına rağmen ülke her zaman çatışmalardan uzak kalmıştır. Arap baharından etkilenmemiş ve kargaşaya karışmamıştır. Bunun sebebi aslında çok basit. Bir yandan İsrail'e sınır olduğu için aslında Ürdün İsrail'in güvenliğini sağlayan ülke konumundadır. Bugünkü Ürdün toprakları Hz. Ömer döneminde Müslümanlar tarafından fethedildi. 12. yy'da bir süre Haçlıların işgali altına girdi. 1187'de Haçlılardan kurtarıldıktan sonra sırasıyla Eyyubilerin, Fatimilerin ve Nemlüklülerin elinde kaldı. Nemlüklülerden sonra 1517'de Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim tarafından alınarak Osmanlı toraklarına katıldı. Ve Osmanlı bayrağı dalgalanmaya başladı. 400 sene Osmanlıların elinde kaldıktan sonra 1917'de İngilizler tarafından işgal edildi. İngiltere 1946'da Londra anlaşması gereğince Ürdün'e bağımsızlığını verdi. Ve ürdün haşimi krallığı adı altında bayrağı göklere çekilir. 1916-21 yılları arasında Hicaz'daki Mekke emiri Şerif Hüseyin Osmanlı'ya karşı ayaklanarak Hicaz'da krallık ilan etti. Şerif Hüseyin'in kullandığı bayrak bu dönemde Arap ayaklanmasının barağı olarak da kullanıldı. Aynı süreçte oğlu Prens Abdullah bin Hüseyin de Doğu Ürdün emirliğini kurdu. Ve 1921 yılında şu an ki Ürdün bayrağı yıldızsız olarak kullanıldı. Aynı tarihlerde Irak Krallığının ilk zamanlarında ve Hicaz'da da aynı bayrak kullanıldı. 16 Nisan 1928 tarihinde Abdullah bin Hüseyin'in emriyle Ürdün bayrağına bir yıldız eklendi. Ve bugünkü resmi Ürdün bayrağı hala budur. Ürdün bayrağının boyu genişliğinin 2 katıdır. Renkler Ürdün tarihini yansıtır. Siyah renk savaşları ve düşman saldırılarını, beyaz hoşgörü ve iyiliği, yeşil verimli toprakları kırmızı ise düşman kanlarını temsil eder. Yedi köşeli yıldız ise kurandaki 7 ayetten oluşan fatiha suresini sembolize eder. Ürdün vize istiyor mu sorusu ülke'ye gidecek olanların ilk sorusudur herhalde. Ürdün vize istemeyen ülkeler arasında olduğundan biz Türkler için bir avantaj olduğunu söylemeliyiz. Uçak biletinizi aldığınız gibi elinizi kolunuzu sallayarak ülkeye rahatlıkla giriş yapabilirsiniz. Ürdün'e nasıl gidilir ? Ürdün'de nasıl gezilir ? İstanbul'dan Ankara aktarmalı olarak Pegasus Airlines ile ülkenin başkenti Amman'a uçak seferleri bulunmaktadır. Biz aynı bu şekilde ülke'ye vardık. Ürdün içinde ulaşım ciddi anlamda sıkıntı. O yüzden gitmeden önce mutlaka internet üzerinden araç kiralama rezervasyonunuzu mutlaka yapın. Biz günlüğü 40 usd'de Nissan Sunny kiraladık. Kiralama esnasında kredi kartımızdan 300 usd provizyon çektiler. Ve çekilen tutarın araç tesliminden itibaren 2 hafta içinde iade edeceğini söylediler. Programımıza göre içimizden bir arkadaşımız bizden 2 gün önce dönüş yapacak bizse Ürdün'de daha uzun kalacaktık. O yüzden rezervasyon onun adına yapıldığından araç teslimini de onun yapması şartı varmış. Fakat o gideceği için aracı bizim teslim etmemiz gerekiyordu. Bu durumda da kiralama firması şoför olarak Orkun'u da yazdı. Artı bir şoför daha eklendiğinden ekstra olarak 25 JOD daha ödemek zorunda kaldık. Bu detayları yazıyoruz ki tüm detayları bilin diye. Araç rezervasyonunu yapan şoför olarak kabul ediliyor, Aracı teslim alıp iadeyi yapabilecek kişi şöför olmak zorunda, Araç rezervasyonunu yapan kişinin haricinde provisyon ve ödeme için başkasının kredi kartı kullanılabiliyor, Sakın öncesinde araç rezervasyonu yapmadan Ürdün'e gelmeyin. Havalimanında araç kiralamaya kalkarsanız fiyatlar daha pahalı oluyor. Fiyat araştırması için tüm kiralama şirketlerinden özellikle fiyatları öğrendik. En düşük aldığımız günlük araç kiralama bedeli 35 JOD = 50 USD'di. Hatta bazı firmalar Türk olduğumuzu duyunca fiyat düşürmek yerine \"Türkseniz size daha pahalı\" dedikleri bile oldu. Havalimanından kiraladığınız araçla gişeden çıkış yaparken görevliye aracın kiralık olduğu ve firmanın adını söylemeniz yeterli. Şehirler arası ulaşımları otobüsle sağlayabilirsiniz diye pek çok kaynakta bilgi yazmaktadır. Ancak kiraladığımız araçla kilometrelerce yol kat ederken yollarda toplu taşıma görmediğimizin ve turistlerin çoğunun özel araçlar kullandığının altını çizmek isteriz. Ülke içinde uçakla seyahat etmek isterseniz Amman-Akabe arasını 55 dakikalık sürede Royal Jordanian havayolu ile yaklaşık 70 usd'e uçabilirsiniz. Amman-Akabe arası 331 km olduğu için en güzel yöntem ülke içinde araçla seyahat etmektir. Böylelikle yol boyunca kasabaları, köyleri, yerel yaşamları da görme şansınız olacaktır. Buranın haricinde Karakolda geçirdiğimiz saatleri saymazsak hiçbir kontrole rastlamadık Ürdün'de geçirdiğimiz talihsiz kazamızı buradan okuyabilirsiniz. Amman'da 5 yıldızlı oteller ortalama 90 320 USD, 3 yıldızlar 42 100 USD, 1 yıldız konaklama ise 6 50 USD arasındadır. Biz Amman Ibis sponsorluğunda kaldığımız için konaklamaya ücret ödemedik. Şehir merkezindeki konumu ve kahvaltı çeşitliliği ile burayı kesinlikle tavsiye ediyoruz. Petra'da 3 ve 4 yıldızlı otellerde 50 200 USD, orta sınıf otellerde ise 20 70 USD arası konaklayabilirsiniz. Wadi Rum'da ise 25 ila 178 USD arası konaklama seçenekleri vardır. Biz başımıza gelen talihsiz bir olay sonucu Wadi Rum girişinde kamp sahibi Emad'ın teklifi üzerine onun kampına davet edildik. Martian Camp geceliği 28 USD'di. Gerçi biz her ne kadar ücret ödemesek de kesinlikle temizlik, hijyen ve misafirperverlik olarak tavsiye ettiğimiz yer. 2000 yıllık tarihe sahip ve dünyanın 7 harikasından biri olan Petra için, Dünyanın en alçak noktası Ölüdeniz yani Lut Gölü için, Ay'dan dahi görülebilen ay vadisi yani Wadi Rum için, Hz. Musa'nın kutsal toprakları gösterdiği ve öldüğü Nebo Dağı / Nibu için, Ürdün'ün para birimi JOD. 1 Jod = 5.17 TL'dir. Bakıldığından Euro ve Doları aratır cinste bir para birimi ve değeri var. Yani bu ülkeye gelecekseniz Avrupa'dan daha pahalı olduğunu ve çok para harcayacağınızı sakın unutmayın. İçeceğiniz sudan yiyeceğiniz yemeğe, giriş ücretlerinden hediyelik eşyalara kadar her şey çok pahalı. Ürdün'ü görmek için kaç gün yeter diye soracak olursanız öyle bir kaç gün yetmeyeceğini baştan söyleyelim. Size vereceğimiz Ürdün rotasına göre kendiniz güzel bir plan yapıp Ürdün seyahatini en iyi şekilde değerlendirebilirsiniz. Amman : Ölüdeniz, Mabada ve Wadi Mujib Amman şehrine yakın olduğu için Amman'a 2 gün ayırmanız gerekmektedir. Madaba Amman'dan 33 km, Ölüdeniz 60 km, Wadi Mujib 80 km'dir. Dolayısıyla buraları gezmek için Amman'da konaklamanız en doğrusu olacak. Petra : Eğer Petra ziyaretiniz için 2 günlük giriş bileti alacaksanız burada kalabilirsiniz. Ama bize göre sabah çok erken saatte Amman'dan çıkarak Petra'ya gitmeniz ve günlük giriş alıp bir dolu günde bu antik gezmenizdir. Petra'yı gezdikten sonra direk Wadi Rum'a geçebilirsiniz. Wadi Rum : Petra'dan sonra akşam Wadi Rum'a gelip çöldeki kamplardan birinde kalmalısınız. Sabah'tan akşama kadar full gün Wadi Rum turunu gerçekleştirebilirsiniz. Ertesi gün sabahtan Akabe için yola koyulabilirsiniz. Akabe : Wadi Rum'dan çıkmadan önce eğer bir dolu günlük tur yetersiz kaldı diye düşünüyorsanız yarım günlük tur satın alıp öğlen saat 14:00 gibi yola koyulup Akabe'ye geçebilirsiniz. Wadi Rum ile Akabe arası 70 km olduğundan yolculuk uzun sürmüyor. Bu şehre 1 gün ayırmanız yeterli olacaktır. Toplamda Ürdün için 5 gün ülkeyi gezmek ve görülmesi gereken yerlere ziyaret etmek için en ideal süredir. Ürdün için en ideal sezonun Nisan ayı olduğu söyleniyor. Bu tarihte Ürdün'e gitmiş insanlar olarak Amman ve çevresinde havanın ciddi anlamda soğuk olduğunu o yüzden bu ay gelecekseniz yanınıza kalın eşyalar almanızı öneririz. En soğuk dönem Ocak Mart aylarıdır. Hatta Ocak ayı ülkenin en fazla yağış aldığı dönemdir. Nisan Mayıs ayları en ideal dönemdir. Kış yağmurlarını çeken toprak kendini yeşilliklere büründürür. Dolayısıyla da en yeşil dönem sayılır. Ama her ne kadar ideal sezon olsa da ülkenin kuzeyi biraz serindir. Biz Nisan ayının başında gerçekleştirdik seyahatimizi. Mayıs ayı gidilmesi gereken en iyi dönem diye düşünüyoruz. Haziran Eylül arası en sıcak dönemdir. Kesinlikle bu dönemlerde Ürdün'e gitmeyin. Ekim Kasım arası yaz döneminin sonu ve sonbaharın başladığı zamandır. Nisan ve Mayıs ayları arası ziyaret edemeyenler bu tarihlerde Ürdün'e gelebilir. Sizlerle karşılaştığıma memnun oldum. İnşallah gönlünüzce ve sorunsuz tüm dünyayı gezersiniz. Ben, eşim ve 2-6 yaşlarındaki iki çocuğum ile Ürdün'e gitmeyi planlıyoruz. Sosyal medya kullanmıyorum, bu sebeple buradan yazmak durumundayım size. Kusuruma bakmayın lütfen. Acaba mahsuru yok ise size telefonda bir kaç soru sormak isterim. Saygılar. onur. Merhaba, İzlanda turlarımızın hepsi dolmuştur. Muhtemelen dolduğu için kaydınız alınmamıştır. Ürdün için mevcut ehliyetiniz yeterlidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/urdun-gezilecek-yerle", "text": "Orta Doğu ülkesi olan Ürdün ne yazık ki hak ettiği değeri gezginler tarafından kazanmış değil. Türkiye'den yalnızca bir kaç saat mesafe uzaklıkta yer alan Ürdün yakınlığı ve ülkede gezilecek yerleri ile keşfedilmeyi bekliyor. Ürdün gezilecek yerler listemizi ülke'nin başkenti Amman'dan başlayıp sahil şehri Akabe'de sona erdireceğiz. Bu iki şehir ve arasındaki doğal güzellikleri, antik kentleri de dahil ederek sizlere Ürdün'de gezilecek her noktayı tane tane anlatacağız. Amman ülkenin başkenti ve en kalabalık şehridir. Aslında Amman gezilecek yerlerden ziyade ülkenin kültür ve mutfağını yakından tanımak için en doğru şehirdir. Citadel / Jabal Al Qalaa : Amman şehrini kuş bakışı seyredebileceğiniz bir noktadır. Jabal al Qala'a olarak bilinen Citadel Tarihi Sit Alanı, Amman'ın bilinen en eski yerlerinden biridir. Şehrin en yüksek tepesinin üzerinde olan kalenin tarihi önemi çok büyüktür. Arkeolojik kazılar sonucu tahminlere göre 7000 yıl öncesine dayanan bir yerleşim yeri olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Kale, ziyaretçilerin zaman içinde yürüyebileceği ve sayısız uygarlığın kalıntılarını görebileceği şaşırtıcı bir açık hava müzesidir. Jerash : Amman yani Ürdün'ün tarihi şehri aslında Jerash'tır. Burada Yunanlılara ait Greko Romen şehri var. Hatta Roma dışında en iyi korunmuş ve en büyükRoma şehirlerinden biri olduğu bilinmektedir. Cardo, Sütunlu Cadde, Herkül Tapınağı, Oval Plaza ve 5000 ve 7000 seyirciyi ağırlayabilecek iki amfitiyatro da dahil olmak üzere kentin en önemli yerlerinden bazılarını gezmeyi ihmal etmeyin. Şehir merkezinden 45 km uzaklıkta bulunan şehre dilerseniz kiraladığınız araçla dilerseniz de günlük turlar ile gidebilirsiniz. Kraliyet Otomobil Müzesi : 1956 ila 1999 yılları arasında Ürdün'ün Krallığını yapmış olan Kral Hüseyin'in en büyük sevdası olan araçların sergilendiği müthiş bir müzedir. Kral Hüseyin'in oğlu II. Abdullah yani bugünkü Ürdün Kralı babasının anısına bu müzeyi yaptırmış ve babasının kullandığı tüm araçlar burada sergilenmek üzere bir araya getirilmiştir. Motosikletten spor araçlara, klasik otomobillerden jeeplere kadar her türlü orjinal aracı görmek için bu müze mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri olmalı. Rainbow Street : Şehrin kalbi konumundaki bu sokak cafelere, restaurantlara, alışveriş dükkanlarına sahip olmasıyla oldukça eğlenceli ve kalabalık bir bölgedir. Günün yorgunluğunu bu sokakta gezip, eğlenerek atabilirsiniz. Burası bir tuz gölüdür. Hatta o kadar tuzludur ki suyun üzerinde durmak için hiç çaba sarfettirmez size. Kitabınızı, kahvenizi alın su üstünde keyfinizi yapın, gerisini düşünmeyin. Su içinde bulunan minarellerin eklem ağrısı ve cilt tahrişlerine iyi geldiği söylenmektedir. Tabi ilk seferde sonuç vermesini beklemek biraz saçmalık. Biz de cildimiz anlık yumuşasın diye çamur banyosu yaptık. Ölüdeniz'in kuzeydoğu kıyısında genelde kaplıcalar, tesisler ve lüks oteller bulunmaktadır. Genelde ölüdeniz çevresinde yıkanmak için tesislerden faydalanmanız gerekir. Ve bunun içinde onlarca doları gözden çıkarmalısınız. Ama para ödemeden bu işi nasıl hallederim diyorsanız en doğru adresiniz Herodus Spring olmalı. Tesislerin bulunduğu bölgenin 10 km güneyinde yer alıyor. Zaten navigasyona yazmanızla ulaşmanız mümkündür. Ölüdeniz deniz seviyesinden 427 metre aşağıda olup dünyanın da en çukur noktası olma özelliğine sahiptir. Göldeki tuz oranı % 32.4 olduğundan suyun kaldırma gücünü varın siz düşünün! Tuz oranının çok yüksek olmasından dolayı gölde hiçbir canlı yaşamamaktadır. Sahilde kayaların tuz kapladığını görmek mümkündür. Ürdün'ün Petra'dan sonra en çok turist çeken noktası olduğunu söyleyebiliriz. Hava suya girmek için müsait olmasa bile bu deneyimi sakın es geçmeyin. Lut kaviminin helak olduğu yerler. M. Ö 1800 yıllarında Hz. Lut Sogo ve Gomora'ya gönderiliyor. Buradaki halk allahı tanımıyordu. Tüm fenalıklar yapılmaktaydı. Kavim Hz. Lut'u dinlemedi ve burada helak oldular. Lut kavminin helak olduğu yer tam da bu noktadır. Hatta Hz. Lut'un eşi ona inanmayıp taş olmuştur. O olduğu söylenen taş parçası var bu bölgede. Lut Müzesi : Bilimsel ve arkeolojik araştırmalara göre kavim buradayken çok büyük felaketler meydana geçmiş. Lut kavminden önce sonra hayat bulan kavimlere ait eşyaları bu müzede görebilirsiniz. Ürdün'ün en görkemli kanalı Wadi Mujib kumtaşı kayalarının oluşturduğu göz kamaştırıcı ve şaşırtıcı bir kanaldır. Wadi Mujib rezervi kurak dağlardan, engebeli yollardan ve nehirden oluşmaktadır. Vadideki kumtaşı dağlarının yüksekliği 1200 metreyi bulmaktadır. Deniz seviyesinden 900 metre alçakta olan Wadi Mujib içinde güzel bir yolculuğa çıkmak için mayolarınızı ve sualtı kameralarını almayı unutmayın. Çünkü yolculuğunuz oldukça sulu geçecek. Ölüdeniz ziyaretinizden hemen sonra yakınında bulunan Wadi Mujib'e geçebilir ve günü burada tamamlayabilirsiniz. Vadide tek başınıza yürümenize ve kamp kurmanıza izin verilmiyor. Dağlcılık deneyiminiz olsa dahi yanınızda muhakkak rehberiniz olmak zorunda. Kanyon yürüyüşüne meraklıysanız Wadi Mujib'e alternat, f olarak önereceğimiz yerler Hidan ve Zarqa'dır. Vücudunuzun çizilmesine engel olması için uygun kıyafetler, Yapımı 2000 yıl önce tamamlanmış olan şehir diğer antik çağlarda örneği görülmeyen yapıya sahiptir. Petra Antik Kenti göçebe Nebatilere başkentlik yapmıştır. Ürdün'ün hava koşulları oldukça sert olduğundan Nebatiler bu farklılıklardan etkilenmemek adına şehri kanyon içine kurmayı tercih etmiştir. Roma İmparatorluğu bu kenti Nebatiler'in elinden almayı başarmış yani işgal etmiştir. İşgal sonrasında Romalılar'ın bu şehre katkısı olmuştur. Yağmur yağdığında su birikintisi oluşmasın diye taşlardan balık sırtı denilen yollar inşa etmişlerdir. Ve 2000 yıl önce yapılan yol günümüze aynı sağlamlığıyla korunaklı bir şekilde gelmiştir. Ama yeri gelmişken de söylemeden edemeyeceğiz Romalıların bu şehre çok kattığını sakın düşünmeyin. Kervan yolu üzerinde olan Petra Antik Şehri zamanının zenginliğini geride bırakıp kervan yolu değişince terk edilmiştir. Terk edilip unutulmasının üzerinden 1000 yıl geçen bu kayıp şehri İsviçreli gezgin Johann Ludwig Burckhard keşfetmiştir. Keşfedilmesiyle gün yüzüne çıkan şehir hak ettiği değere kavuşarak 1985 yılında Unesco Dünya Mirası Listesine alınmış ve 2007 yılında Dünyanın Yeni 7 Harikası listesine girmeye hak kazanmıştır. Kumtaşı falezleri arasında gizli kalmış bu tarihi yapı hazine binasına, saraylara, mezarlara ve tapınaklara sahiptir. Geçmişten günümüze çok deprem olmuş ve buraya da zarar vermiştir. Ama görülecek hala çook şey olduğunun altını çizmek istiyoruz. Girişten itibaren ana alana varmak için sağı solu 70-100 metre yüksek kayalarla çevrili 1200 metre uzunluğundaki Siq denilen dar koridoru yürümelisiniz. Geçidin sonuna yaklaşınca Indiana Jones'un filmindeki nefes kesici manzarayla karşılaşırsınız. Bu yolu yürürken koridorun iki tarafındaki su kanallarını mutlaka görmelisiniz. Yıllar öncesinde bile şehrin içme ve tarım suyu ihtiyacı düşünülerek yapılmıştır. Hazine binası üzerine oyulan sembollere mutlaka göz atın. Eski tarihlerde pek çok tüccar bu kervan yolu üzerinden geçtiği için yapının üzerine. eşitli semboller kazınmıştır. Bu sembollerden 7 bardak haftanın 7 gününü, en yukarıda sütünün üzerinde top gibi güneş var. O zaman insanlar güneşe inanırmış, güneşe olan saygılarından dolayı bunu yapmışlardır. Petra'nın pek çok takma adı var. Bunlardan en bilineni Kayıp Şehir'dir. Çünkü uzun yıllar böyle bir yerden kimsenin haberi yokmuş. Diğer lakabı Gül Şehir'dir. Kumtaşı falezlerinin renginden dolayı bu ismi vermişlerdir. Bu kayıp şehrin en önemli yapısı manastırdır. 1000 basamağı göz ardı etmeden mutlaka çıkın. Kenarı uçurum olan bu yolu ister yürüyerek ister eşek yardımıyla arşınlayabilirsiniz. Ancak belli bir noktadan sonra yol kayganlaştığı için eşekle gidenlerin yola yayan devam etmek zorunda kalıyor. Mezarlara girmeyi sakın unutmayın. Buradaki mezarlar oda şeklindedir. İçi oldukça karanlık ve soğuk. Enteresan olan ise 1980'lere kadar bedevilerin tüm aileleri ile burada yaşamış olmalarıdır. - Yanınızda mutlaka güneş koruyucusu ve bol bol su bulundurun. - Yorulduğunuz zaman yardımınıza eşek, at ve develer yetişiyor. Ulaşım bakımından oldukça zengin olduğu ortada sanırız J Develer ve at arabaları Petra'nın simgeleri olmuş adeta. - Ziyaret edilmesi gereken en iyi zaman sabah erken saatler ve akşam üzeridir. Böylelikle kalabalığa maruz kalmadan şehri daha rahat gezme imkanınız olacaktır. Tabi kalabalık haricinde bu saatlerde ziyaret etmenin bir diğer avantajı da sıcağa maruz kalmayacak olmanızdır. - Eğer vaktiniz ve naktiniz varsa mutlaka Petra by Night'a katılmanızı öneriyoruz. Binlerce mumla süslenen kayıf şehri bir de akşam mum ışıklarının silik ışıkları altında görmelisiniz. - Şimdi hemen gündüz alınan biletle akşam da girebilir miyiz diye soracaksınız haliyle. Sorun tabi anlarız. Çünkü biz de gitmeden aynısı sormuştuk. Ama cevap no! - Gündüz ücretinin yarısını ödemek zorundasınız. Pazartesi, çarşamba ve perşembe günleri bu gösteri sergileniyor. Bilginize! - Indiana Jones: The Temple of The Doom - Lawrence of Arabia - The Mummy Returns : Mumya Geri Dönüyor - Body of Lies - Hurt Locker - Transformers: Revenge of The Fallen - Heaven in The Kingdom - Sinbad and the Eye of the Tiger - Terra X Expedition - Xin A Li Ba Ba - Mortal Kombat: Annihilation - Son of God - Spiritual Warriors - Digging for the Truth - Lady and Her Slaves Nam-ı diğer ay vadisindeyiz. İnsana ayak basmış hissi veren, kızıllığın içinde kaybolmak ve huzur adına farklı duyguları yaşamanıza sebep olan uçsuz bucaksız Ürdün'ün en büyük çölündeyiz. 720 km2 alan içinde granit kayaların ve kumtaşının oluşturduğu Wadi Rum Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Etrafınızı saran kızıl kayalar ve kumlar arasında yol alırken birkaç saat yaşadığımız dünyadan uzaklaşmamızı sağlıyor. Bedeviler hala bu çölde yaşamlarını sürüyor. Turunuz boyunca bedevi hayatını gözlemleyip, yerel yemeklerini tatma imkanınız da oluyor. Mevzu çöl olunca ilk akla gelen canlı da deve oluyor. Bedeviler ulaşımlarını develerle yapıyor. Diğer hayvanları kullanmıyorlar çünkü develer açlığa, susuzluğa ve sıcağa çok dayanıklı hayvanlardır. Hazıe deveden söz açılmışken wadi rum'da deve yarışlarının yapıldığını da hatırlatmak isteriz. - Prometheus - Lawrence of Arabia - The Martian - Rogue One: A Star Wars Story - Wadi Rum'a giderken Hicaz demiryolunu ziyaret edin. Osmanlının yaptığı en önemli projelerden biridir. Osmanlıda yaşayan Müslümanları bu tren yolu sayesinde hacca taşınmış. Hicaz demiryolunun bir kısmı da Ürdün'den geçiyor. II. Abdülhamit tarafından 1908 yıllarında Şam ile Medine arasına inşa ettirilmiştir. Hicaz demiryolunda kullanılan eski trende bayrağımız dalgalanmaktadır. - Doğal yolla ellerinizi yıka. Bedeviler tüm ihtiyaçlarını doğadan karşılamaktadır. Bunlardan biri de temizlik için kullanılan sabundur. Ama çölde sabun ne arasın öyle değil mi? Çölde yetişen bitki sayesinde bu bitkiyi avuç içine alıp hafif suyla ıslatıp sabun görevi gördüğünü deneyince anlamış olduk. - Arap kahvesini içmeden dönme. Renkli bildiğimiz kahve gibi değil daha açıktır. Ayrıca içine katılan çöl bitkileri sayesinde aromatik tadı da vardır. Bedevi kültüründe bir fincan kahve içmek ayıpmış o yüzden iki fincan içmeyi şimdiden göze alın. Eğer kahvenin devamı gelsin istemiyorsanız fincanı sallayın, bir fincan daha almak istiyorsanız fincanı hafif uzatmanız yetecektir. - Balon turu yapın. Akabe'de herkes için tecrübe eilecek birşey var. Hem karada, hem denizde, hem de havada; Akabe, macera arayanlar için unutulmaz tecrübelerle dolu. Aslan balıkları ile dalıştan ya da Kızıldeniz üzerinde süzülmekten, Akabe körfezi fonuna karşı ATV motorları ile kumullar ve vadiler üzerinde gezmeye kadar Akabe ziyaretiniz unutulmaz olacak. Cam tabanlı tekne ile Akabe Körfezi'nin harikalarını keşfedin,"} {"url": "https://www.gezgincift.com/urdun-nerede-nufusu-baskenti-nasil-gidili", "text": "Ürdün turumuzu ilk defa 2016 Nisan ayında gerçekleştirmiştik. 3 günlüğüne gittiğimiz ülkeyi tam anlamıyla gezemediğimiz için yine aynı dönemde 2017 Ürdün turumuzu gerçekleştirdik. Bu sefer 3 gün değil 7 günde tüm ülkeyi gezme fırsatımız oldu. Ürdün nerede, Ürdün'e nasıl gidilir, Ürdün gezilecek yerler gibi aklınıza gelebilecek tüm soruları tüm detayıyla kaleme alıyoruz. Ürdün gezi rehberi ile Ürdün'le ilgili aklınızda hiçbir soru kalmayacak. Ürdün ya da resmi adıyla Ürdün Haşimi Krallığı, Orta Doğu'da bulunan bir Arap ülkesidir. Bir Orta doğu ülkesi olan Ürdün, kuzeyden Suriye, doğudan Irak, güneyden Suudi Arabistan, güneybatıdan Kızıldeniz, batıdan da Filistin ve Lut Gölü ile çevrilidir. Türkiye'den Ürdün'e gitmek için iki seçenek bulunuyor. Ya İstanbul veya Ankara'dan Amman'a direk uçacaksınız. Eğer Ankara'dan gelecekseniz direk ve aktarmalı olarak seçenekler bulunuyor. İstanbul Amman arası yolculuk süresi 2 saat 55 dakika veya 3 saat 20 dakika olarak değişmektedir. Ankara Amman arası yolculuk süresi 1 saat 55 dakikadır. Akabe'ye gelecekseniz Ankara'dan yaklaşık 6 saat yolculuk ile aktarmalı İstanbul'dan 2 saat 50 dakikalık direk uçuşla gidebilirsiniz. Ürdün'e İsrail üzerinden kara yoluyla da girmek mümkündür. Tel Aviv, Jerusalem ve Haifa şehirlerinden Eilat 'a otobüsle gelip buradan taksiyle sınıra gidebilirsiniz. Eylat'tan sınır kapısı yaklaşık 5-6 km uzaklıktadır. Bu sayede Ürdün'ün güneyine yani Akabe şehrine giriş yapmış olursunuz. Bir diğer sınır kapısı ise Ürdün'ün başkenti Amman'a yakın olandır. Kudüs'ten 52 km uzaklıktaki King Hussein Bridge sınır kapısından Amman'a giriş yapabilirsiniz. 9.5 milyon nüfusa sahip Ürdün'ün %95'i Araptır. Arapların %60'ı da Filistin asıllıdır. Şiddete maruz kaldıkları için ülkelerinden kaçan 1,2 milyon Suriyeli ve 500 bin Iraklı yine bu topraklarda yaşamaktadır. 9.5 milyonluk nüfusun 2 milyonu Filistinli mültecilerden oluşmaktadır. Ürdün'ün en önemli iç problemi de Filistinli mülteciler sorunudur. İsrail'in 1967 savaşında Filistin'in Batı Yaka bölgesini işgal etmesi üzerine bu bölgede yaşayan Filistinlilerin çoğu Ürdün'e iltica etmek zorunda kaldı. Demin de dediğimiz gibi sayıları 2 milyondur. Ürdün halkının %95'i Müslüman geri kalanı Hristiyan. Ancak parlamentoda Hristiyanlara % 10 oranında kontenjan tanınmaktadır. Hristiyanların en yoğun olduğu bölge Madaba'dır. Madaba, Hristiyan ve Müslümanların bir arada oldukça barışçıl bir ortamda yaşadıklarının en güzel kanıtıdır. Ülke müslüman diye bazılarınız çekinebilir. Ama buraya gittiğinizde ne kadar rahat olduğunu göreceksiniz. Ürdün, belki Ortadoğu Arap ülkeleri içinde vatandaşlarına en geniş özgürlükleri tanıyan bir ülkedir. Çok açık olmadığı sürece kıyafetlerinize bir sınır getirmenize gerek duymayacaksınız. Tatil günleri ise ibadetleriyle bağlantılı olarak bizdekinin aksine Cuma ve Cumartesi günleridir. Ürdün hem ülkemize bir kaç saat uçuş mesafesinde olmasıyla hem de Türk vatandaşlarından vize istemiyor olmasıyla bizler için cazip konumdadır. 6 ay geçerliliği olan pasaportunuzla 180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla Ürdün'e rahatlıkla giriş yapabilirsiniz. Pasaport kontrolünde de ayrıca bir sorgu sual olmadığının altını çizmek isteriz. Ürdün'ün para birimi dinardır. Kısaltılmış yazılışı JD ya da JOD şeklindedir. 1 JD = 5.78 TL (kur tarihi mayıs 2018'dir) Güncel kur bilgisine bakmak için XE sayfasını kontrol edebilirsiniz. Ürdün paralarında ingilizce yazdığı için elinizdeki paranı kaç dinar olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Baktınız arapça yazıyor paranın tersini çevirin yeter. Evet arkadaşlar pahalı ki ne pahalı. Doktorun, öğretmenin 300-400 USD, söförlerin, polislerin 200 USD aldığı bir ülkenin bu derece pahalı olması insanı hayrete düşürüyor. benzincilerden aldığım kutu kola 2 JD, ufak şişe içme suyu 1 JD, ayaküstü benzinciden, marketten alınan kahve 1-2 JD arası, iyi cafelerde içilen kahve 4 JD, 6 GB internet hattı 14 JD, tuz gölü ürünleri Levant ve Rivage markaları 10 JD'den başlıyor,"} {"url": "https://www.gezgincift.com/urdun-tur", "text": "Ürdün Turu yapmaya karar vermeden önce 2017 yılı içinde gittik gördük ve Ürdün'ün sonsuz güzelliklerine hayran kaldıktan sonra sizler için Büyük Ürdün Turu yapmaya karar verdik. Tabi her zaman olduğu gibi en ucuz fiyat garantisi sunarak. En ucuz Ürdün turu yaparak 7 gece konaklama ve Ürdün'de gezilecek yerler listesindeki her yeri göreceksiniz. TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. Ankara Esenboğa Havalimanı dış hatlar terminalinde buluşma. Buluşma sonrası check-in işlemleri yapılıp Ankara Amman uçuşunu gerçekleştiriyoruz. Amman havalimanından bizi alacak olan özel aracımıza binip otelimize transferimiz gerçekleşecek. Ve herkese ilk gün dinlenmek için serbest zaman. Otelimizde kahvaltımızı yaptıktan sonra Jerash, Ajlun ve Umm Qais için ayrılıyoruz. Amman'a yalnızca 48 km mesafede bulunan Antik şehir Jerash dünyanın en iyi korunmuş Roma şehirlerinden bir tanesidir. Roma dönemine ait tiyatro, tapınaklar ve sütunlarla donatılmış caddeleri görüp kısa bir tarihi yolculuk yapacağız. Jerash gezimizin hemen ardından 21 km uzaklıktaki Aclun şehri için yine yola koyulup bu sefer Selahaddin Eyubi döneminde Kudüs'ü Haçlı saldırılarına korumak amacıyla yapılmış olan Aclun kalesini göreceğiz. Konaklama ve akşam yemeği Medeba bölgesinde. Medeba bölgesi ölüdenizi yanı Lut gölü ve Nemo dağı ile ünlüdür. Ölüdeniz deniz seviyesinden 427 metre aşağıda olup dünyanın da en çukur noktası olma özelliğine sahiptir. Göldeki tuz oranı % 32.4 olduğundan suyun kaldırma gücünü varın siz düşünün! Tuz oranının çok yüksek olmasından dolayı gölde hiçbir canlı yaşamamaktadır. Sahilde kayaların tuz kapladığını görmek mümkündür. Ürdün'ün Petra'dan sonra en çok turist çeken noktası olduğunu söyleyebiliriz. Kahvelerimizi, dergilerimizi alıp hep beraber su üstünde keyif yapacağız. Nemo dağı Hz. Musa'nın mezarına ev sahipliği yaptığı için çok önemli bir yere sahiptir. Bölgedeki gezilip görülecek yerleri gezdikten sonra Nemo dağına çıkıyoruz. Konaklama ve akşam yemeği Ölüdeniz'deki otelimizde. Wadi Mujib Wadi Rum gibi bir çöl değildir. Burası bildiğiniz bir vadidir. Ve vadi içindeki yarıktan kanyon suyu akmaktadır. Bugün diğer günlere göre daha aktive ağırlıklı geçecektir. Wadi Mujib içinde trekking macerası ile unutulmaz anlar yaşayacaksınız. Ürdün turumuzun bir artısı da diğer Ürdün Turlarına artı olarak Wadi Mujib'deki trekking turumuzun dahil edilmesidir. Konaklama ve akşam yemeği Petra bölgesindeki otelimizde. Sabah kahvaltı sonrası yerel rehberimiz eşliğinde Petra Antik Kentine giriş yapıyoruz. Nebatilerin Petra şehri, medeniyetten uzak Shara dağlarının ortasında bulunmasına rağmen geçmişte eski Mezopotamya ve Mısırı bağlayan ana ticaret yolunun önemli bir parçasıydı. Nebati tüccarlar zenginleşmiş ve buraya şatafatlı ön cepheleriyle taştan bir şehir inşa etmişlerdir. Sürekli değişen renkleriyle büyülü bir yer olarak kalmıştır. Petra'nın yerini benimseyen tek medeniyet sadece Nebatiler değildi elbette. Petra aynı zamanda Roma ve Bizans'tan büyüleyici kalıntılara da ev sahipliği yapmaktadır. Petra'daki gündüz turumuzu tamamladıktan sonra otelimizde akşam yemeğimizi yiyoruz ve akşam ışıklar ile süslenmiş Petra kentini tekrar ziyaret edip bu şehrin hem gündüz hem gece atmosferini görmüş oluyoruz. Ayrıca gündüz gerçekleştirecek olduğumuz Petra kentinde kısa süreli at sürüşü de turumuza dahildir. Petra'daki otelimizde kahvaltı sonrası check-out yaparak Wadi Rum için yola çıkıyoruz. Yüksek tepeleri, kumlu vadileri ve kırmızı dik kayalıkları Wadi Rum bölgesini açık çölden ayırmaktadır. Rum Vadisi'nin dağ çölleri Bedevilik olarak bilinen eşsiz bir göçebe Arap kabilesi kültürüne ve türüne az rastlanan bir ekosisteme ev sahipliği yapar. Uzak geçmişte günümüz Ürdün topraklarını oluşturan bölge birbirini takip eden ve kumtaşı toprakları oluşturan hareketlenmelere maruz kalmıştır. Depremler, yağmur suları ile kayalardan süzülen ve kum yüklü aşındırıcı rüzgarlar bir erozyon sürecine yol açmıştır. 700 metre kalınlığında kumtaşı katmanlarının çatlaması üzerine başlayan süreç Rum Vadisi ve Disi kanyonlarını ve koridorlarını oluşturmuştur. Wadi Rum'ı yakından görmek için en güzel noktalara jeep safari gerçekleştireceğiz. Konaklama ve akşam yemeği Wadi Rum'daki bedevi kampında. Wadi Rum'dan ayrılıp tüm günü Aqabe şehrine ayırdık. Ürdün'e kadar gelip denize kıyısı olan küçük şehir Aqabe'de gezilecek her yere ayak basıp Ürdün'de gezmedik yer bırakmayacağız. Aqabe günlük turun ardından özel aracımızla Amman için yola çıkıyoruz. Konaklama ve akşam yemeği Amman'daki otelimizde. Kahvaltı sonrası check-out işlemlerini tamamlayıp saat 15:25'deki Amman Ankara uçağı için havalimanına transferimiz gerçekleşecek."} {"url": "https://www.gezgincift.com/urdun-turu-planlamas", "text": "Ürdün bir kez gidip doyamadığımız sonra üzerine 7 gün bize ancak yeter diyerek tekrar gittiğimiz bir ülke. Bu sefer normal rotanın dışına çıkarak Ürdün turu planlamasını 7 gün olarak yaptık. Ürdün turuna ister münferit ister grupla gidin ama Ürdün yazımızı okumadan sakın çıkmayın. Bir orta doğu ülkesi olan Ürdün kuzeyinde Suriye, doğusunda Irak, güneyinde Suudi Arabistan, güneybatısında Kızıldeniz, batısında Filistin ve Lut Gölü ile çevrilidir. Konumu itibariyle herkesin kafasında güvenlik anlamında soru işareti bırakıyor. Ürdün'de şuan da güvenlik sorunu yok ama ilerleyen yıllarda ne olur bilinmez. O yüzden siz siz olun ülkemize sadece bir kaç uçuş mesafesinde bulunan bu ülkeyi bir an önce listenize alın. Taşlara oyulmuş Petrasıyla, kırmızı kumlarla örtülü Rum vadisiyle, denize kıyısı olan Akabe şehriyle ve fazlasıyla Ürdün'de gezilecek yerler hakkında bilip bilmediğiniz tüm bilgileri bir araya getirdik. Ürdün Nerede diye merak edenler makalemizi okuyabilirsiniz. En başta kalınacak gün sayısını söylemekte fayda olduğunu düşünüyoruz. Sakın ola Ürdün'e 3-4 gün gibi kısa bir süre ayırmayın. Zaten ülke ufak olduğu için en kuzeyden en güneye araçla yaklaşık 5 saatte gidiliyor. Eğer bizim gibi ülkeyi baştan sona gezme planınız varsa Türkiye'den Amman'a uçup dönüşünüzü Akabe'den Türkiye olacak şekilde organize edebilirsiniz. Biz plan yaptığımızda henüz Akabe uçak seferleri açık olmadığından mecbur gidiş ve dönüşümüzü Amman üzerinden almıştık. Ya da uçak fiyatlarının durumuna göre rotayı tam tersten Türkiye Akabe, Amman Türkiye şeklinde de yapabilirsiniz. Böylelikle ülkenin bir ucundan başlayıp bir ucunda biten seyahatiniz sonunda bir daha karayolu yolculuğu yapmaya gerek kalmadan bulunduğunuz noktadan ülkenize dönebilirsiniz. Bu bahsettiğimiz çoklu uçuş olduğu için uçak fiyatları aynı yöne gidiş-dönüş'e göre biraz daha pahalı olabilir. O yüzden bizim önerimiz üzerine uçak fiyatlarını kontrol edip çoklu uçuş ya da aynı yöne gidiş-dönüş bilet almak sizin tercihiniz. Bizim rotamız bahsettiğimiz gibi Ürdün'ün başkenti Amman'dan başladı. Ürdün'ün kuzey bölgesini gezdikten sonra Madaba bölgesi ve Tuz gölüne gittik. Daha sonra Dana Vadisi üzerinden Petra Antik Kenti ve Wadi Rum'a giderek finali Ürdün'ün sahile kıyısı olan şehir Akabe'de tamamladık. Ürdün'ün başkenti Amman'ın 48 km kuzeyinde, Gilead dağlarının arasında bir antik kenttir. İtalya dışında dünyadaki Roma mimarisinin en iyi korunmuş yerlerinden biridir. Roma İmapartorluğunun ihtişamını gözler önüne seren antik kent taş döşeli-sütunlu caddeler, tiyatroları, meydanları ile günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır. Antik şehrin yaklaşık %80'i ayakta kalmayı başardığından dünyanın en iyi korunmuş antik şehirlerinden birisi ve Ortadoğu'nun ise en iyi korunmuş antik şehri olarak kabul edilmektedir. Doğu'nun Pompei'si olarak anılan Jerash şehrinin tarihi M. Ö 2000 yılına kadar uzanmaktadır. Büyük İskender'den sonra şehre sırayla Roma, Bizans, Emeviler, Haçlılar, Eyyubiler, Memlükler ve Osmanlılar hakimiyet kurmuş. Ve şehri gezerken de göreceğiniz üzere her uygarlık burada hakimiyeti süresince kendinden bir şeyler yapmış. Romalılar tapınak, Bizanslılar kilise ve Osmanlı ise cami yaptırmıştır. Şehir Büyük İskender tarafından kurulmuştur. Şehir Arap yarımadasından Suriye'ye kadar Akdeniz bölgesinden getirilen tütsü ve baharat ticaret yolunun üzerinde olduğundan coğrafi konum itibariyle şehir kurulduktan sonra uzun yıllar refah içindeymiş. Jerash Roma İmparatorluğunun eline geçtikten sonra Roma'nın 5 iyi imparatorun 3. sü olan Hadrianus'un en değer verdiği şehir olmuş. Ve şehrin gelişimi MS.130'a kadar devam etmiş. M. S 190 yılında şehirdeki itaatsizlik, vergilerin artışı ve enflasyonun yükselmesiyle bu Jerash'ın ticaretini olumsuz etkilemiştir. Bunun üzerine M. S 320 yılında Jerash Bizans egemenliğinin altına girerek Hristiyan bir şehir haline getirildi. 749 yılında öyle bir deprem meydana gelmiş ki tüm şehir adeta toprak altında kalmış. Pek çok can kaybı yaşanmış. Bunu üzerine şehir terk edilmiş ta ki 1806 yılında Avrupa kaşifi Alman kaşifi Ulrich Jasper Seetzen tarafından keşfedilene kadar. Şehirdeki kazılar 1920'li yıllardan bu yana durmadan devam ediyor. Petra'dan sonra Ürdün'ün en turistik ikinci bölgesidir burası. Amman'a kadar gelip de buraya uğramazsanız darılırız. Gelin de elin uygarlığı nasıl şehir yapmış, yıllarca nasıl ayakta kalmış şahit olun. Hadrianus Kapısı : Önce Hadrianus kapısından geçiliyor. Burası şehrin giriş kapısı değildir. İmparator Hadrianus'unn, M. S 129 yılında Jerash'a yaptığı ziyareti kutlamak amacıyla inşa edilmiş. Hipodrom : Hadrianus kapısını geçtikten sonra Hipodrom solunuzda kalacak. Burasının gezilecek hali kalmamış açıkçası. Şehrin dışında yerel yaşamın olması ve buraya insanların rahatlıkla girip çıkıyor olması ne yazık ki hipodromu bakımsız hale dönüştürmüş. Hadrianus ve Hipodrom'a kadar şehri gezmek ücretsiz. Bundan sonrası için gişeden bilet alıp öyle devam edebilirsiniz. Tiyatro : Forum meydanına girdiğiniz zaman arkanıza dönüp bakarsanız tepede bir yapı göreceksiniz. Burası tiyatrodur. Tiyatronun en değişik yanı tam ortasında bir noktanın olması. Burada performans sergileyecek olan kişinin ses akustiğini ayarlayan bir nokta. Gittiğinizde tam dediğimiz noktada durup yüzünüz tiyatroya doğru konuşup ne demek istediğimizi anlayabilirsiniz. Ama yüzünüz tiyatroya bakmak zorunda ters durursanız bu sistemin işlemediğini göreceksiniz. Su Deposu : Forum Meydanından Artemis tapınağına doğru uzanan sütunlu yolu devam ederken sol tarafınızda heybetli bir yapı göreceksiniz. Aslan motifleri olan ve tam yapının önünde kayası vardır. Burası zamanının su deposuymuş. Kaynaktan gelen sular aslan heykellerinin ağzından dökülerek önde duran koca taş çanağın içine dolarmış. Ve yine sütunlu yol boyunca özellikle yolun sol kısmındaki minik merdivenleri görmeyi de ihmal etmeyin. Bu merdivenler kadınların ata rahat binmeleri için yapılmış. Pehhh adamlar her ayrıntıyı düşünmüş. Aclun kalesi Jerash antik kentine yaklaşık yarım saat uzaklıkta deniz seviyesinden 1200 metre yukarıda bir tepeye inşa edilmiştir. Tarihi değeri ve sahip olduğu manzarasıyla misafirlerine mükemmel manzara sunuyor. Aclun'a Umeyyiler, Abbasiler, Eyyubiler ve Memlüklerden sonra 1517-1918 yılları arasında Osmanlı hakim olmuştur. Kale orjinalinde Eyyubiler döneminde 1148-1185 yılları arasında Selahaddin Eyyubi tarafından Haçlı saldırılarına karşı Kudüs'ün savunulması amacıyla inşa edilmiş. Memlüklerin hakimiyeti söz konusu olduğundan burayı sürgün yeri olarak kullanmışlar. Osmanlı döneminde ise Şam hacılarının geçiş yollarından biri olmuş. Memlükler döneminde Şam'a bağlı olan Aclun Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış. İdari bakımdan Şam'a bağlı bir sancak haline getirilmiş. Yani özetlemek gerekirse Kudüs'un korunması için yapılmış. Her kim Kudüs'ü almak isterse önünde bir engel teşkil eden Aclun kalesini geçmeliymiş. Kale içinde üzülerek söylüyoruz ki görülmeye değer bir şey yok. Tarihi eserlerin sergilendiği minik bir oda, askerlerin yaşadığı boş odalar, ahırlar, seyir terası ve içinde bulunan bir odada tezgah açıp satış yapan yerliler haricinde pek bir şey görmek mümkün değil. Tek tavsiyemiz seyir tepesine çıkıp etrafı izlemeniz. Tevrat'a göre Hz. Musa'nın kendisine vaat edilen topraklara baktığı yerdir burası. Aslında tüm dinler tarafından kutsal kabul edilen bir yerdir. Hz. Musa'nın bu bölgede vefat ettiği ve yine mezarının da bu bölgede bulunduğu söylenmektedir. Bilet gişesinden sonra biraz yürümek gerekiyor. Ama kilise ve müzenin bulunduğu nokta oldukça bakımlı ve tertemiz. İlk göreceğiniz yer ufak bir salon içinde mozaiklerin sergilendiği müze. Burayı devam edince yepyeni kiliseyi göreceksiniz. Kilise içinde de yine mozaikler sergileniyor. Çevreden toplanmış mozaikler şimdi bu kilisenin içinde. Kilise kapısının hemen çaprazında Nebo dağı haritasının yanında bir heykel var. Bu heykel 2000 yılında Papa II. John Paul'ün burayı ziyaret etmesinin anısına yapılmış. Bahsetmiş olduğumuz kilise 1933 yılında yapılan kazılar sonucu bulunan kalıntılara zarar gelmesin diye inşa edilmiş. İçinde bahsettiğimiz gibi çevreden ve Nebo dağı kazılarından bulunan mozaikler sergileniyor. Nebo dağı haritasının önüne gelirseniz bu tepenin nerelere hakim olduğunu çok net anlarsınız. Harita oldukça açıklayıcı. Biraz Lut gölü şanlıysanız biraz da Kudüs manzarasından sonra buradan ayrılabilirsiniz. Nebo dağından çıktıktan sonra bir kaç yüz metre ilerde Musa'nın hayatını anlatan bir park var. Heykellerle süslenmiş ufacık bir park. Girip 5-10 dakika vakit geçirebilirsiniz. Ürdün'ün en fazla Hristiyan nüfusunun yaşadığı bölgedir burası. Madaba şehrinin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Zaten bunun en iyi kanıtı da mozaik şehri olarak bilinmesidir. Madaba'yı Madaba yapan asıl şey St. George Ortodoks Kilisesidir. Eskiden St. George'un olduğu noktada başka kilise varmış. 1884 yılında eski kilisenin yerine yenisi yapılmış. Kilisenin en önemli şeyi 6 yy'dan kalma mozaik haritasıdır. Ürdün'de pek çok kilise için mozaik görmek mümkündür. Ama en değerlisinin St. George kilisesinde Madaba şehrinde olduğunu da belirtelim. Kilise içinde zeminde bulunan harita Lübnan'dan Mısır'a kadar uzanan ve içinde onlarca noktayı gösterir şekilde yapılmıştır. Aslında tüm dini mekanları gösteriyor diyebiliriz. Kudüs, Nil nehri, ölüdeniz, ürdün nehri, Karak, Hebron ve daha fazlası harita üzerinde görülmektedir. Harita üzerinde 1 numaralı yer Kudüs'ün. Etrafı çevrili olan yer. 3 ve 4 numara arasında Ölüdeniz'den Ürdün nehrine kaçan bir balık vardır. Bu da ölüdeniz de hiçbir canlının yaşamadığını simgelemektedir. Normal haritaların aksine bu haritada baktığımız kuzey noktası aslında doğu olarak yapılmış. Yani haritaya düz baktığınızda batıdan doğuya bakmış oluyorsunuz. Bu dizaynla bağlantılı olarak yine yazılarda okunabilecek şekilde yazılmıştır. Çok eski yıllara dönüp bakarsak medeniyetler hep Arabistan yarımadası, Mezopotamya düzlükleri ve Afrika kıtasında doğmuştur. Ve ne hikmetse hep topraklara elçiler indirilmiştir. İşte kendilerine elçi indirilen toprak Ürdün kavim ise Lut kavmidir. Hz. Lut'un indirildiği kavim eşcinselliğin yaygın olduğu bir halkmış. Hz. Lut onları bu sapkınlıktan kurtarmak için gönderilmiş fakat halk onu yalanlayarak peygamberliğini inkar etmişlerdir. Kitab-ı mukaddes'te Kuran-ı Kerim'e benzer şekilde anlatılan yer Sodon şehridir. Hz. Lut'un kavminin başına gelecek felaketten 1 gün önce melekler gelerek uyarmış ve kimsenin arkasına bakmadan kaçmalarını söylemişler. Arkasına bakanların taş oldukları rivayet ediliyor. Hatta bu taş olanlardan biri de Hz. Lut'un eşidir. Lut gölü kıyılarında dağların tepelerinde onlarca taşlaşmış heykel bulunuyor. Biz de yol üstünde bir tanesine denk geldik. Asıl gelelim olayın bilimsel açıklamasına; Bu topraklarda arkeologların yaptığı incelemeler sonucu ciddi kanıtlar elde etmişlerdir. İncelemeler sonucu toprak altından çıkarılan insan iskeletlerine bakıldığında iskeletler üzerinde depremin vermiş olduğu ciddi tahribat tespit edilmiş. Güçlü deliller bulan biri vardır ki o da İngiliz Jeoloj Graham Harris'dir. Bu bölgede asfalt maddesi çok yoğundur. Eski dönemlerde bu madde inşaatta ve teknelerin su yalıtkanlığını için kullanılırmış. Ve bu maddeden dolayı aynı zamanda zıt yönde hareket eden iki tektonik plakanın birleştiği yerde olmasıyla bölge deprem bölgesidir. Depremin ve büyük bir volkanik patlamanın olduğu kazılar sonucu ortaya çıkarılan bazalt ve lav katmaları sayesinde kanıtlanmıştır. Ölüdenizin tabanı metan gazı ile örtülüdür. Bu da depremin harekete geçmesini tetiklemiştir. Depremin meydana gelmesiyle zemin bataklığa dönüşür ve çevresindekileri içine çeker. Cambridge Üniversitesinde yapılan deney yukarıda bahsettiklerimizi tam anlamıyla doğrular niteliktedir. Bu durumda Lut kavminin sonu ne olmuş, şu an ölüdenizin derinliklerinde ne sırlar yatıyor bunları da siz araştırın artık 🙂 Şimdi dünyanın en alçak noktasından bahsedelim sizlere. Ürdün'ün en önemli yerindeyiz bu sefer. Ölüdeniz yani diğer adıyla Lut Gölü. Biliyorsunuz deniz seviyesi 0, ölüdeniz ise denizden 430 metre daha alçak. Bu demek oluyorki -430 metredeyiz. Gölün 67 km uzunluğu 18 km eni var. Orjinalinde 380 km uzunluğa sahip olup Türkiye'den başlayıp Arap yarımadasına kadar uzanan bir vadiymiş. Ancak jeografik değişikliklerden etkilendiği için şimdi 67 km uzunluğuna düşmüş. Bu oran her yıl azalmaktaymış. Tuz oranı % 37'dir. Atlantik ve Pasifik okyanusundan 10 kat daha tuzludur. Mısır'daki mumyalama Ölüdeniz'den tedarik edilen asfalt ile gerçekleştiriliyormuş. Deneyimimizi anlatmak gerekirse; Öncelikle ölüdeniz'de suya girmek için bu bölgede ölüdeniz'e kıyısı olan bir otelde kalmanız. Halk plajlarında rahat girmeniz söz konusu değil. Hele Ürdün'ün tatil günleri olan Cuma ve Cumartesi günleri halkın akın ettiği de göz önüne alınırsa bu günlerde hiç mi hiç tavsiye etmiyoruz. Her otelin plajında şezlong, havlu ve çamur hizmeti olduğu için biz çok rahat ettik. Ölüdeniz'e girerken dikkat etmeniz gereken başlıca şey yüzmeye çalışmamaktır. Ne de olsa Ölüdeniz'de yüzmeyi bilen yüzemez, yüzme bilmeyen boğulmaz diye boşuna dememişler. Suyun %34 tuz oranıyla bağlantılı olarak ciddi kaldırma gücü var. Suya girdikten sonra kendinizi sırt üstü bırakmanız yeter. Yüzüstü yaparsanız boğulma tehlikesi olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Suya kafanızı sokabilirsiniz ama gözlerinize dikkat edin. Cildinizde açık yara varsa girmeyin. Tuz yaranızı ciddi yakar. Ölüdenizden çıkarılan çamur çok mineralli olduğu için suya girmeden önce bol bol çamurlanın. Sonra suya girip suda çamur çözüldükten sonra cildinizin nasıl yumuşacık olduğunu hissedeceksiniz. Bir de buraya kadar gelmişken ölüdeniz tuzunu, sabununu, maskelerini almadan dönmeyin. Wadi Mujib diye bir yer duymuş muydunuz hiç? Pek çoğunuz muhtemelen duymamıştır. Aslında Ürdün'e renk ve eğlence katan ender yerlerden biridir burası. Size \"İyi ki Ürdün'e gelmişim\" dedirtecek kadar etkileyicidir. Wadi Mujib sizi bir günlüğüne tarihten koparacak, ertesi gün de kol ve bacak ağrılarınıza yol açacak kadar müthiştir. Parkur gidiş-dönüş toplam 3 saat sürüyor, Buraya öğle saatlerinde yani havanın en sıcak olduğu zamanda gelmenizi tavsiye ederiz, Su sıcaklığı süper. Ilık insanı ilk girişte üşütmeyen bir suyu var. Ama uzun bir parkur olduğundan ve vadi içinde kaldığı için pek çok yer güneş görmüyor. O yüzden öğle saatlerini tercih etmek faydalı, Güvenlik konusuna değinirsek, güvenliğiniz için sadece can yeleği veriliyor. Aslında kask ve eldiven de olması gerekiyor. Ürdün turizm ve güvenlik konusunda ne yazık ki çok geride bir ülke. İnanıyoruz ki zamanla Wadi Mujib'deki güvenliği arttırırlar, Parkur boyunca belirli noktalarda da görevli olmasını gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü kolay bir parkur olmadığından yardım gerektiriyor, Wadi Mujib kanyon turu boyunca zemindeki taş ve kayalar kaygan olmadığından yanınıza suya girecek bir ayakkabı almanız yeterli. Tabanı kalın olsun ki taşların üzerinde yürümek işinizi kolaylaştırsın, Wadi Mujib girişinde deniz ayakkabıları 5 dinara satılıyor. Deniz ayakkabılarının tabanı ince olduğundan tavsiye etmiyoruz. Yanınıza sakın normal kamera ve telefon almayın. Eğer kendinize güveniyorsanız su geçirmez kameralar alabilirsiniz. Çünkü parkurun bazı noktalarında iki elinizi kullanmanız gerektiğinden kamerayı tutamayabilirsiniz. Kameranın mutlaka kolunuza geçecek ipi olmalı. Parkur geçişlerinde kameranın kayalara çarpmamasına da dikkat etmelisiniz. Kanyon turunuzu bitirdikten sonra girişteki kasanın hemen önünde bir kapı var. Oradan geçince merdivenlerden aşağı inip cafeye görebilirsiniz. Oldukça lezzetli ve uygun fiyata sandviç alabilirsiniz. En azından karnınızı acıktıran turdan sonra midenizi bastırmış olur. Genel olarak Wadi Mujib ile ilgili vereceğimiz temel bilgiler bunlar. Kendi deneyimimizi anlatmak gerekirse; Hayatınızda bazı deneyimler vardır ya hiç aklınızdan çıkmaz. Yaşadığınız bir macerayı sürekli anlatırsınız. İşte Wadi Mujib kanyonu da onlardan biri bizim için. Bundan bir kaç yıl önce 90 gün Filipinler'in en bilinmeyen adalarını keşfetmek için yola çıkmıştık. O zamanlar karşımıza Kawasan Fall isimli bir şelale çıkmıştı. Öyle bir kanyon turuydu ki bu öncesinden hiç böyle bir deneyim yaşamamış hiç bu kadar heyecanlanmamıştık. Wadi Mujib'i görünce ister istemez aklımıza Kawasan geldi. Girişte eşyalarımızı kilidi olmayan emanet dolaplarına koyduktan sonra can yeleklerimizi aldığımız gibi demir bir köprüden geçip kanyonun girişine vardık. Zaten köprüden bir kaç adım atıp köşeyi döndükten sonra öyle bir manzara karşıladı ki bizleri, daha kanyonun derinliklerine girmeden kendine hayran bıraktı. Köprünün bitmesiyle yukarıdan aşağı inmek için diklemesine bir merdiven koymuşlar. Merdiveni dikkatle indikten sonra dizimize gelen su içinde ağır ağır yürümeye başladık. Yaklaşık 500-600 metre yürüdükten sonra büyüleyici kanyon oluşumlarının içine girdik. Kayaların şekli ve rengi o kadar değişikti ki bugüne kadar hiç olmadığımız bir ambiyans içine gireceğimizden şüphemiz yoktu. Etkileyici renkler ve oluşumuyla ağzımızı açık bırakan vadi içinde sulara bata çıka ilerlemeye devam ettik. Gönül istiyor ki her köşede fotoğraf video çekelim. Belirli bir noktadan sonra zorlu parkurlarla karşı karşıyaya kaldık. Guptan bir kaç kişi zorlu parkurları görr görmez pes etti. Onları ardımızda bırakıp kanı kaynayanlarla birlikte yolumuza devam ettik. Parkurlardaki tek yardımcı şey karşıdan karşıya geçmeye yarayan halatlar. Bu sayede bizim yönümüze akan yoğun akıntı karşısında bu halatlar sayesinde zor da olsa geçmek mümkün hale geliyor. Bazı parkurlarda ise dimdik kayaları tırmanmak gerekiyor. Bunun içinde kayalara ayak basıp tırmanabilmek için demirler monte etmişler. Bunun gibi 5-6 parkur sonrası kanyonun sonuna büyük bir zafer sevinciyle ulaştık. Sonda sadece şelale var. Önüne ip gererek tehlikelidir girilmez tabelası koymuşlar. Başarımızı delillendirip yine geldiğimiz yolu aynı şekilde geri döndük. Tek farkı kanyonun en zorlu parkurunu dönüşte kayarak geçmekti. En zevklisi de bu diyebiliriz. Petra antik kentinin tarihini ve detaylarını anlatmadan önce bilmenizi istediğimiz şey Ad Kavmidir. Hz. Hud'un kavmi olan Ad kavmi. İngiliz araştırmacı Bertham Thomas 1932 yılında Arabia Felix isimli kitabında Ad kavminden bahsetmiştir. Arabia Felix Romalıların Arap yarımadasının güney kesimine verdiği isimdir. Şanslı araplar anlamına da gelir. Neden Şanslılardı? Ad kavminin yaşadığı bölgede özel bir çam ağacı yetişiyormuş. Bu çam ağacının reçinesinden kehribar ürettip bunu dışarı satıyorlarmış. Bu ürün ayrıca dini ayinlerde tütsü niyetine de kullanılırmış. Reçine o kadar değerliymiş ki altından bile üstünmüş. Bertham Thomas yazmış olduğu Arabia Felic kitabında şanlı kavimlerden birinin izini bulduğunu söyler. Bu bahsettiğimiz kavim İrem şehrinde yaşıyormuş. Zenginliklerine düşkün bu kavim kendinden düşük konumda olanları horlamış ve ilk putlara tapan kavim olmuştur. Ve tufan sonucu helak olmuşlardır. Şimdi Ad kavminin Petra'yla alakası ne diye soruyorsunuz muhtemelen. Şimdi geliyoruz açıklamaya! Ad kavminin helak olmasıyla yeni bir kavim ortaya çıktı. Hz. Salih'in kavmi olan Semut'lar. Semutlar o kadar güçlü bir kavimmiş ki, taşı kıracak kadar güçlü oldukları söylenir. Nebatiler Ad kavminin başına gelenler kendi başlarına gelmesin diye, olası bir deprem felaketine karşı taşları yukarıdan aşağı oyarak kayalar arasında bir yaşam alanı inşa etmişler. Bu kavim de bir süre sonra putlara tapmaya başlamış ve doğru yolu bulsunlar diye Hz. Salih gönderilmiş. Her hikayede olduğu gibi kavim Hz. Salih'ten bir mucize yapmasını istemiş. Bu mucize yaşadıkları bölgedeki Kasibe isimli kayadan bir dişi deve çıkarılmasıymış. Hz. Salih'de mucizesini yaparak bir hamile dişi deve çıkarmış bu kaya arasından. Tabi bu olay üzerine yine inananların sayısı çok azmış. Fakat Hz. Salih gerçekleştirdiği mucizeden sonra kavme şart sunmuş. Yaşadıkları bölgede bir gün deve su içecek diğer gün de halk su içecekmiş. Herkes kabul ediyor tabi. Sonra deve su içtiği günler şehirdeki tüm suyu tüketince halka tak ediyor. Yeter devenin su içeceği gün tüm suyumuz bitiyor. Ya deveyi ya da Salih'i öldürelim diyorlar. Son karar deveyi öldürmekten yana oluyor. Deveyi öldüren kavmin kurtulması için tek çaresi vardı. O da devenin yavrusunu bulup su içirmeleriydi. Nasıl Hz. Salih deveyi kaya arasından çıkardıysa devenin yavrusu da bu kayadan girip yok olmuştu. HUD-67: Zulmedenleri ise o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında yüzüstü serilip kaldılar. Latince ve Arapça'da kelime anlamı taş olan Petra 1985 yılında Unesco Dünya Mirası Listesine alınmış ve 2007 yılında Dünyanın Yeni 7 Harikası listesine girmeye hak kazanmıştır. M. Ö 400'den M. S 100'e kadar Nebatilerin başkenti olmuştur. Nebatiler güneyden kuzeye gelerek dışarıdan hiçbir şekilde görülmeyen bu vadiyi yerleşmek için seçtiler ve yeni bir medeniyete imza attılar. Nebatilerin kurmuş olduğu medeniyet M. S 100'de Romalılar tarafından ele geçiriliyor. Romalılardan sonraki hakimiyet Osmanlı İmparatorluğuna geçiyor. Osmanlı döneminde bu şehre giriş yasakmış. Bu şehre girmeyi başaran kişi 1812 yılında arap kılığına bürünen bir İsviçreli araştırmacı Johann Ludwig Burckhard'dır. Osmanlı döneminin hüküm sürdüğü süreçte buraya girmeyi başaran başka kimse olmamıştır. Johann Ludwig Burckhard kendisini hint müslümanı olarak tanıtarak buraya gelme amacının Hz. Harun peygambere kurban sunmak olduğunu söyler. Ve o zamanın şehir yerlileri Burckhard'ın gül şehrine gitmesine izin verirler. Burckhard'dan sonra Petra'nın keşfi 1989 yılında George Lucas'ın buraya gelmesiyle gerçekleşir. George Lucas gördüğü şehir karşısında o kadar etkilenmiştir ki Indiana Jones serisinin 3. filmi Son Kaçış'ı burada çekmeye karar verir. Filmin üstüne burayı film seti sanıp gelen ziyaretçiler aslında set değil de gerçek olmadığını görünce Petra'nın ünü git gide artar ve bugünkü değerine kavuşur. Petra kervan yolu üzerinde olduğu için kendi döneminde zenginlik içindeymiş. Fakat sonrasında gemilerin keşfedilmesiyle ticaret develer yerine gemilerle yapılmaya başlanıyor. Vadi içinde bulunan bu şehir dışarıdan hiçbir şekilde gözükmüyor. Bu da ne kadar korunaklı olduğunu gösteriyor. Bilet gişesinden geçtikten sonra geniş bir vadi içinden yürüyerek Siq yoluna varıyorsunuz. Nebatiler buraya geldiği zaman siq yoluna varmadan bir kaç yüz metreyi oymuş. Ve oyduktan sonra Siq yolu çıkmış karşılarına. Yani yaklaşık 1 km yürüdüğünüz Siq yolu Nebatiler tarafından oluşturulmamıştır. Siq yoluna varmadan önce yolun sağında bir kaya göreceksiniz. Hani demiştik ya Nebatiler bu şehri yukarıdan aşağı doğru oyarak inşa etmişler diye. İşte bunun en güzel örneği bu kaya üzerinde yarım kalmış kazıdır. Dikkat ederseniz yukarıdan aşağı doğru yapılmaya başlanmış ve sonra tamamlanmamış. Tam bu kayanın karşısında/yolun karşısında mezarlık olan bir kaya göreceksiniz. İçinde 5 tane mezarlık var. Kayada kaç mezar olduğunu belli etmek için piramit gibi şekiller yapılmış. Yola devam edince Siq yoluna varmadan hemen sağ tarafta su tüneli göreceksiniz. Zamanında burada yağmur yağdığında çok büyük seller meydana geliyormuş. 20 dakika için suların seviyesi 10 metreyi buluyormuş. M. Ö 1. yy'da buraya baraj yaparak sel yüzünden gelen suları tahliye etmek amacıyla 90 metre tünel kazmışlar. Ve vadiye gelen sular bu baraja sayesinde bir tünelden geçerek başka vadiye tahliye oluyormuş. Siq yolu üzerindeki deve heykelleri : Uzakdoğudan gelen ticari mallar Yemen'e gidiyormuş. Tüccarların develeriyle geçtiği deve yoluymuş burası. Yol üzerinde deveyi süren kişiyle 2 devenin figürü kayalara oyulmuştur. Şeklin tamamı kalmasa da devenin ayakları hala gözle görülebiliyor. Petra'daki Kabe : İslamın ilk 100 senesinde hayatta kalmış camileri incelenmiş ve hepsinin yönünün Ürdün'ün güneyinde bir noktayı işaret ettiği tespit edilmiş. Tüm camilerin yönü Petra'ya dönük vaziyetteymiş. Bu nedenle burası eski arap haccının da odağı olmuş. Kabe olarak adlandırılan ufak kaya Siq yolundan Hazine binasına doğru giderken sağ tarafınızda kalıyor. İslam öncesi ilah putlardan Uzza ve oğlu Hubelin oymaları kaya üzerinde görülebilir. Hazine Binası : Siq yolunun sonu Petra'nın ana manzarasıyla karşılıyor bizleri. Hazine binası Petra'nın en turistik en bilinen yapılarından en önemlisidir. Gördüğünüz yapı tamamen insan elinden çıkma. Kumtaşı yukarıdan aşağı oyularak bu şekle sokulmuş. Yapının içinde gizli mezar odaları var. Binanın içinde bundan bir kaç yıl önce girilebiliyorken artık girişe kapatılmış. Hazine binası tüm kervanın taşıdığı malleın korunduğu yerdir. Bedeviler şehrin en güvenli erinin burası olduğuna inanıyorlarmış. Hazine binası önünde sadece fotoğraf çekilmekle kalmayın lütfen sembolleri inceleyin. Haftanın 7 günü, ayın 30 günü ve yılın 12 ayı çeşitli sembollerle binanın üzerine işlenmiş. Yapının en üstündeki tp ise güneşi sembolize etmektedir. Petra'ya Kuşbakışı Bakmak : Petra'nın asıl manzarasını yukarıdan görmek için sizi biraz zorlu bir yol bekliyor. Hazine binasına yüzünüz dönük haldeyken sol tarafa doğru yani tuvaletlerin olduğu kısma doğru gitmelisiniz. Ancak bu yolu yalnız çıkmanızı kesinlikle tavsiye etmiyoruz. Zaten hazine binası önünde yereller size elindeki telefonlardan manzara fotoğrafını gösterip çıkarmayı teklif ediyor. Bize teklif edilen ücret kişi başı 5 dinardı. Pazarlıkla bunu 3 dinara kadar indirebildik. Dik kayaları bize eşlik eden rehberlerimiz sayesinde yaklaşık 10-15 dakika içinde tırmandık. Ben ki sandalet ve etekle burayı tırmandıysam hepiniz tırmanırsınız. Sakın ola dik kayaları görünce korkup geri dönmeyin. Hazine binasının önünden sağ taraftaki ana yolu takip ettiğinizde Kral mezarlarına ve tiyatro ve sütunlu yola ulaşabilirsiniz. Sütunlu yolun sonuna varınca Manastır tabelasını göreceksiniz. Bu noktadan sonra uzun bir tırmanış sizleri bekliyor. Manastır ziyaretinden sonra Petra gezinizi sona erdirip aynı yolu tekrar yürüyerek geçmeniz gerekiyor. Umuyoruz ki eksiksiz bir Ürdün makalesi olmuştur. Yazdıklarımız dışında merak ettiğiniz bir soru olursa makalemize yorum bırakabilir ya da bizimle iletişime geçebilirsiniz. Hepinize şimdiden bol eğlenceli bir Ürdün turu dileriz. Hicaz Demiryolu Osmanlı'nın gerçekleştirdiği en önemli projelerden biridir. Almanların desteğiyle yapılan gerçekleştirilen proje 1900-1908 yılları arasında II. Abdülhamit tarafından Şam ve Medine arasında yapılmıştır. Projenin orjinali İstanbul-Medine olmasına rağmen ne yazık ki bu kadarı yapılabilmiş. Maksat Osmanlı'da yaşayan müslümanları hacca taşımakmış. Alman desteği demişken bu sayede kaçırılan tarihi eserleri ucundan vurgulayalım! Bugün Ürdün topraklarında bulunan Hicaz demiryolunun vagonu orjinal olup turistler için kısa bir sürüş de gerçekleştirilmektedir. Wadi Rum'a yolu düşen herkesin vadi öncesi uğrak yeridir. Tarihte günümüzün Ürdün topraklarını oluşturan bölge birbirini takip eden hareketlenmelere maruz kaldığından kumtaşı topraklarının oluşmasına sebep olmuştur. Depremler, yağmur suları ve yağmur sularının kum yüklü aşındırıcı rüzgarlar bu oluşumu meydana getirmiştir. 700 metre kalınlığındaki kumtaşı katmanlarının çatlamasıyla başlayan süreç Wadi Rum'ı ve Disi kanyonlarını oluşturmuştur. Burası Ürdün'ün en hassas bölgesidir. Kraliyet Doğa Koruma Topluluğu 1998'de Rum Vadisini Koruma Alanı'nın bir parçası ilan etmiştir. Bu bölge turizmi korumaya ve geliştirmeye çalışan aynı zamanda da doğaya saygılı ve yerel Bedevi topluluğuna yaşanabilir bir çevre sağlamayı amaçlayan Akabe Özel Ekonomik Bölge Yönetimi tarafından korunmaktadır. Yaklaşık 1.8 milyon yıl önce Wadi Rum ilk insanların Afrika ve Asya arasında göç için kullandıkları rota üzerinde bir köprüymüş. Arkeolojik alanlarda yapılan araştırmalar by bölgenin yoğun bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Bedeviler : Bedeviler binlerce yıldır Wadi Rum bölgesinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Bedevi çadırları kadınlar tarafından keçi, koyun ya da deve yününden örülür. Bu çadırlar, içinde yaşayan insanların ihtiyaçlarına ve çevre koşullarına en uygun çözümdür. Bir çok küçük bedevi grubu halen Rum Vadisi ve Disi topraklarında yaşamlarını sürdürmektedir. Günümüzde Wadi Rum'da yaşamaya devam eden bedeviler turistlere rehberlik, şoförlük hizmetleri vermektedirler. Wadi Rum dünya üzerinde Mars'a en çok benzeyen yer olarak bilinir. Matt Damon'un oynadığı Marslı / The Martian filmi de burada çekilmiştir. Wadi Rum hakkında daha detaylı bilgi için makalemizi okuyabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/uskup-gezilecek-yerle", "text": "Bu seferki rotamız yanı başımızdaki balkan ülkelerinden bir tanesi. Makedonya'nın başkenti Üsküp için düştük yollara ve sizlere çok nefis Üsküp gezi rehberi hazırladık. Üsküp'te nereler gezilir, Üsküp'te ne yenir, Üsküp'e kaç gün ayrılır gibi aklınıza takılan ve cevabını bulamadığını tüm sorularınızın cevabını alabileceğiniz Üsküp gezilecek yerler makalemiz karşınızda. Balkanlar ülkelerinden biri olan Makedonya'nın başkenti olup Vardar Nehri kıyısına kurulu oldukça modern bir şehirdir. Komşuları Selanik, Arnavutluk, Kosova, Sırbistan ve Bulgaristan'dır. - İstanbul'dan 819 km - Arnavutluk Tiran'dan 292 km - Yunanistan Selanik'ten 240 km - Bulgaristan Sofya'dan 244 km - Kosova Priştine'den 94 km - Sırbistan Belgrad'tan 438 km - Ohrid'e 178 km - Tetovo'ya 48 km - Manastır'a 170 km İstanbul'dan Üsküp'e direk uçak seferleri bulunmaktadır. İki ülke arası hizmet veren firmalar Türk Havayollarıdır. Sabiha Gökçen'den direk uçuşlar olduğu gibi Türk Havayollarınınki ise Atatürk Havalimanından gerçekleşmektedir. Yolculuk süresi 1 saat 30 dakikadır. THY ile İstanbul Üsküp uçuşu için buraya tıklayabilirsiniz. Üsküp Havalimanına vardıktan sonra pasaport kontrolünü geçip varış terminal binasında pek çok araç kiralama firması göreceksiniz. İster Üsküp'e varmadan önce internet üzerinden rezervasyon yaptırın isterseniz varınca terminal binasında kiralayın. Ama Makedonya seyahatiniz sadece Üsküp'ten ibaret olmayacaksa kesin araç kiralamanızı öneririz. Tek yöne ücret 175 MKD çift yöne 350 MKD. Havalimanından şehre taksiyle gitmek isterseniz varış terminali kapısından çıkar çıkmaz hemen kapının önündeki listeden taksi ücretlerini kontrol edebilirsiniz. Şehir merkezine taksi ulaşım ücreti 20 euro'dur. Üsküp'e gelmeden önce herkes buranın çok ufak ve yarım günde rahat rahat gezilebileceğinden bahsedip durmuştu. Koca bir şehir hele ki bir ülkenin başkenti nasıl olur da yarım günde gezerek bitirilir soruları kafamızda Makedonya'ya doğru yola çıktık. Vardıktan sonra bunu söyleyenlerin haklı olduğunu anladık. Üsküp önce Makedonya meydanından gezilmeye başlanmalı. Meydanın hemen karşısında Taş köprü var. Taş köprü haricinde bu köprünün sağında 2 tane daha görülmeye değer köprü bulunuyor. Taş köprüyü üzerinden şehri ikiye bölen Vardar nehri geçildikten sonra bu tarafta müze binaları bulunuyor. Düz devam edildiği takdirde çarşısına varılır. Çarşı, Osmanlı'dan kalma en belirgin yerdir. Zaten Üsküp'ü Üsküp yapan da çarşısı ve çarşı içindeki hanları ve hamamlarıdır. İşte arkadaşlar Üsküp bunlardan ibaret ufacık bir şehir. Ne yani 1 paragraflık mı demeyin diye size aşağıda Üsküp'te gezilecek yerleri bir güzel listeledik. Şehri yürüyerek gezmek en doğru tercih olduğundan konumları da iliştirdik ki mesafeleri rahat rahat anlayın. Vardar nehri kıyısında kentin orta kesimindeki büyük meydandır. Yılbaşı kutlamaları, festivaller, kültürel ve siyasi olayların yaşandığı ortak noktadır. Meydanın tam ortasında Büyük İskender heykeli ve çevresi ise tamamiyle yeni binalarla donatılmıştır. Ve inşaatı devam etmekte olan pek çok yapı daha halen inşa edilmektedir. Üsküp heykellerinin heykeltraşları hep dışarıdan getirilmiştir. Heykellerin tümü son 4 yılda yapılmıştır. Heykellerin tümünde barok, Rönesans mimarisini görebilirsiniz. Üsküp meydanı ve meydandaki İskender heykeli için toplam harcanan bütçe 300 milyon euro'dur. Dikkatinizi çekeriz şehirdeki diğer heykeller ve binalar bu fiyatın içinde değil! İskender Heykeli : Makedonya Meydanı şehrin göbeğinde Vardar Nehrinin yanı başında hemen taş köprünün karşısına yapılmış kocaman ve tam ortasında atlı Büyük İskender heykeli olan meydandır. Dünya'da en çok yer fetheden komutan Büyük İskender'in heykeli o kadar büyüktür ki ihtişamıyla meydana ayrı hava katmaktadır. Taş köprüden çarşıya geçtiğiniz zaman tam karşınızda göreceğiniz Büyük İskender'in annesinin hamilelik, doğum, emzirme ve beslendiği anı simgeleyen heykeller karşınıza çıkıyor. Bu heykelin tam arkasındaysa Büyük İskender'in babası II. Filip'in büyük heykelini göreceksiniz. Meydanın tam karşısında Vardar Nehri üzerine şehri doğu ile batıya bölen Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldığı söylenen Taş Köprü var. 12 kemerden ve 6 metre genişlikten oluşan köprü şu an Üsküp meydanındaki en eski yapılardan biri olarak göze çarpmaktadır. Çünkü ülkenin Avrupai havasını arttırmak ve bu yönde ilerlemek adına o kadar çok heykel ve yapılar yapılmış ki kafanızı nereye çevirseniz yep yeni binalar görüyorsunuz. Üsküp Arkeoloji Müzesinin hemen karşısına yapılmış köprü 80 metre uzunluğunda olup köprünün sağında ve solunda ressam, sanatçılara ait 29 adet heykel bulunmaktadır. Büyük İskender'in önemi dünyada en çok yer fetheden komutan olmasıdır. Genç yaşta Hindistan'a kadar gitmeyi başarmış ama fillerin karşısına çıkmasıyla beklenmediği sonla karşılaşmıştır. Büyük İskender'in babasının tarihteki önemi ise Makedon ordusunu kurmasıdır. Arnavutların en yoğun yaşadığı Arnavut kaldırımlı sokakları olan Üsküp'ün tek çarşısıdır. Tarihi yapıların ve tarihi restaurantların bulunduğu çarşı Üsküp'te gezilecek en önemli noktadır. İstanbul dışında Balkanlar'daki en büyük Türk çarşısıdır. Çarşı, 1555 ve 1963'te meydana gelen depremler ve Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan yıkımlarla büyük zarar gördü. Ardından, birkaç kez yeniden inşa edildi ve günümüzde Makedonya Cumhuriyeti'ndeki tek kalan kültür anıtını temsil ediyor. Türk Barlar Sokağı : Üsküp Çarşısının bir sokağı tamamen Türkçe müzik çalan bar ve cafelerle çevrilidir. Daracık sokaktan geçerken 90'ların havasını soluyup kaldığınız yerden çarşıyı gezmeye devam edebilirsiniz. Makedonya genelinde çay bulamazsınız ama bu sokakta istediğiniz kadar çay içebilirsiniz. 15 yy'da I. Murat döneminde yapılmış Üsküp'ün en eski camisidir. Balkanlar biliyorsunuz I. Murat döneminde fethedilmiştir. I. Murat I. Kosova Meydan Muhaberesinde savaşı kazandıktan sonra savaş alanını gezerken şehit edilmiştir. Osmanlı Balkanlar için şöyle geçer \"Bizim hem şanımızdır hem de göz yaşımızdır\" Savaşta şehit edilen tek padişah için göz yaşı, Belgrad'ı alıp Tuna'ya dayanıp Tuna üzerinden Avusturya ve Maceristan'ı fethettiği için de şandır. Osmanlının 600 yıla yakın hakimiyeti söz konusu olup tam 1 hafta içinde tüm bu coğrafya elden kaybedilmiştir. 16 yy Osmanlı eserlerinden biridir. Osmanlı buradan çekildikten sonra han ve hamamlar görevini yerine getirmemeye başlamıştır. Yaklaşık 8 yıl önce kaderine terk edilmiş han ve hamamlar Kültür Bakanlığı Restorasyon projesi kapsamında sanat galerisi olarak faaliyete geçirilmiştir. İsminin çifte hamam olması tek girişindendir. Kadınlar ve erkekler aynı giriş kapısından girer ve hamam kapıdan sonra ikiye ayrılır. Tipik Kozahan mimarisini bu han'da görmek mümkündür. Han'ın ortasında bulunan çeşmeden almıştır ismini. Kültür Bakanlığı tarafından restore edilen han Güzel Sanatlar Üniversitesine bağışlanmıştır. Ressam ve heykeltraşların pratik yaptıkları yer olarak kullanılıyor. Avrupa'nın en büyük, dünyanın 2. büyük haçıdır. Hristiyanlığın 2000. yılının şerefine yapıldığı için milenyum ismini almıştır. Üsküp Vodno dağı tepesine (1.066 metre) yapılan Milenyum Haçı 66 metre yüksekliğe sahiptir. Aslında Amerika'nın finanse ettiği bir gövde gösterisinden başka bir şey değildir. Makedonya meydanına yaklaşık 1.5 km uzaklıktaki otagar'a gidip buradan Milenyum Haç'ına giden kırmızı otobüslere binip Vodno dağının tepesindeki haç'a ulaşabilirsiniz. 1979 yılında Nobel Barış Ödülüne layık görülen Arnavut kökenli Rahibe Terasa'nın anısına yapılan ev 2009 yılında faaliyete geçirilmiş ve ziyaretçilerine kapısını aralamıştır. Evin altı müze üst katı ise kilise olarak hizmet vermektedir. Evin bulunduğu yerde daha önce Rahibe Teresa'nın vaftiz edildiği söylendiğinden büyük bir öneme sahiptir. Evin salonunda sergilenen fotoğraflarda Rahibe Terasa'nın çocukluğundan ölümüne kadar olan süreci ve yaşamında kullandığı eşyalar görülebilir. Osmanlı döneminde yapılan hanlardan bir tanesidir. 1086 metrekare alan üzerine inşa edilen han 2 kattan ve 44 odadan oluşmaktadır. Günümüzde içerisinde Atatürkçü Düşünce Derneğinin de olduğu han içinde cafe ve restaurantlar hizmet vermektedir. Ve buradan elde edilen gelirler vakfa aktarılmaktadır. Müze 1924 yılında Etnografya, Arkeoloji ve Tarih Müzelerinin birleştirilmesi sonucu kurulmuştur. Üsküp Türk Çarşısında konumlanan müze içinde toplam 66.000 eser bulunmaktadır. Makedonya halkının tarihi geçmişinden, arkeolojik kazılardan elde edilen eserlere, yöresel kıyafet ve kullandıkları eşyalara kadar Makedonya'nın geçmişten günümüze ait eserlerini bu müzede görme şansınız vardır. 2014 yılında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı / TİKA ve Üsküp Büyükelçiliği'nin katkıları sonucu hizmete açılan Arkeoloji Müzesi Üsküp'ün en gösterişli köprüsünün en başına konumlandırılmış olup Üsküp'te gezilecek yerler listesinde en başta yerini almaktadır. Müze 6000 metrekare alan üzerine kurulu olup 3 kattan ibarettir. Balkanlar coğrafyasında yaşayanlar et seven millettir. O yüzden bu coğrafyaya basacak olanlar şanslı. Burada aç kalmanız imkansız. Üsküp'te ne yenir diye araştırmadan önce çevremizden gideceğimizi duyanlar hemen nerede ne yenir, ne içilir diye tavsiyelerde bulunmaya başlamışlardı. Üsküp'ün en eski restaurantlarınan bir tanesidir. Çarşı içinde bulunan köfteci dükkanı yalnızca 3-5 masadan ibaret olup güveçte kuru fasulyesi, sucuğu ve parmak köftesiyle meşhur olmuştur. Yukarıda da dediğimiz gibi Balkanlarda et çok önemli bir yere sahip olduğundan kuru fasulye yanına et gelirse aman ha şaşırmayın. Sizi Üsküp'teki favori mekanımızla tanıştıralım. Meydandan çarşıya girdikten sonra Üsküp'ün en eski pastanesi Rigara'yı geçer geçmez sağa sapın birkaç yüz metre ilerde sağınızda yeşil verandalı ve dışarıda masaları olan Brenda Restaurantı göreceksiniz. Grupla gelen turistlerin genelde gitmeyi tercih ettiği restaurant Destan'ın hemen yanındaki sokakta Haşim Restaurant var. Bitfeği parmak yedirtecek cinsten olduğu için aman Destan falan yapmayın direk buraya girin deriz. Üsküp'ün en eski tatlıcısı ve lokumcusu aynı zamanda. Cevizli ve fındıkları lokumları güzel değil efsane bizden demesi. Günde sadece birkaç tepsi çıkan lokumları pastanenin sahibi Mustafa Bey elleriyle yapıyor. Mustafa Bey 1955 yılında Manastır bölgesinden Üsküp'e gelmiş. Geldiği tarihten bu yana lokumlarını yapmaya devam ediyor. Lokumların yapımında kesinlikle katkı maddesi yok. Zaten yerken tadındaki farkı anlıyorsunuz. Tepsiden kesilen lokumlar pudra şekerine bandırılarak servis ediliyor. Armut gazozunu hayatında hiç deneyeniniz var mı? İçtikçe içiren bir içecek türü. Biz ilk olarak Gürcistan'da denemiştik. Üsküp'te de olduğunu görünce denemeden edemedik. İlk defa içmediğimiz bir şey olduğundan ister istemez kıyas yapıyoruz tabi. Gürcistan'da içtiğimiz armut gazozunun daha lezzetli olduğunu söylemek isteriz. Ama ilk defa içecekseniz buradakini de tavsiye ederiz. En azından tadıyla ilgili bir fikriniz olur. Üsküp'ten Ohrid'e giden yol üzerinde bir tesistir. Eğer turla gidiyorsanız rehberiniz nereye götürürse oraya gitme zorunluluğunuz var ama rehberiniz burayı ayarladıysa çok şanslı olduğunuzu bilin. Turla değilde kendi aracınızla seyahat ediyorsanız Strazha şehrinden Ohrid'e doğru giderken yolun solunda göreceksiniz. Pişi dedikleri aslında bizim bildiğimiz hamur kızartmamız. Burdakiler daha büyük ve önceden kızartılmış oluyor. Simit gibi bir kağıdın içine konularak servis edilen pişiyi peynir ve ayranla birlikte yemenizi tavsiye ederiz. Kişi başı ücreti 110 MKD. Pleskavitsa aslında köftedir. Ama bildiğimiz köfteyle alakası olmayan şekle ve büyüklüğe sahiptir. Hamburger köftesinin neredeyse 4 katı büyüklüğünde olup ortalama 200 gramdır. Bir diğer özelliği ise içine peynir konularak pişilirmesidir. Aslında bir diğer adı da peynirli köfte olarak bilinir. Makedonya'ya gelip de boğma rakısını içmeden dönmeyin aslan sütü severler!!! Kısa ve ince bardaklarda servis edilen rakının rengi sapsarı. Anason kokusunu hiç almıyorsunuz. Ama bizim rakı kadar da yumuşak içimli değil. Az yudumlarla içilebilecek ağır bir o kadar da kendini içirttirdikçe içirten bir içkidir. Üsküp gezilecek yerleri anlatıp da Üsküp tarihinden bilgi vermeden olmaz. Ziyaret edeceğimiz ülke ya da şehrin kısa da olsa tarihini bilmek ayak bastığımız topraklar için bize ilham verdiği için sizlere de biraz olsun anlatmak isteriz. Üsküp'ün tarihi geçmişi 4 yüzyıla kadar uzanır. Şehre hakim konumdaki Üsküp Kalesinde yapılan kazı çalışmaları sonucu bulunan kalıntılar Üsküp tarihini Neolotik ve Tunç dönemine kadar taşımaktadır. Bölgede sırasıyla yaşayan halklar ise Triballiler başta olmak üzere sırasıyla Paionianlar ve Dardaniler'dir. Eski adı Scupi olan Üsküp, Roma hakimiyetine Makedonya ve Roma arasında yaşanan savaş sonrası geçmiştir. Roma'nın hakimiyetinden sonra bölgeye ciddi anlamda göç gerçekleşmiş ve bunun sonucu nüfus artışı yaşanmıştır. Bölge Hristiyanlıkla 300'lü yıllarda tanışmış ve 313 yılında Hristiyanlık yasal hale getirilmiştir. Roma hakimiyetinin hemen akabinde bölgede Sırp hakimiyeti söz konusudur. Ancak bölge konum itibariyle stratejik değere sahip olduğu için yüzyıllar için başka imparatorluklar tarafından el değiştirmiştir. 1392 yılına gelindiğinde bölge Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilerek şehrin ismi Scupi'den Üsküp olarak değiştirilmiş olup o günden bu güne hala aynı isimle anılmaktadır. Osmanlı döneminin söz konusu olduğu süreçte Osmanlı Avusturya savaşı sonucu Avusturya 1689 tarihinde Osmanlı'nın Balkanlardaki topraklarına girerek Üsküp'ü ele geçirmiştir. Üsküp'ün ele geçirildiği yıl Fire of Skopje isimli 1689 Hadisesi yaşanmış ve şehirdeki pek çok yapıya ciddi zararlar verilmiştir. Osmanlı'nın karşılık vermesiyle Avusturya geri çekilmiştir. Ve 1912 1913 Balkan Savaşlarına gelindiğinde Balkanlar'da 600 yıla yakın hakimiyet süren Osmanlı ordusu artık son bulmuştur. Balkanlar'da yaşayan halk bunu şöyle dile getirir \"Balkanlar coğrafyasındaki 600 yıllık Osmanlı hakimiyeti sadece 1 haftada içinde kaybedilmiştir\" Yani Osmanlı onlar için hem gözyaşı hem de şan'dır. Bu dönemde Türklere baskı ve saldırılar söz konusu olunca bu bölgeden Anadolu'ya ciddi anlamda göçler gerçekleşmiştir. 50'li yıllarda 200.000 Türk ailenin Makedonya'dan Türkiye'ye göçü söz konusudur. Osmanlı hakimiyetinden hemen sonra Sırp hakimiyetinin söz konusu olduğu ülke ardından I. Dünya Savaşının başlamasıyla Bulgar, Hırvat ve Sloven hakimiyetinden sonra nihayet 1944 yılında Yugoslovya Cumhuriyeti yönetimi altındaki Özerk Makedonya Cumhuriyeti'nin başkenti olmuştur. 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Makedonya, Makedonya Cumhuriyeti olarak halen ayakta kalmayı başardığı gibi Üsküp'te halen Makedonya Cumhuriyetinin başkentidir. Ülkenin yerel para birimi Makedon Denar'ıdır. Kısaltılmışı MKD'dır. Makedonya genelinde Euro kabul edildiğinden yanınızda 5, 10 gibi ufak değerli eurolar götürmeniz faydalı olur. Bir şey satın alıp euro ödeme yapabilirsiniz ancak para üstü denar olarak verilmektedir. Makedonya'da sadece başkent Üsküp'teki döviz bürolarında Türk parası bozdurma imkanınız vardır. Yani bu ülkeye gelirken yanınızda Euro bulundurmanız en doğru tercihtir. Biz akşam geç saatte vardığımız ve ertesi güne erkenden Matka Kanyonuna gittiğimiz için para bozdurma fırsatı bulamamıştık. Ama yanımızda Euro bulunduğu için dövizci arama derdimiz kalmadığından rahat ettik. Dolar kesinlikle kabul etmediklerinden yanınızda boş yere dolar taşınmanız gerekmiyor. Hafta için 08:00 19:00 arası, hafta sonu ise 08:00 12:00 arası hizmet vermektedir. Makedon denarı kağıt paraları 10, 50, 100, 200, 500, 1000, 2000 MKD ike bozuk paraları 1, 2, 5, 10, 50 MKD'dır. Makedonya biz Türkler'den vize istemeyen Balkan ülkelerinden bir tanesidir. 6 ay geçerliliği olan her Türk vatandaşı elini kolunu sallayarak Makedonya'ya ziyaret edebilir. Vize istememesi nasıl büyük bir avantajsa direk uçuşların bulunması da bu ülkeye ulaşımda bir o kadar avantajlı olup kısa süreli seyahatler için gitmenizi önerdiğimiz ülkelerden bir tanesidir. Üsküp ki Yıldırım Beyazıd Han diyarıdır, Yalnız bizimdi, çehre ve ruhiyla biz'di o. Üsküp ki Şar Dağ'ında devamıydı Bursa'nın. Bir lale bahçesiydi dökülmüş temiz kanın. Bir sonbaharda annemi gömdük o toprağa. Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için. Kalbimde bir hayali kalıp kaybolan şehir! Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene, Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene."} {"url": "https://www.gezgincift.com/uzakdogu-turlar", "text": "Uzakdoğu turları pek çoğumuzun tek başına gitmeye cesaret edemediği yanına yol arkadaşı ihtiyacı duyduğu ya da tur programlarına başvurduğu bölgelerdir. Çalışan kitlenin izinleri çok kısıtlı bir zaman dilimi içerisine sığdırıldığı için ne yazık ki insanlar tek başına uzun süreli uzakdoğu turları yapmak yerine erken rezervasyon ile bir tur firmasına başvuruyor. Hem bu sayede bu kısıtlı süre daha verimli ve yoğun geziler ile doldurulmuş olurken hem de tatil öncesi programlama yapmanıza gerek kalmıyor. Biliyorsunuz 2008 yılından bu yana her sene bir kaç kez uzakdoğu ülkelerine seyahatler gerçekleştiriyoruz. Yıllar geçtikçe bu seyahatlerimizin de süreleri uzamaya başladı ve gittiğimiz ülkede 20-30 gün kalmak yerine aylarca kalır hale geldik. Hem bu sayede gittiğimiz ülkeyi daha rahat koşturmadan geziyor hem de kültürünü daha yakından tanıma şansımız oluyor. Madem uzaklara gitmeye karar verdiniz. Ki bu karar sonucu cebinizden çıkacak olan para öyle az bir şey de değil. O zaman paranın hakkını almanız için aklınızdan çıkarmamanız gereken bir kaç tavsiye vereceğiz. Kalış Süreniz Minimum 7 Gece Olmalı : Uzakdoğu'nun neresine giderseniz gidin gidiş ve dönüş günleriniz yollarda geçiyor. Hele ki uçağın gideceğiniz ülkeye varışı /dönüşü öğle veya akşam saatlerine denk geliyorsa iki gün kafadan ölüyor. Yani siz 6 gece olan paket tur alırsanız bu demek oluyor ki dolu dolu 4 gününüz oluyor. Hele 5 gece 7 günlük uzakdoğu turlarından olabildiğinizce uzaklaşın. Ekstra Tur ödemeyin : Bazı Uzakdoğu turları var ki sizi düşük fiyatlarıyla cezbeder. Halbuki bu düşük fiyatları turların içinde gideceğiniz yerlerde katılacağınız ekstra turlar dahil değildir. Eeee oraya kadar gittiniz günlük turlardan mahrum mu kalacaksınız. Tabi ki kalmak istemezsiniz. O zaman tur için vereceğiniz fiyat ve günlük ekstra turlara vereceklerinizi mutlaka hesap edip turun totalde size kaça mal olacağını hesaplayın. Ya da en güzel yöntem ekstra turlar dahil uzakdoğu turları satın alın. Şehir Konaklaması Olmasın : Bir çok Uzakdoğu turları programlarının içine 2-3 gün şehir konaklaması koyar. Siz zaten yılın vermiş olduğu iş yükü ve modern şehir yaşamının stresinden kısa süreliğine de olsa kurtulmak, kafa dağıtmak için seyahat etmiyor musunuz? O zaman niye o kadar uzağa gitmişken yine aynı stres, trafik ve şehir yaşamının içine giresiniz ki! Daha bakir şehirler, kasabalar, adalar ve doğal güzellikler içinde tatil yapmak sizin de hakkınız değil mi? İşte ona siz karar vereceksiniz. O yüzden tavsiyemiz şehir konaklaması olan turları satın almamanız. Yok şehir görmek iyidir derseniz inanın İstanbul'un keşmekeşliğinden farklı değil göreceğiniz yerler.... Doğru Mevsim Tercihi : Tatile çıkmak olsun diye önünüze gelen turu satın almayın. Gideceğiniz yere karar verdikten sonra oranın en iyi mevsimi, gidilecek en iyi dönemi ne zaman araştırın. Tur firmaları için mevsim fark etmez. Onlar yaptığı işe bakar. Ama siz onca parayı ödeyeceğiniz için tatilinizin yağmur ve çamur altında, kapkara hava içinde geçmemesi için kararınızı verebilirsiniz. Turları Karşılaştırın : Tur satın almaya karar verdikten sonra google'dan başka tur firmalarının sayfalarına girip mutlaka kıyaslama yapın. Bir önceki gezinizde örneğin A firması ile tura katıldığınız için bir sonraki gezinizi de onunla yapacağınız anlamına gelmez. Hangi tur kaç gün kalıyor, ekstra turlar dahil mi gibi farkları mutlaka ama mutlaka kıyaslayın. Tek kriter olarak fiyatı baz almayın. Ucuz turlar sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Size listelemiş olduğumuz tavsiyeler dışında çıkmadan bir gezgin olarak farklı bir anlayışla ve eğlenceli olacak şekilde mükemmel turlar düzenlemeye karar verdik. Özellikle insanın tek başına gitmeye cesaret edemediği destinasyonlar olmasına karar verdik ve işe koyulduk. Neresi neresi derken 2016 kurban bayramı için 9 gecelik Kenya-Tanzanya turu düzenledik. Bir baktık 28 kişi olmuşuz. Deli dolu, akıllardan çıkmayacak bir tur gerçekleştirdik. Sonra baktık talepler devam ediyor o zaman yine değişik bir rota olsun dedik ve geçen yıl yılbaşını Gezgin Çift olarak kutladığımız Filipinler'i listemize aldık. Turlarımızın detaylarını öğrenmek için buraya tıklayınız. Uzakdogu turlari icin yaptiginiz programlarin hepsi birbirinden guzel. Sizlere katilmayi cok isterim. Uzakdoğu turları için incelediğim birçok tur programına göre en kapsamlı program. 22 Haziran 2019 tarihine Bali adası turu var."} {"url": "https://www.gezgincift.com/uzun-yolculuklarin-keyifli-adres", "text": "İnsanlar uzayıp giden yolculuklarda hem beden olarak hem de ruh olarak oldukça yorulmaktadırlar. Özellikle trafiğin yoğun olduğu yerlerde araba ya da otobüsle yolculuk etmek kişinin sabrının sınırlarını zorlamaktadır. Trafikte geçen saatler hem psikolojik gerilimi hem de bedensel yorgunluğu en üst seviyeye çıkarmaktadır. Buna bağlı olarak da kişi gideceği yere ulaştığında ne sağlıklı bir iletişim kurabilir ne de hoş bir zaman geçirebilir. Şehir içi ulaşımlarda nasıl ki toplu taşıma araçları hızlı ve güvenli bir yolculuk sunuyorsa şehirlerarası ulaşımda da hava yolu en kaliteli ve rahat hizmeti sunmaktadır. Hava yolu şehirlerarası ulaşımda hem hızlı hem de rahattır. Uçak içerisindeki personelin rahatlatıcı tavırları ve kaliteli hizmet sunumları ile zaten kısa sürecek olan yolculukları çok daha zevk verici hale getirmeniz mümkün olmaktadır. Bileti aldığınız andan havaalanından ayrıldığınız ana kadar sizlerle ilgilenecek olan güler yüzlü çalışanlar uçak içerisinde yaşanan her sorunda sizlere çözüm üretmek adına yanınızda hazır bulunacaklardır. Hava yolu ulaşım şirketlerinin tamamı farklı isimler adı altında çalışsa da aslında tüm dünya üzerinde gidilecek olan yer bakımından aynı rotaları takip ederler. Bir uçak kalkışından yeniden piste dönüşüne kadar her anlamda havaalanından alacağı direktiflerle hareket edecektir. Aksi halde hava trafiğinde aksamalar meydana gelecektir ki hava yolunun tıkanması çok büyük felaketlerin habercisidir. Zaten bir hava yolu ulaşım şirketinin havaalanı olmayan bir yere sefer düzenlemesi imkansızdır. Uçağın iniş ve kalkış pistinin kesinlikle hem temiz hem de pürüzsüz bir şekilde düzenlenmelidir. Her hava yolu şirketinde havaalanının olduğu her yere gidiş mümkün değildir. Ancak talep edilen yerlerden başlayarak uçakların yeterli olduğu yere kadar seferler düzenlenmektedir. Herhangi bir havayolu ulaşım şirketinin uçak seferlerini kontrol etmek için Bir Ucak uçak bileti sorgulama sitesini kullanabilirsiniz, gidilecek olan yeri seçerek en uygun fiyatlı olan uçak seferlerini bulmanız mümkündür. Uçak biletleri genelde erken satın alındığı zaman daha uygun fiyatlı olurlar. Aynı zamanda alınan biletler daha sonra açığa alınma ya da iptal edilme şansı sunduğundan olumsuz bir durumda biletinizin yanması yerine değişimi daha kolay olur, tabiiki promosyon biletler bu duruma dahil değildir. Uçak yolculuğu kara taşıtlarının hepsinden çok daha hızlı ve çok daha kısa sürelidir. Havaalanlarının arttırılması ve böylelikle uzak mesafelerin daha da hızlı sürede kat edilmesi ulaşımı hızlandırmak için en doğru çözümdür. Bunun yanında diğer ulaşım türlerine göre de fiyatının aynı olması gerekir ki bunun için yapılan kampanyalarda uçak biletleri neredeyse otobüs bileti fiyatlarından bile uygun olmaktadır. Uçak yolculuklarında alınan biletlerin önceden alınmasındaki avantaj bu şekilde ortaya çıkar. Son anda alınan uçak biletleri maalesef ki daha yüksek fiyattan olacaktır ki bu kampanya fiyatının neredeyse iki katıdır. Bunu bazen şirketlerin yaptıkları özel kampanyalara katılarak düşürebilseniz de sık sık uçak yolculuğu yapmıyorsanız bu da sizin için uygun olmayacaktır. En ucuz Ucak Bileti fiyatları her zaman son ana bırakılmadan alınan biletler olacağından internetten gideceğiniz seyahatleri planlar planlamaz online bilet alarak ucuza bilet sahibi olabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/varanasi-gezi-rehber", "text": "Hindistan deyince akla ilk ne gelir? Tabi ki ölü yakılışı ve Varanasi şehrindeki Ganj Nehri. İsmini Assi ve Varuna nehirlerinden alan şehir Himalayalarda doğup 2.525 km uzayarak Hindistan'daki Ganj'a kadar uzanan nehrin kenarına kuruludur. İpeğiyle ünlü olduğu için İpek Şehri, eski adı Kashi'nin kelime anlamı olan Işığın Şehri ve en önemlisi Hinduların en kutsal kabul ettikleri ve Tanrı Shiva tarafından kurulduğuna inanılan bir şehirdir \"Varanasi\". Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Varanasi'nin geçmişteki bilinen isimleri Kashi, Banaras, Benares ve Anand Van'dır. Hinduizm için oldukça önemli olan Ganj nehrinin bir diğer özelliği ise insana, tarım hayvanlarına ve bitki örtüsüne hayat vermesinin yanında 2.5 metre uzunluğa sahip Ganj Nehri Yunuslarının bu nehirde yaşamakta olduğudur. Ancak nehrin kirliliği ve balıkçılık nedeniyle Ganj Nehri Yunuslarının nesli tükenmek üzeredir. Hayat verdiğine inanılan Ganj nehri olurda bunun tanrısı olmaz mı! Tanrıça Ganga, Hindulara göre nehir Tanrıça Ganga'nın kişiselleştirilmiş formudur. Nehrin, Hinduları tüm günah ve kötülüklerden arındırdığına, ölmeden önce Ganj Nehrinin suyu içilmezse hayatın tamamlanmadığına inanılıyor. Bu nedenle herkesin evinde ölmeden önce bir yudum içilsin diye Ganj Nehrinin suyu bulunduruluyormuş. Bu sefer otelden bizi karşılamaya gelen bir görevli var o yüzden şanslıyız hemde ücretsiz servis 🙂 Tren istasyonundan çıktıktan sonra girişteki Tourist Information'ın önünde ismimiz yazılı kağıdı gördük. 20 dakika rikshaw yolculuğu ve ardından yaklaşık 25 dakikada yürüyerek bitap düşmüş bir halde otelimize ulaşabildik. Otel bölgesine araçla giriş yasak ve sırtımızda çantalarla labirent gibi sokaklarda koşar adım yürüyoruz. Zaten görevli gelmese oteli bulana kadar tatil biterdi. Bu arada görevli çocuk sabah ve akşam ayinlerini izlememiz için bize tekne turunu satmayı da ihmal etmiyor. Otelimizin ismi Ganpati Guest House. Turistlerin yoğun olarak ziyaret ettiği, Ganj Nehrine sıfır, odaları temiz ve güzel bir otel. Saat 18:00'de başlayan aarti seremonisi için kayığa 2 kişi 200 rs verdik. Ganj nehri üzerinde önce kısa bir gezinti yapıp sonra aarti serenomisinin yapıldığı Dashaswamedh ghat'a gittik. Böylesine bir kalabalığı hayal etmemiştik. Yüzlerce tekne birbirine yapışık halde herkes nehirden ghat üzerinde gerçekleştirilen akşam ayini olan aarti seremonisini izledik. Tekneye binmeden önce tanesini 10 rs'den aldığımız diya'larımızı da ganj'a bırakmayı ihmal etmedik. Zaten Varanasi'de yapılacak en önemli aktivitelerin başında sabah ayini ve punditlerin gerçekleştirdiği akşam ayini geliyor. Khajuraho'dan Varanasi'ye 11 saat tren yolculuğu yaptığımız için fazlasıyla yorgunduk. O yüzden aarti seremonisini izleyip hemen otelimize dönüp dinlenmeyi tercih ettik. Ertesi sabah ayinini izlemek için saat 07:00'de yine tekneye binip Hinduların Ganj nehrinde uyguladıkları ibadet ritüellerini izledik. Şehrin tüm lağımları, sanayi atıkları ve çöpler nehrin içine akıyor, ama buna rağmen nehirden gelen pis koku yok. Ne kadar kirli olursa olsun Hinduların kutsal olduğuna inandıkları bu suda arınma ritüelleri gereği suya dala çıka uyguluyorlar. Kimisi elbisesiyle, kimisi iç çamaşırıyla, kimisi şampuanlar eşliğinde Ganj'da yıkanıyor Önce Assi ghat'a gittik ardından Dashaswameth ghat'a burası en yoğun olanıydı. Ayinlerin yapıldığı ghat'ları geçtikçe nehir kenarında çamaşır yıkayanları gördük. Meğer bunlar çamaşır yıkayıcılarıymış. Otellerin çarşafları, insanların kıyafetleri taşlara vurula vurula yıkanıp sonra kuruması için yerlere seriliyor. Sabah ayini için tekne turumuzu bitirip bugün ghat'ları ve üzerlerinde gerçekleştirilen ölü yakılışlarını ve Hinduların ibadetlerini gözlemlemeyi planladık. Ghatları gezip yorgunluğumuz ve açlığımızı hissettiğimiz anda otelimizin terasındaki restaurantda güzel bir öğle yemeği yedik. Kafta, Thali ve sebzeli pilav ile midemizi doldurduk. Kafta, bol soslu mantarlı patates yemeği, Thali ise pilav, salata, yoğurt, sebze yemeği, peynirli soslu adını bilmediğimiz bir yemek ve chapati'den oluşan doyurucu bir hint yemeği. Yemek sonrası tekrar nehir kenarında geziye devam ettik. Nehir boyunca inanılmaz bir kalabalık var. Turistler, yerliler, Sadhular, sokak satıcıları, dilenciler, çocuklar, köpekler, inekler, keçiler nehir kenarına yerleşmişler yürümek çok zor. Bir de bizi düşünün hem fotoğraf hem kamera çek hem de etrafı gez. Zor tabii ama yapacak bişey yok nehir kenarinda yıkananlar, çamaşır yıkayanlar, dilenenler derken ilerde dumanlar yükseliyor. Harishchandra ghat'da cenazenin biri geliyor biri gidiyor durmak yok. Cenazeler çiçeklerle süslenmiş olarak yakılmayı beklerken çevredeki inekler ve keçiler yine iş başında. Yani ölünce de rahat yok. Cenaze gelir gelmez çiçekleri yemek için hepsi iş başında Burada kendimize yer bulup başladık izlemeye. Ortalık dumandan göz gözü göremeyecek hale geliyor. Ölü yakılışını o kadar yakından izledik ki her yerimiz kül içinde kaldı. Burada 1 yada 2 tane değil 5 er 10 ar tane ölü bulunuyor ve sürekli yenisi geliyor. Buna rağmen yanan bedenden etrafa koku yayılmaması çok enteresan. Varanasi şehrinin bu kadar turist çekmesinin bizce en büyük nedeni insanların ölü yakılışını izleme merakı. Bir çok Hindu ölmeden önce Varanasi'ye yerleşip burada ölümü bekler. Ancak Hinduizm'e göre herkes yakılmaz. Yakılmayanlar ayaklarına taş bağlayarak Ganj Nehrinin derinliklerine bırakılıyor. Ölü yakılan ghatlar Manikarnika ve Harishchandra'dır. Her iki ghat'ta da ölü yakılışının fotoğraflanması yasak. Yasağa rağmen ölülerin diplerine kadar girip ellerinde koca koca makinalarla fotoğraf çeken bir kaç kişi gördük. Onlardan aldığımız cesaret ile biz de bir kaç kare çekmiş olduk. Ölü yakılan alanda hiç kadın görmedik sebebi ise kadınların erkeklere göre daha duygusal olmasından dolayı ağlayıp, sızlanmaları ölünün ruhunu rahatsız eder diye bu ritüelde bulundurulmuyorlar. Manikarnika ghat'ında 3000 yıldır ateşin sönmediği söyleniyor. Cenaze bir sedye üzerinde 4 kişinin omzudan yakılacağı krematoryuma kadar getiriliyor. Burada ölü 5 kere nehire sokulup çıkarılıyor. Eğer ölen kişi yada ailesi zenginse sandal ağacı odunları ile yakılıyor. Odunlar kantarda tartılıp öyle satın alınıyor. Kütüklerin altına ya da ölünün üzerine yağlar parça parça konulup sonra ölü kütüklere bir güzel yerleştiriliyor ardından ölünün üzerine bolca tütsü atılıyor. Erkeklerin yüzleri yukarı, kadınların ise aşağı şekilde olmak kaydıyla yüz açık durumda yakılırlar. 1 kişinin yakılışında 400 kilo odun kullanılıyor. Yakılma esnasında mantaralar söylendiğini duymuştuk ancak böyle bir durumla karşılaşmadık. Yangından mal kaçırırcasına ölüler yakılmaktaydı. Ölüyü yakma görevi ise ölenin oğlu oğlu yoksa yakın akrabasına düşüyor. Hindistan ölen herkes yakılmıyor. Parası olan odun ateşinde yakılmaktayken parasız olanlar elektrikle yakılıyor. Erkeklerin göğsü kadınların ise midesi yanmayan yerleridir. Bunlar ölünün külleriyle birlikte Ganj nehrine bırakılmaktadır. Bir yoğun günü daha geride bıraktık. Varanasi'de son günümüzü sokakları ve görülmesi gereken tapınakları görmeye ayırdık. Şehirde 2000'den fazla tapınak olduğu için tabi her birini görmek imkansız. Bharat Mata Temple : Tapnağın içinde yerde 3 boyutlu Hindistan haritası görülmeli. Banaras Hindu Üniversitesi : Bu üniversite dünyaca ünlüdür. Kampüsün içerisindeki Shiva tapınağı görülmeli. Durga Temple : Tanrıça Durga'ya adanmış şehrin en önemli tapınağıdır. Tapınağın heryeri kırmızı renkte. Sarnath Temple : Yaklaşık 45 dakika da ulaşılıyor. Rikshaw ile gidiş-dönüş 700 rs. Kashi Vishwanath Altın Tapınak : Hinduların haricinde içeri girilmesi yasaktır. Tapınağın kubbesinde 800 kiloluk altın kaplama plakası var. Alemgir Cami : Şah Cihan'ın oğlu Evrengzib'in yaptırmış olduğu camidir. Bir Vishnu tapınağı olan yapı 350 yıl önce onarılarak cami haline getirilmiştir. Caminin ortasındaki kubbe 350 yıllıktır. Minarelerinden Delhi'nin görülebildiği söylentisi dilden dile söyleniyor. Her cuma günleri buraya 900 müslüman gelip ibadet etmektedir. Caminin hemen karşısında İngilizlerin yaptırmış olduğu köprü var bugün üzerinden tren hala geçmektedir. Hava sisli olduğu için ne yazık ki fotoğraflayamadık. Manmandir Ghat : Varanasi'nin en eski ghatlarından biridir. Ghat'ın arkasındaki sarayı 16 y. y'da Amber kralı Raja Savai Man Singh yaptırmıştır. Darbangha Ghat : Ghat üzerindeki Darbhanga Sarayı görülmeli. Kedar Ghat : En renkli ghatlardan bir tanesi. Hindular sabah ayininden sonra bu tapınağa gelip ibadetlerine devam ediyorlar. Tanrı Shiva'ya adanan tapınaktır. Varanasi'de Blue Lassi de mutlaka meyveli yoğurttan yiyin. Tanesi 50 rs. Yoğurtlar oldukça büyük çömlek kaplar içinde servis ediliyor. Tadı halen damağımızda. Ben muzlu Orkun ise coconut, muz ve çikolatalı olanını denedi. Çok ufak bir yer içeride herkes sıkış tıkış oturuyor. Ama bu lassi yemenize engel olmasın! Bu arada biz lassimizi yerken 2-3 tane cenaze mantralar eşliğinde ganj'a doğru götürülüyordu. Malaiyyo tatlısını denemenizi tavsiye ederiz. Her dönem yapılmayan tatlı şansımıza bizim gittiğimiz dönem de yapılıyormuş. LP'ın önerdiği Brown Bread Bakery'de ekmek, kek, pasta alın. Ama aynı sokakta başka dükkan daha var. Biz ilk gün sahte olanına gitmişiz neyse ki sonra doğrusunu bulduk. Brown Bread Bakery'nin hemen karşısındaki Henna Tattoo'da hint kınası yaptırın. 100 rs'e yaptırmıştım. Yapan hintli bayan Meena bir harikaydı. Sohbeti, kendisi harika bir insan. Ellerim soğuk diye dakikalarca ellerimi ısıtmak için avuçlarının içine ellerimi alığ ısıtmaya çalışmıştı 🙂 Bu arada hint kınasının bölgeden bölgeye değişen isimleri şöylemiş; İngilizcesi Henna, Jaipur ve Varanasi'de Mehandi, Mumbai de Mardani, Kerala bölgesinde ise Gorianta'dır. Hindistan'ın neresine giderseniz gidin kadınların alnının ortasındaki renkli benekler dikkatinizi çekecektir. Evli kadınların alnının üstü, saçının tam başladığı yerdeki kırmızı boya onun evli olduğunun simgesi. Alın ortasına yapıştırılan kırmızı nokta ise makyajlarıdır. Bu noktanın üzerindeki boya ise rengine göre hangi tapınakta ibadet ettiklerinin göstergesiymiş. Bu arada Varanasi'de akşam ayini eğer bot üzerinde izlediyseniz diğer gün ghat üzerinde yakından izlemenizi de tavsiye ederiz. Giriş ücretsiz olup seremoni sonu zorunluluğunuz olmasa da bahşiş toplanmaktadır. Varanasi'ye en iyi ulaşım yolu trendir. Hindistan'ın bir çok şehrinden Varanasi'ye her gün kalkan tren seferleri bulunmaktadır. Uçak : Air india, Jet Connect ve Spicejet havayolları ile Khajuraho'dan, Spicejet ve Jet Airways ile Yeni Delhi'den, Air India ile Mumbai'den, Spicejet, Jet Airways ve Air India ile aktarmalı olarak Goa'dan, Air India ile Agra'dan, ve Air India ile Katmandu'dan Varanasi'ye uçuş bulunmaktadır. Ganpati Guest House : Geceliği 2 kişi 1.200 rs. Kahvaltı dahil değil. Ganj nehrinin hemen kenarına kurulu otel otantik bahçesi, teras manzarası ve odalarının temizliği ile tavsiye edeceğimiz bir otel. Alka Hotel : Ganpati guest house ile yanyana. Fiyat bilgisi için buraya tıklayınız. Teerth Guest House : Alka otel'den yürüyerek 5 dakika uzaklıkta, Golden temple'a yakın konumdaki konuk evinin geceliği 2 kişi için 800 rs."} {"url": "https://www.gezgincift.com/vietnam-kambocya-turu-somestr-turlar", "text": "TURLAR JJ TURİZM (Türsab No 8054 A Grubu) TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. -21 Ocak 2018 Singapur Airlines 14.25 uçağı ile İstanbul Singapur aktarmalı olarak Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'e varıyoruz. Varışımızı takiben merkezdeki lüks otelimize yerleşme daha sonrasında ise başkent Phnom Penh'i keşfetmeye başlıyoruz. Öncelikle 1917'de inşa edilen Fransız stilindeki örnek mimarilerden olan Ulusal Müze'yi geziyoruz. Daha sonrasında soykırımın en büyük izlerini göreceğimiz Soykırım Müzesi'ni yerel rehberimizin detaylı anlatımlarıyla geziyoruz. 1866'da yapılan Kraliyet Sarayı ziyaretimizin ardından Kamboçya'nın bir başka simgesi olan Wat Phnom Tapınağı'nı geziyoruz. Öğle ve akşam yemeklerimizi yerel bir restaurantta alacağız. Sabah erken saatlerde 6 saat sürecek olan Siem Reap yolculuğumuza başlıyoruz. Örümcek yemekleriyle ünlü Skunn Köyü'ne uğradıktan sonra yol üzerinde yerel botlarımızla su üzerindeki Kampong Khleang Köyü'nü geziyoruz. Göl yaşamının ne denli önemli olduğuna kendi gözlerimizle tanıklık ediyoruz. Akşamüzeri Siem Reap'taki otelimize varış. Dileyenler akşama kadar havuzun tadını çıkarabilir. Akşam hep birlikte Kamboçya'nın ünlü yerel dansı Apsara Dansı gösterisini izlemeye gidiyoruz. Akşam yemeğimizi de burada alıyoruz. Tam gün yerel rehberimiz ile birlikte Siem Reap'a oldukça yakın mesafede bulunan, dünyanın en büyük tapınak şehri, Kamboçya bayrağının da simgesi olan Angkor Wat Tapınak Şehri'ni ziyaret ediyoruz. Dünya Mirası tarafından korunan, dünyanın en önemli tapınaklarını tek tek detaylıca geziyoruz. Öğle ve akşam yemeklerimizi yerel bir restaurantta alacağız. Sabah çok erken saatlerde uyanıyoruz ve başkent Phnom Penh'e geri dönüyoruz. Phnom Penh'de iskeleden feribotumuza biniyor ve ortalama 6 saat sürecek olan ve bizi Vietnam'a götürecek tekne yolculuğumuza başlıyoruz. Bu yolculuğumuz Mekong Nehri üzerinde gerçekleşecek ve çok güzel manzaralar eşliğinde Vietnam'a doğru yol alıyoruz. Vietnam'daki gümrük işlemlerinin ardından Kamboçya sınırına yakın bir noktada bulunan Chau Doc'a varıyor ve Vietnamlı yerel rehberimiz tarafından karşılanıyoruz. Daha sonrasında otelimize geçiyor ve dinleniyoruz. Akşam yemeği için Chau Doc'ta yerel bir restauranta gidiyoruz. Bugün sabah erken saatlerden itibaren Chau Doc'taki nehir yaşamına tanıklık edeceğiz. Sabah tekne turumuz esnasında balıkçı köylerini gezecek, etnik Cham bölgesini ziyaret edeceğiz. Burası yerel kıyafetler giyen kadınlarıyla ünlü bir bölge. Öğle yemeğini hep birlikte yedikten sonra akşamüzeri Mekong Deltası'nın en büyük şehri Can Tho'ya doğru yola çıkacağız. Otelimize girmeden önce 1870 yılında inşa edilen Binh Thuy Evi'ni gezeceğiz. Mekong Deltası demek yüzlerce nehrin kesiştiği mükemmel bir coğrafya demek. Sabah erken saatlerde teknelerimiz ile yola çıkıyor ve Cai Rang Yüzen Pazar'ı geziyoruz. Çevrede yerel balıkçılığın ne denli önemli olduğunu tekne turumuz sırasında göreceğiz. Eski usul değiş tokuş pazarlıkları ile ünlü markette alışveriş yapacağız. Öğleden sonra Güney Vietnam'da yer alan, eski adı Saigon olan Ho Chi Minh şehrine doğru hareket edeceğiz. Yol üzerinde yerel bir yılan çiftliğine uğruyoruz. Sabah erken saatlerde uyanıyor ve 60 km uzaklıktaki Cu Chi Tünelleri'ne doğru yol alıyoruz. Bu tüneller Vietnamlı askerlerin Amerikalılara karşı ne denli başarılı olduğunun en büyük göstergesi. Yeraltına inşa edilen tüneller, bağlantılar nedeniyle Vietnamlılar oldukça güzel saklanmışlar ve yerin altında yaşam alanları inşa etmişler. Öğleden sonra Ho Chi Minh şehrini gezmeye başlıyoruz. Ho Chi Minh şehir turumuzda Eski Kraliyet Sarayı, Fransız koloniyal dönemden kalma ünlü postahane, Savaş Müzesi, Notre Dame Katedrali ve Ben Thanh yerel pazarını geziyoruz. Daha sonrasında havalimanına transfer ve 2 saatlik bir uçuş ile başkent Hanoi'ye varış. Yerel rehber tarafından karşılanma ve Hanoi'deki otelimize geçiş. Sabah 7.30'da hareket ve 3.5 saatlik yolculuk sonrası Kuzeydoğu Vietnam'daki Halong Bay'e varış. Öğlen 12.30'da Swan adlı cruise gemimize yerleşme ve daha sonrasındaki bilgilendirme toplantısının ardından bu muhteşem körfezdeki adalara doğru hareket. Tam gün Halong Bay adalar turu. Sabah erken saatlerde başkent Hanoi'ye geri dönüyoruz. Bugün tam gün şehir turu yapacağız. Şehir turumuz sırasında Başkanlık Sarayı, Ho Chi Minh Mozalesi, Amerikan savaç uçaklarının bombaladığı noktalar gibi çok önemli yerleri gezeceğiz. Havalimanına transfer ve Singapur aktarmalı olarak İstanbul'a dönüş. Tüm uçuşlarımız mil kazandıran sınıf ile Singapur Havayolları ile gerçekleştirilecektir. -Singapur Havayolları ile mil kazanımlı olarak İstanbul Singapur Phnom Penh, Hanoi Singapur İstanbul ekonomi sınıf uçak biletleri -Vietnam Airlines ile Saigon Hanoi iç hat uçuşu -Programdaki tüm transferler Tur fiyatlarımızdaki konaklama 2 kişilik odada kişi başı fiyatlardır. -Kamboçya ve Vietnam'da 8 gece sabah kahvaltı konaklama -2 gece Halong Bay'de lüks cruise gemimizde konaklama -Programda belirtilen tüm öğle ve akşam yemekleri -Phnom Penh, Ho Chi Minh, Siem Reap, Hanoi şehir turları -Phnom Penh Vietnam sınırı feribot bileti -Toplamda 4 tane delta ve göllerdeki tekne turları -Programda belirtilen tüm müzeler, özel izin gerektiren saraylar ve ören yeri girişleri -Yurt dışı çıkış harcı (15 TL) -75 USD rehberlik ücreti Havalimanında rehbere ödenir. -Yerel rehberlere verilecek olan bahşişler -Vietnam ve Kamboçya vizeleri. JJ TURİZM tarafından alabilirsiniz. -Sabah kahvaltıları hariç öğle ve akşam yemeklerinde alınacak alkollü alkolsüz içecekler -KREDİ KARTINA PEŞİN FİYATINA 5 TAKSİT UYGULANABİLİYOR... Kamboçya ve Vietnam Türkler'den vize istemektedir. Vizeler için kayıt esnasında JJ TURİZM'den ilgili evrakların neler olduğunu öğrenebilirsiniz. -Turlarımız tarafımızca bizzat daha önceden gidilmiş rotalara ve beğendiğimiz yerlere gerçekleşmektedir. -Tur kapsamında gerçekleşecek olan günlük turlar için EKSTRA ÜCRET ALINMAYACAKTIR. Verilen fiyat tüm turlar dahil fiyatımızdır. -Lüften kayıt olmadan önce diğer tur firmalarının rotalarına ve ekstra ücret çizelgesine bakıp kıyaslamayı yapın ki yazmış olduğumuz ücretin pahalı olmadığını görmüş olun. -Tur boyunca dil bilmiyorum serbest günlerde ne yaparım derdine son. Biz her zaman yanınızdayız. Size serbest zaman verdik diye sizden ayrı olacağınız anlamına gelmiyor. Serbestken bile hep beraberiz 😉"} {"url": "https://www.gezgincift.com/vietnam-nerede-harit", "text": "Vietnam nerede sorusunun en güzel cevabını hem detaylar hem de Vietnam harita örnekleri eşliğinde sizlere çok açık şekilde anlatacağız. Vietnam bize göre dünyanın en güzel kıtası Asya kıtasında bulunuyor. Uzak Doğu olarak da bilinen bölgenin en popüler ülkelerinden biridir. Biz Türkler için vize istediği için zor gözükse de aslında vize alması en kolay ülkelerden biridir. Türkiye'den ister Vietnam'ın başkenti Hanoi'ye isterseniz eski ismiyle Saigon olan Ho Chi Minh şehrine uçarak ulaşabilirsiniz. Saat dilimi GMT +7 olup Türkiye'den 4 saat ileridir. Vietnam dünyanın 66. büyük şehridir. Vietnam'ın en büyük şehri ise Ho Chi Minh ve ikincisi Hanoi'dir. Ülkenin toplamda 58 tane ili vardır. İllerin haritadaki yerini görmek için buraya tıklayınız. Ve Vietnam'daki gezilecek bölgelerin tam olarak nerede olduğunu bilmiyorsanız fikir olsun diye aşağıdaki haritadan hangi şehirlerine gitmeniz gerektiğine dair ekliyoruz. Vietnam Türklere vize uygulayan bir ülkedir. Vietnam en kolay nasıl diye merak edenleriniz olursa buradan yazımızı okuyabilirler. Aynı şekilde Vietnam'a komşu her ülke yine bizlerden vize istemektedir. Laos vizesi için Bangkok'taki Laos Konsolosluğundan yaklaşık 1 haftalık bir sürede yani uzun süren bir süre sonunda ve neredeyse schengen vizesine yakın evrak sunarak vize alınabiliyor. Kamboçya için ise kapıda vize alabilirsiniz. Riske atmak istemiyorsanız İstanbul'daki Kamboçya Konsolosluğundan çok kolay bir şekilde de alabilirsiniz. Çin için yine Türkiye'den vize almanız gerekiyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/vietnam-ucuz-north-face-urunle", "text": "Vietnam outdoor ürünleri ucuzluğunda almış başını gitmiş. Özellikle Vietnam'da North Face ürünler. Vietnam seyahatimizin ikinci ayağında outdoor ürünlerini bol bol bulabileceğimiz Hanoi'deydik. Şimdi gelin bu ürünleri inceleyelim. Hanoi'ye gelir gelmez otelden çıktığımız gibi nereye kafamızı çevirsek Made in Vietnam isimli mağazaları gördük. Tabi bu sadece bir kısmı bunun dışındada bir çok dükkan var. Hepsi orijinal olduklarını iddaa ettikleri North Face markalı montlar, bir çok markadan ayakkabılar, çantalar vs satıyorlar. Tabi bizim bütün konsantrasyonumuz montlar üzerine. Hepimizin bildiği gibi her yıl kış kıyamet bir hayat yaşıyoruz, kış mevsiminde 3 ay uzakdoğuya gidip yan gelip yatan biz değiliz ahh Neslihan ahh işin gücün fuzuli masraf. Açıkçası gitmeden önce internette okuyup izlediklerimizden etkilendiğimiz için beklentimiz çok yüksekti. Kendimizi bedava ürünler diyarında bulup, hepsi orijinal olan bu markalarla dolu bir valiz dolduracak kendimizden geçecektik. Böylece hava soğudu mu ne giyeceğiz derdi de bir daha olmayacaktı. Ama işin aslı neymiş gelin bir de bizden dinleyin. Hadi o zaman biz neler yapmışız artık başlayalım. Şimdi bu filmin iki kahramanı var ben yani Orkun zaten alsam alsam bir mont alacağım, bir de Neslihan ne bulursa almaya yemin etmiş, zaten büyük ihtimal aldığı siparişlerin hamallığını yapsa astarı yüzünden pahalı gelecek. Hemen otelin sokağındaki dükkanlardan başladık gezmeye. Tabi çekimde yapacağız ya komple hazırlanmışız. İlk dükkana giriyoruz ve gözüme turuncu bir mont kestiriyorum. Her zamanki gibi M beden istiyorum ve denemeye çalışıyorum ama ne mümkün çok dar. Neyse kalıpları farklıdır derken L, den başlayıp XL' ye kadar geliyoruz. Yahu tamam bir kaç kilo aldıkta boyumuzda mı uzadı. Öyleyse ne var ne yok yiyim bari ben. Kalıplar bir tuhaf gelince montları alıcı gözle incelemeye başladık ve daha ilk dakikadan notumuzu verdik. Dikişlerinden, fermuar kalitesine kadar buram buram çakma kokan ürünler bunlar. Hele ki ayakkabıları sormayın kokusundan yanlarına yaklaşılmıyor, basmışlar en kalitesiz malzemeleri. Bu dükkan belki kötüdür, burası değil, başka yere bakalım derken girip çıkmadık mekan bırakmıyoruz ama olmuyor olmuyor olmuyor. Bunların hepsi çakma, hani nerde bahsedilen orijinal ürünler. Biz size diyelim öyle bir ürün yok boşa aramayın. Evet acı ama gerçek yok.."} {"url": "https://www.gezgincift.com/vietnam-vizesi-nasil-alini", "text": "Vietnam vizesi almak nedense hepimizin gözünü korkutur. Halbuki Vietnam vizesi nasıl alınır yazımızı okuduktan sonra Vietnam vizesinin nasıl kolay alınabildiğini göreceksiniz. Vietnam'a turistik amaçlı seyahat edecek olan her Türk vatandaşının alması gereken belgedir. C1 belgesi Vietnam göçmenlik bürosu tarafından çıkarılan davetiye özelliği olan bir belgedir. Öncelikli olarak ilk gerekli olan şey C1 dedikleri belge. Bunu mutlaka Vietnam'da bulunan acentalardan almak gerekiyor. Sponsor olmak ya da davetiye gibi düşünebilirsiniz. Türkiye'den alabileceğiniz gibi direk Vietnam'daki acentalarla irtibata geçerek de almak mümkün. C1 belgesini acentalar sizin için yetkili kurumdan temin ederek, aldıkları C1 belgesinin kopyasını size yolluyorlar. Türkiye'de Vietnam vizesi alabileceğiniz merkezler bulunuyor. Bireysel başvuruyla uğraşmak istemiyorsanız ya da ingilizce bilmediğiniz için Vietnam'daki acentalarla iletişime geçemeyecekseniz Türkiye'deki vize merkezleri sizin için C1 belgesini alıyor. Ancak ücreti bireysel başvuruya göre ne yazık ki daha pahalı. İnternette 100 usd olduğu yazıyor. Fakat geçen yıl Vietnam vizesini böyle bir merkez aracılığıyla alan arkadaşımız 120 usd ödediğini söylemişti. Biz direk tavsiye üzerine Vietnam'daki acentanın mail adresine mail atarak iletişime geçtik. Vietnam'a ziyaret edeceğimiz tarihleri bildirip single giriş istediğimizi söyledik. Firma, aklımızda bulunan Vietnam vizesi nasıl alınır sorusunun bütün cevaplarını detayları ile bize anlattı. 60 usd 80 usd (Haziran 2019 itibariyle güncel fiyat) olan ödememizi acentanın bize yollamış olduğu ödeme linkinden kredi kartımızla çok kolay bir şekilde gerçekleştirdik. Ödeme linki sayesinde ödeme yapabildiğimiz için para yollamak için havale ücreti de ödememiş olmamız avantajımıza oldu. Firma adı: Vietnam Rehberi Co. LTD. Havalimanında Visa On Arrival tabelasını takip ederek gerekli bankoya vardık. Acentanın söylediği gibi tüm çıktı ve fotoğrafımızla birlikte memura pasaportumuzu da verdikten sonra beklemeye koyulduk. Yaklaşık 10 dakika içinde evrakları verdiğimiz bankonun yanındaki ekranda fotoğrafımız ve ismimiz yazdı. Bu kısım pasaporta vizenin basıldığı ve onay verildiği yer. Sıramız gelince kişi başı 25 usd ödeyerek Vietnam vizemizi çok kolay bir şekilde almış olduk. Türkiye'den almanız halinde 125 usd ödemeniz gerekirken 105 usd'e de alabileceğinizi unutmayın. C1 belgesini çıkarmaya yetkili acente bulmak, Vize formunun çıktısı ve doldurulmuş hali, Iyi gezmeler gezgincift. Mart ayinda vietnam filipinler dusunuyorum 1 ayligina. Vize icin acentalara guvenemedigimden sizinkine basvurmak istedim. Vize aldiginiz acentanin bilgisini verirseniz cok sevinirim. Çok güzel bir yazı. Biz de şu anda Kambocyadayiz. Bir sonraki durak olarak da Vietnami düşünüyoruz. Acente bilgisini alabilirsek muhteşem olur. 🙂 Çok teşekkürler. Vietnam vizesi için acenta bilgileri tarafınıza mail atılmıştır. Vize için Vietnam'daki acenta bilgileri tarafınıza mail olarak iletilmiştir. Merhabalar çok detaylı anlatmışsınız. Bende acenta bilgilerini mail olarak alabilirmiyim. Vietnam vizesi almak için size yardımcı olacak acenta bilgisi tarafınıza mail atılmıştır. Gezgin çift, merhabalar, sizinle bir turda olmak çok güzel olacak, lütfen acenta bilgilerini gönderir misiniz, iyi gezmeler. Bir dahaki ay Vietnam gezisi yapıcam çok çok işime yaradı sağolun. Detaylı ve ayrıntılı bir anlatım olmuş. Emeklerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş. Acenta bilgilerini paylaşırsanız sevinirim. Vietnam vizesi alabileceğiniz acente bilgileri mail atılmıştır. wietnam vizesi ile ilgili acentayı benımle de paylasırsanız sevınırım. taylandda tapınaklar doğa deniz kum vs sonra kambocyada da aynısı hatta daha fazlası ve Hanoi hem uzak hem cok kuzeyde orada gorecegımız farklı ne var ? yıne aynı seyler ise bu seferki turdan wietnamı cıkarmak ıstıyorum ama hayır orası bambaska diyorsanız cıkarmayıp ekliyorum. bu konu da yardımcı olursanız sevinirim. Vietnam vizesi alabileceğiniz acente bilgisini size mail attık. Vietnam'a gidecek olursak kültür odaklı bir tur gerçekleştireceğinizi bilmeniz gerekiyor. Deniz tatilini daha çok seviyorsanız Malezya adaları ve Bali çevresindeki adalara gidebilirsiniz. Bali'de denize girilmeyeceğini de sakın unutmayın! Ya Gili ya da Nusa adalarına gitmeniz gerekiyor. Merhabalar, biz de çift olarak bu yaz 1 aylık Tayland, Kamboçya ve Vietnam gezisi planlıyoruz. Acaba acentanın mail adresini paylaşabilir misiniz. Ayrıca bütün bu değerli bilgiler için çok teşekkürler. Vize için acente bilgisi tarafınıza mail atılmıştır. Vize için acente bilgisi mail atılmıştır. Benim de Acente bilgileriniz ihtiyacım var. Vietnam vizesi için acente bilgilerini mail attık. Merhaba, acenta bilgisi yazımızda bulunuyor. https://vietnamrehberi. com/ bu site üzerinden kendileriyle iletişime geçebilirsiniz. Vietnam vize firmasının iletişim bilgisinden, internet sitesine kadar olan tüm bilgiler yazının içinde yazıyor zaten."} {"url": "https://www.gezgincift.com/vietnam-yemekleri-vietnam-mutfag", "text": "Daha Vietnam'a gitmeden Vietnam yemekleri daha doğrusu Vietnam mutfağı bizi kendine çekmeye başladı. Vietnam'da gezilecek yerler listemizi yaparken fark ettik ki biz gezilecek yerlerden çok Vietnam yemekleri listesini abarttıkça abartmışız 🙂 Seçeneğin ne kadar çok olduğunu şöyle dönüp de listeye bakınca anladık. Anladık anlamasına ancak bu sefer de bunca yiyecek şeyi hangi araya sıkıştıracağız onun derdi başladı. Asya kıtasında kaç kere gittik kaç ülke gezdik haddi hesabı yok. Artık Asya aşığı olmadığımızı bilen yoktur aranızda. Hemen hemen çevremizdekilerin ve sosyal medyadan mesaj yollayan kişilerin en çok sorduğu soru da oralarda aç kalmıyor musunuz, ne yiyorsunuz? Yahu ne aç kalması. Biz bildiğiniz ölümüne yiyoruz ne bulursak. Tabi bu hale gelmek öyle çok kolay olmadı. Gide gele Asya ülkelerinin kendine has kokusuna, sonra yemeklerinden tüten o bol baharatlı ve sarımsaklı kokularına alışarak gelişti bizim Asya mutfağına alışkanlığımız. Vietnam mutfağı kendi coğrafyasından çok etkilenmiştir. Ülke dağlık olmasına rağmen Çin denizine kıyısı olması sayesinde deniz ürünleri bakımından çok çeşitliliğe sahiptir. Dolayısıyla ülke mutfağının en önemli sembolü pirinç yanında bir diğeri de Vietnam'a özgü balık sosu olan Nuoc Mam'dır. Vietnam mutfağının ilk etkilendiği ülke Çin sonra Fransa ve en son Amerika'dır. Vietnam yemekleri kültürle bağlantılı olduğu kadar tarihle de çok alakalıdır. Ülkeye hükmetmeye başlayan her ülke Vietnam mutfağına kendinden bir şeyler kattığı için bugün Vietnam mutfağı bu kadar geniş ve lezzetli bir hal almıştır. Vietnam'da mutfağı Kuzey Vietnam, Orta Vietnam ve Güney Vietnam olarak ayrılır. Bahsettiğimiz her bölgenin kendine has yemekleri vardır. Örneğin kuzeyde bir yemek yemiş ve tadını unutamadıysanız güneye indiğinizde de aynısında yemek istediğinizde bulamama riskiniz vardır. Vietnam mutfağında yeşilliğin çok önemi var. Vietnam'a kadar gidip lüks Restaurant, garsonların sınırsız hizmeti ve mekanlarda rahatlık arayacaksanız siz lütfen Vietnam'a gitmeyin. ÇÜNKÜ VİETNAM'DA LEZZET SOKAKTA, KALDIRIMLARDADIR! Vietnam'da kendinizi sokağa attığınızda göreceksiniz ki sanki ülkenin kadınları sadece sokakta satış yapıyor 🙂 Bulun kendinize uygun bir yer oturun kısacık plastik taburelere hem yemeğinizin tadına varın hem de anın tadını çıkarın. Efendim Banh Mi dedikleri Vietnam sandviçi. Vietnam'da sandviçlere Banh Mi deniyor. Etlisi, tavuklusu ve bol yeşillik ile malzemenin tepeleme doldurulduğu bir sandviç türü. Vietnam seyahatimizin sonuna kadar Banh Mi satan mekanların önündeki kuyruğa inanamadık. Sanırız Vietnam'a geldikten sonra ilk yenilecekler listesinde. Vietnam'da her ziyaret edeceğiniz şehrin mutlaka meşhur Banh Mi'cisi vardır. Bunlardan birine mutlaka gitmelisiniz. Sıra geldi Vietnam usulü krep önerimize. Pirinç unu, zerdeçal tozu ve suyla hazırlanan hamurun tavada krep halinde ince bir şekilde pişirilmesiyle ortaya çıkan muazzam bir lezzet. Tabi pişerken krep üzerine ilave edilen karidesleri de söylemeyi unutmayalım 🙂 Krepiniz masaya gelirken aynı zamanda bol yeşillikle servis ediliyor. Önce pirinç kağıdını elinize alıyorsunuz. Sonra üzerine sırasıyla marul, krepten bir parça, nane ve soya filizi + havuç salatasını da ilave ettikten sonra dolma gibi sarıp son olarak sosa bandırıp afiyetle yiyebilirsiniz. İtiraf ediyoruz. Vietnam mutfağı demek Vietnam çorbası olan Pho demek. Et suyundan yapılan çorba içinde yeşillik ile servis ediliyor. Etli ve tavuklu olarak seçenekleri olan bir çorba türüdür. Kuzey Vietnam bölgesine ait bir yemek olup sonrasında ülkenin her yerine yayılmıştır. Bazı insanlar yurdışına çıkınca çok et yeme taraftarı olmaz. Saygımız var! O yüzden et yemeyenlere de tavuklu noodle yapan mekan tavsiyemiz olacak. Nguyen Hanedanlığı döneminde Vietnam'ın başkentliğini yapmış Hue şehrine ait olan bir yemektir. Vietnam'ın en meşhur sokak yemeklerinin başında salyangoz gelir. Restaurant'larda da satılıyo. Fakat işin en can alıcı yanı salyangoz konusunda nam salmış yerlerden yemek. Edirne köftecisini bilirsiniz. İşte bahsettiğimiz yemek hemen hemen Edirne köftesinin aynısıdır. Ücret :2 kişi yukarıdaki yemeklere toplam 169.000 Dong ödedik. Bun Cha yemeği Obama'nın Şef Anthony ile Vietnam'da yediği popüler yemektir. Aslında bu yemek Hanoi'nin yerel yemeğidir. Fakat bu yemeğin domuz etinden yapıldığını da belirtmek istiyoruz. Yemek erişte ve bol yeşillikle servis edilir. Eskiden bu yemek Vietnam'lılar tarafından öğlen yeniliyordu. Şimdi Vietnam'da istediğiniz saatte ve hemen hemen her yerde bulabilirsiniz. Yerel adı Goi Cuon Çin usulü Vietnam böreğidir. Vietnam mutfağı söz konusu olunca aslında hemen hemen herkesin aklına ilk gelen yemek çeşidi budur. Spring Roll da deniliyor. Vietnam kahvesinin tarihi Fransızlara uzanıyor. Fransızlar'ın 19. yy'da Vietnam'a kahve getirmesi ve Vietnam savaşı sonrası hükümetin kahve üretimine destek olmasıyla kahve Vietnam'a girmiştir. 1990'lı yıllara gelindiğinde Vietnam'da kahve üretimi çok ciddi anlamda artmıştı. Ve bugün Vietnam dünyadaki en büyük ikinci kahve üreticisi olmaya hak kazanmıştır. Türkiye'den Vietnam'a gidenler nasıl olur da Highlands Coffee'i önerir, aklımız almıyor. Arkadaşlar gittik denedik ve kahvelerinin çok iğrenç olduğunu gördük. Bize güveniyorsanız sakın gitmeyin. Vietnam kahvesi ve çeşitleri yazımızı okuyarak Vietnam kahvesi hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz. Vietnam halkı birayı oldukça fazla tüketmektedir. Vietnam biraları arasında size tavsiyelerimiz : Beer Saigon, Bia Hanoi ve Beer La Rue'dır. Hanoi'de özellikle Beer Corner denilen bölgeye giderek yerel halka karışıp biranızı yudumlayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/villafe-butik-ote", "text": "Sıcak yaz günlerini geride bıraktığımız Eylül ayının ilk haftasında sonbaharın gelmiş olmasının bize verdiği o melankolik ruh halinin içinden çıkmak için kendimizi İstanbul'un yanı başında çok az insanın bildiği Çatalca'nın Elbasan Köyünde yer alan Villafe Butik Otel'de bulduk. Bir zamanlar tekstil işi ile uğraşan Ferhan Hanım'ın zamanında kendi kullanımı için yaptırmış olduğu Villafe'deyiz. Şimdilerde burası insanların İstanbul'un karmaşasından, trafik stresinden, kirli havasından kaçtığı adeta kendilerine ödül verdikleri doğanın içine gizlenmiş butik bir oteldir. Sadece bununla da kalmayıp ziyaretçilerine 100 mt2 salonuyla toplantı organizasyonları ve çok geniş yeşil alanıyla kır düğünü yapma imkanı da sunmaktadır. Ferhan Hanım'ın güler yüzlülüğü ve misafirperverliği ile otelin dinlenme salonunda çok güzel ağırlandık. Hoş sohbeti ve cana yakınlığı bize Villafe'yi daha da bir sevdirdi. Dinlenme salonundaki tarihi doku bizi çok etkilediği gibi birçok obje ve mobilya Ferhan Hanım'ın olmakla birlikte bazıları dışarıdan alınıp otelin en güzel köşelerine konumlandırılmıştır. Villafe bir King Suit odası, 2 Suit odası ve 11 adet avlu odasıyla 36 kişiyi bünyesinde ağırlamaktadır. Odaların tümünün manzarası doğayla bütünleşmiş ve oldukça otantik dekore edilmiştir. Otelin ziyaretçilerine sunduğu bir diğer imkan ise sessizliğe bürünmüş doğanın içinde havuz keyfini yaşatmaktır. Bundan da önemlisi otelin tertemiz size özel hamamında kendinizi şımartabilirsiniz. Villafe'nin alabildiğine yeşil bahçesinde salıncaklar, hamaklar, ahşap masa grupları ile dekore edilmiş bahçesinin bir köşesinde oturup kitabınızı okuyabilir, kahvenizi yudumlayabilir ya da hiçbir şeyle meşgul olmayıp doğanın sesiyle kafanızı dinleyebilirsiniz. Sevgililer günü, doğum günü, yılbaşı, evlilik yıl dönümü, düğün ve toplantı organizasyonları yapabileceğiniz Villafe'de unutulmaz anlar yaşayıp geriye dönüp baktığınızda güzel anılar ile hatırlayacak ve tekrar gitmek isteyeceksiniz. İstanbul'dan Çatalca yoluna girdikten sonra Çatalca'ya gelmeden önceki Elbasan tabelasını gördüğünüz yerden sola sapmalısınız. Bu yolu takip edince yol sizi Elbasan köyünün içine sokuyor. Köy meydanındaki caminin solundaki yolu takip ettikten sonra karşınıza çıkan yol ayrımından aynı zamanda karşınıza çıkan Villafe tabelası doğrultusunda soldan devam ediliyor. Ve çok kısa bir süre sonra yine Villafe tabelası ile doğanın içine adımınızı atmış oluyorsunuz. Navigasyon yardımı alanlar için Villafe'nin Elbasan-Kadıköy yolu üzerinde olduğunu belirtmekte fayda var."} {"url": "https://www.gezgincift.com/viyana-gezi-rehber", "text": "Avusturya Viyana gezi rehberi ile Viyana'da görülecek yerler, gezilecek yerler, kiliseler, müzeler, parklar, cafe'ler ve daha bir çok yer hakkında detaylı bilgi verip Viyana gezisi planlamayı düşünenler için yardımcı bir gezi kaynağı olacağını umuyoruz. Viyana Tuna Tenri (2845 km uzunluğu ile Avrupa'nın 2. büyük nehridir) kenarında Orta Avrupa'da Avusturya'nın başkenti olan bir şehirdir. Ülkenin sanat, politik ve ekonomik anlamda merkezidir. Söz konusu Viyana olunca ilk akla gelen Jugendstil mimarisi ve Secession Sanat Evi gelir. Viyana'da gezip görülmesi gereken onlarca yapı, eser, müze olduğu için sizlere önereceğimiz konaklama süresi ortalama 3 gündür. Viyana'yı ziyaret etmek için fazlasıyla sebep vardır. En başta tarihi bir şehir olması Viyana'ya ziyaret etmemiz için en büyük etken olmasına rağmen bunun dışında klasik müziğin merkezi olması, Jegendstil mimarisine sahip tarihi binalarının olması, mis gibi kahveleri, leziz mi leziz snitzel'i ve Apfelstrudel'in memleketi, Avusturyalı nörolog Sigmund Freud'un ülkesi ve daha daha fazlası..... Rathaus / Belediye Binası : Binanın önünde yazlık sinema etkinliğini kaçırmamalısınız. Hofburg Sarayı : 1694 yılında yaptırılan saray'da döneminde yaşamış olan İmparator ve Kraliçelerin eşyaları ile birlikte toplam 4.659.852 adet tarihi eser bulunmaktadır. Burgtheater / Ulusal Tiyatro : Avupa'nın en eski 2. Tiyatrosu olan yapı 1888 yılında kapılarını ziyaretçilerine açmıştır. Prince Eugune Savoy Heykeli : Avusturya'nın milli kahramanının heykelidir. Schönbrunn Sarayı : Viyana'daki Kraliyet Sarayı alabildiğine büyük peyzajlı bahçesi, sarayın mimarisi ve kompleks içerisindeki Avrupa'nın en eski hayvanat bahçesini içinde barındırmasıyla Viyana'ya gelip mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Sarayın bahçesi Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresia tarafından 1744-1749 yılları arasında tamamlatılmıştır. 1996 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmış barok mimariye sahip yapı Habsburg İmparatorluğuna ev sahipliği yapmış olmasıyla bilinir. Sarayın karşısında size göz kırpan zafer takını ise Ferdinand von Hohenberg tasarlamıştır. U4 metro hattı ile ulaşılabilir. Hayvanat Bahçesi : Dünyanın en eski hayvanat bahçesidir. Kuruluş yılı 1752'dir. Giriş ücreti hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayınız. St. Michael Kilisesi / Michalerkirche : 13 yy. ait kilisenin girişindeki detaylar çok ilgi çekiciydi. Viyana Devlet Opera Binası : 1863 yılında açılan yapı için şehrin en önemli yapısı desek hiç de yanlış bir tabir olmaz aslında. Ziyaretçilerine romantik bir atmosfer sunan Opera Binası ihtişamı ile görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir. Siz de bir sanat sever iseniz mutlaka opera'ya doymak adına burada olmasınız. 1300 kişi kapasiteli tiyatro salonunda yılda 300 performans gerçekleşmektedir. Avusturya Parlamento Binası : Ring strasse üzerinde yer alıyor. Binayı rehber eşliğinde gezip detaylı bilgiler edinebilirsiniz. II. Dünya savaşında ağır bombardıman ile karşı karşıya kalan yapı ciddi hasar görmüştür. Halk Tiyatrosu / Volkstheater : Alman Tiyatrolar Birliğince 1889 yılında mimar Ferdinand Fellner'e yaptırılmıştır. İl yapıldığı zaman 1.900 kişi kapasiteye sahip yapı II. Dünya savaşında tahrip olduktan sonra yapılan tadilat sonucu günümüzde kapasitesi 1.148 kişiliktir. Kahlenberg : Şehri kuşbakışı izlemek için muazzam bir noktadır. Ulaşım için önce Heiligenstadt' girmeniz gerekiyor. Bunun için U-Bahn U-4 hattını kullanmalısınız. Varacağınız noktadan ise 38A numaralı otobüse binerek Kahlenberg'e rahatlıkla ulaşım sağlayabilirsiniz. Viyana Veba Anıtı / Graben Plague Monument : Şehir tutulmuş olduğu veba salgınını 1679 yılında anlatabilmiştir. Bunun üzerine İmparator I. Leopold tarafından veba salgını anıtı yaptırılmıştır. İlk anıt Johann Frühwirth tarafından ahşap olarak inşa edilmiş ardından mermer anıt yapılması için Matthias Rauchmiller görevlendirilmiş görevlendirildikten yalnızca birkaç yıl sonra ölmesi ile sütünda birkaç melek dışında geriye bir şey bırakamamıştır. Anıt 1693 yılında Heykeltıraşlar Tobias Kracker ve Johann Bendel tarafından bitirilmiştir. Giant Ferris Wheel/Riesenrad : Bu dönme dolap şehrin simgesidir. Giriş ücreti hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayınız. Hundertwasser's House : Bu ilginç yapıyı Mimar Friedensreich Hundertwasser düşünmüş mimar Joseph Krawina yapmıştır. Köşe başında bulunuyor. Yapı şehir merkezinin biraz dışında yer almaktadır. Tuna Adası : 70'li yıllarında sonlarında yapılmış olan suni bir ada olan Tuna adası zamanla Viyana halkının piknikler, su sporları yaptığı, festivaller gerçekleştirdiği tam bir eğlence adası olmuştur. Rathaus Park : Parlamento binasının hemen yanındadır. Wachau Vadisi : Yürüyüş yapmak, bisiklet sürmek, binicilik yapmak gibi bir çok açık hava etkinliği gerçekleştirmek için ziyaretçilerine davetkar bir ortam sunmaktadır. Volksgarten : Hofsburg saray bahçesidir. Bahçede yer alan Kraliçe Sisi heykeli görülmelidir. Burggarten : Hofsburg saray bahçesidir. Bahçe içerisindeki Mozart hekyeli görülmelidir. Türk Tabyası Parkı / Türkenschanzpark : II. Viyana Kuşatmasında da başarısız olan Osmanlının tüm askeri teçhizatlarını burada bıraktıkları yer olması sebebiyle İmparator Franz Joseph'in emri ile Türk tabyası park haline getirilmiştir. Naschmarkt : Viyana'nın en popüler marketidir. Pazartesi ve Cumartesi günleri açılan pazarda aradığınız her çeşit ürünü bulabilirsiniz. Pazartesi Cuma arası 06:00 18:30 arası cumartesi ise 06:00 17:00 arası açıktır. Pazar'da gezdikten sonra öğle yemeği için çok şirin yerler bulabileceğinizi unutmayın. Ulaşım : U1, U2, U4. Naschmarkt Viyana'nın 6. bölgesinde yer alan Wienze'de yer alıyor. Brunnenmarkt : Avrupa'nın en uzun pazarıdır. Hatta ilerleyen zamanda Naschmarkt'dan bile meşhur olacağa benziyor. Ulaşım : U6 Thaliastrasse durağında inip tram ile devam edilmelidir. Cafe Sacher : Opera Evinin tam karşısında yer alan tipik bir Viyana cafesidir. Yaz aylarında terasında da keyifli vakit geçirebilirsiniz. Scholadekoenig : İşte en mükemmel çikolatayı yiyebileceğiniz yerlerden bir tanesi. Sadece çikolata yemekle kalmayıp, şirin paketlemeleri yüzünden hediye almamak için kendinize hakim olamayacağınız bir pastanedir. Demel : Kohlmarkt 14'da bulunan pastane Viyana'nın en eski ve meşhur olanıdır. Viyana'daki tüm galerilere, kiliselere, parklara ve Geldmuseum, Kunsthalle am Karlsplatz, MUSA, Bezirksmuseen müzelerine giriş, Her ayın ilk Pazar günü Uhrenmuseum, Wienmuseum um Hermesvilla, Haydnhaus, Wien Museum am Karlsplatz, Heeresgeschichtliches Museum, Römermuseum, Otto Wagner Pavillion müzelerine giriş, 26 Ekim Avusturya için çok özel bir gün olduğundan bu tarihte tüm müzelere giriş, Her Salı 18:00 22:00 arası MAK müzesine giriş, 6 yaş altındaki çocuklar için toplu taşıma, Rathausplatz'daki yazlık sinema Haziran sonunda başlayıp Eylül başı biten etkinliğe ücretsiz katılabilirsiniz. Yer bulabilmek adına erken gitmekte fayda var, Ücretsiz Wifi noktaları Westbahnhof, Rathausplatz, Museumsquartier, Donauinsel, Avrupa'nın en büyük açık hava festivali olan Donauinselfest Danube adasında gerçekleştirilmektedir. (bir sonraki festival zamanını öğrenmek için buraya tıklayınız. Her yıl Mart ila Haziran ayları ve Eylül ayında gerçekleştirilen açık hava operası, Opera House önünden başlayıp Museum Quarter'da biten 60 dakika süren yürüyüş turu. U-Bahn denilen metro, S-Bahn denilen banliyö, Strassenbahn denilen tramvay ve otobüsleri ile şehrin istediğiniz noktasına bu ulaşım araçlarından birini kullanarak gidebilirsiniz. Ulaşım konusunda oldukça fazla çeşitlilik sunmakta olan Viyana'da ulaşım konusunda hiçbir sıkıntı çekmeyeceğinizi bilmelisiniz. 48 sat ve 72 saatlik seçenekler sunan Viyana Kart'ta ulaşım için oldukça işinize yarayacaktır. Viyana kartı temin edebileceğiniz yerler : Albertinaplatz'daki Tourist Info, Am Hauptbahnhof 1'deki Tourist Info, Havalimanı varış terminali F4201 gişesinden. Türkiye'den Viyana'ya direk uçuş yapan havayolu firmaları bulunmaktadır. Bunun dışında uçuş arama ve satın alma hizmeti veren siteleri de kullanmanız söz konusudur. Avrupa'nın her hangi bir ülkesinden Viyana ulaşımın oldukça kolay ve yakın olduğunu da belirtmeliyiz. Salzburg ve Budapeşte'den 3 saatte, Münih ve Prag'dan 4,5 saatte Viyana'ya tren ile ulaşabilirsiniz. Uçak tercih edecekseniz en uygun fiyata hizmet veren Rynair'dir. Avusturya Avrupa Birliği ülkesi olduğundan diğer tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Avusturya konsolosluğundan Schengen Vizesi alınması gerekmektedir. - Tourist Information'dan şehir ve metro haritası edinin. - Viyana'da yıl boyu ortalama sıcaklık 10 C'dir. Aralık ve Şubat aylarında en soğuk dönemini yaşayan ülke'de sıcaklık -10 ila 10 decere arasında değişkenlik göstermektedir. En sıcak aylar ise Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında olup hava 27 C'yi bulmaktadır. - Viyana Card ile bir çok müze ve alışveriş dükkanlarında indirim hakkında sahip olabilirsiniz. - Fayton kiralayıp şehrin tarihi bölgesini keyifli bir şekilde 20-40 dakika yorulmadan gezebilirsiniz. - Haftaiçi dükkanların çalışma saatleri 09:00 18:30 arası olup cumartesi günü dükkanlar 18:00'e kadar açıktır. - Sakın yere sigara atmayın."} {"url": "https://www.gezgincift.com/vize-istemeyen-ulkele", "text": "Umuma mahsus pasaport için vize istemeyen ülkelerin listesi güncel haliyle aşağıdaki listedeki gibidir. Kıta kıta ülkeleri listelendirdiğimiz için tüm sorularına cevap olacak şekilde açıklayıcı olduğunu umarız. Bosna Hersek : Umuma mahsus pasaport hamilleri 180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla vizeden muaftır. Karadağ : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri 180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla, anılan ülkeye yapacakları seyahatlerinde vizeden muaftır. Kosova : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri 180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla, anılan ülkeye yapacakları seyahatlerinde vizeden muaftır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri vizeden muaftır. Sırbistan : Sırbistan'da toplam ikamet süresi, ilk giriş tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde, altı ay içerisinde 90 günü geçmemek kaydıyla vizeden muaftır. Bahreyn : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri vizeye tabidir. Filistin : Vatandaşlarımıza vize uygulanmamaktadır. Filistin'e seyahat edecek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının İsrail vizesi almaları gerekmektedir. Hong Kong : Pasaport geçerlilik süresi en az 6 ay olan Türk vatandaşları üç ay süreyle vizeden muaftır. Irak : Umuma Mahsus Pasaport hamillerinin belirli koşullar altında sınırda vize almaları mümkündür. Sınırda 30 günlük vize alınabilmektedir. Kamboçya : Sınırda 30 gün geçerli turistik amaçlı vizeler verilmektedir. Katar : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri vizeye tabidir. Vatandaşlarımıza, belirli koşulları karşılamak kaydıyla Doha Uluslararası Havaalanı'nda 14 günlük vize verilmektedir. Kazakistan : 30 gün. Türk vatandaşlarının Kazakistan'da 5 günden fazla kalmak istemeleri halinde, ülkeye giriş tarihini takip eden 5 gün içerisinde göç polisine kayıt olma ve kayıt yaptırılan şehirden başka bir şehre gidildiğinde kayıt yenileme zorunlulukları bulunmaktadır. Kırgızistan : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri yapacakları turistik amaçlı seyahatlerinde vizeden muaftır. Lübnan : 180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla, anılan ülkeye yapacakları turizm amaçlı seyahatlerinde vizeden muaftır. Sri Lanka : Sınır kapısından 30 günlük vize alınmaktadır. Tayvan : Sınır kapısından 30 günlük vize alınmaktadır. Umman : Sınır kapısından 30 günlük vize alınmaktadır. Ürdün : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri, Ürdün'e yapacakları turizm amaçlı seyahatleri veya transit geçişlerinde, Ürdün'de toplam ikamet süresi, ilk geçiş tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde, altı ay içerisinde 90 günü geçmemek kaydıyla vizeden muaftır. Güney Afrika Cumhuriyeti : Sınır kapısından 30 günlük vize alınmaktadır. Libya : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri 180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla, anılan ülkeye yapacakları seyahatlerinde vizeden muaftır. Kenya : Sınır kapısından 30 günlük vize alınmaktadır. Tanzanya : Türkiye vatandaşları Tanzanya vizelerini, Tanzanya sınır kapılarından veya Lome havaalanından temin edebilirler. Dominik Cumhuriyeti : Sınır kapısından 30 günlük vize alınmaktadır. Peru : Umuma Mahsus Pasaport hamilleri 180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla, anılan ülkeye yapacakları seyahatlerinde vizeden muaftır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/vizesiz-balkan-ulkeler", "text": "Balkanlar veya Balkan Yarımadası, Avrupa kıtasının güneydoğu kesiminde, Anadolu'nun batısı ve kuzeybatısında, İtalya Yarımadası'nın doğusu, yer alan coğrafi ve kültürel bölge. Dağlık yer anlamına gelen Balkanlar, Karadeniz ile Adriyatik Denizi arasında kalan ve çoğunlukla da dağlık engebeli bir bölgede yer alıyor. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Saraybosna, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Makedonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Türkiye ve Yunanistan Balkan ülkelerini oluşturuyor. Balkanlar, hem vizesiz ülkeler olması hem de birden çok ülke görme fırsatı tanıdığı için en fazla tercih edilen yurtdışı turları arasında yerini alıyor. Sırbistan asma bahçeleri, yemyeşil ovalara kurulu manastırları, nehirleri, gölleri ve kaplıcalarıyla insanı etkileyen bir ülke olma özelliğine sahiptir. Sırbistan'ın başkenti Belgrad farklı kültürleri bir arada toplamaktadır, görülmeye değer. Sava ırmağının kıyısında kurulmuş Belgrad, Sırbistan'ın başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri. Tipik bir doğu Avrupa şehri olan Belgrad, diğer bölgesel rakipleri Zagreb, Sofya, Ljubljana, Saraybosna, Bükreş gibi diğer Balkan şehirlerinin kendisine gıpta ile baktığı bir başkent aynı zamanda. Temiz havasıyla insana nefes aldığını hissettiren bu şehirde Kale Meydanı, Askeri Müze, İstanbul Kapı, Saat Kulesi, Lazerevic Anıtı, Nebojsa Kulesi ve Saborna Kilisesi bu şehri daha da güzelleştiren yapılar olarak karşımıza çıkıyor. Karadağ'ın kıyı şehri Kotor körfezinin nefes kesen manzarasıyla görülmeye değer. Karadağ 180 gün içinde 90 günü aşmayan seyahatlerde Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Karadağ'ın sahil şehirlerinden biri olan Budva ülkenin turizm merkezi olarak kabul ediliyor. 2 bin 500 senelik geçmişiyle Adriyatik Denizi kıyısındaki en eski yerleşim yerlerinden birisi. Budva da şehir yat limanı, Hawaii'ye benzerliğiyle ün yapan St. Nikola Adası, Stari Grad'ı ve kalesiyle ziyaretçilerini hayran bırakıyor. Başkent Podgorica ve Orta Çağ tarzı birçok binayı barındıran eski başkent Cetinje de en çok ilgi gören yerler arasında. Hepimizin yüreğine hüzünlü bir dokunuş yapan Saraybosna küllerinden yeniden doğan bir şehirdir. Geçmişin izlerini silip tarihi ve kültürel eserleriyle yeniden doğmaya hazırlanan kent Osmanlı döneminden kalan eserleriyle ziyaretçilerine en güzel şekilde tanıtmaktadırlar. Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında inşa edilen ve Osmanlı mimarisinin bir şaheseri olan Mostar Köprüsü bunun en bariz örneği aslında. Türkiye Cumhuriyeti'nin katkılarıyla birebir aynısı yapılan bu eşsiz mimari savaşla tarihin silinemeyeceğini anlatıyor. Güçlü duruşun bir simgesi olan bu şehirde hüzünle umut birbirine karışıyor. Avrupa'nın en müstesna çarşısı Baş Çarşı'ya sahip olan bu şehirde her sokağı gezerek, her anı hafızanıza kazımalısınız. Her noktasın da geçmişin izlerini, her yanında doğanın izlerini barındıran Makedonya birbirinden güzel şehirleri, masmavi denizi ve tarihi dokusuyla tam bir tatil yeri. Türk vatandaşları Makedonya'yı 90 güne kadar vizesiz ziyaret edebiliyor. Osmanlı Devleti'nin 542 sene süresince egemen olduğu Makedonya, Avrupa'nın kendine has kültürü ve özelliklerini korumayı başarmış ülkeleri arasında yer alıyor. Vizesiz gidilebilen ülkeler arasında en çok tercih edileni olan Makedonya'nın Üsküp, Manastır ve Ohrid şehirleri en çok ilgi görenler arasında yer alıyor. Manastır, Kırçova, Struga, Kalkandelen gibi şehirlerde de son yıllarda doğa turizmi gelişme gösteriyor. Makedonya, kuzeyde Sırbistan ve Kosova, batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan, doğuda Bulgaristan ile komşu. Uzun yıllar Osmanlı egemenliği altında kalmasından dolayı Osmanlı izlerinin hala görülebildiği Kosova, 2008 yılından bu yana bağımsız. Denize kıyısı olmayan ve Avrupa'nın en genç ülkelerinden Kosova'da, havayolu ile giriş yapılabilecek tek şehir başkent Priştine. Kiliseleri, camileri ve tarihi saat kulesiyle zamanda yolculuk yaptıran bir şehirdir. Bölgenin en fakir ülkelerinden biri olan Kosova, Türk vatandaşları 180 gün içerisinde 90 güne kadar vizeden muaf tutuluyor. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Karadağ, Kosova, Hırvatistan, Makedonya, Romanya, Slovenya ve Yunanistan ülkelerinin topraklarının tamamı Balkan coğrafyası içerisinde yer alıyor. Türk vatandaşları 90 güne kadar seyahatlerinde, ülkeye vizesiz giriş yapabiliyor. Avrupa'da en güzel kıyılara sahip olan ülkelerden biri Arnavutluk. Adriyatik'in el değmemiş sahilleri, yemyeşil ormanlarla birleştiğinde insana huzur veriyor. Avrupa'da kendine has kültürünü korumayı başaran ülkelerden biri olan Arnavutluk, Adriyatik kıyısındaki muhteşem manzaraları ve doğasıyla etkileyici güzellikte. Arnavutluk gezilecek yerler arasında Tiran, Kruja, Gostivar, Berat, Elbasan, Durres ve Vlore ve İşkodra şehirleri yer alıyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/vizesiz-gidilebilecek-ulkele", "text": "Vizesiz ülkeler son dönemde dış politikada adımların atılması ile birlikte sayısı günden güne artmakta ancak yine de vizesiz gidilebilecek ülkeler hala yeterli sayısı da değil. Zira hala birçok ülke tarafından uygulanan Türkiye vize uygulamaları vatandaşı zorluyor. Özellikle de Schengen vizesi vatandaşımızın seyahat özgürlüğünün engellerinden en önemlisi. Aşağıdaki listede umuma mahsus yani bordo pasaporta vize istemeyen ülkeler listesini görebilirsiniz. - Andorra (90 Gün) - Antigua-Barbuda (180 Gün) - Arjantin (90 Gün) - Arnavutluk (90 Gün) - Bahamalar (8 Aya Kadar Turizm Amaçlı) - Barbados (90 Gün) - Belarus (30 Gün) - Belize (90 Gün) - Bolivya (90 Gün) - Bosna Hersek (90 Gün) - Botswana (90 Gün) - Brezilya (90 Gün) - Britanya Virjin Adaları (30 Gün) - Cook Adaları (31 Gün) - Dominik Cumhuriyeti (30 Gün) - Ekvador (90 Gün) - El Salvador (90 Gün) - Fas (90 Gün) - Fiji (120 Gün) - Filipinler (30 Gün) - Filistin (30 Gün İsrail Üzerinden Geçişte Vize Zorunlu) - Guatemala (90 Gün) - Güney Kore (90 Gün) - Gürcistan (Kimlikle 1 Yıl) - Haiti (90 Gün Turizm Amaçlı) - Honduras (90 Gün) - Hong Kong (90 Gün) - İran (90 Gün) - Jamaika (90 Gün) - Japonya (90 Gün) - Karadağ (90 Gün) - Kazakistan (30 Gün) - Kırgızistan - Kolombiya (90 Gün) - Kosova (90 Gün) - Kosta Rika (30 Gün) - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (30 Gün) - Libya (180 Gün İçinde En Fazla 90 Gün) - Lübnan (90 Gün) - Makau (30 Gün) - Makedonya (90 Gün) - Maldivler (30 Gün) - Malezya (90 Gün) - Mauritius (30 Gün) - Meksika (e-vize 30 Gün) - Moğolistan (30 Gün) - Moldova (90 Gün) - Nikaragua (90 Gün) - Niue (30 Gün) - Palau (30 Gün) - Panama (180 Gün) - Paraguay (90 Gün) - Peru (90 Gün) - Saint Kitts ve Nevis Adaları (90 Gün) - Saint Lucia (45 Gün-6 Hafta) - Saint Vincent ve Grenadinler Adaları (30 Gün) - Samoa (60 Gün) - San Marino - Seyşeller (90 Gün) - Sırbistan (90 Gün) - Singapur (90 Gün) - St. Vincent-Grenadines - Suriye (180 Gün İçinde En Fazla 90 Gün) - Swaziland (30 Gün) - Şili (90 Gün) - Tayland (30 Gün) - Tayvan (Havalimanında+2 Fotoğraf 30 Gün) - Trinidad ve Tobago (30 Gün) - Tunus (90 Gün) - Turks ve Caicos Adaları (90 Gün) - Tuvalu (30 Gün) - Ukrayna (60 Gün) - Uruguay (90 Gün) - Ürdün (90 Gün) - Vanuatu (30 Gün) - Vatikan - Venezuela (90 Gün) - Azerbaycan (Bakü-30 Gün) - Bahreyn (Kapı Vizesi 15 Gün 15 gün uzatılabiliyor) - Bangladeş - Birleşik Arap Emirlikleri - Brunei Sultanlığı (72 Saate kadar transit vize) - Burkina Faso (75 Euro) - Burundi - Cape Verde - Doğu Timor (Kapı Vizesi 30 Gün) - Dominik Cumhuriyeti - Endonezya (Kapı Vizesi 30 Gün) - Ermenistan (Yalnızca Bordo Pasaportlulara Sınırda 21 Gün) - Gana - Cibuti - Bhutan - Güney Afrika Cumhuriyeti (Kapı Vizesi 30 Gün) - Kamboçya (Kapı Vizesi 30 Gün- 30$) - Katar (Kapı Vizesi 14 Gün) - Kenya (e-vize şart, 50$) - Kuveyt (Kapı Vizesi 90 Gün) - Komor Adaları - Madagaskar (Kapı Vizesi 90 Gün) - Ruanda (Transit 3 Gün) - Mali - Mozambik (Kapı Vizesi 30 Gün, 75$) - Myanmar (e-vize 28 Gün) - Nepal (Kapı Vizesi 15-30-90 Gün, 25$) - Samoa (34$) - Sri Lanka (Kapı Vizesi ya da e-vize 30 Gün 30$) - Senegal - Sudan (Hartum Havalimanı Kapı Vizesi 30 Gün- 105$) - Tacikistan (Duşanbe Havalimanı Kapı Vizesi 60 Gün) - Tanzanya (Kapı Vizesi 90 Gün- 50$) - Togo - Tonga (31 Gün) - Uganda - Zambiya (Kapı Vizesi 30 Gün 50$) - Zimbabwe (e-vize ya da Victoria Falls Sınırı 30$) - Umman (Kapı Vizesi 30 Gün)"} {"url": "https://www.gezgincift.com/wadi-rum-urdunun-en-buyuk-col", "text": "Yüksek tepeleri, kumlu vadileri ve kırmızı dik kayalıkları Wadi Rum bölgesini açık çölden ayırmaktadır. Rum Vadisi'nin dağ çölleri Bedevilik olarak bilinen eşsiz bir göçebe Arap kabilesi kültürüne ve türüne az rastlanan bir ekosisteme ev sahipliği yapar. Rum Vadisi ve Disi bölgesi yakınları, doğa severlere, tırmanış ve doğa yürüyüşüne meraklı kişilere, deveye binmek isteyenlere, bedevi yemeklerini tatmak isteyenlere ve jeeplerle çölde safari yapmak isteyenlere fırsatlar sunar. Daha az macera arayışı içinde olanlar ise büyüleyici tabiatın tadını Rum Vadisi Turist merkezi çevresinde çıkarabilirler. Uzak geçmişte günümüz Ürdün topraklarını oluşturan bölge birbirini takip eden ve kumtaşı toprakları oluşturan hareketlenmelere maruz kalmıştır. Depremler, yağmur suları ile kayalardan süzülen ve kum yüklü aşındırıcı rüzgarlar bir erozyon sürecine yol açmıştır. 700 metre kalınlığında kumtaşı katmanlarının çatlaması üzerine başlayan süreç Rum Vadisi ve Disi kanyonlarını ve koridorlarını oluşturmuştur. Deniz seviyesinden ortalama 1000 metre yükseklikteki kum katmanı sayesinde Rum Vadisi Ürdün'ün doğusunda bulunan çöl düzlüklerinden, Kızıl Deniz hattından ya da Ürdün Yarığı Vadisinden çok daha serindir. Geçirgen kumtaşı dağları 1700 metre üzerindeki yüksekliklere ulaşabilir ve yoğun mermer tabakasına ulaşan saklı su kaynaklarını besleyebilirler. Yabani hurma ağaçları, incir ağaçları, çiçekler ve bir çok farklı tür bitki ve aromatik otlar bu küçük vahada büyür ve gölgeli dik yamaçlar sayesinde korunurlar. Rum Vadisi Ürdün'ün en hassas bölgelerinden birisidir. Kraliyet Doğa Koruma Topluluğu 1998'de Rum Vadisini Koruma Alanı'nın bir parçası ilan etmiştir. Bu bölge turizmi korumaya ve geliştirmeye çalışan aynı zamanda da doğaya saygılı ve yerel Bedevi topluluğuna yaşanabilir bir çevre sağlamayı amaçlayan Akabe Özel Ekonomik Bölge Yönetimi tarafından korunmaktadır. Yaklaşık 1.8 milyon yıl önce, Rum Vadisi ilk insanların Afrika ve Asya arasında göç için kullandıkları rota üzerinde bir köprüydü. Sonraki dönemlerden kalan bir çok arkeolojik alan, bölgenin yoğun bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. İnsan yerleşimi Yontma Taş Devri'nden ( M. Ö 17.000) Bizans ve İslami döneme kadar ( M. S 4. ve 7. yy) uzanmaktadır. M. Ö 4. yy'dan itibaren Petra'ya yerleşen ve merkezlerini kuran Arap kabilesi olan Nebatiler zaman içinde Arap yarımadası ve Akdeniz'i birbirine bağlayan ticaret rotasının kontrolünü ele geçirmiştir. Nebatilerin Vadi Rum'daki varlıkları bugün de Tanrıça Allat (M. S 32) için modern Rum köyü yakınlarında yapılan tapınak kalıntılarından ve Al-Shallaleh kaynağı yakınlarında bulunan onlarca taş oyması ve yazıtta görülebilir. Bedeviler sözlü anlatım geleneği ve göçmen hayat geleneklerine bağlı insanlardır. Gelişmiş sözlü anlatı edebiyatı, zengin şiir geleneği, şarkı, dans ve müzik kültürüyle birlikte sosyal davranışları, mülkiyeti ve doğal kaynakların kullanımını düzenleyen oldukça köklü bir hukuk sistemi vardır. Yarı-kurak çevreye adapte ettikleri yaşamlarıyla Bedeviler bin yıllardır Rum Vadisi bölgesinde yaşamaktadırlar. Arapça'da yün evleri olarak adlandırılan çadırlar Bedevi kadınlar tarafından keçi, koyun ya da deve yününden örülür. Bu çadırlar, içinde yaşayan insanların ihtiyaçlarına ve çevre koşullarına en uygun çözümdür. 2005 yılında Unesco Petra ve Rum Vadisi'nin kültürel varlığını insanlığın sözlü ve soyut mirası ilan ettiğinde Petra ve Rum Vadisi dünyaca tanınmaya başlanmıştır. Bir çok küçük kabile grubu Rum Vadisi ve Disi topraklarında yaşamlarını sürdürmektedir. 1970'lerden itibaren Bedeviler özellikle çocuklarını okula gönderebilmek için yerleşik hayata geçmenin faydalarını fark etmeye başlamıştır. Disi kasabasının yakınlarında bulunan büyük Zawadeyh köyü toprakları bugün altında bulunan yer altı su havzası sayesinde tarım alanında gelişmeler sağlamıştır. Rum köyü ve güneyine inen çevre bölgede yaşayan Zlabyeh'ler turizmi geleneksel geçim kaynakları olan hayvancılığa eklemişlerdir. Şimdilerde Vadi Rum'da yaşamlarını sürdüren bedeviler turistlere rehberlik, şoförlük hizmetleri vermektedirler. Vadi Rum geziniz boyunca günlük tur yapabileceğiniz çok seçeneğiniz bulunuyor. İster çölde yürüyerek ister safari araçlarıyla isterseniz de develerle gezebilirsiniz. Deve turlarına Rum köyünden katılmanız gerekiyor. Mesafeler, süreler ve fiyatlar aşağıdadır. Hazır rotalar haricinde eğer kendi rotanızı çizmek istiyorsanız bunun için 8 saatine araç başı 30 JD ödeyebilirsiniz. İngiliz ordu mensubu ve yazar T. E Lawrence Rum Vadisi'nin batıda meşhur olmasını sağlayan kişidir. 1916 ve 1917'de birçok defa bölgeyi ziyaret etmiş ve burayı çok etkileyici bulmuştur. Fakat modern mitolojiler Lawrence'ın bölge ile bağlantısını abartmaktadır. Gerçekte, Lawrence'ın Akabe'ye giden yolu Rum Vadisi ile kesişmemiştir. Bunun yerine günümüzde kullanılan Akabe yolu rotasını izlemiştir. Rum Vadisi'nde bulunan dağların hiçbiri Lawrence'ın edebi eseri olan The Great Arab Revolt\" ve \"Seven Pillars of Wisdom\" için esin kaynağı olmamıştır. Aksine günümüz ziyaretçileri dağı bu kitabın ardından adlandırmıştır. Benzer bir şekilde \"Lawrence Kaynağı\" ve \"Lawrence Kalesi\" gibi Osmanlı kalıntısı olan bir çok farklı yer hatalı bir şekilde İngiliz yazarla bağlantılı hale gelmiştir. Bununla birlikte bu yerlerin isimleri Rum Vadisi'nin büyülü hikayesinin bir parçası olmuştur. Rum Vadisi'nin büyüleyici çöl tabiatında yürüyüş yapmayı ve doğal kırmızı kumtaşı oluşumlarının tadını çıkarmayı ihmal etmeyin. Arap Çölü'nün kendine has doğal bitki örtüsünü keşfedin. Tüm yürüyüş turlarının size eşlik edecek ya da sizin için yürüyüşü planlayacak lisanslı bedevi rehberler tarafından organize edilmesi gerekmektedir. Jamal Um Dami : Rum Vadisi içinde bulunan ve Suudi Arabistan sınırı yakınlarında olan Ürdün'ün en yüksek dağı Jamal Um Ad Dami 1850 mt yüksekliğinden zirve manzarası sunar. Şaşırtıcı bir şekilde yukarı çıkmak yaklaşık 2 saat sürer ve küçük tırmanışlarla çok da zor değildir. Fakat eğim düşünüldüğünde yürüyüş yapmak isteyenlerin ortalama bir vücut yapısına sahip olmasını gerektirir. Zirve manzarası çoğunlukla izole edilmiş bir tabiatı gösterse de 45 km ilerideki Akabe körfezini bile görebilirsiniz. Rum Vadisi Lawrence of Arabia : Rum Vadisi köyü park alanından bağlayan bu kısa yürüyüş sizi T. E Lawrence'ın gerçekte ziyaret ettiği yere götürecek. Yol boyunca dağ eteğine yapılmış alçak basamaklar size varış noktasına gitmeniz için yardımcı olacaktır. Ve en üst noktaya varmadan önce piknik yapabileceğiniz bir yer de vardır. Bu yol sizi aynı zamanda kısa süreli bir keşif için uğrayabileceğiniz Nebati tapınağına da götürecektir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yangtze-nehr", "text": "Asya kıtasında bulunan Yangtze Nehri dünya' da Amazon ve Nil nehrinden sonra 3. büyük nehirdir. Mandarince'de Chang Jiang kelime anlamıyla uzun nehirdir. Çin'in batısından başlayan 6.380 km uzunluğundaki Yangtze Nehri Doğu Çin denizine dökülür. Çin'in güneybatı bölgesinde Qinghai'daki Kunlun dağlarından 4.876 metre yüksektedir. 700'den fazla kolu olan nehrin ana kolları Wu Jiang, Min, Tuo Jiang, Jialing, Yalong'dur. 1931 yılında yaşanan sel yüzünden Yangtze nehri çevresinde 500.000 metrekare alanın sular altında kalmasıyla 3.7 milyon insan açlıktan ve hastalıktan dolayı hayatından olmuştur. Subtropik iklimin hakim olduğu bölgede sıcaklık 10 ve 30 derece arasında değişmektedir. İlkbahar : Yangtze nehri vadisinde Mart ve Mayıs arasında ilkbahar mevsimi hakimdir. Çiçeklerin açmaya başladığı, yemyeşil vadiyi rengarenk renklere bürüyen en güzel dönemden biridir. Yaz : Temmuz ve Eylül arasında görülen yaz mevsimi vadiye en çok yağmurun düştüğü mevsimdir. Bu dönem içerisinde ortalama sıcaklık 30 derecedir. Sonbahar : Eylül ayından Kasım'a kadar olan süreç de 10 ila 22 derece arasında sıcaklığa sahip dönem vadinin sonbahar mevsimidir. Sonbahar mevsimi vadi oldukça bereketli hale getirmekte ve ziyaretçilere de eğlenceli anlar yaşatmaktadır. Kış : Aralık Ocak arasında yaşanan kış mevsimi yüzünden seyahat için en düşük sezondur. Bu sayede sezon fiyatlarına göre çok daha uygun fiyatlara hatta yarı fiyatına seyahat etme şansını yakalayabileceğiniz bir dönemdir. İlk bahar ve sonbahar mevsimleri arasında havanın ziyaretçileri bunaltmaması, nemin az hissedilmesi ve nehir boyunca size renkli görüntüler sunan doğa nedeniyle en uygun dönemdir. Nehrin uzunluğu, çevresindeki doğal güzellik ve çin kültürünü tanıma adına Cruise yolculukların tercih edildiği bir nehir olma özelliğine de sahiptir. Yangtze Cruise turuna hangi şehirden katılmaya karar verdiyseniz artık sıra cruise ve kabin tercihinizi yapmaya kalıyor. Ve son olarak rota belirleyerek mükemmel geziye çıkmanıza hiçbir engeliniz kalmıyor. - Chongqing Yichang - Chongqing Shanghai - Shanghai Chongqing - Yichang Chongqing"} {"url": "https://www.gezgincift.com/yasayan-tanrica-kumar", "text": "Tanrılar ülkesi Nepal, tanrıları olurda yaşanı olmaz mı hiç! Bu tanrı diğerlerinden çok farklı ufacık bir kız çocuğu. Her zaman kırmızı elbiseler içinde, takıp takıştıran, kırmızı rujlu, sürmeli bir kız. İki gözüne sürülen siyah çizgi başına doğru uzatılarak sürülür aynı zamanda ikin gözünün ortasına birliği temsilen üçüncü göz yapılır. Newari kültürünün somutlaştırılmış hali olan Yaşayan Tanrıça Kumari Hindu tanrı Durga ' yı temsil eder. Hem hindular hemde budistler yaşayan tanrı Kumari'ye taparlar. Yaşayan Tanrıça'nın yüzlerce yıllık geçmişi vardır. Kathmandu'nun son Kralı olan Jaya Prakash Malla cinsel arzularına yenik düşüp ufak bir kız çocuğuna tecavüz etmiştir. O gece kralın rüyasına Tanrıça Telaju girmiş ve bağışlanması gerektiğini söylemiş böylelikle kral yaptığına pişman olup ilah yaratmaya karar vermiştir. Böylelikle ufak bir kız çocuğu tanrıça ilan edilip, gelenek yılllarca sürmeye devam etmiştir. Öncelikle ilk şart Newari kökenli Siddhartha Gautama Shakya soyundan gelmek şarttır. 3-5 yaşındaki kız çocukları 32 zorlu elemeden geçirilirler. Bu elemeler arasında mağaralarda yalnız bırakılır, loş odada onlarca kesik hayvan kafalarıyla aynı havayı solurlar. 32 elemeyi başarıyla geçen yani korkusuz olan Kumari olmaya hak kazanır. Sadece elemeli geçmek yeterli değildir Kumari olmanın başlıca şartlarından biri de kan akıtmamış olmasıdır. Bu ünvana sahip olduktan sonra Kumari ailesinden alınıp Durbar meydanındaki Kumari Bahal evine yerleştirilir ve yılda sadece 13 defa dışarı çıkarılır. Kathmandu'nun son yaşayan tanrıçası 2008 yılında seçilmiş olan Matina Shakya'dır. 3-4 yaşlarında Kumari olan kız çocuğu adet görene kadar bu görevde kalmaktadır. Bu süreç yaklaşık 10 yıldır. Her adet gören vücudundan kan çıkan Kumari'den sonra yenisi seçilmektedir. Görev süresi boyunca yaşadığı binadan yılda yalnız 13 kez dışarı çıkarılan ve her dışarı çıktığında yere dahi ayak bastırılmayan Kumari görev süresi bittiğinde günlük hayata terk edilir. Bu durumda yaşayacağı travma günlük hayatı bilmeyen bir çocuğun birden gerçek hayata geri dönmesi muhakkak derin izlere ve psikolojik etkilere yol açmaktadır. İşte tam bu noktada 1984-1991 yılları arasında Kumari görevi yapan Rashmilla Shakya'nın anılarının anlatıldığı \"From Goddess to Mortal\" Tanrıçadan Ölümlüye isimli kitabın tam da bu konuya değinmektedir. Kathmandu Durbar meydanında gezerken Kumari'nin evinin önündeki kalabalığın durulmasını bekledik. Hiç görebilme ihtimalimiz olmadığını düşünerek binanın avlusuna girdik. Bizimle beraber yalnız bir kaç kişi ve 2 görevli vardı. Israrla resim çekmememiz gerektiğini dile getirip bir yandan bahşiş derdine düşmüşlerdi. Tam o esnada Kumari camda belirdi. Sanki oyun esnasında dışarıda ilginç bir şey görmüşcesine avluya, bizlere bakıyordu. Görmeyi ummadığımız bir anda karşılaşınca çok şaşırdık. Görevlilerin uyarısı ile Nameste selamını verdik. 5 yaşında Kumari olan kız çocuğunun 11 yaşında olduğunu öğrendik."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yazilikaya-tapinag", "text": "Hitit kaya anıtlarının en büyüğü olarak bilinen Yazılı Kaya Tapınağı 12 metre yüksekliğindeki kayalar ile çevrelenmiştir. Aşağı şehirde bulunan ana tapınağın 1.5 km kuzeydoğunda antik şehrin sınırları içerinde yer alır. Yeni yıl ve bahar kutlamalarında tanrıların buraya geldikleri sanılmaktadır. Tapınak A ve B olarak 2 ana odadan oluşur. Bu kaya odasının önünde tapınağı dış dünyadan ayıran büyük bir yapı kompleksi bulunmaktaydı. Odanın sağın da ve solundaki kireç taşlarına özenli ve düzenli işlenmiş olan kabartmalar bulunur. Kayaların sol tarafındaki kabartmalar tanrıları, sağ tarafındakiler ise tanrıçaları betimlemektedir. Kayaya toplam 63 figür işlenmiştir. Ana sahnenin karşısında Büyük Kral IV. Tuhaliya elinde egemenlik sembolünü tutar bir vaziyette tasvir edilmiştir. Dar bir geçitten geçerek B odasına giriş yapıyoruz. Bu bölümdeki kabartmalar birbirinden bağımsız bir halde yapılmıştır. B odası, büyük ihtimalle M. Ö 13 yy. sonlarında Tudhaliya IV'ün oğlu Şuppiluliuma II tarafından, ölen babasının anısına yaptırılmıştır. Bu oda'da ki kabartmalar 13. yy. sonlarında kazılmış olduğundan daha iyi korunmuştur. 12 tanrı kabartmasının hemen karşısında sapı dört aslan figürü ve e üstü boynuzlu başlık taşıyan bir başla biten büyük kılıç kabartması : Yeraltı Tanrısı Nergal tasviri. Sol ayak kobra, sağ ayak ise akbaba olarak tasvir edilmiştir. Son 50 yıldır gittikçe bozulmaya başlayan kaya üzerine yapılmış bu kabartmaları daha da bozulmadan önce görmenizi tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yedigolle", "text": "Batı Karadeniz'in görülmeye değer bir yerine ziyaret ettik bu sefer. Bolu ilinin kuzeyinde 2.019 hektar alan içerisinde yer alan Yedigöller 1975 yılında Mili Parkı olarak koruma altına alınmış ve ziyaretçilere açılmıştır. Sonbaharın ziyaret için en uygun dönem olduğunu öğrenince fotoğraf makinalarımızı kaptığımız gibi soluğu Yedigöller Milli Parkında aldık. İstanbul'dan yola çıkarak Düzce sapağından girdikten sonra yaklaşık 80 km daha yolumuz var. Hedefe ulaşmamız için kalan 80 km'lik yol virajlı ve dar. Ama yolun asfalt oluşu ve sonbaharın ağaçlara katmış olduğu renkler arasında temiz hava da güzel ama biraz da yorucu yolculuk oldu. Yol boyunca Yedigöller tabelalarına çok dikkat etmekte fayda tabelalar minicik olduğundan yolu kaçırabilirsiniz. Dağdan aşağı indikten sonra yol soldan Mengen'e sağdan Yedigöller'e gidiyor. Yedigöller'e saptığımız gibi yolun hemen yanındaki ince ve uzun dere Milli Park'a girene kadar adeta bize eşlik eder gibiydi. Ormanlık alan içerisinde ağaçlarla kaplı yoldan heyacanla ilerliyoruz. Ve sonunda Milli Park girişine varıp 10 TL ödeyerek aracımızı uygun bir yere park edip gezmeye başlıyoruz. Yedigöller hakkında kısa ön bilgi : Yedigöller Milli Parkı heyalanın oluşturduğu göller ile \"Orman Denizi\" ni andıran zengin bitki örtüsüne sahiptir. Göllerde yaşayan alabalıklar ve bu değerşerin yarattığı rekreasyon kullanım potansiyeli ana kaynakları oluştururlar. Genellikle yer yapısı sepantinlerden ve volkanik kayaçlardan oluşan sahada zaman zaman göçük yer hareketleri sürüklenmeye hazır arazi yapısı, göllerin meydana gelmesini hazırlayan başlıca faktörlerdir. Yedigöller'in hakim olduğu bitki örtüsü ise kayın ağaçlarıdır. Bunun haricinde gürgen, karaçam, meşe, kızılağaç, göknar, sarıçam, ıhlamur, karaağaç, yapraklı üvez, fındık ve porsuk gibi bir çok değişik tür ağaçta görülmektedir. Büyükgöl'ün hemen karşısındaki göl ise Deringöl'dür. Bu gölün en güzel noktasından resimlerimi çekip etrafında gezintimizi yapıp sıradaki 4 göl için biraz tırmanmamız gerekecek. Milli Park içerisinde bir gölden diğerine gidebilmek için ormanlık alan içerisinde patika yoktur. Yalnız göllerin etrafında yürüyüş yapabilmek için patika vardır. Dolayısıyla ziyaretçiler araba yolunu kullanmak zorunda kalıyor ve her araba geçisinde kalkan toz içinde güya doğa yürüyüşü yapıyorlar! Biz arabamıza binip yukarı arabamızla çıkıp yine ugun bir yere park edip sıradaki gölleri gezmeye başladık. Yolun sağında kalan İncegöl'ün yanındaki patikadan devam ettiğimizde Sazlıgöl'e vardır. Belli bir nokta da yolu tel örgü ile kapattıklarından ana yola çıkıp tekrar aşağı inip Nazlıgöl ve Kurugöl'ü ziyaret edip Yedigöller'e ismini veren tüm gölleri gezmiş görmüş olduk. Seringöl : 1.758 metrekare büyüklükte, içinde Gökkuşağı balık türünü barındıran Heyelan Gölüdür. Büyükgöl : Milli Park'ın en büyük gölüdür (24.895 metrekare) . En derin noktası 16 metredir. İçinde barındırdığı balık türleri: Gökkuşağı, Mercan Abant Alası, Kadife. Deringöl : Derinliği bir çok noktada 10 metreyi bulan gölün etrafındaki patika alanda doğa yürüyüşü yapabileceğiniz gibi bu gölde avlanmada serbesttir. Sazlıgöl : İncegöl'den hemen bitimindeki tamamen sazlıktan oluşan bir göldür. Kurugöl : Nazlıgöl'ün suları fazla olduğunda yılın belli aylarında su ile dolan 150 metrekare alanı olan yılın bir çok ayında kuru olduğu için ismini bu fiziki yapısından almıştır. Göllerle bezenmiş bu atmosfer içinde kendimizi fotoğraf çekmeye veriyoruz. Fotoğraf çekerken bile bir gözünüzle yeşilin, kızılın ve sarının iç içe olduğu size renk cümbüşü sunan doğaya bakmadan edemiyorsunuz. Hangi internet sayfasına bakarsanız bakın ister İstanbul'dan ister Ankara'dan gelin fark etmez her türlü otoyoldan Yeniçağa sapağından girip Mengen üzerinden Yedigöller'e ulaşımın daha kolay ve rahat olduğu söylenmekte bu rota tavsiye edilmektedir. Diğer bir yol ise İstanbul'dan otoban üzerinden gelip Bolu merkeze varmak ve dağ yolundan ulaşmak mümkündür. Ancak bu yolun çok bozuk olduğu söylenmektedir. Biz her iki yolu da kullandık. Bolu merkezden gelecekseniz asfalt, virajlı dağ yolundan rahatlıkla ulaşım sağlayabilirken, Mengen üzerinden gelecekseniz hem virajlı hemde stabilize yolu Yedigöller'e varana kadar çekmek zorunda kalacaksanız. Çevremizde giden arkadaşlarımız yolun çok bozuk olduğundan yakınmışlardı ancak giderken niye bu kadar abartılar diye düşünürken dönüşte Mengen üzerinden geri gittiğimizde sebebini anlamış olduk."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yeni-delhi-jama-masji", "text": "Jama Masjid diğer adıyla Cuma Cami olarak bilinmektedir. Cami, Babür İmparatorluğu'nun 5. hükümdarı Şah Cihan'ın yaptırdığı en önemli ve son eseridir. Aslında baş yapıt demek daha doğru olur. Caminin yapımına 1644 yılında başlamış olup 1658 yılında tamamlanmıştır. Dekoratif özelliği ile ziyaretçileri kendine hayran bırakan yapının 3 ana giriş kapısı, 4 kulesi ve 2 tane 40'ar metre yüksekliğinde minaresi vardır. Yapıdaki kırmızı kum taşı ve duvarlara işlenmiş beyaz mermerler dikkate değer güzelliktedir. Kırmızı kumtaşı Hindistan'ın Rajasthan eyaletinden getirtilmiştir. Büyük İskender sayesinde Cami'de Roma ve Yunan mimarisine özgü esintileri görmek mümkündür. Yapı üzerinde Hindistan'da yaşayan her kültür biraz da olsa etkisini katmıştır. Asya kıtasının en büyük camisi olan yapının avlusuna aynı anda 25.000 kişi çok rahat sığmaktadır. Caminin içine girerken kılık kıyafet oldukça önemlidir. Üzerinizdekiler her ne kadar kapalı olsa da girişte verilen feraceleri giymek zorunda bırakıyorlar. Cami'ye ayakkabı ile girilmediği için yanınızda galoş yada bez terlik bulundurmanızı tavsiye ederiz. Yanınıza almayı unuttuysanız girişte temin etmek mümkündür. Lokasyon : Red Fort'un batısında, Chandi Chowk metro istayonuna 500 metre uzaklıktadır. Ziyaret Günleri ve Saatleri : Haftanın her günü sabah 07:00'den öğlene kadar ve 13:00'den 18:30 arası açık olup, namaz saatleri turist ziyaretine izin verilmemektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yeni-delhi-qutub-mina", "text": "Qutub Minar kompleksine girmek için caddenin karşısında yer alan gişeden kişi başı 250 rs'e giriş biletlerimizi alıp yine caddenin karşına geçip kalabalık içinde komplekse giriş yapabilmek için sıraya giriyoruz. Görevliler turistleri kalabalığa sokmadan ön sıraya aldığı için hiç beklemeden rahatça giriş yaptık. Yeşillikler içinde yer alan kompleksi gezerken oldukça keyif aldık. Kutbeddin Aybeg komutasındaki Çavhan Hanedanlığının Delhi'nin son Hindu rajası Prithviraj'ı yenmesiyle 1193 yılında Kutbeddin Aybeg tarafından yapımına başlanan minare Firuz Şah Tuğluk zamanında tamamlanmıştır. Bu süreç 193 yıl gibi çok uzun bir zaman dilimidir. 73 metre uzunluğa sahip tuğla yapımı minare'ye 381 merdiven tırmanarak ulaşılabilmektedir. Fakat bugün ziyarete kapalı tutulmaktadır. Minarenin çapı 15 metre iken en üstte bu çap 2.5 metreye düşmektedir. Dünyanın en yüksek kulesi olma özelliği ile bilinen kule Unesco dünya miras listesine alınmıştır. Kutbeddin tarafından Qutub Minar'ın yanına yaptırılmış olan Hindistanın ilk camisidir. Minarenin kırmızı duvarlarına işlenen Kuran ayetlerini gözden kaçırmamalısınız. Kuvvet-ül İslam Mescidi'nin son ve yarım kalan yapısıdır. 24.5 metre uzunluğundaki yapı günümüze kadar gelmiştir. Alauddin Khalji tarafından M. S 1296 1316 yılları arasında yapılmıştır. Alauddin Khalji öldüğünde minarenin ilk katına ancak gelinmişti. Qutab Minar'ın 2 katı uzunlukta olması ve Kuvvet-ül İslam mescidi ile orantılı olması planlanan yapı ne yazık ki tamamlanamamış, yarım kalmıştır. M. Ö 895 yılında demiri bulan Hintliler bu malzemeden de bir yapı yapmayı ihmal etmemişler. Minarenin hemen önündeki avluda demir parmaklıklar ile çevrili sütunu görmelisiniz. 7 metre uzunluğundaki sanskritçe yazılı sütun çok eski tarihlerden (2000 yıl öncesi) bugüne gelmesine rağmen paslanmamıştır. Sütunun yapıldığı zaman en tepesinde kartal ve insan karışımı heykel varken sonra yok olduğu söylenmektedir. Rivayete göre sırtını sütuna dayayıp sütunu kavrayan kişinin tüm dileklerinin gerçekleştiğine inanılıyormuş. Yığınla insanın aynı şeyi yapmaya başlamasıyla sutünun zarar görmesini engellemek için şuan çevresi demir çitlerle çevrilidir. Ziyaret Günleri ve Saati : Hergün ziyarete açık olan kompleks kapılarını sabah gün doğduğunda açar ve gün batımında kapatır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yeni-delhi-red-for", "text": "Red Fort 2007 yılında dünya miras listesine alınmış bir yapıdır. 1638 yılında Babür İmparatorluğu hükümdarı Şah Cihan tarafından inşasına başlanmış olup tamamlanması 1648 yılını bulmuştur. Yamuna nehri kıyısında 2 km uzunluğa ve 33 metre yüksekliğe ulaşan duvarları ile istilacıların kale içine girmesini engellemek için Rajasthan eyaletinden getirilen kırmızı kum taşından yapılan kaledir. Burası zamanla yönetim merkezi haline dönmüştür. Kalenin bulunduğu şehrin eski adı Şahcihanabad şimdi adı ise Yeni Delhi'dir. Kale hakkında bilinmesi gereken bir diğer ayrıntı İngilizlerin ülkeden çekilmesi ile M. Gandhi 'nin 1974 yılında bağımsızlığı bu kalede ilan etmesidir. Kale kompleksi içine girmeden önce tam karşı da merdiven altında bulunan gişeden 250 rs ücret ödeyerek biletlerimizi aldık. X-ray ve polis kontrolünden sonra Lahori kapısından geçerek kemer altında ki dükkanların olduğu Chhatta Chowk pazarından yürüyerek Naubar Khana isimli müzenin olduğu binanın girişine bir başka görevli tekrar biletlerimi kontrol edip, biletlerimizi deldikten sonra son kontrolü de geçip kompleksi gezmeye başladık. Kompleks içinde ilk ziyaret ettiğimiz bölüm ve en önemli yerlerden biri olan Divan-Aam hakın kabul edildiği bölüm oldu. Ardından sırasıyla Rang Mahal, Khas Mahal, Diwan-ı Khas, Hammam, Hayat Bakhsh, Sawan Pavillion, Bhadon Pavillion, Zafar Mahal, Moti Masjid, Stepwell, Daawat Khana, Shah Burj, Hira Mahal, Mumtaz Mahal, Asaj Burj ve Delhi kapısını gezdik. Ulaşım : Chandi Chowk metro istasyonu, Old Delhi. Biz kale'ye taksi ile gittiğimiz için taksici ana kapıda bekleyecek yer olmadığı için bizi arka girişte indirdi. Yaklaşık 10 dakika yürüyerek kalenin ana giriş kapısının önüne vardık. Ziyaret Günleri : Pazartesi hariç her gün. Işık Gösterisi : Yetişkin 80 rs, çocuk 30 rs."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yerebatan-sarnic", "text": "M. S 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından Büyük Sarayın su ihtiyacını karşılamak için yapılmıştır. 9.800 metrekare büyüklüğünde olup ortalama 100.000 ton su kapasitesine sahip sarnıcın yapımında 7.000 kölenin çalıştığı söylenmektedir. Sarnıçta 9 metre yüksekliğinde toplam 336 adet sütun vardır. Her bir sütun birbirinden 4,90 metre aralıklarla toplam 12 sıra ve her sırada 28 sütun bulunmaktadır. Sarnıcın duvarları ve zemini tuğladan yapılmış, tuğladan yapılan yerler su geçirmesin diye de Horasan harcı ile sıvanmıştır. Osmanlı döneminde bir dönem sarayın su ihtiyacı giderilmiş sonrasında Osmanlı'nın nehire kendi su tesisini kurmasıyla sarnıç kendi haline bırakılmıştır. Yıllar sonra Hollandalı gezgin P. Gyllius'un Bizans kalıntılarını incelemek için İstanbul'a gelmesiyle Sarnıç onun sayesinde keşfedilmiştir. Sarnıcı gezebilmek için su seviyesinin üzerine yapılan platform üzerinde loş ışıklar altında sütünların arasından tarih kokusu içinde geziyoruz. İlk durduğumuz nokta ağlayan taş. Son durağımız Sarnıcın kuzeybatı ucundaki 2 sütun altındaki kaide olarak kullanılan Medusa başlarıdır. Medusalar Roma dönemi heykel sanatının şaheserleridir. Son zamanlarda Dan Brown'un en son yazdığı Cehennem isimli kitabında Yerebatan Sarnıcı'na yer vermesiyle tarihi yer ziyaretçi akınına uğramaktadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yesil-ca", "text": "İçerdiği antioksidan ve diğer özellikleri ile çok saygın ve sağlıklı bir içecek olduğu muhakkak. Yeşil çayın ilk demlendiği ve Çin İmparatoru She Nong tarafından M. Ö 2373 yılında içildiği tahmin edilmektedir. Büyülü aromasına hayran kalan imparator çayı içerken çok keyif almıştır. Ve yıllar sonra çay Çin için oldukça popüler bir içecek haline gelmiştir. Yeşil çayın dünyada su'dan sonra en popüler içeceği olacağını kim bilebilirdi ki! Yeşil çay içinde çok az miktarda kafein ve L-theanine barındırmaktadır. Kafein beyin fonksiyonlarını geliştiren uyarıcı bir etkiye sahiptir. Yeşil çayın alzeimer ve parkinson hastalığına iyi geldiği bilinmektedir. İçeriğindeki biyokimsayallar sayesinde de nöronları koruyabilmektedir. İçerdiği flavanoid sayesinde ise kansere karşı koruyucu özelliği vardır. Çevredeki dokulara zarar vermeden kanser hücrelerini öldürür. Yapılan araştırmalar sonucu özofajiyal kanserini % 60 oranında azalttığı da kanıtlanmıştır. Yeşil çayın en bilinen özelliği ise kilo vermeye yardımcı olan özelliğidir. Metabolizmayı çalıştırmasıyla kilo yakmaya yardımcı olmaktadır. Yeşil çay dişte oluşan bakterilerin yok olmasına yaramaktadır. Dolayısıyla bakteri oluşumu ve diş çürümelerini de önlemektedir. Yeşil çayın ciddi yan etkileri olmasa da az görülen yan etkileri vardır. İçeriğindeki kafein nedeniyle uykusuzluğa sebep olabildiği gibi, bazı insalarda kan basıncını yükseltip, hassas olanlarda ise mide bulantısı, kusma gibi belirtiler olduğunu söyleyebiliriz. Bunların dışında düzenli içilmesi halinde prostat kenserini üçte iki oranında azaltmakta, ağız kokusunu önlemekte, yaşlanmayı geciktirmekte, sigara içmenin toksit etkisini azaltır ve daha bir çok farklı etkileri vardır. Çin'deki yeşil çay türleri Gunpowder, Long Jing, Pi Lo Chun, Snowy Mountain Jian, Hyson Lucky Dragon, Kai Hua Long Ding, Tian Mu Qing Ding, Xin Yang Mao Jian, Hou Kui olup Japonya'daki türleri ise Gyokuro, Sencha, Bancha, Matcha, Houjicha, Kukicha, Genmaicha'dır. Çin'deki siyah çay türleri Yunnan, Keemun, Lapsang Souchong, Jiaqu Wuling. Hindistan'daki türleri Darjeeling, Assam ve Nilgiri olup Sri Lanka'daki türü Ceylon'dur. Oolong çayının türleri : Ti Kuan Yin, Pouchong, Tung Ting, Formosa Oolong, Darjeeling Oolong, Dongding Oolong, Tie Guanyin, Wuyi Shuixian. Çin'deki beyaz çay türleri White Peony, White Silver Needles, White Pu-erh, Gong Mei ve Shou Mei olup Hindistan'daki türleri White Darjeeling ve Assam White, Sri Lanka'daki iseCeylon White çayıdır. Pu'er, Liu'an ve Liubao türleri vardır. Türkiye'deki çay türleri ise ada çayı, melissa, mersin, ıhlamur, papatya, rezene, ekinezya, ebe gümeci, funda, gülhatmi, kantaron, karabaş, kekik, ısırgan otu, kuşburnu, anason ve daha fazlasıdır. - Huxinting Çay Evi Shanghai - Lin Heung Tea House Hong Kong - Lao She Tea House Pekin - Wisteria Tea House Taipei Taiwan"} {"url": "https://www.gezgincift.com/yesil-pasaport-nasil-cikarili", "text": "Kim istemez yeşil pasaport sahibi olmayı, öyle değil mi? Peki Yeşil Pasaport nasıl çıkarılır, yeşil pasaport süresi ve pasaport ücreti ne kadardır gibi aklınıza gelen tüm soruların cevabını tüm detaylarıyla sıra sıra yazacağız. Yeşil Pasaport : Türkiye'de kamuda çalışan insanların sahibi olabileceği pasaport türüdür. Başvurular yurt içinde sadece İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüklerine yapılmaktadır. Yurt dışında ise İçişleri Bakanlığının muvafakati ve Dışişleri Bakanlığının talimatı ile dış temsilciliklerce yapılmaktadır. -Nüfus Cüzdanı -2 adet biyometrik fotoğraf -Daha önceden almış olduğunuz pasaport varsa bunun aslı -Ergen olmayanların ve kısıtlıların vasi veya kayyum kararı ya da muvafakat belgesi -Sağlık kurulu raporu -Banka dekontu -Talep Formu Yeşil pasaport sahipleri bordo pasaportluların aksine pasaport harcından muaftırlar. Yani pasaport harcı ödemezler. Yeşil pasaporta sahip olacak kişilerin yalnızca defter ücretini ödemesi gerekir. Kimlik kartınızın aslıyla aşağıda vermiş olduğumuz bankalardan bir tanesine giderek, ilgili gişede pasaport defter ücreti ödemek istediğinizi söylerek size verilecek dekontu almalı ve saklamalısınız. Bağlı bulunduğunuz İl Nüfus Müdürlüğünden randevu almalısınız. Online randevu için buraya tıklayabilirsiniz. Hatırlatmakta fayda var; Randevunuzu pasaportunuz için yazmış olduğumuz evrakları tamamladıktan sonra alın. Randevunuzu önceden alırsanız randevu süresine kadar evraklarını tamamlayamama riskine girmeyin. Tüm bahsettiğimiz işlemleri yaptıktan sonra artık son sorulacak soru pasaportum ne zaman elime ulaşır. Artık pasaport işlemleri Türkiye'de o kadar hızlı işler hale geldi ki. Pasaport başvurusunda bulunduktan bir kaç gün sonra pasaport ilgili merci tarafından hazır hale geliyor. Başvuru yaparken bildirmiş olduğunuz adresinize en kısa sürede kargoya veriliyor ve pasaport teslim işlemi gerçekleşiyor. Bu süreci siz 1-2 hafta olarak kabul edebilirsiniz. Kimi zaman süreç bundan daha kısa olsa da ortalama olarak 1-2 haftadır."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yesil-pasaporta-vize-istemeyen-ulkeler-yesil-pasaport-avantajli-m", "text": "En başında vize başvuru sürecinden muaflar. Yalnızca uçak bileti alarak yeşil pasaporta vize istemeyen ülkelere ellerini kollarını sallayarak gidebiliyorlar. Defter ve harç ödemeleri için kıyaslama yaptığımızda; Bordo pasaport sahipleri hem pasaport harcı hem de defter ücreti ödüyorken, yeşil pasaport sahipleri harç ödemez sadece defter ücreti öderler. 2018 yılı güncel defter ücreti 108 TL'dir. Pasaport Harç ve Defter Bedeli ücretleri ne kadardır diye merak edenler buradan makalemizi okuyabilir. Hani pasaport sahibi olursanız olun, ister bordo ister yeşil, bir ülkeye ziyaret etmeden önce pasaportunuzun geçerlilik tarihi en önemli unsurdur. Pasaport geçerlilik ne demek biraz bunu açalım. Yani eğer pasaportunuzun süresi diyelim 01 mayıs 2019 tarihinde bitiyor. Eğer bir ülkeye ziyaret edecekseniz pasaport bitiş tarihinizden önce o ülkeyi ziyaret edip ülkenize geri dönmeniz şarttır. 01 mayıs 2019 son kullanım tarihi olan pasaport örneğinden gidersek, 01 mart 2019 tarihinde ülkenize girmiş olmalısınız. Yeşil pasaport sahiplerinin en az 3 ay geçerliliği olan pasaportu olmalı ki yurt dışına gidebilsin. Fakat pasaportun geçerlilik tarihi ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Kimi 3 ay geçerliliği olan pasaportu kabul ediyorken kimi ülke buna 1 yıl sınırı koymuştur. Seyahate çıkmadan önce gideceğiniz ülkenin şartlarını öğrenmeniz için T. C Dışişleri Bakanlığı'nın sayfasını inceleyebilirsiniz. Afrika, dünyanın kesinlikle en farklı coğrafyalarından bir tanesi. Hem gizliliği hem de insanın gitmekte çekindiği ama bir o kadar da güzellikler sunmasıyla insanı cezbeden nadir kıtalardan biridir. Bu kıtada bir çok defa Kenya'da büyük göç'ü izleme şansımız oldu. Tanzanya'nın yarı özerk bölgesi olan Zanzibar'da Hint okyanusunda denize girme şansımız ve tarihiyle aklımızı başımızdan alan Mısır. Hazır yeri gelmişken Schengen Vizesi Nasıl Alınır makalemizi okuyabilirsiniz. En sevdiğimiz coğrafyaya geldik. Öyle bir yer ki burası ister yeşil ister bordo pasaport sahibi olun aşağıda listelediğimiz hemen hemen pek çok ülke vizesiz girişe müsaade etmektedir. İnsanın hayallerini süsleyen Okyanus ülkeleri üzülerek söylüyoruz ki gitmesi, konaklaması oldukça pahalı yerlerin başında geliyor. Nasıl ki adı insana çok cazip geliyorsa inanın okyanus ülkeleri de adı gibi güzel ve doyumsuz güzelliğe sahip. - Her ne kadar gideceğiniz ülke vizesiz olsa da, kapıda vize imkanı olsa da ya da online vize alma durumu söz konusu olsa da ülkeye girişte kabul edileceksiniz anlamına gelmez. Gerçi çok ender yaşanan bir durumdur. Siz her ihtimale karşı tüm rezervasyonlarınızı yanınızda hazır bulundurun. - Diğer bir önemli konu da gideceğiniz ülkenin ziyaretçiler için sınırlı tuttuğu kalış süresidir. Diyelim bir ülke bana gelen ziyaretçi ülkemde maksimum 30 gün kalabilir diyorsa bu gün sınırını aşmanız halinde ya bulunduğunuz ülkeden vizenizi uzatmalısınız ya da zamanından önce ülkeden ayrılmalısınız. - Son olarak gidilecek ülkenin ne kadar süreli geçerliliği olan pasaport istediği önemli. Kimi son 3 ay isterken kimi son 6 ay geçerliliği olan pasaport ile giriş imkanı vermektedir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yilbasi-tatili-gidilecek-yerle", "text": "Yılbaşı tatili gün geçtikçe yaklaşmaya başladı. Bayram tatiline ne kadar önem veriyorsak yılbaşı da bir o kadar önem arz ediyor bir çoğumuz için. Herkes yavaş yavaş yılbaşı tatil gidilecek yerler planlarına başlamıştır diye umuyoruz. Bizim tercihimiz yılbaşı Filipinler olsa da Uzakdoğu'da bir çok ülke yılbaşını kutlamak için doğru bir seçenek. Tayland, Hong Kong ve Singapur da son derece eğlenceli oluyor. Filipinler'in özellikle ülkemizde son yıllarda oldukça popüler olması gitmek için kendimize bir fırsat yaratmak ve o muhteşem adalara kavuşmak için yılbaşı tatil programlanızı bize bırakabilirsiniz. yani neredeyse gidip görmedik yer bırakmayacağız. Bu arada sizi hem bu adalara götürecek hem de her gün ekstra ücret talep etmeden günlük turlar düzenleyeceğiz. Daha detaylı bilgiye ulaşmak için Yılbaşı Filipinler Turumuzu incelemenizi öneririz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yogyakarta-gezi-endonezy", "text": "Yogyakarta, Endonezya'nın Orta Cava bölgesinde yer alan şehir ülkenin ikinci büyük ve aynı zamanda Bali adasından sonra ikinci turistik şehridir. Telaffuzu Jogjakarta olan şehre kısaca Jog-Ja denilmektedir. Yogyakarta yüzyıllar içinde geleneksel bir çok krallık sistemine ev sahipliği yaptığı için tarih ve tapınaklar şehri olarak Endonezya'da oldukça önemli bir şehirdir. Yogyakarta Özel Bölgesi Endonezya'nın 32 vilayetinden bir tanesi olup halen Sultanlık ile yönetilmektedir. Klasik Java sanatı ve kültürünün merkezi olarak bilinir. 1945-1965 yıllarında Endonezya Ulusal Devrimi boyunca Endonezya'nın başkentliğini yapmış şehir kültürü ve tapınaklarının yanı sıra aktif Merapi volkanının yamacında kurulu şehir volkan tımanışı yapabileceğiniz en ideal yerlerden biri olma özelliğine sahiptir. Yaşayan ve canlı bir şehir olduğundan alışveriş severlerin bu düşkünlüğüne çok rahat karşılık veren şehir de dilediğiniz gibi alışveriş yapabilir hatta batik yapımı workshoplarına dahi katılıp kendi ellerinizde yerel ürünleri yapma deneyimi yaşayabilirsiniz. Endonezya'nın Java bölgesindeki turistik şehir Yogyakarta için iki mevsim dönemi olduğunu belirtmek isteriz. Tropik ülkelere gitmek demek her an tropik muson yağmurlarında ıslanmanız ansızın ıslanmanız anlamına geliyor. O yüzden tropik bir ülkeye gitmeden önce hangi mevsimlerin daha az yağış aldığı ziyaretçilerin en önem verdiği konu oluyor. Haziran-Ekim aylarında şehir az yağış aldığından ziyaret edilecek en güzel dönemdir. Yogyakarta ekvatora çok yakın konumda olduğundan yıl boyunca sıcaklık derecesi ortalama 30 derecelerde seyir göstermektedir. Şehre uçakla gelmeyi tercih edecekseniz Adisucipto Uluslararası havalimanına ineceğinizi bilmelisiniz. Havalimanı şehrin 8 km doğusundadır. Bali, Jakarta, Sumatra, Kalimantan ve Sulawesi'den sıklıkla uçuş gerçekleşmektedir. Uluslararası uçuş yapacaksanız Kuala Lumpur ve Singapur'dan (haftada 3 kere) uçuşlar bulunmaktadır. Şehirlerarası ulaşım yolundan diğeri ve ucuz olanı otobüstür. Ana otobüs durağı Giwangan'dır. Terminal şehrin 4 km güneydoğusundadır. Akarta, Surabaya ve Badung'a rahatlıkla otobüs bulabilirsiniz. En ucuz yolun yürümek olduğunu söylemiştik. Bunun için tek gerekli olan şey İngilizce haritadır. Havalimanından, tren istasyonundan veya JI. Malioboro caddesinde Hotel Mutiara'nın hemen yanındaki tourist information'dan haritayı temin edebilirsiniz. Gezmek için ikinci yol taksidir. Şehirde taksimetre ücreti 5.500 IDR'den, gece tarifesi ise 10.000 IDR'den başlıyor. Üçüncü yol becak isimli bisiklet rikşovlar ve andong isimli at arabalarıdır. Son seçenek olan motor ya da araç kiralamak ise şehri keşfetmenizi sağlayacak en güzel yoldur. Günlük ücrete biz 100.000 IDR ödedik. Şehir içinde kiralamadığımız için muhtemelen fazla ödedik Uzakdoğu için bu ücretin pahalı olduğunu biliyoruz ama başka seçeneğimiz yoktu. Yıl içerisinde dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca ziyaretçiye ev sahipliği yapan şehirse tarihi tapınaklar, müzeler, marketler başlıca ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor. İlk akla gelen yerler muhakkak Budist ve Hindu tapınakları Borubodur ve Parambanan'dır. Bu iki tapınak da Unesco Dünya Miras listesindedir. Aşağıdaki harita sayesinde numaralandırılmış yerlere tıklayarak gezilecek yerlerin konumuna ulaşabilirsiniz. Dünyanın en büyük ve tek parça Budist tapınağıdır. Kamboçya'daki Angkor ile kıyaslamayın çünkü o tapınak değil komplekstir. Yogyakarta şehrinin 40 km kuzeybatısında yer alan tapınak 1991 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmıştır. Resmi kayıtlara göre Borobudur'un kim tarafından ve ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Elde edilen bilgilere göre inşa yılının M. S 750 yılları olduğu söylenen yapının Sailendra hanedanlığı dönemine tekamül ettiği bilinmektedir. İnşaatın tahminen 75 yıl sürüp M. S 825 yılında Samaratungga'nın hüküm sürdüğü dönemde tamamlandığı söylenmektedir. Halk tarafından terk edilen hatta unutulan yapı yüzyıllarca volkanik küllerin altında gizli kalmış ve 1814 yılında Sir Stamford Raffles tarafından tekrar keşfedilen yapıda ilk restore ilerini Hollandalılar başlatıp sonrasında Unesco'nun desteği (25 milyon dolar) ile 11 yıl devam etmiş ve insanlığa geri kazandırılmıştır. 1991 yılında Unesco Miras Listesine alınmıştır. 2 milyon blok (her bir blok 40 kilo) kayaya tek tek numaralar verilip restore süreci boyunca bunlar tek tek yerleştirilmiştir. Ve bu 2 milyon blok taş içerisinde 504 Buda heykeli, 2.760 rölyef ve ana kubbe etrafında 72 tane stupa bulunuyor. Yapıya kuş bakışı bakıldığı vakit mandala şekli çok net görülmektedir. Not : Yapıya ziyaret etmeden önce dilediğiniz gibi giyinebilirsiniz. Şort ve askılı giydiniz diye üzerinize sarong verilmiyor. 355K IDR giriş ücreti ödenemiz gerekiyor. Öğrenci ücreti 210K IDR'dir. Eğer öğrenci kartınız varsa mutlaka yanınıza alınız. Ziyaret Saatleri: 04:30 17:00 arasıdır. Park hakkında giriş ücreti, kuralları ve diğer bilgilere Borobudur resmi sayfasından ulaşabilirsiniz. Sosyal medyada son iki yıldır popüleritesi artan yerlerden biri olan Kalibiru doğanın içinde kaçış arayanlar için adeta bir cennet. Öncesinde yangınların meydana gelmesi ve yasadışı konaklamaların gerçekleşmesi yüzünden kuru ve bakımsız bir araziyken Mandiri Farmer Group tarafından 5 yıl içerisinde ciddi bir bakım yapıldıktan sonra yeşile dönen, doğallığını kazanan bu koca arazinin yönetimi 35 yıllığına yerel halkın yönetimine bırakılmıştır. Instagram'da git gide popülerliği artan Kalibiru Ulusal parkı yalnızca fotoğraf çekilmekten ibaret değil. Evet başlıca aktivite ve olmazsa olmazlar arasındadır. Hatta bunun için yeri geliyor saatlerce sıranızın gelmesini dahi bekliyorsunuz. Biz 1 saat beklemiştik. Fotoğraf çekilebileceğiniz sayısız nokta bulunuyor. Gözünüze nereyi kestiriyorsanız orada fotoğrafınızı çektirdikten sonra çevreyi keşfetmeye başlayabilirsiniz. Kalibiru ulusal parkından yalnızca 15 km uzaklıkta adeta gizli kalmış bir nokta. Çoğu ziyaretçi sadece Kalibiru için geldiğinden şelalede tek başınıza ya da az sayıda insanlar dilediğiniz gibi keyifli, sessiz vakit geçirebilirsiniz. Bir an sizlere Ubud'daki pirinç tarlalarını anımsatacak güzellikteki çay bahçelerini gezebilirsiniz. Kalibiru Ulusal parkından 37 km uzaklıkta. Kalibiru ulusal parkından 53 km kuzeydeki tepeye sabah çok erken saatlerde gidip unutulmaz bir gündoğumu deneyimi yaşayabilirsiniz. Outdoor aktivitelere gelirsek doğal güzellikleri sunduğu kadar outdoor için de ziyaretçilerin keyifli vakit geçirmeleri düşünülmüş. Bunlardan adrenalin köprüsü, tırmanış ve zipline sadece bir kaç tanesi. Gündoğumu için tavsiye ettiğimiz ziyaret saatleri 06:00-10:00, günbatımı içinse 15:00-18:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Yogyakarta şehrinin batısında Kulon Progo bölgesindeki Ulusal park şehirden 1.5 saat, Borobudur tapınağından 1 saat uzaklıktadır. Ulusal parka vardıktan sonra park alanlarına motosikleti park edip. Kısa ama dik tırmanış sonrası bilet gişesine varılıyor. Son yılların en popüler şelalesi olan Grojogan Watu Puro 6 kademeli muazzam bir şelaledir. Yogyakarta'nın Niagara'sı olarak da biliniyor. Grojogan Watu Puro doğal bir şelale değildir. 1975 yılında Merapi Yanardağının patlaması neticesinde yapılmış bir barajdır. Şelale yüzmek için elverişli değildir. Buraya ziyaret etmenin en önemli sebebi şelale ile birlikte arkasındaki Merapi Dağı manzarasını izlemektir. Bunun için mutlaka gün batımını tercih etmelisiniz. Toplu taşıma olmadığından bu şelaleye ulaşmanın tek yolu özel araçla gelmek ya da motosiklet kiralayarak gelmektir. Şelaleye giriş ücreti yoktur. Fakat otopark için cüzi bir ücret ödemeniz gerekmektedir. Ateş dağı olarak bilinen Merapi 2.913 mt yüksekliği ile Endonezya Java bölgesindeki aktif yanardağdır. 1548 yılından bu yana düzenli olarak lav püskürten dağın dumanını yılın 300 günü görmek mümkündür. Yogyakarta'da deneyimlenmesi gereken en önemli aktivitelerden biri Merapi dağına tırmanıp gün doğumunu izlemektir. Tırmanış gece 01:00'da başlıyor. Ve 5 saat sonra bulutların üzerinde muhteşem gün doğumu ile karşı karşıya geliyorsunuz. Kraton veya Karaton olarak okunan büyük kompleks Cava düzenini büyük bit titiz plan dahilinde yansıtmaktadır. Kompleks içerisinde göreceğiniz müthiş geleneksel Cava mimari örneklerinin eşi benzeri yoktur. Sarayın inşası 1790 yılında tamamlanmıştır. Sarayın ön avlusu Alun Alun Utara olarak anılır, arka cephesi ise Alun Alun Selatan olarak. Bugün Keraton Yogyakarta geleneğinin bir parçasıdır. Sultanların yaşam alanı olmasının haricinde günümüzde hala törenlerin, kültürel gösterilerin yapıldığı bir kompleks olmaya devam etmektedir. Şehrin eski bölümünde yer alıp, Keraton yani sarayın batısında yer alır. 18. yy'ın ortalarında inşa edilmiştir. Yogyakarta Saray kompleksinin bir parçası olan Taman Sari Unesco Miras Listesine girmeyi hak etmiş yerlerden biridir. Mimarisi ve kabartmalara bakıldığında kompleksin Hindu, İslami, Budist, Çin ve Avrupa parçaları ile harmanlaştığı çok net anlaşılabiliyor. 10 hektarlık arazi üzerine kurulu olan Su Sarayı içinde havuzlar, asma köprüler, yapay göller ve yeraltı tünelleri ile çevrilidir. Kompleks içerisindeki 58 yapının bugün 22 tanesi halen fark edilebilir durumdadır. Saray içerisinde 3 havuz bulunuyor. Bunlardan biri Sultanın kızları ve kız kardeşleri için, diğeri 35 tane cariyesi için ve sonuncusu yani özel olan kendisi ve eşi için olanıdır. İçeri girdikten sonra rehberler yanınıza geliyor. Dilerseniz etrafı daha detaylı gezmek için anlaşabilirsiniz. Hem tarih hakkında hem de yapının incelikleri hakkında derin bilgi sahibi olabilirsiniz. Bana tarih çok gerekli değil şöyle etrafa bakıp birkaç kare fotoğraf çekerim diyorsanız rehbere gerek yok tabi. Ama bu şehre gelip Yogyakarta'nın kültürel ikonu haline gelmiş Su Sarayını görmeden sakın geri dönmeyin. Başlıca gezilmesi gereken iki kompleks : Havuzların olduğu Umbul Binangun kompleksi ve yeraltı camiinin olduğu Pulo Kenongo kompleksi. Her şehrin olmazsa olmaz kalakabalık, turistik caddedi vardır ya. İşte Yogyakarta'nın en işlek caddesi de Malioboro. Guest house'ların, restaurantların, alışveriş dükkanlarının bir arada olduğu insan ve araç trafiğinin en yoğun olduğu yer burasıdır. Bizim buradan haz ettiğimiz söylenemez. O yüzden vaktimizi burada harcamak, boş dolaşmak yerine görülmesi gereken diğer yerlere öncelik verdik. Endonezya'nın en bilinen artisti Affandi'nin 1990 yılında ölmeden önce yaşadığı ve sanatını icra ettiği evdir. Şehir merkezinin 6 km doğusunda yer alan müzede Affandi ve kızı Kartika'ya ait eserler sergilenmektedir. Affendi öldükten sonra yaşadığı bu evin arka bahçesine gömülmüştür. Dünyanın en büyük Budist tapınağından sonra sıra geldi dünyanın en güzel, Endonezya'nın en büyük Hindu tapınağına. Burası Java bölgesinin en büyük tapınak kompleksidir. 3 ana tapınak olup bunların her biri Hindu tanrılar Shiva, Vishnu ve Brahma'ya adanmıştır. Hindu inanışına göre 3 ilah sembolleri ile donatılmış tapınak kompleksidir. Kompleks içerisinde 3 tane Trimurti tapınağı, 3 tane Vahana tapınağı, 2 tane Apit tapınağı, 4 tane Kelir tapınağı, 4 tane Patol tapınağı ve 224 tane Pervara tapınağı vardır. Ve tapınaklardaki rölyeflerde cabası. Tarihi kayıtlara göre Sanjaya hanedanlığının Hindu prensi Rakai Pikatan tarafından M. S 9. Yy'da Borobudur'un yapımından 50 yıl sonra inşa edilmiştir. Tapınak kompleksi orjinalde 250'den fazla büyüklü, ufaklı tapınaklardan meydana gelmektedir. 10 yy'da tapınağın büyük kısmı Mataram Hanedanlığının Java'nın doğusuna taşınmasıyla terk edilmiştir. 16. Yy'da da deprem görmesi ardından yağmalanması ile kaderine terk edilmiştir. Harabe olan yapıda restorenin başlaması 1937 yılında gerçekleşmiştir. Tapınağı gezerken hala çevrede kaya yığınlarını ve bunların restore edilmediğini görebilirsiniz. Park hakkında giriş ücreti, kuralları ve diğer bilgilere Prambanan resmi sayfasından ulaşabilirsiniz. Budist ve Hindu mimarisinin harmanlandığı tapınak Prambanan tapınağının 3 km doğusunda gün doğumu için vazgeçilmez noktalardan bir tanesidir. Yogyakarta'daki diğer tapınaklardan çok farklı olup egzotik bir atmosfer içinde olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Tepe üzerinde inşa edildiği için bulunduğu yerden Prambanan tapınağını görmek de mümkündür. 16 hektar alan üzerine inşa edilen tapınak ilk olarak Mataram Hanedanlığı Boko Krallığının ikameti için kullanılan yermiş. Mantralar ve Bodhisattva heykeli M. S 792 yılında bulunmuştur. Yine Hindu kalıntıları arasında lingga ve Ganesha heykelleri de bu tapınak içerisinde bulunanlar arasındadır. Eğer Prambanan ve Ratu Boko kombine biletini alırsanız kompleks içerisindeki shuttle'lar ile Ratu Boko'ya ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Bilet gişesinden mutlaka bilgisini alınız. Ulaşım : Yogyakarta şehrinin 19 km doğusunda Piyungan bölgesinde Dawung ve Sambirejo köyleri sınırları içerisindedir. Park hakkında giriş ücreti, kuralları ve diğer bilgilere Ratu Boko resmi sayfasından ulaşabilirsiniz. Kanyonları olan muazzam bir şelaledir. Aynı Filipinler'deki Kawasan şelalesine benzer ama ondan çok daha ufaktır. Doğa severlere olduğu kadar fotoğrafçılar için de dikkat çekici bir yerdir. Bu şelaleye toplu ulaşım olmadığından en güzel çözüm motosiklet kiralayıp gitmektir. Map. Me ve Google haritası ile ulaşabilirsiniz. Şelaleyi bulamamanız halinde yerel halka şelalenin nerede olduğunu sorabilirsiniz. Şelaleye giriş ücreti 25K IDR'dir. Devasa büyüklükte ve metrelerce yüksekliği olan mağara gözlerinize inanamayacağınız ışık oyunları sunmaktadır. Tepesindeki açık alandan içeri süzülen ışınların etkisi muhteşem atmosferin öncüsü. Burası için tam olarak mağara demek yanlış olur doğrusu mağara sisteminin bir parçası oluşudur. Mağara yıllarca süren yağmur suları ve yeraltı nehirlerinin etkisiyle karst kayalarının aşınması sonucuyla meydana gelmiştir. Bir nevi Meksika'da ki Yucatan mağarası gibi diyebiliriz. Üç bölümü olan mağarada ilk bölüm tepedeki deliği bulunan ilk yer, ikincisi ise uzun tüneli olan kısım ve sonuncusu asıl mağaranın olduğu alandır. Sabah çok erken saatte burada bulunmanızı öneririz. Günde sadece 25 kişi kabul edildiğinden ve gün ışığının içeri direk girdiği saatler 10:00 12:00 arası olduğundan en geç sabah 10:00'da buraya varmış olun. Yogyakarta'dan araç ve motosikletle 1.5 saat sürmektedir. Mağaraya varmadan önceki son 200 metre yol çok bozuk. Gerçi mağaraya gireceğiniz için ona uygun ayakkabılar vardır ayağınızda Mağara çıkışı ayakkabı ve çoraplarınızdaki çamurları temizlemek istemezseniz yanınızda mağara içinde giymeniz için terlik bulundurabilirsiniz. Giriş noktasına vardıktan sonra halatlara bağlanarak yaklaşık 50 metre aşağı süzülmek gerekiyor. Halat kısmını tamamladıktan sonra gerisi tabanlara kuvvet. Oldukça kolay ve keyifli bir girişi olduğundan yorulacak, zorluk çekecek hiçbir aşaması bulunmamaktadır. -Terlik -Sualtı kamerası -Yağmurluk -Kask -Kafa Feneri Air Terjun Pantai Jogan Jogan kumsalına dökülüyor bu şelale."} {"url": "https://www.gezgincift.com/yolcu-haklari-nelerdi", "text": "Herhangi bir havayolu şirketi ile uçuş yapıp rötar da beklemeyenimiz yoktur ya da sayıyla çok azdır diye düşünüyorum. Bir heyecanla gideceğimiz yere daha hızlı ve güvenli bir şekilde gitmek isterken bir anons ile karşılaşmamak mucize oluyor. Örneğin; uçak rötar yaptı, uçak arızalandı, uçak da gecikme oldu, problemli uçuş vs. gibi, her defasında insan ister istemez bu anons bu sefer benim uçuşumla ilgili bir sorun değildir diye geçiyor. Uçuş hakları ile bilmediğimiz çok şey bulunmakta olduğunu düşünüyorum, gideceğimiz yere geç kalmamak daha fazla yorulmamak adına uğraşmamızdan kaynaklanıyor buna eminim. Bu yüzden birazcık bilgilendirme yapmak istiyorum. Öncelikle gecikme süresi ne olursa olsun havayolu firmanızın size en az iki telefon görüşmesi, e-posta, fax hizmeti vermek zorundadır. Gecikme süresine göre de uygulayacağı kurallar değişim göstermektedir. 1500 km ye kadar iç hat uçuşları için iki saat veya daha fazla, 1500-3500 km iç ve dış tüm uçuşlar için üç saat veya daha fazla, İki-üç saat arası gecikmelerde havayolu şirketinin size sıcak ve soğuk içecek ikramında bulunması gerekmektedir. Üç-beş saat arası gecikmelerde uçacağınız havayolu içeceğin yanında zamana göre kahvaltı, öğlen ya da akşam yemeği ikram etmek zorundadır. Yemek çeki verilmektedir. Beş saat ve üzeri gecikmelerde ise havayolunuz sizin yine tüm yeme içme ihtiyacınızı karşılamakla yükümlüdür. Ayrıca aktarmalı bir uçuşunuz varsa ve aktarmayı kaçırdıysanız talep etmeniz durumunda seyahatiniz gerçekleşmiş kısmının tüm masraflarını size en geç 7 gün içinde ödemelidir. Aktarmalı uçuşunuz iptal edildiği takdirde sizi en kısa sürede ücretsiz seyahatinizin başladığı şehre götürmekle yükümlüdür. Sekiz saat veya daha uzun süre olan gecikmelerde ise havayolu firması uçağınız kalkıp sizin gideceğiniz havaalanına ulaştırana dek uygun bir otelde misafir etmeli tüm konaklama ve transfer masraflarınızı karşılamalıdır. Ya da talep etmeniz halinde 7 gün içinde uçak bileti masrafınızı iade etmelidir. En başta bahsettiğim kısım Türkiye sınırları içinde gerçekleşen gecikmelerdi şimdi ise daha önemli olan kısım Türkiye'den çıkışlı en çok tercih edilen bölge olan Avrupa'dan gerçekleşecek uçuşlardan bahsetmek istiyorum. Bilmediği bir yerde yaşayacağımız rötar, aktarmalı uçak kaçırma, uçak gecikmesi gibi durumlar herkesi daha tedirgin ve çaresiz hissettirir. Avrupa'nın güzel yanlarından biri haklarımızı bizi uğraştırmadan vermesidir. Yolcu haklarına değer verdikleri gözle görülür bir durumdur. Firmanın check-in kontuarı veya uçağa biniş yapılacak kapı önünde duyuru asmak zorundalar. Hatta çalışanlara da bu durumu sorabilirsiniz. Eğer bu haklarınızı sağlamazlarsa, Ulaştırma, Deniz ve Haberleşme Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne başvuruda bulunabilirsiniz. Üç saate kadar olan gecikmelerde içecek ikram edilmektedir. 1500 km'den fazla mesafe için 250 Euro, 3,500 km'den fazla ise 600 Euro tazminat ödenmektedir. Ayrıca ücretsiz yeme-içme, yine ücretsiz telefonla iletişim hakkı ve hatta konaklama hizmeti bile vermek zorundadırlar. Bu hakkı kazanmak için uçacağınız firmanın AB üyesi havayolu firması olması gerekmektedir. Yani THY, Pegasus, Onur Air gibi firmalar AB üyesi Havayolu firmaları olmadığı için, bu firmalardan bir şey talep ederken bu belirttiğim hakları ne yazık ki talep edememektesiniz. Yolcu hakkını bu şekilde koruyabilirsiniz. Unutmadan, Avrupa Birliği kuralları gereğince uçuştan 14 ile 7 gün öncesine kadar yapılan uçuş iptali bildirimlerinde yolcuların tazminat hakkı bulunmuyor. Tüm önlemler alınmasına rağmen kaçınılamayan olağan dışı koşullardan kaynaklanan rötarlar, gecikmeler, uçak sorunları gibi aksaklık durumlarında tazminat ödenmemektedir. Bu gibi durumlar da bazen ödeme yapmak firmaların inisiyatifine kalmıştır. Bunlar değişken politik durumlardır. Elverişsiz hava koşulları, , Beklenmedik güvenlik ve emniyet zaafları ile sınırlamaları, Bagaj, yolcu, uçak ve havalimanını içeren istisnai güvenlik tedbirleridir. Biliyorsunuz ki İzlanda da yaşanan yanardağ patlaması Avrupa da birçok havayolu şirketini ciddi zarara sokmuştur ve büyük maliyetler üstlenmek zorunda kalmışlardır. Bu yüzden de havayolu şirketlerini koruyan yasalar biraz daha genişlemiştir. O yüzden bu gibi durumlarda yapılacak çok bir şey bulunmamaktadır beklemekten başka."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zafer-tanricasi-nik", "text": "Yunan mitolojisinde adı geçen Nike Yunanca telaffuzu ile Nee-key kelime anlamıyla zafer demektir. Roma Mitolojisinde Victoria olarak bilinmektedir. Tanrıça Nike Homeros'un destanlarında yer almasa da Hosiodos'a göre Pallas ve Okeanos'un kızı Styks'ten doğmuştur. Kardeşleri Kratos, Bia ve Zelus'tur. Nike'ın kafasız ve kanatlı heykeli 1863 yılında Yunanistan'ın kuzeyege denizinde yer alan Samothrace Semadirek adasında bulunmuştur. Ada'daki yerlilere göre Nike'ın doğum yerinin burası olduğuna inanılmaktadır. 1863 yılında Semadirek adasında bulunan parçaları bulunan heykelin tahminen M. Ö 220 190 yılları arasında beyaz paros mermerinden yapılmıştır. Kanatlı Tanrıça Nike'ın heykeli 1884 yılından bu yana Paris Louvre Müzesinde Daru merdiveninin en tepesinde sergilenmektedir. Heykelin sağ kanadının başlangıcı ile sol kanadı arasında farklılık gözle görülebilmektedir. Sağ kanadın başlangıcındaki girinti Semadirek adasında rüzgarın etkisini gösterir niteliktedir bir özelliktir. Dünyanın en bilinen heykellerinden olan Nike için Louvre Müzesi proje başkanı Ludovic Laugier \"heykelin Helenistik bir baş yapıt olmasının yanı sıra üzerinde yapılan restorasyon çalışmaları nedeniyle 19. yy'ın tarihsel sanat örneği olduğunu\" söylemiştir. Zafer Tanrıçası Nike'ın rölyefi Türkiye Efes Antik Kent kompleksi içerisinde görülebilir. Heykelin bir elinde defne yaprağı diğer elinde palmiye dalı tutar biçimde betimlenmiştir. Bir çok kişi tarafından dünyaca ünlü Nike markası aklımıza da gelmiyor değil. Aslında markanın isminin Nike olması hiç de tesadüf değildir. Nike şirketinin kurucusu Phil Knight Zafer Tanrıçası Nike'ın ismini özellikle seçmiştir. Nike'ın markalaşmasının perde arkasında Yunan Mitolojisinin Zafer Tanrıçasının yeri oldukça değerlidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibar-adasi-kumsallar", "text": "Zanzibar'a ayak bastığımızdan beri hep bir yerleri gezme, keşfetme halindeyiz. Şükür sonunda gezilecek yerleri tamamlayıp son iki gün deniz, kum ve güneş üçlüsü ile kafa dinleme moduna geçiyoruz. Kumsal boyunca yerel halk bir şeyler satma aslında kazıklama derdinde. Bunlarla çok sıkı pazarlık yapılması gerekiyor. Muz yaprağından yapılan resimler, biblolar, tahta yemek kaşıkları ve daha pek çok ürün satılıyor. Konakladığımız Nungwi kumsalında gidilebilecek yalnız otelimizin yanında Gerry's Bar vardı. Bizde tropik bir adaya gitmişken şöyle kumsalın üzerinde ayaklarımız kuma basmış, işten güçten uzakken tatili daha da keyifli hale getiren tropik meyve suyu içelim dedik. Ama kötü bir tecrübe oldu bize. Zaten ada da muz, mango ve hindistan cevizi dışında meyve yok. Gerry's Bar dışında bulunduğumuz bölgede başka bir şey yoktu. Diğer günümüzü Kendwa kumsalında geçirmek için otelden taksi çağırmasını rica ettik. Yaklaşık 3-4 km uzaklıktaki kumsal için tek yöne 10 USD ödedik. Halbuki Nungwi'den yarım saat yürüyüş yapsak da ulaşmak mümkündü. Kumsallar yürüyüş için oldukça güvenli bizim gibi taksiye o kadar para vermeye gerek yok deyip yürüyerek de gidebilirsiniz. Neyse gelelim Kendwa kumsalına, Nungwi'ye göre daha çok otelin ve cafe'nin olduğu bir bölge ancak denizi daha dalgalı. Her cafe, restaurant'ın önünde şezlonglar var dilediğiniz yerde şezlong kirayabilirsiniz, tabi şezlong içinde pazarlık etmeyi unutmadan. Konaklama için Nungwi Kumsalını tercih etmemiz çok güzel oldu. Denize girmeye, denizi izlemeye, resim çekmeye doyamadık. Son günümüz de kumsaldaki gel-git'e şahit olduk. Deniz yüzlerce metre geri çekilmişti. Halk balık avlamak için elinde kovalarla denizin içinde yürümekte, bizde hayatımızda hiç görmediğimiz bu manzaranın ve doğa olayının şaşkınlığı içindeyiz. Otel etrafında hiçbir şey olmadığından otelin restaurant ve barına gittik. Akşam yemeğinden sonra restaurantın hemen önünde Masaili dançıların şovu vardı. Zıplayarak, müziksiz dans şekli."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibar-adasi-rehber", "text": "Bugüne kadar gelmiş geçmiş en detaylı Zanzibar gezi rehberi ile sizlerleyiz. 2012 yılında ilk Zanzibar gezimizden sonra ikinci gidişimiz Kenya-Zanzibar turunu organize etmemiz ile oldu. Pandemiye kadar bilfiil Zanzibar turu yaptığımız için adaya hakim olmakla birlikte gide gele en özel bilgilerin de sahibi olduk. Her ne kadar tropik bir ada olması ve deniz-kum-güneş üçlemesi ile güzel bir tatil vaad ediyor olsa da bu özel ada hakkında gitmeden bilmenizi düşündüğümüz bilgileri sizler için özenerek kaleme aldık. Tarih kısmı ile çok ilgilenmeyenler tarih bilgisinin hemen altında Zanzibar Stone Town'da gezilecek yerler ve Zanzibar'ın genelinde yapılacak aktiviteler ve günlük turlar hakkındaki listemize geçebilirler. Zanzibar, tarih boyunca birçok kültürün ve medeniyetin etkisi altında kalmış önemli bir adadır. Bu güzel ada, binlerce yıl boyunca farklı göç dalgalarının merkezi haline gelmiştir. M. S. 3. ve 4. yüzyıllarda, Bantu halkı bu bölgeye göç etmiştir. Ardından 7. yüzyılda, İranlı göçmenler bu adaya ulaşmıştır. Ancak gerçek dönüm noktası, 12. yüzyılda Arapların bu topraklara gelmesi olmuştur. Portekizliler, 16. yüzyılın başlarında ada üzerinde egemenlik kurmuş ve bu dönem 1503 ile 1698 yılları arasında sürmüştür. Daha sonra Umman Sultanlığı, 1698'de Portekizlileri adadan sürmüş ve Zanzibar'ı kontrol altına almıştır. Umman Sultanlığı yönetimi altında, ada önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. İngilizler ada üzerinde kontrol sağlamış ve 1890'da resmi olarak Zanzibar'ı bir İngiliz koruma bölgesi olarak ilan etmiştir. Bu dönem, ada üzerindeki İngiliz egemenliği ile tanınır. 1963 yılında Zanzibar, bağımsızlığını kazanarak tek bir devlet olan Tanzanya'nın bir parçası haline geldi. Bu tarihten itibaren Zanzibar, kendi özerk yönetimine ve zengin kültürel mirasına sahip bir bölge olarak varlığını sürdürmektedir. Zanzibar'ın tarihi, deniz ticareti ve kültürel etkileşimin zengin bir öyküsünü yansıtmaktadır. Ada, Yunanlılar, Romalılar, Araplar ve İranlılar gibi çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan önemli bir tarihsel merkezdir. Bu zengin miras, Zanzibar'ı bugün de benzersiz ve büyüleyici bir yer haline getirir. Swahili, kökeni binlerce yıl öncesine dayanan ve Afrika'nın doğu kıyılarındaki zengin bir kültürel mirası temsil eden bir dildir. Bu dilin hikayesi, Bantu halkının Batı Afrika'dan göç etmesiyle başlar. Göçün temel nedeni, tarım olanaklarını daha iyi değerlendirebilmekti. Bu göçler sonucunda Afrika kıyılarına ulaşıldı ve Swahili olarak bilinen bir dil ve kültür gelişmeye başladı. MS 3. ve 4. yüzyıllarda, diğer göçmen halk grupları da Afrika'nın doğu kıyılarına ulaşmaya başladı. Bu gruplar da Bantu kökenliydi ve önce kıtanın iç bölgelerine, ardından da doğu ve güney Afrika'ya yayıldılar. Doğu Afrika kıyılarında yerleşim yerleri kurarak kasabalara dönüştüler ve sonunda Kilwa, Lamu, Mombasa ve Unguja adasında Unguja Ukuu gibi büyük ticaret şehirleri haline geldiler. Bu dönemde, Araplarla olan ticaret ilişkileri büyük önem taşıyordu. Swahili halkı, fildişi, gergedan boynuzu, kaplumbağa kabuğu ve palmiye yağı gibi değerli ürünleri ihraç ederken, metal aletler, silahlar, şarap ve buğday gibi ürünleri ithal ediyordu. Bu ticari etkileşimlerin yanı sıra, Arap kültürü ve gelenekleri de Swahili toplumu üzerinde büyük bir etki yaptı. Bu nedenle Swahili halkı, İslam dini dahil olmak üzere Arap geleneklerini ve göreneklerini benimsemeye başladı. Swahili dili, bu ticaretin ve kültürel etkileşimin bir sonucu olarak ortaya çıktı ve 9. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlandı. Günümüzde Swahili, Tanzanya ve Kenya'nın resmi dili olmanın yanı sıra Uganda'da da yaygın bir şekilde konuşulmaktadır. Yaklaşık 300 milyon Afrikalı, Swahili'yi anadil olarak konuşmakta ve bu dil dört Afrika ülkesinin resmi dili olarak kabul edilmektedir. Swahili, Bantu dilleri ile Arapça'nın etkisi altında şekillenmiştir ve Latin alfabesiyle yazılmaktadır. Swahili, başta ticaret olmak üzere çeşitli sosyal ve kültürel etkileşimlerin bir ürünü olarak zengin ve çeşitli bir dildir. 7. yüzyıl, Arabistan'da İslam'ın hızla yükselişine sahne oldu. Bu dönemdeki savaşlar ve ardından İran'daki iç karışıklıklar, bu bölgelerden sadece birkaç kişinin doğu Afrika kıyılarına kaçmasına ve yeni İslam dinini bu bölgelere taşımasına yol açtı. İslam'ın etkisiyle, 8. yüzyılda Persli tüccarlar da Doğu Afrika kıyılarına ulaştılar. Bu dönemde, İslam'ın din ve kültürü, bu bölgelere yerleşenler aracılığıyla bölgeye girdi. İslam, doğu Afrika kıyılarına yerleşenlerin günlük yaşamını, ticaretini ve kültürel pratiklerini etkilemeye başladı. Bu dönemde İslam, Doğu Afrika'nın tarihinde önemli bir rol oynamaya başladı. 7. yüzyılda, Swahili halkı düzenli olarak Arap ve İranlı tüccarlarla ticaret yapıyordu. Bu dönemde, Swahili denizcileri geleneksel Arap gemilerine dayanan yelkenliler kullanarak ticaretin bir parçası haline geldi. Bu yelkenliler, düzenli olarak Basra Körfezi'ne seyahat ediyor ve bu bölgeden altın, fildişi, gergedan boynuzu, leopar derileri, kaplumbağa kabuğu ve kehribar taşı gibi değerli malları taşıyarak Doğu Afrika kıyılarına dönüyorlardı. Bu ticaret, Swahili halkının ekonomisine ve kültürel değişimine büyük katkılarda bulundu. Sonraki yıllarda Afrika ile Arapistan arasındaki ticaret gelişerek Doğu Afrika ile Asya arasındaki ticaret bağlarına dönüştü. Fildişi, Hindistan'a ve daha sonra Çin'e ihraç edilirken, Hint kumaşı, Çin porseleni ve ipek gibi ürünler Arabistan ve Zanzibar'a ithal ediliyordu. Müslüman Araplar Zanzibar'a başlangıçta yerleşmek amacıyla değil, fildişi, baharat ve köle ihtiyaçlarını karşılamak için geldiler. Ancak 12. yüzyıldan itibaren, hem Araplar hem de İranlılar Zanzibar'ın zenginliklerini fark ederek burada yerleşmeye başladılar. Ummanlı göçmenler de Pemba adasına yerleşti. Aynı dönemde Zanzibar Kasabası büyümeye başladı. 12. ve 15. yüzyıllar arasında, Arabistan, Pers ve Zanzibar arasındaki ticaret hızla arttı. Altın, fildişi, köleler ve baharatlar el değiştirdi ve bu adalar hem zenginlik hem de güç açısından büyüdü. Zanzibar giderek daha güçlü ve önemli bir ticaret merkezi haline geldi. 13. yüzyılda, Zanzibar kendi paralarını basmaya başladı ve taş binalar, temel çamur evlerinin yerini almaya başladı. 1295 yılında Venedikli gezgin Marco Polo, Zanzibar hakkında şunları yazdı: Adayı hiç ziyaret etmemiş olmasına rağmen \"Halkın bir kralı var... bol miktarda fil... ve çok sayıda balina var\". Dönemin diğer yazarları, Zanzibar ve Pemba krallarının ve kraliçelerinin ince ipekler ve pamuklu giysiler giydiklerini, altın takılar taktıklarını kaydetti. 15. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Zanzibar adaları, Mombasa, Malindi, Lamu ve Kilwa gibi gelişmiş İslami şehir devletlerinin oluşturduğu bir zincirin parçası haline geldi. Ancak 15. yüzyılın sonunda, Portekizlilerin bu bölgeye gelmesi, durumu ciddi şekilde değiştirdi. Portekizliler, bu ticaret merkezlerini ele geçirerek bölge üzerinde büyük etki sağladılar. Portekiz, denizcilik ve keşifler konusunda büyük bir rol oynayan Kral Henry liderliğindeki kaşifleri destekleyen bir krallığın parçasıydı. Kral Henry'nin hayali, Ümit Burnu'nu aşarak Hindistan'a ulaşmaktı. Ancak kendisi denize hiç açılmamıştır. Portekizli kaşifler, Brezilya'ya gitmek için Afrika'nın sahil bölgelerini sömürgeleştirerek büyük bir koloni imparatorluğu oluşturdular. Portekiz, Batı Avrupa'daki koloni imparatorlukları arasında en uzun süre sömürgeciliği sürdüren devletlerden biriydi, 1415 ile 1999 yılları arasında bu süreç devam etti. Ancak 16. yüzyılın sonlarından itibaren Hollanda, İngiltere, İspanya, Fransa ve Arap koloni imparatorlukları gibi diğer Avrupa güçleriyle rekabet etmekte zorlandı ve askeri ve ekonomik güç kaybına uğradı. 1497'de Portekizli denizci Vasco da Gama, Ümit Burnu'nu dolaşarak Hindistan'a yol aldı ve bu yolculuk sırasında Doğu Afrika kıyılarına ulaştı. Burada Mombasa, Pemba ve Zanzibar gibi limanları ele geçirerek Portekiz'in Hint Okyanusu'ndaki çıkarlarını genişletti. 1560 yılında, Portekizliler Zanzibar'da küçük bir ticaret yerleşimi kurdu. Ancak Portekiz, Hint Okyanusu'nda tek Avrupalı güç değildi. İngilizler de bu bölgede varlığını sürdürüyordu. İngiliz gemilerinin Hint Okyanusu'na girmesiyle Portekizliler, sahildeki konumlarını güçlendirmek zorunda kaldılar. Ayrıca Ummanlılar da Zanzibar'a baskınlar düzenledi, birçok insanı öldürdü ve kilisede yaklaşık 400 kişiyi esir aldı. Pemba'daki Portekiz yerleşimine de saldırarak tahrip ettiler. Sonuç olarak, 1668'de neredeyse tüm kıyı bölgeleri Umman'ın kontrolü altına girdi. Portekiz, bu dönemde Hint Okyanusu'ndaki egemenliğini kaybetti ve gerileme sürecine girdi. 1698 yılında, uzun süredir Zanzibar adalarında ticaret yapan Umman, Portekizliler'i bu bölgelerden sürerek Zanzibar'ı fethetti ve bu adaları bir Arap eyaleti haline getirdi. 1698'den itibaren Umman Sultanı, Zanzibar adalarını yönetmek için Muscat'tan atanan valiler ve zaman zaman küçük isyanları bastırmak için silahlı müdahaleler kullanarak idare etti. Umman'ın Zanzibar üzerindeki hakimiyetini güçlendirmek amacıyla bir kale inşa edildi ve bu kale, adaların savunması için kullanıldı. 1840 yılında, Sultan Seyyid Said başkentini Umman'dan Stone Town'a taşıdı. Bu hamle, Zanzibar'ın hızla refahının arttığı ve Umman'ın gerilediği bir dönemde gerçekleşti. Seyyid Said'in unvanı artık Zanzibar ve Umman Sultanı olarak kabul edildi. Zanzibar Kasabası bu dönemde genişlemeye başladı. Seyyid Said'in ilk geldiği zamanlarda binalar çoğunlukla hindistan cevizi yapraklarından yapılmış çamurdan kulübelerden ibaretti. Ancak 1850'lerde Umman'dan gelen yeni göçmenler tarafından birçok etkileyici taş bina inşa edildi. 1856 yılında Sultan'ın ölümüyle birlikte, Sultanlığı devralacak olan oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bu kavgalar sonucunda Sultanlık, Zanzibar ve Umman olarak ikiye bölündü. Bir oğul Zanzibar Sultanı olarak tahta geçerken, diğer oğul Umman Sultanı oldu. Bu ayrım 1861 yılında kesinleşti. 1800'lerin sonlarına doğru, Umman İmparatorluğu'nun gücü azaldı ve Zanzibar'daki sultanlar giderek İngiliz vesayeti altına girmeye başladı. 1890'da başlayan bu dönem, Zanzibar adasının korunması konusunda İngilizlerin etkili olmasını sağladı, ancak yönetim hala Sultanlık tarafından yürütülüyordu. Bu dönemde köle ticaretini sonlandırmak amacıyla antlaşmalar imzalandı, ancak Sultanlık bu ticareti gizlice devam ettirmeye çalıştı. İngilizler, köle ticaretini engellemek ve adayı daha fazla denetlemek için çeşitli önlemler aldılar. Bu dönem, İngiliz etkisinin arttığı ve Zanzibar'ın bağımsızlığının kısıtlandığı bir dönemi işaret etmektedir. Eski sultanın ölümü ve yeni sultanın tahta geçişi, yeni sultanın bağımsızlık talebiyle sonuçlandı, ancak bu talep İngilizler tarafından hoş karşılanmadı. İngilizler, yeni sultanı tahttan indirme amacı güdüyorlardı. Zorluk çıkaran sultana karşı İngilizler savaş ilan etti ve 27 Ağustos 1896 sabah saat 9.02'de Anglo-Zanzibar Savaşı patlak verdi. İngiliz deniz kuvvetleri, sultanın sarayı Bait Al Hukum'u sürekli bombardımana tuttu ve bu saldırıda 500 Zanzibarlı öldü veya yaralandı. Zanzibar direnişi saat 9.40'ta tamamen çöktü. Sultan Halid kaçtı ve onun yerine İngilizlerin atadığı bir kukla lider geldi. Böylece Anglo-Zanzibar Savaşı, dünya tarihinde resmen 38 dakika süren en kısa savaş olarak kayıtlara geçti. 1963 yılında İngilizler, Zanzibar'a bağımsızlığını verdi ve sultan yönetimi anayasal bir krallığa dönüştü. Ancak, 1963'e kadar devam eden İngiliz sömürge döneminin ardından adada karmaşık bir dönem başladı. Zanzibar, 10 Aralık 1963'te bağımsızlık kazandı ve sultan yönetimi anayasal bir krallığa dönüştü. Ancak, 12 Ocak 1964'te sultanlık devrildi ve 26 Nisan 1964'te Zanzibar, Tanganyika ile birleşerek Tanzanya'nın bir parçası haline geldi. Bu dönemde, yerli Müslüman halkın İngilizlerle birlikte Arap yönetimine karşı ayaklandığını belirtmek önemlidir. Bu durum, Arap karşıtı ve Asya karşıtı ayaklanmaların yaygın olduğu bir dönemdi. Sonuç olarak, bağımsızlık savaşı sonrası adada neredeyse hiç Arap kalmadı. Bu dönemi anlamak için yerli halkın içindeki farklı din ve etnik grupların etkileşimini de göz önünde bulundurmalıyız. Zanzibar, sömürge döneminin sona ermesinin ardından demokratik seçimlere girdi. İlk seçimde, Arapların temsil edildiği Zanzibar Nationalist Party ve Afrikalıların temsil ettiği Afro Shirazi Party eşit bir şekilde meclis koltuklarını paylaştılar. Ancak, köleliğin sona erdiği dönemde bile, Araplar hala ırkçı tavırlar sergiliyor ve gizlice köle ticaretini sürdürüyorlardı. Bu tür tutumlar, siyah nüfusu oldukça rahatsız etti. Siyahların yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki okullara destek verilmemesi gibi kararlar alınmıştı. Mecliste dahi, Arapların siyahlardan daha üstün olduklarına dair açık ifadeler kullanılması, gerginliği artıran etkenlerden biriydi. Devrim sürecinde iki önemli figür öne çıktı: siyasi lider Karume ve askeri lider olan Uganda kökenli Okello, aynı zamanda bir sendika başkanıydı. 12 Ocak 1964'te, yaklaşık 800 isyancı, silahsız bir şekilde polis istasyonunu ele geçirerek devrimi başlattı. İsyancılar, sayıca üstün olmaları ve cephaneliklere el koymalarıyla avantaj sağladılar. Devrim, polis istasyonlarının basılmasıyla başladı ve ardından sultanlık, Arapların ve Hintlilerin evlerinin yağmalanması, şiddet olayları ve cinayetlerle sürdü. Bu dönemde toplu tecavüzler, erkeklerin organlarının kesilip gösteriş amacıyla sergilenmesi gibi korkunç olaylar yaşandı. Karume, bu vahşete son vermek için Okello'yu ana karaya gönderdi ve Zanzibar'a geri dönmemesini sağladı. Devrim sonucunda sultan sürgüne gönderildi, Araplar ve Hintliler kaçtı veya kaçamayanlar öldürüldü. 3 Şubat'ta Karume başkan olarak kabul edildi ve yönetim sosyalist ASP'ye geçti. \"Birleşik Zanzibar ve Pemba Cumhuriyeti\" ilan edildi ve üç ay sonra da Tanzanya ile birleşerek günümüz Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti kuruldu. Devrim sırasında binlerce Arap (Zanzibar kökenli 5.000-12.000 Arap) ve Hintli sivil öldürüldü, binlercesi gözaltına alındı veya sınır dışı edildi ve mülklerine el konuldu veya yok edildi. Tarihçi Johnathon Glassman, Zanzibar'ın 1964'ün sonunda Arap nüfusunun yaklaşık dörtte birini kaybettiğini tahmin ediyordu. 1964 devrimi, toprak sahibi bir Arap azınlığın, sömürülen bir Afrikalı çoğunluk tarafından devrilmesi olarak kabul ediliyor. Zanzibar'da deniz kum güneş tatili ve günlük turlar dışında gezilecek tek yer 2000 yılında Unesco dünya mirası listesine girmeye hak kazanmış Stone Town şehridir. Küçücük bir şehir olmasına rağmen labirent sokaklarında kaybolmak kaçınılmazdır. Adanın tarihe tanıklık edebileceğiniz en iyi yer burasıdır. Önce Zanzibar Stone Town'da gezilecek yerleri ardından Zanzibar'ın genelinde neler yapılır, hangi günlük turlara mutlaka katılmanız gerekir onları listeledik. Sizleri Zanzibar'ın tarihi bir hazine olan Stone Town'un kapılarına götürmek istiyoruz. Bu kapılar, Arap, Hint, Avrupa ve Afrika etkilerini harmanlayarak kendine özgü bir mimari yaratmıştır. Bu kapılar sadece ahşap değil, aynı zamanda birçok farklı kültürün ve tarihin izlerini taşıyor. Haydi, bu güzellikleri keşfetmeye başlayalım. Ama önce biraz tarih! Taş şehir olarak da bilinen Stone Town, Arap, Hint, Avrupa ve Afrika etkilerini bir araya getiren benzersiz bir mimariye sahip. Farklı renklerdeki kapılar, her biri kendi hikayesini anlatan zarif oymalar ve detaylarla dolu. Ancak günümüzde bu güzelliklerin sadece 500 tanesi kalmış durumda. 1980'lerde bu sayı 800'dü, ancak hırsızlık yüzünden birçok kapı kayboldu. 1980'lerde, Stone Town'ın kültürel mirasını tehdit eden eski kapıların sökülüp ihraç edildiği anlaşıldı. Bu durum, oyma sanatının ve zanaatının kaybolmasına neden olabileceği endişesiyle birçok kişiyi üzdü. Bu tehlikeyi önlemek için Stone Town Koruma ve Geliştirme Kurumu kuruldu ve bugüne kadar bu muhteşem oymalı kapıları Dünya Mirası Alanı'nın bir parçası olarak korumayı başardı. Bu büyülü kapılar genellikle Hindistan'dan getirilen tik ağaçlarından yapılır. Ancak zamanla bu ağaçlar bulunamayınca Doğu Afrika Tik ağacı kullanılmaya başlandı. Her kapının üzerinde farklı desenler bulunur, ve bu desenler İran ve Umman'ın etkisini yansıtır. Kare ve geometrik desenler, bu etkilerin izlerini taşır. Hint tarzı kapılar, \"Gujarati kapısı\" olarak adlandırılır ve üzerlerinde küçük kare kepenkleri ile tanınır. Kapıların üzerindeki pirinç düğmeler ise Hint kültüründen gelir. İlginç bir not, pirinç düğmelerin, sokaklarda gezinen fillerin evlere girememesi için yapıldığına inanılır. Ancak zamanla Stone Town halkı, bu düğmeleri daha çok zenginlik ve dekorasyon amaçlı kullanmaya başlamış gibi görünüyor. Arap tarzı kapılar ise daha karmaşık ve etkileyici bir stile sahiptir. Üzerlerinde Arapça yazılar ve karmaşık oymalar bulunur. Her bir kapının üzerinde evin yapım tarihi, ev sahibinin adı, ailenin işareti ve hatta Kur'an'dan bir ayet gibi bilgileri içeren bir friz vardır. Kapıların üzerinde evin yapıldığı tarih, ev sahibinin adı, ailenin işareti ve Kuran'dan bir ayet içeren bir friz bulunur. Balık, nilüfer, rozet, su, palmiye ağacı ve buhur gibi motifler ise kapıların süslemelerinde sıkça kullanılır. Balık, doğurganlığı, nilüfer ve rozet üreme gücünü, su hayatı, palmiye ağacı (bolluğu ve buhur zenginliği sembolize eder. Asmalar, çiçekler ve balık pulları gibi diğer daha karmaşık tasarımlar orijinal sahiplerinin mesleklerine işaret ediyordu. Uzun yaprakları olan yuvarlak bir tasarım olan rozet-pervane çiçeği, bir zamanlar binanın içinde kaç ailenin yaşadığını gösteren yaygın bir motiftir. Arkeologlar, Zanzibar adasında bulunan Tanzanya kıyılarında, 17. yüzyılın başlarına tarihlenen iki Portekiz kilisesinin temellerini ortaya çıkardılar. Zanzibar adasının ana şehri olan Stone Town'ın en eski mahallesi olarak bilinen bölgede 18. yüzyıla ait bir Arap kalesinin kalıntılarını kazarken bu keşfi gerçekleştirdiler. Ayrıca, kutsal kalp madalyonu takan bir kadın muhtemelen bir rahibe dahil olmak üzere birkaç Hristiyan cenazesi de buldular. Harikalar Evi, Zanzibar'ın Stone Town şehrinde bulunan ve 1883 yılında inşa edilmiş olan en büyük ve en yüksek binalardan biridir. Bu ev, Zanzibar'ın ikinci sultanı tarafından yaptırılmıştır ve tarihteki en kısa savaşın yaşandığı meşhur 19. yüzyıl saraylarından biridir. Ev, FORODHANI Bahçesi'nin hemen karşısında yer almaktadır ve Stone Town'un merkezindedir. Sultanın fil üzerinde geçebilmesi için evin kapısı oldukça geniş bir şekilde tasarlanmıştır. Ayrıca, bu evin inşası sırasında Doğu Afrika'daki ilk elektrikli asansör de dahil olmak üzere modern özellikler eklenmiştir, bu nedenle ev \"Harikalar Evi\" olarak adlandırılmıştır. Ancak tarihin en kısa savaşı olarak bilinen 1896 Anglo-Zanzibar Savaşı sırasında bu ev zarar görmüştür. Zanzibar Devrimi'nin ardından, evin tarihi ve kültürel önemi nedeniyle müzeye dönüştürülmüştür. Müze, geleneksel Swahili tekneleri, balıkçı aletleri, tören malzemeleri, Zanzibar sultanlarının portreleri ve saray mobilyaları gibi çeşitli tarihi ve kültürel eserleri içermektedir. Ayrıca binanın önünde, 16. yüzyıldan kalma Portekiz yapımı iki bronz top bulunmaktadır. 2015 yılında veranda ve çatının çökmesi nedeniyle müze başka bir yere taşındı, ancak 2020 Aralık'ta binanın dış cephesi çöktü ve ev harap durumda kaldı. 2012 yılında ilk Zanzibar'ı ziyaret ettiğimizde bu yapının içine girip gezme şansımız olmuştu. Günümüzde içine ziyaret edilmiyor. Ancak dışarıdan görebilirsiniz. Harikalar evinin sağ tarafında devam et, feribot iskelesinin karşı çaprazında. Dekoratif balkonlara sahip dört katlı bu bina 1887 yılında inşa edilmiştir. Zanzibar'ın en zengin adamlarından biri tarafından yapılmıştır. Sömürge dönemlerinde dispanser olarak hizmet verdi. 1970 ve 80'lerde bina bakıma muhtaç hale geldi. Sonra bir fonla restore edilip Zanzibar'a kazandırılan bir bina olmuştur. 17. yy'da inşa edilmiştir. Sonrasında cami 2 kez genişletilmiştir. Minaresi koni şeklindedir. Doğu afrika'da bu şekle sahip 3 minareden biridir. Freddie Mercury'nin Evi, asıl adı Farrokh Bulsara olan Queen rock yıldızının çocukluk evi olarak bilinir. Mercury, 1946 yılında bu evde dünyaya gelmiştir. Ailesi, İran'dan Zerdüst inançlarına sahip bir aileydi. Freddie Mercury'nin müzik yeteneği erken yaşlarda fark edildi. 8 yaşına geldiğinde ailesi, onun eğitimi için Hindistan'a gönderdi. Hindistan'da müziğe olan ilgisi daha da arttı ve burada ilk müzik grubu olan \"The Hectics\"i kurdu. Zanzibar, 1963 yılında İngiltere'den bağımsızlığını kazandıktan sonra Freddie Mercury Zanzibar'a geri döndü. Ancak 1964 yılında yaşanan bir devrim, egemen Arap seçkinlerini devirdi ve bu dönemde yaklaşık olarak 17.000 kişi hayatını kaybetti. Bu olayların ardından Zanzibar, anakaradaki Tanzanya ile bir birlik anlaşması imzalayarak \"Zanzibar ve Tanganyika Birleşik Cumhuriyeti\" adıyla yeni bir cumhuriyet kurdu. Bulsara ailesi de diğerleri gibi adalardan kaçmak zorunda kaldı. Zanzibar'da hem Zanzibarlılar hem de Zerdüst inancına sahip bireyler için biseksüellik ve LGBT+ haklarına olumsuz bir bakış açısı vardır. Bu nedenle, Zanzibar'da eşcinsellik 2004 yılında yasaklanmıştır. 2006 yılında eşcinsel turistler, Freddie Mercury'nin 60. doğum gününü kutlamak için adaya gelmek istediklerinde Müslüman gruplardan ciddi tepkiler almışlardır. Bu tür tepkiler, eşcinsellik ve LGBT+ haklarına yönelik ayrımcılığı ve zorlukları göstermektedir. Hamamlar, 1870-1888 yılları arasında sultan Barghash bin Said için hamam olarak kullanılmak üzere inşa edilmiş ve bu işlevi 1920 yılına kadar sürdürmüştür. Yapımlarının Şirazi mimarlarına yaptırılması nedeniyle \"Pers\" olarak anılmaktadır. \"Hamamni\" kelimesi \"hamam yeri\" anlamına gelmektedir. Bina, sıcak ve soğuk banyolar, tuvaletler, tıraş alanları ve bir restoran dahil olmak üzere birkaç odadan oluşan karmaşık bir yapıya sahipti. Sıcak su, yer altı su kemerler ile sağlanıyordu. Giriş, yalnızca zengin zanzibarlıların düzenli olarak kullanabilmesi için ücrete tabi tutuldu. Hem erkeklere hem de kadınlara açıktı, ancak farklı giriş saatleriyle. Fransız misyonerler tarafından 1893-1898 yılları arasında yapılmıştır. Kule mimarisi fransa marsiyla katedraliyle aynı dizayn edilmiştir. Katedral stonetown'daki katolik komitesi tarafından kullanılıyor. Sultan Sarayı, Stone Town, Zanzibar, Tanzanya'nın ana tarihi binalarından biridir. Mizingani Yolu üzerinde, Harikalar Evi ve Eski Dispanser arasında, deniz kıyısında, merlon süslemeli beyaz duvarlara sahip 3 katlı bir yapıdır. Merkez 1873'te kapatıldı. Zanzibar, 19. yüzyılın ikinci yarısında İskoç kaşif David Livingstone ve diğer aktivistlerin önderliğinde köleliğe karşı yürütülen kampanyada önemli bir merkezdi. bu köleliğin kaldırılmasıyla sona erdi. 19. yüzyılda Zanzibar Sultanlığı, Hint Okyanusu'ndaki stratejik konumu nedeniyle Doğu Afrika'daki ana köle pazarı olarak öne çıktı. 1830-1873 yılları arasında yaklaşık 600.000 kişinin ticari mal olarak satıldığı ve başka binlerce kişinin geçici olarak burayı ziyaret ettiği tahmin edilmektedir. Köle pazarının olduğu yere kiliseyi inşa eden Londralı bir misyonerdir. Burayı inşa etmesi için kölelerin konulduğu hücrelerden 13 tanesi yıktırması gerekmiştir. Müzede gördüğümüz iki tane hücreyi ise anıt olarak ziyaret edilmek üzere bırakmıştır. Müzenin yanında ayrıca bir sergi alanı bulunmaktadır. Kölelik Hakkında Bilgi Doğu Afrika'daki köle ticareti 17. yüzyılda başladı. Bu bölge, Umman yönetimi altında ticaretin geliştiği bir yer haline geldi, özellikle Araplar arasında zenginliği artıran bir tür ticaret olan köle ticareti. İslam, diğer Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için bu ticarette köle olarak satılanlar genellikle diğer Afrikalılar oldu. Stone Town gibi mükemmel limanlara sahip bölgeler, tatlı su kaynaklarının bol olduğu yerler olarak öne çıktı. Bu bölgeler, Doğu Afrika'nın en büyük ve en zengin şehirlerinden biri haline geldi. Doğu Afrika'daki köle ticareti, gerçekten 17. yüzyıldan itibaren hız kazandı. Bu dönemde, dünya pazarlarına yılda otuz ila kırk bin köle sevk ediliyordu. Bu kölelerin bir kısmı Bağdat üzerinden Osmanlı İmparatorluğu ve İran'a gönderildi, ancak daha büyük bir kısmı İspanyollar ve Amerikalılar gibi diğer ülkelere satıldı. Doğudan Kuzey Afrika'ya kaç Afrikalı köle satıldığına dair kesin sayılar olmadığından, farklı tahminler bulunmaktadır. Bu farklılıkların nedeni, kölelerin taşıma sırasında ölme olasılığının yüksek olmasıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar, köle ticaretine konu olan her dört köleden yaklaşık üçünün hedef pazarlarına ulaşmadan önce yaşamını yitirdiğini göstermektedir. Ölüm nedenleri arasında uzun yolculuklar sırasında açlık, hastalık ve yorgunluk bulunmaktadır. Zanzibar, baharatları ve köleleriyle dünya çapında ün kazanmıştı. Bu ada, Doğu Afrika'nın ana köle ticareti limanıydı ve 19. yüzyılda her yıl yaklaşık 50.000 köle, Zanzibar'ın köle pazarlarından geçiyordu. (Özellikle ünlü kaşif David Livingstone, her yıl 80.000 Afrikalı'nın köle pazarına ulaşmadan önce öldüğünü tahmin etmiştir.) Hint Okyanusu kıyılarında 17 milyon insanın köle olarak satıldığı tahmin edilmektedir. Ancak tüm köleler Mısır veya Suudi Arabistan gibi yerlere gönderilmedi. Ummanlı yerleşimciler, dünya pazarlarındaki artan talebi karşılamak için 1820'den itibaren Zanzibar'da karanfil yetiştirmeye başladılar. Başlıca ihracat ürünlerinden biri hurma idi ve hurma tarlalarının genişlemesi, ucuz köle emeği talebini artırdı. İslam'ın kuralları, Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için, Afrikalılar büyük ölçüde ithal edildi ve birçoğu Zanzibar üzerinden taşındı. 1820'lerin sonlarına doğru Sultan Said döneminde, kölelik kullanılarak karanfil yetiştirmesi için halkı teşvik etti ve karanfil yetiştirmeyenlerin mülklerine el konulabileceği tehdidinde bulundu. Bu politika sonucunda, en küçük arazide bile 50 köle, büyük arazilerde ise 500 köle çalıştırılıyordu. Zanzibar'da, ekonomik faaliyetler arasında en karlı olanı kölelikti. Bu nedenle adada yaşayan siyahların büyük bir kısmı, Doğu Afrika'dan getirilen köleler ya da onların torunlarıydı. Köleler, konforları veya güvenlikleri gözetilmeden Arap yelken gemilerinde sıkıştırılan bir şekilde Zanzibar'a getirildi. Birçok köle, Zanzibar'a varmadan önce yolculuk sırasında yaşamını yitirdi. Zanzibar'a ulaştıklarında, köleler tamamen çıplak bırakılır, temizlenir, vücutları hindistancevizi yağı ile kaplanır ve köle tüccarının adını taşıyan altın ve gümüş bilezikler takmak zorunda bırakılırdı. Bu aşamadan sonra köleler, sokaklarda çıplak bir şekilde yürümeye zorlandı ve onları alacak birine kadar kılıç veya mızrak taşıyan sadık köleler tarafından korundu. Arap efendilerin siyah kölelere uyguladığı zulüm, 1964 devriminde patlak veren bir nefret mirası bıraktı. 18. yüzyılın başlarında Umman'da yaklaşık 5.000 Afrikalı kölenin bulunduğu ve her yıl yaklaşık 500 yeni kölenin geldiği tahmin edilmektedir. Bu kölelerin çoğu tarlalarda çalıştırılmak üzere kullanılıyordu, ancak bazıları ev hizmetçisi veya cariye olarak istihdam ediliyor ve bir kısmı tekrar İran veya Hindistan'a ihraç ediliyordu. Bu kölelerin birçoğu fil dişi ticareti için getirilmişti ve daha sonra karanfil tarlalarında çalıştırılmaya başlandılar. 1840'ların ortalarında, İngilizler uluslararası sularda köle ticaretini etkili bir şekilde yasakladığında, Sultan Said, ekonomiyi çeşitlendirmek için yeni yollar aramaya başladı. Bu nedenle Zanzibar ve Pemba adalarını karanfil plantasyonlarıyla donattı ve Afrikalı köleleri bu yeni sektörde çalıştırdı. Kısa sürede, bu iki ada dünya karanfil üretiminin yüzde seksen beşini sağlamaya başladılar ve hala Zanzibar ve Pemba adaları, baştan başa karanfil ağaçlarıyla kaplıdır. 1791 yılı Ağustos ayının sonlarında, günümüz Haiti ve Dominik Cumhuriyeti'nde bir köle isyanı başladı. Bu iki ayaklanma, Afrika'dan Amerika'ya yapılan köle ticaretini, köleliği ve sömürgeciliği sona erdirmek için önemli bir destek sağladı. 1822'de İngilizler, Sultan Said ile köle ticaretini durdurmak için bir dizi antlaşmanın ilkinini imzaladılar. İngilizler, köleliği kaldırmak için baskı yaparken, Sultan Amerika Birleşik Devletleri ile bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, Amerikalılara Zanzibar'da ve anakarada ticaret karakolları kurma izni verdi. Güçlü İngiliz baskısı altında, köle ticareti resmen 1876'da sona erdirildi, ancak köleliğin kendisi Zanzibar'da 1897'ye kadar yasal olarak devam etti. Kölelik günümüzde tam anlamıyla sona ermedi, örneğin yabancı ülkelerden gelen bakıcılar veya temizlik işçileri gibi durumlar hala mevcut. Bazı işverenler bu kişilerin pasaportlarına el koyarak onları çalıştırıyorlar. Ayrıca, kölelik terimi bazen yanlışlıkla yabancılar için kullanılıyor. Kölelik aynı zamanda insanları sadece bir iş gücü olarak görmek anlamına gelir ve bu da insanları nesneleştirme ve insanlık dışı muamele gibi sorunlara yol açabilir. Antik dönem filozofları Aristo ve İbni Sina, insanları iş yaptırmak için akıllı olanlar ve çalışacak olanlar olarak ikiye ayırır ve herkesin eşit olduğu fikri çok daha sonra ortaya çıkar. Mesela, Memlük Sultanlığı tamamen kölelerin yönettiği bir sultanlıktı ve bu köle askerler sınıfının bir örneğiydi. \"Memlük\" kelimesi, kölelerin sahibi olan sultanların ve yöneticilerin mülk, malik, ve köle olarak sınıflandırılmasına dayanır. Afrika, ucuz işgücü ve ham madde kaynakları açısından çekici bir bölgeydi. Bu nedenle köle ticareti, insanlar, altın ve diğer kaynaklar gibi değerli şeylerin ticaretiyle birlikte gelişti. Örneğin, siyah köleler her yerde aynı şekilde çalışamazlardı; iklim ve koşullara uygun işlerde kullanılırlardı. Örneğin, zenci köleler kürek çekmekte zorlanabilirlerdi, ancak pamuk tarlalarında çalışabilirlerdi. Bu nedenle köle ticareti bölgeler arasında farklılık gösterdi. Ayrıca, Afrika'da bazı durumlarda insanlar borçlarını ödemek veya başka nedenlerle kendilerini köle olarak satabilirlerdi. 19. yüzyılın başlarında, köleliğin savunucuları, köleliğin kölelerin iyiliği için olduğunu iddia ettiler. Ancak 19. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde kölelik giderek daha fazla eleştirilmeye başlandı ve dünya çapında kaldırılmaya başlandı. Bu dönemde, köleliğin kaldırılmasına yönelik birçok hareket ve isyan meydana geldi. 1865'te kölelik resmen sona erdiğinde, kölelerin özgürlüğüne kavuştuğunda, yeni bir dönem başladı ve bu dönemde insanlar artık birbirlerine daha eşit davranmaya başladılar. Devletler artık yaşatıcı ve koruyucu bir rol üstlendiler. Haitili köleler, haklara sahip olma talepleriyle isyan ettiler ve bu, 1791'de köleliğin resmen yasaklandığı bir dönemin başlangıcını işaret etti. Sokullu Mehmet Paşa gibi tarihi figürler, kölelerin hizmetinde olan kişilerdi ve bu, dönemin sosyal yapısının bir parçasıydı. Zanzibar, sadece kumda güneşlenmekle sınırlı olmayan bir cennettir! Bu adada yemyeşil mangrov ormanları, canlı renklere sahip mercan resifleri, neşeli kırmızı kolobus maymunları ve 150 yılın üzerinde yaşayan kaplumbağalar gibi harikalarla dolu. Zanzibar, ödüllü deniz parkları ve yaban hayatı rezervleri gibi yerel türleri koruma amacı güden birçok özel alanı bünyesinde barındırır. Bu parklar ve rezervler, nesli tükenmekte olan canlıları, Pemba uçan tilki gibi dünyanın en büyük yarasa türünü ve nesli tükenmekte olan kırmızı kolobus maymununu korumak için tasarlanmıştır. Stone Town'dan kısa bir sürüş mesafesinde ormanlar ve doğa yürüyüşü parkurları sizi bekliyor veya denizin ortasında yer alan izole ve korunan adalara tekneyle geçebilirsiniz; her biri kendi benzersiz hikayesini taşır. Jozani Ormanı'nın en büyüleyici özelliklerinden biri, kirks ve kırmızı colobus maymunlarının bol miktarda bulunmasıdır. Bu maymunlar özgürlüğüne düşkün ve Zanzibar'a özgü bir türdür. Yaklaşık 10 yıl önce bu maymunlar nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, ancak hayatlarını korumaya yönelik bir koruma projesi sayesinde bu eğilim tersine döndü. Şu anda Jozani Ormanı'nda yaklaşık 6.000 kırmızı kolobus maymunu bulunmaktadır. Maymunları ziyaret ettikten sonra, mercan bitki örtüsü, mangrov ormanı ve Pete-Jozani Mangrove Tahta Kaldırımı boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. Bu alan, kertenkelelerden yılanlara ve kuşlara kadar birçok farklı canlıya yaşam alanı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kıyı erozyonunu önlemeye yardımcı olan bir ekosistemdir. Zanzibar'ın doğal denge için ne kadar önemli olduğunu bu yürüyüş sırasında keşfedebilirsiniz. Changuu Adası, Zanzibar'a sadece 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor ve tekneyle 20-30 dakika süren keyifli bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Bu adanın geçmişi oldukça ilginç ve karmaşıktır. İlk olarak hapishane olarak kullanılan Changuu Adası, kölelerin gözaltına alındığı bir mekan olarak hizmet vermiştir. Suç işleyen köleler buraya getirilip hapsedilirdi. Daha sonra sarı humma salgınlarına karşı bir karantina istasyonu olarak görev yapmıştır. Ada günümüzde, eski hapishane kalıntılarına ev sahipliği yapmasının yanı sıra, özellikle dikkat çeken Aldabra kaplumbağalarına da ev sahipliği yapmaktadır. Bu kaplumbağalar, Seyşeller'den hediye olarak adaya getirilmiştir. Toplamda dört kaplumbağa bu adaya hediye edilmiş ve zamanla bu popülasyon çoğalmıştır. Ancak 1990'ların sonlarında bu kaplumbağaların dünya genelinde satışa sunulması sonucu sayıları azalmıştır. Bu durumu engellemek ve kaplumbağaları korumak amacıyla özel bir proje başlatılmış ve bu hayvanların satışı durdurulmuştur. Bu etkileyici yaratıklar yaklaşık olarak 250 kilogram ağırlığındadır ve bazıları 200 yaşının üzerinde olduğuna inanılmaktadır. Changuu Adası, bu uzun ömürlü ve büyüleyici kaplumbağaların yaşadığı bir doğa cenneti olarak ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunar. Haydi, okyanusa açılma zamanı geldi! Zanzibar'ın güney kıyılarında yerel olarak inşa edilen geleneksel Arap yelkenli tekneleriyle unutulmaz bir günlük yolculuğa çıkalım. Bu macera, sizi balıkçı köyü Fumba'dan Menai Körfezi koruma alanına kadar taşıyacak ve tam 6 saat boyunca sürecek. Bu özel tekneler, yerel ustalar tarafından Doğu Afrika maunu ağaçları kullanılarak el yapımı olarak üretiliyor. Üstelik, güçlü bir motor, güneşlikler, biniş merdiveni ve can yelekleriyle donatılmışlar. Güvenliğiniz her zaman ön planda! Yolculuğunuz sırasında eşsiz bir deniz altı dünyası keşfetme fırsatı bulacaksınız. Şnorkel yapabileceğiniz, güneşlenebileceğiniz ve yüzebileceğiniz harika bir kumsala uğrayacağız. Üstelik yanımızda, size mercan resifleri ve tropikal deniz yaşamı hakkında uzman bilgiler verebilecek deneyimli şnorkel eğitmenleri de bulunacak. Ve en iyi kısmı? Yolculuğunuz boyunca mevsim meyveleri ve taze deniz ürünlerinden oluşan bir lezzet şöleni sizi bekliyor. Ayrıca, Hint-Pasifik kambur yunusları ve şişe burunlu yunusları gibi deniz canlılarını görmek için de şansınız yüksek! Zanzibar'ın güzel sularında geçireceğiniz bu unutulmaz gün için hazır mısınız? Tek yapmanız gereken, bu benzersiz deniz macerasına katılmak için adım atmak. Gökyüzü mavisi sizi çağırıyor, bu macerada yerinizi ayırtmayı unutmayın! Hayatınızın en büyüleyici deneyimlerinden birine hazır olun! Yunus safarisi, sizi doğal yaşam alanlarında yunusları görmeye ve hatta belki de onlarla yüzmeye götürecek bir macera sunuyor. Bu özel macera, Zanzibar'ın güneyinde yer alan yerel bir balıkçı köyü olan Kizimkazi'nin sahilinde başlıyor. Burası, çok sayıda kambur ve şişe burunlu yunusun evi. Yunuslar, 1997 yılında kurulan ve balık stoklarının korunmasını amaçlayan 420 km2'lik Menai Körfezi Koruma Alanı tarafından resmi olarak korunuyor. Yunusların serbestçe yaşadığı bu doğal cenneti ziyaret ederken, sizi nelerin beklediğini anlatayım. İlk olarak, mercan resiflerinin altında şnorkelle dalış yapma fırsatınız olacak. Burada Hint Okyanusu'nun rengarenk sakinleriyle tanışacak ve onların doğal yaşam alanlarını keşfedeceksiniz. Ardından, Görünmez Ada'da bir piknik öğle yemeği molası vereceksiniz. Beyaz kumlu plajları ve berrak sularıyla bu ada, sizi büyüleyecek. Unutmayın, bu tura katıldığınızda, yunusları tuzağa düşürmeye veya rahatsız etmeye çalışmıyoruz. Yunusları sadece uzaktan gözlemlemeye ve onların doğal davranışlarını takip etmeye saygı gösteriyoruz. Yunusları görmek için şansınız oldukça yüksek, yaklaşık olarak %80 civarında bir olasılığa sahipsiniz. Kizimkazi'nin sakin sularında, yunusların büyülü dünyasına hoş geldiniz! Bu unutulmaz macera için yerinizi ayırtmayı unutmayın. Gökyüzü mavisi ve denizin çekici çağrısına kulak verin, sizi bekleyen büyüleyici bir yolculuk sizi bekliyor! Mnemba adası turu için başlangıç noktanız adanın kuzeyindeki Nungwi beach olmalı. Eğer Kizimkazi Yunus turuna katılmadıysanız hiç üzülmeyin. Çünkü Mnemba adası turunda yunusları görme olasılığınız çok yüksek. Yunusları özellikle görmek istiyorsanız tura mutlaka sabah erken saatte çıkmalısınız. Bizim tercihimiz 08:00'de başlamak oluyor. Yunusların görebileceğimiz en iyi saatler sabah saati olduğundan turu ilerleyen saatlerde yapmıyoruz. Her yaptığımız Mnemba turunda yunusları gördük. Hatta ilk turumuzda onlarla yüzme şansımız bile olmuştu. Ama yunusları göreceksiniz diye garanti vermiyoruz. Bu tamamen şans işi. Mnemba Adası, Tanzanya açıklarındaki küçük bir mercan adasıdır ve AndBeyond tarafından işletilen özel bir tesise, Mnemba Island Lodge'a ev sahipliği yapmaktadır. Bu lüks tesis, sadece doğal çevreye saygılı değil aynı zamanda rahat ve sakin bir tatil deneyimi sunmak için tasarlanmış 10 sahil kır evine ev sahipliği yapmaktadır. Ada, yunuslar, kaplumbağalar ve çeşitli balık türleri gibi zengin deniz yaşamıyla tanınır. Mnemba Adası'nı ziyaret edenler, şnorkelli yüzme, tüplü dalış, kano gezileri ve plaj tarama gibi çeşitli aktivitelerin keyfini çıkarabilirler. Katılacağınız günlük turda adaya ayak basılmıyor. Adanın hemen yakınına kadar gidip tekne burada yüzme molası veriyor. Özel ada olduğundan ne yazık ki günübirlik turların girişi yasak. Zanzibar Takımadaları Pemba Adası ve Unguja Adası'nı kapsar. Pemba, Zanzibar'ın hemen kuzeyinde büyük bir adadır. Pemba, görebileceğiniz en el değmemiş plajlardan bazılarına sahip, sessiz olduğu için büyüleyici bir güzelliktedir. Pemba adasını Zanzibar'ın bundan 50 yıl önceki hali olarak düşünebilirsiniz. Bozulmamış tamamen bakir bir adadır. Zanzibar'ı Tanzanya'nın karanfil başkenti sanıyordum ama yanılmışım. Pemba, adaya ana karada görülmemiş bir refah kazandıran Zanzibar'dan kat kat daha fazla karanfil üretiyor. Adada 400.000'den fazla insan yaşıyor ve bunların çoğunluğu başkenti Chake Chake'in çevresine yerleşmiş durumda. Zanzibar'ın yaklaşık 100 km kuzeyinde yer almaktadır. Tanzanya adaları içinde Pemba en az turistik olanıdır. Elbette son yıllarda ivme kazandı ama bilen insanlar için hala o güzel gizli mücevherlerden biri olmaya devam ediyor. Zanzibar'ın uzaktan yakından uzaktan alakası yok. Pemba adasına Dar Es Salaam ve Zanzibar'dan uçakla gidebilirsiniz. 12 yolcu kapasiteli küçük turboprop jetler ile hizmet veriliyor. Uçak yolculuğu Zanzibar'dan 30 dakika, Dar Es Salaam'dan 1 saat sürüyor. Eğer bütçeniz kısıtlıysa Zanzibar'dan Pemba Adası'na feribotla gitme seçeneği de mevcut. Yolculuk 6 saat sürüyor. Konaklama için ve dalış için adanın kuzey bölgesini tercih etmelisiniz. Zanzibar adası gibi her bölgesinde konaklama imkanı sunmadığı için en iyi konaklama imkanı sunan bölgesi kuzeyidir. Havalimanından adanın kuzeyi 1.5 saat sürmektedir. Özellikle dalış severlerin Mafia adasından sonra mutlaka Pemba adasına gitmesini öneririz. Resiflerin bozulmamış olması bir çok sualtı canlısına ev sahipliği yapmaktadır. Ve bu sayede sürüler halinde balıklar görmeniz yüksek ihtimaldir. Pemba adasında size tavsiyemiz günlük turlar aşağıda listelenmiştir; Misali Adası Serüveni: Kaplumbağalar ve Mercanlarla Dolu Bir Gün Bu güzel ada, Doğu Afrika'nın en nefes kesici mercan kayalıklarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, yılın farklı zamanlarında adada yuva yapan sevimli kaplumbağaları görmek de mümkün! Misali Adası turu, size bu doğal cenneti tüm güzelliğiyle yaşatma fırsatı sunuyor. İşte nelerle karşılaşacağınızı anlatayım: 1. Mercan Kayalıklarında Şnorkelle Dalış: Adanın etrafındaki sular, muhteşem mercan kayalıklarıyla dolu. Misali Adası'nın gerçek hazinesi, 42 farklı mercan türü, 300'den fazla çeşitli balık, nadir bulunan vervet maymunlarının alt türü, görmek için nadir fırsatlar sunan hindistancevizi yengeçleri ve yeşil ile şahin gagalı kaplumbağaların üreme alanıdır. Bu zengin ekosistem, adanın en büyük değerini oluşturur. Bu turda şnorkelle dalış yaparak bu renk cümbüşünün içinde kaybolacaksınız. Renkli balıklar, denizanası ve daha birçok deniz canlısı ile karşılaşma şansınız yüksek! 2. Kaplumbağa Gözlemi: Misali Adası, kaplumbağaların yuva yapma mevsimlerinde ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor. Bu şanslı dönemdeyseniz, bu sevimli yaratıkları görmek için hazır olun. Onları doğal yaşam alanlarında izlemek gerçekten büyüleyici bir deneyim. 3. Vervet Maymunları ve Hindistancevizi Yengeçleri: Ada, sadece kaplumbağalarla sınırlı değil. Vervet maymunları ve renkli hindistancevizi yengeçlerini izlerken adanın diğer yerli sakinlerini de keşfedebilirsiniz. Misali Adası, doğanın cömertliği ile çevrili bir cennet gibi. Bu tur, sizi bu muhteşem doğa harikası ile buluşturacak. Kendinizi yeşilin, mavinin ve doğanın kollarına bırakın. Görmek istediğiniz bu güzellikleri kaçırmayın. Pemba Adası'nın Gizli Hazinesi: Ngezi Ormanı Pemba Adası'na hoş geldiniz! Bu cennet adada keşfedilecek birçok doğal güzellik var, ancak en büyük sürprizlerden biri, adanın kuzeybatı köşesinde bulunan Ngezi Ormanı'dır. İşte bu ormanın büyüleyici dünyasını keşfetmek için size davetimiz! Ngezi Ormanı, kendine özgü endemik türlerin yanı sıra göz alıcı bir tropik orman deneyimi sunan Pemba'nın en büyük milli parklarından biridir. Ormanın içinde kaybolurken, aşağıdaki güzellikleri keşfetme fırsatını yakalayacaksınız: Egzotik Canlılar: Ngezi Ormanı, birçok egzotik yaban hayatına ev sahipliği yapar. Kolobus maymunları, çalı yavruları, meyve yarasaları ve nadir kuş ve kelebek türleri burada rahatça dolaşır. Her köşede yeni bir sürpriz sizi bekliyor! Baharat Kokuları: Pemba, baharat adası olarak da bilinir ve Ngezi Ormanı bu zengin baharatların yetiştiği bir yerdir. Yürüyüşleriniz sırasında baharat bitkilerinin hoş kokularını hissedeceksiniz. Doğal Güzellik: Orman içinde doğal göllerin sıkça rastlandığını da göreceksiniz. Ayrıca, eski bir kereste işletmesinin kalıntıları gibi tarihi izler de bulabilirsiniz. Gece Yürüyüşleri: Eğer cesur hissederseniz, Ngezi Ormanı'nda yaşayan baykuşları gece yürüyüşleri sırasında görmek ve belki de duymak mümkün. Bu büyülü deneyimi yaşamak isterseniz, önceden organizasyonumuzla iletişime geçebilirsiniz. Gün batımından sonra ormanın büyüsünü keşfetmek, asla unutamayacağınız bir macera olacak! Bu muhteşem adada sizi harika bir lezzet yolculuğuna çıkaracaktır. İşte size özel bir turun tadını çıkarmanın yol haritası: Tur, sıcak bir karşılama ve Stone Town'daki buluşma ile başlıyor. Ardından, sizi Zanzibar'ın lezzetli dünyasına yerel bir baharat çiftliğine götürüyorlar. Bu çiftlik, Zanzibar'ın eşsiz baharatlarını ve meyvelerini yetiştirir. Burada, bu baharatları ve meyveleri koklayacak, tadacak ve sadece Swahili mutfağında değil, aynı zamanda ilaç ve güzellik ürünlerinde nasıl kullanıldığını öğreneceksiniz. Baharat çiftliği ziyaretinin ardından, yakındaki bir köye araçla kısa bir yolculuk yapılıyor (yaklaşık 5 dakika). Burada, geleneksel Zanzibar köy hayatını yakından gözlemleme fırsatı bulacaksınız. Nasıl inşa edildiğini görecek ve yerel halkın günlük yaşamına dair biraz iç görü elde edeceksiniz. Köyde, yerel bir kadınla tanışacak ve ondan manyok'un nasıl yetiştirildiğini öğrenme fırsatınız olacak. Birlikte manyok yaprağı toplayacak, ardından evinde açık hava mutfağında uygulamalı yemek pişirme dersi alacaksınız. Ve işte burada gerçek lezzet serüveniniz başlıyor! Yapacağınız vejetaryen sos, temel olarak taze hindistan cevizinden yapılan hindistan cevizi sütünü içerir. Sebzeleri pişirip her şey hazır olduğunda, dışarıda keyifli bir öğle yemeği sizi bekliyor olacak. Zanzibar'ın yerel lezzetlerini keşfetmek ve kültürünün tadını çıkarmak için bu tur, unutulmaz bir deneyim sunuyor. Her lokma, bu güzel adanın zenginliğini ve lezzetini yansıtıyor. Zanzibar'ın tatlarla dolu dünyasına hoş geldiniz! Bu güzel adada, tüm duyularınıza hitap eden unutulmaz bir deneyim sizi bekliyor. Baharatlar ve şifalı bitkiler Zanzibar'a ilk olarak 16. yüzyılda Portekizli tüccarlar tarafından Güney Amerika ve Hindistan'daki kolonilerinden getirildi. Ve bugün, bu baharatların kokusu ve lezzeti hala adanın havasını dolduruyor. Tur, yerel bir baharat çiftliğinde başlıyor. Bu çiftlikte, baharatların, şifalı otların ve meyvelerin nasıl yetiştirildiğini ve işlendiğini öğreneceksiniz. Rehberiniz, bu muhteşem ürünlerin Zanzibar mutfağında nasıl bir araya geldiğini anlatırken siz de bu kokuları ve tatları deneyimleyeceksiniz. Karanfil, hindistan cevizi, tarçın, zerdeçal, vanilya, kakule, kırmızı biber ve karabiber gibi baharatların kokusunu alacak ve tadına bakacaksınız. Aynı zamanda limon otu gibi otları ve tropikal ürünlerden olan hindistan cevizi, papaya, nefes, manyok ve portakal gibi ürünleri de keşfedeceksiniz. Turunuz, bu lezzetli serüveni tamamlamak için geleneksel bir Swahili öğle yemeğiyle sona eriyor. İşte burada baharatların yemeklerimize nasıl zenginlik kattığını ve geleneksel lezzetlerimizi nasıl şekillendirdiğini deneyimleme fırsatınız olacak. Tur sona erdiğinde, bu güzel aromaları ve baharatları hatırlamanız için yerel bir baharat standında taze paketlenmiş baharatlar satın alabilirsiniz. Unutmayın, nakit gerekebilir! Zanzibar'ın kokulu dünyasını keşfetmek için bu tur, lezzetlerin ve kültürün mükemmel bir birleşimidir. Burada her baharat, bir hikaye ve bir tat taşır. Zanzibar hakkında tüm bilgileri ve günlük turlar hakkında bilgileri verdikten sonra sıra geldi Zanzibar'da gezilecek yerlerin listesini yapmaya. Michamvi Pingwe plajındaki kaya üzerine kurulu Rock Restaurant 2010 yılına kadar balıkçıların kullandığı bir yerken günümüzde Zanzibar'a gelen hemen hemen turistin mutlaka ziyaret ettiği bir nokta haline gelmiştir. Paje ve Bwenjuu bölgelerinden 20 dakika, Stone Town'dan ise 63 km yani 1.5 saat sürüş mesafesindedir. Zanzibar adasında gel-git olayını gözle görebilirsiniz. Ve ciddi anlamda deniz suyu yükselik alçalmaktadır. Bu gel-git durumu Rock restaurant bölgesinde de görülmektedir. Suların çekildiği saatlerde kumsaldan restaurant'a yürünebiliyorken su seviyesinin yüksek olduğu zamanlar tek ulaşım yolu tekneler oluyor. Olurda suların çekildiği zamana denk gelir ve yürümek isterseniz kumsalda binlerce deniz kestanesi olduğundan buna uygun ayakkabı ile gelmenizi tavsiye ederiz. Maalum doğal havuz hemen Paje kumsalındadır. Paje kumsalını gördükten sonra burayı ziyaret edip yeşillikler içindeki masmavi sularda serinleyebilirsiniz. Meksika'daki cenotelere gitmemiş olanlara müjde. Neredeyse Meksika cenotelerine benzer bir oluşum olan Kuza Cave tam bir cenote görünümdedir. Fazla yürüyüş ve tırmanış gerektirmeyen oldukça kolay yürüyüş rotası sayesinde rahatlıkla mağaraya ulaşabilirsiniz. Mağara içindeki küçük tatlı su havuzunda serinleyebilirsiniz. Zanzibar'ın kuzeyinde yer alan Nungwi Plajı, tatilciler için cazip bir destinasyon olmanın ötesinde, Baraka Doğal Akvaryum'a ev sahipliği yapar. Bu benzersiz mekan, gerçek dost canlısı kaplumbağalarla yüzebileceğiniz bir vaha gibidir. Ancak aslında bu bir akvaryum değil, doğanın armağanı olan küçük bir doğal gölettir. İşte bu göl, kaplumbağalar için sığınak görevi gören gizli bir mağarayı içerir. Baraka Doğal Akvaryum aynı zamanda bir koruma alanıdır. Bu özel yer, kazara balık ağlarına takılan veya başka şekillerde yaralanan kaplumbağaları kabul eder ve onları iyileşmeleri için korur. Ardından, kaplumbağaları tekrar açık okyanusa bırakmadan önce sağlıklarını yeniden kazanmaları için zaman tanır. Kaplumbağalarla su altında yakın temas kurmak, başlangıçta biraz tuhaf gelebilir. Ancak zamanla, bu muhteşem yaratıklar size güvenmeye başlarlar. Parmaklarınızı kaplumbağaların kabuklarının üzerinde gezdirmek, onları yanınızda hissetmek gerçekten büyüleyici bir deneyim sunuyor. Baraka Doğal Akvaryum'da kaplumbağalarla yüzmek, sadece güvenli ve özel bir deneyim sunmakla kalmaz, aynı zamanda doğanın güzelliklerine saygı göstermenin ve bu hassas yaratıkların korunmasına katkıda bulunmanın da bir yoludur. Bu benzersiz deneyim, Zanzibar seyahatinizin unutulmaz anılarından biri olacaktır. Tanzanya'da Plastik Poşet Yasağı: Seyahatçiler İçin Önemli Bilgi Tanzanya'da 1 Haziran 2019'dan bu yana plastik poşetler yasaklandı. Bu, seyahat edenler için son derece önemli bir bilgidir, çünkü Tanzanya'ya plastik poşet getirmek de yasaktır. Varışta gümrük kontrolünde üzeriniz aranabilir ve plastik poşetlerle yakalanmanız durumunda para cezası uygulanabilir. Bu yasak, Zanzibar dahil olmak üzere tüm Tanzanya için geçerlidir. Plastik poşetlerden kaçının ve çevreyi koruma çabalarına katkıda bulunun lütfen. Kenya turumuz için havalimanına vardığımızda, birçoğumuz için beklenmedik bir sürprizle karşılaştık: Plastik poşetlerin yasaklandığını öğrendik. Duty-free alışverişinden dönen bazı arkadaşlarımızın poşetleri polis tarafından ülkeye sokulmadı ve tüm poşetler toplandı. Bu, plastik poşet yasağının seyahatimizin ilginç bir anısıydı. Kenya, çevreyi korumak ve sürdürülebilirliği teşvik etmek amacıyla plastik poşetleri yasaklayan bir dizi önlem almıştı. Seyahat edenler olarak, bu yasağa saygı göstermek ve çevreye katkıda bulunmak için plastik poşetlerden kaçınmak zorunda kaldık. Kenya'daki bu deneyim, çevre dostu uygulamalara daha fazla duyarlılık kazandırmamıza ve seyahatlerimizin çevreye etkisini düşünmemize neden oldu. Tanzanya sahilindeki Zanzibar adasının tarihi başkenti Stone Town'un merkezinde yükselen Emerson Hotel, adanın geleneksel Müslüman atmosferini ve tarihini yansıtan önemli bir simgedir. Otel, ikinci en yüksek bina olma unvanını taşır ve bulunduğu bina, 1870'lerde Swahili İmparatorluğu'nun en zengin işadamlarından biri olan Bay Tharia Topan tarafından inşa edilmiştir. Topan, Sultan Bargash'ın baş mali danışmanı olarak görev yapmıştır. Emerson Hotel binası, dar sokaklarla çevrili olmasına rağmen okyanusu net bir şekilde görebilmeniz için yüksek bir noktaya inşa edilmiştir. Bu tarihi ve etkileyici binayı daha da özel kılmak için yakın zamanda Emerson Skeens tarafından tamamen yenilenmiştir. Butik otel olarak hizmet veren bu mekan, orijinal zarafetini antika mobilyalar, uzun perdeler ve kraliyet iç dekorasyonu ile birleştirerek 21. yüzyılın konforlarıyla harmanlamıştır. Akşam ve öğle yemeği için güzel bir tercihtir. Akşam yemeğine gidecekseniz mutlaka önden rezervasyon yaptırmanızı öneriyoruz. Çünkü küçük bir mekan olduğundan sınırlı müşteri kapasiteleri var. Adres: 236 Hurumzi Street, Stone Town, Zanzibar. Daha fazla bilgi için Hurumzi Emerson sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Stone Town şehir merkezindeki bu cafe bizim her Zanzibar ziyaretimizde mutlaka ahtapot yemek için gittiğimiz başlıca mekandır. Hem yemeklerinin lezzeti hem hızlı servisi hem de bütçeli olmasıyla sizlere de şiddetle önerdiğimiz bir restaurant'tır. Adres: R5PQ+M4H, Zanzibar, Tanzanya Stone Town'un Mkunazin bölgesinde bulunan bu kafe, Zanzibar'ın en kaliteli kahvelerini demlemekle ünlüdür. Hem zemin katta hem de ferah bir teras bölümünde hizmet verir. Burada keyifle lezzetli kahvelerinizi içerken, Stone Town'u yüksekten izleme ve aynı zamanda sokakları gözlemleme şansına sahip olabilirsiniz. Adres: 64 Mkunazini St, Zanzibar, Tanzanya Africa House Hotel'in tarihi atmosferinde bulunan Sunset Bar & Restaurant, yerel ve uluslararası mutfakları bir araya getiren bir menü sunar. Bu restoran, Zanzibar'ın zengin mutfak geleneğini yansıtan yemekleriyle ünlüdür. Taze yerel ürünler ve deniz mahsulleri kullanılarak hazırlanan yemekler, adanın kültürel çeşitliliğini yansıtır. Stone Town'a gelip burada günbatımı yapmayan turist sayısı çok azdır. Biz ilk 2012 yılında ziyaret ettiğimide şimdiki haline göre çok daha şık olduğunu itiraf edebiliriz. Şimdiki hali çok daha salaş ne yazık ki. Yine de manzarası güzel olduğundan sizlere alternatif olması için listemize aldık. Adres: Shangani Street Zanzibar City Güzel kokteyller içmek ve nezih bir yemek için mutlaka 6 Degrees South'a gelmelisiniz. Biz genelde buraya günbatımına denk gelen saatlerde geliyoruz. Golden Hour'ın en keyifli anlarını burada yaşayacağınızı garanti ediyoruz. Servisi biraz ağır olsa da lezzetleri ile sizi memnun edeceğinden eminiz. Adres: Shangani Waterfront, Stone Town. Daha fazla bilgi için sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Dilediğiniz zaman, ya bir akşam yemeği için ya da günbatımını izlemek için uğrayabilirsiniz. Park Hyatt, denize sıfır konumuyla sizi Hint Okyanusu'nun ılık rüzgarıyla karşılar, günün son anlarında gökyüzünün muhteşem bir tabloya dönüştüğü bu manzara eşliğinde unutulmaz anlar yaşamanız için ideal bir seçenektir. Adres: TZ, Shangani St Zanzibar'da konaklamanızı iki farklı bölgede yapmanızı öneriyoruz. Bizim tercih ettiğimiz bölgeler Stone Town ve Nungwi. Konaklama yapacağınız gün sayısına ve katılacağınız günlük turlara göre konaklamanızı programanıza göre bölebilirsiniz. Havalimanı Stone Town'a çok yakın olduğu için önce burada konaklama yapabilirsiniz. Hem Unesco Miras listesine girmeye hak kazanmış şehrin labirent sokaklarını gezer hem alışveriş yapar hem de Paje bölgesi, Prison Adası, Jozani Forest ve Baharat turu gibi günlük turlara da buradan katılabilirsiniz. Stone Town'dan sonra buradan yaklaşık 1.5 saat kuzeyde yer alan Nungwi bölgesine geçebilirsiniz. Nungwi, Zanzibar'ın bizce en güzel yeri. Konaklama seçeneğinin fazla olması, restaurant çeşitliliği, gece eğlencesinin olması ve hint okyanusunun pırıl pırıl sularında yüzme imkanı sunmasıyla sizi inanın çok memnun edecek. Zanzibar'da Araba Kiralama Zanzibar'da kesinlikle araba kiralamayı önermiyoruz. Bundan bir kaç yıl önce orada çalıştığımız seyahat acentasının sahibi ile adayı gezerken sürekli polis çevirmelerine denk gelmiştik. Nungwi bölgesine ne zaman yaklaşsak bu polis çevirmesine muhakkak denk gelirdik. Ama bu seferki başkaydı. Çünkü sürekli çeviri vardı. Ve her çevirmede rüşvet olayını gözümüzle gördük. Ne yazık ki Zanzibar'da rüşvet sistemi hale geçerli. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak ve seyahatinizi keyifsiz kılmamak için araç kiralamak yerine günlük şöförlü araç kiralayıp sıkıntısız gezebilirsiniz. Türk vatandaşlarının Zanzibar ya da Tanzanya için vize alması zorunludur. Vize almak için 2 seçenek bulunuyor. Biri varışta kapıda alabileceğimiz kapı vizesidir. Diğeri ise gitmeden önce online alabileceğimiz seçenektir. Her ikisinde de ücret aynıdır. 50 USD'dir. Önceden kapı vizesi almak tam bir eziyet iken zamanla havalimanını düzenlemeleri sayesinde girişteki o izdiham durumu ortadan kalkmıştır. Eğer online vize alacaksanız. Ayrıca Entry Declaration giriş formunu doldurmanız da gerekiyor. Varışta vakit kaybetmek istemiyorsanız buradan declaration formu indirip A5 boyutunda çıktısını alabilirsiniz. Online vize almak yerine kapıda vize alacak olanlar giriş formu ve vize formunu bu sayfadan indirip A5 çıktısını alabilirler. Online vize başvurunuzu ise Tanzania E-Visa sayfasından alabilirsiniz. Her yıl, yaklaşık olarak 40.000 ila 50.000 köle Zanzibar'a getiriliyordu. Bu kölelerin yaklaşık üçte biri, Zanzibar ve Pemba adalarındaki karanfil ve hindistancevizi tarlalarında çalışmak üzere kullanılırken, geri kalanı İran, Arabistan, Osmanlı İmparatorluğu ve Mısır gibi bölgelere ihraç ediliyordu. Tarla koşulları çok zorlu olduğu için, her yıl erkek kölelerin yaklaşık %30'u hayatını kaybediyordu, bu da yeni köle gruplarının ithal edilmesini gerektiriyordu. Ancak, Büyük Britanya'nın baskısı altındaki Zanzibar Sultanı Seyyid Barghash, topraklarında köle ticaretini yasadışı hale getiren bir anlaşmayı ancak 1873 yılında imzaladı, ve bu kararname de etkili bir şekilde uygulanmadı. Doğu Afrika'daki köleliğin sona ermesi ancak 1909 yılında gerçekleşti. 19. yüzyılda Zanzibar Sultanlığı, Hint Okyanusu'ndaki stratejik konumu nedeniyle Doğu Afrika'daki ana köle pazarı olarak öne çıktı. 1830-1873 yılları arasında yaklaşık 600.000 kişinin ticari mal olarak satıldığı ve başka binlerce kişinin geçici olarak burayı ziyaret ettiği tahmin edilmektedir. Köle pazarının olduğu yere kiliseyi inşa eden Londralı bir misyonerdir. Burayı inşa etmesi için kölelerin konulduğu hücrelerden 13 tanesi yıktırması gerekmiştir. Müzede gördüğümüz iki tane hücreyi ise anıt olarak ziyaret edilmek üzere bırakmıştır. Müzenin yanında ayrıca bir sergi alanı bulunmaktadır. Kölelik Hakkında Bilgi Doğu Afrika'daki köle ticareti 17. yüzyılda başladı. Bu bölge, Umman yönetimi altında ticaretin geliştiği bir yer haline geldi, özellikle Araplar arasında zenginliği artıran bir tür ticaret olan köle ticareti. İslam, diğer Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için bu ticarette köle olarak satılanlar genellikle diğer Afrikalılar oldu. Stone Town gibi mükemmel limanlara sahip bölgeler, tatlı su kaynaklarının bol olduğu yerler olarak öne çıktı. Bu bölgeler, Doğu Afrika'nın en büyük ve en zengin şehirlerinden biri haline geldi. Doğu Afrika'daki köle ticareti, gerçekten 17. yüzyıldan itibaren hız kazandı. Bu dönemde, dünya pazarlarına yılda otuz ila kırk bin köle sevk ediliyordu. Bu kölelerin bir kısmı Bağdat üzerinden Osmanlı İmparatorluğu ve İran'a gönderildi, ancak daha büyük bir kısmı İspanyollar ve Amerikalılar gibi diğer ülkelere satıldı. Doğudan Kuzey Afrika'ya kaç Afrikalı köle satıldığına dair kesin sayılar olmadığından, farklı tahminler bulunmaktadır. Bu farklılıkların nedeni, kölelerin taşıma sırasında ölme olasılığının yüksek olmasıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar, köle ticaretine konu olan her dört köleden yaklaşık üçünün hedef pazarlarına ulaşmadan önce yaşamını yitirdiğini göstermektedir. Ölüm nedenleri arasında uzun yolculuklar sırasında açlık, hastalık ve yorgunluk bulunmaktadır. Zanzibar, baharatları ve köleleriyle dünya çapında ün kazanmıştı. Bu ada, Doğu Afrika'nın ana köle ticareti limanıydı ve 19. yüzyılda her yıl yaklaşık 50.000 köle, Zanzibar'ın köle pazarlarından geçiyordu. (Özellikle ünlü kaşif David Livingstone, her yıl 80.000 Afrikalı'nın köle pazarına ulaşmadan önce öldüğünü tahmin etmiştir.) Hint Okyanusu kıyılarında 17 milyon insanın köle olarak satıldığı tahmin edilmektedir. Ancak tüm köleler Mısır veya Suudi Arabistan gibi yerlere gönderilmedi. Ummanlı yerleşimciler, dünya pazarlarındaki artan talebi karşılamak için 1820'den itibaren Zanzibar'da karanfil yetiştirmeye başladılar. Başlıca ihracat ürünlerinden biri hurma idi ve hurma tarlalarının genişlemesi, ucuz köle emeği talebini artırdı. İslam'ın kuralları, Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için, Afrikalılar büyük ölçüde ithal edildi ve birçoğu Zanzibar üzerinden taşındı. 1820'lerin sonlarına doğru Sultan Said döneminde, kölelik kullanılarak karanfil yetiştirmesi için halkı teşvik etti ve karanfil yetiştirmeyenlerin mülklerine el konulabileceği tehdidinde bulundu. Bu politika sonucunda, en küçük arazide bile 50 köle, büyük arazilerde ise 500 köle çalıştırılıyordu. Zanzibar'da, ekonomik faaliyetler arasında en karlı olanı kölelikti. Bu nedenle adada yaşayan siyahların büyük bir kısmı, Doğu Afrika'dan getirilen köleler ya da onların torunlarıydı. Köleler, konforları veya güvenlikleri gözetilmeden Arap yelken gemilerinde sıkıştırılan bir şekilde Zanzibar'a getirildi. Birçok köle, Zanzibar'a varmadan önce yolculuk sırasında yaşamını yitirdi. Zanzibar'a ulaştıklarında, köleler tamamen çıplak bırakılır, temizlenir, vücutları hindistancevizi yağı ile kaplanır ve köle tüccarının adını taşıyan altın ve gümüş bilezikler takmak zorunda bırakılırdı. Bu aşamadan sonra köleler, sokaklarda çıplak bir şekilde yürümeye zorlandı ve onları alacak birine kadar kılıç veya mızrak taşıyan sadık köleler tarafından korundu. Arap efendilerin siyah kölelere uyguladığı zulüm, 1964 devriminde patlak veren bir nefret mirası bıraktı. 18. yüzyılın başlarında Umman'da yaklaşık 5.000 Afrikalı kölenin bulunduğu ve her yıl yaklaşık 500 yeni kölenin geldiği tahmin edilmektedir. Bu kölelerin çoğu tarlalarda çalıştırılmak üzere kullanılıyordu, ancak bazıları ev hizmetçisi veya cariye olarak istihdam ediliyor ve bir kısmı tekrar İran veya Hindistan'a ihraç ediliyordu. Bu kölelerin birçoğu fil dişi ticareti için getirilmişti ve daha sonra karanfil tarlalarında çalıştırılmaya başlandılar. 1840'ların ortalarında, İngilizler uluslararası sularda köle ticaretini etkili bir şekilde yasakladığında, Sultan Said, ekonomiyi çeşitlendirmek için yeni yollar aramaya başladı. Bu nedenle Zanzibar ve Pemba adalarını karanfil plantasyonlarıyla donattı ve Afrikalı köleleri bu yeni sektörde çalıştırdı. Kısa sürede, bu iki ada dünya karanfil üretiminin yüzde seksen beşini sağlamaya başladılar ve hala Zanzibar ve Pemba adaları, baştan başa karanfil ağaçlarıyla kaplıdır. 1791 yılı Ağustos ayının sonlarında, günümüz Haiti ve Dominik Cumhuriyeti'nde bir köle isyanı başladı. Bu iki ayaklanma, Afrika'dan Amerika'ya yapılan köle ticaretini, köleliği ve sömürgeciliği sona erdirmek için önemli bir destek sağladı. 1822'de İngilizler, Sultan Said ile köle ticaretini durdurmak için bir dizi antlaşmanın ilkinini imzaladılar. İngilizler, köleliği kaldırmak için baskı yaparken, Sultan Amerika Birleşik Devletleri ile bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, Amerikalılara Zanzibar'da ve anakarada ticaret karakolları kurma izni verdi. Güçlü İngiliz baskısı altında, köle ticareti resmen 1876'da sona erdirildi, ancak köleliğin kendisi Zanzibar'da 1897'ye kadar yasal olarak devam etti. Kölelik günümüzde tam anlamıyla sona ermedi, örneğin yabancı ülkelerden gelen bakıcılar veya temizlik işçileri gibi durumlar hala mevcut. Bazı işverenler bu kişilerin pasaportlarına el koyarak onları çalıştırıyorlar. Ayrıca, kölelik terimi bazen yanlışlıkla yabancılar için kullanılıyor. Kölelik aynı zamanda insanları sadece bir iş gücü olarak görmek anlamına gelir ve bu da insanları nesneleştirme ve insanlık dışı muamele gibi sorunlara yol açabilir. Antik dönem filozofları Aristo ve İbni Sina, insanları iş yaptırmak için akıllı olanlar ve çalışacak olanlar olarak ikiye ayırır ve herkesin eşit olduğu fikri çok daha sonra ortaya çıkar. Mesela, Memlük Sultanlığı tamamen kölelerin yönettiği bir sultanlıktı ve bu köle askerler sınıfının bir örneğiydi. \"Memlük\" kelimesi, kölelerin sahibi olan sultanların ve yöneticilerin mülk, malik, ve köle olarak sınıflandırılmasına dayanır. Afrika, ucuz işgücü ve ham madde kaynakları açısından çekici bir bölgeydi. Bu nedenle köle ticareti, insanlar, altın ve diğer kaynaklar gibi değerli şeylerin ticaretiyle birlikte gelişti. Örneğin, siyah köleler her yerde aynı şekilde çalışamazlardı; iklim ve koşullara uygun işlerde kullanılırlardı. Örneğin, zenci köleler kürek çekmekte zorlanabilirlerdi, ancak pamuk tarlalarında çalışabilirlerdi. Bu nedenle köle ticareti bölgeler arasında farklılık gösterdi. Ayrıca, Afrika'da bazı durumlarda insanlar borçlarını ödemek veya başka nedenlerle kendilerini köle olarak satabilirlerdi. 19. yüzyılın başlarında, köleliğin savunucuları, köleliğin kölelerin iyiliği için olduğunu iddia ettiler. Ancak 19. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde kölelik giderek daha fazla eleştirilmeye başlandı ve dünya çapında kaldırılmaya başlandı. Bu dönemde, köleliğin kaldırılmasına yönelik birçok hareket ve isyan meydana geldi. 1865'te kölelik resmen sona erdiğinde, kölelerin özgürlüğüne kavuştuğunda, yeni bir dönem başladı ve bu dönemde insanlar artık birbirlerine daha eşit davranmaya başladılar. Devletler artık yaşatıcı ve koruyucu bir rol üstlendiler. Haitili köleler, haklara sahip olma talepleriyle isyan ettiler ve bu, 1791'de köleliğin resmen yasaklandığı bir dönemin başlangıcını işaret etti. Sokullu Mehmet Paşa gibi tarihi figürler, kölelerin hizmetinde olan kişilerdi ve bu, dönemin sosyal yapısının bir parçasıydı. Zanzibar, sadece kumda güneşlenmekle sınırlı olmayan bir cennettir! Bu adada yemyeşil mangrov ormanları, canlı renklere sahip mercan resifleri, neşeli kırmızı kolobus maymunları ve 150 yılın üzerinde yaşayan kaplumbağalar gibi harikalarla dolu. Zanzibar, ödüllü deniz parkları ve yaban hayatı rezervleri gibi yerel türleri koruma amacı güden birçok özel alanı bünyesinde barındırır. Bu parklar ve rezervler, nesli tükenmekte olan canlıları, Pemba uçan tilki gibi dünyanın en büyük yarasa türünü ve nesli tükenmekte olan kırmızı kolobus maymununu korumak için tasarlanmıştır. Stone Town'dan kısa bir sürüş mesafesinde ormanlar ve doğa yürüyüşü parkurları sizi bekliyor veya denizin ortasında yer alan izole ve korunan adalara tekneyle geçebilirsiniz; her biri kendi benzersiz hikayesini taşır. Jozani Ormanı'nın en büyüleyici özelliklerinden biri, kirks ve kırmızı colobus maymunlarının bol miktarda bulunmasıdır. Bu maymunlar özgürlüğüne düşkün ve Zanzibar'a özgü bir türdür. Yaklaşık 10 yıl önce bu maymunlar nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, ancak hayatlarını korumaya yönelik bir koruma projesi sayesinde bu eğilim tersine döndü. Şu anda Jozani Ormanı'nda yaklaşık 6.000 kırmızı kolobus maymunu bulunmaktadır. Maymunları ziyaret ettikten sonra, mercan bitki örtüsü, mangrov ormanı ve Pete-Jozani Mangrove Tahta Kaldırımı boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. Bu alan, kertenkelelerden yılanlara ve kuşlara kadar birçok farklı canlıya yaşam alanı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kıyı erozyonunu önlemeye yardımcı olan bir ekosistemdir. Zanzibar'ın doğal denge için ne kadar önemli olduğunu bu yürüyüş sırasında keşfedebilirsiniz. Changuu Adası, Zanzibar'a sadece 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor ve tekneyle 20-30 dakika süren keyifli bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Bu adanın geçmişi oldukça ilginç ve karmaşıktır. İlk olarak hapishane olarak kullanılan Changuu Adası, kölelerin gözaltına alındığı bir mekan olarak hizmet vermiştir. Suç işleyen köleler buraya getirilip hapsedilirdi. Daha sonra sarı humma salgınlarına karşı bir karantina istasyonu olarak görev yapmıştır. Ada günümüzde, eski hapishane kalıntılarına ev sahipliği yapmasının yanı sıra, özellikle dikkat çeken Aldabra kaplumbağalarına da ev sahipliği yapmaktadır. Bu kaplumbağalar, Seyşeller'den hediye olarak adaya getirilmiştir. Toplamda dört kaplumbağa bu adaya hediye edilmiş ve zamanla bu popülasyon çoğalmıştır. Ancak 1990'ların sonlarında bu kaplumbağaların dünya genelinde satışa sunulması sonucu sayıları azalmıştır. Bu durumu engellemek ve kaplumbağaları korumak amacıyla özel bir proje başlatılmış ve bu hayvanların satışı durdurulmuştur. Bu etkileyici yaratıklar yaklaşık olarak 250 kilogram ağırlığındadır ve bazıları 200 yaşının üzerinde olduğuna inanılmaktadır. Changuu Adası, bu uzun ömürlü ve büyüleyici kaplumbağaların yaşadığı bir doğa cenneti olarak ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunar. Haydi, okyanusa açılma zamanı geldi! Zanzibar'ın güney kıyılarında yerel olarak inşa edilen geleneksel Arap yelkenli tekneleriyle unutulmaz bir günlük yolculuğa çıkalım. Bu macera, sizi balıkçı köyü Fumba'dan Menai Körfezi koruma alanına kadar taşıyacak ve tam 6 saat boyunca sürecek. Bu özel tekneler, yerel ustalar tarafından Doğu Afrika maunu ağaçları kullanılarak el yapımı olarak üretiliyor. Üstelik, güçlü bir motor, güneşlikler, biniş merdiveni ve can yelekleriyle donatılmışlar. Güvenliğiniz her zaman ön planda! Yolculuğunuz sırasında eşsiz bir deniz altı dünyası keşfetme fırsatı bulacaksınız. Şnorkel yapabileceğiniz, güneşlenebileceğiniz ve yüzebileceğiniz harika bir kumsala uğrayacağız. Üstelik yanımızda, size mercan resifleri ve tropikal deniz yaşamı hakkında uzman bilgiler verebilecek deneyimli şnorkel eğitmenleri de bulunacak. Ve en iyi kısmı? Yolculuğunuz boyunca mevsim meyveleri ve taze deniz ürünlerinden oluşan bir lezzet şöleni sizi bekliyor. Ayrıca, Hint-Pasifik kambur yunusları ve şişe burunlu yunusları gibi deniz canlılarını görmek için de şansınız yüksek! Zanzibar'ın güzel sularında geçireceğiniz bu unutulmaz gün için hazır mısınız? Tek yapmanız gereken, bu benzersiz deniz macerasına katılmak için adım atmak. Gökyüzü mavisi sizi çağırıyor, bu macerada yerinizi ayırtmayı unutmayın! Hayatınızın en büyüleyici deneyimlerinden birine hazır olun! Yunus safarisi, sizi doğal yaşam alanlarında yunusları görmeye ve hatta belki de onlarla yüzmeye götürecek bir macera sunuyor. Bu özel macera, Zanzibar'ın güneyinde yer alan yerel bir balıkçı köyü olan Kizimkazi'nin sahilinde başlıyor. Burası, çok sayıda kambur ve şişe burunlu yunusun evi. Yunuslar, 1997 yılında kurulan ve balık stoklarının korunmasını amaçlayan 420 km2'lik Menai Körfezi Koruma Alanı tarafından resmi olarak korunuyor. Yunusların serbestçe yaşadığı bu doğal cenneti ziyaret ederken, sizi nelerin beklediğini anlatayım. İlk olarak, mercan resiflerinin altında şnorkelle dalış yapma fırsatınız olacak. Burada Hint Okyanusu'nun rengarenk sakinleriyle tanışacak ve onların doğal yaşam alanlarını keşfedeceksiniz. Ardından, Görünmez Ada'da bir piknik öğle yemeği molası vereceksiniz. Beyaz kumlu plajları ve berrak sularıyla bu ada, sizi büyüleyecek. Unutmayın, bu tura katıldığınızda, yunusları tuzağa düşürmeye veya rahatsız etmeye çalışmıyoruz. Yunusları sadece uzaktan gözlemlemeye ve onların doğal davranışlarını takip etmeye saygı gösteriyoruz. Yunusları görmek için şansınız oldukça yüksek, yaklaşık olarak %80 civarında bir olasılığa sahipsiniz. Kizimkazi'nin sakin sularında, yunusların büyülü dünyasına hoş geldiniz! Bu unutulmaz macera için yerinizi ayırtmayı unutmayın. Gökyüzü mavisi ve denizin çekici çağrısına kulak verin, sizi bekleyen büyüleyici bir yolculuk sizi bekliyor! Mnemba adası turu için başlangıç noktanız adanın kuzeyindeki Nungwi beach olmalı. Eğer Kizimkazi Yunus turuna katılmadıysanız hiç üzülmeyin. Çünkü Mnemba adası turunda yunusları görme olasılığınız çok yüksek. Yunusları özellikle görmek istiyorsanız tura mutlaka sabah erken saatte çıkmalısınız. Bizim tercihimiz 08:00'de başlamak oluyor. Yunusların görebileceğimiz en iyi saatler sabah saati olduğundan turu ilerleyen saatlerde yapmıyoruz. Her yaptığımız Mnemba turunda yunusları gördük. Hatta ilk turumuzda onlarla yüzme şansımız bile olmuştu. Ama yunusları göreceksiniz diye garanti vermiyoruz. Bu tamamen şans işi. Mnemba Adası, Tanzanya açıklarındaki küçük bir mercan adasıdır ve AndBeyond tarafından işletilen özel bir tesise, Mnemba Island Lodge'a ev sahipliği yapmaktadır. Bu lüks tesis, sadece doğal çevreye saygılı değil aynı zamanda rahat ve sakin bir tatil deneyimi sunmak için tasarlanmış 10 sahil kır evine ev sahipliği yapmaktadır. Ada, yunuslar, kaplumbağalar ve çeşitli balık türleri gibi zengin deniz yaşamıyla tanınır. Mnemba Adası'nı ziyaret edenler, şnorkelli yüzme, tüplü dalış, kano gezileri ve plaj tarama gibi çeşitli aktivitelerin keyfini çıkarabilirler. Katılacağınız günlük turda adaya ayak basılmıyor. Adanın hemen yakınına kadar gidip tekne burada yüzme molası veriyor. Özel ada olduğundan ne yazık ki günübirlik turların girişi yasak. Zanzibar Takımadaları Pemba Adası ve Unguja Adası'nı kapsar. Pemba, Zanzibar'ın hemen kuzeyinde büyük bir adadır. Pemba, görebileceğiniz en el değmemiş plajlardan bazılarına sahip, sessiz olduğu için büyüleyici bir güzelliktedir. Pemba adasını Zanzibar'ın bundan 50 yıl önceki hali olarak düşünebilirsiniz. Bozulmamış tamamen bakir bir adadır. Zanzibar'ı Tanzanya'nın karanfil başkenti sanıyordum ama yanılmışım. Pemba, adaya ana karada görülmemiş bir refah kazandıran Zanzibar'dan kat kat daha fazla karanfil üretiyor. Adada 400.000'den fazla insan yaşıyor ve bunların çoğunluğu başkenti Chake Chake'in çevresine yerleşmiş durumda. Zanzibar'ın yaklaşık 100 km kuzeyinde yer almaktadır. Tanzanya adaları içinde Pemba en az turistik olanıdır. Elbette son yıllarda ivme kazandı ama bilen insanlar için hala o güzel gizli mücevherlerden biri olmaya devam ediyor. Zanzibar'ın uzaktan yakından uzaktan alakası yok. Pemba adasına Dar Es Salaam ve Zanzibar'dan uçakla gidebilirsiniz. 12 yolcu kapasiteli küçük turboprop jetler ile hizmet veriliyor. Uçak yolculuğu Zanzibar'dan 30 dakika, Dar Es Salaam'dan 1 saat sürüyor. Eğer bütçeniz kısıtlıysa Zanzibar'dan Pemba Adası'na feribotla gitme seçeneği de mevcut. Yolculuk 6 saat sürüyor. Konaklama için ve dalış için adanın kuzey bölgesini tercih etmelisiniz. Zanzibar adası gibi her bölgesinde konaklama imkanı sunmadığı için en iyi konaklama imkanı sunan bölgesi kuzeyidir. Havalimanından adanın kuzeyi 1.5 saat sürmektedir. Özellikle dalış severlerin Mafia adasından sonra mutlaka Pemba adasına gitmesini öneririz. Resiflerin bozulmamış olması bir çok sualtı canlısına ev sahipliği yapmaktadır. Ve bu sayede sürüler halinde balıklar görmeniz yüksek ihtimaldir. Pemba adasında size tavsiyemiz günlük turlar aşağıda listelenmiştir; Misali Adası Serüveni: Kaplumbağalar ve Mercanlarla Dolu Bir Gün Bu güzel ada, Doğu Afrika'nın en nefes kesici mercan kayalıklarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, yılın farklı zamanlarında adada yuva yapan sevimli kaplumbağaları görmek de mümkün! Misali Adası turu, size bu doğal cenneti tüm güzelliğiyle yaşatma fırsatı sunuyor. İşte nelerle karşılaşacağınızı anlatayım: 1. Mercan Kayalıklarında Şnorkelle Dalış: Adanın etrafındaki sular, muhteşem mercan kayalıklarıyla dolu. Misali Adası'nın gerçek hazinesi, 42 farklı mercan türü, 300'den fazla çeşitli balık, nadir bulunan vervet maymunlarının alt türü, görmek için nadir fırsatlar sunan hindistancevizi yengeçleri ve yeşil ile şahin gagalı kaplumbağaların üreme alanıdır. Bu zengin ekosistem, adanın en büyük değerini oluşturur. Bu turda şnorkelle dalış yaparak bu renk cümbüşünün içinde kaybolacaksınız. Renkli balıklar, denizanası ve daha birçok deniz canlısı ile karşılaşma şansınız yüksek! 2. Kaplumbağa Gözlemi: Misali Adası, kaplumbağaların yuva yapma mevsimlerinde ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor. Bu şanslı dönemdeyseniz, bu sevimli yaratıkları görmek için hazır olun. Onları doğal yaşam alanlarında izlemek gerçekten büyüleyici bir deneyim. 3. Vervet Maymunları ve Hindistancevizi Yengeçleri: Ada, sadece kaplumbağalarla sınırlı değil. Vervet maymunları ve renkli hindistancevizi yengeçlerini izlerken adanın diğer yerli sakinlerini de keşfedebilirsiniz. Misali Adası, doğanın cömertliği ile çevrili bir cennet gibi. Bu tur, sizi bu muhteşem doğa harikası ile buluşturacak. Kendinizi yeşilin, mavinin ve doğanın kollarına bırakın. Görmek istediğiniz bu güzellikleri kaçırmayın. Pemba Adası'nın Gizli Hazinesi: Ngezi Ormanı Pemba Adası'na hoş geldiniz! Bu cennet adada keşfedilecek birçok doğal güzellik var, ancak en büyük sürprizlerden biri, adanın kuzeybatı köşesinde bulunan Ngezi Ormanı'dır. İşte bu ormanın büyüleyici dünyasını keşfetmek için size davetimiz! Ngezi Ormanı, kendine özgü endemik türlerin yanı sıra göz alıcı bir tropik orman deneyimi sunan Pemba'nın en büyük milli parklarından biridir. Ormanın içinde kaybolurken, aşağıdaki güzellikleri keşfetme fırsatını yakalayacaksınız: Egzotik Canlılar: Ngezi Ormanı, birçok egzotik yaban hayatına ev sahipliği yapar. Kolobus maymunları, çalı yavruları, meyve yarasaları ve nadir kuş ve kelebek türleri burada rahatça dolaşır. Her köşede yeni bir sürpriz sizi bekliyor! Baharat Kokuları: Pemba, baharat adası olarak da bilinir ve Ngezi Ormanı bu zengin baharatların yetiştiği bir yerdir. Yürüyüşleriniz sırasında baharat bitkilerinin hoş kokularını hissedeceksiniz. Doğal Güzellik: Orman içinde doğal göllerin sıkça rastlandığını da göreceksiniz. Ayrıca, eski bir kereste işletmesinin kalıntıları gibi tarihi izler de bulabilirsiniz. Gece Yürüyüşleri: Eğer cesur hissederseniz, Ngezi Ormanı'nda yaşayan baykuşları gece yürüyüşleri sırasında görmek ve belki de duymak mümkün. Bu büyülü deneyimi yaşamak isterseniz, önceden organizasyonumuzla iletişime geçebilirsiniz. Gün batımından sonra ormanın büyüsünü keşfetmek, asla unutamayacağınız bir macera olacak! Bu muhteşem adada sizi harika bir lezzet yolculuğuna çıkaracaktır. İşte size özel bir turun tadını çıkarmanın yol haritası: Tur, sıcak bir karşılama ve Stone Town'daki buluşma ile başlıyor. Ardından, sizi Zanzibar'ın lezzetli dünyasına yerel bir baharat çiftliğine götürüyorlar. Bu çiftlik, Zanzibar'ın eşsiz baharatlarını ve meyvelerini yetiştirir. Burada, bu baharatları ve meyveleri koklayacak, tadacak ve sadece Swahili mutfağında değil, aynı zamanda ilaç ve güzellik ürünlerinde nasıl kullanıldığını öğreneceksiniz. Baharat çiftliği ziyaretinin ardından, yakındaki bir köye araçla kısa bir yolculuk yapılıyor (yaklaşık 5 dakika). Burada, geleneksel Zanzibar köy hayatını yakından gözlemleme fırsatı bulacaksınız. Nasıl inşa edildiğini görecek ve yerel halkın günlük yaşamına dair biraz iç görü elde edeceksiniz. Köyde, yerel bir kadınla tanışacak ve ondan manyok'un nasıl yetiştirildiğini öğrenme fırsatınız olacak. Birlikte manyok yaprağı toplayacak, ardından evinde açık hava mutfağında uygulamalı yemek pişirme dersi alacaksınız. Ve işte burada gerçek lezzet serüveniniz başlıyor! Yapacağınız vejetaryen sos, temel olarak taze hindistan cevizinden yapılan hindistan cevizi sütünü içerir. Sebzeleri pişirip her şey hazır olduğunda, dışarıda keyifli bir öğle yemeği sizi bekliyor olacak. Zanzibar'ın yerel lezzetlerini keşfetmek ve kültürünün tadını çıkarmak için bu tur, unutulmaz bir deneyim sunuyor. Her lokma, bu güzel adanın zenginliğini ve lezzetini yansıtıyor. Zanzibar'ın tatlarla dolu dünyasına hoş geldiniz! Bu güzel adada, tüm duyularınıza hitap eden unutulmaz bir deneyim sizi bekliyor. Baharatlar ve şifalı bitkiler Zanzibar'a ilk olarak 16. yüzyılda Portekizli tüccarlar tarafından Güney Amerika ve Hindistan'daki kolonilerinden getirildi. Ve bugün, bu baharatların kokusu ve lezzeti hala adanın havasını dolduruyor. Tur, yerel bir baharat çiftliğinde başlıyor. Bu çiftlikte, baharatların, şifalı otların ve meyvelerin nasıl yetiştirildiğini ve işlendiğini öğreneceksiniz. Rehberiniz, bu muhteşem ürünlerin Zanzibar mutfağında nasıl bir araya geldiğini anlatırken siz de bu kokuları ve tatları deneyimleyeceksiniz. Karanfil, hindistan cevizi, tarçın, zerdeçal, vanilya, kakule, kırmızı biber ve karabiber gibi baharatların kokusunu alacak ve tadına bakacaksınız. Aynı zamanda limon otu gibi otları ve tropikal ürünlerden olan hindistan cevizi, papaya, nefes, manyok ve portakal gibi ürünleri de keşfedeceksiniz. Turunuz, bu lezzetli serüveni tamamlamak için geleneksel bir Swahili öğle yemeğiyle sona eriyor. İşte burada baharatların yemeklerimize nasıl zenginlik kattığını ve geleneksel lezzetlerimizi nasıl şekillendirdiğini deneyimleme fırsatınız olacak. Tur sona erdiğinde, bu güzel aromaları ve baharatları hatırlamanız için yerel bir baharat standında taze paketlenmiş baharatlar satın alabilirsiniz. Unutmayın, nakit gerekebilir! Zanzibar'ın kokulu dünyasını keşfetmek için bu tur, lezzetlerin ve kültürün mükemmel bir birleşimidir. Burada her baharat, bir hikaye ve bir tat taşır. Zanzibar hakkında tüm bilgileri ve günlük turlar hakkında bilgileri verdikten sonra sıra geldi Zanzibar'da gezilecek yerlerin listesini yapmaya. Michamvi Pingwe plajındaki kaya üzerine kurulu Rock Restaurant 2010 yılına kadar balıkçıların kullandığı bir yerken günümüzde Zanzibar'a gelen hemen hemen turistin mutlaka ziyaret ettiği bir nokta haline gelmiştir. Paje ve Bwenjuu bölgelerinden 20 dakika, Stone Town'dan ise 63 km yani 1.5 saat sürüş mesafesindedir. Zanzibar adasında gel-git olayını gözle görebilirsiniz. Ve ciddi anlamda deniz suyu yükselik alçalmaktadır. Bu gel-git durumu Rock restaurant bölgesinde de görülmektedir. Suların çekildiği saatlerde kumsaldan restaurant'a yürünebiliyorken su seviyesinin yüksek olduğu zamanlar tek ulaşım yolu tekneler oluyor. Olurda suların çekildiği zamana denk gelir ve yürümek isterseniz kumsalda binlerce deniz kestanesi olduğundan buna uygun ayakkabı ile gelmenizi tavsiye ederiz. Maalum doğal havuz hemen Paje kumsalındadır. Paje kumsalını gördükten sonra burayı ziyaret edip yeşillikler içindeki masmavi sularda serinleyebilirsiniz. Meksika'daki cenotelere gitmemiş olanlara müjde. Neredeyse Meksika cenotelerine benzer bir oluşum olan Kuza Cave tam bir cenote görünümdedir. Fazla yürüyüş ve tırmanış gerektirmeyen oldukça kolay yürüyüş rotası sayesinde rahatlıkla mağaraya ulaşabilirsiniz. Mağara içindeki küçük tatlı su havuzunda serinleyebilirsiniz. Zanzibar'ın kuzeyinde yer alan Nungwi Plajı, tatilciler için cazip bir destinasyon olmanın ötesinde, Baraka Doğal Akvaryum'a ev sahipliği yapar. Bu benzersiz mekan, gerçek dost canlısı kaplumbağalarla yüzebileceğiniz bir vaha gibidir. Ancak aslında bu bir akvaryum değil, doğanın armağanı olan küçük bir doğal gölettir. İşte bu göl, kaplumbağalar için sığınak görevi gören gizli bir mağarayı içerir. Baraka Doğal Akvaryum aynı zamanda bir koruma alanıdır. Bu özel yer, kazara balık ağlarına takılan veya başka şekillerde yaralanan kaplumbağaları kabul eder ve onları iyileşmeleri için korur. Ardından, kaplumbağaları tekrar açık okyanusa bırakmadan önce sağlıklarını yeniden kazanmaları için zaman tanır. Kaplumbağalarla su altında yakın temas kurmak, başlangıçta biraz tuhaf gelebilir. Ancak zamanla, bu muhteşem yaratıklar size güvenmeye başlarlar. Parmaklarınızı kaplumbağaların kabuklarının üzerinde gezdirmek, onları yanınızda hissetmek gerçekten büyüleyici bir deneyim sunuyor. Baraka Doğal Akvaryum'da kaplumbağalarla yüzmek, sadece güvenli ve özel bir deneyim sunmakla kalmaz, aynı zamanda doğanın güzelliklerine saygı göstermenin ve bu hassas yaratıkların korunmasına katkıda bulunmanın da bir yoludur. Bu benzersiz deneyim, Zanzibar seyahatinizin unutulmaz anılarından biri olacaktır. Tanzanya'da Plastik Poşet Yasağı: Seyahatçiler İçin Önemli Bilgi Tanzanya'da 1 Haziran 2019'dan bu yana plastik poşetler yasaklandı. Bu, seyahat edenler için son derece önemli bir bilgidir, çünkü Tanzanya'ya plastik poşet getirmek de yasaktır. Varışta gümrük kontrolünde üzeriniz aranabilir ve plastik poşetlerle yakalanmanız durumunda para cezası uygulanabilir. Bu yasak, Zanzibar dahil olmak üzere tüm Tanzanya için geçerlidir. Plastik poşetlerden kaçının ve çevreyi koruma çabalarına katkıda bulunun lütfen. Kenya turumuz için havalimanına vardığımızda, birçoğumuz için beklenmedik bir sürprizle karşılaştık: Plastik poşetlerin yasaklandığını öğrendik. Duty-free alışverişinden dönen bazı arkadaşlarımızın poşetleri polis tarafından ülkeye sokulmadı ve tüm poşetler toplandı. Bu, plastik poşet yasağının seyahatimizin ilginç bir anısıydı. Kenya, çevreyi korumak ve sürdürülebilirliği teşvik etmek amacıyla plastik poşetleri yasaklayan bir dizi önlem almıştı. Seyahat edenler olarak, bu yasağa saygı göstermek ve çevreye katkıda bulunmak için plastik poşetlerden kaçınmak zorunda kaldık. Kenya'daki bu deneyim, çevre dostu uygulamalara daha fazla duyarlılık kazandırmamıza ve seyahatlerimizin çevreye etkisini düşünmemize neden oldu. Tanzanya sahilindeki Zanzibar adasının tarihi başkenti Stone Town'un merkezinde yükselen Emerson Hotel, adanın geleneksel Müslüman atmosferini ve tarihini yansıtan önemli bir simgedir. Otel, ikinci en yüksek bina olma unvanını taşır ve bulunduğu bina, 1870'lerde Swahili İmparatorluğu'nun en zengin işadamlarından biri olan Bay Tharia Topan tarafından inşa edilmiştir. Topan, Sultan Bargash'ın baş mali danışmanı olarak görev yapmıştır. Emerson Hotel binası, dar sokaklarla çevrili olmasına rağmen okyanusu net bir şekilde görebilmeniz için yüksek bir noktaya inşa edilmiştir. Bu tarihi ve etkileyici binayı daha da özel kılmak için yakın zamanda Emerson Skeens tarafından tamamen yenilenmiştir. Butik otel olarak hizmet veren bu mekan, orijinal zarafetini antika mobilyalar, uzun perdeler ve kraliyet iç dekorasyonu ile birleştirerek 21. yüzyılın konforlarıyla harmanlamıştır. Akşam ve öğle yemeği için güzel bir tercihtir. Akşam yemeğine gidecekseniz mutlaka önden rezervasyon yaptırmanızı öneriyoruz. Çünkü küçük bir mekan olduğundan sınırlı müşteri kapasiteleri var. Adres: 236 Hurumzi Street, Stone Town, Zanzibar. Daha fazla bilgi için Hurumzi Emerson sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Stone Town şehir merkezindeki bu cafe bizim her Zanzibar ziyaretimizde mutlaka ahtapot yemek için gittiğimiz başlıca mekandır. Hem yemeklerinin lezzeti hem hızlı servisi hem de bütçeli olmasıyla sizlere de şiddetle önerdiğimiz bir restaurant'tır. Adres: R5PQ+M4H, Zanzibar, Tanzanya Stone Town'un Mkunazin bölgesinde bulunan bu kafe, Zanzibar'ın en kaliteli kahvelerini demlemekle ünlüdür. Hem zemin katta hem de ferah bir teras bölümünde hizmet verir. Burada keyifle lezzetli kahvelerinizi içerken, Stone Town'u yüksekten izleme ve aynı zamanda sokakları gözlemleme şansına sahip olabilirsiniz. Adres: 64 Mkunazini St, Zanzibar, Tanzanya Africa House Hotel'in tarihi atmosferinde bulunan Sunset Bar & Restaurant, yerel ve uluslararası mutfakları bir araya getiren bir menü sunar. Bu restoran, Zanzibar'ın zengin mutfak geleneğini yansıtan yemekleriyle ünlüdür. Taze yerel ürünler ve deniz mahsulleri kullanılarak hazırlanan yemekler, adanın kültürel çeşitliliğini yansıtır. Stone Town'a gelip burada günbatımı yapmayan turist sayısı çok azdır. Biz ilk 2012 yılında ziyaret ettiğimide şimdiki haline göre çok daha şık olduğunu itiraf edebiliriz. Şimdiki hali çok daha salaş ne yazık ki. Yine de manzarası güzel olduğundan sizlere alternatif olması için listemize aldık. Adres: Shangani Street Zanzibar City Güzel kokteyller içmek ve nezih bir yemek için mutlaka 6 Degrees South'a gelmelisiniz. Biz genelde buraya günbatımına denk gelen saatlerde geliyoruz. Golden Hour'ın en keyifli anlarını burada yaşayacağınızı garanti ediyoruz. Servisi biraz ağır olsa da lezzetleri ile sizi memnun edeceğinden eminiz. Adres: Shangani Waterfront, Stone Town. Daha fazla bilgi için sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Dilediğiniz zaman, ya bir akşam yemeği için ya da günbatımını izlemek için uğrayabilirsiniz. Park Hyatt, denize sıfır konumuyla sizi Hint Okyanusu'nun ılık rüzgarıyla karşılar, günün son anlarında gökyüzünün muhteşem bir tabloya dönüştüğü bu manzara eşliğinde unutulmaz anlar yaşamanız için ideal bir seçenektir. Adres: TZ, Shangani St Zanzibar'da konaklamanızı iki farklı bölgede yapmanızı öneriyoruz. Bizim tercih ettiğimiz bölgeler Stone Town ve Nungwi. Konaklama yapacağınız gün sayısına ve katılacağınız günlük turlara göre konaklamanızı programanıza göre bölebilirsiniz. Havalimanı Stone Town'a çok yakın olduğu için önce burada konaklama yapabilirsiniz. Hem Unesco Miras listesine girmeye hak kazanmış şehrin labirent sokaklarını gezer hem alışveriş yapar hem de Paje bölgesi, Prison Adası, Jozani Forest ve Baharat turu gibi günlük turlara da buradan katılabilirsiniz. Stone Town'dan sonra buradan yaklaşık 1.5 saat kuzeyde yer alan Nungwi bölgesine geçebilirsiniz. Nungwi, Zanzibar'ın bizce en güzel yeri. Konaklama seçeneğinin fazla olması, restaurant çeşitliliği, gece eğlencesinin olması ve hint okyanusunun pırıl pırıl sularında yüzme imkanı sunmasıyla sizi inanın çok memnun edecek. Zanzibar'da Araba Kiralama Zanzibar'da kesinlikle araba kiralamayı önermiyoruz. Bundan bir kaç yıl önce orada çalıştığımız seyahat acentasının sahibi ile adayı gezerken sürekli polis çevirmelerine denk gelmiştik. Nungwi bölgesine ne zaman yaklaşsak bu polis çevirmesine muhakkak denk gelirdik. Ama bu seferki başkaydı. Çünkü sürekli çeviri vardı. Ve her çevirmede rüşvet olayını gözümüzle gördük. Ne yazık ki Zanzibar'da rüşvet sistemi hale geçerli. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak ve seyahatinizi keyifsiz kılmamak için araç kiralamak yerine günlük şöförlü araç kiralayıp sıkıntısız gezebilirsiniz. Türk vatandaşlarının Zanzibar ya da Tanzanya için vize alması zorunludur. Vize almak için 2 seçenek bulunuyor. Biri varışta kapıda alabileceğimiz kapı vizesidir. Diğeri ise gitmeden önce online alabileceğimiz seçenektir. Her ikisinde de ücret aynıdır. 50 USD'dir. Önceden kapı vizesi almak tam bir eziyet iken zamanla havalimanını düzenlemeleri sayesinde girişteki o izdiham durumu ortadan kalkmıştır. Eğer online vize alacaksanız. Ayrıca Entry Declaration giriş formunu doldurmanız da gerekiyor. Varışta vakit kaybetmek istemiyorsanız buradan declaration formu indirip A5 boyutunda çıktısını alabilirsiniz. Online vize almak yerine kapıda vize alacak olanlar giriş formu ve vize formunu bu sayfadan indirip A5 çıktısını alabilirler. Online vize başvurunuzu ise Tanzania E-Visa sayfasından alabilirsiniz. Köle pazarının olduğu yere kiliseyi inşa eden Londralı bir misyonerdir. Burayı inşa etmesi için kölelerin konulduğu hücrelerden 13 tanesi yıktırması gerekmiştir. Müzede gördüğümüz iki tane hücreyi ise anıt olarak ziyaret edilmek üzere bırakmıştır. Müzenin yanında ayrıca bir sergi alanı bulunmaktadır. Kölelik Hakkında Bilgi Doğu Afrika'daki köle ticareti 17. yüzyılda başladı. Bu bölge, Umman yönetimi altında ticaretin geliştiği bir yer haline geldi, özellikle Araplar arasında zenginliği artıran bir tür ticaret olan köle ticareti. İslam, diğer Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için bu ticarette köle olarak satılanlar genellikle diğer Afrikalılar oldu. Stone Town gibi mükemmel limanlara sahip bölgeler, tatlı su kaynaklarının bol olduğu yerler olarak öne çıktı. Bu bölgeler, Doğu Afrika'nın en büyük ve en zengin şehirlerinden biri haline geldi. Doğu Afrika'daki köle ticareti, gerçekten 17. yüzyıldan itibaren hız kazandı. Bu dönemde, dünya pazarlarına yılda otuz ila kırk bin köle sevk ediliyordu. Bu kölelerin bir kısmı Bağdat üzerinden Osmanlı İmparatorluğu ve İran'a gönderildi, ancak daha büyük bir kısmı İspanyollar ve Amerikalılar gibi diğer ülkelere satıldı. Doğudan Kuzey Afrika'ya kaç Afrikalı köle satıldığına dair kesin sayılar olmadığından, farklı tahminler bulunmaktadır. Bu farklılıkların nedeni, kölelerin taşıma sırasında ölme olasılığının yüksek olmasıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar, köle ticaretine konu olan her dört köleden yaklaşık üçünün hedef pazarlarına ulaşmadan önce yaşamını yitirdiğini göstermektedir. Ölüm nedenleri arasında uzun yolculuklar sırasında açlık, hastalık ve yorgunluk bulunmaktadır. Zanzibar, baharatları ve köleleriyle dünya çapında ün kazanmıştı. Bu ada, Doğu Afrika'nın ana köle ticareti limanıydı ve 19. yüzyılda her yıl yaklaşık 50.000 köle, Zanzibar'ın köle pazarlarından geçiyordu. (Özellikle ünlü kaşif David Livingstone, her yıl 80.000 Afrikalı'nın köle pazarına ulaşmadan önce öldüğünü tahmin etmiştir.) Hint Okyanusu kıyılarında 17 milyon insanın köle olarak satıldığı tahmin edilmektedir. Ancak tüm köleler Mısır veya Suudi Arabistan gibi yerlere gönderilmedi. Ummanlı yerleşimciler, dünya pazarlarındaki artan talebi karşılamak için 1820'den itibaren Zanzibar'da karanfil yetiştirmeye başladılar. Başlıca ihracat ürünlerinden biri hurma idi ve hurma tarlalarının genişlemesi, ucuz köle emeği talebini artırdı. İslam'ın kuralları, Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için, Afrikalılar büyük ölçüde ithal edildi ve birçoğu Zanzibar üzerinden taşındı. 1820'lerin sonlarına doğru Sultan Said döneminde, kölelik kullanılarak karanfil yetiştirmesi için halkı teşvik etti ve karanfil yetiştirmeyenlerin mülklerine el konulabileceği tehdidinde bulundu. Bu politika sonucunda, en küçük arazide bile 50 köle, büyük arazilerde ise 500 köle çalıştırılıyordu. Zanzibar'da, ekonomik faaliyetler arasında en karlı olanı kölelikti. Bu nedenle adada yaşayan siyahların büyük bir kısmı, Doğu Afrika'dan getirilen köleler ya da onların torunlarıydı. Köleler, konforları veya güvenlikleri gözetilmeden Arap yelken gemilerinde sıkıştırılan bir şekilde Zanzibar'a getirildi. Birçok köle, Zanzibar'a varmadan önce yolculuk sırasında yaşamını yitirdi. Zanzibar'a ulaştıklarında, köleler tamamen çıplak bırakılır, temizlenir, vücutları hindistancevizi yağı ile kaplanır ve köle tüccarının adını taşıyan altın ve gümüş bilezikler takmak zorunda bırakılırdı. Bu aşamadan sonra köleler, sokaklarda çıplak bir şekilde yürümeye zorlandı ve onları alacak birine kadar kılıç veya mızrak taşıyan sadık köleler tarafından korundu. Arap efendilerin siyah kölelere uyguladığı zulüm, 1964 devriminde patlak veren bir nefret mirası bıraktı. 18. yüzyılın başlarında Umman'da yaklaşık 5.000 Afrikalı kölenin bulunduğu ve her yıl yaklaşık 500 yeni kölenin geldiği tahmin edilmektedir. Bu kölelerin çoğu tarlalarda çalıştırılmak üzere kullanılıyordu, ancak bazıları ev hizmetçisi veya cariye olarak istihdam ediliyor ve bir kısmı tekrar İran veya Hindistan'a ihraç ediliyordu. Bu kölelerin birçoğu fil dişi ticareti için getirilmişti ve daha sonra karanfil tarlalarında çalıştırılmaya başlandılar. 1840'ların ortalarında, İngilizler uluslararası sularda köle ticaretini etkili bir şekilde yasakladığında, Sultan Said, ekonomiyi çeşitlendirmek için yeni yollar aramaya başladı. Bu nedenle Zanzibar ve Pemba adalarını karanfil plantasyonlarıyla donattı ve Afrikalı köleleri bu yeni sektörde çalıştırdı. Kısa sürede, bu iki ada dünya karanfil üretiminin yüzde seksen beşini sağlamaya başladılar ve hala Zanzibar ve Pemba adaları, baştan başa karanfil ağaçlarıyla kaplıdır. 1791 yılı Ağustos ayının sonlarında, günümüz Haiti ve Dominik Cumhuriyeti'nde bir köle isyanı başladı. Bu iki ayaklanma, Afrika'dan Amerika'ya yapılan köle ticaretini, köleliği ve sömürgeciliği sona erdirmek için önemli bir destek sağladı. 1822'de İngilizler, Sultan Said ile köle ticaretini durdurmak için bir dizi antlaşmanın ilkinini imzaladılar. İngilizler, köleliği kaldırmak için baskı yaparken, Sultan Amerika Birleşik Devletleri ile bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, Amerikalılara Zanzibar'da ve anakarada ticaret karakolları kurma izni verdi. Güçlü İngiliz baskısı altında, köle ticareti resmen 1876'da sona erdirildi, ancak köleliğin kendisi Zanzibar'da 1897'ye kadar yasal olarak devam etti. Kölelik günümüzde tam anlamıyla sona ermedi, örneğin yabancı ülkelerden gelen bakıcılar veya temizlik işçileri gibi durumlar hala mevcut. Bazı işverenler bu kişilerin pasaportlarına el koyarak onları çalıştırıyorlar. Ayrıca, kölelik terimi bazen yanlışlıkla yabancılar için kullanılıyor. Kölelik aynı zamanda insanları sadece bir iş gücü olarak görmek anlamına gelir ve bu da insanları nesneleştirme ve insanlık dışı muamele gibi sorunlara yol açabilir. Antik dönem filozofları Aristo ve İbni Sina, insanları iş yaptırmak için akıllı olanlar ve çalışacak olanlar olarak ikiye ayırır ve herkesin eşit olduğu fikri çok daha sonra ortaya çıkar. Mesela, Memlük Sultanlığı tamamen kölelerin yönettiği bir sultanlıktı ve bu köle askerler sınıfının bir örneğiydi. \"Memlük\" kelimesi, kölelerin sahibi olan sultanların ve yöneticilerin mülk, malik, ve köle olarak sınıflandırılmasına dayanır. Afrika, ucuz işgücü ve ham madde kaynakları açısından çekici bir bölgeydi. Bu nedenle köle ticareti, insanlar, altın ve diğer kaynaklar gibi değerli şeylerin ticaretiyle birlikte gelişti. Örneğin, siyah köleler her yerde aynı şekilde çalışamazlardı; iklim ve koşullara uygun işlerde kullanılırlardı. Örneğin, zenci köleler kürek çekmekte zorlanabilirlerdi, ancak pamuk tarlalarında çalışabilirlerdi. Bu nedenle köle ticareti bölgeler arasında farklılık gösterdi. Ayrıca, Afrika'da bazı durumlarda insanlar borçlarını ödemek veya başka nedenlerle kendilerini köle olarak satabilirlerdi. 19. yüzyılın başlarında, köleliğin savunucuları, köleliğin kölelerin iyiliği için olduğunu iddia ettiler. Ancak 19. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde kölelik giderek daha fazla eleştirilmeye başlandı ve dünya çapında kaldırılmaya başlandı. Bu dönemde, köleliğin kaldırılmasına yönelik birçok hareket ve isyan meydana geldi. 1865'te kölelik resmen sona erdiğinde, kölelerin özgürlüğüne kavuştuğunda, yeni bir dönem başladı ve bu dönemde insanlar artık birbirlerine daha eşit davranmaya başladılar. Devletler artık yaşatıcı ve koruyucu bir rol üstlendiler. Haitili köleler, haklara sahip olma talepleriyle isyan ettiler ve bu, 1791'de köleliğin resmen yasaklandığı bir dönemin başlangıcını işaret etti. Sokullu Mehmet Paşa gibi tarihi figürler, kölelerin hizmetinde olan kişilerdi ve bu, dönemin sosyal yapısının bir parçasıydı. Zanzibar, sadece kumda güneşlenmekle sınırlı olmayan bir cennettir! Bu adada yemyeşil mangrov ormanları, canlı renklere sahip mercan resifleri, neşeli kırmızı kolobus maymunları ve 150 yılın üzerinde yaşayan kaplumbağalar gibi harikalarla dolu. Zanzibar, ödüllü deniz parkları ve yaban hayatı rezervleri gibi yerel türleri koruma amacı güden birçok özel alanı bünyesinde barındırır. Bu parklar ve rezervler, nesli tükenmekte olan canlıları, Pemba uçan tilki gibi dünyanın en büyük yarasa türünü ve nesli tükenmekte olan kırmızı kolobus maymununu korumak için tasarlanmıştır. Stone Town'dan kısa bir sürüş mesafesinde ormanlar ve doğa yürüyüşü parkurları sizi bekliyor veya denizin ortasında yer alan izole ve korunan adalara tekneyle geçebilirsiniz; her biri kendi benzersiz hikayesini taşır. Jozani Ormanı'nın en büyüleyici özelliklerinden biri, kirks ve kırmızı colobus maymunlarının bol miktarda bulunmasıdır. Bu maymunlar özgürlüğüne düşkün ve Zanzibar'a özgü bir türdür. Yaklaşık 10 yıl önce bu maymunlar nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, ancak hayatlarını korumaya yönelik bir koruma projesi sayesinde bu eğilim tersine döndü. Şu anda Jozani Ormanı'nda yaklaşık 6.000 kırmızı kolobus maymunu bulunmaktadır. Maymunları ziyaret ettikten sonra, mercan bitki örtüsü, mangrov ormanı ve Pete-Jozani Mangrove Tahta Kaldırımı boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. Bu alan, kertenkelelerden yılanlara ve kuşlara kadar birçok farklı canlıya yaşam alanı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kıyı erozyonunu önlemeye yardımcı olan bir ekosistemdir. Zanzibar'ın doğal denge için ne kadar önemli olduğunu bu yürüyüş sırasında keşfedebilirsiniz. Changuu Adası, Zanzibar'a sadece 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor ve tekneyle 20-30 dakika süren keyifli bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Bu adanın geçmişi oldukça ilginç ve karmaşıktır. İlk olarak hapishane olarak kullanılan Changuu Adası, kölelerin gözaltına alındığı bir mekan olarak hizmet vermiştir. Suç işleyen köleler buraya getirilip hapsedilirdi. Daha sonra sarı humma salgınlarına karşı bir karantina istasyonu olarak görev yapmıştır. Ada günümüzde, eski hapishane kalıntılarına ev sahipliği yapmasının yanı sıra, özellikle dikkat çeken Aldabra kaplumbağalarına da ev sahipliği yapmaktadır. Bu kaplumbağalar, Seyşeller'den hediye olarak adaya getirilmiştir. Toplamda dört kaplumbağa bu adaya hediye edilmiş ve zamanla bu popülasyon çoğalmıştır. Ancak 1990'ların sonlarında bu kaplumbağaların dünya genelinde satışa sunulması sonucu sayıları azalmıştır. Bu durumu engellemek ve kaplumbağaları korumak amacıyla özel bir proje başlatılmış ve bu hayvanların satışı durdurulmuştur. Bu etkileyici yaratıklar yaklaşık olarak 250 kilogram ağırlığındadır ve bazıları 200 yaşının üzerinde olduğuna inanılmaktadır. Changuu Adası, bu uzun ömürlü ve büyüleyici kaplumbağaların yaşadığı bir doğa cenneti olarak ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunar. Haydi, okyanusa açılma zamanı geldi! Zanzibar'ın güney kıyılarında yerel olarak inşa edilen geleneksel Arap yelkenli tekneleriyle unutulmaz bir günlük yolculuğa çıkalım. Bu macera, sizi balıkçı köyü Fumba'dan Menai Körfezi koruma alanına kadar taşıyacak ve tam 6 saat boyunca sürecek. Bu özel tekneler, yerel ustalar tarafından Doğu Afrika maunu ağaçları kullanılarak el yapımı olarak üretiliyor. Üstelik, güçlü bir motor, güneşlikler, biniş merdiveni ve can yelekleriyle donatılmışlar. Güvenliğiniz her zaman ön planda! Yolculuğunuz sırasında eşsiz bir deniz altı dünyası keşfetme fırsatı bulacaksınız. Şnorkel yapabileceğiniz, güneşlenebileceğiniz ve yüzebileceğiniz harika bir kumsala uğrayacağız. Üstelik yanımızda, size mercan resifleri ve tropikal deniz yaşamı hakkında uzman bilgiler verebilecek deneyimli şnorkel eğitmenleri de bulunacak. Ve en iyi kısmı? Yolculuğunuz boyunca mevsim meyveleri ve taze deniz ürünlerinden oluşan bir lezzet şöleni sizi bekliyor. Ayrıca, Hint-Pasifik kambur yunusları ve şişe burunlu yunusları gibi deniz canlılarını görmek için de şansınız yüksek! Zanzibar'ın güzel sularında geçireceğiniz bu unutulmaz gün için hazır mısınız? Tek yapmanız gereken, bu benzersiz deniz macerasına katılmak için adım atmak. Gökyüzü mavisi sizi çağırıyor, bu macerada yerinizi ayırtmayı unutmayın! Hayatınızın en büyüleyici deneyimlerinden birine hazır olun! Yunus safarisi, sizi doğal yaşam alanlarında yunusları görmeye ve hatta belki de onlarla yüzmeye götürecek bir macera sunuyor. Bu özel macera, Zanzibar'ın güneyinde yer alan yerel bir balıkçı köyü olan Kizimkazi'nin sahilinde başlıyor. Burası, çok sayıda kambur ve şişe burunlu yunusun evi. Yunuslar, 1997 yılında kurulan ve balık stoklarının korunmasını amaçlayan 420 km2'lik Menai Körfezi Koruma Alanı tarafından resmi olarak korunuyor. Yunusların serbestçe yaşadığı bu doğal cenneti ziyaret ederken, sizi nelerin beklediğini anlatayım. İlk olarak, mercan resiflerinin altında şnorkelle dalış yapma fırsatınız olacak. Burada Hint Okyanusu'nun rengarenk sakinleriyle tanışacak ve onların doğal yaşam alanlarını keşfedeceksiniz. Ardından, Görünmez Ada'da bir piknik öğle yemeği molası vereceksiniz. Beyaz kumlu plajları ve berrak sularıyla bu ada, sizi büyüleyecek. Unutmayın, bu tura katıldığınızda, yunusları tuzağa düşürmeye veya rahatsız etmeye çalışmıyoruz. Yunusları sadece uzaktan gözlemlemeye ve onların doğal davranışlarını takip etmeye saygı gösteriyoruz. Yunusları görmek için şansınız oldukça yüksek, yaklaşık olarak %80 civarında bir olasılığa sahipsiniz. Kizimkazi'nin sakin sularında, yunusların büyülü dünyasına hoş geldiniz! Bu unutulmaz macera için yerinizi ayırtmayı unutmayın. Gökyüzü mavisi ve denizin çekici çağrısına kulak verin, sizi bekleyen büyüleyici bir yolculuk sizi bekliyor! Mnemba adası turu için başlangıç noktanız adanın kuzeyindeki Nungwi beach olmalı. Eğer Kizimkazi Yunus turuna katılmadıysanız hiç üzülmeyin. Çünkü Mnemba adası turunda yunusları görme olasılığınız çok yüksek. Yunusları özellikle görmek istiyorsanız tura mutlaka sabah erken saatte çıkmalısınız. Bizim tercihimiz 08:00'de başlamak oluyor. Yunusların görebileceğimiz en iyi saatler sabah saati olduğundan turu ilerleyen saatlerde yapmıyoruz. Her yaptığımız Mnemba turunda yunusları gördük. Hatta ilk turumuzda onlarla yüzme şansımız bile olmuştu. Ama yunusları göreceksiniz diye garanti vermiyoruz. Bu tamamen şans işi. Mnemba Adası, Tanzanya açıklarındaki küçük bir mercan adasıdır ve AndBeyond tarafından işletilen özel bir tesise, Mnemba Island Lodge'a ev sahipliği yapmaktadır. Bu lüks tesis, sadece doğal çevreye saygılı değil aynı zamanda rahat ve sakin bir tatil deneyimi sunmak için tasarlanmış 10 sahil kır evine ev sahipliği yapmaktadır. Ada, yunuslar, kaplumbağalar ve çeşitli balık türleri gibi zengin deniz yaşamıyla tanınır. Mnemba Adası'nı ziyaret edenler, şnorkelli yüzme, tüplü dalış, kano gezileri ve plaj tarama gibi çeşitli aktivitelerin keyfini çıkarabilirler. Katılacağınız günlük turda adaya ayak basılmıyor. Adanın hemen yakınına kadar gidip tekne burada yüzme molası veriyor. Özel ada olduğundan ne yazık ki günübirlik turların girişi yasak. Zanzibar Takımadaları Pemba Adası ve Unguja Adası'nı kapsar. Pemba, Zanzibar'ın hemen kuzeyinde büyük bir adadır. Pemba, görebileceğiniz en el değmemiş plajlardan bazılarına sahip, sessiz olduğu için büyüleyici bir güzelliktedir. Pemba adasını Zanzibar'ın bundan 50 yıl önceki hali olarak düşünebilirsiniz. Bozulmamış tamamen bakir bir adadır. Zanzibar'ı Tanzanya'nın karanfil başkenti sanıyordum ama yanılmışım. Pemba, adaya ana karada görülmemiş bir refah kazandıran Zanzibar'dan kat kat daha fazla karanfil üretiyor. Adada 400.000'den fazla insan yaşıyor ve bunların çoğunluğu başkenti Chake Chake'in çevresine yerleşmiş durumda. Zanzibar'ın yaklaşık 100 km kuzeyinde yer almaktadır. Tanzanya adaları içinde Pemba en az turistik olanıdır. Elbette son yıllarda ivme kazandı ama bilen insanlar için hala o güzel gizli mücevherlerden biri olmaya devam ediyor. Zanzibar'ın uzaktan yakından uzaktan alakası yok. Pemba adasına Dar Es Salaam ve Zanzibar'dan uçakla gidebilirsiniz. 12 yolcu kapasiteli küçük turboprop jetler ile hizmet veriliyor. Uçak yolculuğu Zanzibar'dan 30 dakika, Dar Es Salaam'dan 1 saat sürüyor. Eğer bütçeniz kısıtlıysa Zanzibar'dan Pemba Adası'na feribotla gitme seçeneği de mevcut. Yolculuk 6 saat sürüyor. Konaklama için ve dalış için adanın kuzey bölgesini tercih etmelisiniz. Zanzibar adası gibi her bölgesinde konaklama imkanı sunmadığı için en iyi konaklama imkanı sunan bölgesi kuzeyidir. Havalimanından adanın kuzeyi 1.5 saat sürmektedir. Özellikle dalış severlerin Mafia adasından sonra mutlaka Pemba adasına gitmesini öneririz. Resiflerin bozulmamış olması bir çok sualtı canlısına ev sahipliği yapmaktadır. Ve bu sayede sürüler halinde balıklar görmeniz yüksek ihtimaldir. Pemba adasında size tavsiyemiz günlük turlar aşağıda listelenmiştir; Misali Adası Serüveni: Kaplumbağalar ve Mercanlarla Dolu Bir Gün Bu güzel ada, Doğu Afrika'nın en nefes kesici mercan kayalıklarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, yılın farklı zamanlarında adada yuva yapan sevimli kaplumbağaları görmek de mümkün! Misali Adası turu, size bu doğal cenneti tüm güzelliğiyle yaşatma fırsatı sunuyor. İşte nelerle karşılaşacağınızı anlatayım: 1. Mercan Kayalıklarında Şnorkelle Dalış: Adanın etrafındaki sular, muhteşem mercan kayalıklarıyla dolu. Misali Adası'nın gerçek hazinesi, 42 farklı mercan türü, 300'den fazla çeşitli balık, nadir bulunan vervet maymunlarının alt türü, görmek için nadir fırsatlar sunan hindistancevizi yengeçleri ve yeşil ile şahin gagalı kaplumbağaların üreme alanıdır. Bu zengin ekosistem, adanın en büyük değerini oluşturur. Bu turda şnorkelle dalış yaparak bu renk cümbüşünün içinde kaybolacaksınız. Renkli balıklar, denizanası ve daha birçok deniz canlısı ile karşılaşma şansınız yüksek! 2. Kaplumbağa Gözlemi: Misali Adası, kaplumbağaların yuva yapma mevsimlerinde ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor. Bu şanslı dönemdeyseniz, bu sevimli yaratıkları görmek için hazır olun. Onları doğal yaşam alanlarında izlemek gerçekten büyüleyici bir deneyim. 3. Vervet Maymunları ve Hindistancevizi Yengeçleri: Ada, sadece kaplumbağalarla sınırlı değil. Vervet maymunları ve renkli hindistancevizi yengeçlerini izlerken adanın diğer yerli sakinlerini de keşfedebilirsiniz. Misali Adası, doğanın cömertliği ile çevrili bir cennet gibi. Bu tur, sizi bu muhteşem doğa harikası ile buluşturacak. Kendinizi yeşilin, mavinin ve doğanın kollarına bırakın. Görmek istediğiniz bu güzellikleri kaçırmayın. Pemba Adası'nın Gizli Hazinesi: Ngezi Ormanı Pemba Adası'na hoş geldiniz! Bu cennet adada keşfedilecek birçok doğal güzellik var, ancak en büyük sürprizlerden biri, adanın kuzeybatı köşesinde bulunan Ngezi Ormanı'dır. İşte bu ormanın büyüleyici dünyasını keşfetmek için size davetimiz! Ngezi Ormanı, kendine özgü endemik türlerin yanı sıra göz alıcı bir tropik orman deneyimi sunan Pemba'nın en büyük milli parklarından biridir. Ormanın içinde kaybolurken, aşağıdaki güzellikleri keşfetme fırsatını yakalayacaksınız: Egzotik Canlılar: Ngezi Ormanı, birçok egzotik yaban hayatına ev sahipliği yapar. Kolobus maymunları, çalı yavruları, meyve yarasaları ve nadir kuş ve kelebek türleri burada rahatça dolaşır. Her köşede yeni bir sürpriz sizi bekliyor! Baharat Kokuları: Pemba, baharat adası olarak da bilinir ve Ngezi Ormanı bu zengin baharatların yetiştiği bir yerdir. Yürüyüşleriniz sırasında baharat bitkilerinin hoş kokularını hissedeceksiniz. Doğal Güzellik: Orman içinde doğal göllerin sıkça rastlandığını da göreceksiniz. Ayrıca, eski bir kereste işletmesinin kalıntıları gibi tarihi izler de bulabilirsiniz. Gece Yürüyüşleri: Eğer cesur hissederseniz, Ngezi Ormanı'nda yaşayan baykuşları gece yürüyüşleri sırasında görmek ve belki de duymak mümkün. Bu büyülü deneyimi yaşamak isterseniz, önceden organizasyonumuzla iletişime geçebilirsiniz. Gün batımından sonra ormanın büyüsünü keşfetmek, asla unutamayacağınız bir macera olacak! Bu muhteşem adada sizi harika bir lezzet yolculuğuna çıkaracaktır. İşte size özel bir turun tadını çıkarmanın yol haritası: Tur, sıcak bir karşılama ve Stone Town'daki buluşma ile başlıyor. Ardından, sizi Zanzibar'ın lezzetli dünyasına yerel bir baharat çiftliğine götürüyorlar. Bu çiftlik, Zanzibar'ın eşsiz baharatlarını ve meyvelerini yetiştirir. Burada, bu baharatları ve meyveleri koklayacak, tadacak ve sadece Swahili mutfağında değil, aynı zamanda ilaç ve güzellik ürünlerinde nasıl kullanıldığını öğreneceksiniz. Baharat çiftliği ziyaretinin ardından, yakındaki bir köye araçla kısa bir yolculuk yapılıyor (yaklaşık 5 dakika). Burada, geleneksel Zanzibar köy hayatını yakından gözlemleme fırsatı bulacaksınız. Nasıl inşa edildiğini görecek ve yerel halkın günlük yaşamına dair biraz iç görü elde edeceksiniz. Köyde, yerel bir kadınla tanışacak ve ondan manyok'un nasıl yetiştirildiğini öğrenme fırsatınız olacak. Birlikte manyok yaprağı toplayacak, ardından evinde açık hava mutfağında uygulamalı yemek pişirme dersi alacaksınız. Ve işte burada gerçek lezzet serüveniniz başlıyor! Yapacağınız vejetaryen sos, temel olarak taze hindistan cevizinden yapılan hindistan cevizi sütünü içerir. Sebzeleri pişirip her şey hazır olduğunda, dışarıda keyifli bir öğle yemeği sizi bekliyor olacak. Zanzibar'ın yerel lezzetlerini keşfetmek ve kültürünün tadını çıkarmak için bu tur, unutulmaz bir deneyim sunuyor. Her lokma, bu güzel adanın zenginliğini ve lezzetini yansıtıyor. Zanzibar'ın tatlarla dolu dünyasına hoş geldiniz! Bu güzel adada, tüm duyularınıza hitap eden unutulmaz bir deneyim sizi bekliyor. Baharatlar ve şifalı bitkiler Zanzibar'a ilk olarak 16. yüzyılda Portekizli tüccarlar tarafından Güney Amerika ve Hindistan'daki kolonilerinden getirildi. Ve bugün, bu baharatların kokusu ve lezzeti hala adanın havasını dolduruyor. Tur, yerel bir baharat çiftliğinde başlıyor. Bu çiftlikte, baharatların, şifalı otların ve meyvelerin nasıl yetiştirildiğini ve işlendiğini öğreneceksiniz. Rehberiniz, bu muhteşem ürünlerin Zanzibar mutfağında nasıl bir araya geldiğini anlatırken siz de bu kokuları ve tatları deneyimleyeceksiniz. Karanfil, hindistan cevizi, tarçın, zerdeçal, vanilya, kakule, kırmızı biber ve karabiber gibi baharatların kokusunu alacak ve tadına bakacaksınız. Aynı zamanda limon otu gibi otları ve tropikal ürünlerden olan hindistan cevizi, papaya, nefes, manyok ve portakal gibi ürünleri de keşfedeceksiniz. Turunuz, bu lezzetli serüveni tamamlamak için geleneksel bir Swahili öğle yemeğiyle sona eriyor. İşte burada baharatların yemeklerimize nasıl zenginlik kattığını ve geleneksel lezzetlerimizi nasıl şekillendirdiğini deneyimleme fırsatınız olacak. Tur sona erdiğinde, bu güzel aromaları ve baharatları hatırlamanız için yerel bir baharat standında taze paketlenmiş baharatlar satın alabilirsiniz. Unutmayın, nakit gerekebilir! Zanzibar'ın kokulu dünyasını keşfetmek için bu tur, lezzetlerin ve kültürün mükemmel bir birleşimidir. Burada her baharat, bir hikaye ve bir tat taşır. Zanzibar hakkında tüm bilgileri ve günlük turlar hakkında bilgileri verdikten sonra sıra geldi Zanzibar'da gezilecek yerlerin listesini yapmaya. Michamvi Pingwe plajındaki kaya üzerine kurulu Rock Restaurant 2010 yılına kadar balıkçıların kullandığı bir yerken günümüzde Zanzibar'a gelen hemen hemen turistin mutlaka ziyaret ettiği bir nokta haline gelmiştir. Paje ve Bwenjuu bölgelerinden 20 dakika, Stone Town'dan ise 63 km yani 1.5 saat sürüş mesafesindedir. Zanzibar adasında gel-git olayını gözle görebilirsiniz. Ve ciddi anlamda deniz suyu yükselik alçalmaktadır. Bu gel-git durumu Rock restaurant bölgesinde de görülmektedir. Suların çekildiği saatlerde kumsaldan restaurant'a yürünebiliyorken su seviyesinin yüksek olduğu zamanlar tek ulaşım yolu tekneler oluyor. Olurda suların çekildiği zamana denk gelir ve yürümek isterseniz kumsalda binlerce deniz kestanesi olduğundan buna uygun ayakkabı ile gelmenizi tavsiye ederiz. Maalum doğal havuz hemen Paje kumsalındadır. Paje kumsalını gördükten sonra burayı ziyaret edip yeşillikler içindeki masmavi sularda serinleyebilirsiniz. Meksika'daki cenotelere gitmemiş olanlara müjde. Neredeyse Meksika cenotelerine benzer bir oluşum olan Kuza Cave tam bir cenote görünümdedir. Fazla yürüyüş ve tırmanış gerektirmeyen oldukça kolay yürüyüş rotası sayesinde rahatlıkla mağaraya ulaşabilirsiniz. Mağara içindeki küçük tatlı su havuzunda serinleyebilirsiniz. Zanzibar'ın kuzeyinde yer alan Nungwi Plajı, tatilciler için cazip bir destinasyon olmanın ötesinde, Baraka Doğal Akvaryum'a ev sahipliği yapar. Bu benzersiz mekan, gerçek dost canlısı kaplumbağalarla yüzebileceğiniz bir vaha gibidir. Ancak aslında bu bir akvaryum değil, doğanın armağanı olan küçük bir doğal gölettir. İşte bu göl, kaplumbağalar için sığınak görevi gören gizli bir mağarayı içerir. Baraka Doğal Akvaryum aynı zamanda bir koruma alanıdır. Bu özel yer, kazara balık ağlarına takılan veya başka şekillerde yaralanan kaplumbağaları kabul eder ve onları iyileşmeleri için korur. Ardından, kaplumbağaları tekrar açık okyanusa bırakmadan önce sağlıklarını yeniden kazanmaları için zaman tanır. Kaplumbağalarla su altında yakın temas kurmak, başlangıçta biraz tuhaf gelebilir. Ancak zamanla, bu muhteşem yaratıklar size güvenmeye başlarlar. Parmaklarınızı kaplumbağaların kabuklarının üzerinde gezdirmek, onları yanınızda hissetmek gerçekten büyüleyici bir deneyim sunuyor. Baraka Doğal Akvaryum'da kaplumbağalarla yüzmek, sadece güvenli ve özel bir deneyim sunmakla kalmaz, aynı zamanda doğanın güzelliklerine saygı göstermenin ve bu hassas yaratıkların korunmasına katkıda bulunmanın da bir yoludur. Bu benzersiz deneyim, Zanzibar seyahatinizin unutulmaz anılarından biri olacaktır. Tanzanya'da Plastik Poşet Yasağı: Seyahatçiler İçin Önemli Bilgi Tanzanya'da 1 Haziran 2019'dan bu yana plastik poşetler yasaklandı. Bu, seyahat edenler için son derece önemli bir bilgidir, çünkü Tanzanya'ya plastik poşet getirmek de yasaktır. Varışta gümrük kontrolünde üzeriniz aranabilir ve plastik poşetlerle yakalanmanız durumunda para cezası uygulanabilir. Bu yasak, Zanzibar dahil olmak üzere tüm Tanzanya için geçerlidir. Plastik poşetlerden kaçının ve çevreyi koruma çabalarına katkıda bulunun lütfen. Kenya turumuz için havalimanına vardığımızda, birçoğumuz için beklenmedik bir sürprizle karşılaştık: Plastik poşetlerin yasaklandığını öğrendik. Duty-free alışverişinden dönen bazı arkadaşlarımızın poşetleri polis tarafından ülkeye sokulmadı ve tüm poşetler toplandı. Bu, plastik poşet yasağının seyahatimizin ilginç bir anısıydı. Kenya, çevreyi korumak ve sürdürülebilirliği teşvik etmek amacıyla plastik poşetleri yasaklayan bir dizi önlem almıştı. Seyahat edenler olarak, bu yasağa saygı göstermek ve çevreye katkıda bulunmak için plastik poşetlerden kaçınmak zorunda kaldık. Kenya'daki bu deneyim, çevre dostu uygulamalara daha fazla duyarlılık kazandırmamıza ve seyahatlerimizin çevreye etkisini düşünmemize neden oldu. Tanzanya sahilindeki Zanzibar adasının tarihi başkenti Stone Town'un merkezinde yükselen Emerson Hotel, adanın geleneksel Müslüman atmosferini ve tarihini yansıtan önemli bir simgedir. Otel, ikinci en yüksek bina olma unvanını taşır ve bulunduğu bina, 1870'lerde Swahili İmparatorluğu'nun en zengin işadamlarından biri olan Bay Tharia Topan tarafından inşa edilmiştir. Topan, Sultan Bargash'ın baş mali danışmanı olarak görev yapmıştır. Emerson Hotel binası, dar sokaklarla çevrili olmasına rağmen okyanusu net bir şekilde görebilmeniz için yüksek bir noktaya inşa edilmiştir. Bu tarihi ve etkileyici binayı daha da özel kılmak için yakın zamanda Emerson Skeens tarafından tamamen yenilenmiştir. Butik otel olarak hizmet veren bu mekan, orijinal zarafetini antika mobilyalar, uzun perdeler ve kraliyet iç dekorasyonu ile birleştirerek 21. yüzyılın konforlarıyla harmanlamıştır. Akşam ve öğle yemeği için güzel bir tercihtir. Akşam yemeğine gidecekseniz mutlaka önden rezervasyon yaptırmanızı öneriyoruz. Çünkü küçük bir mekan olduğundan sınırlı müşteri kapasiteleri var. Adres: 236 Hurumzi Street, Stone Town, Zanzibar. Daha fazla bilgi için Hurumzi Emerson sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Stone Town şehir merkezindeki bu cafe bizim her Zanzibar ziyaretimizde mutlaka ahtapot yemek için gittiğimiz başlıca mekandır. Hem yemeklerinin lezzeti hem hızlı servisi hem de bütçeli olmasıyla sizlere de şiddetle önerdiğimiz bir restaurant'tır. Adres: R5PQ+M4H, Zanzibar, Tanzanya Stone Town'un Mkunazin bölgesinde bulunan bu kafe, Zanzibar'ın en kaliteli kahvelerini demlemekle ünlüdür. Hem zemin katta hem de ferah bir teras bölümünde hizmet verir. Burada keyifle lezzetli kahvelerinizi içerken, Stone Town'u yüksekten izleme ve aynı zamanda sokakları gözlemleme şansına sahip olabilirsiniz. Adres: 64 Mkunazini St, Zanzibar, Tanzanya Africa House Hotel'in tarihi atmosferinde bulunan Sunset Bar & Restaurant, yerel ve uluslararası mutfakları bir araya getiren bir menü sunar. Bu restoran, Zanzibar'ın zengin mutfak geleneğini yansıtan yemekleriyle ünlüdür. Taze yerel ürünler ve deniz mahsulleri kullanılarak hazırlanan yemekler, adanın kültürel çeşitliliğini yansıtır. Stone Town'a gelip burada günbatımı yapmayan turist sayısı çok azdır. Biz ilk 2012 yılında ziyaret ettiğimide şimdiki haline göre çok daha şık olduğunu itiraf edebiliriz. Şimdiki hali çok daha salaş ne yazık ki. Yine de manzarası güzel olduğundan sizlere alternatif olması için listemize aldık. Adres: Shangani Street Zanzibar City Güzel kokteyller içmek ve nezih bir yemek için mutlaka 6 Degrees South'a gelmelisiniz. Biz genelde buraya günbatımına denk gelen saatlerde geliyoruz. Golden Hour'ın en keyifli anlarını burada yaşayacağınızı garanti ediyoruz. Servisi biraz ağır olsa da lezzetleri ile sizi memnun edeceğinden eminiz. Adres: Shangani Waterfront, Stone Town. Daha fazla bilgi için sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Dilediğiniz zaman, ya bir akşam yemeği için ya da günbatımını izlemek için uğrayabilirsiniz. Park Hyatt, denize sıfır konumuyla sizi Hint Okyanusu'nun ılık rüzgarıyla karşılar, günün son anlarında gökyüzünün muhteşem bir tabloya dönüştüğü bu manzara eşliğinde unutulmaz anlar yaşamanız için ideal bir seçenektir. Adres: TZ, Shangani St Zanzibar'da konaklamanızı iki farklı bölgede yapmanızı öneriyoruz. Bizim tercih ettiğimiz bölgeler Stone Town ve Nungwi. Konaklama yapacağınız gün sayısına ve katılacağınız günlük turlara göre konaklamanızı programanıza göre bölebilirsiniz. Havalimanı Stone Town'a çok yakın olduğu için önce burada konaklama yapabilirsiniz. Hem Unesco Miras listesine girmeye hak kazanmış şehrin labirent sokaklarını gezer hem alışveriş yapar hem de Paje bölgesi, Prison Adası, Jozani Forest ve Baharat turu gibi günlük turlara da buradan katılabilirsiniz. Stone Town'dan sonra buradan yaklaşık 1.5 saat kuzeyde yer alan Nungwi bölgesine geçebilirsiniz. Nungwi, Zanzibar'ın bizce en güzel yeri. Konaklama seçeneğinin fazla olması, restaurant çeşitliliği, gece eğlencesinin olması ve hint okyanusunun pırıl pırıl sularında yüzme imkanı sunmasıyla sizi inanın çok memnun edecek. Zanzibar'da Araba Kiralama Zanzibar'da kesinlikle araba kiralamayı önermiyoruz. Bundan bir kaç yıl önce orada çalıştığımız seyahat acentasının sahibi ile adayı gezerken sürekli polis çevirmelerine denk gelmiştik. Nungwi bölgesine ne zaman yaklaşsak bu polis çevirmesine muhakkak denk gelirdik. Ama bu seferki başkaydı. Çünkü sürekli çeviri vardı. Ve her çevirmede rüşvet olayını gözümüzle gördük. Ne yazık ki Zanzibar'da rüşvet sistemi hale geçerli. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak ve seyahatinizi keyifsiz kılmamak için araç kiralamak yerine günlük şöförlü araç kiralayıp sıkıntısız gezebilirsiniz. Türk vatandaşlarının Zanzibar ya da Tanzanya için vize alması zorunludur. Vize almak için 2 seçenek bulunuyor. Biri varışta kapıda alabileceğimiz kapı vizesidir. Diğeri ise gitmeden önce online alabileceğimiz seçenektir. Her ikisinde de ücret aynıdır. 50 USD'dir. Önceden kapı vizesi almak tam bir eziyet iken zamanla havalimanını düzenlemeleri sayesinde girişteki o izdiham durumu ortadan kalkmıştır. Eğer online vize alacaksanız. Ayrıca Entry Declaration giriş formunu doldurmanız da gerekiyor. Varışta vakit kaybetmek istemiyorsanız buradan declaration formu indirip A5 boyutunda çıktısını alabilirsiniz. Online vize almak yerine kapıda vize alacak olanlar giriş formu ve vize formunu bu sayfadan indirip A5 çıktısını alabilirler. Online vize başvurunuzu ise Tanzania E-Visa sayfasından alabilirsiniz. Doğu Afrika'daki köle ticareti 17. yüzyılda başladı. Bu bölge, Umman yönetimi altında ticaretin geliştiği bir yer haline geldi, özellikle Araplar arasında zenginliği artıran bir tür ticaret olan köle ticareti. İslam, diğer Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için bu ticarette köle olarak satılanlar genellikle diğer Afrikalılar oldu. Stone Town gibi mükemmel limanlara sahip bölgeler, tatlı su kaynaklarının bol olduğu yerler olarak öne çıktı. Bu bölgeler, Doğu Afrika'nın en büyük ve en zengin şehirlerinden biri haline geldi. Doğu Afrika'daki köle ticareti, gerçekten 17. yüzyıldan itibaren hız kazandı. Bu dönemde, dünya pazarlarına yılda otuz ila kırk bin köle sevk ediliyordu. Bu kölelerin bir kısmı Bağdat üzerinden Osmanlı İmparatorluğu ve İran'a gönderildi, ancak daha büyük bir kısmı İspanyollar ve Amerikalılar gibi diğer ülkelere satıldı. Doğudan Kuzey Afrika'ya kaç Afrikalı köle satıldığına dair kesin sayılar olmadığından, farklı tahminler bulunmaktadır. Bu farklılıkların nedeni, kölelerin taşıma sırasında ölme olasılığının yüksek olmasıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar, köle ticaretine konu olan her dört köleden yaklaşık üçünün hedef pazarlarına ulaşmadan önce yaşamını yitirdiğini göstermektedir. Ölüm nedenleri arasında uzun yolculuklar sırasında açlık, hastalık ve yorgunluk bulunmaktadır. Zanzibar, baharatları ve köleleriyle dünya çapında ün kazanmıştı. Bu ada, Doğu Afrika'nın ana köle ticareti limanıydı ve 19. yüzyılda her yıl yaklaşık 50.000 köle, Zanzibar'ın köle pazarlarından geçiyordu. (Özellikle ünlü kaşif David Livingstone, her yıl 80.000 Afrikalı'nın köle pazarına ulaşmadan önce öldüğünü tahmin etmiştir.) Hint Okyanusu kıyılarında 17 milyon insanın köle olarak satıldığı tahmin edilmektedir. Ancak tüm köleler Mısır veya Suudi Arabistan gibi yerlere gönderilmedi. Ummanlı yerleşimciler, dünya pazarlarındaki artan talebi karşılamak için 1820'den itibaren Zanzibar'da karanfil yetiştirmeye başladılar. Başlıca ihracat ürünlerinden biri hurma idi ve hurma tarlalarının genişlemesi, ucuz köle emeği talebini artırdı. İslam'ın kuralları, Müslümanların köleleştirilmesini yasakladığı için, Afrikalılar büyük ölçüde ithal edildi ve birçoğu Zanzibar üzerinden taşındı. 1820'lerin sonlarına doğru Sultan Said döneminde, kölelik kullanılarak karanfil yetiştirmesi için halkı teşvik etti ve karanfil yetiştirmeyenlerin mülklerine el konulabileceği tehdidinde bulundu. Bu politika sonucunda, en küçük arazide bile 50 köle, büyük arazilerde ise 500 köle çalıştırılıyordu. Zanzibar'da, ekonomik faaliyetler arasında en karlı olanı kölelikti. Bu nedenle adada yaşayan siyahların büyük bir kısmı, Doğu Afrika'dan getirilen köleler ya da onların torunlarıydı. Köleler, konforları veya güvenlikleri gözetilmeden Arap yelken gemilerinde sıkıştırılan bir şekilde Zanzibar'a getirildi. Birçok köle, Zanzibar'a varmadan önce yolculuk sırasında yaşamını yitirdi. Zanzibar'a ulaştıklarında, köleler tamamen çıplak bırakılır, temizlenir, vücutları hindistancevizi yağı ile kaplanır ve köle tüccarının adını taşıyan altın ve gümüş bilezikler takmak zorunda bırakılırdı. Bu aşamadan sonra köleler, sokaklarda çıplak bir şekilde yürümeye zorlandı ve onları alacak birine kadar kılıç veya mızrak taşıyan sadık köleler tarafından korundu. Arap efendilerin siyah kölelere uyguladığı zulüm, 1964 devriminde patlak veren bir nefret mirası bıraktı. 18. yüzyılın başlarında Umman'da yaklaşık 5.000 Afrikalı kölenin bulunduğu ve her yıl yaklaşık 500 yeni kölenin geldiği tahmin edilmektedir. Bu kölelerin çoğu tarlalarda çalıştırılmak üzere kullanılıyordu, ancak bazıları ev hizmetçisi veya cariye olarak istihdam ediliyor ve bir kısmı tekrar İran veya Hindistan'a ihraç ediliyordu. Bu kölelerin birçoğu fil dişi ticareti için getirilmişti ve daha sonra karanfil tarlalarında çalıştırılmaya başlandılar. 1840'ların ortalarında, İngilizler uluslararası sularda köle ticaretini etkili bir şekilde yasakladığında, Sultan Said, ekonomiyi çeşitlendirmek için yeni yollar aramaya başladı. Bu nedenle Zanzibar ve Pemba adalarını karanfil plantasyonlarıyla donattı ve Afrikalı köleleri bu yeni sektörde çalıştırdı. Kısa sürede, bu iki ada dünya karanfil üretiminin yüzde seksen beşini sağlamaya başladılar ve hala Zanzibar ve Pemba adaları, baştan başa karanfil ağaçlarıyla kaplıdır. 1791 yılı Ağustos ayının sonlarında, günümüz Haiti ve Dominik Cumhuriyeti'nde bir köle isyanı başladı. Bu iki ayaklanma, Afrika'dan Amerika'ya yapılan köle ticaretini, köleliği ve sömürgeciliği sona erdirmek için önemli bir destek sağladı. 1822'de İngilizler, Sultan Said ile köle ticaretini durdurmak için bir dizi antlaşmanın ilkinini imzaladılar. İngilizler, köleliği kaldırmak için baskı yaparken, Sultan Amerika Birleşik Devletleri ile bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, Amerikalılara Zanzibar'da ve anakarada ticaret karakolları kurma izni verdi. Güçlü İngiliz baskısı altında, köle ticareti resmen 1876'da sona erdirildi, ancak köleliğin kendisi Zanzibar'da 1897'ye kadar yasal olarak devam etti. Kölelik günümüzde tam anlamıyla sona ermedi, örneğin yabancı ülkelerden gelen bakıcılar veya temizlik işçileri gibi durumlar hala mevcut. Bazı işverenler bu kişilerin pasaportlarına el koyarak onları çalıştırıyorlar. Ayrıca, kölelik terimi bazen yanlışlıkla yabancılar için kullanılıyor. Kölelik aynı zamanda insanları sadece bir iş gücü olarak görmek anlamına gelir ve bu da insanları nesneleştirme ve insanlık dışı muamele gibi sorunlara yol açabilir. Antik dönem filozofları Aristo ve İbni Sina, insanları iş yaptırmak için akıllı olanlar ve çalışacak olanlar olarak ikiye ayırır ve herkesin eşit olduğu fikri çok daha sonra ortaya çıkar. Mesela, Memlük Sultanlığı tamamen kölelerin yönettiği bir sultanlıktı ve bu köle askerler sınıfının bir örneğiydi. \"Memlük\" kelimesi, kölelerin sahibi olan sultanların ve yöneticilerin mülk, malik, ve köle olarak sınıflandırılmasına dayanır. Afrika, ucuz işgücü ve ham madde kaynakları açısından çekici bir bölgeydi. Bu nedenle köle ticareti, insanlar, altın ve diğer kaynaklar gibi değerli şeylerin ticaretiyle birlikte gelişti. Örneğin, siyah köleler her yerde aynı şekilde çalışamazlardı; iklim ve koşullara uygun işlerde kullanılırlardı. Örneğin, zenci köleler kürek çekmekte zorlanabilirlerdi, ancak pamuk tarlalarında çalışabilirlerdi. Bu nedenle köle ticareti bölgeler arasında farklılık gösterdi. Ayrıca, Afrika'da bazı durumlarda insanlar borçlarını ödemek veya başka nedenlerle kendilerini köle olarak satabilirlerdi. 19. yüzyılın başlarında, köleliğin savunucuları, köleliğin kölelerin iyiliği için olduğunu iddia ettiler. Ancak 19. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde kölelik giderek daha fazla eleştirilmeye başlandı ve dünya çapında kaldırılmaya başlandı. Bu dönemde, köleliğin kaldırılmasına yönelik birçok hareket ve isyan meydana geldi. 1865'te kölelik resmen sona erdiğinde, kölelerin özgürlüğüne kavuştuğunda, yeni bir dönem başladı ve bu dönemde insanlar artık birbirlerine daha eşit davranmaya başladılar. Devletler artık yaşatıcı ve koruyucu bir rol üstlendiler. Haitili köleler, haklara sahip olma talepleriyle isyan ettiler ve bu, 1791'de köleliğin resmen yasaklandığı bir dönemin başlangıcını işaret etti. Sokullu Mehmet Paşa gibi tarihi figürler, kölelerin hizmetinde olan kişilerdi ve bu, dönemin sosyal yapısının bir parçasıydı. Zanzibar, sadece kumda güneşlenmekle sınırlı olmayan bir cennettir! Bu adada yemyeşil mangrov ormanları, canlı renklere sahip mercan resifleri, neşeli kırmızı kolobus maymunları ve 150 yılın üzerinde yaşayan kaplumbağalar gibi harikalarla dolu. Zanzibar, ödüllü deniz parkları ve yaban hayatı rezervleri gibi yerel türleri koruma amacı güden birçok özel alanı bünyesinde barındırır. Bu parklar ve rezervler, nesli tükenmekte olan canlıları, Pemba uçan tilki gibi dünyanın en büyük yarasa türünü ve nesli tükenmekte olan kırmızı kolobus maymununu korumak için tasarlanmıştır. Stone Town'dan kısa bir sürüş mesafesinde ormanlar ve doğa yürüyüşü parkurları sizi bekliyor veya denizin ortasında yer alan izole ve korunan adalara tekneyle geçebilirsiniz; her biri kendi benzersiz hikayesini taşır. Jozani Ormanı'nın en büyüleyici özelliklerinden biri, kirks ve kırmızı colobus maymunlarının bol miktarda bulunmasıdır. Bu maymunlar özgürlüğüne düşkün ve Zanzibar'a özgü bir türdür. Yaklaşık 10 yıl önce bu maymunlar nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı, ancak hayatlarını korumaya yönelik bir koruma projesi sayesinde bu eğilim tersine döndü. Şu anda Jozani Ormanı'nda yaklaşık 6.000 kırmızı kolobus maymunu bulunmaktadır. Maymunları ziyaret ettikten sonra, mercan bitki örtüsü, mangrov ormanı ve Pete-Jozani Mangrove Tahta Kaldırımı boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. Bu alan, kertenkelelerden yılanlara ve kuşlara kadar birçok farklı canlıya yaşam alanı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kıyı erozyonunu önlemeye yardımcı olan bir ekosistemdir. Zanzibar'ın doğal denge için ne kadar önemli olduğunu bu yürüyüş sırasında keşfedebilirsiniz. Changuu Adası, Zanzibar'a sadece 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor ve tekneyle 20-30 dakika süren keyifli bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Bu adanın geçmişi oldukça ilginç ve karmaşıktır. İlk olarak hapishane olarak kullanılan Changuu Adası, kölelerin gözaltına alındığı bir mekan olarak hizmet vermiştir. Suç işleyen köleler buraya getirilip hapsedilirdi. Daha sonra sarı humma salgınlarına karşı bir karantina istasyonu olarak görev yapmıştır. Ada günümüzde, eski hapishane kalıntılarına ev sahipliği yapmasının yanı sıra, özellikle dikkat çeken Aldabra kaplumbağalarına da ev sahipliği yapmaktadır. Bu kaplumbağalar, Seyşeller'den hediye olarak adaya getirilmiştir. Toplamda dört kaplumbağa bu adaya hediye edilmiş ve zamanla bu popülasyon çoğalmıştır. Ancak 1990'ların sonlarında bu kaplumbağaların dünya genelinde satışa sunulması sonucu sayıları azalmıştır. Bu durumu engellemek ve kaplumbağaları korumak amacıyla özel bir proje başlatılmış ve bu hayvanların satışı durdurulmuştur. Bu etkileyici yaratıklar yaklaşık olarak 250 kilogram ağırlığındadır ve bazıları 200 yaşının üzerinde olduğuna inanılmaktadır. Changuu Adası, bu uzun ömürlü ve büyüleyici kaplumbağaların yaşadığı bir doğa cenneti olarak ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunar. Haydi, okyanusa açılma zamanı geldi! Zanzibar'ın güney kıyılarında yerel olarak inşa edilen geleneksel Arap yelkenli tekneleriyle unutulmaz bir günlük yolculuğa çıkalım. Bu macera, sizi balıkçı köyü Fumba'dan Menai Körfezi koruma alanına kadar taşıyacak ve tam 6 saat boyunca sürecek. Bu özel tekneler, yerel ustalar tarafından Doğu Afrika maunu ağaçları kullanılarak el yapımı olarak üretiliyor. Üstelik, güçlü bir motor, güneşlikler, biniş merdiveni ve can yelekleriyle donatılmışlar. Güvenliğiniz her zaman ön planda! Yolculuğunuz sırasında eşsiz bir deniz altı dünyası keşfetme fırsatı bulacaksınız. Şnorkel yapabileceğiniz, güneşlenebileceğiniz ve yüzebileceğiniz harika bir kumsala uğrayacağız. Üstelik yanımızda, size mercan resifleri ve tropikal deniz yaşamı hakkında uzman bilgiler verebilecek deneyimli şnorkel eğitmenleri de bulunacak. Ve en iyi kısmı? Yolculuğunuz boyunca mevsim meyveleri ve taze deniz ürünlerinden oluşan bir lezzet şöleni sizi bekliyor. Ayrıca, Hint-Pasifik kambur yunusları ve şişe burunlu yunusları gibi deniz canlılarını görmek için de şansınız yüksek! Zanzibar'ın güzel sularında geçireceğiniz bu unutulmaz gün için hazır mısınız? Tek yapmanız gereken, bu benzersiz deniz macerasına katılmak için adım atmak. Gökyüzü mavisi sizi çağırıyor, bu macerada yerinizi ayırtmayı unutmayın! Hayatınızın en büyüleyici deneyimlerinden birine hazır olun! Yunus safarisi, sizi doğal yaşam alanlarında yunusları görmeye ve hatta belki de onlarla yüzmeye götürecek bir macera sunuyor. Bu özel macera, Zanzibar'ın güneyinde yer alan yerel bir balıkçı köyü olan Kizimkazi'nin sahilinde başlıyor. Burası, çok sayıda kambur ve şişe burunlu yunusun evi. Yunuslar, 1997 yılında kurulan ve balık stoklarının korunmasını amaçlayan 420 km2'lik Menai Körfezi Koruma Alanı tarafından resmi olarak korunuyor. Yunusların serbestçe yaşadığı bu doğal cenneti ziyaret ederken, sizi nelerin beklediğini anlatayım. İlk olarak, mercan resiflerinin altında şnorkelle dalış yapma fırsatınız olacak. Burada Hint Okyanusu'nun rengarenk sakinleriyle tanışacak ve onların doğal yaşam alanlarını keşfedeceksiniz. Ardından, Görünmez Ada'da bir piknik öğle yemeği molası vereceksiniz. Beyaz kumlu plajları ve berrak sularıyla bu ada, sizi büyüleyecek. Unutmayın, bu tura katıldığınızda, yunusları tuzağa düşürmeye veya rahatsız etmeye çalışmıyoruz. Yunusları sadece uzaktan gözlemlemeye ve onların doğal davranışlarını takip etmeye saygı gösteriyoruz. Yunusları görmek için şansınız oldukça yüksek, yaklaşık olarak %80 civarında bir olasılığa sahipsiniz. Kizimkazi'nin sakin sularında, yunusların büyülü dünyasına hoş geldiniz! Bu unutulmaz macera için yerinizi ayırtmayı unutmayın. Gökyüzü mavisi ve denizin çekici çağrısına kulak verin, sizi bekleyen büyüleyici bir yolculuk sizi bekliyor! Mnemba adası turu için başlangıç noktanız adanın kuzeyindeki Nungwi beach olmalı. Eğer Kizimkazi Yunus turuna katılmadıysanız hiç üzülmeyin. Çünkü Mnemba adası turunda yunusları görme olasılığınız çok yüksek. Yunusları özellikle görmek istiyorsanız tura mutlaka sabah erken saatte çıkmalısınız. Bizim tercihimiz 08:00'de başlamak oluyor. Yunusların görebileceğimiz en iyi saatler sabah saati olduğundan turu ilerleyen saatlerde yapmıyoruz. Her yaptığımız Mnemba turunda yunusları gördük. Hatta ilk turumuzda onlarla yüzme şansımız bile olmuştu. Ama yunusları göreceksiniz diye garanti vermiyoruz. Bu tamamen şans işi. Mnemba Adası, Tanzanya açıklarındaki küçük bir mercan adasıdır ve AndBeyond tarafından işletilen özel bir tesise, Mnemba Island Lodge'a ev sahipliği yapmaktadır. Bu lüks tesis, sadece doğal çevreye saygılı değil aynı zamanda rahat ve sakin bir tatil deneyimi sunmak için tasarlanmış 10 sahil kır evine ev sahipliği yapmaktadır. Ada, yunuslar, kaplumbağalar ve çeşitli balık türleri gibi zengin deniz yaşamıyla tanınır. Mnemba Adası'nı ziyaret edenler, şnorkelli yüzme, tüplü dalış, kano gezileri ve plaj tarama gibi çeşitli aktivitelerin keyfini çıkarabilirler. Katılacağınız günlük turda adaya ayak basılmıyor. Adanın hemen yakınına kadar gidip tekne burada yüzme molası veriyor. Özel ada olduğundan ne yazık ki günübirlik turların girişi yasak. Zanzibar Takımadaları Pemba Adası ve Unguja Adası'nı kapsar. Pemba, Zanzibar'ın hemen kuzeyinde büyük bir adadır. Pemba, görebileceğiniz en el değmemiş plajlardan bazılarına sahip, sessiz olduğu için büyüleyici bir güzelliktedir. Pemba adasını Zanzibar'ın bundan 50 yıl önceki hali olarak düşünebilirsiniz. Bozulmamış tamamen bakir bir adadır. Zanzibar'ı Tanzanya'nın karanfil başkenti sanıyordum ama yanılmışım. Pemba, adaya ana karada görülmemiş bir refah kazandıran Zanzibar'dan kat kat daha fazla karanfil üretiyor. Adada 400.000'den fazla insan yaşıyor ve bunların çoğunluğu başkenti Chake Chake'in çevresine yerleşmiş durumda. Zanzibar'ın yaklaşık 100 km kuzeyinde yer almaktadır. Tanzanya adaları içinde Pemba en az turistik olanıdır. Elbette son yıllarda ivme kazandı ama bilen insanlar için hala o güzel gizli mücevherlerden biri olmaya devam ediyor. Zanzibar'ın uzaktan yakından uzaktan alakası yok. Pemba adasına Dar Es Salaam ve Zanzibar'dan uçakla gidebilirsiniz. 12 yolcu kapasiteli küçük turboprop jetler ile hizmet veriliyor. Uçak yolculuğu Zanzibar'dan 30 dakika, Dar Es Salaam'dan 1 saat sürüyor. Eğer bütçeniz kısıtlıysa Zanzibar'dan Pemba Adası'na feribotla gitme seçeneği de mevcut. Yolculuk 6 saat sürüyor. Konaklama için ve dalış için adanın kuzey bölgesini tercih etmelisiniz. Zanzibar adası gibi her bölgesinde konaklama imkanı sunmadığı için en iyi konaklama imkanı sunan bölgesi kuzeyidir. Havalimanından adanın kuzeyi 1.5 saat sürmektedir. Bu güzel ada, Doğu Afrika'nın en nefes kesici mercan kayalıklarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, yılın farklı zamanlarında adada yuva yapan sevimli kaplumbağaları görmek de mümkün! 1. Mercan Kayalıklarında Şnorkelle Dalış: Adanın etrafındaki sular, muhteşem mercan kayalıklarıyla dolu. Misali Adası'nın gerçek hazinesi, 42 farklı mercan türü, 300'den fazla çeşitli balık, nadir bulunan vervet maymunlarının alt türü, görmek için nadir fırsatlar sunan hindistancevizi yengeçleri ve yeşil ile şahin gagalı kaplumbağaların üreme alanıdır. Bu zengin ekosistem, adanın en büyük değerini oluşturur. Bu turda şnorkelle dalış yaparak bu renk cümbüşünün içinde kaybolacaksınız. Renkli balıklar, denizanası ve daha birçok deniz canlısı ile karşılaşma şansınız yüksek! 2. Kaplumbağa Gözlemi: Misali Adası, kaplumbağaların yuva yapma mevsimlerinde ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor. Bu şanslı dönemdeyseniz, bu sevimli yaratıkları görmek için hazır olun. Onları doğal yaşam alanlarında izlemek gerçekten büyüleyici bir deneyim. 3. Vervet Maymunları ve Hindistancevizi Yengeçleri: Ada, sadece kaplumbağalarla sınırlı değil. Vervet maymunları ve renkli hindistancevizi yengeçlerini izlerken adanın diğer yerli sakinlerini de keşfedebilirsiniz. Misali Adası, doğanın cömertliği ile çevrili bir cennet gibi. Bu tur, sizi bu muhteşem doğa harikası ile buluşturacak. Kendinizi yeşilin, mavinin ve doğanın kollarına bırakın. Görmek istediğiniz bu güzellikleri kaçırmayın. Pemba Adası'na hoş geldiniz! Bu cennet adada keşfedilecek birçok doğal güzellik var, ancak en büyük sürprizlerden biri, adanın kuzeybatı köşesinde bulunan Ngezi Ormanı'dır. İşte bu ormanın büyüleyici dünyasını keşfetmek için size davetimiz! Egzotik Canlılar: Ngezi Ormanı, birçok egzotik yaban hayatına ev sahipliği yapar. Kolobus maymunları, çalı yavruları, meyve yarasaları ve nadir kuş ve kelebek türleri burada rahatça dolaşır. Her köşede yeni bir sürpriz sizi bekliyor! Baharat Kokuları: Pemba, baharat adası olarak da bilinir ve Ngezi Ormanı bu zengin baharatların yetiştiği bir yerdir. Yürüyüşleriniz sırasında baharat bitkilerinin hoş kokularını hissedeceksiniz. Doğal Güzellik: Orman içinde doğal göllerin sıkça rastlandığını da göreceksiniz. Ayrıca, eski bir kereste işletmesinin kalıntıları gibi tarihi izler de bulabilirsiniz. Gece Yürüyüşleri: Eğer cesur hissederseniz, Ngezi Ormanı'nda yaşayan baykuşları gece yürüyüşleri sırasında görmek ve belki de duymak mümkün. Bu büyülü deneyimi yaşamak isterseniz, önceden organizasyonumuzla iletişime geçebilirsiniz. Gün batımından sonra ormanın büyüsünü keşfetmek, asla unutamayacağınız bir macera olacak! Tur, sıcak bir karşılama ve Stone Town'daki buluşma ile başlıyor. Ardından, sizi Zanzibar'ın lezzetli dünyasına yerel bir baharat çiftliğine götürüyorlar. Bu çiftlik, Zanzibar'ın eşsiz baharatlarını ve meyvelerini yetiştirir. Burada, bu baharatları ve meyveleri koklayacak, tadacak ve sadece Swahili mutfağında değil, aynı zamanda ilaç ve güzellik ürünlerinde nasıl kullanıldığını öğreneceksiniz. Baharat çiftliği ziyaretinin ardından, yakındaki bir köye araçla kısa bir yolculuk yapılıyor (yaklaşık 5 dakika). Burada, geleneksel Zanzibar köy hayatını yakından gözlemleme fırsatı bulacaksınız. Nasıl inşa edildiğini görecek ve yerel halkın günlük yaşamına dair biraz iç görü elde edeceksiniz. Köyde, yerel bir kadınla tanışacak ve ondan manyok'un nasıl yetiştirildiğini öğrenme fırsatınız olacak. Birlikte manyok yaprağı toplayacak, ardından evinde açık hava mutfağında uygulamalı yemek pişirme dersi alacaksınız. Ve işte burada gerçek lezzet serüveniniz başlıyor! Yapacağınız vejetaryen sos, temel olarak taze hindistan cevizinden yapılan hindistan cevizi sütünü içerir. Sebzeleri pişirip her şey hazır olduğunda, dışarıda keyifli bir öğle yemeği sizi bekliyor olacak. Zanzibar'ın yerel lezzetlerini keşfetmek ve kültürünün tadını çıkarmak için bu tur, unutulmaz bir deneyim sunuyor. Her lokma, bu güzel adanın zenginliğini ve lezzetini yansıtıyor. Zanzibar'ın tatlarla dolu dünyasına hoş geldiniz! Bu güzel adada, tüm duyularınıza hitap eden unutulmaz bir deneyim sizi bekliyor. Baharatlar ve şifalı bitkiler Zanzibar'a ilk olarak 16. yüzyılda Portekizli tüccarlar tarafından Güney Amerika ve Hindistan'daki kolonilerinden getirildi. Ve bugün, bu baharatların kokusu ve lezzeti hala adanın havasını dolduruyor. Tur, yerel bir baharat çiftliğinde başlıyor. Bu çiftlikte, baharatların, şifalı otların ve meyvelerin nasıl yetiştirildiğini ve işlendiğini öğreneceksiniz. Rehberiniz, bu muhteşem ürünlerin Zanzibar mutfağında nasıl bir araya geldiğini anlatırken siz de bu kokuları ve tatları deneyimleyeceksiniz. Karanfil, hindistan cevizi, tarçın, zerdeçal, vanilya, kakule, kırmızı biber ve karabiber gibi baharatların kokusunu alacak ve tadına bakacaksınız. Aynı zamanda limon otu gibi otları ve tropikal ürünlerden olan hindistan cevizi, papaya, nefes, manyok ve portakal gibi ürünleri de keşfedeceksiniz. Turunuz, bu lezzetli serüveni tamamlamak için geleneksel bir Swahili öğle yemeğiyle sona eriyor. İşte burada baharatların yemeklerimize nasıl zenginlik kattığını ve geleneksel lezzetlerimizi nasıl şekillendirdiğini deneyimleme fırsatınız olacak. Tur sona erdiğinde, bu güzel aromaları ve baharatları hatırlamanız için yerel bir baharat standında taze paketlenmiş baharatlar satın alabilirsiniz. Unutmayın, nakit gerekebilir! Zanzibar'ın kokulu dünyasını keşfetmek için bu tur, lezzetlerin ve kültürün mükemmel bir birleşimidir. Burada her baharat, bir hikaye ve bir tat taşır. Zanzibar hakkında tüm bilgileri ve günlük turlar hakkında bilgileri verdikten sonra sıra geldi Zanzibar'da gezilecek yerlerin listesini yapmaya. Michamvi Pingwe plajındaki kaya üzerine kurulu Rock Restaurant 2010 yılına kadar balıkçıların kullandığı bir yerken günümüzde Zanzibar'a gelen hemen hemen turistin mutlaka ziyaret ettiği bir nokta haline gelmiştir. Paje ve Bwenjuu bölgelerinden 20 dakika, Stone Town'dan ise 63 km yani 1.5 saat sürüş mesafesindedir. Zanzibar adasında gel-git olayını gözle görebilirsiniz. Ve ciddi anlamda deniz suyu yükselik alçalmaktadır. Bu gel-git durumu Rock restaurant bölgesinde de görülmektedir. Suların çekildiği saatlerde kumsaldan restaurant'a yürünebiliyorken su seviyesinin yüksek olduğu zamanlar tek ulaşım yolu tekneler oluyor. Olurda suların çekildiği zamana denk gelir ve yürümek isterseniz kumsalda binlerce deniz kestanesi olduğundan buna uygun ayakkabı ile gelmenizi tavsiye ederiz. Maalum doğal havuz hemen Paje kumsalındadır. Paje kumsalını gördükten sonra burayı ziyaret edip yeşillikler içindeki masmavi sularda serinleyebilirsiniz. Meksika'daki cenotelere gitmemiş olanlara müjde. Neredeyse Meksika cenotelerine benzer bir oluşum olan Kuza Cave tam bir cenote görünümdedir. Fazla yürüyüş ve tırmanış gerektirmeyen oldukça kolay yürüyüş rotası sayesinde rahatlıkla mağaraya ulaşabilirsiniz. Mağara içindeki küçük tatlı su havuzunda serinleyebilirsiniz. Zanzibar'ın kuzeyinde yer alan Nungwi Plajı, tatilciler için cazip bir destinasyon olmanın ötesinde, Baraka Doğal Akvaryum'a ev sahipliği yapar. Bu benzersiz mekan, gerçek dost canlısı kaplumbağalarla yüzebileceğiniz bir vaha gibidir. Ancak aslında bu bir akvaryum değil, doğanın armağanı olan küçük bir doğal gölettir. İşte bu göl, kaplumbağalar için sığınak görevi gören gizli bir mağarayı içerir. Baraka Doğal Akvaryum aynı zamanda bir koruma alanıdır. Bu özel yer, kazara balık ağlarına takılan veya başka şekillerde yaralanan kaplumbağaları kabul eder ve onları iyileşmeleri için korur. Ardından, kaplumbağaları tekrar açık okyanusa bırakmadan önce sağlıklarını yeniden kazanmaları için zaman tanır. Kaplumbağalarla su altında yakın temas kurmak, başlangıçta biraz tuhaf gelebilir. Ancak zamanla, bu muhteşem yaratıklar size güvenmeye başlarlar. Parmaklarınızı kaplumbağaların kabuklarının üzerinde gezdirmek, onları yanınızda hissetmek gerçekten büyüleyici bir deneyim sunuyor. Baraka Doğal Akvaryum'da kaplumbağalarla yüzmek, sadece güvenli ve özel bir deneyim sunmakla kalmaz, aynı zamanda doğanın güzelliklerine saygı göstermenin ve bu hassas yaratıkların korunmasına katkıda bulunmanın da bir yoludur. Bu benzersiz deneyim, Zanzibar seyahatinizin unutulmaz anılarından biri olacaktır. Tanzanya'da 1 Haziran 2019'dan bu yana plastik poşetler yasaklandı. Bu, seyahat edenler için son derece önemli bir bilgidir, çünkü Tanzanya'ya plastik poşet getirmek de yasaktır. Varışta gümrük kontrolünde üzeriniz aranabilir ve plastik poşetlerle yakalanmanız durumunda para cezası uygulanabilir. Bu yasak, Zanzibar dahil olmak üzere tüm Tanzanya için geçerlidir. Plastik poşetlerden kaçının ve çevreyi koruma çabalarına katkıda bulunun lütfen. Kenya turumuz için havalimanına vardığımızda, birçoğumuz için beklenmedik bir sürprizle karşılaştık: Plastik poşetlerin yasaklandığını öğrendik. Duty-free alışverişinden dönen bazı arkadaşlarımızın poşetleri polis tarafından ülkeye sokulmadı ve tüm poşetler toplandı. Bu, plastik poşet yasağının seyahatimizin ilginç bir anısıydı. Kenya, çevreyi korumak ve sürdürülebilirliği teşvik etmek amacıyla plastik poşetleri yasaklayan bir dizi önlem almıştı. Seyahat edenler olarak, bu yasağa saygı göstermek ve çevreye katkıda bulunmak için plastik poşetlerden kaçınmak zorunda kaldık. Kenya'daki bu deneyim, çevre dostu uygulamalara daha fazla duyarlılık kazandırmamıza ve seyahatlerimizin çevreye etkisini düşünmemize neden oldu. Tanzanya sahilindeki Zanzibar adasının tarihi başkenti Stone Town'un merkezinde yükselen Emerson Hotel, adanın geleneksel Müslüman atmosferini ve tarihini yansıtan önemli bir simgedir. Otel, ikinci en yüksek bina olma unvanını taşır ve bulunduğu bina, 1870'lerde Swahili İmparatorluğu'nun en zengin işadamlarından biri olan Bay Tharia Topan tarafından inşa edilmiştir. Topan, Sultan Bargash'ın baş mali danışmanı olarak görev yapmıştır. Emerson Hotel binası, dar sokaklarla çevrili olmasına rağmen okyanusu net bir şekilde görebilmeniz için yüksek bir noktaya inşa edilmiştir. Bu tarihi ve etkileyici binayı daha da özel kılmak için yakın zamanda Emerson Skeens tarafından tamamen yenilenmiştir. Butik otel olarak hizmet veren bu mekan, orijinal zarafetini antika mobilyalar, uzun perdeler ve kraliyet iç dekorasyonu ile birleştirerek 21. yüzyılın konforlarıyla harmanlamıştır. Akşam ve öğle yemeği için güzel bir tercihtir. Akşam yemeğine gidecekseniz mutlaka önden rezervasyon yaptırmanızı öneriyoruz. Çünkü küçük bir mekan olduğundan sınırlı müşteri kapasiteleri var. Adres: 236 Hurumzi Street, Stone Town, Zanzibar. Daha fazla bilgi için Hurumzi Emerson sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Stone Town şehir merkezindeki bu cafe bizim her Zanzibar ziyaretimizde mutlaka ahtapot yemek için gittiğimiz başlıca mekandır. Hem yemeklerinin lezzeti hem hızlı servisi hem de bütçeli olmasıyla sizlere de şiddetle önerdiğimiz bir restaurant'tır. Stone Town'un Mkunazin bölgesinde bulunan bu kafe, Zanzibar'ın en kaliteli kahvelerini demlemekle ünlüdür. Hem zemin katta hem de ferah bir teras bölümünde hizmet verir. Burada keyifle lezzetli kahvelerinizi içerken, Stone Town'u yüksekten izleme ve aynı zamanda sokakları gözlemleme şansına sahip olabilirsiniz. Africa House Hotel'in tarihi atmosferinde bulunan Sunset Bar & Restaurant, yerel ve uluslararası mutfakları bir araya getiren bir menü sunar. Bu restoran, Zanzibar'ın zengin mutfak geleneğini yansıtan yemekleriyle ünlüdür. Taze yerel ürünler ve deniz mahsulleri kullanılarak hazırlanan yemekler, adanın kültürel çeşitliliğini yansıtır. Stone Town'a gelip burada günbatımı yapmayan turist sayısı çok azdır. Biz ilk 2012 yılında ziyaret ettiğimide şimdiki haline göre çok daha şık olduğunu itiraf edebiliriz. Şimdiki hali çok daha salaş ne yazık ki. Yine de manzarası güzel olduğundan sizlere alternatif olması için listemize aldık. Güzel kokteyller içmek ve nezih bir yemek için mutlaka 6 Degrees South'a gelmelisiniz. Biz genelde buraya günbatımına denk gelen saatlerde geliyoruz. Golden Hour'ın en keyifli anlarını burada yaşayacağınızı garanti ediyoruz. Servisi biraz ağır olsa da lezzetleri ile sizi memnun edeceğinden eminiz. Adres: Shangani Waterfront, Stone Town. Daha fazla bilgi için sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Dilediğiniz zaman, ya bir akşam yemeği için ya da günbatımını izlemek için uğrayabilirsiniz. Park Hyatt, denize sıfır konumuyla sizi Hint Okyanusu'nun ılık rüzgarıyla karşılar, günün son anlarında gökyüzünün muhteşem bir tabloya dönüştüğü bu manzara eşliğinde unutulmaz anlar yaşamanız için ideal bir seçenektir. Zanzibar'da konaklamanızı iki farklı bölgede yapmanızı öneriyoruz. Bizim tercih ettiğimiz bölgeler Stone Town ve Nungwi. Konaklama yapacağınız gün sayısına ve katılacağınız günlük turlara göre konaklamanızı programanıza göre bölebilirsiniz. Havalimanı Stone Town'a çok yakın olduğu için önce burada konaklama yapabilirsiniz. Hem Unesco Miras listesine girmeye hak kazanmış şehrin labirent sokaklarını gezer hem alışveriş yapar hem de Paje bölgesi, Prison Adası, Jozani Forest ve Baharat turu gibi günlük turlara da buradan katılabilirsiniz. Stone Town'dan sonra buradan yaklaşık 1.5 saat kuzeyde yer alan Nungwi bölgesine geçebilirsiniz. Nungwi, Zanzibar'ın bizce en güzel yeri. Konaklama seçeneğinin fazla olması, restaurant çeşitliliği, gece eğlencesinin olması ve hint okyanusunun pırıl pırıl sularında yüzme imkanı sunmasıyla sizi inanın çok memnun edecek. Zanzibar'da kesinlikle araba kiralamayı önermiyoruz. Bundan bir kaç yıl önce orada çalıştığımız seyahat acentasının sahibi ile adayı gezerken sürekli polis çevirmelerine denk gelmiştik. Nungwi bölgesine ne zaman yaklaşsak bu polis çevirmesine muhakkak denk gelirdik. Ama bu seferki başkaydı. Çünkü sürekli çeviri vardı. Ve her çevirmede rüşvet olayını gözümüzle gördük. Ne yazık ki Zanzibar'da rüşvet sistemi hale geçerli. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak ve seyahatinizi keyifsiz kılmamak için araç kiralamak yerine günlük şöförlü araç kiralayıp sıkıntısız gezebilirsiniz. Türk vatandaşlarının Zanzibar ya da Tanzanya için vize alması zorunludur. Vize almak için 2 seçenek bulunuyor. Biri varışta kapıda alabileceğimiz kapı vizesidir. Diğeri ise gitmeden önce online alabileceğimiz seçenektir. Her ikisinde de ücret aynıdır. 50 USD'dir. Önceden kapı vizesi almak tam bir eziyet iken zamanla havalimanını düzenlemeleri sayesinde girişteki o izdiham durumu ortadan kalkmıştır. Eğer online vize alacaksanız. Ayrıca Entry Declaration giriş formunu doldurmanız da gerekiyor. Varışta vakit kaybetmek istemiyorsanız buradan declaration formu indirip A5 boyutunda çıktısını alabilirsiniz. Online vize almak yerine kapıda vize alacak olanlar giriş formu ve vize formunu bu sayfadan indirip A5 çıktısını alabilirler. Online vize başvurunuzu ise Tanzania E-Visa sayfasından alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibar-adasi-stone-tow", "text": "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tatilimiz için Baharat Adası olarak bilinen Zanzibar'a gitmeye karar verdik. Tatile çıkmadan önce her zamanki gibi bir ön araştırma yapıyoruz. Hangi internet sayfasını açsak hangi forumu okusak Zanzibar için Sarı Humma aşısı yapılmasının zorunlu olduğundan bahsediliyordu. Aşı tatile çıkmadan 10 gün önceden yapılacağı için 444 77 34 numaralı telefondan randevumuzu alıp Karaköy iskelesinin hemen yanındaki Seyahat Sağlığı Merkezi'ne gidip Doktorla görüştük. Tanzanya için Sarı humma aşısının zorunlu olmadığını duyunca aşımızı yaptırmadık. Doktorun dediği ve internetten edindiğimiz bilgiler farklı olunca Zanzibar'da anlaştığımız tur firmasına mail atarak en doğrusunu öğreneceğimizi düşündük ve cevap olarak aşı yaptırmamız gerektiğini söylediler. Tekrar randevu alarak aşılarımızı yaptırdık. Sıtma ilaçları ücretsiz temin ediliyor diye birkaç yerde okumuştum ama ücretsiz falan değil doktorun size vereceği reçete ile eczaneden alabilirsiniz. Ne zaman kullanmaya başlayacağınız ve ne kadar süreliğine kullanacağınızın bilgisi doktor tarafından veriliyor. Biz sıtma ilaçlarını kullanmadık. Yukarıdaki bilgiler 2013 yılı için geçerli olup son bir kaç yıldır Sarı Humma aşısı Tanzanya'ya gidecek olanlar için yapılması zorunludur. Ve sıtma ilacı da içilmesi önerilmektedir. Ancak biz 2016 ve 2017 yıllarında sıtma ilacı kullanmadık. Her zamanki gibi Türk Havayollarının mil sınıfı business class kabininde yer olmadığından, mecbur 7,5 saatlik uzun yolu ekonomi uçarak geçirmek zorunda kaldık. Yolculuğu sonrası gece 3 gibi Dar Es Salaam Havalimanına varıyoruz. Pasaport kontrolünün hemen önünde polisler herkesin pasaportunu ve vize ücreti 50 usd'i toplayıp içeri veriyor. Sonra başlıyor uzun bir bekleyiş. Pasaportlar toplandıktan sonra sırayla içerideki polisler çağırıp parmak izi alıyor ardından tekrar bekleme modu. İçerideki prosedür tamamladıktan sonra polisler sırasıyla pasaport sahiplerine seslenip, pasaportlarını dağıtıyor. Bu arada benden parmak izi alınmadı. Gidiş terminalinin önündeki banklarda 4 saatimizi uyuyarak geçiriyoruz. Sabah 07:20 de kalkacak uçak ile 20 dakika kadar çok kısa yolculuk ile pır pır uçakla adaya varıyoruz. Gitmeden önce onlarca site ve forumda araştırmama kesin bilgiye ulaşamadığımız için biz aşımızı yaptırdık. Ama ne Tanzanya'da ne Zanzibar'da aşı karnemizi soran olmadı. Gitmeden önce Eco Culture Tour ile anlaşmamış üzerine rehberimiz Adam bizi karşıladı. Eco Culture Tour firmasına gidip transferlerimiz, Stone Town yürüyüş turu, Prison Adası ve Baharat turuna kişi başı 86 dolarımızı ödeyip makbuzu aldığımız gibi Stone Town'u keşfe çıkıyoruz. 2000 yılında Unesco'nun dünya kültür miras listesine aldığı Stone Town'da insanlar kendi inancını baskı altında kalmadan rahatlıkla uygulabilmektedirler. Halkın % 95' i Müslüman geri kalan % 5'i Hristiyan ve hindudur. Stone Town'da 51 Cami, 6 Hindu Tapınağı ve bir kaç tane kilise vardır. Adadaki ilk taş evin yapımı 1830 yılına dayanır. 1832 yılından Sultan Said Muscad, Ummman'dan hanedanıyla birlikte buraya gelerek Stone Town'u başkent yapmıştır. Bu süre zarfında Stone Town ticarette oldukça ilerlemiştir. Özellikle baharat ve köle ticaretindeki ünü ile bilinmektedir. 1873 yılında kölelik kaldırıldı ve 1896 yılında dünyanın en kısa süren savaşı burada yaşanarak (38 saat) Zanzibar İngilizlerin himayesi altına girdi. 1964 yılında halk ayaklanması sonucu Zanzibar İngiliz Sömürgesinden kurtulup bağımsızlığına kavuştu. Bugün Zanzibar Tanzanya'ya bağlı yarı özerk bir yapıya sahiptir. Stone Town'un dar sokaklarında ve zengin oymalı, kabartmalı ahşap kapıların resimlerini çeke çeke ilerliyoruz. Kapılar burada oldukça meşhur. 1980 yılında yapılan sayımlarda kapı sayısı 800 iken yurt dışından gelenlerin bu kapıları toplaması ve hırsızlık nedeniyle kapıların sayısı oldukça azalmıştır. Kapılar üzerindeki işçilik teknik ve sanatsal olarak dikkat çekicidir. Kapılar iki çeşittir hint ve arap kapıları. Kapılar üzerindeki pirinç düğmeler hint kültüründen gelmektedir. Pirinç düğmeler sokaklarda gezinen fillerin evlere girememesi için yapılırmış, bu hindu inancı zamanla Stone Town halkının bu inancı kabullendiklerini söylemek güç çünkü onlar daha çok zenginlik ve dekorasyon amaçlı kullanmaktadır. Balık- Et- Sebze Pazarı : Önce sebze pazarını gezmeye başlıyoruz. Bu pazarın en önemli özelliği pazara bayanlar değil erkekler gelip alışveriş yapıyormuş. Gerçekten içeride 1 tane bile kadın görmedik. Meyve pazarından sonra et pazarını es geçip balık pazarına giriyoruz. Tüm restaurant ve oteller gıda ihtiyacını karşılamak için alışverişini buradan yapıyor. Bilginize! İçeride hijyen namına bir şey olmayan, balıkların üzerlerinde sineklerin çılgınlar gibi uçuştukları, ahtapotların köpüklü sular içinde yıkandığı ve bunun gibi değişik manzaralar görebileceğiniz oldukça pis bir pazar. Buraya kadar gelip de içeri girmemezlik yapmayın. Pazarın hemen karşısında adanın her tarafına giden dolmuşların olduğu otogar yer alıyor. Africa House Hotel: Pazardan çıkıp Hint okyanusu manzarasına karşı dinlenmek için Africa House Otelinin terasına gittik. Terasın ambiyansına diyecek tek kelimemiz yok da koltukların minderleri aşınmaktan yırtılmış, oturma grupları çürümeye yüz tutmuş halde. Zanzibar'a gelen her turist gün batımını izlemeye buraya geliyor, vakit sıkıntısı olan günü batıramasa bile kahve yada içki içmeye geliyor. Former Slave Market : Bir zamanlar insanlara cehennem olan şimdi ise bizler için cennet ada Zanzibar'da İnsanlık Utancı. Köle ticaretine ev sahipliği yapan Zanzibar'da kölelerin konulduğu hücreleri ziyaret ediyoruz. İlk resimdeki hücrede 50 erkek bir arada tutuluyormuş. Hücrenin içerisinde görülen pencereler, pencere değil sanki ufak 2 delik. Hücrenin tam ortasındaki boş alana ise köleler tuvaletlerini yapıyormuş. Bu resimdeki hücrede ise kadınlar ve çocukları olmak üzere 75 kişi bir arada kalıyormuş. Hücredeki zincirler hala hücre içindedir. 3 gün boyunca bu işkence aynı zamanda aç ve susuzluğa dayanabilen köle olarak satılıyor kalanlar zaten çoktan hayatını kaybetmiş oluyor. Dayanıklı olan köleler ise Avrupa ve Amerika'ya satılıyor. Köleliğin bitmesinde İngilizlerin tamamen rolü vardır demek yanlış olur ama etkisi büyüktür. Sonuçta sistem değişmektedir ve kölelik doğal olarak yavaş yavaş sona ermektedir. Onlara göre kölelik artık yok. Ama çalışma şartlarını, yaşam tarzlarını gördüğümüzde modern kölelik sistemi halen işlemektedir. Hücrede nefes almak neredeyse imkansız. Kendimizi dışarı attığımız gibi derin derin nefes alıyoruz. Bu iki hücre dışında pek bir şey kalmamış. Pazarın bulunduğu alana kilise yapılmıştır. Kilisedenin tam ortasındaki ahşap haç'ın hikayesi; Livingstone'un hayatı Zambiya'da sona erer. Kalbi bedeninden çıkarılıp öldüğü yerde bir ağacın altına gömülür ve daha sonra bu ağaçtan haç yapılarak kiliseye konulmuştur. Kilisenin hemen girişinde karşıda yer alan mermer İtalyadan getirilmiştir. Aynı zamanda girişin hemen sağ tarafında bulunan silindirler de yine İtalyadan getirilmiştir. Ve dikkat ettiğinizde silindirlerin ters konulmuş olduğunu fark edebilirsiniz. Bahçede hemen kilisenin sağ tarafındaki alanda taş heykeller İsveçli heykeltraş Clara Sörnas tarafından 1997 yılında köleliğin simgesi olarak yaptırılmıştır. Arap Kalesi : Portekizlerden korunma amaçlı olarak Arap Seyyid Said'in dedesi tarafından yapılmıştır. İçeride açık hava tiyatrosu bulunmaktadır. Bey-tül Acayip : Kaleyi de gezdikten sonra hemen yanındaki binayı ziyaret etmek için gidiyoruz ancak binanın arkasında oluşan yıkıntı sebebiyle tadilat olduğundan müze olarak kullanılan bina ziyaretçilere kapatılmış. İçeriyi gezemedik ama edindiğimiz bilgileri paylaşalım; Adadaki en ihtişamlı, gösterişli bu eve halk \"Acayip Ev\" demiştir. Sebebi elektrik ve asansörün adada ilk bu evde kullanılmasından ileri geliyor. Evi Umman Sultanı yaptırmış ve bu evi kullanmıştır. Bugün Sultan'ın eşyaları müzeye çevrilen Bey-tül Acayip'de sergilenmektedir. Yanınıza bozuk dolar götürün. Dolarlarınızın yeni basım olduğuna dikkat edin. Eski basım olanları kabul etmiyorlar. Dolar her yerde geçmesine rağmen adaya indiğiniz gibi dolarınızı Tanzanya şilini'ne çevirirseniz daha karlı olursunuz. Alışveriş yaparken sıkı pazarlık yapın. 225 dolar tutan 9 parça hediyelik eşyayı 50 dolar'a kadar indirdim. Pazarlığın boyutunu siz düşünün artık. Stone Town 3 saatte gezilebilir. Acele etmeden yavaş yavaş her gördüğünüzün resimlerini çekerek gezin. İnsanlar kameraya karşı çok önyargılı, resim çekmeden önce izin almanızda fayda var. Afrikada herkes birbirini tanısın yada tanımasın \"Jambo Jambo\" diyerek selamlaşıyor, eeee bizim ülkemizde artık selamlaşma pek kalmadığı için garipsiyoruz haliyle."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibar-baharat-tur", "text": "Adanın tropik iklimi ve toprağının verimliliği sayesinde karabiber haricinde diğer çeşitli baharatların; biber, zencefil, kimyon, tarçın, vanilya üretimi ile ada zamanla Baharat Adası olarak anılmaya başlanmıştır. Fildişi, karabiber, coconut ve köle ticareti Zanzibar ekonomisinin gücünü temsil etmiştir. Zanzibar bitki örtüsü ve çeşit çeşit baharatları sayesinde Doğu Afrika'nın en zengini olmakla birlikte dünyanın en büyük karanfil üretimine ev sahipliği yapmıştır. Zanzibar'da ikinci günümüzü Baharat Turu Prison Adası olarak kombin ettik. Adanın her yerinde baharat bahçeleri var. Bizde bunlardan birine girdik. Rehber ve çiftlikteki bir gencin de bize katılmasıyla sırasıyla tüm baharatlar tanıtılıp, nasıl yetiştirildikleri anlatıldı. Şimdi burada hepsini tek tek anlatmanın gereği olmadığını düşündüğümüz için yalnız bize değişik gelen baharat ve bitkilerden söz etmek istiyoruz. Ayrıca Nisan ayı ölü sezon olduğundan bir çok baharatın bu dönem içerisinde yetişmemesi bu baharatları görmemizi engelledi. Karanfil; diş için iyi geldiğini biliriz ama karın ağrısına iyi geldiğini bilmiyorduk, öğrenmiş olduk. Muzungu Banana Kırmızı Muz: Bildiğimiz sarı muzdan daha sağlıklı ve daha lezzetli olan bu çeşit muz karoten ve C vitamin içermektedir. Karabiber: Sarmaşıkta yetişiyor. Rengi yeşil, olgunlaşmaya başladıkça renk koyulaşıyor. Langi Langi: Chanel Coco No.5 parfümünün esansı. Hindistan'dan gelen bitkidir. Achiote Aca Lipstick Fruit : Uzakdoğu'da çok severek yediğimiz Rambutan meyvesinin sanki aynısıydı. Evet dış görünüşü tamamen aynı fakat kesince içinde ufak taneleri olan çekirdekleri var. Bu çekirdekleri parmağımızla ezip her bir çekirdeği patlatarak ortaya kıpkırmızı boya çıkıyor. O yüzden adına doğal ruj diyorlar. Coconut ağacına nasıl çıkıldığına şahit olduk, bize oldukça enteresan geldiği için anlatma ihtiyacı hissettik. Bizimle beraber gezen çocuk ayaklarına halat kalınlığında ipi bağlayarak ağacın en tepesine kadar garibim kan ter içinde tırmanıp coconutlarımızı aldı. Aşağı inip içelim diye hepsini bir güzel ustalıkla kesti. Baharat turunun bittiği noktada ufak tezgah kuruluydu. Ufak paketler halinde her türlü baharatı ve aynı zamanda ananas, vanilya, jasmin esansları da bulmak mümkün. Alışveriş yapacaksanız tek tek fiyat sormak yerine almak istediklerinizi sepetinize doldurun ve toplu pazarlık yapın. Biz 4 esans ve 15 baharata 45 dolar ödedik. İstanbul'a döndükten sonra yaptığımız birkaç yemeğe bu baharatları kullandık ve muhteşem bir tat verdi. Yemeklerde baharat seviyorsanız mutlaka alın. Turumuzu tamamladıktan sonra baharatları o kadar tanıttılar şimdi de tadına bakma zamanı. Yerel bir eve misafir olduk, evin hanımı biz gelmeden yemeklerimizi hazırlayıp hepsini teker teker kapaklı saklama kaplarına koymuş, yer soframızı hazırlamış bizleri bekliyordu. Oldukça lezzetli yemekler yedik. Aslında Afrika da yemek bulamama sıkıntısı yok, tek sorun yemeklerin yapıldığı hijyenik olmayan ortamlar. Baharat turumuzun sonuna geldik. İstanbul'dan yanımıza getirdiğimiz bir bavul kıyafeti dağıtmak için rehberimiz Adam ile karar verdiğimiz üzere 2010 yılında kurulan bir çocuk esirgeme kurumuna doğru yola çıktık. Önce içeri girmek ve eşyaları dağıtmak için iznimizi aldık. Çocuklarla ilgilenen görevli kadın hepsini genişçe bir salona çağırıp oturttu ve sırayla vermemizi rica etti. Tüm kıyafetleri ve yiyecekleri sırayla dağıtıp, onlarca ailesiz çocuğu mutlu edebilmek ve biraz olsun değerli olduklarını hissettirebilmek bizim için değişik ve anlatılmaz bir tecrübeydi. Yarım günlük turumuz böylelikle sona erdi ve artık Prison Adasına gitme vakti."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibar-prison-adas", "text": "Baharat Turumuzu bitirip yarım gün olarak planladığımız Prison Adasına doğru yola çıktık. Önce Stone Town'a oradan da kayıktan bozma ufak tekne ile adaya. Ada'nın tarihinden kısa bahsetmek gerekirse, ceza evi olarak yapılan ufak bir bina bulunmaktadır. Ancak bina yapım amacı için hiçbir zaman kullanılmamış olup ada karantina altına alınan insanların tutulduğu bölge olmuştur. Şimdi ise butik otel olarak misafirlerini ağırlamaktadır. Huzur ve sessizlik isteyenler için Zanzibar'da ister yarım gün ister tam gün yapılabilecek güzel bir aktivitedir. Stone Town'dan yaklaşık 20 dakika tekne yolculuğu sonrası ufacık beyaz kuma sahip, denizi pırıl pırıl ışıldayan adaya varıyoruz. Unutmadan söyleyelim biz kaplumbağaları görmeye o kadar odaklanmışısız ki aklımıza havlu almak, deniz şortu vs... giymek gelmedi. Ama çok büyük hata yapmışız. Hem çok güzel bir kumsalı hem de o sıcakta adayı gezdikten sonra denizde serinlemek çok güzel olurdu. Biz ne yazık ki resim çekmekle yetindik. Önce adanın çevresini, butik otel ve restaurant'ın olduğu yerleri yürüyerek gezdik. Ada aynı zamanda dev kaplumbağalara da ev sahipliği yapıyor. Kaplumbağalar 19. y. y da Seychelles hükümeti tarafından Zanzibar Sultanına hediye edilmiştir. 150 yaşında Dev Aldabra Kaplumbağaları görmek mümkündür. Hint okyanusu kaplumbağalarına Albadra denildiği gibi Seychelles kaplumbağası da denilmektedir. Uzun gemi yolculuklarında uzun süreler aç kalındığı için dev kaplumbağalar ve yumurtaları gemiciler tarafından ihtiyaç duyuldukça öldürülmüş ve yenilmiştir. Rehberimizin verdiği bilgiye göre Kristof Kolomb'un dünyayı keşfi sırasında aç kalmamak için gemisine bu dev kaplumbağaları alıp yemiştir. Kaplumbağaları ziyaret etmenin bedeli kişi başı 4 USD. Her yaştan kaplumbağayı gördük. Bebekleri özel telle çevrilmiş alan içerisine koymuşlar, kuşlara yem olmalarından ve şiddetli rüzgar sonucu ağaç devrilmelerine karşı korumak için. Çıkışta görevlinin önündeki deftere isim soyisim ve uyruk bilgileri yazılıp dev kaplumbağaların korunmasına katkıda bulunmak için bahşiş veriliyor."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibar-tur", "text": "Yeni Afrika Zanzibar turu belli oldu. Türkiye'nin en kapsamlı ve en uygun Afrika turu ile muhteşem bir Zanzibar adası tatiline hazır mısınız? En güzel balayı adalarından Zanzibar adasında keyfinize keyif katmak için müthiş bir rota hazırladık. Türk Havayolları direk uçuşu ile Tanzanya'nın yarı özerk adası Zanzibar'a gece varış. Varışı takiben 15 km uzaklıktaki Stone Town'daki otelimize yerleşme. Kahvaltıdan sonra check out işlemleri tamamlayıp transferimizi gerçekleştirecek olan aracımızla adanın kuzeyine, en popüler bölgesi olan Nungwi'ye geçeceğiz. Hint okyanusunun kıyısındaki otelimize yerleşip yolculuğun yorgunluğunu atacağız. Sabah kahvaltımızın ardından erken saatte yine otelimizin önünde teknemize binip bu sefer bambaşka bir ada turumuz olacak. Sabah erken saatte çıkmamızın sebebi yunusların bu saatlerde bölgeden geçiş yapıyor olması. Yunuslarla yüzüp, okyanusun ortasındaki kum tepesinde denize girecek, rengarenk balıklar ve mercanlar arasında snorkel yapacağız. Tur sonrasına otelimize dönüş ve serbest zaman. Bugün tam gün Nungwi plajında keyif çatıyoruz. Dünyanın en iyi plajları listelerinde kendine sürekli yer bulan Zanzibar fotoğraflarının çoğunu süsleyen Nungwi'ye aşık olacaksınız! Nungwi'de akşamüstüne kadar deniz kum güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Sabah kahvaltı sonrası Pcr testi için hastaneye gidiyoruz. Testlerimiz yapıldıktan sonra bizi alacak olan Zanzibar'ın yerel teknesi Dhow ile hapishane adası olarak bilinen Changgu Adası turumuza başlayacağız. Changgu adası bir zamanlar kölelerin gözaltına alındığı bir adadır. Aynı zamanda karantina yeri olarak da kullanılmıştır. Ada'nın en önemli özelliği Şeyseller'den gönderilmiş olan Albabra kaplumbağalarıdır. 250 kilonun ve 200 yaşın üzerinde devasa kaplumbağaları besleyip sonrasında yüzme/snorkel molası verip Stone Town'a geri dönüp Araplar tarafından köle ticaretinin yapıldığı Zanzibar'daki Köle Pazarını ziyaret edeceğiz. Ziyaretimizden sonra birlikte Stone Town'ın labirent sokaklarına dalıp, sokakları keşfedip, alışveriş yapma imkanınız olacak. Bugün Hint Okyanusu'nun en güzel halini göreceğimiz tam gün tekne turumuz başlıyor. Bu tekne turu sırasında çok çok özel oluşumlar olan sandbank'ler yani deniz üzerinde gelgit etkisi ile oluşan kum tepeleri üzerinde soğuk meyvelerimizi yiyecek ve okyanusun tadını çıkaracağız. Sonrasında ikiz lagünleri ziyaret edecek ve Zanzibar'ın en özel tropikal adalarının birinde muhteşem deniz ürünleri menümüzle kendimize ziyafet vereceğiz. Dönüş yolunda yerel tekne yelkenlerimizi hep beraber açacak ve Fumba'ya doğru 500 yıllık Zanzibar teknelerinin el yapımı yelkenleri ile yol alacağız. Tam gün alışveriş yapmanız ve şehri gezmeniz için serbest zaman. Gece 23:00'de check out havalimanına geçiş ve İstanbul'a hareket. -Bu geziye bizimle gelmelisiniz çünkü tüm gezilerimizi en ince ayrıntısına kadar kendimiz hazırlıyor, hiçbir ekstra paket satın almıyoruz. -Daha önceki gezilerimizdeki yorumlarda da göreceğiniz gibi %100 müşteri memnuniyeti ile çalışıyor, tüm grubumuz ile bütün gün şahane vakit geçiriyoruz. -Bu destinasyonda Türkiye'nin değil Avrupa'nın en ucuz turunu gerçekleştiriyoruz. -Zanzibar'da 8 gece deniz kenarı konaklıyoruz, 4 gece Stone Town, 4 gece Nungwi konaklaması ve herkesin rahat etmesini, bu geziden eğlenmesini sağlıyoruz. -Türkçe rehberlik hizmeti sunuyoruz. Önemli Not : Zanzibar turu 14 kişiyle sınırlıdır. -Tam gün tekne turu -Yarım gün tekne turu -Zanzibar 8 gece konaklama (Sabah kahvaltıları ve 4 akşam yemeği) -Tüm havalimanı transferleri -Seyahat sağlık sigortası"} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibar-ve-mauritiu", "text": "Zanzibar ve Mauritius turları için en güzel zamanlar geldi! Zanzibar, Zangibar ve Pemba Adası olmak üzere ikiye ayrılan Tanzanya'ya iki adadan oluşmaktadır. Zanzibar'ın başkenti Stone Town'dır. Para birimi Şilin olan Zanzibar'ın en önemli şehirlerinden olan Ngezi Forest, Misali Adası, Pujini Ruins, beit el-Ajaib ve Stone Town gezip görmeniz gereken yerler arasındadır. Zanzibar Turları özellikle doğa sporlarını sevenler için muhteşemdir. Uzun uzun yürüyüşler yapabilir, dalış yapabilir, tekne turlarına katılabilir, kültürel turları da incelemeye başlayabilirsiniz. Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında ise 34 dereceye kadar çıkar ancak ortalama sıcaklık 20-35 derece arasındadır. Dilediğiniz zaman Zanzibar turlarına katılabilirsiniz. Old Fort Amfitiyatro, House Of Wonders, Barış Müzesi, Persian Hamamı, Kizimkazi Camii Zanzibar'da görmeniz gereken yerler arasındadır. Zanzibar'da özellikle cumartesi geceleri çok meşhurdur. Şehir içinde özel mekanlar, hareketli zamanlar ve tabi ki sahildeki en güzel mekanları tercih edebilirsiniz. Ayrıca alışveriş için Zanzibar halk pazarları meşhurdur. Moto ve Memories of Zanzibar alışveriş yapabileceğiniz yerler arasındadır. Zanzibar mutfağında en güzel lezzetleri yakalamak için seçimlerinizi yöresel restoranlardan yana yapabilir ve tur içinde karşınıza çıkacak yöresel güzelliklerin tadına bakabilirsiniz. Afrika kıtasına bağlı bir ada ülkesi olan Mauritius, Madagaskar ve Hint Okyanusu arasında kalmaktadır. Mauritius başkenti Port Louis'dir. Mauritius para birimi Mauritius rupisidir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamayan ülkeleirn başında gelen Mauritius'e vizesiz gidebilirsiniz. Mauritius önemli şehirleri arasında Port Louis, Flic en flac, Beau Bassin ve Rose Hill bulunmaktadır. Ayrıca denizi ile önemli turların başında gelen Mauritius plajlarını gezmelisiniz. Black River Doğal Parkı, Ramgoolam Botanik Bahçesi, Ganga Gölü, Tamarind Şelalesi, Trou aux Yanardağ, Eurka Müzesi ve Mare aux Vacoas vadisi kesinlikle görmeniz gereken yerler arasındadır. Tropikal iklimin etkisinde olan Mauritius'e gitmek için en uygun zamanları yakalamalısınız. Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım ayları kış aylarına denk gelmektedir. Bu zamanların dışında kalan zamanlarda Mauritius turlarını tercih edebilirsiniz. Mauritius balayı tatilleri, Mauritius turları arasında en çok tercih edilenlerdendir. . Fransa, Hindistan, Çin ve Afrika mutfağının karışımı olan Mauritius mutfağının farklı lezzetlerini yakalamalısınız. Tabi ki deniz ürünleri oldukça ünlüdür. Ahtapot ve ıstakoz kesinlikle yemeniz gereken lezzetlerdendir. Ayrıca Ayrıca Rougaille, Camaron, Hint kekleri ve Afrika şekerlemelerinin tadına da bakmalısınız. Mauritius turları ya da Zanzibar turları ile kendiniz için harika fırsatları yakalamak isterseniz, erkenden araştırmaya başlamalı ve bu kez zamanlarınızı değerlendirmek için önceden araştırmalısınız. Erken rezervasyon seçenekleri ile her an karşınıza çıkabilecek ve hayal ettiğiniz turu size getirecek olanları yakalamalısınız."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zanzibarin-meshur-ahsap-kapilar", "text": "Stone Town'un ahşap yapım ince işçilik ve el emeğine örnek kapılardan Stone Town yazımızda bahsetmiştik. Labirent ve daracık sokakların her birinde görülmeye değer onlarca kapı karşılıyor bizleri. Unesco Dünya Miras Listesinine alınan Stone Town Taş Kent'in sokaklarında ve zengin oymalı, kabartmalı ahşap kapıların resimlerini çeke çeke ilerliyoruz. Kapılar burada oldukça meşhur. 1980 yılında yapılan sayımlarda kapı sayısı 800 iken yurtdışından gelenlerin bu kapıları toplaması ve hırsızlık nedeniyle kapıların sayısı oldukça azalmıştır. Kapılar üzerindeki işçilik teknik ve sanatsal olarak dikkat çekicidir. Kapılar iki çeşittir hint ve arap kapıları. Kapılar üzerindeki pirinç düğmeler hint kültüründen gelmektedir. Pirinç düğmeler sokaklarda gezinen fillerin evlere girememesi için yapılırmış, bu hindu inancı zamanla Stone Town halkının bu inancı kabullendiklerini söylemek güç çünkü onlar daha çok zenginlik ve dekorasyon amaçlı kullanmaktadır. Arap stili kapılarda ki lotus çiçeği oyması çok yaygın kullanılmıştır. Çiçek : Evinde içinde yaşayan ailesi temsil ediyor. Ananas: Ananas motifi bulunan kapılar daha yeni olanlardır. Balık pulu : Eski kapılarda balık desenleri göze çarpar, bu desen bazen balığın pulları da olabilir. Zinzirler: Kapının kenarında ki ince uzun şeritler kötü ruhlardan koruyormuş. Geometrik Kareler: Matematikçi yada muhasebecilerin kapılarında bulunan motiftir. Boncuk : Boncuk motifli ev sahibi kuyumcudur. Arap alfabesi : Tamamen sembolik amaçlı yapılan bu motif koruyucu amaçlıdır. Sığla ve hurma : Zenginlik ve bolluğun simgesidir."} {"url": "https://www.gezgincift.com/zeus-altar", "text": "Hera dosdoğru yürüdü Gargaran doruğuna, İda'nın en yüksek tepesiydi bu. Bulutları devşiren Zeus onu gördü. Görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını.... Homeros, İlyada destanında böyle bahseder Zeus'un Hera'ya aşık olduğunu. İşte Zeus Altarı Zeus'un Hera'ya aşık olduğu, yaşadığı, savaşları buradan izlediği yerdir. Dede Tepe üzerindeki Zeus Altarı olarak adlandırılan büyük kaya parçasının işlenmesiyle oluşturulan yer Antik Yunan döneminde kurban törenlerinin yapılmakta olduğu mistik bir tepe. Altar'a kaya kütlesine oyulmuş merdiven sayesinde çıkıp oturma platformu, sunak nişlerini ve su sarnıcını görebilirsiniz. Sunağın yanındaki yöre halkının inanmakta olduğu yatır'da görülebilir. Akşam gün batımını şarap ve kadehlerini alıp sunağın altındaki kaya üzerine uzanıp Edremit Körfezi ve Lesvos adasının keyfini doyasıya çıkabileceğiniz otantik bir yerdir. Bu manzarayı izlerken anın tadını mı çıkaralım yoksa yıllar geçtikçe kesilen zeytin ağaçlarının yerine gelen betonlaşmaya mı üzülelim bilemiyoruz. El atılmadık yer kalmadı bari Kaz Dağlarına el atmayın. Türkiye'nin en fazla oksijenini sağlayan güzelim tabiatı yok etmeyin!!!"} {"url": "https://www.gezgincift.com/zhangye-danxi", "text": "Çin'de görülecek yerler say say bitmez. Bu yerlerden biri de Çin'in renkli topraklarına sahip Zhangye Danxia'dır. Küçük dalgacıklar tarafından oluşan deniz tabanı formundaki rengarenk doğal güzelliğe sahip Zhangye Danxia sanki bu dünyanın bir parçası değildir. Olağanüstü güzellikteki dağlar Kırmızı Kaya Parkı olarak bilinen bu doğal yapı Çin'in Gansu vilayetinin Zhangye şehrinde oluşmuştur. 2010 yılında Unesco tarafından koruma altına alınmış olan Zhangye Ulusal Jeolojik Parkı turistlerin en uğrak yeridir. Eşi benzeri olmayan kırmızımsı kumtaşı yığınlarından meydana gelen petrografik yüzey'in tarihi milyonlarca yıl öncesi kretase dönemine kadar uzanmaktadır. Aşınmış kırmızı kumtaşı katmanaları zamanla sıradışı kaya formasyonlarına dönüşmüştür. Turistlerin buradaki en büyük atraksiyonu inanılmaz güzellikteki doğa içinde yürüyüş yapmak ve park içindeki tekneler ile gezmektir. Park içerisinde toplam 4 tane manzara izleme noktası vardır. Bu izleme noktalarına ulaşım park içindeki otobüsler ile rahatlıkla sağlanmaktadır. Giriş Ücreti : Yetişkin ve boyu 1.2 metreden uzun olan çocuklar için 60 RM, 70 yaş üstü ve boyu 1.2 metreden kısa olan çocuklar için giriş ücretsizdir. Ziyaret Saatleri : Yaz dönemi 05:30 20:30, kış dönemi 08:00 18:00 arasıdır. Ziyaret Edilmesi Gereken En İyi Dönem : Bulutlu ve yağmurlu günler haricinde özellikle gün doğumu ve gün batımında bu park'ta olmaya özen göstermelisiniz ki renklerin güzelliğine daha net şahit olabilesiniz. Pekin'den Lanzhou'ya uçak ile ulaşıp, Lanzhou'dan 2:10 dakikalık otobüs ya da tren yolculuğu ile Zhangye şehrine varılır. Zhangye Danxia Jeoloji Parkı Zhangye şehrinden 40 km, Linze ilçesine ise 20 km uzaklıktadır. Dolayısıyla Zhangye şehri batı otobüs durağından Sunan Country Town'a giden otobüslere binip buradan taksi kiralayıp Zhangye Danxia Jeoloji Parkına ulaşımınız sağlayabilirsiniz."}