{"url": "https://www.gezecegiz.com/amerika-turu-ucuz-ve-kolay-kendin-yap-rehberi", "text": "Amerikaya nasıl giderim?, nereye giderim?, bütçemi nasıl ayarlamalıyım? Bu sorular ilk amerikaya gidecek kişilerin sorduğu 3 temel soru. Bu özet niteliğindeki yazıyı ilk kez gidecek kişiler için bir özet niteliğinde olması için yazıyorum. Daha önce gitmiş kişilerin de faydalanabileceğini umuyorum. Tur şirketleri kişibaşı 10.000 TL civarında hazır tur paketleri satsa da, biz size 4.000 TL civarına 2 kişi nasıl gezersiniz bunu anlatacağız. - Pasaport vize, valiz, navigasyon uygulaması, araç şarjı, portable batarya, fotoğraf makinası veya video kamera, uçak biletleri, otel voucherleri, outlet kuponları, bol yürümeyi kaldırabilecek ayakkabı, şapka minimum eşya ve hafif valiz gibi. - Birbiri ile iyi anlaşabilen 2 max 3 çift olun. Grubu büyütmemek iyidir. Disipline olmanız gereken zamanlar olacak. Siz otel lobisinde hareket için hazırken bir çift daha yeni uyanmışsa sorun olur. Olmaz demeyin olur. Özellikle turun sonlarına doğru iyice yorgunluk basınca bakın neler oluyor:) Ekibinizden birinin orta veya üzeri ingilizcesi olsa iyi olur. - Gitmek istediğiniz yerlerin bir listesini yapın. Oylama ile 9 gün için max 3 şehir belirleyin. Şehir listesini abartırsanız ve 9 günlüğüne gidiyorsanız doğru düzgün tad alamazsınız. Boşverin nasıl olsa ucuza gideceksiniz, bir daha gidersiniz. - Daha önce hiç gitmediyseniz temelde 2 alternatifiniz var. New york olmazsa olmaz bir Amerikan rüyası. gidillecek yerleri ve yapılacak şeyleri 3 yazıda toparlamıştık. Bu yazılar sizin için yeterli olacaktır. New York orlando arasını iç hat uçuşu ile yapmalı, Orlando- Miami'yi araba kiralayarak gidebilirsiniz. Orlando oyun parkları ile meşhur bir Florida şehri. Aşağıdaki yazıda tüm detaylarını bulabilirsiniz. Miami yine popüler bir turist şehri. Bu 3'leme çok klasik olsa da, Doğu Amerikada, Harvard'ı ile ünlü Boston, Rocky filmleri ile ünlü Philadelphia, Başkent Washington DC eklenerek pek çok alternatif rota da yapılabilir. Batı Amerika da inanılmaz keyiflidir. Bu şehirler ile ilgili yazılarımızı aşağıda bulabilirsiniz. Batı Amerika da bu 3 şehir dışında San Diego, Seattle gibi çok iyi şehirler de var. Belirttiğim 2 rota. bu alternatifler en bilinen 2 rota. Vaktiniz ve bütçeniz var ise tabiki alternatifleri çoğaltabilirsiniz. Chicago, New Orleans, Dallas, gibi gezmeye doyamayacağınız pek çok şehri var. Rotanızı belirlemek ve grubunuzdaki herkesin bu rotada hemfikir kalması önemli. İster bizim siteden ister farklı bloglardan gideceğiniz lokasyonları belirledikten sonra sıra Otel ve Uçak rezervasyonlarına geliyoruz. Rehberlik hizmeti veriyorlar ve otobüs ile gezdiriyorlar. Otellerin pek çoğu zaten oda kahvaltı çalışıyorlar. Amerika zaten 1.000 senelik bir mazisi olmadığı ve şehir içerisinde Otobüs ile gezmek yerine kendi kiralayacağınız araç ile gezmenin daha keyifli olduğu için, ne rehberliğe ne de otobüs gezisine ihtiyacınız var. Bu önemli çünkü size 8.000 TL tasarruf sağlayacak bir çalışma. Yine de otel konusunda airbnb, roomorama gibi siteler vasıtası ile ucuza konaklayabilirsiniz. New York'ta Oteller çok pahalı. New jersey'de kalabilirsiniz, yeter ki New York merkeze nasıl gidip geleceğinizi önceden çalışın. Yukarıda bahsettiğim 4.000 TL ile de yemek, giriş ücretleri ve ufak tefek alışverişlerinizi yapacaksınız. Fazla abartmazsanız günde kişi başı 40 USD'ye rahatlıkla karnınızı lezzetli şekilde doyurabilirsiniz. Bu da 2 kişi için 8 günde 1.800 TL yapar. Geri kalan 2.200 TL ile önemli yerlere giriş yapabilir, araba kiralayabilirsiniz. 6 kişi olursanız 7 kişilik bir araç kiralarsanız kişi başı düşen maliyet minimuma inecektir. Alışverişi nasıl uygun fiyata getirebileceğiniz ile ilgili yazımızı da aşağıda bulabilirsiniz. Amerika turu rahatlıkla kendiniz yapabileceğiniz türden bir organizasyonu gerektiriyor. Tek yapılması gereken doğru planlama ve tabiki çalışma. Sitemizde yeteri kadar içerik bulunuyor. Aradığınızı bulamazsanız bize ulaşın formu veya aşağıdaki yorum bölümünden sorularınızı iletebilirsiniz. Keyifle yanıtlamaktan memnuniyet duyarız. Merhaba, bizim 10 yıllık vizemiz var ancak henüz gidemedik. Bu yaz gitmeyi planlıyoruz. Vize dışında çıkış yaparken hangi evrakları yanımızda bulundurmamız gerekiyor acaba? Dünden beri internetten bir türlü bulamadım bu bilgiyi. Yardımcı olabilirseniz sevinirim. Çok teşekkürler. Merhabalar; Vizeniz ve pasaportunuz dışında Kalacağınız otelin adres ve telefon numarası gibi bilgilerin printini almanız yeterli olacaktır."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/amsterdam-gezilecek-yerler", "text": "Bu yazımızda Amsterdam'a uçuyoruz 🙂 2 günlük bir tur planımız var ama elimizden geldiğince doya doya gezeceğiz. Tüm vaktimizi Amsterdam merkezinde geçireceğimiz için sürenin bizim için yeterli olduğunu düşünüyoruz. Amsterdam'a nasıl gidilir, nereleri gezilir, nerede yemek yenir bilgilerine değinmeye çalışacağız ama Amsterdam sıradışı bir yer olduğu için bu kurallar burada pek geçerli değil, o yüzden rahat olalım, kısaca neler yaptık ondan bahsedelim. Detaylara değinmeyeceğiz dedik ama en azından konaklamadan bahsedelim 🙂 2-3 gün konaklamalı gideceğimiz için merkeze en yakın otellere baktık. Ama fiyatlar yüksek olduğu için Otel yerine Botel'de kalmaya karar verdik, evet Botel. Otelin konsepti şöyle: Bir gemiyi Otel haline getirmişler sizlerde kamaralarda konaklıyorsunuz. Odalar ufak ama gece 02:00 de odaya girip 08:00 de çıkış yaptığımız için odanın önem derecesi bizim için önemli değil. En keyifli tarafı ise Botel, Merkezi ikiye bölen nehrin karşısında olduğu için Merkez ve Botel arasında ücretsiz çalışan Ufak yolcu gemileri ile taransfer sorunumuzu da halletmiş olduk. Botelin videolarını Youtube'dan izleyebilirsiniz. Amsterdam bir kanallar şehri. Bu kanallar Amterdam'a ayrı bir güzellik katıyor. Kent adını da zaten Amstel nehrinden almıştır. Avrupa'da bisiklet denince aklımıza Hollanda ve Amsterdam geliyordur. Amsterdam'da göreceğiniz en çok şey bisiklet olacaktır. Kentte 1 milyondan fazla bisiklet olduğu söyleniyor. Biz ise bisiklet otoparkını gördüğümüzde gerçekten şaşırıp kalıyoruz. İşadamı, Milletvekili, Bakan fark etmiyor, herkes bisiklet kullanıyor. Hemen hatırlayalım Türkiye & Hollanda ilişkilerinin 400. Yılı dolayısı ile Hollanda Başbakanı ve eşi Türkiye'yi ziyaret ettiğinde Taksim İstiklal Caddesinde bisiklete binmişlerdi. Amsterdam'ın kalbi Dam meydanı kentin en önemli ve en turistik yeri. Müzeseverlere tavsiyemiz Dam meydanına gelir gelmez ilk iş Madam Tussaud müzesini gezmeleridir. Bir diğer öneri ise Van Gogh müzesi. Müze girişlerindeki sıra epey vaktinizi alacaktır. Önceden internet yada kapıdan bilet alır iseniz bu sırayı beklemeden giriş yapabilirsiniz. Red Light da diğer mekanlara nazaran görünüm olarak nispeten daha kötü, virane bir yer bekliyoruz ama Red Light'ın diğer Amsterdam caddelerinden hiç bir farkı yok, insanlar günlük hayatına devam ediyor. Bir cadde düşünün ; yüzlerce hayat kadını ve hepsinin 2 metrekarelik ve üzerinde kırmızı ışığı yanan odalarında önünde müşteri beklemesi, hemen öte yanda Coffie Shoplar. Ama aynı sokalarda insanlar evine, işine gidiyor, bir anne bebeğine mama yediriyor, resataurantta aileler yemek yiyor, üst katlarda ofisler insanlar çalışıyor... Medeniyet, bisikletten sonra bunu da gördüğümüzde tekrar karşımıza çıkıyor. Birazda Coffe Shoplardan bahsedelim. Dam meydanı çevresi ve Red Light çevresinde bol miktarda Coffe Shop bulabilirsiniz. Marihuanna, esrar ve türev ürünleri belli bir gramaja kadar satın alıp taşıyabilirsiniz. Coffe Shop'lar gün içinde sürekli denetime tabiler. Siz bunu fark etmeyeceksiniz ama shopların sürekli satışa sundukları ürünleri kontrol ediliyor. Amsterdam sokaklarında gezerken özellikle geceleri sizin yanınıza bir çok kişi gelecek ve yasal olmayan diğer maddelerden satmaya çalışacaklar. Asla buna müsade etmeyin ve konuşmayın. Tatilde başınıza iş almayın derim 🙂 Gece kulübüne dahi gitseniz bu teklifler ile karşılaşabilirsiniz, duymamazlıktan gelin ve özellikle yasal olarak satılan bu ürünleri de sakın ülkeden çıkarmayın derim. \"Çıkaran arkadaşım var sorun olmadı\" diyebilirsiniz ama bizden söylemesi. Cafeler içerisinde Buldog cafede oturduk ve tavsiye edebilirim. Zaten birden fazla buldog göreceksiniz. Buldog ilk olma özelliğini taşıyor. Bir de bu cafelerin çok büyük olduğunu düşünmeyin 7-8 kişilik yerler, içeride oturup içmekten ziyade, insanlar tekel bayine gider gibi kasadan istediklerini alıp gidiyorlar. İçeride genelde turistler var. Biz Dam meydanından ayrılıp kendimizi başka bir meydana atıyoruz ve Ünlü Ressam Ressam Rembrandt'ın adını verdiği meydana geçiyoruz. Rembrandt'ın evi görülebilecek yerler arasında. Ayrıca gece kulüpleri ve barlar burada bol miktarda var gece bu bölgede vakit geçirebilirsiniz. Eğlenmek güzel ama dinlenmek de bir o kadar güzel 🙂 02:00 gibi buradan ayrılıp, Botelimize geri dönüyoruz. Sabah hedefimizde Heiniken Experiens, Ajax Stadyumu ve Hollanda'nın Simgesi Değirmenler var. Merkezden tramvaya binip Heineken Fabrikası ziyaretimize başlıyoruz, Dam meydanı çevresindeki tramvaylara binip 4-5 durak ileride bulunan fabrikaya varıyoruz. Fabrika girişinde 15 euro vererek turumuz yapacağız. Turun en sonunda Heineken Shop'da soluğu alıyoruz ve Orjinal Heineken Şişesine adınız yazdırabilirsiniz ya da Heineken bardaklarını da adınızı yazdırıp kalıcı bir anı ile oradan ayrılabilirsiniz. Heineken Experience maceramızı sonlandırıp Hollanda'nın simgesi Değirmelere doğru yola çıkıyoruz. Gideceğimiz yerin adı Zaanse Schans ve değirmenler burada. Central Station'da danışmaya giderek buraya giden trenin hattını öğreniyoruz. Central Station'a yaklaşık yarım saat mesafede, Zaanse Schans'da değirmenleri gördükten sonra oradan Ajax Arena'ya nasıl gideceğimizi öğrenmeyi ihmal etmiyoruz. Direkt Central Station'dan gitmek isterseniz 15 dakikada stadyuma ulaşabilirsiniz. Zaanse Schans gerçekten rüya gibi bir yer hayran kalıyoruz. Alice nereden çıkacak acaba diye beklemeye başlıyoruz 🙂 Hemen buradan bir Restaurant önerisi yapalım ; De Hoop Op d'Swarte Walvis. Gerçekten muhteşem bir yer, nehir kenarında, değirmen manzaralı, yeşillikler içinde bir mekan. İsterseniz restaurantta yemek yiyebilirsiniz dilerseniz bar kısmında şarabınızı yudumlayabilirsiniz. Değirmenleri ziyaret edip, değirmen içlerindeki hediyelik eşyalardan beğendiğinizi de alabilirsiniz. Dilerseniz burada bulunan marketten meşhur Hollanda peynirleri, tereyağları envai çeşit ürünleri de satın alabilirsiniz. Stad turu yaklaşık 45 dakika kadar sürüyor. İngilizce olarak sunum yapılıyor ve dilerseniz saha zeminine girebiliyorsunuz. Buradaki anlatımdan sonra fotoğraf çekilebiliyorsunuz. Sonrasında Tribünlerde anlatım yapılıyor. En sonunda ise Basın Toplantısının yapıldığı yere giriyorsunuz. Burada yapılan anlatımdan sonra dilerseniz fotoğraf çektirebilirsiniz. Amsterdam'dan bildireceklerimiz bu kadar 🙂 Yazımızın en altında şehir içi ulaşım ve daha başka bir kaç faydalı bilgileri bulabilirsiniz. Ulaşım pahalı metro, otobüs ve tramvayı sıklıkla kullanacaksınız. Bu yüzden I Amsterdam kart almanızı tavsiye ederiz. Schipol Havaalanı'na tur ile değil bireysel olarak geldiyseniz Vize kontrolüne girerken mutlaka otel rezervasyonu ve dönüş biletiniz yanınızda olsun. Schipol havaalında çıkış yaparken arama noktaları çok kontrollü o yüzden kurallara dikkat etmenizi öneririz. Çok güzel bir paylaşım olmuş. Eşimin akrabaları var Amsterdamda devamlı da çağırıyorlar. Ciddi anlamda gitmeyi düşünmeliyiz aslında. Çok güzel bir şehir. Kalacak yer sorunumuz yok. En iyisi kampanyaları takip edip uygun bileti alıp gitmek. Öncelikle paylaşım için teşekkürler. Biz de Şubat ayında 3 günlük bi Amsterdam gezisi planlıyoruz. Mali açıdan da bilgi verirseniz çok sevinirim. Ne kadarlık bi bütçe ayırmalıyız? Şimdiden çok teşekkürler. Hollanda pahalı şehirlerden diyebiliriz, soru biraz zor diyebiliriz 🙂 sorunuzu uçak ve otel bilgileri hariç olarak sorduğunuzu düşünüyorum, ek olarak, , sadece yeme içme ve gezi anlamında düşünürsek günlük 80-100 euro arasında bir bütçe öngörebiliriz. otel rezervasyonunuzu http://www. booking. com/index. html?aid=386099&lang=tr linkinde yaparsanız mutlu oluruz. Brussel-Centraal Koln Hbf hatları mevcut 4-6 kişilik ya da daha yüksek yolcu kapasiteli vagonlar seçebilirsiniz ya da 1.2. sınıf vagon seçerek seyahat edebilirsiniz. http://www. raileurope. com/european-trains/tgv/how-to-book. html adreslerinden tarihleri seçerek hem zaman hemde bütçe planı yapabilirsiniz. Amsterdam gezilebilecek güzel bir yer fakat ; oldukça pahalı ve kazık diyebileceğimiz bir ülke. Yemek içecek giyim ayakkabı kozmetik ulaşım Türkiyeye göre nerdeyse 3 katı fiyatına.... 0,75 krş a kavga ettiğimiz şaşal su burda 5,5 tl. otobüs tek yön 15 tl... Küçük bir tabak meyve 20 tl. Tren gidiş dönüş 27 tl... Adidas ayakkabı 210 tl... Parfümler 50-60 tl daha pahalı.. Türkiyeye kurban olayım kimse sesini çıkarmasın bedava yaşıyoruz.. yurt dışında avro'yu tl 'ye çevirdiğiniz vakit her şey pahalaı hale geliyor. Su pahalı maden sodası daha ucuz, maden sodası çok tüketiliyor 🙂 otobÜs ve trenlerde iamstedam kart veya 3-5 günlÜk kartlar almanız gerekiyor. doğaçlama yaparak anlaşabilirsiniz 🙂 ek olarak google translate ya da farklı diğer uygulamalar size destek olacaktır, kitapçılardan yurt dışında günlük konuşmada size destek olacak kitapçıklar edinebilirsiniz. Cevap: sizden rezervasyon çıktılarını isterler ise sorun olabilir, bana ilk hollanda girişimde sormuşlardı, sormayada bilirler dönüş biletinizi gösterip oteli inceleyip o şekilde tutacağınızı söyleyebilirsiniz bu durumda. hocam süpersin, süper yazı ve görseller eline sağlık, bi düzeltme stadyumun ismi amsterdam arena'dır. stadı ajax, Amsterdam Admirals birde the toppers gibi grup / şarkıcılar konserlerindede burayı kullanıyorlar."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/bansko-kayak-rehberi", "text": "Bu yazımızda Bulgaristan Kayak Merkezi Bansko'dan bahsedeceğiz. Bansko'ya nasıl gidilir, Bansko kayak turu nasıl planlanır, nerede kalınır, vize detayları ve daha bir çok bilgiyi vermeye çalışacağız. O zaman ilk önce vize işlemlerinden bahsedelim, sonrasında ulaşım, konaklama ve pist bilgileri ile yazımıza devam edelim. Bulgaristan'a http://www. vfsglobal. com/bulgaria/turkey/ vize merkezi aracılığı ile Bulgar vizesi alarak seyahat edebilirsiniz. Geçerli bir Schengen vizeniz var ise Bulgar vizesi almadan, Schengen vizesi ile Bulgaristan'a giriş yapabilirsiniz. Bulgar vizesi ile seyahat edeceksiniz ve 48 saat ve fazlası kalacaksanız mutlaka ve mutlaka gittiğiniz yerin polis merkezine kayıt yaptırmanız gerekecektir. Polis Merkezine, konakladığınız otelden alacağınız bir voucher ya da davetiye ile beraber gitmelisiniz. Otel görevlilerine mutlaka danışın bazen sizin adınıza bu durumu halledebiliyorlar. Gezecegiz tavsiyesi : Özel aracınızla Bulgaristan Bansko Kayak merkezine gidecekseniz, Yunanistan üzerinden girmenizi tavsiye ediyoruz, Kendi aracınız ile gidecekseniz, özel araç ile yurt dışına çıkmak için neler yapmalıyız yazımızı okumanız tavsiye ediyoruz. İstanbul-Kapıkule-Bansko 600 Km. İstanbul-İpsala-Dedeağaç-Kavala-Krinides-Drama-Dolce Vita-Bansko üzerinden Bankso 620 Km. Yunanistan yolu otoban olduğu için kesinlikle bu güzergahı tavsiye ediyoruz. Direkt Bulgaristan üzerinden gitmek isterseniz, Edirne'ye kadar otoban kullanıp, Kapıkule'den Bulgaristan'a girdikten sonra uzun bir süre tek şerit yoldan gitmek durumunda kalacaksınız. (Yunanistan otobanı paralıdır. Kavala'ya kadar 10-12 ödemeniz gerekecektir) Yunanistan ve Bulgaristan'da benzin ve mazot fiyatları nispeten daha uygun olduğu için (Bulgaristan 1,35 , Yunanistan 1,65 ) aracınızla gidecekseniz sınır kapılarından geçer geçmez deponuzu doldurmanızı iyi olacaktır. Yol üzerinde çok fazla sayıda benzin istasyonu göremeyebilirsiniz. Bu sebeple deponuzu hep dolu tutmanızı tavsiye ederiz. Bansko'ya gitmek için öncelikle Sofya'ya uçmanız gerekecek. Sonrasında, Sofya havaalanından Şehir merkezine, oradan 2,5 saat süren bir yolculukla Bansko'ya varıyoruz. Bansko Uçak için tıklayınız. Bansko'da çok sayıda ve her zevke hitap eden, bir çok fiyat aralığında otel bulabilirsiniz, Otellerin bir çoğunu apart otelle roluşturmaktadır. Burada bizim tavsiyemiz, pistlere ulaşımda kullandığımız, Gondol bölgesine yakın otellerde konaklamanızdır. Öncelikle nedir bu Gondol meselesi hemen onu açalım. Türkiyede'ki kayak merkezlerinin yapısını düşünelim. Uludağ, Kartalkaya'da birçok Kartepe'de ise tek otel var ve pistler iç içe girmiş durumda. Otelin kayak odasından direkt kendinizi piste atabiliyorsunuz. Hatta kayak yaparken yanınızdan araba geçebiliyor 🙂 Bu kurguyu hemen unutuyoruz! Bansko'da Şehir ayrı bir yerde, Oteller Bölgesi ayrı bir yerde. Bansko merkezden Gondola biniyorsunuz ve yaklaşık 30 dk süren keyifli bir seyahat 'den sonra, pistler bölgesine ulaşabiliyorsunuz. Gondol meselesine tekrar döneceğiz ve bu detay otel seçmemizde bize referans olacak şekil de hafızalarınızda yer etti sanıyoruz. Gondol bölgesi otelleri, bu durum yüzünden biraz daha pahalı. Ben Banskoya gittiğimde Regnum Apart Otel'de konakladım. Sahibinin Türk olmasının oteli seçmemde etkisi büyük. Türkçe bilen ve Türk çalışanları olması avantaj. Yarım pansiyon konaklama alacağınızı düşünürsek, oda kahvaltı bir otelde kalacağınıza kahvaltı ve akşam yemeği veren otellerde kalmanızı tavsiye ederim. Bu yönden baktığınızda Regnum otelde kalabilirsiniz. Otel, neredeyse her sene yenileniyor. Otelde Spa, Türk hamamı, buhar banyosu, kapalı havuz, sıcak havuz imkanlarınız var. Bizim kaldığımız Otel 5 yıldızlı Regnum Bansko Aparthotel Size de şiddetle tavsiye ediyorum. Otel konusuna ek olarak Gondola uzak otel seçerseniz en azından Gondol'a servislerinin olup olmadığını sorun bazı otellerin belirli saatlerde servisi var. Gelelim pistlere... Pistlerin toplamı 70 km civarındadır. Her zorluk derecesinde pistler mevcuttur. Gondol' dan indiğimizde hemen sol yukarıdaki pist Avrupa'nın en sağlam kara pistlerinden TOMBA. Aynı zamanda Dünya şampiyonalarının yapıldığı pist de burası. Eğer şampiyonların pistinde kaymak isterseniz TOMBA sizi bekliyor. Amigo Pub ikinci önerimiz Canlı Müzik ile kendinizden geçebilirsiniz Step by Step grubu sahne alıyor sizde rastlarısınız Rock müzik ile kendinizden geçebilir Whisky Time çığlıklarına eşlik edebilirsiniz fiyatlarda makul seviyede hemen belirtelim. Son olarak Kayak kiralama ve kayak okulu BMS den bahsedelim. Bansko Kayak kirası için Hemen Gondola bakan meşhur cadde üzerinde BMS Kayak Kiralama ve Kayak Okulundan yapabilirsiniz, fiyatları hem uygun hemde ders almak iseterseniz size destek olacaklardır. ulasimbansko. com üzerinden Bansko ya sürekli otobüs seferleri var. Orayıda kullanabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/barselona-gezilecek-yerler", "text": "Gümrük bagaj işlemlerimi sona erdikten sonra, otelimize transfer için aerobus kullanacağız. Otelimiz Barselona'nın kalbinde La Rambla' da. Hava alanında A2 terminalinin önünden Aerobus 'a binerek (Barselona havaalanından Aerobus ile 7 euro'ya şehir merkezine gidebilirsiniz) La Rambla Catalunya 'ya doğru yola çıkıyoruz. Barselona'da trafik çok rahat. 30 dk sonra, Catalunya 'dayız. Catalunya'nın Taksim, La Rambla'nın da istiklal caddesi olduğunu düşünelim 🙂 görünce dediğimize katılacaksınız. Catalunya'ya vardığınızda city tour otobüsleri, güzel bir meydan ve tabi ki Neymar ve İniesta sizi karşılıyor. Biz otel seçimimizi La Rambla'dan yana kullandık ve çok da iyi yaptık 🙂 Araç trafiğine açık olan bu cadde Barselonanın kalbi. 24 saat ayakta. Barlar, tapasçılar, paellacılar, casino, cafeler, hediyelik eşya mağazaları... Yani aklınıza gelen her şeyi burada bulabilirsiniz. Hele birde odanızda La Rambla manzarası var ise çok şanslısınız. Eğer arka odalara gelir ise biraz sıkıntı olabilir. Bizim konakladığımız otel Hostal Bcn La Ramblas adındaki hostal. Sakın hosteli kötü olarak algılamayın. Tam La Rambla'nın ortasında ve mutlaka birden fazla ziyaret edeceğiniz pazarın tam karşısında. Pazarın adı Josep La BOQUERİA. Otel odamız tam bu pazarın karşısına denk geliyor. La Rambla manzasında Sangrialarımızı yudumlayıp hemen pazarı gezip, tapas yiyeceğiz 🙂 Pazar çok renkli ve envai çeşit deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Yine envai çeşit meyveler burada. Barselona gezilecek yerler'de mutlaka tatmanızı öneriyoruz. Josep La BOQUERİA Pazarındaki Tapas mekanımız Üniversal, Şef Benjamin eşliğinde Tapasa doyuyoruz. Pazarın içinde bir çok tapas restaurantı var. Üniversal biraz yoğun bir nokta. Diğer mekanların da en az Üniversal kadar güzel olduğunu biliyoruz ve hatta Üniversal'a göre biraz daha uygun fiyatları olduğunu gördük. Buradaki seçimimiz Seafoodmax tapas oluyor. Extra olarak yeşil biber kızartması ve mantar söylüyoruz. Kişi başı içecekler dahil 22 ödüyoruz,( 2 kişi bir seafoodmax söyleyebilir ). Tapasla karnımızı doyurduktan sonra La Rambla'dan denize doğru yürüyüşe geçiyoruz. Yolun sonu bir meydana çıkıyor maydanımızın adı Kristof Kolomb. Kolomb meydanında yeterince vakit geçirip hemen sahile doğru geçiş yapıyoruz. Köprünün üzerinden geçtikten sonra hemen denizin karşısında Mare Magnum Avm bizi karşılıyor burada bir kahve molası verip yolumuza devam ediyoruz. Buradan hedef Barcelonotta. 2-3 km uzunluğunda bir sahil bizi bekliyor. Tarih Mayıs 18 deniz suyu sıcaklığı denize girmek için çok uygun değil ama hava sıcaklığı 22 derece olduğundan sahildeki doluluk oranı yeterli seviyede. Voleybol oynayanlar ve güneşlenenler hatırı sayılır seviyede. Burada sahile inip içkilerimizi yudumluyoruz. Gece buraya gelinebileceğini düşünüyoruz, ama geceyi esas aşağıda detayını vereceğimiz Diagonal bölgesinde geçireceğiz. Barcelenota' ya La Rambla'dan aktarma yaparak metro ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Taksi ile gelmek isterseniz La Rambla'dan Barcelenota maksimum 10 euro tutacaktır. Dilerseniz 5 euro ile 38 euro arası değişen fiyatlar ile Akvaryuım gezisi yapabilirsiniz. Grup biletleri, çocuk ve öğrenci fiyatları değişebiliyor, akvaryumun linkini paylaşalım detaylı inceleyebilirsiniz. http://www. aquariumbcn. com/en/ burada ticket's online bölümünden de bilet fiyatlarına bakabilirsiniz. Metro ağları birbirlerine bağlandığı için aktarma noktalarında geçiş yaparak rahatlıkla seyahat edebilirsiniz, La Rambladan aktarma yapmadan Liceu'dan 6 durak sonra Barselona stadına gidebilirsiniz. 15 euro karşılğında da stad içini gezebilir ve muhteşem müzesini ziyaret edebilirsiniz. Metroda günlük 10 çoklu geçişli bilet alarak (10 euro karşılığında) seyahat edebilirsiniz ya da günlük kişi başı 7 euro vererek bir gün boyunca sınırsız seyahat edebilirsiniz ya da grup çok kalabalıksa 50 geçişli biletlerden alabilirsiniz, metro biletlerinizi tek geçişlik dahi aldıysanız atmamanızı öneriyoruz. Bazı istasyonlarda çıkış yaparken biletinizi makinalara okutup geçiyorsunuz. St Sebastian'a ulaşıp artık Teleferiğe binme zamanı. 12 euro ödeyerek Teleferiğe binebilirsiniz. Çok mu gerekli gerçekten derseniz eğer çok sıra var ise bu aktiviteyi atlayabilirsiniz. Bizim route planınımızda, Parellel durağına ulaşıp oradan Nou Camp 'a gitmek olduğundan bu aktiviteyi yapıyoruz. Dediğimiz gibi muhteşem bir aktivite değil,1 saat bekledikten sonra Teleferiğe binip yolculuğumuzu tamamlıyoruz. Teleferikten indiğimiz yer Miramarin bahçesi çok güzel çiçeklerle dolu bir park. Fotoğraf çekimlerinden sonra 10-15 dk bir yürüyüşten sonra Parallel metro durağına ulaşıyoruz, hedef Nou Camp. Bugün çok önemli! Barselona Atletico Madrid maçı var ve yenen Şampiyon olacak. Beraberlik Madrid'in işine yarıyor ve öyle de oluyor. Atletico Madrid 1-1 'lik beraberlikle Şampiyonluğa ulaşıyor, biletimiz olmadığı için maça giremedik ama stad çevresindeki barlarda maçı izlemekte bir o kadar güzeldi. Herşeyden önemlisi stadın çevresindeki barlarda Atletico taraftarları ve Barselona taraftarları maçı beraber izliyorlardı, şampiyonluk geldikten sonra da La Rambla caddesi de dahil olmak üzere çok sayıda A. Madrid taraftarı şarkılar eşliğinde Şampiyonluklarını kutlıuyorlardı. Umarız güzel ülkemizde de bu manzaralar en kısa sürede yaşanır. Barselona Nou Camp maceramıza son veriyoruz. Maç olmadığı gün gelirseniz Stad içini ve Kupalar ile dolu Stad müzesini gezebilir, FC Barselona mağazasından alışveriş yapabilirsiniz. Buradan ayrılıp Plaça Reial 'e gidiyoruz, La Rambla'ya çok yakın olan bu meydan da Sangrialarmızı içip, Akşam Canlı Flemenko dinlemek üzere planımız yapıyoruz. Canlı Flemenkoyu Plaça Reialın içindeki Tarantos adlı mekanda dinleyeceğiz. 11 euro vererek 30 dakika Flamenkoya doyuyoruz. Tarantos'da, Flemenko 20:30, 21:30, 22:30 saatlerinde oluyor. 50 kişilik bir salonda yapılıyor. Gösteri saati kalabalık olabiliyor o yüzden son dakika gitmemenizi öneriyoruz. Gaudi'nin şehri Barcelone'da bugün ilk işimiz Gaudi'nin bitmeyen Bazilikası La Sagrada Familya'yı ziyaret edeceğiz. La Ramblada'ki Liceu durağından metro'ya binip s2 hattından, Passeig de Garciya da aktarma yapıp oradan Sagrada Familia'ya mor hattan ulaşacağız. Sagrada Familaya durağından çıkar çıkmaz olağanüstü Bazilika bizi karşılıyor. Bazilikanın önünde uzun bir sıra görebilirsiniz korkmaya gerek yok 2-25 dk içerisinde biletinizi alabilirsiniz. 14 euro karşılığında bu muhteşem eseri gezebilirsiniz. 1822 yılında Gaudi bu muhteşem Bazilikayı yapmaya başlamış, 1926 yılında hazin bir şekilde hayata veda etmiş. Gaudi'nin bu eseri halen yapılmaya devam ediyor ve 2020 yılında bitmesi hedefleniyor. Bu muhteşem yapıyı görmeden geçmemenizi öneriyoruz. 10 km uzunluğunda restaurantlar, mağazalar ve avm'lerin olduğu çok güzel bir cadde, bir nevi bağdat caddesi diyebiliriz Aynı zamanda gene bir Gaudi müzesi olan Casa Mila La Pedrera By Antoni Gaudi müzesi burada. Bizim gitiğimiz gün müze girişi bedava olduğu için 4. sokak sıra vardı 🙁 maalesef gezemedik. Madem müze ziyaretimiz gerçekleşmedi o zaman metro durağının hemen yakınındaki AVM'de soluğu alıyor, Decatlon, Primark derken epey vakit harcıyoruz. Primak, İngiltere'nin bir numaralı düşük ücretli ama kaliteli giyim mağazası. Akşam yemeği için tercihimiz Diagonal'daki Cerveceria Catalana Restaurant, bu mekanı şiddetle öneriyoruz. Yemek saatinizden bir 30 dk önce orada olmanızı öneriyoruz. Tercih edilen bir mekan olduğu için 30-40 dk bekleme yapabilirsiniz. Tabi ki Tapas yiyoruz. Tapas seçiminizin yanı sıra Enginar ve küçük hamburgerlerden söylemenizi öneriyoruz. Barselona Gez Rehberi City Tour bilgileri ile devam ediyor 🙂 Kendi çabalarımızla iki gün boyunca gayet güzel gezdik ama Barselona'da gezecek çok yer var 🙂 O yüzden City Tour'a da katılıyoruz. Gezdiğimiz bir çok noktayı City Tour ile tekrar göreceğiz ama şehri tam olarak kafamızda oturtmak için City Tour'u mutlaka yapmak istiyoruz. City Tour yapan 2 firma var. Birinci firma 3 hat üzerinden şehri gezdiriyor. Barcelone City Tour Gray Line yani bizim seçtiğimiz tur, 2 ana hat üzerinden şehri gezdiriyor. Tercihimiz, Gray Line. Catedral Gotic ; Turuncu hattın ikinci durağı bu görkemli katedrali ziyaret edebilirsiniz yada dilerseniz Yeşil hatta La Sagrada Familiadan daha görkemli değil derseniz uğramayın ama çok tercih edilen bir nokta olduğunu belirtelim. Fundacio Muro : Bu durakta Teatre Grec ziyareti yapabilir sonrasında Teleferiğe binip De Montjuic kalesini ziyaret edebilirsiniz. Parc Güell : Yeşil hattın 13. Durağı mutlaka inip görmenizi tavsiye ediyoruz. Tabi ki bu parkta da Gaudinin İmzasını göreceksiniz. Park girişi ücretli 8 euro, ücret ödemek istemez iseniz Parkın içine girmeden dış mekandan yürüyüş yaparak da parkı gezebilirsiniz. Tibidabo : Barselonanın en yüksek tepesi. Şehri gezerken bu tepeyi her yerden görebilirsiniz. Burada bulunan Roller Coaster'e, Dönme dolaba binip Barselona'ya tepeden bakabilirsiniz. Yine Gotic mimaride yapılmış Sagrat Cor Bazilikasını görebilirsiniz. City Tour detayları için alttaki linkleri incelemenizi tavsiye ediyoruz. İki hattı önceden incelemeniz faydalı olacaktir. Tur biletlerini otobüs kalkış noktalarından alırsanız 28 euro, internet sitesinden alırsanız 24 euro'ya sahip olabilirsiniz. Barselona'nın Milli yiyeceği Tapas'dan yazımızda bolca bahsettik, deniz ürünlerinden oluşan leziz Tapaslardan bol bol tüketiyoruz. Tapasa ek olarak gene deniz ürünü ağırlıklı ama içinde pilav bulunan ve bizce muhteşem Peallas yemenizi öneriyoruz. La Rambla'da Los Toreros mekanı Pealla için kesinlikle tercih edebileceğiniz bir mekan, La Rambla'dan Colomb meydanına doğru giderken, yan sokakların birinde İstanbul adlı mekanı görüyoruz, burada Türk damak zevkine ait adana, urfa, döner, içli köfte bulabilirsiniz. Restaurantlarda direk sürahi ile servis edliyor. Marketlede ise litresi 1,7 euro'dan başlayan fiyatlar ile Sangria içebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/bayramda-yunanistan-yunan-adalari", "text": "Bayrama az bir zaman kala, Yunanistan ve Yunan Adaları yazılarımız beklenenin üzerinde ilgiyi görmeye başladı. Bu yazımızda ise Yunanistan ile ilgili bir kaç hap madde ile Yunanistan gezinizde gümrük kapısından, Yunanistan içinde sizleri neler bekliyor, dönüş yolunda neler ile karşılaşacaksınız onlardan bahsedeceğiz. - Bayramda Yola çıkacaksınız ve İpsala kapısını kullanacaksanız dikkat! Cuma akşamından yola çıkmanızı öneriyoruz, Cumartesi sabah itibari ile yoğunluk başlar Cumartesi öğlen doruk noktasına ulaşır, gümrükte sıra beklemeye hazırlıklı olun. - Gümrük Yoğunluğunun ana sebebi ; Türk tarafında 6-7 gişeden geçtikten sonra Yunanistan'a geçerken Meriç köprüsü üzerinde yolun tek şeride düşmesi ve Yunan tarafında çok kısa bir mesafede 2 şeride çıkması ile açıklanabilir. - Bayram dönüşü ise yine gidiş manzaralarının benzeri olacak. Bu sebeple planlamanızı bu durumu dikkate alarak yapmanızı ve erken yada geç yola çıkmanızı tavsiye ediyoruz. - Midilli, Rodos, Sakız gibi Türkiye kıyılarındaki adalara gidecekseniz, Pasaport kontrolünde beklemeye hazırlıklı olun. Hem Türk hem de Yunan tarafında, 300 kişilik bir geminin Limana yanaştığını düşünürsek bu çok normal. Tavsiyemiz ise : Gemi yanaşmadan 30 dakika önce çıkış tarafında en önde beklemeniz olabilir 🙂 - Yunanistan tatil beldelerinde bir Marmaris, Bodrum, Kuşadası gibi Kurumsallaşmış tatil beldeleri beklemeyelim. İrili ufaklı Yüzlerce kasabadan oluşan muhteşem minik minik tatil beldelerinden bahsediyoruz. Daha güzel değil mi ? 🙂 Sartisi, Vurvurusu, Neo Marmarası, Neo Fokiası, Neo Mudanyası, Ouronopolisi ve daha niceleri ile muhteşem Halkidiki kasabaları - Lokantalar, Pansiyonlar genelde aile işletmesi ve çok sıcakkanlılar şaşırmayalım. Özellikle adalardaki işletmeler.... - Muhteşem Yunan mezelerini yerken rahat olun. Servis geç gelebilir, masadan tabaklar geç alınabilir, sakin 🙂 Yunanistan'da bu çok normal. Yediklerinizin olağanüstü lezzeti bunun önüne geçecek zaten. - Plaj şemsiyeniz, suyunuz yanınızda olsun. Tüm plajlarda Şemsiye vb olmayabilir hazırlıklı olalım. - Yunanistan'da çeşme suyu içilmektedir. Marketlerde satılan sular ise bize sert gelebilir, özellikle kafelerde içtiğiniz kahve, nescafe vb çeşme suyundan yapılmaktadır bilginiz olsun. - Yaw 6 kişi dünyayı yedik içtik 150 euro hesap geldi nidalarına şimdiden hazırlıklı olalım 🙂 - Yunan Uzoları Barbayanni hariç şeker miktarı fazladır. Mavi Barbayanni tavsiye edilir daha sert rakı isterseniz boğma rakı kıvamında Çipuro içebilirsiniz. - Yunan otobanı E-90 üzerinde Benzin istasyonu bulunmamaktadır, Kasaba girişlerinde istasyon bulabilirsiniz. Aracınızı buna göre ayarlayın 🙂 - Pazar günü Yunanistan'da benzin istasyonları, Carrefour, Lido gibi büyük merketler dahil her yer kapalıdır. Bazı Benzin istasyonlarında otomatik makinalardan yakıt alabilirsiniz. - Yunanistan'da Siesta olduğunu unutmayalım. Saatleri değişkenlik gösterse de 12-15 arası tüm mağazalar kapanır. - Rsaturantlarda bir fiyat dengesi olduğunu unutmayalım. Mikonos, Santorini dahil en lüks en güzel mekana dahi gitseniz normalin 3-5 katı fiyatla karşılaşmazsınız. Mekan girişlerinde Menüyü inceleyerek hangi yemeğe ne kadar ödeyeceğinizi görebilirsiniz. - Özel arabanız ile gidiyorsanız yapmanız gerekenler yazımızda - Vize almanız gerekiyor ise bilgileri yazımızda 🙂 - Otel rezervasyonlarınız için Gezeceğiz Booking. Com sayfamızı kullanabilirsiniz. - Tüm Yunanistan Yazılarımız Şimdiden İyi Bayramlar & İyi Tatiller."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/bulgaristan-gezi-notlari", "text": "Bu yazımızda Dünyanın Gül bahçesi Kızanlık'tan bahsedeceğiz. Önce ulaşımdan başlayalım. Bulgaristan'a İstanbul 'dan Tem otobanına çıkıp Edirne istikametinde, otobandan rahat bir yolculuk ile Kapıkule'den giriş yapıyoruz. İstanbul Kapıkule Tem otobanından 280 km. Sozopol, Varna, Burgaz! a gitmek için Tem otobanında Kırklareli'den çıkıp Dereköy Sınır kapısından ulaşabiliriz. Kızanlık Bulgaristan'ın ortasında yer almaktadır ve bir geçiş noktasıdır. Eski Zağra iline bağlı yaklaşık 90.000 nüfuslu Kızanlık, Sofya'ya 200 km, Karadeniz Kıyı Kenti Varna'ya 190 km uzaklıktadır. Ek olarak belirtelim yazın uygun fiyatlı tatil yapmak, Bulgar yemeklerinden tatmak belki Casinoya gitmek için Varna, Burgaz ve çok daha yakın Olan Sozopol kentlerini tercih edebilirsiniz. Sozopol, Dereköy Sınır kapısından sonra 80 km içeride. İstanbul-Sozopol arası 350 km, İstanbuyl Varna arası 450 km, İstanbul-Burgaz arası ise 330 km. Sozopol Otelleri, Burgaz Otelleri, Varna Otelleri. Yukarıda resmini gördüğünüz meydana bakan Kızanlık Otel konaklama için eşsiz bir seçim olabilir. Fiyat olarak çok memnun kalacaksınız. Otel biraz eski ama şehrin tam merkezinde. Tüm Kızanlık Otelleri. 1447 yılında yapılan Kızanlık camii Abdülmecit tarafından restore edilmiştir. Kızanlık merkeze 7 km uzaklığında mutlaka görülmesi gereken bir noktadır. Ayrıca Osmanlı-Rus savaşının yapıldığı çok önemli bir yer. Şipka Geçidi ve yine burada yer alan Şipka Kilisenin ziyaret edebilirsiniz, Kilisenin Altın kubbesi Kızanlık'ın bir çok yerinden görülebilir. Şipka'ya 10 km uzaklığında ve Komünizm zamanında kalma bir anıttır. Dış görünümü güzelliğini korusa da içi metruk kalmış yağmalanmıştır. Türk'ler ile Bulgarların savaştığı yer olarak tarihe geçmiştir. Kızanlığa 15 km uzaklığında Termal tesisleri ile ünlü kasaba. Pavel Banya yemyeşil bir kasaba. Zaten yukarıda resmini gördüğünüz girişi her şeyi yansıtıyor. Küçük ve şirin meydanı yazın yapılan festivalleri ile ünlü. Ayrıca kaplıcaları sebebiyle Türklerin de tercih ettiği yerdir. Akşamları ise merkezde bulunan Restaurantlarda Bulgar müzikleri ve yerel yemekleri yiyebilirsiniz. Pavel Banya Otelleri Kredi kartı gerektirmeden bir çok otelde rezervasyon yapabilirsiniz. Kızanlık barajının kenarındaki restaurantlarda çok uygun fiyata leziz balıklar yiyebilirsiniz. Baraj içinde Seuthopolis antik kenti vardır. Bulgar hükümeti bu antik kenti Baraj üstüne çıkarma çalışmaları yapmaktadır. Temsili resmi aşağıda bulabilirsiniz. Kızanlık gece hayatı çok çılgın ve hareketli değil 🙁 Meydan çevresindeki cafeler akşam birer Cafe Bar oluveriyorlar. Buralarda keyifli vakit geçirebilirsiniz. Yine meydanda iki adet Casino var dilerseniz burada vakit geçirebilirsiniz. Kızanlık Otelin altındaki Hollywood Bar hem gece hem de gündüz için çok uygun. Ayrıca pizzası meşhur. Buranın 20 metre gerisinde New York Pub gece için önerilen mekan. Adı Amerikan ama Bulgar yemeklerini burada bulabilirsiniz. Gece hayatı için 25 km ileri de Stara Zagora 'ya gidebilirsiniz 🙂 Eski Zağra aynı zamanda Zagorka birasının doğduğu yer. Eski Zağra Otelleri Buradaki 5 yıldızlı Park Oteli tavsiye ediyoruz fiyatları uygun ve şehrin tek 5 yıldızlı oteli, burada bir çok otelde kredi kartı olmadan rezervasyon imkanınız bulunmakta. Kızanlık'a tepeden bakan ve konum olarak çok iyi bir mekan. Akşam yemeği için kesinlikle tercih edebilirsiniz, Günübirlik havuzuna çok uygun fiyatla gidebilirsiniz. Dilerseniz mekanda konaklayabilirsiniz. Hotel Zornica kredi kartı olmadan rezervasyon yapabilirsiniz. Gezeceğiz Hatırlatması : Bulgaristan Avrupa Birliğinin üyesi ama Schengen ülkesi değildir. Bulgaristan'a giriş yapabilmek için Bulgar vizesine ihtiyacınız bulunmaktadır. Bulgar vizesi için yetkili aracı kurum http://www. vfsglobal. com/bulgaria/turkey/ VFS Global firmasıdır. Bulgaristan, Schengen vizesi değil Ulusal Bulgar vizesi vermektedir. Bu vize çoğunlukla tek girişli ve seyahat süresi kadar olmaktadır. Ama şimdi iyi haber geliyor 🙂 ; Geçerli bir Schengen Vizeniz var ise bu vize ile Bulgaristan'a giriş yapabilirsiniz. Bulgar vizesi almanıza gerek yok bu durumda. Bulgaristan para birimi Leva 'dır, Euro kullanılmamaktadır, sadece Bulgar sınırından geçerken 3 euro geçiş parası 5 euro Vinyet kullanım parası alınmaktadır. Bulgaristan'a kışın gitmeyi düşünüyorsanız Banko Kayak Merkezi yazımızı okumanızı tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/burgazadada-haftasonu-gezisi", "text": "- Sait Faik Abasıyanık Müzesi'ni ziyaret edin - Fayton ile gezinti yapın - Kalpazankaya'da güneşin batışını izleyin - Ergün Pastanesinde milföy pastası yiyin - Ada sokaklarında yürüyüş yapın İstanbul içerisinde yeşili ve maviyi doyasıya tadabileceğim, özellikle nezih olmasını istediğim bir yerler ararken kendimi Burgazada ile ilgili araştırma yapar halde buldum. O özlediğiniz samimiyetin, sıcaklığın, dostane selamlaşmaların yaşandığı bir adadan söz ediyorum sizlere. Kim derdi ki istediğimiz Türkiye tablosunun minyatür halinin yanı başımızda olduğunu. Burgazada prens adalarının üçüncüsüdür. Genişliği de 2 km civarında olan adayı rahatça dolaşabilirsiniz. Tarihi ve mistik havasının sizleri etkileyeceği Burgazada eskiden ağırlıklı Rum nüfusunun hakim olduğu bir ada iken, zamanla birçok farklı inanca sahip insanların yaşadığı bir ada haline gelmiş. Rum, Ermeni, Musevi, Alevi, Süryani, Sünnisi ile bir kültür mozaiği oluşturmakta. Burgazada vapur ile ulaşımınızı yapabileceğiniz bir yer. Biz 08:30 Kabataş'tan kalkan vapura binerek 09:35' de Burgazada' ya varıyoruz. Burgazada vapur saatlerinizi Şehir Hatları üzerinden kontrol etmeden seyahatinizi planlamamanızı öneririm. Yazıdaki fotoğrafları daha net görebilmek için resimlerin üzerine tıklayabilirsiniz. Adaya vardığımızda kahvaltımızı yapmak için ilk dikkatimi çeken pastaneye doğru ilerliyoruz. Ergün pastanesi ilk durağımız oluyor. Öğreniyoruz ki pastane milföy pastası ile ün salmış. Çayımızın yanında aldığımız milföy pastası ile tatlı bir başlangıç yapmış oluyoruz. Masaya geçip de etrafımızdaki masalarda oturanların muhabbetlerini dinlemeye başlayınca yavaş yavaş ada ruhunun bizi ele geçirmeye başladığını fark ediyoruz. Ergün pastanesi sahibi Bahri Ergün Şişli' de bir pastanede Rum ustalardan öğrendiklerini Burgazada' da açtığı bu pastanede uygulamış. Yıllar geçtikçe, adaya ve ada insanlarına alıştıkça yeni ürünlerle hizmet vermeye devam etmiş. Ergün pastanesi için müşteri akraba ve misafir anlamını taşıyor. Her Burgazada'lı gibi onlar da adadaki komşularını akrabaları olarak görüyor. Pastanede çayımızı yudumlarken yan masadaki Batuhan Bey'le tanışıyoruz. Tanışmamızla beraber anlattıkları ile adanın geçmişini gözlerimin önüne getirmeye başlıyorum, adeta o günleri yaşıyorum. Kapımız daima açık olur, hırsızlık nedir bilmezdik diyor Batuhan Bey. Herkesin birbirinin dinine, mezhebine saygı gösterdiği, özel günlerine mutlaka katılım sağladığı bir dönem geçirmişler adada. Birinin düğünü kilisede olur, hep beraber kiliseye gideriz, birisi vefat eder, hep beraber camiye gideriz diye anlatıyor. Adada Manastır, Kilise, Cami, Havra, Cem Evi bulunuyor. Bu ibadethanelerin tek bir adada yani Burgazada' da buluşması adaya biraz daha anlam katıyor. Muhabbetimiz esnasında Batuhan Bey bakkaldan ekmeğini almış Engin Bey'i de masamıza davet ediyor. Keyifli bir muhabbetin sonunda öğreniyoruz ki ada ile ilgili kitapları bulunan yazar Engin Aktel ile tanışmışız. Adanın sokakları herkesin yürüyüş yapabileceği kolaylıkta. Her sokağın ayrı bir güzelliği var. Sokaklarının Heybeliada ve Kaşık Adasına karşı güzel bir manzarası var. Adada çok sık köpeklerle karşılaşacaksınız. İnsanlara karşı sevimli ve sakin olan bu köpekler ada sahil kesimi ve üst sokaklarında 2 ayrı grup oluşturmuşlar. Bu iki grubun birbirlerini görmekten pek hoşlanmadıklarını ve birbirlerinin alanlarına giremediklerine şahit olarak yürüyüşümüze devam ediyoruz. Adada tarihi bir dokuya sahip Aghios İoannes Prodromos Kilisesi 'ni ziyaret edebilirsiniz. İskeleden sola sapıp, sonra sağa yukarı doğru çıkan sokağı takip edeceksiniz. İlerlediğinizde Takımağa Meydanı Sokak' ta kiliseyi görebilirsiniz. İskeleden ortalama 350-400 metre civarında bir mesafe yürümüş olacaksınız. Kilise dışarıdan bakıldığında anıtsal bir görüntüye hakimdir. 841 yılında İmparatoriçe Theadora tarafından yaptırılmış. Burgazada' ya sürgün edilen din adamı Methodius'un mahkum edildiği hücrenin üzerine inşa edilen kilise İsa Peygamberi vaftiz eden Aziz İoannes Promodos adına yapılmıştır. Kilise 1894 depreminde yıkılmış ve ada halkının desteği ile 1896'da tekrar inşa edilmiş, 1899 yılında da resmi açılışı yapılmıştır. Kilisede merdivenlerden inerek ulaştığınız taştan yapılmış, Methodius'un sürgün hayatı yaşadığı bu karanlık hücre tarihi öneme sahiptir. Kubbeli bir plana sahip olan kilisenin mimarisi ilginizi çekebilir. Kilise içi ve Methodius'un mahkum edildiği hücreye ait fotoğraf çekimlerinde yardımcı olan Maria Hanım'a da çok teşekkür ederim. Sokaklarında dolaştığınız ada zamanla yazarlara, gazetecilere hitap eden bir ada halini almış. Sait Faik Abasıyanık genellikle yaz aylarını adada geçirirmiş. Önceleri balıkçı sandıkları Sait Faik Abasıyanık zamanla ada halkından biri olmuş. Öykülerinde Burgazada'dan da sıkça söz eden yazarın özellikle Son Kuşlar isimli kitabında bulunan 19 öyküden 16 tanesi Burgazada' da geçmektedir. Vefatından sonra müze haline getirilen yaşadığı köşke, Sait Faik Abasıyanık Müzesi'ne ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Yazarın yaşamına şahitlik eden eşyaları, belgeleri, mektupları yani kısacası anıları bu müzede sergileniyor. Ve en önemlisi köşkte muazzam bir manzaraya sahip çatı katına mutlaka çıkmalısınız. Müzeye, Aya Yani Kilisesi ile aynı sokak üzerinde solda göreceksiniz. Takımağa Meydan Sokak'a bağlanan Çayır Sokak'ta bulunmaktadır. Yani iskeleye uzaklığı 450 metre civarındadır. Müze, Pazartesi ve Salı günleri hariç ziyaretçilerine her gün açıktır. Ancak yine de müzeyi ziyaret edeceğiniz günün ve saatin uygunluğunu internet sitesi üzerinden kontrol etmenizi öneririm. Aya Yorgi Garipi Manastırı ziyaret edebileceğiniz diğer yerlerden biridir. İskeleden sağa doğru ilerlediğinizde Gönüllü Caddesi üzerinde, yani iskeleden yaklaşık 850 metre sonra manastıra ulaşabilirsiniz. 1728 yılında yapılan manastır, 1741'de çıkan yangından sonra 1879'da tamamen yenilenmiş. Manastır ile ilgilenen Fedon'a benzettiğim Yeorgios Guller'i ada sokaklarında ya da manastırda gördüğünüzde hemen tanıyacaksınız. Asıl mesleği mobilya dekorasyon olan Yeorgios Guller manastır sorumluluğunun verilmesi ile beraber çok çalışmış, yeni halini almasında büyük emeği geçmiştir. Manastırı Pazartesi ve Cuma günleri hariç 09:00-16:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Adada eşsiz günbatımını izlemek için Kalpazankaya'ya uğramalısınız. Kalpazankaya ismi ile ilgili birçok rivayet var. Bana anlatılan ise zamanında korsanların sahte para bastıkları ve ganimetlerini paylaştıkları kayalığa verilen isim olduğudur. İskeleden sağa doğru ilerlediğinizde yaklaşık 2 km sonra Kalpazankaya Sokak'a varacaksınız. Adada yemeğinizi yürüyüşümüzün sonunda veya faytonla gidebileceğiniz Kalpazankaya Restaurant'ta yiyebilirsiniz. Ya da iskeleye yakın olmak istiyorsanız sahilde bulunan meyhanelerden birini de tercih edebilirsiniz. Açıkçası ben bir dahaki ziyaretimi gece adada konaklayacak şekilde planlayacağım, gündüz adada keyifli bir günün ardından akşam da sahildeki meyhanelerde hem karnımı, hem de ruhumu doyurmak istiyorum. Özellikle yaz aylarında dolu olan bu mekanlara yemek için önceden rezervasyon yatırmayı unutmayınız. Burgazada'yı özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında da ziyaret etmenizi öneririm. Daha nezih ve kalabalıktan uzak bir ortamla karşılaşacaksınız. Yaz aylarında özellikle denize girmek için Burgazada'yı tercih ediyorsanız Madam Martha koyundan denize girebilirsiniz. İskeleden sağa doğru ilerleyerek yaklaşık 1,5 km sonra bu saklı koyu keşfedeceksiniz. Bu koya Martı koyu diyenler de olmakta, yalnız uyarmak isterim, ada sakinleri bu isim konusunda biraz hassas. Onları hoşnut edecek, özel anısı ve doğrusu olan Madam Martha ismini kullanmanızı öneririz. Madam Martha Koyunda küçük bir tesis bulunuyor, şezlong ve şemsiyeyi buradan temin edebilirsiniz. Ancak bu koyda wc ihtiyacınız için yukarıdaki çay bahçesini kullanmanız gerekiyor. En önemlisi bu koy, doğa sevdalısı insanları ağırlamaktan hoşlanıyor. Koyun temizliğine özen gösterecek ziyaretçilerini bekliyor. Madam Martha Koyunu kamp yapmak için de tercih edebilirsiniz. Denize girmek için Kalpazankaya Plajını da tercih edebilirsiniz. Kalpazankaya Plajı hemen Kalpazakaya Restaurant' ın sahil kesiminde yeralmaktadır. Plajlarda şezlong ücreti 10 TL, şemsiyeler 5 TL'dir. Yürüyüşümüzün sonunda iskeleye faytonla dönerek gezimizi tamamlamış oluyoruz. Bir tatlı huzur aldığımız Burgazada'dan vapurumuza binip karışıklığından haz aldığımız şehrimize geri dönüyoruz. Burgazada otel ve Burgazada Pansiyon bilgisini sitemiz üzerinden kontrol edebilir, rezervasyon yaptırabilirsiniz. Ayrıca Burgazada Öğretmenevi' ni de konaklama için tercih edebilirsiniz. Ekli linkteki internet sitesi üzerinden iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz, konaklama için de tabi önceden rezervasyon yaptırmalısınız. Burgazada vapur ulaşımı ile ilgili gün ve saat bilgilerine şu linkten erişebilirsiniz. Şehir Hatlarından vapur saatlerini önceden kontrol ediniz. Burgazada vapur ulaşımı dışında Bostancı, Kadıköy ve Kabataş'tan kalkan motorları da kullanabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/chicago-gezi-rehberi", "text": "Chicago Amerika'nin 3. Büyük şehri olmakla birlikte Illinois eyaletinin en kalabalık şehridir. Türkiye'den yaklaşık 11 saatlik direk THY uçuşu ile şehirden 28 km uzaklıktaki O'hare hava alanına inişinizi gerçekleştirebilirsiniz. Chicago şehri Michigan gölü kenarında konumlandığından downtowndaki otelleri tercih etmeniz daha iyi olacaktır. Havaalanindan taksi ile downtowna gitmeniz yaklaşık 20 dakika sürer ve 35-40 dolar civari bir ücret ödersiniz. Tabii ki bir diğer alternatif de CTA adı verilen şehir içi tren hattı olabilir fakat eşyalarınızı taşımak istemezseniz tercihiniz taksi olsun. Ve bu etapta downtownda kalacaksanız araç kiralamanıza gerek kalmayacaktır. Hilton, Sheraton, Trump gibi dünyaca ünlü otelleri bulabileceğiniz gibi daha orta ölçekli otellerde kalmanız da mümkün. Bunlardan bir kaçı Best Western, Holiday in Express, Spring Hill Suites, Conrad Marriott.. Otellerin hepsi Meshur Michigan caddesi ve etrafinda olduğundan bütün \"Magnificent Mile\" üzerindeki ünlü alışveriş merkezlerini, restaurantları ve turistik merkezleri sadece yürüyerek bile gezebilirsiniz. Yürümek demişken Chicago'ya ne zaman gitmeli ? Chicago'ya gelmek için tercih edilmesi gereken sezon yaz sezonu olmalıdır. Aksi takdirde Michigan gölünün buzlu soğuğu-kış aylarında -30 hissedilen sıcaklık içinize işler ve değil yürümek burnunuzu bile otelden çıkaramazsınız. Yaz aylarında geldiğinizde Chicago adeta kış uykusundan uyanır ve her köşe başı her sokakta bir festival, bir etkinlikle karşılaşırsınız. Deniz ve okyanusa kıyısı olmamasına rağmen Karadeniz'den bile büyük olan Michigan gölü kıyısında ki beachlerde göle girip, güneşlenebilir, beach volley oynayabilir ve alternatif su sporlarından faydalanabilirsiniz. Michigan gölü boyunca şehrin kuzeyine doğru Oak Beach, North Avenue Beach, Montrose Beach, Foster Beache gidebilirsiniz. Ayrıca yine yaz aylarında ücretsiz olarak Millenium parkta 300 kişiyle aynı anda yoga, pilates ve zumba yapabilir akşamına aynı yerde Senfoni orkestrasının konserlerinde piknik sepetinizi, dilerseniz alkollü içeceğinizi alıp müzik ziyafeti yapabilirsiniz. Millenium park Michigan Avenue caddesinin güney kolunda yer alır. Buradaki turistik gezinizi bitirdikten sonra kuzeye doğru yürürseniz sağınızda hemen dünyaca ünlü Oprah Winfrey ile özdeşleşen Lake Point Toweri göreceksiniz. Onun hemen önünde bulunan Navy Pier iskelesine Michigan caddesinden ister yürüyerek 15 dakika ister taxi ile 5 dakikalık yolcuktan sonra ulaşabilirsiniz. Navy Pier özellikle çocukların hoşlanabileceği aktiviteler, sanat müzesi, manzarasına doyum olmayan dönme dolaba sahip. Chicago'yu bir de dönme dolaptan görmenizi tavsiye ederim. Ayrıca dilenirseniz tekne turları da mevcut ama ben Chicago nehrinden kalkan tekne turlarını tercih ettim. Hem daha ucuz hem nehir etrafındaki ünlü binaları görme şansınız var. Buradan devam ederek Michigan caddesine geri döndüğünüzde Michigan gölünün Chicago nehri ile birleştiğini göreceksiniz. Burada ünlü Chicago Tribune, NBC Tower, Trump Tower ve diğer binaları da görebilirsiniz. Bu binaları ve nehri Batman, Transformers ve Spiderman filmlerinden hatırlayacaksınız. Hatta şu sıralar Batman vs Spiderman filmi bu cadde üzerinde çekiliyor. Chicago şehrinin nasıl konumlandığını anlamak birbirinden ünlü mimarileri görmek isterseniz az önce bahsettiğim gibi River Boat toura katılabilirsiniz. Hafta sonları Navy Pier'den atılan havai fişekleri izlemek içinde bir alternatif. Bir-bir buçuk saat civarında yetişkin için $25, çocuklar için $15 katılabileceğiniz turların yanı sıra katılım sayınıza göre özel boat kiralayıp dilediğinizce gezinti yapabilirsiniz. Sadece yetişkin iseniz bira- barbekü, sarap-peynir conseptli turlarla nehiri baştan sona gezer, Michigan gölünden bu muhteşem şehrin fotoğraflarını çekebilirsiniz. Magnificent mile uzerindeki birbirinden ünlü mağazaları görmek mümkün. Apple, Burberry, Louis Vuitton, Georgio Armani bunlardan bazıları. Buraya vardığınızda karşınıza tarihi Water Tower çıkacak. Eğer hala enerjiniz ve zamanınız varsa Michigan caddesinin batısında kalan bölümü gezebilir yada ertesi güne bırakabilirsiniz. Batı caddesinde meşhur Chicago Theater, restaurantlar ve yine ünlü markaları bulabileceğiniz Macy's bulunmakta. Sıra geldi Amerika'nın en yüksek 2. binasını ziyarete. Yüksekten korkuyorsanız sakın denemeyin. Çünkü sizi 108 katlı binanın 103. katında camdan bir balkon bekliyor. Eski adıyla Sears şimdiki adıyla Willis Tower 2014 yılı itibariyle en yüksek bina olma özelliğini New World Trade Towers'a bıraksa da arada pek de bir fark olmadığını balkondan bakınca anlayacaksınız. Skydeck ismi verilen 103. kat yılın 365 günü açık. Eğer hafta içine denk geldiyseniz sadece 15-20 dk lık bekleme süresinden sonra Skydeck'e ulaşabilirsiniz. Giriş ücreti yetişkin ve 12 yas üstü $19 3-11 yas arası ücretler ise $12. Sears Tower Chicago'nun Loop adı verilen döngüsünde yer alıyor. Buraya giderken CTA adı verilen tren istasyondan bindiğiniz trenin bütün şehir içinden geçtiğini görebilirsiniz. Brown line trenine binerek 2.5 dolara Chicago şehir turu yapabilirsiniz. New York'taki kadar büyük olmasa da Chicago'da da büyük bir Çinli popülasyonu mevcut. Eğer ilginizi çekerse yine tren ile Chinatown'u görebilirsiniz. Ilgilenenler için küçük dipnotlar : Bildiğiniz gibi Amerikalıların en büyük eğlencesi içkili football, basketball ve baseball oyunlarıdır. En meşhuru Chicago Bulls ki bence zamanınız varsa ve sizde bir Michael Jordan hayranıysanız United Center stadına bir gidin ve Majestenin heykelinin önünde bir fotoğraf çektirin. Siz de benim gibi alışverişi outlet mağazalarında yapmayı sevenlerdenseniz Illinois eyalet sınırları içinde Chicago downtowna 45-50 dakikalık araba mesafesi uzaklığında bulunan iki ayri Outlet Mall'a gidebilirsiniz. Biri Chicago'nun batısında kalan Aurora Outlet Mall diğeri ise yine aynı mesafe uzaklıkta olan Gurnee Outlet Mall. Ben Gernie olani tercih ettim. Çünkü, eğer alışverişten hoşlanmayan bir eşiniz ve cocuklarınız varsa onları az ötedeki içinde su parkının ve kocaman roller coasterlerın bulunduğu Six Flags Great America isimli parka birakıp alışverişinizi doya doya yapabilirsiniz. Six Flags giriş normalde $50 iken Coca Cola kutuları üzerindeki indirim kuponunu gösterip sadece $30 giriş yaptik. Siz siz olun gideceğiniz yer neresi olursa olsun indirim kuponu olup olmadığını internet sayfasından kontrol edin. Sadece buralara gitmek icin araca ihtiyaciniz olduğundan günlüğü $20 Zipcar dan araba kiralayabilirsiniz. Chicago'ya gelmişken blues ve jazz dinlemeden gitmek olmaz. Burası dünyaca ünlü blues ve jazz sanatçılarına ev sahipliği yapıyor. İster downtown'da isterseniz şehrin biraz kuzey kısmındaki B. L. U. E. S ve hemen caprazinda ki Kingston Mines isimli Blues barda eğlenebilirsiniz. Eğer tarzınız biraz daha popüler müzikler ise yine dowtowndaki Otellerin roof barlarina gidip muhteşem manzaraya karşı eğlenebilirsiniz. Vertigo, Studio Paris Nightclub ve Social 25 bunlardan sadece birkaçı.. Chicago gibi büyük şehirlere gitmeyi düşünenler bu şehirlere en az 3-4 gün ayırmalı, Kaçırmak istemeyeceğiniz o kadar çok şey var ki.. Güzel yazı için teşekkürler. Yazının ana fikri ile alakalı olmadığını biliyorum ama belirtmeden edemeyeceğim: Michigan Gölü'nün yüz ölçümü: 58000km2, su hacmi 4900km3, Karadeniz'in yüz ölçümü: 436000km2, su hacmi 547000km3 dir. Karadeniz, Michigan Gölü'nün yüz ölçümü olarak 7.5, hacim olarak 111 katı kadar büyüktür. Sanatseverlerse Chicago Art Museum u gormeden gelmesin derim. en az yarim gun ayirmak gerekli. Chicago Bulls maclari ise yalnizca basketbol ziyafeti degil adeta show!"} {"url": "https://www.gezecegiz.com/cunda-adasinda-tatil-icin-12-neden", "text": "Cunda adası : Deniz, Fotoğraflık sokak ve evler, tekne turu, zeytin, balık, taş kahve, meze, lokma tatlısı, kediler, köpekler ve tabii ki Ege.... 2- Arka sokaklardaki Ela Meyhane'sinde müzik eşliğinde papalina ve mezeleri mutlaka tadın. Cunda'nın arka sokakları bu tür çok şık ve eğlenceli restaurantlar ile dolu ve sokakta oturmanın verdiği keyif müthiş. 4- Pansiyonların Kahvaltı bahçelerinden sabah ayrılmak mümkün değil. Kahvaltıyı ciddiye alın ve kaliteli zaman ayırın. 5- Yarım gününüz Rahmi Koç'un yenilediği Müze'ye ayırın. Binanın yeni hali ve içindekiler müthiş. Müze gezisi sırasında yurt dışında olduğunuzu sanabilirsiniz. 9- Tatlı için Mutlaka Lokma sırasına girin 🙂 Lokma imparatoru Saki adanın en ünlüsü. 10- Cunda Taş Kahve 'de akşam mutlaka Kahve Öğütülme seansını izleyin ve kahve için. 11- Ada çarşı içinde farklı restaurantlarda akşam yemeğinizi yiyin. 12- Ada'nın en yüksek yerinde bulunan değirmende Muhtar Kent'in yaptırdığı Kütüphane ve Cafe'yi ziyaret edin. Siz de aklınıza gelen yerleri yorum olarak ekleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/dedeagac-gezi-rehberi", "text": "Bu yazımızda Yunanistan'ın adalarından sonra Türkiye'ye en yakın yerleşim yeri olan Dedeağaç'tan bahsedeceğiz. Dedeağaç İstanbul arası 300 km. 4,5 saat lik yolculuk ile ulaşabileceğiniz ve keyifli bir hafta sonu kaçamağı yapabileceğiniz bir yurt dışı noktası. Dedeağaç'ın Yunanca adı ise Alexandroupoli. Dedeağaç ' a gitmek için İstanbul'dan Tem otobanını kullanarak Edirne istikametine doğru yola çıkıyoruz. Kınalı sapağından ayrılıp Marmara Ereğlisi -Tekirdağ -Malkara -Keşan üzerinden geçip, İpsala sınır kapısından Yunanistan'a giriş yapıyoruz. Biz kendi aracımızla yola çıktık, sizde yurt dışına araba ile gidecekseniz bilmeniz ve yapmanız gerekenler var o yüzden yazımızı mutlaka okuyunuz. https://www. gezecegiz. com/ozel-arac-ile-yurtdisina-cikis/ Türk ve Yunan gümrük kapılarında işimiz bittikten sonra 40 km'llik bir yolculukla Dedeağaç ' a ulaşıyoruz. Yunan gümrük kapısından çıkar çıkmaz ; Egnatia Odos Otobanı bizi karşılıyor. Otoban 900 km boyunca Atina'ya kadar devam ediyor. Alexandroupoli sapağından girip Dedeağaç ' a ulaşıyoruz. Dedeağaç sahiline doğru kendimizi atıyoruz. Her şeyi 2-3 km 'lik sahil şeridi ve paralel caddelerinde bulabilirsiniz. Sahilin tam ortasındaki Fenerin etrafı ise en hareketli yerler. Fenerin tam altındaki sahil tarafında ise Lunapark yer alıyor. Çocuklu aile iseniz buralarda da vakit geçirebilirsiniz. Sahil şeridine sıralanmış balıkçıların hemen hemen hepsi aynı kalitede. Hiç çekinmeden hepsini tavsiye ediyoruz. Erika hotelin hemen yan sokaklarında sıralanmış restaurant ise daha uygun fiyatlı. Sahile nazaran buralardaki restaurantlarda meşhur Yunan sublakisini yemenizi öneriyoruz. Sublaki bizim adana, urfa tadına bir yiyecek. Masanızda mutlaka Greek salad olsun. Ortasında bir kalıp peynir ile servis ediliyor. Ouzo olarak mavi barbayanni tavsiye ediyoruz. Uskumri turşi mutlaka masanızda olsun, patlıcan ve kabak ile yapılan Yunan mezeleri çok leziz. Ot ile aranız iyi ise Horta tavsiye ediyoruz. Patates kızartmaları gerçekten güzel. Kalamar ve Ahtapot ise gerçekten çok güzel yemeden olmaz. Yunanistan'ın genelinde ise yemek fiyatları gerçekten çok uygun fiyatlarda. 4 kişilik bir masa 60-70 euro'ya rahatlıkla doyabilir. Masadaki herkesin bir ana yemek yerine ortaya bir balık söylemelerini karınlarını ise Yunan mezeleri ile doyurmanızı öneriyoruz. içerik olarak zengin bir site, Sicilya adasına gitmek istiyorum henüz gitmeden gerekli olan tüm bilgileri edindim hazırlayana teşekkür ederim. Öncelikle emeğinize sağlık, tebrikler ve teşekkürler. bir çok firma var dedeağaçta hertz, sixt, avis gibi biüyük firmalar dahil,"} {"url": "https://www.gezecegiz.com/eskisehir-gezilecek-yerler", "text": "- Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesini gezin - Odunpazarı Evlerini dolaşın - Porsuk Çayı kenarında kahvenizi yudumlarken gondolları izleyin - Sazova Parkında Masal Şatosunu gezin - Papağan'da Çiğbörek yiyin - Tülomsaş'ta Devrim Otomobilini görün Hafta sonunu değerlendirmek için Yılmaz Büyükerşen'in harikalar yarattığı Eskişehir'de bir gezi yaptık. Kesinlikle belirtmeliyim ki bu şehirde hayat var. Biz yolculuğumuzu motosiklet ile yaptık. Ancak sizler hızlı tren kullanarak da Eskişehir'e gelebilirsiniz. Küçükken annemden Eskişehir'i bol bol dinlerdim. 1968-1978 yılları arasında Eskişehir'de yaşamış olan ailem buraya hayran kalmış. Zamanında herkesin en şık kıyafetleri ile sokaklarında gezindiği, sinemaların dolup taştığı, sokaklarının tertemiz olduğu bir şehirmiş. Maalesef sonraları güzelliklerini kaybetmeye başlamış. Yılmaz Büyükerşen'in dönemi ile beraber şehir tekrar hayat bulmuş. Eskişehir özellikle Büyükşehir Belediyesi tarafından son dönemlerde birbiri ardına açılan sanat kurumları ve tesisleri ile kent kimliğine \"Kültür ve Sanat Kenti\" özelliğini de eklemeyi başarmış bir şehir. Bir şehirde Opera Binası görmek sanırım sizleri de çok mutlu eder. Eskişehir'de gezmek için öncesinde bir gezi planı çıkardım. Bu şehirde birçok yeri görmek istiyorsanız çok planlı olmanız gerekiyor. Ben sizlere kolaylık olması için Eskişehir Gezi Rehberi niteliğinde bir yazı hazırlamaya çalıştım. Gezilecek yerleri Odunpazarı Evleri Bölgesi, Doktorlar Caddesi Bölgesi ve diğer gezilmesi gereken yerler olarak 3 bölüme ayırdım. Bu başlıklar için de Eskişehir gezilecek yerler haritası ekledim. Bu bölgede Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Balmumu Heykeller Müzesi, Odunpazarı Evleri, Atlıhan El Sanatları Çarşısı, Eskişehir Karikatür Müzesi, Kurşunlu Cami ve Külliyesi, biraz yürüyerek Şelale Parkı gezilebilir. Hepsi aynı bölgede olup gündüz saatlerinde yürüyerek gezinizi gerçekleştirebilirsiniz. Cam sanatçılarının eserlerinin sergilendiği müze Türkiye'nin ilk cam sanatları müzesi özelliğini taşımaktadır. Müzede Türk sanatçıların dışında yabancı sanatçıların da eserlerine rastlayabilirsiniz. Bu müzede saydamlığın zarafetini görebilirsiniz. Müzeye pazartesi hariç her gün gidilebilir. Hafta içi 10:00-17:30 hafta sonu 10:00-18:00 arası ziyaretçilerine açık. Türkiye'de türünün ilk örneği olan Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi, 2013 yılında, bizzat Yılmaz Büyükerşen'in yıllar boyunca yaptığı heykellerle açılmış. Müzede, Atatürk'ün çeşitli dönemlerini yansıtan heykelleri, Atatürk'ün ailesinin yanı sıra yerli ve yabancı devlet adamlarının, sanatçıların, medya mensuplarının ve sporcuların canlı hissi veren heykelleri, değişik dekorlar önünde sergilenmektedir. Müzede aynı zamanda Eskişehir'in ve Türkiye'nin tarihinden kesitlere de yer verilmiştir. En çok hoşuma giden detaylarından biri de müzenin gelirleri kız çocukları ile engelli çocukların eğitimi için kullanılıyor. Müzeyi hafta içi Pazartesi hariç 10:00-12:00/14:00-17:00, hafta sonu 10:00-12:00/14:00-18:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Ahşap süslemeli, cumbalı, rengarenk Odunpazarı Evleri sizi eski zamanlara götürecek. Bu bölgenin korunuyor olması ve hatta arka sokaklarda bazı evlerde yenileme çalışmaları yapılarak bölgeye kazandırılması diğer şehirler için örnek teşkil etmeli. Bu evlerden kafe olarak hizmet verenlerde oturup kahvenizi içebilir, dönem dekoruna sahip odalarını gezebilirsiniz. Atlı Han 1850'li yıllarda Eskişehir'in büyük toprak sahiplerinden Takattin Bey tarafından çevre köy, kasaba ve şehirlerden gelen pazarcıların, seyyahların ve köylülerin hem kendilerinin hem de hayvanlarının konaklamaları için yapılmış. Her gün meydanda kurulan odun pazarına, odun satmak için gelen köylüler, önce Atlı Han'a uğrar; öküz arabalarını ve hayvanlarını buraya bırakır, pazara giderlermiş. Akşam olduğunda hana döner geceyi burada geçirirlermiş. İki katlı olan Atlıhan El Sanatları Çarşısında çeşit çeşit hediyelik eşyanın satıldığı küçük dükkanlar bulunmaktadır. Burada lületaşından yapılmış ürünler alabilirsiniz. Ben de babamın Eskişehir' den aldığı yaklaşık 45 yıllık lületaşı pipoları özenle saklıyorum. Kurşunlu Külliyesi 1515 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Bir cami etrafına toplanmış Tabhane, Hanikah, İmaret, Kervansaray, Aşhane ve Sıbyan Mektebi gibi yapılardan oluşan külliyeyi çevre duvarları tanımlamaktadır. Külliyenin 2008-2009 yılları arasında Vakıflar Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılmış. Şu an ise Külliye içerisinde Cami, Cam Sanatları Merkezi, Sıcak Cam Üfleme Sanat Stüdyosu, Evlendirme Memurluğu, Lületaşı Müzesi, El Sanatları Çarşısı, Eskişehir Mevlevihanesi Semahanesi, Kurşunlu Kütüphanesi yer almaktadır. Karikatür müzesi binası; 1900'lü yılların başında yapıldığı tahmin edilen ve konut olarak kullanılan ahşap bir yapının restorasyonla yenilenmesinden oluşturulmuş. İki katlı olan yapı tipik bir Eskişehir Odunpazarı evidir. Müzede; daimi sergi, değişken sergi bölümleri, portreler odası, Türk karikatür ustaları odası, Eskişehirli karikatürcüler odası ile kitaplık bölümleri bulunmaktadır. Pazartesi ve bayram günleri hariç 10:00-18:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Türk ve yabancı karikatüristlere ait eserlerin sergilendiği, keyifle gezeceğiniz bir müze. Bu bölge içerisinde Doktorlar Caddesi, Haller Gençlik Merkezi, Porsuk Çayı ve Adalar Bölgesi, Tülomsaş Devrim Otomobilinin bulunduğu fabrikayı gezebilirsiniz. Doktorlar Caddesi diğer adı ile İsmet İnönü-1 Caddesi olarak da geçmektedir. Haritada bu şekilde görebilirsiniz. Eskişehir'in en işlek caddesi olan Doktorlar Caddesinde ağırlıklı olarak alışveriş mağazaları yer almaktadır. Porsuk Çayına doğru uzanan bu caddenin hemen paralelinde Vural Sokak yani Barlar Sokağı yer almaktadır. Haller Gençlik Merkezi dışında Eskişehir gece hayatı bu Barlar Sokağında. Biz de Siloönü Sokaktaki Cafe Del Mundo'da mola veriyoruz. Farklı bir yazımızda bu kafeye detaylıca yer vermiştik. Haller Gençlik Merkezi hediyelik eşyadan muhallebiciye kadar, gerekirse yanınıza yiyeceğinizi alıp burada bir içecek eşliğinde tüketebileceğiniz, hafta sonu gecenizi canlı müzik eşliğinde eğlenerek geçirebileceğiniz çok eskiden sebze, meyve hali olup restorasyon sonrası harika bir mekana dönüşen otantik bir yer ile karşılaşacaksınız. Bu mekanda vakit geçiremeyecek olsanız bile görmek için uğramanızı tavsiye ederiz. Eskişehir' in güzelliklerini daha fazla hissetmek istiyorsanız bu bölgeye mutlaka uğramalısınız. Doktorlar caddesinden de inerek ulaşabileceğiniz bu bölgede Porsuk Çayı kenarında sağlı sollu kafelerde mola verebilirsiniz. Ama öncelikle Porsuk Çayı üzerinde gondolları izlemenizi öneririm. Dilerseniz siz de gondol gezisine katılabilirsiniz. Biz bu bölgede gezdikten sonra hem kafe hem kadın giyim mağazası olan Oğuz Park' ta birer kahve içiyoruz. 1961 yılında 4 adet üretilen DEVRİM Otomobillerinden sadece birisi günümüze ulaşmıştır. TÜLOMSAŞ Müzesi bahçesinde, özel olarak yapılan camlı garajda muhafaza edilen DEVRİM Otomobili halen çalışır durumdadır. 1894 Yılında temelleri atılan bugünkü adıyla TÜLOMSAŞ fabrikasında; 1961 yılında Cemal Gürsel'in talimatıyla Türk Mühendislerin çabaları ile yapılan ilk Türk arabası Devrimi görebilirsiniz. Doktorlar Caddesi üzerinden Kızılcıklı M. Pehlivan Caddeye saparak yaklaşık 10 dakikalık yürüme mesafesiyle Tülomsaş Fabrikasına ulaşabilirsiniz. Devrim otomobili bu fabrika içerisinde sergilenmektedir. Ulaşımı Eskişehir Tren Garı üzerinden de harita üzerinde gösterdim. Devrim arabası ziyaretinizi öğle araları hariç hergün 08:00-17:00 saatleri arasında yapabilirsiniz. Devrim'in hikayesini Tülomsaş'ın internet sayfası üzerinden bu linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Devrim otomobilini görmeden önce izlemediyseniz Devrim Arabaları filmini izlemenizi özellikle tavsiye ederim. Bu filmi izledikten sonra bu arabayı görmek size daha anlamlı gelecektir. Filmin fragmanını da aşağıda ekliyorum. Bu bölüm içerisinde merkeze biraz uzak Sazova Parkı, Kent Park ve Regülatör Parkı, şehir dışında kalan Nasreddin Hoca Köyü'nü ve listenizde öncelikli olmasına gerek olmayan, ama fırsatı olanların gidebileceği Şehri Aşk Adasını yazdım. Aydın Arat Parkının hemen yanında olan bu park sadece hoş görüntüsü ile önerebileceğim parklardan olduğu için diğer gidilmesi gereken yerler bölümünde belirtiyorum. Fotoğraf çekmek için tercih edebileceğiniz bir mekan. Tren İstasyonundan mesafesini harita üzerinde gösterdim. İsmet İnönü-1 caddesi üzerinden Porsuk Çayı kenarına geçerek, yaklaşık yarım saatlik yürüme mesafesi ile de bu cennet görüntüsüne sahip parka ulaşabilirsiniz. Şehr-i Aşk Park 20:00 itibari ile kapanıyor. Belediyeden izin alınmak şartı ile köprüden geçtikten sonraki sağ alanda düğün davetleri gerçekleştirilebiliyormuş. Organizasyona denk geldiyseniz bu bölümde gezemeyebilirsiniz. Eskişehir'e geldiniz ve gününüzü piknik yaparak değerlendirmek istiyorsanız, şehre en yakın piknik alanı olan Regülatör Piknik Alanına gidebilirsiniz. Bu alanda çocuklarınızla da sıkılmadan vakit geçirebilirsiniz. Piknik alanları, büfe, çocuklara özel piknik üniteleri, çocuk oyun bahçeleri, Botanik Parkı benim gördüklerim. Bu piknik alanı Orhangazi Mahallesi üzerinde olup Odunpazarı Evleri Bölgesinden, tren istasyonu tarafından haritada ulaşımını gösterdim. Bu arada alan Sazova Parkına da çok yakın. Sazova Parkı ile arasında yaklaşık 4,5 km'lik bir mesafe bulunuyor. Sazova Parkı çocuklu ya da çocuksuz gitmeniz gereken parklardan biridir. Girer girmez kendinizi bir masal karakteri gibi düşünmeye başlıyorsunuz. Hemen giriş bölümünde hediyelik eşya satılan bölümden hediyelik ürünler alabilirsiniz. Park içerisinde Masal Şatosu, Korsan Gemisi, Bilim Merkezi & Uzay Evi ve Eti Sualtı Dünyası'nı gezebilirsiniz. Ücretsiz olarak trenle park içerisinde yapılan geziye katılabilirsiniz. Çocuklar için eğlenceli, büyükler için ilgi çekici bir yer. Mesela Masal Şatosu'nda gördüğünüz her bir kule Galata Kulesi, Sindirella Kulesi, Burgulu Kule, Ulu Kule, Kız Kulesi, Çan Kulesi, Adalet Kulesi, Yivli Kule'sinden esinlenerek yapılmış. Ayrıca Masal Şatosu içerisinde çeşitli turlar ve çocuklar için aktiviteler düzenlenmektedir. Korsan Gemisi içerisindeki kaptan köşkü çok mistik bir hava yaratıyor. Geziniz esnasında Sazova Parkı içerisindeki kafede mola verebilirsiniz. Bu arada otoparkın yanındaki alanda şu sıralar İstanbul'daki Miniatür Park'a benzer bir alan için de hazırlık yapıldığını göreceksiniz. Tren istasyonu ve Regülatör Parkı arasındaki mesafeye ait haritaları da yazıya ekliyorum. Eskişehir Kent Park keyifli vakit geçirebileceğiniz diğer parklardan biri. Yine kocaman bir park ile karşı karşıya kalacaksınız. Şayet gününüzü yüzme, at binme gibi aktivitelerle geçirmek isterseniz bu parkı sizlere öneririm. İçerisinde bir gölet, yapay plaj, lokantalar ve kafeler, gül bahçeleri, çocuk oyun alanları, spor sahaları, botanik kafeler gibi pek çok sosyal tesis yer alıyor. Diğer güzel yanı da buraya Adalar bölgesinden Porsuk çayı üzerindeki tekne turları ile de ulaşım sağlayabilirsiniz. Gezinizi arabanız ya da motosikletinizle yapıyorsanız ve fırsatınız varsa Nasreddin Hoca Köyü'ne de uğramanızı tavsiye ederiz. Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde Hortu beldesinde bulunan köye araçla yaklaşık 1,5 saatte ulaşabilirsiniz. Dileğimdir; Yüzleriniz gülsün, yaşamınız sağlıklı ve bereketli olsun. Gönülleriniz mutluluk ve neşe dolsun. Tavsiyemdir: Ayaklarınızı sıcak tutun. Başınızı serin. Düşünmeyin derin, derin. Kendinize de bir iş bulun. Gerisi Allah kerim. Nasreddin Hoca'nın evi restore edimiş, ancak içerisi hayal ettiğiniz gibi olmayacak sanırım. Ben dönem dekorları ile döşenmiş bir ev içi göreceğimi sanıyordum. Ancak içerisi bomboş. Onun nedeni de zamanında döşenmiş ev içerisinden teker teker antika olduğu düşünülerek bir sürü eşya çalınmış. Bu nedenle evi sadece genelde Haziran'ın 2. haftası gerçekleştirilen Nasreddin Hoca Doğum Şenlikleri ve Anma Haftasında döşeyerek ziyaretçilerine sunuyorlar. 1208 yılında burada doğan Nasreddin Hoca mizah anlayışının öncülerindendir. Güldürürken düşündürmek denilince benim aklıma gelen ilk isimdir. Bu nedenle bu köyde garip duygularla gezimizi yapıyoruz. Köyde görüş alanınıza giren birçok noktada Nasreddin Hoca'nın sözlerini görebilirsiniz. Ev ziyaretinden sonra mola vermek için köy kahvesine gidiyoruz. Köy halkı o kadar içten ve misafirperver ki içtiğimiz o tadı damağımda kalan tavşankanı çayın ücretini bile ödetmiyorlar. Kahvede aile ziyaretini yapmak için köye gelmiş, Haydarpaşa Tren İstasyonunda görevli Hüseyin abi ile de bol bol muhabbet ediyoruz. Muhabbet ederken Nasreddin Hoca'nın soyundan birileri olup olmadığını sorduğumda İhsan Bey' den söz ediyorlar. Çok güzel bir tesadüf ki kalkmamızdan hemen önce İhsan Bey de kahveye geliyor. Maalesef kayıtlı bir şeyler tutmadıkları için herkesin bildiği kadar bilgisi olduğunu belirtiyor. İhsan Bey'in büyükleri Nasreddin Hoca'ya daha çok benzermiş. Ama deli dolu birisi olması nedeni ile İhsan Amca'yı ben de Nasreddin Hoca'ya benzetiyorum. Keyifli muhabbetimizden sonra herkesle selamlaşarak köyden ayrılıyoruz. Eskişehir denilince akla gelen ilk yiyecek çiğbörektir. Çiğbörek denildiğinde de tavsiye edilen yer Papağan Çiğbörek'dir. Sizlerin de hoşuna gideceğini düşündüğümüz bu böreğin asıl ismi şikorekman'mış. Kırım-Tatar mutfağından geldiği söylenen çiğböreğin en önemli özelliği de içinde kullanılan kıymanın çiğ olmasıymış. Yemek molanızı burada verebilirsiniz. Eskişehir'de konaklama için alternatif çok fazla, internet sitemiz üzerinden linki tıklayarak size en uygun otele rezervasyon yaptırabilirsiniz. Tavsiyem, gece eğlenmek için de dışarı çıkmak istiyorsanız Doktorlar Caddesi bölgesinde bir otel tercih edebilirsiniz. Biz gezimizi motorla yaptık, ancak bölgelere göre anlattığım gezilecek yerlerde yürüyerek dolaşabilir, şehir içi ulaşım araç alternatifleri de çok olduğu için belediye araçlarını da kullanabilirsiniz. Eskişehir' e ulaşım için de Eskişehir Hızlı Treni tercih edebilirsiniz. TCDD' nin internet sayfası üzerinden biletlerinizi alabilirsiniz. Eskişehir gezisi bizim için gezilecek yerleri çok olduğu için biraz yorgun, ama çok güzel duygularla sonlanıyor. Her iki caddede bir gördüğümüz koca yeşil alanları, hizmetleri, eğlencesi, temizliği, ferahlığı ile kaliteli bir yaşam için özendiğim bir şehir olarak aklımızda kalacak. Eskişehir'i mutlaka gezilecek yerler listenize eklemenizi tavsiye ederim."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/fethiye-oludeniz-gezinotlari", "text": "Belcekız sahilinden sabahları tekne turlarına katılıp, Kelebekler Vadisi, Aya Nikola Adası, Deve Plajını gezebilirsiniz. Bu turu kesinlikle tavsiye ediyoruz. Hisar Önü ise Ovacık mevkii'nde genelde İngilizlerin tercih ettiği bir kasaba. Gece hayatı çok renkli, kalmaya değil ama gece hayatı için Hisarönü'nü tercih edebilirsiniz. Osmanlıdan kalma eski bir bir Rum Köyü yamaçlara inşa edilmiş evleri görmelisiniz. Fethiye'ye 10 km Ölüdeniz'e ise 8 km uzaklığında olan Kayaköy ilginç bir mimariye sahip. Muhteşem Günlük ağacı kokuları içinde muhteşem bir plaj kesinlikle gitmelisiniz. Günlük Ağacı Türkiye'de sadece Muğla ve Fethiye'de bulunmaktadır. Günlüklü Fethiye'ye 16 km uzaklıkta. Benim çocukluğumun geçtiği koy diyebilirim. Fotoğrafta gördüğünüz ağacın altında annem beni uyutmuştu bende oğlumu uyuttum 🙂 . Hemen Ölüdeniz'in yanında şu an belediye tarafından işletilen efsane koy. Buraya piknik çantanız ile gitmeniz önerilir 🙂 Giriş ücretli. 4 kişilik bir araba 20 tl civarındadır. Kıdrak koyu Ölüdeniz'e 3 km uzaklığında. Fethiye merkeze çok yakın denizi dalgalı gene İngilizlerin sıklıkla tercih ettiği bir plaj. Fethiye merkezde konaklıyorsanız gidilebilir. Buradaki tavsiyemiz Çalış Limanından Tekne kiralamanızdır. Günlük 350 TL'den başlayan fiyatlar ile tekne kiralayabilirsiniz. Yanlış duymadınız tekne fiyatı 350 TL'den başlar ve yemek dahil. 12 kişiye kadar gidebilirsiniz fiyatlar değişmiyor. Tekne tüm gün sizin ve Muhteşem Fethiye Koylarında dilediğiniz gibi gezebilirsiniz. Çalış plajı otelleri nispeten daha uygun otellerdir. Fethiye'ye yakınlığı ve ulaşım kolaylığı nedeniyle tercih edebilirsiniz. Muhteşem Kabak Vadisi'ni vaktiniz var ise mutlaka görmelisiniz. Fethiye'ye 12 km uzaklığında Likya yolu üzerinde muhteşem Kabak koyuna Fethiye'den Faralya dolmuşları ile ulaşabilirsiniz (yol çok iyi olmadığı için ulaşım 40 dk sürürüyor ). Dolmuştan indikten sonra patika yolundan 20 dk yürüyerek Kabak koyuna ulaşabilirsiniz yada 5 TL karşılığında maceralı bir yolculukla dolmuşlarla koya inebilirsiniz. Yürüyerek inecekseniz terlik yerine ayakkabı ile inmeniz daha rahat olacaktır. Patika yol üzerinde bir çok kamp alanına rastlayacaksınız. Fethiye 'ye 25 km uzaklıkta Cennet Koyları ile Göcek... Tertemiz masmavi sularında denize girebilir, muhteşem koyları gezmek için 12 ada teke turlarına katılabilir akşam üstü ise Kordonda Göcek restaurantlarında yemek yiyebilirsiniz. Ölüdeniz & Fethiye Restaurant Bar Önerileri, Eski han camp'ın yerinde şu anda muhteşem yemekleri ve kokteylleri olan \"Help Beach Bar\" var. Çok ucuz değil ama mükemmel. Yılların eskitemediği BUZZ Beach Bar, hemen Belcekız'da ön sırada. Müzikleri ile kendinizden geçebilirsiniz. Babadan balıkçı Taner kardeşimizin mekanı, Taner ile tanıştık kendisini çok sevdik iyi balık yemek isterseniz mutlaka uğrayınız. Sezonda yer bulmak için yer ayırtmanızı tavsiye ediyoruz Yer: Merkez'den Çalış'a giden sahil yolu üzerinde. Fethiyenin meşhur çarşısı Pasapatur'da nefis bir pide yemek isterseniz Nefis pideye gitmelisiniz. Paspatur aynı zamanda çok güzel bir çarşı mutlaka uğrayınız. Paspatur'da gidebileceğiniz en popüler barlardan. Haftasonu canlı müzik oluyor. Kadrosu 15-20 senedir değişmedi. Kokteyller nefis. Günbatımı manzarası için en iyi yer. Tayfun bey tarafında işletiliyor. Nasıl gidilir ; Mekan, merkezde, Çalış'a dönen yolda, Devlet Su İşlerinin karşısında kalıyor. Şövalye adasına ve körfeze bakıyor. Çok sakin. Çok kaliteli müzik dinleyebileceğiniz mekanlardan. Akşam Türkçe yabancı soft rock, günbatımında chilll out çalıyor. Çok duygulandım kardeşim. \" Bu ağacın altında annem beni uyutmuştu, bende çocuğumu uyuttum\" 🙂 Umarım torunlarınıza da nasip olur. Ramazanda gitmeyi düşünüyoruz ailece. İlk kez gidiyoruz. Yazı için teşekkürler gerekli notları aldım."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/halkidiki-gezi-notlari", "text": "Halkidiki Gezi Notları Gezeceğiz. Com ayrıcalığı ile sizlerle 🙂 Bu yazımızda sizlere halk arasında adı Üç parmak olan Halkidiki Yarımadasından bahsedeceğiz. Sezon açılmadan sessiz sakin iken Mayıs ayında bu muhteşem yerleri gezdik. Bu gezi, Atlas üzerinde gördüğümde; buraya mutlaka gitmeliyim, bu 3 yarım adayı mutlaka dolaşmalıyım hissi ile ortaya çıktı ve kendimizi bir anda Halkidiki'de bulduk 🙂 Halkidiki nerede peki, Selanik 'in hemen aşağısında 100 km uzaklığında. Gezimize başlamadan önce Vize hatırlamamızı yapalım ; Halkidiki'ye gidebilmek için Schengen vizemizin olması gerekli. Bu bilgilere https://www. gezecegiz. com/schengen-vizesi/ linkinden ulaşabilirsiniz. Ulaşım: Halkidikiye nasıl gidilir? Biz kendi aracımızla gittik ve özel araç ile yurt dışına çıkmak için yapılması gerekenler ile ilgili yazımıza https://www. gezecegiz. com/ozel-arac-ile-yurtdisina-cikis/ linkinden ulaşabilirsiniz. Tur firmalarının Dedeağaç, Kavala, Halkidiki turları olduğunu biliyoruz. Bu turlar ile Halkidiki ziyareti yapabilirsiniz. Bu turlarda sadece 1. ayak olan Kassandra ziyareti yapılıyor. Biz bu 3 ayağı da gezdik ve sizlere hepsi hakkında genel bilgi vermeye çalışacağız. İpsala sınır kapısından Yunanistan'a giriş yaptık. Egnatia Odos otobanını kullanarak Selanik üzerinden, Halkidikiye ulaşacağız. Halkidiki'nin ilk ayağı olan Kassandra ilk durağımız. İstanbul Halkidiki 680 km mesafede. İstanbul Selanik ise 600 km. Bu sebeple direkt Halkidiki'ye gitmek zahmetli olacağından Kavala iyi bir konaklama yeri olabilir. İstanbul Kavala 450 km. Kavala'da 1 gece konaklayıp Halkidiki'ye geçebilirsiniz. Meşhur Kavala kurabiyesini de almayı unutmayın. Yunanistan sınır kapısında bulunan kafede kavala kurabiyesi 5 euro'ya satılıyor bilginiz olsun 🙂 Halkidiki Üç ayaktan oluşuyor Kassandra, Sitonija ve Atos. Atos 3. ayak ve bu kısımda dini bir alan bulunuyor. Sadece uç kısmı Turistik, diğer alana giriş yok sadece erkekle giriş yapabiliyor kadınlar ise Ierissos, Ouranoupoli kasabalarından kalkan tekneler ile bu alanı denizden görebilirler. Yukarıdaki haritada bu alan kırmızı ile boyanmış durumda. Halkidiki 3 ayak bilgilerine geçmeden önce şarap severleri iyi bir haberimiz var, Selanik ve Halkidiki şarapları ile ünlü, Halkidiki de bir Şarap Yolu güzergahi bulıunuyor bu bölgelere turlar düzenleniyor turlara katılmak isteyenler için ilgili linkleri paylaşalım bu tura dilerseniz Selanik ' den başlayabilir dilerseniz Neo Kalikretia'dan katılabilirsiniz. bölgelerinden bahsedeceğiz. Kassandra'da Neo Mudanya ilk giriş noktası ve buradan Yunan adalarına ve Selanik'e feribot seferleri bulunmakta. Neo Mudanya'nın kardeş şehri ise Bursa Mudanya 🙂 Neo Mudanya Kassandra'nın en büyük ilçelerinden. Mübadele zamanlarında Türkiye'den bir çok Yunanlı buraya yerleşmiş. Neo Mudanya'dan sonra içlere doğru yol alıyoruz. Siviri adında küçük bir sahil kasabasına varıyoruz. Sezon henüz açılmadığı için her yer boş. Siviri'de fazla vakit geçirmeden tüm ayağı baştan başa geçerek Afitos'a ulaşıyoruz. Afitos'a gelmeden önce Kallithea kasabası var burası da çok güzel bir kasaba. Afitos ise bir başka güzel ve bu gece Afitos'da kalıyoruz. Akşam yemeğimizi muhteşem manzaralı Thea Thalassa Restaurant 'da yiyeceğiz. Neo Marmaras Bölgeye adını veren Sithonia Ormanı yarımadanın %90 'ını oluşturuyor. Burada ilk durağımız Neo Marmaras. Tabi ki buranın da Türkiye ile tarihi bağları var. Neo Marmara yerlileri Marmara Adasından buraya göç etmişler ve adını Yeni Marmara koymuşlar. Neo Marmara bu ayağın gene en büyük yerleşim yeri. Denizin doğası harika, Sithonia ormanın bulunduğu bölgede olması ayrı bir güzellik katıyor. Hotel Sithonia bölgenin en güzel yerinde tercih edebilirsiniz, ya da tüm Sithonia Otelleri 'ne buradan ulaşabilirsiniz. Vourvourou Burası Halkidiki'nin meşhur yeri 🙂 Biz sezonda gitmediğimiz için burasının Bodrum yada Marmaris olduğu havasını alamadık ama hem muhteşem bir deniz hem de Halkidiki gece hayatını yaşamak isterseniz Vurvuru'ya gelmelisiniz onu anladık. Vourvouru Otelleri. İkinci Yarımadanın en güzel kasabalarından konaklamak için kesinlikle tercih edilebilir çeverisen bir çok bakir koy barındıran Sartide denize doyacaksınız, Orange Beach mutlaka görülmesi gereken Plajlardan. Ouranoupoli Halkidiki son durağa geldik. Ouranoupoli çok güzel bir yer. Merkezin karşısında Ammouliani adası görülmesi gerekn bir ada olduğunu söyleyelim, bu bölgeye ayrı bir güzellik katıyor. Ouranoupoli yarım adada gidilebilecek son nokta. Sonrası ise Manastırların olduğu bölge. 3. Ayak Atos Otelleri, Bütün Halkidiki Otelleri Halkidiki ' de herkese iyi eğlenceler. bilgi için teşekkürler yer Siviri olabilir mi acaba."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/halkidikide-bir-cennet-sarti", "text": "Halikidikiye yolunuz düştü ise ya da Halkidiki planları yapıyorsanız Sarti listenin en başlarında mutlaka yer verin, Sithonia Sarti Otel derneğinin detaylı bilgilendirmesini okuyabilirsiniz, Gezeceğiz Ekibi olarak Halkidiki ziyaretimiz oldu ve Sarti bizleri çok etkiledi, sizde Sartiyi ziyaret ettğinizde, Halkidiki'de Bir Cennet Sarti yazımızın gerçek olduğunu göreceksiniz. dağ yürüyüşleri ile aktiviteler ile tatilinizi anlamlandırabilirsiniz. Ege Denizi' ne ulaşan Sithonia yarımadasının doğu tarafında Selanik' e yaklaşık 135km uzaklıktaki bulunan Sarti Sithonia belediyesine aittir. Sarti ideal bir tatil için gerekli her şeyi vardır: güvenilir misafirperverliği hizmetleri, harika plajları, gece hayatı, tarihi anıtlar ve misafirperver insanlar. Dağ ve deniz güzelliğini birleştiren Sarti beyaz kumsalları ve küçük tenha sahilleri ile ziyaretçileri büyüleyip unutulmaz anılarla uğurlar. Arzu rüya ile buluştuğu yer ve tatiliniz okuduğunuz romandaki tatillere benzeten tek yer Sarti' dir! Her yıl Mavi Bayrak ödülü kazanan bizim tertemiz plajlarımız için gurur duymaktayız. Sithonia' nın en büyük plajlarından biri zaten Sarti' nin plajıdır. Natural European Network tarafından tüm yarımada Doğal Güzelliği ve Biyolojik Çeşitliği korunmaktadır (NATURA2000). Athos Dağı ve muhteşem gündoğumu görünümü asla unutulmayacak olan bir resim oluşturur. Her şeyi geriye bırakın... stresten kurtulup dinlenin, kendinizi bol bol güneşin altında şımartın, sıkıntılarınızı unutup güzel bir doğal ortamda rahtlayın ve kendinizi masmavi denize serbest bırakın! Sarti' nin etrafındaki plajlar ve sahiller eşsizdir! İnce beyaz kumsalları ve turkuaz suları sayesinde meşhurdur. Burada yılın her döneminde her biriniz için bir şey vardır! Ayrıca makul fiyatlara bir araba ya da bir motosiklet kiralayabilirsiniz. Böylece hem yerel manzaraları görmüş olursunuz hem yakınlarındaki köyleri ziyaret edebilirsiniz. Unutmayın ki, köyde gezi ve deniz turları sunan tur organizatörleri vardır. Aynaroz' a günlük tekne turları organize edilmektedir. Aynaroz yarımadanın etrafında bir tekne gezisi o dünyanın mistik ve büyülü hayatına bir bakış açısı sağlar. Sarti' nin ziyaretçilerine sunabildiği bazı şeyler aşağıdadır: su sporları, katamaran turları, skuba dalış, dağda yürüyüşler, faytonla gezi, suvenir alışverişi. Berrak sularında, temiz kumsalarında masmavi gökyüzünün altında tatilinizin tadına çıkarın. Size hayatınızın en keyifli, en muhteşem tatil aniları ile eve döneceğinizin garantisini veriyoruz!"} {"url": "https://www.gezecegiz.com/hangi-mevsimde-hangi-ulke-tatil", "text": "Resmi ve dini tatilleri planlarken ülkelerin sezon ve mevsim şartlarını ve tarihlerini göz önünde bulunmakta fayda var. Bu liste tatil planladığınız ülkeye hangi mevsimde gitmenizin en uygun olacağına karar vermeniz açısından size yardımcı olacak. Asya ve Uzakdoğu turları için en uygun mevsim. Bali, Singapur ve Tayland muson yağmurlarına veda ettiğinden gökyüzü her zaman masmavi. Karayipler'in kuzeyi ile Küba ve Jamaika'da da rahatça denize girebilirsiniz. Mısır turlarınız için ise son günler. Çin'de kış mevsimi sert geçmeye başladığından turizm için ölü bir mevsim. Güneydoğu Asya, Büyük Antiller. Gezecegiz. com'u Instagram, Facebook ve Twitter üzerinden takip etmeyi unutmayın."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/kapadokya-gezilecek-yerler", "text": "Anadolu'nun hangi şehrine giderseniz gidin mutlaka sizi büyük bir medeniyet karşılıyor. Ancak bazı şehirler var ki diğerlerinden ayrılıyor. Bu şehirlerde yaşayan uygarlıklar arkalarında kendine hayran bırakan harika miraslar da bırakıyorlar. Pers'lerin tanımlamasına göre güzel atlar ülkesi Kapadokya ; Asurlular, Hititler, Frigyalılar, Persler, Romalılar ve 1071 den sonra da Türk Boylarının yaşadığı inanılmaz bir coğrafya. Kapadokya, yanardağların püskürttüğü lav ve küllerden oluşan, milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırarak ortaya çıkan muhteşem manzaraya sahip bir yer aslında. Kapadokya'nın bir diğer özelliği de yer üstünde olduğu kadar yer altında da yaşamış medeniyetlerin olması. Zamanında düşmandan korkan ve saklanmak isteyen yerliler çözümü yer altına şehirler kurmakta bulmuşlar. Şimdi gelin Kapadokya'da neler yapılır, nereler gezilir birlikte bakalım. Kapadokya'nın en büyük Peribacası Uçhisar kalesi. Dilerseniz kalenin en tepesine çıkıp tüm Kapadokya'yı görebilirsiniz. Kapadokya'nın birçok yerinde peribacaları zaten var. Ama Paşabağı Vadisi bunların içerisinde en güzel örneklerini, en net biçimde görebileceğiz yerlerin başında geliyor. Yine Salkım Tepesi Panoromik olarak peribacalarını görebileceğiniz diğer bir bölge. Kapadokya'ya geldiğinizde tatmanız gereken deneyimlerin en başında balon turu geliyor. Buna birazdan değineceğim. Diğerleri ise ise gün batımı ve gün doğumunu izlemek keyfinize keyif katacaktır. Günbatımı için Kızılçukur Vadisini seçebilirsiniz. Güneşin batışını burada izlemek çok büyük keyif. Kapadokya'yı gezerken yoruldunuz, çay veya kahve keyfi yaparak biraz dinlenmek istiyorsunuz. Burası için de önerimiz Ortahisar Panorama olacaktır. Isterseniz klasik çay/kahve keyfi isterseniz de çeşitli meyve çayları eşliğinde yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Hayal Vadisi'ne geldiğinizde peribacalarının nelere benzediğini hayal ederek biraz zihin jimnastiği de yapabilirsiniz 🙂 Evet en belirgini Deveye benzeyen Peri Bacası. Kapadokya bölgesinde bilinen 37 adet yeraltı şehir var. Bunun toplam 200'ün üzerinde olduğu varsayılıyor. Derinkuyu yeraltı şehri ise 85 metre derinliğinde. Biz ise sadece 50 metresine inebiliyoruz. Yer altı şehrinde 3000 ile 5000 arasında insan yaşadığı varsayılıyor. Şu an sadece %10luk kısmı geziye açık. Evet astım ve klostrofobi hastalığı olan kişilerin içeri girişi çok tavsiye edilmiyor ama onun dışında Güliver değilseniz tünellerden çok sıkıntı olmadan geçebilirsiniz. Yerin altındaki yaşamı görmekte fayda var. Bölgede yaşayan insanların yer altı şehirlerini yapma amacı düşmanlardan korunmak. Yerin altına indiğinizde çeşitli kapılar ve oyunlarla düşmanın zarar vermesi ve yer altı şehrini farketmesi engellenmeye çalışılmış. Örneğin yeraltındaki mutfağın bacası kanallarla birkaç yüz metre ilerden çıkarılarak hedef şaşırtılmaya çalışılmış. Yine hayvan bağlama yerlerinin olması koskoca at ve ineklerin nasıl aşağı indirilip orada muhafaza edildiğini düşündürüyor. Kapadokya'ya geldiğinizde mutlaka gezmeniz gereken yerlerden biri de Göreme Açıkhava Müzesi. Burada yüzyıllar önce halkın yaşam alanlarını yapıldığı haliyle görebilmeniz mümkün. Örneğin mutfakları yemek pişirdiği hayvanlarını bağladıkları yerler hep oyma şeklinde yapılmış. Bunun dışında özellikle zamanın dini motiflerini de duvarlarda görebilirsiniz. Mantık olarak Trabzon'daki Sümela Manastırına benzeyen ama yapım şekli o kadar kaliteli olmayan fakat dönemin yaşanmışlıklarını duvar resimleri ile anlatılmış. Ayrıca her yapının önünde içerisindeki eserler ile ilgili bilgi de veren bir tablet bulunuyor. En meşhurları. Yılanlı Kilise, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Şapeli. Bir de Karanlık Kilise var ki bunların içerisinde en etkileyici olanı. Karanlık Kilise'ye girmek için ekstra ücret ödemeniz gerekiyor. Dış alan hariç mekanlarda fotoğraf çekimi de yasak. Gelelim en güzel kısma 🙂 1 saatliğine bile olsa kendinizi bulutların içerisinde sessizliğe ve huzura bırakabileceğiniz bambaşka bir deneyim. Kapadokya gezinizi 2 günlük haftasonuna denk getirdiyseniz ilk günden itibaren kendinizi balon turuna göre ayarlamanızı öneririz. Balonların havalanabilmesi için havada rüzgar olmaması gerekiyor. Bunun için de şansınızı son dakikaya bırakmamanızı öneririz. En geç bir gün önceden ayarladığınız balon tur firmasına hangi otelde kaldığınızı ilettiğinizde sabah 5 civarı sizi gelip otelden alarak toplanma bölgesine götürüyorlar. Buradan balonların şişirilip havalandığı bölgeye gidiyorsunuz. Evet uykudan biraz fedakarlık etmek gerekiyor ama kesinlike buna değer. Kapadokya'ya ister arabanızla isterseniz de uçakla ulaşım mümkün. Uçakla gitmek istiyorsanız ilk tercih tabi ki Nevşehir, bunun dışında Kayseri havalimabnı da 1-1:30 saat mesafede. Açıkçası Kapadokya'nın en bomba sezonu Eylül Ekim ayları. Ikinci yoğun sezon ise Nisan Mayıs Ayları. Bu dönemlerde hem gezilecek yerleri hem de çevre olağan üstü kalabalık. Havayı iyi yakalarsanız bu dönemlere yakın bir zaman giderseniz rahat rahat gezersiniz. Kapadokya'ya kadar gelmişken Peribacalarının içerisinde kalmak en iyi seçim olacaktır. Biz Cappadocia Cave Suties otelde kaldık. Cave Suites içerisinde 3 tane peribacası bulunduran bölgenin tek oteli. Göreme Milli Parkına 1 km uzaklığında yani merkeze çok yakın butik bir otel. Otelde tamamen birbirinden farklı konseptte 36 oda bulunuyor. Kalabalık aile gidiyorsanız salon salomıonje odaları tercih edebilirsiniz. Ayrıca rahatlamak ve yorgunluğunuzu atmak için otelin sauna hamam ve Spa bölümünü kullanabilirsiniz. Otel personeli çok sıcak ve yardımsever. Özellikle yemekleri çok çok güzel. Hepsine ayrı ayrı teşekkürler. Son olarak bu harika gezinin organizasyonu için Gezimanya Murat ve Tuğçe'ye, değerleri dostlukları için Erkut, Özlem, Canan, Ahmet ve Beyhan 'a ve son olarak rehberimiz Şafak'a çok teşekkürler. Keyifli bir yazı olmuş. Kapadokya gerçekten harika bir yer. Çok kapsamlı ve net bir yazı olmuş. Eline sağlık."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/kartepe-kayak-merkezi", "text": "İstanbul'a en yakın kayak merkezi Kartepe Kayak Merkezi yazımıza başlıyoruz; Her zorluk derecesine uygun pistleri, istanbul'a olan yakınlığı, tek bir ski pass ile liftler arası geçiş yapabildiğiniz Kartepe Kayak Merkezi en yeni kayak merkezlerindendir. Sapanca gölünü arkanıza alıp, 20 dk süren bir tırmanış ile Maşukiye'nin yanında Kartepe Kayak Merkezine rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz. Yollar sürekli kontrol edildği için en yoğun kar altında bile kar lastikleriniz ile çıkabilirsiniz. Yine de yol boyunca, özel çekiciler ve zincir takan köylüler olası bir aksilikte size destek olmaya hazırlar. Peki Kartepe nerede derseniz, Kocaeli'ye bağlı Kartepe ilçesi İstanbula'a 110 km mesafede, 1,5 saat içerisinde ulaşabilirsiniz. Kayak keyfi yapabileceğiniz çok iyi bir hafta sonu seçeneği olacaktır. Hatta yıllık izninizin bir bölümünü rahatlıkla geçirebileceğiniz adresler arasına mutlaka Kartepe Kayak Merkezini alabilirsiniz. Kartepe kayak merkezinde 3 Tepe üzerinde yer alan mavi ve kırmızı pistlerden kayabilirsiniz. Tamamı mavi pistlerden oluşuyor, 2 kişilik telesiyejler ile geyik alan tepesine ulaşıp 2,3,4 no'lu pstileri kullanarak liftlere ulaşabilirsiniz. Her defasında farklı bir rota izleyerek geyik alan tepesinin keyfini çıkarabilirsiniz. Kırmızı pistden kaymak isterseniz Kartepeyi denemelisiniz. Sisli havalarda bu pist pek açılmıyor. 3 kişilik telesiyejler ile tepeye ulaşıyoruz. Uludağ'daki kırmızı pistler kadar olmasa da sizi tatmin edecektir. Yine 3 farklı rota ile telesiyej bölgesine ulaşabilirsiniz. Tele Ski ile tepeye tırmandığımız Karlıktepe, Kartepe'den daha kısa pistler olmasına karşın daha bir kırmızı pist, 2 rota ile tele ski bölgesine ulaşıyorsunuz. En tenha pist olduğu için bu bölgeyi tavsiye ederiz. Kartepe Kayak Merkezi'nde kayak kiralamak için Green Park Otel'deki kayak odasından faydalanabilirsiniz. Fiyatlar değişken olduğu için yazımızda belirtmiyoruz. Ancak Kartepe'ye çıkarken yol üzerindeki kiralama yapan noktalardan da kiralama yapabilirsiniz. Biz Penguen Kayak Evi'nden kiralamıştık, size de tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/kayak-merkezleri", "text": "Havalar soğuduğunda yapılacak en güzel kış aktivitelerinden biri karın düştüğü dağlara gidip doyasıya kayak yapmaktır. Kayak yapabileceğiniz yurt içi ve yurt dışı kayak merkezleri alternatiflerini sizin için hazırladık. Kartepe Kayak Merkezi her zorluk derecesine uygun pistleri, İstanbul'a olan yakınlığı, tek bir ski pass ile liftler arası geçiş yapabildiğinizi en yeni kayak merkezlerindendir. Sapanca gölünü arkanıza alıp, 20 dk süren bir tırmanış ile Maşukiye'nin yanında Kartepe Kayak Merkezine rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz. Kartepe Kayak Merkezi ile ilgli yazmız için tıklayınız. Kayak için genelde Uludağ ve Kartalkaya'yı tercih edenler için Palandöken Kayak Merkezi hep uzak ve gidişi zor gelen bir destinasyon olmuştur. Aslında İstanbul'u merkez olarak alırsak hem Uludağ'a hem de Kartalkaya ulaşım süresi Erzurum'a gidişten daha uzun sürüyor, hem de daha maliyetli olabiliyor. Palandöken Kayak Merkezi yazımızın için tıklayınız. Çocukken sömestr tatillerinde gitmek için can attığımız, hem kayağın hem de eğlencenin Türkiye'deki 1 numaralı adresi.. Artık çok piyasa mekanı oldu ve ben gitmiyorum dense de aslında vazgeçilmezdir Uludağ. Yıllardır düşünülen Uludağ değişim projesi şayet hayata geçer ise Avrupa'nın sayılı Kayak merkezlerinden olmaya kesinlikle aday olacaktır. Uludağ Kayak Merkezi yazımız için tıklayınız. Olimpiyat standartlarında kayak yapmak istiyorsanız Balkanların en büyük kayak merkezi olan Jahorina Saraybosna Kayak Merkezini tercih edebilirsiniz. Kayak merkezine, Bosna Hersek Saray Bosna'ya 2 saatlik bir uçak yolcuğundan sonra yaklaşık 40 dk lik kara yolculuğu sonrası ulaşabilirsiniz. Vizesiz, ucuz, her zorluk derecesine uygun pistleri ve olimpiyat standartında bir kayak için keyifli bir seçim olacaktır. Jahorina ve çevresindeki otellerde rezervasyon için bu linki tıklayınız. Bansko, Bulgaristan'ın 1 numaralı, Avrupa'nın da sayılı kayak merkezlerinden. Çok sayıda geniş ve her türlü zorluk derecesinde kayak pisti barındıran Pirin dağları eteğinde, milli park içerisinde, milyonlarca çam ağacının ortasında yer alan, uygun fiyatları ile gönlümüzde taht kurmuş bir kayak merkezidir. Bansko Kayak Rehberi yazımız için tıklayınız. Dünyada teknik anlamda gelişmiş en iyi kayak merkezlerinden biridir. Lyon Havaalanına 3 saatlik mesafede olan kayak merkezi, kayak dışında disko ve bar eğlenceleri ile de keyifli vakit geçirebileceğiniz kayak merkezlerinden biridir. 3500 m yüksekliğindeki zirvesi ile her seviyede kayakcının zevkle kayabileceği pistleri bulunuyor. Fransa Tignes ve çevresindeki otellerde rezervasyon için bu linki tıklayınız. Eğlence konusunda diğer kayak merkezlerine göre daha iddialı olan Courchevel Kayak Merkezi dünyanın en uzun ve en geniş pistlerine sahiptir. Yani kayak yapmanın dışında, eğlenceli bir tatil de yapmak istiyorsanız burayı tercih edebilirsiniz. Courchevel Kayak Merkezine Lyon havaalanından gelebilirsiniz, havaalanından yaklaşık 2,5-3 saatlik mesafede bulunuyor. Hiç sıkılmadan günlerce kalabileceğiniz bu kayak merkezinde rezervasyonlarınızı gecikmeden yapmanızı tavsiye ederiz. Otel rezervasyonunuz için bu linki tıklayabilirsiniz. Finlandiya'nın en güzel manzaraları eşliğinde kayak keyfi için burayı tercih edebilirsiniz. Ancak buz gibi bir hava ile karşılaşacağınız için hazırlıklı gitmenizi tavsiye ederiz. Noel Baba'nın ülkesi olan Finlandiya'da kayak tatili için bir çok alternatif bulunmakta. Siz Ounasvaara'da beyazlar içinde kayak yapmayı seçebilirsiniz, Iso Syöte'de ren geyiği safarisine katılmak da isteyebilirsiniz, ama kayak yanında gece yıldızları seyredebileceğim cam evlerde kalmak istiyorum diyorsanız Saariselka'da Kakslauttanen İgloo Village'i tercih edebilirsiniz. Finlandiya Laponya otellerinde rezervasyon ve konaklama için bu linki tıklayabilirsiniz. Bansko'yu okudum, beğendim, çok aydınlatıcı. Emeğinize sağlık."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/kos-adasi-gezi-rehberi", "text": "Kos adası Osmanlı ismi ile İstanköy adası, Bodrum'un hemen yanıbaşında, 1912 yılına kadar 400 yıl boyunca Osmanlı imparatorluğu sınırları içerisinde yeralmış, hatrı sayılır Türk nufusuna sahip güzel Yunan Adası Kos. Ada'nın en önemli özelliği ise; TIP deyince ilk akla gelen isimlerden olan Hipokrat'ın İO 460 yılında Kos adasında doğmuş olmasıdır. Kos adasına nasıl gidilir? Bodrum'dan yaklaşık 13 km deniz yolculuğu ile 45 dk mesafede günü-birlik 22 euro, açık bilet ile gidiş geliş 32 euro'ya ulaşabilirsiniz. Kos adası feribot ücret ve sefer bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz. Hazır Bodrum'a kadar inmişken bir yüzme mesafesindeki Kos adasına günübirlik dahi giderek keyifli vakit geçirebilir, adanın doğal ve kültürel güzelliklerini keşfedebilirsiniz. Kos adasına giriş için Schengen vizesine ihtiyacınız olacak, Kapıda vize alarak Kos Adasına girebilmek mümkün. Bunun için yukarıda linkini belirttiğim Kos feribot firması ile en az 4-5 gün önce temasa geçmelisiniz. Mevcutta geçerli bir Şengen vizeniz var ise adaya elinizi kolunuzu sallayarak da gidebilirsiniz. Geçerli bir şengen vizeniz yok ise Şengen vizesi ile igili yazımızı okumanızı tavsiye ederim. Şengen Vizesi. Kos adasında kıs süreli kalacak iseniz merkez otellerini seçebilirsiniz daha fazla kalacak ve merkeze yakın olmasın derseniz, Kardemana ya da Kamari bölgesinde kalabilirsiniz. Ada'nın nüfüsü 30.000 civarında olup 2000 'den fazla Türk asıllı nüfusu barındırıyor.112 km sahil şeridi bulunan bu adayı gezmeye liman girişinden itibaren başlıyoruz, Kos meydanın adı Eleftherias, Camii, Kiliseler ve Çarşı, Cafe ve Barlar aradığınız hemen herşey bu bölgede toplanmış. Hipokrat İle anılan Hipokrat ağacı ise Kos adası Liman girişinde hasan Paşa Camii yakınlarında yer alıyor. Kos Adası limanından Merkeze doğru giderken Hasan Paşa Camii bizleri karşılıyor, geniş bahçesi ve Şadırvanı ile gerçekten görülmesi gereken bir eser. Camii şu anda aktif değil, Yapının alt kısmı şu anda çarşı olarak kullanılıyor, alışverişlerinizi buradan yapabilirsiniz. Caminin hemen karşısında bulunan Hamam, Hammam Bar olarak hizmet veriyor. Eleftaria Meydanına doğru yürüyoruz. Meydan çok güzel Camii ve Kiliseler karşılıklı harika manzaralar, cafeler, hediyelikçiler, restaurantlar hemen herşey burada. Meydanın hemen kalbinde Defterdar Camii yer alıyor. Bu camii de aktif değil. Meydanda camii karşısındaki Ortodoks kilisesini ziyaret edebilirsiniz, Beyaz ve mavi renkleri ile Kilise 'nin renkleri Santorini adasını andırıyor. Sözü gelmişken Santorini Gezi Rehberimize de bir göz atmanızı tavsiye ederim. Adanın en güzel plajlarının bulunduğu bölge, en önemli Plaj ise Cennet Plajı. Ana yoldan ayrılan patikalardan plaja ulaşabiliyor. Kamari Kos Merkeze 39 km uzaklıkta. Kos merkeze 33 km uzaklığındaki plaj kesinlikliye gitmeye değer. Hatta birden fazla gün konaklayacaksanız, bu bölgede de konaklama planlayabilirsiniz, Böylelikle hem adanın ortasında Kardemena'da konaklamış olursunuz hem merkeze hemde Kamari bölgesine rahat rahat gezme fırsatınız olacaktır. Fikir vermesi açısında Kos Kardamena-Kamari bölgelerinin haritasını ekleyelim. Kardemena'da Bizans döneminden kalma kilise ve Antik yunan tiyatro harabelerini gezebilirsiniz. Bu şirin balıkçı köyünü çok seveceksiniz. Bir çok yabancı turistin bu bölgeyi tercih ettiğini söyleyebiliriz. Kos gece hayatının merkezden sonra en hareketlisinin bu bölgede yer aldığını söylemek mümkün. Pek çok gece kulübü mevcut. Adanın hemen merkezinde yer alan plajda denize girebilir Yunan yerli biralarında tatmanızı öneririm. Tavsiyem Alfa bira olur. Fix adlı bira da tavsiye edebileceğimiz yerel biralardan. Jacksons bar, konsepti ile bizi kendisine hayran bıraktı. Adanın merkezinde yer alan bu bara gündüz mutlaka gelmenizi öneririm. Akşam saatlerinden itibaren ise beach bar olarak hizmet veriyor. Hareketli çarşısından, ucuz ve kaliteli deniz ürünleri yiyebileceğiniz restaurantlarına, cam göbeği mavisi plajlarından, bitmeyen eğlencesi ile gece kulüplerine kadar Kos seyahatinde çok keyifli vakit geçirebileceğinizi söyleyebilirim. Yazının başında da vurguladığım gibi Bodrum tarafına yolunuz düştüğünde, küçük bir maliyet ile bu güzel adayı keşfedin derim."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/lapland-finlandiya-turu", "text": "Geçen yaz İsviçre'de doğa seyahati yaparak ağzımıza bir parmak parmak çalınmış halde bizi en az o kadar etkileyecek destinasyon bulmaya çalışırken, hangisinde olduğunu hatırlamıyorum gazetelerin birinin seyahat ekinde Finlandiya Lapland turu ile ilgili bir yazı okudum. Altında da Lapland'a seyahat turları yapan seyahat acentelerinin ilanları ve neredeyse kişi başı 2.000 Euro'dan başlayan fiyatlarla. Pahalı ama gel gör ki biz şu vakte kadar bütün seyahat organizasyonları kendimiz yapmış olduğumuzdan ben eşim Vildan'a söylemeden kendim araştırma yapmaya başlamıştım bile. Bu bölge özellikle Türklerin şu ana kadar çok seyahat ettiği bir bölge olmadığından internette yerli kaynaklardan ziyade yabancı kaynaklardan ve bloglardan yararlanmaya çalıştım. Lapland, Kuzey Kutup Dairesi'nin içerisinde Finlandiya, İsveç ve Norveç'in de kuzey kesimlerinden kısımlarının olduğu bölgenin genel adı. Ancak bunların içerisinde en renkli ve merak edilir olanı Finlandiya'nın kuzey kesimi olan Rovaniemi şehri. Vildan'a bir vesile ile daha sonra bileti aldığımı ve 2 ay sonra seyahate gideceğimizi söylediğimde önce çok sevindi ama Bora'yı Ocak ayında o kadar soğukta nasıl gezdirebileceğimizi aklına getirdiğinde biraz tedirginlik yaşamıştı. Ama bende sanki daha önce bu bölgeye seyahat etmişcesine bir rahatlık vardı. Daha önce kış seyahati çok fazla yapmadığımızdan dolayı birçok şeyi yeni öğrenmiş olduk. Yanınıza mutlaka termal içlikler almanız gerekiyor, Bunlar genelde ucuz ürünler değil. Ama mutlaka yanınıza her gün için en az 1 tane olacak şekilde almaya çalışın.(Bazı günler 2 termal içlik giydiğimiz oldu). Helsinki-Rovaniemi arası en rahat yol, Finlandiya Havayolları FINNAIR ile uçmak. Bu biletleri iyi kovalamak ve sık sık kontrol etmek gerekiyor. Biz 3 kişi için gidiş-dönüş 132 euro ödedik. Uçak saatleri biraz tersti ( sabah saat 05.45) ama diğer seferlerle arasında 400-500 euro civarı bir fark vardı ve o saatte kalkmaya değerdi. FinnAir Helsinki-Rovaniemi arası hergün 5-6 sefer düzenliyor. Helsinki'den Rovaniemi'ye uçak dışında Trenle de gelinebiliyor ve yaklaşık 11 saat sürüyormuş. Havalimanında karşılaştığımız bir Türk aile yataklı vagonla Rovaniemi'ye gideceklermiş. Bu da ilginç bir tecrübe olabilir isteyenler için. THY İstanbul-Helsinki arası günde 3 sefer düzenliyor. Ben programı İstanbul'dan 13.50'de kalkış, Helsinki'ye 17.15'te varış şeklinde ayarlamıştım ve havalimanına çok yakın bir otelde konaklayıp, sabah 4 gibi Helsinki havalimanında Rovaniemi'ye hareket etmek üzere ayarladım. Helsinki Rovaniemi 1 saat 15 dakika sürüyor, vardığınızda havalimanı ve pisti karlar altında ama korkmanıza gerek yok. Fin pilotlar bu konuda gayet tecrübeli ve alışkın. Hiçbir zorluk çekmeden iniş yapıyorlar. Rovaniemi Havalimanı oldukça küçük ama inanılmaz sevimli. Valizlerin geldiği bantların üzerinde Kutup hayvanlarının maketlerini yapmışlar, Bora delirdi tabii. Havalimanı çıkışında her taraf bembeyaz, yollar bile... Ama burada herkes buna alışkın. Rovaniemi şehir merkezinde de konaklama imkanı var ve orada da oteller mevcut ama buraya gelip şehir merkezinde kalmanın hiçbir anlamı yok. Zaten küçücük bir yer ve 1-2 avm,1 McDonalds dışında kayda değer birşey yok. Buradaki tüm olay bu Santa Claus bölgesinde geçiyor. Yazıyla anlatmak çok mümkün değil. Ortam çok masalsı. Başka yerlerde kalan grupları da Tur Rehberleri otobüslerle buraya getiriyorlar zaten. Biz ilk gün etrafta nerede ne var anlamaya çalışmak için sadece gezdik. Ortam harika, her taraf bembeyaz. Tek katlı kabin ev muhteşem, içerinde sauna da var. Noel Baba'nın burada yaşadığına inanıldığından burada mizansen evini de yapmışlar ve AVM'lerde gördüğümüz kötü Noel Baba kopyalarından değil. Gerçekten de ona benzetilmiş birisi var. Kendisiyle resim de çekilebilirsiniz. Kuzey Kutup dairesi 66 32' 35'' i belirtmek için çizgi yapmışlar soluna geçince Kuzey Kutbuna girmiş oluyorsunuz. Ortam oldukça fantastik. Yurtdışında benim sıkıntı çektiğim konu kahvaltı ancak burada kahvaltıda çok çeşit var Özellikle reçellere bayıldık ; orman meyvelerinden yapmışlar ve tadı damağımızda kaldı. Bölgenin içerisinde Snowman Igloo oteli de var. Gezmek ücretli (18 Euro) , 10-12 tane yataklı odacıklar var buzdan. İçerisinde buzdan bir bar ve yine buzdan bir restaurant var. Ayrıca dışarı kısmında kızak pisti var ve içerisi oldukça soğuk. Çocukla gezdiğimiz için çok vakit geçiremedik ama belki sizler için bu da değişik bir tecrübe olabilecektir. Kar motoru ile gezmek isteyenler için de güzel bir bölüm var. Burada toplam 3 gün kalacağız 2. gün için Ren Geyiği Safarisi, 3. gün için ise Husky Safarisi rezervasyonlarını Resepsiyondan yaptık. Burada birçok alternatif bulunuyor. Kısa turlar da var. Fakat çok birşey anlaşılmıyor ve tat da alınmıyor. Biz Ren Geyiği turunu 1,5 saatlik olanlan aldık. Yetişkinler için kişi başı 109 Euro, çocuk için ise 75 Euro alıyorlar. Ren geyiği çiftliği ziyareti de içerisinde bu fiyatın. Çok uzaklara gitmek istemeyenler için Santa Claus Village'nin içerisinde kısa turlarda var. Fiyat 28-30 Euro civarı ama çok keyifli değil. Uzun turda sizi buraya 10 km mesafede bulunan ormanların içerisine götürüp orada safari yaptırıyorlar ve manzaranın tarifi imkansız. Buraya kadar gelmişken bunu tavsiye ederim. Safari Turu yapan şirket ayrıca kalın safari kıyafetlerinden de size ücretsiz veriyor. Ren Geyiği Turu harika. Ren geyikleri biraz ağır yürüyorlar ancak bazı bölgelerde çok hızlandılar. Bizi gezdiren experden öğrendiğimiz kadarıyla sadece Finish Laplan'da 200.000 Ren geyiği var ve bunların hepsi numaralı. Bunların sadece %2 'si Ren Geyiği safarilerinde kullanılıyormuş, geri kalanı Lapland ormanlarında kontrollü şekilde yaşıyorlar. Ayrıca Ren geyikleri koşmayı ve hareket halinde olmayı seviyormuş. Yalnız ülkede heryerde Ren Geyiği etinden yemekler, burgerler mevcut, biz yemedik ama ilgisi olanlar geldiğinde deneyebilir. Finlandiya'da 5.000 Kişi Ren geyiği safarisinden hayatını kazanıyormuş hatta bizi gezdiren arkadaşın ailesi 200 senedir bu işi yapıyorlarmış. Otele dönüyoruz. Hava 4 gibi kararıyor. Otel bölgesinin meydanı eğlenceli ama dükkanlar 5'te kapanıyor. Bu biraz problem. Kaldığımız kabin evlerin ortamı güzel olduğu için zaten bunu dert edecek durumumuz da yok. Ertesi gün 12.00'de Husky Safarisi var ve bizi yine 10 km. mesafedeki başka bir ormana götürecekler. Safari turunu yaptıracak şirekettekiler bize yine kalın safari kıyafetlerinden verecekler ama bu sefere bizim kendimize ait olan kabanları da çıkarmamamız gerektiğini, onların üzerine bunları giymemizi çünkü gideceğimiz yerde sıcaklıklıgı 25 derece olduğunu söylüyor. Ben özellikle Bora için biraz endişeleniyorum ama tur şirketinden arkadaşlar sorun yok diyorlar fakat bizim kafamızda bir sürü soru işareti. Ormana gittiğimizde bizi Husky'ler karşılıyor. Bir görevli kızağı nasıl kullanacağımız anlatıyor. Toplam 8. km süreceğiz. Önce ben kullanacağım sonra yarısında Vildan cesaretini toplarsa ona vereceğim. O benim kullanabilip kullanamayacağımdan emin değil. Ben gitmeden önce kızak nasıl kullanılır birkaç video izlemiştim. Huskyler çok hareketli devamlı bağırıyorlar, hepimiz heyecanlıyız ama en çok da Bora deliriyor. Aksiyon kamerasını Vildan'ın kafasına takıyoruz. Cep telefonları 25 derecede kesinlikle çalışmıyor, donuyor ve kapanıyor, Onlara burada güvenmeyin, fotoğraf ve video çekmek için. Önümüzde Snowmobile aracıyla tur rehberi gidiyor arkasından biz huskylerle onu takip ediyoruz. Fakat manzara ve ortam tarif edilebilir gibi değil. Ağaçlar çok sık, bazen kafam onların karlardan dolayı sarkmış dallarına çarpıyor. Huskyler oldukça hızlı. Sağa dönerken sağ ayağınzı kırıp hafif sağa yatmanız gerekiyor, sola dönerken de aynı şeyleri sol için yapmanız gerekiyor. Ortada ise fren pedalı var. Tek ayağınızla basarsanız huskyler yavaşlıyor ancak tamamen durmasını istiyorsanız 2 ayağınızla birlikte basmanız lazım, çünkü durduramıyorsunuz. Tur bitince bizi içeride soba yanan bir kır evine alıyorlar. İçerisi muh-te-şem. Küçük pencerelerinden görünen manzara hafızamıza kazınıyor. Yine orman meyvelerinden yapılan sıcak meyve suyu ve kek ikramı yapıyorlar ve Bora saydığım kadarıyla 8 tane keki hüpletiyor, lezzetleri muhteşem. Bizi gezdiren Fin arkadaşlarla sohbete dalıyoruz. Huskyler Alaska Huskyleri imiş ve Sibirya Huskylerine göre daha hızlı ve arkadaş canlısıymışlar. Ancak ben Huskyleri hep renkli gözlü bilirdim, çok sayıda siyah veya kahverengi gözlü Huskyler de vardı. Sibirya Huskylerini sevmek o kadar kolay değil ancak bunlar daha sıcak kanlı imişler. Finlerin en sevdikleri mevsim Ocak- Mart ayları arasıymış. Yaz aylarında burası 20-22 derece civarı oluyormuş ancak yazları pek sevmiyorlar. Çok ormanla kaplı olduğu için aşırı sinek oluyormuş. Safari bitince hemen aksiyon kamera ile çektiğimiz görüntüleri seyretmek için eve dönüyoruz. Görüntüler hafızamıza adeta kazınıyor ve yaşadığımız bu deneyimi şimdiye kadar hiçbir seyahatimizde yaşamadığımızın farkına varıyoruz. Sizleri de bu harika görüntülerle başbaşa bırakalım. Kuzey ışıkları diye tabir edilen Northern Lights'ı her gece dışarı çıkıp beklemize rağmen yakalıyamıyoruz 🙁 Aslında tam da bu aylar en çok gözüktüğü mevsimmiş ama bize kısmet olmadı. Northern Lıght alarm sırketlerı var. 10 20 euro arası gün sayısına gore değişiyor. Girişteki resepsiyondan Aktıvasyon kodunu alıyorsunuz. Işıklar cıkınca sizin telefonunuza mesaj atıyorlar bizim telefon operatorumuz uymadığı için alamadık. 15 dakikada bir sırayla cıkıp kontrol ettık ama göremedik. Ayrıca Buzda Balık avlama turu da var. Aslında benim çok ilgimi çekti ama biraz uzun sürüyormuş. Donmuş bir gölün üzerinde delik açıp balık yakalamayı bekliyorsunuz ama Bora ile 2-3 saat donmuş gölün üzerinde beklemek zor olacağı için yapmıyoruz. Santa Claus'ta kalmayıp başka yerde kalacak olanlar için de birkaç safari organizasyonu yapan şirket önerisi vermiş olayım. Buralardan da mail yoluyla Ren Geyiği Safarisi veya Husky Safarisi rezervasyonu yapabilirsiniz. Rovaniemi Dönüşü 1 gece 2 gün Helsinki'ye ayırmıştık. Ancak kesinlikle 1 gece kalmaya gerek yok,1 gün sabahtan akşama kadar yeter bu şehri gezmek için. Biz diğer günü Rovaniemi'ye ayırsaydık diye hayıflandık açıkçası. Şehir 1 günde çok rahat gezilebilir büyüklükte. 1-2 güzel caddesi ve deniz kenarı haricinde açıkçası çok cezbedici bir yer değil. Diğer İskandinav şehirleri Kopenhag, Stockholm ve Oslo arasında sönük kalıyor Helsinki. Ama yine de 1 gün ayrılabilir buraya kadar gelmişken. - Rovaniemi şehir merkezinde pek fazla zaman harcamayın, zamanınıza yazık, bütün olay Santa Claus Village çevresinde - Uçak Biletlerinizi THY ve FINNAIR iyi takip edin, ucuza getirebilirsiniz. - Türklerin yoğun ilgisi var anladığım kadarıyla. Tur şirketleri araclığıyla gelen çok Türk grup gördük. - Kendi organizasyonunuzu kendiniz yapın, Tur paketlerinden en az %50 daha ucuza gelirsiniz. Şu an çok bilinmeyen bir destinasyon olduğu için Paketler pahalı. - Kesinlikle en az 1 saat süren safari turlarından alın, kısa olanlardan hiçbir şey anlaşılmıyor. Sonuçta buraya sık sık gelmeyeceksiniz, ona göre bütçe ayırmaya çalışın. - Profesyonel bir fotoğraf makinesi veya aksiyon kamera getirin, Husky turu yapılan yerde telefonlar donuyor. - Yemek problem, marketten alışveriş yapın. - Ülkede herkes ama herkes İngilizce konuşuyor, sıkıntı yaşamazsınız. - Dönerken mutlaka FINLANDIA Votkası'nın meyveli olanlarından alın. Bu güzel deneyimlerinizi paylaştığınız için çok ama çok teşekkür ederim. Harika, çdk teşekkürler, ben de tur şirketlerine fazladan para verip bütün grup dinamiği içinde daralmaktan hoşlanmıyorum. Bu bilinmeyen destinasyon için çok fikir verici bir yazı. Yeni seyahatlerde iyi tatiller dilerim. Çok yararlı ve heyecan verici bir kılavuz. Bundan sonra farklı destinasyonlarda da size takip edelim 🙂 Paylaşım için çok teşekkürler. Yorumunuzla çok mutlu olduk 🙂 Evet biraz sert giysiler alınması gerekiyor. Aslinda bu durum sadece çocuk için de hepiniz için geçerli. Bu sebeple gercekten çok düşük derecede dayanabilen kiyafetler gerekli. Tabi sadece içerde oturacaksanız sorun yok 🙂 Onun dışında safari için zaten ekstra kiyafet veriyorlar. Açıkçası tüm aktivite ve uçak ücretlerinden yazıda bahsetmiştik. Ekstra merak ettiğiniz bir konu varsa bunu cevaplamaya çalışalım. Ellerinize sağlık 2 yıl önce biz de gitmiştik imkanı olan herkese öneririm tam bir masal gibi bir geziydi. Siz de çok güzel anlatmışssınız teşekkürler. Okurken üşüdüm resmen 😀 Çok güzel ve bilgi verici bir gezi yazısıydı. Güzel anlatımınız için teşekkürler. Yazınız için çok teşekkürler bizde bu hafta sonu gideceğiz. Yalnız merak ettiğim bişey var. Husky turunun fiyatını ve kredi kartının bu turlarda geçip geçmeyeceğidir. Teşekkürler.. Simdiye kadar okudugum en iyi seyehat yazilarinda ilk uce girersiniz... elinize saglik aklimdaki butun sorulara cevap buldum.. korkuyordum nasil giderim diye ama simdi eminim.. Yazınız için çok teşekkür ederiz. 3-7 Mart arası aynı noktada konakladık. Çok masalsı ve harikaydı 🙂 Önerileriniz çok faydalı oldu. Mart ayı olduğu için cep telefonlarımız problem çıkarmadı ama kuzey ışıklarını görmemize rağmen çekemedik, cep telefonu ile görüntülenemiyor, profesyonel makine mutalaka gerekiyor. Kuzey ışıklarını takip için sadece Roveniamide kullanılabilen bir alarm sitesi var: www. auroraalert. fi Bu siteye üye olduk, kuzey ışığı çıktığında anında SMS geldi, bu sayede iki kez bu doğa olayına şahit olduk. Ücretli bir servis ama işe yarıyor, bunu tavsiye edebilirm."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/marmaris-selimiye-koyu", "text": "Sebebine gelince denize girilecek mekanların birçoğunun ulaşım imkanları zor. Örneğin Istanbul'dan uçak ile gidecekseniz önce Dalaman'a sonrasında da Marmaris merkeze ve oradan en güzel Marmaris köylerine ulaşabiliyorsunuz. Marmaris'in Datça, Bozburun, Bördübed, Hisarönü, meşhur \"bük\"leri ve Selimiye gibi çok güzel bölgeleri bulunuyor. Ben bu yazıda sizlere Selimiye köyünden bahsedeceğim. Selimiye'nin eski adıyla Losta'nın, konumu nedeni ile bölgeden geçen tekneler için kötü havalarda sığınılacak bir koy olma özelliği bulunuyor. Hatta geçmiş dönemde bunu fark eden korsanlar koyun içerisine üç adet gözlem kulesi inşa ediyor ve buraya sığınan gemilere pusu kuruyor. Dolayısı ile stratejik olarak da önemli bir yerde bulunuyor. Benim Selimiye ile ilk tanışmam ise yıllar öncesine dayanıyor. Selimiye'yi Selimiye yapan Sardunya Restaurant sayesinde Selimiye ile tanışmıştım. Geçen yıllar içerisinde köyü bir çok defa ziyaret ettim. Köyün en güzel yanı inanılmaz sakinliği ve insana huzur veren sükuneti. Köyün çok büyük olmaması bölgede bulunan tüm işletmeleri yürüyerek de gezebiliyor olmanız en önemli artılarından biri. En sevdiğim dönemi ise okullar kapanmadan hemen öncesi 🙂 İşletme sahiplerinin tamamına yakını için şöyle söyleyebilirim ; O kadar hoş sohbet ve misafirperverler ki sizi evinizde gibi hissettiriyorlar. Hatta yıllar önce kızım Ela henüz 6 aylıkken bile gidip 5 gün kalmış ve çocukla da çok rahat edilebileceğini tecrübe etmiştim. Özetle kafa dinlemek ve kısa süreliğine bile olsa büyük şehirlerin keşmekeş ve stresli ortamından kopmak için gidilmesi gereken yerlerden biri diyebilirim. Geçtiğimiz yıllarda büyük oteller köye girmeye çalışmış ancak köylülerin savunmasıyla buna izin verilmemişti. Gazetelerde okumuşsunuzdur. Umarım bu istila olmaz ve köy bakirliği bozulmaz. Selimiye köyü Marmaris'e yaklaşık 45 dakika uzaklıkta ve minibüs ile ulaşım imkanı (Marmaris-Selimiye:10 ) olan harika bir köy. Kendi arabanız ile gidiyorsanız da Datça yolu üzerinden Hisarönü'nden Bozburun yoluna saparak ulaşabiliyorsunuz. Selimiye'nin en güzel restaurantı kesinlike Sardunya Restaurant. Sardunya restaurantta yaz döneminde yer bulmak oldukça zor. Bu sebeple önceden rezervasyon yapmanızda fayda var. Sardunya Restaurant'ın Pansiyonunda kalıyorsanız buna gerek yok çünkü konaklayanlara direkt bir masa ayrılıyor. Mekanın en büyük lezzeti tabi ki balık. Balıkları ve böcekleri günlük olarak geliyor ve servis ediliyor. İkinci önereceğimiz yer ise daha önce Hisarönü'nde yediğimiz ve pidelerine hasta olduğumuz Mavi Pide 15 gün önce burada da hizmet vermeye başlamış. Alışılmışın dışında çeşitlere sahip pidelerini muhakkak deneyin. Mantı seviyorsanız ve yazın ağır gelmez derseniz mutlaka deneyin. Son olarak Üzüm Tatil evinin kahvaltısı ve böreği çok güzel. Bir de spesial yemeği karides şiş. Köyün girişinde Macromarket'in hemen yanında bulunan Ceri Kafe'de günlük keklerin tadına bakıp kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Mekanda hediyelik eşya da satılıyor. Son olarak birşeyler içmek için Piano Jazz Bar'a uğrayabilirsiniz. Selimiye'de büyük otellere hala direniliyor ve bu da köyün dokusunun hala bakir kalmasını sağlıyor. Pansiyon ve butik otellerin büyük bir çoğunluğu oda+kahvaltı olarak hizmet veriyor. Selimiye'nin en büyük ve sükseli yeri Beyaz Güvercin Butik Otel. Bu sene yapılan eklemelerle 41 odalı bir tesise ulaşmış. Alan büyük oldugundan ve yukarı doğru yükselmediğinfrn rahatsız etmiyor. Bir diğer önerimiz Jenny's House Hotel. Son olarak şunu söyleyebilirim ki hala bu bakirliğini ve güzelliğini koruyorken Selimiye Köyünü mutlaka ziyaret edin pişman olmayacaksınız. yaklaşık 5-6 sene önce, yolumuzun üstündeyken uğradığımız Selimiye'ye aşık olmuştuk. Tatil planımızı değiştirip kalmaya karar verdik. Yeterli pansiyon/otel falan olmadığı için en iyi otel olarak görülen Palmetto'da kaldık. Tatil burnumuzdan geldi. Mavi Pide ve Sardunya şahaneydi ama laf yok.. Bu kötü anıları silmek için tekrar bir Selimiye gezisi yapmak gerekiyor anladığım kadarıyla.. We love Selimiye we love Cafe Ceri... Aurora Restaurant.. the Village.. kış günü bile gidesim geldi. bu aralar stresten uzak bir kaçamak arayışındaydım. muhtemelen keşif icin bir hafta sonu kış soğuğuna bakmadan motoruma atlayıp gideceğim. Marmaris'te 15 senedir yaşıyorum, selimiyeyi bir iki kez ziyaret etmiştim ama yazınızdaki kadar güzel gelmemişti bana, sanırım yazınızı okuduktan sonra tekrar ziyaret edeceğim. Teşşekürler. Selimiye köyü tüm oteller tarafından denizin çevrildiği, gasp edildiği bir yöre. Bu alanda halk plajı yoktur. Denize girmek isterseniz ya otelin kendi plajlarından ya da özel plajlardan girmeniz gerekir. Bunlardan biri de köyün hemen girişinde yer alan FLORA BEACH RESTAURANT isimli yerdir. Bu yere gitmemenizi önemle tavsiye ederim. Şezlong ücreti 15 TL olup yiyecekler ateş pahasıdır. Bir de dışardan yiyecek getirmek yasakmış. Burayı işleten köylü adam ise zaten Allaha emanet. Kemal bey yorumlarınız için teşekkürler. Açıkçası Selimiye'yi günübirlik gidilebilecek bir yer olarak hiç düşünmedik biz. O sebeple de bizim dikkatimizi çeken pansiyonları da önermiştik. En uygunu pansiyonların birinde kalıp önündeki denizi kullanmak gibi. Sinem hanım çok haklı. 15 Senedir her Yıl 8 Aya Selimiye de yaşan biri olarak her Geçen sene bir öncekini aranıyor. Köylünün gözünü para bürümüş durumda Restoran fiyatları neredeyse İstanbul ile aynı. Bu sene Temmuz ayın da Limanda koli basili 820 idi Foseptik çukurlarının hemen hemen hepsi denize sızdırıyor özellikle liman daki belli kafeler ve sahildeki belli pansiyonlar. Bütün köy ve Muğla, Marmaris belediyesi bu durumu biliyor ama hiç bir şey yapılmıyor. Bu güne kadar köy pislik içinde liman çöp yığılı idi, busene Marmaris Belediyesi temizlik işleri müdürlüğüne Barış bey isimli biri geldi. Köy de harikalar yarattı 2 saat te bir sahilde kokmayan küçük bir araç ile çöpler temizlendi burada Barış bey e çok çok teşekkür ederim. Birazda güzellikler, Limandan her gün günü birlik 30 kişilik gezi tekneleri kalkıyor 2016 da kişi başı 60 tl idi. Sabah 10 dan akşam 5 6 ya kadar civar koyları gezdiriyorlar koylar muhteşem. Teknede öğle yemeği fiyatın için de ve harika Restoran da bu yemeyi yeseniz yalnız yemek için daha fazla ödenir. SU, Bira ücretli. günü birlik tekneler dışında haftalık veya daha kısa zamanlı Mavi tur da yapabilirsiniz bunun keyfi tabii ki daha güzel günlük kumanya hariç 750 1250 tl arasında değişiyor. Köyde malesef ki Haşemalılar çoğalıyor. Ben ce köyün eski ama güzel oteli Palmetto bahçesi harika gendi iskelisi ve deniz üstünde Restoran var, Sabah kahvaltısı açık büfe mezeleri Levent usta harika yapıyor Levent özellik ile çok güzel balık pişirir. Köyde bu sene Barış Asuman ile dalgıç eskisi isimli bir yer açtı Mezelerini yemeden geçmeyin kendi icatları var. Sarmaşık Motelde Akının Tere yağlı ahtapotunu muhakkak yemelisiniz. Selimiye köyüne gelmişken aracınız varsa Söğüt e kesinlikle gitmelisiniz Manzara restoran Deniz mahsülleri ve Izgara et Naci bu işi çok iyi yapıyor adın dan anlayacağınız gibi manzara muhteşem Güneş batışı harika içkinizi içerken Simi adasını seyrediyorsunuz. Birde Söğütte Palamut restoran var Ali osmanın kavurmasını ve turşularını muhakkak yemeniz gerekli. İş te Köyümüzün iyi ve kötü tarafları Beklerim."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/midilli-adasi-lesvos", "text": "Bu yazımız da sizlere bir Yunan yerel rakısı olan Uzo'nun başkenti Midilli'den bahsedeceğiz. \"Midilli adası nerede dir ? Midilli adasına feribotla ulaşım nasıldır, vize gerekli midir?\" bilgilerini vermeye çalışacağız. Lesvos ismi ise Ünlü yunan şairi Midili doğumlu Sappho'dan gelmektedir. Isim, Lesvos'lu anlamına gelen lezbiyen kelimesinden gelmektedir. Barbaros Hayrettin Paşa 1467 yılında Midilli'de doğmuşturAyrıca o dönemlerde adanın %15'ni Türkler oluşturuyordu. Ayvalık limanından yazın her sabah midilliye feribotlar kalkmaktadır. Bilet fiyatları ise gidiş geliş 30 . Ayrıca bu iki firmanın internet sitesinden alacağınız biletler 25 olacaktır. Jalem Tur ise Hızlı feribotlar ile hizmet vermektedir Midilli adasına 1,5 saat sürecek yolculupu 45 dakşkaya indirdiklerini söylemekteler tabi biraz ücret farkı var. Ayvalık-Midilli arası 1 saat 15 dk sürmektedir, bu sebeple kendi aracınız ile de seyahat gerçekleştirebilirsiniz. Kritik nokta, araç ile gitmeye karar verirseniz, birkaç gün önceden feribot'da araç için rezervasyon yaptırmanız gerekmekte ; Zira feribotlar'da araç kapasitesi sınırlıdır. Önerim adaya kendi aracınız ile gitmeyip hemen limanın karşısındaki araç kiralama şirketlerinden 35 dan başlayan fiyatlar ile araç kiralamanızdır, dilerseniz gene Liman civarında bulunan mağazalardan elektirikli bisiklet, motosiklet vb kiralayabilirsiniz. Ayvalıka'a kadar gelmişken Cunda adasına uğramadan geçilmez Cunda Adası Gezi Notlarımız burada. Kendi aracınız ile yurt dışına çıkış yapacaksanız mutlaka \"özel araç ile yurt dışına nasıl çıkılır\" yazımızı okumanızı tavsiye ederim. Normal Şartlarda Yunanistana girerken Uluslararası ehliyet zorunlu olmasına rağmen ; Midilli Adasına Temmuz 2015 'de motosikletlerimizle girdiğimizde sadece Yeşil Sigorta kontrolü yapıldı Uluslararası ehliyet sorulmadı, bu deneyimimizi de paylaşmış olalım. Midilli adası'na vizesiz giriş imkanı maalesef yok 🙁 Midilli'ye girebilmek için Schengen vizenizin olması gerekli. Midilli'ye Yunan Hudut kapısında vize alarak gidebilirsiniz. Kapıda vize almak için feribot şirketine 3 gün önceden haber vermelisiniz, sizden pasaport vb evrakları isteyeceklerdir. Pasaport ve gümrük işlemlerinden sonra Ayvalık deniz hudut kapısından çıkış yapıyoruz. Cunda adasını seyrederek yolculuğumuz başlıyor ve yaklaşık 1 saat 15 dk sonra Midilli'ye varış gerçekleşiyor. Midilli adası coğrafi olarak çok güzel bir ada ve iki adet iç denizi var ; Ilk seyahatimde, Zeytin ağaçları ile çevrili bir otelde, ufak iç denizde konaklamıştım Ancak bu bölgeyi tavsiye etmiyorum. Hem merkeze çok uzak hemde çok sessiz ve deniz hariç hiçbir aktivite yok. İkinci ve üçüncü seyahatlerimde Midilli merkezde ve Plomari'de konakladım. Midilli merkez de bütçenize uygun bir çok otel, motel oda bulabilirsiniz. Fontana Rooms tam Midilli merkez de temiz ve uygun bir otel. Odalar küçük ama klimalı ve gecelik oda fiyatı 40 . Diğer tavsiye ise Alkaios Rooms, iki adet Alkaios Rooms var biri Limanın karşısında diğer, Er\"mu caddesine yakın olan ben Ermu caddesine yakın olanda konakladım ; Oda fiyatı 45 , ailenizle rahatlıkla kalabileceğiniz, odaları çok temiz, geniş, otelin bahçesinde kahvaltı imkanı var, merkeze 500 metre. Liman çevresinde ve ara sokaklarında bir çok restaurant, cafe, taverna bulabilirsiniz. İlk Tavsiyemiz feribotun yanaştığı kısmın aksi istikametinde bulunan restaurantlardır. Yan yana sıralanmış 4 adet denize sıfır restaruranta yemek yiyebilirsiniz. Ilk girişteki restaurant hariç diğerlerini tavsiye ediyorum. Ermu Caddesi: Limanın hemen paralel caddesi, tüm mağazaları hediyelik eşya satanların mekanı burası, Ermu caddesinin sonunda ise tavernalar var. Bir gece liman etrafında yemek yediyseniz, ikinci gece Ermu caddesi sonlarına doğru tavernalar da yemek yemenizi tavsiye ederim. Ermu caddesinde ilerlerken harap durumda bir camii görebilirsiniz, camii'nin karşı sokağında ise gene Osmanlı'dan kalma hamam var görmeden geçmeyin derim. Midilli'de yeterince kaldık rotamızı Plomariye çeviriyoruz, günlük 45 kiraladağımız aracımızla yola çıkıyoruz,35 km lik bir yolumuz var, yolumuz virajlı ve yokuşlu olduğundan 45 dk kadar sürüyor. 45 dk'lık yolculukdan sonra Plomari'ye ulaşıyoruz. Kasabaya varmadan 3-4 km önce Plomari uzo fabrikası, 2 km sonrada Barbayanni fabrikası var. Barbayanni fabrikasını gezebilir, uzonun nasıl yapıldığını öğrenebilirsiniz ve Barbayanni'nin tüm çeşitlerini tatma firsatı bulabilirsiniz. Kasaba merkezinde ise fabrika satış mağazası var. Burada Barbayanni uzo alışverişinizi yapabilirsiniz. Imbikli şişeyi almanız öneririm bu şişe sadece burada var. Barbayanni mağazasının yanındaki dar sokaktan içeri giriyoruz, ufak köprüyü geçtikten sonra, dev bir çınar ağacı bizi karşılıyor. Etrafı sıra sıralanmış, restaurant ve tavernalarda yemek yiyebilirsiniz. Kasabanın girişindeki plaj 'da denize girebilirsiniz. Deniz gerçekten muhteşem, şezlong kirası yok sadece bir frappe içerek günü tamamlayabilirsiniz. Bu iki kasaba adanın kuzeyinde Anaxos bölgesinde yer almaktadır. Adaya tur ile geldiyseniz sizi direkt buraya götüreceklerdir. Ben bu bölgeye gitmedim, ama bu bölgenin de çok güzel olduğunu duydum. Kabak Çiçeği, Fried Çukuyni, Horta, Aciklayici guzel tavsiyeleriniz icin cok tesekkur ederiz. Boyle bir rehber bulabilecegimi sanmiyordum? Her gun karsisindan seyrettigimiz adaya insallah bu yillik iznimizde ailece gitmeyi planliyoruz. midilli adasına kapıda vize alarak girebilirsiniz, bunun için öncelikle gideceğiniz feribot firmasına 4 gün önceden iletişime geçmeniz ve evraklarınızı ulaştırmanız gerekmektedir, ne kadar euro götürmelisiniz biraz göreceli olacak ama adadaki fiyatlardan bahsedelim belki size faydası olur, araç kirası 40-50 euro arası, mütevazı bir otelde konaklama 40-45 euro, akşam yemeği için 5 kişi 80-100 euro arası diyebiliriz, Midilli iki iç denizi olan büyük yunan adalarından bir tanesi, günü birlik gezi planlıyorsanız, Liman çevresi, ermu caddesi gezilebilir, öğlen yemeğinde balık yenilebilir hatta limanın sağında kalan plajda denize girebilirsiniz, yada gene liman çevresi ve ermu caddesi gezisi 10:00-13:00 arası 13:00 araç kiralama 17:00 ye kadar plomari kasabası ziyareti barbayanni fabrikası rakı tadımı çarşından barbayani ve diğer alışverişler ve yemek burada yenip, 18 de feribot saatine geç kalmadan geri dönüş planlanabilir. Midilli açıklamalarınız için teşekkürler. Ekim ayı ada nasıldır, hafta içi 3 gece 4 gün için kültür ağırlıklı neler yapılabilir. Daha fazla gün de kalabiliriz. 2 kişi olarak ayrı ayrı 3 gece nerelerde kalmalı kaldığımız yerlerde nerelerde yemek yemeliyiz. Teşekkürlerimle. Eşimle 3 günlüğüne Ayvalık'tan Midilli adasına gitmeyi ve adayı keşfetmeyi düşünüyoruz. Motosiklet kiralamayı düşünüyoruz ( 3 gün için uluslararası ehliyet çıkartmamak için motosumuzu Ayvalık'ta bırakacağız). motosikletin yanı sıra tek kişlik veye iki kişilik motorlu araçlarda hemen limanın karşısında bulabilirsiniz günlük kiraları 20 euro'dan başlıyor, pazarlık da mümkün iyi tatiller. ekim ayında bayrama denk gelecekseniz türk turist adada olacaktır onun dışında ki bir zamanda giderseniz ada çok sakin olacaktır diye tahmin ediyorum, wikipediden alıntı yapalım sorunuza, Bu denli zengin bir tarihe karşın, Midilli tiyatrosu, bir Roma su kemeri, Menandros'un güldürülerini tasvir eden mozaikler ve özellikle 1373'te kurulan bir Ceneviz kalesi dışında Midilli, arkeolojik kalıntılar bakımından pek ilgi çekici değildir. Lesvos değil LESBOS! yazmadan önce biraz araştırma yapsanız iyidi. yalan yanlış bilgilerdense.. gideceğiniz tarihlerde midilli güneşli ve 22 derece dolaylarında gece 11 derece gitmeden önce tekrar kontrol etmekte fayda var, iyi tatiller. Plomarinin merkezindeki deniz çok güzel plaj çok büyük değil ama ender zevk aldığım plajlardan olduğunu söylemeliyim, plajın adı agios isidoros olmalı plomari merkezine 1-2 km olması lazım çevresinde bir kafe ve bakkal olan sakin bir plaj. Slm Erkut bey Ben Alman Vatandasiyim bu ay 6. Mayis itibari ile 6. Ayimi doldurdum Türkiyede gelirken Arabami da yanimda getirdim Almanya ya geri dönmeyi düşünmüyorum burda ikinci evliligimi yaptim Onun için arabayi Midilli Adasina burakip gelecegim Acaba Arabami Adada satabilirmiyim eski 1999 mod. Fiat adada öylesine birakip gelsem sokakta park yerinde 6 ay sonra gidip alsam tekrar 6 daha burda kullanabilirmuyim Giris yaptigim İpsala Sinir kapusini aradim bana araba 6 ay burda kalirsa 6 ayda ait oldugu veya birEuro bölgesinde kalmaluymis aydinlatabilirseniz cok sevinurim Erhan Adigül tsk. midilli adasında araba satabileceğinizi düşünmüyorum bir yunanlı bizim ülkemizde arabasını satamıyacağını düşünerek yorum yapıyorum 🙂 , Arabanızı midilli adasında bırakma konusuna gelince bu da pek mümkün değil zannediyorum, Yunan gümrüğünden geçerken Ülkeye araç soktuğunuza dair bir kayıt yapılacak çıkış yaparken ise araçsız çıkacaksınız Yunan makamları aracın nerede olduğunu soracaklarını düşünüyorum. Mitilini merkezde 1 gece mutlaka konaklayıp bir adanın kuzeyi birde güneyinde konaklardım, route olarak biraz ters ama sonuça adada olma motivasyonu ile yola devam ederdim, Plomari küçük ve şirin bir kasaba uzo'nun başkenti barbayani fabrikasını ziyaret eder çarşıda barbayanni flagshipden alışveriş yapar, hemen barbayanninin flagshipin ara sokağında içeri girip şirin ufak lokantalarda uzo ve yunan mezelerinin tadına bakardım. petra tarafına güneye gidip hem petranın hemde Anaxos plajlarının tadını çıkarırdım, ama dikkat en yoğun dönem bol bol türk turişt olur rezevasyonlarını önceden tamamlayın derim. mrb yazınızı okututan sonra günü birlik ayvalık tan midilliye gittik. kısaca anlatayım feribot 1,5 saat sürüyor, yunan gümrük te de 1 saat ten fazla bekledik. günün yarısı bitti zaten günü birlik yalnız merkezde zaman gecirelebilir. araba kirası 30 euro gayet normal, yemekleri bizden biraz farklı ahtopot veya kalamar veya karides istiyosunuz denizden cıkıp size kızartıp size getiriyorlar yani bizdeki gibi işcilik yok yemek fiyatları cundaya ve ayvalık a göre normal 80-100 euro arası 3 kişilik rakı dahil yalnız her yerde suriyeli kaynıyor adada haberiniz olsun bildiğiniz şam olmuş ada 2 gün için güzel bir tatil yeri ama günün birlik kesinlikle gidilmez. Gezi notlarınız için çok teşekkürler.15 aylık ikizlerle hangi bölge daha uygun olur sizce? Havuzdan çok tercihimiz deniz olacak. Erkut Bey verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim, Bizde kısmetse birkaç hafta sonra bir haftalığına Midilli'ye gideceğiz. Adanın büyüklüğü nedeniyle ve bir hafta araç kiralamak yerine kendi aracımızı geçirmeyi planlıyoruz. Şimdiden feribot rezervasyonumuzu yaptırdık. Bu konuda bilgi verebilirseniz çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim. Enezden midilli adasına geçmek istiyoruz. Ulaşım hakkında bilgisi olan var mı? Kaç saat sürüyor? Ona göre bir planlama yapacağız. İnternette araştırdım ama bulamadım 🙁 27 sinde enezde olacağız bilgi verirseniz çok sevinirim. enezden midilli adasına ulaşım bildiğimiz yok enezden araç ile ayvalıka gidip oradan feriboa binmek daha hızlı bir yöntem olabilir, enez'e en yakın yunan adası Semadirek adası ama o adaya da ulaşım enezden bulunmamaktadır şu an için. Erkut Bey verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim, Bizde kısmetse birkaç hafta sonra bir haftalığına Midilli'ye gideceğiz. Adanın büyüklüğü nedeniyle ve bir hafta araç kiralamak yerine kendi aracımızı geçirmeyi planlıyoruz. Şimdiden feribot rezervasyonumuzu yaptırdık. Bu konuda bilgi verebilirseniz çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim. Cevap: Evet midilliye geçen hafta bize motorlar gittik sadece yeşil sigorta sordular, uluslararası ehliyet sormadılar, sanırım midillide bu sorgulanmıyor, nedeni ise ayvalıkda uluslar arası ehliyet çıkarma imkanı olmaması olabilir. Gezi notlarınız için çok teşekkürler.15 aylık ikizlerle hangi bölge daha uygun olur sizce? Havuzdan çok tercihimiz deniz olacak. cevap : denizi ve plajları ile ünlü olan Molivos bölgesini seçebilirsiniz 🙂 iyi tatiller. midilli adasında otelin size göstereceği yeri yada açık otoparkalrı tercih edebilirsiniz. kapı vize için turyol ya da jale tur size detaylı bilgi verecektir. 2 gün için bizim planımızın aynısını yapabilirsiniz yada plajları ile ünlü molivos bölgesinde denizin tadını çıkarabilirsiniz. malasef bu konuda bilgi sahibi değilim bir kaç türkle konuştum ama bu detayda değil garsonluk yapan vatandaşlarımız dı. Adanın kuzeyine gidiyorsunuz o zaman, Petra, Molivos ve Mithima sizin için uygun noktalara olacaktır. Adanın kuzeyine gidiyorsunuz o zaman, Petra, Molivos ve Mithima sizin için uygun noktalara olacaktır. Merhaba benim de sormak istediğim bir konu vardı. Kapıda vize alarak midilliye geçmek istiyoruz. Adada tekne turları yapılıyor mu. O turlar için schengen vizesine mi gerek var yoksa kapıda aldığımız vize ile ada çevresi turlarına katılabilir miyiz. middili adasına kapıda vize alarak girdikten sonra tekrardan ada içinde herhangi bir gümrük kapısı kontrolü yok ada da yapılacak tekne turlarında bir vize kontrolü yok. iyi günler ayvalıktan günü birlik midilli adasına gidip gelmek istiyorum bunun için vize gereklimi yani günlük turlar için ve oraya gittiğimde motosiklet, scooter falan kiralamak istiyorum ve bunun için ehliye istiyorlarmı benim yokta onun için soruyorum bu konularda bilgilendirirseniz sevinirim şimdiden herkeze iyi tatiller. evet vize gerekli, motosiklet vb kiramalak için ehliyet soruyorlar. Merhaba, oncelikle bilgiler icin tesekkurler. Ben bu yil 19 mayis haftasinda midilliye gitmeyi planliyorum. ancak ehliyetim olmadigindan arac ya da motorsiklet kiralayamam. merkezde yad a petrada kalmayi planliyorum. Ancak Plomariyi de tabi gitmisken gormek arzusundayim. Kalacagim otelden ulasim bu arac kiralamak disinda mumkun mudur ? yani toplu tasim araci filan var midir yoksa taksi mi kullanmak gerekir. adada otobüs seferleri var toplu taşıma kullanabilirsiniz. toplu taşıma kullanmadık ama limanın diğer ucunda otobüs terminali mevcut oradan kasabalara geçiş yapabilirsiniz. adanın kuzey bölgesi deniz açısından ve çocuk açısından daha uygun molivos tarafını tercih edebilirsiniz. Molivos merkeze en az 1,5 saat uzakta olduüu için araç kiralamanız gerekecektir. vize için sorduğunuz sorudan anladığım türkiyde yaşamıyorsunuz bu durunmda dilediğiniz yerden başvurabilirsiniz. belirlenen limitler karşılığında alabilirsiniz ayvalık hudut kapısında duty free var oradan da alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/mikonos-adasi-gezi-notlari", "text": "Mikonos'a temelde 2 şekilde ulaşılabiliyor, Uçak ve Aktarmalı Feribot seyahati ile. Feribot ile Mikonos Ulaşım: Eğer Yunan Adaları turu yapıyorsanız ; Kuşadası'ndan, Samos adasında bulunan Karlovasi Limanından Mikonos adasına ulaşım sağlayabilirsiniz yada bizim yaptığımız gibi Marmaris-Rodos-Santorini-Paros-Mikonos turu yapılabilirsiniz. Yunan adaları arası feribot seferleri için yazımızın sonunda vereceğimiz internet sitelerinden feribot saat ve sefer bilgilerine ulaşabilirsiniz. Uçak ile ulaşımda önemli bilgi: İstanbul Mikonos uçak biletleri sadece gidiş-dönüş şeklinde satılıyor. Yanı tek gidiş alamıyorsunuz. Mikonos Limanı şehir merkezine yaklaşık 4-5 km uzaklığında. Rezervasyon yapacağınız otelin Liman&Otel transferi olmasına dikkat etmenizi öneriyoruz aksi takdirde şehir merkezine 10 euro taksi bedeli ödemeniz gerekiyor. Mikonos'a uçak ile geldiyseniz taksi ile ada merkezi en fazla 7-8 euro tutacaktır. Hava alanı Mikonos merkez 4 km. Şehir merkezi otobüs fiyatları ise 2 euro. Mikonos merkez sahilde Gün batımı bir şölen! Değirmenlerin hemen altında yada hemen aşağısındaki sahilde Güneşi batırma Şöleni yaşanıyor. İçkilerinizi yudumlayarak sevdiklerinizle bu anı kaçırmamanızı öneriyoruz. Mikonos Şehir Merkezi ; Bembeyaz ve Begonvilli evleri, Kireç Boyalı ve Daracık muhteşem sokakları göz kamaştırıyor. Mağazalar, Barlar, Restaurantlar, Cafeler, Tavernalar iç içe muhteşem bir zenginliğinin içinde kaybolacaksınız. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mikonos gerçek bir Yunan adası. Ülkemize kıyısı olan Yunan adaları tabi ki çok güzel. Belki plajları daha güzel ve daha fazla ama Mikonos bambaşka. Sokakları, Barları, Cafeleri çok lüks görünüyor ve bu muhteşem görünüşleri, fiyatlara aynı yükseklikte yansımıyor. Bir çoğunun fiyatları girişte yazıyor, menüyü aldınız fiyatlar çok mu pahalı geldi hemen kalkabilirsiniz. Yunanistanda bu durum nezaketsizlik olarak karşılanmıyor. Paradasise Beach ve Super Parasdise Beach ve Nammos Beach en ünlü plajlar arasındadır. Super Paradise beach eşcinsellerin ağırlıklı tercih ettiği plaj olmasına karşın her kesimden turist gelmektedir. Ayrıca çıplaklılığın kabul edildiği plajlar arasında olduğunu hatırlatmakta fayda var. Mikonos merkezden kalkan otobüsler ile plajlara çok uygun fiyatlara ulaşım sağlayabilirisiniz. Plajlara giriş ücretsiz Şezlong için 6-8 euro bedel ödüyorsunuz, içecekle de aynı şekilde 5 euro'dan başlayan fiyatlar ile gayet mantıklı. Plajlarda partiler 17 -18 civarında başlıyor bu saate kadar çok yoğun değiller denizin tadını çıkarabilirsiniz. Super paradise beach 'in hemen yakınındaki bu plaj en ünlü parti beachlerinden. Aynı anda iki plajı görmek ve karar vermek sizin elinizde. Aynı şekilde bu plaja ulaşım için ada merkezinden kalkan otobüsler ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Tavsiyemiz Mikonos'ta küçük bir araç kiralayarak tüm plajları gezmeniz olacaktır. Yoğun olan plajlarda rezervasyon yapmanız gerekebilir o yüzden resimlerde yazan numaraları arayarak bilgi almanız faydalı olacaktır. Nammos Beach, Mikonos merkeze en yakın plajlardan biri detay bilgilere http://www. nammos. gr/ adresinde ulaşabilirsiniz. Mikonos'ta 25 den fazla plajla bulunmakta tüm plajarın detaylarına ulaşabileceğiniz linki paylaşalım ; http://www. greeka. com/cyclades/mykonos/mykonos-beaches. htm. Hemen belirtelim başlık gece hayatı ama yukarida bahsettiğimiz beachler aynı zamanda parti beachleri olduğu için gündüz 17 :00 itibari ile parti başlıyor gece ise ayrı programlar sergileniyor. Gece beach partilerinin biletleri ayrıca satılıyor. Gündüz kent merkezinde Beach Parti biletleri satan bir çok kız göreceksiniz. Parti girişleri 30-40 europ civarında. Gündüz yada akşam saatlerinde bir gün önceden parti biletlerinizi alırsanız 10-15 euro indrimli alabilirsiniz. Beach partiye katılacak iseniz biletinizi önceden almanızı öneriyoruz. Mikonos Merkezdeki resturantlarda yemek için rezervasyon yapmanızı öneriyoruz ve her koşulda bir miktar bekleme yapmayı göze almanız gerekiyor. Niko 's Restaurant, Kostas Resturant bizim gittiğimiz ve memnun kaldığımız Restauranlar ve sahildeki Restaurant Alefkandra tavsiye edebileceğimiz restaurantlar arasında. Mikonos Adası Gezi Notları.. Değirmenlerin altında güneşi batırdıktan sonra hemen değirmenlerin altında yer Alefkandra Restaurant 'da akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. Fiyatlar makul, yemekler lezzetli. Değirmenlerin hemen altındaki bu cafe ise Yunanistan'ın Ouzo'dan sonraki milli içeceği Frappe ya da Soğuk bir içki için ideal mutlaka oturmalısınız. Niko 's Tavernada leziz Yunan mezeleri ağırlıklı yemeğimizi sonlandırdıktan sonra Gece Skandinavian Disko Bar 'da olacağız. Dilerseniz Bar kısmında vakit geçirebilir yada Disko kısmına geçebilirsiniz. Gece beach partilere gitmem derseniz Skandinavian barı tavsiye ediyoruz. Resimde arka tarafta görülen binanın ikinci katı disko kısmı."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/motosiklet-ile-avrupa-gezimiz-milliyet-gazetesinde", "text": "27.07.2015 tarihinde yayınlanan Avrupa Turu Röportajımızın tümünü sizin için yayınlıyoruz.... Seyahat'in temelleri 8 yıl önce bir İtalya gezisinde Vespa ile işinden evine giden takım kıyafetli motosikletçileri görünce,\" Biz istanbul'da neden kullanmıyoruz motosikleti? Sorusu ile atılmış oldu. İtalyanların günlük yaşamlarının bir parçası haline gelmiş motosiklet ile işe gidip gelme fikri, İstanbul'a dönüşümüzden itibaren aile bireylerini yoğun ikna çalışmaları sonrasında bir ehliyet ve scooter alımı ile başladı. O tarih itibarı ile küçük scooter her gün Göztepe-Tepebaşı güzergahını 1:30 saat'den 30 dk'ya düşürünce vazgeçilmez bir ulaşım aracı haline geldi. Hatta ikna etmek için uğraş verdiğim başta eşim olmak üzere yakınlarım da artçı olarak motosiklet ile seyahat etmeye dahi başlamıştı. Scooter şehir içi ulaşım için çok yeterli, otomatik vitesi ile konforlu, bagaj hacmi ile hayatı kolaylaştıran bir motosiklet tipi olsa da, 1 saatin üzerindeki yolculuklarda vücut duruşu ve sürüş/oturuş konforu açısından rahatsız edici olabiliyor.2 Kişi ve tam yüklü olduğunuz durumda çekiş gücü açısından yetersiz kalabiliyor. Yaklaşık 5 yıl boyunca zaman kazandırmak üzerine yoğunlaşan 400cc'likscooter ile ilişkimiz, eşimin kardeşi'nin 1200 CC'lik bir BMW alması ve benim de tesadüfen yaptığım denemede 3 saatlik bir sürüş sonrasında \"Bir de Edirne'ye mi gitsem? \" dedirten bir konfor ve güven hissi sonucunda, motosiklet ile olan ilişkimiz bambaşka bir noktaya taşımış oldu. Yoğun satınalma araştırmaları sonucunda ben de bir adet edindim ve 3 yıldır birlikteyiz. İlk uzun yol denemelerimiz Edirne Ankara İzmir gibi olsa da bir süre sonra, Yunanistan'da Thassos adası, Kavala, Bulgaristan gibi uluslararası mesafelere de taşındı. Bu uluslararası seyahatlerde Avrupa turu yapan pek çok motosikletçi çift ile tanışıp sohpet etme fırsatımız oldu ve kendilerinden epey ilham aldık. Sadece son 2 senede 6-7 kez Yunanistan'ın farklı bölgelerine seyahatler düzenledik. Zaman içerisinde teknik becerilerimiz ve yeteneklerimiz de gelişti. Örneğin; Yunanistanda bir köy yolunda lastiğimiz patladı, başka bir seyahatimizde bir çukura girerek amortisörümüz kırıldı. Bu ve benzeri durumlarda da nasıl müdehale etmemiz gerektiğine dair tecrübe kazanmış olduk. Uzun seyahatlere minimum 2 motosiklet ile çıkmanın önemi pek çok kez kanıtlandı. 9 Günde 7 ülke seyahat planı ise ise son 2 yıldır Ben ve Reşat'ın gündemimizdeydi. Seyahate birlikte çıkan 2 motosiklet ve 4 kişi olarak, profesyonel olarak çalıştığımız ve iş yerinden alacağımız izin süreleri ile sınırlandırılmış bu kısa zamanda destinasyon seçimleri çok kritik oldu. İlk planlarımızda Türkiye'den kara yolu ile çıkıp setayahati gerçekleştirelim diyorken bu durumun temel olarak belirlediğimiz destinasyonlarımıza gitmek için mümkün olmadığını anlayınca, \"Ro-Ro Gemisi ile motosikletleri İtalya'ya gönderme ve Fransa'dan tekrar Türkiye'ye geri gönderme\" seçeneği imdadımıza yetişti. Ro-Ro gemisi seçeneğinde, Motosikletinizi Pendik limanından gemiye yüklüyorsunuz, 3 günde İtalya'nın kuzeyinde bulunan Trieste şehrine ulaşıyor. Un Ro-Ro firması toplam fiyatın içerisinde 3. gün sabahı için bir de uçak bileti veriyor ve siz 3 gün sonra gemi İtalya'ya ulaştığında orada oluyor ve teslim alıyorsunuz.. Böylelikle İtalya'ya ulaşana ve Fransa'dan dönene kadar normal şartlarda toplam 5 gün sürecek yolcukluk için gün kazancınız oluyor. Bu seçeneği netleştirdikten sonra ise harita üzerinde Trieste ve Toulon arasında görmek istediğimiz yerleri belirledik. Trieste->Ljublijana->Bled gölü -> Budapeşte -> Viyana-> Prag-> Karlovy Vary-> Münih->Zürih->Como Gölü -> Milano->Genova-> Cannes-> Nice-> Monaco-> Saint Tropez olarak belirledik. Böylece mevcut plana ek olarak Macaristan ve Çek cumhuriyetini de ekleyerek 9 Günde 9 ülke gezecektik. Fakat KM çalışması sonrasında ve araştırmalarımızda Hallstatt ve Nuuschwanstein'ı keşfedince bu plandan vazgeçip aşağıdaki şekilde nihai halini planlamış olduk. - Ben Anıl Tanrıverdi, 37 Özel bir telekominikasyon firmasında E-ticaret müdürü - Eşim Deniz Tanrıverdi 39 Özel bir Call Center Firmasında Direktör Yardımcısı - Eşimin Erkek Kardeşi Reşat Dişbudak 34 Özel bir Otomotiv firmasında Satış Yetkilisi - Eşimin Kız Kardeşi Emre Dişbudak Mısırdalı 32 Özel bir Call Center firmasında kurumsal müşteri temsilcisi. Yunanistan başta olmak üzere 600- 700 KM'lik seyahatlerimiz olsa da ekip olarak 3.000 KM'lik böyle bir seyahat deneyimimiz daha önce olmamıştı. Reşat 2014 yılında İtalya'yı baştan başa tek başına gezmiş ve notlarını gezecegiz. com'da yayınlamıştık. Fakat ekip olarak yaptığımız bu tur bizim de hayatımızın en büyük maceralarından biri oldu. Yeni rotalar için cesaret verdi. Şu sıralarda yeni rota planlarını yapmaya başladık bile. Motosikletlerde oluşabilecek sorunlara karşı hazırlıklarımız tam olmasına rağmen bir aksaklık yaşamadık. Yola çıkmadan önce Servis bakımlarını yaptırdık, kendi imkanlarımız ile tamir için kitlerimizi hazırladık, rotamız üzerindeki motosiklet servislerinin adres ve telefonlarına kadar yazıcı çıktılarını yanımıza aldık.. Yolda oluşabilecek bir aksilik için yanımızda yeterince nakit bulundurduk. Çünkü sizin çözemeyeceğiniz bir sorunda yoldan geçen bir kamyonu durdurup en yakın yerleşim yerine kadar taşıttırmak için nakit gerekli. Münih BMW'nin başkenti. Tam rotamızın ortasında bulunan Münih'dei BMW motosiklet servisinde keyfe keder check-up yaptırdık. Navigasyon tabiki çok önemli. Telefonlara kurulan navigasyon APP'leri yeterli olsa da sıcak güneş altında telefonlar aşırı sıcaktan zaman zaman kendini kapattı. Ana kullandığımız Navigasyon olan Garmin ise hiçbir sıkıntı yaşatmadı. Dolayısı ile bu tip gezilerde amacına uygun bu iş için özel yapılmış navigasyon cihazları bulundurulması önemli. Ek larak tabiki Avrupa karayolları haritamız da yanımızdaydı. Sıcaklık kesinlikle bir sorun. Avrupa'nın kuzayinde nispeten 26 derece ortalamasında bir sorun yok iken, Güney Fransa'da ısı gölgede 30-35 dereceleri buldu. Güvenlik amaçlı giydiğimiz kıyafetler de ısı etkisini arttırdı. Bu sorunu, kısa süreli molalarda çözdük. Özellikle İsviçre'de Zürih- Bellagio rotasında geçtiğimiz dünyanın en uzun 3. Tüneli olan Gotthard tünelinde(17 km) Motosikletin ısı sensörü 45 dereceyi gösterdi. Sabit 80 KM hız limiti olan bu tünelde hissedilen ısının 50 derece civarında olduğunu söyleyebilirim Tünelden çıktığımızda kan ter içerisinde bir benzinliğe kendimizi atıp serinlerken arkamızdaki İsviçre Alpleri manzarası tüm sıkıntıyı unutturmaya yetti. Araba ile gezerken bir monitöre bakıyormuşçasına ilerliyor sadece varacağınız şerin tadını çıkarabiliyorken, motosiklette 360 derece görüntü, ses, koku, rüzgarı hissediyor 2 destinasyon arasındaki mesafenin de tadını doyasıya çıkarabiliyorsunuz. Biz de bunu seviyoruz ve fiziksel yetkinliklerimiz elverdiği sürece kesinlikle motosiklet ile gezmeye devam edeceğiz. Yeni hedefimiz kuzey Avrupa. Bu turda mecburen çıkartmak zorunda kaldığımız destinayonlar başta olmak üzere, tadı damağımızda kalan bazı destinasyonları tekrar ekleyerek önümüzdeki yıl için hazırlıklarımıza şimdiden başladık. Toplam'da 2.400 KM'lik bir rotayı tamamladık. Panoramik geziler de dahil olmak üzere 3000 KM'lik bir yolculuk gerçekleşti. Yola çıkmadan önce kondisyon olarak hazırlanmış olsak da, yapılan yol, yürüyüşler, her gece farklı bir Otel'de konaklama, Çantaların her gün sökülmesi-takılması, yürüyüşlerde motosikletin güvenliğini sağlayacak şekilde park etmek, seyahatin yorucu tarafları olsa'da, kullandığımız intercom iletişimi ile yol boyunca sohpet imkanı, gördüğümüz nefes kesici manzaralar bu etkiyi azaltmaya fazlası ile yetti. Özellikle Zürih-Bellagio hattında İsviçre sınırlarında tesadüfen keşfettiğimiz Morschach ve manzarası tüm yorgunluğumuza değdi diyebilirim. Morschach'ı birkaç gün konaklamalı tekrar ziyaret etme kararı ile yolumuza mecburen devam ettik. Bazı rotalarda gece sürüşlerinde Navigasyonumuzun bizi orman yollarına sokması, tüm sis farlarımıza rağmen bizi biraz tedirgin ettiği zamanlar da oldu. Bütçemizi benzin masraflarına kadar daha önceden planlamış ve hazırlıklarımızı tamamlamıştık.. Tur sonunda bu plan'ın içerisinde de kaldığımızı söyleyebilirim. Zürih'de 4,5 ' karşılığında 1 adet 50 cc'lik pet şişe suyu satın almak bizi şaşırtsa da çoğu yerde hala kredi kartının geçmiyor olması olumsuz etkenlerden bazılarıydı. Bununla birlikte Türkiye'de de şubesi olan uluslarasası bankaların ATM'lerini sıklıkla kullandık. Otoban ücretleri ise maddi olarak dikkate alınması gereken konulardan biri. Ücretler ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin Slovenya'da 1 Hafta otoban kullanımı için 7,5 vignette sticker'ı yapıştırıyorsunuz, Avusturya'da bu sticker 5 , Almanya'da otoban ücretsiz, İtalya ve Fransa'da yol üzerindeki gişelere nakit veya kredi kartı ile ödeme yapıyorsunuz. Örneğin; İtalya'da Milano, Nice hattında 400 KM'lik otoban için motosiklet başına 28 ödedik. Fakat esasen İsviçre'de 2 günlük otoban kullanımı için 40 talep edilmesi bizi oldukça şaşırtmıştı. Konaklamada sadece uyumak ve temizlik ihtiyacı nedeni ile orta segment ve ekonomik otelleri tercih ettik. Özellikle pahalı şehirlerde 4 kişilik odalarda konaklayacak şekilde rezervasyonlarımızı yaptırarak ekonomik şekilde konaklama ihtiyacını karşılamış olduk. Motosiklet'de bagaj için alan kısıtınızın olması da yapılacak alışverişlerin çok sınırlı olmasını sağlıyor. Dolayısı ile bu anlamda da ekonomik bir tur gerçekleşmiş oldu. Halstatt'da kilisenin hemen altındaki büfeyi Ordu'lu bir Türk'ün işletmesi ve tavuk dönerinin enfes oluşu, Münih'de BMW fabrikasında 24 senedir çalışan bir Türk'ün emekli olduğunda alacağı 400.000 'luk kıdem tazminatına hak kazanağını söylemesi. Salzburgda tanıştığımız ve Fransa'dan malulen emekli bir Türk çiftin karavan ile dünyayı dolaşması ve Türkiye etapında davet etmemiz. Zürihde tanıştığımız bir Türk'ün halı yıkama işindeki başarısı ve İsviçrelilerin halıya olan merakları, Fransa'da Türkller'in sizin Türk olduğunuzu anlasalar dahi Fransızca konuşmaya devam etmeleri. Turumuza ait aldığımız detaylı gezi notlarımızı Ağustos ayı içerisinde gezecegiz. com'da yayınlayarak okurlarımıza ilham vermeyi amaçlıyoruz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/motosiklet-ile-italya-turu", "text": "İlk kez yurtdışına çıkışınızı düşünün. Vizesinden konaklamasına, nereleri gezilir araştırmalarından, hava alanından otele nasıl geçeceğiniz sorusuna kadar ne kadar zorlandığınızı ve heyecanınızı düşünün. Gezecegiz. Com ailesine yeni katılan Resat Dişbudak, ilk kez yurtdışına çıkışının hikayesini bu yazı dizisinde anlatıyor. Üstelik Reşat, kısıtlı ingilizcesi ile, kısıtlı bir bütçe ile gerçekleştirdiği bu baştan başa İtalya seyahatini, pek çoğumuz için en zor yoldan yani ;Motosikleti ile yapıyor, Camping'lerde konaklıyor, motosikletini RO-RO gemisi ile gönderiyor. Soluksuz okuyacağınız bu 5 bölümlük yazı dizisinde, pek çok tüyo'nun yanı sıra, Biraz cesaret ve istekle nelerin başarılabileceğini yeni bir gezgin'in kaleminden okuyacağız. Reşat'a aramıza hoşgeldin diyor, okurlarımıza ilham vermesini diliyoruz. Evet, tüm macera aslında bu kelime ile başladı. Neydi ve nasıl bir duyguydu benim için, çok kısa olarak bunu paylaşmak istiyorum sizinle. Ro-ro ; araç taşıyan gemilere verilen bir isim belki sadece, ama benim için çok anlamlı bir kelime. Çünkü özgürlüğü içimizde hissettiğimiz ama bedenimize sığmadığı heyecanların en başında gelir \"ro-ro'ya vermek\". Sanki zamanın durduğu bir an olacaktır o an. Motosiklet kullanmanın özgür duygularını en üst düzeyde yaşamaya başladığımız günlerde ağzımızdan düşmeyen kelimeydi \"ro-ro'ya vermek\". Üzerinde geyik muhabbetini çok yaptığımız ; \"artık ne zaman veriyoruz, ya versek bize yeter, almazsak da olur, verelim ama o öyle gitsin, gelsin\" dediğimiz anlarda, bir gün bunun gerçek olacağını hiç düşünmemiştim. Ne zaman Trieste Limanı'ndan motosikletimi aldım ve tedirgince yola çıktım ; işte o zaman anlamıştım \"evet hayal gerçek oldu.\" Motosiklet ile İtalya.. O motosiklet, RORO gemisine verildi ve heyecan dolu İtalya gezisi başladı. Size bu yazımda aslında çok da hayal olmadığını anladığım, hayatımın en önemli macerasını yaşadığım anılarımı ve tecrübelerimi paylaşacağım. Ben sadece Türkçe konuşabilen, İngilizce'yi az derecede bilen biriyim. Nasıl olacak demeyin, bende kendime nasıl olacak diyordum ama oldu. Önce ağzımdan \"ben gidiyorum\" gibi son derece cesaretli duygularla kelimeler döküldü ; sonra içimden, \"artık yapacak bir şey yok Reşat, herhangi bir dil bilmesen de o yol yapılacak.\" dedim. Günlerden bir gün canıma tak dediği bir esnada, bunu yapabileceğime inandım ve gitmeye karar verdim. İlk hazırlığımız, vize alma süreciydi. Ayrıca şunu belirtmeliyim ki, daha önce hiç yurtdışına çıkmadım ve dolayısıyla vize almamıştım. Geçmiş dönemde (Yaklaşık 10 yıl önce, İngiltere konsolosluğundan bir red almıştım. Bu red başıma bir çorap örecek mi diye önce korktum ama düşündüğüm gibi olmadı) . Evet artık Schengen vizesi evraklarını toplamaya başlamıştım. Bununla ilgili gezeceğiz. com yazılarını okuyarak edindiğim bilgiye göre fazla evrak göz çıkarmaz kafası ile elimde ne var ne yoksa hazırladım ve İtalya Konsolosluğu'na başvurdum. Evet, artık hiç bir evrakımız eksik değildi, heyecan başlıyordu. Kadıköy'de bulunan İdata ofisine evraklarımı verdim. Tüm işlemlerinizi takip ettikleri için bir hizmet bedeli alınıyor ama buna değiyor. Önemli olan nokta şu ki, benim yaptığım gibi, gitme planı yaptığınız tarihe bir hafta kala başvuruda bulunmayın, zira vize alma süreci 15 gün sürebiliyor. Şanslıydım ; 27 haziranda motoru Ro-ro'ya vermeyi planlıyordum ki, İdata ofisi bana pasaportumu 26 haziranda verdi. İdata ofisindeki çalışanlar İtalya'da veya gideceğiniz Schengen ülkesinde tamamen ne yapmak istediğinizi, nasıl gidip geleceğinizi ve nerede kalacağınızı belgelemenizi istiyor. Buna çok önem verilmeli çünkü ben neredeyse vizemi alamıyordum. Und ro-ro firmasından bir yazı talebinde bulundular, ben de geminin ne zaman gideceğini ve ne zaman varacağını gösteren e-posta yazışmalarımı çıktı halinde paylaştım. Bütün tur boyunca camping alanlarında çadır konaklaması yapacaktım ama onlar nerede kalacağımı belgeli şekilde görmek istediler. Mutlaka yeşil sigortanızı yaptırmanızı istiyorlar. Ayrıca önemli bir bilgi paylaşmak gerekirse, direk İtalya vizesi alarak, İtalya'dan giriş yaptığınızda kesinlikle uluslararası ehliyete ihtiyacınız yok. Ne vize kontrolü sırasında, ne de İtalya'da motosikleti aldığınız esnada, 'ne olur ne olmaz biz alalım' demeyin ve boşuna para harcamayın. Öyle bir tarih ayarlandı ki, motosikletimden, bütün ihtiyacım olan şeylere kadar her şeyimi hazırladım. Ya vizemi 26 haziranda alıp 27 haziranda motosikleti ro-ro'ya verecektim, ya da vizeyi alamazsam aynı hazırlıklarla Fethiye yollarına düşecektim. Evde yaptığım hesap tabi ki çarşıya uymadı ?! Neyse ki, herşey yolunda gitti ve vize alındı, hem de 6 aylık.. Bu arada unutmadan yazmak isterim ki, Brindisi Limanın'dan Igomenitsa Limanı'na gemi ile geçtim. Geminin biletini daha önceden Grimaldi Lines firmasından 83 Euro'ya aldım. Her şeyi tam ve eksiksiz istedikleri için bu evrakı da vize başvurusunda paylaştım. Bu aşamalardan önce, tüm tur boyunca kalacağımız camping alanları google maps sayesinde tespit edildi. Navigasyon cihazımıza 40 $ vererek tüm Avrupa haritası yüklendi. Navigasyon cihazına da kalacağım camping alanlarını önceden eklemek ve kaydetmek çok yararlı bir hareket oldu, mutlaka tavsiye ederim. Size kısaca yanıma aldığım eşyalardan bahsetmek isterim. Hem tek başına bir tur olacağı, hem de tüm tur boyunca çadır konaklaması yaptığım için biraz kontrolsüz bir eşya alımı düzenlediğimi itiraf etmek isterim. Eğer böyle bir turu çadır konaklaması ile yapacaksanız ve yalnız olacaksınız yanınıza şu eşyaları almanızı öneririm. 1. 3 mevsim bir çadır; mümkünse tüm eşyalarınızı çadıra alacak büyüklükte olmalı. 10. Akü takviye kablosu. Ne kadar motosikletinizi bakıma sokarsanız sokun, akü her an her yerde bozulabilir. Bir fotoğraf çekmek için durduğunuz dağın başında bile. 12. Yer kaplamayacağını düşündüğüm çay kahve gibi ürünleri buradan aldım ve orada arama gereği duymadım. Eğer sigara içiyorsanız mutlaka Türkiye'den almalısınız çünkü orada anormal pahalı. Bunun dışında yanınıza alacağınız tüm ekipman sizin yaşam tarzınızla doğru orantılı.. Evet, artık 'ben gidiyorum abi' diyerek başladığımız yolculuğa gelelim. Motosikleti orada bırakabilirsiniz, güvenli bir şekilde gemiye yükleyip bağlıyorlar. Ben çok tedirgin olmuştum verdiğimde ama teslim aldığımda gördüğüm sahne beni çok rahatlattı. Benimle beraber motosikletini veren 2 kişinin motosikleti ile beraber kapalı bir alanda ve düzgünce bağlayarak taşınmıştı. Benimle beraber iki arkadaş daha motosikletlerini İtalya'ya gönderiyordu, bir ara onlarla takılsam mı acaba diye sordum kendi kendime ama sonra \"hayır!\" ben bu tura yalnız gidecek ve yalnız dönecektim. Açıkçası içimde bir tedirginlik vardı. Hem ilk defa yurt dışına çıkmak hem de dil bilmemek bende bir huzursuzluk yarattı ama tüm tedirginlik ilk kamp alanına geldiğimde bitti. Firma sizi, gemisinde gönderdiği genellikle tır ağırlıklı araç şoförleri ile birlikte özel olarak kaldırdığı bir uçakla Slovenya'nın Ljubljana kentine gönderiyor ve oradan özel otobüsle İtalya'nın Trieste Limanı'na götürüyor. Limanda uçak bileti vs. vermediler, 28 haziran sabahı Adrian Airlines'ın 05.00 uçağında 'yeriniz ayrıldı' dediler, 'peki' dedim ve eve döndüm. Bu arada yanıma nakit para ayarladım. Kredi kartı desteği alacaksanız, 400 euro nakit para oldukça yeterli oluyor. Artık iş iyice ciddiye binmeye başlamıştı, çünkü motosikletim artık yoktu ve hayalime kavuşmuştum o motor RO-RO'ya verilmişti, artık İtalya'ya gitmesem de olurdu.. Bu üç gün içinde navigasyon cihazımı güncelleyip haritalarımı yükledim. Size tavsiyem eğer yalnız yapacaksanız mutlaka yanınıza yedek bir navigasyon cihazı alın çünkü, size daha sonra anlatacağım yerde navigasyonum bozulsaydı ben bitmiştim. Çünkü bir yerde navigasyonum patladı ama artık ihtiyacım yoktu. Kapılar açıldı, ben de ufo gören masum köylü gibi peşlerine takıldım. Tahmin ettiğim gibi küçük bir uçak bizi bekliyordu. Bir ara 'bu uçak oraya uçar mı acaba?' dedim ama uçtu :). Merak etmeyin uçak güvenli ve jet motorluydu. Kısa bir süre camdan etrafı izleyip tedirgin tedirgin sağa sola bakıp 'Allahım ben ne yapacağım?\" sorusunu sorarken gözler kapandı ve ben uykuya daldım. Ve Gözlerimi açtığımda Trieste'ye 94 KM uzaklıktaki Slovenya'nın başkenti Ljubljana'dayım. İnanılmaz güzel bir yazı dizisi olmuş. Yakın zamanda bu çapta bir gezi düşünmüyorum ama düşündüğümde ilk bulmak isteyeceğim yazı olacak. Arkadaşlar bizler 39-42 yaşlarında evli iki öğretmeniz. Motorsikletle gelecek yaz yurtdışı tur yapmayı planlıyoruz. Bize katılmak isteyen arkadaşlar arıyoruz. Böyle bir maceraya hayır diyemeyecek arkadaşlar lütfen çekinmeden iletişime geçiniz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/motosiklet-ile-italya-turu-bolum-2", "text": "Gezecegiz. Com ailesine yeni katılan Resat Dişbudak, ilk kez yurtdışına çıkışının hikayesini bu yazı dizisinde anlatıyor. Üstelik Reşat, kısıtlı ingilizcesi ile, kısıtlı bir bütçe ile gerçekleştirdiği bu baştan başa İtalya seyahatini, pek çoğumuz için en zor yoldan yani ;Motosikleti ile yapıyor, Camping'lerde konaklıyor, motosikletini RO-RO gemisi ile gönderiyor. Soluksuz okuyacağınız bu 5 bölümlük yazı dizisinde, pek çok tüyo'nun yanı sıra, Biraz cesaret ve istekle nelerin başarılabileceğini yeni bir gezgin'in kaleminden okuyacağız. Reşat'a aramıza hoşgeldin diyor, okurlarımıza ilham vermesini diliyoruz. Buradan Trieste'ye nasıl gideceğiz derken ana kuralı uygulamaya devam ederek yine tır şoförlerinin peşinde havaalanında bizi bekleyen otobüsü buldum. Genellikle kırsal alanlarda geçen 2,5 saatlik otobüs yolcuğunda tabi ki heyecandan uyuyamadım. Bir mola yerinde çırılçıplak soyunmuş, üstüne garip birşeyler giymiş elinde davul çalan ve dilenen çocuğu gördüğümde \"evet artık Türkiye'de değilim\" dedim. Otobüsümüz ile Trieste Limanı'na geldiğimizde 2,5 saattir yoldaydık. Liman'ın içerisine hemen almıyorlar. Uçakta tanıştığım diğer motosiklet gezginleri olan Hasan, Mustafa abi ve eşi liman girişinde birlikte pasaportlarımızı orada yönlendirilen görevliye teslim ettik ve beklemeye başladık. Yarım saat kadar liman görevlisi olan hoşsohbet arkadaşlarla takıldık, daha sonra pasaportlarımızı verdiler ve limanın içine girdik. Biz Türkler için gayet doğal sayılabilecek bir hareket ile elimizi kolumuzu sallaya sallaya gemiye doğru yürüyüp motosikletleri almaya gidiyorduk ki biri bize arkadan seslenerek 'hoop' dedi. Tabi ki önce işlemleri halletmek gerekiyormuş, o görevli bizi bir yere yönlendirdi, 50 Euro liman ücreti ödememizi yaptık ve bu yolculuk kişi başı toplamda 230 Euro'ya gelmiş oldu. Bu işlemler yapılırken limanda görevli bulunan Türk arkadaşımız bize yardımcı oldu. Adını unuttum ama orada bir Türk var haberiniz olsun 🙂 Bize verdikleri ve limanda yürümemiz için gereken turuncu yeleklerimizi aldık ve artık gemiye yürüyebiliyorduk. Motosikletlerimizi görünce sevindim. Kapalı bir alanda bağlanmış, gayet güzel yerleştirilmiş ve üzerinde bulunan tüm eşyamızla eksiksiz bir şekilde bizi bekliyordu. Türkiye'den çıkmadan yolum üzerinde kalacağım bütün kamp alanlarını navigasyon cihazıma kaydetmiştim. Kasklar, kıyafetler, telefonlar ayarlandıktan sonra sıra ilk kamp alanı olan Venedik'teki Camping Fisuna'nın navigasyonda ayarlanmasına geldi. Yola çıkmadan önce internet araştırmalarımdan edindiğim bilgiye göre İtalya'da otoban ücretleri çok pahalıydı. Bütçe de kısıtlı olunca navigasyondan paralı yolları çıkardım ve normal yoldan Venedik yolunu tuttum. Yollar gayet güzeldi ve gerekli hızlarda gidilebiliyordu. Radar korkusundan, tüm tabelalardaki hız sınırlarına uymak zorunda kaldım. Yola çıkmadan öğrendiklerime göre radar, İtalya'da her an yakalanabileceğiniz bir durum ve trafik cezaları çok pahalı. Polis ile bir iletişim yaşamamak adına her kurala uymak zorunda kaldım :). Genellikle kırsal alanlarda ve küçük kasabalarda yaptığım yollarda ilk dikkatimi çeken şey sanki yollar benim, otomobiller teferruattı:). Tek şeritli yolda karşı şeride geçmeden, kendi şeridimde önümde giden aracın sağa yanaşması ve bana yol vermesini gördükten sonra, 'Allah'ım ben geri dönmemeliyim!' dedim. Utanmasam önümdeki aracı durdurup, şoförü öpecektim. Medeniyet böyle birşeymiş derken İtalya'da bu durumun gayet normal olduğunu sonradan anladım. Motosiklet sürücülerine gösterdikleri saygı, aldığım en önemli notların başında yer aldı. Navigasyon cihazının kafasına göre beni biraz gezdirmesinden sonra, Venedik'te Fisuna bölgesinde bulunan Camping Fisuna'ya ulaştım. Saat 10:00 gibi limandan çıkmıştım ve 12:00'da camp alanına geldim. Motosikletimi resepsiyonun önüne park ettikten sonra soyunurken resepsiyondaki arkadaşlar bana garip garip bakıyordu. Ne yapacağımı bilmediğim için bir sigara yaktım ve onlar bana, ben onlara bakarken sigaramı içtim. Dedim ki 'Reşat hadi bakalım gazamız mübarek olsun.'. Resepsiyonda bulunan güzel gözlü bayanın yanına gittim yaklaşık 10 sn aşıklar gibi bakıştıktan sonra :), aklıma Cem Yılmaz'ın Fundamentals oyunu geldi. Dedim ki, 'neden kasıyorum ki? Bunlar benden para kazanacak, bende burada kalacağım.'. Ağzımdan şöyle bir kelime çıktı \" I'am a tourist\" . İşte şimdi tatil başlamıştı. Sonra bir anda açıldım ve 'I want to stay in this camping area.' dedim'. Görevli, beni anladığı andan itibaren; nerede çadır kuracağımı, nerede banyo yapacağımı, nerede ihtiyaç gidereceğimi ve nerede yemek yiyeceğimi anlattı. Şaka bir yana çalışanları gerçekten çok yardımsever ve sıcak kanlıydı, onları ne kadar anlamasam da el kol hareketleri bile kullanarak bana yardımcı olmaya çalıştılar. Camping Fisuna kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kamp alanı. Bu kampı seçmemde ki en önemli sebep, deniz kenarında ve Venedik manzarasına sahip olmasıydı. Bir de kamp alanına 5 dk yürüme mesafesinde Venedik'e kalkan feribotlar vardı. Böylece hem motosikletimi güvenli bir yerde bırakacaktım ve aklım kalmayacaktı, hem de Venedik'e gidiş gelişimin çok rahat olacaktı. Kısaca şöyle bir bilgi vermek istiyorum. Eğer böyle bir turu motosikletle ve çadır konaklaması ile yapacaksanız hiç düşünmeyin ve hemen yapın. Çünkü İtalya'da camping kültürü oldukça yaygın. Camping alanlarında ihtiyacınız olan herşey ama herşey mevcut. Bir otelde olması gerekenden, sadece otel binasının olmadığını düşünün, geri kalan herşey mevcut. Ayrıca çok da az maliyetli bir konaklama seçeneği. Eğer yaz ayında böyle bir turu yapacaksanız, kesinlikle çadır konaklaması öneririm. Hem çok çok uygun fiyata, hem de doğa ile baş başa olmak çok rahatlatıcı. Kamp alanlarında motosiklet dahil maksimum 25 euro verdim, bazen 18 Euro'ya da kaldığım oldu. Yine önemli bir tavsiye; kamp konaklaması yapacaksınız, gitmeden önce yanınıza mutlaka bir tarafı üçlü giriş diğer tarafı bildiğimiz ikili çıkış olan bir priz almanızı öneririm. Camping alanlarında her çadır kurduğunuz yere yakın elektik üniteleri var ama bu çevirici olmadan kullanmanız mümkün değil yoksa sizde benim gibi yandaki çadırdan ödünç alıp kullanmak zorunda kalabilirsiniz:) Yani çevirici şart, sakın unutmayın. Önemli bir ayrıntı daha; kamp alanlarına mümkünse erken saatte gidin. Çünkü geç saatte herkes uyuduğu için motosikletle çadırınızın yanına gitmenize izin vermiyorlar ve gürültü yaptığınız için bir süre yürümek zorunda kalabiliyorsunuz. Bir de ödemenizi mümkünse giriş esnasında yapın, yoksa pasaportunuzu alıyorlar ve siz de pasaportsuz gezmek zorunda kalıyorsunuz. Bununla ilgili anılarımı daha sonra paylaşacağım. Fisuna bölgesindeki camping alanına girdim, deniz manzarasına karşı çadırımı kurdum, motosikletimi bir ağaca bağladım ve sırt çantamı aldım, çıktım. Resepsiyonu arkanıza aldığınızda sağ tarafa 15-20 m yürüdüğünüzde feribot bileti satılan yere geliyorsunuz. Gidiş-geliş bilet almanızı öneriyorum. Hatırladığım kadarı ile 10 Euro gibi bir bedel ödedim. Sonra feribota gittim ve Venedik turu başladı. Venedik ile ilgili bilgileri sitemizde bulunan Venedik yazımızdan edinebilirsiniz. Turumuz güzergahında sırasıyla Verona, Milano ve Como Gölü'ne gitmek vardı, fakat Türkiye'den aldığım bilgilere göre Verona üzerinden, Milano ve Como Gölü tarafında aşırı şiddetli yağmur görünüyordu. Como Gölü'nde bulduğum kamp alanı olan Camping Clarke'ta güzel bir sabahta uyanma hayalim vardı. Kamp alanı; Bellagio bölgesinde ve Como Gölü'nü 360 dereceden görebileceğim bir yerde idi. Şiddetli hava şartları o gece bütün keyfimi kaçıracaktı ve rotamı değiştirdim. Burada geçireceğim zamanı daha farklı bir yerde geçirecek ve yoğun rotamda bana dinlenme zamanları kazandıracaktı. Bir gün mutlaka Como'da uyanacaktım ama o an bu an değildi. Artık yeni rotam Floransa idi. İtalya'da otoban ücreti gereksiz pahalı olduğu için, yine navigasyonumdan ücretli yolları çıkardım. Bu hareket, bana hayatımdaki en güzel motosiklet yolculuğunu yapmama sebep oldu. Kendimi navigasyonun güvenli ellerine teslim etmek zorunluluğu beni yanıltmadı. Mutlaka ama mutlaka tavsiye edeceğim bir hareket olur. Como Gölü'ne çıkmadığım ve zamanım yeterli olduğu için nereden giderse gitsin, bir şekilde Floransa'ya ulaşacaktım. Venedik'ten çıktıktan sonra Floransa'ya giden yol hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Bu yol sanki motosiklet kullanmak için yapılmış özel bir yol gibi, bütün yol boyunca sayısız motosikletçi ile karşılaştım. Özellikle yolun kalitesi ve virajları, insanların o virajlarda süzülmeleri oldukça etkileyiciydi. Yol üzerinde küçük kasabalardan geçmek de inanılmaz keyifli. Anladığım kadarı ile bu yol motorcuların viraj yapması için özel olarak tasarlanmış. İnsanlar o kadar güzel motor kullanıyordu ki, kimse kimsenin şeridine tecavüz etmeden yol alıyordu. Bu sürüşe o kadar kendimi kaptırmıştım ki artık nasıl viraj aldığıma ben bile şaşırır olmuştum. Virajların keyfini sonuna kadar çıkardım. Bu turu yapmak isteyen kişilere mutlaka bu yolu tavsiye ediyorum, çok keyif alacaksınız. Otoban üzerinde hiçbir şey görmeden gitmektense, gideceğim yere iki saat geç gitmek ve bu yolda motosiklet kullanmak tamamen çok iyi bir fikirdi. Venedik'ten çıktıktan sonra SS309 numaralı yol üzerinden, önce Comacchio ve Ravenna daha sonrasında SS67 yolu üzeriden yaklaşık 4 saatlik yolculuğun ardından Floransa'ya geldim. Floransa'da seçtiğim kamp bölgesini Floransa'ya çok yakın (yaklaşık 10 km olan ) Bottai bölgesinde seçtim. Adı Camping Village İnternazionale Frenze olan bu kamp yeri, tamamen orman içinde bulunuyor. Kamp bölgesi aşıklar tepesi yolu üzerinden Floransa'nın yükseklerinde bulunan bir yer, havası çok iyi ve kamp yapılması için çok uygun bir yerdi. Kamp yerinde bungalov evler, karavanlar ve kamp yerinin kendi çadırları var. Eğer isterseniz bunlardan birini tercih edebilirsiniz. Venedik'deki resepsiyondaki görevlisinin sıcaklığından sonra soğuk ve İngilizce konuşmak istemeyen tam bir İtalyan olan bayan, bana baya zor anlar yaşattı ama bir şekilde anlaştık ve yerleştim. Bu arada bir şehre geldiğimde ilk yaptığım şey önce kamp yerine ulaşıp çadırımı kurup eşyalarımı boşatmak, daha sonra şehre geçip gezmek oldu. Bu şekilde yaptığım için hem fazla eşyalarımı kamp alanında güvenli bir şekilde bırakıyordum, hem de o kadar eşya ile motosikleti bir yerlerde bırakıp aklımın, motosiklette ve eşyalarımda kalıp meşgul olmasına engel oluyordum. Çünkü ne kadar güvenli de olsa insanın aklına takılıyor kafanız hep motosiklette oluyor. Motosikletle şehirde gezeceksiniz mutlaka disk kilitlerinizi yanınıza almanızı ve halatınızı yanınızda gezdirmenizi öneririm. Hiç ihtiyaç duymayacağınızı düşündüğünüz bir zamanda bir yerlere bağlama gereği duyabilirsiniz. Kamp bölgesine yerleşip o yorgunlukla Floransa'yı gezmeye kafaya koymuldum. Güneş batmasına yaklaşık bir saat kala kamp yerinden ayrıldım. Aşıklar tepesine yakın olduğum için Floransa gezimize oradan başladım. Floransa Gezilecek yerler yazımız da burada. Floransa manzarası, motosikletime olan ilginç bakışlar, güneşin batışı, Hz. Davut heykeli ve tüm kudreti derken güzel fotoğraflar eşliğinde oradan ayrıldım ve şehre indim. Floransa gerçekten garip ve farklı büyüsü olan bir şehir, burayı gerçekten unutmak çok zor. Burada gezerken insan kendini şehrin büyüsüne kaptırıyor, zamanın ve mekanın neresi olduğunu fark etmiyorsunuz bile.. Ne yürüdüğünüz yolun ne de zamanın nasıl geçtiğini düşünmüyorsunuz. Her bir sokağında ayrı bir dünya, her köşe başında farklı bir hikaye var. Öğrencisi bol bu şehir sanki açık hava konser alanı veya tiyatro sahnesi gibi. İnsanlar her yerde hiç çekinmeden icra ettikleri sanatı halkla paylaşıyor, kimisi para için kimisi gerçekten keyif aldığı için bunu yapıyor. Ve herkes çok mutlu.. Bir müzisyenin önüne 50 Cent de atsanız, 5 euro da atsanız aynı gülümsemeyle teşekkür ediyor. Bir ara acaba bana mı öyle geliyor diye düşündüm; Birkaç müzisyene farklı paralar attım 🙂 ama yok öle değil, gerçekten her karesiyle ile keyifli bir şehir Floransa. Ponte Vecchio eski köprü anlamına geliyormuş, yaklaşık 800 yıllık bir köprü. Sevgili gitaristimizden, İsrael Kamakawiwo'ole'nin Somewhere Over The Rainbow şarkısını keyifle dinlerken gözüm bir anda köprünün arkasındaki gökyüzüne takıldı. Como Gölünde kaçtığım şey sanki beni takip ediyordu. Arka tarafta şimşeklerin gökyüzünü olabildiğince aydınlatmasından anladığım kadarı ile, bir an önce kamp alanına gitmem gerekiyormuş gibi hissettim. Bu güzel şarkının bitmesini bekledikten sonra, ince ince hafif tempo motosikletime doğru yürümeye başladım. Floransa birazdan kopacaktı ve ben bu durumda çadırımda olmak istiyordum ama pek öyle olmadı. Hafif hafif yağmur atmaya başladı, o sırada motosikletimin yanına geldim ve eşyalarımı çıkarmaya çalışırken bir anda olan oldu ve üzerime bardaktan boşalması bile hafif kalacak bir yağmur indi. Hayatımda böyle bir yağmuru ve böyle bir anda üzerime çökmesini hiç yaşamamıştım. Evet, o güzel şehirden eser kalmamıştı, artık ıslak bir şehir oldu ve ben iki karışlık bir kapı girişinde mahsur kalmıştım. Bu yazıyı okuyan gezgin arkadaşlarımız belki 'neden mahsur kaldın, kamp yerine gitseydin veya yağmurda motosiklet kullanılmıyor mu?' diyebilir haklı olarak. Fakat belirtmeliyim ki ciddi bir fırtına ile karşıkarşıyaydım be bu tatili riske atacak bir hareketten çekinmiştim. Yalnız olduğum için en doğru kararın yağmurun bitmesini beklemek olduğunu düşündüm. Bir süre sonra iki karışlık kapı girişi beni korumaya yetmeyince 3-5 metre karşıdaki otelin kapısına geçmem gerekti ki, oraya geçene kadar sırılsıklam olmuştum. Beni teselli eden tek şey yeteri kadar sigaramın olmasıydı, eğer o da olmasaydı bu bekleyiş çok sıkıcı olabilirdi. Saat 23:00 sularından itibaren yağmur biraz hafifleyene kadar otel kapısında bekledim. Eğer pasaportum yanımda olsaydı, otele girer orada kalırdım ama yanımda olmadığı ve kamp resepsiyonuna bıraktığım için mecburen beklemek ve dönmek zorunda kaldım. Yağmur hafiflediği o anda kendimi zorda olsa bir restoranta attım. Çat pat ingilizcemle bir pizza ve şarap eşliğinde, aynı zamanda aynı restauranta tesadüfen tanıştığım Avrupayı gezen iki Türk bayanla tanıştım. Keyifli sohpetleri ile yağmur damlaları eşliğinde geç de olsa tekrar moraller yerine geldi. Biraz meteoroloji araştıması sonrası, Como Gölüne gidişime engel olan kötü havanın, kuzeyden aşağıya doğru indiğini, fırtınanın artık benim üzerimden geçtiğini ve muhtemelen benden önce Roma'ya gideceğini gördüm. Nitekim sonrasında da öyle de oldu. Biraz sohpet ardından vedalaştık Aklımdaki tek şey o rüzgar ve yağmurda ne durumda olduğunu tahmin bile edemediğim çadırım ve eşyalarımdı. Motosikletime atladım ve kamp alanına gittim. Kamp alanına geldiğimde kapılar güvenlik sebebi ile kilitlenmiş ve kimseler yoktu. Aklınızda bulunması açısından paylaşmak istiyorum bir çok kamp yerinde gece bir saatten sonra kapılar kapanıyor ve içeri araç almıyorlar. Çadırı kurduğum yer giriş kapısından itibaren epey uzaktı. Tam kapının önünde motosikleti bağlamaya uygun bir elektrik direği ararken, kampın içerisinden bir umut /araç ışığı:) süzüldü ve kapıyı açtılar. Çok şanslıydım ki motosikleti içeri alabildim ama yine de resepsiyonda kilitlemek zorunda kaldım, çadır kurduğum yere biraz yürüdüm. Kamp alanına geldiğimde manzara çok ta kötü olmasa da hazırlanıp yüzümde tatlı bir gülümseme ile uyuya kalmışım. Gecenin geç saatlerine doğru biraz sıkıntılı ve ıslak bir gece geçirmek durumunda kaldım fakat mutluydum. Yaşadığım her şey bir anı olarak kaldı. Bir sonraki Yazıda Pisa, Muhteşem San Gimignano ve Siena."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/motosiklet-ile-italya-turu-bolum-3", "text": "Gezecegiz. Com ailesine yeni katılan Resat Dişbudak, ilk kez yurtdışına çıkışının hikayesini bu yazı dizisinde anlatıyor. Üstelik Reşat, kısıtlı ingilizcesi ile, kısıtlı bir bütçe ile gerçekleştirdiği bu baştan başa İtalya seyahatini, pek çoğumuz için en zor yoldan yani ;Motosikleti ile yapıyor, Camping'lerde konaklıyor, motosikletini RO-RO gemisi ile gönderiyor. Soluksuz okuyacağınız bu 5 bölümlük yazı dizisinde, pek çok tüyo'nun yanı sıra, Biraz cesaret ve istekle nelerin başarılabileceğini yeni bir gezgin'in kaleminden okuyacağız. Reşat'a aramıza hoşgeldin diyor, okurlarımıza ilham vermesini diliyoruz. Flransa'dan itibaren 90 km'lik nispeten kısa bir yolculuğun ardından Navigasyon'a daha önceden ayarladığım Pisa Kulesi / Mucizeler Meydanına ulaştım.56 metre yüksekliğindeki bu kule'nin eğilmesi tüm dünya için bir sembol haline gelmesini sağlamış. Meydana geldiğimde katedral vaftizhane ve kule'yi görmek insanı heyecanlandırıyor. Meydanda bulunan kulenin yanına motosikletle tabi ki giremeyeceğim için üzerindeki eşyalarla birlikte kapıya park ettim. Türkiye'deki gibi saatçi siyahi gençler motosikletin etrafında dolanmaya başladı. Bu arkadaşlara dikkat etmek gerekiyor, yardımsever görünüyorlar ama güvenmemek lazım. Bir gözüm fotoğraf makinesinin vizöründe, diğeri motosikletin üzerinde Pisa Kulesi'ni fotoğrafladım. Kendi teorime göre bu kule 850 yıl önce de olsa kesinlikle böyle bilinçli şekilde eğri yapılmış 🙂 Dünyanın her yerinden ziyaretçi bir arada. Pisa Kulesi'nin bahçesinde klişeleşmiş olan kuleyi tutmak gibi karmaşık poz açılarına girmeden motosikleti Pisa Kulesi'nin arka tarafına aldım, orada da biraz fotoğraflama yaptıktan sonra 20 ila 30 metre kadar motosikleti sürdüm ve bir yere park ettim. Birkaç saniye içinde yanıma bir polis geldi. Bana saçımı göstererek İtalyanca bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama ben tabi ki anlayamıyordum. Biraz daha uğraştıktan sonra kaskımı takmadığım için beni uyardığını anladım. Kendisinden kendi dilimde özür diledim ve uzaklaştı. Pisa şehir olarak pek bir çekiciliğe sahip değil, kuleden başka pek bir şey yok. Daha önce gelen dostlarım gitmeme gerek olmadığını söyleseler de, oraya kadar gidip kuleyi görmeden gelmek de bana yakışmazdı. Pisa da çok vakit kaybetmeden, o günün ikinci durağı olan İtalya'nın görülmezse olmaz şehirlerinden biri olan San Gimignano'ya doğru yola çıkmadan önce navigasyonda şehri bulamadığım için bir polisten yardım istedim. Navigasyonu aldı ve şehrin ismini doğru olarak yazınca navigasyon kendine geldi. Polis bana 'motosikletle mi gideceksin?' diye sordu, benim onaylamam akabinde söylediği tek kelime \"Fantastic road!\" oldu. 'İşte güzel bir yol daha beni bekliyor.' dedim içimden ve yola çıktım. Polis haklıymış. Gerçekten güzel virajları ve asfaltı olan, enfes manzaralara sahip bir yoldu. Açıkçası turum boyunca çok keyif aldığım yollardan biri oldu. 78 km'lik kısa bir yolculuktan sonra San Gimignano'ya ulaştım. Geniş bir cadde üzerinde, büyük bir sur kapısından geçerek girilen, İtalya'nın yaşayan ortaçağ şehirlerinden biri San Gimignano.. Yine motosikletimi tüm kilitleriyle baş başa bırakıp, yanıma gerekli üç şeyi aldım; fotoğraf makinesi, su, para.. Kendimi San Gimignano'nun sokaklarına attım. Burada motosikletinizi güvenli bir şekilde bırakabilirsiniz, herhangi bir sıkıntı olacağına inanmıyorum. Şunu eklemek isterim ki, hayatımda gördüğüm en garip motosiklete burada rastladım. Size San Gimignano hakkında bilgiler vermeye çalışacağım. Öncelikle şehrin kapısından içeri girdiğiniz anda, sanki karşınıza atıyla kılıcıyla birisi fırlayacakmış gibi geliyor çünkü gerçekten yaşayan bir ortaçağ şehri gibi. Zamanında yapılan savaşlarda defalarca kuşatılmış fakat yüksek bir tepe üzerine kurulması ve yüksek surlarla çevrilmiş bir şehir olduğu için bu güne kadar bozulmadan ulaşabilmiş. Bu 14. yy şehri mimarisi o kadar güzel korunmuş ki; her bir ev, her bir çatı buram buram tarih kokuyor.. Gözünü fotoğraf makinemin vizöründen hiç ayırmadan gezmek istiyor insan. Bir de güneş batmasına yakın orada bulunursanız çok iyi kareler yakalayabilirsiniz. Neredeyse her bir sokağına girdim, çıktım çünkü hiç bir şeyi kaçırmak istemedim. Mutlaka uğramanızı ve bir kaç saat de olsa orada zaman geçirip oranın havasını solumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Ne kadar turistik bir şehir olsa da, o surlar içinde yaşayan insanlar var ve bir çoğu orta yaşlı da olsa sanki kalelerini terk etmek istemeyen askerler gibiler. Hayatlarını genel olarak turizm ile idame ettirseler de kanaatimce orada yaşamaktan o kadar mutlular ki, insanların yüzlerinde bunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Sıcak davranışları beni çok etkiledi. Palazzo Del Poppolo müzesi gezilmesi gereken yerlerden, ayrıca mutlaka İtalya'da olduğumuz için yine dondurma yenilecek. Şehir meydanında bulunan kilisenin merdivenlerinde insanları ve o dokuyu izlemek son derece keyifli. Saatlerce orada oturmak geldi içimden ama yapamadım. Daha Siena'ya gidilecek ve kamp kurulacak. Evet buraya gelip dünyanın en iyi dondurmasını yemeden gitmek de olmaz tabi. Gelato Artigianale dünyanın en iyi dondurmacısı seçilerek kendine haklı bir ünvan kazanmış. Kendilerine özgü dondurma yapma şekilleri olduğunu öğrendim. Ben yine her yerde olduğu gibi seçimi kendilerine bıraktım. San gimignano'ya gelene kadar dondurma yediğim her yerde \" siz seçin \"dedim ve hiç bir zaman pişman olmadım. Kapıdan dışarı çıktığımda kendimi çocuklar gibi mutlu hissediyordum. Yüzümde saçma bir gülümseme ile, kendimi ve fotoğraf makinemi yere bırakıverdim. Yine sanatını icra eden bir gitaristin karşısında keyifle dondurmamı yedim. Biraz dinlenip biraz da enerjimi tazeledim, kendimi yine San Gimignano sokaklarına attım. Burada yaşayan halk turizm dışında genellikle bağcılık ve şarap üretimi ile ilgileniyor. Yol üzerinde sayısı üzüm bağı ile karşılaştım. Şehirde de aklınıza gelebilecek her kalitede ve türde şaraplar bulabilmeniz mümkün. Eğer şarap kültürüne özel bir ilginiz varsa, gözünü ve gönlünüzü burada doldurabilirsiniz, üstelik çok da pahalı olduğunu düşünmüyorum. Şarap'tan çok anlamıyor olsam da, uygun fiyatta aldığım şarapları içtiğimde pahalı versiyonlarının nasıl olabileceğini düşündürüyor. Uzunca bir süre gezdikten sonra Siena'ya yola çıkmak üzere motosikletimin yanına geldim. Bu güzel şehire doyamasam da, zamanlama açısından motosikletime binip Siena'ya doğru yola çıkmak zorundaydım. Turumun başında Siena da kamp yapmak gibi planım yoktu aslında. Nerede kamp yapacağımı bilmiyordum, tamamen spontane gelişecekti. San Gimignano'dan çıkıp, yaklaşık 40 km'lik bir yoldan sonra hava kararmadan Siena'da bulunan Camping Siena Colleverde'ye geldim. Buraya geldiğimde çadırımı kurup kendimi Siena sokaklarına atmadım çünkü gerçekten yorulmuştum ve dinlenme ihtiyacı hissettim. İnternetten bulduğum bu kamp yeri oldukça iyi bir yerdi. Hatta tur byunca en iyi kamp alanı olduğunu söyleyebilirim. İçerisi tamamen bir otel konforunda, ihtiyaç duyacağınız hemen hemen her şey var. Buraya hiç düşünmeden gelebilir ve isterseniz burada tatil dahi yapabilirsiniz. Karavan ve çadır yerleri ayrı ayrı konumlandırılmış, çok düzenli, temiz ve sakin bir yer. Priz çevirici yine bir sorun oldu:) Size bu çeviricileri 18 euro'ya satmaya çalışıyorlar. Tabi ki ben o parayı vermedim, ne yaptım dersiniz? Yanımdaki çadırın takmış olduğu 5 metrelik uzatma kablosu ile elektriği çektiklerini fark ettim ve sonra 'boştaki prizlere ben neden takmıyorum ki?' dedim.. Karşınızdakinin size nasıl yaklaşmasını istiyorsanız siz de öyle davranmalısınız klişesi vardır hani. Bu tpraklarda bunun net örneklerini birebir çok kez tekrarlama şansı buldum. Bu kelimeleri bana yazdıran şeyin yalnızlığın psikolojisi olduğunun farkındayım. Dünyanın neresine giderseniz gidin, ne kadar karşınızdaki insanın dilini konuşamasanız da, onun da sizin gibi bir insan olduğunu unutmadığınız sürece iletişim kurabilecek bir yol mutlaka buluyorsunuz. Bu o kadar keyifli ve mutluluk verici bir şey ki, satırlar boyunca sadece bunu yazabilirim. Güzel bir uykunun ardından, İtalya turumuza Siena'yı gezmekle devam etmeden önce yine çadırımı ve eşyalarımı topladım. Malum bu gece Roma'da uyuyacağım. Tabi ki her zaman olduğu gibi motosikletin üzerinde bir ton yükle Siena sokaklarını turladım. Siena güvenlik konusunda içimde bir şüphe uyandırmadı. İnsanlar her yere motosikletlerini park edip hayatlarını yaşamaya devam ediyorlar. Siena'da bir şehir turu attıktan sonra motosikleti park edebileceğim bir yer aradım. Evet park yeri aradım çünkü o kadar çok motosiklet var ki, insan motosikletini park edecek yer bulamayınca şaşırıyor bu duruma. İtalya'da motosiklet park etmek için özel alanlar oluşturulmuş, bunun dışında Türkiye'deki gibi kaldırım üstüne istediğiniz gibi bırakırsanız döndüğünüzde motosikletinizi bulamayabilirsiniz. Motosikletin üzerindeki eşyalardan riske atmamak için, yoğun ve şehir merkezine en yakın yeri ararken sonunda buldum. Tedbiri yine de elden bırakmayıp gerekli kilitlerimi takıp bıraktım ve gezmeye devam ettim. Diğer şehirlere nazaran burada çok fazla pizzacı olduğunu gördüm. Hemen hemen her köşe başında bir pizzacı ile karşılaşınca yemeden yaşayamıyorlarmış gibi bir algı yaratıyor. Dördüncü ve son defa deniyordum, eğer bu sefer de bulamazsam polise gitmeyi düşünüyordum. Geldiğim yolu tekrar geri gelmeye çalışıyordum ki, bir caddeye girdim. Tedirgin tedirgin sokaktaki motosikletlere bakarken bir anda gördüğüme o kadar sevindim ki, üzerinde tüm eşyalarıyla beni bekliyordu.. İnanmayacaksınız ama onu gerçekten öptüm.. Sadece burası için değil, benim için her yerde bir deneyim oldu, mutlaka motosikleti park ettiğim yerde navigasyonda işaretlemeye başladım. Siena'dan saat 14 sularında çıkmak için hazırlandım. Roma yolculuğunda otobanı tercih ettim, çünkü bir an önce hava kararmadan Roma'ya girmek istiyordum. Ortalama 300 km'lik otoban yolculuğuma 18 euro gibi bir bedel ödeyerek Roma'ya ulaştım. Bu rüya şehirde hiçbir zamanı boşa harcamak istemiyordum. O kadar güzel kamp yerinde kaldıktan sonra insan seçmeye başlıyor. Türkiye'de tespit ettiğim, Roma'ya 10 km uzaklıktaki Tiberina bölgesinde olan Camping Tiber güzel bir yere benziyordu. Bu kamp yerine gidecekseniz navigasyonun önermelerine dikkat edin, kamp alanını bulmakta zorluk çekebilirsiniz. Kamp yerini ararken yanlış bir yola girdiğim için oldukça şehirden uzaklaştığım bir yolda tedirgin oldum. Bu kamp yerine gelmek istiyorsanız önce Tiberina'yı seçin ve oraya vardığınızda tekrar kamp bölgesinin adresini yazın derim. Biraz şehir dışında kalsa da burada gönül rahatlığı ile konaklayabilirsiniz. Nehir kenarına kurulmuş bu kamp alanında çalışanlar çok sempatik ve yardımsever. Nitekim bu lokasyonu navigasyon ile bulamayınca bir ara internette başka kamp alanları aradım ve gittim fakat gittiğim yerleri açıkçası beğenmedim. Her zamanki gibi resepsiyonda, ben turistim burada kalacağım iletişiminden sonra çadır kuracağım alanı gösterdiler. Çadırımı kurup fazla eşyalarımı burada bırakarak içimdeki bitmeyen enerji ile kendimi Roma'ya attım. Uzunca süre park yeri aradıktan sonra Vittorio Emanuele Iı Abidesine bakan güzel bir yere kilitledim, bağladım, kendimce her türlü güvenlik önlemini aldım. Park yeri ararken dikkat ettiğim şey bütün motosikletlerin üzerinde kocaman kocaman kilitler olduğuydu. Bir de, her yerde motosikletime garip garip bakıyorlardı. Sanki İtalya'da Yamaha Super Tenere görmemişlerdi.. Dikkat ettim, bu motosiklet cennetinin içerisinde ben de hiç görmemiştim. Bu kadar gözlem sonrası aslında bulunduğum noktanın pek de güvenli olmadığı kanaatine vardım. Bir yerde motosikleti park eder gibi oldum ki, Türkiye'de olduğu gibi bir değnekçi yanımda bitiverdi. Ona para vermek istemediğim için orada da bırakmadım, en uygun yeri bulacaktım, inatçıydım ve buldum. Biraz fazla kuruntu yapmış olabilirim fakat ciddi şekilde yğun bir sokağa motosikletimi park ettim. Sonradan öğrendiğime göre burada insanların motosikletini böyle bağlamalarının sebebinin, çalınma sayılarında ciddi artış olmasıymış. Saat 23:00'da kamp alanının kapıları kapanacağını bildiğim için hızlı da olsa Roma! da gezmek istiyordum. Öyle de oldu, Colosseum'u gece ışıklarıyla görme fırsatım oldu. Hem gece hem de gündüzü yaşamak güzel bir deneyim oldu benim için. Bu geceye yol üstünde elinde elektrogitarı ve çakmağıyla blues çalan yetenekli genç ile sonlandırdım. Saat: 22:45'ti ama bu müzikten kendimi alamıyordum. Neyse ki kamp yerine 5 dk gecikme ile geldim. Barda bulunan gençlerle beraber birkaç kadeh içip sohbet etmeye çalıştım. 20'li yaşlarda aldığım ve kullanmadığım için kaybolan ingilizce eğitimim yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Artık bende kendime şaşırır olmuştum. Tüm gün sürecek ve yorucu olacak Roma gezim için yattım. Daha önce de paylaştığım gibi İtalya'da kamp yaparak seyahat eden arkadaşlara tavsiyem; mevsim yaz da olsa iyi bir uyku tulumu ile gitmenizdir, zira geceleri enterasan bir serinlik vardı anlayamadığım.. Güzel bir Roma sabahında çadırımda uyandıktan sonra her sabah olduğu gibi çay, kruvasan ve sigara eşliğinde uyandım. Hayatımda hiç bu kadar kruvasan yememiştim. Diğer sabahlardan farklı olan şey bugün çadırımı toplamayacaktım. Roma'da bir gecemin daha oluşu oldukça heyecanlandırıyordu beni. Roma ile ilgili söylenecek, yazılacak her şey paylaşıldı, bana da burayı gezip dolaşmak kaldı. Vittorio Emanuele Iı Abidesi ile başlayan Roma turum sırasıyla Colosseum, İspanyol Merdivenleri, Aşıklar Çeşmesi ve orada pizza burada dondurma derken devam etti. Ben kendimce şöyle izlenimler çıkardım; Vittorio Emanuele Iı Abidesi güneşin son ışıklarında fotoğraflanmalı, İspanyol Merdivenlerine gece gidilmeli, Colosseum için o saçmasapan sıra kesinlikle beklenmeli. Önceden aldığım bilgiye göre Colosseum'da çok fazla sıra olduğuydu.' Kesinlikle beklerim, ne olacak, oraya kadar girmişim girmeden gelmem' diyordum. O sırada beklerken az kalsın vazgeçmek üzereydim çünkü çok fazla zamanımı almıştı. Beklememeyi düşündüğüm için ben bile kendime şaşırır olmuştum. Oraya girmek hayatımdaki en iyi deneyimlerden biri oldu çünkü gerçekten görülmesi gereken bir mekan. Roma'da neredeyse girmediğim sokak kalmadı diyebilirim çünkü bütün gün yürümüştüm. Bu arada siz benim gibi yapmayın mutlaka Vatikan'a gidin çünkü ben gitmedim ve hala pişmanlığını yaşıyorum. Piazza Del Popolo Meydanında buldum. Deseler ki o kadar yolu yürü de gel diye, insan düşünür ama orada düşünemedim. Gördüğüm en keyifli caddelerden biriydi. Bu cadde üzerinde yürürken bir çok kiliseye girdim çıktım. Hatta bir tanesinde telefonum çalınca az daha kovuluyordum. Bu cadde üzerinde yürürken bir çok yeri görebiliyorsunuz. Elimdeki navigasyon sayesinde caddeye yakın olan İspanyol merdivenlerini buldum. Yürümeye devam ederken Aşıklar Çeşmesine gittim, Marcus Aurelius Column meydanını ve Pantheon tapınağını gördüm. Kısacası bu cadde bana kısa bir Roma turu yaptırdı. Roma'nın gerçekten bir günde bitmeyecek bir yer olduğunu yorulduğumda anladım. Çünkü artık adım atacak halim kalmamıştı, ne kadar gezersem gezeyim bitiremeyecektim ve pes ettim. İtalya'da fark ettiğim şeylerden biri, hiçbir mekan kredi kartı kullanmak istemiyor. Ben de herhangi bir yere oturmadan önce sorup öyle oturuyordum. Yorgunluktan olsa gerek artık güneşin batmasına doğru Vittorio Emanuele Iı Abidesine bakan tam karşınındaki Via Del Corso caddesi girişinin sağ köşesindeki bir mekana oturdum. Tabi ki kredi kartı sormak bile aklıma gelmemişti çünkü artık kendime bir ödül vermem gerekiyordu. Makarna ve şarap eşliğinde bu meydanı izlemek gerçekten çok keyifliydi. Bu şehri yazmakla bitiremem ama mutlaka iki tam gününüzü buraya ayırmanızı tavsiye ederim. Benim kısıtlı zamanımda bile burada iki gece bir gün ayırarak en fazla zamanımı burada geçirdim ama yine de yetmedi. Bu günü İspanyol merdivenlerinde elimde biramla bitirmek istiyordum. Bütün gün aklımda olan trafik işaretini görmeye gittim, neyse ki trafik işareti hala orada duruyordu. Ek olarak şunu belirtmek isterim ki, tüm Roma gezimde bir açıdan şanssızdım çünkü, ne kadar abide, çeşme görülmesi gereken yer varsa tadilat altına almışlardı. Motosikletle girilmeyen, merdivenlere yakın, benimde görebileceğim bir sokak girişine motosikleti park ettim. Burası özellikle geceleri gençlerin çok fazla toplandığı bir yere benziyordu. Herkes bir köşesine toplanmış, biralarını içip sohbet ediyorlardı. Kendimi bu gençlerin içine nasıl atarım derken her şey kendiliğinden gelişti, benim bir şey yapmama gerek kalmadı. Merdivenlerde kendimi fotoğraflamaya çalışırken hemen arkamdaki bayan arkadaşları da kadraja almışım, farkında değilim. Bir anda arkamda bir çığlık koptu ve bizi çekme tarzında sesler çıkartıyorlardı. Tabi ki Reşat iletişim kurmadan durur mu? Tabi ki yeterince malzemem vardı, ne de olsa motosikletle Türkiye'den gelmiştim. Hikayemi anlatınca hepsi şaşırdı, dinledi, Türkiye'yi sordu. Anladığım kadarı ile yaptığım iş onlara çılgınca geliyordu. Hepsinin suratlarında ah şu çılgın Türkler ifadesini görebiliyordum. Motosiklet İle İtalya turu nda her şey tam istediğim gibi olmuştu istediğim ve hayal ettiğim gibi Roma'yı güzel ve keyifli bir akşamla bitirmiştim. İtalya turumun en önemli noktasına gitmek için artık dinlenmeliydim. Roma'ya veda vakti, ama ayrılamıyordum. Motosikletimin üzerindeki eşyalarım yüzünden insanların bakışları arasında sabah tekrar motosikletle bir panaromik şehir turu daha atıyordum. Roma ile ilgili gezecegiz. com'un yazısı çok işime yaradı. Muhakkak tavsiye ederim."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/motosiklet-ile-italya-turu-bolum-4", "text": "Gezecegiz. Com ailesine yeni katılan Resat Dişbudak, ilk kez yurtdışına çıkışının hikayesini bu yazı dizisinde anlatıyor. Üstelik Reşat, kısıtlı ingilizcesi ile, kısıtlı bir bütçe ile gerçekleştirdiği bu baştan başa İtalya seyahatini, pek çoğumuz için en zor yoldan yani ;Motosikleti ile yapıyor, Camping'lerde konaklıyor, motosikletini RO-RO gemisi ile gönderiyor. Soluksuz okuyacağınız bu 5 bölümlük yazı dizisinde, pek çok tüyo'nun yanı sıra, Biraz cesaret ve istekle nelerin başarılabileceğini yeni bir gezgin'in kaleminden okuyacağız. Reşat'a aramıza hoşgeldin diyor, okurlarımıza ilham vermesini diliyoruz. 228 km'lik Napoli yolcuğuma otobanda devam ettim. Hızlı bir şekilde Napoli'yi görüp ardından Amalfi sahillerine ulaşmak ve hava fazla kararmadan biraz dolaşmak istiyordum. Yolda sadece benzin alarak durduğum bir yerde hayatımdaki en sepmatik insanlarla karşılaştım. İtalya'da benzin alırken hep pompacı olan benzinliklere girdim. Hatta şöyle bir bilgi de vermek isterim ENİ adı verilen benzin istasyonları hem temiz, alışveriş yapacağınız hem de pompacısı olan istasyonlar. Benzinim bitmek üzereydi ve artık neresi olursa girecektim. Bir şekilde kendi benzimi alıp yoluma devam etmek istiyordum. Basit bir benzin istasyonu buldum ve girdim. Pompanın yanına geldiğim esnada garip bir şey oldu ve içeriden koşarak birisi yanıma doğru geliyordu. Bir an korktum yanlış bir şey mi yaptım diye. Bana 'nereden geliyorsun?' diye sordu, 'Türkiye' dedim, adam bir anda bana sarıldı ve ne olduğunu anlamadım. Burası self servis bir benzin istasyonuydu ve karı koca işletiyorlardı. Sırasıyla benzinimi koydular, ben lavaboya gittiğimde motosikletin üzerindeki eşyaları beklediler, çay ısmarladılar, sigara verdiler hatta içtiğim suyun parasını dahi almadılar. Anladığım kadarı ile Türkleri çok seviyorlar ve Türkiye'de kısa bir süre tatil yapmışlardı. İçeri girdiğimde de, kameradan motosikletin plakasını görüp gelmişlerdi. El kol hareketleri ile anladığım şey buydu. Motosikletle yaptığım bu seyahate de baya ilgi gösterdiler. Sadece benzin almak için durduğum istasyonda çok tatlı ve sıcak kanlı bu insanların yanından ayrılmak istemesem de yarım saat kaldım. İtalya'da güneye indikçe ortamın değişmeye başladığını hissettiğim sıralarda Napoli'ye yaklaşmıştım. İlk önce fark ettiğim şey; daha şehire girmeden otoyol kenarlarındaki çevre kirliliğiydi. Burası şimdiye kadar gördüğüm İtalya'ya benzemiyordu. Napoli hakkında malesef iyi şeyler yazamayacağım çünkü, üzülerek iyi bir şey gördüğümü söyleyemeyeceğim. Büyük bir cadde üzerinde ilerlerken, bulunduğum caddenin şehrin önemli bir caddesi olduğunu düşündüm. Fakat yollarını gördüğümde hayal kırıklığına uğradım. Arnavut kaldırımlarla döşenmiş cadde, çukurlarla doluydu. Motosiklet kullanmak güçtü. Tüm seyahat boyunca bana yol veren o kibar otomobil ve motosiklet sürücülerinden eser yoktu. Trafik kurallarına uyum ve motosiklet kullanıcılarında kask yoktu. Binalar ve yerleşim biraz eski ve harabe görünümündeydi. Değişim o derece olumsuzdu ki, Ülke değiştirmişçesine hissettiriyordu. Öğrendiğim kadarıyla, Napoli'de çöpleri mafya takımı topluyormuş, devlet de mafyanın ücretini ödemediğinden dolayı, mafya da bu işi aksatmakla beraber, bir başka kurumun da toplamasına da izin vermiyormuş. Sonuç itibariyle Napoli ; düzensiz, bakımsız, İtalya'nın tarihine/yaşamına uymayan bir görüntü sergiliyordu. Gitmeden önce Napoli hakkında yaptığım araştırmalarda gezilecek yerleri belirlemiştim fakat gördüklerim buralara gitme isteğimi engelledi. Aynı zamanda Napoli'nin hırsızlık konusunda meşhur bir şehir olduğunu duymuştum. Floransa'da karşılaştığım bir Türk, Napoli'de motosikletime dikkat etmem gerektiğini söylemişti. Yemek yeme ihtiyacı duyduğum bir anda, bir büfeye yaklaştım, büfenin karmaşıklığından ve motosikletime dikilen hoş olmayan gözlerden dolayı rahatsız oldum. Napoli Kalesi 'nin tek bir kare fotoğrafını çekerek, burada benzin yakmamaya karar verdim. Gördüklerim belki beni rahatsız etti, fakat siz Napoli'ye bir şans verebilirsiniz. Napoli şehir merkezinin verdiği tedirginlikle, şehir çıkışında küçük bir mola verip Amalfi Sahilleri'ne doğru yola çıkma niyetindeydim. Navigasyon yolumu bir dağın yamacıma çıkardı. Nasıl bir yola çıkacağımı bilmeden, üstümden atamadığım Napoli gerginliği ile küçük bir mola verip son bir sigara içmek istedim. Bulunduğum ıssız bir yerde sigaramı içtim ve yola çıktım. İtalya turumun önceden belirlediğim en önemli destinasyonuna yani Amalfi Sahilleri 'ne doğru yol alıyor olmak üstümdeki o huzursuz hali atmama yardımcı oldu ve yükseklere doğru çıkmaya başladım. Biliyorum ki bu dağın ardında bir medeniyet vardı. Bu dağ yolu üzerinde belli yerlerde bulunan seyir teraslarından Napoli 'nin ne kadar büyük şehir olduğunu ve Vezüv Yanardağı'nın ne kadar güzel göründüğünü görebilirsiniz. Napoli 'den bana kalan tek güzel görüntü buydu; çünkü dağın yeşili, Napoli ve Vezüv Yanardağı aynı karede muhteşem görünüyordu. Yaklaşık 90 km, Amalfi Sahilleri'ne kadar bol viraj eşliğinde keyifli bir yol aldım. Yol üzerinde gördüğüm yeşil ve küçük kasabalar beni kendime getirmişti. Şehre girerken, yukarıdan görünen manzara ile heyecan basmış ve uzaktan bu kadar muhteşem görünen bu yer için hemen varma isteği her yanımı sarmıştı. Amalfi'ye kadar tüm konaklamalarım çadır üzerine kuruluydu ve artık kendime, en çok gelmek istediğim şehirde bir ödül vermeliydim. Yine ilk olarak konaklamamı yapacağım yere gitmek üzere otelimi aramaya başladım. Turum boyunca ilk kez bir otelde, Positiano bölgesinde yer alan Residence Villa Degli Dei isimli rezidansta konaklayacaktım. Amalfi tamamen dağ yamacına kurulmuş bir şehir olduğu için, bütün yerleşim yerlerine araç giremiyor. Birçok yerine yüksek uzun merdivenlerden veya uzun dar sokaklardan varabiliyorsunuz. Mutlaka aracınızla gidebileceğiniz bir konaklama yeri seçmenizi tavsiye ederim. Yamaçlardaki kıvrak yollar tamamen bir bulmaca gibi olup, bu durum navigasyon ile dahi varış noktanızı bulmanızı çok zorluyor. Uzunca bir süre navigasyonun yönlendirmesi ile hareket ederken, doğru adrese gidiyordum, fakat konaklayacağım yer orası değildi. Birkaç denemeden sonra kalacağım yerin biraz yamaçta olduğunu öğrendim. Bir otele girip yerini sorduktan sonra, tarifle gidilemeyecek bir yer olduğunu anladım ve otel yöneticisinin yardımcısı olan scooterlı bir gencin desteği ile gideceğim yere varabildim. Yine motosikletle varabildik fakat motosikleti uzak bir yerde bırakmak zorunda kaldım. Bıraktığım yerden otele bütün eşyalarımı taşımak inanılmaz zordu. Eğer bu tarz bir otelde kalacak olursanız, tercihinizin bu tür bir zorluğu göze alacak veya zorluk yaşamayacak şekilde olmasını dilerim.. Neyse ki otelime yerleştim, otelin odasından görünen manzara bana her şeyi unutturmuştu. Amalfi'yi boylu boyunca görebildiğim, alabildiğince bir deniz ve gökyüzü manzarası tam olarak karşımdaydı. Otelin temizliği, düzeni ve görüntüsü, çadır hayatından henüz çıkan biri için gayet çekiciydi. Otel sessiz ve sakin bir çevrede olup, içi de aynı şekilde bir o kadar sessiz ve sakindi. Anahtarımı veren İtalyan genci sadece bir kere gördüm ve bir daha göremedim. Güzel bir duş aldıktan sonra hafiflemiş yüksüz motosikletimle beraber, Amalfi'nin şahane virajlarıda yol almaya başladım. Bütün sahil şeridini, güzel ve düzgün yollar eşliğinde, virajlarda, sağlı sollu yatarak gezmeye çalıştım. Yollar bir o kadar virajlı olmasına rağmen, dar ve tek gidiş/geliş olarak düzenlenmişti. 1-2 saat kadar motosikletle gezdikten sonra, Duomo di Amalfi adlı katedrali görmek istiyordum. Katedrali bulduktan sonra, Amalfi'ye özgü uzun merdivenler burada da beni karşıladı. Katedrali gezdikten sonra, bir restoranta oturup, yine seçimi garsona bırakıp lezzetli bir yemek yedim. Amalfi 'nin kendine özgü bir şehir olması, her sokağından anlaşılıyordu. Sokak denilen yerler, bir mağaranın dehlizlerini andırıyordu. Sadece iki insanın yan yana geçebileceği, dar ve üstü kapalı bu sokaklar labirenti andırıyordu ve kaybolmak mümkündü. Bununla ilgili paylaştığım fotoğraflarda ne demek istediğim anlaşılacaktır. Binaların alt kısımları, sanki birbirine kökten bağlanmışcasına, tüneller gibiydi. Her kapı bir ev, her koridor bir kapıya çıkıyordu. Kendine özgü bir mimarisi vardı bu şehrin. Bir sokak nereye kadar gidebilir diye merak edip, sonuna kadar gittim, inanın yollara peynir kırıntısı dökmediğime pişman oldum. Gece geç saatlere kadar bütün sokaklarına girip çıkmaya çalıştım. Genç nüfus gece geç saatlere kadar sokaklarda, kafelerde ve kaldırım üstlerinde geceyi geçiriyorlardı. Gecesi ayrı, gündüzü ayrı güzel bu şehir için, yarım gün bir gece gerçekten yeterli değildi. Gerçek anlamda tadı damağımda kalan ve mutlaka bir kere daha uzun süreli kalmaya geleceğim bu şehrin gecesine artık veda etmeliydim. Hiç dinlenmeyen bu vücut, son bir hamle ile kendini Minori'ye attı. Biraz da burada gezdikten sonra, yaklaşık 1 saat süren yolculuk akabinde otelime geri döndüm. Buradaki mesafeler gözünüze az gelebilir ama gerçekten zaman harcıyor çünkü o kadar çok virajlı yolları var ki, bir süre sonra virajdan sıkılabiliyorsunuz. Odamın balkonunda bir bira içerek bu güzel şehrin bu güzel gecesiyle vedalaştım. Ertesi gün yaklaşık 300 km'lik Brindisi yolculuğum ve eşyalarımı motosiklete taşıyacağım için enerjiye ihtiyacım vardı. Korku ve tedirginlik dolu geçireceğim ertesi günden habersiz bir şekilde uyandım ve eşyalarımı motosikletime taşıdım. İnanın buradan ayrılırken ayaklarınız geri geri gidecek, bunu hissedeceksiniz. Son defa odama ve manzarama veda edip görevlinin bana söylediği gibi kapıyı çektim ve çıktım. Pardon; hatıra kalsın diye bir fincanı da yanıma aldım. Otel odasından motora eşyalarımı taşıdığım yollar çok ama çooook uzundu. Burada size önemli bir bilgi vermek istiyorum. Eğer sizde benim gibi saatli ve planlı bir seyahat edecekseniz buraya dikkat etmelisiniz. Biletini gitmeden önce aldığım Brindisi'den Igomenitsa'ya kalkan Grimaldi Lines'ın feribotu saat: 16:30'da kalkıyordu. Evdeki plan ile 350 km sürecek yolu bir saat önce Brindisi'de olacak şekilde yaklaşık 4 saat sürecek şekilde planladım. Her şey hazır bir şekilde 11:00'da motora bindim. Positiano bölgesinde kaldığım için Amalfi'den çıkışım biraz sürecekti. Bunu da hesaplamıştım ve yola çıktım. Ama yol darlığını, virajları ve bu yollarda oluşacak trafiği hesaba katmamışım. Mümkün olduğunca dikkatli ve hızlı bir şekilde buradan bir şekilde çıkmanın planlarını yapıyordum, bir yandan da sürekli saate bakıyor kendimi geriyordum. Uzun lafın kısası sahil şeridinden çıkmam ve bir otoyola kendimi atabilmem saat: 13:00 civarında oldu. Siz siz olun, Amalfi'den ayrılırken yola en az 2 saat önceden çıkın. Aslında burada kendi zamanlama hatam şu oldu, Amalfi'den ayrılırken planım, otoyola çıktıktan sonra durmadan yol almaktı ama navigasyonun beni yönlendirdiği virajlar ve sahil şeridi bitmek bilmeyince böyle bir stresi yaşamak zorunda kaldım. Bir yandan sürekli saate bakarak, bir yandan denizi ve manzarayı da izlemekten kendimi alamayarak buradan çıktım. 3 saatim vardı ve 300 km yolum vardı. Otoyola çıktıktan sonra sadece benzin almak için durarak ortalama 150 km! hızla Brindisi'ye doğru yol aldım. Yolda ne gördüm nereden geçtim hatırlamıyorum ama Potenza, Bernalda ve Taranto üzerinden Brindisi'ye vardım. Stres dolu bu yolculukta; verdiğim 85 euroya mı, bir sonraki gemiyi bekleyeceğime mi, yoksa beni Kavala'da karşılamaya gelen sevgili ablam ve eşini göremeden Türkiye yolunu tutacağıma mı hangisine üzülmeliyim, karar vermeye çalışıyordum. Brindisi'ye geldiğimde limanı bulmam konusunda navigasyon biraz zorlandı. Brindisi'ye gelmiştim, geminin kalkmasına 45 dk vardı ve ben hala limanı bulamamıştım. Burada navigasyona gideceğiniz yeri Igomenitsa olarak ayarlamanızı öneririm çünkü sizi direk limana götürüyor. Eğer sonra; bozulacak olan navigasyonum buraya gelirken bozulsaydı, mümkün değil burayı bulamazdım. Geminin kalkmasına 30 dk kala limana ulaştım ve araçların sırasına girdim. Ben direk gemiye bineceğimi zannediyordum ama görevli beni otobüs terminali gibi deskler olan bir yere gönderdi. Önce check-in yapmam gerekiyordu. İçeri girdiğimde Ulusoy'un tabelasını gördüm. Nefes nefese geldiğimi gören görevli hemen işlemimi yaptı. Bana eliyle 'çabuk ol, gemi kalkacak!' diye işaret yaptı ve tekrar geminin yanına geldim. Motosiklet olmanın faydalarını kullanarak sıra beklemeden direk gemiye girdim. Gemiye girdiğimde motosikleti bir köşeye koydum, birileri yanıma gelip motosikleti bağlayacaklar sandım ama bağlamıyorlarmış. Yine rahat edemediğim için bir görevliden motosikleti bağlamasını rica ettim, kırmadılar ve güzel bir şekilde motosikleti sabitlediler. Bu zorlu ve stresli yolculuk sonrasında gemiye kendimi attığımda rahatladım. Yolculuk yaklaşık 9 saat sürüyor ve gece 01:30 civarında Igomenitsa'ya varmam gerekiyor. Gemi rezervasyonunda size bazı opsiyonlar sunuyorlar. Kamaralı/koltuklu vb. Ben biraz cimrilik yapıp biletimi kamaralı almamıştım. Gemi hareket ettikten sonra güneş batana kadar geminin hemen hemen her yerinde fotoğraflar çektim. Havanın kararması ve serinlemesi ile birlikte kafe gibi bir yerde bir koltuğa çöktüm ve dinlenmeye başladım. Biletin içinde bir öğün akşam yemeği bulunuyor. Yemek kalitesi çok iyi değil ama birşeyler yemeliydim. Saati geldiğinde yemekhaneye gidip yemeğimi yedim ve uyumaya çalıştım. Igomenitsa'dan Kavala'ya kadar sürecek gece yolculuğu için uyumak zorundaydım ama kendimi çok zorlamama rağmen maalesef uyuyamadım. Bu uyuyamamanın sıkıntısını daha sonra çekecektim. Gece 02:00'da gemi limana yanaştı. İki ülke de Avrupa Birliği üyesi olduğu için pasaport yada vize kontrolü gibi bir durum söz konusu değil. Eskihisar-Topçular feribotu gibi gemiden indim ve limandan çıktım. Normal planımda önce Kalampaka'da bulunan Meteora'ya 180 km'lik bir gece yolcuğu yapıp, orada önceden tespit ettiğim kamp yerinde uyuyarak gündüz yolculuğu ile sırasıyla Selanik ve Halkidiki'ye uğrayıp oradan İstanbul'a dönmekti. Fakat ablam Deniz Tanrıverdi ve eşi Anıl Tanrıverdi bir çılgınlık yapıp iki geceliğine Kavala'ya beni karşılamaya geldikleri için bu plandan vazgeçtim. Sabah Kavala'da beni bekledikleri için sabaha doğru yanlarına varmayı planladım. Eğer orada ablam varsa güzel bir kahvaltı beni bekliyordu bundan emindim. Ablamın, dinlenemediğim ve uyuyamadığım için gece yolculuğu yapmamam konusundaki ısrarlarına rağmen limandan çıktım ve direk Yunanistan otobanına girdim. Macera dolu bir yol daha beni bekliyordu. Bir süre karanlıkta sadece motosikletin ışığının aydınlattığı yolda tek başıma ilerliyordum. Bazen kendime soruyorum, bu turu hangi cesaret ile tek başıma yaptığımı ama öyle/böyle bir şekilde her noktası keyifli ve sorunsuz bir şekilde turumun sonuna doğru yaklaşıyordum. Merhaba offline olması için yanımızda Navitech marka bir navigasyon cihazı vardı.. Ayrıca telefondaki maps uyulamaları da online arama gerektiğinde kullandık. Bilgilerinize."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/motosiklet-ile-italya-turu-bolum-5-ve-son", "text": "İlk kez yurtdışına çıkışınızı düşünün. Vizesinden konaklamasına, nereleri gezilir araştırmalarından, hava alanından otele nasıl geçeceğiniz sorusuna kadar ne kadar zorlandığınızı ve heyecanınızı düşünün. Gezecegiz. Com ailesine yeni katılan Resat Dişbudak, ilk kez yurtdışına çıkışının hikayesini bu yazı dizisinde anlatıyor. Üstelik Reşat, kısıtlı ingilizcesi ile, kısıtlı bir bütçe ile gerçekleştirdiği bu baştan başa İtalya seyahatini, pek çoğumuz için en zor yoldan yani ;Motosikleti ile yapıyor, Camping'lerde konaklıyor, motosikletini RO-RO gemisi ile gönderiyor. Soluksuz okuyacağınız bu 5 bölümlük yazı dizisinde, pek çok tüyo'nun yanı sıra, Biraz cesaret ve istekle nelerin başarılabileceğini yeni bir gezgin'in kaleminden okuyacağız. Reşat'a aramıza hoşgeldin diyor, okurlarımıza ilham vermesini diliyoruz. Igoumenitsa'ya uykusuz bir feribot yolculuğu sonrası, gece yolculuğu ile Kavala durağı için otoban'a girdim. Bir süre sonra Motosikletin benzini yavaş yavaş bitmeye başlamıştı. İlk otoyol gişesine kadar bir benzinlik göremeyince yavaş yavaş stresi basmaya başladı tabi. Gişede çalışan bayana benzin istasyonu nerede diye sordum bana gülümsedi ve otoban üzerinde bir benzin istasyonu olmadığını söyledi. Bende kendisine tatlı tatlı gülümsedim. Bir kalem kağıt aldı ve birşeyler yazdı. Elime tutuşturduğu bu kağıtta Ioannina yazıyordu. Sonrasında bana otoban üzerinde benzin istasyonu olmadığını, en yakın Ioannina'da olduğunu ve otobandan çıkarak şehir içinde girmem gerektiğini anlattı. Artık navigasyonda yeni rotamız Ioannina'ydı.. Biraz ilerledikten sonra exit tabelasından çıkıp Ioannina'ya girdim. Benzinliklerin hemen hepsi kapalı. Sanırım gece geç saat olduğu için açık benzinlik bulamadım.. Bir restorantın önünde durup sormak üzereyken 'Selamın Aleyküm abi, hayırlı ramazanlar' diyerek yaklaşan biri çıkıverdi. Uykusuz, yorgun yola devam ederken, yolda bir süre sonra havanın sıcaklığı oldukça düşmeye başladı, hatta kış geldi diyebilirim. Limandan sadece polar ile çıktığım bu yolda her 20 km'de bir durdum çünkü Haziran ayında kara kış sanki bana gülümsüyordu. 20 km aralıklarla önce motor montunu, termal içliği, motor pantolonunu, botlarını ve en son içime polarla beraber motor montunu giyerek ideal sürüş sıcaklığına eriştim. Üzerime bir kıyafet giydiğim her 20 km'de bir hem bu duruma gülüyordum hem de sıcaktan tatil boyunca t-shirt ile geçirdiğim günlerimi düşünüyordum. Biraz ısındıktan snra artık bana durmak yoktu ve hiç durmadan 350 km Selanik'e kadar geldim. Bu yolu hiç bir zaman nasıl geldiğimi anlatamayacağım çünkü hatırlamıyorum. Şimdi düşününce yaptığımın yanlış olduğunu, uykusuz bu yolu almamam gerektiğini kabul ediyorum. Fakat bazı anlar vardır ki aksiyona geçmeniz gerekir. Benim için aileme kavuşma motivasyonu en büyük etken oldu.. Kendimi dinlendireceğim bir yer maalesef bulamadım çünkü liman çıkışı direk otobana bağlanıyordu. Otoban boyunca kendime mola verebileceğim bir yer bulamadığım ve tek olduğum için yavaş yavaş ve dikkatli bir şekilde bu yolu bitirdim. Motosiklet kullananlar bilir, motosiklette sürüş dikkati, arabaya göre 4 kat daha fazla olmalı. Uykusuzluk ve yorgunlukla mücadele ettiğim bu yolu alırken gerçekten ciddi şekilde zorlandığımı belirtmeliyim. Umarım bu anlattıklarımla sizlere tecrübelerimi aktarabilmiş olurum. Ek olarak bu rotada navigasyonum bozuldu ve bir daha çalışmadı. Neyse ki artık ihtiyacım yoktu ve otoban beni Kavala'ya kadar götürecekti. Tekrar belirtmek istiyorum, eğer navigasyonum Amalfi-Brindisi hattında acele ile giderken bozulsaydı çok zor zamanlar geçirebilirdim. Buradan aldığım tecrübe; böyle bir tura çıkarken mutlaka ya sağlam bir navigasyon cihazı ile gelinmeli ya da yedek navigasyon cihazı alınmalı. Yorgunluktan olsa gerek diye düşünüyorum, bu güzel kahvaltıyı tam olarak yapamadan hemen motosikletlere atlayıp kendimizi Thasos yolunda bulduk. Farkındaysanız çoğul yazabiliyorum, çünkü artık tek değilim. Kavala'nın içinden, Thasos'a 2 saatte bir feribot kalkmakta fakat biz Thasos 'a 13 km uzaklıktaki Keramoti'den feribota binme kararı aldık. Çünkü Keramoti'den kalkan feribotlar dolduğu zamanda kalkıyor ve çok daha kısa zamanda geçiyordu. Keramoti'ye giderken yolda küçük bir şansızlık bizi bekliyordu. Eniştemin kullandığı motosikletin arka lastiği patladı ve uzun bir süre (yaklaşık 2 saat kadar) burada vakit kaybettik. Yol kenarında elimizdeki lastik tamit takımları ile tamir etmek istedik fakat lastikteki hasar epeyce büyük olduğundan dolayı tamir takımları onarım için yeterli olamadı. Yakında bulunan bir benzinliğe motosikletleri çektik ve bir kaç tamir denemesinden sonra bunu kendi imkanlarımızla yapamayacağımızı anladık. Zaman olarak tehlikeli bir saatteydik, çünkü Yunanistan'daki işyerleri, cumartesi günleri öğleden sonra Siesta için kapatıyorlardı ve Pazartesi günü açıyorlardı. Tam çaresiz kaldığımızı düşündüğümüz bir esnada şans yine yüzümüze güldü ve benzinlik çalışanı bizi 3 km ötedeki tamirciye yönlendirdi. Eniştem, lastiğe olması gerekenden fazla hava basarak tamirciye ulaşmaya çalıştı ve biz de ablamla benzinlikte onu beklemeye başladık. Sonradan öğrendiğimize göre, eniştemin gittiği tamirci, lastiği tamir edemeyeceğini fakat bir tanıdığına lastik sorabileceğini belirtiyor. Aranan tanıdık, önce telefonlara cevap vermiyor, ümitlerin kesildiği anda, tanıdık lastikçi geri dönüyor ve sorundan bahsediliğinde ise, elinde tesadüfen BMW 1200RT için uygun bir çıkma lastik olduğunu belirtiyordu. Eniştem ; geldiğinde mutluluk ve heyecanla bize bu gelişmeleri anattı. Bu tamirciye doğru tekrar yola çıkmadan önce, arka lastiğin hava kaçırdığını anladık ve 40-50 bar hava basarak, lastik hava kaçıra kaçıra, çıkma lastiği bulabileceği dükkana gitmek üzere eniştem yola çıktı. Aradan yarım saat sonra tam ablamı da alıp Türkiye'ye dönme planları yaparken eniştem sağsalim ve sorunsuz şekilde yanımıza geldi. Buraya yolunuz düşer ve başınız derde düşer ise Chrysoupoli'deki Motosikletçi Hacı Vasiliyadis'in haritadaki yerini de işaretleyelim. Artık Keramoti-Thassos feribotuna ulaşabilmek için bir sıkıntımız kalmamıştı. Feribottan tek hatırladığım, feribota bindiğim, bir yere oturduğum ve sonra da kalkıp motosiklete bindiğimdir. Bulduğum yerde nasıl bir sızdıysam, sonuna kadar uyumuştum. Thasos'da motosiklerle mini bir ada turu attıktan sonra, La Scala Beach isimli sahilde serinlemek ve dinlenmek üzere durduk. Thasos 'da yer alan koylar muhteşem ve çok gezilesi. Gidilecebilecek tüm koylara gidilmeli ve tüm o cennet koylarda yüzülmeli. Eğer gittiğinizde vakit bulabilirseniz, tek bir yere bağlı kalmadan tüm o koylara girip çıkmalısınız. Sahilde biraz vakit geçirdikten sonra o gece konaklayacağımız ve adanın arka tarafında otelin bulunduğu Limenaria'ya ulaşmıştık. Otel denize sıfır bir konumda olup, gerek temizliği, gerek çalışanları konusunda bizi çok memnun eden bir moteldi. Hazırlandıktan sonra kendimize bir akşam yemeği ödülü vermeliydik ve otele çok yakında konumda bulunan Mouragio restorantına süper ve Türkiye'ye göre hatrı sayılır derecede ucuz deniz ürünleri ağırlıklı s, parişlerimiz ile mideleri şenlendirdik. Bu son alşam yemeği muhteşemdi diyebilirim. Gecenin sonunda ise dinlenmek üzere otele dönmek zorundaydık, 39 saatlik uykusuzluğun üstüne artık dinlenilmeliydi. Tekrar feribotla Keramoti'ye geçip, oradan sınıra doğru yol almaya başladık. Egnatia Odos otobanı gayet kaliteli bir yol.130 km hız limiti var. Türkiye'ye geçmeden hemen önce Dedeağaç'ta bir yemek molası verelim dedik. Sahilde Fener'in karşısında güzel bir burger yerken 10 gün sonra telefonum ilk defa Turkcell sinyalini almaya başlamıştı. Fazla vakit kaybetmeden yola koyulduk. Kısa bir sürüş ardından İpsala'ya geldiğimizi uzakta dalgalanan Türk bayrağını görünce anladık. Gümrük kapısında yine motosiklet kullanmanın avantajıyla, uzun kuyrukların önüne geçerek Türkiye'ye giriş yaptık. Artık turun başından beri hayalini kurduğum fotoğrafı çektirmek için, 'Türkiye'ye Hoşgeldiniz' tabelası önündeydik. İstanbul'a kadar kesintisiz bir sürüş yaptık. Bu güzel tatili bir güzel yorgunluk birası ile taçlandırmam gerektiğini düşündüm ve her zaman olduğu gibi Kadıköy-Biberr Cafe'nin yolunu tuttum. Burada biramı yudumlarken bir hafta boyunca yaşadığım her kare gözlerimden film şeridi gibi aktı geçti. Bu anlar yorgunluğun üzerime çöktüğü fakat keyfine doyulamayan anlardı. Evimin kapısına geldiğimde göstergede 3165 km yazıyordu. Tam olarak Trieste Limanı'ndan evimin kapısına kadar aldığım yol bu kadardı. Bir şeyi gerçekten isteyince, bunu başarabileceğime dair güvenim tazelendi. Yalnız olmam, dil bilmemem ve ilk defa yurt dışına çıkmam gibi dezavantajlarıma rağmen çok keyif aldığım kendim için mükemmel bir tatil oldu. Yaşadığım olumlu/olumsuz her konu, bana birer deneyim olarak yanıma kar kaldı. Böyle bir tecrübeden sonra, artık böyle turu tekrar yapmam için bana kılavuz oldu ve cesaret verdi. Bu tatilde genel olarak yalnız olduğumdan dolayı çok keyifli zamanlar da geçirdim. İstediğim yer yerde ve her şekilde konakladım, durdum, vakit geçirdim. Tabir-i caizse kafama nasıl estiyse öyle davrandım. Uzun zamandır böylesine keyif almamıştım. Eğer böyle bir tatili yapmaya cesaret edecek arkadaşlarınız yoksa, inanın böylesini de yapmanızı şiddetle tavsiye ederim. Şu andan sonra artık yeni rotalar çizmeye başladım. Maddi ve manevi bir engel olmadığı sürece de bu rotaları çizmeye ve hayata geçirmeye devam edeceğim. 'Ben gidiyorum' kelimesi ağzımdan çıktığı andan itibaren, bana olan inancını, güvenini ve yardımlarını esirgemeyen sevgili eniştem Anıl Tanrıverdi 'ye, vize alımı hakkında ve yurt dışı tecrübelerinden edindiği bilgileri paylaşma konusunda Erkut Minez 'e, bu işi yapmamı çok isteyen ve bana inanan Erhan Tatlıcı'ya, ablam ve annemin de bitmeyen sabırlarına sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Ve tabiki bu turu yaparken beni birebir takip eden ve bu yazımı sabırla sonuna kadar okuyan siz gezeceğiz. com okurlarına en içten teşekkürlerimle.."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/palandoken-kayak-merkezi", "text": "Kayak için genelde Uludağ ve Kartalkaya'yı tercih edenler için Palandöken Kayak Merkezi hep uzak ve gidişi zor gelen bir destinasyon olmuştur. Aslında Istanbul'u merkez olarak alırsak hem Uludağ'a hem de Kartalkaya ulaşım süresi Erzurum'a gidişten daha uzun sürüyor hem de daha maliyetli olabilir. Ülkenin Batısında oturuyorsanız tek şansınız var : Uçak 🙂 Indirimli olarak uçak bileti alabilmek için tabi ki biraz erken hareket etmek gerekiyor. Uçak biletini erken almanın tek riski var o da gittiğinizde kar olmama ihtimali. Ama bu ihtimal de emin olun Uludağ ve Kartalkaya'dan daha az 🙂 Bir diğer artısı da kar olmasa ya da az olsa bile suni kar ile pistler yine kaymaya müsait hale getiriliyor. Erzurum'a indikten sonra şehir merkezine belediye otobüsleri ile ulaşım inkanınız bulunuyor. Taksi ile de gidebilirsiniz ancak taksimetre Istanbul'un yaklaşık 2 katı 🙁 Aklınızda olsun. Bir de Otel ile havaalanı mesafesi yaklaşık 15-20 dakika. Palandöken'de daha önce Dedeman Ski Lodge'da konaklamıştım. Bu sene ise 1 ay önce kadar Xanadu Snow White'ta iş için konaklamıştım ve çok da memnun kaldım. Gezimanya. com ve Xanadu Hotel işbirliğiyle gerçekleştirilen etkinlik sebebi ile bir kez daha Xanadu Snow Plus'ta kaldım. Snow Plus 150 gün boyunca kış sporlarına meraklı her yaş kesimine kayak ve snowboard yapma imkanı ile birlikte buzda tırmanış, karda rafting, kızak, mini curling snowtubbing gibi farklı eğlence alternatifleri de sunuyor. Kayak yapmak istemiyor ve çocukluğunuza geri dönmek istiyorsanız da 800 metrelik bir kızak pisti var 🙂 Tesis 2500 metrekarelik alanda kış sporları yapmanıza olanak sağlıyor. Büyükler için kayak pistleri yapılırken çocuklar da unutulmamış ve sadece onlar için Kids Snowpark oluşturulmuş. Ayrıca Avusturyalı Milli kayakçı Hannes Brenner koordinatörlüğünde hem kayak öğrenmek isteyenlere profesyonel bir eğitim veriliyor hem de daha önce hiçbir tessite görmediğim makinelerle kayakların bakımları yapılıyor. Otelin kayak odasında bir torna tesfiye atölyesini andıran detaylı bir bakım merkezi var. Kayak sonrası yorgunluğu atmak için otelin sıcak havuz, Türk hamamı, SPA merkezi gibi birçok imkanı bulunuyor. Rahatlamak için dilediğinizi seçebilirsiniz. Onun dışında yine aynı bölgede Palan Otel, Polat Otel ve Dedeman otelleri bulunuyor. Yukarıda yazdığım gibi daha önceki Erzurum ziyaretimde çok kayma fırsatım olmadı ancak bu sefer doyasıya kayabildim. Türkiye'nin en yüksek tepesi de 3180 metre ile Ejder Tepesi Palandöken'de yer alıyor. Otelin kendine özel 3 ayrı zorluk derecesinde 12 kilometrelik pisti bulunuyor. Bu pistlerin dışında Palandöken^de toplam 50 kilometrelik kayak pisti var. Dağın sağ tarafında ise yine 50 kilometrelik pist büyüklüğüne sahip Konaklı kayak pistinde de kayabilirsiniz. Buraya ulaşmak için araç kullanmanız gerekiyor. Erzurum'da Palandöken haricinde Konak Kayak Merkezi de bulunuyor. Orada kaymadığım için yorum yapamıyorum. Bir de Kayak Olimpiyatları için yapılan Kandilli Kayak Merkezi bulunuyor. Bir dahaki ziyereti daha uzun bir süre kalacak şekilde planlayarak tüm pistlerden kaymayı hedefliyoruz. Herkese bol karın yağdığı tipisiz keyifli ve zevkle kaymayı diliyoruz. Fiyatlar değişiklik gösterebiliyor. En iyisi gideceginiz donemde otelden fiyat almak. Ücretli olarak tabi ki faydalanabilirsiniz diye düşünüyoruz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/paros-adasi-gezi-notlari", "text": "Santorini adasından sonra Yunan adaları turumuza Paros adası ile devam ediyoruz. Paros adasına nasıl gidilir ve Paros adası nerede sorularına cevap vermeye çalışalım. Paros adasına Türkiye'den direkt gidiş ne yazık ki bulunmuyor. Paros Kiklad takım adalarının bir üyesi. Mikonos ve Santorini kadar hareketli değil ama doğal güzelliği, kaliteli turist kitlesi ile çok memnun kalacağınız bir ada. Paros genel olarak Yerli Yunanlılar ile Fransız ve İngiliz turistlerin tercih ettği nispeten daha aristokrat bir Yunan Adası. Paros adası, rıhtımda sizi Yel değirmeni ile karşılar. Cafe Barlar ve restaurantlarla çevrilmiş geniş ve uzun kordonu ile güzel bir tatil merkezidir. Dar sokakları, ortaçağ kalıntısı kemerli yolları, bembeyaz daracık sokakları Yaseminle bezenmiştir. Bizim Yunan adaları turumuz Rodos-Simi-Kos-Santorini-Paros-Mikonos ve son durak Mikonos'dan uçak ile Türkiye rotasiyla gerçekleşti. Aynı rotayı takip edebilirsiniz ya da Bodrum-Kos-Santorini adalarını gezip Paros'a Santorini üzerinden geçebilirsiniz. Adanın merkezi olan Parikia'da yada adanın kuzeyinde yer alan turistik bölge Naousa 'da konaklayabilirsiniz. Paros adası özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında Sörfçülerin gözde mekanıdır. Parikia ve Naousa kasabalarının da yanında tepe köyleri ve bağları ile bir çok kasaba ve köyü gezebilirsiniz. Limanın hemen karşısında yer alan dükkanlardan bisiklet, motorsiklet yada elektrikli araçlar kiralayarak adayı kendiniz keşfedebilirsiniz. Paros Kiklad adalarının tam ortasında yer aldığı için çevre adaları günübirlik geziler düzenlemenize yardımcı olacaktır. En yakın ada Antiparos adasıdır ve limandan sabah 09:00 -12:00 arası kalkan motorlar ile gidebilirsiniz ki mutlaka Paros 'a gelmişken antiparos adasına gidiniz. Pariki merkezde yer alan kilise Yunanistan'ın en eski kiliselerindendir, Önemli bir Bizans anıtı olan kilisenin resmi adı Bakire Meryem Dormiyonudur. Kilisenin hemen arkasında yer almaktadır. Antik Yunan'ın sanatsal hikayesi ve Apollon tapınağından elde edilmiş buluntuları görebilirsiniz. Parikia Limanının hemen yanındaki Otobüs terminalinden 2 euro karşılığında yarım saat süren bir seyahat ile Naousa'ya ulaşabilirsiniz. Naousa jet sosyetenin tercih ettiği sakin ama çok lüx mekanların olduğu bir kasaba. Bembeyaz daracık sokaklar, sakin ama lüks barlar, pahalı butiklerin olduğu şirin kasaba Naousa. Parikia limanından kalkan küçük tekneler ile Paros adasının yavrusu bu adaya gidebilirsiniz. Sabah 09:00 12:00 arasında ulaşım mevcuttur. Antiparos sakin ama bir çok kafe bar kültürünün olduğu bir adadır. Rıhtım ve çevresi en hareketli yeridir. Adanın çok güzel plajları bulunuyor ve limandan yarım saat yürüyerek Antiparos mağarasına gidebilirsiniz. Muhteşem sarkıt ve dikitleri ile görsel şölen sizi bekliyor. Burada daliş aktivitelerine katılabilirsiniz. Ada'da bir çok plaj mevcuttur biz gittiğimiz plajlardan örnek verdik ama detaylı araştırmak ve konaklamak için zamanınz var ise Paros plajları için http://www. paros-online. com/en/beaches bu siteyi incelemenizi tavsiye ederiz. Piperi Beach Naoussa merkezde yer alıyor Naoussa'ya geldiyseniz ilk durağınız burası olsun değişik yer isterseniz diğer plajlara bakabilirsiniz. Kolimbithres Naoussa'nın batısında yer alıyor. Su kayağı ve diğer aktiviteler plajda yer alıyor. Küçük çocuklu aileler için özellikle önerebiliriz. Kirstal berraklığında bir deniz için buraya gidebilirsiniz. Delphini Beach Parikinin güney batısında ufak bir plaj adaya yerleşmiş yabancıların kaldığı bölge olarak biliniyor. Parikia limanından otobüs ile ulaşabilirsiniz. Aliki en iyi balık restaurantların olduğu yer diye söyleyebiliriz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/rodos-adasi-gezi-notlari", "text": "Yunan adaları turumuza başlıyoruz 🙂 Turumuzun ilk adası Rodos. Ilk durağımızda 9 saat geçireceğiz sonrasında Simi adasına gideceğiz. Konaklamamızı Simi adasında yapacağız. Genel plana baktığımızda ise sabah erkenden Kos adasına geçeceğiz, Kos adasında aynı şekilde 7-8 saat konakladıktan sonra 19:00 feribotuna binip Santorini adasına geçeceğiz. Konaklamamızı Santorini'de yaptıktan sonra öğlen 16:00 sularında Paros adasına geçeceğiz. Paros adası konaklamasından sonra son durağımız Mikonos. Burada 1 gece konakladıktan sonra İstanbul'a dönüş zamanı. Bu gezimizde 5 günde 6 yunan adası gezmiş olacağız küçük bir değişiklik ile ada sayısını 9'a kadar yükseltmek elimizde ama günde 2 ada gezisi ve otele giriş saatlerinin gece olması ile sabah erken güne başlamalar sebebiyle gezimizi tadında bırakalım başka sefer gelmek için bahanemiz kalsın diyerek Mikonosda bitiriyoruz ( Mikonos ve çevresinde max 30 lık seyahatler ile 3 ada daha görme şansınız bulunmakta). Marmaris Limanından 40 euro karşılığında 1 saatlik feribot yolculuğu ile Adaya ulaşıyoruz. Yaz sezonunda Rodos'a uçak ile ulaşım sağlayabilirsiniz Bora Jet Rodos adasına uçak seferleri düzenlemektedir. Rodos Merkez Otelleri kısa bir tatil için geldiyseniz Merkez ve Merkeze yakın otelleri tercih edebilirsiniz. Feribottan iner inmez bizleri Camiler ve Rodos kalesi karşılıyor. Bir Yunan adasından ziyade Türk adasına geldiğinizi zannedebilirsiniz. Ada'da 5000 'den fazla Türk yaşıyor. Mübadele yıllarında Rodos adası İtalyanların olduğu için Mübadele dışı bırakıldığından adadaki Türk nüfus diğer Yunan adalarından bir hayli fazla. Rodos Yunanistan'ın büyük adalarından bir tanesi. Adanın en turistik bölgesi hemen Limanın karşısındaki Rodos Kalesi. Adanın merkezi ve can damarı burası. Mağazalar, restaurantlar, tarihi eserler, Osmanlı ve Bizans eserleri hepsi burada. Şayet bizim gibi yarım gün vaktiniz var ise Rodos kalesi ve çevresi adayı tanımanız için yeterli. Limanın hemen karşısındaki Kalenin kapısından içeri girip Kale içine giriyoruz ve sırasıyla 2 meydan bizi karşılıyor. Rodos Old Town Sguare, bir turistin aradığı her şey bu meydanda bulunuyor. Burada restaurantlar, barlar, cafeler, mağazalar, Osmanlı ve Bizans eserleri göreceksiniz. Burada bol bol fotoğraf çekip içeriye doğru devam ediyoruz. Bu yolun devamında Sülaymaniye Camii, Müslüman Kütüpahanesi, Osmanlı Külliyesini görebilirsiniz. Greek Salad : Oratasında bir kalıp peynir ile sevis ediliyor mutlaka söyleyiniz. Midye : İçinde pilav olmadan doğal hali ile pişirileerk servis ediliyor denemeye değer. Kokinisto : Patetes kızartması, salata ve ağzınızda dağılan pamuk gibi etiyle Muhteşem Kokinistoyu tatmalısınız. Kalamar : Çok seveceksiniz backalarını da kızartıyorlar enfes bir tadı var. Frappe : Yunanlıların milli kahvesi 🙂 frappe biz çok beğendik, denemelisiniz. Ayrıca diğer Yunan Adaları ve Yunanistan yazılarımızı okumanızı tavsiye ediyoruz. ben rodos adasından simi'ye geçtim, 1 saat sürdü yolculuk. Öncelikle yazınız ve fotoğrafların için teşekkürler. Rodos gerçekten birbirinden güzel turistik yerlere sahip bir yer. Mutlaka gidip görülmesi gerekiyor. Kültür olarak çok yabancılık çekeceğinizi sanmıyorum."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/samos-adasi-gezi-notlari-sisam-adasi", "text": "Sisam Adası, Yunanca ismi ile Samos Adası Osmanlı'dan en son ayrılan ada olarak tarihte yerini almıştır. Ayrılmadan önce de özerk Sisam Beyliği olan ada On iki Adanın üyelerindendir. Kuşadasına her gittiğimizde özellikle Dilek Yarımadasının Kalamaki koylarında denize girerken, yüzerek geçmeyi bile aklımızdan geçirdiğimiz Sisam Adasına, yine bir Kuşadası tatilimizde günübirlik gitmeye karar veriyoruz. Daha önceki Yunan Adaları deneyimlerimiz çok fazla olduğu ve ziyaret ettiğimiz Yunan adaları listesine yenisini ekleyeceğimiz için çok heyecanlıyız. Midilli, Santorini, Mikonos, Rodos, Kos ve daha birçok Yunan adası yazımız için Yunanistan Ve Yunan Adaları yazılarımızı okumanızı tavsiye ediyoruz. Pisagor'un doğduğu ada olan Sisam adasına yapacağımız günübirlik seyahat biraz hızlı geçecek, çünkü gezmek için vaktimiz yaklaşık 6 saat. Kuşadası Limanından 09:00 da kalkan Samos feribotu ile 1,5 saat süren yolculuk sonrasında Vathy Limanına ulaşıyoruz. Feribottan ilk inen biz olup hemen gümrük kapısında çıkış yaparak limanın karşısındaki araç kiralama noktalarından 150cc'lik bir motosiklet kiralıyoruz, ücret 25 avro. Vakit kaybetmeden gezinize başlayabilmeniz için feribottan ilk inenlerden olmanızda fayda var. Yazının başında belirtmeliyiz ki; Samos adasının tadını çıkarmak istiyorsanız 2 gününüzü buraya ayırmalısınız. Gece Pisagor Kasabasında konaklayabilir, gündüz ise Kokkari Kasabası'nda Lemonakia Beach'te vakit geçirebilirsiniz. Tek günlük bir gezide ise dönüş için Pisagor Limanından hareket saatinin 20:00 olduğu bir günü tercih etmenizi öneririz. Şayet Samos Adasına gittiğinizde ilk Vathy limanına inecek ve dönüşü de Pisagor limanından yapacaksanız, Vathy'den Pisagor'a otobüsle gidip motosikletinizi Pisagor Kasabasından kiralamanızı öneriyoruz. Kuşadası-Samos Adası Feribot saatlerini ve online rezervasyon ile ilgili bilgileri yazının sonunda görebilirsiniz. Samos Adasında gezebileceğiniz 3 önemli kasaba bulunuyor. - Vathy Kasabası - Pisagor Kasabası - Kokkari Kasabası Kuşadası'ndan hemen hemen her gün bu limana feribot seferi olduğu için zorunlu ziyaret edeceğiniz bir kasaba. Tatil yöresinden ziyade sıradan bir yerleşim yeri ile karşılaşacaksınız. Market alışverişlerinizi buradan yapabilirsiniz. Bizler ise Vathy limana iner inmez motosikleti kiralayıp bu kasabada vakit harcamadan Pisagor'un kasabasına doğru yola çıkıyoruz. Alışveriş için Lidl Süper Marketi tercih edebilirsiniz. Vathy'e yakın, Pisagor Kasabasına giderken hemen yol üstünde göreceksiniz. Pisagor kasabasına giderken Tünellerin ve Arkeoloji müzesinin yol üstü olduğunu öğreniyoruz. Vaktimiz kısıtlı olduğu için gezemiyoruz ama sizlere tavsiye ederiz. Adını sayıların babası olarak bildiğimiz Pisagor'dan almış Pisagor bu adada doğmuş ve ilk eğitimini burada almış. Alman matematikçilerin özellikle Pisagor için burayı ziyaret ettiklerini öğreniyoruz. Şayet Kuşadası'ndan feribotla ilk buradaki limana iniyorsanız motosikletinizi buradan kiralayabilirsiniz. Vathy Kasabasından çok daha uygun fiyatlara motosiklet kiralama şansınız var. Adaya yaptığımız farklı bir gezimizde, Pisagor Kasabasında 250cc'lik bir motosiklet için 25 avro ödedik. Fiyatlar farklılaştığı için birkaç araç kiralama noktasından fiyat almanızı öneriyoruz. Pisagor kasabası küçük, çok şirin bir kasaba. Tek katlı evlerin olduğu, Arnavut kaldırımlı sokağı ile Bodrum misali bir kasaba ile karşılaşıyorsunuz. Eğer tekrar Samosa gelecek isek kesinlikle Pisagor kasabasında konaklayacağımızı notlarımıza alıyoruz. Çarşısı, limanı ve liman çevresindeki restaurantları ile sizleri kesinlikle tatmin edecektir. Denize girmek için ise Pototaki Beach tercih edilebilir. Limanın en ucunda ise dik üçgeni tamamlayan Pisagor sizleri bekliyor. Pisagor heykelinin hemen arkasındaki küçük plajda da denize girebilir hemen denize sıfır lokantalarda müthiş yunan mezelerin tadına bakabilirsiniz. Pisagor Kasabasından ayrılmadan önce ya da ilk bu kasabaya girdiğinizde Christian Bazilikayı ve Early Kalesini gezebilirsiniz. Bazilikanın içinde Samosun kurtarıcısının heykelini görebilirsiniz. Osmanlı Paşalarına benzettik, biz de kendisine Samos Adası Gezi Notları Sisam Adası yazımızda yer vermiş olduk. Early kalesinden plajı görebilirsiniz. Pisagor kasabasına 2 km uzaklığındaki plaj size, deniz ve havuz seçeneklerini bir arada sunuyor. Lezzetli yunan mezelerinin olduğu restaurantında plaj da yer alıyor. Havuzun içinde mini bar olduğunu da ekleyelim. Hemen hemen her Yunan sahil kasabasında Psili beach yer alıyor. Bizdeki Altınkum ya da Akvaryum koyu gibi sıklıkla rastlanıyor. Bu plajlar Uzun Kumsal anlamını taşıyor. Samos Psili beach tam olarak Dilek Yarımadası'na bakıyor, bir kısmı askeri bölge olduğundan giriş yasak. Psili plajı gerçekten çok güzel. Ama biz hafta sonu olması nedeni ile çok kalabalık olduğu için, resimde görüldüğü gibi tepeden bakıp fotoğraflayarak geri dönüyoruz. Aynı yoldan geçince askeri bölgenin hemen 1 km ilerisindeki Sirenes Beach Otel plajında denize girdik. Hemen önünde bir restaurant, yolun arka tarafında ise otel ve havuzu olan bu plajda gerçekten cam gibi muhteşem bir denizde serinledik. Sirenes plajının biraz ilerisinde ise Zefiros Beach yer almakta Psili Ammos'un devamı olan bu bölgeyi denize doymak için kesinlikle tercih edebilirsiniz. Şayet Psili Ammos çok kalabalık ise bu iki beach sizler için çok iyi bir alternatif olacaktır. Motosiklet ile gezerken denizin lacivertliği, duruluğu temizliği bizleri çok etkiliyor. Kokkari Kasabası, Samos ada merkezine yaklaşık 10 km uzaklıkta küçük, şirin bir balıkçı köyü. Yan yana kafeler, barlar, denize sıfır şık beachleri ile şirin bir belde. Pisagor'a göre çok daha ufak, daha butik, ama beachleri ile çok daha iyi bir kasaba. Yemek kalitesi ise genel Yunan yemekleri deneyimimize göre 7-8 puanı hakediyor. Dingin bir tatil, güzel bir manzara, keyifli bir zaman geçirmek istiyorsanız Samos Adasına geldiğinizde bu kasabayı tercih etmenizi öneriyoruz. Kokkari'de üç güzel plaj da sizi tatmin edecektir. Kokkari yakınlarındaki diğer plaj tercihiniz Stella plajı olacaktır, Kokkari'ye gelmişken yakın mesafedeki bu plajları denemenizi öneririz. Kokkari'de sizlere gitmeniz için özellikle önerdiğimiz beach, Lemonakia Beach'tir. Denizin maviliği, plajın şıklığı ve konforu ile birleşince zamanın telaşından uzaklaşıp, üzerinizdeki yorgunluğu atabileceğiniz keyifli bir zaman geçireceksiniz. Konaklama için Pythagorion Pisagor Kasabası Otellerini tavsiye ediyoruz. Pythagorion Otelleri Pisagor merkezinde Türkçe tabelaları ile dikkat çeken Hotel Tarsanası da tercih edebilirsiniz. Samos adasında gidiş için Kuşadası'nda tek liman üzerinden Vathy ve Pythagorion'daki limanlara varan feribotları kullanacaksınız. Feribot saatlerini liman bilgilerine göre aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Dönemsel olarak değişen feribot saatleri ve liman bilgileri için bu linki kullanabilirsiniz. Ayrıca bu link üzerinden online rezervasyon yaptırabilir, yine dönemsel indirimleri buradan takip edebilirsiniz. Önemli bilgi: Pasaport işlemleriniz için gidişte ve dönüşte, limanda 1 saat öncesinde bulunmanız gerekmektedir. Masmavi yosunsuz denizi, bembeyaz kumsalları ile bu adaya hayran kalıyoruz. Burada diğer adalardaki gibi bir kalabalıkla karşılaşmıyoruz. Adadaki herkes sakin, huzurlu ve telaşsız yaşıyor. Bu durum bizlere de huzur veriyor. Ve bu huzurla adadan ayrılıyoruz. adanın yolları çok güzeldi, bpzuk yollara hiç girmedik,250 işinizi görecektir."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/santorini-gezilecek-yerler", "text": "Yunan adaları turuna çıkılmadan önce ilk yapılan şey olan arama motorlarında \"Yunan adaları\" kelimelerini aratmak olur genellikle. Bu aramada karşısınıza çıkan görsellerin %90 'ı Santorini veya Kiklad Takım adalarının diğer üyesi olan Mikonos adasına aittir. Şunu garanti edelim ki Santorini herhangi bir yerde görüldüğünden daha da güzel ve eşsiz bir Yunan adası. Kiklad Takım adaları demişken burada o tanımıda yapmak gerekir. Kiklad Takım adaları ; Başkentleri Syros adası olan ve Mikonos, Santorini, Paros, Antiparos, İos Naxos, Tinos, Milos, Andros adalarından oluşan adalarıdır. Şimdiye kadar hemen her mecrada gördüğümüz Yunan adası Santorini'ye giderken ilk düşüncemiz Fira ve Oia kasabalarındaki eşsiz manzarları görmek ve fotoğraflamak iken, bu güzel adanın denizinde yüzmek, geceleri bambaşka bir hale bürünen taraflarını da deneyimledik ve notlarımızı aldık. - Bodruma gelip Bodrumdan Kos adasına geçip, Kos adasından Santorini adasına ulaşabilirsiniz, - Marmarisden Rodos adasına ulaşıp, Rodos -Santorini feribotunu kullanabilirsiniz. Yunan adaları arası feribot seferleri için yazımızın altındaki verdiğimiz internet sayfalarından faydalanabilirsiniz. Santorini tepelere kurulduğu için Liman ve Şehir merkezi arası 6-7 km uzaklıkta adanın yerleşimini hayal edebilmek için aşağıdaki resim her şeyi anlatıyor. Adada kasabalar tepelere kuruluyor. Eşsiz manzaralı yamaçları ise yüzlerce otel motel ve herşeyden önemlisi restaurant ve barlar ile dolu. Bu manzarada yemek yemek hakikaten çok keyifli, barlarda eğlenmek ise başka güzel. Fira adanın merkezi Hotel Atlantisin yanındaki sokaktan içeri giriyoruz ve muhteşem Fira karşımızda.. Muhteşem Fira da fotoğraf turu kaçınılmaz. Restaurantlar, cafe barlar hepsi burada, çok lüx olarak gördüğünüz restaurantlarda mutlaka kapı önlerindeki fiyatlara bakınız makul olduklarını göreceksiniz. Denize bakan tarafta daha çok restaurant ağırlık mekanlar yer almakta, Fira'nın iç kesimlerinden ise cafe bar ve diskolar farklı alternatifler ile yer alıyorlar. Adada genellikle çok genç turist ile karşılaşıyorsunuz. Terasların olduğu bölge ise daha sakin ve adanın tadına varabileceğiniz mekanlar ile çevrili. Fira'nın bu muhteşem manzarısına çarşı içinden dar ada sokaklarında turlayarak gezebilir, çıkışta eşsiz manzarası ile Teleferik ile taçlandırabilirsiniz. İa kasabası, mutlaka görülmesi gereken ikinci kasaba. Sokakları caddeleri mağazaları cafe barları ile bir rüyanın içine dalıyorsunuz. Fira'dan 1-60 euro karşılığında 15-20 dk 'lık bir otobüs yolculuğu ile İa'ya ulaşılabiliyor. Otobüsten inip daracık bir sokaktan bir masalın içine giriyorsunuz. İa kilisesinin hemen karşısında ilk molanızı verebilir, enfes manzaralı bu teras'da da bol bol fotoğraf çekiyoruz. Fira 'daki barlar çok hareketli ve genç turist yoğunluğu var. Bir kaç bar önerisi verelim. Bizim tespit ettiğimiz adanın en hareketli barları 🙂 Koo Clup, Fira Calderaya gelmişken muhteşem Caldera manzarası eşliğinde, bir Teras retsaurantlarının birinde mutlaka yemek yemelisiniz Volcana'yı tavsiye edebiliriz. Adanın en güzel beachlerine bu sayfayı incelemeden gitmeyin deriz, sırasıyla en iyi plajlar, - Red Beach - Kamari beach - Perissa Beach Kamari Beach Kamari beach çevresinde yerleşim yeri olduğundan daha tercih edilebilir. Perissa Beach Perissa beach çevresindeki kasabada restaurantlar vb imkanlar olduğu için daha rahat edebileceğiniz plajlardan."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/selanik-gezilecek-yerler", "text": "Gezeceğiz ekibi olarak, uzun zamandır, Yüce Atamızın doğduğu eve bir ziyaret gerçekleştirmeyi hayal ediyorduk. Aslında Kavala'ya kadar gelmiş ama ötesine geçememiştik, Selanik Gezilecek Yerler yazımız bu neden ile yazdık. Sözünü etmişken, Kavala, Thassos, Dedeağaç yazımızı da buradan ulaşabilirsiniz, Sonunda fırsatını bulup Atamızın doğduğu şehire doğru yola çıktık. İstanbul -Selanik arası 600 km, bu yolculuğumuz da özel aracımızla olacak. Selanik'e gitmek aslında çok kolay. Bir çok tur firması ile Selanik'e 1 gece ya da 2 gece konaklamalı turlar ile gidebilirsiniz yada 3 gece konaklamalı turlar ile Dedeağaç-Kavala-Selanik turlarına katılabilirsiniz,. Selanik'e Ülkemizden direkt uçuşlar bulunmaktadır ama tavsiyemiz özel aracınızla seyahat etmenizdir batı trakyayı gezmek için iyi bir fırsat olacaktır, Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Kavala şehirleri hepsi selanik yolu üzerinde, Osmanlı izlerini görmek için bulunmaz bir fırsat olabilir. Yaklaşık 8 saatlik bir yolculuktan sonra Selanik şehir merkezine varıyoruz. Selanik şehrini İzmir'e benzetebiliriz, her evin mutlaka bir balkonu var ve balkonlarda çiçekleri :). Bizim motivasyon kaynağımız Selanik'de Atatürk'ün doğduğu evi ziyaret etmek. Atamızın evi ile Türk Konsolosluğu yan yana. Evin bulunduğu sokağa girdiğimizde yaklaşık 400 kişilik bir kalabalık bizi karşıyor. 8-9 otobüs dolusu tur aynı anda geldiği için sokakta bir yoğunluk yaşanıyor Müzenin yetkilileri ise Tur Rehberlerinden kişilerin isim listelerini alıp bu listelere göre Grupları içeriye alıyorlar. Biz herhangi bir grup ile gelmediğimizi beyan edip en öndeki grubun arkasına geçtik. Listede isimleri olanlar yani grup üyeleri bittikten sonra, sıra bize geldiğinde, Münferit olarak geldiğimizi söyleyip içeri girdik. Hele hele kapısında yer alan bu yazıyı gördükten sonra Yüze Atamıza bir daha Şükranlarımızı gönderiyoruz. Yaklaşık 1 saat bekledikten sonra artık sıra bize geliyor ve evin içine giriyoruz. Ama malesef evin dışını gördüğümüzdeki etkileyicilik içerde mevcut değil 🙁 2012'de yapılan bir yenileme çalışması sonucunda evdeki eşyalar Ankara'ya gönderilmiş. Ancak yenileme bitmesine rağmen eşyalar henüz geri gelmemiş. Evin üst katındaki Atamızın Balmumu heykelinden başka sizi etkileyecek hiç bir şey evde malesef yok. Size tavsiyem eve girince evi sıradan dolaşmak yerine hemen üst kattaki balmumu heykeli ile fotoğraf çektiriniz. Zira en çok yoğunluk orada yaşanıyor. Ilk o olarak fotoğraf işini hallederseniz evi daha rahat gezebilirsiniz. Evdeki turumuz bittikten sonra hemen karşıdaki, kafede kahvaltımızı yapıyoruz. Kafede çalışanlar Türkçe konuşabiliyor ve Türk tipi kahvaltı servisleri var ve makul fiyata, güzel bir kahvaltı edebilirsiniz. Buradaki işimiz bittikten sonra kısa bir Selanik sahil turu atıyoruz. Sahile yakın bir noktada Tapas barda bir şeyler atıştırıp, biralarımızı yudumladıktan sonra yakın bir otelde geceliyoruz. Sabah rotamız Atina! Selanik gezimizi sonlandırıp, Atina'ya gitmek için iki seçeneğimizi var. İlki kendi aracımızla gidebiliriz, o da şöyle; Larissa üzerinden Egnatia Odos otbanından 500 km'lik bir seyahat ile 7-8 saat içerisinde Atina'ya varmak mümkün. Ikinci seçenek ise Selanik'ten tren yolculuğu ile 6-7 saat aralığında Atina'ya ulaşmak. Daha önce aracımızla Atina'ya gittiğimiz için bu sefer arabamızı park edip tren gitmeye karar veriyoruz. Bir maliyet hesabı yapar isek ; Atina gidiş geliş benzin 160 civarında tutuyor, Yunan otobanı Egnatio Odos paralı olduğu için ve Atina'ya gidene kadar yaklaşık 40 otoban parası vereceğimizi düşünerek, belki başa baş gelse dahi o kadar yol çekmemek için tren biletlerimizi alıyoruz. Biletlere adam başı 70 veriyoruz (anlık karar verdiğimiz için fiyat yüksek 48 saat önce internet üzerinden aynı bileti 50 ya kadar bulabilirdik. Tren de First Class kabin tercih ediyoruz. First Class bölümü 6 kişilik vagonlardan oluşuyor. Dilerseniz standart vagon seçebilirsiniz, fiyat da daha uygun olacaktır). Burada bu kararı size bırakıyoruz. 6-7 saatlik bir yolculuk ile Atina'ya ulaşıyoruz (sabah 05:13 trenine biniyoruz 12:30 gibi Atina istasyonuna varıyoruz). Trende uyuduğumuz için gayet dinç bir şekilde güne hazırız. Trenden inip hemen taksiye binip Akropol'e gidiyoruz (taksiye 10 euro ödüyoruz). Akropol ve çevresi zaten gideceğimiz noktalar. Parlemento binası, Plaka, Monastraki bugün ziyaret edeceğimiz diğer yerler. Bu üç mekan iç içe. Akropol'e ulaştıktan sonra yürüyerek bu mekanları tamamlayabilirsiniz ya da metroya binebilirsiniz araları 1-2 durak. Akropol gerçekten çok etkileyici dışarıdan görmesi bile yetiyor. Vaktiniz var ise gezmenizi tavsiye ederim. Bizim yarım günümüz olduğu için Akropol ve çevresini dolaşıyoruz ve hemen yanındaki Akropol müzesini ziyaret ediyoruz. Monastraki Meydanın kalbinde Camii yer alıyor, ama şu anda müze olarak hizmet veriyor. Dilerseniz 6 euro'ya nostaljik trenler ile Akropol çevresi, Plaka, Monastraki ve Parlomento binasını gezebilirsiniz. Burada değerli vaktimizi Uzo içmeye ayırıyoruz 🙂 Plaka ve Monastraki çevresinde her restauranta oturabilirsiniz. Hepsi hemen hemen aynı kalitede. Hemen bir restauranta oturup önce mezelerimizi söyleyip hemen uzo siparişimizi veriyoruz. Yunanistan'da her yerde her uzo markası bulunmayabilir şimdiden söylemesi. Damak zevkinize göre meze siparişi verebilirsiniz ama özel tavsiyemiz, Uskumri Turşi smoked et severseniz buna bayılacaksınız. Şimdilik Atina'dan bildireceklerimiz bu kadar başka yazıda görüşmek dileğiyle."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/sicilya", "text": "İtalya'nın yarı özerk bölgesi ve Akdeniz'in en büyük adası olan Sicilya yazısı ile karşınızdayız. Gitmese de görmese de hemen hemen herkesin Sicilya hakkında bir fikri vardır. Nedeni ise tabi ki Baba filmi. Mafyanın başkenti hatta doğduğu yer diyebiliriz. Sicilya'yı gezmeye başladığınızda zaten bunu hemen hissediyorsunuz. Hemen her yerde Baba'nın meşhur şapkaları ve kıyafetleri satılıyor. Kaynaklara göre ilk mafya Sicilya'da Corleone kasabasında kurulmuş ve ve ailenin kökleri hala ada'da yaşamaktalar. Bu yazıda Sicilya'ya nasıl gidilir, neler yapılır gibi bilgilerden bahsetmeye çalışacağız Aslında gezimizin üç durağı var ; Catania, Taormina & Etna ve Palermo. Ek olarak zamanımız kalır ise Siracusa'ya da gitmek istiyoruz. Siracusa bize çok yakın ama fazla günümüz olmadığı için Palermo yada Siracusa arasında seçim yapmalıyız. Biz kararımızı Palermo'dan yana kullanıyoruz. Palermo yazımızı başka bir başlıkta sizlerle buluşturacağız. Hepimizin bildiği üzere Sicilya denilince ilk akla gelen Mafya ise bir diğeri de şüphesiz Etna Yanardağı'dır. Etna yanardağı Avrupa'nın en büyük Aktif yanardağıdır, Aktif bir yanardağ olduğu için yüksekliği değişkenlik göstermektedir. Türkiye'den Katanya Fonta Rossa havaalanına direkt uçuşlar bulunmaktadır. Ama turları takip ederseniz özellikle Paskalya zamanlarında çok uygun fiyatlara gidebilirsiniz. Paskalya tarihleri genelde Nisan ayı içerisinde olduğundan, mevsim olarak da çok güzel bir zamanda Sicilya adasını ziyaret edebilirsiniz. Paskalya tarihlerinde Palermo yada Catania turlarını takip etmenizi öneriyoruz. Tur ile gitmek istemiyorsanız İtalya üzeriden aktarma yaparak Palermo yada Catania uçuşları ile kendi turunuzu yapabilirsiniz. Catania bölgesinde adaya giriş yapmak daha mantıklı gözüküyor. Nedenine gelince; Etna yanardağı bu bölgeye daha yakın. Hem Catania ve Taormina'yı hem de Etna yanardağını görmüş olursunuz. Günübirlik bir tur yaparak 2 saatlik bir yolculuk ile Palermoyu da görebilirsiniz. Turumuza başlayalım : Katanya'da da klasik olarak şehir merkezi Duomo. Hemen Duomo hakkında bilgi verelim: Duomo İtalya'da her kentin merkezinde yer alan en büyük kilisesi anlamına geliyor. Şehir merkezi de Duomo'nun etrafında konuşlanıyor. Lokantamızın adı; La Paglia, Duomo'nun çevresinde yer almakta hemen kolay bir tarif ile bulabilirsiniz. Hem uygun hemde lezzetli balığın adresi burası. Resaturant sahibi de çok samimi ve Türkleri çok seviyor. Catania tren istasyonu çevresinde bir çok özel araç ve taksici ile bu pazarlığı yapabilirsiniz. Biz taksici ile anlaşamayınca yanımıza 65 yaşlarında çok tatlı İtalyan bir amca geldi. Onda sıfır İngilizce bizde sıfır İtalyanca olmasına rağmen süper bir şekilde anlaştık 🙂 Gerek tarzanca gerek el hareketleri ile amcamıza önce Taormina'ya gideceğimizi, oradan öğlen yemeğinden sonra ayrılacağımızı, sonrada Etna'ya gideceğimizi ve akşam 17:00 gibi de otelimize doğru yola çıkacağımız konusunda mutabık kalarak yola çıktık 🙂 Hemen belirtelim kişi başı 35 euro'ya anlaşma sağladık. Yaklaşık 1 saat süren virajlı bir yolculuk sonrası Taormina'ya ulaşıyoruz. Taormina 11.000 nüfuslu bir kasaba ama tarih yönünden çok zengin. Roma döneminden kalma bir Yunan tiyatrosu, Orta çağdan kalma yapılar, katedral ve saraylar yer almaktadır. Önce yunan tiyatrosunu ziyaret ediyor ve günümüze kadar kalan sarnıcın kalıntılarını görüyoruz. Buradan ayrılıp Taormina sokalarına dönüyoruz. Merkeze araç girişi olmadığı için çok rahat bir şekilde gezimizi yapabiliriz. Taormina dar sokakları, inişli çıkışlı caddeleri ile gerçekten çok şirin bir kasaba. Denize tepeden bakması ayrı bir güzellik katıyor şehre.. Taormina'yı çok seviyoruz. Sokakları ve caddeleri, yemyeşil ağaçları, balkonlardan sarkan çiçekler tek kelime ile mükemmel. Ara sokaklara girdiğinizde meyve satıcıları bile renk katıyor şehre. Meydandan içeriye doğru yürüyoruz ve yüzlerce mağaza bizi karşılıyor. Hediyelik eşya alışverişlerimizi burada yaptıktan sonra ara sokaklarda lokanta arayışına giriyoruz. En hoşumuza giden bir yere oturup balık yiyeceğiz 🙂 Eğer İtalya'ya geldiysek Gezeceğiz ekibi olarak oturduğumuz her cafe yada restaurantta mutlaka yemeğin yanında ev yapımı şarap içeriz 🙂 İtalya'da kötü şarap yok buna emin olabilirsiniz. Gönül rahatlığı ile ev yapımı şaraplardan içmenizi öneriyoruz. Taormina'ya veda edip Etna'ya doğru yola çıkıyoruz. Yolumuz virajlı olduğundan 1 saate yakın sürüyor ve Etna'ya varıyoruz. Etna Yanardağını görünce etkilenmemek mümkün değil. İzin verilen alanlarda gezimizi yapıyoruz. Yazımızın başında ilettiğimiz üzere Avrupa'nın en büyük yanardağı ve hala aktif. Gezginler ve doğa aşıkları yanardağ hareketlenmeye başladığında soluğu burada alıyorlar ve en güzel kareleri çekmek için günlerce burada konaklıyorlar. Yanardağdan fışkıran lavlardan yapılan kül tablası vb hediyeliklerimizi almayı ihmal etmeden Etna gezimiz tamamlıyoruz. katanya sicilya adasında olduğundan parise tren ile ulaşım mümkünde değil, uçak ile seyahat edebilirsiniz. taormina günü birlik size yetecektir, çok teşekkürler. Grotticelli mezarlığı siraküza'da katanya siraküza arası 80 km araçla 1 saatde, gidebilirsiniz, otobüs saatleri uyarsa onu da tercih edebilirsiniz, otobüs 1,5 saat sürüyor http://www. checkmybus. com/catania/siracusa bu adresden faydalanabilirsiniz. iyi tatiller. turla gitmedim, günlük taksi kiraladım, etna ve taorminayı aynı gün gezdim, 1 saatde dağa tırmandık hatırladığım.4 kişi taksiye tüm gün için 100 euro vermiştik o zaman."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/simi-adasi-gezi-rehberi-sombeki-adasi", "text": "Simi güzel Simi! diyerek Simi adasına yazımıza başlıyoruz. Küçücük ama bir o kadar şirin Yunan adası. 1700'lü yıllarda Oniki Ada'nın en zengin 3. adasıymış, Adanın geçim kaynağı Sünger avcılığı ve Gemi yapımıymış. Simi'de tanıştığımız bir balıkçı halen adada sandal yapımının sürdüğünü, Bodrum'a tekne ve sandal satışına devam ettiklerini aktardı. Bu küçük ama şirin ada yaşadığı işgal ve II. Dünya savaşı sonrası 25.000 olan nüfusu 5.000'lere kadar düşmüş ve bir çok yeri hasar görmüştür. Ada kayalık bir arazidedir ve evler yamaçlar üzerine inşa edilmiştir. Simi adasının müdavimleri Bodrum'dan kalkan lüks tekneler diyebiliriz. Bizim gittiğimiz tarihte Simi limanında demirleyen teknelerin tamamına yakına Türk tekneleriydi diyebiliriz. Simi Adasına gitmek için iki seçeneğimiz var. Bodrum -Simi feribotları ve Datça-Simi feribotları. Bizler Simi adasına, Kos adasından geçtiğimiz için Yunan feribotlari ile seyahat ettik. Bodrum'dan yaz aylarında Simi Adasına feribot seferleri yapılıyor. 90 dk süren bir yolculuk ile ulaşabiliyorsunuz. Yazımızın sonunda vereceğimiz linklerden Simi adası feribot bilgilerine ulaşabilirsiniz. Simi adasına Schengen vizesi ile giriş yapabilirsiniz, Schengen Vizesi hakkında detaylı bilgi için yazımız okumanız tavsiye ediyoruz. Simi Oteleri genel olarak uygun. Merkeze yakın bir otel önerimiz ise Kokona Otel, Otel fiyat olarak uygun. Maria size güzel ev sahipliği yapacaktır. Çocuklu aile iseniz daha konforlu otelleri tercih edebilirsiniz. Yamaç üzerine kurulmuş Simi Kasabası Noe-Klasik evleri ile sizi karşılıyor, Limanın sol tarafında Gümrük binasının arkasında Barok Çan kulesini görebilirsiniz. Ada merkezinde 400'e yakın merdiven çıkarak yukarı kasaba Khorio 'ya ulaşabilirsiniz. Dar sokakları, begonviller ve klasik Yunan evleri sizi bekliyor. Agios Georgis Kilisesi, Bizans harabeleri Ortaçağdan kalma surlar gezilecek yerler arasında. Denizcilik Müzesinde ise Adanın denizcilik geçmisini takip edebilirsiniz. Aghios Georgios ve Pedi Bay en güzel plajlardan. Bu koylarda bir kaç dükkan ve taverna bulabilirsiniz Aşağıdaki linkte bu bilgiler yer alıyor. Simi'deki diğer plajlar için de bu linkden faydalanabilirsiniz. Plajlara taksi veya botlarla ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Simi'nin en Meşhur Lokantası Manos. Manos dışında diğer lokantalarda da aynı lezzeti bulacağınızı söyleyebilirim. Manos'un tam karşısısında sıra sıra bir çok taverna var. Hemen hemen hepsi dolu olduğu için biz 2 kişilik masa bulduğumuz yere oturduk. Masamızda tabi ki ; Uskumri Kapnisto, Horta, Kabak Çiçeği, Patlıcan, Mücver, Midye, Mavi Barbayanni Uzo, Greek Salad ana yemek olarak da, Kokonisto bulunyordu. Bizim planımızda, 4 günlük rodos ziyaretinden sonra, 2 günlük bir simi gezimiz mevcut ve Simi'den de bir pazartesi sabahı Marmaris'e gitmeyi planlıyoruz. Bu noktada, Simi'den bir pazartesi sabahı Marmaris'e direk gidebileceğimiz yerel firmalar mevcut mu? Yerel firmayı soruyorum, zira sizin yazının sonunda paylaştığınız link de dahil olmak üzere, yaptığım araştırmalarda Simi'den Marmaris'e bilet satan Türk bir firmaya tesadüf etmedim. geç yanıt için kusura bakmayınız, simi'den marmarise yerel firma olmadığını biliyoruz bu transferi simiden rodosa yunan botları ile geçip sonrasında türk firmalarını tercih ederek yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/thassos-adasi-gezi-rehberi", "text": "Gezeceğiz ekibi olarak Thassos adası deneyimlerimizden bahsetmeye çalışacağız. Öncelikle Thassos adasına nasıl gideriz, nerede konaklarız, nereleri gezebiliriz ve Thassos gece hayatından bahsedelim. Ada 'da bir çok konaklama noktası var sırasıyla Limenas, Golden Beach, Limenaria. Bu üç bölge en popüler ve en güzel noktalar olarak özetleyebiliriz. Biz Limenaria bölgesinde konakladık diğer kasabalara göre daha sakin bir nokta. Konaklama için tavsiyemiz Limenaria George Hotel, Otel fiyatı gecelik 45 Euro civarında, Motosiklet ile geldiyseniz otelin bahçesine motosikletinizi park edebilirsiniz. Limenas ya da Golden Beach adanın en meşhur sahili ve gece hayatının daha renkli olduğu bölge olarak özetleyebiliriz. Feribottan indikten sonra 30 km çok zevkli bir yolculıuktan sonra Limenariaya ulaşıyoruz. Resimde görülen Restaurantımız Taverna Mouragi, hemen üzerinde tabelasını gördüğünüz motelimiz ise Sgrouidis. Gecelik 30 euro verip bu ailenin işlettiği temiz bir oda ve temiz bir otel konseptiyle çalışan mütevazi motelimizde konaklıyoruz. Psili Ammos Beach Limenaria ' ya 6-7 km uzaklıkta Limenaria ile Limenas arasında ve Potos kasabasından 3 km sonra. Kesinlikle tavsiye olunur gerçekten çok güzel bir koy. Geniş plajı ve hesaplı restaurantıyla tavsiye ediyoruz. Golden Beach : Merkez Limenasa'ya 5-6 km uzaklığında, beach 'den ziyade burası artık bir kasaba olmuş durumda. Çevresinde oteller, moteller, barlar, geniş upuzun bir sahil.... Kısacası aradığınız her şey burada 🙂 Hem golden beach ' de konaklayabilir hem de bu imkanlardan faydalanabilirsiniz. Limenas'a yani Tasos merkeze 10 km uzaklıktaki bu beach gerçekten çok güzel ve keyifli vakitler sizi bekliyor. Marble doğal güzelliği olan plaj ama yolu bozuk özellikle som 2 km çok kötü, ek olarak tesis vb imkanı şu an için yok. Limenasa 4-5 km uzaklığında Golden Beachin girişinde sayılabilecek yol üstü şirin bir kasaba mutlaka uğrayıp, köy kahvesinde kahve içebilir, Elena Lokantasında Nefis Oğlak ya da Kokoreç yiyebilirsiniz. Limenari'da Taverna Mouragi bizim sürekli yemek yediğimiz yer kesinlikle tavsiye ediyoruz, Limenas'da ise Symi Restaurant tavsiye edeceğimiz güzel mekanlardan ve daha önce bahsettiğimiz, Panagia Elena restaurantda oğlak ve kokoreç yiyebilirsiniz. Kendi arabanızla yurt dışına çıkıyorsanız Özel Araç İle Yurt Dışına Çıkış Yazımızı, Yunanistan ' a giriş için Schengen vizesi gerekli olduğu için ; Schengen Vizesi yazımızı okumanızı tavsiye ediyoruz. Çok güzel ve faydalı bilgiler, emeğinize sağlık. Eylül ayına planladığımız bu bölgeye gezimizde adada bize çok ciddi anlamda rehberlik etmiş olacaksınız. Çok teşekkür ederim."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/uludag-kayak-merkezi", "text": "Artık çok piyasa mekanı oldu ve ben gitmiyorum dense de aslında vazgeçilmezdir Uludağ. Yıllardır düşünülen Uludağ değişim projesi şayet hayat geçer ise Avrupa'nın sayılı Kayak merkezlerinden olmaya kesinlikle aday olacaktır. Uludağ Kayak Merkezi, Bursa kent merkezine 40 km uzaklıktadır. İstanbul-Bursa 240 km İzmir -Bursa 330, Ankara -Bursa 380 km. Dolmuş & Minibüs İle Ulaşım : Bursa kent merkezinden kalkan dolmuş & taksi dolmuşlar ile oteller bölgesine ulaşabilirsiniz. Teleferik İle Ulaşım : Teleferik ile Sarı alana kadar gidip, oradan dolmuş ile oteller bölgesine ulaşabilirsiniz. http://teleferik. com. tr/ adresinden bilet alabilirsiniz. Gidiş-dönüş biletler 20 TL. Önemli detay; Kayaklar Teleferiğe alınmıyor. Kayaklarınız var ise minibüsler ile ulaşabilirsiniz. Uludağ 1. Bölge ; Gece hayatının, eğlencenin ve piyasanın tam merkezi. Kayak yapmasanız bile burada çok eğlenebilirsiniz. Kayak yapmanın yanı sıra eğlence, sohbet, müzik, gece hayatı isterseniz kesinlikle 1. Bölgeyi tercih etmelisiniz. Uludağ 2. Bölge ; Otelleri doğal olarak bölgeye göre daha yeni, pist açısında ise biraz daha az bir bölge ama kesinlikle rahat edeceksiniz. Yine çevrede gece hayatı için alternatif bulabilirsiniz ama birinci bölge kadar çok alternatif yok. Biz 2. bölgede Monte Baia Otel'de konakladık, çok da memnun kaldık. Kayak yapmayanların da otelin piste bakan tarafında çok keyifli vakit geçirip, kayan dostlarını da takip etme şansları var, tavsiye ediyoruz. 2. bölgede gene çok tercih edilen otel ; Uludağ Karinna Hotel olarak gösterebiliriz. Uludağ iki bölgeye ayrılıyor, 1. Bölge Kayak Merkezi ve 2. Bölge Kayak Merkezi. Aşağıdaki resimde 6-7-8 ile numaralandırılmış oteller 2. Bölge Mevkii ve Otelleridir. Hemen sağ tarafta yoğun otellerin olduğu yer 1 Bölge mevkiidir. Uludağ 'da 20 civarinda pist bulunmaktadır ve pistlerin çoğunluğu kolay veya orta zorlukta pistlerdir. Bu yüzden keyifli vakit geçirebilirsiniz 🙂 Zor diyebileceğimiz pistler ise Beden Terbiyesi ve Kuşaklı Pistleridir. Maden pisti ise orta zorlukta diyebiliriz. Buradan yola çıkarsak 2. Bölge pistlerinde 2 adet zorlu diyebileceğimiz pist var. 1 Bölge pistleri ise daha kolay ve orta ağırlıklı olduğunu iletelim. Uludağ Kayak Merkezi 5 tepeden oluşmaktadır. Fatin, Cennet Kaya, Tutyeli Tepesi, Kuşaklıkaya tepesi ve Zirve. En uzun Pist 2750 metre ile orta zorluktaki Tutyeli Pistidir. 900 metre uzunluğunda kolay pistlerdendir. Buranın önemli özelliği 1. Bölgenin Kalbi ve en hareketli yeri olmasıdır. Ayrıca buluşma noktası, derslerin verildiği nokta burası ve çevresidir, tüm gün buralardaki cafelerde vakit geçirebilirsiniz. Osman Yüce pistinde 650 metre uzunluğunda kolay pistlerdendir. 1. bölge ve 2. bölge pistlerinin bir kaçına değinmiş olduk. Burada önemli bir noktayı dile getirmeliyiz; Konaklayacağınız otel ile görüşüp hangi pistlerde kayabileceğinizi mutlaka öğrenmelisiniz. Genelde otelerde konakladığınzda ski pass otel ücretine dahil olduğu için kayak yapmak için ekstra bir ödeme yapmanıza gerek kalmıyor. 2013 kışında 8 otel ortak ski pass yapısına geçti ve kanayan bir yara çözülmüş oldu 🙂 Bu uygulamanın her yıl devam etmesi en büyük dileğimiz. Kayak severler olarak Kayak pisti araştırmasına girmeden, konakladığımız otelin tüm pistleri içeriyor olması en büyük dileğimiz. Zaten Otelde Kayak pistleri ile ilgili bilgilendirmeler yapılmakta. Uludağ'da gündüz ne kadar hareketli ise gece de aynı şekilde hızlı geçmektedir. Birçok ünlü sanatçıyı Uludağ'da izleme imkanınız bulunmaktadır. Özellikle sömestrde Uludağ'da olacaksanız, tercihiniz mutlaka bir ünlünün sahne aldığı bar olmalı. Tabi fiyatlar yüksek olabilir. Redroom Night Club Karinna otel 2. bölge ve Ayyash Bar Kervansaray Otel 1. bölge güzel zaman geçirilecek mekanlar olarak sayabiliriz."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/uskup-gezi-notlari", "text": "Bu yazımızda Osmanlı Türk izlerini taşıyan Üsküp ' e uzanıyoruz. Gezimizin Rotası Bulgaristan Kızanlık 'dan başlayıp, Bansko Blagoevgrad Delocove sınır kapısından Makedonya' ya giriş yapıp Üsküp ile devam edip Kosova Priştine'de sonlanacak. Sizlerle Üsküp'te geçirdiğimiz dolu dolu 1 günün notlarını paylaşmak istiyoruz. Hemen belirtelim Makedonya'da benzin Avrupa'nın en ucuz benzinlerinden. Hatta Bulgar ve Yunan benzinlerinden daha uygun. Aynı zamanda Makedonya'nın yolları da genelde otoban ağırlıklı ve gayet konforlu. Üsküp meydanına geldiğinizde kendinizi bir an Türkiye'de zannedebilirsiniz. Türk bankaları ve Türkçe levhaları görmeniz mümkün. Rahat bir yolculuktan sonra Üsküp'e varıyoruz. Makedonya Bağımsızlık ilanından sonra, halkın ve özellikle gençlerinin kalbinde Özgür Makedonyayı yerleştirmek ve Ulusal kimliği içselleştirmeleri için, bir çok noktada Ulusal temaları, Makedonya tarihine katkıda bulunanları dev heykellerini konumlandırıyorlar. Hemen Taş Köprünün arkasında Muhteşem Mimarisi ile Makedonya Arkeoloji Müzesi. Taş Köprü'yü geçer geçmez karşınızda Üsküp Çarşısı bulunuyor. Burası tamamen Türk bölgesi. Hemen hemen herkes Türkçe konuşuyor, sokaklar, mahalleler, camiler, köfteciler, mağazalar, kendinizi bir anda çok ama çok iyi hissediyorsunuz. Makedonyada Makedonca konuşuluyor ama çok fazla Türk olduğu için sıkıntı çekmeyeceksiniz. Ek olarak Makedonca ve Bulgarca birbirine çok yakın diller. Zaten alfabeleri ortak ve Kiril Methodi alfabesini kullanıyorlar. Kiril ve Method 'a sahip çıkıyorlar. Bu alfabeler sayesinde okuma yazma öğrendikleri için Makedonya ve Bulgaristan'da Mayıs ayında Kiril ve Metodis anma günleri düzenlenmekte. Taş köprüden geçip Türk çarşısında gezimiz bittikten sonra, tekrar köprüden karşıya geçip hemen sağa dönerek Vardar nehri kıyısından Makedonya 2 Filip stadına doğru yürüyüşümüze geçiyoruz. Makedonya 'da fiyatlar uygun rahat rahat yemeklerinize ve içeceklerinize konsantre olabilirsiniz. Ayrıca bir tavsiye : Köfte haricinde mutlaka kuru et denemeyi de unutmayın. Hızlandırılmış Makedonya Üsküp gezimiz burada sona eriyor 🙂 Şimdi hedef Kosova Priştine. Priştine buradan 80 km uzaklıkta, Prizren de 100 km. Buraya kadar gelmişken Priştine'den geçip orada da Muhteşem baharatlı Priştine sucuklarından alacağız. Kosova Priştine yazısında tekrar görüşmek üzere."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/yelkenli-tekne-ile-mavi-tur", "text": "Günümüzde en çok tercih edilen ve pek çok kişinin heyecanla beklediği tatiller denizlerde geçen tatillerdir. Denizin o mavisi, tuzunun kokusu, ılık rüzgarların yarattığı rahatlama hissiyle birlikte bu tatiller oldukça keyifli anlarla geçmektedir. Turistler tarafından da büyük ilgi gören mavi yolculuklar ülkemizde de büyük bir ilgi görmektedir. Bu yolculuklarda pek çok seçenek yer almaktadır. Bunlardan biri de yelkenli tekne kiralama yoluyla çıkılan yolculuklar ve keyifli anların yaşandığı tatillerdir. Yelkenli tekneler eşsiz güzelliğe sahip olan mavi yolculukların tadını daha da artıracak olan bir seçenektir. Ancak bu konuda dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar yer almaktadır. Yelkenli teknelerde yapılacak kusursuz yolculukların ilk şartı kaptan ya da mürettebatın sorumlulukları olduğu kadar kendi sorumluluğunuzun olduğunun da farkına varmaktadır. Bu sorumluluk süreci ise hazırlık aşamasından başlayarak yolculuğu tamamlayarak tekneden indiğiniz ana kadar devam etmektedir. Bu sorumluluklar sizlere ciddi yükler getirmemekle birlikte eğlence katsayısının ciddi şekilde artmasına yardımcı olmaktadır. Yelkenli teknelerle birlikte motor sesi olmadan dalgaların dinlendirici sesleri ve rüzgarın hissettirdiği güçle birlikte denizin masmavi suları üzerinde süzülmek oldukça ayrı bir keyiftir. Yelkenli teknelerde en az amatör kabiliyetine sahip olan misafirlere kiralama yapılmaktadır. Yelkenli teknelerde arkadaşlarınız ya da ailenizle birlikte görev paylaşımları ile birlikte unutulmaz anılara sahip olacağınız bir tatil fırsatı sizleri beklemektedir. Mürettebatlı ya da mürettebatsız olarak kiralanabilecek yelkenli teknelerle Bodrum'dan başlayarak Antalya'nın sularına kadar uzanan bir rotada hizmet sunan Albatros Yatçılık aynı zamanda istediğiniz rota ve çıkış limanlarını bildirmeniz durumunda uygun yelkenli tekneleri limanda hazır olarak hizmetinize sunmaktadır. - Sizlere oldukça keyifli yolculuklar sunacak olan yelkenli teknelerdeki mavi yolculuklar için yapılması gereken ilk şart hazırlıkların doğru yapılmasıdır. - Yapacağınız bir haftalık yolculuklar için gereksiz eşya almaktan kaçınmalısınız. Bu süre için fazla sayıda kıyafet almanıza gerek yoktur. Bu konuda ayrıntılı bilgi almak için ofisimizi arayarak hazırlık için gerekli öneri ve hazırlık listelerini talep edebilirsiniz. - Yelkenli teknelerin birçoğunda teknelerdeki eşya konulacak yerler için ayrılmış alanlar kısıtlıdır. - Yelkenli teknelerdeki bir başka anlam bol rüzgardır. Tekne üstünde yapacağınız hangi hareket nasıl bir rüzgara neden olur bunları öğrenerek sorumluluklarınızın bilincinde olmak önemlidir. - Yelkenli teknelerle yapılan yolculuklarda tekne pupa giderken terlemeyle karşılaşılacağı gibi orsa gitmesi durumunda ise üşüme hissi oluşacaktır. Teknenin hareket tipine göre giyinmeye çalışmalısınız. - Akşamları yapılacak yolculuklar daha serin olmaktadır. Bu sebeple akşam geç saatlere kadar uzayacak olan bir yolculuk istiyorsanız kalın kıyafetlerinizi yanınızda bulundurmalısınız. - Ayakkabı ve terlik seçimi yaparken kaymayan özelliğe sahip olanları seçmeye özen gösterin. Yelkenli teknelerin üzeri çoğu zaman ıslak olduğundan rüzgarla birlikte dengenizi sağlamanız zorlaşacaktır. Kayma ve düşme gibi sorunlarla karşılaşmamak için bu konuya dikkat etmelisiniz. - Yelkenli teknelerde 12 voltluk elektrik bulunmaktadır. Bu sebeple kişisel elektrikli aletlerinize ait prizleri bu voltaja uygun bir hale getirmeniz gerekmektedir. Eğer bu işlemi yapmazsanız getireceğiniz elektrikli aletleri kullanamazsınız. Özellikle de cep telefonları için gerekli dönüştürücüler kolaylıkla bulunabilmektedir. - Mavi yolculuklarda marketler sizin için oldukça uzak bir konumda kalacaktır. Yelkenlide bir aşçı bulunmayacaksa tüm öğünlerin ve ara öğünlerin önceden planlanması önemlidir. Özellikle de öğünler için yiyecekleri planlamak işlerinizi büyük ölçüde kolaylaştıracaktır. Yine bu konuda da Albatros Yatçılık ekibinde erzak alımları ve listeleri konusunda yardım talep edebilirsiniz. - Deniz tutması oldukça normal bir durumdur. Yelkenli tekne yolculuğunda mide bulantısı yaşanabilmektedir. Özellikle yelkenliler normalden daha fazla sallamaktadır ve deniz tutmasına daha çok neden olmaktadır. Deniz tutmasından çok fazla etkileniyorsanız bazı ilaçlar bu konuda yardımcı olabilmektedir. Aynı zamanda yolculuk sırasında uzun süreli üşünme ya da ıslanma deniz tutması riskini artırmaktadır. Kusma durumu gerçekleşirse mutla yanınıza birini çağırarak yardım etmesini istemelisiniz. Sabahları yağlı yiyecekler deniz tutması riskini artıracağından dikkatli olunmalıdır. - Yelkenlilerde bulunan tuvaletler genel olarak küçüktür ve çabuk tıkanma eğilimindedir. Bu sebeple tuvaletlere atılacak herhangi bir şey hemen tıkanmaya neden olmaktadır. Bu tıkanmaların giderilmesi için ise teknelerin kıyıya yanaşmaları ya da durmaları gerekebilmektedir. Bu durumda mavi yolculuk olarak başladığınız yolculukların beklemeyle geçmesine neden olacaktır. - Teknelerde ecza malzemeleri kısıtlı olarak bulunmaktadır. Bu sebeple güneş kremleri ve diğer ilaçlarınızı yanınızda bulundurmanız gerekmektedir. Bununla birlikte yoğun rüzgar içeren bu teknelerde uzunca bir süre korumasız olarak açıkta oturmak ateşinizin yükselmesine neden olabilmektedir."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/yunan-adalari-tur-onerileri", "text": "Bu yazımızda Yunan adaları Tur önerilerimizi paylaşacağız, Ege ve Akdeniz'in Yunan Adaları ile çevirli bu harika durumu hemen fırsata çevirmek için mutlaka plan yapmalısınız. Bizler de bu planlarınızda size destek olacak öneriler ve hayatınız kolaylaştıracak bilgiler aktarmak istiyoruz. Marmaris, Bodrum, Kaş hatta Antalya ve Alanya tatili planlıyorsanız yada yolunuz Ayvalık, Bergama, Dikili hatta Foça belki de İzmir taraflarına düşerse tatiliniz arasına mutlaka 1-2 günlük Yunan Adası turu planlamanızı öneriyoruz. Aynı şekilde balayı için de Yunan Adaları turu gerçekten iyi bir seçim olacaktır. Balayı için Kiklad adaları turunu hemen tavsiye edebiliriz. Şimdi Yunan Adaları Tur önerileri yazımıza başlayalım. Ülkemiz kıyılarından Direkt Ulaşım ile Yunan adaları önerileri, - Marmaris-Rodos Simi Kos-Kalimnos-Bodrum Turu : Marmaris -Rodos feribotu 1 saat sürüyor ve 40 euro ücreti var. Rodos'dan yaklaşık 1 saat süren yolculuk ile Simi adasına, sonrasında Kos adasına uğrayabilirsiniz. Kos adasından Dönüş Bodrum'a yaklaşık 30 dk süren bir seyahat ile 10 euro karşılığında yapılabilir yada Kos'dan Rodos'a Rodos'dan Marmaris'e gidilebilir. - Marmaris-Rodos-Simi-Kos-Santorini-Naxos-Paros Mikonos-Samos-Kuşadası. - Marmaris-Rodos-Simi-Kos-Santorini-Naxos-Paros-Mikonos-İstanbul - Ayvalık-Midilli-Sakız-Samos-Kuşadası - Mikonos -Naxos-Paros-Tinos-Andros-Mikonos-İstanbul - Bodrum-Kos-Simi-Kos-Santorini-Naxos-Paros-Mikonos, İstanbul Yavaş yavaş ülkemiz ve diğer ülke vatandaşları tarafından farkına varılan ve yaz mevsiminde kalabalık nüfusu gittikçe artan Yunan adalarına gitmek için en iyi dönem tabi ki Mayıs Eylül arası."} {"url": "https://www.gezecegiz.com/yunanistan-ve-yunan-adalarinda-tatil-icin-20-neden", "text": "- Öncelike komşuyuz 🙂 Güzel ülkemizin iki yanı şirin Yunan adaları ile çevrili. - Bodrum, Marmaris, Fethiye, Datça, Ayvalık, Kaş gibi tatil belderimize tatil yapıyorsanız Yunan adası turu planlamak olmazsa olmazlardan biri olmalı. - Ayvalık'dan Midilli Adası, Bodrum'dan Kos adası, Fethiye ve Marmaris'ten Rodos adasına Kaş'dan Meis adasına gidebilirsiniz, Hatta Simi Adasına seyahat etme imkanınız olur. - Santorini, Mikonos, Paros, Naxos adalarına giderseniz muhteşem begonviller, bembeyaz daracık sokaklar, muhteşem Yunan evleri ile tanışırsınız. - İpsala sınır kapısına 4o km uzaklıktaki Dedeağaç ve 150 km uzaklıktaki Thassos Adası muhteşem iki seçenek olacaktır. - Bu güzel beldeleri ziyaret edip muhteşem Yunan mezelerinden tadabilirsiniz ( Uskumri kapnisto, Greek Salad, Kabak çiçeği dolması, Et yemeği Kokinisto, Yeşilik sevenler için Horta, ve masaların olmazsa olmazı Barbayanni Uzo, enfes bir kalamar masanızda mutlaka olmalı. Sert Yunan rakısı isterseniz içine sadece buz atarak içilen boğma rakı diye tabir ettiğimiz Tsipouro içebilirsiniz. Süblakiyi unutmayalım, Süblaki bizdeki Dönere benziyor ama daha kalın parçalı ama bir o kadar yumuşak etli, genelde domuz ürünleri ile yapılan Süblakinin Tavuklusunu bulursanız mutlaka deneyiniz. - Batı Trakya gezisi yaparak Osmanlı & Bizans eserleri ile tanışabilirsiniz. Kavala'da Kavalalı Mehmet Ali Paşanın otel olarak kullanılan İmaretini ziyaret edebilirsiniz. - Muhteşem Kavala Kurabiyesini yerinde yeme fırsatınız olur. - Türkçe ve Yunancanın ortak kelimelerini öğrenebilirsiniz : Baba, Bakkali, Fıstıki, Limani, Fındıki, Karpuzi 🙂 - Yunanistan Milli içeceği Frappe ile tanışabilir çok da memnun kalırsınız. - En lüx retsuranlarda dahi standart fiyat dengesi ile tanışıp iyi ve güzel yemekler yiyerek, uygun fiyat ödersiniz. - Siesta ile tanışırsınız 13:00-16:00 arası mağazalar kapanır herkes uykuya gider 🙂 - Midilli'ye giderseniz Uzonun anavatanına gitmiş olursunuz. Plomari'de Barbayani ve Plomari Uzo fabrikalarını ziyaret edebilirsiniz, Biz Mavi Barbayanni'nin hastası olduk 🙂 - Daha önce almadıysanız Schengen Vizesi ile tanışrsınız. Schengen Vizesi Nasıl alınır yazımız. - Yunan adaları ve Şehirlerinin isimlerinin Türkçe olanlarını öğrenmiş olursunuz: Kos=İstanköy, Kalimnos=Kilimli, Simi =Sömbeki, Alexandroupoli=Dedeağaç, Xanthi=İskeçe, Komotini=Gümülcine, Yunanistan Gezi Rehberi Yazımız. - Jumbo mağazasınında alışveriş yaparak uygun fiyata çocuklarınız için oyuncak ve giysi alabilirsiniz. - Yine yemek ve mezelere geri dönelim 🙂 Muhteşem Mussakakanın tadına bakabilir, haşlanmış etten muhteşem bir yemek olan Kokonistoyu tadabilirsiniz. Yunanistan'da nereye giderseniz gidin mutlaka Karides tadmalısınız. Özellikle Domates soslu yada Kızarmış. - Mutlaka bir Yunan ile Tarih sohbeti yaparsınız Bu sohbette Hemen hemen hepsinin Türkiyden göç ettiğini görürsünüz. - Has be Has Yunanın Soyadının oğlu ile bittiğini duyup şaşırsınız. - Halkidiki'ye yolunuz düşerse, Neo Marmaras'ın, Marmara Adasına Mübadele ile gelen Yunanlıların yerleştiğini, Nea Fokeanın Foçadan gelenler olduğunu, Nea Moudania'nın Mudanyadan gelenlerin oluşturduğunu görebilir, bunun gibi bir çok benzer durumun yaşandığına şahir olursunuz."}