{"url": "www.esrageziyor.com/2020-resmi-tatillerbayramlar-ve-oneriler-esrageziyor/", "text": "Ekim ayı gelmişken, hatta neredeyse bitiyorken yazmayı en sevdiğim yazı ile buradayım! Neden Ekim derseniz aslında özel bir sebebi yok. Sadece aynı yazının 2018 ve 2019 yılında daha bile önceden Eylül ayında yazmıştım ve bir sonraki yıl için seyahatlerimi planlarken çok yardımcı olmuştu. Hatta öyle ki bu sayede hiç bir resmi tatil ya da bayramı boş geçmedik. Bayram ve resmi tatil gibi zamanlarda herkesin bildiği gibi biletler çok pahalı oluyor. Tabii bunun ince bir noktası var. Havayollarının hemen hemen hepsi 6 ay önceden bilet açılışlarını hatta duyurularını yapıyorlar. Mesela kış aylarındayken yaz biletlerinin duyurusunun yapıldığını eminim görmüşsünüzdür. İşte genelde bu kadar zaman varken önce duyuru yapıp ardından kampanyalar geliyor. İşte vurucu nokta burada oluyor çünkü genelde ilk kampanya zamanı tarih sınırlaması koymuyorlar. Yani benim bu yazıyı erkenden yazmamın amacı tam olarak bu! Siz bu tarihleri önceden bilin ve böyle kampanya olduğunda hemen biletinizi alabilin diye! Çünkü sonraki kampanyalarda bazı havayolları tarih kısıtlaması yaptığından -ki bu tarih kısıtlamaları hep resmi tatil ve bayramları içeren tarih aralıkları oluyor- zaman yaklaşırken bilet almak neredeyse mümkün olmuyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/5te-5-cagla-ile-kuzey-iskocya/", "text": "Bakalım nasıl özetleyebileceğim, henüz emin değilim."} {"url": "www.esrageziyor.com/5te-5-cansu-ile-bali/", "text": "Cansu'yla tanışmamız yine sosyal medya ama bu sefer Instagram değil, Youtube. Youtube'da güzel içerikler üretip sürekli paylaşım yapıyor ve yıllarca Moskova'da yaşadıktan sonra şimdi Bali'de. Düşünebiliyor musunuz, Bali ? Acele etmeden oradaki hayata bakıyor. Hatta öncesinde Erasmusla gidip Vilnius'ta da yaşamışlığı var, öylesi dolu dolu Cansu. 5'te 5 başlangıcımız olsun sonrasında da birlikte güzel şeyler yapmayı diliyorum kendisiyle. 1990 yılında İstanbul'da doğdum. Uçağa ilk kez 20 günlükken binmişim kim bilir, belki de seyahat tutkum buradan geliyordur. Küçüklüğümden beri yabancı ülkeler hep ilgimi çekmiştir, hatırlıyorum da 4-5 yaşlarımdayken bir akrabamız Amerika'ya yaptığı seyahati anlatmıştı. İşte o zaman kendime bir söz verdim: Büyüyünce ben de her yeri gezeceğim! Lisedeyken yabancı dile olan ilgimi keşfettim ve tam da o zamanlar internet yeni yeni her eve girmeye, sosyal medya siteleri de daha yeni kurulmaya başlamıştı. Bu sayede internet ortamında bir çok yabancı arkadaş edinerek hem İngilizcemi çok fazla geliştirdim hem de uzaktan da olsa bir çok ülkenin kültürünü öğrenmeye başladım. İlk yurt dışı seyahatimi ise 15 yaşındayken Almanya'ya yaptım. O seyahatimin heyecanı hala aklımda! Eve döndüğümde ise aklımdaki tek düşünce: ''Daha çok gezmeliyim!'' olmuştu. Üniversite hayatım boyunca bol bol gezmek için elimden geleni yaptım. Babamın verdiği harçlıkları ve devletten aldığım öğrenim kredilerimi ne yapıp ne edip biriktirdim. Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü okuduğum için Rusya'ya karşı ayrı bir ilgim vardı. İlk Moskova seyahatimi daha hazırlık sınıfını bitirmeden Mayıs ayında yaptım. Harika bir 10 gün geçirdim ve şehre de tam anlamıyla ilk görüşte aşık oldum. İşte o zaman karar verdim: Bir gün elbet Moskova'ya taşınacaktım. İlerleyen 4 yıl boyunca bulduğum her fırsatta Moskova'ya gittim ve okulu bitirir bitirmez de iş bulup oraya yerleştim."} {"url": "www.esrageziyor.com/5te-5-deniz-ile-finlandiya/", "text": "Bugüne dek tanıdığım ya da az tanıdığım kişilerin ilgi çekici hikayeleri üstüne röportaj yapmayı bir süredir düşünüyordum ama başlangıcım bir kaç gün önce Deniz'in Instagram hikayesinde bir fotoğraf görmemle başladı. Fotoğrafta yağan kar ve dallarda frenk üzümleri vardı ama ne bileyim kendimi birden Deniz'in evinin içinde görüp, yakın hissettim ve hemen O'na yazdım. Sonra da Finlandiya'da yaşayan Deniz'le 5'te 5röportaj köşemi başlatmış oldum. Seyahatlerim; anne ve babamın, her boş zamanlarına bir seyahat planı sıkıştırmalarıyla başladı. Sırf ailemle Mısır'dan Singapur'a, belki 30 ülke gezmişizdir. Güzel tarafı hiçbirine turla gitmedik. Babam bu tarz organizasyon işlerinde çok iyidir. Hatta bazı şehirleri karış karış biliyorum çünkü pestilimiz çıkana kadar yürütüyor bizi. Her ne kadar kendisini bu yüzden eleştirsek de, kardeşimle son yaptığımız Londra seyahatinde 3 günde 40km'den fazla yürüdüğümüzü farkettik. Bize de bulaşmış. Son yıllarda ailecek, gemi seyahatine çıkmaya başladık, önceki senelerde yaptığımız bir şey değildi aslında. Ama geceyi, hissettirmeden sallanıp mışıl mışıl uyutan bir gemide geçirip, gün içinde ise geminin o gün vardığı liman şehrini gezmek çok keyifli imiş. İlk yalnız seyahatime 17 yaşında AFS değişim programıyla Finlandiya'ya gittiğim zaman çıktım. Bu 1 senelik bir lise değişim programıydı. Ülke tercihlerimin ilk sırasında Finlandiya vardı, daha önce hiç ziyaret etmediğim bir ülkeye gitmek istemiştim. Aylar sonra, yanlarında 1 sene geçireceğim, Finlandiya'daki gönüllü ailemden mail geldi, orta Finlandiya'da olan 6.000 kişilik bir şehirde at çiftliği sahibi olduklarını yazmışlardı. Istanbul'dan farklı geldi kulağa tabii. 2011 Ağustos sonu, orada eşimle tanışacağımı, hayatımın tamamiyle değişeceğinden bir haber, Finlandiya'ya doğru yola çıktım. Gittiğimde tam anlamıyla depresyona girdim. Ailemi inanılmaz özlüyordum. Üzüntüden kustuğumu hatırlıyorum... Gittiğim lisede kimse benimle konuşmuyordu, evet, inanılmaz soğuk insanlar. Arkadaş edinmeye başlamam Kasım ayını bulmuştu. Çünkü çokça noel partisi oluyordu ve onlar sarhoşken çok güzel muhabbet edebiliyorduk 🙂 Ama ertesi gün okulda sanki hiç konuşmamışız gibi kimse yüzüme bakmıyordu. Zamanla bunun, Finlerin kültüründen kaynaklanan bir durum olduğunu anlamaya başladım. Mesela saunaya da çıplak giriyordu herkes. Başta bu benim için baya travmatik bir durumda ama buna da adapte olmaya başladım. Ayak uydurdukça, Finlandiya ile ilgili olan her şeyi daha çok sevdim. Her gün fotoğraf çekmeye çıkıyordum, saatlerce örgü örüyordum. Yalnız vakit geçirmekten çok keyif almaya başladım. Türkiye'de hiçbir zaman sahip olamadığım özgüveni Finlandiya'da kazandım. Çok güzel arkadaşlıklar edinmeye başladım. Dünyanın birçok ülkesinden Finlandiya'ya gelen öğrencilerle buluşma kampları oluyordu, hiçbirinden keyif almadığımı hatırlıyorum. Fin arkadaşlarımla çok daha güzel vakit geçiriyordum. Son aylara doğru baya ait hissetmeye başladım ve bir gün tekrar burada yaşayacağımı içten içe biliyordum aslında. Eşim de, o bahsettiğim lisede, benimle konuşmayan, çekingen insanlardan biriydi 🙂 Nasıl tanıştık da evlendik, ben bile hayret ediyorum. Düğünümüzü geçen Ağustos ayında Istanbul'da yaptık, Finlandiya'dan 30'a yakın insan geldi. Çok klişe ama, hayatımın en güzel günüydü, Finlandiya'dan bir sürü insanın gelmesi, oradaki arkadaşlarımla Türkiye'deki arkadaşlarımın tanışmış olması, düğünde onların nasıl eğlendiklerini görmek ve en önemlisi, çok büyük bir önyargıyı kırmış olmamız beni inanılmaz mutlu ediyor. Düğün, onlar için büyük bir parti gibiydi sanırım. Daha önceden de Finlandiya'da yaşadığım için, ne ile karşılaşacağımın farkındaydım aslında. Finler, evde olmayı seven, küçük şeylerden mutlu olan, aktif ama sakin insanlar. Okullarda isteyen ayakkabıyla isteyen çorapla dolaşır, öğrenci öğretmene ismiyle hitap eder. Ast-üst ilişkileri yaygın değildir. O yüzden buraya hala çok ait hissediyorum, senelerdir olduğu gibi. Ama sanırım eşimin -20'de bile cam açık uyuma sevdasına asla alışamayacağım. Bir de bence, yurtdışında yaşamanın en zorlu yanlarından biri, espiri anlayışının, bulunduğun ülkedekiyle tutmuyor olması. Çok saçma bir detay gibi gelebilir aslında ama gerçekten; kardeşimle, arkadaşlarımla yaptığımız saçma sapan esprileri inanılmaz özlüyorum. Zamanla adapte olunur mu böyle bir şeye, hiç deneyimlemediğim için bilmiyorum. Ama ciddi bir sosyal eksiklik aslında.. Şuan orta Finlandiya'da bulunan Jyvaskyla isimli bir şehirde yaşıyoruz. Havanın açık olduğu soğuk kış aylarında, bazen buğulu bir şekilde görünüyor kuzey ışıkları. Cam gibi görünen ve kıpırdayanları görmek için yeterince kuzeyde değiliz, keşke her gün görebilsek. Sanırım en önemlisi, para biriktirmek.. İnsan zaten seyahat etmenin kendisine ne kadar iyi geldiğini farkedince, sürekli fırsat bulup, bunu devam ettirmek istiyor. Her şeyin amaçsız bir tüketime dönüştüğü bu zamanda, seyahat etmek insanın kendine yapabileceği en iyi yatırım sanırım. Örneğin sosyal medyadan, havayolları ve konaklama şirketlerinin hesaplarını takibe almak, seyahat blogları okumak ve insanların deneyimlerinden faydalanmak, verimli oluyor. Finlandiya için söylenebilecekler ise, gelip de Helsinki'de sıradan bir otel odasında kalmak yerine, kulübe kiralanmalı. Mümkünse araba kiralayıp milli parklar ziyaret edilmeli. Zaman var ise, Helsinki'den Talin'e vapur ile günübirlik geçilmeli. Sonbahar ve ilkbaharda Türk Hava Yollarının kuzey ülkeleri kapsayan ciddi indirimleri oluyor, bu tarz fırsatlar kovalandığı takdirde, dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olan Finlandiya'ya olan seyahatinizi bile planlı şekilde makul fiyata getirebilirsiniz aslında. Deniz'i ben sadece Instagram'dan tanıyorum ve paylaşımlarını çok seviyorum. Kendi dünyasını, örgülerini, pencereden yansıyan manzarasını görmek isterseniz O'nunInstagramhesabına göz atabilirsiniz. Bende güzel yazılarla, sıkı çalışmaya devam."} {"url": "www.esrageziyor.com/5te-5-esra-ile-hong-kong/", "text": "Esra'yla benim ilk karşılaşmam tam olarak burada yani esrageziyor. com'da oldu. Kendisi Sri Lanka yazılarımdan birine yorum yapıp yakın zamanda Sri Lanka'ya gideceğini de ekleyince yoruma hemen onu Instagram'dan bulup takip ettim çünkü Sri Lanka heyecanı hala içimde. Sonra baktım bu kız ne güzel geziyor, bilgiler veriyor ve 7.'ye Hong Kong'a gidiyor. Tam bir exper gibi hissediyorum şu an onu Hong Kong için ve 5'te 5'e yetmeyecek olsa da bize biraz Hong Kong'dan bahsetti. 34 yaşındayım ve İstanbul'da yaşayan bir Eskişehirliyim. 12 yaşında İstanbul'a gelene kadar hayatım bisiklet üzerinde geçti. Sanırım özgürlük hissi ve keşfetme arzusu oradan. Seyahat edebilmek için bir süre önce işimi bıraktım ve son birkaç yılım bolca seyahat ederek geçti. İlk seyahatimden beri sırt çantası kullanıyorum ve bağımsız geziyorum. İlk seyahatlerimde konfor ararken artık deneyim odaklı geziyorum. Gittiğim yerleri hızlı hızlı gezmek yerine; sindirerek, yavaş yavaş gezmeye çalışıyorum. 15 güne 3-4 ülke sığdırıp gezmek yerine gittiğim yeri özümsemeye gayret gösteriyorum. Bazen kalabalık bir hostel odasında, bazen kapsülde, bazen çadırda, bazen Couchsurfing'ten bulduğum bir evde, bazen de otelde kalıyorum. Yeri geliyor odamdan böcek kovalıyor, yeri geliyor yağmurdan dolayı çadırımdan çıkamıyorum. Bazen de yeri geliyor kaldığım otelin sonsuzluk havuzunda kokteylimi yudumluyorum. Seyahat etmeyi o kadar sevmeme rağmen eşi görülmemiş derecede evcilim. Evde vakit geçirmekten özellikle kitaplarımla birlikte olmaktan inanılmaz haz alıyorum. Bisiklet kullanmayı hala çok seviyorum. Bisiklet sürerken rüzgarı yüzümde hissetmek en sevdiğim his. Seyahat etmek, dünyanın farklı noktalarını görmek sanırım herkesin hayalidir. Ben de bu hayali sık sık kurar ama gerçekleşmeyeceğini düşündüğümden girişimde bulunmazdım. Üniversite yıllarında yaptığım en iyi şey Türkiye'nin en uzak, en az tercih edilen veya en az bilinen noktalarına seyahat etmek ve buralardaki gençlik kamplarına katılmaktı. Adıyaman, Mardin, Erzincan gibi şehirlerde yaz tatili geçirmek arkadaşlarımın tercih ettiği bir şey değildi; ama ben bundan büyük keyif alıyordum. Fas her yönüyle beklentilerimi karşılamış, beni çok etkilemişti. Çoğu insan gibi ben de o yaşıma kadar seyahat edebilmek için çok para gerektiğine inanıyor ve biraz da korkuyordum. Fas seyahatimde bu endişelerin üstesinden gelmiştim. Fas'ta ilk defa okyanusta yüzmüş, develerin üzerinde yolculuk yapıp çölde konaklamış, yerel yemekleri tatmış, bir sürü yeni insanla tanışmış, yılan oynatıcılarını izlemiş, her şey için çatlayana kadar pazarlık yapmış, ortak dilimizin olmadığı insanlarla anlaşmaya çalışmıştım. Fas benim için çok güzel bir tecrübe olmuş, tadı damağımda kalmıştı ama sonra yine iş hayatımın düzensizliği içinde kaybolup gitmiş, süresi biten pasaportumu dolabımın derinliklerine yollamıştım. O dönemde sinema sektöründeki kardeşim; eğitim ve iş sebebiyle haritadaki yerini bile bilmediğim Hong Kong'a gidip gelmeye ve yılın büyük kısmını orda geçirmeye başlamıştı. Beni de her gidişinde Hong Kong'a çağırır, orayı çok beğeneceğimi söylerdi ama maalesef önyargılarımın kurbanı olarak Hong Kong'un bir gökdelen yığını olması sebebiyle ilgimin dışında kaldığını söyleyerek teklifini geri çevirirdim. Gökdelenler, ışıklı manzaralar, şehir hayatı ve kalabalık hiç ilgimi çekmiyordu. Maalesef çok yanılmıştım. Annemi kaybettikten bir süre sonra parmağımı bile kıpırdatmaya enerjim ve isteğim yokken kardeşimin evlenme kararıyla havalara uçmuş, hiç düşünmeden Hong Kong biletimi ve yeni pasaportumu alıp hiçbir beklentim olmadan yola çıkmıştım. Hong Kong'a ilk ayak bastığım andan itibaren hayranlık ve şaşkınlıkla buradaki dinamizmi ve yaşamın düzenini izlemeye koyulmuştum. Hong Kong'ta geçirdiğim bir hafta bana hem yaşam enerjisi vermiş, beni hayata döndürmüş; hem de seyahat tutkusunu yeniden içime işlemişti. Kesinlikle daha fazla seyahat etmeliydim. Hong Kong'tan ayrılırken oraya tekrar tekrar döneceğimi de daha fazla seyahat edeceğimi de biliyordum. O günden bugüne Hong Kong'a tam yedi kere gitmemin yanı sıra, büyük çoğunluğu Asya ve Afrika kıtalarında olmak üzere toplamda 22 ülke ve 80'den fazla şehir gördüm. Doğu Asya ülkelerinin çoğunu görmüş biri olarak şunu söyleyebilirim ki bu ülkeler bizim ülkemiz gibi çok köklü bir geçmişe ve kültüre sahip. Bu ülkelerin vatandaşları geleneklerine, kültürlerine ve inanışlarına oldukça bağlılar. Her bir Doğu Asya ülkesi için yazılacak çok şey var ama madem ki konumuz Hong Kong, o zaman Hong Kong'un kalabalığından söz etmezsek olmaz. Sıraya girme alışkanlığı olmayan milletimiz için Hong Kong çok değişik bir tecrübe; çünkü bu ülkede her şey için sıra beklemek zorundasınız. Üstelik genellikle sizi sıraya sokan görevliler nezaretinde. Taksi, otobüs, asansör, müze, tuvalet, cafe, restoran, kasa... Ve aklınıza gelemeyecek pek çok şey için sıra beklemek zorundasınız. Örneğin geçen hafta Viktorya Tepesi'ndeki AVM'de 15 dakika tuvalet, 40 dakika da otobüs için sıra bekledim. Taksi kuyruğundaki insanların da en az 15-20 dakika sırada beklediklerini tahmin ediyorum. Yine de canınızı sıkmayın; inanılmaz bir düzenle, aksamadan işlerin kotarıldığını görünce insan beklerken stres olmuyor. Örneğin otobüsler hep saatinde kalkıyor, bir taksi yola çıkar çıkmaz bir diğeri hemen geliyor. Kuyrukta bekleme süresini hesaba katarak hareket etmekte fayda var. Çok turistik yerleri hafta içinde erken saatlerde ziyaret etmek, yemeğinizi öğle arasına denk gelen saatlerde değil de ara saatlerde yemek mantıklı olabilir. Hong Kong vizesiz bir ülke ve uçakta dağıtılan formları doldurarak elimizi kolumuzu sallayarak ülkeye giriş yapabiliyoruz. Hatta ülkeden çıkışta artık pasaport kontrolünü memurlar da yapmıyor. Son geçişimde pasaportumu makineye okutmak suretiyle otomatik kapı açıldı ve ülkeden bu şekilde çıkış yaptım. Sigara kullananlar için önemli uyarı; yanınızda sadece bir paket sigara getirebiliyorsunuz, o da içinden en az bir tane içilmiş olması kaydıyla. Ülkeye girişte çanta araması yapılmıyor ama deklare etmezseniz para cezası var. Ülkedeki sigara fiyatlarının çok yüksek olduğunu da belirtelim. Riske atmaya değer mi, siz karar verin. Hong Kong vergisiz bir ülke olduğundan, tüm elektroniklerinizi buradan uygun fiyata alabilirsiniz. Kredi kartı çoğu yerde geçse de bazı mağazaların yabancı kartlara karşı kısıtlamaları oluyor. Bu sebeple kartınız bir mağazada çalışmazsa başka bir mağazada deneyebilirsiniz. Restoran ve cafelerde Türkiye'deki kadar yaygın kredi kartı kullanımı söz konusu değil. 4. Hong Kong'da konaklama olsun ulaşım olsun bize bildiklerini anlatır mısın? Neticede kolay bir şehir değil planlama ve bütçe ayarlamak için. Hong Kong'taki evler ortalama 40-45 metrekare. Hong Konglular bu kutu gibi evlerde yaşamak zorundalar. Bu koşullarda otel odalarının da çok geniş olmayacağını bilmek lazım. Benim en son kaldığım çift kişilik otel odası banyoyla birlikte 9 metrekareydi. Tabi ki daha yüksek bütçe ayırarak daha rahat odalarda da kalmak mümkün. Konaklama rezervasyonu yapılırken dikkat edilecek önemli bir husus da, otelin veya hostelin Hong Kong sınırlarında olması. Bunu neden belirtiyorum; çünkü Hong Kong için arama yaptığınızda yakındaki Çin şehri Shenzhen'deki oteller de karşınıza çıkabiliyor. Özellikle Airbnb'ye çok dikkat. Biraz tasarruf ederiz derken Türklere vize bile vermeyen Çin'e rezervasyon yaptırmayın. Hong Kong'taki kiralar çok yüksek olduğundan, genellikle ucuz ve orta halli oteller yüksek binaların 1-2 katında veya bu binaların sadece bir koridorunda bile yer alabilir. Bu sizi şaşırtmasın. Zaten Hong Kong daha geniş alana yatay olarak yayılmak yerine dikey olarak şehirleştiğinden binaların 18. katında spor ürünleri mağazası, 25. katında bir restoran, yanında optik mağazası, onun yanında kitapçı, 30. katında kuaför olması çok olağan. Bu sebeple ilginizi çeken binaların içine girmekten çekinmeyin. Konaklamayı önceden organize etmek çok faydalı olabilir. Talebe göre otel odalarının fiyatlarının karaborsaya düşmüş gibi korkunç fiyatlara ulaştığını görmek mümkün. Seyahat tarihinizi Hong Kong'ta fuarın olmadığı ve Çin resmi tatiline denk gelmeyecek şekilde seçmeniz konaklama bütçenizi rahatlatacaktır. Hong Kong'ta ulaşıma gelecek olursak, ulaşım burada gerçekten çok rahat ve zahmetsiz. Hong Kong'a ilk gittiğim zaman ulaşım ücretleri bana çok yüksek geliyordu ama son zamlardan sonra İstanbul fiyatları da aldı başını gitti. Hong Kong'ta metro ağı çok gelişmiş ve dakik. Metro hatlarında gittiğiniz mesafeye göre ücret ödüyorsunuz. Otobüs sayısı da çok fazla. Otobüsler çoğunlukla iki katlı ve fiyatlar metroya göre daha uygun. Ben otobüsleri metrodan daha çok seviyorum. Hele ki üst kattaki en ön koltuklarda oturabilmişsem çok mutlu oluyorum çünkü etrafı seyrede seyrede yolculuk etmek çok daha keyifli geliyor. Otobüslere nakit para atarak binebilirsiniz ama paranız tam olmalı. Paranız fazlaysa para üstü verecek düzenek yok. İki katlı tramvaylar kesinlikle denenmesi gereken araçlar. Hong Kong'ta en uygun fiyata yapabileceğiniz şey sanırım bu tramvaylara binmek. Fiyatları gerçekten çok ucuz (2,3 Hong Kong Doları = 0.30$ ). Fakat bu tramvayları bir yere yetişmek amacıyla kullanırsanız yanarsınız. Sık sık trafik lambalarına takılan ve çok sık durakları olan bu tramvayları keyfi olarak kullanmanız daha yerinde olur. Hong Kong Adası ve Kowloon arasında çalışan vapurlar da yine oldukça ucuz ve aşırı keyifli. Metro ile tüp geçitten karşıya geçmek yerine vaktiniz varsa Star Ferry'ye binmenizi tavsiye ederim. Tasarruf etmiş olursunuz. Üstelik bir irinden güzel olan hem gündüz hem gece manzarasının keyfini çıkarırsınız. Viktorya Tepesi'ne ulaştıran Peak Tram ve Lantau Adası'ndaki Big Budha'ya ulaştıran Ngong Ping 360 Teleferik ise biraz yüksek fiyatlı ulaşım seçenekleri olsa da mutlaka denenmeliler. Her ne kadar pahalı da olsalar, bu araçlar için otobüslere göre daha fazla sıra beklendiğini de ekleyelim. Asya'nın yemek kültürü bizden çok farklı. Deniz ürünleri çok fazla tüketiliyor ve pirinç ağırlıklı besleniyorlar. Pirinç sade olarak haşlanıp tatsız, tuzsuz karşınıza çıkınca fazla bir şey ifade etmeyebilir ama soslu, sulu yemeklerle gayet güzel yeniyor. Kızarmış sebzeli veya etli pilavlar ise yine bizim damak zevkimize çok uygun. Pirinç unundan imal edilmiş noodle'ların sulu veya kızarmış çeşitleri de biz Türklerin rahatlıkla tüketebileceği yemekler. Bizim pişirerek tükettiğimiz bazı sebzeler onlar tarafından çiğ olarak tüketilebiliyor veya bizim çiğ olarak tükettiğimiz bazı sebzeler pişmiş olarak karşımıza çıkabiliyor. Sebzeler hiçbir zaman bizdeki gibi çok pişirilmiyor. Ateşe şöyle bir gösterip çekiyorlar. Sebzeler bizdeki gibi suda değil, buharda haşlanıyor. Zeytinyağı ve tereyağı yaygın değil ama Asya yemekleri bizimkiler kadar yağlı da değil. Bu sebeple Asya yemekleri kimi zaman yavan ve tatsız gelebilir. Bazen yemekler bizim alışık olmadığımız şekilde soslanmış olarak karşımıza çıkabiliyor. Balığın veya tavuğun tatlı, ekşi, jelimsi soslarla bezenmiş şekilde karşımıza çıkması çok mümkün. Balığın tatlı sunulması fikri hoş gelmiyorsa, etinizde sos istemediğinizi belirtmeniz yeterli olur. Fakat benim tavsiyem bu tatları denemeniz. Seyahat etmek yeni yerler görmek kadar, yeni mutfaklar da tanımak bana göre. Damak zevkinize çok uymuyorsa zorlamanın alemi yok, Asya'nın her yerinde pizza, makarna, hamburger bulabilirsiniz. Biz Türklerin Asya ülkelerinde en çok zorlandığı konu sanırım kahvaltı. Bu öğün için beklentileri düşürmekte fayda var. Neticede dünyanın hiçbir yerinde Türk kahvaltısı bulmak mümkün değil. Ben gittiğim yerlerde tanıştığım yabancılara Türk kahvaltı sofrası resmi gösterdiğimde: \"Bunların hepsini yiyor musunuz?\" diye soruyorlar şaşırarak. Şanslıysanız tost ekmeği, yumurta, margarin ve jölemsi reçelle kahvaltı yapabilirsiniz. Asya'da olmanın en güzel tarafı, kahvaltıda çeşit çeşit tropik meyve yiyebilmeniz olacak. Üstelik çok ucuz fiyatlara taze sıkılmış tropik meyve suları da sizi şımartacak. Bizim tükettiğimiz formda ve tatta peynir, yoğurt, zeytin bulmak da imkansıza yakın. Market rafından sevinerek aldığınız sade yoğurdun şekerli çıkma olasılığı çok yüksek. Bunların yerine bol bol soya sütü veya tofu tüketebilirsiniz. Fiyatları uygun ve alışınca çok seveceksiniz. Asya'da Türk mutfağı da dahil olmak üzere dünyanın tüm mutfaklarını bulabilirsiniz. Her ne kadar Bangkok'ta, Hong Kong'ta suşi yemek, Vietnam mutfağı denemek keyifli olsa da Türk restoranlarını tavsiye etmiyorum. Genellikle bu restoranlar o ülkenin insanlarının damak zevkine göre yemek pişirdiğinden Türkiye'deki lezzeti buralarda bulmanız çok zor, üstelik büyük iştahla sipariş verdiğiniz dürüm dönerin hafif tatlı bir sosa bulanmış şekilde karşınıza çıkması çok olağan. Zaten denenecek çeşit çeşit yemekler varken Türk restoranında yemek akıl işi değil. Son olarak kucak dolusu teşekkürlerimi sunuyorum Esra'ya! Ben böyle mini rehber nitelikli bir yazı olacağını hayal etmemiştim. Tam bir \"Hong Kong'a Gitmeden Önce Bilinmesi Gerekenler\" yazısı tadında ama harika detaylarla dolu cevaplar olmuş. Eğer ki Esra'yı bir yerlerde bulmak ve sonraki seyahatlerini takip etmek isterseniz O'nuInstagramadresinden takip edebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/5te-5-salih-ile-gokyuzu/", "text": "Merhaba ben Salih Gider. 28 yaşındayım. 4 buçuk yıldır kabin memuru olarak çalışıyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde Gazetecilik ve Medya Çalışmaları üzerine yüksek lisans yapıyorum. Kabin memurluğundan önce değişik birçok sektörde çok farklı işler yaptım ama en büyük hayalim haber muhabiri olmaktı. Bu sayede farklı insanlarla tanışabileceğimi, farklı hikayeler dinleyip yeni yerler görebileceğimi düşünüyordum. Medya sektöründeki birkaç iş denememden sonra gazetecilik yapmak için illa ki bir kuruma bağlı kalınmasına gerek olmayacağını anladım ve yönümü başka işlere çevirdim. Bu arayış sürecinde de kabin memurluğu mesleği dikkatimi çekti ve \"en fazla 1 yıl çalışır çıkarım, maksat denemek olsun\" düşüncesiyle bu işe başvurdum. O günden bu güne tam 4 buçuk yıl geçti ve geçici olduğunu düşündüğüm bu meslek yaşam tarzım oldu adeta. Şimdi ben kalkıp bu mesleğin sadece güzel yanlarını anlatırsam bu çok pollyanacılık oynamak olur ve inandırıcı gelmez. Her meslek gibi bu mesleğinde kendine göre zor ve güzel yanları var. Her şeyden önce kabin memurluğu yorucu bir iş. Günde birden fazla uçuş yaptığımız zamanlar oluyor. Veya okyanus aşırı uçuşlarda 14 saate varan mesailer yapıyoruz. Uçuşun her evresinde, oluşabilecek her türlü duruma karşı dikkatli olmanız gerekiyor. Sonuçta siz o uçakta, güvenlikten servise, ilk yardımdan yangınla mücadeleye kadar birçok konuda sorumlu olan kişisiniz. Bu sorumluluklardan dolayı da yıl içerisinde sürekli tekrarlanan eğitimlerimiz ve sınavlarımız oluyor. Bu sebeple var olan bilgilerinizi güncel tutmanız çok önemli. Öte yandan bu, belirli saatleri ve günleri olmayan bir iş. Bir gün sabah 8 de işe giderken ertesi gün gece 11 de mesaiye başlayabiliyoruz ve ya hafta sonları, bayramlar veya yılbaşı gibi özel günlerde havada olabiliyoruz. Dolayısıyla düzenli hayat seven birisi için bunlar problem olabilir. Benim için ise İstanbul gibi kalabalık bir şehirde hafta içi izinli olmak veya herkes gibi izinlerimi bayram tatillerinde planlamak yerine otellerin daha ucuz olabildiği tarihleri seçmek çok daha güzel. Vee tabi ki bu mesleğin en güzel yanı ise seyahat edebiliyor olmak. Doğudan batıya, kuzeyden güneye birçok ülkeyi görme şansımız oluyor. Haftanın başına Afrika'da bir şehirde başlarken hafta sonunda Uzak Doğu'da olabilirsiniz mesela. Dolayısıyla içinde gezgin ruhu olmayan birinin bu işi yapması çok ta kolay değil zaten ama bazen gittiğimiz yerlerdeki dinlenme süresi kısa olabiliyor. Böyle durumlara otel odasında dinlenmeyi tercih ettiğimiz zamanlarda oluyor tabi. Kısacası bu biraz da gidilen yerdeki kalma süresine bağlı. Kendimden bahsedecek olursam bu iş sayesinde hakkını vererek gezdiğim, her gittiğimde mutlaka dışarı çıkıp dolaştığım şehirler var. Oturmaktan çok keyif aldığımı bazı cafelerde artık beni tanıyor olmaları çok güzel bi his mesela. Ama uçağa binen her kişi için bunu söylemek imkansız. Hasta olduğu için tedaviye giden, çok sevdiği birinden az önce ayrılan, işi dolayısıyla çok sık seyahat eden veya ilk defa uçağa bindiği için çok gergin olanlar da var. Dolayısıyla bizler her yolcuya anlayışla yaklaşmaya ve onları gözlemleyip yardımcı olmaya çalışıyoruz. Başta da söylediğim gibi ben hep farklı insanlarla tanışmayı ve farklı hikayeler dinlemeyi istemiştim. Kabinde zaman zaman bunu yapabilmek beni mutlu ediyor. Bu kadar farklı kültürden bahsedince zaman zaman ilginç olaylarda geliyor tabi başımıza ama Türkler kesinlikle garip bir millet değil bence. Aksine kendi milletinizden birileriyle iletişim kurmak her açıdan daha rahat. Çünkü bizler jest ve mimiklerimizden, en ufak bir göz kırpışından anlayabiliyoruz birbirimizi. Ama farklı kültürden birine karşı çok daha dikkatli olmanız gerekiyor. Örneğin bizler için herhangi bir şeyi tek elle uzatmanın bir sakıncası yokken Japon bir yolcuya tepsisini iki elle vermezseniz bunu kabalık olarak algılayabiliyor. Ya da dokunarak bir şey istemek bize normal gelmezken Afrikalı yolcular için bu bir samimiyet göstergesi. Daha buna benzer birçok kültürel farklılıklarla karşılaşıyoruz uçakta. Bununla ilgili gerçekleştirdiğimiz bir uçuşta benim ve arkadaşımın başına gelen bir olayı anlatabilirim. Bir Almanya seferinde, servis bittikten sonra kabinde 2-3 yaşlarında bir kız çocuğunun koltuğa çıkıp oturmaya çalıştığını fakat bir türlü başaramadığını fark ettik. Bunun üzerine arkadaşım minik yolcumuzun yanına gitti ve oturmasına yardımcı oldu. Bunun üzerine kız çocuğunun annesi bir anda kızmaya başladı Neye uğradığını şaşıran arkadaşım ve ben birbirimize bakakaldık o anda. Yolcumuz sonradan bilerek kendi çocuğuna yardım etmediğini, önemli olanın başarısız olsa dahi yine de denemeye devam etmesi olduğunu anlattı bize. Bu yaşlarda nasıl alışırsa hayatı boyunca o şekilde devam edeceğinden bahsetti. Bu o anda bizim için hiç beklenmedik bir tepki olsa da bir o kadar da öğretici olmuştu. En sevdiğin kafe: Güzel kahvesi olan tüm kafeleri sevebilirim. Eğer siz de Salih'in seyahat dünyasını görmek isterseniz O'nu Instagram'dabulabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/5te-5-sare-ile-erasmus/", "text": "Merhaba, ben Sare Egri. Yirmi bir yaşındayım, Tokat Gaziosmanpaşa Ünüversitesinde Psikolojik Danışmanlık okuyorum. Seyahat etmeyi çok seviyorum, Erasmus programına katılmamın amacı da gezmek aslında. Eğitim programıyla Avrupaya geldim ama seyahat etmek başlı başına bir eğitim. Bu eğitim sürecinde yeni kültürleri, duymadığın bilmediğin dilleri görmek mümkün."} {"url": "www.esrageziyor.com/5te-5-volkan-ile-istanbul/", "text": "Volkan, Instagram'dan profilini sevdiğim ama yüz yüze tanışmadığım tabii biraz da olsa sosyal medya üstünden sohbetimin olduğu insanlardan biri. 5'te 5'e başlayınca takip ettiğim kişilere başka bir gözle bakmaya başladığım için Volkan'a denk gelince profilini girip baştan inceledim ve çoğumuzun belki önünden geçip görmediği ama çoğunlukla yerini bile bilmediğimiz harika İstanbul fotoğrafları olduğu için onu zevkle takip ettiğimi hatırladım ve burada başkaları için de eminim hafta sonu planı yaptıracak güzel önerileri var. Merhaba, ben Volkan Vardar! 28 yaşındayım, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi'nde İnsan Kaynakları Yönetimi alanında yüksek lisans yapmaktayım. Bir yandan her Türk genci gibi alanımla ilgili iş aramakla bir yandan da okulumu bitirme projemle ilgileniyorum. Her ne kadar bu ikili bütün bir hafta vaktimin çoğunu ele geçiriyor olsa da İstanbul gibi hareketli ve sanat dolu bir şehirde yaşamanın verdiği fırsatları çoğu avantaja çevirip sık sık müze ve sergi geziyorum, tiyatroya gidiyorum ama en çok şehrin içinde gizli kalmış sokakları veya pek bilinmeyen mekanlarını keşfediyorum. Çünkü İstanbul'da doğdum, burada yaşıyorum ve insanın yaşamaktan keyif aldığı yeri avucunun içi gibi bilmesi gerektiğine inanıyorum. Volkan'ın çektiği birbirinden güzel fotoğrafları ve İstanbul'un bilinmeyen köşelerini görmek isterseniz O'nu Instagram'dan takip edebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/adana-gezi-notlari/", "text": "2019 Şubat ayında güncellendi. Çünkü yine bir hafta sonu lezzet turu için Adana'ya gittik ve bir çok yeni yerde yemek yedik. Denediklerimizi de eklediğim bu yazı 2 Adana seyahatinin sonucu olmuş oluyor. 2019 seyahati için biletlerimizi ise Pegasus Havayolları'ndan 140 liraya almıştık. Adana benim daha önce defalarca gittiğim ve hep hava durumu olarak aşırı sıcak hatırladığım bir ilimizdi, bu sefer insanının sıcaklığı daha çok yer etti hafızama. Bir de refüjlerdeki ve kaldırımlardaki turunç ağaçları! Elbette her yerde her türlü insan var ama ben Türkiye haritasının sağ tarafına geçtikçe gördüğüm o kendine has durumları ve sıcaklığı ayrı bir seviyorum, bazı samimiyetleri siz yaşamadan size anlatabilmem de pek mümkün olmaz zaten. Doğrusu Adana'ya gideceğimiz son haftaya kadar çok fazla da araştırma ve plan yapmadım. Bu sefer tamamen Instagram'da sordum ve gelen tavsiyelerle yol aldık. Denediğimizden çok deneyemediğimiz oldu, o yüzden isim isim hepsini buraya da ekliyorum ki belki siz yazdığım herhangi bir yeri araştırıp, sevebilirsiniz. Konaklama olarak bizim tercihimiz Adana Polis Evi oldu. Polis, polis yakını ya da kamu mensubu iseniz yine Polis Evi'nde kalabilirsiniz. Memuriyet durumu olmayan siviller de yer durumuna göre kabul ediliyor, arayabilirsiniz. Benim denemediğim ama gidenlerden sık sık gördüğüm kadarıyla Adana merkez otelleriarasında Hilton, Ibis gibi oteller Adana'da konaklama adına tercih edilen yerlerden. Öğretmen Evi de maliyet açısından uygun bir tercih olabilir. Uygun fiyatlı konaklama seçeneklerinin olması, Adana'yı gezmeyi de kolaylaştırıyor. Özellikle merkezi kısımlarda bir otel bularak konaklarsanız yürüyerek bile gezilecek bir çok yere ulaşabilirsiniz. Sıcak zamanlarda gidiyorsanız öğlen vakitlerinde dinlenmek için de otelinizin yakın olmasına dikkat etmek isteyebilirsiniz, çünkü Adana 🙂 Tüm Adana otellerinibir arada görmek isterseniz yeşil linklerden birisine tıklamanız yeterli. Zaten bunun için gelmedik mi? Kesinlikle evet. Yediğinize, içtiğinize değmeyen yer yok gibi. İki kişi bir yemekten ortalama 50 liraya kalkabiliyorsunuz. En azından bizim gittiğimiz yerler öyleydi. Mekanların bildiğim ve bulabildiğim kadarıyla açılış ve kapanış saatlerini de yazıyorum çünkü bazılarına gittiğinizde iş işten çoktan geçmiş olabilir, o yüzden siz de gideceğiniz yerlerin saat durumuna dikkat edin derim. Şimdi sıralayayım hepsini. Muzlu sütüyle meşhur olmuş bu büfe günün her saati tercih ediliyor. Biz ilk gün kahvaltıya başlangıç olarak gidip muzlu süt ve yengen denedik ve her ikisini de çok sevdik. Muzlu süt bildiğiniz muzlu süt ama çok basit bir fikri çok güzel pazarlamış olması ve kalitesiyle yıllardır tanınıp popüler olmuş bu büfe. Çok da büyük olmayan bir mekanda 10'dan fazla insan çalışıyordu görünen kısımdı. Muzların farkını sorarsanız, bildiğimiz muzu dilimleyip buzlukta donduruyorlar ve ondan sonra süt ve şekerle birlikte hazırlıyorlar. Şaşırmayın genelde 2 bardak veriyorlar; 1'i daha büyük 1'i daha küçük oluyor, 1 kişiye bence fazla. Biz sırf bunu bildiğimizden sadece 1 tane istedik ve 2 tane büyük bardak verdiler bir porsiyon olarak. Şeker miktarı bizi rahatsız etmedi ama az şekerli isterseniz belirtmenizde fayda var. Aynı zamanda taze sıkma meyve suları da çok güzel görünüyordu da bizim deneyecek yerimiz olmadı bir türlü. Burası 2 şubesi olan bir kebapçı. Acıkmamış olsak da öğle yemeği için baktık yakınlarındayız hemen deneyelim dedik. Yine bir masa doldu sanırsınız 6 kişi yemeye geldik, halbuki 2 kişi yiyoruz. Bu sefer sıra Adana kebaptaydı. Fena olmayan bir Adana kebap yedik ama hani bayıldık diyemem. Kalitesi ortamı hizmetinde sıkıntı yoktu, belki de biz beklentiyi çok yükseltmiştik yoksa kesinlikle lezzetliydi."} {"url": "www.esrageziyor.com/afrika-kitasinin-en-kucuk-baskenti-victoria/", "text": "Seyşeller'in başkenti neresi derseniz işte o burası: Victoria! Burası ilk olarak İngiliz sömürgecileri tarafından kurulduğundan şehre bir İngiliz havası hakim desek çok da yersiz olmaz. Zaten isminin neden Victoria olduğunu da İngiltereyle olan bağlantısından tahmin edebilirsiniz. Mahe adasında yer alan başkent aynı zamanda tüm ulusal binaları, bankaları, devlet kurumlarını, havaalanını, limanı falan hep kendi sınırları içinde bulunduruyor. Zaten biz Mahe'yi ada olarak gezerken bunu pek fark etmesek de harita üstünde bu böyle. Victoria'yla tanışmamız feribot iskelesinden otobüs duraklarına doğru yürürken oldu. Bu arada limanın adı da Port Victoria, başkentte ve hatta adada tek bir liman var. Limandan Victoria'nın merkezine yürümek 10 dakika falan sürdüğü için birden kendinizi başkentte buluyorsunuz. Nizamından ve de gitmeden önce en çok okuyacaklarınızdan biri olan saat kulesini gördüğünüzde de başkente geldiğinizi anlıyorsunuz. Saat dedim dedim önce ondan başlıyorum. 1897 yılında yapılan saat kulesinin hikayesi; zamanın valisi Sir Ernest Sweet-Escott'un Londra ziyareti sırasında meşhur Big Ben'i görüp, o saat kulesine hayran kalması sonucunda ülkeye döner dönmez minyatürünü yaptırmasıyla oluyor. Yaptırmasıyla dediysem Kraliçe Victoria'nın izin vermesiyle gerçekleşiyor bu isteğin yapılması. 100 yılı aşkın zamandır da şehrin simgesi haline gelip, etrafındaki her şey değişse de o dış yapı olarak değişmeden kalmış. 1999 yılında tabii saatin düzgün göstermesi ve bir şekilde günümüze ayak uydurmasının istenmesi ve belki gerekliliği sebebiyle de tamamen modern bir iç aksanla değiştirilmiş. Asıl benim şaşkınlığım 4 yol ağzında kalan bu 3-4 metrelik saatin nasıl kazaya kurban gitmemiş olduğu, helal olsun."} {"url": "www.esrageziyor.com/airbnb-nedir-nasil-kullanilir/", "text": "Airbnb'nin ortaya çıkışı aslında yaşanması çok normal bir durum sonrasında gerçekleşiyor. San Francisco'da evlerinin kirasını ödeyemeyen Brian Chesky ve Joe Gebbia, evin içinde bir odalarını kiraya vermek zorunda kalıyorlar ve sundukları hizmet ise şişme bir yatak ve kahvaltıdan ibaret oluyor. 2007 yılında Airbedandbreakfast olarak ortaya çıkıyorlar ve sonrasında isimleri Airbnb olarak değişiyor. Tam da \"niye daha önce benim aklıma gelmedi ki bu\" projesi. Aslında hikaye ana prensibi açıklıyor, evin içinde oda kiralama. Sonralarda sistemi genişletip tüm evi kiralamaya ya da ortak alanı kiralama gibi seçeneklerle büyütmüşler. Sistemde ister konaklamak için yer arayabilir isterseniz kendi evinizi konaklamaya açmak için kayıt olabilirsiniz. Her şey üyelik oluşturmaklaşuradanbaşlıyor. Karşılıklı kazandıran üyelik başlangıcı var. Bu link üstünden kaydolursanız ilk seyahatinizden itibaren kullanabileceğiniz 130 lira krediniz oluyor. Seyahat ettikçe davet ettiklerinizle birlikte hesabınıza kredi yükleniyor. Yukarıdaki bağlantıdan Airbnb'ye giderek \"kaydol\" kısmına tıklayarak; e-mail adresiniz, Facebook adresiniz ya da Google hesabınız ile kaydınızı gerçekleştirebilirsiniz. Profilinizi basitçe oluşturduktan sonra detaylar için ilk öncelikle fotoğrafınızı ekleyin, güven uyandırmak önemli neticede başkasının sizi evine kabul edebilmesi hangi ülkede olursa olsun güven gerektirir. Profilinizi gerçekçi ve güvenilir kılmak için sizden telefon numarası, e-posta, Google, Facebook, Linked-in gibi hesaplarınızın çevrimiçi kimlik bilgilerini paylaşmanızı isteyecektir ki olabildiğince siz olduğunuzu bilebilsin. Üye olup, profilinizi tamamlayıp, kimlik bilgilerinizi girmeniz ardından doğrulama işlemini gerçekleştirmeniz gerek. Burayagiderek doğrulama işleminizi tamamlayabilir ve artık Airbnb dünyasında ister kalacak bir yerler bakabilir isterseniz de ev sahibi olarak odanızı ya da evinizi kiralayabilirsiniz. Geldik en keyifli kısma, güzel bir ev bulmaya ya da bir deneyim araştırmaya. Ana sayfada gideceğiniz yeri, giriş-çıkış tarihlerini ve kaç kişi olacağınızı seçip ara demekle başlıyorsunuz. Arama kısmında detaylı arama yaparak sonuca daha hızlı ulaşabilirsiniz. Deneyim ise her şehirde olmayan ama arayarak gittiğiniz yerlerde ne var ne yok öğrenebileceğiniz yeni bir seçenek. Deneyimler kişisel tecrübelerin pazarlanması ya da bir işletmenin günübirlik hizmet vermesi gibi. Mesela birisi yıllardır Paris'te yaşıyordur ve çok iyi fotoğraf noktaları bildiği için kendisiyle 2 saat gezip, o fotoğraf noktalarını göstermek adına kendisini \"Deneyim\" sekmesi adı altında listeleyebilir ve siz de kişinin belirlediği ücret karşılığında onunla bu şekilde gezebilirsiniz. Ben henüz denemedim, bilemiyorum ama çok çekici gelen şeyler var. - Karşınızdaki arama ekranına \"filtreler\" kısmından daha fazla detay ekleyebilir ve seçeneklerinizi daraltabilirsiniz. - Haritayı hareket ettirdikçe konaklayacağınız bölgeyi daraltabilir ve bölgeye göre ev seçebilirsiniz. - Sol tarafta görünen fiyatlar seçtiğiniz kişi sayısı için 1 gece fiyatlarıdır ve evi seçtiğiniz vakit fiyat değişebilir. Öncelikle kaç gün seçtiğinizle fiyat çarpılır sonrasında ise artı ücretler gelebilir. Şöyle ki ev sahibi fazladan temizlik ücreti talep ettiyse evini kiralarken bu size yansıtılır ve Airbnb'nin her konaklama için aldığı hizmet bedeli dahil edilerek toplam bedel size gösterilir. Alttaki fotoğrafta sağ tarafta detayları görebilirsiniz. - Seçtiğiniz eve bakarken tüm fotoğraflarına detaylı olarak bakmak, özellikle değerlendirmeleri okumak ve evin kurallarını bilmek; size uygun olup olmadığını anlamanız için gereklidir, bakmadan geçmeyin. Bulduysanız içinize sinen bir evi son aşamaya geçebiliriz, rezervasyon yapmak. Rezervasyon isteği gönder dediğinizde karşınıza çıkan ekranda son kez size kısaca ev kuralları hatırlatılacak ve sizden seyahatinize dair kısa bir kaç şey yazmanız istenecek. Ben onların dilini bilmem ama gezmeyi iyi bilirim diyorsanız da çeviri programını da kullansanız olur, yeter ki iyi niyetinizi kısaca belirtin. Tabii bu yazıya giriş çıkış saatlerinizi de eklerseniz iyi olur, ev sahibi onay verip vermeyeceğini önceden kestirebilir. Bu aşamadan sonrası zaten ödeme olacak. İleri dediğinizde ödeme bilgilerinizi girip, kuralları kabul edip, istek göndere tıkladınız mı artık siz rezervasyonunuzu gerçekleştirmiş oluyorsunuz ama bu demek olmuyor ki yeriniz hazır. Onayı beklemeniz ve görmeniz gerek. Bu yüzden size tavsiyem ödeme yapmadan önce ev sahibiyle iletişime geçerek, gerçekten müsait mi ve sizin istediğiniz koşullara uyuyor mu diye kısa bir sohbet etmeniz. Böylelikle rezervasyonunuzun onaylanması kesinleşir ve aksilik yaşamazsınız. Ev sahibiyle iletişime geçmek için de ev sahibinin profil sayfasına gitmeniz yeterli. Siz rezervasyonunuz yapar yapmaz para hesabınızdan hemen çekilir fakat ev sahibiyle paylaşılmaz. Ev sahibiyle seyahatiniz gerçekleşmeden paylaşılmadığını biliyorum. - Airbnb güvenli bir platform fakat seçtiğiniz evin yorumları size en büyük yardmcı olacağı için iyi göz atmak gerek. - Ev sahibinin yazdığı kuralları en az 1 kez okuyun. Belki geç giriş sorun olacaktır ya da sigara içilip-içilmemesi sizin içip-içmemenize göre rahatsızlık verebilir. - Kalacağınız yeri seçerken filtreleri doğru kullanmaya özen gösterin. Farkında olmadan paylaşımlı alanda kalabilir ve bu sizi rahatsız edebilir. Bu yüzden \"özel oda\" ya da \"tüm ev\" seçeneklerini kullanmayı unutmayın. - Evin giriş ve çıkış saatlerine dikkat edin ve sizin gideceğiniz saati önceden ev sahibine bildirerek evde olup olmadıklarını öğrenin. Evde olmadıkları takdirde de anahtarı ne şekilde temin edeceğinizi önceden konuşmuş olmanız gerek. - Bazı rezervasyonlar 1 gün kalana kadar ev sahibine iptal izni verirken bazıları 60 gün öncesine kadar izin verir. Mağduriyet yaşamamanız için seçtiğiniz evin iptal durumunu gözardı etmeyin. - Seyahatinizde internetiniz olmayacaksa gideceğiniz evin bilgilerini çevrimdışı olarak kaydetmeyi unutmayın. Hatta ev sahibiyle iletişime geçtiğinizde telefon numarasını da alabilirsiniz ihtiyaç olması anında kullanmak için. - Gittiniz ve evde kimse yok, ev sahibine ulaşmak da mümkün olmuyor! Olmaz ama olursa sorun etmeyin. Airbnb ile iletişime geçin, aramanız en iyisi olur. Size ya yeni bir yer bulurlar ya da çevredeki otellere göre hesabınıza ücreti iade ederler ki mağdur olmayın diye. - Evde konakladınız bitti, değil. Ev sahibinin sizin için yapacağı değerlendirmeler sizin profil sayfanızda yeni rezervasyonlar yaptığınızda görünecek yorumlar, bu yüzden dikkat etmenizde yarar var. Bulduğunuz gibi derli toplu bırakmaya özen gösterin ki sizinle ilgili pozitif geri bildirimler bulunsun profilinizde. Bu gelecek için rezervasyonlarınızı kolaylaştıracaktır. - Ve en önemlisi cesaret edin! Elbette başka bir evde, daha doğrusu hiç tanımadığınız insanların evinde kalmak ilk başta bir huzursuzluk yaratabilir ama bunu milyonlarca insan dünyanın her yerinde her gün yapıyor. Siz de deneyin. Biz de ilk zamanlar cesaret etmemiştik ama gerçekten iyi yorumlu bir yer bulunca denedik ve çok sevdik! Airbnb'yi keşfedip, detaylıca öğrenmeye başladığım için çok mutluyum. Bana konaklamalar için hem maddi anlamda avantaj sağlıyor hem de gittiğim şehirde yaşayan insanlarla direkt iletişim kurmama imkan vermesi çok daha keyifli hissettiriyor. Airbnb'nin kendi sitesindeki yardım kısmına da şuradan bakabilirsiniz, orada bir çok sorunun cevabı var. Aşama aşama anlattığım Paris: Bir Airbnb Deneyimi yazım daha somut anlatıyor işleyişi, okumayı unutmayın. Görseller Airbnb sitesinden ekran görüntüsü olarak alınmıştır. Ne için istediğini sorun isterseniz, belki aynı zamanda otel hizmeti veriyordur ve bu sebepten dolayı kayıt alması gerekebilir. Mayis ta colmar gezimde Ben'in evinde kalmistim. 2 sene önce aşağı yukarı bu zamanlar eşimle yaptığımız İsveç gezimizde Stockholm yakınlarda kaldığımız efsane evi paylaşmak isterim. Ev sahibinin yaşadığı evin yanında misafir evi olarak tasarlanmış bu ev inanılmaz güzeldi. Ulaşım için araba mecburi, düşünenler için altını çizmek gerek. Ama kış ruhunu yaşamak için ideal! 2017 Ekiminde Paris seyahatimizde ailecek bir Airbnb evinde konaklamıştık. Ailecek dedim ama baya geniş aile olarak konaklamıştık evde. Bir çatı dublex evdi ve çok memnun kalmıştık. Kızımız o tarihte 2 yaşındaydı, dolayısı ile standart bir gezi ekibinden daha farklı ihtiyaçlarımız oluyordu ama hepsine gayet iyi çözüm sağlayacak kadar konfor bulmuştuk. Konumumuzu çok sevmiştik. Toplu taşımaya son derece yakındı. Yakınımızda çok sayıda süpermarket ve bakery vardı. Montmartre taraflarında, meşhur Moulin Rouge'un hemen yakınında bulunan evden her yere yürüyerek gidebilmiş ve çok eğlenmiştik. Ev sahibemiz son derece cana yakındı. Bize Airbnb sistemi üzerinden hızlı dönüşler yaptı. Hatta talebimiz üzerine havaalanından eve ücreti karşılığında bir transfer aracı bile organize etti. Otel konforunda, ev rahatlığında üstelik ortalama bir otel konaklamasının yarı fiyatlarına 5 gün kaldığımız bu Airbnb evini çok sevmiştik. Tekrar Paris'e gidecek olursam mutlaka o evde kalmayı tercih ederim."} {"url": "www.esrageziyor.com/amsterdam-gezi-notlari/", "text": "Amsterdam her ne kadar havasıyla bana karma karışık duygular yaşatmış olsa da sanırım sevdim. Benim için bir şehrin çok popüler olması ya da tam tersi gidenin hiç sevmemesi o şehre gitmek adına aklımda önyargı oluşturmuyor çünkü nereye gidersem gideyim ben kendim gezerek sevip, sevmeyeceğime bakıyorum. Amsterdam kesinlikle her yıl milyonlarca turisti ağırlamanın hakkını veren bir şehir. Gezilecek onca yer, görülecek onca müze, hiç bir şey yapmadan yürüyebileceğiniz harika sokakları ve kanalları bile yeterli bu atraksiyonu bol şehre gitmek için. Amsterdam, Hollanda'nın başkenti ama bir başkent donukluğu yok hatta özgürlükler şehri diye de anılıyor. Sadece çılgın partiler ya da gece hayatıyla düşünülebilecek bir şehir de değil; günlerce adam akıllı gezseniz yine de bazı parklar, müzeler, denemek isteyeceğiniz kafelere&restoranlara zaman yetmeyebilir. Tabii hep diyorum az zamanınız var diye gitmeyecek de değilsiniz, gitmişken size en uygun gezip-görülecek yerleri seçerek planınızı iyi yapmanız yeterli. Bu merkez istasyon bizim ülkede olsa ve yol tarifi soracak olsanız konumundan dolayı istasyonu arkana al, sağına al, soluna al gibi kalıplarla başlayan cümlelerle size bir yerleri tarif etmek için demirbaş olarak kullanılırdı. Şehir merkezinde kalıyorsanız, ama gerçekten yürüme mesafeli merkez, bu istasyonu sadece görürsünüz belki ama diğer durumlarda sizin Amsterdam'daki ikinci eviniz bu güzel istasyon. Otobüsler, trenler ve metro için bu istasyondan yolunuz geçecektir. Geçmese dahi gidip bir görürsünüz. Zaten Avrupa'daki çoğu istasyon gibi içinde hem market, hem mağazalar, hem yeme içme yerleri hem de kilitli dolap var kendiniz şifre belirleyerek eşyaları içine koyabileceğiniz. Medium ve Large olarak dolaplar boyutlandırılmıştı ve Medium olanın üstünde 24 saatlik 7 diye yazıyordu, ihtiyacınız olursa aklınızda olsun 🙂 Bazen eşyalarla gezmek zor oluyor, bilirim. Bildiğiniz ya da şu an öğreneceğiniz üzere Amsterdam'da fahişelik yasal ve uyuşturucu serbestliği var. Halk çoğu yönden çok açık görüşlü ve tam olarak size karışan eden yok. Hal böyle olunca da Red Light /Kırmızı Fener diye bilinen bölgede neredeyse tamamen bu işlerin mekanı olmuş, herkesin ne olup bittiğini bildiği bir yer. Gitmeden aklınızda eminim inanılmaz bataklık bir ortam canlanıyor ama öyle değil. Zaten hava aydınlıkken kırmızı ışıklı camekanların önünde çok az kadın görüyorsunuz bu caddelerde yürürken. Evet gece vakti işler değişiyor ama siz oralarda gezerken niye buradasın demiyor kimse. Yani böyle bir rahatlık ve genişlik olmasına rağmen aslında yeterince güvenli bir bölge. Hatta Amsterdam'ın en eski kiliselerinden birisi Oude Kerk'de bu bölgede yer alıyor. Söylentiye göre burada yasal olarak çalışan kadınlar, kiliseye gelerek sonrasında günah çıkarıyormuş. Öyle de bir yer işte. Yalnız uyarmak isterim ki bu camekanların önünde, karşısında fotoğraf çekmeyi düşünmeyin bile kötü muameleyle karşılaşabilirsiniz. Neticede orada kadınlar ya da transeksüeller çok başka şekillerde karşınıza çıkabiliyor. Red Light nerede derseniz merkez istasyondan çıkınca sol tarafınızda kalacak. Kilise de aynı zamanda bakınca görebileceğiniz bir açıda ve büyüklükte. O bölgeye doğru yürürseniz ilerledikçe hem kırmızı ışıkları hem de coffee shopları görebilirsiniz. Bir de coffee shop meselesi var. Uyuşturu maddelerin çeşitlerinin satıldığı bilinen yerler bu coffee shoplar. İlgimi çekmediği için fazla detay verebileceğim bir konu değil fakat bu coffee shoplar sadece bu bölgede yok, zaten bence çok denemeye değecek bir şey değil yani. Yoğunlukla red lightta olmakla birlikte şehrin başka yerlerinde de görebilmeniz mümkün. En popüleri Bulldog. Oldu ki aradınız ve bulamadınız, kokuyu takip edin bayılmazsanız bulacaksınızdır. Ben sigara kokusundan bile rahatsız olurken bu tarz şeylerin kokusu gerçekten hiç hoşuma gitmedi. Çoğu yerden tanımlayamadığınız kokular hissederseniz muhtemelen oralarda bir coffee shop vardır. Fazla turistik olduğundan mıdır nedir bilmem böyle kanal turu ya da hop on hop off turlar hiç ilgi çekici gelmemiştir bana gezerken. Tabii Amsterdam için işler biraz daha farklı, burası Venedik'ten bile daha çok kanala sahip bir şehir. Hal böyleyken o kanallar ne yürü yürü biter ne de gez gez. Venedik dedik mi akla direk gondollar geliyorsa eğer Amsterdam'da burada şans vermeye değer diye düşünüyorum kanal turuna. Derseniz ki sen yaptın mı, hayır. Çünkü bir arkadaşım eğer ki hava güneşliyse gün batımına yakın bir saatte teknede olursan manzaralar da ortam da harika oluyordu ve bizim Amsterdam'da gezdiğimiz gün boyunca güneş yerini bulutlara bırakmıştı."} {"url": "www.esrageziyor.com/amsterdam-ulasim-rehberi/", "text": "Amsterdam kesinlikle turistik anlamda çok rahat ve gelişmiş bir şehir, çok seçenekli ve çoğunlukla kolay ulaşılabilir çözümler sunuyor. Rahat bir ayakkabıyla yürüyerek şehrin çoğu kısmını gezmeniz mümkün. Tabii bazı zamanlarda toplu taşıma kullanmak gibisi de yok. Tren, otobüs, tramvay, metro, feribot gibi seçenekleriniz olduğundan bunlarla birlikte kullanabileceğiniz türlü türlü kartlar da mevcut. Amsterdam'da ulaşımla birlikte \"Amsterdam'a Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler\" yazısını da okuyabilir, belki sizin gözden kaçırdığınız bir şeyler vardır ve yazıda bulabilirsiniz. Öncelikle tüm toplu taşıma ağını, nereden nereye gitmek istediğinizi seçerekharita üstünde görebileceğiniz resmi site burada. - Havaalanından Şehir Merkezine Ulaşım Tren :Havaalanından şehir merkezine ulaşmak için en hızlı yol kesinlikle tren. Tek yön tren bileti 5.2 ve bilet otomatlarından sadece bozuk para ya da kredi kartı ile alabiliyorsunuz. Kredi kartı ile alırken sizden 0.5 da komisyon alacağını söylüyor. Bu yolculuk da 15 ya da 20 dakika sürüyor. Yolculuk süresi direk giden ya da duraklarda duran trene göre değişiyor. Intercity yazana binerseniz direk şehir merkezindeki istasyona gidersiniz. Trene binerken ve inerken kartınızı okutmayı unutmayın, tren içinde Flemenkçe ve İngilizce anonsları sürekli yapılıyor. Otobüs :Eğer ki öncelikle otele gidecekseniz ve bu otobüs sizin otelinizin yakınlarından geçiyorsa 197 numaralı Airport Express otobüsünü de kullabilirsiniz. Tek yön bilet 5 ve gidiş dönüş de alsanız 10 , yani artı bir indirim olmuyor. Bileti şoförden alabiliyorsunuz. Saatte 6 seferi olan bu otobüsün hangi duraklardan geçtiğine buradanbakabilirsiniz. Şehir merkezine ulaşmak yaklaşık yarım saat sürüyor bu otobüsle. Taksi : Tren gerçekten hızlı ve uygun bir ulaşım şekli ama siz taksiyi tercih etmek isterseniz kilometre ücreti yaklaşık 2.5 . Havaalanından şehir merkezine ulaşmak da yaklaşık 50 tutuyor. Tabii taksicilerin sizi döndüre döndüre götürme ihtimali burada da yüksek, çoğu da zaten Türk. Yine de biz şehir merkezinde çok fazla taksi görmedik, zaten bazı sokaklar arabaların geçebileceği kadar geniş değil bu yüzden araba kiralamak şehir içi için popüler değil. Uber kullanmak da taksiden uygun fiyatlı bir seçenek olabilir eğer 3-4 kişiyseniz Uber uygulamasından havaalanından gideceğiniz yere ortalama ne kadar tuttuğuna bakabilirsiniz. - Şehir İçi Ulaşım İçin Kartlar 1. I amsterdam Kart : Bu kartın 24, 48, 72 ve 96 saat olarak kullanabileceğiniz seçenekleri var. Fiyatlar güncellenip değiştiği için buraya yazmıyorum ama siz kart isminin üstüne tıklarsanız güncel fiyatları görebilirsiniz. Aldığınız kart kaç saat ise GVB toplu taşıma sisteminde gece-gündüz farketmeksizin sınırsız olarak ücretsiz yararlanabilirsiniz. Aynı zamanda önemli bir çok müze ya ücretsiz ya da aldığınız kart diğer müzelere girişte indirim sağlıyor. Bir diğer indirim sağladığı yerler ise ; restoran, kanal turu, mekan girişi, bisiklet kiralama ve bazı alışveriş yerleri. Kartı aldığınız vakit broşürünü incelemeyi unutmayın, detaylı bilgiler orada var ya da internet sitesinden de bakabilirsiniz. Şöyle bir şey var ki 72 saatten daha kısa süreli bir kart alırsanız Amsterdam havaalanından şehir merkezine giden tren ücretli; yani 72 saatlik kart alırsanız bu kart ile havaalanı da dahil olmak üzere GVB metro-tramvay ve otobüsleri tamamen ücretsiz oluyor aksi takdirde havalimanından şehir merkezine geliş-dönüş içinde ayrı bir bilete ihtiyacınız olacak. I amsterdam kart kullanmaya başladığınız saat itibariyle aktif oluyor, hesabınızı ona göre yapabilirsiniz. Bir de her zaman ulaşım kartlarınızı hem kullanacağınız araca binerken hem de araçtan inerken okutmanız gerek, bunu unutmayın. Bu kartın hakkını verecekseniz elbette alın derim yoksa sadece ulaşım için kullanacaksanız 2. seçenek daha çok işe yarayacaktır. 2. GVB Kart : Bu kartın 24 saatten 168 saate kadar olan seçenekleri var. . Özelliği ise sadece şehir içi GVB sisteminde ulaşımda gece-gündüz sınırsız kullanabiliyorsunuz başka bir yerde herhangi bir indirim sağlamıyor. Eğer şehir merkezinde konaklayacaksanız bu kart sizin için uygun olabilir. İster internetten, ister merkez istasyondan isterseniz de havaalanından alabilirsiniz. Havaalanında biz ARO diye D&R benzeri bir kitapçı var oradan satın aldık. Yalnız dikkat edin herhangi bir toplu taşımaya binerken ya da inerken kartı okutmanız gerek, kurallar böyle. GVB Kart İpucu : Eğer havaalanından şehir merkezine artı para vermeden bu kartı kullanarak gitmek isterseniz ve zamanınız varsa havaalanından 69 numaralı otobüse binerek, son durak olan Sloterdijk metro istasyonunda inebilir ve şehir merkezine giden otobüslerden birine aktarma yapabilirsiniz. 69 numaralı otobüsün geçtiği duraklar ise burada. 3. Amsterdam Travel Kart : Hem havaalanından ulaşım için hem de şehir merkezinin dışında Schiphol, Amsterdam-Zuid, Sloterdjik, Amsteel, Haarlem gibi bölgelerde konaklayacak ve şehre ulaşım için tren kullanacaksanız bu kart size uygun olacaktır. Trenlerin 2. sınıfında ücretsiz ulaşım sağlayan bu kart aynı zamanda şehir içi ulaşımda da geçerli."} {"url": "www.esrageziyor.com/amsterdama-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Amsterdam için söyleyebileceğim ilk şey kesinlikle \"bu nasıl hava yaa!\" Onlarca Avrupa şehri gezdim ama gerçekten sürekli ama hani böyle saat aralıkları falan değil dakikalar arasında bir kaç farklı hava durumu nasıl yaşatır bir yer bilemiyorum. Bir de dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ülkelerden birisi Hollanda. Tebrik ediyorum, sanırım havanın dengesizliğine alışarak olan bitene karşı tepkisizliği çözdüler. Hollanda'nın başkenti Amsterdam'a fotoğraf çekmek için, gece hayatı için, müzeleri için, şehri gezmek için, inanılmaz güzel kafeler-restoranlar denemek için ya da civardaki köyleri gezmek için gidebilirsiniz. Her şeyin ama her şeyin olduğu bir şehir burası. Her gezgine, gezmeyi sevene kesinlikle sunacak bir şeyleri var. - Hava Durumu ve Ne Zaman Gitmeli? Yukarıda havadan giriş yapmışken onunla başlayayım. Amsterdam için en iyi sezon diye bir zaman tam olarak yok ama eğer ki genel geçer iyi olan bir zamanda gitmek istiyorsanız İlkbahar sonu ve Yaz ayları bu açıdan ideal olacaktır. Özellikle Nisan başında gerçekleşen Lale Festivali zamanı doluluk oranları çok yüksek oluyor fakat laleler hala oradayken gitmeniz de görsel açıdan güzel olacaktır. Dün döndüğüm Amsterdam seyahatinde bizim için hava her mevsimi gösterdi diyebilirim. Önce çıktık inanılmaz bir güneş, gözlerimiz kamaştı. Sonra otobüse bindik ve otobüsten bir indik nasıl sağanak bir yağmur. Şemsiyeyle 5 dakika kadar yürüdük baktık yağan eden yok ama o nasıl bir soğuk, resmen içimize işledi. Diğer günlerde de anladık ki Amsterdam'ın havası bu şekilde biraz dengesiz birazdan fazla değişken. Kasım ayı ortasında her bir havayı gördük. Temmuz ayında giden birisi 1 gün yağmurdan gezemediğini ama Nisan ayında giden birisi de yıllık güneş ihtiyacını karşıladığını söyledi. Yani siz önce bir hava durumuna bakın, şemsiyeyi muhakkak çantaya atın ve ne zaman giderseniz gidin hava durumundan en az seviyede etkilenmek için kat kat giyinin ki kendinizi sıcak için de soğuk için de sağlama almış olun. Yalnız havanın derecesine bakarak aldanmayın. Türkiye'den gidiyorsanız bizdeki 9 derece ile Amsterdam'daki 9 derece bir değil, kalın giyinin kesinlikle. Yağmur için de kesinlikle yanınıza bir şeyler alın. - Uçuş Süresi Amsterdam'la Türkiye arasında kış saati uygulamasında 2, yaz saati uygulamasında 1 saat fark oluyor. Amsterdam 1 ya da 2 saat Türkiye'den geri oluyor. Biletlerin ortalama fiyatı ise 400tl 600tl arasında değişiyor. Kampanyalara denk gelirseniz iyi fiyatlar yakalamanız elbette mümkün. Avrupa'da uçtuğum en kuzey nokta Amsterdam oldu ve haftasonuna için biletini 2 ay öncesinden Pegasus kampanya yaptığında 270tl gibi -bence harika- bir fiyata aldım. Biraz da bilet bulunca kendinizi ona göre ayarlamak gerekiyor. - Konaklama Amsterdam bu konuda pahalı şehirlerden birisi çünkü her daim şehrin sezonu. Turistler yaz kış farketmeden bu şehre hep geliyorlar ve hal böyle olunca düşük sezon diye bir dönem de ortaya çıkmıyor. Bu yüzden konaklama meselesi beni zorlamıştı. Seyahate 2 ay kala Booking. com'da yer aradığımda otellerin %90'ının çoktan dolu olduğunu gördüm. Tabii ben böyle olduğunu görünce daha gitmeden olaylar nasıl dönüyor diye tek tek araştırıp, ön harita bilgisi edinmiş oldum. Amsterdam aslında 7 bölgeye ayrılmış düzenli bir şehir. Bu bölgelerin en merkezi olanı ve en bilineninin adı Amsterdam Centre yani şehir merkezi denilen kısım. Diğerlerinin ismi ise; West, Zuid, Oost, Nord, Zuidoost, Nieuw West. Bu bölgelerden şehrin kalbi olan Amsterdam Centre kısmında kalırsanız bütün atraksiyonların içinde olur ve ulaşım adına da rahat olur. Çoğunlukla her yere yürüyebileceğinizden toplu taşıma kullanmanıza gerek kalmaz ama tahmin edersiniz ki genelde en maliyetli konaklama seçenekleri de bu bölgede yer alıyor. Merkezde kalabileceğiniz özel semt adı ararsanız; Leidseplein ve Red Light olarak aramanızı daraltabilirsiniz. Bir diğer yürüyerek gezebileceğiniz ikinci seçeneğiniz de Zuid bölgesi yani Amsterdam merkezinin güney bölgesi olabilir. Bu bölgenin içinde müzeler bölgesi olarak da bilinen Museumplein, Vondelpark ve De Pijp yer alıyor. Aynı zamanda çok güzel kafeler de bu alanda yer aldığından seyahat şeklinize göre konaklama bölgenize karar verebilirsiniz. Gezerken göreceğiniz o güzel apartmanlarda kalmak için de kesinlike Airbnb'yi tercih edebilirsiniz. Tüm ev değil de özel oda araması yaparsanız seçenekleriniz çoğalır. Amsterdam'da Airbnb'den yer bulmaya dair sıkıntınız olmasın, sistemin iyi ve doğru işlediği şehirlerden bir tanesi. Hostel önerisi isterseniz ben değil ama Amsterdam'ın kendi turist sitesinde yani şuradaçok iyi öneriler var, tarihleriniz için bakabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/amsterdama-yakin-koyler-rotasi/", "text": "Amsterdam başlı başına güzel ve öyle bir kaç günde gezmekle bitmeyecek bir şehirken, yakınında bulunan masalsı kasabaları da insan görmek istiyor. 3 günlüğüne bile gitseniz 1 günü bu kasabalardan seçim yaparak geçirebilirsiniz, yani en azından biz öyle yaptık. Amsterdam Ulaşım Rehberinde bahsettiğim kartlardan bir ya da bir kaçıyla yakın yerlere ulaşım sağlamakta kolaylık yaşayabilirsiniz, öncelikle nasıl bir karta ihtiyacınız var nereleri gezmek istiyorsunuz onu belirleyin. Amsterdam&Region Travel Ticket alırsanız eğer 1-2 ya da 3 gün boyunca hem köyler için hem şehir içi için aldığınız gün sayısına göre sınırsız ulaşım sağlayabilirsiniz. Gezebileceğinizi düşündüğüm bu 5 yakın rota sırasıyla; Zaandam, Zaanse Schans, Edam, Volendam, Marken. Tabii yukarıdaki kartı alırsanız bu konuda daha kolay olacaktır, yoksa 5 kasaba biraz iddialı. Gün uzunsa yapabileceğinize eminim, tamamen gideceğiniz mevsime bağlı. Biz önce sabah trenle Zaanse Schans'a gidip dönerek, öğleden önce Amsterdam merkez istasyondan da otobüs biletimizi alıp mavi rotayı izlemek üzere yola koyulduk. En yukarıdan aşağıya doğru inelim düşüncesiyle önce Edam'ı sonra da Volendam'ı gezdik ama kötü hava şartları Marken'e geçmemize izin vermedi fakat zamanımız yeterdi. Güne 7 gibi başladığımızdan, gün batımı 17'de olsa dahi 4 köy gezebilecek vaktimiz oldu. Siz de haritadan hangi rotayı izleyeceğinize karar vererek tüm gününüzü otobüslere ücretsiz binerek geçirebilirsiniz. Eğer yarım gününüz varsa;yine de köyleri görmek isterseniz tren kullanarak en hızlı ulaşabileceğiniz 2 köy Zaandam ve Zaanse Schans. Amsterdam merkez istasyondan trenle önce Zaanse Schans ya da Zaandam'a giderek gezebilir ve birinden diğerine 5 dakika gibi kısa bir sürede tekrardan trenle geçebilirsiniz. Amsterdam'dan giderken Zaandam trenle 10 dakika, Zaanse Schans ise 15 dakika sürüyor. Özel bir kart almanız gerekmiyor ama otomatlardan fiyat kontrolü yapabilirsiniz, belki ilk kart daha karlı olabilir tek tek tren bileti almaktansa. Buralara giden otobüslerde var fakat tren kadar hızlı değiller. Yine de otobüs kullanmak isterseniz merkez istasyondaki EBS ofisinden otobüs numaralarını öğrenip, bilet alarak da gezebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/avrupanin-en-buyugu-rheinfall/", "text": "Kışın karlar altındaki manzarasıyla okyanusu andıran renk geçişleri; yaz geldiğinseyse döküldüğü yerden çıkan su buharının yüzünüze gelen serinliğiyle sizi mest edecek kadar güzel bir yer. Rheinfall Avrupa'nın en büyük şelalasi ve Zürih'e 50 km mesafede bulunuyor. Schaffhausen şehir merkezinin çok yakınında bulunan bu şelaleye ulaşmak çok da zor değil. Tabii en iyi yol arabayla rahatça gelmek. Diğer seçenek ise Zürih'ten ya da hangi şehirden geliyorsanız Schaffhausen Bahnjof'a yani tren istasyonuna gelerek her 10 dakikada bir olan otobüslerden birine binerek 7 dakikada şelaleye varmak. Bu şelalenin genişliği 150 metre yüksekliği ise 23 metre. O kadar kocaman ki aynı zamanda Ren, Rhone ve Inn nehirlerini besliyor. Doğası gerçekten muazzam. Şelaleye arabayla geliyorsanız otoparkın ilk 1 saat ücreti 5 frank, sonrasında artan her saat için artı 2 frank. Giriş ise yetişkin için 5 frank, çocuk için 3 frank. Euroyla ödemeniz de mümkün. Girişte aynı zamanda bileti aldığınız yerde minik bir dükkan olduğunu göreceksiniz, işte orası Zürih'teki neredeyse tüm hediyelik eşya alınacak yerlerden çok daha uygun fiyatlara sahip. Zürihte 9 frank olan bir magnet orada 3 frank olabiliyor mesela, bu da benden küçük bir tüyo olsun. Şelaleye inmek için 2 yol var ; asansör ya da merdivenler. Daha önce 2 kez gittiğim için her iki inişi de tecrübe etme fırsatım oldu. Tavsiyem asansörle inip merdivenle çıkmanız. Evet normalde tam tersi yapılır ama nedense merdiven inişindense çıkması daha keyifli burada, hem şelalenin yanında daha fazla vakit geçirmiş oluyorsunuz. Tamamen camdan bir asansörle aşağıya doğru inerken panoromik manzara muazzam. Yalnız bilgilendirmek isterim kışın giderseniz, şelalenin en aşağı kısmına kadar inemeyebilirsiniz. Coşan dalgalardan ya da bakım zamanlarından geçici olarak kapanabiliyor ama bunu da bilet fiyatlarına yansıtıp indirim yapıyorlar zaten. Rheinfall'a gittiğinizde inip gezmek dışında yapabileceğiniz başka aktivitelerde var ki o da şelalede tekneye binmek. Kano da denebilir aslında, neyse. Bu gezinti için 3 seçeneğiniz var; karşıdan karşıya geçebilir, şelalenin aktığı noktaya gidip gelebilir ya da şelalenin döküldüğü yerler Ren nehrine doğru sekiz çizerek gezebilirsiniz. Hepsinin detayı için resmi sayfasınabakabilirsiniz. Benim buraya kadar gelmişken diğer bir tavsiyemse gördüğünüz karşı kıyıya geçmek olacak. Asansörle inerken göreceğiniz bina aynı zamanda bir restoran ve manzarası çok güzel, ismi ve sitesi ise Schlössli Wörth. Aynı zamanda karşı tarafta uzuun bir yürüyüş yolu da var, girişi ücretliymiş fakat parkuru çok güzelmiş, denemediğim için sadece fikrinizi olması için paylaşıyorum. Biz şelaleyi gezdikten sonra, 15 dakika gibi bir zamanda nehri dönüp karşı tarafta şelaleye karşı güzel bir kahve keyfi yaptık, zaten fotoğraflarda da görüyorsunuz. Rheinfall için yarım gün ayırmanız gerekebilir. Eğer ki şelaleye daha yakın bir mesafedeyseniz bir kaç saatte olsa keyfine varabilirsiniz. Zamanınız varsa bu tecrübeyi deneyimlemenizi tavsiye ederim. Kış bazı kısımları kapalı dedim diye de gitmemezlik yapmayın, hatta kar yağdıysa kesin gidin. Manzarası doyulmaz oluyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/bali-adasi-ister-balayi-ister-tanrilara-ziyaret/", "text": "Sırt çantalı gezginlerden süper gezginlere balayı çiftlerinden çılgın sörfçülere her türlü turisti görebileceğiniz Bali sadece Endonezya'nın değil, Güneydoğu Asya'nın da en tercih edilen noktalarından biri. Endonezyanın %90'lık Müslüman nüfusunun aksine Bali'de çoğunluk Hindu. Bu çok Tanrılı dine hakim olmamakla birlikte Hindistandakinden az biraz farklı olduğunu öğrendim; evlerde, restoranlarda ve otellerin bahçelerinde güne \"Tanrılarına\" ikramlarda bulundukları sunakların yanında başlıyorlar. Genelde tatlı bir şeyler sunup, tütsüleri yakarak; gün ne kadar erken olursa olsun büyük bir sakinlik ve gülümsemeyle güne başlıyorlar Balili insanlar. Bali'de balayının ya da tatil yapmanızın maliyetibu yazımda. Bali'ye gidecekseniz henüz direk uçuşların olmadığını göreceksiniz ama bu sizi durdurmasın. Biz ilk aktarmalı uçuşumuzu balayımız sebebiyle yaptık ama buna rağmen Qatar Havayollarıyla hiç bir sıkıntı yaşamadık. Eğer ki arası kısa aktarma bulmak zor olur ve vakitten de tasarrufa ihtiyacınız varsa Endonezya'nın başkenti Jakarta'ya Türk Hava Yolları ile direk uçup, sonra bi kaç saatlik başka bir uçuşla Bali'de Denpasar Havaalanına varmanız da mümkün. Aktarma sorun olmaz derseniz de Qatar, Emirates, Singapore Airlines, Emirates ve Etihad Havayollarına bakabilirsiniz. Hepsine bir arada bakmak için skyscanner on numara uygulama. Singapur veya Jakarta'dan daAirAsia, Lion Air, Garuda veya Singapore Airlines ile uçabilirsiniz. Denpasar'dan 20 dakika uzaklıktaki Kuta bölgesi ise adanın en kalabalık ve kaotik bölgesi. Kuta 1960'larda adaya akın eden hippi ve sörfçülerin merkezi olarak ün yapmış. Şimdilerde birçok otel, alışveriş merkezi, restoran, bar ve clublar Kuta Beach denilen bölgede. Kuta aynı sahil şeridinde Legian ve Seminyak ile komşu. Aslında Kuta, Legian ve Seminyak yan yana 3 farklı merkez diyebiliriz. Bali'de adanın daha deniz kısmıyla iç içe olmak istiyorsanız bu 3 bölgeden birinde konaklamanız sizi rahat ettirir, Legian'da kalıp Kuta Beach ve o bölgedeki restoranlara yürüyerek ulaşabilirsiniz.. Seminyak aralarında az biraz uzak olsa da bi tık kalite olarak üstte otelleri bulabileceğiniz bir bölge. Kuta gibi büyük plajları olmayıp daha çok ufak ve kayalıkların altında gizlenmiş plajlar isterseniz de Nusa Dua. Burası daha sessiz olup, iyi beach clublar ve otelleri bu bölgede bulabilirsiniz. Ubud ise hepsinden bambaşka bir dünya. Kocaman ormanlık bir alan, kaldığınız otellerin hepsinden uzun palmiyeler ve pirinç tarlaları. Ubud adanın tam ortasında kalan bir bölgenin içinde yer alıyor. Bir çok zincir otelin şubelerini Ubud'da bulabiliyorsunuz ve çoğu otel size kaliteli spa sunuyor. Ubud'un size sunduğu şey tamamen sessiz sakinlik. Gün içinde sanat galerilerini gezebilir, el yapımı ahşap objeler için alışveriş yapabilirsiniz ama gün battı mı Ubud bana terkedilmiş bir bölge gibi hissettirdi bir kaç gün ama yine de Gili Adaları'na geçmeden önce orada kalmış olmaktan çok memnunuz. Bali'de gezilecek görülecek yerler yazımda da bahsedeceğim fakat otel seçiminizi hangi bölgeden yaparsanız yapın, eğer Bali'de bir hafta gibi bir süre geçirmeyi düşünüyorsanız konakladığınız bölgenin dışında gezilecek birçok yer olacak ve bir rehbere ya da turlara katılmaya ihtiyacınız olabilir. Eğer ki sağdan akan trafik sorun değilse araba ya da motor da kiralamanız mümkün ama trafiğin hallerini bir izlemenizi tavsiye ederim gitmeden. Çok teşekkür ederim, mail olarak gönderdim. 7 yaş bence her iki ülke için de uygun fakat maceracı bir çocuk olması önemli Bali için de Sri Lanka için de. Haziran ayı mevsim şartları adına Bali için uygun, Sri Lanka için geçiş dönemi kabul edilebilir. Her ikisi de sıcak olacaktır. Bali'de havuzlu otel bulmak çok kolay ve uygun, Sri Lanka'nın çoğu kısmında havuz opsiyon olarak tercih ediliyor. Her ikisinin de denizi çok dalgalı oluyor genelde. Ben ikisini de ayrı ayrı sevdiğim için siz kendi gezi karakterinize göre seçerseniz daha iyi olur. Spesifik sorularınız olursa Instagram ya da Facebooktan da yazabilirsiniz. Ben teşekkür ederim. Mail olarak gönderdim bilgileri. İyi seyahatler. Merhaba, yazılar için çok teşekkürler, elinize sağlık. merhaba, güzel bir yazı olmuş teşekkürler... Rehber bilgilerinizi öğrenebilirsem çok sevinirim.."} {"url": "www.esrageziyor.com/bali-adasinda-tatilbalayi-ve-maliyeti/", "text": "Bu sefer açık ve yalın bir yazı yazmak için geçtim klavyemin başına. Bloğumda bugüne dek en çok aranıp gelinen ve tıklanan başlıklardan birisiEndonezyakategorisi olduğundan ve bende aslında az biraz isteyen ve planlayan herkesin Bali'de balayı yapabileceğini düşündüğümden böyle bir yazı yazmaya karar verdim. Dil bilmiyor ve yine de benim yazıma geldiyseniz bu sizi vazgeçirmemiş demektir, gerçekten istiyorsanız bunun hiç bir önemi kalmıyor. Kendiniz dahi ayarlayıp, gidebilirsiniz. Nasıl bu kadar eminsin derseniz sosyal medya sayesinde tanıştığım ve arkadaş olduğum Esma da öyle yaptı, şuradaki hikayesibelki size de ilham olabilir. Birlikte balayı tatillerini planladığımız bugüne dek 4 çift olduğu için onların da tecrübesini birleştirerek bakalım elimizde neler var hepsini minimum bütçe doğrultusunda yazıyorum. Yoksa biliyorsunuz seçenekler sonsuz. Öncelikle hepinizin birer pasaportu olduğunu göz önünde bulundurarak gitme girişiminizi destekliyorum. Bali'ye ülkemizden direk uçuş henüz(Mart'17) yok yani aktarmalı bir uçuş yapmanız mecburi. Güncelleme : 2019 Ağustos ayında Türk Hava Yolları, İstanbul'dan Bali'ye direkt uçuş yapmaya hazırlanıyor. Bali'deki hava alanının adı Ngurah Rai International Airport ve Denpasar bölgesinde bulunuyor. İstanbul'dan Endonezya'nın başkenti Jakarta'ya uçuş THY ile 11 saat 40 dakika. Jakarta'dan Bali'ye gitmek için de Air Asia ya da Lion Air firmalarına bakabilirsiniz, uçuş yaklaşık 2 saat sürüyor. Uçuş süresi evet biraz fazla ama belki gece saatlerine denk getirirseniz ya da uyku durumunuzu ayarlar; uçak içi kitap, dergi, film gibi aktiviteler kendinize oluşturursanız gittiğinize değecek! Endonezya'da hususi pasaporta, diplomatik veya hizmet pasaportuna sahipseniz 30 güne kadar vizeden muafsınız yani vize almanız gerekmiyor eğer 30 günden fazla kalmayacaksanız. Daha fazla kalacaksanız kapıdan vize almanız gerekiyor. Kolay yollu uçak biletlerinin ortalama maliyetlerini görmek istersenizskyscannersitesinden kalkış hava alanına bulunduğunuz şehri, varış kısmına da Bali yazarak hızlı bir fikir sahibi olabilirsiniz gitmeyi düşündüğünüz dönem için. Sadece böyle uçak bileti arama sayfalarının fiyatlarına da bakıp karar vermeyin, promosyon döneminde olan bazı biletleri bazen göremeyebildiğiniz için yukarıda yazdığım havayollarının kendi sitelerinden de tek tek kontrol edin. Maalesef ki biletlerin hepsi dolar kuruna bağlı ama harika fırsatlara denk gelebilirsiniz. Biz kampanya yaptığı bir dönemde Qatar Havayollarından git-gel tek kişi bileti 1350 liraya almıştık, 450 dolardı ama kur o zaman 3 liranın altındaydı. O zamandan beri tekrar gitmek için hep biletleri kontrol ettim ama yükselen kurla bize göre iyi bir fiyata denk gelemedim. Yani siz 400 500 dolar arası bir fiyat yakalarsanız harika! 500-650 dolar arası bir fiyat bulursanız ve çok zamanınız yoksa da normal diyebilirim fiyatlar için. Daha düşüğünü bulursanız zaten tatilinizi o zamana göre ayarlayın derim. Giderken ve dönerken yaklaşık 1 tam gününüz zaten yollarda geçeceğinden bu 2 gün dışında en azından bir 7 tam gününüz olsun derim. Bu minimum süre, 1 ay da kalsanız Bali'de ruhunuza gözünüze iyi gelecek bir şeyler bulmanız hep mümkün. Genelde 1 haftalık tatil olduğunu varsayıp, gittiğinize değecek bir süre olması açısından uçakta geçecek süre dışında 5-7 gün kalabilirseniz ne ala. Gezeceğiniz birden fazla bölge var ve Hint Okyanusu'nun en güzel adalarından birine gitmişken doğasını deneyimlemek için de fazlasıyla seçeneğiniz var. Uçak biletini aldıktan sonra bütçenizi ayarlamak tamamen sizin elinizde. Bali ucuz ve konaklamak için de çok fazla seçenek var. Konaklayabileceğiniz bölgeler Seminyak, Nusa Dua, Jimbaran, Legian ve Ubud. Otel ararken bu bölgelerin adını aratarak bakabilirsiniz. Bali büyük bir ada olduğundan, eğer ki gezecekeseniz, size 2 ayrı lokasyonda konaklamanızı öneririm ve bunlardan olmazsa olmazı kesinlikle Ubud. Ubud adanın kalbinde kaldığı için başka bir havası ve ruhu var. Denizi olmasa da harika manzaralı sonsuzluk havuzları var ve çok popüler. Diğer lokasyonunuz ise yukarıda yazdıklarımdan hangisinde içinize sinen bir otel bulursanız o olabilir. Hatta gidenler için genelde bir yerde oteli balayı standartlarında ayarlarken diğer tarafta daha uygun bütçeli ayarlayarak kendimizi mutlu ettik. Belki sizin de aklınıza öylesi uyar. Ubud'da sonsuzluk havuzu olanGraha Moding Villa'nınnehir kenarı villasında, balayı paketi(kahvaltı, akşam yemeği, 1 masaj) olarak mail üstünden ayarladığım odaya gecelik 300 lira ödemiştik. Başka bir arkadaşıma Booking. com sitesi üstünden ayarladığımızPadma Resort Ubud'aakşam yemeği olmadan geceliği 600 lira ödediler. Her ikisi de önerebileceğim güzellikte oteller. Eğer ki siz daha uygun bütçeli bir tatil yapmak istiyorsanız geceliği 50 liradan başlayan oteller bulabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken, ister istemez her yerde olan minik canlılara karşı, temizlik ve klima. Yemek dahil olmasa dahi dışarıda yine her bütçeye göre yemek bulabilirsiniz ama en azından kahvaltı dahil olursa güne hızlı başlamak için size kolaylık olur. Otelleri incelemek için size bölge bölge otellerin linklerini veriyorum siz kendi tarihinize göre listeleyip, aramalarınızı detaylandırabilirsiniz. Eğer daha detaylı bir otel öneri listesi isterseniz \"Bali Konaklama Önerileri\" yazımı okumanızı tavsiye ederim. Bu başlığı uzun uzadıya yazmayacağım ama yapabilecek o kadar çok şey var ki 1 ay dahi kalsanız bitmez hatta belki yetmez. Sayısız tapınak var; özellikle Batuan, Uluwatu, Tanah Lot. Hayvanlar; Uluwatu'nun içindeki ormanda yaşayan maymunlar, Ubud'da yine maymunların yaşadığı başka bir orman ve fillerle sarılabileceğiniz alanlar. Bali'de her alışverişinizde pazarlık yapabilirsiniz, artık rutini bu olmuş. Ubud Market'de ya da sörf öğrenmek için saatlik ders almak istediğinizde rahatlıklı pazarlık yapın. Çoğu yere giriş ücretsizdi 2016 yılında gittiğimde fakat 2018 yılının Ağustos ayında tekrar gidince ücretli olduğunu gördüm. Ücretli olanlar da çoğunlukla 5 lirayı geçmiyor. Bali'de damak tadı pek alıştığımız gibi değil ama her yerde sağlık fışkıran seçenekler var. Hafif ama bi' bakıyorsunuz doymuşsunuz. Bali'nin halkı Hindu olduğundan yemek seçenekleri farklı olabiliyor. Neyse ki pirinç, tavuk gibi seçenekleriniz en tazesinden var kafe ve restoranlarda. En kötü patates kızartması yiyenleri biliyorum. Bu yazdıklarım tabii yemek ayırt edenler için. Ben yemek ayırt etmeyip yeni tatlara çok açık bir insan olduğumdan henüz gittiğim hiç bir yerde aç kalmadım. Siz de benim gibiyseniz yemek çok dert olacak bir şey değil. Hem çoğu kişi İngilizce biliyor hem de menülerde İngilizce yazıyor. Fiyatlar ise 2 kişi ortalama 30-50 lira arasında değişir. Derseniz ki ben sokak lezzetlerine bayılıyorum 10 liraya bile o zaman 2 kişi doyabilirsiniz. Biz giderken herhangi bir aşı olmadık fakat her ülkenin olası tehlikeli hastalıklarına karşı şu resmi siteden detayları okuyup, görebilirsiniz. Tüm karışık ve kalabalıklığına rağmen bence denenebilecek en güzel seçeneklerden bir diğeri de motor! Vespa değil belki ama mobilet bulabilmeniz çok kolay ve ucuz. Bunu nasıl kiralarım diye düşünürseniz de konaklayacağınız otel size muhtemelen yardımcı olacaktır, yanınızda ülkede kullandığınız ehliyetin olması yeterli. Günlük olarak yaklaşık 25-30 lira ödeyerek, yer yol bulmak size kalmış. Onu da çevrimdışı çalışabilen haritalar yükleyerek halledebilirsiniz bence. Taksi kullanmak istersek ne yapalım diyenler içinse üstünde Blue Bird yazan taksiler en güvenilir sayılanı ve evet yine pazarlık yapabilirsiniz. Her neredeyseniz bulunduğunuz yere Blue Bird çağırmasını isteyebilir ya da telefon numaralarını öğrenerek siz kendiniz ayarlayabilirsiniz. Sokakta da taksi kullanmak isterseniz üstünde Blue Bird yazmasına dikkat edin. Asya'da 2 mevsim var; muson yağmurlu ve muson yağmursuz yani kuru sezon ve ıslak sezon. Elbette ıslak sezonda gidin diyemem ama sular seller alıp gitmiyor çoğu zaman. Artık küresel ısınmanın da etkisiyle ıslak sezon diye geçen muson döneminin bile çoğu günü sakin ve güneşli geçiyor. E Mayıs ayına noldu derseniz o tam arada kalıyormuş ve evet biz Mayıs'ta gittik 🙂 Mayıs'ın 20'sinde gittiğimizden midir bilmiyorum Bali Adası'nda hiç yağmur yaşamadık. Mayıs ayı da bir nevi kuru sezona dahil edilebilir gibi ama edilemiyor da. Gitmeden kontrol etmekte yarar var anlayacağınız. Endonezya kendi para birimi olan bol sıfırlı Endonezya Rupiahını kullanıyor. Yanınıza dolar alıp gitmeniz yeterli ve paranızı kullanacağınız kadar az az çevirebilirsiniz. Paranızı çevireceğiniz döviz ofisinin oranların yazılı olduğu tabelasının olmasına dikkat edin ve fişinizi alın. Zaten rehber ile gezerseniz, ona söylediğinizde sizi uygun yerlere götürecektir. Gelelim bizim ne kadar harcadığımıza. Doların kuru o zamandan bu zamana farklı olsa da bütçenizin yaklaşık %50'si uçak bileti olarak düşünebilirsiniz. Geri kalan %20-30 otel olacaktır ve son %20'yle de gezip, yemek yiyebilirsiniz. Evet yüzdeli anlatımları bende pek sevmem ama aranızdaki mühendislere seslenmek istedim yoksa biz total olarak 2 kişi İstanbul'dan uçağa binip yine İstanbul'a dönene dek 5100 lira harcayarak (2016 Mayıs) hala şaşkın olduğumuz bir fiyata Bali ve Gili Adaları'nda balayımızı gerçekleştirdik. 2700 uçak fiyatımızdı, 1700 lira da otellerimiz. Avantajımız otellerimiz de yeme-içme olmasıydı ama biz yine de otel dışında da yedik, içtik, gezdik yine de bu kadar harcamışız. Şimdiki Lira-Dolar kuruyla(1$ = 5.62 ) bizim harcadığımız artık mümkün değil ama 10bin 12bin lira arasında ne kendinizi çok sıkarak ne de çok açılarak Bali'de balayınızı geçirmeniz mümkün. Dediğim gibi her şey uçak bileti, uygun uçak bileti bulursanız bu fiyatı direkt aşağılara çekebilirsiniz çünkü Bali'de günde 100$size yetecektir. Hesabınızı bu şekilde yapabilirsiniz. Son olarak yinelemek isterim ki her şey sizin seçimleriniz ve tercihlerinizle alakalı. Oteli ucuz seçip daha çok gün kalabilir ya da yemek işini yanınıza götürecekleriniz ve kaliteli sokak yemeklerini bularak da halledebilirsiniz. Diğer Bali yazılarımı okumak isterseniz şuraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/bali-gezi-notlari/", "text": "Sırt çantalı gezginlerden süper gezginlere balayı çiftlerinden çılgın sörfçülere her türlü turisti görebileceğiniz Bali sadece Endonezya'nın değil, Güneydoğu Asya'nın da en tercih edilen noktalarından biri. Benim de ilk tercih etme sebebim balayı iken, çok sevip bir daha gitmek için her fırsatta Skyscanner'dan bilet kovaladım ve sonunda bütçeme uygun bir bilet bulunca ikinci Bali seyahatim için yola çıkmaya hazırdım! Aktarmayla birlikte yaklaşık 15 saatlik bir uçuş yapmak için zaten çok çok sevmek gerek. Vize: Endonezya seyahatinde, Türk vatandaşları 30 güne kadar ikamet süreli seyahatlerde vizeden muaf tutuluyor yani vize almanıza gerek yok. Eğer 30 günden fazla kalmayı düşünüyorsanız giriş yaparken, pasaport kontrol kısmında bunu söylemeniz gerek. Uçan Havayolları ve Uçuş Süresi: 2018 yılı itibariyle, Türkiye'den Bali'ye direkt uçuş bulunmuyor. İster havayollarının kendi aktarma duraklarını kullanarak isterseniz Endonezya'nın başkenti Jakarta'ya Türk Hava Yolları ile direkt uçarak, seyahatinizi planlayabilirsiniz. Aynı zamanda Qatar Havayolları ile Doha aktarmalı, Emirates Havayolları ile Dubai aktarmalı ya da Singapur Havayolları ile Singapur aktarmalı Bali'ye gidebilirsiniz. Aktarmalı uçuşlarda uçuş süresi minimum 15 saatten başlıyor ve aktarma sürenize göre değişiyor. Ufak bir not, 2019 yılında yaz mevsiminden başlayarak Türk Hava Yolları Bali'ye direkt uçmayı planlıyor. Kendi aktarmanızı yapmak için ise yine kullanabileceğiniz en pratik yol Skyscanner'a girip, aktarma yapmak istediğiniz şehri ve gideceğiniz şehre de Bali yazarak; Bali'ye uçan tüm havayollarını görebilirsiniz. Uçak Bileti :Bali'ye uçmak isteyenlerin en çok sorduğu sorulardan uçak biletine ödemem gereken miktar ne kadar oluyor genelde. Eğer ki 400$ 550$ aralığında Bali'ye aktarmalı da olsa bir uçuş bulursanız iyi bir fiyat yakalamışsınız demektir. 400$'dan uygun bir bilet bulursanız hiç kaçırmayın. Elbette herkesin bütçesi değişir fakat maksimum fiyatı soracak olursanız 750$'dan fazla ödememenizi öneririm. Uçak biletlerinin fiyatlarını kontrol etmek için de yapabileceğiniz en iyi şey kesinlikle Skyscanner'ın fiyat alarmı özelliğini kullanmak. Bu özelliği kullanırsanız, ilgilendiğiniz tarih aralığında eğer ki uçak bileti fiyatında düşüş olursa size mail ile bildiriyor ve o güzel fiyatı kaçırmamış oluyorsunuz! İklim:Endonezya 17 binden fazla adaya sahip olduğu ve ülke geniş bir alana yayıldığı için ülke olarak genel iklim durumunu paylaşmak mümkün değil. Hatta öyle ki her adanın farklı zamanlarda yağış aldığı biliniyor. Bali yağışlı sezon ve kuru sezon diye 2'ye ayrılan bir mevsime sahip. Gündüz ve gecenin 12 saat yaşandığı bir ada olduğundan, güneşle güne başlayıp gün batımıyla günü bitirmek en doğrusu çünkü güneş battığında sokaklarda ya da bazı mekanlarda yeterli ışık yok. Nisan, Mayıs ve Eylül ayları aslında bazı zamanlar geçiş ayı olarak görülse de genelde yağmur adına büyük risk taşımayan aylar olarak görünüyor son yıllarda. İlk Bali seyahatimi Mayıs ayının 2. yarısı gerçekleştirmiştim ve sadece bir kaç gün şakır şakır yağmur yağmıştı. İkinci seyahatimi ise Ağustos ayında gerçekleştirdim ve gittiğimiz ilk gün Mayıs ayında gördüğüm yağmurdan çok daha şiddetli bir yağmurla karşılandım. Yağışlı sezonda ise çoğunlukla günlerce yağmur yağmasa da nasıl bir zamana denk geleceğiniz belirsiz. Asıl yağmurlar Aralık, Ocak ve Şubat aylarında yağıyor. Bana sorarsanız ne zaman giderseniz değer. İlk tercihiniz kuru sezon olsun elbette ama bazen bölge bölge bile hava durumu değişebiliyor. Para Birimi:Endonezya'nın para birimi Endonezya Rupiahı. Yanınıza alıp gitmeniz gereken döviz cinsi ise Dolar. 1 Dolar yaklaşık 15 Endonezya Rupiahına eşdeğer. Ülkenin para birimi Dolar karşısında değersiz olsa da popüler bir ada olduğu için fiyatlar ortalama uygunlukta. Elbette Euro, Frank gibi dövizleriniz varsa onlarla da gidip rupiaha çevirebilirsiniz. Paranızı çevireceğiniz zaman döviz ofisinde oranların yazdığı bir tabela olduğuna dikkat edip, fişinizi almayı unutmayın. Ada olduğuna bakmayın, kredi kartı kullanmak isterseniz bir çok mağazada, restoranda rahatlıkla kartınızı kullanabilir; işlem yapmak için de kolaylıkla ATM bulabilirsiniz. Aşı:Biliyorum ki okyanus aşırı bir ülkeye gidecek olunca bir çok kişinin aklına aşı olmalı mıyım sorusu geliyor. Bali için zorunlu tutulan bir aşı yok fakat aşı olmak isterseniz devletin resmi sitesi olan Seyahat Sağlığı sitesinde önerilen aşı ve ilaçlar var, onlara bu linkten bakabilirsiniz. Bana soracak olursanız her 2 seyahatimde de herhangi bir aşı olmadım fakat doktora gidip, iklim gereği sineklere ve ısırınca her yanımı minik kırmızı şişliklerle donatan böceklere karşı bir kaç krem almadan da gitmedim."} {"url": "www.esrageziyor.com/bali-konaklama-onerileri/", "text": "Bali dünyadaki bir çok insan için favori bir destinasyon ve nedenini anlamak hiç de zor değil! Bitmeyen pastoral plajları, etkileyi gün batımları, büyüleyici enerjisi ve teraslı pirinç tarlaları... Bu görkemli ada cennetinde görülecek ve tecrübe edilecek çok fazla şey var! Bali'ye gitmek hiç bitmeyecek bir maceraya atılmak gibi hissettiriyor çünkü herkes için bir aktivite var. Sörf, yoga, meditasyon, trekking, lezzetli yemekler ve ışıl ışıl bir gece hayatı. Bali'nin bazı bölgeleri turizmden fazlasıyla etkilenmiş şirin kafelere, hip barlara ve vegan restoranlara sahipken; diğer bölgeler hala benzersiz Bali güzelliklerini ve cazibesini koruyor. Böyle bir adaya gidecek olunca da karşınıza onlarca hatta yüzlerce konaklama seçeneği çıkıyor. Bu sebepten ben de kendi önerilerimle birlikte, daha önce Bali'ye gidip konakladıkları yerlerden memnun Instagram takipçilerimin önerilerini bir araya getirdiğim bir yazı yazdım. Yine onlarca öneri bir arada oldu ama en azından kategori kategori ayırdım. Merkezi yerlerde konaklamak istiyorsanız kalacağınız yerin konumuna dikkat etmenizi öneririm. Eğer adayı doyasıya gezmeye, görmeye gidiyorsanız temel ihtiyaçlarınıza göre bir yerde konaklamak bu ada için en iyisi; ama eğer ki derseniz ben otelin de tadını doyasıya çıkaracağım, onun için de harika seçenekler ve önerilerim var! Aynı zamanda burayı tıklayarakBali Gezi Rehberiyazımı da okumanızı tavsiye ederim. \" \" işaretine tıklayarak otellerin web sayfalarına gidebilirsiniz. Otel fiyatlarına hem kendi web sayfalarından hem de otel arama sitelerinden bakmanızı öneririm, bazen güzel kampanyalar olabiliyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/balide-ne-yapmali-nerelere-gitmeli/", "text": "Nereye giderseniz gidin uçtuğunuz onca yola değecek. İster 200 küsür Tanrı'nın birinin tapınağına ister okyanusun yanında uzuuun kumsalların oluşturduğu sahillere; hepsi ayrı güzel gelecek! Hem cebinize de zarar vermeyip, sizi çifte mutlu edecek. Bali ucuz, bizim ülke standartlarımız onlara göre biraz lüks kalabiliyor bu sebeple hangi şekilde gezgin olursanız olun bütçenize uygun harika yerler bulacağınız kesin! Öncelikle yürüyerek gezmek pek mümkün değil onca güzelliğe ulaşmak için baştan söyleyeyim. Belki sağdan direksiyona hakimsinizdir araba kiralarsınız ya da kısa mesafeli geziler için scooterları tercih edersiz; hiç olmadı rehberli bir araba kiralayıp hem şöforünüz hem rehberiniz olur siz de kısa zamanda, gün içinde birden çok rotaya hızlıca ulaşırsınız. Tavsiyem adada kalacağınız gün sayısına ve ilgi alanlarınıza göre adayı bölümlere ayırıp gezmeniz. Sizin için yukarıdaki görselli haritayı paylaştım ki çoğumuzun fotoğrafik hafızası nedense daha iyi çalışıyor, kolayımıza geliyor herhalde, neyse birazcık fikir verir. Söylediğim gibi seçenek çok; şelaleler, tapınaklar, özel kahveler için tadım yerleri, gün batımı mekanları, sörf ve dalış aktiviteleri gibi ilginize göre seçimleriniz olabilir. Tabii gitmişken o güzelim şelalelerden ve tapınaklardan en azından birine uğramanız, ya da istemeseniz dahi önünden geçmeniz, kaçınılmaz. Dolu dolu 3 günde dahi biz rehberler sayesinde tatmin olabileceğimiz derecede gezdik, yetmedi tabii ama her şey şartlar dahilinde. Zipleyip gezen milletiz biz, kafa tatili de balayı da çok uzatılamıyor ama olsun. Ubud'da kalmasanız bile 1 gününüzü ayırmak isteyeceksinizdir. Ubud'da sakinken ve çok sıcak olmadan görmek isteyebileceğiniz ilk durağınız Ubud Markt olabilir. Filleri görmek için Bali Hayvanat Bahçesi'ne gidebilir, sadece giriş ücreti ödeyerek -fil safarisini tavsiye etmiyorum, onlarla dinlenme alanında vakit geçirmek inanılmaz eğlenceli ama üstünde bir şey anlamıyorsunuz- tüm hayvanlarla tatlı bir görüşme yapabilirsiniz. Merakınız maymunlarsa da adres belli, Ubud Monkey Forest. Ardından yol üstü mekanı olarak Batuan Temple size büyük sayılabilecek bir tapınak deneyimi yaşatabilir. Belinize siz hemen tapınağa girmeden \"gönüllüler\" Sarong adı verilen örtülerden bağlıyorlar, şaşırmayın; hatta renklerin tadını çıkarıp onlarla bol bol fotoğraf çekilin. Üst üste açık hava aktivitesinde bulunmuşken şelaleye gidip bi serinlemek iyi geleceğinden buralara en yakını Tegenungan Waterfall'ı tercih edebilirsiniz. Bu sebeple yanınıza mayonuzu almayı unutmayın, zaten diğer zamanlarda da yanınızda olmasında fayda var, Balidesiniz! Sonra o meşhuur pirinç tarlaları var 'yapmadan dönme' listesinde. Tegalalang Rice Terracekopi luwak kahvesini tatmadan önce ya da tattıktan sonraki durağınız olabilir. Kopi luwak için çok fazla yer ve seçenek göreceksinizdir ama bunun için biçilmiş kaftan olanBali Pulinaen doğru adreslerden biri. Girişte sizi bir rehber karşılıyor ve size kafe kısmına doğru eşlik ederken, kopi luwak hayvanının beslendiği yerlerden, hayvanların kendisinden ve kahvenin yapım hikayesinden bahsederek muazzam manzarasıyla oturacağınız kafe kısmına ulaştırıyor. Kopi Luwak kahvesinin bir fincanı 5$ yanında da tatmanız için ikam olarak 8 ayrı çeşit kahve geliyor. Kahve tutkunluğu derecenize göre bu özel kahveyi beğenip beğenmemek, dahası deneyip denememek size kalmış ama bana sorarsanız fena sayılmazdı. Benim favorimse Ginseng Coffee oldu ki kasa kısmını mini kahve dükkanı şeklinde yapmışlar denediklerinizin hepsi ve özel hediyelikler şeklinde orada satılıyor, bende küçük bir tane almış oldum hiç kaçırmam.- Bir de Ubud programınıza Ubud Water Palace ı ekleyebilirsiniz, sağlı sollu nilüferlerin eşlik ettiği yolun sonunda pek de devasa olmayan ama manzaranın tümüne bakınca hafızalarınızda güzel bir yer edinecek bir tapınak daha görmüş olursunuz, benden söylemesi. Tapınak diyip geçemiyorsunuz çünkü öyle güzel yerlere kurulmuş öyle muazzam manzaralar barındırıyor ki her birine gitme isteğiyle doluyor insan. Uluwatu'da onlardan biri, Uluwatu Temple. Uluwatu da içinde maymunların olduğu bir orman barındırıyor, ama benden söylemesi onlar agresif maymunlarmış ve Ubud'dakiler gibi pek de sevecen değillermiş -yani eşyaları alınca vermiyorlarmış- Bu tapınağın yakınlarında ünlü Eat, Pray, Love filminden hatırlayabileceğiniz Padang Padang Beach var. Küçük bir kumsalla dalgalı bir denize sahip ama yine de görmeye değer. O bölgede asıl güzel olanı ise Bingin Beach! Uzuuun kumsal, kumsal boyu sıralanmış hoteller, okyanus manzaralı barları ile inanılmaz güzel geliyor. Orada anlıyorsunuz asıl okyanusun kenarında olduğunuzu. İstediğiniz kadar yüzebilirsiniz burada, Padang Padang'dan daha önerilesi. Gelelim bunca gezerken ne yiyeceğimize! Kesinlikle gün planlarınızı akşam 6'da batan güneşe göre yapın. Okyanusa nazır bir yerde ya da bir tepede konumlanıp izlemek için yerinizi planlayın, hatta gün batımından 1 saat önce giderseniz popüler yerlere anca yer bulabilirsiniz. Oralarda popüler olmuş yerler bizdeki gibi şişirilmiş yerler değil, popülerse varsa bir hikmeti ve gerçekliği. Single Fin Bali onlardan biri mesela, inanılmaz. Gün batımını izlerken akşam yemeğinizi burada yemek sizi çifte tatmin edecek. Bana da tavsiye olunduğu üzere, giderseniz Single Fin'e etli tacoyu denemelisiniz. Yanına ister Bintang ister diğer seçenekleri alıp, keyfinize bakabilirsiniz. Eğer gün batımına kadar sörf deneyip, Bingin Beach dolaylarında olmaya karar verirseniz de yine gün batımını kaçırmak istemezseniz The Sun&Surf Stay 'in atıştırmalıklarını deneyebilirsiniz. Okyanusa daha yakın olayım en yakın olayımcıların seçeneği ise Rock Bar Bali olmalı. Özel çekimler yapmayı seviyorsanız burası tam size göre. Yiyip içmek çoğu yerde uygun, aldığınız lezzete ve manzaraya göre çok çok uygun. Şu an Bali'deyim. Gili ve Lombok planımızı biz de aynı şekilde iptal ettik. Kesinlikle Seminyak bölgesini öneririm ama bana sorarsan Ubud için fazladan 1 gün daha hiç fena olmaz. 3 gün 3 gün kalmak çok daha rahat geçiyor. Instagram'da kaldığım yerlere bakabilirsin. Bali'deki rehberin iletisim bilgilerini alabilir miyim mail adresime. bir de bart sonu için planladığımız gezimiz için rehberinizin bilgilerini maile gönderirseniz çok sevinirim.. İşinize yaramasına sevindim. 6 günse eğer 3 Ubud, 3 Seminyak-Kuta bölgelerinden birisi olabilir. Ubud sakindir, Seminyak ve çevresi daha hareketli, akşamları daha aktiviteli olan yerlerdir. Buna göre seçim yapabilirsiniz. Bu arada mailinizi de kontrol ederseniz rehber bilgilerini gönderdim. Yazılarınızdan çok yararlandım. Teşekkürler. Rehberinizle ilgili iletişim bilgilerinizi gönderirseniz sevinirim. Merhaba, Kasım ayında baliye gideceğim. Rehber bilgilerinizi maiş atarsanız çok sevinirim. İyi gezmeler size. Çok teşekkür ederim. Rehberin bilgilerini mail olarak gönderdim. Merhaba ; uçak bileti çok pahalı fe aktarmalı olarak gidiliyor siz nasıl gittiniz ve ne kadar mal oldu yardımcı olabilir misiniz balayı içim gitmeyi düşünüyoruz. Biz Uber ya da Blue Bird kullanmadık rehberle olduğumuz için. Günlüğü güncel olarak ortalama 40$-50$ arasında olduğunu biliyorum. Tüm gün kendi belirlediğiniz rotada gezebilirsiniz ya da rehberler genelde popüler yerleri bildiği için size öneride de bulunabilirler. Çok güzel bir sayfa olmuş elinize sağlık. Biz eşim ve 3.5 yaşındaki oğlumuzla 1 haftalık bir program yaptık. 26 mayıs gece balide olup 02 haziran da döneceğiz. Aslında Bali'de çocuk için hemen hemen her yer aynı. Tapınaklar çoğunlukla rahat olacaktır ama deniz kısmı biraz zorlayabilir, in çık yönünden. Ubud'dayken rehberle gezmenizi öneririm, bölge olarak uzak kaldığından ulaşımı bu şekilde rahatça sağlayabilirsiniz. Zaten havuzlu bir otelde kalacağınızı düşünüyorum, çocukla en rahat edeceğiniz kısımlar otel ve rehberle gezdiğiniz zamanlar olacaktır. Tabii benimki tahmin. Rehber için Dewa'nın bilgilerini mail olarak yolladım. Ona da sorabilirsiniz, daha isabetli önerileri olacaktır diye düşünüyorum. Tatilden cumartesi itibariyle geri döndük. Mükemmel bir tatil oldu. Tavsiyeniz üzerine Dewa ile 3 günlük güzel bir program yaptık. Herşey çok güzeldi. Bu arada çocukla seyahet edecekler için ubud da Ales Petulu Cottages da kaldık özel villalı geceliği 80usd idi. Çok sevindim sizin adınıza. Öneri için ise çok teşekkür ederim, eminim işe yarayacak."} {"url": "www.esrageziyor.com/barselona-bir-airbnb-deneyimi/", "text": "2018'in Haziran ayında İspanya seyahatimizin ilk yarısını Barselona olarak planladık. Benim zamanım olduğu için Fırat da çalıştığı için ben O'ndan 2 gün önce Barselona'ya giderek ilk hostel deneyimimi yaşamıştım. O'nun geleceği gün ise Airbnb'den 1 gecelik ev ayarladık. Airbnb'ye dair bilginiz ya da tecrübeniz yoksaAirbnb Nedir, Nasıl Kullanılır yazımı okuyabilirsiniz. Seyahat ederek konaklama ihtiyacı için sürekli yer seçtikçe sanırım belli bir zamandan sonra olağan bir şekilde insanın seçimleri de daha kolay ve daha isteklerine uygun oluyor. Hem kendi seyahat şeklimiz değişiyor, gelişiyor hem bütçemiz doğrultusunda filtreleri kullanarak seçenekleri daraltarak bulması ve seçim yapması kolay oluyor. Benim için de Barselona'daki evi bulmak böyle oldu. Barselona gibi neredeyse yılın her dönemi yüksek turist potansiyeli olan şehirlerde her ne kadar çok fazla konaklama seçeneği olsa da fiyatlar ister istemez belirli bir seviyenin üstünde oluyor. Mesela bizim seyahatler için gecelik maksimum konaklama düşüncemiz 250 lira iken Barselona'da bu rakam neredeyse en düşük fiyatlardı. Bu yüzden son dakikada 1 gece için bulduğum bu eve biz 244 lira ödedik ve memnun kaldık. Airbnb'ye üye değilseniz eğer şu linkten üye olarak ilk konaklamanız için 130 lira indirim kredisi kazanabilirsiniz. Ev Casa Battlo ve Casa Mila'nın da bulunduğu Barselona'nın en popüler caddelerinden Passeig de Gracia'ya 5 dakika, Katalunya Meydanı'na ise 10 dakika yürüme mesafesindeydi. Doğrusu haritaya bakıp seçtim ama bu kadar merkezi kalacağını gitmeden farkedememiştim. Hem apartman da o yürürken önünden geçtiğiniz eski Barselona apartmanlarından. Airbnb'yi sevme sebeplerimden birisi de bu. Normal şartlarda uzun uzun içine girip inceleyemeyeceğim yerlerde kalmama imkan sağlıyor. Kaldığımız evde 5 oda varmış. 5 odanın hepsi de Airbnb'den kiralandığı için aslında ev apart mantığına döndürülmüş. Bu 5 odanın 3'ünde banyo tuvalet içinde 2'sinde ise ortak olarak kullanılıyordu. Bizim oda da ortak banyo tuvaletli odalardan birisiydi ama o gün sadece biz kullanıyorduk. Zaten başka birisi de olsa böyle şeyler sorun olmuyor. Odanın içinde bir dolap, bir yatak, minik bir sehap masa ile 2 tabure vardı. Apartman eski olduğu için oda yüksek tavanlıydı ki böyle odalara bayılıyorum. Odadaki tek pencere apartmanın içine bakıyordu. Apartman boşluğu gibi bir yer değil ama direkt olarak apartmanın içi, hani merdivenleri falan görebiliyorsunuz başınızı uzatınca. Tabii dışarıdan içerisi görünmüyordu. Yani zıplayarak bakmadığı sürece de sanırım görünmezdi. Zaten çoğunlukla asansör kullanıldığı için ve asansörlü bölüm merdiven kısmından da ayrıldığı için rahatsız olmadık. Evden genel olarak memnun ayrıldığımız için size de fikir olsun istedim. Biz sadece 1 gece kaldığımız için bir sıkıntı yaşamadık. Yatak rahattı mesela ya da biz çok yorgunduk 🙂 Ama her şey yeterliydi. Evin diğer fotoğraflarını görmek isterseniz evin linkine tıklayın. Ev sahibinin diğer odalarına da göz atabilirsiniz isterseniz. Aynı zamanda bu bölgede konaklamanızı genel olarak öneririm."} {"url": "www.esrageziyor.com/barselona-gezi-notlari/", "text": "Avrupa'nın en cazip şehirlerinden birisi olarak ün yapmış Barselona, Katolonya'nın başkenti olmasının hakkını veriyor. Şehrin kozmopolit havası Barselona'yı bir çok insan için favori şehir haline getiriyor. Şehirdeki cazibe merkezlerini ve yıl boyu birisi bitip öteki başlayan nice aktiviteyi düşününce, turistlerin aklına \"sıkıldım\" kelimesinin gelmesi Barselona'da çok zor. Ben de ne zamandır yalnız seyahat etmediğimden Barselona seyahati çok iyi geldi! Evliyseniz ve biriniz mühendis diğeriniz seyahat üstüne blog yazarlığı yapıyorsa seyahat zamanlarını denk getirmek her zaman mümkün değil. Hal böyle olunca ben de yakın zamandaki bayram tatilini fırsat bilip, Fırat'tan 2 gün önce Barselona'ya uçarak seyahate yalnız başladım. Pegasus'un Barselona'ya günde 2 seferi var; birisi sabah diğeri akşam, bu yüzden zaman ayarlaması yapmak çok kolay. Daha da güzel yanı ise Barselona'dan da her gün 2 sefer olduğu için dönüşü akşam saatine ayarlamak. Yani bingo! Çünkü dönüş günü de erken kalkıp akşam uçağına dek zamanı değerlendirebilir ve Barselona'nın tadını çıkarmaya devam edebilirsiniz. Barselona uçuşlarına bakmak isteyen şuradan hemen kendine uygun tarihlere göz atabilir. Dil : Resmi diller İspanyolca ve Katalanca. Şehirdeki insanlar İspanyolca konuşsa da İngilizce biliyorsanız da hiç dert etmeyin, anlaşmak zor olmayacaktır. Merkezi kısımlardan uzaklaştıkça kulağınıza çalınan dil daha çok Katalanca olacak. Bir kaç kelime öğrenip, kullanırsanız Katalanların misafirperverliklerini ve keyifli tepkilerini daha çok görebilirsiniz. Para Birimi :Schengen bölgesinde bulunan bir çok Avrupa ülkesi gibi İspanya, Barselona'da da Euro kullanılıyor. Vize :Eğer bordo pasaport sahibi bir Türkiye vatandaşı iseniz, Barselona'ya daha doğrusu İspanya ülkesine seyahat etmek için geçerli bir Schengen vizenizin olması gerekiyor. Kredi Kartları ve Bankalar :ATM'ler şehir genelinde çok fazla var ve kolayca ulaşılabilirsiniz. Oteller, restoranlar ve büyük marketlerin hemen hemen hepsinde rahatlıkla Mastercard ve Visa kartlarınızı kullanabilirsiniz. Elektrik :Avrupa şehirlerinin genelinde geçerli E tipi, iki uçlu fiş ve priz kullanılıyor. İklim :Barselona'da Akdeniz iklimi hakim olduğundan, kış ayları bile hafif geçiyor. Ziyaretçilerin çoğu ise Mayıs ve Ekim ayları arasında şehrin tadını çıkarmaya geliyor. Soğuk mevsim : Aralık ayından Şubat ayına kadar şehirde en soğuk günler yaşanıyor. Bu dönemde hava durumu 5 santigrat dereceye düşüyor. Sıcak mevsim : Haziran ayından Eylül ayına kadar sıcakların tadını çıkarabilirsiniz ama tabii nemi de unutmamak gerek. Temmuz ayında hava neredeyse akşam 10'da karardığından gezmek için çok daha fazla gün ışığına sahipsiniz! Hem hava bunaltmasın hem turist yoğunluğu az olsun derseniz Nisan-Mayıs ve Eylül-Ekim aylarına seyahat planlamak da hiç fena fikir değil. HAVAALANINDAN ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM;Barselona'da tek bir havaalanı olduğu için her şey çok daha kolay. Havaalanından şehir merkezine ulaşmak için de birden çok seçenek var. Aerobus; Hemen hemen her 5 dakikada bir, her iki terminalden de kalkan bu otobüsler şehre ulaşmanın en popüler ve kolay yolu. Otobüsler havaalanından yaklaşık 20 dakikada Katalunya Meydanı'na varıyor. Tek yön bilet ücreti 5.90 . 15 gün içinde dönüşü kullanabileceğiniz gidiş + dönüş bileti ise 10,20 . Metro;Havaalanında bulunan metro hattı L9. L9 hattından gideceğiniz bölgedeki metro hattına rahatlıkla aktarma yaparak şehir merkezinde bir çok yere ulaşabilirsiniz. Havaalanına giderken normal metro bileti ve T10 diye geçen biletlerden kullanamıyorsunuz, metronun içinde de uyarı olarak yazıyor. Hatta aklınızda olsun, metro ile havaalanına ulaşacaksanız biletinizi sakın atmayın çünkü havaalanının içine girerken yine aynı bileti okutup turnikelerden geçmeniz gerek. Havaalanından giderken ya da havaalanına gelirken kullanacağınız \"Airport ticket\" metro biletinin fiyatı tek yön 4.60 . Taksi;Barselona Havaalanı'nda birbirine yakın 2 terminal var. Terminallerden hangisinden bineceğinize göre değişse de taksi kullanarak merkezi bir yerlere gitme düşünceniz var ise ödemeniz gereken ücret ortalama 30 ile 35 arasında olacak. Kullandığınız saate ve gideceğiniz mesafeye göre elbette fiyatlar değişebilir. ŞEHİR İÇİ ULAŞIM KARTLARI;Aslında Barselona'da merkezi bir yerde kaldığınız vakit bir çok yere yürüyerek ulaşmanız mümkün olacak. Tabii yine de bir kaç günden fazla kalacak ve alacağınız kartın hakkını verecek kadar toplu taşıma kullanacaksanız yine bir çok seçeneğiniz var. Hola BCN :Bu Barselona ulaşım kartı; metro, otobüs ve toplu taşıma ağının geri kalanı boyunca geçerli; 2, 3, 4 ve 5 günlük seçeneklerle sınırsız seyahat imkanı sunuyor. Kartı internetten almak %10 indirim sağlıyor ve internetten alırsanız metro istasyonlarından mailinize gelen rezervasyon numaranız ile Hola BCN kartınızı alabilirsiniz. İnternetten almazsanız da metro istasyonlarında kartı bulabilirsiniz. Bu kartın güzel yanı havaaalanı için metroda da geçerli! İstasyonlardan satın alımlarda2 günlük kart 15 , 4 günlük kart ücreti ise 28.50 . Kartın aktivasyonu ise ilk seyahatiniz için kart basmanızla başlıyor ve kaç günlük kart aldıysanız ona göre 48 saat, 72 saat ya da daha fazla saat kullanım hakkına sahip kartınızın bitiş vaktini hesaplayabilirsiniz. Barcelona Card : Toplu taşımayı aldığınız gün sayısı kadar sınırsız kullanmanıza imkan tanıyan bu kart aynı zamanda bir çok müzeye de ücretsiz giriş avantajı sağlıyor. Barcelona Card 72 saat, 96 saat ve 120 saat kullanılabilir seçeneklere sahip. Picasso Müzesi, Joan Miro, Katalunya Ulusal Sanat Müzesi ve CaixaForum gibi yerler ücretsiz ziyaret edebilecekleriniz alanlar arasında. Casa Batllo, Casa Mila, Montjuic teleferiği ve aynı zamanda otobüs ya da yürüyüş turları, çeşitli aktivitelere de indirimli giriş sağlıyor. Eğer iyi bir planlama yaparsanız bu kartı almak mantıklı olabilir ama sadece ulaşım için almanızı tavsiye ettiğim bir kart değil. 72 saatlik kart fiyatı 45 . Barselona'nın kozmopolitliği, yaklaşık 5 milyon kişiye ev sahipliği yapması ve şehrin büyüklüğüyle gezilip, görülecek yer seçeneğinin çok fazla olması ilk bakışta insanı ürkütüyor. Bu büyüklüğe rağmen şehrin çok düzenli bir mimaride inşaa edilmiş olması ise işleri bir hayli kolaylaştırıyor. İster elinizdeki haritayla ister telefonunuza indirdiğiniz çevrimdışı bir uygulamayla yolunuzu bulması çok kolay. Yürümeyecekseniz de metro ile hemen hemen her yere ulaşmanız zaten mümkün. Metro hattı hem metrelerce yerin altına indirmiyor hem de renk renk hatlara ayrıldığından, hangi bölgede konaklarsanız konaklayın bağlantı noktalarını renkleri takip ederek bulmak çok kolay oluyor. Ciutat Vella :Gotik mahallesi olarak da bilinen Ciutat Vella, Las Ramblas'ın popüler caddesini birleştiren şehrin en eski kısmı. Aynı zamanda El Born, El Raval ve Barceloneta da bu bölgede bulunuyor. Şehri yürüyerek gezmek ve sahil şeridi, plajı ile muhteşem deniz kıyısının tadını çıkarmak için bu bölgede kalmak hemen hemen her yere yürüyerek gitmek adına size kolaylık sağlayacaktır. Eixample : Orijinal şehir kısmının dışında yer alan Eixample, şehrin en iyi modernist kısmının bulunduğu alan. Ayrıca şehirdeki en iyi bar ve kulüplere de ev sahipliği yapıyor. Tabii merkezi kısımdan uzaklaştı diye çok da uzak sanmayın. Toplu taşıma ile bu bölgeden de çoğu popüler noktaya ulaşmak 10-15 dakika sürüyor. Bu yüzden konaklama konusunda tercih edilesi iyi bölgelerden. Çok fazla 5 yıldızlı otel de bulunuyor. Gracia : Bir zamanlar şehrin eteklerinde bir Katalan kenti olan Barselona büyüyerek genişledi ve merkezden kısa bir sürede gidilen Gracia bölgesi; önemli bir öğrenci nüfusuna ve Gaudi'nin Park Guell'inin güzel mimarisi ile bir banliyö haline geldi. Gracia'nın bohem havası buraya bir çok uluslararası sanatçı çekmiş, bu da çeşitli galeriler, canlı müzik ve sanat dolu butik mağazaları ortaya çıkarmış. Öğrenci bölgesi olması size uygun bütçeli konaklama adına ipucu vermiş olmalı. Özellikle bu bölgede teraslı ve manzaralı Airbnb evi bulmak mümkün, ekonomik seçeneklerin fazlalığı da avantaj. Sants-Montjuic : Gittikçe büyüyen, Barcelona'nın en büyük mahallelerinden biri Sants-Montjuic turistler tarafından pek bilinmiyor. Geniş bir alana yayılmış Sants-Montjuic'te zaman geçirecek sayısız yerel kafe ve bar, her yere kolay erişim sağlayan toplu taşıma ve sanat müzesi gibi birçok imkan bulunuyor. Aynı zamanda ülkenin geri kalanına ulaşım sağlayan yüksek hızlı tren istasyonu da bu bölgede konumlanmış durumda. Montjuic havaalanı ile şehir merkezi arasında yer alıyor desek yanlış olmaz. Bölgelere göre Barselona'da konaklamak adına çok fazla alternatif olsa da yılın her zamanı ilgi gören bu şehirde fiyatlar çoğu Avrupa şehrine göre ortalamanın üstünde. Yine de bu kadar popüler olmasından kaynaklı çok fazla konaklama alternatifinin bulunması ise her bütçeye uygun bir yer bulmaya imkan sağlıyor. Özellikle hosteller ve Airbnb bu şehirde çok popüler. Tabii siz yine de seyahat tarihiniz belli olur olmaz konaklama yeri bakmaya başlayın ki, keyfinize uygun bir yer bulmak adına seçeneğiniz çok olsun. Barselona'da hem hostelde hem Airbnb ile konakladım. Airbnb konaklama deneyimimiz şu yazıda. İlk 3 günü yalnız başıma seyahat ederek geçirdiğim bu şehirde hayatımda ilk defa hostelde kalmayı deneyimledim ve hiç de pişman olmadım. Hemen Katalunya Meydanı'nda ve her bir toplu taşımanın yakınında olan St. Christophers Innbu yönden çok mantıklı bir seçim oldu. 8 kişiyle aynı odada uyumak, sürekli temizlenen ortak banyo ve tuvaleti kullanmak, her akşam gerçekleşen hoşgeldiniz partisi niteliğindeki Free Sangria Night'a katılmak ve her sabah düzenlenen ücretsiz şehir yürüyüşüne katılma imkanı sağlaması gibi seçeneklerin olması hostelde konaklamak adına kesinlikle farklı bir tecrübe ve deneyim sunuyor. En klasik sorulardan birisidir bir yere giderken, \"Kaç günde gezilir?\" Barselona için bunu cevaplayacak olursak ben en az 3 gün derim çünkü görülmesi gereken yerler ve müzeleri düşününce gerçekten dolu dolu 3 gün geçirir hatta belki gidip, görmek istediğiniz bazı yerleri görmeye vakit bile yetiremeyebilirsiniz bu 3 günde. O yüzden vaktiniz varsa Barselona seyahatinizi en azından 3 gün olarak planlayın ki, bu şehrin keyfini çıkarabilin. Hatta biraz daha uzatarak seyahatinize hem Barselona'da hem de Costa Brava kıyılarında deniz tatili de ekleyebilirsiniz. Şehrin gerçekten her şeyi var; Barselona'da ne yapacağınızı karar vermek en büyük mücadeleniz olacak. Antoni Gaudi ve Lluis Domenech i Montaner'in nefes kesici modernist mimarisinden Picasso, Dali ve Miro gibi sanatçıların eserlerini sergileyen sanat müzelerini gezerken kültür meraklıları asla sıkılmayacak. Gıda pazarlarını, unutulmaz gastronomi deneyimlerini, dünyanın en iyi futbol kulübünü ve genişleyen şehir plajlarını da eklerseniz Barselona'da herkesi mutlu edecek bir şeyler olduğundan artık emin olabilirsiniz. Barri Gotic :Antik Roma surları ve Gotik sarayları, Barri Gotic'in antika mağazaları ve kafeleriyle dolu yaya caddelerini çevreliyor ve hepsi de merkezi Cathedral de la Seu 'yu çevreliyor. Kendinizi dar ve dolambaçlı yollarda kaybetmenize izin verin ama dikkatli olun! Bu mahalledeki turist yoğunluğu da yankesicilerin de tercih ettiği bir mekan haline gelmiş."} {"url": "www.esrageziyor.com/bergama-gezi-notlari/", "text": "İzmir denilince akla ilk gelen yerlerden birisi genelde Bergama olmaz ama hem antik kenti hem güzel havası hem de tam da ilk akla gelmemesinin oluşturduğu sakinliği ile gidip görmeye değen bir yer! Bergama Antik Kenti, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan ülkedeki en enfes antik kentlerden birisi. Ah o tiyatrosu! Sırasıyla bahsedeceğim hepsinden, eğer aklınızda Bergama görmeye değer mi, neden Bergama'ya gidelim diye bir soru varsa cevap olarak bir kaç günlüğüne güzel bir kültür turu yapmak, hem gözlerinizi hem de midenizi doyurmak istiyorsanız kesinlikle ilk seçeneklerinizden birisi olabilir derim. Benim Seyahat Rotam :Bu seyahate yalnız ve özel araçla çıktım. Bursa'dan Bergama'ya molaları saymazsak yaklaşık 3 saatte vardım. 1 gece Bergama'da kalıp ardından 2 gece Dikili ve koylarını gezmek için Çandarlı'da konakladım. 3 gün için hem kültür hem deniz seyahati planladım ve bu seyahati çok sevdim. Bergama kesinlikle deniz tatili ile birleştirilebilecek konumda bir ilçe, aklınızda olsun. Bergama İzmir arası yaklaşık 110km, yani ortalama 1.5 saatte ulaşmak mümkün oluyor araç ile. Eğer İzmir'den toplu taşıma ile gidecekseniz İzmir otogarından her yarım saatte bir olan dolmuşlarla, Metro otobüs işletmesi ya da Bergamalılar Kooperatifi araçlarıyla ulaşım sağlamak mümkün. Tabii pandemi dönemi için arayarak kontrol etmekte yarar var. İstanbul ya da Bursa'dan özel araçla yola çıkacaksanız; Susurluk'ta mola verecekseniz Düzdağ Tost'u deneyebilirsiniz. Yol lezzeti olarak hiç fena olmayan bir tostu var. Karışık tost 10tl, kaşarlı 8tl, sucuklu 8tl, ayran ise 4tl. Haritadaki konumu doğru, oradan bakabilirsiniz. Ben konaklamak için Airbnb'de iyi yorumları ve güzel bir bahçesi olan bir otel seçtim, Attalos Suites Hotel. Pandemi günlerinde hem temizlik konusu hem de yalnız seyahat ettiğim için güvenli bir yer ararken burayı buldum ve çok da memnun kaldım. Otel yürüyerek gezmeye çok uygun bir konumda, Kale Mahallesi'nde. Öncelikle otele göz atmak isterseniz bu linke tıklamanız yeterli. Burası eski bir un fabrikasıymış önceden. Gecelik 288tl ödedim, kahvaltı dahildi. Kimse de olmadığı için, otelin sahibi Cüneyt Bey beni taş odalardan birisinde ağırladı ve yüksek tavanlı, ahşap kirişli hoş bir odada 1 gece kalmış oldum. Odada sıcak su ya da klima konusunda sıkıntı olmadı, su ısıtıcısı ve buzdolabı da vardı kaldığım odada. Eğer burada konaklayacaksanız 8 odaları varmış ve farklı tipte odaları olduğu için Airbnb üstünden mesajlaşarak bilgi alabilirsiniz. Bir de konaklamayacaksanız dahi kafelerini de artık dışarıya servise açmışlar. Bergama'nın meşhur lezzeti çığırtma olsun, kahvaltı ya da akşam yemeği olsun burada yemeyi düşünebilirsiniz çünkü bahçesi sakin ve güzel. Otel ya da konaklayacağınız yeri eğer Airbnb'den bulup yer ayırtma planınız olursa, daha önce Airbnb'ye kayıt olunmamış bir mail adresi ile bu linkten kayıt olursanız, ilk 250tl ve üzeri konaklamanız için 130tl indirim kredisine sahip oluyorsunuz. Bergama'da konaklayacaksanız, ki vaktiniz varsa öneririm ya da sabah erkenden gelip gezip dönedebilirsiniz, merkeze yakın konumda konaklayarak yürüyerek gezebilirsiniz. Zaten arabayla gitmenizi gerektirecek pek bir yer olmayacak gezilecek yerler için, sadece bir kaçı. Aynı zamanda Bergama'da eski Rum evleri de var artık otele çevrilmiş, bunlara da göz atabilirsiniz ilginizi çekerse. Pandemi sebebiyle otelde kahvaltı yapmak dışında hiç bir şey yemedim ama bu demek olmuyor ki bu blogda geniş zamanlı öneriler yer almayacak, elbette olacak. Bergama'dayken o kadar çok kişi Instagram üstünden memleketimdesiniz yazdı ki ben de onlardan öğrendiklerim ve benim aklımda olan yerleri buraya yazdım. Çoğu güzide ilçemizde olduğu gibi köfte burada da meşhur, Bergama Köftesi. Çiçeksever Köfte bunu yemek için önerileni, yanına da piyaz. Bergama'nın asıl meşhur olanı Çığırtması. Çığırtma nedir derseniz patlıcan yemeği, soslu patlıcan kızartması. Herkes annem güzel yapar yazsa da kimsenin evine misafir olmayacaksanız, Bergama Sofrası ya da Çığırtma Evi'nde bu lezzeti deneyebilirsiniz. Kahvaltı için de karşımıza hep Yenigün Kahvaltı Salonu çıkıyor, basit ve sade bir kahvaltısı var gibi. Sahibi Eşref Amca neredeyse 100 yaşına gelmiş, hala orada işlere yardımcı oluyor. Ballı, kaymaklı, peynirli, sıcak sütlü... bir kahvaltı. Ben kahvaltı yapmadım ama Bergama'ya gitmişken Bergama tulum peynirinden almayı ihmal etmedim. Bir kalıp peynir 30tl idi ama tam olarak gramajını hatırlamıyorum. Güzel, tuzlu bir tulumdu kendisi. Gezerken serinleyelim, açık alanda bir şeyler içelim derseniz de Bergamalı'lar Arasta'yı öneriyor. Limonata olur, karadut suyu olur; mevsimine göre çay, kahve buraya gelebilirsiniz. Bir de benim kaldığım otelin yanında Akasya Parkı vardı, çok güzel ağaçların arasında serin serin, orası da belki dinlenmek için bir nokta olabilir ama öyle özel bir şeyi yok yiyip içmek için, sadece yolunuz düşerse diye. Casa Regina : İşte burada yedim ve size de öneririm. Bergama'ya araçla yaklaşık 30 dakika, Aşağıkırıklar köyünde; dünyayı tanımayı ve aynı zamanda İtalyan mutfağını seven bir çiftin restoranı burası. Yazın pizza, kışın et olan menüsünde bir de makarna ve eşlikçi tabaklar var. Her şey günlük ve taze. Rezervasyonsuz misafir kabul edemedikleri için Cuma, Cumartesi, Pazar günlerinden birisine rezervasyon yaptırabilirsiniz, sadece o günlerde açıklar. Bulundukları yer, restoranın bahçesi o kadar güzel ki birden çok başka bir diyara ışınlanmış gibi hissediyorsunuz, çok öneririm. Benden de selam söyleyin gidersiniz, ben de ilk fırsatta Fırat'la birlikte tekrar yolumu düşürmeyi istiyorum. Bergama Antik Kenti dünya için önemli noktalardan birisi. Zamanında çok zengin ve büyük bir krallıkmış sonrasında Roma İmparatorluğu'na katılmış. Geniş bir alanda, şu anki Bergama yerleşimine kuşbakışı bakabileceğiniz bir konumda bulunuyor antik kent. Bergama şu anda pek popüler olmasa da aslında bir çok ilkin de yeri olmuş. Parşömen, ilk olarak Bergama'da bulunmuş. Parşömen, yani deriden kağıt, latincedeki isminin anlamı olarak Bergama kağıdı olarak biliniyor. Parşömenin bulunmasının sebebi ise; inanca göre Mısır Kralı, Bergama Kütüphanesinin İskenderiye Kütüphanesini geçmemesi için papirüs ihracatını Anadolu'ya yasaklıyor. Hal böyle olunca da Bergama Kralı yeni bir kağıt bulunması emrini veriyor ve oğlak derilerini işleyip, yazılabilecek hale getirerek krala sunuyorlar. Böylece parşömen bulunmuş. İlk Asya kütüphanesi, Bergama'da kurulmuş. Mısır'daki İskenderiye sonrasında, 200 bin ciltlik arşive sahip bir kütüphane açılarak, dünyanın 2. büyük kütüphanesi olmuş. Helenistik dönemde inşa edilen Bergama Antik Tiyatrosu, dünyanın en dik tiyatrosu olması ile biliniyor. Gittiğiniz zaman hala o etkileyici diklikteki tiyatroyu görüp, taşlarına oturabiliyorsunuz. En aşağıya inme gibi bir niyetiniz varsa ayağınızda hareket kolaylığı sağlayan bir ayakkabı olmasına ve dizlerinize dikkat edin. Ben sadece bu tiyatroyu görmek için bile bu antik kente giderdim bu arada! Tabii bu şehre dair üzücü olan ise, Osmanlı zamanında ekonomik sıkıntılar yaşarken burada kazı yapan Almanlar'a antik kentteki Athena ve Zeus sunağını satmışlar. Almanya'da, Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde adeta ayrı bir şehir daha sergileniyor. Zaten bu müze Berlin'in de yıl boyu en çok ziyaretçi alan müzelerinden birisi. Eğer gidecek olursanız ve ilginiz varsa ziyaret için aklınızda olabilir. Bergama Antik Kentine ulaşım :Buraya arabayla ya da teleferikle ulaşabilirsiniz. Araçla sadece tek bir kısımda dik bir yokuş var ve yol yan yana iki arabanın geçebileceği bir boyutta ama çok zorladığını söyleyemem, ben arabayla çıktım. Sezonda antik kentin yanındaki kısımda otopark var ve araç başı ücretin 8tl olduğu yazıyordu. Teleferikle çıkmak isterseniz eğer, yaklaşık 5 dakika süren bu yolculuğun gidiş dönüş ücreti 35tl. Bergama Antik Kentine giriş ücreti : Eğer Müzekart'ınız varsa ücretsiz, yoksa giriş kişi başı 50tl. Müzekart'ın fiyatının yıllık 60tl olduğunu ve onlarca müzede geçtiğini düşünürsek, eğer yoksa bir Müzekart almanız bence daha yerinde olacaktır. Bergama sokaklarında Rum'lardan kalan evleri görmek isterseniz eğer bu mahalle sınırları içinde gezebilirsiniz. Buradaki bazı taş evlerin içinde hayat hala devam ediyor, kimisi bakımsızlıktan küskün duruyor bazısı da yenilenerek güzel güzel otellere çevrilmişler. Erken saatlerde sokaklarda gezerken hep güne hep öyle başlayan yaşlı amcalar teyzelerle selamlaşarak ilerledim ama yine de çok sakindi. Çoğu sokakta kimseye rastlamadım bile. Bu mahalle de biraz yüksekte olduğundan bazı yerlerde Bergama manzarasına bir bakış atabiliyorsunuz. Girişi Müzekart ile ücretsiz, normalde 10tl olan Kızıl Avlu, Anadolu'daki erken 7 kiliseden birisiymiş. Bergama Antik Kenti'nin kurulduğu bölgede bugüne kadar ayakta kalabilmiş, tamamı tuğladan yapılmış bir tapınak burası. MS 2. yüzyılda İmparator Hadrian döneminde inşa edilmiş ve muhtemelen Mısır yeraltı tanrısı Serapis'e adanmış ama sonralarda Osmanlı ile birlikte camiye dönüştürülen yapının bir bölümü günümüzde dahi cami olarak kullanılıyor. Yapıldığı günden bugüne hem tapınak, hem kilise hem de camii olarak her kesimden inanana ayrı ayrı mekan olmuş. Bergama sokaklarını gezerken karşınıza tam da merkezi bir konumda güzel bir bina göreceksiniz, orası içinde 14.000 kitap bulunan Bergama Halk Kütüphanesi. Böylesi tarihi olan bir şehirde böyle mütevazi bir yapıda kütüphane görmek zaten şaşırtıcı olmadı ama geçerken görmeyi unutmayın. Pergamon akropolü dışında sağlık tanrısı Asklepios adına kurulmuş bir tedavi merkezi bulunuyor ve burası da Bergama'daki ilklere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Asklepion içinde kütüphane, tiyatro, uyku odaları olan, çamur banyolarının bulunduğu kaplıcalar ve bir dinlenme merkezi olarak düşünülebilir. Tıp ve eczacılık simgesi olan yılan, ilk olarak burada kullanılmaya başlanmış. İnanışa göre buraya gelen bir hasta, girişte iki yılanın süt içtiği ve sütle birlikte zehirlerini bu oyuğa boşalttığını görür. Bu hasta iyileşmeyeceği düşüncesiyle Asklepion'a alınmaz ve hasta da bu oyuktakini içerek hayatına son vermek ister ama öyle olmaz ve iyileşir. Böylece Asklepion'un simgesinin çift yılan olmasına karar verilir. Bunun dışında Asklepion dünyada; tedavi amaçlı uyuşturucuyu ilk kullanan, ilk psikoterapi yapan ve ilk kamu sağlığı politikaları üreten kurum olarak da tarihe geçmiş. Asklepion giriş ücreti : Müzekart ile ücretsiz, diğer türlü giriş ücreti 45tl. Bergama Antik Kenti'nde yürütülen arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen bir çok buluntuyu, heykelleri, mozaikleri, kilimleri, el işlerini bu müzede görebilirsiniz. Aynı zamanda Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde sergilenen eserlerin fotoğraflarını da burada görebilirsiniz. Müzeye giriş ücreti 10tl, Müzekart ile ücretsiz. Pazartesi günleri kapalı. Bunların dışında merkezde gezerken UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi'ndeki parşömeni tanıtan ve yaşatan dükkan Pergamon Parchment'i görebilir, dünyaca popüler olan Bergama halılarına göz atabilir, Arasta'ya uğrayarak biraz dinlenebilir, biraz uzaklarda hava alayım derseniz Kozak Yaylası'na doğru uzanabilirsiniz. İzmir'in tulum peyniri meşhur ama Bergama tulumu ayrı meşhurmuş, o yüzden peynir alabilirsiniz. Bergama halılarından bahsettim ama öyle kolayca alınabilecek şeyler olduğunu düşünmüyorum, yine de bakmak güzel olur. Yalnız oradayken çok güzel girişimde bulunmuş bir kadın ile tanıştım, dünyanın bu kadar çok ilgi gösterdiği Bergama halılarını alıp kendisi için bir işe dönüştürmüş. El yapımı antika halılarla, kullandığı doğal ya da vegan derileri ekleyerek gerçekten özel çantalar yapıyor. Bunlar öyle gündelikten ziyade, değerli bir parça olarak dolaplarda durabilir ya da hediye edilebilir. Çantalara göz atmak isterseniz buradan bakabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/bernina-ekspresi-hakkinda-her-sey/", "text": "Bernina Ekspresi, enfes manzaralarla dolu; amacın gidilecek yer değil de yolculuğun kendisi olduğunu hatırlatan ve yaşatan bir tren yolculuğu! Son yıllarda daha çok gözüme takılıp durduğundan bir zaman yapacağımı biliyordum ama son dakika bir planla 2020'nin ilk seyahati olacağını bilmiyordum. O kadar güzel anılar ve an'lar yaşatan bir seyahat oldu ki bu rota, döner dönmez blogumda yerini alsın istedim ve yazmaya başladım. Bernina'yı bu kadar özel yapan ise dünyanın en güzel manzaralı tren yolculukları listesinde hep kendisine yer buldurtan rotası. 1800'lerin sonlarında inşa edilmiş ve zamanla daha da popüler olduğundan bu tren yolculuğunun yapıldığı bölgede; Thusis Valposchiavo Tirano demiryolu hattı UNESCO Dünya Mirası Statüsüne alınmış. Bernina Express yolculuğunun rotası, Bernina Ekspresi seyahati nasıl planlanır, ne zaman ve nasıl seyahat edebilirsiniz ve Bernina Ekspresi'ne bilet nasıl satın alınır gibi başlıkların hepsinden ve dahasından bu yazımda bahsedeceğim. Bernina Ekspresi için binilen trenin rengi güzel bir kırmızı. Gerçi İsviçre Demiryolları'nın trenleri zaten kırmızı ama Bernina treninin üstünde özel olarak \"Bernina Express\" yazıyor ve onu diğer trenlerden ayıran en önemli kısmı camlarının panaromik yapıda olması. Bu panaromik camlar manzaraları geniş ekranda film izler gibi görmenizi sağlıyor ve sizi tam anlamıyla manzaranın içine alıyor. Tabii bu camlar panaromik yapısından dolayı açılmıyor, sadece vagonlar arasındaki kısımda var olan pencere açılabiliyor. Bu arada bilinmesi gereken önemli bir şey var; Bernine Ekspresinin izlediği rotada yani gittiği raylarda başka trenler de gidiyor ve yazıda bunlardan lokal trenler olarak bahsedeceğim. Aynı raylarda giden, Bernina Ekspresi treninin tasarımında olmayan ama onların da renkleri kırmızı olan lokal trenlerle de aynı tren yolculuğunu yapmak mümkün. Hatta çoğu zaman bilet fiyatları daha ekonomik ve bilet bulması çok daha kolay. Biz son dakikada plan yapınca lokal tren diye söylediğim, İsviçre demiryollarının bir başka treni ile bu seyahati gerçekleştirdik. Bizim bindiğimiz trenin tek farkı trenin tasarımı ile bizim trenin daha fazla durakta duruyor olmasıydı, bunun dışında izlediği yol tamamen aynı sadece trenin kendisi farklı. Lokal trenlerdeki camların panaromik olmaması seyahat edecek kişiye etki edebilecek en büyük fark ama bunun -bence- artı tarafı lokal trenlerin camlarının açılabiliyor olması. Bernina rotasının pencereden dışarıya baktığınızda sizi istemsiz olarak gülümseten bir yanı var. Alpleri trenle geçmenin en muhteşem yolu olarak bilinen Bernina Express'in İtalya'da başlangıç noktası Tirano ve İsviçre'de son bulduğu nokta da Chur şehrinin tren istasyonu, ya da tam tersi. Alp dağları manzarası eşliğinde 4 saat süren bu tren yolculuğu boyunca 55 köprü ve 196 tünelden geçerek, 2.253 metre yüksekliğe kadar çıkıyorsunuz. 2.253 metre yükseklikte yer alan RhB 'nin en yüksek noktasında Ospizio Bernina ve durağı yer alıyor. Tren saatte 45 kilometre hızla yavaş yavaş gidiyor ve sadece bir kaç noktada duruyor. Özellikle Alplerin tepelerine doğru durduğu noktalarda manzarayı hem seyretmek hem de fotoğraflamak için çok güzel zaman yaratmış oluyor bu duraklamalar. Zaten Bernina Ekspresi 4 saat sürse de yolculuk nasıl geçiyor kesinlikle anlamıyorsunuz çünkü manzaralar sizi büyülerken aklınız zamandan sıyrılıyor. - Davos Tirano Davos - St. Moritz Tirano St. Moritz Bernina otobüsü ise 21 Şubat 21 Nisanve21 Nisan 31 Ekimtarihleri arasında Tirano'da indiğiniz trenden yolculuğunuza devam edebiliyorsunuz. Bernina otobüsü Tirano Lugano arasında gidiyor ve yolculuk 3 saat sürüyor. Lokal trenlerde de yolculuk yukarıda bahsettiğim gibi Bernina Ekspresi'nin aynı rotasında gerçekleşiyor. Yani siz yine Tirano ya da Chur'u başlangıç noktası seçerek tren biletinizi alabilir ve aynı raylardan aynı manzaraları görerek seyahat edebilirsiniz. Biz Tirano'dan St. Moritz'e ve 2 gün sonra da St. Moritz'den tekrar Tirano'ya İsviçre Demiryolları'ndan aldığımız biletlerle döndük, yani iki yönde de lokal trenle seyahat ettik. Bu seyahat sırasında Bernina Ekspresine özel tasarlanmış treni de gördük, aynı güzergahı izlemiş olduk. Lokal trenlerde yolculuk 4 saatten fazla sürebilir, biz son durağa kadar gitmediğimiz için tam olarak ne kadar sürüyor bilmiyorum. Tirano St. Moritz arası 2.5 saat sürüyor. Eğer siz de uzun süreli bu yolculuğu yapmayacaksanız lokal trenlerle kendinize başlangıç ve bitiş durağı belirleyebilirsiniz. Tirano'dan itibaren güzel manzaralar olduğu için de doğrusu bu yolculuğu hangi duraklar arasında yaparsanız yapın, çok güzel manzaralara şahit olacağınız kesin. Bu trenlerde koltuk numaranız olmuyor ve trene bindiğiniz durakta neresi boş ise oraya oturuyorsunuz. 1. sınıf vagonlarda 2 + 1 şeklinde koltuklar var iken, 2. sınıf vagonlarda 2 + 2 şeklinde koltuklar sıralanıyor. Yeri gelmişken bu vagonlar arasında çok fark olmadığı için biletinizi 2. sınıf almanızda koltuklar dışında neredeyse fark olmadığını da söylemeliyim. Sadece 1. sınıf vagonlar daha sakin olabiliyor ve koltuğunuzu seçebiliyorsunuz. Gidiş yolculuğumuza Tirano'dan 11.41'de başladığımızda ilk durak olduğu için hemen hemen tüm vagonlar doluydu ama 4'lü koltuklarda genelde 2 kişi oturuyordu. 1. sınıf vagonun da yarısı boştu. Dönüş yolculuğumuza ise St. Moritz'den 07.48'de başladık, tüm trende 2 düzine insan ya var ya yoktu ve bulunduğumuz vagonda sadece Fırat ve ben vardık. 1. sınıf da boş vagonlardan birisiydi. İpucu! : Erken saatlerde bu yolculuğu yapmak ya da ilk duraktan binmek kesinlikle avantaj. Siz de seyahatinizi bu şekilde planlarsanız, lokal trenden ve 2. sınıf vagondan bilet dahi almış olsanız rahatlıkla oturarak seyahat edebilirsiniz. Bernina Ekspresi'nde yolculuk yapmamış olsam da bunun eksikliğini hissetmedim. Bernina'nın panaromik camlarına karşın lokal trenlerin açılan camları ve o camlardan sarkabilen bir Esra vardı. Bernina ile yolculuk yapanlardan aldığım mesajlara göre; evet panaromik camlarda manzarayı izlemek şahane ama sıra fotoğraf çekmeye geldiğinde camlar çok parlama yapıyor ve ortaya pek de güzel kareler çıkmadığı yönünde. Elbette her şey fotoğraf değil ama insan bir kaç güzel anı kalsın istemez mi, istiyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/bir-kucuk-kanton-zug/", "text": "Hem dağından hem gölünden adını almış minik bir kasabaya hoşgeldiniz. İsviçre'nin en küçüğü ama kalbinde yer alıyor, laf aramızda bir de en zengini bu şirin kanton. Ard arda bu kadar naif kelime kullandığım pek olmamıştır herhangi bir yer için ama Zug'a çok yüksek enerjiyle uğramış bir o kadar da sevmiştim. Üstelik ben gittiğimde mevsim kış, aylardan Ocaktı ama hep \"baharda buralar nasıl güzeldir\" diye düşünüp gezdiğimden olacak çok ısındım. Zürih'e kadar gelmişseniz ve zamanınız varsa ya da ayırmak isterseniz trenle yarım saatte günübirlik gezmek için harika bir seçenek Zug! Hele havalar ısınmışsa değmeyin keyfinize, o ara sokaklardaki rengarenk evlerin yaydığı neşeyi tahmin bile edemiyorum. Zug da yine Zürih gibi Almanca konuşulan kantonlardan bir diğeri ve adını aldığı Zug ve Ageri göllerinden oluşuyor. Zaten İsviçre göller ve çeşmeler şehri. Muhtemelen vardır sıralamalarda iyi bir derecesi. Dediğim gibi en kolay yol tren. Arabanızla gelecekseniz zaten az çok göreceksiniz ki tüm kantonlar birbirine otoban gibi yollarla bağlı ve yine yaklaşık yarım saat sürüyor fakat eski şehir kısmında park etmek biraz sıkıntı olabilir. Süre olarak trenden bir farkı yok çünkü tren ulaşımı bu ülkede cidden çok iyi ve hızlı. Zug'a geldiğinizde ineceğiniz durağın adı da Zug. İstasyonda inip ana kapıdan çıktınız mı sağ tarafta merkeze giden otobüsler var. Biz Ocak ayı olmasına rağmen açan güneşten yararlanıp 10 dakikadan bile kısa zamanda Zug Nehrinin kıyısına yürüyerek varmıştık. Oradan geze geze şehrin eski kısmı da belki 5 belki 10 dakika. Bu sebepten hava güzel ve siz de yürümeyi seviyorsanız yürüyün. Zaten tren istasyonundan çıkınca gideceğiniz yöne doğru hafif bir yokuş eğimi olduğu için yürümek kolaylaşacak, benden söylemesi. Zug'a bizim gitme amacımız rengarenk evlerinin varlığını görmemizdi. Evet çoğu fotoğraflar gölün ortasından evlere doğru çekilmiş harika manzalardı ve biz mevsim olarak bunu deneyimleyemeyecektik ama zamanımız varken gitmemek olmazdı, iyi ki de öyle yapmışız. Tren istasyonundan nehir kenarına geldiğiniz vakit kalabalık göremezseniz şaşırmayın, zaten tüm İsviçre'nin nüfusu ne ki en küçük kantonu ne kadar kalabalık olsun. Havalar güzelse sizin gibi turist görürsünüz belki o kadar. Sahi nereye gidiyor bu İsviçreliler bende bilmiyorum, çok yerlisine rastladık mı sadece bir kaç tane sanırım o da Zürih'te. Evet itiraf etmeliyim ki tüm amacımız burasıydı. Hadi gördük diyip dönmedik ama biz bayağı bayağı bu bir kaç caddeden oluşan eski şehir kısmını arşınlayıp durduk. Evler az biraz Brugge sokaklarını andıracak oluyor ama tüm şehirde o orta çağ havası olmadığı için öyle hissettirmiyor. Derme çatma olmayan o rengarenk binaların klasik havası beni çok etkiledi. Öyle ki çektiğim her fotoğrafı buraya koyasım var. Neden bu kadar güzel kubbesi olan bir saat kulesi yapmışlar ki? Eski şehre geldiğinizde bu saat kulesini de görmeniz kaçınılmaz. Alışılmışın dışında renkleri gökyüzüyle hep uyum içinde. Kule aslında eski surlardan birinin yolu olarak inşa edilmiş, sonrasında üstüne bir saat koymuşlar. Hatta bir dönem kulenin içindeki oda hapishane olarak da kullanılmış. Günümüzde ise 52 metre uzunluğundaki bu kuleye çıkabilirsiniz. Çıkmak istemezseniz de bizim için sanal tur yapmışlar, o dabu adreste. Bu arada sadece saati değil aynı zamanda saatin içinde ayı, ayın evresini, haftanın gününü ve bunun artık yıl olup olmadığını da görebilirsiniz. Tamam artık eski şehri bırakıp biraz daha yukarılara doğru yürüyelim dediğimizde eski tarz İsviçre evlerine benzeyen kale çıkıyor karşımıza. Sanki turistik yapı olsun diye inşa edilmiş gibi geliyor halbuki tarihi çok eski, 11. yüzyılda inşa edilmiş. Kale günümüzde müze olarak kullanılıyor ve pazartesi günleri dışında hep açık akşam 5'e kadar. Rengarenk binaları gördükten sonra bi tekne turu hiç de fena olmazdı Zug Gölü'nde ama bizim gittiğimiz mevsim itibariyle ortalıkta in cin top oynuyordu. Zaten Zurih'te de Luzern'de de burada da göl bahar mevsiminden itibaren canlı ve işlek yerler haline dönüşüyor. Turistik olarak özel teknelerle geziler düzenleniyor. Biz belki biraz bakınsak bulurduk birilerini tekne için dicem ama gerçekten ortalıkta kimse yoktu gölün üstünde de belki bir tekne ya var ya yoktu. Yine de o havası ve sakinliğiyle nasıl güzel bir şehirdir orası. Tekne gezilerinin saatleri ve fiyat bilgisi içinburadanbilgilenebilirsiniz. Zug Kalesi'ni arkanızda bırakıp yokuş yukarı yürümeye başladığınızda göreceğiniz bu kocaman kilise şehrin 1900 yılında yapılmış en büyük kilisesi. Aziz Michael kilisesini şehrin koruyucusu olarak görüyorlar ve zaten sağından solundan yol geçen tam manasıyla şehrin garip bir yerine konumlanmış harika manzaralı bir kilise. Bu tepe tabii ki size panaromik bir Zug manzarası vadediyor ve haksız da değil. Aziz Michael Kilisesi'ni geçerek yukarıya doğru yürüyerek çıkabileceğiniz gibi funiküler ile de tepeye kolay yoldan varabilirsiniz. Yürüyüş ve füniküler için detaylı bir site yapmışlar o buradanincelenebilir. Hatta yürüyüş demişken kış mevsiminde burada özel yürüyüş turları da oluyormuş, onun detayını da sizin için buldum onu daşuradaninceleyebilirsiniz. Biz günübirlik gittiğimiz için böyle bir şeyler yaptık keyfimizce. Siz de kısa zamanlı uğruyorsanız bu aktiviteler zaten 1 günü fazlasıyla dolduracaktır. Eklemek istediğiniz başka güzellikleri varsa Zug'un yazın lütfen bana."} {"url": "www.esrageziyor.com/bolu-gezi-notlari/", "text": "Her yıl başka bir mevsimde gitmeyi sevdiğim şehirlerden birisi Bolu. Baharda Yedigöller, kışın ise özellikle buz tutan Abant ve Gölcük gezmesi bence çok keyifli oluyor. Hem konumu sebebiyle de bir hafta sonu kaçış rotası olarak çok makul bir seçenek."} {"url": "www.esrageziyor.com/brugge-gezi-notlari/", "text": "Kanalların, çikolatanın ve dantelin şehrine hoşgeldiniz! Tabii bir de Belçika birası. Cuma günüyle birleştirilen haftasonu kaçamağı Brüksel biletlerini aldıktan sonra neler yapsak nereleri gezsek diye düşünmeye başladık. 48 saatimiz vardı ve acaba Brüksel'den başka bir şehre geçmek ne kadar mantıklıydı? diye sorduk kendimize ve Brugge'a gitmemek kendimize yapacağımız büyük bir kötülük olurdu."} {"url": "www.esrageziyor.com/bruksel-gezi-notlari/", "text": "Zaman kısıtlı, vize 6 aylık, gezilecek ülke çok. Bizde ne yapıyoruz Cuma'dan Pazar'a biletler bakıyoruz. Bir kere bir yerde yazmıştım ülkeleri zip. leyip geziyoruz diye, bu tam bir zip. gezisi 🙂 Aslında 48 saatte Brüksel yazacaktım başlığa ama Fırat hep beyaz yakalı olmaya dair esprili bir şekilde hayatına devam ettiği için O geldi aklıma. Öncelikle Brüksel öyle çoğu yerde okuduğum gibi ruhsuz bir şehir değil. Hele bir de Noel zamanı giderseniz 1'e 10 veriyor bile derim. Özellikle 25 Kasım 1 Ocak arasında seyahat edecekseniz inanılmaz şenlikli zamanlar. Noel ruhunu yaşamak adına her yer ışıl ışıl her yer keyif veriyor. Soğuk ama içinizdeki heyecanla çok üşümüyorsunuz ama sabit de durmayın tabii. Burası Avrupa Birliği'nin başkenti ama sizi daha çok biranın, çikolatanın ve waffleın başkenti olma kısmı ilgilendirecek gibi. Her yerde çikolata dükkanları görüp kokularını almanız mümkün. Bir de sokaklarda yürüyerek gezerken her köşebaşında karşınıza duvar sanatı çıkması çok olası, 50den fazla varlar ve çoğunlukla yüksek binalarda tüm duvarı kaplıyorlar. Türkiye'den İstanbul'daki havaalanlarından direk Türk Hava Yolları ve Pegasus ile 3.30 4 saat arasında uçarak ulaşabilirsiniz. Brüksele gitmek istediğinizde karşınıza Brüksel için 2 havaalanı çıkacak. Birincisi Brüksel Uluslarası Havaalanı bir diğeri aslında Charleroi şehrinde olan Charleroi Havaalanı. - Brüksel Uluslararası Havaalanına dair merak ettikleriniz içinburadanresmi sayfasına giderek bakabilirsiniz. Merakınız bu havaalanından şehir merkezine nasıl gideceğinizse çok şanslısınız çünkü bu havaalanı şehre çok yakın. İster en alt kata inip tren kullanabilir, isterseniz de level 0 olan kata giderek otobüse binebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/bruksel-ilk-airbnb-deneyimi/", "text": "Airbnb'nin ne olduğunu ve nasıl çalıştığınışuradakiyazımda yazmıştım. Peki benim Airbnb tecrübem nasıl başladı? 1 yıldan fazla süredir üye olduğum bu siteyi artık deneme vakti gelmişti. Gelmişti çünkü Brüksel'de konaklamak için bulduğum otelden hem çok daha merkezi bir konumda ev bulmuştum hem de neredeyse yarı fiyatınaydı! İlk başlarda çekimserdik çünkü denememiştik. Deneyen, tecrübe edenleri okumuş, duymuştum ama iş size gelince demek farklı bir etken gerekiyor. Biz de ekonomik geziler yapmayı sevdiğimizden bulduğumuz evin fiyatı elbette bize çok cazip gelmişti. Evin yorumlarını okudukça zaten aklımızdaki soru işaretleri bir bir yok oldu ve hemen ev sahibiyle iletişime geçmek istedim, hem ne kaybederdim ki? Yazdım ve Anne-Marie çok kısa bir süre içinde geri döndü, bingo!"} {"url": "www.esrageziyor.com/budapeste-gezi-notlari/", "text": "Moskova'dan Budapeşte'ye giderseniz kendinizi Paris'te hissedersiniz demiş Romanyalı bir müzisyen, Paris'i gerçekte görmeden katılmıştım bu sözüne Budapeşte'ye gittiğimde. Yurtdışına ilk hangi ülkeden başlasam sorusunun bir diğer cevabı bence Budapeşte. Yakın, ucuz bilet bulma imkanı yüksek ve şehir hayatı bizim paramıza göre hemen hemen denk. Bonusu ise geceleri şehrin ışıkları! Nasıl güzel bir yatırım yapmışlarsa; tüm o binaları köprüleri ışıklandırmaya, inanılmaz haz veriyor akşam sokaklarında dolaşmak, yorulmak dahi istemiyorsunuz. Türk Hava Yolları ve Pegasus Havayolları ile direk uçabilmeniz mümkün. Önceden WizzAir isimli havayolu şirketiyle çok uyguna biletler bulmak daha kolaydı fakat 2015 ve 2016'da ülkemizde devam eden terör olaylarından dolayı ülkemizden ayrılma kararı aldılar. Yine de kampanya dönemlerinde 1 kişi git-gel 250-300 liraya bilet bulmanız mümkün."} {"url": "www.esrageziyor.com/budapeste-gezilecek-yerler/", "text": "Budapeşte'ye gidiyorsanız çok ışıklı bir şehir sizi bekliyor. Köprüler, parklar, her köşeden çıkan güzel mimari eserler. Budapeşte bilindiği üzere Macaristan'ın başkenti. Buda ve Peşte olmak üzere şehir iki yakadan meydana geliyor, eski ve yeni şehir. Para birimi forint, yani bizdeki anlamı ülkemizdeki şartlarda yer içer gezer yeriz bazen daha uygun da olabilir yani ekonomik bir Avrupa şehridir gidip görmek için, ne ala! Bir öncekiBudapeşte yazımburada, nasıl gidilir nerede kalınır hangi mevsim iyidir gibi soruların cevabını orada bulabilirsiniz şimdi nerelerde gezsek sorularının minik cevaplarını bulmaya. Çevresi diye tarihi bir yer elbette yok ama tam olarak o bölge UNESCO koruması altında bir yer. Orta Çağ'dan kalma arnavut kaldırımlar, gotik ve barok mimari örneklerle muhteşem panoromik Budapeşte manzarası hepsi bu bölgede yani şehrin Buda kısmının tepesinde. Bu bölgeye gelerek bir çok yeri aynı anda gezip görüp, bünyeleri yeni yerler görmeye makineleri de fotoğrafa doyurabilirsiniz. Kısıtlı zamanınız varsa ve Budapeşte'yi gördüm demek istiyorsanız burası başlangıç için doğru yer. Budapeşte Tarih Müzesi, Macaristan Ulusal Müzesi, Milli Kütüphane, Matyas Kilisesi, Balıkçılar Burnu ve Kraliyet Sarayı bu bölgedeki görülmeye değer yerler ve hepsi birbirine yürüme mesafesinde."} {"url": "www.esrageziyor.com/charleroi-havalanindan-ulasim-bruksel-brugge-gent/", "text": "Hadi biraz ekonomi yapalım yazısı aslında bu. Brüksel'e gelmek için Charleroi Havaalanı'nı tercih ettiyseniz burası Brüksel'de değil başka bir şehir olan Charleroi'de. Uygun bütçeli havayollarının kullandığı bir havaalanı olduğu için de şehrin dışında ama çok da uzak değil. Brüksel'e 60 km uzakta, Brugge'a 155km. Havaalanının hemen çıkışında City Shuttle adı altında otobüslerle, Brüksel şehir merkezine ya da direk Brugge'a kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Otobüs biletlerini internetten almak daha avantajlı olduğu için ayrı bir başlıkta yazmak istedim. - Charleroi Havaalanı'ndan Brüksel'e internetten sabit fiyat 14 . Havaalanında alırsanız 17 , kampanyalı bilete denk gelirseniz 5 . - Charleroi Havaalanı'ndan Brugge'a internetten sabit fiyat 17 . Havaalanından alırsanız 20 , kampanyalı bilet ise 10 . - Aynı zamanda bu havaalanından Gent'e de gitmeniz mümkün, otobüs bileti alma şekli aynı fakat fiyatların kontrol edilmesi lazım. Bu otobüslere ulaşmak için havaalanından 3 ve 4 yazan çıkışları kullanıp karşıya geçerseniz otobüslerin hemen yanında olacaksınız. Bilet almak için öncelikleburayıtıklamanız gerekiyor. Devamınıysa görsel olarak anlatacağım ki kolay olsun, büyütmek için fotoğrafların üstüne tıklamanız yeterli. Bileti aldığınızda üstünde sadece tarih olacak, saat görmeyince şaşırmayın. 24 saat içinde kullanabiliyorsunuz, havaalanında otobüsler genelde yarım saatte bir kalkıyor ama yoğunluk olduğunda doldukça hareket etti biz oradayken. Havaalanından Brüksel için bindiğinizde ineceğiniz durak tek ve son durak olacak o yüzden içiniz rahat olsun. Eğer havaalanına aynı şekilde otobüsle dönecekseniz indiğiniz yeri bir şekilde ya aklınıza ya çevrimdışı haritanıza kaydedin ki döneceğiniz gün aksilik yaşamayın. Az da olsa merakınızı giderip, aradığınızı bulmanıza yardımcı olduysam belki siz de beni \"tatilinizi kendiniz planlayabilmek\" ya da sadece dünyayı paylaşmak için yeni seyahatlerimi takip etmek isteyebilirsiniz. Benim için çok faydalı bir yazı oldu. Charleoi havaalanı az kalsın kabusa dönüşecekti, ama yazını görünce rahatladım. Merak ettiklerimi yazmış, adım adım açıklamışsın. Eline sağlık.. Charleroi airport _ brugge arasi shuttle 1o EUR, Charleroi airport _ gent arasi shuttle 15.20 EUR. Charleroi-Bruj bileti de 24 saat geçerli mi? Uçak rötar yapsa direk otobüsü kaçırıyorum, ona göre bilet alayım. Teşekkürler. Tüm biletler aynı özelliğe sahiptir diye düşünüyorum ama siz emin olmak isterseniz sitesine bakıp, mail atabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla Brugge'dan Charleroi Havaalanı'na toplu taşıma ile direkt gitmek mümkün değil. Belki blablacar gibi paylaşımlı araçlara bakabilirsiniz. Yoksa her halükarda Brüksel'den aktarma yapmak gerekiyor. Brüksel bileti almamla yazınızı okumam ve 5 euroya havaalanı bileti bulmam:) teşekkürler! Genelde çoğu Avrupa ülkesindeki gibi hızlı ilerliyor. Tabii pasaport kontrol sırası olur mu ya da olağanüstü bir durumla karşılaşılır mı bilmiyorum. Çok çok faydalı oldu bu yazı günlerdir bakınıyordum emeğinize sağlık teşekkürler!!!"} {"url": "www.esrageziyor.com/cinque-terre-gezi-notlari/", "text": "Cinque Terre, UNESCO korumasındaki 5 küçük balıkçı köyü. Cinque kelime anlamı olarak İtalyanca'da \"beş\" demek, Terre ise \"toprak\" anlamına geliyor. Bu 5 köyün adı sırasıyla şöyle; Riomaggiore, Manarola, Corniglia, Vernazza ve Monterosso. Köylere ulaşım ya tren ya da deniz yoluyla sağlanıyor. İsterseniz milli park boyunca yürüyüş yolları da var. Yüzyıllar boyunca insanlar Akdeniz'e bakan bu engebeli ve dik arazide üzüm ve zeytin yetiştirmek için teraslar yapmışlar. 1997 yılında Unesco İnsanlığın Dünya Mirası tarafından tanınan Cinque Terre, daha sonrasında bu kültürel mirası ve doğal çevreyi korumak amacıyla Milli Park ve Korunan Deniz Bölgesi ilan edilmiş. Bana sorarsanız İtalya'da mutlaka görmeniz gereken yerler arasında bulunuyorCinque Terre! Vize:Bordo pasaport sahipleri için İtalya vize istiyor. İtalya vizesi için de resmi aracı kurum İdata, şuradan inceleyebilirsiniz detayları. Konum: İtalya'nın kuzeybatısında Pisa ile Cenova arasında kalıyor renkli bu 5 köy. Ana Dili:İtalya'da ana dil İtalyanca. İngilizceleri ise genelde yazıldığı gibi okudukları için bazen anlaşmakta zorluk yaşatsa da turistik alanlarda İngilizce ile rahatça anlaşabilirsiniz. Para Birimi:İtalya Schengen bölgesine dahil bir ülke olduğundan her yerde Euro kullanılıyor. İdeal Gün Sayısı:Cinque Terre'ye eğer tam da denizde yüzebileceğiniz bir zamanda geliyorsanız en azından 1 gece 2 gün geçirmenizi tavsiye ederim. Vakti olmayanlar için ise 1 günde, güne erkenden başlayarak, tüm köyleri gezip görmek mümkün olabilir. Gezi Planı:Biz Cuma akşam gidip Pazar akşam (Temmuz, 2019) dönecek şekilde sakince gezebileceğimiz ve yüzebileceğimiz bir seyahat planladık. Bu plan konaklamanızı gerçekleştireceğiniz konuma göre değişecek olsa da, bizim gibi La Spezia'da konaklayacaksanız eğer sabah 7'de tren istasyonunda olup Riomaggiore ile güne başlayıp, ardından Manarola'ya geçebilirsiniz. Saat 10'a kadar genelde sakin oluyor, sonrasında trenlerden de anlıyorsunuz ki herkes uyanmış. Corniglia'ya en fazla 2 saat ayırarak günün istediğiniz kısmına koyabilirsiniz. Biz yazın gittiğimiz için öğlen 12-16 arasını sahilde, şemsiyelerin altında geçirmek istedik ve bir gün Monterosso'da bir gün de Vernazza'da bu saatlerde bulunduk. Gün batımı için de Vernazza çok güzel oluyor, kesinlikle öneririm. Zaten yazın güneş 21 gibi battığı için de her yeri doyasıya görebiliyorsunuz. Eğer tek gününüz varsa, hangi köye yakınsanız oradan başlayarak sırasıyla gezin derim. Vakit yetişmiyor gibiyse Corniglia'yı başka bir zaman görmek üzere eleyebilirsiniz. Benim favorim Vernazza. En kolay fotoğraf çekim noktası ise Riomaggiore'de. Köylerin yakınındaki en büyük ulaşım yeri La Spezia. Bu yüzden tren ile gelecekseniz varış noktasına yazmanız gereken durağın adı \"La Spezia\". La Spezia tren istasyonundan ise bu 5 köye sık sık tren bulabiliyorsunuz. Cinque Terre'ye en yakın havaalanı Pisa ve Cenova. Türkiye'den THY ile Pisa'ya direkt uçabilirsiniz. Pisa'dan La Spezia'ya trenle ulaşmak da yaklaşık 1 saat sürüyor. Bunun dışından Milano'dan Cinque Terre'ye trenle ulaşmak ortalama 3 saat, Bolonya'dan trenle Cinque Terre'ye ulaşmak ortalama 3 saat 10 dakika, Roma'dan Cinque Terre'ye trenle ulaşmak ortalama 4 saat, Floransa'dan Cinque Terre'ye trenle ulaşmak ise ortalama 2 saat sürüyor. Yazdığım bu şehirlerden Bolonya dışındaki şehirler için La Spezia istasyonuna hızlı ve direkt tren var. Tren biletleri için bakabileceğiniz en garanti sayfa Trenitalia'nın kendi web sitesi olur, oradan arama yapabilirsiniz. Eğer satın alacağınız tren biletleri 40 ve üstündeyse, şuradan üye olup biletinizi 10 daha ucuza satın alabilirsiniz. TREN : La Spezia yönünden köylere doğru gidecekseniz her zaman deniz tarafından gideceğinizi unutmayın. Her tren köylerden geçmediği için de tren istasyonundaki ekranlardan gitmek istediğiniz köye giden trene ve peronuna bakarak hareket edin. Treni kaçıracağım diye aceleyle yanlış trene binmeyin, sık sık tren oluyor. Bu 5 köy birbirine çok yakın ve her birinin arası trenle 2-5 dakika arasında. La Spezia Riomaggiore arası ise 11 dakika. Tek yön tren bileti 4 , 1 günlük sınırsız Cinque Terre Treno Cardkişi başı 16 , 2 günlük kart ise 29 . Cinque Terre tren kartına yürüyüş rotası da dahil ve aldığınız vakit sadece tek kişi kullanabiliyor. Alır almaz arkasına isminiz yazmanız isteniyor ve ilk binişte kartınızı onaylatmanız, okutmanız gerekiyor. Nasıl yapacağınızı bilemiyorsanız üstünde \"Trenitalia\" gömleği olan birisinden yardım isteyebilir ya da benim Instagram sayfamdaki sabitlenmiş Cinque Terre hikayelerimde görebilirsiniz. Kartı ilk kullanacağınız zaman okutun çünkü üstüne tarih işleniyor. Biz 2 günlük kart alarak belki 15-20 kez tren yolculuğu yaptık ve kart bizim için çok avantajlı oldu. Sık sık kontrol olmasa da biletsiz binmemenizi tavsiye ederim. Cinque Terre Kart ile aldığınız gün sayısı kadar 2. sınıf tüm trenlerde La Spezia'dan Levanto istasyonuna sınırsız seyahat, her istasyonda var olan wifi kullanımı, istasyonlarda normalde girişi 1 olan tuvaletler, milli park içerisindeki otobüsler ve La Spezia'daki bir kaç müzeye ücretsiz giriş sağlayabiliyorsunuz. Cinque Terre kartı La Spezia'da bilet ofislerinden ya da Cinque Terre bilgi ofislerinden alabilirsiniz. Cinque Terre bilgi ofisleri her köyün tren istasyonunda var. La Spezia'daki ofis sabah 07.30'da açıldıklarını söylemişti. La Spezia Monterosso arasında tren sık sık tünele girdiğinden telefonlar neredeyse hiç çekmiyor, aklınızda olsun. Riomaggiore tarafından Monterosso yönüne giderken tren içinde az da olsa göreceğiniz manzara hep solda kalıyor. Eğer fazla eşyanız varsa ve o gün gezip dönecekseniz La Spezia tren istasyonunda akşam 20'ye kadar açık bir valiz bırakma yeri var. Çanta başına ücreti 5 idi ve biz dönüş günümüzde 2 sırt çantamızdan birisini buraya bırakarak çok daha rahat gezdik. YÜRÜYÜŞ :Cinque Terre aynı zamanda milli park olduğundan içinde yürüyüş rotaları da var. Bir köyden diğer köylere sırasıyla yürüyebiliyorsunuz. Yaz mevsiminde, güneşin gerçekten yakıcı olduğu dönemde bu yol ile köyleri gezmenin zorlayacağını düşünüyorum ama yine de iyi yürüyüşçüler için resmi web sayfasındaki yürüyüş rotalarına bakabilirsiniz. Sadece yürüyüş yaparak köyleri gezeceğim, tren kullanmayacağım diyorsanız eğer Cinque Terre Trekking Card'ı günlük 7.5 'ya alabilirsiniz. Yalnız yürümeden önce de gideceğiniz rotayı kontrol etmenizi öneririm çünkü her rota her zaman yürümeye uygun olmuyor. Yolların açık ya da kapalı olma durumuna paylaştığım web sitesinden bakabilirsiniz. FERİBOT :Köyler arasında gezinebileceğiniz bir alternatif de feribotlar. 2019 Temmuz ayında günlük feribot bileti yetişkinler için 35 . 35 'luk günlük karta Cinque Terre, Portovenere ve La Spezia dahil oluyor. Sınırsız günlük Cinque Terre feribot bileti ise 27 . 3 ada turu yapmak isterseniz onun fiyatı da 22 olarak geçiyor. Aynı zamanda yarım günlük bilet de var. Köylerde limana giderek bilet ofislerini bulabilirsiniz. Bilet ve fiyat detaylarını şu sitede görebilirsiniz. ARABA :Köylere ulaşımın zor olması ve otopark fiyatlarının yüksek olması sebebiyle araç tavsiye edilmiyor. Zaten Monterosso'da sahildeki kısıtlı bir alan dışında köylerde araç yok gibi bir şey. Arabayı tepede bırakarak kıyıya inmeniz gerekeceğinden en iyisi La Spezia'da park edip, trenle 10 dakika gibi bir sürede köylere ulaşmak. Arabayla seyahat edecekseniz konaklayacağınız yerde otopark olmasına da dikkat etmeyi unutmayın. Cinque Terre çok güzel evet ama konaklama seçenekleri hem kısıtlı hem de ortalama üstü fiyatlara sahip. Eğer köylerde kalacaksanız en çok seçenek Riomaggiore'de ve Monterosso'da bulunuyor. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı ve Monterosso dışındaki köylerde konaklayacaksanız eğer otelin nerede bulunduğunu ve fazla yokuş çıkmanız gerekiyor mu diye sormanızı öneririm. Çünkü köyler engebeli bir arazide olduğundan dik yokuşlara sahip olabiliyor ve elinizde tekerlekli bir valiz olacaksa bu seyahat sizin için zorlu başlayabilir. Günlük 35 'ya Airbnb seçeneklerinin bulunabilmesiyle Cinque Terre'de konaklamak için benim size öncelikli önerimLa Spezia'da konaklamanız. La Spezia, Riomaggiore'ya çok yakın ve aynı zamanda İtalya için önemli bir liman şehri. Diğer bir seçenek ise Levanto, o da Monterosso tarafında Monterosso'ya çok yakın bir yerleşim. La Spezia ve Levanto, Cinque Terre tren kartına dahil duraklar olduğu için seyahatinizin yönüne göre konaklamak için her ikisine de bakabilirsiniz. Özellikle tren istasyonuna olabildiğince yakın konaklarsanız köylere ulaşımınız da çok kolay olacaktır. Ben ilk gidişimde de ikinci seyahatimde de La Spezia'da tren istasyonuna çok yakın konakladım ve gerçekten çok rahat oldu. Son konakladığımız ev ise şurası, konaklamak isterseniz göz atabilirsiniz. Özellikle öneriyorum diyecek bir yanı yok ama 2 kişi için yeterliydi, evdeki bir kaç eksiği de evin yorumlarına yazdım zaten. Linke tıklayarak benim yorumumu da evi de görebilirsiniz. Evde ne var ne yok bilerek gidince sıkıntı olmuyor. İlk Airbnb konaklamanızda 130 indirim almak isterseniz bu linkten kaydınızı oluşturarak konaklamanızı daha da uyguna getirebilirsiniz. Cinque Terre'nin her yandan fotoğrafik köyleri yılda 2.4 milyondan fazla ziyaretçi çekiyor. Her köy birbirine benzer yapıda aslında, o yüzden az vaktiniz varsa hangilerine gitmek istediğinize okuyup karar verebilirsiniz. Güneyden kuzeye bu 5 köyü ve köydeki fotoğraf noktalarını tek tek anlatıyorum şimdi. Bilmeniz İyi Olur : Köylerin her birinde drone uçurmanın yasak olduğuna dair uyarılar var, aklınızda olsun. Riomaggiore, Monterosso ile birlikte en kalabalık balıkçı köyü olabilir. Tren istasyonundan çıktıktan sonra minik bir tünelden yürüyerek köyün iç kısmına ulaşıyorsunuz. Liman kısmına gitmek için ise tekrar merdivenlerden iniyorsunuz. Bu söylediklerim en fazla 3 dakika içinde gerçekleşiyor, öyle çok zor yollar değil. Köyün iç kısımlarını gezecekseniz rahat bir ayakkabıyla tepeye doğru bir yürüyüş yapabilirsiniz. Bazı kısımlar sarp kayalara inşa edildiğinden, uzun bir yürüyüş yapacaksanız ayakkabı seçiminizi de ona göre yapın. Bence Riomaggiore'nin en keyifli kısmı liman kısmı. Zaten gidince kalabalıktan da anlayabilirsiniz. YüzmeEğer burada yüzmek istiyorsanız kayalardan atlayarak suya girebilirsiniz. Hatta güneşlenmek için de kayalara yatabilirsiniz. Kırmızı ev tarafına bakarsanız kendinize uygun bir yer bulabilirsiniz. Ücretli ve organize bir kısım bulunmuyor. YemekLimana inmeden önce eğer açsanız köyün iç kısmından taze balık kızartmaları külahı alabilirsiniz. Karışık ya da patates, kalamar gibi tek bir şey seçerek külahınızı doldurtabilirsiniz. Karışık küçük külahlar ortalama 6 , büyük olanlar 10 . Çok aç değilseniz küçük olan 2 kişiye de tadımlık yetiyor. İçecek bir şeyler almak isterseniz yine köyün iç kısmında 2 tane Coop market var, onlara uğrayabilirsiniz. Bunların dışında elbette bir çok restoran ve kafe de görebilirsiniz. Fotoğraf noktasıBurada 2 popüler nokta var. Birisi limana doğru inerken soldan yukarı çıkan merdivenler ve kırmızı evi gördüğü nokta, diğeri o noktadan biraz ilerleyip kayalıklara ineceğiniz merdivenler. Kayalık kısmından da arkanıza Riomaggiore manzarasını alabilirsiniz. Çevresindeki üzüm bağları ve kolay yürüyüş yolu rotasına sahip Manarola daha minik bir köy. Burada bir kaç güzel hediyelik eşya dükkanı ve atıştırmalık seçenekler bulabilirsiniz. YüzmeYüzmek için yine kayalıkları kullanmanız gereken bir köy burası, herhangi bir plajı, ücretli bir alanı yok ama kayalık ve taş kısımları Riomaggiore'ye göre daha uygun sayılır. Gördüğüm kadarıyla çok da kalabalık değildi. YemekBurada önerebileceğim 2 yer var. Enfes deniz ürünleri sandviçleri için Fooderia Manarola ya da güzel bir manzara için Nessun Dorma. Fooderia Manarola'da önerim ise karidesli wrap, 10 . Fotoğraf Noktası Yürüyüş yoluna doğru ilerlerseniz, Nessun Dorma'nın olduğu kısma, karşınızda çok güzel bir Manarola manzarası yer alacak. Nessun Dorma'ya deniz kıyısından çıkın sonra Manarola'nın içine doğru üst kısımdan yürüyün işte o yol boyu güzel fotoğraf noktaları bulacaksınız. Tam ortada kalan Corniglia en az ziyaret edilen köy. Çünkü tren istasyonu şehrin tam ortasında değil ve trenden indikten sonra ya biraz yokuş yürüyerek ya da otobüsle köyün merkezine gidebiliyorsunuz. Cinque Terre kart ile bu otobüs kullanımı ücretsiz. Corniglia yürüyüş yapanlar için çok popüler bir nokta. Burası daha sakin ve kendi halinde bir köy. İlk Cinque Terre seyahatimizde gitmemiştik fakat bu sefer hakkını vermek istedik. Köyün merkezinde biraz gezindik ve bir sonraki otobüsle tekrar döndük. Keyifli minik kafeleri ve tepeden deniz manzarasına sahip güzel restoranları var. Bizim gibi kısa bir tur atmak ya da sakince yemek yemek için bu köye gelinebilir. Vernazza, bu 5 köy içindeki en güzeli olabilir. Gerçekten çok sık ziyaret edilen köylerden birisi. Zaten sadece 2-3 köy görmek için vaktiniz olacaksa eğer kesinlikle Vernazza'yı ilk sıraya yazın derim. Aynı zamanda en fazla fotoğraf noktası da bu köyde var. YüzmeÇok minik bir kumsalı olsa da Vernazza'da yüzmek bence en keyiflisi ve her yer ücretsiz. Kilisenin bulunduğu tarafa doğru ilerlerseniz taşlarda kendinize gölge bir yerler bulmak kolaylaşabilir. Plaj kısmı kum iken kiliseye doğru olan kısımda giriş taşlık, denizin içi sonrasında hep taşlık ama su cam gibi. Buradan denize girmenizi kesinlikle öneririm. Kilisenin alt kısmında bir de ücretsiz duş var. Zaten yüzmeye başlayıp, denizin içinden köye doğru manzaraya baktığınızda beni anlayacaksınız. Enfes! Bir de tren istasyonundan çıkıp henüz kumsal kısmına gelmeden sol tarafınızda bir oyuk göreceksiniz, üstü kayalık ve ev. O oyuk kısmından da geçerseniz gizli küçük kumsalı görebilirsiniz. İsterseniz orada da yüzebilirsiniz. YemekVernazza'da size özellikle önerebileceğim bir yiyecek varsa o da focacciadır. İtalyanların ekmeği olan bu focacciayı bizdeki kalın hamurlu anne pizzası gibi düşünebilirsiniz. Özellikle sabahtan öğle saatlerine göre taze taze olan focacciaların sadesi olduğu gibi soğanlısı, zeytinlisi, patateslisi gibi bir çok çeşidi var. Akşam yemeği olmaz ama akşam üstüne dek alabilirsiniz. Genelde sade olanlar 1 , soğanlı olanlar da 2 -3 arasında değişiyor. Hem sade hem soğanlı denemenizi öneririm. Aynı zamanda bu köyde de market olarak Coop var, oradan da yeme içme işini daha uygun fiyatlı halledebilirsiniz. Fotoğraf NoktasıYukarıda da yazdığım gibi en fotojenik köy burası, benim belirlediğim 4 ayrı fotoğraf noktası var burada. İlki limanın sonuna doğru yürüyüp göreceğiniz güzel köy manzarası, ikincisi 1.5 karşılığında gireceğiniz kale ki çıkmanız şart değil, üçüncüsü Corniglia yürüyüş noktası üstündeki tüm Vernazza evlerini tepeden görebileceğiniz nokta, dördüncüsü ise Monterosso yürüyüş yolu üstündeki Vernazza'ya bu sefer liman tarafından ve tepeden bakabileceğiniz nokta. İlki dışındaki tüm noktalar için biraz tırmanma ve zaman gerekiyor, o yüzden planınızı buna göre yapmayı unutmayın. Sahilde dinlenmeye hazır mısınız? Bu kadar gezmenin üstüne uzuun kumsalıyla, oh be sonunda deniz kenarındayım hissini tamamen yaşatan köy Monterosso. Yüksek sezonda şezlong ve şemsiyelere sahip plajıyla Monterosso en iyi yüzülecek köy olarak biliniyor. Geceyi geçirmek için de iyi bir seçenek ama diğer köyler kadar iç güzelliği yok gibi. YüzmeYüzmek için herkesin en çok önereceği yer Monterosso. Hem kıyı boyu kiralayabileceğiniz şezlonglar ve şemsiyeler bulunuyor hem de gerçek bir kumsalı ve kumlu denizi var. Tek sandalye, şezlong, şemsiye ücreti 10 'dan başlarken 2 şezlong + 1 şemsiye 25 , 2 sandalye + 1 şemsiye 20 ortalamasında. Bu kiralamalarda herhangi bir zaman sınırı yok, kiralayıp tüm gün yatabiliyorsunuz. Alan dolunda da kiralama yapan masalara \"dolu\" diye kağıdı koyuyorlar. Eğer burada denize girme düşünceniz varsa sabahtan bir iki köy gezip öğle sıcağında buraya gelmenizi öneririm. İster şezlong kiralayın isterseniz de ücretsiz halk kısmı olan alanlarda havlunuzu serip yatın. İpucu : Eğer daha sakin bir kısım bulmak istiyorsanız tren istasyonundan çıktıktan sonra sol tarafa doğru yürüyün ve kayalık kısımdan geçerek daha küçük olan kumsal kısmına ulaşın. Fotoğraf NoktasıBu köydeki en iyi nokta elbette kumsal kısmı. Denizin ortasında duran kayalık kısma doğru gidip yukarıdan fotoğraf çekebilirsiniz. Özellikle şemsiyelerin açık olduğu zamanlarda rengarenk bir yaz manzarası ortaya çıkıyor. Bunların dışında eğer La Spezia'da konaklayacaksanız size orasıyla ilgili de bir kaç önerim olacak. La Spezia'da bir çok büyük market olduğu için burada market alışverişi yaparak da günlük ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Eğer La Spezia'da yemek yiyecekseniz ilk önerim, sahile liman kısmına doğru gidin ve çadır gibi olan yer duruyorsa (5 yıl önce gittiğimdeki aynı yerdeydi) orada midye ya da spagetti yiyin. Büyük bir midye kovası 7 ve gerçekten çok çok güzel. Diğer bir yemek yeri önerim ise La Pia Centenaria. Burada da mayalanmamış nohut unu ile yapılan bir çeşit ekmek olan farinata deneyebilir ya da restoran kısmında yemek yiyebilirsiniz. Cinque Terre'ye dair işinize yarayacak ve benim deneyimlediklerim böyle. Eğer bir sorunuz varsa yorum olarak bırakabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/colmar-seyahati-planlarken-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Her bir şehrinde, köyünde kurabiye evler bulabileceğiniz bölgenin genel adı Alsace! Colmar diyince direkt çıkarırsınız bu bölgeyi çünkü en bilindik şehirlerinden birisi Colmar. Alsace; batıdan doğuya çam kaplı Vosges dağlarından, Fransa'nın en güzel bağlarından, güçlü Ren nehrine ve Almanya sınırına kadar uzanan bir bölge. Yüzlerce yıldır Fransa ile Almanya arasında birkaç kez el değiştirmiş olması bölgeye farklı bir lehçe de kazandırmış. Bölgenin en popüler iki şehri Colmar ve Strazburg olsa da sadece onlardan ibaret bir yer değil Alsace. Keşfedilecek, görülecek çok güzel şehirler ve köyler var. Özellikle şarap rotası olarak nam salmış bu bölge baharda ayrı kışın ayrı bir havaya bürünüyor. Bu yüzden gideceğiniz döneme göre rota planlamanızda fayda var. Alsace bölgesine ulaşmak için kullanabileceğiniz en yakın havaalanı Euroairport. Euroairport 3 ülkeye çıkışı olan bir havaalanı. Toprakları Fransa sınırları içinde olsa da uçak için bilet bakarken gideceğiniz yere genelde \"Basel\" yazmanız gerekiyor. Bazen Basel-Mulhouse olarak da geçiyor ki doğrusu bu. Avrupa'nın ortasında kalmasından ve etrafındaki ülkelere ulaşım kolaylığından dolayı burası çok popüler bir havaalanı. Bir diğer tercih edebileceğiniz yol ise Paris / Charles de Gaulle havaalanına uçarak, hızlı trenle direkt 2 saat gibi bir sürede Strazburg'a varmak. Aynı şekilde yakın şehir ve havaalanlarından direkt trenler var ise Colmar, Basel ya da Strazburg olarak bakarak belki maliyet ya da planlama yönünden kendinize kolaylık sağlayabilirsiniz. Biz Pegasus'la Sabiha Gökçen'den yaklaşık 3 saat süren bir uçuş sonrası Euroairport'a vardık. Bu havaalanından Fransa, Almanya ve İsviçre 'ye ayrı ayrı çıkış var. Çok büyük bir havaalanı olmadığı için karıştıracak pek bir şey yok, her şey hızlıca ilerliyor. Pasaport kontrol ortak oluyor ve pasaport kontrolden geçtikten sonra hangi ülkeye gidecekseniz tabelalardan o ülkenin gösterdiği yöne doğru yürümeniz yeterli. Pasaporta basılan damga girerken Basel olarak, çıkarken Basel-Mulhouse olarak basılmış. Özellikle araba kiralarken ya ilk çıkacağınız ülkeden arabayı kiralayın ya da ülkeler arası geçiş yapacaksanız aracı kiralarken bunu belirtin ki otobanlardan geçeceğiniz için araçta bir etiket olması gerekiyor. Bizdeki hgs mantığında vinyette diye de bilinen bir etiket. İsterseniz kendiniz gümrükten ya da benzincilerden de günlük, haftalık, aylık ya da yıllık olarak satılanlarından alabilirsiniz. Sadece aklınızda olsun. Alsace bölgesine ilk gittiğimde 2012 yılının Temmuz ayıydı ve günübirlik bir gezintiyle Strazburg, Colmar ve bir kaç yakın köy daha görmüştüm. Her yer cıvıl cıvıl, çiçekler rengarank ve coşmuş bir şekildeydi. Ne kadar çok sevdiğim, beni nasıl heyecanlandırdığı hala aklımda. Kesinlikle çok sevmiştim, o rengarank evlerin enerjisi hep içimdeydi. İkinci seyahatim ise 2017 Aralık ayında direkt Colmar'a ve 48 saatliğine oldu. Noel pazarı ruhunu yaşamak için gitmiştik ve ben hayatımda bu kadar özenle süslenmiş evler, dükkanlar, sokaklar, ağaçlar... görmemiştim. Masal dünyasına girip, içinde geziyorsunuz resmen ortam öyle olunca. Sürekli acaba şu ucu dantel işlemeli perdenin arkasında nasıl bir yaşam var diyebileceğiniz şekilde evlerin önünden geçiyorsunuz ara sokaklarda. Araç kiralama : Alsace çok geniş bir bölge olduğu için genellikle tercih edilen yöntem araba kiralamak. Çoğu zaman uygun fiyatlara araba kiralayabilirken, bağ bozumu ya da Kasım- Aralık aylarında Noel döneminin yaklaşmasıyla kurulan yılbaşı pazarları zamanında her şeyin olduğu gibi araba kiralamanın da maliyeti yükselebiliyor. Bu yüzden planlı olmanız bütçeniz açısından da iyi olacaktır. Bir de araba kiralarken hava durumunu kesinlikle ciddiye alın ve ihtiyacınız olabilecek özelliklerde bir araba kiralamaya dikkat edin. Biz arkadaşlarımızın planına sonradan dahil olduğumuz için onlar çoktan araba kiralamıştı ve onlarla birlikte geçirdik günlerimizi. Toplu taşıma :Bu bölge içinde kullanabileceğiniz toplu taşımayı detaylarıyla birlikte Colmar ve Yakın Köylerde Noel Pazarıyazımda yazdım. Euroairport'dan Flixbusotobüsleri ile Colmar'a yaklaşık 1.5 saatte, Strazburg'a ise yaklaşık 2.5 saatte varabilirsiniz. Günde bir kaç sefer olduğu için uçuş saatinizi ve yolculuk saatinizi iyi planlayın. Sefer detaylarını Flixbus'un sitesinden görebilirsiniz. Gideceğiniz zamana göre konaklama adına her şey aslında çok değişken. Aralık ayı çok yoğun olurken, Kasım ve Ocak aylarının daha sakin olduğu söyleniyor. Aynı zamanda bölge şarap rotası olduğu için Temmuz ve Ağustos aylarında düzenlenen şarap festivallerinin de etkisiyle yine yüksek bir sezona girip, hem yer bulması zorlaşabilir hem de fiyatlar o denli artabilir. Bu yüzden rotanıza ve zamanınıza göre yer seçmek en mantıklısı. Biz de bir kaç ay önceden bilet alınca doğrusu Aralık ayında hem keyfimize hem bütçemize göre yer bulmakta zorlandık ama neyse ki sık sık kontrol ederek kalacak yer arama çabalarım Airbnb'den Colmar'da bir ev bularak güzelce sonuçlandı. Şuradakievde 3 kişi, 2 gece rahatça konakladık. Evet küçüktü ama yeterliydi. Kışın ortasında gittiğimiz için ısınma özellikle bizim için çok önemliydi, o da harikaydı. Sadece şehir merkezinin 10 dakika kadar yürüme mesafesi dışındaydı ama önerir misin derseniz, daha iyi bir yer bulamazsanız kesinlikle kalınabilir. Temizlik konusunda da sıkıntısı yoktu; kahve makinesi, mikrodalga ve gerekli tüm mutfak malzemeleri vardı 2-3 gece konaklamak adına yeterliydi. Çok sessiz ve sakin bir bölgede olduğu için gece yürürken belki tedirgin olursunuz ama biz hep yürüdük, sokakta neredeyse bir tane bile insan görmedik akşam 10'dan sonra. Tabii eğer siz bulabilirseniz o kadar güzel eski yapılar ve evler var ki, muhakkak onlarda kalın derim. Colmar'da da Strazburg'da da çok güzel yerler bulmanız mümkün. Rotanızı planlamanıza ve araba mı toplu taşıma mı kullanacağınıza göre merkezi bir yerde kalmanız çok daha rahat olacaktır. Aslında hemen hemen çoğu şehir küçük olduğu için merkezilik konusunda sıkıntınız olmayacaktır. Bizim kaldığımız yerin konumuna bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Kış dahi olsa yürümek sorun olmamıştı. Araba kiralayacaksanız konaklama konusunda kalacağınız yere de dikkat edin derim otopark adına. Mesela Colmar'ın çoğu kısmına araba ile girilmiyordu, girilen yerlerde de otoparkların hemen hemen hepsi ücretliydi. Araç kiralamak hiç sıkıntı değil, önceden rezervasyonla Basel havaalanında kiralayabilirsiniz. Köy içlerine araba girmiyor ama kenarına kadar gelip aracı park edebilirsiniz. Köyler çok büyük olmasa da az biraz yürünüyor elbette. Umarım en kısa zamanda blogda yerini alır, Bilgiler için çok teşekkürler esra yılbasında dusunuyorum veherseyı yazmıssın sanırım kaldıgın yer kaldırıldı tıkladığınmda ev görüntülenemedi. Airbnb'den kalkmışsa ev görüntülenemiyor olabilir. Merkezi kısımlarda şimdiden bir yerler bulmanı öneririm, yılbaşı zamanı inanılmaz doluluk oluyor hatta yer bulunamadığını biliyorum. Colmar'dan çevre köylere araba dışında kolay ulaşım var mı? Otobüs, tren vs. Merhaba, Colmar gezisi icin Basel'e ucup ordan araba kiralamak yerine, Baden-Baden'e ucup ordan once Strasbourg ve cevresi, sonra da Colmar ve cevresi yaparak tekrsr Baden-Baden'den donmek en mantiklisi bence. İsvicre'den araba kiralamak daha pahali. Ben genelde uzaktan yakına gelmeyi tercih ederim. Eğer illa ki Strazburg'u gezecekseniz, Basel'den direkt Strazburg gezip konaklamak için Colmar'a geçebilir ve yakınındaki yerleri gezebilirsiniz. Colmar, Basel'e daha yakın olduğundan dönüşünüz kolay olur. Pelin merhaba, direkt Fransa'ya geçecek ve konaklamayı da orada ayarlayacaksanız Fransa'dan başvuru yapabilirsiniz. Zaten Basel ortak bir havaalanı olduğundan bu konuda sıkıntı çıkmıyor genelde. Yaziniz icin tesekkurler. Benim sorum su acaba Freiburg cikisindan ciktigimizda pasaportumuza Almanya damgasi mi basiliyor yoksa Fransa ve Almanya cikislari ayni yonde oldugu icin Fransa mi? Cunku Almanya'dan Schengen alacagim ve sikinti cikmasini istemiyorum. Bunu deneyimlemediğim için bilmiyorum. Havaalanından çıkarken Basel, tekrar dönüş için girişimde Bale Mulhouse damgası görünüyor. Merhaba öncelikle bu kapsamlı yazı İçin teşekkürler. Gerçekten de çok açıklayıcı olmuş. Benim bir sorum yok ama hiçbir sitede olmadığı kadar detaylı bilgilerle dolu yazın için sadece teşekkür etmek istedim 🙂 işini gerçekten hakkıyla ve başarıyla yapıyor, bize ışık tutuyorsun. Varol. Merhaba, detaylı yazınız için teşekkürler, acaba gezinizde arkadaşlarınızın hangi firmadan araç kiraladıklarını paylaşabilir misiniz? Mesela Europcar hep daha uygun ama Fransa'da bu firmayla ilgili çok fazla olumsuz yorum yazılmış. Merhaba, Hertz'den kiralama yapmışlardı. Bir sıkıntı yaşanmadı."} {"url": "www.esrageziyor.com/colmar-ve-yakin-koylerde-noel-pazari/", "text": "22 Kasım 29 Aralık 2019tarihlerinde Colmar ve yakınındaki köylerde noel pazarını gezebilirsiniz! Cuma'dan Pazar'a : Sabah 10'dan akşam 8'e kadar pazarlar açık oluyor. 24 Aralık 2018 : Sabah 10'dan akşam 17'ye, 25 Aralık 2018 : Öğlen 14'den akşam 19'a kadar açık olacakmış. Tarihlerinize göre zamanları not edebilirsiniz. Akşam 7, 8'den sonra ne oluyor derseniz; hemen hemen her yer ışıl ışıl olmaya devam ediyor ama bu ahşap kulübeli satış yapan dükkanlar kapanıyor. Hatta bir çok kafe restoran da kapanıyor. Bizim gibi evde yemek yeme düşüncesinde değilseniz de restoranlar için kesinlikle rezervasyon yapmanızı öneriyorum. Hatta öyle bir gün önceden falan da değil, aylar öncesinde bile rezervasyonları dolabilen restoranlar oluyormuş. Tips! : Genelde bu tarz rezervasyon gerektiren restoranların asıl yemek saatleri akşam 8 ve sonrası olduğundan belki siz yemeğinizi daha erken bir saate denk getirerek, istediğiniz mekanda boş bir yer bulabilirsiniz. Rezervasyon yaptıramadıysanız denemeye değer! Noel pazarı deyince benim aklıma ışıklar ve kurabiye evler geliyor! Colmar'ı görmeden önce de gördükten sonra da benim için hep böyleydi. Belki de aklımdakilerin tanımına uyduğu için Colmar'la enerjimiz bu denli tuttu ve ben sosyal medya hesaplarımdan paylaştığım zamanlarda bir çok insanda gitme isteği oluştu. Hatta öyle ki Colmar öncesinde Sri Lanka ve Seyşeller gibi bambaşka yönlerden beni büyüleyen ülkelere gitmiş ve paylaşmış olsam da yine de 2017'deki en güzel seyahatin Colmar oldu cümlesini çokça duydum. Benim buna karar vermem mümkün değil ama Sri Lanka'yı da Colmar'ı da çok sevdiğim kesin. Pazarlara dair ekleyeceğim son şey ise çok kolay gezilebiliyor olmaları. Colmar ve Kaysersberg diğerlerine göre biraz büyük ama yine de yürüyerek keşfetmekten yorulacağınız yerler değil. Zaten hepsine araç girişi belli bir yere kadar izin veriliyor, meydan kısımlarında kesinlikle araçlar olmuyor. Sırf bu yüzden, araçla gidenler için, köylerin yakınında ama dışında otoparklar yapmışlar ve bu otoparklardan noel pazarı kısımlarına ücretsiz shuttle koymuşlar. Elbette otoparklar genelde ücretli. Biz hep yol kenarına çekip, yürüyerek böyle bir masrafa girmemiş olduk. Tabii kurallara dikkat ederek park ettik yoksa biliyorsunuz döndüğünüzde ya otopark ücretinden daha fazla ceza yersiniz ya da araba yerinde olmaz. Tips! : Pazar günleri hemen hemen tüm mağazalar hatta bazı restoranlar bile kapalı oluyor. Sadece dışarıdaki noel pazarlarını gezip görebilirsiniz fakat diğer alışverişlerinizi Pazar gününe bırakmayın. İşte bu bir çok insan için olabilecek en güzel şey! Fransızca siteler dışında bahseden olmamış çünkü hemen hemen herkes bizim gibi araba kiralayarak gezmiş. Elbette arabayla gezmenin rahatlığı başka ama otobüsün de saatlerine dikkat ederek pekala bahsettiğim köyleri gezmeniz mümkün. Noel Servisleri dışında bir de otobüs ile köylere ulaşım mümkün. Bu yüzden ben size her birinin ayrı ayrı hattını ve numarasını yazacağım. Hangisine denk gelirseniz ulaşımınızı onunla sağlayabilirsiniz. Shuttle kullanmak için biletinizi şoförden alabilir ya da turizm ofisleri ve tren istasyonunu kullanabilirsiniz. Yanınızda bozuk para olması da çok iyi olur. 12 yaş altı çocuklar için Christmas Shuttlelar ücretsiz. Otobüslerin biletlerini de direkt şoförden almak mümkün fakat fiyat detaylarına hakim değilim. Eguisheim = Burası için Colmar'dan her gün shuttle var. Her gün shuttle olan tek köy Eguisheim. Colmar'dan her gün olduğu için haftaiçi zorluk yaşamayacağınız kesin. Haftaiçi de haftasonu da shuttleın numarası aynı. Hafta içi her 2 saatte bir, 09:40 ile 18:40 arasında servis var."} {"url": "www.esrageziyor.com/como-golu-gezi-notlari/", "text": "Como gördüğüm en güzel göl! Ya çok göl görmedim ya da gördüklerim beni bu kadar etkilemedi bilmiyorum ama dağların arasında kalan bu kocaman gölü çok sevdim. Como Gölü, İtalya'nın en büyük 3. gölü. En büyüğü Garda, ikinci büyük gölü de Maggiore. Como buzul kökenli, suyu tatlı bir göl. Ters Y harfini düşünürseniz haritada o şekilde yer alıyor. İtalya'nın bir çok şehri gibi Como'da gölüyle birlikte çok popüler ve turistlerin yoğun olarak geldiği bir yer. Hatta öyle ki balayı için değil de dünya sosyetesi için popüler düğün yapılacak yerlerin de ilk sıralarında geliyor Como Gölü çünkü enfes villalar var. Vize : Bordo pasaport sahipleri için İtalya vize istiyor. İtalya vizesi için de resmi aracı kurum İdata, şuradan inceleyebilirsiniz detayları. Konum : İtalya'nın kuzeyinde Lombardiya bölgesinde, Milano'nun 50km kuzeyinde bulunuyor. Ana Dili :İtalya'da ana dil İtalyanca. İngilizceleri ise genelde yazıldığı gibi okudukları için bazen anlaşmakta zorluk yaşatsa da turistik alanlarda İngilizce ile rahatça anlaşabilirsiniz. Para Birimi :İtalya Schengen bölgesine dahil bir ülke olduğundan her yerde Euro kullanılıyor. İdeal Gün Sayısı :Como gerçekten büyük bir göl ve gölün etrafında da keyifli vakit geçirmek istiyorsanız ya çok iyi planlayarak erkenden gezinize başlayıp 1 güne sığdırmaya çalışacaksınız ya da en azından 1 gece kalacaksınız. Özellikle bahar-yaz dönemi gidiyor ve gölde yüzmek istiyorsanız 2 gece konaklayıp, tadını sakince çıkarmanızı öneririm. Gezi Planı :Biz Bellagio'da 2 gece 3 gün konaklayarak Como'nun tadını çıkaralım istedik. Gidiş günümüz Cuma olduğu için o günü konakladığımız Airbnb evinde havuz ve göle girerek değerlendirdik. 2. gün güne Bellagio'da başladık. Bellagio'da gezdikten sonra feribot ile Varenna'ya geçtik ve orada da bir kaç saat zaman geçirdik. Ardından akşam üstü tekrar feribotla Bellagio'ya dönüp, San Giovanni kısmında akşam 10'a kadar yani hava kararana dek gölde yüzdük. 3. ve dönüş günü ise Bellagio'dan kalkan yavaş feribotla Como'ya geçtik. Como'ya geçerken görmediğimiz Menaggio, Villa del Balbinello, Isola adası gibi kısımları da görerek Como merkeze geldik ve merkezi gezdik. Akşamına da trenle Torino'ya döndük. Tek gününüz varsa Bellagio Varenna ve Como'yu gezmeniz mümkün. Como'dan otobüsle direkt Bellagio'ya gidip, Bellagio'dan Varenna'ya feribotla gidip dönüp, sonrasında Bellagio'dan Como'ya ister hızlı ister yavaş feribotla geçip en son da Como'yu gezerek 1 günlük plan da yapabilirsiniz. Diğer bir seçenek ise trenle direkt Varenna'ya gidip, Varenna'dan Bellagio'ya feribotla geçip, Bellagio'yu gezdikten sonra yine feribotla Como merkeze gidebilir ve Como'yu gezdikten sonra bu sefer dönüşünüzü Como tren istasyonundan da yapabilirsiniz ya da tam tersi. Bu daha ekonomik bir rota olabilir. Bulunduğunuz yere göre kendi planınızı oluşturabilirsiniz. Como Gölü, İtalya'nın en meşhur gölü olduğu için ulaşım bir çok yerden tren ile çok kolay. Tren ile ulaşım sağlayacaksanız varış noktası olarak 2 seçeneğiniz var; ilki Como ikincisi Varenna. Como için tren bileti bakarken varış istasyonunuzun adı Como San Giovanni olmalı. Bu istasyon hemen Como şehrine yani göle de adını veren şehrin merkezine ulaşıyor. Eğer Como merkezde kalmayacaksanız da tren istasyonunun hemen önünden de Blevio, Nesso, Bellagio gibi kısımlara varmak için otobüsler kalkıyor. Otobüs yerine feribot kullanarak gölün diğer taraflarına geçecekseniz de o zaman ister 15 dakika yürüyerek ister yine tren istasyonunun önünden kalkan otobüslerle Como limanına gidip oradan gideceğiniz yöne göre feribota binebiliyorsunuz. Eğer gölün daha kuzey kısmına gitmek istiyorsanız ya da oralarda konaklayacaksanız Varenna'ya gidebilirsiniz. O zaman tren bileti ararken varış istasyonu olarak yazmanız gereken de Varenna-Esino olacak. Konaklayacaksanız ya da sadece gezecekseniz bu istasyonların konumuna bakarak plan yapmanızı öneririm. Her iki yerde de toplu taşıma seçenekleri var. Como gölüne en yakın havaalanlarından bir kaçı Milano'da olduğundan, Milano üzerinden ulaşımı da detaylandırmak istedim. Bergamo Havaalanından ya da Malpensa Havaalanından merkeze ulaştıktan sonra tren istasyonundan Como için kolayca yolculuk yapabiliyorsunuz. Milano ulaşım detayları için Milano Gezi Notları yazıma bakabilirsiniz. Milano merkez istasyondan Como'ya direkt trenle, aktarmasız olarak gidebiliyorsunuz. 36 dakika, 46 dakika ya da tren çeşidine göre süre değişebilir. Fiyatları da 4.8 ya da 9.9 gibi satın alacağınız zamana, biletin türüne, trenin çeşidine göre değişebiliyor. Sadece merkez istasyon Milano Centrale değil Rho-Fiera Milano istasyonundan da Como için tren bileti bakabilirsiniz. Buradan da en uygun fiyatlı bilet 5.5 olarak görünüyor Trenitalia'nın sitesinde. Hangisine daha yakınsanız ya da ulaşmanız daha kolay olacaksa ona göre bilet araması yapabilirsiniz. Biletlere de Trenitalia'nın sitesinden bakabilirsiniz. İster gitmeden internet sitesinden biletinizi alabilir isterseniz istasyona vardığınızda bilet makinelerinden biletinizi satın alabilirsiniz. Genelde böyle yakın mesafelerde bilet fiyatları çok değişmiyor ama tren doluluğuna göre değişir mi onu bilemiyorum. Bulunduğunuz yerden Como Gölü'ne nasıl gideceğinize dair alternatif yolları görmek istiyorsanız Rome2Rio sitesini kullanmanızı öneririm. Böylece yolunuzu kolayca bulabilirsiniz. Como'ya geldiğinizde eğer merkezde yani Como'da kalmayacaksanız ve araç kiralamadıysanız toplu taşıma ile hemen hemen her yere ulaşabiliyorsunuz. Biz konaklamak için Bellagio'yu seçtiğimiz için tren istasyonu önünden kalkan otobüse bindik. Otobüs biletini şoförden alabileceğiniz gibi tren istasyonunun içindeki kafeden de alabiliyorsunuz. Evet kafe ama kasa kısmında göreceksiniz tek yön, günlük gibi biletler de satıyor. Otobüsle gideceğiniz noktaya göre bilet fiyatları değişiyor. Como'dan Bellagio'ya giden 30 numaralı otobüs için tek yön tek kişi 3.7 ödedik. Yolculuk yaklaşık 1 saat sürüyor ve oturmanızı önerdiğim taraf kesinlikle manzaranın olduğu SOL taraf yani şoförün arka kısımları. Como San Giovanni istasyonundan Como merkeze de direkt otobüsler var, onların da fiyatları 1.3 idi. Mesafe uzak sayılmaz ama yürümek istemiyorsanız ya da feribota ulaşmak istiyorsanız otobüsü de seçebilirsiniz. Gölde feribotlarla ulaşım sağlamak ya da sadece feribot turu yapmak da çok güzel oluyor. Biz tur için değil de Bellagio'ya otobüsle gitmişken, Bellagio'dan Como'ya dönmek için feribotu kullanalım istedik. Hızlı ve yavaş feribot olarak 2 ayrı feribot var Como Bellagio rotasında. Yavaş olan 2 saat sürüyor ve tek yön 10.40 . Hızlı olan ise 1 saat sürüyor ve ücreti 14.80 . Biz hem vaktimiz olduğundan, hem görmediğimiz kısımları da görelim diye e hem de daha uygun olduğundan yavaş olanı seçtik Bellagio'dan Como'ya dönerken. Yolculuk 2 saat değil de 1.5 saat sürdü ve kesinlikle çok güzel manzaralar eşliğinde dakikaların nasıl geçtiğini anlamadan döndük. Eğer vaktiniz ve imkanınız varsa kısa da olsa bir feribota binmenizi öneririm, gerçekten Como'nun tadı denizden daha güzel çıkıyor. Uzun mesafeli feribot kullanımının yanı sıra, Bellagio-Varenna ya da Bellagio-Menaggio arasında da 10-15 dakika gibi süren feribotlar kullanabilirsiniz. Zaten Bellagio kısmında ya da karşı tarafındaysanız bu kısımlar arasında en hızlı ulaşım şekli ya deniz taksileri ya da feribotlar. Bellagio Varenna arası tek kişi tek yön feribot ücreti 4.10 . İsterseniz rotalarına göre değişen günlük bilet seçenekleri de var, üstteki görselden inceleyebilirsiniz. Tüm feribotlar, saatleri ve ücretleri için kalkış limanlarındaki ofislerden bilgi isteyebilirsiniz. Zaten camlarında bir çok bilgi ve saatler asılı olarak duruyor. Aynı zamanda özel feribot taksiler de gölde bulabileceğiniz seçeneklerden. Feribot saatleri ve güzergahları için detaylara bakabileceğiniz web sitesi burası! Como'da araç kiralamaya gerek var mı derseniz benim bu soru için cevabım hayır olacak. Tabii daha rahat etmek istiyor olabilirsiniz, kalabalık bir grup olabilirsiniz ya da bebekle/çocukla geziyor olabilirsiniz; bu yüzden bu tamamen size kalmış. Yollar kıvrımlı, yer yer dar ama dikkat ederek çok rahat araba sürebilirsiniz. Araç kiralayacaksanız bence dikkat etmeniz gereken 2 şey var; konaklayacağınız yerde ya da yakınında otopark var mı, gölün karşı kıyılarına geçerken araçla mı geçeceksiniz yoksa otoparka mı park edeceksiniz. Feribotlar araç da aldığı için aracınızla gidip aynı yere geri dönmeyebilirsiniz. Araçlı feribot bileti aldığınız vakit otopark ücretsiz gibi bir not görmüştüm ama detaylarını siz gittiğiniz zaman sorabilirsiniz. Eğer aracınızla gezerken karşıya araçla geçmeyecek ya da aracınızı bırakmanız gerekecekse o zaman da otoparklara ve ücretlerine önceden bakmanızı öneririm. Kış dönemi gidiyorsanız çok sıkıntı olmayacaktır belki ama yaz dönemi kalabalığı gerçekten çok fazla. Como Gölü boyunca var olan otoparkları görmek için şuradaki haritaya bakabilirsiniz. Como büyük bir göl olduğu için neresinde hangi kısımda kalacağınız önemli çünkü bir de yolu hesap etmek gerekiyor. Kalacağınız yer için eğer feribot ulaşımı gerekecekse feribot saatlerine de dikkat etmenizi öneririm. Konaklamak için en çok yer Como merkez kısmında olsa da gölün kıyı kısmında bulabileceğiniz oteller ve Airbnb evleri de hiç az değil. Biz de Airbnb sayesinde gölün hemen yanında başka bir tabirle göle sıfır, 17. yüzyılda yapılmış kocaman bahçesi, yüzme havuzu, büyük bir otoparkı olan bir villanın avlusunda kaldık. Villanın linki burada! Belli ki zamanında tek oda olan yeri şimdilerde içine banyo ve mutfağı da koyarak eve çevirmişler. Kesinlikle her şeyiyle yeterliydi. Bellagio bölgesinde, San Giovanni kısmındaydı. Bellagio merkeze yürüyerek 15 dakikada ulaştık ve burada kaldığımız için gerçekten çok memnun kaldık. Bu linkten Airbnb'ye kayıt olursanız ilk konaklamanız için 130tl indirim sağlayabilirsiniz. Özellikle yüzmek için gelecekseniz göle girilebilecek iskelesi ya da plaj olan yerleri tercih etmenizi öneririm. İtalyanca'da \"lido\" kelimesi kıyı anlamına gelse de bizdeki sahil, plaj anlamında kullanılıyor. Haritadan bu şekilde arama yaparak da bakabilirsiniz. Önerim Como'dan Bellagio'ya giden kıyı kısmında kalmanız. Ulaşım ve gezilebilecek yerler adına bana daha kolay geldi. Como'da kamp yapmak isteyenler için ise şu haritayı bırakabilirim. Girdiğim bir kaç halk plajında kamp yapılmaz tabelası vardı ama verdiğim linkte ücretli alanlar var. Como Gölü'nü ilk başta benim gibi sadece Como'dan ibaret sananlar yanılıyor, öyle değilmiş. Hani İtalya'nın 3. büyük gölü diye çok da büyük bir şey beklemiyorsunuz belki ilk başta ama gerçekten de çok büyük bir göl ve hemen hemen tüm kıyı boyları ayrı ayrı yerleşim yerleri, küçük küçük kasabalara sahip. O yüzden Como merkez kalıyor ve onun gibi gezebilecek bir kaç tane daha büyük kısım var. Buraların en güzel yanı ise \"görmezseniz olmaz\" türden bir şey olmaması. Yani siz benim yazıp gördüğüm kasabalar yerine bir başkasına da gidip gezebilirsiniz çünkü hemen hemen hepsi birbirine benziyor. Biz ilk defa Como'ya gittiğimizden gezmek için seçtiğimiz yerler genelde popüler olan yerler oldu ama bu bizi hiç üzmedi çünkü çok güzellerdi. Como'ya eğer yazın geliyorsanız geldiğinizin zaman yüzebilirsiniz, Como Gölü'nde yüzülüyor mu sorusunun cevabı evet yüzülüyor. 2 gün boyu kendim yüzerek deneyimledim. Tabii bu her zaman ve her bölgesi için geçerli olmayabilir ama sıcak bir zamanda geliyorsunuz, suyun sıcaklığı yüzmek için çok ideal oluyor. Günün geç batması ise akşam 10'a kadar gölde keyifle vakit geçirmenizi sağlıyor. Sadece çok taşlı. Ben kendimi direkt yüzmeye bırakamam biraz içinde yürüyeyim ama taşlardan rahatsız olurum diyorsanız ya da çocukla geliyorsanız deniz ayakkabısını unutmayın. Piazza Cavour ana meydanlardan birisi, buraya geldikten sonra merkezin içine doğru ilerleyin. Piazza Duomo'da karşınıza Como Katedrali çıkacak ve gerçekten çok güzel bir katedral. Milano'daki Duomo ile benzerlik gösteriyor, onun kadar büyük değil ama yine de etkileyici. Piazza Volta da Como'nun ünlü meydanlarından çünkü pili icat eden Como'lu fizikçi Alessandro Volta'nın bir heykeli bulunuyor bu meydanda. Bunların dışında şuraları haritanıza kaydederek sokaklarda gezinirken görebilirsiniz; gölün ortasında güzel bir manzara noktası olan Life Electric, Alessandro Volta'ya adanmış dış yapısı panteona benzeyen Tempio Voltiano müzesi, göldeki popüler villalardan Villa Olmo, Porta Torre kulesi, Romanesk tarzdaki 11. yüzyılda yapılmış Sant'Abbondio Bazilikası ve alışveriş yapalım biraz hareketli cadde görelim derseniz de Vittorio Emanuele II caddesine doğru yönünüzü çevirebilirsiniz. YEMEK : Como'da sadece Boss Taurus Burger'i deneyimledik ve sevdik. Tamamen sığır eti kullandıkları seçenekleri de olması iyi bir artıydı bizim için, isterseniz tavuk eti ve panini gibi seçenekler de vardı. Öğle sıcakları ve siesta zamanı burasına açık denk gelince bizim için çok iyi oldu. Brunate Füniküleri :Como'nun merkezindeyseniz en popüler aktivitelerden birisi de bu füniküler ile tepeye çıkmak ve manzaraya bir de öyle bakmak. Brunate bir köy aslında ve bu füniküler hattı 1894 yılından beri hem turistler hem de yerel halk tarafından kullanılıyor. Eğer buraya çıkacaksanız biraz yürüyerek deniz feneri Faro Voltiano'yu da görebilirsiniz. Tek yön bilet 3 , gidiş-dönüş ise 5.5 . Bellagio kasabası gölün en turistik ve pahalı yerlerinden birisi olarak biliniyor. Doğrusu Airbnb sayesinde güzel bir yer bulunca bu kasabaya yakın konaklamak çok ideal oldu. Bellagio tam da gölün orta kısmında kaldığından her yanından keyifli manzaralar yakalıyabiliyorsunuz. Bellagio'da bir çok restoranın yanı sıra hediyelik eşya dükkanları, kuyumcular ve keyifli ara sokaklar da bulunuyor. Özellikle gitmeniz gereken bir yön yok ama kiliseye doğru gidip, sokaklarda yürüyün. Öğle saatlerine doğru çok kalabalık oluyor, o yüzden ilk önce burayı gezebilirsiniz. Aynı zamanda burada 2 ayrı feribot durağı var; birisi hem araçlar hem insanlar için, diğeri ise sadece insanlar için. O yüzden buradan bir yere gideceğiniz vakit kaç numaradan feribotunuzun kalkacağını öğrenin derim. Hatta yoğun bir dönemde gidiyorsanız gidiş-dönüş bileti alarak, feribot saatinize göre biraz erken gelip sırada beklemeyi unutmayın çünkü feribotlar dolabilir. İster direkt trenle gelerek bu kasabadan gezmeye başlayabilir ya da Bellagio'dan feribotla Varenna'ya geçebilirsiniz. Varenna daha sakin bir kasaba. İç kısımlarına doğru ilerledikçe bir kaç sokakta bir gölü gören aralıkları olan kasaba olarak yer etti benim aklımda Varenna. Tam da öğlen 12'de gitmiş olmamıza rağmen gezdiğimiz en sakin kasabaydı. Burada göle girmek istiyorsanız feribottan indikten sonra sağ tarafa değil de yani herkesin gittiği tarafın tersi sol tarafa giderseniz bir kaç ücretli tesisler var. Varenna'nın meydanına doğru ilerlemek isterseniz Piazza S. Giorgio'ya gitmeniz yeterli. 2 kilise, bir kaç hediyelik eşya dükkanı, restoranlar bulabilirsiniz burada. Eğer bizim gibi Menaggio'yu gezmeyi düşünmüyor ve Varenna'dan dönerken feribot kullanacaksanız, Menaggio'ya uğrayan feribot saatlerinden birisine dönüşününüz denk getirerek denizden de olsa görebilirsiniz. Menaggio'dan sonra feribot Bellagio'ya devam ediyor. Villa Melzi : Bellagio'da bulunan Villa Melzi botanik bahçesi olarak gezilebiliyor. Mart ayının başından Ekim ayının sonuna dek sabah 09.30 akşam 18.30 saatleri arasında açık ve kişi başı giriş ücreti 6.5 . Bileti gittiğinizde kapısındaki gişeden alabiliyorsunuz. Gitmeden bir tur atmak isterseniz şu linkten virtual turla gezebilirsiniz. Villa del Balbianello : Kimi için Star Wars'daki düğün sahnesinin çekildiği villa kimi için gerçek hayatta düğün yapılabilen bir villa olan Balbianello, Tremezzo'da bulunuyor. Şurada detayları incelemeniz için resmi sayfası var. Bahçeye giriş 10 , villayı da gezmek isterseniz 20 ödemeniz gerekiyor. Isola Comacina : Burası villa değil de gölün içindeki minik ada! Feribotla gölde ilerleyecek olursanız görebilirsiniz. Sanırım konaklama yok ama kıyısında, feribottan baktığım zaman keyifli görünen bir restoranı vardı. Belki keyifli ve özel bir yemek için burayı tercih edebilirsiniz. Keyifli Como Gölü seyahatimin yazısı bu kadar. Eğer aklınıza takılan bir şey olursa yorum olarak bırakmanız yeterli."} {"url": "www.esrageziyor.com/datca-gezi-notlari/", "text": "Size de öyle oluyor mu bilmiyorum ama ben hala ülke içinde Datça gibi yerlere gittiğimde hem mutlu oluyorum hem şaşırıyorum. Şaşırıyorum çünkü her yer çoktan keşfedilmiş ve bir takım çıkarlar uğruna bozulmuş diye düşünürken öyle olmadığını, daha sakin kaldığını görüyorum. E böyle görünce de haliyle seviniyorum. Özellikle o koylar, dünyadaki en güzel kıyılardan birisine sahip olduğumuzu tekrar tekrar hatırlatıyor bence. BİZİM MUĞLA ROTAMIZ :İlk işimiz Dalaman'a uçmak oldu ve ardından araç kiralayarak Marmaris'e geçtik. Marmaris sonrası arkadaşlarımızla planımız olduğu için Akyaka'ya gittik, ardından Dalyan uğramalı Datça'ya geçtik ve yollar sonunda Göcek'e giderek seyahatimizi noktalayıp yine geldiğimiz şekilde Dalaman Havaalanı'ndan döndük. Eğer siz de birden çok yer gezmek istiyorsanız bu listede Datça ve Akyaka'nın yer değiştirmesi yol açısından çok daha mantıklı. Datça 2020'ye kadar çok hareketlenmiş bir tatil yeri değil. Eğer sakince dinlenmek, güzelce yüzmek istiyorsanız burası sizin için doğru adreslerden birisi. Yaz aylarında seyahate çıkıyorsanız sinek ilacını yanınızdan eksik etmemelisiniz. Arılara özel bir alerjiniz varsa, orada çok arı görebilirsiniz, aklınızda olsun. Şnorkelinizi, deniz gözlüğünüzü almayı unutmayın! Koylarda şnorkel yaparak gezmek çok keyifli. Şapka, güneş kremi, deniz ayakkabısı gibi şeyler zaten yanınızda olsun. En azından 2 gün ayırırsanız hem gezer hem de büklerin tadını çıkarabilirsiniz. Hazırlıklı olmanız gereken en önemli şeylerden birisi ise kıvrım kıvrım yollar. Bazı yollar dar olsa da dikkat ederek ilerlemek zor değil ama dikkat edin. Eğer arabayla gidecekseniz dolu depo benzinle gitmeniz rahat olacaktır, çok fazla benzinlik göze çarpmıyor ama yok da değil elbette. Gün içinde gezerken rahat olmanız adına bu öneriyi yapıyorum. Datça'nın karşısı Yunanistan, telefonunuzun uluslararası dolaşımını manuel olarak ayarlamak isteyebilirsiniz. Böylelikle Yunan hattına otomatik geçiş yapıp, faturalar sizi üzmez. Eğer Şubat ayında Datça'ya gidiyorsanız Badem Çiçeği Festivali'nin tarihlerini kontrol etmeyi unutmayın. Genelde Şubat ayının ilk 2 haftası içinde gerçekleşiyor. Pasaportunuz ve geçerli bir Schengen vizeniz varsa Datça'nın hemen karşısındaki ( Datça'ya 8km) Yunan adası Simi'ye günübirlik bile feribotla gidip gelebilirsiniz. Datça -hala- daha butik bir tatil yeri olduğu için fiyatlar özellikle yaz aylarında ve bayram zamanlarında normalden yüksek, bunu bilerek tatil planlamakta fayda var ama elbette iyi araştırmayla herkes kendisine göre bir tatil yapabilir. Datça, Muğla'nın il sınırları içinde kalan bir ilçe. Eğer aracınızla buraya gitmeyecekseniz, ki buralarda gezecekseniz araçla olmanız ya da kiralamanız önerimdir, 2 ayrı havaalanından ulaşım sağlayabilirsiniz. İkinci havaalanı seçeneğiniz ise Dalaman Havaalanı. Buraya gelerek ister araba kiralayabilir isterseniz de toplu taşıma ile havaalanından direkt önce Marmaris'e oradan da Datça'ya gidebilirsiniz. Dalaman Datça arası 160 kilometre yani ortalama 3 saatlik bir yolculuk sonrası ulaşabilirsiniz. Dalaman Havaalanı'ndan Marmaris'e otobüsle ulaşmak 25tl, Marmaris Datça arası ise, belediye otobüsü de var, 20tl. Biz neredeyse 2 haftalık bir Muğla seyahati gerçekleştirdiğimiz için Dalaman Havaalanı'na uçtuk ve ardından Likya Rent a Car Kaş'tan bu süre boyunca araç kiralayarak gezdik. Kendilerine araç kiralama detaylarını sormak isterseniz şu numaradan 0551 027 44 45 ulaşabilirsiniz, esrageziyor tavsiyesiyle ulaştığınızı da söylemeyi unutmayın. 2019 yılı için günlük kiralama bedeli 150tl-200tl arasında değişiyordu, gün sayısına göre pazarlık imkanı olabiliyordu. Eğer sizin de araç kiralama düşünceniz varsa hepsini sorabilirsiniz. Toplu Taşıma : Datça'da toplu taşıma da kullanabilirsiniz, bir çok güzergahta çalışan minibüsler var. Çoğu minibüsün son saati 18.00 olarak görünüyor ama yaz/kış olarak saatler değişebiliyor. Bu yüzden her nereye gidecekseniz Muğla belediyesinin web sitesine, yani şuraya, giderek istediğiniz güzergahlar için toplu taşıma saatlerini görebilirsiniz. Datça sakin, küçük daha butik konaklamalar bulabileceğiniz bir yer. Gecelik ortalama konaklama fiyatları 2019 yılı için 2 kişi, 300tl ile 500tl arasında değişiyordu. Elbette daha azı ya da daha çoğu var ama ortalama temiz bir oda sunup, güzel bir kahvaltı sunabilen yerleri bu fiyata bulmak mümkün. Eğer ki buraya denize girmek istiyorsanız bana sorarsanız havuz çok gerekli seçeneklerden birisi değil, eğer özellikle kriterlerinizden birisi değilse. Temiz olsun, denize yakın olsun bence en iyisi. Biz Eski Datça'ya arabayla neredeyse 1 kilometre mesafede olan Villa Mercan'da kaldık. Bizim kaldığımız oda çok küçüktü pek de yeni değildi ama temizdi. Villanın bulunduğu alan ise çok güzel, sakin, yemyeşil bir bahçede ve güzel de bir havuzu vardı. Erken saatlerde koylara gitmekten havuza girmeye vakit olmadı ama sanki kendi arka bahçenizde bir havuz var da çocuklarla eğleniyormuşsunuz gibi bir havası vardı bizim konakladığımız 2 gün boyunca. Ağustos ayında gitmemize rağmen de sakindi, gelen konuklardan yana da şanslı olunca nezih bir ortam olmuştu. Buranın en sevdiğim şeyi ise kesinlikle otel sahibi Çiğdem Hanım'ın elleriyle yaptığı çeşit çeşit reçelleriydi. Size de önerebileceğim yerler arasında, en azından göz atabilirsiniz. Biz burada Airbnb ile kalmıştık, otelin Airbnb linki burada, eğer ilk defa Airbnb kullanacaksanız ya da bu linkten tıklayarak daha önce üye olmadığınız bir email adresi ile üyelik oluşturursanız ilk seyahatiniz için 253tl tutarında indirim kredisi hesabınıza tanımlanacak. Krediyi almak için linke tıklayarak üye olmanız yeterli, sonra ilk seyahatinizde de bu indirim kredisini kullanabilirsiniz. Eğer tam da deniz kıyısında, büklerin birisinde konaklamak isterseniz bakmanızı önerebileceğim yer Ovabükü'ndeki Ada Pansiyon Datça. Ben restoranlarında yemek yiyip, sahil kısmını kullandım sadece ama sahipleri ilgili ve nazik insanlar olduğu için konaklama alanları da değerlendirilebilir diye düşünüyorum. 2020 yılı için 100 liralık harcama yapmaya, 2 kişi için sahilde şezlong/duş kullanımı ücretsiz. Pandemi sonrası tüm ülke genelinde konaklama fiyatlarının artması düşünülüyor, bu yüzden yazdığım ortalama fiyatların yükselmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Datça'nın daha butik, küçük bir tatil yeri olduğunu göz önüne alınca fiyatların da ortalama üstü olacağını tahmin edersiniz. Bir çok seçenek var ama esnaf lokantası kıvamında fiyatlar yok. Yine de güzel zeytinyağlılar, balıklar, dondurma ve özellikle Datça gazozu buralarda keyile tadabilecekleriniz arasında. Hatta Datça gazozunu biz neden buralarda bulamıyoruz hiç bilmiyorum. Konakladığımız yerde kahvaltı, güzel bir kahvaltı olduğu için herhangi bir yere kahvaltıya gitmedik ama bunun dışında Eski Datça'da, büklerde, Kumluk'ta bir şeyler yedik ve her bulduğumuz marketten gazoz aldık. Datya Datça Gazozu sokaklarda da var marketlerde de bakkallarda da, tahmin edersiniz ki en uygunu market-bakkal gibi olan yerlerde. 2 ile 5 lira arasında değişiyor aldığınız yere göre. Goca Moğla Gazozu da var Datya Datça Gazozu da, ben Datça'daki acıbadem tadını daha çok sevdim. Datça Kumluk'da Dutdibi Fish Mekan'da akşam yemeği yedik, 2 kişi için ortalama 300-350 lira burası için ayırmanız gereken bütçe diyebilirim. Ovabükü'nde Ada Pansiyon Datça'da şezlong kullanımı ve güzel mezelerinden tattık, burası için de 2 kişi ortalama 100-150 lira ayırmak gerekiyor, 2 kişilik 100 lira harcamaya şezlong kullanımı ücretsiz zaten. Eski Datça'da Eski Meydan Kafe'ye misafir olduk ve enfes mantısı(25tl) ile dolmalarından(20tl) tattık. Bir de Tekin Usta'da yüzde yüz keçi sütü dondurmasını denedik, fiyatını hatırlayamıyorum maalesef ama tadı için bana göre normal güzeldi diyebilirim. Bir de biz gün batımı için Datça Vineyard'a gittik, burada tadım eşliğinde manzarayı izlemek popüler aynı zamanda içeride şaraplarını da satıyorlar, ama ortamdan mıdır ilgiden midir biz oturamadık. Zaten bir çok insanda ne sebeple orada olduğu bilinmeyen bir şekilde ayakta duruyordu ama sıra falan da beklemiyorlardı. Yani biz pek aradığımızı bulamayıp geri döndük ama belki bize öyle denk gelmiştir, o yüzden bir yorum yapamıyorum ama kesinlikle ortam güzel ve çok rüzgarlıydı. Datça'ya gelmek için asıl amaç bük'ler. Nedir bu bük derseniz \"dönemeç\" anlamı Datça'nın bükleri için uygun olan anlamlardan birisi olmalı. Kıvrıla kıvrıla gittiğiniz Datça yollarında; küçüklü büyüklü dönemeçlerde denizin aralara girdiğini göreceksiniz, işte bunlar bük adını almış koylar. Datça aslında bir yarımada ve 235 kilometrelik sahil şeridi boyunca 52 farklı koy bulunuyor. Gelelim ben nereleri gezdim, nereleri gördüm size onları anlatmaya. Taş evler ve güzel begonvillerle dolu sokaklarıyla, Datça'nın antik çağlardan günümüze uzanmış kısmı burası: Eski Datça. Butik oteller, minik kafeler&restoranlar, hediyelik dükkanları derken bir nevi minik Alaçatı deseler de bence kıyaslanamayacak derecede sakindi, 2019 Ağustos'a kadar en azından böyleydi. Yüksek sezon olmasına rağmen Eski Datça'da gündüzleri hemen hemen her yanı boş bulabiliyorsunuz. Saat 10 gibi ortalıkta pek kimseler olmadığından ister sakince bir şeyler yiyip içmek ister sokakların tadını çıkarırken fotoğraf da çekmek için bu zamanlarda buraya gelebilirsiniz. Arabayı hemen giriş kısımdaki otoparka ya da yol kenarında bulduğunuz bir yere bırakarak, trafiğe kapalı olan alanda yürüyerek rahatça geziyorsunuz. Zaten dert etmeyin çok büyük bir alan değil, sağa sola gir çık yapsanız bile bence yarım saatte çoğu yerini görmüş olursunuz Eski Datça'nın. Can Yücel'in evi yılda sadece bir gün açık ve o da 12 Ağustos. Bu gün Can Yücel'i Anma Günü olarak geçtiğinden evini de 12 Ağustos'ta ziyarete açıyorlar. Peki Can Yücel ile Datça'nın nasıl bir bağı var derseniz, Can Yücel hayatının bir kısmını bu evde geçirmiş böylece Datça'nın da bilinmesine bir şekilde katkısı olmuş. Diğer günlerde de kapısında asılı olanları incelemek için gidebilirsiniz bu arada, içeri giremeseniz de birazcık etrafı görüyorsunuz. Eski Datça'da popüler yerlerden birisi de Can Yücel'in sık sık gittiği Orhan'ın Kahvesi. Siz de gidip bir ada çayı içmek isterseniz aklınızda olsun. Datça'ya gelmişken en ucuna gidip bu antik kenti görmeniz sizin de aklınıza şunları getirebilir; adamlar nasıl güzel yerde yaşamış! En azından ben görür görmez öyle düşündüm. Ağustos(2019) ayında kazı çalışmaları devam ediyordu ve neredeyse henüz ayağa kalkmış, aklınızda geçmişi canlandırabileceğiniz pek bir şey yoktu ama yine de antik dönemin en önemli merkezlerinden birisi olan Knidos buraya kadar gelmişken görmeye değer olacaktır. Knidos antik kentine giriş ücreti 14 , eğer Müzekart'ınız varsa ücretsiz. Pazartesi günleri kapalı ve yaz döneminde gişe saat 18.00'de kapanıyor. Burası gün batımı için önerilen yerlerden ama söylemem gerek ki tüm Datça'ya nazaran en dönemeçli ve zorlu yollar antik kente giden yollardı ve gün batımı sonrası karanlığında dönüş pek kolay olmayabilir. Kapanış saatiyle de gün batımı saati denk düşmese de, gidenler, bunun için müsaade ettiklerini söylemişlerdi. Eğer gün içinde giderseniz de antik kentin içine girmeden, hemen sol tarafta minik bir şezlonglu kumsal gördüğümü söylemeliyim. Her ne kadar tekneler olsa da sakin ve temiz görünen bir kıyıydı. Antik kente dair en iyi ve doğru bilgiler ise bu resmi sayfadan okunabilir. Biz bu seyahatte tekne turu haklarımızı Marmaris ve Göcek'ten yana kullandığımız için Datça'da yapmadık ama siz Datça'da Kumluk plajının oradan kalkan teknelerle mavi bir tura çıkabilirsiniz. Çoğu tekne turu gibi sabah 10.00 / 10.30 gibi başlıyor ve akşam 18.30 gibi başlangıç noktasına tekrar dönüş yapıyor. Genelde turların rotasında ise; Dilek Mağarası, Domuz Çukuru, Palamutbükü, Hayıtbükü, İncekum ve Akvaryum rotası oluyor. Özellikle bu rotadaki İncekum bence efsane! Eğer ayrı bir zamanda gidip görme planınız yoksa bu tur bu yönden çok iyi bir fikir olabilir. Datça'ya giderken yol üstünde solda kalıyor burası. Tatil sitesinin içerisinden geçilen uzun, mavi bayraklı bir plaj. Biz gittiğimizde rüzgarlı olsa da plaj sakindi. Kıyıda restoran var. Burası da henüz Datça'ya varmadan ama Aktur'u geçince gidilen bir plaj. Denizi çok sığ olduğu için genelde çocuklu aileler tarafından çok tercih ediliyor. Etrafında site ve pansiyon gibi yerler olan bir plaj, ücretsiz olarak havlunuzu koyup denize girebileceğiniz bir kısım var. Eğer çocuklu değilseniz ve doyasıya yüzmek istiyorsanız önceliği diğer koylara verin derim. Kargı Koyu popüler yerlerden olduğu için size önerim erken saatlerde buraya gelip tadını çıkarmanız. İşletme de olan bir koy olacağı için uzun saatler burada kalabilirsiniz. Zaten küçük bir koy olduğu için erken gitmeniz avantajlı olacaktır. Yolu da öyle zorlayıcı değil. Haritadan konum aramalarınızda her iki isimle de bulabilirsiniz burayı. Yine tesis olan bir koy. Denizi taşlık suyu da biraz soğuk. Şezlong kiralamak istemeyen ağaçlık kısımda da gölgeyle buluşabilir ama sanırım bu gibi yerler için bölgede çok sık rastlayacağınız arılara dikkat etmek isteyebilirsiniz. Hayıtbükü de diğerlerine nazaran büyük koylardan birisi ve yine sığ sularıyla daha çok çocuklu ailelerin sevdiği yerlerden. Aynı zamanda rüzgarsız olmasıyla da popüler ama genelde kalabalık. İster şezlonglu işletmelerde ister havlunuzu bir kenara sererek denize girebiliyorsunuz burada. Tabii popülerleşme etkisiyle otopark ve daha çok işletme yer almaya başlamış. Organize plajlar sevenler için burası iyi bir seçenek olabilir. Ovabükü hem günü hem geceyi geçirebileceğiniz plajlardan. Havlunuzu serip denize girebileceğiniz kısımları olduğu gibi hemen denizin kenarındaki restoranları, pansiyonları, apartlarıyla günlerinizi de geçirebileceğiniz sakin tatil yeri olarak sizi mutlu edebilir. Özellikle tam yoğun zamanda gitmezseniz bu koyun sakinliğinde, denize bir kaç adım mesafede konaklamak güzel olur. Deniz kısmında ise yine çocuklu ailelerin seveceği tarzdan bir denizi var. Arabaları da yakınlardaki sokaklara park ederek, rahatça kumsala inmek mümkün. Özellikle kıvrım kıvrım yollarda ilerlerken yukarıdan enfes bir manzarası var Barbuci'nin. Taşlı ve nazaran soğuk bir denizi var ve kıyısı işletmesiz bir koy. Koyun kenarına kadar araçla inmek mümkün ve gördüğüm kadarıyla çadır konaklamaları için de çok tercih ediliyor. Tesisi olmayan plajlardan bir diğeri de Akçabük. Kendi şemsiyenizi havlunuzu alarak bir koyda günü geçirmeyi seviyorsanız buraya göz atabilirsiniz. Aracınızla koyun kenarına doğru gitmek mümkün. Gölge isteyene aynı zamanda ağaçlar da var. Havuz gibi suyuyla, berrak çok güzel bir koy. Hafif dik bir patikadan koya inip, bulduğunuz yere havlunuzu seriyorsunuz. Uzun saatler geçirmek isterseniz, ki öneririm, şemsiyenizi ve piknik yapmak için yiyecek bir şeyleri de yanınıza almayı unutmayın. Arabanızı da ağaçların altına park edebiliyorsunuz erken saatlerde giderseniz yoksa yol kenarına sıralanmış arabalar da görebilirsiniz. Geldik Datça'nın en popüler bük'üne, Palamutbükü! Tesisler, şezlonglar, yine güzel masmavi bir su derken... Datça'ya gelince bir görmeden geçmeyeceğiniz plajlardan. Erken saatlerde sakinliği yakalayabilirsiniz ama en turistik yerlerden olması sebebiyle de genelde kalabalık. O yüzden planınızı buna göre yapmak isteyebilirsiniz. Denize bir kaç adım mesafede konaklamak isterseniz buradaki konaklama yerlerine de göz atabilirsiniz. Eğer gittiğiniz yerlerde alışveriş yapmayı seviyorsanız Datça'dan da alabilecekleriniz var elbette. Zeytin ve zeytinyağı bakabilirsiniz, bal badem zaten ilk akla gelenler ve Datça'da üretilen üzümlerden yapılan şarapları almak isteyebilirsiniz. Akşamları merkezde, Palamutbükü tarafındaki tezgahlara göz atabilir ya da Eski Datça'daki butik dükkanlardan hediyelikler alabilirsiniz. Marmaris'e uğrayacaksanız balı oradan da alabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/edam-volendam-gezi-notlari/", "text": "Kuzey Hollanda denizinde tipik bir Hollanda balıkçı şehri Volendam. Sanıldığı gibi kasaba ya da köy değil fakat yakınlarında bulunan Edam, Marken gibi kasabalardan dolayı o da \"Amsterdam'a yakın köyler\" adı altında anılıyor. Bence bunun fazlasıyla da popülerliğini kullanan ve turistik olup sizi o havaya sokmayan bir şehir. Deniz kenarı olması, yürünecek sokaklarının daha uzun olması, limanı bulunması ve yeme-içme ve hediyelik uygun eşya bulmaya dair çok fazla seçenek barındırmasıyla Volendam kesinlikle çok güzel."} {"url": "www.esrageziyor.com/entropay-nedir-nasil-alinir-ve-nasil-kullanilir/", "text": "EKİM 2018 güncellemesi : Entropay artık Türkiye'den üyeliği kabul etmiyor ve Türkiye'den şu an için Entropay ile alışveriş yapmak mümkün değil. Alternatif bir yöntem bulursam paylaşacağım. Eğer yurtdışında yaşıyorsanız bu yazı sizin için yardımcı olmaya devam edebilir. Sık sık uygun fiyatlı bilet paylaştığım bir Instagram hesabım var. Ben uygun biletleri yurtdışı siteleri üstünden paylaştıkça bileti almak için sahip olmamız gereken ödeme sistemleri de değişiyor. Hal böyle olunca da bu ödeme sistemlerine nasıl sahip olunacağı ve kullanılması gerektiğine dair yeterli bilgi olmadığı için bilet satın alımları da zora giriyor. Benim 0 ile 5 arasındaki hem yurtiçi hem yurtdışı biletleri paylaşma sebebim herkesin kolayca seyahat edebileceğini göstermek olduğundan biletlerin nasıl satın alınabileceğine de elbette yardımcı olmaya çalışıyorum. O yüzden genelde Almanya ve İtalya üstünden bulduğum ucuz biletler için çoğunlukla gerek olan Entropay kartın da detaylarını yazdım. Her bileti Entropay ile kesin alabilirsiniz diye bir durum yok fakat çoğu bilet için kullanabilirsiniz. Yalnız seçiminizi iyi yapın her siteden aynı isme Entropay kartı ile yalnızca 1 uçak bileti alabiliyorsunuz. Fiyatlar bütçenize uyuyorsa gidiş dönüş almanızı tavsiye ederim. Opodo'nun söylediğine göre aynı isme, 90 gün içinde Entropay ile sadece 1 kez alım yapılabiliyor. Bu yüzden alternatif olarak parantez içinde yazdığım sitelerden birisinden gidiş diğerinden dönüş bileti almayı da deneyebilirsiniz. Entropay, sanal Visa karta sahip olabileceğiniz ön ödemeli bir kart sistemi. Yeniden kullanılabilen, hesabınıza anında para yatırmanıza olanak veren, ekranda sunulan ve Visa'nın çevrimiçi olarak veya telefon üzerinden kabul edildiği her yerde kullanılabilen bir ATM kartı olarak düşünebilirsiniz. Entropay bir İngiliz şirketi bu sebepten de site İngilizce. Bilenler için Entropay bir nevi Paypal ödeme sistemi gibi bir sistem. Mesela bulduğum 1 'luk bir bileti almak istiyorsunuz ve sadece Entropay kart ile o fiyata almak mümkün. Bu durumda Entropay hesabınıza sahip olduğunuz kredi kartınızdan -en az- 5$ olmak üzere yükleme yapıyorsunuz. Her yüklemede belli bir oranda komisyon alan bir site Entropay. Örneğin 5 Dolar yüklerken, 0.25 Cent gibi bir ücret çekiyor. (Yani yüklediğiniz meblağdan %5 fee alıyor). Eğer banka havalesi olarak kartınıza yükleme yapmak isterseniz; havalenin hesaba işlenmesi 3-5 gün sürse de bu yöntemle %1.95 fee alıyor, sitelerinde yazana göre en ucuz yöntem bu para yüklemeler için. Bu yüzden önce alacağınız bileti belirleyip, Entropay'le ödeme yaparken ekstra ücret ekleyip eklemelediğini ödeme sayfasındaki rakamlardan görüp ona göre Entropay kartınıza yükleme yapmak mantıklı. Entropay'e yükleme yaptıktan sonra bileti alacağınız siteyi açıp, gerekli bilgileri doldurduktan sonra Entropay kartınızın bilgilerinizi giriyorsunuz. Bu kartın da elinizdeki kredi kartları gibi 16 haneli kart numarası, son kullanma tarihi ve CVV2 kodu bulunuyor. Yani elinizdeki kredi kartıyla alışveriş yapmaktan hiç bir farkı yok, sadece önce Entropay kartınızı oluşturmanız gerekli. Bu linketıklayarak üyelik sayfasına gidebilirsiniz. Resimlerde gördüğünüz bilgileri girerek \"Create Account\" demeniz yeterli. Entropay hesabınızla 30'a kadar Visa Entropay kartı oluşturabilirsiniz. Hesabınızı ilk açtığınızda \"Basic\" hesap oluyor. Eğer profilinizde Upgrade kısmına gidip, ücretsiz olan \"Standart\" hesabı seçerseniz sadece adres bilgilerinizi girerek -bir nevi doğrulama- hesabınızı Standart hesaba dönüştürebilir ve 5 taneye kadar farklı Entropay hesabı oluşturabilirsiniz. - Kart oluşturun - Kartınıza isim verin - Kartı açın - Karta yükleme yapmak için \"Top Up Card\"ı tıklayın - Entropay kartınıza yükleme yapmak için kredi kartı ya da banka kartı kaydedin - Kartın arkasındaki güvenlik kodu - Kartınızın son kullanma tarihi - Yükleme yapacağınız miktarı girin. Minimum 5$ yükleme yapabiliyorsunuz. Dolar olarak yükleme yapacağınız için ona göre hesaplayın ve bilet fiyatınız 5 dolardan fazla ise fiyatına bakarak yükleme yapmanızı tavsiye ederim. - İşlemi tamamlayın. Entropay'e dair merak ettikleriniz için kendi sitesindeki destek portalınaşu linktenerişebilirsiniz. Aklınızdaki sorular için ise \"Ucuz Biletlerle İlgili Çok Sorulan Yazılar\" yazımı okumanızı tavsiye ederim. Okuduğum kadarıyla bilet iptal edilse dahi yeni bilet alınamıyor, ben denemedim. Yeni kart oluşturmak mümkün. Ya da denenmiş yol olarak; daha önce kullanılmayan telefon, tablet ya da bilgisayar üstünden, aynı isme farklı email adresi ve farklı telefon numarası girerek yenilerini almak mümkün. Yeni kart tanımlarken daha önce kullanılmayan mail ve telefon bilgilerini girmek ve farklı cihazdan giriş yapmak gerekiyor. Bu durumda bilet alınabiliyor. Büşra ben teşekkür ederim. Para yüklemesi yaptığın kredi kartın hesaba kaydolursa silmeni tavsiye ederim. Böylece ek bir maliyet çıkacağını düşünmüyorum ama net olarak bilmiyorum. Tatile çıkmak için seni takip etmek şart. Ben denemedim ama olabileceğini umuyorum. Eğer olmazsa yukarıdaki yorumlarda da yazdım sıfırdan yeni bilgilerle üyelik açılabilir. Çok bilgilendirici olmuş, tabiri caizse gözümüzü açtın, teşekkurler. Emeklerine sağlık sevgili Esra yolun daima açık olsun inşallah. .. Benim sistemde kartım kayıtlı olmadığı için son 2 ayda herhangi bir ek ücret ya da aylık ücret kestiğini görmedim. Zaten sanal kart kullanarak Entropay'e yükleme yaptığım için böyle bir durum da mümkün değil. Eğer kartınız sisteme kayıtlıysa silin, bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Yükleme yaparken aldığı ek ücret dışında başka bir para da ödenmiyor. Aynı anda 2 bileti de gidiş dönüş alırsanız tek kartla işlem yapabilirsiniz. Aksi taktirde ayrı kartlar gerekebilir. O şekilde denemedim henüz."} {"url": "www.esrageziyor.com/fotograflari-duzenlemek-icin-kullandigim-13-uygulama/", "text": "Özellikle sosyal medyada estetik üstüne bir gözle bakanlar ve biraz da uygulamaları kullanmayı sevenler eminim benim gibi keşfetmeyi, denemeyi de seviyordur. Ben de hangi uygulamayı hangi zamanlarda kullandığımı tek tek yazdım. Umarım sizin de işinize yarayacak bir kaç tane çıkar. Fotoğrafları düzenlerken her daim en önemli etken ışıktır. Ne kadar güzel ve doğal ışık almışsa bir fotoğraf o kadar az düzenlemeye ihtiyaç duyar ve göze olabildiğince güzel görünür. Gün ışığını yakalamayı unutmayın. Fotoğraf üstüne uygulamalardan bahsediliyorsa eğer benim nazarımda en profesyonel ve kullanışlı olanı budur! Zaten bunu sadece ben de söylemiyorum, takip ettiğim yerli yabancı çoğu Instagram kullanıcısı fotoğraflarını düzenlemek için bu uygulamayı kullanıyorlar. Lightroom için sadece telefon uygulaması diyemeyiz çünkü asıl amacı profesyonel olarak fotoğraf düzenleme adına bilgisayarlar için tasarlanmış, Adobe markasının paket programlarından birisi. Peki telefondaki uygulamadan ne yapabilirsiniz? Telefondaki Lightroom uygulaması yüzlerce sayfa kitabın tek sayfalık özeti gibi. İlk başlarda karışık ya da zor gelse dahi öğrenmenizi tavsiye ederim. Basit düzeltmeler, renklendirmeler, kesmeler, keskinleştirmeler, uygulamanın içindeki doğal filtreler ile fotoğraflarınızı bir çok düzenleme programından çok daha iyi bir şekilde düzenleyip aynı zamanda da aşırıya kaçmazsanız çok iyi kareler ortaya çıkarabilirsiniz. Zaten bir fotoğrafı düzenlerken renklerde ve keskinleştirme, hdr, dehaze, contrast gibi kısımlarda aşırıya kaçmamayı; sadece gözünüzde daha net ve keskin bir hal aldığı zaman bırakmanızı öneririm. Bazen fotoğraf çok güzel olsa dahi aşırı düzenlemeyle kötü bir hal alabilir. Az her zaman daha iyidir. Bilgisayardaki 7 gün deneme süresi ardından satın alacağınız uygulama ise tam bir çölde vaha. Telefon uygulamasında renklendirme olayını tüm fotoğraf üstünden yapmanız gerekirken, bilgisayarda fotoğrafın istediğiniz kısmına istediğiniz şekilde müdahale edebilirsiniz. Örneğin çok karanlık bir fotoğrafın içindeyken, sadece kendi renginizi ve istediğiniz kısımların rengini açarak daha net ve görünür hale getirebilirsiniz. Ben son bir kaç aydır Lightrom Classic CC olarak bilgisayarımdan uygulamayı kullanmaya başladım ve profilimdeki tüm fotoğraflar için artık sadece bu uygulamayı kullanıyorum. Henüz çok yeniyim ama fotoğraflarımı düzenlemeyi öğrendikçe, kendimi geliştirdikçe gerçekten çok zevk alıyorum. Benim gibi kendi kendinize öğreniyor az biraz ilginiz var ama hiç bilginiz yoksa biraz zorluyor ama Youtube'da ne yapmak isterseniz videosu bulunuyor. Lightroom uygulamasına geçmeden önce kesinlikle favorim VSCO uygulamasıydı. Hala da kullandığım zamanlar oluyor. Vsco'nun en güzel yanı hali hazırda kaliteli filtreleri olması. Tabii Vsco'yla ilgili en büyük ipucu; bu filtreleri kullanırken hiç bir zaman seviyeyi sonda yani 12 limitinde kullanmayın, en fazla 8 olacak şekilde fotoğrafın rengini çok bozmayacak şekilde derecelendirme yapın. Vsco sadece hazır filtreler için değil, aynı zamanda basit ışık düzenlemeleri, keskinleştirme, doygunlaştırma gibi basic özelliklere sahip. Filtrelerinde favorim ise A5, HB1, HB2. Her fotoğrafa her filtre rengi uymayacağı için siz de düzen adına birden çok filtre seçerseniz kendinize oluşturacağınız görsellerin uyumu da güzel olur. Ücretsiz filtrelerin yanı sıra elbette çok daha fazla ücretli filtre var. O kadar çok var ki bence karar vermek çok zor. Sanırım benim sevdiğim HB1 ve HB2 ücretli olan filtrelerdendi. Tabii her uygulama gibi Vsco da zaman zaman indirimler yapıyor bu filtre satın alımları için, beğenip kenara ayırabilirsiniz fırsat yakalamak isterseniz. Ben çoğunlukla gün ışığı çizgisi, fotoğrafı eskitme ya da puslu göstermek için kullansam da aslında Afterlight uygulaması da basit bir fotoğraf düzenleme aracı. Işık ve renk ayarlarını yapmanın yanı sıra, ücretli & ücretsiz filtreleriyle birlikte \"Light Leak\" ve \"Dusty\" özellikleri için benim telefonumda olan uygulamalardan. Denediğiniz vakit siz de ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ios için şimdilik App Store'dan kalkmış görünüyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/gili-adalari-aktiviteleri/", "text": "Gili Adalarının öncelikli popülerlik sebebi denizi ve su aktiviteleri. Dalabilir, şnorkel yapabilir hatta dalgaların zamanına göre sörf bile yapmanız mümkün ama daha çok dalışsal faaliyetler. Dalmak isteyenler için hatta otel programları bile yapmışlar, dalışlı kalışlı gibi. Belki bulabilirseniz ve öyle bir şey istiyorsanız önceden ayarlamanız mümkün, bulamazsanız da adaya geldiğinizde seçeneğiniz çok. Hemen hemen adım başı ofis önü küçük havuzlar gördük ki bunlar dalış için alıştırma-öğrenme havuzlarıymış. Yani bilmiyorsanız da sorun değil, kendi bütçenizi ayarlamanız yeterli; size hemen oracıkta güzel bir eğitim verip, sonra dalışa götürüyorlar. Biz dalmak istemedik -yani ben zaten nefesle takıntılı durumlar yaşayan bir insanım, serbestlik bana göre- ama şnorkeli yapmasam olmazdı mercanların arasına gitmişken. Tripadvisor'da falan baktık kiminle nasıl şnorkele gitsek diye, çok detaylı bir şey bulamadık. Sonra gözümüze güzel görünen bir dalış okuluna girdik, adam Alman gibiydi zaten az biraz sohbet, onlar sadece dalıyormuş, şnorkel için yerel olan herhangi birine gidebilirsiniz ama gelin dalın dedi tabii daha çok. Ondan da o güveni aldıktan sonra sağlı sollu her yerde şnorkel tabelası olan masalar var zaten, otellerin tur masaları gibi, onlardan biriyle konuşalım dedik. Kılı kırk yararız bazen ama ilk konuştuğumuza da tamam demeyi ihmal etmeyiz. Programları şöyle oluyor, 3 Gili adasını da geziyorlar, Gili Air adasında yemek için duruyorlar ama yemek dahil değil. Zaten nasıl dahil olsun 22 liraya sizi sabah 10'dan öğlen 15.30'a kadar gezdiriyorlar tekneyle, şnorkel takımları ve paletler de onlardan, su bile veriyorlar. Durum böyle olunca güveniyorsunuz, bir de onların en böyle ballandıra ballandıra söyledikleri kısım da bakın botunuz altı da cam falan diyorlar ama cam biraz kirlenmiş, olsun. Botlar fotoğraflardaki gibi, 30-33 kişi binebiliyor, onlardan da 3-4 görevli oluyor. Adalardan Gili Meno mercanların adası, Gili Air açıklarında deniz kaplumbağasını görüp onunla yüzüyorsunuz, Gili Trawangana dönerken de balıkları görmek mümkün."} {"url": "www.esrageziyor.com/gili-adalari/", "text": "Turkuaz denizin beyaz kumlarının içinde, hindistan cevizi ağaçlarından sonrası gökyüzü olan 3 minik ada düşünün; Gili Adaları. Bu adaların popülaritesi git gide arttığından ve yükselen taleple Bali'den direk feribotlarla bu adalara ulaşılabilirsiniz. Gili Adaları'nın yükselişi biraz keşfedilmemişi keşfetme duygusunu tetiklediğinden biraz da balayı için sakinliği huzuru ve makul fiyatların cazibesinden geliyor. Aynı zamanda çevreci adalar olduğunu da söylemem gerek; adalarda herhangi bir motorlu taşıta rastlamanız mümkün değil, ulaşım ya bisikletle ya da tuk tuk büyüklüğündeki at arabaları ile. Adalara ne zaman gitmeli derseniz; en uygun aylar Nisan, Mayıs ve Eylül diyebiliriz. Tabii ki diğer aylarda da gidilebilir, Haziran ve Eylül arasında çok yoğun olduğu için adaların boşluğunu ve sakinliğini yaşamak, bir de fiyatları yükselten kalabalıktan kurtulmak için bu ayları seçmeniz bir tık rahatlık sağlayacaktır. Bu 3 ada birbirlerine çok yakın fakat yine de farklı özellikleri var. Gili Meno; basit, sade bir ıssız ada sakinliği sunuyor size. Gili Air; güçlü yerel karakteri varken aynı zamanda etrafın vızıltısı içinde rahatlığı sunuyor. En büyük ve en kozmopoliti bu adaların içinde şüphesiz Gili Trawangan! Gili T'de konforlu konaklama seçenekleri ve tropikal şık restoranlar bulmanız çok mümkün. 4 günümü geçirdiğimiz için Gili T adası hakkında çok daha fazla bilgi sahibiyim. Adaya gelişiniz feribotla olup, feribottan ilk adımı kumsala atıyorsunuz. Aman çantalarınızı takip edin onlar kuma bırakmadan siz elinize alın. Ada küçük, bisikletle tam tur atmanız 1 saat ya sürer ya sürmez. Yani bu şartlarda adada nerede konaklarsanız konaklayın çok uzak olmayacaktır. Sizin için merkeze yakın seçenekli otellerden, ilk olarak Pearl of Trawangan ve Vila Ombak Hotel. İkisinin arası yürüyerek 3 dakika, standartları yüksek ve temiz oteller. Pearl of Trawangan'ın kendine ait deniz kenarı lounge ve restaurant hizmeti gece yarısına kadar hizmet veriyor ve bir çok seçeneği bulabileceğiniz ada standartlarının üstünde bir otel mekanı. Merkeze yakın olmayıp yine de gün batımı bölgesine yakınlıklarıyla tercih edilen diğer oteller ise; Ombak Sunset ve Le Pirate. Özellikle bu adalardaki fotoğraflara baktığınızda gün batımında bir salıncak görürsünüz ve o salıncaklardan birkaç tanesine Ombak Sunset kendi bünyesinde sahip. Le Pirate ise zincir otel grubundan bir otel ve ambiyansı, ortamı size tatil köyü havası verip; her karesini fotoğraflama isteği uyandırıyor. Eğer adanın gün batımına yakın tarafında konaklayacaksanız, hemen hemen her otelin kendi bünyesinde günlüğü 25 liraya bisiklet kiralamanız mümkün ve kolaylıkla ada içinde gezebilirsiniz. Tabii at arabalarına dikkat, bisikletliler de hatrı sayılır kadar çoklar yollarda. Bisikletinizi her yere park edebilirsiniz, zaten size kilidini de veriyor olacaklar. Yapabileceğiniz çoğu aktivite için merkezi kısımlara gelmeniz gerekmekte. Pearl of Trawangan'dan teknelerin yoğunlukta olduğu merkezi kısma gelmek zaten yürüyerek 10 dakika. Gün içinde birden çok aynı yolları yürüyerek, ikinci günden adanın yerlisi olup çıkmanız kaçınılmaz. Bu adaların popülerliğinden ziyade tercih edilme sebeplerinden en yıldızı parlayanlar şüphesiz ki dalış ve şnorkeling! Dalış için çok iyi okullar bulabiliyorsunuz, çoğunun içinde de sizi Avrupalı olduğu hem halinden hem aksanından belli olan kişiler sizi karşılıyor. Çoğu dalış okulunun önünde yeni başlayanlar için minik havuzları var. Burada size 1, 1.5 saat kadar eğitim verip sonra hep birlikte dalmaya götürüyorlar. Dalışlar içinde saatlik ya da birden çok günlük paket programları var, dalmak istiyorsanız size uygununu eminim bulmanız zor olmayacak. Yok ben dalamam uzun uzun ama suyun üstünde süzülmeye bayılırım diyorsanız, bendensiniz! Şnorkel biz geliyoruz; en masrafsızı, en rahatı. Şnorkel hizmetini dalış okulları vermediği için; adanın her adımında zaten afişlerini görebileceğiniz bir masadan, gözünüze samimi görünen adalı insanlardan biriyle konuşmanız yeterli olacaktır. Hemen hemen hepsi aynı, ben size baştan söyliym, hangisini seçsek ikileminde kalmanıza gerek yok. Anlaşıyorsunuz, ertesi gün size saati söylüyor ve 5 saatliğine bu 3 minik adayı da gezeceğiniz bir şnorkel turuna çıkıyorsunuz. Her adanın çevresinde göreceğiniz farklı şeyler olacak; mercanlar, su kaplumbağaları ve balıklar. Hepsiyle birlikte yüzüyorsunuz, inanılmaz bir keyif alarak. Bittiğinde de yorgunluktan parçalarınızı toplayarak klimasını açık bıraktığınız odaya dönüyorsunuz. Klima demişken, bakın bu önemli, sıcak ve bazen nemli olan bambaşka bir iklime gidiyorsunuz ve size derman olabilecek tek şey klima! Deniz ya da havuz yeterli olmuyor, benden söylemesi. Peki biz ne yer ne içeriz derseniz o da kolay, çünkü zaten Endonezya'nın %90'lık Müslüman nüfusunu Gili Adaları'da kapsıyor. Otel restaurantlarından tutun da gün batımıyla her akşam at arabalarının park ettiği, adaya gelirken muhtemelen indiğiniz kumsalın arka tarafında kurulan Night Market'e kadar seçenek çok, çeşit çok, doyuruculuk fazlasıyla yeterli. Deniz ürünleri de bulabilirsiniz bildiğiniz kebap da. Uğramadan dönmemeniz gereken tek yer ise Night Market. 10 liraya iki kişinin karnının doyabileceğinden değil gerçekten çok lezzetli ve güzeller. Önce bir tereddüt edeceksiniz sokak ortasına koymuşlar tüm yemekleri diye ama sonra bir etrafa bakın, tatmin etmediyse kılık kıyafetlerine bakın, sonra o kalabalığın yanılmadığını anlayacaksınız. Özellikle at arabaları tarafına parelel duran bir tezgah var ki, favorimiz oldu. Sonrası için tatlıyı da unutmamışlar, envai çeşit var ve bir tanesinin büyüklüğü size fazlasıyla yetiyor, muhakkak deneyin. İlk günden Night Market'i denerseniz başka yere gidemeyebilirsiniz ama bu sizin için kayıp olmaz, midenize de cebinize de. Sonrasında keyifli bir geceye devam ediym istiyorsanız canlı müziğiyle adanın yerlisi gibi doyuma varabileceğiniz Sama Sama 'ya uğramanız gecenizi güzel kılacaktır. Alışveriş için de yerel butik seçenekleri çok sağlam ve çoğu içeride dekorasyon harikalığı barındıyor. Bir de arka kapıları var ki okyanusa açılan, hadi gel oturup 2 Türk kahvesi içelim demesini bekliyorsun birisinin. Tüm Endonezya için geçerli ilk kurallardan olsa gerek, pazarlık yapmak! Hem de öyle %20 falan değil, çok rahat %50'ye kadar yolu var pazarlığın benden söylemesi. Çünkü henüz \"almıyorsan alma\" tok satıcılığı kısmına seviye atlamamışlar, karşılıklı mutlu olalım ben satiym siz alın istiyorlar. Birkaç yer de standart fiyat diyecektir ama oradaki şeyleri başka yerde bulmanız mümkün, vaktiniz ve keyfiniz varsa biraz daha gezinin. Bu arada gezinirken o terlikler çıkacak J İlginçtir mağazalara girerken terliklerinizi çıkartmanızı istiyorlar, zaten herkes flip floplu olduğundan zor olmuyor. Her ne kadar Bali'de olmasanız da masaj için de burada pek iyi seçenekleriniz var. Özel bir yer ismi veremem belki ama masaj yaptıracaksanız, masaj masalarının okyanus manzaralı olanları var, çarpı 2 rahatlama sağlıyor. Kocaman bir tatil köyü kıvamında, kimsenin kimseye karıştığını görmediğim bir ada Gili Trawangan. İstediğiniz dinlenmek, okyanusun doyasıya keyfine varmak ve yerellerin içinde kumlu yollarında yürüyüp durmaksa burası tam sizin keşfetmeniz için uygun bir ada. İster önce Bali'ye uçun ya da Jakarta ve Lombok'a uçun, teknelerle bu adalara ulaşmanız zor olmayacak. Size son bir tüyo, gün 6'da doğup akşam 6'da battığından günü olabildiğince yaşayabilmek için en azından bir gün erken kalkın, pişman olmayacaksınız."} {"url": "www.esrageziyor.com/gili-adalarina-nasil-gidilir/", "text": "Kısıtlı bilgiyle gidip, sonsuz bilgiyle döndüm ; hemen başlıyorum. Elbette önce Bali Adası'na gittik ama bizim için balayının asıl kısmı burasıydı, Gili Adaları'ndan Gili Trawangan! Gili Adaları 3 kişi, Air Meno Trawangan. En büyüğü Trawangan, Meno balayı adası olarak ün salsa da hepsi güzel, bota atladın mı birbirine 5 ya da 10 dakika o yüzden hangisinde kalsanız dert değil ama Trawangan'da seçenek çok. Küçük bi coğrafya dersi tadında başlamamız gerek, nerede bu adalar? Zaten Endonezya gibi bizim ülkemize göre dünyanın öteki ucuna kadar gitmişken, yıllık izin zamanı gidiyorsak bir de plansız sağa sola uğramak mümkün olmayacakken yer yurt bilmek önemli, ya kaybolursak? Şaka şaka, kaybolmak güzel ama oralarda olmasa daha iyi. En can alıcı kısımla devam edelim, nasıl gidiyoruz? Yukarıdaki haritada Gili Adalarını görebiliyorsunuz. Benim bildiğim gidiş yollarını sizinle paylaşarak başliym. İlk olarak bizim gibi önce Bali'de tatilinizi yapıp ardından limanlardan birine gidip feribotla adalara geçmeniz çok mümkün ve sandığınızdan kolay. Burada mühim olan feribot şirketini bulmak ve doğru iletişimi kurabilmek. Birden çok şirket bakıp, onların birden çokça sahip olduğu feribot şekillerini göreceksiniz ki bunlar çok önemli değil, nihayetinde hepsi kendi güvenlik önlemleri çerçevesinde size üçkağıtçılık yapmadan götürüyorlar istediğiniz yere, 110 liraya git gel bilet aldık biz, siz öyle karar verin kiminle gideceğinize. Ben ilginç bir şekilde Bali tatilimizi instagram üstünden iletişim kurarak rota çizdim hep, feribot şirketiyle iletişime geçmem de yine instagram aracılığıyla oldu. Bali'de Ubud'da konakladık, feribot şirketinin en önemli kısmı bizim için ücretsiz servisle bizi Ubud'dan alıp Padangbai Limanı'na(2saat) götürmesi oldu. Zaten feribot ofisi de limanın 5 dakika yakınında. Servisler tüm Bali'den gidecekleri alıp ofisin önüne getiriyor ve sizi feribotun saati gelene kadar bekletiyor ki bu çok sürmüyor. İkinci olarak ise belki uçağınız Jakarta'ya geliyordur ve siz aktarma yapıp Lombok Adası'na geçip, limana inip Gili Adası'na çok rahat geçebilirsiniz yine feribotla. Bali'de birden fazla liman var, hangi limandan gittiğinize göre yolculuğunuzun süresi değişecektir, biz Padangbai Limanından Gili Trawangan adasına 2 saatte geçtik. Liman dediysem iskele kenarından bot gibi bir şeye binerek gidiyorsunuz, sanırım 60-70 kişilik olanlardan. O değil koltuklar deri genelde, şort falan giyerseniz de altınıza oturacak bir şeyler alın sıcak oluyor benden söylemesi. Artık adamıza geldik. Yolculuk da fena geçmiyor, son yarım saat önce Lombok adasına sonra Gili Meno adasına sonra da Gili Air adasına uğrayıp Gili Trawangana varmış oluyorsunuz ki bu sırada denizin içinden kıyılara doğru enfes manzaralar görüyorsunuz, fotoğraflar az kalıyor baktığınızda. Merhaba Özlem. Günübirlik gitmek çok yorucu olur. En azından 1 gün konaklarsanız bence hem adayı gezmiş hem de belki akşam marketi kısmında lezzetli bir şeyler yemiş olursunuz. Zaten feribot seferleri de çok fazla olmadığından bir şey anlamazsınız. Endonezya 15 güne kadar vize istemiyor. Maliyetin en önemli kısmı ulaşım olacağı ve sizin tercihlerinizi bilmediğim için size tahmini bir şekilde yardımcı olamıyorum maalesef. Endenozya artık 30 güne kadar vize istemiyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/gili-trawanganda-nerede-kalinir/", "text": "İlk işimiz feribotumuzdan merdiven yardımıyla kumsala inmek, yok öyle iskele falan. Yani var da kullanacak halleri yok. Peki çantalar, valizler? Onları bizde sırayla karpuzu yükler gibi kasaya, elden ele çıkarıyorlar botun içinden kumsaldaki adamlarına kadar. Valizini havada kapman iyi olur kumlara bulanmaması için, ama Allah var kibarlar, bizimkiler gibi hop diye atmıyorlar, kuma bile kibarca bırakıyorlar. Adamlar Müslüman ama yaşayanından, adanın diğer %90ı gibi, Bali değil, Bali Hindu. Neyse aldık çantamızı, çıktık caddeye. Cadde 1 tane yol 1 tane. Napsak yürüsek mi yoksa at arabalarına mı binsek diye bakınıyoruz. Bu arada adada motorlu taşıt yok, ister 3 kişilik atların çektiği banklı arabalara binersiniz ister bisiklet. Valizler içinse ağır değilse ya da tekerleri varsa sizinle birlikte yürür ama oteliniz adanın güney kısmındaysa. Şöyle diyimPearl of Trawangan'a kadar yürümekte bir şey yok, kendisi bizim kaldığımız otel ki balayı seviyesinde bir kaç otelden biri ama sizin ne aradığınıza göre her çeşit konaklama yeri var. Kumlu yollarında yürüdük 10 dakikada gittik otelimize, yollar adeta elektrik yok su yok köylerimiz gibi ama zaten zamanında bayağı hippilerin mekanı olduğundan yaşam stilleri bu diyelim. Terliğin mi yok dert etme, zaten onlar da yalın ayak geziyor genelde, ada insanı hayatı. Tavsiyem adayla iç içe olmak istiyorsanız haritaya baktığınız vakit adanın en alt kısmında kalmanız. Zaten 12 saat gündüz 12 saat gece yaşarken, akşam 6'da hava karardı mı otelde oturmak gibi bir keyfiniz yoksa adanın hayatı daha çok feribotla geldiğiniz yerlerde olacak ve sürekli bisikletle gezinip nereye park etsem ya da at arabasına binsem düşüncesi de olmaz. Yeme içme yerleri marketler hep bu aşağılarda, bisikletle gezdiğimiz gün adanın diğer taraflarında kelimenin tam anlamıyla marketler gördüm sadece. Asıl yerleşim kısmında öyle mi, marketler de var. Kendimce şu noktalara iyi ki gittik dedim,"} {"url": "www.esrageziyor.com/google-icin-ise-yarar-12-ipucu/", "text": "Belki de hepimizin internet dünyasında en çok yolumuzun düştüğü yer Google, en azından benim öyle. Deneyimsiz bir kullanıcı da olsanız, deneyimli bir profesyonel de bu yazıda paylaştığım gelişmiş Google arama teknikleri sizin de işinize yarayacaktır. Google benim etinden sütünden her türlü faydalanmaya çalıştığım bir arama sitesi. Bazı aramalar için o kadar basit kelimeler var ki, ben bunu nasıl bilmiyormuşum diyebilirsiniz. Bazılarını da bilmeniz çok olası ama eğer ki bilmediğiniz ve ilginizi çeken bir şey olursa kolayca akılda kalacaktır çünkü bir kaç kelimeyle aramak istediğiniz sonuca hemen ulaşıyorsunuz. Google aramalarında sekmeleri doğru bir şekilde kullanırsanız, aradığınız bilgiye çok daha kısa sürede ulaşabilirsiniz. Her arama satırıyla birlikte hemen alt kısmında tümü, alışveriş, haberler, görseller, videolar ve daha fazla gibi bir çok sekme bulunuyor. Sadece görsel arıyorsanız Görsel'e ya da yazdığınız şey ile ilgili videoları görmek istiyorsanız direkt Video sekmesine tıklamak aradığınızı bulma işini fazlasıyla kolaylaştıracaktır. Yazdığınız tüm kelimelerin sonuçlarda görüntülenmesini istiyorsanız eğer Tırnak İşareti kullanın. Eğer Amsterdam gezi yazılarına ulaşmak istiyorsanız, aramanızı \"Amsterdam gezi yazıları\" olarak yaparsanız art arda bu 3 kelimeyi içeren sonuçlar karşınıza sıralanacaktır. Tabii böyle aradığınız zaman \"Amsterdam yazıları\" içeren sonuçlar listelenmeyecektir, bunu da bilmelisiniz. Aradığınız kelimelerin hepsini içeren sonuçları bulmak istediğiniz zaman tırnak işareti almak işleri kolaylaştıran ve kısaltan arama yöntemlerinden birisi. Bir bilgiyi eksik hatırladığınız zaman joker karakter olarak Yıldız işaretini kullanabilirsiniz. Bu nasıl işinize yarar derseniz, \" duvarı 1989'da yıkıldı\" gibi bir bilgi için yıldız yerine Berlin sonucuna ulaşabilirsiniz. Ya da daha geniş sonuçları olan, Mustafa Kemal Atatürk savaşı yazdığınız zaman katıldığı savaşlara dair sırasıyla bilgiler sıralanacaktır. Bildiğiniz bir sitenin içinde ihtiyacınız olan bir bilgi var ise, o siteye gitmeden Google arama kutucuğuna \"site:\" ifadesini eklemeniz yeterli. \"site:esrageziyor. com paris\" gibi bir formatta yazarsanız direkt bulmak istediğiniz arama sonuçları sıralanacaktır. Eğer spesifik olarak, mesela eğitim kurumlarına ait tüm siteler içinde arama yapmak istiyorsanız da o zaman \"site:edu _______ \" boşluk kısma aramak istediğiniz kelimeyi yazarak arama sağlayabilirsiniz. Bunun için de kullanılması gereken kelime \" filetype: \" ve ardından 3 harfli dosya ismini yazmak. filetype:PDF gibi terimlerle DOC, XLS, PPT gibi dosyaları arayabilirsiniz. Olur da o sırada Google'la işlem yapmak isterseniz direkt sonucunu istediğiniz sayıları ve işlemleri yazmanız yeterli. Matematik denklemini girip sonuna \" = \" yazarsanız sonuca ulaşabilirsiniz. Ben özellikle uçak bileti baktığım zamanlarda hızlıca biletin Türk Lirası karşılığını görmek için bu yöntemi sıkça kullanıyorum. Arama çubuğuna günlük döviz kurunu öğrenmek için sorguladığınız para birimi = TL yazarsanız o günkü kuru görebilirsiniz. Ya da tam sayıyı yazıp eşittir yazdıktan sonra hangi para biriminde ne kadara denk düştüğünü öğrenmek istiyorsanız o para biriminin adını yazmanız yeterli. Özellikle bizim kullanmadığımız ölçü birimleri için çok pratik bir yol. Google'a sayı ve ölçü birimlerini yazarak farklı birimlere dönüştürebilirsiniz. \" 1 mil = km \" ya da \" 1 varil = litre \" şeklinde aramalar yaparak sonuca ulaşabilirsiniz. Bir yerden bir yere yapılan uçuşların saatlerini ve fiyatlarını görmek için de Google'ı sıkça kullanıyorum. Aradığım yönler arasındaki hemen hemen tüm uçuşları sıralıyor böylece. \"Adana'dan İstanbul'a uçuşlar\" yazarak arama yaptığınız vakit bu hattaki uçuşları ve fiyatları görebilirsiniz. Bir diğer arama şekli ise İngilizce olarak aramak, böylece daha fazla sonuca da ulaşmak mümkün. \"flights from İstanbul to Roma\" gibi bir arama ile istediğiniz şehirler arasındaki uçak seferlerine göz atabilirsiniz. \"time: \" yazıp ardından da saati öğrenmek istediğiniz ülkenin/şehrin adını yazarsanız o an yazdığınız yerdeki saati görebilirsiniz. İsterseniz \"saat:\" yazarak da arama yapabilirsiniz. İngilizce kullanımlar uluslararası sonuçlar açısından çok daha iyi. Gün doğumu için de \" sunrise: \", gün batımı için de \" sunset: \" kelimelerini kullanarak seyahat edeceğiniz şehrin ya da herhangi bir şehrin gün saatlerini öğrenebilirsiniz. Çok sevdiğiniz web sayfaları varsa ya da aradığınız güzel bir bilgiye ulaştıysanız ve benzer sayfalar arıyorsanız \"related: \" terimini kullanabilirsiniz. Örneğin esrageziyor. com benzeri siteler arıyorsanız \" related:esrageziyor. com \" yazarak arama yapmanız yeterli. Aradığınız yerin ismini yazıp direkt haritada görmek istiyorsanız \"map\" kelimesini kullanmak yeterli. Şehir adı, hastane adı ya da park adı gibi her neyin adresine bakacaksanız onun adı + map yazarak aramanızı gerçekleştirebilirsiniz. BONUS : Bunların dışında Google'da 2014 yılından beri en çok aranan kelimelere ulaşmak isterseniz eğer buraya tıklayarak kelimelerin aranma geçmişini görebilirsiniz. Eğer böyle yazıları seviyorsanız; daha öncesinde yazdığım diğer bilgisel yazılar için bir çok işe yarar bilgi ve iyi zaman geçirmenizi sağlayacak önerilerle \"Yararlı Bilgiler\" başlığına bakmanızı kesinlikle öneririm."} {"url": "www.esrageziyor.com/hakkinda/", "text": "Beni biraz daha tanımak isteyen herkes için burada biraz daha Esra var, hoş geldiniz. 1990'da Zürih'te doğdum ama bunun tatlı yanı doğum yerim olarak resmi kayıtlarda yer etmesi yoksa Türk vatandaşıyım ve Türk pasaportuna sahibim. Yani her türlü vize zorluğunu hep birlikte yaşıyoruz ve seyahat etmeyi çok sevdiğim için bundan şikayet etmeyi ben bıraktım. Bu arada daimi olarak Bursa'da yaşıyorum. Babamın emniyet teşkilatında geçen yıllarında ailemle birlikte ben de Türkiye'de bir oradan bir buraya ama en çok da Suriye sınırındaki şehirlerde yaşayarak büyüdüm. Üniversiteye dek 6 farklı okulda okudum ve son olarak Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olarak öğrenim hayatımı 7 ayrı okulda tamamlamış oldum. Üniversiteden mezun olana dek neredeyse hiç yurt dışına seyahat etmedim desem yeri. Ne zaman mezun oldum ve bir iş bulup çalışmaya başladım, işte o ekonomik özgürlüğü elde etmemle çok istediğim seyahat etme günlerine başladım. Seyahat ettikçe daha çok istedim, benim gibi seyahati seven bir insanla tanıştım ve evlenerek İstanbul'dan Bursa'ya taşındım. Bursa'ya taşınınca uzun bir süre işsiz kaldım, üretmeden duramayacağım için 2017 Mayıs ayında bu blogu açtım ve işte o zamandır da yazıyorum. Seyahatlerim sayesinde daha çok insana ulaşabildiğim bir Instagram sayfam da olduğu için, sosyal medya pazarlaması üstüne de çalışarak kazanmaya devam ediyorum. Elbette hiç bir şey birden olmuyor ama güzel şeyler olması için hiç bırakmadan emek vermeye devam etmek gerektiğini bildiğimden şimdi benim için daha güzel şeyler oluyor. Seyahatlerini, olan güzel şeyleri devam ettirmek yönünde çabalayan; iyi hissedip, kaliteli yaşamak için özen gösteren bir insandan fazlası değilim. Gerçekten ne istediğimi sorgulayarak, gezdiğim ülkelerin sayısına takılmayarak, yaşadığım kazandığım her tecrübeyi kucaklayarak yoluma devam ediyorum. Aynı zamanda bu seyahatlerimin anlık hikayelerini Instagram hesabımda, gezdiğim yerlerin ve seyahate dair işe yarayacak her şeyin yazısını ise blogumda paylaşıyorum."} {"url": "www.esrageziyor.com/halkidiki-gezi-rehberi/", "text": "Bayram olur seyran olur yaz tatili olur Selanik taraflarına gitmişken güneye inip Halkidi'ye de bi' uğrayalım olur, ne şekilde isterseniz yolunuzun düşmesi haklı sebeplere dayanacak! Hatta belki bizim gibi \"buralar neden o çok popüler adalar kadar tanınmamış\" diye bile düşünebilirsiniz. Aslında biraz burası Yunanistan'ın kendi halkının da tatil yaptığı bir bölge olduğundan daha fazlasını istememiş olabilirler. Klasik beyaz boyalı ada evleri yok evet ama inanılmaz güzellikte ve temizlikte denizleri var, yetiyor! Şimdi öncelikle Halkidiki bir ada değil, yarım ada ; ama köprüyle bağlanıyor, ada olsa olurmuş yani. Halkidi'nin kendisine bağlı 3 ayağı var ; Kassandra, Sithonia, Athos. Athos, bu ayağın en sağındaki ada, manastırlara ev sahipliği yapıyor ve bu adayı ziyaret etmeniz neredeyse mümkün değil. Neredeyse diyorum çünkü kadınlara kesinlikle izin verilmemekle beraber erkekler özel izinle adanın bir kısmına kadar ilerleyebiliyorlar. Yoksa bir özel sebebiniz siz Halkidiyi 2'ye ayırıp gezmeyi ve tatilinizi geçirmeyi planlayabilirsiniz. - Eğer ki ülkeden aracınızla çıkıp Halkidiki'ye varma planınız varsa, İpsala sınır kapısını geçip Yunanistan sınır kapısından girişinizi yaptıktan sonra direk otoyola çıkmış oluyorsunuz ve bu yol sizi Selanik'e kadar götürüyor, Selanik çıkışından çıktıktan sonra tabelalardan Halkidiki'yi takip ederek aşağıya yani Halkidiki yönüne doğru inebilirsiniz. İstanbul'dan yaklaşık 7 saat (600km) sürüyor yol. Diğer bir seçenek Kavala çıkışından çıkıp, Halkidiki'ye doğru yön çizerek otobandan değil de kıyı yolunu takip ederek, minik şehirlerin içinden geçip varabilirsiniz. Hangi yolu seçerseniz seçin zaman olarak hemen hemen aynı vakitte gideceğiniz yerde olacaksınız, yani bu yüzden size kalmış. - Diğer seçeneği tercih ediyorsanız uçakla Selanik'e indikten sonra araba kiralamanız en rahat hamle olacaktır çünkü Halkidiki'yi diğer türlü gezmek çok zahmetli. Selanikten de ilk olarak Kassandra ayağına gitmenizi öneririm, öylesi daha kısa olacaktır ve otelinizin konumuna göre yaklaşık 100 km katetmeniz yeterli olacak. - Ben bu 2 seçeneği de sevmedim hiç mi yok otobüs diyorsanız var, var ama sizi zorlaması muhtemel. Tatil için çekilen çile kutsaldır hanımlar, beyler; gideceğiz! Selanik'e uçakla gelir ardından otobüsle gideceğim ayağa giderim diyorsanızşu firmayı inceleyip, size uygun bir şeyler bulabilirsiniz. En olmadı belki Halkidiki'ye varınca araba kiralarsınız hı, olmaz mı? Araba diye çok diretmek istemem ama görülmedik plaj bırakmayın istiyorum. Malum seçenekler hep çift çift, konaklanabilen iki ayak var ; Kassandra ve Sithonia. Her ikisinde de konakladığım için bölgeler hakkında mümkün mertebe tavsiyelerim yersiz olmayacaktır. - Kassandra ; köprüden geçip adada olduğunuzdan itibaren sağlı sollu her yerde konaklayacak otel, motel, pansiyon, apart göreceksiniz. Neo Mudanya, Afitos, Possidi gibi bölgelerde kalıp; Kassandra içinde rahatlıkla gezebilirsiniz. Arabayla gidecekler için herhangi otopark sorununa rastlamadım ama Afitos birazcık dar sokaklı olduğundan belki park yeri aramanız gerekebilir. - Sithonia ; Kassandra'dan Sithonia'ya doğru yol alacaksanız eğer yine göreceksiniz ki her yer beach her yer otel. Sithonia'nın giriş kısmında, çok da keyifli bir bölge olarak göreceğiniz Nikiti sizi karşılayacak, konaklamak için tercih edilebilir ama Sithonia'nın orta kısımlarında kalmak ulaşım adına daha rahatlık sağlayacaktır. Bu yüzden Neo Marmaras, Vourvourou ve Sarti bölgeleri Sithonia'da konaklamak için daha ideal ve çok seçenekli bölgelerden. Gerek Kassandra olsun gerek Sithonia yemek dendi mi aklınıza deniz geliyor, hakkını da veriyorlar. Burada çoğu menü balık ve meze üstüne ama farklı bir şeyler arayanlar için de adresler var. - Kassandra"} {"url": "www.esrageziyor.com/harcsiz-ogrenci-pasaportu-nasil-alinir/", "text": "Öğrencisiniz ve hala pasaportunuz yoksa sizin için harika bir kolaylık var! Pasaport harcını yatırmadan, sadece defter bedelini ödeyerek pasaport alabiliyorsunuz. Belki Interrail yapmak, belki yurtdışında bir dil okuluna gitmek belki de sadece arkadaşlarınızla öğrenci günlerinizi unutulmaz kılacak bir seyahat planlamak için pasaport alarak hayallerinizi genişletmeye başlayabilirsiniz. Ortada o kadar çok bilgi kirliliği var ki bende soruları tek tek cevaplarken demek ki böyle bir yazıya ihtiyaç var diye düşündüm ve tüm güncelliğiyle yazıyorum. Neler gerekiyor ve nasıl işliyor bu süreç derseniz hadi okuyalım. Öğrenci pasaportu diye adı geçen pasaport aslında bildiğimiz \"bordo\" renkli pasaport. 25 yaşın altındaki aktif tüm öğrenciler harç ödemeden pasaport çıkartabiliyor. Öğrenci pasaportu denmesinin sebebi ise kanunda aşağıdaki şekilde yer alması. 18 yaş ve üstündeyseniz size 25 yaşına dek kullanabileceğiniz sürede pasaport veriyorlar. Yani 21 yaşında öğrenci olarak pasaporta başvurursanız 4 yıl sonunda -doğduğunuz güne göre- kullanım süresi biten bir pasaportunuz oluyor. 25 yaşın altında, aktif bir eğitim hayatınız var ise sadece defter bedeli ödeyerek (2020 için 160 lira) harçsız pasaport yani öğrenci pasaportu alabilirsiniz. İster tatil için olsun ister eğitim için 25 yaş altında olup, öğrenci belgeniz olduğu takdirde gerekli belgelerle öğrenci pasaportu için başvuru yapabiliyorsunuz. Okulunuzun sizi herhangi bir eğitime, seminere ya da yarışmaya göndermesine gerek yok bu pasaporta başvuru yapabilmek için; önceden öyleydi ama 2016 Şubat'dan beri öyle değil. Aynı zamanda önceden her öğrenci için gerekli olan \"harçsız pasaport talep formu\"na da artık ihtiyacınız yok. - Eğer 18 yaşın altında ve öğrenci ise; öğrenci belgesi, gerekli belgeler ve 2 ebeveyn ile birlikte emniyete başvuruya gitmesi gerekiyor. 18 yaşın altındakilere hızlı görsel değişimlerden dolayı 5 yıllık pasaport veriliyor. Tabii ki defter bedelinin de ödenmesi gerekiyor. - 18 yaşından büyük öğrenci ise; 25 yaşına kadar öğrenci pasaportu alma hakkı bulunuyor. 24 yaşında ise 1 senelik, 21 yaşındaysa 4 senelik pasaport alabiliyor. 25 yaşına 6 aydan az kalmış öğrenciler harçsız pasaporttan yararlanamıyor çünkü pasaportlar en az 6 aylık çıkıyor. ( 25 yaş üstü istisnai durumlar hariç) - Açıköğretim öğrencisi ise; yine aynı şartlar geçerli. 25 yaşından küçük olmalı ve e-devlet'ten öğrenci belgesini alabilmesi gerekli. Bu şekilde harç ödemeden öğrenci pasaportu için başvuru yapılabiliyor. - 25 yaş üzeri öğrenciler; eğer 25 yaşından büyükseniz yine mümkün fakat normal şartlarda sadece 1 yıllık alabiliyorsunuz. Bunun için izlenilen yol biraz farklı, istenilen belgelerde yazdım. - Anaokulu öğrencisi ise; eğer çocuğun gittiği okul/kreş e-okul sistemine kayıtlı ise oradan alınacak belge ile harçsız pasaport çıkartılabiliyor. Fakat çocuk kreşe gitmiyor ve ilkokul yaşından küçükse ona pasaport çıkarmak için harç yatması gerekiyor. - Yurtdışında öğrenci ise; yine yukarıda yazdığım şartlardan birini taşıyor ve yurtdışında başvuru yapacaksanız geçerli öğrenci belgenizle T. C. Büyükelçiliği ya da Başkonsolosluğuna; yurt içinde başvuru yapacaksanız yurtdışından aldığınız ve diğer ülkelerde kullanabileceğinizin onayı olan öğrenci belgesinin orijinali ve yeminli tercümanlar tarafından yapılan Türkçe tercümesini de belge dosyanıza ekleyerek başvuru yapabiliyorlar. - Mezuniyet aşamasında ise; mezun olmadan öğrenci belgesini alır ve istenilen belgelerle birlikte başvuru yapar ise 25 yaşına kadar geçerli olacak pasaportu alabilir. Mesela 23 yaşında mezun olacak olsa dahi pasaporta başvuru yapıp, alırsa 25 yaşına kadar geçerli pasaportu kullanabilir. Pasaport harcından muaf ve öğrenciye dair istenilen belgelerin tam olması dışında başvuru için izlenecek yol bordo pasaport almak için izlenilen yol ile aynı. Biyometrik fotoğrafı sanıyorum ki her fotoğrafçı artık çekiyordur. Çektirmeden önce pasaport için çektirdiğinizi söylerseniz onlar gereken boyutu ve ne şekilde durmanız gerektiğini her daim söyleyeceklerdir. Biyometrik fotoğrafın vesikalıktan ne farkı var derseniz daha çirkin çıkıyoruz. Tamam öyle demek istemedim ama yüzünüz net bir şekilde ön planda, kulaklarınız ve alnınızın olabildiğince açık olması gerekiyor. Pasaport harcı ve pasaport bedeli olarak normalde iki ayrı kalem için ödeme yapıyor pasaport çıkarmak isteyenler. Fakat öğrencilerin daha maliyetli olan pasaport harcını ödemeyip, pasaport bedelini ödemeleri yetiyor. 2020 yılı için bu bedel 160 lira ve anlaşmalı bankalardan yatırabiliyorlar. Anlaşmalı bankaları öğrenmek isterseniz ;resmi sayfasındanbakabilirsiniz. Bankaya ödeme yaptıktan sonra aldığınız dekontu unutmayın, kaybetmeyin; gerekli belgeler dosyanızın içine koyun. Eğer daha önceden pasaport çıkarttıysanız, bunları da yanınızda bulundurmanız gerekiyor. O pasaportların herhangi birinde geçerli vizeniz varsa merak etmeyin pasaportu geri alacaksınız. Önceden pasaportunuz yoksa bu maddeyle ilginiz yok demektir. Okuduğunuz okuldan ıslak imzalı öğrenci belgesi ya da e-devlet üstünden -son 60 gün içinde alınmış- öğrenci belgesi alabilirler. eğer Türkiye'de başvuru yapacaksanız ; diğer ülkelerde geçerli olduğu belirtilen öğrenci belgenizin aslı ve yeminli tercüman tarafından Türkçe'ye çevrilmiş belgesi ile başvuru belgelerinizi tamamlamış oluyorsunuz. Gerekli belgeler ile birlikte randevu. nvi. gov. tradresinden girerek başvuru yapacağınız nüfus müdürlüğünden randevunuzu alabilirsiniz. Bordo pasaport olarak başvuracaksınız, öğrenci pasaportu yazmıyor diye şaşırmayın. İkametgahınızın kayıtlı olduğu ilden başvuru yapmanız gerekmiyor, istediğiniz ilden başvuru yapabilirsiniz ve randevu gününde randevuyu aldığınız yere gidebilirsiniz. Tekrarlıyorum, belgelerinizin hepsi başvuru öncesinde tamamlanmış olmalı. Pasaportun geleceği adresi ve kişiyi de genelde başvuru esnasında soruyorlar. Pasaportlar ortalama 7 iş gününde geldiği için pasaportunuzun nereye geleceğini ve siz o adreste olur musunuz olmaz mısınız diye düşünerek teslimi önceden düşünüp, aklınızda planlayabilirsiniz. Yoğun dönemlerde daha geç de teslim edilebilir ya da tam tersi yoğunluk yoksa daha erken de gelebilir pasaportunuz. Hatırladığıma göre pasaportunuza dair bilgiler size kısa mesaj yoluyla iletiliyor. Şu an nüfus müdürlüğüne geçtiği ve sistem daha oturmadığı için işler biraz yavaş ilerliyormuş ama düzelecektir. Nüfus müdürlüğünün sayfasındaki \"Sık Sorulan Sorular ve Cevapları\" için şuraya tıklayabilirsiniz. Gerçekten bir çok sorunun cevabı bu linkte verilmiş. Aklınıza takılan başka soru varsa yoruma yazarsanız cevapları birlikte öğrenebiliriz. Harçsız pasaport alabilir misiniz onu bilmiyorum fakat bordo pasaport alırsanız eğer Ukrayna zaten vize istemediği için rahatça ülkeye giriş çıkış yapabilirsiniz. Merhaba ben 30 yaşındayım örgün öğretimde okuyorum 25 yaş üzeri pasaport almayı biraz daha açabilir misiniz? Yani böyle bir şey olursa şahane olur benim için! Merhabalar ben 26 yasındayım aöf bürosuna gidip pasaport muafiyet formu istedim kimse bilgisi yok. Bizde böyle birsey yok dediler baska bir yolu varmıdır. Maalesef ben de bu konu hakkında detaylı bir bilgi bilmiyorum. merhaba ben 19 yaşındayım üniversiteden öğrenci belgesi dışında bi belge almalımıyım. Yazıda yazdığım 2 biyometrik fotoğraf, yanınızda bulunduracağınız nüfus cüzdanı, pasaport bedeli dekontu, varsa eski pasaport ve öğrenci belgesi gerekiyor. Merhaba açıklayıcı yaziniz icin cok tesekkur ederim, ben 22 yaşındayım ve bu sene üniversiteden mezun olacağım. Simdi pasaport cikartirsam 25 yasina kadar gecerli olacak mi? Cunku 23 ve 24 yasinda artik ogrenci olmayacagim ve calisma hayatinda olmus olacağım, gene de gecerli sayilacak mi? Ona gore simdi cikartacagim pasaportumu. Bildiğim ve duyduğum kadarıyla evet sen şu an pasaport aldığında 25 yaşına geldiğin tarihe kadar geçerli olacak. Kuzenim de üniversitesinin son senesinde aldı ve pasaportu hala geçerli. Yine de düzenlemelerin ışık hızıyla değiştiği bir zamanda olduğumuz için yetkililere sorabilirsin, daha önce alanlar bu şekilde aldı. Evet aynen öyle, sadece defter ücreti yatırılıyor harç ödenmiyor. Siz randevuyu alın, sadece defter ücreti kadar yatırın yeterli. Yalnız 18 yaş altına 5 yıl süreli veriliyor diye biliyorum, siz emniyete gittiğinizde yıl durumunu söylerler. Öncelikle yazınız için teşekkürler 🙂 Size bir sorum olacaktı, https://epasaport. egm. gov. tr adresinde harçsız pasaport alabilmek için \"Türkiye'deki üniversitelerde çalışan öğretim elemanları ile öğrenim gören öğrencilerin bilimsel, sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere katılmak üzere veya eğitim amacıyla yurt dışına çıkışlarında ilgili üniversiteden alacakları ve ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı'na onaylatacakları harçsız pasaport talep yazısı ile müracaat etmeleri halinde belgede belirtilen süre kadar harçsız pasaport düzenlenir. \" denilmiş. Yani sanırım sadece öğrenci belgesi almak yeterli olmayabiliyor kafam çok karıştı yardımcı olursanız sevinirim. Son günlerde pasaporta başvurada bulunanlar sadece öğrenci belgesi ve istenen belgelerin yeterli olduğunu söylediği için sistemin değiştiğini düşünmüyorum. isterseniz başvuracağınız ildeki emniyet müdürlüğünü arayarak bilgi alın ama kafanız karışmasın, kolaylıkla hallolacaktır. Bildiğim kadarıyla çıktı değil de makbuzun/dekontun orijinalini istiyorlar. İnternetten de yatırsanız bankadan gidip dekontu almanız gerek. Genelde çoğu ülke pasaportun en az 3 ay bazıları da en az 6 ay geçerlilik süresi olmasını istiyorlar. Bu sebeple prosedürde mümkün olmayan bir durum yeşil pasaportunuzun bitimine 2 ay kala yurtdışına çıkmak ama örnekleri var mıdır, şansa gidebilen olmuş mudur bilemiyorum. 25 yaşınızı dolduracağınız güne kadar pasaport veriliyor ve pasaportlar en az 1 yıl süreyle çıkarılabildiği için, sizin 2018 Ekim itibariyle harç ödemeden bordo pasaport almanız mümkün olmayacaktır. Harç ve defter bedeli ödeyerek bordo pasaport alabilirsiniz. Evet öğrenci olup açık ya da örgün öğretim farketmeksizin 25 yaşını geçmemiş ve öğrenci belgesi ibraz edebilen herkes bu şekilde harç ödemeden bordo pasaport sahibi olabiliyor. Geçerli diye biliyorum, sadece yeşil pasaport almak için gereken belgeler biraz daha farklı aşağıdaki linkten bakarak öğrenebilirsiniz. Merhaba, 18 yaş sonrası ebeveyn olması şart değil. Evet bildiğim kadarıyla öyle oluyor. 25 yaşına kaç yılınız var ise 18 yaşından sonra o kadar süreli pasaport veriliyor. Banka için gerekli değil, başvuruya giderken tüm belgelerinizin tam olması önemli. Öyle bir sistem yok diyen kim? Banka ise belki uygulamadan haberdar olmayan bir kişidir ama vergi dairesine gidip yatırabilirsin. Randevuya gitmeden önce parayı yatırıp, parayı yatırdığına dair dekontla birlikte randevuya gitmen gerekiyor. 25 yaşını doldurduğunuz gün olarak hesaplandığını biliyorum. Bir problem olmayacağını düşünüyorum fakat nüfus müdürlüklerinden birine sormanızı tavsiye ederim. Belki sistemi değiştirmişlerdir. Merhaba Esra hanım öncelikle vermiş olduğunuz bilgiler için teşekkürler öğrenci pasaportunu 26 yaşından gün aldıktan sonra kullanmamız mümkün müdür acaba bu konuda yardımcı olursanız sevinirim. 25 yaş sınırını geçtikten sonra bu pasaportu en fazla resmi belgelerle gösterildiği vakit 1 yıl süreli alabiliyorsunuz. 10 yıllık almanız mümkün değil. Aslında öğrenci pasaportu bizim halk dilinde geçen yoksa bordo pasaporttan hiç bir farkı yok, öğrenci diye yazmıyor. Var olan pasaport okul kaydı yapılmadığı gerekçesiyle iptal olmaz, geçerlilik süresi boyunca kullanılabilir. Mezun olmadan aldığınız öğrenci belgesi ile 60 güne kadar pasaport başvurusu yapıp, alabilirsiniz. Yurtdışında üniversite okumak için nasıl bir prosedür izlenmesi gerek bilemiyorum. Çok yararlı ve güzel bir yazı olmuş. Yardımı çok dokundu bana. Teşekkür ediyorum. Yaşından dolayı harçsız olarak pasaport alabilirsin fakat Londra'ya gitmek için bir de İngiltere vizesi gerek. Pasaportunu aldıktan sonra vizeye başvurmalısın. Vize işlemlerinin kolaylığı turist olup olmamak farketmiyor. İstenilen belgelerin eksiksiz olması ve gidiş-dönüş amacınızın tamamen belgelenmesi vizenin olumlu olması adına ilk olarak gerekenler. Mal mülk var ise belgelere eklenebilir ama yoksa da her halükarda istenilen miktarlarda nakit olması gerekiyor. Detaylı belge de isteyebilirler ya da başka soruşturmalar da yapabilir ülkeler. Bu yüzden kesinlik söz konusu olmuyor. Zaten size birisi sponsor olmalı ve siz onun hesabının detaylarını istenilen belgelere eklemelisiniz. Öğrenci belgesi olmadan bu şekilde başvuramazsınız maalesef. Kaydı gerçekleşince alabilirsiniz ya da elinizde 60 günden eski olmayan öğrenci belgesi var ise onu kullanabilirsiniz. Üstünde TC kimlik numarası yazıyor olması yeterli kimliğinin. Zaten nüfus müdürlüğü onu da yenilemeyi talep edecektir senin için. Maalesef mezun durumunda olunca öğrenci belgesi alamıyorsun. Üniversiteye kayıt yaparsan o zaman öğrenci belgeni alarak harç ödemeden pasaport alabilirsin. Merhaba ben 24 yaşındayım ve bu dönem mezun oldum henüz diplomayı da almadım temmuz ayı itibari ile harçsız pasaportu alabilir miyim teşekkür ederim ve eğer alamıyor isem defter ücreti 108 lira haricinde hangi ödemeleri yapmam gerek. Teşekkür ederim. Başvurular Nüfus Müdürlüğü'ne geçmeden önce böyle bir şey mümkündü. Şimdi prosedür değişip değişmediğine dair arayarak ya da direkt giderek bilgi almak gerekli. Evet, resmi olarak 18 yaşını dolduran her kişi, bireysel olarak şartları yerine getiriyorsa gerekli belgelerle pasaport için başvuruda bulunabilir. Merhabalar yazınız çok güzel ve faydalı olmuş tebrik ederim. Şunu sormak istiyorum. Defter ücretini nereye yatıracağımı nasıl öğreniyorum. İlgili bankalara ya da vergi dairesine yatırabilirsiniz. Merhaba, kaç yıllık pasaport alırsanız alın ödeyeceğiniz defter bedeli aynı. Hayır sorun olmaz. Mühim olan randevuya gitmeden tüm belgelerin tam olması. Defter bedeli ödeyerek alınan -yani öğrenci olarak- 25 yaşına kadar ancak geçerliliği olabilir. Eğer harç ücreti + defter bedelinin hepsini ödersen istediğin yaşta maksimum süreye kadar uzatabilirsin. Ne harcı? Zaten pasaportun varsa ve 25 yaşına kadar geçerliyse sayfaları bitene dek seyahat edebilirsiniz. Yurt dışı çıkış harç pulunu soruyorsan eğer onu hemen hemen her yurt dışı seyahati için almak zorundasın. 25 yaş altında, öğrenci belgesi olan tüm öğrenciler harç ödemeden pasaport başvurusu yapabiliyor. 25 yaş üstü ve eğitimle ilgili yurtdışına gidecekse de istisna şeklinde alınabilen durumlar var. Vize işlemleri her ülke için farklı ve evet eğer ki ülke vize istiyorsa öğrenciyseniz o şartlara göre belge hazırlayıp, başvurmanız gerekiyor. Buradaki ebeveyn durumu yasal vasi ile ilgili. Çocuk esirgeme kurumundaki işleyişe hakim değilim fakat eminim ki yasal olarak bir vasi atanmıştır ve onun aracılığıyla bu mümkün olabilir. Bulunduğun kuruma sorarak destek alabileceğini düşünüyorum. Bilgilendirme için teşrkkurler cok başarıli bir yazı olmuş. Sonuç olarak doğru mu anliyorum. var olan suresi bitmis olan bordo normal pasaportu ögrenci pasaportuna cevirmek mumkun degil illa 108 lira harc yatirilip yeni bir bordo ogrenci pasaportumu alinacak ? cevap icin tesekkurler.. Süresi bitmiş pasaportlar kullanılamaz. Eğer öğrenci ve 25 yaş altında isen gerekli belgelerle, 108 lira yatırarak, 25 yaşına kadar geçerli bordo pasaport alınabiliyor. Yeniden pasaporta başvurarak, 25 yaşına kadar geçerliliği olan yeni bir pasaport alabilirsin. 2018 yılı için ödemen gereken ücret 108tl. 2019 yılında muhtemelen fiyat değişecektir. Kurallar nasıl işliyorsa onu yaparlar. Yine de bilgi almak için gidip sorabilirsiniz. Yasal vasi olmak durumunda diye biliyorum ama kaldığın kurumdan bilgi alman daha doğru olabilir. Örgün öğretim şartı aranmıyor fakat yurtdışında bir projeye, eğitime yani okulla ilgili bir şeye gitmek için bir amaç göstermek gerekiyor bildiğim kadarıyla. Başvuruda bulunurken teslim alacağınız yeri de genelde belirtiyorsunuz. Yani evde olmazsam şu başvuru merkezinden alabilirim diyorsunuz ve o başvuru merkezine pasaport iade ediliyor, sonrasında gidip elden alınabiliyor. Yeni kimlik şart değil gitmişken her ikisine birden başvuru sağlanabiliyor diye biliyorum. Yurt dışında eğitiminize devam etme durumunuz varsa, okulunuzdan bilgi ve belge alarak ancak başvuru yapabilirsiniz. Öncelikle yazınız için tesekkur ederim. Soracagim soru yukarıda sorulmuş ama yine de emin olmak için veya güncelleme gelip gelmediğini öğrenmek için sormak istiyorum."} {"url": "www.esrageziyor.com/havayolu-sirketlerinin-bilet-fiyati-hilesi/", "text": "Gezinirken harika bir fiyat yakalayıp, acaba gitsem mi dediniz... Ama sonra karar veremeyip, sonra bakarım diye ertelediniz! Hadi aliym izin işi hallolur dediniz ama o da ne, fiyatlar artmış! Yok işte o \"çoğunlukla\" artış değil, havayolu şirketlerinin internet tarayıcıları aracılığıyla yaptığı bir hile. Siteye ilk girişiniz ve hatta bileti almaya doğru gittiğiniz vakit birden anlamsız bir hata ile karşılaşıp başa döndüğünüzde bilet fiyatı değişmiş oluyor. İşte bu durumun asıl sebebi sizin siteye ilk girişinize dair bilgileri arka plana \"çerezler\" yardımıyla kolaylıkla kaydedip, daha sonraki gelişlerinize minik sürprizler hazırlamak. Basit bir \"cookie\" uygulaması ile bunu yapıyorlar. İlla ki fiyat hilesi yapmışlardır demiyorum -zaten bilmiyorum da- ama çoğunlukla sistemleri bu şekilde işliyor. Tabii hal böyle olup, fiyatların yükseldiğini gören bizler \"Aman Allah'ım fiyatlar yükseliyor, koşup almalıyım\" hissiyatıyla daha fazla yükselmeden alayım düşüncesine kapılıyoruz, hatta alıyoruz. İlk olarak, tarayıcınızın o güne ait cookie/çerezlerini silmeniz fiyatı ilk-gerçek haline döndürecektir. İkinci olarak da başka bir bilgisayardan aynı bileti sorgulayıp, bakabilirsiniz. Hatta bunu normalde de yapmanız iyi olabilir. Son ama denemediğim bir yol ise mobilden veya havayolunun varsa mobil uygulamasından kontrol etmek. Bunların hepsi çok basit işlemler, bu yüzden uyanık olmak lazım benden söylemesi. Bir kaç farklı blog'da okumuştum, bunun için web tarayıcıların gizli modlarının kullanılması öneriliyordu. gizli modda iken herhangi bir cookie yazılmadığı için ilgili havayolu şirketi bir sonraki ziyaretinizde sizi tanımlayamıyor ve yeni bir ziyaretçiymiş gibi davranıyormuş."} {"url": "www.esrageziyor.com/hayvanlar-alemini-izleyebileceginiz-canli-kameralar/", "text": "Sosyal mesafe yönergeleri, uzaktan çalışma mecburiyetleri ve dünya çapında genişleyen kapatmalar; bugünlerde çoğumuzun evde kalmasını ve doğa ile daha çok bağlantı kurmamızı sağladı. Büyük 5'liyi aramak için Güney Afrika'ya gidemeyebilir ya da Antarktika'nın kıyı şeridi boyunca penguenleri görmek için gezi yapamayabiliriz ama bir çok kuruluş insanların bu ortamları görmek ve onları bağlı tutmak için canlı web kameralarının linklerini paylaşıyor. Biz de bu yaban hayatı web kameraları sayesinde, kendi oturma odamızda ya da mutfağımızda her türlü canlı ile yüz yüze gelebiliriz. İster geç saatlerde banyo yapan filleri izleyin ister tilkilere göz atın, bu 6 vahşi web kamerası sizi dağlara, ormanlara ve çalıların ardına götürecek. Güney Kaliforniya sahilinde yer alan Pasifik Akvaryumu 20 Macellan penguenine ev sahipliği yapıyor. Buradaki kameradan kayalık ve su altındaki penguenleri izleyebiliyorsunuz. Sadece penguenler de değil aynı zamanda köpekbalıkları, renkli bir tropik resif, hipnotik deniz anaları ve daha fazlası için de farklı kameraları var. Afrika'nın Mozambik sınırına yakın Tempe Fil Parkı'nda bir kaç en büyük fille birlikte başka başka büyük memeli hayvanlar da bulunuyor. Web kamerasını açtığında sesi de açmayı unutmayın; fillerin yanı sıra etraftaki kuşların ve diğer canlıların da sesleri duyuluyor. Filler dışında farklı farklı antilop türleri, leoparlar ve diğer hayvanları da su kenarında görebilirsiniz. Bu akvaryum Amerika'daki en çok çeşitte tatlı su hayvanlarına ev sahipliği yapan akvaryum. Bunların arasında kayalıkların içinde, tırmanarak, su sıçratarak ve suya atlayarak günlerini geçiren Kuzey Amerika nehirlerinde yaşayan su samurları da bulunuyor. Su samurlarını da diğer canlı kameralardaki hayvanları da 7/24 izlemek mümkün. Decorah yakınlarında özel bir mülkün yakınlarında kel kartalların görüntülerini görebilirsiniz. Kamreya tıkladığınızda hemen karşınıza oturan bir kartal çıkabilir. Bir ağaç tepesine kurulmuş bu web kamerası sayesinde kartalların günlük hayatlarına şahit olabiliyorsunuz. Yaklaşık 1.5 dönümlük bir arazide dünyanın her yerinden insanların kurtların doğal yaşamlarını izleyebilmek için birden çok web kamerası yayını kurmuşlar. 1989 yılından beri bu tesis kurtların sağlığı ve güvenliği için de çeşitli eğitimler düzenleyip, bilgilendirmeler yapıyormuş. Siyasi huzursuzluk ve Ebola salgını ile uzayan bir süreçten sonra, Explore. org ve Kongo'nun Gorilla Rehabilitasyon ve Koruma Eğitimi Merkezi, Eylül 2019'da insanların gorilleri izleyebilmesi için bu yayını başlatmış. Yiyen, uyuyan, oynayan bu tehlikeli gorilleri oturduğunuz yerden görmek güzel olabilir. Bunların dışında hayvanlara dair 92 canlı yayın yapan kameralaya da şu linkten ulaşabilirsiniz. Eğer evde vakit geçirmeye dair farklı içerikler arıyorsanız film önerileri, online gezebileceğiniz müzeler ve bir çok ücretsiz içerik bulabileceğiniz bir yazı var burada."} {"url": "www.esrageziyor.com/hostel-nedir-hostelde-konaklamaya-dair-bilgiler/", "text": "Nasıl oldu da bilmiyorum 8 kişiyle aynı odada kalma fikrini çok olağan karşılar oldum. Bundan yıllar önce birisi bana yatakhane gibi bir yerde hiç tanımadığın insanlarla uyuman gerek deseydi eminim günler öncesinden stres yapar ve hostelde kaldığım tüm geceyi de oflayıp, puflayıp zar zor geçirirdim. Halbuki seyahat etmeye başlayan çoğu kişi için ilk seçeneklerden birisi hostel. Haksız da değiller, çoğu zaman en ekonomik seçenek ve bazıları çok da güzel imkanlara sahip. Benim ilk hostel deneyimim 28 yaşında, Barselona'da oldu. Ramazan Bayramı için Barselona seyahati ayarladık ve ben daha çok gezebilmek adına biletimi Fırat'dan 2 gün önceye aldım. 2 gün yalnız kalacak bir yere ihtiyacım vardı ve neden hostel deneyimlemeyeyim diyerek, \"backpacker hostels\" olarak da kendilerini tanımlayan zincir hostellerdenSt Christopher's Inn Barcelona'da kalmaya karar verdim. Bence ilk tecrübe olarak hiç fena değildi hatta beklediğimden daha iyiydi! Hosteller konaklamanın en ucuz ve en kolay yollarından birisi. Genelde yatakhane sistemi olduğu için 4 ila 8 kişilik odalarda konaklamak hostellerin en bilinen yanı. Tabii bu alanın büyüklüğüne göre belki 36 belki 50 kişiye kadar çıkabilir ama ben henüz denk gelmedim. Ranzalar ya da tek tek yatakların bulunduğu bir odada hiç tanımadığınız insanlarla kalmak da hostelin olmazsa olmazı. Hosteller aynı zamanda sosyalleşmek isteyenler içinde, dünyanın dört bir yanından insanla karşılaşabilmeniz adına büyük rahatlık sağlıyor. İstemeyenler de sakince günler geçirebilir, karışan eden yok. Böyle bir sisteme sahip hostel mantığı. Bir de belki çoğunuzun aklında sadece gençlerin kullandığı bir konaklama şekli olarak yer etmiştir ama işin aslı öyle değil. Hemen hemen her yaştan insan hostellerde konaklıyor. Şimdi soru cevap giderek ilk akla gelenleri paylaşıyorum. Hostel diye her oda yatakhane değil. İsterseniz özel odalarda var, 1 ya da 2 kişilik. 2 kişiden fazlaysanız ve sizin sayınıza uygunsa tek bir odayı da tutup kendi grubunuzla birlikte kalabilirsiniz. Ranzalı odaların adı \"dorm\" olarak geçiyor. Özel oda isterseniz \"private\" olarak geçiyor. Odalar genelde kız-erkek ayrı olmakla birlikte karışık oda olan hosteller de var. Siz nasıl bir odada kalmak istiyorsanız ona göre kalıyorsunuz. Yani kız yatakhanesinde \"female dorm\" kalmak isterseniz kimse size karışık yatakhanede kalmanız gerek demiyor, fiyat da değişmiyor. Zaten gitmeden önce rezervasyon yaparsanız, kendiniz nasıl bir odada kalmak istediğinizi de seçiyorsunuz ya da gittiğiniz vakit resepsiyonda sorabilirsiniz. Ranzalarda ben altta yatmak isterim, üstte kalmak isterim derseniz eğer müsaitlik durumuna göre yine resepsiyonda ayarlamayı unutmayın. Yoksa her yatağın bir numarası oluyor ve odaya çıkınca görüyorsunuz ranzanın alt katında mı yoksa üst katında mı uyuyacağınızı. Sanırım her şey bakış açınız ve gitmeden önce bunu, kalacağınız ortamı kabullenmekle başlıyor. Siz otel diye seçseniz ve gittiğinizde belki 8 belki 12 kişiyle aynı odada kalacağınızı öğrenseniz belki ilk etapta şok olursunuz ama bu sefer hostelde konaklayacağım diye gidiyorsanız eğer işler çok daha kolay çünkü en azından beyninize ön hazırlığı yapıyorsunuz. Gittiğiniz ülkenin, şehrin eğer tatil adına yüksek sezonuysa, büyük ihtimal kalacağınız odanın doluluk oranı da o kadar yüksek olacaktır. Odanın içindeki insan sayısı elbette her şeyi etkileyen faktör ama daha önemlisi karakter. İnsanların saygılı oluşu kısa süreli de olsa odada geçireceğiniz zamanlar için aklınızın rahat etmesi adına etkili ama bu sizin elinizde olan bir şey değil. En önemlisi uyku şekilleri ki bu hiç kimsenin elinde değil. Diğerleri uyurken horluyor mu, çok mu ses çıkarıyor, konuşuyor mu, sürekli dönerek ranzadan gıcır gıcır sesler mi gelmesini sağlıyor bilemezsiniz... Ama ben tüm gün çok gezip yorulduğumdan, ilk gecemde bile deliksiz uyuyabildim. Artık kendimi nasıl şartladıysam o ortamda uyuyabilmeye ve keyfini çıkarmaya, uyudum gitti. Zaten odanıza girdiğinizde odada sizden önce insanlar varsa, odanın düzeninden az çok kişilerin davranış şekillerini anlayabiliyorsunuz. Ben ilk odaya girdiğimde dolu olan yataklarda herkesin perdesi kapalıydı, ranzaların altında kilitlenebilen tel dolaplardan sadece 1 tanesinede kilit vardı geri kalanların eşyaları tel dolaplardan rahatlıkla görünüyordu ama odada kimse yoktu! Yani belli ki orada bir güven ortamı var diye düşündüm. İyi yorumlu bir hostel seçtiğinizde, bu gibi konularda içiniz biraz daha rahat oluyor. Uyku için perde sistemi kesinlikle çok rahat, kendinizi özel bir alanda hissediyorsunuz. Benim kaldığım odada ışık köşedeydi, yatakların olduğu kısımda değildi herkesin kendi başucunda bir ışık bir de priz vardı. Yatacağım zaman ben genel ışığı da kapattım, kimse bir şey demedi. Kızların hepsi zaten yatağında, perde kapalı kendi ışıkları açık bir şekilde oturuyordu. Muhtemelen genelde de durum bu şekilde işliyordur. Saat 00:00'a yakın ışıkların kapanması ve ses durumu sıkıntı olmuyordur ama bu tamamen sizin odadaki insanlarla ve onlarla iletişiminizle alakalı. Çok çok rahatsız olmanız durumunda, sabit bir resepsiyon varsa, odanızı değiştirmek de kolay bir seçenek olabilir."} {"url": "www.esrageziyor.com/ilk-defa-kamp-yapacaklara-oneriler/", "text": "Kamp yapmak, doğada yıldızların altında bir gece geçirmek uzaktan bakınca tatlı hayaller ama gerçeklerin içine girince de öyle devam ediyor mu? İşte tam da bu yüzden hiç kamp yapmamış olanlar için hem yapanların tecrübelerini içeren hem de genel olarak bilinmesi gerekenler adına bir yazı hazırladım. Hayaller & gerçekler durumuna dönmemesi için iyi bir plan, gerçek bir beklenti ve doğru eşyalarla yola çıkmak her seyahat türü için önemli; belki kamp için biraz daha çok."} {"url": "www.esrageziyor.com/ingilizce-ogrenmek-ve-gelistirmek-isteyenlere-oneriler/", "text": "Geçenlerde bir araştırma gördüm; Avrupa genelinde herhangi bir yabancı dil bilmeyen nüfus oranının en çok olduğu ülke Türkiye'ydi! Hemen bir kaç sıra ardında ise İngiltere vardı. İngiltere'ye şaşırmış olsam da; İngilizce bilmek dünyadaki hemen hemen tüm bilgiye erişim sağlamak anlamına geldiği için sanırım İngilizler bu konuda çok da büyük bir çaba göstermemiş ama biz aynı şansa sahip değiliz ve maalesef bu konuda çok da iyi değiliz. İster eğitim sistemi diyelim ister kendi tembelliğimiz diyelim biz yabancı dil konusunda yetersiziz. Tabii bu demek olmuyor ki bunu kabullenip, tüm seyahat hevesimizi sırf kendimizi ifade edemeyeceğiz korkusuyla yok sayalım. Denemeden vazgeçmeye gerek yok; çözüm basit, ücretli ya da ücretsiz var olan bir çok yolu deneyerek kendimizi geliştireceğiz. Çoğunluktan farklı olmayarak 12 yıl boyunca ilkokuldan lise bitene dek okullarda İngilizce eğitimi gördüm. Kabul edelim ki devlet okullarında hoca şansınız yoksa ve aileniz size bu yönde bir artı katamıyorsa hepimiz aynı kalıpları öğrenerek yılları geçiriyoruz, benim için de öyle oldu. Tabii ben kendimi yıllarca yabancı dile ilgim olduğundan öğrenebilme konusunda da yetenekli olduğumu sandığımdan temel kısımları öğrenirken pek zorlanmadım. Üniversitede neredeyse hiç İngilizce görmedim, kendimi geliştirmek için özel bir kursa giderek temelimi geliştirdim ama kurs günlerini biraz da tembellikle geçirdiğimdem \"anlıyorum ama tam konuşamıyorum\" kısmındaydım. Ne zaman mezun oldum ve havaalanında çalışmaya başladım, sürekli yabancı turistlerle bir arada olduğum bir işim oldu işte o zaman üstümden konuşma çekingenliğini atıp duyduğum kelimeleri, öğrendiğim kalıpları kullanmaya başladım. Bence benimkisi içinde bulunduğumuz zamana göre geç kalınmış bir konuşma süreciydi ama geç de olsa bir yerden başlayıp, bu özgüveni kazandığım için mutluyum. Dahası işime yarıyor, bu kadar seyahat ederken İngilizce bilmiyor olsaydım eğer gezip gördüğüm yerleri iyi anlamak açısından eksiklik yaratırdı. Bir şeyler soracağım zaman el kol hareketleri yetmediği zaman bunu kelimelere dökmek isteyip de dökemiyor olsam sanırım çok çaresiz hissederdim. Sırf bu özgürlük için bile İngilizce öğrenmeye değer. Hepimizin kabul ettiği bir gerçek var ki okulda öğrenmemiz gerekip de yetersiz gelen bir çok şey için özel bir kuruma ya da kişiye ihtiyacımız var. İngilizce kursu da bence para harcamaya en değer olanlardan. Hatta bunu yabancı dil kursu diye genelleyebilirim. Kursların sistemi günden güne daha da gelişmiş durumda. Size sadece belirli saatte bir odaya gelin diyerek dil öğretmiyorlar; interaktif dersler yapıyorlar, istediğiniz yerden kendi çalışma planınızı yaparak multimedya olarak öğrenmeye devam edebiliyorsunuz, ne kadar yol kat ettiğinizi görmek için de sizi strese sokmayan ölçüm ve değerlendirme yöntemleri kullanarak çabaladığınıza değdiğini görüyorsunuz. Gerçi benim bunları yazarken aklıma gelen yer Wall Street English çünkü onların eğitim sistemine aşinayım ve kullandıkları hem dinleme hem konuşma hem de yazma üstüne harmanlanmış methodları ile sözde değil de gerçekten başarı garantisi verebilmesi bu işi farklı ve kaliteli yaptıklarını gösteriyor. Tabii başarı garantisi demişken şunu da es geçmemek gerek; siz gerekli çalışmaları yapmazsanız kimse sizin beyninize yabancı bir dili çiple yerleştirir gibi koyamaz, keşke olsa ama yok 🙂 O yüzden profesyonel bir eğitim alırken ne kadar çabalarsanız, kendi kendinize öğreneceğinizden çok daha hızlı ve doğru yol katedersiniz. Eğer İngilizce hiç bilmiyorsanız ya da her şeyi baştan almanız gerekiyorsa ilk olarak profesyonel bir eğitimle doğru bir İngilizce öğrenme süreci planlamanızı öneririm. Gideceğiniz kursun esnek programları, kişiye özel ilgisi, sadece İngilizce konuşulan bir ortam olması, sonuç garantisi vermesi ve uluslararası standartlarda olmasına dikkat etmelisiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/internetteki-ucretsiz-icerikler/", "text": "Bugünlerde bir çok internet arşivcisi, kaynaklar, dergiler, kitaplar, uygulamalar derken internetten ulaşabildiğiniz, aklınıza gelebilecek bir çok konuda ücretsiz içerikler var. Bir çoğu ücretli iken bu salgın günlerine özgü belli bir zamana kadar içeriklerinin ya tamamını ya da bir kısmını ücretsiz olarak açtı, bazıları zaten hep ücretsizdi. Her ne kadar durumlar kötü olsa da böyle şeylere ulaşmak ve denemek adına bir fırsat olarak görebiliriz bunları. Eğer 2500'e yakın sergi ve müzeyi gezmek için link arıyorsanız onu da bu yazımda paylaşmıştım. SPOR/ Down Dog : Normalde ücretli olan uygulama 1 Mayıs'a kadar ücretsiz. Eğer öğrenciyseniz ya da -edu uzantılı email adresine sahipseniz 1 Temmuz'a kadar ücretsiz. Üye olurken ona göre üye olabilirsiniz. Sonrasında da yoga, egzersiz gibi günlük hareketlenme için uygulamadan ilerleyebilirsiniz. KİTAP / E-Kitap : 4.100 kitap bulunan bu linkte inceleme kısmı size düşüyor. KİTAP / Adam Fawer : 3 ayrı kitabı ister. pdf ister. epub olarak ücretsiz olarak indirebilirsiniz. KİTAP / Cambridge University Press :Cambridge Core'da yayınlanan 700'den fazla ders kitabı bu linkten Mayıs ayının sonuna kadar ücretsiz olarak erişime açılmış. KURS / Coursera : Bir çok alandaki kursa ücretsiz olarak kayıt olarak derslere erişilebiliyor. Sertifika almak isterseniz o zaman ücret ödemeniz gerekiyor. KURS / Khanacademy : Daha çok lise ve altındaki öğrenci grupları için ücretsiz Türkçe dersler olan bu web sitesi de yanlış bilmiyorsam her daim ücretsiz olanlardan. İşe yarar güzel içerikler var. KURS / Openculture : Bu sitede de benim yaptığım listelemenin yaklaşık 1500 seçenekli hali var ve hemen hemen tüm kurslar ücretsiz. Bir çok konuda bir çok kurs bulabileceğiniz için biraz incelemek gerek. İçinde seyahat geçen filmler izlemek istiyorsanız burada da size 11 film önerim var. DİJİTAL / Google Garaj : Özellikle dijital pazarlamaya ve Google servisleri konusunda uzmanlaşmak isteyenler için ücretsiz olarak, sertifikalı eğitimler sunuyor. Türkçe dil seçeneği var. Benim çok ilgimi çekenlerden birisi. ÖĞRENME / Curious : Yaşam boyu öğrenmeye inananlar için sadece akademik konularda değil, bira demleme, boru lehimleme, organik bahçecilik gibi bir çok konuda sizin seçiminize göre 5, 15 ya da 30 dakika süreli seçtiğiniz öğrenme konularını size email olarak gönderiyorlar. İNGİLİZCE / Memrise : Eğer sık sık İngilizce yeni kelimeler öğrenmek istiyor ya da nereden başlasam diyorsanız bu siteye göz atabilirsiniz. İNGİLİZCE / Duolingo : Bir çok kişinin deneyip bir yerden sonra bıraktığı bir uygulama gibi geliyor bu bana ama gerçekten bir çok dilin başlangıç seviyesi için bence kullanışı güzel. Uygulaması da var ve kullanımı gayet kolay. İNGİLİZCE HABER / Newsinlevels : Eğer İngilizcenizi geliştirmek adına günlük haberler okumak istiyorsanız bu sitede aynı haber 3 farklı seviyede okuyucuya sunuluyor. EĞİTİM / KOSGEB : Uzaktan öğrenme ile hazırlanan eğitimleri ücretsiz olarak alabilirsiniz. EĞİTİM / İstanbul İşletme Enstitüsü : Bir çok eğitim bulabileceğiniz bir platform. Eğitimler sonrası sınavlarla online sertifika alabiliyorsunuz. KODLAMA / Freecodecamp : Kodlama öğrenmenin tam zamanı diyorsanız eğer ücretsiz olarak bu siteden başlayabilirsiniz. KODLAMA / Beeacademy : Bu sitede de özellikle çocuklar için kodlama eğitimi ücretsiz görünüyor. Videoları eğlenceli hale getirerek öğretmeyi amaşlamışlar. 6-14 yaş arası çocuklar için ya da bence zaten hiç bilmiyor ve merakınız varsa kendiniz için bakılabilir. Udemy, FutureLearn, Adison online kurs ve eğitimlere bakabileceğiniz yerlerden. Diğer gözüme çarpan sitelerden Neoskala var. Her bir site, eğer ilginizi çekerse, dakikalarca zaman geçirebileceğiniz içeriklere sahip. Umarım vaktinizi kaliteli geçirmenize biraz da olsa yardımcı olurlar. Tekrar hatırlatayım, siz de favori uygulama/web sitelerini yorum olarak yazabilirsiniz, böylece herkes daha çok yararlanır."} {"url": "www.esrageziyor.com/isvicrede-ulasim-rehberi-ve-zurichcard/", "text": "Ah ne çok beynimi bulandırdı bu sistemi çözmek. Hayır, tam çözemedim sadece anlayıp yol yordam bulmayı öğrendim! İlginçlikler ve dakiklikler içeriyor. Otobüsleri için özel araştırmalarım olmadı ama tren yolları için bayağı bir bakındım, kullandım ve hayır özümseyemedim ama hiç kaçırıp, yanlışına da binmedim. Turist günleriniz için \"size kadar\" bilgilerimle yazıyorum, işinize yarayacak biliyorum. Sisteme bakacaksınız karışık gelecek, neden sadece bir tane tren firması yok, bi SCC yazıyor bir başka, amaaan demeyin. Öncelikle size şöyle söyleyeyim ki 1 hafta kaldık, her gün ama her gün bir çok toplu taşımayı kullandık ama sadece 1 kez kontrolöre denk geldik. Yani kimse aslında biletinize bakmıyor binerken ama cihazlar var okutmanız gereken. Sadece trene ya da otobüse bindiğinizde kontrolör varsa biletiniz kontrol ediliyor. Bu demek olmuyor ki biletsiz gezinebilirsiniz. Gezinmeyin derim ama en fazla 80 İsviçre Frangı ceza ödersiniz, turist olmanız farketmeksizin. Yani göze alıyorsanız bir kaç küçük heyecan da yaşayabilirsiniz neden olmasın. - Swiss Travel Pass Eğer ki bu kartı alırsanız İsviçre'nin bütün kantonlarında (75 şehir-kasaba) aldığınız gün kadar tren, kara ve su yolunda ücretsiz olarak kullanabiliyorsunuz. Dağ tren hatlarında %50 indirim sağlıyor. 26 yaş altı kişilere bilet fiyatları daha uygun. Bilet fiyatları 1. sınıf, 2. sınıf olmasına ve 1 ay içinde 3,4,8 ya da 15 gün birbirini takip eden günlerde ya da ayrı ayrı günlerde kullanmanıza göre değişiyor.3 birbirini takip eden gün 26 yaş üstü Swiss Travel Pass 216 Frank iken, esnek olan Swiss Travel Pass 248 Frank. Diğer günlerin fiyat bilgilerine deşuradanbakabilirsiniz. - Swiss Half Fare Card 1. 1 günlük SwissPass. Yukarıdak Travel Pass'in 1 günlük versiyonu ve tüm gün boyunca kullanmak 75 Frank. Detayları incelemek isteyenlerburaya. 2. Diğer bir seçenek ise Supersaver biletler. İsviçre'de bir bileti aldığınızda o bileti tüm gün kullanabiliyorsunuz. Eğer belirli bir saat için alırsanız fiyatta ciddi oranda indirim oluyor. Öncesinde de half fare yani indirimli kartınızı da kullanırsanız iki şehir arasında 5 Franga bile seyahat edebilirsiniz. - Zurich Card Bu kartla tüm Zürih kantonunda elinizi kolunuzu sallayarak gezebiliyorsunuz değil. Zuich Cardınızı satın aldığınızda; gerek internette gerek turizm ofisinde broşürü var hangi bölgelerde geçerli olduğuna dair. Bu kartın 24 saat ve 72 saat olmak üzere 2 seçeneği var ve kesinlikle tek tek bilet alıp binmeye göre çok avantajlı. Hepsini geçtim, güzel havalarda hep yürüyerek gezecek olsanız bile havaalanından şehir merkezine gelip, bir de geri havalaanına dönecekseniz 24 saatlik kartın fiyatı daha uyguna geliyor. 72 saatlik olansa \"otele de yürümeyelim de enerjimiz kalsın\"a yardımcı oluyor. Bu kart yine belirlenen bölgeler içinde kara, deniz ve tren yollarının hepsinde geçerli. Bazı nehir gezisi yaptıran tekneler özel olabiliyor sadece binmeden önce sorarsanız gereksiz ücret ödememiş olursunuz. Bu kartın en güzel yanlarından bir tanesi de tabii ki nehir gezisi, nehrin bir ucundan diğer ucuna gidebiliyorsunuz. Aynı zamanda bu kartı alınca şehirde görülmeye değer onlarca müzeye ücretsiz girebiliyor ve diğer bir çoğunda da indirim kazanıyorsunuz. Yani tam bir şehir turu yapıp bir kaç gün boyunca Zurihi tanıma niyetiniz varsa çoğu şehir kartı gibi ZurichCard çok avantajlı oluyor. 2017 yılında 24 saatlik kart 25$ , 72 saatlik kart ise 50$. Geri kalan tüm avantajlarını incelemek, broşürleri görmek isterseniz deburayatık tık. Tabii ki kartlar bu kadar değil ama siz zaten dahasına ihtiyaç duyuyorsanız orada uzuuun bir süre kalacaksınızdır ve ihtiyaçlarınıza uygun olanı değerlendirmeniz mümkün. Bir de İsviçre'den başka şehirlere geçmek isteyenler için 1 öneri bir de küçük ipucum bir de benden söylemesi' kısmı olacak. İpucum ; eğer ki tren yoluyla İsviçre'den başka bir ülkeye geçmeyi düşünüyorsanız, gideceğiniz ülkenin tren yollarından muhakkak trenleri ve fiyatlarını kontrol edin, yüksek ihtimal daha uygun olacaktır. Çünkü biliyorsunuz İsviçre gerçekten çok pahalı bir ülke. Önerim ise Flixbus adındaki otobüs firmaları. Özellikle İsviçre'deki tren fiyatları dudağımı uçuklattıktan sonra arayışa girip bu firmayı bulmuştum, yeri de hemen Zurih'te ana tren istasyonunun arkasında kalıyor zaten. Araştırınca Türkçe bir web sitelerinin bile olduğunu görüp, fiyatlarıyla da beni mutlu etmişti. Vaktiniz var ve çevre ülkelerdeki şehirlere gitmeyi düşünüyorsanız bakmadan geçmeyin derim. Sitesini deşöylebırakıyorum. Benden söylemesi : Çok uzatmışsın Esra biz araba kiralayacağız derseniz o da olur. Pekala da güzel olur. Yalnııız Türkiye'de uyguladığınız trafik kurallarını sakince yere bırakın ve her şeye sıfırdan başlayın. Tüm tabelaları, ışıkları dikkate alıp yayayı gördüğünüz an durun; yayanın karşıya geçip geçmeyeceğini anlamasanız da durun. Bir de otoparklara harikulade paralar bayılmaya hazır olun, başkasının kiralık yerine de park etmeyin derim bir de kiralık araba çekildi derdi olmasın. Bunlar tamamsa bence de arabayla gezmek gibisi yok."} {"url": "www.esrageziyor.com/kabin-bagajinda-tasinabilecekler/", "text": "Lowcost havayollarının hayatımıza girmesi ve kabin bagajı dışındaki eşyalarımız için fazladan ücret ödememizin gerekmesiyle birlikte bir çok kişi sadece kabin bagajına sığarak seyahat etmeye başladı. Ben oldum olası az eşya severdim fakat sık seyahat etmeye başlayıp, döviz kurlarının git gide yükselmesi daha da ekonomi yapmaya yöneltti. Son 2 yıldır seyahatler için yanımıza yiyecek bir şeyler de almaya başladım ve bunları da hep kabin bagajı kuralları uygunluğuna göre seçmem gerekti. Özellikle son 1 yıldır sık sık Airbnb'den mutfağını kullanabileceğimiz evler seçerek, yanımızda götürebildiğimiz yiyeceklerle; seyahatlerdeki yemek bütçesini fazlasıyla düşürmüş olduk. Evet insan gittiği yerlerde bazen dışarıda meşhur bir şeyi varsa yemek istiyor ama kimsenin de böyle bir mecburiyeti yok. Bu mecburiyeti hissetmeyenlerden olduğum için de yanıma aldıklarım bana ne kadar az harcatıyorsa o kadar mutlu oluyorum, çünkü bir sonraki seyahatim için her şey daha kolay oluyor. Yine Instagram'da kabin bagajına yiyecek olarak neler aldığım konusunda konuşurken, Instagram'da benim gibi seyahat edip kabin bagajlarına yiyecek olarak ne aldıklarını sordum ve gelen cevaplar sonucunda kalıcı bir yazı yazmanın çok daha yararlı olacağını düşündüm. Cevap veren herkese tekrardan teşekkür ederim. Kabin bagajı aldığınızda dikkat etmeniz gereken ilk kural; sıvılar! Çünkü kabin bagajında taşımak için sıvı kısıtlaması prosedürüne dünyanın hemen hemen her havaalanında dikkat ediyorlar. Ana kural şu; 1 litrelik ağzı kilitli poşet ve içine her biri en fazla 100ml olacak şekilde, toplamda 1 litreyi geçmeyecek sıvı alabilirsiniz. Her bir el bagajında sadece 1 poşet taşınabilir. Tek bir şişe 100ml'i geçiyorsa onu almayın. Şişe 200ml ya da daha büyük ama içindeki sıvı 100ml'den daha azsa onu da almayın. - Su, şurup, içki dahil her türlü sıvı - Kremler, losyonlar, yağlar, parfümler, maskara dahil - Tıraş köpükleri, deodorantlar - Diş macunu dahil her türlü macun kıvamındaki maddeler - Reçel, bal, yoğurt, pekmez ve salça gibi tam katı halinde olmayan - Kontak lens sıvıları - Şampuanlar... vb. İlaçlar, bebek sütü&yemekleri gibi özel ihtiyaçları, içeriği gösterilebilir ve uygunluğu kanıtlanabilir şekilde yanınıza alabiliyorsunuz. Tabii bunun için önceden uçacağınız havayolunun müşteri hizmetlerini arayarak, ne yapmanız gerektiğini öğrenmenizi tavsiye ederim. - Paket ekmek, vakumlu lavaş, kuruyemişler, kuru meyveler, grissini - Çabuk çorba, tarhana - Kek, börek, poğaça gibi hamur işleri, kısır, sarma - Konserveler - Makarna, noodle, yulaf, kahvaltılık gevrekler - Vakumlu peynir, vakumlu zeytin, vakumlu sucuk - Salam, domates, salatalık, muz, üçgen peynir - Poşet çay, kahve, Türk kahvesi - Bisküviler, protein barlar ve enerji verecek diğer kuru gıdalar Yiyecek listesi uzar da gider, benim ilk etapta bir araya topladıklarım bunlar. Eğer yazdığım kategorilerin içine girmeyen ve kabin bagajınıza alarak tecrübe ettiğiniz şeyler varsa lütfen yorum olarak yazın ki, belki bir başkasının kararsızlığını gidermiş olursunuz. Yazdığım yiyeceklerin hepsi tecrübe edilip, kabin bagajına alınabilmiş şeyler fakat unutmayalım ki her zaman kurallar değişebilir, güvenlik görevlileri insiyatif alabilir. Benim bugüne dek çantamdan çıkartılan bir şeyim olmadı ama böyle bir yazı yazmışken bu uyarıyı yazmadan geçemedim. Evde sık sık kullandığınız ama yanınıza alıp almamakta kararsız kaldığınız basit gündelik elektronik eşyalar da oluyor eminim. - Saç kurutma makinesi, saç düzleştiricisi, saç maşası, seyahat ütüsü, elektirikli tıraş makinesi, laptop, kamera, tablet gibi eşyaları yanınıza alabilirsiniz. - Silah ve ateşli silahlar, delici ve kesici aletler, patlayıcı maddeler, olta, matkap ve benzeri iş aletleri... Gelecek yazılardan haberdar olmak ve yeni seyahatlerimi görmek için beni takip etmeyi unutmayın! Merhaba, Avrupa Birliği ülkelerine Türkiye'den süt ve süt ürünleri sokulması yasak diye biliyorum, bilginize. Merhaba, benim bahsettiğim kendimize kadar olan miktarı. Ben bugüne dek 10'dan fazla seyahatimde paket peynir yanıma alarak seyahat ettim, hiç sıkıntı yaşamadım. Tabii benim tecrübem kimse için garanti oluşturmaz ama genel durum böyle. Amerika ya girişte özellikle açık sebze ve et, süt ürünlerinde çok sıkı kurallar ve para cezası var."} {"url": "www.esrageziyor.com/kendi-seyahatinizi-nasil-planlarsiniz/", "text": "Bugüne dek kendim için 100'den fazla seyahat planladım. Bazıları kısa süreli bazıları uzun süreliydi ama her aşamasında interneti kullanarak hemen hemen aradığım her şeye ulaştım ve planladım. Bazı zamanlar bilgi edinmesi mümkün olmayan şeyleri de yola bıraktım. Siz yola çıkmaya karar verdikten sonra sağlık dışında yolda çözülmeyecek, öğrenemeyeceğiniz pek bir şey yok gibi. O yüzden tur şirketleri olmadan nasıl seyahat ederim, kendi turumu kendim nasıl planlarım ya da çok istiyorum ama hiç tecrübe etmedim diyenler için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aşama aşama hem kullanabileceğiniz web siteleri hem de mobil uygulamalarla size kendi basit planlamalarımı nasıl yaptığımı anlatacağım. Tek ihtiyacınız olan biraz zaman. İnternet alışverişlerinizde her zaman sanal kart ve 3D ödeme yöntemini kullanın. Alışveriş yapmadığınız zamanlarda kredi kartınızı internet alışverişlerine kapatabilirsiniz. Kart güvenliğinizi sağladıktan sonra seyahat alışverişleriniz için çekinmeniz gereken hiç bir şey yok. Planlama aşaması herkesin onlarca soruyla karşılaşıp seyehat etmekten şak diye vazgeçtiği aşama. Hayır işte, burada adım atın. 2 önerim var; eğer er ya da geç yurt dışına seyahat edeceğinden eminsen kendine 10 yıllık bir pasaport çıkar. Pasaportu aldıktan sonra \"Pasaportum da yok, şimdi bunun için pasaport gerek düşüncelerin hazır pasaportum da var hadi gideyim\"e dönüşecek. Bu yüzden bütçenin uygun olduğu bir an kendine bir iyilik yap ve pasaport al. Nasıl alabileceğini bilmiyorsan onu da detaylıca \"Pasaport nasıl alınır?\" yazımda anlattım. İkinci önerim ise seyahat etmek isteyip ama bunu sevip sevmeyeceğinden emin olmayanlara; er geç yenilemek durumunda olduğun kimliğini yenisiyle değiştir ve sadece kimlikle seyahat edilebilen ülkelerden birisine seyahat planla. Ukrayna'da Lviv, Gürcistan'da ise Tiflis ilk önerim. Her ikisinin de kendi para birimi var ve değeri Türk Lirasıyla neredeyse aynı, yani çok harcar mıyım derdin olmaz. Kimlikle seyahati önerme sebebim de belki seyahat etmenin sana göre bir şey olmadığını fark edeceksin ve en azından gereksiz yere pasaport almamış olacaksın. Çünkü bir şeyi herkes yapıyor diye yapmaya gerek yok ama bence seyahat etmek parayla satın alabileceğin en iyi deneyimlerden! Gitmek istediği ülkeyi bilenler için önceden bir kaç alternatif tarih belirlemesi en iyisi. Çünkü havayolları sık sık kampanya yapıyor ve o kampanyalarda gitmek istediğiniz ülke için direkt olarak size uygun tarihlere bakar ve güzel bir bilet alabilirsiniz. Unutmayın, kampanya olduğu zaman kararsızlık yaşayıp sonraya bırakırsanız biletlere her baktığınızda fiyat artar ve siz ilk gördüğünüz fiyata bilet bulamayacağınız için almaktan vazgeçersiniz. Üzücü. Aşağıda yazdığım hiç bir şeyler uğraşmak istemiyor ya da hızlı yanıtlar arıyorsanız benim için ulaşıma dair her şeyin sitesi Rome2rio. com. Uygulaması da web sitesi de var. İster Adana'dan San Francisco'ya nasıl gideceğinize isterseniz de evinizden en yakın markete nasıl gideceğinize bakın ama ülke şehir ya da mahalle değiştirirken hiç farketmez ne araç kullanacağınızı merak ediyorsanız bu siteyi kesinlikle kullanın."} {"url": "www.esrageziyor.com/kharkiv-gezi-notlari/", "text": "Ukrayna'da gezdiğin son şehir Kharkov oldu! Kharkiv, Harkov ya da Harkiv, artık siz hangisini söylerseniz hepsi doğru. Lviv ve Kiev üstüne yine de bıkmadan Ukrayna'ya gitmeye devam ediyorum çünkü ekonomik olarak ülke içinde bir haftasonu rotası bütçesinde harcama yapmak yetiyor. Tabii bu dediğim için uygun uçak bileti bulmuş olma şartı da var. Vize:Umuma mahsus pasaport sahipleri 60 gün; diplomatik, hususi ve hizmet pasaport sahipleri ise 90 güne kadar Ukrayna'ya vizesiz seyahat edebiliyor. Biyometrik kimlik belgesi ile de vizesiz seyahat mümkün. Konum:Ukrayna'nın kuzeydoğusunda, Rusya sınırına yakın bir konumda yer alıyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/kiev-11-mirrors-design-hotel/", "text": "Kiev'de 2 gece boyunca konaklayıp, kahvaltılarına bayıldığım otel 11 Mirror Design! Şehir gezisi yapacağım zamanlarda merkezi konaklamak büyük rahatlık oluyor çünkü hem yürüyerek bir çok yer görmeye imkan tanıyor hem de merkezilik, toplu taşımaya da yakınlık anlamı taşıdığı için daha uzak yerlere gitmek için ulaşım araçlarına hızlı erişim imkanı sağlıyor. Ukrayna'daki ilk ve tek Deisgn Hotel kategorisindeki 11 Mirrors, odalarından görünen St. Volodymyr Katedrali manzarası ve Ulusal Opera Binası'na 5 dakikadan az yürüme mesafesinde olmasıyla kesinlikle Kiev'de konaklamak için harika bir seçenek! Butik otelin kişiliği ile prestijli bir zincir otelin hizmetini sunuyor olması konaklamanıza değer katan en önemli unsur. 11 kata yayılmış 49 odası; zarif bir şekilde minimalist, geniş cumbalı pencereler ve aynalar ile modern bir köşe sunuyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/kiev-gezi-notlari/", "text": "Ukrayna, Türk vatandaşlarının çipli kimlikle gidebileceği ülkeler arasına eklenir eklenmez sanırım yeni favori ülkelerimizden birisi oldu. Sanırım da değil basbayağı favorimiz oldu. Birisi bana yurtdışına çok çok çok çıkmak istiyorum ama...'lı bir cümle kursa, ben de O'na \"bak o zaman sen ne yap biliyor musun, hiç pasaport almakla da uğraşma Ukrayna'da bulduğun bir şehre bilet al ve git\" diyorum. Çünkü bu şekilde başlamak en kolayı. Benim Kiev'e gitme amacımsa bulduğum ucuz biletti. 38$ tek kişi, git gel fiyatı. Aldığım günkü kura göre de sadece 140 liraya denk düşmesi, bu bileti almazsam olmayacağının apaçık göstergesiydi. Bunu sağlayan Ukrayna Havayolları'nın kampanyası ve minik bir not bu bileti 10 ay önceden satın aldığım için bu kadar uygun fiyata denk geldi. Bu havayollarına dair seyahat tecrübemi ve detayları da şuradaki yazımda anlattım. Hangi havayolları ile Kiev'e uçabilirsiniz, çipli kimlikle Ukrayna'ya giriş nasıl oluyor, yanınıza hangi dövizi almalısınız, Ukrayna'da telefon hattı almak nasıl oluyor gibi sorularınız için \"Ukrayna'ya Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler\" yazımı okumanızı tavsiye ederim. Borispol Havaalanından Şehir Merkezine Ulaşım : Burası Kiev merkeze 33 km uzaklıkta bulunan ve uçuşların çoğunun gerçekleştiği havaalanı. Havaalanından şehir merkezine ulaşmak kolay ama Kiev diğer Ukrayna şehirlerinden biraz daha pahalı. Bunu havaalanı ulaşımından anlamak mümkün. Lviv havaalanından şehir merkezine giden otobüs 5 grivna iken burada en uygun ulaşım 68 grivnaya denk geliyor. Otobüs: Skybus isimli ayakta da yolcu alan bir otobüs firması sizi metro istasyonlarına kadar götürüyor. İlk metro istasyonunda ineceğiniz zaman 60 grivna, daha ilerideki bir istasyonda ineceğiniz zaman 100 grivna ödemeniz gerekiyor. Taksi: Havaalanındaki taksicilerin şehir merkezi için verdiği ilk fiyat 500 grivnaydı. Biz pazarlık yapmadık ama anlaşılan 300 grivna ortalamasında şehir merkezine ulaşım sağlanıyor. Uber, Yandex Taksi, Ulkon: Bunların hepsi telefonunuza uygulamayı indirip, araç çağırabileceğiniz uygulamalar. Genel manada taksilerden daha uygun oldukları biliniyor. Eğer ki ulaşım için böyle bir uygulama kullanacaksanız Ukrayna'ya gitmeden önce telefonunuza uygulamayı indirip, kesinlikle giriş yapmanızı öneririm. Sonrasında sıkıntı yaşamazsınız. Havaalanından ücretsiz internet var fakat kapıdan çıkınca çekmiyor. O yüzden araç çağıracaksanız içerideyken çağırıp, dışarıda bekleyin. Bir de siz Arrival kısmından araç çağırdığınızda, harita sizi Departure katında algılıyor, yani bir üst katta, o yüzden çağırdığınız araca not düşün ya da üst kata çıkıp araç çağırın. Nasıl isterseniz. Biz Uber çağırıp, Anavatan bölgesine gittik ve 250 grivna ödedik. Bu tip uygulamalarda günün saatine ve trafiğin durumuna yani yoğunluğa göre fiyatlar hep değişir. O yüzden fiyatları 5 dakika arayla kontrol edebilirsiniz. İsterseniz bir kaç uygulama indirip, uygulamalar arası fiyat değerlendirmesi de yapabilirsiniz. Zhuliany Havaalanından Şehir Merkezine Ulaşım :Bu havaalanı ise Kiev'e 7km uzakta olduğundan ulaşım daha ekonomik. Yine otobüs, minibüs ya da trolleybus kullanarak ortalama 8 grivna karşılığında metro istasyonlarına ulaşmanız mümkün. Taksi fiyatları da ortalama 100-150 grivna. Kiev İçi Ulaşım :En azından 3 gününüz varsa şehrin bir çok yerini yürüyerek gezebilirsiniz. İsterseniz de 3 farklı renkteki metro hattını ya da Uber gibi uygulamaları kullanabilirsiniz. Metroların en güzel yanı hem istasyonlarda hem de metroların içinde durakların isimlerinin İngilizce yazıyor olması. O yüzden nereden aktarma yapıp, nerede ineceğinizi bildiniz mi metro ile ulaşım çok kolay. Sadece metrolarda daha fazla tedbirli olmanız gerek diye uyarılar yapılıyor, bu yüzden eşyalarınıza dikkat edin. Tek yön metro bileti 8 grivna. Günlük ya da bir kaç günlük turist kartı gibi bir şeyler var mı diye aradım fakat bulamadım. Plastik jetonlarınız alıp metroya binebilirsiniz. Bazı istasyonlar çok fazla derinde olduğu için kapalı alan korkunuz varsa bu durumu değerlendirmenizi öneririm. Kiev, Ukrayna'nın en büyük şehri ve aynı zamanda da başkenti. Başkent olmasıyla birlikte geniş yollarında zaman zaman trafik de oluyor. Bu yüzden merkezi bir yerlerde ya da metro istasyonlarına yakın konumda bir yer seçmek şehri gezmek adına en avantajlısı olacaktır. Yürüyerek gezebilmek adına özellikle opera binasını ve bağımsızlık meydanını ana nokta alarak yer arayabilirsiniz. Bizim 2 gün boyunca 11 Mirrors Design Hotel'de misafir olduk. Hem konum olarak hem hizmet olarak neredeyse kusursuzdu. Kendisi ekonomik seçeneklerden değil ama farklı bir deneyim arıyorsanız size göre olabilir. Eğer tam olarak merkezi yerlerde kalmak istiyorsanız, arama çubuğuna yazmanız gereken yerler şunlar; Independence Square, Khreschatyk Street. Pechersk ve Shevchenkivskyi mahallelerinin de merkez kısmına yakın taraflarında bir yer bulursanız yürümek kolay olur ya da yine bu mahalleler içinde metro istasyonlarına yakın bir yer bulursanız ulaşımınız yine kolay olur. Airbnb aramalarınız için daha spesifik olarak şunları yazarak arama yapabilirsiniz; Kontraktova ploshcha, Universytet, Olimpiiska, Arsenalna. Daha önce Kiev'e gidip, önerilen 2 hostel var; Dream House Hostel, Good Dreams Hostel. Fakat siz yine de yorumlarına ve konumlarına bakmadan karar vermeyin. Kiev'i düşününce aklıma gezilecek yer olarak gelen ilk şey kesinlikle kiliseler. Çok çok fazla kilise var bu şehirde. Şehrin binaları 14. yüzyıldan beri değişerek günümüze gelmiş, bu da 30'dan fazla mimari stili birleştiriyor. Bu yüzden size önerim, yazdığım gezilecek yerleri haritanıza işaretleyerek kendinize gün ve zaman planı yapmanız. Çünkü şehirde gezilecek yerlerin küme küme sıralanmış gibi. Her kümede birbirine yakın görülecek yerler bulunuyor ve harita üstünde işaretleme yapınca her küme kendiliğinden ortaya çıkıyor. Google Maps ya da Maps. me uygulamalarını ücretsiz olarak indirebilir yine bu uygulamalardan gideceğiniz ülkenin ya da şehrin haritasını ücretsiz olarak çevrimdışı kaydedebilirsiniz. Bir de söylemem gerek ki Kiev'de farklı bir uygulamaya rastladım. Bir yere giriş ücreti var bir de aynı yere giriş artı profesyonel makine ile fotoğraf çekim ücreti var. Örneğin Mağaralar Manastırı'na kişi başı giriş 50 grivna ise, makinenizle fotoğraf çekmek istiyorsanız 30 grivna daha ödemeniz gerekiyor. Telefonlarla çekim yapmak serbest fakat makine işin içine girdiğinde bunu talep ediyorlar. Bazı yerlerde sık sık görevli geziyor, bazılarında ise makinenizi kullanabiliyorsunuz elbette ama bu durumun bana garip geldiğini söylemem gerek. Kiev bir sebepten kubbeler şehri olarak anılıyor. Sebep de Rus döneminden günümüze kadar inşa edilen yaklaşık 950 kilise ve katedrale sahip olması. İsimleri orijinal ismiyle yazıyorum ki hem konum olarak hem gerektiği zaman bulmak zor olmasın. -Saint Michael's Golden-Domed Monastery"} {"url": "www.esrageziyor.com/kis-seyahatleri-icin-ayakkabi-onerileri/", "text": "Son bir kaç yıldır kış aylarında seyahatlerimiz çoğaldığı için giyim kuşam da haliyle başka türlü önem kazandı. Ben her ne kadar üşüyen bir insan olmasam da hasta olmamak adına sıkı ve donanımlı giyinmeyi seviyorum. Bu yüzden de bu aralar kış soğuğunda beni üşütmeyecek, karlı havalarda yürürken su almayacak ve tabanı kaymayan yeni bir bot arayışına girdim ve Instagram'dan öneri istedim. 5 kişi öneri için yazmışsa 50 kişi sonuçları bizimle de paylaşır mısın diye yazınca ben de iyisi mi hızlıca bir yazı yazayım, kim ne söylediyse toparlayayım da herkesin işine yarasın istedim. Başlarken ilk önerim bu botları kesinlikle denemeden almamanız gerektiği. Her markada numara bir ya da yarım beden değiştiği gibi, aynı markanın farklı modellerinde bile numara değişimi olabiliyor. Diğer önemli bir nokta ise belli başlı terimleri bilmek çünkü bazılarının öyle isimleri var ki sanırsın ayakkabının altından motor çıkıp ateş alacak ve biz çizgi filmlerdeki gibi uçacağız. Biri kumaş diğeri tabanı belirten şu iki kelimeyi yazıyorum ben size, kolayca fikir versin diye. Vibram :Tabanla ilgili bir terim. Bu malzeme hafif, esnek ve yüksek sürtünme katsayısına sahip olduğundan aslında karda ve ıslak zeminde kayan bir malzeme. 4 kategoriye ayrılmış ve günlük kullanım, trekking, dağ yürüyüşü gibi taban çeşitleri olduğundan siz ne için alıyorsanız onu söylemenizde fayda var. Ben vibramdan falan anlamam derseniz, ki bende anlamam, kaymak da istemiyorsanız haliyle tabanı girintili çıkıntılı bir ayakkabı almak en mantıklısı gibi. Bana gelen yorumlara göre marka-yorum olarak tek tek yazdım. Markanın üstüne tıklarsanız markanın web sayfasına gidebilirsiniz. Özellikle önerilen modellerin görsellerini ve kullananların yorumlarını da ekledim. Fiyat fayda olarak en çok önerilen marka Quecha oldu. Türkiye'de bildiğim kadarıyla Decathlon mağazalarında bu markanın ürünlerine ulaşabiliyoruz. Çoğu outdoor markasının fiyat segmenti çok yüksek olduğu için Quecha alıp kullananlar çok memnun. Tek olumsuz yanı bir süre sonra terletiyor olması. Numara olarak genelde kendi numaranızın olduğu bir marka ama modele göre her zaman değişebilir. Ürünler genelde 55 250 Lira arasında değişiyor. Özellikle kadınlardan çok fazla önerilen bir marka oldu Columbia. Benim de deneyip, taban inceliğinden dolayı tereddütte kaldığım bir kaç modeli vardı fakat kime sorduysam hem sıcak tuttuğunu hem hafif olduğunu hem de karda kayma ve su alma sorunu olmadığını söyledi. Ben normalde 38 numara giyiyorum fakat Columbia'da ayakkabı denerken 37.5 denediğim de oldu 38.5 denediğimde. Yani modelden modele alacağınız numara değişen markalardan birisi Columbia. Fiyatları ise çok uygun olmamakla birlikte, çoğunlukla alıp yıllarca kullanabildiğiniz için değdiği söyleniyor. İndirim zamanlarını da göz önüne alırsak fiyatlar 300-1000 Lira arasında değişiyor. Bu arayışa girerken benim aklımdaki markaların başında Merrell ve Sorel vardı, gerçi Merrell'i denemediğim için kişisel olarak bir şey diyemeyeceğim fakat özellikle trekking konusunda çok tavsiye edildi. Hatta sandalet konusunda da memnuniyet yüksek. Vibram taban ve gorotex olma özelliği hemen hemen tüm modellerinde standart. Numara farkı olabilecek markalardan bir tanesi. Türkiye temsilcisi Yeşil Kundura. Fiyat olarak genellikle 300 800 Lira arasında değişiyor. Tabii indirim dönemi ya da yurtdışında çok daha uyguna bulabileceğiniz gerçeği de var. Bu markayı kadınlar için öneriyorum kusura bakmayın beyler. Hem görsel olsun, hem sıcak tutsun hem günlük hem kar yağdığında da kullanayım derseniz ben bu markayı seviyorum. Bu tarz botlarda genelde ayak numaranızdan 1 numara küçük almanız gerekiyor ama tabii ki imkan varsa deneyin. Türkiye'de Vetrina'da bulabilirsiniz. Fiyatlar ortalama 150 Euro 400 Euro arasında. Aslında tabanı kayma sıkıntısı olmasa hafifliği ve sıcaklığıyla kış günleri için harika bir seçenek Rubberduck. Tamamen kar olan bir bölgede yürüyüşe çıkacaksanız başka bir şeye gerek yok diyor çoğu düşünce. İndirimde güzel fiyatlara inen bir bot markası. 200 600 Lira arasında fiyatlandırılıyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/kopenhag-gezi-notlari/", "text": "Kopenhag deyince aklıma ilk gelen kelime nedense güven! Her bir şehir için şıp diye bir kelime söyleyemem ama Kopenhag'da kendimizi hep güvende ve güvenli hissetmiştik. Gece 2 gibi havaalanından şehir merkezine varıp, metrodan çıktığımız anda sokaktaki hareketliliği görmek ve özellikle kadınların güzel giyimli halleriyle rahatça mekan önlerinde ellerinde bardaklarla sohbet ediyor olması ilk andan Kopenhag'ı sevmemi sağladı. Çok basit bir şey belki ama son yıllarda kendi ülkemde dahil çoğu yerde bu görüntüleri görmediğim için, görür görmez bana rahatlatıcı geldi. Sadece bu da değil. Uçağımız gece yarısı Kopenhag'da olacağından geceyi havaalanında geçirir, sabah şehirde gezer sonra Airbnb evimize gideriz diye plan yapmıştık. Gece yarısı varacağımızdan fazladan 1 gece ödemeye ne gerek vardı. Yine de ya tutarsa diye Airbnb'deki ev sahibimiz Jen'e \"bizim uçak gece yarısı geliyor, 2 gibi sana gelsek olur mu?\" diye yazarak şanşımı denemek istedim ve bingo! O soğuuuk diye düşündüğümüz kuzeyli insan ırkından \"istediğiniz zaman gelin, ben o saatte uyumamış olurum\" cevabı geldi ve cidden çok sevindik. Yani zaten aslında biz Kopenhag'a gitmeden Kopenhag'ı sevmiş olduk. Vize:Bordo pasaport sahipleri için Schengen vizesi gerekiyor. Yeşil pasaportlular, hizmet ve diplomatik pasaport sahipleri ise 90 güne kadar vizesiz dolaşım hakkına sahip. Vize alacak olanların şu sayfayı incelemesi gerekiyor. Konum:Kopenhag, Danimarka'nın başkenti ve Danimarka konum olarak Kuzey Avrupa'da yer alıyor. Güney komşusu Almanya, doğu komşusu da İsveç. Ana Dili:Ana dil Danca fakat hemen hemen herkes iyi seviyede İngilizce biliyor. Para Birimi:Danimarka Kronu, sembolü DKK. Sadece kredi kartı kullanarak bu şehirde gezebilirsiniz. Biz Euro ve Dolar kullanmayan her ülkede yaptığımızı yapıp, Ziraat Bankasının nakit hesabı kartımızdan Atm'lerden direkt Kron çektik. Eğer yanınızda Euro ile gidecekseniz havaalanında ihtiyacınız kadarını bozdurup, şehir merkezinde döviz ofislerinde exchange işlemi yapabilirsiniz. Kopenhag'ın Anlamı: Dancada Kobenhavn, İzlandaca Kaupmannahöfn adi verilen tüccarlar limanı anlamına geliyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/kos-adasi-vize-ulasim-ve-konaklama/", "text": "Kos Adası bir diğer ismiyle İstanköy, Türkiye'ye en yakın Yunan adalarından birisi. Hal böyle olunca bir haftasonu kaçamağı olarak Bodrum'a uygun uçak bileti bulur bulmaz yolumuzu Kos'a düşürdük. Nisan-Mayıs aylarında gerek ülkedeki gerekse Yunanistan'daki adalara gitmeyi çok seviyoruz. Hem sezon açılmadığı için çok sakin oluyor hem de deniz sezonunu açmak için keyifli bir adım oluyor. 2018'de de Nisan ayının ilk haftasonu Kos'a giderek hem tüm adayı gezdik hem de deniz sezonunu açtık! Gerçi Paskalya'ya denk gelmesinden dolayı neredeyse tüm dükkanlar ve restoranlar kapalıydı ama yine de sokakları, kumsalları ve adanın merkezini gezmek fazlasıyla keyifli oldu bizim için. Evet. Kos, Yunanistan'ın bir adası olduğu için Schengen bölgesi sınırları içersinde yer alıyor ve Türk vatandaşları vizeye tabii. 2017 yılında Yunanistan'ın\"Rodos, İstanköy, Meis, Sakız, Sisam, Sömbeki ve Midilli \"adalarına kapı vizesi alarak da giriş yapmak mümkündü, 2018 için de bu uygulamaya devam etme kararı aldılar. Kapı vizesi şartlarını merak ediyorsanız güncel \"Yunan Adaları Kapı Vizesi Nedir, Nasıl Alınır?\" yazıma göz atabilirsiniz. Yeşil pasaport sahiplerinden vize talep edilmiyor. Kos Adası'na ulaşımın en kolay yolu Bodrum'dan kalkan feribotları kullanmak. Birden çok feribot şirketi olsa da biz hızlı katamaran olmasından sebep Yeşil Marmaris'i tercih ettik. Sadece hızlı değildi aynı zamanda bizim bindiğimiz gemi çok da yeniydi. Sallantı da yoktu diyeceğim ama sanırım o daha çok denizin durumuyla alakalı. Gerçi deniz yolculuğundan hoşlanmayan ya da rahatsız olanlar için de hızlı katamaran iyi bir seçenek çünkü yolculuk sadece 20 dakika sürüyor. Diğer feribotlarla ise yolculuk 45 dakika sürüyor. Aslında aradaki zaman farkı çok değil ama hem sallana sallana gitmemek hem de yoğun zamanlarda hızlı olanla gidip, pasaport kontrolden çabuk geçip vakit kazanmak adına hızlı katamaranı kullanmak mantıklı. Yeşil Marmaris'in hem Bodrum'dan hem de Turgutreis'den Kos'a feribot seferleri var. Biz Cuma geceden Bodrum'a gelip limana yakın bir yerde konakladığımız için sabah ulaşması da çok kolay oldu. Bodrum'dan Kos'a gemiler Bodrum Cruise Port veya \"Bodrum Yolcu Limanı\" olarak adlandırılan yerden kalkıyor. Bodrum'u çok bilmiyorum ama Halikarnas'ı geçip en fazla 10 dakika yürüyünce limana ulaşıyorsunuz. Aracınızla direkt olarak limana geçecekseniz de Bodrum'a gelirken şehir merkezine girmeden bir yol ayrımı var, zaman kazanabilirsiniz. Turgutreis'ten ise D-Marin Limanından gemiler kalkıyormuş. Nisan Ekim arasında her gün sabah Bodrum'dan 09:15'te kalkıp, 09:35'te Kos'a varıyor hızlı katamaran. Kos'tan kalkan gemi de her akşam 17:30'da kalkıp, 17:50'de Bodrum'a ulaşıyor. Yani günübirlik gitmek için bile saatler uygun. Eğer Bodrum'a gidecekseniz yanınıza pasaportunuzu almayı unutmayın. Özellikle Schengen vizeniz varsa kesin alın. Yeşil Marmaris'te güncel bilet ücretleri de şöyle; tek yön 20 Euro, aynı gün içinde gidiş-dönüş 26 Euro, farklı gün gidiş-dönüş alırsanız da 38 Euro. Tabii bu fiyatlar sezonda geçerli fiyatlar, sezon dışı daha uygun fiyatlar oluyor internet sitesinden bakabilirsiniz. Kos'a giden tüm seferleri ve firmaları görmek için de buraya bakabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/kos-gezilecek-yerler/", "text": "2017'den beri haftasonuyla birleşen resmi tatillerin adresi bizim için yakın adalar oldu. Kos için de birleştirme planımız vardı ama seyahatimize 1 hafta kala uygun bir Bodrum bileti bulunca, Kos'u 2 güne sığdırabileceğimizi görmüş olduk. Türkiye'ye en yakın adalardan birisi olması, dahası Bodrum gibi popüler bir tatil yerine hızlı katamaranla sadece 20 dakika mesafede olması Kos'a bir gitsek mi diye akıllara düşürüyor. Zaten hali hazırda pasaportunuz ve Bodrum'da geçirecek günleriniz varsa Kos'u da planınıza dahil etmemeniz için hiç bir sebep yok. Vize diyeceksiniz, Schengen vizeniz varsa ne ala yoksa da Kos Adası da kapı vizesi alarak seyahat edebileceğiniz adalardan birisi olduğu için size kolaylık sağlıyor. Kos adasında gezilecek yerlerin önemli bir kısmı Kos merkezde bulunuyor. Eğer günübirlik gelirseniz araba kiralamadan da bir çok yeri görebilirsiniz. Yürüyerek gezebilir hatta yürüyerek ulaşılan plajlarda da denize girebilirsiniz. Tabii daha güzeş plajlar için araba kiralamanız ya da iyi bir planla toplu taşıma kullanmanız şart. Araba kiralarsanız da en azından 1 gece konaklayarak görülmesi gereken yerlerin çoğunu görebilirsiniz. Kos'taki turist yoğunluğu gördüğümüz diğer Yunan adalarından farklıydı. Mesela çok fazla Rus ve Avrupalı turistin tercih ettiği bir adaymış Kos. Hatta bizimle aynı feribotta Ruslar, İtalyanlar, Yunanlar ve Türkler olarak gittik. Düşük sezona göre bence gayet iyiydi. Kos mimari açıdan çok zengin bir ada değil ama bunun maalesef bir sebebi var, depremler! En son 2017 yazında olan depremin etkileri hala sahil kenarında, yollarda ve tarihi yapılarda görünüyordu. Ödenek mi çıkmıyor yoksa neden henüz onarmamışlar bilmiyorum ama zaten ellerindeki 3-5 yapıyı onaramamaları üzücü. Yine de merkezdeki bir kaç katlı evler ve sokakların sakinliğiyle, açan güzel çiçeklerin buluşması Kos'u sevimli kılıyor. Kos Adası için \"Vize, Ulaşım ve Konaklama\" yazımı da okuyarak seyahat planlamanızı kolaylaştırabilirsiniz. Cumartesi sabahı adaya iner inmez arabamızı kiralayıp, otelimizi bulup eşyalarımızı odaya bırakıp çıktık. Yönümüzü adanın en güneyine çevirdik! Araba ile liman tarafından Kefalos'a gitmesi yaklaşık 1 saat sürüyor. Kefalos bölgesi hem plajları hem de keyifli ve renkli sokakları ile en çok zamanı geçirebileceğiniz köy. Bu bölgede çoğunlukla plajlara gidilse de benim önerim merkezine, tepeye doğru çıkarak köyün içini de görmeniz. Biz Kefalos'a gelir gelmez ilk durağımız Ag. Stefanos plajı oldu. Sahilin hemen kenarında eski bir bazilika kalıntıları ve kıyıya çok yakın kayalıkta duran minik kilise bu plajın popüler olmasının başlıca sebepleri. Bazilika kalıntıları geniş denebilecek bir alanda ve kalıntıların hem sağında hem solunda kumlu bir plaj var. Hatta Nisan ayında yılın deniz açılışını yaparken, o kumlarda ayaklarımız Ağustos sıcağındaymışcasına yandı. Deniz de Nisan ayından mı bilmiyorum tertemiz ve çok sakindi. Kayalık kısma ulaşana kadar da yüzülecek kısımları hep kumluydu. Biz azmettik, buz gibi soğuk suya girmişken kayalığa kadar yüzdük. Kayalığa yüzerken biraz yorulduk ama daha yorucu olanı kayalık kısımlardan kiliseye doğru tırmanmak oldu çünkü her yer taşlıktı. Biz ah vah ederek yukarı çıkmaya çalışırken, şnorkel yapan bir abi yanımızdan deniz ayakkabılarıyla çıkıp hızlıca tırmanarak çıktı tepeye. Yani bu plaja gelirken seviyorsanız şnorkel, ayaklarıma batar ben çıkamam diyorsanız da deniz ayakkabısı getirmeniz çok iyi olur. Tesis olmayan bir plaj olduğu için de yanınıza yiyecek içecek almayı unutmayın. Kefalos bölgesi tesisli plajlar yönünden sanırım en fazla seçeneği bulabileceğiniz 2 bölgeden birisi olduğu için de adanın en popüler kısımlarından. Nisan ayının ilk haftasında henüz sezon açılmadığı için tesisler açılmamıştı ama siz gittiğinizde adanın en popüler plajı olan Paradise Beach'e uğramayı unutmayın. İşletmelerin olması, denizin güzelliği ve çeşitli aktiviteler gerçekleştirebileceğiniz bir plaj olmasıyla Paradise adanın en uğrak yerlerinden. Adanın üst kısmında kalan bu yerleşim, Kos merkeze yaklaşık 30 dakika mesafede. Uzuun bir plajı var Mastichari'nin. Biz keşfetmeye en güneyden başladığımız için Kefalos sonrası durağımız Mastichari oldu. Burada kumsal kısmında rüzgar, denizde de çok dalga vardı. Biz gittiğimizde henüz sezona hazırlanıyor olsa da gördüğüm kadarıyla kumsalda birden çok işletme seçeneği var. Aynı zamanda kıyı şeridinde de güzel balık restoranları gördüm ama hiç birisini denemedik. Mastichari'nin asıl güzel yanı bir diğer yakın Yunan adası Kalimnos'a feribot seferinin olması. Vaktimiz olsa sabah gidip akşam dönmek isterdik. Eğer siz 2 günden fazla kalmak için gidiyorsanız Kalimnos'a geçmeyi düşünün derim. Zaten çok yakın, sabah gidip akşam dönmelik saatlerde seferleri var. Mastichari'de en popüler mekan ise; Tam Tam Beach. Kıyı şeridinden devam ederek, plajları görmek için Marmari ve Tigaki'ye doğru devam ederseniz yine organize plajlarla karşılaşırsınız. Marmari Plajı da adanın kuzeyinde kalan oldukça organize ve kum bir plaja sahip. Merkeze de yakın olmasıyla her yaş kesiminin tercihi olan bir bölge. Tigaki merkeze çok daha yakın bir plaj olması sebebiyle genelde daha kalabalık olan bir sahil kısmına sahip. Adadaki ikinci günümüzde sakin bulalım diye kahvaltı sonrası direkt gittiğimiz plaj, Thermi plajı. Bu plajın özelliği denizin içinde sığ ve minik bir kısımdan termal kaynak çıkıyor ve bu yüzden çok sıcak! Hatta bazı yerler kaynak bazı yerler denizden gelen dalga ile karışarak daha ılık. Nisan ayında tepede güneş, havada hafif esinti ve soğuk deniz suyunun arada bir bu minik termal kısma gelmesiyle inanılmaz keyifli bir sabah geçirdiğimizi söyleyebilirim. Ama!.. yaz sıcağında, güneş tepedeyken o kısma girip ne kadar süre durabilirsiniz onu hiç bilmiyorum. Çok sıcak seviyorsanız belki ama aksi durumda bunaltıcı olur diye düşünüyorum. Özellikle oturup duracaksanız o minik termal alanda yanınıza en azından şapka ve kremlerinizi almayı unutmayın. Bu arada Thermi plajına ulaşmak için yaz döneminde belediyenin servisleri oluyormuş, belki otelinize sorabilirsiniz araç kiralamayacaksanız. Aracınızla gidecekseniz de; Thermi'ye inen yol ayrımında yani tepede bir büfe var ve herkes oraya park ediyor. Biz sakinlikten dolayı araba en yavaş nasıl gidebilirse o hızda dikkatli bir şekilde plaja olabildiğince yakın bir mesafeye kadar inebildik. Aracımız da Fiat Panda'ydı ama dikkat ederek iniliyor. Sadece yol kış sonrası çok çukurluydu, muhtemelen yazın düzeltiyorlardır fakat yolun dar olduğunu da söylemeliyim. Herhangi bir korumalık olmadan tepeden aşağıya ineceğinizi bilerek araçla inmeyi düşünebilirsiniz yoksa aracı uygun bir yere park ederek yürüyün derim. Çıkarken yokuş biraz yorucu olabilir. Plajda bir tane işletme vardı ama yine de yanınıza gerekli şeyleri almanızı öneririm. Sanırım adanın en popüler köyü desem yanlış olmaz! Yüzmek için değil ama yeme-içme ve günbatımı izleme mekanı olarak bir tepede kurulmuş olması Zia'ya uğramadan dönmemeniz için yeterli sebeplerden. Zia'nın yolu bol virajlı ve ormanlık. Gerçi ormanlık oluşu çok da güzel manzaraları içinde barındırıyor. Oksijeni içinize çeke çeke tepeye doğru çıkmak çok keyifli. Bizim gibi tam da Paskalya haftasonunda gidiyorsanız neredeyse her yerin kapalı olması ve sokaklarda in cin top oynaması kaçınılmaz. Yine de açık olan bir kaç mekandan ikisine uğrayıp, boş sokaklarında fotoğraf çeke çeke yürüyerek Zia'yı sevdik. Özellikle alışveriş de yapabileceğiniz minik minik dükkanların olduğu sokakları da var. Yalnız yüksekte kaldığı için havanın soğuk olabileceğini de unutmayıp, yanınıza uzun kollu bir şeyler almayı unutmayın. Biz Zia'da önce atıştırmalık bir şeyler yiyip, ardından gün batımını da başka bir yerde izleyelim diye 2 mekan denemiş olduk;Taverna Ayli ve The Water Mill of Zia. Ayli'de sadece biz ve mekanın -muhtemelen- sahipleriyle birlikte aile masası vardı. O yüzden istediğimiz kabak çiçeği kızartmaları ve kalamar çok hızlı bir şekilde servis edildi, tabii çok da tazeydi. Hesap 14,5 Euro geldi. The Water Mill of Zia'da ise bizden başka 3-4 tane daha masa olması keyifliydi çünkü merkez dışındaki her yerde Paskalya sessizliği çok fazlaydı. Orada da taze limonata ve onlar desin Grek coffee biz diyelim Türk kahvesi içtik. 2 içecek için hesap 5.5 Euro idi. Yazımın giriş kısmında da bahsettiğim gibi merkez kısmında gezip, görülebilecek değerli tarihi eserler ve keyifli fotoğraflar çıkarabileceğiniz güzel sokaklar var. Zaten merkez için 6 rota izleyebileceğiniz mini rota haritaları çıkarılmış. Biz görmemiz gereken ne var diye gezerken yarısında fark ettik bu durumu ama siz önceden bakarsanız belki daha organize gezmiş olabilirsiniz. Zaten her rotanın içindeki yerler arasındaki mesafeler kısa kısa olduğundan 1 gün içinde ilginizi çeken her yeri yürüyerek görebilmeniz mümkün. Bu rotalar nerelerde derseniz, merkezde yol üstünde şu reklam panoları gibi panolardalar. Dikkatli bakarsanız eminim kolayca görürsünüz. Hani şu bildiğimiz \"Hipokrat yemini\"nin isim babası Hipokrat'ın memleketi Kos. Haliyle de onun adına bir meydan var adada. Hipokrat meydanında kocaman bir ağaç var fakat tarihine bakınca Hipokrat'la yaşları uyuşmasa da ağaç Hipokrat ağacı olarak isimlendirilmiş. Aynı meydanda, ağacın hemen yanında Loziya Camii var. Maalesef ki 2017 yazındaki depremle hasar almış ve henüz onarılmamıştı. Bu sebeple etrafını çevirmişlerdi. Meydandan çıkınca görülebilecek bir diğer camii de Kos Arkeoloji Müzesi yanındaki Osmanlı'dan kalma Defterdar Camii. 1724 yılında yapılmış Defterdar Camii önemli dini günler dışında açık değil ama yine de varlığını görmek bile güzel. Rodos şövalyelerinin Osmanlı'dan korunmak için yaptırdıkları bu kaleye de Hipokrat Meydanının bir tarafından köprü ile geçiş mümkün. Kalenin girişi 3 Euro. Tatil olduğundan kapalıydı, biz girmedik ama doğrusu daha önce gezdiğimiz Yunan adası kalelerini düşününce bizi çok da heyecanlandırmadığı için sanırım açık olsa da girip gezmeyi tercih etmezdik. Sadece liman kısmından bakınca köprüyle ve palmiyelerle birlikte manzara çok güzel oluyor, ben o kısımda fotoğraf çekmeyi çok sevdim. Kos arkeoloji adına seçenekleri olan bir ada. Hatta öyle ki kaldığımız otelin karşısında geniş bir alan dahi arkeolojik alan olarak kalıntıların sergilendiği geniş açık bir alana sahipti. Defterdar Camii'nin hemen arkasında antik dönemden agora kalıntıları bulunan tam bir açık hava müzesi de var. Aynı zamanda Kos küçük ama bir çok tarihi kalıntılara sahip Arkeoloji Müzesi'ne de sahip. Kos merkezden 5 km uzaklıkta, Türklerin yoğunlukta yaşadığı Platini mahallesinin hemen yakınlarında ise Asklepion Harabeleri yer alıyor. Asklepion, dünyanın ilk hastanelerinden birisi ve Hipokrat tıp eğitimini burada almış. Asklepion'a giriş ücreti 4 Euro ve bulunduğu tepeden Ege manzarası çok güzelmiş. Meraklıları için güzel olabilir. Şehrin en hareketli noktalarından birisi de Elefheria Meydanındaki belediye pazarı! Bu pazar yeri 1935 yılında İtalyan bir mimar tarafından inşa edilmiş ve hala pazar yeri olarak kullanılıyor. Aynı zamanda etrafında çok fazla kafe ve restoran var. Zaten yakınlarında da alışveriş yapabileceğiniz caddeler, konaklayabileceğiniz çok fazla otel seçeneği de var. Sadece 1 gece kalıp, kahvaltıyı da otelde yapınca aslında dışarıda yemek yemek için çok fazla da vaktimiz olduğu söylenemez. Zia için zaten denediğimiz yerler Taverna Avli ve The Water Mill of Zia oldu. İkisini de öneririm, özellikle kafe olan The Water Mill bence günbatımı için restoranlardan çok daha güzel bir seçenek olabilir. Kos merkez için asıl önerim ise Special! Special pastane&fırın konseptli içi dolu dolu olan bir yer. Biz dondurma denedik, çok sevdik! Bana da Instagram'dan bir takipçim önermişti, tesadüfen denk gelince ve feribotun kalkmasına da daha 2 saat olunca deneyip çok sevdik. Her yerin kapalı olduğu o Paskalya Pazar gününde burası açıktı ve bir ara kasadaki sıra dışarıya kadardı. Normal zamanda nasıldır bilemedim ama bence denemeye fazlasıyla değer! Ben gezilecek yerleri madde madde yazdığımdan gözünüze fazla yer var gibi göründü mü bilemiyorum ama bunların hepsi 1 gece konaklayarak gezilebilecek yerler, en azından bizim için öyle oldu. Merkezdeki yerlerin hepsi birbirine çok yakın zaten, araba kiraladığınız vakit de sadece plajda yatıp dinlenmek değil de gezmekse amacınız hoşunuza giden her yeri görmeye yetiyor bir hafta sonu."} {"url": "www.esrageziyor.com/kuala-lumpur-the-kl-journal-hotel/", "text": "Balayımız için 2 yıl önce Bali'ye gitmiş ve bizi çok mutlu eden bir tanışma yaşamıştık. O gün bugündür tekrar gitmeyi çok istiyor ama bir türlü uygun bilet denk getiremiyorduk. Yine getiremedik ve alternatifler aramaya koyulunca güzel bir Kuala Lumpur bileti buldum ve her halükarda aktarma yaparak Bali'ye gideceğimiz için, 1 aktarma noktası daha ekledik ve bu bahaneyle kendimize henüz aklımızda olmayan bir şehir, Kuala Lumpur'u gezme fırsatı yaratmış olduk! Uzun saatler uçup, sadece 2 gece kalmayı planladığımız için de her zamanki gibi ilk iş hem merkezi hem uygun bir konaklama yeri bulmaktı ki ben de The Kuala Lumpur Journal Hotel'i buldum! Zaten ilk gece geç saatlerde giriş yapacağımız için, şehri gezmeye sadece 1 günümüz vardı ve dinlenmek gerçekten önemliydi."} {"url": "www.esrageziyor.com/kullandigim-cekim-ekipmanlari/", "text": "Dünyayı döne döne gezme isteğindeyken, benim için bir diğer olmazsa olmaz fotoğraf çekmek. Üniversiteye başladığımda şu geri ödemeli devlet bursuyla kendime ilk dijital makinemi almıştım, nasıl büyük mutluluktu anlatamam. Henüz telefon kameraları bu kadar gelişmemiş ve alım gücü herkes için normalleşmemişken 12 megapikselli bir dijital fotoğraf makinesi ile kendi kendime anıları kaydetmeye başladım. Zaman ilerledikçe, yeni cihazları tanıdıkça ve teknolojiye bütçem doğrultusunda zaafım oldukça da geliştirmek ilerletmek istedim her daim. Aslında seyahatlerde kullandığımız cihazlar tamamen kendi seçimimiz yani her zaman daha iyisi daha işlevseli vardır elbette ama bizim elimizdekilerle neyi ne kadar yapabileceğimizi paylaşıp, sizin de aklınızda herhangi bir soru varsa yardımcı olacağını düşünüyorum bu yazının. Aynı zamanda \"Seyahatlerde Fotoğraf Çekmek İçin 9 İpucu\" yazım da belki yeni başlayanlar için yardımcı olabilir. Şu an kullandığım Sony fotoğraf makinem kendime aldığım 4. fotoğraf makinesi. İlk 2'si dijitale giriş niteliğinde olup, şimdiki çoğu telefon kadar iş görüyordu ama son 2'siyle yıllar geçirilir. Zaten akıllı telefonların kameralarının bu denli gelişmiş kamera teknolojisine sahip olduğu bu dönemde biliyorum ki çoğu kişi fotoğraf makinesi almayı düşünmüyor dahi. Bana sorarsanız en iyi telefon bile olsa fotoğraf makinesinin yeri ve kalitesi her zaman çok daha ayrı. Fotoğraf makinesi alacağınız zaman karşınıza az bilinmeyenli denklem gibi çıkacak olan 2 terim var; DSLR fotoğraf makineleri ve Aynasız diye tabir edilen fotoğraf makineleri. Teknik kısımlara girebilecek değilim ama en kestirme yoldan kafanızda canlansın diye bir ayrım yapacak olursak DSLR gövde olarak ağır, aynasız seyahatlerde taşıma konforu adına hafif gövdeli makine çeşiti. DSLR genellikle çok daha profesyonel kişilerin tercih edip, ciddi güzel fotoğraflar ortaya çıkarabileceği çok fazla manuel ayarlama yapabileceği makineler. Aynı zamanda daha uzun süreli pil ömürleri de var, çünkü büyük bir pile sahip ve ağır olmasının etkenlerinden birisi de zaten bu. Günümüzün en popüler DSLR makine markaları Canon ve Nikon. Benim tercihim Canon, hatta harika bir model önerecek olursam o da yakınen kullanan bir fotoğrafçı arkadaşımdan her daim gördüğüm Canon Mark 4. Aynasız makineler, öncelerde hep DSLR makinelerden daha alt seviyede listelenirdi fakat artık günümüzün değişen ve gelişen teknolojisiyle üst segment aynasız makineler de DSLR makineler kadar iyi iş çıkarıyor. Seyahat edenler, bir de hafif lens seçti mi taşıması o kadar rahat oluyor ki; \"off kurtulayım şu makineden\" ya da \"acaba yanımıza almasak mı bu sefer, çok ağır\" gibi serzenişlerden kurtarıyor sizi. Şu andaki makinem aynasız olduğundan kendimden biliyorum bu durumları. Ben yine de hafif bir lens seçemedim kendime o ayrı ama olsun. Aynasız makinelerde ise en popüler markalar; Sony ve Fujifilm. Çok fazla araştırma yapıp ben Sony Alpha serisini hayranlıkla inceleyip, kendime de bir tane aldım zaten. Yeni bir makine alacak ve bizim gibi hobi amaçlı; seyahatlerde ya da evde dursun bir tane diye kullanacaksanız kesinlikle aynasız makinelerden öneririm. Mümkünse de makineyi elinize alıp, bakmadan almamaya özen gösterin. O zaman hangi makinenin size daha uygun olduğunu anlarsınız zaten. İlk makinemi üniversite bursumla almış biri olarak, ilk yarı profesyonel makinemi de çalışmaya başladıktan sonra ilk maaşlarımdan biriyle almıştım. 2013 yılında alıp 2017 yılına kadar hemen hemen tüm seyahat fotoğraflarımı bu DSLR'a giriş makinesiyle çektim. Lens olarak da kit lens denilen, kendi üstünde olan 16-55mm lens ile kullandım. Yeni başlayacak olup, DSLR bir makine isteyenler için gerek manuel gerek otomatik ayarlarıyla kullanımı çok keyifli ve basit bir makine. İlk zamanlar elimi doldurması, çekimleri, kalitesi o kadar hoşuma gidiyordu ki iyi ki almışım diyordum. Sonraki zamanlarda daha sık seyahat edip, minicik çantalar hazırlamaya başladıkça aslında pek büyük olmayan bu makinem ağırlık yönünden beni düşündürmeye başlamıştı. Çok mu ağırdı, hayır ama günde 20 bin adım atarak gezerken çantaya koydum çıkardım derdi, ya da kolumda taşıma zorluğuyla artık beni yorduğunu düşündüm. Hal böyle olunca 2017'nin Haziran'ında yeni bir makine alınca bu makinemi de sattım. Bu yazıyı yazma tarihim itibariyle 9 aydır kullandığım yeni oyuncağımız hatta yol arkadaşımız bu! Kendisinden çok memnunum çünkü araştırdım ve bütçeyi az biraz aşarak mantıklı bir yatırım yapmak istedim. Hızlı netleme yapabilmesi, 4K video çekebilme özelliği, Wi-fi oluşu ve 400 gram gövde ağırlığına sahip olması gibi özellikler tam olarak isteyip, anladığım özelliklerdi. Daha keşfetmediğim ve geliştirmeye, öğrenmeye açık çok fazla kısım var benim için bu makineyle ilgili ama yeri gelip otomatik modda çektiğimizde bile kalitesi bizi tatmin ediyor. Lens olarak bu makinede kit lens tercih etmeyip, 18-105mm lens tercih ettim. Doğrusu lens ile birlikte makine az biraz ağır oluyor ama ilk etapta hem seyahat hem doğa hem portre gibi çekimler adına en uygun lens buydu bizim için, zamanla diğer minik ama işlevsel lenslerden almak da aklımda. Çekilen fotoğrafların kaliteli olup, Lightroom ya da benzeri programlar üstünde kaliteli bir şekilde işlem yapabilmek açısından da bu tarz bir makine bence az biraz ilgisi olan bir seyahatsevere şart. Video özelliği için de bu makineyi çok sevdim ama seyahat anında videolarımı bu makineyle çekmiyorum. Sony Alpha serisinin diğer modellerini de incelemenizi tavsiye ederim, çok güzel çeşitleri var. Güncelleme : Şu an ben Iphone Xr kullanıyorum ve video kalitesi elbette 7'den çok daha iyi ve hala videolarımı bununla çekiyorum. Iphone 7'mi değiştirme sebebim de telefonun 3 yılın sonunda bozulmuş olması ve artık geri dönüşünün olmamasıydı. Bunların burada ne işi var demeden ben söyleyeyim, benim tüm vloglarım Iphone 7 ile çekiliyor yani ben çekiyorum! Iphone, 6s modelinden sonra kameraya 4K video özelliği getirmesiyle inanılmaz bir rahatlık ve kalite sağladı bence. Fırat'ın da kullandığı 8 Plus. Sürekli telefon değiştirelim, en yenisini alalım gayretimiz hiç olmadı ama her ikimiz de teknolojiyi seven insanlar olduğumuzdan alacağımız ürünlerin bizi olabildikçe uzun yıllar idare etmesini istediğimizden fiyat/fayda dengesini teknoloji adına gözetmeyi seviyoruz. Yurt dışından telefon aldığınızde ülkeye geldiğinizde kayıt ettirmeniz gerekiyor ve bunun için ödemeniz gereken ücret 1800 tl. Yine de yurt dışından alayım derseniz Iphone'lar için İsviçre fiyatlarına bakmanızı öneririm. Amerika'nın daha uygun olma ihtimalini söylemiyorum bile. 2018 Mayıs ayında aramıza yeni bir ekipman kattık ve çok istediğimiz droneu satın aldık. Bizim kullandığımız model, DJI markasının Mavic Air modeli. Mavic Air Combo olarak satılan paketi aldık. Combo paketin avantajı ekstra pil, pervane gibi uzun dönemde kesinlikle gerekli olabilecek aksesuarların olmasıydı. Mavic Air'i tercih etmemizin bir kaç sebebi var; 500 gram altında bir drone olduğu için resmi olarak kayıt ettirme zorunluluğu yok, sık seyahat ettiğimiz için taşıma zorluğu yok ve çekim kalitesi 4K. 4K şimdiler için yeni bir teknoloji olsa da tüm cihazlarımızın bu kalitede olması uzun ömürlü kullanabilmemiz ve gelecekte bu yönde işler yapacak olursak zorlanmamamız için bizim tercihimiz oluyor. Seyahat ederken Mavic Air'i taşıması da hiç sorun olmuyor. Dronedan yani ana gövdeden pili çıkartarak kabin bagajında bir kaç ülkeye seyahat ettik ve hiç bir sıkıntıyla karşılaşmadık. Dji markasının hemen hemen bütün ürünlerinde kullanım kolaylığı var. Yani şimdi ben bu droneu alsam kesin düşürürüm diye düşünmeye gerek yok. Her şeyi kuralına göre ve yavaş yavaş yaparsanız, zaten cihazların da kendisi için sensörleri olduğundan yavaş yavaş bu işi öğrenebiliyor ve cihaza zarar gelmeden ilerleyebiliyorsunuz. Elbette minik bir cihaz olması hava koşullarından etkilenmesine de sebep oluyor ama çoğu drone bu şekilde olduğundan bunu bir eksi olarak görmek gerekmiyor. Hava rüzgarlıysa, çok fazla martı varsa ya da yağmur, kar gibi ıslak nemli bir havadaysanız elbette drone uçurmak mantıklı değil. Bunun dışında DJI Go uygulamalarına ve drone kullananlara özel hava durumu uygulamalarına bakarak, drone uçurmanın serbest olduğu her yerde drone uçurabiliyorsunuz. Dünyanın her neresinde olursanız olun; binalara, insanların olduğu alanlara belirli bir mesafede yaklaşmak yasak. Bugüne dek hiç bir yerde çekim yapmak için izin almamız gerekmedi ama hep sakin bir ortam olmasına ve kimseyi rahatsız etmemesine dikkat ettik. Bazı ülkeler katiyyen drone uçuşuna izin vermediği için o ülkelere giderken yanınıza dahi almanızı tavsiye etmem. Şu siteden gideceğiniz ülkeyi yazarak izin ve gereklilikler durumunu öğrenebilirsiniz. Mavic Air modeli bizim için yeterli olduğundan kesinlikle önerebileceğim bir model. Dji markasının tüm drone modellerine bakmak isterseniz onlara da şuradan ulaşabilirsiniz. Biz 5000tl gibi bir fiyata satın almıştık. Dji gönlümüzü kazanan bir marka oldu ve Mart, 2019'da da Osmo Pocket aldık. Bu cihaz tam gezginler için yapılmış desem pek yanlış olmaz sanırım. 4K video çekiyor, kaliteli fotoğraf çekiyor, minicik, telefonla bağlantı kurarak bir çok farklı modda çekimler yapabiliyor ve gimbalı var! Bayağı iyi bir cihaz bence. Fotoğraf konusunda detaylar istemesem sadece bu cihazı alarak seyahat edebilirim. Gimbal demek titrememesi demek olduğundan, video çekerken net görüntüler elde etmeniz bu el boyundaki cihaz ile çok mümkün. Açma tuşuna bastıktan sonra saniyeler içinde açılıp, çekime de hazır hale geliyor. Yani profesyonel bir kullanıcı olmayacak ama anılarımı kaydedeyim bir de yer kaplamasın istiyorsanız Osmo Pocket'ı kesinlikle öneririm. Sırf cool görünüyor diye kocaman fotoğraf makinelerini elde tutmak ya da taşımaya gerek bırakmayan her türlü gündelik kullanıma, belki profesyonel sayılabilecek video çekimlerine bile uygun bir cihaz olmuş. Kullandığım kadarıyla bunu da öneriyorum. Biz 2.250 liraya satın aldık. Sizin fotoğraflarınızı kim çekiyor sorusunun cevabı, bizim \"Bizi kimse düzgün çekemiyor, ne yapsak ki?\" serzenişlerimizin cevabıyla aynı: Tripod! Çift gezerken birilerine telefon verip, fotoğraf çekmesini istemekten daha kötü bir şey varsa birisine fotoğraf makinesi verip sizin fotoğrafınızı çekmesini istemek. Çünkü olmuyor! İşte bu gibi minik sıkıntılar yaşadıktan sonra dur bir tripod alalım da bizimle 3 kıta gezmiş olsun son 1 yılda diyip, internetten en ucuz olabilecek olanı bulup aldım. Zaten yanımızda taşıyacağımız için hafif ve pratik olması şarttı, ilk olduğu için de çok harika bir şey olmasına gerek yoktu ama sağa sola devrilmemesi de yeterliydi. Öneriyorum ya da bu kalitelidir diyemem ama yine de fikir olsun isterseniz şu an elimizdeki tripodtam olarak bu. O kadar gezmeye dayanamayıp, ayakları dışında bir kaç yeri kırılmaya başladı diyebilirim, tabii bu sürekli aç kapa yaptığımız için de olmuştur. Siz kendinize uygun olanı seçin çünkü ben de \"dur bu ucuzmuş, bunu deneyelim\" diye almıştım. Tripodların bildiğim kadarıyla hemen hemen hepsine telefon için minik bir aparat alıp, telefonla da kullanabilmeniz mümkün. Güncelleme: 2019 yılından beri elimizde National Geographic Manfrottto tripod ve Prodigix Pdx 301 Dx Plus modelleri var. National Geographic olan sırt çantasına sığabilmesi ve 1 kilo altında olmasıyla kabin bagajı seyahatlerimizde gayet rahat oluyor. O orada dururken bizi nasıl çekecek derseniz de artık hemen hemen her makinenin ve telefonun geri sayım zamanlayıcısı var. Koşma hızınıza göre 3,5,10 saniyeye ayarlayıp fotoğrafta olmak istediğiniz kısımda yerinizi alabilirsiniz ya da kumandası olan bir tripod kullanabilirsiniz. Diğer yöntem de makine için, makinenizin uygulamasını telefona indirerek telefondan çekimlerinizi yönetebilirsiniz. Bu yazıdan sonra \"Fotoğrafları Düzenlemek İçin Kullandığım Uygulamalar\" yazısını okumanızı tavsiye ederim."} {"url": "www.esrageziyor.com/kuzey-kibrisa-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Kıbrıs yanıbaşımızdaki güzel ada. Ben LGS'ye yani o zamanki liseye giriş sınavlarına hazırlanırken ailem küçük bir tatil için gitmiş fakat ben ders çalışmam gerektiğinden gitmek istememiştim. Gel zaman git zaman Kuzey Kıbrıs'a ayak basmak bir kaç ay önceye kısmet oldu. Aslında biliyorsunuz yavru vatan ama yine de aklınıza bir takım sorular geliyor, gerçekten her şey aynı mı diye. Neticede alt kısmı da Rum kesimi ama resmi olarak tanışmıyoruz, yine de adada aynı toprakları paylaşan birbirini tanımayan iki farklı devletin hüküm sürdüğü bir adaya gidiyoruz, insanın aklında ister istemez soru işaretleri oluyor. Evet, kesinlikle sadece T. C. nüfus cüzdanınız ile ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. Biz de öyle yaptık. Hem sırf pasaportumuz var diye 15tl ödeyerek yurt dışı çıkış harç pulu almanız da gerekmiyor kimlikle çıkış yaparken. Eylül 2017'de eski kimliklerle çıkış yapabildik, henüz Kuzey Kıbrıs için yeni kimlik şartı yok. Esra bunu da mı yazıyorsun demeyin, gerçekten insanlar bi düşünüyormuş. Türkçe konuşuyorlar kendi tatlı aksanlarıyla ama çok da güzel İgilizce biliyor çoğu. İletişim sorununuz olmayacaktır. Yalan olmasın bunu ben de araştırdım ve karşıma Kıbrıs lirası diye bir şey çıktı. Sonra öğrendim ki Kıbrıs lirasını Rum kesimi, Euro'ya geçmeden önce kullanıyormuş fakat Kuzey Kıbrıs daima Türk Lirası kullanmış. Biz de sadece Türk Lirası harcayarak günlerimizi geçirdik. Yani para aynı para dil aynı dil. Eğer Türk vatandaşıysanız ve Kıbrıs'a girerken sadece nüfus cüzdanı kullandıysanız Güney Kıbrıs'a geçmeniz mümkün değil. Yine Türk vatandaşı olup yanınızda pasaportunuz, hatta geçerli bir Schengen vizeniz dahi olsa Güney Kıbrıs'a, Kuzey Kıbrıs tarafından geçemezsiniz. - Eğer ki Kuzey Kıbrıs vatandaşı iseniz, Rum kesimine geçişlerde bir sıkıntı olmuyor. - Avrupa Birliği ya da Yunanistan'ın tanıdığı ülkelerden birinin vatandaşı iseniz istediğiniz şekilde Rum kesiminden Kuzey Kıbrıs'a ya da tam tersi, giriş çıkış yapabilirsiniz. Tabii pasaportlarıyla ve isteniyorsa vizeleriyle birlikte. - Türk vatandaşısınız ve gitmek istiyorsunuz o zaman ada olan Kıbrıs'a Güney Kıbrıs kısmından giriş yapmanız gerek. Bunun için de geçerli bir Güney Kıbrıs vizesi ile ister Yunanistan üstünden ister başka bir ülkeden uçak ya da gemi yoluyla Güney Kıbrıs kesimindeki bir limana gelerek adaya giriş yapmak gerekmekte. Geçerli bir pasaport ve vizeyle Rum kesimine giriş yaptıktan sonra \"yasal\" olarak Kuzey Kıbrıs'a geçmeniz Rum kesimi için sıkıntı olmuyor. Tabii mümkünse bu giriş öncesinde pasaportunuzda Kuzey Kıbrıs damgası olmaması sıkıntı çıkarmamaları adına önemli. Aksi durumun sıkıntı olmasının nedeni ise Rum kesiminin Kuzey Kıbrıs kesimini resmen tanımaması ve eğer ki siz adaya Kuzey Kıbrıs'tan ayak bastıysanız kaçak yollarla adaya giriş yaptığınızı kabul etmeleri ve bu yüzden Kuzey Kıbrıs'tan Güney kısma bu şekilde giriş yapanların geçmesine izin vermiyorlar. Kuzey Kıbrıs'ın ada olması ve ülkemize göre Antalya'dan bile daha aşağıda konumlanmış olmasından tahmin edebilirsiniz ki genelde sıcak bir iklime sahip. Kasım'dan Mart'a deniz havası olmazmış ama Nisan ayından sonra Kıbrıslılar denize girmeye başlarmış, ben demiyorum onlar öyle anlattı. Eylül ayında gördüğümüz o sıcağı düşünürsem çok rahat Kasım ayının ilk haftalarına kadar denize giriliyordur diye düşünüyorum. İşte bu bizim ülkedeki gibi değil, trafik bize göre tersten yani sağdan akıyor. Araba kiralayacağınız zaman -ki arabasız gezmek çok zor- buna çok çok dikkat etmeniz gerek. Zaten her yerde radar var diye yolda tabelaları görüyorsunuz ama tabela olmasa dahi siz yavaş ve kurallara uyarak gidin yeter. Hemen hemen her yere toplu taşımayla ulaşmanız mümkün. Amaa... mesafe olarak uzak yerlere sefer sayısı az ve bazı yerlere hiç yok. Bu yüzden konaklamaya karar verirken ulaşım imkanınızı da göz önüne almanızı tavsiye ederim. Özellikle Girne'den yakınındaki yerlere dolmuş kullanabilirsiniz. Bunun için güzel bir havaalanı şehir merkezleri arasında servis sistemi kurmuşlar, adı Kıbhas. Kıbhas servisleri ile Lefkoşa, Girne ve Mağusa'ya kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Güzelyurt ve Lefke'ye de servisler var fakat sefer saatleri aralıklı diye biliyorum. Ulaşacağınız yer için servis saatlerine ve diğer detaylara ulaşmak isterseniz Kıbhas'ınsitesinden bakabilirsiniz. Havaalanından Lefkoşa'ya gidiş 12tl, Girne'ye ise 17.5tl idi son fiyatlar, lütfen siteden kontrol ediniz. E ben asıl konuya gelmemişim, elbette casinolar! Zaten Kıbrıs dendi mi çoğu insanın aklına ilk olarak bu geliyor olmalı. Yani ister gece ister gündüz hiç farketmez uğrayıp vakit geçirebileceğiniz casinolar sizi bekliyor. Aslında bu şekilde tanınmasın isterdi gönül ama olmuş bir kere. Siz gidip kendi gözünüzle doğal güzellikleri görmeyi de ihmal etmeyin. Derseniz ben casino insanı değilim o zaman sizi de canlı müzik olan Girne kordon boyu, Lefkoşa Arasta, Magusa kale içi kısımlarında güzel mekanlar bulmaya davet ediyorum. Tabii ki asıl aktivite deniz, kum, güneşi unutmazsınız ama ben yine de bahsetmiş olayım. Şapka ; gerçekten çok sıcak. İster sadece deniz tatili yapın isterseniz gezilecek yerleri görün, güneşten korunmanız şart, çok güzel çarpıyor. Güneş koruyucuları ; şapka için yazdıklarımın ana ürünleri bunlar olmak zorunda, gerçekten. Su altı kamerası ; bu varsa muhakkak alın, o kadar berrak koylar var ki Kuzey Kıbrıs'da, güzel kareler yakalamanız kaçınılmaz. Eğer ki telefon hattı olarak Türk Telekom kullanıyorsanız hiç bir şekilde Kuzey Kıbrıs'da şebeke yok, anlaştıkları herhangi başka telekomünikasyon şirketi de olmamış. Online işlem yapmanız gereken durumlarda bankacılık gibi halledememe ihtimaliniz çok fazla hatta ben halledemedim. Bir uygulama için telefonuma gelen mesajı ihtiyacım vardı fakat mesaj gelmediği için onu da gerçekleştiremedim. Haberiniz olsun. Vodafone ve Turkcell kullanıcıları için bir sıkıntı yok. Yazı güzel olmuş. Telefon konusuna ekleme yapmak istiyorum. Turkcell ve Vodafone için sıkıntı yok doğru, cayır cayır çekiyor fakat, Kıbrıs'ta yurt dışı tarifesi geçerli olduğu için faturanız da cayır cayır gelecektir. Askerliğimi gazimağusa'da yaparken sadece birazcık telefon görüşmesiyle burada 27 lira ödediğim tarifemin o ayki faturası 180 lira gelmişti. Oradan hat almak daha mantıklı. Telsim hattı alıp 50 liraya 5 gb interneti olan databol paketi alırsanız bütün iletişim ihtiyacınızı görecektir. Bende çok gitmek istiyorum. Piyanistim Klavye çalıyorum İş bulamam diye Cesaret edemiyorum. Bildiğim kadarıyla Kuzey Kıbrıs için eski kimlik sorun değil. Hala eski kimlik ile giriş yapabiliyorsunuz. Alışılan şeridin tersinde sürüş yapmak tamamen tecrübe ve dikkatle alakalı. Kurallara çok daha iyi uymak gerekiyor. Zaten Kıbrıs'da sık sık radar var ve bu yüzden genelde yavaş sürüyorsunuz. Dikkatli olmak çok önemli. Bu konuda bir bilgiye sahip değilim. Siz ilk elden bilgiye rahatlıkla ulaşabilirsiniz diye düşünüyorum. Gerek olursa izin belgesi gibi bir belge yardımcı olacaktır ülkeye giriş çıkış için."} {"url": "www.esrageziyor.com/la-digue-sahilleri/", "text": "Adanın ulaşım konaklama yemek gezilecek yerler başlıklarına dair yazımburada! Bu yazı benim için asıl konuya geçip sahillere, muazzam manzaralara geçiş yapma kısmı. Hatta öyle ki çoğu şeyi fotoğraflar anlatsın diye bol bol ekledim. La Digue'de 2 gün geçirdik ve görmek istediğimiz tüm güzel sahilleri gördük. Hepsine ulaşımı kiraladığımız bisikletle 5-15 dakika arası mesafelerde sağladık. Zaten ada çok da büyük olmadığından yaklaşık 1.30 saatte tüm adayı bisikletle bile dönmeniz mümkünmüş ama maalesef öyle bir yol yapmamışlar. Bu 2 sahil granit kaya ve tepeliklerle ayrılmış birbiri ardına 2 sahil. 2'si de birbirine benziyor desem pek haksızlık etmiş olmam sanki ama kesinlikle granitler her birinde farklı. Bisikletle yol normalde nasıl bulunuyor bilmiyorum biz çevrimdışı navigasyon kullandık ve yol bizi direk Grand Anse sahilinin oraya çıkardı. Zaten sonradan anladık ki Petite Anse için de Grand Anse'ın arka tarafından tırmanılan bir orman yolu varmış, dönerken de onu keşfedip Petite Anse'ı da görmüş olduk. Biz Haziran'da yani denizlerin tüm ülkede dalgalı olduğu bir dönemde gittik ve en güzel dalgaları da Grand Anse'de yaşadık ve inanılmaz eğlendik. İyi ki dalgalı sezonda gelmişiz bile dedik çünkü o denli sevdik. Dalgalarda zıpladık zıpladık gittik havlularımıza uzanıp güneşlendik. Kum harikaydı, Grand Anse'ın kumsalı upuzundu. Siz daha sakin ve kuytu olsun derseniz Petite Anse kısmına ilk olarak gidebilirsiniz. Biz gittiğimizde hiç kimse yoktu plajda. Deniz aynı şekilde dalgalı kum ise aynı beyazlıkta harikaydı."} {"url": "www.esrageziyor.com/lviv-gezilecek-yerler-ve-alisveris/", "text": "Lviv, son zamanlarda Ukrayna'nın en popüler şehirlerinden birisi. UNESCO'nun koruması altına girip (1998), National Geographic'in de birden çok listesinde bahsi geçmesiyle popülaritesinin hakkını vererek bugünlere gelmiş. Bir kere küçük ve yürüyerek gezmesi çok kolay. Aynı zamanda Türk Lirası karşısında hala uygun olan yakın destinasyonlardan bir tanesi olması da bize cazip gelen yönlerinden. Uygun ama gerçekten güzel olması ise işte her şeye değen tarafı! Şehri gezmeden önce nerede konaklar, nasıl ulaşım sağlarım derseniz önce şu yazıya, bize bu kadar gezilecek yer yazıyorsun ben acıkırım derseniz de bu yazıya da göz atmayı unutmayın. Şimdi gezilecek yerlere bakabilirsiniz, çevrimdışı haritanızda işaretlemeyi unutmayın. Unutsanız da farketmez az biraz şehirde yürürseniz bir çoğunu göreceksiniz zaten. Lviv'in eli ayağı olan bu meydan sizi 16. yüzyıla kadar götürecek 50'den fazla ciddi güzel mimari yapıya sahip, şehrin en popüler yeri hatta kalbi. Hemen hemen her şey bu meydanda ve meydanın çevresinde gerçekleşiyor. Çeşitli aktiviteler, sokak sanatçıları, popüler mekanlar, müzeler ve daha bir çok şey bu meydanda. Sadece 1 gününüz olsa Lviv'de önce bu meydanı sonra etrafındaki sokaklardan yürüyerek gezmenizi tavsiye ederdim. Zaten tramvayın da geçtiği bir kısmı var, Taksim'e benzetmek için birebir ama kendinizi kaosun içinde ve güvensiz hissettirmiyorsunuz. Konaklama ve yeme içme adına da iyi seçenekler sunan bu meydanı seyahatinizin başlangıç noktası olarak belirleyebilirsiniz. Kış aylarında gidecek olursanız meydandaki belediye binasının arkasına kocaman bir buz pateni pisti ile o minik kulübe şeklinde noel pazarı da kuruluyor, tam bir görsel şölen. Gittiğiniz şehirlere kuşbakışı bakmaya seviyorsanız Lviv'de bunu gerçekleştirebileceğiniz yer tam olarak burası! Belediye binasının en üstünde bir seyir kulesi var. İlk 3 ya da 4 kat bildiğiniz belediye çalışanı ortamı, önce onların arasından okları takip ede ede kuleye çıkabileceğiniz kapıyı buluyorsunuz. Belediye binasına girer girmez asansöre binip, en azından bu kapının olduğu kata kadar asansörü kullanın sonra zaten ayaklarınıza fazlasıyla ihtiyacınız olacak çünkü neden asansör masansör yok, tırman yukarı tırman! Gerçi böyle kulelere çıkmayı seviyor ve öncelerde de tecrübe ettiyseniz yoruluyorsunuz ama ne görmeyi beklediğinize göre de değip değmediğine karar veriyorsunuz. Rynok meydanında gördüklerinizi tepeden görmek ne kadar ilginizi çekecekse o kadar değeceğini baştan söylemeliyim. Ben sadece çatı bile görecek olsam böyle yerlere çıkmayı cidden çok seviyorum ve söyleyebilirim ki tırmandığım en yorucu ya da en zor seyir kulesi kesinlikle değildi. Mesela Brugge'da saat kulesine tırmanırken çok daha dardı, tahtaydı ve kayıp çok fena düşmüştüm yine de devam etmiştim. Şehrin en görkemli yapılarından biri olan opera binasına dair benim de söyleyeceklerim var elbette ama önce bir itirafta bulunayım, biz burayı ilk 2 gün boyunca hiç görmedik! Nasıl dikkatimizi çekmemiş ya da o sırada ilgimiz nasıl oraya hiç kaymamış bilmiyorum ama kendisini harita üstünden bakarak bulduk ve çok güldük. Biz kaldığımız evden yürürken hep başka yol kullandığımız için önünden geçecekken yolumuzu hep değiştirmişiz. Bazen böyle şeyler oluyor, gezme körlüğü falan varsa eğer bize de ondan olmuş olabilir bu bina için. Binanın dışını inceledikçe gerçekten güzelliğini anlıyorsunuz ama bununla yetinmeyip içini de görmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Hatta bizim gibi tatil zamanına denk gelmezseniz eğer; içeriyi gezmek için ödeyeceğiniz ücrete opera, konser ya da bale gösterisi izleyebilirsiniz. Denk gelmezseniz de 40 grivna gibi bir ücreti var sadece içeriyi gezmek için. Yalnız beklediğimden de küçüktü içerisi, boyut konusunda büyük beklentilere girmeyin. Bu arada gitmeden önce gösteri olup olmadığına bakmak isterseniz şuradanbakabilir hatta online olarak bilet de alabilirsiniz. Kategoriler sanırım çok farketmiyor, aklınızda olsun. 14. yüzyılda Lviv'e yerleşen Ermeniler tarafından inşaa edilen bu kilise şehrin önemli ve merkezi yerdeki yapılarından birisi. UNESCO'nun \"Dünya Kültür Mirası\" listesinde de yer alıyor. Asıl güzel olan kısım ise bulunduğu sokak, Ermeni Sokağı olarak biliniyor ve meydanın bir kaç arka sokağında bulunuyor. Biz Ocak 2018'de gittiğimizde tadilatta olduğu için içini gezemedik belki siz de gidince kapıdan bir bakarsınız içerisi nasılmış diye. Ermeni sokağı olarak bilinen sokağın asıl adı Virmenska. Hem görsel açıdan hem de bulunan tarihi yerler açısından çok güzel bir cadde. Ah şu evler biraz daha bakımlı olsa kim bilir ne kadar da güzel olacak diye aklımdan geçmedi değil o sokaklardan yürürken, hatta Prag'ı anımsatan sokaklardan bir tanesi de burası. 1880 yılında inşa edilmiş bu sarayda uzun yıllar boyu Potocki ailesi yaşamış. Saray şehrin gözde simgelerinden birisi ve günümüzde içi de gezilebiliyor. İçerisi Red Hall, Blue Hall, Mirror Hall şeklinde bölümlere ayrılmış ve aynı zamanda içinde sergi alanı da var. İtalyan bir mimar tarafından yapılmış, giriş katında bir kaç masalık küçük bir kafesi olan üst katlara doğru da sevimli bir havası olan avlu burası. Girişi meydandan siyah ev hizasından 6 numaralı kapıdan. Bizi çevrimdışı harita biraz dolandırıp durdu da sonra tesadüfen karşımıza çıkınca bazen şu haritaların çok kompleks işler yaptığına söylenip durdum, o yüzden size direkt kapı tarifi vermek istedim. Zaten o sıradaki kapılara bakarsanız birden çok tabela olan bir kısımda yazıyor Italian Courtyard diye. Girişi 3 grivnaydı ve biz kışın gittiğimiz için ne kafe kısmı ne de avlu kısmında bir hareket yoktu. Bahar aylarında çok keyifli olduğuna dair fotoğraflar gördüm. Yine de sadece bir gezip, bir kaç fotoğraf çekip çıkmak için fena bir yer değil. Aynı zamanda içeride müze de var fakat onun bileti ayrı. Mezarlığın gezilebileceği fikri 2017 yılında Seyşeller'e gitmemle hayatıma girip, böyle bir şey de olabilirmiş dedirtmişti. Siz bugüne dek böyle bir şey düşünmediyseniz, bakış açınızı değiştirmek için Lviv'de adresiniz Lychakiv olabilir. Mezarlık olsa dahi ölülere saygıyla birlikte yaptıkları heykeller, mezar taşları inanılmaz ihtişamlı.1787 yılından beri var olan bu mezarlıkta hala yer var mıdır bilmiyorum ama gezmek için az bir ücret ödeyip gezebilirsiniz. Mechykova Sokağı, 33 mezarlığa gitmek için bulmanız gereken adres. Hem müze gibi hem unutulmuş oyuncak mezarlığı gibi açık alan bir yer burası. Zamanında unutulan 2 tane oyuncağı bir adam alıp \"geri dönüp belki alırlar\" düşüncesiyle buraya koymuş ve sonrasında fotoğrafta gördüğünüz hali almış. Biz gittiğimizde yağmur çiseliyordu ortalıkta kimse yoktu ama bazı gidenler giriş için para ödediklerini de söyledi, biz ödemedik. Bir apartmanın bahçesi gibi bir yerde, çocuk parkı var eski bir takım eşyalarla birlikte çokça oyuncak koyulmuş bir alan. Görmezseniz kaybedecek bir şey yok ama sadece düşünce adına yakınlardaysanız gidip görebilirsiniz. Mukachivska Caddesi 1 numara burayı bulabilmeniz için gereken adres."} {"url": "www.esrageziyor.com/lviv-ulasim-ve-konaklama/", "text": "Bu zamana kadar aklımda yer etmiş olan Ukrayna'nın aslında hiç de öyle olmadığını gördüğüm ilk Ukrayna şehri Lviv. Tarihi Galiçya bölgesinin merkezi olma özelliği taşıyan Lviv'in, tarihi şehir merkezi kısmı da UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Lviv tarihi yapısını 2. Dünya Savaşı sırasında korumayı başarınca sokaklarında yürürken size biraz Prag'ı anımsatıyor, yapılar bakımsız olsa da yapıldığı dönemin havasını size hissettiriyor. Kültür ve sanat dolu, canlı ve çok enerjik bir şehir Lviv. Öğrencilik yıllarımın bir kısmını burada geçirmiş olsam eminim çok güzel anılar olurdu hafızamda. Çünkü çoğu Avrupa şehri gibi akşam 8 oldu mu ya da hava karardı mı sokaklar boşalmıyor. Hatta akşam geç denebilecek saatlerde gittiğimiz yemeli içmeli mekanlarda bile yaş ortalaması belki 18 bile olmayan çok fazla masa vardı. Belki alım gücü düşük bir ülke fakat sanırım insanları, ya da yeni yetişen gençleri diyeyim eğlenmeyi biliyor. Ukrayna'ya ya da Lviv'e gitmek konusunda tereddütleriniz varsa, Ukrayna : Gitmeden Önce Merak Edilenleryazımı okuyarak başlayabilirsiniz bu yolculuğa. Aynı zamanda Lviv'e uçan havayollarını ve biletlerin ortalama kaç lira olduğunu da görebilirsiniz yazıda. Lviv ulaşım konusunda hiç de zor bir şehir değil. 1 Türk Lirası = 7.5 Grivna'ya denk düştüğü için ister toplu taşıma ister taksi ister Uber kullanarak şehir merkezine ulaşımınızı kolayca sağlayabilirsiniz. Toplu Taşıma :Ekonomik gezmeyi sevenler için Lviv bu yönden aşık olunası bir şehir. Havaalanından şehir merkezine gitmek için 2 seçenek var, otobüs ya da troleybüs. Havaalanından çıkar çıkmaz karşıya geçtiğiniz vakit durağı göreceksiniz. Otobüs de troleybüs de aynı duraktan geçiyor. Şöförden aldığınız biletleri otobüsün içindeki onaylatma makinelerinde delmeyi unutmayın, sistem elle çalışıyor. 48 numaralı otobüs : Her 10-15 dakikada bir seferi olan bu otobüsün tek yön ücreti 4 Grivna. Sabah 7 ile akşam 10 arasında çalışıyorlar. Rynok meydanı ve yakınlarında bir yere ulaşmak istiyorsanız ilk seçeceğiniz bu otobüs olsun, bileti şöförden alabilirsiniz. İpucu : Konaklayacağınız yeri haritadan işaretledikten sonra otobüs ya da troleybüsün geçtiği duraklara tek tek bakarsanız kolaylıkla toplu taşıma kullanabilirsiniz. Taksi ya da Uber de uygun evet ama toplu taşıma neredeyse bedava! Taksi & Uber :Ülke ucuz olduğu için taksi ya da Uber de tercih etmeniz pek olası çünkü gerçekten UCUZ! Zaten 4 kişiyseniz direkt olarak Uber çağırın derim. Taksi de derim ama onlar havaalanından şehir merkezine giderken biraz \"ne kadar çarpsam kardır\" mantığına sahip oldukları için pazarlık yapmanız kaçınılmaz. Uber ile gideceğiniz yere ortalama 70 100 Grivna ödeyerek ulaşabiliyorsunuz, hatta gitmeden önce bile sitesinden ya da uygulamasından ortalama fiyatı görebilirsiniz. Havaalanında hat almasanız dahi ücretsiz internet olduğu için o kısmı da dert etmeyin. Eğer ki ben bu kadar uğraşamam bir taksiye biner giderim derseniz de pazarlık etmeniz gereken miktar aklınızda olsun. Genelde bu kadar inmeseler de 150 Grivna ortalamaya anlaşabiliyorsunuz. Uber daha önce denemediyseniz ve çekinceniz varsa, dert edecek bir şey yok denemeniz için uygun ülkelerden birisi Lviv. Biz havaalanına giderken Uber çağırdık kaldığımız eve ve gelen kişinin yaklaşık 500 değerlendirmesi vardı ve evin konumuna göre 90 Grivna ödedik sadece. Bu arada aklınızda olsun şehrin neresinde taksi kullanacak olursanız olun pazarlık etmeyi unutmayın. Evet ucuz ama yine de neden kazıklanasınız? Taksimetre açmayı pek sevmiyorlar diye duydum. Koca bir başlık altında bunu yazmak isterdim ama aslında pek de yazabilecek bir şey yok, yürüyün. Şehir tam bir yürüyüş dostu. Sabah ya da akşam koşanları hiç görmedim ama buna da çok uygun. Havaalanından şehre ulaşmak dışında biz hiç taşıt kullanmadık. Yine de siz taksi ya da Uber dışında toplu taşıma kullanmak isterseniz otobüs, troleybüs ve tramvay içinşuradandetayları görebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/lviv-yeme-icme-notlari/", "text": "Ucuz şehir bulunca yeme içmenin de hakkını verenler buraya! Doyasıya yeme içme durumu bizim gibi \"uygun bütçeli gezenler\" için çok da tanıdık bir durum değilken Lviv bunu güzelleştiren, buna alıştıran bir şehir. Hatta şöyle diyeyim, Ocak soğuğunda yanımıza giyeriz diye içlik almışken o kadar sık mekana girip çıktık ki ilk günden sonra giymekten vazgeçtik, çünkü mekanlar sıcak çünkü mekanlar ucuz. Ye, iç, gez, görlük çok keyifli bir şehir Lviv. Hal böyle olunca bir çok mekan denedik de denedik, şimdi hepsi bu yazının altında sizinle buluşuyor. En az 5 günlük seyahate yetecek kadar çok mekan var bu yazıda. Lviv'de kahve konusuna eminim giren çıkamıyordur, her yer mi kahveci. Bizdeki minik büfe tarzı take away kahve&sandiviç satan çok fazla yer var. Nerede okumuştum bilmiyorum ama gidince doğru olabileceğini düşündüm, kişi başına en çok kafe düşen şehirlerin başında geliyormuş Lviv, haklı. Plates&Cups : Keyifli bir mekanla başlamak istedim. İster bir şeyler içmek ister kahvaltı için tercih edebileceğiniz ferah bir mekan burası. Sade ama şık bir iç dekorasyonla güzel bir menüye sahip. Aynı zamanda muadili mekanlara göre fiyatları daha uygun. Fotoğraftakilere 34 lira ödedik. Erken saatte gidip, ilk sipariş veren masa olsa da az birazcık servisi beklediğimizi de eklemeliyim ama bunu hemen hemen tüm yeme içme mekanlarında yaşadık. Lezzeti güzeldi, pankek üstü fırınlandığını düşündüğüm elma çok güzeldi. Gitmeden menüsüne bakmak isterseniz web sayfalarında bulabilirsiniz. Svit Kavy :Şehrin popüler meydanında, Beer Theatre ile aynı sırada bulunan bu kafe de ortamını ve flat white kahvesini sevdiklerimden oldu. Lviv'de toplamda 3 şubesi varmış ama biz meydandakine uğradık. Özellikle meydanı gören minik cam önü tabureli kısım var ki sakince gelip geçeni izlemek için çok güzel. Lviv Coffee Manufacture : Gitmeyeni dövüyorlar mı bilmiyorum ama burasının adını duymamanız neredeyse imkansız. Kahve adına allı pullu sözler edemem ama sabah kahvaltı üstü, soğuk havada Fırat'ın içtiği naneli çay çok güzeldi. Şehirde birden çok yerde gördüm, eminim siz de denk gelirsiniz. Biz denemedik ama pastalara şans verilebilirmiş, hatta beğeneni çok. Black Honey :Başarılı 3. dalga kahvecilerinden birisi burası. Lezzetli kahveleri, bloggerlık iç mekan tasarımıyla bir yerden yakalıyor sizi. İsterseniz kahvenizi alıp evinize de götürebilirsiniz, güzel lezzetler var. Lviv Handmade Chocalate :Çikolata dünyasına hoşgeldiniz. Ne çeşit çikolata ararsanız burada var. Ukrayna'nın bir çok yerinde kafeleri olan bu yerin elbette Lviv'deki şubesi en popüler olanı. Metrekareye kaç Türk düştüğünü hesaplayamayacağınız ama dantelli masa örtüleriyle çikolataya da doyabileceğiniz bir yer. İster hediyelik olarak alabilirsiniz ister 4-5 kat olan binanın katlarından birinde oturarak kek, çikolata, kahve gibi tercihlerde bulunabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/marmaris-gezi-notlari/", "text": "Mavinin güzel tonlarının, arıların ve biraz da kıvrımlı yolların ilçesi Marmaris. Belki de Fethiye ile birlikte 13 ilçesi olan Muğla'nın en popüler ilçelerinden birisi. Arı dediysem en baştan korkmaya gerek yok ama dikkat edin. Zaten yol kenarlarındaki \"bal satılır\" gibi tabelalardan bu arıların neden buralarda olduğunu anlıyorsunuz. Her yerde arı var ve herkes bal satıyor. Nerede :Marmaris Muğla'nın bir ilçesi ve Akdeniz kıyısında bulunuyor. İklimi : Akdeniz iklimi görüldüğü için neredeyse Aralık ayına kadar denizlerde yüzebilirsiniz. Tabii yaz döneminde yüksek sıcaklarla karşılaşacak olmanız da çok olası. Ulaşım : Hava yolu ile ulaşım için ya Bodrum Milas Havaalanı'na uçacaksınız ya da Dalaman Havaalanı'na. Yüksek Sezon : Haziran, Temmuz, Ağustos ayları Ege ve Akdeniz kıyılarımız için hep yüksek sezon olarak geçtiğinden bu dönemde fiyatlar da genelde ortalama üstü oluyor. Marmaris Rotası : Biz Marmaris'te 4 gece kaldık ve gittiğimiz günü saymazsak eğer 3 tam gün gezdik. Araç kiraladığımız ve güne erken başladığımız için bu listede yazdığım her yeri rahatlıkla görebildik. Siz de 3 gün ayırarak Marmaris'i güzel bir şekilde gezebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/medeniyetin-sehri-zurih/", "text": "En baştan söylemeliyim ki Zürih ve İsviçre'ye dair yazabileceğim çok fazla şey olduğundan İsviçre kategorisinde çokça yazı olacak bu yazı sonrasında. Avrupa'da yaşam kalitesinin en yüksek olduğu bir kaç şehirden birisi Zürih. Tabii sanıldığı gibi İsviçre'nin başkenti değil, başkent Bern. Zürih genelde bir çok listenin ilk sıralarında karşımıza çıktığından çoğu kişi için İsviçre'de en bilinen şehir olma yönünde. Refah seviyesi, hayat standardı, şehrin temizliği, ulaşımın ve dahası insanların dakikliği bu şehirle adeta marine olmuş. Çikolata falan daha sonralarda geliyor yani oralara gidip az biraz sokaklarda gezindiğinizde. Tüm Avrupa'da az çok trafik kurallarına uyulduğunu biliyor ya da duymuşsunuzdur. Buradaki kurallar dahası ve uymayan yok. Mesela; bir yayayı uzaktan görüyorsunuz ve onun karşıdan karşıya geçeceğini fark ediyor ya da davranışlarından bir şekilde anlıyorsunuz, o zaman dahi durmanız gerekiyor, bunun bile yazılı bir kuralı var. Ve evet, bu kadar kurala uymanız için sizi bir şekilde sindiriyor ülke. Bu benim ilk seyahatim değildi Zürih'e, hatta zaten hayata göz açtığım şehir olduğundan dönüp dolaşıp gidiyorum bir şekilde. Bu sefer Fırat'ın merakı üstüne, evlenirken kredi kartımızda biriktirdiğimiz puanlarla Thy'den bir bilet alarak yılbaşı tatilimizi geçirmeye karar vererek çıktık yola. Bursa'dan Atatürk Havalananına varmamız kar kış günlerinde tam bir mucize eseri olsa da sorunsuzca, tam da 31 Aralık günü sabahtan vardık Zürih Havaalanına. Zürih tam bir kolaylık şehri. Ulaşımdaki dakiklik sizi şaşırtabilir hatta. Havaalanı şehir merkezine çok uzak değil, 7 km mesafede. Sadece Zürih'te değil tüm İsviçre'de en rahat edeceğiniz konu kesinlikle ulaşım. İnanılmaz bir tren ağı var ve en küçük köye kasabaya bile uğruyor. Tren güzergahlarının çoğunda otobüs de mevcut. Havaalanının en alt katı aynı zamanda tren istasyonu. Yani sizi en rahat ettirecek havaalanlarından biri olduğuna eminim. Valizleri aldıktan sonra pasaport kontrolü ve ardından çıkışa doğru yürüyerek havaalanının içine çıkıyorsunuz. Tabelalar yardımı ile de tren istasyonuna inmeniz çok kısa sürüyor. Bunu şimdi mi yazıyorsun Esra derseniz, üzgünüm ki İsviçre'de ulaşım pahalı. Biraz falan değil bence bayağı pahalı. Sistemi çözmek de biraz zordu ama ben onu az biraz yaptığım için başka bir yazının konusu olarak paylaşacağım. Siz yine de ilk elin günahı olmaz diyip, bir bilet alın kendinize tren istasyonundan. Havaalanından geçen çoğu tren Zürih'in ana istasyonu olan Bahnhofplatz istasyonuna gidiyordur. Siz yine de kontrol ederek binerseniz, ister ana istasyonda isterseniz konaklama yapacağınız yere en yakın tren istasyonunu bularak rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Zürih'te popülaritesi olan tarihi bir yapı yok ama sizi gezdikçe karşılayacak kiliseleri, saat kuleleri ve minik köprüleri var. Yok dediysem Eiffel Kulesi gibi bilinirliği yok anlamında. Yoksa Avrupa'daki en büyük saate sahip kule burada mesela. İstediğiniz manzaralı bir yerde kalmaksa çoğu tepeden nehirle birlikte şehir manzarasına ulaşıyorsunuz. Tabii yine hatırlatmaktan fayda var, pahalı bir şehir ama hiç de ruhsuz değil. Sırtçantalı gezginin ucuz Avrupa şehri değil burası; başka bir konumu var Zürih'in ancak içinde gezinince hissedip, anlıyorsunuz. Gerçekten iyi bir yer bulmak istiyorsanız bu sefer Zürih'in çok iyi hazırlanmış, şehir için size tüm ipuçlarını verenşu linketıklayarak otellerin yerini, yakınındaki ulaşım araçlarının duraklarını görebileceğiniz haritaya göz atıp öyle bir yer seçin derim. Daha uygun bütçeli olsun ama yine de Zürih'e gidip gezeyim diyorsanız; çok gelişmiş bir tren ağına sahip olduğu için Zürih'e yakın kantonlarda da rahatlıkla kalabilirsiniz. Mesela biz Winterthur'da kaldık, Zürih'e 2 tren değiştirerek ulaştık ama bu bizi hiç yormadı. Yani normalde armut piş ağzıma düşü çok seven bir insanımdır ama sistem o kadar iyi ki sizi yormuyor. Diğer bir seçenekte Zürih'te kalmamak 🙂 Yanii eğer ki İsviçre'ye normal seyahatlerinizden uzun bir zaman ayırıyorsanız sabah gelip, akşam Luzern'e ya da başka bir ülkeye geçecekseniz günübirlik gezerek hem ucundan tadını alır hem konaklayacak yer arayışına girmemiş olursunuz. Bana sorarsanız 1 gün yetecek bir şehir değil ama belli mi olur yine gelir daha çok gezersiniz sonra. Zürih size somut şeyler sunmuyor, tabii paranız çuval çuval değilse -malum bankalar. Zürih ilginç bir şekilde en çok medeniyet sunuyor. Şehirde kendinizi bayağı bayağı hissetmeniz gereken normal seviyedeki bir insan gibi hissediyorsunuz, yaşadığınız ülkeye göre inanılmaz da hissedebiliyorsunuz o ayrı. Bunca zaman Zürih'e karşı soğuk, ruhsuz ve pahalı yorumlarından öteye gidememiş bir algı olmasının sebebi Zürih midir yoksa bunu dert edinmeyen İsviçre midir ya da zaten belirli bir kesimin işine gelmesinden midir bilinmez benim de çokça karşıma çıkan turistik bir şehir olmadı hiç bir zaman. Tabii kalite ve size özgü şeyler arıyorsanız bunun için Zürih harika bir durak. Bi' kere keşfedilmemiş demek istemiyorum ama çok gezen eden kimse olmadığından bu şehre gittiğinizde biraz daha özgün gezebilir belki kendi en'lerinizin lokallerin favorisi olduğunu öğrenip gezmek ve seyahat etmek konusunda kendinize minik mutluluklar yaşatabilirsiniz. Doğanın inanılmaz cömert olduğu bu topraklarda çok iyi peynir ve çikolata yiyebilir, Alplerin eteklerinde göl kenarında piknik yapabilir ya da dahası dağların içinden uçsuz bucaksız manzaralara çıkan trenlerle eşsiz yolculuk deneyimleri yaşayabilirsiniz. Kışın kayak yazın yayla tatili yapmalık dağları bayırları da var. Neden gitmeyinin tek karşılığı pahalılığı olabilir o yüzden bütçeyi bilip gitmeli. Onun dışında yeni bir şehir görmenin kime ne zararı olabilir ki. Yani kısacası butik ve özel olsun istiyorsanız Zürih öyle bir şehir; yazı göl kenarında ayaklarınız suyun içinde akşam güneşini batırırken içkilerinizi yudumlayarak, kışı da Alplerin tepesinde kayak sonrası açık havada fondü yaparak geçirebilirsiniz. Zürih turizm elçisi falan değilim ama ben çok araştırdım, tek tük yazı vardı o yüzden kendime iş edindim ve olabildiğince-bildiğimce her şeyi yazmaya bu yazıyla başladım. Demek bu kısma kadar okudunuz, o zaman teşekkür ederim."} {"url": "www.esrageziyor.com/midilli-adasina-nasil-gidilir/", "text": "Sorulara hızlıca cevap alınan uzatıp durulmayan yazıları seviyor, ben de çoğunlukla uzatmamaya çalışıyorum. Bu da öyle bir yazı. Midilli Adasını bu aralar çokça duyuyor ya da bir tatil planlayıp nasıl yola koyulacağınızı bilmiyorsanız doğru yerdesiniz, yazıyı okumanız bittiğinde sorularınıza cevap bulmuş olacaksınız. Midilli'ye gitmek için feribot en kolay ve hızlı yol. Balıkesir'in Ayvalık ilçesine gelerek, Ayvalık limanından kalkan feribotlarla 1 saat ile 1.5 saat arasında Ayvalık'tan Midilli'nin liman kısmı Mytilene'ye ulaşıyorsunuz. Ayvalık'tan Midilli'ye feribotla ulaşabileceğiniz 3 şirket var;Turyol, Jale Tour ve Jalem Tour. Biz Sakız Adası'na giderken tercih ettiğimiz gibi yine Turyol'u tercih ettik, yolculuğumuz 1.5 saat sürdü. Normalde bilet fiyatları gidiş-dönüş 30 fakat Turyol'un internet sitesinden aldığınız zaman 5 indirim oluyor ki bence güzel bir indirim. ( O 5 euroya bi' Gyros bi' içecekle bir öğün geçer 🙂 Tur olarak da programları olan bir şirket Turyol, bu yüzdeninternet sitesindensefer saatleri ve tur programlarına dair bilgiler bulabilirsiniz. Feribotlar aynı zamanda araçları da kabul ediyor. Eğer derseniz ki ben zaten adada da araba kiralayacağım, adada kirayalacağıma arabamın yeşil sigortasını yaptırıp araç için de bilet alarak giderim, gidebilirsiniz. Belgeleryanınızda olsun yeterli. Sabah gidiyorsanız muhtemelen feribotunuz saat 9'da olacak ve resmi tatil ya da bayram gibi zamanlarda Midilli'ye gitmeyi tercih ettiyseniz; yukarıda yazdığım 3 feribot şirketinin de yolcularının geçtiği gümrük kapısında uzun sıralar olma ihtimali çok fazla. Ee yani n'apalım derseniz de mümkünse erken gidin, en azından 2 kişi ve henüz biletleri alıp, check-in yaptırmadıysanız da biriniz hudut kapısından yola uzanan sıraya girer ve diğer kişi de hemen yolun karşısında ofisleri bulunan feribot şirketlerinden -hangisiyse- check-ini yaptırırsa az biraz vakti doğru kullanmış olursunuz. Gerçi siz bunu yapsanız dahi sabah ve akşam olmak üzere feribot şirketleri tek bir sefer yaptığı için böyle kalabalık zamanlarda hiç bir feribot yolcusunu bırakmıyor ve son yolcu feribota gelene kadar feribot bekliyor. Yani siz 9'da kalkacağını sandığınız feribotun içinde 10.30'a kadar da bekleyebilirsiniz böyle bir zamanda Midilli'ye gitmeye karar verdiyseniz. Hani kendinizi buna hazırlayın ki gitmeden tatilinizi stresle doldurmayın, olsun diyip oyalanacak bir şeyler hazır edin yanınızda. Bu durum zaten bayram ya da resmi tatil değilse nadiren gerçekleştiği için diğer zamanlar için çok da dert edilecek bir şey değil ama nadiren size denk gelirse diye de bilmiş olun. Feribota kadar özel aracınızla gelip arabayı nereye park ederim diye düşünüyorsanız da bizim gibi bir arka sokakta boş yer arayabilirsiniz. Adada arkadaşlarımızla karşılaştık dönüşte bir baktık ki araçları aynı sokağa park etmişiz 🙂 Yani bu herkesin ilk tercih ettiği yöntemlerden. Ücretli ya da ücretsiz otopark yakınlarda göremedik ama belki vardır, erken giderseniz bakabilirsiniz. Midilli Adası gezi notlarıma dair ilk bölüm olan ada içi ulaşım, nasıl bir rota izlemeli, konaklama ve yemek için mekan önerileri olan yazıburada!"} {"url": "www.esrageziyor.com/midilli-gezi-notlari/", "text": "Yunan adaları bizim için kutlama adası gibi oldu. Geçen yıl doğumgünümü Halkidiki'de kutlamıştık bu yıl da evlilik yıl dönümümüz için Midilli'yi seçtik. Her yıl bir kaçına gitmeyi geçen yıldan aklımıza koymuştuk bu yıl da Sakız Adası sonrası Midilli'yi seçtik kendimize. Sırada daha çok ada var ama ben size Midilli'den bahsedeyim. Bizim söylediğimiz ismiyle Midilli aslında Lesvos/Lesbos diye geçiyor. Midilli dağlık bir Yunan Adası ve Yunanistan'ın Girit ve Eğriboz'dan sonra 3. büyük adası. Dağlık dediysem her yer dağ tepe değil ama gerçekten büyük. Mesela direk bir haftasonu tatilinin yetmeyeceğini söyleyebilirim ama ister 2 gün olsun ister 5 gün olsun gitmeye değer, gezilecek yer var. Nasıl gidileceğine yazım bu linktemevcut. Demek istiyorum ki feribotla Ayvalık'tan 1.5 saatte ulaşmanız mümkün. Tabii Midilli için de Schengen vizesi şart. Derseniz ki bu kapı vizesi olayı neydi, o da buradaki yazımda. Midilli büyük bir ada olduğu için yine ilk söyleyeceğim şey araba kiralamak olacak ama neyse ki bu adada otobüsler de var. Belki her yerden her yere her zaman yoklar ama varlık olarak mevcutlar ve kullananlar da var. Araç kiralamak, adalar için en kolay ve pratik yol. Midilli büyük, 3-4 gün gez gez bitmez bir ada olduğundan araba kiralayarak olabildiğince adayı bir uçtan bir uca dolaşmak en kolayı. Araba kiralamak için önce kalacağınız yer ile iletişime geçmenizi öneririm çünkü illa ki çalıştıkları bir yer vardır ve öneride bulunurlar. İsterseniz feribottan indikten hemen sonra da araç kiralamaya dair bir kaç tane ofis gördüm, onları da tercih edebilirsiniz. Biz ilk gün kaldığımız otel aracılığıyla Panos'la iletişime geçtik ve Midilli'de pasaport kontrolden çıkar çıkmaz elinde 6-7 tane Türk ismi yazan birisi bekliyordu. Anladık ki herkes onlardan araç kiralamış, arabalar da hemen çıkış kapısının oradaydı. Hızlı bir kontrol, belgenin tamamlanması ve ücretin ödenmesi ardından 2.5 günlük arabamızı kiraladık. Otobüs seferlerini denemedik ama Midilli limanında da otobüslerin sefer saatleri yazıyordu bende onun fotoğrafını çektim. Tabii otobüs tercih edecekler için en kullanışlısı kendi internet siteleri, nereden nereye hangi gün gideceğinizi seçerseniz size sefer saatlerini ve o seferin ücretini gösteriyor. Az biraz büyük olup gezilesi her ada gibi Midilli için de birden fazla gezi rotası olduğunu söyleyebilirim. Midilli için de güney, batı ve kuzey rotaları izlenebilecek rotalardan. Tabii ben kolaylık olsun diye bu şekilde kategorileştirip yazıyorum yoksa siz önceden köylere bakıp hangisine gidip gitmeyeceğinize göre kendinize yeni rotalar çıkarabilirsiniz. Yukarıdaki haritaya göre rotaların renklerini belirlediğimi anlayabilirsiniz zaten. Bu yazdığım yerlerin dışında yol güzergahınızda muhakkak ki minik ve güzel köyler, koylar olacaktır; gözünüze güzel gelene uğramayı ihmal etmeyin derim."} {"url": "www.esrageziyor.com/milano-gezi-notlari/", "text": "Torino'ya taşınmamızla birlikte ilk hafta sonu seyahatimizi 7 'ya Marino Bus'dan aldığımız gidiş dönüş biletleriyle Milano'ya yaptık. Hem konum avantajını hem de birden denk gelen indirimi yakalayınca bu fırsatı kaçırmadım. Daha önce Milano'daki 2 havaalanını da görmüştüm, böylece Milano Lampugnano otobüs terminalini de görmüş oldum. Vize : Bordo pasaport sahipleri için İtalya vize istiyor. İtalya vizesi için de resmi aracı kurum İdata, şuradan inceleyebilirsiniz detayları. Konum : İtalya'nın kuzeyinde kalan Milano, Lombardiyo bölgesinde yer alıyor. Aynı zamanda İtalya'nın 2. büyük nüfusuna sahip şehri. Ana Dili :İtalya'da ana dil İtalyanca. İngilizceleri ise genelde yazıldığı gibi okudukları için bazen anlaşmakta zorluk yaşatsa da turistik alanlarda İngilizce ile rahatça anlaşabilirsiniz. Para Birimi :İtalya Schengen bölgesine dahil bir ülke olduğundan her yerde Euro kullanılıyor. Uçuş Süresi :İstanbul'dan ortalama 3 saatte Milano'daki havaalanlarına varabiliyorsunuz. İdeal Gün Sayısı :Milano için 2 gün çok yeterli. Hatta abartma demezseniz güne erkenden başlayarak 1 günde bile şehri keşfedebilmeniz mümkün. O yüzden tam sakin sakin gezmelik bir hafta sonu şehri Milano. Eğer gelmişken yakınlarda bir yerler göreyim derseniz de kesinlikle ilk seçeneğiniz Como Gölü olsun. Dönüş uçuşunuz Bergamo Havaalanından ise Bergamo şehrini de gezebilirsiniz. Telefon Hattı : Eğer İtalya'da seyahatiniz boyunca internet için olsun aramalar için olsun bir telefon hattı alacaksanız 2 önerim var; İlki Vodafone, 25gb internet + 40 dakika Türkiye'yi arama ve İtalya içi dakikalarla ilk ay için sim card ücreti dahil 25 sonraki aylar 10 . Diğeri ise çekim kalitesi yer yer iyi olmadığı söylense de denemediğim, ekonomik seçenek Iliad. 50gb internet, dakikalarını bilmiyorum fakat ilk ay sim kart ücretiyle 17 , sonraki aylar 7 . Telefon hattı alırken söylemeniz gereken \"prepaid\" olması, yani bizdeki kontörlü hatlardan oluyor. Aynı zamanda ben detayları bilmesem de siz Wind ve TİM markalarına da bakabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/moskova-gezi-notlari-1/", "text": "Yine Cuma'dan Pazar'a dolu dolu geçirdiğimiz bir haftasonu rotası oldu Moskova. Mart ayının 17'sinde Pegasus'tan kampanya döneminde git gel 200 liraya aldığımız biletlerle Domodedovo Havaalanı'na doğru inişe geçmişken yükseklerde karlar hala duruyor ve tüm nehirler buz tutmuş vaziyetteydi ama hava durumuna göre çok da soğuk olmayacaktı, neyse ki olmadı da. 960 yaşındaki Moskova'ya gitmeden şehir çok pahalı diye okuyacaksınız, kimse İngilizce konuşmuyor diyecekler, çok büyük kaybolursun metrolar karışık diyecekler de diyecekler. Sizi yıldırmasın. Şehir pahalı ama yolunuzu buluyorsunuz, yazacağım yerlerde yemek fiyatlarına bakabilirsiniz mesela. Kimse İngilizce konuşmuyor diyemeyiz özellikle turistik bölgelerde anlayan eden var, konuşan da ama ana dilleri değil neticede, yolunuzu bulmanıza yetecek kadarına denk gelirsiniz. Çok büyük bir şehir gerçekten, metro ya da ulaşım için güzel tecrübeler edindiğimizden bizi hiç zorlamadı, ulaşım kısmında da yazdım. Yani demem o ki kim ne derse desin, siz kendiniz gidip görmeden kendinize neyin kolay neyin zor ya da neyin doğru geleceğini bilemezsiniz. Öncelikle Rusya hala vize istediğinden vizeyle ilgili bilgiler içinRusya vizesiyazıma bakabilirsiniz. Havaalanına varmanızla birlikte Kiril alfabesi sizi 4 bir yandan karşılıyor! Şehrin içinde de çoğu yerde göremeyeceğiniz Latin alfabesi burada da olabildiğince az. Çıkışı bulabilmeniz için neyse ki \"exit\" yazmışlar, zaten ülkenin coğrafi konumu gereği olan soğukluk bir şekilde insanlara da bulaşmış. Üstüne bir de ülkemizle çok sevimli olmayan ilişkiler derken çıkışa 1 kala pasaport kontrolde pasaportlarımız detaylıca inceleniyor. Boş sayfa dolu sayfa, önceki vizeler, niye geldin hemen gidecek misinler derken 10 dakika gibi bir sürede geçiyoruz kontrol kısımlarını. Çıkış kapısına geldiğimizde de havaalanının en sağında köşede minik bir exchange ofis var orada az çok demeden, zaten kur da havaalanı olmasına rağmen çok fark etmediğinden, bir kaç günlük paramızı bozduruyoruz ki otele giderken taksiye parayı ruble olarak ödeyebilelim. Havaalanından çıkınca sigara kullananlar muhtemelen bir tane yakmak isteyecek ama dikkat çünkü dışarıda sadece çizilmiş alanlarda sigara içebilirsiniz. O yüzden küllüğün başına toplanmış insanlara doğru gidin ve o karenin içinde içmeye dikkat edin. Şimdi bizim arkadaşlar yolda yürürken babasından saklar gibi eli belin altına indirerek taşıyıp içmediler değil ama cezası var yani, adamlar boşuna yasaklamamış. Moskova içinde ilk başta metro ne kadar karmaşık gelecek olursa Moskova'ya İstanbul'dan ulaşmak o kadar basit olacak çünkü Pegasus, Thy, Onur Air gibi havayolları İstanbul'dan direk Moskova'ya uçuyor ve uçuşlar 3 -3,5 saat sürüyor. Rusya'da araba kiralamayı düşünür müsünüz bilmem ama yeri geldiğinde 16 şeride çıkan yollarda, çok ilginç yerlerde U dönüşü yapılan yol ortalarında nasıl olurdu bilmiyorum. Biz Moskova'da olduğumuz süre boyunca 4 kişi- Uber'i fena sevdik, hatta ilk denememizdi. - Uber Gitmeden önce Uber'in uygulamasını telefonuma yükleyerek gerekli ayarlamaları yapıp az biraz da nasıl kullanıldığını öğrenmiştim. Havaalanından çıktığımızdaysa uygulamadan ulaşılacak yer olarak otelimizi seçip, aracı çağırdım. Araçlar 3 10 dakika içinde hep geldiler. Tabii benim asıl Uber'e sevdalanmamdaki amaç 4 kişi olmamızdan bize çok uyguna gelecek olmasıydı. Uber ile Domodedovo'dan şehir merkezine ortalama 1000 rubleye (65 tl) gidebiliyorsunuz. Yolculuk ise 45 dakika ile 1 saat arasında -gideceğiniz yerin turistik bölgelere yakın olduğunu varsayarak- değişecektir. Normal taksi de çok fazla var kapıda fakat fiyat sorup pazarlık yapmadan onları kullanmanızı tavsiye etmem, genelde Uber'in 2-3 katı fiyat söylüyorlar. - Aeroexpress Tren İlk baktığım seçenek buydu ve fiyatı tek kişi için 420 ruble (27 tl) . 4 kişi olduğumuz için direk Uber'i tercih ettik biz ama trenle de ulaşım trafik olma durumuna göre çok rahat olabilir. Bu trenlerin kalkış yeri havaalanında 4. kapı ve biletleri ister önceden internet üstünden isterseniz havaalanında 3. ve 4. kapının oradan alabilirsiniz. İnternet sitesi ve diğer detaylara bakmak istersenizburadanulaşabilirsiniz. Aeroexpressler sadece Domodedovo Havaalanından değil, Moskova'daki diğer havaalanlarından da şehre ulaşmak için kullanıyor, aynı şekilde kullanabilirsiniz. - Otobüs Kullanmak isteyebileceğiniz bir başka seçenek ise otobüs. Fiyatları da en uygun görünen onlar fakat gideceğiniz yeri önceden iyi çalışıp neye binmeniz gerektiğini araştırmakta fayda var. Tüm lokasyonlar için türlü türlü otobüslerin detaylarınabu linktenulaşabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/moskova-gezi-notlari-2/", "text": "Moskova'ya gitmeden farklı bir kültür olacağı için heyecanlıydım ama bizden vize istediğini bilmiyordum. Aramız kötü olunca kapanmıştı kapılar ama yine de yılmadan gitme kararımızı devam ettirip vizelerimizi alıp koyulduk Moskova yollarına. Moskova içinden geçen nehrin adını alan, büyüleyici bir şehir. 10. yüzyılda Slav ırkı tarafından 7 tepe üzerine kurulmuş ve çok geçmeden dünyada güçlü bir şekilde yerini edinmiş. Şehir o kadar büyük ve yol boyu o kadar estetik bina var ki \"görülmesi gerekenler\" listesinde olmasa bile göresin geliyor. Yollar geniş, 16 şeride çıkan yol saydık hala aklımda. Yine de böylesi uçsuz bucaksız bir şehirken biz gittiğimizde nereleri gezebildik diye yazıyorum. Moskova gezi notlarımın ilk bölümü içinşurayatıklayabilirsiniz. İşte Moskova'nın buluşma noktası. Her turistin en az bir kere, günde ise en az 2 milyon turistin gelip geçtiği meydan. Meydan Kremlin'in tamamlanmasından sonra 15. yüzyılda inşaa edilmiş ve o gün bugündür önemli anlara ev sahipliği yapmış. Gitmeden o kadar çok gezilecek yer vardı ki kimse de dememiş gezilecek yerlerin yarısı bu meydan ve çevresinde. Ben diyorum, neredeyse 3 gün geçer bu meydanda detaylı gezmek isterseniz. Meydan Rusya'nın tarihinde önemli yer etmesi sebebiyle UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alıyor. Gece ışıklandırmasın görmeden de dönmek diye bir şey düşünmeyin derim o denli muazzam. İşte o rengarenk 8 kubbesi olan, ister Moskova ister Rusya densin fotoğrafı kullanılan yapı bu ; Aziz Vasil Katedrali. Öyle güzel bir işçiliği var ki hayran kalmamak elde değil. 1560 yılında kazanılan zaferler neticesinde Korkunç İvan tarafından yaptırılan katedralin sekiz kubbesi de sekiz ayrı zaferi simgeliyor. İlk zamanlarda som altından yapılan kubbeler daha sonra değişik renklerde boyanarak günümüze kadar çeşitli restorelerle geliyor. Kızıl Meydan'ın en dikkat çeken yapısı tartışmasız bu katedral. Aziz Vasil'in Kremlin Sarayı ile karıştırılmasının sebebi de bu popülerliği olmalı. Yine Kızıl Meydan'daki bu yapı Sovyetler Birliği kurucusu Vladimir İlyiç Lenin için Stalin'in önerisiyle 1930yılında açılmış ve naaşı da orada bulunuyor. Mozolenin kırmızı renkteki granit komünizmi, siyah labrador ise yası temsil ediyor. İsterseniz 100 metrekare olan bu binaya girebilir ve sol taraftan inerek yas salonuna ulaşabilirsiniz. Yalnız fotoğrak kamera her türlü yasak ve Pazartesi ile Cuma günleri ziyarete açık değil. Alışveriş merkezinin bu listede ne işi var demeyin orası gece görünce ışıl ışıl size meydan mutluluğu yaşatan ve buz gibi havada meydanda gezip fotoğraf çekmeye çalışırken sizi sıcacık içine kabul edecek 19. yüzyıldan beri varlığını sürdüren harikulade bir yapı. Meydanın doğu köşesi boyunca uzanan bu rustik taş içliğindeki yapı Lenin Mozolesinin de karşısında kalıyor. Cam tavanlı GUM Avrupa'daki istasyonlara benziyor. 1200 kadar mağazası olan bu avm aynı zamanda çok şık restoran ve kafelere de ev sahipliği yapıyor. Hatta uygun yemek yemek için de bir yer var ki yazmıştım bir diğer gezi rehberinde. Alışveriş için değilse bile içini görmek, çiçek bahçesine çevrilmiş mini meydanları görmek için uğramayı unutmayın. Rengiyle sizi kendine çeken Kızıl Meydan'ın ayrı bir cazibe yapısı olan yer de Devlet Tarih Müzesi. Meydana bakan tarafı arkası olsa da arka kapısının önünde fotoğraf çektirseniz fena olmaz. Müzede dönem dönem çeşitli sergiler gerçekleşmekle birlikte, müze Rusya tarihine dair binlerce nesneye ev sahipliği yapıyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/nasil-uygun-butceli-geziyorum/", "text": "Giriş cümlesi olarak tamamen \"kendi tecrübe ve yaptıklarım\"dan yola çıkarak yazıyorum, eksiği vardır fazlası yoktur. Oldum olası cevaplamayı en sevdiğim sorulardan birisi \"ucuza gezmek\". Gerçekten, ciddi bir hevesle bana bunu sorana içimden bile olsa gına geldi bu sorudan demedim. Çünkü ben kendi yaptıklarımla mutlu mesut yaklaşık 25 ülke onlarca şehir gezdim bugüne dek. Türkiye'ye göre dünyanın öteki ucu sayılan ülkelere kader, kısmet ya da sadece çok istemekle gidileceğini söyleyerek kimsenin zekasıyla dalga da geçmeden yazıyorum yazılarımı çünkü öyle bir şey yok. Bir ara ciddi ciddi her gün Skyscanner, Momondogibi uçak bileti arama sitelerini günde en az 5 kere aşındırıyordum. Tabii sürekli aynı tarihlere bilet bakarsanız sistem sizi algılıyor, o yüzden çerezleri-arama geçmişini falan temizliyordum bu kadar sık bakarken. Biletleri \"dur İtalyaya gideyim\" diye değil de \"her yere\" diye aratıp hangi ülkenin hangi şehrine ucuz bilete denk gelirsem öyle değerlendiriyordum çünkü dünyanın her yerinde bir şekilde görecek bir şey vardır diye düşünüyorum. Kötü ya da çirkinse bile ben gidip kendi gözlerimle görmek istiyorum. Gideceğiniz yerle ilgili araştırma yaparken bu yüzden yorumları buna göre değerlendirmek ve önyargılı olmamak gerek. Şurada yazdığım \"Seyahatlere Yardımcı Uygulamar&Web Siteleri\" yazım büyük oranda işinizi kolaylaştıracaktır bu arama planlama aşamaları için. Bir de havayolu şirketlerinin kampanyaları var ki yerli yabancı çoğunun mail bildirimlerine aboneyim. Fırsat zamanı olsun sizin doğumgününüz olsun indirimleri mailinizde görünce sürekli sitelerini kontrol etmeniz de gerekmiyor. Geçtiğimiz 1 yıl içinde yaptığımız Brüksel seyahati Pegasus'a üye olup o güne dek aldığım biletlerden kazandığım puanlarla bedavaya, sonrasında yine Pegasus'un kampanya yaptığı dönemde Moskova'ya aldığım git gel biletler ise kişi başı 160 liraya denk geldi. Bu kısımda para harcadım ama ucuza aldığımı hissettiğim için mutlu oldum ve seyahat gerçekleşene dek de ödediğim için tek bir aya çok masraf binmemiş oldu. Aktarmalı uçabilirsiniz! İlla ki belirli bir yere gitmek istiyor ve bütçenize uymuyorsa o zaman aktarmalı seçeneklere bakacaksınız ya da kendi aktarmanızı kendiniz yapacaksınız. Misal komşu Yunanistan ya da Bulgaristan'a geçerek yolculuğunuzu çok daha uyguna getirmeniz mümkün. Yunanistan'dan Asya'ya, Bulgaristan'dansa Avrupa'ya son zamanlarda çok fazla ucuz uçak bileti bulunuyor. Her ikisine de Türkiye'den en ucuz şekilde otobüsle veyahut uçakla ulaşım sağlamanız mümkün. Bazen hesaplayınca Türkiye'den aktarmalı ya da direk uçmaktan çok daha ucuza geldiğini görüyorum ama aktarma az biraz yorucu bir şey. Alışıksanız ya da tecrübeniz varsa çoğunlukla kamp yaparak bu kısmı bedavaya getirmeniz mümkün. Tabii bildiğim kadarıyla bazı kamp alanları da ücretli ama konuya hakim değilim, hiç denemedim. Bugüne kadar Booking. com ya da Airbnb aracılığıyla hep gideceğimiz yerde kalacak yerleri ayarladım ama kendi kriterlerimizde hep en ucuzu seçtim. Çünkü eğer bir şehri gezmek için bir yerlere gidiyorsanız kalacağınız yer size uyku ve duş için gerek olacaktır, en azından bizim düşünce şeklimiz böyle. Bahar mevsiminde gidip n'olur odada klima da olsun, yok kapalı havuzu olsun diye bakarsanız işler orada alır başını gider. Benim kriterlerim belli; beyaz çarşaflar, iyi yorumlar, sıcak su ve mümkünse banyonun odanın içinde olması. Gezmeli, görmeli, uygun bütçeli gezi planlarımız için şu ana dek onlarca yerde kalmışızdır tek 1 seçim dışında hepsi gayet sağlıklıydı. Bu kısım da parayı bir güzel harcadığımız kısım çünkü barınma ihtiyacını teşkil ediyor. Sanırsam da tüm tatil bütçesinin %30'u olarak düşünülebilir. Uçak bileti genelde %50'sini oluşturuyor. Bu arada Couchsurfing gibi internet sitelerine üye olarak yine bir başkasının evinde ve onun uygun gördüğü şartlarda eğer sizin kalma isteğinize olumlu cevap verirse- kalabilirsiniz. Bu durumda da konaklamayı bedavaya getirip iyi bir tasarruf sağlamış olursunuz. Biz henüz denemedik ama evimizde misafir ettiklerimiz oldu. Bu aşamaya geçtiysek zaten dert edecek pek bir şey kalmamıştır. Düşünceniz şuysa \"bir kere geldik her şeyi yer içerim\" bu yazı sizin pek işinize yaramayacaktır ama belki okuyarak fikriniz değişir. Gezmeye başladığımız ilk yıllarda neredeyse hiç restoran adı altındaki yerlerde yemek yemedik diyebilirim. Kafeler, fast foodlar ama en çok da mini büfe ya da marketler. Hatta 4 günlük Palma Adası tatilimizde(2015) her sabah ve öğlen yemeğimizi marketten aldıklarımızla kendimiz hazırlamıştık hatta bazı akşamlar bile. Ki o bizim 7 günde 8 kez uçağa bindiğimiz inanılmaz dolu bir gezimizdi ve 2 kişi her şey toplam 5 bin lira harcamıştık. Her şey = uçaklar, yemekler, ara aktarmalar, konaklamalar ve aklınıza her ne gelirse. Hadi ilk zamanlar bu şekildeydik şimdi gözünüzden kaçmıyordur restoranlarda da yemek yiyorsunuz diyen olacak bu daha çok Yunan Adası istisnası, normalde yine öyle yerlere pek gidesimiz gelmiyor. Aynı zamanda evlendikten sonra sanırım bütçeyi yönetmeyi de çok daha iyi öğrendik, gerçekten ama gerçekten ihtiyacımız olmayan hiç bir şeyi almıyoruz ; isterse 5 lira olsun. Ben çok yerim öylesine geçiştirememciler için de mutfaklı yerlerde kalmalarını öneririm. O da büyük rahatlık. Mesela geçtiğimiz Nisan(2017) ayında annemle Prag'a gittik ve Airbnb'den bir ev kiralayarak konakladık. Annemi bilirim, çoğunlukla dışarıda yemek yemez hele farklı bir ülkede neyi neyle yaptıklarını bilmediği yerde hiç yemez. Prag'da 3 gün geçirdik ve sadece dışarıda kahve, trdelnik denen bir tatlı ve ben sokak yemeği olarak tabakta minik patateslerden aldım. Yanımızda getirdiğimiz paket makarna ve peynir dışında geri kalan her şeyi marketten alışveriş yapıp, sabah akşam evde yiyerek geçirdik ve marketten toplamda en fazla 20 'luk bir alışveriş yaptık 3 gün için. Çünkü gurme gezgin gibi bir tarzım yok benim, karnımı kendi güzel şartlarımda doyurup yeni bir ülke yeni bir kültür görmek çok daha işime geliyor. Yürümek, yürümek, yürümek... İmkanı olanlar için bence en güzel ulaşım şekli. Tabii dere tepe aşılacak yerlere gitmişken trekking yaparak tüm vaktinizi harcayın diyemem ama çoğu Avrupa şehri yürüyerek gezmeye çok uygun. Hem karşınıza beklenmedik şeyler çıkma olasılığı da yüksek. Güzel şeylerden bahsediyorum, hırsızlık kapkaç falan değil. Ulaşım da olmazsa olmaz para harcanacak konulardan biri. En kötü havaalanından şehrin merkezine gitmek için kullanırsınız ama bir şekilde gerekir. Ulaşımın genelde en ucuz seçeneği toplu taşıma. Zaten bunu mümkün kılan ve ulaşım ağı gelişmiş şehirlerde de bunu kullanmak en mantıklısı. Hatta çoğu Avrupa şehrinde turistler için 1-2-3 günlük ulaşım kartları var ve bu kartlardan aldığınız zaman çoğunlukla bir takım müzelere de ücretsiz girilebildiğiniz için bazı şehirlerde çok avantajlı olabiliyor. İsviçre onlardan biri değil ama her yönden pahalı. Bir de gittiğiniz ülke de şehir değiştirecekseniz mesela buna karar verir vermez neyle nasıl giderim diye bakmakta yarar var çünkü planınızı şekillendirecek promosyonlara denk gelebilirsiniz. Mesela Brüksel'den Brugge'a gideceğimiz zaman Brüksel'e gidene kadar bilet almamıştık. Bilet otamatına geldiğimizde de hata verince internetten bilet alırım o zaman diye zorlamamıştık. İyi ki de öyle yapmışız çünkü internet kampanyası olarak 2 al 1 öde vardı ki bu bilet otomatında olmayan bir şeydi. Bir de baktınız trenler çok pahalıFlixbus, Polskibusgibi otobüs seçeneklerini de kontrol edebilirsiniz, onlar da çok kampanya yapıyorlar, tabii ki Avrupa için. Eğer ki Asya'ya gittiniz ve Bali gibi bir ülkedeyseniz yürümek bir yere kadar. Sağdan direksiyonlu arabada sıkıntınız yoksa araba kiralayabilir ya da sağdan akan trafiğe daha kolay uyum sağlamak için motoru tercih edebilirsiniz. Burada harcayacağınız parayı da minumuma indirmek için yapabileceğiniz tek şey pazarlık etmek. Şansınıza belki otostop da çekebilirsiniz ama nereden nereye gidersiniz bilemiyorum. Özel taksi uygulamaları ya da paylaşımlı araç uygulamalarını da deneyebilirsiniz tabii ki. Çok kişi olduğunuzda araba kiralama gibi seçenekler bazen daha avantajlı bile oluyor. Düşünüyorum mesela ulaşıma hiç para harcamadığımız bir yer oldu mu diye ama bulamadım. Çoğunda toplu taşıma kullanmışız, kiminde araba kiralamışız kimindeyse Uber ama illa ki bir şeyler kullanmışız. Şehri her ne kadar yürüyerek gezsek de bazı yerlerde ulaşım en az konaklama kadar pay kaplayabiliyor bütçede. İşte o zaman ya konaklamayı en ucuzdan seçiyoruz ya da yemeği daha minimuma indiriyoruz. Her şey bütçeyi ayarlamakta bitiyor. Bizim bütçemizde başka harcama kalemi ne var bilmiyorum ama herkesin en sevdiği konu \"bana sayılarla konuş\" olduğu için arada bir böyle yazılar yazmayı ben de seviyorum. Gerçi genelde Instagram hesabımı takip edenler bilir, uçak biletini ne kadar almışım hangi otelde ne kadara kalıyormuşum hepsi paylaştığım şeyler. Böyle bir yazıyla taçlandırmak da güzel oldu bence. Daha da merak ettiğiniz bir şey olursa yorum olarak bırakın lütfen. Afaki yazmadığımı düşünerek bir sonraki bu tarz yazımda da bizim gezginlik hikayemizi anlatmaya karar verdim. Neticede anne karnında başlamadı dicem ama benimkinin geçmişi ona dayanıyor o yüzden yakın geçmişi baz alacağım. Siz de yeni yazılardan haberiniz olsun isterseniz; bilgisayardan girenlere sağda yukarılarda, telefondan girenlere birazcık daha aşağılarda bir yerde \"Abone Ol\" kısmına mail adresinizi bırakıp, yazılarımı takip edebilirsiniz. Çok teşekkür ederim. Bence de mühim olan yılda en azından 1 kez hiç bulunmadığın bir yerde bulunup hem kendini hem dünyayı tanımak. Her daim gezebilmemiz ve bir gün bir yerlerde karşılaşmamız dileğiyle. Merhaba Esra hanım sri lanka yı sizinle tanıdım, o günden sonra YouTube Instagram sayfalarınızı sürekli takip eder oldum."} {"url": "www.esrageziyor.com/netflixin-gizli-baglanti-kodlari/", "text": "Netflix'ten bir şeyler izlemeyi sevenler bilir ki o çok sevdiğiniz dizi bittikten sonra yeni bir dizi bulup başlamak öyle pek de kolay olmuyor. Hem çok fazla içerik var hem de genel geçer kategoriler detaylı araştırmayı sevenlere yetmiyor. İşte tam da böyle zamanlar için çok basit uzantılar var. Mesela belgesel izlemek istiyorsunuz ama alt kategori olarak tarihi belgeselleri bulmak istiyorsunuz ya da komedi seviyorsunuz ama romantik komediler asıl ilgi alanınız ise onlara kolayca ulaşmak mümkün. Peki size aşağıda bahsettiğim kodları nasıl kullanacaksınız? Yeşil bağlantıya tıklayıp, açın ve karşınızdaki sayfada \"KODU GİRİNİZ\" yazan kısmı silip, aşağıdaki listeden ilgili sayıyı yazmanız ve aramanız yeterli."} {"url": "www.esrageziyor.com/oturdugunuz-yerden-gezebileceginiz-15-muze/", "text": "Bir sebepten seyahat edemiyor ama aynı zamanda dünyanın güzelliklerini evinize getirmek istiyorsanız bunun için en güzel yollardan birisi ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz internet siteleri. Özellikle Google Arts&Culture kullanarak 2500'den fazla müze ve sergiyi gezebilirsiniz. İnsanlık tarihinin yeniden yazılması gerektiğini gözler önüne seren Göbeklitepe, Mısır Piramitleri'nden bile eski tarihi bir tapınak. Şanlıurfa'daki bu mistik kazı alanı hala çözemediğimiz sırlar barındırıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan tapınaktaki sütunların üzerlerine işlenmiş havyan figürleri, 12 ayı temsil eden işlemeler ve daha birçok şey sizi iyi bir deneyimle buluşturuyor. Buradan gezmeye başlayabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/paris-bir-airbnb-deneyimi/", "text": "Neredeyse son 2 yıldır konaklama adına ilk baktığım yer hep aynı, Airbnb! Hem Türkçe olması hem kullanım kolaylığı sunmasıyla denedikten sonra hemen alışıyorsunuz, özellikle iyi bir deneyim yaşadıysanız. Bundan önce defalarca konakladığımız evlerde hiç sıkıntı yaşamadığımız için ve dahası mutfak gibi seyahatlerdeki yemek masrafını en ekonomik şekilde çözebileceğimiz bir imkan tanıdığı için Airbnb'den ev kiralama işini ben çok sevdim. Detaylı Airbnb Nedir, Nasıl Kullanılır yazımı da okuyabilirsiniz. Hal böyle olunca Paris seyahatimiz için de direkt olarak ev aramaya başladım. Paris seyahatimizin biletlerini, seyahat tarihinden yaklaşık 4-5 ay önce aldığımız için ev bakıp bulmaya fazlasıyla zamanım vardı. Bende bir Paris klasörü açıp, beğendiklerimi kaydetmeye başladım. Tam o sırada Fırat'ın iş durumu çıkınca biz Paris seyahatini askıya aldık ve beğendiğim evler de klasörde kala kaldı.. ta ki seyahatin başlamasına 1 hafta kala gideceğimiz kesinleşinceye kadar da hiç bakmamıştım. Benim 4 ay önceden bulup, beğendiğim evlerden eser yoktu çünkü seyahate 1 hafta kalmıştı. Bir de böyle bir şey var; eğer büyük ve çok turistik bir şehre gidecekseniz 6 ay öncesinden bile konaklayacak yerinizi ayarlarsanız erken olmayacaktır çünkü ciddi talep olan şehirlerde çoğunlukla böyle oluyor. Paris de bu şehirlerden birisi. Paris'e gitmeden yalnızca 3 gün önce kalacak yeri ayarlayabildim, böyle bir son dakika ayarlaması ilk defa başıma geliyordu. Hatta bir kaç ev tam ben ödeme sayfasına gidecekken hata verdi, bir baktım ki çoktan başkaları evi kiralamış. Böyle gittiğine çok üzüldüğüm bir ev sonraki gün karşıma çıkınca hiç kaçırmayıp, hemen kiraladım. Böylece Paris'te 2 gece kalmak için \"tüm eve\" 490 lira ödeyerek aşağıdaki evi kiraladık. Fiyatlar dönemsel olarak ve yoğunluğu göre hem Airbnb'nin otomatik fiyat değerlendirmesine göre hem de ev sahibinin fiyat belirlemesine göre değişebiliyor, aklınızda olsun. Airbnb'ye üye değilseniz eğer şu linkten üye olarak ilk konaklamanız için 130 lira indirim kazanabilirsiniz. Airbnb'den özel oda, müşterek oda ya tüm ev olarak seçenekli bir şekilde kiralama gerçekleştirebiliyorsunuz. Paris'te \"tüm ev\" seçeneğiyle stüdyo bir daire kiraladık. İlginç olan ev sahibi daha doğrusu sonradan anladım ki 200 kadar Airbnb evini yöneten bir şirket- mesajlarla mini mülakat gibi bir şey yaptı. Siz kimsiniz, ne iş yaparsınız gibi bir kaç soru sorup ne amaçla Paris'e gittiğimizi öğrenmek istedi. Neticede ben de güven oluşturması açısından ve evi beğendiğim için elbette güzelce cevapladım. Tabii böyle bir şey başımıza ilk defa geldi. Normalde selamlaşır, şu gün geleceğiz görüşmek üzere der bitirirdik. Sonradan anladım ki bu evleri yöneten şirket gerçekten profesyonel çalıştıkları için -muhtemelen- iyi yorum yapacak kişilerin evlerinde kalmasını istiyorlar. Neticede onlar da haklı, koskoca -mübalağa olarak bizimkisi stüdyoydu- evi hiç tanımadığın insanlara bırakıyorsun. Benim mesajlaştığım kişi Quentin'di. Quentin bu mini mülakat ardından bana; eve gidiş, anahtarı alış, giriş çıkış saatleri, erken gelme ya da ihtiyaç olması durumunda bagaj emanet edebileceğim yerler gibi bilgileri içeren mesajı hem İngilizce hem Fransızca olarak göndermişti. Böylece genel bilgilere sahip olmuştum. Bir de tahmini eve giriş saatimizi sormuştu, bende uçağa göre saati bildirdim ve anlaştık. Bugüne dek hep apartmanın önünde karşılanıp, anahtarı elden aldım. Bu sefer durum farklıydı. Kafe, restoran gibi yerlere \"Key Box\" adı verilen kare 19 bölmeli bir kutu yapmışlar. Bu bölmelerin içine ev sahipleri anahtarları bırakıyormuş eve gelecek olan misafirler de şifreyi girerek kutu açılıyor ve anahtarı alıyorlar. Ev sahibi bana anahtarın hangi kafede olduğunu ve benim anahtarı almam için o Key Box'a hangi şifreyi yazmamı da gönderdi. Böylece belirttiğimiz saatte restorana gidip, şifreyi girip anahtarı kolayca aldık. Kaldığımız evlerin genelinde 2 dış kapı vardı. İlki sokak kapısı, ikincisi içeri kapı. Genelde bu ikisinin de ayrı ayrı şifresi oluyor. Güvenlik açısından bu çok iyi bence, nasıl bir ortamda kaldığını bilmek güzel oluyor. Bizim evin de dış kapısında 4 haneli bir şifre iç kapısında da anahtarlığı okuttuğumuz bir cihaz vardı. Yine ev sahibi mesajında bunları uzunca yazmıştı. Zaten bu mesajlaşmaların hepsi seyahat başlamadan gerçekleştiği için benim buraya kadar yazdıklarımın hepsi 2-3 dakikada hallolan şeyler."} {"url": "www.esrageziyor.com/paris-konaklama-notlari/", "text": "Büyük şehirlerin belki de en sevmediğim yanı hangi bölgesinde kalmam gerektiğini bulmaya çalışırken harcadığım zaman ve kararsızlık. Paris de benim için onlardan birisi oldu, hatta gitmeden söyleniyordum kendi kendime \"üff şu büyük şehirlerin planlaması da bazen eziyet\" diye. Neyse ki 3-4 gün yer bakıp bakıp bulamama kıvranmaları sonunda bütçemize çok uygun olduğundan, 19. bölgede bir Airbnb evinde kalmaya karar verebildim. Paris'te nerede kaldık görmek ve Airbnb için fikir edinmek isterseniz \" Paris : Bir Airbnb Deneyimi\" yazımı okuyabilir ve kaldığımız evi görebilirsiniz. Paris'te ulaşım gerçekten söylendiği kadar kolay ve çok seçenekli olduğu için aslında konaklama yapacağınız yerin 3-5 dakika yakınında bir metro istasyonu olması çok yeterli. Eğer merkezi bir yerde kalmak için yer bulamaz ya da bütçeniz için daha uygun seçenekler tercih etmek isterseniz metro istasyonu yakınlığına bakmanız yeterli. Paris'te ulaşım için de şuradaki yazıma göz atabilirsiniz. Paris, Paris'in merkezinden başlayarak 20'ye kadar ilerleyen bir belediye bölgesi/mahalle sistemine göre haritaya ayrılmış. Aşağıdaki haritaya bakınca zaten bunu detaylı olarak görebiliyorsunuz. Bu haritadaki bölgelerin hemen hemen her birinde \"görülmesi gereken\" yerlerden en azından bir kaçı olacağı için sizin bir kaç kritere göre bölge seçiminizi yapmanız belki de en uygunu olacaktır. Ben de size bölgeler hakkında genel bilgiler verdim, seçiminize yardımcı olacaktır. Paris'in eski şehir merkezi ve turistik açıdan konaklamak için de en uygun bölgelerden birisi. Seine Nehri'nin sağ kıyısında yer alıyor ve bir çok tarihi bina bu bölgede bulunuyor. Louvre Müzesi'ne, yanındaki Jardins des Tuileries'e ve zarif Place Vendome 1. bölgede. Merkezi konumu nedeniyle bu bölgede bulacağınız bir çok butik otel ve lüks otel var, tabii fiyatları da ona göre şehrin geri kalanından çok daha pahalı. Bu bölgede kalmanın avantajı, Paris'teki en iyi turistik yerlerin ve restoranların çoğuna yürüme mesafesinde olmanız. 3. Bölge eskilerde bataklık olan şimdilerde ise moda ve sanatın hüküm sürdüğü Marais bölgesinin de bir bölümünü kapsıyor. Bu bölgede açık görüşlü bir düşünce hakim ve harika restoranlar ile mağazaların da yer aldığı Yahudi mahallesi bulunuyor. Bu bölgede Picasso Müzesi'ne bakmak isteyebilirsiniz. Paris'in Ortaçağ bölgesi desek sanırım yanlış olmaz. Bu bölge dar sokaklarıyla biliniyor ve bilinen bölge adı da La Marais. Notre Dame, St. Chapelle ve Pompidou Center'daki Ulusal Sanat Müzesi gibi birçok tanınmış turistik yer bu bölgede yer alıyor. Bugün Le Marais, Paris'in en prestijli LBGTQ semti olarak geçiyor. Burada butik mağazalar ve gurme çikolatacıların yanında hareketli bir gece hayatı da bulabilirsiniz. Avrupa'nın en güzel meydanlarından Place des Vosges'de bu bölgede yer alıyor. The Latin Quarter olarak bilinen bölge, Sorbonne Üniversitesi profesörleri ve öğrencileri Latince konuştuğu için 13. yüzyılın başlarından beri Latin Mahallesi olarak bilinmekte. Yani anlayacağınız üzere popüler bir turist ve öğrenci alanı. Paris'in sanatsal ve bohem tarafını deneyimlemek istiyorsanız, kesinlikle bu bölgede kalarak bohem restoran ve kitapçılarla dolu sokaklarından geçerek otelinize gidebilirsiniz. Bu bölge tam sokaklarda kaybolmalık. Aynı zamanda çok fazla yeme içme seçeneği de kolaylıkla bulunan bir bölge. Özellikle bazı sokaklarda restoranların hemen hemen hepsi 3 seçenekli menüler sunuyordu, 15 -25 arasında. Konaklama için de uygun bütçeli ve ortalama fiyatta seçenekler bulmanız mümkün. Aziz Germain de Pres olarak da bilinen bu bölgede galeriler, gece kulüpleri ve restoranlar bulabilirsiniz. Tabii bunların hepsi lüks bir atmosferde gerçekleşiyor. Şehrin en popüler yerlerinden Lüksemburg Bahçeleri de bu bölgede! Aynı zamanda piknik için de çok uygun bu tarz bahçeler, kaçırmamanızı öneririm. Yine sanat dolu bu bölge, yerellerle karşılaşabileceğiniz bölgelerden birisi. Tabii yerellerin olması çok popüler kafelerin de olmasına engel değil, Paris'in her yanı popüler. Bu bölge Paris'e ilk kez gelen turistler için konaklama adına önerilen bölgelerden. Eyfel Kulesi'nin de bu bölgede yer alması bir nevi burayı Paris'in atraksiyonlara en yakın noktası, kalbi yapıyor. Aynı zamanda Napolyon'un mezarının bulunduğu Invalides ve dünyanın en prestijli müzelerinden Orsay Müzesi de bu bölgenin sınırları içinde. Seine Nehri'nin sol tarafında kalan bu bölgede orta-üst bütçeli konaklayacak yer bulabilirsiniz. Şanzelize diye bilip, okuduğumuz Champs-Elysees diye yazılan şehrin en popüler, en şaşalı caddesinin bulunduğu bölge burası. Cadde üstündeki dünya butiklerini göz önüne alırsanız bu bölgede konaklamak için fiyatların da ne denli yüksek olacağını tahmin edebilirsiniz. Aynı zamanda Zafer Takı / Arc de Triumph'la birlikte alışveriş için onlarca seçenek, zarif oteller ve restoranlar da bu heyecan verici ve güzel bölgede yer alıyor. Şanzelize'nin bir ucu Zafer Takı iken aşağıya inerseniz Place de la Concorde/ Concorde Meydanı'na ulaşabilirsiniz. Lokallerin önerisi Şanzelize üstündeki restoranlarda değil de, Şanzelize'den çıkan küçük dolambaçlı sokaklardan birinde bir yerlere gitmeniz. Çünkü popüler caddeler üstündeki yerler neredeyse her zaman sadece turistik amaçlı oluyor. Haritaya bakınca turistik aktivitelerin olduğu bölgeye hala yakın ama daha uygun bütçeli bir bölge olarak tercih edilebilecek seçeneklerden birisi. Moulin Rouge, Pigalle, zarif opera evi Palais Garnier bu bölgedeki popüler yerlerden. Kanal boyunca uzanan caddeler, Cumartesi öğleden sonraları / akşamları araba kullanılmayan bölgeler ve Pazar günleri bisiklet ve paten kayanların olduğu bir bölge burası. İki büyük tren istasyonuGare du Nord ve Gare de l'Est ile bölgenin güney ucunda, tarihi Place de la Republique bu bölgede yer alıyor. Ulaşımın kolay olduğu ve yine daha uygun bütçeli seçenekler bulabileceğiniz bir bölge. Şehrin modern ve yaşanabilir bir parçası olarak hissettiren, Montparnasse olarak geçen büyük ve 2'ye ayrılmış bir bölge burası. Turistik aktiviteler için sık sık toplu taşıma kullanmanız gerek. Diğer bölgelere nazaran uzak olmasından dolayı da uygun konaklama seçenekleri bulabileceğiniz bir bölge. Aynı zamanda merkezi kısmın biraz uzağında olmasından harika bir Eyfel Kulesi ve Paris silüeti manzaraları görebilirsiniz. Gitmeden görmeden en sevdiğim bölge, Montmartre! Renkli sokak sanatçıları ve görkemli Sacre Cour kilisesi ile inanılmaz turist çeken bir bölge. Sanat dolu bir bölge olsa da artık ünü biraz kötüye dönmüş durumda, özellikle akşamları dikkatli olun denilen bölgelerden. Çok fazla sokak satıcısı, hediyelik eşya dükkanı görebilirsiniz. Aynı zamanda turist yoğunluğu olan bir bölge olduğu için de dolandırıcılara dikkat etmeniz gerek. Bir arkadaşıma Paris'te yaşayan arkadaşı Sacre Cour'un üst taraflarından bir yer seçmeyin önerisinde bulunmuştu, ben de o yüzden o kısımlara hiç bakmadım, sizin de aklınızda olsun. Montmartre, kafeler ve mağazalar ile dolu ve Paris'te kalan üç yel değirmeninden birine de ev sahipliği yapıyor. Konaklamayacaksanız bile gezmenizi şiddetle öneririm. Montmartre şehrin en yüksek noktalarından birisi olduğundan hem şehir manzarası Sacre Cour tarafından ya da ara sokaklardan çok güzel hem de yürüyerek diğer merkezi yerlere inmesi çok keyifli. Etnik açıdan zengin ve Paris'in konut açısından zengin bölgelerinden 2'si bu kısımlar. Bizim de seçtiğimiz ev 19. bölgede, modern bir apartmanda stüdyo bir daireydi. Bölgeler haritada görülmesi gereken yerlerin çok dışında gibi görünse de, konakladığımız yerin metroya yakınlığıyla en fazla 30 dakikada gitmek istediğimiz yerlere gidebildik. Zaten genelde sabah çıkıp, akşam döndüğümüz için bu mesafedeki bir uzaklıkta konaklamak hiç sıkıntı olmadı. Hatta Paris dolu dolu olduğundan yolda gördüğünüz manzaralarla birlikte yol çok hızlı geçiyor. Aynı zamanda bu bölgelerde Afrika ve Orta Doğu restoranları da bulabilirsiniz. 20. bölgede en ünlü yer ise; Oscar Wilde, Isadora Duncan, Colette, Edith Piaf, Jim Morrison of The Doors ve diğer ünlülerle politikacılar için son dinlenme yeri olan Pere Lachaise Mezarlığı. Nerede kalırsanız kalın dünyanın her yerinde başımıza her şey gelebilir dikkati ve doyasıya tadını çıkarma keyfinizi bir arada tutarak seyahatinizi geçirmeyi unutmayın. Seyahatlerimde beni takip etmek isterseniz; Instagram'da esrageziyor hesabıma göz atabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/paris-ulasim-notlari/", "text": "Paris'e gitme fikri, 2. evlilik yıldönümümüzü daha önce hiç gitmediğimiz güzel bir şehirde geçirelim düşüncesiyle ortaya çıktı. Yakın şehirlere bakarken Paris'i görünce neden olmasın dedik. Hem şanı almış başını gitmiş hem çok romantik hem de görsel şölen yaşatabilecek bir şehir gibiydi.. öyle de oldu! Aşırı turistik şehirlere karşı bazen önyargılarım olabiliyor. Yani insanlar o kadar çok gidiyor ve o kadar fotoğraf görüyorum ki böylesi popüler şehirlerden, bazen gerçekten gitmek için heves atmıyorum da sadece sırası gelince görürüm zaten diyorum. Doğrusu Paris'te onlardan birisiydi. Gittiğimde bugüne dek gördüklerimden fazlasını görmedim belki ama önyargılarım da uçtu gitti. Çünkü hakkını vermek gerekir ki çok da güzel bir şehir. Caddelerinde yürümek, ara sokaklardan geçerken, markette dolanırken ya da metroda giderken Fransızca sohbetlerin kulağıma çalınması çok hoşuma gitti. Turistler Paris'e gitmekte haklı ama bence Barselona gibi Paris duvarlarında da \"Turistler evine dönsün\" gibi yazılar görürsek hiç şaşırmam. Özellikle Eyfel Kulesi'nin çevresindeki tur otobüslerini ve Uzak Doğu'dan gelen yüzlerce belki binlerce turisti görünce birden durup ben hangi kıtadaydım diye düşünecek oldum, o denli bir pazarlama harika olmuş Paris. Paris'in bu kadar popüler olmasının güzel yanı çok fazla firmadan çok fazla Paris seferi bulabilecek olmamız. Kötü yanı ise bu popülerliğin bilet fiyatlarına yüksek oranda etkisi. Paris'e uçuşlar genelde ortalama bir Avrupa şehrinin üstünde fiyatlara bulunabiliyor. Barselona, Amsterdam, Roma da aşırı popülerliğin bilet fiyatlarına yansıdığı ülkelerden. Portekiz'den bahsetmiyorum bile. Yine de biz biletimizi Aralık ayında yani seyahatten tam 5 ay önce Pegasus Havayolları'nın bir kampanya döneminde kişi başı git gel 420 liraya aldık. Bence Cuma sabah gidip Pazar akşam dönmek adına rotasına göre gayet iyi bir fiyattı. Paris için 500 liraya kadar bulunan gidiş dönüş biletlerinin fiyatını \"iyi\" kategorisine koyabiliriz sanırım, bulduğunuz biletleri bu fiyata göre değerlendirebilirsiniz. Paris'te 3 tane havaalanı var; Charles de Gaul Uluslararası Havaalanı, Orly Havaalanı, Beauvais Havaalanı. Türkiye'den kalkan uçaklar çoğunlukla yazdığım ilk 2 havaalanına uçuyor. Biz Pegasus'la Orly Havaalanı'na uçtuk. Uçuş yaklaşık 3 saat 30 dakika sürdü. Türkiye'den Paris'e uçan havayolları ise şöyle; Pegasus Havayolları, Türk Havayolları, Atlas Global, Air France, Sun Express. Charles de Gaulle Havaalanı şehrin bir ucunda, Orly Havaalanı şehrin başka bir ucunda. Her ikisinden de şehir merkezine ulaşmak için çok fazla seçenek var. 2018 Mayıs ayı itibariyle Fransa'da OHAL devam ettiği için önlemler çok daha sıkı. Böyle bir dönemde gideceğiniz vakit havaalanına ulaşım ve gidiş-dönüş saatleriniz için ekstra zaman bırakmayı unutmayın. Biz dönüş uçağımız için 4 saat önce havaalanına varmıştık fakat kendi terminalimize gitmek için yaklaşık 1.5 saat bekledik. Şüpheli çanta sebebiyle polis terminaller arasındaki tüm yolları kapatmıştı ve yapabilecek bir şey yoktu. En son uçuş saatinin yaklaşmasıyla yeni yöntemler arayarak taksicilere sorduk. Bir kaçı yol kapalı diye bir kaçı da 1km'lik yola gitmemek adına reddetti. Neyse ki en son birisi insaflı çıkıp, biraz dış kısımdaki yollardan giderek bizi terminalimize ulaştırdı. Check-in yapacağımız sırada bu durumdan kimsenin haberi yoktu ve gelemeseydik nasıl olurdu bilemiyorum. Bu sebepten havaalanına varış saatlerini de ayarlamaya dikkat edin. Güvenlik önlemleri üst düzeyde olduğundan her duruma daha ciddi yaklaşılıyor. Orly Havaalanı'nın 2 terminali var; Orly Sud ve Orly Ouest. Bu iki terminal arasında geçiş yapacaksanız ücretsiz taşıma yapan OrlyVal adında otomatik raylı sistem mevcut. Orly Havaalanı Paris ulaşım haritasında 4. Zone da bulunuyor ve buna göre fiyatlandırılıyor. Havaalanından şehir merkezine ulaşmak için birden fazla araç olduğundan, ilk olarak nereye gidecekseniz ona göre bir aracı seçmeniz en kolayı olacaktır. OrlyVal : İki terminal arasında ücretsiz shuttle hizmeti veren bu demiryolu sistemi aynı zamanda sizi RER hattına ulaştıracak Antony istasyonuna da gitmenizi sağlıyor. İki terminal arasında geçiş ücretsiz iken, Antony istasyonuna gitmenin ücreti 9.30 . Antony istasyonundan RER-B hattı ile gideceğiniz yere ulaşmak için plan yapabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/pasaport-nasil-alinir/", "text": "2018, Nisan ayında pasaport alımlarının Nüfus Müdürlüklerine geçmesiyle güncellenmiştir. Gürcistan, Ukrayne ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kimliklerinizle giriş çıkış yapabilirsiniz fakat geri kalan tüm ülkeler için pasaporta ihtiyacımız var. Çoğu insanın ya da ailesinde/kendisinde memuriyet olmayanların diyeyim aldığı pasaport hep Umuma Mahsus Pasaport yani dış yüzeyi bordo renkte olan pasaport. Ben bu pasaportun detaylarını aşağıda yazmış olacağım ama siz diğer pasaportlara dair de bilgilenmek istersenizşu linktendetaylara bakabilirsiniz. Öğrenciyseniz sizi \"Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır?\" yazısına alayım. Öncelikle pasaport çıkarmak için internetten başvuruda bulunmanız gerekiyor. Artık bu başvurular sadece internet üstündenbu linke tıklayaraknüfus müdürlüğü üstünden gerçekleştirilebiliyor. \"Pasaport\" kutucuğuyla işe başlayıp karşınıza çıkacak kutucuklardan sizin isteğinizi karşılayarak ilerlemeniz, sonrasında başvuracağınız ili seçip hangi nüfus müdürlüğü size yakınsa ya da aceleniz varsa hangisinde daha erken yer varsa seçip kişisel bilgilerinizi girerek randevunuzu oluşturmaya başlayabilirsiniz. Randevuyu almak için yazdığınız mail adresine 15 dakika içinde bir doğrulama kodu gelecek. Bu kısım önemli çünkü siz mailinize gelen okodurandevu portalındaki alana girmeden randevu alma işleminize devam edemiyorsunuz, bu yüzden geçerli bir mail adresi girerek ilerleyin. Doğrulama kodu geldikten sonra da seçtiğiniz nüfus müdürlüğündeki en yakın ve uygun randevu tarihini size takvimden gösteriyor, size uygun olanı seçebilirsiniz. - Pasoportu alırken önceliğiniz kaç yıllık almak isteyeceğiniz olabilir. Sürekli seyahat etme planınız varsa en uzun süreli olanı tercih edebilir ya da bir arkadaş akraba düğünü için yurtdışına çıkacaksanız da en kısa süreli olan 1 yıllık pasaportu tercih edebilirsiniz. Tamamen size, planlarınıza ve bütçenize kalmış. Güncel harç bedelleribu linkte görülebilir, ödeyebileceğiniz bankalar iseburada! Harç bedellerini yatırdıktan sonra dikkat etmeniz gereken ise alacağınız dekontun aslı, üstünde \"tahsil edilmiştir\" yazısı ve ıslak imzalı olması gerek. - TC Kimlik Numaralı Nüfus Cüzdanı - 2 Adet Biyometrik Fotoğraf ( 5x6 cm ) - Varsa eski veya mevcut pasaportunuz ama ilk başvuru da tabii ki böyle bir şey aranmıyor. Aslında çok fazla devlet işiyle uğraştırmıyor pasaport edinmek. Başvurup almak çok kolay yeter ki randevunuz ve belgeleriniz tam olsun. Başvurunuza şahsen gitmelisiniz çünkü o sırada sizden parmak izi de alınacak zaten başka şekilde müracaatınızı gerçekleştirmeniz mümkün olmaz. Pasaportunuz genellikle 3-7 iş günü içerisinde Ptt Kargo ile ücretsiz olarak size ya da başvuru sırasında sizin bilgilerini verdiğiniz kişiye imza karşılığında teslim edilecektir. Nüfus müdürlüğünün sayfasındaki \"Sık Sorulan Sorular ve Cevapları\" için şuraya tıklayabilirsiniz. Gerçekten bir çok sorunun cevabı bu linkte verilmiş."} {"url": "www.esrageziyor.com/portofino-gezi-notlari/", "text": "İtalya'nın Ligurya bölgesinde, Cenova'nın en küçük belediyesi olan; rengarenk evlerle çevrili küçük bir liman düşünün... işte orası Portofino. Küçücük bir koyun namı dünyaya yayılmış. İtalya'nın bir çok yerinde olduğu gibi burası da reklamını çok çok iyi yapmış! Çok küçük bir yer burası ama sevimli. Gördüğüm en güzel yer diyemem ama kesinlikle güzel. Evlerin boyunu aşan ultra lüks tekneler var. İtalyan rivierasının en gözde noktalarından birisi olması, bir şarkıdan yola çıkıp bu kadar popüler olması gitmenize değiyor. Doğrusu keyifli de zaman geçiyor. Portofino'nun sokaklarından limana doğru ilerlerken lüks bir sahil kasabasında olduğunuzu hemen hissediyorsunuz. Tabii ardından İtalya'nın sıcak havası da sarıyor derken sizi çok yormayacak güzel bir geziye başlıyorsunuz. Vize : Bordo pasaport sahipleri için İtalya vize istiyor. İtalya vizesi için de resmi aracı kurum İdata, şuradan inceleyebilirsiniz detayları. Konum : Kuzeybatı İtalya'da Ligurya bölgesinde yer alıyor. Ana Dili :İtalya'da ana dil İtalyanca. İngilizceleri ise genelde yazıldığı gibi okudukları için bazen anlaşmakta zorluk yaşatsa da turistik alanlarda İngilizce ile rahatça anlaşabilirsiniz. Para Birimi :İtalya Schengen bölgesine dahil bir ülke olduğundan her yerde Euro kullanılıyor. İdeal Gün Sayısı :Portofino'ya sadece gezip görme amaçlı gidiyorsanız kesinlikle konaklamanıza gerek yok. Eğer ki konaklayacaksanız da bu kıyı için 1 gece yeterli olacaktır."} {"url": "www.esrageziyor.com/prag-gezi-notlari/", "text": "Hiç hesapta yokken planladığım Prag seyahati beni çok mutlu etti. İyi ki zamanında Budapeşte ve Viyana ikilisine üçüncü olarak eklememişiz. Sonra karşılaştırma ihtiyacı duyup belki de Budapeşte'nin ışıklandırmasının güzelliğinden dolayı gidip 2. sıraya koyardım. Neyse ki öyle bir şey olmadı, Prag'ın güzelliği başka, karşılaştırmaya gerek olmayan apayrı bir masal şehri. Klişe tabir \"masal şehri\" isim tamlamasını kullanmayı hak etmese kullanmazdım ama tüm şehir nasıl o denli estetik kalabilmişse çok etkilendim. Bu seyahati planlamamdaki asıl amaç annemin \"Esra ne güzel geziyorsun tamam ama benimle de gezsen keşke\" tatlı siteminden sonra, benim vizem bitmeden hem gezmesi kolay hem de bir kaç hafta sonraya baktığım için biletlerin çok pahalı olmadığı bir şehir seçmek istedim ve bu şekilde Prag'da karar kıldık. Annem için fark etmeyecekti zaten de benim hem onunla gezebilmem hem de onu gezdirebilmem açısından Prag çok iyi bir seçenek oldu. Her ne kadar ben daha önce gitmemiş olsam da, harita üstünden deneyimleyerek gezerek yürümesi kolay ve keyifli bir şehir olacağını düşünmüştüm... öyle de oldu. Prag'a gitmeden bilmeniz gerekenler, özellikle para bozdururken dikkat, bu yazımda!"} {"url": "www.esrageziyor.com/praga-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Prag'dan döner dönmez aklıma bu başlık geldi. Çok güzel bir şehir, adım adım yürüyerek görüp hayran kalınacak isimli isimsiz çok fazla yapısı var ama yine de bazı şeyler var ki gitmeden bilmekte yarar var. - Hava Durumu Prag'a Temmuz ya da Ağustos ayında gitmiyor ve Mikail bir şekilde sizi çok sevmiyorsa soğuk olabilecek zaman dilimlerine hazırlıklı olun. Yağmur ihtimali hep var ama güneş çıktı mı çok sevimli bir hava oluyor. Kışın zaten karlı ve soğuk, Nisan-Mayıs ayları ağaçlardaki çiçekler için bahar zamanı olsa da Nisan ayında bile hava durumunda kar gösterip kısa süreli yağsa da ortamı buz kestirebiliyor. Ağustos ayında da şakır şakır yağmur yağıyordu, hareket edemedik diyenler oldu. Siz yanınıza en azından bir şal, of hava çok sıcak bunu da almiym dediğiniz bir üst almayı unutmayın. - Döviz Bozdurma Gitmeden nereyi okusam aman parayı şurada bozdur aman kur şöyle dikkat et yazıları, önerileri her yerdeydi, doğruymuş! Zaten liradan dolara ya da euroya çevirirken bir şekilde değer kaybeden para bir de Çekya'ya gittiğinizde korunaya çevirirken inanılmaz kazıklanabiliyorsunuz. Havaalanında mecburen bozdurup, otobüs için bilet aldık. Otomatlarda kredi kartı da kullanılabiliyordu ama bilmiyorduk. En iyi parayı biz, metronun A hattında Mustek istasyonunda inerek Wenceslas Square'de mağazalar boyunca ilerleyenJindrisskasokağında kırmızı tabelalı yerde bozdurduk, sokağın üstüne tıklarsanız ofisi görebilirsiniz. Mango Change yazıyordu 1 = 26.5 Çek Korunasıydı. Güncel kuru bilip bozdurun yeter, her defasında para değer kaybetmesin. - Şehir İçi Ulaşım Gitmeden ulaşım için 1,2 veya 3 günlük kartlara bakmanıza gerek olmayan bir şehir burası. Tüm müzeleri detaylı gezicem oradan kar sağlarım derseniz tamam ama aksi takdirde tüm şehri yürüyerek gezebiliyorsunuz. Baktınız olmuyor 24 saat geçerli ulaşım bileti alır ( 110 Czk = 4.5 ) o şekilde gezmeye devam edersiniz. Biz annemle olmamıza rağmen şehir içinde her yeri yürüdük sadece Airbnb evimiz için Uber kullandık. Toplu taşıma için sadece bileti almanız yetmeyecek aman dikkat! Sarı kutular gördüğünüzde biletinizi onun içine koyup onaylatmayı unutmayın. Taksi kullanmanızı da tavsiye etmiyorum ama mecbursanız pazarlık yapın. Yoksa yakınlarda internet bulup Uber çağırın, kesinlikle daha avantajlı. - Şehirdeki Minik Dolandırıcılıklar"} {"url": "www.esrageziyor.com/rize-gezi-notlari/", "text": "Karadeniz seyahatimin bittiği günün ertesinde yazıyorum bu yazıyı, çünkü çok sevdim ve bir an önce hissettiğim her şeyin sıcaklığıyla yazmak istedim! Aklınızda Karadeniz'e, yaylalara gitmek varsa ve bir türlü zaman denk getirmeye çalışıyorsanız artık denk getirin, hiç pişman olmazsınız! Çok fazla yer fotoğraflarda gördüğüm gibi çıkıyor ama burası fotoğraflardan çok daha fazlası! Ne demek istediğimi gidince anlayacaksınız denilen yerlerden kesinlikle. Hayatımda ilk defa turla, bildiğiniz tur firması olan bir turla bir geziye katıldım. Seyahat şirketinin adı Başka Türlü Macera. Benim aklımdaki tur tanımı maalesef çok iç açıcı değil. 40-50 kişilik şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapılan otobüsle sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar, çok fazla yer görmek/göstermek kaygısıyla hiç bir yerin tadını tam çıkaramayıp, üstüne de bu yoğunluğun aşırı yorgunluğuyla gezdiğinden pek bir şey anlamayan insanların gereksiz yere para ve zaman ayırdığı seyahat şekli. İşte sırf bu düşüncemden bugüne dek böyle bir şeye dahil olmadım."} {"url": "www.esrageziyor.com/roma-gezi-notlari/", "text": "Bir süre İtalya'da yaşadıktan sonra İtalya'ya dair tüm yazılarımı bir şekilde iyi bilgilerle harmanlayarak yazmaya çalışıyorum ama Roma yazısına başlarken kendimi hiç blog yazısı yazmamış gibi hissediyorum. Roma beni büyülüyor her defasında ama bunu nasıl yazı diliyle anlatacağım da cümlelerin yeterli geleceğini bilmeden başlıyorum. Bu yazıda Roma'ya gidince ne yapılır, ne yenir, ulaşım nasıl sağlanır, nerede konaklanır, hangi ipuçları ile seyahatiniz kolaylaşır gibi olabildiğince tüm detaylara yer verdim. Gezip, görülecek yerler için ise \"Roma Gezilecek Yerler\" yazısına bakabilirsiniz, onu ayrı bir başlıkta detaylandırdım. Roma, İtalya'nın başkenti. Aynı zamanda bulunduğu Lazio bölgesinin ve Roma ilinin de başkenti. 2800 yıllık bir şehir olan Roma, İtalya'nın da en kalabalık şehri ve il olarak nüfusu yaklaşık olarak 4 milyon. İtalyanlar sohbetlerinde, gerçek İtalya olarak niteledikleri kısmı Roma ve yukarısı olarak değerlendiriyor genelde. Roma tarihi yönden o kadar zengin ki onu görmezden gelmek zaten mümkün değil ama ilginçtir gerçek İtalyanlar diye hep Kuzey'i niteliyorlar. Onlar öyle düşüne dursun bu açıkhava müzesi misali şehir, aynı zamanda Katoliklerin ruhani lideri Papa'nın da yaşadığı bağımsız bir ülke olaran Vatikan'ı da sınırları içinde bulunduruyor. Zamanında yapılan tüm savaşlara rağmen hala yüzlerce yıldır yaşayan yapıları ile Roma; her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği ve bu popülaritenin bence de hiç boşa olmadığını gösteren şehirlerin başında geliyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/roma-gezilecek-yerler/", "text": "Roma'ya dair genel bilgileri verdiğim uzun bir yazı yazdıktan sonra gezip, görülecek yerleri ayrı bir başlık altında yazmamın daha iyi olacağına karar verdim ve bu yazıda Roma'ya gidince gezip görmeniz gereken yerleri doyasıya anlattım. Öncelikle Roma'da konaklama, restoran önerileri içeren yemek, havaalanından ulaşım ve şehir içi ulaşıma dair bilgiler, alışveriş ve diğer bir çok genel bilgiyi yazıp, önemli ipuçları verdiğim \"Roma Gezi Notları\" yazısını da okuma sıranıza eklemenizi öneririm, o yazıdaki bilgiler de işinize yarayacaktır. Roma'yı hakkıyla gezmek için tam 3 gün ayırmanız en iyisi! 4 güne çıkarırsanız da gezip göreceğiniz yerler bitmeyecek ve sokaklarda kaybolmak, İtalyanların siestasına eşlik etmek için daha çok zamanınız olacak. Daha az zamanınız varsa da elbette gidin ve aşağıda yazdıklarımdan sizin için en ilgi çekici olanlarını görün. Tabii özellikle az zamanı olanlara tavsiyem gitmeden iyi bir plan yaparak, zamanı kaliteli kullanmaları. Görmek istediğiniz yerleri haritanıza işaretleyin ve bana sorarsanız Kolezyum, Trevi, Navona ve İspanyol Meydanı ve elbette Vatikan görmeden dönmemeniz gereken yerlerin başında geliyor. Diğerleri ise size kalmış. Yazıdaki tüm fiyatlar 2020 yılı için güncel fiyatlardır. İtalya'da her ayın ilk Pazar günleri çoğu müze ve ören yeri ücretsiz. Seyahatiniz bu zamana denk geliyorsa, kontrol etmeyi unutmayın. Roma'nın gerçek manada 7 tane tepesi var, bunlardan 5'i anıtlar ve parklar ile kaplı iken diğer 2 tepeden Capitol'de Roma Belediyesi bulunuyor, Palatine ise arkeolojik alan olarak günümüzde varlığını sürdürüyor. Mümkünse Roma'yı yürüyerek gezin. Görmek istediğiniz ana yapılar arasında yürürken nice tarihi eser, ufak meydan, güzel manzaralar görmeniz olası. Görmek istediğiniz her yeri haritanıza işaretler, önceden de gün planı yaparsanız; gezerken herhangi bir yeri gözden kaçırmamış olursunuz. Eğer toplu taşıma kullanacaksanız da önceden ne ile nereden nereye ortalama kaç dakikada gideceğinize bakın. Roma'da araç kiralamak mantıklı mı diye sorarsanız bence hiç değil. Bu size rahatlıktan çok sıkıntı olacaktır. Keza otopark bulma zorluğu, uymanız gereken kuralları, giriş olmayan yolların ve kısımların bilinmezliği gibi durumlar sizi zora sokabilir. Yalnız bilmeniz gerek ki Roma'ya yılın hangi zamanı giderseniz gidin turist kalabalığı olan bir şehir. Eğer kalabalıklarla başa çıkmak için bir çözüm ihtiyacınız varsa bence bunun en iyi yolu gün aydınlanmaya başlayınca gezmeye başlamak. Müze, arkeolojik alan gibi açılış saati olan yerler açılana dek her daim açık meydanlara çeşmelere gidebilir, gün içinde hep kalabalık yapıların önlerinde istediğiniz fotoğrafları çekebilirsiniz. Herkes gibi güne saat 08:00 ya da 09:00'da başlarsanız çoğu yer kalabalık olacaktır. Özellikle yaz mevsiminde İtalya'da, Roma'da bulunuyorsanız sıcak havaya, siesta saatlerine ve özellikle İtalyanların tatil dönemi olan Ağustos ayında gitmek istediğiniz mekanların kapalı olma durumlarına ayrı ayrı dikkat etmenizi öneririm. Avrupa'nın çoğu şehrinde olduğu gibi Roma'da da ücretsiz yürüyüş turları ve ücretli hop on-hop off olarak geçen otobüs turları bulunuyor. Ücretsiz yürüyüş turları için \"Rome free walking tour\" yazarak Google'dan genel arama yapınca karşınıza bir çok seçenek çıkıyor. Bunlardan iyi yorumlu olan bir tanesine katılarak şehri bilen ve anlatan birileriyle de gezebilirsiniz. Bu yürüyüş turları genelde sabah ve öğleden sonra olmak üzere 2 kez oluyor. Turlar gerçekten ücretsiz oluyor ama genelde tur sonunda sizi gezdiren ve anlatan kişiye bahşiş bırakmanız hoş karşılanıyor. Hop on-hop off yani otobüsle yaptığınız; bir durakta inip gezip sonra turu satın aldığınız güzergahtaki diğer otobüse binebileceğiniz turların fiyatı ise 16 yaşından büyükler için 23 uro'dan başlıyor. 24 saatten 72 saate kadar farklı bilet seçenekleri olan bu turlar da zamanı olmayanlar ve otobüsten inmeden kısa sürede tüm şehri turlamak isteyenler için iyi bir seçenek olabilir. Buradan inceleyebilirsiniz. Eğer gittiğiniz şehirlerdeki etkinlikleri kontrol edip, plan yapmayı sevenlerdenseniz buraya bakabilirsiniz. Şehirleri gezerken genelde avantajlı olan kartlardan elbette Roma'da da var, ismi de Roma Pass. Roma Pass'ın resmi sitesi öncelikle burada.48 saatlik kart 28 , 72 saatlik kart ise 38.5 . Her ikisinde de aldığınız saat boyunca toplu taşıma ücretsiz ve çeşitli yerlerde de indirim sağlıyor. 48 saatlik kart ile ilk giriş yapacağınız 1 müze ya da ören yeri ücretsiz, 72 saatlik kart ile ise ilk 2 müze ya da ören yeri girişi ücretsiz. Giriş ücretlerine ve toplu taşıma kullanıp kullanmayacağınıza bakarak kartlar sizin seyahatinize avantaj sağlayacaksa alınabilir. Bu kart ile Kolezyum'a ücretsiz giriş hakkı geçerli ama 10 gün öncesinden rezervasyon yapılmasını öneriyorlar ve online rezervasyonlarda 2 artı ücret alacakları yazıyor. Romapass ile Vatikan'a ücretsiz giriş mümkün değil. Web sitesinde detaylar ve alım mevcut. Kolezyum bu şehrin merkezinde yüzlerce yıldır ayakta duran bir flavian amfitiyatorsu. Amfitiyatro olarak bilinse de geçmişte kanlı dövüşlere sahne olmuş bir arena olarak tarih sahnesinde yerini almış. 80 yılında (Bildiğimiz 80) Titus döneminde yapımı tamamlanmış. Roma'ya ilk defa gelen birisi için Kolezyum görmezseniz olmaz türden bir yapı. İçerisi geçen yıllara göre çok iyi korunmuş olsa da dışarısı bana göre çok daha etkileyici. Kolezyum için aldığınız bilet, aynı zamanda Roma Forumu ve Palatine Tepesi için de geçerli. Bileti gişeden alacaksanız erken saatlerde gitmek isteyebilirsiniz, aksi durumda 1 saat beklemeniz gereken sıralara girebilirsiniz. Kolezyum'a dışarıdan farklı bir açıdan göz atmak isterseniz haritanıza işaretlemeniz gereken sokağın adı Via Nicola Salvi. Bir diğeri de Via Deli Anibaldi'deki köprü. Her daim 08.30'da açılıyor fakat 7 farklı ayda kapanış saatleri değişiyor ve genelde 17:00 ya da 19:00 arasında kapanıyor. Akşam saatlerinde gidecekseniz kontrol etmeniz önemli. 25 Aralık 1 Ocak tarihlerinde kapalı. Online bilet satın almak isterseniz resmi sitenin linki burası, oradan tüm detaylara bakabilirsiniz. Roma Forumu kısmı, Roma'nın geliştiği merkez bölgenin kalıntılarının olduğu alan. Roma forumu çevresinde bir yürüyüş yaparak antik Roma İmparatorluğu'nun kuruluşuna göz atabilirsiniz. Çoğu kalıntı yakınlarındaki kaldırımlarda yürürken görülebilse de Kolezyum için bilet aldıysanız ya da ilginiz varsa elbette içine girip gezmeye değecek bir alan. Palatine Tepesi ise 7 tepeli Roma'nın tepelerinden birisi ve şehrin en eski yerlerinden. Eski kalıntıları, Kolezyum'u ve Circus Maximus'u panaromik bir manzaradan izleyebiliyorsunuz. Burası Roma Forumuna geçmeden önce ve 40 metre yüksekte kalıyor. Kolezyum, Roma Forumu ve Palatine Hill tepesi tek bilete dahil olduğundan buraları gezecekseniz zaman planlamanızı buna göre yapmayı unutmayın. Buraların da açılış kapanış saatleri ve kapalı olduğu günler Kolezyum ile aynı. Üç yolun kavşağında bulunduğu için ya da üç yeraltı su yolunun bu noktada toplanmasından dolayı isminin Trevi olduğu düşünceleri olan bu çeşme, Roma'nın en ikonik noktalarından birisi! Gittiğiniz mevsimde gün ne zaman doğuyorsa o saatlerde Trevi'de olursanız ancak o saatlerde insansız yakalama ihtimalinizin olduğu bir çeşme. Tabii o saatlerde de genelde fotoğraf çekimi yaptıran çiftlerle karşılaşmanız çok olası. Yazları yoğun sezonda ve yoğun zamanlarda çeşmenin hemen yanına inmek yasak oluyor ama diğer zamanlarda istediğiniz gibi pozunuzu verebiliyorsunuz, kenarlıklara dokunmadan ve oturmadan. Hatta yakın zamanda bu alana bir koruma dubası kuracakları yönünde bir haber okudum ama umarım yapmazlar, kenarlarda oturup çeşmeyi izlemek ve detayları incelemek gerçekten keyifli bir eylem. Trevi çeşmesi aslında Roma'nın en yeni yapılarından birisi. Yeni dediysem yine de yapımı 1762 yılında tamamlanan bu çeşme şu an 258 yıllık. Nicola Salvi'nin yapmak için başladığı çeşmeyi, kendisi vefat edince, Giuseppe Panini tamamlamış. 26 metre yüksekliğinde 49 metre eninde, 3 sokağın birleştiği küçük bir meydanda yer alıyor çeşme. Burası da bir başka çeşme. Trevi'nin hemen ardından yazdım çünkü hiç popüler olmayan güzel çeşmelerden birisi burası. Acqua Paola Çeşmesi, 1612 yılında su kemerinin bitiş noktası olarak güzel bir tepeye inşa edilmiş. Bu çeşme Trastevere'nin üst kısımlarında kalıyor, bu yüzden de pek popüler değil. Bence zamanınız varsa görmeye değer bir çeşme ama yürüyerek çıkarken biraz yorucu olduğu kesin. Panteon ilk olarak Antik Roma'nın tüm tanrıları için tapınak olarak inşa edilmiş bir yapıyken, günümüzde meşhur kimselerin gömülü olduğu yapı olarak kullanılıyor. 7. yüzyıldan bu yana kilise olarak kullanılan Panteon, Roma'daki en eski beton kubbeli bina. Bu kubbenin çapı 43 metre ve kubbenin tavan kısmının ortası daire şeklinde açık. Bu açıklığa da \"Oculus\" deniyormuş. Yağmur yağdığında buradan içeriye girmediği gibi bir inanç olsa da bu doğru değil ama zamanında betondan böyle bir kubbeyi nasıl betondan yaptıkları hala gizemini koruyor. Panteon ücretsiz olduğu için her daim kalabalık olan yerlerin başında geliyor. Saat 08.30'da açılıyor ve o sırada kapıda mini bir sıra oluşuyor ve içeri alıyorlar. Size de tavsiyem açılış saati zamanı gidip, rahatça gezmeniz. Panteon'la birlikte güzel açıda bir fotoğrafınız olsun istiyorsanız önündeki çeşmede kendinize güzel bir açı yakalayabilirsiniz. Pazar günleri hariç, saat 08.30 ile 19.15 arası açıkken, Pazar günleri de saat 09:00 ile 18:00 arasında açık. 1 Ocak, 1 Mayıs, 25 Aralık günlerinde ise kapalı. İspanyol Meydanı, Roma'nın en popüler meydanlarının başında geliyor. Meydanın hemen yanındaki merdivenler de bir o kadar popüler. Baştan söylemem gerek ki artık merdivenlerde oturmak yasak. Önceden pizzanızı alın, merdivenlerde oturun etrafı izleyerek yiyin önerileri verilirdi ama artık mümkün değil. Merdivenlerde her daim bir görevli olumsuz bir davranışı görünce uyarmak için bekliyor, dahası durumlarda ceza bile yazıyorlar. Yine de ayakta durup fotoğraf çektirmek mümkün ama merdivenlerin çok yıpranmasından dolayı böyle bir karar aldıkları için bunu da uzun süreli yapmanızı istemiyorlar. Meydan adını İspanya Büyükelçiliğinin bulunduğu İspanya Sarayı'ndan alıyor. Meydanın ortasında ise Barok döneminden Bernini ve oğlunun yaptığı bir çeşme yer alıyor; Fontana della Barcaccia. Ona da dikkat etmeden geçmeyin. Merdivenlerin üst kısmına çıktığınızda ise bir kilise var, katolik bir Fransız kilisesi Trinita dei Monti. Kilisenin hemen önünde de bir obelisk var. Buralara kadar gelmişken göz atmadan geçmeyin ve kilisenin balkonundan da Via dei Condotti caddesine doğru manzaraya bakın. Her ne kadar buraların isminde İspanyol geçse de kilise ve çevresi Fransız devletinin sorumluluğunda bulunuyor. Roma'da en sevdiğim meydan! Çeşmeleri, bankları, gece hareketliliği, meydan boyunca sağlı sollu restoranları derken; enerjisi çok yüksek bir meydan. Hatta konaklama kısmında paylaştığım Airbnb ev linklerinden birisi de bu meydana sadece 5 dakika yürüme mesafesindeydi. Burası MS. 1 yüzyılda Domitianus Stadyumuymuş ve meydan onun bulunduğu yerin üstüne inşa edilmiş. Meydanda iki ucunda ve ortasında olmak üzere üç ayrı çeşme yer alıyor. Ortadaki en popüler olan çeşme Bernini'nin; Ganj, Nil, Rio de la Plata ve Tuna'yı simgeleyen Dört Nehir Çeşmesi. Aynı zamanda bu meydanda 1589 yılında açılmış San Luigi dei Francesi katolik kilisesi de bulunuyor. Bu meydanda oturup bir şeyler yiyerek ya da içerek meydanı izlemek isterseniz Dört Nehir Çeşmesini karşınıza aldığınızda sol tarafa doğru meydanın bittiği araların birisinde Coop Market var, aklınızda olsun. Roma İmparatoru Hadrianus tarafından kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşa ettirilen bina daha sonra papalık kalesi olarak kullanılmış. Tiber Nehri kıyısında bulunan, bir zamanlar Roma'nın en yüksek binası olan yapı günümüzde ise müze olarak ziyarete açık. 1277 yılında ise kaleyi Vatikan'A bağlayan 800 metrelik bir tünel inşa ediliyor ve böylece Papa tehlikede olduğu taktirde kaçabilmesi için güvenli bir yol oluşturuluyor. Gerçi bu bilgiyi herkes bildikten sonra güvenlik kısmı nasıl olur diye düşünmeden edemiyor ama olsun. Kale, Salı günlerinden Pazar günlerine saat 09:00 18:00 saatlerinde girişe açık. 1 Ocak, 1 Mayıs, 25 Aralık günleri ziyarete kapalı. Halkın meydanı olarak Türkçe'ye çevirebileceğimiz meydan, şehrin yine hareketli meydanlarından birisi. Özellikle meydandan kolayca çıkılan Pincian Tepesi güzel Roma manzaralarından birisini sunuyor. Özellikle gün batımında burada olmak isteyebilirsiniz. Bu tepe kısma çıkmak için de herhangi bir ücret ödemiyorsunuz ve kısa bir tırmanma sonucunda çıkabiliyorsunuz. Tepeye çıktığınızda havalar çok sıcaksa ya da suyunuz bittiyse burada içilebilen su çeşmelerinden de bulabilirsiniz. Aynı zamanda Via del Corso alışveriş caddesinin de sonunda bulunan bu meydan, yazdığım diğer yerler gibi şehirde yürüyerek kolayca ulaşabileceğiniz kısımlardan. Popolo meydanına gelmiş ardından da Pincian Tepesi'ne çıkmışken hemen bunların arkasında Borghese Bahçeleri yer alıyor. En sıcak zamanlarda bir ağaç altında serinlemek için bile çok güzel bir park ama içinde bundan çok daha fazlası var elbette. Villa Borghese içinde çok sayıda bina, müze olarak Borghese Gallerisive ilgi çekici yerler içeren bir peyzaj bahçesi bulunuyor. Alan o kadar büyük ki bisiklet kiralayıp gezmeniz mümkün. Şehir içinde bir park görmek ya da şaşalı bir sanat galerisi gezmek isterseniz burayı da listenize eklemeyi unutmayın. Borghese Galerisinin 2020 yılı için giriş ücreti 20 uro. Bu galeriyi ücretsiz olarak gezmek isterseniz de her ayın ikinci Çarşambası ya da her ayın ilk Pazar günü rezervasyon yapılarak gezmek mümkün. 25 Aralık 1 Ocak tarihleri arasında ise kapalı. Roma'nın minik ama popüler, isminin anlamının Çiçek Tarlası/Alanı olduğu bir meydan. Burada gündüz saatlerinde sebze, meyve ve çiçek satıldığını görebilirsiniz. Roma'daki hemen hemen her meydanda olduğu gibi burada da meydanın ortasında bir heykel, kenarlarda da restoranlar bulunuyor. Küçük ama sevimli bir meydan görmek isterseniz burası da Navona meydanının bir kaç sokak güneyinde kalıyor, yürürken yolunuzu düşürebilirsiniz. Burada evleri fotoğraflamak güzel olabilir. Günümüzde sadece yeşil alan gibi görünse de zamanında antik bir hipodrom ve kitlesel eğlenceler için toplanma yeri olarak kullanılmış. Aventine ve Paletine tepeleri arasında kalan vadiye inşa edilmiş alan, yine yürüyüş rotasına alınabilecek kısımlardan. Santa Maria in Cosmedin kilisesinin revakına yerleştirilmiş, mermer üzerine insan yüzü şeklinde yapılmış bir kabartma bu. Ortaçağda kabartmanın ağzına elini sokan birisinin, eğer yalan söylüyorsa, elinin ısırılacağına inanılıyormuş. Ortaçağ efsanelerinden birisi böyle olsa da yine yol güzergahınızda olabilecek, gözden kaçırmamanız için paylaştığım yerlerden bir tanesi. Önünde sıra da olsa, eğer fotoğraf çektirmeyecekseniz parmaklık kısmın arkasından görüp yolunuza devam edebilirsiniz. Marcellus, Antik Roma tiyatrosu. Kolezyum sonrası ona benzer bir yapı olarak göreceğiniz Marcellus, Kolezyum kadar şanslı bir durumda değil. 111 metre çapında, 11.000 kişilik kapasiteye sahip tiyatronun yapımı milattan önce 12. yılında Augustus tarafından açılmış. Turistler için yine pek popüler olmayan yapılardan birisi olan Marcellus'un en üst katının ev mi ofis mi olarak kullanıldığını anlamak çok zor olsa da, her şeyi bu kadar özenli koruyan Roma burası için niye böyle bir adım atmamış diye düşünmeden edemedim. Gittiğim zaman ziyarete açık değildi, ama dış kısmı dışarıdan rahatlıkla görebileceğiniz bir konumda bulunuyor. Capitol Tepesi'nin eteklerinde Via dei Fori Imperiali ve Via del Corso'nun bulunduğu kavşakta yer alıyor Venezia. Çoğu diğer meydan gibi trafiğe kapalı bir alanda değil de aralardan araçların geçtiği bir konumda bulunuyor. Meydanın bir tarafınde İtalya'nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele Anıtı'nın bir parçası olan II. Vittorio Emanuele Abidesi'ndeki Meçhul Asker Anıtı bulunuyor. Meydan da adını Palazzo Venezia'dan alıyor. Meydanda bulunan bembeyaz yapının içersini gezmek ücretsiz. Aynı zamanda burada asansörle çıkıp, şehri panaromik olarak görebileceğiniz bir seyir terası kısmı da var. Buraya da 10 vererek çıkabiliyorsunuz. Tiber Nehri'nin diğer tarafında kalan, özellikle görmeniz gereken bir yerin değil de bir semtin adı Trastevere. Burası çok uzun süre turistlerin ilgisini çekmemiş ve sadece yerel halkın bildiği, şarap içmek pizza yemek için gittiği bir yer olarak kalmış. Bir yerde durumlar değişince bohem havası olan Travtevere'ye turistler artık çok fazla gittiği için türlü türlü mekanların olduğu, keyifli aperitivo saatlerini yapabileceğiniz bir yer haline gelmiş. Fiyatların da özellikle 17:00-20:00 saatlerinde -aperitivo- uygun olduğu mekanların olması özellikle gençlerin buralarda daha çok zaman geçirmesine, konaklamasına da sebep olmuş. Vaktinizi ayırıp Trastevere sokaklarında yürümenizi tavsiye ederim. Söylediğim saatlerde oralarda olursanız tabelasında uygun fiyatları gördüğünüz bir yerde de oturabilirsiniz. Buraya gelmek de hiç zor değil. Şehirdeki köprülerin birinden nehrin diğer tarafına geçip, haritadan konuma bakarak Trastevere'ye doğru yürüyebilirsiniz. Hatta bu bölgede konaklayanlar da genelde bu kısımda konaklamayı sevdiklerini söylüyor, henüz denemedim ama sonraki Roma seyahatlerim için aklımda. Çok daha fazla gününüz varsa gezmek için şuralara da göz atabilirsiniz; belediyenin de olduğu Capitol Tepesi, harabe olarak bulunan Caracalla Banyoları, 64 yılındaki büyük yangın sonucu ortaya çıkan boş alana kurulan villa kalıntısı Domus Area, büyük bir Roma arkeolojik kompleksi olan ve aynı zamanda Dünya Mirası listesinde olan Hadrian Villası, Antik çağdan kalan Trajan Pazarı, yarı dairesel bir meydan olan Piazza Barberini, anıt mezar olan Cestius Piramiti, yine merkezi bir konumda bulunan arkeolojik alanTorre Argentina görülebilecek onlarca diğer yerden bir kaçı. Telefonunuza indirip kullanabileceğiniz Roma Şehir Haritası, Roma Metro Haritası ve illüstrasyon haritaların hepsini şurada, Pinterest sayfamda bir araya topladım. Roma için diğer yazıya geçmek isteyenler direkt buradan ulaşabilir. Roma ya da İtalya'ya dair tüm sorularınızı yorum olarak bırakabilirsiniz, seve seve cevaplarım. Aynı zamanda beni Instagram'dan da bulabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/rusya-vizesi/", "text": "- Öncelikle Rusya bizden voucher talep ediyor. Voucher onay mektubu gibi bir şey. Peki bunu nereden temin ederiz? Tur şirketiyle gidiyorsanız bunu sizin için onlar halleder. Biz herhangi bir tur şirketiyle gitmediğimizden ve orada illa ki konaklama gerçekleştirecek olduğumuzdan İbis Otel'e peşin ödeyerek rezervasyonumuzu yaptık, pasaportlarımızın ilk sayfalarının fotokopisini yollayarak voucher talebimizi ilettik ve aynı gün içinde bize imzalar ve onayların olduğu voucher belgelerimizi yolladı. - Vize süresinin bitiminden itibaren 6 ay boyunca geçerli olan ve vizelerin basılması için en az 2 boş sayfası bulunan pasaport. - Açık fonda 3,5x4,5 cm formatında, önden çekilmiş net görüntülü, koyu renkli olmayan gözlük camları ve başı kapalı olmayacak şekilde renkli fotoğraf. - Vize başvuru belgesi web sayfasında doldurulmuş, yazıcıdan dökülmüş ve beyanda bulunan tarafından imzalanmış olan vize anketi. Anketin sonunda vizeye hangi merkezde başvuracaksanız onu seçmeniz gereken bir kısım olacak, öylesine değil başvuracağınız vize merkezine göre seçim yapın. - Otel ve uçak rezervasyonlarınızın çıktısı. - Standart seçenekli bir sağlık sigortası - Tüm belgelerinizi tamamladıktan sonra da online randevunuzuVFS'denya da VHS'denalabilirsiniz. 13 Şubat 17 günü yukarıdaki vize belgeleriyle başvurumu(aslında diğer 3 başvuruyu da) tamamladım. Tek girişli vize ve 15 günden az süreli vize için kişi başı 80 + 25$ ödedim. Dolar yanınızda olmalı, dolar olarak yazdığım kısmı sadece dolar olarak kabul ediyorlar. Diğer ücretler ve detaylar içinburayabakmanız yeterli. Son olarak da aşk olsun Rusya demek istiyorum; çünkü biz sizi kapıda çiçeklerle karşılamaya devam ettik barışınca, siz hala vize. NOT : Pasaportlar 5 iş gününde hazırdı, 3 gün kalacağımız için talep ettiğimiz gibi sadece 3 gün verdiler vizeyi. Rusya'da havaalanı kontrolde voucherlarımız, dönüş biletimiz, nolur nolmaz sağlık sigortamız ve otel rezervasyonumuz yanımızdaydı yine de 10 dakika boyunca kontrol yaptılar ama herhangi bir sıkıntı yaşamadan ülkeye girdik ve çıktık. Az da olsa merakınızı giderip, aradığınızı bulmanıza yardımcı olduysam belki siz de beni \"tatilinizi kendiniz planlayabilmek\" ya da sadece dünyayı paylaşmak için yeni seyahatlerimi takip edebilirsiniz. Biz mail yoluyla aldık ve kabul etti vize ofisi. Fakat benim de son duyduğuma göre voucherın orijinalini istiyorlarmış. Bunu da ya kargo yoluyla ya da turizm acentaları aracılığıyla alabiliyormuşsunuz. İşleri daha da zorlaştırmalarına anlam veremedim ama siz isterseniz telefonla bir bilgi alın, yeni bir değişiklik olmuş mu diye öğrenirsiniz. yazı başlığından bir heyecan ile konuk oldum.. şimdi geriye sadece Belarus kaldı orada Vizesiz. =( maalesef bir rusya değil. Biz pasaport kontrolde vizesiz zamanda doldurulan formları yine doldurduk, bir kaç işaretlemeli küçük bir kağıttı. Esra hanım, selamlar. Bugün bir şirket aracılığıyla başvuru yaptım. Kendilerinin isteği üzerine sadece iki adet fotoğraf ve pasaportumu verdim. Benim kalacağım süre yaklaşık bir ay ve beni tedirgin eden tek şey bu. Gidiş-Dönüş biletini de buna göre aldım çünkü. Öncelikle aracı şirket bugüne dek hiç kullanmadım ama Rusya için voucher kolaylığı açısından belki sizin için daha iyi olabilir. Şirketler aracılığıyla başvurunca voucher konusunda farklı bir prosedür işleniyor diye biliyorum bu yüzden umarım gerçekten öyledir ve sizin için olumlu bir sonuç olur. 1 ay turist olmanın göze batacak bir durum olduğunu düşünmüyorum neticede ülkeye bakınca büyük bir ülke ve turizme de açık bir ülke, bu yönden değerlendirirler diye düşünüyorum pasaportunuza göre. Başvuru tamamlandığında, gereken bilgileri burada paylaşacağım mutlaka. Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim, Esra Hanım. merhabalar yazılarınız çok başarılı tebrik ediyorum."} {"url": "www.esrageziyor.com/sakiz-adasi-gezi-notlari/", "text": "Sakız Adasındaki 3 günü önce okumak değil de vlog olarak izlemek istersenizYoutube kanalıma! Bazen okyanus ötesine gider de insan burnunun dibindeki adaya sıra gelmez ya Sakız bizim için öyleydi ama hiç bir zaman geç değil. Ben zaten dünyanın herhangi bir yerine gitmek için kendim zaman belirlemiyorum bir şekilde onlar çağırıyor ve sırası gelene gidiyorum. 2017'de resmi tatillerden 1 Mayıs Pazartesi gününe denk gelince biz de 3 günlük nereye gidelim diye bakarken yakın Yunan adalarından devam edelim diyerek Sakız'ı seçtik. Hem artık denize de girmek istiyorduk, havalar bunaltmadan çok da kalabalık olmadan gidip bir güzel gezdik. Adanın adı bizde Sakız, Yunanca da yazılışı Chios okunuşu ise Hios. Küçük bir ada değil, kendi havaalanı kendi üniversitesi var. Sakız'ın en büyük özelliği ise dünyadaki Sakız ağaçlarının ilk olarak burada bulunması, dünyanın her yerine buradan gitmiş ama ağaçlardan damlayan sakız üretimi sadece bu iklimdeymiş. En büyük yerleşim kısmı feribotla gittiğinizde ulaştığınız Sakız merkez kısmı; orada da tepeye doğru ve kıyının arkalarına doğru yerleşim bölgesi oluşmuş, deniz kıyısının ön tarafları hep kafe, restoran ve liman elbette. Tüm adayı arabayla turlamak isterseniz, kaldığımız otelin sahibi Stefanos'un dediğine göre, 3.5 4 saat gerekli. Tabii sadece araçla görerek geçmek olmayacağından, minik minik köylerin içlerini de gezmek gerek bu yüzden adayı gezmek için genelde 2 rota izleniyor; kuzey ve güney. Biz bu sefer güney rotasını izledik, her iki rotayı da yazdım aşağıda. Sakız Adası'na biz feribotla, Çeşme'de Ulusoy Limanından geçtik. Gidebileceğiniz firmalar Turyol, Ertürk, Ege Birlikve Yunan menşeli Sunriseşirketlerinden birini tercih edebilirsiniz. Biz Turyol ile git-gel biletlerimizi 25 'ya (2017 fiyatı) alarak, 30-45 dakika gibi bir sürede Chios Port'a yani limana vardık. Birbirimize o denli yakınız. Sakız, girişte de bahsettiğim gibi, büyük bir ada. Bu yüzden araba ya da motor kiralamak şart. Toplu taşıma bir çok yere yok, olanların seferleri çok seyrek. İsterseniz kendi aracınıza da feribot için bilet alarak geçebilirsiniz ama bir de aracınıza bir kaç belge almanız gerek, araçla yurt dışına çıkma detaylarıburada. Diğer ihtimal elbette kiralamak. Biz Çeşme'ye kadar aracımızla gidip, Ulusoy Limanının hemen yanındaki otoparka aracımızı park edip, adada araç kiraladık. Adada kullanacağımız aracı kalacağımız otelden kiraladığımız için, otel sahibimiz bizi limandan almaya da geldi bir taşla iki kuş vurmuş olduk yani kendimiz için."} {"url": "www.esrageziyor.com/sakiz-adasina-nasil-gidilir/", "text": "Hızlıca cevaplayarak başlayalım; Sakız Adası'na feribotla geçmek isteyenler için gelinmesi gereken yer İzmir Çeşme / Ulusoy Limanı. Oldum olası Yunan Adaları'nı sevdim ama bize yakın olanları daha çok! Vizemiz varken de hangisine gitsek diye bakıyoruz ara ara ve bu sefer Sakız diyoruz. Hem yakın olunca haftalarca aylarca önceden uçak bileti bakıp uygununu bulmaya gerek kalmıyor. Tek bir feribotla, bileti isterseniz gideceğiniz gün bile alarak Sakız Adası'na ulaşabiliyorsunuz, hem de sadece 30 dakika gibi bir sürede. Sakız Adası'na Türkiye'den gitmek için en kolay yol -kendi tekneniz falan yoksa- feribot. Sakız Çeşme arasında gidip gelen birden fazla feribot firması var, biz de araştırıpTuryolile gitmeye karar verdik. Gidiş dönüş biletler 25 ! İsterseniz kendi aracınız için de bilet alarak, aracınızla Sakız Adası'na gidebilirsiniz ama arabanız için de şunlaraihtiyacınız var. Feribot saatleri çok güzel. Günübirlik gidecek olanları da düşünüp sabah 9 / akşam 6 seferi de yapmışlar. Güncel ve diğer sefer saatlerini de görmek isterseniz şuradanbakabilirsiniz. Biz biletimizi internetten alarak, Ulusoy Limanı'na geldiğimizde sağ tarafta minik tenteli Turyol ofisinden hızlı bir şekilde check-in işlemleri yapıldı ve biletleri elimize aldık. Aynı sırada diğer feribot firmalarının da check-in ofisleri var, zaten gittiğinizde göreceksiniz. Tüm feribot seferlerini tek bir yerden görüp karşılaştırmak isterseniz deFeribotlines'ıninternet sitesine bakabilirsiniz. Bir Cumartesi sabahı ilk feribotla yolculuk etmeye karar verdiğimizden Ulusoy Limanının önünde bayağı bir pasaport kontrol sırası vardı ama neyse ki hızlı ilerliyordu. Eğer ki yalnız değilseniz bir kişi sıraya girerken diğer kişi check-in işlemlerini halledebilir, hem zaman kaybetmemiş olursunuz. Sabah 9'daki feribotla adaya gidecekseniz de en geç 8.20'de orada olursanız bekleme-geç kalma stresine de girmezsiniz çünkü eğer sezon açılmışsa ve hafta sonuysa yoğun olacaktır."} {"url": "www.esrageziyor.com/schengen-vizesi-nedir-nasil-alinir/", "text": "Schengen Bölgesine üye ülkeler tarafından elde edilebilen Schengen vizesi, sahibine; geçerliliği ve zaman dilimi süresince, Avrupa Birliği Schengen üyeleri ve aynı zamanda EFTA Schengen üyelerine ait tüm Schengen Bölgesi dahilinde serbest dolaşım sağlayan bir vize türü. Schengen Bölgesi olarak bilinen ortak sınır ve ortak vize uygulaması sayesinde Avrupa'daki 32 ülkeye sadece tek bir vize alarak, yani Schengen vizesi alarak, giriş yapabiliyorsunuz. Schengen vizesi aldığınız zaman bu anlaşmaya dahil olan ülkelere girişiniz serbest bir hale geliyor ve aldığınız vize süresi boyunca ya da seyahatiniz boyunca gittiğiniz ülke/ülkelerde kalabiliyorsunuz. Schengen bölgesi şu anda 26 üye ülkeden oluşuyor; bunlardan 22'si Avrupa Birliği üyesi iken 4 tanesi ise EFTA'nın yani Avrupa Serbest Ticari Birliği'nin bir parçası. Yani örnek olarak İsviçre, Avrupa Birliği üyesi değil fakat Avrupa Serbest Ticari Birliği 'nin bir üyesi olduğu için var olan Schengen vizenizle İsviçre'ye giriş yapabilir ya da İsviçre üstünden başvurup, alacağınız bir vize ile Schengen bölgesinde hakkınız olduğu kadar dolaşımda bulunabilirsiniz. Schengen Bölgesi Birleşik Krallık hariç olmak üzere Avrupa ülkelerinin çoğunu kapsıyor. Schengen ülkeleri;Belçika, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre ve Lihtenştayn. Burada ismi geçmiyorsa eğer o ülke vize istemeyen ülkelerden birisi olabilir. Bunun için Vize İstemeyen Ülkeler yazıma bakabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/schengen-vizesi-sorular-ve-cevaplar/", "text": "Schengen vizesine dair nedir ve nasıl alınırla ilgili burada detaylı bir yazım olduğu için bu yazıda hem benim çok aldığım hem de sık sorulan sorulara dair soru-cevap olarak bir yazı hazırladım. Avrupa'da bulunan tüm ülkeler Schengen ülkesi değiller. Mesela Norveç, İsviçre ve İzlanda Avrupa Birliği üyesi değiller ama Schengen ülkesi kategorisindeler. Avrupa'da bulunan tüm ülkelere Schengen vizesi ile giriş yapmak mümkün değil. İngiltere bu kıtada bulunmasına rağmen Schengen vizesi ile İngiltere'ye gidemezsiniz. Bunun için İngiltere vizesi almanız gerekiyor. Schengen vizesine seyahatinizden 6 ay önce başvuru yapabiliyorsunuz. En çok önerilen süre 4 hafta öncesinde başvurunun gerçekleştirilmiş olması. Bir çok vize ortalama 5 iş günü içinde sonuçlansa da resmi kaynaklar 30 iş gününü de bulabileceğini yazıyor. 3 ila 10 iş günü arasında vize işlemleri genelde sonuçlandırılıyor. 2020 yılı Şubat ayına göre standart Schengen ülkesine giriş ücreti 80 , 0-6 yaş için ücretsiz, 6-12 yaş için bazı ülkeler ücretsiz iken bazıları 40 , D tipi vize ücreti 116 , indirimli tarife 35 ve ulusal eğitim vizesi 50 . Genelde ülkeler seyahatte olacağınız her gün için en az 50 uro olmasını istiyorlar. Bunun dışında maddi açıdan en önemli etkenlerden birisi beyan edeceğiniz hesaba sürekli ve düzenli bir nakit akışının sağlanıyor olması. Hesaba birden yüklü bir miktarda para konulmasındansa diğer türlü düzen arz eden hesaplar daha güvenilir bir görüntü sağlıyor. Hesapta ortalama 1000 'ya denk gelen bir tutarın bulunması olumlu görülüyor. Tabii varsa koyacağınız tapu ve ruhsat da genelde olumlu karşılanıyor. Bu durumda en uzun süre hangi ülkede kalacaksanız o ülkeden vize başvurusu yapmanız gerekiyor. Tabii diğer ülkelere ve dönüş biletine dair belgeleri de seyahatinizde yanınızda bulundurmayı unutmamalısınız. Aynı gün sayısında zaman geçirecekseniz ise ilk giriş yapacağınız ülkeden başvuru yapmalısınız. Tüm konsoloslukların, hatta vizeyi aldığınızda bazı zamanlar bilgilendirme kartları oluyor, orada da yazan şey hep aynı; vizeyi almış olmanız gideceğiniz ülkede gümrük kontrolleri sonunda sizin ülkeye alınacağınızı garanti etmez. Pasaport kontroldeki polisin sizi ülkeye almama yetkisi var. Böyle bir durumda ilk uçakla çıkış noktanıza geri gönderiliyorsunuz. Tabii çok sık yaşanan bir durum değil fakat böyle bir kural var. Tek girişli vize ile, vizenizin dolaşım izni boyunca birden çok ülkeye Schengen bölgesinden çıkmadan ve vize sürenizi aşmadan seyahat etmek mümkün. Örneklendirmek gerekirse Çek Cumhuriyeti'ne gidip, ardından Macaristan'a geçip en son da Avusturya üstünden dönüş yapabilirsiniz. Önemli olan tek girişli vizenizin süresini aşmadan bu seyahati gerçekleştirmek. İster hava yolu ister kara yolu ile geçiş yapın çoğu zaman özel bir kontrol olmuyor. Sadece son yıllarda artan mülteci ve terör olayları nedeniyle bazı ülkeler pasaport kontrolü yapıyor olsa da pasaporta herhangi bir damga basma gibi bir durum söz konusu değil. Tabii pasaportunuz resmi kimliğiniz olduğu için, normal kontrollerde belge olarak ona bakıyorlar. Örnekle cevaplamak gerekirse, İtalya'dan aldığınız bir vizeyle ilk ve direkt olarak Almanya'ya giriş yapmak isterseniz Almanya sizi ülkesine kabul etmeyebilir. Bazı ülkeler bunu sorun etmeden ülkelerine girişini onaylasa da vizeyi aldığınız ülkeye giriş yapmanız önemli. Vize alıp hiç giriş yapmadığınız ülkeden tekrar vize başvurusunda bulunacak olursanız, bu hareket sizin için iyi bir referans olmayacaktır. Yunanistan'dan aldığım vizeyle Yunanistan'a giriş yapmadan İsveç'e gitmiştim ve hem ülkeye girişte hem de ülkeden çıkışta bu konuya dair sorular aldım. Mecburi sebepten İsveç öncesi Yunanistan seyahatimi gerçekleştiremediğimi ama sonraki hafta Yunanistan'a gideceğimi belge ile gösterdim ve ülkeye giriş yapabildim. Benim gibi mecburi bir sebebiniz olmadıkça bu duruma bilerek kendinizi sokmanızı önermem. Şu yazımda yazdığım, Schengen vizenizle giriş yapabileceğiniz tüm ülkelere geçerli olan tarihler boyunca, son 180 günde 90 günü geçmeyecek şekilde, seyahat edebiliyorsunuz. Her defasında vize aldığınız ülkeye giriş çıkış yapmanız gerekmiyor. Örnekle Hollanda'dan aldığınız çoklu giriş hakkı olan bir Schengen vizesiyle Hollanda seyahatinizi gerçekleştirdikten sonra ister Almanya ister İtalya ister İsviçre istediğiniz ülkeye gidip gelebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/sedir-adasi-kleopatra-plaji-notlari/", "text": "Sedir Adası; Kedrai Antik Kentinin kalıntıları, eşsiz doğası, altın sarısı kumu ve farklı mavi tonlarını bir arada yansıtan büyüleyici denizi ile gidip, görmeye değer bir ada. Kleopatra'nın bu adanın kumsalına gelerek güneşlendiği ve O'nun için her biri birbirinin aynı, fosfor özellikli kum tanelerinin getirildiği ada olarak biliniyor Sedir Adası'ndaki meşhur Kleopatra Plajı. Plajın isminin efsanesi bu hikayeden yola çıkarak oluşmuş. Marmaris'in en güzel kumlarına sahip plajlarından birisi Kleopatra Plajı. Hatta o kadar güzel ki geçmişte yaşanan kum çalınması durumlarından dolayı artık kum olan alana giriş yasak ve elbette çalmak da! Zaten sahildeki kumu çalıp insanlar ne yapıyor bilmiyorum ama suya girdiğinizde ayağınızın altında kumun ne kadar güzel olduğunu hissediyorsunuz ve bence bu yetiyor. Sedir Adası'na gitmek için gidilecek iskele Marmaris'e 18 kilometre uzakta ve Ula ilçesi sınırlarındaki Gökova Körfezinin doğusunda yer alıyor. Kıyıya yakın bir ada. Marmaris'e olduğu kadar Akyaka'ya da yakın olmasından buna göre tatil rotanıza ekleyebilirsiniz ki bence kesinlikle ekleyin! Aşağıdaki haritada \"Kedrai Antik Kenti\" olarak işaretli kısım Sedir Adası'nın konumunu gösteriyor. Sedir Adası, ören yeri olduğu için giriş ücretli. Burası, ülkemizdeki müze kategorisindeki adalardan birisi olduğu için adanın girişinde bir bilet ofisi ve turnikeler bulunuyor. Sedir Adası'na giriş ücreti kişi başı 50 lira. Müzekart'ınız varsa adaya giriş ücretsiz. Müzekart'ınız yoksa, yanınızda fotoğraflı bir kimlik ile giderseniz, bilet ofisinden Müzekart alarak giriş yapabilirsiniz. Yıllık yetişkin Müzekart fiyatı 2020 yılı için 60 lira. Bu fiyatlara rağmen değer mi derseniz, bence değer ama erken gitmenizi öneriyorum. 8'de açılır açılmaz dahi orada olabilirsiniz çünkü saat 11-12'den sonra gerçekten öyle kalabalık oluyor ki verdiğiniz paraya değmediğini düşünebilirsiniz. Marmaris ya da Akyaka'dan yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk ile Çamlı Köyü'ne ulaşabiliyorsunuz. Eğer özel araç ile geliyorsunuz aracınızı park etmek için ücretsiz bir çamlık alan var. Erken saatte giderek gölge bir yere park edebilirsiniz. Çamlı Köyü iskelesinde bir danışma bürosu var ve oradan dolmuş tekneler için bilet alabiliyorsunuz. Çamlı köyüne giden dolmuş teknelerin 2020 yılı içingidiş-dönüş fiyatı 40lira. İlk sefer sabah 8'de başlayıp, akşam 19'a kadar devam ediyor. Kalkış için belirli bir zamanı yok, doldukça kalkıyor. Gündüz saatlerinde seferler daha sık sık olurken öğleden sonra seyrekleşiyor. Aldığınız bilet hem gidiş hem dönüş için geçerli oluyor ve dönüş için ilk tekne saati 12'de. Yani acil bir durum olmadıkça 12'deki tekne ile tekrardan Çamlı Köyü'ne dönebiliyorsunuz. Tekne ile tek yön yolculuk ortalama 30 dakika sürüyor. Marmaris ya da Akyaka'dan kalkan tekne turları Sedir Adası'na gelebilir ve burada ortalama 1 saat yüzme molası veren teknelerden inerek zaman geçirebilirsiniz. Eğer ki Akyaka'dan tur yapacaksanız teknenin Sedir Adası'na gidiyor olmasına dikkat edin. Tekne turu fiyatları 2019 yılı için 70 lira ile 100 lira arasında değişiyor. HATIRLATMA: Tekne ile dahi gitseniz çoğu zaman Sedir Adası'na giriş ücreti olan 36 lirayı sizin ödemeniz gerekiyor. Bazı tekneler bu ücreti turlarına dahil etse de çoğu teknede, tur ücretine ek olarak Sedir Adası'na giriş ücretini de ödemeniz gerekiyor. Aklınızda olsun! Eğer özel bir tekne kiralayarak ya da var olan tekneniz ile adaya gidecekseniz, Kleopatra Plajı'nın orada demirleyemediğinizi bilmeniz gerek. Tekneler Sedir Adası'nın iskelesine yanaşarak demir alıyor. Marmaris özel tekne kiralama konusunda da iyi seçenekler sunan bir bölge olduğundan, günlük özel tekne kiralamak isterseniz 1200 lira ile 1500 lira arasında bir ücreti gözden çıkarmanız gerek. Eğer kalabalık bir grupsanız size özel bir tur yaparak bu seçeneği değerlendirebilirsiniz. Sedir Adası'nda sadece Kleopatra Plajı yok. Sedir Adası aynı zamanda Kedrai Antik Kenti'nin de kalıntılarına ev sahipliği yapıyor. Sedir Adası'ndaki Kedrai Antik Kenti'nde görebilecekleriniz ise şöyle; düzgün kesme taştan çok sayıda kule ile sur duvarları, Apollon Kutsal Alanı, M. S. 5-6. yüzyıllara tarihlendirilen Büyük Bazilika olmak üzere kilise ve şapel kalıntıları, hala ayakta duran iyi korunmuş 2500 yıllık antik tiyatro, çok sayıda sarnıç ve antik liman kalıntıları bulunuyor. Sedir Adası'nda Yüzülecek Yerler; Adada yüzebileceğiniz tek alan Kleopatra Plajı olarak belirlenmiş. Suyun rengi kıyıdan itibaren turkuaz ve cam gibi. Marmaris'in İncekum'u ile çok benzer yapıdalar, ikisinden birisini görmenizi kesinlikle öneririm. Marmaris Gezi Notları yazım tüm detayları ileburada! Sedir Adası Plaj Alanı;Sedir Adası'nda şezlonglar ücretsiz! Tabii bu ilk gelen kapar mantığıyla olduğundan erken saatte gitmenin avantajlarından birisi de bu olacaktır. Hali hazırda o kadar ücret ödeyerek gideceğiniz bir adada bir kaç saat geçirecekken bunu daha konforlu bir ortamda yapmanız iyi olacaktır. Şezlonglar dolduktan sonra giderseniz eğer minder ve şemsiye kiralama hizmetini sorabilirsiniz. Plaj alanında aynı zamanda bir büfe, cankurtaran, güvenlik ve denize girip çıkılan alanda duş, yan taraflarda wc ve soyunma kabinleri de bulunuyor. Sedir Adası Yeme İçme Fiyatları;Adada sadece 1 tane büfe bulunuyor ve bakanlığa bağlı olarak çalışıyor. Fiyatlar ise gerçekten ortalama üstünde. Yalnız aklınızda olsun eğer Müzekartınız varsa bazı ürünleri indirimli olarak satın alabiliyorsunuz. 2019 yılı fiyatlarına göre kaşarlı tost 22 lira, hamburger 34 lira, çay 7 lira, küçük su ise 6 lira olarak fiyatlandırılmış. Diğer detaylar için görseldeki menüye bakabilirsiniz, fotoğrafı 2019 Ağustos ayında çektim. Sedir Adası'na Giderken Yanınızda Bulunsun;Büfe fiyatlarını göz önüne alırsak su ve atıştıracak bir şeyler, hatta tüm günü orada geçirecekseniz yanınıza yiyecek bir şeyler almanızı öneririm. Bunların dışında su altı gözlüğü, havlu, güneş kremi bu kıyılarda gezdiğiniz süre boyunca yanınızda olsun. Hatta çok fazla arı olduğu için bu tarz hayvanların sokmalarına karşı da yanınızda koruyucu bir şeyler bulundurmak isteyebilirsiniz. Sedir Adası'nda Kamp Yapmak, Konaklamak Mümkün Mü? ; Bu soruların cevabı ise hayır. Ada aynı zamanda örenyeri olduğu için belirli saatler arasında kapalı ve burada herhangi bir tesis olmadığı için, kamp yapmak için de izin verilmiyor. Sedir Adası iyi ki gördük dediğimiz yerlerden birisi oldu! O yüzden vaktiniz varsa kesinlikle gidin ama yüksek sezonda en erken saatte gidin! Instagram'da #esrageziyormugla etiketinden Muğla seyahatimle ilgili daha fazla görsel ve farklı bilgiler bulabilirsiniz, bakmayı unutmayın."} {"url": "www.esrageziyor.com/seyahatlerde-iyi-fotograf-cekmek-icin-9-ipucu/", "text": "Bazı insanlar seyahate çıktıkları zaman hediyelik eşya toplamayı tercih eder, bazıları ise güzel fotoğrafları biriktirmeyi! Ben daha çok fotoğraf kısmında olanlardanım; çekmeyi de çekilmeyi de seviyorum. Seyahat fotoğrafçılığı, geriye baktığınızda yıllarca keyif alabileceğiniz bir yolculuğun anılarını donduran zaman makinesi gibi. Her seyahatten size kalanlar en çok da o fotoğraflarla unutulmaz bir hal alıyor. Anı yaşayın ama fotoğraf çekmeyi unutmayın! Gün doğumları ve gün batımları fotoğraf ışığı adına en güzel zamanlar ve bana sorarsanız seyahatlerin en kaçırılmaması gereken anlar. Güneş doğrudan açıyla fotoğraflara ve ortama etki etmeyeceği için hem doğal hem de aydınlık kareler yakalamanız bu zamanlarda çok daha olası. Eğer çok güneşli bir zamanda fotoğraf çekiyorsanız aşırı parlak kareler ortaya çıkabilir. Fotoğraf makinenizin ya da telefonunuzun lensine polarize güneş gözlüğü koyarak bir nebze daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. Tabii ekipmanlarınız varsa zaten o iş sizde 🙂 Renkli arka planlar varsa güneşin tepede olduğu vakitler avantaja da çevrilebilir. Gölgeleri çekmek isterseniz güneş batmadan hemen önceki zamanları tercih etmelisiniz. Bir de benim en favori zamanlarımdan biri güneş battıktan sonrası. Güneşi batırdığınız yerde biraz daha beklerseniz belki gökyüzü harikulade bir renge bürünebilir ve kaçırmazsınız! Artık en basit bir akıllı telefonda bile ekranda istediğiniz yere dokunarak odaklama yapabiliyorsunuz, bunu es geçmeyin. Yine çoğu akıllı telefonun kendi kamera ayarlarından ızgara özelliğini kullanarak doğru açıda ve mümkünse her daim olabildikçe düz bir şekilde fotoğrafları çekin. Manzara fotoğraflarına çiçek, ağaç gibi nesneleri dahil ederken ön tarafta olanları her zaman daha flu manzarayı daha net hale getirmeyi unutmayın. Obje çekiyorsanız obje net, arka taraf flu olmalı. Evet herhangi bir yapının önüne geçip asker pozu vermek kesinlikle orada olduğunuzun kanıtı ama neden daha yaratıcı bir şeyler çıkarmıyorsunuz ki ortaya. Bunun en popüler örneği eğik kule Pisa olsa gerek! Kuleye dayananlar, tekme atanlar, dondurma külağındaymış gibi gösterip onu yemeye çalışanlar ve dahası! Kompozisyonların eğlence katmak gibi de bir yönü var. Hem fotoğraflara sadece çektik bitti gibi bakmayıp, biraz çaba gösterince yaşadığınız anlar da aklınızda daha çok yer ediyor. Bu ne demek derseniz, insansız fotoğraf çekmenin ya da istediğiniz karenin içine istediğiniz şekilde birisini yakalamanın yegane kuralı beklemek! Kesinlikle onlarca insanla aynı karede olmaktansa ortamın güzelliğinde tek başına olmak gibisi yok. Seyahatlerimizde fotoğraf çekerken ilk dikkat ettiğimiz şeylerden birisi kesinlikle bu, istediğimiz kareyi yakalayana kadar çok çekmek ve beklemek. Bazen tripodu ayarlayıp, Fırat'la birlikte aynı karede olabilmek adına bekliyoruz bazen birbirimizi ortamda tek başına çekebilmek adına dakikalarca beklediğimiz oluyor. Mesela aşağıdaki fotoğraf \"iamsterdam\" yazısı önünde 3 saniyelik boşluktan faydalanıp ortaya çıktı, tabii bekleyip tetikte olduğumuz için. Bazen de bir hayvanı çekerken doğru açıyı yakalamak adına hem hareketlerini izlemek hem de çekime hazır olmak gerekiyor. Her halükarda bekleyince ortaya çıkan kareler bence çok daha fazla insanın içine siniyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/seyahatlere-yardimci-uygulamalar-web-siteleri/", "text": "Gezmek, gezmek, gezmek! İşte tüm mesele bu. Her ay gezsek mesela? Hayal değil, hem bütçeyi doğru ayarlama hem de planlı olmak bunu mümkün kılıyor Bu isteğimiz için bize yardımcı olan harika siteler var. Aslında yardımcı demek bazıları için pek de yeterli olmayabilir, bazıları tüm işi yapıyor gibi. Mesela ben bir yeri duydum mu önce gidip bilet fiyatlarına bakıyorum. Baktım makul fiyatlar, Google görsellerle ya da Instagram'da hızlı bir tarama yapıp ardından hemen otellerin fiyat/fayda ortalamasıyla bir kaç dakika içinde o yeri yakın zamanda gidilecekler listeme alıp almayacağıma karar veriyorum. Tabii sadece uçak bileti ya da konaklama değil işin özü detaylara girebilen başka siteler de var. İşte benim seyahatlerimi planlarken kullandığım ve seyahatleri kolaylaştıran akıllı siteleri bu yazıda sıraladım. Aynı zamanda kendi minik önerilerimin olduğu \"Nasıl Uygun Bütçeli Geziyorum?\" yazımı da okumayı unutmayın. Yeşil başlıklara tıklayarak ilgili siteye gidebilirsiniz. Aynı zamanda eğer varsa, her başlığın sonunda Ios ve Android mobil uygulama linklerini de bulabilirsiniz. Web sitesiyle, uygulamalar bazı kısımlarda değişiklik gösterebiliyor onları da uygulamayı biraz kurcalayarak çözebilirsiniz. 1. Seyahatinizin tarihi konusunda bir sınırlamanız yoksa \"en ucuz ay\" seçeneğini kullanıp en uygun fiyatını yakalayabilirsiniz. 2. Dahası seyahat etmek istiyorsunuz ama rotanın bir önemi yoksa mühim olan ucuz biletse kalkış kısmına yakın havaalanını -ya da isterseniz tüm ülkenin adını, Türkiye gibi- yazıp varış kısmına \"her yere\" seçeneğini kullanarak en ucuz bilet nereyeyse yönünüzü oraya çevirebilirsiniz. 3. Gitmek istediğiniz yer ve tarih belli ama bileti almak için zamanınız varsa da fiyat alarmı oluşturarak bulduğunuzdan daha uygun bir fiyat oluştuğunda size maille haber veriyor ve yine siz karlı çıkıyorsunuz. Skyscanner mantığında bir diğer site&uygulama da Kayak. Kayak'ın şöyle bir ince noktası var eğer uygulamadan ya da web sitesinden farklı ülkeleri seçerek kullanırsanız her bir ülke için başka başka rotalara uygun bilete fiyat bulma ihtimaliniz yükseliyor. Takvimden özellikle bir tarih seçmeden önce biraz tarihlere bakıp, altlarında yeşil nokta olup olmadığını kontrol edin. O yeşil nokta yakınındaki tarihlere göre en uygun bilet fiyatı olduğunu gösteriyor ve çoğunlukla da gerçekten güzel bir fiyat oluyor. Bir diğer tavsiyem de bu şekilde farklı ülkelerden bilet bakarken \"tek yön\" olarak arama yapmanız, o zaman fiyatlar yine değişiklik gösteriyor ve genellikle çok daha uygun oluyor. Geçtiğimiz günlerde(Ocak 2018) kayak. it adresinden bilet kontrol ederken bir çok rota için 1 'ya bilet olduğunu görüp Instagram adresimden, paylaşmıştım ve yüzlerce kişi bu fırsattan yararlandı. Zaten sonrasında da Kayak'a en çok İtalya üstünden ziyaret etmeye başladık. Uygulaması için de aynı şey geçerli. Aynı zamanda Kayak'ın sevdiğim bir diğer özelliği \"Kayak Explore\" kısmı. Bütçeniz sizi nereye götürebilir mottosuyla, seçeceğiniz havaalanından her yere ve her zamana olan uçuşları harita üstünde gösteriyor. Hem ülkelerin nerede olduğunu görüp, hem de onlarca ülke ve şehre dair ortalama fiyatlara çok çabuk ulaşabiliyorsunuz. Momondo da uçak bileti, araç kiralama ve otel aramalarınızı gerçekleştirebileceğiniz bir site. Kayak, Skyscanner ve Momondo çoğunlukla aynı işleve sahip olsa da bazı rotalar için her biri ayrı ayrı havayollarının fiyatını kontrol ettiği için ben özellikle belirli bir rotaya bilet baktığımda sık sık hepsini kontrol ediyorum. Aynı zamanda kalkış şehri&havaalanını yazıp, gideceğiniz yer için \"Herhangi bir yere götür\" seçeneğini ya da gitmek istediğiniz kıtalardan birisini seçerek de genel zamanlı arama yapabilirsiniz. Kayak web sitesinde bahsettiğim gibi Momondo'yu da ülke tercihlerini değiştirerek, kullanıp iyi fırsatlar yakalayabilirsiniz. Expedia size biraz daha kapsamlı bir kolaylık sağlıyor. Özellikle multi destinasyon seçeneği ile birden fazla yere uçuş, uçtuğunuz her yerde otel ve gittiğiniz yerler için araba kiralama seçeneklerini tek bir ekranda seçerek size paket halinde gösteriyor. Hem paket halinde sunması uygun oluyor hem de zamandan büyük tasarruf sağlıyor. Bizim ülkemizde sanki çok popüler değil ama dünya çapında bilinirliği ve çoğunlukla güvenilirliği var. Yurtdışı rotalarınız için hizmet almanız daha çok öneriliyor. Ara yüzü sade, kullanımı basit bir site ile biletlere göz atmak isterseniz eğer biletbayi. com'a da göz atabilirsiniz. Yurt içi otobüs bileti sorgulamak için de en doğru adreslerden birisi. Sadece uçak bileti de değil, aynı zamanda çok iyi otel fırsatları da oluyor. Bazı lüks oteller için kısa süreli fırsatları yakalamak da mümkün. Sadece lüks oteller de değil, şehir otellerinde de çok iyi indirimler oluyor. Mobil uygulaması olmadığından siteyi arada bir ziyaret etmenizi öneririm. Özellikle kıtalar arası seyahat planlıyorsanız Sofya, Atina ve Tahran'dan olan fırsatları da değerlendirebilirsiniz eğer oralara gitmek zor gelmeyecekse. Site ilk başta göze kişisel web sitesi ve profesyonel olmayan bir site gibi görünse de trenle seyahat etmek konusunda çok yardımcı bir site. Dünyanın herhangi bir yerinde demiryolu gezisi planlıyorsanız bu siteye bakmanızı öneririm. Ben Sri Lanka seyahatim için sık sık ziyaret etmiştim; eğer Sri Lanka'da az biraz sistem oturmuş olsaydı eminim öğrendiğim bilgileri çok daha işlevsel kullanabilirdim, yine de fena geçmedi neyse ki. Hem öneriler, hem sınıflar için güzel bilgiler bulunuyor sitede. Aynı zamanda bileti nasıl alacağınıza dair de bilgi edinebiliyorsunuz. Özellikle Avrupa dışındaki tren yolculukları adına bence çok yararlı bir site. Booking. com'u neredeyse duymayan yok. Konaklamak için kullanabileceğiniz bu sitenin kullanımı oldukça basit. Gitmek istediğiniz ülkenin, adanın ya da şehrin adını yazıp konaklayacağınız tarihleri de girerek size uygun seçenekleri sıralıyor. Bu sıralama neticesinde bir kaç küçük scroll sonrası sol tarafta bir çok filtreleme seçeneği de var; bu kısımdan olmazsa olmazlarınızı seçebilir, gecelik fiyat aralığını ayarlayabilir kalacağınız şehirdeki semte kadar seçimlerinizi yapabilirsiniz. Sonrasında en çok da yorumların yardımıyla oteli konumu ve gezi şeklinize göre seçebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/seyseller-gezi-rotasi/", "text": "Seyşeller için bilet bulduğumda fiyatı çok uygun geldiği için gitmek istemiş ama nasıl nereden başlayacağımı hiç bilememiştim. Neticede yakın bir rota olmadığından mı yoksa henüz bizim için popüler olmadığından mıdır bilmem Türkçe kaynak sıkıntısı çok fazlaydı. Olabildiğince çok yabancı forumları nice defa okuyarak kendimize en uygun rotayı çizebildim neyse ki."} {"url": "www.esrageziyor.com/seyseller-la-digue-adasi-notlari/", "text": "Seyşeller adı geçtiğinde inanılmaz kumsallar ve doğal güzelliklere dair onlarca fotoğraf görebilirsiniz. Dünyanın en güzel kumsalları denildiğinde de bu ülkeden ama en başta da bu adadan bir kumsal var ki sırf onun için bile Seyşeller seyahatine bu adayı dahil etmeye değer. Hangi adada kaç gün kalalım planlaması yaparken adını en son öğrendiğim ada La Digue'di. Araştırdıkça ise adada neredeyse hiç motorlu taşıt olmaması, her yer ama her yerde bisiklet olması ve muazzam toprak yollarıyla çarpıcı güzellikteki doğasını görme isteği bizi hiç yanıltmadı. En çok granit kayayı bu adada gördüm ve canlı mercan kayalıkları inanılmazdı. La Digue ülkenin 3. büyük nüfusuna sahip ve yerleşim olan bir ada. La Digue adasına günübirlik gelmek de çok popüler ama adanın havasını gerçekten içinize çekmek için bir kaç gün geçirmek gerekli. Adaya ulaşımı tek sağlayabileceğiniz yol feribot. Bu yüzden Mahe ya da Praslin adasından direk feribotla buraya ulaşabilirsiniz. Praslin'den 15 dakikalık yolculukla, Mahe'den ise 1 saat 15 dakikalık yolculukla adaya ulaşabiliyorsunuz. Ulaşıma dair detaylar iseAdalar Arası Ulaşımyazımda. Tek cevap hakkımı kullanmak istiyorum; bisiklet! Siz diyin 5 yıllık ben diyeyim 10 yıllık, bisiklet tarihi boyunca üretilen çoğu bisikleti burada görmek sanırım mümkün. Yeni olanları da yok değil ama çoğunlukla konakladığınız oteldekiler yıllanmış oluyorlar. Biz bisikleti kaldığımız yerden kiraladık. Normalde ayrı dükkanlar şeklinde bisiklet kiralayan yerler de var. Hatta siz feribottan indiğinizde yanınıza bir çoğu gelip \"siz bisikleti bizden kiralayın, biz çantalarınızı kalacağınız otele bırakırız\" diyorlar ki hiç de mantıksız değil. Bisiklet kiralayacaksanız ortalama fiyatın 100 Seyşeller Rupeesi / 7 olduğunu unutmayın. E zaten La Digue'e gitmişseniz de bisiklet kiralayıp gezmeden dönmeyin. Eğer konaklayacaksanız ve en azından bisiklete 2 gün ihtiyacınız varsa pazarlık yapmayı ihmal etmeyin, biz 2 gün için tek kişi 150 Seyşeller Rupeesi ödedik. Şimdi eski kaynaklarda göreceğiniz motorlu taşıt yok kısmı doğru değil tabii ama öküz arabası hala nostaljik bir şekilde devam ediyor. Biz de sadece balayı çifti olduğunu düşündüğümüz bir çifti, arabanın içinde gelinlik damatlıkla görünce hatırladık öküz arabasının da bu adada olduğunu. Feribottan inip otele nasıl giderim diyenler için bir de taksi seçeneği var. Muhtemelen oteliniz yakın olacak küçük bir ada olduğu için ama siz yine de bizim gibi 25 dakika yürüme mesafesinde bir otel seçerseniz, taksi kullanabilirsiniz. Taksi fiyatları da ada içinde genelde sabit 100-150-200 rupee diye öğrendik, siz hesabınızı ona göre yaparsınız. Yürümeden bu adayı gezemez miyim yahu diyenler için o da olur. Yürüyerek gidebileceğiniz çok güzel bir kaç sahil ve ulusal park var. Eğer ki yürüyecekseniz de feribota olabildiğince en yakın konaklama yerini seçin ki ihtiyacınız olacak şeylerin içinde olun ve yürümek kolay olsun. Çok büyük bir ada olmasa da La Digue için konaklama seçeneği oldukça fazla. Çoğu da self catering ya da apart tarzı yerler. Yani mutfağı olan odalar ya da ortak mutfaklı evler gibi düşünebilirsiniz. Mahe, Praslin ve La Digue olarak konakladığımız bu 3 adayı düşündüğümüzde en pahalı seçenek La Digue adasındaydı. Bu adada konaklamanın gecelik ücretleri ortalama 70 'dan başlıyor. Bölge olarak kalmanızın en uygun olacağı yer feribota en yakın kısımlar olacaktır. bir kaç sahil dışında her yer feribotun olduğu bölgeye fazlasıyla yakın. Bisiklet kiralayacağınızı da düşünürsek feribotun bulunduğu kısma yakın kalmak sizi çok rahat ettirecektir. BizChloe's Cottage Self Cateringadlı bu yerde kaldık. Bisikletle feribot kısmına 10 dakika sürüyordu ama sakinliği ve temizliği bir de kahvaltının dahil olması bizim için fazlasıyla güzel oldu. Odamız 1+1 kıvamında olduğundan, 2 gece çok rahat ettik. Kahvaltı sabah onlardan öğle ve akşam yemeklerimizi de biz kendimiz mutfağımızda yaparak kendi ekonomimizi dengeledik. Konaklama yerlerinişuradangörebilirsiniz. Normalde hep booking. com'u kullanırdım fakat bu seyahatimde ilk defa Agoda'yı denedim çünkü en ucuz fiyatlar ondaydı 🙂 Direk ödeyip aldım 3 adadaki 3 odayı da hiç sıkıntı olmadı. Ada yazılarımın her bir yemek başlığının altına valizimin içindeki yemeklerin fotoğrafını koymak istiyorum. Yemek dediysem; bir kaç konserve, noodle, atıştırmalıklar ama özellikle tuzlu fıstık, sallama çay, ilk bir kaç gün için ekmek peynir. Yani demem o ki biz neredeyse hep kendin pişir kendin ye yaptık ve bu yüzden de mutfağı olan yerlerde konakladık. Dışarıda 1 gece dışında yemedik ve sabahları kaldığımız yerin kahvaltılarını çok sevdik. Yemek için tabii sizi zor durumda bırakmam istemem, siz doyasıya harcarım yer içerim diyorsanızşuradankendinize uygun restoranlar bulabileceğinize eminim. Hıı derseniz ki sen ne tavsiye edersin ben bulduğunuz her meyveyi tadın yerim. Yıldız meyvesi olgunlaşmışsa tadı harika mesela. Hindistan cevizleri zaten her yerde. Sarı olduğuna bakmayın onların suyu çok lezzetli, kahverengi olanlar ise zaten bu kırıp yemelik olanlar. Her ne kadar ada dendi mi insanın aklına deniz-kum-güneş 3'lüsü gelse de Seyşeller bu yönden biraz daha cömert, size okyanus dışında da bir şeyler sunuyor. La Digue için görmeye değer 2 yer var; ilki önünden muhakkak geçeceğiniz adanın küçüklüğüne göre büyük sayılabilecek bir kilise ve ulusal park. İşte bu park çok güzel ve görmezseniz olmaz. İçinde neler neler var; vanilya plantasyonu, palmiyeler, o kocaman 100 yıllık kaplumbağalar, büyük granit kaya, geleneksel hindistan cevizi işleme yeri, bot parkı ve adanın belki ülkenin en popüler sahillerinden Anse Source D'argent. 1853 yılında yapılmış bir kilise burası. Özel bir mimari görünümü ya da tarihi yok. Sadece sonradan \"nasıl gözden kaçırmışım\" dememeniz için ben paylaşıyorum. - Bisikletle sarmaşık ağaçlı uçsuz buçaksız yeşil yollardan geç - Ulusal Parkın içindeki ince uzun palmiyelerle fotoğraf çek - Dünyanın en güzel kumsallarından olan Anse Source D'argent'ın sonuna kadar yürü - Dalgalı sezonda gittiysen Grand Anse plajında en büyük dalga eğlencesini yaşa - Vanilya plantasyonunu gör Bol fotoğraflıLa Digue Sahilleriyazıma da göz atmayı unutmayın derim!"} {"url": "www.esrageziyor.com/seysellerde-adalar-arasi-ulasim/", "text": "Seyşeller'de izleyeceğiniz rotayı \"Seyşeller Gezi Rotası\"yazımdan da okuyarak belirlediyseniz şimdi adalar arasında ulaşımı öğrenme zamanı. Rotayı çizdikten sonra iş geliyor adalar arasında ulaşımı nasıl sağlayacağınıza. Uçak ve feribot gibi 2 seçeneğiniz var, belki bir de helikopter ama o daha çok gezi için tercih ediliyor. Uçak da olsa feribot da olsa önceden alacak olduğunuz vakit her iki ulaşım şeklinde de promosyon biletler bulabilirsiniz. Bu yüzden Seyşeller'e gidiyorsanız feribotu da uçağı da tecrübe edin derim. Uçak seçeneği bir tek Mahe Praslin adaları arasında mevcut ve yolculuk 15 dakika sürüyor. Praslin'deki havaalanı o kadar güzel ki, zaten bir kaç uçaklık minik bir havaalanı. Mahe Praslin adasındaki uçaklar da 20 kişilik, kokpit açık bir şekilde uçuluyor. Uçak bileti içinairseychelles. comsitesini ziyaret etmeniz gerek. Mahe ve Praslin adalarının hangisinden hangisine gidecekseniz isimlerini yazmanız yeterli farklı bir isimleri yok havaalanlarının. Bir de en altta resident / non- resident seçenekleri var ki yani vatandaşı olup olmamanızla ilgili; olmadığınızı düşündüğümden non-resident seçeneğini işaretlemeniz gerekmekte. Açılan sayfada eğer ücretleri Seyşeller Rupeesi olarak görüyorsanız sağ üst kısımdan istediğiniz kura çevirebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/seysellere-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Seyşeller bizim için Afrika kıtasının ilk durağı oldu. Doğrusu gitmeden önce çok endişem vardı, güncel herhangi bir yazı bulamadığım gibi hiç bir ülke için bu denli araştırma yapmamış ve gidene dek de ayarlayamadığım şeylerin kaldığı olmamıştı. Neyse ki her şey yolunda gitti ve inanılmaz bir doğayla tanışmış olduk. Hatta düşünüyorum da sanırım Afrika'yı tanımaya çok üstten başladık. Çünkü Seyşeller'de beklediğimiz Afrika insanını bulduk ama ülke zamanında İngiliz ve Fransızların sömürgesi olduğu için de genel Afrika ülkeleri aksine, günlük standartlar konusunda hiç sıkıntı çekmedik. Tek sıkıntı belki ülkenin sadece turizmle geçiniyor olmasından doğan fiyatlar olabilirdi ama neyse ki onu da minimum seviyede atlattık. Gezgin ekonomisinden de bahsedeceğim ama öncelikle bu muhteşem ada ülkesine gitmeden önce bilmeniz gerekenlerle başlıyorum. Afrika ana kıtasının doğusunda ve Afrika kıtasında yer alıyor bu 115 adaya sahip ülke. Ülkenin para birimi Seyşeller Rupeesi. Aynı zamanda çoğunlukla Euro olmakla beraber Dolar da kabul ediyorlar ama paranızı Euro'ya çevirip gitmek en mantıklısı. Exchange ofislerinin hemen hemen çoğu aynı kurdan veriyor ve kazıklayalım düşüncesini görmedim. Bankamatiklerden de Visa ve Mastercard özellikli kartlarla para çekmek sorun olmuyor. Seyşeller Türk vatandaşlarından 90 güne kadar vize istemiyor bu yüzden harika bir vizesiz ülke seçeneği. Seyşeller'e Türk Hava Yolları ile direk uçarsanız 8 saatte varabiliyorsunuz ve uçuş saati gece olduğu için yolda geçen zaman kaybınız olmuyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/sri-lanka-gezi-rotasi/", "text": "2017 yılını senin için en enfes kılan neydi diye sorsalar (ki bu yılın bitmesine daha 4 ay var) Sri Lanka seyahatim direk aklıma gelir diye düşünüyorum. Bir ülkeyi baştan başa neredeyse sadece toplu taşımayla keşfettiğimiz ilk ülke olmasından sanırım çok daha fazla etkilendim. Çizdiğimiz rotayı iklimine göre değil de en merak ettiğimiz kısma göre ayarladık. Çünkü Sri Lanka'ya ne zaman giderseniz gidin bir yerlerinde yağmur yağarken başka bir tarafında sıcak sizi kavuruyor olacak. Gelelim bizim izlediğimiz rotaya. 14 gün ayırdığımız için rahatlıkla söyleyebilirim ki hiç bir ülkenin bu denli hakkını vermemiştik. %70'ini çok rahat gezdik ve her bir anından kendimize çok fazla şey kattık. En azından 1 hafta ayırırsanız bu güzel ülke için iyi bir planla görmek istediğiniz yerleri seçip görebilirsiniz. 1 haftadan fazla zamanınız varsa yine iyi planlarsanız tüm ülkeyi bile gezebilirsiniz. Sri Lanka'ya öğlen saatlerinde ulaştığımızda başkent Colombo'ya iniş yaptık ve yaklaşık 10 saat süren uçak yolculuğunun üstüne dinlenmek ve hızlıca şehri keşfetmek için ilk gece başkentte kaldık. Seyahatimize ülkenin kuzeyinden başlayarak kültür üçgenini gezmek için Colombo'dan Anuradhapura'ya giden bir trene binerek 5 saat yolculuk yaptık ve geceyi Anuradhapura'da geçirdik. Erken saatlerde Anuradhapura'dan çıkarak kültür üçgeni içinde yer alan diğer önemli antik kent Polonnaruwa ve ardından Dambulla'yı gezerek akşam Sigiriya'ya döndük. Sigiriya'daki diğer günümüzde ise kaya tırmanışı ve safari yaptık."} {"url": "www.esrageziyor.com/sri-lankada-ulasim/", "text": "Sri Lanka, Hindistan gibi komşu ülkelerinden daha küçük olmasına rağmen ulaşım öyle çok da kolay değil. Ülke küçük ama yollar da o denli dar ve kalabalık. Özellikle tuktuklar her yerde. Büyük şehirlerde ise otobüs, tuktuk, arabalar, karşıdan karşıya geçmeye çalışan yayalar karmaşasını görmemeniz mümkün değil. Tabii bunların hepsi ülkenin ruhu bence. Biz de bu ruha dahil olup otobüsten trene, tuktuktan yaya olmaya sirkülasyon halinde gezdik durduk. Sadece bir yerden bir yere hızlı ya da söylenip, yazılan saatte varmayacağınızı bilin ve stres olmadan tüm yolculuklarınızı gerçekleştirin. Öncelikle belirtmem gerek ki daha önce giden kime sorduysam rehberli şoför kiralayıp adayı her gün o şekilde gezmişler. Hem sizi etrafı gezdirerek rehberlik ediyor hem de sağdan akan trafikte şoförlüğünüzü yapıyor. -Sri Lanka'da devlet turizm faaliyetleri adına bu şekildeki şoförlerin otellerde konaklamasını karşılıyor bu yüzden isterseniz 7 gün boyunca böyle birisiyle baştan aşağı gezebilirsiniz, sadece günlük ücretini ödeyerek. Biz de zamanımızı efektif kullanmak adına bir kaç rehberle yazıştık fakat günlük ücretlerinin 60$'dan(2017) başlaması sebebiyle tercih etmedik. Belki uzun kiralamalarda indirim yapıyorlardır ama bu kadar ucuz bir ülke için biz istemedik. Araç kiralamayı da düşünmeyin derim çünkü onlara dair ehliyet belgelerinden birinin olmasını istiyorlar ve zaten yukarıda da dediğim gibi yollar dar, karışık ve trafik sağdan akıyor. Sahil kesiminde scooter kiralamanızı tavsiye ederim, günlüğü yaklaşık 1000 rupi/7$ ve onlar scooter değil de scooty diyorlar o şekilde de internette arayabilir ya da sorarken scooty diyebilirsiniz. Favorim diyemesem de sizi her yerden her yere götürebilecek yegane toplu taşıma şekli otobüs. İnanılmaz renkli bir dünyaları var şoförlerin de otobüslerin içinin de. Biz en fazla 1 aktarma yaparak otobüs kullanmamız gereken her yerde yolumuzu bulduk. Derseniz ki yol nasıl bulunuyor tamamen ama tamamen sorarak. Özellikle konakladığınız yerdeki birilerine nereye gitmek istediğinizi söylerseniz eminim size oraya en yakın durak ismini söyleyecektir. Sizi anlamayacak otobüs muavinleri içinse ineceğiniz durak adını bir kağıda yazar gösterirseniz, hiç bir sıkıntı kalmaz. Otobüsün doğru olup olmadığını anlamak için de yine binmeden önce muavine ve duraktakilere sorarak yardım alabilirsiniz. Biz her daim duraklarda işi olmadan duran Sri Lanka'lı birilerini gördük ve onlara sorarak doğru otobüse bindik. Otobüsler tam olarak eski, kalabalık ve bazen havasız ama ucuz. Çok çok ucuz. Tek seferde en uzun 4 saat yok gittik ve kişi başı en fazla ödediğimiz 500 rupi/3.2$. Normalde gün boyu ulaşım harcamamız 5$'ı geçmedi."} {"url": "www.esrageziyor.com/sri-lankada-yemek/", "text": "Sri Lanka'da etnik etkilerin karışımı yemeklere de yansımış ve Hint, Arap, Hollanda ve Portekiz etkileri taşıyan bir mutfak oluşturmuş. Bir ülkede yiyip içme konusunda referans alınabilecek bir insan olduğumu sanmıyorum çünkü ben iştah ve seçenek konusunda bayağı açık bir insanım. Direk akla böcek denedin mi sorusu gelmesin çünkü denemedim ama aç kalamam, yerim. Sri Lanka'da da hiç aç kalmadım aksine tıka basa en ucuza yiyip içtiğim ülke oldu. Sadece yemekler çok fazla, hatta normal üstü baharatlı. Tabii bu dediğimi anlayabilmeniz için yerellerin yediği bir restoranda onların yediği şekilde yemek siparişi vermeniz gerek. Normalde ise hemen hemen çoğu restoranda, turistik olsun ya da olmasın, baharatsız dediğinizde normal seviyede baharatlı yemekleri rahatlıkla yiyebiliyorsunuz. En azından yiyebileceğinizi tahmin ediyorum, bol su eşliğinde. Yemeklerin hemen hemen hepsinde hindistan cevizi yağı kullanıyorlar ki bu aslında çok sağlıklı bir şey, o yüzden yerken içiniz rahat olabilir. Bir de size aşağıda yediğimiz her şeyin ortalama fiyatlarını yazacağım fakat bu fiyatlar tripadvisor'dan baktığımda filtreleyerek tek haneli ücret sınıfındaki yerlere gidip yediğimiz için böyle. Yani sizin seçiminiz için bir filtreniz yoksa fiyatlar da değişecektir. Pilav yanı sebzeli köriler benim tek tavsiyem çünkü yanına tavuk isterseniz ilginç bir but geliyor ki görüntüden yemek istemedim, balık deseniz bu karışımın yanına pek gitmiyor. Sebze dediysem de öyle bizdeki ot gibi düşünmeyin mesela mercimek yemeğini biraz daha farklı yaparak inanılmaz lezzetli bir hale getiriyorlar ve pilavla çok iyi gidiyor. Çoğunlukla restoranların menüsünde en ucuz ana yemek bu oluyor o yüzden rice&curry'nin fiyatına bakarak restoranın pahalılık derecesini anlayabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/sri-lankaya-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Sri Lanka, Güney Asya'da Hindistan'ın hemen 31 km güneyinde bulunan Hint okyanusunun içinde bir ada ülkesi. Baştan başa gezmelik, neresine giderseniz farklı ve etkileyici bir çok şey görebileceğiniz bir ada ülkesi. Sri Lanka ismi size yabancı geldiyse belki Seylan ismine aşinasınızdır. Hani şu Seylan çayı diye yer etmiş olan Seylan aslında Sri Lanka'nın kendisi. Çünkü Sri Lanka aynı zamanda dünyanın üçüncü büyük çay üreticisi. Kaçak çay tabiriyle büyüyenlerdenseniz siz de benim gibi, işte kaçak çayın geldiği ülkelerden Sri Lanka. Sri Lanka vize istiyor. Buradanonline vize sayfasına giderek, size sorulan kısa soruları cevaplayıp ardından online olarak 35$ ödemeniz karşılığında en fazla 24 saat içinde yazdığınız mail adresine geliyor vizeniz. Bu yüzden kullandığınız bir mail adresi yazmayı unutmayın. Vizenin geçerliliği 30 güne kadar. Bizim vizemiz 2 dakika sonra mail adresimize gelmişti, şaşırdık. Eğer ki online almak istemezseniz da Sri Lanka'ya vardığınızda kapıda da 40$ ödeyerek kolayca almanız mümkün. Sri Lanka'ya direk uçan tek havayolu Türk Hava Yolları. Bunun dışında Emirates, Flydubai, Qatar gibi havayolları kendi aktarmalarını yaparak Sri Lanka'nın başkenti Kolombo'ya uçuyorlar. Direk uçuş 8 saat sürüyor. Bilet fiyatları ise kampanya dönemlerinde 449$'a bulunabiliyor. Sri Lanka kendi para birimi olan Sri Lanka rupisini kullanıyor. 150 Sri Lanka Rupisi = 1 Dolar olarak düşünebilirsiniz. Bizim yemeklerimizin ortalama fiyatı 900 rupi oluyordu, artık siz hesap edin ülke ne kadar ucuz ya da ne kadar pahalı. Para çevirmek için ise önerim kesinlikle banka kartı. Büyük şehirlerde çok fazla küçük yerlerde ise en azından bir kaç tane atm bulabilmeniz mümkün. Çoğu bankamatik sizden ne kadar para çekerseniz çekin 2 ya da 3$ gibi bir miktar fazladan alacağını söylüyor fakat tek seferde ihtiyacınızı hesaplayıp çekerseniz her defasında charge ödemeniz gerekmez. Küçük şehirlere giderken de n'olur n'olmaz yanınızda biraz fazla bulundurursanız rahat edersiniz. Eğer ki yanınızda döviz varsa bankaları tercih edebilirsiniz. Aynı zamanda oteller de size yardımcı olmak adına ortalama kurdan değişim yapıyorlar."} {"url": "www.esrageziyor.com/stockholm-bot-otelde-konaklama-deneyimi/", "text": "Amsterdam ve Kopenhag'da bot otelleri gördükten sonra iyice denemek istediğimiz bir konaklama şekli olmuştu bot otel. Botları kıyıya demirliyorlar ve onları artık otele çevirip, genelde daha uygun fiyatlara konaklama alternatifi sunuyor bu şekildeki botlar. Zaten çoğunlukla da merkezi yerlere demirlediklerinden, gidilen şehri keşfetmesi de kolay oluyor. Yani hem merkezi hem de ortalama fiyatların altında bir konaklama yapma seçeneği olarak biliniyor çoğunlukla bot oteller. Tabii ben uygun fiyatlı dedim diye, biraz sonra göreceğiniz fotoğrafları bot oteller için genel geçer olarak düşünmeyin çünkü bizimkisi her ne kadar çok ekonomik bir tanesi olsa da bildiğiniz otel odaları gibi kocaman odalara sahip, çok daha büyük gemi oteller de var. Yani hayal kırıklığına uğramayın diye baştan söylüyorum bizim ranzalı odayı görünce çünkü bizim amacımız tamamen deneyimlemekti ve sevip sevmeyeceğimizi bilmediğimiz bir şey için ilk baştan da büyük bir bütçe ayırmak istemedik. Sonuç olarak sevdik ama daha büyük pencere ve daha çok manzara isterdim! Bu bot oteli görmem, 2018 yılındaki Black Friday kampanyası ile oldu. Booking. com'da gezinirken gelecek seyahatlerimizden birisi Stockholm olduğu için acaba konaklayacak bir yer var mıdır diye baktım ve Stockholm şartlarında gecelik olarak uygun bir fiyata denk gelmesi üstüne bir de çok merkezi olması biraz düşündükten sonra ücretsiz iptal seçeneği olmadan yer ayırmamı sağladı. Bot otele 2 gece 2 kişi için 660SEK / 381Lira ödedik. Stockholm'de çoğu otelin check-in saatinin 15.00, check-out saatinin 10.00 olması can sıkıcı olsa da saat 13'de bot otelimize gittiğimizde odamız hazırdı ve zaten daha önceden ödemiş olduğumuz için pasaport bilgilerini isteyen bir form doldurup anahtarımızı alıp alt kata indik. Botu gördüğüm ve anladığım kadarıyla 3 kattan oluşuyor. Giriş kat resepsiyon/kafe, alt kat odalar ve banyolar, bir de üst kat diyebileceğim 3. kat yani güverte kısmı aslında botun terası. 14 tane de odası vardı. Gelin görün ki biz gittiğimizde kapalıydı en üst kat. Zaten havanın soğukluğundan deniz donmuş ve botu bir kez daha olduğu yere sabitlenmiş gibiydi. Bota ulaşım; Eğer bu botta konaklayacaksanız havaalanından şehir merkezine gelen tüm araçlar zaten T-Centralen durağına geliyor. T-Centralen durağından Gamla Stan metrosuna binip, Gamla Stan durağında inerek deniz tarafına çıkar ve o kıyı boyu yürürseniz zaten metrodan çıkar çıkmaz sol tarafta kırmızı botu görebilirsiniz. O kadar yakın ve merkezi. Gelelim odaya. Bir Instagram mesajı \"Ben çok daha romantik bir ortam olur diye düşünmüştüm\" yazmış, haklı 🙂 Ranza sistemini görünce tabii birden yurt ortamı aklına gelmiş olabilir. Bizim odamız ranzalıydı, deneyelim diye aldığımız için artık onlarca yerde kaldığımızdan böyle şeyler bizim için çok önemli sayılmıyor. Yalnız bu botta çok daha büyük ve ranza olmayan odalar da vardı. Canlı olarak görmedim ama şuradan bakabilirsiniz botun içindeki tüm odalara. Odanın içinde; ranza, bank, minik bir duvar masası, tabure, çöp kutusu, elektrikli ısıtıcı, petek, açık dolap ve askılar, ayna ve minik bir pencere vardı deniz tarafına bakan. Bizim seçimimizde banyo ve tuvalet ortaktı. Odaya girdiğimizde yatakların üstünde beyaz ve temiz çarşaf, nevresim ve yastık kılıfı duruyordu. Kendi yatağımızı kendimiz yaptık. Kalorifer yanmıyordu ama elektikli hava üfleyen ısıtıcı 5 dakika içinde odayı ısıttı. Buradaki durum alt katta olan kişi ısınamazken üst kattaki kişi, ısınan havanın yükselmesiyle, 5 dakika içinde sıcaktan direkt etkilenir hale gelmesiydi. Kalorifer yanmadığı için ister istemez o denge kurulamamıştı ama elektrikli ısıtıcıyla odada hiç üşümedik. Ortak banyo tuvalet olan yerlerde konaklayacağınız zaman terlik götürmeyi unutmayın. Ben unuttum ve odanın içinde de yerler soğuktu, lavabo kısmına giderken de ikide bir bot giymek çok da keyifli olmuyordu. Uyurken ise tüm gün gezmiş olmanın yorgunluğu ile rahat rahat uyuduk. Zaten donmuş bir denizde sallanmak mümkün olmayacağı için bot düşündüğümüz gibi sallanmadı ve soğuk olmadı. Eğer kapalı alan fobiniz varsa bu otellerin genelde basık ve dar odaları olduğunu bilmelisiniz. Özellikle pencere olmayan yerler daha da iç karartıcı olacağından, bu detaya dikkat etmeniz gerek. Çoğunlukla seyahatlerde ekstra internet ya da sim kart almadığım için wifi önemli oluyor. Bizim konakladığımız 10 numaralı odada internet açısından hiç sinyal sıkıntısı yaşamadık. Merdivenlerin yanındaki banyo tarafında yer yer bağlantı gidip gelse de genel olarak iyi bir wifi bağlantısı vardı. Daha önce bir çok defa ortak banyo&tuvalet olan yerlerde konakladığımız için artık bu bize zor gelmiyor. Zaten bot gibi daha küçük alanı olan bir ortamda kalırken odanız koridorun en sonunda da olsa çok yürümeyeceğiniz anlamnına geliyor ama elbette odanın içinde olduğu gibi bir rahatlık olmuyor. Banyolar da tuvaletler de erkek ve kadın kullanımı için ayrı ayrıydı bizim botta. 2 tuvalet lavabodan uzaktaydı, ellerini yıkamaya dönüp dolaşıp lavaboya gidiyordun. Yalnız kaldığımız 2 gece boyunca ne bir sıra bekledim dahası hiç insanla da karşılaşmadım otel dolu olmasına rağmen. Zaten koridorun başında da sonunda da lavabo&banyo olması mantıklı olmuştu. Banyo + lavabo olan kısımda başka hiç bir şey olmadığından, banyo yapacağınız zaman tüm kapıyı kilitleyip duş alma imkanının olması zaten işleri fazlasıyla kolaylaştırıyordu kadınlar için. Sanırım erkek duşları yan yanaydı ama onların da banyo manzarası çok güzeldi çünkü büyük bir pencereleri vardı. Temizliğine gelince; genelde ortak kullanımda olan banyo&tuvalet alanlarını temiz tutmak zordur ama ben hiç pis bir durumla karşılaşmadım. Booking. com'da bazı yorumlarda temizliğin olumsuz kısımlarından bahsedilmiş ama işte bu o sırada konaklayan insanlar, yoğunluk ve çalışanların durumuna göre değişen bir şey. Benim yorumum da tamamen özel banyo gibi temiz olduğu yönündeydi. 2 gece kaldığımız için odamıza ertesi gün girilip, çöpler boşaltılmıştı. Başka bir temizlik yapılmamıştı. Resepsiyon olan kısım aynı zamanda kafe ve restoran olarak da hizmet veriyor. Yalnız Stockholm'de fiyatlar arasındaki dengesizlik burada da konaklama ve kahvaltı arasında kendini gösteriyor. Mesela 2 kişi için gecelik 330 Sek ödediğimiz bir otel, müşterilerine kahvaltıyı 160 Sek (2 kişi) satıyordu. Elbett almkak zorunda değilsiniz, biz de almadık zaten ama hani ben fiyatların sınıflandırma dengesizliğinden bahsediyorum. Kafe kısmında kahve, sandviç, spaggetti, kek, şarap ve bira gibi şeyleri satın alabiliyorsunuz. Bir de istediyseniz kahvaltı yapabiliyorsunuz. Ya da sadece bizim gibi duvardakileri incelemek için bile dakikalarınızı geçirebilirsiniz. Beklediğimiz woow etkili bir konaklama olmadı ama Stockholm şartlarında bu kadar uygun fiyatlı ve merkezi bir yerde konaklamış olmak bizi mutlu etti. Teras kısmı açık olsa eminim ki uzuun Stockholm gündüzlerinde şezlonglarla çok keyifli bir sohbet alanı olurdu. Bir botun içinde olmak, koridorlarında yürümek ve o forma adapte olmuş şekilde konaklamak yine de keyifli bir deneyimdi. Artı ve eksi olarak söyleyebileceğim bir şey yok çünkü biz her nerede konaklayacaksak tüm detayları ve şartları okuyup gidiyoruz ve bir sürprizle karşılaşmıyoruz. Ortak banyo tuvalet olduğunu da, ranza olduğunu da odaların alt katta daha basık bir alanda olduğunu da biliyorduk. Dediğim gibi bunlardan herhangi birisi sizi rahatsız ediyorsa bot olsun olmasın her halükarda rahatsız olursunuz ve iyi bir uyku olmadan keyifli bir seyahat olmaz. Bundan sonra daha büyük boyutlardaki botların yani gemilerin odalarını deneyimleyip, hatta onlarla seyahat etmek istiyorum. O zamana dek bu deneyimle başlangıç yapmış olacağım. Bot otel konaklamasından öğrendiğim bir şey varsa o da; odanız deniz tarafına bakacak ve olabildiğince büyük bir camı olacak."} {"url": "www.esrageziyor.com/stockholm-gezi-notlari/", "text": "2018 yılından 2019'un en uygun yurt dışı biletini aldığımızı bilmeden, Nordiklerin en güzel şehirlerinden birisi olan Stockholm'ü gezdim 5 gün boyunca. 2018 yılında Ağustos ayındaki Dolardaki büyük kur artışından hemen önce Pegasus Havayolları'nın gerçekten güzel kampanyalarından birisinden gidiş dönüş için 260 tl ödeyerek almıştım bileti. Fırat'ınki ise 170 liraya denk geldi çünkü o Cuma'dan Pazar'a gezebilecekti ben ise 4 gece geçirmek istediğim için bir kaç gün erkene bilet alarak o fiyatı ödemiş oldum. Her halükarda şu an (2019'un ilk ayları) 430 liraya yurtdışı tek kişi gidiş dönüş biletini alabilmek çok zor olduğundan, 2019'un en ucuz seyahatlerinden birini Avrupa'nın en pahalı şehirlerinden birisinde gerçekleştirmiş olduk. Stockholm, İsveç'in başkenti ve aynı zamanda dünyanın en kuzeyinde bulunan başkentlerden üçüncüsü. Yaklaşık 2 milyonluk nüfusu ile de İsveç'in en büyük şehri. Yıllık ortalama 1 milyon turist almasıyla da İskandinavya'da en çok ziyaretçi alan şehir olarak biliniyor. Benim için de güzel kadınların ve çok şık giyinen erkeklerin şehri olarak aklımda yer etti. Vize :Bordo pasaport sahipleri için Schengen vizesi gerekiyor. Yeşil pasaportlular, hizmet ve diplomatik pasaport sahipleri ise 90 güne kadar vizesiz dolaşım hakkına sahip. Vize alacak olanların şu sayfayı incelemesi gerekiyor. Konum :Stockholm; Kuzey Avrupa'da, İsveç'in orta-güneydoğu kuşağında, Malaren Gölü'nün Baltık Denizi ile birleştiği bölgede kurulu. Ana Dili : Ana dili İsveççe fakat hemen hemen herkes iyi seviyede İngilizce biliyor. Para Birimi : İsveç Kronu, sembolü SEK. Sadece kredi kartı kullanarak tüm şehri gezmeniz mümkün. Ben bu seyahatten hiç kron görmeden döndüm desem yeridir. Kron olarak gördüğünüz fiyatları 2'ye bölerseniz ortalama olarak Türk Lirası karşılığına ulaşabilirsiniz. Uçuş Süresi :Yaklaşık olarak 3.5 saat sürüyor yolculuk. İdeal Gün Sayısı :İmkanı olan sadece şehri gezmek için 3 gün ayırırsa dolu dolu bir Stockholm gezisi olur. Sadece 2 tam gününüz varsa da bu şehre gelmeye değer. Daha fazla zamanınız varsa adalardan oluşan bu şehri gezmek için çok daha fazla fırsatınız var demektir. Uygun Mevsim : Kış ayları bu şehirde gerçekten çok soğuk. Deniz donuyor, rüzgar dondurucu esiyor. Biz her ne kadar her günü günlük güneşlik geçirmiş olsak da bizim gibi harika uygun fiyatlı bir bilet bulmadıkça, bahar ve yaz aylarında gelmenizi öneririm. Hem kış aylarında süren yenileme çalışmaları olmaz hem ortalık daha cıvıl cıvıl olur. Eğer ki soğuk havalarda gidiyorsanız hava alan, sıcak tutan, rüzgar ve su geçirmeyen kalın giysilerle gitmenizi öneririm. FİKA! :Sağda solda göreceğiniz bu kelime kahve molası demek. İşteyken sabah ya da öğleden sonra herkes işi bırakıp yarım saatliğine kahve-çörek molasına çıkıyormuş. Yemek molasından başka bir şey bu, tam kafam boşalsın biraz sosyalleşeyim de doğru düzgün çalışayım molası. Internet için wifi kullandık. Şehirde tüm müzelerin ücretsiz interneti bulunuyor olması acil durumlarda kolaylık ve rahatlık sağlıyor. İhtiyacınız olunca müzenin önüne bile gidip, interneti kullanmak mümkün. Ne yalan söyleyeyim gitmeden önce karşıma ilk çıkan Arlanda Express fiyatlarını görünce ulaşımdan çok korkmuştum çünkü en azından havaalanından şehir merkezine gitmeye mecbursun ve tek yön için 170 lira ödemek hiç akıl karı değildi. Neyse ki araştırmalarım sonunda onun da bence mantıklı ve uygun bir yolunu buldum. Tüm ulaşım çeşitlerinin biletlerini havaalanında Information Center kısmından bilgilenerek nakit olarak ya da kredi kartı ile orada satın alabilirsiniz. Zaten Information kısmının orada bilgilendirici tabelalar da size yön gösterecektir. -Arlanda Express : Havaalanından şehir merkezine en hızlı şekilde (18 dakika) ulaşabileceğiniz araç kesinlikle bu fakat tek yön biletinin 295sek/ 28 euro olması sanki biraz üzücü. Online olarak en az 7 gün önceden alırsanız 195sek/18euro olacağı yazıyor. Şuradan bakabilirsiniz. -Flygbussarna :Havaalanından şehir merkezine ya da Stockholm'ün başka bir kaç yerine daha, içinde wifi olan otobüsle gitmek isterseniz bunu seçebilirsiniz. Tek yön ücreti 99sek/9.5euro, şuradan sitesine bakabilirsiniz. Flixbus : Flixbus otobüslerinin havaalanından şehir merkezine gittiği şehirlerden birisi Stockholm. Benim gördüğüm en uygun seçenekten birisi bu eğer ki otobüslerin saatleri sizin uçuş saatlerinize uyuyorsa kullanmak mantıklı olabilir. 40-55 dakika arasında direkt olarak merkezi yerlere giden Flixbus yine online olarak saatlere göre tek yön 3euro ile 5euro arasında değişiyor. Şuradan bakabilirsiniz. SL Card :24 saat, 72 saat gibi seçenekleri olan bu ulaşım kartı hem havaalanı ulaşımını mümkün kılması hem de şehir merkezinde otobüs, metro, tramvay ve feribot gibi SL logosu olan her türlü ulaşım aracında geçmesi sebebiyle bizim tercihimiz oldu. Eğer sadece şehre ulaşmak size yetmeyecekse alınabilecek en uygun kart bu gibi. 24 saatlik 130sek/12euro, 72 saatlik ulaşım kartı ise 260sek/24euro olarak satılıyor. Bunları satın alırken ekstra 20 sek kart ücreti ödemek gerekiyor, böylecek gelecek seferlere de içine dolum yaparak kartı kullanabilirsiniz. Bu kartı Information Center yazan kısımdan alabiliyorsunuz, kredi kartı ile ödeme yapmak mümkün. SL kart ile havaalanından şehir merkezine ulaşım ise şöyle; kartınızı alırken ekrandan Marsta otobüsünün saatine bakın ve saatine göre hemen karşınızdaki kapıdan dışarı çıkıp 6. perona yürüyün. Otobüs tam saatinde geliyor ve sizi 10-15 dakikalık yolculuk ile Marsta otobüs durağına götürüyor. Zaten son durak olduğundan bulmanız zor olmayacak. O duraktan inip 2-3 dakika ilerideki tren istasyonuna geçeceksiniz ve muhtemelen 41 numaralı Stockholm City'ye gidecek olan trene bineceksiniz. Tren yolculuğu da ortalama 40 dakika sürüyor. Vardığınız zaman T-Centralen istasyonunda olacaksınız. Eğer farklı bir yere gidecekseniz şehrin en merkezi istasyonu olan bu noktada istediğiniz metro ile aktarmanızı yapabilirsiniz. SL Card fiyat detayları ve bilgileri burada. -Tek yön bilet :Eğer ben SL Card almayacağım ama Flixbus saatleri de bana uymuyor derseniz yine hemen üst paragraftaki yolu kullanarak şehir merkezine ulaşmak için yine Information Center'dan 75 dakika boyunca aktarmalarda kullanabileceğiniz, 45sek/4.2euro karşılığında tek yön biletinizi alarak gideceğiniz yere ulaşabilirsiniz. SL Card:Eğer yukarıda bahsettiğim SL Card'ı alırsanız zaten şehir içinde hemen hemen tüm araçlarda geçerli bu kartı kullanabilirsiniz. Otobüslerde de metroda da feribot girişlerinde de kartınızı okutmanız ve kapının otomatik olarak açılmasını beklemeniz gerekiyor. Feribot turu yapmak ister ama tur satın almak istemezseniz adalar arasındaki SL feribotlarıyla keyifli bir şekilde kendi turunuzu yapabilirsiniz. Mesela Djurgarden-Slussen arasındaki feribot kısa ama eğlenceli oluyor. Tek yön bilet üstte de yazdığım gibi 45 kron. 75 dakika içinde sınırsız aktarma imkanı sunuyor. Metro istasyonlarını gezmek için de tek bilet yeterli olabilir. Bisiklet: Her Kuzey şehri gibi burada da bisikletle ulaşım yaygın ve her yerde bisiklet yolları var. Elektrikli Scooter : Hava o kadar soğuk olmasa ve seyahat kartımız olmasa belki bunu denemek isterdim. Genelde telefonunuza indirdiğiniz uygulama üstünden kiralanan bu scooterlar şehrin her yerinde var. Sizin için uygulamasını buldum, şuradan inceleyebilirsiniz. Her Avrupa şehrine giderken şehir kartını alsam mı almasam mı hesabı yapıp genelde almıyorum ama böyle pahalı bir şehirde, her yeri detaylıca ve doyasıya gezmek istiyorsanız bu kart gerçekten mantıklı oluyor ama hakkını vereceğinizden emin olmanız gerek. 1,2,3 ve 5 günlük seçenekleri var Stockholm Pass kartın. Siz kullandığınız andan itibaren saati başlıyor ve kullandığınız zaman arkasına tarih ve saat yazmayı unutmamanız önemli. Zaten sisteme okuttuğu için ne zaman kullanılmaya başlandığını görebileceğini düşünüyorum bu yüzden yazmamazlık etmeye gerek yok gibi. Özellikle kış aylarında bir çok bot turu yok, o yüzden böyle bir şey için alıyorsanız tarihlere dikkat etmek gerek. Eğer ki müzeler için alıyorsanız zaten bir kaç yerin ücreti kartın tüm ücretini çıkartıyor. Özellikle Vasa Müzesi, Nobel Müzesi ve Skansen'i görmek ve hop-on hop off otobüs ya da bot turlarıyla şehri gezmek istiyorsanız bunların hepsi zaten 1025 SEK yapıyor ve 2 günlük Stockholm Pass ücreti ise 929 SEK. Ben basitçe söyledim ama yapabileceğiniz ve giriş sağlayabileceğiniz 60'dan fazla yer avantajı var. Gündüz saatlerinin uzun olduğu günlerde, özellikle yaz sezonunda her şeyin saati daha fazla, bu kartı almak ve karta göre plan yapmak kesinlikle çok mantıklı olur. Mesela Archipelago Tur olsaydı ben gittiğimde katılmayı çok isterdim çünkü Stockholm adaları çok güzel manzaralara sahip. Stockholm Pass ulaşımda kullanılmıyor onun için size yukarıda anlattığım SL Card seçeneğini sunuyor. Yani Stockholm Pass + Stockholm Travelcard diye yazıyor sitesinde Travel card dediği SL Card oluyor. Bazı zamanlar web sitesinde ikisini birlikte aldığınızda ya da sadece Stockholm Pass almak için indirimler de oluyor. O yüzden gitmeden önce ara ara sitesine de bakarak, daha da avantajlı olarak satın alabilirsiniz. Diğer günlük fiyatlar ve ücretsiz girebileceğiniz tüm yerlere bakmak için www. stockholmpass. com sayfasına bakabilirsiniz. Gamla Stan, Norrmalm, Södermalm, Östermalm, Vasastan ve Kungsholmen. Şehirde gecelik konaklama ortalaması Avrupa şehirlerinin üstünde olsa da uygun oteller ve en çok da hostel bulmak kolay. Kişi başı gecelik ortalama 100lira ödeyerek hostellerde kalabilirsiniz. Gitmeden araştırdığımda 4 hostel gözüme güzel gelmişti; Generator Stockholm, Birka Hostel, City Backpackers Hostel ve City Hostel. Generator'da mutfak yok, City Backpackers nevresimler için artı ücret alıyor, Birka Hostel'de kadınlar için özel oda yoktu. Yine de hepsinin konumu ve artılarıyla uygun konaklama için tercih edilebilecek yerlerde olduğundan hostel arayanlar için konaklamamış olsam da gözüme güzel gelenleri paylaşmak istedim."} {"url": "www.esrageziyor.com/stockholm-story-hotels/", "text": "Stockholm genel itibariyle pahalı bir şehir olmasından dolayı eğer ki uçak biletini aldıysanız sıra bütçenin diğer önemli kalemi olan konaklama için de kendinize uygun bir yer bulmaya geldi demektir. Stockholm'e ilk gidişimde 4 gece konakladım ve 2 gecesi uygun bütçeli seyahat edenler içindi diğer 2 gece için konforuna daha düşkün olup, tatmin edici bir kahvaltısı olan Story Hotels'de konakladım. Story Hotels, İsveç'te 3 ayrı konumda bulunuyor. 2'si Stockholm'de, 1 tanesi de Malmö'de. Malmö'dekini fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla çok güzel manzaraya sahip bir konumda. Stockholm'de bulunanlar ise birisi Riddargatan yani şehir merkezi konumunda diğeri ise Signalfabriken'de. Ben Riddargatan'da, metro istasyonuna çok yakın konumdaki otellerinde konakladım ve hem otelin merkezi olması, hem nezih bir mahallede bulunması hem de ihtiyacım olduğunda metro istasyonuna sadece bir kaç dakika yürüme mesafesinde olması gezerken gerçekten çok rahat etmemi sağladı. Çalışanlar iyi derecede İngilizce bildiğinden anlaşmak hiç zor olmuyor. 24 saat açık bir resepsiyonu var. Otele giriş için bir restoranının bir de resepsiyon kısmının kapısı var. Resepsiyon dediğim de sadece minik bir masadan ibaret, zaten giriş kısmı da öyle aman aman büyük değil ama işleri hızlıca halletmek için en sevdiğim resepsiyon şekillerinden. Stockholm'de bir çok otel check-in saati olarak 15:00 diye belirtiyorlar, bana sorarsanız biraz geç. Havaalanından çıkıp şehir merkezine erken saatlerde gelince insan direkt odasına yerleşip, eşyaları bırakıp şehri keşfetmek istiyor. Ben otele saat 13:00 gibi ulaştığımda neyse ki odam hazırdı ve check-in işlemleri çok hızlı sürdü. Pasaportumu verdim, bilgilerimi aldı ve giriş şifrelerinin yazdığı kağıtları paylaştı. Hem asansör hem de odanın kapısı için ayrı ayrı 2 şifre veriyorlar ve ben de direkt onların fotoğrafını çekerek telefonumda sakladım. Çünkü seyahat ederken yok fiş yok bilet derken hem cüzdan hem çanta o kadar gerekli gereksiz kağıtla doluyor ki bunun en iyi yolu görsel olarak saklamak. 3. katta 311 numaralı odaya çıktığımda birden çok kapı gördüm. Birden çok kapı görmek geniş alan demek ve ben bunu severim! 🙂 Girişi koridor olarak bırakıp, koridorun solunda bir banyo kapısı ve bir kaç adım ilerleyince açılan bir cam kapıyla yatak odasına girmiş oluyorsunuz. Yatak odasının ferah olması, duvarlarındaki resimler, bir kapının yatak başı olarak kullanılması ilk dikkatimi çeken şeyler oluyor. Bakıyorum kapalı bir dolap sistemi yerine ayaklı askılık yapmışlar. Hemen alt kısmında bagaj koyma yeri de var ve askılarda 2 tane bornoz asılı. Askılığın karşısında boydan ayna olması artı puan. Yatak odası kısmında çalışma masası, bir sandalye, büyük bir televizyon, mini buzdolabı, buzdolabının için de ücretsiz 3 vitaminli su, şifreli kasa, çöp kutusu ve kutu selpaklar vardı. Banyoda kullanılan La Bruket ürünlerine bayıldım! İlk defa burada gördüm ve araştırınca öğrendim ki doğal ve organik bir İsveç markasıymış. Denedikten sonra bana da mini boylarını hediye etmiş olmaları gerçekten çok mutlu etti. Bu otelde konaklamasanız dahi bir yerlerde La Bruket ürünlerini görürseniz denemenizi tavsiye ederim. Gözüme eksikliği takılan 2 şey oldu; elektrikli su ısıtıcı ve saç kurutma makinesi. Saç kurutma makinesi resepsiyona sorunca temin edilebilir miydi bilmiyorum ama sanırım böyle bir otel standardında olması iyi olurdu. Avurpa şehirlerinde doyurucu bir kahvaltı buldum mu cidden çok seviniyorum. Burada da bir kaç çeşit kruvasan, çeşit çeşit ekmekler, haşlanmış yumurta, peynirler, salamlar, meyveler, yoğurt, müsli, tereyağı, çikolata... gibi bir çok seçenek vardı. Çay için de 3 seçenek ve ayrı ayrı kahveler vardı. Kahvaltının oda fiyatına dahil olması da en sevdiğim durumlardan. Otelin kendi restoranı olan Ling Long'da sabahları kahvaltı servis edilirken de akşamları modern bir mutfakla birlikte Asya spesiyalleri servis ediyor. Aynı zamanda bar kısmında da bir çok seçenek bulabiliyorsunuz. Ben bir akşam inip, tüm gün gezme yorgunluğunun üstüne Carlsberg Hof içtim, ortam gerçekten çok canlıydı. Bangır bangır müzik olmasa da keyifli Kuzey müzikleri çalıyordu. Restoranın ve barın menüsünü incelemek isterseniz çeşitliliğe ve fiyatlara buradan bakabilirsiniz. Sezona ve erken rezervasyona göre değişse de Riddargatan için internet sitesinden fiyatlara bakınca 2 kişi için 1 gecelik kahvaltı dahil fiyatlar 750Sek/70Euro ve 1500Sek/140Euro arasında görünüyor. Fiyatlar Stockholm ortalamasında, kampanyaya denk gelirseniz ortalamanın da altında fiyatlar bulabiliyorsunuz. Hem konum olarak hem de hizmet olarak önerebileceğim bir otel oldu Stockholm'de konaklamak için. Stockholm'e dair detaylı bir gezi rehberi okumak isterseniz \"Stockholm Gezi Notları\" yazıma göz atabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/tasos-adasi/", "text": "Komşunun adalarına ayak basmak için en yakın seçeneklerden biri Tasos. Thassos, Tasos ya da asıl Türkçeleşmiş adıyla Taşöz. Atlayacaksın arabaya, gideceksin Yunanistan'a bu yaz diyorsanız çok haklı bir istek, hemen gerçekleştirin. Hem adada keşif yapıp hem de muazzam güzellikteki sahillerinde doyasıya deniz keyfi yapabilirsiniz. Tasos Adası'na Avrupa Yakası'ndan araba ile yaklaşık 7 saatte ulaşmanız mümkün. Silivriyi geçtiniz mi yol sakinleştiğinden bu süre belki biraz daha kısalabilir. Kendi arabanız ileyurtdışı çıkış belgelerinitamamlayarak İpsala sınır kapısından geçişinizi yapınca direk devam ettiğiniz yol sizi Yunanistan otoyoluna yani Egnatia Odos'a çıkmış olacaksınız ve feribota bineceğiniz Keromoti çıkışına, yaklaşık 1.5 saat kadar sürerek, varınca çıkıp, feribot tabelalarını takip ederek feribotlara ulaşabilirsiniz. Feribotlara vardığınızda sıra olduğunu fark ederseniz ve arabada tek değilseniz yolcunun inip biletleri alması, şoföründe binecekleri feribota doğru ilerlemesi en doğru hamle. Zaten şoför dışında arabadaki yolcular feribota yürüyerek biniyor çünkü arabaları sıfıra sıfır park ettiriyorlar feribota. Araba 21 Euro, her bir kişi 3 Euro. Evet, şoförün de bilet alması gerekiyor. Arabayla çıkmak şimdi zor geldi başka yolu yok mu derseniz var, otobüs. Kamil Koç ve Ulusoy gibi firmaların Kavala'ya gittiğini biliyorum fakat denemedim, siz eğer otobüsü tercih edecekseniz sitelerini bir kontrol etmenizi öneririm. Muhtemelen sizi Kavala şehrinde bırakacak ve oradan da rahatlıkla feribota ulaşıp adaya geçmeniz mümkün ama sonrasında adada bir araç kiralamak en iyi seçenek, benden söylemesi. Ada büyük, bi gün gezsek deseniz 4-5 saatinizi rahatlıkla alır. Keromoti'den feribota bindiğinizde sizi Thassos Limanı'na yani Limenas Port'a getiriyor. Limenasta kalabilir, adanın içindeki Panagia gibi küçük köylerin olduğu bölgelerde konaklayabilir ya da adanın güneyine doğru Limenaria bölgesini tercih edebilirsiniz. Güney kısmı daha sakin ama aracınız olacağı için azıcık yollarda gezerek adanın her yerinde olabilirsiniz. Sanırım bu adada nerede kalırsanız kalın etrafınızda harika koylar olacak çünkü biz hiç şu bölge daha harikaymış demedik, nereye gittiysek sevdik bu yüzden özellikle otel adı vermiyorum. Biz Panagia köyünde kalmayı tercih ettik ve en uzak gittiğimiz yer yarım saat mesafede oldu, bizim için çok idealdi. Tabii köy adanın iç kısımlarında ve tepede kalıyor, denizin kıyısında değilsiniz ama tepeden manzaraya uyanmak da başka bir oksijen dolduruyor içinizi. Tercihinize göre seçimler yapmanız mümkün ve booking. com yine bu konuda fazlasıyla yardımcı oluyor. Şanslısınız ki her yer deniz mahsulü, her çeşit var hepsi taze hepsi güzel fiyatlarla. Deniz mahsulü sevmiyorsanız da seçeneğiniz var hem de öğle-akşam dolup dolup boşalan bir kaç mekan. Biz 2 yer denedik ve ikisinizi de gerçekten çok sevdik, öyle ki birinde 2 kez yedik. - Tavernaki Thassos Limanının bir arka sokağında ve ara sokakta yer alan bir klasik Yunan tavernası. Sahibi Kostas her masaya muhakkak kendisi de servis verip, ilgileniyor. Masalar çok yakın, sokak dar ama ortam şirin; yemekler hem göze hem cebe güzel. Özellikle \"talagani\" kızarmış keçi peynirini tavsiye ederim. Menüdeki her şeyin ayrı bir lezzeti olduğundan canınız ne isterse siparişinizi verin. Bir de ilginçtir ki bir bardak uzoyla bir kola aynı fiyataydı, 2 . - Tavern Grill Elena"} {"url": "www.esrageziyor.com/tiflis-gezi-notlari/", "text": "Gürcistan'ın başkenti Tiflis'e gitmek için sebebiniz çok; vizesiz, yakın, komşu ülkemiz, Avurpa şehirlerine göre uygun ve keyifli bir şehir. Gürcistan ülke olarak vizesiz olmasının yanı sıra Türk vatandaşları sadece çipli kimlik ile de seyahat edebiliyor; yani pasaportunuz olmasa dahi yurt dışına gidebileceğiniz ülkelerden birisi Gürcistan. Vize : Türk vatandaşları Gürcistan'a çipli kimlik ile giriş çıkış sağlayabiliyorlar. Çipli kimlik ile ülkeye girişlerde \"Giriş-Çıkış formu\" veriliyor ve seyahat süresince bu belgeyi kaybetmemek gerekiyor. Eğer pasaportla giriş yapacaksanız herhangi bir vize almanız gerekmiyor, direkt olarak pasaportla da seyahat edebilirsiniz. Pasaportla seyahat ederken kimliğinize bakılmadığı için çipli kimlik olup olmaması da önemli değil. Türk vatandaşları, Gürcistan'da vizesiz olarak 1 yıl kalabiliyorlar. Resmi Dil : Ülkenin Gürcüce ve Abhazca olmak üzere 2 adet resmi dili var. Özellikle Tiflis'te Türkçe bilen, Türkçe konuşan insana da denk gelmeniz çok olası. Son zamanlarda açılan mekanların da hemen hemen hepsinde iyi derecede İngilizce bilenler olduğu için anlaşmak zor olmayacaktır. Para Birimi :Gürcistan'ın para birimi \"Gürcistan Larisi\". 2020'nin Ocak ayı kuruna göre 1 Gürcistan Larisi, 2.06 Türk Lirasına eş değer. Şehirde her konuda ekonomik seçenekler bulmak mümkün. Bütçeyi çok zorlamayacak yerlerden birisi Tiflis. Konumu :Gürcistan'ın başkenti olan Tiflis, Asya kıtasında ve Ardahan'dan çıkıp Hazar Denizi'ne dökülen Kura Nehri'nin iki kıyısında yer alıyor. Gürcistan'ın ise kuzeyinde Rusya, doğusunda Azerbaycan, güneyinde Ermenistan ve güneybatısında Türkiye yer alıyor. Uçuş Süresi :Türkiye'den Tiflis'e Türk Hava Yolları ve Pegasus Havayolları ile direkt olarak uçabilirsiniz. Uçuş süresi yaklaşık 2 saat 15 dakika sürüyor. Uygun Mevsim :Eğer kayak yapmayı planlamıyorsanız, Tiflis için yeşillere büründüğü İlkbahar ve Sonbahar ayları bence en ideal zamanlar. Yazın bunaltıcı sıcakları, kışın ise gerçekten dondurucu soğukları olabildiğinden bu zaman dilimlerinde gitmek seyahatinize daha çok keyif katacaktır. İlk gittiğimde Şubat ayıydı ve bugüne dek bir çok kış seyahati gerçekleştirmiş olsam da en çok üşüdüğüm şehir hala Tiflis. Havaalanından Şehir Merkezine Ulaşım : Havaalanından şehir merkezine ulaşmak isterseniz toplu taşıma olarak 37 numarayı kullanabilirsiniz. 37 numaralı otobüs 24 saat boyunca çalışıyor ve şehrin merkezi noktalarından geçiyor. Otobüste alabileceğiniz bilet tek yön kişi başı 0.50 Lari. Eğer havaalanından taksi ile ulaşım sağlayacaksanız kapıda ilk sorduğunuz anda 60 Lari diye fiyat söyleyip sonrasında pazarlığa kalıyor. Özel taksi çağırma uygulamalarından Yandex Taxi ya da Taxify uygulamalarını kullanırsanız havaalanından şehir merkezine gitmek için ödeyeceğiniz ortalama ücret 20-25 Lari oluyor."} {"url": "www.esrageziyor.com/turkiyede-kamp-yapabileceginiz-yerler/", "text": "Piknik yapmaya gittiğimiz zamanlarda hamakta, çok yorgun olduğum seyahatlerde sahilde uyumak dışında doğada uyuduğum başka bir zaman sanırım yok. 2019'da bunu deneyelim diye yaz aylarının gelmesini bekledik, tam havalar ısınmaya başlarken ülke değiştirip İtalya'ya taşındık. 2020 oldu pandemi geldi derken, kamp yapmak için daha uygun bir sene var mı bilmiyorum. Ben henüz kamp yapan birisi olmasam da geçtiğimiz günlerde Instagram'dan yurt içindeki sevdiğiniz kamp yerleri neler diye sorduğumda basit bir seyahat kartı yapamayacak kadar çok cevap gelmesinden dolayı ben de bunu şehir şehir listeleyeceğim bir blog yazısı haline getirmek istedim. Her nerede kamp yapacak olursak olalım, hatta günübirlik pikniğe dahi gitsek çöpümüzü yanımıza almayı hatta mümkünse etraftaki çöpleri de toplamayı ihmal etmeyelim. Çok klişe ama bu doğa bu dünya gerçekten hepimizin ve başka yok, temiz tutmak zorundayız; yoksa bir daha aynı güzellikleri gelecek nesilleri bırakın biz dahi göremeyeceğiz. Bazı kamp yerleri ücretli olabilir, gitmeden önce internetten araştırmanızı öneririm. Eğer sizin de severek kamp yaptığınız ve paylaşmak istediğiniz yerler varsa yorum olarak yazabilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/ucuz-biletlerle-ilgili-cok-sorulan-sorular/", "text": "Sanal Kart, kredi kartınıza ya da banka kartınıza bağlı olarak açılan, kartın fiziki olarak bulunmadığı tüm alışverişlerde kullanılabilen ve asıl kredi kartı/banka kartı özelliklerini taşıyan bir kredi kartı numarasıdır. Sanal kart numarası başvuru anında verilir, hemen kullanılabilir durumdadır ve tamamen ücretsizdir. Sanal kart başvurunuzu sahip olduğunuz bankanın internet sitesinden, uygulamasından ya da çağrı merkezinden yapabilirsiniz. İnternet'te alışveriş yapmak istediğinizde önce sanal kartınıza herhangi bir hesabınızdan para transferi yapmalısınız. Sanal karın limiti sizin yüklediğiniz kadar olacaktır. Sanal kartınızla alışverişinizi yaptıktan sonra kalan parayı hesabınıza geri aktarabilirsiniz. Yani böylece 1 'luk bilet için kimse sizden 15 çekemez, siz ne kadar limit belirlerseniz hesabınızdan da o kadar çekmeye izni olur alışveriş yaptığınız herhangi bir site. Aksi durumlarda bilgisayarınıza ya da telefonunuza virüslü yazılımlar girebilir, kart numaranız kopyalanabilir ve sizin haberiniz olmadan tüm kart limitiniz saniyeler içinde kullanılabilir. Sanal kart kullanır ve alışveriş yapacağınız kadar limit belirlerseniz böyle sıkıntılarla karşılaşmazsınız. Güvensiz gördüğüm hiç bir siteden bilet paylaşmıyorum. Fakat paylaştığım her sitenin de %100 güvenli olduğuna kefil olamam. Bir uçak biletini kendi firmasından dahi alsanız sıkıntı olabilirken, her zaman alınan her bileti kontrol etmek gerekiyor. Bu yüzden siz de Google'a ya da güvendiğiniz başka sitelere bilet bulunan sitelerin ne kadar güvenilir olduğunu sorgulayarak, kontrol edebilirsiniz. Bugüne dek benim bilet alıp sıkıntı yaşadığım bir site olmadı. www. biletbayi. com, Kayak, Expedia, Edreams, Opodo gibi yabancı kaynaklı siteler güvenli kabul edilenlerden. Bu sebepten ben de genelde onlardan bilet bulursam paylaşıyorum. Siz yine de emin olmak istediğiniz her site için araştırma yapın. Bu biletleri tek tek bakarak buluyorum ve benim bildiğim kadarıyla -henüz- bir kısa yolu yok. Aklıma esiyor Almanya üstünden web sitesine bakıyorum aklıma esiyor uygulamada konumumu İtalya olarak değiştirerek tek tek bilet bakıyorum. Siz de hem uygulamalar hem de web sitelerinde uzantıyı değiştirerek istediğiniz ülke üstünden bilet bakabilirsiniz. Ben hepsini deneyerek buluyorum."} {"url": "www.esrageziyor.com/ukrayna-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Ukrayna, Türk vatandaşlarının sadece çipli kimlik ile gidebildiği ülkeler arasına dahil olur olmaz resmen Türk akını başlattık desem bence yeridir. Biz de eksik kalmadık, yeni yıl zamanına güzel bir bilet bulunca açılışı Lviv ile yapıp, çok da keyif aldık! Ülke konum olarak Doğu Avrupa'da yer alıyor ve yüz ölçümüyle tamamı Avrupa'da yer alan en geniş ülke konumunda. Rusya, Beyaz Rusya, Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Moldava ile de kara sınırına sahip. Ülkenin en büyük şehri ve aynı zamanda da başkenti Kiev. Kiev'le birlikte bizim adını sıkça duyduğumuz Lviv ve Odessa da ülkenin önemli şehirlerinden. Hem pasaport hem vize istememesi, bizim paramıza göre gerçekten uygun olması ve son zamanlarda yoğun bir talep olup bazı bilgilerin de karmakarışık ortaya çıkmasından genel bir Ukrayna'ya gitmeden önce bilseniz iyi olur diye böyle bir Ukrayna'ya giriş yazısıyla başlıyorum. Çünkü bizim Lviv'le başlayan ziyaretimiz diğer şehirlerle de devam edecek, Ukrayna dolu dolu bir başlık olacak. Sizin de yazıyı okuduktan sonra merak ettikleriniz kalırsa yorum kısmına sorunuzu bırakmayı unutmayın. Vizeler kalkar kalkmaz hayatımıza yüksek oranda dahil olan Lviv, Kiev, Odessa ve diğer Ukrayna şehirleri için ülkemizden bir çok havayolunun birden çok seferi var. Kampanyalarla çok güzel fiyatlara bilet satın alınabileceği gibi kampanya olmayan dönemlerde \"madem vizeye para vermiyorsunuz o kısmı biz bilet parasının üstüne ekledik\" der gibi anlamsız pahalı biletlerin olduğu gerçeği de aşikar. En azından ben, sırf vizesiz olduğu için bu tarz ülkelerin biletlerini bile isteye yükseltmelerinden pek hoşnut olmasam da uygun bir anlarını bulunca affetmiyorum, siz de affetmeyin hangi şehre bilet bulursanız alın gitsin. Lviv, uçuşu Sabiha Gökçen havaalanından 1 saat 50 dakika sürüyor. Yani oturup kemerleri bağlayıp, kalkışa geçip 1 bölüm Black Mirror izledikten sonra biz ne olduğunu anlamadan inişe geçtik. Kısa süren uçuşları çok seviyorum. Pegasus, Türk Hava Yolları ve Atlas Global ile İstanbul'dan Lviv'e direkt olarak uçabilirsiniz. Biz Pegasus ile, Ekim(2017) ayında kampanya yaptığı zaman kişi başı gidiş dönüş 350 lira ödeyerek bileti satın aldık. Yılbaşı dönemi olduğu için biletin fiyatı normaldi hatta bana göre çok iyiydi. Şu an fiyatlara baktığımda tek kişi gidiş dönüş ortalaması 600 lira. Havayolları kampanya yaptığında ortalama 300 liraya bu bileti almak mümkün. Bence maksimum limit de 450 lira olmalı, siz bu fiyata göre bulduğunuz biletleri değerlendirebilirsiniz. Kiev, Pegasus ile Ankara ve İzmir'den, Ukrayna Havayolları ile ise Ankara'dan Kiev'e direkt olarak uçabilirsiniz. Uçuş süresi yaklaşık 2.5 saat. İstanbul'dan direkt uçabileceğiniz havayolları ise yine Ukrayna Havayolları ve Türk Hava Yolları. Ortalama bilet fiyatları Lviv gibi olsa da buradaki en iyi değişken Ukrayna Havayolları çünkü son zamanlarda çok iyi kampanyalar yapıyor, kontrol edilmeli. Ben 29 Ekim 2018 resmi tatilini değerlendirerek, uçuşumdan tam 10 ay öncesinde Ukrayna Havayollarından aldığım Kiev biletine sadece 38$ / 140 lira ödedim. Resmi tatil olduğu için 10 ay sonrasına bilet almak çok sıkıntı olmadı, zaten fiyat da çok iyi. Bakmanızı tavsiye ederim genelde 10 ay, 6 ay avantajı yapan bir havayolu Ukrayna Havayolları. Odessa, Türk Hava Yolları, Ukrayna Havayolları, Onur Air ile İstanbul'dan direkt olarak 1.5 saatte uçabilirsiniz. Ankara'dan ise Pegasus ve Ukrayna Havayolları yine direkt uçuşla 1.5 saatte uçulabiliyor. Bilet fiyatları daha uygun olan şehirlerden birisi Odessa. Yine özellikle Ukrayna Havayollarının sayfasında güzel fiyatlar bulabilirsiniz. Kharkiv, Türk Hava Yolları ve Pegasus ile İstanbul'dan Kharkiv 'a direkt uçabilirsiniz. Uçuş süresi yine yaklaşık olarak 2.5 saat sürüyor. Kuzey Kıbrıs ve Gürcistan'ın sonrasında Ukrayna'ya da yeni kimlik kartı ile giriş artık mümkün. Evet öyle bildiğiniz sadece kimlikle gidip, gezebileceğiniz bir ülke Ukrayna. Uçak biletinizi alırken de size pasaport numarası sorduğunda eğer pasaport ile yurtdışına çıkış yapmayacaksanız TC kimlik numaranızı ve yeni kimlik kartınızın bilgilerini girerek doldurabilirsiniz bilet detaylarını. Çipli kimlik yani yeni kimlik yoksa eski kimlikle seyahat edemez miyim diye düşünenler, maalesef mümkün değil. Ukrayna'ya giriş yapabilmek için ya çipli kimlik ya da pasaporta sahip olmanız gerekiyor. Kimlikle seyahat ettiğiniz zaman size A5 boyutunda bir kart vererek doldurmanızı istiyorlar ve dönüşe kadar yanınızdan ayırmayıp, kaybetmemeniz gerekiyor. Ülkeye giriş ve çıkış damgalaması o kart üstüne oluyor. Kartı ülkeden çıkış yapmadan önce uçacağınız havayolunun check-in deskinde size veriyorlar ve orada size ait olan bir kaç kısmı dolduruyorsunuz. Kimlikle gidebiliyorsunuz diye elbette pasaportla gidemezsiniz diye bir şey yok, pasaportla da Ukrayna'ya vizesiz bir şekilde gidebilirsiniz. Pasaportla gittiğiniz için size o kartlardan da vermiyorlar, insanların elinde görüp neden bende yok demeyin siz zaten pasaportunuza giriş-çıkış damgalarını bastıracaksınız. Pasaportunda Rusya vizesi olanlar Ukrayna'ya nasıl girerim diye düşünecek olursa ben söyleyeyim hiç sıkıntı olmuyor. Benim pasaportumda da Fırat'ın pasaportunda da Rusya vizesi vardı fakat klasik sorgu prosedürü sonrasında sorunsuzca Ukrayna'ya giriş yaptık 31 Aralık 2017'de Lviv'e ve 27 Ekim 2018'de Kiev'de. Her ikisinde de sıkıntı yaşamadık. Ne sorgulaması yahu diyenler için önce açıklayayım. Ukrayna'ya giden hemen hemen herkes kendilerini bir odaya alıp sorgudan geçirildiklerinden az çok bahsediyor ama dertlenecek bir şey yok. Kiev Büyükelçiliğinin sayfasındaki GÜNCEL BİLGİ NOTU'nu okumanızı kesinlikle öneririm. Lviv'de durum şu; uçaktan inip pasaport kontrole gittiğinizde pasaportlarınızı görevliye uzattığınızda size Ukrayna'ya ya da gittiğiniz şehre ilk gelişiniz mi diye soruyor ve evet diyenleri otomatik olarak sorgu odası denilen kısma yönlendiriyor, pasaporta bakmaya bile yeltenmiyor yani. Bizim gittiğimiz uçağın neredeyse hepsi Türk olduğu için, sanırım daha önce de ülkeye girmeyenlerden olduğumuz için direkt sorgu kısmına yönlendirildik. Uçaktaki bazı Ukrayna vatandaşları ve bir kaç Türk direkt geçiş yaptı pasaporttan. Sorgu sırası denilen kısımda Azeri de yabancı başkaları da vardı. Kontrolün yapılacağı odaya girmek için beklerken kapılarda Türkçe olarak dönüş biletinizi ve konaklama bilgilerinizi hazırlayın diye yazıyordu. Küçük bir not da düşmüşler, ekran görüntüsü de olur 🙂 Odaya girip, pasaportları verdik masanın arkasındaki 2 kadın polisten birine. 1 kadın polis elinde fotoğraf makinesi ile pasaportun tüm sayfalarını ve bilet/konaklama detaylarını fotoğraflarken diğer polis de sandalyelere oturunca Webcam ile fotoğrafımızı çekip, \"Niçin geldiniz, kaç gün kalacaksınız, yanınızda ne kadar para var\" gibi sorular sordu. Para kısmında webcame yanımızdaki parayı ve varsa yanımızdaki kartları göstermemizi istedi. Aynı zamanda deftere kayıt alıyordu tükenmez kalemle. İlginç bir sistemdi bence. Bunların dışında başka bir soru sormadılar ve başka bir şey istemediler bizden. Odadan çıkıp tekrar pasaport kontrole gittik ve ülkeye giriş yaptık. Kiev'de; Lviv gibi bir sorgu prosedüründen geçmedik. Kiev'de Borispol Havaalanı'na iniş yaptık. Kimlikle giriş yapanlar pasaport kontrol kısmında kimliklerini göstererek, yukarıda bahsettiğim gibi ülkeye girişe dair kişisel soruların olduğu bir form doldurdular. Biz pasaportla giriş yaptık ve görevli; Kiev'e ne için gittiğimizi, konaklamayı nerede yapacağımızı, dönüş uçağımızın ne zaman olduğunu sordu. Lviv'den tecrübeli olduğum için konaklama ve dönüş biletinin çıktısı yanımdaydı. Paraya dair herhangi bir şey sormadı, işlem bir kaç dakika sürdü ve kontrolden rahatlıkla geçtik. Kharkiv; Sanırım pasaport kontrol olarak en rahat ve hızlı geçtiğimiz şehir oldu. 16 Kasım 2018'de Pegasus'un gece uçuşuyla Harkov'a vardıktan sonra pasaport kontrol noktasında işler hızlı ilerledi. Sadece 1 Türk konaklama yeri çıktısı olmadığı için bekletildi ve telefonla arkadaşını arayarak yardım almaya çalıştı ama onun dışında ön sıralardakiler belgeleri hazır bir şekilde beklediğinden damgalar vurulup vurulup geçildi. Lviv'de uçaktan ilk inenlerden olduğumuz için önümüzde sadece 4-5 kişi vardı kontrol edilmek için, o yüzden en fazla 15 dakika bekledik fakat Lviv'de karşılaştığımız arkadaşlarımız 2-3 saat bekleyenler olduğunu ve bir kaç kişinin ülkeye alınmadığını söyledi, nedenini bilmiyorum. Yani siz en azından uçaktan erken inip, önlerde sıraya geçmeye bakın derim. İstenilen dönüş bileti ve konaklama yeri bilgilerini unutmayın, en azından telefonunuzda ekran görüntüsü olarak kayıtlı kalsın. GÜNCELLEME (Nisan, 2019) : 2019 yılında Ukrayna Hükümeti turist olarak gelenlerin, kalacakları her bir gün için + kalınacak gün sayısına 5 ekleyerek yanlarında günlük 50 Dolar nakit bulundurmasını istiyor. Yani 3 gün kalacaksanız üzerine 5 gün daha ekleyerek 8 x 50 Dolar gibi hesap ederek yanınızda 400 Dolar olmasını istiyorlar. Kredi kartı ibrazının da kabul edilmediği resmi duyuruda yer alıyor. Basitçe 250 dolar + kalacağınız her gün için 50 dolarınız olması gerekiyor. Seyahat sağlık sigortasına dair herhangi bir şey yazmıyordu ve istemediler. Ukrayna kendi para birimi olan Grivna'yı kullanıyor. Türk Lirası, Grivna karşısında değerli bir para birimi olduğu için ülkeyi gezmek bize uyguna geliyor. Giderken yanınıza Dolar almanız en doğru seçenek gibi görünüyor ama exchange ofislerinde Euro da, Sterlin de, Türk Lirası da çevirdiklerini gördük; yani tabelalarda yazıyordu oranların ne olduğu. Ben kendi para birimini kullanan ülkelere gittiğim vakit çoğunlukla komisyon oranlarının düşük olduğu Ziraat Bankası'nın banka kartını kullanmayı tercih ediyorum. Banka kartımı herhangi bir ATM'ye taktığımda ve işlemler için ilerlediğimde zaten banka sizden şu kadar komisyon alacak ya da 0 komisyon alacak diye yazıyor. Çoğunlukla komisyon almayan ATM'lere denk geldim, komisyon alanlarda da çekilen para üstünden değil de ne kadar çekiyor olursanız olun mesela 1$ gibi bir ücret kesildiğine denk geldim. Fakat kur konusunda sıkıntı olmuyor. Online bankacılıktan hesabıma baktığımda tam da güncel kur kadar çekilmiş oluyor. Böylece Türk Lirasını Dolara, Doları Grivna'ya dönüştürürken arada oynayan kur farkını da hesap etmek gerekmiyor. Her 2 Ukrayna seyahatimde de aynı şekilde içinde Türk Lirası bulunan banka kartımla ATM'lerden direkt olarak Grivna çektim ve sıkıntı yaşamadım. Ben sahip değilim ve denemedim fakat TEB 'in banka kartlarından komisyon alınmıyormuş. Normal şartlarda 1 kişi uçak bileti hariç geri kalan tüm harcamalar için günlük ortalama 50$ harcayarak keyifli bir tatil geçirebilir Ukrayna şartlarında. Ukrayna'nın devlet dili ve halkın büyük bir çoğunluğunun konuştuğu dil Ukraynaca. Bunu Rusça takip ediyor. Ülkede en çok konuşulan dil ise İngilizce. İngilizce ama öyle Avrupa şehirlerindeki gibi hemen hemen herkesin İngilizce bilmesini de beklemeyin, en azından bu Lviv'de böyle. Tamamen kimse sizi anlamıyor ya da kimseyle anlaşamayacaksınız diye bir şey yok ama İngilizce bilen bir çoğunluğa da rastlamadık. Hatta bazı mekanlarda sanırım hiç kimse bilmiyordu. Tabii siz şimdi düşünmeyin o zaman nasıl anlaşacağız diye, çok da sorun olmuyor. Gideceğiniz şehirle ilgili hafif bir ön araştırmanız, çevrimdışı harita ve çevrimdışı sözlüğünüz de varsa sıkıntı yaşayacak bir şey yok. Gittiğimiz her yerde İngilizce menü vardı ve bir şeyler yiyip içmek de bu şekilde sorun olmuyor. Herhangi bir yer için bilet alacağınız zaman illa ki fiyat ya camda asılı yazıyor ya da çalışan kişi İngilizce biliyor. Yani siz turist olarak gittiğiniz zaman çoğu şey buna göre planlandığı için dil konusunda sizi zorlayacak bir durum yok, bunu kafanıza takmayın. Benim için herhangi bir yere gitmek için özel bir zamanı bekleme hissi çoktan geçti. Eğer bir festival ya da özel bir durumdan gidilmiyorsa uygun bir bilet bulduğum her zaman görmek istediğim yerlere gidebilirim fikriyle seyahat ediyorum. Tabii siz derseniz ki ben soğukları çok kaldıramıyorum, Ukrayna için ideal kabul edilen seyahat dönemi Mayıs ayından Ekim ayına kadar diyebilirim. Tabii Ukrayna ılıman-kara iklimine sahip olduğu için bahar ve yaz aylarında da gitseniz yanınıza uzun kol ve uzun bacaklı giysiler almayı unutmayın derim. Ülkede uzun süre kalacaksanız ya da sırf rahat etmek için bir hat alma düşüncesindeyseniz havaalanında ya da şehir merkezlerinde görebileceğiniz Kyivstar en çok tercih edileni. 6GB internetli paket 95 Grivna, sınırsız internet olan paket ise 155 Grivna. Ekim 2018'de gelen not; Kiev'e gittiğimizde havaalanından 8GB internet paketine sahip Vodafone hattı için 145 Grivna ödedik. Şehir merkezinde daha uygun fiyatlara bulmak mümkünmüş fakat bizim o sırada ihtiyacımız olduğundan aldık. İsterseniz yurt içinde kullandığınız paketin de Ukrayna için ücretlendirme detaylarını öğrenerek hattınızı yurtdışına açtırabilirsiniz ama bu çoğu zaman ekonomik bir seçenek olmuyor. Kiev için de yine mekanların wifi olduğu gibi şehirde bazı meydanlarda da ücretsiz internet bulabiliyorsunuz. Yazdığım diğer Ukrayna yazılarını okumak istersenizburayatıklamanız yeterli. Öncelikle ben teşekkür ederim. Gideceğiniz döneme göre aile boyu herkes iyi giyinirse 5 yaş için de sorun olmayacaktır, hatta özellikle Lviv çok rahat olur çünkü küçük bir şehir ve gezilip görülecek yerler, kafe ve restoranların hepsi çok yakın. Yerler arnavut kaldırımı, bebek/çocuk arabası için ne denli uygun olur bilmiyorum ama geri kalan durumlarda çok yorulmazsınız diye düşünüyorum. Giriş yapılabiliyor fakat Covid-19 sebebiyle uygulamalar değişebilir bu yüzden sık sık kontrol etmek önemli. Bugün Ukrayna'ya giriş mümkünken gelecek günlerde olmayabilir. 18 yaş altı herkesin ailesinden muvafakatname alması gerekiyor, o yüzden bu belge olmadan seyahat edemezsin şu andaki kurallara göre. yani bütün evraklarım her şeyim hazır ve muvafakatname'mde le birlikte gidebiliyorum dimi ukrayna havalimanı'nda bi sorun olmaz yani. Umarım olmaz, kimse net bir şey söyleyemez. Enver ne yaptın bir sorun yaşadın mı bende de aynı durum var da. Merhaba. 250 dolar kesinlikle olmalı ve artı kalacağınız her gün için de 50 dolar yanınızda bulunmalı. Kurallarda istenen bu. Merhaba, bu konu hakkında sağlıklı bir bilgim yok maalesef. Tahminimce sıkıntı olmamalı, zaten sizin çocuğunuz ve birlikte seyahat edeceksiniz. Tecrübelerinizi dönüşte yazarsanız sevinirim. Merhaba. Sınırda her daim kontroller oluyor. Pasaport ya da kimlik olması farketmeksizin bu sorunun kesin bir cevabı yok. Merhaba öncelikle keyifli ve bilgilendirici bir yazı olmuş teşekkürler. Biz 24 Mayıs'ta kız arkadaşımla ukrayna'ya gideceğiz. Onun çipli kimliği var ama benim kimliğim eski tip. Aynı zamanda pasaportum da var. Pasaport ile KESİN olarak giriş yapabiliyor muyum? Yeni kimliğe başvurursam yetişmesi biraz zor görünüyor. Eğer mesajımı cevaplarsanız mail ile bilgi verirseniz sevinirim bilginize ihtiyacım var. Kesin ve kesin olarak pasaport ile çıkış yapabilirsin, ben de eşim de pasaport ile çıkış yaptık hiç sıkıntı olmadı. Tren biletleri yüksek sezon, önemli bir etkinlik olmadıkça her daim bulunabiliyor diye biliyorum. İçin rahat etsin istersen internetten de alıp, çıktısını nolur nolmaz diye yanına alabilirsin. Bu arada dönüş biletlerinizin de çıktısı ya da ekran görüntüsü yanınızda olsun. Evet ülkeye ilk kez giriş yapanları Lviv'de sorgu odası gibi normalde başka ülkelerde pasaport kontrol kısmında da sorulan klasik soruları sorup, kayıt altına alıyorlar. Yazıda da yazdığım gibi klasik bir soru-cevap prosedürü oluyor genelde. Donetsk konusunda özel bir bilgim yok. Sadece biz Rusya vizelerimizle sıkıntısızca ülkeye girebildik. -Şirket aracı kullandığımızı düşünürsek, Noterden verilen türkçe vekalatname yetiyormu yoksa başka bir dile çevirmeye gerek varmı, şirket yetkilisiniz imza sirküleride mi gerekiyor ? Burada amaç araçla seyahat ederken degişik yerleride görmek tabiki, Uçakla defalarca seyehat etmiştik. Vekaletname için başka dil çevirisi her ülkeye göre değişebilir, maalesef detaylı bilgim yok, konsoloslukları aramanızı tavsiye edebilirim. Gideceğiniz güzergah üstünde bir deneyimim olmadığı için size bilgi veremiyorum fakat saydığınız belgelerin eksiksiz olarak yanınızda olması yeterli. Merhaba, öncelikle böyle keyifli bir gezi yazısı için tesekkür ederim. Okurken 1sn sonraki oluşacak sorulara bile cevap verdiğiniz için.. Bildiğim kadarıyla Temmuz ayı denize girmeye uygun oluyor, siz de farklı dillerde Google araması yapabilirsiniz. 1 hafta Ukrayna için çok olmaz ama birden çok şehir gezmeniz daha ideal olur diye düşünüyorum. Merhabalar öncelikle bu bilgilendirici yazınız için çok teşekkür ederim. Ben bir sosyal sorumluluk projesi ile Ukrayna'ya gideceğim. Gidiş biletim, her şeyim hazır ama dönüş biletim ve oradaki kalacağım yerin adresi malesef yok, Polis sorgusunda bir sıkıntı çıkar mı acaba ? Şimdiden teşekkür ederim. Eğer ki elinde sosyal sorumluluk projesine dair bir çıktı olursa, olası bir belge kontrolü sırasında bunu paylaşabilirsin diye düşünüyorum ve gerekirse polisler sosyal sorumluluk projesini sağlayan koordinatörlükle iletişime geçebilirler. Bu gibi durumlarda sıkıntı çıkaracaklarını düşünmüyorum ama hiç tecrübem olmadı. gözde hanım merhaba. benim oğlum da sosyal sorumluluk projesi için bu sene temmuz ayında Ukrayna ya gidecek, siz geçen sene gitmiş biri olarak beni bu konuda bilgilendirebilirseniz sevinirim. şimdiden teşekkür ederim. bizimle bu bilgileri paylaştıgınız için çok teşşekür ederim. Yarın (29 Haziran)'da tek başıma gidecegim. Arkadaşımın söyledigi yurt dışı harcı mevzusunu paylaşmanız çok yararıma oldu. Ayrıca diğer bilgiler içinde teşşekür ederim. Ağustos yüksek sezon olduğu için maalesef hemen hemen her yere fiyatlar yüksek. Belki Ukrayna'nın diğer şehirleri için bilet bakarak tren ya da otobüsle Odessa'ya geçebilirsiniz. Skyscanner, Momondo, Kayak, Kiwi gibi web siteleri ve Pegasus, Thy, Flyuia gibi havayollarının kendi sitelerine sık sık bakın. İstanbul'daysanız belki Ankara'dan da uçuşlara bakabilirsiniz, ya da tam tersi. Giriş harcı konusunda bir bilgim yok. Eğer ki yurtdışı çıkış harç pulundan bahsetmiyorsanız, o Türkiye'de havaalanında alınabiliyor, diğerini bilmiyorum. Tek seferde o miktarda parayı herhangi bir ATM'den çekebileceğinizi sanmıyorum çünkü ATM'lerin limitleri oluyor. Çekeceğiniz vakit Grivna olacak çekebilirsiniz. Ukrayna'dan önce 18 yaş altı olduğun için ailenden yurtdışına çıkabileceğine dair muvafakatname alman gerekiyor. Hangi şehrine gideceksin bilmiyorum ama her daim soru sorma hakkına sahip gidilen ülkenin pasaport görevlileri. Anlaşacak şekilde soruyorlar genelde, zaten konaklama, uçak bileti ve para miktarı konusunda hazırlıklı olmak çoğunlukla yeterli oluyor. Esra Hanım Merhabalar, Acaba Pasaport ile mi yoksa Yeni Kimlikler ile mi giriş yapmak daha rahat? Pasaportumda Rusya, İngiltere ve Amerika gibi ülkelerinde vizeleri mevcut. Hangisi daha rahat olur acaba? Teşekkürler. Bu konuda sizi yönlendirmem doğru olmayacaktır çünkü bazen kişisel insiyatifler ön planda oluyor pasaport kontrollerinde. Öncelikle bilgilindirmeleriniz için teşekkür ederim. Sorgu odasındaki sorular Ukraynaca mı oluyor yoksa İngilizce mi? Şimdiden teşekkür ederim. Her iki dili de kullanmaya çalışıyorlar ama genelde çok basit kelimelerle ve karşıdakinin anlayacağı şekilde soruyorlar. Merhaba Ukrayna ya Arkdasımın yanına gideceğim. Kendisi öğrenci.. davetiye vs göndermedi. Konaklayacagım yeri arkadaşımın ev adresini göstereceğim. gidiş biletim var sadece ve pandemi den dolayı çalışamadım için cok az Bi miktarda para ile gideceğim. Havaalanında para dönüş bileti vs sorun olur mu. Merhaba, maalesef olabilir. 2019 yılında açık bir şekilde ülkeye girişlerde isteklerini belirtmişti hükümet. Sizin durumunuzda daha önce seyahat etmiş birileri varsa belki onlar süreci paylaşabilir ama ben bilemiyorum. Bide ekran görüntüsü alsakda olurmu rezervasyonu. Biz gittiğimizde Airbnb'den rezervasyon yapmıştık herhangi bir detay sorgulaması olmadı. Tabii rezervasyonu teyit etmek için arayacak olurlarsa siz zor durumda kalabilirsiniz. Rezervasyon için ekran görüntüsü almanız yeterli. Kurallar değişebilir, ben kendim çıktığımda ödemeden çıktım. Yoksa neden \"yanlış\" bilgi vereyim, burası benim tecrübelerim üstüne bir blog. Hangi ülke için, hangi kapıdan çıkış yaptınız? Detay verirseniz belki sebebi anlaşılabilir. Karayolu, havayolu, deniz yolu ulaşımı durumu da değişebiliyor çünkü bu konuyla ilgili sabit bir kural hala yok. Detaylı bir İngilizce değil ama yazıda belirttiğim şeyleri soruyorlar. merhaba ben biraz arastırdım ve videolar izledim allah izin verirse 12 eylülde gidiyorum kharkive ama videolarda hep ingilizceyle gittilerde ben sadece türkçe biliyorum havaalanında yönlendirirlermi birde yeni kimlikle giriş yapacağımda havaalanında doldurulması gereken evragı yabancı dıl olmadan nasıl dolduracağım ? ve sorgu odasında nasıl cevap vereceğim ayrıntılı anlatırmısınız lutfen tesekkur ederım. Arkadaşlar konaklama için booking, airbnb ve dobovo. com sitelerini kullanabilirsiniz. Biz 18 Ocak 2019 tarihinde 9 kişilik arkadaş grup 8 aylık bebeğimiz dahil (: olarak gidiyoruz. Sırasıyla Lviv (2), Kiev (3), Kharkiv (1) gece konaklama yapacağız. Lviv ve Kiev'de Dobovo. com üzerinden ev kiraladık. Kharkiv'de ise Booking üzerinden otel odaları tuttuk. Genellikle dobovo'da konaklamanın 1 gecesini kapora olarak alıyorlar geri kalanı konaklama esnasında ödeyeceğimiz söylendi. Türkçe dil seçeneğide mevcut ve Booking'ten daha uyguna geliyor. Bende bişeyler paylaşıp fayda sağlayayım dedim. Çipli kimlik ile giriş mümkün, yazıda detaylandırdıklarım dışında başka bir şey sormamışlardı. Merhaba, öncelikle bu güzel yazı için teşekkürler. Dünyanın çoğu yerine tek başına gidilince sıkıntı yaşanacağını düşünmüyorum bir kadın olarak. Ukrayna'da da umarım bir sıkıntı yaşanmaz. Maalesef tecrübe etmedim bu şekilde. Umarım bir sıkıntı olmaz. Merhaba. Kasımda Odessa'ya gidiş-dönüş bilet aldım ve pasaportla gireceğim. Bu arada Moldova-Kişineve 2 gün için gidip tekrar Odessa'ya dönmek istiyorum. Sormak istediğim; Odessadan Kişineve geçerken nelere dikkat etmem gerekiyor bilginiz var mı? Böyle bir geçiş ile alakalı pek yazı bulamadım. Maalesef benim de tecrübe ettiğim bir durum değil. Moldova, Türk vatandaşlarından 90 güne kadar vize istemediği için bu konuda sıkıntı olmayacaktır. Belki konaklama ve bütçe için soru sorabilirler. Eğer bu planını gerçekleştirir ve sonrasında vaktin olursa buraya yazıp, bizi bilgilendirirsen çok sevinirim. Çağlayan Bey merhabalar. İsmim Turgay. Kız kardeşimle birlikte önce Odessa ordadan da sizin yaptığınız ya da yapmak istediğiniz gibi bir Kişinev gezisi planlıyoruz. Bu konudaki tecrübelerinizi paylaşabilir misiniz? Cevabınız için şimdiden teşekkürler. Çipli kimlik Ukrayna için yeterli. Uçak bileti ve konaklama gibi belgelerde yanınızda ya da telefonunuzda olursa sizin için kolay olur. Yazdığım her yere eşimle birlikte gittim ve hiç sıkıntı olmadı. Sürekli yaşam adına Ukrayna'nın nasıl olduğunu bilmiyorum Kharkov'a 16-18 Kasım 2018 tarihlerinde bir seyahatim var, eğer Instagram kullanıyorsan oradan günlük hayatı görmek için benim seyahatimi takip edebilirsin. Yurt dışında okuyanlar için para durumu nasıl çözülüyor onu bilmiyorum ve Kharkov'da Türk Lirası çevirebileceğin bir yer olsa dahi, kur konusunda zararlı çıkabilirsin. Ukrayna'daki tıp eğitimini de bilmiyorum maalesef. Fakat Facebook'da Ukrayna'da yaşayan Türkler'e dair eminim bir grup vardır, bu gibi sorularını direkt yaşayan birilerini bulup sormak senin için çok daha doğru olacaktır. Buradan alıp gitmeniz hiç sorun olmaz. Her ülkeye girerken belli bir limitte nakit para taşımaya izin veriliyor, limit aşımı olmadıkça grivna da başka döviz de alıp gidebilirsiniz. arkadaşlar merhaba, odesaya 1 kasım 8 kasım 2018 arası seyahat ettim, ilk defa oldu bu seyahatim ukraynaya, öncelikle şunu söyleyim havalimanında girişteki kontrollerde kesinlikle ve kesinlikle ya rusça yada ingilizce bilmeniz gerekiyor yada sorulacak soruları araştırıp öğrenip bu sorulara ingilizce yada rusça olarak cevap vermeniz gerekiyor hiçbir şekilde dışardan yardım alamıyorsunuz tamamen memur ile karşı karşıya kalıyorsunuz, günümüzdeki göçmen sorunları nedeniyle çok titiz davranıyorlar, dönüş bileti para otel rezervasyonu dahi yeterli olmuyor bazen, eğer istemezlerse direk geri yolluyorlar bilginize, ben girişte bu soru ve problemlerin hepsiyle karşılaştım, şans eseri uçakta tanıştığım türk arkadaşım odesada öğrenci şu an, onun sırada hemen önümde olup müdahele etmesiyle ve çok iyi rusça konuşması sayesinde giriş yaptım, yoksa ingilizcem iyi olmadığı için rusça bilmediğim için ve odesaya ilk defa giriş yaptığım için çok büyük problem yarattılar, internette bazı sitelerde rehberlik hizmeti verildiği yazıyor bence bu şekilde giriş garanti olur bunun dışında %95 kesin problem yaşanıyor, bilginize.... Selim, Odessa'ya girişle ilgili önerilerini paylaştığın için çok teşekkürler. Aslında sürekli problem yaşandığını duymadım fakat denk gelinen memur ve o günün koşulları da önemli. Herkes aynı kontrol noktasından geçiyor. Kimlikle girenler bir form dolduruyor. Pasaportla girenler pasaport kontrolünden geçiyor. Merhaba yazınızı okuduktan sonra Kiev'e gittim sizinde dediğiniz gibi sorguya alındım. Yanımda 100 euro 50 dolar olmasına rağmen az param olduğu söylendi kartlarımı gösterdim ancak dönüş bileti olmadığı gerekçesiyle alınmadım. Yanınızda mutlaka dönüş bileti olması şart. İlk sorulan soru kürt Türk denilmesi oldu. Açıklamaları şöyle idi. Buraya çok kürt vatandaş geldi çok olay çıkardılar bundan ötürü Türk kimliği ile gelenlere soruyoruz eğerki içimize sinmiyorsa almıyoruz. Size alınmama sebepleri ile ilgili evrak veriyorlar ve bekletiyorlar. Uçak gelene kadar bir salondasınız. Kimlikle gidecek arkadaşlar için söylüyorum. Mutlaka dönüş bileti ve ibraz edebileceğiniz miktarda para olması şart. Yeşim merhaba, bilemiyorum istersen bir havayoluna sor. Elinizde bir rezervasyon belgesi istiyorlar, diğer türlü tecrübe etmedim. Otel size onay maili gönderirse daha rahat edeceğiniz kesin. Esra hanım, Tecrübenizle aydınlatıcı ve sağlıklı bir şekilde bilgilerinizi paylaşmanızdan dolayı çok teşekkür ederim. Bilgi paylaştıkça aydınlatan bir ayrucalıklı güzelliktir. Teşekkür ederim Yalçın Bey, keyifli günler. Gümrüklerde genelde özel bir arama olmuyor fakat belki faturasıyla yanınızda taşımanız uygun olur. Yine de detaylı bilgi almak isterseniz Gümrük Bakanlığından mevzuata göz atabilir ve yurtdışı için bilgi alabilirsiniz. Merhaba, bunun için süreç nasıl ilerliyor bilemiyorum çünkü genelde belge olarak görmek istiyorlar. Belki o sırada arkadaşınızı arayabilirler ama yetkili bir kuruma sormak en doğrusu olacaktır. Merhaba, 18 yaşından küçük herkesin yurtdışına çıkarken ebeveynlerinden muvafakatname alması gerekiyor. merhaba benim sorum şöyle ; yurt dışına çıkışlarda bi miktar para ödeniyor böyle bir ödeme varmı. Merhaba, yurtdışı çıkış harç pulu ise bahsettiğiniz evet hala ödeniyor. 15 lira. Rezarvasyon yapılan siteden diğer misafirin ismi eklenebiliyor, ekleyebilirsiniz. Merhaba, talihsiz olmuş fakat bilemiyorum nasıl olur. Öncelikle yazınızı okumak çok keyifliydi teşekkürlerimi iletiyorum.. Ukrayna'ya ilk defa gideceğim. 14 gün tatil planı yaptım. Yanımda bin TL götüreceğim. Sizce sorguda bir sıkıntı olur mu. Bir diğer sorum ise kız arkadaşımı görmeye gideceğim ve rezervasyonu onun adına olacak şekilde 2 kişilik ev kiraladık. Bu belgede benim adım geçmiyor ve soracakları zaman nasıl bir yol izlemem gerekir ? Şimdiden bilgilendirmeniz için teşekkür ederim. Konaklama rezervasyonuna mümkünse sizin isminizi de ekletin. Booking ya da Airbnb gibi sitelerde bu kolaylıkla yapılabiliyor. Eğer ekletemezseniz çıktısı yine de sizinle olsun ve durumu açıklayın. Para için de bir şey diyemiyorum ama muhtemelen sıkıntı olmaz. Şimdiden iyi seyahatler. Pasaport kontrol kısmına gittiğim hiç bir ülkede dışarıdan sivil alındığını görmedim, bu yüzden arkadaşınızın girebileceğini sanmıyorum ama özel izin durumu olursa bilemem. Arkadaşınız varsa dolar alarak gidip orada paranızı grivnaya çevirebilir ya da ATM'lerden direkt grivna çekebilirsiniz. Yapacağınız harcamaların ne olacağını bilemediğim için ortalama bir şey söylemem pek mümkün değil fakat ortalama bir turist konaklama-yeme içme-gezi olarak 50$'dan fazla harcamaz diye düşünüyorum. Tabii lüks harcama durumu tüm ortalamayı değiştirir. Çok geçmiş olsun. Bu her yerde maalesef ki başımıza gelebilir, olabildiğince dikkatli olmak gerekiyor her neredeysek. Genelde basitçe turistik olarak geldik diyerek belgeleri göstermeniz yeterli oluyor, tabii eğer ekstra bir şey sormaz ve istemezlerse. Kurallara göre yanınızda günlük 50$ olması gerekiyor fakat bu sıkı sıkıya sorgulanmıyor diye biliyorum. Evet ülkeye girişte görmek istedikleri belgelerden birisi konaklama rezervasyonu. Yapmazsanız ya da bu şekilde yapacağınızı söylerseniz nasıl bir durumla karşılaşırsınız bilemiyorum. Merhabalar öncelikle sitenizdeki yazıların faydalı olduğunu ve bir çok kişinin buralardan güncel bilgi almaya çalıştığını gördüm bende haziran 19 da gitmeyi planladığım Ukrayna için detaylı araştırma yaparken özellikle Arkadaşımda kalacağım için en sağlam kaynak bence Kiev Büyükelçiliğinde ki bilgiyi paylaşmak isterim. Beyan edilen ziyaret amacı, istifade edilen vize rejimine uygun olmalıdır. Bununla birlikte giriş evraklarının eksiksiz olması ülkeye giriş garantisi sağlamamaktadır. Ukrayna makamlarınca giriş kapılarında yapılan kontroller esnasında girişe izin verilmemesi ihtimali mevcuttur. bende normal pasaportla veya cipli kimlikle rahat giderim diye düşündüm ama malesef son zamanlarda mevzuat değişmiş özellikle otelde KALMAYACAKLAR için mutlaka karşı taraftan onaylı bir belge istenmekte. Yazılarınızın devamını dilerim. Bilal Bey çok teşekkür ederim bu bilgi için, ben de yazı içine güncellemelerden bahsettim ama bu kısmın da direkt linkini paylaşacağım. Saygılar. Biz 20~25 gün kalmayı düşünüyoruz 5 gün başka otelde 10 gün başka bi otelde kalmayı düşünüyoruz. Kapı kontrolleri dönem dönem daha katı olabildiği için gideceğiniz dönemde sizden ne isterler ve eğer siz sunamazsanız nasıl davranırlar bilemiyorum. Ukrayna kategorisinde gittiğim şehirlerde nerelerde konakladığımı yazdım. 10$'dan başlayarak her bütçeye göre konaklama bulunabiliyor Ukrayna'da. Geçen sene Lviv şehrine gitmiştim. Diğer Türk vatandaşlarıyla sıraya girdim sorgu odasına almışlardı, her şeyim tam olduğu için sorun yaşamamıştım pasaportla giriş yaptım, ancak sırada beklerken çok vakit kaybettim. Şimdi Kiev'e gideceğim. Ukraynaya 2. gidişim. Yine sıraya girip sorgu odasından geçmem gerekiyor mu? Yoksa 2. 3. girişlerde diğer bankolardan hızlıca geçiş yapabilir miyim? Tecrübe eden arkadaşlar yardımcı olabilir mi? Teşekkürler, Merhaba! Bu güzel bilgileri bizlerle paylaştığınız için teşekkürler. Ben daha önce Lviv'e gitmiştim fakat bu sefer eşimle beraber gideceğiz ve kendisinin pasaportu yok. Yeni kimlik kartı ile giriş yapacağız ve oradaki prosedürlerini biliyorum fakat Pegasus'un sitesinden online check in yapamıyoruz kendisine. Sitenin verdiği hata gidilecek ülkenin gereklilikleri ile örtüşmediği yönünde. Sizin bu konudaki bilginizi öğrenebilirsem sevinirim. Pegasus Havayolları kimlik ile uçuşlar için online check-in'e izin vermiyor, o yüzden havaalanına erken giderek bankolardan check-in yapmanız gerekecek. Ülkeye döndüğünüzde -eğer Türk vatandaşı iseniz- kimliğinize ya da pasaportunuza bakıp genelde onaylıyorlar. Bugüne dek ülkeye dönüşte hiç özel bir sorgu ile karşılaşmadım. Öyle bir gereklilik olduğunu düşünmüyorum ama marketlerde çok daha uygunları bulunabiliyor. Bütçe kişiden kişiye değişeceği için bir miktar söylemem mümkün değil ama benim fikrime göre günlük 50$ yeme-içme, konaklama ve ulaşım için çok rahat yeter. Dil konusunda ise onlar da çoğunlukla İngilizce bilmediğinden, sizin planınızı net olarak çıkarıp çevrimdışı haritanıza kaydederek gezmenizi öneriyorum. Böylece gerek olmadıkça kimseyle konuşmanız da gerekmez ve iyi bir plan yaparsanız seyahatiniz keyifle geçer. Hangi şehir için konuştuğunuzu bilmiyorum ama benim gezip gördüğüm; Lviv, Kiev ve Kharkiv şehirlerinde başıma herhangi kötü bir şey gelmedi. Her yerde insan dikkatli olmalı, seyahat ederken de bu oldu mu genelde sıkıntı olmuyor. 4 gün için 500 dolar hayli hayli yeterli olacaktır Ukrayna'da. Zaten yanındaki para 6 gün için gereken 300 dolardan daha fazla olacağı için sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Neticede ülkeye girince euroyu da grivnaya çevirebiliyorsun. Merhaba pasaport/kimlik kontrolü yapılırken bizle iletişime geçmek için hangi dili kullanıyorlar. Cevaplarsanız sevinirim.. Merhaba, eğer İngilizce biliyorlarsa İngilizce olarak iletişime geçiyorlar yoksa kendi dillerinde konuşuyorlar. Şu an ne kadar inceliyorlar bilemiyorum, umarım olumsuzluk yaşamazsın. Vodafone konusunda bir bilgim yok ama bütçenize uyuyorsa ve sık sık internete ihtiyacınız olacaksa sanırım Ukrayna'dan bir hat satın almak daha mantıklı olacaktır."} {"url": "www.esrageziyor.com/ukrayna-havayollari-ile-ucus-ve-check-in/", "text": "Ukrayna Havayolları adından da anlaşılacağı üzere Ukrayna'nın ulusal havayolu şirketinin adı. Türkiye ile Ukrayna arasında pasaportsuz seyahat uygulamasının başlamasıyla birbirimizi daha sık ziyaret eder olduk, özellikle de biz Türkler! Bu ziyaretleri en uygun şekilde gerçekleştirdiğimiz havayollarından birisinin Ukrayna Havayolları olması ve seyahate dair merak edilenlerin olması benim kendi tecrübemi paylaşmak için bir yazı yazmaya yöneltti. Ukrayna Havayolları direkt uçuşlarını İstanbul ve Ankara'dan gerçekleştiriyor. Zaman zaman güzel kampanyalar yapmakla birlikte hemen hemen her daim, 10 ay ve 6 ay fırsatları yapıyor. Yani 10 ay ya da 6 ay önceden biletinizi aldığınız vakit uygun fiyatlı biletler yakalama ihtimaliniz çok yüksek. Hem bilet alımlarında ülke içindeki havayolları gibi resmi tatil ve bayram zamanları için herhangi bir kısıtlama koymaması da bu zamanları bu havayolu ile değerlendirmek için mantıklı görünen taraflardan. Uçuşların çok rahat olmadığını en baştan söylemem gerek ama ucuz biletle çekilir kılınıyor. - Bulduğunuz bilete kısa bir süre baktığınızda fiyatların değişmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu durum Pegasus Havayollarında yaşansa o fiyata biletin bittiğinden emin olabilirsiniz ama Ukrayna Havayolları için işler böyle değil. Bir kaç kez sayfayı yeniler ya da başka bir tarayıcıdan bakarsanız ilk bulduğunuz fiyatı tekrardan görme ihtimaliniz var. Garip ama öyle. Tüm yenileme çalışmalarınız sonunda ilk bulduğunuz fiyata bilet bulamazsanız artık onun da bittiğini kabul edebilirsiniz ama baştan pes etmek yok, denemek gerek. - Biz 10 ay önceden 38$'a İstanbul Kiev biletimizi web sitesinden aldık. Bilet alırken tüm havayolları tüm aşamalarda size detayları gösterir. Bu yüzden aldığınız biletin detaylarını okumak çok önemli. Bizim aldığımız bilette sade ve sadece 7kg kabin bagajı olduğu yazıyordu, başka da bagaj hakkımız yoktu. Bunu bilerek aldık ve buna göre eşyalarımızı hazırladık. Eğer uzun süreli bir yere gidiyorsanız bilet alırken yanınıza alabileceğiniz bagaj hakkı kısmına dikkat edin, gerekirse daha fazla bagaj hakkı tanıyan bilet kategorisine daha fazla ücret ödeyin. Sonradan daha fazla ücret ödemekten kesinlikle çok daha iyi. - Siz kimlikle seyahat edecekseniz ve size pasaport numarası soruyorsa oraya TC kimlik numaranızı yazabilirsiniz. Son kullanma tarihi olan kısımlara da çipli kimliğinizde ne yazıyorsa aynılarını yazmanız gerek. Bu kısım Business ve Premium Economy Class yolcusu olmayan, Panaroma Club üyesi olmayan normal Ekonomik Sınıfı Yolcular içindir. Çünkü diğerleri hakkında bir fikrim yok. Bu biletlerin uygun olmasının bir diğer yanı yapılması gereken bazı şeylerin yolcunun kendisi halletmesi. Mesela havaalanında sıraya girip, sırf ben bu uçakta uçacağım dur koltuk numaramı bir kağıda bastırayım diye sizin için orada bir kaç kişiyi çalıştırmanın da belli bir ücreti var. Artık low-cost havayolları bu maliyeti de düşürmek için böyle bir yol izliyor. Yani kendi check-ininizi kendiniz yapıyorsunuz. Eğer havaalanında sıraya girer yaptırırım derseniz de bunun için EK ÜCRET ödemeniz isteniyor. Bunların hepsi sitesinde ve siz bilet alırken, bilet aldıktan sonra mailinizde yazıyor. Kendiniz online check-in yapmazsanız ödemeniz gereken ücret 15 Euro! Online check-in düzenli uçuşlarda; uçuştan 48 saat önce açılıp uçuşa 2 saat kala kapanıyor. Yani uçuşunuzdan 48 saat öncesine alarm kurarak kendiniz için hatırlatma oluşturabilirsiniz. Gerçi telefon numaranıza ve belirttiğiniz mail adresine check-in için hatırlatmalar geliyor. Aynı işlemi telefondan daha hızlı bir şekilde yapabilirsiniz. Eğer telefonunuza check-in barkodunuzu indiremiyorsanız en garanti yol mailinize gelen sayfanın çıktısını almak. Eğer telefonunuza mobil biniş kartı oluşturabiliyorsanız hiç sıkıntı yok. Hazır uçuşunuzun çıktısını almışken, Ukrayna'ya giderken her zaman konaklama çıktısını da yanınıza almayı unutmayın. Aynı zamanda dönüş uçuşunuzun çıktısını da alın elbette. Ukrayna'ya girerken pasaport kontrollerinden her ikisi de büyük ihtimalle size sorulacağı için çıktılar yanınızda olsun ya da telefonunuzda kolayca gösterebileceğiniz şekilde galerinize kayıtlı olsun. O sırada internet bulamazsanız bir anlık panik yaşamayın diye söylüyorum. Kabin bagajı kuralları bir üstteki fotoğrafta gördüğünüz gibi. Biz fotoğraftakiler gibi mini sırt çantalarıyla gittiğimizden ne İstanbul'dan Kiev'e uçarken ne de Kiev'den İstanbul'a dönerken herhangi bir tartma ya da kontrol durumu olmadı. Bir de yanımda minik bir çapraz çanta vardı. İstanbul'dan giderken; kimsenin valizinin tartıldığını görmedim. Kabin bagajı boyutlarına uygun tüm çantalar geçti kilosuna bakılmaksızın. 50lt boyutlarında çok dolu olmadığı belli olan sırt çantasıyla da geçenler oldu. Kiev'den dönerken; sırt çantası olsun tekerlekli kabin boy valizler olsun, görevli gözüne kestirdiği bütün çantaları tarttı. 7 kilodan fazla olanları 7 kiloya indirmesini istedi. Muhtemelen çoğu uçuşta bu şekilde kontrol yapıyorlardır. Bu arada kontrol tam da uçak kapısına giderken yapılıyor yani fazla kilonuz varsa kaçış yok gibi bir şey, ona göre önleminizi alın. Eğer sizin farklı bir tecrübeniz olduysa, yorum olarak öneri bırakmanız Ukrayna Havayolları ile seyahat edecek olanlar için çok iyi olur. Kiev'e giderken de Kiev'den dönerken de küçük uçaklarla seyahat ettik. Doğrusu uçakların modellerini bilmediğim için size bu detayı veremeyeceğim ama küçüktü. Şöyle anlatabilirim ki diz mesafesi bugüne dek tecrübe ettiğim en kısa diz mesafesiydi. Koltuklar aşırı dik ve oturma alanı resmen kısıtlıydı. Kabin ekibinin çoğunluğu doğal olarak Ukrayna'lı ve uçak içindeki dil genel olarak Ukraynaca. İngilizce de biliyorlar elbette. Uzun ve aktarmalı uçuşlarda uçakların konforu bu kadar fena değildir diye tahmin ediyorum, yani umarım. Uçak içi su ücretsiz! Servis yaparken 1.5 litrelik sulardan bardağa koyarak isteyen yolculara veriyorlar. Low cost olup ne ekmek ne de su vermemektense en azından su veren bir havayolu olması azıcık sempatimi kazandı. Zaten bilet fiyatı bu derece uygun olmasa özellikle böyle bir yolculuğu tercih edecek değilim ama ben böyle şeyleri, kısa mesafelerde çok da dert etmiyorum. Çünkü tüm konforsuzluğuna rağmen sabah giderken çok uykusuz olduğumuzda yolculuğun yarısı boyunca uyudum. Yolcuların çoğu ekonomik bilet aldığından kabin bagajı kısımları neredeyse tıka basa doluydu her iki uçuşta da. En azından kendi bagajınızı koltuğunuza yakın bir yerlere koymak istiyorsanız uçağa erken binenlerden olmak isteyebilirsiniz. Hepsi bu kadar. Şimdi Ukrayna için şehir rehberlerine ulaşmak isterseniz Lviv için buraya, Kiev için ise Kiev'in üstüne tıklamanız yeterli. Hikayende ukrayna bileti gördüm ve hemen bilet aldım sayende 2 yetişkin 1 bebek toplam 550TL gidiş geliş bilet aldım benim için güzel deneyim olacak sana teşekkür etmek istedim. TC Kimlik Numaranız ve son kullanma tarihiniz önemli olan, onları girmeniz yeterli. uzun zamandan beri böyle bir deneyim yazısı arıyordum. aklımdaki tüm soruları yanıtlamışsın. teşekkürler. Sorularının cevaplarını bulmana sevindim, bir şey değil. Ekim soğuk rüzgarların ayıydı biz gittiğimizde. Rüzgarlıklı orta kalınlıkta bir mont iyi oldu. Güvenliğe dair hiç olumsuz bir şey görmedik de yaşamadık da. Tabii biz genelde tedbirli gezip, geç saatlerde ara sokaklarda olmuyoruz. Zhuliany'den taksiyle merkeze ortalama 10 dakikada, Boryspil'den ise taksiyle yaklaşık 30 dakikada ulaşılıyor. Toplu taşımada her birisine 20-30 dakika daha ekleyebilirsin. Yani bana sorarsan vakit varsa çok da fark etmiyor. Rome2rio. com 'dan bakabilirsin her ikisinden de ortalama ulaşım durumuna. Pasaport numarası yerine TC kimlik numaranızı yazmanız uygun oluyor eğer çipli kimlik ile gidecekseniz. Bileti düzenlemeye izin veriyorsa ya da online check-in yaparken bilgi düzenlenebiliyorsa hangi belge ile çıkacaksanız onun bilgilerini girmeniz doğru olur. Merhaba iyi günler, ben Ukrayna'ya gitmek için tek yönlü bilet aldım ama yazılanların tümü gidiş dönüş bileti alanlar için.. Dönüş biletim olmadığı için bir problem yaşar mıyım onu soracaktim. Dönüş bileti her ülke için resmi olarak istenilen belgelerden birisi. Ne amaçla gidip, ne kadar süre geçireceğinizi açıkladığınız vakit inandırıcı bulurlarsa girişiniz sorun olmayabilir ama tam tersi bir durumla ülkeye giriş yapamama gibi bir durum da var. Check-in yapıp, daha önceden de satın alınmış bagaj hakkınız varsa sıkıntı olmayacaktır. Merhaba, eğer ki biletinizin QR kodu varsa ya da çıktısını alabiliyorsanız kontuara gitmeye gerek olmadan direkt pasaport kontrolden geçerek kapınıza gidebilirsiniz. Bu güzel site için öncelikle teşekkür ederim. İstanbul-Kiev-Riga aktarmalı ıçacağım. Benim sormak istediğim el bagajı ebatı ile ilgili. El bagajı ebatlarında sorun oluyor mu? 7+5 kg bagaj hakkım var 1 i normal sırt çantası diğeri ise küçük bir decathlon sırt çantası. Türkiye'den çıkmadan uçağın kapısında ölçüm yapıyorlar ve tam tamına kurallar ne ise onu uygulamaya çalışıyorlar. O yüzden biletinizdeki detaylar ne ise ona göre bir hazırlık yapmanızı öneririm. Tabii hiç bakmayadabilirler ama tamamen şans. Ukrayna'ya Pegasus'la uçacak yolcular için bir hatırlatma yapayım, çipli kimlik kartıyla gidiyorsanız Türkiye çıkışında online check-in yapamıyorsunuz. Ancak dönüş bileti için bu işlemi yapmak mümkün."} {"url": "www.esrageziyor.com/uludag-milli-parki-gezi-notlari/", "text": "Herkes karı seviyor mudur bilmiyorum ama verdiği huzuru en azından camın ardından izlemeyi seven az değildir diye düşünüyorum. Ben karlı havayı çok sevenlerdenim. Kış mevsimi ya da soğuk değil ama yumuşak ve karlı hava favorilerimden. İyi ki Bursa'da yaşıyorum da en azından kış günlerinde keyifle gidebilecek yakın bir dağa sahibiz. 2543 metre yüksekliği ile Uludağ, Marmara Bölgesi'nin en yüksek dağı; aynı zamanda Türkiye'deki en büyük kış ve doğa sporları merkezi."} {"url": "www.esrageziyor.com/uluslararasi-gecerliligi-olan-ehliyet-nasil-alinir/", "text": "Blogun en çok okunan yazılarından biri \"Yurtdışına Arabayla Çıkış\"olunca uluslararası geçerliliği olan yeni ehliyetleri yazmak da farz oldu diyebilirim. Ben ehliyetimi tam da 2016 Ağustos ayında Yunanistan'a kendi aracımızla gideceğimiz zaman yenilemiştim ve sınırdan geçerken ehliyet konusunda da diğer belgeler konusunda da bir sıkıntı yaşamadım. Normal şartlarda ehliyeti olan herkes 2020 yılına kadar kullanabilecek fakat şu anki duruma göre 2020'den sonra zorunlu bir şekilde yenilenmesi gerekecek. Eğer siz de yurtdışına araçla çıkıyor ve uluslararası geçerliliği olan yeni ehliyet almak istiyorsanız bir kaç basit adımı izlemeniz yeterli olacak. Ben bu yazıda var olan ehliyetinizi nasıl yenileyebileceğinizi yazdım, sıfırdan ehliyet alacak olanların izlemesi gereken yol içinburayabakması yeterli. Yalnız karıştırmayın uluslararası ehliyet diye yazılanlar aslında uluslarası geçerliliği olan sürücü belgesi, adı beynelmilel şoför ehliyetnamesi olarak geçiyor. Artık randevuyla emniyetten alacağınız yeni ehliyetlerin kendiliğinden uluslararası olarak geçerliliği var ama adı uluslararası ehliyet değil."} {"url": "www.esrageziyor.com/vizesiz-gidilen-ulkeler-listesi-2020/", "text": "Pandemi günlerinde seyahat etmek daha doğrusu uçakla seyahat etmek pek yakın bir ihtimal gibi görünmese de bazı şeyleri önceden bilip, zamanı gelince uygulamak için bu günler güzel bir fırsat olabilir. Özellikle seyahatler tamamen başladığı zaman, hali hazırda da bir pasaportu olanlar için vize gerektirmeyen ülkelere seyahat etmek çoğu kişinin ilk seçeneği olacaktır. Eğer pasaportunuz yoksa siz burayı okuyabilirsiniz, pasaportu olanlar için ben anlatmaya devam ediyorum. İlk sebep çok bariz, vize için ekstra para ödememiz gerekmiyor! Her daim yükselen döviz kuru karşısında bu vize ücreti olayı bizim için daha önemli bir hal aldı çünkü Schengen vizesi için ortalama 100 Euro sadece vize ücreti ödemek gerekirken, bu paraya yakın ve vizesiz olan ülkelere gidiş dönüş uçak bileti bulmak mümkün oluyor. Vizesiz ülkeler için uçak bileti ararken Enuygun. com gibi fiyat karşılaştırması yapan sitelere göz atarak uygun fiyatlı bir bilet bulmak mümkün oluyor. Eğer seyahate çıkmanıza daha zaman varsa birkaç hafta bilet fiyatlarını takip ederek sonrasında satın almak en mantıklısı. Yabancı kaynaklı sitelerden bu dönemde bilet satın almamanız, iade ve değişiklik gibi durumlarda iletişim zorluluğu yaşamamak adına mantıklı olabilir. En azından ben bir süre için böyle yapmayı düşünüyorum ve bu yüzden Enuygun. com gibi Türk sitelerini tercih ederim. Vizesiz ülkelerin bir güzel yanı da çoğunun Euro ya da Dolar gibi bir para birimi değil de kendi paralarını kullanıyor olması. Bu durum çoğu ülke için bizim maddi olarak daha rahat bir yurt dışı seyahati yapmamız açısından güzel oluyor. Gideceğiniz ülkenin kendi para birimi olsa dahi Euro ya da Dolar'dan birisini daha ağırlıklı olarak kullanıyor olmalı, öncelikli onu öğrenin ve o para biriminden muhakkak yanınızda nakit olarak bulundurun. Gittiğiniz ülkenin parasına ulaşma konusunda benim izlediğim yol hep aynı, kendi Türkiye'de kullandığım bankamatik kartlarımdan birisi ile gittiğim ülkede ATM'den para çekiyorum. ATM'lerde dil seçeneği olarak İngilizce oluyor, ne kadar çekeceğinizi belirliyorsunuz ve kullandığınız ATM bu işlem için sizden komisyon kesip kesmeyeceğini ekranda yazıyor. Gerekiyorsa havaalanında ihtiyacım olacak kadar çekip asıl para çekme işini şehir merkezine gittiğim zaman yapıyorum. Tabii bu işlem için banka kartınızın yurt dışı işlemlere açık olduğundan emin olmanız gerekiyor. Online bankacılıktan da çektiğiniz paranın kurunu görebiliyorsunuz. Böylece 2 kez kur kaybına uğramadan para çekmek bence daha mantıklı ve pratik oluyor. Yalnız unutmayın, nereye giderseniz gidin sadece Türk Lirası ile gitmeyin, bu mantıklı bir yöntem olmayacaktır. Olası olumsuz durumlara karşı banka kartınıza harcayacağınız miktar kadar para koyarsanız, para çekerken de sıkıntı yaşamazsınız ya da kartınıza bir şey olursa içindeki miktarı düşünerek daha rahat hareket edebilirsiniz. Bir diğer uyarım da banka önündeki bankamatiklerden para çekmeniz! Market içlerinden, dükkanlardaki ATM'lerden çok çok zorda kalmadıkça para çekmeyin çünkü çoğunlukla güvenilir değiller. Bir bankanın önündeki ATM olmasına ya da gitmeden araştırıp, iyi bankaların birisinin ATM'si olmasına dikkat edin. Aslında tüm seyahatler için çoğu şey aynı; güvenliğini sağla, seyahat sağlık sigortanı yaptır, zor durumlar için belirli bir parayı kenara ayır, az eşyayla seyahat et ve seyahatin tadını çıkar! Bunların dışında, özellikle vizesiz seyahat edilecek ülkeler Türk vatandaşlarından bir takım ekstralar isteyebiliyorlar. Bir kaçını örnek vermem gerekirse; Ukrayna'ya gidecekseniz eğer gidiş-dönüş uçak bileti, konaklama yerinizin çıktısı ve onların belirlediği kadar nakit parayı yanınızda bulundurmanız gerekli. Arnavutluk ise gidiş-dönüş uçak biletinin onların ülkesinden olmasını istiyor çoğu zaman, bu yüzden mağdur olup ülkeye alınmayan insanlar oluyor ara ara. Yani burada önemli olan gideceğiniz ülkenin resmi konsolosluk sayfalarına göz atarak özellikle ne gibi belgeler istiyor diye bakmak. Elinizde vize olsa dahi gittiğiniz ülkede sınır kontrolünde ülkeye giriş yapabileceğiniz kesin değilken, bu şekilde vizesiz seyahatlerde bazen güvenliği çok daha fazla önemseyen sistemlerle karşılaşmak mümkün oluyor. Bazı ülkelerin vizelerini hem kapıda hem online olarak almak mümkün oluyor. Böyle ülkelerde her iki türlü vizenin de kolay ve zor yanlarına, elbette bir de ücretliyse ücretlerine bakarak değerlendirmek de yapılması mantıklı olacak şeylerden. Yazı her ne kadar vizesiz ülkeler üstüne olsa da kapıda vize + online vize gibi kolayca vize alınabilecek ülkeler de bu yazının içinde ve listelerde yer alıyor. Çünkü bu ülkeler genelde vize alırken sizi neredeyse hiç uğraştırmadan belirli bir meblağ karşılığında ya çıktı olarak ya da pasaportunuza yapıştırarak vizeyi veriyor. Gideceğiniz herhangi bir ülke için ilk bilgilere dışişlerinin resmi sayfasından bakabilirsiniz. Aynı zamanda özel bir aşı gerektiriyor mu diye de seyahatsagligi. gov. tr'den kontrol edebilirsiniz. Eğer yeşil, diplomatik ya da hizmet pasaportuna sahipseniz onlar için uygulamalar farklı olabileceğinden lütfen buradaki linkten kontrol edin. Burada yazdıklarım bordo pasaport için geçerli olan vizesiz ülkelerdir. Baştan söylemeliyim ki eski kimlikleriniz ile bu listedeki ülkelere gidemiyorsunuz, bunun için yeni olan çipli kimlik kartlarını almanız yani kimliklerinizi yenilemeniz gerekiyor. Kimlikle giriş yapacağınız ülkelerde bir form doldurarak ülkeye giriş yapıyorsunuz ve ülkeden çıkış yapana dek o formu kaybetmemeniz önemli. Burada yazdığım ülkelerin bazısı için ülkede 30 gün, bazısında 90 bazısında ise 180 gün kalma izni oluyor tek seferde. Gitmeden önce bu durumu kesinlikle kontrol etmenizi öneririm. Eğer aradığınız ülke bu listede yok ise ona da bu linktren bakabilirsiniz. Kontrol etmek için de buraya tıklayarak Türk vatandaşlarının tabi olduğu vize uygulamaları resmi sayfasına gidebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/yalniz-seyahat-ederken-dikkat-etmeniz-gereken-10-sey/", "text": "Yalnız seyahat etmek, seyahat etmeyi seven insanların dünyası için adeta bir dönüm noktası. Eğer daha önce hiç yalnız seyahat etmediyseniz ve bunu yapmak istiyorsanız minik bir hazırlık sonrası içinizdeki cesaretle birlikte yola çıkabilirsiniz. Hatta öyle ki dünyayı yalnız bir şekilde gezmeye başlarsanız, her şeyi yapabileceğinize olan inanç katbekat artıyor. Yalnız seyahat edenlerin yaptığı bazı hataları bir araya toplayarak, siz bunları yapmayın diye fikir ve öneri vermek istedim."} {"url": "www.esrageziyor.com/yunan-adalari-kapi-vizesi-nedir-nasil-alinir/", "text": "2019 için resmi olarak tarihler açıklandı, 27 Mayıs 30 Eylül tarihleri arasında kapı vizesi ile yakın adalara gitmek mümkün. Türkiye'ye yakın Yunan Adaları'na biz Türkler daha rahat şekilde gidip gelelim diye vize işlerini kolaylaştırmak adına böyle bir uygulama var yıllardır. Yaz sezonu için geçerli olan bu durum yine de işleri büyük ölçüde kolaylaştırıyor. Sezon tarihleri genelde Nisan Ekim arası olup her yıl tarihler güncelleniyor. Bu yüzden vizeyi talep edeceğiniz seyahat acentasıyla önceden iletişime geçip, gideceğiniz tarihlerde uygulamanın geçerli olup olmadığını öğrenmenizi tavsiye ederim çünkü biliyorsunuz biz de işler hep değişken ilerler. Bu vizeyi bireysel olarak başvurup alamıyorsunuz. Bilet aldığınız seyahat acentasına direkt başvurup ya da belgelerinizi hazırlayıp en az 3 gün önce göndererek/giderek kapı vizesi işlemlerinizi yapabilirsiniz. - En az 3 ay geçerli pasaport, - Pasaportun fotoğraflı sayfasının renkli fotokopisi ve kimlik fotokopisi - Son 6 ay içerisinde çekilmiş 2 adet biyometrik fotoğraf - Gidiş dönüş feribot bileti - Doldurulmuşvize başvuru formu - Otel rezervasyonu - Yetişkinler için 55 -70 arasında, 0-12 yaş çocuklar için de 20 -25 arasında acenteye göre değişiyor fiyatlar. Önemli bir not : Pasaportunda K. K. T. C. giriş damgası bulunanlar Yunanistan'a giremiyor. Belgelerinizin kabul olması durumunda kapı vizesi olarak en fazla 7 gün ve maksimum tek girişli bir vizeye sahip olacaksınız (2019). Aslında vize için verilen ücret ve alacağınız vize süresi göz önüne alındığında elbette direkt Schengen vizesine başvurmak daha karlı oluyor zamanınız varsa. Zaten vize çıkacaksa en az seyahat edeceğiniz süre kadar oluyor Schengen vizesinde ama bakarsınız şansınıza 3 ay, 6 ay hatta 1 yıl bile vize çıkabilir ve sizi sonraki seyahatlerinizde rahat ettirir. Bu sadece bir öneri tabii, kapı vizesi kadar hızlı ve kolay olmayabiliyor Schengen vize süreci. Yine de değerlendirebilirsiniz."} {"url": "www.esrageziyor.com/yurt-disinda-ingilizce-egitimi-ve-ingilizceye-dair-basit-oneriler/", "text": "Seyahat etmek bize bambaşka dünyanın kapılarını açıp, inanılmaz tecrübeler edinmemize yardımcı oluyor. Tabii bunları gerçekleştirmek için cesaret ve maddiyatın yanında bir de yabancı dil bilmek her şeyi çok daha kolay bir hale getiriyor. Türkiye içinde seyahat ederken kendinizi ne kadar rahat hissettiğinizi bir düşünün. Yol bulamasanız birilerine sorarsınız, acil bir durum oldu mu hastaneye ya da polise çok rahat ulaşıp durumu paylaşabilirsiniz çünkü doğduğunuz ülkede, yaşayanların neredeyse yüzde yüzünün bildiği bir dili konuşabiliyorsunuz. Konuşarak bir şeyleri anlatma, ifade etme özgürlüğü bence çok değerli; bunu yurt dışına çıktığınız zaman hatırlamanız gereken o kelime aklınıza gelmediğinde çok daha iyi anlıyorsunuz. Öncelikli maddemiz İngilizce'yi bilmeyen ya da kaliteli bir şekilde öğrenip, ilerletmek isteyenlerin olmazsa olmazı eğitim seçeneği. Anadili İngilizce olan bir ülkede İngilizce eğitimi almak yapılabilecek en iyi ve en garanti yöntemlerden birisi! Eğer çok istiyorsanız ve emek de gösterirseniz kendinize yeni bir dil katarak ülkeye dönmemeniz için hiç bir sebep yok. Özellikle Türklerin İngilizce öğrenmek için en çok gittiği ülkeler Amerika, İngiltere ve Kanada'ymış. Bu şekilde bir eğitim programına katılmak isteyenler için bence en doğru yöntem profesyonel bir hizmet almak. Çünkü bu durum kendi seyahatini planlamak gibi bir şey değil. Daha önceden tecrübe edilmiş, her geçen gün geliştirilen ve doğru yolu bulmaya kolaylık sağlayan kurumlar aracılığıyla ilerlemek; hem kandırılmamak hem de doğru yatırım yapmak adına çok önemli. Kaplan International Languages bu alanda en iyi ve köklü kurumlardan birisi, böyle bir düşünceniz varsa sitesini incelemenizi tavsiye ederim. Kendileri 80 yıldır bu işi yaptıkları ve dünya çapında 10 ülkede dil okullarına sahip oldukları için böyle bir eğitim kurumu arayışında ilk sırada bakılacak dil eğitim okullarından bir tanesi. 1 haftadan 52 haftaya kadar uzanan, kişinin bilgisel ve maddi durumuna göre değişen -bir nevi herkesin seviyesine uygun- dil programları sağladığı için de istediğinizi bulmanız çok daha kolay. Yurt dışında eğitimin artısı bence dil ile bütünleşiyor olmak. Yani okulda, kursta öğrendiklerinizi dışarı çıktığınızda, kafeye, markete ya da eczaneye gittiğinizde direkt olarak hayata geçirebiliyorsunuz. Düzen böyle olunca da pekiştirmeniz çok daha kolay oluyor ve öğrendiklerinizin kalıcılığı artıyor. Bu gibi programlarda konaklamak için genelde aile ve yurt seçenekleri oluyor. Aile yanında konaklamayı tercih ettiğiniz zaman çok daha gündelik bir dilin ve hayatın içinde olarak; kısaltmalar olsun, günlük konuşma dili olsun hakim olmak çok daha kolay oluyor. Gerçi yurt konaklamasında da bambaşka ülkelerden gelmiş insanlarla ortak alanları paylaşarak, kendiniz gibi insanlarla bir arada olmak da hiç fena fikir değil. Çünkü dil öğrenmek için dahi yurt dışına çıksanız, bambaşka tecrübelerle geri döneceğiniz kesin. Ya da dönmeyeceğiniz. Eğitimin sonunda her ne olursa olsun, gittiğiniz ülkede hayatı çok daha içeriden yaşadığınız için bakış açınızdan, düşüncelerinize bir çok noktada size olumlu şekilde etki edecek günler geçirmiş olacaksanız. İşte bu yüzden öyle ya da böyle imkanı olan yurt dışına giderek ana dili İngilizce olan bir ülkede İngilizce öğrensin derim. 1. Podcastler : İlginizi çekebilecek konularda podcastler dinlemek, hem dinlerken anlamanızı hem de sevdiğiniz konularda daha fazla bilgi sahibi olmanıza yardımcı olur. 2. Diziler : Sevdiğiniz ve belki de daha önce Türkçe altyazılı olarak izlediğiniz dizileri bu sefer İngilizce altyazılı olarak izlemeye başlayabilirsiniz. Özellikle kısa bölümlü dizilerden başlamak mantıklı görünüyor. 3. Müzik : Sanırım dinleme konusunda en kolay ve akla gelen yöntem de İngilizce şarkı dinlemek olmalı. Hem kısa süreli hem de ritim duygusu ile öğrenme olayını deneyebileceğiniz bir yöntem olabilir. 1. Müşteri Hizmetleri : Yurt içinde müşteri hizmetlerini aradığınızda bu sefer İngilizce için 9'u tuşlayın ve bu şekilde bilgilenin. Eğer o sırada bir sorununuz yoksa daha soru sormak için düşünüp, arayabilirsiniz. Hem gerçek birisiyle telefonda konuşma deneyimi hiç fena olmayabilir. 2. Konuşmanızı Kaydetme : Kendi kendinize sesli bir şekilde herhangi bir konu hakkında konuşun ve kaydedin. Aklınızdan cümleler kurmak ayrı, sesli bir şekilde cümleye döküp sonrasında neyi nasıl söylediğinizi dinlemek ayrı. İsterseniz kaydettiklerinizi İngilizcesi iyi olan birisine dinleterek de öneriler alabilirsiniz. 3. Etkinliklere Katılma :Okulunuzda ya da bulunduğunuz şehirde haftalık konuşma kulüplerine katılmak konuşma yeteneğinizi geliştirmek adına büyük fırsat. Sosyal medya üstünden bu gibi buluşmaları, etkinlikleri araştırarak bulabilirsiniz. Çoğunlukla ücretsiz oluyorlar. Bir dili öğrenmek istiyorsanız mümkün olduğunda etrafınızdaki bir çok yerde onu görmeniz gerekiyor. O yüzden bazı basit değişiklikler ve klasik yöntemlerle kendinize katkı sağlayabilirsiniz. 1. Teknolojik Cihazların Dili : Cep telefonu, bilgisayar ya da tablet... hangisini kullanıyorsanız dilini İngilizce yapın ve böyle kullanarak basit bir adım adın. 2. Kitap, Dergi, Gazete Okuyun : Online ve ücretsiz olarak ulaşabileceğiniz o kadar çok kaynak var ki, onları değerlendirin. Her gün 5 dakika bile İngilizce okuma yapsanız kısa sürede etkisini göreceğinize eminim. 3. Mobil Uygulamalar : Online olarak yararlanabileceğiniz en iyi şeylerden birisi de kesinlikle mobil uygulamalar. İnternet çağının bize getirdiği o kadar iyi ve yararlı şey var ki, kısa araştırmalarla yabancı dil için bile bir çok işe yarar uygulama bulunabiliyor. Öğrendiğiniz her şeyi bir tutkuyla birleştirmekten daha güzel bir şey olamaz. Deneyin, öğrenin ve yola çıkın. İnanın hiç İngilizce bilmeden de seyahat edebilirsiniz ama göreceğiniz onca enteresan şeyi anlamlandırmak, ayak bastığınız yerlerde yaşayan insanlarla iletişim kurmak için yabancı bir dil özellikle de İngilizce bilmek her seyahatinizi çok daha farklı kılacaktır. Dil bilenlerin bazen farkında bile olmadan dahil oldukları günlük sohbetler aslında seyahat anlarını güzelleştiren en önemli detaylardan. Elbette her dili bilmek mümkün değil ama en azından global olarak kabul edilen İngilizce'yi öğrenmek ve her geçen gün geliştirmek sırf dünyayı daha iyi tanımak için bile kişinin kendisine verebileceği en büyük kazanımlardan bir tanesi."} {"url": "www.esrageziyor.com/yurtdisina-arabayla-cikis-icin-gerekli-belgeler-2018/", "text": "Biz çok gezdik; arabalar kiraladık, otobüslerden bisikletlere, taksilerden tuktuklara derken artık yakın rotalara arabamızı da gezdirelim dediyseniz doğru yer burası. Ülkede sürekli güncellenen bir takım şeyler varken, 2016'nın Ağustos'unda İpsala'dan geçtik komşuya birazdan yazacağım belgeler eşliğinde. - Öncelikle araç ya sizin adınıza kayıtlı olmalı ya da aracın sahibi de sizinle birlikte seyahat ediyor olmalı. Kapıda geçerken ruhsata bakıp aracın sahibinin ismini söyleyip bakıyorlar. Eğer araç üzerinize kayıtlı değilse de araç sahibi kişiden yada kurumdan vekaletname almanız gerekiyor. Şirket araçları için de geçerli. - Ehliyetiniz de uluslararası standartlara uygunluğu için çipli olmalı, emniyetten kolaylıkla randevu alıp yenileyebilirsiniz hem düşük masraflı, hem yaklaşık 1 haftada size ulaşıyor. Uluslararası ehliyet de hala geçerli fakat o bayağı masraflı oluyor. İsterseniz\"Uluslararası geçerliliği olan ehliyet nasıl alınır?\"yazımı okuyabilirsiniz. - Arabanızın da bir belgeye ihtiyacı var ki bu Yeşil Sigorta Biz ilk tecrübemiz diye çok ikilemde kaldık ama çok basitmiş. Yetkili bir sigorta şirketi veya Turing Ofislerinden birine uğrayarak, taşıt ruhsatı ve Türk trafik sigortası fotokopileriyle uluslararası sigortanızı yapıyorlar. Eğer şehirde yapmaya vaktiniz olmazsa İpsala, Hamzabeyli, Kapıkule ve Dereköy sınır kapılarında da yaptırmanız mümkün ama yoğunluk ihtimalini de göze almanız gerekir. Yeşil Sigortanın amacı zaten olası kaza durumunda gittiğiniz ülkedeki karşı tarafı korumak, bu yüzden zorunlu. 15 günden 1 yıla kadar sigorta yaptırabilmeniz mümkün, detayları ve güncel ücretleri deburayı tıklayarakgörmeniz mümkün. Aslında bu kadar basit belge toplamak. Tabii hangi ülkeye geçecekseniz sizin ve sizinle seyahat edeceklerin pasaportunda da ona göre vizenin bulunması gerekli. Yukarıdaki belgeler Avrupa ülkeleri için geçerli tabii ki, Avrupa'dan ötesi daha farklılaşıyor. Gürcistan için; uluslararası ehliyet ya da çipli ehliyete ihtiyacınız yok. Aynı zamanda belge de toplamanız gerekmiyor. Tabii arabanın içinde her kim varsa nüfus cüzdanları ve şoförün de ehliyetini unutmaması gerek. Sınır kapısında da şoför olarak beyan edilen her kim ise Gürcistan içinde de o kişinin aracı sürmesi kurallar dahilinde isteniyor, aklınızda olsun. Az da olsa merakınızı giderip, aradığınızı bulmanıza yardımcı olduysam belki siz de beni \"tatilinizi kendiniz planlayabilmek\" ya da sadece dünyayı paylaşmak için yeni seyahatlerimi takip etmek isteyebilirsiniz. Yeşil pasaport ile siz İsviçre'ye kadar gidebilirsiniz, aracınızın ise kalacağınız süre boyunca yeşil sigortası olması gerekiyor. Vekalet yazısı için notere gitmeniz gerektiğini biliyorum ve siz durumu izah ettiğinizde onlar hazır şablonu düzenleyip size veriyorlar. Çevrimdışı navigasyon olarak da yıllardır maps. me uygulamasını kullanıyorum, tavsiye ederim. Yeni ehliyet aldıktan sonra araba için yeşil sigorta ve kendiniz için yurtdışı çıkış harç pulu almanız gerekiyor. Uluslararası ehliyete gerek yok, yeni ehliyetler geçerli. Gürcistan için yeşil sigorta gerekmiyor. Aracın sahibinin araç içinde olması ve ehliyet/kimliğinin de yanında olması şartıyla tabii ki. Bir de sınırda kim şöfor olarak belirtiliyorsa Gürcistan içinde de aracı onun kullanması doğru olacaktır. Gümrüklerden Geçiş Karnesi, Uluslararası Taşıt Belgesi alınması gerektiği yazıyor. Siz Yunanistana geçerken bunları almışmıydınız? Bu belgeleri almak gerçekten zorunlu mu? Aydınlatırsanız seviniriz. Biz Yunanistan'a çıkarken yazdıklarım dışında başka bir belgeye ihtiyaç olmadı. Yakın zamanda çıkanlar için de başka bir şey sormamışlar. İsteyeceklerini sanmıyorum ama ola ki istediler, sınır kapısında halledilebiliyordur. Vekalette açık bir şekilde belirtildiği takdirde hiç bir sıkıntı olmayacaktır. Yunanistan ya da Bulgaristan tercüme istemiyor fakat bazı ülkeler istiyor. İsteyen ülkelerin detayını da giriş yapacağınız ülkenin konsolosluğunu ya da gümrüğünü arayarak öğrenebiliyorsunuz ancak. Umarım yararlı olur. Sizin geçerli Schengeninizle birlikte yazdığım belgeler de arabanız için gerekli. Tabii araç, araç içinde seyahat edenlerden birinin üstüne kayıtlı olmalı. bu yukarıda bahsetmiş olduğunuz evraklar sınırdan geçerken gerekiyor, anladığım kadarıyla. Araçla geçiş yapacağınız için araç ruhsatının fotokopisi, uluslarararı geçerliliği olan ehliyetin fotokopisini de belgelere ekleyerek vize dilekçesine araçla kara yolundan çıkacağınızı belirtebilirsiniz. Biz öyle yapmıştık. Hatta Sakız Adası'na gideceğimiz zaman da feribot biletlerini almadan feribot ile geçeceğimizi dilekçe kısmında belirtmiştik. booking. comdan önce budapeşte, sonra pragtan konaklama ayarlayacağım. pragdan frankfurta, oradan da hollanda apelldorna akraba ziyareti yapıp 3er 5er gün kalıp dönüşe geçmeyi planlıyorum. dönüş yorucu olmasın diye viyana veya saraybosnada da birkaç gün konaklayabilirim. devamı Türkiye. planlarım bu şekilde, sorularım ise. 2. çıkış öncesi yapacaklarım pasaport, çıkış harcı, sağlık sigortası, araç yeşil sigorta, araç kamerası almak. bunlara ne eklemek gerekir. 3. otoban geçiş ücreti ön ödeme vinyet denilen sistem güzergahım üzerindeki bütün ülkeler için geçerlimidir? yoksa farklı uygulama yapan ülkeler varmıdır. 5. Avrupada bazı şehirlere dizel motorlu araçların girişi yasaklandı haberleri geliyor sizce bu yolculuğu dizel mi yoksa lpgli bir araçla mı yapmam uygun olur. oana göre aracı yenileyeyim. 6. Güzergahım üzerinde tavsiye edebileceğiniz yer ve bilgilerde varsa yazabilirsiniz. 1. Avrupa karayollarında her zaman hız limitlerine ve kurallara ciddi manada uyulması gerektiğini biliyorum. 2. Her belgenin n'olur n'olmaz fotokopisini de yanınıza almanız iyi olur. 3. Vinyet sisteminin tüm ükeler için geçerli tek bir yolu var mı maalesef bilmiyorum. Her ülkenin ayrı bir uygulaması da olabilir, geçerken benzin ofislerine ve gümrüğe sormak mantıklı olur. 4. Hemen hemen tüm Avrupa'ya hakim olan hatlardan bir tanesi Vodafone, belki onun global sitesinden bakarak bilgi sahibi olabilirsiniz. 5. Şehirlere araç girişi konusunda henüz bir bilgim yok maalesef, devletlerin resmi turizm siteleri size yardımcı olabilir bu konuda. Esra Hanım sorularımı cevapladığınız için çok teşekkür ederim. Size de iyi gezmeler. Hayatın keyfini doyasıya çıkarın. Şirket beni once Almanya sonra Hollanda'ya gönderecek, şirket vekalet verecek fakat merak ettiğim ; vekaleti tercüme edilecek mi ? ediliyorsa sadece ingilizce mi ? yoksa gümrüğü olan ülkelerin dillerinden mi tercüme edilecek ? Cevabınız için şimdiden teşekkür eder, size bol gezmeler ve iyi eğlenceler dilerim. Araçla geçeceksiniz anladığım kadarıyla, eğer öyleyse geçeceğiniz ülkelerin isteğine bağlı bir durum. Bana sorarsanız yanınızda her halükarda İngilizce tercümesi olması sizin adınıza daha güvenilir ve rahat olur. Fakat dediğim gibi, konsoloslukları arayıp sormanızı tavsiye ederim. Merhaba Esra hanım araç araç vekaleti Türkçe yeter mi yoksa İngilizce ye tercüme ettirmek zorunlu mudur. Avusturya ya gideceğim aracımla. Araç annemin fakat o gelmeyecek. Başka dilde zorunluysa önce noter sonra tercüman sonra bir daha noter e mi gitmeliyim. Bu geçiş yapacağınız ülkelerin isteğine bağlı bir durum. Bana sorarsanız her halükarda yanınıza almanız iyi olur. İsterseniz de kara sınırlarından geçeceğiniz her ülke için konsoloslukları arayıp sorabilirsiniz. Merhabalar, Ehliyet ve Sigorta konusunda aydınlatıcı bir yazı. Elinize sağlık. Bu ülkelerden geçerken sizin geçerli bir Schengen vizenizin olması yeterli çünkü hepsi Schengen Bölgesinde ve Schengen vizesini tanıyan ülkeler. Çek Cumhuriyeti, Schengen vizenizi onaylarsa onunla geçiş yapmanız mümkün. Merhaba Esra Hanım şimdi biz kendi aracımızla ailecek Parise gideceğiz. Yesil pasaportlarimiz var. Ehliyetlerimiz çipli. Birde yurt dışı sigortayı yaparsak Parise giderken yollarda veya gümrüklerde herhangi bir sıkıntı olur mu. Ekstra yapmamız gereken bir şey var mı teşekkürler. Araç hangi ülkelerden geçiyorsa o ülkeler için gerekli vizeniz olmalı. Muhtemelen Schengen vizesi alarak bir çok ülkeden geçişinizi sağlayabilirsiniz ama geçilen ülkelere dikkat etmelisiniz. Şu yazımdaki ülkelerden geçecekseniz zaten ne yapmanız gerektiği yazının içinde mevcut. Esra Hanım merhaba, araçla Hollanda'ya kadar gitmeyi düşünüyorum. Bu güzergah üzerindeki ülkelerde LPG kullanımı nasıl? Daha açıkçası gaz alabileceğimiz istasyonlar Türkiye'deki gibi çok mu? Teşekkürler.. Öncelikle hem sizin hem de babanızın geçerli bir pasaportu ve kara yoluyla giderken hangi ülkelerden geçecekseniz ve o ülkeler vize istiyorsa güncel bir vizeye sahip olmanız gerekli. Aynı zamanda pasaportunuz ve ehliyetiniz için noterli Rusça tercümesi gerekli. Eğer ki ulaşım için uygun yolu bulduysanız, istenilen belgeleri de tamamlayarak gidebilirsiniz elbette. Merhaba, bir sorum yok sadece tesekkur etmek icin yazdim.. Harika bir icerik, basit sade ve aksiyona yonelik.. Ilk kez yapacgim kendi aracimla yurt disi seyahat planlamam icin cok faydalandim. Ellerinize saglik! Merhaba, bayramda eşim ve çocuklarımla Yunanistan gezisi planlıyorum. Babamın arabası ile gideceğiz ama babam yanımızda olmayacak. Noterden alacağım vekaletnamenin Türkçe olması yeterli mi? Ayrıca ipsala'da yaptıracağım yeşil sigortayı babam olmadan yaptırabilir miyim? Son sorum da Yunanistan için Seyehat sigortası yaptırmak gerekiyor mu? Şimdiden çok teşekkür ederim. Merhaba esra hanım tr plakalı kendime ait aracım ile ukraynaya gitmeyi düşünüyorum istanbuldan gemi ile ve ukraynada oturumum var sadece green card yaptırmam yetiyormu ve ne kadar süre aracım ukraynada kalabilir teşekkürler sevgiler.. Ben karayolu ile yurtdışına çıktım fakat gemi yolu prosedürünü ve Ukrayna detaylarını bilmiyorum. Konsolosluğu aramanızı öneririm. Giderken hangi yolu izleyeceğinizi bilemiyorum fakat Schengen üyesi bir ülkeden ya da Rusya sınırlarından gitme düşünceniz varsa istenilen belgeler ve sizin sahip olmanız gereken belgeler değişir. Eğer direkt Gürcistan sınırından ülkeye giriş yapacaksanız yeni çipli kimlik, uluslararası geçerliliği olan ehliyet ve araç için gerekli olan belgelerle geçiş yapabilirsiniz. Gideceğiniz ülkenin özel istekleri yoksa yeterli olur. En doğru bilgileri de konsolosluk sayfalarından alabilirsiniz. Merhaba. Ben makedonyadan türkiyeye aracımla gitmek istiyorum. Araç benim adıma asıl sahibi benim. Araç için evrakladı tek yazarmısınız. Ayrıca ben shengen aldıktan sonra bulgaristan ve yunanistandan geçecem sadece shengen almam yeterlimi. Değilse ne yaapmam gerekiyor teşekkür ederim. merhaba eşim moldovalı ben bu sene kendi aracımla moldovaya gitmek istiyorum sorunsuz gidip gelmem için nelere ihtiyacım var araç benim adıma sanırım bulgar, romanya ve moldova gümrüğünden geçecez bu ülkelerin hepsinin vizesinin alınması gereklimi bunları türkiyedemi yaptırıp gidecez yoksa kapıda halloluyormu ilğinize şimdiden teşekkürler. Ümit Bey merhaba, sizin durumunuza dair bir tecrübem yok. O yüzden konsolosluktan bilgi almanız daha sağlıklı olur diye düşünüyorum. iyi seyahatler. Ticari sayılan bir ürün ise bununla ilgili prosedür ne şekilde işliyor hiç bilmiyorum. İsterseniz gümrüğü arayıp sorabilirsiniz. Meraba ben bu sene yazın Almanyadan türkiyeye izine gideceğim Ailecek araç oğlumun üzerine kayıtlı oğlum 15 yaşında ve engelli kimliği var gümrüklerde sorun çıkabilirmi acaba? Yada vekalet gerekirmi ama oğlum yanımda olacak teşşekkürler. Oğlunuzun da sizinle olup tüm belgelerinizin yanınızda olması durumunda sorun çıkmayacaktır. Geçiş yapacağınız ülkeler ekstra bir şey talep ediyor mu diye bakmanızı tavsiye ederim. Merhaba, Mersin Taşucu limanından kalkan feribotları araştırabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla araç da taşıyorlar fakat detaylarını bilmiyorum. Iyi gunler bu yaz babamla birlikte izine gidecez, izin suresinde arac bende olacak vekaletmane ile birlikte kendi adima sigorta yaptirabilirmam gerekiyomu? Kendi sigortasi turkiyeyi kapsiyo ama babamin adina. Merhaba, Türkiye için sigorta yaptırmanız gerekmiyor, sadece yurt dışı için sigorta yaptırmanız yeterli. İyi yolculuklar. Esra hanım yunanistan dan başlayıp makedonya kosova hırvatistan italya turu planlıyorum arabam kendi şirketimin üstüne şirket sahibi ve müdürü benim nasıl bir vekalet almalıyım. Araç sahibinin araçta olması yeterli, kullanıyor olması gerekmiyor. Biz eşimle yurt dışına çıkarken aracımız eşim adına kayıtlıydı fakat sürücü bendim o seyahatte ve Yunanistan için bir sıkıntı olmadı. Gürcistan için de böyle olacağını umuyorum, iyi seyahatler. Merhaba, Kosova'ya kardeşimi ziyarete gideceğim ve kardeşimin 5 yaşındaki cocugunu da araba ile yanımda götüreceğim. Yeşil pasaportum var fakat çocuğun normal pasaportu var. Çocuk için ne yapmam lazım vize işlemleri ile ilgili olarak. Teşekkür ederim. Merhaba, hayır çıkamıyorsunuz. Yeniletmeniz ya da uluslararası geçerliliği olan ehliyete başvurmanız gerek. Merhabalar ben babamin araciyla Gürcistana geçecegim fakat babam arabada olmayacak. Vekaletname almam gerektigini biliyorum onu halledeceğim onun disinda yapmam gereken ne var? Ehliyetim yeni ehliyet, çipli ehliyet olarak bahsettiginiz bu mu? Ve pasaportum yeşil. Merhaba, ehliyetin çipli olması yeterli, yeni ehliyet olan o evet. Vekalet alıp yeşil sigortayı da yaptırırsanız, eğer Gürcistan bu ara kapıda başka bir belge istemiyorsa, başka bir şeye ihtiyacınız yok. Merhaba, bunu ben de bilmiyorum. Dışişlerinin sayfasından bakmanızı önerebilirim ancak. Instagramdan sizi ve eşinizi takip severek takip ediyorum. Yazınız çok açıklayıcı olmuş. Tüm bunların yanında her sorulan soru ile özellikle ilgilenmeniz ve bilmediğiniz konular için de araştırma yapıp link paylaşmanız çok hoş. Herhangi bir sorum olmamakla birlikte emeğiniz ve ilginiz için teşekkür ederim. Sağlıkla, mutlulukla ve seyahatle kalın, iyi eğlenceler.. Çok teşekkür ederim, çok incesiniz. Sevgiler. Sınır kapılarında ücret ödenmiyor ama araç için geçiş yapacağınız ülkeler özel bir şey ister mi bilemiyorum. Araçtaki herkesin yurtdışı çıkış harç pulu ve aracın da yeşil sigortası olmasına dikkat etmek gerekiyor Türkiye'den çıkarken."} {"url": "www.esrageziyor.com/zaanse-schans-gezi-notlari/", "text": "Trenden inip yürümeye başladığınızda 5 dakika sonra girişinde bulunan kakao fabrikası nedeniyle burnunuza buram buram çikolata kokularının geleceği, Hollanda'nın ilk yerleşim yerlerinden biri olan masalsı kasaba Zaanse Schans. Tabii asıl ünü Hollanda'nın meşhur yel değirmenleri olsa da bu kokuyu duyarsanız aklınızın bir yerinde yer edeceğine eminim. Kasabanın girişinde ve iç kısımlarında nerede olduğunuzu gösteren tabela haritalardan olduğu için bu küçük kasabada yürüyerek her yere gitmeniz çok kolay. Mevsim ne olursa olsun, hava çok yağışlı değilse eğer kesinlikle gitmenizi öneririm. 18. yüzyılın Hollandasını görebileceğiniz, tam anlamıyla kendinizi film setinin içindeymiş gibi hissedebileceğiniz sokakları, evleri, kanal üstü köprüleri ve hatta bahçe peyzajları muazzam olan bir kasaba burası. Daha önce gittiyseniz Brugge gibi Colmar gibi bir yer Zaanse Schans, kesinlikle masalsı. Zaanse Schans için en hızlı ve en kolay ulaşım tren. Merkez tren istasyonundaki bilet alma otomatlarından git-gel seçeceğini seçip 7.2 ödeyerek alacağınız bir tren biletiyle 15 dakika gibi kısa bir sürede bu güzel kasabaya varabilirsiniz. Trenden indikten sonra 15 dakikalık bir yürüyüşle köprünün ardında kalan rüzgar değirmenlerine ulaşabilirsiniz. Üstünden geçeceğiniz köprü büyük gemilerin geçmesi için açılır-kapanır bir köprü, belki denk gelirsiniz aklınızda olsun. Yol o kadar güzel ki, sağlı sollu evlerin güzelliğine bakarak ve fotoğraf çekerek zaten yol geçiyor. Biz anlamadık bile ne kadar yürüdüğümüzü. Eğer siz \"Amsterdam ulaşım rehberi\" yazımı okuduysanız ve köyleri de içine alan bir kart aldıysanız otobüs olarak E platformundan binebileceğiniz391 ve 817 numaralı otobüsü kullanarak da Zaanse Schans'a varabilirsiniz. Kartınız yoksa dahi merkez istasyonda bulunan EBS ofisinden gidiş geliş 10 'ya bilet alarak aynı numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz. Otobüsler nehir tarafından kalkıyor, Amsterdam merkez istasyonun üst katından. Eğer 391 numaralı otobüsü tercih ederseniz yolculuğunuz 40 dakika sürer. 817 numaralı otobüs direk gittiğinden 20 dakika sürüyor fakat bu hat genelde yaz döneminde çalışan bir hat olduğu için gitmeden önce bu seçeceği kontrol etmenizi öneririm. Otobüsün rahatlığı ise Zaanse Schans'ın içine girdiği için yürüme mesafeniz daha kısa olacaktır. Burada aktif olarak çalışan 10 tane yel değirmeni var, tarihteyse 600'e yakın yel değirmeni varmış bu bölgede. Tabii bu yel değirmenlerinin amacı aklımıza ilk gelen şekliyle elektirik üretmek için değil, Hollanda deniz üstüne kurulan bir ülke olduğundan, su seviyesinin altında kalan bölgelerde suyu tahliye etmek, pompalama görevi görmesi adına bu değirmenler kullanılmış. Günümüzde ise her değirmen farklı amaçlarla kullanılmaya devam ediyor. Eski değirmenlerin bir kısmı ise pervanesi çıkarılarak depo olarak kullanılıyor. Değirmenlerin her birinin bir ismi var ve bazıları ücret karşılığı bazıları ücretsiz olarak gezilebiliyor."}