{"url": "https://bizyineyollarda.com/beykoz-cam-muzesi", "text": "Günümüzde Beykoz Cam ve Billur Müzesi olarak bilinen bu tarihi yapı, 1800'lü yıllarda Sultan Abdülaziz'in paşalarından olan Abraham Paşa tarafından 350 dönüm arazi üzerine yaptırılmıştır. Abraham Paşa daha sonraki dönemlerde vezirlik yaptığında burayı ata binme amacıyla kullandığı da bilinmektedir. Beykoz Cam Müzesi eski tarihlerde her ne kadar ahır olarak kullanılmış olsa da Osmanlının son dönemlerinde cam imalatının yapıldığı yer anlamına gelen \"Beykoz Cam ve Billurat Fabrika-i Hümayunu\" yani cam fabrikası olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde de yine bir süre cam fabrikası olarak olarak kullanılan tarihi bina daha sonra Milli Saraylar'a bağlı Beykoz Cam ve Billur Müzesi olarak hizmet vermektedir. Bir Osmanlı Paşası olan Abraham Paşa, eğitiminin büyük bir bölümünü yurt dışında görmüştür. Paris'te bir kolejde eğitimini tamamlayan Abraham Paşa Türkçe hariç tam 3 dil konuşmaktaydı. Beykoz'da geniş bir alanda yaptırdığı \"U\" şeklindeki ahır binası bir süre cam fabrikası olarak kullanılmış ve daha sonra Cam Müzesine çevrilmiştir. Milli Saraylar tarafından restore edilerek hizmete açılan İstanbul Cam Eşya Müzesi günümüzde 12 farklı bölümden oluşmaktadır. Osmanlı döneminde kullanılan cam eşyalar ağırlıkta olsa da Selçuklu dönemine ait eserler de sergilenmektedir. Hatta yerli eserlerin yanısıra Fransız yapımı cam eşyalar sergilenmektedir. Hatta tam müzenin çıkış bölümünde Fransız yapımı bir de aynalı saltanat arabası bulunmaktadır. Cam ve aynanın mükemmel uyumu ile ortaya çıkan bu at arabası kesinlikle görmeye değer. Beykoz Vapur İskelesine neredeyse yürüme mesafesinde, çok yakın bir konumda bulunmaktadır. Dilerseniz deniz yolu ile İstanbul'un hemen heryerinden ulaşabilirsiniz. Otobüs ile gelmek isteyenler ise İETT 15F hat numaralı otobüsleri ile ulaşılabilir. Otomobil veya kendi araçları ile Cam Müzesine gitmek isteyenler ise Riva Yolu üzerinden yada Beykoz Sahil Yolunu kullanarak ulaşabilirler. Son derece kolay bir konumda bulunan Cam Müzesini mutlaka görmelisiniz. Beykoz Cam ve Billur Müzesi 2023 yılı giriş ücreti, aracınız ile veya yaya olarak gelişinize göre değişmektedir. Otopark ücreti, bahçe bileti ve müze giriş ücretleri ayrı ayrı tahsil ediliyor. Müzekart sahipleri yakın zamana kadar ekstra ücret ödemeden girebiliyorlardı. Ancak alınan yeni bir kararla Müzekart ile Cam Müzesine ücretsiz girişler iptal edildi. Eğer aracınız ile Beykoz'da bulunan Cam ve Billur Müzesine giriş yapmak isterseniz 30 otopark ücreti alınıyor. Müzenin dış nizamiyesinden giriş yaparken bu ücret sizden tahsil ediliyor ve gün boyu geçerli oluyor. Yaya olarak Cam müzesinin bahçe bölümüne giriş yapmak isterseniz kişi başı 5 ödemeniz gerekiyordu önceki yıllarda. Ancak Milli Saraylar Başkanlığı aldığı karar ile bahçe giriş ücretini iptal etti. Bu nedenle bahçe bölümüne yaya girişleri ücretsizdir. Beykoz Billur Müzesini ziyaret etmek için gelen konuklar bahçe bölümüne ayrı, müze-sergi bölümüne ayrı ücret öderler. İndirimsiz olarak her iki bölüme giriş yapacak ziyaretçiler toplamda kişi başı 50 ücret öderler. İstanbul'un ünlü tarihi müze ve sergi saraylarından biri olan ve Beykoz'da bulunan Cam ve Billur Müzesinin ziyarete açık olan bölümlerini haydi birlikte gezelim. Müzenin bahçe bölümü oldukça geniş bir alana sahiptir. Bu bölümde tek şeritlik araç yolu ve etrafında bulunan sıra sıra asırlık çınar ağaçları oldukça büyüleyici bir manzara oluşturuyor. Ziyaretçilerin büyük çoğunluğu bu kısımda fotoğraf çekmektedir. Müzenin bahçe bölümü, çoğunluğu Osmanlı dönemine ait 117 farklı ağaç ve bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Aynı zamanda bir botanik bahçe görünümüne sahiptir. Bahçenin doğu bölümünde yer alan taş binanın orta avlu kısmından girdiğinizde hemen solda müze girişini göreceksiniz. Burada bulunan görevlilere Cam Müzesi Giriş Ücretinizi ödedikten sonra turnikelerden geçerek sergi sarayına giriyoruz. Tarihin ilk çağlarında kullanılan cam eşyaların sergilendiği bölüm oldukça göz alıcı bir güzelliğe sahiptir. Tarihi kazılar esnasında höyüklerden çıkarılan bardak, tabak, kandil gibi gündelik kullanılan cam eşyalar günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bunun sebebi camın hammadde olarak toprakta kolay kolay çözünmemesidir. Bileşiminde bulunan silisyum elementinin toprağa karışması onbinlerce yıl sürmektedir. Anadolu ve Avrupa'da üretilen yaklaşık 1780 parça ürünün sergilendiği müzede adeta camın tarihine doğru tatlı bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Müzenin sergi bölümünde fotoğraf çekmek yasak olduğu için burada çok fazla fotoğraf paylaşamadım. Cam ocağında usta ellerde şekillenerek bir sanat eserine dönüşen camın günümüze kadarki gelişimine kronolojik sıralama ile şahit oluyorsunuz sergiyi gezerken. En çok dikkatimi çeken bölüm ise hiç kuşkusuz Osmanlı dönemine ait cam eşyaların sergilendiği bölüm oldu. Cam müzesinin bu kısmı oldukça gösterişli ve işin açıkçası gözlerinizi alamayacağınız güzelliğe sahip. Kutsal topraklardan zem zemin taşındığı cam damacanalar ve örgü sepetleri ilk günkü ihtişamı ile bizleri büyülüyor. Sonraki bölümde bulunan cam avize ve gaz lambaları gibi tarihi ürünlere bakmaktan yine gözlerinizi alamayacağınız bir kısımdır. Yer yer Fransız yapımı gaz lambaları, parfüm ve kozmetik şişeleri, Almanya Köln yapımı cam kolonya şişeleri Avrupa Cam tarihi hakkında bir fikir oluşturuyor. Zaten finalde göreceğiniz Fransa yapımı Saltanat Arabası tam bir şaheser niteliğinde. Müze sergisinde camın yanı sıra ayna ve porselenden yapılan eşyaları da göreceksiniz. Hediye edilen Çin vazoları ve üzerindeki seramik sanatı da oldukça etkileyici. Sergi bölümü biter bitmez turnikenin diğer tarafında bir şeyler yiyip içebileceğiniz cafe ve hediyelik cam eşya satışı yapılan gift shop bulunuyor. Burada el yapımı ve tek model cam ürünler satın alabilirsiniz. El yapımı cam kolye, bileklik, kalem, kum saati, magnet, bardak ve vazo gibi sanatsal tasarım cam ürünleri görebilirsiniz. Fiyat olarak gayet makul bir seviyede olan hediyelik eşyalardan hatıra olarak almanızı tavsiye ederim. Özellikle ürünleri uniq yani benzersiz olması da ayrı bir güzellik katıyor. Çünkü bu ürünün aynısı sizden başka hiç kimsede bulunmayacaktır. Ortalama 150-500 arasında değişen kolye veya bileklikler en çok tercih edilen hediyelik cam ürünlerdir. Fiyatları 250-1000 arasında değişen cam vazolar veya en çok çocukların ilgisini çeken sıvı cıva dolu cam şişelerden satın alabilirsiniz. Cafe bölümünden dışarı çıkar çıkmaz hemen solda bulunan kapı Beykoz Cam Atölyesine açılmaktadır. Burada sadece çocuklara yönelik cam ustalığı sembolik olarak öğretilmektedir. Saat 17:00'a kadar cam ocağında çocuklar için harika bir aktivite düzenleniyor. Cam Atölyesi kullanım ücreti 200 olup hediyelik eşya bölümünde ödeme yapabilirsiniz. Cam ustasının gözetimi altında çocuklarınız sırayla kendi seçtikleri renklerde cam kolye ve bileklik tasarımı yapmaktadır. Atölyede çocukların tasarladığı cam modeller 20 dakika sonra sertleştikten ve soğuduktan sonra hediye kutusunda sizlere takdim edilmektedir. Cam Atölyesi bölümünde aktivitelere katılmak ücretli olsa da izlemek için ücret talep edilmiyor. Çocuklarınız bu sanat merkezinde kendi motor el becerilerinin farkına varmaktadır. Beykoz Cam ve Billur Müzesinin bahçe kısmında sıradışı bir çocuk oyun parkı bulunuyor. Oyun aletlerinin tamamı ahşaptan yapılmış olan çocuk parkında bir de sürpriz bekliyor bizleri. Burada bulunan beyaz tavşanlar adeta çocukların ilgi odağı haline gelmiş. Tavşanları havuçla besleyen çocuklar bundan büyük keyif almaktadır. Ahşap çocuk parkında sınırları zorlayan parkurlar sayesinde aktivitelerle güzel zaman geçiriyorlar. Eğer müzeye gelirseniz ve çocuklar müzenin kapalı olan alanından sıkılırlar ise çocuk parkı süper bir çözüm olacaktır. Cam sanatı ile ilgili yayınların bulunduğu kütüphane Cam Müzesinin kafeterya bölümünün asma katında bulunmaktadır. Çocuklara yönelik dünya klasikleri ve cam ile ilgili kitaplar ise Cam Atölyesi bölümünde bulunmaktadır. Bu bölümden yararlanmak tamamen ücretsizdir. Türkiye'de cam sanatının sergilendiği diğer müzelerden en ünlüleri Eskişehir ve Gaziantep ilimizde olanlardır. Gaziantep Medusa Arkeolojik Cam Müzesi yöresel cam ürünlerin tarihsel gelişimine şahit olmanız açısından adeta bir kilometre taşıdır. Eskişehir'de bulunan müze ise Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmektedir. Odunpazarı ilçesinde bulunan müzenin gerçek ismi ise Çağdaş Cam Sanatları Müzesidir. Hatta yakın bir tarihte Antakya'da da bir Cam Sergisi açıldı. Bölgenin ünlü cam sanatçısı olan Şadi ASFUROĞLU tarafından dizayn edilen Antik Cam Evi'de bölgenin cam kültürüne ışık tutmaktadır. İstanbul'da bulunan ikinci cam müzesi ise yine Beykoz ilçesinin Paşabahçe köyündedir. Özel bir müze ve atölye kategorisindedir. Paşabahçe Cam Müzesinde de benzer çocuk aktiviteleri ve cam sergileri burada da bulunmaktadır. Cam Müzesi'ne metro ile gitme imkanı henüz yok. Kavacık'tan otobüs ve dolmuşlar hareket ediyor Cam Müzesine. En kolay bu şekilde gelebilirsiniz. Cam müzesi tam olarak beykozun neresinde? Cam müzesine Metroyla gidilir mi. Beykoz Cam Müzesi sadece Pazartesi günleri ziyaretlere kapalıdır. Diğer günlerde ziyarete açıktır."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/delft", "text": "Güney Hollanda'da yer alan, Porselen ev eşyaları, geleneksel Hollanda peyniri ve rönesans tarzı tarihi binaları ile ön plana çıkan Delft şehri. Aynı zamanda ünlü ressam Vermeer'in de yaşadığı yer olan Delft tam bir butik sanat şehri. Bir çok müze, heykel, sanat galerisi, kilise ve sarayın bulunduğu Delft Şehrinde Gezilecek Yerler. Delft, Avrupa'da gezilecek popüler yerler arasında kendine son zamanlarda yer edinmiş bir Hollanda şehridir. Geleneksel su kanalları, tarihi katedral, şapel ve kiliselerin yanı sıra ilginç bir de porselen hikayesi bulunuyor. Porselenle olan bu ilginç hikayeyi Delft şehrinin tarihi bölümünde paylaştık. Hollanda'nın Delft adlı bu şirin kentine gitmeden önce bilmeniz gerekenlerden kısaca bahsedelim. Bu küçük ama hayat kurtaran bilgilerin fayda sağlayacağını umuyorum. Delft şehri, Lahey ile Rotterdam arasında bulunmaktadır. Güney Hollanda bölgesinde yer almaktadır. Türkiye'den uçakla veya karayolu ile gidilebilir. Ancak daha çok havayolu tercih edilmektedir. İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere Türkiye'de bir çok şehirden Hollanda lokasyonlu uçuş bulunmaktadır. Delft şehrine Türkiye'den direkt uçuş bulunmadığı için mecburen Amsterdam yada Rotterdam aktarmalı uçuşları tercih ediyoruz. İstanbul Amsterdam uçuşu yaklaşık 3 buçuk saat sürmektedir. Amsterdam ile Delft arası ise yaklaşık 70 km uzaklıktadır ve 1 saatlik yolculuğun ardından ulaşılmaktadır. Amsterdam veya Rotterdam'a vardıktan sonra karayolu, demiryolu veya yine havayolu araçları ile Delft şehrine ulaşıyoruz. Daha çok karayolu tercih ediliyor ben de karayolu ile varmıştım Delft'e. Delft hava durumu ise Hollanda ile benzerlik göstermektedir. Ülkemize göre kışları biraz daha ılıman ve yazları ise daha serin ve yağışlıdır. Kış mevsiminde 0 derecenin altına kolay kolay inmez. Yazın en yüksek sıcaklık değeri ise Temmuz-Ağustos döneminde 20-25 derece arasında ölçülmektedir. Bu nedenle Delft şehrine gezi planlıyorsanız mutlaka yanınıza uzun kollu ve biraz da kalın kıyafetler almayı unutmayın. Yazın yada kışın gidiyor olsanız bile mutlaka yanınızda bulundurun. Porselenleri ile ünlü Hollanda şehri Delft'e gezi planlarken burada günü birlik bir gezinin yanı sıra konaklamalı bir gezi planı da yapabilirsiniz. Çok sayıda konaklama olanağı bulunuyor. 5 yıldızlı otelden tutunda Airbnb ev kiralamaya kadar geniş yelpazede konaklama seçeneklerinden birini tercih edebilirsiniz. Hatta Delft'ten daha büyük olan ve buraya çok yakın konumda olan Rotterdam veya Lahey kentlerinde de konaklayabilirsiniz. Delft'te konaklama şekli olarak size Airbnb çözümlerini tavsiye ederim. Otel ve Airbnb gibi konaklama çözümlerinin yanı sıra Delftse Hout denilen kamp alanları da mevcut. Fiyat olarak biraz daha ekonomik. Yaşayan nüfus olarak 100 bine dayanmış küçük bir şehir olsa da konumu itibariyle tarihte önemli gelişmelere tanık olmuştur. Hollanda'nın iki büyük şehri olan Lahey ve Rotterdam'a yakın olması ise bulunduğu konumu daha değerli bir hale getirmektedir. İlginçtir ama 17. yüzyılda deniz yolu ile Çin'e ticari seferlere başlayan Flemenkler bir süre sonra Porselen ve çinili ürünlere ilgi gösterirler. Dönemin Hollanda Kralı ise bir atılımda bulunarak Çin'den bu işin ustalarını ve zanaatkarları Delft şehrine getirir. Başta Flemenkler ve diğer Avrupalılar tarafından büyük beğeni toplayan porselen ve çini ürünler büyük bir ticari gelir sağlamaya başlar. Bir kaç yıl içerisinde bu zanaatı öğrenen Flemenklerin artık Çinlilere ihtiyacı kalmamıştır. Bu nedenle değim yerindeyse Çinli sanatkarları kapı dışarı ederek ülkeden kovarlar. Porselen süsleme alanında bu sanatı daha da ilerleten Hollandalılar tamamen bu sanatı sahiplenerek \"Delft Blue\" adıyla markalaştırarak günümüze kadar ulaştırmışlardır. Sanat tarihi açısından bakıldığında da ünlü ressam Vermeer bu topraklarda yaşamış ve sanat icra etmiştir. Vermeer yapıtlarının en büyük karakteristik özelliği gündelik ev yaşamlarını konu edinmiş olmasıdır. Bu yönüyle diğer ressamlardan farklılaşmaktadır. İlginç bir bilgi daha! Adapazarı ile kardeş şehir ilan edilen Delft aynı zamanda Esteli, Pretoria, Aarau, Freiberg, Kfar Sava ve Tuzla ile kardeş şehir statüsündedir. Delft, küçük bir şehir olduğu için eğer sabah erken saatlerde başlarsanız gün bitmeden gezilecek yerlerin tamamına yakınını gezmiş olursunuz. Eğer zaman yönünden probleminiz yoksa bir gece konaklayarak 2 güne de yayabilirsiniz. Orta çağ döneminde inşa edilmiştir. Başlarda manastır olarak kullanılmış olsa da daha sonra kraliyet sarayı olarak kullanılmış ve yakın zamanda da Delft tarihine ışık tutan bir müze halini almıştır. Delft Şehir meydanında bulunan ve aynı zamanda bir saat kulesine sahip kilisedir. Katedralin kulesi şehrin hemen her yerinden görülebiliyor. 1246 yılında inşa edilen Kilisenin tuğladan yapılmış olan kulesinin yüksekliği yaklaşık 75 metredir. 2017 yılında restorasyon çalışması yapılarak yenilenmiştir. Eski Belediye Sarayı olarak bilinen Stadhuis Delft rönesans tarzı mimarisiyle göz doldurmaktadır. Eski Kilisenin yani saat kulesinin tam karşısında bulunur. Bir dönem şehrin İdari yönetimi için kullanılmış sonraları ise sivil düğün törenleri için tercih edilen favori bir düğün sarayına dönüşmüştür. Günümüzde hala faaliyet gösteren ve 1600'lü yıllarda inşa edilen Çömlek fabrikasında rehber eşliğinde turlar düzenlenmektedir. Mavi Delft Çini ve Porselenlere ilgi duyuyor ve merak ediyorsanız bu turlara katılabilirsiniz. Benzerlerine Amsterdam ve Brugge'de rastladığımız su kanalları burada da karşımıza sıkça çıkıyor. Kanal turu düzenlendiğini görmedim ancak bu olmadığı anlamına gelmez. Eğer Delft kanal turunu merak ediyorsanız mutlaka turizm noktalarına danışın. - Vermeer Centrum Delft Müzesi - Locus Publicus - Chocolaterie De Leile - Maria van Jessekerk Kilisesi - Paul Tetar van Elven Müzesi - New Church - Delft Windmill de Roos - Delft Bilim Merkezi"} {"url": "https://bizyineyollarda.com/gelidonya-feneri-antalya", "text": "Eşsiz doğa ve deniz manzarası ile Akdeniz' in incisi Antalya'nın güney ucunda bulunan Gelidonya Fenerine macera dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. Gelidonya Feneri, Türkiye'de Yaz Turizmi denince ilk akla gelen tatil merkezi Antalya'nın gezilmesi gereken noktalarından birisidir. Fener 1930'lu yıllarda Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş olması sebebiyle çok fazla bir tarihi değere sahip değildir. Ancak fenerin bulunduğu Taşlık Burnu ve Teke Yarımadası batık gemileri ile ünlü bir bölgedir. Araç ulaşımı bulunmadığı için Gelidonya tepesine yaya olarak macera dolu patikalarla çıkılabiliyor. Gelidonya Fenerine ulaşmak için çok fazla seçenek bulunmuyor. Eğer bir grup yada tur ile gitmeyip kendi imkanlarınızla ulaşmak istiyorsanız mutlaka bir araca ihtiyacınız var. Antalya Kumluca ilçesine bağlı Mavikent Beldesinin Karaöz Mahallesi üzerinden orman yoluna girerek Likya Gelidonya tabelalarını yaklaşık 6 km takip edin. Bu yol üzerinde ünlü Korsan Koyunu da görebilirsiniz. Resimdeki Gelidonya Feneri tabelasını gördüğünüzde aracınızı toprak yolun kenarında uygun bir yere park edin ve patikadan yukarı doğru çıkmaya başlayın. Patika dan hiç sapmadan devam ettiğinizde yürüyüş hızınıza bağlı olarak yarım saat ile bir saat aralığında zirveye yani Gelidonya Fenerine varacaksınız. 4 yaşındaki kızımla birlikte çıktığımız için 1.5 saat kadar sürdü zirveye tırmanışımız. Gelidonya Fenerine Ankara ve İstanbul'dan gelecek ziyaretçiler Antalya üzerinden Kumluca yoluna girerek Mavikent Beldesine ve oradan da Korsan Koyu istikametinde araçla gelebilirler. Gelidonya Taşlıkburnu Deniz Fenerini görmek için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmez. Aracınızı yol kenarına park ettiğiniz için otopark ücreti zaten yok. Gelidonya fenerinin iç kısmına giriş yasak. Ancak etrafında gezmek, dolaşmak ve fotoğraf çekmek serbest. 1 Gelidonya deniz fenerinin bulunduğu yerde herhangi bir cafe, market veya tesis bulunmuyor. Bu nedenle yanınıza bol miktarda soğuk su ve taşıması kolay yiyecekler alın. Islak mendil ve peçete bulundurmanızda tavsiye edilir. Çünkü wc veya lavabo olanağı da maalesef bulunmuyor. 2 Eğer konaklama düşünüyorsanız tek çare kamp çadırı olacaktır. Akrep tehlikesi nedeniyle açık alanda konaklama tavsiye edilmiyor. 3 Gelidonya Fenerinin bulunduğu Taşlık Burnu tepesinde elektrik hattı bulunmadığı için yanınızda şarjlı lamba, el feneri ve powerbank bulundurun. Yaz aylarında ateş yakmak ormanlık alan için tehlikeli olabilir. 4- Fenere çıkarken şapka ve güneş gözlüğü kullanmayı unutmayın. Ayrıca yürüyüş esnasında güneşin zararlı etkilerinden korunmak için güneş kremi kullanmanız tavsiye edilir. Gelidonya feneri, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından 1934 yılında temeli atılmış ve 2 yıl sonra hizmete girerek Akdeniz'de bulunan gemilere yol göstermeye başlamıştır. Gelidonya Deniz Feneri 1990' a kadar gaz yağı sistemi ile çalıştırılmış, 90'lı yıllarda dizel jenaratör sayesinde elektrikli aydınlatma sistemleri kurulmuş ve 2000'li yıllarda ise çatısına kurulan Güneş Enerjisi panellerinden elde edilen elektrikle çalışmaktadır. Gelidonya Feneri henüz çok genç olsa da bulunduğu coğrafya çok eski medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Tarihi Likya Yolu üzerinde bulunması sebebiyle Gelidonya Burnu önündeki koyda batık gemiler bulunmaktadır. Milattan Önce 1200 yılında Fenikelilere ait bir ticaret gemisinin batığı da burada bulunmaktadır. Yaklaşık 30 metre derinlikte bulunan batık gemi ilk kez Amerikalı bir dalgıç tarafından 1954 yılında keşfedilmiş ve 1961 yılında tamamen ortaya çıkarılarak koruma altına alınmıştır. Taşlıkburnu önünde bulunan Suluda ve Beş adalar Likya Medeniyetinde büyük stratejik öneme sahipti. Çünkü Pamfilya Denizi olarak bilinen Antalya Körfezinin bu kısmında çok kuvvetli ters akıntılar bulunmaktaydı. Bu sebeple o çağlarda düşman gemilerinin bu bölgeye yaklaşmaları imkansızdı. Bu ters akıntılar sebebiyle bölge su altı gemi mezarlığına dönmüştür. Gelidonya fenerinin hikayesi bundan ibarettir. Gelidonya Burnu, Taşlık Burnu ve Kırlangıç Burnu olarak bilinmektedir. Deniz Fenerini Demir Ailesi işletmektedir. Güneş Enerjisi ile üretilen Yeşil Enerji sayesinde geceleri her 3 saniyede bir periyodik ışık sinyalleri üretebilmektedir. Akdenizin bakmaya doyamayacağınız manzarasını en güzel izlenebilecek yerlerin başında Deniz Fenerinin bulunduğu Taşlık Burnu tepesi gelir. Bu bakir güzelliğe saatlerce dalı gidebilirsiniz. Gelidonya fenerinde konaklama sadece camping ve kamp çadırı ile yapılabilmektedir. Deniz fenerinin hemen alt kısmında bulunan Gelidonya Kamp Alanında çadırınızı kurabilirsiniz. Bu bölgede hiçbir otel, pansiyon, restoran, cafe veya bir ticari işletme bulunmuyor. Gelidonya hotel, pansiyon ve otel açısından bir çözüm sunmuyor olsa da Karaöz mahallesinde konaklama için uygun pansiyonlar bulunmaktadır. Gelidonya, Antalya'nın gezi rotaları içinde Adrasan, Olimpos ve Kemer'den sonra önemli bir yere sahiptir. Özellikle tırmanmayı, trekking yapmayı, ormanda yürüyüşü seven sporcular, fotoğraf çekmeyi sevenler, kampçılar ve doğada macera yaşamak isteyenler için bambaşka bir ortam sağlıyor Gelidonya turu. Ancak size tavsiyem sabah erken saatlerde çıkmaya başlayın. Hava daha serin ve nem oranı düşük olacaktır. 2 yıl önce Antalya Olimpos'a gittiğimde Gelidonya fenerine çıkmak istedim ancak yolu yarılamadan geri döndüm. Şimdi fotoğrafları görünce bu yaz tekrar deneyesim var. Bu defa başaracağıma inancım tam. Gelidonya fenerinin kestirme yolu var mı? Sormak istiyorum. Daha az efor sarfederek Gelidonya fenerine nasıl çıkılır? Bu iki soruya vereceğiniz cevaplar çok önemli."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/golcuk-milli-parki", "text": "Hafta sonları, özellikle İstanbul ve Ankara gibi şehirlerde yaşayanlar için çok yakın bir konumda bulunan Bolu Gölcük, dinlenmek için harika bir kaçamak oluyor. Her mevsim binlerce ziyaretçiyi ağırlayan Gölcük Milli Parkında piknik, trekking, yürüyüş, kamp ve bol oksijen altında onlarca doğa aktivitesini yapabilirsiniz. Gölcük Milli Parkı özellikle İstanbul, Ankara, Eskişehir ve Sakarya gibi şehirlere yakınlığı sebebiyle büyükşehirlerin stresli ortamından kaçış rotası arayanlar için harika bir kaçamaktır. Günübirlik turlar yapılabileceği gibi paket Bolu turları ile Gölcük'ün yanısıra 1 gece konaklayarak Yedigöller ve Abant'ı da gezebilirsiniz. Gezginlerin favori Bolu rotası birinci gün Yedigöller ikinci gün Abant ve Gölcük şeklindedir. Hatta vakit kalırsa Kartalkaya ve Sülüklü Göl'de bu rotaya eklenebilir. Gölcük hakkında çok önemli ve ziyaretçilerin en çok merak ettiği konulara geçelim. Gölcük gölü, Orman İşletmesi tarafından bölgedeki dere ve akarsuların bent yöntemi kullanılarak inşa edilmiş yapay bir göldür. Hatta Abant gölünün küçük bir kopyasıdır dersek yalan olmaz. Şehir merkezine yaklaşık 15 Km uzaklıkta, Bolu'nun güney batısında bulunur. Özel aracı ile gidecek olanlar şehir merkezinden Karacasu yolunu kullanarak Gölcüğe ulaşabilir. Termal otellerin bulunduğu yere kadar bölünmüş yol ve sonrasında ise tek şeritli ancak kaliteli bir orman yolu bulunuyor. Karacasu yolunda ortalama EDS hız sınırı uygulaması bulunuyor. Bu nedenle otomobiller maksimum 70 Km/s ve diğer araçlar ise 60 Km/s hızla gitmek zorundadır. Özel aracı bulunmayanlar ise eski katlı otoparkın bulunduğu yerde Gölcük otobüslerinin bilet satış ofisinden bilet satın alarak gidebilirler. Servis araçlarının yanısıra Bolu Belediyesine ait 23 hat numaralı belediye otobüsleri ile Gölcük Milli Parkına gidebilmek mümkün. Milli Park statüsündeki Bolu Gölcük'te görülmesi gereken yerler ve yapılabilecek aktiviteler listesi hazırladık. Milli park girişinden ücretinizi ödeyip geçtikten sonra aracınızı uygun bir yere park edip yaya girişine doğru ilerleyin. Sizi restoran, cafe ve hediyelik eşya mağazalarının bulunduğu alan karşılayacak ilk olarak. Bu alandan devam ettiğinizde yol ikiye ayrılıyor. Sağa giden yoldan değil de devam eden yoldan gittiğinizde solunuzdaki alanda özel yapım barbekü piknik alanları bulunmaktadır. Orman yangınları nedeniyle ateş ve mangal yakmak yasak olduğunda sadece bu özel piknik alanında ateş yakmaya izin verilebiliyor. Parkın diğer kısımlarında bulunan bank, piknik masası ve kamelyalarda piknik yapabilirsiniz ancak ateş yakamazsınız. Ateş derken mangal, semaver, kamp ateşi vs. hepsi dahil. Genelde Abant ile Gölcük çok karıştırılır. Hatta bir çok turizm sitesinde dahi Abant'ta gibi gösterilen bir ahşap dağ evi vardır. Aslında Abant'ta da benzeri bulunuyor bu evin ama ısrarla birbirine karıştırılır. Yukarıdaki resimde gördüğünüz ev Abant'ta değil Bolu Gölcük'tedir. Adeta Bolu ile özdeşleşmiş olan bu ev aslında Devlet Konukevi olarak kullanılmaktadır. Yabancı ülkelerin devlet başkanları burada ağırlanmaktadır. Belki 10-15 defa gittim ancak hiç dolu olduğunu görmedim konukevinin. Sıklıkla kullanılan bir mekan değil sanırım. Gölcük Devlet Konukevi halka açık bir alan olmadığı için içerisi ziyarete açık değildir. Ama gölün simge mekanlarından biri olduğu için farklı yerlerden harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Kısa, orta ve uzun metrajlı uzunluklara sahip 3 adet yürüyüş parkuru bulunuyor. Gölün etrafında yürümek başlı başına bir trekking aktivitesi zaten. Milli parkta geçireceğiniz her dakikayı dolu dolu geçirmeye çalışın. Bol oksijen sayesinde yorulmadan aktivitelere tam gaz devam. Gölün hemen giriş tarafında sayılabilecek bir konumda cafenin aşağısındadır. Eğer iskelede kalabalık varsa bir yolunu bulun ve tenha olduğunda mutlaka özçekim yapmaya çalışın. Özçekimin yanısıra fotoğraf çekmekte önemli. Çünkü en güzel Gölcük Göl Manzarası buradan görülebiliyor. Göl etrafında hemen her yerde bulunan çeşmelerden akan su oldukça kalitelidir. Yazın buz gibi doğal orman suyu içmek gibisi yoktur. Bolu merkezinde bulunan ve adına \"Kökez\" denilen çeşmelerden akan suların kaynağıda aslında burasıdır. Tabiat parkının giriş bölümünde yer alan et restoranı ve cafede dinlenirken bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Gölcük'te Piknik hazırlığınız yoksa yada gezmekten yorulduysanız mola vermek iyi bir fikir olacaktır. Göl manzaralı yemek yemek yada içeceğiniz yudumlamak ruhunuza iyi gelecektir. Bolu yerel kültürüne has ürünlerin ön planda tutulduğu hediyelik eşya mağazasından hatıra ve hediyelik ürün satın alabilirsiniz. Ahşap Göl Evi temalı anahtarlık, Gölcük temalı magnet ve maketler en çok satın alınan hediyelik eşyalardır. Bu mağazalarda hediyelik eşyanın yanısıra piknik malzemeleri de satılmaktadır. Gölcük'te konaklama imkanları sınırlıdır. Milli Parkın camisinin hemen sağ kısmında yer alan bungalow tarzı pansiyonlar oldukça rağbet görmektedir. Tamamen ahşap kütüklerden tasarlanarak yapılan Gölcük Bungalow Pansiyonunda konaklamak sizin için ilginç bir deneyim olacaktır. Bungalowlar haricinde milli park içerisinde konaklama imkanı bulunmuyor. Karavan yada çadırda kamp yapacaksanız Milli Park yönetiminden özel izin almanız ve bildirimde bulunmanız gerekiyor. Gölcük Gölüne en yakın 5 yıldızlı oteller Karacasu ilçesinde bulunuyor. Gazella Resort, Termal Otel gibi otellerde konaklayabilirsiniz. Gazella Hotels'de sezona göre gecelik kişi başı ücretler 1.500 TL ile 2.500 arasındadır. Bolu'da bulunan diğer milli parklara nazaran 4 mevsim boyunca yılın her günü gezilebilir. Ulaşım yolu kış koşullarında bile araçla gitmek için müsaittir. Kış mevsiminde neredeyse 0 derecenin üzerini nadiren görebilirsiniz. Sonbahar ve ilkbaharda ise Gölcük Milli Parkında ortalama hava sıcaklığı 15-25 derece arasındadır. En çok ziyaretin olduğu yaz aylarında ise Bolu şehir merkezinden 1-2 derece daha serindir. İmkanınız varsa yazın, kışın acaba nasıl diye merak etmek yerine 4 mevsim Gölcük'e gitmenizi tavsiye ederim. Kışın göl tamamen buz tutuyor ve üzerine yağan karlar ayrı bir katman oluşturuyor. Sonuçta bembeyaz bir çölü andıran görüntü ortaya çıkıyor. Baharda doğanın uyanışına, yeniden can buluşuna yakından tanık olmak ister misiniz? Cevabınız evet ise Gölcük Milli Parkında her yıl yaşanan bu tarihi anı kaçırmak istemezsiniz. Kurbağa sesleri, kuş cıvıltıları ve ağaçların derin uykularından uyandığı bahar mevsiminde burası adeta cenneti anımsatıyor bizlere. Yazın sıcak ve nemden bunalanlar için bir kaçış noktasıdır Gölcük. Piknik sezonunun açıldığı bu günlerde doyasıya serinlemek isteyenler soluğu milli parklarda alıyorlar. Evet Gölcük, dere ve akarsuların ıslah edilip bentle su tutularak oluşmuştur. İnsan eliyle yapılmış suni bir gölet statüsündendir. Gölcük'e giriş yaparken yaya olsun araçla olsun ücrete tabidir. Giriş fiyatları hakkında detaylı bilgi için Gölcük Giriş Ücreti Tablosunu inceleyiniz. Haftanın hergünü Sabah 06:00 ile akşam 22:00'a kadar ziyarete açıktır. Orman yangınları nedeniyle Bolu genelinde ormanlık alanlarda ateş yakmak yasaklanmış durumda. Ancak Gölcük Milli Parkı Piknik alanındaki barbekülerde mangal yakmanıza izin veriliyor. Bolu ile özdeşleşen Gölcük Dağ Evi gölün hemen karşı kıyısında bulunmaktadır. Bu ev aslında Devlet Konukevi statüsündedir. İçerisine ziyaretçilerin girmesi yasaktır. Sadece Cumhurbaşkanı ve yabancı Devlet Başkanlarının kullanımına tahsis edilmiştir. Bildiriminiz için teşekkürler. En kısa sürede yazımız içerisinde bulunan ücret tablosunu güncelleyip yayınlayacağız."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/istanbul-kaykay-parklari", "text": "İstanbul'da spor severlerin tercih ettiği en iyi paten ve kaykay parkları. Harika parkur ve pistlere sahip kaykay parkları nerede bulunur? Nasıl gidilir? Özellikle gençelerin ve çocukların sıklıkla gittiği kaykay parkları. Adrenalin ve hız tutkunlarının İstanbul'daki adresi olan Kaykay Parkları. Hız ve dengenin mükemmel uyumunu yakalayan usta kaykaycı ve paten severlerin becerilerini sergilediği kaykay pistleri İstanbul'da nerede? İstanbul Kaykay Parklarına nasıl gidilir? Kaykay merkezlerine ulaşım ve parkurlar hakkında detaylı bilgi. - Ataşehir Kaykay Parkı - Maltepe Skatepark - Maltepe Başıbüyük Kaykay Parkı - Avcılar Kaykay Parkı - Ümraniye Tantavi Kaykay Parkı - Arnavutköy Kaykay Parkı - Başakşehir 2. Etap Kaykay Parkı - Eyüp Sultan Skatepark - Esenyurt Kaykay Parkı - Florya Skatepark - Kartal Kaykay Parkı - Sultanbeyli Kaykay Parkuru - Sultangazi Kaykay Parkı - Skate Park Pendik İstanbul Anadolu yakasında Kaykay Parkları arasında ilk akla gelen alanlardan biridir Ataşehir Kaykay Parkı. Konum olarak Ataşehir Atatürk Mahallesinde yer alan Ataşehir Skate Park, özellikle çocuk ve gençlerin yoğun ilgisini çekiyor. Kadıköy, Çekmeköy, Ümraniye ve Beykoz ilçelerinde oturan paten ve kaykay tutkunları için oldukça yakın bir lokasyonda bulunmaktadır. Ataşehir Kaykay Parkına Tem Otobanı üzerinden gelenler için neredeyse yol tarifine bile gerek yok. Tem (E-80) otoyolunu kullanarak geldiğinizde Ataşehir Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nin tam karşısında bulunan Metropol İstanbul AVM'nin arka tarafında bulunmaktadır. Parkur içerisinde genelde paten, scooter veya kaykay kullanan çocukları görüyoruz. Ancak akşam saatlerinde profesyoneller çıkıyor piste. İzleme alanında oturup genç kaykaycıların bu görsel şovunu izlemek oldukça eğlenceli. Yakın zamanda keşfetme şansı bulduğum Maltepe Skatepark, İstanbul'un kaykay parkları arasında en büyük olandır. Anadolu yakası Maltepe İlçesinde bulunan Skatepark hemen hemen her yaş grubuna hitap etmektedir. Eskiden Süreyya Plajı olarak bilinen yerde denizin doldurulması ile oluşturulan büyük alan içerisinde yer almaktadır. Konum olarak hem Anadolu yakasında hem de Marmaray ulaşımı ile Avrupa yakasındaki adrenalin tutkunlarına hizmet vermektedir. Bunun yanısıra toplu taşıma kullanarak Maltepe Kaykay Parkına gelecek olanlar ise Marmaray ile hızlı ve kolay bir şekilde ulaşabilir. Marmaray Süreyya Plajı durağında indiğinizde yaklaşık 10 dk yürüme mesafesinde bulunuyor. Otobüs ile gelmek isteyenler İETT 4, 16D, 133T ve E-9 hatlarını ve ayrıca D37 numaralı dolmuşları kullanarak Süreyya Paşa durağında inmeleri gerekiyor. İBB İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan ve 2014 yılında kullanıma açılan Maltepe Skate Park adrenalin tutkunlarını kendine hayran bırakıyor. Eğer profesyonel bir kaykay veya paten kullanıcısı iseniz hafta sonları hariç skatepark tam size göre. Çünkü hafta sonları hemen her yaştan çocukların kullandığı bisiklet, scooter, tekerlekli paten, kaykay nedeniyle çok rahat bir kullanım olanağı sunmuyor. Hafta içi profesyoneller için daha elverişli bir kullanım alanı bulunuyor. Maltepe Başıbüyük ormanında ve bulunan yaklaşık 900 m2 alana sahip park içerisinde bulunan kaykay rampaları ve pistlerden oluşmaktadır. Profesyonellerden çok amatör paten ve kaykaycılara hitap etmektedir. Avrupa yakasındaki en iyi kaykay parkurlarından olan Avcılar Skate Park heyecan arayan kaykaycıların sıklıkla tercih ettiği yerlerdendir. 2019 yılında Ümraniye Belediyesi tarafından Tantavi mahallesi Karbeyazı Sokakta açılmıştır. Ümraniye Kaykay Parkında toplamda 5 ahşap kaykay parkuru bulunmaktadır. Profesyonel kaykaycılardan çok amatörler ve çocuklar için oldukça uygundur. Bisiklet, tekerlekli paten, scooter ve kaykay ile kullanmaya uygundur. 2016 yılında Arnavutköy ilçesinde İBB tarafından inşası biten çocuk parkı içerisindeki yaklaşık 400 m2 alana sahip kaykay parkıdır. Daha çok çocuklara ve amatör kaykay binicilerine hizmet vermektedir. 450 m2 park içerisinde yer alan kaykay pistlerinden oluşan çocuk parkı Başakşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır. Çocuk parkı içinde bulunan Başakşehir 2. Etap Skatepark'ta tekerlekli paten, scooter ve kaykay ile eğlenceli zaman geçirmek mümkün. Kaykaya binmek istiyorsanız ilk önce kaykayın üzerinde dengede durabilmeniz gerekir. Buna alıştığınızda ise ayaklarınızla kendinizi kaykay üzerinde ittirmelisiniz. Buna da alışınca olie denilen kaykay üzerindeki zıplama haraketini öğrenmeniz gerekir. Bu hareketi yapmak için ağır ve büyük bir eşyaya tutunabilirsiniz. Olie için yapmanız gereken şey aynı anda hem kaykayın ucunu kaldırmak, hem de normal bir sıçrayış gerçekleştirmektir. Bu hareketi bir eşyaya tutunup gerçekleştirdikten sonra tek başınıza denemelisiniz. Bu konuda ilerleyişinizi sürdürüyorsanız, her gün daha yükseğe zıplayın. Kaykaya binmeyi öğrenmek ve bu konuda profesyonel olmak sabır ister. Ama her gün yeni şeyler öğrenerek bu iş eğlenceye dönüşür. Kim bilir bir gün kaykayda çok acemi olan bir kişi çalıştıkça başarmış ve bir gün kaykay havuzunda kaykaya binen profesyonel bir kaykaycıya dönüşür. Özellikle küçük yaşta başlarsanız büyüyünce bu konuda çok bilgili olursunuz. Ayrıca kötü rampalı skate parkları tercih etmemelisiniz. En çok önerilen skate parklardan biri Maltepe kaykay parkı, diğeri ise Ataşehir kaykay parkıdır. Paten kullanabilmek için cesur olmalı ve kendinize güvenmelisiniz. Kendinize bir paten alıp, öğrenmeye başlayabilirsiniz. Patende denge çok önemlidir. Dikkatle incelerseniz 1 patenin altında fren aletini görebilirsiniz. Bu freni yere sürterek kullanabilirsiniz. Böylece yavaşlayıp durursunuz. Rampa çıkmak için hızlı olmalısınız ki, düşmeyin. Ve zıplamak gibi küçük hareketler deneyin. Patene binmeyi öğrenirseniz ne kadar eğlenceli olduğunu görürsünüz. Düşerim diye panik yapmayın. Çünkü asıl panik yaparsanız düşersiniz. Dizlik, kolluk ve kask da çok önemlidir. Eğer yeni başlıyorsanız eldiven kullanmanızı öneririm. Yardımcı tekerleklerle binmek kolaydır ancak sizi yavaşlatır. İyice kendinize güvendiğinizde yardımcı tekerlekler olmadan başlangıç seviyesinde olan patenleri deneyebilirsiniz. Kendinizi geliştirdikçe orta düzey ve ileri düzeye de geçebilirsiniz. Eğer pateninizi alacak yer bilmiyorsanız ve araştırıyorsanız size alışveriş merkezlerinde bulunan spor mağazalarını önerebilirim. Üstelik oradaki patenler çok kaliteli ve kullanışlıdır. Renk renk çeşitler vardır. Yardımcı tekerlekleri olmayan 4 tekerlekli pateninize şöyle binersiniz, - Önce bir ayağı, sonra diğer ayağı ötekinin önüne koyarak patenli bir şekilde yürüyün. - Bir önceki hareketteki gibi yürüyün, ama bu sefer patenlerinizin tekerleklerinin altını yere sürter gibi yürüyün. Aslında bu artık yürüyorsunuz demek sayılmaz. Çünkü artık bu patene binebilmek demektir. Scooter'a binmek için kask, dizlik ve kolluk gerekir. 3 tekerlekli bisiklet küçük çocuklar içindir. 5 ya da 6 yaşından sonra 2 tekerlekli scooter kullanılması daha uygun olur. Scooter'a binmekten sakın korkmayın, kendinize güvenip başlayın. İlk olarak bir ayağınızı scooter'ın üzerine koyun, diğer ayağınızı ise yerde ittirin. İşte işin temeli budur. Rampalardan kaymak ilk başta zorlu görünebilir. Ama işi tam anlamıyla öğrendiğinizde çok eğlenceli gelir. Rampalardan çıkmak çok yorucu olabilir. Ama buna illaki alışacaksınız. Aynı zamanda scooter'a binmek çok güzel bir spordur. Çoğunlukla da insan yardımsız, kendi kendine öğrenir. Sonuçta bunun için gereken tek şey cesarettir. Çoğu spor dalı gibi bu spor dalı da düşe kalka öğrenilir. Scooter'a binmeyi öğrendikten sonra elektrikli scooter'ı da deneyebilirsiniz. Eminim size çok kolay gelecektir."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/istanbulda-sakura-zamani", "text": "İstanbul'da Sakura Ağaçları bu yıl ne zaman açacak? Yakın tarihimizde, Japonya sevgisini rahmetli Barış Manço'nun aşıladığı bilinir. Ancak sanılanın aksine Japonlar ile olan bağlarımız çok daha eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Sevgili Barış Abi ise içimizdeki Japon sevgisini daha da perçinlemiştir. Baharın gelişini müjdeleyen Japon Sakura Ağaçlarını İstanbul'da 3 farklı yerde görebilirsiniz. Sakura Ağacı, hikayesi çağlar öncesine kadar uzanmakta olan bir Japon bitkisidir. Günümüzde bile yaşayan bir Japon geleneğinin adıdır Sakura. Ölümle yaşam arasındaki ince çizgi anlamına gelir. Aslında arafta kalmak gibi. Bir anlamda Yin Yang öğretisinde olduğu gibi yaşamın ölümle olan ezeli kovalamacasıdır Sakura. Japon ağaçlarının açtığı tarihi geçmeden önce sözlük anlamına bakalım. Sözlük anlamı olarak \"Kiraz Çiçeği\" anlamına gelen Sakura bitkisinin onlarca farklı türü bulunmaktadır. Japon Kiraz ağaçlarının çiçek açması olayına ise bu kültürde \"Sakura Zensen\" denilmektedir. Türkiye'de daha doğrusu İstanbul'da Sakura ağaçları her yıl Mart ayının son haftası ile Nisan ayının ilk haftaları arasında çiçek açtığında masalsı bir görünüme kavuşur. Hatta ağaçların altına veya yollara düşen çiçekler görsel bir manzara oluşturur yılın bu döneminde. 2021 yılında 29 Mart ile 10 Nisan arasında, 2022 yılında 1 Nisan ile 14 Nisan tarihleri arasında, 2023 yılında ise 25 Mart ile 10 Nisan tarihleri arasında, Son 3 yılın ortalamasına bakılacak olursa her yıl Mart ayının son haftası ile Nisan ayının ilk haftası aralığında İstanbul'daki Japon Çiçekleri açmaktadır. İlk olarak İstanbul Anadolu Yakasında 1 tane açılan ve daha sonra Avrupa Yakasında 2 tane olmak üzere açılan toplamda 3 adet Japon sakura bahçesi bulunmaktadır. Bu Japon bahçelerinin içerisinde çok sayıda Sakura Ağacı bulunmaktadır. Ayrıca buradaki Sakura Ağaçlarının çok özel hikayesini merak ediyorsanız Nezahat Gökyiğit Botanik Parkı yazımızı mutlaka okumalısınız. İstanbul'un Avrupa yakasında Sakura Bahçesi arıyorsanız, adresimiz Baltalimanı Japon Bahçesi olacaktır. Sarıyer'de bulunan Japon Bahçesinde geleneksel Japon mimarisine sahip ahşap evleri, taştan heykelleri ve tabiki Sakura Ağaçlarından çok sayıda görebilirsiniz. Parkın ortasından geçen yapay bir akarsuya sahip olan Sarıyer Japon Bahçesine özellikle bahar aylarında gittiğinizde harika bir doğa manzarasına şahit olacaksınız. Kendinizi bir an için Japonya'da gibi hissedeceksiniz. Adeta baharın habercisi olan Japon Kiraz Ağaçlarının pembe ve lila renkli yapraklarına dakikalarca dalıp gideceksiniz. İstanbul'da yine Sarıyer'de bulunan tarihi Emirgan Korusu içerisinde Beyaz Köşkün giriş yolu üzerinde 2 adet Sakura ağacı bulunmaktadır. Hatta bu ağaçlar Türkiye'deki en yaşlı sakura ağaçlarıdır. Beyaz Köşkten çıkıp Sarı Köşke doğru giderken ise ülkemizdeki en uzun sakura ağacını görebilirsiniz. Türkiye'de İstanbul dışında Sakura Ağaçlarını görebileceğiniz bir diğer yer ise Konya'da bulunan Kyoto Japon Bahçesidir. Aynı zamanda Konya ile kardeş şehir seçilen Japon Kyoto şehirleri arasında geleneksel bağ oluşmuştur. Konya'ya gittiğinizde mutlaka gezmeniz gereken bir yer. Japon halk kültüründe çok özel bir konuma sahip Sakura ağacının hikayesi de bir o kadar ilginçtir. Mucizevi bir hayatı işaret eden yaşam simgesidir sakura. Çiçeklerinin ağır ağır açıyor olması ve kısa süre içerisinde dökülmesi nedeniyle insan hayatını simgelemektedir. Hem ölümün hem de yeni bir başlangıcın sembolüdür. Yerel Japon inanışına göre Japon savaşçıları olan Samuraylar savaş esnasında, hayatlarının en verimli çağında olsalar bile bir sakura çiçeği gibi solmadan dökülüp gidebilirler. Bu öğreti ile Samuraylar her an ölüm ile burun buruna olduklarının bilincindedirler. Sakura Çiçeğinin bu kısa süren yaşamı aynı zamanda insan hayatı ile özdeşleştirilir. Diğer bir inanış ise Japon savaşçılarının ölürken tıpkı bir sakura çiçeği gibi aniden, hiç acı çekmeden ölecek olmalarıdır. İkinci Dünya savaşı sırasında Japon kamikaze pilotları da bu inanışın bir gereği olarak canlarını vermişlerdir. Ayrıca ölen her pilot Sakura çiçeği gibi yeniden doğacağına inanırmış. Yani bir anlamda reenkarnasyon ile yeniden başka bir vücutta dünyaya geleceğini düşünürmüş. Japonya için hem mistik hem de kutsal sayılan Sakura ağacı her yıl farklı etkinlik ve festivallerle karşılanmaktadır. Örneğin yılın bu döneminde TV kanalları hava durumu sunar gibi sakura çiçeklerinin son durumu hakkında bilgi vermektedir. Japon Kiraz Ağacı Sakura bitkisinin çiçek açtığı tarih mevsim şartlarına ve yükseltiye göre değişmektedir. Japonya'da her şehirde farklı zamanlara denk gelmektedir. Ülkemizde genellikle Mart sonu ve Nisan başı gibi bir aralıkta çiçek açmaktadır. \"Sakura Zensen\" olarak adlandırılan çiçek açma olayı ile aynı anda törenler, festivaller ve dini ritüeller başlamaktadır. Türkiye'de ise İstanbul'da bulunan Sakura Ağaçları Japonya'daki tarihlere yakın tarihlerde çiçek açmaktadır. Genelde Nisan ayının ilk haftası çiçek açan Japon Kirazları yılın bu döneminde görülmeye değer. Sakura, Japonca'da Kiraz Çiçeği anlamına gelmektedir. Aynı zamanda baharın gelişini müjdeleyen Sakura, Japon inancında önemli bir yere sahiptir. Bir Japon bitkisi olan Sakura Ağacı yapısı itibariyle nemi ve ılıman iklimlerde yaşayabilir. Bu nedenle Türkiye'de yaşayabilir. Örneklerine İstanbul'da 3 farklı Botanik Parkta rastlamak mümkündür. NGBB ve Baltalimanı Japon Bahçesinde Sakura Ağacının farklı birkaç türü bulunur. Ayrıca Emirgan Korusunda da bir kaç tane yaşlı Japon Kiraz Ağacı görebilirsiniz. Sakura çiçekleri tuzlanarak kurutulur ve üzerine sıcak su dökerek \"Sakura Cha\" yani Sakura Çayı olarak içilmektedir. \"Sakura Mochi\" adında pirinç tatlısına da ismini vermiştir. Hanami Bento adında yemek taşımak için bir çanta olarakta kullanılmaktadır. Gezi severlerin Sakura ile ilgili en çok merak ettiği konuları araştırdık. - Sakura aynı zamanda Japonya'da bir şehir ismidir. Tokyo yakınlarında bulunan Sakura şehrinin nüfusu yaklaşık olarak 200 Bin kişidir. - Sakura bir kadın ismi olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca Japonya'da oldukça rağbet gören bir isimdir. - Kutsal bir değere sahip olduğundan Sakura Ağacının tohumunu Japonya dışına çıkarılması izne tabidir. İyi niyet çerçevesinde sadece bir kaç ülkeye gönderilmiştir. Bu ülkelerin arasında Türkiye'de bulunmaktadır. - Atatürk Arboretumunda veya Belgrad Ormanında Sakura Ağaçları bulunmaz. İstanbul'da bulunan botanik parklarda Nisan ayının ilk haftasında neredeyse tüm sakura ağaçları açtı. 10 gün kadar görülebilecek olan Japon sakura çiçekleri için şu sıralar son günler diyebiliriz. Acele etmekte fayda var. Japon Sakura Ağacı koruma altında olduğu için üretme lisansı olmadan satın alamazsınız. Bu özel türdeki ağaç Japonya tarafından sadece belirli ülkelerde yetiştirilmesine izin verilmiştir. Türkiye'de bu ülkelerden biridir. Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ile görüşürseniz size ilk ağızdan en doğru bilgiyi vereceklerdir. Merhaba. Sakura bahçesine gitsem bana tohumunu yada fidesini satarlar mı? Sakaryada villa aldım bahçesine Japon sakurası dikmek istiyorum. Yardımcı olur musunuz yada yönlendirme. Ayşegül hanım İstanbul'da Mart sonu gibi çiçek açtı Sakura ağaçları. Hatta Nisan ayının ilk haftasında bile görülmeye değer bir Sakura manzarası vardı diyebilirim. Ancak Mayıs ayında Sakura çiçeklerini İstanbul'da görebileceğinizi düşünmüyorum. Gelecek yıl biraz daha erken tarihte gelebilirseniz Japon esintisini sizde görebilirsiniz. İstanbul dışından mayıs başı gibi geleceğim. sakura ağaçlarını görme şansım varmı sizce."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/lizbon", "text": "Avrupa kıtasının batıdaki en son ülkesi ve kaşifleriyle ünlü Portekiz'in başkenti Lizbon gezi rehberi. Ünlü Lizbon asansörü, Tejo nehri, Estadio de Luz Işık Stadyumu, Ulusal deniz müzesi, Kaşifler anıtı, Belem Tower, Salazar Köprüsü, Libertad Bulvarı, Deprem Anıtı ve Lizbon'un tarihi şehir merkezinde harika bir gezintiye çıkıyoruz. Avrupa kıtasının batıdaki son temsilcisi konumundaki Portekiz'in başkenti Lizbon'dayız. Şehir de Portekiz gibi oldukça büyük bir tarihi geçmişe sahip. Karadan tek komşusu, yine kendisi gibi bir Avrupa ülkesi olan İspanya. Akdeniz'den Fas ile yakın komşuluğu bulunuyor. Atlas okyanusunda bulunan Portekiz adalarını saymazsak, Lizbon, Portekiz ana karasının en batısında bulunan şehirdir. Avrupa anakarasının batıdaki en son şehridir. Atlas okyanusuna kıyıdaş olması nedeniyle tarih boyunca ünlü deniz keşiflerine ev sahipliği yapmış bir şehirdir. Bulunduğu konum itibariyle stratejik ve jeopolitik bir öneme sahiptir. Kendi içerisinde Paris Arrondissement bölgeleri gibi bölümlere ayrılmıştır şehir. Lizbon Gezi Rehberi içerisindeki yerleri gezerken bunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. - Arkeoloji Müzesi Museu Nacional de Arqueologia - Jeronimos Manastırı - Santa Maria de Belem Kilisesi - Pasteis de Belem since 1837 - Planetario Müzesi - Belem Tower - Kaşifler Anıtı - Salazar Köprüsü (25 Nisan Köprüsü) - Ponte Vasco de Gama Köprüsü - Sao Jorge Kalesi & Lizbon Katedrali - Ünlü Belem Pastanesi - Balıkçılar Pasajı Lizbon'da Gezilecek Yerler Listesinin ilk sırasında 16. yüzyılda Portekiz'de inşa edilen bu bina günümüzde arkeoloji müzesi olarak faaliyet göstermektedir. Girişler ücretli olup içeriye sadece belirli sayıda ziyaretçinin girişine müsaade ediliyor. Yani bu da sıra beklemek anlamına geliyor. Eğer biraz sabrınızı zorlayıp bekleyebilirseniz Portekiz tarihi ve hatta dünya denizcilik tarihine yakından göz atma fırsatını yakalayabilirsiniz. Ulusal Arkeoloji müzesinin hemen sağ tarafındaki bu tarihi bina ise Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan bir başyapıttır. Geç dönem gotik mimariye sahip olan Jeronimos manastırının her iki tarafında da kendisi gibi gotik tarzda inşa edilmiş taş bina bulunur. Mesela ön cepheden bakıldığında sol kısımda kalan Lizbon Ulusal Arkeoloji Müzesi ve manastırın sağ tarafında kalan bina ise \"Igreja Santa Maria de Belem\" yani Aziz Belem Kilisesini görebilirsiniz. Burada Luis Vas de Camois ve Vasco de Gama'nın lahit mezarı bulunuyor. Lahitlerden üzerinde Arp işareti olanın içerisinde, aynı zamanda kendisi bir edebiyatçı ve şair olan ünlü Luis Vas de Camois bulunmaktadır. Diğer lahitin üzerinde ise gemi sembolü bulunur. Bu da Vasco de Gama'nın mezarıdır. Üçlü yapının son üyesi olan Aziz Maria Kilisesi Lizbon gezilecek yerler listesinde ilk sıralarda kendine yer buluyor. Sonuç olarak Portekiz tarihine adeta ışık tutan bu üç tarihi yapıtı gezmenizi tavsiye ediyorum. Lizbon'un ünlü dünyaca ünlü pastasından tatmak isterseniz Santa Maria de Belem Kilisesinin sağ tarafında tramvayların son durağı bulunuyor. Tramvay istasyonunu geçince önünde kalabalık sıra olan pastane, Lizbon'daki en iyi Belem Tatlısını üreten pastanedir. Pasteis de Belem yazar tabelasında. Tarihi Belem pastasını 1837 yılından bu yana Lizbon'da en iyi yapan yer olarak bilinir. Siz mavi tentelerin altında uzayan sırayı dert etmeyin. Çünkü görevliler çok hızlı çalışıyor ve sıra da bu nedenle çok hızlı ilerliyor. Sıra hızla ilerliyor ve sonrasında bir anda Belem Pastanesinin içinde buluyorsunuz kendinizi. Portekiz çinileri ile süslü duvarlar ve geleneksel fırından çıkan çıtır çıtır Belem pastası. Mmm! harika bir kokusu ve tadı var. Belem pastası yada kimilerine göre Belem kekinin adet fiyatı 1.20 civarında. Lizbon'a geldiğinizde belem pastasını mutlaka tadın. Sonra pişman olabilirisiniz. Lizbon şehir gezisinde sıradaki durağımız \"Planetario Calouste Gulbenkian\" yani bi'nevi uçak müzesi aslında. Bu müzede en çok dikkat çeken bölüm 1917 yılında Portekiz'den Brezilya'ya uçakla giden ilk adam olan Sakadura Malkal'a ait planör tipi uçak maketidir. Dünyada Atlas okyanusunu uçakla geçen ilk kişi olarak tarihe geçmiştir. Bu uçuş toplam 21 gün sürmüş ve Dünyanın Okyanusu Uçakla Geçen İlk Uçuşu olarak tarih kitaplarında kendine yer edinmiştir. Sakura Malkal'a ait planör tipi uçağın bir maketi de Belem Tower'ın yakınlarında göreceksiniz. Orta çağ döneminde savunma amaçlı inşa edilmiş bir deniz gözetleme kulesi olan Belem Kulesi Lizbon'da gezilmesi gereken yerler listemizdeki önemli yerlerden birisidir. Yapımına 1505 yılında başlanan ve 10 yıl süren inşaat çalışmaları 1515 yılında bitirilerek kullanıma açılmıştır. 1755 yılında bir çok binanın yıkıldığı ve deyim yerindeyse taş üstünde taşın kalmadığı Büyük Portekiz Depreminden sonra bile ayakta kalmayı başararak günümüze kadar ulaşmıştır. Aslında Tejo nehrinin tam ortasında bulunan bir adacık üzerine inşa edilmiş olsa da büyük depremde Atlas okyanusunun suları nehrin içlerine kadar dolmuş ve bu bölgenin coğrafi şeklini değiştirmiştir. Atlas okyanusunun birleştiği bu haliç bölgesinde kıyıya çok yakın bulunan bir adacık üzerine inşa edilmiştir. Gözetleme amaçlı bulunan Belem Tower'ın üst katı teras yani çatısız tasarlanmıştır. Gotik mimari özellikleri taşıyor gibi görünse de aslında Manuelin tarzında yapılmıştır. Belem Tower'ın tarihi geçmişinden biraz konuşacak olursak; 1500'lü yıllarda yaşamış ve hayatını kaybetmiş ünlü denizler kaşifi Vasco de Gama'ya atfedilerek inşa edilmiş. Günümüzde Lizbon şehrinin tarihi ve kültürel sembollerinden birisi haline gelmiştir. Belem kulesine giriş ücreti 8.5 ve 12 yaş altı ücretsizdir. Belem bölgesinde bulunan Portekizce ismiyle Padrao dos Descobrimentos yani Kaşifler Anıtı, Belem Kulesine yürüme mesafesindedir. Tejo nehri kenarındaki sahil şeridi üzerinde yer alan kaşifler anıtı da mutlaka gezilmesi gereken yerlerden biridir. İnşasına 1940 yılında başlanan ve tüm Portekizli kaşiflerin anısına yaptırılan anıt, ünlü denizci Henrique'nin 500. yıldönümü olan 1960 yılında hizmete açılmıştır. Aslında İtalyan kökenli olmasına rağmen Portekiz çıkarlarına hizmet eden ünlü kaşif Amerigo Vespuci, aynı şekilde 1498'de Hindistanın keşfine imza atan Vasco de Gama, 1486'da Ümit burnunu keşfeden Bartolomeu Dias ve Magellan gibi bir çok Portekiz denizcisinin kabartma heykellerini görmek mümkün burada. Portekiz'in simgesi haline gelen ancak tarihte yıldızların konumlarından yön tayin etmeye yarayan halkalı usturlab ve horoskop küresini Lizbon kaşifler anıtının bulunduğu alanda görmek mümkün. Meryem El Usturlabi adındaki Emevili bir kadıntarafından denizlerde yıldızlarla yön tayin etmeye yarayan \"düzlem usturlabı\" keşfetmiştir. Dev ölçülerdeki kaşifler anıtının orta kısmındaki beton blokta büyük bir haç sembolü bulunmaktadır. Daha sonralı ileri bir versiyonu olan horoskop küresini kullanarak Japonya'ya kadar denizde seyahat ettikleri rivayet edilmektedir. Anıtın bulunduğu bu büyük alanda hemen yerde karo taşlarından yapılan dünya haritası bulunuyor. Bu bölümde herkes kendi ülkesinin üzerinde durarak fotoğraf çekiliyor. Amerika'nın Sanfrancisco eyaletinde bulunan kırmızı köprünün neredeyse bire bir kopyası Lizbon Tejo nehrinin iki yakasını birbirine bağlıyor. Bu köprü ile Belem ve Almada bölgelerini birbirine bağlanmaktadır. Portekizlilerin 25 Nisan 1971'de yaptıkları halk devrimi ile diktatörlükle yönetilen Portekiz devletini demokratik yeni sisteme kavuşturmuşlardır. İşte bu dönemin diktatörü Salazar'ın adı verilen bu köprüye devrim sonrası 25 Nisan Köprüsü adı verilmiştir. Salazar köprüsünün altında Brezilya bulvarı ve banliyö tren hattı geçmektedir. 3 payanda üzerinde desteklenen bir asma köprüdür. Lizbon'da Tejo nehri üzerinde biri eski diğeri yeni toplam iki köprü bulunuyor. Eski ve kısa olanın ismi Salazar yani 25 Nisan köprüsüdür. Bir de yeni ve daha uzun olan Ponte Vasco de Gama köprüsü bulunmaktadır. Vasco de Gama köprüsü yaklaşık 17 km ile dünyanın en uzun köprüsü ünvanını elinde bulundurmaktadır. Kısmen asma köprü şeklinde inşa edilmiş olsa da payandalar üzerinde durmaktadır. Lizbon'da konaklama yaptığımız otelin penceresinden çektiğim bu fotoğrafta Vasco de Gama köprüsünü görebilirsiniz. Tıpkı İstanbul gibi Yedi tepesi bulunan şehrin hakim tepelerinden birinde bulunan tarihi kale de yine görmeye değer yerlerden. Eğer kalenin içine girme fırsatı bulursanız en üst kısmına çıkın ve doyumsuz Lizbon manzarasına bırakın kendiniz. Nostaljik Lizbon Tramvay ile Lizbon kalesine gotik sokakların mükemmel manzarası eşliğinde ulaşabilirsiniz. Lizbon şehri de bir çok Avrupa şehri gibi tarihi ve modern olmak üzere iki farklı bölgeden oluşmaktadır. Şimdilerde daha çok tarihi çarşı, bulvar, bina, ve heykelleriyle ön plana çıkan kent merkezinde unutulmayacak bir gezintiye çıkıyoruz. - Libertad Bulvarı - Lizbon Santa Justa Asansörü - Marques de Pombal Deprem Anıtı - Nostaljik Lizbon Sarı Tramvayı (28 Nolu Tramvay Hattı) - Alfama Mahallesi - VII. Eduardo Parkı - Rossio Tren İstasyonu ve Rossio Meydanı - Ticaret Meydanı - Agusta Caddesi Lizbon'un en önemli caddelerinden birisi olan ve özgürlük anlamına gelen Libertad Bulvarıdır. Bir açıdan bu cadde üzerinde tıpkı Paris Champ Elysees bulvarı gibi ünlü markaların mağazaları bulunmaktadır. Aynı zamanda bu bölgede metro istasyonları ve tramway duraklarıda bulunmaktadır. Libertad Bulvarının Portekizliler için büyük anlamı vardır. Çünkü yakın zamada 1970'lerdeki halk devrimi, burada yani Libertad Bulvarında askerlerin tüfeklerine halkın karanfil takmasıyla kansız bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu nedenle devrimin adı da Karanfil Devrimi olarak tarihe geçmiştir. Öyleki Portekiz'in milli bayrağında bile sembol olarak kullanılmıştır. Libertad Bulvarının üzerinde bulunan ve depremde hayatını kaybedenlerin anısına yaptırılan \"Markes de Pombal Anıtı\" veya diğer adıyla \"Ulusal Deprem Anıtı\" bulunmaktadır. Deprem anıtının bulunduğu meydana ise İngiliz kralı 7. Eduardo ismi verilmiştir. Lizbon şehrinin bir simgesi haline gelen 28 Numaralı tramvay hattı ile kent merkezini baştan başa gezmek mümkün. Bu tramvay hattının en güzel yanı nostaljik Lizbon mahalle ve caddelerinden geçiyor olmasıdır. Sarı renkli nostaljik tramvay son yıllarda Lizbon'un sembolik unsurlarından birisi haline gelmiştir. Özellikle Fado kültürünü merak edenler için kesinlikle tavsiye ederim. Hediyelik eşya mağazalarında sarı tramvay süslerinden bolca göreceksiniz. Portekiz'de tramvaya \"elektriko\" deniyor. Bu nedenle Lizbon'da tramvay durak ve istasyonlarını sorarken elektriko kelimesini kullanmaya dikkat edin. Hazır nostaljik tramvaydan konu açılmışken Portekizce'de tramvaya neden \"Elektriko\" dediklerini biliyor musunuz? Tarihte Portekiz'e ilk tramvay setini getiren İngiliz şirketi Electrico olduğu için halk arasında tramvaya da bu isim verilmiştir. Sırasıyla Graça, Alfama, Baixa ve Bairro Alto semtlerinden geçerek yolcularına harika bir nostaljik Lizbon turu yaptıran sarı tramvaylara binmeden Türkiye'ye dönmeyi aklınızın ucundan bile geçirmeyin. 20. yüzyıl neogotik dönem mimari şaheserlerden biridir. Diğer bir adı da Carmo Lift olan ünlü Lizbon Asansörü, Fransız kökenli ancak Portekiz'de yaşayan bir mimar tarafından tasarlanmıştır. Günümüzde turistlerin yoğun olarak ziyaret etiği yerlerden birisi olan De Santa Justa Asansörü Lizbon Gezilecek Yerler listesinde kendisine yer bulmuştur. 1800'lü yılların sonuna doğru elektriğin icat edilmesi ile birlikte Portekiz Krallığı, Afrika'da bulunan sömürgelerinden getirdiği petrol ve kömürü termik santrallerinde yakarak elektrik üretebiliyordu. O çağlardan günümüze elektriğin gelişimsel döngüsünü sembolize eden Lizbon Elektrik Müzesi ilgimi çeken yerlerden biri oldu. Eğer yeterince vaktiniz varsa, Tejo nehri kıyısında bulunan tarihi Alfama Mahallesine uğramanızı tavsiye ederim. Büyük Lizbon depreminden minimal seviyede etkilenen Alfama Town ve tarihi sokakları gezerken bambaşka bir ruh haline bürünmüş evleri göreceksiniz. Portekiz'in geleneksel müziği Fado'nun vatanıdır burası aynı zamanda. Tercihen akşam saatlerinde gezmenizi ve Fado kültürüne yakından göz atmanızı tavsiye ederim. Lizbon tarihi şehir merkezinin neredeyse tamamı parlak kalker taşlarla kaplıdır. Kalker taşının özelliği ise kullanıldıkça yani üzerinde yürüdükçe parlaklığının daha da artıyor olmasıdır. Bu nedenle insanların yoğun ziyaret ettiği yerlerdeki kalker taşları diğerlerine oranla çok daha parlak görünmektedir. - Berardo Çağdaş Sanat Galerisi - Calouste Gulbenkian Müzesi - Lizbon Antika Müzesi - Azulejo Seramik Müzesi - Elektrik Müzesi Özellikle Belem bölgesinde müze ve sanatsal mekanlara yoğunlukla rastlanıyor. Berardo Çağdaş Sanat Galerisi, Calouste Gulbenkian Müzesi, Lizbon Antika Müzesi, Azelujo Seramik Müzesi ise sanatsever ziyaretçilerini ağırlıyor Lizbon'da. Lizbon'un yakın tarihine baktığımızda en önemli olaylardan biri olan ve 1755 yılında gerçekleşerek yaklaşık 6 dakika süren depremin yıkıcı etkisi olacaktır. Dünya deprem tarihinde bundan daha uzun süren başka bir deprem bilinmiyor. 1 Kasım 1755'te sabah saatlerinde gerçekleşen ve Richter ölçeğine göre 8.5 9.0 arasında olduğu tahmin edilen deprem nedeniyle Lizbon ve çevresinde deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmamıştır. 100 bine yakın insan hayatını kaybetmiş ve oluşan tsunamiler Fas ve İngiltere kıyılarına kadar ulaşmıştır. Başta tarihi yapılar olmak üzere bir çok bina yerle bir olmuş, Tejo nehrinin okyanusa döküldüğü bölgede oluşan çökmeler sonucu okyanus suyu bu bölgeye dolmuştur. Hatta bu sebeple bir haliç oluşmuştur. Lizbon'un neredeyse tamamının yok olduğu depremin ardından başlayan planlı mimari yapılaşma ile bugünkü Baixa bölgesi denilen yer oluşmuştur. Bu bölge Lizbon'un şehir merkezini oluşturmaktadır. Ünlü Rossio ve Ticaret meydanı bu bölgede yer almaktadır. Depreme Lizbon'da yakalanan dönemin Portekiz Kralı yaşadığı korkudan mı bilinmez, klostrofobiye kapılır ve ölümüne kadar bir daha hiçbir nedenle Lizbon şehrine ayak basmamıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğunun egemenliğinde yaşayan Lizbon daha sonraki tarihlerde ise Arap kültürü ile harmanlanmış Endülüs İmparatorluğu döneminde ise önemli buluşlara ve gelişmelere sahne olmuştur. Coğrafi keşifler ile Orta Çağın bitimine yakın Batı Avrupa'nın ekonomik açıdan ticaret üssü haline gelmiştir. Tarihi Lizbon depreminin doğada oluşturduğu yıkımı uydu görüntülerinden hatta uçaktan aşağı baktığınızda bile görebilirsiniz. Lizbon şehri tarihin en yıkıcı depreminden sonra yenilenme sürecine girmiştir. Evlerinin dış cephe renkleri farklı olsada neredeyse tümünün mimarisi aynıdır. Ev sahibi zengin ise çinili ve seramikli dış cephesi bulunur. Fakir veya orta sınıfların evleri ise genellikle farklı renklerde boya ile kaplıdır. Kralın yardımcısı ve aynı zamanda bir mimar olan Marques de Pombal şehrin yeniden inşasında büyük rol oynamıştır. Fransa için Hausmann, İspanya için Gaudi ne anlama geliyor ise Lizbon için Marques de Pombal'da odur. Tarihi boyunca Roma ve Endülüs gibi iki büyük medeniyete ev sahipliği yapmış olan Lizbon, mimari açıdan Roma, Barok, Manuelin Tarzı ve Endülüs mimarisinin başyapıtlarını barındırmaktadır. Şehrin doğal yapısı itibariyle tepelerden oluşuyor olması hep akıllara İstanbul ile olan benzerliklerini getiriyor. Bu nedenledir ki Lizbon'un bir çok semt ve mahallesi çoğu zaman İstanbul'daki mahalle ve semtlere benzetilir. Sanki Beyoğlu, Balat semtini andırıyor cadde, sokak ve binalarıyla. Hatta çok ilginçtir tıpkı İstanbul gibi Lizbon'da yedi tepe üzerine inşa edilmiş tarihi bir şehirdir. Lizbon'un dünyaca ünlü iki futbol takımı var. Zaten bir çoğumuzun bildiği takımlar bunlar. Birincisi Benfica, diğeri ise Sporting Lisbon. Benfica takımına ait stadyumun ismi Estadio de Luz. Rıdvan Dilmen'in anlatımıyla yaşanmış bir olayı paylaşmak istiyorum yeri gelmişken. Benfica futbol takımının simgesi aynı Beşiktaş gibi bir kartaldır ve bu kartal Benfica'nın her karşılaşma öncesi Işık Stadyumuna saldığı ve bu şekilde bir totem yaptıkları bilinir. Yıllar önce Beşiktaş futbol takımı İstanbul İnönü Stadyumunda oynayacağı bir derbi maçı öncesinde bu kartalı özel olarak bakıcısı ile birlikte ülkemize getirtilir. Maçtan birkaç gün önce alıştırma için İnönü stadyumunun trübünlerinde kartal uçurulur ve hayvanın alışması sağlanır. Kartal aynı Lizbon'daki stadyumda olduğu gibi tüm stadyumu turlar. Ancak müsabaka günü geldiğinde tıklım tıklım dolar stadyum ve kartal serbest bırakılır bırakılmaz İnönü stadyumunun dışındaki seyyar köftecilerin olduğu yere uçar. Beşiktaşın kartal totemi böylece başarısızlıkla sonuçlanır. Lizbon'a geldik panoramik turda ve şehir merkezinde kilometrelerce yer gezdik -e acıktık ama. Avrupa Ekonomik Teşkilatının en fakir ülkesi olsa bile hiç endişe etmeyin Portekiz'in başkenti Lizbon'da aç kalmazsınız. Balık menüleri oldukça zengin. Bizdeki Çupra ve Levrek balıklarını burada rahatlıkla bulabilmek mümkün. Ancak okyanusta avlandıkları için haliyle tatları bizdekinden biraz daha farklı. Morina balığı olarak bilinen, Kurutulmuş balık 1-2 yıl sonra pişirilerek servis edilir. Kurutulmuş balığa \"Lakaragau\" denilmektedir. Ağırlıklı olarak levrek ve çupra türünde balıklar servis ediliyor. Ancak okyanusta avlandığı için tatları biraz farklılık gösterebiliyor. Fiyat olarak uygun menü seçenekleri oldukça iyi. Lizbon, Sardalya'nın ana vatanı olarak bilinir. Hatta simgeleşmiş bir kültürüdür. Portekiz'de sardalya balığı iç organları ile birlikte pişirilir. Bu nedenle siz siz olun sardalya yerken iç organlarını temizlemeden yemeyin. Balığın yanında meşhur Porto Şarabı ile tatlı olarak da Belem Pastası harika bir menü olur. Sulu pilavları ve Kaplan Karidesinin tadına bakmayı da unutmayın. Atıştırmalık olarak canlı istiridye ve ölü istiridye deneyebilirsiniz. Portekizce'de Mort, ölü anlamına geliyor. Belem tatlısının dışında el yapımı dondurmanın da tadına bakmanızı öneririm. Roma dondurması kadar olmasa bile gayet güzel bir tadı var. Lizbon için hem yenilebilecek hem de hediye olarak alınabilecek bir kaç yöresel üründe bulunmaktadır. Bunlardan size tavsiye edebileceklerim Zeytin yağı, marmelat ve reçelleri olacaktır. İkisi de kesinlikle harika lezzete sahip. Avrupa Ekonomik Teşkilatının yani Avrupa Bilirliğinin en yoksul ülkesi Portekiz'in başkentinde hediyelik eşya almak ve alışveriş yapmak için Belem pastasını yediğiniz Pasteis de Belem adlı pastanenin hemen karşısında çok sayıda Lizbon gift shop göreceksiniz. Lizbon ile özdeşleşmiş geleneksel Horoz şeklindeki çini ve biblolar, meşe mantarından yapılan süs eşyaları, sarı tramvay maketleri ve magnetlerin hemen her çeşidini rahatlıkla bulabilirsiniz. Sonuç olarak Lizbon'u sokak sokak arşınlamak için 1-2 gün yetmeyebiliyor. Kişisel tavsiyem en az 3 tam gününüzü sadece Lizbon'da gezi için ayırmanız yönünde olacaktır. Bu üç günden sadece birinde gezi blogları ve gezi sitelerine aldırış etmeyin. Çıkın bilinen rotaların dışına ve yeni yerler keşfetmeye çalışın. Girin tarihi Lizbon sokaklarına ve kaybolun. En güzel gezi anıları hep kaybolarak gezilen zamanlarda yaşanır. Kendim bizzat tecrübe ettim. Sizlere de Lizbon'da kaybolmayı öneririm. Dünya haritasını açıp baktığınızda Avrupa kıtasının sol alt tarafında bulunan bir Portekiz şehridir. Türkiye'den kara yolu ve deniz yolu ile de gidilebilir ancak en hızlı ulaşım şekli hava yoludur hiç kuşkusuz. İstanbul'dan her gün sezon durumuna göre THY 1 veya 2 uçuş gerçekleştiriyor Lizbon'a. Yaz sezonunda Porto uçuşları da bulunuyor. Genel olarak Portekiz'in ekonomik durumu diğer Avrupa ülkelerinden oldukça geridedir. Bu nedenle yurt dışında çalışma açısından pek tercih edilen bir ülke değildir. Başkent Lizbon'da aynı ülkeyle aynı kaderi paylaşmaktadır. Refah düzeni ve yaşam şartları açısından Turizm gelirleri nedeniyle belki diğer şehirlerden bir tık daha yukarıdadır. Ancak yinede iş olanakları ve maaşlar yeterli düzeyde değildir. Balık ve diğer su ürünlerinin baskın olduğu bir mutfağa sahiptir. Türkiye ile kıyasladığınızda balık yemeklerinin fiyatları oldukça caziptir. Sardalya, Levrek ve Morin balıkları deniz yemeklerinin en önemlileridir. Tarihi ve turistik bir yapıya sahip Lizbon'da oldukça fazla sayıda gezilecek yer bulunuyor. Özellikle büyük coğrafi keşifler ile ilgili tarihi mekanlar turistlerin gözdesi. Bunun yanı sıra St Justa Asansörü, Belem Tower ve Jeronimo Manastırı en çok gezilen yerlerdendir. Lizbon'da gezilecek yerlerin tam listesi."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/paris", "text": "Avrupa kıtasının en çok tercih edilen lokasyonlarından biridir Paris. Her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği \"Aşkın Başkentinde\" gezilecek en popüler yerleri merak ediyor musunuz? Duyguların tavan yaptığı Paris fotoğrafları ve videolar eşliğinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Rotamızı Avrupa'nın en romantik ve en tarihi şehrine çevirerek Paris'te gezilecek en popüler yerler listesi için kolları sıvadık. Göz alıcı Eyfel Kulesi, Louvre Müzesi, şehri çevreleyen Sen Nehri, Napolyon Anıt Mezarı, Ressamlar Tepesi ve Paris'te mutlaka gezmeniz gereken daha bir çok yeri gezdik ve Paris Şehir Rehberi formatındaki bu yazıyı kaleme aldık. Fransa'nın başkenti ve aynı zamanda Ile-de-France bölgesinin de merkezi olan Paris'e uçak, tren veya karayolu ile ulaşmak mümkün. Türkiye'den sadece Paris Turları veya Benelüks Avrupa Turları düzenleyen Tur şirketleri ile gelebileceğiniz gibi gidiş-dönüş uçak bileti ve bir otel rezervasyonu ile gelmekte mümkündür. - Eyfel Kulesi - Notre Dame Katedrali - Paris Louvre Müzesi Cam Piramit - Sen Nehri Kanal Turu - Ressamlar Tepesi - Sacre Coeur Bazilikası - Zafer Takı - Şanzelize Bulvarı Champs Elysees - Napolyon Anıt Mezarı Les Invalides - Concorde Meydanı ve Dikilitaş - Disneyland Tema Park Paris'in hemen kuzey doğusunda yer alan \"Charles De Gaulle Havalimanı\" dünyanın hemen her yerinden uçak ile gelmek isteyen ziyaretçilere açık. Paris havalimanı şehir merkezine yaklaşık 35-40 km uzaklıktadır. Dilerseniz bir taksi ile şehir merkezine gidebilir ya da her 8 dakikada bir düzenlenen \"Aeroport Charles-de-Gaulle 2 TGV\" tren hattı ile çok hızlı bir şekilde ulaşabilirsiniz. Bunun için Aeroport Charles-de-Gaulle 2 durağından binip Paris Kuzey Garında inmeniz yeterli olacaktır. Bilet bilgileri ve Paris Hızlı Treni TGV kalkış saatleri için SNCF sitesine mutlaka göz atın. Paris, dünyanın en eski metro ağına sahip olduğu için bu noktadan sonra istediğiniz yere metro ile geçiş yapabilirsiniz. Türkiye'den Paris'e gidenler için İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya'dan Türk Havayollarının direkt uçuşları mevcuttur. İstanbul'dan Paris'e her gün karşılıklı olarak 10 uçuş İstanbul Havalimanından ve 2 uçuşta Sabiha Gökçen Havalimanından olmak üzere toplam 12 uçuş düzenlenmektedir. Avrupa'nın herhangi bir ülkesinden tren kullanarak Paris'e ulaşmanız mümkündür. Fransa'nın, TGV adıyla bilinen hızlı treni dünyaca ünlüdür ve çevre ülkelerin tamamıyla entegre olarak çalışmaktadır. Bu nedenle tıpkı İspanya'da olduğu gibi ulusal tren ulaşımı sayesinde hem konforlu hem de güvenli bir şekilde ulaşabilirsiniz. Bunun için SNCF ve STIF internet bilet sayfalarını inceleyiniz. Kendi aracınız, kiralık araç veya otobüsle de Paris'e gitmek mümkündür. Fransa aynı zamanda otoyol ve otobanları ile hızlı bir ulaşım alt yapısına sahip bir ülkedir. Hatta şöyle bir ayrıntı da verebilirim. Avrupa'da sadece Fransa otoyollarında tuvalet ücretsizdir. Tuvalet ücreti Hollanda'da 1 , Almanya ve Belçika'da ise 0.50 civarındadır. Akaryakıt fiyatları ise Orta Avrupa Ülkelerinde hemen hemen birbiriyle aynıdır. Otoyolda ilerlerken bir çok Rüzgar Türbini ve Güneş Enerjisi Panelleri göreceksiniz. Fransa, Avrupa'nın en çok Nükleer Santraline sahip olsa da temiz enerjiyi sonuna kadar desteklemektedir. Ayrıca yolculuğunuz boyunca yola paralel giden ünlü Fransız Hızlı Treni TGV'leri de size yol boyunca eşlik edecektir. Paris'te gezilecek en popüler yerler listemize geçmeden önce Fransa tarihinde kısa bir yolculuk yapalım. Fransa'da Milattan Önceki dönemlerde yani Romalılar'ın Avrupa'ya hakim olduğu zamanlarda Fransa ve Paris civarında yaşayanlara Galyalılar adı veriliyordu. Bu bölgenin tarihi kahramanlarından Asterix ve Jül Sezar'dır. Jül Sezar ki Temmuz ayı, adını Jül Sezar'dan almıştır. Jül Sezar'ın diğer bir ismi olan Agustus ise Ağustos ayına adını vermiştir. Roma İmparatorluğunun ilk İmparatoru olan Jül Sezar Agustus aynı zamanda Şubat ayındaki 30. günü kaldıran tarihi bir karakter olarak bilinmektedir. Fransa'nın yakın tarihine baktığımızda oldukça çalkantılı evrelerden geçtiğini görüyoruz. Günümüz Fransa Devleti 5. Cumhuriyet ile yönetilmektedir. Bugünkü Fransa II. Dünya Savaşından sonra olgunlaşan Fransa'dır. Haussmann'ı bilmeden Paris'i anlamak ve gezmek olmaz. Baron Haussmann olarakta bilinen Georges-Eugene Haussmann, 1853'te bugünkü adıyla Paris olan Sein şehrine vali olarak atanmıştır. İhtişamlı binaların, köprülerin, katedrallerin ve diğer eserlerin bir çoğu III. Napolyon döneminde inşa edilmiştir. Günümüz Paris şehrinin fikir babası ve mimarı olan Haussmann, 3. Napolyon tarafından Sein şehrine Vali olarak görevlendirildikten sonra şehrin baştan aşağıya yenilenmesi için çok radikal kararlar almıştır. Neredeyse tamamını da hayata geçirerek günümüz Paris şehrinin mimari dehası ünvanını almıştır. Öyle ki Fransızlar Bay kelimesi yerine Haussmann adını kullanır. Benzin istasyonlarındaki erkekler tuvaletinin kapısında bile Haussmann yazıyor. Paris'i gezerken göreceğiniz ve \"vaaw\" diyeceğiniz kaldırım taşlarından sokak lambalarına, ihtişamlı tarihi binalardan Sein nehri üzerindeki taş köprülere kadar hemen her yerde Paris Valisi Baron Haussmann'ın imzasını göreceksiniz. Haussmann'ın tasarladığı eserler III. Napolyon döneminde yapıldığı için bu eserlerin üzerinde sırt sırta vermiş iki adet \"NN\" simgesi göreceksiniz. Haussmann, şehri geniş sokak ve caddelere bölerek daha şık ve yaşanılabilir bir şehir haline getirmiştir. Üstelik bunu yaparken kendi evi de dahil olmak üzere yaklaşık 15 bin adet eski bina ve yapıyı da yıktığı söylenir. Bugün uydu haritalarından baktığınızda Zafer Takı ve önündeki Etoil Meydanından simetrik şekilde çıkarak Şanzelize Bulvarı ve diğer caddelerle Paris'in derinliklerine ulaşan yollar Haussmann'ın eseridir. Bu mimari dehanın bir benzeri İspanya Barselona'da ünlü mimar Gaudi tarafından tasarlanmıştır. Barselona şehri de tıpkı Paris gibi simetrik cadde, bulvar ve sokaklardan oluşmaktadır. Haussmann, şehri yeniden imar ederken şehir merkezinde yer alan tüm mezarlıkları yerin 15-20 metre altına taşıyarak lahit mezar haline getirmiştir. Mezarlıkların yerine kamu binaları, metro istasyonları ve geniş bulvarlar tasarlamıştır. Paris'i bölgelere ayırarak 6 adet metro hattını tasarlamıştır. Haussmann, Paris'i yeniden şekillendirirken zengin burjuva sınıfını şehir içine hapsetmiş ancak işçi sınıfı ve daha alt fakir sınıfları ise şehir dışındaki kalabalık banliyölerde bir araya toplamıştır. Bundan dolayı her ne kadar eleştirilse de dünyada eşine rastlanır bir olay değildir Haussmann'ın mimari projeleri. Günümüzde bile Paris'teki gayrimenkul değerlerinin çok uçuk seviyelerde olmasının sebebi de aslında Haussmann'dır. Haussmann tarzında yapılan apartmanların genel mimari karakteristiğinde; kemerli mimari tasarımı hakimdir, mini balkonlar, dev şömineler, yüksek tavanlı odalar, süslü tavanlar ve yüksek pencereler domine özelliklerdir. Paris'i sil baştan yeniden tasarlayan adam Haussman'ın, Osmanlı Devleti tarafından İstanbul'a benzer bir çalışmayı yapması için davet edildiği ancak ekonomik yetersizlik nedeniyle projenin rafa kaldırıldığı bilinmektedir. Fransa'da aynı Almanya gibi Monarşik Yönetim Sistemi ile yönetilmektedir. Aynı zamanda Cumhuriyet ilkelerinide benimsemiştir. Hatta Laikliğin en katı halinin Fransa'da olduğu bilinir. Fransa'nın siyasi yönetimi Almanya ile benzer olsa da İdari Yönetim tarzı, Üniter Devlet yapısına sahiptir. Yani ülke eyaletlere değil yerel yönetimlere sahip şehirlere bölünmüştür. Şehirlerde kendi içerisinde Arrondissement denilen alt bölgelere bölünmüştür. Haussmann Paris'i bölerken, Notre Dame Katedralini merkeze alarak bir yay çizilmiş ve 20 farklı bölgeye ayırmıştır. Her bir bölgeye ise Arrondissement adı verilmiştir. Aynı zamanda Avrupa Birliğinin askeri olarak en güçlü üyesi olan Fransa Devletinin resmi dili Fransızca ve İngilizcedir. Ancak Fransızların konuşmakta olduğu İngilizceyi anlamak pek mümkün değil. Çünkü Fransızcanın baskın lehçesi, akıcı ve anlaşılır bir şekilde İngilizce konuşmalarına engel olmaktadır. Onlar sizi anlamıyor, Onlar size anlatamıyor. Siz Onları Anlamıyorsunuz. Bunun üzerine bir de Fransız milliyetçiliği eklendiğinde içinden çıkılmaz bir hal alıyor. İşte böyle bir çıkmaz. Neyse, şimdi Paris'te Gezilecek En Popüler Yerler Listemize geçelim. Paris denince birçok kişinin aklında ilk olarak Eiffel Kulesi canlanır. Bu nedenle \"Paris'te Gezilecek Yerlerin\" başında tabiki Eyfel Kulesi bulunuyor. Mazisi çok eskilere gitmese de bugün Paris ile Eyfel kulesi birebir özdeşleşmiştir. Bu demir kule, adeta Fransa'nın simgesi haline gelmiştir. ABD için Özgürlük Anıtı ne ise Fransa için de Eyfel kulesi aynı anlamı taşımaktadır. Zaten Özgürlük Heykeli, Amerikalılara Fransızlar tarafından hediye edilmişti. Yaklaşık 300 metre yüksekliğinde ve bağımsız 3 kattan oluşan Eyfel Kulesini bir kadının gözünden görmek ve yine onun kaleminden dinlemek lazım. Bu nedenle Pariste gezilecek popüler yerler listesinin ilk sırasında bulunan Eyfel kulesinin anlatımını değerli eşime bırakıyorum. Aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterli. Notre Dame Katedrali, sahip olduğu gotik mimarisi ve yıllara meydan okuyan tarihi dokusuyla Paris'in en önemli kültür miraslarından biridir. Şehirde bulunan en eski dini ibadethane olma özelliğini de elinde bulunduruyor. 2019 Nisan ayı içerisinde restorasyon çalışmaları sırasında talihsiz, büyük bir yangın sonucu büyük zarara uğramıştır. Notre Dame Katedralinde çıkan yangın yaklaşık 8.5 saat sonra kontrol altına alınarak söndürülebilmiştir. Orta çatı ve çan kulesi gibi bölümleri tamamen zarar gören katedralin doğu kısmı ve yan duvarları zarar görmediği için 5 yıl gibi bir süre içerisinde aslına uygun olarak tekrar restore edilerek Unesco Dünya Kültür Mirasına tekrar kazandırılacağı düşünülüyor. Sen nehrinin hemen kenarında bulunan Notre Dame Katedrali 850 yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir. Notre Dame Katedralleri ve Kilise örneklerini Avrupa'nın birçok şehrinde görmek mümkün. Hatta İstanbul'da bile bir kaç örneği var. Gotik tarzın en ihtişamlı yapıtlarından biri olan Notre Dame Katedralini hayallerimizdeki Paris'in ikinci sırasına ekliyor ve bir sonraki gezi noktamıza ilerliyoruz. Paris'te nereler gezilir listesinde üçüncü sırasında dünyaca ünlü Louvre Müzesi ve avlusunda bulunan Cam Piramit geliyor. Dünyanın en büyük kapalı alan müzesi olma özelliğini elinde bulunduran Paris Louvre Müzesi mutlaka gezilmesi gereken önemli yerlerden biridir. Üstelik en az 1 tam günü buraya ayırmanız gerekecektir. 1793 yılında inşa edilen Louvre Müzesi giriş ücreti ise kişi başı 17 . Sen nehrinin hemen kıyısında yer alan ünlü Louvre Müzesinde milattan önceki tarihlerden günümüze kadar bir çok tarihi önem taşıyan koleksiyon, resim ve parçalar sergilenmektedir. Pavilyonların arasında kalan geniş açık alanda ise fütüristik tarzda inşa edilmiş havuzlar ve cam piramitler içerisinde sergilenen eserler bulunmaktadır. Sen nehri yada Fransızca karşılığı olan Sein nehri, kollarıyla adeta bir yay gibi sarmaktadır. Bu nedenle şehir merkezinde irili ufaklı birçok köprü, tünel ve geçit bulunmaktadır. Yaklaşık 1-1.5 saat süren Sen Nehri Kanal Turuna mutlaka katılın. Paris'in görülmesi gereken yerlerinin tamamına yakınını kanal turu esnasında göreceksiniz. İngilizce, Fransızca ve Japonca dillerinde rehberlik hizmeti de kanal turu boyunca sağlanıyor. Kanal Turu boyunca göreceğiniz taş köprülerin büyük çoğunluğu yıkılan büyük Paris hapisanesinin taşları kullanılarak inşa edilmiştir. III. Napolyon döneminde inşa ettirilen köprüler kemer yapının izlerini taşırken Sanayi Devrimi sonrasında yani 1800'lü yıllarda yapılan köprüler Modern Çağ mimarisinin çizgilerini taşımaktadır. Paris Kanal Turu esnasında köprülerin ve tarihi binaların üzerindeki kabartma harflere dikkatlice bakın. - NN simgesi III. Napolyon Dönemini işaret eder. - RF harfleri ise bu yapının Cumhuriyet döneminde inşa edildiğini gösterir. - LL sembolü ise İmparator II. Loui Dönemini simgeler. Şehrin 18. bölümünde (Arrondissement 18) yer alan ve kentin en yüksek rakıma sahip tepesidir. Eyfel kulesinden bile rahatlıkla görülebilen, ressamları ve çağdaş sokak sanatlarıyla ünlü mahallesine gidiyoruz. Montmartre Ressamlar Tepesine raylı asansör ile veya merdivenlerle çıkılabiliyor. Ressamlar tepesinde bulunan sanatçılar parkındaki ressamlara kara kalem yada yağlı boya resimlerinizi yaptırabilirsiniz. Ressamlar tepesinde kendi resminizi yaptırmanın fiyatı 50 ile 200 arasında değişiyor. Ressamlar tepesinin bulunduğu bölgede balık çorbası ve midye en ünlü yiyeceklerdendir. Ayrıca Paris ile ilgili hediyelik eşyaları en uygun fiyata yine burada satın alabilirsiniz. Kendine özgü Waffle ve sıcak çikolatadan da tatmanızı öneririm. 1914 yılında yeniden restore edilen, Roma ve Bizans mimarisinin çizgilerini taşıyan, ünlü Fransız mimar Paul Abadie tarafından tasarlanan Sacre Coeur Bazilikası. Paris'te Notre Dame Katedralinden sonra en çok ziyaret edilen dini ibadethanedir. Hristiyanlar için önemli bir mabeddir. Sacre Coeur Bazilikası, Ressamlar tepesi olarak bilinen Montmartre mahallesinde bulunur. Hemen yanında 17. yüzyıl öncesinde hapisane olarak kullanılan taş bina bulunur. Sacre Coeur Bazilikasını diğer Bazilika ve Hristiyan ibadethanelerden ayıran önemli bir özelliğe sahiptir. Hristiyan inancında yer alan \"Baba-Oğul-Kutsal ruh\" üçlemesinde Baba yani Tanrının resmedilmiş tek dini mabed olmasıdır. Üstteki resimde tasvirlemeyi görebilirsiniz. Bazilikanın içerisinde bulunan kubbe üzerinde Oğul Kutsal Ruh Baba figürleri yaldızlı bir şekilde yer almaktadır. Hristiyan geleneklerine göre kilise, katedral veya bazilikalarda Tanrının resminin bulunması pek alışılageldik bir olay değildir. Bu nedenle Tanrı resmi dünyada sadece bu bazilikada bulunmaktadır. Zafer Takı, ünlü Şanzelize bulvarının batı ucunda Charles De Gaulle meydanında bulunmaktadır. Paris 8. Arondismanda yer alır. Zafer Takının çevresinde bulunan dairesel yol ve bu yollardan eşit şekilde ayrılarak caddelere açılan kavşak noktaları vardır. İşte bu kısım Etual Kavşağı yani Fransızca deyimiyle Etoile Meydanı olarak bilinir. Fransa'da araç trafiğinin en yoğun olduğu yerdir. Tarihi dokuyu bozmamak adına Trafik sinyalizasyon sistemi kurulamadığından çok sık trafik kazası meydana gelmektedir. Hatta bir çok kasko ve sigorta şirketi buradaki kazalarda oluşan maddi hasarı ödemeyi taahhüt etmez. Eğer Paris'te çekilmiş bir sinema filmini izliyorsanız kesinlikle Eyfel Kulesinden sonra göreceğiniz ilk sahne Etoile Meydanı ve Zafer Takı olacaktır. 2. Dünya Savaşında Adolf Hitler'in Fransa'yı işgal ettiğinde ordularıyla birlikte resim çekildiği yerlerden biridir. Paris'in en güzel caddesi Şanzelize Bulvarıdır. Fransızların kendi aralarında Champs Elysees caddesi için \"Dünyanın En Güzel Bulvarı\" dediğini biliyor muydunuz? Hem gündüz hemde gece Şanzelize caddesini görme imkanımız oldu. Bir takım kaldırım ve yayalaştırma adına yapılan inşaatlar olsa da genel olarak gerçekten göz alıcı bir bulvar. Hem araçların kullandığı yol hemde iki taraflı yaya kaldırımı çok geniş olan ve bu nedenle dünyada eşine az rastlanır bir bulvardır. Şanzelize caddesi boyunca yolun iki tarafına sıralı bir şekilde dikilmiş ağaçların boyları bile bire bir eşit. Baron Hausmann'ın dehası olan tam bir simetrik mimari yatıyor aslında. Champs Elysees Bulvarı, Zafer Takından başlar ve Concorde Meydanında son bulur. Paris'in gözlere hitap eden en güzel caddesi hiç şüphesi Şanzelizedir. Charles De Gaulle Meydanından aşağı doğru Şanzelize bulvarının sağ tarafından indik ve bulvarın karşı tarafından da geriye döndük. Caddenin genel olarak aşağı inerken ki sağ tarafında eğlence mekanları, restoran, otel ve cafeler bulunuyorken karşı tarafta dünyaca ünlü markaların göz kamaştıran mağazaları bulunuyor. Şanzelize caddesinde mağazası bulunan bazı markalar şunlar: Loreal, H&M, Zara, Lacoste, Mc Donalds, Nike, Adidas, GAP, Rolex ve QuickSilver başlıcaları. Buradaki mağazalardan ünlü markaların parfümlerini, yeni sezon elbise ve ayakkabıları, Loreal Maskara gibi makyaj malzemelerini satın alabilirsiniz. Ayrıca Türk Havayolları THY'nin de Şanzelize Bulvarı 102 numarada bir bilet satış ve koordinasyon ofisi var. Üstelik hemen binanın girişinde bulunan dev ekrandan bulvarda yürüyen insanlara dalgalanan bayrağımız eşliğinde Türkiye tanıtım belgeseli izletiliyor. Dünyaca ünlü Lido Kabare Şov adlı Opera, Dans ve Bale Gösteri Merkezide Şanzelize Bulvarı üzerinde gezilebilecek sanatsal mekanlardan. III. Napolyon'un mezarınında içerisinde bulunduğu Askeri ve Tarihi önemi bulunan bir anıttır. Eyfel kulesinden baktığınızda altın yaldızlı kubbesini görebilirsiniz. Etrafı su kanalları ile çevrilidir. Ancak günümüzde bu kanallarda su bulunmaz. XIV Louis'nin 17. yüzyılda yaptırdığı Les Invalides Anıt Mezarında, Fransız Monarşisi için canını veren Askeri komutanlar, Devlet Başkanları ve Fransız kahramanların mezarları bu anıt içerisindeki lahitlerde bulunur. Mustafa Kemal Atatürk'ün naaşının bulunduğu Anıtkabir tasarlanırken Les Invalides Anıt Mezarından ilham alındığı söylenir. Anıtkabire yürürken Aslanlı Yol olarak bilinen yoldaki karo taşları o kadar çok girintilidir ki ayaklarınıza bakmadan yürümek neredeyse imkansızdır. Bu sayede Atanın huzuruna çıkarken herkes başını öne eğmiş şekilde bir saygı pozisyonu alır. Sonuçta Atatürk'e duyulan saygı simgelenmiş olur. Bu karo taşlarının benzerleri aynı maksatla Les Invalides Anıt Mezarında da bulunmaktadır. Paris'in 8. Arondismanında bulunan ve şehrin en geniş alanlarından biridir. Zafer Takından aşağı inen Şanzelize Bulvarının bittiği yerde \"Place De La Concorde\" yani Concorde Meydanı başlar. Buradan Zafer Takı ve Eyfel Kulesini ve Louvre Müzesini görmek mümkündür. Sırtınızı Şanzelize bulvarına döndüğünüzde Dünyaca Ünlü Louvre Müzesinin Batı Girişi tam karşınızda kalacaktır. Ayrıca Concorde Meydanının tam ortasında bir adet Dikili Taş bulunur. Fransız İhtilali sırasında giyotinler ve idam sehpaları bu alanda kurulmuş, aydınlanmaya karşı gelen Fransızlar burada idam edilmiştir. Ancak yaklaşık 50 yıl sonra Paris Concorde Meydanının böyle kötü bir olay ile anılmaması için bir tapınaktan 20 metre uzunluğunda dikilitaş getirilerek buraya dikilmiştir. Sonrasında ise meydanın muhtelif bölgelerine fıskiyeler, havuzlar, çeşmeler ve ünlü Fransızların heykelleri konulmuştur. Paris'te gidilecek yerler listesinde son durağımız Disneyland. Sadece küçük yaştaki ziyaretçiler için değil büyükler için de macera dolu ve sizi çocukluğunuza götürecek Disneyland Paris gezisinden de bahsederek yazımızı sonlandıralım. Asıl adı Euro Disney Resort olan Disneyland, Paris'in doğu bölümünde Marne La Valle'de bulunuyor. Eğlenceye doyamayacağınız Disneyland'a şehir merkezinden Metro kullanarak gelebileceğiniz gibi düzenlenen Disneyland tur servisleriyle de gelebilirsiniz. Disneyland 1992 yılında dünyanın üçüncü Disneyland Eğlence Merkezi olarak açılmıştır. İlki Amerika California'da bulunan Disneyland'ın ikincisi ise Japonya'nın başkenti Tokyo'da açılmıştır. Tokyo'dan sonra da Paris Disneyland Tema Park hizmete girmiştir. Disneyland biletlerini gişelerden satın alabileceğiniz gibi online olarak internette https://www. disneylandparis. com/en-us/ adlı site üzerinden de kredi kartınız ile güvenli alışveriş yöntemleri kullanarak satın alabilirsiniz. Disneyland Biletleri ise günlük giriş, farklı günlerde giriş, FastPass beklemeden giriş, Shuttle dahil giriş veya Disneyland anlaşmalı otellerde kalan ziyaretçiler için giriş şeklinde satıldığından fiyatlar değişkenlik gösteriyor. Disneyland Bilet Ücretleri yetişkinler için 105$ ve 3-11 yaş çocuklar için 96$'dan satışa sunuluyor. Paris'te gezilecek en popüler yerler listesinin sonuna geldik. Ancak burası yazdıklarımızdan ibaret değil. Bu listedeki yerleri gezdikten sonra Haussmann dehası Paris sokaklarına girip kaybolun. Çünkü bir şehri en iyi keşfetme yöntemi o şehirde kaybolmaktır. Size katılmamak elde değil. İnsan Paris'te 3 gün boyunca gezse 5gün istiyor. 5gün gezse 10 gün istiyor. Yetmiyor zaman maalesef. Bu nedenle Paris'te gezilecek yerler listesi önemli hale geliyor. Kısa zamanda dolu dolu Paris'i gezmek isteyenler için reçete gibi. Geçtiğimiz yıl rüya gibi bir Paris turu yaptık. 5 gün yetmedi bu sene tekrar gidip 10 gün kalıp gezmediğim yerleri de gezicem. Yazdığınız mutlaka Paris'te gezilmesi gereken yerler listesini bire bir gezmeyi düşünüyorum. Geçtiğimiz yıl rüya gibi bir Paris turu yaptık. 5 gün yetmedi bu sene tekrar gidip 10 gün kalıp gezmesinin yerleri de gezicem. Yazdığınız mutlaka Paris'te gezilmesi gereken yerler listesini bire bir gezmeyi düşünüyorum."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/safranbolu", "text": "Adını, Safran adlı bitkiden alan Safranbolu için hazırladığımız Gezi Rehberi. Dünya Kültür Mirası olan ve Unesco tarafından koruma altına alınmış olan tarihi Safranbolu Evleri, Cinci Han, Cinci Hamamı, Safranbolu Kanyonu, İzzetpaşa Camisi, İncekaya Su Kemeri ve Büyük Safranbolu Çarşısı tarihi katmanı oluşturmaktadır. Bunun yanısıra Safranbolu'nun günümüz modern gezilecek yerleri de bulunuyor. Cam Teras, Dereköy Değirmeni, Kahve Müzesi ve Safranbolu Zipline gibi yeni mekanlar da Safranbolu'ya ayrı bir hava katıyor. Neredeyse el değmemiş haliyle tarihten günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş Safranbolu Evleri ile zihinlerde yerini alan Safranbolu Gezi Rehberi. Yüzyıllar boyunca atalarımızdan bizlere miras kalan bu harika yeri gezip görmenizi mutlaka tavsiye ederiz. Safranbolu'da Gezilecek Yerler Listesi oluşturup sonra vakit kaybetmeden gezmeye başlayalım. Yerli ve yabancı onbinlerce ziyaretçinin her sezon uğrak yeridir Safranbolu. İstanbul ve Ankara'ya kadar havayolu ve sonrasında ise karayolu ile ulaşabilirsiniz. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına 4 saat ve Ankara Esenboğa Havalimanına ise yaklaşık 3 saat mesafededir. Batı Karadeniz bölgesinde yer alan Karabük şehrimize çok yakın bir konumdadır. Safranbolu gezisinden vakit kalırsa Karabük'ü de mutlaka gezmenizi tavsiye ederiz. Kendinize ait bir araç var ise alttaki bağlantıya tıklayarak navigasyon yardımıyla rahat bir şekilde gidebilirsiniz. Eğer aracınız yok ise İstanbul ve Ankara Şehirler Arası Otobüs Terminallerinden Karabük yönüne giden otobüslerden bilet alarak ulaşabilirsiniz. Neredeyse her yarım saatte bir otobüs hareket ediyor. Karabük'te indiğinizde seyahat ettiğiniz Otobüs Firmasının servisi sizi Safranbolu merkezine kadar ücretsiz götürüyor. Bu seçeneklerin dışında bir ulaşım yöntemi daha var. O da Günübirlik veya konaklamalı düzenlen Safranbolu Turları. İstanbul veya Ankara kalkışlı Safranbolu rotaları ile gidilebilir. Eğer ilk kez gidecekseniz bir tur organizasyonu ile gitmek en doğru yol olacaktır. - Safranbolu Evleri - Cinci Han - Cinci Hamamı - Eski Safranbolu Çarşısı - Kristal Cam Teras - Tokatlı Kanyonu - İncekaya Su Kemeri - Safranbolu Saat Kulesi - Bulak Mencilis Mağarası - Hıdırlık Tepesi - Safranbolu Kent Müzesi - Kahve Müzesi - Lokum ve Safran Müzesi - Dericiler Çarşısı - Kaymakamlar Evi - Dereköy Değirmen Evi - Saraçoğlu Kahve Evi - İzzetpaşa Cami - Safranbolu Zipline - Safranbolu Kent Ormanı Hem Türkiye'de hem de yurt dışında geniş bir kitle tarafından bilinen Safranbolu Evleri bu gezi de ana temayı oluşturuyor. Aynı zamanda 1994 yılında Unesco Dünya Mirası listesinde kendisine yer bulan tarihi Safranbolu Konakları ilçe merkezinde yoğunlukla bulunmaktadır. Aslında daha önce Beypazarı ve hatta Bolu Göynük gezisinde karakteristik mimari olarak Safranbolu Evlerine çok benzeyen birçok ev, konak ve han görmüştük. Ancak burada çok daha fazlasını görebilirsiniz. Açıkçası başınızı hangi yöne çevirseniz mutlaka bir tarihi konak yada bina göreceksiniz. Gezilecek konaklar ve evleri gezerken kendinizi bir zaman makinesinin içerisinde bulacaksınız. Köklü bir tarihi geçmişe sahip ilçe birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Hititler, Frigler, Lidya, Persler ve Romalıların başı çektiği liste oldukça uzundur. 14. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiş ve o tarihten bugüne kadar Türklerin hakimiyeti altında olmuştur. Osmanlı döneminde Anadolu'dan İstanbul'a doğru giden ticaret kervanları için bir durak olmuştur. Bu nedenle Safranbolu'da kervansaray, han ve hamamların sayısı oldukça fazladır. Bugünkü tarihi yapıların neredeyse tamamına yakını Osmanlı Devleti döneminde inşa edilmiştir. Osmanlı mimarisinin çizgilerini taşıyan bu yapıların harcında yumurta ve süt kullanıldığı bu sebeple oldukça sağlam oldukları bilinmektedir. Hatta tarih boyunca gerçekleşen büyük depremlere dayanmış olmalarının altında yatan neden de budur. Safranbolu Evleri günümüzde ikamet amacıyla kullanılmasının yanısıra otel, pansiyon, müze, restoran veya cafe olarakta kullanılmaktadır. %90'ına yakını beyaz renklidir. Ayrıca Safranbolu Konaklarının en büyük özelliği ise hiçbirinin bir diğerinin cephesini ve manzarasını kapatmayacak şekilde konumlandırılmış olmasıdır. Osmanlı döneminde İstanbul'daki evlerde bu anlayış ile yapılmaktaydı. Safranbolu Konaklarını gezmeye doyabilirseniz eğer gezilecek yerler listemizin ikinci sırasına gelelim. Eski çarşı içerisinde bulunan Cinci Han'ı bulup gezmenizi tavsiye ederim. Günümüzde bir otel ve cafe tarafından işletilen han içerisine girip gezebilirsiniz. Girişi ücretsiz ancak üst katlara çıkmak için tur ücreti isteniyor. Cinci han içerisinde avlunun tam orta bölümünde fıskiyeli bir de çeşme bulunuyor. Eski Osmanlı beylerinden olan Cinci Hoca lakaplı Karabaşzade Hüseyin Bey tarafından 17. yüzyılda yaptırılmıştır. İpek yolu üzerinde yer alan Safranbolu'dan geçen kervanların burada dinlendiği ve konakladığı bilinmektedir. Koca Mimar Kazım Efendi tarafından tasarlanarak hayata geçirilmiştir. 1900'lü yılların başında depo ve hayvan ahırı olarak kullanılsa da sonraları restore edilerek tekrar özüne dönmüştür. Hatta üst katında Türk Kahvesinin tarihsel gelişimini konu alan bir de Safranbolu Kahve Müzesi bulunmaktadır. Birbirine bağlı küçük dar taş sokaklarda sağlı sollu yer alan geleneksel Safranbolu mimarisine sahip dükkan ve mağazalardan oluşmaktadır. Büyük Safranbolu Çarşısında saatlerce kaybolup tarihte seyahate çıkabilirsiniz. Nerdeyse bir tam gününüzü tarihi çarşı da geçirebilirsiniz. - Safran otu. - Baharat dükkanları. - Safranlı Lokum Satan Dükkanlar - Hediyelik Eşya Mağazaları - Deri Çanta, cüzdan ve kıyafet mağazası. - Geleneksel Sofrabezi ve Başörtüsü Mağazaları - Karadut ve meşrubat satan dükkanlar. - Deniz kabuklarından yapılan aydınlatma ve süs eşyaları. - Geleneksel ipek ve kumaşlardan yapılan kıyafet mağazaları. - Bitkisel ürün ve sabun satan dükkanlar. - El Yapımı makrome ürünler. - Geleneksel Türk Kahvesi, Osmanlı ve Dibek Kahvesi satan mağazalar. - Andız çekirdeğinden tesbih satan dükkanlar. Karabük'ün kuzeyinde yer alan Tokatlı Kanyonuna bakan ve son yıllarda oldukça çok ziyaretçiye ev sahipliği yapmaktadır. Safranbolu Cam Teras adından da anlaşılacağı gibi sertleştirilmiş kırılmaz camdan yapılmış güvenli bir işletmedir. Cam Terasa 15 giriş ücreti ödeyerek girebilirsiniz. Macera ve eğlence arayanlar için görülmesi gereken harika bir yer. Ziyaretçiler burada Cam Teras ve Kanyon manzaralı hatıra fotoğrafları çekilmektedir. Ziyaretçilerin Safranbolu'ya geldiklerinde en çok gezmek istedikleri doğal manzaralardan biridir. Üzerinde kurulu olan cam teras ve zipline ile gelenler oldukça eğlenceli vakit geçirmektedir. Doğal olarak akarsuyun aşındırması neticesinde oluşan Tokatlı kanyonunu drone ile görmek isterseniz youtube videolarını izleyebilirsiniz. Safranbolu Saklı Kanyon ve Gizli Kanyon olarak bilinen yerler aslında Tokatlı Kanyonudur. Görmeye, gezmeye değer bir yer. İncekaya kanyonu üzerinde bulunan tarihi kemer köprüdür. Hem üzerinde hem de altında harika bir doğal manzaraya sahiptir. Safranbolu'da gezilecek yerler listesine İncekaya su kemerini mutlaka yazmalısınız. 1797 yılında Safranbolulu Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından inşa edilmiştir. Safranbolu Kalesine yerleştirilmiş olan saat kulesi kare olarak tasarlanmış ve 20 metre uzunluğundadır. Londra'dan ithal edilen mekanik saat bölümü zemberek olmadan çalışmaktadır. Aynı zamanda iç kısmını da gezebileceğiniz saat kulesi Türkiye'nin çalışır halde olan en eski saat kulesi ünvanını elinde bulundurmaktadır. İlçe Jandarma Komutanlığının hemen yanında bulunmaktadır. Ayrıca bahçe bölümünde minyatür saat kuleleri de bulunmaktadır. Safranbolu'daki mağara Türkiye'nin uzunluk olarak en büyük 5. mağarasıdır. Ölçülebilen uzunluğu 6 kilometre civarıdır. İç kısmında 3 kattan oluşur. İçerisinde yeraltı akarsuyu bulunmaktadır. Hatta ilçeye içme suyunun bir kısmını bu kaynaktan sağlanmaktadır. Aynı zamanda vadiye benzer bir yer şekli vardır. Bu vadiye neredeyse 150 basamaklı merdiven ile inilebilmektedir. Sarkıt ve dikitlerin bulunduğu iç alanda bir kaç gölet ve sifon bulunuyor. İçerisi yüksek nem ihtiva ettiği için nefes darlığı ve astım rahatsızlığı bulunan ziyaretçilerin son derece dikkatli olması gerekiyor. Tarihte Türklerin Safranbolu'ya ilk geldiklerinde yerleştikleri yer olarak bilinir. Her yıl hıdrellez zamanında burada toplanarak baharın gelişi kutlanır. Bu alanda türbe, namazgah ve bir de anıt mezar bulunur. 20. yüzyıl başlarında kale olarak bilinen yere inşa edilmiştir. 70'lerde çıkan bir yangın neticesinde büyük hasar görmüş ve kullanılamaz hale gelmiştir. Daha sonrasında ise Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimi ile 2005 yılında yeniden aslına uygun olarak restore edilerek müze statüsüne kavuşmuştur. İçerisinde dönemsel sergiler düzenlenmektedir. Ayrıca Safranbolu Yöresine ait tarihi ve kültürel eşyalar müze ortamında sergilenmektedir. 3 katlı binanın ilk katında tarihsel döküman ve eşyalar bulunuyor. 2. katta Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet yıllarına ışık tutan eserler bulunuyor. En üst katta ise geleneksel ürünler ve el sanatları bulunmaktadır. Farklı tarihsel dönemlerdeki; Kalaycı, Kunduracı, Bakırcı, Ahşap eserler, Lokumcu, Yemenici, Semerci, Saraçhane, Demirci, Kahveci ve şifalı bitkilerle alakalı ürünler sergileniyor. Safranbolu Kahve Müzesi aslında farklı bir mekan değildir. Cinci Han içerisinde yer alan ve oldukça yeni bir müzedir. Özel bir turizm şirketi tarafından işletilen müze, Kervansarayın üst katında bulunmaktadır. Girişi ücretlidir. Kahve Müzesinin giriş ücreti 15 olarak belirlenmiştir. Ancak otel müşterilerinden bu ücret alınmıyor. Safranbolu'nun en yeni müzesidir. 2022'de açılan Safran Müzesinde çok değerli ve aynı zamanda şifalı olan safran bitkisinin tarihsel süreci tema olarak işlenmiştir. Safranın yanısıra geleneksel Safranlı Lokumun nasıl yapıldığını gösteren tarihsel eşyalara da yer verilmiştir. Gelen ziyaretçilere safranı en iyi şekilde tanıtmak için açılan müzeyi mutlaka gezin. Safranbolu büyük çarşı içerisinde neredeyse tam merkezi bölümünde bulunan Dericiler Çarşısında el emeği harika ürünler bulabilirsiniz. Deri çanta, sırt çantası, kol çantası, cüzdan, çocuk çantası, bel çantası gibi deri ürünler gözlerinizi kamaştıracak. Aynı zamanda eski dilde deri anlamına gelen ve 800 yıllık bir tarihe sahip olan tabakhane müzesini de gezmelisiniz. Kaymakamlar Evi olarak bilinen yerin aslında gerçek adı Eski Hükümet Konağıdır. Aynı zamanda Safranbolu Kent Müzesi olarak bilinir. Safranbolu'nun güneyinde yer alan ve küçük bir akarsu üzerinde kurulu olan tarihi değirmen günümüzde bile faaldir. Geleneksel yöntemlerle kepekli, normal ve siyez unu üretilerek satılmaktadır. Eğer şanslıysanız değirmende üretim yapılırken canlı olarak izleme olanağı bulabilirsiniz. Değirmen evinin olduğu yere bahçedeki yolu kullanarak ya da asansör kulesini kullanarak inebilirsiniz. Değirmenin ilerisinde akarsu durgun bir hale gelir ve havuz gibi bir doğal oluşum meydana gelir. Bu bölümde yiyecek ve içecek ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz Değirmen Restoran bulunmaktadır. Servis oldukça yavaş ve fiyatlar civara göre yüksek olsa da buradaki en güzel manzaralı restoran burasıdır. Restoran bölümünün aşağı tarafında ise masal evi bulunuyor. Burada harika doğal manzara eşliğinde fotoğraflar çekebilirsiniz. Safranbolu'da sıcak yada soğuk bir şeyler içmek istediğinizde Büyük Çarşı içerisinde bulunan Saraçoğlu Cafe'ye gitmenizi tavsiye ederim. Özellikle odun közünde bakır cezve ile hazırlanan ve yöresel şerbet eşliğinde servis edilen Türk Kahvesini tatmanızı öneririm. Cafe'nin iç mekanı adeta bir kahve müzesi gibi dizayn edilmiş. Eski kahve değirmenleri, antika süs eşyaları ve kültürel bir teması bulunuyor. İzzetpaşa Camii Eski çarşı içerisinde yer almaktadır. Konum olarak tam çarşı merkezindedir diyebiliriz. Geniş bir avluya sahip olan tarihi Safranbolu camisi 1796 yılında Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. İstanbul'da bulunan Nur-u Osmaniye Camisinin adeta küçük bir örneğidir. Gerek mimari gerek görsel açıdan bire bir aynıdır. Bunun sebebi ise Sadrazamın doğum yerinin İstanbul olmasıdır. Aynı zamanda içerisinde dönemin Padişahı III. Selim'in tuğrası bulunmaktadır. İbadethanenin iç bölümü geleneksel dikdörtgen tasarımların aksine kare olarak düşünülmüş. İki adet çeşme, şadırvan, birkaç dükkan ve külliye ile kütüphane de yine camiye bağlı bölümlerdir. Tarihi yerler gezmekten sıkıldıysanız Zipline tam size göre. Macera ve heyecanı arayanların uğrak yeridir Zipline. Tokatlı Kanyonu üzerinde kurulu çelik halat üzerinden kanyonu baştan başa geçebiliyorsunuz. Tamamen profesyonel bir ekip tarafından işletilen Zipline oldukça güvenli bir aktivitedir. Genç yaşlı bir çok yaş grubundan ziyaretçi bu macerayı deneyimliyor. Cam Teras'ın hemen solunda yer alan 2 adet çelik Zipline hattı var. Çok sıra beklemeden bu macerayı yaşayabilirsiniz. Zipline ücreti ise oldukça makul bir fiyat. Safranbolu'ya geldiğinizde gezmekten arta kalan zamanlarda piknik yapmak yada doğa aktiviteleri yapmak isterseniz Kent Ormanına gidin. Kent ormanı içerisinde doğa sporları, piknik ve yürüyüş aktivitelerinin yanı sıra kamp yapmanıza da izin veriliyor. Orman Genel Müdürlüğü tarafından işletilen ancak daha sonra ilçe belediyesine devredilen bu alan içerisinde çocuk parkları, gölet, yürüyüş parkurları, camping alanı, piknik alanı bulunmaktadır. Tarihi ve doğal zenginliklerle dolu Safranbolu'ya geldiğinizde yukarıdaki yerleri gezdikten sonra ekstra olarak başka yerler de görmek isterseniz aşağıdaki listeyi sizin için hazırladık. - Köprülü Mehmet Paşa Camii - Lütfiye Camii - Kazdağlı Camii - Merkez Camii - Ulu Camii - Göztepe Tümülüsü - Sırçalı Kanyonu Yaban Hayatı Koruma Bölgesi Tarihi Büyük Çarşı içerisinde bir kaç dönerci ve köfteci bulunuyor. Ancak siz Safranbolu'nun ünlü yemeklerini keşfetmek ve aynı zamanda da karnınızı doyurmak istiyorsanız o zaman sizi biraz ilçe merkezinin dışına çıkaralım. Tarihi çarşının 1.5 km güneyinde bulunan tarihi su değirmeni üzerinde kurulmuş bir restoran var. Burada geleneksel yemekleri yine geleneksel bakır tabaklar içerisinde servis ediliyor. Su kenarında gayet güzel ve huzurlu bir mekan. Burada en çok sevdiğim yemek mantının bir benzeri olan \"Peruhi\" oldu. - Peruhi - Cevizli ve Keş Peynirli Yayım - Kuyu Kebap - Kiremit Köfte - Pakla Taze Fasulye Tereyağlı - Yaprak Sarma - Göbü - Yöresel Cimitli & Cimitsiz - Bükme Pidesi - Cevizli Çörek - Safranlı Zerde Tatlısı - Safranbolu Baklavası - Osmanlı Kuvvet Macunu - Safranlı Lokum - Kızılcık Şerbeti - Bitkisel Safran Çayı - Ünlü Bağlar Gazozu - Yağlı Yayık Ayran - Közde Türk Kahvesi Safranbolu'da konaklama için farklı olanaklar bulunuyor. Ziyaretçiler kişisel zevk ve tercihlerine göre konaklama yapabilir. Örneğin tarihi bir Konakta kalabilirsiniz. Tarihi Konaklar yarım pansiyon ve tam pansiyon olarak çalışmaktadır. Yoğunlukla eski çarşı ve civarında bulunmaktadır. Ancak diğer mahallelerde de restore edilmiş konak pansiyonlar bulunuyor. Dilerseniz tarihi çarşının biraz dışında ancak yine ilçe sınırları içerisinde kalan 3 ve 4 yıldızlı oteller bulunmaktadır. Bu oteller geleneksel konakların aksine daha yeni ve modern dizayn edilmiştir. Tokatlı Kanyonu, Cam Teras ve Kent Ormanı bölgesinde çadır kampı ve karavan parkı bulabilirsiniz. Doğal kanyon ve orman manzarası eşliğinde aslında en güzel konaklama şekli bu olsa gerek. Camping ve Karavan Park hizmeti veren işletmeler de bulunuyor."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/suluklu-gol", "text": "Sülüklü Göl, Bolu'daki diğer göller kadar bilinmese de az ziyaret edildiği için bugüne kadar bozulmadan bakir kalabilen saklı cennetlerden biridir. Kış hariç ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinde büyüleyici manzarasıyla bizleri cezbeden Sülüklü Göl'ü mutlaka görmelisiniz. İstanbul, Ankara, Eskişehir, Bursa ve Düzce'ye yakın olduğu için son yıllarda ziyaretçi sayısında gözle görülür bir artış olmuştur. Bolu Mudurnu ilçesi sınırlarında bulunan Sülüklügöl Tabiat Parkı, Orman Bakanlığının koruması altında olan doğal tektonik gölü ve sınırsız ormanlık alandan oluşmaktadır. Doğa severler ve özellikle de Kampçılar için harika bir doğal mekandır. Günü birlik piknik yapmak için, şehrin gürültüsü ve stresinden kaçmak için tercih edebileceğiniz bir yer. Pikniğe sadece göle yakın ve ağaçların bulunmadığı açık alanlarda izin veriliyor. Geçmişte göl içerisinde çok sayıda sülük bulunuyormuş. Zaten gölün adı da aslında buradan geliyor. Ancak hatalı kültür balıkçılığı uygulaması ile göle bırakılan ve üretilen alabalıklar sülüklerin sonunu getirmiştir. Sülüklügöl yolu oldukça engebeli ve bol rampalı olduğundan zorlu bir yolculuk bizleri bekliyor. Bu nedenle yol üstü üstü uğrak bir yer değildir. Aslında bu sizin için bir artı sayılır. Çünkü insan yoğunluğu ve açıkça söylemek gerekirse adım başı piknik yapanlara rastlamak diğer yerlere nazaran oldukça azdır. Bu sayede sakin ve sessiz göl manzarasına doyacaksınız. Sülüklü Gölün kenarında ve ormanda yürümek hatta saatlerce gölün durgun sularında kaybolmak dinlendirici bir deneyim olacaktır. Bu hissin, insan bedenindeki iyileştirici, tamir edici yanını asla gözden kaçırmamak gerekiyor. Sülüklü Göl Milli Parkı, Bolu ve Sakarya sınırında volkanik yapıdaki dağlık bir bölgede yer almaktadır. Tam konum olarak Bolu'da yer alan ve Abant yada Yedigöller kadar bilinmeyen ancak çok saklı kalmış tam bir doğa harikasıdır. Genelde kamp yapanlar, macera arayanlar ve günü birlik piknikçiler tarafından uğrak bir yerdir aslında. Bolu'nun Mudurnu ilçesine bağlı Tavşansuyu köyünden yaklaşık 9 km zirveye doğru aracınızla tırmandığınızda Sülüklügöl'e ulaşabiliyorsunuz. Her ne kadar 9 km kısa bir yol gibi görünse de Sülüklügöl'e gitmek için biraz çaba göstermek gerekiyor. Çünkü yolun bazı bölümleri çok bozuk ve aşırı dar. Ancak inanın sabrettiğinize ve çabaladığınıza değecek güzellikte bir manzara zirvede sizi bekliyor. İstanbul'a yaklaşık 200 km mesafede bulunan Sülüklü Göl Tabiat Parkı aynı zamanda Ankara, Sakarya, Düzce ve İzmit'e de yakın mesafededir. Kısa bir yol tarifi yapmak gerekirse, Ankara-İstanbul otobanında Mudurnu çıkışından ya da Ankara-İstanbul D100 karayolunda Akyazı çıkışından ayrılarak Adapazarı-Mudurnu (D140) yoluna dönün. Bu yolda 40 km devam ettikten sonra Tavşansuyu yoluna ayrılın. Yiyecek ve İçecek ihtiyacınızı son giderebileceğiniz yerleşim yeri Tavşansuyu beldesidir. Buradan sonra herhangi bir market bulamayacaksınız. Tavşansuyu beldesinin bitiminde yol ikiye ayrılacak ve Mudurnu Sülüklügöl tabelasını göreceksiniz. Sağa doğru ayrılıp yaklaşık 16 km olan ve büyük bir kısmı bozuk satıhtan oluşan bu yolun sonuna geldiğinizde Orman Bakanlığı'na ait ahşap binayı göreceksiniz. Yoğunluğun yaşandığı dönemlerde milli park içerisine aracınızla girmenize izin verilmiyor. Aracınızı hemen ulusal park girişinde yol kenarına park etmeniz isteniyor. Sonrasında ise yaya olarak Sülüklü Göl Milli Parkına giriş yapıyorsunuz. Ancak kamp ve konaklama amacıyla gelen ziyaretçilerin araçları içerideki otoparka alınıyor. Yoğunluk yaşanan günlerde bu şekilde bir uygulama mevcut. Sülüklügöl kamp ücreti gecelik olarak hesaplanıyor. Sülüklü Göl Milli Parkına ücret ödeyip içeri girdikten sonra gölün iki yakasına giden iki ayrı yol göreceksiniz. Bu yollardan istediğiniz birini tercih ederek göl kıyısına ulaşabilirsiniz. Kamp ve konaklama amaçlı ziyaretler için bir saat kısıtlaması bulunmuyor. Sülüklü Göl İstanbul arasındaki mesafe 215 km. Yaklaşık 2 saat 30 dakikadır. Eskişehir'den Sülüklü Göle 2 farklı rota bulunuyor. Bilecik üzerinden gidildiğinde 170 km. D650 karayolu kullanılarak gidildiğinde 241 km. Sülüklü Göl ile Bolu arasında 3 farklı rota kullanılabilir. Abant üzerinden 85 km, Otoban ile 150 km ve D160 karayolu ile 100 km mesafededir. Düzce'den Sülüklü Göle gitmek için 2 farklı rota bulunuyor. Otoban üzerinden Sülüklü Göle gidildiğinde 110 km, D 160 karayolu ile gidildiğinde ise 141 km mesafededir. Bolu Yedigöller ile Sülüklü göl arasında 3 farklı rota bulunmaktadır. En kısa olan rota ise D140 karayolu üzerinden olup 121 km mesafede ve yaklaşık 3 saat uzaklıktadır. Gölcük Tabiat Parkından yola çıkıp D160 karayolunu kullanarak yaklaşık 101 km mesafede bulunan Sülüklü Göl'e 2 saatte varabilirsiniz. Maksimum derinliği 35 metre olan göl birkaç yüzyıl önce tektonik hareketlerin neden olduğu doğal heyelanlar sonucu oluşmuştur. Oluşan heyelan setinin Hongurdak deresinin önünü kesmesi sonucu doğa harikası bu göl oluşmaya başlamıştır. Sülüklü Göl'ün bilinmeyen gizemli yanlarından biri de göl içerisinde hiç çürümeden günümüze kadar ulaşan 180 adet dikili haldeki çam ağacıdır. Yaz ve Sonbahar mevsiminde su seviyesinin düşmesi sonucu bu ağaçlardan birkaçının tepe ve hatta gövde kısımları görülmektedir. Gölde olta ile alabalık tutmak özel izne bağlı. Ayrıca her sezonda avlanma yapamazsınız. Bunun için Bolu Orman Müdürlüğünden bilgi alabileceğiniz gibi milli park girişinde de bu yönde uyarıları görebilirsiniz. Ben Sülüklü Gölü ziyaret ettiğim Ekim ayında \"Balık Avlamak Yasaktır\" tabelası bulunuyordu girişte. Eğer avlanmanın serbest olduğu dönemlerde hele bir de kamp yapacaksanız mutlaka oltanızı da yanınızda getirin derim. Göl kenarındaki toprak alanlarda mangal veya küçük çapta ateş yakmanıza izin veriliyor olsa da büyük çapta kamp ateşine müsaade edilmiyor. Zaman zaman görevliler ve Jandarma denetim yapabiliyor. Balıkçılık haricinde diğer tüm avlanma türleri yasaktır. Balıkçılığa ise yılın sadece belirli zamanlarında izin veriliyor. Yaklaşık 1200 metre rakıma sahip Sülüklü Göl ve çevresi, Karadeniz ve Marmara bölgelerinin karakteristiğinde iklim özellikleri taşır. Ayrıca göl suyu mevsimsel olarak farklı renklerde görülebilir. Milli Park ve yakın çevresi \"Doğal Sit Alanı\" içerisinde yer aldığı için herhangi bir yapılaşmaya izin verilmiyor. Yakın zamana kadar Sülüklü Göl'de çadır ve karavan dışında herhangi bir konaklama olanağı bulunmuyordu. Milli park içerisine yeni açılan Sülüklü Göl Glamping ile farklı bir konaklama deneyimi sunuluyor. Üçgen yapıdaki alüminyum çıtalar üzerine gerilen tente ile ortaya çıkmaktadır. Tentenin bazı kısımları şeffaf olarak tasarlandığı için panoramik bir pencere imkanı sunuyor. İç kısımda şeffaf bölüm hariç tentenin tamamı ahşap bloklarla kaplanmıştır. - 1 adet çift kişilik yatak - 1 adet cam kapaklı döküm şömine soba - 2 adet katlanır ahşap şezlong sandalye - 2 adet ahşap otantik sehpa - Elektrik prizi - 1 adet askı - 1 adet mini dolap Sülüklügöl'de konaklama imkanları maalesef biraz kısıtlı. Bu nedenle şimdilik bungalow tipi bir konaklama sunmuyor bizlere. Ancak bungalow odalara oldukça benzerlik gösteren Glamping çadırlarını tercih ederek farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Kış sezonu hariç Sülüklü Göl'de tüm sezonlarda kamp çadırı kurulabilir. Ancak çadır ile kamp yapmak için en iyi sezon Bahar ve Yaz aylarıdır. Yılın bu zamanlarında Gölün ve doğanın uyanışına çok yakından şahit olabilirsiniz. Eğer şanslıysanız bulutsuz bir gecede yıldızları çok yakından gözlemleyebilir hatta elinizle tutabilirsiniz bile. Ortalama boyutlardaki karavanlar ile Sülüklü Göl'de konaklama olanağı bulunmaktadır. Büyük boyutlardaki motokaravanlar için hem Sülüklü Göl yolunun engebeli oluşu hem de parklanma problemi nedeniyle tavsiye etmiyorum. Ancak standart boy karavanlar, shuttle karavanlar ve çekme karavanlar ile macera dolu bir konaklama yapabilirsiniz. Sülüklü Göl Milli Parkında Glamping odaları, çadır ve karavan dışında başka bir konaklama şekli bulunmuyor. Otel yada pansiyon türü konaklama imkanı yoktur. Eğer Sülüklü Göl temalı fotoğraflar çekmek istiyorsanız en güzel yer devasa kütüğün olduğu yerdir. Bu kütük göl içerinde kalan ağaçlardan biridir aslında ve neredeyse göl ile aynı yaştadır. Yaklaşık 300 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Bu kütük üzerinde muhteşem Sülüklügöl manzarasıyla doyumsuz fotoğraflar çekebilirsiniz. Göl etrafında uzun yada kısa metrajlı trekking yapabilirsiniz. Hatta daha da ileri giderek 9 km süren bozuk yolu aracınızla değil de yürüyerek çıkabilirsiniz. Bu biraz kondisyon isteyen bir yürüyüş olacaktır. Kendinize güveniyorsanız böyle bir macera yaşayabilirsiniz. Suyun içerisinde bulunan, yaz ve sonbahar aylarında göldeki su seviyesinin azalmasıyla gölün orta kısmında beliren onlarca eski çam ağacının kalıntıları kesinlikle görmeye değer bir manzara. Benzerine az rastlanan bu manzarayı görmek için yaz mevsimi idealdir. Yağışlı havaların ve kar sularının eridiği bahar aylarında gölün içerisindeki ağaçları göremeyebilirsiniz. Sülüklügöl'e Ankara ve İstanbul'dan hafta sonu paket turlar düzenlenmektedir. Bu turlar fiyat ve zamanlama olarak avantajlıdır. Şehrin yoğun temposundan uzaklaşarak vücudunuzu ve ruhunuzu Sülüklü Göl Tabiat Parkının huzurlu ortamına teslim edin. Üzerinizde kalan yenileyici etkisini mutlaka hissedeceksiniz. Günü birlik turlar ile Göl ve yakınında bulunan 11 yayla ile 4 gölü kapsayan tur organizasyonları bulunuyor. Eğer kondisyonunuza güveniyorsanız yüksek tempolu yürüyüş parkurları sizleri bekliyor. Sabah 10:00'da başlayan ve onlarca macera dolu aktivitenin ardından akşam 19:00'da biten doğa turları son yıllarda sıklıkla tercih ediliyor. Sülüklü Göl Doğa Turu içerisinde dağ yürüyüşü, atv, bisiklet ve hatta 4x4 arazi taşıtları ile intikal edilen parkurlar bulunmaktadır. Doğada gezmenin yanısıra yöresel lezzet kültürü ile dopdolu bir kahvaltı ve öğlen mangal keyfi adeta cezbediyor insanı. Bu harika macerayı mutlaka deneyin. Kış mevsimi hariç her mevsim gidebilirsiniz. Kışın gitmek yol şartları nedeniyle neredeyse imkansızdır. Ancak diğer mevsimlerde neredeyse tüm araç türleri ile çıkılabilir. Yaz mevsiminde bile oldukça bozuk olan göl yolu kışın sadece 4x4 arazi araçlarıyla gidilebilir. Bunun dışında otomobilinizle gidebileceğiniz uygun bir yol bulmak zor olacağından Kışın Sülüklügöle gitmek çoğumuz için hayalden öteye geçemeyecektir. Bir televizyon belgeselinde izlemiştim bir kaç yıl önce, iki maceraperest insan dört çekerli arazi araçlarıyla adrenalin dolu bir yolculuk ile Sülüklü göle çıkıyorlardı. O belgeselden hatırladığım kadarıyla kış mevsiminde gölün kenar kısımları buz tutmuştu. Üstelik üzerinde yürüyecek kadar sağlamdı. İlerleyen zamanlarda bir arazi aracı sahibi olursam ilk göreceğim yerlerden biri Gölün kış manzarası olacaktır. İlkbahar ve sonbaharda Sülüklü Göl gerçekten görülmeye değer bir manzaraya bürünüyor. Eğer vaktiniz ve imkanınız varsa hem sonbahar hem de ilkbaharda gitmenizi tavsiye ederim. Milli Park statüsünde olan Göl, Bolu Orman Bölge Müdürlüğü denetimindedir. Bu nedenle soru, görüş ve bilgi edinme için aşağıdaki telefon numarasından iletişim kurabilirsiniz. Özellikle yaz mevsimi dışında ziyaret edecekseniz gelmeden önce mutlaka hava durumu ve tesisin faal olup olmadığını sormalısınız. Ülkemizde Sülüklü Göl adı ile bilinen bir çok göl ve gölet bulunmaktadır. Adıyaman, Bursa, Gaziantep SülüklüGöl, Elazığ, Ordu ve İstanbul Şile'de Sülüklü Göl olarak bilinen yerler olsa da Türkiye'nin resmi olarak adı \"SülüklüGöl\" olan tek gölü Bolu Mudurnu'dadır. Sülüklü Göle kış mevsimi hariç diğer mevsimlerde gidilebilir. Sülüklügöl yolu yazın bile çok engebeli ve bozuk olduğu için yağışlı havalarda çıkmanızı tavsiye etmiyoruz. Mayıs ayı sonu ve Ekim ayı başına kadar Sülüklü Göl gezmek için hava koşulları yönünden en ideal zamanlardır. Sülüklü Göle gitmek için mevsim hangi mevsim olmalı ya da başka bir söylemle hava durumu nasıl olmalı kışın gidebilir miyim mesela yoksa sadece yazın mı Sülüklü Göle gidilebilir baharda gitmek istersen yol durumu nasıldır bunları merak ediyorum cevaplarsanız çok sevinirim."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/volendam-marken", "text": "Amsterdam'a çok yakın bir sahil kasabası olan Volendam ve Marken adasında gezilecek yerler listesi. Volendam hediyelik eşya mağazaları, peynir fabrikası ve müzeler dahil gezilecek çok yer var. Volendam ve Marken aslında iki farklı kasabanın ismidir. Ancak birbirlerine çok yakın olduklarından mıdır bilinmez, isimleri genellikle birlikte anılır. Biz de bu geleneği bozmayalım dedik ve hem Volendam hem de Marken'i birbirinden ayırmaya yüreğimiz elvermedi. Böylece aynı yazıda anlatmaya karar verdik. Aslında Volendam, Hollanda anakarasına bağlı Edam eyaletinin şirin bir kasabasıdır. Marken ise İç denizde bulunan bir adacıktır. Her ne kadar ada olsa da ana kara ile ince bir karayolu bağlantısı bulunmaktadır. Amsterdam'a çok yakın bir konumda olduğu için Hollanda'ya tatil için gelen hemen herkes Volendam&Marken ikilisini de mutlaka ziyaret eder. Hollanda'nın diğer birçok şehir ismi gibi bent, baraj anlamına gelen \"Dam\" kelimesinden türemiştir. \"Volen-Dam\" kelime anlamı olarak \"dolu baraj\" anlamına gelmektedir. Flemenkçe okunuşu ise \"Folendam\" şeklindedir. N247 otobanını kullanarak Volendam kasabasına aracınızla yaklaşık 20 dakikada varabilisiniz. Amsterdam'a 21 Km uzaklıktadır. Kendi özel aracınızla gidebileceğiniz gibi günübirlik turlar ve yarım saatte bir düzenlenen shuttle servislerle gitmekte mümkün. Toplu taşıma kullanmak isterseniz, Amsterdam şehir merkezinden Intercity-Sprinter metro hattını kullanarak yaklaşık 40 dakikada varabilirsiniz. Bisikletin anavatanı diyebileceğimiz Hollanda'da bisiklet kullanarak Amsterdam-Volendam arasını 1 saat 15 dakika gibi bir sürede gidebilirsiniz. Marken Adası ise aynı zamanda Hollanda'nın iç denizi olan Markermeer Denizinde, Volendam kasabasına çok yakın bir konumda bulunmaktadır. Markermeer tıpkı bizdeki Marmara Denizine benzer. Marken, fiziksel olarak bir ada olsa da deniz taşlarla doldurularak sonradan bir bağlantı yolu eklenmiştir. Adaya deniz yolu veya karayolu ile gelebilirsiniz. Eski Flemenk tarzında bir balıkçı kasabasıdır. Ancak günümüzde daha çok turistik yönü ön plana çıkmaktadır. Eski bir balıkçı ve sahil kasabası olan 22.000 nüfuslu Volendam'ın, günümüzde daha çok turistik yönü ön plana çıkıyor. Hollanda'nın geleneksel tarihi figür ve yapıtlarının ölçekli maketlerini hatta yerel ressamlara ait sanat eserlerini görebileceğiniz bir müze. Flemenk kıyafetleri giymiş cansız mankenler oldukça dikkat çekici. Hafta içi saat 10.00'da açılmaktadır. Geleneksel Hollanda peynirinin nasıl yapıldığını aşamalar halinde görebileceğiniz Henri Willig Peynir Fabrikası. Peynir Müzesi dersek daha doğru olur aslında. Adını yakındaki bir yerleşim yeri olan Gouda'dan alan ünlü tekerlek şeklindeki Gouda Peynirinin nasıl yapıldığını oldukça espirili bir dille anlatıyorlar. Hollanda'da Gouda peynirini gerçeğine en yakın yapan ve en çok satılan Henri Willig markasıdır. Delft şehrini gezerken yine bu peynir markasının mağazalarını gezmiştim. Eğer canınız çok istediyse Türkiye'de 5M Migros mağazalarında da bu marka dahil diğer Hollanda Peynir markalarını bulabilirsiniz. Peynir Müzesinde onlarca çeşit kaşar peynirini tadabilirsiniz. Lavantalı, kekikli, ballı, papatyalı, kantaronlu ve daha onlarca farklı çeşit bulunuyor. Dilerseniz tadını beğendiğiniz peynirden farklı gramajlarda satın alabilirsiniz. Peynir Fabrikasını gezmek ücretsizdir. Ancak gruplar ve tur gezileri için rezervasyon istenmektedir. Gouda Peyniri, tamamen geleneksel yöntemlere uyarlanmış endüstriyel üretim tarzı ile imal edilmektedir. İlk aşama olarak ineklerden günlük olarak elde edilen sütler hijyenik bir şekilde depolanarak vakit kaybetmeden süt depolama tesisine alınır. Vakit kaybetmeden depodaki süt Pastörizasyon işlemine alınır. Pastörize edilen süt aşağıdaki resimde bulunan büyük kazanlara aktarılır ve burada belirli bir ısıya kadar pişirilir. Pişirme esnasında tarifi çok gizli olan \"Gouda Peynir Mayası\" ile mayalanır. Bir kaç dakika içerisinde süt kesilmeye ve topaklaşmaya başlar. Bu aşamadan sonra ince gergin teller yardımıyla sürekli karıştırılır ve sulu bulamaç haline gelir. Başka bir kaba alınarak peynir suyundan arındırılır. Taze Gouda Peyniri bir süre kalıplarda bekletilir ve süzülür. Ortaya çıkan peynir altı suyu geçmiş yıllarda atık olarak atılırken günümüzde kozmetik şirketlere hammadde olarak satılmaktadır. Süzme işlemi de bittikten sonra yukarıdaki resimde sağ tarafta gördüğünüz 2 farklı boy kalıpta sırasıyla sıkıştırılarak son şekline kavuşur. Gouda peyniri olgunlaşması için nem ve ısı dengesi kontrol edilebilen özel depolara alınır. Burada belirli bir süre geçtikten sonra dış kısımları küflenmiş şekilde toplanır. Toplanan küflenmiş peynir tekerlekleri dönen bir tambura atılır ve burada birbirine sürtünerek küflerinden arındırılır. Son aşama olarak peynirler geleneksel sarı renkli muma batırılıp suya daldırılarak satışa hazır hale gelir. Tüketmeden önce özel peynir soyma bıçakları ile mum tabakası soyulur ve peynir bu şekilde tüketilir. Resim tabloları, eski harita ve antika eşyalarla Volendam kasabasının tarihine ışık tutan harika bir müze. Bu müze, Volendam'ın içinde yer aldığı Edam Bölgesinde bulunmaktadır. Edams Müzesinde görmeniz gereken eserler: Gemi maketleri, Flemenk tarzı tarihi mobilya ve eşyalar, geleneksel kıyafetler ve ev eşyaları, tarihi olayların işlendiği resim tabloları ve tarihi eser niteliğindeki antika eşyalardır. Edam Müzesi Hafta İçi 10:00-16:30 arasında açıktır. Gelenelsel Flemenk mimarisinde yapılmış ahşap evler ile deniz arasında kalan sahil yolunda limana doğru yürümek oldukça keyifli. Güneşin açısını yakalayabilirseniz önünde çiçekler bulunan evlerin manzarasında harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Tarihi Edam Kalesi, çocukken izlediğimiz Bugs Bunny çizgifilmlerindeki etrafı su hendekleri ile çevrili kaleye çok benziyor açıkçası. 19. yüzyıl sonlarında yapımına başlanan kale 1913'te tamamlanır. Aslında oldukça yeni bir kaledir. 1. Dünya savaşında kısmen kullanılmış olsa da 2. Dünya savaşında Alman saldırılarına karşı etkin rol oynamıştır. Hollanda su hatlarını Fransız saldırılarından korumak için yapılmıştır. Hollanda savaş tarihinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Edam Kalesi günümüzde müze olarak dizayn edilmiş ve ziyarete açılmıştır. İçerisinde eski dönem resimler, arkeolojik eserler ve askeri eşyalar sergilenmektedir. Her ne kadar plaj olarak bilinse de ben burada denize giren birilerini görmedim. Plaj kumu ve üzerinde bulunan banklarda oturduğunuzda ilginç bir manzarası var. Aşağıda resimde de gördüğünüz üzere durgun bir deniz ve üzerinde masalsı bulutlar birlikte güzel bir manzara ortaya çıkıyor. İstanbul'daki martılara nispetle daha minik olan martılar çok insancıl, ayağınıza kadar geliyorlar. Ayrıca kumların arasındaki kabuklar da manzaraya ayrı bir derinlik katıyor. Deniz yolunu tercih edenler için bir yat marinesi ve bir kaç iskele bulunuyor. Marine çevresindeki zengin kaideli evlerin ihtişamı bizleri büyüledi. Tam bir sahil kasabası burası. Volendam Yat Limanında \"Land En Zeezicht\" adında flemenk stilde tasarlanmış Pub&Cafe bulunuyor. Barın yanında ise kendine has mimariye sahip Hollanda evleri bulunuyor. Marken adasında bulunan beyaz deniz feneri. Fotoğraf çekmek için oldukça güzel bir manzaraya sahiptir. 1970'lere kadar eski tip deniz feneri bulunuyordu. Bu tarihten sonra yenisi yapılmıştır. Hollanda'nın kendine has tarihi kıyafet ve kostümlerini bulabileceğiniz bir müze. Hatta bir müzeden çok daha fazlası var. Kıyafetleri giyinerek fotoğraf çekilebiliyorsunuz. Sanal Gerçeklik gözlükleri ile Volendam tarihine çok yakından şahitlik edebileceğiniz 30 dakikalık sinema ise kişi başı 4.50. Kasabanın bu bölümü açıkçası bir Hollywood film setini andırıyor. O kadar güzel manzara ki gerçek olamaz diyorsunuz içinizden. Sonra gözlerinizi kapatıp açıyorsunuz ve gerçek olduğunu, rüyada olmadığınızı fark ediyorsunuz. Burada Hollanda'nın tarihi mahalle kültürüne de şahit oluyoruz. Bahçede ipe asılı çamaşırlar, masa ve sandalyeler hatta evlerin yan yana dizilişiyle ortaya çıkan o ahenk kesinlikle görmeye değer. Su ülkesi Hollanda'nın neresine giderseniz mutlaka bir su kanalı görürsünüz. Volendam'da mahalle içlerinde evlerin hemen arasında bulunan bir su kanalı. Çok küçük olduğu için sal ve kayık gibi araçlar giremiyor. Ancak yine de hoş bir manzara oluşturuyor. Sahil yolunu devam ettiğinizde sizi restoran, cafe ve hediyelik eşya mağazalarının olduğu butik çarşı karşılayacak. Fiyat olarak Hollanda'nın diğer bölgelerine oranla daha uygun hediyelik eşya mağazaları Volendam'da bulunuyor. Üstelik çok fazla çeşit sunuluyor. Hollanda'nın ünlü tahta Klompen ayakkabıları burada çok ucuza alabilirsiniz. Anahtarlık boyutundan tutunda sehpa boyutuna kadar tüm ölçülerde geleneksel Klompen ayakkabısı var. En çok tercih edilen Klompen ayakkabılar ise Sarı, Kırmızı ve Mavi olanlar. Hediyelik eşya mağazasına eğer grup olarak girerseniz size Hollanda'nın ve Volendam'ın tarihi hakkında belgesel sunumu yapılıyor. Yaklaşık 10 dakika süren bu sunumu Türkçe'de dahil olmak üzere bir çok dilde izleyebiliyorsunuz. Volendam'da görülmesi gereken yerleri önem derecesine göre yukarıda sıraladık. Eğer vaktiniz kalırsa gidebilecek bir kaç yer önerisi daha var. - Parkeergarage Havenhof - Foto de Boer - The Story of Edam Cheese - Halve Maen - Dutch Market Volendam - Kwakelbrug - Grote Kerk Kilisesi - Sint-Vincentiuskerk Katedrali - Baanbrug Amsterdam'a çok benzeyen bir iklime sahiptir. Yani öğlene kadar genellikle hafif yağmurlu, öğleden sonra ise güneşlidir. Kış mevsiminde bile 10-15 derece olan hava sıcaklığı yaz aylarında 20 derecenin üzerine çıkmaktadır. Ancak neredeyse tüm mevsimlerde kısa süreli yağmur yağışı olduğundan kıyafet tercihinizi bu yönde yapmanız önerilir. Ünlü Gouda peynirinden Hollanda'ya özgü rengarenk ahşap Klompen ayakkabılarına kadar takipçilerimizin Volendam ve Marken hakkında merak ettiği sorular var. Flemenklerin tarihi biyografisi ile neredeyse aynı olayların yaşandığı Edam bölgesi tarih boyunca kuşatma ve Savunma hattı olarak stratejik bir bölge olmuş Hollanda için. Gerek 1. Dünya savaşı sırasında hatta 2. Dünya savaşında büyük rol oynamıştır. Tarihi Edam Kalesi aktif olarak savaşta savunma hattı olarak konuşlandırılmış. Savaşlara şahit olmasının yanısıra doğal afetlerden de nasibini almış. Jeolojik yapı olarak aktif deprem hatları üzerinde yer almıyor olsa da su baskınları esnasında çok sayıda can kayıpları yaşanmış. Hatta ilginç bir bilgi vermek istiyorum. Geleneksel Klompen ayakkabılarının icat edilmesinde su baskınlarının payı büyüktür. Bataklıkların yel değirmenleri ile ıslah edildiği dönemlerde Flemenk halkı çok sayıda ayakkabıyı baskın anında bataklık ve su içerisinde kaybeder olmuş. Bu duruma çözüm arayan denizciler çözümü ahşap oyma ayakkabılarda bulurlar. Adına Klompen denilen bu ayakkabılar ahşap olması nedeniyle su içerinde ayaktan çıksa bile suyun kaldırma kuvveti sayesinde yüzeye çıkmakta ve kaybolmamaktadır. Ayrıca üretimi de diğer ayakkabılara göre çok daha kolaydır. Ayakkabı ustalığı eskiden babadan oğula geçermiş. Ancak günümüzde endüstriyel yöntemlerle üretildiği bilinmektedir. Günümüzde geleneksel Hollanda Klompen ayakkabıları hediyelik olarak tercih edilmektedir. Maskot boyutundan tutunda devasa boyutlara kadar ölçülerde Klompen ayakkabıları Volendam gibi Hollanda'nın her yerinde görebilirsiniz. Klompen ayakkabıların renklerinin de bir anlamı var. Ayakkabının renk ve çizgilerine göre evli/bekar olduğu anlamına geliyor. Üzerindeki cilanın parlaklığı ise bir gösteriş ve sahip olduğu mal varlığını, zenginliği sembolize ediyor. Desenler ise bölgeden bölgeye hatta şehirden şehire değişen kültürleri simgeliyor. Burada tarih boyu süregelen bir denizcilik kültürü var. Bunun doğal sonucu olarak deniz mahsullerinden oluşan bol çeşitli bir menü çıkıyor karşımıza. Karides, somon, sardalya gibi su ürünlerinin genellikle tavada kızartılmasıyla yapılan yemekler ağırlıkta. Genellikle ziyaretçiler yemek için burayı tercih ederler. Üstte resmini paylaştım. Görmemek neredeyse imkansız. Food Corner adlı bu işletmede tavuk ve patates kızartması gibi alternatif yiyecekleri de bulabilirsiniz. Food Corner daha çok fast food türü kızartma yemeklerini sevenler için tercih ediliyor. Ancak yat marinesinin bulunduğu bölgede pub&cafe ve alakart deniz restoranları bulunuyor. İsteyenler buraları da tercih edebilir."} {"url": "https://bizyineyollarda.com/yurt-disina-cikmadan-once-yapilmasi-gereken-islemler", "text": "Yurt dışı seyahatinizde kabus yaşamak istemiyorsanız uçuş öncesi yapılması gerekenler listesine mutlaka göz atın. Planlı ve bilinçli bir şekilde yurtdışı seyahatinize çıkın ve seyahati eğlenceli hale getirin. Yurt dışına çıkmadan önce hayat kurtaran ipuçları. Yurt dışında, tatil veya seyahatinizde keyifli zamanlar geçirebilmeniz için Yurt dışına çıkmadan önce yapmanız gerekenler listesi hazırladık. Yurt dışına çıkmak için ne gerekli? sorusunun cevabı; öncelikle size ait olan geçerli bir Pasaport olacaktır. Yurt dışına çıkmadan önce yapılması gereken işlemlerin en önemli adımı olan hatta başlangıç noktası sayılabilecek \"Pasaport İşlemleri\" hakkındaki ipuçlarını paylaşacağız. Tur, Tatil, İş veya herhangi bir amaçla kara, hava, deniz veya demiryolu araçlarından biriyle yurt dışına seyahat etmek istediğinizde hem Türkiye'den çıkışta hem de karşı ülkeye vardığınızda o ülkeye giriş yapabilmek için mutlaka yanınızda geçerli bir Pasaport bulundurmanız gerekir. - Diplomatik Pasaport - Hizmet Pasaportu - Hususi Pasaport - Umumi Pasaport - Geçici Pasaport - Haymatlos Pasaportu Vatandaşı olduğunuz ülkenin Resmi Makamlarınca adınıza düzenlenmiş geçerli bir Pasaport veya Pasaport yerine kullanılabilecek geçerli bir Seyahat Belgesine sahip olmanız gerekmektedir. Aksi halde ülkenizden çıkmanıza izin verilmez. Yurt dışı seyahat için yukarıdaki pasaport türlerinden en az bir tanesine sahip olmanız gerekir. Pasaport türüne göre ülkelerin uyguladığı vize-rejim tablosunu kontrol ettikten sonra gitmek istediğiniz ülkeye seyahat edebilirsiniz. Hudut kapısı; bir havalimanı, deniz limanı, kara sınır kapısı veya demiryolu geçişi bulunan sınır kapısı olabilir. Aslında yurt dışına gitmeden önce kontrol etmeniz gereken, Pasaport yerine kullanabileceğiniz belge yada evraklar da bulunabilir. Ama bunların kullanılabilmesi için bazı şartları sağlıyor olmanız gerekir. Özel izin veya bu kapsamda düzenlenmiş bir kanun olması gerekir. Ülkenizden ayrılarak yabancı bir ülkede bulunduğunuz süre içerisinde Pasaportunuzu kaybetmeniz durumunda ülkenize ait Temsilciliklerin tanzim edeceği tek kullanımlık geçici pasaporttur. Diyelim gittiğiniz ülkede Pasaportunuzu kaybettiniz yada çalındı. Bu durumda bulunduğunuz yabancı ülkedeki Dış Temsilciliğinize müracaatınız halinde sadece vatandaşı olduğunuz ülkeye dönebilmeniz için geçici bir evrak düzenlenir. Bu evrakın adı \"Geçici Seyahat Belgesidir\". Üzerinde size ait mühürlenmiş bir evraktır ve size ait bir resim bulunur. Geçici Seyahat Belgesi ile sadece kendi ülkenize dönmenize izin verilir. Örneğin, Amsterdam'da pasaportunuzu kaybettiniz. Türkiye'nin Hollanda Konsolosluğuna başvurarak aldığınız Geçici Pasaport ile İspanya'ya yada İtalya gibi bir başka ülkeye seyahat edemezsiniz. Aldığınız bilet Türkiye lokasyonlu olmak zorundadır. Farklı bir ülkeye giriş yapmak isterseniz o ülkeye giriş yapmanıza izin verilmez. Vize Rejim Tablosunda açıkça belirtilen ülke vatandaşlarına tanınan bir kolaylıktır. Türkiye'ye turistik amaçla gelen Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda ve Yunanistan gibi ülkeler kimlik kartlarıyla ülkemize giriş yapabilirler. - Ukrayna, - Gürcistan, - Moldova, - Azerbaycan, - KKTC Kuzey Atlantik Paktı Nato tarafından görevlendirmesi bulunan kişilerin Nato üyesi ülkelere giriş-çıkışını kolaylaştıran belgedir. Nato görev emri ile herhangi bir pasaporta ihtiyacınız olmadan yurt dışına giriş-çıkış yapabilirsiniz. Ülkemizde 5682 sayılı Pasaport Kanununu ile 1950 yılında düzenlenmiştir. Bu kanuna göre sadece T. C. Vatandaşları 4 farklı Pasaport için başvuru yapabilir ve uygun görülmesi halinde o pasaportun sahibi olabilir. Pasaport Kanununda açıkça belirlenen Rical Listesi bulunan gerçek kişilere süreli, süresiz veya geçici süreli olarak Yeşil Pasaport tanzim edilebilmektedir. Yeşil Pasaport almaya hak kazanan kişiler kanun gereği Pasaport harcından muaf tutulur. 2023 yılı için Yeşil Pasaport Defter Bedeli olan 501 ödeyerek başvuru yapabilirler. Kamu Kurum ve Kuruluşlarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında çalışan Devlet Memurları çalıştıkları kurumlara ve makamlara bakılmaksızın Emekliliğe Esas Derece/Kademesi 3. Derece 1. Kademeye (3-1) ulaştığında Yeşil Pasaport almaya hak kazanırlar. Yeşil Pasaport ile başta Avrupa ülkeleri olmak üzere 150'ye yakın ülkeye vizesiz giriş çıkış yapabilirsiniz. Yurt dışına çıkmadan önce hangi ülkelere vizeli/vizesiz girebildiğinizi Dış İşleri Bakanlığının internet sitesindeki Güncel Vize Rejim tablosundan öğrenebilirsiniz. Her yaştan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının başvurarak alabileceği Pasaport türüdür. Umumi Pasaport en çok verilen pasaport türüdür. Umumi Pasaport ile ülkemizi Resmi olarak tanımış olan ülkelerin tamamına gidilebilir. Ancak Vizeli veya Vizesiz olarak gidebileceğiniz ülkeler bulunmaktadır. Bunların belirlendiği listeye \"Umumi Pasaportlu Türk Vatandaşlarının tabi olduğu Vize-Rejim Tablosu\" adı verilir. Yurt dışına çıkmadan önce ziyaret etmek istediğiniz ülke için otel rezervasyonu yaptırmadan veya uçak bileti almadan önce mutlaka o ülke için giriş şartlarına bakmalısınız. Bordo Pasaport ile seyahat etmeye karar verdiğinizde aşağıdaki kontrolleri mutlaka yapmalısınız. - Ülkemizin Umumi Pasaportlarına Vize muafiyeti uygulanıyor ise vize başvurusu yapmanıza gerek kalmaz. - Ancak muafiyet söz konusu değil ve vize şartı aranıyor ise ilgili ülkenin ülkemizde bulunan temsilciliğine müracaat etmeniz gerekecektir. Vize ile ilgili ayrıntılı bilgileri Vize Çeşitleri başlığı altında bulabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en yaygın kullandığı pasaport türü Hususi ve Umumi Pasaportlardır. Ülkemiz vatandaşlarının ancak gerekli şartları sağladığı koşullarda kullanabileceği iki Pasaport Türü daha vardır. Bunlar Hizmet Pasaportu ve Diplomatik Pasaporttur. Yeni tip pasaportlar çıkmadan önce Diplomatik pasaportlar kırmızı renkte idi ancak yeni basım pasaportlarda kırmızının yerini siyah almıştır. Gri yani Hizmet Pasaportları, Devlet Kamu Kuruluşlarında, Üniversite, Okul, KİK, Belediye, Sendika, Vakıf veya Özel bir kurumda çalışmakta olan kişilerin Türkiye Cumhuriyeti Devletini Temsilen Yurt dışına çıkabilmeleri için düzenlenmektedir. Kısa sürelidir ve genelde tek kullanımlık 6 ay geçerli olacak şekilde tasnif edilmektedir. Gri Pasaport alacak hak sahipleri Pasaport Harcı ve diğer vergilerden muaftır. - Tek seferlik yurt dışı misyonları, - Yurt dışı Eğitim, - Spor veya sanatsal amaçlı, - Yurt dışı Akademik çalışmalar, - Bürokratlar - Geçici Yurt dışı görevlendirmesi bulunan Devlet Memurları, - Öğrenci ve Öğretmenler ile Sporculara verilebilir. Aranacak tek şart Türkiye Cumhuriyeti'ni resmi olarak temsil etmektir. Yurt dışındaki temsilciliklerimizde geçici veya kısa süreli görev yapacak diplomatik misyon sahipleri için tanzim edilir. Büyükelçiler, konsoloslar, elçilik çalışanları, askeri ateşeler, güvenlik ve istihbarat ateşeleri ve aileleri en başta gelir. Diplomatik Pasaportlardan nadiren de olsa özel meşruatlı vize istenebilmektedir. Pasaport Kanunu çerçevesinde başvuruda harç ve vergilerden muaftır. Her ülkenin kendine ait \"Geçici Seyahat Belgesi\" bulunmaktadır ve kendine özel standartları, güvenlik özellikleri bulunmaktadır. Bir çok ülkenin Seyahat Belgesi Diplomaya benzer beyaz A4 kağıdı iken ülkemizin \"Geçici Seyahat Belgesi\" olarak Pembe renkli, fotoğraflı, birkaç sayfadan oluşmaktadır. Neredeyse bir pasaporta benzemektedir. Bu belge tek kullanımlık olduğu için Türkiye'ye girişinizde imha edilmek üzere Pasaport Kontrol Polisi tarafından teslim alınır. Ayrıca çalınan pasaportunuzun seri numarasına bir başkası kullanamasın diye zayi kaydı girilerek ülkeye girişiniz sağlanır. Vatandaşı olduğunuz ülkeden başka bir ülkeye seyahat edeceğiniz zaman yurt dışına çıkmadan önce gideceğiniz destinasyon ülkenin, mensubu olduğunuz ülkeniz vatandaşlarına ait seyahat belgelerine daha doğrusu pasaportlarına uygulamış olduğu şartları sağlamanız gerekmektedir. Her ülkenin kendi vatandaşları için tanzim etmiş olduğu farklı pasaport çeşitleri bulunmaktadır. Ülkemizde tanzim edilen pasaport çeşidi ise 4 adettir. Turistik olsun yada iş amaçlı olsun yurt dışına çıkmadan önce ödenmesi gereken birtakım vergi ve harçlar bulunmaktadır. Hizmet Pasaportu, Hususi Pasaport ve Diplomatik Pasaportları harçtan muaftır. Sadece Defter bedelini ödemeleri yeterlidir. Türkiye'den başka bir yabancı ülkeye çıkışınızda ödemeniz gereken bir bedeldir. Her yılbaşında güncellenen Yurt Dışı Çıkış Harcı 2023 yılı için güncel tutar kişi başı 150 olarak belirlenmiştir. Yeşil Pasaport sahipleri yurt dışı seyahatlerde harç pulu almak zorundadır. Başka bir ülkede oturum izni bulunan Türk Vatandaşları çıkış harcından muaftır. Harç Pulu almalarına gerek yoktur. İkamet belgelerini ibraz etmeleri gerekmektedir. Türkiye'den kimlik kartları ile KKTC veya Gürcistan'a giden vatandaşlar harç pulu almalarına gerek yoktur. Umre ve Hacca gidenler harç pulu almak zorundadırlar. Bu konuda herhangi bir ayrıcalık tanınmamıştır. Tren, Karayolu, Gemi ve Uçak Mürettebatı harç pulundan muaftır. İşçi olarak yurt dışında süreli veya süresiz olarak çalışanlar harç pulundan muaftır. Karayolu Taşımacılık sektöründe çalışan kişiler çıkış harcı ödemezler. Gemi mürettebatlarına verilen Gemi Adamı cüzdanı ile yurt dışına seyahat edenlerden Harç Pulu ücreti alınmaz. Yurt dışında çalışan işçiler ile aynı durumdadırlar. 7 yaşını doldurmamış bebek ve çocuklar bu harçtan muaftır. Eğer anne veya babası yurt dışı harcından muaf ise çocukta muaf sayılır ve bu bedeli ödemez. - Havalimanlarında Maliye Bakanlığı Veznelerine, - Gümrük Saymanlıklarına, - Banka Şubelerine, - Bankaların İnternet Şubeleri - Vergi Daireleri - Gelir İdaresi Başkanlığı İnternet Vergi Dairesi ve Mobil Uygulaması üzerinden Harç Pulu tahsilatı yapılmaktadır. TC Kimlik numaranız üzerinden yapılan ödemenize ait dekontu veya kare kodlu pdf dekontu Pasaport Kontrol Polisine ibraz etmeniz yeterli olacaktır. Yurt dışına çıkmadan önce yapılması gereken işlemlerden biri de Vize başvurusudur. Yabancısı olduğunuz herhangi bir ülkeye giriş çıkış yapabilmek veya geçici süre ikamet edebilmek için o ülkenin dış temsilciliği tarafından size sağlanan bir ayrıcalıktır. Vatandaşı olmadığınız bir ülkeye eğitim, turistik yada iş amaçlı seyahat etmek istediğinizde o ülkenin bağlı olduğunuz ülkeye uyguladığı giriş şartlarının tümüne birden vize rejimi denmektedir. Genellikle ülkelerin siyasi, ticari ve milletlerin ortak geçmişi burada önemli rol oynar. Eğer iki ülke arasındaki ilişkiler istikrarlı ise yüksek ihtimalle karşılıklı vize muafiyeti uygulanır. Buna \"mütekabiliyet\" yani karşılıklılık esası denir. Bazı durumlarda muafiyet olmadan karşı ülkenin hudut kapısında sadece vize harcını ödemek koşuluyla \"bandrol vize\" alıp giriş yapabilirsiniz. Ancak bunu o ülkeye gitmeden önce mutlaka kontrol etmekte fayda var. Örneğin ABD vatandaşları ülkemize vizesiz olarak gelir ve hudut kapısında Maliye vize ofisinden belirli bir ücret ödeyerek Bandrol vize satın alabilir. Aslında son yıllarda ülkemizin başlattığı e-Vize uygulaması Bandrol Vize kullanımının önüne geçmiştir. Kullanım olarak, Bandrol vizeye çok benzer. Hatta son yıllarda Bandrol vize yerini e-Vize'ye bıraktı dersek yanılmış olmayız. e-Vize, henüz Türkiye'ye seyahat edecek belirli ülkelerin vatandaşlarına tanınan bir ayrıcalıktır. Yabancı ülke vatandaşları İnternet ortamında pasaport bilgilerini beyan ettikten sonra kredi kartları ile ödeme yaparak bir kare-kod evrak oluştururlar. Bu sayede Türkiye'ye giriş yapacakları zaman bandrol vize ile uğraşmak zorunda kalmazlar. Uçuştan önce \"Check-in\" işlemi yapacağınız esnada havayolu şirketinin yer hizmetleri yetkilisi, destinasyon ülkenin vize şartlarını sağlamadığınız takdirde sizin Check-in işleminizi gerçekleştirmeyecektir. Vizeler türlerine göre Turistik Amaçlı Vizeler ve Özel Amaçlı Vizeler olmak üzere ikiye ayrılır ayrıca kullanım sürelerine göre \"Tek \" yada \"Çok Kullanım\" olarak yine ikiye ayrılır. Herhangi bir ülkeye kısa süreli ve turizm amacıyla gitmek istediğiniz durumlarda o ülkenin elçilikleri vasıtasıyla pasaportunuza tatbik edilen vize türüdür. Genellikle 1 ay, 2 ay, 3 ay ve nadiren de olsa 6 aylık süreler için verilir. Turistik vize alarak gittiğiniz ülkede vizenizin geçerli olduğu süre boyunca herhangi bir işte çalışmanıza izin verilmez. Eğer turistik vize ile çalıştığınız tespit edilirse geldiğiniz ülkeye geri deport edilirsiniz. Örneğin, Paris'e gidip Eyfel Kulesini görmek için turistik vize başvurusu yaparsınız. Eğer çalışmak için yada eğitim için gitmek isterseniz özel vizelere ve sonrasında ikamet iznine başvurmanız gerekir. Destinasyon ülkeye sadece bir defa giriş ve çıkışınıza imkan sağlayan vizeleme türüdür. Bu vizeyi ikinci kez kullanamazsınız. Schengen Vizesi buna en iyi örnektir. Multiple vizelerde bir geçerlilik süresi tanımlıdır. Örneğin alındıktan sonra 5 yıl geçerlidir. Ancak bu beş yılı ikamet süresi olarak düşünmeyin. 5 yıl içerisinde belirli periyotlar dahilinde başka bir vizeye ihtiyaç duymadan sadece o ülkeye giriş çıkış yapmanızı sağlar. Multiple vizeler için genellikle ülkeler, 6 Ay içerisinde en çok 3 ay kalmanıza izin verir. Mesela Amerika Birleşik Devletleri için Turistik vize aldığınızda 10 yıl geçerlilik süresi tanımlanır. Siz bu 10 yıl süre zarfında yılda 180 günü geçmeyecek şekilde ziyaret edebilirsiniz. Bu hesap biraz karışık gibi gelse de en sevdiğim turistik vize türüdür. Çünkü 10 yıl boyunca ne sebeple olursa olsun vize başvurusu yapmıyorsunuz. Amerika Birleşik Devletleri 10 yıl geçerli turistik vizeleri sadece belli başlı ülkelere tanımaktadır. Türkiye'de bu ülkelerden biridir. Bu vizeye sahip olmanız için 12 yaşından küçükler 90 ve 12 yaşından büyükler için 120 vize harcı ödeyerek başvurabilir. Ancak Avrupa'ya seyahatinizden önce vize başvurusu yapmanız, vize almaya hak kazandığınız anlamına gelmez. Vize başvurunuz sonucunda başvurunuz olumlu olarak değerlendirilirse sizden Pasaportunuz istenir ve pasaportun uygun bir sayfasına Schengen Vizesi tatbik edilir. Sonrasında ise size teslim edilir. Çoklu giriş, tek giriş veya süreli giriş seçenekleri bulunmaktadır. Bu vize ile Avrupa'da kabul edilen ve Schengen Vize Birliğine dahil olan ülkelerin birbirleri arasında serbest dolaşım hakkına sahip olursunuz. Hangi Schengen ülkesinden vize aldıysanız Avrupa'ya ilk olarak giriş o ülkeden yapılmalıdır. Sonrasında istediğiniz AB Schengen ülkesine geçiş yapabilirsiniz. Ülkemiz Umumi Pasaportları için Schengen Vizesi zorunludur. Ancak Diplomatik, Hizmet ve Hususi pasaportların turistik gezileri için böyle bir zorunluluk yoktur. Schengen vizesi ile gittiğiniz AB ülkesinde herhangi bir işyerinde çalışmanıza izin verilmez. Çünkü Şengen vizesi çalışma izni sağlayan vizelerden değildir. Böyle bir durum tespit edildiğinde Schengen vizesi iptal edilir ve geldiğiniz ülkeye geri gönderilirsiniz. Schengen Vize başvurusu ile birlikte kişi başı yaklaşık 20 olan sigorta bedeli anlaşmalı sigorta acentelerine yatırılabilir. Ancak Schengen ülkelerine vizesiz yani Diplomatik, Hizmet veya Yeşil pasaport ile gidecekseniz bu sigorta bedeli isteğe bağlı yapılıyor. İtalya ve İspanya son yıllarda gelen turistlerden sigorta yaptırmış olmaları şartını arıyor. Yeşil Pasaport sahipleri Avrupa'da Schengen Vize Sistemine dahil olan ülkelerinden herhangi birine gitmeden önce hiç bir ön koşul, izin ya da kayıt yaptırmak zorunda değillerdir. Birkaç yıl önce yürürlüğe giren ve Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz giriş yapabilen bazı ülkelere getirilen ETIAS yükümlülüğü yani ön izin ön kayıt yaptırma zorunluluğu vardır. Bu konuda daha çok bilgi sahibi olabilmek için Yeşil Pasaport Seyahat İzni ile alakalı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. Şartları ve yükümlülükleri çok zor ancak geçerlilik süresine bakıldığında bir o kadar avantajlı olan vizelerdendir. 5 yıl yada 10 yıl geçerli çok girişli ve 3-6 ay ikamet süreli vize türleri bulunur. A. B. D. 10 yıl gibi uzun soluklu turistik vizeleri sadece belirli ülkelerin vatandaşlarına hak tanımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'de bu ülkeler arasındadır. Türk Vatandaşları 10 yıl süre ile geçerli ABD turistik vizesini alabilirler. Vize başvurusunda çalıştığınız iş ve meslek grubundan tutunda mal varlığınıza, daha önce gittiğimiz ülkeleri ve hatta son 2 yıla ait banka hesap aktivitenize kadar bir çok evrak istenir. Son yıllarda yaşanan siyasi gerginlikler ve ABD'nin yeni göçmen ve turizm anlayışındaki farklılıklar nedeniyle şartlar hem ülkemize hemde diğer ülkelere karşı biraz daha zorlaştırılmıştır. Yeşil Pasaportta dahil olmak üzere ülkemizin tüm pasaport türlerine ABD tarafından vize uygulanmaktadır. Amerika Pasaportu sahipleri Türkiye'ye Turistik veya Meşruatlı vize ile gelebilecekleri gibi Bandrol vize ile de giriş yapmaktadır. Dünyada sadece Amerika'nın yürütmekte olduğu Green Card piyango sistemi bulunmaktadır. Bu sisteme izin verilen ülkelerin vatandaşları her yıl Ekim-Kasım aylarında internet üzerinden başvuru gerçekleştirir. Başvuru son derece kolay olsa da son yıllarda sadece Pasaport sahiplerinin başvuru yapabileceği bir ön koşul getirildi. Sizden başvuru esnasında Pasaport numaranız ve geçerlilik tarihi de isteniyor. Koşullara uyan ve eksiksiz bir şekilde formu doldurabilen adaylar arasından rastgele talihliler seçilir. Bu talihliler takip eden yılın Mayıs ayında açıklanır ve ABD temsilciliklerine müracaat etmeleri istenir. Buradaki bürokratik işlemler sonuçlandığında Amerika'da süresiz ikamet etme izni anlamına gelen Amerikan Yeşil Kart sahibi olursunuz. Green Card sahibi olduktan sonra ABD'de herhangi bir suça karışmadığınız, vergi ve faturalarınızı aksatmadığınız takdirde ortalama 5 yıl sonrasında vatandaşlık için müracat edebilirsiniz. Eğer ilk kez yurt dışına çıkacaksanız yurt dışına gitmeden önce mutlaka güvenilir bir Tur Acentesinden Paket Tur satın almanız önerilir. Tur şirketleri size birçok destinasyon ve seçenek sunacaktır. Bütçeniz ve zevkinize uygun paketi satın aldıktan sonra yapmanız gereken hazırlıkları bir an önce tamamlayıp uçağa adımınızı atmaktır bütün mesele. Sonrasında zaman nasıl geçecek farkına bile varmayacaksınız. İlk kez yurt dışı tatil veya turdan faydalanacaksınız stresi ve can sıkıntısını burada bırakıp uçağa binin. Aksi halde sadece yurt dışına çıkmış ve gereksiz bir stres ile geri gelmiş olacaksınız. Size kalan sadece yorgunluk, bitkinlik ve tabi ki boş bir cüzdan olacaktır. Tur ile yurt dışına gitmek istediğinizde yapmanız gerekenler ve dikkat edilmesi gereken altın kurallara göz atalım. Kısaca ülke dışına çıkmadan önce Tur satın almak istediğinizde yapmanız gerekenleri özetle sıralayalım. Eğer daha önce kısa veya uzun süreli yurt dışında bulunduysanız yada yanınızda tecrübeli olan bir arkadaşınız var ise daha ekonomik bir seçenek olabilecek tur paketi satın almaya gerek kalmadan sadece otel rezervasyonu, uçak bileti ve pasaport ile hayalinizdeki yurt dışı geziye çıkabilirsiniz. Burada dezavantaj kesinlikle tur acentesinin gezdiği kadar yer gezemeyecek olmanızdır. Rehberin bilgi ve tecrübelerini hesaba katmıyorum bile. Tur paketinin bir diğer avantajlı tarafı, hemen hemen her hizmetin (bahşişler hariç🙂 bedelini peşinen ödediğiniz için sadece alışveriş ve bahşişler için yanınıza alacağınız bir miktar döviz ile turu bitirip güzel anılarla dolu bir yurt dışı tatili yapmanın keyfini sürmek olacaktır. Tek ülke ve onun şehirlerini kapsayan 2-3 günlük turlar olduğu gibi birkaç ülkeyi ve şehirlerini kapsayan uzun vadeli turlardan birini de seçebilirsiniz. Şahsi fikrim uzun vadeli turlardan yana. Çünkü çok fazla lokasyonu daha ekonomik fiyatlarla gezmiş oluyorsunuz. Turizm acenteleri ile tura katılmak aslında daha pahalı gibi görünüyor olsa da Şehir içi ulaşım, havalimanı aktarma ve otel transferleri, paket içerisindeki yerlere giriş ücreti ve tabi ki otel konaklama için size sunulacak olan fiyattan çok daha aşağı değerlerde anlaşma sağlayabildikleri için ödemenizin geri kalan kısmı ile Ekstra tur seçenekleri sunabilmekteler. İnternette bu konuda birçok şikayet, yorum, forum ve blog sitesi bulunmaktadır. Bu sitelerde tercih etmek istediğiniz Tur Şirketinin ismini veya hizmetlerini arayabilirsiniz. Karşınıza her tur şirketi ile ilgili bir çok şikayet veya kötü yorum görebilirsiniz. Sadece bunlara bakarak bir fikir oluşması tabiki beklenemez. İnsanların beklentileri bazen çok farklı ve yüksek olabiliyor ve bu beklenti bir şekilde şirket tarafından karşılanamadığıda maalesef kötü anılar ve geri dönüşler bırakabilmektedir. Burada belirleyici olan kullanıcı deneyimleridir. Bağımsız turizm değerlendirme sitelerinde Tur şirketleri, Havayolu şirketleri ve Otellerle ilgili çok sayıda Müşteri Geri Dönüşü bulabilirsiniz. Booking. com ve Trivago gibi online rezervasyon sitelerinde \"bağımsız müşteri deneyimlerini\" okuyabilirsiniz. Yurt dışı turistik turlar genel olarak paket tur şeklinde satışa sunulmaktadır. Bu nedenle uçak bileti üzerinde çok fazla söz sahibi olamıyorsunuz. Tur şirketleri her ne kadar uçuş mili kazanamayacağınızı söylese de itibar etmeyin. Check-in öncesinde veya elektronik bilet onayı aldığınızda Mil puanı da kazanmış oluyorsunuz. En azından THY Mil Sistemi için durum böyle. Diğer havayolu şirketlerinde geçerli olur mu? Denemek lazım. THY Mil sisteminde Tur operatörü tarafından adınıza alınmış biletten Mil kazanabilirsiniz ancak bu bilet için mil puan kullanmanıza müsade edilmez. Yurt dışına çıkmak için paket tur şeklinde değilde otel rezervasyonu yaptırarak yada turistik amaçlar dışında yurt dışına çıkacaksanız haliyle ucuza uçak bileti almak isteyeceksiniz. Uygun fiyata uçak bileti satın alabilmek için öncelikli şartımız zamandır. Uçak bileti fiyatları zamanla ters orantılı olarak değişkenlik göstermektedir. Uçuş zamanı yaklaştıkça koltuk sayıları azalacağından uçak biletlerinin fiyatının artması beklenir. Aslında uçuşların %95'i bu şekilde fiyatlandırılır. Erken davranıp ucuza \"Promosyon\" bilet almak en ekonomik uçak bileti satın alma yöntemdir. Promosyon biletlerin fiyat avantajına karşın 2 önemli dezavantajı vardır. Bu dezavantajlardan ilki, satın alınmış Promosyon biletin, ekstrem koşullar hariç iadesi veya ertelemesi yapılamaz. Ucuza promosyon uçak biletinin diğer dezavantajı ise sadece Ekonomi Sınıfı koltuklarda geçerli olmasıdır. Business uçak bileti fiyatları çok uçuk rakamlarda olduğundan hiç bir havayolu şirketi promosyon açmaz. Business uçak biletini bedava sahip olabilmenin tek yolu biriken Mil Puanlarınızı kullanarak almaktır. Her havayolu şirketi uçuş tarihinden belirli bir süre önce uçak biletlerini satışa açar. \"En ucuz bilet\" yada başka bir deyişle \"promosyon uçak bileti\" alabilmenin en iyi zamanı işte bu andır. Havayolu şirketleri bilet fiyatlarını eldeki stok biletlerin satılabilirliğine göre belirlemektedir. Yani bir uçakta bilet satıldıkça fiyatlar yukarı yönde artacaktır. Bu nedenle uçak biletini ne kadar önce alırsanız sizin için o derece karlı ve ekonomik bir uçuş olacaktır. Uçak bileti, yurtiçi olsun yurt dışına çıkmadan önce olsun gezi ve ulaşımda en önemli aşamadır. Kaliteli havayolu şirketinden ucuza ekonomik bilet alabilmek ise bir başarıdır. Uçak biletini satın aldıktan sonra yapmanız gereken uçuş tarihini beklemektir. Uçuş tarihi geldiğinde yaklaşık son 24 saat içinde Online Check-in işlemleri başlar. Uçuşa saatler kala fiziksel Check-in ve Bagaj teslim aksiyonları başlar. İster havayolu acentelerinden, havalimanlarından veya online olarak internet sitesi üzerinden check-in işlemlerini yapabilirsiniz. Özellikle tatil sezonlarında, bayram ve önemli günlerde uçak biletleri çok erken tarihlerde tükenir. Talihsizlik bu ya sizinde önemli bir işiniz çıktı yurtiçi veya yurt dışı uçak biletine ihtiyacınız var. Hemde hemen. Bunun için kapı kapı gezip ucuza otobüs bileti bulmaktan fazlasını yapmalısınız. Sabırla denemeye devam. Ancak bilet yok diye hemen arkanızı dönüp çıkmayın. Hazırlıklarınızı yapın ve uçuş saatine 5-6 saat kala hava yolu şirketinin internet sitesinden tekrar satın almayı deneyin. Başarılı olma ihtimaliniz çok yüksek. Hem yurtiçinde hem yurt dışına çıkmak için denenmiş olup tecrübe ile sabittir. Neden böyle olduğu size çok mantıksız gelebilir. Ancak birkaç gün sonra bununla ilgili yazacağım yazıda bu konuya daha geniş yer vereceğim. Yurt dışına çıkmadan önce gerekenler listemizde diğer bir aşama ise uçuşa kabul ve bagajların teslimi. Bu aşamada havayolu şirketinin havalimanında o uçuş için tahsis ettiği banko önüne gelerek bagajlardan kurtulma işleminin gerçekleştiği aşamadır. Bagaj teslimi anında her havayolu şirketi kendi belirlediği standartlar doğrultusunda kilo-ebat kısıtlaması yapabilir. Yolcu başına belirli bir kilonun üzerine çıkıldığında uçuş şirketi sizden ekstra ücret talep edebilir. Yurt dışı uçuşunuzdan önce Bagaj teslim ederken uyulması gereken Uluslararası standart ve kurallar vardır. Örneğin, Pasaport kontrolünden sonraki güvenlik aramasında 100cc üzerinde sıvı bulundurmak yasak. Bazı destinasyonlara uçarken bir takım elektronik eşyaları da yanınızda taşıyamıyorsunuz. Abd, İngiltere ve İsrail lokasyonlu uçuşlarda laptop bulundurmaya izin verilmiyor. Check-in esnasında bagaja vermeniz söyleniyor. Aksi takdirde uçuşunuza izin verilmez. Son aşama, Gate adı verilen uçağa binmeden önce son kontrol amacıyla kimlik ve bilet kontrolünün yapılarak yolcunun uçağa kabul edilmesi aşamasıdır. Bundan sonra yapmanız gereken uçakta size tahsis edilen koltuğu bulmak ve arkanıza yaslanarak uçuşun tadını çıkarmak. Bu kadar ön hazırlıktan sonra geriye kalan bavulunuzu hazırlamak. Eğer gezi veya tur organizasyonu ile seyahat edecekseniz yanınıza mutlaka pratik ve az yer tutan eşyaları alın. Hatta ağır olan eşyalarınızı el bagajına koyacağınız bavula yada çantaya yerleştirin. Çünkü el bagajlarında önemli olan kilo değil ebatlar kontrol edilir. Yurt dışı seyahatiniz öncesinde bagaj hazırlama konusu daha doğrusu bavul hazırlama aşamasında en önemli husus, özellikle de yurt dışı uçuşlarda destinasyon ülkenin uyguladığı bagaj politikalarıdır. Bunun için mutlaka uçuş öncesinde havayolu şirketinizden bilgi talep edin veya İnternet Sitesinden bilgi almaya çalışın. Bazı Ortadoğu ülkeleri, Afrika ülkeleri ve uzak doğu ülkelerine seyahat edecekseniz bir takım bulaşıcı hastalıklara yakalanmamak için aşı olmanız gereklidir. Bunun için havalimanlarında Sağlık Bakanlığına bağlı \"Hudut Sağlık Merkezlerinden\" ücretsiz yararlanabilirsiniz. Hatta sizi daha sonra Ülkeye döndüğünüzde de takibe alıp bir takım testler isteyebilirler. Bulaşıcı hastalık riski taşıyan ülkelere giderken olduğu gibi dönüşünüzde de bazı test ve tahliller için sizden kan örneği istenebilir. Günümüzde Koronavirüs salgını nedeniyle havalimanınlarında deyim yerindeyse kılı kırk yarıyorlar. Ülkeler arası izolasyon politikaları nedeniyle hastalığın taşınmaması sağlanıyor. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi Koronavirüs Pandemisinde Seyahat başlıklı yazımızda bulabilirsiniz. -PASAPORT Kısaca yurt dışına çıkmadan önce neler yapmak gerektiğini, yurtdışı seyahat öncesinde alınması gereken tedbirler ve uçuş öncesinde ucuza bilet nasıl bulunur, bu konuları özetlemeye çalıştık. Artık yurtiçi tatiller için de çoğunlukla yurtiçi uçak seyahati tercih edildiği için Pasaport ve Vize konuları haricinde yazımızdaki bu bilgilerden faydalanılabilir. Umarım bu yazı, uçuşunuz öncesinde faydalı olur. Şimdiden tüm gezi severlere ve tatilcilere iyi uçuşlar, iyi yolculuklar, iyi tatiller.. merhaba, bu yil 19 yasima girecegim ve daha once hic tatile cikmadim. birkac yildir biriktirdigim parayla bu yaz fransa'ya 2-3 haftalik bir geziye gitmek istiyorum. tamamen kendim bu tatili planlamak ve en son biletimi aldigimda aileme \"her seyim hazir, tatile gidiyorum.\" demek istiyorum, tabii ki tecrubem olmayan bi' konu oldugu icin aklimda bir suru soru vardi ama hepsine sayenizde cevap bulabildim. bu yaziya denk gelmeden once bircok yazi okudum fakat hepsinde eksik kalan bir sey vardi. detayli anlatiminiz, hicbir ayrinti kacirmamaniz, her konuda farkli alternativler bulundurmaniz cok isime yaradi. yazida emegi gecen herkese cok icten tesekkur ediyorum, emeginize saglik. Online check-in ekranında Vize var yada yok işaretlemenizin çok önemi yok. Çünkü hem Pasaport Polisi hem de uçağa binmeden önce TK görevlisi Pasaportunuzu veya gerekliyse vizenizi görmek isteyecektir. Gittiğiniz ülke Yeşil Pasaport'a vize uygulamıyorsa sorunsuz bir şekilde uçağa geçeceksiniz zaten. 1 Şubat itibariyle AB Sağlık Komisyonunun aldığı karar ile yerli aşı Turkovac, Çin aşısı Sinovac ve Rus aşısı olan SputnicV adlı aşıları kabul etmeyeceğini duyurdu. Eğer bu aşılardan herhangi birini olduysanız yurt dışına çıkmadan önce güncel Coronavirus Testi yaptırmanız gerekiyor. Turu düzenleyen seyahat şirketi size bu konuda daha detaylı bilgilendirme ve yönlendirme yapacaktır. İyi tatiller. Çok faydalı bir yazı olmuş. teşekkür ederim. Emre bey bu konuda size yardımcı olmayı çok isterdim ancak bahsettiğiniz konu ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Eğer gideceğiniz ülke ismini bizimle paylaşırsanız yardımcı olmaya çalışalım. Kenan bey AB Seyahat Belgesi Türkiye'yi kapsamıyor. Pasaportunuzun en az 6 ay geçerlilik süresi var ise ve Covid-19 ile alakalı belgelerinizde hazır ise iyi yolculuklar dileriz. Konsolosluklar, turistik seyahatlerde Aile ziyareti amacıyla gidecek olanları çok fazla zorlamazlar. Üzerinize ev, araba yada mal varlığı sorgulama ihtimali yok denecek kadar az. Bu gibi sorgulamalar turistik olarak gidecek olup orada herhangi bir yakını olmayanlar için yapılır. Sizin aile ziyareti kapsamında olduğu için diğer vize adaylarına göre daha kolay alırsınız. Amerika vizesi için benzer şekilde bir yakınım karı-koca ve oğlu başvuru yaptı. Amerika'da kızları Green Card ile ikamet ediyor. Üçüde 10'ar yıllık ABD turistik vizesi aldılar."}