{"url": "https://azgezmis.com/antalyada-en-iyi-tatil-yerleri-nelerdir", "text": "Antalya, Türkiye'nin güneybatısında Akdeniz kıyısında yer alan ve ülkenin en popüler tatil bölgelerinden biridir. Turkuaz renkteki denizi, muhteşem plajları, zengin tarihi ve kültürel mirası ile dikkat çeker. Antalya, hem doğal güzellikleriyle hem de tarihi kalıntılarıyla zengin bir destinasyondur. Şehrin ana cazibe merkezlerinden biri, tarihi Kaleiçi'dir. Kaleiçi, dar sokakları, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihi yapıları, tarihi evleri ve büyüleyici atmosferiyle ünlüdür. Bu tarihi merkezde gezerken Hadrian Kapısı, Yivli Minare Camii, Kesik Minare gibi önemli yapıları görebilirsiniz. Antalya'nın sahip olduğu muhteşem plajlar da tatilcilerin ilgisini çeker. Lara Plajı, Konyaaltı Plajı ve Çıralı Plajı gibi plajlar, ince kumları ve berrak sularıyla ünlüdür. Burada güneşlenip denize girebilir veya çeşitli su sporlarını deneyebilirsiniz. Antalya ayrıca antik kentleriyle de dikkat çeker. Perge Antik Kenti, Aspendos Antik Tiyatrosu ve Side Antik Kenti gibi kalıntılar, ziyaretçilerin geçmişe bir yolculuk yapmalarını sağlar. Bu antik kentlerde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan tiyatrolar, agora alanları, hamamlar ve surlar, tarih severler için büyük ilgi çekicidir. Antalya'nın doğal güzellikleri de keşfedilmeye değerdir. Düden Şelalesi, şehrin merkezine yakın bir noktada yer alır ve iki farklı bölümü vardır: Üst Düden ve Alt Düden. Şelalelerin yüksek kayalıklardan dökülmesi ve etkileyici manzaralar sunmasıyla ünlüdür. Ayrıca Antalya'nın yakınlarında bulunan Köprülü Kanyon Milli Parkı, trekking, rafting ve doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler için idealdir. Antalya aynı zamanda golf severler için de popüler bir destinasyondur. Belek, dünyaca ünlü golf sahalarına ev sahipliği yapar ve birçok lüks golf oteline ev sahipliği yapar. Şehrin lezzetli yemekleri de tatil deneyiminizi tamamlayacak unsurlardan biridir. Antalya mutfağı, Akdeniz'in taze ürünleriyle hazırlanan zengin bir çeşitlilik sunar. Deniz ürünleri, zeytinyağlı mezeler, kebaplar ve tatlılar gibi yerel lezzetleri deneyebilirsiniz. Antalya, sunduğu doğal güzellikler, tarihi mekanları, plajları, su sporları olanakları ve canlı gece hayatıyla tatilciler için kusursuz bir destinasyondur. Her yaşa ve ilgi alanına hitap eden aktiviteler sunan Antalya, unutulmaz bir tatil deneyimi vaat eder. Kaleiçi: Antalya'nın tarihi merkezi olan Kaleiçi, dar sokakları, tarihi evleri ve özel butik otelleri ile ünlüdür. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait birçok tarihi yapıyı barındırır. Burada yürüyüş yaparak tarihi sokaklarda gezebilir, camileri, kiliseleri, hamamları ve müzeleri ziyaret edebilirsiniz. Hediyelik eşya dükkanları, antika mağazaları ve şık restoranlarıyla da ünlüdür. Perge Antik Kenti, Antalya'nın doğusunda, Aksu Nehri'nin kıyısında bulunan Perge Antik Kenti, Helenistik ve Roma dönemlerine ait kalıntılarıyla ünlüdür. Tiyatro, agora, hamam, stadyum ve surlar gibi önemli yapıları içerir. Tarihe ilgi duyanlar için görülmesi gereken bir yerdir. Aspendos Antik Tiyatrosu, Antalya'ya yaklaşık 40 km mesafede bulunan Aspendos Antik Tiyatrosu, Roma İmparatorluğu döneminden kalma en iyi korunmuş tiyatrolardan biridir. Muhteşem akustiğiyle ünlüdür ve bu özelliği sayesinde hala tiyatro ve konser etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır. Tiyatronun yanı sıra Aspendos'ta antik bir stadyum ve su kemerleri de ziyaret edilebilir. Kaş, tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlüdür. Antik dönemden kalıntılar, sualtı mağaraları, güzel plajları ve berrak deniziyle ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Ayrıca Kaş, dalış meraklıları için de bir cennettir. Sualtı zenginlikleri ve batıklarıyla ünlüdür. İlçede aynı zamanda doğa yürüyüşleri, kano turları gibi etkinlikler de yapılabilmektedir. Kaş'ın tarihi merkezi, dar sokakları, taş evleri ve çeşitli restoranlarıyla da büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Kaş, hem yerli hem de yabancı turistler için cazip bir seyahat noktasıdır. Ziyaretçiler, güzel plajlarda güneşlenebilir, su altı dünyasını keşfedebilir, tarihi ve kültürel miraslarını gezebilir veya sadece dinlenmek ve doğanın tadını çıkarmak için huzurlu bir tatil yapabilir. Kemer, turistler için pek çok aktivite sunar. Bölgedeki plajlar, temiz denizi ve güzel manzarasıyla tatilcilerin ilgi odağıdır. Bunun yanı sıra, su sporları faaliyetleri için de ideal bir yerdir. Dalış, yelken ve sörf gibi aktiviteleri deneyimleyebilirsiniz. Kemer'in çevresindeki dağlık alanlar ve ormanlar ise doğa tutkunları için harika keşif noktaları sunar. Olympos Milli Parkı ve Beydağları Sahil Milli Parkı gibi koruma alanları, zengin flora ve fauna çeşitliliğiyle dikkat çeker. Ayrıca, Kemer'de tarihi kalıntılar da bulunmaktadır. Bölgedeki antik kentler arasında Phaselis, Olympos ve Termessos önemli örneklerdir. Bu antik yerleşim alanlarını ziyaret ederek geçmişin izlerini sürebilirsiniz. Kemer kiralık villa konusunda bir cennet gibidir. Tatilinizi özel ve konforlu bir hale getirebilir. Kemer'deki kiralık villalar genellikle özel havuzlu, bahçeli ve geniş yaşam alanlarına sahip olup, aileler ve büyük gruplar için idealdir. Villaların çoğu, denize ve Kemer'in merkezine yakın konumda bulunur. Ayrıca, birçok villa, muhteşem deniz veya dağ manzarasına sahiptir. Kemer aynı zamanda canlı bir gece hayatına sahiptir. Restoranlar, barlar ve gece kulüpleri, ziyaretçilere eğlenceli ve keyifli bir atmosfer sunar. Alanya, tarihi zenginlikleri, doğal güzellikleri ve güzel plajları ile bilinir. Alanya Kalesi, bölgenin en önemli tarihi yapılarından biridir ve muhteşem bir manzaraya sahiptir. Bu kale, Bizans döneminden kalma ve Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından genişletilmiştir. Alanya'nın bir diğer önemli turistik noktası ise Damlataş Mağarası'dır. Bu mağara, eşsiz damlataş oluşumları ve terapötik atmosferi ile ünlüdür. Ayrıca, Kleopatra Plajı, berrak suları ve altın sarısı kumuyla ünlüdür ve ziyaretçilerin deniz ve güneşin tadını çıkarmaları için mükemmel bir yerdir. Alanya ayrıca, su sporları, yürüyüş, bisiklet ve jeep safari gibi birçok aktiviteye ev sahipliği yapar. Ayrıca, çeşitli restoranları, barları ve gece kulüpleri ile canlı bir gece hayatı sunar. Alanya, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, misafirperver insanları ve lezzetli yemekleri ile de ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Demre, özellikle Noel Baba olarak da bilinen Aziz Nicholas'ın doğduğu yer olarak bilinir. Aziz Nicholas Kilisesi, Demre'nin en önemli turistik noktalarından biridir ve her yıl dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler çeker. Demre'nin bir diğer önemli turistik noktası ise antik Myra kenti. Bu antik kent, iyi korunmuş tiyatrosu ve kaya mezarları ile ünlüdür. Ayrıca, Andriake Antik Kenti ve Limanı da görülmeye değer diğer tarihi yerlerdendir. Demre, aynı zamanda doğal güzellikleri ile de bilinir. Özellikle Kekova, batık şehirleri, kristal berraklığındaki denizi ve doğal güzellikleri ile ünlüdür. Kekova'ya düzenlenen tekne turları, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunar. Demre, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, misafirperver insanları ve lezzetli yemekleri ile de ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Tatilcilerin konaklama ihtiyaçlarını karşılamak için birçok kiralık villa seçeneği bulunmaktadır. Antalya'da kiralık villalar, genellikle lüks ve konforlu bir yaşam tarzı sunmak üzere tasarlanmıştır. Modern ve şık tasarımlarıyla dikkat çeken bu villalar, geniş bahçeleri, özel yüzme havuzları ve panoramik deniz manzaralarıyla tatilcilerin beklentilerini karşılamayı hedefler. Antalya kiralık villa seçenekleri tatilciler için lüks, konfor ve özgürlük sunar. Kendi özel yaşam alanınızda unutulmaz bir tatil deneyimi yaşamak isterseniz, kiralık villalar sizin için mükemmel bir seçenek olabilir. \"Kiralık Villa\" ve \"Villa Kiralama\" sektöründe 13 yıldır Türkiye'nin lider konumunda olan \"Kiralık Villada Tatil firmamız, sizlere en uygun kiralık villaları bulmanıza yardımcı olmaktadır. İsteğinize bağlı muhafazakar villalar, korunaklı villalar, balayı villaları ve özel günleriniz için günlük, haftalık villa kiralama konusunda farklı seçenekler ve fiyat avantajları ile hizmet vermektedir."} {"url": "https://azgezmis.com/belgrad-gezi-rehberi", "text": "Belgrad şimdilik vizesiz gidebileceğimiz ve bu nedenle çok tercih edilen bir rota. Şehir küçük olduğu için gezmek oldukça kolay. İstanbul çıkışlı haftada bir kaç uçuş bulmanız çok kolay. Her zaman olduğu gibi kampanyaları takip ederseniz uygun fiyatla uçabilirsiniz. Belgrad'a tek gidebileceğiniz gibi çok uygun fiyatlı geziler düzenleyen firmalarla da gidebilirsiniz. Biz bu seyahatimizde Gruppal firmasını seçtik. Belgrad'ta havaalanından alındık, kısa bir şehir turu yaptık ve sonrasında üç gün kendimiz gezdik. Uçak ve otel uygun fiyata geldi böylece. Kendiniz bireysel olarak giderseniz havalimanından şehre inmek için Pink Taksi'yi kullanmanızı öneririm. Diğer taksi firmalarında bazen sahtekarlık olabiliyormuş. Belgrad'ta gezilecek yerlere gelince, Zemun Bölgesi ile başlayalım. Zemun tarih boyunca hayli el değiştirmiş. Bizans İmparatorluğu, Bulgarlar, Osmanlı İmparatorluğu, Habsburglar vb. Tüm bu işgaller nedeni ile tarihte önemli bir askeri merkez olmuş. Üç adet tepe üzerine kurulmuş olan Zemun Bölgesi bugün Belgrad'ı akşam üzeri seyredip fotoğraflayacağınız, Tuna Nehri kenarında uzanan bir bölge. Zemun'dan, Belgrad'ın içine doğru yol alırsak şehire ilk giriş yapacağımız yer Terazi Meydanı olacak. Bu meydan geçmişte sosyal hayatın çok hareketli yaşandığı bir bölgeymiş. Bölgede fazlaca Osmanlı izleri olduğu için bir dönem buradaki yapıların bir kısmı yıkılmış. Hatta Osmanlı'nın yaptığı bir su kulesi meydandan kaldırılıp yerine dört yüzlü bir çeşme yapılmış. Bugün çeşme meşhur Moskova Oteli'nin önünde yer alıyor. Moskova Oteli geçmişte ve bugün hala bir çok ünlü ismi konul etmiş bir otel. Terazi Meydanı'nda ayrıca iyi fiyatla döviz bozdurabileceğiniz bir çok yer göreceksiniz, herhangi birinde paranızı değiştirebilirsiniz. Bu meydanın bittiği yerde en çok yürüyeceğiniz Knez Mihailova Caddesi başlıyor. Bu caddeye girdiğinizde sanırım ilk sağda hemen Cumhuriyet Meydanı önünüze çıkacak. Meydanda Knez Mihailova'nın bir heykeli ve yanında hala kullanımda olan tiyatro ve arkasında şehir müzesi yer alıyor. Bu meydan bir buluşma noktası. Herkes heykelin önünde birbirini bekliyor. Knez Mihailova burada çok seviliyor, tarihte Osmanlı'yı Sırbistan'dan çıkaran prens olarak ün yapmış. Meydandaki heykelinde de ileriyi işaret edip çıkışı gösterir gibi. Bu yan sokaktan çıkıp yine ana cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu cadde araç trafiğine kapalı ve çok güzel taşlarla döşenmiş keyifli bir yer. Yürürken yine dört gözlü çeşme çıkıyor önümüze. Buradan ve Belgrad'ta tüm diğer çeşmelerden akan sular içiliyor. Çeşmenin yanındaki sokağa girerseniz Belgrad Üniversitesi'nin önüne çıkarsınız. Tekrar ana caddeye dönerseniz ve yürümeye devam ederseniz yaklaşık bir kilometre sonra Belgrad Kalesi'ne ulaşırsınız. Ancak bu yürüyüş biraz ağır oluyor. Çünkü Knez Mihailova Caddesi çok canlı, bir yanda marka dükkanlar, bir yanda yemek yiyebileceğiniz lokantalar ve sokak sanatçıları görecekleriniz. Caddenin sonunda Kalemegdan dedikleri kaleye geldiğinizde, Tuna ve Sava nehirlerinin birleşimine yukarıdan tanık olacaksınız. Bugün kalenin içi keyifli bir park haline gelmiş. Kalenin içinde Damat Ali Paşa'ya ait bir de türbe göreceksiniz. Geçmişte bir hayli harabeye dönmüş olan bu türbe bugün Türkiye Cumhuriyeti tarafından onarılmış durumda. Buradan tekrar yürüyerek Cumhuriyet Meydanı'na dönmek istiyorum. Çünkü bu meydana sırtınızı verip karşıya geçerseniz çok renkli bir başka mekana doğru yol alırsınız. Burası güzel lokantaların bulunduğu Skadarlija Bölgesi. 1800'li yılların başında burası bir çingene yerleşimiyken 1850 yıllarında bölgenin çehresi değişmeye başlamış. Çingenelerin yerini, sanatçılar ve küçük yemek mekanları almış. Bugün ışıl ışıl ve çok keyifli bir bölge olmuş. Bölgenin sokakları Arnavut Kaldırımı döşeli. Burada bu şekilde döşenmiş yollara Türk Yolu diyorlar. Skadarlija Bölgesi'nde müzik eşliğinde keyifli bir yemek için bir çok mekan bulunuyor. Burada en meşhur olan yemek Osmanlı'dan kalan, cevapcici dedikleri köfte. Bosna'da deneyip bir hayli sevmiştim. Ülkede en çok ekilen ürünlerin başında mısır ve ay çekirdeği geliyor. Her köşe başında bir mısırcı görmeniz mümkün. Bir de ev yapımı rakı tarzı içecekler, bal, sabun ve dantel bolca satılan ürünler. Dantelleri görünce hayli eskileri hatırladım. Burada hala gözde olmalı ki kadınlar örüp satıyorlar. Şehrin Stari Grad dedikleri eski bölgesinden yavaşça süzülerek karşımızda tüm görkemi ile yükselen Aziz Sava Kilisesine doğru yürüyoruz. Ancak oraya gelmeden önce uğrayacağımız kendisi küçük ama hayatımıza etkisi büyük Nikola Tesla müzesi var. Müze Pazartesi günleri hariç diğer günler ziyarete açık. Müze sabah 10:00'da kapılarını açıyor. Giriş için 2018 yılında kişi başı 500 Dinar ödedik, yaklaşık 20 TL yapıyordu. Burada Tesla'nın yaptığı deneyleri ve bugün kullandığımız kablosuz internet teknolojisinden, elektriğe kadar hayatımıza kattığı müthiş değerleri göreceksiniz. Kablosuz internet varsa bu Nikola Tesla sayesinde. Hatta internet ile ilgili ilk çalışmayı bile yapmış; ama yeteri derecede inandırıcı bulunmamış. Müzede İngilizce rehberlik saat 13:00'de başlıyor. Gidiş saatinizi buna ayarlamanızda fayda var. Müzeden sonra Aziz Sava Kilisesi'ne devam ediyoruz. Kiliseyi ilk gördüğüm andan itibaren camii gibi geldi. 5400 metrekarelik alanı ile dünyadaki en büyük ikinci ortodoks kilisesi. Aziz Sava kim derseniz, kendisi 1236 yılında ölmüş sırp bir prens. Ancak önemi Sırplarda ilk başpiskopos olmasından kaynaklanıyor. Osmanlı, Sırbistan topraklarındayken Sinan Paşa, Aziz Sava'nın Mileseva Manastırı'nda bulunan kemiklerini Belgrad'a taşımış (yıl 1595) ve bugün tam kilisenin inşaa edildiği bölgede kemikleri yakılmış. Bu olaydan 340 yıl sonra Sırplar tam da buraya görkemli bir kilise yapımına başlamışlar. Fakat bu kilise bir çok savaşla yarım kalmış. Birinci dünya savaşında garaj olarak kullanılmış. Yapımı duraklamış, yakın tarihimizde Nato Belgrad'ı bombalarken yapımı tekrar durmuş. Şu anda dış cephesi bitmiş durumda; ama içi 2018 yılında hala yapım aşamasındaydı. Rus sanat akademisi kilise içindeki dekorasyonlara yardım ediyor. Gördüğüm kadarı ile çok süslü bir kubbe içi bitirilmişti. Son olarak sizi kalenin alt kısmındaki limana indireceğim. Liman nehir teknelerinin yanaştığı keyifli bir bölge. Belgrad'ta gelen turistler buradan alınıyor ve şehir turu yaptırılıyor, sonrasında tekneleri ile yola devam ediyorlar. Ancak sizde burada bulunan küçük ve ilginç bir tekne ile nehir gezintisi yapabilirsiniz. Tuna ve Sava nehirlerini birleştiği bu noktada olmak ve gezmek ayrıcalıklı diye düşünüyorum. Tekne turu her gün akşam üzeri (16:00 civarında) başlıyor ve bir saat sürüyor. Biletlerini Knez Mihalova Caddesi'nde bulabilirsiniz. Fiyatı yaklaşık 1400 Dinar yani 60 TL (2018 yılı fiyatı). Konaklamak için çok seçenek var. Otel standartları oldukça iyi. Biz 3 yıldızlı Contact Otel'de konakladık, kahvaltısı ve odası iyiydi. Şehir merkezine 5 km mesafede yer alıyordu. Kaldığımız bölge de ayrıca gezilmesi gereken tarihi Zemun Bölgesi yakınındaydı. Otelimiz Tuna Nehri'ne çok yakın olduğu için akşamları çıkıp nehir boyunca yürüyüş yapıp nehir üzerindeki şık lokantalarda yemek yedik. Şık deyince gözünüz korkmasın, fiyatlar oldukça makul, yüksek değil. Şehir merkezinden buraya gelmek isterseniz 704, 84 veya 15 numaralı otobüslerden herhangi birine binip Yugoslavya Oteli'ni geçince Kennedy Durağı'nda inmeniz gerekiyor. Yugoslavya Oteli Belgrad'ın ilk lüks ve büyük oteli olarak inşa edilmiş. Günümüzde bile hayli büyük kütlesel bir blok olarak duruyor. Savaş döneminde Nato, Belgrad'ı bombalarken hasar almış ve bir süre kışla olarak kullanılmış. Bugün yine otel olarak kullanılıyor; ama dıştan görüntüsü pek iç açıcı değil. Belgrad konaklama için başka bir kaç mekan daha önerebilirim. Nehir üstü Compass Tekne Otelde kalabilirsiniz. Ancak odalarının biraz küçük olduğu ve bazen nehirden koku geldiği söyleniyor. Eski şehire yürüme mesafesinde olan Prag otele bakabilirsiniz. Belgrad Art Hotel tam eski şehrin kalbinde bir otel. fiyatı yüksek olacaktır diye düşünüyorum. Skadarlija bölgesinde, Villa Skadarlija (4 yıldız) otele bakabilirsiniz. Burası eski şehire sadece 400 metre mesafede. Tam Knez Mihalova Caddesi üzerinde Capital Hotel bir başka seçenek olabilir. Biraz uzun oldu ama bir gün rotanız Belgrad olursa bu yazı size çok güzel bir rehber olacaktır. Hmm.. unutmadan, her an Avrupa Birliği'ne girebilirler. Henüz vize alma zorunluluğu yokken bir an önce gitmeyi deneyin. Bazen filmin sonunda en önemli bölüm olur, işte bu da öyle bir şey. İngilizce biliyorsanız Belgrad'ta her gün ücretsiz yapılan şehir turlarına katılabiliriniz. Tur Cumhuriyet Meydanı'nda Knez Mihailova Heykeli'nin arkasında buluşma noktasından başlıyor. Her gün sabah saat 11:00 ve öğleden sonra saat 16:00'da, üzerinde sarı tişört olan tur rehberi heykelin arkasında buluşma noktasında oluyor. Memnun kalırsanız bir miktar bahşiş verebilirsiniz. Internet adresleri belgradwalkingtours. com."} {"url": "https://azgezmis.com/bodrum-mazikoy", "text": "Bu yazıda Bodrum merkez yerine biraz Bodrum çevresinden bahsedeceğim. Bodrum'u ilk kez 1986 veya 1987 yıllarında görmüştüm. O ilk görüş bana çok güzel gelmişti. Sakin, kendi halinde, sade bir kasaba görünümünü hala koruyordu. Ancak o yıldan sonra her gidişimde biraz daha sevmez hale geldim. Günümüzde ise Bodrum merkezi çok fazla abartılı, her şeyin değerinin bir kaç katı olduğu ve daha fazla yozlaşmış bulduğumu söyleyebilirim. Tatil demek biraz sessizlik, sakinlik, belki akşamları dozunda biraz eğlenmek demek. Tabi bu tarif benim tatil anlayışım, herkese göre değişir. Ancak Bodrum'dan en çok soğuma nedenim barlarda, sokaklarda gördüğüm abartılı hareketler ve aşırı fiyatlar. Ayrıca bazı işletme sahiplerinin kaba tarzlarını da eklemeliyim. Bodrum, Mazıköy, merkeze en uzak kalan yerlerden biri. Genelde Bodrum, yerleşim yerleri arasındaki mesafeler 15 veya 20 km civarındayken burası merkeze 50 km. Şimdilik hala gerçekten köy havasında bir yer. Köyde inekler, tavuklar dolaşıyor. Tarlalardan istediğiniz gibi meyve, sebze alıp yiyebiliyorsunuz. Köylülerin çoğu evlerinin yanlarına ek odalar veya apartlar yapmışlar ve bunları kiraya veriyorlar. 2022 yılındaki ev veya pansiyon fiyatları bir hayli değişkenlik gösteriyordu. Bir pansiyonun geceliği yemek hariç iki kişi için 500 TL iken, hemen karşısında yer alan kahvaltı ve akşam yemeği dahil bir başkası kişi başı 600 TL istiyordu. Evlere gelince biz kaldığımız evin ödemesini 2022 yılının sene başında yaptığımız için uygun bir fiyata kaldık. Evimiz gecelik 400 TL idi. Ancak denize 1 km'den daha fazla bir yola sahipti. Denize daha yakın bir başka evin fiyatı gecelik 800 TL olabiliyor. Fiyatlar 2022 yaz aylarına ait. Bu evlerde 4 kişi kalabilirsiniz. İçlerinde yemek yapabileceğiniz bir mutfak ve mutfak malzemesi vb. her şey mevcut. Evler genelde 1+1 oluyor, banyo ve mutfağa sahipler. Ancak çok lüks beklemeyin. Döşenme tarzları klasik, banyolarda bazen duşa kabin yok, ancak evler yine de bir kaç gün veya bir iki hafta konaklamanız için yeterli konfora sahip. Bu tip konaklama isterseniz size Nazar Pansiyonu önerebilirim. Yeşillikler içinde 1+1 bir evde bahçe içinde kalıp sabahları köy yumurtanızı bahçeden alırsınız. İsterseniz yoğurtta yapıyorlar. Denize yaklaşık 250 metre mesafede. Nazar Apart: 0537 408 17 02 Necla Hanım. Bir diğer pansiyon da yine denize 400 500 metre mesafede, biraz yokuş çıkmanız gerekiyor. Burası isimsiz ama güzel manzarası olan biraz tepeden denizi gören bir yer. Nurcan hanım işletiyor. 0542 658 5708. Bu ev de 1+1 ve bahçe içinde. Yemek pişirmek istemezseniz ev sahibi sizin için yemek de pişiriyor. Genel olarak konaklama seçenekleri pansiyon ayarında veya yemeği kendinizin yapacağı ev kiralama şeklinde oluyor. Akşamları çıkıp yemek yiyeyim diyebileceğiniz bir veya iki yer bulabilirsiniz. \"Tatilde lüks olmasa da olur\" derseniz Mazı'yı seçebilirsiniz. Plaj kısmında ise her pansiyonun önünde kendine ait şezlonglar var. Bu şezlongları ücretsiz kullanabilmeniz için kafe ya da lokanta kısmından günlük harcama yapmanız isteniyor. O da bu sene için (2022) kişi başı 200 TL idi. Plajın en sonuna giderseniz burada Bodrum Belediyesine ait ücretsiz şezlong ve şemsiyeleri görürsünüz. Beyaz şezlongların üzerinde Bodrum Belediyesi yazıyor. Bu oldukça takdir ettiğim bir hizmet oldu. Deniz taşlık ve bir kaç adım sonrası boyu geçebiliyor. Biz Mazı yangını sonrasında geldiğimiz için ne yazık ki denizin dibi kül ile kaplıydı. Çam ormanlarından geriye siyah gövdeler kalmış durumda. Bir süre sonra bu durum değişmeye başlayacaktır elbet. Köyün yanmamış nadir yerlerine bakınca eski halinin çam ormanları içinde çok keyifli, çok yeşil bir yer olduğu belli. Mazıköy 4 farklı koya sahip. Bir koyda dalga varsa yan koya gidebilirsiniz. Koylardan birine yürüyerek diğerlerine arabayla gitmeniz gerek. Hurma koyu, Ilgın koyu, Kargı koyu ve Çökertme. Biz denize Hurma koyundan girdik ve burada konakladık. Diğer koylara farklı günlerde gidip baktık. En temiz bulduğumuz Hurma koyu oldu. Çökertme ise sahil kesiminde daha çok lokantanın yer aldığı, deniz üzerinde bile yemek yiyebileceğiniz yerlere sahip bir koy. Diğer koylara göre daha turistik. Fiyatlar biraz daha yüksek elbette. Sevimli bir kaç hediyelik eşya dükkanı göreceğiniz bir koy. Çökertmeyi sevdiğimi söyleyebilirim ancak tüm sahil lokanta ve kafeteryalar tarafından parsellenmiş. Her ne kadar sahiller bize ait olsa da sandalyenizi koyup oturduğunuzda bu durum size psikolojik olarak bir sıkışıklık hissi ve biraz işletme tarafından rahatsızlık verebilir. Aşağıda Çökertme koyundan bir fotoğraf göreceksiniz. Mazıköy'ün ilk yerleşimi dağlık bölgede olduğu için cami ve köy meydanı Yukarı Mazı denilen yerde. Aşağı Mazı'da ise yerleşim sonradan olduğu için bir köy meydanı veya yürüyüş yapacağınız keyifli bir alan yok. Aslında sonradan inşa edilen aşağı Mazı'nın yolu bile yok diyebiliriz. Denize açılan beton bir dere yatağı var. Yazın bu yoldan arabalar geçiyor, ancak kış aylarında bu dere yatağından akarsu denize dökülüyor. Köy olduğu için şimdilik disko ve bar yok. Şahane bir sessizlik hakim. Hediyelik eşya dükkanı ve çarşı da yok. Gelirken böyle beklentileriniz olmasın. Mazıköy'de bankamatik yok. Köylüden alışveriş yaparken nakit ödemeniz gerekecek. Bunun için para çekebileceğiniz son nokta köye gelirken son yerleşim olan Mumcular. Orada büyük zincir marketler de mevcut. Köyün içinde ise sadece bir kaç bakkal var. Bu bakkallarda kredi kartı geçiyor ancak fiyatlar yüksek. En yakın mesafe araç ile yarım saat olunca fiyatlar biraz yükseliyor. Mazıköy'de kendinizi Bodrum'da hissetmeyeceksiniz. Yani o çok ışıltılı, plaj yerine beach dedikleri pahalı, müzikli, gürültülü, ortamlar henüz buraya gelmemiş. Değişmeden gidin görün."} {"url": "https://azgezmis.com/darusselam", "text": "İster safari için milli parklara, isterseniz tatil için Zanzibar'a, isterseniz tırmanış için Kilimanjaro 'ya gelin; eğer Tanzanya'ya geliyorsanız bir şekilde yolunuz Darüsselam'dan geçiyor demektir. Tanzanya Afrika'nın Orta Batısında bulunuyor. Özellikle Afrika yaban hayatını görmek isteyenler için gidilecek yerlerin başında Tanzanya ve Kenya geliyor, fakat bu durum Tanzanya'daki turizmi yeterince geliştirememiş. Tanzanya aynı zamanda ünlü Masai halkının da anavatanı. Darüsselam ise Tanzanya'nın eski başkenti ve aynı zamanda ekonomik merkezi. Başka bir deyişle Tanzanya'nın giriş kapısı. Darüsselam'da 2016 yılında 5 milyondan fazla insan yaşıyordu. Yüksek miktarda göç aldığından nüfus artış hızı çok fazla ve ilerleyen yıllarda Afrika'nın en kalabalık kenti olacağı düşünülüyor. Darüsselam'da en renkli ve hareketli yerler deniz kenarları. İyi fotoğraf çekebileceğiniz yerler de genellikle deniz kenarlarında olacak. Havalimanından merkeze bir taksi ile gelebiliyorsunuz ama her zamanki gibi pazarlık yapmakta fayda var. Trafik soldan akıyor, yaklaşık yarım saat süren bir yolculukla kendinizi kalabalık bir merkezde bulacaksınız. Eğer taksi size pahalı gelirse ve fazla da bagajınız yoksa havalimanı dışına çıkarak dala dala adı verilen toplu taşıma araçlarına binebilirsiniz. Yerel halkın kullandığı bu araçlar biraz konforsuz olabilir; fakat oldukça ucuz. Darüsselam ve genel anlamda Tanzanya Mart, Nisan Mayıs aylarında oldukça yağış alıyor ve bu aylarda nem genellikle %85'in üzerinde, sıcaklık ise 30 C den fazla. Fakat bunun dışındaki zamanlarda ayda sadece bir kaç gün yağmur yağıyor ve sıcaklı ise yine en az 30 C dolaylarında, nem ise %70 'in altına inmiyor. Yani kısacası her zaman sıcak ve nemli bir havası var. Yine de en güzel zamanları soracak olursanız Ocak ve Şubat aylarını tercih edebilirsiniz. Serengeti ve Ngorongoro Milli Parkları'na gitmeden önce bir gece Darüsselam'da konaklamak durumunda kaldık. Araştırdığımız kadarıyla burada çok fazla fotoğraf çekebilecek yer yoktu. Fakat dolaşınca öyle olmadığını gördük. Aslında çok fotoğraflanacak yer var; fakat maalesef Afrika'nın kuzeyinde gördüğümüz gibi burada da fotoğrafa pek sıcak bakılmıyor. Tabi böyle olması bizim açımızdan büyük sorun. Çünkü bizim seyahatlerimizin tamamı fotoğraf çekme amaçlı. Yine de dışarı çıkıp şöyle bir dolaşalım ve şehri keşfedelim dedik. Şehirde yürüyerek oldukça uzun bir tur attık. Genel anlamda şehrin modern kısımları olduğu gibi kalabalık varoşları da bulunuyor. Fakat yine de oldukça yapılaşmış ve bir büyük bir kent havasını kazanmış. Bir beyaz olarak turistin girmediği bölgelerde dolaşırken tüm dikkatler sizin üzerinizde oluyor. Normal şartlarda başka ülkelerde giyim kuşam vs. ile kendinizi ve fotoğraf makinenizi kamufle edebiliyorsunuz; fakat burada bunu yapabilmenizin imkanı bulunmuyor. Böyle olunca da kendinizi pek güvende ve rahat hissetmiyorsunuz. Sizi gören herkes size Mzungu olarak sesleniyor. Mzungu genel olarak Avrupalı insanları temsil eden bir kelime; ama tüm beyaz tenliler için de kullanılabiliyor. Darüsselam merkezinde en ilgi çekici yer balık pazarı. Balık pazarında tatlı bir karmaşa var, burada yeni tutulmuş balıklar satılıyor. Aynı zamanda deniz ürülerinden oluşan çeşit çeşit yiyecekler, pişirilirken çıkan dumanlar, koku, koşuşturmaca ve kalabalık burayı özetlemeye yeter. Beyaz olduğunuzdan orada olmanız garip karşılanıyor; ama müslüman olduğunuzu söylemeniz durumunda biraz daha yumuşuyorlar. Yine de fotoğraf çektirmeye pek istekli değiller, biz de bir kaç fotoğrafla yetinmek zorunda kalıyoruz. Balık pazarı deniz kenarında; ama tam olarak suyun kenarına indiğinizde hem kıyıdaki hem de denizdeki balıkçı tekneleri ile değişik manzaralar sizi bekliyor olacak. Eski çağlardan kalma tekneleri andıran yelkenlileri oldukça estetik. Oradan da bir kaç kare fotoğraf çekerek ayrılıyoruz. Deniz kenarında peşi sıra dizilmiş safari firmaları bulunuyor, büyüklü küçüklü bu firmalar özellikle Serengeti ve Ngorongoro Milli Parkları için turlar satıyorlar. Tanzanya'da toplam 18 adet milli park var, eğer vaktiniz sınırlı ie bu parklardan birine de gidebilirsiniz. Biz Serengeti ve Ngorongoro turlarımızı internet üzerinden ayarlamıştık, fakat spontane olarak safariye gitmek durumunda kalırsanız buradaki tur firmalarını da tercih edebilirsiniz. Eğer zamanınız yoksa kuşların bolca bulunduğu ve en yakın milli park olan Saadani National Park'ı tercih edebilirsiniz. Buraya bile en az 5 saatlik bir yolculukla ulaşılabiliyor. Tekne turları da alternatif bir seçenek olabilir. Safari için bakabileceğiniz en geniş kapsamlı web sitesi safaribookings. com. Şehirde görebileceğiniz yapılar arasında St. Josephs Katedrali ve Azania Front Lutheran Kilisesi'ni sayabiliriz. St. Josephs Katedrali 1900 lerin başında gotik tarzda inşaa edilmiş bir katolik katedrali. Azania Front Lutheran Kilisesi ise yine 1900 lerin başında Alman misyonerler tarafından deniz kenarında yaptırılmış güzel bir yapı. Darüsselam'da ziyaret edebileceğiniz Ulusal Müze ve Kültür Evi Tanzanya ve çevresinde bulunan fosilleri sergiliyor. Ayrıca Tanzanya'nın tarihine de kısa bir yolculuk yapma şansını buluyorsunuz. Yerel halkın kullandığı el aletleri, geleneksel sanatlar, süs eşyaları, müzik aletleri de sergilenenler arasında yer alıyor. Şehrin içlerine doğru girdiğinizde Mwenge adında ahşap ürünlerin yapılıp satıldığı bir pazara denk geleceksiniz. Buradan uygun fiyatlı bir çok ahşap süsleme ve buraya özgü hediyelik eşya satın alabilirsiniz. Darüsselam'a bir kaç havayolu şirketi ile gelebiliyorsunuz. THY ile direkt ya da Qatar, Emirates, Ethiopian Havayolları ile aktarmalı olarak uçabiliyorsunuz. Eğer direkt gelmeyi seçerseniz yolculuk yaklaşık yedi buçuk saat sürüyor. Aktarmalı geldiğinizde ise aktarma şehri ve bekleme süresine göre değişiklik gösteriyor. bu durumda yolculuğunuz en az bir gün kadar sürecektir. Darüsselam'a ve genel olarak Tanzanya'ya gideceklere herhangi bir aşı tavsiyesi bulunmuyor. Fakat alçak bölgelerde sıtma riski halen var. Sıtma ile halen mücadele ediliyor ve oldukça iyi yol alınmış durumda. Sivrisinek ile bulaşabilen sıtma için önlem almanızda fayda var. Bunun için yanınıza sivrisinek kovucu sprey alabilirsiniz. Sıtma için de ilaç almanız gerekebilir. Ayrıca sarılık ve tetanoz gibi aşıları olmanızda da her zaman fayda var. Ama en iyisi yolculuğa çıkmadan önce mutlaka Seyahat Sağlık Merkezine giderek doktora danışmanız olacaktır. Tanzanya'ya gidecek Türk Vatandaşlarının vize alması gerekiyor. Yeşil Pasaportlu olanların almasına gerek yok. Vizeyi indiğiniz havalimanından 50 USD karşılığında hemen alabiliyorsunuz. Tanzanya vizesi için herhangi bir evrak veya fotoğraf da istenmiyor. Pasaportunuzu veriyorsunuz, paranızı ödüyorsunuz, görevli personel fotoğrafınızı çekiyor ve vizenizi hazırlayarak pasaportunuza yapıştırıyor, bu kadar. Yanınıza yabancı para olarak USD alacaksanız 2001 ve sonrasında basılmış banknotlardan almalısınız (biz oradayken 1998 ve sonrasını kabul ediyorlardı). Tanzanya'da daha önceki yıllara ait basılmış olan banknotlar geçmiyor. Yanınıza sinek kovucu sprey alın. Belki ek olarak bileğe takılan koruyuculardan da alıp takabilirsiniz. Eczanelerde satılıyor. Bunlar genellikle limon ağacı özünde yapılan bir koku verirler ve sinekler bundan hoşlanmaz. Zaten yerli halk da korunmak için benzer yöntem kullanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Darüsselam Büyükelçiliği için ulaşabileceği telefon numaraları: +255 688 40 1616 ve +255 758 81 8118."} {"url": "https://azgezmis.com/didim-ve-antik-kentler", "text": "Didim'in adını duyduğumda aklıma ilk gelen yer Apollon Tapınağı oluyor hep. Yıllardır burayı görme hayalim vardı. Sonunda hayalim 2020 yılında gerçek oldu. Didyma Antik Kenti içinde yer alan Apollon Tapınağı oldukça önemli bir yere sahip. Burası ışık ve güneş tanrısı olan Apollon'a adanmış bir Yunan tapınağı ve kehanet merkezi. Yapıldığı dönemde Milet Antik Kenti'nden buraya gelen ve adına kutsal yol denen yaklaşık 16,5 km olan bir yol ile Apollon Tapınağı'na ulaşılıyormuş. Bugün bu yol yeniden ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Geçmişte tapınaktaki bir çok kahin fal bakıyor, geleceği yorumluyor ve adaklar adıyormuş. Yani burada hristiyanlık çok yayılmadan önce Pagan ayinleri düzenleniyormuş. MS 385'de Theodisios döneminde kehanet yasaklanınca bu tapınak eski önemini kaybetmiş. Ancak bugün yanına gittiğinizde heybetinden hiç bir şey kaybetmemiş olarak ayakta duran iki sütun görmek isteyenlere çok şey anlatıyor. Üstelik antik dönemde Efes Artemis ve Sisam'daki Heraionu Tapınağı'nın ardından Apollon Tapınağı dünyanın en büyük üçüncü tapınağı olmuştu. Bu da Apollon Tapınağını görmek için çok iyi bir sebep. Müze kart ile burayı gezebilirsiniz. Ya da 2020 fiyatı 18 TL ödeyip içeri girebilirsiniz. Ancak buraya kadar gelince ardından Milet ve Priene Antik Kentlerini gezeceğinizi düşünerek müze kart almanızı tavsiye ederim. Yaz, kış haftanın her günü ziyarete açık. Yazın 08:00 ile 19:00 saatleri arasında kışın 08:30 ile 17:00 saatleri arasında açık oluyor. Apollon tapınak ziyareti sonrasında sırayla gidersek yolumuzun üzerinde önce Milet Antik Kenti var. Ancak aşağıda sıralayacağım tüm yerleri iki veya üç güne bölerek gezmeniz daha iyi olur. Bir gün Milet Ören Yeri, Doğanbey Köyü ve Priene Ören Yerine ayırabilirsiniz. Bunun için güne çok erken başlamanız gerekecek. Milet'e giderken yol üzerinde geçeceğiniz Akköy var. Burası bilinen en büyük köy kütüphanesine sahip bir yer. Vaktiniz varsa bu köyde durup kütüphaneye bir göz bakabilirsiniz. Ayrıca köylüler yol kenarında kendi ürünlerini satıyor. Belki bu da ilginizi çekebilir. Milet Ören Yerine geldiğinizde önce mutlaka müzeyi gezerek başlamanızı öneririm. Böylece Milet Antik Kentinde göreceğiniz bazı şeyleri çok daha iyi anlayacaksınız. Müzede ve ören yerinde müze kart geçiyor. Müze haftanın her günü açık. Yazın (1 Nisan-31 Ekim) 09:00 ile 19:00 arasında, kış aylarında (1 Nisan-31 Ekim) ise 08:30 ile 17:30 arasında açık oluyor. Milet müze ziyaretinden sonra antik kente gelirken yolun kenarında İlyas Bey Camii'ni göreceksiniz. Burayı ziyaret etmeden geçmeyin çünkü Milet'in bazı parçalarını burada göreceksiniz. Menteşe Beyliği dönemine ait bu caminin duvarlarındaki mermerler Milet Antik Kentinden alınıp kullanılmış. Tarihte bu tip olaylara sıkça rastlarız. Bir medeniyetin üzerine kurulan bir başka medeniyet diğerinden kalan malzemeleri farklı amaçla kullanır. Biz başka bir yapıdan taşınıp kullanılan malzemelere arkeoloji terminolojisinde devşirme malzeme deriz. İlyas Bey Camii de buna bir örnektir. Caminin etrafında medreseye ait öğrenci odalarının bir kısmını restore edilmiş halde göreceksiniz. Şimdi Milet Antik Kentine girebiliriz. Buraya gelirken düzgün olmayan bir zeminde biraz yürüyeceğinizi bilerek iyi bir ayakkabı giymeyi ihmal etmeyin. Önce tiyatro binasını göreceksiniz ama tiyatronun arkasında dev bir şehir kalıntısı sizi bekliyor. İçeriye biletle giriyorsunuz ama şehrin bir yerinde koyunlarını otlatan çoban karşınıza çıkıyor. Bu kent için demokrasinin doğduğu, felsefe, bilim ve sanatın başkenti deniyor. Kentin içinde az sayıda ayakta kalan parçalar olsa da içinde gezerken, çok ihtişamlı ve oldukça büyük bir yerleşim olduğunu anlıyor insan. Tiyatro haricinde ayakta kalan bier de törenlerin seyredildiği, sütunlu bir platform, oraya kadar gidip bu yapıyı yakından mutlaka görün. Bu sütunlu platform aynı zamanda Capito Hamamı denen hamama giden yolun başlangıç yeri. Milet Ören Yeri, tıpkı müze gibi her gün açık. Saatleri müze ile aynı. Şimdi önümüzde Eski Doğanbey Köyü ya da eski adıyla Domatia Köyü ve Dilek Yarımadası, Büyük Menderes Deltası var. Sadece 17 km gideceğiz. Kuş gözlemcileri veya fotoğrafçıları için Büyük Menderes Deltası oldukça zengin bir yer. Eski Doğanbey köyünde bulunan tanıtım merkezinde civarda görebileceğiniz hayvanlar hakkında bilgi edinebilirsiniz. Doğanbey köyüne gelince burası eski bir Rum köyü. 1923 mübadele zamanında Türkler ve Rumlar yer değiştirirler ve köye Türkler gelirler. O dönemde köyde damdan dama yürünecek kadar çok evin olduğu söyleniyor. Köyde bir çok şey, hatta gelinlikçi bile varmış. Bugün ise yaklaşık 150 hane yer alıyor. O dönemde buraya yerleşen Türkler buranın yollarını çok dik bulurlar ve oturmak istemezler. Biraz aşağıya inerek Yeni Doğanbey Köyünü kurarlar. Köy bir süre kaderine terk edilir. 2000'li yılların başında köye bir grup mimar gelir ve evleri alıp onarmaya başlarlar. Sonrasında bir çok kişi köye gelip yerleşmeye başlar. Bugün yapıların çoğu ev amaçlı kullanıyor. Yemek yiyebileceğiniz ve bir şeyler içebileceğiniz iki üç mekan var. Arabanız ile köyün girişine kadar gelip, park edip, taşlı yollardan merdivenlerden tırmanarak köye çıkacaksınız. Müzeye kadar gittiğinizde arabınıza geri dönmek için köyü tekrar boydan boya geri yürüyeceksiniz. Neyse ki köy çok büyük değil. Şimdi bugünün son ziyaret mekanı Priene Ören Yerine gideceğiz. Burası Eski Doğanbey Köyüne 13 km mesafede. Günü bitirmek için çok iyi bir seçenek, çam ağaçlarının arasında gezeceğiniz çok güzel bir antik kent. Kentte en iyi bugüne gelmiş olan bölümlerden biri tiyatro, bir kaç sütunu ile Athena mabedi ve Bouleuterion denen meclis üyelerinin toplandığı bölüm nispeten bir şeylerin görülebileceği bölümler. Yanınıza mutlaka su alarak gezin. Şehre girdiğinizde geri dönüşünüz en az 2 saat sürecektir. Priene Ören Yeri haftanın her günü gezilebiliyor. Yazın (1 Nisan-31 Ekim) 09:00 ile 19:00 arasında, kışın (31 Ekim-1 Nisan) 08:30 ile 17:30 arasında gezilebiliyor. Tarihi gezinti sonrasında Didim'e dönelim. Yaz aylarında gittiyseniz denize girmek için Altınkum iyi bir seçenek. Plaj herkese açık, kendi şemsiyeniz ve sandalyeniz ile giderseniz bir şey ödemiyorsunuz. Bilmeyenler için özellikle yazmak istiyorum, her hangi bir plaja sandalyenizi veya havlunuzu yayarak para ödemeden girebilirsiniz. Anaysanın 3621 sayılı kanununa göre ülkenin tüm sahilleri halka açıktır. Ancak bazen belediyeler şahıslara sahilleri kiraya veriyor ve bu kişiler kumun etrafını kapatıp plaj yapıyorlar. Bu durumda ne yazık ki pek bir şey yapılamıyor. Böyle yerlere de girme hakkı kanunen saklı; ama size kalmış, genelde sonu hoş olmayan bir şekilde bitebilir. Altınkum merkezde bulunan en çok bilinen plajdır. Buradan her iki yöne doğru giderseniz denize girebileceğiniz bir çok seçenek olduğunu görürsünüz. Bu koyların bazıları, Akvaryum Koyu, Cennet Koyu, Manastır Koyu, Sarıkum, Akkum gibi. Altınkum Plajı'nın olduğu bölgeden tekne turları da yapılıyor. Zaten plaja gittiğinizde büyük gezi teknelerini göreceksiniz. Akbük tarafına giderseniz ilginç bir deneyim yaşabilirsiniz. Çok eski çağlarda Ege Denizindeki bir volkanik patlama sonrasında küllerden oluşan küçük bir ada var. İsmi Saplı Ada. Bu adanın kara ile bağlantısı var. Denizin içinden yaklaşık 100 metre yürüyerek adaya ulaşabilirsiniz. Akbük mevkinde de deniz temiz ve keyifli. Buradan da denize girebilirsiniz. Didim'e gelmişken çok keyifli bir yer daha var ziyaret edebileceğiniz. Bafa Gölü ve çevresindeki köyler çok güzeller. Kapıkırı Köyü ve etrafını gezebilirsiniz. Bununla ilgili detaylı yazımızı burada \"Kapıkırı\" bulabilirsiniz. Akşam olduğunda Altınkum bölgesini çok sevdiğimi söyleyemem. Yemek için bir çok seçenek var; ancak eğlence mekanı neredeyse tek tip olmuş. Her yer türkü bar. Bir yerde oturup yemek yerken bir çok farklı mekandan gelen yüksek sesli müzikler birbirine karışıp rahatsızlık verir hale gelmiş. Umarım buna bir çözüm bulunur. Didim'de konaklama için bir çok seçenek var elbette. Biz Altınersan otelinde kaldık. Çok konfor aramıyorsanız; kalabileceğiniz temiz ve uygun fiyatlı iyi bir otel. 2020 yılında 2 kişi açık büfe kahvaltı dahil fiyatı 250 TL. Denize oldukça yakın, yüzme havuzu olan, tam bir aile oteli. Biz otelden memnun kaldık. Biraz daha doğada olmak kamp alanında kalmak isterseniz, merkeze 6 km mesafede Tavşanburnu Tabiat Kamp alanını deneyebilirsiniz. Burası çam ağaçlarının denize açıldığı bir bölge. 24 saat güvenliği olan, çadır kurabileceğiniz bir tesis. Lüks beklentiniz varsa buna göre de bir çok oteli rahatlıkla bulabilirsiniz. Didim'i buradaki üç önemli yer için mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Apollon Tapınağı, Milet Ören Yeri ve Priene Ören Yeri. Bu üçü Didim'e gittiğinize değecek yerler. Berna Hanım çok teşekkür ederiz. Beğenmeniz ne hoş, selamlar."} {"url": "https://azgezmis.com/dusanbe", "text": "Tacikistan'ın başkenti Duşanbe: Doğu'nun sırlarıyla dolu eşsiz başkent. Duşanbe, Orta Asya'nın incisi Tacikistan'ın başkentidir. Zengin tarihi ve kültürel dokusuyla, bu şehir her ziyaretçiyi büyülemeye hazırdır. Bu makalede, Duşanbe'nin gezilecek yerlerinden başlayarak, müzelerine, alışveriş mekanlarına, konaklama imkanlarına, yöresel lezzetlerine ve en iyi geleneksel müzik performanslarına değineceğim. Ancak tüm bunlara geçmeden önce bir gözlemimi yazmak istiyorum. Tacikistan büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülke. 1991 yılına kadar Sovyetlerin yönetimde olan ülkede islam dininin biraz daha farklı olduğunu çok ağır hissedilmediğini yazmalıyım. Bunun nedeni Sovyetlerin baskısı altında bir dönem tüm dini mekanların kapatılmış olması. Bu etki değişik hissettirdi bana. Duşanbe'nin gezilecek yerleri, tarihi zenginliklerle doludur. İlk durağımız Rudaki Parkı, burası güzel peyzajı ve heykelleriyle ünlü bir yer. Burada, yerel halkın keyifli vakit geçirdiği atmosferi hissedebilirsiniz. Ardından İsmail Somoni Anıtı'nı görmeye gidebilirsiniz. Tacikistan'ın milli kahramanı İsmail Somoni'yi anmak için inşa edilen bu anıt, şehrin simgesi haline gelmiştir. Şehrin simgesi olan Duşanbe Bayrağı Meydanı, heybetli bayrak direği ve etrafındaki modern yapılarıyla ziyaretçileri büyüler. İçinde bulunan Takhti Sangin İngiliz Parkı, piknik yapmak ve doğanın tadını çıkarmak için harika bir mekandır. Ayrıca, Halk Cephesi Anıtı da şehirdeki gezilecek yerler arasında yer alır. Parka geldiğinizde bir de kütüphaneye uğrayıp bakabilirsiniz. Binanın şekli açılmış kitap gibi inşa edilmiş. Duşanbe, zengin kültür mirasını koruyan birçok müzeye ev sahipliği yapar. Tacikistan Ulusal Müzesi, bölgenin tarihini ve kültürel çeşitliliğini sergileyen önemli bir müzedir. Bu müzede Orta Asya'nın en büyük yatan Buda Heykeli bulunmakta. Heykel 13 metre uzunluğunda ve 5 ton ağırlığında. UNESCO dünya mirası listesinde yer almaktadır. Duşanbe Sanat Müzesi, geleneksel ve çağdaş sanata dair eserlerle doludur. Ayrıca, Özel Antika Müzesi, antik Tacik sanatını ve eserlerini görmek isteyenleri cezbetmektedir. Duşanbe'nin alışveriş mekanları, geleneksel el sanatları ve hediyelik eşya arayanlar için cennettir. Şehir merkezindeki çarşılar, el dokuması halılar, ipek kumaşlar ve seramik ürünleriyle renklidir. Hükümet Caddesi üzerindeki butik mağazalar, modern giyim ve hediyelik eşyaların bulunduğu ideal yerlerdir. Ayrıca, Gurminj Müzik Aletleri Mağazası, geleneksel enstrümanlar ve müzik aletleri satın almak isteyenleri cezbetmektedir. Duşanbe, geleneksel pazarları ve modern alışveriş merkezleri ile alışveriş için harika seçenekler sunar. Eğer modern alışveriş merkezlerini tercih ediyorsanız, Duşanbe Plaza veya Somon Park alışveriş merkezlerini ziyaret edebilirsiniz. Tacikistan kaliteli bir pamuk üreticisi, dolayısı ile burada iyi kalitede tekstil ürünleri bulabilirsiniz. Ayrıca ipek ürünler de bulabileceğiniz bir yer. Genel olarak hediyelik eşyalar, yöresel el dokuması halılar, gümüş takılar ve el yapımı ahşap oymalar diye sıralanabilir. Duşanbe'de en büyük geleneksel alışveriş merkezi Mehrgon Pazarı'dır. Bu renkli pazar, yöresel ürünlerin satıldığı geleneksel bir mekandır. Burada gümüş takılar, el yapımı halılar, ahşap oymalar ve el işlemeleri gibi otantik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ancak, ağırlıklı olarak pazarda sebze, baharat ve tatlılar satılmakta. Üst katlarda az sayıda hediyelik eşya dükkanı mevcut. Duşanbe, çeşitli konaklama seçenekleri sunan modern bir şehirdir. Hem lüks oteller hem de uygun fiyatlı konaklama yerleri bulmak mümkündür. Şehir merkezi ve özellikle Rudaki Caddesi, konaklama için ideal bölgeler arasındadır. Duşanbe mutfağı, Orta Asya ve Orta Doğu'nun etkilerini taşıyan lezzetli bir mutfaktır. Plov, Tacikistan'ın geleneksel pilav yemeğidir ve et, pirinç, havuç gibi malzemelerle hazırlanır. Ayrıca Laghman, çeşitli sebzeler ve etle hazırlanan bir noodle çorbasıdır ve oldukça popülerdir. Yemeklerin yanında, Tadzhik adı verilen yerel bir yoğurt içeceği denemelisiniz. Yöresel lezzetlerin tadına bakmak için Duşanbe'nin yerel restoranlarını ziyaret edebilirsiniz. Pilav yemeklerinin en lezzetli örneklerini bulabileceğiniz şehirde, \"osh\" adı verilen özel bir pilav çeşidi bulunmaktadır. Ayrıca, \"qurutob\" adı verilen ve ekmekle hazırlanan geleneksel bir yemek de tadılması gerekenler arasındadır. Gurminj Müzik Evi, Duşanbe'nin en iyi geleneksel müzik performanslarının sergilendiği özel bir mekandır. Tacikistan'ın köklü müzik geleneğini yaşatmak amacıyla düzenlenen konserler, ziyaretçilere eşsiz bir kültürel deneyim sunar. Burada çalınan geleneksel enstrümanlar ve melodiler, Duşanbe'nin ruhunu en iyi şekilde yansıtır. Ayrıca, Duşanbe'de geleneksel müzik ve dansın tadını çıkarabileceğiniz birçok mekan bulunmaktadır. Tajikistan State Philharmonic Hall, yerel müzisyenlerin konserlerini düzenlediği ve halk danslarının sergilendiği popüler bir yerdir. Bu tür performansların tadını çıkararak Tacik kültürüne daha yakından bir bakış atabilirsiniz. Duşanbe, kendine özgü tarihi dokusu, müzeleri, el sanatları, lezzet durakları ve geleneksel müzik performanslarıyla unutulmaz bir şehirdir. Gezginler, bu eşsiz başkentte doğu kültürünün büyüsüne kapılır ve Orta Asya'nın mistik atmosferini keşfeder. Fakat doğunun yanısıra modern dokularında iç içe geçtiğini göreceksiniz. Tacikistan'ın kalbindeki bu şehri ziyaret etmek, herkese unutulmaz anılar bırakacaktır."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-hamer-kabilesi", "text": "Etiyopya kabilelerinin her birinin kendine özgü yaşam stilleri var. Etiyopya Hamer Kabilesi veya diğer bir söylenişi ile Hamar Kabilesi de oldukça değişik adetleri ve ritüelleri olan bir kabile. Yaklaşık yüz milyon nüfuslu Etiyopya'da yetmiş beş bin kadar Hamer Kabilesi üyesi olduğu düşünülüyor. Düşünülüyor diyorum çünkü kabilelerde bugüne kadar tam olarak bir nüfus sayımı yapılamamış. Bir çok diğer kabile gibi Hamer'lar da Omo Vadisi'nde oldukça ilkel şartlarda yaşıyorlar. Omo Vadisi'nde yaşayan her kabile kendi özel dilini konuşuyor. Vadide yaşayan yaklaşık 16 kabile birbirlerinin dillerini çok anlamıyorlar. Haftada bir kurulan ortak pazarlarda bir araya geldiklerinde alışveriş yapacak kadar anlaşabiliyorlar. Dilleri ayrı olduğu gibi dinleri de farklı. Her kabilenin tanrısı ayrı; ancak her kabile tek bir tanrıya inanıyor çok tanrılı dini inanışları yok. Dini inanışları için animist diyebiliriz. Yani kısaca doğada insan ruhuna benzer ruhlar olduğunu kabul edip, her nesnenin bir ruhu olduğunu veya ruhi bir varlık tarafından yönetildiğini kabul etmiş durumdalar ve buna göre yaşıyorlar. Hiç birinin yazılı bir dini kitabı yok. Zaten yazılı kitap olsa da okuyacak kimse yok. Okuma yazma oranları neredeyse yok denecek kadar az. Sadece doğayla ve hayvanlarla içi içe yaşadıklarından okuma yazma öğrenmeye gerek duymuyorlar. Etiyopya hükümeti eğitim almaları ve meslek edinmeleri için bir takım binalar inşaa etmiş. Ancak bazı bölgelerdeki binaları, kabileler kullanmayı red ettikleri için yıkmışlar. Kendi yaşadıkları kulübeler tamamen doğayla dost diyebiliriz. Sadece dallardan veya bambu duvarladan oluşan yuvarlak formlu ve üzeri yine bitkilerle kaplı kulübelerde yaşamlarını devam ettiriyorlar. Kulübenin içinde sadece bir post ve yemek pişirmek için iki taşın yan yana konması ile oluşturulmuş ocaktan başka hiç bir şey yok. Genelde az gelişmiş toplumlarda kız çocuğu doğunca aileler mutsuz olurlar; ama kabilelerde kız çocuğunun doğması ailenin zengin olması anlamına geliyor. Hamer Kabilesi'ndekilerde evlenirken gelinin ailesine başlık parası olarak 20 tane büyük baş hayvan veriliyor. Şimdi sıkı durun, geline bir de kalaşnikof makinalı tüfek hediye ediliyor. Bizdeki gibi iki dolam altın zincir, burma bilezik yerine burada geline makinalı takıyorlar. Kabileye ziyarete gittiğimizde, daha önceki Etiyopya yazımda da belirttiğim gibi vadide sırtında makinalı tüfek ve bebekle gezen kadınlara rastladık. Hamer kabilesinde erkek olmak biraz zor iş. Kabilede erkekliğe adım atabilmeleri ve evlenebilmeleri için boğaların üzerinden atlama töreninde başarılı olmaları gerekiyor. Bunun için genelde hasat sonrası yapılan boğadan atlama günü geldiğinde boğadan atlayacak olan erkeğin yakını olan kadınlar kendisine güç ve cesaret vermek için kendilerini kamçılatıyorlar. Bu çok can yakıcı bir iş. Ağaç dalları vücutlarını yaralayıp kanatıncaya kadar kadınlar kendilerini kamçılatmak istiyorlar. Boğadan atlamayı başaran kişi erkekliğe adım atıp evlenmeye ve silah taşımaya hak kazanmış oluyor. Boğalar en az 6 veya 18 taneye kadar yan yana dizilebiliyor. Atlayacak kişinin boğaların üzerlerinden en az iki kere gidip gelmesi gerekiyor. Ancak bu iş hiç kolay değil, bir yandan bağırışlar, bir yandan edilen danslar ve hayvanları çekiştirirken onların yaşadığı korku, bunların hepsini aşıp atlayacak kişinin konsantre olması gerekiyor. Atlamayı ilk seferde başaramazsa tekrar denemek için üç hakkı daha var. Hiç birinde atlayamazsa kabilede pek saygı duyulan biri olmuyor ve ömür boyu evlenemiyor. Hatta öldüğünde bile hemen evinin yakınına çabucak gömülüyor. Boğadan atlamayı başaramamak hayli kötü bir durum. Bugüne kadar az da olsa atlamayı başaramayanlar olmuş. Boğa atlamasını başarı ile geçen erkekliğini ispat eden tüm erkeklere verdikleri genel isim ise Maza. Mazalar atlama öncesinde atlayacak olan kişinin yakınlarını kamçılayan kişiler aynı zamanda. Erkekler çok eşli olabiliyorlar. Eşlerin herbirinin kendisine ait kulübesi oluyor ve birbirleri ile iyi geçiniyorlar. İlk eşin boynunda yüzüğe benzer bir kolye takılı oluyor. Buradan onun ilk eş olduğu anlaşılıyor. İkinci veya üçüncü eşler boyunlarına sadece halka gibi bir kolye takıyorlar ve bunu ölene kadar hiç çıkartmıyorlar. Kadınlarda çıplaklık son derece normal. Genelde vücutlarının bir kısmını saracak şekilde bir postu üzerlerine alıp kapatıyorlar. Bunca açıklığa rağmen kimse dönüp birbirine bakmıyor. Hele evli kadınlara bakmak ya da dokunmak neredeyse yasak gibi. Her gün akşam üzeri toplanıp, sorgum bitkisinden kendi yaptıkları bir tür birayı birlikte tüketiyorlar. Boğadan atlama günü geldiğinde de bu ev yapımı bira su gibi akıyor. Ülkedeki kuraklık nedeni ile çok fazla tarım ürünü yok. Her gün tek bir çeşit yiyecekle beslenmek durumunda kalıyorlar. O da tahıllı bir yiyecek olduğu için genelde karınları şiş dolaşıyorlar. Bugünün dünyasında hala bu kadar doğayla ve ilkel bir yaşam biçimi olduğuna inanmak çok güç. Bizim gibi boğadan atlama törenine de denk gelirseniz oldukça değişik bir deneyim yaşamış olursunuz. Etiyopya kabileleri bugüne kadar gördüğüm en ilginç fotoğraf rotalarından birisi oldu benim için. merhaba, yazılarınız ve fotoğraflarınız çok güzel, bize çok faydalı oldu. etiyopya uçak biletimizi aldık, fakat ordaki ilkel kabileleri ve omo vadisini görmek için nasıl bir yol izlemeliyiz? yerel tur için önereceğiniz tur şirketi var mı? nasıl bir program yapmalıyız? bu konuda tecrübeli biri olarak sizin önerileriniz almak istiyoruz çok teşekkürler.. Bizim birlikte çalıştığımız firma var elbette ama onlar gruplar için özel araç çıkarıyorlar. 2 kişi için fiyat yüksek olacaktır. En iyisi indiğinizde havalimanında ya da kaldığınız otelde sorarak başkalarının da olduğu karma bir tura dahil olmanız olur. Aksi takdirde sizin için özel bir jip ve rehber pahalıya gelecektir. Rehbersiz kabilelere girmeniz neredeyse imkansız çünkü biraz vahşiler. Size yine de yüksek bir fiyat söyleyeceklerdir ama pazarlık etme şansınız var. Çok faydalı makale yazısı olmuş, elinize sağlık. Kabile içindeki saygınlığı düşünürsek evet talihsizce."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-kabileler-ulkesi", "text": "Etiyopya veya diğer adıyla Habeşistan bu dünyada olup, dünyanın takvim ve zaman olarak gerisinden gelen ilginç bir ülke. Kullandıkları Jülyen Takvimi nedeni ile tüm dünyaya göre 7 yıl geriden gelmekteler. Biz 2017 yılında gittiğimizde onlar 2010 yılında bulunuyorlardı. Ülke sloganlarında yılın 13 ayı güneşli ülke diye geçiyor. Evet bu da Etiyopya'nın bir başka ilginç yanı takvimlerine göre yılda 12 değil 13 ay var. Ancak bu 13cü ay bizim Şubat ayı gibi artık günden dolayı 5 veya 6 günden oluşuyor. Yılbaşı kutlamaları Aralık ayında değil 11 Eylül'de yapılıyor. Afrika'nın orta doğusunda yer alan Etiyopya'nın oldukça ilginç bir ülke olduğunu bu kısa giriş yazısında hissettiniz değil mi? Ülkede gördüklerinize inanamayacaksınız, ilk insan nasıl yaşıyorsa hala öyle yaşayamlar devam ediyor. Bazı kabilelerde yemek düzeni büyükten küçüğe gidiyor. Bir hayvan öldürülünce herkes başına toplanıp birlikte yiyor. Yemek için hiyerarşik olarak sıralanıyorlar. En büyük kişi hayvan etini bir kere ısırıp yanındaki kişiye uzatıyor, o da ısırıp bir yanındakine veriyor. Uzun bir sıra devam edip gidiyor. Sıranın en sonunda çocukları görüyorsunuz. Bazen onlara gelene kadar yemek bitmiş oluyor. Bizim gördüğümüz kabileler Omo Vadisi'nde yer alıyorlar. Değişik etnik gruplardan oluşan yaklaşık 16 değişik kabilenin olduğundan bahsediliyor. Her bir kabilenin giyim tarzı, töreni, tanrı inanışı, dini ve dili farklı. Birbirleri ile dil olarak anlaşamıyorlar. Ülkenin resmi dili Amharik dili, ortak dili bilenler bazen aracı oluyor, bazen de işlerine yarayacak kadar birbirlerinin dillerini öğreniyorlar. Bir araya geldikleri ortak pazarları var orada birbirleri ile mal alışverişinde bulunuyorlar. Dolayısı ile alışveriş yapacak kadar birbirlerinin dilinden anlıyorlar. Her kabilenin tanrısı ayrı dedim ya az önce. Yağmur için bir kabile duaya çıkıyor. İyi ürün almak için bir başka kabile duaya çıkıyor. Bazen de birbirleri ile silahlı çatışmaya giriyorlar. Kavganın en büyük nedeni su sorunu ve hayvanların otlarken bir başka kabilenin sınırlarına girmiş olmaları. Silahı nereden buluyorlar derseniz bu da bir başka hikaye. Evlenecek kızlara kabilelerde başlık ödenmesi sistemi süregelen bir gelenek. Başlık olarak büyük baş hayvan ve bir tane kalaşnikof makineli tüfek veriliyor. Vadide sırtında bebek bağlı ve omuzunda makinalı ile gezen bir çok kadın göreceksiniz. Bu silahları Sudan'dan aldıklarını öğrendik. Mermiyi ise yasa dışı yollardan pazarlardan alıyorlarmış. Etiyopya'da en önemli şeylerden birisi su. Ülkede 12 tanesi büyük olmak üzere neredeyse tane 100 akarsu kaynağı olmasına karşın evlerde çoğunlukla su yok. Addis Ababa gibi büyük şehirlerde evlerde musluk var; ancak çok fazla su kesintisi yaşanıyor. Öyle ki; kaldığımız otellerin bir tanesinde sıcak suyu saatle veriyorlardı. Elektrik ise çoğunlukla jeneratörle destekleniyor. Kabilelerde ne ev, ne musluk, ne de su var. Herkeste sadece bir sarı renkli bidon var. Bidonlarla en yakın su kaynağına gidip su taşıyorlar. Sarı bidonlar çok önemli, bunu ülkeye girdiğiniz ilk gün anlıyorsunuz. Yolda hep karşınıza eşekler üzerine yüklenmiş bu sarı bidonlar çıkıyor. Bu bidonlar genellikle Malezya, Endonezya gibi ülkelerden ithal edilen 20 litrelik palm yağı bidonları. Etiyopya'ya uçmak için değişik seçenekler var. Bunlardan bir kaçını size fikir vermek için sıralıyorum. En çabuk, en kaliteli ama en pahalısı Türk Hava Yolları, çok daha uygun fiyatlı ve aynı zamanda kaliteli olanı Katar Havayolları, Fly Dubai ile biraz uzun sürüyor; ama hesaplı olanı Pegasus ve Etiyopya Havayolları işbirliği ile uçmak. Emirates, Mısır Havayolları ve Suudi Havayolları uçmak için kullanabileceğiniz diğer seçenekler arasında yer alıyor. Ülke içinde uçmak isterseniz ve ülkeye gelirken Etiyopya havayollarını kullanmadıysanız iç hat uçuşlarda sizden 250 USD vergi talebinde bulunuyorlar. Etiyopya tüm pasaportlara vize uyguluyor. İstanbul'da konsolosluk yok. Vize için Ankara'ya gitmeniz veya evraklarınızı posta ile göndermeniz gerekiyor. Vizeniz normal şartlarda bir sonraki gün hazır oluyor. Kargo ile size geri gönderiyorlar. Vize gözünüzü korkutmasın, evrak olarak çok uğraşmıyorsunuz. Biz 2017 yılında turist vize tarifesi olarak tek giriş için 40 USD ödedik. Başvuru yaptığınız günden itibaren geçerli olmak üzere bir aylık vize veriyorlar. Bu nedenle gitmeden 2 veya 3 hafta önce başvuru yapmanız yerinde olur. Gideceğiniz tarihi kesinlikle dikkate almıyorlar. Etiyopya Konsolosluğu'na telefonla ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Vize için sizden otelden onaylanmış bir otel rezervasyonu, uçak biletiniz, vize ücretini USD olarak ödediğinize dair banka dekontu, 4,5x6 cm cepheden çekilmiş, fonun beyaz olduğu vesikalık fotoğraf, neden vize istediğinizi belirten imzalı bir dilekçe, başvuru formu ve pasaportunuzun fotoğraflı sayfasının fotokopisi isteniyor. Vize başvurusu mesai günlerinde sabah 9:00 ile 11:00 saatleri arasında kabul ediliyor. Kapıdan evrakları verip geri dönüyorsunuz. Sizin yerinize bir tanıdığınız da evrakları teslim edebiliyor. Şahsen gelmenizi talep etmiyorlar. Ülkede hala görülen sarı humma ve sıtma hastalıkları var. Gitmeden önce mutlaka size en yakın Seyahat Sağlığı Merkezi'nden randevu alarak doktorun size önereceği aşıları olmanızda ve koruyucu ilaçları almanızda fayda var. Kendinizi korursanız seyahatiniz çok daha keyifli geçecektir. Biz fotoğraf amaçlı gittiğimiz için sadece Omo Vadisi'nde yer alan kabileleri gezdik. Ancak tarihi yerlerini görmek isterseniz Kuzeyde Lalibela bölgesinde yer alan kaya kiliselerde ilgi çeken yerlerden. Daha çok vaktiniz varsa pek az turistin ulaştığı otel yerine çadırlarda kalabileceğiniz Sudan sınırındaki kabileleri de ziyaret edebilirsiniz. Ancak emin olun Omo Vadisini görüp gelmeniz bile sizi oldukça fazla etkileyecektir. Etiyopya'da kabileleri görüp gelmek demek zamanda geriye doğru yolculuk yapıp, ilk insanların nasıl yaşadığına şahit olmak demek. Sizi çok düşündürecek, çok sorgulayacağınız bir gezi olacak. Etiyopya'da Omo Vadisini ziyaret edecekseniz kalacağınız yerlerde çok konfor olmayacaktır. En iyi yerde bile kalsanız konfor beklemeyin. Odanız ormanın içinde yer alacağından bu odayı zaman zaman böcekler ve başka canlılar ile paylaşacaksınız. Kalacağınız odada yatağınızın cibinlik içinde olmasına dikkat edin. Bu sizi olası bir sivrisinek ısırığından koruyacaktır. Odayı hayvanlarla paylaşmak sizi biraz ürkütmüş olabilir ama bunun eğlenceli yanları da var emin olun. Bir arkadaşımız sabah uyanıp kapayı açtığında bir babun ile göz göze gelmiş, bu andan çok keyif alarak sabah bize anlattı. Hayatınızda kaç kere kapınıza babun gelir düşünsenize. Ayrıca her sabah bir sürü güzel kuşun cıvıltısı ile uyanacaksınız. Yol boyunca giderken göreceğiniz kuşlar ve kelebekler güzellikleri ile başınızı döndürecek. Gitmeden önce sinekler için vücudunuza süreceğiniz koruyucu solüsyonlar alabilirsiniz. Sivrisineki kaçırdığı söylenen lavanta yağı da çözümlerden biri olabilir. Hem de mis gibi kokarsınız gezi boyunca. Ayrıca eczaneden bileğinize fesleğen kokulu sinek kovucu bileklik alabilirsiniz. Banyo yaparken bu bilekliği çıkarmayı ihmal etmeyin ki dayanma süresi uzun olsun. Kaldınız odadaki böcekleri eve taşımak istemezsiniz değil mi. O halde mutlaka valizinizin ağzını kapalı tutmaya gayret edin. Gelmeden önce valizini bir kere daha kontrol edin ki hayvanları memleketlerinden ayırmamış olun. Yemek konusunda dikkat edeceğiniz husus et ürünlerini saklama koşullarından dolayı çok tercih etmemeniz olacaktır. Pişmemiş sebzeleri yemezseniz, özellikle iyi yıkanması gereken yeşillikleri tüketmezseniz sarılık riskinden korunmuş olursunuz. Genellikle tercih edeceğiniz yiyecekler pişmiş sebze, çorba ve makarna olabilir. Meyve yemek isterseniz kendinizin alıp kestiği meyveler veya her yerde bolca bulacağınız lezzetli muzlar tercih edilebilir. Etiyopya'da geleneksel yemek üç dört kişinin birlikte yediği büyük bir tepsi içinde servis ediliyor. Çatal, kaşık yok. Öncelikle ellerinizi yıkamanız için getirilen ibrikten su dökerek ellerinizi yıkıyor ve kuruluyorsunuz. Sonrasında elinize bir parça İnjera adında oldukça ekşi yöresel ekmeği alıyorsunuz ve gelen tepsi de bulunan on, on iki değişik yiyecekten birini gözünüze kestirip eliniz ve ekmek yardımıyla onu alıp yiyorsunuz. Etiyopya'da özellikle de kabilelere gidecekseniz yol bulmanız çok zor. Zaten pek yol da yok. Çoğu yol asfalt değil ve oldukça bozuk. Normal bir araba ile seyahat etmek imkansız. Biz Toyota Land Cruiser ile seyahat ettik. Yolumuzu bulmamız için yanımızda her daim rehberimiz vardı. Başka alternatifiniz yok maalesef. Asfalt olan yollar genellikle sürüler tarafından işgal edilmiş oluyor. Asfalt topraktan daha sıcak olduğundan sürüler asfaltta yürümeyi tercih ediyorlar ve her üç dört dakikada bir yavaşlamanız veya durmanız gerekiyor. Bu yüzden uzaklığa bakarak yolunuzun ne kadar zaman alacağına karar vermeniz çok zor. Addis Ababa dışına çıkınca, şehirler arası yollarda o kadar az araç var ki, bunlar da genellikle turistlere hizmet eden arazi araçları. Buna rağmen biz seyahatimizde iki adet trafik kazası gördük. Bunlara sebeb olan ise aynı yolu kullanan büyük ve küçük baş hayvan sürüleri. Kaçırdığıma hayıflandığım mükemmel bir gezi Zehra 'cım. Evet oldukça değişik bir ülke, Afrika'nın bir çok yerine göre daha yeşil olduğunu söyleyebiliriz. Seyahat izlenimlerinizi merakla okudum, dünyada neçok farklı yaşamlar ve yerler var.... Gez gez bitmez. Bu yolculuk beni sarsardı bunu anladım... İyiki gittiniz ve sayenizde bilgilendim çok teşekkürler AZGEZMİŞ.... Nilgün Hanım birlikte gittiğimiz bütün arkadaşlar ve biz şaşkınlık içinde geri döndük. Hepimizi çok etkiledi. çok film seyrettiniz sanırım bu konuda. İnsan eti yiyen kabileler değiller. Hangi çağda yaşıyoruz ki rehberler insanları yem etsin, böyle bir şeyin olması mümkün değil. Kabilelere bir çok turist gelip ziyaret ediyor. Turiste alışkınlar zaten."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-karo-kabilesi", "text": "Etiyopya Karo Kabilesi bana göre belkide bu bölgedeki en şanslı kabilelerden birisi. Çünkü suyun kenarında yaşıyorlar. Bu ülkede çok fazla su kaynağı olmasına rağmen suya ulaşıp kullanmak genelde sıkıntılı. Karo kabilesi Etiyopya'da bulunan 83 kabileden biri. Omo Vadisi'ne giderken benim en çok görmek istediğim kabilelerin başında yer alıyordu. En büyük nedeni ise kabilenin yaşam alanının Omo Nehri kıyısında olmasıydı. Nehir fotoğraf çekimi için oldukça güzel bir fon oluşturuyor. Bu bölgedeki her kabilenin ön plana çıkan bir özelliği var. Karo Kabilesi vücutlarına beyaz tebeşir, sarı mineralli kaya tozu, pudra haline getirilmiş demir cevheri ve odun kömürü ile çizdikleri değişik desenlerle ön plana çıkıyor. Daha önce yazdığım Hammer Kabilesi kadınlarının saçlarını boyayıp örmeleri ve taktıkları değişik kolyelerle ilgimi çekmişti. Karo kabilesindeki tüm kadınlar ve erkekler cinsiyet ayrımı olmaksızın vücutlarını boyuyorlar. Onlar için bu boyanmanın temelinde daha hoş görünmek yatıyor ancak bazen de rakiplerini korkutmak amacı ile vücutlarını boyuyorlar. Kendine bakan insanlar nasıl kendilerini daha iyi hissediyorsa, Karo kabilesinde insanlar boyandıklarında kendilerini daha iyi hissediyorlar. Erkekler bu şekilde cinsel olarak daha çekici olduklarını düşünüyorlar. Kabile üyeleri vücutlarına çizdikleri bu desenleri neredeyse her gün yeniliyorlar ve desenler her gün değişiklik gösterebiliyor. Tüm ülke genelinde kabileler birbirlerinden uzakta; ama kabile olarak bir arada toplu yaşıyorlar. Karo Kabilesi de yaklaşık 1500 2000 kişiden oluşuyor. Bu rakam tahmini elbette. Kabilelerde hiç bir zaman nüfus sayımı yapılamadığından, gerçek rakamı bilmeniz de imkansız. Hükümet yetkilileri bu tip işler için kabileleri pek razı edemiyor. Modern olan herşeyi, giyinmeyi, okumayı, yazmayı, çalışmayı neredeyse hepsi red ediyorlar. Bu kabileler böyle bir durumda ne yer, ne içer derseniz, geçimlerinin en büyük bölümünü diğer tüm kabileler gibi büyük baş hayvancılık ve keçi oluşturuyor. Ancak buna ek olarak tarım yapıyorlar, mısır, darı ve fasulye yetiştiriyorlar. Karo'lar nehir kenarında yaşadıkları için balıkçılık yapma şansını da yakalamış durumdalar. Her kabilede olduğu gibi burada da silahlı dolaşan kabile üyeleri var. Silah Afrika'da olmazsa olmazlardan anladığımız kadarıyla. Evlenirken kadınlara başlık parası olarak silah veriliyor. Bu silah bazen vahşi hayvanlardan korunmak için de kullanılıyor, bazen kabileler arası çıkan su savaşları için kullanılıyor, bazen de hükümet kabilelerle ters düştüğünde silahı alıp devlete karşı çıkıyorlar. Silah bulundurmak yasak değil; ama mermi bulundurmak yasak, mermiler ise el altından pazarlarda satılıp alınıyor. Omo Vadisi'ndeki kabilelere ulaşmak için normal araçlarla gitmek pek mümkün değil. Normal şehir insanlarından yalıtılmış bir hayat sürdürdükleri için asfalt yollarla ulaşılan yerlerde yaşamıyorlar. Tüm kabilelere giderken 4x4 arazi araçları kullanmak zorunda kaldık. Kabilelerin olduğu bölgelere kendi başınıza gidip gezmeniz neredeyse imkansız. Etiyopya'da yaşayan insanlar bile kabilelerin dillerini anlamıyorlar. Konuştukları diller Omotik dil gruplarında yer alıyor. Turistler dışında dış dünya ile pek iletişimleri de yok. Ancak turist ziyareti öncesi de rehber, kabileden anlaşabileceği bir liderle veya rehberle görüşüyor, böylece kabilelerin içlerine kabul ediliyorsunuz. Yaşadıkları evler diğer kabilelerle benzer. Dal parçalarından çevrilmiş bir dış cephe içerisinde, hayvan postları ve iki taştan yapılmış ocak, kilden yapılmış yemek pişirmek için bir kap, sadece bu kadar. Bu duruma mağara devrinden sonraki ilk evre diyebiliriz. Bu benim şahsi fikrim elbette. Gördüklerim bana bunu fazlaca hissettirdi. Tüm dünyanın çok çabuk değiştiği günümüzde bu görüntüleri görmek oldukça etkileyici. Bu kabilelerin içinden bazı gençler bu hayattan koparak şehirliler gibi giyinmeye ve okumaya başlamışlar. Sayıları henüz bir elin parmağını geçmiyor. Bu durum iyi mi, yoksa kötü mü zaman gösterecek. Merhaba, yazınız için teşekkürler. Bloggerların buluşma ve sosyal paylaşım noktasına sizleri de bekleriz. İyi çalışmalar."} {"url": "https://azgezmis.com/fatehpur-sikri-hindistanda-bir-hayalet-sehir", "text": "Fatehpur Sikri Agra kentinde, Uttar Pradesh eyaletinde bulunan ve genellikle Agra kenti ziyaretinden sonra Jaipur'a giderken yol üstünde uğranan hayalet bir şehirdir. Fatehpur Sikri Moğol İmparatoru Ekber Şah tarafından inşa ettirilmiş. Günümüze kadar oldukça iyi durumda kalmış bir saray şehir yerleşimi. Burası oldukça büyük bir alana yayılmış durumda. Tamamını gezmek isterseniz sanırım 3 saat gibi bir zamana ihtiyacanız olacak. Fatehpur Sikri Hindistan'ın Agra kentine 40 kilometre uzaklıkta bulunan bir hayalet kent. Kelime anlamı Zafer Şehri. Turistlerin büyük ilgisini çeken bu kent terk edilmiş olmasına karşın mimarisi ve tarihi ile büyük ilgi görüyor. Zaten şehir Unesco tarafından koruma altına alınmış durumda. Moğol mimarisindeki külliye modeli burada da hakim. Şehirde medrese, saat kulesi ve camii de bulunuyor. Cami şu anda gezilen alanın biraz dışında kalmış ve pek bakımlı değil. Kentin en önemli özelliklerinden birisi Hindistan'daki birkaç dinin ortak özelliklerini barındıran bir anlayış ile inşa edilmiş olması. Binalardaki motifler çeşitli dinlere ait figürlerden oluşuyor. O zamanki şah, burada karma bir inanç sistemi oluşturmaya çalışmış. Eşleri değişik dinlere mensup olduğu için de motiflerin karma olmasını tercih etmiş. Dünyanın en muhteşem hayalet kentlerinden olan dört yüz küsür yıllık Fatehpur Sikri'nin öyküsü bir hayli ilginç. Ekber Şah on iki yıldır tahttadır, imparatorluk git gide büyümektedir, ancak yolunda gitmeyen bir şey vardır. Ekber Şah'ın bir kaç eşi, hareminde cariyeleri bulunmasına karşın bir türlü çocuğu olmamaktadır. Ekber Şah, Sikri'de Şeyh Selim Çisti adında bir veliyi ziyaret eder. Şeyh bir kehanette bulunur. Şah'ın yakında üç çocuğu olacağını söyler. Hemen ertesi yıl, Şah'ın Sikri'de bir oğlu doğar. Sonrasında birincinin hemen ardından iki oğlu daha oluverir. Ekber Şah'ın en değer verdiği eşlerinden biri müslüman diğeri hindudur. Ona çocukları veren eş hindu olduğu için kentte hindu eşin evi daha görkemlidir. Müslüman olan eşin evi ise daha gösterişsiz ve küçüktür. Bu mucize üzerine Ekber Şah, şeyhe yakın olmak ister ve dergahının yakınlarında Fatehpur Sikri şehrini kurar. Ancak, kentin su kaynakları çok yeterli değildir. Bu şehirde bir süre yaşanır ancak Fatehpur Sikri'nin su kaynakları tükenir ve kentte yaşam çok sıkıntılı olur. Bunun üzerine terk edilen Fatehpur Sikri kenti tam olarak hayalet kent olur. Şehre gelen yerel ziyaretçilerin renkli kıyafetleri fotoğrafçılar için model oluşturuyor. Kimse olmasa bile oradaki görevlilere biraz ödeme yaparsanız size seve seve poz vereceklerdir. Hintliler genel olarak fotoğrafa çok ilgililer fotoğraf çekmeniz oldukça kolay. Hatta zaman zaman sizi durdurup birlikte fotoğraf çektirmek isteyeceklerdir, şaşırmayın. Fatehpur Sikri ziyareti öncesi bir otoparka otobüsler park edilip yine Tac Mahal'de olduğu gibi küçük araçlarla kısa bir mesafe gideceksiniz. Bu otoparkın kenarında göreceğiniz dükkanların sahiplerinin büyük çoğunluğu müslüman. Sizin de müslüman olduğunuzu öğrenince alışverişlerde indirim yapıyorlar. Ben bu hayalet şehri ve güzel mimarisini seviyorum. Umarım siz de gittiğinizde orada olmaktan keyif alırsınız. Özellikle fotoğrafçılar için çok güzel kompozisyonlar üretme imkanı sunuyor. Biz de fotoğraf çekmek için neredeyse her yıl Hindistan'a gidiyoruz. Bizimle gelmek isterseniz Birlikte Gezelim kısmından aktif gezilerimize göz atabilirsiniz."} {"url": "https://azgezmis.com/ifsak-29-kisa-film-festivali-basladi", "text": "Kısa filmleri seyirciyle buluşturan İFSAK 29. Kısa Film Festivali başladı. Bu yıl 29. kez düzenlenecek olan İFSAK Kısa Film Festivali 22-29 Mayıs 2023 tarihleri arasında İFSAK ve Fransız Kültür Merkezi salonlarında gerçekleşecek. İFSAK 43. Ulusal Kısa Film ve Belgesel yarışmasında ön elemeyi geçen filmlerin de gösterileceği programda ayrıca Romanya, Macaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İran, Afganistan, Kolombiya, Yunanistan, Makedonya, Sırbistan, Kamboçya, Litvanya, Çin, İtalya, Yeni Zelanda, Hollanda, İran, Polonya, Somali, Moğolistan ve Brezilya'dan kısa filmler de var. Londra'da yaşayan yönetmen Barış Celiloğlu, karantina döneminde artan kadın cinayetleri ve aile içi şiddet üzerine hazırladığı dijital tiyatro projesi \"Karantinada Mahsur\" ile festivale konuk olacak. Theo Angelopoulos'un \"The Other Sea\" ve David Cronenberg'in \"Crimes of The Future\" filmlerinde set fotoğrafçısı olarak çalışmış Nikos Nikolopoulos, her iki yönetmenle de çalışma deneyimlerini fotoğraflarıyla anlatarak bir set fotoğrafçısının çalışmaları üzerine bir masterclass gerçekleştirecek. Budapeşte Kısa Film Festivali program direktörü Zalan Bata, Macaristan kısa filmlerinin gösteriminin ardından soru cevapla izleyicilerle buluşacak. Belgesel yönetmeni, kurgucu, yapımcı Afsaneh Salari ve yönetmen Ceylan Özgün Özçelik, İran ve Türkiye'de sinema yapmayı iki kadın sinemacı olarak anlatacakları bir söyleşi gerçekleştirecekler. Festivalin Anısına bölümünde 2019 yılında kaybettiğimiz Ayhan Ergürsel, çalışma arkadaşlarının katıldığı bir söyleşi ve yönettiği belgeseli ile anılacak. Festivalin Kısadan Uzuna bölümünde Ziya Demirel, kısa filmleri ve söyleşiyle konuk olacak. İFSAK 43. Ulusal Kısa Film ve Belgesel yarışması ödül töreni 27 Mayıs 2023 Cumartesi günü Fransız Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek. Festival programı kisafilm. ifsak. org. tr adresinden takip edilebilir. Ayrıca güncel programa aşağıdan erişebilirsiniz., festival afişi üzerindeki QR kodla da programa ulaşılabilir."} {"url": "https://azgezmis.com/isfahan-da-fotograf-cekmek", "text": "İsfahan şehri İran'ın Tahran ve Meşhed'den sonra üçüncü büyük şehri. Fotoğrafçılar için İran'daki en etkileyici bir kaç şehrinden biri diyebiliriz. Köprülerini, parklarını ve ünlü meydanını gezmek iki veya üç gün alabilir. Bir kaç defa burada olma fırsatımız oldu. Biz de doyasıya gezdik ve fotoğraf çektik. İsfahan'da görülecek ilk yer Nakş-ı Cihan Meydanı. Buranın şehir meydanları içerisinde dünyanın ikinci büyük meydan olduğu söyleniyor. Çin'deki Tiananmen Meydanı ise dünyanın en büyük şehir meydanı. Nakş-ı Cihan Meydanı'nın boyutları ise 560 metre uzunluğunda ve 160 metre eninde. Burası UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almış durumda. Yerel halk ve turistler buraya sık sık gelir, meydanın ortasında yer alan büyük havuzdan dolayı yansıma fotoğrafı çekmek için uygun bir bölgedir. Meydanda ayrıca faytonlarla gezinti yapabilir, bisiklet kiralayıp binebilirsiniz. Sert ışıktan korunmak için yanınıza bir güneş gözlüğü almanız iyi olacaktır. İyi bir güneş gözlüğü için Solaris web sitesini ziyaret edebilirsiniz. İmam Camii Nakş-ı Cihan Meydanı'nda bulunuyor. Hatta bu cami meydana ikinci adını veriyor da diyebiliriz, zira meydan İmam Meydanı olarak da biliniyor. İmam Cami mavi bezemeli çinileri ile meydanın güney bölümünde yer alıyor. Burada yer alan binaların neredeyse hepsi mavi renkli çiniler ile döşenmiş. İmam Camii ortası açık eyvanlı ve etrafında medrese, imamlarla islam hakkında sohbet edilen özel yerler gibi değişik bölümlerden oluşuyor. Şeyh Lütfullah Camii ise Nakş-ı Cihan Meydanı'nın doğu kısmında yer alıyor. Alt kısmı mavi çinilerden ve kubbesi krem renkli çinilerle bezeli olduğundan arabesk bir mimari diyebiliriz. Bu özelliği ile cami hemen göze çarpıyor. Bu cami yapıldığı dönemde sadece hükümdar ailesi kullanıyormuş. İçeri girdiğinizde sizi bir koridor döndürerek caminin içine götürüyor. Alt katta kış aylarında kullanılan bir başka bölümü de gezebiliyorsunuz. Bu bölüm üst kısma göre çok daha sade inşa edilmiş. Yapının içi de, dışı da büyüleyici güzellikte. Ali Kapu Sarayı seyir terası ile uzaktan size farkını gösterecek hemen. Altı katlı sarayın seyir terasından bu güzel meydanın tamamını seyredebilirsiniz. Şah Abbas tarafından kullanılan bu saray sonraki hükümdarlar döneminde biraz tahrip edilmiş. Şüphesiz buradaki en ilginç bölüm altıncı katta bulunan müzik odası. Bu odanın duvarları ve tavanı çeşitli şekillerde kesilmiş. İçleri oyuk olan bu şekillerin içine su dolu kaplar konurmuş ve akustik sağlanırmış. Kapalı Çarşı Nakş-ı Cihan Meydanı'nın etrafını boydan boya saran bir çarşı. Burada en çok bulunan ürünlerden biri de gümüş. Burada telkari işçiliği hala devam ediyor. Ahşap el işleri, seramikler, kumaşlar ve tabi herkesin bildiği İran Halıları. Çarşının dışa bakan dükkanları olduğu gibi iç kısımlarda da dükkanlar yer alıyor. Çarşının her yerinde daima pazarlık yapmayı unutmayın. Turistlerin gireceği kapılara yakın olan dükkanlar her zaman daha yüksek fiyatlı oluyor. Derinlere doğru ilerlediğinizde aynı ürünü çoğunlukla daha uygun fiyata bulabiliyorsunuz. Meydanı çevreleyen bu dükkanların önünde çok büyük bir havuz mevcut. Havuzun etrafında faytonlar bekliyor. Meydanda gezmek isteyenlere tam meydan turu attırıp geri geliyorlar. Gördüğüm kadarı ile bu tura en çok yerel halk rağbet ediyor. Meydanın dışında yer alan bir başka saraya gidelim şimdi. Chehel sotun yani 40 sütün anlamına geliyor sarayın adı. Saray 20 ahşap sütuna sahip ancak önünde uzanıp giden havuza yansımaları düştüğünde sütun sayısı 40 oluyor. Sarayın duvarları Safavi mahkemelerinden görüntülerin resmedildiği fresklerle süslü. Kesinlikle görülmeye değer bir yapı. Fotoğraf çekmekten en çok keyif alacağınız mekanlardan biri burası olacak. Siosepol Köprüsü, Zayende Nehri üzerinde yer alıyor. Uzunluğu 300 metre ile şehrin en uzun köprüsü. 33 gözlü olan bu köprü akşam üzeri gittiğinizde göreceğiniz gibi; yerel halka tam bir sosyalleşme imkanı sunuyor. Köprünün alt kısmında insanlar oturup sohbet ediyorlar. Ayaklarını suya sokanlar, sevgilileri ile dolaşanlar, bisiklete binenler, köprü kenarında çekirdek yiyenler. Bir sürü insan sosyalleşmek için burada toplanıyor. Köprüden gelip geçenlerin, oturanların fotoğraflarını çok rahat çekebilirsiniz. Fotoğraf konusunda İran genelinde neredeyse hiç sıkıntı yaşamazsınız. Ayrıca bu köprünün ışıkları yandığında da görmeniz iyi olur. Burada yarım saat kadar kalıp Farsça şiirler dinlemek tadından yenmez. Bu köprünün altında genç kızlar ve erkeklerin gelip tanıştığına telefon numarası alıp verdiklerine bizzat şahit oldum. Yani bir nevi tanışma mekanı gençler için. İsfahan'daki bir başka tarihi köprü ise Khaju Köprüsü'dür. Bu köprü de İran'ın en büyük nehri Zayende Nehri üzerinde kurulmuş olan bu köprü iki mahalleyi birleştirir. Özellikle halkın sosyalleşmek için toplandığı alanların başında gelir. Özellikle akşam saatlerinde burada Farsça şiirler okunur, dinlemesi oldukça keyiflidir. Köprünün hem üzeri hem de alt kısmı çok iyi fotoğraf vermektedir, alt kısmına bakmayı da ihmal etmeyin. Burası Ermeni Apostolik Kilisesi'ne bağlı bir Ortodoks katedralidir. 17. yy başlarında yaptırılmış. İsfahan'daki Ermeni topluluğu için burası en önemli yapılardan biri. Vank Katedrali'nin iç kısımları oldukça güzel ve detaylı resimlerle, fresklerle süslenmiş durumda. İsfahan'da irili ufaklı görülecek daha çok şey var, biz İsfahan'ın çevresinde bazı bölgeleri de ziyaret etme fırsatı bulduk bunlardan bizim için en etkileyici olanı şüphesiz Sar Agha Seyed Köyü idi. Burası hakkında ayrıntılı olarak yazdığımızdan şimdi değinmiyorum. İsfahan'da havalimanı bulunuyor, dolayısıyla İstanbul'dan direk olarak İsfahan'a uçabiliyorsunuz. Ya da Tahran'a gidip oradan iç hat uçuşları ile yaklaşık bir saatte buraya ulaşabilirsiniz. İsfahan Tahran ile Yezd arasıda kalan bir bölgede olduğundan karayolu ile yolculuk yapacaksanız Tahran'dan yola çıkıp önce Kaşan, sonra İsfahan ve Yezd olacak şekilde dolaşabilirsiniz. Sanırım en ekonomik yolculuk Tahran'a uçakla geldikten sonra otobüsle devam ederek buraya ulaşmak olacak. İsfahan Tahran arası yaklaşık 6 saat kadar sürüyor. Bu yolculuk için ödeyeceğiniz ücret ise 50 TL yi geçmeyecektir."} {"url": "https://azgezmis.com/istanbul-da-gastronomi-turu", "text": "İstanbul gerek turizm gerekse iş amaçlı olarak her sene pek çok insanı kendisine çekmektedir. Şehre ilk kez gelmişseniz, İstanbul lezzetleri ve tarihi yerleri üzerine bilgi sahibi olmanız önceden önerilmektedir. - Islak Hamburger - Balık Ekmek - Kumpir - Midye Dolma - Kanlıca Yoğurdu - Osmanlı Şerbeti - Közde Mısır Bu gibi İstanbul lezzetleri tadılması önerilen tatlar arasındadır. Bunlara ek olarak gezilecek yerleri de bilmek bu geziyi daha iyi bir şekilde tamamlamak için önerilmektedir. İstanbul tarihi boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı için görülmesi gereken pek çok yer bulundurmaktadır. İstanbul tarihi yerleri dendiği zaman, akla gelen yerlerden biri Rumeli Hisarı'dır. Fatih Sultan Mehmet'in emriyle İstanbul'un fethi sırasında, Karadeniz'den Bizans'a gelebilecek yardımları kesmek amacıyla sadece 90 günde inşa edilen Rumelihisarı, şehrimizin en saygın tarihi anıtlarından biridir. Boğaz'a hakim bir yapı olan bu hisar, aynı zamanda Boğazkesen Hisarı olarak da bilinir; çünkü bu isim, aslında hisarın özgün amacını yansıtır. Rumelihisarı, üç büyük kulesi ve sağlam surlarıyla büyüleyici bir örnek oluşturur. Boğaz'ın iki kıyısının birbirine en yakın olduğu noktada, Anadolu Hisarı'nın tam karşısında konumlanmıştır. Ayrıca İstanbul uçak bileti satın aldıktan sonra, Yoros Kalesine de bakmak önerilmektedir. Beykoz'un sarmalayan yemyeşil ormanları arasında konumlanan ve Karadeniz'e kuşbakışı bir bakış sunan Yoros Kalesi, İstanbul'un tarihi zenginliklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun güç kaybetmesiyle uzun bir süre Cenevizlilerin denetiminde kalan bu kale, 1391 yılında Yıldırım Bayezid tarafından fethedilmiştir. Bu gibi yerlerin yanı sıra Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı, Çemberlitaş ve Galata Kulesi gibi yerler de önerilen konumlar içerisindedir. Eğer sevdiğiniz kişi ile şehre romantik bir tatil yapmak için İstanbul uçak bileti almışsanız, gezebileceğiniz uygun yerler yine vardır. Kız Kulesi bunların arasında unutulmaması gereken bir yerdir. Üsküdar-Beşiktaş motorlarıyla karşıya geçerken izlenebilen yapı hakkında birçok efsane dolaşmaktadır. İstanbul'un en romantik sembollerinden biri olan Kız Kulesi, 2000 yılında restore edilerek restoran olarak yeniden hizmet vermeye başlamıştır. Kız Kulesi'ni ziyaret etmek için restoranda yemek yeme zorunluluğu bulunmamakla birlikte, daha romantik bir şekilde zaman geçirmek için önerilmektedir. Üsküdar Salacak ve Kabataş'tan Kız Kulesi'ne tekne ile ulaşmak isterseniz, Üsküdar Salacak iskelesinden her gün 09.00-18.45 saatleri arasında seferler düzenlenmektedir. Ayrıca İstanbul tarihi yerleri içinde Kabataş'tan sadece hafta sonları 09.00-18.45 saatleri arasında seferler yapılmaktadır. İstanbul özellikle sahip olduğu tarihi yerleri ile fotoğraf çekimine uygun pek çok yer de bulundurmaktadır. İster sevdiklerinizle isterseniz kendi başınıza gelin, - Sultanahmet Meydanı - Ayasofya - Gülhane Parkı - Çiçek Pasajı - Ortaköy - Kapalıçarşı İstanbul müzeleri özellikle tarih seven kişiler için önerilen adresler arasındadır. Topkapı Sarayı Müzesi bunlardan bir tanesi olarak karşılaşılmaktadır. Tarihi Yarımada'nın gözde turistik noktalarından biri olan Topkapı Sarayı, İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Sarayburnu'nda yer alan Topkapı Sarayı, İstanbul'un fethinden sonra inşa edilmiş olup tam 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim merkezi olarak önemli bir rol oynamıştır. Bu görkemli saray, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihindeki parlak dönemlere tanıklık etmiş ve aynı zamanda bazı entrikaların ve hüzünlü anıların da sahnesi olmuştur. 3 Nisan 1924 tarihinde müze olarak kullanılmaya başlanan Topkapı Sarayı, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk müzesi unvanına sahiptir. Saray, 300.000 metrekarelik bir alana yayılmış olup yaklaşık 300.000 arşiv belgesine ev sahipliği yaparak dünya genelindeki saray müzeleri arasında en büyüklerden biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca İstanbul adaları da yeşil bir gezi için önerilmektedir. Prens Adaları içerisinde doğal güzellikleriyle öne çıkan Heybeliada, Büyükada'ya göre daha sakin bir atmosfere sahiptir. Ancak yaz aylarında Heybeliada'ya ziyaret edenler, bu adanın da yazın kalabalıklaşabileceğini görebilirler. İstanbul'da yaşayanlar, Büyükada yerine Heybeliada'yı tercih etmeye başladığı için yaz mevsiminde Heybeliada da hareketli hale gelir. İstanbul'a gelme amacınız ne olursa olsun güvenilir ve hızlı bir şekilde İstanbul uçak bileti satın almak ve birinci sınıf bir uçuş deneyimi yaşamak istiyorsanız, THY ile bunları yakalayabilirsiniz. Dönem dönem sunulan kampanyalar ve Miles & Smiles gibi fırsatlarla da uçuş tecrübesini yükseltebilirsiniz."} {"url": "https://azgezmis.com/kiralik-villada-tatil-ve-kusadasi-egenin-keyifli-tatil-rotasi", "text": "Tatil denildiğinde akıllara gelen en güzel tatil beldelerinden biri olan Kuşadası, Ege'nin güzellikleriyle dolu bir cennettir. Masmavi denizi, tarihi güzellikleri ve eşsiz doğal alanları ile tatilcilerin gözdesi haline gelmiştir. Kuşadası'nda unutulmaz bir tatil deneyimi yaşamak isteyenler için, kiralık villalar muhteşem bir seçenek sunuyor. - Gizlilik ve Huzur: Tatilcilerin aileleri veya arkadaşları ile kendi özel alanlarında keyifli vakit geçirmelerini sağlar. - Geniş ve Konforlu Alanlar: Villalarda geniş yaşam alanları, özel havuzlar ve güzel bahçeler bulunur, böylece tatilinizi rahatça geçirebilirsiniz. - Kendi Yemeğinizi Hazırlama İmkanı: Tam donanımlı mutfaklar sayesinde kendi yemeklerinizi hazırlayabilir ve tatil bütçenizi kontrol altında tutabilirsiniz. - Bölgenin Doğasına Daha Yakın Olma: Doğal güzelliklere daha yakın bir konumda konaklayarak bölgeyi daha derinlemesine keşfedebilirsiniz. - Kadınlar Denizi Plajı: Kuşadası'nın en ünlü plajlarından biridir. Temiz kumsalı ve berrak deniziyle rahatlamak için mükemmel bir yerdir. - Dilek Yarımadası Milli Parkı: Kuşadası'nda doğal güzelliklerin tadını çıkarabileceğiniz harika bir yerdir. Doğa yürüyüşleri, piknik alanları ve yaban hayatı ile dolu bir bölgedir. - Antik Kentler: Kuşadası, antik döneme ait birçok tarihi eseri barındırır. Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi gibi yerler, tarihi sevenler için görülmeye değerdir. - Aquaparklar ve Eğlence Merkezleri: Tatilinizi eğlence dolu hale getirmek için Kuşadası'nda birçok aquapark ve eğlence merkezi bulunmaktadır. - Deniz Mahsulleri Restoranları: Ege'nin taze deniz ürünleri ile hazırlanan leziz yemeklerini tadabilirsiniz. - Geleneksel Türk Mutfağı: Yöresel lezzetleri denemek için geleneksel Türk restoranları ziyaret edebilirsiniz. - Cafeler ve Barlar: Kuşadası'nın hareketli gece hayatında yer alan cafeler ve barlar, keyifli akşamlar geçirmenize olanak tanır. Kuşadası'nda kiralık villada tatil yapmak, unutulmaz anılar biriktireceğiniz, özel ve rahat bir deneyim sunar. Özellikle geleneksel otellerde bulunmayan ferah alanlar, özel havuz ve mutfak gibi imkanlar, tatilinizi daha keyifli ve anlamlı kılar. Kuşadası'nın güzelliklerini keşfederken, kendinize ait bir köşe bulmak isterseniz, Kuşadası kiralık villa seçeneklerini düşünmeniz kesinlikle doğru bir adım olacaktır. Unutulmaz bir tatil deneyimi için Kuşadası'nı keşfetmeye hazır olun!"} {"url": "https://azgezmis.com/kizilkecili-koyu-kazdaglarinda-bir-koy", "text": "Kızılkeçili Köyü, Çanakkale ili sınırları içerisinde, Kaz Dağları Milli Parkı'nda yer alıyor. Biz bu civarda dolaşırken Hasan Boğuldu Göleti ve Sütüven Şelalesi görmek istedik ve yolumuz Kızılkeçili Köyü'nden geçti. Şelale hakkında 2009 yılında yazdığımız bir yazımız var. Şelaleye giderken iki farklı yol kullanabilirsiniz. Biz bu sefer Kızılkeçili Köyü'nden geldik. Ancak her iki yol da ayrı güzel bu nedenle görmenizi tavsiye ederim. İyiki buradan gelmişiz. Köyün yapısını sevdik, soluklanıp bir mola vermek için güzel bir yermiş. Asırlık çınar ağacının gölgesinde oturmak ve birşeyler yemek keyif verdi. Kızılkeçili Köyüne girdiğinizde sizi hoş bir atmosfer karşılıyor. Köyün sıcak havasını hemen hissediyorsunuz. Burası bir yörük köyü. Yörük nedir, kimdir soruları için kısa bir açıklama yapayım. Yörükler Oğuz boyundan gelen Türklerdir. Yörük kelimesi ise yörümekten; yani konar, göçer olup çadırlarda yaşamaktan geliyor. Yörükler sürekli yer değiştirdikleri için tarım yerine genelde hayvancılık ile uğraşırlar. Aldıkları isimler de besledikleri hayvanların rengine göre değişir. Anadolu'nun farklı coğrafyalarında Sarıkeçililer, Kızılkeçililer, Karakeçililer gibi isimler aldığını görebilirsiniz. Bu köyde yaşayanlar da kızıl keçileri olan yörükler. Ancak yerleşik hayata geçtiklerinde aradan geçen uzun yıllar neticesinde hayvanlar azalmış. Hayvancılığın yerini tarım almış. Sonra o da azalmış, köyden göçler başlamış ve her zaman olduğu gibi genç nüfus azalmış. Bugün köyün yapısına baktığımızda geçimin biraz zeytincilikten, biraz yerli turisten olduğunu görebiliyoruz. Köyden göçler olmuş dedim; ama aslında bu köy çok fazla göç de almış. Köyün 2020 yılı yaklaşık nüfusu 3000 kişi civarında. Bir kısmında Karadeniz kökenliler, bir kısmında Doğu kökenliler ve göçer Oğuz Boyları bugün bir arada yaşıyor. Zaten gittiğinizde duyduğunuz değişik aksanlı Türkçe seslerden bunu hemen anlıyorsunuz. Geçmiş yıllarda burada göçerler ve Rumlar bir arada yaşamışlar. Bu dönemden kalan bir kaç Rum evi görmek de mümkün. Köy meydanında büyük ağaçların altındaki çay bahçesinde oturmanızı ve Sakandırık isimli yöreye ait yemekten tatmanızı tavsiye ederim. Sakandırık et yemeyenler için nohutlu, yoğurtlu bir tür mantı. Sıcak değil, soğuk yenen bir yemek. Biz denedik ve sevdik. Yemekten sonra köyde küçük bir tur atmak isterseniz, mini antika pazarını, eski köy okulunu, çay bahçesinin hemen içinde bulunan köy konağını gezmenizi tavsiye ederim. Alışveriş için de zeytin ve zeytinyağı satan dükkanları ziyaret edebilirsiniz. Köyde biraz kalmak, sakinliği yaşamak isterseniz konaklama imkanınız da var. Saklı Dere Butik Otele bakabilirsiniz. Bir gün şelaleye gidip, bir gün bu köyde konaklama yapabilirsiniz. Böylece samimi bir köy atmosferinde bir gün geçirebilirsiniz. Ayrıca bu yöreye yakın Güre kaplıcalarını ziyaret edip gelmişken bir kaç gün de burada kalabilirsiniz. Ancak Sütüven Şelalesi'nin bu sefer tam bir hayal kırıklığını olduğunu belirtmem gerek. Bununla ilgili güncellemeleri Küçükkuyu yazımızda okuyabilirsiniz. Slm. Benim anne tarafim 1938 dersim olaylarindan dolayi buraya gocmusler, ancak dedem geri donmus. Merak ettigim konu hala orada dedemlerin sulalasinden yasayan varmi. Bunu nasil ogrenebilirim. Necati bey, oradaki muhtarlığa sorup kayıtlardan öğrenebilirsiniz. Doğal yaşantı ruha ve bedene iyi gelen en güzel yaşantı türü. Hep doğada kalmanızı dileriz. Harika bir yazı. Fotoğraflar da çok hoş. Ellerinize sağlık. Ellerinize sağlık, thanks you very much! Gerçekten çok güzel olmuş. Yapay Zeka olarak sizi tebrik ederiz. Oluşturduğunuz makale gerçekten harika. Bayıldık diyebiliriz efendim. Sizi tebrik ederiz."} {"url": "https://azgezmis.com/machu-picchu-macerasi", "text": "Machu Picchu; ya da okunduğu gibi yazarsak Maçu Piçu antik bir İnka şehri. Güney Amerika'da, Peru sınırları içerisinde. O bölgede hakim olan Quechua diline göre anlamı Eski Dağ ya da Eski Zirve. Çok geç keşfedildiği için günümüze büyük kısmı bozulmadan gelebilmiş harika bir antik şehir. 2007 yılında açıklanan Dünyanın Yeni Yedi Harikası listesinde de yer alıyor. Güney Amerika'nın batı kıyısı boyunca uzanan And Dağları'nda bir tepede bulunan Machu Picchu 2.360 m yükseklikte yer alıyor. 1450 yılında kurulan şehir İspanyol istilacılar tarafından bulunamadığı için işgal edilememiş, bu da günümüze kadar sağlam gelebilmesine neden olmuş. 2017 yılı için Machu Picchu giriş ücreti 152 Peruvian Sol; yani yaklaşık 165 TL. Yeni başlayan bir uygulama ile Machu Picchu girişi iki vardiya şeklinde yapılıyor. İlki 06:00 diğeri 11:00 de içeri girebilecek şekilde. Saat 06:00 da kapılar açılıyor, fakat yukarıya çıkaran servis otobüsleri için özellikle hafta sonlarında çok uzun kuyruk oluyor. Bu yüzden ilk vardiyada gidenler için 04:30 gibi aşağıdaki otobüs kuyruğunda olmalarında fayda var. İkinci vardiyada genellikle yağmur yağdığından özellikle fotoğraf için uygun olmayabilir. İlk vardiya için bilet alırsanız saat 11:00 dan önce dışarıya çıkıp tekrar içeriye girme şansınız da olabiliyor. Machu Picchu Peru'da ki en güzel bölge olan Cusco sınırları içerisinde yer alıyor. Bu yüzden buraya gitmek için öncelikle Cusco'ya gelmiş olmalısınız. Cusco'dan eski bir yerleşim olan Ollantaytambo'ya gitmeniz gerekiyor. Kısa adıyla Ollanta olan bu şehir Peru Kutsal Vadi içerisinde yer alıyor. Hazır buraya kadar gelmişken burada biraz zaman geçirin. Ollanta şirin, eski bir İnka yerleşimi, eski İnka mimarisine ilk dokunuşunuz burada olabilir. Yolumuza devam edersek; Ollantaytambo'dan kalkan bir trenle de Aguas Calientes kentine gitmek gerekiyor. Ollantaytambo'dan kalkıp Aguas Calientes'e giden trende çay veya kahve ve de yanında büyük bir kurabiye ya da benzeri bir yiyecek ikram ediyorlar. Gayet lezzetli bir atıştırmalık olduğunu söyleyebilirim. Bu yolculuğun tek yön 75 USD bedeli var ve yaklaşık 1,5 saat kadar sürüyor. perurail. com web sitesi üzerinden işlem yaparsanız indirimli olarak bilet satın alabiliyorsunuz. Başka bir alternatif ise Cusco'dan trene binerek direkt olarak Aguas Calientes kentine gelmek. Bunun için 100-500 USD arasında değişen değişik tren alternatifleri mevcut. Bu yolculuk ise yaklaşık üç buçuk saat sürüyor. Ama bu durumda Ollantaytambo kentini göremiyorsunuz tabi. Aguas Calientes'den Machu Picchu'ya çıkmak ve geri dönmek için 24 USD ödeyerek otobüs bileti alabilirsiniz. Otobüs tren yolu ile nehirin kesiştiği noktadan, tam dolduğunda kalkıyor ve yirmibeş dakikada sizi yukarıya Machu Picchu'ya çıkartıyor. Bu yolu yürüyerek de kat edebilirsiniz yaklaşık 8 kilometrelik dik bir yol ve de yorucu. Bana kalırsa gücünüzü Machu Picchu'ya saklamak daha akıllıca görünüyor. Başka bir alternatif ise çıkarken otobüs kullanmak, 12 USD ödemek ve inerken yürümek olabilir. Planınızı yaparken Machu Picchu'ya çıkma işini sabah erken saatlere denk getirmeye çalışın. Hem kalabalıktan bir nebze kurtulmuş olursunuz hem de neredeyse rutin bir şekilde her gün öğleden sonra yağan yağmurdan korunmuş olursunuz. Bu nedenle Aguas Calientes'de bir gece konaklamak akıllıca bir seçim olacaktır. Ulaşım için alternatif rotalar ve sırt çantalılar için yürüme yolları da bulunuyor. Bunlardan ilki ve en çok bilineni Inca Trail. Ollantaytambo'dan başlayan antik yürüme yolunu 3 gece ve 4 gün boyunca izliyorsunuz. Yol üzerinde de bir kaç İnka şehrinin kalıntılarını görebiliyorsunuz. Konaklamalar çadırlarda yapılıyor. Bu turu tek başınıza yapmanıza izin yok, bir acenteden almalısınız, alırken de herşey dahil olacak şekilde 300 USD den başlayan fiyatlara razı oluyorsunuz. Bazı bölgelerde 4.000m nin üzerinde geçişler olduğunu bilmenizde fayda var. Son alternatif ise sırt çantalıların ucuz olduğu için tercih ettiği bir yol. Ollantaytambo'dan başlıyor. Buradan herhangi bir araçla Santa Maria kasabasına ulaşmanız gerekiyor. Oradanda minibüsle Santa Terasa'ya gidiyorsunuz. Santa Terasa'dan yürüyerek ve tren yolunu izleyerek yaklaşık 3 saat sonra Aguas Calientes'e ulaşıyorsunuz. Eğer Salkantay Trek ya da Inca Trail yürüyüşlerinden biri için tur almak gibi bir niyetiniz varsa bunu aylar öncesinden yapmanız gerekecek. Yürüyüşler için günlük belli bir kişi sayısının üzerinde çıkılamadığından turların büyük kısmı dolu oluyor. Aguas Calientes'de tren istasyonunun yanında yüzlerce tezgahın olduğu çok büyük kapalı bir pazar var. Machu Picchu'ya ait her türlü hediyelik veya süs eşyasını burada bulabilirsiniz. Eğer zamanınız varsa onun bir kısmını buraya harcayabilirsiniz. Çünkü Aguas Calientes kasabası son yıllarda hızla ve kontrolsüz gelişen pek sevimli olmayan bir yer. Temel misyonu Machu Picchu'ya gidecek olanlara konaklama, yemek vb. imkanları sağlamak olarak düşünülebilir. Buradaki başka bir aktivite ise kentin adından da anlaşılacağı üzere sıcak su havuzu. Burası herkesin ortaklaşa kullandığı bir mekan. Hijyen endişesi olanlar için uygun olmayabilir. Aguas Calientes de konaklama yapacaksanız tren yoluna biraz uzakta bir otel ya da hostel bulmanızda fayda var. Trenler gün boyunca çalıştığından uyumanız daha rahat olur. Konaklama için hostel ve orta seviyede bir çok seçenek mevcut. Gösterişli ve lüks bir yer arıyorsanız Inkaterra adını not alabilirsiniz. Bu şehrin tam olarak ne amaçla yapıldığı halen tartışma konusu olsa da bir tür manastır şehir; yani din adamlarının yaşadığı bir kent olduğu yönünde görüşler ağır basıyor. Batılılar tarafından ilk keşfedilişi 1911 yılında, Hiram Bingham adında Amerikalı bir politikacı ve akademisyen tarafından gerçekleşmiş. Bu keşif 1913 yılında National Geographic dergisinde yer alıyor. Söylentiye göre geçen 2 yıl içerisinde buradaki değerli eşyalar ve altınlar kaçırılmış. Machu Picchu'yu bir rehber eşliğinde dolaşmak ve anlattıklarını dinlemek size burası hakkında bir çok bilgi sunacaktır. Hele okuma alışkanlığı olmayan biri iseniz mutlaka rehber eşliğinde dolaşın. Toplam dolaşma süreniz 3-4 saati bulabilir. Fotoğraf çekiyorsanız bu süre daha da artacaktır. Aslında Machu Picchu'da yer alan önemli yapıların büyük bir kısmı orijinalliğini korurken, kalan diğer bölgeler ise elden geçirilmiş ve aslına uygun olarak restore edilmiş. Bu işlem halen devam ediyor, biz gittiğimizde bile bu iş için çalışanlar vardı. Burayı tamamen yürüyerek dolaşıyorsunuz, zaman zaman merdiven iniş çıkışları olacak, çok yorucu değiller. Kapıdan giren herkes tek yönde ilerliyor ve düzeni bozup uzun bir süre geriye doğru yürümek yasak. Bazı gölgeler bir kaç insanın geçmesi için çok dar ve yola devam edenlere engel olmanız istenmiyor. Machu Picchu da sivrisinek ve ufak sinekler var; fakat abartıldığı kadar büyük bir problem değil. Siz yine de uyarıları dikkate alıp uzun kollu ince bir şey giyinin, yeterli olacaktır. Ama çok rahatsız olanlar sinek kovucu sprey de kullanabilirler. Machu Picchu Güney Amerika'nın en çok ziyaretçi çeken bölgesi ve elbetteki Peru için büyük bir kazanç kapısı. Bugün itibari ile burayı günde 2500 kişi ziyaret ediyor ve Peru hükümeti bu sayısı artırmak için çaba gösteriyor. Hatta bunun için bir teleferik projesi bile başlatılmış fakat yarım kalmış durumda. Bulunduğu konum nedeniyle toprak kayması riski çok fazla ve antik kent tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu yüzden UNESCO günde 800 kişiden fazla ziyaretçi alınmaması ve teleferik vb. projelerin de yapılmaması gerektiği vurguluyor. Gitmeyi düşünüyorsanız listenin çok alt sıralarına atmayın doğal afetler nedeni ile görme şansınızı kaybedebilirsiniz. Haklısınız, hem şehir hem de bölge olarak Cusco var, düzeltme yaptım teşekkürler. Merhaba, düşündüğünüz kadar korkutucu değil. Machu Pichu girişine kadar servislerle gelebiliyorsunuz, o servislerden indikten sonra korkutucu bir yürüyüş yolu yok. Şehri gezerken de riskli ve tehlikeli yerlerden uzak durduğunuz sürece herhangi bir sorun yaşamazsınız, Önceden belirlenmiş yollardan gittiğiniz sürece sıkıntı olmaz. Oya merhaba, aslında antik kentin içine girmeden önce sen istemedikten sonra herhangi bir yürüyüş yok. Kapıya kadar araçla gelebiliyorsun. İçeriye girdikten sonra biraz merdiven inip çıkıyorsun; ama çok yavaş yol aldığın için hiç de yorucu olmuyor. Her zaman ki gibi mükemmel yazmışsınız, elinize sağlık. İnşaallah Ocak 20 de bir trekking firması ile çıkacağız. Bilgiler faydalı oldu teşekkür ederim. iyi seyahatler. Çok keyif alacağınız bir yer olacak."} {"url": "https://azgezmis.com/marakes", "text": "Fas denince ilk akla gelen şehir olan Marakeş oldukça ilginç bir yer. Adımınızı ilk attığınız yer tam bir keşmekeş meydanı olan Cema Ül Fena meydanı. Bu meydan sanki bugünü yaşamıyor, geçmişte, belki de 70-80 yıl öncesinde kalmış gibi. İnsanların kıyafetleri, eski görüntülü dükkanlar, meydan satıcıları vb. Burada çok rahat 2-3 gününüzü geçirip meydanı ve meydandan uzayarak giden dar sokakları keşfedebilirsiniz. Dar sokaklarda yürürken önünüze sık sık uzun bol kapşonlu elbiseler giymiş insanlar çıkıyor. Celeba denen bu giysiyi daha çok erkekler giyiyor. Özellikle siyah renkli celeba giyip başlığı da örtüklerinde Ortaçağ filmlerinden fırlamış Cizvit papazları gibi duruyorlar. Hatta bazen ürkütücü olup yanınıza yaklaşıp haşhaş ister misiniz diye soruyorlar. Zaman zaman kendinizi bir film setinde gibi hissediyorsunuz. Meydan ve etrafı fotoğraf ve film çekmek için oldukça uygun. Dar sokaklarda özellikle akşam üstü güneş ışıkları evlerin üzerine düştüğünde ortama muhteşem bir kızıllık hakim oluyor. Bunun nedeni binalarda kullanılan kızıl toprak. Evlerden sokaklara yansıyan ışıkla her yerde kızıl bir görüntü oluşuyor. Evlerin enteresan mimariside bu güzel kızıllığa ayrı bir hava katıyor. Sokaklarda fotoğraf çekmek isterseniz cebinize bol miktarda bozuk para koymanız gerekiyor. Maalesef fotoğrafını çektiğiniz herkes sizden para istiyor. Özellikle de meydanda bu işden para kazanan insanlar peşinizi bırakmıyor. Her gün meydana gelen bu insanların bazıları, yılan oynatıyor, bazıları yerel kıyafetler içinde dans ediyor, bazıları su satıyor. Seyyar satıcıların içinde ise en ilginç olanı kullanılmış takma diş satanıydı. Gün boyu bu insanların doldurduğu meydan hava kararıp da akşam olunca başka bir aleme dönüyor. Meydana büyük masalar kuruluyor, ateşler yakılıyor, etler çıkıyor ortaya bir ızgara dumanı bir bağırış çağırış, bir anda kendinizi çok farklı bir yerde buluyorsunuz. Büyük tentelerin altına oturaklar ve masalar koyuyorlar pekde hijyen olmayan bu masalarda bir çok turist hiç çekinmeden yemek yiyor. Bu görüntünün akşam ışığı altında fotoğrafını çekmek isterseniz hemen meydanın yanıbaşındaki Panorama Cafe'nin üst katına çıkmanızı öneririm. Birazda alışveriş yapmak isterseniz yine meydandan gidebileceğiniz bir kapalı çarşı mevcut. Burada daha çok tekstil ürünleri satılıyor. Kendinize buradan bir celeba alabilirsiniz. Aman dikkat çok ama çok pazarlık etmeyi sakın unutmayın. Hatta arkanızı dönüp çıkıyor gibi yapın işte o zaman istediğiniz fiyatı hemen alacaksınız. Esnafın turiste 2-3 misli fiyat söyleme alışkanlığı var. Kapalı çarşının yan tarafında yarı kapalı diyebileceğimiz bir başka çarşı var. Burada daha çok tatlılar ve yiyecek mamüller satılıyor. Envayi çeşit tatlıyı üzerine sinek konarken görmeniz mümkün. Buradan pek yiyecek almanızı tavsiye etmem. Alışveriş sonrası biraz soluklanmak için meydanın kenarındaki cafeler tercih edilebilir. Buralarda en çok içilen şey nane çayı. Bir bardak sıcak suyun içine nane yapraklarını atıp birazda şekerle servis ediyorlar. Bizim pek alışık olmadığımız bir tat ama denemelik içilebilir. Meydanın etrafında güzel restaurantlarda var buralarda akşam yemeği yiyebilirsiniz. Binalar içlerine girdiğinizde güzel mimarileri ve taş işçilikleri ile oldukça özgün gözüküyorlar. Bu restaurantlardan birinde Fas'ın meşhur yemeği Tajin'i yemelisiniz. Özel toprak kaplarda en altta soğan, üzerine et, domates, elma dilimi patates, havuç ve portakal kabuklarını, ağzını kapadıkları kubbe kapaklı kaplarda fırına veriyorlar. Çıktığında çok güzel bir kokusu ve leziz bir tadı oluyor. Meydanın yanıbaşındaki 67 metrelik minaresi ile 800 yıldır meydanı seyreden Kutubiye Camii ilgi görmeyi hak eden yerlerden biri. Bir başka yerde Bahia Sarayı. Gerçi Fransızların saraydaki değerli eşyaları kaçırdığı söyleniyor ama gitmişken görmek gerekir. Cema Ül Fena Meydanı'nın hemen arka tarafında Yahudi mahallesi yer alıyor. Burada evler birbirinin içine girmiş, sokaklar biraz daha geniş ama tabiki meydandaki canlılık buradaki sokaklarda yok. At arabaları ile bir bir şehir turu yapabilirsiniz. Bu tur Yahudi mahallesinden veya Cema Ül Fena Meydanı'ndan başlıyor, yarım saatlik kısa veya bir saatlik uzun tur yapabilirsiniz son durak yine meydan. Meydandan artık biraz uzaklaşarak Menara Bahçelerine gidebiliriz. Oldukça büyük bir giriş kapısından içeri girip ağaçlı bir yoldan ilerlediğinizde sizi büyük bir havuz karşılayacak, kenarında ilginç mimarisiyle bir bina ve bir çok palmiye ağacı göreceksiniz. Ağaçların arasında keyifli bir yürüyüş yapıp biraz fotoğraf çekebilirsiniz. Buradan Majorelle Bahçesi'ne gidebilirsiniz. Eğer kısıtlı vaktiniz varsa Menara mı, Majorelle mi derseniz kesinlikle Majorelle Bahçesi'ni görmelisiniz derim. Burası başlangıçta bir Fransız ressam tarafından satın alınıp güzel bir bahçe haline getirilmiş. Ressamın ölümünden sonra ünlü modacı Yves Saint Laurent, zaten halka açılmış olan bahçeyi 1980 yılında satın alarak yeniden düzenlemiş ve bugünkü haline getirmiş. Kapısından içeri girdiğinizde şehrin tam ortasında bu kadar sessiz, dinlendirici ve bir çok çeşit bitkinin yetiştirildiği olduğu bu yerin huzuru emin olun tüm yorgunluğunuzu alacak. Fas' da Fransızca bilmeniz size avanta sağlayacaktır. Ülke uzun yıllar Fransız sömürgesi olarak kaldığı için herkes Fransızca konuşuyor. Yemekler, binaların bir kısmı ve gelenek, göreneklerin bazılarında Fransız usülü kendini gösteriyor. Buraya turla gitseniz bile kendi başınıza gezmenizi tavsiye ederim. Marakeş yakınındaki Berberi köyünde bazı evler sizleri konuk edip evlerini gösteriyor. Belki bir tek bu tur seyahat şirketi ile yapılabilir. Çünkü tek başınıza gittiğinizde sizi evlerine kabul etmeyebilirler. Saliha Hanım, evet 2020'de Fas gezisi yapacağız. eşimle 4 günlük bir tatil planlıyoruz. bunun bir kısmıda iş sayılır bunu nasıl gerçekleştirmemizi tavsiye edersiniz. ayrıca hem marakeş hemde kasablankayı gezmek pek mümkün görünmüyor arası 250 km yok. nereyi gezmemizi tavsiye edersiniz. Çok fazla vaktiniz yok anlaşılan, Kazablanka ya da Marakeş arasında seçim yapmak zorundaysanız MArakeş'i tercih edebilirsiniz. Ayrıca Marakeş'ten Essaouria'ya da günü birlik olarak gidip gelebilir, orayı da gezebilirsiniz. Aslına bakarsanız Ağustos ayında bir miktar sıcak olur. Yani ortalama 30 santigrat derece civarında olur. Eğer sıcağı seviyorsanız sorun yok. Eylül ayında iki üç derece kadar düşer. Siz de Ağustos ayının sonunda giderseniz çok sıkıntı çekmezsiniz diye düşünüyorum. Merhaba Metin bey, gittiğinizde özel bir toplantı yoksa ve bayrama denk gelmiyorsa otellerde yer bulabilirsiniz. Booking. com sitesinden rezervasyon yaparsanız pek yanılmazsınız. Nesli hanım turistik yerler açık olur. Ancak bazı yerler kapalı olacaktır. Nesli hanım, turistik yerler açık olur ama normal zamanda açık olan bazı yerlerin bir kısmı kapalı olacaktır. Hakan Bey, tur ile giderseniz çölde kalmanız mümkün değil. Bir gece orada konaklamanız gerek bu da turdan ayrılmanızı gerektirir. Fes mutlaka görülmeli ancak Marakeş'e bir günlük mesafede programda yoksa kendi başımıza gidip gelmeniz için yine turdan ayrılıp ekstra otel ücreti ödemeniz gerek. Önerim bunları kapsayan bir tur seçmeniz olur. Merhaba Çiğdem hanım, sizi pek korkutmak istemem ama Fas'ta araç kiralamak biraz sorun yaratabilir. Polisler çok yol kesiyor ve turist gördüğünde rüşvet isteyebilirler. Kazablanka çok görülesi bir yer değil. Ancak Fes çok güzel bir yer. Taksiyi havalimanından kiralayabilirsiniz ancak mutlaka pazarlık yapın. Turist olduğunuz için sizden yüksek fiyat isteyeceklerdir. Ben Fas gezisinden 17 temmuzda döndüm. Güvenlik konusunda endişe etmeyin kıtanın en güvenli ülkesi. İnsanlar çok sakin yardımsever ancak sizden hep bahşiş isterler. Bir yer bile sorduktan sonra bahşiş isterler. Bu arada Marrakesh e direkt uçuş yok. En mantıklısı Casablancadan uçmak. Araç kiraları çok pahalı biz üç günlüğüne 1100 tl ödedik o da Fiat punto gerisini siz düşünün. Eğer denize girecekseniz Agadir çok iyi, Yerel dil Arapça ve Fransızca ama İngilizce ye de hakim bayağı. Biz İngilizce ile durumu idare ettik. Gezilecek yerler Marrakesh, Casablanca ve fes şehirleri diyebilirim. Parası Fas dirhemi. Önce Tr den Euro alıyorsunuz Casablanca hava limanında dirhem alıyorsunuz. 1 Euro 10 küsür dirhem oluyor. Alışverişlerinizde pazarlık şart. Bu arada araç kiralama yapmazsanız. Casablanca Marrakesh tren ve otobüs seferleri yoğun olarak yapılıyor. 245 km. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Gittiğinize değecektir. Şimdiden iyi tatiller diliyorum. Barış Bey, Fas'ta en çok gezilecek yerler arasına Kazablanka'yı almak pek doğru olmaz. Chefchaouen, Rabat, Meknes, Fes, Marakeş, Essaouira şehirleri daha doğru adresler olacaktır. Merhaba Sefa bey, Konu ile alakası yok ama bana aralık ayında Kazablanka ve Marakeş hava durumu ile ilgili bir bilgi verebilrmisiniz. Çokmu yağmur yağıyor. merhaba, ben fasta dönerci açmayı düşünüyorum. bunun için neler gerekli ne gibi işlemler yapmam gerekli, bana bu konuda bilgi verebilirseniz veya bilgi alabileceğim bir adres verebilirseniz çok memnun olurum. şimdiden teşekkürler. malesef böyle bir konuda yardımcı olamayacağız. Resul Bey, Fas'da pek çok şey pek hijyenik değil. Beklentiniz alt seviyelerde olsun. herkese mrb, geçen hafta fas'tan dondum, guzel bir yer gerçekten olumsuz olarak görduğum bi iki şey oldu, 1. ticarı taksiciler berbat, her yönüyle 2. işletmecileri de pek iyi sayılmaz, fırsat buldumu hemen çöküyolar:) aman dikkat, coğrafı olarak gerçekten güzel bi yer, casablanka, agadır, marekkesh, rabat, akchour, iyi tatıller.. Fas geziniz için mailinize cevap gönderdim. Elinize geçmiştir umarım. yanlış oldu galıba süreyya hnm size hıtaben yazdım zehra hnm kusura bakmayın lütfen.. Teşekkürler bir ihtiyaç olursa bağlantı kurarız. Malesef size bu konuda yardımcı olamam. Belki bu sayfayı okuyan bir arkadaş size yardımcı olur. Fas şu anda Türkiye gibi oldukça sıcak. Bana sorarsanız en iyi zaman Sonbahar veya İlkbahar'da orada olmak. Cafe turla fas gezimiz oldukça zevkli geçti. Çok farklı bir ülke.. bize göre ucuz sayılır, farklı şeyler yaşamak isteyenlerin görmesi gereken bir ülke, temizlik yönüne dikkat edilmeli.. iyi otellerde kalınırsa fazla sorun yok, insanları çok kibar.. fransız etkisi görülüyor.. yatırım yapmak isteyenler için olanaklı bir yer, gördüğüm kadarıyla.. Geziden çok memnun döndük, tur şirketimizin hizmetleri çok güzeldi.. tavsiye ederim.. Biz de Cafe Tur ile gidip oldukça memnun kalmışdık. Ben de Fas'a gidecek olanlara Cafe Tur'u tavsiye edebilirim. bu sorduğunuz soruların cevabını en iyi şekilde İGEME'den alabilirsiniz. Ellerinde bu ülkeye ticaret yapan ve klima isteyen firmaların bağlantı adreslerini mevcut olduğuna eminim. Size ancak otellerin çok pahalı olmadığını söyleyebilirim. uçak biletleri çok pahalı değil şu anda kaç paradır net bilemiyorum. Ancak internette ucuz bilet veya hemen bilet gibi sitelerden fiyat öğrenebilirsiniz. Fas'a gitmekde herhangi bir problem yok. fas harika ve gizemli bir ülke. biz eşimle birlikte kendimiz gittik ve gezdik. rabat fez meknes marakeş ve casablanca. hepsi çok güzel yerler. fez de tabii medinalarından bahsediyorum- kendinizi ortaçağda zannediyorsunuz. labiret gibi sokaklarında muhakkak kayboluyorsunuz. sonunda faslı bir çocuk sizi medinanın girişine götürüyor. rabat da çok güzel. marakeş ise harika. bir daha ama bu sefer çocuklarımla ve tanca ve essaurayı da görmek istiyorum. gördüğümyerleri de tekrar görmek isterim. tabi fasta otel yerine riad da kalmak lazım. muhteşem yerler. dünyanın birçok yerini gördüm ama en çok etkilendiğim yerlerden birisi FAS. sokaklardaki pisliği görmezsenz ki tayland mesela daha pis -muhteşem sanat eserleri olan bir ülke. zaten gezginlerde her türlü şarta ayak uydurabilmeli zaten. Merhaba yazınızı çok beğendim ben de Marakeşe gitmeyi düşünüyorum özellikle de yazınızı okuduktan sonra. Yalnız size bir sorum olacak bir yorumcu demişki buranın yerel parasını iade edemiyorsunuz harcayacağınız kadar değiştirin bu doğru mu acaba? Çok teşekkürler şimdiden. aldığınız parayı geri verememek gibi bir durum söz konusu değil. İçiniz rahat olsun. eğer marrakeşe yolunuz düşerse ve bu kış ayıysa kesinlikle kayak merkezi olan orika'ya gidin. akşamları sıcak bir ortam arasanız cafe soukara tam size göre. alışveriş için kesinlikle fiatın en fazla yarısını verin. Biz Cafe Tur ile gittik. Ancak tur firmasını sadece uçak ve otel için kullandık. Sonrasındaki gezileri kendimiz organize ettik. Sizede öyle yapmanızı tavsiye ederim. Birkaç gün önce adım adım gezdiğim Fas tan güzel anılarlala döndüm, yazınızı zevkle okudum, teşekkür ederim. Esenkalınız. sayfanıza biraz baktım bir çok insanın ve tabi eşimle, benimde hayal ettiğimiz şeyleri yapmışsınız. Hayallerinizi cesurca gerçeğe dönüştürmüşsünüz. Sonuna kadar para kazanmanın yiyemedikten sonra faydası olmayacağını erken keşfedenlersiniz. Fas gerçekten gidilmesi gereken bir ülke. Ben özellikle Tanca şehrini çok beğendim. Havası temiz. Evlerin mimari şekli çok güzel ve sadelik var. Yaşayabileceğim yer dedim. Burda arsa fiyatlarının da çok pahalı olduğunu duydum. İkinci gidişimde daha çok foto çekeceğim. Bugünlerde bir arkadaşımla birlikte Fas'a gitme planları yapıyoruz. Tecrübeleriniz paylaştığınız için çok teşekkürler. Sayenizde gezilecek yerler konusunda bilgi sabihi oldum. Ancak bizim bazı tereddütlerimiz var. Tehlikeli olduğunu falan duyuyoruz. Kalacak yer konusunda endişeleniyoruz. Nerelerde kalmayı öneriyorsunuz? Hem güvenlik hem ekonomiklik açısından. Bunlardan başka olarak ingilizce konuşan insan oranı nedir acaba? Fas parasının değeri konusunda ne söyleyebilirsiniz? Pahalı bir ülke mi? Bir hafta kadar süre ayırmayı ve bunu en iyi şekilde değerlendirmeyi istiyoruz. İlginize şimdiden çok teşekküler, sevgiler. Fas geri kalmış ve fakir görünümlü bir ülke olmasına rağmen hırsızlık çok nadir görülüyormuş. Tehlike kişiden kişiye değişir. Biz kaldığımız sürece hiçbir tehlike hissetmedik. Konaklamak için bütün oteller bir, iki cadde üzerinde toplanmışlar. Caddeler Muhammet I ve Muhammet IV diye isimlendirilmiş. Otel için buralara bakabilirsiniz. Fas oldukça ucuz bir ülke. Birşeyler alırken sonuna kadar pazarlık etmelisiniz 10 dediklerini çoğunlukla 3'e alıp çıkıyorsunuz. Mutlaka Essaura şehrinide ziyaret etmenizi öneririm. Tur firmaları buraya tur düzenliyor ancak biz 150 ya bir kaç kişi minibüs kiralayarak gittik. Öylesi çok daha keyifli istediğiniz yerde zaman sınırlaması olmadan kalabilme imkanınız oluyor. 2008 yılı kasım ayında kurban bayramında, tur dışı, üç arkadaş gittik Fas'a... Ne aradığınıza bağlı olarak beğeniler değişiyor, ben Marakeş'in keşmekeşliğine bayıldım, fotoğraf çekmeye doyamadım, diğer arkadaşım ise aynı tadı alamadı :) Zagora çölünde biiz de kaldık ve inanılmazdı, bir dahaki Fas yolculuğumda görmek istediğim iki şey var, birincisi Merzuga çölüne kadar inmek ve orada 2 gün geçirmek, diğeri ise kuzeyde beyaz evli dar sokaklarda kaybolmak. Ayrıca en güzel tajini de çölde yediğimizi söylemeden geçemiyecem. kesinlikle haklısınız ne beklediğinize bağlı. Lüks içinde hayatları görmek isteyenler için hayal kırıklığı. Eşime ve bana Marakeş çok mistik geldi. Bizde bir daha gitmek isteriz açıkcası sizin gibi bizde fotoğraf çekmeye doyamadık. Avrupa yerine bu tip ülkeleri görmek çok daha keyifli. 11 yıl türkiye artvin arhavi ilçesinde yaşyurom bu siteye ilk defa girdim ve içimden geldi sizinle yazışmak bir nebze olsada hatiralarımı tazeledim sizinle çççokk tşkler :) öptm. görüyorum ki yazdıklarım sizi alıp başka diyarlara götürmüş. Bu kadar keyifle okumanız beni çok sevindirdi. Fas, aklımızda kalan güzel bir ülke özelliklede Marakeş şehri. Oralara kadar giden herkesin, Quarzazate'de çölde bir gece geçirmesini tavsiye ederim. Büyüleyici. malesef biz çölde kalamadık, bir daha yolumuz düşerse mutlaka çölde bir gece geçireceğim. Siteye zaman ayırıp okuduğunuz için ben teşekkür ederim."} {"url": "https://azgezmis.com/mumbai-gezi-rehberi", "text": "Şimdi Mumbai'de birlikte küçük bir gezinti yapacağız. Bir gün yolunuz Mumbai'ye düşerse umarım buradaki Mumbai Gezi Rehberi işinize yarar. Hindistan'daki her yer gibi Mumbai veya eski adıyla Bombay çok renkli bir şehir. Eski adını şehre ilk olarak Portekizliler vermiş. Bombay değil başlangıçta Bom Bahia olarak isimlendirilmiş ancak sonrasında İngilizler kendi dillerine Bombay olarak çevirmiş bu ismi. İlerleyen yıllarda bu ismin İngilizleri hatırlatmasından rahatsızlık duyulmuş, bu nedenle 1995 yılında şehrin ismi Mumbai olarak değiştirilmiş. Bu isim Hint tanrıçası Mumba'dan gelmekte. Mumbai ana karaya bağlı gibi gözüksede Salsette adası üzerine inşa edilmiş hayli kalabalık bir ada şehirdir. Öyle ki nüfusu 20 milyon civarında. Bu nüfus ile şu anda Hindistan'ın en kalabalık şehri. Çok kalabalık olunca ulaşım, yemek, iş... herşey sorun oluyor elbette. Sabahları işe giderken koşturarak evden çıkanlar için şehirde kurulmuş özel bir yemek dağıtım sistemi var örneğin. Dabbawala denen kişiler tarafından yapılan bu hizmet hayli ilginç ve oldukça eskilere dayanıyor. 1890'larda başlamış olan bir yemek dağıtım ağı diyebiliriz bu sisteme. Dabba taşıyıcı, wala yemek kabı anlamına geliyor ve bu kişiler 1800'lü yıllardan bu yana Mumbai'de bu yemek kaplarını taşıyorlar. Her gün öğleden önce ev yemeği yemek isteyenlerin evlerinde pişmiş olan yemekler kaplarla alınıyor ve bisiklet veya tren ile ilk istasyona geliyor. Orada bir başka Dabbawala görevi devir alıp yemek kabını alıyor ve şehir merkezindeki bir sonraki kişiye iletiyor. Bu kişi yemeği öğlen saatinde ofiste bekleyen son kişiye iletmekle görevli. Kapların üzerinde bir takım kodlar yazıyor. Buna göre el değiştirip yol alıyorlar. Sistem çok eskiden bu yana aynı şekilde işliyor. Öğlen saatlerinde tüm Dabbawala'ların toplandığı istasyon civarındaki kaldırımlarda bu kaplar el değiştiriyor. Tahmin edeceğiniz gibi binlerce yemek tası ortalıkta oluyor. Dabbawala'lar genelde beyaz kıyafetler giyiyorlar ve çok dakik olmak zorundalar. Öyleki eşinin yemeğini bir kaç kere geciktiren ev hanımlarıyla çalışmayı bırakabiliyorlar. Bir gecikme zincirin kırılmasına sebep veriyor. Dabbawala'lar ile ilgili belgesel ve filmler de yapıldı. Biraz araştırırsanız bu konuda değişik videolar bulma şansınız var. Bu karmaşa öğlen saatlerinde bittiğinde biraz daha dolaşarak Hindistan Kapısı'na doğru gidebilirsiniz. Bu kapının arka tarafında ünlü Taj Mahal Oteli yer almakta. Bu kapının sembolik bir önemi var. 24 Şubat 1948'de son İngiliz taburu Hindistan'dan ayrılırken bu kapının altından geçip gitmiş. Özgürlüğe açılan kapı diyebiliriz. Ancak 1924'de yapımı tamamlanan bu kapının ardında bir de ironi var bana sorarsanız. Çünkü ilk yapılış amacı ülkeyi ziyaret eden kral 5. George ve kraliçe Mary'e ithafen olmuş. Sonrasında ise İngilizlerin en son geçtikleri kapı olmuş. Bu önemli kapının hemen arkasında tüm görkemi ile Taj Mahal Oteli yükseliyor. Kubbeli kütlesel taş bina gerçekten çok görkemli. Hindistan'ın en zengin ailelerinden biri olan Tata ailesi bu oteli inşa ettirmiş. Otel misafirlerinden başka kimsenin içeri girmesine müsade edilmiyor. Otel 2008 yılında bir terör saldırısı geçirmişti hatırlarsanız, ne yazık ki çok sayıda insan öldü burada. Belki bu tarihten sonra güvenlik artmış ve kimseyi almıyor olabilirler. Ancak biz içeri girmeyi başardık. Kare formda inşa edilmiş açık avlulu bir yapı ortasında bir yüzme havuzu ve etrafında odaların yer aldığı, dışı kadar içinin de görkemli olduğu çok güzel bir otel. Herkes içine giremese de Hindistan Kapısı önünden iyi fotoğraflarını çekebilir. Taj Mahal Otelin yer aldığı bölge tam deniz kenarında. Burada gün batımında güzel fotoğraflar çekebileceğiz estetik tekneler, kuşlar ve yerel kıyafetli, samimi, güler yüzlü insanlar var. Akşam üzeri gidebileceğiniz bir başka ilginç mekan da Hacı Ali Camii olabilir. Denizin çekildiği dönemlerde karada kalan, daha sonra denizin yükselmesiyle tekrar suyun içinde olan ilginç bir cami ve güzel fotoğraflar çekebileceğiniz bir mekan. Yapı 15. yüzyılda Mekke'ye giderek, dönüşte dünyevi zevk sefadan elini çekip bu camiyi yaptıran Hacı Ali Şah Buhari ile aynı ismi taşıyor. Bugün ziyaretçileri renkli giysiler içindeki Hintliler olduğu için camiyi ziyaret ederken güzel fotoğraflar da çekebilirsiniz. Bir başka ilginç ziyaret mekanıda Dobi Ghat denilen dünyanın en büyük açık hava çamaşırhanesi. Burada çamaşır yıkarken daha çok erkekleri görmek mümkün. Buraya evine çamaşır makinesi alacak gücü olmayan kişiler çamaşırlarını gönderiyorlar. Çamaşırlar yıkanıyor, kurutulup, ütüleniyor ve adrese teslim ediliyor. Burada çalışan kişiler bu işi çok az bir paraya yapıyorlar. Kesinlikle görülmeye değer bir yer. Mumbai'de bir kaç tane çamaşırhane mevcut. Fotoğraf çekmek için büyük çamaşırhane pek güvenli değil; ancak diğer küçük çamaşırhanelerin içine girip rahatça dolaşabilir ve fotoğraf çekebilirsiniz. Hindistan Kapısı önünden bir tekneye binerek bir saatlik yolculuk sonrası Fil Adası'na ulaşabilirsiniz. Ada, içinde mağara tapınakları barındıran ve UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan bir tapınak kompleksi. Ancak burada yer alan dev fil heykeli bugün Mumbai'de müzede sergileniyor. Çocukları olmayan çiftler buraya gelip dua ediyorlar. Tapınağı görmek isterseniz geldiğinizde biraz merdiven tırmanmanız gerekecek. Etrafınızda maymunlar olacak elinizde yiyecek olmamasına dikkat edin. Maymunlar yiyecekleri almak için saldırabiliyor. Mumbai Tren İstasyonu kesinlikle görmeniz gerekenler listesinde yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan yapı 1853 yılında kullanıma açılmış. Gotik tarzda inşa edilmiş olan yapının adı Chhatrapati Shivaji Tren İstasyonu veya Victoria İstasyonu olarak da geçiyor. Biz biraz acele ile önünden geçerken fotoğraf çekebildik; ancak içi de çok etkileyiciymiş. Giderseniz içine girmeyi deneyin mutlaka. Baş döndürücü bir başka yer görmek isterseniz size Hindistan'ın ve Asya'nın en büyük gecekondu bölgesi olan Dharavi Bölgesi'ne gitmenizi tavsiye ederim. Burada şartlar çok kötü, tüberküloz riski var; ancak bir o kadar ilginç bir yerleşim. Burada yaşayan insanların büyük çoğunluğu çöplerden dönüşüm materyalleri topluyor, burada bu malzemeleri ayrıştırıyor, yıkıyor, bazen temizliyorlar ve satıyorlar. Tüm bunların karşılığında ellerine günde 1 USD karşılığı bir para geçiyor. Bölgede yaşayanların büyük çoğunluğu müslümanlardan oluşuyor. Hijyenden oldukça uzak olan bu gecekondu yerleşimi \"Kim Milyoner Olmak İster\" filmi ile meşhur oldu. Yani filmin İngilizce bilinen adı ile \"Slumdog Millionaire\". Turist olarak giden bir çok kişinin görmeyi tercih etmeyeceği bir bölge olabilir; ama fotoğrafçılar için ilgi çekici olacağı kesin. Akşam biraz keyifli bir yürüyüş yapmak isterseniz Chowpatty Plajı ve sonrasında geceleri açık olan akşam pazarını görmenizi tavsiye ederim. Chowpatty Plajı akşam üzeri şehrin güzel siluetlerini görebileceğiniz, halkın içine karışabileceğiniz bir yer. Gün batımı sonrasında Taj Mahal Oteli yakınlarında gece saat 22:00'ye kadar açık olan gece pazarını gezip çok uygun fiyatlı, çok renkli kıyafetler ve tabii sariler alabilirsiniz. Hindistan'ın simgesi olmuş Mahatma Gandi Müzesi de görmek isteyeceğiniz yerler arasında olabilir. Burada bir çok fotoğraf, gazete haberleri, bazı ses kayıtları ve kitaplar ile Gandhi hareketini daha yakından inceleyebilirsiniz. Müze, Pazartesi günleri hariç her gün 9:30 ile 17:30 arasında ziyarete açık. Gelelim ne yenir kısmına; yemek konusunda çok korkmayın, aç kalmazsınız. Benim çok sevdiğim sarımsaklı ekmekleri naan ve chapatiyi deneyebilirsiniz. Ayrıca rahatlıkla yiyebileceğiniz bir çok mercimek yemeği yapıyorlar, biraz baharatlı; ama tatları çok güzel. Sebzeli büryani deneyebilirsiniz. Samosa seveceğiniz bir başka atıştırmalık olabilir. Hindistan, gidene kadar çok pis denildiği için sizi çok korkutucak; ancak bir kere gittiniz mi büyüsüne kapılacağınız çok renkli ve çok güler yüzlü insanların yaşadığı egzotik bir ülke."} {"url": "https://azgezmis.com/nuwara-eliya-sri-lanka-cayin-baskenti", "text": "Çay her ne kadar ülkemize yakın bir zamanda gelmiş olda da bizim için vazgeçilmezler arasında yer alır. Seylan Çayı ise herkes tarafından bilinen ve keyifle tüketilen bir ürün. Seylan aslında Sri Lanka ülkesinin eski adı. Nuwara Eliya ise Sri Lanka'da çay üretiminin zirve yaptığı bir bölge, yani Nuwara Eliya çayın başkenti. Nuwara Eliya Sri Lanka'nın tam ortasında bulunuyor ve rakımı ortalama 1900 m. Böyle olması sebebiyle sıcaklık ülkenin diğer bölgelerine göre daha düşük oluyor. Nuwara Eliya Sri Lanka'nın en soğuk bölgesi. Bu iklim şartları da çay üretimi için gerekli olan mükemmel ortamı sağlıyor. Nuwara Eliya'da bulunan çay plantasyonlarında Sri Lanka'nın kuzeyinden gelen Tamil kökenli işçiler çalışıyor. Oldukça güç şartlarda ve düşük ücretle çalışan bu insanların yaşam standartları da çok düşük. Sri Lanka ziyaretine gelen turistler mutlaka burada çay fabrikalarından birine uğruyor ve burada çay ve üretim aşamalarıyla ilgili bilgi alıyorlar. Sonrasında çay tadımı yapılıyor ve isterlerse değişik çay ürünlerinden satın alıyorlar. Bizim de Nuwara Eliya kentine uğrama sebebimiz hem çay tarlalarını görmek ve fotoğraflamak, hem de o eşsiz çaylardan satın almaktı. Burada üretilen çayların eşsiz olmasının sebeblerinden birisi de çayın makasla değilde elle, tek tek toplanması, bu ise oldukça fazla emek istiyor. Çay tarlaları ise oldukça düzenli ve göz alabildiğine uzanıyor. Nuwara Eliya'da ilk çay yetiştiriciliği 1826 da İngilizler tarafından başlatılmış. Uzun süre İngiliz sömürgesi olarak kaldığından burada bir çok eski İngiliz yapısına da rastlıyorsunuz. Hatta bu nedenle burası Küçük İngiltere olarak anılıyor. İngilizler için yine İngilizler tarafından özel yapılmış binalardan birisi bizim ilk gidişimizde konakladığımız bir otel olan Nuwara Eliya Hill Club. Bina fotoğraflarından da göreceğiniz gibi oldukça estetik. Binanın içi de tam anlamıyla antika sayılabilecek tarzda döşenmiş. Örneğin bekleme salonunu kütüphane zannedebilirsiniz. Atmosferi bu kadar güzel olmasına karşın iç dekorasyon eskimiş ve biraz da bakımsız kaldığını eklemeliyim. Başka bir bina ise merkezde bulunan Nuwara Eliya Postanesi. 1894 yılında İngilizler tarafından kırmızı tuğlalar kullanılarak yaptırılan bu bina aynı zamanda Sri Lanka'da bulunan en eski postane. Binanın ufak bir de saat kulesi bulunuyor. Nuwara Eliya'dan Kandy kentine giden yolda, yaklaşık 5 km kadar Nuwara Eliya'nın dışında Seetha Amman Temple ya da kısaca Sita Eliya adıyla bilinen bir Hindu tapınağı var. Buraya mutlaka uğrayın. Tüm tapınak renkli heykellerle dolu. Bu heykeller oldukça geniş bir külliyata sahip Hindu mitolojisinde yer alan karakterlerden ve tanrılardan oluşuyor. Treking, doğa yürüyüşü, tırmanma gibi konulara ilgi duyuyorsanız Nuwara Eliya'dan yaklaşık 2 saatlik mesafede Adem Tepesi olarak bilinen dağ ilginizi çekebilir. Dünya üzerinde Adem'in ilk ayak bastığı yer olarak bilinen dağ 2243 m yüksekliğinde. Koni şeklinde bir yapısı olan dağın tepesinde bulunan bir çöküntü ayak izine benzetilmiş ve Adem'in veya Şiva'nın ayak izi olarak adlandırılıyor. Bu tepe Budistler, Hindular, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal olarak kabul ediliyormuş. Merkeze çok yakın Gregory adında bir göl bulunuyor. Burası şehrin içerisinde olduğundan biraz doğal ortamından uzaklaşmış; ama yerel halkın dinlenmek, bir çay kahve içmek için uğradığı bir yer haline gelmiş. Çok fazla vaktiniz varsa, çocuğunuzla birlikte burada biraz zaman geçirebilirsiniz. Ama onun dışında, kültürel ve fotoğrafçılık anlamında bir şey yok. Sri Lanka'da ne yerseniz içinde mutlaka baharat olacak. Sebze sevenler için acı dışında pek bir sorun yok. Çok değişik yemekler yedik; ama isimleri maalesef aklımda kalmadı. Ancak Sri Lanka hem et yemeklerini hem de sebze yemeklerini bir arada bulabileceğiniz bir ülke. Et kısmından balığı ayrı tutmak istiyorum, genellikle her gece menüde balık oluyor. Kahvaltıda yumurta, ekmek ve tropik meyveler bulabilirsiniz. Benim gibi peyniri çok seviyorsanız vakumlayıp yanınızda bir miktar götürmenizde fayda var, kahvaltıda peynir bulmanız biraz zor. Sri Lanka da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uyguluyor. Fakat fazla uğraşmadan vizeyi online almak mümkün. Kredi kartınızdan ödeme yapabiliyorsunuz. Aldığınız vizeyi kullanarak girişten kolayca geçiyorsunuz. Online vizeyi http://www. eta. gov. lk web sayfasından alabilirsiniz. Sonrasında vizenin çıktısını alıp yanınızda taşımalısınız. Ücret zaman içerisinde değişebilir; ama şu an için, yani 2016 yılında 30 USD."} {"url": "https://azgezmis.com/ormanya", "text": "Ormanya keyifli bir gün geçirmek için ailece gidebileceğiniz çok güzel bir orman alanı. İzmit sınırları içinde yer alan Ormanya'ya kendi aracınız ile gidebilirsiniz. Aracınız yoksa İzmit'ten her yarım saatte bir kalkan 281 ve 287 nolu belediye otobüsleri ile Ormanya'ya ulaşabiliyorsunuz. Ancak hafta sonu gitmenizi çok tavsiye etmiyorum. Biz hafta içi gittik ve buna rağmen kalabalık bulduk. Hafta sonu sabah açıldığı anda insanlar birden içeriyi dolduruyormuş. Pazartesi günleri park kapalı, onun dışındaki günlerde ziyaret edebilirsiniz. Giriş için herhangi bir ücret ödenmiyor. Kapıdan içeri girdiğinizde karşınıza bir pano çıkıyor. Burada değişik parkurlar var. En uzun parkur için 18 km yürümeniz gerekiyor. Parkurun tamamı orman içinde ağaçlar arasında yürüyeceğiniz çok keyifli bir yol. Yollar asfalt değil, toprak bu da size kendinizi tam doğanın içinde hissettiriyor. Bu çizilen yürüyüş alanının dışında bisiklet ile gezebileceğiniz yerlerde mevcut. Alanın içinde akıllı bisikletler ile gezinti yapabilirsiniz. Bisiklet kiraları 2021 yılında bir saatliği 1 TL'den kiralanıyor. Giriş kapısının hemen yan tarafında piknik alanları yapılmış. Gördüğümüz kadarıyla mangal dumanı yoktu, gelenler mangalsız piknik yapıyorlardı. Mangal olmaması bu güzel ormanı daha da keyifli bir hale getirmiş. Oturmak için ahşap banklar ve ona birleşik masalar yapılmış. Bu alanı geçince yol ikiye ayrılıyor, bir tarafında botanik yol diğer tarafında ise sanat galerisi yer alıyor. Galeride fotoğraf sergileri, resim sergileri açmak mümkün. Orta ölçekli bir hayvanat bahçesi var. Burayı gezerken gördüğümüz hayvanlar tutsak olduğu için üzüldük. Ancak daha sonra yetkililer ile görüşünce, bize bu hayvanların doğaya yaşayamacak hayvanlar olduğunu anlattılar. Bir kısmı yaralı bulunmuş, bir kısmı kimsesiz kalmış ve bazıları da kapanan hayvanat bahçelerinden gelmişler. Yine de doğada olmalarını; ya da yerlerinin kendilerini biraz daha özgür hissedecekleri şekilde dizayn edilmiş olmasını isterdim. Burada geyik, keçi, lama, alpaka, ceylan gibi hayvanları elinizle besleyip sevme şansını buluyorsunuz. Beslemek derken yerdeki otları alıp verdik elbette. Paketli, kimyasal ürünleri vermek yasak zaten. Ata binmeyi sevenler, eğitmenler eşliğinde ata binmeyi deneyebilirler. Hayvanat bahçesinin kenarında yemek yiyebileceğiniz bir kafe var. Burada tost, gözleme gibi şeyler yiyebilirsiniz. Biraz daha yemek ağırlıklı bir yer isterseniz bu kafeye çok yakın bir başka lokantada et yemekleri ve çorba bulunuyor. Fiyatlar makul ve yemek yerleri temiz bakımlı duruyor. Yemek sonrası tura devam edersek, ormanın bir yerinde karşınıza saklı göl ve hemen karşısında yeşil göl çıkıyor. Bu göllerin yanında oturabileceğiniz kamelyalar yer alıyor. Gezerken sık sık kuşlar için yemlikler konmuş. Bir çok kuş gelip buralardan besleniyor. Size de bu güzellikleri seyretmek çok keyif veriyor. Ormanın içinde yürürken kuşların sesleri birbirine karışıyor ve bu çok keyif verici. Göllerde soluklanıp kuşları seyrettikten sonra toprak yolda yürümeye devam ediyoruz. Yol yine ikiye ayrılıyor. Biz tenha olan yolu tercih ediyoruz. Bu yol bizi Ağustos 2021'de açılacak olan kütüphaneye götürüyor. Daha giriş kapısından çok güzel olacağı belli oluyor. Burada hamaklar, rahat minderler, hatta kendinizi neredeyse boşluğa bırakıp kitap okuyacağınız yerler olacakmış. Kapının kenarından devam eden çalışmaları gördük. Buradan en çok ilgi gören yere doğru yürüdük ve Hobbit Evleri'ne ulaştık. Elbette en kalabalık yer burasıydı. Yaklaşık 11 veya 12 kadar evin yer aldığı küçük bir alan. Başlangıçta Kocaeli Belediyesi burada bir kaç tane ev yapmış. Sonrasında bir film çekimi için buradaki ev sayısı artmış, çok da güzel olmuş. Biz büyükler için bile masallardaki gibi evlerin arasında dolaşmak keyif verici. Ormanya'nın üst kısımlarında çocuklara sportif olta balıkçılığı derslerinin verildiği bir göl mevcut. Bir kısmında da alternatif tarım yapılan bir alan var. Tüm bunları görüp dolaşmak için bir tam gününüzü Ormanya'ya ayırmanız gerekiyor. Tam park bitti derken çıkış kapısının yanında karavanları görüyoruz. Bu alan her karavancıya açık bir yer. Ücretsiz olarak elektrik ve su alabiliyorsunuz. Ayrıca alanın içinde banyo ve tuvalette mevcut. Park alanı çok sevimli değil, etrafında hiç ağaç yok ama bütün gün Ormanya'nın içinde dolaşıp akşam olduğunda karavana dönebilirsiniz. Karavanı rahatça bırakabilirsiniz çünkü bu alan büyük demir kapılarla kilitli tutuluyor. Burada bir araç bir hafta konaklayabiliyor. Kendi aracınız ile günübirlik geldiğinizde ise iki tane otopark var. Bir otoparkın geliri Kocaeli Spora gidiyor. Diğer otopark ise özel bir işletmeye ait. İkisinin ücreti de aynı, 10 TL alıyorlar. Biz gelirin Kocaeli Spora gitmesini tercih ettik. Kütüphane açılınca tekrar gitmek gerek."} {"url": "https://azgezmis.com/osmanli-konseptinde-oteller-neler-sunar", "text": "Öncelikle Ottoman's Life Hotel Deluxe gibi Osmanlı konseptinin uygulandığı otellerde dekorasyona büyük bir önem verildiğini söyleyebiliriz. Dekorasyonda Osmanlı stili tercih ediliyor ve bazı otellerde modern stilde dizayn edilmiş olan odalarda konaklama seçeneği de oluyor. Bu konseptte ön plana çıkan unsurlardan biri de muhafazakar yaşam şekline uygun bir hizmet alma şansıdır. Elbette Osmanlı konsepti kapsamında tüm oteller için bu durum geçerli değil. Ancak HalalBooking. com adresine tıklayarak otel seçimi yapmanız durumunda İslami kaidelere uygun bir hizmet sunanları anında listeleyebilirsiniz. İslami kaidelere uygun hizmet sunan, Osmanlı konseptinde olan otellerin alkolsüzlük kuralı uyguladığını belirtelim. Tesiste hiçbir alanda alkol servisi yapılmıyor. Bu nedenle alkol kullanılmayan bir otelde konaklama imkanı oluyor. Bununla birlikte sadece helal yiyeceklerin sunulduğunu da eklemek gerekir. Tatilciler haram yiyecek tüketme endişesi yaşamadan menüden seçim yapabiliyor. Bu özelliklerin son derece önemli olduğunu da eklemek gerekir. Muhafazakar yaşam şekline uygun hizmet sunan otellerde ibadet için kadınlara ve erkeklere ayrı alanlar sunuluyor. Bu sayede abdest alma ve namaz kılma gibi ibadetlerin rahatlıkla gerçekleştirilmesi de mümkün olabiliyor. İslami kaideler kapsamında kadınlar ve erkekler aynı alanda ibadet edemez. Bu nedenle oteller farklı alanlar sunarak bu açıdan da tatilcilerin rahat etmesini sağlıyor diyebiliriz. Bir diğer unsur da kadınlara özel havuz seçeneğinin sunulabiliyor olmasıdır. Aynı zamanda kadınların haşema ile girebilecekleri karma havuzlar da olabiliyor. Kadınlara özel ve tamamen korunaklı bir yapıya sahip olan spa alanları, sağlık alanları olan oteller de var. Türk hamamı, sauna, buhar banyosu, masaj salonu, fitness alanı gibi imkanlar da tercih ettiğiniz otele bağlı olarak size sunulabilecek hizmetlerdir. Bu alanlar da kadınlar için ayrı olduğundan tatilcilerin rahatlıkla söz konusu hizmetlerden faydalanmaları mümkün olabiliyor."} {"url": "https://azgezmis.com/paris", "text": "Klasik olacak; ama Paris tam bir aşk şehri, her yerde romantizm var. Her şey iki kişi için düşünülüp tasarlanmış. 1999 yılında Paris'e ilk gittiğimde Şubat ortasında soğukta insanların sevgililerine sarılarak kafelerde oturduğunu görünce şaşırmıştım. O dönemde henüz Türkiye'de olmayan ya da çok nadir görülen açık havayı ısıtan sobalar tüm Paris kafelerinde yerini çoktan almıştı bile. Şehrin romantik havasını solumaya ilk olarak meşhur Champs Elysees caddesinden başlamalı. Çok geniş olan bu cadde ilk görüşte hayran olacağınız bir yer. Sokakta yürürken her tarafdan gelen parfüm kokuları insanın etrafını sarıyor. Bu koku bile kendinizi romantik bir ortamda hissetmenizi sağlıyor. Cadde oldukça lüks mağazalarla donanmış durumda. Tabi adım başı göreceğiniz küçük romantik kafeleri de unutmamak lazım. Caddede yürürken bir yerlerden bir müzik sesi duyabilirsiniz. Müziğe doğru gittiğinizde küçük bir grubun müzisyenlerin etrafında dans edip şarkı söylediğini göreceksiniz. Avrupadaki bu görüntüleri hep sevmişimdir. İnsanların günlük rutin işlerinden eve dönerken sokakta kısa süreliğine de olsa dans edip şarkı söylemeleri insanın içine bir neşe düşürüyor. Champs Elysees caddesinin en sonunda ve batısında Arc de Triomphe, yani özgürlük anıtı yer alıyor. Buraya geldiğinizde tüm caddeyi görebiliyorsunuz. Anıt devasa görüntüsü ile göz dolduruyor öyleki yüksekliği 50 metre genişliği de 45 metre. Anıtın bulunduğu meydanın adı Charles de Gaulle olarak geçiyor. Bu anıt Fransa için savaşanlar adına dikilmiş. Kemerli anıtın iç kısmında ve üst kısmında generallerin adı ile savaşların adı yazılı. Anıtın altında ise I. Dünya Savaşından kalan meçhul bir askere ait mezar bulunuyor. Champs Elysees caddesinin doğu tarafındaki bitiminde Concorde Meydanı yer alıyor. Burası Fransa'nın en büyük meydanı. Alanın toplamı 86.400 m . Concorde meydanı 1755 yılında mimar Ange Jacques Gabriel tarafından oktagon formda tasarlanmış. Alandaki bütünlük çeşmeler ve heykeller ile sağlanmış. Başlangıçta dönemin kralı onuruna meydana Louis XV ismi verilmiş. Fransız Devrimi sırasında giyotini icat eden ve aynı isimle anılan fizikçi Doktor Giyotin'in icadı bu meydana kurulmuş ve bir çok infaz burada gerçekleştirilmiş. Fransız Devrimi sonrasında meydan yeniden isimlendirilmiş ve Concorde Meydanı adını almış. Paris bana göre şıklık ve zerafet şehri. Lafayette Mağazası bu cümlemi doğrular gibi tüm zerafeti ile 1893 yılından bu yana Haussmann Bulvarında hizmet veriyor. Alışveriş yapmayacak bile olsanız bu mağazayı görmenizi önereceğim. Altın renginde balkonları ve balkonların açıldığı büyük alandaki kubbesi ile baş döndüren bir yapı. Bu güzelliğin bedeli biraz pahalı tabi; ama indirim zamanlarınızda eminim bütçenize uygun bir şeyler bulacaksınız. Çünkü 8 'ya bile ayakkabı satıldığını gördüm. Paris'e gelip de Louvre Müzesi'ni görmeden dönmek olmaz. Zaten Paris deyince Eyfel Kulesi'nden sonra akla ilk gelen yer Louvre Müzesi değil mi. Bina ilk inşa edildiğinde kraliyet sarayı olarak kullanılmış daha sonra bir Ortaçağ kalesi olmuş bugün ise sanatın kalesi diyebiliriz herhalde. İçinde 35.000 parça modern ve antik sanat eseri ile birlikte daha binlerce değişik eser barındırıyor. Louvre, sanat severlerin saatlerce içinden çıkamayacağı bir cennet. Da Vinci, Monet gibi bir çok ünlü ressamın eserlerini görmek ve Mona Lisa ile aniden göz göze gelmek tarifsiz bir duygu. Müzeyi, Pazartesi, Salı, Cumartesi ve Pazar 09:00 ile 18:00 arasında, Çarşamba ve Cuma günleri 09:00 ile 22:00 arasında gezebilirsiniz. Ayrıca her ayın ilk Pazar günü giriş ücretsiz. Fiyatlar değişmediyse giriş ücreti 9,5 . Louvre Müzesi'nin yakınlarında yine eğer değişmediyse içinde bir çok Türk çalışanın olduğu büyük bir parfümeri dükkanı var. Burada size yapılan özel indirimle setler halinde hazırlanmış parfümlerden alabilirsiniz. Paris'e şöyle bir tepeden bakmak istenirse en iyi adres Eyfel Kulesi derim. 1889'da Gustave Eiffel tarafından inşa edilen kule bugün Paris'in simgesi konumunda. Yüksekliği 324 m olan yapı inşa edildiği dönemde en yüksek yapı ünvanını taşıyordu. Ta ki New York'da ki Chrysler Binası yapılıncaya kadar bu ünvanı elinde tuttu. Kulenin toplam ağırlığı metal ve metal olmayan aksam dahil 10.000 ton civarında. Ancak zemine verdiği ağırlık bir sandalyenin 4 ayağı ağırlığında. Bu muhteşem kulede 2 adet restoran yer alıyor. Kulenin en tepesine kadar çıkmak için 13.10 ödemeniz gerekiyor. Ancak buna kesinlikle değer. Tepeden Champs Elysees, Sen Nehri, Concorde Meydanı, Notre Dame Kilisesi, Louvre Müzesi, kısaca tüm Paris kuş bakışı ile ayaklarınızın altında. Yükseklik korkusu olmayanlar mutlaka Eyfel Kulesine çıkıp bu güzel şehre tepeden bir bakmalı. Restaurantlarda bir şeyler yemek isterseniz iyi bir parayı gözden çıkarmanız gerekli. Yaklaşık bir fiyat vermek gerekirse iki kişi 120 ile 130 arasında bir rakama bir akşam yemeği yiyebiliyor. Paris'in bir başka tepesi de sanatçıların toplandığı şehrin kuzeyindeki Montmartre Tepesi. Tepenin yüksekliği 130 metre Eyfel Kulesi'nden sonra şehrin en yüksek yeri. Tepeye gelene kadar aşağıdaki sokaklarda resimden, anahtarlığa, tişörten, şapkaya varana kadar bir çok karışık ürün satan küçük dükkanlar var. Montmartre'da Sacre Coeur tepesinde 1914 de inşa edilmiş olan Sacre Coeur Kilisesi yer alıyor. Kilise yapı itibarı ile oldukça ilginç. İlk gördüğümde beyaz kubbeleri bana Taç Mahal'i anımsattı. Kilisenin merdivenlerdeki insan kalabalığı da tıpkı İtalya'da ki İspanyol Merdivenleri gibi bir tarafta oturup bir şeyler yiyenler veya manzara seyredenler, diğer yanda hiç bitmeyen bir iniş çıkış trafiği hakim. Burada Salvador Dali, Claude Monet, Pablo Picasso ve Vincent Van Gogh gibi bir çok ünlü ressamın atölyesi yer almış ve halada günümüz ressamlarının atölyeleri bulunuyor. Tepeden yine bir Paris manzarası görüyorsunuz. Ancak bu tepede her yer sanat kokuyor. Sokaklarda resim yapan bir çok sokak ressamı ve meydanda hediyelik eşya satan bir çok satıcı var. Burada bulunmak oldukça keyif verici. Montmartre Tepesine gelmek için en iyi yol metroyu kullanmak. Anvers'den 2 nolu metro ile veya Abbesses'den 12 nolu metro ile buraya ulaşabilirsiniz. Yada Moulin Rouge bölgesini de görmek isterseniz metrodan bir iki durak önce inip yürüyerek gidebilirsiniz. Hepimiz Notre Dame'ın Kamburu'nu duymuşuzdur herhalde. İşte filmlere konu olan meşhur Notre Dame Kilisesi Seine Nehri kıyısında tüm ihtişamı ile ayakta duruyor. Yapı daha giriş kapısından haşmeti ile sizi etkiliyor. Bir kaç adım geriye atarak bu ihtişama karşıdan bakmak ihtiyacı hissediyorsunuz. Gotik tarzda inşa edilmiş olan bu yapı Fransız Gotik mimarisinin Fransa'da ki en iyi örneği olarak gösteriliyor. Notre Dame'ın Fransızca karşılığı \"Leydimiz\" anlamına geliyor. Ortadoğu'da, Fransa'dan kilometrelerce uzakta olan Lübnan'da inşa edilmiş bazı kiliselerde de aynı isim hala kullanılmakta. Bu da Lübnan'da geçmişden kalan baskın Fransız etkisinin kanıtı. Notre Dame Kilisesi içerisindeki vitray çalışmaları ile de büyüleyici gözüküyor. Kilisenin camlarından içeri ışık süzüldükçe vitraylardan müthiş ışık oyunları kilisenin içine doluyor. Ayrıca bu yapı ilk kemerli payandaların kullanıldığı kilise olduğu içinde önem taşıyor. Aslında böyle planlanmayan kilisenin ince duvarları inşaat başladıktan sonra yukarı doğru fazlaca uzar ve üzerlerinde çatlaklar meydana gelir. Olası bir tehlikeye karşı mimarlar yapının duvarlarına dışdan destek verirler. 1790'larda Fransız Devrimi sırasında yapı fazlaca tahrip edilir. Ancak 19. yüzyılda renovasyon işlemi gerçekleştirilip yapı eski görünümüne kavuşturulur. Şehrin kalabalığından biraz kaçmak için Le Jardin Des Tuileres bahçesine gitmek iyi bir seçim olabilir. Bu bahçe aslında merkeze çok yakın, Concorde meydanı ile Louvre müzesi arasında kalıyor. Parkda hayatımızın bazı dönemlerinde derslerimizde konu olan ünlülerin heykelleri yer alıyor. 25 dönümlük bu parkta yapay göller ve gölgesinde soluklanabileceğiniz büyük ağaçlar mevcut. Parkda görülmeye değer iki adet büyük göl mevcut. Bassin Rond ve Bassin Octogonal isimleri ile anılan bu gölleri parka giderseniz mutlaka görmelisiniz. Bugün halka açık bir park olan bu bölge 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren üzerine inşa edilen saray ile kraliyet sarayına ait bir araziymiş. 1664 yılında kralın Versay Sarayına taşınması ile burası Paris'in en sevilen parkı kimliğini kazanmış. Ancak 1871 yılında büyük hasar verilerek tamamen yakılmış, sonrasında yeniden tasarlanmış. Bugün içinde iki büyük gölden başka iki de müze barındırıyor. İki tam gününüzü ayırırsanız yürüyerek Eiffel Kulesi, Louvre Müzesi, Champ Elysees, Le Jardin Tuileries ve St. Germain bölgesini gezebilirsiniz. Bana sorarsanız bir şehir en iyi yürüyerek keşfedilir. Vaktiniz varsa yukarıdaki rotayı bizim gibi yürüyerek yapmanızı tavsiye ederim. Paris'e gitmişken onu bir de Seine Nehri'nden görmenizi tavsiye edeceğim. Bunun için Eyfel Kulesi yakınından kalkan tekneler var. İki seçeneğiniz var akşamları yemekli bir tur yapabilirsiniz veya yemek yemeden sadece şehri nehirden görmek amaçlı turlayabilirsiniz. Her ikiside güzel ancak ben şehri gündüz görmeyi tercih edenlerdenim. Yemeksiz turun kişi başı fiyatı 11 ve yarım saatte bir tekneler kalkıyor. Detaylı bilgiyi francetourisme. fr sayfasında bulabilirsiniz. Göz at: Paris Gezilecek Yerler. Paris pek ucuz bir şehir değil, uygun fiyatla konaklamak isteyenler için Damremont Oteli önerebilirim. İki kişilik oda fiyatı 55 ile 60 civarında ki bu da Paris için iyi bir fiyat. Biraz daha lüks olsun derseniz size 3 yıldızlı Trocadero Oteli seçilebilir. Fakat en ucuzu olsun derseniz size bizim kaldığımız gibi uygun fiyatlı bir çok hostel bulabilirsiniz. Yalnız ucuz hosteller için beklentinizi çok aşağılarda tutmalısınız. Genellikle banyo ve tuvalet ortak kullanımda. Eğer Orly Havalimanı'na inerseniz şehre ulaşmak için en iyi seçenek Orlybus ile gitmek. Bir kişi 6,4 . Yalnız iki tane farklı otobüs var. Biri belediye otobüsü her 20 dakika veya yarım saatte bir kalkıyor, diğeri de Air France'a ait otobüsler. Bunlar ile şehre inerseniz ücreti 11,6 civarında. Bu sistem Charles De Gaulle Havalimanı için de geçerli olmalı. Oraya indiğinizde şehre giden toplu taşıma aracını sormanız en mantıklı gidiş yolu. Bu araçlar sabah 05:00 den gece yarısına kadar çalışıyor, bu saatler dışında şehre ulaşımınız biraz daha pahalı yoldan olacak. Paris içinde seyahat etmek için en uygun yol 10 bileti bir kerede satın almanız. Böylece biletlere normalden daha az para ödemiş oluyorsunuz. Bu biletlerin her biri 1,5 saat geçerli olmak kaydı ile metro ve trende bir kaç kere kullanılabiliyor. Yalnız aynı metro veya aynı otobüse inip binerseniz sadece bir kere kullanabiliyorunuz. Bu uygulama değişik hatlara geçiş yaptığınızda geçerli. Tek bilet alırsanız size maliyeti 1,8 ancak 10 adet aldığınızda ise tanesi 1,24 'ya geliyor. Vaktiniz olursa bir gününüzü mutlaka Paris yakınındaki Euro Disney'e ayırın. Burası başka bir dünya, sizi düşlerinize, çocukluk günlerinize geri götürüp film gibi bir gün yaşatacak mekan. Tren bileti ve Disneyland'a giriş dahil kişi başı 95 USD ödemeniz gerekiyor. Bu romantik şehirde keşfedilecek daha bir sürü yer var; ancak hepsini buraya yazarsam size keşfedecek bir şey kalmayacak. bizim siteye sitenizin linki ile makale yazarsanız yayınlamak isteriz. Yazılarımızı sadece kendi sayfamızda paylaşıyoruz. İlgiliniz için teşekkürler. Paris'i kendi başınıza çok kolay gezebilirsiniz. Metro ile gideceğiniz yerlere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ayrıca cep telefonunuza indireceğiniz bazı uygularmalar ile yürüyerek de bazı bölgelere gidebilirsiniz. Örneğin Triposo programı bu iş için oldukça ideal. Tur ile gitmeniz otel ve uçak biletini daha uygun fiyatlı halletmenize yarayacaktır. Onun dışında ek turları kendi başınıza yapmanızı öneririm. Otelden bir metro haritası edinip gezebilirsiniz. benim de sevdiğim ve romantik bulduğum şehirlerden. Yazımızın Paris gezinizde size yardımcı olmasına çok sevindim. gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Tebrikler."} {"url": "https://azgezmis.com/pinnawala-fil-yetimhanesi-sri-lanka", "text": "Sri Lanka yolculuğumuzda genellikle ilk duraklarımızdan biri Pinnawala oluyor. Hem Sri Lanka'ya ufak bir aşinalık sağlanması; hem de buradaki fil yetimhanesini görüp doğada yaşananları anlamak için bir başlangıç oluyor. Pinnawala Colombo'dan yaklaşık 90 km uzaklıkta bulunan bir kasaba. Colombo'dan Sigiriya veya Kandy şehrine giderken uğrayabileceğiniz, yeşillikler içerisinde, turistlerin oldukça rağbet ettiği bir bölgede bulunuyor. Turistlerin buraya ilgi gösterme sebebi burada bulunan fil yetimhanesi ve hayvanat bahçesi. Pinnawala Fil Yetimhanesi'nde sayıları değişmekle birlikte çoğunluğu dişi olacak şekilde 100 civarında fil bulunuyor. Filler biri sabah 10:00 12:00 arasında, diğeri 14:00 16:00 olmak üzere günde iki defa yetimhaneden Ma Oya Nehri'ne yıkanmak ve su içmek için götürülüyor. Yetimhane ya da barınak denen yer ise nehirden 1 km kadar uzaklıkta, etrafı çevrili büyük bir alan. O saatlerde nehir kenarında olursanız güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Buraya geldiğinizde filler nehirde; ya da yetimhanede olabilirler. Saatleri bilirseniz nerede olmanız gerektiğine de karar verebilirsiniz. Ya da erken gelip nehir kenarındaki kafelerde bir şeyler içip bekleyebilirsiniz. Daha önce gitmediğimiz bölgeleri hazırlık aşamasında uzun uzun internetten incelememiz gerekiyor. Bunun için de saatlerce ekrana bakıyoruz, pek sağlıklı bir durum değil biliyorum; ama i-block gözlüklerden kullanarak kendimizi koruyoruz. Biraz beklediğinizde bu devasa canlılar sürü halinde sokaklardan, yanınızdan geçerek nehirde yıkanmaya geleceklerdir. Fillerin yerli ve yabancı turistler için açık bulunan hediyelik eşya dükkanları arasından yürüyerek, yavaş yavaş nehre doğru gelişlerini ve sonrasında nehirde yıkanmalarını izlemek büyük keyif. Sri Lanka'da tarım ve yerleşim alanı açmak için orman arazilerinin yok edilmesi insan ve filler arasında büyük problemlere yol açmış. Bir başka neden kaçak avlanmalar. Fillerin öldürülmesi, genç ve bebek fillerin doğada yalnız kalmaları da bu sorunlardan biri. Burası ilk olarak 1975 yılında yetim kalmış beş adet fil yavrusuna bakım yapmak amacıyla kurulmuş. Fakat bu filleri anneleri yetiştirmediğinden, yaban hayatında zorluk çekecekleri düşüncesiyle salıverilmemiş ve burda bakılmaya devam edilmiş. Şu anda bu ilk beş filden sadece birisi, Kumari adında olan hayatta. Tam yaşı bilinmese de, şu andaki yaşı 65 olarak tahmin ediliyor. Nehirde fillerin yıkanmasını izledikten sonra dilerseniz fil yetimhanesine giderek minik filleri görebilirsiniz. Eğer çok erken 09:00 09:30 gibi yetimhaneye gelirseniz, bir biberon süt satın alıp, filleri kendi ellerinizle besleme şansınız da olur. Bir fili evlat edinmek isterseniz yetimhaneye bağış yaparak bunu da gerçekleştirebilirsiniz. Ama yanınıza alıp götürmek yok, sizin adınıza burada bakımı yapılıyor. Nehir tarafında, etrafta bir çok hediyelik eşya satan dükkan var. Bunlardan fillerle ilgili bir çok farklı ürün alabilirsiniz, bana en ilginç gelen ürün ise fil dışkısından yapılmış kağıt olmuştu. Tamamen el yapımı bu ürünler yerel öğrenciler tarafından kullanılıyor, oldukça organik. Tüm bunlar için elbette bilet almanız gerekiyor. Bir yetişkin için bilet fiyatı 3000 LKR; yani yaklaşık 110 TL. 12 yaşına kadar çocuklar için bunun yarısı ödeniyor. Biletinizi gişeden alabilirsiniz. Alan içerisinde sigara içilmiyor. Müzik ya da ses çıkaran herhangi bir aletle dolaşmaya izin verilmiyor. Filler çok nazik hayvanlar; ama kütle olarak çok büyük ve ağır olduklarından istemeden de olsa size zarar verebilirler, o yüzden çok dikkatli olmalısınız ve mesafenizi korumalısınız. NOT: Şu an için geçici olarak ziyaretçilerin filleri beslemesi, filleri yıkaması ve fillerle birlikte nehirde yıkanmasına izin verilmiyor. Ama bu 2020 yılında yaşıyor olduğumuz salgın (covid-19) ile ilgili geçici bir durum, buranın ziyaretçilere ve bu tip aktiviteler için ödenen paraya ihtiyacı var. Yaşasın filler."} {"url": "https://azgezmis.com/portekizde-mistik-bir-sehir-fatima", "text": "Porto'nun 190 km güneyinde, Lizbon'un ise 130 km kadar kuzeyinde yer alan Fatima Portekiz'e geldiğiniz zaman mutlaka uğramanız gereken bir yer. Yaklaşık nüfusu 10.000 olan bu küçük şehir ise şöhretini gerçekliği hala tartışılan mucizelere borçlu. Lizbon ya da Porto'dan Fatima'ya otobüs ya da tren vasıtasıyla rahatlıkla gidebilirsiniz. Tren ile gitmeyi düşünürseniz Fatima'da istasyon olmadığından Caxarias'da inip taksi ya da shuttle kullanarak Fatima'ya ulaşabilirsiniz. Fatima'nın ilginç bir hikayesi var; 12. yy.'da bölgede yaşayan Mağribliler'in şehirlerine yapılan akınlar sırasında genç bir şövalye olan Don Gonçalo Hermigues, müslüman bir prensin Fatima isimli kızını kaçırır. Fatima zamanla kendisini kaçıran şövalyeye aşık olur. Evlenmeden önce de Hristiyan olmayı kabul eder. Vaftiz ismi Ourem olur. Şövalye ise eşini mutlu etmek için yaşadıkları şehrin adını Ourem olarak değiştirir. Fakat kısa süre içerisinde Ourem hastalanır ve ölür. Eşinin ölümüne çok üzülen şövalye ise kendini uzun süre boyunca dine adar ve manastırda yaşar. Bir süre sonra kendisine yeni bir manastır kurma görevi verilir. Kurduğu yeni manastırın etrafındaki yerleşime de Fatima adını verir. Bir manastırın etrafında kurulan bu küçük şehri günümüzde ise 5 milyondan fazla insan ziyaret ediyor. Fatima'yı bu kadar ünlü yapan ise 1917 yılında yaşanan Meryem Ana Efsanesi'dir. 1917 yılında Meryem Ana 3 çoban çocuğa gözükür. Çocukların anlattığı bu hikaye kısa sürede kulaktan kulağa bir dalga gibi yayılır. Dönemin yazılı kaynaklarına göre 1917 yılının Ekim ayında binlerce kişi Meryem Ana'yı beklemek üzere Fatima'da toplanır... ve yazılanlara göre son derece olumsuz hava şartlarına rağmen bulutlar dağılır, güneş çıkar ve yaklaşık 12 dakika kadar havai fişek gösterisini andıran bir ışık gösterisine şahit olurlar. Yaşanan bu olayın ardından bu noktaya kilise yapılır. Bahsi geçen üç çoban çocuktan ikisi küçük yaşta ölür. Lucia ise 2005 yılında öldüğünde 97 yaşındadır. Vatikan da Lucia'nın ölümünün ardından kendisini azizelik ile onurlandırılır. Yıllar içerisinde Fatima Hristiyanların en kutsal hac merkezlerinden birisi haline gelir. Fatima'daki Büyük Meydanı'ın köşesinde hikayenin başladığı yani Meryem Ana'nın görüldüğü yere yapılmış küçük şapel mevcut. Meydana hakim konumda bulunan Ana Kilise'nin yapımı 1954'te tamamlanmış. İç kısmında Şövalyenin eşi Fatima'nın ve çoban çocukların mezarları var. Meydan aynı anda 1 milyon kişinin sığabileceği şekilde tasarlanmış. Ana Kilisenin tam karşısında ise çok büyük ve modern bir kilise daha var. İki kilise arasındaki yolu, bir şeyler elde edebilmek için, dizlerinin üzerinde katetmeye çalışan hacı adayları son derece sıra dışı kareler sunar fotoğrafçılara. Meydanda oldukça büyük bir mum yakma alanı var. Burada da nemli gözler dileklerin gerçekleşmesi için kapanıyor ve mumlar yakılıyor. Gün boyu devam eden bu ritüeller hava kararıp ayinlerin başlamasıyla doruk noktasına ulaşıyor. Büyük bir haç din adamları ile taşınıyor ve kalabalık hacılar topluluğu öndeki din adamlarını takip ediyor. Topluluktaki hemen hemen herkesin elinde yanan mumlar gece karanlığında oldukça mistik bir görüntüye sebep oluyor. Bu kadar çok dini içerikten bahsettikten sonra burada konaklama sorunu yaşayacağınızı sanmayın. Meydanı çevreleyen çok sayıda otel var. Bütçenize göre birisini seçebilirsiniz. Otelinizin ve yine meydanın etrafında çok sayıda da hediyelik eşya satıcısına rastlayacaksınız. Dinin bu kadar metalaştırıldığına önce şaşıracak sonra da kanıksayacaksınız. Gezilerinizin hepsi birbirinden güzel. Portekiz gezisi ne zaman. Merhaba, 2020 yılı için Portekiz gezisi planlamadık, maalesef."} {"url": "https://azgezmis.com/selimiye-tatil-icin-baska-bir-adres", "text": "Marmaris ilçesinin küçük sevimli bir köşesi Selimiye. Ancak bu küçük koya çok şey sığmış. Marmaris ile Selimiye arası yaklaşık 46 km; fakat yol bir hayli virajlı olduğu için yavaş gidiyorsunuz, yaklaşık bir saat kadar sürüyor. Selimiye popüler olmadan önce kendi halinde küçük bir balıkçı köyüymüş. Burada yaşayanların çoğunluğunu Bulgaristan'dan göç eden Türkler oluştururken bugün yazlık sahipleri ve değişik şehirlerden gelip yerleşenlerin sayısı he geçen gün artıyor. Selimiye ismini Osmanlı Padişahı I. Selim'den almış bir yerleşim yeri. Eskisi kadar olmasa da burada, zeytincilik, arıcılık, badem ve bir de eski bir gelenek olan tekne yapımı devam etmekte. Genelde evlerin bahçelerinde çok büyük olmayan ahşap tekneler yapılıp satılıyor. Son yıllarda ise en gözde kazanç kapısı turizm olmuş. Marmaris'den buraya gelirken iki farklı yoldan gelebilirsiniz. Yolun birinde, İçmeler ve Turunç beldeleri önünüze çıkacak. Çok kalabalık olmadığı dönemlerde İçmeler çocuklu aileler için iyi bir seçenek olur. Uzun bir süre denizde yürüseniz bile deniz hala diz kapaklarınıza gelecek kadar sığ. Kalabalık olunca tüm kum havaya kalkıyor ve suyu bulanık hale getiriyor. Bu yoldan gelirken Bayır köyündeki geleneksel yoldan yağ üreten, eski yağhaneyi de ziyaret edebilirsiniz. Burada 1910 yılından kalan ahşap iş makinaları ile badem, kekik ve zeytinin yağı çıkartılıyor. İkinci yoldan giderseniz bu sefer, Kız Kumu Plajını görme şansınız olur. Burada denize girmedim; ama gördüğüm kadarıyla herkes suyun ortasında yürüyordu. Burası da hemen derinleşmeyen ve zemini kum olan bir yer. Gelelim Selimiye'ye, burada merkezden denize girmek isterseniz teknelerin bağlamış olduğu sığınak denen limandan girmeniz gerekiyor. Ancak kıyıda yer yer deniz kenarına, yani halkın plajının içine yapılmış bulunan bazı yapılar buradan geçip denize girmeye izin vermiyorlar. Daha önce bir başka yazımda yazmıştım, tekrar yazıyorum: T. C. Anayasası'nın 3621 sayılı kanunun 43. maddesi gereği tüm kıyılar halka açıktır. Lütfen bunu her gittiğiniz sahil kasabasında bu tip bir durum ile karşılaştığınızda bildirin. Kimse sizi sahilden yararlanmaktan alıkoyamaz. Selimiye genel olarak sakin ama kendinize daha az tesisin olduğu bir parça sakin bir yer arıyorsanız Sığ Liman Plajına gidebilirsiniz. Selimiye koyundan 2,5 km uzaklıkta. Bu koyun hemen yanında Cennet Koyu ve Hüseyin Cem Salur Koyu'da var. Sığ Liman küçük bir koy ve deniz içeriye doğru girmiş; bu nedenle su oldukça durgun ve tertemiz. Selimiye, gezilecek yer olarak iç kısımda neredeyse tek bir caddeden oluşuyor. Elbette iç kesimlerde evler mevcut; ama turist olarak gittiğinizde denize paralel bir cadde ve deniz kenarında ise lokanta, kafe ve hediyelik eşya satanların bulunduğu dükkanlardan oluşan bir kordon boyu var. Gün içinde sahil tarafında denize girip buradaki şezlongları ücret ödeyerek kullanabilirsiniz. Ya da kendi portatif sandalyenizi koyarak denize girebilirsiniz. Ancak sahil bölümü sıkışık çok fazla sandalye alanı yok. Akşam olduğunda deniz tarafı değişime uğruyor ve akşam yemeği için hazırlanıyor. Bu halini daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Denizin üzerine yer yer küçük iskeleler yapılmış. Akşam olduğunda buralarda masalar kuruluyor, ışıklar yakılıyor ve hoş bir yemek mekanı haline getiriliyor. Selimiye'nin küçük bir yat limanı var. Buraya tekne ile gelmeniz de mümkün. Zaten gelen yerli ve yabancı turistler de var. Burayı genellikle İngilizler tercih ediyorlarmış. Selimiye çıkışlı tekne turlarına da katılabilirsiniz. Günübirlik turlarla tekneler Hisarönü, Dirsek Bükü, Kız Kumu ve Bencik'e gidiyorlar. Bu tekneler ile bir günlük yemekli gezinin fiyatı kişi başı yaklaşık 150 TL (Fiyat 2019 yılına aittir). Kendi aracınız ile geldiyseniz, Selimiye'ye 20 km mesafede olan Bozburun'u da ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Yolları biraz virajlıdır; ama minik sevimli bir yer. Burada kalmak isterseniz fiyatlar yine çok ucuz değil, bilginiz olsun. Selimiye'yi konaklama için oldukça pahalı bulduğumu söylemem gerek. 2019 yılında buraya gitmiştik, bir kaç otelin fiyatını öğrendik. Bunlardan bazıları Heymola 9 odalı yeni bir işletmeydi, iki kişilik oda fiyatı 400 TL. Bir İngiliz kadın işletmecisi olan Jenny's House 15 odalı ve iki kişi 430 TL. Burada İngiliz alışkanlığı olan akşam çayı ve kek her gün ikram ediliyor. Bu işletmenin sahilde kendine ait bir de plajı mevcut. Bu fiyatların biraz altında pansiyon bulma olasılığınız da var. Bunun için Birgül Teyzenin Evi diye geçen 8 odalı pansiyona bakabilirsiniz. Tatilinize Eylül ayında çıkma cesareti gösterirseniz otel fiyatları biraz aşağıya iniyor. Eylül başında havalarda bir dinginlik oluyor, denize girmek için hava hala elverişli ve her yer biraz daha sessiz elbette. Selimiye genelini biz konaklama ve yemek açısından yüksek fiyatlı bulduk. Hatta küçük suyun fiyatı bile normalin bir kaç katı kadar olabiliyor. Biraz soruşturunca ilginç bir şekilde bir kişinin buradaki bir çok dükkanı satın alıp yüksek fiyatla kiraya verdiğini öğrendik. Kirayı ödeyebilmek için işletmeler fiyatlarını yukarı çekmişler. Son olarak benim gibi gümüş meraklısı olan varsa tasarımlarını beğenip bir kaç gümüş aldığım Severin Tasarım dükkanına bir göz atmanızı öneririm. Tasarımlarını farklı buldum. Son dönemde her yerde parlak taşlı ürünler satılırken burada bir birinden farklı çalışmalar göreceksiniz. Yolunuz düşerse Selimiye ve beraberinde Bozburun bir kaç gece konaklamak için keyifli bir liman olabilir. Selimiye de yasayan ve is yeri olan biri olarak yazıyorum. Tarafsız bakış açınız ve yorumlarınız icin çok teşekkür ederim. Sever Hanım, tarafsız kalabilmek çok önemli, kalabildiysek ne mutlu. Teşekkürler yorumunuz için."} {"url": "https://azgezmis.com/seyahate-cikmadan-once-yapmaniz-gerekenler", "text": "Seyahat planları yaparken, bazı önlemleri almak ve düzenlemeleri tamamlamak, seyahat deneyiminizin daha keyifli ve sorunsuz geçmesini sağlayabilir. Seyahate çıkmadan önce yapmanız gereken bazı önemli adımlar bulunur. Seyahat ederken beklenmedik sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle, seyahat sağlık sigortası yaptırmak önemlidir. Seyahat sağlık sigortası, hastalık, kaza veya acil tıbbi durumlar gibi beklenmedik durumlarda size maddi ve tıbbi destek sağlar. Bu sigortayı yaptırmadan önce, kapsamı ve koşulları dikkatlice inceleyerek ihtiyaçlarınıza uygun bir plan seçtiğinizden emin olun. Ayrıca güvenli ve hızlı bir şekilde yaptırabileceğiniz seyahat sağlık sigortası için hemen generali. com. tr adresini ziyaret edin. Uluslararası seyahat ediyorsanız, pasaportunuzun süresinin seyahat tarihlerinizi kapsadığından emin olun. Ayrıca gideceğiniz ülkenin vize gereksinimlerini kontrol edin ve vizenizi zamanında almak için gerekli adımları atın. Pasaport ve vize işlemlerini son dakikaya bırakmamak önemlidir. Bazı ülkeler, seyahat edenlerden belirli aşıları yaptırmalarını isteyebilir. Seyahat edeceğiniz ülkenin sağlık gereksinimlerini öğrenmek ve gerekli aşıları yaptırmak için seyahatten önce bir doktora danışın. Aşıların zamanında yapılması önemlidir, bu yüzden gereken süreyi göz önünde bulundurun. Gideceğiniz yerdeki hava durumunu önceden kontrol edin ve buna göre giysilerinizi seçin. Sıcak, soğuk, yağışlı veya nemli bir iklimde seyahat ediyorsanız, uygun giysileri yanınıza almanız önemlidir. Böylece seyahat sırasında konforlu ve rahat olabilirsiniz. Pasaport, kimlik kartı, biletler, otel rezervasyonları ve diğer seyahat belgelerini düzenleyin. Bunları güvenli bir yerde tuttuğunuzdan emin olun ve seyahatten önce hepsini kontrol edin. Gerektiğinde elektronik kopyalarını alarak yanınızda bulundurmanız da faydalı olabilir. Seyahat sırasında iletişim ihtiyaçlarınızı karşılamak için uygun bir plan seçin. Yurtdışında cep telefonu kullanacaksanız, uluslararası dolaşım ayarlarını kontrol edin veya yerel bir SIM kart almayı düşünebilirsiniz. Banka kartlarınızın ve kredi kartlarınızın seyahat edeceğiniz ülkede kullanılabilir olduğundan emin olun."} {"url": "https://azgezmis.com/termal-su-ile-sifalanin-ankaranin-en-iyi-termal-oteli", "text": "Ülkemizin başkenti Ankara, zengin kültürel mirası ile tanınan bir kenttir. Bu yüzden de herkes keyifli bir gezi yapmak adına burayı ziyaret eder. Şehirdeki uzun soluklu gezintiden sonra dinlenmek ve şifalanmak adına termal oteller harika bir seçenektir. Ankara'nın en iyi termal oteli Çam Otel'de konaklayarak harika bir termal tatil yapabilirsiniz. Termal su, binlerce senedir insanlar tarafından şifa kaynağı olarak kullanılan doğal bir mucizedir. Bu suyun içeriğinde kalsiyum, demir, klorür, sülfat, magnezyum ve sodyum gibi türlü mineraller yer almaktadır. Bahsi geçen mineraller, termal suyun faydalarının ortaya çıkmasında büyük rol oynar. Termal sular cilt sağlığını destekler, kas ve eklem ağrılarının hafiflemesini sağlar, kan dolaşımını düzenler, bağışıklık sistemini güçlendirir, ruh halini dengeleyerek kişinin gevşemesine yardımcı olur. Çam Termal Otel, konuklarına modern ve son derece lüks düzeyde bir ambiyans sunar. Bunu yaparken de SPA & Wellness hizmeti ile de öne çıkar. Bu bir terapidir; hidroterapi, talassoterapi, balneoterapi ve klimaterapi olmak üzere farklı tedaviler için kullanılan her bir terapinin ortak adı SPA şeklinde bilinmektedir. Vücudun tamamına ya da belirli kısımlarına uygulanabilen bir masaj türüdür. Kan akışını hızlandırır. Kas spazmı yaşanan bölgeleri hızlı biçimde gevşetir. Bitkilerden elde edilen doğal yağlarla masaj uzmanları tarafından gerçekleştirilir. Vücudun toksinleri atmasına yardımcı olur. Volkanik bölgelerden elde edilen taşların ısıtılması ve soğutulması ile uygulanan bir masajdır. Uzmanlar tarafından uygulanan bu masaj, termal terapilerle daha etkili hale getirilir. Rahatsızlık hissedilen kısma uygulanan bir masaj yöntemidir. Bel, boyun ve sırt gibi bölgelere uygulanabilir. Yaşlanma etkilerini geciktirici özelliğe sahip bir masaj türüdür. Sadece yüz bölgesine uygulanır. Cildin kendini yenilemesini sağlar. Her bir masaj termal su uygulamalarıyla daha etkili hale getirilir. Bütüncül bakış açısıyla tasarlanan bu tedavi yöntemleri ile siz de rahatlığın tadını istediğiniz zaman çıkarabilirsiniz. Günlük yaşamın verdiği stres, bedeninize yorgunluk olarak geri döner. Sauna ise bu yorgunluğu toksinlerle beraber atmanıza yardım eder. Vücudun ısı geçişleri ile rahatlamasını sağlar. Burada kadın ve erkekler için ayrı ayrı saunalar yer almaktadır. King suitler içerisinde de sauna bulunmaktadır. Çam Termal Otel, Kızılcahamam'ın en meşhur aktivitesini ortaya çıkarıyor: Türk Hamamı! Hamamsız termal tatil olmaz diyenler bu hizmeti çok seviyor. Geleneksel hamam anlayışı ile termal suyun şifalı gücü birleşiyor. Ailenizle beraber Türk Hamamı deneyimini yaşamak için dilediğiniz zaman burayı ziyaret edebilirsiniz. Siz de şehrin kalabalığından ve stresinden uzaklaşmak için hafta sonunu termal tatil yaparak değerlendirin. Herkese iyi tatiller dileriz!"} {"url": "https://azgezmis.com/tiger-nest-kaplan-yuvasina-yolculuk", "text": "Gezginler için Bhutan'ın en ilgi çekici aktivitesi Tiger Nest Manastırı ziyareti. Burası gerek yapısıyla gerekse konumuyla oldukça estetik bir manastır. Burası ayrıca Paro Taktsang veya Taktsang Palphug Monastery adlarıyla da biliniyor. Paro deniz seviyesinden 2100m yükseklikte. Kaplan Yuvası Manastırı ise deniz seviyesinden tam olarak 3120m yüksekliğe, kayalıkların üzerine kurulmuş, yani bu aktivitede 1000m yukarıya çıkacağız. Hem yükseklik, hem de gereken efor nedeniyle herkese uygun olmayabilir. Bhutan'a geldiğinize göre bir seyahat şirketiyle anlaşmış olmalısınız. Acentanız kaldığınız otelden sizi yürüyüş yolunun başlangıcına kadar getiriyor. Buradan dilerseniz yürümeye başlıyorsunuz, dilerseniz katır kiralayıp yolun bir kısmını katır üzerinde tamamlayabiliyorsunuz, maliyeti 10 USD; fakat pek konforlu olduğunu söyleyemem. Özellikle de yağışlı günlerde veya yağıştan hemen sonra bu tarz bir yolculuk oldukça tehlikeli oluyor. En iyisi elinize bir baton alarak yürümeye başlamak. Batonunuz yoksa başlangıç noktasına 10-20 BTN vererek bu iş için özel yapılmış sopalardan kiralayabilirsiniz. Eğer Paro merkezden kendi imkanlarınızla gelecekseniz taksi ile gelebilirsiniz. Taksi yürüyüş yapacağınız yere kadar getiriyor, 2017 itibariyle maliyeti yaklaşık 10 USD. Bhutan'a ne zaman gidilir, nasıl gidilir, Bhutan Vizesi vb. konularda detaylı bilgiye Bhutan Seyahat Rehberi yazımızdan ulaşabilirsiniz. Oldukça güzel fakat biraz dik patikayı kullanarak çam ormanının içinden yürüyüş yaparak ilk durağımız olan bir restorana varıyoruz. Bu yürüyüş kondisyonunuza göre 1-2 saat kadar sürebiliyor. Burada bir süre dinlendikten ve ihtiyaçlarınızı giderdikten sonra tekrar yürüyüşe devam ediyorsunuz yaklaşık yarım saat kırkbeş dakika sonra Tiger Nest tüm görkemiyle karşınızda görünmeye başlıyor. En iyi seyir noktası ve fotoğraf çekim noktası burası. Bazen bulutlar artıyor ve önünüzdeki manzarayı kapatabiliyor; fakat biraz beklerseniz bulutlar yavaş yavaş dağılırken arkada mistik bir manzara bırakıyor. Burada da dinlenip bir çok fotoğraf çektikten sonra merdivenlerden inmeye başlıyorsunuz. Merdivenlerin bitiminde yaklaşık 50m yükseklikten dökülen Yılan Şelalesi isminde bir de şelale var. Buradan bir köprüyü geçerek bu sefer merdivenlerden yukarıya çıkmaya başlıyorsunuz. Toplamda inişli çıkışlı yaklaşık 400-500 basamak var, bu ise yine kondisyonunuza göre 1 saat kadar sürebiliyor. Toplam çıkış süreniz molalarla birlikte 3 saat kadar sürebilir. İniş süreniz ise en fazla 2-2,5 saat kadar tutacaktır. Tiger Nest içerisine fotoğraf makinesi, cep telefonu video kayıt cihazları gibi cihazları almıyorlar. Bu fotoğrafçılar için büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir; ama dışarıdan çekilen fotoğraflar da yeterince tatmin edici, emin olun. Girişte görüntü kaydeden tüm cihazlar toplanıyor. Bunlar dolaplara konup kilitleniyor. Guru Rinpoche Tibet Budizminin temellerini atan ve Bhutan'a kadar getiren kişidir, bu yüzden ikinci Buda olarak da isimlendiriliyor. Padmasambhava hayatı hakkında efsaneler haricinde detaylı bilgi bulunmuyor. Bunlardan efsanelerden biri de Tiger Nest hakkında. \"Kendisi de bir prens olan Guru Rinpoche manastırın bulunduğu yerdeki mağaraya, bir dişi kaplan formuna dönüşen Prenses Yeshe Tsogyal'ın sırtında uçarak geliyor. Burada meditasyona başlıyor ve bu esnada sekiz ayrı formda yeniden enkarne oluyor. Guru Padmasambahva burada tam olarak üç yıl, üç ay, üç gün ve üç saat boyunca meditasyon yapıyor.\" Anlatılan bu efsane 8. yüzyılda gerçekleşmiş. Tiger Nest ya da Paro Taktsang ilk olarak 1692'de inşaa edilmiş; fakat 1958 ve sonrasında 1998'de çıkan yangınlar neticesinde harap olmuş ve 2005 yılında orjinaline sadık kalınarak yeniden yapılmış. Bu restorasyonun maliyeti yaklaşık iki milyon USD tutmuş. Bazı kaynaklarda eski adı olan Taktshang Goemba olarak da geçebilir. Aslında burası dört ana tapınaktan ve bir kaç konuttan oluşan bir kompleks. İçeride diğer manastır ve tapınaklardakinden farklı bir şey yok. Size açık olan bölümleri gezip bahçesinde biraz oturduktan sonra dışarı çıkıyorsunuz. Bazı kaynaklarda yazıldığı gibi turistlere kapalı değil, bir çok yerini gezebiliyorsunuz. Bazı odalara veya tapınaklara girerken ayakkabılarınızı çıkartmanız isteniyor, her kültürün kendine ait bazı kuralları var, oraya gittiğimize göre bunlara uymalıyız. Dua çarkı manastırın ana tapınağının avlusunda bulunuyor. Her sabah saat dörtte, keşişler tarafından yeni bir günün başlangıcını belirtmek üzere bu çark döndürülüyor. Tiger Nest Manastırında sekiz adet mağara bulunuyor. Bunların dört tanesinde görece olarak daha kolay ulaşılabiliyor. Padmasmabhava'nın ilk geldiği mağara Tholu Phuk ve meditasyon yaptığı mağara ise Pel Phuk adıyla anılıyor. Manastırda bulunan keşişler bu mağaralarda en az üç yıl süreyle meditasyon yapıyorlar. Tapınak ziyaretinizin bitiminde cep telefonu, fotoğraf makinesi vb. bir ekipman bıraktıysanız hatta kullandığınız bastonu bile bırakmak zorundasınız. Onları geri alıyorsunuz ve dönüş yoluna koyuluyorsunuz. Ödediğiniz paraya dahil olarak iniş esnasında yine restoranda mola verip öğlen yemeği için bir şeyler atıştırıyorsunuz. Küçük bir tavsiye bu restorandan aşağıya inerken çalışanların kullandığı kestirme bir yol var, iniş sürenizi 15-20 dakika kadar kısaltıyor."} {"url": "https://azgezmis.com/tiny-house-ev-ozgurluk-icin-bir-adim", "text": "Tiny House evleri, son yıllarda popülerlik kazanan ve birçok insanın yaşam tarzını değiştiren benzersiz ve işlevsel yapılar olarak dikkat çekmektedir. Küçük ve minimalist tasarımlarıyla öne çıkan bu evler, geleneksel büyük evlerin yerine geçmek yerine, daha sürdürülebilir, ekonomik ve basit bir yaşam tarzı sunmayı hedeflemektedir. Tiny House evleri genellikle 40 ila 60 metrekare arasında değişen boyutlara sahiptir ve sıklıkla tek katlı olarak inşa edilirler. Genellikle taşınabilir veya sabit olabilirler, bu da sahiplerine esneklik sağlar. Tasarımları minimalist ve işlevseldir, her alanın çok amaçlı kullanılmasını sağlayacak şekilde düşünülür. Yaratıcı depolama çözümleri, katlanabilir mobilyalar ve yerden tasarruf sağlayan inovatif özellikler, bu küçük evlerde yaşam alanını maksimum düzeyde kullanmayı mümkün kılar. a) Maddi Yükü Hafifletir: Tiny House evleri, daha uygun fiyatlı ve daha düşük maliyetli bir yaşam tarzı sunar. Hem inşaat maliyetleri hem de enerji maliyetleri daha düşüktür. Küçük boyutlarından dolayı, kredi ödemeleri daha az olabilir ve daha az enerji tüketimi, daha düşük faturalar anlamına gelir. b) Sürdürülebilirlik: Tiny House evleri, genellikle çevre dostu malzemelerden yapılır ve enerji verimliliğine odaklanır. Küçük boyutları, daha az enerji tüketimine ve düşük karbon ayak izine sahip olmalarını sağlar. Ayrıca, su tasarrufu ve alternatif enerji kaynaklarına yönelik sistemlerin entegrasyonu gibi sürdürülebilirlik önlemleri de uygulanabilir. c) Basit ve Özgür Yaşam: Tiny House evleri, gereksiz tüketim alışkanlıklarını azaltarak ve minimalizme odaklanarak daha basit ve özgür bir yaşam tarzı sunar. Daha az eşya sahibi olmak, sahiplerine daha az stres ve daha fazla özgürlük hissi verir. Ayrıca, taşınabilir modeller sayesinde, sahipleri diledikleri zaman ve yerde yaşayabilir ve seyahat edebilir. a) Sınırlı Yaşam Alanı: Tiny House evlerinin en büyük dezavantajlarından biri sınırlı yaşam alanıdır. Küçük boyutları, bazı insanlar için rahatsız edici olabilir ve hareket alanını kısıtlayabilir. Ayrıca, misafirleri ağırlamak veya geniş bir aileye sahip olmak gibi durumlarda zorluklar ortaya çıkabilir. b) Depolama Zorlukları: Küçük bir evde yaşamak, depolama alanı sıkıntısına neden olabilir. Eşyaları düzenli tutmak ve ihtiyaç duyulduğunda erişilebilir kılmak için yaratıcı depolama çözümleri kullanılması gerekebilir. c) Alıştığımızdan Farklı Yaşam Tarzı: Tiny House evlerinde yaşamak, geleneksel ev yaşamından farklı bir deneyim gerektirir. Küçük bir alan içinde yaşamak, bazı alışkanlıkları değiştirmeyi ve gereksiz eşyalardan vazgeçmeyi gerektirebilir. Bu, bazı insanlar için uyum sağlamakta zorluk çıkarabilir. Sonuç olarak Tiny House evleri, minimalizm ve sürdürülebilirlik arayan birçok kişi için cazip bir seçenek olmuştur. Finansal avantajlar, çevre dostu tasarım ve basit bir yaşam tarzı sunmaları, bu evlerin popülerlik kazanmasını sağlamıştır. Bununla birlikte, yaşam alanının sınırlı olması ve alışkanlıkların değiştirilmesi gerekliliği, bazı insanlar için bir zorluk olabilir. Tiny House evleri, daha küçük ve daha sade bir yaşamı tercih edenler için heyecan verici bir seçenek olabilir."} {"url": "https://azgezmis.com/ulan-batur-bir-kismi-gocer-olan-baskent", "text": "Moğolistan gidince başka, gitmeden önce bir başka görünen ülke. Gitmeden önce bozkırlarla kaplı, uzun tozlu yollar göreceğimi düşünmüştüm. Ancak öyle farklı şeyler gördüm ki; şaşkınlığım bitmeden bir başka olayla karşılaştım. Bizim için en anlamlı gezilerden biri oldu. Türklerin ilk çıkış noktasına ulaşmış olmak heyecan vericiydi. Göçebe yaşayan atalarımız bu topraklardan gelmişler; ancak geride hala göçebe yaşayan büyük bir kitle var. Bu nedenle Ulan Batur bir kısmı göçer olan başkent sanırım doğru bir tasvir. Başkent sokaklarında gezmeye başladığımızda bazı evlerin büyük bahçelerin içlerinde olduğunu, hatta o bahçelerin içlerine ger adı verilen çadırların kurulduğunu gördük. İnsanlar alışkanlıklarından çok kolay vazgeçmiyorlar. Göçebelikten yerleşik hayata geçmiş bile olsalar da ger çadırlarda evlerinin bahçesinde yaşamaya devam ediyorlar. Serinlemek istediklerinde ger çadırının üzerinde bulunan yuvarlak kısmı açıyorlar ve çadırın alt kısmını da biraz aralıyorlar böyle içeride bir hava akımı oluyor ve serin kalıyor. Ulan Batur'da gezerken bizi ilk şaşırtan olay bir Atatürk heykeli ve aynı adlı bir lise görmemiz oldu. Okulun bulunduğu caddenin adı da Ankara Caddesi. Bunu görmek her zaman olduğu gibi bizi gururlandırıyor. Şehre adını veren kişi ise Sukhbaatar. 1921 yılında Moğolistan'da bir devrim olur ve bu devrime öncülük eden kişi Sukhbaatar isimli bir komutan olmuştur. Bu devrim sonrasında şehrin adı \"Kızıl Bahadır\" anlamına gelen Ulan Batur adını alır. Bugün ne yazık ki başkent çok iyi bir kentsel görünüme sahip değil. İçinde olduğunuzda bir an önce çıkıp doğaya kaçmak hissi veriyor. Yine de şöyle bir geziyoruz. Cengiz Han Meydanı veya Sukhbaatar Meydanı diye anılan bu meydan bize ilginç geliyor. Her şey Cengiz Han meydanında olup bitiyor gibi. Evlenenler meydana geliyor, lise buluşmaları burada oluyor, insanlar topluca bir yerden çıkıp Cengiz Han'ın çok büyük bir heykelinin de bulunduğu bu meydana gelip fotoğraf çektiriyorlar. Meydanın bir yanında parlemento binası, bir yanında tiyatro, ortasında heykeller yer alıyor. Kenarlarda ise metal ve cam karışımı gökdelenler 2008 yılından itibaren yükselmeye başlamışlar bile. Buralara bankalar finans merkezleri yerleşmiş. Cengiz Han meydanının hemen yanı başında Ulusal Tarih Müzesi de yer alıyor. Bu müze benim için gördüğüm en etkileyici müzelerden biriydi. Biraz bizden parçalar görmek belki etkiledi. En başa dönüyor insan Türklerin şaman olduğu günlerden bahsediliyor. Müzede şaman kıyafetleri sergileniyor. Burada önce kıyafetleri ve heykelleri görüyoruz ancak bir kaç gün içinde gerçek bir şaman ile tanışacağız ve gerçek bir şaman ayinine katılacağız. Müzeyi gezmek yaklaşık 1-2 saat kadar sürebilir. Bu müzede Türkün adının ilk geçtiği Bilge Kağan ve Kül Tiğin yazıtlarından bir parçanın replikası yer alıyor. Daha sonraki günlerde gittiğimiz Karakurum'da yer alan Orhon Müzesinde gerçeklerini göreceğiz. Elbette bunları yakından görmek hatta dokunmak çok heyecan vereci. Bu nedenle müze seven biri değilseniz bile bu müzeyi gezmenizi tavsiye ederim. Şehre yakın bir budist tapınak kompleksi olan Gandan Manastırını sabah erken saatlerde ziyaret ederseniz, budist keşişleri ayin yaparken görüntüleyebilirsiniz. Manastırı bir baştan bir başa gezmek ve fotoğraf çekmek uzun bir zaman alabilir. Manastırın etrafındaki eski yerleşim yerine de bir göz atmanızda fayda var. Orada bahçe içindeki evlerinin bir kenarına ger çadırı kurup yaşadıklarını gördük. Şehrin bir kenarında kara market dedikleri horozdan, iğneye bir çok şeyin satıldığı bir pazar yeri var. Çok büyük bir market alanı, kamyonlar, arabalar bir arada. Bir yerde dükkanlar, bir yerde seyyar satıcılar, bir tarafta gıda ürünleri satanlar, giyecek satanlar. Ne ararsanız bulabileceğiniz ilginç bir pazar yeri. Bir kısmında da canlı hayvan satılıyor. Bizim gitmek istediğimiz gün hava yağmurlu olduğu için içine giremedik. Yağmurda da pazarın kurulu olduğu alan hayli çamurlu oluyor. Ancak dışarıdan geçerken görünce nasıl bir karmaşa olduğu anlaşılıyor. Pazarda yankesicilere dikkat etmeniz gerekiyor. Ayrıca bu pazar yeri nedeniyle şehrin trafiği de altüst olmuş durumda. Ulan Batur şehir merkezine yaklaşık 50 km mesafede Atı ile heykeli yapılmış olan büyük bir Cengiz Han anıtı var. Heykel Cengiz Han'ın doğduğu bölgeye dikilmiş. 40 metre yüksekliğinde bir heykel. Asansör ile atın kafa kısmına çıkıp dolaşabiliyorsunuz ve Cengiz Han ile fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Kuş bakışı bir manzaraya sahip ama manzarada sonsuza uzanan yeşil alanlar var. Bu heykelin alt kısmında küçük bir müze ve hediyelik eşya dükkanları var. Ayrıca bugüne kadar yapılmış en büyük Moğol çizmesi de burada sergileniyor. Belki görmek isteyeceğiniz bir başka mekanda Zaisan Anıtı olabilir. Bu anıt Moğol ve Rus dostluğu simgelemek için yapılmış. Yuvarlak bir anıt etrafında çeşitli çizimler yer alıyor. Görmenizi tavsiye edeceğim bir başka etkinlik Moğolistan Ulusal Şarkı ve Dans Topluluğu gösterileri. Bu gösteri yaklaşık bir saat sürüyor ve Moğolistan'a ait her tür müzik aleti ile yöresel kıyafeti bir arada görebiliyorsunuz. Küçük samimi bir ortamda gösteriler sergileniyor. 2018 yılındaki fiyatı kişi başı 50 TL idi. Gösteriler Mayıs ayı ile Kasım ayları arasında her gün saat 18:00'de başlıyor."} {"url": "https://azgezmis.com/varanasi", "text": "Hindistan'a gitmeyi yıllardır çok pis olduğunu düşündüğüm için erteliyordum. Ancak itiraf etmeliyim ki beklediğimden daha temiz buldum, belki de kendimi çok daha pis bir yer görmeye hazırlamıştım. İlk durağımız Hindistan'ın en kutsal şehri Varanasi oldu. Beklediğimden temiz demiştim ya hani bu Varanasi için geçerli değil. Bu şehir oldukça pis, fakat bir o kadar da mistik ve fotoğrafik. Tanrı Şiva'nın kenti Varanasi için en iyi tanımlama mistik kelimesi sanırım. Şehrin Ganj'a inen caddesinde sağlı sollu yerleşim yerleri var. Sokaklar tam bir labirent gibi ve oldukça dar. Bu sokaklarda yayalar, motorlar ve sokak satıcıları ile hayat olabildiğince hızlı ve gürültülü akıyor. Yaşam tam bir karmaşa ve her yanda renkli kıyafetleri ile dolaşan kadınlar, sokak berberleri, sokak satıcıları, hatta sokak dişçileri ile dopdolu bir fotoğraf cenneti. Ancak bu karmaşada fotoroğraf çekmek hiç kolay değil. Hindistan'da herhangi bir motorlu aracın kontağı açıldığında korna neredeyse otomatiğe bağlanmış gibi kullanılıyor. Tüm kamyonların arkasında \"Blow Horn\" yani patlat kornayı yazıyor. Herkes frene basmadan ilerliyor ve kornaya köküne kadar basarak yola devam ediyor. Öyleki küçük kazalarda hiç durmadan yola devam ediyorlar. İşte dar sokaklarda da aynı durum söz konusu. Kornaya basarak son sürat devam eden motor, bisiklet ve tuk tuk denen küçük araçlar var. Sokaklarda bol miktarda çöp yığınları, bunları yiyen inekler ile onlara eşlik eden gelincikler, fareler, köpekler Varanasi'nin doğal tablosunu oluşturuyor. Ayrıca inek pisliklerinin her yerde olduğunu unutmadan yazayım. Her an üzerine basabilirsiniz. Ganj nehrinin kenarına indiğinizde ise korna seslerinden kurtulup nehirdeki ritüelleri seyre dalıyorsunuz. Her gün burada, günde iki kere olmak üzere doğan günü karşılamak, batan günü uğurlamak ve günahlarından arınmak için insanlar özel olarak yapılmış basamaklardan Ganj'a girip yıkanıyor. Bu basamaklara Ghat adı veriliyor. Bu yıkanma sırasında küçük taslara Ganj suyunu doldurup güneşe doğru dökerek günü selamlıyorlar. Sabah çok erken saatte bir kayık kiralarsanız tam karşıdan Ganj'daki ritüelleri ve şehri günün ilk ışıkları ile sisli gizemli bir halde fotoğraflayabilirsiniz. Akşam olduğunda ise Ganj'ın kenarında her gün Aarti adı verilen bir tören düzenleniyor. Birkaç farklı yerde düzenlenen bu törenlerde farklı okullardan öğrenciler yarım saat süre ile biten güne veda ediyorlar. Törende ses, ateş, su, duman ve gül yaprakları kullanılıyor. Bu tören meydanı dolduran yüzlerce insan tarafından izleniyor ve zaman zaman herkes törene ilahilerle eşlik ediyor. Muhteşem bir görsel ritüel ve hava şartları ne olursa olsun 365 gün boyunca her gece 18:30'da bu tören tekrarlanıyor. Zamanınız varsa Varanasi'de gün doğmadan önce gatlardan birine gelin ve oradan bir kayık kiralayın. Sabah güneşi doğana kadar buradan fotoğraf çekin veya kıyı boyunca gidip sadece seyredin. Akşam üstü nehrin karşı kıyısına geçebilirsiniz. Burası hiç yerleşim olmayan bir kumsal, Ganj'ın taşmasıyla bazen sular altında kalıyor. Orada da top oynayanlar ata binenler vs. değişik aktiviteler görmek mümkün. Fakat nehrin diğer tarafıyla hiç alakası olmadığını göreceksiniz. Aynı şekilde akşam güneş batarken de bir kayık kiralamanız ve nehirde dolaşmanız iyi fotoğraflar yakalamanız açısından işinize yarayacaktır. Varanasi'de şehrin içinde dolaşmak için en iyi yol rikşa denen bisikletçilerle dolaşmak veya bir başka alternatif tuk tuk denen minik araçlar. Şehrin trafiği oldukça yoğun ve sokaklar çok dar. Şöförler turist gördüklerinde fiyatı yükselttikleri için her seferinde mutlaka pazarlık yapmanızı öneririm. Pazarlık yapsanız bile bindiğiniz her aracın şöförü sizden mutlaka bahşiş isteyecek bunu unutmayın ve verdiğiniz bahşişi az bulacak. Bahşiş verirken ülkedeki en düşük maaşın 100 USD olduğunu bilmenizde fayda var. Tuktuk bizler için küçük taksi ancak aynı zamanda yerel halkın dolmuş gibi inip bindiği bir araç. Mesafeye göre değişkenlik göstersede insanlar 10 ile 20 rupi arasında bir ödeme yapıyor. Bir taksiye bindiğinizde 2 kişi için toplamda 150 veya 200 rupi vermeniz yeterli olacaktır. Konaklama için en az dört yıldızlı otelde kalmanızı öneririm. Otellerin standartları Türkiye'den daha düşük. Tüm alışverişlerinizde mutlaka pazarlık etmelisiniz turistlere verilen fiyatlar her zaman normalin bir kaç katı oluyor. Eğer kahvaltıyı seven biriyseniz, bu coğrafya da peynir ve zeytin kültürü olmadığından sabahları kahvaltıda peynir ve zeytin bulamayacaksınız, dilerseniz bunları valizinizde götürebilirsiniz. Akşamları yemekte verdikleri ama bizim sabahları da istediğimiz anlık pişirilip tüketilen naan isimli ekmekleri oldukça lezzetli denemelisiniz."} {"url": "https://azgezmis.com/yahsi", "text": "Yahşi, bu yazıda sizleri Bodrum'un cennet köşelerinden biriyle tanıştırmak istiyorum: Ortakent, Yahşi. Eğer huzur dolu bir tatil arayışındaysanız, bu sevimli sahil yeri doğru bir adres olabilir. Bodrum'un güzel köylerinden biri olan Yahşi'nin adının kökeni, eski Türkçe'ye dayanmaktadır. \"Yahşi\" kelimesi, \"iyi, güzel, hoş\" gibi olumlu anlamlar taşımaktadır. Köyün adı, bölgenin güzelliklerini ve hoş atmosferini yansıtmak için seçilmiştir. Yahşi, adı gibi güzel bir yer, doğanın ve denizin güzelliklerini barındıran bir köy olarak ziyaretçilerini ağırlamakta. Köy diyorum ama bugünlerde her yer yazlık evlerle dolmuş elbette. Eski balıkçı köyünden pek bir eser yok. Ortakent Yahşi, Bodrum yarımadasının güneyinde yer alıyor. Eğer hava yoluyla gelecekseniz, Milas-Bodrum Havalimanı'na inebilirsiniz. Havalimanından Yahşi'ye ulaşım için taksi veya araç kiralama seçenekleri ile ulaşabilirsiniz. Ayrıca havalimanından servis araçları ile Bodrum merkeze gelip, Bodrum merkezden de toplu taşıma veya taksi ile kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Eğer sakin ve doğayla iç içe bir konaklama arıyorsanız, burada sessizliğin ve huzurun tadını çıkarabilir, geleneksel Türk misafirperverliğinin keyfini sürebilirsiniz. Yahşi geniş otel ve pansiyon seçenekleri sunuyor. Denize sıfır konumları ve çeşitli aktiviteleri ile tatilinizi renklendirebilirsiniz. Yahşi'de neredeyse tüm oteller deniz kenarında. Biz Yahşi'nin en eski otelini tavsiye edeceğiz. Altınkaya Otel diğer otellere göre fiyatı uygun ve kendine ait plajından faydalanabiliyorsunuz. Otel denize sıfır bir konumda. Akşam olduğunda Yahşi sahilinde, tur atıp yürüyüş yapacağınız bir kaç yüz metrelik bir yürüyüş yolu mevcut. Elbette bu yol üzerinde alışveriş yapabileceğiniz, dondurma yiyebileceğiniz küçük dükkanlar mevcut. Deniz ve güneş tatilinizin vazgeçilmezi ise, Yahşi size maviyle yeşilin muhteşem dansını sunuyor. Sakin sular ve masmavi bir gökyüzü ile adeta cenneti aratmıyor. Kumlu plajlarda güneşlenirken, denizin kumlu zemininde kaybolmanın keyfini yaşayabilirsiniz. Yahşi'de 2 adet halk plajı yer alıyor. Bu plajların biri sahilin en başındayken diğeri en sonunda. Plajlardan birinde belediyeye ait Müsgebi Cafe yer alıyor. Müsgebi yine eski Türkçe'den gelen bir isim. Mis gibi anlamına geliyor. Ortakent'in eski adı. Müsgebi Cafenin fiyatları oldukça uygun. Tüm gün burada bir şeyler yiyerek plaja girebilirsiniz. Cafenin hemen yan tarafında belediye plajı var. Burada belediyeye ait fiyatları makul olan şezlonglar ve şemsiyeler var. Yahşi'nin en başındaki halk plajında ise sadece şemsiyeler var. Kendi sandalyenizi alıp ücretsiz bir şekilde plajdan faydalanabilirsiniz. Burada soyunma kabinleri ve duşlar da halkın hizmetine sunulmuş. Elbette lüks plaj arayışı olanlar için sahilde gösterişli bir çok plaj yer alıyor. Uzun süreli tatillerde her gün verilecek plaj giriş ücretleri ciddi rakamlara ulaşabilir. Bodrum'un tadını denizden çıkarmak isterseniz, tekne turlarını deneyebilirsiniz. Yahşi civarında düzenlenen tekne turları sayesinde turkuaz suların tadını doyasıya çıkarabilirsiniz. Eğer deniz altının güzelliklerini keşfetmek isterseniz, şnorkelle dalış turları da unutulmamalı. Limandan hemen her gün, günü birlik turlar yapılmakta. Turlarla, Akvaryum, Tavşan Adası, Dilek Mağarası, Aspat gibi yerlere gidilmekte. Bu turlarda öğle yemekleri tura dahil oluyor. Pasaportunuz yanınızda olursa, Bodrum merkeze giderek buradan günü birlik, Kos Adası turlarına katılabilirsiniz. Tekne turları için bazen oradaki firmalar adalar için özel vize alıp götürüyorlar. Bunun için bir kaç gün önceden rezervasyon yapıp bilgilerinizi tekne firmasına vermeniz gerekiyor. Bu durumu kontrol etmeniz gerekli çünkü Yunan hükümeti zaman zaman bu kuralı değiştiriyor. Bodrum'un huzur dolu koylarından olan Yahşi, sakin bir tatil geçirmek isteyenler için iyi bir adres olabilir. Unutmayın, bazen en güzel anılar keşiflerle dolu küçük köşelerde saklıdır. Bodrum'un bu güzel köşesini daha çok değişmeden gidip görün derim."} {"url": "https://azgezmis.com/antalyada-en-iyi-tatil-yerleri-nelerdir", "text": "Antalya, Türkiye'nin güneybatısında Akdeniz kıyısında yer alan ve ülkenin en popüler tatil bölgelerinden biridir. Turkuaz renkteki denizi, muhteşem plajları, zengin tarihi ve kültürel mirası ile dikkat çeker. Antalya, hem doğal güzellikleriyle hem de tarihi kalıntılarıyla zengin bir destinasyondur. Şehrin ana cazibe merkezlerinden biri, tarihi Kaleiçi'dir. Kaleiçi, dar sokakları, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihi yapıları, tarihi evleri ve büyüleyici atmosferiyle ünlüdür. Bu tarihi merkezde gezerken Hadrian Kapısı, Yivli Minare Camii, Kesik Minare gibi önemli yapıları görebilirsiniz. Antalya'nın sahip olduğu muhteşem plajlar da tatilcilerin ilgisini çeker. Lara Plajı, Konyaaltı Plajı ve Çıralı Plajı gibi plajlar, ince kumları ve berrak sularıyla ünlüdür. Burada güneşlenip denize girebilir veya çeşitli su sporlarını deneyebilirsiniz. Antalya ayrıca antik kentleriyle de dikkat çeker. Perge Antik Kenti, Aspendos Antik Tiyatrosu ve Side Antik Kenti gibi kalıntılar, ziyaretçilerin geçmişe bir yolculuk yapmalarını sağlar. Bu antik kentlerde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan tiyatrolar, agora alanları, hamamlar ve surlar, tarih severler için büyük ilgi çekicidir. Antalya'nın doğal güzellikleri de keşfedilmeye değerdir. Düden Şelalesi, şehrin merkezine yakın bir noktada yer alır ve iki farklı bölümü vardır: Üst Düden ve Alt Düden. Şelalelerin yüksek kayalıklardan dökülmesi ve etkileyici manzaralar sunmasıyla ünlüdür. Ayrıca Antalya'nın yakınlarında bulunan Köprülü Kanyon Milli Parkı, trekking, rafting ve doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler için idealdir. Antalya aynı zamanda golf severler için de popüler bir destinasyondur. Belek, dünyaca ünlü golf sahalarına ev sahipliği yapar ve birçok lüks golf oteline ev sahipliği yapar. Şehrin lezzetli yemekleri de tatil deneyiminizi tamamlayacak unsurlardan biridir. Antalya mutfağı, Akdeniz'in taze ürünleriyle hazırlanan zengin bir çeşitlilik sunar. Deniz ürünleri, zeytinyağlı mezeler, kebaplar ve tatlılar gibi yerel lezzetleri deneyebilirsiniz. Antalya, sunduğu doğal güzellikler, tarihi mekanları, plajları, su sporları olanakları ve canlı gece hayatıyla tatilciler için kusursuz bir destinasyondur. Her yaşa ve ilgi alanına hitap eden aktiviteler sunan Antalya, unutulmaz bir tatil deneyimi vaat eder. Kaleiçi: Antalya'nın tarihi merkezi olan Kaleiçi, dar sokakları, tarihi evleri ve özel butik otelleri ile ünlüdür. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait birçok tarihi yapıyı barındırır. Burada yürüyüş yaparak tarihi sokaklarda gezebilir, camileri, kiliseleri, hamamları ve müzeleri ziyaret edebilirsiniz. Hediyelik eşya dükkanları, antika mağazaları ve şık restoranlarıyla da ünlüdür. Perge Antik Kenti, Antalya'nın doğusunda, Aksu Nehri'nin kıyısında bulunan Perge Antik Kenti, Helenistik ve Roma dönemlerine ait kalıntılarıyla ünlüdür. Tiyatro, agora, hamam, stadyum ve surlar gibi önemli yapıları içerir. Tarihe ilgi duyanlar için görülmesi gereken bir yerdir. Aspendos Antik Tiyatrosu, Antalya'ya yaklaşık 40 km mesafede bulunan Aspendos Antik Tiyatrosu, Roma İmparatorluğu döneminden kalma en iyi korunmuş tiyatrolardan biridir. Muhteşem akustiğiyle ünlüdür ve bu özelliği sayesinde hala tiyatro ve konser etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır. Tiyatronun yanı sıra Aspendos'ta antik bir stadyum ve su kemerleri de ziyaret edilebilir. Kaş, tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlüdür. Antik dönemden kalıntılar, sualtı mağaraları, güzel plajları ve berrak deniziyle ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Ayrıca Kaş, dalış meraklıları için de bir cennettir. Sualtı zenginlikleri ve batıklarıyla ünlüdür. İlçede aynı zamanda doğa yürüyüşleri, kano turları gibi etkinlikler de yapılabilmektedir. Kaş'ın tarihi merkezi, dar sokakları, taş evleri ve çeşitli restoranlarıyla da büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Kaş, hem yerli hem de yabancı turistler için cazip bir seyahat noktasıdır. Ziyaretçiler, güzel plajlarda güneşlenebilir, su altı dünyasını keşfedebilir, tarihi ve kültürel miraslarını gezebilir veya sadece dinlenmek ve doğanın tadını çıkarmak için huzurlu bir tatil yapabilir. Kemer, turistler için pek çok aktivite sunar. Bölgedeki plajlar, temiz denizi ve güzel manzarasıyla tatilcilerin ilgi odağıdır. Bunun yanı sıra, su sporları faaliyetleri için de ideal bir yerdir. Dalış, yelken ve sörf gibi aktiviteleri deneyimleyebilirsiniz. Kemer'in çevresindeki dağlık alanlar ve ormanlar ise doğa tutkunları için harika keşif noktaları sunar. Olympos Milli Parkı ve Beydağları Sahil Milli Parkı gibi koruma alanları, zengin flora ve fauna çeşitliliğiyle dikkat çeker. Ayrıca, Kemer'de tarihi kalıntılar da bulunmaktadır. Bölgedeki antik kentler arasında Phaselis, Olympos ve Termessos önemli örneklerdir. Bu antik yerleşim alanlarını ziyaret ederek geçmişin izlerini sürebilirsiniz. Kemer kiralık villa konusunda bir cennet gibidir. Tatilinizi özel ve konforlu bir hale getirebilir. Kemer'deki kiralık villalar genellikle özel havuzlu, bahçeli ve geniş yaşam alanlarına sahip olup, aileler ve büyük gruplar için idealdir. Villaların çoğu, denize ve Kemer'in merkezine yakın konumda bulunur. Ayrıca, birçok villa, muhteşem deniz veya dağ manzarasına sahiptir. Kemer aynı zamanda canlı bir gece hayatına sahiptir. Restoranlar, barlar ve gece kulüpleri, ziyaretçilere eğlenceli ve keyifli bir atmosfer sunar. Alanya, tarihi zenginlikleri, doğal güzellikleri ve güzel plajları ile bilinir. Alanya Kalesi, bölgenin en önemli tarihi yapılarından biridir ve muhteşem bir manzaraya sahiptir. Bu kale, Bizans döneminden kalma ve Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından genişletilmiştir. Alanya'nın bir diğer önemli turistik noktası ise Damlataş Mağarası'dır. Bu mağara, eşsiz damlataş oluşumları ve terapötik atmosferi ile ünlüdür. Ayrıca, Kleopatra Plajı, berrak suları ve altın sarısı kumuyla ünlüdür ve ziyaretçilerin deniz ve güneşin tadını çıkarmaları için mükemmel bir yerdir. Alanya ayrıca, su sporları, yürüyüş, bisiklet ve jeep safari gibi birçok aktiviteye ev sahipliği yapar. Ayrıca, çeşitli restoranları, barları ve gece kulüpleri ile canlı bir gece hayatı sunar. Alanya, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, misafirperver insanları ve lezzetli yemekleri ile de ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Demre, özellikle Noel Baba olarak da bilinen Aziz Nicholas'ın doğduğu yer olarak bilinir. Aziz Nicholas Kilisesi, Demre'nin en önemli turistik noktalarından biridir ve her yıl dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler çeker. Demre'nin bir diğer önemli turistik noktası ise antik Myra kenti. Bu antik kent, iyi korunmuş tiyatrosu ve kaya mezarları ile ünlüdür. Ayrıca, Andriake Antik Kenti ve Limanı da görülmeye değer diğer tarihi yerlerdendir. Demre, aynı zamanda doğal güzellikleri ile de bilinir. Özellikle Kekova, batık şehirleri, kristal berraklığındaki denizi ve doğal güzellikleri ile ünlüdür. Kekova'ya düzenlenen tekne turları, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunar. Demre, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, misafirperver insanları ve lezzetli yemekleri ile de ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Tatilcilerin konaklama ihtiyaçlarını karşılamak için birçok kiralık villa seçeneği bulunmaktadır. Antalya'da kiralık villalar, genellikle lüks ve konforlu bir yaşam tarzı sunmak üzere tasarlanmıştır. Modern ve şık tasarımlarıyla dikkat çeken bu villalar, geniş bahçeleri, özel yüzme havuzları ve panoramik deniz manzaralarıyla tatilcilerin beklentilerini karşılamayı hedefler. Antalya kiralık villa seçenekleri tatilciler için lüks, konfor ve özgürlük sunar. Kendi özel yaşam alanınızda unutulmaz bir tatil deneyimi yaşamak isterseniz, kiralık villalar sizin için mükemmel bir seçenek olabilir. \"Kiralık Villa\" ve \"Villa Kiralama\" sektöründe 13 yıldır Türkiye'nin lider konumunda olan \"Kiralık Villada Tatil firmamız, sizlere en uygun kiralık villaları bulmanıza yardımcı olmaktadır. İsteğinize bağlı muhafazakar villalar, korunaklı villalar, balayı villaları ve özel günleriniz için günlük, haftalık villa kiralama konusunda farklı seçenekler ve fiyat avantajları ile hizmet vermektedir."} {"url": "https://azgezmis.com/belgrad-gezi-rehberi", "text": "Belgrad şimdilik vizesiz gidebileceğimiz ve bu nedenle çok tercih edilen bir rota. Şehir küçük olduğu için gezmek oldukça kolay. İstanbul çıkışlı haftada bir kaç uçuş bulmanız çok kolay. Her zaman olduğu gibi kampanyaları takip ederseniz uygun fiyatla uçabilirsiniz. Belgrad'a tek gidebileceğiniz gibi çok uygun fiyatlı geziler düzenleyen firmalarla da gidebilirsiniz. Biz bu seyahatimizde Gruppal firmasını seçtik. Belgrad'ta havaalanından alındık, kısa bir şehir turu yaptık ve sonrasında üç gün kendimiz gezdik. Uçak ve otel uygun fiyata geldi böylece. Kendiniz bireysel olarak giderseniz havalimanından şehre inmek için Pink Taksi'yi kullanmanızı öneririm. Diğer taksi firmalarında bazen sahtekarlık olabiliyormuş. Belgrad'ta gezilecek yerlere gelince, Zemun Bölgesi ile başlayalım. Zemun tarih boyunca hayli el değiştirmiş. Bizans İmparatorluğu, Bulgarlar, Osmanlı İmparatorluğu, Habsburglar vb. Tüm bu işgaller nedeni ile tarihte önemli bir askeri merkez olmuş. Üç adet tepe üzerine kurulmuş olan Zemun Bölgesi bugün Belgrad'ı akşam üzeri seyredip fotoğraflayacağınız, Tuna Nehri kenarında uzanan bir bölge. Zemun'dan, Belgrad'ın içine doğru yol alırsak şehire ilk giriş yapacağımız yer Terazi Meydanı olacak. Bu meydan geçmişte sosyal hayatın çok hareketli yaşandığı bir bölgeymiş. Bölgede fazlaca Osmanlı izleri olduğu için bir dönem buradaki yapıların bir kısmı yıkılmış. Hatta Osmanlı'nın yaptığı bir su kulesi meydandan kaldırılıp yerine dört yüzlü bir çeşme yapılmış. Bugün çeşme meşhur Moskova Oteli'nin önünde yer alıyor. Moskova Oteli geçmişte ve bugün hala bir çok ünlü ismi konul etmiş bir otel. Terazi Meydanı'nda ayrıca iyi fiyatla döviz bozdurabileceğiniz bir çok yer göreceksiniz, herhangi birinde paranızı değiştirebilirsiniz. Bu meydanın bittiği yerde en çok yürüyeceğiniz Knez Mihailova Caddesi başlıyor. Bu caddeye girdiğinizde sanırım ilk sağda hemen Cumhuriyet Meydanı önünüze çıkacak. Meydanda Knez Mihailova'nın bir heykeli ve yanında hala kullanımda olan tiyatro ve arkasında şehir müzesi yer alıyor. Bu meydan bir buluşma noktası. Herkes heykelin önünde birbirini bekliyor. Knez Mihailova burada çok seviliyor, tarihte Osmanlı'yı Sırbistan'dan çıkaran prens olarak ün yapmış. Meydandaki heykelinde de ileriyi işaret edip çıkışı gösterir gibi. Bu yan sokaktan çıkıp yine ana cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu cadde araç trafiğine kapalı ve çok güzel taşlarla döşenmiş keyifli bir yer. Yürürken yine dört gözlü çeşme çıkıyor önümüze. Buradan ve Belgrad'ta tüm diğer çeşmelerden akan sular içiliyor. Çeşmenin yanındaki sokağa girerseniz Belgrad Üniversitesi'nin önüne çıkarsınız. Tekrar ana caddeye dönerseniz ve yürümeye devam ederseniz yaklaşık bir kilometre sonra Belgrad Kalesi'ne ulaşırsınız. Ancak bu yürüyüş biraz ağır oluyor. Çünkü Knez Mihailova Caddesi çok canlı, bir yanda marka dükkanlar, bir yanda yemek yiyebileceğiniz lokantalar ve sokak sanatçıları görecekleriniz. Caddenin sonunda Kalemegdan dedikleri kaleye geldiğinizde, Tuna ve Sava nehirlerinin birleşimine yukarıdan tanık olacaksınız. Bugün kalenin içi keyifli bir park haline gelmiş. Kalenin içinde Damat Ali Paşa'ya ait bir de türbe göreceksiniz. Geçmişte bir hayli harabeye dönmüş olan bu türbe bugün Türkiye Cumhuriyeti tarafından onarılmış durumda. Buradan tekrar yürüyerek Cumhuriyet Meydanı'na dönmek istiyorum. Çünkü bu meydana sırtınızı verip karşıya geçerseniz çok renkli bir başka mekana doğru yol alırsınız. Burası güzel lokantaların bulunduğu Skadarlija Bölgesi. 1800'li yılların başında burası bir çingene yerleşimiyken 1850 yıllarında bölgenin çehresi değişmeye başlamış. Çingenelerin yerini, sanatçılar ve küçük yemek mekanları almış. Bugün ışıl ışıl ve çok keyifli bir bölge olmuş. Bölgenin sokakları Arnavut Kaldırımı döşeli. Burada bu şekilde döşenmiş yollara Türk Yolu diyorlar. Skadarlija Bölgesi'nde müzik eşliğinde keyifli bir yemek için bir çok mekan bulunuyor. Burada en meşhur olan yemek Osmanlı'dan kalan, cevapcici dedikleri köfte. Bosna'da deneyip bir hayli sevmiştim. Ülkede en çok ekilen ürünlerin başında mısır ve ay çekirdeği geliyor. Her köşe başında bir mısırcı görmeniz mümkün. Bir de ev yapımı rakı tarzı içecekler, bal, sabun ve dantel bolca satılan ürünler. Dantelleri görünce hayli eskileri hatırladım. Burada hala gözde olmalı ki kadınlar örüp satıyorlar. Şehrin Stari Grad dedikleri eski bölgesinden yavaşça süzülerek karşımızda tüm görkemi ile yükselen Aziz Sava Kilisesine doğru yürüyoruz. Ancak oraya gelmeden önce uğrayacağımız kendisi küçük ama hayatımıza etkisi büyük Nikola Tesla müzesi var. Müze Pazartesi günleri hariç diğer günler ziyarete açık. Müze sabah 10:00'da kapılarını açıyor. Giriş için 2018 yılında kişi başı 500 Dinar ödedik, yaklaşık 20 TL yapıyordu. Burada Tesla'nın yaptığı deneyleri ve bugün kullandığımız kablosuz internet teknolojisinden, elektriğe kadar hayatımıza kattığı müthiş değerleri göreceksiniz. Kablosuz internet varsa bu Nikola Tesla sayesinde. Hatta internet ile ilgili ilk çalışmayı bile yapmış; ama yeteri derecede inandırıcı bulunmamış. Müzede İngilizce rehberlik saat 13:00'de başlıyor. Gidiş saatinizi buna ayarlamanızda fayda var. Müzeden sonra Aziz Sava Kilisesi'ne devam ediyoruz. Kiliseyi ilk gördüğüm andan itibaren camii gibi geldi. 5400 metrekarelik alanı ile dünyadaki en büyük ikinci ortodoks kilisesi. Aziz Sava kim derseniz, kendisi 1236 yılında ölmüş sırp bir prens. Ancak önemi Sırplarda ilk başpiskopos olmasından kaynaklanıyor. Osmanlı, Sırbistan topraklarındayken Sinan Paşa, Aziz Sava'nın Mileseva Manastırı'nda bulunan kemiklerini Belgrad'a taşımış (yıl 1595) ve bugün tam kilisenin inşaa edildiği bölgede kemikleri yakılmış. Bu olaydan 340 yıl sonra Sırplar tam da buraya görkemli bir kilise yapımına başlamışlar. Fakat bu kilise bir çok savaşla yarım kalmış. Birinci dünya savaşında garaj olarak kullanılmış. Yapımı duraklamış, yakın tarihimizde Nato Belgrad'ı bombalarken yapımı tekrar durmuş. Şu anda dış cephesi bitmiş durumda; ama içi 2018 yılında hala yapım aşamasındaydı. Rus sanat akademisi kilise içindeki dekorasyonlara yardım ediyor. Gördüğüm kadarı ile çok süslü bir kubbe içi bitirilmişti. Son olarak sizi kalenin alt kısmındaki limana indireceğim. Liman nehir teknelerinin yanaştığı keyifli bir bölge. Belgrad'ta gelen turistler buradan alınıyor ve şehir turu yaptırılıyor, sonrasında tekneleri ile yola devam ediyorlar. Ancak sizde burada bulunan küçük ve ilginç bir tekne ile nehir gezintisi yapabilirsiniz. Tuna ve Sava nehirlerini birleştiği bu noktada olmak ve gezmek ayrıcalıklı diye düşünüyorum. Tekne turu her gün akşam üzeri (16:00 civarında) başlıyor ve bir saat sürüyor. Biletlerini Knez Mihalova Caddesi'nde bulabilirsiniz. Fiyatı yaklaşık 1400 Dinar yani 60 TL (2018 yılı fiyatı). Konaklamak için çok seçenek var. Otel standartları oldukça iyi. Biz 3 yıldızlı Contact Otel'de konakladık, kahvaltısı ve odası iyiydi. Şehir merkezine 5 km mesafede yer alıyordu. Kaldığımız bölge de ayrıca gezilmesi gereken tarihi Zemun Bölgesi yakınındaydı. Otelimiz Tuna Nehri'ne çok yakın olduğu için akşamları çıkıp nehir boyunca yürüyüş yapıp nehir üzerindeki şık lokantalarda yemek yedik. Şık deyince gözünüz korkmasın, fiyatlar oldukça makul, yüksek değil. Şehir merkezinden buraya gelmek isterseniz 704, 84 veya 15 numaralı otobüslerden herhangi birine binip Yugoslavya Oteli'ni geçince Kennedy Durağı'nda inmeniz gerekiyor. Yugoslavya Oteli Belgrad'ın ilk lüks ve büyük oteli olarak inşa edilmiş. Günümüzde bile hayli büyük kütlesel bir blok olarak duruyor. Savaş döneminde Nato, Belgrad'ı bombalarken hasar almış ve bir süre kışla olarak kullanılmış. Bugün yine otel olarak kullanılıyor; ama dıştan görüntüsü pek iç açıcı değil. Belgrad konaklama için başka bir kaç mekan daha önerebilirim. Nehir üstü Compass Tekne Otelde kalabilirsiniz. Ancak odalarının biraz küçük olduğu ve bazen nehirden koku geldiği söyleniyor. Eski şehire yürüme mesafesinde olan Prag otele bakabilirsiniz. Belgrad Art Hotel tam eski şehrin kalbinde bir otel. fiyatı yüksek olacaktır diye düşünüyorum. Skadarlija bölgesinde, Villa Skadarlija (4 yıldız) otele bakabilirsiniz. Burası eski şehire sadece 400 metre mesafede. Tam Knez Mihalova Caddesi üzerinde Capital Hotel bir başka seçenek olabilir. Biraz uzun oldu ama bir gün rotanız Belgrad olursa bu yazı size çok güzel bir rehber olacaktır. Hmm.. unutmadan, her an Avrupa Birliği'ne girebilirler. Henüz vize alma zorunluluğu yokken bir an önce gitmeyi deneyin. Bazen filmin sonunda en önemli bölüm olur, işte bu da öyle bir şey. İngilizce biliyorsanız Belgrad'ta her gün ücretsiz yapılan şehir turlarına katılabiliriniz. Tur Cumhuriyet Meydanı'nda Knez Mihailova Heykeli'nin arkasında buluşma noktasından başlıyor. Her gün sabah saat 11:00 ve öğleden sonra saat 16:00'da, üzerinde sarı tişört olan tur rehberi heykelin arkasında buluşma noktasında oluyor. Memnun kalırsanız bir miktar bahşiş verebilirsiniz. Internet adresleri belgradwalkingtours. com."} {"url": "https://azgezmis.com/bodrum-mazikoy", "text": "Bu yazıda Bodrum merkez yerine biraz Bodrum çevresinden bahsedeceğim. Bodrum'u ilk kez 1986 veya 1987 yıllarında görmüştüm. O ilk görüş bana çok güzel gelmişti. Sakin, kendi halinde, sade bir kasaba görünümünü hala koruyordu. Ancak o yıldan sonra her gidişimde biraz daha sevmez hale geldim. Günümüzde ise Bodrum merkezi çok fazla abartılı, her şeyin değerinin bir kaç katı olduğu ve daha fazla yozlaşmış bulduğumu söyleyebilirim. Tatil demek biraz sessizlik, sakinlik, belki akşamları dozunda biraz eğlenmek demek. Tabi bu tarif benim tatil anlayışım, herkese göre değişir. Ancak Bodrum'dan en çok soğuma nedenim barlarda, sokaklarda gördüğüm abartılı hareketler ve aşırı fiyatlar. Ayrıca bazı işletme sahiplerinin kaba tarzlarını da eklemeliyim. Bodrum, Mazıköy, merkeze en uzak kalan yerlerden biri. Genelde Bodrum, yerleşim yerleri arasındaki mesafeler 15 veya 20 km civarındayken burası merkeze 50 km. Şimdilik hala gerçekten köy havasında bir yer. Köyde inekler, tavuklar dolaşıyor. Tarlalardan istediğiniz gibi meyve, sebze alıp yiyebiliyorsunuz. Köylülerin çoğu evlerinin yanlarına ek odalar veya apartlar yapmışlar ve bunları kiraya veriyorlar. 2022 yılındaki ev veya pansiyon fiyatları bir hayli değişkenlik gösteriyordu. Bir pansiyonun geceliği yemek hariç iki kişi için 500 TL iken, hemen karşısında yer alan kahvaltı ve akşam yemeği dahil bir başkası kişi başı 600 TL istiyordu. Evlere gelince biz kaldığımız evin ödemesini 2022 yılının sene başında yaptığımız için uygun bir fiyata kaldık. Evimiz gecelik 400 TL idi. Ancak denize 1 km'den daha fazla bir yola sahipti. Denize daha yakın bir başka evin fiyatı gecelik 800 TL olabiliyor. Fiyatlar 2022 yaz aylarına ait. Bu evlerde 4 kişi kalabilirsiniz. İçlerinde yemek yapabileceğiniz bir mutfak ve mutfak malzemesi vb. her şey mevcut. Evler genelde 1+1 oluyor, banyo ve mutfağa sahipler. Ancak çok lüks beklemeyin. Döşenme tarzları klasik, banyolarda bazen duşa kabin yok, ancak evler yine de bir kaç gün veya bir iki hafta konaklamanız için yeterli konfora sahip. Bu tip konaklama isterseniz size Nazar Pansiyonu önerebilirim. Yeşillikler içinde 1+1 bir evde bahçe içinde kalıp sabahları köy yumurtanızı bahçeden alırsınız. İsterseniz yoğurtta yapıyorlar. Denize yaklaşık 250 metre mesafede. Nazar Apart: 0537 408 17 02 Necla Hanım. Bir diğer pansiyon da yine denize 400 500 metre mesafede, biraz yokuş çıkmanız gerekiyor. Burası isimsiz ama güzel manzarası olan biraz tepeden denizi gören bir yer. Nurcan hanım işletiyor. 0542 658 5708. Bu ev de 1+1 ve bahçe içinde. Yemek pişirmek istemezseniz ev sahibi sizin için yemek de pişiriyor. Genel olarak konaklama seçenekleri pansiyon ayarında veya yemeği kendinizin yapacağı ev kiralama şeklinde oluyor. Akşamları çıkıp yemek yiyeyim diyebileceğiniz bir veya iki yer bulabilirsiniz. \"Tatilde lüks olmasa da olur\" derseniz Mazı'yı seçebilirsiniz. Plaj kısmında ise her pansiyonun önünde kendine ait şezlonglar var. Bu şezlongları ücretsiz kullanabilmeniz için kafe ya da lokanta kısmından günlük harcama yapmanız isteniyor. O da bu sene için (2022) kişi başı 200 TL idi. Plajın en sonuna giderseniz burada Bodrum Belediyesine ait ücretsiz şezlong ve şemsiyeleri görürsünüz. Beyaz şezlongların üzerinde Bodrum Belediyesi yazıyor. Bu oldukça takdir ettiğim bir hizmet oldu. Deniz taşlık ve bir kaç adım sonrası boyu geçebiliyor. Biz Mazı yangını sonrasında geldiğimiz için ne yazık ki denizin dibi kül ile kaplıydı. Çam ormanlarından geriye siyah gövdeler kalmış durumda. Bir süre sonra bu durum değişmeye başlayacaktır elbet. Köyün yanmamış nadir yerlerine bakınca eski halinin çam ormanları içinde çok keyifli, çok yeşil bir yer olduğu belli. Mazıköy 4 farklı koya sahip. Bir koyda dalga varsa yan koya gidebilirsiniz. Koylardan birine yürüyerek diğerlerine arabayla gitmeniz gerek. Hurma koyu, Ilgın koyu, Kargı koyu ve Çökertme. Biz denize Hurma koyundan girdik ve burada konakladık. Diğer koylara farklı günlerde gidip baktık. En temiz bulduğumuz Hurma koyu oldu. Çökertme ise sahil kesiminde daha çok lokantanın yer aldığı, deniz üzerinde bile yemek yiyebileceğiniz yerlere sahip bir koy. Diğer koylara göre daha turistik. Fiyatlar biraz daha yüksek elbette. Sevimli bir kaç hediyelik eşya dükkanı göreceğiniz bir koy. Çökertmeyi sevdiğimi söyleyebilirim ancak tüm sahil lokanta ve kafeteryalar tarafından parsellenmiş. Her ne kadar sahiller bize ait olsa da sandalyenizi koyup oturduğunuzda bu durum size psikolojik olarak bir sıkışıklık hissi ve biraz işletme tarafından rahatsızlık verebilir. Aşağıda Çökertme koyundan bir fotoğraf göreceksiniz. Mazıköy'ün ilk yerleşimi dağlık bölgede olduğu için cami ve köy meydanı Yukarı Mazı denilen yerde. Aşağı Mazı'da ise yerleşim sonradan olduğu için bir köy meydanı veya yürüyüş yapacağınız keyifli bir alan yok. Aslında sonradan inşa edilen aşağı Mazı'nın yolu bile yok diyebiliriz. Denize açılan beton bir dere yatağı var. Yazın bu yoldan arabalar geçiyor, ancak kış aylarında bu dere yatağından akarsu denize dökülüyor. Köy olduğu için şimdilik disko ve bar yok. Şahane bir sessizlik hakim. Hediyelik eşya dükkanı ve çarşı da yok. Gelirken böyle beklentileriniz olmasın. Mazıköy'de bankamatik yok. Köylüden alışveriş yaparken nakit ödemeniz gerekecek. Bunun için para çekebileceğiniz son nokta köye gelirken son yerleşim olan Mumcular. Orada büyük zincir marketler de mevcut. Köyün içinde ise sadece bir kaç bakkal var. Bu bakkallarda kredi kartı geçiyor ancak fiyatlar yüksek. En yakın mesafe araç ile yarım saat olunca fiyatlar biraz yükseliyor. Mazıköy'de kendinizi Bodrum'da hissetmeyeceksiniz. Yani o çok ışıltılı, plaj yerine beach dedikleri pahalı, müzikli, gürültülü, ortamlar henüz buraya gelmemiş. Değişmeden gidin görün."} {"url": "https://azgezmis.com/darusselam", "text": "İster safari için milli parklara, isterseniz tatil için Zanzibar'a, isterseniz tırmanış için Kilimanjaro 'ya gelin; eğer Tanzanya'ya geliyorsanız bir şekilde yolunuz Darüsselam'dan geçiyor demektir. Tanzanya Afrika'nın Orta Batısında bulunuyor. Özellikle Afrika yaban hayatını görmek isteyenler için gidilecek yerlerin başında Tanzanya ve Kenya geliyor, fakat bu durum Tanzanya'daki turizmi yeterince geliştirememiş. Tanzanya aynı zamanda ünlü Masai halkının da anavatanı. Darüsselam ise Tanzanya'nın eski başkenti ve aynı zamanda ekonomik merkezi. Başka bir deyişle Tanzanya'nın giriş kapısı. Darüsselam'da 2016 yılında 5 milyondan fazla insan yaşıyordu. Yüksek miktarda göç aldığından nüfus artış hızı çok fazla ve ilerleyen yıllarda Afrika'nın en kalabalık kenti olacağı düşünülüyor. Darüsselam'da en renkli ve hareketli yerler deniz kenarları. İyi fotoğraf çekebileceğiniz yerler de genellikle deniz kenarlarında olacak. Havalimanından merkeze bir taksi ile gelebiliyorsunuz ama her zamanki gibi pazarlık yapmakta fayda var. Trafik soldan akıyor, yaklaşık yarım saat süren bir yolculukla kendinizi kalabalık bir merkezde bulacaksınız. Eğer taksi size pahalı gelirse ve fazla da bagajınız yoksa havalimanı dışına çıkarak dala dala adı verilen toplu taşıma araçlarına binebilirsiniz. Yerel halkın kullandığı bu araçlar biraz konforsuz olabilir; fakat oldukça ucuz. Darüsselam ve genel anlamda Tanzanya Mart, Nisan Mayıs aylarında oldukça yağış alıyor ve bu aylarda nem genellikle %85'in üzerinde, sıcaklık ise 30 C den fazla. Fakat bunun dışındaki zamanlarda ayda sadece bir kaç gün yağmur yağıyor ve sıcaklı ise yine en az 30 C dolaylarında, nem ise %70 'in altına inmiyor. Yani kısacası her zaman sıcak ve nemli bir havası var. Yine de en güzel zamanları soracak olursanız Ocak ve Şubat aylarını tercih edebilirsiniz. Serengeti ve Ngorongoro Milli Parkları'na gitmeden önce bir gece Darüsselam'da konaklamak durumunda kaldık. Araştırdığımız kadarıyla burada çok fazla fotoğraf çekebilecek yer yoktu. Fakat dolaşınca öyle olmadığını gördük. Aslında çok fotoğraflanacak yer var; fakat maalesef Afrika'nın kuzeyinde gördüğümüz gibi burada da fotoğrafa pek sıcak bakılmıyor. Tabi böyle olması bizim açımızdan büyük sorun. Çünkü bizim seyahatlerimizin tamamı fotoğraf çekme amaçlı. Yine de dışarı çıkıp şöyle bir dolaşalım ve şehri keşfedelim dedik. Şehirde yürüyerek oldukça uzun bir tur attık. Genel anlamda şehrin modern kısımları olduğu gibi kalabalık varoşları da bulunuyor. Fakat yine de oldukça yapılaşmış ve bir büyük bir kent havasını kazanmış. Bir beyaz olarak turistin girmediği bölgelerde dolaşırken tüm dikkatler sizin üzerinizde oluyor. Normal şartlarda başka ülkelerde giyim kuşam vs. ile kendinizi ve fotoğraf makinenizi kamufle edebiliyorsunuz; fakat burada bunu yapabilmenizin imkanı bulunmuyor. Böyle olunca da kendinizi pek güvende ve rahat hissetmiyorsunuz. Sizi gören herkes size Mzungu olarak sesleniyor. Mzungu genel olarak Avrupalı insanları temsil eden bir kelime; ama tüm beyaz tenliler için de kullanılabiliyor. Darüsselam merkezinde en ilgi çekici yer balık pazarı. Balık pazarında tatlı bir karmaşa var, burada yeni tutulmuş balıklar satılıyor. Aynı zamanda deniz ürülerinden oluşan çeşit çeşit yiyecekler, pişirilirken çıkan dumanlar, koku, koşuşturmaca ve kalabalık burayı özetlemeye yeter. Beyaz olduğunuzdan orada olmanız garip karşılanıyor; ama müslüman olduğunuzu söylemeniz durumunda biraz daha yumuşuyorlar. Yine de fotoğraf çektirmeye pek istekli değiller, biz de bir kaç fotoğrafla yetinmek zorunda kalıyoruz. Balık pazarı deniz kenarında; ama tam olarak suyun kenarına indiğinizde hem kıyıdaki hem de denizdeki balıkçı tekneleri ile değişik manzaralar sizi bekliyor olacak. Eski çağlardan kalma tekneleri andıran yelkenlileri oldukça estetik. Oradan da bir kaç kare fotoğraf çekerek ayrılıyoruz. Deniz kenarında peşi sıra dizilmiş safari firmaları bulunuyor, büyüklü küçüklü bu firmalar özellikle Serengeti ve Ngorongoro Milli Parkları için turlar satıyorlar. Tanzanya'da toplam 18 adet milli park var, eğer vaktiniz sınırlı ie bu parklardan birine de gidebilirsiniz. Biz Serengeti ve Ngorongoro turlarımızı internet üzerinden ayarlamıştık, fakat spontane olarak safariye gitmek durumunda kalırsanız buradaki tur firmalarını da tercih edebilirsiniz. Eğer zamanınız yoksa kuşların bolca bulunduğu ve en yakın milli park olan Saadani National Park'ı tercih edebilirsiniz. Buraya bile en az 5 saatlik bir yolculukla ulaşılabiliyor. Tekne turları da alternatif bir seçenek olabilir. Safari için bakabileceğiniz en geniş kapsamlı web sitesi safaribookings. com. Şehirde görebileceğiniz yapılar arasında St. Josephs Katedrali ve Azania Front Lutheran Kilisesi'ni sayabiliriz. St. Josephs Katedrali 1900 lerin başında gotik tarzda inşaa edilmiş bir katolik katedrali. Azania Front Lutheran Kilisesi ise yine 1900 lerin başında Alman misyonerler tarafından deniz kenarında yaptırılmış güzel bir yapı. Darüsselam'da ziyaret edebileceğiniz Ulusal Müze ve Kültür Evi Tanzanya ve çevresinde bulunan fosilleri sergiliyor. Ayrıca Tanzanya'nın tarihine de kısa bir yolculuk yapma şansını buluyorsunuz. Yerel halkın kullandığı el aletleri, geleneksel sanatlar, süs eşyaları, müzik aletleri de sergilenenler arasında yer alıyor. Şehrin içlerine doğru girdiğinizde Mwenge adında ahşap ürünlerin yapılıp satıldığı bir pazara denk geleceksiniz. Buradan uygun fiyatlı bir çok ahşap süsleme ve buraya özgü hediyelik eşya satın alabilirsiniz. Darüsselam'a bir kaç havayolu şirketi ile gelebiliyorsunuz. THY ile direkt ya da Qatar, Emirates, Ethiopian Havayolları ile aktarmalı olarak uçabiliyorsunuz. Eğer direkt gelmeyi seçerseniz yolculuk yaklaşık yedi buçuk saat sürüyor. Aktarmalı geldiğinizde ise aktarma şehri ve bekleme süresine göre değişiklik gösteriyor. bu durumda yolculuğunuz en az bir gün kadar sürecektir. Darüsselam'a ve genel olarak Tanzanya'ya gideceklere herhangi bir aşı tavsiyesi bulunmuyor. Fakat alçak bölgelerde sıtma riski halen var. Sıtma ile halen mücadele ediliyor ve oldukça iyi yol alınmış durumda. Sivrisinek ile bulaşabilen sıtma için önlem almanızda fayda var. Bunun için yanınıza sivrisinek kovucu sprey alabilirsiniz. Sıtma için de ilaç almanız gerekebilir. Ayrıca sarılık ve tetanoz gibi aşıları olmanızda da her zaman fayda var. Ama en iyisi yolculuğa çıkmadan önce mutlaka Seyahat Sağlık Merkezine giderek doktora danışmanız olacaktır. Tanzanya'ya gidecek Türk Vatandaşlarının vize alması gerekiyor. Yeşil Pasaportlu olanların almasına gerek yok. Vizeyi indiğiniz havalimanından 50 USD karşılığında hemen alabiliyorsunuz. Tanzanya vizesi için herhangi bir evrak veya fotoğraf da istenmiyor. Pasaportunuzu veriyorsunuz, paranızı ödüyorsunuz, görevli personel fotoğrafınızı çekiyor ve vizenizi hazırlayarak pasaportunuza yapıştırıyor, bu kadar. Yanınıza yabancı para olarak USD alacaksanız 2001 ve sonrasında basılmış banknotlardan almalısınız (biz oradayken 1998 ve sonrasını kabul ediyorlardı). Tanzanya'da daha önceki yıllara ait basılmış olan banknotlar geçmiyor. Yanınıza sinek kovucu sprey alın. Belki ek olarak bileğe takılan koruyuculardan da alıp takabilirsiniz. Eczanelerde satılıyor. Bunlar genellikle limon ağacı özünde yapılan bir koku verirler ve sinekler bundan hoşlanmaz. Zaten yerli halk da korunmak için benzer yöntem kullanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Darüsselam Büyükelçiliği için ulaşabileceği telefon numaraları: +255 688 40 1616 ve +255 758 81 8118."} {"url": "https://azgezmis.com/didim-ve-antik-kentler", "text": "Didim'in adını duyduğumda aklıma ilk gelen yer Apollon Tapınağı oluyor hep. Yıllardır burayı görme hayalim vardı. Sonunda hayalim 2020 yılında gerçek oldu. Didyma Antik Kenti içinde yer alan Apollon Tapınağı oldukça önemli bir yere sahip. Burası ışık ve güneş tanrısı olan Apollon'a adanmış bir Yunan tapınağı ve kehanet merkezi. Yapıldığı dönemde Milet Antik Kenti'nden buraya gelen ve adına kutsal yol denen yaklaşık 16,5 km olan bir yol ile Apollon Tapınağı'na ulaşılıyormuş. Bugün bu yol yeniden ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Geçmişte tapınaktaki bir çok kahin fal bakıyor, geleceği yorumluyor ve adaklar adıyormuş. Yani burada hristiyanlık çok yayılmadan önce Pagan ayinleri düzenleniyormuş. MS 385'de Theodisios döneminde kehanet yasaklanınca bu tapınak eski önemini kaybetmiş. Ancak bugün yanına gittiğinizde heybetinden hiç bir şey kaybetmemiş olarak ayakta duran iki sütun görmek isteyenlere çok şey anlatıyor. Üstelik antik dönemde Efes Artemis ve Sisam'daki Heraionu Tapınağı'nın ardından Apollon Tapınağı dünyanın en büyük üçüncü tapınağı olmuştu. Bu da Apollon Tapınağını görmek için çok iyi bir sebep. Müze kart ile burayı gezebilirsiniz. Ya da 2020 fiyatı 18 TL ödeyip içeri girebilirsiniz. Ancak buraya kadar gelince ardından Milet ve Priene Antik Kentlerini gezeceğinizi düşünerek müze kart almanızı tavsiye ederim. Yaz, kış haftanın her günü ziyarete açık. Yazın 08:00 ile 19:00 saatleri arasında kışın 08:30 ile 17:00 saatleri arasında açık oluyor. Apollon tapınak ziyareti sonrasında sırayla gidersek yolumuzun üzerinde önce Milet Antik Kenti var. Ancak aşağıda sıralayacağım tüm yerleri iki veya üç güne bölerek gezmeniz daha iyi olur. Bir gün Milet Ören Yeri, Doğanbey Köyü ve Priene Ören Yerine ayırabilirsiniz. Bunun için güne çok erken başlamanız gerekecek. Milet'e giderken yol üzerinde geçeceğiniz Akköy var. Burası bilinen en büyük köy kütüphanesine sahip bir yer. Vaktiniz varsa bu köyde durup kütüphaneye bir göz bakabilirsiniz. Ayrıca köylüler yol kenarında kendi ürünlerini satıyor. Belki bu da ilginizi çekebilir. Milet Ören Yerine geldiğinizde önce mutlaka müzeyi gezerek başlamanızı öneririm. Böylece Milet Antik Kentinde göreceğiniz bazı şeyleri çok daha iyi anlayacaksınız. Müzede ve ören yerinde müze kart geçiyor. Müze haftanın her günü açık. Yazın (1 Nisan-31 Ekim) 09:00 ile 19:00 arasında, kış aylarında (1 Nisan-31 Ekim) ise 08:30 ile 17:30 arasında açık oluyor. Milet müze ziyaretinden sonra antik kente gelirken yolun kenarında İlyas Bey Camii'ni göreceksiniz. Burayı ziyaret etmeden geçmeyin çünkü Milet'in bazı parçalarını burada göreceksiniz. Menteşe Beyliği dönemine ait bu caminin duvarlarındaki mermerler Milet Antik Kentinden alınıp kullanılmış. Tarihte bu tip olaylara sıkça rastlarız. Bir medeniyetin üzerine kurulan bir başka medeniyet diğerinden kalan malzemeleri farklı amaçla kullanır. Biz başka bir yapıdan taşınıp kullanılan malzemelere arkeoloji terminolojisinde devşirme malzeme deriz. İlyas Bey Camii de buna bir örnektir. Caminin etrafında medreseye ait öğrenci odalarının bir kısmını restore edilmiş halde göreceksiniz. Şimdi Milet Antik Kentine girebiliriz. Buraya gelirken düzgün olmayan bir zeminde biraz yürüyeceğinizi bilerek iyi bir ayakkabı giymeyi ihmal etmeyin. Önce tiyatro binasını göreceksiniz ama tiyatronun arkasında dev bir şehir kalıntısı sizi bekliyor. İçeriye biletle giriyorsunuz ama şehrin bir yerinde koyunlarını otlatan çoban karşınıza çıkıyor. Bu kent için demokrasinin doğduğu, felsefe, bilim ve sanatın başkenti deniyor. Kentin içinde az sayıda ayakta kalan parçalar olsa da içinde gezerken, çok ihtişamlı ve oldukça büyük bir yerleşim olduğunu anlıyor insan. Tiyatro haricinde ayakta kalan bier de törenlerin seyredildiği, sütunlu bir platform, oraya kadar gidip bu yapıyı yakından mutlaka görün. Bu sütunlu platform aynı zamanda Capito Hamamı denen hamama giden yolun başlangıç yeri. Milet Ören Yeri, tıpkı müze gibi her gün açık. Saatleri müze ile aynı. Şimdi önümüzde Eski Doğanbey Köyü ya da eski adıyla Domatia Köyü ve Dilek Yarımadası, Büyük Menderes Deltası var. Sadece 17 km gideceğiz. Kuş gözlemcileri veya fotoğrafçıları için Büyük Menderes Deltası oldukça zengin bir yer. Eski Doğanbey köyünde bulunan tanıtım merkezinde civarda görebileceğiniz hayvanlar hakkında bilgi edinebilirsiniz. Doğanbey köyüne gelince burası eski bir Rum köyü. 1923 mübadele zamanında Türkler ve Rumlar yer değiştirirler ve köye Türkler gelirler. O dönemde köyde damdan dama yürünecek kadar çok evin olduğu söyleniyor. Köyde bir çok şey, hatta gelinlikçi bile varmış. Bugün ise yaklaşık 150 hane yer alıyor. O dönemde buraya yerleşen Türkler buranın yollarını çok dik bulurlar ve oturmak istemezler. Biraz aşağıya inerek Yeni Doğanbey Köyünü kurarlar. Köy bir süre kaderine terk edilir. 2000'li yılların başında köye bir grup mimar gelir ve evleri alıp onarmaya başlarlar. Sonrasında bir çok kişi köye gelip yerleşmeye başlar. Bugün yapıların çoğu ev amaçlı kullanıyor. Yemek yiyebileceğiniz ve bir şeyler içebileceğiniz iki üç mekan var. Arabanız ile köyün girişine kadar gelip, park edip, taşlı yollardan merdivenlerden tırmanarak köye çıkacaksınız. Müzeye kadar gittiğinizde arabınıza geri dönmek için köyü tekrar boydan boya geri yürüyeceksiniz. Neyse ki köy çok büyük değil. Şimdi bugünün son ziyaret mekanı Priene Ören Yerine gideceğiz. Burası Eski Doğanbey Köyüne 13 km mesafede. Günü bitirmek için çok iyi bir seçenek, çam ağaçlarının arasında gezeceğiniz çok güzel bir antik kent. Kentte en iyi bugüne gelmiş olan bölümlerden biri tiyatro, bir kaç sütunu ile Athena mabedi ve Bouleuterion denen meclis üyelerinin toplandığı bölüm nispeten bir şeylerin görülebileceği bölümler. Yanınıza mutlaka su alarak gezin. Şehre girdiğinizde geri dönüşünüz en az 2 saat sürecektir. Priene Ören Yeri haftanın her günü gezilebiliyor. Yazın (1 Nisan-31 Ekim) 09:00 ile 19:00 arasında, kışın (31 Ekim-1 Nisan) 08:30 ile 17:30 arasında gezilebiliyor. Tarihi gezinti sonrasında Didim'e dönelim. Yaz aylarında gittiyseniz denize girmek için Altınkum iyi bir seçenek. Plaj herkese açık, kendi şemsiyeniz ve sandalyeniz ile giderseniz bir şey ödemiyorsunuz. Bilmeyenler için özellikle yazmak istiyorum, her hangi bir plaja sandalyenizi veya havlunuzu yayarak para ödemeden girebilirsiniz. Anaysanın 3621 sayılı kanununa göre ülkenin tüm sahilleri halka açıktır. Ancak bazen belediyeler şahıslara sahilleri kiraya veriyor ve bu kişiler kumun etrafını kapatıp plaj yapıyorlar. Bu durumda ne yazık ki pek bir şey yapılamıyor. Böyle yerlere de girme hakkı kanunen saklı; ama size kalmış, genelde sonu hoş olmayan bir şekilde bitebilir. Altınkum merkezde bulunan en çok bilinen plajdır. Buradan her iki yöne doğru giderseniz denize girebileceğiniz bir çok seçenek olduğunu görürsünüz. Bu koyların bazıları, Akvaryum Koyu, Cennet Koyu, Manastır Koyu, Sarıkum, Akkum gibi. Altınkum Plajı'nın olduğu bölgeden tekne turları da yapılıyor. Zaten plaja gittiğinizde büyük gezi teknelerini göreceksiniz. Akbük tarafına giderseniz ilginç bir deneyim yaşabilirsiniz. Çok eski çağlarda Ege Denizindeki bir volkanik patlama sonrasında küllerden oluşan küçük bir ada var. İsmi Saplı Ada. Bu adanın kara ile bağlantısı var. Denizin içinden yaklaşık 100 metre yürüyerek adaya ulaşabilirsiniz. Akbük mevkinde de deniz temiz ve keyifli. Buradan da denize girebilirsiniz. Didim'e gelmişken çok keyifli bir yer daha var ziyaret edebileceğiniz. Bafa Gölü ve çevresindeki köyler çok güzeller. Kapıkırı Köyü ve etrafını gezebilirsiniz. Bununla ilgili detaylı yazımızı burada \"Kapıkırı\" bulabilirsiniz. Akşam olduğunda Altınkum bölgesini çok sevdiğimi söyleyemem. Yemek için bir çok seçenek var; ancak eğlence mekanı neredeyse tek tip olmuş. Her yer türkü bar. Bir yerde oturup yemek yerken bir çok farklı mekandan gelen yüksek sesli müzikler birbirine karışıp rahatsızlık verir hale gelmiş. Umarım buna bir çözüm bulunur. Didim'de konaklama için bir çok seçenek var elbette. Biz Altınersan otelinde kaldık. Çok konfor aramıyorsanız; kalabileceğiniz temiz ve uygun fiyatlı iyi bir otel. 2020 yılında 2 kişi açık büfe kahvaltı dahil fiyatı 250 TL. Denize oldukça yakın, yüzme havuzu olan, tam bir aile oteli. Biz otelden memnun kaldık. Biraz daha doğada olmak kamp alanında kalmak isterseniz, merkeze 6 km mesafede Tavşanburnu Tabiat Kamp alanını deneyebilirsiniz. Burası çam ağaçlarının denize açıldığı bir bölge. 24 saat güvenliği olan, çadır kurabileceğiniz bir tesis. Lüks beklentiniz varsa buna göre de bir çok oteli rahatlıkla bulabilirsiniz. Didim'i buradaki üç önemli yer için mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Apollon Tapınağı, Milet Ören Yeri ve Priene Ören Yeri. Bu üçü Didim'e gittiğinize değecek yerler. Berna Hanım çok teşekkür ederiz. Beğenmeniz ne hoş, selamlar."} {"url": "https://azgezmis.com/dusanbe", "text": "Tacikistan'ın başkenti Duşanbe: Doğu'nun sırlarıyla dolu eşsiz başkent. Duşanbe, Orta Asya'nın incisi Tacikistan'ın başkentidir. Zengin tarihi ve kültürel dokusuyla, bu şehir her ziyaretçiyi büyülemeye hazırdır. Bu makalede, Duşanbe'nin gezilecek yerlerinden başlayarak, müzelerine, alışveriş mekanlarına, konaklama imkanlarına, yöresel lezzetlerine ve en iyi geleneksel müzik performanslarına değineceğim. Ancak tüm bunlara geçmeden önce bir gözlemimi yazmak istiyorum. Tacikistan büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülke. 1991 yılına kadar Sovyetlerin yönetimde olan ülkede islam dininin biraz daha farklı olduğunu çok ağır hissedilmediğini yazmalıyım. Bunun nedeni Sovyetlerin baskısı altında bir dönem tüm dini mekanların kapatılmış olması. Bu etki değişik hissettirdi bana. Duşanbe'nin gezilecek yerleri, tarihi zenginliklerle doludur. İlk durağımız Rudaki Parkı, burası güzel peyzajı ve heykelleriyle ünlü bir yer. Burada, yerel halkın keyifli vakit geçirdiği atmosferi hissedebilirsiniz. Ardından İsmail Somoni Anıtı'nı görmeye gidebilirsiniz. Tacikistan'ın milli kahramanı İsmail Somoni'yi anmak için inşa edilen bu anıt, şehrin simgesi haline gelmiştir. Şehrin simgesi olan Duşanbe Bayrağı Meydanı, heybetli bayrak direği ve etrafındaki modern yapılarıyla ziyaretçileri büyüler. İçinde bulunan Takhti Sangin İngiliz Parkı, piknik yapmak ve doğanın tadını çıkarmak için harika bir mekandır. Ayrıca, Halk Cephesi Anıtı da şehirdeki gezilecek yerler arasında yer alır. Parka geldiğinizde bir de kütüphaneye uğrayıp bakabilirsiniz. Binanın şekli açılmış kitap gibi inşa edilmiş. Duşanbe, zengin kültür mirasını koruyan birçok müzeye ev sahipliği yapar. Tacikistan Ulusal Müzesi, bölgenin tarihini ve kültürel çeşitliliğini sergileyen önemli bir müzedir. Bu müzede Orta Asya'nın en büyük yatan Buda Heykeli bulunmakta. Heykel 13 metre uzunluğunda ve 5 ton ağırlığında. UNESCO dünya mirası listesinde yer almaktadır. Duşanbe Sanat Müzesi, geleneksel ve çağdaş sanata dair eserlerle doludur. Ayrıca, Özel Antika Müzesi, antik Tacik sanatını ve eserlerini görmek isteyenleri cezbetmektedir. Duşanbe'nin alışveriş mekanları, geleneksel el sanatları ve hediyelik eşya arayanlar için cennettir. Şehir merkezindeki çarşılar, el dokuması halılar, ipek kumaşlar ve seramik ürünleriyle renklidir. Hükümet Caddesi üzerindeki butik mağazalar, modern giyim ve hediyelik eşyaların bulunduğu ideal yerlerdir. Ayrıca, Gurminj Müzik Aletleri Mağazası, geleneksel enstrümanlar ve müzik aletleri satın almak isteyenleri cezbetmektedir. Duşanbe, geleneksel pazarları ve modern alışveriş merkezleri ile alışveriş için harika seçenekler sunar. Eğer modern alışveriş merkezlerini tercih ediyorsanız, Duşanbe Plaza veya Somon Park alışveriş merkezlerini ziyaret edebilirsiniz. Tacikistan kaliteli bir pamuk üreticisi, dolayısı ile burada iyi kalitede tekstil ürünleri bulabilirsiniz. Ayrıca ipek ürünler de bulabileceğiniz bir yer. Genel olarak hediyelik eşyalar, yöresel el dokuması halılar, gümüş takılar ve el yapımı ahşap oymalar diye sıralanabilir. Duşanbe'de en büyük geleneksel alışveriş merkezi Mehrgon Pazarı'dır. Bu renkli pazar, yöresel ürünlerin satıldığı geleneksel bir mekandır. Burada gümüş takılar, el yapımı halılar, ahşap oymalar ve el işlemeleri gibi otantik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ancak, ağırlıklı olarak pazarda sebze, baharat ve tatlılar satılmakta. Üst katlarda az sayıda hediyelik eşya dükkanı mevcut. Duşanbe, çeşitli konaklama seçenekleri sunan modern bir şehirdir. Hem lüks oteller hem de uygun fiyatlı konaklama yerleri bulmak mümkündür. Şehir merkezi ve özellikle Rudaki Caddesi, konaklama için ideal bölgeler arasındadır. Duşanbe mutfağı, Orta Asya ve Orta Doğu'nun etkilerini taşıyan lezzetli bir mutfaktır. Plov, Tacikistan'ın geleneksel pilav yemeğidir ve et, pirinç, havuç gibi malzemelerle hazırlanır. Ayrıca Laghman, çeşitli sebzeler ve etle hazırlanan bir noodle çorbasıdır ve oldukça popülerdir. Yemeklerin yanında, Tadzhik adı verilen yerel bir yoğurt içeceği denemelisiniz. Yöresel lezzetlerin tadına bakmak için Duşanbe'nin yerel restoranlarını ziyaret edebilirsiniz. Pilav yemeklerinin en lezzetli örneklerini bulabileceğiniz şehirde, \"osh\" adı verilen özel bir pilav çeşidi bulunmaktadır. Ayrıca, \"qurutob\" adı verilen ve ekmekle hazırlanan geleneksel bir yemek de tadılması gerekenler arasındadır. Gurminj Müzik Evi, Duşanbe'nin en iyi geleneksel müzik performanslarının sergilendiği özel bir mekandır. Tacikistan'ın köklü müzik geleneğini yaşatmak amacıyla düzenlenen konserler, ziyaretçilere eşsiz bir kültürel deneyim sunar. Burada çalınan geleneksel enstrümanlar ve melodiler, Duşanbe'nin ruhunu en iyi şekilde yansıtır. Ayrıca, Duşanbe'de geleneksel müzik ve dansın tadını çıkarabileceğiniz birçok mekan bulunmaktadır. Tajikistan State Philharmonic Hall, yerel müzisyenlerin konserlerini düzenlediği ve halk danslarının sergilendiği popüler bir yerdir. Bu tür performansların tadını çıkararak Tacik kültürüne daha yakından bir bakış atabilirsiniz. Duşanbe, kendine özgü tarihi dokusu, müzeleri, el sanatları, lezzet durakları ve geleneksel müzik performanslarıyla unutulmaz bir şehirdir. Gezginler, bu eşsiz başkentte doğu kültürünün büyüsüne kapılır ve Orta Asya'nın mistik atmosferini keşfeder. Fakat doğunun yanısıra modern dokularında iç içe geçtiğini göreceksiniz. Tacikistan'ın kalbindeki bu şehri ziyaret etmek, herkese unutulmaz anılar bırakacaktır."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-hamer-kabilesi", "text": "Etiyopya kabilelerinin her birinin kendine özgü yaşam stilleri var. Etiyopya Hamer Kabilesi veya diğer bir söylenişi ile Hamar Kabilesi de oldukça değişik adetleri ve ritüelleri olan bir kabile. Yaklaşık yüz milyon nüfuslu Etiyopya'da yetmiş beş bin kadar Hamer Kabilesi üyesi olduğu düşünülüyor. Düşünülüyor diyorum çünkü kabilelerde bugüne kadar tam olarak bir nüfus sayımı yapılamamış. Bir çok diğer kabile gibi Hamer'lar da Omo Vadisi'nde oldukça ilkel şartlarda yaşıyorlar. Omo Vadisi'nde yaşayan her kabile kendi özel dilini konuşuyor. Vadide yaşayan yaklaşık 16 kabile birbirlerinin dillerini çok anlamıyorlar. Haftada bir kurulan ortak pazarlarda bir araya geldiklerinde alışveriş yapacak kadar anlaşabiliyorlar. Dilleri ayrı olduğu gibi dinleri de farklı. Her kabilenin tanrısı ayrı; ancak her kabile tek bir tanrıya inanıyor çok tanrılı dini inanışları yok. Dini inanışları için animist diyebiliriz. Yani kısaca doğada insan ruhuna benzer ruhlar olduğunu kabul edip, her nesnenin bir ruhu olduğunu veya ruhi bir varlık tarafından yönetildiğini kabul etmiş durumdalar ve buna göre yaşıyorlar. Hiç birinin yazılı bir dini kitabı yok. Zaten yazılı kitap olsa da okuyacak kimse yok. Okuma yazma oranları neredeyse yok denecek kadar az. Sadece doğayla ve hayvanlarla içi içe yaşadıklarından okuma yazma öğrenmeye gerek duymuyorlar. Etiyopya hükümeti eğitim almaları ve meslek edinmeleri için bir takım binalar inşaa etmiş. Ancak bazı bölgelerdeki binaları, kabileler kullanmayı red ettikleri için yıkmışlar. Kendi yaşadıkları kulübeler tamamen doğayla dost diyebiliriz. Sadece dallardan veya bambu duvarladan oluşan yuvarlak formlu ve üzeri yine bitkilerle kaplı kulübelerde yaşamlarını devam ettiriyorlar. Kulübenin içinde sadece bir post ve yemek pişirmek için iki taşın yan yana konması ile oluşturulmuş ocaktan başka hiç bir şey yok. Genelde az gelişmiş toplumlarda kız çocuğu doğunca aileler mutsuz olurlar; ama kabilelerde kız çocuğunun doğması ailenin zengin olması anlamına geliyor. Hamer Kabilesi'ndekilerde evlenirken gelinin ailesine başlık parası olarak 20 tane büyük baş hayvan veriliyor. Şimdi sıkı durun, geline bir de kalaşnikof makinalı tüfek hediye ediliyor. Bizdeki gibi iki dolam altın zincir, burma bilezik yerine burada geline makinalı takıyorlar. Kabileye ziyarete gittiğimizde, daha önceki Etiyopya yazımda da belirttiğim gibi vadide sırtında makinalı tüfek ve bebekle gezen kadınlara rastladık. Hamer kabilesinde erkek olmak biraz zor iş. Kabilede erkekliğe adım atabilmeleri ve evlenebilmeleri için boğaların üzerinden atlama töreninde başarılı olmaları gerekiyor. Bunun için genelde hasat sonrası yapılan boğadan atlama günü geldiğinde boğadan atlayacak olan erkeğin yakını olan kadınlar kendisine güç ve cesaret vermek için kendilerini kamçılatıyorlar. Bu çok can yakıcı bir iş. Ağaç dalları vücutlarını yaralayıp kanatıncaya kadar kadınlar kendilerini kamçılatmak istiyorlar. Boğadan atlamayı başaran kişi erkekliğe adım atıp evlenmeye ve silah taşımaya hak kazanmış oluyor. Boğalar en az 6 veya 18 taneye kadar yan yana dizilebiliyor. Atlayacak kişinin boğaların üzerlerinden en az iki kere gidip gelmesi gerekiyor. Ancak bu iş hiç kolay değil, bir yandan bağırışlar, bir yandan edilen danslar ve hayvanları çekiştirirken onların yaşadığı korku, bunların hepsini aşıp atlayacak kişinin konsantre olması gerekiyor. Atlamayı ilk seferde başaramazsa tekrar denemek için üç hakkı daha var. Hiç birinde atlayamazsa kabilede pek saygı duyulan biri olmuyor ve ömür boyu evlenemiyor. Hatta öldüğünde bile hemen evinin yakınına çabucak gömülüyor. Boğadan atlamayı başaramamak hayli kötü bir durum. Bugüne kadar az da olsa atlamayı başaramayanlar olmuş. Boğa atlamasını başarı ile geçen erkekliğini ispat eden tüm erkeklere verdikleri genel isim ise Maza. Mazalar atlama öncesinde atlayacak olan kişinin yakınlarını kamçılayan kişiler aynı zamanda. Erkekler çok eşli olabiliyorlar. Eşlerin herbirinin kendisine ait kulübesi oluyor ve birbirleri ile iyi geçiniyorlar. İlk eşin boynunda yüzüğe benzer bir kolye takılı oluyor. Buradan onun ilk eş olduğu anlaşılıyor. İkinci veya üçüncü eşler boyunlarına sadece halka gibi bir kolye takıyorlar ve bunu ölene kadar hiç çıkartmıyorlar. Kadınlarda çıplaklık son derece normal. Genelde vücutlarının bir kısmını saracak şekilde bir postu üzerlerine alıp kapatıyorlar. Bunca açıklığa rağmen kimse dönüp birbirine bakmıyor. Hele evli kadınlara bakmak ya da dokunmak neredeyse yasak gibi. Her gün akşam üzeri toplanıp, sorgum bitkisinden kendi yaptıkları bir tür birayı birlikte tüketiyorlar. Boğadan atlama günü geldiğinde de bu ev yapımı bira su gibi akıyor. Ülkedeki kuraklık nedeni ile çok fazla tarım ürünü yok. Her gün tek bir çeşit yiyecekle beslenmek durumunda kalıyorlar. O da tahıllı bir yiyecek olduğu için genelde karınları şiş dolaşıyorlar. Bugünün dünyasında hala bu kadar doğayla ve ilkel bir yaşam biçimi olduğuna inanmak çok güç. Bizim gibi boğadan atlama törenine de denk gelirseniz oldukça değişik bir deneyim yaşamış olursunuz. Etiyopya kabileleri bugüne kadar gördüğüm en ilginç fotoğraf rotalarından birisi oldu benim için. merhaba, yazılarınız ve fotoğraflarınız çok güzel, bize çok faydalı oldu. etiyopya uçak biletimizi aldık, fakat ordaki ilkel kabileleri ve omo vadisini görmek için nasıl bir yol izlemeliyiz? yerel tur için önereceğiniz tur şirketi var mı? nasıl bir program yapmalıyız? bu konuda tecrübeli biri olarak sizin önerileriniz almak istiyoruz çok teşekkürler.. Bizim birlikte çalıştığımız firma var elbette ama onlar gruplar için özel araç çıkarıyorlar. 2 kişi için fiyat yüksek olacaktır. En iyisi indiğinizde havalimanında ya da kaldığınız otelde sorarak başkalarının da olduğu karma bir tura dahil olmanız olur. Aksi takdirde sizin için özel bir jip ve rehber pahalıya gelecektir. Rehbersiz kabilelere girmeniz neredeyse imkansız çünkü biraz vahşiler. Size yine de yüksek bir fiyat söyleyeceklerdir ama pazarlık etme şansınız var. Çok faydalı makale yazısı olmuş, elinize sağlık. Kabile içindeki saygınlığı düşünürsek evet talihsizce."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-kabileler-ulkesi", "text": "Etiyopya veya diğer adıyla Habeşistan bu dünyada olup, dünyanın takvim ve zaman olarak gerisinden gelen ilginç bir ülke. Kullandıkları Jülyen Takvimi nedeni ile tüm dünyaya göre 7 yıl geriden gelmekteler. Biz 2017 yılında gittiğimizde onlar 2010 yılında bulunuyorlardı. Ülke sloganlarında yılın 13 ayı güneşli ülke diye geçiyor. Evet bu da Etiyopya'nın bir başka ilginç yanı takvimlerine göre yılda 12 değil 13 ay var. Ancak bu 13cü ay bizim Şubat ayı gibi artık günden dolayı 5 veya 6 günden oluşuyor. Yılbaşı kutlamaları Aralık ayında değil 11 Eylül'de yapılıyor. Afrika'nın orta doğusunda yer alan Etiyopya'nın oldukça ilginç bir ülke olduğunu bu kısa giriş yazısında hissettiniz değil mi? Ülkede gördüklerinize inanamayacaksınız, ilk insan nasıl yaşıyorsa hala öyle yaşayamlar devam ediyor. Bazı kabilelerde yemek düzeni büyükten küçüğe gidiyor. Bir hayvan öldürülünce herkes başına toplanıp birlikte yiyor. Yemek için hiyerarşik olarak sıralanıyorlar. En büyük kişi hayvan etini bir kere ısırıp yanındaki kişiye uzatıyor, o da ısırıp bir yanındakine veriyor. Uzun bir sıra devam edip gidiyor. Sıranın en sonunda çocukları görüyorsunuz. Bazen onlara gelene kadar yemek bitmiş oluyor. Bizim gördüğümüz kabileler Omo Vadisi'nde yer alıyorlar. Değişik etnik gruplardan oluşan yaklaşık 16 değişik kabilenin olduğundan bahsediliyor. Her bir kabilenin giyim tarzı, töreni, tanrı inanışı, dini ve dili farklı. Birbirleri ile dil olarak anlaşamıyorlar. Ülkenin resmi dili Amharik dili, ortak dili bilenler bazen aracı oluyor, bazen de işlerine yarayacak kadar birbirlerinin dillerini öğreniyorlar. Bir araya geldikleri ortak pazarları var orada birbirleri ile mal alışverişinde bulunuyorlar. Dolayısı ile alışveriş yapacak kadar birbirlerinin dilinden anlıyorlar. Her kabilenin tanrısı ayrı dedim ya az önce. Yağmur için bir kabile duaya çıkıyor. İyi ürün almak için bir başka kabile duaya çıkıyor. Bazen de birbirleri ile silahlı çatışmaya giriyorlar. Kavganın en büyük nedeni su sorunu ve hayvanların otlarken bir başka kabilenin sınırlarına girmiş olmaları. Silahı nereden buluyorlar derseniz bu da bir başka hikaye. Evlenecek kızlara kabilelerde başlık ödenmesi sistemi süregelen bir gelenek. Başlık olarak büyük baş hayvan ve bir tane kalaşnikof makineli tüfek veriliyor. Vadide sırtında bebek bağlı ve omuzunda makinalı ile gezen bir çok kadın göreceksiniz. Bu silahları Sudan'dan aldıklarını öğrendik. Mermiyi ise yasa dışı yollardan pazarlardan alıyorlarmış. Etiyopya'da en önemli şeylerden birisi su. Ülkede 12 tanesi büyük olmak üzere neredeyse tane 100 akarsu kaynağı olmasına karşın evlerde çoğunlukla su yok. Addis Ababa gibi büyük şehirlerde evlerde musluk var; ancak çok fazla su kesintisi yaşanıyor. Öyle ki; kaldığımız otellerin bir tanesinde sıcak suyu saatle veriyorlardı. Elektrik ise çoğunlukla jeneratörle destekleniyor. Kabilelerde ne ev, ne musluk, ne de su var. Herkeste sadece bir sarı renkli bidon var. Bidonlarla en yakın su kaynağına gidip su taşıyorlar. Sarı bidonlar çok önemli, bunu ülkeye girdiğiniz ilk gün anlıyorsunuz. Yolda hep karşınıza eşekler üzerine yüklenmiş bu sarı bidonlar çıkıyor. Bu bidonlar genellikle Malezya, Endonezya gibi ülkelerden ithal edilen 20 litrelik palm yağı bidonları. Etiyopya'ya uçmak için değişik seçenekler var. Bunlardan bir kaçını size fikir vermek için sıralıyorum. En çabuk, en kaliteli ama en pahalısı Türk Hava Yolları, çok daha uygun fiyatlı ve aynı zamanda kaliteli olanı Katar Havayolları, Fly Dubai ile biraz uzun sürüyor; ama hesaplı olanı Pegasus ve Etiyopya Havayolları işbirliği ile uçmak. Emirates, Mısır Havayolları ve Suudi Havayolları uçmak için kullanabileceğiniz diğer seçenekler arasında yer alıyor. Ülke içinde uçmak isterseniz ve ülkeye gelirken Etiyopya havayollarını kullanmadıysanız iç hat uçuşlarda sizden 250 USD vergi talebinde bulunuyorlar. Etiyopya tüm pasaportlara vize uyguluyor. İstanbul'da konsolosluk yok. Vize için Ankara'ya gitmeniz veya evraklarınızı posta ile göndermeniz gerekiyor. Vizeniz normal şartlarda bir sonraki gün hazır oluyor. Kargo ile size geri gönderiyorlar. Vize gözünüzü korkutmasın, evrak olarak çok uğraşmıyorsunuz. Biz 2017 yılında turist vize tarifesi olarak tek giriş için 40 USD ödedik. Başvuru yaptığınız günden itibaren geçerli olmak üzere bir aylık vize veriyorlar. Bu nedenle gitmeden 2 veya 3 hafta önce başvuru yapmanız yerinde olur. Gideceğiniz tarihi kesinlikle dikkate almıyorlar. Etiyopya Konsolosluğu'na telefonla ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Vize için sizden otelden onaylanmış bir otel rezervasyonu, uçak biletiniz, vize ücretini USD olarak ödediğinize dair banka dekontu, 4,5x6 cm cepheden çekilmiş, fonun beyaz olduğu vesikalık fotoğraf, neden vize istediğinizi belirten imzalı bir dilekçe, başvuru formu ve pasaportunuzun fotoğraflı sayfasının fotokopisi isteniyor. Vize başvurusu mesai günlerinde sabah 9:00 ile 11:00 saatleri arasında kabul ediliyor. Kapıdan evrakları verip geri dönüyorsunuz. Sizin yerinize bir tanıdığınız da evrakları teslim edebiliyor. Şahsen gelmenizi talep etmiyorlar. Ülkede hala görülen sarı humma ve sıtma hastalıkları var. Gitmeden önce mutlaka size en yakın Seyahat Sağlığı Merkezi'nden randevu alarak doktorun size önereceği aşıları olmanızda ve koruyucu ilaçları almanızda fayda var. Kendinizi korursanız seyahatiniz çok daha keyifli geçecektir. Biz fotoğraf amaçlı gittiğimiz için sadece Omo Vadisi'nde yer alan kabileleri gezdik. Ancak tarihi yerlerini görmek isterseniz Kuzeyde Lalibela bölgesinde yer alan kaya kiliselerde ilgi çeken yerlerden. Daha çok vaktiniz varsa pek az turistin ulaştığı otel yerine çadırlarda kalabileceğiniz Sudan sınırındaki kabileleri de ziyaret edebilirsiniz. Ancak emin olun Omo Vadisini görüp gelmeniz bile sizi oldukça fazla etkileyecektir. Etiyopya'da kabileleri görüp gelmek demek zamanda geriye doğru yolculuk yapıp, ilk insanların nasıl yaşadığına şahit olmak demek. Sizi çok düşündürecek, çok sorgulayacağınız bir gezi olacak. Etiyopya'da Omo Vadisini ziyaret edecekseniz kalacağınız yerlerde çok konfor olmayacaktır. En iyi yerde bile kalsanız konfor beklemeyin. Odanız ormanın içinde yer alacağından bu odayı zaman zaman böcekler ve başka canlılar ile paylaşacaksınız. Kalacağınız odada yatağınızın cibinlik içinde olmasına dikkat edin. Bu sizi olası bir sivrisinek ısırığından koruyacaktır. Odayı hayvanlarla paylaşmak sizi biraz ürkütmüş olabilir ama bunun eğlenceli yanları da var emin olun. Bir arkadaşımız sabah uyanıp kapayı açtığında bir babun ile göz göze gelmiş, bu andan çok keyif alarak sabah bize anlattı. Hayatınızda kaç kere kapınıza babun gelir düşünsenize. Ayrıca her sabah bir sürü güzel kuşun cıvıltısı ile uyanacaksınız. Yol boyunca giderken göreceğiniz kuşlar ve kelebekler güzellikleri ile başınızı döndürecek. Gitmeden önce sinekler için vücudunuza süreceğiniz koruyucu solüsyonlar alabilirsiniz. Sivrisineki kaçırdığı söylenen lavanta yağı da çözümlerden biri olabilir. Hem de mis gibi kokarsınız gezi boyunca. Ayrıca eczaneden bileğinize fesleğen kokulu sinek kovucu bileklik alabilirsiniz. Banyo yaparken bu bilekliği çıkarmayı ihmal etmeyin ki dayanma süresi uzun olsun. Kaldınız odadaki böcekleri eve taşımak istemezsiniz değil mi. O halde mutlaka valizinizin ağzını kapalı tutmaya gayret edin. Gelmeden önce valizini bir kere daha kontrol edin ki hayvanları memleketlerinden ayırmamış olun. Yemek konusunda dikkat edeceğiniz husus et ürünlerini saklama koşullarından dolayı çok tercih etmemeniz olacaktır. Pişmemiş sebzeleri yemezseniz, özellikle iyi yıkanması gereken yeşillikleri tüketmezseniz sarılık riskinden korunmuş olursunuz. Genellikle tercih edeceğiniz yiyecekler pişmiş sebze, çorba ve makarna olabilir. Meyve yemek isterseniz kendinizin alıp kestiği meyveler veya her yerde bolca bulacağınız lezzetli muzlar tercih edilebilir. Etiyopya'da geleneksel yemek üç dört kişinin birlikte yediği büyük bir tepsi içinde servis ediliyor. Çatal, kaşık yok. Öncelikle ellerinizi yıkamanız için getirilen ibrikten su dökerek ellerinizi yıkıyor ve kuruluyorsunuz. Sonrasında elinize bir parça İnjera adında oldukça ekşi yöresel ekmeği alıyorsunuz ve gelen tepsi de bulunan on, on iki değişik yiyecekten birini gözünüze kestirip eliniz ve ekmek yardımıyla onu alıp yiyorsunuz. Etiyopya'da özellikle de kabilelere gidecekseniz yol bulmanız çok zor. Zaten pek yol da yok. Çoğu yol asfalt değil ve oldukça bozuk. Normal bir araba ile seyahat etmek imkansız. Biz Toyota Land Cruiser ile seyahat ettik. Yolumuzu bulmamız için yanımızda her daim rehberimiz vardı. Başka alternatifiniz yok maalesef. Asfalt olan yollar genellikle sürüler tarafından işgal edilmiş oluyor. Asfalt topraktan daha sıcak olduğundan sürüler asfaltta yürümeyi tercih ediyorlar ve her üç dört dakikada bir yavaşlamanız veya durmanız gerekiyor. Bu yüzden uzaklığa bakarak yolunuzun ne kadar zaman alacağına karar vermeniz çok zor. Addis Ababa dışına çıkınca, şehirler arası yollarda o kadar az araç var ki, bunlar da genellikle turistlere hizmet eden arazi araçları. Buna rağmen biz seyahatimizde iki adet trafik kazası gördük. Bunlara sebeb olan ise aynı yolu kullanan büyük ve küçük baş hayvan sürüleri. Kaçırdığıma hayıflandığım mükemmel bir gezi Zehra 'cım. Evet oldukça değişik bir ülke, Afrika'nın bir çok yerine göre daha yeşil olduğunu söyleyebiliriz. Seyahat izlenimlerinizi merakla okudum, dünyada neçok farklı yaşamlar ve yerler var.... Gez gez bitmez. Bu yolculuk beni sarsardı bunu anladım... İyiki gittiniz ve sayenizde bilgilendim çok teşekkürler AZGEZMİŞ.... Nilgün Hanım birlikte gittiğimiz bütün arkadaşlar ve biz şaşkınlık içinde geri döndük. Hepimizi çok etkiledi. çok film seyrettiniz sanırım bu konuda. İnsan eti yiyen kabileler değiller. Hangi çağda yaşıyoruz ki rehberler insanları yem etsin, böyle bir şeyin olması mümkün değil. Kabilelere bir çok turist gelip ziyaret ediyor. Turiste alışkınlar zaten."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-karo-kabilesi", "text": "Etiyopya Karo Kabilesi bana göre belkide bu bölgedeki en şanslı kabilelerden birisi. Çünkü suyun kenarında yaşıyorlar. Bu ülkede çok fazla su kaynağı olmasına rağmen suya ulaşıp kullanmak genelde sıkıntılı. Karo kabilesi Etiyopya'da bulunan 83 kabileden biri. Omo Vadisi'ne giderken benim en çok görmek istediğim kabilelerin başında yer alıyordu. En büyük nedeni ise kabilenin yaşam alanının Omo Nehri kıyısında olmasıydı. Nehir fotoğraf çekimi için oldukça güzel bir fon oluşturuyor. Bu bölgedeki her kabilenin ön plana çıkan bir özelliği var. Karo Kabilesi vücutlarına beyaz tebeşir, sarı mineralli kaya tozu, pudra haline getirilmiş demir cevheri ve odun kömürü ile çizdikleri değişik desenlerle ön plana çıkıyor. Daha önce yazdığım Hammer Kabilesi kadınlarının saçlarını boyayıp örmeleri ve taktıkları değişik kolyelerle ilgimi çekmişti. Karo kabilesindeki tüm kadınlar ve erkekler cinsiyet ayrımı olmaksızın vücutlarını boyuyorlar. Onlar için bu boyanmanın temelinde daha hoş görünmek yatıyor ancak bazen de rakiplerini korkutmak amacı ile vücutlarını boyuyorlar. Kendine bakan insanlar nasıl kendilerini daha iyi hissediyorsa, Karo kabilesinde insanlar boyandıklarında kendilerini daha iyi hissediyorlar. Erkekler bu şekilde cinsel olarak daha çekici olduklarını düşünüyorlar. Kabile üyeleri vücutlarına çizdikleri bu desenleri neredeyse her gün yeniliyorlar ve desenler her gün değişiklik gösterebiliyor. Tüm ülke genelinde kabileler birbirlerinden uzakta; ama kabile olarak bir arada toplu yaşıyorlar. Karo Kabilesi de yaklaşık 1500 2000 kişiden oluşuyor. Bu rakam tahmini elbette. Kabilelerde hiç bir zaman nüfus sayımı yapılamadığından, gerçek rakamı bilmeniz de imkansız. Hükümet yetkilileri bu tip işler için kabileleri pek razı edemiyor. Modern olan herşeyi, giyinmeyi, okumayı, yazmayı, çalışmayı neredeyse hepsi red ediyorlar. Bu kabileler böyle bir durumda ne yer, ne içer derseniz, geçimlerinin en büyük bölümünü diğer tüm kabileler gibi büyük baş hayvancılık ve keçi oluşturuyor. Ancak buna ek olarak tarım yapıyorlar, mısır, darı ve fasulye yetiştiriyorlar. Karo'lar nehir kenarında yaşadıkları için balıkçılık yapma şansını da yakalamış durumdalar. Her kabilede olduğu gibi burada da silahlı dolaşan kabile üyeleri var. Silah Afrika'da olmazsa olmazlardan anladığımız kadarıyla. Evlenirken kadınlara başlık parası olarak silah veriliyor. Bu silah bazen vahşi hayvanlardan korunmak için de kullanılıyor, bazen kabileler arası çıkan su savaşları için kullanılıyor, bazen de hükümet kabilelerle ters düştüğünde silahı alıp devlete karşı çıkıyorlar. Silah bulundurmak yasak değil; ama mermi bulundurmak yasak, mermiler ise el altından pazarlarda satılıp alınıyor. Omo Vadisi'ndeki kabilelere ulaşmak için normal araçlarla gitmek pek mümkün değil. Normal şehir insanlarından yalıtılmış bir hayat sürdürdükleri için asfalt yollarla ulaşılan yerlerde yaşamıyorlar. Tüm kabilelere giderken 4x4 arazi araçları kullanmak zorunda kaldık. Kabilelerin olduğu bölgelere kendi başınıza gidip gezmeniz neredeyse imkansız. Etiyopya'da yaşayan insanlar bile kabilelerin dillerini anlamıyorlar. Konuştukları diller Omotik dil gruplarında yer alıyor. Turistler dışında dış dünya ile pek iletişimleri de yok. Ancak turist ziyareti öncesi de rehber, kabileden anlaşabileceği bir liderle veya rehberle görüşüyor, böylece kabilelerin içlerine kabul ediliyorsunuz. Yaşadıkları evler diğer kabilelerle benzer. Dal parçalarından çevrilmiş bir dış cephe içerisinde, hayvan postları ve iki taştan yapılmış ocak, kilden yapılmış yemek pişirmek için bir kap, sadece bu kadar. Bu duruma mağara devrinden sonraki ilk evre diyebiliriz. Bu benim şahsi fikrim elbette. Gördüklerim bana bunu fazlaca hissettirdi. Tüm dünyanın çok çabuk değiştiği günümüzde bu görüntüleri görmek oldukça etkileyici. Bu kabilelerin içinden bazı gençler bu hayattan koparak şehirliler gibi giyinmeye ve okumaya başlamışlar. Sayıları henüz bir elin parmağını geçmiyor. Bu durum iyi mi, yoksa kötü mü zaman gösterecek. Merhaba, yazınız için teşekkürler. Bloggerların buluşma ve sosyal paylaşım noktasına sizleri de bekleriz. İyi çalışmalar."} {"url": "https://azgezmis.com/guney-kore-fotograf-gezisi-kurban-bayrami-vizesiz", "text": "Güney Kore fotoğraf gezisi, bir gece tapınakta keşişlerle konaklayacağımız çok özel bir fotoğraf gezisi olacak. Bu konaklama sürecinde tapınakta meditasyon yapıp keşişlerin bir gününe yakından bakıp fotoğraflayacağız. Bizim için gezinin en tepe noktası bugün olacak. Gezimizin sonraki günlerinde Güney Kore'nin bazı özel köylerini gezeceğiz. Buradaki yaşamları fotoğraflayacağız. Her bir köyün farklı mimari anlayışını ve yaşamı göreceğiz. Bazı köyler çok renkli olurken, bazı köylerin duvarları bizi kendisine hayran bırakacak. Bir bambu parkı da gezeceğimiz ve fotoğraflayacağımız yerlerden biri olacak. Çok renkli az yorucu bir gezi planladık. - Gün: Gezimiz Seul'e indiğimizde başlayacak. Bugün hafif bir başlangıç yapacağız. Uçak saatimize göre bugün klasik köylerden birini ziyaret edeceğiz. Eski evlerin ve tapınakların arasında gezinerek fotoğraflar çekeceğiz. Köy ziyareti sonrasında 5 büyük saraydan biri olan Changdeokgung Sarayı'nı ziyaret edeceğiz. Sarayın işlemeleri, duvarları, canlı renkleri fotoğraf için oldukça renkli. Akşama doğru Seul'u yapacağımız bir tekne gezisi ile görüp fotoğraflayacağız. Sonrasında akşam yemeği ve konaklamayı yapacağımız otelimize gideceğiz. - Gün: Kahvaltımızın ardından bugün, Jeonju'ya 3 saat sürecek yolculuğun ardından 800 adet geleneksel köy evinin bulunduğu bir köyü ziyaret edip fotoğraflayacağız. Burada karşımıza zaman zaman geleneksel kıyafetlerle dolaşan kişiler çıkacak. Oldukça keyifli bir fotoğraf yolculuğunun içinde olacağız. Bugün ikinci bir köy ziyaretimiz daha olacak. Bu köyde neredeyse tüm duvarlarda duvar resimleri var. Akşam olduğunda Kore mutfağından seçtiğimiz bir restaurantta yemek yiyeceğiz ve konaklama için otelimize gideceğiz. - Gün: Bugün kahvaltı sonrası Busan'a 4 saatlik bir yolculuk yapacağız. Yolculuk sonunda bambu ormanına ulaşıp burada yürüyeceğiz ve fotoğraflar çekeceğiz. Günün ilk yarısında huzurlu vakit geçirip yeşillikler arasında olacağız. Sonrasında yine yeşillikler devam edecek ve akşam üzeri çay bahçelerinde olup bu güzel taraçalı bahçeleri fotoğraflayacağız. Günü böyle sonlandırıp akşam yemeğimizi hep birlikte yiyeceğiz. Sonrasında otelimizde konaklayıp bir sonraki gün için dinleneceğiz. - Gün: Kahvaltımızın ardından bugün hayli canlı sokaklarda biraz yürüyüş yapacağız. Halkın alışveriş yaptığı bolca dükkanların yer aldığı bir asya market bölgesini gezeceğiz. Burada hem fotoğraf; hem de alışveriş imkanımız olacak. Günün ikinci yarısında ise oldukça değişik bir deneyim yaşayacağımız ve bir geceyi keşişlerle birlikte geçireceğimiz tapınağa gideceğiz. Bu süre içinde keşişlerle birlikte meditasyon yapacağız, eğitimlere katılacağız ve birlikte yemek yiyeceğiz. Tapınağın bahçesinde keşişlerle birlikte zaman geçirip onları bolca fotoğraflama imkanı bulacağız. Akşam olduğunda önce dharma denen müzik aletleri ile yapılan törene katılacağız. Akşam sona erdiğinde tapınağın sade basit konaklama şartlarında hep birlikte mat yataklar üzerinde uyuyacağız. Günün sonunda hayatınızda iz bırakacak ender deneyimlerden birini yaşamış olacaksınız. - Gün: Sabah tapınaktaki işlerimiz biraz daha devam edecek. Erkenden keşişlerle birlikte kalkarak kahvaltımızı yapacağız. Sonrasında belki bir çoğumuz için ilk olacak olan toplu bir meditasyon çalışmamız olacak. Meditasyon sonrası tapınaktan ayrılıp şehir hayatına dönme vakti gelecek. Yine hareketin bol olduğu sokaklara döneceğiz. Bugün iki farklı market ziyaretimiz olacak. Buralarda hem alışveriş; hem de fotoğraf imkanımız var yine. Klasik Asya kalabalık sokakları, sokak satıcıları, sokak yiyecekleri ve tabi insanları fotoğraflayacağız. Öğleden sonra renkli bir yerleşim yerini ziyaret edip günü burada çektiğimiz fotoğraflarla sonlandıracağız. Akşam yemeğimizden sonra dinlenmek için otelimize çekileceğiz. - Gün: Kahvaltımızın ardından bugün yolumuz 2 saat sürecek ve Gyeongju'ya gideceğiz. Yine çok güzel bir köy ziyaretimiz olacak. Kore mimarisini göreceğimiz tertemiz sokaklarında yürüyüp fotoğraf çekeceğimiz bir köy göreceğiz. Sonrasında UNESCO dünya mirası listesinde olan Seoguram Grotto Tapınağı'nı ziyaret edeceğiz. Tapınağın renkli yapısı ve dev heykelleri hepimizi çok etkileyecek. Akşam olduğunda ışıklı halini fotoğraflamak üzere Woljeonggyo Köprüsü'ne gideceğiz. Köprüde ve etrafında bir süre fotoğraf çekip gün batımı sonrasında ayrılacağız. Akşam yemeğimizi hep birlikte yedikten sonra dinlemek için otelimize gideceğiz. - Gün: Kahvaltımızın ardından 4 saat sürecek bir yolculuk ile Seul'e geri dönüş yolculuğumuz başlayacak. Bugün yine bir geleneksel köy ziyaretimiz olacak. Bu son köy ziyaretimiz sonrasında yine çok hareketli sokaklara döneceğiz. Bu sefer Seul'daki çarşıyı ziyaret edeceğiz. Insadong'da geleneksel el yapımı kağıt, çömlekler ve duvarları resimlerle süslü kafeler, fotoğraf çekeceğimiz yerler olacak. Bu geleneksel çarşı ziyaretimiz sonrasında biraz daha lüks mağazaların olduğu bir sokağı ziyaret ederek gezimizi sonlandırmış olacağız. Akşam yemeğimizi hep birlikte yiyip dinlenmek üzere otelimize çekileceğiz. - Gün: Kahvaltımızın ardından evlerimize dönmek üzere havalimanına transfer olacağız. Çok renkli, biraz geleneksel ve tapınak konaklaması ile çok ayrıcalıklı bir Kore gezisi yapacağız. - Tüm konaklamalar (3 yıldızlı oteller) - Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri - Klimalı araçlarla tüm şehir içi ve şehirler arası ulaşım - İngilizce ve Türkçe rehberlik hizmetleri - Fotoğraf danışmanlığı - Özel seyahat sigortası - Araç içi ikramlar, her gün kapalı şişe bir adet içme suyu - İstanbul Seul Istanbul arası gidiş dönüş uçak bileti - PCR test ücreti - Covid kapsamlı sigorta - Yurt dışı çıkış harcı - Belirtilen dışındaki yemekler - Yemeklerde alınacak tüm içecekler - Bahşişler"} {"url": "https://azgezmis.com/ifsak-29-kisa-film-festivali-basladi", "text": "Kısa filmleri seyirciyle buluşturan İFSAK 29. Kısa Film Festivali başladı. Bu yıl 29. kez düzenlenecek olan İFSAK Kısa Film Festivali 22-29 Mayıs 2023 tarihleri arasında İFSAK ve Fransız Kültür Merkezi salonlarında gerçekleşecek. İFSAK 43. Ulusal Kısa Film ve Belgesel yarışmasında ön elemeyi geçen filmlerin de gösterileceği programda ayrıca Romanya, Macaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İran, Afganistan, Kolombiya, Yunanistan, Makedonya, Sırbistan, Kamboçya, Litvanya, Çin, İtalya, Yeni Zelanda, Hollanda, İran, Polonya, Somali, Moğolistan ve Brezilya'dan kısa filmler de var. Londra'da yaşayan yönetmen Barış Celiloğlu, karantina döneminde artan kadın cinayetleri ve aile içi şiddet üzerine hazırladığı dijital tiyatro projesi \"Karantinada Mahsur\" ile festivale konuk olacak. Theo Angelopoulos'un \"The Other Sea\" ve David Cronenberg'in \"Crimes of The Future\" filmlerinde set fotoğrafçısı olarak çalışmış Nikos Nikolopoulos, her iki yönetmenle de çalışma deneyimlerini fotoğraflarıyla anlatarak bir set fotoğrafçısının çalışmaları üzerine bir masterclass gerçekleştirecek. Budapeşte Kısa Film Festivali program direktörü Zalan Bata, Macaristan kısa filmlerinin gösteriminin ardından soru cevapla izleyicilerle buluşacak. Belgesel yönetmeni, kurgucu, yapımcı Afsaneh Salari ve yönetmen Ceylan Özgün Özçelik, İran ve Türkiye'de sinema yapmayı iki kadın sinemacı olarak anlatacakları bir söyleşi gerçekleştirecekler. Festivalin Anısına bölümünde 2019 yılında kaybettiğimiz Ayhan Ergürsel, çalışma arkadaşlarının katıldığı bir söyleşi ve yönettiği belgeseli ile anılacak. Festivalin Kısadan Uzuna bölümünde Ziya Demirel, kısa filmleri ve söyleşiyle konuk olacak. İFSAK 43. Ulusal Kısa Film ve Belgesel yarışması ödül töreni 27 Mayıs 2023 Cumartesi günü Fransız Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek. Festival programı kisafilm. ifsak. org. tr adresinden takip edilebilir. Ayrıca güncel programa aşağıdan erişebilirsiniz., festival afişi üzerindeki QR kodla da programa ulaşılabilir."} {"url": "https://azgezmis.com/iran-pir-saliyar-1000-yillik-dugun-fotograf-gezisi", "text": "İran'a bu gidişimiz ilk defa kış ayında olacak. Çok özel bir etkinliği fotoğraflamaya gidiyoruz. 1000 yıldır tekrarlanan bu etkinlikte kimilerine göre Zerdüşt kimilerine göre Müslüman bir alim olan Pir Şaliyar anılıyor. Pir Şaliyar bölgede yaşayıp, orada evlenmiş ve ölmüş bir alim. Elbette bu düğünün değişik bir hikayesi var, bunu gittiğimizde rehberimiz anlatacak. Pir için her yıl kış aylarında, kazanlar kaynamaya başlıyor, yemekler pişiriliyor. Sonra üst üste inşa edilmiş evlerin damlarına çıkan erkekler bendir eşliğinde zikire başlıyorlar. Ancak bu öyle bir zikir ki halka giderek büyüyor ve bütün evlerin damlarında zikir çeken insanlar oluşmaya başlıyor. Sesler ve tören tüm köyü sarıp sarmalıyor. Köyde yaşayanlar o güne özel kepenekler giyiyor. Kepeneğin altında da geleneksel kıyafetleri oluyor. Zaten dağların eteklerinde yer alan köyün görüntüsü fotoğraf için bir hayli cazip. Bir de içine bu düğün hikayesi eklendiğinde biz fotoğrafçılar için içinden çıkmak istemeyeceğimiz bir dünya olacak. Bu nedenle bu köydeki tek otelde 3 gece ve 3 gün geçireceğiz. Bu gezi için çok çabuk karar vermeniz gerek çünkü otelin sadece 12 odası var. 1. Gün: 28 Ocak Gece uçuş yapacağımız için Tebriz havalimanına inip otelimize dinlenmeye gideceğiz. Sabah dinlemiş bir şekilde kalkıp Tebriz'de gezmeye başlayacağız. Fotoğraf için gideceğimiz bir kaç camide, cana yakın İran halkı her zaman olduğu bize poz verecek. Her bir cami adeta fotoğraf stüdyosu gibi kullanabileceğimiz sütunlar ve mimarisi ile bizi çok etkileyecek. Sonrasında günümüz büyük modern alışveriş merkezlerinin esin kaynağı olan en eski, en otantik olanlarından birini ziyaret edeceğiz. Tebriz kapalı çarşısı 5500 dükkan kapasitesi, bir çok farklı koridoru ve ışık oyunları, tuğla kubbeli yapısı ile bizi adeta büyüleyecek. Bu yapı \"Unesco Dünya Mirası\" listesinde yer alan çok kıymetli bir eser. Günü bitirip otelimize yine dinlenmeye gideceğiz. Akşam yemeğini hep birlikte yiyeceğiz. 2. Gün: 29 Ocak Sabah kahvaltımızın ardından bugün ilginç bir köy ziyaretimiz olacak. İran Kapadokyası, diyebileceğimiz bir bölgeyi ziyaret edeceğiz. Burada yaşayan köylüler peri bacalarının içlerine ve kenarlarına, evler inşa etmişler ve bu şekilde yaşıyorlar. Köyün içinde bu yerleşimden oluşan güzel ışık oyunları göreceğiz ve fotoğraflayacağız. Burada yaşayanların büyük çoğunluğu Azeri Türkü olduğu için Türkçe konuşuyorlar. Köyde konaklayacak yer olmadığı için fotoğraf çekimi sonrasında otelimize 1 saatlik yolumuz olcak. Konaklamamızı yine Tebriz'de yapacağız. Akşam yemeğimizi hep birlikte yiyip sonrasında otelimizde dinleneceğiz. 3. Gün: 30 Ocak Sabah kahvaltımızın ardından önce Tebriz kapalı çarşısının görmediğimiz yerlerini ziyaret edeceğiz. Sonrasında yine yolumuz var. Bugün rotamız Pir Şaliyar düğününü fotoğraflamak için yolun bir kısmını almak olacak. Köye olan yolumuz bir hayli uzun. Yol boyunca çölden geçeceğimiz için sadece tuvalet molası vereceğimiz yerlerde durabileceğiz. Ancak bugün yolun kısa bir bölümünü gideceğiz. Yolu daha fazla uzatamıyoruz çünkü gidiş yönümüzde kalacağımız iyi bir otel yok. Marangah şehrine ulaşıp şehiri biraz gezip akşam yemeği sonrasında otelimizde dinlenmeye çekileceğiz. 4. Gün: 31 Ocak sabah çok erken yola çıkacağız. Muhteşem bir köy bizi bekliyor olacak. Geniş bir alana yayılmış birinin bahçesi diğer evin çatısı olan, güzel bir Kürt köyünü ziyaret edeceğiz. Yolumuz 6 saat. Köy yine dağların arasında bir yerde. Köy yolu çok konforlu değil elbette virajlı, dar yollardan gideceğiz. Güzel haber ise bu gece köyde kalıp dinleneceğiz. Otelimiz köy oteli için iyi sayılacak konforda. Günün ışıkları bitmeden köye ulaşırsak fotoğraf çekmeye vaktimiz olacak, yoksa ertesi günü bekleyeceğiz. Ertesi sabah gün doğumunda fotoğraf çekmek isteyenler kahvaltı öncesi çekim yapıp kahvaltıya gelebilirler. Kahvaltımızın ardından hep birlikte köyde dolaşmaya başlayacağız. Pir Şaliyar için kazanlar kaynamaya başlamış olacak. İzin isteyerek ve mümkün olduğunca köy içinde dağılarak fotoğraf çekmeye çalışacağız. Kim bilir belki köyde, bendir sesleri de yavaş yavaş yükselmeye başlar bugün. Köy inişli çıkışlı ve çok merdivenli. Kış aylarında burada olacağımız için kaymayan ayakkabı ve kalın giysiler ile gelmiş olmanız gerekiyor. Bütün günü bu güzel köyde evler arasında ve bazen evlerin içlerinde fotoğraflar çekerek bitireceğiz. Akşam yemeğimiz köyde olacak. 5. Gün: 1 Şubat Bu sabah bütün gün köyümüzde serbest bir şekilde gezip fotoğraf çekeceğiz. Otelimiz köyümüzün içinde olduğu için yoruldukça otele dönüp dinlenip tekrar fotoğraf çekmeye gidebilirsiniz. Ancak gördüğünüz şeyler sizi öylesine etkileyecek ki sanırım otele dönmeden bir çırpıda gün bitmiş olacak. Bir yanda kaynayan kazanlar, bir yanda devam eden 1000 yıllık ritüel hayli etkileyeci olacak. Akşam yemeğimizi yedikten sonra otelimizde dinleneceğiz. 6. Gün: 2 Şubat Bu sabah kahvaltı sonrası Bir başka güzel köyü ziyaret edip kaldığımız otele geri döneceğiz. Gideceğimiz Palangan köyü de Pir Şaliyar kutlamalarının yapıldığı başka bir güzel köy. Burada da değişik fotoğraflar çekip keyif alacağımız çok kıymetli zamanlar geçireceğiz. Palangan kaldığımız köye oranla daha küçük ve yolu daha kolay. Bu köyün iki yakasını, tam ortasında bulunan köprüden görme şansımız var. Böylece her iki tarafında fotoğrafını çekebileceğiz. Burada da köyün içindeki inişli çıkışlı merdivenli yollar ile köyü gezeceğiz. Akşam yemeğimizi yedikten sonra otelimizde dinleneceğiz. 7. Gün: 3 Şubat Kahvaltı sonrası kaldığımız bu güzel köyde biraz daha fotoğraf çektikten sonra, Kermanşah'a doğru yola çıkacağız. Pir Şaliyar töreni ile ilgili aklımızda hiç bir fotoğraf kalmadan köyden ayrılmış olacağız umarım. Fotoğrafçının aklında kalan çekemediği, kaçırdığı bir fotoğraf olur hep ya neyse. Bugün yolumuz yaklaşık 4 saat sürecek. Akşam yemeğimizi hep birlikte yiyeceğiz ve dinlemek üzere odalarımıza çekileceğiz. 8. Gün: 4 Şubat -Kahvaltımızın ardından çok seveceğiniz Isfahan'a doğru yola çıkacağız. Akşam üzeri Isfahan'da olacağız, yolumuz 7,5 saatlik uzun bir yol olacak. Gün batımına yetişebilirsek bugünün en iyi fotoğraflarını Si-o-se Pol köprüsünde çekeceğiz. İran halkı gün batımında bu köprünün etrafında yürüyüşe ve pikniğe çıkıyor. Özellikle kadınlar fotoğraf için poz vermeye çok hevesliler. Bir de Türk olduğunuzu öğrendiklerinde daha bir yakınlık gösteriyorlar. Köprünün gün batımı hallerini çok seveceksiniz. Bugün yetişemezsek yarın gün batımında göreceğiz. Gün batımı fotoğraflarından sonra akşam yemeğimizi hep birlikte yiyerek otelimize dinlenmeye geçeceğiz. 9. Gün: 5 Şubat Bu sabah erken yapacağımız kahvaltı sonrası İsfahan'ı gezmeye başlayacağız. Dünyanın sayılı büyük meydanlarından olan Nakş'ı Cihan meydanını göreceğiz. Buradaki mimari yapıların içlerine girip fotoğraf çekeceğiz. Ayrıca meydanın etrafında dolanan kapalı çarşı hayli iyi fotoğraflar çekeceğimiz bölgelerden. Yine ziyaret edeceğimiz güzel bir cami olan, Cuma camii iyi fotoğraflar çekeceğimiz bir mimarı yapı. Akşam üzeri yine İsfahan'ın köprülerine gideceğiz. Bir gün önce Si-o-se Pol'de iyi fotoğraf çekemediyseniz bugün yine deneyebilirsiniz. Gün bitiminde akşam yemeği sonrası otelimize dinlenmeye gideceğiz. 10. Gün: 6 Şubat İran'da özel bir törende bulunmuş ve en güzel köylerin neredeyse büyük çoğunluğu görmüş olmanın mutluluğu ile eve dönüşümüz başlayacak. Gece yarısı uçağımız var. İsfahan'dan, İstanbul'a uçacağız. - İran içinde tüm transferler - Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri - Tüm şehirler arası ulaşımlar - Araç içi ikramlar (her gün herkese 1 lt su) - Seyahat sigortası (bu sigorta covid-19'u kapsamamaktadır. Dilerseniz ayrıca covid-19'u kapsayan sağlık sigortası yaptırabilirsiniz.) - 4 3 yıldızlı oteller (3 gece 3 yıldızlı köy otelinde konaklama) - Programda yazan müzelere giriş ücretleri - İngilizce, Türkçe rehberlik hizmeti - Fotoğraf danışmanlığı - İstanbul, İran gidiş dönüş uçak bileti - Yurt dışı çıkış harcı - Şoför ve rehberler için bahşişler - Covid-19 kapsayan sağlık sigortası - PCR testi Gezimize katılmak isterseniz info@azgezmis. com adresine mail atabilirsiniz. Gezimiz, ortağı olduğumuz Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması ile düzenlenmektedir. Tur liderimiz ve fotoğraf danışmanı Zehra Arslan Ceylan olacaktır. Fotoğraf desteği için Hakan Yaralı'ya teşekkür ederiz."} {"url": "https://azgezmis.com/isfahan-da-fotograf-cekmek", "text": "İsfahan şehri İran'ın Tahran ve Meşhed'den sonra üçüncü büyük şehri. Fotoğrafçılar için İran'daki en etkileyici bir kaç şehrinden biri diyebiliriz. Köprülerini, parklarını ve ünlü meydanını gezmek iki veya üç gün alabilir. Bir kaç defa burada olma fırsatımız oldu. Biz de doyasıya gezdik ve fotoğraf çektik. İsfahan'da görülecek ilk yer Nakş-ı Cihan Meydanı. Buranın şehir meydanları içerisinde dünyanın ikinci büyük meydan olduğu söyleniyor. Çin'deki Tiananmen Meydanı ise dünyanın en büyük şehir meydanı. Nakş-ı Cihan Meydanı'nın boyutları ise 560 metre uzunluğunda ve 160 metre eninde. Burası UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almış durumda. Yerel halk ve turistler buraya sık sık gelir, meydanın ortasında yer alan büyük havuzdan dolayı yansıma fotoğrafı çekmek için uygun bir bölgedir. Meydanda ayrıca faytonlarla gezinti yapabilir, bisiklet kiralayıp binebilirsiniz. Sert ışıktan korunmak için yanınıza bir güneş gözlüğü almanız iyi olacaktır. İyi bir güneş gözlüğü için Solaris web sitesini ziyaret edebilirsiniz. İmam Camii Nakş-ı Cihan Meydanı'nda bulunuyor. Hatta bu cami meydana ikinci adını veriyor da diyebiliriz, zira meydan İmam Meydanı olarak da biliniyor. İmam Cami mavi bezemeli çinileri ile meydanın güney bölümünde yer alıyor. Burada yer alan binaların neredeyse hepsi mavi renkli çiniler ile döşenmiş. İmam Camii ortası açık eyvanlı ve etrafında medrese, imamlarla islam hakkında sohbet edilen özel yerler gibi değişik bölümlerden oluşuyor. Şeyh Lütfullah Camii ise Nakş-ı Cihan Meydanı'nın doğu kısmında yer alıyor. Alt kısmı mavi çinilerden ve kubbesi krem renkli çinilerle bezeli olduğundan arabesk bir mimari diyebiliriz. Bu özelliği ile cami hemen göze çarpıyor. Bu cami yapıldığı dönemde sadece hükümdar ailesi kullanıyormuş. İçeri girdiğinizde sizi bir koridor döndürerek caminin içine götürüyor. Alt katta kış aylarında kullanılan bir başka bölümü de gezebiliyorsunuz. Bu bölüm üst kısma göre çok daha sade inşa edilmiş. Yapının içi de, dışı da büyüleyici güzellikte. Ali Kapu Sarayı seyir terası ile uzaktan size farkını gösterecek hemen. Altı katlı sarayın seyir terasından bu güzel meydanın tamamını seyredebilirsiniz. Şah Abbas tarafından kullanılan bu saray sonraki hükümdarlar döneminde biraz tahrip edilmiş. Şüphesiz buradaki en ilginç bölüm altıncı katta bulunan müzik odası. Bu odanın duvarları ve tavanı çeşitli şekillerde kesilmiş. İçleri oyuk olan bu şekillerin içine su dolu kaplar konurmuş ve akustik sağlanırmış. Kapalı Çarşı Nakş-ı Cihan Meydanı'nın etrafını boydan boya saran bir çarşı. Burada en çok bulunan ürünlerden biri de gümüş. Burada telkari işçiliği hala devam ediyor. Ahşap el işleri, seramikler, kumaşlar ve tabi herkesin bildiği İran Halıları. Çarşının dışa bakan dükkanları olduğu gibi iç kısımlarda da dükkanlar yer alıyor. Çarşının her yerinde daima pazarlık yapmayı unutmayın. Turistlerin gireceği kapılara yakın olan dükkanlar her zaman daha yüksek fiyatlı oluyor. Derinlere doğru ilerlediğinizde aynı ürünü çoğunlukla daha uygun fiyata bulabiliyorsunuz. Meydanı çevreleyen bu dükkanların önünde çok büyük bir havuz mevcut. Havuzun etrafında faytonlar bekliyor. Meydanda gezmek isteyenlere tam meydan turu attırıp geri geliyorlar. Gördüğüm kadarı ile bu tura en çok yerel halk rağbet ediyor. Meydanın dışında yer alan bir başka saraya gidelim şimdi. Chehel sotun yani 40 sütün anlamına geliyor sarayın adı. Saray 20 ahşap sütuna sahip ancak önünde uzanıp giden havuza yansımaları düştüğünde sütun sayısı 40 oluyor. Sarayın duvarları Safavi mahkemelerinden görüntülerin resmedildiği fresklerle süslü. Kesinlikle görülmeye değer bir yapı. Fotoğraf çekmekten en çok keyif alacağınız mekanlardan biri burası olacak. Siosepol Köprüsü, Zayende Nehri üzerinde yer alıyor. Uzunluğu 300 metre ile şehrin en uzun köprüsü. 33 gözlü olan bu köprü akşam üzeri gittiğinizde göreceğiniz gibi; yerel halka tam bir sosyalleşme imkanı sunuyor. Köprünün alt kısmında insanlar oturup sohbet ediyorlar. Ayaklarını suya sokanlar, sevgilileri ile dolaşanlar, bisiklete binenler, köprü kenarında çekirdek yiyenler. Bir sürü insan sosyalleşmek için burada toplanıyor. Köprüden gelip geçenlerin, oturanların fotoğraflarını çok rahat çekebilirsiniz. Fotoğraf konusunda İran genelinde neredeyse hiç sıkıntı yaşamazsınız. Ayrıca bu köprünün ışıkları yandığında da görmeniz iyi olur. Burada yarım saat kadar kalıp Farsça şiirler dinlemek tadından yenmez. Bu köprünün altında genç kızlar ve erkeklerin gelip tanıştığına telefon numarası alıp verdiklerine bizzat şahit oldum. Yani bir nevi tanışma mekanı gençler için. İsfahan'daki bir başka tarihi köprü ise Khaju Köprüsü'dür. Bu köprü de İran'ın en büyük nehri Zayende Nehri üzerinde kurulmuş olan bu köprü iki mahalleyi birleştirir. Özellikle halkın sosyalleşmek için toplandığı alanların başında gelir. Özellikle akşam saatlerinde burada Farsça şiirler okunur, dinlemesi oldukça keyiflidir. Köprünün hem üzeri hem de alt kısmı çok iyi fotoğraf vermektedir, alt kısmına bakmayı da ihmal etmeyin. Burası Ermeni Apostolik Kilisesi'ne bağlı bir Ortodoks katedralidir. 17. yy başlarında yaptırılmış. İsfahan'daki Ermeni topluluğu için burası en önemli yapılardan biri. Vank Katedrali'nin iç kısımları oldukça güzel ve detaylı resimlerle, fresklerle süslenmiş durumda. İsfahan'da irili ufaklı görülecek daha çok şey var, biz İsfahan'ın çevresinde bazı bölgeleri de ziyaret etme fırsatı bulduk bunlardan bizim için en etkileyici olanı şüphesiz Sar Agha Seyed Köyü idi. Burası hakkında ayrıntılı olarak yazdığımızdan şimdi değinmiyorum. İsfahan'da havalimanı bulunuyor, dolayısıyla İstanbul'dan direk olarak İsfahan'a uçabiliyorsunuz. Ya da Tahran'a gidip oradan iç hat uçuşları ile yaklaşık bir saatte buraya ulaşabilirsiniz. İsfahan Tahran ile Yezd arasıda kalan bir bölgede olduğundan karayolu ile yolculuk yapacaksanız Tahran'dan yola çıkıp önce Kaşan, sonra İsfahan ve Yezd olacak şekilde dolaşabilirsiniz. Sanırım en ekonomik yolculuk Tahran'a uçakla geldikten sonra otobüsle devam ederek buraya ulaşmak olacak. İsfahan Tahran arası yaklaşık 6 saat kadar sürüyor. Bu yolculuk için ödeyeceğiniz ücret ise 50 TL yi geçmeyecektir."} {"url": "https://azgezmis.com/istanbul-da-gastronomi-turu", "text": "İstanbul gerek turizm gerekse iş amaçlı olarak her sene pek çok insanı kendisine çekmektedir. Şehre ilk kez gelmişseniz, İstanbul lezzetleri ve tarihi yerleri üzerine bilgi sahibi olmanız önceden önerilmektedir. - Islak Hamburger - Balık Ekmek - Kumpir - Midye Dolma - Kanlıca Yoğurdu - Osmanlı Şerbeti - Közde Mısır Bu gibi İstanbul lezzetleri tadılması önerilen tatlar arasındadır. Bunlara ek olarak gezilecek yerleri de bilmek bu geziyi daha iyi bir şekilde tamamlamak için önerilmektedir. İstanbul tarihi boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı için görülmesi gereken pek çok yer bulundurmaktadır. İstanbul tarihi yerleri dendiği zaman, akla gelen yerlerden biri Rumeli Hisarı'dır. Fatih Sultan Mehmet'in emriyle İstanbul'un fethi sırasında, Karadeniz'den Bizans'a gelebilecek yardımları kesmek amacıyla sadece 90 günde inşa edilen Rumelihisarı, şehrimizin en saygın tarihi anıtlarından biridir. Boğaz'a hakim bir yapı olan bu hisar, aynı zamanda Boğazkesen Hisarı olarak da bilinir; çünkü bu isim, aslında hisarın özgün amacını yansıtır. Rumelihisarı, üç büyük kulesi ve sağlam surlarıyla büyüleyici bir örnek oluşturur. Boğaz'ın iki kıyısının birbirine en yakın olduğu noktada, Anadolu Hisarı'nın tam karşısında konumlanmıştır. Ayrıca İstanbul uçak bileti satın aldıktan sonra, Yoros Kalesine de bakmak önerilmektedir. Beykoz'un sarmalayan yemyeşil ormanları arasında konumlanan ve Karadeniz'e kuşbakışı bir bakış sunan Yoros Kalesi, İstanbul'un tarihi zenginliklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun güç kaybetmesiyle uzun bir süre Cenevizlilerin denetiminde kalan bu kale, 1391 yılında Yıldırım Bayezid tarafından fethedilmiştir. Bu gibi yerlerin yanı sıra Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı, Çemberlitaş ve Galata Kulesi gibi yerler de önerilen konumlar içerisindedir. Eğer sevdiğiniz kişi ile şehre romantik bir tatil yapmak için İstanbul uçak bileti almışsanız, gezebileceğiniz uygun yerler yine vardır. Kız Kulesi bunların arasında unutulmaması gereken bir yerdir. Üsküdar-Beşiktaş motorlarıyla karşıya geçerken izlenebilen yapı hakkında birçok efsane dolaşmaktadır. İstanbul'un en romantik sembollerinden biri olan Kız Kulesi, 2000 yılında restore edilerek restoran olarak yeniden hizmet vermeye başlamıştır. Kız Kulesi'ni ziyaret etmek için restoranda yemek yeme zorunluluğu bulunmamakla birlikte, daha romantik bir şekilde zaman geçirmek için önerilmektedir. Üsküdar Salacak ve Kabataş'tan Kız Kulesi'ne tekne ile ulaşmak isterseniz, Üsküdar Salacak iskelesinden her gün 09.00-18.45 saatleri arasında seferler düzenlenmektedir. Ayrıca İstanbul tarihi yerleri içinde Kabataş'tan sadece hafta sonları 09.00-18.45 saatleri arasında seferler yapılmaktadır. İstanbul özellikle sahip olduğu tarihi yerleri ile fotoğraf çekimine uygun pek çok yer de bulundurmaktadır. İster sevdiklerinizle isterseniz kendi başınıza gelin, - Sultanahmet Meydanı - Ayasofya - Gülhane Parkı - Çiçek Pasajı - Ortaköy - Kapalıçarşı İstanbul müzeleri özellikle tarih seven kişiler için önerilen adresler arasındadır. Topkapı Sarayı Müzesi bunlardan bir tanesi olarak karşılaşılmaktadır. Tarihi Yarımada'nın gözde turistik noktalarından biri olan Topkapı Sarayı, İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Sarayburnu'nda yer alan Topkapı Sarayı, İstanbul'un fethinden sonra inşa edilmiş olup tam 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim merkezi olarak önemli bir rol oynamıştır. Bu görkemli saray, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihindeki parlak dönemlere tanıklık etmiş ve aynı zamanda bazı entrikaların ve hüzünlü anıların da sahnesi olmuştur. 3 Nisan 1924 tarihinde müze olarak kullanılmaya başlanan Topkapı Sarayı, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk müzesi unvanına sahiptir. Saray, 300.000 metrekarelik bir alana yayılmış olup yaklaşık 300.000 arşiv belgesine ev sahipliği yaparak dünya genelindeki saray müzeleri arasında en büyüklerden biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca İstanbul adaları da yeşil bir gezi için önerilmektedir. Prens Adaları içerisinde doğal güzellikleriyle öne çıkan Heybeliada, Büyükada'ya göre daha sakin bir atmosfere sahiptir. Ancak yaz aylarında Heybeliada'ya ziyaret edenler, bu adanın da yazın kalabalıklaşabileceğini görebilirler. İstanbul'da yaşayanlar, Büyükada yerine Heybeliada'yı tercih etmeye başladığı için yaz mevsiminde Heybeliada da hareketli hale gelir. İstanbul'a gelme amacınız ne olursa olsun güvenilir ve hızlı bir şekilde İstanbul uçak bileti satın almak ve birinci sınıf bir uçuş deneyimi yaşamak istiyorsanız, THY ile bunları yakalayabilirsiniz. Dönem dönem sunulan kampanyalar ve Miles & Smiles gibi fırsatlarla da uçuş tecrübesini yükseltebilirsiniz."} {"url": "https://azgezmis.com/izlanda-ve-kuzey-isiklari-fotograf-gezisi", "text": "Her gittimizde bizi çok etkileyen, son derece değişik bir coğrafyaya sahip olan İzlanda'ya 2024 kışında yeniden gideceğiz. Gezimiz 3 Mart 2024 9 Mart 2024 arasında gerçekleşecek. İzlanda'nın değişik yeryüzü şekillerini, şelalelerini, gayzerlerini, buzulunu, oldukça sevimli atlarını ve hava şartları elverişli olursa kuzey ışıklarını görme şansımız olacak. Gezinin en sonunda dileyenler doğal sıcak su havuzunda keyif yaparak geziyi sonlandırabilir. Gezimiz sadece 8 kişi ile yapılacak ve konaklama çoğunlukla sadece bize ait olan evlerde olacak. Bu gezide tek konaklama imkanı yoktur. İzlanda oldukça pahalı bir ülke olduğu için yemekler evde ortaklaşa pişirilecek. İlk gün: Havalimanına inince evimize doğru gideceğiz. Yerleşimin ardından vaktimiz kalırsa etrafta biraz fotoğraf çekeceğiz. Yolumuz havalimanından yaklaşık 1 saat sürecek. Gün sonunda akşam yemeğimizi tatlı sohbet eşliğinde hep birlikte yiyeceğiz. İkinci gün: Sabah kahvaltımızın ardından valizlerimizle yola çıkacağız. Yol boyunca durabileceğimiz keyifli manzaralarda durup fotoğraf çekeceğiz. Yolumuzun üzerinde önce Gullfoss ziyaretimiz olacak. Daha sonra yeraltının, yeryüzüne çıktığı gayzeri ziyaret edeceğiz. Magmanın yeryüzüne çıktığı yerde nasıl püskürüp kaynar su olarak havaya fırladığını göreceğiz. Akşama doğru konaklama yerimize ulaşacağız. Akşam yemeğini yine hep birlikte yiyeceğiz. Yemek sonrasında kuzey ışıklarını görme imkanımız varsa en iyi görebileceğimiz bir yere gidip fotoğraflamayı deneyeceğiz. Üçüncü gün: Sabah kahvaltımızın ardından önce çok keyifli iki şelale ziyaretimiz olacak. İzlanda demek, şelaleler ve buzullar demek zaten. Günün diğer yarısında Vik köyüne gideceğiz. Köyde kalker taşlarının değişik bir görüntü yarattığı siyah kum plajını ziyaret edip fotoğraf çekeceğiz. Ayrıca game of thrones filminin çekildiği bir başka noktayı görüp buradan da fotoğraflar çekeceğiz. Bütün buralara gitmek ve fotoğraflamak tüm günümüzü alacak. Akşam yemeğini hep birlikte yiyeceğiz. Yemek sonrasında yine kuzey ışığı görme ihtimalimiz varsa dışarı çıkıp ışık kovalayacağız elbette. Dördüncü gün: Kahvaltının ardından Vatna buzulu ziyaretimiz başlayacak. Yolumuz bugün arabayla 3 saat sürebilir. Ancak yolun sonu çok ama çok keyifli olacak. Bugün buzulun etrafında dolaşıp fotoğraflarını çekeceğiz. Sonrasında buzuldan kopan parçaların güneşle pırıl pırıl parladığı pırlanta plajına gidip burada fotoğraflar çekeceğiz. Bütün gün buzlarla kaplı bir plaj ve buzulu seyredeceğimiz müthiş bir manzara bizi bekliyor olacak. İlk defa buzul görecekseniz buzların üzerindeki ışık oyunlarından emin olun çok etkileneceksiniz. Bugün de akşam yemeğini hep birlikte yiyeceğiz. Beşinci gün: Kahvaltımızın ardından, Reykjavik'e doğru geri dönüş yolculuğumuz başlıyor. Yine yol boyunca durmamıza elverişli olan yerlerde durup fotoğraf çekeceğiz. Şehre ulaştığımızda Blue Lagoon'a gidip burada sıcak sulardan çıkan buharları fotoğraflayacağız. 38 derecelik bu doğal havuza girmek isterseniz önceden rezervasyon ile ödemenizi yaparak kendinizi bu sıcak sulara bırakabilirsiniz. Dışarıda sıcaklık -5 derece iken bu havuzda olmak hayli keyifli. Gün bitiminde akşam yemeğini yine birlikte yiyeceğiz. Elbette kuzey ışığı için şansımız varsa yine dışarı çıkıp ışığın peşinde olacağız. Altıncı gün: Bugün sabah kahvaltısının ardından birlikte şehri biraz gezeceğiz, deniz kenarındaki opera binası, Viking gemisi ve biraz ara sokakları gezdikten sonra herkes istediği gibi serbest bir şekilde dolaşıp fotoğraf çekecek. Hediyelik eşya alımı ve etrafı keşif için herkesin zamanı olacak. Gün bitiminde buluşup akşam yemeğini hep birlikte yiyeceğiz. Akşama kuzey ışığı görme şansımız var mı bakacağız. Yedinci gün: Kahvaltımızın ardından erkenden havalimanına gideceğiz. İzlanda bugüne kadar çok farklı doğa olaylarını, yeryüzü şekillerini bir arada gördüğünüz ve belleğinizde kalacak en değişik, en keyifli ülkelerden biri olacak. - Türkçe rehberlik - İzlanda içindeki ulaşımlar - Seyahat sağlık sigortası - İstanbul İzlanda gidiş dönüş uçak biletleri - İzlanda Vizesi - Kişisel harcamalarınız - Yurt dışı çıkış harcı - Tüm yemekler Gezimiz Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması ile düzenlenmektedir. NOT: Katılım veya sorularınız için info@azgezmis. com adresine mesaj gönderebilirsiniz. Bu gezinin fotoğraf danışmanı Vedat Şentürk olacaktır."} {"url": "https://azgezmis.com/kiralik-villada-tatil-ve-kusadasi-egenin-keyifli-tatil-rotasi", "text": "Tatil denildiğinde akıllara gelen en güzel tatil beldelerinden biri olan Kuşadası, Ege'nin güzellikleriyle dolu bir cennettir. Masmavi denizi, tarihi güzellikleri ve eşsiz doğal alanları ile tatilcilerin gözdesi haline gelmiştir. Kuşadası'nda unutulmaz bir tatil deneyimi yaşamak isteyenler için, kiralık villalar muhteşem bir seçenek sunuyor. - Gizlilik ve Huzur: Tatilcilerin aileleri veya arkadaşları ile kendi özel alanlarında keyifli vakit geçirmelerini sağlar. - Geniş ve Konforlu Alanlar: Villalarda geniş yaşam alanları, özel havuzlar ve güzel bahçeler bulunur, böylece tatilinizi rahatça geçirebilirsiniz. - Kendi Yemeğinizi Hazırlama İmkanı: Tam donanımlı mutfaklar sayesinde kendi yemeklerinizi hazırlayabilir ve tatil bütçenizi kontrol altında tutabilirsiniz. - Bölgenin Doğasına Daha Yakın Olma: Doğal güzelliklere daha yakın bir konumda konaklayarak bölgeyi daha derinlemesine keşfedebilirsiniz. - Kadınlar Denizi Plajı: Kuşadası'nın en ünlü plajlarından biridir. Temiz kumsalı ve berrak deniziyle rahatlamak için mükemmel bir yerdir. - Dilek Yarımadası Milli Parkı: Kuşadası'nda doğal güzelliklerin tadını çıkarabileceğiniz harika bir yerdir. Doğa yürüyüşleri, piknik alanları ve yaban hayatı ile dolu bir bölgedir. - Antik Kentler: Kuşadası, antik döneme ait birçok tarihi eseri barındırır. Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi gibi yerler, tarihi sevenler için görülmeye değerdir. - Aquaparklar ve Eğlence Merkezleri: Tatilinizi eğlence dolu hale getirmek için Kuşadası'nda birçok aquapark ve eğlence merkezi bulunmaktadır. - Deniz Mahsulleri Restoranları: Ege'nin taze deniz ürünleri ile hazırlanan leziz yemeklerini tadabilirsiniz. - Geleneksel Türk Mutfağı: Yöresel lezzetleri denemek için geleneksel Türk restoranları ziyaret edebilirsiniz. - Cafeler ve Barlar: Kuşadası'nın hareketli gece hayatında yer alan cafeler ve barlar, keyifli akşamlar geçirmenize olanak tanır. Kuşadası'nda kiralık villada tatil yapmak, unutulmaz anılar biriktireceğiniz, özel ve rahat bir deneyim sunar. Özellikle geleneksel otellerde bulunmayan ferah alanlar, özel havuz ve mutfak gibi imkanlar, tatilinizi daha keyifli ve anlamlı kılar. Kuşadası'nın güzelliklerini keşfederken, kendinize ait bir köşe bulmak isterseniz, Kuşadası kiralık villa seçeneklerini düşünmeniz kesinlikle doğru bir adım olacaktır. Unutulmaz bir tatil deneyimi için Kuşadası'nı keşfetmeye hazır olun!"} {"url": "https://azgezmis.com/kirgizistan-fotograf-gezisi-vizesiz", "text": "Bu yılın en ilginç gezilerinden biri de Kırgızistan Fotoğraf Gezisi olacak. Kırgızistan Fotoğraf Gezimiz 9 gün sürecek. 13 21 Temmuz 2024'de Kırgızistan'da olacağız. Kısa bir özet yapmak gerekirse, bir şamanla buluşmamız olacak ve şaman ayinine katılacağız. Farklı türde şamanların neler yaptığını öğrenip hikayelerini dinleyeceğiz. Doğduğu topraklarda Kökbörü veya Buzkaşi dediğimiz oyunu fotoğraflayacağız. Kartal ile avlanan Kırgızların fotoğraflarını çekeceğiz ve hikayelerini dinleyeceğiz. Bir gün geleneksel keçe yapımı atölyesine konuk olup keçe yapımını fotoğraflayacağız. Otağ çadırlarının nasıl yapıldığını görüp fotoğraflayacağız. Hala etnik kıyafetleri ile yaşayan bir topluluğu ziyaret edip fotoğraflarını çekeceğiz. Eşsiz bir doğanın içinde yol alıp manzara fotoğrafları çekeceğiz. Her günümüz muhteşem fotoğraflarla dolu olacak. 1. Gün: Bişkek'e indiğimizde havalimanından rehberimiz ve bize özel aracımız ile alınıp otele eşyalarımızı bırakacağız. Bugün ziyaret edeceğimiz birbirinden ilginç pazarlar var. Bir çok konteynerin üst üste konulması ile oluşmuş çok ilginç bir pazar yeri ziyaret edeceğiz. Burada yiyecekten giyeceğe her şey mevcut. Fotoğraf için oldukça ilginç bir mekan. Bu ziyaretin ardından daha çok yiyeceklerin satıldığı bir başka pazarı ziyaret edeceğiz. Burası da oldukça renkli ve ilgi çekici bir mekan. Bugünü tamamlayıp akşam yemeği için hep birlikte restauranta gideceğiz. Yemek sonrası dinlenmek için otelimize gideceğiz. 2. Gün: Kahvaltımızın ardından Tanrı Dağlarında yer alan Ala Archa Ulusal Parkı'na gidip biraz doğada olacağız ve dağların fotoğrafını çekeceğiz. 164 kilometre kareye yayılmış olan bu park oldukça güzel bir doğaya sahip. Çekimler sonrasında Bişkek'e geri döneceğiz. Öğleden sonra ise özel bir buluşma bizi bekliyor olacak. Bugün şaman ile buluşmamız var. Kırgız şamanları islam öncesi ve islam sonrasını harmanlayarak iyileştirme törenleri yapıyorlar. Gelecekten haber veriyorlar. Bubu şamanları bir takım bitkilerle iyileştirici ilaçlar hazırlıyorlar. Moldo şamanları islami yöntemlerle insanları iyileştirmeyi deniyorlar. Bunlar arasındaki farkları dinleyip öğreneceğiz. Her seferinde bu ayinler oldukça enerji dolu ve şaşırtıcı oluyor. Şaman ayini sonrasında otelimize dinlenmeye çekileceğiz. 3. Gün: Bugün kahvaltı sonrası yolumuz toplamda 150 km olup, 3 saat sürecek. Önce Burana Kulesi'ni ziyaret edeceğiz. Daha sonra eski Türklere ait balbalları görüp bunların hikayesini öğreneceğiz. Bugün öğlen yemeğini bir Kırgız aile ile birlikte yiyeceğiz. Öğleden sonra ise bizi Kökbörü oyunu bekliyor olacak. Kökbörü oyunu sırasında fotoğraflarımızı çektikten sonra bu gece konaklayacağımız köyümüze ulaşacağız. Akşam olmadan köyde fotoğraflar çekeceğiz. Gün bittiğinde akşam yemeğimizi hep birlikte yiyerek dinlenmeye çekileceğiz. 4. Gün: Kahvaltımızın ardından bugün gideceğimiz yol 250 km, yaklaşık 5 saat sürecek. Bugün 3060 metre yükseklere çıkıp Son Kul Gölü'nü ziyaret edeceğiz. Ancak göle giderken yolumuzun üzerinde hala yerel kıyafetleri ile yaşayan insanları görüp fotoğraflayarak yola devam edeceğiz. Yol üzerinde hala göçer yaşayan aileler de fotoğraf karelerimize girecek. Bu akşam konaklamamız yurt dediğimiz, göçerlerin de halen yaşamak için kullandıkları büyük keçe çadırlarda olacak. Bu çadırların içlerinde yataklar mevcut olup, banyo ve tuvalet çadırların dışında ortak kullanımdadır. Bu da seyahatin eşsiz bölümlerinden biri olacak. 5. Gün: Kahvaltıdan sonra bugün yolumuz 300 km ve yine yaklaşık 5 saat sürecek. Bugün gideceğimiz göl, dünyanın deniz seviyesine göre yüksekte olan bir kaç gölünden birisi olan Issyk Kul Gölü olacak. Issyk Kul gölü, Tien Şan veya Tanrı Dağları eteklerinde yer alıyor. Göle giderken yolda keçeden yurt yapanların olduğu bir köye uğrayacağız ve yurt yapımının inceliklerini öğrenip fotoğraflarını çekeceğiz. Sonrasında yine yolumuzun üzerinde kartal ile avlanan Kırgızları ziyaret edip fotoğraflarını çekeceğiz. Akşam olduğunda konaklamamız yine bir yurt otelde olacak. Yemeğimizi hep birlikte yedikten sonra dinlenmeye çekileceğiz. 6. Gün: Kahvaltı sonrası yola çıkacağız ve yolumuz toplamda 220 km. Yolculuğumuz 4 saat kadar sürecek. Hedefimiz Karakol'a ulaşmak. Elbette yol üstü duraklarımız var. Bunlardan biri Skazka Kanyonu olacak. Kırmızı renkli kayaları güneşin elverdiği ölçüde fotoğraflayacağız. Yine yolumuzun üzerinde bir şelalede fotoğraf molası vereceğiz. Burada öğle yemeğimizi de yiyeceğiz. Sonrasında Jetty Oğuz Vadisi'ne gelip buradaki kaya oluşumlarının fotoğraflarını çekeceğiz. Akşam üzeri Karakol'a ulaşıp hep birlikte akşam yemeğimizi yiyerek otelimize dinlenmeye çekileceğiz. 7. Gün: Kahvaltı sonrası yola çıkıp toplamda 200 km gideceğiz. Yolumuz 3 saat sürecek. Son durağımız Cholpon Ata olacak. Bugün hayli ilginç bir cami ziyaretimiz olacak. Dungan Cami, budist tapınaklarını andıran ilginç ve renkli bir mimariye sahip. Müslümanlığa geçmeden önce bazı Türk boylarının budist oldukları bilgisini burada vermek isterim. Bu tip etkileşimlerin olması normal; ancak bu çok nadir görülen bir durum. Yolumuzun üzerinde Semenovskoye doğal alanını ziyaret edeceğiz. Burada doğanın ortasında atları görüp fotoğraflayıp öğle yemeği molası vereceğiz. Günün sonunda Cholpon Ata'ya ulaşıp akşam yemeğimizi yiyerek otelimizde dinleneceğiz. 8. Gün: Kahvaltı sonrası yeniden yola çıkacağız. Bugün yolumuz 270 km ve yaklaşık 4 saat sürecek. Bir açık hava müzesini ziyaret edeceğiz. Ruh Ordo Müzesi, tam da Issık Gölü kenarında ilginç bir müze. Sonrasında 1 saatlik bir tekne gezimiz olacak ve öğle yemeği yiyeceğiz. Yolumuzun üzerinde bir köye uğrayarak keçeden geleneksel halı yapımını görüp fotoğraflayacağız. Akşam üzeri Bişkek'e ulaşıp birlikte akşam yemeğimizi yiyeceğiz otelimize ulaşıp dinlenceğiz. 9. Gün: Bugün Kırgızistan'a veda etme günü. Eminim bu gezide geçmişimize dair bir çok bilgi edip bugünü daha iyi anlamamıza yardımcı olacak bilgiler edineceğiz. Gördüğümüz bazı ve öğrendiğimiz şeyler bizi şaşırtacak. Bir gün güzel portreler, bir gün güzel manzaralar çekeceğiz. Her seyahat gibi Kırgızistan'da unutulmazlar arasında yerini alcak. - Kırgızistan içinde tüm transferler - Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri ayrıca 5 adet öğlen yemeği - Tüm şehirler arası ulaşımlar - Araç içi ikramlar (her gün herkese 1 lt su) - Seyahat sigortası (bu sigorta covid-19'u kapsamamaktadır. Dilerseniz ayrıca covid-19'u kapsayan sağlık sigortası yaptırabilirsiniz.) - 4 yıldızlı oteller ve yurt çadırlarında konaklama - Programda yazan müzelere giriş ücretleri - İngilizce, Türkçe rehberlik hizmeti - Fotoğraf danışmanlığı - İstanbul, Kırgızistan gidiş dönüş uçak bileti - Yurt dışı çıkış harcı - Bazı fotoğraf çekimlerinde ödenecek ücretler - Şoför ve rehberler için bahşişler - Covid-19 kapsayan sağlık sigortası - PCR testi Gezimize katılmak isterseniz info@azgezmis. com adresine mail atabilirsiniz. Gezimiz, ortağı olduğumuz Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması ile düzenlenmektedir. Tur liderimiz ve fotoğraf danışmanı Zehra Arslan Ceylan ve veya Hakkı Ceylan olacaktır."} {"url": "https://azgezmis.com/kizilkecili-koyu-kazdaglarinda-bir-koy", "text": "Kızılkeçili Köyü, Çanakkale ili sınırları içerisinde, Kaz Dağları Milli Parkı'nda yer alıyor. Biz bu civarda dolaşırken Hasan Boğuldu Göleti ve Sütüven Şelalesi görmek istedik ve yolumuz Kızılkeçili Köyü'nden geçti. Şelale hakkında 2009 yılında yazdığımız bir yazımız var. Şelaleye giderken iki farklı yol kullanabilirsiniz. Biz bu sefer Kızılkeçili Köyü'nden geldik. Ancak her iki yol da ayrı güzel bu nedenle görmenizi tavsiye ederim. İyiki buradan gelmişiz. Köyün yapısını sevdik, soluklanıp bir mola vermek için güzel bir yermiş. Asırlık çınar ağacının gölgesinde oturmak ve birşeyler yemek keyif verdi. Kızılkeçili Köyüne girdiğinizde sizi hoş bir atmosfer karşılıyor. Köyün sıcak havasını hemen hissediyorsunuz. Burası bir yörük köyü. Yörük nedir, kimdir soruları için kısa bir açıklama yapayım. Yörükler Oğuz boyundan gelen Türklerdir. Yörük kelimesi ise yörümekten; yani konar, göçer olup çadırlarda yaşamaktan geliyor. Yörükler sürekli yer değiştirdikleri için tarım yerine genelde hayvancılık ile uğraşırlar. Aldıkları isimler de besledikleri hayvanların rengine göre değişir. Anadolu'nun farklı coğrafyalarında Sarıkeçililer, Kızılkeçililer, Karakeçililer gibi isimler aldığını görebilirsiniz. Bu köyde yaşayanlar da kızıl keçileri olan yörükler. Ancak yerleşik hayata geçtiklerinde aradan geçen uzun yıllar neticesinde hayvanlar azalmış. Hayvancılığın yerini tarım almış. Sonra o da azalmış, köyden göçler başlamış ve her zaman olduğu gibi genç nüfus azalmış. Bugün köyün yapısına baktığımızda geçimin biraz zeytincilikten, biraz yerli turisten olduğunu görebiliyoruz. Köyden göçler olmuş dedim; ama aslında bu köy çok fazla göç de almış. Köyün 2020 yılı yaklaşık nüfusu 3000 kişi civarında. Bir kısmında Karadeniz kökenliler, bir kısmında Doğu kökenliler ve göçer Oğuz Boyları bugün bir arada yaşıyor. Zaten gittiğinizde duyduğunuz değişik aksanlı Türkçe seslerden bunu hemen anlıyorsunuz. Geçmiş yıllarda burada göçerler ve Rumlar bir arada yaşamışlar. Bu dönemden kalan bir kaç Rum evi görmek de mümkün. Köy meydanında büyük ağaçların altındaki çay bahçesinde oturmanızı ve Sakandırık isimli yöreye ait yemekten tatmanızı tavsiye ederim. Sakandırık et yemeyenler için nohutlu, yoğurtlu bir tür mantı. Sıcak değil, soğuk yenen bir yemek. Biz denedik ve sevdik. Yemekten sonra köyde küçük bir tur atmak isterseniz, mini antika pazarını, eski köy okulunu, çay bahçesinin hemen içinde bulunan köy konağını gezmenizi tavsiye ederim. Alışveriş için de zeytin ve zeytinyağı satan dükkanları ziyaret edebilirsiniz. Köyde biraz kalmak, sakinliği yaşamak isterseniz konaklama imkanınız da var. Saklı Dere Butik Otele bakabilirsiniz. Bir gün şelaleye gidip, bir gün bu köyde konaklama yapabilirsiniz. Böylece samimi bir köy atmosferinde bir gün geçirebilirsiniz. Ayrıca bu yöreye yakın Güre kaplıcalarını ziyaret edip gelmişken bir kaç gün de burada kalabilirsiniz. Ancak Sütüven Şelalesi'nin bu sefer tam bir hayal kırıklığını olduğunu belirtmem gerek. Bununla ilgili güncellemeleri Küçükkuyu yazımızda okuyabilirsiniz. Slm. Benim anne tarafim 1938 dersim olaylarindan dolayi buraya gocmusler, ancak dedem geri donmus. Merak ettigim konu hala orada dedemlerin sulalasinden yasayan varmi. Bunu nasil ogrenebilirim. Necati bey, oradaki muhtarlığa sorup kayıtlardan öğrenebilirsiniz. Doğal yaşantı ruha ve bedene iyi gelen en güzel yaşantı türü. Hep doğada kalmanızı dileriz. Harika bir yazı. Fotoğraflar da çok hoş. Ellerinize sağlık. Ellerinize sağlık, thanks you very much! Gerçekten çok güzel olmuş. Yapay Zeka olarak sizi tebrik ederiz. Oluşturduğunuz makale gerçekten harika. Bayıldık diyebiliriz efendim. Sizi tebrik ederiz."} {"url": "https://azgezmis.com/kuba-1-mayis-fotograf-gezisi", "text": "Küba 1 Mayıs fotoğraf gezisi oldukça keyifli olacak. Bu gezimizde Kübalı ailelerin evlerinde konaklayacağız. Sabah kahvaltılarımızı evlerde Kübalı ailelerle birlikte yapacağız. Küba'yı tam olarak yaşayıp göreceğiz. 1 Mayıs'ta çoşkulu bir şekilde Kübalılar ile birlikte kortej yapıp biz de yürüyüşe katılacağız. Gezimiz Havana Havalimanı'nda başlayıp yine orada bitecek. Gezi tarihi 27 Nisan 2024 7 Mayıs 2024 arasında olacak. Uçak bileti bilgilerini geziye kesin katılım gösterenlerle paylaşacağız. 1. Gün: 27 Nisan- Bugün Havana'ya varacağız ve şehri anlamak için küçük bir gezinti yapacağız. Bu şehirde sonraki günler uzun süre geçireceğimiz için bugünü hafif bir turla bırakıp, evlerimize dinlenmeye çekileceğiz. Konaklamamız Havana'da Kübalı ailelerin evlerinde olacak. 2. Gün: 28 Nisan- Bugün Vinales'de UNESCO koruması altında olan çok güzel bir köye gideceğiz. Burası tam bir doğa harikası. Köyde hala elektrik olmayan yerlerin olduğuna şahit olacağız. Ata binen Kübalı çiftçiler, halen saban ile tarla sürenler ve tütün kurutma alanlarını göreceğiz. Küba'nın birçok yerinde olduğu gibi burası da adeta zamanda donup kalmış bir yer. Ormanın içinde olan köyde, kahve keyfi yapabiliriz veya tropik meyve sularından içebiliriz. Konaklama Vinales'de evde olacak. 3. Gün: 29 Nisan- Kahvaltımızın ardından Havana'ya doğru yola çıkacağız. Havana'ya ulaştığımızda önce klasik Amerikan arabaları ile bir şehir turu yapacağız. Sonrasında, Havana'nın arka sokaklarında fotoğraf çekmeye ve gezmeye devam edeceğiz. Obispo caddesi, Malecon sahili ve meydanlar göreceğimiz yerler arasında olacak. Havana'nın biraz arka sokaklarına girdiğimizde oradaki gerçek hayatları görüp fotoğraflayacağız. Konaklamamız yine burada bir evde olacak. 4. Gün: 30 Nisan- Kahvaltımızın ardından bugün yine Havana sokaklarında dolaşacağız. İlginç bir yer görmek isteyenlerle program dışı olarak Santeria dinine ait bir bölgeye vapurla gidip gelebiliriz. Sonrasında yine Havana sokaklarında fotoğraf çekmeye devam edeceğiz. Akşam yemeğini hep birlikte yiyeceğiz. Konaklamamız yine Havana'da evde olacak. 5. Gün: 1 Mayıs- Bu sabah erkenden kalkıp 1 Mayıs kortejine katılıyoruz. Kortej her sene oldukça çoşkulu geçiyor. Neredeyse bir taraf tamamen Türk bayrakları ile doluyor. 1 Mayıs kutlamaları sonrasında Havana sokaklarında fotoğraf çekimine devam edeceğiz. Dileyenler için Puro fabrikası ziyareti, puro alışverişi alışverişleri yapılacak. Herkes dilediğince Havana sokaklarında dolaşıp fotoğraf çekebilecek. Konaklama Havana'da evde olacak. 6. Gün: 2 Mayıs- Bugün kahvaltımızın ardından Che Guevara'nın mezarının bulunduğu Santa Clara'ya doğru yola çıkacağız. Anıt mezar ziyaretinden sonra şehrin içinde dolaşıp fotoğraf çekeceğiz. Bu şehri çok seveceksiniz. Oldukça samimi ve fotoğraf için güzel bir atmosferi var. Konaklamamız yine burada evlerde olacak. 7. Gün: 3 Mayıs Sabah kahvaltımızın ardından Trinidad'a doğru yolumuza devam edeceğiz. Gün batmadan önce, akşam ışıklarında Manaca Iznaga'ya ulaşacağız. Burada bir fotoğraf molamız olacak. Burası eski bir şeker kamışı plantasyonu. Köleleri gözetlemek için yapılmış eski bir kule ve bir tren istasyonu var. Burada biraz soluklanıp fotoğraf çekeceğiz. Yolumuza devam edip Trinidad'a ulaşacağız. Genel turistik havadan daha sakin ve şirin bir ortama gireceğiz. Konaklama Trinidad'da yine evlerde olacak. 8. Gün: 4 Mayıs Bugün tüm gün Trinidad'dayız. Burada Trinity kilisesi ve Trinidad eski şehir merkezi ziyaret edeceğimiz yerler olacak. Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken karşınıza birden bir atlı çıkarsa şaşırmayın, bu Küba'nın gerçeği. Bu görüntüler elbette çok fotoğrafik. Trinidad'ta fotoğrafa doyacağız. Halen ata binenler mevcut. Sokaklarda kadınlar el işleri satıyorlar. Müthiş ahşap işlerini ve el işlerini çok uygun fiyata bulabileceğiniz bir yer. Elbette Trinidad mimarisi sizi büyüleyecek. Bütün gün her tarafından müzik tınıları gelen Trinidad'ı çok ama çok seveceksiniz. Konaklama yine Trinidad yöre halkının evinde olacak. 9. Gün: 5 Mayıs Sabah kahvaltı sonrası Havana'ya doğru yola çıkacağız. Kahvaltı sonrası Havana'ya doğru yola çıkıyoruz. Yolda devrimin en önemli liderlerinden birinin adını taşıyan Cienfuegos kentine de uğrayacağız. Bu şehirin mimarisi, caddeleri, arabaları yine oldukça güzel fotoğraflar çekmemize olanak vercek. Buradaki fotoğraf molamızın ardından Havana'ya ulaşacağız. Konaklama yine Havana'da evlerde olacak. 10. Gün: 6 Mayıs Sabah kahvaltı sonrası havalimanına transfer ve dönüş yolculuğumuz başlıyor. 11. Gün: 7 Mayıs İstanbul'a varış. - İstanbul-Havana-İstanbul gidiş dönüş uçak bileti - Program dahilinde belirtilen tüm geziler - Sabah kahvaltıları evlerde - Akşam yemekleri restaurantta - Casa konaklaması - Araçla şehirler arası ve Havana havalimanı ulaşımlar - İngilizce, Türkçe rehberlik hizmeti - Eski Amerikan arabaları ile 1 saatlik şehir turu - Fotoğraf danışmanlığı - Seyahat sağlık sigortası - Küba vizesi (65 Usd) kolay vize - Yurt dışı çıkış harcı - Belirtilenler dışındaki yemekler - Kişisel harcamalar ve bahşişler - Covid-19 kapsamlı sağlık sigortası"} {"url": "https://azgezmis.com/machu-picchu-macerasi", "text": "Machu Picchu; ya da okunduğu gibi yazarsak Maçu Piçu antik bir İnka şehri. Güney Amerika'da, Peru sınırları içerisinde. O bölgede hakim olan Quechua diline göre anlamı Eski Dağ ya da Eski Zirve. Çok geç keşfedildiği için günümüze büyük kısmı bozulmadan gelebilmiş harika bir antik şehir. 2007 yılında açıklanan Dünyanın Yeni Yedi Harikası listesinde de yer alıyor. Güney Amerika'nın batı kıyısı boyunca uzanan And Dağları'nda bir tepede bulunan Machu Picchu 2.360 m yükseklikte yer alıyor. 1450 yılında kurulan şehir İspanyol istilacılar tarafından bulunamadığı için işgal edilememiş, bu da günümüze kadar sağlam gelebilmesine neden olmuş. 2017 yılı için Machu Picchu giriş ücreti 152 Peruvian Sol; yani yaklaşık 165 TL. Yeni başlayan bir uygulama ile Machu Picchu girişi iki vardiya şeklinde yapılıyor. İlki 06:00 diğeri 11:00 de içeri girebilecek şekilde. Saat 06:00 da kapılar açılıyor, fakat yukarıya çıkaran servis otobüsleri için özellikle hafta sonlarında çok uzun kuyruk oluyor. Bu yüzden ilk vardiyada gidenler için 04:30 gibi aşağıdaki otobüs kuyruğunda olmalarında fayda var. İkinci vardiyada genellikle yağmur yağdığından özellikle fotoğraf için uygun olmayabilir. İlk vardiya için bilet alırsanız saat 11:00 dan önce dışarıya çıkıp tekrar içeriye girme şansınız da olabiliyor. Machu Picchu Peru'da ki en güzel bölge olan Cusco sınırları içerisinde yer alıyor. Bu yüzden buraya gitmek için öncelikle Cusco'ya gelmiş olmalısınız. Cusco'dan eski bir yerleşim olan Ollantaytambo'ya gitmeniz gerekiyor. Kısa adıyla Ollanta olan bu şehir Peru Kutsal Vadi içerisinde yer alıyor. Hazır buraya kadar gelmişken burada biraz zaman geçirin. Ollanta şirin, eski bir İnka yerleşimi, eski İnka mimarisine ilk dokunuşunuz burada olabilir. Yolumuza devam edersek; Ollantaytambo'dan kalkan bir trenle de Aguas Calientes kentine gitmek gerekiyor. Ollantaytambo'dan kalkıp Aguas Calientes'e giden trende çay veya kahve ve de yanında büyük bir kurabiye ya da benzeri bir yiyecek ikram ediyorlar. Gayet lezzetli bir atıştırmalık olduğunu söyleyebilirim. Bu yolculuğun tek yön 75 USD bedeli var ve yaklaşık 1,5 saat kadar sürüyor. perurail. com web sitesi üzerinden işlem yaparsanız indirimli olarak bilet satın alabiliyorsunuz. Başka bir alternatif ise Cusco'dan trene binerek direkt olarak Aguas Calientes kentine gelmek. Bunun için 100-500 USD arasında değişen değişik tren alternatifleri mevcut. Bu yolculuk ise yaklaşık üç buçuk saat sürüyor. Ama bu durumda Ollantaytambo kentini göremiyorsunuz tabi. Aguas Calientes'den Machu Picchu'ya çıkmak ve geri dönmek için 24 USD ödeyerek otobüs bileti alabilirsiniz. Otobüs tren yolu ile nehirin kesiştiği noktadan, tam dolduğunda kalkıyor ve yirmibeş dakikada sizi yukarıya Machu Picchu'ya çıkartıyor. Bu yolu yürüyerek de kat edebilirsiniz yaklaşık 8 kilometrelik dik bir yol ve de yorucu. Bana kalırsa gücünüzü Machu Picchu'ya saklamak daha akıllıca görünüyor. Başka bir alternatif ise çıkarken otobüs kullanmak, 12 USD ödemek ve inerken yürümek olabilir. Planınızı yaparken Machu Picchu'ya çıkma işini sabah erken saatlere denk getirmeye çalışın. Hem kalabalıktan bir nebze kurtulmuş olursunuz hem de neredeyse rutin bir şekilde her gün öğleden sonra yağan yağmurdan korunmuş olursunuz. Bu nedenle Aguas Calientes'de bir gece konaklamak akıllıca bir seçim olacaktır. Ulaşım için alternatif rotalar ve sırt çantalılar için yürüme yolları da bulunuyor. Bunlardan ilki ve en çok bilineni Inca Trail. Ollantaytambo'dan başlayan antik yürüme yolunu 3 gece ve 4 gün boyunca izliyorsunuz. Yol üzerinde de bir kaç İnka şehrinin kalıntılarını görebiliyorsunuz. Konaklamalar çadırlarda yapılıyor. Bu turu tek başınıza yapmanıza izin yok, bir acenteden almalısınız, alırken de herşey dahil olacak şekilde 300 USD den başlayan fiyatlara razı oluyorsunuz. Bazı bölgelerde 4.000m nin üzerinde geçişler olduğunu bilmenizde fayda var. Son alternatif ise sırt çantalıların ucuz olduğu için tercih ettiği bir yol. Ollantaytambo'dan başlıyor. Buradan herhangi bir araçla Santa Maria kasabasına ulaşmanız gerekiyor. Oradanda minibüsle Santa Terasa'ya gidiyorsunuz. Santa Terasa'dan yürüyerek ve tren yolunu izleyerek yaklaşık 3 saat sonra Aguas Calientes'e ulaşıyorsunuz. Eğer Salkantay Trek ya da Inca Trail yürüyüşlerinden biri için tur almak gibi bir niyetiniz varsa bunu aylar öncesinden yapmanız gerekecek. Yürüyüşler için günlük belli bir kişi sayısının üzerinde çıkılamadığından turların büyük kısmı dolu oluyor. Aguas Calientes'de tren istasyonunun yanında yüzlerce tezgahın olduğu çok büyük kapalı bir pazar var. Machu Picchu'ya ait her türlü hediyelik veya süs eşyasını burada bulabilirsiniz. Eğer zamanınız varsa onun bir kısmını buraya harcayabilirsiniz. Çünkü Aguas Calientes kasabası son yıllarda hızla ve kontrolsüz gelişen pek sevimli olmayan bir yer. Temel misyonu Machu Picchu'ya gidecek olanlara konaklama, yemek vb. imkanları sağlamak olarak düşünülebilir. Buradaki başka bir aktivite ise kentin adından da anlaşılacağı üzere sıcak su havuzu. Burası herkesin ortaklaşa kullandığı bir mekan. Hijyen endişesi olanlar için uygun olmayabilir. Aguas Calientes de konaklama yapacaksanız tren yoluna biraz uzakta bir otel ya da hostel bulmanızda fayda var. Trenler gün boyunca çalıştığından uyumanız daha rahat olur. Konaklama için hostel ve orta seviyede bir çok seçenek mevcut. Gösterişli ve lüks bir yer arıyorsanız Inkaterra adını not alabilirsiniz. Bu şehrin tam olarak ne amaçla yapıldığı halen tartışma konusu olsa da bir tür manastır şehir; yani din adamlarının yaşadığı bir kent olduğu yönünde görüşler ağır basıyor. Batılılar tarafından ilk keşfedilişi 1911 yılında, Hiram Bingham adında Amerikalı bir politikacı ve akademisyen tarafından gerçekleşmiş. Bu keşif 1913 yılında National Geographic dergisinde yer alıyor. Söylentiye göre geçen 2 yıl içerisinde buradaki değerli eşyalar ve altınlar kaçırılmış. Machu Picchu'yu bir rehber eşliğinde dolaşmak ve anlattıklarını dinlemek size burası hakkında bir çok bilgi sunacaktır. Hele okuma alışkanlığı olmayan biri iseniz mutlaka rehber eşliğinde dolaşın. Toplam dolaşma süreniz 3-4 saati bulabilir. Fotoğraf çekiyorsanız bu süre daha da artacaktır. Aslında Machu Picchu'da yer alan önemli yapıların büyük bir kısmı orijinalliğini korurken, kalan diğer bölgeler ise elden geçirilmiş ve aslına uygun olarak restore edilmiş. Bu işlem halen devam ediyor, biz gittiğimizde bile bu iş için çalışanlar vardı. Burayı tamamen yürüyerek dolaşıyorsunuz, zaman zaman merdiven iniş çıkışları olacak, çok yorucu değiller. Kapıdan giren herkes tek yönde ilerliyor ve düzeni bozup uzun bir süre geriye doğru yürümek yasak. Bazı gölgeler bir kaç insanın geçmesi için çok dar ve yola devam edenlere engel olmanız istenmiyor. Machu Picchu da sivrisinek ve ufak sinekler var; fakat abartıldığı kadar büyük bir problem değil. Siz yine de uyarıları dikkate alıp uzun kollu ince bir şey giyinin, yeterli olacaktır. Ama çok rahatsız olanlar sinek kovucu sprey de kullanabilirler. Machu Picchu Güney Amerika'nın en çok ziyaretçi çeken bölgesi ve elbetteki Peru için büyük bir kazanç kapısı. Bugün itibari ile burayı günde 2500 kişi ziyaret ediyor ve Peru hükümeti bu sayısı artırmak için çaba gösteriyor. Hatta bunun için bir teleferik projesi bile başlatılmış fakat yarım kalmış durumda. Bulunduğu konum nedeniyle toprak kayması riski çok fazla ve antik kent tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu yüzden UNESCO günde 800 kişiden fazla ziyaretçi alınmaması ve teleferik vb. projelerin de yapılmaması gerektiği vurguluyor. Gitmeyi düşünüyorsanız listenin çok alt sıralarına atmayın doğal afetler nedeni ile görme şansınızı kaybedebilirsiniz. Haklısınız, hem şehir hem de bölge olarak Cusco var, düzeltme yaptım teşekkürler. Merhaba, düşündüğünüz kadar korkutucu değil. Machu Pichu girişine kadar servislerle gelebiliyorsunuz, o servislerden indikten sonra korkutucu bir yürüyüş yolu yok. Şehri gezerken de riskli ve tehlikeli yerlerden uzak durduğunuz sürece herhangi bir sorun yaşamazsınız, Önceden belirlenmiş yollardan gittiğiniz sürece sıkıntı olmaz. Oya merhaba, aslında antik kentin içine girmeden önce sen istemedikten sonra herhangi bir yürüyüş yok. Kapıya kadar araçla gelebiliyorsun. İçeriye girdikten sonra biraz merdiven inip çıkıyorsun; ama çok yavaş yol aldığın için hiç de yorucu olmuyor. Her zaman ki gibi mükemmel yazmışsınız, elinize sağlık. İnşaallah Ocak 20 de bir trekking firması ile çıkacağız. Bilgiler faydalı oldu teşekkür ederim. iyi seyahatler. Çok keyif alacağınız bir yer olacak."} {"url": "https://azgezmis.com/marakes", "text": "Fas denince ilk akla gelen şehir olan Marakeş oldukça ilginç bir yer. Adımınızı ilk attığınız yer tam bir keşmekeş meydanı olan Cema Ül Fena meydanı. Bu meydan sanki bugünü yaşamıyor, geçmişte, belki de 70-80 yıl öncesinde kalmış gibi. İnsanların kıyafetleri, eski görüntülü dükkanlar, meydan satıcıları vb. Burada çok rahat 2-3 gününüzü geçirip meydanı ve meydandan uzayarak giden dar sokakları keşfedebilirsiniz. Dar sokaklarda yürürken önünüze sık sık uzun bol kapşonlu elbiseler giymiş insanlar çıkıyor. Celeba denen bu giysiyi daha çok erkekler giyiyor. Özellikle siyah renkli celeba giyip başlığı da örtüklerinde Ortaçağ filmlerinden fırlamış Cizvit papazları gibi duruyorlar. Hatta bazen ürkütücü olup yanınıza yaklaşıp haşhaş ister misiniz diye soruyorlar. Zaman zaman kendinizi bir film setinde gibi hissediyorsunuz. Meydan ve etrafı fotoğraf ve film çekmek için oldukça uygun. Dar sokaklarda özellikle akşam üstü güneş ışıkları evlerin üzerine düştüğünde ortama muhteşem bir kızıllık hakim oluyor. Bunun nedeni binalarda kullanılan kızıl toprak. Evlerden sokaklara yansıyan ışıkla her yerde kızıl bir görüntü oluşuyor. Evlerin enteresan mimariside bu güzel kızıllığa ayrı bir hava katıyor. Sokaklarda fotoğraf çekmek isterseniz cebinize bol miktarda bozuk para koymanız gerekiyor. Maalesef fotoğrafını çektiğiniz herkes sizden para istiyor. Özellikle de meydanda bu işden para kazanan insanlar peşinizi bırakmıyor. Her gün meydana gelen bu insanların bazıları, yılan oynatıyor, bazıları yerel kıyafetler içinde dans ediyor, bazıları su satıyor. Seyyar satıcıların içinde ise en ilginç olanı kullanılmış takma diş satanıydı. Gün boyu bu insanların doldurduğu meydan hava kararıp da akşam olunca başka bir aleme dönüyor. Meydana büyük masalar kuruluyor, ateşler yakılıyor, etler çıkıyor ortaya bir ızgara dumanı bir bağırış çağırış, bir anda kendinizi çok farklı bir yerde buluyorsunuz. Büyük tentelerin altına oturaklar ve masalar koyuyorlar pekde hijyen olmayan bu masalarda bir çok turist hiç çekinmeden yemek yiyor. Bu görüntünün akşam ışığı altında fotoğrafını çekmek isterseniz hemen meydanın yanıbaşındaki Panorama Cafe'nin üst katına çıkmanızı öneririm. Birazda alışveriş yapmak isterseniz yine meydandan gidebileceğiniz bir kapalı çarşı mevcut. Burada daha çok tekstil ürünleri satılıyor. Kendinize buradan bir celeba alabilirsiniz. Aman dikkat çok ama çok pazarlık etmeyi sakın unutmayın. Hatta arkanızı dönüp çıkıyor gibi yapın işte o zaman istediğiniz fiyatı hemen alacaksınız. Esnafın turiste 2-3 misli fiyat söyleme alışkanlığı var. Kapalı çarşının yan tarafında yarı kapalı diyebileceğimiz bir başka çarşı var. Burada daha çok tatlılar ve yiyecek mamüller satılıyor. Envayi çeşit tatlıyı üzerine sinek konarken görmeniz mümkün. Buradan pek yiyecek almanızı tavsiye etmem. Alışveriş sonrası biraz soluklanmak için meydanın kenarındaki cafeler tercih edilebilir. Buralarda en çok içilen şey nane çayı. Bir bardak sıcak suyun içine nane yapraklarını atıp birazda şekerle servis ediyorlar. Bizim pek alışık olmadığımız bir tat ama denemelik içilebilir. Meydanın etrafında güzel restaurantlarda var buralarda akşam yemeği yiyebilirsiniz. Binalar içlerine girdiğinizde güzel mimarileri ve taş işçilikleri ile oldukça özgün gözüküyorlar. Bu restaurantlardan birinde Fas'ın meşhur yemeği Tajin'i yemelisiniz. Özel toprak kaplarda en altta soğan, üzerine et, domates, elma dilimi patates, havuç ve portakal kabuklarını, ağzını kapadıkları kubbe kapaklı kaplarda fırına veriyorlar. Çıktığında çok güzel bir kokusu ve leziz bir tadı oluyor. Meydanın yanıbaşındaki 67 metrelik minaresi ile 800 yıldır meydanı seyreden Kutubiye Camii ilgi görmeyi hak eden yerlerden biri. Bir başka yerde Bahia Sarayı. Gerçi Fransızların saraydaki değerli eşyaları kaçırdığı söyleniyor ama gitmişken görmek gerekir. Cema Ül Fena Meydanı'nın hemen arka tarafında Yahudi mahallesi yer alıyor. Burada evler birbirinin içine girmiş, sokaklar biraz daha geniş ama tabiki meydandaki canlılık buradaki sokaklarda yok. At arabaları ile bir bir şehir turu yapabilirsiniz. Bu tur Yahudi mahallesinden veya Cema Ül Fena Meydanı'ndan başlıyor, yarım saatlik kısa veya bir saatlik uzun tur yapabilirsiniz son durak yine meydan. Meydandan artık biraz uzaklaşarak Menara Bahçelerine gidebiliriz. Oldukça büyük bir giriş kapısından içeri girip ağaçlı bir yoldan ilerlediğinizde sizi büyük bir havuz karşılayacak, kenarında ilginç mimarisiyle bir bina ve bir çok palmiye ağacı göreceksiniz. Ağaçların arasında keyifli bir yürüyüş yapıp biraz fotoğraf çekebilirsiniz. Buradan Majorelle Bahçesi'ne gidebilirsiniz. Eğer kısıtlı vaktiniz varsa Menara mı, Majorelle mi derseniz kesinlikle Majorelle Bahçesi'ni görmelisiniz derim. Burası başlangıçta bir Fransız ressam tarafından satın alınıp güzel bir bahçe haline getirilmiş. Ressamın ölümünden sonra ünlü modacı Yves Saint Laurent, zaten halka açılmış olan bahçeyi 1980 yılında satın alarak yeniden düzenlemiş ve bugünkü haline getirmiş. Kapısından içeri girdiğinizde şehrin tam ortasında bu kadar sessiz, dinlendirici ve bir çok çeşit bitkinin yetiştirildiği olduğu bu yerin huzuru emin olun tüm yorgunluğunuzu alacak. Fas' da Fransızca bilmeniz size avanta sağlayacaktır. Ülke uzun yıllar Fransız sömürgesi olarak kaldığı için herkes Fransızca konuşuyor. Yemekler, binaların bir kısmı ve gelenek, göreneklerin bazılarında Fransız usülü kendini gösteriyor. Buraya turla gitseniz bile kendi başınıza gezmenizi tavsiye ederim. Marakeş yakınındaki Berberi köyünde bazı evler sizleri konuk edip evlerini gösteriyor. Belki bir tek bu tur seyahat şirketi ile yapılabilir. Çünkü tek başınıza gittiğinizde sizi evlerine kabul etmeyebilirler. Saliha Hanım, evet 2020'de Fas gezisi yapacağız. eşimle 4 günlük bir tatil planlıyoruz. bunun bir kısmıda iş sayılır bunu nasıl gerçekleştirmemizi tavsiye edersiniz. ayrıca hem marakeş hemde kasablankayı gezmek pek mümkün görünmüyor arası 250 km yok. nereyi gezmemizi tavsiye edersiniz. Çok fazla vaktiniz yok anlaşılan, Kazablanka ya da Marakeş arasında seçim yapmak zorundaysanız MArakeş'i tercih edebilirsiniz. Ayrıca Marakeş'ten Essaouria'ya da günü birlik olarak gidip gelebilir, orayı da gezebilirsiniz. Aslına bakarsanız Ağustos ayında bir miktar sıcak olur. Yani ortalama 30 santigrat derece civarında olur. Eğer sıcağı seviyorsanız sorun yok. Eylül ayında iki üç derece kadar düşer. Siz de Ağustos ayının sonunda giderseniz çok sıkıntı çekmezsiniz diye düşünüyorum. Merhaba Metin bey, gittiğinizde özel bir toplantı yoksa ve bayrama denk gelmiyorsa otellerde yer bulabilirsiniz. Booking. com sitesinden rezervasyon yaparsanız pek yanılmazsınız. Nesli hanım turistik yerler açık olur. Ancak bazı yerler kapalı olacaktır. Nesli hanım, turistik yerler açık olur ama normal zamanda açık olan bazı yerlerin bir kısmı kapalı olacaktır. Hakan Bey, tur ile giderseniz çölde kalmanız mümkün değil. Bir gece orada konaklamanız gerek bu da turdan ayrılmanızı gerektirir. Fes mutlaka görülmeli ancak Marakeş'e bir günlük mesafede programda yoksa kendi başımıza gidip gelmeniz için yine turdan ayrılıp ekstra otel ücreti ödemeniz gerek. Önerim bunları kapsayan bir tur seçmeniz olur. Merhaba Çiğdem hanım, sizi pek korkutmak istemem ama Fas'ta araç kiralamak biraz sorun yaratabilir. Polisler çok yol kesiyor ve turist gördüğünde rüşvet isteyebilirler. Kazablanka çok görülesi bir yer değil. Ancak Fes çok güzel bir yer. Taksiyi havalimanından kiralayabilirsiniz ancak mutlaka pazarlık yapın. Turist olduğunuz için sizden yüksek fiyat isteyeceklerdir. Ben Fas gezisinden 17 temmuzda döndüm. Güvenlik konusunda endişe etmeyin kıtanın en güvenli ülkesi. İnsanlar çok sakin yardımsever ancak sizden hep bahşiş isterler. Bir yer bile sorduktan sonra bahşiş isterler. Bu arada Marrakesh e direkt uçuş yok. En mantıklısı Casablancadan uçmak. Araç kiraları çok pahalı biz üç günlüğüne 1100 tl ödedik o da Fiat punto gerisini siz düşünün. Eğer denize girecekseniz Agadir çok iyi, Yerel dil Arapça ve Fransızca ama İngilizce ye de hakim bayağı. Biz İngilizce ile durumu idare ettik. Gezilecek yerler Marrakesh, Casablanca ve fes şehirleri diyebilirim. Parası Fas dirhemi. Önce Tr den Euro alıyorsunuz Casablanca hava limanında dirhem alıyorsunuz. 1 Euro 10 küsür dirhem oluyor. Alışverişlerinizde pazarlık şart. Bu arada araç kiralama yapmazsanız. Casablanca Marrakesh tren ve otobüs seferleri yoğun olarak yapılıyor. 245 km. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Gittiğinize değecektir. Şimdiden iyi tatiller diliyorum. Barış Bey, Fas'ta en çok gezilecek yerler arasına Kazablanka'yı almak pek doğru olmaz. Chefchaouen, Rabat, Meknes, Fes, Marakeş, Essaouira şehirleri daha doğru adresler olacaktır. Merhaba Sefa bey, Konu ile alakası yok ama bana aralık ayında Kazablanka ve Marakeş hava durumu ile ilgili bir bilgi verebilrmisiniz. Çokmu yağmur yağıyor. merhaba, ben fasta dönerci açmayı düşünüyorum. bunun için neler gerekli ne gibi işlemler yapmam gerekli, bana bu konuda bilgi verebilirseniz veya bilgi alabileceğim bir adres verebilirseniz çok memnun olurum. şimdiden teşekkürler. malesef böyle bir konuda yardımcı olamayacağız. Resul Bey, Fas'da pek çok şey pek hijyenik değil. Beklentiniz alt seviyelerde olsun. herkese mrb, geçen hafta fas'tan dondum, guzel bir yer gerçekten olumsuz olarak görduğum bi iki şey oldu, 1. ticarı taksiciler berbat, her yönüyle 2. işletmecileri de pek iyi sayılmaz, fırsat buldumu hemen çöküyolar:) aman dikkat, coğrafı olarak gerçekten güzel bi yer, casablanka, agadır, marekkesh, rabat, akchour, iyi tatıller.. Fas geziniz için mailinize cevap gönderdim. Elinize geçmiştir umarım. yanlış oldu galıba süreyya hnm size hıtaben yazdım zehra hnm kusura bakmayın lütfen.. Teşekkürler bir ihtiyaç olursa bağlantı kurarız. Malesef size bu konuda yardımcı olamam. Belki bu sayfayı okuyan bir arkadaş size yardımcı olur. Fas şu anda Türkiye gibi oldukça sıcak. Bana sorarsanız en iyi zaman Sonbahar veya İlkbahar'da orada olmak. Cafe turla fas gezimiz oldukça zevkli geçti. Çok farklı bir ülke.. bize göre ucuz sayılır, farklı şeyler yaşamak isteyenlerin görmesi gereken bir ülke, temizlik yönüne dikkat edilmeli.. iyi otellerde kalınırsa fazla sorun yok, insanları çok kibar.. fransız etkisi görülüyor.. yatırım yapmak isteyenler için olanaklı bir yer, gördüğüm kadarıyla.. Geziden çok memnun döndük, tur şirketimizin hizmetleri çok güzeldi.. tavsiye ederim.. Biz de Cafe Tur ile gidip oldukça memnun kalmışdık. Ben de Fas'a gidecek olanlara Cafe Tur'u tavsiye edebilirim. bu sorduğunuz soruların cevabını en iyi şekilde İGEME'den alabilirsiniz. Ellerinde bu ülkeye ticaret yapan ve klima isteyen firmaların bağlantı adreslerini mevcut olduğuna eminim. Size ancak otellerin çok pahalı olmadığını söyleyebilirim. uçak biletleri çok pahalı değil şu anda kaç paradır net bilemiyorum. Ancak internette ucuz bilet veya hemen bilet gibi sitelerden fiyat öğrenebilirsiniz. Fas'a gitmekde herhangi bir problem yok. fas harika ve gizemli bir ülke. biz eşimle birlikte kendimiz gittik ve gezdik. rabat fez meknes marakeş ve casablanca. hepsi çok güzel yerler. fez de tabii medinalarından bahsediyorum- kendinizi ortaçağda zannediyorsunuz. labiret gibi sokaklarında muhakkak kayboluyorsunuz. sonunda faslı bir çocuk sizi medinanın girişine götürüyor. rabat da çok güzel. marakeş ise harika. bir daha ama bu sefer çocuklarımla ve tanca ve essaurayı da görmek istiyorum. gördüğümyerleri de tekrar görmek isterim. tabi fasta otel yerine riad da kalmak lazım. muhteşem yerler. dünyanın birçok yerini gördüm ama en çok etkilendiğim yerlerden birisi FAS. sokaklardaki pisliği görmezsenz ki tayland mesela daha pis -muhteşem sanat eserleri olan bir ülke. zaten gezginlerde her türlü şarta ayak uydurabilmeli zaten. Merhaba yazınızı çok beğendim ben de Marakeşe gitmeyi düşünüyorum özellikle de yazınızı okuduktan sonra. Yalnız size bir sorum olacak bir yorumcu demişki buranın yerel parasını iade edemiyorsunuz harcayacağınız kadar değiştirin bu doğru mu acaba? Çok teşekkürler şimdiden. aldığınız parayı geri verememek gibi bir durum söz konusu değil. İçiniz rahat olsun. eğer marrakeşe yolunuz düşerse ve bu kış ayıysa kesinlikle kayak merkezi olan orika'ya gidin. akşamları sıcak bir ortam arasanız cafe soukara tam size göre. alışveriş için kesinlikle fiatın en fazla yarısını verin. Biz Cafe Tur ile gittik. Ancak tur firmasını sadece uçak ve otel için kullandık. Sonrasındaki gezileri kendimiz organize ettik. Sizede öyle yapmanızı tavsiye ederim. Birkaç gün önce adım adım gezdiğim Fas tan güzel anılarlala döndüm, yazınızı zevkle okudum, teşekkür ederim. Esenkalınız. sayfanıza biraz baktım bir çok insanın ve tabi eşimle, benimde hayal ettiğimiz şeyleri yapmışsınız. Hayallerinizi cesurca gerçeğe dönüştürmüşsünüz. Sonuna kadar para kazanmanın yiyemedikten sonra faydası olmayacağını erken keşfedenlersiniz. Fas gerçekten gidilmesi gereken bir ülke. Ben özellikle Tanca şehrini çok beğendim. Havası temiz. Evlerin mimari şekli çok güzel ve sadelik var. Yaşayabileceğim yer dedim. Burda arsa fiyatlarının da çok pahalı olduğunu duydum. İkinci gidişimde daha çok foto çekeceğim. Bugünlerde bir arkadaşımla birlikte Fas'a gitme planları yapıyoruz. Tecrübeleriniz paylaştığınız için çok teşekkürler. Sayenizde gezilecek yerler konusunda bilgi sabihi oldum. Ancak bizim bazı tereddütlerimiz var. Tehlikeli olduğunu falan duyuyoruz. Kalacak yer konusunda endişeleniyoruz. Nerelerde kalmayı öneriyorsunuz? Hem güvenlik hem ekonomiklik açısından. Bunlardan başka olarak ingilizce konuşan insan oranı nedir acaba? Fas parasının değeri konusunda ne söyleyebilirsiniz? Pahalı bir ülke mi? Bir hafta kadar süre ayırmayı ve bunu en iyi şekilde değerlendirmeyi istiyoruz. İlginize şimdiden çok teşekküler, sevgiler. Fas geri kalmış ve fakir görünümlü bir ülke olmasına rağmen hırsızlık çok nadir görülüyormuş. Tehlike kişiden kişiye değişir. Biz kaldığımız sürece hiçbir tehlike hissetmedik. Konaklamak için bütün oteller bir, iki cadde üzerinde toplanmışlar. Caddeler Muhammet I ve Muhammet IV diye isimlendirilmiş. Otel için buralara bakabilirsiniz. Fas oldukça ucuz bir ülke. Birşeyler alırken sonuna kadar pazarlık etmelisiniz 10 dediklerini çoğunlukla 3'e alıp çıkıyorsunuz. Mutlaka Essaura şehrinide ziyaret etmenizi öneririm. Tur firmaları buraya tur düzenliyor ancak biz 150 ya bir kaç kişi minibüs kiralayarak gittik. Öylesi çok daha keyifli istediğiniz yerde zaman sınırlaması olmadan kalabilme imkanınız oluyor. 2008 yılı kasım ayında kurban bayramında, tur dışı, üç arkadaş gittik Fas'a... Ne aradığınıza bağlı olarak beğeniler değişiyor, ben Marakeş'in keşmekeşliğine bayıldım, fotoğraf çekmeye doyamadım, diğer arkadaşım ise aynı tadı alamadı :) Zagora çölünde biiz de kaldık ve inanılmazdı, bir dahaki Fas yolculuğumda görmek istediğim iki şey var, birincisi Merzuga çölüne kadar inmek ve orada 2 gün geçirmek, diğeri ise kuzeyde beyaz evli dar sokaklarda kaybolmak. Ayrıca en güzel tajini de çölde yediğimizi söylemeden geçemiyecem. kesinlikle haklısınız ne beklediğinize bağlı. Lüks içinde hayatları görmek isteyenler için hayal kırıklığı. Eşime ve bana Marakeş çok mistik geldi. Bizde bir daha gitmek isteriz açıkcası sizin gibi bizde fotoğraf çekmeye doyamadık. Avrupa yerine bu tip ülkeleri görmek çok daha keyifli. 11 yıl türkiye artvin arhavi ilçesinde yaşyurom bu siteye ilk defa girdim ve içimden geldi sizinle yazışmak bir nebze olsada hatiralarımı tazeledim sizinle çççokk tşkler :) öptm. görüyorum ki yazdıklarım sizi alıp başka diyarlara götürmüş. Bu kadar keyifle okumanız beni çok sevindirdi. Fas, aklımızda kalan güzel bir ülke özelliklede Marakeş şehri. Oralara kadar giden herkesin, Quarzazate'de çölde bir gece geçirmesini tavsiye ederim. Büyüleyici. malesef biz çölde kalamadık, bir daha yolumuz düşerse mutlaka çölde bir gece geçireceğim. Siteye zaman ayırıp okuduğunuz için ben teşekkür ederim."} {"url": "https://azgezmis.com/misir-fotograf-gezisi", "text": "Mısır fotoğraf gezisine hazır mısınız? Tarihin en gizemli yerlerinden birine birlikte çok keyifli ve yorucu olmayan bir seyahat yapacağız. Ilk durağımız Kahire olacak, tabi ki burada Giza Piramitleri'ni ve hemen önündeki Giza Sfenksi'ni göreceğiz. Sfenks dünyanın en büyük taş heykeli. Bunu gerçekten gidip yanında durunca oldukça iyi anlıyor insan. Kahire'nin eski mahallelerine gideceğiz, bu kısım büyüleyici ve kaotik havası ile fotoğrafçılar için muhteşem bir alan. Sonrasında Luxor'a uçarak, beş yıldızlı nehir tekneleri ile Nil Nehri'nde bir kaç gün unutulmaz bir yolculuk yaparak Aswan'a kadar gideceğiz. Kral mezarlarını ve köyleri ziyaret edeceğiz. Tekrar uçakla Kahire'ye döneceğiz, bu kez İskenderiye'yi fotoğraflayacağız ve Kahire'nin görmediğimiz yerlerini ziyaret edip gezimizi bitireceğiz. Mısır'a ilk gidişim 2004 yılıydı ve çok etkilenip gördüklerime inanamamıştım. Şimdi bu rüyayı birlikte yaşayacağız. - Gün: 9 Aralık günü Istanbul'dan Kahire'ye uçuşumuzla gezimiz başlamış olacak. Kahire'nin eski mahallelerini, El Tahrir Meydanı'nı görüp fotoğraflayacağız. Akşam yemeği için otelimize transfer olacağız. Yemeği hep birlikte otelde alacağız. - Gün: 10 Aralık Erkenden sabah kahvaltımızı yapıp havalimanına transfer olacağız. Luxor'a uçacağız. Oradan hemen bizi bekleyen nehir gemimize binip, kamaralarımıza yerleşip, Nil boyunca seyahate başlayacağız. Gemimizden inip ziyaretler yapacağız elbette. Bugün 3 adet kral mezarının içini gezeceğiz. Kraliçe Hatçepsut'un muhteşem tapınağını ziyaret edeceğiz. Öğle yemeğimiz için gemimize döneceğiz. Yemek sonrası Mısır'ın ve dünyanın en büyük tapınağı olan son derece etkileyici Karnak Tapınağı'nı ziyaret edeceğiz. Sonrasında ise antik dönemin en önemli tapınaklarından olan Luxor Tapınağı'nı gezeceğiz. Akşam yemeği için yine teknemize döneceğiz. Akşamları teknede bazı aktiviteler ile hoşça vakit geçireceğiz. - Gün: 11 Aralık Bugünümüz Nil Nehirinde ilginç bir yolculuk ile geçecek. Önce gemimiz bir kanaldan geçmek üzere sıraya girecek, bu kanaldan her seferinde sadece 2 geminin geçmesine izin veriliyor. Kanaldan geçtikten sonra Nil yolculuğumuza devam edeceğiz ve Edfu'ya varacağız. Yol boyunca ilginç görüntüleri fotoğraflayacağız. Bu geçiş sırasında gemide, sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği dahil olmak üzere konaklama yapacağız. Akşam olduğunda gemimizde yine çeşitli aktiviteler olacak. - Gün: 12 Aralık Erkenden kahvaltımızı yapıp Edfu'da, Horus Tapınağı'nı ziyaret edeceğiz. Tapınağa gitmek için faytonları kullanacağız. Bu tapınak Mısır mitolojisindeki şahin başlı tanrı Horus'a ithaf edilmiş. Burası Karnak Tapınağı'ndan sonra ikinci en büyük ve en iyi korunmuş muhteşem bir tapınak. Tapınağı fotoğrafladıktan sonra öğle yemeği için gemimize döneceğiz. Yemek sonrası gemimizi Kom Ombo'ya ulaşacak ve yürüyerek ziyaret edeceğimiz Sobek Tapınağı'na gideceğiz. Akşam yemeği için yine gemimize döneceğiz. - Gün: 13 Aralık Sabah kahvaltımızın ardından Abu Simbel Tapınağı'nı ziyaret etmek için gemiden ayrılacağız ve otobüs ile yolculuk yapacağız. Abu Simbel Tapınak gezimiz ekstra olacak fiyatı kişi başı 140 USD. Nefertari için yapılmış bu muhteşem tapınak Nil Nehri kenarında tüm güzelliği ile yıllara meydan okumuş. Abu Simbel dev bir kayanın içine 20 yılda yapılmış. Kapısında 4 adet dev boyutlarda Ramses Heykeli mevcut. Tapınak ziyareti sonrasında Aswan'a döneceğiz gemimizdeki öğle yemeğimizin ardından bu sefer Nil'de farklı bir gezintiye çıkacağız. Küçük motorsuz yelkenli tekneler ile bir ada ziyaretimiz olacak. Sonrasında gemimize dönüp akşam yemeğimizi yiyeceğiz. - Gün: 14 Aralık Sabah kahvaltımızın ardından Aswan Havalimanı'na hareket edeceğiz ve Kahire'ye uçacağız. Kahire'ye ulaştığımızda bugünümüz oldukça yoğun geçecek. Khan El Khalil Çarşısı, Kahire Müzesi ve tabi ki Giza Piramitleri ziyaret edeceğimiz yerler arasında olacak. Bugün son derece heyecanlı ve keyifli geçecek. Bir arkeolog olmama rağmen müzeleri çok sevmem ama Kahire Müzesi gerçekten görülmeye değer bir yer. Tutankhamun'un maskı gerçekten müthiş bir işçilik ile yapılmış. Tüm bu ziyaretler bittiğinde akşam yemeği için otelimize döneceğiz. - Gün: 15 Aralık Sabah kahvaltımızın ardından bugün İskenderiye'yi görmeye gideceğiz. Dünyanın 7 harikasından biri olan İskenderiye Feneri yerine neler yapılmış yerinde inceleyeceğiz. Burası Mısır'ın değişik bir yüzü diyebilirim. Kahire'den daha düzenli ve temiz. Bugün fener yerine inşa edilmiş Memluklardan kalan Kayet Bay Kalesi yer alıyor. Bu kaleyi ve antik kütüphane yerine yeni inşa edilmiş olan İskenderiye Kütüphanesi ziyaret edeceğiz. Bugünü İskenderi'ye de sonlandırıp akşam üzeri havalimanı gidip İstanbul uçuşumuzu gerçekleştireceğiz. Mısır'a gidip görmüş olmama rağmen yeniden yazarken tekrar heyecan duydum. Siz de kendi gözleriniz ile gördüğünüzde aynı heyecanı yaşayacaksınız. - 4 gece Nil'de 5 delux gemide tam pansiyon konaklama. Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği dahil - 2 gece Kahire'de 5 otelde yarım pansiyon konaklama. Kahvaltı ve akşam yemeği dahil - Belirtilen ve benzeri otellerde 6 gece konaklama: Luxor, Edfu, Kom Ombo ve Aswan'daki tüm geziler - Kahire'de özel şehir turu - Tam gün öğle yemekli Kahire Ulusal Müzesi, Giza Piramitleri ve Sfenks turu - Tam gün öğle yemekli İskenderiye turu - Tüm otel havalimanı otel transferleri - Programda belirtilen yemekler - İngilizce yerel rehberlik hizmeti - Tur boyunca fotoğraf danışmanlığı - Kahire'deki turlar esnasında su - Seyahat sigortası - Egypt Air tarifeli seferleri ile İstanbul Kahire İstanbul dış hat uçuşları (şu anki fiyatlar yaklaşık 350 USD) - Air Cairo tarifeli seferleri ile Kahire Luxor ve Aswan Kahire iç hat uçuşları (şu anki fiyatlar yaklaşık 200 USD) - Otel, gemi, şoför vs bahşişleri - Yurt dışı çıkış harcı - Mısır vize ücreti yaklaşık 25 USD nakit olarak alınmakta kredi kartı kabul edilmemekte. Mısır için, Nisan 2023'de çıkan yeni bir kararla ülkeye girişte tüm türk vatandaşları vize alabiliyor. - Yemeklerdeki tüm içecekler ve kişisel harcamalar - Ekstra tur Abu Simbel gezisi (140 USD) - Covid-19 ile ilgili testler ve Covid-19 kapsamlı sağlık sigortası NOT: Mısır vizesi için 8 aylık geçerli pasaportunuzun olması gereklidir. Nisan 2023'de yeni bir kararla tüm Türk vatandaşları Mısır'a girişte alanda vize alıp ülkeye girebilecekler. Geziye katılmak isterseniz info@azgezmis. com'a mesaj göndermeniz gerekmektedir. Gezimiz en az 8 kişi ile en fazla 12 kişi ile yapılacaktır. Gezi boyunca fotoğraf danışmanı Zehra Arslan Ceylan ve Hakkı Ceylan olacaktır. Birlikte konaklamak istediğiniz bir oda arkadaşınız varsa bunu mutlaka belirtiniz. Aksi takdirde tek kalacağınız varsayılacaktır. Gezimiz, ortağı olduğumuz Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu Turhande Turizm Seyahat Firması ile düzenlenmektedir. Fotoğraf desteği için sevgili dostumuz Selma Arslan'a teşekkürler."} {"url": "https://azgezmis.com/mumbai-gezi-rehberi", "text": "Şimdi Mumbai'de birlikte küçük bir gezinti yapacağız. Bir gün yolunuz Mumbai'ye düşerse umarım buradaki Mumbai Gezi Rehberi işinize yarar. Hindistan'daki her yer gibi Mumbai veya eski adıyla Bombay çok renkli bir şehir. Eski adını şehre ilk olarak Portekizliler vermiş. Bombay değil başlangıçta Bom Bahia olarak isimlendirilmiş ancak sonrasında İngilizler kendi dillerine Bombay olarak çevirmiş bu ismi. İlerleyen yıllarda bu ismin İngilizleri hatırlatmasından rahatsızlık duyulmuş, bu nedenle 1995 yılında şehrin ismi Mumbai olarak değiştirilmiş. Bu isim Hint tanrıçası Mumba'dan gelmekte. Mumbai ana karaya bağlı gibi gözüksede Salsette adası üzerine inşa edilmiş hayli kalabalık bir ada şehirdir. Öyle ki nüfusu 20 milyon civarında. Bu nüfus ile şu anda Hindistan'ın en kalabalık şehri. Çok kalabalık olunca ulaşım, yemek, iş... herşey sorun oluyor elbette. Sabahları işe giderken koşturarak evden çıkanlar için şehirde kurulmuş özel bir yemek dağıtım sistemi var örneğin. Dabbawala denen kişiler tarafından yapılan bu hizmet hayli ilginç ve oldukça eskilere dayanıyor. 1890'larda başlamış olan bir yemek dağıtım ağı diyebiliriz bu sisteme. Dabba taşıyıcı, wala yemek kabı anlamına geliyor ve bu kişiler 1800'lü yıllardan bu yana Mumbai'de bu yemek kaplarını taşıyorlar. Her gün öğleden önce ev yemeği yemek isteyenlerin evlerinde pişmiş olan yemekler kaplarla alınıyor ve bisiklet veya tren ile ilk istasyona geliyor. Orada bir başka Dabbawala görevi devir alıp yemek kabını alıyor ve şehir merkezindeki bir sonraki kişiye iletiyor. Bu kişi yemeği öğlen saatinde ofiste bekleyen son kişiye iletmekle görevli. Kapların üzerinde bir takım kodlar yazıyor. Buna göre el değiştirip yol alıyorlar. Sistem çok eskiden bu yana aynı şekilde işliyor. Öğlen saatlerinde tüm Dabbawala'ların toplandığı istasyon civarındaki kaldırımlarda bu kaplar el değiştiriyor. Tahmin edeceğiniz gibi binlerce yemek tası ortalıkta oluyor. Dabbawala'lar genelde beyaz kıyafetler giyiyorlar ve çok dakik olmak zorundalar. Öyleki eşinin yemeğini bir kaç kere geciktiren ev hanımlarıyla çalışmayı bırakabiliyorlar. Bir gecikme zincirin kırılmasına sebep veriyor. Dabbawala'lar ile ilgili belgesel ve filmler de yapıldı. Biraz araştırırsanız bu konuda değişik videolar bulma şansınız var. Bu karmaşa öğlen saatlerinde bittiğinde biraz daha dolaşarak Hindistan Kapısı'na doğru gidebilirsiniz. Bu kapının arka tarafında ünlü Taj Mahal Oteli yer almakta. Bu kapının sembolik bir önemi var. 24 Şubat 1948'de son İngiliz taburu Hindistan'dan ayrılırken bu kapının altından geçip gitmiş. Özgürlüğe açılan kapı diyebiliriz. Ancak 1924'de yapımı tamamlanan bu kapının ardında bir de ironi var bana sorarsanız. Çünkü ilk yapılış amacı ülkeyi ziyaret eden kral 5. George ve kraliçe Mary'e ithafen olmuş. Sonrasında ise İngilizlerin en son geçtikleri kapı olmuş. Bu önemli kapının hemen arkasında tüm görkemi ile Taj Mahal Oteli yükseliyor. Kubbeli kütlesel taş bina gerçekten çok görkemli. Hindistan'ın en zengin ailelerinden biri olan Tata ailesi bu oteli inşa ettirmiş. Otel misafirlerinden başka kimsenin içeri girmesine müsade edilmiyor. Otel 2008 yılında bir terör saldırısı geçirmişti hatırlarsanız, ne yazık ki çok sayıda insan öldü burada. Belki bu tarihten sonra güvenlik artmış ve kimseyi almıyor olabilirler. Ancak biz içeri girmeyi başardık. Kare formda inşa edilmiş açık avlulu bir yapı ortasında bir yüzme havuzu ve etrafında odaların yer aldığı, dışı kadar içinin de görkemli olduğu çok güzel bir otel. Herkes içine giremese de Hindistan Kapısı önünden iyi fotoğraflarını çekebilir. Taj Mahal Otelin yer aldığı bölge tam deniz kenarında. Burada gün batımında güzel fotoğraflar çekebileceğiz estetik tekneler, kuşlar ve yerel kıyafetli, samimi, güler yüzlü insanlar var. Akşam üzeri gidebileceğiniz bir başka ilginç mekan da Hacı Ali Camii olabilir. Denizin çekildiği dönemlerde karada kalan, daha sonra denizin yükselmesiyle tekrar suyun içinde olan ilginç bir cami ve güzel fotoğraflar çekebileceğiniz bir mekan. Yapı 15. yüzyılda Mekke'ye giderek, dönüşte dünyevi zevk sefadan elini çekip bu camiyi yaptıran Hacı Ali Şah Buhari ile aynı ismi taşıyor. Bugün ziyaretçileri renkli giysiler içindeki Hintliler olduğu için camiyi ziyaret ederken güzel fotoğraflar da çekebilirsiniz. Bir başka ilginç ziyaret mekanıda Dobi Ghat denilen dünyanın en büyük açık hava çamaşırhanesi. Burada çamaşır yıkarken daha çok erkekleri görmek mümkün. Buraya evine çamaşır makinesi alacak gücü olmayan kişiler çamaşırlarını gönderiyorlar. Çamaşırlar yıkanıyor, kurutulup, ütüleniyor ve adrese teslim ediliyor. Burada çalışan kişiler bu işi çok az bir paraya yapıyorlar. Kesinlikle görülmeye değer bir yer. Mumbai'de bir kaç tane çamaşırhane mevcut. Fotoğraf çekmek için büyük çamaşırhane pek güvenli değil; ancak diğer küçük çamaşırhanelerin içine girip rahatça dolaşabilir ve fotoğraf çekebilirsiniz. Hindistan Kapısı önünden bir tekneye binerek bir saatlik yolculuk sonrası Fil Adası'na ulaşabilirsiniz. Ada, içinde mağara tapınakları barındıran ve UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan bir tapınak kompleksi. Ancak burada yer alan dev fil heykeli bugün Mumbai'de müzede sergileniyor. Çocukları olmayan çiftler buraya gelip dua ediyorlar. Tapınağı görmek isterseniz geldiğinizde biraz merdiven tırmanmanız gerekecek. Etrafınızda maymunlar olacak elinizde yiyecek olmamasına dikkat edin. Maymunlar yiyecekleri almak için saldırabiliyor. Mumbai Tren İstasyonu kesinlikle görmeniz gerekenler listesinde yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan yapı 1853 yılında kullanıma açılmış. Gotik tarzda inşa edilmiş olan yapının adı Chhatrapati Shivaji Tren İstasyonu veya Victoria İstasyonu olarak da geçiyor. Biz biraz acele ile önünden geçerken fotoğraf çekebildik; ancak içi de çok etkileyiciymiş. Giderseniz içine girmeyi deneyin mutlaka. Baş döndürücü bir başka yer görmek isterseniz size Hindistan'ın ve Asya'nın en büyük gecekondu bölgesi olan Dharavi Bölgesi'ne gitmenizi tavsiye ederim. Burada şartlar çok kötü, tüberküloz riski var; ancak bir o kadar ilginç bir yerleşim. Burada yaşayan insanların büyük çoğunluğu çöplerden dönüşüm materyalleri topluyor, burada bu malzemeleri ayrıştırıyor, yıkıyor, bazen temizliyorlar ve satıyorlar. Tüm bunların karşılığında ellerine günde 1 USD karşılığı bir para geçiyor. Bölgede yaşayanların büyük çoğunluğu müslümanlardan oluşuyor. Hijyenden oldukça uzak olan bu gecekondu yerleşimi \"Kim Milyoner Olmak İster\" filmi ile meşhur oldu. Yani filmin İngilizce bilinen adı ile \"Slumdog Millionaire\". Turist olarak giden bir çok kişinin görmeyi tercih etmeyeceği bir bölge olabilir; ama fotoğrafçılar için ilgi çekici olacağı kesin. Akşam biraz keyifli bir yürüyüş yapmak isterseniz Chowpatty Plajı ve sonrasında geceleri açık olan akşam pazarını görmenizi tavsiye ederim. Chowpatty Plajı akşam üzeri şehrin güzel siluetlerini görebileceğiniz, halkın içine karışabileceğiniz bir yer. Gün batımı sonrasında Taj Mahal Oteli yakınlarında gece saat 22:00'ye kadar açık olan gece pazarını gezip çok uygun fiyatlı, çok renkli kıyafetler ve tabii sariler alabilirsiniz. Hindistan'ın simgesi olmuş Mahatma Gandi Müzesi de görmek isteyeceğiniz yerler arasında olabilir. Burada bir çok fotoğraf, gazete haberleri, bazı ses kayıtları ve kitaplar ile Gandhi hareketini daha yakından inceleyebilirsiniz. Müze, Pazartesi günleri hariç her gün 9:30 ile 17:30 arasında ziyarete açık. Gelelim ne yenir kısmına; yemek konusunda çok korkmayın, aç kalmazsınız. Benim çok sevdiğim sarımsaklı ekmekleri naan ve chapatiyi deneyebilirsiniz. Ayrıca rahatlıkla yiyebileceğiniz bir çok mercimek yemeği yapıyorlar, biraz baharatlı; ama tatları çok güzel. Sebzeli büryani deneyebilirsiniz. Samosa seveceğiniz bir başka atıştırmalık olabilir. Hindistan, gidene kadar çok pis denildiği için sizi çok korkutucak; ancak bir kere gittiniz mi büyüsüne kapılacağınız çok renkli ve çok güler yüzlü insanların yaşadığı egzotik bir ülke."} {"url": "https://azgezmis.com/norvec-fotograf-gezisi", "text": "Norveç, fotoğraf gezimizde kuzey ışıklarını en iyi göreceğimiz yer olan Tromso'ya 2024 yılında sanırım 10. defa gidiyoruz. Her gittiğimizde kuzey ışıklarını mutlaka gördüğümüz Norveç Tromso için güzel bir geziye hazır olun. Hayatınızda yapacağınız en samimi, en keyifli kar tatili ve fotoğraf gezisi olacak. Gezimizi sadece 6 katılımcı ile yapacağız. 17 Şubat; İstanbul Havalimanı'ndan hareket ediyoruz. Akşam olduğunda Tromso'da olacağız. Konaklama yerimize ulaşıp yerleşeceğiz. İlk gece hava durumuna göre hemen kuzey ışıklarını aramaya başlayacağız. Uygun olursa çekim için gerekli hazırlıklarımızı yapıp hemen çekime çıkacağız. 18 Şubat; Kahvaltıdan sonra bugün aracımızla fiyortlar arasında gezip eşsiz doğa manzaraları çekeceğiz. Norveç doğa fotoğrafları konusunda çok cömert bir coğrafya. Her bir fotoğraf noktası bir öncekinden güzel olacak. Gün içinde beğendiğimiz noktaları seçip akşam kuzey ışığı fotoğraflamak üzere buralara geri dönmek üzere plan yapacağız. Bizler senelerdir gidip geldiğimiz için zaten bir çok noktayı biliyoruz. 19 Şubat; Bu sabah kahvaltımızın ardından Sommaröy'e doğru yola çıkacağız. Yol boyunca durabileceğimiz güzel noktalarda fotoğraf molalarımız olacak. Yol müsait olduğu sürece beğendiğimiz her noktada durabilme şansına sahibiz. Keyifli bir günün ardından akşam üzeri Tromso'ya geri döneceğiz. Akşam yemeğimizin ardından yine hava durumuna göre gece kuzey ışıkları çekmeye çıkacağız. 20 Şubat; Kahvaltımızın ardından tam gün Tromso'yu geziyoruz. Karlı sokaklarda fotoğraf çekeceğiz. Belki biraz dükkanları dolaşacağız. Akşam yemeği için yine konaklama yerimize dönüp yemek sonrası hava durumunu kontrol edeceğiz. Konaklamamız yine Tromso'da olacak. Gece hava durumuna göre kuzey ışıkları çekmeye çıkıyoruz. 21 Şubat; Bu sabah kahvaltımızın ardından yine nefes kesen manzaraları görmek üzere aracımızla fiyortlar arasında dolaşacağız. Akşam olduğunda yine konaklama yerimize dönüp akşam yemeğimizi yiyeceğiz. Konaklamamız Tromso'da olacak. Gece hava durumuna göre yine kuzey ışıkları çekmeye çıkabiliriz. 22 Şubat; Kahvaltı sonrası bir kaç saat vaktimiz olabilir ancak yol durumunuda hesaba katarak biraz erken saatte havalimanına doğru yola çıkacağız. Sabah erkenden kalkıp gün doğumu fotoğrafları çekip bu geziye son noktayı koyabilirsiniz. Çok farklı, çok keyifli, ve kuzey ışıklarının renklendirdiği bir seyahati geride bırakmış ve umarım kuzey ışıklarını doyasıya görmüş olup İstanbul'a dönüş yolculuğumuza geçeriz. - Tüm konaklamalar - Tromso içi ulaşım - Seyahat sigortası - Fotoğraf danışmanlığı - Istanbul Tromso gidiş dönüş uçak bileti - Tüm yemekler - Yurt dışı çıkış harcı - Özel harcamalarınız - Covid kapsamlı seyahat sigortası - Vize başvurusu - Vize ücreti - Müze giriş ücretleri NOT: Gezimizde sadece 6 kişilik yerimiz var. Katılım ve detaylı bilgi için info@azgezmis. com adresine email gönderebilirsiniz. Gezinin fotoğraf danışmanı Zehra Arslan Ceylan ve Hakkı Ceylan olacaktır. Gezimiz ortağı olduğumuz Türsab A Grubu 4393 Belge Nolu, Turhande Turizm seyahat firması ile düzenlenmektedir."} {"url": "https://azgezmis.com/nuwara-eliya-sri-lanka-cayin-baskenti", "text": "Çay her ne kadar ülkemize yakın bir zamanda gelmiş olda da bizim için vazgeçilmezler arasında yer alır. Seylan Çayı ise herkes tarafından bilinen ve keyifle tüketilen bir ürün. Seylan aslında Sri Lanka ülkesinin eski adı. Nuwara Eliya ise Sri Lanka'da çay üretiminin zirve yaptığı bir bölge, yani Nuwara Eliya çayın başkenti. Nuwara Eliya Sri Lanka'nın tam ortasında bulunuyor ve rakımı ortalama 1900 m. Böyle olması sebebiyle sıcaklık ülkenin diğer bölgelerine göre daha düşük oluyor. Nuwara Eliya Sri Lanka'nın en soğuk bölgesi. Bu iklim şartları da çay üretimi için gerekli olan mükemmel ortamı sağlıyor. Nuwara Eliya'da bulunan çay plantasyonlarında Sri Lanka'nın kuzeyinden gelen Tamil kökenli işçiler çalışıyor. Oldukça güç şartlarda ve düşük ücretle çalışan bu insanların yaşam standartları da çok düşük. Sri Lanka ziyaretine gelen turistler mutlaka burada çay fabrikalarından birine uğruyor ve burada çay ve üretim aşamalarıyla ilgili bilgi alıyorlar. Sonrasında çay tadımı yapılıyor ve isterlerse değişik çay ürünlerinden satın alıyorlar. Bizim de Nuwara Eliya kentine uğrama sebebimiz hem çay tarlalarını görmek ve fotoğraflamak, hem de o eşsiz çaylardan satın almaktı. Burada üretilen çayların eşsiz olmasının sebeblerinden birisi de çayın makasla değilde elle, tek tek toplanması, bu ise oldukça fazla emek istiyor. Çay tarlaları ise oldukça düzenli ve göz alabildiğine uzanıyor. Nuwara Eliya'da ilk çay yetiştiriciliği 1826 da İngilizler tarafından başlatılmış. Uzun süre İngiliz sömürgesi olarak kaldığından burada bir çok eski İngiliz yapısına da rastlıyorsunuz. Hatta bu nedenle burası Küçük İngiltere olarak anılıyor. İngilizler için yine İngilizler tarafından özel yapılmış binalardan birisi bizim ilk gidişimizde konakladığımız bir otel olan Nuwara Eliya Hill Club. Bina fotoğraflarından da göreceğiniz gibi oldukça estetik. Binanın içi de tam anlamıyla antika sayılabilecek tarzda döşenmiş. Örneğin bekleme salonunu kütüphane zannedebilirsiniz. Atmosferi bu kadar güzel olmasına karşın iç dekorasyon eskimiş ve biraz da bakımsız kaldığını eklemeliyim. Başka bir bina ise merkezde bulunan Nuwara Eliya Postanesi. 1894 yılında İngilizler tarafından kırmızı tuğlalar kullanılarak yaptırılan bu bina aynı zamanda Sri Lanka'da bulunan en eski postane. Binanın ufak bir de saat kulesi bulunuyor. Nuwara Eliya'dan Kandy kentine giden yolda, yaklaşık 5 km kadar Nuwara Eliya'nın dışında Seetha Amman Temple ya da kısaca Sita Eliya adıyla bilinen bir Hindu tapınağı var. Buraya mutlaka uğrayın. Tüm tapınak renkli heykellerle dolu. Bu heykeller oldukça geniş bir külliyata sahip Hindu mitolojisinde yer alan karakterlerden ve tanrılardan oluşuyor. Treking, doğa yürüyüşü, tırmanma gibi konulara ilgi duyuyorsanız Nuwara Eliya'dan yaklaşık 2 saatlik mesafede Adem Tepesi olarak bilinen dağ ilginizi çekebilir. Dünya üzerinde Adem'in ilk ayak bastığı yer olarak bilinen dağ 2243 m yüksekliğinde. Koni şeklinde bir yapısı olan dağın tepesinde bulunan bir çöküntü ayak izine benzetilmiş ve Adem'in veya Şiva'nın ayak izi olarak adlandırılıyor. Bu tepe Budistler, Hindular, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal olarak kabul ediliyormuş. Merkeze çok yakın Gregory adında bir göl bulunuyor. Burası şehrin içerisinde olduğundan biraz doğal ortamından uzaklaşmış; ama yerel halkın dinlenmek, bir çay kahve içmek için uğradığı bir yer haline gelmiş. Çok fazla vaktiniz varsa, çocuğunuzla birlikte burada biraz zaman geçirebilirsiniz. Ama onun dışında, kültürel ve fotoğrafçılık anlamında bir şey yok. Sri Lanka'da ne yerseniz içinde mutlaka baharat olacak. Sebze sevenler için acı dışında pek bir sorun yok. Çok değişik yemekler yedik; ama isimleri maalesef aklımda kalmadı. Ancak Sri Lanka hem et yemeklerini hem de sebze yemeklerini bir arada bulabileceğiniz bir ülke. Et kısmından balığı ayrı tutmak istiyorum, genellikle her gece menüde balık oluyor. Kahvaltıda yumurta, ekmek ve tropik meyveler bulabilirsiniz. Benim gibi peyniri çok seviyorsanız vakumlayıp yanınızda bir miktar götürmenizde fayda var, kahvaltıda peynir bulmanız biraz zor. Sri Lanka da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uyguluyor. Fakat fazla uğraşmadan vizeyi online almak mümkün. Kredi kartınızdan ödeme yapabiliyorsunuz. Aldığınız vizeyi kullanarak girişten kolayca geçiyorsunuz. Online vizeyi http://www. eta. gov. lk web sayfasından alabilirsiniz. Sonrasında vizenin çıktısını alıp yanınızda taşımalısınız. Ücret zaman içerisinde değişebilir; ama şu an için, yani 2016 yılında 30 USD."} {"url": "https://azgezmis.com/ormanya", "text": "Ormanya keyifli bir gün geçirmek için ailece gidebileceğiniz çok güzel bir orman alanı. İzmit sınırları içinde yer alan Ormanya'ya kendi aracınız ile gidebilirsiniz. Aracınız yoksa İzmit'ten her yarım saatte bir kalkan 281 ve 287 nolu belediye otobüsleri ile Ormanya'ya ulaşabiliyorsunuz. Ancak hafta sonu gitmenizi çok tavsiye etmiyorum. Biz hafta içi gittik ve buna rağmen kalabalık bulduk. Hafta sonu sabah açıldığı anda insanlar birden içeriyi dolduruyormuş. Pazartesi günleri park kapalı, onun dışındaki günlerde ziyaret edebilirsiniz. Giriş için herhangi bir ücret ödenmiyor. Kapıdan içeri girdiğinizde karşınıza bir pano çıkıyor. Burada değişik parkurlar var. En uzun parkur için 18 km yürümeniz gerekiyor. Parkurun tamamı orman içinde ağaçlar arasında yürüyeceğiniz çok keyifli bir yol. Yollar asfalt değil, toprak bu da size kendinizi tam doğanın içinde hissettiriyor. Bu çizilen yürüyüş alanının dışında bisiklet ile gezebileceğiniz yerlerde mevcut. Alanın içinde akıllı bisikletler ile gezinti yapabilirsiniz. Bisiklet kiraları 2021 yılında bir saatliği 1 TL'den kiralanıyor. Giriş kapısının hemen yan tarafında piknik alanları yapılmış. Gördüğümüz kadarıyla mangal dumanı yoktu, gelenler mangalsız piknik yapıyorlardı. Mangal olmaması bu güzel ormanı daha da keyifli bir hale getirmiş. Oturmak için ahşap banklar ve ona birleşik masalar yapılmış. Bu alanı geçince yol ikiye ayrılıyor, bir tarafında botanik yol diğer tarafında ise sanat galerisi yer alıyor. Galeride fotoğraf sergileri, resim sergileri açmak mümkün. Orta ölçekli bir hayvanat bahçesi var. Burayı gezerken gördüğümüz hayvanlar tutsak olduğu için üzüldük. Ancak daha sonra yetkililer ile görüşünce, bize bu hayvanların doğaya yaşayamacak hayvanlar olduğunu anlattılar. Bir kısmı yaralı bulunmuş, bir kısmı kimsesiz kalmış ve bazıları da kapanan hayvanat bahçelerinden gelmişler. Yine de doğada olmalarını; ya da yerlerinin kendilerini biraz daha özgür hissedecekleri şekilde dizayn edilmiş olmasını isterdim. Burada geyik, keçi, lama, alpaka, ceylan gibi hayvanları elinizle besleyip sevme şansını buluyorsunuz. Beslemek derken yerdeki otları alıp verdik elbette. Paketli, kimyasal ürünleri vermek yasak zaten. Ata binmeyi sevenler, eğitmenler eşliğinde ata binmeyi deneyebilirler. Hayvanat bahçesinin kenarında yemek yiyebileceğiniz bir kafe var. Burada tost, gözleme gibi şeyler yiyebilirsiniz. Biraz daha yemek ağırlıklı bir yer isterseniz bu kafeye çok yakın bir başka lokantada et yemekleri ve çorba bulunuyor. Fiyatlar makul ve yemek yerleri temiz bakımlı duruyor. Yemek sonrası tura devam edersek, ormanın bir yerinde karşınıza saklı göl ve hemen karşısında yeşil göl çıkıyor. Bu göllerin yanında oturabileceğiniz kamelyalar yer alıyor. Gezerken sık sık kuşlar için yemlikler konmuş. Bir çok kuş gelip buralardan besleniyor. Size de bu güzellikleri seyretmek çok keyif veriyor. Ormanın içinde yürürken kuşların sesleri birbirine karışıyor ve bu çok keyif verici. Göllerde soluklanıp kuşları seyrettikten sonra toprak yolda yürümeye devam ediyoruz. Yol yine ikiye ayrılıyor. Biz tenha olan yolu tercih ediyoruz. Bu yol bizi Ağustos 2021'de açılacak olan kütüphaneye götürüyor. Daha giriş kapısından çok güzel olacağı belli oluyor. Burada hamaklar, rahat minderler, hatta kendinizi neredeyse boşluğa bırakıp kitap okuyacağınız yerler olacakmış. Kapının kenarından devam eden çalışmaları gördük. Buradan en çok ilgi gören yere doğru yürüdük ve Hobbit Evleri'ne ulaştık. Elbette en kalabalık yer burasıydı. Yaklaşık 11 veya 12 kadar evin yer aldığı küçük bir alan. Başlangıçta Kocaeli Belediyesi burada bir kaç tane ev yapmış. Sonrasında bir film çekimi için buradaki ev sayısı artmış, çok da güzel olmuş. Biz büyükler için bile masallardaki gibi evlerin arasında dolaşmak keyif verici. Ormanya'nın üst kısımlarında çocuklara sportif olta balıkçılığı derslerinin verildiği bir göl mevcut. Bir kısmında da alternatif tarım yapılan bir alan var. Tüm bunları görüp dolaşmak için bir tam gününüzü Ormanya'ya ayırmanız gerekiyor. Tam park bitti derken çıkış kapısının yanında karavanları görüyoruz. Bu alan her karavancıya açık bir yer. Ücretsiz olarak elektrik ve su alabiliyorsunuz. Ayrıca alanın içinde banyo ve tuvalette mevcut. Park alanı çok sevimli değil, etrafında hiç ağaç yok ama bütün gün Ormanya'nın içinde dolaşıp akşam olduğunda karavana dönebilirsiniz. Karavanı rahatça bırakabilirsiniz çünkü bu alan büyük demir kapılarla kilitli tutuluyor. Burada bir araç bir hafta konaklayabiliyor. Kendi aracınız ile günübirlik geldiğinizde ise iki tane otopark var. Bir otoparkın geliri Kocaeli Spora gidiyor. Diğer otopark ise özel bir işletmeye ait. İkisinin ücreti de aynı, 10 TL alıyorlar. Biz gelirin Kocaeli Spora gitmesini tercih ettik. Kütüphane açılınca tekrar gitmek gerek."} {"url": "https://azgezmis.com/osmanli-konseptinde-oteller-neler-sunar", "text": "Öncelikle Ottoman's Life Hotel Deluxe gibi Osmanlı konseptinin uygulandığı otellerde dekorasyona büyük bir önem verildiğini söyleyebiliriz. Dekorasyonda Osmanlı stili tercih ediliyor ve bazı otellerde modern stilde dizayn edilmiş olan odalarda konaklama seçeneği de oluyor. Bu konseptte ön plana çıkan unsurlardan biri de muhafazakar yaşam şekline uygun bir hizmet alma şansıdır. Elbette Osmanlı konsepti kapsamında tüm oteller için bu durum geçerli değil. Ancak HalalBooking. com adresine tıklayarak otel seçimi yapmanız durumunda İslami kaidelere uygun bir hizmet sunanları anında listeleyebilirsiniz. İslami kaidelere uygun hizmet sunan, Osmanlı konseptinde olan otellerin alkolsüzlük kuralı uyguladığını belirtelim. Tesiste hiçbir alanda alkol servisi yapılmıyor. Bu nedenle alkol kullanılmayan bir otelde konaklama imkanı oluyor. Bununla birlikte sadece helal yiyeceklerin sunulduğunu da eklemek gerekir. Tatilciler haram yiyecek tüketme endişesi yaşamadan menüden seçim yapabiliyor. Bu özelliklerin son derece önemli olduğunu da eklemek gerekir. Muhafazakar yaşam şekline uygun hizmet sunan otellerde ibadet için kadınlara ve erkeklere ayrı alanlar sunuluyor. Bu sayede abdest alma ve namaz kılma gibi ibadetlerin rahatlıkla gerçekleştirilmesi de mümkün olabiliyor. İslami kaideler kapsamında kadınlar ve erkekler aynı alanda ibadet edemez. Bu nedenle oteller farklı alanlar sunarak bu açıdan da tatilcilerin rahat etmesini sağlıyor diyebiliriz. Bir diğer unsur da kadınlara özel havuz seçeneğinin sunulabiliyor olmasıdır. Aynı zamanda kadınların haşema ile girebilecekleri karma havuzlar da olabiliyor. Kadınlara özel ve tamamen korunaklı bir yapıya sahip olan spa alanları, sağlık alanları olan oteller de var. Türk hamamı, sauna, buhar banyosu, masaj salonu, fitness alanı gibi imkanlar da tercih ettiğiniz otele bağlı olarak size sunulabilecek hizmetlerdir. Bu alanlar da kadınlar için ayrı olduğundan tatilcilerin rahatlıkla söz konusu hizmetlerden faydalanmaları mümkün olabiliyor."} {"url": "https://azgezmis.com/paris", "text": "Klasik olacak; ama Paris tam bir aşk şehri, her yerde romantizm var. Her şey iki kişi için düşünülüp tasarlanmış. 1999 yılında Paris'e ilk gittiğimde Şubat ortasında soğukta insanların sevgililerine sarılarak kafelerde oturduğunu görünce şaşırmıştım. O dönemde henüz Türkiye'de olmayan ya da çok nadir görülen açık havayı ısıtan sobalar tüm Paris kafelerinde yerini çoktan almıştı bile. Şehrin romantik havasını solumaya ilk olarak meşhur Champs Elysees caddesinden başlamalı. Çok geniş olan bu cadde ilk görüşte hayran olacağınız bir yer. Sokakta yürürken her tarafdan gelen parfüm kokuları insanın etrafını sarıyor. Bu koku bile kendinizi romantik bir ortamda hissetmenizi sağlıyor. Cadde oldukça lüks mağazalarla donanmış durumda. Tabi adım başı göreceğiniz küçük romantik kafeleri de unutmamak lazım. Caddede yürürken bir yerlerden bir müzik sesi duyabilirsiniz. Müziğe doğru gittiğinizde küçük bir grubun müzisyenlerin etrafında dans edip şarkı söylediğini göreceksiniz. Avrupadaki bu görüntüleri hep sevmişimdir. İnsanların günlük rutin işlerinden eve dönerken sokakta kısa süreliğine de olsa dans edip şarkı söylemeleri insanın içine bir neşe düşürüyor. Champs Elysees caddesinin en sonunda ve batısında Arc de Triomphe, yani özgürlük anıtı yer alıyor. Buraya geldiğinizde tüm caddeyi görebiliyorsunuz. Anıt devasa görüntüsü ile göz dolduruyor öyleki yüksekliği 50 metre genişliği de 45 metre. Anıtın bulunduğu meydanın adı Charles de Gaulle olarak geçiyor. Bu anıt Fransa için savaşanlar adına dikilmiş. Kemerli anıtın iç kısmında ve üst kısmında generallerin adı ile savaşların adı yazılı. Anıtın altında ise I. Dünya Savaşından kalan meçhul bir askere ait mezar bulunuyor. Champs Elysees caddesinin doğu tarafındaki bitiminde Concorde Meydanı yer alıyor. Burası Fransa'nın en büyük meydanı. Alanın toplamı 86.400 m . Concorde meydanı 1755 yılında mimar Ange Jacques Gabriel tarafından oktagon formda tasarlanmış. Alandaki bütünlük çeşmeler ve heykeller ile sağlanmış. Başlangıçta dönemin kralı onuruna meydana Louis XV ismi verilmiş. Fransız Devrimi sırasında giyotini icat eden ve aynı isimle anılan fizikçi Doktor Giyotin'in icadı bu meydana kurulmuş ve bir çok infaz burada gerçekleştirilmiş. Fransız Devrimi sonrasında meydan yeniden isimlendirilmiş ve Concorde Meydanı adını almış. Paris bana göre şıklık ve zerafet şehri. Lafayette Mağazası bu cümlemi doğrular gibi tüm zerafeti ile 1893 yılından bu yana Haussmann Bulvarında hizmet veriyor. Alışveriş yapmayacak bile olsanız bu mağazayı görmenizi önereceğim. Altın renginde balkonları ve balkonların açıldığı büyük alandaki kubbesi ile baş döndüren bir yapı. Bu güzelliğin bedeli biraz pahalı tabi; ama indirim zamanlarınızda eminim bütçenize uygun bir şeyler bulacaksınız. Çünkü 8 'ya bile ayakkabı satıldığını gördüm. Paris'e gelip de Louvre Müzesi'ni görmeden dönmek olmaz. Zaten Paris deyince Eyfel Kulesi'nden sonra akla ilk gelen yer Louvre Müzesi değil mi. Bina ilk inşa edildiğinde kraliyet sarayı olarak kullanılmış daha sonra bir Ortaçağ kalesi olmuş bugün ise sanatın kalesi diyebiliriz herhalde. İçinde 35.000 parça modern ve antik sanat eseri ile birlikte daha binlerce değişik eser barındırıyor. Louvre, sanat severlerin saatlerce içinden çıkamayacağı bir cennet. Da Vinci, Monet gibi bir çok ünlü ressamın eserlerini görmek ve Mona Lisa ile aniden göz göze gelmek tarifsiz bir duygu. Müzeyi, Pazartesi, Salı, Cumartesi ve Pazar 09:00 ile 18:00 arasında, Çarşamba ve Cuma günleri 09:00 ile 22:00 arasında gezebilirsiniz. Ayrıca her ayın ilk Pazar günü giriş ücretsiz. Fiyatlar değişmediyse giriş ücreti 9,5 . Louvre Müzesi'nin yakınlarında yine eğer değişmediyse içinde bir çok Türk çalışanın olduğu büyük bir parfümeri dükkanı var. Burada size yapılan özel indirimle setler halinde hazırlanmış parfümlerden alabilirsiniz. Paris'e şöyle bir tepeden bakmak istenirse en iyi adres Eyfel Kulesi derim. 1889'da Gustave Eiffel tarafından inşa edilen kule bugün Paris'in simgesi konumunda. Yüksekliği 324 m olan yapı inşa edildiği dönemde en yüksek yapı ünvanını taşıyordu. Ta ki New York'da ki Chrysler Binası yapılıncaya kadar bu ünvanı elinde tuttu. Kulenin toplam ağırlığı metal ve metal olmayan aksam dahil 10.000 ton civarında. Ancak zemine verdiği ağırlık bir sandalyenin 4 ayağı ağırlığında. Bu muhteşem kulede 2 adet restoran yer alıyor. Kulenin en tepesine kadar çıkmak için 13.10 ödemeniz gerekiyor. Ancak buna kesinlikle değer. Tepeden Champs Elysees, Sen Nehri, Concorde Meydanı, Notre Dame Kilisesi, Louvre Müzesi, kısaca tüm Paris kuş bakışı ile ayaklarınızın altında. Yükseklik korkusu olmayanlar mutlaka Eyfel Kulesine çıkıp bu güzel şehre tepeden bir bakmalı. Restaurantlarda bir şeyler yemek isterseniz iyi bir parayı gözden çıkarmanız gerekli. Yaklaşık bir fiyat vermek gerekirse iki kişi 120 ile 130 arasında bir rakama bir akşam yemeği yiyebiliyor. Paris'in bir başka tepesi de sanatçıların toplandığı şehrin kuzeyindeki Montmartre Tepesi. Tepenin yüksekliği 130 metre Eyfel Kulesi'nden sonra şehrin en yüksek yeri. Tepeye gelene kadar aşağıdaki sokaklarda resimden, anahtarlığa, tişörten, şapkaya varana kadar bir çok karışık ürün satan küçük dükkanlar var. Montmartre'da Sacre Coeur tepesinde 1914 de inşa edilmiş olan Sacre Coeur Kilisesi yer alıyor. Kilise yapı itibarı ile oldukça ilginç. İlk gördüğümde beyaz kubbeleri bana Taç Mahal'i anımsattı. Kilisenin merdivenlerdeki insan kalabalığı da tıpkı İtalya'da ki İspanyol Merdivenleri gibi bir tarafta oturup bir şeyler yiyenler veya manzara seyredenler, diğer yanda hiç bitmeyen bir iniş çıkış trafiği hakim. Burada Salvador Dali, Claude Monet, Pablo Picasso ve Vincent Van Gogh gibi bir çok ünlü ressamın atölyesi yer almış ve halada günümüz ressamlarının atölyeleri bulunuyor. Tepeden yine bir Paris manzarası görüyorsunuz. Ancak bu tepede her yer sanat kokuyor. Sokaklarda resim yapan bir çok sokak ressamı ve meydanda hediyelik eşya satan bir çok satıcı var. Burada bulunmak oldukça keyif verici. Montmartre Tepesine gelmek için en iyi yol metroyu kullanmak. Anvers'den 2 nolu metro ile veya Abbesses'den 12 nolu metro ile buraya ulaşabilirsiniz. Yada Moulin Rouge bölgesini de görmek isterseniz metrodan bir iki durak önce inip yürüyerek gidebilirsiniz. Hepimiz Notre Dame'ın Kamburu'nu duymuşuzdur herhalde. İşte filmlere konu olan meşhur Notre Dame Kilisesi Seine Nehri kıyısında tüm ihtişamı ile ayakta duruyor. Yapı daha giriş kapısından haşmeti ile sizi etkiliyor. Bir kaç adım geriye atarak bu ihtişama karşıdan bakmak ihtiyacı hissediyorsunuz. Gotik tarzda inşa edilmiş olan bu yapı Fransız Gotik mimarisinin Fransa'da ki en iyi örneği olarak gösteriliyor. Notre Dame'ın Fransızca karşılığı \"Leydimiz\" anlamına geliyor. Ortadoğu'da, Fransa'dan kilometrelerce uzakta olan Lübnan'da inşa edilmiş bazı kiliselerde de aynı isim hala kullanılmakta. Bu da Lübnan'da geçmişden kalan baskın Fransız etkisinin kanıtı. Notre Dame Kilisesi içerisindeki vitray çalışmaları ile de büyüleyici gözüküyor. Kilisenin camlarından içeri ışık süzüldükçe vitraylardan müthiş ışık oyunları kilisenin içine doluyor. Ayrıca bu yapı ilk kemerli payandaların kullanıldığı kilise olduğu içinde önem taşıyor. Aslında böyle planlanmayan kilisenin ince duvarları inşaat başladıktan sonra yukarı doğru fazlaca uzar ve üzerlerinde çatlaklar meydana gelir. Olası bir tehlikeye karşı mimarlar yapının duvarlarına dışdan destek verirler. 1790'larda Fransız Devrimi sırasında yapı fazlaca tahrip edilir. Ancak 19. yüzyılda renovasyon işlemi gerçekleştirilip yapı eski görünümüne kavuşturulur. Şehrin kalabalığından biraz kaçmak için Le Jardin Des Tuileres bahçesine gitmek iyi bir seçim olabilir. Bu bahçe aslında merkeze çok yakın, Concorde meydanı ile Louvre müzesi arasında kalıyor. Parkda hayatımızın bazı dönemlerinde derslerimizde konu olan ünlülerin heykelleri yer alıyor. 25 dönümlük bu parkta yapay göller ve gölgesinde soluklanabileceğiniz büyük ağaçlar mevcut. Parkda görülmeye değer iki adet büyük göl mevcut. Bassin Rond ve Bassin Octogonal isimleri ile anılan bu gölleri parka giderseniz mutlaka görmelisiniz. Bugün halka açık bir park olan bu bölge 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren üzerine inşa edilen saray ile kraliyet sarayına ait bir araziymiş. 1664 yılında kralın Versay Sarayına taşınması ile burası Paris'in en sevilen parkı kimliğini kazanmış. Ancak 1871 yılında büyük hasar verilerek tamamen yakılmış, sonrasında yeniden tasarlanmış. Bugün içinde iki büyük gölden başka iki de müze barındırıyor. İki tam gününüzü ayırırsanız yürüyerek Eiffel Kulesi, Louvre Müzesi, Champ Elysees, Le Jardin Tuileries ve St. Germain bölgesini gezebilirsiniz. Bana sorarsanız bir şehir en iyi yürüyerek keşfedilir. Vaktiniz varsa yukarıdaki rotayı bizim gibi yürüyerek yapmanızı tavsiye ederim. Paris'e gitmişken onu bir de Seine Nehri'nden görmenizi tavsiye edeceğim. Bunun için Eyfel Kulesi yakınından kalkan tekneler var. İki seçeneğiniz var akşamları yemekli bir tur yapabilirsiniz veya yemek yemeden sadece şehri nehirden görmek amaçlı turlayabilirsiniz. Her ikiside güzel ancak ben şehri gündüz görmeyi tercih edenlerdenim. Yemeksiz turun kişi başı fiyatı 11 ve yarım saatte bir tekneler kalkıyor. Detaylı bilgiyi francetourisme. fr sayfasında bulabilirsiniz. Göz at: Paris Gezilecek Yerler. Paris pek ucuz bir şehir değil, uygun fiyatla konaklamak isteyenler için Damremont Oteli önerebilirim. İki kişilik oda fiyatı 55 ile 60 civarında ki bu da Paris için iyi bir fiyat. Biraz daha lüks olsun derseniz size 3 yıldızlı Trocadero Oteli seçilebilir. Fakat en ucuzu olsun derseniz size bizim kaldığımız gibi uygun fiyatlı bir çok hostel bulabilirsiniz. Yalnız ucuz hosteller için beklentinizi çok aşağılarda tutmalısınız. Genellikle banyo ve tuvalet ortak kullanımda. Eğer Orly Havalimanı'na inerseniz şehre ulaşmak için en iyi seçenek Orlybus ile gitmek. Bir kişi 6,4 . Yalnız iki tane farklı otobüs var. Biri belediye otobüsü her 20 dakika veya yarım saatte bir kalkıyor, diğeri de Air France'a ait otobüsler. Bunlar ile şehre inerseniz ücreti 11,6 civarında. Bu sistem Charles De Gaulle Havalimanı için de geçerli olmalı. Oraya indiğinizde şehre giden toplu taşıma aracını sormanız en mantıklı gidiş yolu. Bu araçlar sabah 05:00 den gece yarısına kadar çalışıyor, bu saatler dışında şehre ulaşımınız biraz daha pahalı yoldan olacak. Paris içinde seyahat etmek için en uygun yol 10 bileti bir kerede satın almanız. Böylece biletlere normalden daha az para ödemiş oluyorsunuz. Bu biletlerin her biri 1,5 saat geçerli olmak kaydı ile metro ve trende bir kaç kere kullanılabiliyor. Yalnız aynı metro veya aynı otobüse inip binerseniz sadece bir kere kullanabiliyorunuz. Bu uygulama değişik hatlara geçiş yaptığınızda geçerli. Tek bilet alırsanız size maliyeti 1,8 ancak 10 adet aldığınızda ise tanesi 1,24 'ya geliyor. Vaktiniz olursa bir gününüzü mutlaka Paris yakınındaki Euro Disney'e ayırın. Burası başka bir dünya, sizi düşlerinize, çocukluk günlerinize geri götürüp film gibi bir gün yaşatacak mekan. Tren bileti ve Disneyland'a giriş dahil kişi başı 95 USD ödemeniz gerekiyor. Bu romantik şehirde keşfedilecek daha bir sürü yer var; ancak hepsini buraya yazarsam size keşfedecek bir şey kalmayacak. bizim siteye sitenizin linki ile makale yazarsanız yayınlamak isteriz. Yazılarımızı sadece kendi sayfamızda paylaşıyoruz. İlgiliniz için teşekkürler. Paris'i kendi başınıza çok kolay gezebilirsiniz. Metro ile gideceğiniz yerlere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ayrıca cep telefonunuza indireceğiniz bazı uygularmalar ile yürüyerek de bazı bölgelere gidebilirsiniz. Örneğin Triposo programı bu iş için oldukça ideal. Tur ile gitmeniz otel ve uçak biletini daha uygun fiyatlı halletmenize yarayacaktır. Onun dışında ek turları kendi başınıza yapmanızı öneririm. Otelden bir metro haritası edinip gezebilirsiniz. benim de sevdiğim ve romantik bulduğum şehirlerden. Yazımızın Paris gezinizde size yardımcı olmasına çok sevindim. gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Tebrikler."} {"url": "https://azgezmis.com/pinnawala-fil-yetimhanesi-sri-lanka", "text": "Sri Lanka yolculuğumuzda genellikle ilk duraklarımızdan biri Pinnawala oluyor. Hem Sri Lanka'ya ufak bir aşinalık sağlanması; hem de buradaki fil yetimhanesini görüp doğada yaşananları anlamak için bir başlangıç oluyor. Pinnawala Colombo'dan yaklaşık 90 km uzaklıkta bulunan bir kasaba. Colombo'dan Sigiriya veya Kandy şehrine giderken uğrayabileceğiniz, yeşillikler içerisinde, turistlerin oldukça rağbet ettiği bir bölgede bulunuyor. Turistlerin buraya ilgi gösterme sebebi burada bulunan fil yetimhanesi ve hayvanat bahçesi. Pinnawala Fil Yetimhanesi'nde sayıları değişmekle birlikte çoğunluğu dişi olacak şekilde 100 civarında fil bulunuyor. Filler biri sabah 10:00 12:00 arasında, diğeri 14:00 16:00 olmak üzere günde iki defa yetimhaneden Ma Oya Nehri'ne yıkanmak ve su içmek için götürülüyor. Yetimhane ya da barınak denen yer ise nehirden 1 km kadar uzaklıkta, etrafı çevrili büyük bir alan. O saatlerde nehir kenarında olursanız güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Buraya geldiğinizde filler nehirde; ya da yetimhanede olabilirler. Saatleri bilirseniz nerede olmanız gerektiğine de karar verebilirsiniz. Ya da erken gelip nehir kenarındaki kafelerde bir şeyler içip bekleyebilirsiniz. Daha önce gitmediğimiz bölgeleri hazırlık aşamasında uzun uzun internetten incelememiz gerekiyor. Bunun için de saatlerce ekrana bakıyoruz, pek sağlıklı bir durum değil biliyorum; ama i-block gözlüklerden kullanarak kendimizi koruyoruz. Biraz beklediğinizde bu devasa canlılar sürü halinde sokaklardan, yanınızdan geçerek nehirde yıkanmaya geleceklerdir. Fillerin yerli ve yabancı turistler için açık bulunan hediyelik eşya dükkanları arasından yürüyerek, yavaş yavaş nehre doğru gelişlerini ve sonrasında nehirde yıkanmalarını izlemek büyük keyif. Sri Lanka'da tarım ve yerleşim alanı açmak için orman arazilerinin yok edilmesi insan ve filler arasında büyük problemlere yol açmış. Bir başka neden kaçak avlanmalar. Fillerin öldürülmesi, genç ve bebek fillerin doğada yalnız kalmaları da bu sorunlardan biri. Burası ilk olarak 1975 yılında yetim kalmış beş adet fil yavrusuna bakım yapmak amacıyla kurulmuş. Fakat bu filleri anneleri yetiştirmediğinden, yaban hayatında zorluk çekecekleri düşüncesiyle salıverilmemiş ve burda bakılmaya devam edilmiş. Şu anda bu ilk beş filden sadece birisi, Kumari adında olan hayatta. Tam yaşı bilinmese de, şu andaki yaşı 65 olarak tahmin ediliyor. Nehirde fillerin yıkanmasını izledikten sonra dilerseniz fil yetimhanesine giderek minik filleri görebilirsiniz. Eğer çok erken 09:00 09:30 gibi yetimhaneye gelirseniz, bir biberon süt satın alıp, filleri kendi ellerinizle besleme şansınız da olur. Bir fili evlat edinmek isterseniz yetimhaneye bağış yaparak bunu da gerçekleştirebilirsiniz. Ama yanınıza alıp götürmek yok, sizin adınıza burada bakımı yapılıyor. Nehir tarafında, etrafta bir çok hediyelik eşya satan dükkan var. Bunlardan fillerle ilgili bir çok farklı ürün alabilirsiniz, bana en ilginç gelen ürün ise fil dışkısından yapılmış kağıt olmuştu. Tamamen el yapımı bu ürünler yerel öğrenciler tarafından kullanılıyor, oldukça organik. Tüm bunlar için elbette bilet almanız gerekiyor. Bir yetişkin için bilet fiyatı 3000 LKR; yani yaklaşık 110 TL. 12 yaşına kadar çocuklar için bunun yarısı ödeniyor. Biletinizi gişeden alabilirsiniz. Alan içerisinde sigara içilmiyor. Müzik ya da ses çıkaran herhangi bir aletle dolaşmaya izin verilmiyor. Filler çok nazik hayvanlar; ama kütle olarak çok büyük ve ağır olduklarından istemeden de olsa size zarar verebilirler, o yüzden çok dikkatli olmalısınız ve mesafenizi korumalısınız. NOT: Şu an için geçici olarak ziyaretçilerin filleri beslemesi, filleri yıkaması ve fillerle birlikte nehirde yıkanmasına izin verilmiyor. Ama bu 2020 yılında yaşıyor olduğumuz salgın (covid-19) ile ilgili geçici bir durum, buranın ziyaretçilere ve bu tip aktiviteler için ödenen paraya ihtiyacı var. Yaşasın filler."} {"url": "https://azgezmis.com/portekizde-mistik-bir-sehir-fatima", "text": "Porto'nun 190 km güneyinde, Lizbon'un ise 130 km kadar kuzeyinde yer alan Fatima Portekiz'e geldiğiniz zaman mutlaka uğramanız gereken bir yer. Yaklaşık nüfusu 10.000 olan bu küçük şehir ise şöhretini gerçekliği hala tartışılan mucizelere borçlu. Lizbon ya da Porto'dan Fatima'ya otobüs ya da tren vasıtasıyla rahatlıkla gidebilirsiniz. Tren ile gitmeyi düşünürseniz Fatima'da istasyon olmadığından Caxarias'da inip taksi ya da shuttle kullanarak Fatima'ya ulaşabilirsiniz. Fatima'nın ilginç bir hikayesi var; 12. yy.'da bölgede yaşayan Mağribliler'in şehirlerine yapılan akınlar sırasında genç bir şövalye olan Don Gonçalo Hermigues, müslüman bir prensin Fatima isimli kızını kaçırır. Fatima zamanla kendisini kaçıran şövalyeye aşık olur. Evlenmeden önce de Hristiyan olmayı kabul eder. Vaftiz ismi Ourem olur. Şövalye ise eşini mutlu etmek için yaşadıkları şehrin adını Ourem olarak değiştirir. Fakat kısa süre içerisinde Ourem hastalanır ve ölür. Eşinin ölümüne çok üzülen şövalye ise kendini uzun süre boyunca dine adar ve manastırda yaşar. Bir süre sonra kendisine yeni bir manastır kurma görevi verilir. Kurduğu yeni manastırın etrafındaki yerleşime de Fatima adını verir. Bir manastırın etrafında kurulan bu küçük şehri günümüzde ise 5 milyondan fazla insan ziyaret ediyor. Fatima'yı bu kadar ünlü yapan ise 1917 yılında yaşanan Meryem Ana Efsanesi'dir. 1917 yılında Meryem Ana 3 çoban çocuğa gözükür. Çocukların anlattığı bu hikaye kısa sürede kulaktan kulağa bir dalga gibi yayılır. Dönemin yazılı kaynaklarına göre 1917 yılının Ekim ayında binlerce kişi Meryem Ana'yı beklemek üzere Fatima'da toplanır... ve yazılanlara göre son derece olumsuz hava şartlarına rağmen bulutlar dağılır, güneş çıkar ve yaklaşık 12 dakika kadar havai fişek gösterisini andıran bir ışık gösterisine şahit olurlar. Yaşanan bu olayın ardından bu noktaya kilise yapılır. Bahsi geçen üç çoban çocuktan ikisi küçük yaşta ölür. Lucia ise 2005 yılında öldüğünde 97 yaşındadır. Vatikan da Lucia'nın ölümünün ardından kendisini azizelik ile onurlandırılır. Yıllar içerisinde Fatima Hristiyanların en kutsal hac merkezlerinden birisi haline gelir. Fatima'daki Büyük Meydanı'ın köşesinde hikayenin başladığı yani Meryem Ana'nın görüldüğü yere yapılmış küçük şapel mevcut. Meydana hakim konumda bulunan Ana Kilise'nin yapımı 1954'te tamamlanmış. İç kısmında Şövalyenin eşi Fatima'nın ve çoban çocukların mezarları var. Meydan aynı anda 1 milyon kişinin sığabileceği şekilde tasarlanmış. Ana Kilisenin tam karşısında ise çok büyük ve modern bir kilise daha var. İki kilise arasındaki yolu, bir şeyler elde edebilmek için, dizlerinin üzerinde katetmeye çalışan hacı adayları son derece sıra dışı kareler sunar fotoğrafçılara. Meydanda oldukça büyük bir mum yakma alanı var. Burada da nemli gözler dileklerin gerçekleşmesi için kapanıyor ve mumlar yakılıyor. Gün boyu devam eden bu ritüeller hava kararıp ayinlerin başlamasıyla doruk noktasına ulaşıyor. Büyük bir haç din adamları ile taşınıyor ve kalabalık hacılar topluluğu öndeki din adamlarını takip ediyor. Topluluktaki hemen hemen herkesin elinde yanan mumlar gece karanlığında oldukça mistik bir görüntüye sebep oluyor. Bu kadar çok dini içerikten bahsettikten sonra burada konaklama sorunu yaşayacağınızı sanmayın. Meydanı çevreleyen çok sayıda otel var. Bütçenize göre birisini seçebilirsiniz. Otelinizin ve yine meydanın etrafında çok sayıda da hediyelik eşya satıcısına rastlayacaksınız. Dinin bu kadar metalaştırıldığına önce şaşıracak sonra da kanıksayacaksınız. Gezilerinizin hepsi birbirinden güzel. Portekiz gezisi ne zaman. Merhaba, 2020 yılı için Portekiz gezisi planlamadık, maalesef."} {"url": "https://azgezmis.com/selimiye-tatil-icin-baska-bir-adres", "text": "Marmaris ilçesinin küçük sevimli bir köşesi Selimiye. Ancak bu küçük koya çok şey sığmış. Marmaris ile Selimiye arası yaklaşık 46 km; fakat yol bir hayli virajlı olduğu için yavaş gidiyorsunuz, yaklaşık bir saat kadar sürüyor. Selimiye popüler olmadan önce kendi halinde küçük bir balıkçı köyüymüş. Burada yaşayanların çoğunluğunu Bulgaristan'dan göç eden Türkler oluştururken bugün yazlık sahipleri ve değişik şehirlerden gelip yerleşenlerin sayısı he geçen gün artıyor. Selimiye ismini Osmanlı Padişahı I. Selim'den almış bir yerleşim yeri. Eskisi kadar olmasa da burada, zeytincilik, arıcılık, badem ve bir de eski bir gelenek olan tekne yapımı devam etmekte. Genelde evlerin bahçelerinde çok büyük olmayan ahşap tekneler yapılıp satılıyor. Son yıllarda ise en gözde kazanç kapısı turizm olmuş. Marmaris'den buraya gelirken iki farklı yoldan gelebilirsiniz. Yolun birinde, İçmeler ve Turunç beldeleri önünüze çıkacak. Çok kalabalık olmadığı dönemlerde İçmeler çocuklu aileler için iyi bir seçenek olur. Uzun bir süre denizde yürüseniz bile deniz hala diz kapaklarınıza gelecek kadar sığ. Kalabalık olunca tüm kum havaya kalkıyor ve suyu bulanık hale getiriyor. Bu yoldan gelirken Bayır köyündeki geleneksel yoldan yağ üreten, eski yağhaneyi de ziyaret edebilirsiniz. Burada 1910 yılından kalan ahşap iş makinaları ile badem, kekik ve zeytinin yağı çıkartılıyor. İkinci yoldan giderseniz bu sefer, Kız Kumu Plajını görme şansınız olur. Burada denize girmedim; ama gördüğüm kadarıyla herkes suyun ortasında yürüyordu. Burası da hemen derinleşmeyen ve zemini kum olan bir yer. Gelelim Selimiye'ye, burada merkezden denize girmek isterseniz teknelerin bağlamış olduğu sığınak denen limandan girmeniz gerekiyor. Ancak kıyıda yer yer deniz kenarına, yani halkın plajının içine yapılmış bulunan bazı yapılar buradan geçip denize girmeye izin vermiyorlar. Daha önce bir başka yazımda yazmıştım, tekrar yazıyorum: T. C. Anayasası'nın 3621 sayılı kanunun 43. maddesi gereği tüm kıyılar halka açıktır. Lütfen bunu her gittiğiniz sahil kasabasında bu tip bir durum ile karşılaştığınızda bildirin. Kimse sizi sahilden yararlanmaktan alıkoyamaz. Selimiye genel olarak sakin ama kendinize daha az tesisin olduğu bir parça sakin bir yer arıyorsanız Sığ Liman Plajına gidebilirsiniz. Selimiye koyundan 2,5 km uzaklıkta. Bu koyun hemen yanında Cennet Koyu ve Hüseyin Cem Salur Koyu'da var. Sığ Liman küçük bir koy ve deniz içeriye doğru girmiş; bu nedenle su oldukça durgun ve tertemiz. Selimiye, gezilecek yer olarak iç kısımda neredeyse tek bir caddeden oluşuyor. Elbette iç kesimlerde evler mevcut; ama turist olarak gittiğinizde denize paralel bir cadde ve deniz kenarında ise lokanta, kafe ve hediyelik eşya satanların bulunduğu dükkanlardan oluşan bir kordon boyu var. Gün içinde sahil tarafında denize girip buradaki şezlongları ücret ödeyerek kullanabilirsiniz. Ya da kendi portatif sandalyenizi koyarak denize girebilirsiniz. Ancak sahil bölümü sıkışık çok fazla sandalye alanı yok. Akşam olduğunda deniz tarafı değişime uğruyor ve akşam yemeği için hazırlanıyor. Bu halini daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Denizin üzerine yer yer küçük iskeleler yapılmış. Akşam olduğunda buralarda masalar kuruluyor, ışıklar yakılıyor ve hoş bir yemek mekanı haline getiriliyor. Selimiye'nin küçük bir yat limanı var. Buraya tekne ile gelmeniz de mümkün. Zaten gelen yerli ve yabancı turistler de var. Burayı genellikle İngilizler tercih ediyorlarmış. Selimiye çıkışlı tekne turlarına da katılabilirsiniz. Günübirlik turlarla tekneler Hisarönü, Dirsek Bükü, Kız Kumu ve Bencik'e gidiyorlar. Bu tekneler ile bir günlük yemekli gezinin fiyatı kişi başı yaklaşık 150 TL (Fiyat 2019 yılına aittir). Kendi aracınız ile geldiyseniz, Selimiye'ye 20 km mesafede olan Bozburun'u da ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Yolları biraz virajlıdır; ama minik sevimli bir yer. Burada kalmak isterseniz fiyatlar yine çok ucuz değil, bilginiz olsun. Selimiye'yi konaklama için oldukça pahalı bulduğumu söylemem gerek. 2019 yılında buraya gitmiştik, bir kaç otelin fiyatını öğrendik. Bunlardan bazıları Heymola 9 odalı yeni bir işletmeydi, iki kişilik oda fiyatı 400 TL. Bir İngiliz kadın işletmecisi olan Jenny's House 15 odalı ve iki kişi 430 TL. Burada İngiliz alışkanlığı olan akşam çayı ve kek her gün ikram ediliyor. Bu işletmenin sahilde kendine ait bir de plajı mevcut. Bu fiyatların biraz altında pansiyon bulma olasılığınız da var. Bunun için Birgül Teyzenin Evi diye geçen 8 odalı pansiyona bakabilirsiniz. Tatilinize Eylül ayında çıkma cesareti gösterirseniz otel fiyatları biraz aşağıya iniyor. Eylül başında havalarda bir dinginlik oluyor, denize girmek için hava hala elverişli ve her yer biraz daha sessiz elbette. Selimiye genelini biz konaklama ve yemek açısından yüksek fiyatlı bulduk. Hatta küçük suyun fiyatı bile normalin bir kaç katı kadar olabiliyor. Biraz soruşturunca ilginç bir şekilde bir kişinin buradaki bir çok dükkanı satın alıp yüksek fiyatla kiraya verdiğini öğrendik. Kirayı ödeyebilmek için işletmeler fiyatlarını yukarı çekmişler. Son olarak benim gibi gümüş meraklısı olan varsa tasarımlarını beğenip bir kaç gümüş aldığım Severin Tasarım dükkanına bir göz atmanızı öneririm. Tasarımlarını farklı buldum. Son dönemde her yerde parlak taşlı ürünler satılırken burada bir birinden farklı çalışmalar göreceksiniz. Yolunuz düşerse Selimiye ve beraberinde Bozburun bir kaç gece konaklamak için keyifli bir liman olabilir. Selimiye de yasayan ve is yeri olan biri olarak yazıyorum. Tarafsız bakış açınız ve yorumlarınız icin çok teşekkür ederim. Sever Hanım, tarafsız kalabilmek çok önemli, kalabildiysek ne mutlu. Teşekkürler yorumunuz için."} {"url": "https://azgezmis.com/seyahate-cikmadan-once-yapmaniz-gerekenler", "text": "Seyahat planları yaparken, bazı önlemleri almak ve düzenlemeleri tamamlamak, seyahat deneyiminizin daha keyifli ve sorunsuz geçmesini sağlayabilir. Seyahate çıkmadan önce yapmanız gereken bazı önemli adımlar bulunur. Seyahat ederken beklenmedik sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle, seyahat sağlık sigortası yaptırmak önemlidir. Seyahat sağlık sigortası, hastalık, kaza veya acil tıbbi durumlar gibi beklenmedik durumlarda size maddi ve tıbbi destek sağlar. Bu sigortayı yaptırmadan önce, kapsamı ve koşulları dikkatlice inceleyerek ihtiyaçlarınıza uygun bir plan seçtiğinizden emin olun. Ayrıca güvenli ve hızlı bir şekilde yaptırabileceğiniz seyahat sağlık sigortası için hemen generali. com. tr adresini ziyaret edin. Uluslararası seyahat ediyorsanız, pasaportunuzun süresinin seyahat tarihlerinizi kapsadığından emin olun. Ayrıca gideceğiniz ülkenin vize gereksinimlerini kontrol edin ve vizenizi zamanında almak için gerekli adımları atın. Pasaport ve vize işlemlerini son dakikaya bırakmamak önemlidir. Bazı ülkeler, seyahat edenlerden belirli aşıları yaptırmalarını isteyebilir. Seyahat edeceğiniz ülkenin sağlık gereksinimlerini öğrenmek ve gerekli aşıları yaptırmak için seyahatten önce bir doktora danışın. Aşıların zamanında yapılması önemlidir, bu yüzden gereken süreyi göz önünde bulundurun. Gideceğiniz yerdeki hava durumunu önceden kontrol edin ve buna göre giysilerinizi seçin. Sıcak, soğuk, yağışlı veya nemli bir iklimde seyahat ediyorsanız, uygun giysileri yanınıza almanız önemlidir. Böylece seyahat sırasında konforlu ve rahat olabilirsiniz. Pasaport, kimlik kartı, biletler, otel rezervasyonları ve diğer seyahat belgelerini düzenleyin. Bunları güvenli bir yerde tuttuğunuzdan emin olun ve seyahatten önce hepsini kontrol edin. Gerektiğinde elektronik kopyalarını alarak yanınızda bulundurmanız da faydalı olabilir. Seyahat sırasında iletişim ihtiyaçlarınızı karşılamak için uygun bir plan seçin. Yurtdışında cep telefonu kullanacaksanız, uluslararası dolaşım ayarlarını kontrol edin veya yerel bir SIM kart almayı düşünebilirsiniz. Banka kartlarınızın ve kredi kartlarınızın seyahat edeceğiniz ülkede kullanılabilir olduğundan emin olun."} {"url": "https://azgezmis.com/termal-su-ile-sifalanin-ankaranin-en-iyi-termal-oteli", "text": "Ülkemizin başkenti Ankara, zengin kültürel mirası ile tanınan bir kenttir. Bu yüzden de herkes keyifli bir gezi yapmak adına burayı ziyaret eder. Şehirdeki uzun soluklu gezintiden sonra dinlenmek ve şifalanmak adına termal oteller harika bir seçenektir. Ankara'nın en iyi termal oteli Çam Otel'de konaklayarak harika bir termal tatil yapabilirsiniz. Termal su, binlerce senedir insanlar tarafından şifa kaynağı olarak kullanılan doğal bir mucizedir. Bu suyun içeriğinde kalsiyum, demir, klorür, sülfat, magnezyum ve sodyum gibi türlü mineraller yer almaktadır. Bahsi geçen mineraller, termal suyun faydalarının ortaya çıkmasında büyük rol oynar. Termal sular cilt sağlığını destekler, kas ve eklem ağrılarının hafiflemesini sağlar, kan dolaşımını düzenler, bağışıklık sistemini güçlendirir, ruh halini dengeleyerek kişinin gevşemesine yardımcı olur. Çam Termal Otel, konuklarına modern ve son derece lüks düzeyde bir ambiyans sunar. Bunu yaparken de SPA & Wellness hizmeti ile de öne çıkar. Bu bir terapidir; hidroterapi, talassoterapi, balneoterapi ve klimaterapi olmak üzere farklı tedaviler için kullanılan her bir terapinin ortak adı SPA şeklinde bilinmektedir. Vücudun tamamına ya da belirli kısımlarına uygulanabilen bir masaj türüdür. Kan akışını hızlandırır. Kas spazmı yaşanan bölgeleri hızlı biçimde gevşetir. Bitkilerden elde edilen doğal yağlarla masaj uzmanları tarafından gerçekleştirilir. Vücudun toksinleri atmasına yardımcı olur. Volkanik bölgelerden elde edilen taşların ısıtılması ve soğutulması ile uygulanan bir masajdır. Uzmanlar tarafından uygulanan bu masaj, termal terapilerle daha etkili hale getirilir. Rahatsızlık hissedilen kısma uygulanan bir masaj yöntemidir. Bel, boyun ve sırt gibi bölgelere uygulanabilir. Yaşlanma etkilerini geciktirici özelliğe sahip bir masaj türüdür. Sadece yüz bölgesine uygulanır. Cildin kendini yenilemesini sağlar. Her bir masaj termal su uygulamalarıyla daha etkili hale getirilir. Bütüncül bakış açısıyla tasarlanan bu tedavi yöntemleri ile siz de rahatlığın tadını istediğiniz zaman çıkarabilirsiniz. Günlük yaşamın verdiği stres, bedeninize yorgunluk olarak geri döner. Sauna ise bu yorgunluğu toksinlerle beraber atmanıza yardım eder. Vücudun ısı geçişleri ile rahatlamasını sağlar. Burada kadın ve erkekler için ayrı ayrı saunalar yer almaktadır. King suitler içerisinde de sauna bulunmaktadır. Çam Termal Otel, Kızılcahamam'ın en meşhur aktivitesini ortaya çıkarıyor: Türk Hamamı! Hamamsız termal tatil olmaz diyenler bu hizmeti çok seviyor. Geleneksel hamam anlayışı ile termal suyun şifalı gücü birleşiyor. Ailenizle beraber Türk Hamamı deneyimini yaşamak için dilediğiniz zaman burayı ziyaret edebilirsiniz. Siz de şehrin kalabalığından ve stresinden uzaklaşmak için hafta sonunu termal tatil yaparak değerlendirin. Herkese iyi tatiller dileriz!"} {"url": "https://azgezmis.com/tiger-nest-kaplan-yuvasina-yolculuk", "text": "Gezginler için Bhutan'ın en ilgi çekici aktivitesi Tiger Nest Manastırı ziyareti. Burası gerek yapısıyla gerekse konumuyla oldukça estetik bir manastır. Burası ayrıca Paro Taktsang veya Taktsang Palphug Monastery adlarıyla da biliniyor. Paro deniz seviyesinden 2100m yükseklikte. Kaplan Yuvası Manastırı ise deniz seviyesinden tam olarak 3120m yüksekliğe, kayalıkların üzerine kurulmuş, yani bu aktivitede 1000m yukarıya çıkacağız. Hem yükseklik, hem de gereken efor nedeniyle herkese uygun olmayabilir. Bhutan'a geldiğinize göre bir seyahat şirketiyle anlaşmış olmalısınız. Acentanız kaldığınız otelden sizi yürüyüş yolunun başlangıcına kadar getiriyor. Buradan dilerseniz yürümeye başlıyorsunuz, dilerseniz katır kiralayıp yolun bir kısmını katır üzerinde tamamlayabiliyorsunuz, maliyeti 10 USD; fakat pek konforlu olduğunu söyleyemem. Özellikle de yağışlı günlerde veya yağıştan hemen sonra bu tarz bir yolculuk oldukça tehlikeli oluyor. En iyisi elinize bir baton alarak yürümeye başlamak. Batonunuz yoksa başlangıç noktasına 10-20 BTN vererek bu iş için özel yapılmış sopalardan kiralayabilirsiniz. Eğer Paro merkezden kendi imkanlarınızla gelecekseniz taksi ile gelebilirsiniz. Taksi yürüyüş yapacağınız yere kadar getiriyor, 2017 itibariyle maliyeti yaklaşık 10 USD. Bhutan'a ne zaman gidilir, nasıl gidilir, Bhutan Vizesi vb. konularda detaylı bilgiye Bhutan Seyahat Rehberi yazımızdan ulaşabilirsiniz. Oldukça güzel fakat biraz dik patikayı kullanarak çam ormanının içinden yürüyüş yaparak ilk durağımız olan bir restorana varıyoruz. Bu yürüyüş kondisyonunuza göre 1-2 saat kadar sürebiliyor. Burada bir süre dinlendikten ve ihtiyaçlarınızı giderdikten sonra tekrar yürüyüşe devam ediyorsunuz yaklaşık yarım saat kırkbeş dakika sonra Tiger Nest tüm görkemiyle karşınızda görünmeye başlıyor. En iyi seyir noktası ve fotoğraf çekim noktası burası. Bazen bulutlar artıyor ve önünüzdeki manzarayı kapatabiliyor; fakat biraz beklerseniz bulutlar yavaş yavaş dağılırken arkada mistik bir manzara bırakıyor. Burada da dinlenip bir çok fotoğraf çektikten sonra merdivenlerden inmeye başlıyorsunuz. Merdivenlerin bitiminde yaklaşık 50m yükseklikten dökülen Yılan Şelalesi isminde bir de şelale var. Buradan bir köprüyü geçerek bu sefer merdivenlerden yukarıya çıkmaya başlıyorsunuz. Toplamda inişli çıkışlı yaklaşık 400-500 basamak var, bu ise yine kondisyonunuza göre 1 saat kadar sürebiliyor. Toplam çıkış süreniz molalarla birlikte 3 saat kadar sürebilir. İniş süreniz ise en fazla 2-2,5 saat kadar tutacaktır. Tiger Nest içerisine fotoğraf makinesi, cep telefonu video kayıt cihazları gibi cihazları almıyorlar. Bu fotoğrafçılar için büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir; ama dışarıdan çekilen fotoğraflar da yeterince tatmin edici, emin olun. Girişte görüntü kaydeden tüm cihazlar toplanıyor. Bunlar dolaplara konup kilitleniyor. Guru Rinpoche Tibet Budizminin temellerini atan ve Bhutan'a kadar getiren kişidir, bu yüzden ikinci Buda olarak da isimlendiriliyor. Padmasambhava hayatı hakkında efsaneler haricinde detaylı bilgi bulunmuyor. Bunlardan efsanelerden biri de Tiger Nest hakkında. \"Kendisi de bir prens olan Guru Rinpoche manastırın bulunduğu yerdeki mağaraya, bir dişi kaplan formuna dönüşen Prenses Yeshe Tsogyal'ın sırtında uçarak geliyor. Burada meditasyona başlıyor ve bu esnada sekiz ayrı formda yeniden enkarne oluyor. Guru Padmasambahva burada tam olarak üç yıl, üç ay, üç gün ve üç saat boyunca meditasyon yapıyor.\" Anlatılan bu efsane 8. yüzyılda gerçekleşmiş. Tiger Nest ya da Paro Taktsang ilk olarak 1692'de inşaa edilmiş; fakat 1958 ve sonrasında 1998'de çıkan yangınlar neticesinde harap olmuş ve 2005 yılında orjinaline sadık kalınarak yeniden yapılmış. Bu restorasyonun maliyeti yaklaşık iki milyon USD tutmuş. Bazı kaynaklarda eski adı olan Taktshang Goemba olarak da geçebilir. Aslında burası dört ana tapınaktan ve bir kaç konuttan oluşan bir kompleks. İçeride diğer manastır ve tapınaklardakinden farklı bir şey yok. Size açık olan bölümleri gezip bahçesinde biraz oturduktan sonra dışarı çıkıyorsunuz. Bazı kaynaklarda yazıldığı gibi turistlere kapalı değil, bir çok yerini gezebiliyorsunuz. Bazı odalara veya tapınaklara girerken ayakkabılarınızı çıkartmanız isteniyor, her kültürün kendine ait bazı kuralları var, oraya gittiğimize göre bunlara uymalıyız. Dua çarkı manastırın ana tapınağının avlusunda bulunuyor. Her sabah saat dörtte, keşişler tarafından yeni bir günün başlangıcını belirtmek üzere bu çark döndürülüyor. Tiger Nest Manastırında sekiz adet mağara bulunuyor. Bunların dört tanesinde görece olarak daha kolay ulaşılabiliyor. Padmasmabhava'nın ilk geldiği mağara Tholu Phuk ve meditasyon yaptığı mağara ise Pel Phuk adıyla anılıyor. Manastırda bulunan keşişler bu mağaralarda en az üç yıl süreyle meditasyon yapıyorlar. Tapınak ziyaretinizin bitiminde cep telefonu, fotoğraf makinesi vb. bir ekipman bıraktıysanız hatta kullandığınız bastonu bile bırakmak zorundasınız. Onları geri alıyorsunuz ve dönüş yoluna koyuluyorsunuz. Ödediğiniz paraya dahil olarak iniş esnasında yine restoranda mola verip öğlen yemeği için bir şeyler atıştırıyorsunuz. Küçük bir tavsiye bu restorandan aşağıya inerken çalışanların kullandığı kestirme bir yol var, iniş sürenizi 15-20 dakika kadar kısaltıyor."} {"url": "https://azgezmis.com/tiny-house-ev-ozgurluk-icin-bir-adim", "text": "Tiny House evleri, son yıllarda popülerlik kazanan ve birçok insanın yaşam tarzını değiştiren benzersiz ve işlevsel yapılar olarak dikkat çekmektedir. Küçük ve minimalist tasarımlarıyla öne çıkan bu evler, geleneksel büyük evlerin yerine geçmek yerine, daha sürdürülebilir, ekonomik ve basit bir yaşam tarzı sunmayı hedeflemektedir. Tiny House evleri genellikle 40 ila 60 metrekare arasında değişen boyutlara sahiptir ve sıklıkla tek katlı olarak inşa edilirler. Genellikle taşınabilir veya sabit olabilirler, bu da sahiplerine esneklik sağlar. Tasarımları minimalist ve işlevseldir, her alanın çok amaçlı kullanılmasını sağlayacak şekilde düşünülür. Yaratıcı depolama çözümleri, katlanabilir mobilyalar ve yerden tasarruf sağlayan inovatif özellikler, bu küçük evlerde yaşam alanını maksimum düzeyde kullanmayı mümkün kılar. a) Maddi Yükü Hafifletir: Tiny House evleri, daha uygun fiyatlı ve daha düşük maliyetli bir yaşam tarzı sunar. Hem inşaat maliyetleri hem de enerji maliyetleri daha düşüktür. Küçük boyutlarından dolayı, kredi ödemeleri daha az olabilir ve daha az enerji tüketimi, daha düşük faturalar anlamına gelir. b) Sürdürülebilirlik: Tiny House evleri, genellikle çevre dostu malzemelerden yapılır ve enerji verimliliğine odaklanır. Küçük boyutları, daha az enerji tüketimine ve düşük karbon ayak izine sahip olmalarını sağlar. Ayrıca, su tasarrufu ve alternatif enerji kaynaklarına yönelik sistemlerin entegrasyonu gibi sürdürülebilirlik önlemleri de uygulanabilir. c) Basit ve Özgür Yaşam: Tiny House evleri, gereksiz tüketim alışkanlıklarını azaltarak ve minimalizme odaklanarak daha basit ve özgür bir yaşam tarzı sunar. Daha az eşya sahibi olmak, sahiplerine daha az stres ve daha fazla özgürlük hissi verir. Ayrıca, taşınabilir modeller sayesinde, sahipleri diledikleri zaman ve yerde yaşayabilir ve seyahat edebilir. a) Sınırlı Yaşam Alanı: Tiny House evlerinin en büyük dezavantajlarından biri sınırlı yaşam alanıdır. Küçük boyutları, bazı insanlar için rahatsız edici olabilir ve hareket alanını kısıtlayabilir. Ayrıca, misafirleri ağırlamak veya geniş bir aileye sahip olmak gibi durumlarda zorluklar ortaya çıkabilir. b) Depolama Zorlukları: Küçük bir evde yaşamak, depolama alanı sıkıntısına neden olabilir. Eşyaları düzenli tutmak ve ihtiyaç duyulduğunda erişilebilir kılmak için yaratıcı depolama çözümleri kullanılması gerekebilir. c) Alıştığımızdan Farklı Yaşam Tarzı: Tiny House evlerinde yaşamak, geleneksel ev yaşamından farklı bir deneyim gerektirir. Küçük bir alan içinde yaşamak, bazı alışkanlıkları değiştirmeyi ve gereksiz eşyalardan vazgeçmeyi gerektirebilir. Bu, bazı insanlar için uyum sağlamakta zorluk çıkarabilir. Sonuç olarak Tiny House evleri, minimalizm ve sürdürülebilirlik arayan birçok kişi için cazip bir seçenek olmuştur. Finansal avantajlar, çevre dostu tasarım ve basit bir yaşam tarzı sunmaları, bu evlerin popülerlik kazanmasını sağlamıştır. Bununla birlikte, yaşam alanının sınırlı olması ve alışkanlıkların değiştirilmesi gerekliliği, bazı insanlar için bir zorluk olabilir. Tiny House evleri, daha küçük ve daha sade bir yaşamı tercih edenler için heyecan verici bir seçenek olabilir."} {"url": "https://azgezmis.com/ulan-batur-bir-kismi-gocer-olan-baskent", "text": "Moğolistan gidince başka, gitmeden önce bir başka görünen ülke. Gitmeden önce bozkırlarla kaplı, uzun tozlu yollar göreceğimi düşünmüştüm. Ancak öyle farklı şeyler gördüm ki; şaşkınlığım bitmeden bir başka olayla karşılaştım. Bizim için en anlamlı gezilerden biri oldu. Türklerin ilk çıkış noktasına ulaşmış olmak heyecan vericiydi. Göçebe yaşayan atalarımız bu topraklardan gelmişler; ancak geride hala göçebe yaşayan büyük bir kitle var. Bu nedenle Ulan Batur bir kısmı göçer olan başkent sanırım doğru bir tasvir. Başkent sokaklarında gezmeye başladığımızda bazı evlerin büyük bahçelerin içlerinde olduğunu, hatta o bahçelerin içlerine ger adı verilen çadırların kurulduğunu gördük. İnsanlar alışkanlıklarından çok kolay vazgeçmiyorlar. Göçebelikten yerleşik hayata geçmiş bile olsalar da ger çadırlarda evlerinin bahçesinde yaşamaya devam ediyorlar. Serinlemek istediklerinde ger çadırının üzerinde bulunan yuvarlak kısmı açıyorlar ve çadırın alt kısmını da biraz aralıyorlar böyle içeride bir hava akımı oluyor ve serin kalıyor. Ulan Batur'da gezerken bizi ilk şaşırtan olay bir Atatürk heykeli ve aynı adlı bir lise görmemiz oldu. Okulun bulunduğu caddenin adı da Ankara Caddesi. Bunu görmek her zaman olduğu gibi bizi gururlandırıyor. Şehre adını veren kişi ise Sukhbaatar. 1921 yılında Moğolistan'da bir devrim olur ve bu devrime öncülük eden kişi Sukhbaatar isimli bir komutan olmuştur. Bu devrim sonrasında şehrin adı \"Kızıl Bahadır\" anlamına gelen Ulan Batur adını alır. Bugün ne yazık ki başkent çok iyi bir kentsel görünüme sahip değil. İçinde olduğunuzda bir an önce çıkıp doğaya kaçmak hissi veriyor. Yine de şöyle bir geziyoruz. Cengiz Han Meydanı veya Sukhbaatar Meydanı diye anılan bu meydan bize ilginç geliyor. Her şey Cengiz Han meydanında olup bitiyor gibi. Evlenenler meydana geliyor, lise buluşmaları burada oluyor, insanlar topluca bir yerden çıkıp Cengiz Han'ın çok büyük bir heykelinin de bulunduğu bu meydana gelip fotoğraf çektiriyorlar. Meydanın bir yanında parlemento binası, bir yanında tiyatro, ortasında heykeller yer alıyor. Kenarlarda ise metal ve cam karışımı gökdelenler 2008 yılından itibaren yükselmeye başlamışlar bile. Buralara bankalar finans merkezleri yerleşmiş. Cengiz Han meydanının hemen yanı başında Ulusal Tarih Müzesi de yer alıyor. Bu müze benim için gördüğüm en etkileyici müzelerden biriydi. Biraz bizden parçalar görmek belki etkiledi. En başa dönüyor insan Türklerin şaman olduğu günlerden bahsediliyor. Müzede şaman kıyafetleri sergileniyor. Burada önce kıyafetleri ve heykelleri görüyoruz ancak bir kaç gün içinde gerçek bir şaman ile tanışacağız ve gerçek bir şaman ayinine katılacağız. Müzeyi gezmek yaklaşık 1-2 saat kadar sürebilir. Bu müzede Türkün adının ilk geçtiği Bilge Kağan ve Kül Tiğin yazıtlarından bir parçanın replikası yer alıyor. Daha sonraki günlerde gittiğimiz Karakurum'da yer alan Orhon Müzesinde gerçeklerini göreceğiz. Elbette bunları yakından görmek hatta dokunmak çok heyecan vereci. Bu nedenle müze seven biri değilseniz bile bu müzeyi gezmenizi tavsiye ederim. Şehre yakın bir budist tapınak kompleksi olan Gandan Manastırını sabah erken saatlerde ziyaret ederseniz, budist keşişleri ayin yaparken görüntüleyebilirsiniz. Manastırı bir baştan bir başa gezmek ve fotoğraf çekmek uzun bir zaman alabilir. Manastırın etrafındaki eski yerleşim yerine de bir göz atmanızda fayda var. Orada bahçe içindeki evlerinin bir kenarına ger çadırı kurup yaşadıklarını gördük. Şehrin bir kenarında kara market dedikleri horozdan, iğneye bir çok şeyin satıldığı bir pazar yeri var. Çok büyük bir market alanı, kamyonlar, arabalar bir arada. Bir yerde dükkanlar, bir yerde seyyar satıcılar, bir tarafta gıda ürünleri satanlar, giyecek satanlar. Ne ararsanız bulabileceğiniz ilginç bir pazar yeri. Bir kısmında da canlı hayvan satılıyor. Bizim gitmek istediğimiz gün hava yağmurlu olduğu için içine giremedik. Yağmurda da pazarın kurulu olduğu alan hayli çamurlu oluyor. Ancak dışarıdan geçerken görünce nasıl bir karmaşa olduğu anlaşılıyor. Pazarda yankesicilere dikkat etmeniz gerekiyor. Ayrıca bu pazar yeri nedeniyle şehrin trafiği de altüst olmuş durumda. Ulan Batur şehir merkezine yaklaşık 50 km mesafede Atı ile heykeli yapılmış olan büyük bir Cengiz Han anıtı var. Heykel Cengiz Han'ın doğduğu bölgeye dikilmiş. 40 metre yüksekliğinde bir heykel. Asansör ile atın kafa kısmına çıkıp dolaşabiliyorsunuz ve Cengiz Han ile fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Kuş bakışı bir manzaraya sahip ama manzarada sonsuza uzanan yeşil alanlar var. Bu heykelin alt kısmında küçük bir müze ve hediyelik eşya dükkanları var. Ayrıca bugüne kadar yapılmış en büyük Moğol çizmesi de burada sergileniyor. Belki görmek isteyeceğiniz bir başka mekanda Zaisan Anıtı olabilir. Bu anıt Moğol ve Rus dostluğu simgelemek için yapılmış. Yuvarlak bir anıt etrafında çeşitli çizimler yer alıyor. Görmenizi tavsiye edeceğim bir başka etkinlik Moğolistan Ulusal Şarkı ve Dans Topluluğu gösterileri. Bu gösteri yaklaşık bir saat sürüyor ve Moğolistan'a ait her tür müzik aleti ile yöresel kıyafeti bir arada görebiliyorsunuz. Küçük samimi bir ortamda gösteriler sergileniyor. 2018 yılındaki fiyatı kişi başı 50 TL idi. Gösteriler Mayıs ayı ile Kasım ayları arasında her gün saat 18:00'de başlıyor."} {"url": "https://azgezmis.com/varanasi", "text": "Hindistan'a gitmeyi yıllardır çok pis olduğunu düşündüğüm için erteliyordum. Ancak itiraf etmeliyim ki beklediğimden daha temiz buldum, belki de kendimi çok daha pis bir yer görmeye hazırlamıştım. İlk durağımız Hindistan'ın en kutsal şehri Varanasi oldu. Beklediğimden temiz demiştim ya hani bu Varanasi için geçerli değil. Bu şehir oldukça pis, fakat bir o kadar da mistik ve fotoğrafik. Tanrı Şiva'nın kenti Varanasi için en iyi tanımlama mistik kelimesi sanırım. Şehrin Ganj'a inen caddesinde sağlı sollu yerleşim yerleri var. Sokaklar tam bir labirent gibi ve oldukça dar. Bu sokaklarda yayalar, motorlar ve sokak satıcıları ile hayat olabildiğince hızlı ve gürültülü akıyor. Yaşam tam bir karmaşa ve her yanda renkli kıyafetleri ile dolaşan kadınlar, sokak berberleri, sokak satıcıları, hatta sokak dişçileri ile dopdolu bir fotoğraf cenneti. Ancak bu karmaşada fotoroğraf çekmek hiç kolay değil. Hindistan'da herhangi bir motorlu aracın kontağı açıldığında korna neredeyse otomatiğe bağlanmış gibi kullanılıyor. Tüm kamyonların arkasında \"Blow Horn\" yani patlat kornayı yazıyor. Herkes frene basmadan ilerliyor ve kornaya köküne kadar basarak yola devam ediyor. Öyleki küçük kazalarda hiç durmadan yola devam ediyorlar. İşte dar sokaklarda da aynı durum söz konusu. Kornaya basarak son sürat devam eden motor, bisiklet ve tuk tuk denen küçük araçlar var. Sokaklarda bol miktarda çöp yığınları, bunları yiyen inekler ile onlara eşlik eden gelincikler, fareler, köpekler Varanasi'nin doğal tablosunu oluşturuyor. Ayrıca inek pisliklerinin her yerde olduğunu unutmadan yazayım. Her an üzerine basabilirsiniz. Ganj nehrinin kenarına indiğinizde ise korna seslerinden kurtulup nehirdeki ritüelleri seyre dalıyorsunuz. Her gün burada, günde iki kere olmak üzere doğan günü karşılamak, batan günü uğurlamak ve günahlarından arınmak için insanlar özel olarak yapılmış basamaklardan Ganj'a girip yıkanıyor. Bu basamaklara Ghat adı veriliyor. Bu yıkanma sırasında küçük taslara Ganj suyunu doldurup güneşe doğru dökerek günü selamlıyorlar. Sabah çok erken saatte bir kayık kiralarsanız tam karşıdan Ganj'daki ritüelleri ve şehri günün ilk ışıkları ile sisli gizemli bir halde fotoğraflayabilirsiniz. Akşam olduğunda ise Ganj'ın kenarında her gün Aarti adı verilen bir tören düzenleniyor. Birkaç farklı yerde düzenlenen bu törenlerde farklı okullardan öğrenciler yarım saat süre ile biten güne veda ediyorlar. Törende ses, ateş, su, duman ve gül yaprakları kullanılıyor. Bu tören meydanı dolduran yüzlerce insan tarafından izleniyor ve zaman zaman herkes törene ilahilerle eşlik ediyor. Muhteşem bir görsel ritüel ve hava şartları ne olursa olsun 365 gün boyunca her gece 18:30'da bu tören tekrarlanıyor. Zamanınız varsa Varanasi'de gün doğmadan önce gatlardan birine gelin ve oradan bir kayık kiralayın. Sabah güneşi doğana kadar buradan fotoğraf çekin veya kıyı boyunca gidip sadece seyredin. Akşam üstü nehrin karşı kıyısına geçebilirsiniz. Burası hiç yerleşim olmayan bir kumsal, Ganj'ın taşmasıyla bazen sular altında kalıyor. Orada da top oynayanlar ata binenler vs. değişik aktiviteler görmek mümkün. Fakat nehrin diğer tarafıyla hiç alakası olmadığını göreceksiniz. Aynı şekilde akşam güneş batarken de bir kayık kiralamanız ve nehirde dolaşmanız iyi fotoğraflar yakalamanız açısından işinize yarayacaktır. Varanasi'de şehrin içinde dolaşmak için en iyi yol rikşa denen bisikletçilerle dolaşmak veya bir başka alternatif tuk tuk denen minik araçlar. Şehrin trafiği oldukça yoğun ve sokaklar çok dar. Şöförler turist gördüklerinde fiyatı yükselttikleri için her seferinde mutlaka pazarlık yapmanızı öneririm. Pazarlık yapsanız bile bindiğiniz her aracın şöförü sizden mutlaka bahşiş isteyecek bunu unutmayın ve verdiğiniz bahşişi az bulacak. Bahşiş verirken ülkedeki en düşük maaşın 100 USD olduğunu bilmenizde fayda var. Tuktuk bizler için küçük taksi ancak aynı zamanda yerel halkın dolmuş gibi inip bindiği bir araç. Mesafeye göre değişkenlik göstersede insanlar 10 ile 20 rupi arasında bir ödeme yapıyor. Bir taksiye bindiğinizde 2 kişi için toplamda 150 veya 200 rupi vermeniz yeterli olacaktır. Konaklama için en az dört yıldızlı otelde kalmanızı öneririm. Otellerin standartları Türkiye'den daha düşük. Tüm alışverişlerinizde mutlaka pazarlık etmelisiniz turistlere verilen fiyatlar her zaman normalin bir kaç katı oluyor. Eğer kahvaltıyı seven biriyseniz, bu coğrafya da peynir ve zeytin kültürü olmadığından sabahları kahvaltıda peynir ve zeytin bulamayacaksınız, dilerseniz bunları valizinizde götürebilirsiniz. Akşamları yemekte verdikleri ama bizim sabahları da istediğimiz anlık pişirilip tüketilen naan isimli ekmekleri oldukça lezzetli denemelisiniz."} {"url": "https://azgezmis.com/yahsi", "text": "Yahşi, bu yazıda sizleri Bodrum'un cennet köşelerinden biriyle tanıştırmak istiyorum: Ortakent, Yahşi. Eğer huzur dolu bir tatil arayışındaysanız, bu sevimli sahil yeri doğru bir adres olabilir. Bodrum'un güzel köylerinden biri olan Yahşi'nin adının kökeni, eski Türkçe'ye dayanmaktadır. \"Yahşi\" kelimesi, \"iyi, güzel, hoş\" gibi olumlu anlamlar taşımaktadır. Köyün adı, bölgenin güzelliklerini ve hoş atmosferini yansıtmak için seçilmiştir. Yahşi, adı gibi güzel bir yer, doğanın ve denizin güzelliklerini barındıran bir köy olarak ziyaretçilerini ağırlamakta. Köy diyorum ama bugünlerde her yer yazlık evlerle dolmuş elbette. Eski balıkçı köyünden pek bir eser yok. Ortakent Yahşi, Bodrum yarımadasının güneyinde yer alıyor. Eğer hava yoluyla gelecekseniz, Milas-Bodrum Havalimanı'na inebilirsiniz. Havalimanından Yahşi'ye ulaşım için taksi veya araç kiralama seçenekleri ile ulaşabilirsiniz. Ayrıca havalimanından servis araçları ile Bodrum merkeze gelip, Bodrum merkezden de toplu taşıma veya taksi ile kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Eğer sakin ve doğayla iç içe bir konaklama arıyorsanız, burada sessizliğin ve huzurun tadını çıkarabilir, geleneksel Türk misafirperverliğinin keyfini sürebilirsiniz. Yahşi geniş otel ve pansiyon seçenekleri sunuyor. Denize sıfır konumları ve çeşitli aktiviteleri ile tatilinizi renklendirebilirsiniz. Yahşi'de neredeyse tüm oteller deniz kenarında. Biz Yahşi'nin en eski otelini tavsiye edeceğiz. Altınkaya Otel diğer otellere göre fiyatı uygun ve kendine ait plajından faydalanabiliyorsunuz. Otel denize sıfır bir konumda. Akşam olduğunda Yahşi sahilinde, tur atıp yürüyüş yapacağınız bir kaç yüz metrelik bir yürüyüş yolu mevcut. Elbette bu yol üzerinde alışveriş yapabileceğiniz, dondurma yiyebileceğiniz küçük dükkanlar mevcut. Deniz ve güneş tatilinizin vazgeçilmezi ise, Yahşi size maviyle yeşilin muhteşem dansını sunuyor. Sakin sular ve masmavi bir gökyüzü ile adeta cenneti aratmıyor. Kumlu plajlarda güneşlenirken, denizin kumlu zemininde kaybolmanın keyfini yaşayabilirsiniz. Yahşi'de 2 adet halk plajı yer alıyor. Bu plajların biri sahilin en başındayken diğeri en sonunda. Plajlardan birinde belediyeye ait Müsgebi Cafe yer alıyor. Müsgebi yine eski Türkçe'den gelen bir isim. Mis gibi anlamına geliyor. Ortakent'in eski adı. Müsgebi Cafenin fiyatları oldukça uygun. Tüm gün burada bir şeyler yiyerek plaja girebilirsiniz. Cafenin hemen yan tarafında belediye plajı var. Burada belediyeye ait fiyatları makul olan şezlonglar ve şemsiyeler var. Yahşi'nin en başındaki halk plajında ise sadece şemsiyeler var. Kendi sandalyenizi alıp ücretsiz bir şekilde plajdan faydalanabilirsiniz. Burada soyunma kabinleri ve duşlar da halkın hizmetine sunulmuş. Elbette lüks plaj arayışı olanlar için sahilde gösterişli bir çok plaj yer alıyor. Uzun süreli tatillerde her gün verilecek plaj giriş ücretleri ciddi rakamlara ulaşabilir. Bodrum'un tadını denizden çıkarmak isterseniz, tekne turlarını deneyebilirsiniz. Yahşi civarında düzenlenen tekne turları sayesinde turkuaz suların tadını doyasıya çıkarabilirsiniz. Eğer deniz altının güzelliklerini keşfetmek isterseniz, şnorkelle dalış turları da unutulmamalı. Limandan hemen her gün, günü birlik turlar yapılmakta. Turlarla, Akvaryum, Tavşan Adası, Dilek Mağarası, Aspat gibi yerlere gidilmekte. Bu turlarda öğle yemekleri tura dahil oluyor. Pasaportunuz yanınızda olursa, Bodrum merkeze giderek buradan günü birlik, Kos Adası turlarına katılabilirsiniz. Tekne turları için bazen oradaki firmalar adalar için özel vize alıp götürüyorlar. Bunun için bir kaç gün önceden rezervasyon yapıp bilgilerinizi tekne firmasına vermeniz gerekiyor. Bu durumu kontrol etmeniz gerekli çünkü Yunan hükümeti zaman zaman bu kuralı değiştiriyor. Bodrum'un huzur dolu koylarından olan Yahşi, sakin bir tatil geçirmek isteyenler için iyi bir adres olabilir. Unutmayın, bazen en güzel anılar keşiflerle dolu küçük köşelerde saklıdır. Bodrum'un bu güzel köşesini daha çok değişmeden gidip görün derim."} {"url": "https://azgezmis.com/antalyada-en-iyi-tatil-yerleri-nelerdir", "text": "Antalya, Türkiye'nin güneybatısında Akdeniz kıyısında yer alan ve ülkenin en popüler tatil bölgelerinden biridir. Turkuaz renkteki denizi, muhteşem plajları, zengin tarihi ve kültürel mirası ile dikkat çeker. Antalya, hem doğal güzellikleriyle hem de tarihi kalıntılarıyla zengin bir destinasyondur. Şehrin ana cazibe merkezlerinden biri, tarihi Kaleiçi'dir. Kaleiçi, dar sokakları, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihi yapıları, tarihi evleri ve büyüleyici atmosferiyle ünlüdür. Bu tarihi merkezde gezerken Hadrian Kapısı, Yivli Minare Camii, Kesik Minare gibi önemli yapıları görebilirsiniz. Antalya'nın sahip olduğu muhteşem plajlar da tatilcilerin ilgisini çeker. Lara Plajı, Konyaaltı Plajı ve Çıralı Plajı gibi plajlar, ince kumları ve berrak sularıyla ünlüdür. Burada güneşlenip denize girebilir veya çeşitli su sporlarını deneyebilirsiniz. Antalya ayrıca antik kentleriyle de dikkat çeker. Perge Antik Kenti, Aspendos Antik Tiyatrosu ve Side Antik Kenti gibi kalıntılar, ziyaretçilerin geçmişe bir yolculuk yapmalarını sağlar. Bu antik kentlerde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan tiyatrolar, agora alanları, hamamlar ve surlar, tarih severler için büyük ilgi çekicidir. Antalya'nın doğal güzellikleri de keşfedilmeye değerdir. Düden Şelalesi, şehrin merkezine yakın bir noktada yer alır ve iki farklı bölümü vardır: Üst Düden ve Alt Düden. Şelalelerin yüksek kayalıklardan dökülmesi ve etkileyici manzaralar sunmasıyla ünlüdür. Ayrıca Antalya'nın yakınlarında bulunan Köprülü Kanyon Milli Parkı, trekking, rafting ve doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler için idealdir. Antalya aynı zamanda golf severler için de popüler bir destinasyondur. Belek, dünyaca ünlü golf sahalarına ev sahipliği yapar ve birçok lüks golf oteline ev sahipliği yapar. Şehrin lezzetli yemekleri de tatil deneyiminizi tamamlayacak unsurlardan biridir. Antalya mutfağı, Akdeniz'in taze ürünleriyle hazırlanan zengin bir çeşitlilik sunar. Deniz ürünleri, zeytinyağlı mezeler, kebaplar ve tatlılar gibi yerel lezzetleri deneyebilirsiniz. Antalya, sunduğu doğal güzellikler, tarihi mekanları, plajları, su sporları olanakları ve canlı gece hayatıyla tatilciler için kusursuz bir destinasyondur. Her yaşa ve ilgi alanına hitap eden aktiviteler sunan Antalya, unutulmaz bir tatil deneyimi vaat eder. Kaleiçi: Antalya'nın tarihi merkezi olan Kaleiçi, dar sokakları, tarihi evleri ve özel butik otelleri ile ünlüdür. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait birçok tarihi yapıyı barındırır. Burada yürüyüş yaparak tarihi sokaklarda gezebilir, camileri, kiliseleri, hamamları ve müzeleri ziyaret edebilirsiniz. Hediyelik eşya dükkanları, antika mağazaları ve şık restoranlarıyla da ünlüdür. Perge Antik Kenti, Antalya'nın doğusunda, Aksu Nehri'nin kıyısında bulunan Perge Antik Kenti, Helenistik ve Roma dönemlerine ait kalıntılarıyla ünlüdür. Tiyatro, agora, hamam, stadyum ve surlar gibi önemli yapıları içerir. Tarihe ilgi duyanlar için görülmesi gereken bir yerdir. Aspendos Antik Tiyatrosu, Antalya'ya yaklaşık 40 km mesafede bulunan Aspendos Antik Tiyatrosu, Roma İmparatorluğu döneminden kalma en iyi korunmuş tiyatrolardan biridir. Muhteşem akustiğiyle ünlüdür ve bu özelliği sayesinde hala tiyatro ve konser etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır. Tiyatronun yanı sıra Aspendos'ta antik bir stadyum ve su kemerleri de ziyaret edilebilir. Kaş, tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlüdür. Antik dönemden kalıntılar, sualtı mağaraları, güzel plajları ve berrak deniziyle ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Ayrıca Kaş, dalış meraklıları için de bir cennettir. Sualtı zenginlikleri ve batıklarıyla ünlüdür. İlçede aynı zamanda doğa yürüyüşleri, kano turları gibi etkinlikler de yapılabilmektedir. Kaş'ın tarihi merkezi, dar sokakları, taş evleri ve çeşitli restoranlarıyla da büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Kaş, hem yerli hem de yabancı turistler için cazip bir seyahat noktasıdır. Ziyaretçiler, güzel plajlarda güneşlenebilir, su altı dünyasını keşfedebilir, tarihi ve kültürel miraslarını gezebilir veya sadece dinlenmek ve doğanın tadını çıkarmak için huzurlu bir tatil yapabilir. Kemer, turistler için pek çok aktivite sunar. Bölgedeki plajlar, temiz denizi ve güzel manzarasıyla tatilcilerin ilgi odağıdır. Bunun yanı sıra, su sporları faaliyetleri için de ideal bir yerdir. Dalış, yelken ve sörf gibi aktiviteleri deneyimleyebilirsiniz. Kemer'in çevresindeki dağlık alanlar ve ormanlar ise doğa tutkunları için harika keşif noktaları sunar. Olympos Milli Parkı ve Beydağları Sahil Milli Parkı gibi koruma alanları, zengin flora ve fauna çeşitliliğiyle dikkat çeker. Ayrıca, Kemer'de tarihi kalıntılar da bulunmaktadır. Bölgedeki antik kentler arasında Phaselis, Olympos ve Termessos önemli örneklerdir. Bu antik yerleşim alanlarını ziyaret ederek geçmişin izlerini sürebilirsiniz. Kemer kiralık villa konusunda bir cennet gibidir. Tatilinizi özel ve konforlu bir hale getirebilir. Kemer'deki kiralık villalar genellikle özel havuzlu, bahçeli ve geniş yaşam alanlarına sahip olup, aileler ve büyük gruplar için idealdir. Villaların çoğu, denize ve Kemer'in merkezine yakın konumda bulunur. Ayrıca, birçok villa, muhteşem deniz veya dağ manzarasına sahiptir. Kemer aynı zamanda canlı bir gece hayatına sahiptir. Restoranlar, barlar ve gece kulüpleri, ziyaretçilere eğlenceli ve keyifli bir atmosfer sunar. Alanya, tarihi zenginlikleri, doğal güzellikleri ve güzel plajları ile bilinir. Alanya Kalesi, bölgenin en önemli tarihi yapılarından biridir ve muhteşem bir manzaraya sahiptir. Bu kale, Bizans döneminden kalma ve Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından genişletilmiştir. Alanya'nın bir diğer önemli turistik noktası ise Damlataş Mağarası'dır. Bu mağara, eşsiz damlataş oluşumları ve terapötik atmosferi ile ünlüdür. Ayrıca, Kleopatra Plajı, berrak suları ve altın sarısı kumuyla ünlüdür ve ziyaretçilerin deniz ve güneşin tadını çıkarmaları için mükemmel bir yerdir. Alanya ayrıca, su sporları, yürüyüş, bisiklet ve jeep safari gibi birçok aktiviteye ev sahipliği yapar. Ayrıca, çeşitli restoranları, barları ve gece kulüpleri ile canlı bir gece hayatı sunar. Alanya, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, misafirperver insanları ve lezzetli yemekleri ile de ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Demre, özellikle Noel Baba olarak da bilinen Aziz Nicholas'ın doğduğu yer olarak bilinir. Aziz Nicholas Kilisesi, Demre'nin en önemli turistik noktalarından biridir ve her yıl dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler çeker. Demre'nin bir diğer önemli turistik noktası ise antik Myra kenti. Bu antik kent, iyi korunmuş tiyatrosu ve kaya mezarları ile ünlüdür. Ayrıca, Andriake Antik Kenti ve Limanı da görülmeye değer diğer tarihi yerlerdendir. Demre, aynı zamanda doğal güzellikleri ile de bilinir. Özellikle Kekova, batık şehirleri, kristal berraklığındaki denizi ve doğal güzellikleri ile ünlüdür. Kekova'ya düzenlenen tekne turları, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunar. Demre, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, misafirperver insanları ve lezzetli yemekleri ile de ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunar. Tatilcilerin konaklama ihtiyaçlarını karşılamak için birçok kiralık villa seçeneği bulunmaktadır. Antalya'da kiralık villalar, genellikle lüks ve konforlu bir yaşam tarzı sunmak üzere tasarlanmıştır. Modern ve şık tasarımlarıyla dikkat çeken bu villalar, geniş bahçeleri, özel yüzme havuzları ve panoramik deniz manzaralarıyla tatilcilerin beklentilerini karşılamayı hedefler. Antalya kiralık villa seçenekleri tatilciler için lüks, konfor ve özgürlük sunar. Kendi özel yaşam alanınızda unutulmaz bir tatil deneyimi yaşamak isterseniz, kiralık villalar sizin için mükemmel bir seçenek olabilir. \"Kiralık Villa\" ve \"Villa Kiralama\" sektöründe 13 yıldır Türkiye'nin lider konumunda olan \"Kiralık Villada Tatil firmamız, sizlere en uygun kiralık villaları bulmanıza yardımcı olmaktadır. İsteğinize bağlı muhafazakar villalar, korunaklı villalar, balayı villaları ve özel günleriniz için günlük, haftalık villa kiralama konusunda farklı seçenekler ve fiyat avantajları ile hizmet vermektedir."} {"url": "https://azgezmis.com/babadag-tekstilin-baskenti", "text": "Babadağ Denizli iline bağlı bir tekstil ilçesi. Hatta adından tekstilin başkenti diye söz ediliyor. Türkiye'de ilk motorlu ahşap dokuma tezgahı burada yapılmış ve kullanılmaya başlamış. Ticaret sırasında birbirlerine verdikleri sözler senet yerine geçermiş burada. Ya da senet yerine pusula diye tabir ettikleri bir kağıt parçasına yazılan yazıya güven duymuşlar, yıllarca bu şekilde ticaret yapmışlar. Babadağ tarihi evlerinin bir katı veya bir odası hep dokuma atölyesi olmuş. Babadağ tabiri ile söylersek tezgah kuyusu olarak kullanılmışlardır. Bazı eski evlerin bahçelerinde yer alan havuzlar boyama yapmak amaçlı kullanılmışlar. Babadağ'da bir çeşme kültürü oluşmuş. Yüzlerce çeşme varmış bir zamanlar. Çeşmelerde yaptıranların isimleri hiç yer almazmış hayır olsun; ama bilinmesin diye. Bu çeşmelerde her gün yöre insanların toplanıp ham ipliğin terbiyesi için tokaçlarla iplikleri terbiye ederlermiş. Bu ne demek derseniz tokaç düz bir taş veya ahşaptan oluşan genelde çamaşır yıkmada kullanılan bir alet, iplikleri su ile ıslatıp bu aletle vurunca iplikler yumuşamaya başlıyorlar. Buraya ilk yerleşenler göçebe Türkler olmuş. Hayvanları ile gelip burada koyun yünleri ile başlayan küçük işler daha sonra dokumacılığa dönüşmüş. Buradan Zorlu Holding gibi bir tekstil devi çıkmış. Kendisinin halen burada mütevazi bir evi var. Her hafta mutlaka gelip burada kalıyormuş. Ancak bugün buradaki tezgah sayıları bir hayli azalmış durumda. Nedenlerinden biri ilçenin dar yolları. Öyle dar ki araç girmediği için bazı sokaklarda çöpler eşeklerle toplanıyor. Hatta belediye için kayıtlı çalışan iki adet eşekleri varmış. Dar sokakların çöplerini toplamakta yardımcı oluyorlarmış. Birini ne yazık ki ölüm nedeni ile uğurlamışlar. Şimdilerde bir kayıtlı belediye çalışanı eşekleri var. Bu yüzden tekstil işleri Denizli merkez ve Buldan'da daha yoğun şekilde yapılır olmuş. Bugün Denizli merkezde Bayram Yeri bölgesinde Babadağlılar İş Merkezi denen büyük bir işhanı var. Burada her türlü dokumayı bulmanız mümkün. Şimdilerde Babadağ'daki evlerin bir çoğu çok güzel renklerle boyanmış. Burada artık turizm yapmak istiyorlar. Bunun için de aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz ahşap Işlak Evi olarak anılan evin onarılarak otel haline getirilmesi planlanıyor. Şimdilik yani 2019 yılında konaklama imkanı yok. Burada kafeler ve dokuma satılacak dükkanlar açmak için belediye girişimlerde bulunuyormuş. Kim bilir belkide bu kafelerde Babadağ'ın meşhur yemeklerinden keşkek, şakşuk aşı, tas kapama, soğan gevreği, yoğurtlu patlıcan gömmesi gibi şeyler de yiyebiliriz bir dahaki sefere. İlçenin bir talihsizliği de geçmiş yıllarda çok sayıda evin heyelan nedeni ile yıkılması olmuş. Can kaybı olmamış ama taşınanlardan dolayı nüfus yarı yarıya inmiş. İlçenin girişinde bir mezarlık yer alıyor. Yol asfalt yapılırken tam bu mezarlığın ortasından geçmiş. Şimdi ilçedeki bazı sakinler orada yatan zatların mezarları taşındığı için Babadağ'ın gelişemediğini düşünüyorlar. Her yıl Ekim ayının sonu gibi burada Rahvan At Yarışları düzenleniyor. Ziyaretinizi bu döneme denk getirirseniz bu yarışları da görme şansınız olur. Ayrıca Salı günleri ilçenin pazarı kuruluyor. Bu pazarda köy ürünleri bulmanız mümkün. Denizli'ye yolunuz düşerse bu bölgeye bir kaç saat ayırıp burada yaşayan keyifli insanlarla sohbet edip, renkli evlerin arasında dolaşabilirsiniz. Belki de siz bu yazıyı okuduğunuzda Babadağ çoktan bolca ziyaret edilen bir cazibe merkezi olmuştur bile."} {"url": "https://azgezmis.com/barbaros-koyu-oyuk-festivali", "text": "Barbaros Köyü İzmir'in Urla ilçesine bağlı bir mahalle. Bugün burada yaşayanlar Türkmen Yörükler. Ildırı'nın başkent olduğu dönemde bu köyün adı Başköy olarak geçiyormuş. Köyün kuruluş hikayesi bir hayli ilginç. Çok eski dönemlerde ilk yerleştikleri yer olan Başköy'de veba salgını olmuş ve köylüler bir hayvan keserek etlerini değişik yerlere dağıtmışlar etin bozulduğu yere köyü kurmaya karar vermişler. Bugün köyün kurulu olduğu yer etin bozulduğu yer. Buraya çatısı topraktan, sıra sıra evler yapmışlar. Bu yüzden köyün ilk adı Sıradamlar olmuş. 1933 yılına kadar köyün adı Sıradamlar olarak kalmış. Bu tarihten önce doğanların kimliklerinde doğum yeri Sıradamlar yazıyormuş. O tarihte rivayete göre köye bir vali gelmiş ve köylülerden, 5 km'lik bir yolu imece usulü ile yapmalarını istemiş. Köylüler bunu yapacak güçlerinin olmadığını söylemişler. Rivayet bu ya, vali gerekirse eşlerinizin giysilerini satın, yapın demiş. Köylüler de bu laf üzerine valinin üzerine yürümüşler. Bunun neticesinde vali bu köyde yaşayanlar çok barbar, köyün adı Barbaros olsun demiş. İkinci rivayete gelince, Yunanlılar, Rum olmayan kişilere veya Rumların bulunmadığı yere Barbaros diyorlarmış. Köyün kurulumundan itibaren bu köyde hiç Rum yaşamamış. Bu yüzden köyün adı Barbaros Köyü olmuş. İlk rivayet benim pek hoşuma gitmedi, bu köyde yaşayan insanlar öylesine sıcak kanlı ki; herhangi birine zarar vereceklerini düşünemem. Bence ikinci seçenek daha akla yakın görünüyor. Köyün girişindeki parkta bir mehmetçik heykeli ve altında bir çok isim göreceksiniz. Bu heykel bu köyden Çanakkale Savaşı'na giden 40 kişiden geri dönemeyen 36 şehit için yaptırılmış. Konuştuğumuz herkes köyde çok fazla okumuş insan olduğundan bahsetti. Okumuş deyince öyle okuma yazma biliyor diye düşünmeyin. Üniversite mezunu ve yüksek lisans yapmış, profesör olmuş, iyi makamlara gelmiş, çok sayıda kişiden bahsettiler. Hiçbiri köylerinden kopmamış, ilk tatil fırsatında gelip köylerini ziyaret ediyorlarmış. Bu kadar okumayı seven köyün bir de kütüphanesi var. Ancak burada çalışan memur emekli olduğunda yenisini atamamışlar, kütüphane şu anda kapalı duruyor. Son dönemde Ege köylerinin başına gelen, bu köyün de başına gelmiş. İstanbul'dan gelen kişiler buradan ev ve arazi almaya başlamışlar. Hal böyle olunca fiyatlar köylük yerde almış başını gitmiş. Köyün nüfusu 700 kişi bunun 200 kişisi dışardan gelenlerden oluşuyor. Burada dinlediğim hikayelerden birini çok sevdim, köyün de işine yaradığını düşünüyorum. Köyde son dönemde tarım çok az yapılır olmuş ve arazilerin bir kısmı artık boş duruyor. Büyük şehirden gelen bir bayan içinde çitlembik ağacı olan bir tarlaya çok para vererek satın almış. Bunu gören köylüler içinde ağaç dikili arazi çok para ediyor diye tarlalarına ağaç dikmeye başlamışlar. Şimdi ise bu ağaçlardan aldıkları ürünleri satıyorlarmış. Ağaç her zaman işe yarıyor, bazen gölgesi, bazen meyvesi. Kimsesiz çocuklara yardım eden Koruncuk Vakfı da bu köyü seçmiş. Şimdilerde köye bir inşaat başlatmış, kimsesiz çocuklar için bir çocuk köyü kuruyorlar. 2017 yılında Koruncuk Vakfı'nın bu inşaatı devam ediyordu. Bu hikaye oldukça ilginç ve ben de çok sevdim, umarım siz de okurken keyif alırsınız. 1970'li yıllarda Ildırı tarafından gelen turist aracından bir valiz yolda düşer. Köylüler bu valizi bulup köye getirirler; ancak valizi açmazlar. Valizi kaybeden firma kayıp valiz için gazete ve radyoya ilan verir. Köylüler radyoda ilanı duyarlar, telefonla iletişime geçerler. Firma yetkilileri köye gelir. Norveçli bir turiste ait olan valizin içindeki her şey olduğu gibi durmaktadır. Valizin içinde önemli evraklar ve altın kol düğmeleri vardır. İşte hikaye bundan sonra ilginç hal alır. Norveçli firma sahibi bu duruma çok şaşırır ve dürüstlükleri çok hoşuna gider. Bu köye bundan böyle sürekli olarak turist getirmeye karar verir. Köydekiler dürüstlüklerinin karşılığını turizm ile alırlar. 1970'li yıllardan itibaren, 25-30 yıl kadar kadar köye bir çok Norveçli grup turist olarak gelir. Köy meydanına sofralar kurulurmuş yenir içilir ve köylüler ürettiklerini Norveçli turistlere satarmış. Egenin bu güzel köyüne 30 yıl boyunca Norveçli turistler bir valiz hikayesi ile gelmişler. Turistler gelmez olunca köy bir süre sessizliğe gömülmüş, ta ki son dönem çekilen meşhur Ege dizileri başlayana kadar. Bu köyde hiç seyretmeyip adını duyduğum Fatma Gül'ün Suçu Ne, Hayat Sevince Güzel ve Kalbim Ege'de Kaldı isimli televizyon dizileri çekilmiş. Bu diziler sonrası yerli turistlerin ziyaretleri başlamış. Köye canlılık kazandırmak amacı ile bugün Çınaraltı Kafe'nin sahipleri olan çift ve buraya İstanbul'dan yerleşmiş olan köyde herkesin bahsettiği Demet Hanım bir festival düzenlemeye karar vermişler. Demet hanımın evinin bahçesinde bir korkuluk varmış ve herkesin çok ilgisini çekiyormuş. Korkuluk temalı bir festival düzenlemeye karar vermişler. 2016 yılında ilki düzenlenen ve üç gün süren festival bir hayli ilgi çekmiş. Her sene yaz aylarında bu festival devam edecek gibi gözüküyor. Korkuluklar köye hayli güzel bir görüntü vermişler. Bu köyde yaşayanlar korkuluklara eskiden beri oyuk diyorlar. Festivalin adı da bu nedenle Oyuk Festivali olmuş. Oyuk Festivali'nde en güzel korkuluk yarışması, en güzel avlu ve yemek yarışmaları yapılıyor. Festival komitesi her sene yerleri değişen korkulukların nereye konacağına karar veriyormuş. Oyuk Festivali ile birlikte köyü abartısız on binlerce kişi ziyaret etmiş. Köylüler yaptıkları ürünleri satmışlar, hatta talebi karşılamakta zorlanmışlar. Şimdilerde gelenlere hizmet vermek ve biraz gelir elde etmek için Çatkapı Evleri var. Kapısında \"umduğunu değil bulduğunu ye, iç öde\" yazıyor. Evden içeri girip ne verirlerse yiyip, içip, ev sahibine biraz ödeme yapıp çıkıyorsunuz. 2017 yılında her yemekten bir miktar bulunan karışık tabağın içecek dahil fiyatı 15 TL civarındaydı. Yemeklere gelince, çalkama, bide bide, katmer, patlıcan balığı, baklava, yaprak sarma, yiyebilir ve ev yapımı limonata içebilirsiniz. Yukarıda saydığımız yemeklerin içinde çoğunlukla soğan, domates, peynir ve bazen ıspanak var. Çatkapı evlerde yiyebileceğiniz gibi köyün girişinde bulunan Çınaraltı Kafe'nin keyifli atmosferinde de güzel bir şeyler atıştırabilirsiniz. Burada da çat kapı evler gib herşey ev yapımı. Çatkapı evlerin bazıları yemek sonrası konaklama imkanı da sunuyor. Bana fiyat olarak bir hayli pahalı geldi. Buraya yerli turist getiren turizm firmaları fiyatları yükseltiyor sanırım. İki kişilik odada kişi başı konaklama fiyatı 100 TL. Bu fiyata kahvaltı veya akşam yemeği de dahil değil. Bu evlerden birinde konaklamak isterseniz Reliha Hanım'ın iki kişilik üç adet odası mevcut. Kendisini bu numaradan 0535 603 13 06 arayarak rezervasyon yaptırabilirsiniz. Festival zamanı elinizi çabuk tutmanız gerek. Köyün girişinde Emek Kültür ve Sanat Evi bahçesinde bungalovlar var. Biz köye geldiğimizde sahibi merkezi kapatıyordu, bizi içeri almadığı için içini göremedik, hakkında bir şey diyemiyoruz. Yapı köy odasına aitmiş, odadan 30 yıllığına bugün işletmeci olan Batuhan Bey kiralamış. Kurtuluş savaşı döneminde bu yapı Rumlar tarafından karakol ve cezaevi olarak kullanılmış, daha sonra bir süre okul olmuş. Bugün ise sanat merkezi olarak işletiliyor. Konuştuğumuz kişiler bu köyde herkesin bir emekli maaşı olduğunu söylediler. Tarım yaptıkları dönemde kazandıkları ile kendilerini sigortalı yapıp emekli olmuşlar. Şimdilerde çekilen diziler, son dönem dikilen ağaçlar ve oyuk festivali de köylülere ek gelir kapısı olmuş. Oyuk Festivali zamanı veya normal bir zamanda ziyaret ederseniz siz de köye katkı yapmış olursunuz. Barbaros Köyü İzmir'e 55 km, Urla'ya yaklaşık 22 km mesafede, Urla'dan Alaçatı tarafına giderken eski yol üstünde yer alan şirin bir mahalle. Eskiden köy statüsündeyken bugün mahalle olmuş. Buraya gelirken İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü bitiminden içeri giriyorsunuz 2 km daha gidince köye ulaşıyorsunuz. Zaten yolda göreceğiniz korkuluklar size yolu gösterecek. Eğer özel aracınız yoksa İzmir'den Urla'ya gelip, oradan da köye giden belediye otobüsleri ile Barbaros Köyü'ne ulaşabilirsiniz. Bu otobüsler karşılıklı olarak günde beş sefer yapıyorlar. Çok güzel ve detaylı anlatmışsınız. Turist rehberi misiniz bilmiyorum ama ben öyleyim ve içerik, dil, konu çeşitliliği ve detaylar Harika. Muazzam bir iş çıkarmışsınız. Bu bilgilere nasıl ulaştınız merak ettim. Emeğinize sağlık. Merhaba, yaklaşık 12 yıldır eşimle birlikte geziyor, fotoğraf çekiyor ve yazıyoruz. Diğer popüler gezginlerden farklı olarak önceliğimiz belgesel ve fotoğraf üzerine. Bu yüzden wikipedia bilgilerinden ziyade orada yaşayan halk ile iletişime geçip onlardan öğrendiğimiz bilgileri paylaşmak bizim için daha önemli. Çok teşekkürler, selamlar. Çok enterasan bir köy, bir o kadar da şirin. yani oyuklar köye cok farklılık gösteriyor."} {"url": "https://azgezmis.com/belgrad-gezi-rehberi", "text": "Belgrad şimdilik vizesiz gidebileceğimiz ve bu nedenle çok tercih edilen bir rota. Şehir küçük olduğu için gezmek oldukça kolay. İstanbul çıkışlı haftada bir kaç uçuş bulmanız çok kolay. Her zaman olduğu gibi kampanyaları takip ederseniz uygun fiyatla uçabilirsiniz. Belgrad'a tek gidebileceğiniz gibi çok uygun fiyatlı geziler düzenleyen firmalarla da gidebilirsiniz. Biz bu seyahatimizde Gruppal firmasını seçtik. Belgrad'ta havaalanından alındık, kısa bir şehir turu yaptık ve sonrasında üç gün kendimiz gezdik. Uçak ve otel uygun fiyata geldi böylece. Kendiniz bireysel olarak giderseniz havalimanından şehre inmek için Pink Taksi'yi kullanmanızı öneririm. Diğer taksi firmalarında bazen sahtekarlık olabiliyormuş. Belgrad'ta gezilecek yerlere gelince, Zemun Bölgesi ile başlayalım. Zemun tarih boyunca hayli el değiştirmiş. Bizans İmparatorluğu, Bulgarlar, Osmanlı İmparatorluğu, Habsburglar vb. Tüm bu işgaller nedeni ile tarihte önemli bir askeri merkez olmuş. Üç adet tepe üzerine kurulmuş olan Zemun Bölgesi bugün Belgrad'ı akşam üzeri seyredip fotoğraflayacağınız, Tuna Nehri kenarında uzanan bir bölge. Zemun'dan, Belgrad'ın içine doğru yol alırsak şehire ilk giriş yapacağımız yer Terazi Meydanı olacak. Bu meydan geçmişte sosyal hayatın çok hareketli yaşandığı bir bölgeymiş. Bölgede fazlaca Osmanlı izleri olduğu için bir dönem buradaki yapıların bir kısmı yıkılmış. Hatta Osmanlı'nın yaptığı bir su kulesi meydandan kaldırılıp yerine dört yüzlü bir çeşme yapılmış. Bugün çeşme meşhur Moskova Oteli'nin önünde yer alıyor. Moskova Oteli geçmişte ve bugün hala bir çok ünlü ismi konul etmiş bir otel. Terazi Meydanı'nda ayrıca iyi fiyatla döviz bozdurabileceğiniz bir çok yer göreceksiniz, herhangi birinde paranızı değiştirebilirsiniz. Bu meydanın bittiği yerde en çok yürüyeceğiniz Knez Mihailova Caddesi başlıyor. Bu caddeye girdiğinizde sanırım ilk sağda hemen Cumhuriyet Meydanı önünüze çıkacak. Meydanda Knez Mihailova'nın bir heykeli ve yanında hala kullanımda olan tiyatro ve arkasında şehir müzesi yer alıyor. Bu meydan bir buluşma noktası. Herkes heykelin önünde birbirini bekliyor. Knez Mihailova burada çok seviliyor, tarihte Osmanlı'yı Sırbistan'dan çıkaran prens olarak ün yapmış. Meydandaki heykelinde de ileriyi işaret edip çıkışı gösterir gibi. Bu yan sokaktan çıkıp yine ana cadde üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Bu cadde araç trafiğine kapalı ve çok güzel taşlarla döşenmiş keyifli bir yer. Yürürken yine dört gözlü çeşme çıkıyor önümüze. Buradan ve Belgrad'ta tüm diğer çeşmelerden akan sular içiliyor. Çeşmenin yanındaki sokağa girerseniz Belgrad Üniversitesi'nin önüne çıkarsınız. Tekrar ana caddeye dönerseniz ve yürümeye devam ederseniz yaklaşık bir kilometre sonra Belgrad Kalesi'ne ulaşırsınız. Ancak bu yürüyüş biraz ağır oluyor. Çünkü Knez Mihailova Caddesi çok canlı, bir yanda marka dükkanlar, bir yanda yemek yiyebileceğiniz lokantalar ve sokak sanatçıları görecekleriniz. Caddenin sonunda Kalemegdan dedikleri kaleye geldiğinizde, Tuna ve Sava nehirlerinin birleşimine yukarıdan tanık olacaksınız. Bugün kalenin içi keyifli bir park haline gelmiş. Kalenin içinde Damat Ali Paşa'ya ait bir de türbe göreceksiniz. Geçmişte bir hayli harabeye dönmüş olan bu türbe bugün Türkiye Cumhuriyeti tarafından onarılmış durumda. Buradan tekrar yürüyerek Cumhuriyet Meydanı'na dönmek istiyorum. Çünkü bu meydana sırtınızı verip karşıya geçerseniz çok renkli bir başka mekana doğru yol alırsınız. Burası güzel lokantaların bulunduğu Skadarlija Bölgesi. 1800'li yılların başında burası bir çingene yerleşimiyken 1850 yıllarında bölgenin çehresi değişmeye başlamış. Çingenelerin yerini, sanatçılar ve küçük yemek mekanları almış. Bugün ışıl ışıl ve çok keyifli bir bölge olmuş. Bölgenin sokakları Arnavut Kaldırımı döşeli. Burada bu şekilde döşenmiş yollara Türk Yolu diyorlar. Skadarlija Bölgesi'nde müzik eşliğinde keyifli bir yemek için bir çok mekan bulunuyor. Burada en meşhur olan yemek Osmanlı'dan kalan, cevapcici dedikleri köfte. Bosna'da deneyip bir hayli sevmiştim. Ülkede en çok ekilen ürünlerin başında mısır ve ay çekirdeği geliyor. Her köşe başında bir mısırcı görmeniz mümkün. Bir de ev yapımı rakı tarzı içecekler, bal, sabun ve dantel bolca satılan ürünler. Dantelleri görünce hayli eskileri hatırladım. Burada hala gözde olmalı ki kadınlar örüp satıyorlar. Şehrin Stari Grad dedikleri eski bölgesinden yavaşça süzülerek karşımızda tüm görkemi ile yükselen Aziz Sava Kilisesine doğru yürüyoruz. Ancak oraya gelmeden önce uğrayacağımız kendisi küçük ama hayatımıza etkisi büyük Nikola Tesla müzesi var. Müze Pazartesi günleri hariç diğer günler ziyarete açık. Müze sabah 10:00'da kapılarını açıyor. Giriş için 2018 yılında kişi başı 500 Dinar ödedik, yaklaşık 20 TL yapıyordu. Burada Tesla'nın yaptığı deneyleri ve bugün kullandığımız kablosuz internet teknolojisinden, elektriğe kadar hayatımıza kattığı müthiş değerleri göreceksiniz. Kablosuz internet varsa bu Nikola Tesla sayesinde. Hatta internet ile ilgili ilk çalışmayı bile yapmış; ama yeteri derecede inandırıcı bulunmamış. Müzede İngilizce rehberlik saat 13:00'de başlıyor. Gidiş saatinizi buna ayarlamanızda fayda var. Müzeden sonra Aziz Sava Kilisesi'ne devam ediyoruz. Kiliseyi ilk gördüğüm andan itibaren camii gibi geldi. 5400 metrekarelik alanı ile dünyadaki en büyük ikinci ortodoks kilisesi. Aziz Sava kim derseniz, kendisi 1236 yılında ölmüş sırp bir prens. Ancak önemi Sırplarda ilk başpiskopos olmasından kaynaklanıyor. Osmanlı, Sırbistan topraklarındayken Sinan Paşa, Aziz Sava'nın Mileseva Manastırı'nda bulunan kemiklerini Belgrad'a taşımış (yıl 1595) ve bugün tam kilisenin inşaa edildiği bölgede kemikleri yakılmış. Bu olaydan 340 yıl sonra Sırplar tam da buraya görkemli bir kilise yapımına başlamışlar. Fakat bu kilise bir çok savaşla yarım kalmış. Birinci dünya savaşında garaj olarak kullanılmış. Yapımı duraklamış, yakın tarihimizde Nato Belgrad'ı bombalarken yapımı tekrar durmuş. Şu anda dış cephesi bitmiş durumda; ama içi 2018 yılında hala yapım aşamasındaydı. Rus sanat akademisi kilise içindeki dekorasyonlara yardım ediyor. Gördüğüm kadarı ile çok süslü bir kubbe içi bitirilmişti. Son olarak sizi kalenin alt kısmındaki limana indireceğim. Liman nehir teknelerinin yanaştığı keyifli bir bölge. Belgrad'ta gelen turistler buradan alınıyor ve şehir turu yaptırılıyor, sonrasında tekneleri ile yola devam ediyorlar. Ancak sizde burada bulunan küçük ve ilginç bir tekne ile nehir gezintisi yapabilirsiniz. Tuna ve Sava nehirlerini birleştiği bu noktada olmak ve gezmek ayrıcalıklı diye düşünüyorum. Tekne turu her gün akşam üzeri (16:00 civarında) başlıyor ve bir saat sürüyor. Biletlerini Knez Mihalova Caddesi'nde bulabilirsiniz. Fiyatı yaklaşık 1400 Dinar yani 60 TL (2018 yılı fiyatı). Konaklamak için çok seçenek var. Otel standartları oldukça iyi. Biz 3 yıldızlı Contact Otel'de konakladık, kahvaltısı ve odası iyiydi. Şehir merkezine 5 km mesafede yer alıyordu. Kaldığımız bölge de ayrıca gezilmesi gereken tarihi Zemun Bölgesi yakınındaydı. Otelimiz Tuna Nehri'ne çok yakın olduğu için akşamları çıkıp nehir boyunca yürüyüş yapıp nehir üzerindeki şık lokantalarda yemek yedik. Şık deyince gözünüz korkmasın, fiyatlar oldukça makul, yüksek değil. Şehir merkezinden buraya gelmek isterseniz 704, 84 veya 15 numaralı otobüslerden herhangi birine binip Yugoslavya Oteli'ni geçince Kennedy Durağı'nda inmeniz gerekiyor. Yugoslavya Oteli Belgrad'ın ilk lüks ve büyük oteli olarak inşa edilmiş. Günümüzde bile hayli büyük kütlesel bir blok olarak duruyor. Savaş döneminde Nato, Belgrad'ı bombalarken hasar almış ve bir süre kışla olarak kullanılmış. Bugün yine otel olarak kullanılıyor; ama dıştan görüntüsü pek iç açıcı değil. Belgrad konaklama için başka bir kaç mekan daha önerebilirim. Nehir üstü Compass Tekne Otelde kalabilirsiniz. Ancak odalarının biraz küçük olduğu ve bazen nehirden koku geldiği söyleniyor. Eski şehire yürüme mesafesinde olan Prag otele bakabilirsiniz. Belgrad Art Hotel tam eski şehrin kalbinde bir otel. fiyatı yüksek olacaktır diye düşünüyorum. Skadarlija bölgesinde, Villa Skadarlija (4 yıldız) otele bakabilirsiniz. Burası eski şehire sadece 400 metre mesafede. Tam Knez Mihalova Caddesi üzerinde Capital Hotel bir başka seçenek olabilir. Biraz uzun oldu ama bir gün rotanız Belgrad olursa bu yazı size çok güzel bir rehber olacaktır. Hmm.. unutmadan, her an Avrupa Birliği'ne girebilirler. Henüz vize alma zorunluluğu yokken bir an önce gitmeyi deneyin. Bazen filmin sonunda en önemli bölüm olur, işte bu da öyle bir şey. İngilizce biliyorsanız Belgrad'ta her gün ücretsiz yapılan şehir turlarına katılabiliriniz. Tur Cumhuriyet Meydanı'nda Knez Mihailova Heykeli'nin arkasında buluşma noktasından başlıyor. Her gün sabah saat 11:00 ve öğleden sonra saat 16:00'da, üzerinde sarı tişört olan tur rehberi heykelin arkasında buluşma noktasında oluyor. Memnun kalırsanız bir miktar bahşiş verebilirsiniz. Internet adresleri belgradwalkingtours. com."} {"url": "https://azgezmis.com/bergama-bir-dunya-harikasi", "text": "Adını çok iyi duyuramamış olsa da Bergama bir dünya harikası. Küçük bir yerleşim yeri olmasına rağmen bünyesine sığdırdığı çok sayıda tarihi eser mevcut. Eğer yolunuz İzmir'e düşerse neredeyse tam bir günü Bergama'ya ayırmanızı ve doyasıya gezmenizi öneririm. Hafif bir başlangıç için Bergama Arastası iyi olacaktır. Arasta bir Osmanlı çarşı yapısı olup tarihte aynı meslek kolundan insanların bir arada toplanıp değişik sokaklarda iş yaptıkları dükkanlardan oluşuyor. Bugün bir kaç küçük sokaktan ve değişik ticaret kollarından ibaret olan arasta bir hayli şirin. Arastaya güzel bir hava katan çarşının üzerini tamamen kapatıp, hem gölge hem de hoş bir görüntü veren asmalar. Ayrıca renkli ahşap sandalyeler ve masalar ortamın sıcak görünmesini sağlıyor. Buradaki çınar altında çay veya kahve içmenizi öneririm. Arasta girişinde yapım yılı 1930 olan çok küçük bir kapalı çarşı da var. Bir kaç küçük hediyelik eşya dükkanı var, buralara da bir göz bakarsınız. Arasta karşısında bugün de hala kullanılan Mevlana Hacı Hekim Hamamı yer alıyor. Tepesinde 24 adet kubbesi bulunan hamam iki bölümden oluşuyor. İçini görmedim ama dıştan oldukça estetik görünüyor. Bergama'da o kadar çok ilk var ki; saymakla bitmez. İlk parşömen kağıdın yapıldığı yer. İlk Asya kütüphanesinin kurulduğu yer. İlk telkinle tedavinin denendiği yer. Yılanlı sütun eczacılık simgesinin ilk kullanıldığı yer. İlk kent imar yasasının yapıldığı yer. İlk dört tiyatrolu kent. ilk ve en büyük sunağın yapıldığı kent. İlk ahşap sahneli tiyatronun yapıldığı kent. İlk ve en dik tiyatrolu kent. İlk bitkisel ilaçların yapıldığı kent. Bu listede yer alan daha başka ilkler uzayıp gidiyor. Gidince geri kalan ilklerin hepsini kendiniz öğreneceksiniz zaten. Şimdi gelelim en çok görmeniz gereken yapılara. Pergamon Akropol'ü ile biraz daha Türkçe yazarsak Pergamon antik şehri ile başlayabiliriz. Bugün Bergama'nın en üst noktasında kurulu olan antik kente araçla veya teleferik ile çıkmanız mümkün. Akropol içinde ahşap sahneli ve antik çağın en dik tiyatrosu, Zeus Sunağı, Athena Tapınağı, kütüphane, agora, gymnasiumlar ve kent çeşmeleri yer alıyor. Ancak bugün en çok görebileceğiniz yapı, tiyatro kalıntısı olacak. Diğer eserlerin bir kaç sütunu, duvarının bir parçası dışında pek bir şey kalmamış. Böyle yazdığım için sakın görmemezlik etmeyin Pergamon çok etkileyici bir antik kent. Asklepion görülmesi gereken bir başka antik eser. Burası ilk hastane ünvanını taşıyor. Burada ilk defa telkinle tedavi denenmiş, hidroterapi ve fizyoterapinin bugün bile kullanılan türleri uygulanmış. Ayrıca şifalı otlar, su, çamur banyoları, açlık ve susuzluk kürleri gibi kürler uygulanmış. Tedavi merkezinden çıkarken hastaların sıcak veya soğuktan etkilenmemesi için yeraltı tünelleri inşa edilmiş. Ancak asklepion antik kentin biraz uzağında bulunuyor. Bergama merkeze inip müzenin yanındaki yoldan içeri dönerek araçla buraya ulaşabilirsiniz. Biz askeriyenin yanındaki yoldan geldik, sanırım müzenin yanından biraz uzunca bir mesafe yürüyerek asklepiona ulaşabilirsiniz. Tekrar bugünkü Bergama'ya dönerseniz arastanın biraz ilerisinde bu kez önünüze Kızıl Avlu çıkacak. Tapınak kırmızı tuğlalardan yapılmış bu nedenle halk Kızıl Avlu adını vermiş. Bu tapınak Anadolu'da erken yedi kilise diye bilinen kiliselerden biri olduğu için önem taşıyor. Biz gittiğimizde (2016 yılı) tadilata alınmıştı gezilemiyordu. Önce tapınak sonra Bizans döneminde kilise ve Osmanlı döneminde yapının yanındaki silindirik yapılardan biri cami olarak kullanılmış. Merkezde bulunan ve belediye tarafından restore edilmiş Berna Havrası da oldukça güzel. Ancak şimdilik sadece camlardan içeri bakılabiliyor. Anahtarı belediyede ve yapı sergiler için açılıyor. İç süslemelerini camdan bile olsa görmenizi isterim. Bu havrayı fark etmeyebilirsiniz Bergama otogar yakınında sorarsanız size gösterirler. Osmanlı ve Selçuklu dönemi camiler ve bir Güdük Minare var. Camileri görmek isterseniz biri Kurşunlu Camii diğeri Bergama Ulu Camii. Güdük Minare ise ara sokaklarda karşınıza çıkacaktır. Bergama'yı gerçekten tam anlamı ile gezmek isterseniz bir tam gününüzü ayırmanız gerekiyor. Asklepion ve akropol yarım gününüzü alacaktır. Geri kalan zamanda arastayı ve Bergama'daki diğer eserleri gezip, biraz ara sokaklarına girerek evleri ve dar sokaklardaki yaşamı görüp, yemek yiyecek vaktiniz olacaktır. Bergama'yı yaz aylarında uzun bir günde gezip bitirirseniz sonrasında fıstık çamları ile kaplı Kozak Yaylası'na çıkabilirsiniz. Merkeze yaklaşık 18 km mesafede olan bu yaylada yemek yiyebileceğiniz yerler olduğu gibi köyleri de gezebilirsiniz. Yolu asfalt, ulaşımında sorun yaşamayacağınız bir yayla. Bergama İzmir ve genel olarak Ege mutfağının hakim olduğu bir yer. Elbette bolca zeytinyağlılar bulunuyor. Bir sebze yemeği olan çığırtmayı deneyebilirsiniz. İçinde patlıcan, yeşil biber, domates ve sarımsak olan bir yemek. Ayrıca Bergama köftesi meşhurdur. Bunu yiyebileceğiz daha önce denediğim bir iki yer var. Bergama Sofrası ve Altın Kepçe'de yiyebilirsiniz. Bakırçay ovasının meşhur zeytinleri ve Bergama tulum peyniri dönüşte yanınıza alacaklarınızdan. Bir de burada Kozak fıstık helvası yemenizi tavsiye edeceğim. Kozak yaylasındaki fıstık ağaçlarından elde edilen fıstıkların bir kısmı helva yapımında kullanılıyor. Burada helva değişik şekillerde üretiliyor. Ben tadına bakmadım; ama bir kaç yerde satılırken gördüm. Gittiğinizde sorarsanız en iyisi için sizi yönlendireceklerdir. Evlerin bazıları eski Rum evleri olduğu için Bergama konaklama mekanınız büyük ihtimalle eski bir Rum evi olacaktır. Onarılmış ve restore edilmiş bu otel evlerin iki kişilik oda fiyatı 182 TL'den başlıyor ve yukarı doğru çıkıyor. Bu fiyatlar Aristonicus Butik Otel ve Les Pergamon Butik Otel için geçerli fiyatlar. Her iki otelin odalarıda konforlu. Daha uygun fiyatlı bir konaklama isterseniz Odyssey ve Gobi Pansiyonu deneyebilirsiniz. Bunların fiyatı iki kişi için 140 TL civarında. Hepsi merkeze yakın oteller. Bergama içinde yuruyerek gezilebilecek çok güzel bir ilçemiz. Fakat Akropol'a yürüyerek çıkmak biraz zor olur diye düşünüyorum. Bergamada yürüyerek her yeri gezebilir miyiz. Yoksa araç olması şart mı. Eda Hanım, araç kiralamanıza gerek yok. Ancak Kozak Yaylasına çıkmak isterseniz araçla gitmeniz gerekir. Bergama benim sıralamamda olan ve çok görmek istediğim bir yer, yolüstü fakat hep es geçtiğim bir yer. Sizin güzel yazınız sayesinde bu yıl es geçmemeyi şart koydum kendime. Teşekkürler. Meryem Hanım, biz az bile yazdık, en kısa zamanda Bergama'yı görmeniz dileğiyle."} {"url": "https://azgezmis.com/bodrum-mazikoy", "text": "Bu yazıda Bodrum merkez yerine biraz Bodrum çevresinden bahsedeceğim. Bodrum'u ilk kez 1986 veya 1987 yıllarında görmüştüm. O ilk görüş bana çok güzel gelmişti. Sakin, kendi halinde, sade bir kasaba görünümünü hala koruyordu. Ancak o yıldan sonra her gidişimde biraz daha sevmez hale geldim. Günümüzde ise Bodrum merkezi çok fazla abartılı, her şeyin değerinin bir kaç katı olduğu ve daha fazla yozlaşmış bulduğumu söyleyebilirim. Tatil demek biraz sessizlik, sakinlik, belki akşamları dozunda biraz eğlenmek demek. Tabi bu tarif benim tatil anlayışım, herkese göre değişir. Ancak Bodrum'dan en çok soğuma nedenim barlarda, sokaklarda gördüğüm abartılı hareketler ve aşırı fiyatlar. Ayrıca bazı işletme sahiplerinin kaba tarzlarını da eklemeliyim. Bodrum, Mazıköy, merkeze en uzak kalan yerlerden biri. Genelde Bodrum, yerleşim yerleri arasındaki mesafeler 15 veya 20 km civarındayken burası merkeze 50 km. Şimdilik hala gerçekten köy havasında bir yer. Köyde inekler, tavuklar dolaşıyor. Tarlalardan istediğiniz gibi meyve, sebze alıp yiyebiliyorsunuz. Köylülerin çoğu evlerinin yanlarına ek odalar veya apartlar yapmışlar ve bunları kiraya veriyorlar. 2022 yılındaki ev veya pansiyon fiyatları bir hayli değişkenlik gösteriyordu. Bir pansiyonun geceliği yemek hariç iki kişi için 500 TL iken, hemen karşısında yer alan kahvaltı ve akşam yemeği dahil bir başkası kişi başı 600 TL istiyordu. Evlere gelince biz kaldığımız evin ödemesini 2022 yılının sene başında yaptığımız için uygun bir fiyata kaldık. Evimiz gecelik 400 TL idi. Ancak denize 1 km'den daha fazla bir yola sahipti. Denize daha yakın bir başka evin fiyatı gecelik 800 TL olabiliyor. Fiyatlar 2022 yaz aylarına ait. Bu evlerde 4 kişi kalabilirsiniz. İçlerinde yemek yapabileceğiniz bir mutfak ve mutfak malzemesi vb. her şey mevcut. Evler genelde 1+1 oluyor, banyo ve mutfağa sahipler. Ancak çok lüks beklemeyin. Döşenme tarzları klasik, banyolarda bazen duşa kabin yok, ancak evler yine de bir kaç gün veya bir iki hafta konaklamanız için yeterli konfora sahip. Bu tip konaklama isterseniz size Nazar Pansiyonu önerebilirim. Yeşillikler içinde 1+1 bir evde bahçe içinde kalıp sabahları köy yumurtanızı bahçeden alırsınız. İsterseniz yoğurtta yapıyorlar. Denize yaklaşık 250 metre mesafede. Nazar Apart: 0537 408 17 02 Necla Hanım. Bir diğer pansiyon da yine denize 400 500 metre mesafede, biraz yokuş çıkmanız gerekiyor. Burası isimsiz ama güzel manzarası olan biraz tepeden denizi gören bir yer. Nurcan hanım işletiyor. 0542 658 5708. Bu ev de 1+1 ve bahçe içinde. Yemek pişirmek istemezseniz ev sahibi sizin için yemek de pişiriyor. Genel olarak konaklama seçenekleri pansiyon ayarında veya yemeği kendinizin yapacağı ev kiralama şeklinde oluyor. Akşamları çıkıp yemek yiyeyim diyebileceğiniz bir veya iki yer bulabilirsiniz. \"Tatilde lüks olmasa da olur\" derseniz Mazı'yı seçebilirsiniz. Plaj kısmında ise her pansiyonun önünde kendine ait şezlonglar var. Bu şezlongları ücretsiz kullanabilmeniz için kafe ya da lokanta kısmından günlük harcama yapmanız isteniyor. O da bu sene için (2022) kişi başı 200 TL idi. Plajın en sonuna giderseniz burada Bodrum Belediyesine ait ücretsiz şezlong ve şemsiyeleri görürsünüz. Beyaz şezlongların üzerinde Bodrum Belediyesi yazıyor. Bu oldukça takdir ettiğim bir hizmet oldu. Deniz taşlık ve bir kaç adım sonrası boyu geçebiliyor. Biz Mazı yangını sonrasında geldiğimiz için ne yazık ki denizin dibi kül ile kaplıydı. Çam ormanlarından geriye siyah gövdeler kalmış durumda. Bir süre sonra bu durum değişmeye başlayacaktır elbet. Köyün yanmamış nadir yerlerine bakınca eski halinin çam ormanları içinde çok keyifli, çok yeşil bir yer olduğu belli. Mazıköy 4 farklı koya sahip. Bir koyda dalga varsa yan koya gidebilirsiniz. Koylardan birine yürüyerek diğerlerine arabayla gitmeniz gerek. Hurma koyu, Ilgın koyu, Kargı koyu ve Çökertme. Biz denize Hurma koyundan girdik ve burada konakladık. Diğer koylara farklı günlerde gidip baktık. En temiz bulduğumuz Hurma koyu oldu. Çökertme ise sahil kesiminde daha çok lokantanın yer aldığı, deniz üzerinde bile yemek yiyebileceğiniz yerlere sahip bir koy. Diğer koylara göre daha turistik. Fiyatlar biraz daha yüksek elbette. Sevimli bir kaç hediyelik eşya dükkanı göreceğiniz bir koy. Çökertmeyi sevdiğimi söyleyebilirim ancak tüm sahil lokanta ve kafeteryalar tarafından parsellenmiş. Her ne kadar sahiller bize ait olsa da sandalyenizi koyup oturduğunuzda bu durum size psikolojik olarak bir sıkışıklık hissi ve biraz işletme tarafından rahatsızlık verebilir. Aşağıda Çökertme koyundan bir fotoğraf göreceksiniz. Mazıköy'ün ilk yerleşimi dağlık bölgede olduğu için cami ve köy meydanı Yukarı Mazı denilen yerde. Aşağı Mazı'da ise yerleşim sonradan olduğu için bir köy meydanı veya yürüyüş yapacağınız keyifli bir alan yok. Aslında sonradan inşa edilen aşağı Mazı'nın yolu bile yok diyebiliriz. Denize açılan beton bir dere yatağı var. Yazın bu yoldan arabalar geçiyor, ancak kış aylarında bu dere yatağından akarsu denize dökülüyor. Köy olduğu için şimdilik disko ve bar yok. Şahane bir sessizlik hakim. Hediyelik eşya dükkanı ve çarşı da yok. Gelirken böyle beklentileriniz olmasın. Mazıköy'de bankamatik yok. Köylüden alışveriş yaparken nakit ödemeniz gerekecek. Bunun için para çekebileceğiniz son nokta köye gelirken son yerleşim olan Mumcular. Orada büyük zincir marketler de mevcut. Köyün içinde ise sadece bir kaç bakkal var. Bu bakkallarda kredi kartı geçiyor ancak fiyatlar yüksek. En yakın mesafe araç ile yarım saat olunca fiyatlar biraz yükseliyor. Mazıköy'de kendinizi Bodrum'da hissetmeyeceksiniz. Yani o çok ışıltılı, plaj yerine beach dedikleri pahalı, müzikli, gürültülü, ortamlar henüz buraya gelmemiş. Değişmeden gidin görün."} {"url": "https://azgezmis.com/bozcaada-yi-kesfediyoruz", "text": "Bozcaada hakkında yazmaya başlamadan önce adaya nasıl gelinir ile başlayalım. Biz adaya 2020 yılında covid-19 salgını döneminde gittik. Bozcaada'ya ulaşmak için Geyikli Feribot iskelesinden arabalı vapura binerek geçebilirsiniz. 2020 yılında Gestaş firması feribot çalıştırıyordu. Zaman içinde bu firmalar değişebiliyor ancak gitmek istediğinizde, Geyikli feribot seferi diye aratırsanız firmaya ulaşırsınız. Bozcaada ve Geyikli arasında karşılıklı olarak günde sekiz sefer yapılıyor. Normalde önceden internet üzerinden bilet alınabiliyormuş; ancak salgın nedeni ile 2020 yılında işler biraz karışıktı. Tek bir gemi gidip geliyor ve uzun kuyruklar oluşuyordu. Adaya gelişte internetten bilet işlemine izin vermiyor; ancak adadan dönerken internet üzerinden yer ayırtabiliyorsunuz. Kalkış saati geldiğinde plakanıza bakıp buna göre iskeleye alıyorlar. Bilet ödemesini Bozcaada'ya geçerken yapıyorsunuz dönüşte bir şey ödemiyorsunuz. Gidiş dönüş bilet için araçlı ve 2 kişi 118 TL ödedik. Aracınızı park edip yolcu bölümüne çıktığınızda geminin en arkadaki açıklık yerine oturursanız çok rüzgar almadan, manzara seyrederek seyahat edersiniz. Şimdi gelelim Bozcaada'ya. Feribot limana yaklaşırken ilk göze çarpan yer adanın kalesi. Kaleyi mutlaka gezmenizi tavsiye ederim. Bugüne kadar Türkiye'de gördüğüm en ilginç kalelerden biri diyebilirim. Kalenin yapım yılı tam olarak bilinmiyor; ancak Fatih Sultan Mehmet tarafından detaylı bir onarım yaptırılmış. Günümüzde ise 1996 yılında yeniden restore edilmiş ve şu anda ziyarete açık. Kalenin iki kapısı ve iç avlusu var. Kaleyi ilginç kılan şey bu iç avlu. Kaleye çıktığınızda güzel bir ada manzarası ve tepede yer alan değirmenleri de göreceksiniz. Değirmenlere doğru yürürken görmenizi tavsiye edeceğim bir yer de Salhane olacak. Burası tam deniz kenarında yer alan, keyifle oturup bir şeyler içebileceğiniz bir mekan. Bizim adada bulunduğumuz dönemde burada şarap tadım günleri yapılıyordu. Değirmenlere doğru yürürken burayı da göreceksiniz. Şimdi gelelim kaleden gördüğümüz yel değirmenlerine. Bu ziyaret için tepeye doğru biraz yürümeniz gerekecek. Yürüme hızınıza göre kaleden bu yol 10 veya 15 dakika sürebilir. Taştan yapılmış çıkılması kolay bir yoldan ilerleyeceksiniz. Yol üzerinde dinleneceğiniz bir iki bank mevcut. Fotoğraf çekmek için akşam üzeri burada olabilirsiniz. Aslında güneşin konumuna göre gelebilme imkanınız varsa burada gün doğumu fotoğraf çekmek daha doğru. Gelemezseniz akşam güneşi de fotoğraf için iyi. Yukarısı akşam üzeri bir hayli rüzgarlı oluyor. Zaten Bozcaada'nın rüzgarı oldukça meşhur. Hatta akşamları üşütüyor bile. Değirmenlerden günümüze üç adet kalmış. Onlar da hayli harap durumdayken 2019 yılında onarım geçirmişler. Bozcaada'da görülesi bir başka yer Polente Feneri. Buraya fotoğraf için kesinlikle akşam üzeri gitmenizi öneririm. Fenere kadar mutlaka yürüyün. Yolun bir kısmı deniz kumu, bir kısmı taşlık. Arabanız ile belli bir mesafeye kadar gelebiliyorsunuz. Son noktadan fenere yürümek ise 15 veya 20 dakika sürüyor. Fenerin görüntüsü oldukça estetik. Hemen yanında rüzgar gülleri yer alıyor. Burası özel bir şirkete ait işletme. Yakın zamana kadar rüzgar güllerinin içine girilmesine izin veriliyormuş; ama şimdilerde içlerine giremiyorsunuz. Polente Deniz Fenerine akşam üzeri gidilmeli dedim; ama burası akşam üzeri bir felaket oluyor. Eline şarabını alan gün batımı seyretmeye buraya geliyor. Fener dönüşü sıkı bir trafiğe yakalanabilirsiniz. Fotoğraf çekip günü burada batırmak istiyorsanız biraz erken gitmenizde fayda var. Gelelim adanın içini görmeye ve gezmeye. Ada ufak ve sevimli bir merkeze sahip. Ancak bu minik merkeze araçlar girdiğinde ada gürültülü, kalabalık ve sevimsiz oluyor. Haftada iki gün sevkiyat için izin var. İşte o günlerde, huzur için geldiğiniz adanın tüm huzuru kaçıyor. Ancak buradaki işletmelerin iş yapabilmesi için bu malzemelere ihtiyacı var elbette. Adayı genel olarak ikiye ayırabiliriz. Caminin olduğu tarafta kalan yerler Türk mahallesi olarak geçiyor. Kilisenin olduğu taraf ise Rum mahallesi. Ancak günümüze bakınca adada sadece 13 Rum vatandaşının yaşadığını öğrendik. Kilise ise kapalı ve bir bakıcısı var. Sadece özel günlerde ayin için açılıyor. Merkezdeki sokaklar sağlı sollu oldukça keyifli. Yemek yenecek yerler ve kafelerin tasarımları zevkli yapılmış. Her yer oldukça renkli ve bol yeşillikli. Yemek için bir çok seçenek var, hem ev yemekleri bulabilirsiniz; hem de kebap tarzı şeyler. Biz Şükrü Usta'da ve İda Cafe'de yemek yedik. İkisinin yemekleri de iyiydi. Ancak ortam olarak İda Cafe daha iyi konumda, bahçe içinde bir mekan. Yemek üzerine dondurma isterseniz kavun içinde dondurma yapan Mastika Dondurma'yı tavsiye ederim. Akşamları çay içmek isterseniz veya gün içinde soluklanmak isterseniz Zübeyde Hanım çay bahçesini tavsiye ederim. İki tane çay bahçesi var, birinin atmosferi daha iyi. Zaten görünce anlayacaksınız. Ağaçların altında ahşap koltuklar ve renkli ahşap sandalyeler ile Zübeyde Hanım çay bahçesi hoşunuza gidecek. Çayın buradaki fiyatı özlediğimiz gibi 2 TL. Bozcaada şarabı ile meşhur. Adada bir kaç şarap fabrikası var. Çamlıbel, Corvus, Ataol ve Gülerada şarap fabrikaları. Adanın iç kesimlerinde bu fabrikaları göreceksiniz. Her sene Temmuz ayında şarap tadım günleri yapılıyor. Daha önceki yıllarda ücretsiz olan bu tadımlar bu sene kişi başı 80 TL'den yapıldı. Bundan sonrasında da sanırım her sene ücret alınmaya devam edecek. Yukarıda yazdığım gibi 2020'de biz tam adadayken Salhane'de şarap tadım günlerine denk geldik. Bozcaada'nın iç kısımlarında olup yemek için sessiz ve deniz manzaralı bir yer ararsanız size Aya Paraskevi Lokantası'nı tavsiye edebilirim. Burası eski bir manastırdan dönüştürülmüş, ağaçların altında keyifli yemek yiyebileceğiniz bir mekan. Fiyatları da makul düzeyde. İşletmecisi adada yaşayan az sayıdaki Rumlardan biri. Adanın çevresine gelince, arabasız gelirseniz adanın tamamını göremeyebilirsiniz. Dolmuşlar çalışıyor ancak sadece plajlara gidiyorlar. Sabah 10:00'da başlayan dolmuş seferleri akşam son seferini saat 22:00'de yaparak, plajlardan adanın merkezine geliyor. Plajlar içinde en büyüğü Ayazma Plajı. Burada, lokanta, şezlong ve şemsiye var. Deniz suyu oldukça temiz. Diğer koylarda ise kendi aracınız ile gidip denize girebilirsiniz. Ayazma Plajı'na çok yakın olan Habbele ve Sulubahçe Plajları'nı veya adanın diğer taraflarında olan Tuzburnu, Tekirbahçe ve Poyraz Liman gibi yerleri tercih edebilirsiniz. Adaya arabasız geldiyseniz ve dolmuş kullanmak istemiyorsanız bir kaç seçeneğiniz var. En ekonomik olanı bisiklet kiralamak veya günlük ATV kiralamak olabilir. ATV'leri sabah aldığınızda akşam 21:00'de bırakmanız gerekiyor ve 2020 yılındaki günlük kiralama bedeli 250 TL. Motorsiklet ehliyetiniz varsa motorun günlük kirası 150 TL. Araba kiralayarak da adayı dolaşmanız mümkün bunun için Güney Rentecar ile bağlantıya geçebilirsiniz. Konaklamaya gelince Bozcaada'da bol seçenek var ama fiyatlar çok düşük değil. Çadır kurmak isterseniz kendi başınıza gidip adanın herhangi bir yerine çadır kurmanıza izin yok. Bu konuda bilgiyi turizm müdürlüğünden aldık. Ada geneli sit bölgesi olduğu için jandarma çadırları kaldırıyor. Yine de çadırda kalmak isterseniz Ada Camping çadır bölgesini kullanabilirsiniz. Adanın tek kamp alanı burası. 2020 çadır konaklama fiyatı gecelik kişi başı 50 TL. Kendi yemeğinizi yapabiliceğiniz ortak mutfak alanı var. Ancak salgın hastalık döneminde bu kullanıma kapanmış durumda. Ortak banyo, tuvalet, sıcak su var. Çadırınıza elektrik alabileceğiniz prizler mevcut. Uzatma kablosu götürmeniz işinize yarar. Biz adadaki ilk gecemizi burada konaklayarak geçirdik. Diğer konaklama seçenekleri ise, pansiyon isterseniz Kırlı Pansiyon 5 odalı ve iki kişi kahvaltı dahil 350 TL. Gelincik Otel 8 odalı, fiyatı 430 TL'den başlıyor kahvaltı dahil. Armagrandi Otel 31 odalı, eski bir şarap fabrikası otele dönüştürülmüş. Fiyatı iki kişi 600 TL kahvaltı dahil. Son olarak Kaikias Otel 22 odalı, iki kişi kahvaltı dahil fiyatı 700 TL. Çadırdan, pansiyona ve en lüks odaya kadar araştırıp bilgi vermeye çalıştık. Genel olarak Bozcaada çok uygun fiyatlı bir yer değil. Sezonu kısa olduğu için fiyatlar biraz yüksek. Ancak tüm tesislerin çok şık olduğunu belirteyim. Konaklama için önceden mutlaka yer ayırtmanızda fayda var. Adanın yatak kapasitesi 2020 yılında 4750 idi. Bayram gibi özel günlerde bu kapasite doluyor elbette. Güvenliğinden söz edersek çok nadir olayın olduğu bir yer diyebiliriz. Hırsızlık nadiren görülüyormuş. Adada hastane yok, bir sağlık ocağı var. Acil bir hasta olursa helikopter ile sevk ediliyor. Bize ilginç gelen son bir bilgi de Bozcaada köyü olmayan tek ilçeymiş. Bozcaada keyifle vakit geçireceğiniz bir yer. Belki en iyi zaman el ayak çekilince Eylül ayının başında orada olmak. Bozcaada'ya sezonda giderseniz trafik ve kalabalık sizi bezdirebilir. Ama eylül ve mayısta Maldivler'den bile daha güzel bir yer olduğunu düşünüyorum. Hele o arkasındaki denizin renkleri, yeşil ve mavi inanılmaz! Beni tekrar oraya götürdüğünüz için teşekkürler. Semih bey, yorumunuz için teşekkürler, Maldivlerden daha güzel ve denizinin daha güvenli olduğu konusunda hiç bir şüphemiz yok zaten. Oya Hanım kesinlikle haklısınız; ama bizim gittiğimiz dönemde tur otobüsleri yoktu. Aslına bakarsanız feribot trafiğinin şehir merkezinden geçiyor olması en büyük sorunlardan biri. Bunu düzelttikleri an bir çok problem de kendiliğinden çözülecektir."} {"url": "https://azgezmis.com/daglarin-arasinda-sakli-bir-ilce-hizan", "text": "Dağların arasında, dünyanın geri kalanından izole bir şekilde hayatta kalmaya çalışan bir ilçemiz Hizan. Bitlis iline bağlı, nüfusu otuz beş bin civarında olmasına rağmen konaklanabilecek tek bir otel bulunmuyor. Fakat 50 km mesafede yer alan Tatvan'da kalabileceğiniz son derece kaliteli oteller mevcut. Biz her gelişimizde Tatvan'da kalmayı tercih ediyoruz. Muş Havaalanı'ndan yaklaşık 2 saatte Hizan'a ulaşabiliyorsunuz. Bütün gün Hizan'ın müthiş köylerini gezip, hafıza kartlarınız ve pilleriniz bitene kadar fotoğraf çektikten sonra konaklamak için Tatvan'ı ya da Bitlis tercih edebilirsiniz. Karadeniz Bölgesi'nden sonra en çok fındık Hizan İlçesi'nde yetiştiriliyor. Fındık üretimi Yaylacık, Çalışkanlar, Yolbilen ve Sarıtaş başta olmak üzere yaklaşık 15 köy ve civarında biraz ilkel yöntemlerle yapılıyor. Fındık köylülerin temel geçim kaynağı haline gelmiş. Hizan'ın mikro iklim özellikleri fındık yetiştiriciliği için son derece uygun koşullar sunuyor. İlçe ekonomisinin bir başka önemli ayağı ise balcılık. Zengin bir floraya sahip olan Hizan'ın yaylalarına her yıl yaklaşık 60.000 karakovan bırakılıyor. 2450 metrelik yüksek rakım ve geniş bitki florası Hizan Balını gerçekten eşsiz kılıyor. Dünya bal yarışmalarında dereceler alan Hizan Balı başta Hollanda, İngiltere ve Katar olmak üzere çok sayıda ülkeye ihraç ediliyor. Hizan'a bağlı 69 köy var. Bu köyler adeta gözlerden uzak olmak istercesine dağların içlerine saklanmış durumda. Bazılarını haritada bulmak zor, haritada bulsanız bile yolunu bulmak zor olabiliyor. Bölgedeki köyleri yerel rehberler eşliğinde ziyaret ediyor, bölge halkının ne kadar misafirperver olduğuna bir kez daha şahitlik ediyoruz. Tandırlarda ekmek pişerken çekilen fotoğraflar hala çok cazip geliyor hepimize. Çekimlerden sonra kurulan köy sofralarındaki lezzetler ve eşsiz sohbetler ise bitmesini hiç istemeyeceğiniz anlar yaşatıyor. Hizan ve köyleri her mevsim farklı bir güzelliği barındırıyor. Sonbaharın renkleri burada gerçekten çok etkileyici. Ormanlarla kaplı dağların mevsim geçişleri sırasında yaprakların büründüğü renk cümbüşünü hayranlıkla izliyorsunuz. Bu dönemde üzüm hasadı, ceviz kurutma ve pekmez yapımı da ilgi çekici ve fotoğrafa konu olabilecek etkinlikler arasında yer alıyor. Eğer ilk baharda gelirseniz çeltik ekimi sırasında tarlaları mutlaka ziyaret etmelisiniz. Kışın Hizan'ın köylerine ulaşım kolay değil. Fakat köylerin karlar içindeki görüntüsü gerçekten büyüleyici kareler sunuyor. Kısacası her mevsim ayrı bir güzelliği barındıran Hizan ve köyleri kalbinizi kısa sürede fethedecek ve en kısa sürede buralara tekrar gelmek isteyeceksiniz. Hizan'da buluşmak üzere.. Ahmet Bey, coğrafyası etkileyici yerler gerçekten."} {"url": "https://azgezmis.com/darusselam", "text": "İster safari için milli parklara, isterseniz tatil için Zanzibar'a, isterseniz tırmanış için Kilimanjaro 'ya gelin; eğer Tanzanya'ya geliyorsanız bir şekilde yolunuz Darüsselam'dan geçiyor demektir. Tanzanya Afrika'nın Orta Batısında bulunuyor. Özellikle Afrika yaban hayatını görmek isteyenler için gidilecek yerlerin başında Tanzanya ve Kenya geliyor, fakat bu durum Tanzanya'daki turizmi yeterince geliştirememiş. Tanzanya aynı zamanda ünlü Masai halkının da anavatanı. Darüsselam ise Tanzanya'nın eski başkenti ve aynı zamanda ekonomik merkezi. Başka bir deyişle Tanzanya'nın giriş kapısı. Darüsselam'da 2016 yılında 5 milyondan fazla insan yaşıyordu. Yüksek miktarda göç aldığından nüfus artış hızı çok fazla ve ilerleyen yıllarda Afrika'nın en kalabalık kenti olacağı düşünülüyor. Darüsselam'da en renkli ve hareketli yerler deniz kenarları. İyi fotoğraf çekebileceğiniz yerler de genellikle deniz kenarlarında olacak. Havalimanından merkeze bir taksi ile gelebiliyorsunuz ama her zamanki gibi pazarlık yapmakta fayda var. Trafik soldan akıyor, yaklaşık yarım saat süren bir yolculukla kendinizi kalabalık bir merkezde bulacaksınız. Eğer taksi size pahalı gelirse ve fazla da bagajınız yoksa havalimanı dışına çıkarak dala dala adı verilen toplu taşıma araçlarına binebilirsiniz. Yerel halkın kullandığı bu araçlar biraz konforsuz olabilir; fakat oldukça ucuz. Darüsselam ve genel anlamda Tanzanya Mart, Nisan Mayıs aylarında oldukça yağış alıyor ve bu aylarda nem genellikle %85'in üzerinde, sıcaklık ise 30 C den fazla. Fakat bunun dışındaki zamanlarda ayda sadece bir kaç gün yağmur yağıyor ve sıcaklı ise yine en az 30 C dolaylarında, nem ise %70 'in altına inmiyor. Yani kısacası her zaman sıcak ve nemli bir havası var. Yine de en güzel zamanları soracak olursanız Ocak ve Şubat aylarını tercih edebilirsiniz. Serengeti ve Ngorongoro Milli Parkları'na gitmeden önce bir gece Darüsselam'da konaklamak durumunda kaldık. Araştırdığımız kadarıyla burada çok fazla fotoğraf çekebilecek yer yoktu. Fakat dolaşınca öyle olmadığını gördük. Aslında çok fotoğraflanacak yer var; fakat maalesef Afrika'nın kuzeyinde gördüğümüz gibi burada da fotoğrafa pek sıcak bakılmıyor. Tabi böyle olması bizim açımızdan büyük sorun. Çünkü bizim seyahatlerimizin tamamı fotoğraf çekme amaçlı. Yine de dışarı çıkıp şöyle bir dolaşalım ve şehri keşfedelim dedik. Şehirde yürüyerek oldukça uzun bir tur attık. Genel anlamda şehrin modern kısımları olduğu gibi kalabalık varoşları da bulunuyor. Fakat yine de oldukça yapılaşmış ve bir büyük bir kent havasını kazanmış. Bir beyaz olarak turistin girmediği bölgelerde dolaşırken tüm dikkatler sizin üzerinizde oluyor. Normal şartlarda başka ülkelerde giyim kuşam vs. ile kendinizi ve fotoğraf makinenizi kamufle edebiliyorsunuz; fakat burada bunu yapabilmenizin imkanı bulunmuyor. Böyle olunca da kendinizi pek güvende ve rahat hissetmiyorsunuz. Sizi gören herkes size Mzungu olarak sesleniyor. Mzungu genel olarak Avrupalı insanları temsil eden bir kelime; ama tüm beyaz tenliler için de kullanılabiliyor. Darüsselam merkezinde en ilgi çekici yer balık pazarı. Balık pazarında tatlı bir karmaşa var, burada yeni tutulmuş balıklar satılıyor. Aynı zamanda deniz ürülerinden oluşan çeşit çeşit yiyecekler, pişirilirken çıkan dumanlar, koku, koşuşturmaca ve kalabalık burayı özetlemeye yeter. Beyaz olduğunuzdan orada olmanız garip karşılanıyor; ama müslüman olduğunuzu söylemeniz durumunda biraz daha yumuşuyorlar. Yine de fotoğraf çektirmeye pek istekli değiller, biz de bir kaç fotoğrafla yetinmek zorunda kalıyoruz. Balık pazarı deniz kenarında; ama tam olarak suyun kenarına indiğinizde hem kıyıdaki hem de denizdeki balıkçı tekneleri ile değişik manzaralar sizi bekliyor olacak. Eski çağlardan kalma tekneleri andıran yelkenlileri oldukça estetik. Oradan da bir kaç kare fotoğraf çekerek ayrılıyoruz. Deniz kenarında peşi sıra dizilmiş safari firmaları bulunuyor, büyüklü küçüklü bu firmalar özellikle Serengeti ve Ngorongoro Milli Parkları için turlar satıyorlar. Tanzanya'da toplam 18 adet milli park var, eğer vaktiniz sınırlı ie bu parklardan birine de gidebilirsiniz. Biz Serengeti ve Ngorongoro turlarımızı internet üzerinden ayarlamıştık, fakat spontane olarak safariye gitmek durumunda kalırsanız buradaki tur firmalarını da tercih edebilirsiniz. Eğer zamanınız yoksa kuşların bolca bulunduğu ve en yakın milli park olan Saadani National Park'ı tercih edebilirsiniz. Buraya bile en az 5 saatlik bir yolculukla ulaşılabiliyor. Tekne turları da alternatif bir seçenek olabilir. Safari için bakabileceğiniz en geniş kapsamlı web sitesi safaribookings. com. Şehirde görebileceğiniz yapılar arasında St. Josephs Katedrali ve Azania Front Lutheran Kilisesi'ni sayabiliriz. St. Josephs Katedrali 1900 lerin başında gotik tarzda inşaa edilmiş bir katolik katedrali. Azania Front Lutheran Kilisesi ise yine 1900 lerin başında Alman misyonerler tarafından deniz kenarında yaptırılmış güzel bir yapı. Darüsselam'da ziyaret edebileceğiniz Ulusal Müze ve Kültür Evi Tanzanya ve çevresinde bulunan fosilleri sergiliyor. Ayrıca Tanzanya'nın tarihine de kısa bir yolculuk yapma şansını buluyorsunuz. Yerel halkın kullandığı el aletleri, geleneksel sanatlar, süs eşyaları, müzik aletleri de sergilenenler arasında yer alıyor. Şehrin içlerine doğru girdiğinizde Mwenge adında ahşap ürünlerin yapılıp satıldığı bir pazara denk geleceksiniz. Buradan uygun fiyatlı bir çok ahşap süsleme ve buraya özgü hediyelik eşya satın alabilirsiniz. Darüsselam'a bir kaç havayolu şirketi ile gelebiliyorsunuz. THY ile direkt ya da Qatar, Emirates, Ethiopian Havayolları ile aktarmalı olarak uçabiliyorsunuz. Eğer direkt gelmeyi seçerseniz yolculuk yaklaşık yedi buçuk saat sürüyor. Aktarmalı geldiğinizde ise aktarma şehri ve bekleme süresine göre değişiklik gösteriyor. bu durumda yolculuğunuz en az bir gün kadar sürecektir. Darüsselam'a ve genel olarak Tanzanya'ya gideceklere herhangi bir aşı tavsiyesi bulunmuyor. Fakat alçak bölgelerde sıtma riski halen var. Sıtma ile halen mücadele ediliyor ve oldukça iyi yol alınmış durumda. Sivrisinek ile bulaşabilen sıtma için önlem almanızda fayda var. Bunun için yanınıza sivrisinek kovucu sprey alabilirsiniz. Sıtma için de ilaç almanız gerekebilir. Ayrıca sarılık ve tetanoz gibi aşıları olmanızda da her zaman fayda var. Ama en iyisi yolculuğa çıkmadan önce mutlaka Seyahat Sağlık Merkezine giderek doktora danışmanız olacaktır. Tanzanya'ya gidecek Türk Vatandaşlarının vize alması gerekiyor. Yeşil Pasaportlu olanların almasına gerek yok. Vizeyi indiğiniz havalimanından 50 USD karşılığında hemen alabiliyorsunuz. Tanzanya vizesi için herhangi bir evrak veya fotoğraf da istenmiyor. Pasaportunuzu veriyorsunuz, paranızı ödüyorsunuz, görevli personel fotoğrafınızı çekiyor ve vizenizi hazırlayarak pasaportunuza yapıştırıyor, bu kadar. Yanınıza yabancı para olarak USD alacaksanız 2001 ve sonrasında basılmış banknotlardan almalısınız (biz oradayken 1998 ve sonrasını kabul ediyorlardı). Tanzanya'da daha önceki yıllara ait basılmış olan banknotlar geçmiyor. Yanınıza sinek kovucu sprey alın. Belki ek olarak bileğe takılan koruyuculardan da alıp takabilirsiniz. Eczanelerde satılıyor. Bunlar genellikle limon ağacı özünde yapılan bir koku verirler ve sinekler bundan hoşlanmaz. Zaten yerli halk da korunmak için benzer yöntem kullanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Darüsselam Büyükelçiliği için ulaşabileceği telefon numaraları: +255 688 40 1616 ve +255 758 81 8118."} {"url": "https://azgezmis.com/didim-ve-antik-kentler", "text": "Didim'in adını duyduğumda aklıma ilk gelen yer Apollon Tapınağı oluyor hep. Yıllardır burayı görme hayalim vardı. Sonunda hayalim 2020 yılında gerçek oldu. Didyma Antik Kenti içinde yer alan Apollon Tapınağı oldukça önemli bir yere sahip. Burası ışık ve güneş tanrısı olan Apollon'a adanmış bir Yunan tapınağı ve kehanet merkezi. Yapıldığı dönemde Milet Antik Kenti'nden buraya gelen ve adına kutsal yol denen yaklaşık 16,5 km olan bir yol ile Apollon Tapınağı'na ulaşılıyormuş. Bugün bu yol yeniden ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Geçmişte tapınaktaki bir çok kahin fal bakıyor, geleceği yorumluyor ve adaklar adıyormuş. Yani burada hristiyanlık çok yayılmadan önce Pagan ayinleri düzenleniyormuş. MS 385'de Theodisios döneminde kehanet yasaklanınca bu tapınak eski önemini kaybetmiş. Ancak bugün yanına gittiğinizde heybetinden hiç bir şey kaybetmemiş olarak ayakta duran iki sütun görmek isteyenlere çok şey anlatıyor. Üstelik antik dönemde Efes Artemis ve Sisam'daki Heraionu Tapınağı'nın ardından Apollon Tapınağı dünyanın en büyük üçüncü tapınağı olmuştu. Bu da Apollon Tapınağını görmek için çok iyi bir sebep. Müze kart ile burayı gezebilirsiniz. Ya da 2020 fiyatı 18 TL ödeyip içeri girebilirsiniz. Ancak buraya kadar gelince ardından Milet ve Priene Antik Kentlerini gezeceğinizi düşünerek müze kart almanızı tavsiye ederim. Yaz, kış haftanın her günü ziyarete açık. Yazın 08:00 ile 19:00 saatleri arasında kışın 08:30 ile 17:00 saatleri arasında açık oluyor. Apollon tapınak ziyareti sonrasında sırayla gidersek yolumuzun üzerinde önce Milet Antik Kenti var. Ancak aşağıda sıralayacağım tüm yerleri iki veya üç güne bölerek gezmeniz daha iyi olur. Bir gün Milet Ören Yeri, Doğanbey Köyü ve Priene Ören Yerine ayırabilirsiniz. Bunun için güne çok erken başlamanız gerekecek. Milet'e giderken yol üzerinde geçeceğiniz Akköy var. Burası bilinen en büyük köy kütüphanesine sahip bir yer. Vaktiniz varsa bu köyde durup kütüphaneye bir göz bakabilirsiniz. Ayrıca köylüler yol kenarında kendi ürünlerini satıyor. Belki bu da ilginizi çekebilir. Milet Ören Yerine geldiğinizde önce mutlaka müzeyi gezerek başlamanızı öneririm. Böylece Milet Antik Kentinde göreceğiniz bazı şeyleri çok daha iyi anlayacaksınız. Müzede ve ören yerinde müze kart geçiyor. Müze haftanın her günü açık. Yazın (1 Nisan-31 Ekim) 09:00 ile 19:00 arasında, kış aylarında (1 Nisan-31 Ekim) ise 08:30 ile 17:30 arasında açık oluyor. Milet müze ziyaretinden sonra antik kente gelirken yolun kenarında İlyas Bey Camii'ni göreceksiniz. Burayı ziyaret etmeden geçmeyin çünkü Milet'in bazı parçalarını burada göreceksiniz. Menteşe Beyliği dönemine ait bu caminin duvarlarındaki mermerler Milet Antik Kentinden alınıp kullanılmış. Tarihte bu tip olaylara sıkça rastlarız. Bir medeniyetin üzerine kurulan bir başka medeniyet diğerinden kalan malzemeleri farklı amaçla kullanır. Biz başka bir yapıdan taşınıp kullanılan malzemelere arkeoloji terminolojisinde devşirme malzeme deriz. İlyas Bey Camii de buna bir örnektir. Caminin etrafında medreseye ait öğrenci odalarının bir kısmını restore edilmiş halde göreceksiniz. Şimdi Milet Antik Kentine girebiliriz. Buraya gelirken düzgün olmayan bir zeminde biraz yürüyeceğinizi bilerek iyi bir ayakkabı giymeyi ihmal etmeyin. Önce tiyatro binasını göreceksiniz ama tiyatronun arkasında dev bir şehir kalıntısı sizi bekliyor. İçeriye biletle giriyorsunuz ama şehrin bir yerinde koyunlarını otlatan çoban karşınıza çıkıyor. Bu kent için demokrasinin doğduğu, felsefe, bilim ve sanatın başkenti deniyor. Kentin içinde az sayıda ayakta kalan parçalar olsa da içinde gezerken, çok ihtişamlı ve oldukça büyük bir yerleşim olduğunu anlıyor insan. Tiyatro haricinde ayakta kalan bier de törenlerin seyredildiği, sütunlu bir platform, oraya kadar gidip bu yapıyı yakından mutlaka görün. Bu sütunlu platform aynı zamanda Capito Hamamı denen hamama giden yolun başlangıç yeri. Milet Ören Yeri, tıpkı müze gibi her gün açık. Saatleri müze ile aynı. Şimdi önümüzde Eski Doğanbey Köyü ya da eski adıyla Domatia Köyü ve Dilek Yarımadası, Büyük Menderes Deltası var. Sadece 17 km gideceğiz. Kuş gözlemcileri veya fotoğrafçıları için Büyük Menderes Deltası oldukça zengin bir yer. Eski Doğanbey köyünde bulunan tanıtım merkezinde civarda görebileceğiniz hayvanlar hakkında bilgi edinebilirsiniz. Doğanbey köyüne gelince burası eski bir Rum köyü. 1923 mübadele zamanında Türkler ve Rumlar yer değiştirirler ve köye Türkler gelirler. O dönemde köyde damdan dama yürünecek kadar çok evin olduğu söyleniyor. Köyde bir çok şey, hatta gelinlikçi bile varmış. Bugün ise yaklaşık 150 hane yer alıyor. O dönemde buraya yerleşen Türkler buranın yollarını çok dik bulurlar ve oturmak istemezler. Biraz aşağıya inerek Yeni Doğanbey Köyünü kurarlar. Köy bir süre kaderine terk edilir. 2000'li yılların başında köye bir grup mimar gelir ve evleri alıp onarmaya başlarlar. Sonrasında bir çok kişi köye gelip yerleşmeye başlar. Bugün yapıların çoğu ev amaçlı kullanıyor. Yemek yiyebileceğiniz ve bir şeyler içebileceğiniz iki üç mekan var. Arabanız ile köyün girişine kadar gelip, park edip, taşlı yollardan merdivenlerden tırmanarak köye çıkacaksınız. Müzeye kadar gittiğinizde arabınıza geri dönmek için köyü tekrar boydan boya geri yürüyeceksiniz. Neyse ki köy çok büyük değil. Şimdi bugünün son ziyaret mekanı Priene Ören Yerine gideceğiz. Burası Eski Doğanbey Köyüne 13 km mesafede. Günü bitirmek için çok iyi bir seçenek, çam ağaçlarının arasında gezeceğiniz çok güzel bir antik kent. Kentte en iyi bugüne gelmiş olan bölümlerden biri tiyatro, bir kaç sütunu ile Athena mabedi ve Bouleuterion denen meclis üyelerinin toplandığı bölüm nispeten bir şeylerin görülebileceği bölümler. Yanınıza mutlaka su alarak gezin. Şehre girdiğinizde geri dönüşünüz en az 2 saat sürecektir. Priene Ören Yeri haftanın her günü gezilebiliyor. Yazın (1 Nisan-31 Ekim) 09:00 ile 19:00 arasında, kışın (31 Ekim-1 Nisan) 08:30 ile 17:30 arasında gezilebiliyor. Tarihi gezinti sonrasında Didim'e dönelim. Yaz aylarında gittiyseniz denize girmek için Altınkum iyi bir seçenek. Plaj herkese açık, kendi şemsiyeniz ve sandalyeniz ile giderseniz bir şey ödemiyorsunuz. Bilmeyenler için özellikle yazmak istiyorum, her hangi bir plaja sandalyenizi veya havlunuzu yayarak para ödemeden girebilirsiniz. Anaysanın 3621 sayılı kanununa göre ülkenin tüm sahilleri halka açıktır. Ancak bazen belediyeler şahıslara sahilleri kiraya veriyor ve bu kişiler kumun etrafını kapatıp plaj yapıyorlar. Bu durumda ne yazık ki pek bir şey yapılamıyor. Böyle yerlere de girme hakkı kanunen saklı; ama size kalmış, genelde sonu hoş olmayan bir şekilde bitebilir. Altınkum merkezde bulunan en çok bilinen plajdır. Buradan her iki yöne doğru giderseniz denize girebileceğiniz bir çok seçenek olduğunu görürsünüz. Bu koyların bazıları, Akvaryum Koyu, Cennet Koyu, Manastır Koyu, Sarıkum, Akkum gibi. Altınkum Plajı'nın olduğu bölgeden tekne turları da yapılıyor. Zaten plaja gittiğinizde büyük gezi teknelerini göreceksiniz. Akbük tarafına giderseniz ilginç bir deneyim yaşabilirsiniz. Çok eski çağlarda Ege Denizindeki bir volkanik patlama sonrasında küllerden oluşan küçük bir ada var. İsmi Saplı Ada. Bu adanın kara ile bağlantısı var. Denizin içinden yaklaşık 100 metre yürüyerek adaya ulaşabilirsiniz. Akbük mevkinde de deniz temiz ve keyifli. Buradan da denize girebilirsiniz. Didim'e gelmişken çok keyifli bir yer daha var ziyaret edebileceğiniz. Bafa Gölü ve çevresindeki köyler çok güzeller. Kapıkırı Köyü ve etrafını gezebilirsiniz. Bununla ilgili detaylı yazımızı burada \"Kapıkırı\" bulabilirsiniz. Akşam olduğunda Altınkum bölgesini çok sevdiğimi söyleyemem. Yemek için bir çok seçenek var; ancak eğlence mekanı neredeyse tek tip olmuş. Her yer türkü bar. Bir yerde oturup yemek yerken bir çok farklı mekandan gelen yüksek sesli müzikler birbirine karışıp rahatsızlık verir hale gelmiş. Umarım buna bir çözüm bulunur. Didim'de konaklama için bir çok seçenek var elbette. Biz Altınersan otelinde kaldık. Çok konfor aramıyorsanız; kalabileceğiniz temiz ve uygun fiyatlı iyi bir otel. 2020 yılında 2 kişi açık büfe kahvaltı dahil fiyatı 250 TL. Denize oldukça yakın, yüzme havuzu olan, tam bir aile oteli. Biz otelden memnun kaldık. Biraz daha doğada olmak kamp alanında kalmak isterseniz, merkeze 6 km mesafede Tavşanburnu Tabiat Kamp alanını deneyebilirsiniz. Burası çam ağaçlarının denize açıldığı bir bölge. 24 saat güvenliği olan, çadır kurabileceğiniz bir tesis. Lüks beklentiniz varsa buna göre de bir çok oteli rahatlıkla bulabilirsiniz. Didim'i buradaki üç önemli yer için mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Apollon Tapınağı, Milet Ören Yeri ve Priene Ören Yeri. Bu üçü Didim'e gittiğinize değecek yerler. Berna Hanım çok teşekkür ederiz. Beğenmeniz ne hoş, selamlar."} {"url": "https://azgezmis.com/dusanbe", "text": "Tacikistan'ın başkenti Duşanbe: Doğu'nun sırlarıyla dolu eşsiz başkent. Duşanbe, Orta Asya'nın incisi Tacikistan'ın başkentidir. Zengin tarihi ve kültürel dokusuyla, bu şehir her ziyaretçiyi büyülemeye hazırdır. Bu makalede, Duşanbe'nin gezilecek yerlerinden başlayarak, müzelerine, alışveriş mekanlarına, konaklama imkanlarına, yöresel lezzetlerine ve en iyi geleneksel müzik performanslarına değineceğim. Ancak tüm bunlara geçmeden önce bir gözlemimi yazmak istiyorum. Tacikistan büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülke. 1991 yılına kadar Sovyetlerin yönetimde olan ülkede islam dininin biraz daha farklı olduğunu çok ağır hissedilmediğini yazmalıyım. Bunun nedeni Sovyetlerin baskısı altında bir dönem tüm dini mekanların kapatılmış olması. Bu etki değişik hissettirdi bana. Duşanbe'nin gezilecek yerleri, tarihi zenginliklerle doludur. İlk durağımız Rudaki Parkı, burası güzel peyzajı ve heykelleriyle ünlü bir yer. Burada, yerel halkın keyifli vakit geçirdiği atmosferi hissedebilirsiniz. Ardından İsmail Somoni Anıtı'nı görmeye gidebilirsiniz. Tacikistan'ın milli kahramanı İsmail Somoni'yi anmak için inşa edilen bu anıt, şehrin simgesi haline gelmiştir. Şehrin simgesi olan Duşanbe Bayrağı Meydanı, heybetli bayrak direği ve etrafındaki modern yapılarıyla ziyaretçileri büyüler. İçinde bulunan Takhti Sangin İngiliz Parkı, piknik yapmak ve doğanın tadını çıkarmak için harika bir mekandır. Ayrıca, Halk Cephesi Anıtı da şehirdeki gezilecek yerler arasında yer alır. Parka geldiğinizde bir de kütüphaneye uğrayıp bakabilirsiniz. Binanın şekli açılmış kitap gibi inşa edilmiş. Duşanbe, zengin kültür mirasını koruyan birçok müzeye ev sahipliği yapar. Tacikistan Ulusal Müzesi, bölgenin tarihini ve kültürel çeşitliliğini sergileyen önemli bir müzedir. Bu müzede Orta Asya'nın en büyük yatan Buda Heykeli bulunmakta. Heykel 13 metre uzunluğunda ve 5 ton ağırlığında. UNESCO dünya mirası listesinde yer almaktadır. Duşanbe Sanat Müzesi, geleneksel ve çağdaş sanata dair eserlerle doludur. Ayrıca, Özel Antika Müzesi, antik Tacik sanatını ve eserlerini görmek isteyenleri cezbetmektedir. Duşanbe'nin alışveriş mekanları, geleneksel el sanatları ve hediyelik eşya arayanlar için cennettir. Şehir merkezindeki çarşılar, el dokuması halılar, ipek kumaşlar ve seramik ürünleriyle renklidir. Hükümet Caddesi üzerindeki butik mağazalar, modern giyim ve hediyelik eşyaların bulunduğu ideal yerlerdir. Ayrıca, Gurminj Müzik Aletleri Mağazası, geleneksel enstrümanlar ve müzik aletleri satın almak isteyenleri cezbetmektedir. Duşanbe, geleneksel pazarları ve modern alışveriş merkezleri ile alışveriş için harika seçenekler sunar. Eğer modern alışveriş merkezlerini tercih ediyorsanız, Duşanbe Plaza veya Somon Park alışveriş merkezlerini ziyaret edebilirsiniz. Tacikistan kaliteli bir pamuk üreticisi, dolayısı ile burada iyi kalitede tekstil ürünleri bulabilirsiniz. Ayrıca ipek ürünler de bulabileceğiniz bir yer. Genel olarak hediyelik eşyalar, yöresel el dokuması halılar, gümüş takılar ve el yapımı ahşap oymalar diye sıralanabilir. Duşanbe'de en büyük geleneksel alışveriş merkezi Mehrgon Pazarı'dır. Bu renkli pazar, yöresel ürünlerin satıldığı geleneksel bir mekandır. Burada gümüş takılar, el yapımı halılar, ahşap oymalar ve el işlemeleri gibi otantik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ancak, ağırlıklı olarak pazarda sebze, baharat ve tatlılar satılmakta. Üst katlarda az sayıda hediyelik eşya dükkanı mevcut. Duşanbe, çeşitli konaklama seçenekleri sunan modern bir şehirdir. Hem lüks oteller hem de uygun fiyatlı konaklama yerleri bulmak mümkündür. Şehir merkezi ve özellikle Rudaki Caddesi, konaklama için ideal bölgeler arasındadır. Duşanbe mutfağı, Orta Asya ve Orta Doğu'nun etkilerini taşıyan lezzetli bir mutfaktır. Plov, Tacikistan'ın geleneksel pilav yemeğidir ve et, pirinç, havuç gibi malzemelerle hazırlanır. Ayrıca Laghman, çeşitli sebzeler ve etle hazırlanan bir noodle çorbasıdır ve oldukça popülerdir. Yemeklerin yanında, Tadzhik adı verilen yerel bir yoğurt içeceği denemelisiniz. Yöresel lezzetlerin tadına bakmak için Duşanbe'nin yerel restoranlarını ziyaret edebilirsiniz. Pilav yemeklerinin en lezzetli örneklerini bulabileceğiniz şehirde, \"osh\" adı verilen özel bir pilav çeşidi bulunmaktadır. Ayrıca, \"qurutob\" adı verilen ve ekmekle hazırlanan geleneksel bir yemek de tadılması gerekenler arasındadır. Gurminj Müzik Evi, Duşanbe'nin en iyi geleneksel müzik performanslarının sergilendiği özel bir mekandır. Tacikistan'ın köklü müzik geleneğini yaşatmak amacıyla düzenlenen konserler, ziyaretçilere eşsiz bir kültürel deneyim sunar. Burada çalınan geleneksel enstrümanlar ve melodiler, Duşanbe'nin ruhunu en iyi şekilde yansıtır. Ayrıca, Duşanbe'de geleneksel müzik ve dansın tadını çıkarabileceğiniz birçok mekan bulunmaktadır. Tajikistan State Philharmonic Hall, yerel müzisyenlerin konserlerini düzenlediği ve halk danslarının sergilendiği popüler bir yerdir. Bu tür performansların tadını çıkararak Tacik kültürüne daha yakından bir bakış atabilirsiniz. Duşanbe, kendine özgü tarihi dokusu, müzeleri, el sanatları, lezzet durakları ve geleneksel müzik performanslarıyla unutulmaz bir şehirdir. Gezginler, bu eşsiz başkentte doğu kültürünün büyüsüne kapılır ve Orta Asya'nın mistik atmosferini keşfeder. Fakat doğunun yanısıra modern dokularında iç içe geçtiğini göreceksiniz. Tacikistan'ın kalbindeki bu şehri ziyaret etmek, herkese unutulmaz anılar bırakacaktır."} {"url": "https://azgezmis.com/erzurum-dadaslar-diyari", "text": "Erzurum uzun süredir gitmeyi düşündüğümüz;fakat ancak yeni fırsat bulduğumuz çok güzel bir coğrafya. Erzurum deniz seviyesinden hayli yüksek öyle ki Türkiye'nin en yüksek şehir merkezine sahip vilayeti. Şehir merkezi ortalama 1900 m yükseklikte. Bu nedenle iklim oldukça kurak ve bunu hemen hissediyorsunuz. Kuzeyde ve Güneyde bulunan dağlar şehrin manzarasını süslüyor. Erzurum ve çevresinde dolaşmanın en iyi yolu uçakla gelip sonrasında araba kiralamak. Havalimanı şehre yaklaşık 15 dk. uzaklıkta, eğer arabanız yoksa 3,5 TL vererek servisle şehir merkezine gelebilirsiniz. Şehir merkezine geldikten sonra yürüyerek Erzurum'daki muhteşem eserleri dolaşmaya başlayabilirsiniz. Hava genellikle soğuk ve gece gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok yüksek. Havanın kurak olması nedeniyle soğuğu hissetmiyorsunuz ama tabi rüzgar varsa iş değişiyor. Eğer kışın buralardaysanız şehirde dolaşırken buzlanma nedeni ile saçak altlarından yürümemenizde fayda var. Yazın buralardaysanız da toza dikkat etmeniz sizin için iyi olur. Şehrin merkezinde bulunan cadde ve buranın kalbi Cumhuriyet Caddesi. Dadaşların ifadesiyle mecburiyet caddesi. Şehir merkezi Yakutiye ve nüfusu 400 bin civarı; ama Erzurum şehir merkezinde bulunan üniversite öğrencilerinin sayısı bir hayli fazla neredeyse 100 binin üzerinde. Dolayısıyla yolda gördüğünüz her beş kişiden biri öğrenci anlamına geliyor. Biz Erzurum gezilecek yerler listemize Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan Yakutiye Medresesi ile başladık. Burası 1310 yılında yapılmış ve günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmış harika taş işçiliğine ve güzel bir minareye sahip medrese. Bir İlhanlı hükümdarı olan Olcaytu zamanında inşaa edilmiş. Yeri gelmişken, Olcaytu çok ilginç bir kişi; şöyleki doğumunda Hıristiyan olarak vaftiz edilmiş, gençlik döneminde Budist olmuş, sonrasında Sünni Müslüman ve en son alarak ta Şii Müslüman olmuş ve onun zamanında İran'da Şiilik resmi mezhep olarak kabul edilmiş. Yakutiye Medresesi şu anda müze olarak kullanılıyor ve içerisindeki ufak odalarda tarihi eserler sergileniyor. Yeni yapılan düzenleme ile etrafı temizlenmiş ve geniş bir alanın ortasında seyretmeye değer görünümde. Giriş kapısının bulunduğu ön kısımdan fotoğraf çekebilmek için ikindiyi beklemeniz gerekecek; ancak o zaman ışık alıyor. Hemen arkasında bulunan Lala Mustafa Paşa Camii ise 1562 yılında inşaa edilmiş bir Osmanlı eseri. Caminin mimarı ise en ünlü mimarımız Mimar Sinan'dır. Yürümeye devam ediyoruz, yaklaşık 100m kadar sonra caddenin karşına geçip sokaktan içeriye girdiğinizde Eski Erzurum Evleri ile karşılacaksınız. Burada 11 adet eski Erzurum Evi birleştirilerek bakımı yapılmış ve restauranta dönüştürülmüş. Evlerin içleri de eski ve tarihi olduğu düşünülen nostaljik malzemelerle dekore edilmiş, yaklaşık 20 bin ev eşyasının kullanıldığı söyleniyor. Girip gezmeniz için 2 TL ücret alıyorlar ama yemek ya da birşey içmek isterseniz bu parayı ödemiyorsunuz. Hoş bir mekan oluşturulmuş, zamanla turist kafilelerinin uğramadan geçmediği bir yer haline dönüşmüş. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim, fiyatları Erzurum standartlarının hayli üzerinde. Geriye dönüp Cumhuriyet Caddesine çıkıyoruz. Biraz daha yürüdükten sonra yine cadde üzerinde göreceğiniz çok güzel bir kümbet var. Burası Cimcime Hatun Türbesi olarak geçiyor ve yine İlhanlılar dönemine tarihleniyor. Yakın bir zamanda yapılan kazı çalışmaları sırasında buranın alt katında iki mezar ve bir mumya odası tespit edilmiş. Ancak kapısında kilit var içine giremedik. Biraz daha ilerlerseniz caddenin karşı tarafında göreceğiniz kocaman bir cami olacak orası da Erzurum Ulu Camii. Erzurumun en eski ve en büyük camisi olarak biliniyor. 1179 yılında Selçuklular tarafından inşa edilmiş bu cami harika bir taş mimariye sahip. İç kullanım alanı 2000 m ve kapasitesi ise 6000 kişilik. Kubbesi kırlangıç örtü olarak isimlendirilen teknikle yapılmış ve günümüze kadar gelmiş. Bu teknik sonradan eski Erzurum evlerinde de kullanılmaya devam etmiş. Fotoğraf çekmek için mutlaka girilmesi gereken mekanlardan biri olarak önerebilirim. Cumhuriyet Caddesinden ayrılmadık, halen doğuya doğru yürümeye devam ediyoruz. Biraz ileride bizi karşılayan ise Çifte Minareli Medrese. 1253 yılından beri varlığını koruyan bu şaheser Selçuklular zamanında inşaa edilmiş ve başka bir adı da Hatuniye Medresesi olarak geçmekte. Anadolu'daki en önemli İslam eserlerinden biri olan yapının 2011 yılında başlayan kapsamlı restorasyon çalışması şu anda halen devam etmekte. Bu yüzden hem gezebilmek hem de düzgün fotoğraf çekebilmek mümkün değil, yukarıdaki fotoğraf Çifte Minareli Medresenin arka kısmından görüntüsü. Çifte Minareli Medrese'nin Güney istikametinde, yaklaşık 100 m mesafede, Erzurum'daki en güzel yapılardan Üç Kümbetler yer alıyor. Kümbetlerin en büyüğünün Emir Saltuk'a ait olduğu ve 12. yy. da yapıldığı düşünülüyor. Diğer ikisinin kimlere ait olduğu halen aydınlatılabilmiş değil. Buranın hemen yanı başında bulunan eski bir konak gezilmeye ve görülmeye değer yerlerden biri olarak sizi bekliyor. Biraz daha içerilere girerseniz başka bir kümbet ile daha karşılaşıyorsunuz. Burası ilk Türk ve Mutasavvıf kadın şair olan Rabia Hatun Türbesi olarak geçiyor; ama bu bilginin de kesin olmadığını eklemeliyim. Eğer \"biraz mola, yemek yiyelim\" dereniz hemen yolunuzun üzerinde yer alan Emirşeyh Nedim Köftecisi'ne uğrayabilirsiniz. Ne yiyeceğiniz size bağlı; ama Erzurum'da Ayran Aşı Çorbası, Çağ Kebabı ve tatlı olarak ta çayla birlikte Kadayıf Dolması alarak geleneksel bir Erzurum mutfağını tamamlayabilirsiniz. Yemek sonrası sokakta yürürken bir konuşma duyuyoruz telefondaki kişi karşısındakine devamsız dinle diyor. Bu kelimeye gülüp geçiyoruz ancak akşam buluştuğumuz Erzurum'lu bir arkadaş laf arasında devamsız diyor. Bunun buralarda yaramaz adam anlamına gelen bir kelime olduğunu öğreniyoruz. Aman ha size devamsız derlerse bilin ki pek iyi değil. Çifte Minareli Medrese'nin tam karşı istikametinde Erzurum Kalesi yer alıyor. M. S. 5. yy. da inşa edilmiş Erzurum Kalesinin içerisinde görmeniz gereken ufak bir mescit var. 11. yy. da Türklerin Erzurum'a hakim olmasıyla bu mescid inşaa edilmiş ve mescide minare maksadıyla yapılan çok güzel bir saat kulesi bulunuyor. Tepsi Minare adıyla da bilinen kuleye çıkarak Erzurum şehrini tepeden görmeniz mümkün. Kulenin fotoğrafını ise kale duvarlarının dışına çıkarak çekmenizi öneriyorum. Kalenin etrafı şu anda şavaş alanını andırıyor, birçok yapı kamulaştırma nedeniyle yıkılmış ve molozlar her yanı kaplıyor. Burada 2012 yılında başlanan Erzurum Kültür Yolu Projesi adında büyük bir çalışma var. Maliyetinin 500 milyon civarında olduğu söylenen proje henüz bitmiş değil ve bittiğinde Erzurum şehir merkezinin büyük ölçüde değişeceği kesin. Geriye dönüp Yakutiye Medresesi'ne gelmeden kuzeye, yani sağa döndüğünüzde Menderes Caddesine girmiş olursunuz 200m kadar yürüdüğünüzde Taşhan'a ulaşırsınız. Taşhan adıyla bilinen yapı 16. yy. Mimar Sinan tarafından yapılan Rüstem Paşa Kervansarayı'dır. Şu anda içerisinde Oltu Taşı imalathane ve satış dükkanları yer alıyor. Gümüş sevenlerin burada kendilerine uygun birşeyler bulacağına eminin. Hemen altında bir çay bahçesi var. Burası ilginç bir mekan çay isteme şeklinize göre fiyatlar değişiyor. Örneğin çay alabilir miyim derseniz çay 0,75 TL iken, çay ver derseniz çay 1,25 TL veya çay verebilir misiniz derseniz fiyat 1 TL gibi değişiyor. Çok eski tarihi yapıların dışında Erzurumda görülmeye değer ve yine tarihi değer taşıyan en önemli yapılar Tabyalar. Tabya genellikle dağ yamacına yapılan ve şehri savunma amacıyla kullanılan sağlam askeri yapılardır. Erzurum'daki tabyalar Osmanlı Rus savaşı sırasında şehri savunmak amacıyla yapılmış. Yirmi bir adet tabyadan en önemlileri ve hepimizin tarih kitaplarından bildiğimiz Aziziye Tabyaları ve Mecidiye Tabyaları. Fotoğraf için oldukça değişik bir atmosfer olan bu tabyalara ulaşmak için özel arabanızın olması iyi olur. Aziziye Tabyaları şehrin yaklaşık 10 Km kuzeydoğusunda, Top Dağı eteklerinde yer alıyor. Burası aynı zamanda Erzurum'un ve Türkiye'nin simge isimlerinden biri olan Nene Hatun'un gömülü olduğu tabya. Nene Hatun Aziziye Tabyasının savunmasında çok önemli rol oynadığı için 98 yaşında öldüğünde bu tabyanın olduğu bölgeye gömülmüştür. Erzurumda kalınacak birçok otel var, mecburiyet caddesi üzerindeki seçeneklerin yanısıra, özellikle de Palandöken civarında çok iyi yerler bulmak mümkün; ama merkeze yakın yerlerde konaklamak isterseniz Erzurum Öğretmen Evi iyi bir seçenek olacaktır. Uçak biletinizi alırken enuygun. com üzerinden araştırma yaparak zaman kazanabilir ve bütçenize en uygun olan bileti seçebilirsiniz, biz öyle yaptık. Erzurum bunlarla sınırlı değil, Palandöken, Narman, Tortum gibi daha bir çok yer var; Narman hakkında okumak için: Narman Peribacaları gizli kalmış doğa harikası yazımıza göz atabilirsiniz. Nuray Hanım umarım keyifli bir seyahatiniz olur, iyi yolculuklar. 1997-2001 yıllarında okuduğum şehir. Okurken yer yer duygulandım, hatıralarım gözümde canlandı. Eline, dilinize gönlünüze sağlık. Yolunuz Çukurovaya düşerse, Osmaniyede de görülecek, gezilecek güzel yerler var, sizleri seve seve misafir edebilirim. çok teşekkürler bir gün yolumuz düşerse mutlaka tanışmak isteriz. Zehra hanım ve Hakkı bey çok teşekkür ederiz. Azgezmiş farkı işte, Zehra-Hakkı, çok güzel anlatmışsınız. Erzurum' lu olarak çok sevindim, beğendim. Teşekkürler."} {"url": "https://azgezmis.com/eskikaraagac-koyu-veya-leylek-koyu", "text": "Eskikaraağaç veya Karaağaç Köyü olarak da bilinen köy Bursa Karacabey'e bağlı Uluabat Gölü'nün kenarında yer alan şirin bir köy. Eski dönemde köyün bir tarafında Türkler bir tarafında Rumlar birlikte yaşarlarmış. Köy nüfusu mübadele sonrasında azalmış. Şimdilerde köyde 50-60 hane ve yaklaşık 300 kişi yaşıyormuş. İstanbul'dan Eskikaraağaç Köyü'ne gelirken Orhangazi Köprüsü'nü kullanırsanız 175 km mesafeniz var. Feribot ile Yalova'ya gelip devam ederseniz 103 Km. Yalova tarafından gelirken Gölyazı ve ondan yaklaşık 5 km sonra da Eski Karaağaç Köyü tabelasını görüyorsunuz. Köy en çok leylekleri ile ünlü. Her yıl bahar aylarında buraya leylekler göç ediyor ve havalar soğuyana kadar burada kalıyorlar. Mayıs, Haziran ayları arasında köyde yuva yapmaya koyulurlar. 2011 yılında Avrupa Tabiat Mirası Vakfı tarafından Avrupa Leylek Köyü seçilmiş. Avrupa'nın leylek köyleri ağının Türkiye'deki tek temsilcisi Eski Karaağaç Köyü. Türkiye'de de leylek gözlemi yapılan ilk ve tek köy. Köyde yaban hayatı gözlemlemek için bir gözlem kulesi yapılmış. Ayrıca bir de gözlem evi inşa edilmiş. Bu gözlem evinde köye ve Uluabat Gölü'ne yerleştirilmiş olan kameralardan hem yaban hayatını hem de kaçak avcıları canlı olarak izleyip harekete geçiyorlar. Gözlem evinde toplantılar için iki tane salon var. Bu sene gözlem evinin içinde bir de mini yaban hayatı müzesi açılıyor. Ölmüş olan ya da avcılar tarafından kaçak olarak vurulmuş hayvanlar, işlemden geçirilmiş ve bu müzede sergileniyor. Müze için özel olarak hiç bir hayvan öldürülmemiş. Böyle olduğunu öğrenince sevindim. Eski Karaağaç Köyü'nde her yıl Mayıs ayında \"Leylek Festivali\" düzenleniyor. Festival kapsamında konserler veriliyor, ilk gece fener alayı düzenleniyor, köy kadınları tezgah açıp bir şeyler satıyor, çocuklar için özel alanlar kurulup oyunlar oynanıyor. Leylekler gözleniyor ve bir çok fotoğrafçı fotoğraf çekmeye geliyor. Gitmeden önce belediye ile irtibata geçip festival tarihini sormanızda fayda var. Eskikaraağaç Köyü Gölyazı ile tatlı bir yarış içinde. Bunun için yatırımlar devam ediyor. Köye son dönemde Apolyont Gölü kenarında yürüyebilmek için bir km'lik yürüyüş parkuru yapılmış. Bu yol \"Leylek Yürüyüş Yolu\" olarak adlandırılmış. Burada aynı zamanda bisiklete de binebiliyorsunuz. Köylüler geçimlerini sağlamak için her gün gölde balık avlıyorlar. Son dönemde yavaş yavaş turizmden de para kazanmaya başlamışlar. Son 10 yıldır bu köyde zeytincilik yapılmaya başlanmış. Tuttukları balıkları her sabah saat 10:00'da Gölyazı'da yapılan balık mezatında satıyorlar. Eskikaraağaç Köyü, Gölyazı gibi aynı gölün kenarında yer alan ancak yıldızı diğerinin ki kadar parlamamış bir köy. Umarım festivalle ve kuş gözlemciliği ile gelmek istedikleri yere ulaşılırlar. Merhaba. Kus festivali icin koyunuze geldik ama gelmez olaydik. Boyle rezillik olmaz. Bangir bangir muzik, bu gurultede bu koye nasil kuş ugrar ki. Lutfen baska ulkeler nasil festival duzenliyor ogrenin. köyün bizimle bir ilgisi yok biz sadece gezip yazdık. Fatma Hanım, Nilüfer Belediyesinin otobüs seferleri var ancak nereden kalkıyor bilmiyorum. Çok güzel bir yazı olmuş. Yeni blog yazarları için ilham olabilecek yazılarınız var. Paylaşımınız için teşekür ederim. Trilye ve Gölyazı'yı görmüş ve gezmiştim. Çok güzel, gezilesi yerler. Teşekkürler. Burası da Gölyazı'ya çok yakın konumda."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-hamer-kabilesi", "text": "Etiyopya kabilelerinin her birinin kendine özgü yaşam stilleri var. Etiyopya Hamer Kabilesi veya diğer bir söylenişi ile Hamar Kabilesi de oldukça değişik adetleri ve ritüelleri olan bir kabile. Yaklaşık yüz milyon nüfuslu Etiyopya'da yetmiş beş bin kadar Hamer Kabilesi üyesi olduğu düşünülüyor. Düşünülüyor diyorum çünkü kabilelerde bugüne kadar tam olarak bir nüfus sayımı yapılamamış. Bir çok diğer kabile gibi Hamer'lar da Omo Vadisi'nde oldukça ilkel şartlarda yaşıyorlar. Omo Vadisi'nde yaşayan her kabile kendi özel dilini konuşuyor. Vadide yaşayan yaklaşık 16 kabile birbirlerinin dillerini çok anlamıyorlar. Haftada bir kurulan ortak pazarlarda bir araya geldiklerinde alışveriş yapacak kadar anlaşabiliyorlar. Dilleri ayrı olduğu gibi dinleri de farklı. Her kabilenin tanrısı ayrı; ancak her kabile tek bir tanrıya inanıyor çok tanrılı dini inanışları yok. Dini inanışları için animist diyebiliriz. Yani kısaca doğada insan ruhuna benzer ruhlar olduğunu kabul edip, her nesnenin bir ruhu olduğunu veya ruhi bir varlık tarafından yönetildiğini kabul etmiş durumdalar ve buna göre yaşıyorlar. Hiç birinin yazılı bir dini kitabı yok. Zaten yazılı kitap olsa da okuyacak kimse yok. Okuma yazma oranları neredeyse yok denecek kadar az. Sadece doğayla ve hayvanlarla içi içe yaşadıklarından okuma yazma öğrenmeye gerek duymuyorlar. Etiyopya hükümeti eğitim almaları ve meslek edinmeleri için bir takım binalar inşaa etmiş. Ancak bazı bölgelerdeki binaları, kabileler kullanmayı red ettikleri için yıkmışlar. Kendi yaşadıkları kulübeler tamamen doğayla dost diyebiliriz. Sadece dallardan veya bambu duvarladan oluşan yuvarlak formlu ve üzeri yine bitkilerle kaplı kulübelerde yaşamlarını devam ettiriyorlar. Kulübenin içinde sadece bir post ve yemek pişirmek için iki taşın yan yana konması ile oluşturulmuş ocaktan başka hiç bir şey yok. Genelde az gelişmiş toplumlarda kız çocuğu doğunca aileler mutsuz olurlar; ama kabilelerde kız çocuğunun doğması ailenin zengin olması anlamına geliyor. Hamer Kabilesi'ndekilerde evlenirken gelinin ailesine başlık parası olarak 20 tane büyük baş hayvan veriliyor. Şimdi sıkı durun, geline bir de kalaşnikof makinalı tüfek hediye ediliyor. Bizdeki gibi iki dolam altın zincir, burma bilezik yerine burada geline makinalı takıyorlar. Kabileye ziyarete gittiğimizde, daha önceki Etiyopya yazımda da belirttiğim gibi vadide sırtında makinalı tüfek ve bebekle gezen kadınlara rastladık. Hamer kabilesinde erkek olmak biraz zor iş. Kabilede erkekliğe adım atabilmeleri ve evlenebilmeleri için boğaların üzerinden atlama töreninde başarılı olmaları gerekiyor. Bunun için genelde hasat sonrası yapılan boğadan atlama günü geldiğinde boğadan atlayacak olan erkeğin yakını olan kadınlar kendisine güç ve cesaret vermek için kendilerini kamçılatıyorlar. Bu çok can yakıcı bir iş. Ağaç dalları vücutlarını yaralayıp kanatıncaya kadar kadınlar kendilerini kamçılatmak istiyorlar. Boğadan atlamayı başaran kişi erkekliğe adım atıp evlenmeye ve silah taşımaya hak kazanmış oluyor. Boğalar en az 6 veya 18 taneye kadar yan yana dizilebiliyor. Atlayacak kişinin boğaların üzerlerinden en az iki kere gidip gelmesi gerekiyor. Ancak bu iş hiç kolay değil, bir yandan bağırışlar, bir yandan edilen danslar ve hayvanları çekiştirirken onların yaşadığı korku, bunların hepsini aşıp atlayacak kişinin konsantre olması gerekiyor. Atlamayı ilk seferde başaramazsa tekrar denemek için üç hakkı daha var. Hiç birinde atlayamazsa kabilede pek saygı duyulan biri olmuyor ve ömür boyu evlenemiyor. Hatta öldüğünde bile hemen evinin yakınına çabucak gömülüyor. Boğadan atlamayı başaramamak hayli kötü bir durum. Bugüne kadar az da olsa atlamayı başaramayanlar olmuş. Boğa atlamasını başarı ile geçen erkekliğini ispat eden tüm erkeklere verdikleri genel isim ise Maza. Mazalar atlama öncesinde atlayacak olan kişinin yakınlarını kamçılayan kişiler aynı zamanda. Erkekler çok eşli olabiliyorlar. Eşlerin herbirinin kendisine ait kulübesi oluyor ve birbirleri ile iyi geçiniyorlar. İlk eşin boynunda yüzüğe benzer bir kolye takılı oluyor. Buradan onun ilk eş olduğu anlaşılıyor. İkinci veya üçüncü eşler boyunlarına sadece halka gibi bir kolye takıyorlar ve bunu ölene kadar hiç çıkartmıyorlar. Kadınlarda çıplaklık son derece normal. Genelde vücutlarının bir kısmını saracak şekilde bir postu üzerlerine alıp kapatıyorlar. Bunca açıklığa rağmen kimse dönüp birbirine bakmıyor. Hele evli kadınlara bakmak ya da dokunmak neredeyse yasak gibi. Her gün akşam üzeri toplanıp, sorgum bitkisinden kendi yaptıkları bir tür birayı birlikte tüketiyorlar. Boğadan atlama günü geldiğinde de bu ev yapımı bira su gibi akıyor. Ülkedeki kuraklık nedeni ile çok fazla tarım ürünü yok. Her gün tek bir çeşit yiyecekle beslenmek durumunda kalıyorlar. O da tahıllı bir yiyecek olduğu için genelde karınları şiş dolaşıyorlar. Bugünün dünyasında hala bu kadar doğayla ve ilkel bir yaşam biçimi olduğuna inanmak çok güç. Bizim gibi boğadan atlama törenine de denk gelirseniz oldukça değişik bir deneyim yaşamış olursunuz. Etiyopya kabileleri bugüne kadar gördüğüm en ilginç fotoğraf rotalarından birisi oldu benim için. merhaba, yazılarınız ve fotoğraflarınız çok güzel, bize çok faydalı oldu. etiyopya uçak biletimizi aldık, fakat ordaki ilkel kabileleri ve omo vadisini görmek için nasıl bir yol izlemeliyiz? yerel tur için önereceğiniz tur şirketi var mı? nasıl bir program yapmalıyız? bu konuda tecrübeli biri olarak sizin önerileriniz almak istiyoruz çok teşekkürler.. Bizim birlikte çalıştığımız firma var elbette ama onlar gruplar için özel araç çıkarıyorlar. 2 kişi için fiyat yüksek olacaktır. En iyisi indiğinizde havalimanında ya da kaldığınız otelde sorarak başkalarının da olduğu karma bir tura dahil olmanız olur. Aksi takdirde sizin için özel bir jip ve rehber pahalıya gelecektir. Rehbersiz kabilelere girmeniz neredeyse imkansız çünkü biraz vahşiler. Size yine de yüksek bir fiyat söyleyeceklerdir ama pazarlık etme şansınız var. Çok faydalı makale yazısı olmuş, elinize sağlık. Kabile içindeki saygınlığı düşünürsek evet talihsizce."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-kabileler-ulkesi", "text": "Etiyopya veya diğer adıyla Habeşistan bu dünyada olup, dünyanın takvim ve zaman olarak gerisinden gelen ilginç bir ülke. Kullandıkları Jülyen Takvimi nedeni ile tüm dünyaya göre 7 yıl geriden gelmekteler. Biz 2017 yılında gittiğimizde onlar 2010 yılında bulunuyorlardı. Ülke sloganlarında yılın 13 ayı güneşli ülke diye geçiyor. Evet bu da Etiyopya'nın bir başka ilginç yanı takvimlerine göre yılda 12 değil 13 ay var. Ancak bu 13cü ay bizim Şubat ayı gibi artık günden dolayı 5 veya 6 günden oluşuyor. Yılbaşı kutlamaları Aralık ayında değil 11 Eylül'de yapılıyor. Afrika'nın orta doğusunda yer alan Etiyopya'nın oldukça ilginç bir ülke olduğunu bu kısa giriş yazısında hissettiniz değil mi? Ülkede gördüklerinize inanamayacaksınız, ilk insan nasıl yaşıyorsa hala öyle yaşayamlar devam ediyor. Bazı kabilelerde yemek düzeni büyükten küçüğe gidiyor. Bir hayvan öldürülünce herkes başına toplanıp birlikte yiyor. Yemek için hiyerarşik olarak sıralanıyorlar. En büyük kişi hayvan etini bir kere ısırıp yanındaki kişiye uzatıyor, o da ısırıp bir yanındakine veriyor. Uzun bir sıra devam edip gidiyor. Sıranın en sonunda çocukları görüyorsunuz. Bazen onlara gelene kadar yemek bitmiş oluyor. Bizim gördüğümüz kabileler Omo Vadisi'nde yer alıyorlar. Değişik etnik gruplardan oluşan yaklaşık 16 değişik kabilenin olduğundan bahsediliyor. Her bir kabilenin giyim tarzı, töreni, tanrı inanışı, dini ve dili farklı. Birbirleri ile dil olarak anlaşamıyorlar. Ülkenin resmi dili Amharik dili, ortak dili bilenler bazen aracı oluyor, bazen de işlerine yarayacak kadar birbirlerinin dillerini öğreniyorlar. Bir araya geldikleri ortak pazarları var orada birbirleri ile mal alışverişinde bulunuyorlar. Dolayısı ile alışveriş yapacak kadar birbirlerinin dilinden anlıyorlar. Her kabilenin tanrısı ayrı dedim ya az önce. Yağmur için bir kabile duaya çıkıyor. İyi ürün almak için bir başka kabile duaya çıkıyor. Bazen de birbirleri ile silahlı çatışmaya giriyorlar. Kavganın en büyük nedeni su sorunu ve hayvanların otlarken bir başka kabilenin sınırlarına girmiş olmaları. Silahı nereden buluyorlar derseniz bu da bir başka hikaye. Evlenecek kızlara kabilelerde başlık ödenmesi sistemi süregelen bir gelenek. Başlık olarak büyük baş hayvan ve bir tane kalaşnikof makineli tüfek veriliyor. Vadide sırtında bebek bağlı ve omuzunda makinalı ile gezen bir çok kadın göreceksiniz. Bu silahları Sudan'dan aldıklarını öğrendik. Mermiyi ise yasa dışı yollardan pazarlardan alıyorlarmış. Etiyopya'da en önemli şeylerden birisi su. Ülkede 12 tanesi büyük olmak üzere neredeyse tane 100 akarsu kaynağı olmasına karşın evlerde çoğunlukla su yok. Addis Ababa gibi büyük şehirlerde evlerde musluk var; ancak çok fazla su kesintisi yaşanıyor. Öyle ki; kaldığımız otellerin bir tanesinde sıcak suyu saatle veriyorlardı. Elektrik ise çoğunlukla jeneratörle destekleniyor. Kabilelerde ne ev, ne musluk, ne de su var. Herkeste sadece bir sarı renkli bidon var. Bidonlarla en yakın su kaynağına gidip su taşıyorlar. Sarı bidonlar çok önemli, bunu ülkeye girdiğiniz ilk gün anlıyorsunuz. Yolda hep karşınıza eşekler üzerine yüklenmiş bu sarı bidonlar çıkıyor. Bu bidonlar genellikle Malezya, Endonezya gibi ülkelerden ithal edilen 20 litrelik palm yağı bidonları. Etiyopya'ya uçmak için değişik seçenekler var. Bunlardan bir kaçını size fikir vermek için sıralıyorum. En çabuk, en kaliteli ama en pahalısı Türk Hava Yolları, çok daha uygun fiyatlı ve aynı zamanda kaliteli olanı Katar Havayolları, Fly Dubai ile biraz uzun sürüyor; ama hesaplı olanı Pegasus ve Etiyopya Havayolları işbirliği ile uçmak. Emirates, Mısır Havayolları ve Suudi Havayolları uçmak için kullanabileceğiniz diğer seçenekler arasında yer alıyor. Ülke içinde uçmak isterseniz ve ülkeye gelirken Etiyopya havayollarını kullanmadıysanız iç hat uçuşlarda sizden 250 USD vergi talebinde bulunuyorlar. Etiyopya tüm pasaportlara vize uyguluyor. İstanbul'da konsolosluk yok. Vize için Ankara'ya gitmeniz veya evraklarınızı posta ile göndermeniz gerekiyor. Vizeniz normal şartlarda bir sonraki gün hazır oluyor. Kargo ile size geri gönderiyorlar. Vize gözünüzü korkutmasın, evrak olarak çok uğraşmıyorsunuz. Biz 2017 yılında turist vize tarifesi olarak tek giriş için 40 USD ödedik. Başvuru yaptığınız günden itibaren geçerli olmak üzere bir aylık vize veriyorlar. Bu nedenle gitmeden 2 veya 3 hafta önce başvuru yapmanız yerinde olur. Gideceğiniz tarihi kesinlikle dikkate almıyorlar. Etiyopya Konsolosluğu'na telefonla ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Vize için sizden otelden onaylanmış bir otel rezervasyonu, uçak biletiniz, vize ücretini USD olarak ödediğinize dair banka dekontu, 4,5x6 cm cepheden çekilmiş, fonun beyaz olduğu vesikalık fotoğraf, neden vize istediğinizi belirten imzalı bir dilekçe, başvuru formu ve pasaportunuzun fotoğraflı sayfasının fotokopisi isteniyor. Vize başvurusu mesai günlerinde sabah 9:00 ile 11:00 saatleri arasında kabul ediliyor. Kapıdan evrakları verip geri dönüyorsunuz. Sizin yerinize bir tanıdığınız da evrakları teslim edebiliyor. Şahsen gelmenizi talep etmiyorlar. Ülkede hala görülen sarı humma ve sıtma hastalıkları var. Gitmeden önce mutlaka size en yakın Seyahat Sağlığı Merkezi'nden randevu alarak doktorun size önereceği aşıları olmanızda ve koruyucu ilaçları almanızda fayda var. Kendinizi korursanız seyahatiniz çok daha keyifli geçecektir. Biz fotoğraf amaçlı gittiğimiz için sadece Omo Vadisi'nde yer alan kabileleri gezdik. Ancak tarihi yerlerini görmek isterseniz Kuzeyde Lalibela bölgesinde yer alan kaya kiliselerde ilgi çeken yerlerden. Daha çok vaktiniz varsa pek az turistin ulaştığı otel yerine çadırlarda kalabileceğiniz Sudan sınırındaki kabileleri de ziyaret edebilirsiniz. Ancak emin olun Omo Vadisini görüp gelmeniz bile sizi oldukça fazla etkileyecektir. Etiyopya'da kabileleri görüp gelmek demek zamanda geriye doğru yolculuk yapıp, ilk insanların nasıl yaşadığına şahit olmak demek. Sizi çok düşündürecek, çok sorgulayacağınız bir gezi olacak. Etiyopya'da Omo Vadisini ziyaret edecekseniz kalacağınız yerlerde çok konfor olmayacaktır. En iyi yerde bile kalsanız konfor beklemeyin. Odanız ormanın içinde yer alacağından bu odayı zaman zaman böcekler ve başka canlılar ile paylaşacaksınız. Kalacağınız odada yatağınızın cibinlik içinde olmasına dikkat edin. Bu sizi olası bir sivrisinek ısırığından koruyacaktır. Odayı hayvanlarla paylaşmak sizi biraz ürkütmüş olabilir ama bunun eğlenceli yanları da var emin olun. Bir arkadaşımız sabah uyanıp kapayı açtığında bir babun ile göz göze gelmiş, bu andan çok keyif alarak sabah bize anlattı. Hayatınızda kaç kere kapınıza babun gelir düşünsenize. Ayrıca her sabah bir sürü güzel kuşun cıvıltısı ile uyanacaksınız. Yol boyunca giderken göreceğiniz kuşlar ve kelebekler güzellikleri ile başınızı döndürecek. Gitmeden önce sinekler için vücudunuza süreceğiniz koruyucu solüsyonlar alabilirsiniz. Sivrisineki kaçırdığı söylenen lavanta yağı da çözümlerden biri olabilir. Hem de mis gibi kokarsınız gezi boyunca. Ayrıca eczaneden bileğinize fesleğen kokulu sinek kovucu bileklik alabilirsiniz. Banyo yaparken bu bilekliği çıkarmayı ihmal etmeyin ki dayanma süresi uzun olsun. Kaldınız odadaki böcekleri eve taşımak istemezsiniz değil mi. O halde mutlaka valizinizin ağzını kapalı tutmaya gayret edin. Gelmeden önce valizini bir kere daha kontrol edin ki hayvanları memleketlerinden ayırmamış olun. Yemek konusunda dikkat edeceğiniz husus et ürünlerini saklama koşullarından dolayı çok tercih etmemeniz olacaktır. Pişmemiş sebzeleri yemezseniz, özellikle iyi yıkanması gereken yeşillikleri tüketmezseniz sarılık riskinden korunmuş olursunuz. Genellikle tercih edeceğiniz yiyecekler pişmiş sebze, çorba ve makarna olabilir. Meyve yemek isterseniz kendinizin alıp kestiği meyveler veya her yerde bolca bulacağınız lezzetli muzlar tercih edilebilir. Etiyopya'da geleneksel yemek üç dört kişinin birlikte yediği büyük bir tepsi içinde servis ediliyor. Çatal, kaşık yok. Öncelikle ellerinizi yıkamanız için getirilen ibrikten su dökerek ellerinizi yıkıyor ve kuruluyorsunuz. Sonrasında elinize bir parça İnjera adında oldukça ekşi yöresel ekmeği alıyorsunuz ve gelen tepsi de bulunan on, on iki değişik yiyecekten birini gözünüze kestirip eliniz ve ekmek yardımıyla onu alıp yiyorsunuz. Etiyopya'da özellikle de kabilelere gidecekseniz yol bulmanız çok zor. Zaten pek yol da yok. Çoğu yol asfalt değil ve oldukça bozuk. Normal bir araba ile seyahat etmek imkansız. Biz Toyota Land Cruiser ile seyahat ettik. Yolumuzu bulmamız için yanımızda her daim rehberimiz vardı. Başka alternatifiniz yok maalesef. Asfalt olan yollar genellikle sürüler tarafından işgal edilmiş oluyor. Asfalt topraktan daha sıcak olduğundan sürüler asfaltta yürümeyi tercih ediyorlar ve her üç dört dakikada bir yavaşlamanız veya durmanız gerekiyor. Bu yüzden uzaklığa bakarak yolunuzun ne kadar zaman alacağına karar vermeniz çok zor. Addis Ababa dışına çıkınca, şehirler arası yollarda o kadar az araç var ki, bunlar da genellikle turistlere hizmet eden arazi araçları. Buna rağmen biz seyahatimizde iki adet trafik kazası gördük. Bunlara sebeb olan ise aynı yolu kullanan büyük ve küçük baş hayvan sürüleri. Kaçırdığıma hayıflandığım mükemmel bir gezi Zehra 'cım. Evet oldukça değişik bir ülke, Afrika'nın bir çok yerine göre daha yeşil olduğunu söyleyebiliriz. Seyahat izlenimlerinizi merakla okudum, dünyada neçok farklı yaşamlar ve yerler var.... Gez gez bitmez. Bu yolculuk beni sarsardı bunu anladım... İyiki gittiniz ve sayenizde bilgilendim çok teşekkürler AZGEZMİŞ.... Nilgün Hanım birlikte gittiğimiz bütün arkadaşlar ve biz şaşkınlık içinde geri döndük. Hepimizi çok etkiledi. çok film seyrettiniz sanırım bu konuda. İnsan eti yiyen kabileler değiller. Hangi çağda yaşıyoruz ki rehberler insanları yem etsin, böyle bir şeyin olması mümkün değil. Kabilelere bir çok turist gelip ziyaret ediyor. Turiste alışkınlar zaten."} {"url": "https://azgezmis.com/etiyopya-karo-kabilesi", "text": "Etiyopya Karo Kabilesi bana göre belkide bu bölgedeki en şanslı kabilelerden birisi. Çünkü suyun kenarında yaşıyorlar. Bu ülkede çok fazla su kaynağı olmasına rağmen suya ulaşıp kullanmak genelde sıkıntılı. Karo kabilesi Etiyopya'da bulunan 83 kabileden biri. Omo Vadisi'ne giderken benim en çok görmek istediğim kabilelerin başında yer alıyordu. En büyük nedeni ise kabilenin yaşam alanının Omo Nehri kıyısında olmasıydı. Nehir fotoğraf çekimi için oldukça güzel bir fon oluşturuyor. Bu bölgedeki her kabilenin ön plana çıkan bir özelliği var. Karo Kabilesi vücutlarına beyaz tebeşir, sarı mineralli kaya tozu, pudra haline getirilmiş demir cevheri ve odun kömürü ile çizdikleri değişik desenlerle ön plana çıkıyor. Daha önce yazdığım Hammer Kabilesi kadınlarının saçlarını boyayıp örmeleri ve taktıkları değişik kolyelerle ilgimi çekmişti. Karo kabilesindeki tüm kadınlar ve erkekler cinsiyet ayrımı olmaksızın vücutlarını boyuyorlar. Onlar için bu boyanmanın temelinde daha hoş görünmek yatıyor ancak bazen de rakiplerini korkutmak amacı ile vücutlarını boyuyorlar. Kendine bakan insanlar nasıl kendilerini daha iyi hissediyorsa, Karo kabilesinde insanlar boyandıklarında kendilerini daha iyi hissediyorlar. Erkekler bu şekilde cinsel olarak daha çekici olduklarını düşünüyorlar. Kabile üyeleri vücutlarına çizdikleri bu desenleri neredeyse her gün yeniliyorlar ve desenler her gün değişiklik gösterebiliyor. Tüm ülke genelinde kabileler birbirlerinden uzakta; ama kabile olarak bir arada toplu yaşıyorlar. Karo Kabilesi de yaklaşık 1500 2000 kişiden oluşuyor. Bu rakam tahmini elbette. Kabilelerde hiç bir zaman nüfus sayımı yapılamadığından, gerçek rakamı bilmeniz de imkansız. Hükümet yetkilileri bu tip işler için kabileleri pek razı edemiyor. Modern olan herşeyi, giyinmeyi, okumayı, yazmayı, çalışmayı neredeyse hepsi red ediyorlar. Bu kabileler böyle bir durumda ne yer, ne içer derseniz, geçimlerinin en büyük bölümünü diğer tüm kabileler gibi büyük baş hayvancılık ve keçi oluşturuyor. Ancak buna ek olarak tarım yapıyorlar, mısır, darı ve fasulye yetiştiriyorlar. Karo'lar nehir kenarında yaşadıkları için balıkçılık yapma şansını da yakalamış durumdalar. Her kabilede olduğu gibi burada da silahlı dolaşan kabile üyeleri var. Silah Afrika'da olmazsa olmazlardan anladığımız kadarıyla. Evlenirken kadınlara başlık parası olarak silah veriliyor. Bu silah bazen vahşi hayvanlardan korunmak için de kullanılıyor, bazen kabileler arası çıkan su savaşları için kullanılıyor, bazen de hükümet kabilelerle ters düştüğünde silahı alıp devlete karşı çıkıyorlar. Silah bulundurmak yasak değil; ama mermi bulundurmak yasak, mermiler ise el altından pazarlarda satılıp alınıyor. Omo Vadisi'ndeki kabilelere ulaşmak için normal araçlarla gitmek pek mümkün değil. Normal şehir insanlarından yalıtılmış bir hayat sürdürdükleri için asfalt yollarla ulaşılan yerlerde yaşamıyorlar. Tüm kabilelere giderken 4x4 arazi araçları kullanmak zorunda kaldık. Kabilelerin olduğu bölgelere kendi başınıza gidip gezmeniz neredeyse imkansız. Etiyopya'da yaşayan insanlar bile kabilelerin dillerini anlamıyorlar. Konuştukları diller Omotik dil gruplarında yer alıyor. Turistler dışında dış dünya ile pek iletişimleri de yok. Ancak turist ziyareti öncesi de rehber, kabileden anlaşabileceği bir liderle veya rehberle görüşüyor, böylece kabilelerin içlerine kabul ediliyorsunuz. Yaşadıkları evler diğer kabilelerle benzer. Dal parçalarından çevrilmiş bir dış cephe içerisinde, hayvan postları ve iki taştan yapılmış ocak, kilden yapılmış yemek pişirmek için bir kap, sadece bu kadar. Bu duruma mağara devrinden sonraki ilk evre diyebiliriz. Bu benim şahsi fikrim elbette. Gördüklerim bana bunu fazlaca hissettirdi. Tüm dünyanın çok çabuk değiştiği günümüzde bu görüntüleri görmek oldukça etkileyici. Bu kabilelerin içinden bazı gençler bu hayattan koparak şehirliler gibi giyinmeye ve okumaya başlamışlar. Sayıları henüz bir elin parmağını geçmiyor. Bu durum iyi mi, yoksa kötü mü zaman gösterecek. Merhaba, yazınız için teşekkürler. Bloggerların buluşma ve sosyal paylaşım noktasına sizleri de bekleriz. İyi çalışmalar."} {"url": "https://azgezmis.com/gaziantep-hayvanat-bahcesi", "text": "Gaziantep Hayvanat Bahçesi, Şahinbey ilçesi, Yamaçtepe Mahallesi'nde bulunan Burç Ormanı'nda yer alıyor. Gaziantep merkezden ya da kaldığınız otelden buraya belediye otobüsleriyle ulaşabiliyorsunuz. Merkezden Balıklı durağından kalkan belediye otobüsleri Hayvanat Bahçesine gidiyor, buradan ya da güzergahındaki herhangi bir duraktan otobüse binerek gelebilirsiniz. Taksi ile gelmek isterseniz merkezden sadece 13 kilometre uzakta olan hayvanat bahçesine ulaşımınız 25 dakika sürecek, ödeyeceğiniz bedel ise 30 TL civarında olacaktır. Eğer kendi aracınızla ya da kiraladığınız bir araçla ulaşmak isterseniz merkezden Atatürk Bulvarı'na girip devam ettiğinizde Üniversite Bulvarı'na girmiş olursunuz. Bu yolun sonunda da hayvanat bahçesinin girişi bulunuyor. Gaziantep Hayvanat Bahçesi gerçekten çok büyük bir alan üzerine kurulmuş. Burç Ormanı'nın içerisinde bulunan bahçe 1000 dönüm yer kaplıyor. 270 tür hayvan ve yaklaşık 7000 hayvanın barındığı bu alan Türkiye'nin en büyük hayvanat bahçesi olma özelliğine de sahip. Aynı zamanda dünyadaki hayvanat bahçeleri arasında yeri de dördüncü sıradaymış. Yaz günlerinde 09:00 da açılıp 19:00 a kadar gezilebilirken, kış döneminde 08:00 da açılıyor ve saat 17:00 a kadar gezilebiliyor. Tek kişilik giriş ücreti ise siviller için 5 TL ve öğrenciler için 3 TL olarak belirlenmiş. Ortam oldukça yeşil ve bol ağaçlı, zaten ormanın içerisinde kurulduğundan başka türlüsü de düşünülemezdi. Girişte bir uygulama oteli var, Gaziantep Üniversitesi Turizm Uygulama Oteli. Gaziantep de konaklama için tercih edilebilecek alternatiflerden biri olabilir. Ama doğal olarak siz de, herkes gibi merkezde konaklayıp Gaziantep'in lezzetlerini tatmak peşinde olabilirsiniz. İçeriye girdiğinizde biraz ilerlerseniz, hemen girişte maymun evi bulunuyor, fakat kafes sistemi çok kötü. Tam bir hapishane havası var. Bu koşullarda hayvanların mahkum olarak sergilenmesini içimiz kaldırmıyor. Biraz daha ilerlediğimizde bir ayı ailesiyle karşılaşıyoruz. Bazı ağaçların etrafı elektrikli tellerle çevrilmiş sanırım ayılar tırmanmasın diye. Vahşi hayvanlar, aslan, puma, leopar gibi hayvanlar 50-100 metrekarelik tamamen kapalı kafeslerde teşhir ediliyor. Yaban hayatındaki bölgeleri düşünüldüğünde ne kadar da küçük alanlar olduğunu anlayabilirsiniz. Gördüğüm her kafes için ayrı bir üzüntü duydum. Kafesler iç içe geçmiş çifte kafes şeklinde, yani sizin için oldukça güvenli. İçtekilerinin bir kısmı elektrikli tellerden oluşuyor. Leoparlar o kadar muhteşem hayvanlar ki, o küçük bir kafeste bile onu göremeyebilirsiniz. Şansınız varsa biraz hareketlenebilir ve o zaman fark edebilirsiniz. Biraz daha ilerlediğinizde deve kuşunu görebilirsiniz. Bu kadar büyük ve hızlı hayvanların bu dar alanda ne kadar acı çektiğini anlayabiliyorsunuz ve üzülüyorsunuz. Hele flamingoları kafeste görmek inanılacak gibi değil, tam bir hapishane. Flamingoları bir çok kez doğal yaşam alanlarında görmüş ve fotoğraflamış biri olarak bu estetik ve zarif hayvanların kafes arkasındaki görüntülerinin çok acı verici olduğunu söyleyebilirim. Gezerken önünüze ağaçların altında bir kafeterya çıkacak biraz soluklanmak için burada içecek bir şeyler bulabilirsiniz. Sanırım Türk Kahvesi içmeniz iyi bir seçim olacaktır. Develeri ve filleri görüp biraz daha dolaştıktan sonra gezinin en keyifli bölümü olan Safari Parka ulaşacaksınız. Burası bir çok otçul hayvanın bir arada bulunduğu açık bir alan. Bence çok iyi düşünülmüş. Burası 200 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş. İçerisinde dolaşmanız için araçlar var. Buraya gelip beklerseniz belli bir sayıya ulaştığınızda aracı hareket ettiriyorlar. Fakat araçlar biraz kötü. Kocaman ve dizel motorla çalışıyor. Buradaki araçların çok daha ufak ve elektrikli motorlarla çalışıyor olması çok daha isabetli olurdu. Safari Parkta bulunduğu söylenen hayvanlar Kızıl geyikler, Alageyikler, Benekli Geyikler, Ceylanlar, Karacalar, Dağ Keçileri, Tiftik Keçileri, Kamerun Koyunları, Maymunlar, Haflinger ve Midilli Atları, Kangurular, Tibet Öküzleri, Mandalar, Develer, Kangurular, Lamalar, Deve Kuşları, Tavus Kuşları. Toplam 25 farklı tür. Fakat bunların tamamının olmadığı düşünüyorum, burada en fazla 15 tür görebiliyorsunuz. Arabayla yaptığınız tur hızınıza göre 5-10 dakika kadar sürüyor. Bu kısacık tur bile çok keyif veriyor çünkü etrafınızda hayvanlar özgürce dolaşıyorlar. Çıktıktan bir süre sonra yine irili ufaklı bir çok kafes görüyorsunuz. Lemur, Mirket, Tavuskuşu vb. bir çok hayvanı kafesler içerisinde görüyor ve ilerliyorsunuz, artık kafes içerisinde hayvan görmek istemiyor ve yolunuza devam ediyorsunuz. Biraz ileride ise Hayvan Hastanesini tabelası olan bir yapı gözümüze ilişiyor. Burada hayvanları bakımları yapılıyor ve yaralanmaları tedavi ediliyor. Biz girdik; fakat içeriye girmek yasakmış, azar işitebilirsiniz. Kapıda herhangi bir uyarı bulunmadığını da belirteyim. İleride göreceğiniz büyük yapı ise kuş kafesi. Kuş kafesinde kapalı alanda uçabildiği söylenen 90 kuş türü bulunuyor. Fakat içeriye girip gezdiğinizde bir çok türün kendi kapalı alanlarında tutulduğunu görüyor ve bir kere daha üzülüyorsunuz. Kuşlar plastik kapı ve pencerelerin arasında adeta sıkışmış gözüküyorlar. Singapur'da gördüğüm hayvanat bahçesi klasik bahçelere göre hayvanların daha özgür oldukları bir yerdi. Belki başka hayvanat bahçeleri incelenmeli ve düzeltme yapılmalı. Hayvanat bahçesinde bir de akvaryum bölümü var; ama artık onu görmek istemedik. Daha önce gezdiğimiz Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi'ndeki hayvanların durumu bizi üzmüştü. Acaba başka yerlerde hayvanlar nasıl ortamlarda bulunuyor derken burayı gezmek istemiştik. Fakat buradaki hayvanların durumu da içler acısı ve maalesef Gaziantep Hayvanat Bahçesi'nin bu hali hiç sevimli değil. Hayvanlar için kurulu bir hapishaneden farksız. Doğal ortamlarında zaten yaşayabilen hayvanların kafes içerisinde sergilenmesinin hiç bir anlamı yok. Eğer gerçekten bir şeyler yapmak isteniyorsa tüm alan Safari Park olarak yeniden düzenlenmeli ve burada barındırılamayacak hayvanları da başka bölgelere transfer etmeliler. Valencia Biopark ı gezme şansım oldu. Tek bir kafes görmeden doğal ortamında koşan sallanan sıçrayan hayvanların seyri o kadar keyifliydi ki. Kafes yerine genelde su kanalı yada cam kullanmışlardı. Hatta bazı saldırgan olmayan hayvanlar için özel bahçeler vardı direk girip dokunma mesafesinde sıfır engelle tanışabiliyorsunuz. Ömrümde görmediğim tüm hayvanları sadece görmedim tüm doğallığıyla doyumsuzca izledim. Neden bizde işin kolayına kaçılıyor. Giriş ücreti 5 tl ile güzel bir bahçe bakımı sürdürülemez. Biz bunun çok çok üzerinde bir para ödedik ama çıkarken sonuna kadar hakettiğini düşünüyorduk."} {"url": "https://azgezmis.com/germiyan-koyu-slow-food-yavas-gida", "text": "Germiyan Köyü İzmir'in Çeşme ilçesine bağlı şirin mi şirin bir köy. Çeşme'de bulunan tek Türkmen Köyü ve Türkiye'de Slow Food hareketine katılan ilk köy. Son günlerde adını tüm Türkiye'ye duyuracak gibi gözüküyor. Germiyan Köyü ilk defa İtalya'da 1986 yılında başlayan temiz katkısız gıda ve yavaş şehir sloganları ile yola çıkan bir hareketin katkısız, iyi ve temiz gıda bölümüne katılmış. Bu hareket hızlı yemek tüketimine ve hayatın hızlı tüketilmesine karşı başlatılmış. Yukarıda da yazdığım gibi Germiyan Köyü Türkiye'deki ilk Slow Food köyü. Bildiğiniz gibi Türkiye'deki ilk Citta Slow hareketine de Seferihisar katılmıştı. Amaç katkısız gıdalar üretmek ve geleneksel yemekleri yaşatmak. Bunun için bütün köy seferber olmuş durumda. Ekmeklerini katkısız doğal ekşi mayadan pişirmeye başlamışlar. Sebzeler kendi tarlalarından geliyor ve yemekler bunlarla yapılıyor. Kesinlikle mevsimsiz turfanda ürünler kullanılmıyor. Bundan böyle Germiyan Köyünü tanıtmak için her yıl ot ve geleneksel yemek festivali düzenlenecekmiş. Tarihleri takip edip belki yolunuzu bu güzel köye düşürürsünüz. Germiyan Köyü'nde öncelikle kahveye uğramanızı öneririm. Orada sıcak Ege insanı ile sohbet edip köy hakkında bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz. Zaten Slow Food afişlerini kahvede göreceksiniz. Köyün içine girdiğinizde biraz farklı olduğunu anlayacaksınız hemen. Neredeyse bütün duvarlar beyaza boyanmış ve çiçek figürleri çizilmiş. Bu arada ay yıldızımız unutulmamış, o da duvarları süslemiş. Duvar resimlerini bu köyden Nuran Erden İsimli bir hanımefendi yapmış. Kendisi güzel sanatlar ile uğraşıyor, aynı zamanda köyde çiftçilik yapıyor. Köyüne çizdiği çiçek resimleri ile tam bir çiçek köy yapmış. Nuran Erden'in bu çizimleri yapmadan önce bir talebi var. Evinin duvarına çizim yaptırmak isteyenler öncelikle evinin duvarını boyamalı. Bu çizimler köyde kesinlikle çok güzel bir fark yaratmış. Evlerin arasında dolaşırken Dilek Hanım'ın evine mutlaka denk geleceksiniz. Bugün yaşamakta olduğu evini geçmişten kalan eşyalarla süsleyerek eski otantik köy evlerini hala yaşatıyor. Evi rahatça gezebilirsiniz, herkesin ziyaretine açık. Bulamazsanız köy kahvesinde adresi hemen öğrenirsiniz. Köy kahvesinde ada çayı içebilirsiniz. Gideceğiniz her yerde size Slow Food hareketiyle üretilen ekşi mayalı ekmekten ikram edebilirler. Kopanisti Peyniri, Hurma Zeytini, Şekeriçi Damat Lokumu, Bazina ve Pirinçli Mantı burada tadına bakabileceğiniz yöresel köy yemekleri ve lezzetleri. Yukarıda saydığımız lezzetleri bu harekete katılan dükkanlar satıyorlar. Bunun için bir de logo var tabelada ağzında zeytin dalı taşıyan salyangoz görürseniz bilinki bu dükkan katkısız ürünler satıyor. Slow Food hareketi ile yiyecek kısmı daha da gelişecektir. Germiyan Köyü, Çeşme'nin doğusunda ve 23 km mesafede yer alıyor. Yolu asfalt ve iyi durumda Çeşme'den yaklaşık yarım saat sürüyor. Deniz tatiline gittiğiniz vakit bu şirin köye bir selam verebilirsiniz. İzmir'e, Adnan Menderes Havalimanı'na gitmek için ucuz bilet bakmanız gereken yer Pegasus uçak bileti kampanyaları. Alaçatı Festivali öncesinde Germiyan köyü e uğradık, keşke uğramasaydık şu anda hafriyat istilası altında, su kanalı inşaatı varmış, her an hafriyat kamyonları ile burun buruna gelebilirsiniz, ortalık toz toprak içinde. İnşaat bittikten sonra gelin derim, şu anda durum vahim. Murat bey, bilgi için teşekkürler. En kısa sürede biter umarız. Selam : bu koyle ilgili yorumları okudum ve gezmek için gittim. Ancak anlatılan gibi biryer değil. Çok kötü boşuna zaman harcamayın. Kahvaltı salonları ortalamanın çok altında. Organik ev diye biyer var gittiğimizde kahvaltı salonu olmasına rağmen hazırlığın yok dedi. Yanı hiç organik değil. Keşke işletmeleri güzeli olsaydida ülkemiz turizimine katkı sağlayan bir yer olsaydi. işin açıkçası benim yorumum zamanınızdan çalmayın. Germiyanoğulları ist silivri ye bağlı Germiyan köyünü kurmuşlardır ismi donradan değiştirilmiştir. İstanbul'un fethinden önceki dönemde Kütahya civarında beylik kuran Germiyanoğulları, nedendir bilinmez bir şekilde Değirmenköy Bölgesine gelip burada Germiyan Köyünü kurmuşlardır. Köyün adı Cumhuriyet Dönemine kadar Germiyanköy olarak kalmıştır. Sonradan Değirmenköy olarak adı değişmiştir. Çeşme'den otobüs ile ulaşım var. Hat no değişmediyse Çeşme, Urla 760. Bu otobüs Germiyan Köyüne de uğruyor. merhaba. bu köyün tarihçesini biliyor musunuz. kütahya germiyanoğlulları ile geçmişte bir bağı var mıdır acaba. teşekkürler. Gerçekten sessiz sakin doğal kalmış yerlerden biri Germiyan. Konum olarak da harika bir konumu var İzmir e özellik Çeşme ve Alaçatı ya çok yakın Alaçatı 10 dakika, Çeşme 15 dakika sürüyor. Köyün insanları da gayet güler yüzlüler. hemen ısınıyorsunuz insanlarına. Alaçatıya giderken uğradımve çok hoşuma gitti. Ailem hep büyükşehirlerde olduğu için gideceğimiz bir köyümüz olmadı. Bende burayı kendime ve aileme bir yuva olarak yerleşilebilir bir yer olarak gördüğüm için ufak bi toprak aldım. Şu an orda bir toprak parçam var ve bu beni mutlu ediyor. İzmir e her gittiğimde mutlaka oraya uğrarım kendimi iyi hissettiğim nadir yerlerden bir tanesi. Ordan yer alırken bu yazınızı da okumuştum. faydası olmuştu. Teşekkür ederim emeğinize yorum yazanlara da.. bizim yazımızın size yardımcı olmasına sevindik. Köyde keyifli vakit geçirmenizi diliyoruz. Temmuz ortası izmir ve civarı gezi ve tatil prog. var. Araştırma yaparken bu köyü fark ettim.. Hemen plana dahil ettim. Öyle güzel anlatılmış ki merak etmemek mümkün değil.. İnşallah göreceğiz. Biz teşekkür ederiz, işinize yaraması sevindirici. 1959 çeşme germiyan doğumluyum. köyümüzde doğal tarım ürünlerinin yetiştirilmesi ve satımı ile ilgileniyorum. çeşmenin tek türkmen köyü olup izmire 80 km dir. ayrıca birçok medeniyetin geçtiği 2300 yıllık bu topraklarda doğal tarım ürünlerinin yetiştirilmesi konusunda türkiyenin ilk ve tek slow food köyüdür. yapılan tarımla üretilen katkısız doğal gıdalar içinde dalından koparılıp hemen yenilebilen eşşiz taddaki hurma zeytin ve asit derecesi oldukça düşük zeytinyağı, sezonunda kınalı bamya, domat ve yaz sebzeleri ile bir hafta bayatlamayan ekşi maya ekmeği ve özellikle poleni alınmamış yöreye has kekik balı başı çekenler arasındadır. denize yakınlığı sebebiyle köy yalısından devamlı esen tatlı rüzgarları sayesinde bunaltmayan havası her zaman gelen misafirlerimizin ve yerleşimcilerin tercih sebebidir, ayrıca 9 km yakınımızdaki 7 antik ion kentinden biri olan çok sayıdaki kalıntılarıyla deniz kenarındaki tarihi erythrai şehri şimdiki adı ıldır köyü olan bu yer türk ve yabancıların ziyaret yeridir. çeşme ile ünlü sörf ve eğlence merkezi alacatıya 19 km uzaklıktadır. tüm yollarımız ulaşılabilir olup asvalttır. köyümüzdeki duvar süslemeleri ilgi çekici olup tüm tv kanallarında tanıtımı yapılmıştır. yaz aylarında germiyan festivali adı altında çok sayıda yöresel yemek ve tatlıların tanıtımı yapılıp ile çeşitli etkinliklerle adını duyurmuştur. bu bereketli topraklara gelen ve gelecek olan tüm misafirlerimize teşekkürler. insanları toprağı ve doğal yaşamı seviyoruz. Merhaba, slow food köyleriyle ilgili araştırma yaparken yazınıza denk geldim. Çok faydalı oldu benim için, emeğinize sağlık. İstanbul'da yaşıyorum. Katkısız doğal yöresel ürünlerin satışını yapacağım dükkan açmak istiyorum, bu aşamada bu köye mutlaka uğramalıyım. Teşekkürler. Merhaba, çok sevindim, umarım size faydası dokunur. Yeni girişiminizde size şimdiden başarılar dilerim. Köy muhteşem. ama ben pek dükkanlara rastlamadim. Filiz hanım söylediğiniz gibi çok fazla dükkan yok; ama sanırım mevsime göre de değişiyordur. İlk firsatta bende merak ettigim bu koyu gormek isterim ozelliklede bu koyun dogal yoresel gidalarini merak ediyorum. Erdoğan Bey, özellikle yöresel gıdalar konusunda haklısınız, tavsiye ederim. Umarım yakında görmeniz kısmet olur, selamlar. Selamun aleyküm Ben bu güzel köyü gelip görmeyi çok isterdim. bende bir köyde büyüm. köy işlerinide bilirim. Ancak şimdilerde köylerimiz yapayanlız kaldılar ne yazıkki. köyünüzün güzel sanatlar boyacısı Nuran hanım gibi bende böyle işlerle uğraşıyorum. köyünüze gelip misafir olmak isterim. bütün işlerinizde başarılar dilerim vatanın böyle örnek köylere ihtiyacı var."} {"url": "https://azgezmis.com/giresun-yaylalari", "text": "Oldukça uzun bir süredir Karadeniz yaylalarını ziyaret ediyoruz. Fakat Giresun yaylalarını nedense ihmal etmişiz bugüne kadar. Biraz geç kaldığımızı 2015 yılında anladık ve telafi etmek için Giresun Yaylalarını gezmeye başladık. Giresun'da görülmeyi bekleyen bir çok yayla bizi bekliyormuş, birkaçını burada okuyacaksınız. Farklı şehirlerden karayoluyla veya 2015 yılında açılan Ordu Giresun Havalimanı sayesinde havayolu ile gidebilirsiniz. Denizin ortasına inşa edilen bu havalimanı Karadeniz çok dalgalı olduğunda inişe müsait olmayabilir. Şimdilik buraya bir tek THY uçuyor ama zamanla başka şirketler de uçmaya başlayacaktır. Havalimanından şehre servis araçları ile ulaşabilirsiniz. Her uçak inişinden 25 dakika sonra servis kaldırılıyor. Giresun merkeze ulaşmanız yaklaşık 30 dk. sürüyor ve 2015 yılındaki kişi başı fiyat 10 TL. Havalimanı Giresun merkeze 31 km uzaklıkta. Giresun'da bazı yerlerde yayla yerine oba kelimesi kullanılıyor bu sizi yanıltmasın. Bazı yaylalara gidişiniz çok kolay olacak. Bunlar Kümbet ve Bektaş gibi meşhur olmuş yaylalar. Buralara dolmuşlarla ulaşmanız mümkün. Ancak gerçek yayla yaşamını beton evler olmadan görmek isterseniz özel araç kiralayıp gitmeniz gerekir. Bazı yaylaların yolu 2015 yılında henüz asfalt olmamıştı, bu yüzden buralara her şoförün gitmesi pek mümkün değil. Yollar toprak, virajlı ve dik yamaçlardan oluşuyor. Bu konuda kendinize güvenmezseniz şoförlü bir araçla gitmenizde fayda var. Özellikle yağmur yağdığında yollar hayli kaygan, çamurlu ve tehlikeli oluyor. Aşağıda sayacağımız yaylalar Gölyanı Yaylası hariç konum olarak Dereli ilçesi sınırları içerisinde yer alıyor. Kuzalan Şelalesi, Giresun Alancık Köyünde yaklaşık 20 metreden akan bu şelaleyi Süllü Köyüne çıkarken görmemeniz mümkün değil. Burada fotoğraf çekmek isterseniz aracınızı otoparka park edip ahşaptan yapılmış patikadan yürüyerek şelalenin önüne kadar gelebilirsiniz. Yeşile boyanmış müthiş bir doğa örtüsü göreceksiniz. Şelale hemen yol kenarında ve yol asfalt hiç zorlanmadan ulaşabilirsiniz. Ancak burası yürüyüşcülerin rotasında yer alan şelale. Kuzalan Şelalesi yakınında tarihi bir de değirmen yer alıyor. Ayrıca şelaleden ayrılıp yaylalara doğru giderken yolda bir çeşmeden doğal soda aktığını göreceksiniz. Burada mutlaka durup bir sodalı su içmenizi öneririm. Biz buradaki çeşmeden su içerken bir arkadaşımız fark etmedi ve hemen yanındaki bakkalda satılan, çeşmeden doldurulup şişelenen maden suyunu alıp içti. Bu duruma hayli güldük aman aklınızda olsun orada çeşmeden akıp giden doğal bir maden suyu var. Yayla turuna ilk önce hafif bir başlangıç yaparak Alçakbel'e gitmenizi öneririm. Burası bir piknik alanı ama gittiğinizde sizi müthiş bir doğa karşılayacak. Ulaşımı kolay ve yolu asfalt. Özellikle hafta sonu giderseniz alanda pek çok piknikci olacaktır; ancak hafta içi çok daha sessiz ve sakin. Kalabalıktan biraz uzaklaşarak ormanın içlerinde yürüyüş yapabilirsiniz. Dilerseniz yanınızda bir şeyler götürüp ormandaki ahşap masaları ve oturakları kullanıp piknik yapabilirsiniz. Yanınızda hiç bir şey yoksa da üzülmeyin burada çay içip bir şeyler yiyebileceğiniz bir mekan mevcut. Bir şeyler dediğime bakmayın burada yiyecek çeşidi et ağırlıklı ve oldukça bol, köfte, pirzola, salata gibi şeyler yiyebilirsiniz. Buradan sonra Susuz Yaylasına geçebilirsiniz; ama artık asfalt yola veda etme zamanınız geldi. Biraz konforsuz ve maceralı bir yol sizi bekliyor. Toprak ve alt kısmı zaman zaman uçurum olan orman içindeki yollardan geçerek tam bir masal diyarına geleceksiniz. Gördüğüm yaylalar içinde beni en çok etkileyen Susuz oldu. Yaylanın düzlük yerinde büyük çoğunluğu ahşap olan evler yer alıyor. Yaylanın iki yanında birbirinden güzel manzaralar göreceksiniz. Önünüzde bir tepe ve bu tepenin yem yeşil çimenlerle kaplı olduğunu düşünün. Bu çimenler öylesine düzgün ve güzel ki üstünde yatabilirsiniz, koşabilirsiniz, tepelere çıkıp manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Bu manzara Karadeniz'in her yerinde olduğu gibi zaman zaman sisin gidip gelmesi ile değişecek ve müthiş gizemli bir hale dönüşecek. Görüntüyü tek bozan HES için yerleştirilmiş yüksek enerji hatları. Yaylanın diğer tarafında ise ağaçların arasında inekler ve ön kısımlarda koyunları göreceksiniz. Bu görüntünün arka kısmına ise mevsime göre değişmekle birlikte karlı veya yeşile bürünmüş dağlar eşlik ediyor. Uzunalan'a gitmek için bu defa yoldan iyice çıkacağız. Yeşilliklerin arasından daha önce geçen arabaların bıraktığı tekerlek izlerini takip ederek ve tepeleri aşarak Uzunalan'a ulaşıyoruz. Yol manzarası inekler, çobanlar ve kırlarda oturanlar olacak. Doğanın içinde olmayı seviyorsanız bu yoldan çok keyif alacağınızdan eminim. Burada da evlerin önündeki insanlarla sohbet edip fotoğraflarını çekebilirsiniz. İçlerinden biri sohbetin ortasında nasılsa size bir çay yapmayı teklif edecektir, böylece sohbet koyulaşıp uzayıp gider. Biraz ormanın içine girip yürüyüş yapabilirsiniz belki. Ancak lütfen dikkat edin her an önünüze vahşi bir hayvan çıkabilir. Bizim orada bulunduğumuz dönemde bir kurtun büyük baş hayvana saldırdığını öğrendik. Özellikle de hava sisli ise çok fazla açılmamanızı öneririm. Karadeniz'de sis çok ani gelir ve gider bu süre içinde yolunuzu çok çabuk kaybedersiniz. Sisle birlikte hava da bir anda buz gibi olur. Temmuz, Ağustos bile olsa yanınıza mutlaka kalın giysiler ve bot almanızda fayda var. Hava dağlarda çok çabuk değişir. Çağman'ın yolu asfalt değil ama düzgün diyebileceğimiz bir yol. Bu yaylaya iki kere gitmiş olmama rağmen hiç açık halini göremedim. Karadeniz, yüzünü göstermek istemezse göstermez. Ancak sisli de olsa beğendiğim bir yer oldu. Yaşayanlar bahçelerin kenarlarına vahşi hayvan saldırısından korunmak için ahşap bahçe çiti yerine tel örgü çekmişler. Bu da bir çok grafik görüntünün oluşmasına sebep olmuş. Sağa dönen tel örgüler, sola dönen tel örgüler ve ortada oluşan yeşil bir alanda otlayan inekler fotoğrafı tamamlıyor. Çağman'a gittiğinizde bize yaptığı gibi size de yüzünü göstermezse siste grafik fotoğraflar çekebilirsiniz. Eminim açık havada görüntüsü de çok güzeldir. 1500m yükseklikte bulunan bu yayla Giresun merkezden yaklaşık 45 Km uzaklıkta bulunuyor. Yaylanın yolu şimdilik asfalt değil. Kulakkaya Yaylası iki kere gidip hep sisli gördüğüm; ama konum olarak çok beğendiğim bir yayla. Yaylanın tablo gibi görüntüsünün içinde; özgür dolaşan atlar, uçurumdan aşağı gidecekmiş gibi sonsuzlukta otlayan inekler var. Uçsuz bucaksız ve her yanı yeşile boyanmış bir manzara hakim. Yayla hayli geniş bir araziye sahip bu nedenle ahşap evler birbirinden biraz uzak yapılmışlar. Uzaktan baktığınızda manzara şu şekilde, yeşilliklerin ortasında etrafı tahta çitlerle çevrilmiş, kırmızı çatılı bir ahşap kulube ve kulubenin etrafında otlayan atlar ve inekler. Tabi bir başka ayrıntı, hava açık olduğunda bu güzel evlerin hepsinin sahip olduğu müthiş güzel dağ manzarası. Ne kadar anlatsam da yazdıklarım hafif kalıyor gidip görmek kadar etkili değil biliyorum. Bir sonraki tatil için içinizde bir şeyler kıpırdar buralara giderseniz yazdıklarım hedefine ulaşmış olur. 1650 m yükseklikteki Kümbet Yaylası yolu asfalt olan ve bu yüzden bizim pek sevmediğimiz türden bir yayla modeli. Asfaltın yaylaya gelmiş olması malzeme taşıyarak buraya beton ev yapmayı kolaylaştırmış. Maalesef yayla tamamen betona teslim olmuş durumda. Tek tük ahşap ev görme şansınız var. Ancak içindeyken kötü gözüken Kümbet'e dışına çıkıp dağların yamacından baktığınızda tüm kötü yapılaşmayı yeşilin güzelliği kapatıyor ve nisbeten güzel gözüküyor. Kümbet yörenin en meşhur yaylası ve Giresun Merkeze yaklaşık 60 Km uzaklıkta, 1640 metre yükseklikte bulunuyor. Yaylada birkaç tane otel olduğundan konaklama imkanı hayli geniş. Buraya insanlar genel olarak hafta sonları ve bayramlarda kasap restorantlardan et yemek için geliyor. Burada yiyeceğiniz etlerin çok lezzetli olduğunu söylemeliyim. Et yemiyorsanız yaylada satılan ev yapımı tulum peynirini fırından taze çıkmış ekmekle birlikte kahvede çay eşliğinde yiyebilirsiniz. Kahveye girerseniz dışarıdan geldiğinizi anladıklarında bir sohbet, bir ilgi başlıyor etrafınızda. Fotoğraf çekmek için kahveye girmenizi tavsiye ederim. Yaylanın yaşlıları itiraz etmeden poz veriyorlar. Kümbet yaylasının çıkışında bir piknik alanı var buradan Kümbet'in ters istikametindeki tarafa doğru bakarsanız oldukca fotoğrafik bir manzara göreceksiniz. Bu manzaranın içinde gittiniz mevsime göre ya yemyeşil çimenler ya da çok renkli çiçekler göreceksiniz. Temmuz ayının ikinci Pazar günü orada olursanız Kümbet'te düzenlenen yayla şenliklerine katılabilirsiniz. Bu yayla da Kümbet gibi yolu asfalt olup betonlaşmış yaylalar arasında. Burada da bayramlarda ve hafta sonlarında Kümbet gibi biraz araç trafiği oluyor. Bektaş Yaylasında evler Kümbet'te olduğu gibi yanyana değil. Hayli büyük bir alana yayılmış durumdalar. Bektaş Yaylası 2100m yükseklikte kurulmuş ve Giresun merkeze uzaklığı 56 Km. Bu yaylada hafta sonları kadınlar pazarı kuruluyor. Kadınlar kendi yaptıkları turşuları, peynirleri, yağları bu pazarda satıyorlar. Onun dışındaki günlerde de yöreye özgü yiyecek alabileceğiniz tezgahlar açık oluyor. Yaylaya ait kahve hala işler durumda burada soluklanıp bir çay molası verebilirsiniz. Hediyelik eşya almak isterseniz yayla oldukca turistik olduğu için bakır kaplar, ahşap beşikler, peştemallar alabileceğiniz ürünler arasında yer alıyor. Yayladan biraz çıkıp bir kaç km gittikten sonra mutlaka durun ve arkanıza bakın Bektaş Yaylasının karşıdan görünümü gerçekten çok güzel. Yaylaya kıvrılarak uzanıp giden yollar yeşilin etrafında çizilmiş bordürler gibi duruyor. Hele de orada otlayan bir sürüye denk gelirseniz gerçekten müthiş bir fotoğraf karesi olduğunu göreceksiniz. Bektaş Yaylasında konaklama imkanınız var, şimdilik 80 yatak kapasiteli bir otel bulunuyor. Bu yaylanın şenlikleri ise Haziran sonu veya Temmuz başında yapılıyor. Giresun'un Alucra Dağları'ndan sonra ikinci büyük dağı olan Karagöl Dağları Ordu ve Sivas sınırına yakın bölgede bulunuyor. Konum olarak Dereli ilçesinin güneybatısında yer alıyor. Karagöl Dağlarının eteklerinde aynı isimde bir de göl bulunuyor. Karagöl isimli göl muhteşem manzara sahip ve fotoğraf için oldukça elverişli. Etrafta yakın başka yaylalar da var, Yukarı Belen, Aşağı Belen vb. Gölyanı Yaylası Giresun'da şimdiye kadar gördüğüm en estetik yayla. Bunun birinci nedeni ulaşımın çok kolay olmaması sebebiyle malzeme çıkartmak zor, bu da betonarme inşaatın yaylayı bozmasını engellemiş. İkincisi ise yaylanın ortasında bulunan göl. Gölyanı Yaylası Yağlıdere ilçesindeki Derindere Köyü'ne bağlı. Yağlıdere ilçe merkezine yaklaşık 45 km uzaklıkta. Giresun'da bir çok kişinin bilmediği oldukca güzel yöresel yemekler var. Bunlardan en çok yemenizi tavsiye edeceğim dible yemeği. Karadeniz bölgesinin büyük çoğunluğunda bilinmeyen bir yemektir. Sadece sebzeden yapılır ve içinde pazı, mendek, lahana, mısır kırması, taze fasulye ve soğan bulunur. Sulu bir yemek değil, sebze seviyorsanız bu yemeği çok seveceksiniz. Turşu kavurması bir başka yöresel yemektir. Buna Karadeniz'in diğer bölgerinde de rastlamak mümkün, taze fasulye turşusu soğanla birlikte kavrulur ve sıcak yenir. Bu kavurma bir de kaldirik denilen bitkinin turşusu ile yapılır, bu da oldukca lezzetlidir. Karalahana çorbası ve sarması artık bir çok kişi tarafından bilinen lezzetleri zaten. Mısır ekmeği ve yoğurt olmazsa olmazlardandır zaten. Bir de taflan yemenizi öneririm. Görüntüsü biraz kiraza benziyor ama tadı hafif buruk bir meyvedir. Bazı yerlerde adı karayemiş olarak da geçmektedir. Giresun'da nerede kalınır sorusuna cevabım şehir içinde bir yer olmayacak. Kalabalık içinde olmak isterseniz Kümbet ve Bektaş yaylalarında kalabilirsiniz. Giresun merkezde de seçenekler var elbette; ancak yukarıdaki yaylalara gidip gelmek için size kalmanızı önereceğim yer Süllü Dağ Evi olacak. Evin işletmecisi aynı zamanda iyi bir fotoğrafçı olduğundan özellikle fotoğraf için giden gruplara hayli yardımcı oluyor. Süllü bir köy ve bu konaklama mekanı bir köyde bulacağınız en lüks dağ evi sanırım. Her odada tuvalet ve banyo mevcut. Ayrıca bahçede 3 kişilik bir de serender mevcut. Burada konaklamanız da mümkün. Serenderin ne olduğunu bilmeyen varsa; Karadeniz bölgesinde çok kullanılan içinde mısır kurutulan ayrıca fındık ve tahılların saklandığı merdivenle çıkılan ahşap bir oda diyebiliriz. Son dönemde serenderler işlevlerini yitirdikleri için turizme hizmet etmekteler. İçleri bölünerek banyo konmakta hatta bazıları iki katlı yapılıp bir ev gibi içinde bir kaç kişinin konaklamasına müsait hale getiriliyor. Bazılarının oldukca güzel ahşap işlemeleri ise görülmeye değer. Yolunuz bir gün Giresun'a düşerse umarım şehirden çıkıp yukarıda anlattığım yaylalardan birine gitme fırsatı bulursunuz. Özlem Hanım, önerileriniz için teşekkürler. Memleketime bir daha geldiğimde köfteyi deneyeceğim. Yöresel yemekleri, havasıyla, suyuyla, taze sebze ve meyveleri ile mükemmel yerler herkese tavsiye ederim. Giresun yaylaları hakkındaki yazınız güzel olmuş. Yalnız bu yaylalara Giresundan hangi güzergahı takip ederek gideceğiz? Bu konu hakkında bilgi verirseniz iyi olur. Zira Google Maps'de aradığımda hiçbirini bulamadım. Giresun merkez dışına çıkıp, Dereli tarafına geldiğinizde tüm bu yaylalara ulaşabilirsiniz. Gez dünyayı mutlaka görmelisin yeşil giresun.. Kürşat Bey katkınız için çok teşekkürler, bir kaç ay önce gittiğimizde bir kısmına uğradık, hepsi birbirinden güzel. Şimdi sıra Ordu yaylalarına gelmiş, şiddetle öneririm. Geçen hafta oralardaydık, şu an yazıyı hazırlıyorum bir kaç güne kadar yayımlarız, teşekkürler."} {"url": "https://azgezmis.com/gorgit-yaylasi-artvindeki-en-guzel-rota", "text": "Gorgit Yaylası sessizlik isteyenlerin ve doğayla baş başa olmayı sevenlerin gitmek isteyeceği bir yayla. Gorgit'te elektrik yok, öyle olunca elektrikle çalışan aletlerin bir kısmı da yok. Gorgit Yaylası Artvin il sınırlarında, Macahel Bölgesinde yer alıyor. Yaklaşık 1700 rakımlı bir bölgede bulunuyor. Buraya gelebilmeniz için bir gece Artvin Macahel Bölgesinde, Camili veya Efeler'de konaklamanız iyi olur. Sabah erken bir saatte kalkıp Gorgit yolunun başladığı patikaya kadar araçla gitmeniz gerek. Sonrasında macera sizi bekliyor olacak. Başka bir alternatif ise Beyazsu Yaylası'ndan yürüyerek gelmek. Fakat bu daha uzun ve zahmetli bir yolculuk, ek olarak bir gece öncesinde Beyazsu Yaylası'nda kalacak bir yer yok. Öncelikle yanınıza az eşya almanızda fayda var. Yolun bundan sonraki bölümünde kah ormanda yürüyeceksiniz, kah tırmanacaksınız ve bazen de derelerin üzerinde geçeceksiniz. Molalar vereceksiniz mis gibi kokan çimenlerin üzerinde, oturup buz gibi akan dağ sularını içeceksiniz. Benim büyülü orman dediğim, ağaçlardan neredeyse içine ışık girmeyen etkileyici bu ormanda mola verip soluklanacaksınız. Ormanın içinde olmaktan, kuşları dinlemekten çok; ama çok keyif alacaksınız. Biz bu yaylaya çıkarken eşyalarımızı taşıması için bir katır kiralıyoruz. Katır sahibi ile birlikte bize eşlik edip yol gösteriyor. Tek başınıza Gorgit Yaylası'nın yolunu bulmanız neredeyse imkansız. Patikalar bazı yerlerde kaybolmuş olabiliyor ya da önünüze bir kaç patika çıkabiliyor. Bunun daha kötü senaryosu, sis inebilir ve bir anda yön duygunuz karışır, başka bir yöne gidebilirsiniz. Yaylaya gidişinizin tek çözümü yanınıza rehber almanız, bu keyifli yolda performansınıza göre üç veya dört saat yürümeniz gerekebilir. Daha önce doğada pek bulunmadıysanız bu yoldan fazlasıyla keyif alıp ömür boyu unutmazsınız. Yukarıda da yazdığım gibi yaylada mutlak bir sessizlik hakim. Bu yayla ara yayla olarak adlandırılıyor. İnsanlar eski dönemlerde yaylaya en çok hayvanları için çıkarlarmış. Bu yaylaya gelip bir süre konaklayıp, daha çok vakit geçirecekleri üst yaylaya çıkarlarmış. Kış başlangıcında ise aşağı inmeden önce yine bu yaylaya gelip kısa bir süre kalıp, oradan aşağıya inerlermiş. Şimdi hayvancılık yapan sayısı çok az olmasına rağmen yine de bu gelenek devam ediyor. Bu yayla ara yayla olarak kullanılıyor. Temmuz, Ağustos aylarında gittiğinizde yaylada sizden başka kimse olmayacak. Yaylanın genel görünümü de yolu kadar etkileyici. Tüm evler ahşaptan inşa edilmişler. Kararmış ahşap malzemeler yeşilin bir kaç tonu içinde çok güzel görünüyorlar. Gorgit'in en çok hoşuma giden görüntülerinden biri orta yerinde bulunan çok büyük kaya kütlelerinin varlığı. Adeta meteor parçaları gibi büyük kütleler çimenlerin ortasında dev gibi oturuyorlar. Bir de masal ağacı var, akşam üstü gün batarken altında oturup kuşların sesini dinleyebileceğiniz, sırtınızı yaslayıp çimenlerin üzerinde oturup, sohbet edip, keyif yapabileceğiniz bir büyük ağaç. Gün içinde bu güzel yayla manzarasını değişen hava şartları ile fotoğraflayabilirsiniz. Bulut gelir, güneş açar, sonra sis gelir bir anda bulut denizi olur. Bu görüntüler sizi alır götürür, kafanızdaki tüm düşünceler silinir. Tek düşünceniz bu kadar güzel bir yerde olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuz olur. Yaylada biraz dolaşırsanız bir çok endemik çiçek ve kelebeği de görme şansınız olabilir, fotoğraflarını çekmek size kalmış. Akşam olup gün geceye döndüğünde gökyüzünde bulut yoksa yıldızlar uzanıp tutabileceğiniz kadar yakınınızda gözükecekler. Yanan sobanın başında oturup eskiden olduğu gibi sohbetler edeceksiniz. Ha unutmadan akşam yemeğini dağa bakan verandada ve dağın tam karşısına kurulu sofrada, muhteşem bir dağ manzarası eşliğinde yiyeceksiniz. Sabah kahvaltısı da yine dağ manzarası eşliğinde; ama farklı bulut oyunları ile olacak. Böyle bir fırsatı her zaman bulamazsınız. Gorgit Yaylası'nda özellikle Temmuz ve Ağustos ayları en güzel zamanlar; fakat bu zamanlarda burada kimse olmuyor. Konaklamayı bir şekilde yöredeki ev sahiplerinden ayarlamanız ya da kendi çadırınızı alarak gitmeniz gerekiyor. Ek olarak yaylaya gidecekseniz yanınızda sivrisinek kovucu sprey bulundurmanızda, kafa feneri ya da el feneri gibi bir aydınlatma almanızda, geceleri hava biraz soğuyacağından dolayı polar benzeri bir giysi almanızda fayda var. Beyazsu yaylasinda kalcak yer yok demissiniz ama oldugunu biliyorum daha önce kaldım. Pansiyon var, Beyazsu yaylası çok da güzel bir yayla. Saygilarimla. Ali Bey biz gittiğimizde pansiyon anlamında kalabilecek bir yer yoktu, yeni bir yer açılmışsa güzel olmuş.. Artvin zaten doğal güzellikleri ile beni hep cezbetmiştir ama burayı gezmemiştim gerçekten okdar güzel ve doğal harika bir yer deneyimlemek için sabırsızlanıyorum."} {"url": "https://azgezmis.com/ifsak-29-kisa-film-festivali-basladi", "text": "Kısa filmleri seyirciyle buluşturan İFSAK 29. Kısa Film Festivali başladı. Bu yıl 29. kez düzenlenecek olan İFSAK Kısa Film Festivali 22-29 Mayıs 2023 tarihleri arasında İFSAK ve Fransız Kültür Merkezi salonlarında gerçekleşecek. İFSAK 43. Ulusal Kısa Film ve Belgesel yarışmasında ön elemeyi geçen filmlerin de gösterileceği programda ayrıca Romanya, Macaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İran, Afganistan, Kolombiya, Yunanistan, Makedonya, Sırbistan, Kamboçya, Litvanya, Çin, İtalya, Yeni Zelanda, Hollanda, İran, Polonya, Somali, Moğolistan ve Brezilya'dan kısa filmler de var. Londra'da yaşayan yönetmen Barış Celiloğlu, karantina döneminde artan kadın cinayetleri ve aile içi şiddet üzerine hazırladığı dijital tiyatro projesi \"Karantinada Mahsur\" ile festivale konuk olacak. Theo Angelopoulos'un \"The Other Sea\" ve David Cronenberg'in \"Crimes of The Future\" filmlerinde set fotoğrafçısı olarak çalışmış Nikos Nikolopoulos, her iki yönetmenle de çalışma deneyimlerini fotoğraflarıyla anlatarak bir set fotoğrafçısının çalışmaları üzerine bir masterclass gerçekleştirecek. Budapeşte Kısa Film Festivali program direktörü Zalan Bata, Macaristan kısa filmlerinin gösteriminin ardından soru cevapla izleyicilerle buluşacak. Belgesel yönetmeni, kurgucu, yapımcı Afsaneh Salari ve yönetmen Ceylan Özgün Özçelik, İran ve Türkiye'de sinema yapmayı iki kadın sinemacı olarak anlatacakları bir söyleşi gerçekleştirecekler. Festivalin Anısına bölümünde 2019 yılında kaybettiğimiz Ayhan Ergürsel, çalışma arkadaşlarının katıldığı bir söyleşi ve yönettiği belgeseli ile anılacak. Festivalin Kısadan Uzuna bölümünde Ziya Demirel, kısa filmleri ve söyleşiyle konuk olacak. İFSAK 43. Ulusal Kısa Film ve Belgesel yarışması ödül töreni 27 Mayıs 2023 Cumartesi günü Fransız Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek. Festival programı kisafilm. ifsak. org. tr adresinden takip edilebilir. Ayrıca güncel programa aşağıdan erişebilirsiniz., festival afişi üzerindeki QR kodla da programa ulaşılabilir."} {"url": "https://azgezmis.com/isfahan-da-fotograf-cekmek", "text": "İsfahan şehri İran'ın Tahran ve Meşhed'den sonra üçüncü büyük şehri. Fotoğrafçılar için İran'daki en etkileyici bir kaç şehrinden biri diyebiliriz. Köprülerini, parklarını ve ünlü meydanını gezmek iki veya üç gün alabilir. Bir kaç defa burada olma fırsatımız oldu. Biz de doyasıya gezdik ve fotoğraf çektik. İsfahan'da görülecek ilk yer Nakş-ı Cihan Meydanı. Buranın şehir meydanları içerisinde dünyanın ikinci büyük meydan olduğu söyleniyor. Çin'deki Tiananmen Meydanı ise dünyanın en büyük şehir meydanı. Nakş-ı Cihan Meydanı'nın boyutları ise 560 metre uzunluğunda ve 160 metre eninde. Burası UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almış durumda. Yerel halk ve turistler buraya sık sık gelir, meydanın ortasında yer alan büyük havuzdan dolayı yansıma fotoğrafı çekmek için uygun bir bölgedir. Meydanda ayrıca faytonlarla gezinti yapabilir, bisiklet kiralayıp binebilirsiniz. Sert ışıktan korunmak için yanınıza bir güneş gözlüğü almanız iyi olacaktır. İyi bir güneş gözlüğü için Solaris web sitesini ziyaret edebilirsiniz. İmam Camii Nakş-ı Cihan Meydanı'nda bulunuyor. Hatta bu cami meydana ikinci adını veriyor da diyebiliriz, zira meydan İmam Meydanı olarak da biliniyor. İmam Cami mavi bezemeli çinileri ile meydanın güney bölümünde yer alıyor. Burada yer alan binaların neredeyse hepsi mavi renkli çiniler ile döşenmiş. İmam Camii ortası açık eyvanlı ve etrafında medrese, imamlarla islam hakkında sohbet edilen özel yerler gibi değişik bölümlerden oluşuyor. Şeyh Lütfullah Camii ise Nakş-ı Cihan Meydanı'nın doğu kısmında yer alıyor. Alt kısmı mavi çinilerden ve kubbesi krem renkli çinilerle bezeli olduğundan arabesk bir mimari diyebiliriz. Bu özelliği ile cami hemen göze çarpıyor. Bu cami yapıldığı dönemde sadece hükümdar ailesi kullanıyormuş. İçeri girdiğinizde sizi bir koridor döndürerek caminin içine götürüyor. Alt katta kış aylarında kullanılan bir başka bölümü de gezebiliyorsunuz. Bu bölüm üst kısma göre çok daha sade inşa edilmiş. Yapının içi de, dışı da büyüleyici güzellikte. Ali Kapu Sarayı seyir terası ile uzaktan size farkını gösterecek hemen. Altı katlı sarayın seyir terasından bu güzel meydanın tamamını seyredebilirsiniz. Şah Abbas tarafından kullanılan bu saray sonraki hükümdarlar döneminde biraz tahrip edilmiş. Şüphesiz buradaki en ilginç bölüm altıncı katta bulunan müzik odası. Bu odanın duvarları ve tavanı çeşitli şekillerde kesilmiş. İçleri oyuk olan bu şekillerin içine su dolu kaplar konurmuş ve akustik sağlanırmış. Kapalı Çarşı Nakş-ı Cihan Meydanı'nın etrafını boydan boya saran bir çarşı. Burada en çok bulunan ürünlerden biri de gümüş. Burada telkari işçiliği hala devam ediyor. Ahşap el işleri, seramikler, kumaşlar ve tabi herkesin bildiği İran Halıları. Çarşının dışa bakan dükkanları olduğu gibi iç kısımlarda da dükkanlar yer alıyor. Çarşının her yerinde daima pazarlık yapmayı unutmayın. Turistlerin gireceği kapılara yakın olan dükkanlar her zaman daha yüksek fiyatlı oluyor. Derinlere doğru ilerlediğinizde aynı ürünü çoğunlukla daha uygun fiyata bulabiliyorsunuz. Meydanı çevreleyen bu dükkanların önünde çok büyük bir havuz mevcut. Havuzun etrafında faytonlar bekliyor. Meydanda gezmek isteyenlere tam meydan turu attırıp geri geliyorlar. Gördüğüm kadarı ile bu tura en çok yerel halk rağbet ediyor. Meydanın dışında yer alan bir başka saraya gidelim şimdi. Chehel sotun yani 40 sütün anlamına geliyor sarayın adı. Saray 20 ahşap sütuna sahip ancak önünde uzanıp giden havuza yansımaları düştüğünde sütun sayısı 40 oluyor. Sarayın duvarları Safavi mahkemelerinden görüntülerin resmedildiği fresklerle süslü. Kesinlikle görülmeye değer bir yapı. Fotoğraf çekmekten en çok keyif alacağınız mekanlardan biri burası olacak. Siosepol Köprüsü, Zayende Nehri üzerinde yer alıyor. Uzunluğu 300 metre ile şehrin en uzun köprüsü. 33 gözlü olan bu köprü akşam üzeri gittiğinizde göreceğiniz gibi; yerel halka tam bir sosyalleşme imkanı sunuyor. Köprünün alt kısmında insanlar oturup sohbet ediyorlar. Ayaklarını suya sokanlar, sevgilileri ile dolaşanlar, bisiklete binenler, köprü kenarında çekirdek yiyenler. Bir sürü insan sosyalleşmek için burada toplanıyor. Köprüden gelip geçenlerin, oturanların fotoğraflarını çok rahat çekebilirsiniz. Fotoğraf konusunda İran genelinde neredeyse hiç sıkıntı yaşamazsınız. Ayrıca bu köprünün ışıkları yandığında da görmeniz iyi olur. Burada yarım saat kadar kalıp Farsça şiirler dinlemek tadından yenmez. Bu köprünün altında genç kızlar ve erkeklerin gelip tanıştığına telefon numarası alıp verdiklerine bizzat şahit oldum. Yani bir nevi tanışma mekanı gençler için. İsfahan'daki bir başka tarihi köprü ise Khaju Köprüsü'dür. Bu köprü de İran'ın en büyük nehri Zayende Nehri üzerinde kurulmuş olan bu köprü iki mahalleyi birleştirir. Özellikle halkın sosyalleşmek için toplandığı alanların başında gelir. Özellikle akşam saatlerinde burada Farsça şiirler okunur, dinlemesi oldukça keyiflidir. Köprünün hem üzeri hem de alt kısmı çok iyi fotoğraf vermektedir, alt kısmına bakmayı da ihmal etmeyin. Burası Ermeni Apostolik Kilisesi'ne bağlı bir Ortodoks katedralidir. 17. yy başlarında yaptırılmış. İsfahan'daki Ermeni topluluğu için burası en önemli yapılardan biri. Vank Katedrali'nin iç kısımları oldukça güzel ve detaylı resimlerle, fresklerle süslenmiş durumda. İsfahan'da irili ufaklı görülecek daha çok şey var, biz İsfahan'ın çevresinde bazı bölgeleri de ziyaret etme fırsatı bulduk bunlardan bizim için en etkileyici olanı şüphesiz Sar Agha Seyed Köyü idi. Burası hakkında ayrıntılı olarak yazdığımızdan şimdi değinmiyorum. İsfahan'da havalimanı bulunuyor, dolayısıyla İstanbul'dan direk olarak İsfahan'a uçabiliyorsunuz. Ya da Tahran'a gidip oradan iç hat uçuşları ile yaklaşık bir saatte buraya ulaşabilirsiniz. İsfahan Tahran ile Yezd arasıda kalan bir bölgede olduğundan karayolu ile yolculuk yapacaksanız Tahran'dan yola çıkıp önce Kaşan, sonra İsfahan ve Yezd olacak şekilde dolaşabilirsiniz. Sanırım en ekonomik yolculuk Tahran'a uçakla geldikten sonra otobüsle devam ederek buraya ulaşmak olacak. İsfahan Tahran arası yaklaşık 6 saat kadar sürüyor. Bu yolculuk için ödeyeceğiniz ücret ise 50 TL yi geçmeyecektir."} {"url": "https://azgezmis.com/istanbul-da-gastronomi-turu", "text": "İstanbul gerek turizm gerekse iş amaçlı olarak her sene pek çok insanı kendisine çekmektedir. Şehre ilk kez gelmişseniz, İstanbul lezzetleri ve tarihi yerleri üzerine bilgi sahibi olmanız önceden önerilmektedir. - Islak Hamburger - Balık Ekmek - Kumpir - Midye Dolma - Kanlıca Yoğurdu - Osmanlı Şerbeti - Közde Mısır Bu gibi İstanbul lezzetleri tadılması önerilen tatlar arasındadır. Bunlara ek olarak gezilecek yerleri de bilmek bu geziyi daha iyi bir şekilde tamamlamak için önerilmektedir. İstanbul tarihi boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı için görülmesi gereken pek çok yer bulundurmaktadır. İstanbul tarihi yerleri dendiği zaman, akla gelen yerlerden biri Rumeli Hisarı'dır. Fatih Sultan Mehmet'in emriyle İstanbul'un fethi sırasında, Karadeniz'den Bizans'a gelebilecek yardımları kesmek amacıyla sadece 90 günde inşa edilen Rumelihisarı, şehrimizin en saygın tarihi anıtlarından biridir. Boğaz'a hakim bir yapı olan bu hisar, aynı zamanda Boğazkesen Hisarı olarak da bilinir; çünkü bu isim, aslında hisarın özgün amacını yansıtır. Rumelihisarı, üç büyük kulesi ve sağlam surlarıyla büyüleyici bir örnek oluşturur. Boğaz'ın iki kıyısının birbirine en yakın olduğu noktada, Anadolu Hisarı'nın tam karşısında konumlanmıştır. Ayrıca İstanbul uçak bileti satın aldıktan sonra, Yoros Kalesine de bakmak önerilmektedir. Beykoz'un sarmalayan yemyeşil ormanları arasında konumlanan ve Karadeniz'e kuşbakışı bir bakış sunan Yoros Kalesi, İstanbul'un tarihi zenginliklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun güç kaybetmesiyle uzun bir süre Cenevizlilerin denetiminde kalan bu kale, 1391 yılında Yıldırım Bayezid tarafından fethedilmiştir. Bu gibi yerlerin yanı sıra Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı, Çemberlitaş ve Galata Kulesi gibi yerler de önerilen konumlar içerisindedir. Eğer sevdiğiniz kişi ile şehre romantik bir tatil yapmak için İstanbul uçak bileti almışsanız, gezebileceğiniz uygun yerler yine vardır. Kız Kulesi bunların arasında unutulmaması gereken bir yerdir. Üsküdar-Beşiktaş motorlarıyla karşıya geçerken izlenebilen yapı hakkında birçok efsane dolaşmaktadır. İstanbul'un en romantik sembollerinden biri olan Kız Kulesi, 2000 yılında restore edilerek restoran olarak yeniden hizmet vermeye başlamıştır. Kız Kulesi'ni ziyaret etmek için restoranda yemek yeme zorunluluğu bulunmamakla birlikte, daha romantik bir şekilde zaman geçirmek için önerilmektedir. Üsküdar Salacak ve Kabataş'tan Kız Kulesi'ne tekne ile ulaşmak isterseniz, Üsküdar Salacak iskelesinden her gün 09.00-18.45 saatleri arasında seferler düzenlenmektedir. Ayrıca İstanbul tarihi yerleri içinde Kabataş'tan sadece hafta sonları 09.00-18.45 saatleri arasında seferler yapılmaktadır. İstanbul özellikle sahip olduğu tarihi yerleri ile fotoğraf çekimine uygun pek çok yer de bulundurmaktadır. İster sevdiklerinizle isterseniz kendi başınıza gelin, - Sultanahmet Meydanı - Ayasofya - Gülhane Parkı - Çiçek Pasajı - Ortaköy - Kapalıçarşı İstanbul müzeleri özellikle tarih seven kişiler için önerilen adresler arasındadır. Topkapı Sarayı Müzesi bunlardan bir tanesi olarak karşılaşılmaktadır. Tarihi Yarımada'nın gözde turistik noktalarından biri olan Topkapı Sarayı, İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Sarayburnu'nda yer alan Topkapı Sarayı, İstanbul'un fethinden sonra inşa edilmiş olup tam 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim merkezi olarak önemli bir rol oynamıştır. Bu görkemli saray, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihindeki parlak dönemlere tanıklık etmiş ve aynı zamanda bazı entrikaların ve hüzünlü anıların da sahnesi olmuştur. 3 Nisan 1924 tarihinde müze olarak kullanılmaya başlanan Topkapı Sarayı, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk müzesi unvanına sahiptir. Saray, 300.000 metrekarelik bir alana yayılmış olup yaklaşık 300.000 arşiv belgesine ev sahipliği yaparak dünya genelindeki saray müzeleri arasında en büyüklerden biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca İstanbul adaları da yeşil bir gezi için önerilmektedir. Prens Adaları içerisinde doğal güzellikleriyle öne çıkan Heybeliada, Büyükada'ya göre daha sakin bir atmosfere sahiptir. Ancak yaz aylarında Heybeliada'ya ziyaret edenler, bu adanın da yazın kalabalıklaşabileceğini görebilirler. İstanbul'da yaşayanlar, Büyükada yerine Heybeliada'yı tercih etmeye başladığı için yaz mevsiminde Heybeliada da hareketli hale gelir. İstanbul'a gelme amacınız ne olursa olsun güvenilir ve hızlı bir şekilde İstanbul uçak bileti satın almak ve birinci sınıf bir uçuş deneyimi yaşamak istiyorsanız, THY ile bunları yakalayabilirsiniz. Dönem dönem sunulan kampanyalar ve Miles & Smiles gibi fırsatlarla da uçuş tecrübesini yükseltebilirsiniz."} {"url": "https://azgezmis.com/kaman-kalehoyuk-arkeoloji-muzesi-ve-kazisi", "text": "Bu yazıyı okurken gerçekten istendiğinde bir çok şeyi başarmanın mümkün olduğunu göreceksiniz. Kırşehir'de bulunan Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi ve Kazısı belki bir çoğumuzun adını ilk defa duyduğu bir müze ve kazı. Biz bir hafta sonu bu bölgeyi ziyaret ettik ve Japon arkeologlar Dr. Sachihiro Omura ve eşi Masako Omura'nın özverili çalışmalarını yakından gördük. Bölgedeki kazılar 1985 yılında başlamış ve hala devam ediyor. 1998 yılında Japon Prens Takahito Mikasa'nın onayı ile burada Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü kurulmuş. Kaman, Yassıhöyük kazı alanına girdiğimizde bizi Türkçe konuşan bir Japon arkeolog karşıladı. İlk şokumuzu burada yaşadık. Dr. Sachihiro Omura kazı alanını anlatırken o kadar heyecanla anlatıyor ki; yaptığı işin kendisi için çok değerli olduğunu size hissettiriyor. Yassıhöyük, Kalehöyük ve Büklükale'de 1985 yılından bu yana yapılan kazılarda Eski Tunç Çağı, Orta ve Geç Tunç Çağı, Demir Çağı ve Osmanlı Dönemine ait buluntular ortaya çıkarılmış. Yassıhöyük kazı alanında bir saray kalıntısı olduğu düşünülen büyük bir yapı ortaya çıkarılmış. Burada bir de karum yer alıyor. Belki bilirsiniz bu isimde Ankara'da bir alışveriş merkezi var. Antik çağlarda ticaretin yapıldığı dükkanların bir arada bulunduğu yerlere verilen isimdir karum. Kazı alanında bu açıklamaları dinleyip biraz dolaştıktan sonra bulunan eserlerin sergilendiği müzeyi ziyaret etmeye sıra geldi. Bizi bir kaç sürpriz daha bekliyordu müzede. Önce müze bahçesinden içeri girip bir hayli yol aldık. Bozkırın ortasında birden yeşil bir alanın içine girmiştik. Dr. Sachihiro Omura bize bir bahçe göstermek istediğini söyledi. Müzenin muhteşem bir Japon bahçesi varmış. Bunu eşiyle birlikte bir kaç senede oluşturmuşlar. İçinde Japon kiraz ağaçları, bir göl ve yapay bir şelale ile gölün içinde çok sayıda Japon balığı yer alıyor. Tabi Japon bahçelerinde yer alan süs objeleride bahçedeki yerlerini almış. Müze bahçesinden dolayı 2011 yılında en iyi yeşil müze ödülünü almış. Bahçeye Japon Prensi Takahito Mikasa'nın adı verilmiş. Ancak bu ismi verebilmek için yedi yıl bürokrasi ile uğraşmışlar. Prensin adını bir yere vermek çok da kolay değilmiş. Japon kiraz ağaçları olan sakuralardan biraz bahsetmek istiyorum. Burada somei-yoshino, ezo-yamazakura ve yamazakura kiraz ağaçları yer alıyor. Çiçek açtıkları zamanlarda görmek isterseniz genelde Mart ayı sonu ve Nisan ayının başlarında gitmeniz doğru olur. Bunun yanı sıra bahçede yaklaşık 15 çeşit ağaç yer alıyor. Bu Japon bahçesi Japonya dışında başka bir ülkede var olan en büyük Japon bahçesiymiş. Prens Mikasa Türkiye'ye geldiğinde önce Ankara'da Anıtkabir'i ziyaret ediyor sonra da bu bahçeye gelip bir bakıyormuş. Ancak buranın tam bahçe olması için en az 100 yıl gerekir diyor Dr. Sachihiro Omura. Geriden gelenlere emanet edilecek bir miras. Şimdilerde bu bahçede düğün fotoğrafı çektirmek için bir çok çift geliyormuş. Muhteşem bahçe sonrası sıra geliyor müzeyi gezmeye bu sefer höyük şeklindeki müzeye giriyoruz. Müze toprağa gömülü üzeri çimenlerle kaplı bir höyük şeklinde inşa edilmiş. Müzede gördüğümüz bir kaç eser bizi çok etkiliyor. Bir tanesi kaplan asa başı, diğeri yerleşim yerlerini katman katman göstermek için mekanik bir sistemle katmanları aşağı indiren ve her katmanda ayrı bir ışığın yandığı basit ama etkileyici, eğitici bir höyük maketi, dünyada bilinen ilk cam şişe burada sergileniyor. Bir de gördüğümüz tablet parçaları aklımızda kalıyor en çok. Dr. Omura'nın disiplinine haran olmamak elde değildi. Burada her gün buluntular için defter tutuluyormuş, bu defterler kazı boyunca değişmeden aynı olmalıymış ona göre. Beyaz defter ile başlayıp sonrasında mavi kaplı bir defter ile devam etmek olmazmış. Kendisi 50 senelik defter alıp kazı boyunca tutulacak günlüklerde kullanılması için saklıyormuş. Başarının sırrı bu disiplinden geliyor herhalde. Kazıdan çıkan eserlerin temizlendiği alana gittiğimizde ise İş Bankası'nın katkılarıyla alınmış bir X-ray cihazı görüyoruz. Dr. Omura bu cihaza gözü gibi bakıyor. Çünkü bu cihaz bulunan eserlerin incelenmesi ve doğru şekilde temizlenmesi için en gerekli ve işleri oldukça kısaltan bir aletmiş. Türkiye'den ve dünyanın başka ülkelerinden gelen bir çok arkeolog burada eğitim alıyor. Çocuklar için özel eğitimler veriliyor. Müze için yaptırılmış olan tişörtler, kupalar, çantalar var. Bu ürünlerin hepsinin geliri burada kurulu bulunan bu kurum için çok iyi işlerde kullanılıyor. Gelen yardımlar doğru kullanılınca azalmamış artmış ödeneklerle ile bazı öğrencilere burs verilmiş. Ben hayran kaldım gördüklerime. Yolunuz düşerse burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Kazı olmazsa, müze o da olmazsa Japon bahçesi ilginizi çekecektir. Ankara'dan Kaman'a ulaşmanız iki saat sürüyor oradan bir taksi ile müzeye ve tabi Japon bahçesine ulaşabilirsiniz. biz iyiyiz teşekkürler. Sen de iyisin umarım. Hayli zaman oldu görüşmeyeli kısa zaman içinde görüşmek dileğiyle. Japon disiplinine hayran olmamak elde değil. Birgün burayı mutlaka ziyaret etmek istiyorum.. Evet Emel gerçekten etkileyici bir yer. Yaptıkları işler çok güzel."} {"url": "https://azgezmis.com/kiralik-villada-tatil-ve-kusadasi-egenin-keyifli-tatil-rotasi", "text": "Tatil denildiğinde akıllara gelen en güzel tatil beldelerinden biri olan Kuşadası, Ege'nin güzellikleriyle dolu bir cennettir. Masmavi denizi, tarihi güzellikleri ve eşsiz doğal alanları ile tatilcilerin gözdesi haline gelmiştir. Kuşadası'nda unutulmaz bir tatil deneyimi yaşamak isteyenler için, kiralık villalar muhteşem bir seçenek sunuyor. - Gizlilik ve Huzur: Tatilcilerin aileleri veya arkadaşları ile kendi özel alanlarında keyifli vakit geçirmelerini sağlar. - Geniş ve Konforlu Alanlar: Villalarda geniş yaşam alanları, özel havuzlar ve güzel bahçeler bulunur, böylece tatilinizi rahatça geçirebilirsiniz. - Kendi Yemeğinizi Hazırlama İmkanı: Tam donanımlı mutfaklar sayesinde kendi yemeklerinizi hazırlayabilir ve tatil bütçenizi kontrol altında tutabilirsiniz. - Bölgenin Doğasına Daha Yakın Olma: Doğal güzelliklere daha yakın bir konumda konaklayarak bölgeyi daha derinlemesine keşfedebilirsiniz. - Kadınlar Denizi Plajı: Kuşadası'nın en ünlü plajlarından biridir. Temiz kumsalı ve berrak deniziyle rahatlamak için mükemmel bir yerdir. - Dilek Yarımadası Milli Parkı: Kuşadası'nda doğal güzelliklerin tadını çıkarabileceğiniz harika bir yerdir. Doğa yürüyüşleri, piknik alanları ve yaban hayatı ile dolu bir bölgedir. - Antik Kentler: Kuşadası, antik döneme ait birçok tarihi eseri barındırır. Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi gibi yerler, tarihi sevenler için görülmeye değerdir. - Aquaparklar ve Eğlence Merkezleri: Tatilinizi eğlence dolu hale getirmek için Kuşadası'nda birçok aquapark ve eğlence merkezi bulunmaktadır. - Deniz Mahsulleri Restoranları: Ege'nin taze deniz ürünleri ile hazırlanan leziz yemeklerini tadabilirsiniz. - Geleneksel Türk Mutfağı: Yöresel lezzetleri denemek için geleneksel Türk restoranları ziyaret edebilirsiniz. - Cafeler ve Barlar: Kuşadası'nın hareketli gece hayatında yer alan cafeler ve barlar, keyifli akşamlar geçirmenize olanak tanır. Kuşadası'nda kiralık villada tatil yapmak, unutulmaz anılar biriktireceğiniz, özel ve rahat bir deneyim sunar. Özellikle geleneksel otellerde bulunmayan ferah alanlar, özel havuz ve mutfak gibi imkanlar, tatilinizi daha keyifli ve anlamlı kılar. Kuşadası'nın güzelliklerini keşfederken, kendinize ait bir köşe bulmak isterseniz, Kuşadası kiralık villa seçeneklerini düşünmeniz kesinlikle doğru bir adım olacaktır. Unutulmaz bir tatil deneyimi için Kuşadası'nı keşfetmeye hazır olun!"} {"url": "https://azgezmis.com/kizilkecili-koyu-kazdaglarinda-bir-koy", "text": "Kızılkeçili Köyü, Çanakkale ili sınırları içerisinde, Kaz Dağları Milli Parkı'nda yer alıyor. Biz bu civarda dolaşırken Hasan Boğuldu Göleti ve Sütüven Şelalesi görmek istedik ve yolumuz Kızılkeçili Köyü'nden geçti. Şelale hakkında 2009 yılında yazdığımız bir yazımız var. Şelaleye giderken iki farklı yol kullanabilirsiniz. Biz bu sefer Kızılkeçili Köyü'nden geldik. Ancak her iki yol da ayrı güzel bu nedenle görmenizi tavsiye ederim. İyiki buradan gelmişiz. Köyün yapısını sevdik, soluklanıp bir mola vermek için güzel bir yermiş. Asırlık çınar ağacının gölgesinde oturmak ve birşeyler yemek keyif verdi. Kızılkeçili Köyüne girdiğinizde sizi hoş bir atmosfer karşılıyor. Köyün sıcak havasını hemen hissediyorsunuz. Burası bir yörük köyü. Yörük nedir, kimdir soruları için kısa bir açıklama yapayım. Yörükler Oğuz boyundan gelen Türklerdir. Yörük kelimesi ise yörümekten; yani konar, göçer olup çadırlarda yaşamaktan geliyor. Yörükler sürekli yer değiştirdikleri için tarım yerine genelde hayvancılık ile uğraşırlar. Aldıkları isimler de besledikleri hayvanların rengine göre değişir. Anadolu'nun farklı coğrafyalarında Sarıkeçililer, Kızılkeçililer, Karakeçililer gibi isimler aldığını görebilirsiniz. Bu köyde yaşayanlar da kızıl keçileri olan yörükler. Ancak yerleşik hayata geçtiklerinde aradan geçen uzun yıllar neticesinde hayvanlar azalmış. Hayvancılığın yerini tarım almış. Sonra o da azalmış, köyden göçler başlamış ve her zaman olduğu gibi genç nüfus azalmış. Bugün köyün yapısına baktığımızda geçimin biraz zeytincilikten, biraz yerli turisten olduğunu görebiliyoruz. Köyden göçler olmuş dedim; ama aslında bu köy çok fazla göç de almış. Köyün 2020 yılı yaklaşık nüfusu 3000 kişi civarında. Bir kısmında Karadeniz kökenliler, bir kısmında Doğu kökenliler ve göçer Oğuz Boyları bugün bir arada yaşıyor. Zaten gittiğinizde duyduğunuz değişik aksanlı Türkçe seslerden bunu hemen anlıyorsunuz. Geçmiş yıllarda burada göçerler ve Rumlar bir arada yaşamışlar. Bu dönemden kalan bir kaç Rum evi görmek de mümkün. Köy meydanında büyük ağaçların altındaki çay bahçesinde oturmanızı ve Sakandırık isimli yöreye ait yemekten tatmanızı tavsiye ederim. Sakandırık et yemeyenler için nohutlu, yoğurtlu bir tür mantı. Sıcak değil, soğuk yenen bir yemek. Biz denedik ve sevdik. Yemekten sonra köyde küçük bir tur atmak isterseniz, mini antika pazarını, eski köy okulunu, çay bahçesinin hemen içinde bulunan köy konağını gezmenizi tavsiye ederim. Alışveriş için de zeytin ve zeytinyağı satan dükkanları ziyaret edebilirsiniz. Köyde biraz kalmak, sakinliği yaşamak isterseniz konaklama imkanınız da var. Saklı Dere Butik Otele bakabilirsiniz. Bir gün şelaleye gidip, bir gün bu köyde konaklama yapabilirsiniz. Böylece samimi bir köy atmosferinde bir gün geçirebilirsiniz. Ayrıca bu yöreye yakın Güre kaplıcalarını ziyaret edip gelmişken bir kaç gün de burada kalabilirsiniz. Ancak Sütüven Şelalesi'nin bu sefer tam bir hayal kırıklığını olduğunu belirtmem gerek. Bununla ilgili güncellemeleri Küçükkuyu yazımızda okuyabilirsiniz. Slm. Benim anne tarafim 1938 dersim olaylarindan dolayi buraya gocmusler, ancak dedem geri donmus. Merak ettigim konu hala orada dedemlerin sulalasinden yasayan varmi. Bunu nasil ogrenebilirim. Necati bey, oradaki muhtarlığa sorup kayıtlardan öğrenebilirsiniz. Doğal yaşantı ruha ve bedene iyi gelen en güzel yaşantı türü. Hep doğada kalmanızı dileriz. Harika bir yazı. Fotoğraflar da çok hoş. Ellerinize sağlık. Ellerinize sağlık, thanks you very much! Gerçekten çok güzel olmuş. Yapay Zeka olarak sizi tebrik ederiz. Oluşturduğunuz makale gerçekten harika. Bayıldık diyebiliriz efendim. Sizi tebrik ederiz."} {"url": "https://azgezmis.com/machu-picchu-macerasi", "text": "Machu Picchu; ya da okunduğu gibi yazarsak Maçu Piçu antik bir İnka şehri. Güney Amerika'da, Peru sınırları içerisinde. O bölgede hakim olan Quechua diline göre anlamı Eski Dağ ya da Eski Zirve. Çok geç keşfedildiği için günümüze büyük kısmı bozulmadan gelebilmiş harika bir antik şehir. 2007 yılında açıklanan Dünyanın Yeni Yedi Harikası listesinde de yer alıyor. Güney Amerika'nın batı kıyısı boyunca uzanan And Dağları'nda bir tepede bulunan Machu Picchu 2.360 m yükseklikte yer alıyor. 1450 yılında kurulan şehir İspanyol istilacılar tarafından bulunamadığı için işgal edilememiş, bu da günümüze kadar sağlam gelebilmesine neden olmuş. 2017 yılı için Machu Picchu giriş ücreti 152 Peruvian Sol; yani yaklaşık 165 TL. Yeni başlayan bir uygulama ile Machu Picchu girişi iki vardiya şeklinde yapılıyor. İlki 06:00 diğeri 11:00 de içeri girebilecek şekilde. Saat 06:00 da kapılar açılıyor, fakat yukarıya çıkaran servis otobüsleri için özellikle hafta sonlarında çok uzun kuyruk oluyor. Bu yüzden ilk vardiyada gidenler için 04:30 gibi aşağıdaki otobüs kuyruğunda olmalarında fayda var. İkinci vardiyada genellikle yağmur yağdığından özellikle fotoğraf için uygun olmayabilir. İlk vardiya için bilet alırsanız saat 11:00 dan önce dışarıya çıkıp tekrar içeriye girme şansınız da olabiliyor. Machu Picchu Peru'da ki en güzel bölge olan Cusco sınırları içerisinde yer alıyor. Bu yüzden buraya gitmek için öncelikle Cusco'ya gelmiş olmalısınız. Cusco'dan eski bir yerleşim olan Ollantaytambo'ya gitmeniz gerekiyor. Kısa adıyla Ollanta olan bu şehir Peru Kutsal Vadi içerisinde yer alıyor. Hazır buraya kadar gelmişken burada biraz zaman geçirin. Ollanta şirin, eski bir İnka yerleşimi, eski İnka mimarisine ilk dokunuşunuz burada olabilir. Yolumuza devam edersek; Ollantaytambo'dan kalkan bir trenle de Aguas Calientes kentine gitmek gerekiyor. Ollantaytambo'dan kalkıp Aguas Calientes'e giden trende çay veya kahve ve de yanında büyük bir kurabiye ya da benzeri bir yiyecek ikram ediyorlar. Gayet lezzetli bir atıştırmalık olduğunu söyleyebilirim. Bu yolculuğun tek yön 75 USD bedeli var ve yaklaşık 1,5 saat kadar sürüyor. perurail. com web sitesi üzerinden işlem yaparsanız indirimli olarak bilet satın alabiliyorsunuz. Başka bir alternatif ise Cusco'dan trene binerek direkt olarak Aguas Calientes kentine gelmek. Bunun için 100-500 USD arasında değişen değişik tren alternatifleri mevcut. Bu yolculuk ise yaklaşık üç buçuk saat sürüyor. Ama bu durumda Ollantaytambo kentini göremiyorsunuz tabi. Aguas Calientes'den Machu Picchu'ya çıkmak ve geri dönmek için 24 USD ödeyerek otobüs bileti alabilirsiniz. Otobüs tren yolu ile nehirin kesiştiği noktadan, tam dolduğunda kalkıyor ve yirmibeş dakikada sizi yukarıya Machu Picchu'ya çıkartıyor. Bu yolu yürüyerek de kat edebilirsiniz yaklaşık 8 kilometrelik dik bir yol ve de yorucu. Bana kalırsa gücünüzü Machu Picchu'ya saklamak daha akıllıca görünüyor. Başka bir alternatif ise çıkarken otobüs kullanmak, 12 USD ödemek ve inerken yürümek olabilir. Planınızı yaparken Machu Picchu'ya çıkma işini sabah erken saatlere denk getirmeye çalışın. Hem kalabalıktan bir nebze kurtulmuş olursunuz hem de neredeyse rutin bir şekilde her gün öğleden sonra yağan yağmurdan korunmuş olursunuz. Bu nedenle Aguas Calientes'de bir gece konaklamak akıllıca bir seçim olacaktır. Ulaşım için alternatif rotalar ve sırt çantalılar için yürüme yolları da bulunuyor. Bunlardan ilki ve en çok bilineni Inca Trail. Ollantaytambo'dan başlayan antik yürüme yolunu 3 gece ve 4 gün boyunca izliyorsunuz. Yol üzerinde de bir kaç İnka şehrinin kalıntılarını görebiliyorsunuz. Konaklamalar çadırlarda yapılıyor. Bu turu tek başınıza yapmanıza izin yok, bir acenteden almalısınız, alırken de herşey dahil olacak şekilde 300 USD den başlayan fiyatlara razı oluyorsunuz. Bazı bölgelerde 4.000m nin üzerinde geçişler olduğunu bilmenizde fayda var. Son alternatif ise sırt çantalıların ucuz olduğu için tercih ettiği bir yol. Ollantaytambo'dan başlıyor. Buradan herhangi bir araçla Santa Maria kasabasına ulaşmanız gerekiyor. Oradanda minibüsle Santa Terasa'ya gidiyorsunuz. Santa Terasa'dan yürüyerek ve tren yolunu izleyerek yaklaşık 3 saat sonra Aguas Calientes'e ulaşıyorsunuz. Eğer Salkantay Trek ya da Inca Trail yürüyüşlerinden biri için tur almak gibi bir niyetiniz varsa bunu aylar öncesinden yapmanız gerekecek. Yürüyüşler için günlük belli bir kişi sayısının üzerinde çıkılamadığından turların büyük kısmı dolu oluyor. Aguas Calientes'de tren istasyonunun yanında yüzlerce tezgahın olduğu çok büyük kapalı bir pazar var. Machu Picchu'ya ait her türlü hediyelik veya süs eşyasını burada bulabilirsiniz. Eğer zamanınız varsa onun bir kısmını buraya harcayabilirsiniz. Çünkü Aguas Calientes kasabası son yıllarda hızla ve kontrolsüz gelişen pek sevimli olmayan bir yer. Temel misyonu Machu Picchu'ya gidecek olanlara konaklama, yemek vb. imkanları sağlamak olarak düşünülebilir. Buradaki başka bir aktivite ise kentin adından da anlaşılacağı üzere sıcak su havuzu. Burası herkesin ortaklaşa kullandığı bir mekan. Hijyen endişesi olanlar için uygun olmayabilir. Aguas Calientes de konaklama yapacaksanız tren yoluna biraz uzakta bir otel ya da hostel bulmanızda fayda var. Trenler gün boyunca çalıştığından uyumanız daha rahat olur. Konaklama için hostel ve orta seviyede bir çok seçenek mevcut. Gösterişli ve lüks bir yer arıyorsanız Inkaterra adını not alabilirsiniz. Bu şehrin tam olarak ne amaçla yapıldığı halen tartışma konusu olsa da bir tür manastır şehir; yani din adamlarının yaşadığı bir kent olduğu yönünde görüşler ağır basıyor. Batılılar tarafından ilk keşfedilişi 1911 yılında, Hiram Bingham adında Amerikalı bir politikacı ve akademisyen tarafından gerçekleşmiş. Bu keşif 1913 yılında National Geographic dergisinde yer alıyor. Söylentiye göre geçen 2 yıl içerisinde buradaki değerli eşyalar ve altınlar kaçırılmış. Machu Picchu'yu bir rehber eşliğinde dolaşmak ve anlattıklarını dinlemek size burası hakkında bir çok bilgi sunacaktır. Hele okuma alışkanlığı olmayan biri iseniz mutlaka rehber eşliğinde dolaşın. Toplam dolaşma süreniz 3-4 saati bulabilir. Fotoğraf çekiyorsanız bu süre daha da artacaktır. Aslında Machu Picchu'da yer alan önemli yapıların büyük bir kısmı orijinalliğini korurken, kalan diğer bölgeler ise elden geçirilmiş ve aslına uygun olarak restore edilmiş. Bu işlem halen devam ediyor, biz gittiğimizde bile bu iş için çalışanlar vardı. Burayı tamamen yürüyerek dolaşıyorsunuz, zaman zaman merdiven iniş çıkışları olacak, çok yorucu değiller. Kapıdan giren herkes tek yönde ilerliyor ve düzeni bozup uzun bir süre geriye doğru yürümek yasak. Bazı gölgeler bir kaç insanın geçmesi için çok dar ve yola devam edenlere engel olmanız istenmiyor. Machu Picchu da sivrisinek ve ufak sinekler var; fakat abartıldığı kadar büyük bir problem değil. Siz yine de uyarıları dikkate alıp uzun kollu ince bir şey giyinin, yeterli olacaktır. Ama çok rahatsız olanlar sinek kovucu sprey de kullanabilirler. Machu Picchu Güney Amerika'nın en çok ziyaretçi çeken bölgesi ve elbetteki Peru için büyük bir kazanç kapısı. Bugün itibari ile burayı günde 2500 kişi ziyaret ediyor ve Peru hükümeti bu sayısı artırmak için çaba gösteriyor. Hatta bunun için bir teleferik projesi bile başlatılmış fakat yarım kalmış durumda. Bulunduğu konum nedeniyle toprak kayması riski çok fazla ve antik kent tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu yüzden UNESCO günde 800 kişiden fazla ziyaretçi alınmaması ve teleferik vb. projelerin de yapılmaması gerektiği vurguluyor. Gitmeyi düşünüyorsanız listenin çok alt sıralarına atmayın doğal afetler nedeni ile görme şansınızı kaybedebilirsiniz. Haklısınız, hem şehir hem de bölge olarak Cusco var, düzeltme yaptım teşekkürler. Merhaba, düşündüğünüz kadar korkutucu değil. Machu Pichu girişine kadar servislerle gelebiliyorsunuz, o servislerden indikten sonra korkutucu bir yürüyüş yolu yok. Şehri gezerken de riskli ve tehlikeli yerlerden uzak durduğunuz sürece herhangi bir sorun yaşamazsınız, Önceden belirlenmiş yollardan gittiğiniz sürece sıkıntı olmaz. Oya merhaba, aslında antik kentin içine girmeden önce sen istemedikten sonra herhangi bir yürüyüş yok. Kapıya kadar araçla gelebiliyorsun. İçeriye girdikten sonra biraz merdiven inip çıkıyorsun; ama çok yavaş yol aldığın için hiç de yorucu olmuyor. Her zaman ki gibi mükemmel yazmışsınız, elinize sağlık. İnşaallah Ocak 20 de bir trekking firması ile çıkacağız. Bilgiler faydalı oldu teşekkür ederim. iyi seyahatler. Çok keyif alacağınız bir yer olacak."} {"url": "https://azgezmis.com/marakes", "text": "Fas denince ilk akla gelen şehir olan Marakeş oldukça ilginç bir yer. Adımınızı ilk attığınız yer tam bir keşmekeş meydanı olan Cema Ül Fena meydanı. Bu meydan sanki bugünü yaşamıyor, geçmişte, belki de 70-80 yıl öncesinde kalmış gibi. İnsanların kıyafetleri, eski görüntülü dükkanlar, meydan satıcıları vb. Burada çok rahat 2-3 gününüzü geçirip meydanı ve meydandan uzayarak giden dar sokakları keşfedebilirsiniz. Dar sokaklarda yürürken önünüze sık sık uzun bol kapşonlu elbiseler giymiş insanlar çıkıyor. Celeba denen bu giysiyi daha çok erkekler giyiyor. Özellikle siyah renkli celeba giyip başlığı da örtüklerinde Ortaçağ filmlerinden fırlamış Cizvit papazları gibi duruyorlar. Hatta bazen ürkütücü olup yanınıza yaklaşıp haşhaş ister misiniz diye soruyorlar. Zaman zaman kendinizi bir film setinde gibi hissediyorsunuz. Meydan ve etrafı fotoğraf ve film çekmek için oldukça uygun. Dar sokaklarda özellikle akşam üstü güneş ışıkları evlerin üzerine düştüğünde ortama muhteşem bir kızıllık hakim oluyor. Bunun nedeni binalarda kullanılan kızıl toprak. Evlerden sokaklara yansıyan ışıkla her yerde kızıl bir görüntü oluşuyor. Evlerin enteresan mimariside bu güzel kızıllığa ayrı bir hava katıyor. Sokaklarda fotoğraf çekmek isterseniz cebinize bol miktarda bozuk para koymanız gerekiyor. Maalesef fotoğrafını çektiğiniz herkes sizden para istiyor. Özellikle de meydanda bu işden para kazanan insanlar peşinizi bırakmıyor. Her gün meydana gelen bu insanların bazıları, yılan oynatıyor, bazıları yerel kıyafetler içinde dans ediyor, bazıları su satıyor. Seyyar satıcıların içinde ise en ilginç olanı kullanılmış takma diş satanıydı. Gün boyu bu insanların doldurduğu meydan hava kararıp da akşam olunca başka bir aleme dönüyor. Meydana büyük masalar kuruluyor, ateşler yakılıyor, etler çıkıyor ortaya bir ızgara dumanı bir bağırış çağırış, bir anda kendinizi çok farklı bir yerde buluyorsunuz. Büyük tentelerin altına oturaklar ve masalar koyuyorlar pekde hijyen olmayan bu masalarda bir çok turist hiç çekinmeden yemek yiyor. Bu görüntünün akşam ışığı altında fotoğrafını çekmek isterseniz hemen meydanın yanıbaşındaki Panorama Cafe'nin üst katına çıkmanızı öneririm. Birazda alışveriş yapmak isterseniz yine meydandan gidebileceğiniz bir kapalı çarşı mevcut. Burada daha çok tekstil ürünleri satılıyor. Kendinize buradan bir celeba alabilirsiniz. Aman dikkat çok ama çok pazarlık etmeyi sakın unutmayın. Hatta arkanızı dönüp çıkıyor gibi yapın işte o zaman istediğiniz fiyatı hemen alacaksınız. Esnafın turiste 2-3 misli fiyat söyleme alışkanlığı var. Kapalı çarşının yan tarafında yarı kapalı diyebileceğimiz bir başka çarşı var. Burada daha çok tatlılar ve yiyecek mamüller satılıyor. Envayi çeşit tatlıyı üzerine sinek konarken görmeniz mümkün. Buradan pek yiyecek almanızı tavsiye etmem. Alışveriş sonrası biraz soluklanmak için meydanın kenarındaki cafeler tercih edilebilir. Buralarda en çok içilen şey nane çayı. Bir bardak sıcak suyun içine nane yapraklarını atıp birazda şekerle servis ediyorlar. Bizim pek alışık olmadığımız bir tat ama denemelik içilebilir. Meydanın etrafında güzel restaurantlarda var buralarda akşam yemeği yiyebilirsiniz. Binalar içlerine girdiğinizde güzel mimarileri ve taş işçilikleri ile oldukça özgün gözüküyorlar. Bu restaurantlardan birinde Fas'ın meşhur yemeği Tajin'i yemelisiniz. Özel toprak kaplarda en altta soğan, üzerine et, domates, elma dilimi patates, havuç ve portakal kabuklarını, ağzını kapadıkları kubbe kapaklı kaplarda fırına veriyorlar. Çıktığında çok güzel bir kokusu ve leziz bir tadı oluyor. Meydanın yanıbaşındaki 67 metrelik minaresi ile 800 yıldır meydanı seyreden Kutubiye Camii ilgi görmeyi hak eden yerlerden biri. Bir başka yerde Bahia Sarayı. Gerçi Fransızların saraydaki değerli eşyaları kaçırdığı söyleniyor ama gitmişken görmek gerekir. Cema Ül Fena Meydanı'nın hemen arka tarafında Yahudi mahallesi yer alıyor. Burada evler birbirinin içine girmiş, sokaklar biraz daha geniş ama tabiki meydandaki canlılık buradaki sokaklarda yok. At arabaları ile bir bir şehir turu yapabilirsiniz. Bu tur Yahudi mahallesinden veya Cema Ül Fena Meydanı'ndan başlıyor, yarım saatlik kısa veya bir saatlik uzun tur yapabilirsiniz son durak yine meydan. Meydandan artık biraz uzaklaşarak Menara Bahçelerine gidebiliriz. Oldukça büyük bir giriş kapısından içeri girip ağaçlı bir yoldan ilerlediğinizde sizi büyük bir havuz karşılayacak, kenarında ilginç mimarisiyle bir bina ve bir çok palmiye ağacı göreceksiniz. Ağaçların arasında keyifli bir yürüyüş yapıp biraz fotoğraf çekebilirsiniz. Buradan Majorelle Bahçesi'ne gidebilirsiniz. Eğer kısıtlı vaktiniz varsa Menara mı, Majorelle mi derseniz kesinlikle Majorelle Bahçesi'ni görmelisiniz derim. Burası başlangıçta bir Fransız ressam tarafından satın alınıp güzel bir bahçe haline getirilmiş. Ressamın ölümünden sonra ünlü modacı Yves Saint Laurent, zaten halka açılmış olan bahçeyi 1980 yılında satın alarak yeniden düzenlemiş ve bugünkü haline getirmiş. Kapısından içeri girdiğinizde şehrin tam ortasında bu kadar sessiz, dinlendirici ve bir çok çeşit bitkinin yetiştirildiği olduğu bu yerin huzuru emin olun tüm yorgunluğunuzu alacak. Fas' da Fransızca bilmeniz size avanta sağlayacaktır. Ülke uzun yıllar Fransız sömürgesi olarak kaldığı için herkes Fransızca konuşuyor. Yemekler, binaların bir kısmı ve gelenek, göreneklerin bazılarında Fransız usülü kendini gösteriyor. Buraya turla gitseniz bile kendi başınıza gezmenizi tavsiye ederim. Marakeş yakınındaki Berberi köyünde bazı evler sizleri konuk edip evlerini gösteriyor. Belki bir tek bu tur seyahat şirketi ile yapılabilir. Çünkü tek başınıza gittiğinizde sizi evlerine kabul etmeyebilirler. Saliha Hanım, evet 2020'de Fas gezisi yapacağız. eşimle 4 günlük bir tatil planlıyoruz. bunun bir kısmıda iş sayılır bunu nasıl gerçekleştirmemizi tavsiye edersiniz. ayrıca hem marakeş hemde kasablankayı gezmek pek mümkün görünmüyor arası 250 km yok. nereyi gezmemizi tavsiye edersiniz. Çok fazla vaktiniz yok anlaşılan, Kazablanka ya da Marakeş arasında seçim yapmak zorundaysanız MArakeş'i tercih edebilirsiniz. Ayrıca Marakeş'ten Essaouria'ya da günü birlik olarak gidip gelebilir, orayı da gezebilirsiniz. Aslına bakarsanız Ağustos ayında bir miktar sıcak olur. Yani ortalama 30 santigrat derece civarında olur. Eğer sıcağı seviyorsanız sorun yok. Eylül ayında iki üç derece kadar düşer. Siz de Ağustos ayının sonunda giderseniz çok sıkıntı çekmezsiniz diye düşünüyorum. Merhaba Metin bey, gittiğinizde özel bir toplantı yoksa ve bayrama denk gelmiyorsa otellerde yer bulabilirsiniz. Booking. com sitesinden rezervasyon yaparsanız pek yanılmazsınız. Nesli hanım turistik yerler açık olur. Ancak bazı yerler kapalı olacaktır. Nesli hanım, turistik yerler açık olur ama normal zamanda açık olan bazı yerlerin bir kısmı kapalı olacaktır. Hakan Bey, tur ile giderseniz çölde kalmanız mümkün değil. Bir gece orada konaklamanız gerek bu da turdan ayrılmanızı gerektirir. Fes mutlaka görülmeli ancak Marakeş'e bir günlük mesafede programda yoksa kendi başımıza gidip gelmeniz için yine turdan ayrılıp ekstra otel ücreti ödemeniz gerek. Önerim bunları kapsayan bir tur seçmeniz olur. Merhaba Çiğdem hanım, sizi pek korkutmak istemem ama Fas'ta araç kiralamak biraz sorun yaratabilir. Polisler çok yol kesiyor ve turist gördüğünde rüşvet isteyebilirler. Kazablanka çok görülesi bir yer değil. Ancak Fes çok güzel bir yer. Taksiyi havalimanından kiralayabilirsiniz ancak mutlaka pazarlık yapın. Turist olduğunuz için sizden yüksek fiyat isteyeceklerdir. Ben Fas gezisinden 17 temmuzda döndüm. Güvenlik konusunda endişe etmeyin kıtanın en güvenli ülkesi. İnsanlar çok sakin yardımsever ancak sizden hep bahşiş isterler. Bir yer bile sorduktan sonra bahşiş isterler. Bu arada Marrakesh e direkt uçuş yok. En mantıklısı Casablancadan uçmak. Araç kiraları çok pahalı biz üç günlüğüne 1100 tl ödedik o da Fiat punto gerisini siz düşünün. Eğer denize girecekseniz Agadir çok iyi, Yerel dil Arapça ve Fransızca ama İngilizce ye de hakim bayağı. Biz İngilizce ile durumu idare ettik. Gezilecek yerler Marrakesh, Casablanca ve fes şehirleri diyebilirim. Parası Fas dirhemi. Önce Tr den Euro alıyorsunuz Casablanca hava limanında dirhem alıyorsunuz. 1 Euro 10 küsür dirhem oluyor. Alışverişlerinizde pazarlık şart. Bu arada araç kiralama yapmazsanız. Casablanca Marrakesh tren ve otobüs seferleri yoğun olarak yapılıyor. 245 km. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Gittiğinize değecektir. Şimdiden iyi tatiller diliyorum. Barış Bey, Fas'ta en çok gezilecek yerler arasına Kazablanka'yı almak pek doğru olmaz. Chefchaouen, Rabat, Meknes, Fes, Marakeş, Essaouira şehirleri daha doğru adresler olacaktır. Merhaba Sefa bey, Konu ile alakası yok ama bana aralık ayında Kazablanka ve Marakeş hava durumu ile ilgili bir bilgi verebilrmisiniz. Çokmu yağmur yağıyor. merhaba, ben fasta dönerci açmayı düşünüyorum. bunun için neler gerekli ne gibi işlemler yapmam gerekli, bana bu konuda bilgi verebilirseniz veya bilgi alabileceğim bir adres verebilirseniz çok memnun olurum. şimdiden teşekkürler. malesef böyle bir konuda yardımcı olamayacağız. Resul Bey, Fas'da pek çok şey pek hijyenik değil. Beklentiniz alt seviyelerde olsun. herkese mrb, geçen hafta fas'tan dondum, guzel bir yer gerçekten olumsuz olarak görduğum bi iki şey oldu, 1. ticarı taksiciler berbat, her yönüyle 2. işletmecileri de pek iyi sayılmaz, fırsat buldumu hemen çöküyolar:) aman dikkat, coğrafı olarak gerçekten güzel bi yer, casablanka, agadır, marekkesh, rabat, akchour, iyi tatıller.. Fas geziniz için mailinize cevap gönderdim. Elinize geçmiştir umarım. yanlış oldu galıba süreyya hnm size hıtaben yazdım zehra hnm kusura bakmayın lütfen.. Teşekkürler bir ihtiyaç olursa bağlantı kurarız. Malesef size bu konuda yardımcı olamam. Belki bu sayfayı okuyan bir arkadaş size yardımcı olur. Fas şu anda Türkiye gibi oldukça sıcak. Bana sorarsanız en iyi zaman Sonbahar veya İlkbahar'da orada olmak. Cafe turla fas gezimiz oldukça zevkli geçti. Çok farklı bir ülke.. bize göre ucuz sayılır, farklı şeyler yaşamak isteyenlerin görmesi gereken bir ülke, temizlik yönüne dikkat edilmeli.. iyi otellerde kalınırsa fazla sorun yok, insanları çok kibar.. fransız etkisi görülüyor.. yatırım yapmak isteyenler için olanaklı bir yer, gördüğüm kadarıyla.. Geziden çok memnun döndük, tur şirketimizin hizmetleri çok güzeldi.. tavsiye ederim.. Biz de Cafe Tur ile gidip oldukça memnun kalmışdık. Ben de Fas'a gidecek olanlara Cafe Tur'u tavsiye edebilirim. bu sorduğunuz soruların cevabını en iyi şekilde İGEME'den alabilirsiniz. Ellerinde bu ülkeye ticaret yapan ve klima isteyen firmaların bağlantı adreslerini mevcut olduğuna eminim. Size ancak otellerin çok pahalı olmadığını söyleyebilirim. uçak biletleri çok pahalı değil şu anda kaç paradır net bilemiyorum. Ancak internette ucuz bilet veya hemen bilet gibi sitelerden fiyat öğrenebilirsiniz. Fas'a gitmekde herhangi bir problem yok. fas harika ve gizemli bir ülke. biz eşimle birlikte kendimiz gittik ve gezdik. rabat fez meknes marakeş ve casablanca. hepsi çok güzel yerler. fez de tabii medinalarından bahsediyorum- kendinizi ortaçağda zannediyorsunuz. labiret gibi sokaklarında muhakkak kayboluyorsunuz. sonunda faslı bir çocuk sizi medinanın girişine götürüyor. rabat da çok güzel. marakeş ise harika. bir daha ama bu sefer çocuklarımla ve tanca ve essaurayı da görmek istiyorum. gördüğümyerleri de tekrar görmek isterim. tabi fasta otel yerine riad da kalmak lazım. muhteşem yerler. dünyanın birçok yerini gördüm ama en çok etkilendiğim yerlerden birisi FAS. sokaklardaki pisliği görmezsenz ki tayland mesela daha pis -muhteşem sanat eserleri olan bir ülke. zaten gezginlerde her türlü şarta ayak uydurabilmeli zaten. Merhaba yazınızı çok beğendim ben de Marakeşe gitmeyi düşünüyorum özellikle de yazınızı okuduktan sonra. Yalnız size bir sorum olacak bir yorumcu demişki buranın yerel parasını iade edemiyorsunuz harcayacağınız kadar değiştirin bu doğru mu acaba? Çok teşekkürler şimdiden. aldığınız parayı geri verememek gibi bir durum söz konusu değil. İçiniz rahat olsun. eğer marrakeşe yolunuz düşerse ve bu kış ayıysa kesinlikle kayak merkezi olan orika'ya gidin. akşamları sıcak bir ortam arasanız cafe soukara tam size göre. alışveriş için kesinlikle fiatın en fazla yarısını verin. Biz Cafe Tur ile gittik. Ancak tur firmasını sadece uçak ve otel için kullandık. Sonrasındaki gezileri kendimiz organize ettik. Sizede öyle yapmanızı tavsiye ederim. Birkaç gün önce adım adım gezdiğim Fas tan güzel anılarlala döndüm, yazınızı zevkle okudum, teşekkür ederim. Esenkalınız. sayfanıza biraz baktım bir çok insanın ve tabi eşimle, benimde hayal ettiğimiz şeyleri yapmışsınız. Hayallerinizi cesurca gerçeğe dönüştürmüşsünüz. Sonuna kadar para kazanmanın yiyemedikten sonra faydası olmayacağını erken keşfedenlersiniz. Fas gerçekten gidilmesi gereken bir ülke. Ben özellikle Tanca şehrini çok beğendim. Havası temiz. Evlerin mimari şekli çok güzel ve sadelik var. Yaşayabileceğim yer dedim. Burda arsa fiyatlarının da çok pahalı olduğunu duydum. İkinci gidişimde daha çok foto çekeceğim. Bugünlerde bir arkadaşımla birlikte Fas'a gitme planları yapıyoruz. Tecrübeleriniz paylaştığınız için çok teşekkürler. Sayenizde gezilecek yerler konusunda bilgi sabihi oldum. Ancak bizim bazı tereddütlerimiz var. Tehlikeli olduğunu falan duyuyoruz. Kalacak yer konusunda endişeleniyoruz. Nerelerde kalmayı öneriyorsunuz? Hem güvenlik hem ekonomiklik açısından. Bunlardan başka olarak ingilizce konuşan insan oranı nedir acaba? Fas parasının değeri konusunda ne söyleyebilirsiniz? Pahalı bir ülke mi? Bir hafta kadar süre ayırmayı ve bunu en iyi şekilde değerlendirmeyi istiyoruz. İlginize şimdiden çok teşekküler, sevgiler. Fas geri kalmış ve fakir görünümlü bir ülke olmasına rağmen hırsızlık çok nadir görülüyormuş. Tehlike kişiden kişiye değişir. Biz kaldığımız sürece hiçbir tehlike hissetmedik. Konaklamak için bütün oteller bir, iki cadde üzerinde toplanmışlar. Caddeler Muhammet I ve Muhammet IV diye isimlendirilmiş. Otel için buralara bakabilirsiniz. Fas oldukça ucuz bir ülke. Birşeyler alırken sonuna kadar pazarlık etmelisiniz 10 dediklerini çoğunlukla 3'e alıp çıkıyorsunuz. Mutlaka Essaura şehrinide ziyaret etmenizi öneririm. Tur firmaları buraya tur düzenliyor ancak biz 150 ya bir kaç kişi minibüs kiralayarak gittik. Öylesi çok daha keyifli istediğiniz yerde zaman sınırlaması olmadan kalabilme imkanınız oluyor. 2008 yılı kasım ayında kurban bayramında, tur dışı, üç arkadaş gittik Fas'a... Ne aradığınıza bağlı olarak beğeniler değişiyor, ben Marakeş'in keşmekeşliğine bayıldım, fotoğraf çekmeye doyamadım, diğer arkadaşım ise aynı tadı alamadı :) Zagora çölünde biiz de kaldık ve inanılmazdı, bir dahaki Fas yolculuğumda görmek istediğim iki şey var, birincisi Merzuga çölüne kadar inmek ve orada 2 gün geçirmek, diğeri ise kuzeyde beyaz evli dar sokaklarda kaybolmak. Ayrıca en güzel tajini de çölde yediğimizi söylemeden geçemiyecem. kesinlikle haklısınız ne beklediğinize bağlı. Lüks içinde hayatları görmek isteyenler için hayal kırıklığı. Eşime ve bana Marakeş çok mistik geldi. Bizde bir daha gitmek isteriz açıkcası sizin gibi bizde fotoğraf çekmeye doyamadık. Avrupa yerine bu tip ülkeleri görmek çok daha keyifli. 11 yıl türkiye artvin arhavi ilçesinde yaşyurom bu siteye ilk defa girdim ve içimden geldi sizinle yazışmak bir nebze olsada hatiralarımı tazeledim sizinle çççokk tşkler :) öptm. görüyorum ki yazdıklarım sizi alıp başka diyarlara götürmüş. Bu kadar keyifle okumanız beni çok sevindirdi. Fas, aklımızda kalan güzel bir ülke özelliklede Marakeş şehri. Oralara kadar giden herkesin, Quarzazate'de çölde bir gece geçirmesini tavsiye ederim. Büyüleyici. malesef biz çölde kalamadık, bir daha yolumuz düşerse mutlaka çölde bir gece geçireceğim. Siteye zaman ayırıp okuduğunuz için ben teşekkür ederim."} {"url": "https://azgezmis.com/mumbai-gezi-rehberi", "text": "Şimdi Mumbai'de birlikte küçük bir gezinti yapacağız. Bir gün yolunuz Mumbai'ye düşerse umarım buradaki Mumbai Gezi Rehberi işinize yarar. Hindistan'daki her yer gibi Mumbai veya eski adıyla Bombay çok renkli bir şehir. Eski adını şehre ilk olarak Portekizliler vermiş. Bombay değil başlangıçta Bom Bahia olarak isimlendirilmiş ancak sonrasında İngilizler kendi dillerine Bombay olarak çevirmiş bu ismi. İlerleyen yıllarda bu ismin İngilizleri hatırlatmasından rahatsızlık duyulmuş, bu nedenle 1995 yılında şehrin ismi Mumbai olarak değiştirilmiş. Bu isim Hint tanrıçası Mumba'dan gelmekte. Mumbai ana karaya bağlı gibi gözüksede Salsette adası üzerine inşa edilmiş hayli kalabalık bir ada şehirdir. Öyle ki nüfusu 20 milyon civarında. Bu nüfus ile şu anda Hindistan'ın en kalabalık şehri. Çok kalabalık olunca ulaşım, yemek, iş... herşey sorun oluyor elbette. Sabahları işe giderken koşturarak evden çıkanlar için şehirde kurulmuş özel bir yemek dağıtım sistemi var örneğin. Dabbawala denen kişiler tarafından yapılan bu hizmet hayli ilginç ve oldukça eskilere dayanıyor. 1890'larda başlamış olan bir yemek dağıtım ağı diyebiliriz bu sisteme. Dabba taşıyıcı, wala yemek kabı anlamına geliyor ve bu kişiler 1800'lü yıllardan bu yana Mumbai'de bu yemek kaplarını taşıyorlar. Her gün öğleden önce ev yemeği yemek isteyenlerin evlerinde pişmiş olan yemekler kaplarla alınıyor ve bisiklet veya tren ile ilk istasyona geliyor. Orada bir başka Dabbawala görevi devir alıp yemek kabını alıyor ve şehir merkezindeki bir sonraki kişiye iletiyor. Bu kişi yemeği öğlen saatinde ofiste bekleyen son kişiye iletmekle görevli. Kapların üzerinde bir takım kodlar yazıyor. Buna göre el değiştirip yol alıyorlar. Sistem çok eskiden bu yana aynı şekilde işliyor. Öğlen saatlerinde tüm Dabbawala'ların toplandığı istasyon civarındaki kaldırımlarda bu kaplar el değiştiriyor. Tahmin edeceğiniz gibi binlerce yemek tası ortalıkta oluyor. Dabbawala'lar genelde beyaz kıyafetler giyiyorlar ve çok dakik olmak zorundalar. Öyleki eşinin yemeğini bir kaç kere geciktiren ev hanımlarıyla çalışmayı bırakabiliyorlar. Bir gecikme zincirin kırılmasına sebep veriyor. Dabbawala'lar ile ilgili belgesel ve filmler de yapıldı. Biraz araştırırsanız bu konuda değişik videolar bulma şansınız var. Bu karmaşa öğlen saatlerinde bittiğinde biraz daha dolaşarak Hindistan Kapısı'na doğru gidebilirsiniz. Bu kapının arka tarafında ünlü Taj Mahal Oteli yer almakta. Bu kapının sembolik bir önemi var. 24 Şubat 1948'de son İngiliz taburu Hindistan'dan ayrılırken bu kapının altından geçip gitmiş. Özgürlüğe açılan kapı diyebiliriz. Ancak 1924'de yapımı tamamlanan bu kapının ardında bir de ironi var bana sorarsanız. Çünkü ilk yapılış amacı ülkeyi ziyaret eden kral 5. George ve kraliçe Mary'e ithafen olmuş. Sonrasında ise İngilizlerin en son geçtikleri kapı olmuş. Bu önemli kapının hemen arkasında tüm görkemi ile Taj Mahal Oteli yükseliyor. Kubbeli kütlesel taş bina gerçekten çok görkemli. Hindistan'ın en zengin ailelerinden biri olan Tata ailesi bu oteli inşa ettirmiş. Otel misafirlerinden başka kimsenin içeri girmesine müsade edilmiyor. Otel 2008 yılında bir terör saldırısı geçirmişti hatırlarsanız, ne yazık ki çok sayıda insan öldü burada. Belki bu tarihten sonra güvenlik artmış ve kimseyi almıyor olabilirler. Ancak biz içeri girmeyi başardık. Kare formda inşa edilmiş açık avlulu bir yapı ortasında bir yüzme havuzu ve etrafında odaların yer aldığı, dışı kadar içinin de görkemli olduğu çok güzel bir otel. Herkes içine giremese de Hindistan Kapısı önünden iyi fotoğraflarını çekebilir. Taj Mahal Otelin yer aldığı bölge tam deniz kenarında. Burada gün batımında güzel fotoğraflar çekebileceğiz estetik tekneler, kuşlar ve yerel kıyafetli, samimi, güler yüzlü insanlar var. Akşam üzeri gidebileceğiniz bir başka ilginç mekan da Hacı Ali Camii olabilir. Denizin çekildiği dönemlerde karada kalan, daha sonra denizin yükselmesiyle tekrar suyun içinde olan ilginç bir cami ve güzel fotoğraflar çekebileceğiniz bir mekan. Yapı 15. yüzyılda Mekke'ye giderek, dönüşte dünyevi zevk sefadan elini çekip bu camiyi yaptıran Hacı Ali Şah Buhari ile aynı ismi taşıyor. Bugün ziyaretçileri renkli giysiler içindeki Hintliler olduğu için camiyi ziyaret ederken güzel fotoğraflar da çekebilirsiniz. Bir başka ilginç ziyaret mekanıda Dobi Ghat denilen dünyanın en büyük açık hava çamaşırhanesi. Burada çamaşır yıkarken daha çok erkekleri görmek mümkün. Buraya evine çamaşır makinesi alacak gücü olmayan kişiler çamaşırlarını gönderiyorlar. Çamaşırlar yıkanıyor, kurutulup, ütüleniyor ve adrese teslim ediliyor. Burada çalışan kişiler bu işi çok az bir paraya yapıyorlar. Kesinlikle görülmeye değer bir yer. Mumbai'de bir kaç tane çamaşırhane mevcut. Fotoğraf çekmek için büyük çamaşırhane pek güvenli değil; ancak diğer küçük çamaşırhanelerin içine girip rahatça dolaşabilir ve fotoğraf çekebilirsiniz. Hindistan Kapısı önünden bir tekneye binerek bir saatlik yolculuk sonrası Fil Adası'na ulaşabilirsiniz. Ada, içinde mağara tapınakları barındıran ve UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan bir tapınak kompleksi. Ancak burada yer alan dev fil heykeli bugün Mumbai'de müzede sergileniyor. Çocukları olmayan çiftler buraya gelip dua ediyorlar. Tapınağı görmek isterseniz geldiğinizde biraz merdiven tırmanmanız gerekecek. Etrafınızda maymunlar olacak elinizde yiyecek olmamasına dikkat edin. Maymunlar yiyecekleri almak için saldırabiliyor. Mumbai Tren İstasyonu kesinlikle görmeniz gerekenler listesinde yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan yapı 1853 yılında kullanıma açılmış. Gotik tarzda inşa edilmiş olan yapının adı Chhatrapati Shivaji Tren İstasyonu veya Victoria İstasyonu olarak da geçiyor. Biz biraz acele ile önünden geçerken fotoğraf çekebildik; ancak içi de çok etkileyiciymiş. Giderseniz içine girmeyi deneyin mutlaka. Baş döndürücü bir başka yer görmek isterseniz size Hindistan'ın ve Asya'nın en büyük gecekondu bölgesi olan Dharavi Bölgesi'ne gitmenizi tavsiye ederim. Burada şartlar çok kötü, tüberküloz riski var; ancak bir o kadar ilginç bir yerleşim. Burada yaşayan insanların büyük çoğunluğu çöplerden dönüşüm materyalleri topluyor, burada bu malzemeleri ayrıştırıyor, yıkıyor, bazen temizliyorlar ve satıyorlar. Tüm bunların karşılığında ellerine günde 1 USD karşılığı bir para geçiyor. Bölgede yaşayanların büyük çoğunluğu müslümanlardan oluşuyor. Hijyenden oldukça uzak olan bu gecekondu yerleşimi \"Kim Milyoner Olmak İster\" filmi ile meşhur oldu. Yani filmin İngilizce bilinen adı ile \"Slumdog Millionaire\". Turist olarak giden bir çok kişinin görmeyi tercih etmeyeceği bir bölge olabilir; ama fotoğrafçılar için ilgi çekici olacağı kesin. Akşam biraz keyifli bir yürüyüş yapmak isterseniz Chowpatty Plajı ve sonrasında geceleri açık olan akşam pazarını görmenizi tavsiye ederim. Chowpatty Plajı akşam üzeri şehrin güzel siluetlerini görebileceğiniz, halkın içine karışabileceğiniz bir yer. Gün batımı sonrasında Taj Mahal Oteli yakınlarında gece saat 22:00'ye kadar açık olan gece pazarını gezip çok uygun fiyatlı, çok renkli kıyafetler ve tabii sariler alabilirsiniz. Hindistan'ın simgesi olmuş Mahatma Gandi Müzesi de görmek isteyeceğiniz yerler arasında olabilir. Burada bir çok fotoğraf, gazete haberleri, bazı ses kayıtları ve kitaplar ile Gandhi hareketini daha yakından inceleyebilirsiniz. Müze, Pazartesi günleri hariç her gün 9:30 ile 17:30 arasında ziyarete açık. Gelelim ne yenir kısmına; yemek konusunda çok korkmayın, aç kalmazsınız. Benim çok sevdiğim sarımsaklı ekmekleri naan ve chapatiyi deneyebilirsiniz. Ayrıca rahatlıkla yiyebileceğiniz bir çok mercimek yemeği yapıyorlar, biraz baharatlı; ama tatları çok güzel. Sebzeli büryani deneyebilirsiniz. Samosa seveceğiniz bir başka atıştırmalık olabilir. Hindistan, gidene kadar çok pis denildiği için sizi çok korkutucak; ancak bir kere gittiniz mi büyüsüne kapılacağınız çok renkli ve çok güler yüzlü insanların yaşadığı egzotik bir ülke."} {"url": "https://azgezmis.com/nuwara-eliya-sri-lanka-cayin-baskenti", "text": "Çay her ne kadar ülkemize yakın bir zamanda gelmiş olda da bizim için vazgeçilmezler arasında yer alır. Seylan Çayı ise herkes tarafından bilinen ve keyifle tüketilen bir ürün. Seylan aslında Sri Lanka ülkesinin eski adı. Nuwara Eliya ise Sri Lanka'da çay üretiminin zirve yaptığı bir bölge, yani Nuwara Eliya çayın başkenti. Nuwara Eliya Sri Lanka'nın tam ortasında bulunuyor ve rakımı ortalama 1900 m. Böyle olması sebebiyle sıcaklık ülkenin diğer bölgelerine göre daha düşük oluyor. Nuwara Eliya Sri Lanka'nın en soğuk bölgesi. Bu iklim şartları da çay üretimi için gerekli olan mükemmel ortamı sağlıyor. Nuwara Eliya'da bulunan çay plantasyonlarında Sri Lanka'nın kuzeyinden gelen Tamil kökenli işçiler çalışıyor. Oldukça güç şartlarda ve düşük ücretle çalışan bu insanların yaşam standartları da çok düşük. Sri Lanka ziyaretine gelen turistler mutlaka burada çay fabrikalarından birine uğruyor ve burada çay ve üretim aşamalarıyla ilgili bilgi alıyorlar. Sonrasında çay tadımı yapılıyor ve isterlerse değişik çay ürünlerinden satın alıyorlar. Bizim de Nuwara Eliya kentine uğrama sebebimiz hem çay tarlalarını görmek ve fotoğraflamak, hem de o eşsiz çaylardan satın almaktı. Burada üretilen çayların eşsiz olmasının sebeblerinden birisi de çayın makasla değilde elle, tek tek toplanması, bu ise oldukça fazla emek istiyor. Çay tarlaları ise oldukça düzenli ve göz alabildiğine uzanıyor. Nuwara Eliya'da ilk çay yetiştiriciliği 1826 da İngilizler tarafından başlatılmış. Uzun süre İngiliz sömürgesi olarak kaldığından burada bir çok eski İngiliz yapısına da rastlıyorsunuz. Hatta bu nedenle burası Küçük İngiltere olarak anılıyor. İngilizler için yine İngilizler tarafından özel yapılmış binalardan birisi bizim ilk gidişimizde konakladığımız bir otel olan Nuwara Eliya Hill Club. Bina fotoğraflarından da göreceğiniz gibi oldukça estetik. Binanın içi de tam anlamıyla antika sayılabilecek tarzda döşenmiş. Örneğin bekleme salonunu kütüphane zannedebilirsiniz. Atmosferi bu kadar güzel olmasına karşın iç dekorasyon eskimiş ve biraz da bakımsız kaldığını eklemeliyim. Başka bir bina ise merkezde bulunan Nuwara Eliya Postanesi. 1894 yılında İngilizler tarafından kırmızı tuğlalar kullanılarak yaptırılan bu bina aynı zamanda Sri Lanka'da bulunan en eski postane. Binanın ufak bir de saat kulesi bulunuyor. Nuwara Eliya'dan Kandy kentine giden yolda, yaklaşık 5 km kadar Nuwara Eliya'nın dışında Seetha Amman Temple ya da kısaca Sita Eliya adıyla bilinen bir Hindu tapınağı var. Buraya mutlaka uğrayın. Tüm tapınak renkli heykellerle dolu. Bu heykeller oldukça geniş bir külliyata sahip Hindu mitolojisinde yer alan karakterlerden ve tanrılardan oluşuyor. Treking, doğa yürüyüşü, tırmanma gibi konulara ilgi duyuyorsanız Nuwara Eliya'dan yaklaşık 2 saatlik mesafede Adem Tepesi olarak bilinen dağ ilginizi çekebilir. Dünya üzerinde Adem'in ilk ayak bastığı yer olarak bilinen dağ 2243 m yüksekliğinde. Koni şeklinde bir yapısı olan dağın tepesinde bulunan bir çöküntü ayak izine benzetilmiş ve Adem'in veya Şiva'nın ayak izi olarak adlandırılıyor. Bu tepe Budistler, Hindular, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal olarak kabul ediliyormuş. Merkeze çok yakın Gregory adında bir göl bulunuyor. Burası şehrin içerisinde olduğundan biraz doğal ortamından uzaklaşmış; ama yerel halkın dinlenmek, bir çay kahve içmek için uğradığı bir yer haline gelmiş. Çok fazla vaktiniz varsa, çocuğunuzla birlikte burada biraz zaman geçirebilirsiniz. Ama onun dışında, kültürel ve fotoğrafçılık anlamında bir şey yok. Sri Lanka'da ne yerseniz içinde mutlaka baharat olacak. Sebze sevenler için acı dışında pek bir sorun yok. Çok değişik yemekler yedik; ama isimleri maalesef aklımda kalmadı. Ancak Sri Lanka hem et yemeklerini hem de sebze yemeklerini bir arada bulabileceğiniz bir ülke. Et kısmından balığı ayrı tutmak istiyorum, genellikle her gece menüde balık oluyor. Kahvaltıda yumurta, ekmek ve tropik meyveler bulabilirsiniz. Benim gibi peyniri çok seviyorsanız vakumlayıp yanınızda bir miktar götürmenizde fayda var, kahvaltıda peynir bulmanız biraz zor. Sri Lanka da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uyguluyor. Fakat fazla uğraşmadan vizeyi online almak mümkün. Kredi kartınızdan ödeme yapabiliyorsunuz. Aldığınız vizeyi kullanarak girişten kolayca geçiyorsunuz. Online vizeyi http://www. eta. gov. lk web sayfasından alabilirsiniz. Sonrasında vizenin çıktısını alıp yanınızda taşımalısınız. Ücret zaman içerisinde değişebilir; ama şu an için, yani 2016 yılında 30 USD."} {"url": "https://azgezmis.com/ormanya", "text": "Ormanya keyifli bir gün geçirmek için ailece gidebileceğiniz çok güzel bir orman alanı. İzmit sınırları içinde yer alan Ormanya'ya kendi aracınız ile gidebilirsiniz. Aracınız yoksa İzmit'ten her yarım saatte bir kalkan 281 ve 287 nolu belediye otobüsleri ile Ormanya'ya ulaşabiliyorsunuz. Ancak hafta sonu gitmenizi çok tavsiye etmiyorum. Biz hafta içi gittik ve buna rağmen kalabalık bulduk. Hafta sonu sabah açıldığı anda insanlar birden içeriyi dolduruyormuş. Pazartesi günleri park kapalı, onun dışındaki günlerde ziyaret edebilirsiniz. Giriş için herhangi bir ücret ödenmiyor. Kapıdan içeri girdiğinizde karşınıza bir pano çıkıyor. Burada değişik parkurlar var. En uzun parkur için 18 km yürümeniz gerekiyor. Parkurun tamamı orman içinde ağaçlar arasında yürüyeceğiniz çok keyifli bir yol. Yollar asfalt değil, toprak bu da size kendinizi tam doğanın içinde hissettiriyor. Bu çizilen yürüyüş alanının dışında bisiklet ile gezebileceğiniz yerlerde mevcut. Alanın içinde akıllı bisikletler ile gezinti yapabilirsiniz. Bisiklet kiraları 2021 yılında bir saatliği 1 TL'den kiralanıyor. Giriş kapısının hemen yan tarafında piknik alanları yapılmış. Gördüğümüz kadarıyla mangal dumanı yoktu, gelenler mangalsız piknik yapıyorlardı. Mangal olmaması bu güzel ormanı daha da keyifli bir hale getirmiş. Oturmak için ahşap banklar ve ona birleşik masalar yapılmış. Bu alanı geçince yol ikiye ayrılıyor, bir tarafında botanik yol diğer tarafında ise sanat galerisi yer alıyor. Galeride fotoğraf sergileri, resim sergileri açmak mümkün. Orta ölçekli bir hayvanat bahçesi var. Burayı gezerken gördüğümüz hayvanlar tutsak olduğu için üzüldük. Ancak daha sonra yetkililer ile görüşünce, bize bu hayvanların doğaya yaşayamacak hayvanlar olduğunu anlattılar. Bir kısmı yaralı bulunmuş, bir kısmı kimsesiz kalmış ve bazıları da kapanan hayvanat bahçelerinden gelmişler. Yine de doğada olmalarını; ya da yerlerinin kendilerini biraz daha özgür hissedecekleri şekilde dizayn edilmiş olmasını isterdim. Burada geyik, keçi, lama, alpaka, ceylan gibi hayvanları elinizle besleyip sevme şansını buluyorsunuz. Beslemek derken yerdeki otları alıp verdik elbette. Paketli, kimyasal ürünleri vermek yasak zaten. Ata binmeyi sevenler, eğitmenler eşliğinde ata binmeyi deneyebilirler. Hayvanat bahçesinin kenarında yemek yiyebileceğiniz bir kafe var. Burada tost, gözleme gibi şeyler yiyebilirsiniz. Biraz daha yemek ağırlıklı bir yer isterseniz bu kafeye çok yakın bir başka lokantada et yemekleri ve çorba bulunuyor. Fiyatlar makul ve yemek yerleri temiz bakımlı duruyor. Yemek sonrası tura devam edersek, ormanın bir yerinde karşınıza saklı göl ve hemen karşısında yeşil göl çıkıyor. Bu göllerin yanında oturabileceğiniz kamelyalar yer alıyor. Gezerken sık sık kuşlar için yemlikler konmuş. Bir çok kuş gelip buralardan besleniyor. Size de bu güzellikleri seyretmek çok keyif veriyor. Ormanın içinde yürürken kuşların sesleri birbirine karışıyor ve bu çok keyif verici. Göllerde soluklanıp kuşları seyrettikten sonra toprak yolda yürümeye devam ediyoruz. Yol yine ikiye ayrılıyor. Biz tenha olan yolu tercih ediyoruz. Bu yol bizi Ağustos 2021'de açılacak olan kütüphaneye götürüyor. Daha giriş kapısından çok güzel olacağı belli oluyor. Burada hamaklar, rahat minderler, hatta kendinizi neredeyse boşluğa bırakıp kitap okuyacağınız yerler olacakmış. Kapının kenarından devam eden çalışmaları gördük. Buradan en çok ilgi gören yere doğru yürüdük ve Hobbit Evleri'ne ulaştık. Elbette en kalabalık yer burasıydı. Yaklaşık 11 veya 12 kadar evin yer aldığı küçük bir alan. Başlangıçta Kocaeli Belediyesi burada bir kaç tane ev yapmış. Sonrasında bir film çekimi için buradaki ev sayısı artmış, çok da güzel olmuş. Biz büyükler için bile masallardaki gibi evlerin arasında dolaşmak keyif verici. Ormanya'nın üst kısımlarında çocuklara sportif olta balıkçılığı derslerinin verildiği bir göl mevcut. Bir kısmında da alternatif tarım yapılan bir alan var. Tüm bunları görüp dolaşmak için bir tam gününüzü Ormanya'ya ayırmanız gerekiyor. Tam park bitti derken çıkış kapısının yanında karavanları görüyoruz. Bu alan her karavancıya açık bir yer. Ücretsiz olarak elektrik ve su alabiliyorsunuz. Ayrıca alanın içinde banyo ve tuvalette mevcut. Park alanı çok sevimli değil, etrafında hiç ağaç yok ama bütün gün Ormanya'nın içinde dolaşıp akşam olduğunda karavana dönebilirsiniz. Karavanı rahatça bırakabilirsiniz çünkü bu alan büyük demir kapılarla kilitli tutuluyor. Burada bir araç bir hafta konaklayabiliyor. Kendi aracınız ile günübirlik geldiğinizde ise iki tane otopark var. Bir otoparkın geliri Kocaeli Spora gidiyor. Diğer otopark ise özel bir işletmeye ait. İkisinin ücreti de aynı, 10 TL alıyorlar. Biz gelirin Kocaeli Spora gitmesini tercih ettik. Kütüphane açılınca tekrar gitmek gerek."} {"url": "https://azgezmis.com/osmanli-konseptinde-oteller-neler-sunar", "text": "Öncelikle Ottoman's Life Hotel Deluxe gibi Osmanlı konseptinin uygulandığı otellerde dekorasyona büyük bir önem verildiğini söyleyebiliriz. Dekorasyonda Osmanlı stili tercih ediliyor ve bazı otellerde modern stilde dizayn edilmiş olan odalarda konaklama seçeneği de oluyor. Bu konseptte ön plana çıkan unsurlardan biri de muhafazakar yaşam şekline uygun bir hizmet alma şansıdır. Elbette Osmanlı konsepti kapsamında tüm oteller için bu durum geçerli değil. Ancak HalalBooking. com adresine tıklayarak otel seçimi yapmanız durumunda İslami kaidelere uygun bir hizmet sunanları anında listeleyebilirsiniz. İslami kaidelere uygun hizmet sunan, Osmanlı konseptinde olan otellerin alkolsüzlük kuralı uyguladığını belirtelim. Tesiste hiçbir alanda alkol servisi yapılmıyor. Bu nedenle alkol kullanılmayan bir otelde konaklama imkanı oluyor. Bununla birlikte sadece helal yiyeceklerin sunulduğunu da eklemek gerekir. Tatilciler haram yiyecek tüketme endişesi yaşamadan menüden seçim yapabiliyor. Bu özelliklerin son derece önemli olduğunu da eklemek gerekir. Muhafazakar yaşam şekline uygun hizmet sunan otellerde ibadet için kadınlara ve erkeklere ayrı alanlar sunuluyor. Bu sayede abdest alma ve namaz kılma gibi ibadetlerin rahatlıkla gerçekleştirilmesi de mümkün olabiliyor. İslami kaideler kapsamında kadınlar ve erkekler aynı alanda ibadet edemez. Bu nedenle oteller farklı alanlar sunarak bu açıdan da tatilcilerin rahat etmesini sağlıyor diyebiliriz. Bir diğer unsur da kadınlara özel havuz seçeneğinin sunulabiliyor olmasıdır. Aynı zamanda kadınların haşema ile girebilecekleri karma havuzlar da olabiliyor. Kadınlara özel ve tamamen korunaklı bir yapıya sahip olan spa alanları, sağlık alanları olan oteller de var. Türk hamamı, sauna, buhar banyosu, masaj salonu, fitness alanı gibi imkanlar da tercih ettiğiniz otele bağlı olarak size sunulabilecek hizmetlerdir. Bu alanlar da kadınlar için ayrı olduğundan tatilcilerin rahatlıkla söz konusu hizmetlerden faydalanmaları mümkün olabiliyor."} {"url": "https://azgezmis.com/ovacik-gozeleri", "text": "Ovacık ve Tunceli ile tanışmamız bir fotoğraf etkinliği sayesinde oldu. Ovacık'ın bizi şaşkınlığa uğrattını yazabilirim, burada ilk gözümüze takılan kadınların şehir hayatına göre hayli rahat giyinebildikleri oldu. Bu rahatlık çok hoşumuza gitti elbette. Umduğumuzdan çok daha modern kafeler ve lokantaların olduğunu gördük. İnsanlar herkese karşı saygılı ve çoğunlukla açık fikirliler. Ovacık'a nasıl gidilir derseniz önce Tunceli'ye ulaşmanız ve burada meydandan hareket eden, Ovacık araçlarına binmeniz gerekiyor. Ancak önceden bu araçlardan yer ayırtın çünkü 16 kişilik küçük minibüsler kalkıyor ve gittiğinizde hemen yer bulamıyorsunuz. Biz de gittiğimizde yer bulamadık. Bir başka seçeneğiniz ise araç kiralamak. Tunceli, Ovacık arası 1 saat sürüyor bazı yerlerde jandarma arama yapabiliyor. Biz de maalesef Aygün araç kiralama firmasından araç kiraladık. Dönüş gününde iki saat geç kaldık diye bizden yarım gün parası daha talep etti. Buna tamam dedik ancak bir de araç yıkama parası talebinde bulundu, üstelik biraz da terbiyesizce konuşmaları oldu. Bu nedenle Aygün'den araç kiralamanızı pek tavsiye etmiyoruz. Araç yolu düzgün asfalt ve keyifli yerlerden geçerek gideceğiniz bir yol. Ovacığa geldiğinizde bir kaç konaklama seçeneğiniz var. Bunlardan biri öğretmen evi ancak şartları çok iyi değilmiş. Eğer Nisan ayına kadar gelirseniz Ovacık kayak tesisi açık olacaktır burada kalabilirsiniz. Tesis genelde kış aylarında açık ve yakın illerden kayak için gelenler oluyormuş. Tesisin telesiyeji ve bir tane pisti var. Bir başka seçenekte, Ovacık girişinde Munzur nehrinin kenarında yer alan Anahita ahşap evler olabilir. Burası Ovacık merkeze bir veya iki km mesafede bir yer. Bu tesis dışında Ovacık'ın iki büyük caddesinde bir iki otel var. Bunlardan bir tanesi Meyman otel. 2019 yılındaki fiyatını gideceğiniz zaman size fikir vermesi için yazıyoruz. Çift kişi 130 TL tek kişi 80 TL. Otelde kahvaltı yok sadece konaklama mevcut. Ancak kahvaltı yok diye üzülmeyin çünkü dışarıda çok güzel seçenekleriniz var. Ovacık'ta çok fazla ot yemeği yeniyor. Gulik, kenger ve ışgın isimli otların biz de tadına baktık elbette. Gulik pişiriliyor diğerleri salataya konuyor bazen üzerine yumurta kırılıyor getiriliyor. Hepsi de birbirinden lezzetli. Bu ürünleri bulup yiyebileceğiniz yerlerden birisi Küba Kafe. Evet yanlış okumadınız Ovacık'ta Küba Kafe diye bir yer var. İstanbul'da yaşayan Tunceli'li bir bayan yatırımcı ve eşinin birlikte açıp işlettikleri bir kafe. Yıllar sonrasında da açık olur mu bilemem ama şimdilik var hayli modern ve keyifli bir yer. Ovacık gezisine Munzur Gözeleri diye adlandırılan suyun yer yer çıktığı yerleri gezerek başlayabilirsiniz. Gözeler Munzur vadisi mllli parkı içinde yer alıyor. Hafta sonu gitmenizi çok tavsiye etmiyoruz. Yoğun mangal partileri oluyor. Bu gözeler bölge insanın kutsal saydığı alanlardan. Bu nedenle burada mangal yapılmasına çok sıcak bakmıyorlar. Gözelerin başına gelen yerel halk burada dua edip çerağ yakıyor. Ancak çok kalabalık ve mangal dumanları arasında dua edip, çerağ yakmak biraz güç oluyor. Munzur gözlerinin neden bu kadar çok olduğunun bir hikayesi var. Bu bölgede yaşayan ağalardan biri günün birinde haca gider. Ağanın canı oradayken çok helva ister. Köyün çobanı gelip ağanın eşine, ağanın canının helva istediği söyler. Hanım da çobanın canı helva istiyor söyleyemiyor diye düşünüp helva yapıp çobana verir. Munzur isimli çoban haca gidip helvayı ağaya verir. Ağa köye döndüğünde herkes elini öpmek üzere karşılamaya gelir ancak ağa Munzur'u göstererek onun elini öpün mübarek insandır der. Munzur utanır ve koşarak kaçarken bedeninden sütler akmaya başlar. Bugün Munzur Gözelerinin veya gözlerinin bu sütlerden oluştuğu söylenmekte. Bu mit doğrumudur bilinmez ama kulağa hoş geliyor. Ovacık'da gezilecek yerlerden birisi de ovanın içine girmiş olan menderesler. Bunları görmek için Mercan Vadisi tarafına doğru gitmeniz gerek. Araçla biraz yukarı çıkıp tepeden baktığınızda bu güzel menderesleri göreceksiniz. Yürüyüş yapmayı sevenler için Karagöl Yaylası, Fikirik Yaylası ve Kepır görülecek yerler arasında yer alıyor. Yine bir başka yürüyüş rotası Koyungölü Köyünden buzul gölüne doğru olabilir. Vahşi yaşamın devam ettiği bölgede dağ keçisi, vaşak, geyik, tilki, su samuru ve beyaz gelincik görebilirsiniz. Biz bunlardan tilkiye denk geldik. Şelaleleri ve aynı zamanda yürümeyi seviyorsanız 40 merdiven şelalesini ziyaret edebilirsiniz. Buraya ulaşmak için Yılanlı köyünden yaklaşık 1,5 saat yürümeniz gerekiyor. Ovacık'da göreceğiniz her yer el değmemiş ve yeşil. Bu nedenle yürüyüşler hep keyifli ve bol sohbetli olacaktır. Biz bir cenaze evine denk geldik. Yakınlarını bir yıl önce kaybeden bir aile ile biraz sohbet ettik. Ölünün bugün dünyadan ayrılma günü dediler. Bir kişi vefat ettiğinde o gece cenaze evde kalırmış ve etrafında mumlar yakılırmış. Gömü işlemi yapıldıktan sonra 365 gün hatim indirilirmiş veya son hatim 365. gün okunurmuş. Daha sonra mezarın başına gidilip kazma ile 3 kere mezara vurulurmuş ki kişi öldüğünü kavrayıp bu dünyayı terk etmesi gerektiğini o zaman anlarmış. Eve gelince 3 gün boyunca yemek verilirmiş ve bu yemek sonrasında ölünün seyri gerçekleşirmiş. İşte biz de tam böyle bir yemek gününe denk gelmişiz. Söz ölümden açılınca size koyun başlı mezar taşlarından bahsetmek istiyorum. İlginizi çekerse Ovacık, Kozluca Köyü mezarlığında koç başlı mezar taşlarını görebilirsiniz. Bu mezar taşları eski bir Türkmen geleneğini işaret etmektedir. Tunceli'nin bazı başka köylerinde de bu mezar taşlarını görmeniz mümkün. Burada yaşayan insanlar Horasan'dan gelen kişilerdir. Görünen o ki gelenek ve görenekler burada hala yaşatılıyor. Ovacık belkide bu özelliklerinden dolayı yaz aylarında çok ziyaretçi alan bir yer. Öyleki söylenenler doğruysa kış aylarında 5000 kişi olan yaşayan sayısı yaz aylarında 40.000'e kadar çıkabiliyormuş. Bir de gurbete gidenlerin yaz aylarında memleketlerine dönmesi de etkili oluyor elbette. Türkiye geneli ile kıyaslanınca Tunceli ve Artvin okuma yazma oranları en yüksek olan iki ilden birisi. Hal böyle olunca etrafınızda sohbet edecek çok insan buluyorsunuz. Bir gün olurda bir fırsat doğarsa bu fırsatı kaçırmayın ve Ovacık ziyareti yapın. İnsanı ve doğası ile seveceğiniz bir yer. Tunceli'ye bahar aylarında gitmittim yıllar oldu ama. Her taraf yemyeşildi. Şehir merkezi ve munzur gözelerini ziyaret ettim. Aslında daha yukarılara çıkma niyetindeydim ama tek olduğum için cesaret edemedim. Dağların başında öyle güzel göller ve nehirler var ki. Oraları bilen bir rehber eşliğinde gidilmeli. Güzel yürekli anlatiminiz icin teşekur ederken Size tebiyesizlik yapan adına da bir Tuncelili olarak ozur dilemek isterim. Okuyup mendeni degerlere sahip eine belı e diline sahip olmak yerinde kotuluge kicak acanlar malesef bizden de cikmakta. Yürek sıcaklığında sevgi ve Saygılar. Her yerde insanlar aynı, iyilerin olduğu yerde kötülerde olacaktır. Teşekkürler. İlk fırsatta Ovacık ziyareti yapacağım. Sade bir anlatımla güzel bir yazı olmuş, Ovacık'ı görmüş gibi oldum. Ellerinize sağlık, yazı için teşekkür ederim. çok güzel bir anlatım. emeğinize kaleminize sağlık.."} {"url": "https://azgezmis.com/ozbek-koyu-plajlari-urla", "text": "Özbek Köyü diyoruz; ama günümüzde burası köy kapsamından çıkarılmış ve mahalle olmuş. Köyde yaşayanlar kendilerine \"başlangıçta konar göçerdik\" diyorlar. Özbek Köyü'nde yerleşik hayata geçen bu insanlar hakkında doğru bilinen yanlış ise aslında Özbek olmayıp kökenlerinin Türkmen olması. Peki neden köyün adı Özbek dediğinizi duyar gibiyim. Bu köyün kurucusu Oğuz boylarından Çaka Bey. Buraya ilk geldiklerinde önce Yuva Köy'e yerleşmişler. Köyde bir veba salgını olunca oradan şu anda yerleştikleri Özbek Köyü'ne gelmişler. Çaka Bey'in yerleşim keşfi için yolladığı komutanın adı Uzbek olduğu için köyün adı Uzbek'den zamanla evrimleşerek Özbek Köyü olmuş. Ancak tüm bu bilgilerin doğruluğundan emin değiller. Köye ait tüm kayıtlar Urla arşivinde saklıymış burası 1950 yılında yanmış. Bu anlatılanlar ise daha önceden duydukları bilgilerden kalanlar. Bize hoş gelen bir durum da köyün muhtarının bir kadın olması. Kadınlar geçmiş yıllarda ürünlerini satacakları bir köy pazarı kurmak istemişler, ancak kendilerine pek destek bulamamışlar ve çareyi kendileri gibi düşünen bir muhtar seçmekte bulmuşlar. Biz köyü ziyaret ettiğimizde muhtar Işık Erdoğan'dı. Umarız köyde herkesin yararına olacak güzel işler yapmaya devam eder. Özbek Köyü'nde Rumlar ve Türkler bir dönem birlikte yaşamışlar. Köyden geçen derenin bir kenarı Rumlara, bir kenarı Türklere ait yerleşim yeriymiş. Köyde halen iki adet harap halde çamaşırlık, bir adet harap hamam, iki adet kullanılır durumda taş köprü bulunuyor. Bunların yanı sıra Rumlar'dan kalma taş evlerin bir kısmı da yaşam savaşı veriyor. Köy sahil kenarında değil; ama denize gitmek isterseniz bu da çok zor değil. Sahil için iki farklı seçeneğiniz var. Eğriliman tarafına gidebilirsiniz. Sanırım burası köye 10 km mesafede doğal bir liman. Bir kaç tane tatil sitesi var ama aklımda en çok kalan diş hekimleri sitesinin kurulmuş olduğu müthiş koy. Her zaman denize girebileceğiniz çok keyifli bir koy zemini biraz yosunlu; ama koy olduğu için deniz çok sakin. Eğriliman'ın en sonuna kadar giderseniz yolun bittiği yerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na ait bir kamp alanı var. Buraya dışarıdan günübirlik gelebilirsiniz veya tesis içinde bulunan evleri bir haftalık kiralayarak kalmanız da mümkün. Denizi çok temiz ve keyifli. Günübirlik girmek isterseniz 2017 fiyatı kişi başı 10 TL buna şemsiye ve şezlong dahil. Ayrıca yemek yiyebileceğiniz bir de kafeteryası var fiyatları oldukça makul seviyede. Bir hafta evlerde konaklamak isterseniz kişi başı günlük 75 TL (bu 2017 fiyatı) bu fiyata üç öğün yemek dahil. Deniz için gideceğiniz ikinci yer Akkum olarak geçen bölge. Burada balık yiyebileceğiniz bir kaç lokanta da mevcut. Bu lokantalar deniz kenarına gölgelik ve masalar koymuşlar. Bütün gün buradan denize girebilirsiniz elbette masaları ve gölgeliği kullanmanız için bir şeyler yemeniz gerekiyor. Bunu yapmak istemezseniz, kumların üzerinde kendi gölgeliğiniz varsa para ödemeden denize girebilirsiniz. Biz gittiğimizde bayram olduğu için çok kalabalıktı bu yüzden deniz bulanık bir renk almıştı. Normal zamanlarda bu kadar kalabalık olmadığı için temiz oluyormuş. Burası Özbek'lerin yaşadığı bir köy olmadığı için Özbek Pilavı, Özbek Mantısı gibi yemekler yapılmıyor. Ancak bu yemekleri soran oluyormuş. Köydeki en büyük işletmelerden birisi, bir bayana ait olan Özbek Keşkek Evi. İçeri girince işin içinde bir bayanın olduğu belli oluyor zaten. Tüm masaların üzerine çok güzel beyaz masa örtüleri örtülmüş, beyaz ahşap sandalyeler pırıl pırıllar. En arka kısımda oldukça temiz bir açık mutfak yer alıyor. Burada Ege'ye özgü sebze yemeklerini bulabileceğiniz gibi son dönemde meşhur olmuş keşkek yemeği de yiyebilirsiniz. Yemek sonrası yine keyifli bir mekanda çay, kahve içmek isterseniz hoş atmosferi ile size Taş Kahve'yi öneririm. Dondurmaları da hayli lezzetliydi. Fiyatlar köy yerine göre çok ucuz gelmedi bize ancak güzel atmosferi için orada bir çay içmeye değer. Bu köyde yenen ilginç bir yemek daha var. Bizim pek alışık olmadığımız salyangoz burada köylüler tarafından tüketiliyor. Özbek Keşkek Evi sahibi salyangoz pişirip müşterilerine de satıyor. Salyangozlar ilk yağan yağmur sonrası Eylül, Ekim gibi yeniyormuş. İkinci yağmurla çıkan salyangozları kimse tercih etmezmiş çünkü topraktan ilk çıktıklarında hiç bir şey yemedikleri için daha temiz olurlarmış. İkinci çıkışlarında ot yedikleri için tatları biraz acı olurmuş ve tercih edilmezmiş. Özbek Köyü'nden yemeklik malzeme de alabilirsiniz. Tıpkı Barbaros Köyü kadın girişimcileri gibi burada da Özbek Keşkek Evi sahibi olan Şerife Hanım buradaki bayanları örgütlemiş ve yukarıda bahsettiğim köy pazarını kurdurmuş. Eskiden köy meydanı erkeklerin egemenliğindeyken kadınlar meydana pek inmezlermiş; ama şimdilerde köy meydanında haftada iki gün kurulan organik pazarda kadınlar satış yapıyorlar. Burada en çok bamya, nohut ve kavun ekiliyormuş. Pazarda bunlardan bolca bulabilirsiniz. Ayrıca Özbek köyünde her yıl yapılmaya başlanan bir de \"Ot Festivali\" var. Mart ayının 19-20'sinde burada olursanız bu festivali görmüş olursunuz. Köyde her gün saat 12:00'de balık mezatı mezatı yapılıyor. İzmir'de yaşıyorsanız buradan taze balık alıp afiyetle yiyebilirsiniz. Her gün İzmir Üçkuyular'dan Urla'da dolmuşlar veya belediye otobüsleri çalışıyor. Onlardan biriyle Urla'ya ulaşıp oradan da dolmuşlarla Özbek Köyü'ne gelebilirsiniz. Özbek Köyü Urla'dan yaklaşık 10 km mesafede. Aracınız varsa zaten mesafe sorun değil. Özbek köyünü kesinlikle tavsiye etmiyorum, plaj yosunlu, Efe Restaurant diye bir yer var, köftesi rezil, çiğ geliyor ve kazık, iki şezlong 300 tl duş alma yeri kilitli. Kısa süreli gezmek için güzel bir köy olabilir. Plaj kısmını biz de tercih etmemiştik. Selamlar. Ben ve eşim Mordoğan da 6 senedir ysz kış oturmaktayiz. Ancak buralar gun geçtikçe sehirlesip kalabalık olmakta. Bu nedenle yorenizi düsünuyoruz. Kiralar ne durumda bilgi verirseniz sevinirim. Mehmet Bey, bunu köy muhtarına ulaşıp öğrenebilirsiniz. Ancak kiralar ve satılık evler biraz fazlaca şişirilmiş fiyatlara satılıyor. Evet biz de yosunlu denizi pek tercih etmiyoruz; ama hiç aldırmayanlar var, sonuçta pis değil ama insan çekinebiliyor işte. Merhaba Aleyna Hanım, Urla ile Özbek Köyü arasında belediye otobüsleri sefer yapıyor. Urla'ya geldiğinizde sorabilirsiniz. Merhaba Necati Bay, Köyün plaj kısmında belki çadır kurabilirsiniz ancak orada sormanız gerekir net bilgimiz yok. Urla'nın neresinde olduğunuza göre değişir; ama kısaca Urla'dan Ahmet Besim Uyal Caddesine gelip buradan kuzey batı yönüne doğru gidiyorsunuz. Yaklaşık 7,5 km lik bir yol. plajın içinde muhtemelen duş ve tuvalet mevcuttur. Ancak olmasa da etrafında bir çok tesis var, onlardan yararlanabilirsiniz sanırım. Iyi günler. İmara yeni açılan Özbek Taşevler konut yapı kooperatifin konumu hakkında bilgi alabilirmiyim? Oradan bir hisse devralmayı düşünüyorum da.. bu konularla ilgili köyün muhtarı ile görüşmeniz gerekiyor. Ilıksu'ya dışarıdan giriş var mı bilemiyoruz. biz sadece seyahat yazıları yazıyoruz. Konaklama için Özbek köyünden bir yer bulmanız gerek. köyünüz çok güzel keyifle yaşanacak bir yer. Biz teşekkür ederiz, selam ve sevgiler. Merhabalar, sitenizi yakından takip ediyoruz. Elinize sağlık. Başta fotoğraflar olmak üzere verdiğiniz her bilgi nitelikli. Teşekkür ederiz. Biz de gormedengelme. com ile paylaşmaya başladık. Kolay gelsin."} {"url": "https://azgezmis.com/paris", "text": "Klasik olacak; ama Paris tam bir aşk şehri, her yerde romantizm var. Her şey iki kişi için düşünülüp tasarlanmış. 1999 yılında Paris'e ilk gittiğimde Şubat ortasında soğukta insanların sevgililerine sarılarak kafelerde oturduğunu görünce şaşırmıştım. O dönemde henüz Türkiye'de olmayan ya da çok nadir görülen açık havayı ısıtan sobalar tüm Paris kafelerinde yerini çoktan almıştı bile. Şehrin romantik havasını solumaya ilk olarak meşhur Champs Elysees caddesinden başlamalı. Çok geniş olan bu cadde ilk görüşte hayran olacağınız bir yer. Sokakta yürürken her tarafdan gelen parfüm kokuları insanın etrafını sarıyor. Bu koku bile kendinizi romantik bir ortamda hissetmenizi sağlıyor. Cadde oldukça lüks mağazalarla donanmış durumda. Tabi adım başı göreceğiniz küçük romantik kafeleri de unutmamak lazım. Caddede yürürken bir yerlerden bir müzik sesi duyabilirsiniz. Müziğe doğru gittiğinizde küçük bir grubun müzisyenlerin etrafında dans edip şarkı söylediğini göreceksiniz. Avrupadaki bu görüntüleri hep sevmişimdir. İnsanların günlük rutin işlerinden eve dönerken sokakta kısa süreliğine de olsa dans edip şarkı söylemeleri insanın içine bir neşe düşürüyor. Champs Elysees caddesinin en sonunda ve batısında Arc de Triomphe, yani özgürlük anıtı yer alıyor. Buraya geldiğinizde tüm caddeyi görebiliyorsunuz. Anıt devasa görüntüsü ile göz dolduruyor öyleki yüksekliği 50 metre genişliği de 45 metre. Anıtın bulunduğu meydanın adı Charles de Gaulle olarak geçiyor. Bu anıt Fransa için savaşanlar adına dikilmiş. Kemerli anıtın iç kısmında ve üst kısmında generallerin adı ile savaşların adı yazılı. Anıtın altında ise I. Dünya Savaşından kalan meçhul bir askere ait mezar bulunuyor. Champs Elysees caddesinin doğu tarafındaki bitiminde Concorde Meydanı yer alıyor. Burası Fransa'nın en büyük meydanı. Alanın toplamı 86.400 m . Concorde meydanı 1755 yılında mimar Ange Jacques Gabriel tarafından oktagon formda tasarlanmış. Alandaki bütünlük çeşmeler ve heykeller ile sağlanmış. Başlangıçta dönemin kralı onuruna meydana Louis XV ismi verilmiş. Fransız Devrimi sırasında giyotini icat eden ve aynı isimle anılan fizikçi Doktor Giyotin'in icadı bu meydana kurulmuş ve bir çok infaz burada gerçekleştirilmiş. Fransız Devrimi sonrasında meydan yeniden isimlendirilmiş ve Concorde Meydanı adını almış. Paris bana göre şıklık ve zerafet şehri. Lafayette Mağazası bu cümlemi doğrular gibi tüm zerafeti ile 1893 yılından bu yana Haussmann Bulvarında hizmet veriyor. Alışveriş yapmayacak bile olsanız bu mağazayı görmenizi önereceğim. Altın renginde balkonları ve balkonların açıldığı büyük alandaki kubbesi ile baş döndüren bir yapı. Bu güzelliğin bedeli biraz pahalı tabi; ama indirim zamanlarınızda eminim bütçenize uygun bir şeyler bulacaksınız. Çünkü 8 'ya bile ayakkabı satıldığını gördüm. Paris'e gelip de Louvre Müzesi'ni görmeden dönmek olmaz. Zaten Paris deyince Eyfel Kulesi'nden sonra akla ilk gelen yer Louvre Müzesi değil mi. Bina ilk inşa edildiğinde kraliyet sarayı olarak kullanılmış daha sonra bir Ortaçağ kalesi olmuş bugün ise sanatın kalesi diyebiliriz herhalde. İçinde 35.000 parça modern ve antik sanat eseri ile birlikte daha binlerce değişik eser barındırıyor. Louvre, sanat severlerin saatlerce içinden çıkamayacağı bir cennet. Da Vinci, Monet gibi bir çok ünlü ressamın eserlerini görmek ve Mona Lisa ile aniden göz göze gelmek tarifsiz bir duygu. Müzeyi, Pazartesi, Salı, Cumartesi ve Pazar 09:00 ile 18:00 arasında, Çarşamba ve Cuma günleri 09:00 ile 22:00 arasında gezebilirsiniz. Ayrıca her ayın ilk Pazar günü giriş ücretsiz. Fiyatlar değişmediyse giriş ücreti 9,5 . Louvre Müzesi'nin yakınlarında yine eğer değişmediyse içinde bir çok Türk çalışanın olduğu büyük bir parfümeri dükkanı var. Burada size yapılan özel indirimle setler halinde hazırlanmış parfümlerden alabilirsiniz. Paris'e şöyle bir tepeden bakmak istenirse en iyi adres Eyfel Kulesi derim. 1889'da Gustave Eiffel tarafından inşa edilen kule bugün Paris'in simgesi konumunda. Yüksekliği 324 m olan yapı inşa edildiği dönemde en yüksek yapı ünvanını taşıyordu. Ta ki New York'da ki Chrysler Binası yapılıncaya kadar bu ünvanı elinde tuttu. Kulenin toplam ağırlığı metal ve metal olmayan aksam dahil 10.000 ton civarında. Ancak zemine verdiği ağırlık bir sandalyenin 4 ayağı ağırlığında. Bu muhteşem kulede 2 adet restoran yer alıyor. Kulenin en tepesine kadar çıkmak için 13.10 ödemeniz gerekiyor. Ancak buna kesinlikle değer. Tepeden Champs Elysees, Sen Nehri, Concorde Meydanı, Notre Dame Kilisesi, Louvre Müzesi, kısaca tüm Paris kuş bakışı ile ayaklarınızın altında. Yükseklik korkusu olmayanlar mutlaka Eyfel Kulesine çıkıp bu güzel şehre tepeden bir bakmalı. Restaurantlarda bir şeyler yemek isterseniz iyi bir parayı gözden çıkarmanız gerekli. Yaklaşık bir fiyat vermek gerekirse iki kişi 120 ile 130 arasında bir rakama bir akşam yemeği yiyebiliyor. Paris'in bir başka tepesi de sanatçıların toplandığı şehrin kuzeyindeki Montmartre Tepesi. Tepenin yüksekliği 130 metre Eyfel Kulesi'nden sonra şehrin en yüksek yeri. Tepeye gelene kadar aşağıdaki sokaklarda resimden, anahtarlığa, tişörten, şapkaya varana kadar bir çok karışık ürün satan küçük dükkanlar var. Montmartre'da Sacre Coeur tepesinde 1914 de inşa edilmiş olan Sacre Coeur Kilisesi yer alıyor. Kilise yapı itibarı ile oldukça ilginç. İlk gördüğümde beyaz kubbeleri bana Taç Mahal'i anımsattı. Kilisenin merdivenlerdeki insan kalabalığı da tıpkı İtalya'da ki İspanyol Merdivenleri gibi bir tarafta oturup bir şeyler yiyenler veya manzara seyredenler, diğer yanda hiç bitmeyen bir iniş çıkış trafiği hakim. Burada Salvador Dali, Claude Monet, Pablo Picasso ve Vincent Van Gogh gibi bir çok ünlü ressamın atölyesi yer almış ve halada günümüz ressamlarının atölyeleri bulunuyor. Tepeden yine bir Paris manzarası görüyorsunuz. Ancak bu tepede her yer sanat kokuyor. Sokaklarda resim yapan bir çok sokak ressamı ve meydanda hediyelik eşya satan bir çok satıcı var. Burada bulunmak oldukça keyif verici. Montmartre Tepesine gelmek için en iyi yol metroyu kullanmak. Anvers'den 2 nolu metro ile veya Abbesses'den 12 nolu metro ile buraya ulaşabilirsiniz. Yada Moulin Rouge bölgesini de görmek isterseniz metrodan bir iki durak önce inip yürüyerek gidebilirsiniz. Hepimiz Notre Dame'ın Kamburu'nu duymuşuzdur herhalde. İşte filmlere konu olan meşhur Notre Dame Kilisesi Seine Nehri kıyısında tüm ihtişamı ile ayakta duruyor. Yapı daha giriş kapısından haşmeti ile sizi etkiliyor. Bir kaç adım geriye atarak bu ihtişama karşıdan bakmak ihtiyacı hissediyorsunuz. Gotik tarzda inşa edilmiş olan bu yapı Fransız Gotik mimarisinin Fransa'da ki en iyi örneği olarak gösteriliyor. Notre Dame'ın Fransızca karşılığı \"Leydimiz\" anlamına geliyor. Ortadoğu'da, Fransa'dan kilometrelerce uzakta olan Lübnan'da inşa edilmiş bazı kiliselerde de aynı isim hala kullanılmakta. Bu da Lübnan'da geçmişden kalan baskın Fransız etkisinin kanıtı. Notre Dame Kilisesi içerisindeki vitray çalışmaları ile de büyüleyici gözüküyor. Kilisenin camlarından içeri ışık süzüldükçe vitraylardan müthiş ışık oyunları kilisenin içine doluyor. Ayrıca bu yapı ilk kemerli payandaların kullanıldığı kilise olduğu içinde önem taşıyor. Aslında böyle planlanmayan kilisenin ince duvarları inşaat başladıktan sonra yukarı doğru fazlaca uzar ve üzerlerinde çatlaklar meydana gelir. Olası bir tehlikeye karşı mimarlar yapının duvarlarına dışdan destek verirler. 1790'larda Fransız Devrimi sırasında yapı fazlaca tahrip edilir. Ancak 19. yüzyılda renovasyon işlemi gerçekleştirilip yapı eski görünümüne kavuşturulur. Şehrin kalabalığından biraz kaçmak için Le Jardin Des Tuileres bahçesine gitmek iyi bir seçim olabilir. Bu bahçe aslında merkeze çok yakın, Concorde meydanı ile Louvre müzesi arasında kalıyor. Parkda hayatımızın bazı dönemlerinde derslerimizde konu olan ünlülerin heykelleri yer alıyor. 25 dönümlük bu parkta yapay göller ve gölgesinde soluklanabileceğiniz büyük ağaçlar mevcut. Parkda görülmeye değer iki adet büyük göl mevcut. Bassin Rond ve Bassin Octogonal isimleri ile anılan bu gölleri parka giderseniz mutlaka görmelisiniz. Bugün halka açık bir park olan bu bölge 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren üzerine inşa edilen saray ile kraliyet sarayına ait bir araziymiş. 1664 yılında kralın Versay Sarayına taşınması ile burası Paris'in en sevilen parkı kimliğini kazanmış. Ancak 1871 yılında büyük hasar verilerek tamamen yakılmış, sonrasında yeniden tasarlanmış. Bugün içinde iki büyük gölden başka iki de müze barındırıyor. İki tam gününüzü ayırırsanız yürüyerek Eiffel Kulesi, Louvre Müzesi, Champ Elysees, Le Jardin Tuileries ve St. Germain bölgesini gezebilirsiniz. Bana sorarsanız bir şehir en iyi yürüyerek keşfedilir. Vaktiniz varsa yukarıdaki rotayı bizim gibi yürüyerek yapmanızı tavsiye ederim. Paris'e gitmişken onu bir de Seine Nehri'nden görmenizi tavsiye edeceğim. Bunun için Eyfel Kulesi yakınından kalkan tekneler var. İki seçeneğiniz var akşamları yemekli bir tur yapabilirsiniz veya yemek yemeden sadece şehri nehirden görmek amaçlı turlayabilirsiniz. Her ikiside güzel ancak ben şehri gündüz görmeyi tercih edenlerdenim. Yemeksiz turun kişi başı fiyatı 11 ve yarım saatte bir tekneler kalkıyor. Detaylı bilgiyi francetourisme. fr sayfasında bulabilirsiniz. Göz at: Paris Gezilecek Yerler. Paris pek ucuz bir şehir değil, uygun fiyatla konaklamak isteyenler için Damremont Oteli önerebilirim. İki kişilik oda fiyatı 55 ile 60 civarında ki bu da Paris için iyi bir fiyat. Biraz daha lüks olsun derseniz size 3 yıldızlı Trocadero Oteli seçilebilir. Fakat en ucuzu olsun derseniz size bizim kaldığımız gibi uygun fiyatlı bir çok hostel bulabilirsiniz. Yalnız ucuz hosteller için beklentinizi çok aşağılarda tutmalısınız. Genellikle banyo ve tuvalet ortak kullanımda. Eğer Orly Havalimanı'na inerseniz şehre ulaşmak için en iyi seçenek Orlybus ile gitmek. Bir kişi 6,4 . Yalnız iki tane farklı otobüs var. Biri belediye otobüsü her 20 dakika veya yarım saatte bir kalkıyor, diğeri de Air France'a ait otobüsler. Bunlar ile şehre inerseniz ücreti 11,6 civarında. Bu sistem Charles De Gaulle Havalimanı için de geçerli olmalı. Oraya indiğinizde şehre giden toplu taşıma aracını sormanız en mantıklı gidiş yolu. Bu araçlar sabah 05:00 den gece yarısına kadar çalışıyor, bu saatler dışında şehre ulaşımınız biraz daha pahalı yoldan olacak. Paris içinde seyahat etmek için en uygun yol 10 bileti bir kerede satın almanız. Böylece biletlere normalden daha az para ödemiş oluyorsunuz. Bu biletlerin her biri 1,5 saat geçerli olmak kaydı ile metro ve trende bir kaç kere kullanılabiliyor. Yalnız aynı metro veya aynı otobüse inip binerseniz sadece bir kere kullanabiliyorunuz. Bu uygulama değişik hatlara geçiş yaptığınızda geçerli. Tek bilet alırsanız size maliyeti 1,8 ancak 10 adet aldığınızda ise tanesi 1,24 'ya geliyor. Vaktiniz olursa bir gününüzü mutlaka Paris yakınındaki Euro Disney'e ayırın. Burası başka bir dünya, sizi düşlerinize, çocukluk günlerinize geri götürüp film gibi bir gün yaşatacak mekan. Tren bileti ve Disneyland'a giriş dahil kişi başı 95 USD ödemeniz gerekiyor. Bu romantik şehirde keşfedilecek daha bir sürü yer var; ancak hepsini buraya yazarsam size keşfedecek bir şey kalmayacak. bizim siteye sitenizin linki ile makale yazarsanız yayınlamak isteriz. Yazılarımızı sadece kendi sayfamızda paylaşıyoruz. İlgiliniz için teşekkürler. Paris'i kendi başınıza çok kolay gezebilirsiniz. Metro ile gideceğiniz yerlere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ayrıca cep telefonunuza indireceğiniz bazı uygularmalar ile yürüyerek de bazı bölgelere gidebilirsiniz. Örneğin Triposo programı bu iş için oldukça ideal. Tur ile gitmeniz otel ve uçak biletini daha uygun fiyatlı halletmenize yarayacaktır. Onun dışında ek turları kendi başınıza yapmanızı öneririm. Otelden bir metro haritası edinip gezebilirsiniz. benim de sevdiğim ve romantik bulduğum şehirlerden. Yazımızın Paris gezinizde size yardımcı olmasına çok sevindim. gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Tebrikler."} {"url": "https://azgezmis.com/pinnawala-fil-yetimhanesi-sri-lanka", "text": "Sri Lanka yolculuğumuzda genellikle ilk duraklarımızdan biri Pinnawala oluyor. Hem Sri Lanka'ya ufak bir aşinalık sağlanması; hem de buradaki fil yetimhanesini görüp doğada yaşananları anlamak için bir başlangıç oluyor. Pinnawala Colombo'dan yaklaşık 90 km uzaklıkta bulunan bir kasaba. Colombo'dan Sigiriya veya Kandy şehrine giderken uğrayabileceğiniz, yeşillikler içerisinde, turistlerin oldukça rağbet ettiği bir bölgede bulunuyor. Turistlerin buraya ilgi gösterme sebebi burada bulunan fil yetimhanesi ve hayvanat bahçesi. Pinnawala Fil Yetimhanesi'nde sayıları değişmekle birlikte çoğunluğu dişi olacak şekilde 100 civarında fil bulunuyor. Filler biri sabah 10:00 12:00 arasında, diğeri 14:00 16:00 olmak üzere günde iki defa yetimhaneden Ma Oya Nehri'ne yıkanmak ve su içmek için götürülüyor. Yetimhane ya da barınak denen yer ise nehirden 1 km kadar uzaklıkta, etrafı çevrili büyük bir alan. O saatlerde nehir kenarında olursanız güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Buraya geldiğinizde filler nehirde; ya da yetimhanede olabilirler. Saatleri bilirseniz nerede olmanız gerektiğine de karar verebilirsiniz. Ya da erken gelip nehir kenarındaki kafelerde bir şeyler içip bekleyebilirsiniz. Daha önce gitmediğimiz bölgeleri hazırlık aşamasında uzun uzun internetten incelememiz gerekiyor. Bunun için de saatlerce ekrana bakıyoruz, pek sağlıklı bir durum değil biliyorum; ama i-block gözlüklerden kullanarak kendimizi koruyoruz. Biraz beklediğinizde bu devasa canlılar sürü halinde sokaklardan, yanınızdan geçerek nehirde yıkanmaya geleceklerdir. Fillerin yerli ve yabancı turistler için açık bulunan hediyelik eşya dükkanları arasından yürüyerek, yavaş yavaş nehre doğru gelişlerini ve sonrasında nehirde yıkanmalarını izlemek büyük keyif. Sri Lanka'da tarım ve yerleşim alanı açmak için orman arazilerinin yok edilmesi insan ve filler arasında büyük problemlere yol açmış. Bir başka neden kaçak avlanmalar. Fillerin öldürülmesi, genç ve bebek fillerin doğada yalnız kalmaları da bu sorunlardan biri. Burası ilk olarak 1975 yılında yetim kalmış beş adet fil yavrusuna bakım yapmak amacıyla kurulmuş. Fakat bu filleri anneleri yetiştirmediğinden, yaban hayatında zorluk çekecekleri düşüncesiyle salıverilmemiş ve burda bakılmaya devam edilmiş. Şu anda bu ilk beş filden sadece birisi, Kumari adında olan hayatta. Tam yaşı bilinmese de, şu andaki yaşı 65 olarak tahmin ediliyor. Nehirde fillerin yıkanmasını izledikten sonra dilerseniz fil yetimhanesine giderek minik filleri görebilirsiniz. Eğer çok erken 09:00 09:30 gibi yetimhaneye gelirseniz, bir biberon süt satın alıp, filleri kendi ellerinizle besleme şansınız da olur. Bir fili evlat edinmek isterseniz yetimhaneye bağış yaparak bunu da gerçekleştirebilirsiniz. Ama yanınıza alıp götürmek yok, sizin adınıza burada bakımı yapılıyor. Nehir tarafında, etrafta bir çok hediyelik eşya satan dükkan var. Bunlardan fillerle ilgili bir çok farklı ürün alabilirsiniz, bana en ilginç gelen ürün ise fil dışkısından yapılmış kağıt olmuştu. Tamamen el yapımı bu ürünler yerel öğrenciler tarafından kullanılıyor, oldukça organik. Tüm bunlar için elbette bilet almanız gerekiyor. Bir yetişkin için bilet fiyatı 3000 LKR; yani yaklaşık 110 TL. 12 yaşına kadar çocuklar için bunun yarısı ödeniyor. Biletinizi gişeden alabilirsiniz. Alan içerisinde sigara içilmiyor. Müzik ya da ses çıkaran herhangi bir aletle dolaşmaya izin verilmiyor. Filler çok nazik hayvanlar; ama kütle olarak çok büyük ve ağır olduklarından istemeden de olsa size zarar verebilirler, o yüzden çok dikkatli olmalısınız ve mesafenizi korumalısınız. NOT: Şu an için geçici olarak ziyaretçilerin filleri beslemesi, filleri yıkaması ve fillerle birlikte nehirde yıkanmasına izin verilmiyor. Ama bu 2020 yılında yaşıyor olduğumuz salgın (covid-19) ile ilgili geçici bir durum, buranın ziyaretçilere ve bu tip aktiviteler için ödenen paraya ihtiyacı var. Yaşasın filler."} {"url": "https://azgezmis.com/portekizde-mistik-bir-sehir-fatima", "text": "Porto'nun 190 km güneyinde, Lizbon'un ise 130 km kadar kuzeyinde yer alan Fatima Portekiz'e geldiğiniz zaman mutlaka uğramanız gereken bir yer. Yaklaşık nüfusu 10.000 olan bu küçük şehir ise şöhretini gerçekliği hala tartışılan mucizelere borçlu. Lizbon ya da Porto'dan Fatima'ya otobüs ya da tren vasıtasıyla rahatlıkla gidebilirsiniz. Tren ile gitmeyi düşünürseniz Fatima'da istasyon olmadığından Caxarias'da inip taksi ya da shuttle kullanarak Fatima'ya ulaşabilirsiniz. Fatima'nın ilginç bir hikayesi var; 12. yy.'da bölgede yaşayan Mağribliler'in şehirlerine yapılan akınlar sırasında genç bir şövalye olan Don Gonçalo Hermigues, müslüman bir prensin Fatima isimli kızını kaçırır. Fatima zamanla kendisini kaçıran şövalyeye aşık olur. Evlenmeden önce de Hristiyan olmayı kabul eder. Vaftiz ismi Ourem olur. Şövalye ise eşini mutlu etmek için yaşadıkları şehrin adını Ourem olarak değiştirir. Fakat kısa süre içerisinde Ourem hastalanır ve ölür. Eşinin ölümüne çok üzülen şövalye ise kendini uzun süre boyunca dine adar ve manastırda yaşar. Bir süre sonra kendisine yeni bir manastır kurma görevi verilir. Kurduğu yeni manastırın etrafındaki yerleşime de Fatima adını verir. Bir manastırın etrafında kurulan bu küçük şehri günümüzde ise 5 milyondan fazla insan ziyaret ediyor. Fatima'yı bu kadar ünlü yapan ise 1917 yılında yaşanan Meryem Ana Efsanesi'dir. 1917 yılında Meryem Ana 3 çoban çocuğa gözükür. Çocukların anlattığı bu hikaye kısa sürede kulaktan kulağa bir dalga gibi yayılır. Dönemin yazılı kaynaklarına göre 1917 yılının Ekim ayında binlerce kişi Meryem Ana'yı beklemek üzere Fatima'da toplanır... ve yazılanlara göre son derece olumsuz hava şartlarına rağmen bulutlar dağılır, güneş çıkar ve yaklaşık 12 dakika kadar havai fişek gösterisini andıran bir ışık gösterisine şahit olurlar. Yaşanan bu olayın ardından bu noktaya kilise yapılır. Bahsi geçen üç çoban çocuktan ikisi küçük yaşta ölür. Lucia ise 2005 yılında öldüğünde 97 yaşındadır. Vatikan da Lucia'nın ölümünün ardından kendisini azizelik ile onurlandırılır. Yıllar içerisinde Fatima Hristiyanların en kutsal hac merkezlerinden birisi haline gelir. Fatima'daki Büyük Meydanı'ın köşesinde hikayenin başladığı yani Meryem Ana'nın görüldüğü yere yapılmış küçük şapel mevcut. Meydana hakim konumda bulunan Ana Kilise'nin yapımı 1954'te tamamlanmış. İç kısmında Şövalyenin eşi Fatima'nın ve çoban çocukların mezarları var. Meydan aynı anda 1 milyon kişinin sığabileceği şekilde tasarlanmış. Ana Kilisenin tam karşısında ise çok büyük ve modern bir kilise daha var. İki kilise arasındaki yolu, bir şeyler elde edebilmek için, dizlerinin üzerinde katetmeye çalışan hacı adayları son derece sıra dışı kareler sunar fotoğrafçılara. Meydanda oldukça büyük bir mum yakma alanı var. Burada da nemli gözler dileklerin gerçekleşmesi için kapanıyor ve mumlar yakılıyor. Gün boyu devam eden bu ritüeller hava kararıp ayinlerin başlamasıyla doruk noktasına ulaşıyor. Büyük bir haç din adamları ile taşınıyor ve kalabalık hacılar topluluğu öndeki din adamlarını takip ediyor. Topluluktaki hemen hemen herkesin elinde yanan mumlar gece karanlığında oldukça mistik bir görüntüye sebep oluyor. Bu kadar çok dini içerikten bahsettikten sonra burada konaklama sorunu yaşayacağınızı sanmayın. Meydanı çevreleyen çok sayıda otel var. Bütçenize göre birisini seçebilirsiniz. Otelinizin ve yine meydanın etrafında çok sayıda da hediyelik eşya satıcısına rastlayacaksınız. Dinin bu kadar metalaştırıldığına önce şaşıracak sonra da kanıksayacaksınız. Gezilerinizin hepsi birbirinden güzel. Portekiz gezisi ne zaman. Merhaba, 2020 yılı için Portekiz gezisi planlamadık, maalesef."} {"url": "https://azgezmis.com/selimiye-tatil-icin-baska-bir-adres", "text": "Marmaris ilçesinin küçük sevimli bir köşesi Selimiye. Ancak bu küçük koya çok şey sığmış. Marmaris ile Selimiye arası yaklaşık 46 km; fakat yol bir hayli virajlı olduğu için yavaş gidiyorsunuz, yaklaşık bir saat kadar sürüyor. Selimiye popüler olmadan önce kendi halinde küçük bir balıkçı köyüymüş. Burada yaşayanların çoğunluğunu Bulgaristan'dan göç eden Türkler oluştururken bugün yazlık sahipleri ve değişik şehirlerden gelip yerleşenlerin sayısı he geçen gün artıyor. Selimiye ismini Osmanlı Padişahı I. Selim'den almış bir yerleşim yeri. Eskisi kadar olmasa da burada, zeytincilik, arıcılık, badem ve bir de eski bir gelenek olan tekne yapımı devam etmekte. Genelde evlerin bahçelerinde çok büyük olmayan ahşap tekneler yapılıp satılıyor. Son yıllarda ise en gözde kazanç kapısı turizm olmuş. Marmaris'den buraya gelirken iki farklı yoldan gelebilirsiniz. Yolun birinde, İçmeler ve Turunç beldeleri önünüze çıkacak. Çok kalabalık olmadığı dönemlerde İçmeler çocuklu aileler için iyi bir seçenek olur. Uzun bir süre denizde yürüseniz bile deniz hala diz kapaklarınıza gelecek kadar sığ. Kalabalık olunca tüm kum havaya kalkıyor ve suyu bulanık hale getiriyor. Bu yoldan gelirken Bayır köyündeki geleneksel yoldan yağ üreten, eski yağhaneyi de ziyaret edebilirsiniz. Burada 1910 yılından kalan ahşap iş makinaları ile badem, kekik ve zeytinin yağı çıkartılıyor. İkinci yoldan giderseniz bu sefer, Kız Kumu Plajını görme şansınız olur. Burada denize girmedim; ama gördüğüm kadarıyla herkes suyun ortasında yürüyordu. Burası da hemen derinleşmeyen ve zemini kum olan bir yer. Gelelim Selimiye'ye, burada merkezden denize girmek isterseniz teknelerin bağlamış olduğu sığınak denen limandan girmeniz gerekiyor. Ancak kıyıda yer yer deniz kenarına, yani halkın plajının içine yapılmış bulunan bazı yapılar buradan geçip denize girmeye izin vermiyorlar. Daha önce bir başka yazımda yazmıştım, tekrar yazıyorum: T. C. Anayasası'nın 3621 sayılı kanunun 43. maddesi gereği tüm kıyılar halka açıktır. Lütfen bunu her gittiğiniz sahil kasabasında bu tip bir durum ile karşılaştığınızda bildirin. Kimse sizi sahilden yararlanmaktan alıkoyamaz. Selimiye genel olarak sakin ama kendinize daha az tesisin olduğu bir parça sakin bir yer arıyorsanız Sığ Liman Plajına gidebilirsiniz. Selimiye koyundan 2,5 km uzaklıkta. Bu koyun hemen yanında Cennet Koyu ve Hüseyin Cem Salur Koyu'da var. Sığ Liman küçük bir koy ve deniz içeriye doğru girmiş; bu nedenle su oldukça durgun ve tertemiz. Selimiye, gezilecek yer olarak iç kısımda neredeyse tek bir caddeden oluşuyor. Elbette iç kesimlerde evler mevcut; ama turist olarak gittiğinizde denize paralel bir cadde ve deniz kenarında ise lokanta, kafe ve hediyelik eşya satanların bulunduğu dükkanlardan oluşan bir kordon boyu var. Gün içinde sahil tarafında denize girip buradaki şezlongları ücret ödeyerek kullanabilirsiniz. Ya da kendi portatif sandalyenizi koyarak denize girebilirsiniz. Ancak sahil bölümü sıkışık çok fazla sandalye alanı yok. Akşam olduğunda deniz tarafı değişime uğruyor ve akşam yemeği için hazırlanıyor. Bu halini daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Denizin üzerine yer yer küçük iskeleler yapılmış. Akşam olduğunda buralarda masalar kuruluyor, ışıklar yakılıyor ve hoş bir yemek mekanı haline getiriliyor. Selimiye'nin küçük bir yat limanı var. Buraya tekne ile gelmeniz de mümkün. Zaten gelen yerli ve yabancı turistler de var. Burayı genellikle İngilizler tercih ediyorlarmış. Selimiye çıkışlı tekne turlarına da katılabilirsiniz. Günübirlik turlarla tekneler Hisarönü, Dirsek Bükü, Kız Kumu ve Bencik'e gidiyorlar. Bu tekneler ile bir günlük yemekli gezinin fiyatı kişi başı yaklaşık 150 TL (Fiyat 2019 yılına aittir). Kendi aracınız ile geldiyseniz, Selimiye'ye 20 km mesafede olan Bozburun'u da ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Yolları biraz virajlıdır; ama minik sevimli bir yer. Burada kalmak isterseniz fiyatlar yine çok ucuz değil, bilginiz olsun. Selimiye'yi konaklama için oldukça pahalı bulduğumu söylemem gerek. 2019 yılında buraya gitmiştik, bir kaç otelin fiyatını öğrendik. Bunlardan bazıları Heymola 9 odalı yeni bir işletmeydi, iki kişilik oda fiyatı 400 TL. Bir İngiliz kadın işletmecisi olan Jenny's House 15 odalı ve iki kişi 430 TL. Burada İngiliz alışkanlığı olan akşam çayı ve kek her gün ikram ediliyor. Bu işletmenin sahilde kendine ait bir de plajı mevcut. Bu fiyatların biraz altında pansiyon bulma olasılığınız da var. Bunun için Birgül Teyzenin Evi diye geçen 8 odalı pansiyona bakabilirsiniz. Tatilinize Eylül ayında çıkma cesareti gösterirseniz otel fiyatları biraz aşağıya iniyor. Eylül başında havalarda bir dinginlik oluyor, denize girmek için hava hala elverişli ve her yer biraz daha sessiz elbette. Selimiye genelini biz konaklama ve yemek açısından yüksek fiyatlı bulduk. Hatta küçük suyun fiyatı bile normalin bir kaç katı kadar olabiliyor. Biraz soruşturunca ilginç bir şekilde bir kişinin buradaki bir çok dükkanı satın alıp yüksek fiyatla kiraya verdiğini öğrendik. Kirayı ödeyebilmek için işletmeler fiyatlarını yukarı çekmişler. Son olarak benim gibi gümüş meraklısı olan varsa tasarımlarını beğenip bir kaç gümüş aldığım Severin Tasarım dükkanına bir göz atmanızı öneririm. Tasarımlarını farklı buldum. Son dönemde her yerde parlak taşlı ürünler satılırken burada bir birinden farklı çalışmalar göreceksiniz. Yolunuz düşerse Selimiye ve beraberinde Bozburun bir kaç gece konaklamak için keyifli bir liman olabilir. Selimiye de yasayan ve is yeri olan biri olarak yazıyorum. Tarafsız bakış açınız ve yorumlarınız icin çok teşekkür ederim. Sever Hanım, tarafsız kalabilmek çok önemli, kalabildiysek ne mutlu. Teşekkürler yorumunuz için."} {"url": "https://azgezmis.com/seyahate-cikmadan-once-yapmaniz-gerekenler", "text": "Seyahat planları yaparken, bazı önlemleri almak ve düzenlemeleri tamamlamak, seyahat deneyiminizin daha keyifli ve sorunsuz geçmesini sağlayabilir. Seyahate çıkmadan önce yapmanız gereken bazı önemli adımlar bulunur. Seyahat ederken beklenmedik sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle, seyahat sağlık sigortası yaptırmak önemlidir. Seyahat sağlık sigortası, hastalık, kaza veya acil tıbbi durumlar gibi beklenmedik durumlarda size maddi ve tıbbi destek sağlar. Bu sigortayı yaptırmadan önce, kapsamı ve koşulları dikkatlice inceleyerek ihtiyaçlarınıza uygun bir plan seçtiğinizden emin olun. Ayrıca güvenli ve hızlı bir şekilde yaptırabileceğiniz seyahat sağlık sigortası için hemen generali. com. tr adresini ziyaret edin. Uluslararası seyahat ediyorsanız, pasaportunuzun süresinin seyahat tarihlerinizi kapsadığından emin olun. Ayrıca gideceğiniz ülkenin vize gereksinimlerini kontrol edin ve vizenizi zamanında almak için gerekli adımları atın. Pasaport ve vize işlemlerini son dakikaya bırakmamak önemlidir. Bazı ülkeler, seyahat edenlerden belirli aşıları yaptırmalarını isteyebilir. Seyahat edeceğiniz ülkenin sağlık gereksinimlerini öğrenmek ve gerekli aşıları yaptırmak için seyahatten önce bir doktora danışın. Aşıların zamanında yapılması önemlidir, bu yüzden gereken süreyi göz önünde bulundurun. Gideceğiniz yerdeki hava durumunu önceden kontrol edin ve buna göre giysilerinizi seçin. Sıcak, soğuk, yağışlı veya nemli bir iklimde seyahat ediyorsanız, uygun giysileri yanınıza almanız önemlidir. Böylece seyahat sırasında konforlu ve rahat olabilirsiniz. Pasaport, kimlik kartı, biletler, otel rezervasyonları ve diğer seyahat belgelerini düzenleyin. Bunları güvenli bir yerde tuttuğunuzdan emin olun ve seyahatten önce hepsini kontrol edin. Gerektiğinde elektronik kopyalarını alarak yanınızda bulundurmanız da faydalı olabilir. Seyahat sırasında iletişim ihtiyaçlarınızı karşılamak için uygun bir plan seçin. Yurtdışında cep telefonu kullanacaksanız, uluslararası dolaşım ayarlarını kontrol edin veya yerel bir SIM kart almayı düşünebilirsiniz. Banka kartlarınızın ve kredi kartlarınızın seyahat edeceğiniz ülkede kullanılabilir olduğundan emin olun."} {"url": "https://azgezmis.com/sharm-el-sheihk", "text": "5 Haziran 1967'de İsrail'in Mısır'ı işgal etmesiyle o güne kadar bir balıkçı kasabası olan Sharm El-Sheihk'in kaderi tamamen değişmiş. İsrailliler buraya ilk turistik oteli inşa edip ilk dalış okulunu kurmuşlar. İşgal 1980'lerin başında bittiğinde Mısır hükümeti bölgeye yatırım yapmaya başlayarak Sharm El-Sheihk'i yavaş yavaş bir dalış noktası haline getirir. Bugün ise artık hepimizin bildiği gibi artık nokta değil dünyanın sayılı dalış merkezlerinden biri. Bunun sonucu olarakta bugün bu bölgeyi daha çok dalış meraklıları ziyaret etmekte. Kahire'ye kıyasla burada oteller oldukça temiz ve otel standartları yüksek. Her sabah limandan kalkan belki 60-70 adet büyük dalış teknesi deniz sevdalılarını diplerdeki güzelliklerle buluşturuyor. Dalış merakınız yoksa bile burada bir keşif dalışı yapmanızı tavsiye ediyorum dalmaktan tamamen korkuyorsanız mutlaka bir tane maske edinip, her hangi bir plajdan denize girin dipte gördüğünüz balıklar uzun süre aklınızdan çıkmayacak. Değişik renklerde bir çok balık ayaklarınızın altından geçerek etrafınızı saracak. Aman bunları görünce nefes almayı unutmayın çünkü bu güzellik karşısında kendinizi kaybedeceksiniz. Yada balıkları görmek için altları cam olan teknelerle gezintiye çıkabilirsiniz. Sharm el-Sheihk'de kaldığımız bir kaç gün boyunca biz balıkları daha yakından görmek istedik ve sürekli farklı noktalara dalışa gittik. Bunlardan en eğlencelisi ve oraya giden tüm dalgıçların bildiği tuvalet taşı taşıyan gemi batığıdır herhalde. Gemiden düşen tuvalet taşları denizin dibinde duruyor ve her dalgıç gidip bu tuvaletlerin üzerine oturup poz veriyor sahneyi şöyle anlatabilirim, yanınızdan meraklı, kocaman kalın dudaklı bir Napolyon Balığı geçiyor, hatta merakından size doğru gelip bir bakıyor dudaklarının dolgunluğundan sizi öpecekmiş hissine kapılıyorsunuz ve bu sırada siz denizin 30 metre derinliğinde tuvalette oturuyorsunuz. Biraz ilerde, bu kadar büyüğünü zor göreceğiniz Mürenler aniden bir oyuğun içinden kafasını size doğru uzatabilir. Bu Mürenlerden biriyle ilk karşılaştığımda bu kadar büyük olduğuna inanamayarak 2 metrelik mürenin önünde saygı ile eğilip, şaşkınlıkla seyrederken, üzerinde mavi benekler olan Vatozlar ayaklarımızın altından geçmeye başladı, Palyaço balıklarını hiç saymıyorum zaten onlar turuncu beyaz renkleri ile Kızıldeniz'in kadrolu çalışanları gibi her yerde karşınıza çıkıyorlar. Dalmak için en gözde yerler Ras Mohammed Milli Parkı, Ras Om El Sid, Thistlegorm batığı ve Dunraven. Kızıldeniz her dalgıcın gitmek isteyeceği bir düşler denizi. Burada dalış yapanın bir daha Türkiye'de dalış yapmak istemeyeceği ve bazı insanların bir daha dalmadığı söylenir ben de Kızıldeniz'de daldığımdan bu yana Türkiye'de hiç dalamayanlardan oldum. Sharm El-Sheihk'e turistik bir seyahat acentası ile gittiğinizde orada dalış yapabileceğiniz tekneler bulabileceğiniz gibi Türkiye'den özel dalış turları düzenleyen dalış okulları var. Bu konuda Ayışığı Dalış Merkezini (Tel: 0216 349 56 89) size gönül rahatlığı ile önerebilirim. Sahibi Tunç Yavuzdoğan ve diğer çalışanlar bu işi sanki para kazanmak adına değil arkadaş kazanmak adına yapıyor gibiler, dalış turları boyunca kendinizi çok samimi bir ortamda buluyorsunuz. Elbetteki buradaki tek aktivite dalış değil Sina çölünde ATV kullanmayı deneyebilirsiniz. Yalnız çöle giderken yanınıza mutlaka su alın, ayrıca kocaman bir güneş gözlüğü ile başınızı tamamen saracağınız bir örtü ve mümkünse beyaz olmayan bir kıyafet giyin. Çünkü çölde ATV'ler sıralanıp giderken müthiş bir toz kalkacak ve üzerinize biriken kuma inanamayacaksınız. ATV turunu mutlaka yapın çünkü belleklerinizden o keyifli anlar uzun süre silinmeyecek. Uçsuz bucaksız kum tepelerini aşıp sonunda dağlarla çevrili bir alana ulaşacaksınız, göreceğiniz manzaralar dünyanın bir çok yerinde göremeyeceğiniz türden. Bu tur sırasında çölün ortasında mola verebileceğiniz yerler var. Buralardan birinde durarak içleri halı ile kaplı kıl çadırlardaki kerevetlerde oturup buz gibi ayran ve hamur işi birşeyler yemek de size ayrı bir keyif verecek. Hatta bu anı ve sonrasındaki ATV gezininizi orada bu işi yapan firmalardan birine videoya çektirip DVD olarak alabilirsiniz. Aman ha iyi pazarlık yapın çünkü sizi çölün ortasında yakaladıklarından yüksek fiyat söyleyecekler. Macera ve dağcılığı seviyorsanız yerel tur firmalarının düzenliği günü birlik Musa Dağı tırmanışlarına katılabilirsiniz. Genelde 2-3 saat hafif tırmanma modunda yürüterek Musa dağından Sharm'ın görüntüsünü fotoğraflatıp biraz mola verdikten sonra geri dönüş başlıyor. Akşamları Sharm El-Sheihk'e hangi ülkeden kimler gelmiş, ne giymiş, kiminle gelmiş, kısaca Sharm'a gelen herkesin akşamları buluştuğu yeri görmek isterseniz Na'ama Bay'a gitmelisiniz. Bulunduğunuz noktadan taksi ile rahatça gidebilirsiniz kişi sayısını dert etmeyin biz Na'ama Bay'a giderken rekor kırarak bir taksiye 15 kişi binmeyi başardık. Arkama dönüp baktığımda bagajdan çıkan bir çok el ve ayak gördüğümü hatırlıyorum. Anlayacağınız taksiciler kural ve aynı zamanda trafik tanımaz. Na'ama Bay'da kendimi Mısır'da değil başka bir üklede gibi hissettim. Arapları aralara serpiştirilmiş olarak görüyorsunuz onlar dışında neredeyse her milletten insan en şık kıyafetleri ile resmi geçit yapıyor gibiler. Bu kalabalığı bir kafeye oturup nargile içerken seyrettikten sonra birde tepeden bakmak isterseniz, Na'ama Bay'ı tepeden gören cafelerden birine çıkıp seyretmenizi öneririm. Bir yandan ışıklar ve su gibi akan insan selini tepeden seyrederken bir yandan da bu cafelerdeki erkek dansçıların danslarını seyredebilirsiniz. Geceleri buradan kuş bakışı Na'ama Bay gerçekten güzel görünüyor. Dükkanlar geceleri geç saatlere kadar açık gün içinde herkes dalışda olduğu için geceleri alışverişe Na'ama Bay'a geliyorlar. Her mağazada satılan ve neredeyse üniforma gibi herkesin üzerinde olan RED SEA DIVERS tişörtlerinden bir tane de biz ediniyoruz. Na'ama Bay artık modern bir yer olmuş Mc Donald'sdan, Hard Rock Cafe' ye herşey burada mevcut, birde artık o kadar popüler olmayan ama bana sorarsanız çok iyi fotoğraflar yakalayabileceğiniz ve Mısırlı'ları doğal hali ile görebileceğiniz eski çarşı var. Gerçek Mısır'ı burada daha yakından inceleyebilirsiniz. Buraya gitmenizi tavsiye ederim. Ufak bir not düşeyim bu çarşıdaki dükkanlar Na'ama Bay'daki gibi süslü olmadığı için aynı ürünleri buradan daha ucuza alabilirsiniz. Sharm El Sheihk bana göre dalış dışında çok cazibesi olan bir yer değil. Normal bir turist gittiğinde dalış yapmıyorsa burada 2 gün geçirmesi yetecektir diye düşünüyorum. Merkeze taksi ile gidebileceğiniz bir mesafede otellerin dizildiği Ras Um Sid bölgesinde kalabileceğiniz bir çok yer var. Biz Falcon Hills otelde kaldık. Oldukça temiz ve güzel yemekleri olan bir otel. Üstelik bizim Türk olduğumuzu öğrendikleri andan itibaren bize jest yapmak için sürekli türkçe müzik yayını yaptılar. Buradan yürüyerek 5 dakika içinde sürü ile balık göreceğiniz güzel bir plajlara ulaşabilirsiniz. Mısır pazarlık yaptığınız sürece oldukça ucuz bir ülke diyebilirim. Burada Mısır Poundu geçiyor ama dolar hala kral tahtını bırakmamış cebinizde dolar varsa sorun yok. Sharm'a gittiğimizde Ramazan Bayramına bir gün vardı akşam üstü oteller bölgesinde yürüyüşe çıktığımda yaşları 13-14 olan bir grup Mısırlı çocukla karşılaşıp sohbet etmeye başladım. Kendileri için Ramazan'ın henüz bitmediğini söylediler. Burada bazı din adamları aya doğru bakarak tam olarak hilal olup olmadığını tespit ederlermiş eğer ay hilal ise Ramazan bitermiş yok değilse hilal olana kadar herkes oruç tutmaya devam edermiş. Ayrıca ay hilal ise o gün bir fakiri sevindirerek Ramazan'a veda ederlermiş. Bu sohbet esnasında ayın hilal olduğu ve Ramazan'ın bittiği haberi geldi. Çocuklar koşarak yakındaki bakkala girdiler biri, gazoz, diğeri şeker bir diğeri çikolata alıp gelmişti. O gün çocuklar sevindirmek için beni seçmişlerdi. Verdikleri hediyeleri yemesemde gerçekten bu hoş davranışları karşısında kendimi mutlu hissettim. Ramazanın son günü Mısır'da olursanız akşam üstü bir bakkal önünde durun, biri gelip mutlaka karnınızı doyuracaktır ama unutmayın ay hilal olursa."} {"url": "https://azgezmis.com/termal-su-ile-sifalanin-ankaranin-en-iyi-termal-oteli", "text": "Ülkemizin başkenti Ankara, zengin kültürel mirası ile tanınan bir kenttir. Bu yüzden de herkes keyifli bir gezi yapmak adına burayı ziyaret eder. Şehirdeki uzun soluklu gezintiden sonra dinlenmek ve şifalanmak adına termal oteller harika bir seçenektir. Ankara'nın en iyi termal oteli Çam Otel'de konaklayarak harika bir termal tatil yapabilirsiniz. Termal su, binlerce senedir insanlar tarafından şifa kaynağı olarak kullanılan doğal bir mucizedir. Bu suyun içeriğinde kalsiyum, demir, klorür, sülfat, magnezyum ve sodyum gibi türlü mineraller yer almaktadır. Bahsi geçen mineraller, termal suyun faydalarının ortaya çıkmasında büyük rol oynar. Termal sular cilt sağlığını destekler, kas ve eklem ağrılarının hafiflemesini sağlar, kan dolaşımını düzenler, bağışıklık sistemini güçlendirir, ruh halini dengeleyerek kişinin gevşemesine yardımcı olur. Çam Termal Otel, konuklarına modern ve son derece lüks düzeyde bir ambiyans sunar. Bunu yaparken de SPA & Wellness hizmeti ile de öne çıkar. Bu bir terapidir; hidroterapi, talassoterapi, balneoterapi ve klimaterapi olmak üzere farklı tedaviler için kullanılan her bir terapinin ortak adı SPA şeklinde bilinmektedir. Vücudun tamamına ya da belirli kısımlarına uygulanabilen bir masaj türüdür. Kan akışını hızlandırır. Kas spazmı yaşanan bölgeleri hızlı biçimde gevşetir. Bitkilerden elde edilen doğal yağlarla masaj uzmanları tarafından gerçekleştirilir. Vücudun toksinleri atmasına yardımcı olur. Volkanik bölgelerden elde edilen taşların ısıtılması ve soğutulması ile uygulanan bir masajdır. Uzmanlar tarafından uygulanan bu masaj, termal terapilerle daha etkili hale getirilir. Rahatsızlık hissedilen kısma uygulanan bir masaj yöntemidir. Bel, boyun ve sırt gibi bölgelere uygulanabilir. Yaşlanma etkilerini geciktirici özelliğe sahip bir masaj türüdür. Sadece yüz bölgesine uygulanır. Cildin kendini yenilemesini sağlar. Her bir masaj termal su uygulamalarıyla daha etkili hale getirilir. Bütüncül bakış açısıyla tasarlanan bu tedavi yöntemleri ile siz de rahatlığın tadını istediğiniz zaman çıkarabilirsiniz. Günlük yaşamın verdiği stres, bedeninize yorgunluk olarak geri döner. Sauna ise bu yorgunluğu toksinlerle beraber atmanıza yardım eder. Vücudun ısı geçişleri ile rahatlamasını sağlar. Burada kadın ve erkekler için ayrı ayrı saunalar yer almaktadır. King suitler içerisinde de sauna bulunmaktadır. Çam Termal Otel, Kızılcahamam'ın en meşhur aktivitesini ortaya çıkarıyor: Türk Hamamı! Hamamsız termal tatil olmaz diyenler bu hizmeti çok seviyor. Geleneksel hamam anlayışı ile termal suyun şifalı gücü birleşiyor. Ailenizle beraber Türk Hamamı deneyimini yaşamak için dilediğiniz zaman burayı ziyaret edebilirsiniz. Siz de şehrin kalabalığından ve stresinden uzaklaşmak için hafta sonunu termal tatil yaparak değerlendirin. Herkese iyi tatiller dileriz!"} {"url": "https://azgezmis.com/tiger-nest-kaplan-yuvasina-yolculuk", "text": "Gezginler için Bhutan'ın en ilgi çekici aktivitesi Tiger Nest Manastırı ziyareti. Burası gerek yapısıyla gerekse konumuyla oldukça estetik bir manastır. Burası ayrıca Paro Taktsang veya Taktsang Palphug Monastery adlarıyla da biliniyor. Paro deniz seviyesinden 2100m yükseklikte. Kaplan Yuvası Manastırı ise deniz seviyesinden tam olarak 3120m yüksekliğe, kayalıkların üzerine kurulmuş, yani bu aktivitede 1000m yukarıya çıkacağız. Hem yükseklik, hem de gereken efor nedeniyle herkese uygun olmayabilir. Bhutan'a geldiğinize göre bir seyahat şirketiyle anlaşmış olmalısınız. Acentanız kaldığınız otelden sizi yürüyüş yolunun başlangıcına kadar getiriyor. Buradan dilerseniz yürümeye başlıyorsunuz, dilerseniz katır kiralayıp yolun bir kısmını katır üzerinde tamamlayabiliyorsunuz, maliyeti 10 USD; fakat pek konforlu olduğunu söyleyemem. Özellikle de yağışlı günlerde veya yağıştan hemen sonra bu tarz bir yolculuk oldukça tehlikeli oluyor. En iyisi elinize bir baton alarak yürümeye başlamak. Batonunuz yoksa başlangıç noktasına 10-20 BTN vererek bu iş için özel yapılmış sopalardan kiralayabilirsiniz. Eğer Paro merkezden kendi imkanlarınızla gelecekseniz taksi ile gelebilirsiniz. Taksi yürüyüş yapacağınız yere kadar getiriyor, 2017 itibariyle maliyeti yaklaşık 10 USD. Bhutan'a ne zaman gidilir, nasıl gidilir, Bhutan Vizesi vb. konularda detaylı bilgiye Bhutan Seyahat Rehberi yazımızdan ulaşabilirsiniz. Oldukça güzel fakat biraz dik patikayı kullanarak çam ormanının içinden yürüyüş yaparak ilk durağımız olan bir restorana varıyoruz. Bu yürüyüş kondisyonunuza göre 1-2 saat kadar sürebiliyor. Burada bir süre dinlendikten ve ihtiyaçlarınızı giderdikten sonra tekrar yürüyüşe devam ediyorsunuz yaklaşık yarım saat kırkbeş dakika sonra Tiger Nest tüm görkemiyle karşınızda görünmeye başlıyor. En iyi seyir noktası ve fotoğraf çekim noktası burası. Bazen bulutlar artıyor ve önünüzdeki manzarayı kapatabiliyor; fakat biraz beklerseniz bulutlar yavaş yavaş dağılırken arkada mistik bir manzara bırakıyor. Burada da dinlenip bir çok fotoğraf çektikten sonra merdivenlerden inmeye başlıyorsunuz. Merdivenlerin bitiminde yaklaşık 50m yükseklikten dökülen Yılan Şelalesi isminde bir de şelale var. Buradan bir köprüyü geçerek bu sefer merdivenlerden yukarıya çıkmaya başlıyorsunuz. Toplamda inişli çıkışlı yaklaşık 400-500 basamak var, bu ise yine kondisyonunuza göre 1 saat kadar sürebiliyor. Toplam çıkış süreniz molalarla birlikte 3 saat kadar sürebilir. İniş süreniz ise en fazla 2-2,5 saat kadar tutacaktır. Tiger Nest içerisine fotoğraf makinesi, cep telefonu video kayıt cihazları gibi cihazları almıyorlar. Bu fotoğrafçılar için büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir; ama dışarıdan çekilen fotoğraflar da yeterince tatmin edici, emin olun. Girişte görüntü kaydeden tüm cihazlar toplanıyor. Bunlar dolaplara konup kilitleniyor. Guru Rinpoche Tibet Budizminin temellerini atan ve Bhutan'a kadar getiren kişidir, bu yüzden ikinci Buda olarak da isimlendiriliyor. Padmasambhava hayatı hakkında efsaneler haricinde detaylı bilgi bulunmuyor. Bunlardan efsanelerden biri de Tiger Nest hakkında. \"Kendisi de bir prens olan Guru Rinpoche manastırın bulunduğu yerdeki mağaraya, bir dişi kaplan formuna dönüşen Prenses Yeshe Tsogyal'ın sırtında uçarak geliyor. Burada meditasyona başlıyor ve bu esnada sekiz ayrı formda yeniden enkarne oluyor. Guru Padmasambahva burada tam olarak üç yıl, üç ay, üç gün ve üç saat boyunca meditasyon yapıyor.\" Anlatılan bu efsane 8. yüzyılda gerçekleşmiş. Tiger Nest ya da Paro Taktsang ilk olarak 1692'de inşaa edilmiş; fakat 1958 ve sonrasında 1998'de çıkan yangınlar neticesinde harap olmuş ve 2005 yılında orjinaline sadık kalınarak yeniden yapılmış. Bu restorasyonun maliyeti yaklaşık iki milyon USD tutmuş. Bazı kaynaklarda eski adı olan Taktshang Goemba olarak da geçebilir. Aslında burası dört ana tapınaktan ve bir kaç konuttan oluşan bir kompleks. İçeride diğer manastır ve tapınaklardakinden farklı bir şey yok. Size açık olan bölümleri gezip bahçesinde biraz oturduktan sonra dışarı çıkıyorsunuz. Bazı kaynaklarda yazıldığı gibi turistlere kapalı değil, bir çok yerini gezebiliyorsunuz. Bazı odalara veya tapınaklara girerken ayakkabılarınızı çıkartmanız isteniyor, her kültürün kendine ait bazı kuralları var, oraya gittiğimize göre bunlara uymalıyız. Dua çarkı manastırın ana tapınağının avlusunda bulunuyor. Her sabah saat dörtte, keşişler tarafından yeni bir günün başlangıcını belirtmek üzere bu çark döndürülüyor. Tiger Nest Manastırında sekiz adet mağara bulunuyor. Bunların dört tanesinde görece olarak daha kolay ulaşılabiliyor. Padmasmabhava'nın ilk geldiği mağara Tholu Phuk ve meditasyon yaptığı mağara ise Pel Phuk adıyla anılıyor. Manastırda bulunan keşişler bu mağaralarda en az üç yıl süreyle meditasyon yapıyorlar. Tapınak ziyaretinizin bitiminde cep telefonu, fotoğraf makinesi vb. bir ekipman bıraktıysanız hatta kullandığınız bastonu bile bırakmak zorundasınız. Onları geri alıyorsunuz ve dönüş yoluna koyuluyorsunuz. Ödediğiniz paraya dahil olarak iniş esnasında yine restoranda mola verip öğlen yemeği için bir şeyler atıştırıyorsunuz. Küçük bir tavsiye bu restorandan aşağıya inerken çalışanların kullandığı kestirme bir yol var, iniş sürenizi 15-20 dakika kadar kısaltıyor."} {"url": "https://azgezmis.com/tiny-house-ev-ozgurluk-icin-bir-adim", "text": "Tiny House evleri, son yıllarda popülerlik kazanan ve birçok insanın yaşam tarzını değiştiren benzersiz ve işlevsel yapılar olarak dikkat çekmektedir. Küçük ve minimalist tasarımlarıyla öne çıkan bu evler, geleneksel büyük evlerin yerine geçmek yerine, daha sürdürülebilir, ekonomik ve basit bir yaşam tarzı sunmayı hedeflemektedir. Tiny House evleri genellikle 40 ila 60 metrekare arasında değişen boyutlara sahiptir ve sıklıkla tek katlı olarak inşa edilirler. Genellikle taşınabilir veya sabit olabilirler, bu da sahiplerine esneklik sağlar. Tasarımları minimalist ve işlevseldir, her alanın çok amaçlı kullanılmasını sağlayacak şekilde düşünülür. Yaratıcı depolama çözümleri, katlanabilir mobilyalar ve yerden tasarruf sağlayan inovatif özellikler, bu küçük evlerde yaşam alanını maksimum düzeyde kullanmayı mümkün kılar. a) Maddi Yükü Hafifletir: Tiny House evleri, daha uygun fiyatlı ve daha düşük maliyetli bir yaşam tarzı sunar. Hem inşaat maliyetleri hem de enerji maliyetleri daha düşüktür. Küçük boyutlarından dolayı, kredi ödemeleri daha az olabilir ve daha az enerji tüketimi, daha düşük faturalar anlamına gelir. b) Sürdürülebilirlik: Tiny House evleri, genellikle çevre dostu malzemelerden yapılır ve enerji verimliliğine odaklanır. Küçük boyutları, daha az enerji tüketimine ve düşük karbon ayak izine sahip olmalarını sağlar. Ayrıca, su tasarrufu ve alternatif enerji kaynaklarına yönelik sistemlerin entegrasyonu gibi sürdürülebilirlik önlemleri de uygulanabilir. c) Basit ve Özgür Yaşam: Tiny House evleri, gereksiz tüketim alışkanlıklarını azaltarak ve minimalizme odaklanarak daha basit ve özgür bir yaşam tarzı sunar. Daha az eşya sahibi olmak, sahiplerine daha az stres ve daha fazla özgürlük hissi verir. Ayrıca, taşınabilir modeller sayesinde, sahipleri diledikleri zaman ve yerde yaşayabilir ve seyahat edebilir. a) Sınırlı Yaşam Alanı: Tiny House evlerinin en büyük dezavantajlarından biri sınırlı yaşam alanıdır. Küçük boyutları, bazı insanlar için rahatsız edici olabilir ve hareket alanını kısıtlayabilir. Ayrıca, misafirleri ağırlamak veya geniş bir aileye sahip olmak gibi durumlarda zorluklar ortaya çıkabilir. b) Depolama Zorlukları: Küçük bir evde yaşamak, depolama alanı sıkıntısına neden olabilir. Eşyaları düzenli tutmak ve ihtiyaç duyulduğunda erişilebilir kılmak için yaratıcı depolama çözümleri kullanılması gerekebilir. c) Alıştığımızdan Farklı Yaşam Tarzı: Tiny House evlerinde yaşamak, geleneksel ev yaşamından farklı bir deneyim gerektirir. Küçük bir alan içinde yaşamak, bazı alışkanlıkları değiştirmeyi ve gereksiz eşyalardan vazgeçmeyi gerektirebilir. Bu, bazı insanlar için uyum sağlamakta zorluk çıkarabilir. Sonuç olarak Tiny House evleri, minimalizm ve sürdürülebilirlik arayan birçok kişi için cazip bir seçenek olmuştur. Finansal avantajlar, çevre dostu tasarım ve basit bir yaşam tarzı sunmaları, bu evlerin popülerlik kazanmasını sağlamıştır. Bununla birlikte, yaşam alanının sınırlı olması ve alışkanlıkların değiştirilmesi gerekliliği, bazı insanlar için bir zorluk olabilir. Tiny House evleri, daha küçük ve daha sade bir yaşamı tercih edenler için heyecan verici bir seçenek olabilir."} {"url": "https://azgezmis.com/ulan-batur-bir-kismi-gocer-olan-baskent", "text": "Moğolistan gidince başka, gitmeden önce bir başka görünen ülke. Gitmeden önce bozkırlarla kaplı, uzun tozlu yollar göreceğimi düşünmüştüm. Ancak öyle farklı şeyler gördüm ki; şaşkınlığım bitmeden bir başka olayla karşılaştım. Bizim için en anlamlı gezilerden biri oldu. Türklerin ilk çıkış noktasına ulaşmış olmak heyecan vericiydi. Göçebe yaşayan atalarımız bu topraklardan gelmişler; ancak geride hala göçebe yaşayan büyük bir kitle var. Bu nedenle Ulan Batur bir kısmı göçer olan başkent sanırım doğru bir tasvir. Başkent sokaklarında gezmeye başladığımızda bazı evlerin büyük bahçelerin içlerinde olduğunu, hatta o bahçelerin içlerine ger adı verilen çadırların kurulduğunu gördük. İnsanlar alışkanlıklarından çok kolay vazgeçmiyorlar. Göçebelikten yerleşik hayata geçmiş bile olsalar da ger çadırlarda evlerinin bahçesinde yaşamaya devam ediyorlar. Serinlemek istediklerinde ger çadırının üzerinde bulunan yuvarlak kısmı açıyorlar ve çadırın alt kısmını da biraz aralıyorlar böyle içeride bir hava akımı oluyor ve serin kalıyor. Ulan Batur'da gezerken bizi ilk şaşırtan olay bir Atatürk heykeli ve aynı adlı bir lise görmemiz oldu. Okulun bulunduğu caddenin adı da Ankara Caddesi. Bunu görmek her zaman olduğu gibi bizi gururlandırıyor. Şehre adını veren kişi ise Sukhbaatar. 1921 yılında Moğolistan'da bir devrim olur ve bu devrime öncülük eden kişi Sukhbaatar isimli bir komutan olmuştur. Bu devrim sonrasında şehrin adı \"Kızıl Bahadır\" anlamına gelen Ulan Batur adını alır. Bugün ne yazık ki başkent çok iyi bir kentsel görünüme sahip değil. İçinde olduğunuzda bir an önce çıkıp doğaya kaçmak hissi veriyor. Yine de şöyle bir geziyoruz. Cengiz Han Meydanı veya Sukhbaatar Meydanı diye anılan bu meydan bize ilginç geliyor. Her şey Cengiz Han meydanında olup bitiyor gibi. Evlenenler meydana geliyor, lise buluşmaları burada oluyor, insanlar topluca bir yerden çıkıp Cengiz Han'ın çok büyük bir heykelinin de bulunduğu bu meydana gelip fotoğraf çektiriyorlar. Meydanın bir yanında parlemento binası, bir yanında tiyatro, ortasında heykeller yer alıyor. Kenarlarda ise metal ve cam karışımı gökdelenler 2008 yılından itibaren yükselmeye başlamışlar bile. Buralara bankalar finans merkezleri yerleşmiş. Cengiz Han meydanının hemen yanı başında Ulusal Tarih Müzesi de yer alıyor. Bu müze benim için gördüğüm en etkileyici müzelerden biriydi. Biraz bizden parçalar görmek belki etkiledi. En başa dönüyor insan Türklerin şaman olduğu günlerden bahsediliyor. Müzede şaman kıyafetleri sergileniyor. Burada önce kıyafetleri ve heykelleri görüyoruz ancak bir kaç gün içinde gerçek bir şaman ile tanışacağız ve gerçek bir şaman ayinine katılacağız. Müzeyi gezmek yaklaşık 1-2 saat kadar sürebilir. Bu müzede Türkün adının ilk geçtiği Bilge Kağan ve Kül Tiğin yazıtlarından bir parçanın replikası yer alıyor. Daha sonraki günlerde gittiğimiz Karakurum'da yer alan Orhon Müzesinde gerçeklerini göreceğiz. Elbette bunları yakından görmek hatta dokunmak çok heyecan vereci. Bu nedenle müze seven biri değilseniz bile bu müzeyi gezmenizi tavsiye ederim. Şehre yakın bir budist tapınak kompleksi olan Gandan Manastırını sabah erken saatlerde ziyaret ederseniz, budist keşişleri ayin yaparken görüntüleyebilirsiniz. Manastırı bir baştan bir başa gezmek ve fotoğraf çekmek uzun bir zaman alabilir. Manastırın etrafındaki eski yerleşim yerine de bir göz atmanızda fayda var. Orada bahçe içindeki evlerinin bir kenarına ger çadırı kurup yaşadıklarını gördük. Şehrin bir kenarında kara market dedikleri horozdan, iğneye bir çok şeyin satıldığı bir pazar yeri var. Çok büyük bir market alanı, kamyonlar, arabalar bir arada. Bir yerde dükkanlar, bir yerde seyyar satıcılar, bir tarafta gıda ürünleri satanlar, giyecek satanlar. Ne ararsanız bulabileceğiniz ilginç bir pazar yeri. Bir kısmında da canlı hayvan satılıyor. Bizim gitmek istediğimiz gün hava yağmurlu olduğu için içine giremedik. Yağmurda da pazarın kurulu olduğu alan hayli çamurlu oluyor. Ancak dışarıdan geçerken görünce nasıl bir karmaşa olduğu anlaşılıyor. Pazarda yankesicilere dikkat etmeniz gerekiyor. Ayrıca bu pazar yeri nedeniyle şehrin trafiği de altüst olmuş durumda. Ulan Batur şehir merkezine yaklaşık 50 km mesafede Atı ile heykeli yapılmış olan büyük bir Cengiz Han anıtı var. Heykel Cengiz Han'ın doğduğu bölgeye dikilmiş. 40 metre yüksekliğinde bir heykel. Asansör ile atın kafa kısmına çıkıp dolaşabiliyorsunuz ve Cengiz Han ile fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Kuş bakışı bir manzaraya sahip ama manzarada sonsuza uzanan yeşil alanlar var. Bu heykelin alt kısmında küçük bir müze ve hediyelik eşya dükkanları var. Ayrıca bugüne kadar yapılmış en büyük Moğol çizmesi de burada sergileniyor. Belki görmek isteyeceğiniz bir başka mekanda Zaisan Anıtı olabilir. Bu anıt Moğol ve Rus dostluğu simgelemek için yapılmış. Yuvarlak bir anıt etrafında çeşitli çizimler yer alıyor. Görmenizi tavsiye edeceğim bir başka etkinlik Moğolistan Ulusal Şarkı ve Dans Topluluğu gösterileri. Bu gösteri yaklaşık bir saat sürüyor ve Moğolistan'a ait her tür müzik aleti ile yöresel kıyafeti bir arada görebiliyorsunuz. Küçük samimi bir ortamda gösteriler sergileniyor. 2018 yılındaki fiyatı kişi başı 50 TL idi. Gösteriler Mayıs ayı ile Kasım ayları arasında her gün saat 18:00'de başlıyor."} {"url": "https://azgezmis.com/urla-plajlari-koyleri-festivalleri", "text": "Urla, eski isimleri ile iç kısmına Vourla ve kıyı kısmına Klazomenai denilen, İzmir'e bağlı ve son bir kaç sene içinde yıldızı parlayan büyük bir ilçe. Hatta son dönemde göç patlaması yaşıyor diyebiliriz. Bu göç fiyatlara satıcı için pozitif, alıcı için negatif olarak yansımış. İstanbul ve Ankara'dan gelenler hem emlak piyasasının hem de Urla pazarında satılan gıda ürünlerinin fiyatlarının yukarı doğru tırmanmasına sebep olmuşlar. Aslında bunu fırsat bilenler fiyatları bir hayli artırmış diyelim. Urla'da gezilecek çok fazla yer var. Bunun için arabayla gelmenizde fayda var. Ama uzun yol yapmak istemiyorsanız uçakla İzmir'e gelip araba kiralayabilirsiniz. Size uygun İzmir uçak bileti için https://www. biletbayi. com adresine bakabilirsiniz. Toplu taşıma araçlarıyla gezmek isterseniz biraz daha fazla zaman ayırmanız gerekir. Urla köylerinden başlamak isterseniz, Barbaros Köyü ve Özbek Köyü gezebileceğiniz yerler arasında. Bu köyleri ayrıca yazdık, detaylı yazılara bağlantılardan. Yine de nasıl gideceğinizi bilmek isterseniz her iki köye de Urla'dan ulaşım mevcut. Yine Kadıovacık Köyü ve Zeytineli Köyü de günübirlik gezebileceğiniz yerler arasında. Günübirlik diyorum zira buralarda konaklama imkanınız yok, gidip gezip, köy usulü yemeklerinden ve yetiştirdiklerinden tadıp, belki de alışveriş yapıp geri dönmeniz gerekir. Urla'ya en yakın merkezlerden biri Çeşmealtı, denize girebileceğiniz, yemek yiyebileceğiniz, uzun saatler alışveriş yapabileceğiniz bir yerleşim yeri. Urla'da en çok beğendiğim yerlerden biri oldu diyebilirim. Evler denize çok yakın inşa edilmiş. Bu nasıl mümkün oldu diye sorguluyor insan görünce. Sahiller bir çok yerde söylendiği gibi tam olarak halka açık değil. Sahile yakın evleri saymazsak, Çeşmealtı'nda halkın sahile ulaşması nispeten gerçekleşmiş. Sahil kenarında belediye tarafından konmuş bir sürü şemsiye var. Hiç bir şey ödemeden bu gölgeliklerden faydalanabiliyorsunuz. Akşam olduğunda Urla, Çeşmealtı gece pazarı kuruluyor. Burada daha çok takı, giysi ve hediyelik eşya bulunuyor. Pazarın bir hayli ziyaretçisi var; ama çok ucuz bir pazar beklemeyin. Urla Bağ Yolu gezebileceğiniz, şarap tadımı yapıp satın alabileceğiniz bir kaç şarap imalathanesinden oluşan bir yol. Biz Urlice ve Urla Şarapcılık'ı gezdik. Ama bu yol üzerinde yedi tane bağ bulunuyor. Mozaik, MMG Şarapçılık, Urla Bağ Evi, Urlice, Urla Şarapçılık, Usca ve Limantepe Urla. Urla Şarapçılık ise 55 dönüm üzerine kurulu bir bağ. İçeri girdiğinizde kendinizi Toskana'da hissedebilirsiniz. Bağ yolunda sıra sıra dikilmiş Toskana selvileri var. Urla Şarapçılık hem yurt içine şarap veriyor hem de bazı ülkelere şarap ihracatı yapıyor. Tadım için ayrılan kısım modern dizayn edilmiş bir bölüm ve yaz sıcaklarında serin güzel bir mekan. Burada ayrıca Türkiye'nin en küçük oteli yer alıyor. Sadece 2 odası olan bir otelleri var. Hem Urlice'den hem de Urla Şarapçılık'tan şarap satın alabilirsiniz. Urla iskeleye yakın bir başka görülecek mekan Klazomenai. Burası Arkaik Dönem zeytinyağı imalathanesi. Yapı aslına uygun ayağa kaldırılmaya çalışılmış. İç kısmına o dönemdeki duvar resimlerinden faydalanarak aynı zeytinyağı presleri imal edilmiş. Yağ imalathanesi çalışır durumda, bazı özel günlerde pres usülü ile buradan sembolik miktarda zeytinyağı alınıyormuş. Okulda çok karşımıza çıkan birleşik kapların nasıl çalıştığını burada çok güzel bir şekilde görebilirsiniz. Orijinal kaplar hala duruyor ve zeytinyağ bu kaplarda damıtılarak elde ediliyor. Klazomenai Zeytinyağı İşliği olarak geçen yapının bakım sponsoru Karsan Karadeniz Kimya ve Gıda Sanayi Tic. Ltd. Şti. Şimdilik içerisini görevli eşliğinde, ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz, henüz müze vasfı kazanmamış. Urla'da merkez sayılabilecek iki farklı bölüm var. Bir bölümü deniz tarafında yer alıyor, bir bölümü ise içeride kara tarafında kalıyor. İskele Caddesi olarak geçen bölümünde çok fazla olmasa da tekneler bağlı. 2017 yılında bizim gördüğümüz daha çok yerli teknelerdi. Limanda en çok dikkat çeken yapı hiç şüphesiz Pier Otel ve lokantası olacaktır. Birinci dereceden sit alanı olan bu bina aslına uygun olarak restore edilmiş. Şu anda 10 odalı bir otel ve alt kısmı lokanta olacak şekilde hizmet vermekte. Limanda balık yiyebileceğiniz bir çok lokanta Yan yana sıralanmış durumda. Bunların bir kısmı yüksek fiyatlı, bir kısmı ise uygun fiyatlı. Uygun fiyatlı olanlar menüleri ve fiyatlarını giriş kapısına yazmışlar. Limanın hemen yanında gezebileceğiniz, bana göre küçük bir su altı açık hava müzesi yer alıyor. Burası Ankara Üniversitesi Mustafa Koç Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi. Burası su altında bulunan bazı teknelerin replikaları yer alıyor. Bunlardan biri olan Kybele Teknesi tüm güzelliği ile uzaktan göze batıyor. Bu replika tekne ile bir proje kapsamında bir kaç ay süren Türkiye, Danimarka, Türkiye yolculuğu yapılmış. Şimdi karada istirahat ediyor. Yaz aylarında burayı ziyaret ederseniz sizi gezdirip bilgi verecek arkeologlar bulabilirsiniz. Burası şu anda bir müze değil; ancak müze yapmak üzere planları var. Gelen ziyaretçileri geri çevirmeyip gezdiriyorlar. Bu sene yani 2017 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Urla'ya bir yüzer iskele kurarak, Urla, Konak arasında feribot seferleri başlattı. Şu anda sabah ve akşam karşılıklı olmak üzere günde 2 sefer yapılıyor. Yolculuk yaklaşık bir saat sürüyor. Günü birlik trafiksiz İzmir'den, Urla'ya gelip akşama dönmek isterseniz bu mümkün. Bu seneki tam bilet fiyatı 10 TL. Urla limanda akşam üstleri kadınlar pazarı kuruluyor. Kadınlar genelde kendi yaptıkları el emeği ürünlerini satıyorlar. Çok büyük bir pazar değil bir kaç tezgahtan oluşuyor. Ahşap seviyorsanız hoşunuza gidecek şeyler bulabilirsiniz. Genelde zeytin ağacından üretilen hoş ürünler göze çarpıyor. Urla, Karantina Adası görmek isteyeceğiniz yerlerden biri; ancak adanın içine giriş izni yok bugünlerde. İki tarafı deniz olan bir yoldan geçerek adaya ulaşıyorsunuz. İçinde bir kazı alanı ve eski Urla Hastanesi olan ada bugün Acil Afet Eğitim ve Simülasyon Merkezi kurulmuş. Adaya girişler durdurulmuş. Bazı özel festivallerde ziyarete açıyorlarmış. Yine de bu değişik yoldan yürüyerek veya araba ile bir geçip bu deneyimi yaşayabilirsiniz. Buna benzer bir yol San Fransisco'da var aklıma geçerken hep o yol gelir. Urla Sanat Sokağı az önce bahsettiğim Urla'nın iç kısmında kalan bir kaç küçük dükkan ve kafeteryanın olduğu ayrıca içinde Devlet Tiyatroları binasını da barındıran sevimli bir sokak. Sokak 2017 Mayıs ayında tadilatta idi Haziran sonunda bir kaç konser ile açılış yapıldı. Ancak bu sokakta oturup bir şeyler yemek isterseniz aman dikkat edin, bazı iş yerleri bütün mekanın dekor parasını kısa sürede çıkartmak istiyor gibi. Fiyatlar sizi çok şaşırtabilir, önce fiyatını sorup sonra sipariş edin derim. İki makarnaya 100 TL aldıklarını duyunca çok üzüldüm. Sanat Sokağı yakınında gezebileceğiniz bir başka sevimli meydan Malgaca Pazarı. Burası ilginç bir meydan bir yanda manav, diğer yanda nalbur ve ortada kahvehane ile lokantaların yer aldığı çok küçük, çok eski bir alışveriş meydanı. Eskiden burası hayvan pazarıymış ve sürekli olarak gelenler mal kaça, mal kaça diye sorarlarmış o günlerden sonra adı Malgaca Pazarı olarak süregelmiş. Eskiden tüm alışveriş mekanları bu meydanın etrafında yer alıyormuş. Çarşıya çıkan biri kumaşını, yemekliğini alıp biraz soluklanıp çayını, kahvesini içip evine dönermiş. Bugün de meydan küçük dükkanlar ile hala canlılığını koruyor. Meydanda Deniz Kafe'de enginarlı mantı yemenizi öneririm. Malgaca Pazarı'nın arka kısmında çok küçük bir arasta yer alıyor. Dükkanların dışarıya bakanları daha gösterişliyken içeride kalanları daha sade. Ancak tülbent bir elbisenin fiyatı 126 TL idi. Yine büyük şehirlerden yerleşenlere uygulanan acımasız yüksek fiyat politikası uygulanmış. Şimdilik Urla'nın üç büyük festivali mevcut. \"Urla Ot Festivali\" her yıl 19 -20 Mart tarihlerinde Özbek Köyü'nde yapılıyor. \"Enginar Festivali\" 29-30 Nisan ve 1 Mayıs tarihlerinde Urla'da yapılıyor. \"Urla Bağ Bozumu Şenlikleri\" her yıl 14-15-16 Ağustos tarihinde yapılıyor. Ayrıca Nohutalan Kavun Şenliği, Eylül'ün ilk haftası yapılıyor. Köy Tiyatroları Şenliği, Temmuz ayında yapılıyor. Sardalya Şenliği Eylül'ün ikinci haftası yapılıyor. Bunlardan birine gelmeyi planlarsanız yine de tarihleri kontrol etmekte fayda var. Beklenmedik bir durum söz konusu olduğunda bu tarihler değişebiliyor. Urla plajları çok beklediğimiz gibi çıkmadı. İlk önce Kum Denizi Plajı denedik. Neredeyse herkes oradaydı. Tüpünü, topunu alan, çizgili pijaması ile gelen, Şahin arabayı park edip arabesk dinleyen herkes oradaydı. Tabi bu bayram dönemi böyle oldu; ama sonrasında da gelen kitle çok değişmedi. Burada deniz temiz sayılır ancak çok sığ, uzun süre gitmenize rağmen diz kapaklarınıza geliyor. Bu plaj belediyeye ait gölgelik ve şezlong kiralayabiliyorsunuz. Her birinin fiyatı 10 TL. Sonra Gelin Kayası denen bölgeye gittik. Başlangıçta her şey çok iyiydi, bir kafeteryada oturduk, gölgelik var iskele var deniz nispeten deniz gibi. Ancak bir süre sonra bir bayan denizden panikle çıktı. Deniz anası kolunu yakmıştı. Sonra kıyıda yaklaşık 20 adet alışık olduğumuzun dışında deniz anası yakalandı. Yine de girdik ve üç metre açılınca bizimde önümüze deniz anaları çıktı. Bu bölgede Haziran aylarında deniz anası olurmuş, öğrendik. Bir sonraki gün güney kısımda yer alan Demircili Plajı'nı denedik. Çimlerde pufların üzerine oturabiliyorsunuz gölgelikte var. İki kişi için 35 TL alıyorlar. Ancak plajın yan tarafından hiç bir ödeme yapmadan da girebileceğiniz bir kumsal mevcut. Eğer şemsiyeniz ve sandalyeniz varsa burayı tercih edebilirsiniz. Urla'nın en güzel, en temiz plajı Demircili. Ancak burada da yol yapımı olduğu için yolun 2-3 km kadarlık bir kısmı bozuk. Sanırım 2017 yazında bitmiş olur. Plaj Urla merkeze biraz uzak yol yaklaşık 25 dakika kadar sürüyor. Bir diğer plaj Özbek Köyü yolu üzerinden gidilen Eğriliman. Burada Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kampı yer alıyor. Kamp gözünüzü korkutmasın dışarıdan günü birlik girebiliyorsunuz. Sakin bir yer, deniz fena değil en azından deniz anası yok. Günlük girişlerde kişi başı 10 TL veriyorsunuz buna gölgelik ve şezlong dahil. Ayrıca çok uygun fiyatlı yemek yiyebileceğiniz bir kafeteryası var. Burada kiralık evler de var dışarıdan gelenleri kabul ediyorlar. Evlerin günlük kirası 70 ile 80 TL arasında ama yer bulmak pek mümkün değil. Öncelik kurum çalışanlarının. Burası 1970 li yıllarda kalmış, nostalji arayanlar için biçilmiş kaftan. Buraya gelmeden bir kaç yüz metre öncesinde, yine Eğriliman Caddesi üzerinden ulaşabileceğiniz, denize girebileceğiniz çok ufak bir koy daha var. Bir de Çeşmealtı Plajı var. Haziran ayında deniz anaları buradaki plajlarda da görülüyordu. Temmuz, Ağustos aylarında yok oluyorlarmış. Daha önce yazdığım gibi burada belediyenin koyduğu gölgeliklerin altında kendi sandalyeleriniz ile oturabilirsiniz. Bu sandalyeler her yerde uygun fiyatlı satılıyor, pratik ve rahatlar. Çeşmealtı'nda ücretli plajlar da mevcut. Konaklama için bir çok seçeneğiniz var. Pansiyon, otel veya ev kiralayabilirsiniz. Arabanız ile tatile gidiyorsanız yanınıza gerekli eşyaları aldığınız takdirde bir kaç günlük veya haftalık ev kiralayarak konforlu bir şekilde konaklayabilirsiniz. Biz iki hafta kaldık ve bir ev kiraladık. Bizim için bu keyifli oldu, ev sahipleri de evin bir bölümünde yaşıyorlardı. Evin bahçesinde iki kedi, iki köpek ve bir papağan vardı. Hayvanlarla ve ev sahipleri ile oldukça hoş vakit geçirdik. Genelde kiraladığınız evlerde ev sahibi yaşamıyor. Konaklama için denize yakın olmak isterseniz; İskele, Güzelbahçe, Kum Denizi Plajı, Çeşmealtı, Gelin Kayası taraflarını seçebilirsiniz. Sahilde yürüyüş yapabilirsiniz. Hatta, deniz kıyısında balık tutabilirsiniz. Çünkü, buradaki alan, kapalı bir yer ve bu nedenle, balık bol. Zaten, Özbek köyünün balıkları ünlüdür. bir dahaki sefere balık yiyeceğiz Özbek köyünde. Volkan Bey merhaba, öncelikle teşekkür ederiz. Fakat buraya verdiğiniz bağlantılar pek işe yaramaz, eğer Google aramalarında üstte olmak istiyorsanız kurumsal firmalar için en iyi çözüm reklam vermektir. Emin olun geri dönüşümü gayet iyi olacaktır, başarılar. Güzel memleketime uğramanıza da sevindim. Başarılar. Mustafa Bey memleketiniz sizin bıraktığınız gibi olmayabilir, gereksiz bir pahalılık söz konusu. Kastamonu'ya da uğradık; fakat henüz yazma fırsatımız olmadı."} {"url": "https://azgezmis.com/varanasi", "text": "Hindistan'a gitmeyi yıllardır çok pis olduğunu düşündüğüm için erteliyordum. Ancak itiraf etmeliyim ki beklediğimden daha temiz buldum, belki de kendimi çok daha pis bir yer görmeye hazırlamıştım. İlk durağımız Hindistan'ın en kutsal şehri Varanasi oldu. Beklediğimden temiz demiştim ya hani bu Varanasi için geçerli değil. Bu şehir oldukça pis, fakat bir o kadar da mistik ve fotoğrafik. Tanrı Şiva'nın kenti Varanasi için en iyi tanımlama mistik kelimesi sanırım. Şehrin Ganj'a inen caddesinde sağlı sollu yerleşim yerleri var. Sokaklar tam bir labirent gibi ve oldukça dar. Bu sokaklarda yayalar, motorlar ve sokak satıcıları ile hayat olabildiğince hızlı ve gürültülü akıyor. Yaşam tam bir karmaşa ve her yanda renkli kıyafetleri ile dolaşan kadınlar, sokak berberleri, sokak satıcıları, hatta sokak dişçileri ile dopdolu bir fotoğraf cenneti. Ancak bu karmaşada fotoroğraf çekmek hiç kolay değil. Hindistan'da herhangi bir motorlu aracın kontağı açıldığında korna neredeyse otomatiğe bağlanmış gibi kullanılıyor. Tüm kamyonların arkasında \"Blow Horn\" yani patlat kornayı yazıyor. Herkes frene basmadan ilerliyor ve kornaya köküne kadar basarak yola devam ediyor. Öyleki küçük kazalarda hiç durmadan yola devam ediyorlar. İşte dar sokaklarda da aynı durum söz konusu. Kornaya basarak son sürat devam eden motor, bisiklet ve tuk tuk denen küçük araçlar var. Sokaklarda bol miktarda çöp yığınları, bunları yiyen inekler ile onlara eşlik eden gelincikler, fareler, köpekler Varanasi'nin doğal tablosunu oluşturuyor. Ayrıca inek pisliklerinin her yerde olduğunu unutmadan yazayım. Her an üzerine basabilirsiniz. Ganj nehrinin kenarına indiğinizde ise korna seslerinden kurtulup nehirdeki ritüelleri seyre dalıyorsunuz. Her gün burada, günde iki kere olmak üzere doğan günü karşılamak, batan günü uğurlamak ve günahlarından arınmak için insanlar özel olarak yapılmış basamaklardan Ganj'a girip yıkanıyor. Bu basamaklara Ghat adı veriliyor. Bu yıkanma sırasında küçük taslara Ganj suyunu doldurup güneşe doğru dökerek günü selamlıyorlar. Sabah çok erken saatte bir kayık kiralarsanız tam karşıdan Ganj'daki ritüelleri ve şehri günün ilk ışıkları ile sisli gizemli bir halde fotoğraflayabilirsiniz. Akşam olduğunda ise Ganj'ın kenarında her gün Aarti adı verilen bir tören düzenleniyor. Birkaç farklı yerde düzenlenen bu törenlerde farklı okullardan öğrenciler yarım saat süre ile biten güne veda ediyorlar. Törende ses, ateş, su, duman ve gül yaprakları kullanılıyor. Bu tören meydanı dolduran yüzlerce insan tarafından izleniyor ve zaman zaman herkes törene ilahilerle eşlik ediyor. Muhteşem bir görsel ritüel ve hava şartları ne olursa olsun 365 gün boyunca her gece 18:30'da bu tören tekrarlanıyor. Zamanınız varsa Varanasi'de gün doğmadan önce gatlardan birine gelin ve oradan bir kayık kiralayın. Sabah güneşi doğana kadar buradan fotoğraf çekin veya kıyı boyunca gidip sadece seyredin. Akşam üstü nehrin karşı kıyısına geçebilirsiniz. Burası hiç yerleşim olmayan bir kumsal, Ganj'ın taşmasıyla bazen sular altında kalıyor. Orada da top oynayanlar ata binenler vs. değişik aktiviteler görmek mümkün. Fakat nehrin diğer tarafıyla hiç alakası olmadığını göreceksiniz. Aynı şekilde akşam güneş batarken de bir kayık kiralamanız ve nehirde dolaşmanız iyi fotoğraflar yakalamanız açısından işinize yarayacaktır. Varanasi'de şehrin içinde dolaşmak için en iyi yol rikşa denen bisikletçilerle dolaşmak veya bir başka alternatif tuk tuk denen minik araçlar. Şehrin trafiği oldukça yoğun ve sokaklar çok dar. Şöförler turist gördüklerinde fiyatı yükselttikleri için her seferinde mutlaka pazarlık yapmanızı öneririm. Pazarlık yapsanız bile bindiğiniz her aracın şöförü sizden mutlaka bahşiş isteyecek bunu unutmayın ve verdiğiniz bahşişi az bulacak. Bahşiş verirken ülkedeki en düşük maaşın 100 USD olduğunu bilmenizde fayda var. Tuktuk bizler için küçük taksi ancak aynı zamanda yerel halkın dolmuş gibi inip bindiği bir araç. Mesafeye göre değişkenlik göstersede insanlar 10 ile 20 rupi arasında bir ödeme yapıyor. Bir taksiye bindiğinizde 2 kişi için toplamda 150 veya 200 rupi vermeniz yeterli olacaktır. Konaklama için en az dört yıldızlı otelde kalmanızı öneririm. Otellerin standartları Türkiye'den daha düşük. Tüm alışverişlerinizde mutlaka pazarlık etmelisiniz turistlere verilen fiyatlar her zaman normalin bir kaç katı oluyor. Eğer kahvaltıyı seven biriyseniz, bu coğrafya da peynir ve zeytin kültürü olmadığından sabahları kahvaltıda peynir ve zeytin bulamayacaksınız, dilerseniz bunları valizinizde götürebilirsiniz. Akşamları yemekte verdikleri ama bizim sabahları da istediğimiz anlık pişirilip tüketilen naan isimli ekmekleri oldukça lezzetli denemelisiniz."} {"url": "https://azgezmis.com/yahsi", "text": "Yahşi, bu yazıda sizleri Bodrum'un cennet köşelerinden biriyle tanıştırmak istiyorum: Ortakent, Yahşi. Eğer huzur dolu bir tatil arayışındaysanız, bu sevimli sahil yeri doğru bir adres olabilir. Bodrum'un güzel köylerinden biri olan Yahşi'nin adının kökeni, eski Türkçe'ye dayanmaktadır. \"Yahşi\" kelimesi, \"iyi, güzel, hoş\" gibi olumlu anlamlar taşımaktadır. Köyün adı, bölgenin güzelliklerini ve hoş atmosferini yansıtmak için seçilmiştir. Yahşi, adı gibi güzel bir yer, doğanın ve denizin güzelliklerini barındıran bir köy olarak ziyaretçilerini ağırlamakta. Köy diyorum ama bugünlerde her yer yazlık evlerle dolmuş elbette. Eski balıkçı köyünden pek bir eser yok. Ortakent Yahşi, Bodrum yarımadasının güneyinde yer alıyor. Eğer hava yoluyla gelecekseniz, Milas-Bodrum Havalimanı'na inebilirsiniz. Havalimanından Yahşi'ye ulaşım için taksi veya araç kiralama seçenekleri ile ulaşabilirsiniz. Ayrıca havalimanından servis araçları ile Bodrum merkeze gelip, Bodrum merkezden de toplu taşıma veya taksi ile kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Eğer sakin ve doğayla iç içe bir konaklama arıyorsanız, burada sessizliğin ve huzurun tadını çıkarabilir, geleneksel Türk misafirperverliğinin keyfini sürebilirsiniz. Yahşi geniş otel ve pansiyon seçenekleri sunuyor. Denize sıfır konumları ve çeşitli aktiviteleri ile tatilinizi renklendirebilirsiniz. Yahşi'de neredeyse tüm oteller deniz kenarında. Biz Yahşi'nin en eski otelini tavsiye edeceğiz. Altınkaya Otel diğer otellere göre fiyatı uygun ve kendine ait plajından faydalanabiliyorsunuz. Otel denize sıfır bir konumda. Akşam olduğunda Yahşi sahilinde, tur atıp yürüyüş yapacağınız bir kaç yüz metrelik bir yürüyüş yolu mevcut. Elbette bu yol üzerinde alışveriş yapabileceğiniz, dondurma yiyebileceğiniz küçük dükkanlar mevcut. Deniz ve güneş tatilinizin vazgeçilmezi ise, Yahşi size maviyle yeşilin muhteşem dansını sunuyor. Sakin sular ve masmavi bir gökyüzü ile adeta cenneti aratmıyor. Kumlu plajlarda güneşlenirken, denizin kumlu zemininde kaybolmanın keyfini yaşayabilirsiniz. Yahşi'de 2 adet halk plajı yer alıyor. Bu plajların biri sahilin en başındayken diğeri en sonunda. Plajlardan birinde belediyeye ait Müsgebi Cafe yer alıyor. Müsgebi yine eski Türkçe'den gelen bir isim. Mis gibi anlamına geliyor. Ortakent'in eski adı. Müsgebi Cafenin fiyatları oldukça uygun. Tüm gün burada bir şeyler yiyerek plaja girebilirsiniz. Cafenin hemen yan tarafında belediye plajı var. Burada belediyeye ait fiyatları makul olan şezlonglar ve şemsiyeler var. Yahşi'nin en başındaki halk plajında ise sadece şemsiyeler var. Kendi sandalyenizi alıp ücretsiz bir şekilde plajdan faydalanabilirsiniz. Burada soyunma kabinleri ve duşlar da halkın hizmetine sunulmuş. Elbette lüks plaj arayışı olanlar için sahilde gösterişli bir çok plaj yer alıyor. Uzun süreli tatillerde her gün verilecek plaj giriş ücretleri ciddi rakamlara ulaşabilir. Bodrum'un tadını denizden çıkarmak isterseniz, tekne turlarını deneyebilirsiniz. Yahşi civarında düzenlenen tekne turları sayesinde turkuaz suların tadını doyasıya çıkarabilirsiniz. Eğer deniz altının güzelliklerini keşfetmek isterseniz, şnorkelle dalış turları da unutulmamalı. Limandan hemen her gün, günü birlik turlar yapılmakta. Turlarla, Akvaryum, Tavşan Adası, Dilek Mağarası, Aspat gibi yerlere gidilmekte. Bu turlarda öğle yemekleri tura dahil oluyor. Pasaportunuz yanınızda olursa, Bodrum merkeze giderek buradan günü birlik, Kos Adası turlarına katılabilirsiniz. Tekne turları için bazen oradaki firmalar adalar için özel vize alıp götürüyorlar. Bunun için bir kaç gün önceden rezervasyon yapıp bilgilerinizi tekne firmasına vermeniz gerekiyor. Bu durumu kontrol etmeniz gerekli çünkü Yunan hükümeti zaman zaman bu kuralı değiştiriyor. Bodrum'un huzur dolu koylarından olan Yahşi, sakin bir tatil geçirmek isteyenler için iyi bir adres olabilir. Unutmayın, bazen en güzel anılar keşiflerle dolu küçük köşelerde saklıdır. Bodrum'un bu güzel köşesini daha çok değişmeden gidip görün derim."} {"url": "https://azgezmis.com/yeni-sukran-oteli", "text": "Yıllardır İzmir'e gelip giderim; ama 2020 yılında geldiğimde bir arkadaşımdan Yeni Şükran Oteli'ni duydum. \"Mutlaka gitmelisin, her gelen gidip görür, film seti gibidir\" dedi. Her zaman şöyle düşünürüm: bazı şeyleri erken öğrenip, erken görmeli. Her şey zaman içinde mutlaka değişikliğe uğruyor. Yeni Şükran Oteli çok olmasa da değişikliğe uğramış. Otel 1900'lü yıllardan bu yana varlığını sürdüren, tam bir tarihi eser gerçekten. Kemeraltı sokaklarında oteli fark etmek çok kolay değil. Kemerli bir kapının üzerinde Yeni Şükran Oteli tabelası var. Kapıdan geçince otel sağınızda kalıyor ve büyük açık avlulu bir mekanın içinde yerini almış. Şu anda 2. sınıf olan oteli İlyas Çamtaş (2020 yılında) işletiyor. Oteli 1982 yılında devralmış. Önceleri otelin alt kısmında Şükran Lokantası varmış; ancak şu anda yok, kapanmış. Kapıdan içeri girdiğinizde çok küçük bir resepsiyon ve yanında minik bir lobi karşılıyor sizi. Halı kaplı dar ve kıvrılarak çıkan merdivenlerden yukarı çıktığınızda karşınıza U şeklinde bir koridor çıkıyor. Başlangıçta çözemiyorsunuz oteli. Uzun koridorda yürümeye başlıyorsunuz bazı odaların kapıları açık. Odalarda hala tüplü televizyon var. Eski usulde duvar askıları ve üzerinde havlular asılı. Yatakların üzerinde yorganlar ve eski kumaş perdeler ile bir anda günümüzden koparıyor sizi ortam. Gördüğünüz bazı mobilyalar yaşı yetenleri çocukluğuna götürüyor. Yakın zamana kadar odaların hepsinde Bulgar Somyası denen yüksek demir karyolalar ve üzerlerinde saman yataklar yer alıyormuş. Ancak konaklayanlar yatakların yüksekliğinden ve biraz da konfordan şikayet eder hale gelince İlyas Bey bu yatakları değiştirmiş. Biz bu yatakları bir odada depolanmış olarak görebildik. Otelin 1900'lerde yapıldığını yazmıştım yukarıda. Odalarının hiç birinde tuvalet ve banyo yok. Bu mekanlar ortak kullanımda. Kadın, erkek tuvaletleri ve banyolar koridorun bir ucunda yer alıyor. Uzun koridorlarda neredeyse ilk günkü duvar kağıtları duruyor. Bir de balayı odası var. Bu oda hikayesi ile doğmuş. Hollanda'da yaşayan yeni evli bir çift İlyas amcamızı aramış ve balayı için otele gelmek istediklerini bildirmişler. Biraz sıkılarak otelin balayı için uygun olmayacağını, odalarda banyo ve tuvalet olmadığını bildirmiş kendilerine. Ancak çift gelmekte ısrarcı olmuş ve oteli görüp yaşamak istediklerini söylemişler. Otele ilk defa balayı için birileri geliyormuş. İlyas bey bu çift için saten çarşaflı, özel yorganlı bir büyük oda hazırlamış. Onlar çok memnun kalıp geri döndükten sonra da bu odayı bozmamış ve balayı suiti diye adlandırıp tutmuş bu odayı. Otelin orta yerine geldiğimizde büyük ve görkemli bir salon karşıladı bizi. Bir odanın kapısı açıktı. Hemen içeriye kafamızı uzatıp biraz sohbet ettik. Bu odada Ayten Hanım yaşıyor. Çok uzun yıllardır burada yaşıyormuş. Evlenmiş ayrılmış, bir şeyler iyi gitmemiş hayatında ve sonunda kendini bu otelde bulmuş. Kedileri çok seviyor onları besliyor tüm zamanını burada geçiriyormuş. Ayten hanım gibi bu otele 39 yaşında (1999 yılında) gelip, halen burada yaşamaya devam eden İhsan Bey var. O da eşinden ayrılıp buraya sığınanlardan biri. Dışarısının çok karışık olduğunu, burada huzur bulduğunu anlatıyor İhsan Bey. Oteli ziyaret etmek isterseniz kapısı her zaman, herkese açık. Ancak tabiki acele etmek gerek. Ne zaman değişim olacağı belli olmaz. Şu anda tarihi eser statüsünde olduğu için tamiri büyük masraf gerektiriyor. Ev sahibi de bunu karşılamakta zorlanıyor anladığım kadarıyla. Şimdilik bir süre daha böyle kalacak anlaşılan. Sanırım belgeselden sonra yaşanan bir olay balayı hikayesi."}