{"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/balide-edinebileceginiz-15-essiz-deneyim.html", "text": "Bali'de Edinebileceğiniz 15 Eşsiz Deneyim13 Mart 20190 YorumKategori : Yurt dışı Seyahatleri0 Önceki Bali yazılarımda da anlatığım gibi Bali her türlü gezgine kucak açan bir destinasyon. Keyif düşkünlerine, maceracı gezginlere, kendini arayanlara, veya sadece farklı bir şeyler görmek isteyenlere kadar herkes kendine ait bir şeyler bulacak Bali'de. Bu yazımda Bali'de edinebileceğiniz tecrübeleri listeleyeceğim. Kim bilir, belki yazının sonunda Bali için bilet bakmaya başlarsınız, belli mi olur 🙂 Bu yazı bir nevi Bali'de yapılacaklar listesi olacak. Aynı zamanda \"Neden Bali'de balayı\" veya \"Neden Bali'ye gitmeliyim\" sorularının cevaplarını da bulmuş olacaksınız. Aşağıda bahsedeceğim Bali aktivitelerinin hepsi yalnızca Bali'ye özgü olmasa da \"Bali'de bir başka\" olan deneyimler olacak. Örneğin güneşi denize batarken izlemek dünyanın pek çok yerinde yapabileceğiniz bir aktivite ama Bali'de bunun için çok şık mekanlar yapmışlar ve bu sıradan deneyimi Bali'de çok daha özel bir şekilde yaşama fırsatı bulacaksınız. O halde başlıyoruz Bali'de Neler Yapılır anlatmaya:1- Güneşi Mekanlarda BatırBali'de güneşi okyanusun üzerinden uğurlarken fonda harika müzikler çaldığını, çok hoş bir havuzda olduğunuzu, elinizde enfes bir kokteyl olduğunu hayal edin... Bali beach clubları işte böyle... Seminyak KudetaBali'de güneşi uğurlamak için sizi güney Bali'deki mekanlara alalım. Seminyak'ta \"Kudeta\", \"Potato Head Beach Club\" , rengarenk şemsiyeleri ile Instagramik \"La Plancha\" , Beach Bar Alila, Woobar... La Plancha Görsel kaynağı tık tıkCanggu'da \"Finn's Beach Club\", \"The Lawn\" ve \"La Brisa\"Jimbaran'da yanyana dizilmiş pekçok balık restoranında balık yiyebilirsiniz. Ayana Resort'un ünlü barı Rock bar da bir Bali klasiği. Uluwatu'da çok çok ünlü olan Single Fin veya Karma Beach. Daha da lüks isterseniz El Kabron sizi bekler.2- Dünyanın en pahalı kahvesi Kopi Luwak'ı deneŞimdi aslında bilmenizi isterim ki bu aktivite tam bir turist tuzağı. Yine de listede yer veriyorum çünkü eğlenceli ve farklı bir deneyim. En azından kahvecinin ortamı güzeldi. \"Kapuçino\" yerine \"cat poo chino\" yazarak espri bile yapmışlar. Anlatılana göre Kopi Luwak kahvesi şöyle elde ediliyor; kahve meyvesini Civet Kedisi diye bir kediye yediriyorlar, sonra kedinin dışkısından çıkan fermente olmuş kahve çekirdeğini yıkıyorlar ve kavuruyorlar. Süreç uzun, meşakkatli ve kakalı olduğu için kahve dünyanın en pahalısı olmayı hakediyor diyorlar. Ama gerçekten öyle mi?Gitmeden önce barista bir arkadaşla konuştuğumuzda demişti ki, gerçek Kopi Luwak'ı anında ihraç ediyorlarmış ve turistlere dandik kopi luwak ikram ediyorlarmış. Hakikaten de öyle olmalı, çünkü fincanına 5 dolar verdiğim bu kahve çok da matah gelmedi bana. Üstelik 5 dolara içebildiğim bu kahve otel odalarında da ikram olarak sunuluyordu. Kopi Luwak olduğu iddia edilen bu kahveyi turistik eşya satan dükkanlarda da gani gani buluyorsunuz. Kopi Luwak'ın hazırlanışını da \"kahvenin üzerine sıcak su dök, tamam\" şeklinde anlattılar, adeta Nescafe gibi. Dünyanın en pahalı kahvesi bu kadar kolay olmamalıydı diye düşünüyorum, çünkü 3. dalga kahvecilerde suyun kahvenin üzerine hangi açıdan kaç saniye döküldüğü filan hesaplanıyor. Kolpa bir turist aktivitesi olsa da ben bu kahveyi deneyebileceğiniz bir tesisi ziyaret etmenizi öneririm. Çünkü buralar aynı zamanda \"agroturizm\" tesisleri olarak geçiyor. Kahve bitkisini de, dalında bir ananası da hayatımda ilk kez burada gördüm. Kopi Luwak üretiminde kullanılan misk kedilerini parmaklık arkasında tutup kahve yemeye zorladıkları için bu tesislerin çok etik olmadığını da söyleyebiliriz. Bu konuda hassasiyeti olan okuyucularıma duyurulur.3 Bali MasajıTayland gibi Bali de masajı ve masajcıları ile ünlü. Adım başı masaj yaptırabileceğiniz yerler görüyorsunuz. 1 saatlik masaj 8-10 dolar civarı ve yükselen dolar kuruna rağmen Türkiye'ye göre çok ucuz. Biz bile 2 çocukla bir ayak masajına vakit bulabilmiştik. Gözüme kestirdiğim masajcılardan birisi Seminyak'ta otelimize çok yakın olan Body Works Seminyak idi. Görsel Googledan4- Sonsuz Yeşillikte Sallanan Salıncaklara BinInstagram'da çokça karşınıza çıkacak salıncak aktiviteleri Bali'nin olmazsa olmazı. İlk başta sadece Ubud'da Bali Swing diye bir tesis açılmış ve salıncak için 35 dolar alıyormuş. Bali halkı bunun çok tuttuğunu görünce pek çok yere salıncaklar kurulmuş. Örneğin bizim gittiğimiz Kopi Luwak tesisinde, sonrasında yemek yediğimiz restoranda ve hatta Tegalalang Pirinç Terasları'nda sallanabileceğiniz salıncaklar var. Dolayısıyla fiyatlar da düşmüş, 10-13 dolar civarında böyle bir deneyim yaşayabilirsiniz. Hatta salıncakta sallanırken fotoğraflarınız janjanlı çıksın diye uçuşan şık elbiseler bile kiralayabiliyormuşsunuz 🙂Biz Satria'daki salıncağa bindik. Salıncak ekibi çok neşeli ve coşkuluydu. O anlamda memnun kaldım. Manzara zaten süperdi ve salıncak o kadar yüksekti ki ilk turlarda resmen dizlerim titredi. Gerçekten de adrenalinli bi aktivite 🙂Bu tarz salıncaklar Karadeniz'de de çok moda. Orada da binilebilir tabii ki. Hatta Türkiye'dekiler daha korunaksız olduğu için daha heyecanlı bile olabilir. Ama Bali'deki manzaranız kesinlikle çok farklı. Bali turizmi inanılmaz derecede Instagram'dan besleniyor. O yüzden bu salıncakların yanına bir de kuş yuvaları koyuyorlar ki insanlar binip fotoğraf çekilsin. Ben biraz pahalı buldum bunu ve çocuklarla oraya çıkmaya üşendim doğrusu. Giderseniz Wanagiri Hidden Hill'deki sallanmayan manzaralı salıncak ve kuş yuvaları çok hoş bir fotoğraf noktası.5- Pirinç Tarlalarını GezBali pirinç tarlaları ile meşhur. Tarlalar dönem dönem renk değiştirse de şanslıysanız çok güzel manzaralarla karşılaşabilirsiniz. Bazı tarlalar düzlükte, bazıları ise yamaçta olduğu için teraslar şeklinde. En ünlü pirinç terasları Tegalalang ve Jatiluwih pirinç tarlaları. Tegalalang Pirinç TeraslarıTegalalang tarlalarına giriş bahşiş usulu. 10,000 IDR normal görülüyor (1 dolardan az). Girişte verdiyseniz sonradan siz tarlayı gezerken önünüze çıkıp bahşiş isteyenlere kulak asmayın. Normalde tarlaların sahipleri var ve buradan pirinç elde ediyorlar, fakat bu tarlalar turizme de açık olduğundan aldıkları bahşişlerle tarlalara bakım yapıp turistlerin gezmesine uygun hale getiriyorlar.6- Yerel bir Dans Gösterisi İzleBali'ye özel danslardan Kecak dansı, Barong dansı ve Legong dansı en çok karşınıza çıkacak olanlar. Bu dansları nerede izleyebilirim derseniz, Kecak dansı için en önemli adres Uluwatu tapınağı. Fakat Uluwatu tapınağındaki kecak dans şovu tam günbatımında sergileniyor ve sizin o civarda sadece 1 gün batımı izleme şansınız varsa bence onu bir beach barda kullanmayı tercih edin. Kecak dansı Ubud'daki saray ve tapınaklarda da izlenebiliyor. Ubud merkezde gezerken mutlaka karşınıza çıkacak. Ateşin etrafında Kecak dansıKecak dansını, ortada yanan bir ateşin etrafında maymun taklidi yapan çıplak insanların dansı gibi tarif edebilirim 🙂 Çok kaba bir tabir olsa da durum böyle 🙂 Ben bu dansı izledim ve gitmişken izlemenizi mutlaka öneririm., Barong dansı da yine Ubud merkezde birçok tapınakta izlenebilir, bir de Batubulan köyünde sabah gösterisi var. Biz de ona gidip para verme gafletinde bulunduk ama dünyada izlediğim en saçma şeydi diyebilirim. Barong dansını asla önermiyorum 🙂Barong Dansı karakterleri7- Sonsuz Havuz Keyfi ve Yüzen KahvaltıPirinç tarlalarına ya da tropik yeşilliğe bakan bir sonsuz havuz keyfi tabii ki olmazsa olmaz bir Bali aktivitesi. Otel incelemelerim için sizi bu linke alalım. Bali otellerinde havuz keyfini katlamanın yolu yemeğinizi yüzen tepsilerin içinde yemek. Biz yüzen kahvaltımızı sonsuz havuzda yemiştik fakat bazen odanızdaki özel havuza da getirdikleri oluyor. Gitmişken yüzen kahvaltı servisi olan bir otel tercih edebilirsiniz.8- Tapınak ZiyaretleriEn ünlü tapınaklarTanah Lot Besakih Uluwatu Ulun Danu Beratan Pura Taman Ayun Pura Tirta EmpulSiz de bu tapınakta yıkanabilirsiniz, Tirta EmpulVe karşınızda Tanah LotBiz bunlardan 3 tanesini ziyaret ettik. Yerleri de gayet makul ama bir yerden sonra çoğu birbirinin aynısı geliyor. Yine de oraya gitmişken tapınakları görmek size farklı bir bakış açısı katacak.9- Bir Yanardağa TırmanBali'de 2 tane aktif yanardağ var ve bunlardan Maunt Batur'a trekking ile tırmanmak çok önemli bir turistik aktivite. Biz yapmadık ama çocuksuz olsak muhakkak denerdim.10- Bir Şelale gör ve YüzBali'nin şelaleleri çok meşhur. Bu şelalelere yüzlerce kaygan basamaktan inerek ulaşıyorsunuz. Biz cesaret edemedik ama siz doğanın bu mucizesine mutlaka bir şans verin. En ünlü şelaleler: Tegenungan, Gitgit, Sekumpul, NungNung, Banyumala, Tukad Cepung vs... Hangi şelaleye gideceğinize karar verirken ulaşımının kolaylığını, gezeceğiniz güzergaha yakınlığını ve akan suyun rengini göz önünde bulundurabilirsiniz. Suyun rengini anlamak için fotoğraflardan kontrol etmeyi unutmayın, bazıları çok kahverengi akıyor. Banyumala Görseli Google'dan11- Bir Şifacıya GitBenim en ama en çok istediğim fakat bi türlü fırsat bulup yapamadığım aktivite bu oldu. Gerçekten Bali halkı bu şifacıları bazı sağlık problemlerinden kurtulmak için kullanıyorlar. Ye Dua Et Sev filmindeki el okuyan Ketut Liar veya iyileştiriciliğine çok inanılan Cokorda Rai bu işin en popüler isimleri. Tabii Ketut Liar artık vefat etmiş, yerine oğlu bakıyormuş. Tecrübe yaşamak için turist olarak bu şifacıları ziyaret edecekseniz bilmeniz gerekenler;Önceden randevu almak işinizi kolaylaştırırŞifacıların İngilizcelerinin çok kötü olduğunu unutmayınUzun pantolon veya sarong giymeniz onlara olan saygınızı ifade eder, Bayanların adet görmüyor olmaları tercih ediliyormuşFiyatları ise 100,000 IDR ile 250,000 Idr arasındaÜnlü şifacılardan örnekler vermem gerekirse: Cokorda Rai, Pac Man, Ibu Jero, Jimmy Doyle, Ketut Gading, Man Nyoman, Sirkus, Made Surya12- Yoga YapSpirütüel olarak Hindistan kadar olmasa da Hindistan'dan daha temiz ve güvenli olduğu için yoginilerin çok tercih ettiği bir yer Bali. Pekçok yoga stüdyosu ve yoga kursu da var zaten. Muhteşem plajlardan yemyeşil manzaralara uzanan bir dinginlik var Bali'de, bu ortamın bi parçası olmak harika olurdu.13- Yemek Kursuna KatılBali'de Endonezya yemeklerini öğrenebileceğiniz yemek kursları çok yaygın. Kaldığınız otelde bile bulabilirsiniz. Mutfakla aranız iyiyse böyle bir kursa katılıp dönüşte evde o yemekleri yaparak Bali'yi anmak gayet iyi olurdu bence...14- AlışverişAlışveriş her yerde alışveriş ama bence Bali'de alışveriş bi harika. Çok hoş dekoratif objeler, rattan çantalar ve düş kapanları benim çok hoşuma gitti.15- Sörf Kursu AlKuta ve Seminyak sahillerindeki Avustralyalı sörfçülere katılmak çok farklı olmaz mıydı? Çok kolay öğrenilir mi bilmiyorum ama denemesi zevklidir sanıyorum 🙂Bali'de yapılacaklar listesi olarak da nitelendirebileceğimiz bu listeyi daha da zenginleştirmek mümkün. Ne dersiniz, bu listeden sonra Bali'ye gitmek ister misiniz? Yoksa hala sizlik bir şey yok mu?Bali ile ilgili diğer yazılarıma da göz atmak isterseniz:Bali Gezi Planı, Maliyeti ve Bali gezi notları için bu linke, Bali'ye çocukla gitmek isteyenler bu linke, Bali otelleri için bu linke gidebilirisiniz. Bali'de gezilecek yerler de çok yakında burada olacak. Bu esnada Instagram'dan gezilerimizi takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/hollandadayasam.html", "text": "Hollanda'da Yaşamaya Dair Röportaj7 Temmuz 20192 YorumKategori : Röportaj5 2019 yılının haziran ayına denk gelen ramazan bayramı tatili 9 güne çıkınca, bunu bahane ettik ve Hollanda'ya taşınan en yakın arkadaşımın evine tatile gittik. Harika bir tatil geçirmenin yanı sıra Hollanda'da geçirdiğim 1 hafta boyunca oraya yerleşmiş Türk arkadaşlarımın hayatlarını gözlemleme fırsatı buldum. Zaten yurt dışına taşınma meselesi bir çoğumuzun kafasını kurcalayan bir konu. Bu ziyaretimizde \"yurtdışında yaşamak nasıl olurdu\" yu gözlemlemek, \"Hollanda yaşamak için nasıl bir ülke \" anlamak için iyi bir fırsat oldu. Arkadaşlarıma bir sürü sorular sordum. Ve edindiğim cevaplar bende öyle bir etki bıraktı ki \"yazmazsam çatlarım\" noktasına ulaştım. Çünkü paylaşım benim için en büyük mutluluk kaynağı. Bu yazı, benim gözlemlerim ile arkadaşlarımın cevaplarını derlediğim bir dosya olacak. Hollanda'da yaşamaya dair uzun uzun konuştuk, bana da yazmak düştü... Burada yazılanlar kesin doğru diye bir şey iddia etmiyorum, elbette kişiden kişiye farklılık gösteren tecrübeler olacaktır. Veya birine çok iyi gelen kurallar ve durumlar, bir başkası için katlanılamaz olacaktır. O yüzden herkesin kendi perspektifine göre değerlendirmesini öneririm. En merak edilen başlıktan başlıyorum:Hollanda'da Nasıl İş Bulunur? Hangi Meslekler Şanslı?Öncelikle gördüğüm kadarıyla bilişim sektörü yurt dışına açılan en kolay kapı. Bilgisayar mühendisleri, yazılımcılar en çok aranan meslek grubu. Benim arkadaşlarımın meslekleri de yazılım ve finans üzerine. Bir marangoz, bir aşçı veya bir terzi için de Avrupa'da yaşamaya başlamak kolay olabilir ama ben böyle birileriyle tanışıp sohbet etmedim. Mimarlar, sağlık çalışanları ve akademisyenler için iki çift sözüm var fakat her meslek grubunun iş imkanlarını inceleyecek kadar zaman geçirmedim Hollanda'da. O yüzden \"ben öğretmenim, Hollanda'da nasıl iş bulurum\" gibi sorular sorarsanız bende cevabı yok, üzülerek baştan belirtiyorum. Yurt dışına taşınmanın bir yolu, Türkiye'de çalıştığınız şirketin yurt dışı bir pozisyonuna atanmak. Arkadaşım Tuğçe bu konuda diyor ki:Tuğçe:Eşim ING'de çalışıyor, finansçı. Bizim çevre full finansçı o yüzden. Yazılımcıdan sonraki en büyük expat sektörü sanırım. Bu arada eli iş tutan elektrikçi, boyacı vs çok rahat, iş bulur ama expat olmayınca eminim çok büyük zorluklar yaşar. Mesela en basit örneği; biz ehliyetimizi sınavsız değiştirdik, oturma çalışma her türlü iznimizi 5 yıllık olarak banka aldı. Taşınma masraflarımızı ödedi... Çağrı'nın tecrübesi ise şu şekilde:Çağrı:Hollanda, Belçika, Almanya gibi ülkelerde yaşayabilmek için bizim gibi beyaz yakalıların çok az seçeneği var. Bir tanesi size sponsor olacak bir şirketten iş teklifi almak. Ve bu şirketin sizin için çalışma izni çıkarması. Ben de birçok kişi gibi bu şekilde buraya geldim. Gönül ekliyor:https://ind. nl/en/Documents/Public_Register_Regular_Labour_and_Highly_Skilled_Migrants. pdfBöyle bir sponsor listesi var mesela. Buraya göz atılabilir hangi tür şirketlerin göçmenlere sponsor olduğundan bir genelleme yapılabilir. Çağrı, bilgisayar mühendisliğinden mezun. Ondan iş bulma sürecini anlatmasını ve biraz tavsiye vermesini istedim. Çağrı:Bu serüven nasıl başladı onu anlatayım. İlk önce yurt dışında iş bulabilenlerin hikayelerini okudum. Olmazsa olmaz kural İngilizce bilmekti ve bu hikayelerin bir çoğunun ortak noktası aynıydı: İş mülakatlarına hazırlanmak ve sonunda mülakatlara hazır olmak. Bunun için de hedef ülkede en çok rağbet gören, son moda teknolojileri öğrenmeye çalışmak ve buradan gelecek mülakat sorularına hazırlanmak gerekli. Ben ilk önce İngilizce ile ilgili eksiklerimi tamamlamaya karar verdim. Özel ders bile aldım. Eş zamanlı olarak kendim için bir yetenek kümesi belirledim. Ve bunları öğrenmek ile başladım işe. Mülakat soruları ne olabilir diye araştırdım. Bunun dışında en çok zaman ayırdığım konu ise algoritma soruları oldu. Kendimi hazır hissettiğimde yoğun biçimde başvurulara başladım. Linkedin, Monster. nl gibi sitelerde iş aradım. Github'a yeni öğrendiğim teknolojiler ile ilgili örnek kodlar koydum. Stackoverflow üzerinden soru cevapladım. Bazı görüşmeler yaptım; çok kötü geçenler de oldu, idare eder diyebileceklerim de... Bu noktada şans işi de devreye giriyor kimi zaman. Ben biraz da şanslıydım. Tam interview ready olduğum zamanda, hedeflediğim kurumda tam bana göre bir ilan çıktı. Zorlu bir mülakat sürecinden sonra Hollanda'da iş bulabildim. Yazılımcılar harici meslek grupları nasıl iş bulur diye merak ediyoruz elbette. Ben instagram üzerinden mesajlaştığım bir meslektaşıma sordum, eczacılıkta, doktorlukta durum nedir diye... Sağlık meslekleri ile ilgili sıkıntı büyük, çünkü yerel dili bilmek gerekiyor. Öğrendiğim kadarıyla sağlıkla ilgili meslekler için:C2 seviye Flemenkçe 3 basamak sınav Ardından stajyer olarak çalışma dönemi bizleri bekliyor... O kadar da kolay değil yani. Mimarlık ve diğer meslekler için de Gönül'e soru yönelttim. Gönül'ün mesleği mimarlık ama eşi iş bulunca Hollanda'ya taşındı ve 2 senedir çalışmayıp kendine vakit ayırmayı tercih ediyor. Gönül:Kendim için de araştırdığım için net biliyorum ki, international ofisler çoğunlukla Rotterdam'da. Oradaki ofislerde sadece İngilizce bilmen yeterli. Ama Roterdam dışındaki yerlerde şans epey azalıyor, Dutch önemli hale geliyor. Ki bahsettiğim ofisler de international işler yapıyor ve çalışanları da pek çok milletten olabiliyor; buna açıklar. Ama dil bilinmesini illa ki istiyorlar. Daha lokal mimarlık ofisleri için dil zaten olmazsa olmaz. Bir de gözlemlediğim şöyle bir şey var; aynı ofiste junior mimar arandığında Dutch sorulmuyor ama senior bir rol için mutlaka isteniyor. Burada da çalışan senior mimarın müşteri ile iletişimde olacağı düşünüldüğünden sanırım, dil önemseniyor. Buradan ırkçı bir anlam çıkarmıyorum. Türkiye'de ve dünyada bence genel olarak IT sektörü en canlı sektör ve İngilizce evrensel IT dili olduğu için de dil konusunda en azından mimarlıktaki kadar kısıtlı bir ortam yok gibi görüyorum. Zanaat çok pahalı ve önemsenen bir yeti burada ve kendi işini yapabilen, terzi, kuaför, marangoz vs. çok rahat edebilir. Üniversitelerde akademisyenlik iyi bir seçenek. Bizim bir arkadaşımızın eşi fizik mezunuymuş, iş bulmakta zorlanacağını düşünüp burada bilgisayar mühendisliği okumuş ve şimdi o da çalışıyor. Zor bir karar olsa da meslek değiştirmek de bir seçenek. Kursta tanıştığım bir kız var fizyoterapist, \"çalışabileceğim yer çok sınırlı özellikle sağlık sektöründe dili daha da önemsiyorlar\" dedi. Detaylı cevaplarından ötürü Gönül ve Ali'ye teşekkürler 🙂Neden Hollanda? Hollanda'da IrkçılıkHollanda, modern bir Avrupa ülkesi olarak pek çok yabancı çalışanı bünyesinde yaşatıyor. Kuzeyli olduğu halde iklim şartları İskandinav ülkelerine göre biraz daha yumuşak. Çalışma şartları aile iş dengesini iyi ayarlayabileceğiniz cinsten. Bisiklet sürmek hayatın merkezinde. Her şey çocuklara ve engellilere göre dizayn edilmiş. Zaten çok düz bir ülke, engebeler, inişler çıkışlar yok pek. Hollanda'da çalışmanın en kötü yanı resmi tatillerin diğer ülkelere göre daha daha az olması imiş. Yıllık izin ise yılda 25 günmüş. Almanya mı Hollanda mı diye düşündüğümüzde ise Almanya'nın ırkçılığa daha meyilli olduğu gibi bir gözlemimiz var ama tabii ki tecrübe etmeden bir şey söylemek doğru değil. Neticede Almanya'da mutlu mesut yaşayan her kesimden pek çok Türk var. Almanca'ya Flemenkçe'den daha aşina olmamız da bir avantaj olarak görülebilir. En kısa zamanda Almanya'ya da gidip orada beyaz yaka olmayı gözlemlemeyi düşünüyoruz. Şimdilik Gönül'e Hollanda'da ırkçılık ile ilgili bir tecrübesi olup olmadığını sordum. Ayrıca Hollandalılar ile kaynaşmak mümkün mü, yoksa mesafeli mi duruyorlar merak ettiğimi söyledim. Verdiği cevap şöyle:Gönül:Irkçılık konusunda Ali de ben de herhangi bir olumsuzluk yaşamadık. Aksine tam tersi deneyimlerimiz oldu. Elbette baştan belirtmek isterim; süreçler o kadar bireysel ki, ırkçılığa maruz kalmış insanlar da olabilir. Ama genellemenin de kesinlikle haksızlık olacağı kanaatindeyiz. Hollanda insanının soğuk olması eleştirilerini de biraz şöyle gözlemledim. Hollanda 15-16yy'dan beri göç alan bir ülke ve gelen insanları buranın bir değeri olarak görüyorlar. Eve gelen tamirci ile muhabbetimde \"Bu bizim ekonomimizi de güçlendiriyor, daha çeşitli daha güçlü bir ülke oluyoruz\" gibi yorumlamıştı. Hal böyle olunca çok sayıda farklı ırk ve inanışa sahip insanla birlikte yaşıyorlar ve insanların inanışlarına ve kültürlerine kaba veya rahatsız edici gelebilecek şeylerden çekindikleri için arana dışarıdan \"soğukluk\" gibi algılanabilecek bir mesafe koyuyorlar. Türkiye'den de biliyoruz ki inançları gereği karşı cinsle el sıkışmakta imtina eden insanlar var. Bunun gibi farklı kültürden, farklı inançtan çeşitli insanla karşılaştıklarından dikkatli ve özenli davranmaya çalışıyorlar. Ama sen bu konuda adım atarsan onlar da samimiyete açıklar. Amsterdam'da yaşarken bunu daha çok hissettim. Haarlem'de ise belki biraz da yaşadığımız ortam konusunda şanslı olduğumuz içindir, insanlar aşırı sıcakkanlı davrandı. İhtiyaç duyarsak diye arabasını teklif edenler oldu, eve taşınırken komşu teyze yiyecek içecek hazırlayıp bize ve eşya taşıyan görevlilere ikram etti... Çok tanıdık gelmedi mi?Biraz da \"direkt\" oldukları konusundan kaynaklanabilir soğuk bulunmaları. Bu durumdan rahatsız olabilenler olabilir buna saygım sonsuz. Mesela bir arkadaşım iş yerinde birinden yardım istemiş, karşısındaki kişi \"Yetiştirmem gereken şeyler var yardımcı olamam\" demiş ve benim arkadaşım buna fena halde bozulmuş. Biz olsak belki yaptığımız işi bırakır, ihtiyacı olan birine yardım edelim diyebiliriz. Ama belki de gerçekten zor bir durumdu, yapamadı. O kadar olayın kendisine ve kişilere bağlı ki, ben sadece tanık olduklarımla ilgili yorum yapabiliyorum elbette. Diğer açıdan Ali insanların bu \"direkt olma\" durumundan gayet memnun: \"Beni rahatsız etmiyor. Yapıcı görürsen faydalı bile oluyor, zaman kaybetmiyorsun\" diyor. Hollanda'da Yaşantı Nasıl?Hollanda doğanın çok iyi korunduğu bir ülke. Yemyeşil bir ortam, bahçeli ve az katlı evler, kanal kenarlarında suyla iç içe bir yaşam görüyorsunuz. Hollanda'da sıradan bir ev... Bisiklet bir ulaşım aracı, aynı zamanda hayatın bir parçası. Biz Türkiye'de en ufak bir rüzgarda veya yağmurda eve tıkılıyorken onlar en zor hava şartlarında bile bisikletin üstündeler. Ona göre kıyafetleri var, bisikletlerin arkasında yük taşımak için heybeleri ve çocuk koltukları var. Hizmet sektörü pahalı olduğu için herkes çoğu işini kendisi yapıyor. Gittiğimiz yapı marketin duvarlarındaki afişlerde boyayı boyacılar değil, evin kadını yapıyordu 🙂 Herkes biraz boyacı, biraz tamirci, biraz da bahçıvan... Zaten benim gözlemlerime göre Hollanda'daki işlerde kadın erkek ayrımı yok. Bizim \"erkek işi\" deyip bulaşmayacağımız tamirat işleri veya tekne kullanma gibi görevlerde kadınlar da aktif rolde. Bebek bakımı ve ev işlerinde ise erkeklerin çok aktif olduklarını görüyorsunuz. Bu eşitlik hoşuma gitti doğrusu. Kadınların iş hayatında da, günlük hayatta da çok doğal olduklarını söylüyor arkadaşım Deniz. Fön çektirmek şurada dursun; çoğunluğu saçlarını bile boyamıyormuş. Makyaj zaten hiç yok veya çok hafif. Basic kıyafetler ile günlerini geçiriyorlarmış. Dış görünüş ile hava atmak, marka kıyafetler ile statü sahibi olmaya çalışmak hiç Hollanda'ya özgü değilmiş. Arkadaşım Deniz, Hollanda'ya taşındığından beri çok daha aktif bir yaşantı sürdüğünü söylüyor. Hergün bisiklete biniyor, günde en az onbin adım atıyor. Ülkedeki genel \"aktif yaşam\" çabası onu da olumlu yönde etkilemiş. İnsanlar iş hayatlarının dışında aile hayatlarına ve gönüllülük faaliyetlerine çok önem veriyorlar. Deniz'in oğlunu gönderdiği okuldaki veliler gönüllü olarak yeni gelen ailelere destek oluyorlarmış. Örneğin siz Hollanda'ya taşındınız ve ütü yapmayı bilmiyorsunuz. Haftanın belli günlerinde evinize bir gönüllü gelip evde size ütü yapmayı öğretiyor. Siz tamam diyene kadar uğraşıyor ve sizden pozitif puan almak için elinden geleni yapıyor. Deniz, oğlunun okula adapte olmasını kolaylaştırmak için psikolojik destek almak istemiş. Bu konuda deneyimli bir veli 6 hafta boyunca evlerine gelip Denizle sohbet etmiş. Sosyal ortam mı edinmek istiyorsun, seni birileriyle tanıştırıp kaynaştırıyorlarmış... Bunlar benim gözlemlerim ve Deniz'den dinlediklerimdi. Bir de Elvan'a sordum:Hollanda'ya taşınmak hayatınızda nasıl bir değişim yaşattı?Elvan:En güzel tarafı doğayla iç içe yaşamak bence. Her yer yeşil. Çok sakin bir yaşam var burada. Sabahları bisikletle oğlumu okuluna bırakabiliyorum, ki bu çok hoşuma gidiyor. İnsanlar daha sakin, telaş yok. İş aile hayatı dengesi kurulabiliyor. Aile ile daha çok vakit geçirilebiliyor. Eşimin bu konuda bir tespiti var: Türkiye'de çocuğumuzun elini bırakamıyorduk, hep tetikte hissediyorduk sokakta yürürken. Ama burada çocuğumuzun elini tutmak zorunda hissetmiyoruz. Yaşantı çok daha doğal. Her yerde çocukla gitmekten keyif aldığımız keçi veya inek çiftliklerinden var. Sütümüzü oralardan alıyoruz. Bir süre sonra kendi yoğurt mayamı ürettim ve artık evde lor bile yapabiliyorum. Keçi çiftliklerine biz bile bayıldıkTamam temiz hava, hareketli yaşam çok güzel ama hangi noktalarda zorlandınız diye sorduğumda:Elvan:En zorlandığım iki nokta: Sağlık sistemine adaptasyon ve çok derin hissedilen yalnızlık. Özellikle çocuğumu emanet edip yalnız başıma takılabileceğim bir saat olmayınca yalnızlığı çok derin hissettim. Sağlık sistemi ise bizim Türkiye'de alışık olduğumuz sistemden farklı. Hangi taraf iyi dersen objektif bakabileceğimi sanmıyorum:) Alışık olduğumuz sistemi çok arıyorum. Zorlandığı noktaları bir de Tuğçe'ye sordum:Tuğçe:Güneşli ve sıcak başlayıp, biraz önce sağanak yağmurla devam eden bir Hollanda gününden sevgiler! İşte beni en çok zorlayan şeylerden biri: Havası.... Zorlayıcı şeylerin en başında sağlık geliyor. Çok şükür henüz hastalanmadık ama aylık 250 euro olan zorunlu sigorta parasını ödeyerek tek yapabildiğimiz şey ev doktoru denen aile hekimine görünebilmek ve açıkçası onlar da hiçbir şeyden anlamıyorlar. Hastaneye ya da uzman doktora onların yönlendirmesi olmadan gidebilmen imkansız. Bu da çok üzücü ve düşünmesi bile kabus 🙁Tabi asıl zorlayan yalnızlık. Burada eşin dostun oluşsa da hiç kimse asıl dostlarının ve ailenin yerini tutamıyor. Alıştığın lezzetleri istesen de bulamamak da zorluyor. Hazır gıdaya ulaşamamak da gıcık ediyor 🙂Araba kullanırken uyman gereken kurallar çok çok farklı hem şaşırtıyor hem de başlarda zorluyor. Ve 50 km olan hız sınırı hiiiçççç bana göre değil! Seni her ziyarete gelenin arkasından göz yaşı dökmek ve çocuğunun da bununla baş etmeye çalışması zorluyor. Çocuğum bu dili öğrenebilecek mi stresi zorluyor! Defne 7 yaşında, okul bültenleri Dutch geliyor sinir oluyorum sürekli google translate 🙂 Ama öğretmen süper İngilizce konuşuyor, bana her toplantıda bilgiler veriyor. Şu an \"new comers\" denen dil sınıfında ama ilkokul 1 müfredatı da görüyorlar. Her gün yeni kelimeler geliyor ve evde çalışıyoruz, her üniteden sonra o kelimelerden sınav oluyor. 1 yılın sonunda normal sınıfa geçecek ve sadece Hollandalı çocuklarla okuyacak!! Okulda ne yaptıklarını İngilizcem ve az da olsa Almancam sayesinde anlıyorum ki ufaktan Dutch derslerine de başladım... Ama ilerleyen yıllarda sosyal dersler gelince işim zor gibi duruyor... Yıllarca çalıştıktan sonra çalışmamak zorluyor. Aslında iş arasam bulurum ama yerleşme sürecinde zaten hiç vaktim olmadı. Ev aldık, tadilat yaptırdık ve zaman hızla akıp geçti: 9 ay olacak yakında... Çocukla Hollanda'ya YerleşmekAslında birçok kişi çocuğunun geleceği için yurt dışına yerleşiyor olsa da çocuk kısmı aslında en zorlayıcı noktalardan biri. Bir kere onlar dili sizden çok daha önce öğreniyorlar, bu sefer siz \"acilen ne dediğini anlamam lazım\" moduna giriyorsunuz. Ama kendi gözlemim olarak şunu söyleyebilirim ki Hollanda'da çocuk olmak çok özellikli ve zevkli. Her yerde özel ilgi görüyorsunuz, çok sayıda küçük park ve oyun alanı var. Çocukların sosyalleşmesine epey önem veriliyor. Bunun yanında çocuklar oldukça düzenli bir hayat yaşıyor. Sabah güne erken başlayıp okula giden çocuklar akşamüstü 3:15 gibi evlerine dönüyorlar. 3 buçuktan akşam 8'e kadar dışarıda çocuk cıvıltısı eksik olmuyorken saat 8'den sonra sokakta tek bir çocuk kalmıyor. Çünkü erkenden yatıp uyuyorlar. Bu durumdan ben de kişisel olarak ders çıkardım, çocuklarımı daha erken yatırmaya zorlayacağım yazdan sonra 🙂 Çocukla Hollanda'ya yerleşme üzerine Elvan'a soru yönelttim: Çocukla yeni bir hayata başladın, Çağan'ı oraya adapte etmekte zorlandın mı?Elvan:Çocuğun yaşı çok etkili bence adaptasyon sürecinde. Ne kadar küçükken gelinirse o kadar kısa sürdüğünü düşünüyorum adaptasyonun. Biz buraya geldiğimizde oğlum iki buçuk yaşındaydı ve Türkiye'de yurt dışına yerleşeceğimi duyanlar \"çok şanslısın, en çabuk o alışacak aranızda, hiç anlamayacak bile\" dediler, ben de inandım 🙂 Ama işin aslının öyle olmadığı Hollanda'ya gelince ortaya çıktı. Bizim ailede en kolay eşim alıştı buraya. Oğlum geldiğimizde konuşabiliyordu. Ama buraya gelince bir anda anne babası dışında kimseyle iletişim kuramamaya başladı. Geldikten iki ay sonra haftada iki yarım gün kreşe başladı. İletişimi kaybetmişti ve dil problemini aşması yaklaşık 6 ay sürdü. O dönem çok travmatik oldu bence onun için. Çok agresifleşti, huyları değişti tamamen. Değişik sesler çıkarmaya başladı. Bir şekilde duyduğu ama bilmediği dili taklit ediyordu o farklı seslerle. Kreşe onu almaya gittiğimde konuşamadığını görünce, parkta birine bir şey söylemek isteyip söyleyemeyince ve bizden yardım bekleyince kendimi çok çok kötü hissediyordum. Bayağı kendini sorgulamaya başlıyorsun tabi ki bunları görünce. Sonuçta onun daha iyi şartlara sahip olması için gelmiştik ama özünde ona kötülük mü yapıyorduk?Özellikle ilk 6 ayın kolay geçtiğini söyleyemem ama 6 ay sonra anlamaya ve tek tük kelimeler söylemeye başladı. Geleli bir buçuk yıl oluyor ve şu an her şey yolunda; hem benim, hem onun için. Dil dışında da bir adaptasyon sorunu yaşamadığını düşünüyorum. Adaptasyon süreci kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte, sosyal olmanın bu sürece çok yardım ettiğini düşünüyorum. Mesela şimdiki ben olsaydım iki yarım gün yerine daha fazla gün kreşe gönderirdim ve çocuklarla birlikte olabileceği aktiviteleri araştırmakta geç kalmazdım. Hollanda'da Eğitim SistemiEn çok merak edilen bilgiyi peşinen vereyim: Hollanda'da okullar ücretsiz. Bizler için en cazip nokta da bu sanırım, çünkü özellikle büyük şehirde yaşayanlar için özel okul masrafı çok can sıkıcı. Türkiye'de bazen ebeveynin bir tanesi sırf okul parası için çalışıyor, diğer ebeveynin kazancıyla yaşam giderleri karşılanıyor. Okul olayını Elvan'a ve Deniz'e sordum. Elvan:Okul olayı hem karışık, hem değil. Direkt evinize en yakın okula gönderirseniz bir sorun yok. Servis olmadığı için bu önemli bir kriter. Ama biz Türkler okul konusunda çok rahat hissetmiyoruz ve bir şekilde Türkiye'den alışkın olduğumuz gibi okul arama telaşına giriyoruz. Biz de bu telaşı yaşadık. Öncelikle uluslararası İngilizce eğitim veren bir okula mı, yoksa Hollandaca eğitim veren devlet okuluna mı göndereceğinize karar vermeniz gerekiyor. Bunun aileye özgü bir karar olduğunu düşünüyorum. Benim oğlum devlet okuluna gidecek. Yakın sayılmaz, evden 3 km uzaklıkta. Çağan'ın henüz okul hayatı başlamadı. Türkiye'den de okul serüvenimiz başlamadan gelmiştik, o nedenle bir karşılaştırma yapamıyorum. Bir de arkadaşım Deniz'e sordum. Oğlu Burak 6 yaşındayken Hollanda'ya taşındılar. İlk yılları şöyle geçmiş:Deniz:Hollanda eğitim sistemiyle ilgili şunu söyleyebilirim: \"Adamım bu çocuklar çok mutlu!\" Demek ki bir şeyleri doğru yapıyorlar. Başlarda tepkimiz \"Ya bunlar habire bahçede oynuyor, sınıfta dans ediyor, ağustos böceği yetiştiriyorlar sanki\" şeklindeydi. Burak'la konuştuğumuzda hep \"şöyle eğlendik, şöyle oyun oynadık\" gibi geri dönüşler alıyorduk. \"Akademik olarak ne ögreniyorsun?\" dediğimizde ise \"Hiçbir şey!\" dedi. Ama öğreniyormuş, hem de kendisi bile farkında değilken oyun içinde ögreniyormuş.6 ay içinde dil engelini ortadan kaldırdı. Matematiksel işlemleri çok hızlandı. Okuluyla birlikte satranç turnuvalarına katıldı, 2 birincilik aldı. Bu arada şunu belirteyim, biz zaten ilgili bir aileyiz, bunu da okula hissettirmemiz gerektiğini düşündük. Ve her ay toplantı istedik. Maalesef Türkler'i genelde ilgisiz bildiklerinden biz sorular sordukça çok sevindiler ve bence bu noktada Burak'ın gelişimiyle daha yakından ilgilendiler. Burak daha da mutlu olmaya başladı. Bu toplantılardaki açık sözlülükleri takdire şayandı. Benim çocuğumu çok iyi gözlemlemişler ve yorumlamışlar. Biz de kendi gözümüzden anlatıp, eksikliklere birlikte odaklandık. Bazı konularda devlet okulu olmasına rağmen kişiye özel yöntemleri ve taktikleri var. Bu çok iyi gerçekten. Çocuklar öğretmene karşı saygısız olamıyorlar, ama korkmuyorlar da. Birlikte çok eğleniyorlar bunu okula erken gidip gözlemlediğim zamanlarda anladım. Her şey belli bir kuralda ve nizamda. Okulda aile günleri yapılıyor bazen. En arkaya geçip izliyoruz çocukları 1 saat. Rutinlerini görüyoruz. Burada ögrenciler aynı zamanda öğretmen:Çok hoşuma giden bir sistem bu. Sınıfta herkes aynı seviyede olmayabiliyor. Eğer sana verilen işi bitirdiysen öğretmen gelip kontrol ediyor ve her şey doğruysa sırana küçük yeşil bir küp koyuyorsun. Bu aşamadan sonra bu demek ki \"Ben arkadaşlarıma yardım etmeye hazırım\". Eğer sınıfta zorlanan biri varsa masasına soru işaretli bir küp koyuyor ve yeşil öğrenci gidip ona yardımcı oluyor. Bu bahsettiğim süreçler tabi ki ilkokul seviyelerine denk geliyor. Bizdeki ilkokul 1 burada \"Group 3\" olarak geçiyor. Ve group 3'ten itibaren Hollanda'da çocukların çoğu senede 2 kere bir teste tabii tutuluyor. Farklı 3 sınav sistemi var ama bunlardan en yaygın olanı \"cito\". Her sene bu sınavların etki ağırlığı artıyor ve ilerde lise seçimlerinde etkisi oluyor. Üniversite burada herkesin harcı değil, ama zaten bir çoğu da tercih etmiyor. Gelirler her kesimde üç aşağı beş yukarı aynı. Arada uçurumlar yok. O yüzden tarımla da uğraşmak isteyen insan sayısı çok. Bir de eğitim sistemiyle ilgili dikkatimi çeken şey yurtdışından gelen çocuklar için özel bir dil sınıfı olması. Bu dil sınıflarına girebilmek için en az 6 yaşında olmalı çocuk. Yoksa Group 2 de tüm çocuklarla birlikte başlıyorlar. Bu tarz eğitim veren okullar her belediyede var. Benim tavsiyem yaş uygunsa mutlaka bu okullarda başlamak. Adaptasyon için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sınıfta kendisi gibi dil bilmeyen bir sürü çocuk olacağından biraz daha güvende hissedecektir. Diğer türlü herkes konuşurken çocuğun dili bilmemesi çekingenlik gibi sıkıntılara yol açabiliyor. Burak özel dil sınıfında başladı ve 6 ay gibi bir sürede öğrendi. Sınıfında ondan büyük öğrenciler de vardı ve birbirlerine çok güzel destek oldular. Hızlıca kaynaştılar. Okullar burada ücretsiz, ama bazı devlet okulları giderler için ufak tefek ücretler talep edebiliyormuş. Her okul farklı müfredat ve yöntemle ilerleyebiliyor. Dalton, Montessori gibi okullar çok yaygın. Bir de ücretli olan international okullar var. Genelde expat aileler bu okulları tercih edebiliyor. Hollanda'da Geçinmek için Maaş Ne Olmalı, Sabit Giderler Nelerdir?Bizim Hollanda'da sohbet ettiğimiz ve tanıdığımız arkadaşlarımızdan gözlemlediğimiz durum şu: Adaptasyon yıllarında sadece eşlerden birisi çalışıyor. Diğeri çalışmasa da iyi bir hayat sürebiliyorlar, ev alıp morgage'a giriyorlar, yurt dışı seyahati yapabiliyorlar. Yaşam şartları Türkiye'ye oranla ucuz gibi geldi. Örneğin oradaki kiralık arabamızın deposunu 50 euroluk benzin ile fulleyebildik. Sınırsız et yediğiniz bir restoranda kişi başı hesap 30 euro olabiliyor. Hollanda'da kazancınızın bir kısmı vergiye gidiyor. Hem de yarısına yakın bir kısmı. \"Highly skilled migrant\" seviyesindeki Türkler için %30 vergi indirimi avantajı varmış. Bu indirimden yararlanıp yararlanamayacağınızı işvereniniz ile konuşmanız gerekiyormuş. Arkadaşlarımdan aldığım bilgiler doğrultusunda ortalama giderler şu şekilde:Ev kirası/Morgage: 1600 euro, Sağlık: 230 euro (hiç hasta olmadığınız senaryo. Hasta olursan 385 euroya kadar çıkabiliyor), İnternet ve faturalar: 310 euro, Araba vergisi ve sigortası: 240 euro, Market alışverişi: 800 euro, Eğlence vs: 400 euroKısacası genel kanı şöyle, Hollanda'da aylık gelir ortalaması 2000 euro. Evde 2 kişi çalışıyorsa rahatlıkla geçinilebilir. Bir kişinin çalıştığı durumda ise 3500 euro net maaş kabul edilebilir bir alt limit olabilir ama 1 çocuk da varsa 3500-4000 euro arası bir gelir yeterli olacaktır. Tekrar belirtmek isterim ki bu harcamalar oldukça kişiseldir. Siz araba almazsınız ama dışarıda daha çok yemek yersiniz. Eviniz Amsterdam merkezdeyse çok daha pahalı olacaktır, ama daha sakin bir şehirde daha az kira ödeyebiliyor olabilirsiniz. Hollanda Hakkında Bazı Şaşırtıcı GerçeklerDeniz diyor ki:Hollanda toprakları deniz seviyesinin altında kaldığı için suyu denize atmak büyük bir mücadele konusu. Hollanda'daki değirmenlerin çoğunun amacı da bu. Her ayın ilk pazartesisi öğlen saatlerinde ülke çapında siren sesleri duyuyorsunuz, bu bir çeşit tatbikat. Burak'la denize veya kanallara taş atmak istedik ama yerde asla taş bulamadık. Tek bulabildiğimiz kırık deniz kabukları oldu. Uzun zamandır İstanbul'da örümcek ve örümcek ağı görmemiştik. Hollanda'da ise örümcek ağlarını özellikle temizlemiyorlar, küçük böcekleri tuttuğu söyleniyor. Hollanda'da saat 5'te hemen her yer kapanıyor. Çünkü çalışan herkesin ailesi ile vakit geçirmeye ihtiyacı var. Bu da bizlerin daha planlı programlı olmasını gerektiriyor. Saat 5'e kadar alışverişimizi bitirmeye gayret ediyoruz. Hollandalılar'ın bir kısmı deterjanla yıkadığı tabakları durulama ihtiyacı duymuyor. Bulaşık deterjanlarının yenilebilir olarak tasarlandığını düşünüyorlar. Tuğçe'nin Hollanda'da en şaşırdığı şeyler ise:Tuğçe:Çocukların 4 yaş doğum günlerinin ertesi günü okula başlama (grup 1 deniyor) zorunluluğu. Hamileyken ve hatta doğum sırasında kadın doğum doktoruna görünememek ve ebe ile her şeyi halletmek! İnsanların birbirine aşırı güveni Yararlı Bilgiler ve LinklerHollanda'da 5 yıl çalıştıktan sonra bazı kriterler ve dil yeterliliği sağlandığı takdirde vatandaşlık alma hakkı doğabiliyor. Bu konuda, vergi meselelerinde ve diğer göçmenlik konuları hakkında bilgi alacağınız en temel site: ind. nlHollanda'da ev alma süreçleri çok değişik, evlerin sahibi fiyat belirlese de esas siz teklif götürüyorsunuz. Ev az, talep çok. Emlak piyasası için mutlaka girmeniz gereken site: funda. nlHollanda'nın hangi bölgesinde hangi milletten insanlar oturuyor, mahalle halkının maaş düzeyleri, bir evde kaç kişi yaşıyor gibi bilgilere ulaşabileceğiniz bir site:http://www. cbsinuwbuurt. nl/#vierkant500m_aantal_inwoners_2017Hollanda'nın herhangi bir şehrindeki maaşınız başka şehirde kaça eşit olduğunu görebileceğiniz bir site: https://www. numbeo. com/cost-of-living/Hollanda'da yaşama dair her türlü konunun konuşulduğu ve sosyalleşme imkanının da yaratıldığı Facebook gruplarına katılmak isterseniz linkleriyle: Den Haag Anneleri, Amsterdam anneleriHollanda'da yaşam hakkında kapsamlı bir dosya oldu, umarım keyifle okumuşsunuzdur. Sonuç olarak Hollanda'da yaşanır mı derseniz, bence çok isteyerek giden birisi kolaylıkla mutlu olabilir. Ama şüpheleri olan, Türkiye'deki hayatından memnun olan kişiler epey zorlanabilir. Bu durum sadece Hollanda için değil, hemen hemen tüm ülkeler için geçerli. Sonuçta bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş 🙂 Yurt dışına yerleşme meselesi çok çok iyi düşünülmesi ve araştırılması gereken bir konu. Diğer yazılarımı ve seyahatlerimi takip etmek için Instagram hesabımı takip etmeyi ve Facebook sayfamı beğenmeyi unutmayın."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/avrupa-ruyasi-turkiyenin-en-cok-tercih-edilen-otobusle-avrupa-turu.html", "text": "Avrupa Rüyası: Türkiye'nin En Çok Tercih Edilen Otobüsle Avrupa Turu4 Aralık 20190 YorumKategori : Genel2 Tüm yıl çalışmaktan, iş temposundan yoruldunuz mu? Uzun bir tatile çıkıp kendinizi ödüllendirmeye mi ihtiyacınız var? Yurtdışı turu mu düşünüyorsunuz! Türkiye'de en çok tercih edilen otobüsle Avrupa turu seyahatlerini düzenleyen Avrupa Rüyası ile tek seferde Avrupa kıtasını gezebilirsiniz. Türkiye'nin en çok tercih edilen otobüsle Avrupa turuna https://www. avruparuyasi. com. tr/ sitesinden bakabilirsiniz. Her sabah başka ülkede uyanmak hayaliniz varsa Avrupa Rüyası turlarıyla gezmenin en güzel yanı; 1 Euro dahi ekstra ücret ödemeden seyahat etmeniz. Üstelik Avrupa turunuz boyunca size profesyonel kokartlı rehberlerde eşlik ediyor ve Avrupa'nın Paris, Roma, Amsterdam, Prag, Budapeşte, Viyana gibi popüler şehirlerinde 4 ve 5 yıldızlı otellerde konaklıyorsunuz. Konakladığınız rüya şehirlerde sabah kahvaltıları içinde ayrıca bir ücret ödemiyorsunuz.\"Avrupa Rüyası, Otobüsle Avrupa Turları yurtdışı turları arasında çok tercih edilen seyahat acentası.\"Otobüsle Avrupa turu ile Nereleri Göreceğim?Yurtdışı turu Avrupa Rüyası PLUS ile tek seferde Avrupa kıtasını baştan başa gezmek gibi bir düşünceniz mi var?Avrupa otobüs turuYılın Seyahat Acentası Ödülünü kazanan Avrupa Rüyası ile 17 günde 14 ülke 30 şehir gezebilirsiniz. Avrupa Rüyası, hem en uygun fiyata tur düzenliyor hem de tek seferde Yunanistan, İtalya, Vatikan, İsviçre, Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, Çekya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Slovenya ve San Marino'yu gezmenize olanak sağlıyor! Avrupa Rüyası PLUS ile 17 günde 14 ülke 30 şehir gezebiliyorsunuz. Tur boyunca gezdiğiniz şehirlerin yanı sıra İtalya-Yunanistan arasında Adriyatik Denizinde konaklamalı 2 gemi yolculuğu yaparak güneşin doğuşuna tanık olacaksınız. Herkesin gidilecek yerler listesinde ilk sırada yer alan İsviçre'nin Zürih şehrini ve İsviçre Alplerini göreceksiniz. Bu kadarıyla da yetinmeyerek dillere destan Şarap Yolu olarak adlandıran üzüm bağlarının bulunuduğu Alsas-Loren bölgesinin Colmar, Eguisheim, Riquewihr, Kaysersberg, Strasbourgh ve sürpriz Avrupa köylerini göreceksiniz. Tüm bunların üzerine Paris'te 2 gece konaklayacaksınız. Fransa Alsas Kasabalarını GezeceksinizAvrupa Rüyası otobüsle Avrupa turu ile Alsas-Loren bölgesini gezeceksiniz. Fransa Şarap Yolu olarak adlandırılan bölgede Colmar, Eguisheim, Riquewihr, Strasbourg'u keşfediyorsunuz. StrasbourgAvrupa rüyası turu StrasbourgFransa'nın en çekici ve sofistike şehirlerinden biri olan, Alsace bölgesinin başkenti Strasbourg, masallardan çıkmış atmosferi, çiçeklerle kaplı ve Arnavut kaldırımlı meydanlarında yer alan orta çağ yapıları ve ahşap evleri ile çok güzel bir şehir. ColmarAlsace bölgesinin başkenti olarak anılan Colmar, şirin sokakları, yüzlerce yıllık yarı ahşap evleri, sevimli kanalları ve yaya şehir merkezi ile büyük bir film setini andırıyor. Aynı zamanda kentin, zamanın yıkımlarından harika bir şekilde korunan tarihi merkezi, olağanüstü mirasıyla bin yıllık Avrupa tarihine büyüleyici bir bakış açısı sunuyor. RiquewihrAlsace'nin masallardan fırlamış bir diğer köyü Riquewihr. Colmar'dan 20 dakikalık uzaklıkta olan köy, eski tip evleri, üzüm bağları ve samimi havasıyla sizi kendine çekiyor. Yine burada ada şarap tadımı yapmanız mümkün. Ayrıca hediyelik eşya alabileceğiniz bir çok dükkan da var. Egusheim2013 yılında Fransa'nın en güzel köyü seçilen Egusheim, Alsace'nin en şirin köylerinden bir tanesi. Colmar'dan yarım saat uzaklıkta yer alan köyde, şarap tadımı yapabileceğiniz ve lezzetli Alsace atıştırmalıklarını deneyebileceğiniz birçok yer mevcut. 1 saatte rahatlıkla gezebilirsiniz. Adriyatik Denizi'nde Gün Doğumuna Tanık OlacaksınızAvrupa rüyası turuAvrupa Rüyası'nı Türkiye'deki diğer otobüsle Avrupa turlarından ayıran en önemli özelliklerinden biri turlarında gemi kullanması. Yunanistan ve İtalya arasındaki Adriyatik Denizi'nde konaklamalı gemi yolculuğu yapacak ve gün doğumuna tanık olacaksınız. Bu eşsiz manzaraya tanık olurken sınır kapılarına hiç takılmadan ve hiç zaman kaybetmeden seyahat edeceksiniz. Avrupa'nın Doğa Harikası Göllerini KeşfedeceksinizAvrupa rüyası turuHer gezginin hayatında bir kez görmek için can atacağı Avrupa'nın en güzel göllerini göreceksiniz. İtalya'da Como Gölü'nü, Slovenya'da Bled Gölü'nü, Avusturya'da Hallstatt'ı, İsviçre Alp Dağlarında Luzern, Zürih ve Lugano Göllerini gezeceksiniz. Avrupa'nın en popüler şehirlerinde sanata, mimariye doyduktan sonra böylesine güzel doğa harikası gölleri görecek ve stres atabileceksiniz.\"Avrupa Rüyası turlarında tüm ekstra turlar ücrete dahil! Ekstra ücret ödemeden daha fazla yer gezeceksiniz.\"Avrupa'nın En Popüler Şehirlerini Tek Seferde Gezme Fırsatıİstanbul'dan başladığınız otobüsle Avrupa turunda Selanik'te Atatürk'ün Evini ve Beyaz Kule'yi gezdikten sonra Yunanistan'ın Parga şehrine geçiyorsunuz. Burada denize girip sahil kasabasında balık yedikten sonra İgoumenitsa'dan konaklama yapacağınız geminize binerek Adriyatik Denizi'nde yolculuk yapıyorsunuz. Ve güvertede kahvenizi içerken gün doğumunu Adriyatik'te görebiliyorsunuz. İtalya'da sırasıyla Bari, Roma, Vatikan, Como şehirlerini gördükten sonra herkesin hayallerini süsleyen İsviçre'de Zürih şehri keşfediyorsunuz. Yol boyunca en yakın arkadaşınız İsviçre Alp Dağları oluyor. Luzern, Lugano, ve Zürih Gölleri'ni görüyorsunuz. Zürih şehrinde güzel zaman geçiriyorsunuz. Alsas-Loren bölgesinde Colmar, Eguisheim, Riquewihr, Strasbourgh'u gördükten sonra Paris'e gidiyor ve 2 gece konaklıyorsunuz. Paris'i doya doya gezdikten sonra sırasıyla Brugge, Amsterdam'a gidiyorsunuz. Ekstra ücret ödemeden Hollanda yel değirmenleri ile ünlü Zaanse Schans ve Volendam kasabasını görüyorsunuz. Peki, başka nereleri geziyoruz diyorsanız. Berlin, Dresden, Prag, Bratislava, Viyana, Hallstatt, Budapeşte, Bled, Bologna, San Marino şehirlerini geziyorsunuz. Avrupa rüyası turuAvrupa Rüyası ile Nerelerde Konaklayacağım?Rüya gibi Avrupa Rüyası PLUS turu ile 17 günde 12 gün konaklayacaksınız. Konaklama yapacağınız şehirler: İgoumenitsa Bari, Roma, Bologna, Mulhouse, Paris (2 gece), Amsterdam, Prag, Viyana, Budapeşte, Ancona İgoumenitsa Avrupa Rüyası Tur Tarihleri22 Mayıs 7 Haziran 20201 Haziran 18 Haziran 20202 Temmuz 19 Temmuz 202022 Temmuz 8 Ağustos 2020Konforlu Avrupa turu arayanların tercihi olan otobüsle Avrupa turu Avrupa Rüyası PLUS ile 17 günde 14 ülke 30 şehri kapsıyor. Konforlu bir şekilde Avrupa kıtasında seyahat etmeyi tercih edenler için Avrupa Rüyası PLUS turu ile sınır kapılarında zaman kaybetmeden gezebiliyorsunuz. Tüm bunlara ek olarak iki kez konaklayarak Adriyatik Denizi'nde gemi yolculuğu yapıyorsunuz. PLUS turunda da Alp Dağları ile ünlü İsviçre'nin Zürih şehrini görüyorsunuz. Ve yine Şarap Yolu olarak adlandıran üzüm bağlarının bulunduğu Alsas-Loren bölgesinin Mulhouse, Colmar, Alsas, Strasbourgh ve sürpriz Fransız köylerini görüyorsunuz. Bunların yanında doğa harikası Slovenya'nın Bled Gölü'nü, kartal yuvası gibi destansı ülke San Marino'yu keşfetme şansınız oluyor. Fiyata Dahil Hizmetler Neler?Avrupa Rüyası'nın hiçbir otobüsle Avrupa turu rotasında, tüm ekstra turlar ücrete dahildir. Profesyonel kokartlı rehberlik hizmeti ve lüks otobüslerle şehirlerarası yolculuklar başta olmak üzere, Yunanistan ve İtalya arasındaki 2 gemi yolculuğu, Venedik şehir merkezinden Vaporetto ile limana ulaşım, bagaj hakkı, otel konaklamaları ve konaklama açık büfe kahvaltıları, şehir vergileri, mesleki sorumluluk sigortası fiyata dahil hizmetler arasında. Fiyata Dahil Olmayan Hizmetler Neler?Fiyata dahil olmayan hizmetler arasında ise, yeşil pasaportu veya vizesi olmayanlar için Schengen vize ücreti, yurtdışı çıkış harcı, seyahat güvence paketi, müze ören yerleri ücretleri ile bireysel harcamalar ve yeme-içme masrafları bulunuyor.\"Avrupa Rüyası güvenilir bir firma! TÜRSAB A Sınıfı Seyahat Acentası. 10058 Belge Numarası ile Türsab websitesinden sorgulayarak öğrenebilirsiniz.\"Avrupa Rüyası'na Nasıl Başvuru Yaparım?Avrupa Rüyası'nın otobüsle Avrupa turlarına www. avruparuyasi. com. tr sitesinden başvuru formunu doldurarak hemen başvurabilirsiniz. Web sitelerinde yer alan canlı sohbet hattından yol danışmanlarıyla birlikte başvuru adımlarını takip ederek de başvurunuzu Avrupa Rüyası'na iletebilirsiniz.0850 840 18 06 iletişim numarasından Avrupa Rüyası yol danışmanlarıyla iletişim kurarak size uygun Avrupa turunu ve uygun tarihi seçerek tura katılımınızı gerçekleştirebilirsiniz. Avrupa Rüyası'nın farklarından biri de web sitelerinde size özel Gezgin Girişi paneli bulunması. Bu panelden de tura katılım boyunca tüm bilgilerinizi, ödemelerinizi ve tur ayrıntılarınızı takip edebiliyorsunuz. Avrupa Rüyası sosyal medya hesapları üzerinden de göndereceğiniz başvuru taleplerine ve sorularınıza sosyal medya hesapları üzerinden yol danışmanları hızlı şekilde cevap vereceklerdir. Okuduk, bilgilendik! Şimdi sıra hayalleri gerçekleştirmekte! Adımlarınızın sizi hayallerinize ulaştırması dileklerimle!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/2018-nasil-gecmis.html", "text": "2018 Nasıl Geçmiş?18 Ocak 20190 YorumKategori : Akıl-Fikir1 Ayağımın Tozuyla gururla sunar: İşte karşınızda yıl sonu değerlendirmesi yazılarının 5. si! Bu yazı dizisini her yılın sonunda severek yayınlıyorum. Asıl amacım kendime bir özet çıkartıp hatıralarımı tek yazıda birleştirmek olsa da bu yazılarla çok kişiye ilham verebildiğimi düşünüyorum. Bakalım 2018'de Melike ve ailesi neler yapmış...2018, ailemiz için köklü değişimlerin yaşandığı bir yıl oldu. Olgun \"altın çağında\" olduğunu ilan etse de ben yaşam kalitemin düşüklüğünden biraz muzdariptim. Bunun sebebi bebeğimiz canımız Umay'ımızın şubat ayında aramıza katılmasıyla başlayan uykusuz geceler, 2 çocukluluğun getirdiği bir takım zorluklar ve iş temposu diyebilirim. Çocuksuz hayatımda Maslow piramidinin en üstlerini zorlarken bu yıl resmen piramidin tabanını gördüm 🙂 Yine de sağlık olduktan sonra hepsi geçip gidiyor. Yaşları birbirine yakın 2 evlat yetiştirmek kolay olmayacaktı elbet. Seyahat anlamında ise en az ülke gezdiğimiz ama yurt dışında en çok zaman geçirdiğimiz bir yıl oldu 2018. Yurt içinde merak ettiğimiz birçok yere gitme şansımız oldu. 2 çocukla gezmek kolay ve konforlu olmasa da her ay küçük de olsa kaçamaklar yaptık ve keşfetmekten vazgeçmedik. Ay ay anlatmaya başlayayım. Ocak 2018Yeni yıla hızlı ve hayırlı bir giriş yaptık.2015 yılında ben Ekin'e hamileyken aldığımız bir küçük yelkenlimiz vardı. \"Vay be ne zenginler tekneleri varmış\" demeyin; bir araba parası etmeyen, ortakla aldığımız, hamileyken ve küçük çocukla binmek için son derece konforsuz bir tekneydi. Ocak ayının başında \"Satsak mı acaba\" diye düşünüp 2 günde satınca kendimizi aşırı şanslı hissetmiştik. Tekneler için hep derler ya \"Bir alırken, bir de satarken sevinirsin\" diye; hakikaten satınca çok sevindiğimiz için buraya da yazma ihtiyacı duydum 🙂 Ayrıca en iyi tekne de arkadaşının teknesiymiş, klişelere saygım sonsuz. Bizi bazen Samos'a götürüyordu ama yine de sevinçle vedalaştık uzakta görünen Maverick ile... Çok iyi başladığımız ocak ayının 9 unda ise artık 33 haftalık hamileydim ve Amerika'ya uçma vakti gelmişti. Eski takipçilerim bilirler, ilk kızımız Ekin'i de 2015 yılında Amerika'da dünyaya getirmiştik. Amerika'da doğum ücretlerini ve tecrübelerimizi bu yazıda bulabilirsiniz. Ocakta yine 2015'te gittiğimiz San Diego'ya gidip 2 ay kalacağımız evimize yerleştik. Yeni muhitimizi tanıma, etraftaki marketleri keşfetme, önceki sevdiğimiz yerlere tekrar uğrama filan derken hareketli bir ocak ayı geçti. Karnım burnumda demeden günde 10bin adım atıyordum. San Diego artık kalbimin bambaşka bir yerinde çok özel bir şehir. Öyle güzel gün batımları, öyle hoş sahilleri var ki; ılık iklimi ile bizi kıştan da uzak tuttuğu için oraya minettarım... Büyük okyanusa karşı... Şubat 2018Şimdi buraya yazarken farkettim ki hayatımın en ama en mutlu ayı bu şubat ayı olabilir. Tekrar yaşa deseler seve seve defalarca yaşarım. O yüzden biraz uzun anlatacağım kusura bakmayın. Şöyle bir şubat ayıydı: Olgun, Ekin ve ben San Diego'da, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde harika günler geçiriyoruz. Her gün dışarı çıkıyor, bir sahilde günü batırıyor, bazen güzel bir yerde kahve içiyor, evin ihtiyaçlarını görmek için farklı farklı yerlerde alışveriş yapıyoruz. Sahilde piknikRenkli gün batımlarıSanatsal duvarların önünde poz vermelerDaha muhteşem gün batımlarıVe market alışverişi hayatımızın vazgeçilmezi olmuştu. Türkiye'deki günlük hayatımızın kaosuna uzaktan bakıyoruz; büyük bir dinginlik içindeyiz ve bunu yaşama fırsatına sahip olduğumuz için kendimizi hem şanslı, hem de başarılı sayıyoruz. Çok mutluyuzBunda kahvenin etkisi de var 😉Ayrıca Ekin'in \"Amerika'da olma\" durumundan maksimum istifade edebilmesi için ona 2 tane kurs bulduk; haftada 1 saat jimnastiğe, 1 saat de Türkiye'de de şubesi olan Gymboree okullarından birine oyun grubuna götürüyoruz. Jimnastik salonu beni çok etkiledi, o kadar büyük, donanımlı ve her yaştan çocuğa hitap eden bir yerdi ki. Resmen böyle güzelini görmemişim; \"spor kültürüm yokmuş, vizyonsuzun tekiymişim\" diyorum. Ekini eğlendirecek her türlü aktiviteye varızAmerika'ya 2015'de Ekin'in doğumu için gittiğimizde Olgun'la ikimiz Las Vegas'a gitmiştik. Bu yıl ise 3 kişilik bir aile olarak Los Angeles'a gidelim dedik. Bir de Staples Center'da NBA maçı ayarladık ki Ekin bile hala unutmadı maçtaki etkinlikleri. Gittiğimiz müsabaka Clippers ile Dallas Mavericks arasındaydı. Venice Beach, Los AngelesŞubat ayının ortasında kardeşim Hale ve ailesi annemi de alıp yanımıza geldiler. Onlarla da turist olarak San Diego'yu keşfettik. Bütün kızlar toplandık... Ve gelelim esas sebebi ziyaretimize... Şubat'ın 23'ü geldiğinde artık Umay \"ben de varım\" dedi. 22sinde başlayan hafif sancılar 23 ü sabahına kadar devam etti ve 23ünde suyumun gelmesi ile hastaneye başvurdum. Amerika'da doğum prosedürleri çok insancıl. Odamızda güzel bir film açıp dalga dalga sancıları bekledik. Kardeşim beni hastanede ziyaret etti ama Umay'ın doğumunu bekleyemeden uçağa yetişmeleri gerekiyorduBen epidurale karşı değilim ama içimden diyorum ki \"2. doğumlar kolay oluyormuş, biraz sabredeyim de 1000 dolar ona vermek zorunda kalmayalım\" 🙂 Sabah 9 dan öğlen 2'ye kadar bir şekilde idare ediyorum. Zaten çok da dayanılmaz değil. Ama saat 2'den sonra sancılar şiddetleniyor ve en son \"ölmek istiyorum\" diye bağırdığımı hatırlıyorum. Artık 1000 dolar da gözümde değil, \"epidurali takın gitsin\" diyorum. 14.45'de epidural takılıyor, 20 dakika geçmeden de Umay doğuyor. Bedenimi inanılmaz bir mutluluk kaplıyor, çok iyi hisettiğimi hatırlıyorum. Amerika'da bebek çıkar çıkmaz çıplak olarak annenin göğsüne konuluyor. 1 saat kadar bebeği anneden hiç kimse ayırmıyor. O ten tene temas duygusunu anlatabilmem mümkün değil. Bu esnada bebeğin vücut ısısı ve kan şekeri dengeleniyor, bebek annenin kokusuna alışıyor ve annenin süt salgısı tetikleniyor. 1 saatin sonlarına doğru bebek kendisi arayıp annenin memesini buluyor ve emmeye başlıyor. Bence olağanüstü bir tecrübe, içgüdünün dibi! İnsanın bir hayvan olduğunun büyük kanıtı. Bunları yaşadığım için binlerce kez şükür! Hoş geldin bebek! Ve bundan sonra Umaylı günler başlıyor... Mart 2018Mart ayının yarısı San Diego'da geçti. Yeni doğum yapmış olmama aldırmadan yine her gün bir yemek yemek için bile olsa dışarı çıkıyoruz. Artık 2 çocukluyuz ve annem de bizimle. Alışverişler, yürüyüşler devam ediyor. Okyanusa doymak mümkün değil... Amerika'dan ayrılma vakti geldiğinde bir yandan içimde bir \"memleket ve simit\" özlemi, diğer yandan okyanus kenarı gün batımlarına doyamama durumu derken ruh halim adeta \"hem ağlarım hem giderim\" diyen bir yeni gelin gibiydi. Martta uzun bir yolculukla evimize geldik. Sorunsuz bir yolculuk geçirmemizi 2 çocukla da gezebileceğimizin bir işareti olarak algıladım gitti. Vakit hasret giderme vakti... Nisan 2018Türkiye gerçekleri ve çalışmak zorunda olmak yüzüme tokat gibi çarpsa da günlük hayatımıza alışmaya çalışıyoruz. Buraya kadar hayat bana güzeldi belki ama bundan sonrası hiç de laylaylom değil. Küçük kaçamaklarla hayatın zorluklarına meydan okumaya and içiyorum ve ilk fırsatta yani 3 günlük 23 nisan tatilinde evimize yakın olduğu için Pamukkale'ye gitmeye karar veriyoruz. Denizli ve Pamukkale gezi notlarım çok içime sindi. Okumak isterseniz tık tık.. Mayıs 20181 mayıs tatilini de boş geçmiyoruz, uzun zamandır ertelediğimiz Eskişehir gezisini plana alıyoruz. Eskişehir'deyizDönüşte ise Uşak'ta dünyanın en büyük 2. kanyonu olduğu iddia edilen Ulubey Kanyonu'na uğruyoruz. Mayıs ayının ortasında ise Aydın'ın yeni turistik noktası Arapapıştı Kanyonu'na günübirlik bir ziyaret düzenledik. Civarda yaşayanlara kesinlikle önereceğim bir rota. Arapapıştı Gezi Rehberim bu linkte. Arapapıştı Kanyonu seyir terasıHaziran 2018Haziran ortasında 4 günlük bir ramazan bayramı tatilimiz var. İki çocukla yurtdışına çıkmaya maddi ve manevi olarak hazır değiliz, üzerimizden koskoca bir Amerika macerası geçmiş. O yüzden Ege'de yaşamanın avantajını kullanıyor, araba ile gidebileceğimiz bir deniz tatili ayarlıyorum. İstikamet Datça Palamutbükü. Ne zamandır merak ettiğim Otel Mavi Beyaz'da konakladık, sakin bir tatil geçirdik. Umaycığım ilk kez denize bile girdi. Umaycığım Datça'daDatça haziranda gayet sakindi, bayram yoğunluğunu yaşamadık. Datça gezi notlarım bu linkte. Temmuz 2018Her yıl kardeşim Hale ve ailesiyle Bodrum'da bir haftasonu kaçamağı planlıyoruz. Son yıllarda gözdemiz Karaincir koyu. Çocukla gitmeye çok uygun bir plajı, berrak bir denizi var. Burada La Brezza otelde konaklıyoruz. Bir başka haftasonu da benim uzun zamandır merak ettiğim Muğla köyü Çökertme'ye gidiyoruz. Çökertme tatilimiz Instagramda öyle ilgi çekti, kaldığımız otel öyle talep gördü ki şaşkınım. Çökertme'de kaldığımız pansiyon böyle denizin dibindeydi. Çökertme, Türkiye'de Yunan adası atmosferi yaşayabileceğiniz çok şirin bir tatil yeri. Tam kafa dinlemelik, aktivite filan yok. Çökertme gezi notlarımda ayrıntısını okuyabilirsiniz. Ağustos 2018Ağustos ayında Olgun için çok önemli bir gelişme yaşandı, 5 yıldır çalıştığı işinden ayrıldı ve yurtdışı merkezli evden çalışmalı bir şirkette işe başladı. Olgun 5 yıldır her gün Söke'den İzmir'e arabayla gidiyordu. Günde 2 saat yolda geçiyordu ve bu gidip gelme işinin maliyeti de yıllar geçtikçe artıyordu. Şimdi daha esnek ve özgür bir iş hayatına sahip. Kendisine modern literatürde \"digital nomad\" yani \"dijital göçebe\" denilebilir. Yeni işe başlayınca \"bizim 9 günlük kurban bayramı tatilimiz\" var demek istemedi. Ben de zaten kurban bayramının tam ortasında nöbetçi eczane olacaktım. O yüzden koskoca tatil evde geçti. Ev dediğim Kuşadası'nda yazlık ev olunca çok da sıkılmadık vallahi. Dinlendim diyemesem de güzel geçti. Ağustos ayında bir haftasonu Samos'a gitmek istemiştik ama olmadı. Eylül 2018Bütün yılı kısa yurtiçi seyahatlerle geçireceğimizi sandıysanız yanıldınız. Artık maddi olarak biraz toparlanmıştık ve bir hayalimi daha gerçekleştirmeye hazırdık. Çılgın planımız 2 çocukla Bali ve Gili adaları. Sıcak ve tropikal bir adada şoförle gezileceği için bize uygun olduğunu düşünmüştüm bu rotanın. Çok kolaydı diyemem ama gidilmez de değil. Çocuklu Bali tavsiyelerim bu linkte. Ekim 2018Bali yorgunluğumuzun üzerinden biraz zaman geçince 3 günlük 29 ekim tatilini de boş geçmeyelim dedik ve Gaziantep'e bilet aldık. Gitmişken biraz da Şanlıurfa'yı keşfettik. Buraları yazacağım bloğa, biraz zamana ihtiyacım var 🙂Gaziantep Mozaik MüzesiUrfa BalıklıgölKasım 2018Bu ay için çok önceden alınmış bir İstanbul uçak biletim vardı. Biz İstanbul'da değil, doğada vakit geçirmek istedik. O yüzden Yedigöller tarafında merak ettiğim bir konaklama tesisisinden yer ayırtmıştım. Bolu Mengen'deki Hindiba Doğa evi blogda yer alacak. Gerçekten Türkiye'nin en özellikli konaklama tesislerinden biri, müthiş bir doğa içinde. Hindiba Doğa Evi, keyifli bir konaklama tesisigünümüzde ise Sapanca'da şömineli bir villada görümcemler ve arkadaşlarımızla keyifli bir gece geçirdik. Bu haftasonunda büyük bir planlama hatası yapmış, Bolu'ya gitmek için İstanbul'a uçakla gelip araba kiralamıştık. Fakat Bolu İstanbul'a pek de yakın değilmiş. Bizim için hem zaman hem de para kaybı oldu. Kışın 2 çocukla yollarda bu kadar zaman geçirmenin pek bize göre olmadığına karar verdik 🙂 Bir daha Bolu'ya gidersem ki kesin giderim Söke'den araba ile gitmenin daha mantıklı olabileceğine karar verdim. Aylardan da ekimi tercih ederim sanırım. Aralık 2018Bu ay hiçbir aktivite yok. Doktorlarda ve hastane koridorlarında geçen yıpratıcı bir aydı bizim için. Anlayacağınız 2018 çok şaşaalı başlayıp, ta dipte son buldu. İyi anılar da, kötü anılar da insan için. Hepsini karşılamaya hazırız. Moral bozucu günler geçirsek de 2019'dan umutluyuz.\"Her şey kötü gittiğinde kendine bir tatil ısmarla\" düsturunu çok benimsiyorum. Bu yüzden 2019'da yeni planlarla evrenin enerjisini lehime çevireceğime eminim. Harika bir yıl olsun!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/cift-dille-cocuk-yetistirme-tecrubemiz.html", "text": "Çift Dille Çocuk Yetiştirme Tecrübemiz10 Kasım 20185 YorumKategori : Akıl-Fikir7 Çocuğunuzun İngilizce'yi anadili gibi konuşmasını ister misiniz? Biz istedik. Bu yüzden de eşim Olgun kızımız Ekin doğduğundan beri evde İngilizce konuşuyor. Bu bizim çocuk sahibi olmadan önce sağdan soldan duyup, \"acaba uygulayabilir miyiz\" diye düşünüp hayata geçirdiğimiz bir fikirdi ve Ekin'in 3 yaşına yaklaştığı şu günlerde rahatlıkla söyleyebilirim ki evet, biz başardık! Motivasyon ve azim dolu bu hikayenin mimarı da eşim. Tecrübemizi blogda da paylaşmaya karar verdik; çünkü kendine güvenip yapabilecek seviyede olan anne baba adaylarına yol göstermek, cesaret vermek bizi çok mutlu edecek. Siz de yabancı kaynaklardan araştırırsanız göreceksiniz ki çocuğunuzu çift dilli yetiştirmenin çeşitli yolları var ama çoğu kaynağın önerdiği yöntem 1 ebeveyn 1 dil. Yani anne bir dili, baba başka dili konuşacak ve devamlılık sağlanacak. Bilimsel araştırmalarda şu sıklıkla söyleniyor ki bebekler dil öğrenme konusunda birer dahi! 11. aydan itibaren dilleri ayırt etmeye başlıyorlar ve aynı anda birkaç dil birden de öğrenebiliyorlar. Siz de sanki bir yabancıyla evliymiş gibi evde farklı bir dil konuşmayı düşünebilirsiniz ve yeterince azimliyseniz bunu sürdürebilirsiniz. Böylece çocuklarınız sizin konuştuğunuz dilleri ana dili gibi edinir. Bizde de ben Türkçe'yi, babamız Olgun İngilizce'yi seçti. Sebebi tabii ki onun İngilizce'de kendini daha rahat hissetmesi. Bu noktada annenin İngilizce konuşması çocuk için daha etkili olabilirdi ama anne çocuk arasındaki güven bağının oluşmasında dil bariyeri olmamalı diye düşünüyorum. Yani öğretilecek dilde anne kendini çok yeterli hissetmiyorsa çocukla %100 yabancı dil konuşması biraz sakıncalı olabilir. Bir ebeveynin çocuğuyla yarı Türkçe yarı İngilizce konuşmasının; bazen de aynı şeyin hem Türkçe'sini hem de İngilizce'sini söylemesinin sakıncalı olduğunu anlatan yazılar var ama ben bu konuda fazla yorum yapmak istemiyorum. Okuyup araştırılmalı. Biz, bize doğru gelen uygulamayı, yani 1 kişinin SÜREKLİ aynı dilde konuştuğu yöntemi uyguladık. Bu yöntemi bakıcılarla da uygulamak mümkün. Gelir düzeyi yüksek aileler Filipinli bakıcı tutarak evde İngilizce konuşulmasını sağlıyorlar. Ama bunun maliyeti epey yüksek, bahsedilen bakıcılar dolarla maaş alıyorlar. Biz ilk etapta çocuğumuzu Türk bakıcımızın şefkatli kollarına emanet edip İngilizce meselesini kendimiz halletmeye karar verdik. Daha doğrusu eşim halledebileceğine inandı, bakıcımızdan da memnun olduğumuz için yabancı bakıcı arayışına hiç girmedik. Neden Yaptık, Neden Yapmadık?Eski takipçilerim bilirler, biz 2 kızımızı da Amerika'da dünyaya getirdik. Amerika'da doğum maceramız bu linkte. Şu an ikisi de hem Türk hem de Amerikan vatandaşı. İlk olarak da bu yüzden İngilizce'yi ana dil gibi öğrenmelerini, dili içselleştirmelerini istedik. Amerikalılık durumu olmasaydı yine de çocuklarımızın İngilizcesinin çok iyi olmasını istiyor olurduk elbet. Günümüzde çok akıcı bir İngilizceye sahip olmak, 2-3 farklı dili çat pat konuşabiliyor olmaktan çok daha kıymetli. İleride nasıl olur bilmiyoruz ama şimdilik İngilizce dünyaya açılan bir kapı. Olgun şu an İngilizcesi sayesinde Söke'de yaşadığı halde İsviçreli bir firmada çalışabiliyor. Gelecekte dil bilmek çok önemli bir meziyet olmaktan çıkacak dahi olsa, biz şu anki koşullara göre kendimize doğru gelen stratejiyi uyguluyoruz; yani çocuğumuzun en iyi şekilde İngilizce konuşmasını istiyoruz. Biz bu uygulamayı yabancı hayranlığımızdan ötürü yapmadık; zira kendi dilimizi yani Türkçe'yi de çok seviyor, en iyi şekilde kullanmaya çalışıyoruz. Ama İngilizce'nin diğer tüm dünya dillerinden üstünlüğü tartışılmaz. İnternette bir bilgiyi İngilizce olarak aradığınızda karşınıza çıkacak kaynak sayısı ile Türkçe arama yaptığınızda çıkacak kaynak sayısı ve niteliği farklı olacaktır. Türkçe'nin yanısıra İngilizce videolar, belgeseller, programlar izleyen çocuğun daha geniş bir vizyona sahip olacağı aşikar. Bunun yanında biz bu uygulamayı çocuğumuzu bir \"proje\" olarak görüp, onu maksimum donanımla yetiştirme amacıyla da yapmadık. Aksine oyun çağında kurstan kursa koşan çocuklara üzüldüğümüz için bazı önemli şeyleri hayatın akışında öğrensin istedik. Çift dilli çocukların beyin gelişimi için söylenen olumlu sözler de bizi pozitif yönde etkiledi. Başka bir açıdan bakarsak da abartılacak mesele değil, ülkemizin birçok yerinde zaten çocuklar çift ana dilli yetişiyor. Özellikle doğuda Türkçe ve Kürtçe, hatta Arapça aynı anda öğreniliyor. Süreç Nasıl İşledi? Bizim Hikayemiz:Öncelikle karar verdik. Olgun Ekin'e hitaben %100 İngilizce konuşmaya başladı ama bana hitaben Türkçe ağırlıklıydı. Babaannelerin dedelerin yanında da mecburen Türkçe konuşuyordu. Süreç, gerçekten sabır ve motivasyon istiyor. Çünkü ilk 1 yıl Olgun kendini zorlayarak İngilizce'de sabit kalsa da karşıdan bir tepki almıyordu. 1 yaşa doğru Ekin'in onu anladığına kanaat getirip biraz rahatladık ama yine de tatmin edici sonuçlar almamız daha uzun zaman aldı.2 dilli çocuklar için geç konuşur diyorlar ama biz Ekin'de bunu yaşamadık. Her şey normal ilerledi: 1 yaşında tek tük kelimeleri vardı, 18 aylıkken de 2-3 kelimelik cümleler kurabiliyordu. 2 yaşında ise gayet güzel konuşuyordu. Tabii bu konuşmaların hepsi Türkçe olarak gerçekleşiyordu 🙂Ekin'in gün içinde en çok gördüğü kişiler bakıcısı ve bendim. İkimiz de Türkçe konuştuğumuz için tabii ki Ekin'in ilk kelimeleri Türkçe oldu. Hatta Türkçe'de şakır şakır cümle kurarken İngilizce'de her şeyi anlıyor fakat babasına da Türkçe cevap vermeyi tercih ediyordu, bazen de İngilizce tek kelimelik cevaplar veriyordu. Taa ki biz 2. doğum için Amerika'ya gidene kadar. Ekin 2 yaş 2 aylıkken biz 2. kızımızın doğumu için 2 aylığına Amerika'ya gittik. Burası Ekin'in İngilizcesi için kırılma noktası oldu. Sebebi de aslında mekan olarak Amerika'da bulunması değil, babasıyla 24 saat birlikte zaman geçirmesiydi. Bu kırılma noktası sizin için de ailecek çıktığınız uzun bir tatil olabilir. Amerika günlerimizde ben de onlara katılıp evde İngilizce konuştuğumda Ekin Türkçe'yi bırakıp her şeyi İngilizce anlatmaya başladı. Amerika'ya gitmenin şöyle bir artısı da oldu, bu dili sadece babasının kullanmadığını gördü. Baktı ki kanlı canlı başkaları da bu dili konuşuyor. Zaten Türkiye'de de İngilizce'yi sadece babasının ve çizgi filmlerin konuştuğu bir dil sanmasın diye mümkün olduğunca yabancı arkadaşlarla bir araya gelip ona bu hissi yaşatmaya çalışıyorduk. Şu an 3 yaşında ve rahatlıkla İngilizce çizgi film takip edebiliyor, İngilizce her şeyi anlıyor ve babasına hitaben direkt İngilizce konuşuyor. Artık okula da başladı ve okulda başlarında 2 öğretmen var; birisi sırf İngilizce konuşuyor. Dolayısıyla İngilizceye maruziyeti arttı. Yaşına göre çok çok iyi durumda diyebilirim. Hiç kafası karışmadı mı? derseniz, bence pek de karışmadı. Tabii ki bazen Türkçe cümlelerin içine İngilizce serpiştirdiği oluyor, özellikle babasının kullandığı kelimelerde. Mesela Ekin'den şöyle bir cümle duyabilirsiniz: \"Anne bu bebeği bath tub da yıkayabilir miyim?\" Ekin'i evde babası yıkadığı için \"küvet\" kelimesinin İngilizcesi olan \"buth tub\" onda daha fazla yer etmiş. Ben de \"tamam kızım küvette yıkayabiliriz bebeği\" gibi bir cevap veriyorum. Zaman içinde de düzeliyor bu karmaşıklık. Evde İngilizce Konuşmanın Zorlayıcı Noktaları Neler?Evde anadilin olmayan bir dili konuşmak pek de rahat bir şey değil. İnsanoğlu da hep rahata meylettiği için bu uygulamayı sürdürmek gerçekten çok ama çok zor. Bu noktada her zaman yaptığım gibi eşim Olgun'u aşırı takdir ediyorum. Özellikle çocuğu acilen uyarman gereken durumlarda, \"dur yapma etme\" derken, telaş halinde ana dilin dışında bir dilde kalmak çok zor. Yine bazı duygu durumlarında, sevgini belli ederken, agucuk yaparken, \"tontişim, canımın içi\" gibi şeyler söylemek varken İngilizce sevmek çok içten olmayacakmış gibi geliyor. Ama zamanla bunlara da çözüm bulunuyor, bazı sıfatları Türkçe kullanarak sevgi gösterisi yapılabiliyor. Okullarda İngilizce'den en yüksek notu almış olsan da bazı günlük hayat terimlerini bilemeyebiliyorsun. Olgun Amerika'daki yüksek lisansı esnasında bir Amerikalı ile aynı evi paylaştığı için kendini İngilizce'de çok geliştirmişti ama bebeğin sümüğünün akması, çiş yapmanın kibarcası, bıcı bıcı yapmak gibi terimleri hayatında hiç kullanmamıştı. Bunlar için ekstra çalışmalar yapmak gerekiyor. Bizim gibi küçük yerde yaşayan bir aile için olayın diğer boyutu da çevredeki insanların \"bu adam neden İngilizce konuşuyor, özenti mi bunlar\" bakış açısı oldu. İlk başlarda bu şekil düşünebilecek potansiyelde insanların yanında Olgun sus pus oluyordu. Ama sonradan aştık, en azından Ekin'in de ona cevap verebiliyor olması olayı biraz daha normale döndürdü 😊İngilizcem Yeterince İyi mi? Ya Hata Yaparsam?Birçok kişi bu noktaya takılacaktır. Bence illa ki biraz dil hakimiyeti istiyor. Dile hakim olsanız bile devamlı İngilizce konuşmak zor, hele de çat pat konuşan birisi için iyice zor. Ama mükemmel bir İngiliz aksanı veya Amerikan aksanı çok da şart değil. İngilizce geliştirilebilecek bir şey. Eğer yanlış kullandığınız deyimleri ve yanlış telaffuz ettiğiniz kelimeleri tespit edebilecek farkındalık seviyesindeyseniz başlayın. Çocuğum Kaç Yaşında Olmalı?Biz konunun uzmanı değiliz ama okuduklarımızdan ve yaşadıklarımızdan yola çıkarak söyleyebilirim ki doğal olması için mümkün olduğunca erken başlamalı dil eğitimine. Araştırmalar 9-10 aylıktan itibaren 3 yaşa kadar dil öğrenme yeteneğinin had safhada olduğunu söylüyor.3 yaşından sonra ise çocuğun bilinç seviyesi arttığı için sizin onunla anlamadığı bir dilden konuşmanız çocuğu kızdırabilir. Belki bu yaştan sonra yarı Türkçe yarı İngilizce konuşmanız çocuğun kelime haznesine katkıda bulunabilir ama anadil gibi bir dil edinimi gerçekleşmeyebilir... Çocuğu ile İngilizce konuşmak İsteyen Ebeveynlere TavsiyelerBu kısımda Olgun'a bağlanıyoruz, tavsiyeleri bizzat kendisi yazdı. Öncelikle belirtelim, tüm tavsiyeler ikinci dilin İngilizce olduğu durum için verilmiştir, kendinize göre çok dilli durumlara ya da diğer dillere uygulayabilirsiniz. Öncelikle başlamak, başarmanın yarısıdır, böyle bir düşünceniz varsa başlayın. Diğer her işte olduğu gibi bu konuda da motivasyon çok önemli, sizi motive edecek şeyler bulun. Örneğin: Çift dilli çocuk yetiştiren diğer ailelerle görüşmek Bunu sadece çocuk için değil kendiniz için de yaptığınızı düşünmek Çift dilli ya da çok dilli çocuk yetiştirmenin birçok seviyesi var, size uygun olanı seçebilirsiniz 1 Ebeveyn 1 Dil: Bizim uyguladığımız şekil. Anne, çocukla tamamen tek bir dil konuşurken baba çocukla tamamen diğer dili konuşuyor Belli bir yerde ikinci dil: Bu uygulamada seçtiğiniz bir yerde çocukla tamamen İngilizce konuşulabilir. Belli bir zamanda ikinci dil: Bu uygulamada sadece haftasonları, sadece haftaiçi, sadece akşamları, ... gibi seçtiğiniz zamanda İngilizce konuşulabilir Başkalarının yargılamasını önemsemeyin. Kendi anne-babanızdan, arkadaşlarınızdan ya da yaşlı komşularınızdan yargılayıcı şeyler duyabilirsiniz, önemsemeyin Bu karara bağlı kalmak ve devamlılık, bu işin etkinliğini arttıran şeyler. Kararınıza bağlı kalıp uzun süre devam ettirirseniz sonuçları mutlaka görürsünüz. Bu tür şeyler 1 gecede, 1 haftada hatta 1 ayda olmuyor. Sabır ve istikrar önemli... Kendinizi geliştirebileceğiniz kaynaklar bulabilirsiniz İngilizce dizi ya da film izliyorsanız mutlaka altyazılı, hatta ileri seviyede altyazısız izlemeye çalışın Genelde bize okulda ya da kurslarda öğretilen İngilizce, teknik ya da resmi İngilizce olduğu için çocukla konuşmaya, özellikle çocuğun ilk yıllarında, çok müsait değil. O nedenle internette çocuklar için İngilizce videolar, şarkılar, ninniler bulup öğrenebilirsiniz Bunun yanında çocukla genelde evde vakit geçireceğiniz için günlük yaşam İngilizcesi öğrenebileceğiniz kaynaklar edinebilirsiniz. Ben aşağıdaki kaynaklardan yararlandım, özellikle podcastleri çok faydalı buldum. Conan O'Brien Show: https://www. youtube. com/user/teamcoco?app=desktop Rachel's English: https://www. youtube. com/user/rachelsenglish Super Simple Songs: https://www. youtube. com/user/SuperSimpleSongs Podcasts: Stuff You Should Know: https://www. stuffyoushouldknow. com/ This American Life: https://www. thisamericanlife. org/ The Truth: http://www. thetruthpodcast. com/ Cep telefonunuza mutlaka bir İngilizce-Türkçe sözlük indirin, ne zaman lazım olacağı belli olmaz. Takıldığınız yerde hemen açıp bakın, ertelemeyin. Gramer hatalarınızı fark etmeye çalışın, ama çok dert etmeyin. Ben özellikle bu işe başladıktan sonra, aslında Türkçe'de de dil bilgisi hatası yaptığımı farkettim. Yani bazen anadilimizde bile konuşurken bariz hatalar yapabiliyoruz ama konuşmanın içinde eriyip gidiyor. İngilizce'de de konuşma esnasında ufak hatalar olabilir, moral bozmayın Çocuğunuzla rahat ettiğiniz ölçüde İngilizce konuşun, sevgi, öfke, telaş, panik gibi anlarda İngilizce konuşmak doğal ya da rahat gelmiyorsa çocuğa yanlış mesaj vermemek için Türkçe'ye geçilebilir, ama bence en iyisi her an, her yerde, her koşulda İngilizce'yi devam ettirebilmek, bu da motivasyon ve adanmışlık gerektiriyor. Biraz sabır işi yani... Bu iş yapılabilir ve çocuk için çok faydalı olduğunu unutmayın. Aşağıdaki videolara bir göz atın, özellikle ilk ikisi mutlaka izlenmeli: https://www. ted. com/talks/mia_nacamulli_the_benefits_of_a_bilingual_brain? language=en#t-26119 https://www. ted. com/talks/patricia_kuhl_the_linguistic_genius_of_babies Bu videoda özellikle bebekle İngilizce konuşmanın, çocuğa İngilizce video izletme ya da dinletme arasındaki fark açıklanmış. Kısaca: çocuğunuza İngilizce video izleterek İngilizce öğretemezsiniz, çocuklar anadili ya da yabancı dili karşılarında bir insan olunca öğreniyorlar. https://www. youtube. com/watch?v=Bp2Fvkt-TRM https://www. youtube. com/watch?v=1hYpvzKJV8ESonuçBiz hep İngilizceden bahsettik ama bu yöntemler başka dillerle de uygulanabilir. Almanca bilen ebeveyn Almanca konuşur, diğeri İngilizce, bir de Türkçe konuşan bakıcı bulunur... Varyasyonlar çoğaltılabilir ve aynı anda 3 dil bile öğretilebilir. Ekin'in nasıl İngilizce konuştuğuna dair birkaç videoyu Instagram'ın IgTv uygulamasına yükledim. Benim Instagram profilime gidip IGTV sekmesine basarak videoları görebilirsiniz. Ekin'in Türkçesi tabii ki çok çok daha iyi ve biz Türkiye'de yaşadıkça bu böyle olacak, ama şimdilik yaptığımız fedakarlığın karşılığını alıyor olmaktan memnunuz. Kardeşi için de aynı uygulamayı sürdüreceğiz, zaten bundan sonrası çok daha kolay. Çocuğunuza İngilizce öğretecek bilgi ve sabır sizde yoksa bile üzülmeyin. Artık İngilizce eğitimi okullarda çok küçük yaştan başlıyor ve her halukarda çocuklarımız bizden daha iyi öğreneceklerdir diye düşünüyorum. Bir de Nil Karaibrahimgil'in yazısında bir şey okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. Diyordu ki: Çocuğunuzun aslında hangi dili konuştuğu değil, konuşunca ne söylediği önemli. Hatta yazının sadece bu cümlesini değil, tamamını çok sevdim; hepimize ders olsun diye de buraya linkini koyuyorum. Çocuklarımızın mutlu ve sağlıklı cümleler kurduğu günler dilerim."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/bali-gezi-plani-bali-gezi-notlari-ve-maliyet.html", "text": "Bali Gezi Planı, Bali Gezi Notları ve Maliyet28 Ocak 20193 YorumKategori : Yurt dışı Seyahatleri3 Bali, Endonezya'nın 18bin adasından biri. Evet, bir ülke düşünün ki onsekiz bin adet adadan oluşsun, tropikal kuşakta yer alsın, ismi de genelde yanardağ patlamaları ve depremlerle anılsın. Endonezya'nın pek çok adasında görülecek farklı kültürel öğeler, Hinduzim kalıntıları ve doğal güzellikler olsa da; biz bu gezimizde sadece Bali ve Gili Air adalarını ziyaret etme şansı bulduk. Bali adası benim uzun zamandır hayallerimi süsleyen bir yerdi. Genelde balayı destinasyonu olarak bilinse de; maceraperestlere, kültürel gezginlere ve doğa severlere hitap eden yanları da çok. Kısacası Bali adası herkese kucak açıyor, biz çocuklu ailelere bile! Çocuklu bir aile olarak bile Bali'de yapacak çok şey bulduk, çok sevdik! Doğru beklenti ile gidilirse Bali'yi sevmeyecek birisi olmaz sanıyorum. Beklentilerimizi doğru kurgulamak için okumaya devam ediyoruz 🙂Bali Hakkında Bazı GerçeklerEndonezya'nın resmi dini İslam. %90 ı müslüman bir ülkede Bali adası Hinduizmin baskın olduğu tek ada. Zamanında Endonezya'nın en büyük adası olan Java adasına Müslümanlık gelince oradaki entellektüel Hindular geleneklerini ve inanışlarını sürdürmek adına Bali adasına kaçmışlar, veya sürülmüşler. Sanatçı ve entellektüel kesim Bali'yi oya gibi işlemiş, harika tapınaklar ortaya çıkarmış. Bir tapınak ziyareti... Neredeyse her evin bahçesinde bir aile tapınağı var. Yolda gezerken göreceğiniz sıradan manzaralar... Yolda gezerken göreceğiniz şeylerden biri de \"Cenang Sari\" yani İngilizce'de \"offering\" olarak bilinen; Bali halkının her sabah evinin veya dükkanının önüne bıraktığı \"tanrıya şükür\" hazırlığı. Muz yaprağından hazırlanmış bir tabak içine renkli çiçekler, biraz yiyecek, tütsü, hatta bazen sarma sigara konuluyor ve yola bırakılıyor. Mutlaka ve mutlaka karşınıza çıkacak. Aynen şöyle:\"Offering\" denilen bu tabaklar bir nevi tanrıya şükür ve bereket beklentisi ile yola bırakılıyor. Bali'ye deniz tatili için gitmek biz Türkler için hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü okyanus ve sahiller genelde yüzmeye elverişli değil. Sahillerinde sörf öğrenebilir, güneş batarken keyif yapabilirsiniz. Bali'de turkuaz deniz beyaz kum aramayalım; tropikal doğa, pirinç tarlaları, şelaleler, sanat eseri tapınaklar, Bali masajı, bir takım spiritüel deneyimler, yoga, güzel yemek ve kaliteli hizmet arayalım. Bali adası büyük bir ada. Bir ucundan diğer ucuna araba ile gitmek 4-5 saatinizi alabilir. Efektif bir gezi için Bali'nin birkaç farklı bölgesinde konaklamayı düşünmelisiniz. Konaklama konusu çok keyifli, çünkü Bali'de uygun fiyata yüksek kalitede konaklama tecrübeleri elde edebiliyorsunuz. Bali'yi ünlü bir balayı rotası yapan da bu özelliği bence. Bali'de tercih edebileceğiniz konaklama tipleri ve otel önerileri için bu yazıma tık tık... Bali'de birbirinden güzel ve özel oteller var... Oteller muhteşem olsa da o kadar yolu otelde pineklemek için tepmiyoruz, muhakkak çıkıp biraz da gezmeli. Gezilecek yerleri, yapılacak şeyleri bol bir adadan bahsediyoruz. Bali'de kısıtlı zamanınız varsa muhtemelen sadece belli kısımlarını göreceksiniz. Tüm adayı dolaşmak veya adadaki yapılacak şeylerin hepsini bitirmek gibi bir şey söz konusu değil eğer ki Bali'ye birkaç aylığına yerleşmiyorsanız. Eğer uzaktan çalışabildiğiniz bir işiniz varsa kesinlikle Bali'de birkaç ay geçirmeyi düşünebilirsiniz. Zaten tüm dünyada \"dijital göçebeler\" Bali'yi bir müddet \"ev\" belliyor. Haksız da sayılmazlar, Bali gerçekten ucuz ve güzel, üstelik aylarca vakit geçirseniz sıkmayacak bir ada. Bali'de güneş akşam 6 gibi filan batmış oluyor. Yani öyle günler uzun değil. Dolayısıyla günışığından maksimum istifade edebilmek için güne erken başlamakta fayda var. Bali'yi sineğiyle böceğiyle, tavanda gezen kertenkelesiyle, geceleri odanızdan duyacağınız \"ge ko\" sesleriyle kabul etmek lazım. Gülü seven dikenine katlanır hesabı 🙂 Özellikle Ubud bölgesinde canlı çeşitliliği oldukça fazla. Sinek ısırıklarından korunduktan sonra problem yok bence; biz biri 3 yaşında diğeri 7 aylık 2 çocukla pek sorun yaşamadık. Bali güney yarımkürede bulunuyor. Bizim dünyanın o bölümüne ilk ayak basışımız oldu 🙂Eğer Güney Asya tecrübeniz yoksa Bali \"Asya'ya giriş\" için iyi bir başlangıç olabilir. Avrupa'ya alışkın steril bünyeler Tayland ve Kamboçya gibi yerlerde biraz sarsılabiliyor. Bali için Asya'da Singapur'dan sonra gördüğüm en temiz yer diyebilirim. Bali, Tayland'a göre daha modern, sokakları ve mekanları daha temiz bir yer. Bir uzak doğu klasiği olarak pazarlıksız adım atmama durumu Bali'de de geçerli. Ama Bali halkı biraz daha tok geldi bana, kazıklanma ihtimaliniz daha düşük. Endonezya'nın Lombok adasını görmeliydiniz, tam bir kurtlar sofrası. Endonezya vize istiyor mu?, Bali vize istiyor mu? Gibi soruların cevabı:Endonezya 30 güne kadar Türkler'den vize istemiyor. Pasaportunuz varsa elinizi kolunuzu sallayıp gidebileceğiniz yerlerden. Girişte herhangi bir vize ücreti de ödemiyorsunuz. Bali'nin yani Endonezya'nın para birimi Indonesian Rupiah. Endonzya Rupisi bol sıfırlı bir para birimi, Türk lirasının değeri devamlı değiştiği için Dolarla kıyaslayacak olursak 15.000 IDR = 1 USD diyebiliriz (2018)Bali'de internete girmek için oradan hat almak daha mantıklı geldi. Çünkü bizim Türk hatlarının tarifeleri orada geçerli değildi. Biz 20 dolara 16 gb lık internet paketi sunan bir kart aldık havaalanından. Dışarıda daha ucuzu var mıydı bilemeyeceğim. Bali'ye Nasıl Gidilir?Ülkemizden Bali adasına direkt uçuş bulunmuyor ama 2019 yılında THY'nin Bali'ye uçmaya başlayacağına dair söylentiler var. Qatar, Singapur, Emirates gibi havayollarından aktarmalı bilet fiyatlarına bakılabilir. Bali'ye uçak bileti için arama yaparken şehir ismine \"Denpasar\" yazmalısınız. Çünkü Bali adasının baş şehri Denpasar. Havaalanının ismi ise Ngurah Rai Havalimanı. Bali uçak bileti fiyatları genelde 450 dolardan başlıyor. Bu fiyata gidiş dönüş tek kişilik bilet bulursanız gayet iyi bir fırsat yakalamış olduğunuzu düşünebilirsiniz. Biz 2 küçük çocukla hareket ettiğimiz için uçuş süresi en kısa olan seçeneğin üzerinde durduk, yani fiyat gözetmeksizin THY tercih ettik. Bizim gidiş biletlerimiz İzmir çıkışlı, İstanbul'dan Singapur aktarmalı ve oradan Bali'ye ulaşma şeklindeydi. Dönüş uçuşumuz ise Lombok adasından hareketliydi. Lombok'tan Cakarta'ya, oradan İstanbul'a ve sonra da İzmir'e. Kişi başı 750 dolara tekabül eden biletlerimizin bir kısmında kredi kartı mili kullandım ve 3 kişilik bileti 6500 tl ye almış oldum. (Bu esnada dolar 4.55 tl idi ama biz geziyi gerçekleştirdiğimizde 6.40 oldu)Ben Bali tatilimizin sonuna su altı güzelliklerinin methini duyduğum Gili Air adasını koymuştum. Gili Air'den sonra tekrar Bali'ye dönmek zorunda kalmayalım diye de dönüş uçak biletini daha yakın olan Lombok adasından başlattım. Fakat şimdiki aklım olsa dönüş biletimi Cakarta'dan başlatırdım, Lombok Cakarta arasındaki bileti ayrıca alırdım. Veya Bali kalkışlı bir bilet de alınabilirdi. Nedeni de şu: Lombok, Cakarta, İstanbul, İzmir şeklinde birbirine bağlı biletler aldığınızda bu uçuşların her birini gerçekleştirmeniz isteniyor. Örneğin bizim gittiğimiz tarihten birkaç ay önce Lombok'ta büyük bir deprem meydana gelmişti ve ben seyahatimin Gili air kısmını iptal etmeyi düşündüm. Ama uçak biletim Lombok'tan başlıyordu ve Lombok- Cakarta ayağını uçmazsam tüm biletim iptal ediliyordu. Kısacası böyle çok aktarmalı yerlere giderken kesin uçmayacağınız bacakları ayrı satın almanızı tavsiye ediyorum. Hatta Singapur'a uygun fiyatlı uçak bileti yakaladığınız anda alıp, oradan Bali'ye ayrıca ucuz bilet bakabilirsiniz. Birçok kişi bu taktiği uyguluyor. Kuala Lumpur da iyi bir aktarma noktası olarak düşünülebilir. Çeşitli uçuş kombinasyonlarını skyscanner'dan inceleyebilirsiniz. Bali'ye Ne Zaman Gidilir?Bali için en uygun zaman mayıs ile ekim ayları arası. Yani bizdeki yaz sezonunun aynısı Bali'de kuru sezon olarak geçiyor. Bizimle aynı tatil sezonunu paylaştığı için yazın kullanabileceğiniz uzun yıllık izninizde gidebileceğiniz bir uzak rota alternatifi Bali. Uzak doğuya balayına gitmeyi düşünenler için de bizdeki düğün sezonuna uygun olan tek seçenek diyebilirim. Lonely planet der ki Bali'ye gitmek için en ama en iyi ay ise Eylül. Çünkü temmuz ve ağustos ayları Avustralyalılar'ın Bali'ye akın ettiği aylar. Ada kalabalık ve pahalı oluyormuş. Hazirandan ekime kadar Bali'de kuru sezon hakim. Ayağımın Tozuyla da der ki, hakikaten biz de eylülde gittik ve çok memnun kaldık. Yine de tropikal iklime güven yok, kuru sezonda gittim dersiniz yağmura yakalanırsınız belli olmaz. Kışın ıslak sezonda gidip tatilini en iyi şekilde yapan arkadaşlarım da var. Bali'ye giderken yazlık kıyafet götürdük ama ince bir hırka da yüksek bölgelerde iş görebilir. Yağmurlukları da ne olur ne olmaz yanınıza alın. Bali'de Ne Kadar Kalmalı?Depremler, volkanlar filan korkutsa da gönül ister 2-3 ay kalıp tadını çıkaralım. Hem gezelim hem çalışalım hem yaşayalım... Tatil için gidilecekse bence Bali en az 1 haftayı hak ediyor. Bali'yi başka Asya rotaları ile kombine edecekseniz en az 5 gün verin derim. Sadece Bali için gidiyorsanız da o kadar yol tepmişken 9-10 günlük zaman ayırın. Bunun 6 günü Bali'ye, 3 günü de çevredeki tropik adalara ayrılabilir. Biz de aynen böyle yaptık, 6 tam gün Bali'de geçirip iyice gezdikten sonra 3 gün de Gili Air adasında dinlendik. Bali'ye gitmişken tatilinizi biraz da denize girerek taçlandırmak isterseniz çevrede gidebileceğiniz bazı takım adalar var: Nusa Adaları ve Gili Adaları. Nusa Adaları Lombogan ve Penida. Nusa Penida dinazor kafası şeklindeki plajı ile meşhur. Bu meşhur manzara Nusa Penida adasında. Bali'den günübirlik veya konaklamalı olarak ziyaret edebilirsiniz. Biz gitmedik. Görsel kaynağı tık tıkBiz ise Gili Adalarını tercih ettik. Bali'den biraz daha uzak ama motorlu taşıt trafiğinin olmadığı, ada içi ulaşımın at arabaları ile sağlandığı; su altı güzellikleriyle meşhur Gili adaları bize cazip geldi. Deniz kaplumbağaları ile yüzebilme ihtimalimiz için Gili Air adasını seçtik ama çift olarak gidecekler daha canlı olan ve partileri ile meşhur Gili Trawangan'ı tercih edebilirler. Gili adalarını ayrıca başka yazıda anlatacağım. Gili Air adasında huzurlu bir tatilBali'de UlaşımÖncelikle havaalanından otele gitmek için bir taksi ayarlamak gerekiyor. Ben bu noktada otelin transferini kabul ettim; çünkü 2 çocuk, valizler ve bebek arabaları ile havaalanında dışarı çıkıp Grab uygulamasından taksi çağırıp işi ucuza getireyim gibi hesaplar yapacak halde değildim. Bizim transfer 20 dolara denk geldi ama havaalanından Blue Bird Group taksisine binseymişiz 7-8 dolara da halledebilirmişiz. Gitmeden Blue bird uygulaması indirmek işinize yarayabilir, online rezervasyon da yapılabiliyor. Bali'de toplu taşıma yok. Yollar tek şerit, trafik kaotik. Motorsikletliler trafiği domine ediyor, bir de arabalar çok yoğun. Trafik de sağdan akıyor. Bali'de ya motorsiklet kiralayacaksınız (ki fiyatları gayet uygun deniliyor, günlüğü 5 dolar gibi), ya da şoförlü araç tutacaksınız. Genelde turistler araba kiralayıp kendisi sürmüyor, ama cesaretiniz varsa neden olmasın... Bazı yerlere taksiyle gitmeyi de düşünebilirsiniz tabii ki, ama pazarlıksız taksiye binilmiyor. Blue bird grup taksileri taksimetre açıyor diye okumuştum, taksimetre açan taksilere binilebilirmiş. Veya telefonunuza yükleyeceğiniz Grab uygulaması ile taksi çağırabilirsiniz ama bu Grab taksilerini de her yerden çağıramayacağınızı bilin. Bazı oteller Grab taksilerini kapının önüne bile yanaştırmıyorlar. Açıkçası ben 2 küçük çocukla bu dertlere düşmemek için öyle bir plan yaptım ki pek taksiye filan binmeye gerek duymadık. Bazı günler merkezi noktalarda kalıp yürüyerek gezdik, yer değiştireceğimiz günlerde de günlük şoförle anlaştık ve gün içinde gezip akşam da yeni otelimize yerleşmiş olduk. Bali adasında mesafeler uzak ve trafik sıkışık. O yüzden baştan kabul etmek lazım ki çok yer görmek için gezinizin bazı günlerinde bir şoförle anlaşıp gezmek iyi oluyor. Bence şoförle gezmek için 3 gün ideal. Geri kalan günlerinizi yürüyerek, motor kiralayarak veya bazen taksiye binerek halledebilirsiniz. Bali'de günlük şoför tutma konusuna gelirsek, fiyatlar 40-50 dolar civarında diyebilirim. Oraya gittiğinizde daha ucuza da bulabilirsiniz ama benim tavsiyem bloggerların önerdiği referanslı şoförleri kullanmanız yönünde. Çünkü Bali şoförleri sizi komisyon aldığı dandik yerlere götürme eğilimindeler. Ben Hayat ve Seyahat Bloğunun yazarı arkadaşım Fatma'nın yönlendirdiği şoför ile gezdim. Günlüğü 50 dolar idi. Şoförümüz çok iyi bir insandı, çocuklarla gezerken bize çok yardımı dokundu. Ayrıca bize yaptığı program iyiydi; götürdüğü mekanlar turistik bile olsa hoşumuza gitti. Komisyon alıyorsa da helali hoş olsun, çünkü gittiğimiz her yer bizim için keyifli yerlerdi. Kısacası biz kaliteli hizmet aldığımızı düşündük. Şoförümüzü size de önermemi isterseniz bloğumun iletişim bölümünden bana yazabilirsiniz. Bizi gezdiren şoförümüz ile hatıra fotoğrafımızBiz 2 günümüzü şoförle gezmeye ayırdık. Şoförle gezerken çok yoğun bir program oluyor ve çocuklarla saatlerce arabada olmak biraz sıkıntı olduğu için 3. günü istemedik. Olsa iyi olabilirdi. Şoförle hangi güzergahlara gitmek isteyebileceğinizi gitmeden önce şoförle whatsapptan konuşarak belirleyebilirsiniz. Programı genelde onlar yapıyor, ama siz mutlaka gitmek isteyebileceğiniz yerleri söyleyerek programda bazı değişiklikler talep edebiliyorsunuz. Maalesef tüm planı kendiniz yapmanız biraz zor, çünkü Bali'nin trafiği yüzünden evdeki hesap çarşıya uymuyor. Bali Gezi ProgramıŞimdi ben Bali'de nasıl gezdiğimizi anlatacağım, Planda geçen yer isimleri belki de size pek bir şey ifade etmeyecek ama Bali'de Gezilecek Yerler yazımı da okuyunca taşlar daha bir yerine oturacak. Bali'nin çeşitli bölgelerden oluştuğunu söylemiştim. Kısaca adayı tanımak gerekirse:Bali'nin en tursitik bölümleri haritada gösterilmişÖncelikle Bali Adasının güneyinde havaalanına yakın bölümde okyanus kıyısında dizilmiş Kuta Legian Seminyak sahil şeridine dikkatinizi çekmek istiyorum. Kuta, Avusturalyalı sörfçülerin mekanı olarak biliniyor. Çok turistik, kaotik, barların restoranların çok olduğu, sörf dersi alabileceğiniz bölüm. Biz uğramadık buraya. Bütçe dostu, eğlenceli ve hareketli bir yer arıyorsanız siz uğrayabilirsiniz. Seminyak, okyanus kıyısında Bali'nin en elit semti. Konsept kafelerin, sunset barların bol olduğu, alışveriş yapıp mekan deneyebileceğiniz bir semt. Canggu ise son zamanlarda popüler olmuş, bloggerların bolca reklamını yaptığı kısım diyebilirim. Konaklamanızı burada da seçebilirsiniz, çünkü harika kafe ve restoranlar, gün batımı barları burada da var. Üstelik Canggu Seminyak kadar \"şehir\" havasında değil, mekanlar biraz daha pirinç tarlaları içine gizlenmiş. Biz Canggu'yu Seminyak'ta kalırken ünlü tapınak Tanah Lot'a giderken görme fırsatı bulduk. Keşke burada da birkaç gün kalıp mekan keşfetseydik dedik. Uluwatu ve Jimbaran bölgesinde, yani güney Bali'de güzel bir tapınak, bir sürü sunset bar ve güzel sahiller var. Ubud ve civarı ise Bali gezinizin olmazsa olmazı. Pirinç tarlaları arasında muhteşem bir doğası var Ubud'un, üstelik de tapınakların çok olduğu, Bali'ye özel geleneksel olan her şeyi bulabileceğiniz bir yer. Bali'de nereye kaç gün ayıralım derseniz: Seminyak ve civarına 2-3 gün ayrılabilir. Ubud ise en az 4 gün konaklayıp, 2 gün merkezini, 2 gün de günlük turlarla etrafını keşfetmeyi kapsayabilir. Uluwatu Jimbaran tarafına da 1 gün ayırabilirseniz Single Fin gibi meşhur barlarda gün batımı yapabilirisiniz. Ben önce Seminyak'ta, sonra Ubud'da kalmayı istedim. Çünkü böylece gezilecek yerler iyiden çok daha iyiye doğru gitti. Her günümüz bir öncekinden daha güzel geçiyor gibi hissettik. Bali'de Birinci Günümüz:Biz Bali'ye gelir gelmez Seminyak'ın göbeğinde bir otelde kaldık. Sense Hotel Seminyak, ilk gün programımıza gayet uygun bir konumdaydı. İlk günümüzü jet-lag la geçirme ihtimalimiz olabileceği için yakın mesafede yürüyerek mekan keşfedip Bali usulü bir gün batımı barında kokteyllerimizi yudumladık. İlk günümüzü bu şekilde geçirmiş olduk. Araya bir de Bali masajı sıkıştırdık çocuklar uyurken 😉Otelimizden Seminyak manzarasıSeminyak'ta mutlaka yürüyün diyebileceğim caddeleri ve mekan önerilerimi Bali'de Gezilecek Yerler yazıma saklıyorum. Haritada gösterilen Kerobokan bölümü de aslında Seminyak'tan yürüyerek keşfedilebilir. Seminyak'ta yürüyoruzSeminyak'ta pirinç tarlaları arasında güzel bir mekan keşfettik, ismi NookGün batımı barlarından KuDeTa'ya gittik. Gün batımını sonsuz havuzda izleyebileceğiniz şık bir mekanBiz ortam kadar şık değildik ama yine de eğlendik. Bali'de İkinci Günümüz:Bali'deki 2. günümüzde ise şoförle gezdik. Canggu taraflarındaki meşhur tapınak Tanah Lot'u gördükten sonra adanın güneyine inip Uluwatu tapınağını gezdik. Sonra da Jimbaran'da kumun üzerine kurulmuş balık restoranlarında deniz ürünleri yiyerek günü bitirdik. Tanah Lot TapınağıUluwatu TapınağıNormalde Tanah Lot ile Uluwatu'yu aynı gün gezmek biraz zor, arada 2 saat yol gittik. Biz Uluwatu civarına ekstra bir gün ayıramadığımız için bunları aynı güne koyduk. Uluwatu ve Jimbaran arasında irili ufaklı bir sürü sahil ve yine esşsiz günbatımını izleyebileceğiniz barlar var. Buradaki plajlar genelde kayalardan merdivenle aşağılara inilen plajlar. Eğer vaktiniz müsaitse 1 gece de Uluwatu kısmında kalıp bu barlarda vakit geçirmeyi düşünebilirsiniz. Bu civardaki en güzel plajlardan biri Padang Padang Beach. Julia Roberts'ın oynadığı \"Ye, Dua Et, Sev\" filminden sonra meşhur olmuş bu plaj bizim programımızda da vardı ama biz merdivensiz olsun diye \"Pandawa Beach\" diye bir yere gittik. Çok da bayıldığımı söyleyemeyeceğim. Akşama doğru da Jimbaran sahilindeki balık restoranlarında yemek yedik demiştim. Bu da mutlak bir Bali aktivitesi. Ortam çok hoştu fakat bizim Kuşadası'nda da buna benzer yerler var. İsteyenlere önerebilirim 🙂Jimbaran sahiliJimbaran'da güzel barlar olmasına rağmen biz 2 çocuklu bir aile olarak Jimbaran'da yemeğimizi yiyip paşa paşa Seminyak'taki otelimize döndük. Haritada mesafeler yakın görünse de trafik yüzünden 1 saatten uzun sürdü otelimize ulaşmak. Jimbaran'da kumlara atılmış masalarda yemek mutlak bir Bali aktivitesi Bu restoranda ne yediğimizi de yazayım, jumbo karides, white snapper ve kalamar. Pilav da getiriyorlar masaya. Hesap ucuz değildi, 280 lira civarı tuttuğunu hatırlıyorum 3 bira ile beraber. Bali'de Üçüncü Günümüz:Bali'de bir turist olarak mutlaka görmeniz gereken yerler Ubud ve civarı. Pirinç tarlaları arasında muhteşem bir doğası var Ubud'un, üstelik de tapınakların çok olduğu, Bali'ye özel geleneksel olan her şeyi bulabileceğiniz bir yer. Biz Bali'deki 3. günümüzde yine şoförle gezdik. Üstelik Seminyak'tan ayrılıp Ubud tarafına geçtiğimiz gün Bali'deki 3. günümüzdü. Planımızı şoförümüz yaptı. Biz görmek istediğimiz ana yerleri söylüyorduk, o da aralara planı doldurmalık aktivite ekliyordu. Bu kontenjandan güne Batubulan köyünde Barong Dansı izleyerek başladık. Bali gezimizin en zayıf halka turistik aktivitesiydi diyebilirim bu Barong dansına, ama sonuçta buradan da bir ders çıkardım: Senin \"kültürüm\" diye sahip çıktığın şeyler başkaları için \"gülünç, komik, saçma\" bulunabilir. Saygı duy ve geç... Barong dansıDaha sonra görmeyi mutlaka istediğimiz su tapınağı Tirta Empul'u ziyaret ettik. Tirta Empul tapınağı, isterseniz siz de bu yıkanma ritüeline katılabilirsinizTirta Empul çevresinde birçok \"agro tourism\" tesisi var. Buralar bölgeye özgü çeşitli bitkilerin yetiştiği, hem de Kopi Luwak kahvesinin yetiştirildiği ve işlem gördüğü tesisler. Bali'ye gitmişken kopi luwak kahvesini denemeyecek olsanız bile mutlaka böyle bir yer ziyaret edilmeli diyorum. Ananası bile dalında görme imkanı var çünkü. Yoksa dünyanın en pahalı kahvesi diye tanıtılan kopi luwak tam bir tursit kandırmacası, ileriki yazılarda anlatacağım. Kopi Luwak bahane, ortam şahane... Bizim ziyaret ettiğimiz Satria isminde bir yerdi. Sonsuz yeşilliğe uzanan heyecanlı bir Bali salıncağı burada da vardı. Gitmişken denedik. Bu salıncaklar bir harika! Bizim bindiğimizin fiyatı 13 dolar gibiydi. Sonra istikamet Kintamani bölgesiydi. Kintamani bölgesinde Mount Batur dağı ve dağın eteğindeki göle tepeden bakıyorsunuz. Hava biraz sisli olduğu için ve çocuklar arabada uyuyor olduğu için hemen bir fotoğraf çekilip ayrılıyoruz. Son durağımız Tagalalang Rice Terraces yani pirinç terasları. Salıncak aktivitesini buraya da saklayabilirsiniz. Tegalalang teraslarına giriş ücreti bağış usulü. tavsiye edilen tutar 10,000 IDR Çıkışta akşam yemeği için D'alas isimli süper manzaralı bir restorana götürdü bizi şoförümüz. Baktım ki tüm bloglarda önerilen Paulina restoranın hemen yanında yer alıyordu D'alas da. Manzaramız efsane. Burada da salıncak var ve kahve denemesi de yapılıyor. Üçüncü günümüzün konaklamasını zamandan istifade etmek için Tegalalang bölgesinde tercih etmiştim. Hem de Bali tatilimizi unutulmaz kılacak nitelikte sonsuz havuzlu, yüzen kahvaltılı, pirinç tarlalarına bakan otantik bir otelde. Otelimizin ismi Pondok Sebatu Villa idi. Bali'de Dördüncü Günümüz:Hal böyle olunca Bali'deki 4. günümüz otelde geçti. Havuz başında oyalandık, yüzdük. Manzaranın keyfini çıkardık, biraz da tarlalar arasında yürüyüş yaptık. Otelimizin etrafındaki tarlalarda gezdikBali'de Beşinci Günümüz:Bali'deki 5. günümüz ise öğlene kadar otelde kahvaltı edip eşyalarımızı toplamakla geçti. Sonra otelden taksiye binip Ubud merkezinde konaklayacağımız otele geçtik. Ubud merkezde seçtiğimiz otelimiz sayesinde hemen yürüyerek Ubud'un önemli noktalarına ulaşabildik. Cafe Lotus'da bir şeyler atıştırıp hemen arkasındaki meşhur tapınağın bahçesinde dolandık. Cafe Lotus'un arkasında kalan nilüferli göl ve tapınak Ve acaba tamamlayabilir miyiz diye düşündüğüm yürüyüş rotası \"Campuhan Ridge Walk\" için yola koyulduk. Kızları kanguruya attık, tam turu tamamladık. Tam 3-3.5 saat kesintisiz yürüdük. Ayrıntılar gelecek yazıda... Campuhan Ridge Walk'un en fotojenik bölümü burasıBu uzun yürüyüşün ardından ise ıslak kıyafetlerimizi değiştirip kendimizi yine dışarı attık. Ubud'da Milk and Madu Restorant'ın ünlü pizzasını tadarak kendimizi şımarttık. Bali'de Altıncı Günümüz:Bali'deki 6. günümüzde aslında yine şoförle gezsek güzel olabilirdi ama biz Ubud merkezinde yürüyerek keşif yapmayı seçtik. Maymun ormanını gezmeye gittik, Ubud'un alışveriş dostu sokaklarını gezdik. Akşam da Ubud'daki tapınaklardan birinde bir dans gösterisi izleyelim diyorduk, tercihimiz Pura Dalem Ubud tapınağında Kecak dansı oldu. Bali'deki 6. günümüz biraz dinlenmeli geçti. Eğer çocuklarımız olmasaydı masaj yaptırıp bir şifacıya giderek zamanımızı daha kaliteli değerlendirebilirdik. Bizim gezi planımız bu şekildeydi. 2 çocukla olabildiğince keyif alarak gezdik ve aslında 6. güne kadar \"ayy gezinin her günü bir öncekinden daha güzel geçiyor\" hissiyatı hakimdi. Tabii ki daha fazla yer de görülebilirdi ama biraz dinlenmeli gezmek bize çok iyi geldi. Örneğin 1 gün daha şoförle gezseydik Ulun Danu Bratan tapınağı, Jatuliwuh pirinç tarlaları ve Wanagiri Hidden Hills'deki manzaralı fotoğraf çekim noktası olacaktı programımızda. Ama yeterince tapınak ve pirinç tarlası gördüğümüz için çok da üzülmedim buraları kaçırdığımıza. Çocuksuz veya tek çocukla gidenler birkaç şelale ziyareti de ekleyebilirler programa. Kısacası siz de \"çok acele etmeyeyim, Instagram'da meşhur olan her yeri görmesem de olur\" kafasındaysanız bizim programı uygulayıp güzel bir tatil geçirebilirsiniz. Özellikle keyfine düşkün balayı çiftlerine de önerebileceğim bir program oldu. Gezdiğimiz yerlerin ayrıntılarını ve Bali'de başka nerelere gidilebilirdi bilgisini bir sonraki \"Bali'de gezilecek yerler\" yazımda göreceksiniz. Bir de \"Sadece Bali'de yaşayabileceğiniz deneyimler\" yazısı hazırlıyorum ki bu yazıyı okuyan herkes Bali'ye bilet bakmaya başlasın 🙂Biz Bali'de 6 gün geçirdikten sonra Gili Adaları'ndan Gili Air'e geçtik. Bali'de Neler YenirEndonezya mutfağı aslında bize çok da ters değil. Farklı tatlara açık olmayan biri bile aç kalmaz sanıyorum. Bali'de 3 öğün tüketilen en meşhur şey pilav. Tabii ki bizim tereyağlı tane tane pirinç pilavımız gibi beklemeyin; lapa ve yağsız. Yine de aç bırakmaz. Bali'ye has \"Nasi Goreng\", \"pilav kızartması\" olarak Türkçe'ye çevirebileceğim yemeği mutlaka deneyin derim. Yumurta ile kavrulmuş pilavın içine havuç, soğan gibi bazı sebzeler koyuyorlar. Aynısının makarnalısı da var ve onun ismi \"Mie Goreng\". Mie GorengTavuk şişin üzerine fıstıklı bir sos döküp servis ettikleri \"Chicken satay\" de mutlaka denenmeli, seveceğinizi düşünüyorum. Bali'deki restoranlarda \"Bbq buffet\" uygulaması çok yaygın. Şöyle ki, ızgarada pişirtmek üzere seçeceğiniz şiş kebap veya balık kebap gibi bir tercih yaptığınızda restoranın salata barından sınırsız faydalanma imkanı sunuluyor. Bu da güzel bir opsiyon, salata bardan illa ki damak tadınıza uyacak bir şeyler buluyorsunuz. Izgarada yediğiniz etler de zaten bizim damak tadımıza uygun oluyor çoğunlukla. Pizza, makarna, hamburger gibi seçenekler her yerde mevcut. Tropikal meyveler apayrı bir dünya. Ben zamanında Tayland'a gittikten sonra \"Tayland'da denemeniz gereken 11 meyve\" diye bir yazı yazmıştım. Yazıda geçen meyvelerin hepsi Bali'de de var. Kahvaltı için \"bowl\" olayı çok yaygın. Acaili, granolalı rengarenk kaseler hazırlıyorlar. Ben böyle bir şey denemedim ama farklı bir tecrübe olabilir. Vejeteryan menülerin olduğu çok şık mekanlar da var, bunları da gitmişken deneyin. Mekan isimleri \"Bali'de Gezilecek Yerler\" yazımda yer alacak. Kahve olayı da aşmış denilebilir, kopi luwak ile sınırlı değil. Bazı konsept kafelerde lattenizin üzerine süt köpüğü ile selfinizi bastırabiliyorsunuz. Ben \"Melike was in Bali\" yazdırmakla yetindim. Bali'de yeme içme maliyeti sizin titizliğinize göre değişecektir. Lokal restoranlarda veya sokaktan yemek alırsanız 1-2 dolara bile doyabilecekken güzel temiz restoranlarda şık tabaklar ısmarlayıp yanına birer bira içerek 2 kişi 20-25 dolara da kalkabilirsiniz. Bali'de AlışverişBen uzun zamandır yurt dışında alışveriş yapmıyorum ama Bali'de gerçekten insanın kendisini tutması çok zor. Rattan çantalar çok moda ve ucuz. Yuvarlak olanlarından edinin mutlaka bir tane. Dream catcherlar ise çok estetik, en kötü ihtimalle fotoğrafını çekip etrafınızdaki becerikli birine yaptırın. Dekorasyon için de gayet doğal görünen ve evinize farklı hava katacak eşyalar bulmanız mümkün. Mudo'da 1250 liraya satılan antik dekoratif kütük gibi objelerden bahsediyorum 🙂Onun dışında batik elbiseler, hasır şapkalar, filli şalvarlar bir Asya gezisi için olmazsa olmazdır 😉Bali Gezisi MaliyetiBali gezi maliyetlerini tek kişi için en alt ve en üst baremden hesaplayarak yazacağım. Böylece ortalama bir maliyet hesabı çıkarabiliriz. Herkesin kişisel zevkleri doğrultusunda harcamaları farklı olacaktır ama genel hatları ile bir Bali gezisi ne kadara malolur, Bali'de balayı kaça patlar gibi sorulara cevap bulabiliriz. Fiyatları Amerikan doları üzerinden hesaplıyorum ki kalıcı olsun. Bali'ye ulaşım: 450 dolar 750 dolarBali'de konaklama: 10 dolar 75 dolar (aslında ortalama kişi başı 30 dolara mis gibi yerlerde kalınıyor). 6 günde 180 dolar diyelimBali'de yeme içme: 10 dolar 30 dolar (günde 2 öğün dışarıda güzel yerlerde yiyip gün içinde kahvemi de içeyim derseniz) günlük. 6 gün kalırsanız 60 180 dolarŞoförle gezme: günlük 50 dolar (2 kişi veya daha kalabalık olursanız fiyat bölünür). 3 gün şoförle gezi 150 dolarAktivite ücretleri: 6 günde 50 dolar (8 dolara birkaç kere measaj yaptırıp Bali'deki meşhur salıncaklardan birinde sallandığınızı düşünün bir de dans gösterisine gitseniz bu kadar harcanabilir. Tapınak girişleri de 1-2 dolar tutabiliyor)2 kişi vur patlasın çal oynasın bir tatili 2000 dolara rahatlıkla maledebilirsiniz. Ben aile tatili olarak planladığım için bütçeyi biraz yüksek tutmuş olabilirim. Siz tasarrufla çok daha ucuza getirebilirsiniz. Bali'de yaptıklarımızı Instagram profilimin sabitlenmiş hikayelerinden de izleyebilirsiniz. Bali konaklama rehberi ve otel önerileri için bu linke, Bali'de gezilecek yerleri ayrıntılı olarak okumak için bu linke, Bali'de yaşayabileceğiniz eşsiz deneyimler için bu linke, Bali'ye çocukla gitmek isteyenlere önerdiklerim için ise bu linke tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/baliye-cocukla-gitmek-isteyenlere-tavsiyeler.html", "text": "Bali'ye Çocukla Gitmek İsteyenlere Tavsiyeler1 Ekim 20185 YorumKategori : Çocukla Seyahat6 Çocukla Bali, hatta bebekle Bali mümkün mü diye düşünenlere merhaba! Bu yazıda yaşları gayet küçük 2 çocukla gerçekleştirdiğimiz Bali seyahatini değerlendireceğim. Böylece \"Bali'ye çocukla gidilir mi? Bali'ye bebekle gidilir mi? Bali'ye çocukla gitmek güvenli mi?\" gibi sorulara cevap olabileceğimi düşünüyorum.2018 yılının eylül ayında gerçekleştirdiğimiz Bali gezisinde büyük kızımız Ekin 3 yaşından 2 ay eksikti. Küçük kızımız Umay ise tam 7 aylıktı. Bu arada Bali'de gezerken bizimkiler kadar küçük 2 çocuklu başka aile görmedik. Hatta birçok kişiyi bize gülümseyerek bakarken yakaladık.9 günlük tatilimiz bakıma muhtaç 2 çocuğa rağmen gayet verimli geçti. Hiçbir aksilik yaşamadık, planımızın tıkır tıkır işlediği bir gezi oldu. Elbette \"daha iyi olabilirdi\" dediğim noktalar var ama gösterdiğimiz büyük cesaretin yanında bunların lafı olmaz. Yazıda hepsini dile getireceğim. Daha önceki \"çocukla seyahat\" yazılarında da belirttiğim gibi çocukla gezmenin doğasında kolaylık yok. Ama çocukları hayatımıza dahil ettiğimiz her noktada zorluklar var ve seyahatler de bu işin bir parçası. Çocukları 10 gün evde bırakma gibi bir şansımız yoksa, e çocuğumuz var diye Bali'yi es geçmek de istemiyorsak bu mücadele verilecek; başka seçenek yok. Çocuklu bir Bali gezisi bir Avrupa tatili gibi konforlu ve steril olmayacak; ama gezinin vaadettiği tecrübeler ve sunduğu manzaralar Avrupa'da edineceklerinizden çok daha farklı olacak. O yüzden bu noktada kendinize sormanız gereken şey: Bali'ye gitmek için ne kadar motivesiniz? Bizim ekibimiz 2 uslu çocuk, çok yardımcı bir baba ve çok hevesli bir anne idi. Ben günün sonunda çok eğlendiğimizi düşünüyorum ve iyi ki gitmişiz diyorum. Seyahat etmeye benim kadar meraklı olmayan eşim de aynı şekilde düşünüyor. Şuraya hevesli bir anne çizelim... Kısacası eğer çocukla seyahat etmek fikri size sıcak geliyorsa, kendinize ve çocuklarınıza güveniyorsanız atlayın gidin. Bali harika bir yer. Ama biraz realist olmak gerekirse de rahatına düşkün ailelere, düzeninin bozulmasından rahatsız olacak kişilere çocukla Bali'ye gitmelerini çok tavsiye etmiyorum. Çünkü bu destinasyonun kendine göre birtakım zorlukları da var. Kolaylıkları ve zorlukları \"Bali\" özelinde değerlendirip bebekle veya çocukla Bali'ye gideceklerin karşılaşacağı problemlerden bahsedelim mi? Problemlere benim nasıl çözümler bulduğumu da anlatayım. MesafeÖncelikle Bali bize uzak bir destinasyon olduğu için uzun bir yolculuğu göze almak lazım. Biz İzmir'den hareket ettik ve önce İstanbul'a uçtuk. Oradan henüz Bali'ye Türkiye'den direkt uçuş olmadığı için Singapur'a uçtuk ve Singapur'dan Bali'ye geçtik. Kapıdan kapıya 24 saati buldu tüm bu yolculuk. Dönüş uçağımız ise Singapur değil Jakarta'dan aktarmalıydı. Böyle uzun bir yol standart bir yetişikin için bile yorucu ve zor olacaktır. Kaldı ki 2 çocukla onların eşyalarını ve ihtiyaçlarını düşünerek hareket etmek bir miktar daha zor. Uçakta biz hiç sorun yaşamadık, çocuklar da hem giderken hem dönüşte mışıl mışıl uyudular. Sadece yorulmuş olduk. Uçakta giderken kullandığımız seyahat minderi ile çocuklar business class konforunda gitti. Gözatmak için bu linke tık tık Kiddygo_tr ye teşekkürler. Bali'de çocuklar ne yer içer?Annelerin en hassas olduğu konulardan biri bu olmalı! Ben de çocuklarım zayıf olduğu için yemek konusunu çok kafaya takan biriyimdir aslında, ama Bali bu konuda her yer kadar elverişli. Bali konsept kafelerin çok olduğu bir yer, biz kahve içerken Ekin de kek yedi meselaBali'de 3 öğün tüketilen en meşhur şey pilav. Tabii ki bizim tereyağlı tane tane pirinç pilavımız gibi beklemeyin ama çocuğunuz bir gurme değilse aç kalmayacağını düşünüyorum. Ayrıca makarna, patates, pizza gibi hayat kurtarıcıları her yerde bulabiliyorsunuz. Bali'ye has \"Nasi Goreng\", \"pilav kızartması\" olarak Türkçe'ye çevirebileceğim yemeği mutlaka deneyin derim. Yumurta ile kavrulmuş pilavın içine havuç, soğan gibi bazı sebzeler koyuyorlar. Bence gayet besleyici. Aynısının makarnalısı da var ve onun ismi \"Mie Goreng\". İşte karşınızda \"Mie Goreng\". Yumurtasını yese kardır 🙂Tavuk şişin üzerine fıstıklı bir sos döküp servis ettikleri \"Chicken satay\" de bir denenebilir, belki damak tadınıza uyar.\"Benim çocuğum bunların hiçbirini yemez\" diyenler daha önceden yazdığım ve yazarken çok eğlendiğim \"seyahatlerde bebek beslenmesi\" isimli yazıma göz atabilirler. Ekin'e 2 yaşına kadar gezdiğimiz 15 ülkede hep yemek pişirmiştim. Bu tatilde ise 3 yaşına yaklaşmış Ekin'e yemek yapmadım, artık ne bulursa onu yesin istedim. Evden götürdüğümüz yolluklar ve kuru yemişler de epey iş gördü.7 aylık Umay ise anne sütü ile beslendi. Buldukça muz, avokado gibi meyvelerle takviye yaptım. 9 gün çorba veya yoğurt yememesini dert etmedim. Tabii ki çocuklarla sokak yemeği asla yemedik, açık su içmedik. \"Bali belly\" denilen sindirim sistemi rahatsızlığından korunmanın en etkili yolu bu. Bali'ye giderken aşı olmalı mı?Biz herhangi bir aşı yaptırmadık. Bu siteden mutlaka kontrol edin ama bizim gittiğimiz tarihte Bali'de sıtma riski yoktu. Bali güvenli mi?Kesinlikle evet. Bali dünyanın en turistik yerlerinden biri, ideal bir balayı rotası. Tabii en lokallerin yaşadığı kuytu yerlerini bilemiyorum ama adanın genel turistik yerlerinde korkacak bir şey yok. Halk saygılı ve yardımsever. Herkes güleryüzlü ve mutlu görünüyor. İnanın Barselona'da daha tedirgin gezmiştim her an kapkaça maruz kalabilirim diye. Bali çocuk dostu bir yer mi?Vallahi bebekle Singapur veya Danimarka gibi ülkelere gittikten sonra tabii ki de Bali'nin çok çocuk dostu olduğunu düşünmüyorum. Bebek arabasını Bali'de kullanmak çok zor. Ama Ubud ve Seminyak gibi şehir merkezlerinde ve bazı tapınaklarda kullanabilirsiniz. Kaldırımlar bozuk düzük, bazen de motorlar park etmiş olabiliyor ama Türkiye'de de yollar böyle değil mi zaten? Yine de ben hafif bir baston pusetin götürülmesi gerektiğine inanıyorum. Biz 2 bebek için 1 bebek arabası, 2 de kanguru götürdük. Kanguru birçok noktada hayat kurtarıcı olsa da sıcakta epey terlediğimizi itiraf etmem lazım. Yine de onsuz olmazdı. Restoranlarda genelde mama sandalyesi bulunuyor. Bazı yerlerde çocuklara boya kalemi filan getiriyorlar. Bali'ye kendi araba koltuğunuzu veya bebek arabanızı, küvetinizi veya başka bebek malzemelerinizi götürmek istemezseniz oradan kiralayabileceğiniz Balibabyhire sitesini inceleyebilirsiniz. Bu tatilde bizim Ekin tuvalet eğitimini tamamlamıştı, ama klozetlere tam da adapte olmuş değildi. O yüzden tuvalet adaptörü de bizimle gezdi. Umay için ise bebek bezlerini Türkiye'den götürdüm. Orada da vardır belki ama böylesi bana daha kolay geliyor. Bali'de havuzlu villalar ve oteller çok yaygın. Yeni yürüyen bebekler için bu kısımda çok dikkatli olmak gerekecektir. Bali'de bebekle veya çocukla gezmek kolay mı?Kolay veya zor, Avusturalyalı aileler coğrafi yakınlıktan ötürü hep Bali'de tatil yapıyorlar. Yani Bali, çocuk misafirleri ağırlamaya alışkın bir yer. Tabii biz Avustralyalı'lar gibi Bali'ye gidip otel tatili yapmıyoruz, veya sörf odaklı da değiliz. Biz genelde kültür turu için gidiyoruz; pirinç tarlaları ve tapınaklar ana ziyaret noktalarımız oluyor. Pirinç tarlalarında gezerken zemin dar ve çamurlu olabiliyor. Pirinçlerin içine düşmesin diye genelde kucakta taşıdım 🙂Müsait yerlerde inip kendisi de dolaştı tabiKültür turu yaparken de işin güzel yanı; arabalı şoförler sizi gelip otelinizden alıyor, gezdirip otelinize bırakıyorlar. Çocuk için taşıdığınız malzemeleri arabanın bagajında tutuyor olmak, klimalı arabada gezmek gayet kulağa hoş geliyor. Diğer yandan arabada durmayı sevmeyen bir çocuğunuz varsa bu pek kolay bir gezme yöntemi olmayabilir, çünkü Bali'de haritada kısa görünen mesafelere ulaşmak çok uzun sürebiliyor. Bazı noktalarda çıldırtıcı trafik olabiliyor. Yani arabanın içinde çok zaman geçiyor ve bu durum çocuklar için sıkıcı olabilir. Ayrıca arabalarda genelde çocuklar için araba koltuğu bulunmuyor. Talep üzerine ekletebiliyorsunuz. Bali'de tek elle bebek tutup tek elle motorsiklet kullanan kadınlar gördükten sonra çok da anlamlı gelmedi bizim bu konudaki hassassiyetimiz. Bali büyük bir ada. Daha kolay gezebilmek için tek bir merkezde değil, birkaç farklı yerde konaklamanız gerekecektir. Biz gezinin 6 günlük Bali adası kısmında 3 farklı otelde kaldık. Tabi bu eşyaları topla kaldır kısmı biraz zahmetli olsa da bavulları taşımaya şoförler ve otel personelleri yardımcı olduğu için çok da zorlanmadık. Otel değiştirmek aslında gezeceğimiz yerlere yaklaşmak açısından işimize geldi. Bali'de yapılacak aktivitlere çocuklar engel olmuyor mu?Bali'de neler yapılabileceğini başka yazılarda da belirteceğim ama şimdiden söyleyeyim, Bali'de yapılacak çok fazla şey var. İsteyen yan gelip yatar, isteyen maceradan maceraya koşar. Çocukla gitmek demek bu maceraların bazılarından vazgeçmek anlamına gelebilir. Örneğin yanardağ tırmanışı, rafting, bazı ulaşımı zor şelaleler... Ama yine de yapılacak pek çok aktivite var. Çocukla çok yorucu olmayan bir rota bile çizseniz Bali'yi genel anlamda görmüş olursunuz. Ben kendi planımdan çok memnun kaldım mesela, bir sonraki yazımda onu ayrıntılı olarak paylaşacağım. İlgimi çeken birçok şeyi gerçekleştirdim. En öne çıkan tapınakları gördüm, pirinç tarlalarına girdim çıktım, Bali özelliklerini yansıtan bir otelde konakladım, Bali'nin yeşilliğine uzanan salıncaklara bindim, dans gösterisi izledim, güneşi bir beach clubda bile batırdım. Merdivenli bir tapınak ziyaretinde kangurular kurtarıcımız oldu. Kullandığımız markalar çok soruluyor, okumak için tık tıkÇocuklar kucağımızda 8,5 km lik \"Campuhan Ridge Walk\" trekking rotasını tamamladık. Bitirdiğimizde içimizi bir zafer duygusu kaplamıştı 🙂Çocuklar olmasaydı daha fazla masaj yaptırabilirdim, belki bir \"healer\"a gidebilirdim, alışverişe daha uzun zaman ayırabilirdim... Ha bir de şelalere gitmek güzel olabilirdi. Bali'de çocukların ekstra hoşuna gidebilecek yerler de var, örnek vermek gerekirse: Ubud Merkezindeki maymun ormanı Bali safari park Bali zoo Mason Elephant Park LodgeBiz Endonezya seyahatimizin 6 gününü Bali adasına, 3 gününü de Gili Air adasına ayırdık. Gili Air; içinde hiç motorlu taşıt işlemeyen, bisiklet ve at arabası ile ulaşımın sağlandığı, her terafı kumsal olan bir ada. Bence çocuklu sakin tatile çok uygun. Denizi ise daha çok şnorkel yapmalık. Ayrıntıları anlatacağım. Bali pis bir yer mi? Çocuklar için hijyenik mi?Endonezyalılar, en azından Bali'dekiler ve Gili Air'dekiler çok sıcak kanlı insanlar. Çocuğunuzu kucaklarına almaktan çekinmiyorlar, bunun için izin alma ihtiyacı da duymuyorlar. Ben iyi niyetlerini bildiğim için ses çıkarmadım ama hijyen takıntısı olan biri bundan rahatsız olabilir. Onun dışında Bali için pis diyemem. Singapur kadar steril olmasa da Bangkok'tan filan çok daha temiz geldi bana. Bali'de çok sinek böcek var mı?Tropikal bir yere gidiyorsanız bol miktarda kertenkele görmeye, sivrisinekler tarafından ısırılmaya hazırlıklı olmak lazım. Ben Ubud'da kaldığımız akşamlar çocuklara uzun kollu badi ve uzun pantolon giydirip açıkta kalan yerlerine lavanta yağlı su sıktım. Gece uyurken de cibinliğin altında yattık. Önemli bir ısırık olmadı. Bali'de Çocukları Nasıl Giydirmeli?Bali'de hava genelde sıcak, ama bunaltıcı değil. Kanguru ile gezince durum değişse de ben çok beğendim havasını 🙂 Bu arada Bali'de ıslak ve kuru sezon olmak üzere 2 mevsim var. Biz kuru sezonun sonunda Bali'deydik. Haziran ve eylül arası kuru sezona tekabül ediyor. Ama özellikle temmuz ve ağustos ayları çok kalabalık oluyormuş. Birçok yerde eylülün çok ideal olduğu yazıyordu, hakikaten de biz oradayken hava koşulları çok iyiydi. Geceleri serin olabiliyor, bazı dağlık yerler de öyle. O yüzden yanınızda mutlaka uzun kollu bir şeyler bulunsun. Yağmurluk da iyi fikir, çünkü tropikal iklime güven olmuyor ne zaman giderseniz gidin. Çocuklarla Bali'ye giderken yanımıza hangi ilaçları almalıyız?Bu noktada eczacı olduğumu hatırlatıyorum, ama birçok anneye göre de az pimpirikli sayılabilirim diye düşünüyorum. Öncelikli olarak ateş düşürücü ve ateş ölçer mutlaka yanıma alıyorum. Bali'ye giderken sinek ısırıkları için antihistaminik bir krem de yanıma aldım. Isırığı önleme amaçlı lavantalı su hazırladım. Bali belly gibi ishalli bir rahatsızlık olursa diye probiyotik attım çantaya. Normalde hiç sürmem ama orada pişik olurlarsa diye pişik kremi de bizimle Bali'ye geldi. Bu kadar. Çok şükür ki hiçbirini kullanmadan geri geldik. Çocuklara yazık oldu mu?Hep derler ya, \"çocukları götürme oralara, rezil olacaklar\" veya \"biz çocuklara kıyamıyoruz\" vs... Ben bu düşüncelere kendi ailem için pek katılmıyorum. Ben mi öyle alıştırdım yoksa tesadüfen mi denk geldi bilemiyorum ama kızlarım farklı ortamlara adapte olabilen tipler. Bizim çocuklara yazık oldu mu derseniz, bence sıcakta onları taşırken esas BİZE yazık oldu. Çocukların keyfi gayet iyiydi. Yani çocuklara kıyamayacağım bir durum yoktu; aksine 9 gün boyunca anne babalarının koynunda gezdiler, bu yaşta mis gibi yerler gördüler, harika fotoğrafları oldu. Benim 33 yaşında öğrendim \"gecko\" hayvanını Ekin 3 yaşında öğrendi. Belki bana yazık olmuştur ha, ne dersiniz?Bu arada \"Gecko\", bir çeşit kertenkele imiş. Çok kendine özgü bir sesi, ötüşü var ve Bali'de geceleri onların sesini mutlaka fark ediyorsunuz. Biz de çocuklara Bali'den hatıra kitabı seçerken Gecko ile ilgili olana karar kıldık, çünkü \"gee kooo\" sesi tatilimizin fon müziğiydi diyebilirim 🙂Bali tatilinde sadece Ekin'in az yemesi beni biraz üzdü, ama zaten Ekin her yerde iştahsız bir çocuk. Onun yeme düzenine göre hareket ettiğimizde esas evde kaldığımıza pişman oluyoruz. Umay ise devamlı yanyana olduğumuzdan anne sütüne doydu. Normalde çalıştığım için daha az sıklıkta emiyordu. Biz birlikte olduktan sonra Mars'a da gitsek fark etmezdi sanırım, her daim mutluydu. Bütün bu zorluklara rağmen biz Bali'yi çok sevdik ve güzel anılarla ayrıldık. Uzun bir süre evde oluruz sanırım ama gerçekten çok isteyen yaparmış, bunu anladık. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bebekle Bali'ye gider miydiniz? Yazılarımın devamından haberdar olmak için email listeme kaydolabilir, Instagramdan ve Facebook sayfamdan beni takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/bebekle-tatile-giderken-bavul-hazirlama-listesi.html", "text": "Bebekle Tatile Giderken Bavul Hazırlama Listesi12 Haziran 20181 YorumKategori : Çocukla Seyahat2 Bebekle tatile veya seyahate gitmek çoğu kişi için göz korkutucu. Benim için de öyle, çünkü kabarık bir \"bebekle tatilde ihtiyaç listem\" var. Ben evhamlı olduğumdan değil, bebekle hareket etmenin doğasında \"çok eşya taşımak\" olduğundan 🙂Ama içiniz rahat olsun, bebeklerle gittiğim sayısız seyahatin ardından şunu söyleyebilirim ki bavul hazırlama kısmı işin en tatsız tarafı. İnanın çantaları arabaya yükleyip yollara düştükten sonra her şey güzel oluyor... O eşsiz anıları elde edebilmek için bu kadarcık bir zahmete de katlanırız değil mi?Öncelikle diğer çocukla seyahat yazılarımı okuduysanız ve beni sosyal mecralardan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur ki ben aşırı temkinli ve vesveseli bir anne değilim. Yapacağım listedeki her şeyi de yanıma almıyorum ama almak isteyenler olabilir diye aklıma gelen her şeyi buraya yazacağım. Yapacağım liste 0-2 yaş grubu aralığındaki minik yol arkadaşlarımız için hazırladığım genel bir liste olacak. Deniz tatili için yanınıza kolluk, mayo alacaksınız ama kayak tatili için burada yazanlar yetersiz gelebilir, veya kampa gidecekseniz daha farklı şeyleri de listeye ekleyebilirsiniz. Ayrıca her annenin ve bebeğin alışkanlıklarının farklı olduğunu da bilmek lazım. Örneğin ben burun aspiratörüm olmadan adım atmıyorum ve 2.5 yaşındaki kızım Ekin için bile hala kullanıyorum, onsuz bir hayat düşünemiyorum. Ama geçenlerde konuştuğum birkaç arkadaşım burun aspiratörünü hiç kullanmadığını ve ihtiyaç duymadığını söyledi, baya şaşırdım 🙂 Aynı şekilde benim çocuklara hiç önlük takmayışım kardeşimin çok garibine gidiyor filan... Kısacası siz de bu listeden kendinizce gereksiz olanları çıkartıp, vazgeçemediğiniz başka objeleri ekleyebilirsiniz. Hatta listede bulunsa iyi olur dediğiniz şeyleri yorumlara eklerseniz çok mutlu olurum. Gelelim bebeklerin bavuluna neler koymamız gerektiğine:Kılık Kıyafet TekstilZıbın, kıyafet, tulum vs (her güne 1 takım yapıyorum, 2-3 tane de fazladan ilave ediyorum)ÇorapŞapkaPijamaHavlu Çarşaf BattaniyeTerlikAyakkabı, sandeletKaydırmaz deniz patiği Mont, yedek hırka, yağmurlukSalya önlüğüMayo veya mayo özellikli bebek beziGüneş gözlüğüBebek çamaşır deterjanı BeslenmeBiberonlarFormül mamaMama için su saklamalık termosBiberon yıkamak için sünger, deterjanEmzirme örtüsüGöğüs pompasıSulukSaklama kabı veya mama tabağıMama kaşığıAtıştırmalık kuru yemişBebe bisküvisi, kurabiye vs... Tekli OcakCezve veya küçük bir tencereÇorbalık karışım (Tarhana <3)Küçük bir şişe sıvı yağYemek yapacaksanız kuru erzakCam rendeBlenderMama sandalyesi ÖnlükHijyenBebek bezi Islak mendilKuru mendilAlt açma örtüsüŞampuanBebek sabunuTırnak makasıVücut nemlendiricisiTarakTokaDiş fırçası, macunuLazımlık veya tuvalet adaptörüBoş poşetSağlıkPişik kremiGüneş KremiKullandığınız vitamin takviyeleriSerum FizyolojikBurun AspiratörüSinek kovar losyonAteş ölçerAteş düşürücü şurupProbiyotik toz Sinek ısırıkları için kaşıntı giderici jelÇarpma vurmalar için jelHareketSırt çantası Bebek arabasıAraba koltuğuBebek arabasının yağmurluğuKanguruKanguru örtüsüDiğerOyuncakDiş KaşıyıcıKitapDefter, boya kalemiKolluk, simitKova kürekPark yatakBebek telsiziGideceğiniz yere en yakın sağlık kurumunun iletişim bilgileriBebekli tatil için bavul hazırlama incelik isteyen bir mevzu, ama hazırladıkça pratiklik kazanıyorsunuz. Yeter ki hevesli olun ve şu üç günlük dünyada çocuklarınızla geçireceğiniz sınırlı sayıda tatiliniz olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Onlar büyüyüp kendi kendilerine gezmeye başlayana kadar uzak ya da yakın demeden yolda kalın... En mutlu olduğumuz seyahatlerden biri: NorveçBüyükler için bavul hazırlama listesi isterseniz bu yazıma tık tık... Bebekli bebeksiz seyahatlerimi takip etmek için Instagram hesabıma ve Facebook sayfama göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/cokertme-gezi-notlari.html", "text": "Çökertme Gezi Notları3 Ağustos 20180 YorumKategori : Yurt içi Seyahatleri0 Sosyal medyada paylaşmamla \"Neresi bu Çökertme?\" sorularına boğulmam bir oldu. Muğla'nın Milas ilçesine bağlı küçük bir köy Çökertme. Bodrumlu komşusu Mazı'ya göre biraz daha gölgede kalmış belki ama güzellikte ve sakinlikte yarışır. Çökertme'nin haritadaki yeri. Sahil şeridi Mazı, Çökertme, Ören, Akbük ve Akyaka gibi ilerliyor. Baştan söyleyeyim, meşhur Bodrum türküsü \"Çökertme'den çıktım da Halil'im\" deki Çökertme burası değil. Bodrum'da da bir Çökertme Caddesi varmış. Anlayacağınız Halil'im türküsünde bahsedilen yer Bodrum'daymış. \"Çökertme Kebabı\" olarak bildiğimiz yemeğin çıkış noktası da Bodrumla ilgili. Yani şimdi anlatacağım \"Çökertme\" o kadar da meşhur değil. Bundan sonra da olur mu bilmiyorum 🙂Ha pardon, Çökertme'yi Mandıra Filozofu filminden tanımış olabilirsiniz belki... Tam da burada çekilmiş çünkü. Çökertme, ıssızlığın Türkiye temsilcilerinden olmasını kara yolundan biraz meşakkatli olan ulaşımına borçlu. Teknelerin ve mavi tur yapanların uğrak noktası. Çökertme'ye ulaşım biraz zorlu dedim ama çok da abartılacak gibi değil. Yine de inişli çıkışlı virajlı yolların tek şerit gidiş, tek şerit dönüş olduğunu belirteyim. Ama yolun asfalt zemini gayet düzgün. Milas Bodrum Havaalanı'ndan yaklaşık 1 saat uzaklaşarak bu kadar sakin bir yere gelinebilmesi mucize gibi. Yolda giderken yol kenarındaki zeytin ağaçları arasında üzeri kubbeli taş yapılar dikkatimizi çekti. Bana kalsa bakar kör gibi davranıp basıp geçecektim ama Olgun'un ilgisini çekti ve küçük bir Google araması ile bunların yağmur suyu toplamak için yapılmış \"sarnıçlar\" olduğunu öğrendik. Yalnız gezmediğime şükrettiğim anlardandı, birinin farkedip umursamadığını diğeri araştırıyor ve sonuçta çok daha farklı gözle görüyorsunuz dünyayı. Çökertme'yi şöyle hayal edebilirsiniz: Dağlarla çevrili bir koy, muhteşem bir deniz, ufukta tekneler, karada tek sıra az katlı pansiyon ve restoranlar. Bizim Türkiye'de görmeye alışık olmadığımız bir sakinlik, Yunan adası havasında bir ortam. Restoranlar ve pansiyonlar denize 2-3 adım ötede olduğu için denizle iç içe bir tatil hayaledenler yolunu Çökertme'ye düşürebilir. Burada bir yürüyüş yolu, çarşı, müzikli bir eğlence mekanı beklemeyin. Çökertme'de tatil yapma şekli şöyle: Yüzünü denizde yıkamak, sonra bir şeyler yemek, kitap okumak, bir şeyler içmek, tavla ve iskambil oynamak, yine denize girmek, biraz uyumak, yemek yemek ve tekrar uyumak gibi... Dolayısıyla burada yapacağınız 5-7 günlük tatiller biraz sıkıcı olabilir. Kişiliğinizi tahlil edin ve ona göre gidin. Örneğin benim gibi aktivite ve yürüyüş seven birisi için Çökertme maksimum 2 günlük bir tatil yeri. Ama yatarak kitap okuyup günler geçirebilirim diyenler daha uzun kalabilirler. Çökertme'de KonaklamaBizim kaldığımız ev-pansiyon o kadar ilgi gördü ki biz çıkar çıkmaz kaldığımız odaya bir takipçim yerleşmişti bile! Hiçbir konaklama tesisi ile ilgili bu kadar soru almamıştım. Kaldığımız Beyaz ev. Fotoğrafı denizin içinden çektim. Beyaz Ev Çökertme, denize en yakın konumda odalara sahip sadece 5 odalı bir işletme. Airbnb linkinden ulaşabilirsiniz ama direkt iletişim kurmak isteyenler instagramdaki şu paylaşımımda telefon numarasını bulabilir. Filiz Hanım'a selamımı iletebilirsiniz. Paylaşımımdaki videoyu da mutlaka izleyin. Odamızın kapısından manzaraBurası yataktan denizi görebileceğiniz, gece dalga sesiyle uyuyabileceğiniz, sadece 2 adım atarak denize girebileceğiniz bir yer. Konum olarak müthiş. Ama öyle lüks bir yer beklemeyin. Geceliğine oda başı 400 lira ödediğimiz bu konaklama tesisinde biz bebekle gerçekten rahat ettik. Odamızın önündeki terastanAma biz oradayken tesadüfen sular kesikti ve öyle profosyonel bir otelcilik hizmeti olmadığı için dökme su ile el yıkadık. Ayrıca fiyata sadece kahvaltı dahil olduğunu düşünürsek ucuz diyemeyiz ama konum olarak gerçekten çok elverişli. Kahvaltı masamızdan manzaraDaha uygun fiyatlı konaklama tesisleri de var. Çökertme Butik Otel, Rosemary Otel, Orhan Pansiyon gibi konaklama seçenekleri gözüme çarpmıştı. Çökertme'de Neler Yapılır?Aslında çok da anlatılacak bir şey yok, yüzülür, yatılır, kitap okunur, yenilir içilir demiştim... Arkadaş grubunuzla gidip kutu oyunu oynamak için veya rakı masasında kesintisiz sohbet etmek için güzel bir yer. Günübirlik giderseniz de sahildeki restoranların şezlong şemsiyelerini kullanarak denizin tadını çıkarabilirsiniz. Deniz muhteşem! Taşlık olduğu için deniz ayakkabısı iyi olur. Çökertme'ye gitmişken 10 dakika yürüyüşle \"Mandıra Filozofu koyu\"na da uğrayın mutlaka. Ben resimlerini gördüm, çok beğendim. Hatta kardeşimle gitmeye yeltendik ama ters yöne yürümüşüz. 2 çocukla babalarını uzun süre yalnız bırakmak istemediğimden, hava da onları götürmek için fazla sıcak olduğundan biz pas geçmek zorunda kaldık. Ama siz mutlaka gidin olur mu? Sahilde yürürken deniz solunuzda, restoranlar sağınızda kalsın ve öyle yürüyün. Yürümek istemeyenler için Mandıra Filozofu Koyu'na tekneyle de gitmek mantıklı. Kişibaşı 15 liraya götürebileceklerini söylemişlerdi bize. Çökertme Restoran'dan bilgi almıştık. Araçla ulaşım pek de mümkün değilmiş, aracın 4x4 olması gerekirmiş. Umay kızım burada 4,5 aylık Çökertme'den yan köy Mazı'ya geçip, diğer günler de Ören ve Akbük gibi koyları keşfetmeli bir Bodrum Akyaka arası gezi planı yapabilirsiniz. Veya Bodrum'dan Akyaka'ya giderken bu aradaki yerlere uğramayı düşünebilirsiniz. Çökertme'de Yeme İçmeKüçücük bir koya göre yeme içme alternatifleri fena değil. 4-5 tane hatta belki de daha fazla restoran var. Balık restoranlarının yanı sıra, köfte pilav türü yemekler bulabileceğiniz yerler de var. Aç kalmazsınız. Ama gastronomik tecrübeler de beklemiyoruz... Biz hem öğlen hem akşam yemeğinde İhtiyar Balıkçı Restoran'ı tercih ettik. Burada kendimi bir Yunan tavernasında, hatta nedense tam da Kalimnos'ta hissettim. Dede mesleği balıkçılığı sürdüren ailenin hikayesini restoranın menüsünün kapağından okuyabilirsiniz. İhtiyar Balıkçı Restorant koyun en sonunda. İsterseniz çakıllı plaja atılmış masalarda da yiyebilirsinizServis biraz yavaştı ve hava kararmadan önce balık söylerseniz masanıza arılar üşüşüyordu. Kahve yaktık, kovaladık. Sorun yok. Böyle küçük yerleri blogda yazdığımda \"Melikecim keşke yazmasaydın, burası da bozulacak\" gibi tepkiler alıyorum ama Çökertme'yi Ayşe Arman bile yazmış zamanında, ben yazınca mı bozulacak? diyor; Ayşe Arman'nın Çökertme yazısının linkini de buraya bırakıyorum. Kafanızı boşaltacağınız sakin bir tatil diliyorum. Zamanınız yavaş aksın... Çocuklu veya çocuksuz tatil anılarımızı ve seyahatlerimizi izlemek için Instagram hesabımı takibe almayı unutmayın!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/pamukkale-gezi-notlari.html", "text": "Pamukkale ve Denizli Gezi Notları26 Nisan 20185 YorumKategori : Denizli, Genel, Yurt içi Seyahatleri3 Ülkemizin tanıtım filmlerinde baş rollerde oynayan Pamukkale, Denizli'de yer alan bir doğa mucizesi. Unesco Dünya Mirası listesindeki Pamukkale, herkesin görmesi gereken bir gezi noktası. Üstelik keyifli ve ekonomik. İşte karşınızda Pamukkale Gezi Rehberi! Pamukkale'yi meşhur eden şey, yer altından gelen şifalı suyun içindeki kalsiyum karbonatın oksijenle buluştuğunda çökelmesinden sonra oluşan pamuksu yapı. İlk başta yumuşak jel halinde olan çökeltiler zamanla sertleşerek \"travertenleri\" oluşturuyor. Travertenlerde içi su dolu doğal havuzlar oluşuyor ve bunlar görüntüyü daha da güzelleştiriyor. Biz küçükken Pamukkale çok daha pamuk, yani çok daha beyazdı. Sonra etraftaki bilinçsiz \"otelleşme\" hareketi travertenlerin rengini bozmuş. Uzun süren bakım çalışmasından sonra Pamukkale yine gezilmesi zevkli bir yere dönüşmüş. Şu an Pamukkale ve çevresindeki antik kentler, Denizli şehir merkezi, lezzet durakları ve etraftaki diğer doğal mesire alanları tam bir haftasonu kaçamağı noktası. Biz de evimize yakın olduğu için belli aralıklarla Pamukkale'ye gidiyoruz. Bu yazımda son iki gidişimde edindiğim tecrübeleri ve çektiğim fotoğrafları kullanarak size Pamukkale'de ve Denizli'de gezilecek yerleri anlatmaya çalışacağım. Pamukkale'ye 2015'te gittiğimde 16 haftalık hamileydim2018'deki ziyaretimde ise 2 çocuğum olmuştu 🙂Denizli'ye ve Pamukkale'ye Ulaşım:İstanbullular'a iyi haber, Denizli Çardak Havaalanı'na direkt uçuşlar bulunuyor. Türk Hava Yolları ve Pegasus Havayolları'nın kampanyalarını takip ederek cumartesi sabah varışlı pazar akşamüstü dönüşlü uçak bileti alıp Denizli'de güzel bir hafta sonu geçirebilirsiniz. Denizli'ye İstanbul haricindeki illerden aktarmalı olarak uçabilirsiniz. Tren ile ulaşım da mümkünmüş, bir doğu ekspresi olmasa da belki keyifli olabilir. Saat ve seferleri sorgulamak gerekir. Kara yolu ile ulaşmak ise en yaygın olanı. İzmir Denizli arası 3,5 saat, Ankara Denizli arası ise 6 saat sürüyor. Burası genelde Antalya yolu üzerinde bir mola noktası olarak düşünüliyor, çünkü Denizli Antalya arası mesafe 2,5 saat kadar. Biz Söke'de yaşadığımız için Denizli'ye hep araba ile gittik, bize 2 2,5 saat uzaklıkta. Denizli içi ulaşım:Denizli'den Pamukkale'ye ulaşmak yarım saat sürüyor. Şehrin etrafında farklı noktalara gitmeyi düşünüyorsanız araba kiralamak akıllıca olabilir. Veya otobüsle Denizli'ye ulaştığınızda garajdan \"Karahayıt\" minibüsleri ile Pamukkale travertenlerinin giriş noktasına ulaşabilirsiniz. Denizli ve Pamukkale'de Konaklama:Denizli Pamukkale civarında konaklamalı bir gezi planlıyorsanız bence termal bir otelde kalmak çok keyifli. Yorgunluğu sıcak sularda atmak harika oluyor. Biz eskiden ailemle her sene Pamukkale'ye giderdik ve yağmur altında bile bu termal havuzlarda vakit geçirdiğimizi hatırlıyorum. Bu sefer kendi çekirdek ailemle 23 nisan 2018'in 3 günlük bir tatil sunmasını fırsat bilerek Pamukkale'ye gitmeye karar verdik. 2 aylık bebeğimiz Umay'la çıkacağımız ilk tatil olduğu için de güzel, temiz ve konforlu bir otelde kalalım istedik. Birkaç yeri aradım fakat oteller hep dolu olunca ancak yer bulabildiğimiz Lycus River'dan yer ayırttık.5 yıldızlı olarak geçse de Pamukkale otellerinde genel olarak çok kaliteli hizmet sunulmuyor. Ben internetteki yorumları okuyup düşük beklenti ile gittim fakat sonuçtan memnun kaldım. Yemekler eh, havuzlar keyifliydi. Çocuklarla gitmek için uygun bir otel olduğunu söyleyebilirim. Biz geceliğine 350 lira ödedik o dönem için. Lycus River OtelDaha ucuz oteller de elbet bulunabilir. Pamukkale ve Karahayıt mevkiindeki oteller termal havuz keyfi yapmak için ideal. Pamukkale'ye yürüme mesafesinde birçok tesis mevcut. Denizli Pamukkale gezisi için Denizli'de konaklamayı da düşünebilirsiniz ama bence sıcak havuz keyfi kaçmaz. Pamukkale'ye Ne Zaman gitmeli?Pamukkale tam bir bahar rotası. Neden mi?Travertenler çıplak ayak gezildiği için kış ayları çok ideal olmayabilir. Sulara girerseniz de çıkışta soğuk hava hasta edebilir. Yaz aylarında ise güneşin altında gezmek epey zor olacaktır. Nisan- mayıs ve Eylül ekim en güzel zamanlar diyebilirim. Pamukkale Nasıl Gezilir?Öncelikle Pamukkale'nin nasıl bir yer olduğunu anlatayım, gözünüzde canlandırabilirsiniz. Bir tepe ve tepeden aşağı doğru inen beyazlıklar düşünün. Bu beyazlı bölüme travertenler deniyor. Uzaktan Pamukkale. Dağın eteğine dökülen travertenlere dikkatTravertenlerin tepesindeki düzlükte bir antik kent, antik havuz ve müze var. Tüm Pamukkale'yi bir kompleks olarak 3-4 saatte ziyaret edebilirsiniz. Pamukkale travertenlerin, Hierapolis ise antik kentin adı olsa da bu iki isim aslında aynı bölgeyi kastediyor, birbiri yerine kullanılabiliyor. Yani tepede bir antik kent ve yamaçta travertenler bulunuyor. Pamukkale'nin 3 farklı girişi var:Denizli Karahayıt yolu üzerindeki kapı: Bu yol üstü kapı çok kalabalık, arabayı yol kenarına park ediyorsunuz ve direkt travertenlere giriş yapıyorsunuz. O yüzden eğer amacınız travertenleri gezmekse bu girişi tercih edebilirsiniz. Yokuş yukarı travertenlerde yürüyüp tepeye ulaştığınızda antik havuzun kenarında mola verebilir, ve ardından isterseniz Hierapolis antik kentini gezebilirsiniz. Gezintinin sonunda aynı yoldan geri dönmeniz gerekiyor. Karahayıt yolu üzerindeki kapıdan girince böyle bir göl ve park da var. Sadece giriş kısmı bile zevkli. Hierapolis Güney Kapısı: Bu kapının otoparkına arabanızı 5 lira karşılığında park edip antik kentin Güney Bizans kapısından giriş yapmak da iyi bir seçenek. Böylece direkt Hierapolis'i gezmeye başlıyorsunuz. Antik havuzu ve travertenlerin seyir teraslarını da ayakkabılarınızı çıkarmadan gezersiniz, isterseniz travertenleri yukarıdan başlayıp aşağı doğru inerek de gezip turu tamamlayabilirsiniz. Zaman tasarrufu için en mantıklı giriş buradan. Travertenlere yukarıdan bakıyoruz: çok kalabalık Hierapolis Kuzey Kapısı: Kuzey kapısına giriş yaparsanız asıl gezilecek yerlere ulaşmak için 2 km yürümeniz gerekiyormuş, veya bir ring servisine binmeniz. O yüzden bence burası güney kapısında park yeri bulamazsanız veya diğer gişelerde çok sıra varsa tercih edebileceğiniz bir kapı. Özellikle yoğun dönemlerde gişelerde uzun kuyruklar olduğunu görebilirsiniz. Pamukkale'ye giriş 35 lira fakat gişelerde Müzekart satışı da yapılıyor. 50 liraya müzekart satın alıp yıl içinde başka müzelere ücretsiz girmek daha mantıklı. (2018 fiyatlarıdır)Dikkat! Müze kartınız varsa veya müzekart özelliği gösteren İş Bankası kredi kartına sahipseniz gişedeki sıraya girip vakit kaybetmeyin, direkt turnikelere yönelebilirsiniz. Biz bunu bilmediğimiz için ilk gidişimizde epey vakit kaybetmiştik. Pamukkale'ye giderken nasıl giyinmeli? Yanınıza neler almalı?Travertenlere girişte ayakkabılarınızı çıkarmanız bekleniyor. Yanınızda ayakkabıları içine koyabileceğiniz bir çanta veya poşet bulundurmanız iyi olur. Zemin yer yer ıslak, o yüzden mümkünse şort, değilse de paçaları kıvrılabilen bir pantolon giymenizi öneririm. Islak zemin kaygan olabiliyor, çocuklara altı kaydırmaz patiklerden giydirebilirsiniz. Travertenlerin oluşturduğu havuzlara veya antik havuza girmek isterseniz mayo ve havlular da yanınızda olsun. Islak mayoları koymak için ekstra poşet de almak lazım. Güneşten korunmak için güneş kremi, güneş gözlüğü ve şapka gerekli. Nisanda bile kavurucu bir sıcak olabiliyor. Bol fotoğraf çekmek için hazırlığınızı yapın derim, ortam müthiş. İçerideki yeme içme tesisi çok pahalı, yanınıza yiyecek almanız akıllıca bir hareket olur. Pamukkale travertenlerinden manzaralar sunuyorum ki kıyafetinizi ona göre seçinBiz Pamukkale'ye 2015'te gittiğimizde direkt travertenlere açılan kapıdan giriş yapmıştık. Travertenlerden yokuş yukarı tepeye tırmandık, sonra terliklerimizi giyip antik havuza doğru yürüdük. O zaman Hierapolis'i pek gezmedik ve travertenlerden aşağı geri indik. Bu sene ise bebeklerle travertenlere girmeyelim dedik ve güney kapısından giriş yapıp travertenlere tepeden bakmayı tercih ettik. Güney kapısından girdiğimizde önce Hierapolis'i gezdik. Hierapolis Türkiye'deki en büyük antik kentlerden biri. Burası Roma İmparatorluğu döneminde 15 hamamı ile önemli bir sağlık merkeziymiş. İçinde çok güzel bir amfi tiyatro var, mutlaka yanına kadar gitmelisiniz. Amfi tiyatro arkamızda, fakat çok güneş vardı ve biz 2 aylık bebeğe kıyıp gidemedik. Hierapolis'ten sonra antik havuzun kenarında mola verdik. Antik havuza aynı zamanda Kleopatra Havuzu da deniyor ve hikayesi şöyle: M. S. 7. yüzyılda meydana gelen bir depremde antik kentte bir göçük oluşuyor, sütunlar yerle bir oluyor ve oluşan çukura termal su doluyor. İnsanlar yüzyıllardır bu havuzun suyunda şifa arıyor. Antik havuzda siz de yüzmek isterseniz ekstra ücret ödemeniz gerekiyor: Yetişkinler 32 tl, 6-12 yaş arası 13 tl. Havuz kenarındaki tesiste soyunma kabinleri mevcut. Pamukkale Antik HavuzBiz de antik havuz kenarında oturup biraz yüzenleri izledik ve bir şeyler içtik. Havuzun etrafındaki tesiste yeme içme imkanları var ama fiyatlar oldukça yüksek. Biz antik havuzdan sonra \"seyir terasları\" bölümüne geçtik. Burada ayakkabılarınızı çıkarmadan traverten manzarasına şahit olabiliyorsunuz. Tabii ki travertenlerde gezmenin zevki ayrı, ama kısıtlı zamanınız varsa buradan bir bakış atmak da fena fikir değil. Pamukkale Seyir TeraslarıPamukkale Seyir TeraslarıPamukkale Seyir TeraslarıBiz o kadar kalamadık ama bu seyir terasları bölümünde güneş batarken güzel manzaralar oluşuyormuş. Pamukkale üzerinde yamaç paraşütü yapmak da burada elde edebileceğiniz deneyimlerden biri. Pamukkale yakınındaki Karahayıt kasabasının kırmızı travertenleri, kaplıcaları ve termal otelleri de yöreye gelmişken ziyaret edilebilir. Özellikle Karahayıt Kaplıcaları oldukça ünlü. Karahayıt merkezDenizli Pamukkale yolu üzerinde uğrayabileceğiniz Laodikeia Antik Kenti de oldukça etkileyici ve büyük. Arkeolojik çalışmalar burada M. Ö 5500 den M. S.7. yüzyıla kadar kesintisiz yaşam olduğunu söylüyormuş. İncil'de yer alan önemli kiliselerden biri de burada olduğu için önemli bir inanç merkezi olarak görülüyormuş. Laodikeia Antik KentiBiz yine İşbankası kartlarımızı göstererek ücretsiz giriş yaptık Laodikya'ya. Yalnız giriş saatimiz öğlen 12 olunca epey kavrulduk nisan ayında bile. Denizli'de Gezilecek Yerler:\"Denizli merkezde ne yapılır?\" diye sorduğumda çok iç açıcı bir liste çıkartamadım. Denizli tekstili ile ünlü bir şehir ve biz de küçükken annem çarşaf, havlu ve bornoz alışverişimizi buradan yapardı. Pamukkale otel tatillerini hep bir \"Babadağlılar İş Hanı\" ziyareti takip ederdi. Ben de nostalji olsun diye Babadağlılar İş Hanı'nı odak noktası seçerek bir plan yaptım. Pasajın bulunduğu semtin ismi \"Bayramyeri\" olarak geçiyor ve etrafı oldukça hareketli. Üstelik ünlü Denizli kebapçıları, Etnoğrafya Müzesi ve Kaleiçi Çarşısı da bu semtte. Arabamızı Bayramyeri'nde Babadağlılar pasajına yakın bir yere park edip keşfetmeye başladık. Babadağlılar İş Hanı'nın dönen koridorlarında çocukluk anılarımı yadedip biraz da alışveriş yaptım. Burası biraz çeyiz alışverişi tadında olsa da Şile bezinden plaj elbiseleri ve peştemaller herkesin ilgisini çekecektir. Babadağlılar İş Hanı tam da böyle bir yerİçerisi rengarenk. Çarşaflar ilgimi çekmese bile bornozlar çektiBabadağlılar pasajının hemen yanında Atatürk ve Etnoğrafya müzesi var. Denizli'ye gelmişken müze gezmeden dönmeyeyim diyorsanız bir bakabilirsiniz. Biz zil çalan midemizin sesini dinleyip kebapçılara yöneldik. Yine Bayramyeri bölgesinde bulunan kebapçılara biraz yürüyerek ulaştık. Bize ismi verilen kebapçılar: Halil, Enver ve Baki idi. Bu üçünden birine gitmeye niyet ettik ve şansımıza Kebapçı Enver'e gittik. Aklınızda olsun: Kebap işini saat 4'ten sonraya bırakmamaya çalışın, kalmayabiliyormuş. Denizli kebabı öğlen yemeği için ideal. Denizli kebabı lavaş ekmeği üzerinde servis ediliyor ve elle yeniliyor. Siz özel olarak istemezseniz masaya çatal bıçak gelmiyor. Kebabın yanında ayrı bir tabakta domates, kuru soğan ve kırmızı biber ikram ediliyor. Kebap posiyonları gramla ölçülüyor. 1 porsiyon 250 gram ama asla yetmiyor! Biz eşimle 2 kişi 750 gram söyleyip paylaştık ama o bile yetmedi, tekrar gitsem kesin 1 kg söylerim. Kebabın yanında ayran içmek en güzeli olsa da Denizli'nin meşhur Zafer Gazozu'nu denemek istedik. Derinlerde bir çilek aroması ile ferah bir gazoz. Denizli kebabından sonra yapılması gereken şey Hacı Şerif'ten dondurmalı irmik helvası yemekmiş. Biz de yapılması gereken yaptık tabii ki. Denizli, Hacı Şerif'in çıkış noktasıymış. İlginç bir şekilde dondurmalı irmik helvası kap içinde satılıyor, elinize alıp yiyorsunuz. Hacı Şerif'in arka sokağında çok komik bir horoz heykeli var. Bornoz giymiş bir horoz görürseniz bilin ki Denizli'desiniz 🙂Denizli'nin sembolü olan horoz heykeli esas Çınar Meydanı'nda imiş. Ama biz Çınar tarafına gitmedik. Denizli merkezde bizim yaptıklarımız bunlardı. Sizin daha uzun vaktiniz varsa \"Çamlık Bulvarı\" güzel kafe ve restoranların bulunduğu yermiş. Konyalıoğlu Evi ve Osman Bey Konağı, hem restoran, hem kafeterya hem de yöresel ürünler satan bir butik olarak hizmet veriyormuş. Uğranabilir. Bir de teleferik ile Bağbaşı Yaylası'na çıkma aktivitesi var. Yaylada doğa ile içiçe vakit geçirebilir, piknik yapabilir, isterseniz kamp bile kurabilirmişsiniz. Bağbaşı Yaylası Teleferik biniş istasyonuna 22\\T numaralı belediye otobüsü ile ulaşılıyormuş. Denizli'de gezerken Denizli şivesine mutlaka kulak kabartın. Çok komik ve tatlı konuşuyorlar Denizlililer. Hazır Gelmişken:Eğer havayolu ile geldiyseniz havaalanına yakın olan Kaklık Mağarasına uğrayıp Pamukkale'nin yer altı versiyonunu görebilirsiniz. Doğa ile içiçe bir gün geçirmek isterseniz Güney Şelalesi ve kenarındaki baraj gölü oldukça etkileyici. Buradaki restoranda alabalık, kiremitte köfte filan yeniliyor, yeşillik alanı ise çocukların oynaması için çok elverişli. Güney Şelalesi. Tepeye tırmanmış insanlara dikkat! Güney Şelalesi mesire alanıVe arkada baraj gölü manzarası ile yemek yenebilirAntik kentlere doymadıysanız Güney Şelalalesi'ne giderken Tripolis Antik kentini gezebilirsiniz. Yine Güney Şelalesi güzergahında Denizli'nin Buldan ilçesine uğrayabilirsiniz. Buldan'da birbirinin manzarasına engel olmayacak şekilde inşaa edilmiş ahşap ve cumbalı Buldan evlerini görüp, Buldan bezinden yapılmış örtülere veya peştemallere bakabilirsiniz. Denizli'den Antalya yönüne gidiyorsanız Serinhisar ilçesinden geçiyorsunuz. Burası leblebisi ile meşhur. Hatta Çorumlular darılmasın ama çorum leblebisinin Serinhisar'da üretildiğine dair iddialar var, doğru mu bilemiyorum. Biz Antalya dönüşlerinde mutlaka Serinhisar'dan leblebi alırız. En son gittiğimizde leblebi helvası diye bir şey almıştık, müthişti. Pamukkale'de hafta sonunuzu nasıl planlayabilirsiniz?İlk gün uçak ile geldiyseniz Kaklık Mağarası ilk durak olabilir. Denizli merkezde Bayramyeri, Babadağlılar İş Hanı ve Denizli Kebabı. Pamukkale Hierapolis İkinci gün doğal bir yerler görmek için Bağbaşı yaylası veya Güney şelalesi arasında tercih yapılabilir. Arabanız varsa bizim gibi Güney Şelalesini seçebilir, Güney Şelalesi'ne giderken Buldan'a da uğrayıp gününüzü değerlendirebilirsiniz. Biz bu 2 günlük programı 3 güne yayıp biraz da otelde vakit geçirdik. Ve 2 çocukla yavaş hareket ettiğimiz için Buldan'a uğrayamadık ama normal bir gezide bu program uygulanabilir. Pamukkale Denizli gezinizi Salda Gölü ile veya lavanta zamanında Isparta'nın Kuyucak Köyü ile birleştirebilir, Türkiye'nin en ünlü fotoğraf noktalarını aradan çıkartabilirsiniz. Keyifli seyahatler dilerim!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/2018-yili-resmi-tatil-gunleri-ve-seyahat-onerileri.html", "text": "2018 Yılı Resmi Tatil Günleri ve Seyahat Önerileri21 Ocak 20182 YorumKategori : Genel1 Bir yılı daha devirdik ve yine resmi tatilleri gözden geçirme zamanı geldi de geçiyor bile... Gelecek bir tarihte seyahat planlarının olması kesinlikle insanı çok motive ediyor. En azından beni ediyor diyelim... Güzel günlerin beni beklediğini bilmek, çok çalışmanın karşılığında çok iyi dinleneceğimi veya gezebileceğimi düşünmek beni hayata bağlıyor. O yüzden her yılın başında oturup o yılın tatil günlerini gözden geçiriyorum ve kendime planlar yapıyorum. Sonra da bunları sizinle paylaşıyorum. Bakalım 2018 bizi hangi sularda yüzdürüp hangi rüzgarla uçuracak... İşte önümüzde fırsatlar listesi:2018 Resmi Tatil Günleri ve Bayramlar Pazartesi'ye gelen 1 Ocak resmi tatili ile 2018 bize güzel bir \"merhaba\" dedi. Hafta sonu ile birleştirip bir yerlere kaçanlar olmuştur, ben eczanede nöbet tuttum 🙂 Bu tatili atlattığımıza göre sıradakine geçelim. Ocaktan nisana kadar bir resmi tatil bulunmuyor. Bu süreç hava muhalefetinden dolayı da yılın en keyifsiz zamanı bana sorarsanız. Çocukları okula gidenler sömestr tatilini bir fırsat olarak değerlendirebilir. Kayak tatiline gitmek, Asya'da sıcak bir yerlere kaçmak alternatifler arasında olabilir. Kısa ve çocuklu tatilin en iyi adreslerinden biri bence Dubai. Yazım eskise de modası hala geçmedi, Dubai gezi rehberimi okumak için tık tık. Ocaktan beri beklediğimiz 23 Nisan 2018 bu yıl pazartesiye denk geliyor. Yine 3 günlük bir tatil rotası ayarlayabilirsiniz. Nisanda artık birçok yer ısınmaya başlıyor, gezmek için muhteşem. Adana Mersin, Samsun Sinop, listenizde olabilir. Eskişehir ve Bursa'yı hala görmediğim için üzgün olsam da bu tarihte oralara gitmenin çok akıllıca olduğunu düşünmüyorum, inanılmaz bir kalabalığa maruz kalabiliriz.3 günlük yurtdışı önerisi isterseniz de komşulara yönelip Bulgaristan'a veya Yunanistan'a kaçabilirsiniz. Kısa kaçamaklar için bir yurt dışı adres: Sakız Adası1 Mayıs 2018 Emek ve Dayanışma günü olarak salı gününe denk geliyor. 1 gün izin kullanarak 4 günlük tatil yapmak ve yurt dışına çıkmak için güzel fırsat. Budapeşte olabilir, Viyana olabilir, hatta İtalya'nın rengarenk Cinque Terre bölgesi de olabilir. Mayısta buralar hep çok güzel. Ben bu tatilde yurt dışına çıkacak olursam Hollanda'ya lale tarlalarını görmeye giderdim. Ama bu sene yurt içinde kalıp Kapadokya'yı aradan çıkarmayı düşünüyorum.2018'in ilk 3 tatili iyi başladı ama 19 Mayıs 2018 Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı cumartesiye denk gelerek sadece cumartesi çalışanları güldürüyor. Yine de iyi. Yurt içi bir yerlere gidilip 2 gün yenir içilir. Mayıs tatillerine Kaz dağları ve Ayvalık da çok yakışıyor. Bir sonraki resmi tatil bizi çok bekletmiyor ve haziran ayında yaza Ramazan bayramı ile hoş geldin diyoruz. 14 haziran 2018 arefe günü yarım gün tatil ve perşembe gününe denk geliyor. 2018'de Ramazan bayramının 1. günü ise 15 haziran cuma. Bayramın 2. ve 3. günleri hafta sonuna denk geldiği için çok verimli bir tatil olduğunu söyleyemesek de yine yakın yurt dışı rotaları görmek için veya güneyde deniz sezonunu açmak için iyi bir fırsat. Benim 2 çocukla ramazan bayramı planım uçaksız yakın bir yere gitmek. Fethiye Marmaris taraflarında curcunasız konforlu bir otel olabilir, veya Rodos gibi denizi sıcak bir Yunan adası olabilir. Yurt dışı gezisi isteyenler için Ljubljana Bled Gölü civarı hem nispeten ekonomik, hem de sezon itibari ile keyifli olacaktır. Ben bu bayram yurt dışı düşünsem tercihim burası olacaktı. Geçen sene mayısta gittiğimiz Lizbon'dan da çok memnun kalmıştık, gitmeyi düşünürseniz Lizbon gezi notlarım emrinize amade. Seramik kaplı evleri ve sarı tramvayı ile Lizbon çok dikkat çekici bir şehir. Ve yeni bir resmi tatil ile karşı karşıyayız: 15 Temmuz Demokrasi ve Direnme Hakları günü. Bu tatile henüz alışamadık, zaten 15 temmuz 2018 pazar gününe geliyor. Ama önümüzdeki seneden itibaren yüz güldüren bir resmi tatil olmaya aday. Gelelim bu yılın bombasına: 2018 Kurban Bayramı tam 9 gün rahatça tatil fırsatı sunuyor. Kurban bayramı arefesi 20 Ağustos 2018 pazartesi günü olduğundan yarım gün tatil ile haftaya başlamış oluyoruz. Kurban bayramının 1. günü ise 21 Ağustos 2018 salı günü. Bayramdan önceki ve sonraki hafta sonlarını da birleştirince sadece yarım gün izin kullanarak 9 gün tatil yapmak mümkün. Bu tatil kaçmaz diyorum ve ben de gözümü uzaklara dikmiş bulunuyorum. Ağustos ayında gidilebilecek uzakların başında Singapur ve Malezya geliyor. Ben gitmiştim, okumak isterseniz tık tık. Benim bu seneki hedefim ise Bali. Bali de Asya'da ağustos ve eylül aylarında gidebileceğiniz bir yer. Umarım 2,5 yaşındaki çocuk ve 5 aylık bir bebekle gidip gezmeyi başabilirim. Amerika'ya gitmek isteyenler için de güzel bir fırsat bu uzun tatil. New York ve Kaliforniya düşünülebilir, Arizona'da adrenaline doyulabilir. Miami ve Küba civarı için uygun bir zaman olmadığını duyuyorum ama gidenler de var. Avrupa için de Norveç fiyortlarını önerebilirim. Doğa manzaralarını seviyorsanız ve bütçeniz uygunsa ölmeden önce yapılacaklar listesinde! Ben ayrıntılı olarak yazmıştım Norveç fiyortlarını nasıl gezebileceğinizi. Norveç fiyortlarından bir manzara. Yazar burada \"haydi yola çık\" diyor 🙂26 Ağustos'ta biten 9 günlük tatili biraz daha uzatıp 30 ağustos ile birleştirebilen olursa dünyanın her yerine gidilebilir. Ama birleştirmezseniz de 30 ağustos 2018 Zafer bayramı da perşembeye denk geliyor ve cuma günü izin kullanarak 4 günlük bir yaz tatili yaratılabiliyor. Eylül öncesi iyi bir yaza veda fırsatı. Yılın son tatili ise 29 Ekim 2018 pazartesi. 28 Ekimler de yarım gün resmi tatil sayılıyor ama bu yarım günlük tatil bu sene pazar gününe denk geliyor. O yüzden 1 günlük pazartesi tatili ile yetiniyor, 3 günlük hafta sonunun tadını çıkarıyoruz.2019'un ilk gününün salıya gelmesini de göz önünde bulundurmak lazım. Noel pazarı merakınız varsa fırsat bu fırsat. 2017'de yılbaşında Colmar'da olmak inanılmaz popülerdi. \"Eksik kalmayayım\" diyenler için 4 gün bu tatil için ideal. Benim Alsace Gezi Notlarımı okumak işinize yarayabilir. Yazımın sonuna resmi tatillerin kırmızı ile işaretlendiği bir takvim iliştirip sizi planlarınızla ve hayallerinizle başbaşa bırakıyorum. Yeni tecrübeler yaşayacağınız sağlıklı ve huzurlu bir 2018 olsun."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/istanbulda-araba-kiralama.html", "text": "İstanbul'da Araba Kiralama11 Mayıs 20180 YorumKategori : Genel0 İstanbul'a yaptığınız tatil amaçlı seyahatlerde şehir içi ulaşımlar için araç kiralamayı tercih edebilirsiniz. Böylece trafiğin olmadığı durumlarda gitmek istediğiniz noktalara vakit kaybetmeden ulaşabilirsiniz. Toplu taşımanın olmadığı yerlerde de kolay ulaşırsınız. Bu konuda İstanbul Atatürk Havaalanı'nda bulunan rent a car firmaları gerekli desteği veriyor. Uçaktan inip işlemleri bitirir bitirmez istediğiniz model aracı alabilir; aracın teslim işlemini de rent a car firmasının havaalanı şubesine yapabilirsiniz. Araç Kiralarken Dikkat Etmeniz Gerekenlerİlk olarak araba kiralama hizmeti alacağınız firma hakkında küçük çaplı bir araştırma yapmanız iyi olur. Benim size önerim referans verebilecek firmaları tercih etmeniz. Aksi halde birçok sorunla karşı karşıya kalabilirsiniz. Araç teslimatı sırasında gereksiz yere istenen belgelerden yüksek ücretler talep edilmesine kadar can sıkıcı bir sürü problemle karşılaşabilirsiniz. Bu tür sorunlarla karşılaşmamak için güvenilir araç kiralama firmalarından biri ile anlaşmalısınız. İstanbul, rent a car firmalarının en çok olduğu şehirlerin başında geliyor. Bu sebeple istediğiniz araç modelini kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Ancak yine de araba kiralayacağınız tarihten birkaç gün önce yapacağınız rezervasyon yaşayacağınız olası problemleri engeller. Konforlu ve sorunsuz bir araba kiralama tecrübesi için Enterprise rent a car firmasından istediğiniz marka ve model için rezervasyon yaptırdığınızı varsayalım. İstanbul Havalimanı'na indiğinizde sorunsuz bir şekilde aracınızı teslim alıp planınızı uygulamaya koyabilirsiniz.. Örneğin ilk durağınız İstiklal Caddesi olabilir. Aracı en yakın otoparka bıraktıktan sonra öncelikle yemek yemeye gidebilirsiniz. Lezzetini kanıtlamış bir dönercide karnınızı iyice doyurup, İstiklal Caddesi'ni arşınlamaya başlarsınız. Saatlerce süren yürüyüşe bir de yol yorgunluğu eklenince en yakın kafenin yolunu tutarsınız. Dinlendikten sonraki durağınızın Florya olmasını öneririm. Sahile yakın bir yere aracı park ettikten sonra Florya'nın muhteşem denizini görebileceğiniz bir kafede oturdunuz diyelim. Ne iş stresi kalır, ne yorgunluk! Bir sonraki güzergahınız ise Büyük Çekmece olabilir. Çekmece'nin o meşhur sahilinde yiyeceğiniz yemek ve yapacağınız yürüyüş sizi kendine getirir. Hem de İstanbul'un kaotik kalabalığından uzaklaştırır. Enterprise Ayrıcalığını YaşayınTatilinizin sonunda ise istemeye istemeye havaalanının yolunu tutarsınız ve Enterprise şubesine aracınızı teslim ederken yaşadığınız güzel anıları beyninize çoktan kazımış olursunuz. Yapacağınız seyahatlerde Enterprise Araç Kiralama firmasını tercih ederek kaliteli ve güvenli bir hizmetle tanışabilir, tatillerinizi daha keyifli hale getirebilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/eskisehir-gezi-notlari.html", "text": "Eskişehir Gezi Notları24 Mayıs 20182 YorumKategori : Yurt içi Seyahatleri8 Eskişehir, yıllardır gitmek isteyip ertelediğim; uçakla gitmek için yakın, araba ile gitmek için uzak bulduğum bir yerdi. O yüzden uzun bir tatil bekliyordum (3-4 günlük) ama uzun tatillerde de genelde yurt dışı planı yapıyordum ve Eskişehir'e bir türlü sıra gelmiyordu. Sonunda 2. kızımı kucağıma aldığım dönemde yurt dışına çıkmak için müsait olmadığım bir tatili denk getirdik ve arabaya atlayıp Eskişehir'in yolunu tuttuk. Sonunda Eskişehir'deyiz! Bu güzel bakımlı ve modern şehir o kadar övülüyordu ki, yüksek beklenti ile gittik. Ama beklentimiz boşa çıkmadı ve kendimizi Avrupa'da bir şehri geziyor gibi hissettik. Şimdi de gördüklerimi anlatma zamanı. İşte size benim gözümden Eskişehir Gezi Rehberi... Eskişehir'e Nasıl Gidilir?Biz Aydın Söke'de yaşıyoruz. Ege bölgesi için Eskişehir biraz ulaşımı güç bir yer. Ankara'ya uçakla gidip hızlı trene binmenin haricinde otobüs ve araba ile ulaşım düşünülebilir. Biz şahsi aracımız ile 6 saatte ulaştık. İzmir'den 5 saatlik araba yolculuğu ile ulaşılabilir. Ankara ve İstanbul'da yaşayanlar çok şanslı, Eskişehir'e hızlı tren ile ulaşabilirler. Hızlı tren ile Ankara Eskişehir arası 1,5 saat, İstanbul Eskişehir arası ise 2,5 saat sürüyormuş. Fiyatlar da gayet ekonomik: 2018 yılı için Ankara Eskişehir hızlı tren bilet fiyatı 31 tl iken, İstanbul Eskişehir hızlı tren bilet fiyatı 46 tl görünüyor. Siz yine de güncel fiyatlar ve tren tarifeleri için TCDD nin sitesini ziyaret etmeyi unutmayın. İzmir'den de Eskişehir'e tren var fakat hızlı değil, yolculuk 12,5 saat sürüyor. Eskişehir'e Ne Zaman Gidilir?Biz nisanın sonunda gittik, çok memnun kaldık. Bahar ayları en iyisidir sanıyorum. Gitmeden önce konuştuğum tüm Eskişehirliler'in uyarısı aynıydı: \"Akşamları serin olur, mutlaka bir ceket alın yanınıza\"Eskişehir akşamları serin olabiliyorEskişehir'de UlaşımMerkezi bir yerde kalırsanız birçok yere yürüyerek gidersiniz, çok da güzel olur. Sadece şehrin biraz uzak noktalarında kalan Kentpark ve Sazova Parkı'na tramvay, otobüs ve taksi ile ulaşabilirsiniz. Eskişehir'de KonaklamaKonaklama için benim önerim Haller Gençlik Merkezi'ne yakın bir yerde kalmak. Buraya yakınsanız birçok yere yürürsünüz ve istediğiniz eğlence mekanına kolayca geçebilirsiniz. Üstelik Eskişehir Gar'ı da buraya çok yakın. Böylece trenden inip direkt otelinize eşyaları bırakıp yürümeye başlarsınız. Konum olarak elverişli olduğunu gördüğüm birkaç otel ismi vermem gerekirse: Ibis otel, Grand Namlı Otel, Arus Otel gibi... Buralarda kalıp memnun olan tanıdıklarım var fakat ben kalmadım, sadece konum olarak iyi olduklarını söyleyebilirim. Eskişehir artık turistik bir şehir olduğu için otelin yanı sıra airbnb üzerinden ev tutmak da mümkün. Biz de böyle yaptık. Hatta kaldığımız ev Grand Namlı Otel'in hemen arkasındaydı. Evin günlüğü bize 200 liraya denk geldi ama ev 5 kişilikti ve biz 2 aile konakladığımız için aile başı 100 tl gibi düşünülebilir. Kaldığımız evin linkini bırakıyorum: https://www. airbnb. com/rooms/20990160Eskişehir'de Ne Kadar Kalmalı?Bence Eskişehir'de gezmek için 2 tam gün yeterli. İlk gün şehir merkezinde görülecek yerler görülür, 2. gün ise parklara vakit ayrılır. Eskişehir'de Gezilecek YerlerEskişehir bir turistin veya gezginin aradığı birçok şeyi sunuyor; parksa park, müze ise müze... Üstelik bu kadar bakımlı bir nehir kenarı Türkiye'nin başka bir ilinde görmedim. Şehrin cıvıl cıvıl bir genç kitlesi var ve üniversitelilere hitap eden bol sayıda kafe bulunuyor. Kafelerden bana hitap edeni... Eskişehir'in çeşitli yerlerinde karşınıza çıkacak heykellerin en meşhurlarından biri \"dedikodu yapan teyzeler\". Ben de hemen muhabbete ortak oldum 😛Yine Türkiye'nin başka illerinde pek rastlamadığım bir detay: Eskişehir engelli ve bebek arabası dostu. Kaldırımlar rampalı filan. Kısacası biz de herkes gibi Eskişehir'i çok beğendik ve canımız Avrupa çekince çıkıp çıkıp gidelim diye düşündük. Peki Eskişehir'de nereleri gezmeli, Eskişehir'i nasıl gezmeli?Ben konaklama olarak da yakınlarını seçtiğim Haller Gençlik Merkezi'ni odaklayarak anlatmaya başlıyorum. Burası eskiden bir meyve sebze hali iken şimdi kafelerin de olduğu bir çarşıya dönüşmüş. Dışı tuğla kaplı otantik bir yapısı var Haller'in. Eskişehir Haller Gençlik Merkezi içiHaller ile Anadolu Üniversitesi arasındaki bölüme \"Bağlar\" deniliyor. Öğrencilere hitap eden bu bölgede pek çok yeme içme mekanı var. Eskişehir'in önemli alışveriş merkezi Espark da bu civarda. Eskişehir'e gelip avm gezecek değiliz elbet ama Espark'ın önündeki \"Altın Ayaklar Sergisi\" ilginizi çekebilir. Türkiye'nin ünlü futbolcularının ayak izlerini, kalecilerin ise el izlerini bulacağınız bu sergi Espark'ın önündeki kaldırımda. \"Holywood'dan neyin eksik Eskişehir?\" diyor, gezmeye devam ediyoruz. Haller Gençlik Merkezi'nden sonra tramvay raylarını da takip ederek sadece yayalara ve tramvaya açık \"Doktorlar\" Caddesi'ne giriş yapabilirsiniz. Buranın haritadaki ismi İsmet İnönü Caddesi fakat Eskişehirliler buraya \"Doktorlar\" diyor. Gayet canlı, Kadıköy'deki Bahariye veya İstiklal Caddesi gibi bir yer. Bazı sokakları Porsuk Çayı'na açılıyor. Üzerinde Kanatlı Alışveriş merkezi isminde küçük çaplı bir avm bile var. Doktorlar CaddesiDoktorlar Caddesi'nin bir arka paralelindeki \"Vural Sokak\" ise \"Eskişehir Barlar Sokağı\" olarak biliniyor. Gece geç saatlere kadar eğlencenin merkezi burası. \"Doktorlar\" ın hemen arkasında \"barların\" olması bana biraz manidar geldi doğrusu 😀 Barlar sokağının başında da başka bir manidar heykel karşılıyor sizi. Barlar sokağı böyle görünüyorGirişindeki heykel ise çok anlamlı bir mesaj veriyor 😉Doktorlar'ın sonunda Porsuk Çayı'na ulaşıyorsunuz. Porsuk Çayı Sakarya nehrinin bir kolu imiş. Çayın kenarında bir ileri bir geri yürüyerek burayı keşfedebilirsiniz. Porsuk nehir kenarına Eskişehirliler'in verdiği isim \"Adalar\". Gerçekten de haritadan bakarsanız göreceksiniz, nehrin üstünde birkaç ada var, sanırım ona istinaden bu ismi verdiler. Adalardan birinde Lületaşı Sanat Merkezi ve Çukur Çarşı var mesela, biz çay bahçesi kısmında mola vermiştik. Porsuk Çay kenarı çok canlı, İzmir kordon gibi. Gece de gündüz de insana yaşama sevinci veren bir atmosfer var. Porsuk kenarını çok beğendik! Geceleri de gençler Porsuk kıyısında oturup gitar eşliğinde \"Sevdan bir ateş\" veya \"Akdeniz akşamları\" söylüyorlar. Çünkü üniversiteli olmak bunu gerektirir. Çiğdem kabuklarını ve çöplerini de toplasalar tadından yenmeyecek bir ortam var! Nehir üzerindeki köprüler rengarenkti. Biz Porsuk kıyısında defalarca yürüdük. Nehirde Venedik misali gondol turu veya normal bot turu da yapılabiliyor. Adalar bölgesinde iken Türkiye'de üretilen ilk otomobil olan \"Devrim Arabası\"nı da ziyaret edin derim. Tülomsaş Fabrikası'nın bahçesinde sergilenen bu araba Eskişehir Garı'na da yürüme mesafesinde. Devrim arabası 1961 yılında birkaç Türk mühendisin çaba ve hevesi ile çok kısa sürede imal edilmiş. Cumhuriyet Bayramı töreninde Cemal Gürsel'in test etmesi amacıyla Ankara'ya getirilen 2 adet arabadan birine yakıt koymayı ihmal etmişler ve Cemal Gürsel arabadayken Devrim Arabası 100 metre ilerleyip durmuş. Cemal Gürsel diğer Devrim'e geçmiş ve Anıtkabir'e, geçiş törenine bu araba ile gitmiş. Ertesi gün manşetlerde ise devrim arabasının 100 m gidip durduğu, onca yatırımın boşa gittiği yazılmış. Proje iptal edilmiş ve biz hep yabancı üretim arabalara binmeye mahkum kalmışız... Şimdi de durum ortada. Hala daha çalışır durumdaki Devrim arabası ile dertleşmek isterseniz araba Tülomsaş'ın bahçesinde, ziyaret saatleri ise bu linkte: http://www. devrimarabasi. com/lokasyon. html. Ücretsiz olduğunu da belirteyim. Eskişehir'in esas turistik merkezi ise Odunpazarı bölgesi. Odunpazarı'na Adalar Bölgesinden yarım saatte yürüyebilirsiniz. Ve yürümeyi düşünürseniz takip edeceğiniz yol Hamamyolu Caddesi. Odunpazarı EvleriOdunpazarı'na ulaştığımızda biz arabamızı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün önüne park ettik ama Kurşunlu Camiisi ve Külliyesi'nin önüne de parkedebilirmişsiniz. Odunpazarı'na tramvayla gelirseniz ineceğiniz durak \"Atatürk Lisesi\" imiş. Otobüsle de geliniyormuş ama hangi hatlar geçiyor onu da gidince sorarsınız artık 🙂Odunpazarı Mahallesi aslında Eskişehir'in \"oldtown\" bölgesi, yani en turistik ve en eski bölgesi. Odunpazarı'nda neler var derseniz, eski Odunpazarı Evleri, hediyelik eşya dükkanları, Atlıhan El Sanatları Çarışısı, butik oteller ve çeşit çeşit müzeler diyebiliriz. Restore edilmeyi bekleyen veya restore edilmiş eski Osmanlı evleriOdunpazarı EvleriAtlıhan El Sanatları ÇarşısıKuzenler Odunpazarı'nda iyi vakit geçirdiPeki ya Bratislava'dan neyin eksik Eskişehir? Butik otellerden en ünlüsü Abacı Konak Otel. Burada konaklamasanız bile restoranından faydalanabilirmişsiniz. Oldukça şık bir yer olduğunu söyleyebilirim. Odunpazarı bir nevi müzeler bölgesi. Burada hangi müzeleri bulabilirsiniz sayalım:Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi: Belediye başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in el emeği balmumu heykeller müzesi Eskişehir'in Madame Tussaud's u. Birçok Türk ünlünün heykelini bulabiliyormuşuz. Ben görmeyi çok isterdim fakat kapısının önünde kilometrelerce kuyruk vardı. Pazar günleri böyle oluyormuş, pazartesi ise müze kapalı. Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Eğitim Karikatürleri Müzesi, Cumhuriyet Tarihi Müzesi, Eti Arkeoloji Müzesi bölgede gezebileceğiniz ilginç müzelerden. Biz Odunpazarı'nı pazartesi gezdiğimiz için tüm müzeler kapalıydı. Odunpazarı'nı da gezdiyseniz günü bitirmek için Eskişehir manzarasına hakim Şelale Park'a gidebilirsiniz. İçindeki şelale yapaymış yalnız uyarayım. Yine de güzel bir park olduğunu duymuştum. Şimdiye kadar anlattığım yerleri Eskişehir'deki ilk gününüzde gezip, ikinci gün Kentpark ve Sazova Parkı'nı keşfedebilirsiniz. Kentpark, içinde plajı olan \"Eskişehir'e deniz geldi\" haberlerinden tanıdığınız yer. Eskişehirli bir arkadaşım Kentpark'taki plajın biraz reklam yüzü olduğunu, sırf erkeklerin gittiğini filan söyledi ama yine de konsept güzel düşünülmüş bence. Ve parkın ortamı da çok hoş. Kentpark'taki yapay plajKentpark'ta gezinti çok huzurluKentpark EskişehirKentparka gitmek için otobüs, tramvay veya taksi kullanabilirsiniz. Kentpark Eskişehir Otobüs Terminali'nin hemen karşısında kalıyormuş. Biz Kentpark'a araba ile gittik ve parkın otoparkına bıraktık arabamızı. Sazova Parkı ise şehrin başka bir ucunda bulunan, Kütahya Eskişehir yolu üzerinde, Disneyland benzeri masal şatosu ile tanıyor olabileceğiniz kocaman bir park. Tam adı Sazova Bilim Sanat ve Kültür Parkı olan bu kocaman parkta tüm gününüzü geçirebilirsiniz. Bence çocuklu aileler mutlaka buraya geniş zaman ayırmalı. Sazova Parkı ve Masal ŞatosuSazova Parkı içinde birçok aktivite var. Parkı 2'ye ayıran yol üzerinde hediyelik eşyacılar ve dondurmacılar varken; yolun bir tarafı müzelere ve hayvanat bahçesine ayrılmış, diğer tarafında ise yeşillikler içindeki park var. Sazova Parkı'na giriş ücretsiz, fakat içindeki aktivitelerin bazıları ücretli. Müzeler bölümünde bulabilecekleriniz: Hayvanat Bahçesi ve Eti Sualtı Dünyası (girişi 10 tl, öğrenci 5 tl), Esminyatürk (3 tl), Bilim ve Deney Merkezi (10 tl tam, 5tl öğrenci), Sabancı Uzay Evi (10 tl tam, 5tl öğrenci), Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi. Yalnız kapanış saatlerine dikkat edelim, çoğu müze akşamüstü 5'te kapanıyormuş. Park bölümünde görecekleriniz ise Masal Şatosu, Korsan Gemisi, çocuk parkları, yapay gölet, kahveci ve çibörekçi gibi... Parkın içinde dolaşan bir de tren var, binip gezebilirsiniz. Sazova ParkıEskişehir'de Neler Yenir?Eskişehir tam bir öğrenci şehri olduğu için her türlü yiyecek içecek bulunuyor ve fiyatlar gayet makul. Yine de Eskişehir'e gelmişken ıskalamamak gereken şeylerden bahsetmek istiyorum. İlki ve en meşhuru tabii ki \"çiğ börek\", Eskişehir'de buna \"çibörek\" deniliyor. Kırım çibörekçisi ve Papağan çibörek en meşhur adresler. Kırım Çibörekçisi Kentpark'ın içinde, Papağan ise şehir merkezinde. ÇibörekBiz Sazova parkının içindeki çibörekçiye gittik. 5 parça börek geliyor. Yanında ise kımız içtik. Çünkü Orta Asyalı köklere sahip olmak bunu gerektiriyordu. Kımızlar İzmir'deki Alaş Kımız Çiftliği'nden gelmiş. Biz oraya da gitmiştik, yazımı okumak isterseniz tık tık.. Diğer Eskişehir ünlüsü \"balaban köfte\" veya \"balaban kebap\". Balaban kelimesi \"iri, büyük, şişman\" anlamına geliyormuş ve bu şişman köfte Eskişehir'de mutlaka denenmeliymiş. Bize önerilen yerlerin başında Abdüsselam Balaban Kebap geliyordu ama bir türlü denk getirip gidemedik. Diğer öneriler: Köfteci Ahmet, Fahrettin Usta, İstasyon Lezzet Durağı, Tatlıdil Köftecisi idi. Ama biz sırf öylesi denk geldiği için Köfte's Balaban diye bir yerde yedik, Odunpazarı'na girişte. Bizim yediğimiz yerde \"balaban kebap\" söylendiğinde köfte ve et parçaları karışık olarak servis edilirken \"balaban köfte\" derseniz sadece köfte geliyordu. Ben kebap söyleyip iki türlüsünü de denemek istedim ama açık ara köfteyi daha fazla beğendim. Denenmesi gereken diğer lezzetler: met helvası, köpük helva ve leblebi tozundan yapılan talkan kurabiyesi. Bunların hepsini Odunpazarı'ndaki Balkan Kuruyemiş'ten denedim ve satın aldım. Leblebili kurabiye biraz ağzı kurutsa da çayla çok iyi gidiyor. Haşhaşlı simit veya çörekler de Eskişehir için önerilmişti. Palmiye fırınından alıp kahvaltınızı Porsuk kenarındaki Lüle Taşı Sanat Merkezi'nin çay bahçesinde yiyebilirsiniz. Eskişehir'de çok geleneksel olmayan normal yeme içme mekanları hakkındaki tavsiyelerime gelince:Kahvaltı için Acıktım kafe ve Gurme Ayten Usta'yı denedik. Acıktım güzeldi fakat Gurme Ayten Usta EF-SA-NE idi. Baya beğendim. Ayten Usta şehir içinde değil tam, arabamızla gittik. Eskişehir standartlarına göre pahalı idi ama yaptığım en iyi kahvaltılardan biriydi. Diğer öğünler için tercih edebilecekleriniz; Traveler's Cafe, Varuna Memphis ve karşınıza çıkacak diğer Varuna şubeleri hep gezgin temalı kafeler. Bence çok hoşlar, seviyorum bu tür yerleri. Zaten Varuna kafelerinin çıkış noktası Eskişehir imiş. Seyahat temalı kafeleri seviyorumHer türlü yiyeceği bulacağınız Passage Kafe ve Eskişehir'e özel hamburgerci Pino Burger denenebilir. Sazova Parkı yakınlarındaki Gaga Restorant da Eskişehir'in şık mekanlarındanmış. Eskişehir'den Neler Alınır?Madem Dolar ve Euro tavan yaptı ve biz yurtdışından alışveriş yapamıyoruz, Eskişehir'de Türk parası harcamanın keyfini çıkarabiliriz. Eskişehir'de lüle taşı çok meşhur. \"Lüle\" nin sözlük anlamlarından biri \"Tütün çubuğu, pipo, nargile vb. nin ucuna takılan, tütün konulan yuva\". Yani Eskişehir'den çıkan bu beyaz taşa \"lüle taşı\" denmesinin sebebi bu taştan çok iyi pipo yapılmasıymış. Ve yurtdışına bile buradan pipo ithal ediliyormuş. Dolayısıyla Eskişehir'den pipo almak isabetli bir tercih olabilir. Tabii ki tütün mamulü tüketiyorsanız. Biz sigara içmiyoruz ama Olgun ara ara pipo içiyor, o yüzden birkaç çeşit pipo aldık. En iyi pipocular Odunpazarı'nda Atlıhan içindekilermiş. Lüle taşı pipo fiyatları 40 tlden başlıyor, 1000 liraya kadar çıkıyor. Tütünle işiniz yoksa, ki bu harika bir şey, lüle taşından takılar almayı da düşünebilirsiniz. Ben uzun zamandır gittiğim yerlerden magnet bile almıyordum. Ama TL harcamanın dayanılmaz hafifliğiyle Eskişehir'den aldım bir tane magnet. Yaşasın yerli turist olmak! Anlayacağınız gezilecek yerlerinin çeşitliliği, sosyal hayatının canlılığı ile Eskişehir her yıl ziyaret edilebilecek, turist olması keyifli bir yer. Biz Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri olan Eskişehir ile tanıştığımıza çok memnun olduk, tekrar tekrar görüşmeyi diliyoruz!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/ozgurlesmenin-en-kolay-hali-ile-tanisin.html", "text": "Özgürleşmenin En Kolay Hali İle Tanışın28 Aralık 20170 YorumKategori : Akıl-Fikir0 Ayaklarınızı yerden kesecek kaç an olabilir? Çok mutlu olduğunuz anların dışında bu anların hepsinde bir yerden bir yere uçak ile seyahat ediyor olmanız oldukça olası. Hem yeni yerler keşfetmek hem de işlerinizi tamamlamak adına yapacağınız seyahatlerinizde önceliğiniz elbette uçak bileti satın almak olmalı. Neticede gideceğiniz yere ulaşımı kesinleştirmeden diğer alanlarda atacağınız adımlar sağlıklı sonuçlar vermeyecektir. İşte tam da bu sebeple uçak bileti almak ama aynı zamanda konforlu ve ucuz bir uçuş gerçekleştirmek seyahat edenlerin en önemli kriterleri arasında yer alıyor. Bir yerden bir yere ulaşmanın en ucuz ve konforlu hali ile henüz tanışmadıysanız belki de henüz AnadoluJet'in internet sayfasına göz atmamışsınız demektir. Konforlu seyahatin ilk adımı olan AndoluJet, hem uygun fiyatlı uçak bileti satışları hem de güvenli uçuşları ile seyahatlerin en büyük sıkıntısını ortadan kaldırmış oluyor. Kendinizi bulutların üzerinde hayal etmekten keyif alır hale geldiyseniz ve bu artık sizin için bir yaşam biçimi halini aldıysa, bu eylemi en iyi şartlar altında gerçekleştirmek istemeniz kadar doğal bir şey olamaz. Bilet almadan önce yapacağınız rezervasyon kolaylığı ile de dikkati çeken bu site ile artık sadece bilet almak değil, gelecek uçuşlarınızı planlamak da çok daha pratik hale gelmiş olacak. Kendinize ve sevdiklerinize hediye edebileceğiniz uçak bileti alımını AnadoluJet internet sitesi aracılığı ile gerçekleştirerek ücret olarak büyük kazanç sağlamanın yanında, konforlu ve güvenli bir uçuş deneyiminin de tadına varmış olacaksınız. Özellikle uzun saatler geçireceğiniz uçağın içindeki konforun önemini benim gibi sık seyahat edenlerin önemsemesi oldukça olası. Yeni rotalar çizmek, kendinizi farklı dünyalarda hissetmek için sahip olmanız gereken uçak bileti ile mümkün olan pek çok farklı adrese kısa zamanda seyahat etme şansını yakalayabileceksiniz. Şimdi arkanıza yaslanın ve gitmek istediğiniz, hayalini kurduğunuz yerleri aklınızdan geçirin. İster hafta sonu kaçamağı ister uzun bir gezi planı olsun hiç fark etmez. Sizin her alanda ve anlamda yanında olan AnadoluJet internet sitesi ile uçak bileti alımı ve kullanımınız çok daha keyifli bir hal alacak."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/ucuz-otobus-bileti-nasil-alinir.html", "text": "Ucuz Otobüs Bileti Nasıl Alınır?12 Aralık 201710 YorumKategori : Genel2 Otobüs yolculuklarını sever misiniz? Benim cevabım hala EVET. Ülkemizde sivil havacılığın ileri noktaya gelmiş olması ve çok sayıda havayolunun uygun fiyatlı uçak bileti sunması otobüs yolculuklarını biraz sekteye uğratsa da bazı durumlarda uçak yerine otobüs kullanmayı tercih ediyoruz. Örneğin:Gideceğimiz yere yakın bir havalimanı yoksa, veya havalimanına ulaşımı zahmetli bir yere gidiyorsakAradığımız tarihte saatte uçuş yoksaUçağa binmeye değmeyecek kadar kısa mesafe bir yere gidiyorsakUçak fiyatları \"uçmuşsa\". Özellikle bayram dönemlerinde ve yazın haftasonu tatili dönemlerindeGece yolculuğu yapıp uyuyarak gitmek istiyorsakUçuş fobimiz varsaBu gibi durumlarda otobüse binmek çok cazip olabiliyor. Hele de:Güzel manzaralı bir yolda etrafı izleyerek seyahat etmekGece boyu kesintisiz uyuyabilmek,1 suyu 7 liraya satan uçak şirketlerine inat ikramlar eşliğinde yola devam etmek, Seyahat esnasında cep telefonu kullanabilmek, Birçok uçağa göre daha konforlu koltuklarda oturmak veOtobüste film izleyebilmek gibi avantajlar düşünüldüğünde otobüs yolculuğu yapmanın birçok keyifli yanı olduğu söylenebilir. Peki otobüs bileti almanın da püf noktları yok mu? Elbette var. Eskiden otobüs bileti almanın tek yolu otogara gitmekti. Otogarda sıra sıra dizilmiş firmalara tek tek fiyat sormak, o fiyatları aklınızda tutmak, bir firmadan diğerine giderken yolda sizi çekiştirip bilet satmaya çalışan kişileri savuşturmak zorundaydınız. Daha sonra en ucuz bileti en uygun saatte sunan firmanın büfesine geri dönüp boş koltuk ve güzergah sorgulaması yapmalıydınız. Olmadı mı, haydi öbür bankoya... Bu karmaşanın artık bitmiş olması ne büyük nimet! Artık Bilet Bayi gibi otobüs bileti arama motorları sayesinde birkaç tıkla en ucuz otobüs biletini güvenli şekilde satın alabiliyorsunuz. Otobüs biletini internetten almanın avantajlarını sıralayacak olursak:Ucuz otobüs bileti bulma: Farklı firmaların fiyatlarını tek ekranda kıyaslar, en ucuzuna kolayca ulaşırsınız. Kampanyalardan yararlanma: Bilet arama motorlarının güncel kampanya fırsatlarına göz atıp indirimlerden yararlanabilirsiniz. Bazen de üyelik oluşturup puan toplarsınız ve sonraki seyahatlerinizde puan kullanıp bedava seyahat edebilirsiniz. Zamandan kazanma: Otogara gitme, firmaların önünde sıra bekleme gibi süreçleri atlayıp çok kısa sürede en ideal bileti satın alabilirsiniz. Sefer saatlerini ve güzergahları sorgulama kolaylığı: Otobüs bileti alırken sadece bilet fiyatı kıyaslamıyoruz; seferlerin saatlerini, otobüsün nerelere uğradığını ve ve yolculuğun kaç saat sürdüğünü de sorgulama ihtiyacı duyuyoruz. Güvenli alışveriş: Güvenilir bir arama motorundan kredi kartınızla alışveriş yaparken endişe etmenize gerek yok. Doğa dostu bir uygulama: Arama motorlarından aldığınız bilet email ve sms olarak telefonunuza gelir. Basılı bilet almanıza gerek kalmaz. Böylece bileti kaybetme stresi yaşamadığınız gibi kağıt harcamadığınız için doğa dostu bir hareketin parçası olursunuz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/kopenhag-gezi-notlari.html", "text": "Kopenhag Gezi Notları12 Ekim 201710 YorumKategori : Danimarka, Genel, Yurt dışı Seyahatleri7 Soğuk yağmur demeden pedal çeviren Dünya'nın en mutlu insanlarının yaşadığı, Lego'nun mucit diyarına düştü bu sefer yolumuz: Danimarka'nın başkenti Kopenhag'a. Mutluluk bulaşıcıdır diye umduk, yanılmadık! Kopenhag'da mutluyuz 🙂Yazımı Kopanhag'da neler yapılır, Kopenhag kaç günde gezilir, Kopenhag'da gezilecek yerler ve Kopenhag'da neler yenir başlıkları altında toplayacağım. Yararlı bir Kopenhag gezi rehberi olmasını dilerim. Öncelike Danimarka hakkında birkaç kültürel bilgi vermek istiyorum. Kopehag'da bisiklet kullanımı çok yaygın. Yerel halk bisikletle 1 günde toplam 1.340.000 km yol yapıyormuş. Bu uzunluk, dünyanın çevresini 31 kez dönecek olursanız katettiğiniz miktar. Bisiklet dostu bir şehir: KopenhagDevlet arabalardan %150 vergi aldığı için özellikle bizim nesilde araba almak hiç \"in\" değil. Böylece bizim gibi \"iyi bir arabaya binmek\" için çok çalışmak zorunda kalmıyorlar, hatta aksimize bisiklete binip aktif bir yaşam sürüyorlar. Dağlık bir ülkede yaşamamaları da büyük şans tabii, dümdüz yolda sürüp gidiyorlar bisikleti. Yine de hava şartlarını düşününce \"helal olsun\" demeden geçemiyorum, zira biz en ufak bir yağmur çamurda ya evlerdeyiz, ya da avmlerde. Tabi bunda alt yapı sorunumuzun da etkisi vardır biliyorum ama neyse, çok derine inmeyelim. Adamlar sportif işte, kabul edip saygı duymak lazım! Bisikletlinin bu kadar bol olması bana Amsterdam'ı anımsattı. Kopenhag'ı bisikletle gezmeyi de düşünebilirsinizDanimarka'nın \"hygge\" kelimesinin çıkış noktası olması da tesadüf değil. Hygge terimi ile tanışmadıysanız bir ayağımın tozuyla hizmeti daha! Hygge ne demek derseniz, \"samimi olduğunuz birileri ile sıcak, rahat, huzurlu anların tadını çıkarmak\" olarak tarif edebilirim. Türkçe'de tam da karşılığı olmayan bir kelime, İngilizce'deki \"cozy\" ile eşleştirilebilir. Bu hygge teriminin ne denli meşhur olduğunu anlamak için instagram'daki #hygge hashtagine bakabilirsiniz. Ve bence bu terimi öğrenmişken kendinize bir hygee anı hediye edin ve mesela akşam mum ışığında yemek yiyin 🙂 Veya güneşi güzel bir manzarada batırırken sevdiğiniz içeceği yudumlayın, battaniyenin altında sevdiğinizin elini tutup hafif bir müzik açın filan... Sonuçta Danimarkalılar kadar mutlu olamasak da anın tadını çıkarmak bizim de hakkımız değil mi 😛Kopenhag'ı anlatmaya geri dönecek olursak, öncelikle neden buraya gittiğimizi açıklamak isterim. Ramazan bayramında 1 haftalık bir tatil fırsatımız vardı. 1 hafta uzaklara gitmek için kısa, ama yatıp dinlenmek için de uzun bir süre. Keşfetmek bizim için çoğu zaman dinlenmekten önce geldiği için ve klasik Avrupa şehirlerinden sıkıldığımız için bu sefer Avrupa'nın farklı bir yüzünü görelim istedik. Ve doğa odaklı bir Norveç planı yapmaya karar verdik. Norveç gezimizin başlangıç noktasını da Kopenhag olarak planladım, çünkü İzmir'den direkt uçabiliyorduk, bilet fiyatı da uygundu. Ayrıca Kopenhag'da yaşayan Danimarkalı bir arkadaşım var, onu da görmüş olurum diyerek Kopenhag'dan başlayıp Norveç fiyortlarına uzanan bir program yaptım. Kopenhag gezimizin bonusu: Eski dostum Line ve kardeşi AnneBiz Line ile 2005 yılında bir kültürel değişim programı kapsamında Amerika'da bir ailenin evinde 1 ay birlikte yaşamıştık. Sosyal medya üzerinden arkadaşlığımızı sürdürdükten bir süre sonra kardeşi ile Türkiye'ye geldiler, bizde kaldılar. Line ve Anne benim gözümde Danimarkalılar için çok pozitif örnekler; çünkü inanılmaz yardımsever, düşünceli ve kibar insanlar. Hatırlarsanız Danimarkalı bir karikatürist Hz. Muhammet ile dalga geçen bir karikatür çizmişti. O zaman çok mahcup bir şekilde bana mail atıp neredeyse onun adına özür dileyecekti. Toplumsal konulara oldukça duyarlı ve kültürlü insanlar. Tüm Danimarka böyle mi bilmiyorum ama benim tanıdıklarımın böyle olması tabii ki ülkeye karşı hayranlığımı arttırdı. Yine de gitmişken sordum, gerçekten çok mu mutlusunuz, hiç mi derdiniz yok diye... Aslında Anne o sırada iş arıyordu ve kalifiye birinin iş bulmasının o kadar da kolay olmadığından, rekabetin çok olduğundan bahsetti. Gözlemlediğim kadarıyla bizden en büyük farkları şu: Danimarkalı insanların gelecek kaygıları yok. Terör devamlı enselerinde değil, çocuk doğurursak hangi okula gider diye dertlenmiyorlar. İşsizlik maaşları geçinmeye fazlasıyla yetiyor, yıllık izinleri de, doğum izinleri de gayet uzun ve baba ile paylaşılabiliyor. Ülkenin durumu oldukça stabil ve Türkiye'nin bu kadar değişken olmasına inanamıyorlar. Kopenhag'a yine dönecek olursak 🙂Biz bu tatilimizde İskandinavya'ya Kopenhag'dan giriş yapmış bulunduk. Yazın görmemizin etkisiyle Kopenhag'ı beklediğimden daha renkli ve canlı buldum. 2 gün ayırdığımız bu şehir, gezmesi kolay, rahat, bebek ve çocuk dostu bir yer olarak hafızamda yer etti. Pahallılık konusu ise doğruymuş arkadaşlar! Konaklama fiyatları feci cep yakıyor, ulaşım maliyetleri de yüksek ama yeme içme konusunda biraz kaliteyi düşürerek normal Avrupa standartlarında harcamak mümkün. Danimarka'nın para birimi ise Danimarka Kronu. 2017 haziran kurunda 1 DK 56 kuruşa tekabül ediyordu. Biz kabaca fiyatını gördüğümüz şeyleri 2 ye bölüp üzerine biraz ekleme yapıyorduk. (300 DK 166 tl gibi...). Ama ben yazıyı yazana kadar 300 DK 175 lirayı bulmuş... Danimarka'ya giderken yerel saatin bizden 1 saat geri olduğunu aklınızda bulundurun. Kopenhag'a ne zaman gitmeli? Kopenhag'da ne kadar kalmalı?Kışın dondurucu soğukların hastası değilseniz bence Kopenhag'a kesinlikle yazın gitmeli. \"Ama ben sıcağı hiç sevmem\" diyenleri çok memnun edecek bir yaz kavramı var burada; polar üzerine mont giydiren cinsten bir yaz. Yazın gezmenin meteorolojik avantajını bir yana bırakalım, havanın kararmak bilmemesi geç saatlere kadar gezebilme imkanı doğuruyor. Hem de beyaz gece deneyimi yaşamış oluyorsunuz. Bahar aylarında gitmeyi de düşünebilirsiniz belki ama kışın gideceğiniz Kopenhag gezisi şehir gezisinden ziyade \"müze gezisi\"ne dönüşebilir. Tabi siz bundan şikayetçi olmayadabilirsiniz, çünkü Kopenhag birbirinden güzel müzelere ev sahipliği yapıyor. Fakat şehirlerin sokaklarından ve parklarından zevk alan biriyseniz yaz mevsimini tercih edin derim. Kopenhag'ı bir yaz günü gezmenin avantajı olarak 2 tam günde yapmak istediğim her şeyi yapabildim, 1,5 yaşındaki Ekin'e rağmen. Siz çocuksuz gidiyorsanız benden daha fazla şey yapabilir, birkaç müze de görebilirsiniz. Bence şehri gezmek için 2 gün ideal bir zaman, ama 3-4 gün de sıkmaz. Tabii Legoland'e gitmeyi düşünüyorsanız +1 gün eklemelisiniz. Biz Kopenhag'a 2 gün ayırmıştıkKopenhag'a nasıl gidilir?Ülkemizden uçakla gitmek en mantıklısı. Thy, Pegasus ve Sunexpress ile direkt ulaşmak mümkün. Yaz sezonu olduğu için belki de bayram dönemi olduğundan biz İzmir'den direkt uçak bulduk ve bu durum bizi çok mutlu etti. Uçuşumuzu Sunexpress Havayolları ile gerçekleştirdik. Kopenhag Havalimanı'ndan şehir merkezine ulaşımÇocuğumuz olduğundan beri gezdiğimiz ülkelerde havaalanından ulaşımı hep taksi ile sağlıyorduk ama burada Danimarka pahallılığı devreye girince işler değişti. Toplu taşıma bile taksi fiyatı olunca yüklendik bavulları ve bebek arabasını tuttuk metronun yolunu. Bizim kalacağımız yer Norreport İstasyonuna çok yakın olduğu için metroyu tercih ettik. Şehrin turistik merkezlerine ulaşmak için M2 metrosuna binip Norreport durağında inebilirsiniz. Yolculuk 15 dakika sürüyor, bileti biletmatiklerden bozuk para ile veya kredi kartı ile alabiliyorsunuz. Norreport MeydanıEğer gideceğiniz yer Tivoli Park'a veya Kopenhavn H isimli merkez tren istasyonuna yakınsa trenle merkeze ulaşmayı da düşünebilirsiniz. Trenler de 15 dakikada şehre ulaşıyor. Bir de 5A isimli otobüs var. Kalacağınız yer gereği otobüse binmek gerekmiyorsa bence tren ve metro daha mantıklı. Bu arada eğer Kopenhag'da bavullarınızı bırakacağınız bir yer bulmanız gerekiyorsa merkez tren istasyonunda bu hizmet veriliyor. 1 büyük boy locker dolabın günlüğü 70 dkk (9 euro gibi). Kopenhag'da Toplu TaşımaOtobüs, tren ve metro sistemleri mevcut. Günlüğü 130 dkk olan kartlardan alıp dilediğinizce inip binebilirsiniz. Biz 1 gün yürüyerek hareket ettik, 2. gün toplu taşıma kartı aldık. Bisiklet kiralayarak gezmek de iyi bir fikir. Kopenhag'da KonaklamaÇok pahalı diyerek başlamak istiyorum sayın okuyucu! Şehrin merkezi noktalarının yanı sıra Vesterbro ve Norrebro semtlerini de değerlendirebilirsiniz. Özellikle ben Norreboro'da birçok seçenekle karşılaştım ve gezerken o bölgeyi sevdim. Biz yine bebekli seyahat geleneğimizi bozmadık ve airbnb. com dan ev tuttuk. Bu çok kolay olmadı çünkü Kopenhag'daki birçok ev sahibi evinin çocuk için uygun olmadığını işaretlemiş. Üstelik airbnb profilimiz gayet düzgün olduğu halde 5 kişiden filan red yedik. En sonunda en pahalı seçeneğe mecbur kaldık: Norreport istasyonunun hemen yanında yani süper lokasyonda; asansörlü, ev sahibi ile paylaşmak zorunda olmadığımız çocuk kabul eden bir evdi. Fiyatı da bu özelliklerini fazlasıyla yansıtıyordu, hayatımda kaldığım en pahalı airbnb evi olmasının yanı sıra en kirlisiydi de... Kısacası: Konaklama konusunda size çok yararım dokunamayacak. Tek yapabileceğim uzak durmanız için kaldığımız evin linkini koymak. Buyrun tık tık. Kopenhag'da Gezilecek YerlerTuristik anlamda çok da büyük şeyler vadetmeyen bir yerdeyiz aslında. O yüzden kısa sürede gezip bitirebileceğiniz bir yer Kopenhag. Gezilecek yerleri hemen kısa kısa anlatayım. Yazının en sonunda ise neyi hangi sıra ile yaptığımızı anlatıyor olacağım. Ne yapacağını bilemeyenler için bir çark yapmışlar, çarkı çeviriyorsunuz ve şansınıza ne çıkarsa oraya gidiyorsunuz. Resmi yaklaştırıp listeye alabilirsiniz seçenekleriTivoli Park:Biz Kopenhag'a cumartesi akşamı ulaştık ve eşyalarımızı bıraktığımız gibi soluğu meşhur şehir parkı Tivoli'de aldık. Tivoli parkın kapılarından biriŞok yaşamamak için bilin ki Tivoli Park 24 eylülden 6 nisana kadar kapalı. Sadece Cadılar bayramı döneminde, Christmas'da ve şubat ayında belli tarihlerde açılıyormuş. Kopenhag'ı yaz mevsiminde gezin diye boşuna demiyorum 🙂Ve yine şok yaşamayın ki bu parka giriş ücretli. Ben Tivoli'yi normal bir şehir parkı sandığım için girişte para verirken şaşırdım. Giriş 120 DK, bizim gittiğimiz tarihte 16 euroya tekabül ediyordu. Eğer içeride lunapark tarzı aktivitelerden faydalanmak istiyorsanız daha pahalı bir bilet almanız gerekiyor. 8 yaşın altındaki çocuklardan ücret alınmıyor. Tivoli Park, KopenhagTivoli'ye \"Park\" demek biraz haksızlık, burası 1840'larda kurulmuş bir eğlence kompleksi. İçinde lunapark gibi oyuncaklar, yeşil alanlar, restoranlar, konser alanları vs var. İçindeki yapılar çeşitli ülkelerin mimari konseptlerini yansıtıyor. Tivoli sadece turistler için değil, her kesimden yerel halkın da severek zaman geçirdiği hoş bir yer. Bu parkta Kraliçe Margrethe da doğum günü kutlaması yapabiliyor, Danimarka'nın en düşük gelir seviyesine mensup birileri de eğlenmeye gelebiliyor... Walt Disney bile bu parkı gezmiş ve ilham alarak buna benzer bir şeyler yapmaya karar vermiş. Ardından Amerika'da ilk Disneyland'i kurmuş. Yani Tivoli Park olmasaymış Disneyland da olmayabilirmiş. Tivoli Park, KopenhagTivoli Park, KopenhagBiz içerideki restoranlardan birinde yemek yedik, parkı turladık. Çocuklar için gerçekten muhteşem bir yer, Ekin çok eğlendi. Önce ördekleri sevdikSonra ksilofon çaldıkEşki şehir bölgesi ve Stroget Caddesi:Avrupa'da her şehrin sadece yayalara açık eski şehir konseptli bölgesi olur ya, Kopenhag'da da orayı gezmeden dönmeyeceğiz tabii ki. Indre By olarak bilinen bu muhitin ana damarı Stroget Caddesi. Avrupa'nın en uzun ve en eski yaya yollarından biri olan Stroget caddesi önemli markaların mağazalarını bulunduruyor, tam bir alışveriş caddesi denilebilir. StrogetStroget Caddesi, City Hall Square'den başlıyor, The King's Square'de son buluyor. Sadece Stroget Caddesini değil, ona bağlantılı olan yaya yollarına girip çıkmalısınız. Bu bölgedeki önemli turistik noktalardan biri de Rundetaarn yani The Round Tower. Burası Avrupa'nın en eski gözlem kulesi. Dönen bir koridorla yokuş çıkıyorsunuz, en üste ulaştığınızda da Kopenhag manzarası buluyorsunuz. Çok mu muhteşem bir manzara, bence değil. Ama dönen koridor güzel ve fotojenik. Round Tower'ı tırmanıyoruzVe Kopenhag manzarasına ulaşıyoruzSpiral yokuşu çıkarken binanın mimarisini epey etkileyici bulduk. Binanın içinde bir kaç yerde karşınıza çıkan sanat sergileri ise soluklanma fırsatı sunuyor. Bebek arabası ile yukarı kadar çıkmak mümkün, son kısımda birkaç basamak merdiven var o kadar. The Round Tower girişi 25 DKK (3,5 euro gibi 2017)Eski şehir bölgesinde gezerken sokaklara kafanıza göre girip çıkmak en zevklisi fakat Snaregade ve Magstraede Caddelerini es geçmediğinizden emin olun.. Buraları en eski caddeler olarak biliniyor ve çok da şirin ve fotojenikler. Magstraede CaddesiKopenhag Sokakları ve renkli evleriNyhavn:Kanal kenarında rengarenk evlerin yanyana dizildiği simge muhit Nyhavn, Kopenhag'ın en turistik, en canlı, en eğlenceli yeri. İsmi \"yeni liman\" anlamına gelse de burası 1600lü yıllarda tasarlanmış. Nyhavn bölgesi Kopenhag'ın en turistik, en renkli yeriKalabalığa bakar mısınız! Bu renkli evlerden 9 numaralı olan muhitin en eski yapısıymış.20 numaralı ev ise ünlü masal yazarı Christian Andersen'in yaşadığı ev olarak biliniyor. Prenses ve bezelye tanesi masalı burada yazılmış mesela. Christian Andersen bu muhitteki 67 ve 18 numaralı binalarda da yaşamış. Nyhavn'da pencereleri can yelekleri ile kaplanmış bir bina çok dikkat çekiyor. Bir sanatçının mülteci sorununa dikkat çekmek için yaptığı bu dekorasyonda kullanılan can yelekleri Yunanistan'ın Midilli adasının kıyısından toplanan can yelekleriymiş. Yani bu binanın üzerindeki yeleklerinin tümü Türkiye'den yola çıkmış olmalı diye düşünüyorum. Turuncu siyah can yeleklerine dikkat! Türkiye'den yola çıkıp nereye konmuşlar... Nyhavn atmosferini yeterince soluduysanız ve şehrin önemli yapılarını bir de kanallardan görmek isterseniz kanal turlarının başlangıç noktası burada. Kopenhag'da kanal turu sadece tursitik bir aktivite değil, lokallerin de sıkça yaptığı bir şey diye duymuştum. Hakikaten de arkadaşım Line her yıl en az bir kere kanal turu yaptığını söyledi ve ekonomik olduğu için bize Netto firmasının turlarını önerdi. 1 saatlik kanal turunun 6 euroya tekabül eden bir tutarda olması hakikaten Danimarka standartlarına göre ucuz bir fiyat, hava güzelse mutlaka yapın derim. Kanallarda gezmek çok keyifliKanal turundan manzaralarKüçük Deniz Kızı Heykeli ve Gefion Çeşmesi:Nyhavn'dan 1.5 km yürüyerek deniz kıyısındaki küçük deniz kızı heykeline ulaşabilirsiniz. Küçük Deniz Kızı aslında Christian Andersen'in bir masalının kahramanı. Heykel oldukça küçükmüş ve birçok turisti hayal kırıklığına uğratmış. O yüzden ben bu heykeli görülecekler listeme koymadım. Yine de katıldığımız tekne turu ile önünden geçtik, deniz kızı karaya baktığı için biz onu sırtından görmüş olduk. Size tavsiyem hava kötüyse hiç o kadar yol tepip küçük deniz kızı heykelini görmeye gitmeyin. Ama güneşli güzel bir hava varsa ve yürüyüş yapmak istiyorsanız gidip bir fotoğrafını çekin. Oraya kadar gitmişken de heykele yakın konumdaki Gefion Çeşmesi'ne bir selam vermiş olursunuz. Mitolojiye göre Tanrıça Gefion 4 oğlunu öküze çevirerek İsveç'ten toprak koparmış ve Kopenhag'ı yaratmış. Gefion Fountain yani \"Gefion Çeşmesi\" bu hikayenin anısına yapılmış. Saraylar :Avrupa'nın en eski monarşisi Danimarka hanedanlığına ait pek çok saray bulunuyor Kopenhag'da. Saraylara aynı zamanda \"kale\" deniliyor. Buraların belli kısımları ziyarete açık. Bunların bazıları:Christiansborg Sarayı: Eski saray, şu anda parlamento binası olarak kullanılıyor. Christiansborg SarayıRosenborg Sarayı: Kral 4. Christian'ın yazlık olarak yaptırdığı fakat sadece 2 kere kullanılmış olan bu sarayda şu anda kraliyet mücevherleri sergileniyor. Rönesans mimari stilini yansıtan bu sarayın salonları ve antika objeleri etkileyiciymiş. Gezmek isterseniz müze kısmı pazartesi günleri kapalı, giriş ücreti 12 euro. Rosenborg KalesiKral 4. Christian, Danimarka tarihinin en renkli hükümdarlarından biriymiş ve 1600lü yıllarda şehrin en büyük imar hareketini gerçekleştiren kişiymiş. Onun tarafından yapılmış eserlerde C4 amblemi görebilirsiniz. Biz Rosenborg Sarayı'nı gezmesek de onun ünlü bahçesini görmeden dönmedik. \"The King's Garden\" veya \"Kongens Have\" olarak geçen bahçenin fotoğrafları aşağıdaki gibi... Kralın'ın Bahçesi'ndeyizThe King's Garden, KopenhagRosenborg sarayının hemen arkasında bizim gitmediğimiz \"Botanisk Have\" yani botanik bahçesi de ücretsiz gezebileceğiniz bir yer. İçindeki cam evler ilginçmiş, buraya gelmişken göz atabilirsiniz. Amelienborg Sarayı: Şu anda tahtta olan (2017) Kraliçe 2. Margrethe'ın yaşadığı saray. Amelienburg sarayı hepsi aynı meydanda bulunan 4 binadan oluşuyormuş. Bu binalardan birisi müze olarak ziyarete açık. Nyhavn'dan Küçük deniz kızı heykeline yürürseniz Amelienborg sarayı yol üzerinde kalıyor. Danimarka dünyanın en eski monarşisi, Danimarka bayrağı da hala kullanılan en eski bayrak olma özelliğinde. Sembolik de olsa varolan kraliçeleri konusunda halk ikiye ayrılıyor: Bir kısım kraliçe ve ailesini finanse etmekten muzdarip. Line'ler ile ne zaman buluşsak bu konu açılıyor ve gözlerini açarak diyorlar ki, \"sadece kraliçe değil, onun 2 oğlu ve oğullarının 4'er tane çocuklarını da finanse ediyoruz\". Biz de onlara \"Ay dert ettiğiniz şeye bak şekerim hepi topu 13 kişiye bakıyorsunuz, biz başımızdakilerden kaç tanesinin 7 sülalesini beslediğimizi bilmiyoruz bile\" diyemedik... Özgür bölge Christiana:Burası hakkında çok şeyler yazılmış, bize de okumak düşmüştü. \"Free Town Christiana\", adacıklardan oluşmuş Kopenhag'ın \"Christianhavn\" adacığında kurulmuş bir kapalı özerk bölge. Danimarka kurallarının değil, Christiana kurallarının geçerli olduğu bu bölge; hippi ruhunun ve komün yaşamın hakim olduğu, esrar satışının yasallaştığı bir yer. Açıkçası biz ordayken içeride bir polis baskını vardı. O yüzden ben çok da özerkliği hissedemedim, \"hani Danimarka kuralları burada geçerli değildi?\" diye düşünmeden edemedim. Gerek içinde bulunduğumuz gergin ortam, gerekse içerinin turist dolup taşmış olması benim beklediğim \" barışçıl komün yaşam\" imajını sağlamadı ama evet, her yer ot kokuyordu 🙂Fotoğraf çekmenin yasak olduğu söylense de gayet çekilebilir. Sadece Pusher Street'te çekmek yasakmış. Burası da uyuşturucu satışının en yoğun yapıldığı yer olduğu için. Diğer yerlerde bildiğiniz hediyelik eşya standları filan var. Yanımızda çocuk, burnumuzda ot kokusu, bir de polis baskını ve insanların gerginliği eklenince bizim için pek eğlenceli bir gezinti olmadı. Christiana'yı hayal kırıklığı içinde terkedip Avrupa Birliğine giriş yapıyorum 🙂 Free Town Cristiana, Cristianhavn isimli adacığın içinde eski bir askeri kışla aslında. Bu adacıkta dikkatinizi çekecek diğer bir yapı da Church of our Saviour. Dönen kulesine tırmanıp Kopenhag manzarasına bakabilirsiniz. Biz Round Tower'a çıktığımız için buna gerek duymadık. Church of Our Saviour, CopenhagenParklar ve Norrebro:Güneşli bir havada Kopenhag'da olmanın avantajını kullandık, parklara uğradık. Mezarlıklar bizim kültürümüzde ürkünç yerlerdir ama Kopanhag'da öyle değil. Assistens Mezarlığı aynı zamanda bir şehir parkı, çocuğunu ve köpeğini gezdirmeye gelen insanlarla dolu. Biz de gidip şöyle bir dolaştık. Andersen'in mezarı da burada. Haritada Assistens Cemetery olarak arayabilirsiniz. Assistens Mezarlığı'na kadar gelmişken şehrin yeni \"hip\" bölgesi Norrebro'yu da biraz keşfetmek lazım. Göçmenlerin muhiti iken şimdilerde pek çok kahveci, sanat galerisi ve butiklerin yer almaya başladığı bu semtin en popüler caddeleri Elmegade ve Jaegersborggade. Norrebro'yu Berlin'in Kreuzberg'ine benzetmek mümkün. Pek çok kebapçı göreceğiniz gerçeği bile değişmiyor 🙂NorrebroYine Norrebro'da ilginç bir park var, uğramalısınız: \"Superkilen Park\"Ben Olgun'un fotoğrafını çekerken, O da beni çekmişVesterbro ve Meatpacking District:Vesterbro semti de şehrin önemli eğlence merkezlerinden. Tivoli Parkı, merkez tren istasyonunu içine alan ve onların batısında kalan bölgeye deniliyor. Biz sokaklarında gezip birkaç kere yemek yedik bu bölgede. En canlı caddeleri Vesterbrogade, Vaernedamsvej, Sonder Boulvard, Istedgade. İlginizi çekerse Carlsberg Museum da buralarda. Merkezden Vesterbro'ya giderken Palads Biograferne isimli pembeli sinema salonunu mutlaka görün. Meatpacking District ise Vesterbro semtinin ve aynı zamanda Kopenhag'ın gece hayatının merkezi. Kaliteli restoranların ve klüplerin olduğu Meatpacking District'in tam olarak neresi olduğunu saptamak için şu mekanları arayabilirsiniz: Warpigs, Tommi's Burger Joint, KB18 vs... Müzeler:Buz gibi bir Kopenhag gününe denk geldiyseniz tabii ki soluğu müzelerde almak isteyebilirsiniz. Öne çıkanlar Ny Glyptotek, National Gallery, The David Collection ve şehir dışında kalan Louisiana Museum of Modern Art. Hepsine gitmeyi düşünürseniz Cophenag Card gibi bir şey almayı düşünebilirsiniz. Biz Ekin'i National Aquarium'a götürmeye niyetlenmiştik ama sonra parkın birinde çok oyalanıp gidemedik. Kopenhag'da Yeme İçmeDünya'nın en iyi restoranlarının demeyeceğim, resmen dünyanın en iyi restoranının bulunduğu yerdeyiz. Meşhur Noma bu ünvanı defalarca haketmiş. Dünyadaki tek Thai food konseptli Michelin yıldızlı restaurant da Kopenhag'da, Norrebro'daymış. İsmi \"Kiin Kiin\". Tabii ki bunlar pahalı seçenekler. \"Bize daha ucuzlarıyla gel\" diyorsanız nerede yenirden önce \"Kopenhag'da ne yenir\" onu söyleyeyim. Danimarka mutfağı aslında daha çok domuz ve patates üzerine. Bu seçenek bize pek uymadığı için onu geçiyorum. Kopenhag'a gitmişken mutlaka denenesi şey ise \"smorrebrod\" olarak bilenen açık sandiviç. Bu yemek bir dilim ekmek üzerine konmuş çeşitli malzemelerden oluşuyor. Smorrebrod, yani açık sandiviç. Sunumları da oldukça başarılıBiz Danish food deneyimini oralı arkadaşlarımız Line ve Anne ile yaşadık. Bizi Tivoli Parkta Socafeen isimli restorana götürdüler. Bizim aç geleceğimizi tahmin edip önceden yemekleri sipariş bile etmişler. Denememiz için 10 porsiyon başlangıç tabağı ısmarlamışlar. Ana yemeğe gerek duymadık tabii ki sonrasında. Soframız şu şekildeydi:Bizim için sipariş verdikleri şeyleri not aldım, belki siz de bu restorana veya bir başkasına giderseniz denemek istersiniz: Pickled herring, Fish fillet with shrimp, Smoked Salmon, Crayfish salad, Eggs and shrimps, Potato sandwich, Roast Beef. Bunların hepsi başlangıç menüsündendi, onu tekrar hatırlatayım. O gün hesabı onlar ödediler o yüzden bu yemek ne kadara maloldu bilemiyorum. Biz sabah kahvaltılarını evde yaptık hep. Supermarket olarak Irma ve Netto marketlerini kullandık. Diğer öğünlerimizi de mümkün olduğunca ekonomik halletmeye çalıştık. Bir öğlen turistik de olsa üşüyüp Ekin'in karnını acil doyurma ihtiyacı duyduğumuz için Stroget'in başlangıcındaki TGI Friday's e gittik. Tek porsiyon bir şey söylediğimiz için kısmen ekonomik harcamış olduk. Diğer öğlen yemeğimizi ise kanal turu esnasında uzaktan görüp beğendiğimiz Papiroen'de, yani \"Copenhagen Street Food\"da yedik. Burası kapalı bir alan, ama önünde kanal kenarında da banklar var. Adı üstünde \"sokak yemeği\"konseptinde. İçinde dünya mutfaklarından büfeler var, self servis yemek alıp banklarda yiyorsunuz. Ne yiyeceğinize karar vermek gerçekten zor, fiyatlar Kopenhag standardına göre uygun. Kişi başı 10 euroya doyulabiliyor. Biz Christiana'yı gezdikten sonra buraya yürüyerek ulaştık. Copenhagen Street Food bu binanın içinde. Hava güzelse dışarıda da oturulabilir. Yine böyle kapalı pazar yeri mantığındaki yerleri seviyorsanız Norreport istasyonunun yanında \"Torvehallerne\" hem yemek yiyip hem de alışveriş yapabileceğiniz bir yer. Torvehallerne, Kopenhag Akşam yemekleri için de yine pek lokal takılmadık, bir akşam Olgun'u mutlu etmek için sushi yedik, bir diğer akşam da istediğimiz restoranda yer bulamayınca hemen karşısındaki Vietnam restoranına gittik. Beğendiğimiz yer CoFoCo idi. Karşısındakine gitmek çok daha ucuza maloldu tabii 🙂Yine yolda görüp beğendiğimiz \"Höst\" isimli restoran da isminin aksine gayet romantik bir ortam vadediyordu, tekrar gidersem orada yemeyi düşünebilirim. Kısacası Kopenhag'da her bütçeye uygun her çeşit yemeği bulabilirsiniz. Biz yemek konusuna çok önem vermediğimiz için önereceklerim şimdilik bu kadar. İçecek olarak kahve Danimarka'da da çok popüler. Coffee Collective için ölüp biten bir güruh olunca biz de gidip deneyelim dedik. Kahve uzmanı olduğumu söyleyemeyeceğim ama ortam tam İskandinav atmosferindeydi. Yeri Norrebro'da. Kopenhag'dan Neler AlınırBen seyahatlerden alışveriş yapmama geleneğimi burada da sürdürdüm. Lego'nun memleketi diye daha ucuz olabileceğini düşünüp Stroget'deki mağazasına girdik ama Türkiye'den daha ucuz kesinlikle değildi. O yüzden bir şey almadık. Genel olarak İskandinav ülkeleri tasarım konusunda çok başarılılar. Arkadaşım Line bize yıllar önce \"Normann\" isimli bir mağazadan bir kase getirmişti ve çok ünlü bir Kopenhag markası olduğundan bahsetmişti. Onun mağazasına gitmek isteyebilirsiniz. Stroget'de gezerken ilginizi çekecek mağazalara girip çıkabilirsiniz ama bence alışveriş Kopenhag'da pek de mantıklı bir şey değil. Son olarak neyi hangi sıra ile yaptık onu yazayım ve Kopenhag ile vedalaşıp Norveç cenneti ile buluşalım:Cumartesi akşam: Tivoli parkPazar günü: Indre By civarı, Stroget civarı sokaklarda gezinmeRound TowerNyhavn gezintiKanal turuVesterbro'da akşam yemeği ve biraz gezinip eve dönüşPazartesi: Bavullarımızı Copenhag tren istasyonuna bıraktıkFree Town Christiana (9A numaralı otobüsle ulaştık)Copenhagen Street FoodAssistant CemeteryNorreboro keşif, Coffee Collective de kahveCoffee Collective'in karşısındaki parkta epey bir vakit geçirdik Ekin'le, siz bu zamanı daha farklı harcayabilirsinizSuperkilen ParkMerkeze yürüyüş ve Vesterbro sokaklarında yemekBergen için uçağa biniş 🙂Bergen'de buluşmak üzere, esen kalın 🙂 Hoşçakal Kopenhag! Seyahatlerimi takip etmek için beni Instgram'da bulabilir, Facebook sayfamı takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/lizbon-gezi-notlari.html", "text": "Lizbon Gezi Notları14 Haziran 201717 YorumKategori : Portekiz, Yurt dışı Seyahatleri10 Portekiz'in başkenti Lizbon gezimizi Instagram'da bolca paylaşmış olsam da hala yazacak şeylerim var! Öncelikle bizi Lizbon'a hangi rüzgar attı ondan bahsedeyim: Thy ile sık seyahat edince Miles and Smiles kartımızda miller birikmiş ve bir kısmının da son kullanma tarihi geçiyor idi. Hal böyle olunca bu milleri en efektif nasıl kullanabilirim diye düşündüm. Miles and smiles milleri ile bilet alırken hatrı sayılır miktarda vergi ödediğimizi göz önünde bulundurunca Pegasus'un veya diğer low cost havayollarının gitmediği bir yere gideyim istedim. Çünkü Paris'e filan bilet almaya kalksam ödediğim vergi ile muhtemelen başka havayolundan bilet alabiliyor olurdum. \"Harcadığım millere yazık olmasın\" mantığıyla Portekiz'de karar kıldım. Zira 2 kişi için 800 liraya Lizbon bileti almış olduk. Bileti 2016'da almıştım, bebek için de 300 lira vergi ödedik ekstradan. Bekle bizi Lizbon! Lizbon'u seçmekle sadece ekonomik değil, duygusal anlamda da iyi yaptığımı düşünüyorum. Kasıntı ve kurallı Avrupa şehirlerinden ziyade güneyli bir havası var, renkli ve sıcak. Bizden biri gibi, Ege gibi. Biz çok sevdik ve iyi vakit geçirdik. Biz geziye yine çekirdek aile olarak gittik fakat Lizbon'daki son 2 günümüzde arkadaşlarımız Didem ve Burak da bize katıldı. Cengiz ailesi olarak bu sefer Lizbon'dayızSeyahate çıkmadan 3 gün önce kızımız Ekin'i ateşlendiği için çocuk doktoruna götürdük. \"İnşallah gidene kadar iyileşir\" derken geziye 2 gün kala kendimi acil serviste buldum bir ilaca allerjik reaksiyon gösterdiğim için. Ertesi gece ise hastaneyi ziyaret etme sırası eşim Olgun'daydı, mide bulantısından ötürü yine acili boyladık. Grup Gündoğarken bize adeta \"Neler oluyor bize, bize neler oluyor gülüm?\" şarkısını söylüyordu. Ama biz pes etmedik, acilden çıkıp sıkı bir uyku çekip yollara düştük. Oraya gidince hiçbirimizin bir şeyi kalmaz diye düşünüyordum ama Lizbon'da da hava beklediğimizden soğuk çıkınca biz Olgun'la yine üşüyüp hasta olduk. Neyse ki insan beyni olumsuz şeyleri silmekte çok başarılı, şu an bize geziden kalan sadece güzel hatıralar. Bu hastalık hikayesini sırf ileride \"vay be ne çılgınmışız\" diye düşüneyim diye burada anlatıyorum. Gitmeden önce Lizbon'un İstanbul'a çok benzediğini okumuştum. Barselona'ya ve San Francisco'ya benzetenler de olmuş. Gidip dönmüş halimle söyleyebilirim ki en çok Barselona'ya benzettim ama köprüsü, yokuşları ve tramvayı ile San Francisco'ya benzer yanları da var. Nehir ile boğazı özdeşleştirirsen İstanbul'a da benzetebilirsin, 7 tepe üzerine kurulmuş olması da ortak ama ben illa bir yere benzeteceksem oyumu Barselona'dan yana kullanıyorum. Köprünün karşısındaki heykele bakarsan Rio'ya bile benzetebilirsin 🙂Ama bu sokaklarda gezdikten sonra benim oyum Barselona'yaLizbon, Portekizce'de Lisboa olarak geçiyor. İngilizce araştırmalarınızda ise Lisbon olarak karşınıza çıkacak. Portekiz tek komşusu İspanya olan, diğer tarafı Atlas okyanusuna açılan bir ülke. Akdeniz ülkesi olarak bilinse de aslında Akdeniz'e kıyısı yok. Karadan genişleyemeyince okyanusa doğru yayılmış ve denizcilikte ustalaşmış, kaşifler yetiştirmiş bir ülke Portekiz. Güney Amerika'da ve Afrika'da Portekizce konuşan ülkelerin bulunmasının sebebi de buna dayanıyor. Portekizce'yi İspanyolca ile benzer sanıyorduk ama fonetik olarak bize çok farklı geldi. Portekizce olduğunu bilmesek bir Slav dili olarak tahmin edebilirdik duyduğumuzu. Portekiz'de İngilizce konuşma oranı çok da yüksek değil. Yine de Lizbon turistik bir başkent olduğu için insanlar sizinle anlaşmaya çalışıyor. İngilizceniz çok iyi değilse de atlayıp gidebilirsiniz, sorun yok! İklimi gayet ılık, bizim Ege bölgesi havasında. O yüzden 4 mevsim ziyarete uygun diyebiliriz. Yine de tüm Avrupa için en güzel zaman ilkbahar diyorum. Hatta nokta atışı yapacak olursanız siz de bizim gibi 19 mayıs tatiline denk getirin ve jakaranda ağaçlarının mor çiçekler açtığı bu dönemi kaçırmayın! Jakarandalara BA-YIL-DIM! Japonya'da sakura yakalasam bu kadar sevinmezdim. Lizbon merkezini yüksek performans sergileyerek 2 günde gezebilirsiniz. 3. bir gününüz varsa da mutlaka civardaki yerleri, okyanus kıyısını gezin derim. Tabii ki ayrıntıcı bir gezginseniz, \"adım atmadığım müze kalmasın\" diyorsanız işler değişir. Biz Çarşamba akşamüstü Lizbon'a vardık ve pazar günü dönüş yaptık. Çarşamba akşamüstü, Perşembe ve Cuma Lizbon'da gezdik (2,5 güne yakın) Cumartesi ise şehir dışına çıktık. 1 günümüz daha olsa Porto'ya da gidebilirdik. Yine de gitmeyi düşündüm ama bebekle çok da acele etmek telaşa girmek istemedim. Lizbon'da yerel saat bizden 2 saat geri. Yani Portekiz, İngiltere ile aynı zaman diliminde. Portekiz'in para birimi Euro. İtalya Fransa gibi turistik Avrupa ülkelerine göre daha ucuz bir yer diyebiliriz. Yine de her bütçeye uygun harcama imkanları var. Lizbon'a nasıl gidilir?Ülkemizden direkt olarak gitmek isterseniz adresimiz tek: Türk Hava Yolları. Tap Portugal diye bir havayoluna da rastlayabilirsiniz ama o da THY ile ortak uçuş yapıyormuş. 2017'de durumlar böyle, önümüzdeki yıllarda neler olur göreceğiz... Portekiz'e Schengen vizesi ile giriş yapabiliyoruz sevgili gezginler. Lizbon Havaalanı'ndan Şehre UlaşımLizbon Havalimanı'na inince bizim için her şey çok kolay ilerledi. Bebekli yolcular için öncelikli bir sıraya geçtik, son derece sempatik ve sivil görünümlü bir pasaport memuru tarafından ülkeye girişimiz onaylandı. Bavullarımız da hızlıca gelince Lizbon'a çok tatlı bir giriş yapmış olduk. Havaalanından \"ay burası ne güzel yermiş böyle\" diye sevinçle çıktık ama gördüğümüz taksi kuyruğu bizi bulutların üstünden gerçek dünyaya indirdi. İçeride kaybetmediğimiz zamanı taksi kuyruğunda harcadıktan sonra aile olduğumuz için bizi büyük bir taksiye yönlendirdiler. O kadar çok eşyamız da yoktu halbuki. Meğer bu büyük taksiler fiyat olarak da çok pahalı oluyormuş, eve ulaştığımızda 45 euro taksi ücreti istenince bunu anlamış olduk. Ev sahibimizin dediğine göre düpedüz kazıklanmışız. Normal boyutlarda bir taksiye 10-15 euro ödeniyormuş ve sizi uyarmadan böyle büyük taksilere bindirmeleri haksızlıkmış. Havaalanından şehir merkezine giden metro hattı da var. Bence ekonomik ve basit bir ulaşım yöntemi. Çünkü Lizbon metrosu pek karmaşık bir yapıda değil, hepi topu 4 hat var. Havaalanından bineceğiniz kırmızı hattan \"Alameda\" durağında inip şehrin merkezi noktaları için yeşil hatta geçebilirsiniz. Yeşil hattın \"Cais do Sodre\" yönüne giderken uğradığı duraklar turistik noktalar oluyor genelde. Lizbon'da Şehir içi UlaşımEğer merkezi bir noktada konaklama yapıyorsanız kesinlikle yürümek en iyisi. Yokuşlu ve merdivenli bir şehir ama abartılacak bir durum yok, biz bebek arabası ile üstesinden geldik. Pek şikayet de etmedik. Yine de yürümekten sıkılırsanız metro kullanabilirsiniz. Hatta kullanın ve internette görebileceğiniz \"Dünyanın en güzel metro istasyonları\" listelerinde mutlaka yer alan Olaias istasyonunu görün. Bu istasyon kırmızı hat üzerinde bulunuyor, havaalanı ile aynı hatta. Olaisas metro istasyonu, rengarek bir teması varOlaisas metro istasyonu6,15 euro ödeyip günlük viva card aldığınızda 24 saat boyunca sınırsız metro, tramvay ve otobüs kullanabiliyor oluyorsunuz (2017 fiyatı). Viva Card'ı metro istasyonlarındaki makinelerden kredi kartınızla veya nakit ödeyerek rahatça temin edebiliyorsunuz. Biz gezimiz boyunca 1 kere aldık, 24 saat kullandık. Tramvaylar da ulaşım için kullanılabilecek bir seçenek. Biz günlük metro kartı almışken şehrin meşhur ikonik sarı tramvaylarına da bindik ve turistlik vazifemizi yerine getirdik. 28 numaralı olan en gözdesi, çünkü Lizbon'un en önemli yerlerinin önünden geçiyor. Siz de 28 numaralı tramvayla tur atmak isterseniz başlangıç noktası olan Martim Moniz durağında bir süre ayakta sıra beklemeyi göze almalısınız.28 numaralı tramvay ile tur 40 dakika sürüyorTramvaydan LizbonAsya'ya gittiyseniz aşina olacağınız \"tuktuk\"lar da Lizbon'da turistlerin emrinde. Tuktuklarla şehir turu atmak benim dikkat ettiğim kadarıyla 50 euro civarı. Ancak 4-5 kişi binerseniz ve şehirde az vaktiniz varsa mantıklı olabilir. Sıkışınca taksi kullanmak da serbest. Genelde 4-5 euro tutuyor şehir içindeki noktalar. Yukarıda anlattığım havaalanı taksi tecrübesinin aksine diğer bindiğimiz taksilerin şoförlerini çok sevdik. Hatta bir takside Olgun telefonunu düşürmüş. Telefonun sesi kısık olduğu için arasak da sesimizi duyuramadık. Daha sonra \"Find my Iphone\" uygulaması sayesinde ulaştık telefona, taksici telefonumuzu geri getirince hem onu hem telefonu öpücüklere boğmak istedik. Üstelik bizden sadece 5 euro istedi. Böyle bir anımız da oldu sonunda, siz siz olun, find my iphonu aktif tutun! Lizbon'da KonaklamaLizbon'da konaklama için Baixa, Chiado, Barrio Alto, Misercordia, Cais do sodre, Santa Maria Maior, Rossio bölgelerini tercih ederseniz her yere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Alfama da popüler bir tercih, ama bu bölge epey yokuşlu ve dar sokaklara sahip, metro ile ulaşımı da yok. O yüzden benim için 2. planda kalır. Bizim airbnb evimiz Cais do Sodre istasyonuna 5 dakika yürüme mesafesinde, nehir kenarından Barrio Alto'ya çıkan asansörlerden biri olan Ascensor da Bica'ya çok yakın konumda, sessiz bir sokaktaydı. Bir çok konaklama tesisinin yorumlarında sokakların gürültülü olduğu yazıyordu. Özellikle Barrio Alto'dakiler gece hayatına yakın ama sessizlikten uzak oluyor. SokağımızBen ev tipi konaklama baktım ve şimdiye kadar kaldığım en iyi airbnb evini bulmuş oldum. Kaldığımız evin linki için buraya tık tık. Lizbon'daki evimizde Ekin'in köşesiEvimizin karşısında bir cafe ve bakkal vardı. Evet resmen bir bakkaldı orası. Kafeden kahvaltılık hamurişlerimizi ve portakal suyumuzu gayet ucuza satın aldık, bakkaldan da yumurtamızı ekmeğimizi temin ettik. Evdeki kahvaltılarımız çok keyifliydi. Normalde evlerin mutfaklarını çok hijyenik bulmuyorum ama burası gerçekten tertemiz görünüyordu. Ekin Hanım kahvaltıdaLizbon'da Gezilecek YerlerYokuşlu ve merdivenli sokaklarıyla, seramik kaplı evleri ve sarı tramvayı ile gezmesi çok keyifli bir şehirdeyiz arkadaşlar, bol bol yürümeye hazır olalım. Önce biraz Lizbon'un nasıl bir yer olduğunu anlatayım, sonra gezilecek yerlerden ve yapılacaklardan bahsedeyim. Yazının sonunda ise biz neyi hangi sıra ile yaptık onu anlatırım. Lizbon şehir merkezi okyanus kenarında değil, okyanusa dökülen Tejo Nehri kıyısındaNehrin 2 yakasını birleştiren köprüleri ve nehir manzarası İstanbul boğazında olduğunuzu hissettiriyor. Şehrin önemli muhitlerinin isimleri: Baixa, Chiado, Barrio Alto, Alfama ve Belem. Haritadaki yerlerini görelim:Lizbon'da görülecek yerlerin özetiBaixa BölgesiNehir kenarındaki büyük meydan Praça do Comercio gezmeye başlamak için iyi bir nokta. 1755'te Lizbon'da meydana gelen büyük depremden önce burada Ribiera Sarayı bulunuyormuş. Bu büyük depremde saray ve tüm Baixa bölgesi yerle bir olmuş. Şu an meydanın iki ucundaki kuleler Ribiera sarayının aslına uygun olarak tasarlanmış hatıraları olarak orada bulunuyor. Comercio MeydanıComercio meydanının ortasındaki heykel ata binmiş King Jose I, depremden sonra Lizbon'un yeniden inşaasında emeği büyük olan bir kral imiş. King Jose 1 heykeli ve arkadaki taka dikkatBuradan görünen büyük bir kemerin altından geçerek Lizbon'un sadece yayalara açık bir alışveriş caddesi olan Rua Agusto'ya giriş yapıyoruz. Burası çok uzun bir cadde olmamakla beraber bir ucunda Comercio meydanı, diğer ucunda ise Rossio Meydanı var. Rua Agusto CaddesiRua Agusto Caddesi'nde Rossio Meydanına doğru ilerlerken sağlı sollu caddelere girip çıkabilirsiniz. Mutlaka gözünüze çarpacak olan yapı ise sol taraftaki sokaklardan birinde göreceğiniz Santa Justa Asansörü. Santa Justa AsansörüLizbon inişli çıkışlı bir şehir olduğu için bazı yerlerde böyle asansörler veya füniküler sistemleri var. Lizbon'a gitmeden önce bu sistemleri kullanmadan gezmenin mümkün olmadığını zannediyordum fakat oraya gidince gördüm ki merdivenle veya yokuşlarla istediğiniz yere gidebiliyorsunuz, bu sistemleri kullanmak zorunda değilsiniz.\"Elvador de Santa Justa\" nın görevi de Baixa semtinden Chiado'ya geçiş sağlamak. Ama bence bu geçişi sağlamak için pek de gerekli değil. Sadece tepesine çıkıp manzara izlemek için kullanılabilir. Ama onu da bedava yapabileceğiniz bir sürü seyir terası var Lizbon'da. Kısacası ben Santa Justa Asansörü'ne gerek duymadım. Zaten çok sıra vardı ve yukarı çıkış bedeli 5.15 euro idi. Santa Justa Asansörü'nün işlevi değil belki ama mimarisi gerçekten hoş. Eyfel Kulesi'nin mimarı Gustave Eiffel'in çırağı Raoul de Mesnier du Ponsard tarafından dizayn edilmiş bu asansörün kulesi Neo-gotik özellikteymiş. Rua Augusto Caddesi'nin sonunda Rossio Meydanı var. Bu meydanın diğer adı Praça Dom Pedro IV. Büyük ve gösterişli bir meydan, etrafında çeşitli kafeler dizilmiş. Lizbon için önemli bir cazibe noktası olan Rossio Meydanı'na Rossio isimli metro durağında inerek de ulaşabilirsiniz. Meydanda 2 tane barok fıskıye ve Neoklasik özellikte Dona Maria II Ulusal Tiyatrosu var. Tabanındaki dalgalı desenli siyah beyaz taş döşemesi okyanusun dalgasından esinlenerek dizayn edilmiş. Rossio Meydanındaki okyanus dalgaları üzerinde benRossio meydanına bağlanan bir sürü yaya caddesi var, oralara girip çıkarsanız. Rossio meydanındaki Mac Donalds'ın yakın olduğu köşeyi döndüğünüzde Lizbon'un meşhur vişne likörü \"ginjinha\" yı içebileceğiniz tarihi küçük bir büfe var. Bir de onun biraz daha ilerisinde bir tane daha Ginjinha Bar var: Sem Rival. Hangisi \"esas\" olandı bilmiyorum ama bunlardan birinde birer ginjinha tokuşturmadan Rossio Meydanı'ından ayrılmayın. Ginjinha içmek isteyen turistlerBurası da çok meşhur Ginjinha içinRossio Meydanı'nın hemen yanında bir meydan daha var: Figueira Meydanı. Lizbon'un bu geniş meydanlarını hayranlıkla gezdik doğrusu, gerçekten büyük alan bırakmışlar. Meydanın çevresinde oteller, dükkanlar ve kafeler var. Kafelerin en ünlüsü Pastelaria Suiça imiş. Figueira Meydanı'nda bizim uğradığımız yer \"Oyuncak Hastanesi\" oldu. 1755'te Lizbon'da meydana gelen büyük depremden önce bu meydanda büyük bir hastane varmış. Şu anda da buraya bir oyuncak hastanesi açılmış olması manidar. Oyuncak Hastanesi'nin küçücük bir girişi var.\"The Doll Hospital\" yani \"Hospital de Bonecas\", alt katı oyuncakçı, üst katı ise kırılan oyuncak bebeklerin tamir edildiği bir \"hastane\" ve aynı zamanda bir müze. Girişi 2 euro olan bu oyuncak bebek müzesinin içi bizce tam bir korku filmiydi! İçeride 1700lü yıllardan kalma bebeklerden 90'ların Barbielerine kadar farklı zamanlara ait bebekler var. Aşağıdaki fotoğraflar bence +18, rahatsız olacaksanız hızla geçin derim 🙂Bebekler hastanede yatıyorAmeliyat masasında bir bebek 🙂Bunlar gibi birçok korkunç bebek vardı içerideBaixa bölgesinin bir önemli caddesi de Rossio Meydanı ile Marques Pombal Meydanı'nı birbirine bağlayan Avenida de Liberdade caddesi. Pahalı marka mağazaların yer aldığı bu geniş cadde yeşillikler içinde olsa da benim çok da önereceğim bir gezinti yeri değil, çünkü dünyanın her yerinde görebileceğiniz tarz mağazalar var burada. Pek Lizbon özelliği yansıtmıyor bence. Üstelik bizim telefonu takside unutma maceramız bu caddede gerçekleştiği için telefonun geri gelmesini beklerken 1 saat kadar buraya hapsolduk. O yüzden Av. de Liberdade ile çok hoş anılarım yok. Fotoğrafını bile koymuyorum! Yine de illa da gezeceğim burayı diyorsanız güzergahınıza dikkat edin! Marques Pombal Meydanı'ndan Rossio'ya doğru yürüyün ki yokuş aşağı inmiş olun. Aksi istikamet epey yorucu olabilir. Rossio Meydanı'nın Av. Liberdade ile birleştiği noktada Hard Rock kafeyi görebilirsiniz. Marques Pombal Meydanı'nın hemen kuzeyindeki Parque Eduardo VII parkı da gezintinize dahil edilebilir. Böylece Lizbon'un Baixa bölgesini gezmiş oluyorsunuz. Parque Eduardo VII parkının daha kuzey bölgesi artık Lizbon'un modern yüzünü temsil eden Uptown Bölgesi. Biz burada Sao Sebastiao metro durağında inerek \"Museu Calouste Gulbenkian\" müzesinin parkını gezdik. Gulbenkian Muzesi, antik sanat ağırlıklı etkileyici bir koleksiyona sahip bir müzeymiş. Müze işadamı Calouste Gulbenkian'ın mirası olarak ve Calouste Gulbenkian Vakfı tarafından Ekim 1969'da açılmış. Gulbenkian İstanbul doğumlu Ermeni kökenli bir iş adamı. Keşke mirasını İstanbul'da bıraksaymış diye düşünmeden edemiyor insan... Museu Calouste Gulbenkian müzesinin parkıÖrdekleri sevdik, kuşları besledik... Chiado ve Barrio Alto BölgesiRossio Meydanı'ndan Rue de Carmo Caddesi'ne bağlanarak Lizbon'un Chiado semtine giriş yapabilirsiniz. Ya da metro ile Baixa-Chiado durağında inip istasyondan \"Largo Chiado\" oklarıyla gösterilen çıkışı takip ederek de aynı bölgeye ulaşmak mümkün. Rue de Carmo ve Rue Garret Chiado semtinin iki önemli alışveriş caddesi. Bu iki caddenin kesişiminde Armazens do Chiado isimli bir alışveriş merkezi var. Rue Garret üzerindeki Cafe a Brasileira mutlaka dikkat etmeniz gereken bir kafe. Bu kafenin önündeki Portekizli yazar Fernando Pessoa'nın heykeli ile fotoğraf çekilmeden Lizbon'dan çıkış yok ona göre! Cafe Brasileira üzerinde bu turistik pozu vermeden olmaz! Largo do Carmo meydanı ve bu meydandaki \"Carmo Convent\" yani Carmo Kilisesi'nin arkelojik kalıntılarını görebileceğiniz müze görülmeli. Largo do Carmo Meydanı Şahane! Burdan Praça Luis do Camoes Meydanı'na geçip Rua do Loreto Caddesini ve üst kısmındaki Barrio Alto muhitini görebilirsiniz. Barrio Alto \"upper quarter\" anlamına gelen yani bir tepe üstünde kurulmuş ara sokaklardan oluşuyor. Gece hayatının nabzı burada attığı için bu bölgeyi özellikle gece görmeniz ve buradaki barlarda \"caiprinha\" içmeniz şiddetle öneriliyor! Barrio Alto'nun üst kısmında Lizbon'un en güzel seyir teraslarından biri var: Jardim Sao Pedro de Alcantara. Biz bir akşamüzeri güneşi burada batırıp pembemsi bir gökyüzüne şahit olmuştuk. Jardim Sao Pedro de Alcantara seyir terasından Lizbon manzarası ve pembe gökyüzüBuranın devamındaki bölüm ise Principe Real olarak geçiyor ve buradaki botanik bahçesi \"Jardim Botanico of Lisbon University\" ilginizi çekiyorsa görebileceğiniz yerlerden biri. Lost in Esplanade ise yine Principe Real bölgesinde güzel manzaralı bir kafe önerisiydi. Barrio Alto'da Rue Loreto caddesinde yürürken yokuş aşağı inen bir sokağın başında bir sürü turistin fotoğraf çektiğini göreceksiniz. Burası Lizbon'un karakteristik fotoğraflarının çekildiği noktalardan biri: Ascensor da Bica. Adının asansör olduğuna bakmayın, aslında bir füniküler sistemi. Nehir kenarından Barrio Alto'ya çıkarıyor. Biz aşağı tarafına çok yakın noktada bir ev tutmuştuk ama hiç kullanmadık bu asansörü. Hep yürüyerek inip çıktık. Meşhur bir Lizbon pozuBir başka açıdan Ascensor da BicaBarrio Alto'da bu \"asansör\"lerden bir tane daha var: Elevador da Gloria. Praca dos Restauradores meydanından binip az önce bahsettiğim pembe günbatımına yakalandığımız seyir terasına, Jardim Sao Pedro de Alcatara'ya çıkıyorusunuz. Günlük metro kartınız varsa bu asansörlerde geçiyormuş. Lizbon'un yokuşlu sokaklarında gezerken kahverengi oklarla gösterilmiş \"Miradouro\" levhası görürseniz mutlaka oku takip edin. Miradouro demek \"seyir terası\" demek ve Lizbon'da onlardan çok var. Manzarayı izleyin, güneşi batırın. Bizim gittiklerimiz Sao Pedro Alcantara ve Miradouro da Santa Catarina idi. Diğer ünlü seyir terasları: Miradouro da Graça, Miradouro de Santa Luzia, Miradouro das Portas do Sol ve Miradouro da Nossa Senhora do Monte. Barrio Alto'dan Santa Catarina seyir terasına doğru yürüyüp buradaki manzaranın tadını çıkarabilir, orda keyif yapıp bira içen gençlere katılabilirsiniz. Buraya Miradouro Adamastor da deniliyor. Lizbon'nun balkonlarından Miradouro da Santa CatarinaSanta Catarina seyir terasının olduğu yerde bir Eczacılık Müzesi var. Biz de eczacı arkadaşlarımızla buluşup buraya bir göz attık tabii ki. Aslında Museu da Farmacia kolleksiyonu ile değil, aynı konseptteki restoranı ve barıyla ön plana çıkmış bir yer. Bahçesinde bar kısmı var, açık havada manzaraya karşı içki içebiliyorsunuz. Restoranı ise eski bir eczane şeklinde tasarlanmış. Eczacılık müzesinin açık hava barıPharmacia restauranteBerlin'de de kendime böyle eczane konseptli bir kafe bulmuştum, Lizbon'da da karşıma çıktı. Türkiye'ye de bir tane ben mi açsam diye düşünmeye başladım 😀Santa Catarina seyir terasından yokuş aşağı indiğinizde ve nehir kenarına ulaştığınızda Cais do Sodre tren istasyonu civarına inmiş oluyorsunuz. Cais do Sodre ve civarı şu an Lizbon'un en hip bölgesi, gece hayatı çok canlı, hoş restoranlar ile dolu bir bölge. Mutlaka buralarda vakit geçirin. Cais do Sodre yakınları, Bica bölgesiBarrio Alto'ya çıkan asansörün girişiCais do Sodre etrafında görmeniz gereken 2 önemli nokta: Time out Market ve Pink Street. Mercado da Ribeira, yani \"Time Out Market\" ; taze meyve sebzenin yanısıra lezzetli restoranların bulunduğu bir yeme içme kompleksi. Restoran kısmı çok bebek dostu gelmediği için biz burada yemedik ama normalde kaçırmazdım. Rua Nova do Carvalho yani \"Pink Street\" ise bir barlar sokağı. Tabanı pembe olduğu için gündüz giderseniz orayı hemen tanıyacaksınız ama gece giderseniz kalabalıktan sokağın tabanını göremeyebilirsiniz. Ribeira kelimesine Lizbon'da çok rastladık. Neymiş diye baktığımda \"riverside\" yani nehir kenarı anlamına geldiğini öğrendim. Cais do Sodre tren istasyonu civarını da gezdiğimize göre biz de biraz nehir kenarı yürüyüşü yapalım dedik. Nehir kenarında yürümek veya oturup keyif yapmakTejo Nehri kıyısındaBurada gezmeye başladığımız Comercio Meydanı'na geri geliyorsunuz. Alfama BölgesiBaixa'nın komşu bölgesi, yokuşlu dar sokakları, seramik kaplı evleri ve dışarı asılmış çamaşırları ile Lizbon'un en eski mahallesindeyiz. 1755 depreminden bile sağlam çıkmış bir bölge Alfama. Buralar aynı zamanda \"Fado\"nun doğduğu sokaklar. Çamaşırların dışarı asılması Lizbon'un karakteristik görüntüsünü oluşturuyor. Fado, denizci eşleri seyirdeyken geride kalan kadınların söyledikleri müzik türü. Çıkış noktasından anlayabileceğiniz üzere içeriğinde \"hüzün\" ve \"özlem\" var. Yani acıklı bir müzik türü. Portekiz'de çok popüler bir kültür öğesi olan fadonun solistlerine \"fadista\" deniliyor. Lizbon'da bir fado gecesi yaşamak yapılması gereken şeylerin başında geliyor aslında. Ama fadista şarkı söylerken sessizlik isteniyor diye bildiğim için Ekin'le fado gecesine gitmeye çekindim doğrusu. Bir de hüzünlü müzik dinlemek çok içimden gelmedi sanırım. Fado dinlemeden Lizbon'dan dönmek asla olmaması gereken bir şey normalde, biz ettik siz etmeyin. Fado dinlemek için Alfama'da birçok \"fado evi\" bulabilirsiniz. Fado müzesi bile var! Lizbon'un rutubetten korunmak için seramik kaplanmış evleri de gözünüzü şenlendiren bir detay. \"Azulejo\" denilen bu seramiklere ben bayıldım, bol bol fotoğraflarını çektim. Meraklısı için \"The tile Museum\" yani azulejo sanatını anlatan müze de Alfama bölgesinde. Seramik kaplı binalar çok hoşSeramik sanatına Azulejo deniliyorAlfama bölgesi nasıl gezilir diye Google'a sorduğumda 28 numaralı tramvayın geçtiği sokaklarda dolanın, rayları takip edin diye okudum. Biz zaten 28 numaralı tramvayla gezmiştik, o yüzden yaya gezerken şöyle yaptık: Tepedeki Saint Georges Kalesi'ne taksi ile gittik. Ve oradan yokuş aşağı yüreğimizin götürdüğü yere gittik. Yolda harika manzaralar ve jakaranda ağaçları bizi bekliyordu. Alfama'da yokuş aşağı inerken karşılaştığımız manzaralarAlfama'dan manzara harikaJakarandalara doyamıyordukBu yazıyı yazarken şu linke rastladım ve Alfama'da daha ayrıntılı gezmek isteyenlere öneriyorum: http://www. lisbonlux. com/lisbon/alfama-walking-tour. htmlBelem BölgesiBelem bölgesi Baixa'nın 5km batısında bulunan, nehir kıyısında turistik bir semt. Burayı çok detaylı gezmek istiyorsanız yani müzelerin ve yapıların içine girecekseniz tam gün ayırabilirsiniz. Ama kilise müze gezmeyecekseniz yarım gün de yeterli olabilir. Biz şehirdışı gezimizin ardından uğradık, biraz yüzeysel oldu. Belem'e nasıl gidilir? Belem için Cais do Sodre taraflarından bisiklet kiralayıp nehir kenarından bisikletle ulaşmak benim favori seçeneğim oldu. Ama biz bunu uygulamadık, Sintra'ya gittiğimiz gün kiraladığımız araba ile ulaştık. Diğer seçenek de Praça da Figueira'dan veya Praça do Comercio'dan 15 numaralı tramvaya binmek. İneceğiniz durak: Mosteiro dos Jeronimos. Belem'de görecekleriniz:Belem Kulesi: Torre Belem, normalde Kız kulesi gibi denizin ortasına inşaa edilmiş bir yapı iken Lizbon'un kaderini değiştiren 1755 depremi sonrası kıyıya yanaşmış. İçine biz girmedik. Bu yapı Unesco Dünya Mirası listesinde. Kaşifler anıtı: 1960 yılında yapılmış bu anıt, Tejo nehri kenarında, Belem kulesinin biraz ilerisinde. Anıt üzerinde coğrafi keşiflerin önde gelen isimlerinin figürleri kazınmış. Portekizli kaşiflere dünyamızı genişlettikleri için teşekkür ediyor, bir sonraki durağımıza geçiyoruz. Kaşifler anıtına doğru gidiyoruz, karşımızda 25 nisan köprüsü25 Nisan Köprüsü: San Francisco'daki Golden Gate köprüsünün ikizi Lizbon'da. Köprünün karşısında ise Rio'daki İsa heykeline benzer bir heykel var. 25 nisan köprüsünden arabayla veya trenle geçilebiliyor, yürünmüyor. O yüzden birçok turist bu köprünün uzaktan fotoğrafını çekmekle yetiniyor. Biz de öyle yaptık. Jeronimos Manastırı: Mosteiro dos Jeronimos, Vasco de Gama'nın Hindistan seferinden dönüşü adına yapılmış görkemli bir manastır. Unesco Dünya Mirası listesinde. İnşaat masrafları Hindistan'dan getirilen baharatlardan elde edilen gelirle karşılanmış ve inşaatı 72 yıl sürmüş. Manastırın yanındaki kilisede Vasco de Gama'nın ve başka kaşiflerin mezarlarını görebilirsiniz. Jeronimos Manastırı ile neredeyse bitişik gibi görünen \"Maritime Museum\" yani denizcilik müzesi de ilginizi çekiyorsa gezilebilir. Pasties de Belem: Ünlü Portekiz tatlısı \"nata\"nın çıkış noktasındayız. Tabi burada sipariş verirken \"pasteis de belem\" istiyorum demeniz lazım, biz nata deyince pek umursamadılar. Milföyden bir kase içine kıvamlı muhallebi dökülmüş, üzeri de kazandibi gibi yakılmış bir tatlı hayal edebilirsiniz. Üzerine pudra şekeri veya tarçın dökerek yiyorlar. Pasteis de Belem görseli google'danBu tatlının Jeronimos manastırında çalışan rahipler tarafından icat edildiği ve tarifinin gizli olduğu iddia ediliyor. Lizbon'nun birçok yerinde bu tatlıdan yiyebilirsiniz ama hiçbiri Belem pastanesindeki kadar lezzetli değil. Tatlının tanesi 1.10 euro. Lezzeti ise evet güzel ama tapılası bir tat olduğunu düşünmedim. Belem pastanesinin dekorasyonu oldukça eski, seramik kaplı, ama şirin. Girişte 2 tane sıra oluşuyor, birisi paket yaptırmak isteyenler için, diğeri ise kafede oturup yemek isteyenler için. Buraya kadar anlattığım Belem duraklarının hepsi yürüme mesafesindeydi. Herhangi bir araca ihtiyaç duymadan gezebilirsiniz. Bunların haricinde Berardo Museum, Tropical Garden, Coaches Museum ve Ajuda Palace, Electricity Museum ziyaret edilebilir. Belem'den biraz daha şehir merkezine gelirsek Alcantara isimli muhitte \"LX factory\" var. Burası eski bir kumaş fabrikasından eğlence merkezine dönüştürülmüş, içinde türlü barlar restoranlar ve dükkanlar olan bir kompleks. LX Factory için cool deyin, hipster deyin, tarz deyin ne derseniz deyin. Biz bebek arabalı bir aile olarak ortama uyum sağlayamamaktan korkup gitmedik ama arkadaşlarımızı buraya bırakırken havasını solumuş olduk. Bizim gitmediğimiz Parque das Naçoes bölgesine giderseniz görmeniz gereken 3 şey var: Dünyanın en büyük akvaryumlarından Oceanarium, Avrupa'nın en uzun köprüsü Vasco da Gama Bridge ve hoş mimarili metro istasyonu Oriente StationBir de Lizbon'a gelmişken gezmeniz gereken okyanus kenarı sayfiye kasabaları var: Okyanus kenarındaki Cascais, yeşillikler içindeki Sintra ve masal şatosu Pena Sarayı, Avrupa'nın en batı ucu Cabo do Roca bir başka yazının konusu oldu, okumak için tık tık. Lizbon'da Neler Yenir?Okyanusun kıyısında olduğumuza göre deniz ürünleri ile ilgili yüksek beklenti içine girebiliriz bence. Dev karidesler, ıstakozlar, yengeçler arıyorsanız Lizbon doğru adres. Lizbon'un ünlü balığı morina Portekizce'de \"bacalhau\" olarak geçiyor ve çeşitli restoranlarda farklı şekillerde sunulabiliyor. Biz de gittiğimiz restoranlarda denedik ve beğendik. Decadente'nin \"Bacalhau\" yorumuBalık konservesi de Lizbon'da çok meşhur. Sardalya, ton balığı ve diğer balık çeşitlerinin gayet estetik konservelerde satıldığını göreceksiniz. Öyle ki sadece balık konservesi satan dükkanlar var, en ünlüsü Conserveira de Lisboa. Ben evimizin karşısındaki bakkaldan almayı tercih ettim birkaç çeşit. Ama kaçırırsanız havaalanında bile satılıyor. Portekiz'in ünlü tatlısı \"nata\"yı mutlaka denemelisiniz. Belem'deki Pasteis de Belem'de yiyeceğiz zaten ama Barrio Alto'da da ünlü bir yer var: ManteigariaPortekiz'e gitmişken ünlü Porto şaraplarından tatmadan olmaz. \"The vinho verde\" denilen \"green vine\" da buraya özgür bir çeşit şarap. Yeşil şarap olarak isimlendirilmesi üzümün renginden değilmiş, üzümün tazeliğinden ötürüymüş. Yazın içilebilecek, oldukça ferah bir tat, biz çok beğendik. Portekiz'in iki yerel birası var: Sagres ve Super Bock. Şöyle rahat rahat \"bock\" diyebilmeyi çok sevdik 😉Portekiz'e yakışır bir sofraLizbon'daki ev sahibimiz çeşmeden su içilebildiğini söyledi. Kendileri de öyle yapıyormuş. Biz Ekin için su aldık bazen ama çeşmeden içtiğimiz de oldu ve başımıza bir şey gelmedi. Peki biz Lizbon'da nerelerde yemek yedik?Lizbon'a geldiğimiz gibi soluğu en ünlü deniz ürünleri restoranı \"Ramiro\"da aldık. Gökçe'nin Lizbon yazısından aldığım tüyo ile restorana mail atıp yer ayırtmıştım. Normalde rezervasyon kabul etmiyorlar ve kapıda sıra bekleniyor. Ramiro sadece akşam yemeği için açık. Buranın olayı dev deniz ürünlerini önce akvaryumda, sonra sofranızda görmeniz. Masaya getirdikleri alet edevat ile kendinizi bir cerrah gibi hissetmeniz olası. Ramiro çok ünlü bir restoran ve iç içe geçmiş bir sürü odası var. Ortamı çok lüks değil, bana sorarsanız esnaf lokantası tarzında. Ama yediğiniz şeyleri Türkiye'de ya bulamazsınız, ya da çok çok daha fazlasını ödersiniz. Tablet bilgisayar şeklinde dağıtılan menüde Türkçe seçeneği de vardı. Biz sarımsaklı karides, jumbo karides ve edible crab diye bir yengeç aldık. Sarımsaklı karides hepsini döverdi, muhteşemdi. Yanında içtiğimiz biralarla beraber 70 euro hesap ödedik. Ramiro'da sarımsaklı karides favorimBiz sabah kahvaltılarını evde sıkı bir şekilde ve geç yapıp öğlen yemeklerini atıştırmayla geçiştirdik bu gezide. Arada nata filan yedik. Mesela 2. gün Capricciosa isimli bir İtalya restoranında pizzayı paylaştık. Ortalamaydı. İkinci günün akşam yemeğinde ise: The independent hostelin içindeki The Decadente'ye gittik. Rezervasyonumuz olmadığı için bekleme salonu gibi bir bölümde bir süre beklettiler bizi. Beklerken başlangıç menüsünden bir şeyler sipariş edip yemeğe başlayabiliyor olmanız iyi düşünülmüş bir ayrıntıydı. The Decadente'de masamızı bekliyoruzÜçüncü gün arkadaşlarımız Didem ve Burakla akşam yemeğinde rastgele bir yere gittik, Alfama tarafında bir İtalyan Restoranı Cantina Baldracca. Çok lokal görünümde bir restorandı, küçük ve samimi. Burada sipariş ettiğimiz makarna ve pizzalardan çok memnun kaldık, şarabı da çok güzeldi bence. Ödediğimiz hesap ise beni epey şaşırttı: 4 kişi için 33 euro 🙂Son günümüzde ise Sintra'da o kadar çok yemiştik ki akşam yemeği yiyemedik. Pasteis de Belem ile idare ettik. Listemde olup gitmediğim yerlerden bahsetmem gerekirse: Cantinho do Avillez, Mini Bar Teatro, Sea Me, Beco Esprita Santo Gece klüplerine biz takılmıyoruz ama merakınız varsa adres veriyorum: Pensao Amor ve LuxLizbon'dan Neler Alınır?Normalde turistik hediyeliklere karşıyım ama Lizbon'da buna karşı koyamadım sayın seyirciler. Sarı tramvaylı, azulejolu, mantarlı hediyelik eşyacılar insana yeminini bozduracak cinstendi. Dünyada şişe mantarının %50sini Portekiz üretiyormuş. Mantardan sadece şişe tıpası değil bir çok şey üretmişler. Şemsiyeden çantalara kadar mantardan yapılmış ürünler beni epey şaşırttı. En beğendiğim ürünler J. S Cork adlı dükkandı. Ben de etrafı mantardan ortası seramik azulejolu bir nihale alarak bir taşla iki kuş vurmuş oldum. Aldığım nihalede sarı tramvay resmi olsaydı vurduğum kuş sayısı 3 olacaktı ama onu da ayrı bir magnet alarak değerlendirdim. Konserve balıkları unutmuyoruz, marketlerden veya Conserveira de Lisboa'dan alınabilir. Porto şarabı almak isterseniz bizim ev sahibimizin önerisi Garrafeira Nacional isimli dükkan. Adresi: R. de Santa Justa 18 Yine de marketelere bakmakta fayda var. Biz Lizbon'u Nasıl Gezdik?Son olarak bizim nasıl gezdiğimizi anlatacağım. Siz bizden daha hızlı gezebilir, daha çok yer görebilirsiniz. Lizbon'da gezmek çok zevkli!1. Gün Çarşamba:Eve yerleşmemiz akşam üstü 16.30'u'i buldu. 19.30'da ise Ramiro restoranda randevumuz vardı. Evden yürüyerek restorana gittik. Yemekten sonra da yürüyerek geri dönünce yol üzerinde önemli yerlerin bir çoğunu görmüş olduk.2. Gün Perşembe:Cais do Sodre civarında gezdik: Time out market, Pink Street. Nehir kenarından Commercio meydanı'na geldik. San Agusta caddesinden Rossio ve Figueira Meydanı, oyuncak müzesini gezdik. Metrodan 24 saatlik bilet alıp Maxim Moniz durağına gittik. 1 saate yakın sıra bekleyerek 28 numaralı tramvaya bindik. 40 dakika süren turun ardından eve gidip bebeğin ihtiyaçlarını giderdik. Akşam Jardim Sao Pedro de Alcatara ve Decadente'de yemek. Barrio Alto gece hayatından geçip eve dönüş.3. Gün Cuma:24 saat geçerli kartımızla metroya binip Olaias metrosunu gördükGulbenkian müzesinin bahçesinde eğlendikTaksi ile Av. Liberdade'ye geçiş. Caddede gezmeyi planlarken Olgun'un telefonunu takside düşürdüğü stresli anlar yaşadığımız yer... Didem'ler ile Rossio'da buluşup Barrio Alto'da gezdikTaksi ile San Jorge kalesine gidip Alfama sokaklarında turladıkAlfama civarında akşam yemeği4. Gün Cumartesi:Sintra, Pena SarayıCabo do Roca ve Azenhas Do MarBelem Kulesi, Kaşifler anıtı, Jeronimos Manastırı ve Belem PastanesiVe Lizbon gezimizin de sonuna geldik. Büyük emek harcayarak tüm ayrıntısı ile anlattığım bu Lizbon gezi yazısı umarım herkese çok yardımcı olur. Lizbon civarında gezilecek yerleri de kısa süre içinde yayına alıp paylaşacağım. Rengarenk bir Lizbon gezisi olsun! Veya sadece mor olsa da olur! Seyahatlerimi Instagram hesabım ayagimin_tozuyla'da ve Facebook sayfamda takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/doganin-guzellikleriyle-didim.html", "text": "Doğanın Güzellikleriyle Didim19 Temmuz 20171 YorumKategori : Genel0 Aydın'ın ilçelerinden biri olan doğa cenneti Didim, son yıllarda hızla gelişim gösteren tatil beldelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Büyük bir yat limanına sahip olan Didim'in muhteşem plajları ve denizinin berraklığı, bir çok kişinin tatil tercihinde etkili oluyor. Bunların yanı sıra sağlık turizmi açısından bakıldığında da önemi büyük, çünkü Didim, dünyada astım hastalığına iyi gelen iki bölgeden biri olma özelliğine sahip. Didim'e ulaşım, Bodrum, Dalaman ve İzmir havaalanlarına yakınlığı sayesinde çok kolay. Ege Denizi'nde bir yarımada olarak karşımıza çıkan Didim dünya çapında bir turizm bölgesidir. Burada konaklama konusunda çok fazla seçenek bulunuyor. Ev pansiyonları, oteller, tatil köyleri ve kamp alanları gelen turistleri ağırlamakta. Her cebe uygun konaklama imkanı sunan Didim otellerinde tatil yapmak için Jolly Tur ayrıcalıklarına göz atabilirsiniz ve cebinizi yakmayacak fırsatlardan faydalanabilirsiniz. Didim'in bir tarafında Muğla bir tarafında Bafa Gölü diğer tarafında ise Ege Denizi yer alıyor. Didim koylarının tamamı kumsallardan oluşuyor. En çok sevilen ve bilinen plajı Altınkum. Görsel kayağı didim. bel. trİkinci olarak en çok tercih edilen plajı ise Akbük Plajı. Burada ağaçların gölgesi ve berrak deniziyle birlikte tatilin keyfini çıkarabilirsiniz. Ayrıca Akbük her türlü su sporu için de uygun. Yunanistan'ın bazı adalarının göründüğü Manastır Koyu ve plajı dalgalı ama sıcak bir deniz keyfi sunuyor. Sahte Cennet Koyu Plajı ve diğer plajları da keşfetmeye değer. Didim, konumu sayesinde tatilcilere büyük avantajlar sunuyor. Günü birlik turlarla birçok antik kenti gezip görmek mümkün:Didim'in girişinde Apollon Tapınağı yer alıyor. Bu tarihi eser günümüze kadar en az zarara uğratılarak çok iyi korunmuş.\"Filozofların şehri\" olarak bilinen Milet antik kenti, biraz ilerideki antik kent Priene, taş evlerle dolu Rum köyü olan Doğanbey, doğal güzellikleriyle Karina ve Kazıklıkoyu ve Dilek Yarımadası Milli Parkı gibi daha nice güzellikler Didim çevresinde yer alıyor. Tarih kokan Didim'de antik değerlerle tanışıp müthiş doğasının eşliğinde berrak denizinde huzurlu bir tatil yapabilirsiniz. Bodrum ve Kuşadası gibi yerlere yakınlığı sayesinde tatilinizi farklı yerlerde de sürdürebilir, dilerseniz araya bir Yunan adası seyahati bile sığdırabilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/2016-nasil-gecmis.html", "text": "2016 Nasıl Geçmiş?12 Ocak 20171 YorumKategori : Akıl-Fikir29 Her yeni yıl bir önceki yılı değerlendirme yazısı yazmak adet oldu bloğumda. Daha önce de belirttiğim gibi bu \"yılın özeti\" yazılarını aslında kendim için yazıyorum, ama size de bazı noktalarda ilham verebileceği için blogda paylaşıyorum.2015 nasıl geçmiş burada, 2014'ün özeti ise burada. Ama gelin önce 2016'ya bakalım: Zaman hızla akıp geçerken ve biz aynı suda iki kez yıkanamıyorken günlerimizi ne kadar dolu geçirirsek kardır diye düşünüyorum. Bakalım 2016'yı ne kadar dolu geçirmişiz, nereleri keşfetmişiz, ruhumuzu ne kadar doyurmuşuz yeniliklerle... Herkesin hemfikir olduğu bir konu var: 2016 ülkemiz ve dünya için pek iyi bir yıl olmadı. Hele de Türkiye'de, \"terör, darbe girişimi ve ohal\" en çok duyduğumuz kelimelerdi. Ülke hali böyle olunca karamsarlığa kapılmamak çok zordu; ama kendi küçük dünyalarımızda mutlu olmaya çalışmaktan başka çaremiz de yoktu. Benim özel hayatım açısından bakıldığında 2016 çok kötü olmamakla birlikte \"bi 2015 de değildi\". Sevdiklerim yanımdaydı, sağlığımız yerindeydi. Bundan gerisinin önemi az. Biliyorsunuz 2015'in sonunda anne olmuştum. Bize hep \"çocuk olana kadar gezin gezebildiğiniz kadar, sonra gezemeyceksiniz\" diyorlardı. Eminim size de diyorlardır, veya bunu düşünenlerden biri de siz olabilirsiniz. Bakalım 2016'da bu tezi çürütebilmiş miyiz?Ocak, Şubat ve Mart Ayları 2016:2016'nın başları bebeğe ve anneliğe adaptasyon ile geçti. Vücudumdan süt ve gözyaşı fışkırırken; ruhumdan sevgi, merhamet ve korku fışkırıyordu. Yolunda gitmeyen şeyler de oldu, ama sabırla her şey düzeldi. 2016 'nın ilk 3 ayında bizim serüvenimiz ve keşiflerimiz anne babalık kulvarındaydı. Bu süreçte şunu çok iyi anladım ve tavsiye ediyorum: Şikayet etmezsen dertler küçülür. Nisan 2016: Havaların ısınması ve bebeğimizin ele avuca gelir büyüklüğe ulaşmasıyla artık gezip tozmaya hazırdık. Her sene bir şekilde yolumun düştüğü Alaçatı ot festivaline bu sene de gittik ama artık bu son gidişimdi. Çok kalabalıktı, hiç zevk almadım. Nisan ortasında İstanbul'a bir haftasonu kaçamağı yaptık. Canımız dostumuz Seyran'ın düğünü bahane, laleler ise şahaneydi. İstanbul'u lale zamanı ziyeret etmeyi hep istemiştim. Esas olay Sultan Ahmet'deymiş ama biz dar zamanda 4 aylık bebekle Göztepe 60. yıl parkındaki lalelerle yetinip Moda'daki yeni mekanları keşfetmiştik. O haftasonunu anlatan bir de yazı yazmıştım, okumak için tık tık... Lale zamanı İstanbulNisan sonunda ise doğaya ve yeşile olan özlemimden ötürü Kaz Dağları'na bir hafta sonu kaçamağı düzenledik. Mis gibi havası, küçük otantik köyleri ile tam bir bahar kaçamağıydı. Sonuna kadar tavsiye ederim, okumadan geçmeyin... Kaz Dağları'nda Zeus AltarıMayıs 2016:Nisan ayında Ekin'i gezmeye haftasonu kaçamakları ile alıştırmaya başlamıştık. Mayısta ise birlikte ilk yurtdışı seyahatimiz gerçekleşti. Birçok Türk gibi Ekin'in ilk yurtdışı gezisi İtalya'ya olduBu gezinin biletini daha Ekin doğmadan \"rehavete kapılmamanın garantisi\" olarak almıştım. Doğacak çocuğun huyunu suyunu bilmeden böyle bir yatırım yapıp evrene olumlu mesaj yollamış, evrenden de uyumlu bir bebek olarak ödülümü almıştım. Bebekli ilk yurtdışı seyahatimizin Cinque Terre bölümü bu linkte, Portofino kısmı bu linkte, Milano notları ise bu linkte. Ekin için ilklerdenİtalya ekibimizHaziran 2016: Hayalim Prag'a gitmekti ama Olgun'un şirketi onu 2 haftalığına Almanya'ya yollayınca bu hayal suya düştü. Bir ara Ekin'i alıp Almanya'ya mı gitsem diye düşündüm ama sonuçta hiçbir yere gidemedik. Zaten temmuz başında büyük bir gezi bizi bekliyordu. Temmuz 2016:Ramazan bayramının 9 gün tatil fırsatı sunması sebebiyle uzak ama bebekle rahat edebileceğim bir yer arıyordum. Singapur ve Malezya'ya karar kılmıştım. İyi ki gitmişiz, temmuz ayı ve sonrası memleket meseleleri tatsızlaştı. Singapur yazılarım için buraya tık tık.2016'nın en havalı selfiesi bu oldu: Singapur, Marina Bay SandsMalezya'nın tropikal adası Langkawi'yi anlattığım yazı için buraya, başkent Kuala Lumpur yazısı için de buraya tık tık. Kuala Lumpur'da Batu Mağaralarındayız7 aylık bebekle çıktığımız bu uzak doğu gezisi için 12 saat süren uçuşlara katlandık. 2016'da bebekle en yorucu uçak yolculuğu Kuala Lumpur İstanbul uçuşu oldu. Temmuz ayı içinde blogda yer almayan bir gezimiz daha oldu, Karaburun yarım adasını turladık araba ile. Yunan adaları kadar temiz, kendi memleketim olduğu için daha sıcak bulduğum köyler ve müthiş manzaralı yolları ile herkese önerdiğim bir rota. Ben pek güzel fotoğraflar çekemedim bu gezide ama belki bir gün yine gider yazarım burayı da. Karaburun'da Kösedere Köyü'ndenAğustos 2016:Artık bir Yunan adasına gitmeden yazın geldiğini anlayamıyorum. Feci bağımlı oldum. O yüzden yeni bir keşif yapmak için bu sene Bodrum'dan Kalymnos'a geçtik. Kardeşim Hale ve ailesi bizimleydi. O hafta sonu Kalymnos'a günübirlik gitmiş, sonra Bodrum'da vakit geçirmiştik. Bodrum'da Limon Gümüşlük'ün kahvaltısı ile mideyi şenlendirip senenin en keyifli denizine de Karaincir koyunda girmiştik. Bodrum'da çekildiğimiz bu fotoğrafa çok gülüyorum, çocuklar pek mutsuzAğustos ortalarında yaz bitiyor paniğine kapılıp zamanı biraz daha etkin kullanmaya, yaz aktivitelerine hız vermeye karar verdim. 1 hafta boyunca her gün sahilde güneşi batırdık mesela. Bunu Kuşadası'nda yaptık, uzak bir yere gitme ihtiyacı olmadan. Ağustos ayı güneşi uğurlama haftasındanAğustos sonunda Antalya'nın Çıralı Olimpos Adrasan civarlarını keşfettik. Bebekli, sakin seyahat için birebir yerler. Okuyun, planlayın, siz de gidin diyorum... Antalya'ya giderken Salda Gölü'ne de uğradık, bence bu senenin sosyal medyada en popüler yeriydi Salda. Eylül 2016:Yaz bitiyor paniği had safhadaydı. Haftaiçi bir akşam üşenmedik, Ekin'i de aldık atladık Alaçatı'ya gittik. Kalymnos'a geçen ay doyamamıştık, tekrar gittik. Bu sefer kaldık, pazar günü de Leros'u aradan çıkarıp geri döndük. Kalymnos notlarını da ballandırarak anlatmıştım, buyrun burada. Kalymnos HatırasıLeros HatırasıBir pazar günü Sığacık'ta yeni açılan İki Ev Sığacık'a kahvaltı için misafir olduk, yine gitmeye söz verdik... Yılın en iyi kahvaltısını burada yaptık. Zaten butik otelin kendisi de muhteşem bir yer, inceleyin derim, buyrun booking linki. Kahvaltının bir kısmı bu, lezzetleri tarif etmem imkansızAynı gün Urla'nın koylarında yüzdük, Urlice bağlarında pizza-şarap yaptık. Ve Kurban bayramı gezimize geldi sıra. Bu sene ilk defa bir biletimizi iptal etmek zorunda kaldık. Aylar öncesinden aldığım Çin bileti boşa çıkınca rotayı Fransa'nın Alsace bölgesine çevirdim. Colmar ve çevresine resmen aşık oldum. Yılın en keyifli seyahati bu oldu. Alsace bölgesi yazımı okumak için buraya tık tık. Amerika doğumlu Türk Ekin Fransa'da Koreli ablalarıyla poz verdi. Alsace'a Zürih üzerinden gitmiştik. Uçak Zürih'te olunca bu modern İsviçre şehrini de kısa zamanda görme şansımız oldu. Zürih yazım için de buraya tık tık... Eylül ayı bitti sanmayın, bayramdan sonraki hafta da mesleki bir fuar için İstanbul'a düştü yolumuz. O hafta sonu İstanbul'da neler yaptık, hangi yararlı bilgileri öğrendik okumak için tık tık... Ekim 2016: Tempolu bir eylülü sakin bir ekim ayı izledi. Bir pazar günü İzmir'de Lucien Arkas Bağları'nı ziyaret ettik. Leziz tecrübemiz bu linkte. Lucien Arkas BağlarındaEkim sonunda da Ankara'ya gittik, cadılar bayramı kutlamalarının içine düştük. Bu konuda da bir yazı yazdım. Kasım 2016: Seyahatsiz geçen bir ay oldu. Bir hafta sonu Dilek Yarımadası Milli Parkı'nda yürüyüş yaptık, çok dinlendirici ve güzel manzaralı bir gündü. Dilek Yarımadası Milli Parkı, GüzelçamlıAralık 2016: \"Hava soğuk olur\" diyerek erteleyipdurduğum Noel pazarlarını görme hayalimi bu sene gerçekleştirmeye karar verdim. Olgun'u zor da olsa ikna ettim ve yeni yıla Berlin'de girdik. Bebekle buz gibi Berlin ilginç bir tecrübe oldu. Instagram'dan gelen öneriler ışığında başarıyla atlattık bunu da ama yıl boyunca yaptığımız gezilerin içinde en zahmetlisi buydu. Bebekli 2016 yılımız tam da böyle geçmiş işte. Bebek olunca gezilmez miymiş? Bence gezilirmiş ama bebeğine bağlı, ona da katılıyorum! Biraz o bize uydu, biraz biz ona uyduk ve bence çok iyi yol arkadaşları olduk.2016 yılında 2 küçük hedefim vardı: Bloğu boşlamamak ve 60 kilonun altına inmek 🙂Yazı yazmaya zor zaman bulduğum bu yılda blogda 36 yeni yazı yayınlamışım. Çok değil ama boşlamış da sayılmam bence. Kilo konusunda da 59 olmaya razıyken temmuz ayı itibariyle 54 kiloya indim. Konumuzla alakasız olsa da bu kişisel hedefimin kayıtlara geçmesi için yazıyorum. Yine de sırrımı soracak olursanız: Diyet ve spor yaptım ama emzirmek en büyük sebepti sanırım.2017 hedefim daha basit: Bu kiloyu korumak 🙂Koyduğum iki küçük hedefe ulaştım ama öyle büyük sıçrayışlar yaptığım bir yıl olmadığı için 2016 ile vedalaşmam pek zor olmadı. Ülke gündeminin buna katkısı da büyük.2017'nin sağlık, barış ve huzur getirmesini bekliyorum. Sadece bana değil, tüm dünyaya... Mutlu bir 2017 olsun!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/berlin-gezi-notlari.html", "text": "Berlin Gezi Notları11 Mart 201711 YorumKategori : Almanya, Yurt dışı Seyahatleri40 Uzun zamandır \"Noel zamanı Avrupa'da olmak\" gibi bir hayalim vardı. Işıl ışıl fotoğraflara bakarken iç geçiriyor; \"Ama havalar soğuk, kışın işlerim de çok yoğun\" gibi mazeretlerle gitmeyi erteliyordum. Bu sene de son ana kadar bu tür bahanelerle avunurken birden durup düşündüm ve hayatta neleri ertelediğimi gözden geçirdim. Sonra da kendimi gaza getirip yılbaşını Berlin'de geçirebileceğimiz fikrine ısındım. Ben fikre ısınırken Berlin'de havalar iyiden iyiye soğuyordu ve benim soğukla aram hiç iyi değildi. Yılbaşı gecelerinde ise evde tombala oynayacak kadar geleneksel bir kutlama anlayışına sahiptim. Benim için bir çılgınlık olsa da Olgun'u ikna edip 1 yaşındaki bebeğimiz Ekin'i engel görmeyerek biletimizi aldım. Bebekle Berlin'de Yılbaşı HazırlıklarıÖncelikle bebeği soğuktan korumak için bazı önlemler almam gerekiyordu. Bu noktada instagramda yaptığım yardım çağrısı çok işe yaradı ve bebekli annelerden çok yararlı tavsiyeler topladım. Bebeğin içine giydireceğim termal içlik, üzerine giydireceğim kar tulumu ve bebek arabasında sıcak tutan \"footmuff\" denilen puset tulumu gitmeden önce yaptığım yatırımlardı. Kar tulumu ve puset tulumu Ege'de yaşadığımız için çok kullanılmayacak şeylerdi, direk de bebeğin tenine değmeyecek şeyler oldukları için bunları 2. El olarak satın almayı tercih ettim. Bebecruz sitesini öneririm bu anlamda. Noel bebek Ekin soğuğa karşı direniyor! Bebek arabasının yağmur örtüsü de ilk kez bizimle seyahate çıktı, rüzgardan da korusun diye yanımıza almıştım ama yine kullanmadık. Sonuç olarak bebekle Berlin soğuğunu engel olarak başarıyla aştık. Yine de itiraf etmeliyim, bebekle gezmek zor; bebekle soğukta gezmek daha da zor. Nedenlerine yeri geldikçe yazı içinde değineceğim. Berlin'e UlaşımBerlin, Almanya'nın başkenti. Ülkemizden direkt olarak gidebileceğiniz, seferlerin bol olduğu bir şehir. Almanya'da yaşayan Türkler sağolsun, biz de İzmir'den İstabul aktarması yapmadan direkt olarak Berlin'e uçabildik. Çocuklu aile olunca direkt uçuşlar çok daha kıymetli oluyor. Geçen kurban bayramında sırf direkt uçalım diye Zürih'e gitmiştik mesela. Bu noktada İzmir'de bizi Sunexpress havayolları en çok noktaya ulaştırıyor. Check in kontuarı salça ve tarhana koksa da razıyız, aktarmasız ulaşalım yeter ki! Berlin Tegel Havalimanı'ndan Şehre UlaşımTegel Havalimanı nispeten merkeze yakın. Otobüs bilgisi veremiyorum ama havaalanında bir infoya sorularak bilgi alınabilir. Biz bebekli yolcu olarak taksi kullanmayı göze alıyoruz artık. Havaalanından merkeze 25 Euro civarı tutuyor normalde ama bizim otel biraz uzakta olduğu icin 30 Euro tuttu. Taksiye binerken Alman disiplini kendini gösterdi, bebekle bizi sıradan bir taksiye bindirmediler. Bebek için araba koltuğu bulunduran taksilere yönlendirdiler. Bebekli yolcular Berlin'de sadece araba koltuklu taksilere binebiliyorBerlin'de Şehiriçi Ulaşım ve Toplu TaşımaBerlin beklediğimden çok daha büyük ve gezilecek yerler açısından yayılmış bir şehir çıktı. Öyle şıp diye \"oraya yürüyüveririm\" denmiyor. Düz ayak ve yokuşsuz olsa da bir yerden sonra yürümek çok yorucu hale gelebiliyor ve toplu taşıma kullanma gereksinimi devreye giriyor. S-Bahn ve U-Bahn denilen metro sistemi şehrin her yanını sarmış. Biz de bunları aktif olarak kullandık. Bunun dışında otobüs ve tramvay seçenekleri var ama onları keşfedemedik. Zaten sadece doğu Berlin olarak geçen yerlerde tramvay varmış ama normalde nerenin doğu nerenin batı olduğunu anlamanız çok zor. Otelimiz çok merkezi olmadığı için toplu taşımayı sınırsız kullanabileceğimiz Berlin Welcome Card aldık. Bu kart hem sınırsız toplu taşıma kullanma hakkı veriyor, hem de bazı müzelerde ve restoranlarda indirim sağlıyor. Ayrıntılı bilgi için buraya tık tık. Bizim gittiğimiz tarihte 2 günlüğü 19,90 euro, 3 günlüğü ise 27,90 euro idi. Bu kartı otelimizin resepsiyonundan temin edebildik. Toplu taşıma genel olarak efektif fakat metro istasyonlarında trenin olduğu kata inmek, trenden inip caddeye ulaşmak zaman kaybettirici olabiliyor. Hele de bebekleyseniz... Çünkü bebekle olunca önce asansör var mı diye bakınıyoruz, asansör varsa bekliyoruz. Bazen dolu geliyor, yine bekliyoruz. Merdiven kullananlar çoktan caddeye ulaşmışken biz daha asansörün gelmesini bekliyor oluyoruz. Tabi bu iyi ihtimal, çünkü bir çok durakta asansör yok. O zaman Olgun kışlık eşyalar ve bebekle 30 kiloya ulaşmış bebek arabasını karga tulumba kavrayıp merdivenlere yöneliyor. Oluşan manzara trajik:İtina ile puset kucaklanır... Bizim otele yakın olan S bahn istasyonunda asansör var mı diye bakınırken büfedeki Türk genç bize usulca yanaşıp \"S Bahn'da yok ablam\" dedi. Bu olay üzerine hem Almanya'daki Türk popülasyonunu hem de gezi boyunca bebek arabasını kucaklayacağımızı anladık... \"S Bahn'da yok ablam\" gezimizin sloganı oldu diyebilirim. Berlin aslında çocuklar için çok güzel aktivitelere ev sahipliği yapan bir şehir fakat bebek arabasından kurtulmuş olarak buraya gelmeniz daha iyi olacaktır. Veya geziye biraz uzun vakit ayırın. Biz normalde aktif olarak kanguru kullanıyoruz bebeği taşımak için ama bu mevsimde lahana gibi sarılmış bebeği bir de kanguruya sıkıştırmak çok akla yatkın değildi. Taksi seçeneği ise \"bebek koltuklu taksi\" bulma sorunsalı yüzünden bizim için devre dışıydı, ama siz taksiye binmeyi de düşünebilirsiniz, euro kurunu saymazsanız aşırı pahalı değil. İstanbul'daki \"Bitaksi\" uygulaması gibi \"Mytaxi\" uygulamasını telefona indirip kullanmak kolaylık sağlayacaktır. Uber de kullanılabilir sanıyorum, biz denemedik. Berlin'de konaklamaO toplu taşıma illa ki kullanılacak, o yüzden metroya yakın herhangi bir yerde kalabilirsiniz diye okumuştum. Katılıyorum. Yine de Mitte semtinde kalmak size zaman kazandırabilir. Alxanderplatz, Hackesher Markt, Freidreich Strasse'ye yakın bir yerde kalmak turistik aktivitelere ulaşım açısından iyi olabilir. Ben bu geziyi son anda ayarladığım için yılbaşı vakti otellerin doluluk oranı çok yüksek, fiyatlar da epey pahalıydı. Airbnb evlerini tercih ediyorum ama onlar da her zaman asansörlü olmayabiliyor. O yüzden otellere yöneldim. Fiyat performans olarak en uygun bulduğum otel Holiday Inn Berlin City East Side idi. İsminden de anlaşılacağı üzere Berlin'in Doğu kısmında, East Side gallery'e çok yakındı. Holiday inn city east side, beğendiğim bir otel olduOtelin yakınındaki S-Bahn istasyonunda asansör olmayışı ve otel odasında minibar bulunmayışı burayı bebek dostu olmaktan uzaklaştırıyordu fakat otelin temizliği ve kahvaltısının güzelliği ile memnun kaldığım bir konaklama oldu. Zaten dışarısı 0 derece olduğu için yanımızda gezdirdigimiz yiyecekler buzdolabında saklanmış gibiydi, o yüzden minibara ihtiyaç olmadı aslında. Otelin lokasyonu ünlü gece klubü Matrix'e yakın, trend restoranların ve 3. Dalga kahvecilerin çok olduğu Fredreichchain semtindeydi. Eğer bu tarz yerler ilginizi çekiyorsa burada kalmaktan çekinmeyin. Tesis çok güzel. Ama ben daha merkezi bir yerde kalmış olmayı dilerdim. Örneğin Cuma günü tam bedava yürüyüş turuna katılacaktık, ben Ekin'in üstüne ıhlamur döktüm. Ihlamur sıcak değildi ama çocuğu ıslattığı için paniğe kapılıp hemen odaya gitmek istedik. O noktada odamızın daha merkezi bir noktada olmuş olmasını istedim. Tabi yaşadığımız stres sonrası eşimle tartıştık ve o gün birkaç saatimiz boşa gitti. Sonra barıştık tabii ki, severiz birbirimizi. Stresimizi atmaya çalışıyoruzDaha merkezi lokasyonda olan Titanic Comfort Mitte otelinde ise kardeşim Hale kalmıştı 3 sene önce. Bu otel personeli Türk ağırlıkta olduğu icin İngilizcesi çok iyi olmayanların bile rahat edebilecekleri bir konaklama deneyimi sunabilir. Sadece odalar çok küçükmüş, biz o yüzden tercih etmedik ama sizin için bu bir kriter değilse orayı da değerlendirebilirsiniz. Berlin'de kaç gün kalmalı?Biz Perşembe gidip pazar döndük. 2 yarım gün, 2 de tam günümüz vardı. Bence belli başlı aktiviteleri gerçekleştirmek için güzel bir süre ama bahsettiğim zaman kayıpları yüzünden bize hiç yetmedi. Üstelik normalden farklı olarak Noel pazarlarında da vakit geçirince Berlin'deki kültürel aktiviteleri es geçmek zorunda kaldık. İleride tekrar gelmek şart. Eğer farklı lezzetleri ve farklı konseptteki restoran ve kafeleri deneyimlemeye meraklı biriyseniz Berlin'de uzun zaman geçirebilirsiniz. Zira bize önerilen yerleri deneyecek kadar çok acıkmadık. Bence sindirerek gezmek icin 4 gün ideal ama müzeler ilginizi çekmiyorsa ve çocuklu gezgin değilseniz 2 günde de belli başlı noktaları görüp başka şehre geçebilirsiniz. Tabii ki tavsiyem uzun kalıp kültür-sanat mabedi bu şehrin tadını çıkarmanız yönünde olacak. Berlin'de gezilecek yerlerBaştan anlaşalım, Berlin oyle doğal güzelliklerle bezenmiş, şirin binalarla donanmış estetik güzelliğe sahip bir yer değil. 2. Dünya savaşında çok zarar gördüğü için modern binaların yoğunlukta olduğu gri bir başkent hayal edebilirsiniz. Fakat; yapılacak aktivitelerin bolluğu, sanata dair oluşumları, alt kültürleri ve lezzet durakları ile ziyaret edilmeyi fazlasıyla hakediyor. Yaratıcılığın prim yaptığı bir başkentteyiz. Ben Avrupa'daki bedava yürüyüş turu konseptini çok seviyorum. Bence gittiğiniz şehirde böyle bir hizmet varsa ve İngilizce biliyorsanız mutlaka katılın. Biz katılacaktık ama ne olduğunu yukarıda anlattım. Biz bedava yürüyüş turlarından Brandenburg kapısının yanından hareket edene katılacaktık ama birçok seçenek var. Turistik turlar haricinde \"Alternatif Berlin\" turları da düzenleniyor. Alternatif tura katılıp şehirdeki muralleri ve hip mekanları görebilirsiniz. Berlin'i bu gidişimde doyasıya gezemedim ama gitmeden önce kapsamlı bir araştırma yapmış, orada yaşayan arkadaşlarımdan ve takipçilerimden öneriler alarak gezimi planlamıştım. Öğrendiklerim doğrultusunda neler yapılabileceğini anlatmaya başlıyorum:Öncelikle Berlin'in bölgelere ayrıldığını ve her bölgede farklı şeyler bulacağınızı, çok yayılmış bir şehirde olduğumuzu bilelim. Bölge isimlerine göre başlıklara ayırarak anlatacağım. Berlin'in bölgeleri: Özellikle Mitte'ye dikkat MitteMitte semti Berlin'in en merkezi yeri, turistik aktivitelerin çoğu da burada. Google maps üzerinde Mitte'de görebileceğiniz yerleri kendim işaretledim, büyütüp inceleyebilirsinizAlexanderplatz gezmeye başlamak icin iyi bir nokta. Bu merkezi meydanda alışveriş merkezleri çok, bir de Tv Tower dedikleri Berlin'in simge yapısı var: Berliner Fernsehturm. Meydanda dünya saatlerini gösteren heykeli bulup inceleyebilirsiniz. Kuşbakışı Berlin manzarası için 207 metre uzunluğundaki TV Tower'a çıkmak iyi bir seçenek. Tv Tower'a çıkmaya niyetiniz varsa ya sıra beklemeyi göze alacaksınız, ya da internet üzerinde şu adresten fast ticket alacaksınız. Tepede bir de restoran varmış, güzel olduğu söyleniyor ama rezervasyon şartmış. Berlin Tv Tower ve Alexanderplatz. Görsel Google'dan. Alexanderplatz'dan sonra rotanızı Berlin'in en eski yerleşim bölgesi Nikolaiviertel'e çevirebilirsiniz. Zaten yer yer oklarla gösteriliyor bu bölge, hatta yerde kırmızı ayak izleri vardı sizi Nikolaiviertel'e götüren. Nikolaiviertel, ismini eski bir kiliseden alınan küçük bir bölüm. Burası için Berlin'in old town'u diyebiliriz, ama 1944'de bombalandığı için kiliseden başka eski bir bina görünmüyor etrafta. Nikolaiviertel'e giderkenNikolaiviertelEski kilise NikolaiviertelBuradan sonra Berlin'in içinden geçen Spree nehri kıyısına çıkabilirsiniz. Spree nehir kıyısında, Müzeler Adası'na çok yakınsınız ama ben önce nehrin doğu tarafını anlatıp sonra nehrin karşı kıyısına geçelim diyorum.(Yukarıdaki haritada 3 numara ile gösterdiğim bölüme gidiyoruz)İstikamet Hackesher Markt Caddesi ama önce Spree kıyısında DDR Müzesini göreceksiniz. Soğuk savaş döneminde Doğu Almanya'da yaşayan halkın günlük yaşantısını interaktif olarak sunan bu müzeye gidenler çok iyi vakit geçirdiklerini yazmışlar. Merak ettim doğrusu... Berlin'in en popüler müzelerinden biriymiş. Spree Nehri kıyısında DDR müzesiHackesher Market Caddesi, üzerinde çeşitli pasajların ve mağazaların olduğu bir yer. Buraya direkt olarak S Bahn ile Hackesher Markt durağında inerek de ulaşabilirsiniz. Hackesher Höfe isimli alışveriş merkezi görülmelikmiş ama biz hep kapalı olduğu saatlere denk geldik. Hackesher Höfe alışveriş pasajı ve Hackesher markt CaddesiAnne Frank Zentrum yani Anne Frank Merkezinin bulunduğu pasaj da bu caddede ve oldukça cool bir pasaj. Anne Frank Zentrum'un olduğu pasaj, grafittilerle doluMüzeler Adası yani Museum island, Spree nehri üzerinde karaya köprüler ile bağlı bir ada gerçekten. Üzerinde ihtişamlı Berlin Katedrali ve 5 tane müze var. Müzelerin isimleri: Pergamon Museum, Bode Museum, Neues Museum, Alte Nationalgalerie, Altes Museum. Berlin Katedrali, yani Berliner Dom, Berlin'de eski ve tarihi kalmış özel bir yapı. Vaktiniz varsa tepesine tırmanabilirsiniz. Müzeler adasına geçiş ve Berlin Katedrali Müzeler Adası'nın, hatta Berlin'in en ünlü müzesi kuşkusuz ki Pergamon Museum. Bildiğimiz Bergama Müzesi yani. Burası çoğunlukla bizden çalınan veya kaçırılan eserlerin sergilendiği, burayı gezen Türklerin başını taşlara vurduran bir müze olmakla meşhur. Müzenin en önemli eseri Türk topraklarından kaçırılan Zeus Altarı. . Zeus Altarı'nı Türkiye'den kaçıran kişi Karl Humann'ın kendi vasiyeti üzerine ülkemizdeki Bergama'ya gömülmüş olması ise ilginç bir detay. Pergamon Müzesinde memleketim Söke'nin etrafındaki Priene, Milet ve Magnesia antik kentlerinden de birçok eser olduğunu okudum. Çok ihtişamlı ve güzel olduğu söylenen Bergama müzesi normalde 3 bölümden oluşuyormuş ve 2025'e kadar 4 bölüme çıkarılması planlanıyor. 2019'a kadar müzenin bir kısmı kapalı. Bu haber beni biraz teselli etti, çünkü biz buraya da giremedik bu gezide. Net olarak görebiliyorsunuz ki Pergamon yani Bergama ismi Berlin'de büyük bir gurur kaynağı. Birçok işletme Bergama olarak isimlendirilmiş: \"Pergamon tours and travels\", \"Pergamon restaurant\" vs... Bizim daha birkaç yıl önce değerini anlayıp Unesco Dünya Mirası'na kabul ettirdiğimiz Bergama'nın ekmeği Berlin'de afiyetle yeniyor anlayacağınız. Müzeler Adası'ndan Unter der Linden Caddesi'ne geçiş yapabilirsiniz. İsmi \"Ihlamurlar Altında\" anlamına gelen bu caddenin kendisi de ismi gibi güzel. Sağlı sollu dizilmiş ve ışıklandırılmış ıhlamurların altından yürüyorsunuz. Unter den Linden CaddesiBiz Unter der Linden caddesini yılbaşı gecesi gezdiğimiz için normal halini göremedik, cadde trafiğe kapalı, birçok dükkan hizmet dışıydı. Ama üzerinde birçok alışveriş mağazasının ve kafelerin olduğunu gördük. Sıradan günlerde çok keyifli bir yer olduğuna eminim. Buradaki Nivea Shop'a uğramamız özellikle önerilmişti. Unter der Linden'in sonuna geldiğinizde ise karşınızda Berlin'in en önemli simge yapısı Brandenburger Tor çıkıyor. Brandenburg Kapısı'nın önü feci bir turist kalabalığı. Yılbaşı eğlenceleri de burada yapılıyor. Brandenburger TorBrandenburg kapısına direkt metro ile ulaşmak isterseniz kendinizi Hauptbahnhof durağına atıp oradan U55 trenine binmeniz gerekiyor. Brandenburger Tor durağında indiğinizde hop diye önünde buluveriyorsunuz kendinizi. Brandenburg'un hemen yanında ise Reichstag var, yani Alman Parlamento binası. Buranın özelliği tepesindeki cam kubbesi. Bu kubbe sadece binayı örtmekle görevli bir çatı değil; elektrik üreten yağmur suyunu arıtan çok becerikli, mühendislik harikası bir kubbe. Dolayısıyla çok da tursit çekiyor. Reichstag Alman Parlamentosu Deutscher BundestagSiz de bir turist olarak Alman Parlamentosu'nu ve kubbesini görmek isterseniz buraya rezervasyonsuz gitmenin pek akıllıca olmadığını bilmelisiniz. Rezervasyon işlemini şuradan yapıyorsunuz ve rezerve ettiğiniz saate muhakkak uymanız bekleniyor. İşte size Alman disiplini!!! Ama bir güzel yanı da ziyaretin ücretsiz olması. Reichstag gezisi popüler bir turist aktivitesi. Mümkünse gün batımı saati ayarlamaya çalışın, hem gündüzü hem geceyi yaşamış olursunuz. Ama gece mi çıkmalı mı gündüz mü diye sorarsanız benim araştırmalarım gündüzü öneriyordu. Ben 2 hafta önce rezerve etmeye çalıştım ama ziyaret tarihimizde sadece geceleri müsaitlik vardı. 1 ocakta sabah saatinde bir müsaitlik bulduk, ona da yetişemedik maalesef. Berlin seyahatiniz belli olduğunda hemen Reichstag rezervasyonunuzu yapın derim. Eğer erken davranırsanız ücretsiz rehberli turlardan rezerve edebilirsiniz. Rehbersiz turlarda ise kubbenin tepesine çıktığınızda dağıtılan audioguidelar sizin nereye baktığınızı algılıyormuş ve karşınızda gördüğünüz binayı tanıtıyormuş. Audioguidelarda Türkçe seçeneğinin olması sevindirici haber. Hauptbahnhof'dan bineceğiniz U55 treninin Bundestag durağı da hemen Reichstag'ın yani Alman Parlemantosu'nun önüne çıkıyor. Bu binanın Bundestag olarak anıldığını da okuyabilirsiniz birçok yerde. Brandenburg Kapısı civarında görmeniz gereken bir diğer turistik yapı Yahudi soykırımı anıtı. Jewish Holocaust denilen bu yapı 2711 adet beton blok kullanılarak yapılmış bir anıt mezar. Zamanında öldürülen Yahudiler için tasarlanmış. Jewish HalocaustBrandenburg Kapısı'nın ön tarafı Unter der Linden Caddesi iken arka tarafı Berlin'in meşhur şehir parkı \"Tiergarten\"a çıkıyor. Mutlaka uğranmalı, mümkünse piknik yapılmalı, bizde neden yok diye kıskanılmalı... Yararlı bir İpucu: Alexanderplatz'dan başlayıp Unter den Linden'den geçip Brandenburger'e gelen 100 numaralı otobüs hattı turistler arasında çok popülermiş. Binip ucuza turistik tur yapabilirsiniz. Potsdamerplatz, Brandenburg Tor civarında gezerken görmeniz gereken modern ve ışıltılı bir meydan. Burası 2. dünya savaşında yıkılıp dümdüz edilmiş. Almanlar da tarihe inat oraya en büyük ve gösterişli binaları dikmiş. Bence burası hiç Avrupa gibi değil, kendimi Asya'da hissettim. Güzel mi derseniz güzel bir meydan değil ama ışıklandırması gerçekten görmeye değer. Potsdamerplatz'a giderken böyle süper ışıklı bir cadde buldukBerlin'in en modern meydanı: PotsdamerplatzBir de Avrupa'nın ilk trafik lambasını görebilirsiniz Potsdamer Meydanı'nda. Bildiğimiz lambalardan değil, biraz değişik. O yüzden Potsdamer Meydanı'na mutlaka gelin derim. Ve karşınızda Avrupa'nın ilk trafik lambasıBuradaki Sony Center Alışveriş merkezinin girişinde bir Legoland Discovery center var ve Sony Center'da akşamları çeşitli gösteriler yapılıyor. Potsdamer Platz'da Sony Center Alışveriş merkeziMitte'nin önemli ve canlı caddelerinden biri Friedrichstrasse. Ve Berlin'in en kolpa aktivitelerinden biri olan Checkpoint Charlie bu cadde üzerinde. Checkpoint Charlie, zamanında Doğu ve Batı Berlin arasında bir geçiş kontrol noktası olarak kullanılyormuş. Genelde yabancıların geçiş yaptığı bir kapı olduğu için burada Amerikan askerleri nöbet tutuyormuş. Şimdi de geçiş noktasının bir benzeri inşaa edilmiş, nöbetçi Amerikan askeri ile fotoğraf çekilip pasaportunuza geçiş damgası bastırabildiğiniz bir turistik aktivite yaratılmış. Bence gereksiz bir para tuzağı ama isterseniz siz de fotoğraf çekilebilirsiniz. Turist avcısı bir atraksiyon: Checkpoint CharlieCheckpoint Charlie'nin hemen yanında bir de müzesi var: Berlin Wall Museum Museum Haus am Checkpoint Charlie. Berlin Yahudi Müzesi de bu civarda görebilecekleriniz arasında. Checkpoint Charlie'ye ulaşım için U-Bahn durağı: StadtmitteGendarmenmarkt bölgesi, Fransız ve Alman katedrallerinin yanı sıra tarihi Concert House'a ev sahipliği yapan bir meydan. Biz noel pazarı var diye uğramıştık ama yılın diğer zamanlarında da ziyareti hakediyor. Olmadı Raush Schokoladenhause için uğrayıp çikolata alışverişi yaparsınız 😉 Çikolatacının üstündeki dişhekimine dikkat etmemi söylemişti Berlin'de yaşayan bir arkadaşım 🙂Gendarmenmarkt Meydanı ve Noel pazarıNihayet Mitte'deki gezilecek yerleri bitirdik. Sıra diğer semtlerde... CharlottenburgCharlottenburg, Berlin'in bir başka bölgesi. Mitte kadar olmasa da burada da bazı turistik noktalar var. Bu muhitte görecekleriniz:Kaufhaus des Westens, yani KaDeWe kısaltması ile anılan alışveriş merkezi \"Batının alışveriş merkezi\" olarak Türkçe'ye çevrilebilir. Konum itibari ile doğu ile batının arasında kaldığı için soğuk savaş döneminde doğudakilerin batıya imrenerek bakmasına neden oluyormuş bu alışveriş merkezi. Çünkü doğuda çikolata ve kahve bile yasakken batıdakiler şıkır şıkır alışveriş yapıyorlarmış KaDeWe'de. Ne fena değil mi?Kadewe alışveriş merkezine Witternbergplatz metro durağında inerek ulaşabilirsiniz. Biz üst katındaki yemek bölümü için geldik, seçenek çok, salonu rahattı. Kadewe'nin üzerinde bulunduğu cadde Kurfürstendamm, kısaca Ku'damm Berlin'de önemli bir alışveriş caddesi. Hard Rock Cafe, Apple Store filan hep burada. Ku'damm dedikleri Kurfürstendamm StrasseKaiser Wilhelm Memorial Church, yani namı değer \"Yıkık Kilise\", yine Kurfürstendamm caddesi üzerinde görebileceğiniz bir yer. Bu kilise 2. dünya savaşı sırasında bombalanmış ve savaşın acıları unutulmasın diye restore edilmemiş. Berlin'de yeterince zamanınız varsa Charlottenburg Sarayını gezebilir, daha olmadı bahçesinde vakit geçirebilirsiniz. Güzel bir havada çocuklarınızla gidebilir, göldeki kuğuları, ördekleri besleyebilirsiniz. KreuzbergKüçük İstanbul olarak da bilinen, Türklerin Berlin'deki yerleşim noktası Kreuzberg, Berlin'de başka bir semt. 3,5 milyon nüfuslu Berlinde 200bin Türk yaşıyormuş. Yazının başında \"S Bahn'da yok ablam\" geyiğinin dibine vurduğumuz bölüm işte burası. İster istemez girdiğimiz her dükkanda İngilizce'den önce Türkçe konuşma refleksi geldi. Kreuzberg\"Türkiye'den geldim Kreuzberg Türk bölgesinde ne işim var\" demeyin, çünkü artık burası Berlin'in en cool yerlerinden. Zaten Kreuzberg o kadar büyük bir semt ki, bana birçok yeri çok da Turkish gelmedi... Biz genelde yeme içme için gittik buraya, o kısma geleceğiz... Ama en hareketli yerlere nokta atışı yapmak için Mehringdamm Caddesi, Bergmann Strasse, Köpenicker Strasse, Oranienstrasse vs... FriedrichshainKruezberg'den nehrin karşı yakasına geçtiğinizde ulaştığınız semt.... Bu iki semti bağlayan köprülerin en ünlüsü Oberbaumbrücke. Oberbaumbrücke köprüsü Friedrichshain ile Kreuzberg'i birbirine bağlıyorFriedrichshain semtine Berlin ziyaretinizde mutlaka uğrayacaksınız çünkü Berlin Duvarı'nın sanatla yoğurulduğu \"East Side Gallery\" burada. S bahn ile Ostbahnhof durağında inince hemen duvarın dibindesiniz. East Side Gallery Berlin WallEast Side Gallery, 1 kilometreden daha uzun bir açık hava müzesi. Sanatçılar bu utanç duvarını resimleri ile güzelleştirmişler ama birçok kişi üzerine karalama yaptığı için eserlerin önüne set çekilmiş. Yazılara dikkat... Vandalizm her yerde... Kim bu öpüşen adamlar hemen açıklıyorum:Sosyalist kardeşlik öpücüğü temsili Doğu Almanya lideri Erich Honecker ve Sovyetler Birliği Başkanı Leonid Brejnev dudaktan öpüşerek bu fotoğrafı dünyaca ünlü hale getirmişler. Önünde herkes fotoğraf çekiliyor... Bu duvar harici Friedrichshain'e dünya mutfaklarından yemekler yemek ve gece klüplerinde eğlenmek için uğrayabilirsiniz. Ünlü klüplerden Berghain ve Matrix bu muhitte. Prenzlauer BergBurası çocuklu ailelerin en çok takıldığı yer olduğu için \"Pregnancy Hill\" olarak da bilinen bir muhit. Bence gezi sırasında bizim ait olduğumuz yer burasıydı ama uğrayamadık bile! Çocuk dostu kafelerin yanısıra 3. dalga kahvecilerin ve brunch mekanlarının da çok olduğu bir bölge. Berlin'in başka bölgeleri de var ve artık hemen hemen tüm bölgelerde sanat galerisi ve tarz kafeler bulabiliyorsunuz. Ama turistik bir ziyarette uğranılması gerekenler bunlar. Tekrar fırsatım olursa Berlin'e bir yaz günü gidip Nazi kampı Sachsenhausen'i gezip bunalıma girer, sonra da yakınlardaki sayfiye kasabası Potsdam'a geçer neşelenmeye çalışırdım. Berlin'de Noel Pazarları ve YılbaşıBiz Berlin'e aralık ayının son günlerinde gittiğimiz için yazıda böyle bir altbaşlık kaçınılmaz oldu. Normalde Almanya'da Noel pazarları kasım ayının 20lerinde başlayıp aralık 24'e kadar sürüyor. Fakat Berlin'de noel pazarları 1 ocaka kadar devam ediyor. Sanırım başkent olması ve turistik olması bunda etken. Berlin'in birçok yerinde Noel pazarı kuruluyor ama en güzelinin Gendarmenmarkt'daki olduğu söyleniyor. Diğer pazarların aksine buradaki standlar ahşap değil, beyaz çadırlar şeklinde. Bazı pazarlara giriş ücreti istenebiliyor, 1-2 euro gibi. Gendarmenmarkt Noel pazarı'na da 1 euro karşılığında girmiştik. Gendarmenmarkt Noel pazarıAlexanderplatz yakınındaki bir noel pazarını da ücretsiz gezme fırsatımız olmuştu. Alex'deki pazarın açılış kapanış saatleriNoel pazarlarında neler var derseniz: El emeği hediyelik eşyalar, dekoratif ürünler, sosis veya patetes kızartması gibi ayaküstü yiyebileceğiniz yemek yerleri, sıcak çikolatacılar ve sıcak şarapçılar. Noel pazarında herhangi bir standtan \"Glühwein\" yani sıcak şarap aldığınızda 6 euro ödüyorsanız bunun 3 eurosu şarap için, 3 eurosu şarabın içinde sunulduğu porselen bardak için ödeniyor. Porselen bardağı aynı pazar içinde farklı bir standa iade edebiliyorsunuz ve iade ettiğinizde 3 euro depozitoyu geri alıyorsunuz. Bardağı saklamak isterseniz geri vermeyip çantaya atabiliyorsunuz ve 3 euroya hatıralık satın almış oluyorsunuz. Sıcak şarap bardakları her pazarda farklı desenBunun yanında her pazarın içinde kendine göre bir aktivitesi var, kimisinde buz pateni yapılıyor, kimsinde buzdan kaydıraktan kayılıyor. Ailecek vakit geçirilen eğlenceli alanlar. Keşke bizde de olsa bu tür panayırlar diyorum... Noel pazarında ben!! 🙂Yılbaşı ise Berlin'de çok gösterişli kutlanıyor. Avrupa'da yeni yıla girilecek en iyi yerler listesinde Berlin'i mutlaka görürsünüz. Sebebi ise Brandenburg kapısının önünde verilen büyük konser, eğlenceli yılbaşı aktiviteleri ve çılgın havai fişekler. Biz tabii ki bebek arabası ile o kalabalığa girmeyi düşünmedik, etrafta dolandık. Berlin'de yılbaşının bir önemli özelliği de herkesin havai fişek patlatması. Metroda gördüğümüz herkes fişeklerini almış evlerine gidiyordu. Kreuzberg'de yemek için dolanırken de dakika başı patlama sesleri ile irkiliyorduk. Bence havai fişekleri uzaktan sevmek aşkların en güzeli, zira kulağınızın dibinde devamlı bir şey patlaması pek de hoş olmuyor. Biz bebekli gezginler olarak saat 12 olmadan kendimizi otel odasına attık. Saat tam 12'de ise odamızın camından dışarı baktığımızda ise gözlerimize inanamadık, tüm gökyüzü havai fişek patlamaları ile süslenmişti. Ben anı yaşamak için fotoğrafını çekmedim ama bu havai fişek bombardımanı dakikalarca değil, saatlerce sürdü. Bir süre Ekin bile ilgiyle izledi fişekleri. Bundan böyle benim için Berlin'de yılbaşı demek, havai fişek demek. Tabi buz gibi havayı da unutamam. Berlin'de Yeme İçmeBerlin'de yeme içme mevzuu gerçekten çok derin sayın seyirciler. Öyle ki Berlin'e sırf yemek yemek için bile gidebilirsiniz. Gastronomik anlamda doyurucu, dünya mutfağından nasibini almış ama Türk damak tadından vazgeçemeyenleri de sevindiren bir yer. Kafeler ve kahveciler hipster yuvası, tarzlar yarışıyor. Gece klüpleri ona keza... Biz Ayağımın Tozuyla ailesi olarak iyi yemekten keyif alıyoruz tabii ki ama yemek yemeyi gezimizin odağına da yerleştirmiyoruz. Hele de bu gezimizin amaçlarından biri \"bebeği üşütmemek\" olunca yemeği bir yana bırakın, fotoğraf çekmek bile geri planda kaldı. Yine de Berlin lezzetlerinden tecrübe ettiklerimi paylaşacağım, edemediklerimi de öneri olarak sunacağım. Günün ilk öğününden başlayalım: Kahvaltı. Berlin'de kahvaltı hatta Brunch kültürü çok gelişmiş. Onlar da bizim gibi haftasonları dışarda bruncha gitmekten çok hoşlanıyorlar. Ben oteli ayarlarken dışarı çıkmadan Ekin'e bir şeyler yedirebilmek için \"kahvaltı dahil\" rezervasyon yapmıştım. Oteldeki kahvaltı çeşidi de çok genişti ve lezzetli şeyler vardı ama bebek olmasaydı kesinlikle hergün başka yerde kahvaltı etmek isterdim. Yine de bir gün biz de racona uyup dışarıda bruncha gittik.2016'nın son kahvaltısı için bizim tercih ettiğimiz yer Tomasa Villa Kreuzberg oldu. Yediğimiz her şey kaliteli, ortamı da gayet sıcaktı. Tabii ki türk kahvaltısı değil, Alman kahvaltısı. Metro ile ulaşımı yok, inip epey yürümek zorunda kaldık ama lezzetlerden memnun kaldığımız için sorun yok. 2 kişi 30 euro gibi bir hesap ödedik.2016'nın son kahvaltısıBöyle bir brunch mekanı için önceden rezervasyon öneriliyor, çünkü kalabalık oluyor. Biz 1 hafta önceden aramıştık mesela. Daha geç aransa da olabilir belki, bilemiyorum. Kahvaltısının güzel olduğunu duyduğum ve otelimizi \"kahvaltı dahil\" almasaydım gitmeyi düşüneceğim mekanlar:Einstein Cafe Berlin'in Starbucks'ı diyebilirim, pek çok yerde karşımıza çıktı, Checkpoint Charlie'nin oradakinde kahve içtik. Brunch için de çok seviliyor. Distrikt cafe Berlin'deki meşhur 3. dalga kahvecilerden. Kahvaltı için gezgin arkadaşım Ege buttermilk pancake ve acai food bowl önermişti. Rezervasyon mümkün değil, haftaiçi 8.30, hafta sonu 9.30 olan açılış saatlerinde orada bulunmak öneriliyor. U bahn ile Rosenthaler Platz'ta, S bahn ile Nordbahnhof'ta inip yürüyebilirsiniz. Cafe Anne Blume Prenzlauer Berg bölgesinde bir çiçekçi olarak ticaret hayatına başlayan bu işletme sonradan poğaça gibi bir şeyler satmaya başlamış ve şu an hem turistler hem de lokaller arasında popüler bir kahvaltı mekanı haline gelmiş. 3 katlı kahvaltısı ilginç görünüyor, ayrıca mekan çiçek satmaya da devam ediyor. Haftaiçi için rezervasyon yapılıyor ama haftasonu erken gelen yeri kapıyor. Burası için U2 metrosundan Eberswalde Straße veya Senefelderplatz istasyonlarında inip 10 dakika yürüyebilirsiniz. Kahvaltımızı yaptırysak kahve faslına geçelim. Artık yeni nesil bloggerlar şehrin en meşhur kahvecilerini gezip 3. dalga kahveler hakkında bilgi vermezlerse görevlerini eksik yapmış oluyorlar. Ben de biraz ödevini tamamlayamamış bir öğrenci gibiyim \"ama elektrikler kesikti\" hocam yerine \"bebeğim vardı arkadaşlar\" diyorum. Eczacı olduğum için eski bir eczaneden trend bir kafeye dönüştürülmüş Ora Cafe illa ki gitmek istediğim yerdi, çok şükür ki gidebildim. Eski bir eczaneden kafeye Ora CafeSunumda erlenmayerlerin, beherlerin kullanıldığı bu kafeyi tüm meslektaşlarıma ve kimya laboratuvarını özleyenlere tavsiye ediyorum. Detaylara dikkat! Onun dışında yukarıda bahsettiğim Einstein Cafe'ye illaki denk geleceksiniz, biz bebekle rahat ettik içinde. Distrikt Cafe, dünyaca ünlü The Barn ve Bonanza Cafe Berlin'de kahve deyince ilk akla gelen yerlerden. Ben bloggerlıktan kovulmadan hemen öğlen yemeği faslına geçelim ve öğlen yemeği için biraz sokak lezzetlerine dadanalım. Kreuzberg'de çok ünlü bir sokak kebapçısı var: Mustafa's Gemüse Kebap. Buranın sebzeli kebabı için saatlerce soğukta sıra bekleyenler var... U bahn Mehringdamm durağında iniyorsunuz. Berlin'de adım başı göreceğiniz \"imbiss\" tabelaları da aperatif bir şeyler alabileceğiniz yerleri gösteriyor. Berlin'deki dönerci sayısı İstanbul'dakilerden fazlaymış biliyor muydunuz?Almanya'da sosis olayı çok meşhur, bu akımın Berlin temsilcisi köri ve ketçapla servis edilen \"currywurst\". Mustafa's Gemüse'nin hemen yanındaki Curry 36 \"currywurst\"u deneyebileceğiniz iyi bir yer. Biz noel pazarlarında tadına baktık, köri ve ketçap ağırlıklı bir lezzet olduğunu söyleyebilirim. Currywurst içeriği domuz olabiliyor, dikkat! Burgermeister'ı da sokak yemeği kategorisine koyabilirim sanırım. Eski bir umumi tuvaletten aşırı popüler bir hamburgerciye dönüşen bu mekanı bana sosyal medyada o kadar çok kişi önerdi ki... Ama hiç kimse de açık hava sayılabilen büfe stili bir yer olduğundan bahsetmedi. Maalesef aile yeri olmayan bu mekan bizi ağırlayamadı. Berlin'e güzel bir havada tekrar gittiğimde tadına bakacağım. Akşamüstü birası içmek istersek birkaç adres:Nikolaiviertel civarında nehir kenarı bir birahane Brauhaus GeorgBraeu tipik bir Almanya atmosferinde. Bir Münih markası olan Löwenbrau'nun birahanesi ise Gendermanmarkt civarında. Her sezona özel biralar üreten Eschenbrau, çok popüler bir birahane. Akşam yemeğine gelelim... Biz ilk gün otelimizin bulunduğu Friedrichshain civarında dolandık. Yorucu bir yolculuğun ardından Olgun'u mutlu etmek için bir Vietnam restoranına oturduk, Pho çorbası içip sushi yedik. Friedrichshain civarında çok sayıda restoran var. Krossener strsse, Simon Dach Strasse, Gabriel Max Strasse sokaklarında zevkinize uygun bir yerler bulmanız mümkün. Buradaki Burgeramt meşhur bir hamburgerci.2. gün akşam yemeğini Kadewe alıveriş merkezinin gurme katında yedik. En son katlar yemek için ayrılmış, bence hoş bir seçenek. Yalnız fiyat biraz yüksek. Son gecemizde yani 31 aralık gecesinde kendimize iyi bir hamburgerci arayışına çıktık. Burgermeister'ın bize uygun olmadığını gördükten sonra başka bugerciler aradık, Kreuzburger'e baktık, kapalıydı. En sonunda o gece burger yiyemeyeceğimizi anlayıp gözümüze kestirdiğimiz Adana Gril House'a oturduk. Neye niyet neye kısmet desek de, buranın içkili ve şık bir Türk restoranı olduğunu belirtmek isterim. Yine Türk restoran tavsiyesi isterseniz önemli kişilikler Hasır Restoran'ı tercih ediyorlar Hamburger için Burgeramt, Tommi's Burger Joint, The Brid bir sonraki seyahatimde denenecek. Kreuzberg'de et yemek için The Pit çok başarılıymış. Sıra gece eğlencesinde ama bu konuda tecrübem yok, Matrix ve Barghain diyor herkes. Bir de Watergate önerilmişti. Bu konuyu gençlere bırakıyorum. Berlin gerçekten büyük bir yer ve 3-4 günlük seyahate sığacak gibi değil. Defalarca gitsem farklı farklı tatlar alırım sanırım. Berlin'de çocuklar için de ilginç müzeler ve aktiviteler var. Doğası da güzel, bence sık sık gidilir. Daha Peacock island'da tavuskuşlarını kovalamaya geleceğiz Berlin, o zamana kadar bizi bekle! Biraz büyüyünce yine geliriz Berlin!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/maldivler-gezi-notlari.html", "text": "Maldivler Gezi Notları9 Nisan 201718 YorumKategori : Maldivler, Yurt dışı Seyahatleri15 İtiraf 1:Yan gelip yatmayı sevmeyen, aynı yerlerde gezmekten 3 günde sıkılan biri olarak Maldivler'e gidenlere \"vah vah, sıkılmaya gidiyorlar\" muamelesi yapıyordum. İtiraf 2:Turkuaz deniz, beyaz kum güzel ama bizim Ege sahilleri de güzel. Sırf denize girmeye oralara gitmeye ne gerek var? diye düşünüyordum. Anlayacağınız Maldivler benim merak ettiğim yerler sıralamasının taa altlarında bir yerdi. Gitmek için can attığım Cape Town, Bali veya Küba dururken Maldivler'e gitmek de nereden çıkmıştı?Ön yargılarımı yıkan, mantığıma değil ama duygularıma hitap eden bu seyahati planlamamdaki tek sebep kış günü yaz mevsimini yaşamak için gidebileceğim yerler arasında millerimin ancak Maldivler'e yetmesiydi. Birkaç alternatifim daha vardı ama Maldivler diğer gitmek istediğim yerlere göre daha yakındı; dolayısıyla seyahatimi daha kısa tutabilecektim. . Masa üstü fotoğrafı olmayı hakeden manzaralarla dolu bir yer: MaldivlerÜstelik en son yurt dışı tatilimizde Berlin'de 1 yaşındaki kızımız Ekin ile buz kesmiştik, bu tatilde biraz rahat etmek bizim de hakkımızdı... Böylelikle Maldivler 2017 yılının kış günlerinde biz Cengiz ailesini ağırlamayı hakeden ülke seçildi. Tabii ki bileti almak Maldivler'e gitmenin en kolay adımıymış, otellerinin o kadar pahalı olduğunu baştan bilseydim bu yola girmeyebilirdim. Dünya'da gezilecek onca yer varken ve Maldivler'e gitmek gerçekten yüksek bir bütçe gerektiriyorken kendi kendime sormadan edemediğim soru \"Bu kadar masrafa değer mi?\" idi. Maldivler oteline 4 gün konaklama için verdiğim para ile kendi standartlarıma göre Asya'da 10-15 gün gezerdim. Bunu düşünüp zaman zaman pişman oldum. Hatta, \"geçtiğimiz ay kredi kartınızdaki en utanç verici harcama hangisiydi\" diye bir soru çıkmıştı karşıma ve ona \"Maldivler gezi masrafları\" cevabını verecek kadar içime sindirememiştim geziyi. Fakat seyahati geride bırakmış halimle söyleyebilirim ki bu doğal güzelliği insanın gözleriyle görmesi bambaşkaymış. Fotoğraflar güzel ama o manzaranın içinde olmak gerçekten insanı heyecanlandıran, cenneti sorgulatan, şükürlere boğan bir his. Çok şükür buradaydımİyi ki buradaydım!\"Ay biz ne harika bir yere geldik\" demekten dilimizde tüy bitti. Tatilden üzülerek ayrıldık. Asya'da geçirebileceğim bir 15 günüm olmadığına göre paramı Maldivler'e harcamış olmaktan hiç bir pişmanlık duymuyorum. Aksine \"iyi ki burayı görmüşüm\" diyorum. Kısacası biz Maldivler'e bayıldık ve aşağıdaki şartlarda bence siz de Maldivler'e gitmeyi düşünebilirsiniz. Maldivler fotoğraflarına bayılıyorsanız ve oraya gitmek sizin hayalinizseBalayı gibi özel bir tatil planınız varsaBebekle veya çocukla rahat edebileceğiniz, dinlenebileceğiniz bir yere gitmek istiyorsanızKış mevsiminde yazı yaşamak için İstanbul'dan 8 saatte ulaşabileceğiniz \"nispeten\" yakın ve lüks bir yer arıyorsanızMüslüman ülke, helal yemek gibi kriterleriniz varsaMaldivler'e parayı kıyıp gidin derim. Pişman olmazsınız. Üstelik 50 yıl içerisinde buranın yok olma ihtimali olduğunu düşünürseniz mutlaka görmeniz gereken bir yer olduğuna çok kolay ikna olabilirsiniz. Maldivler Hakkında Genel BilgilerMaldivler, Hint Okyanusun'da, Hindistan'nın güneyinde, Sri Lanka'nın 750 km güney batısında yer alan bir adalar ülkesi. Maldivler'i ancak büyük ölçekli haritalarda bulabilirsiniz, çünkü çok küçük adalardan oluşuyor. Haritada MaldivlerYaklaşık 1200 tane ada var ve bunlar takım adalar halinde gruplanmış. Buradaki ada gruplarına \"atoll\" denildiğini duyacaksınız. \"Atoll\", daire şeklindeki mercan kayalıkları ve kum adacıkları anlamına geliyormuş. Maldivler'deki kum adacıklarıMaldivler ülkesinin başkenti Male. Tahmin edersiniz ki o da bir ada. Başkent MaleÖzellikle tepeden görünce de anlıyorsunuz ki Maldivler yok olmaya yüz tutmuş bir ülke, küresel ısınma ile adaların su altında kalması an meselesi. Uçaktan MaldivlerÇoğunlukla Hindistan'dan veya Sri Lanka'dan gelmiş olan Maldiv halkı gerçekten cana yakın ve saygılı. Biz çok sevdik, birçok kişiden de aynı yorumu duyduk. Maldivler'de halkın büyük çoğunluğu Müslüman ve ülkede şeriat kuralları geçerli. Lokal adalarda her noktada bikini ile denize giremiyorsunuz ve alkol bulamıyorsunuz. Fakat otellerin olduğu resort adalarda alkol ve kılık kıyafet serbest. Maldivler'in tipik koltuklarında oturup içkinizi yudumlayabilirsinizGüzel haber: Maldivler'e vizesiz seyahat edebiliyoruz! Maldivler ile aramızda 2 saat fark var, Türkiye geride. Maldivler'in para birimi \"rufiyaa\" fakat siz oraya giderken yanınızda Amerikan doları bulundurabilirsiniz. Dolar ile alışveriş yapmak da mümkün, fakat para üstü rufiyaa olarak takdim edilebilir. Euro çok geçerli değil Maldivler'de. Maldivler'e Ne Zaman GidilirMaldivler ekvatora yakın olduğu için 4 mevsim ziyaret edilebilir ama mayıs ekim arası muson yağmurlarına yakalanma olasılığınız yüksek. Bence kışın evlenenlere en güzel teselli Maldivler'de balayı olabilir 🙂Biz mart başında gittik, hava müthişti. Suyun sıcaklığı Ege denizine göre yüksek tabii ki ama boğucu bir sıcaklıkta da değil. Hava çok iyiydi, ilk kez bir tropikal adada yağmura yakalanmadıkMaldivler'e UlaşımMaldivler'e bilet alırken şehir olarak \"Male\" yi seçiyorsunuz. İstanbul'dan direkt uçuş isterseniz THY'ye bakabilirsiniz. Ama Qatar Havayolları veya Emirates Havayolları da değerlendirilebilir. Özellikle Qatar Havayolları'nın dönem dönem yaptığı kampanyalar ile Maldivler'e 600 dolardan başlayan fiyatlarla ulaşabilirsiniz. Biz THY ile uçtuk, gayet rahattı. İzmir çıkışlı biletimi millerle aldığım için hiç ücret ödemedim fakat biletin ederi kişi başı 2600 tl gibiydi. Maldivler'e Türkiye'den direkt uçulduğunda yolculuk 8 saat sürüyor. Dönüş yolculuğu ise 8 saat 40 dakika sürmüş. Uluslararası havaalanı Male'de gibi görünse de aslında Male'nin yanındaki Hulhule adasında. Hulhule Adası yine büyük bir yerleşim olan Hulhumale adasına köprü ile bağlı, başkent Male'ye de bir köprü ile bağlanmak üzere, inşaat devam ediyor. Ama köprü bitene kadar havaalanından başkente ulaşım tekneler ile yapılıyor. Türkiye uçağından iner inmez bu renk bir deniz beklemiyordum! Havaalanından kalacağınız otele ulaşmak için de muhtemelen hız motoruna veya deniz uçağına biniyor olacaksınız. Maldivler'de Kaç Gün Kalmalı?\"Maldivler'de sıkılır mıyım?\" diye düşündüğüm için; hem de vakit ve nakit sınırım olduğu için 4 gece 5 günlük bir tatil ayarlamıştım. Sonuç: Hiç sıkılmadım, hatta kısa geldi bana.5 gece 6 gün daha ideal olabilirdi. Daha uzun tatil ise maddi olarak yüklü olabileceği için size kalmış. Maldivler'de Resort Otel SeçimiMaldivler'de hangi otelde / resortta kalacağımıza karar vermek bu gezi hazırlığının en zor kısmı oldu. Öncelikle şunu bilelim: Maldivler'de adalar 2'ye ayrılıyor: Yerel halkın yaşadığı adalar ve resort adalar. Tabii üzerinde hiç hayat olmayan ıssız adalar da var ama bunlardan bahsetmeye gerek yok sanırım. Genelde oteller balayı çiftlerini pikniğe götürüyorlar bu tür ıssız adalara. Sadece küçük kum parçalarından ibaret adalar Yerel halkın yaşadığı adalarda konuk evleri, pansiyon ve oteller de var. Bunlar çok daha ekonomik konaklama seçenekleri fakat bu tesisler bizim meşhur balayı konseptini yansıtan yerler olmuyor. Yine de böyle bir otel seçmek isterseniz ülkenin şeriatla yönetildiğini aklınızdan çıkarmayın. Denize her yerde istediğiniz kıyafetle giremeyeceğinizden bu opsiyon için iyi araştırma yapmanız gerek. Önünde \"bikini beach\" olan bir otel bulmaya çalışın. Yerel adaların ekonomik olmasından başka bir avantajı da Maldivliler'in günlük hayatına tanık olma fırsatı sunması. Gerçi ben gördüğüm kadarıyla çok da ilginç bulmadım Maldivliler'in lokal yaşantısını. Bir Tayland değil kesinlikle... Lokallerin yaşadığı bir ada örneğiGelin, romantik balayı atmosferi için rotayı resort adalara çevirelim. Birçok tatilci Maldivler'e gidince bu adalarda kalıyor. Resort adalardan bizim kaldığımızResort adalar, etrafını en fazla yarım saatte tavaf edebileceğiniz büyüklükte kara parçaları. Her adanın üzerinde 1 tek otel olduğunu düşünün. Bu oteller genelde 4 veya 5 yıldızlı lüks tesisler. Maldivler'de 100 civarı resort ada var ama bunlardan hangisini seçeceğinize karar vermek pek de kolay değil. Maldivler'de resort seçerken hangi kriterlere bakılabilir sorusunun cevabı biraz kişisel olmakla beraber benim kriterlerimden yola çıkarak siz de kendinize bir yol haritası çizebilirsiniz diye düşünüyorum. Bütçe: Maldivler genel anlamda pahalı bir ülke. Buna sebep olan etkenler: Balayı rotası olarak bilinmesi, ada ülkesi olduğu için her şeye inanılmaz vergi ödeyerek dışarıdan getirtmeleri vs... Resort fiyatları da bu pahalılığı yansıtıyor. Fiyat hesaplarken dikkat etmeniz gereken 4 gider kalemi var:Oda fiyatı%23 vergiYemek planıAdaya ulaşımSiz de fiyatlar hakkında bir araştırma yapabilirsiniz ama 4 veya 5 yıldızlı resort konaklamaları için ben 4 gecelik fiyat araştırdığımda toplam fiyat 2500 doların altına asla inmiyordu. Üst sınır ise yok gibi bir şey, 4 geceliğine 30bin dolar verebileceğiniz resortlar var. Booking'den araştırma yapıyorsanız orada ilk gördüğünüz fiyata yaklaşık %23 vergi ve resorta ulaşım bedeli ekleneceğini de unutmayın. Kısacası ekranı iyi okuyun. Böyle bir ortamda tatil yapmak pek ucuz değil maalesefYemek planı: Maldivler'deki resort konaklamalarınızda oda kahvaltı şeklinde bir yemek planı seçip diğer öğünlerinizi resort bünyesindeki restoranlarda istediğiniz gibi yiyip içebilirsiniz. Bu durumda akşam ve öğlen yemeklerinde yediğinizi ödemiş olursunuz. Ama fiyatların çok yüksek olduğu her yerde belirtiliyor. Üstelik restoran seçeneği de sadece bulunduğunuz otelin içindekilerle sınırlı. Diğer yandan gün içinde tükettiğiniz içecekler için de ayrıca para ödemeniz gerekiyor. Ben tam pansiyon veya her şey dahil konaklama sunan yerleri araştırdım. Bebekle böylesinin daha rahat olacağını düşündüm. Totalde daha pahalıya geldi mi bilmiyorum ama insan tatilde her seferinde 4 dolar verip su satın almaktansa kendini sınırlamadan bol bol su içebilmeli diye düşünüyorum.\"Bir kahvaltı, bir akşam yemeği yeter\" derseniz yarım pansiyon yemek planını seçip ekonomi yapabilirsiniz. Resorta ulaşım şekli: Maldivler adalardan oluşan bir ülke olduğu için havaalanı bir adada, sizin kalacağınız otel bambaşka bir adada olacak. Uluslararası Male Havalimanı'ndan resortunuza ya hız motorları ile ulaşacaksınız, ya da deniz uçağı denilen suya inip kalkan değişik bir uçakla. Bazen hem uçak hem de hız motoru ile. Hız motoru ile gidilen bir resortta kalmanın en büyük avantajı Türkiye'den o kadar saat uçtuktan sonra hızlıca otelde olma konforu. Hız motorları en uzak 1 saatlik yerlere götürüyor. Ve ulaşım için sürat motoru kullanmanın bedeli uçağa göre daha düşük. Havaalanına ne kadar yakınsanız konaklayacağınız yere ulaşım maliyeti o kadar düşük oluyor. 10 dakika uzaklıktaki bir resorta ulaşım için bile kişi başı 100 dolar ödediğinizi düşünürseniz havaalanından resortlara ulaşımın ne kadar pahalı olduğunu anlayabilirsiniz. Çocuklu tatilciler genelde hız motoru ile kolayca ulaşılan resortları tercih ediyorlar, bir sağlık problemi oluşursa merkeze yakın olmanın faydalı olacağını düşünenler çoğunlukta. Hız motoru ile ulaşılan adalarda kalmanın dezavantajı ise deniz uçağına binme fırsatını kaçırmak olsa gerek! Bazı adalar için havaalanına yakın olmanın ses ve görüntü kirliliği yarattığı düşüncesi de mevcut. Diğer seçenek ise deniz uçağı ile ulaşılan resortlar. Eğer resortunuz hız motoru ile 1 saatte ulaşılamayan bir uzaklıktaysa deniz uçağına biniyorsunuz. Bu uçaklar dolmuş gibi de çalışıyor aslında, yolda başka resortlarda yolcu indirebiliyor. Uçak resorta yaklaşıyor! Uçakla gidilen adalar daha sessiz ve sonsuzluğun ortasında oluyor. Maldivler'in eşsiz coğrafyasını bu uçaktan izlemek müthiş bir deneyim. Hem insan hayatında kaç kere deniz uçağına biner ki?Deniz uçağına biniyoruzUçağın en büyük dezavantajı fiyatı. Türkiye Maldiv uçuşuna verdiğiniz parayı aynı ülke içindeki uçuşa vermek insanın zoruna gidiyor. Diğer dezavantajlar ise vakit kaybettirmesi ve yolculuğun çok gürültülü geçmesi. Uçakların karanlıkta uçmaması da bir başka detay. Deniz uçağına sadece gündüzleri binilebiliyor. Otelin konforu: 5 yıldızlı veya 4 yıldızlı seçenekler çoğunlukta. Benim kaldığım 4 yıldızdı ama havaalanına yakın bir yer seçseydim aynı fiyata 5 yıldızlı bir yerde kalabilirdim. Oda çeşidi: Maldivler fotoğraflarını süsleyen o meşhur su üstü bungalovlarında kalmak herkesin hayali sanırım. \"Gitmişken su üstü villada kalırım\" diyenler otellerin \"water bungalow\" odalarını seçebilirler. Burada yine bütçe meselesi devreye giriyor, bu su üstü villaları plajdaki odalara göre 2 kat pahalı. Biz bebekle gittiğimiz için güvenlik açısından su üstü bungalovlarda kalmayı hiç düşünmedik. Sahil villasında kaldık ve bu seçeneği çok sevdik. Odamızın kapısını açtığımız an tropikal bir dünyaya adım atıyorduk. Kapıyı açıyorduk, içimiz de açılıyorduOdamızın arka kapısı ise turkuaz denize açılıyordu. Kısacası bütçeniz kısıtlıysa water villa diye tutturmayın derim ben. Sonuçta yüzdüğünüz deniz aynı, Maldivler'desiniz. 2 kat fazla para vermeye değmez. Balayı paketi: Otel balayı çiftlerine ne gibi olanaklar sağlıyor? Beyaz kıyafetler giyip fotoğraf çekilebilecek misiniz?Otelin kendi resifi var mı, su altı zenginliği nasıl? Bu kriteri TripAdvisor'da yeteri kadar zaman geçirince önemsemeye başladım. Ve bir daha Maldivler'e gidersem benim için en önemli maddelerden biri bu olacak. Maldivler'in her yerinde deniz güzel, o konuda sıkıntı yok ama otelin etrafındaki canlı çeşitliliği ne kadar çoksa o kadar çok eğleniyorsunuz yüzerken ve şnorkel yaparken. Peki otelin canlı bir resifi olup olmadığını nasıl anlarız? Türk acenteleri bu konuda bana hiç yeterli bilgi veremediler, Trip Advisor'dan yorum okumak şart. Otel yorumlarında \"house reef\" ve \"corals\" kelimelerini aratarak resifler hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Bunlar dışında kalacağınız adanın büyüklüğü, spasının olup olmadığı, içinde bir sağlık merkezinin bulunup bulunmadığı, gece eğlenceleri, sportif imkanları, çocuk klubü, havuzunun olup olmadığı sorgulanabilir. Veya sizin kişisel başka kriterleriniz olabilir. İstemenin sonu yok 🙂Bu kriterlere göre kendime uygun oteli nasıl seçtiğimi adım adım anlatayım o halde:1- Booking'den tarihlerimi girip genel olarak fiyatlara göz attım (İlk çıkan rakama aldanmadım, %23 vergiyi ve adaya ulaşım masraflarını ekleyerek bir fikir sahibi oldum)4 gece için 3000 dolar civarı gibi bir bütçe belirlemeye karar verdim. Zaten bu bütçe ile birçok resort kendiliğinden elenmiş oldu 🙂2- Birkaç acentaya mail attım, bütçemi belirttim. Bana otel önermelerini istedim. Gönderdikleri maillerdeki otelleri inceledim. Aslında güvendiğiniz bir acente varsa Maldivler gezinizi uçak + otel şeklinde tur şirketinden satın almakta bir sıkıntı yok. İyi fiyat verebiliyorlar. Yine de acentadan paket alacaksanız birkaç yere sormanızı öneririm.3- Trip Advisor'dan \"En hesaplı Maldivler resortları\" listesine baktım. Buyrun siz de bakın: https://www. tripadvisor. com/HotelsList-Maldives-Affordable-Resorts-zfp1492723. html4- Maldivler'e giden arkadaşlarıma hangi otelde kaldıklarını sordum.5- Gözüme kestirdiğim resortlardan her şey dahil olanlara öncelik tanıdım. Böylece tatile giderken cebimden ne kadar çıkacağını yaklaşık olarak bilmiş oldum. Yeme içme maliyeti bir sürpriz olmaktan çıktı. Tabii ki yemek kalitesine önem verdim, yorumlarda \"yemekler vasat\" deniyorsa oteli eledim.6- Beğendiğim otellerin Trip Advsior'daki müşteri fotoğraflarına ve instagram'a koyulmuş fotoğraflarına baktım. Gerçekler katalogdakilerden epey farklı olabiliyor çünkü.7- Otel seçeneklerini 2-3 taneye indirince booking, trip advisor yorumlarına göre bir tercih yaptım.8- Ben bebekle gittiğim için ve bütçem bir balayı çiftininki kadar geniş olmadığı için öncelikle sürat motoruyla gidilen resortlara bakmıştım. Havaalanına yakın 2 yer kestirdim gözüme. Ama sonra karşıma uçakla gidildiği halde yakın otellerle aynı fiyata gelen bir resort çıkınca sırf uçak tecrübesi yaşamak için orayı seçtim. Maldivler'e 2. defa gitsem uçağı nasıl olsa denedim diye motorlu bir yeri tercih edebilirim diye düşünüyorum. Bunca mesai harcayıp seçtiğim yer Aaaveee Nature's Paradise oldu. Aaaveee Nature's Paradise\"Ay Melike amma da uğraşmışsın, yok mu bu işin kolay yolu?\" diyenler için acentelere danışmalarını ve giden arkadaşlarının memnun kaldıkları otellerini seçmelerini öneririm. Yoksa hakikaten mesai harcatan bir seçim süreci... Bu resortta kalmaya karar verince de direkt otele mail atıp biraz indirim yaptırmayı denedim. Fiyatta anlaştıktan sonra otele kredi kartı numaramı vererek ücretin 3'te birini gitmeden çekmelerine izin verdim. Size böyle bir hareket riskli geliyorsa acente veya booking. com gibi bir aracı kullanabilirsiniz. Ben biraz cesur davrandım. Bu arada indirim için birkaç otele birden mail atmıştım ama diğerleri pek yardımcı olmadılar. Maldiv otelleri burnundan kıl aldırmıyor, bilginize... Aaaveee's Nature's Paradise yorumlarımBiz çok memnun kaldık bu tesisten. Geleneksel Maldivler yaşam stili baz alınarak dizayn edilmiş eco-friendly bir tesisti. Yeşillikler içinde, doğal, huzurlu bir yerdi. Yeni bir tesis olması, yemeklerin güzelliği, personelin memnun etme çabası gayet başarılıydı. Akşam yemeklerinde masamızda böyle düzenlemeler bulabiliyorduk 🙂Bu oteli seçmemizdeki büyük etken olan deniz uçağı ise ilginç bir tecrübeydi. Türkiye uçağından indiğiniz zaman sizi otelin bir görevlisi karşılıyor, veya otelinizin isminin yazdığı bankoya gidiyorsunuz. Sizi karşılayan kişi ile bir minibüse binip deniz uçaklarının kalktığı bölüme geçiyorsunuz. Deniz uçaklarının beklediği bölümDeniz uçağı için herhangi bir organizasyon yapmanıza gerek yok, otel her şeyi ayarlıyor. Birkaç saatlik beklemenin ardından bindiğimiz uçağın içi daracıktı. Uçak kalkmadan köpük kulaklık dağıtıyorlar, ses yolcuları rahatsız etmesin diye. Ben kulaklığı kullanmadım, Ekin'e takamayacağımız için ben de takmak istemedim. Dayanılmayacak bir ses değildi. Pilotun hemen ardında oturuyorduk, bu uçakta kokpiti izleyebiliyorsunuz. Güvenlik kartını daha dikkatli inceleyen bir yolcu görülmemiş... Adaya varınca ise hindistan cevizi suyu ile karşılandık. Benim pek sevdiğim bir tat değil ama olsun, Ekin de tanışmış oldu coconut ile. Yorucu bir yolculuğun ardından, hoş geldik! Odamıza yerleşince ayakkabılarımızı çıkardık ve tatil sonuna kadar hiç giymedik. Adanın zemini full kum olduğu için ben bir çift parmak arası terlikle tatili bitirdim. Maldivler için bavul hazırlamak da çok kolay, öyle ayakkabı taşımanıza gerek yok. Ayakkabı yok, bebek arabası yok. Süper rahatız. Odamızın arkasında kendimize ait bir bahçe vardı, bahçeden direkt denize iniyorduk. Odamız ve arka bahçesiOdamızın önündeki plajda kendimize ait salıncaklarımız vardı. Arka bahçemizde ilerliyoruz ve... Hop denizin kıyısındayızResortta çok güzel fotoğraf noktaları vardı. Denizin içinde salıncaklar, hamaklar, güneşi batırdığımız bar ve iskele çok hoştu. Odamızın önündeki salıncaklarda sallandıkOdamızın önündeki salıncaklarda sallandıkBiraz da hamaktayım... Sabahları iskelede poz veriyorduk, Akşamları güneş batırma güvertesindeGünler geçmesin istiyordum ama, Burada gün çok güzel bitiyordu! Bizim otelimizde su üstü villa ve havuz filan yoktu. Bence Maldivler'de havuza da gerek yoktu... Deniz o kadar huzurluydu ki, Ekin suda uyuyakaldıHer akşamüstü 17.30'da bebek köpek balıkları besleniyordu. Yeme içme konusunda Ekin iştahlı bir bebek olsa hiç zorlanmazdım. Yemekleri tüm dünya mutfağına hitap eden tarzdaydı. Biz memnun kaldık her öğününden. Her şey dahil olsa da Antalya'daki otellerin yiyecek bolluğunda bir yer beklemeyin. Yemekler açık büfe olarak servis ediliyordu, neyse ki çok kalabalık ve itiş kakış yoktuİçecek konusunda da aynı şey geçerli. Her şey dahil menüsüne belli tür içkiler \"dahil\". Şarabını çok beğenmedik mesela ama çok da önemli bir detay değildi bizim için. Her şey dahil menüsünü incelerken Olgun'a \"kokteyl mokteyl yok mu burada?\" diye sormamın ardından menüde \"mocktail\" olduğunu görmeyeyim mi? Meğer alkolsüz kokteyllere \"mocktail\" deniliyormuş, Maldivler'de öğrendim! Menüde hem kokteyl var, hem mocktailE içelim o zaman! Kısacası bizim çok memnun kaldığımız bir konaklama oldu, çok eğlendik, huzur dolduk. Her şey dahil olarak ödeme yaptığımız için de otelde bize hizmet edenlere verdiğimiz bahşişler harici cebimizden bir para çıkmadı. Otelden ayrılırken de \"saat 12'yi geçti, otelden çıkmak zorundasın\" dayatması olmadı. Deniz uçağı gelene kadar (ki 4'lerde geldi) otelin tüm imkanlarından yararlanmaya devam ettik. Maldivler'de Yapılacak AktivitelerResortlarda türlü aktiviteler düzenleniyor. Her birini ek ücret karşılığında satıyorlar tabii ki. Şnorkel, tüplü dalış turu, balık tutma turu, yerel ada turları, yunusları izleme turları gibi aktiviteler hemen her yerin programında var. Bizim otelde her şey dahil pakete yerel bir ada turu, dalışa başlangıç eğitimi ve kano kiralama da dahildi. Dalışa başlangıç eğitimi 2 yıldız dalgıçlara çok hafif geleceğinden katılmadık. Ama kanomuzu kiralayıp Ekin'i de bindirdik ve adanın etrafını turladık. Bebekle gezmek kano ile gezmeye engel olamadıTabii ki can yeleği ile önlemimizi almıştıkOnun dışında otelin etrafında güzel bir resif varsa şnorkelinizle istediğiniz gibi gezip dolaşabilirsiniz. Kalacağınız otele şnorkelden ücret alıp almadıklarını sorabilirsiniz. Ben gitmeden sormuştum ve ücretli olduğunu öğrenince kendi şnorkel, maske ve paletlerimizi götürmeye karar vermiştik. Şnorkelle selfim olmasa mıydı?Balıklar ve OlgunAkşamları ise biraz sönük geçiyor Maldivler'de. Bazı otellerde canlı müzik yapılıyormuş. Biz genelde akşam yemeğimizi yedikten sonra kumsalda yengeç kovaladık, yıldızları izledik. Karaoke filan dediler ama hiiç bulaşmadık... Maldivler'de BalayıMaldivler'in sıkıcı ve klişe bir balayı rotası olduğunu düşünürdüm ama yeryüzünde bir cennet olduğunu, nasıl doğa harikası bir yer olduğunu oraya gidince anladım. Bana balayı için fikir soranlar çok oluyor. Siz sormadan ben cevaplayayım: Tayland mı Maldivler mi?Tayland da doğal güzelliği ve plajları ile muhteşem bir yer, üstelik yerel yaşam daha ilginç. Hem de Tayland daha ucuz. Sever misiniz bilmem ama daha maceralı da bir yer. Maldivler ise ıssız, lüks, büyüleyici. Balayı gibi bir tatilde böyle pahalı bir yeri aradan çıkartmak iyi bir fikir olabilir. Düğün yapmayın Maldivler'e gidin gibi bir tavsiye verebilirim hatta... Tayland'a her zaman turistik olarak gidebilirsiniz. Maldivler'de balayına gidenlerin beyaz elbiseler giyip fotoğraf çekildiklerini görüyorum. Bu organizasyonu oteller mi yapıyor bilmiyorum ama bence balayına gitmiyorsanız da yanınızda beyaz elbise götürüp aynı atmosferi yakalabilirsiniz. Biz yaptık mesela: Balayında olmayabiliriz ama... Balayındaymışız gibi davranabiliriz 😛Bali mi Maldivler mi?Bali'ye gitmedim, gitmek çok istiyorum. Ama Bali'nin deniz tatili olmadığını okuyorum devamlı. Yazın evlenenler için Bali daha uygun olabilir, çünkü mevsim olarak haziran, temmuz, ağustos ve eylül Bali için kuru sezon. Seyşeller sezonları için de aynı şey geçerli. Seyşeller'de Bali'ye göre daha deniz odaklı bir tatil yapılabiliyor sanıyorum. Umarım bir gün hepsine gider daha detaylı bilgi veririm. Maldivler'de Yerel AdalarBiz otelimizin düzenlediği tur ile otelden toplam 4 kişi olarak karşı ada Rinbudhoo'ya geçtik. Üzerinde 200 kişinin yaşadığı bu adada gümüş işçiliği ile uğraşan birkaç kişi yaşıyormuş. Bize gümüş satmaya çalıştılar ama pek kayda değer bir şey yoktu. Onun dışında gerçekten küçük bir adaydı, insan burada çok sıkılır diye düşündük. Zaten tüm gençler kaçmış adadan. Kalan 3-5 i de aşağıdaki mekanda buluşuyormuş:Mahrumiyet bölgesi bir adadasın, ama manzaran bu. Ne garip hayatlar... Adada 1 doktor ve 1 eczane var. Eczacı arkadaşlarım bilirler, genelde gittiğimiz yerlerde eczaneleri inceler, önünde fotoğraf çekiliriz. Ben de onca yer gezmiş olsam da bu huyumdan vazgeçememiş biri olarak hemen umumi tuvalet boyutundaki eczaneyi incelemeye koyuldum, Olgun da benim fotoğraflarımı çekti. Eczacının halinden eczacı anlar ya, aynı otelde kaldığımız bizimle tura katılmış olan çift \"siz eczacı mısınız\" diye sordu. Evet dedim. Meğer onlar da öyleymiş ve benim eczacı olduğumu eczaneyi incelememden anlamışlar 😀 Tura katılan 4 kişiden 3'ünün eczacı çıkması da şaşırtıcı bir noktaydı. Maldivler'de küçük bir eczaneOtelde düzenlenen tur haricinde bir de havaalanının bağlı bulunduğu Hulhumale adasının turistik bölümünü gezdik biraz. Burayı gezmek blogger arkadaşım Sema'nın önersiydi, başkent Male'den daha turistik ve keyifli olduğu için Hulhumale'yi önerdi. Biz de gittiğimize memnun olduk. Bizim Türkiye uçuşu gece yarısıydı ama deniz uçakları sadece gündüz uçabildiği için hava kararmadan bizi resorttan alıp havaalanına bıraktılar. Biz de bavullarımızı parça başı 5 dolardan emanete teslim ettik ve kişi başı 2 dolar vererek Hulhumale'ye giden otobüslere bindik. Otobüsler halk otobüsünden ziyade bizim havaalanlarındaki Havaş servisleri gibi, gayet rahattı. Hulhumale'de istikametimiz sahildeki Coconut Tree Hotel'di. Buranın önündeki sahilde pembe bir gün batımına şahit olduk, güzelce yemeğimizi yedik. Sonra da biraz sokaklarda dolandık. Hulhumale adasındayızPembe bir günbatımı bizi uğurluyorMaldivler'in en büyük ve kalabalık adalarından biri olan Hulhumale'de her müslüman ülkede olduğu gibi inşaat çılgınlığı yaşanıyordu. Sosyal konut gibi tektip evlerin olduğu siteler çoktu. Hiç ummadığımız kadar da Türk gördük yolda, sanırım inşaatlarda çalışmaya gidiyor insanlar. Hulhumale'de evlerTipik bir Asya kenti gibi motorsikletin yoğun kullanıldığı Hulhumale'de ezan sesi duymak ilginçti. HulhumaleBen yerel adalarda da şortla gezdim, bakan, laf atan olmadı. Yine de başkente filan giderseniz biraz daha usturuplu giyinmek hoş olabilir. Bizim ülkemizdeki şehirlerlerde gezdiğimiz gibi giyinmek yeterli aslında. Yerel bir adayı da gözlemledikten sonra eve giden uçağımıza doğru yola çıktık... Maldivler düşük beklenti ile gidip çok beğendiğim bir tatil noktası oldu. Gerçek anlamda tatil yaptık. Normalde seyahatlerde \"bıdı bıdı\" yapan eşim Olgun bile Maldivler'e bayıldı. Umarım siz de bir gün gidip bu doğal güzelliği yok olmadan görürsünüz. Görebilme imkanı olmayanlara da çeşitli tavsiyelerim var elbet: \"Maldivler bana çok uzak\" derseniz Türkiye'nin Maldivleri Salda Gölü notlarım için buraya, bir diğer \"Maldivler\" lakaplı mekanımız Antalya Sulu Ada hakkında bilgi edinmek için ise buraya tık tık... Türk Maldivleri beni kesmez diyenler ise Yunanistan'nın Halkidiki bölgesine göz atabilir. Ben oraya henüz gitmedim. Herkesin gönlünde yatan Maldivler'i bulması dileğiyle... Hoşçakalın!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/neden-villa-tatili.html", "text": "Neden Villa Tatili?24 Kasım 20165 YorumKategori : Röportaj45 Son zamanlarda tatillerde otelde kalmak yerine \"villa kiralamak\" çok tercih ediliyor. Üstelik bu villalar bazen öyle lüks oluyor ki, otel konforunu aratmıyor... Peki neden villa kiralamayı seçiyor tatilciller? Hepsivilla. com'a sorduk:Bir dağın eteğinde ya da denizin eşiğinde imar edilmiş kiralık villalar, tatilinize muhteşem anlar eklemek için sizleri bekliyor. Hem ailelerin, hem de arkadaş gruplarının bu villalarda bulacağı çok şey var! İster Deniz, İster HavuzVillanızın bahçesinde çocuklarınıza ve size özel geniş yüzme havuzları mevcut. Villalar plaja oldukça yakın oldukları için her güne denizle başlayabilme şansı da sizlerin elinde. Ulaşımı Kolay VillalarGöcek, Fethiye, Kalkan, Kaş gibi noktalara yakın olan kiralık villalara ana yolar üzerinden ulaşım mümkün. Villalardan yürüyerek şehir merkezine ulaşım da sağlanabiliyor. Yani villalarda konaklarken ihtiyacınız olan her an şehir merkezine gidebilirsiniz. Mavi ve Yeşilin BuluşmasıVillanızın geniş terasından ve pencerelerinden muhteşem bir deniz manzarası görecekiniz. Ayrıca villanızın tamamen doğal bir ortamda olması, yeşil ve mavi renklerinin kesiştiği anlara tanık olma fırsatı sunuyor. Her Yıl Başka Bir Yerde Villa kiralamak, her yıl yaz tatilinizi başka bir tatil merkezinde geçirebilmenize olanak tanıyor. Yaptığınız kiralama işlemi sadece bulunduğunuz tatil sezonunda geçerli olacak, eğer tekrar aynı yere gitmek isterseniz tekrar rezervasyon yaptırmanız gerekecek. Kalabalık ve MutluKalabalık bir aileyseniz otellerdeki oda ve yatak düzeni istediğiniz gibi olmayabiliyor. Bu sorunun önüne geçebilmek adına kiralık villalarınız kalabalık bir ailenin konaklayabilmesine uygun koşullarda inşa edilmiş, birden çok yatak odası ve banyoya sahiptir. İster Evde, İster Dışarda YiyinVillanızın mutfağında, sizler için yerleştirilmiş her türlü mutfak gerecini bulacaksınız. İsterseniz bunları kullanarak kendi damak tadınıza göre yemeklerinizi pişirebilirsiniz. Dilerseniz tatil villanızın önünde mangal keyfi yapabilir, ailenizle birlikte partiler düzenleyip eğlenebilirsiniz. Hiç düşünmeyin; bahçeniz, yüzme havuzunuz misafirlerinize yetecek kadar geniş. Yemek pişirmek istemezseniz de yerleşim platformunuz restoran, cafe ve bar gibi tüm eğlence merkezlerine sadece birkaç dakika kadar uzak. Teknolojiden KopmayınSınırsız internet bağlantısı yirmi dört saat sağlandığı için bu konuda da herhangi bir sıkıntı yaşamıyorsunuz. Daha önceden montajı gerçekleştirilmiş TV, DVD, müzik çalar sistemleri de sizleri bekliyor. Bu sayede aylardır beklediğiniz bir filmden, ya da gündeme dair sizi ilgilendiren olaylardan mahrum kalmıyorsunuz. Lüks DekorasyonKiralayacağınız villada tüm detaylar yorgunluğunuzu ruhunuzdan söküp alabilmek için düşünüldü. Son teknoloji ürünleri, size özel tasarlanmış mimari, yeşille bütünleştirilmiş bahçe, lüks mobilya grupları, birbirinden farklı duş sistemleri ve doğayla iç içe konum sizlere sunulan bir hediye eşliğinde. Bu yaz bir villa tatili düşünürseniz Hepsi Villa sitesinden kendinize uygun olanı seçebilirsiniz. İyi tatiller!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/seyahatlerde-isinize-yarayacak-ingilizce-kelimeler.html", "text": "Seyahatlerde İşinize Yarayacak İngilizce Kelimeler8 Kasım 20160 YorumKategori : Akıl-Fikir33 Yeni yıl yaklaşıyor belki birçoğumuz gibi yurtdışında seyahat planları yapmaya başladınız, gelin bu seyahatlerinizi kolaylaştıracak İngilizce kelimeler neler bir göz atalım. At the Airport Yolculuğun başladığı ve bittiği yer, havaalanı Önce, bavullarınızı veriyorsunuz ve daha sonra giriş yapmak için seyahat edeceğiniz havayolu firmasının terminalinin yerini öğrenip oraya doğru ilerliyorsunuz. Unutmayın! İngilizcede bir soru soracağınız zaman, öncelikle izin alın: \"excuse me\" ile cümlenize başlayın, günaydın \"good morning\", iyi akşamlar \"good evening\" ya da merhaba \"hi/hello\" ile devam edin, konuşmanızın sonunda mutlaka teşekkür edin \"thank you!, thanks for your help, have a nice day\". Kibar bir tutum size her zaman kolaylık sağlaycaktır. Derdinizi anlatmak için kullanabileceğiniz bazı cümlelere aşağıda yer veriyorum: - Could you help me to find Terminal 5? (5 no'lu Terminali bulmama yardımcı olabilir misiniz?) - How do I get to Terminal 5? (5 no'lu Terminale nasıl gidebilirim?) - Is this Terminal 5? (Burası 5 no'lu terminal mi?)Terminale ulaştınız mı? Peki bundan sonra bize hangi kelimeler lazım olabilir?Airline HavaalanıThe check-in desk Check in sırası/bankosuYour ID KimliğinizYour Passport PasaportunuzVisa Seyahat VizeninBoarding Pass / boarding card Uçuş izniniz / Uçuş kartınızPlane ticket Uçak biletiLuggage Bavul / ValizShipping your bags Valizlerinizi yüklemekCarry-on / carry-on bag El valiziExcess baggage Ekstra valiz / Ek ValizFlight number Uçuş numarasıTime of arrival Varış SaatiTime of departure Kalkış SaatiBoarding gate Uçağa çıkış kapısıSırada bagaj kontrolü ve pasaport kontrolü var! Immigration - Vize ve pasaportunuzu ilgili görevliye gösterdiğiniz, genelde polis, gösterdiğiniz, söz konusu ülkeye giriş ya da çıkış izninizin olduğunu ispatladığınız bölüm. Bu aşamada şöyle sorular ile karşılaşabilirsiniz:Is this your first international trip? What's the purpose of your trip? Business or pleasure? How long are you staying there? Where are you staying? Do you have a return ticket? How much money are you taking with you? Pasaport kontrolünü geçtikten sonra, eğer zamanınız varsa duty free mağazalarından alışveriş yapabilirsiniz ya da her zaman internet bağlantısı bulunan bekleme alanlarında, dinlenebilirsiniz. Yolculuğa çıkmak çalışmanızın önünde bir engel değildir. Tablet ve dizüstü bilgisayarınızı kullanarak Open English kurslarına katılmaya ve pratik yapmaya devam edin. İngilizce kelime bilginizi geliştirin. Havaalanında bile İngilizce çalışmanın keyfini yaşayın. İyi Yolculuklar!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/zurih-gezi-notlari.html", "text": "Zürih Gezi Notları9 Ocak 20173 YorumKategori : İsviçre, Yurt dışı Seyahatleri, Zürih46 İsviçre'nin en kozmopolit şehri \"Zürih\", eylül 2016'da ziyaret ettiğimiz bir yerdi. Blogda geç de olsa yerini almış bulunuyor. Zürih'i İsviçre'nin başkenti sananlara kötü haber: başkent, Bern şehri. Zürih'e ise İsviçre'nin İstanbul'u diyebiliriz. Bizi Zürih'e hangi rüzgar attı onu anlatayım önce:2016'nın eylül ayına denk gelen ve 9 günlük bayram tatili sunan kurban bayramında hedefimiz Çin'e gitmekti. Ama Çin 2016'da Türklere turist vizesi vermemeye başlayınca ben de kredi kartımda kalan son milleri harcamak için seyahat hattını arayıp \"İzmir'den direkt ve en ucuz nereye gidebilirim?\" diye sormuştum. Telefonu kapatırken 2 yetişkin ve 1 bebek için Zürih biletim mailime düşmüştü bile! Bu hikayeyi Alsace gezi notlarımda da anlatmıştım. Fransa'nın müthiş güzellikteki köyleri ile ilgili Alsace Gezi Notlarımı okumadıysanız buraya tık tık. Okuduysanız hikayenin 2. baskısı için kusura bakmayınız, alt satıra geçebilirsiniz 🙂İzmir'den Zürih'e Sunexpress ile uçtuk. Medeniyet ve pahalılığın şehri Zürih'ten araba kiralayıp Starsbourg Colmar arasındaki Alsace şarap rotasını gezdik, son günümüzde ise tekrar Zürih'e geri dönüp biraz da orada vakit geçirdik. İsviçre, bir Avrupa Birliği ülkesi değil fakat bir Schengen ülkesi. Yani bizler Schengen vizesi ile ülkeye giriş yapabiliyoruz. Para birimi ise İsviçre Frangı. Biz sadece 1 gece kaldığımız için İsviçre Frangı ile tanışmadık, her işi kredi kartı ile hallettik. Manavda bile kart kullanabiliyorsunuz. Zürih'te KonaklamaBu gezimizde 9 aylık olan Ekin'e çorba filan hazırlayabilmek adına mutfağı olan yerlerde kalmayı tercih etmiştik. Airbnb. com bize bu konuda yardımcı oldu. Zürih'te kaldığımız evin linki: https://www. airbnb. com. tr/rooms/14783078Bu evde kendine ait banyosu olan bir odayı kiraladık. Ev sahibi de evde, bizimle birlikteydi. Üstelik onlar da bizim gibi bebeği olan genç bir aile olunca epey sohbet ettik, bebekler oyuncaklarını paylaştı. Memnun kaldığımız bir konaklama oldu. Kaldığımız ev rezidans tipi bir binadaydıEvin muhiti Opfikon olarak geçiyordu. Bu semt aslında şehir merkezine uzak, havaalanına yakındı. Uzak dediysem de 25 dakikada tramvay ile ulaşabiliyorduk şehir merkezine. Araba ile havaalanı ise 5 dakikaydı. Buradan almanız gereken mesaj: Zürih zaten pahalı bir şehir, konaklamayı daha ekonomik hale getirmek adına şehrin biraz dışına çıkmayı göze alabilirsiniz. Ulaşım ağı gayet iyi. Zürih'te UlaşımGayet kolay anlaşılan bir tramvay ağı var. Gördüğünüz duraklara bakıp oradan hangi hattın geçtiğini tespit edebiliyorsunuz. Bilet alıp almamak size kalmış, hemen hemen hiç kontrol yok 🙂 Biz normalde böyle bir risk almayız ama ilk defa burada bilet almadan gezdik. Sadece 24 saat şehirde kalacağımız için bu çılgınlığı yapabildik sanırım... Tramvaylar ve trenler yol hizasında, hepsine bebek arabası ile binmek mümkün. Zürih bizi yormayan bebek dostu bir şehirdi. Zürih'te mutluyuz! İsviçre'de Şaşırmadan Geçme:Gerçekten medeni bir yerdeyiz sayın seyirciler, ben resmen kültür şoku yaşadım. Evet bilet kontrolüne rastlama olasılığınız düşük. Çünkü insanlar sahtekar değil. Dolayısıyla hırsızlık da korkulacak bir mevzu değil. Bizim kaldığımız evin daire kapısı dışarıdan bile kapı kolu ile açabileceğiniz türdendi. Bildiğiniz oda kapısı gibiydi yani. Üstelik daire kapısını evdeyken hiç kilitlemiyorlar. İşin garibi, apartmanın giriş kapısı da kilitli değil, isteyen elini kolunu sallayıp girebilir. Evden ayrılırken de anahtarı posta kutusuna atmamızı söyledi ev sahiplerimiz. Ama o da ne, posta kutusu da kilitsiz... Biraz kurcalayan biri rahatlıkla evin anahtarını ele geçirebilir. Onlar için çok normal, bizim için ütopya... Benim önceden bilmediğim, araştırırken öğrendiğim diğer şaşılası şey Migros'un İsviçre'de çok yaygın bir market zinciri olması. Evet, bizim bildiğimiz turuncu Migros... Hatta içinde ev yemekleri satan bölümü uygun fiyatlı yemek yemek isteyenler için öneriliyor. Migros'un M'si, tanıdık geldi mi?İsviçre genelinde çeşme suyu içilebilir kalitede akıyor. Hatta marketlerden şişe su alınması doğayı koruma açısından tavsiye edilmiyor. Her şeyin çok pahalı olduğu bu ülkede bedava içme suyu çok tezat gelmiyor mu kulağa?Zürih'te Gezilecek YerlerAçıkçası bizim 24 saatten az zamanımız geçti bu şehirde. O yüzden \"lokallerin takıldığı bu hip bara mutlaka uğrayın\" gibi tavsiyelerim olmayacak. \"24 saatte Zürih\" muamelesi yapabilirsiniz bu yazıma, hiç kusura bakmam.24 saatte Zürih'i nasıl gezdik?Öncelikle bir Zürih haritası yerleştiriyorum buraya, yazıyı okurken takip edebilirsiniz. Haritada en dikkat etmeniz gereken yer Bahnhoffstrasse, Limmat Nehri ve Zurichsee isimli göl. Anlatacağım yerler bu üçgende geçecekAz zamanda şehri ana hatları ile anlamanızı sağlarsam ne mutlu bana. Biz zaman darlığından katılamadık ama benim Avrupa'da en bayıldığım turistik konsept, gönüllülerin düzenlediği \"bedava yürüyüş turları\". Zürih'te de vardı benim gittiğim tarihte. Sabahtan eski şehrin olduğu bölümde, akşamüstü ise West Zurich denilen Batı Zürih'te yapıyorlar turları. İsviçre gibi yerde bedava bulduğunuz şeyi kaçırmayın bence. Saatler ve bilgi için buraya tık tık. Batı Zürih bölgesi şehrin modern yüzü olmasının yanı sıra; yeni açılan 3. dalga kahvecileri, fabrikadan dönüştürülen tiyatrosu, genç girişimcilerin yaratıcı start-uplarının ofisleri ve İsviçre'nin en uzun binası ile yereller arasında çok \"trend\" bir bölge. Bence oranın da tadına bakılmalı. Biz zamanı dar turistler olarak eski şehri gezebildik sadece. Eski Zürih'i gezmek için önce kendimizi Haupt Bahnhof yani merkez tren istasyonuna atıyoruz. Hauptbahnhof Merkez tren istasyonu ZürihBuraya sırtımızı döndüğümüzde önümüzde uzanan yaya yolu caddesi \"Bahnhof Strasse\" Zürih'in en ünlü Caddesi, İstiklal Caddesi gibi düşünebilirsiniz. Bahnhofstrasse, Zürih'in ünlü alışveriş caddesiBahnhofstrasse sadece yaya ve tramvay trafiğine açık. Sağlı sollu dükkanların, çoğunlukla lüks mağazaların olduğu bir cadde. Bir ucunda merkez tren istasyonu Haupt Bahnhof, diğer ucunda ise Zürichsee isimli Zürih Gölü var. BahnhofstrasseBahnhof Caddesinin ortalarındaki Paradeplatz meydanı, Zürih'in en pahalı yeriymiş, emlak fiyatları açısından. Meşhur İsviçre bankalarının headquarterları burada. Paradeplatz'da görmeden geçmeyeceğiniz bir yer de Confiserie Sprüngli isimli tatlıcı. Truffları, makaronları çok ünlüymüş. Üst katındaki kafesinde bir şeyler yiyip içilebilir. Bahnhof Strasse'yi boydan boya yürüyüp Zurih Gölü'ne ulaşıldığında dilerseniz göl üzerinde bir tekne turuna çıkabilirsiniz. Hava güzel olsaydı çok keyifli olacağına emin olduğum bu aktivite sisli havada bizi çok cezbetmedi, zaten az olan zamanımızı biraz daha sokaklarda gezmeye ayırdık. Bahnhofstasse'yi boydan boya yürüdük ve Zurichsee isimli göle ulaştıkGöl çevresinde doğa müthiş, tüm İsviçre'de olduğu gibiGölde tekne turları düzenleniyordu ama hava pek hoş değildi, zamanımız da azdıBiz de sokakların tadını çıkarmaya karar verdikSanatsal protestoBahnhofstrasse ile Limmat Nehrinin arasında kalan sokaklar Zürich'in Old Town'un bir parçası, yani eski şehrin. Bu bölüme Lindenhof da deniliyor. Bölgeye adını veren \"lindenhof\" kelimesi ıhlamur bahçesi anlamına geliyormuş ve gerçekten bu bölgede ağaçlar altında manzaralı bir teras var Lindenhof isminde. Lindenhof muhitinin sokaklarını biz rastgele gezdik. Old Town ZürihOld Town ZürichBu bölgedeki Münsterhof caddesinde Zürih'in ünlü yapılarından Fraumünster Kilisesi var. Church of our Lady olarak İngilizceye çevrilmiş bu kilisenin en görülmeye değer yanı Marc Chagall adlı sanatçının 1970 yılında kilise için tasarladığı vitray pencereleriymiş. Fraumünster KilisesiSt Peter Kilisesi de yine şehrin bu kısmında. Şehrin simgelerinden olan bu kilisenin kulesindeki saat Avrupa'nın en geniş kadranlı saati olma özelliğini taşıyormuş. St Peter Kilisesinin kulesindeki saatin kadranı Avrupa'nın en genişiymişLimmat Nehrinin karşı yakasında da Limmatquai Caddesi'nde gezmelisiniz. Hem alışveriş caddesi, hem de nehir kıyısında manzaralı bir yürüyüş noktası burası. Limmatquai Caddesi'nden Zürih'in ünlü kiliseleriLimmat nehri kıyısıBurada da diğer bir ünlü kilise Grossmünster var. Grossmünster'in kulesine çıkıp kuşbakışı Zürih manzarası yakalanabilir. Grossmunster, iki kuleli bir dini yapıGrossmünster'in hemen önünde \"Wasserkirche\" isimli bir başka kilise var ki burası eskiden tamamen suyun içinde olan bir yapıyken sonradan Limmatquai Caddesi ile birleştirilmiş. Limmatquai'de gezerken karşınızda \"Rathaus\" belediye binası da çıkacak. Zürih'in en önemli dini yapıları tek karedeLimatquai Caddesinin arka sokaklarının olduğu muhite ise Niederdorf deniliyor. Burası da oldtown'un diğer parçası. Niederdorf'ta pekçok restoran kafe kitapçı göreceksiniz. Bence gezmesi zevkli bir yer. Münstergasse Caddesi buranın ana caddelerinden. Niederdorf alışveriş caddeleriNiederdorf bölgesinde çok fazla kafe ve restoran bulabilirsinizGöle bağlanan Limmat nehri ile gölün birleştiği yerde Bürkliplatz meydanı var. Bu meydan özellikle cumartesi günleri bir ünlü bit pazarına ev sahipliği yapıyor. Bakmadan geçmeyin. Bürkliplatz meydanı, cumartesi günleri bit pazarı kuruluyorBürkliplatz'ın önündeki köprüden geçip Opera binasını bulun. Opernhaus isimli bina mimarisi ve tarihiyle dikkatli incelenmesi gereken bir yapı. Önünde ise geniş bir meydan var, bazen panayırlar kuruluyormuş. Zürih Opera BinasıOpera binasını solunuza alıp göl kenarında Utoquai isimli caddede yürümek de güzel havada müthiş olacaktır. Şehrin içinde kendinizi doğada hissedeceğiniz bir yürüyüş güzergahı. Şehrin içinde doğada hissedebilmek için Zurichsee kenarında yürüyüş yapabilirsinizZürih'te Yeme İçmeZürih'te yeme içmeyi iki kelime ile özetlersek: Çok pahalı. Sternen Grill isimli restoran merkezi konumu ve nispeten uygun fiyatları ile memnun kaldığımız bir yer oldu. Uygun fiyat dediysem o kadar da uygun değil, 1 kişilik yemek 90 liraya tekabül ediyordu.33 İsviçre Frangı vererek yediklerimiz anca 1 kişiyi doyuracak kadardı, ama lezzetli buldumKaldığımız evden tramvay ile şehir merkezine giderken Bernina platz durağında \"Simit Sarayı\" logosu görmüştüm ve sabah kahvaltıya oraya gitmeye karar verdik. Açıkçası ben Zürih için pek yeme içme araştırması yapmamıştım ve o eşsiz İsviçre peynirlerini nerede yeriz bilmiyordum. Her adımda kazıklanma korkusu yaşadığım bir şehirde sabah sabah çok da arayışa girmek istemedim ve soluğu orada aldık. Kendimi güvenli bir limanda hissedeceğimi sandığım Simit Sarayı'na gidince gördük ki burası logoyu taklit etmiş sıradan bir simitçi. İçerideki çalışanlar da biraz garipti doğrusu 🙂 Neyse çok yorum yapmak istemiyorum ama dünyanın en dandik kahvaltı tabağına verdiğimiz parayla Türkiye'de en kral serpme köy kahvaltısı yapılırdı ondan eminim. Çok zamanımız olmadığı için biz değerlendiremedik ama yazının başında da belirttiğim gibi Migros ve Coop marketlerinin foodcourtları yani yemekhane bölümleri oluyormuş. Ekonomik ve iyi olduğu söylendi. Bahnhofstrasse'deki Manor isimli alışveriş merkezinde de aynı sistem mevcutmuş. İsviçre'nin meşhur peynirli fondüsünü denemeyi bir sonraki ziyaretimize sakladık. Zürih'te AlışverişBöyle pahalı bir ülkede alışveriş çok mantıklı gelmese de gitmeden önce nereden saat alabilirim diye bir arkadaşıma sormuştum. Bana Christ isimli saat mağazasını önerdi nispeten uygun fiyatlı olarak. İsviçre'nin çikolataları çok ünlü. Sprüngli, Lindt, Teuscher, Max Chocolatier uğrayabileceğiniz mağazalar. Bahnhofstrasse'deki Franz Carl Weber isimli oyuncakçı çeşitleriyle beni benden aldı fakat çok oyalanamadık biz burada. Kısacası ben alışveriş yapmadım ama yapmak isteyene küçük tavsiyelerim bunlar. Belki yine geliriz Zürih... Zürih maceramız 24 saatten kısa sürse de, İzmir'den direkt uçuşların ucuz ve sık olması bizim ileride burayı tekrar ziyaret edeceğimizin habercisi. Bir gelişimizde İsviçre Alplerinde takılır, bir gelişimizde ise Almanya'nın güneyine geçebiliriz belki... O zamana kadar hoşçakal Zürih!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/patras-karnavalini-kacirmak-istemeyenler-icin.html", "text": "Patras Karnavalı'nı Kaçırmak İstemeyenler İçin17 Ekim 20160 YorumKategori : Akıl-Fikir38 Patras Karnavalı'nı Kaçırmak İstemeyenler İçin Benkactim. com'dan Yunanistan TuruHer ülkenin kendine has özel günleri, karnavalları ve festivalleri bulunuyor. Yunanistan'ın meşhur Patras Karnavalı da ülkeye özel bir karnaval. Tarihiyle, deniz ürünleriyle, farklı ve keyifli gece hayatıyla dikkat çeken bir ülke olan Yunanistan'da rengarenk bir eğlenceye tanık olmak ve bu coşkuyu yaşamak istiyorsanız bu karnavalı kaçırmayın. Yunanistan'ın üçüncü büyük şehri olan Patras'ta düzenlenen karnaval, Venediklilerden kalma bir gelenek. 1800'lerin başından beri kutlanan Patras Karnavalı, Patras Belediyesi tarafından düzenleniyor. Patras Karnavalı'nı merak edenler ve görmek isteyenler, Benkactim. com'un 16-20 Şubat 2017 Yunanistan Turu-Patras Karnavalı organizasyonuna mutlaka göz atmalı. Turun içeriği oldukça zengin. Turda ilk gün Atina yer alıyor. Acropolis Parthenon ve müze gezisi sonrası sırası ile Syntagma meydanı, Parlemento, Antik akademi, Antik Kütüphane, Güzel Sanatlar Üniversitesi, Arkeoloji müzesi, Omonia Meydanı ve son olarak Monastraki meydanı gezeceğiniz yerler arasında olacak. Yunanistan'ın ilk üniversitesini ve Antic Agora'yı da görebileceksiniz. Akşam programında ise Tivoli restaurantta canlı müzik eşliğinde yemeğinizi yiyeceksiniz. İkinci gün Atina'ya veda ederek Delpi'ye doğru yola çıkacaksınız. Öğle yemeğini çok keyifli bir sahil kasabası olan GALAXIDI'de yedikten sonra Meteora'ya doğru yola devam edeceksiniz. 4-5 saat sürecek meteora gezinizin içinde öğle yemeğinizi bu eşsiz manzara eşliğinde yiyeceksiniz. Meteora ismi ile anılan bölge aynı zamanda 1998'den beri UNESCO'nun dünya mirası listesinde yer alıyor. Osmanlıya isyan eden Tepedelenli Ali Paşa'nın şehrine yani Yanya bir sonraki durağınız olacak. Üçüncü gün Parga'ya yolculuk edeceksiniz. Burada tarihi kaleyi ve dar sokakları gezdikten sonra Osmanlı tarihinde önemli yeri olan Preveze'ye istikametinizi çevirecek, şehir turu ve kahve molası sonrası Lefkada'ya hareket edeceksiniz. Preveze boğazını Ambrokikos körfezinden, suyun altına yapılmış tünelden geçtikten sonra Patra'ya doğru yola çıkacaksınız. Patra'da Agia Sofia'yı da yaptırmış olan Justinianos yaptırdığı kale ve antik roma tiyatrosunu gezeceksiniz. Şehirde yapacağımız kısa turda karnaval arifesi olduğu için bir çok ülkeden özellikle de İtalya'dan gelenleri görebilirsiniz. Turun dördüncü günü, Patras'ta kahvaltınızı yaptıktan sonra dünyanın en renkli karnavallarından birine katılabileceksiniz. Karnaval sonrasında Atina'ya doğru yola çıkacaksınız. Son gün olan 5. günde Panoramik şehir turu yapacaksınız. Tarihi olimpiyat stadını gezerek tura başlayacak, sırası ile Syntagma Meydanı, Parlemento, Ulusal Kütüphane, Güzel Sanatlar Akademisi, Omonia Meydanı ve Acropolis Müzesi ile Parthenon Tapınağı'nın bulunduğu tepeye gelecek, sonrasında Monastraki bölgesine geçeceksiniz. Öğle yemeğini aldıktan sonra dileyen misafirler ile Acropoli'sin monastraki eteklerinde kalan bölümleri ziyaret etmeye gidilecek ve Fethiye camii, antik Agora ilk üniversiteyi gördükten sonra yolculuğun sonuna gelinecek. Yunanistan turları hakkında daha detaylı bilgi almak için http://www. benkactim. com adresini ziyaret edebilirsiniz.18-20 Kasım Selanik-Kavala- Kalambaka Turu, 9-11 Aralık Selanik-Kavala-Kalambaka Turu ve 1-4 Aralık Atina/Selanik Turu da ilginizi çekebilir ve tatil seçenekleriniz arasında yer alabilir."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/cirali-olimpos-adrasan-gezi-notlari.html", "text": "Çıralı, Olimpos, Adrasan Gezi Notları18 Ekim 20168 YorumKategori : Antalya, Yurt içi Seyahatleri57 2016 yılının yazından bir şey anlayan beri gelsin... Haziranda havanın geç ısınması ve ramazan, ardından 15 temmuz darbe girişimi ve ülkemizin içine düştüğü kaotik durum tabiri caizse yaz tatilini \"kaynattı\". Biz bile deniz kenarında yaşamamıza rağmen yazın geldiğini ancak ağustosta farkettik. Farkettiğimizde ise her zamanki gibi tutamadık zamanı, zaten geç gelen yaz, bir anda avuçlarımızdan kayıp gitti. 30 ağustos tatili salıya denk gelince hafta sonu ile birleştirip 4 günlük bir kaçamak yapmaya karar verdik. Yazı yakalamak ve sonuna kadar yaşamak için bundan iyi fırsat olmazdı. Bir ecza deposundan yaptığım alışveriş sonucu kazandığım otel konaklama hakkını kullanmanın tam zamanıydı. Otel Antalya'nın Tekirova beldesinde, her şey dahil konseptli bir oteldi. Konaklamaya \"her şey dahil\" olunca açık büfe sırasında itiş kakış, şezlonglara sabahın köründe havlu koyma da dahildi tabii ki... Tatil köyü tatiliSöke'den uzuuun bir araba yolculuğu sonucu otele varınca ilk gün biraz dinlendik. Daha sonraki günlerde ise kendimizi dışarı atıp etrafı keşfettik. Bu yazıda da gezdiğimiz yerleri anlatacağım. Antalya yolunda uğradığımız Salda Gölü gezi notlarımı okudunuz mu?Etrafı keşfederken oraya yakın bir noktada eczacılık yapan bir üniversite arkadaşımın tavsiyelerini dikkate aldım. Ayşeciğim sağolsun güzel bir plan yaptı bize. Böylece Antalya'nın cennet doğasını kısa zamanda hızlı bir şekilde gezdik. Bizim gezdiğimiz yerler, Tekirova ve güneyindeki yerler: Phaselis, Çıralı, Olympos, Adrasan Çıralı, Olimpos ve Adrasan civarı aslında aşırı popüler yerler değil. Olimpos, maceracı üniversite öğrencileri ve özgür ruhlu kampçılar arasında bilinen bir destinasyon ama Çıralı ve Adrasan oldukça gölgede kalmış diye düşünüyorum, ki aslında harika yerler. Az bilinir yerler olmalarının bir sebebi de buralara ulaşmanın zahmetli olması bence. Biz Söke'den 7 8 saat araba yolculuğu sonucunda ulaştık. Antalya'ya havayolu ile gelirseniz de fazladan 1-1,5 saatlik bir yolculuğu göze almalısınız. Buralarda gezerken biz kendi aracımızı kullandık. Minibüs, otobüs gibi ulaşım araçları da pek tabii kullanılabilir. Civarda yapılacak aktivite çok, doğa harika, deniz ılık. Tam bebekli seyahate uygun. Ben buraların müdavimi olacak gibiyim, bayağı bayıldım itiraf etmek gerekirse. O halde doğudan batıya doğru anlatmaya başlayayım, bakalım siz de beğenip gitmeye karar verecek misiniz... Ekin de Antalya'nın denizine bayıldı1- Olimpos TeleferikSırf burası için ayrı bir yazı yazılabilir, ama ben derli toplu olsun diye bölgeyi tek yazıda birleştirmek istedim. \"Valla adamlar yapmış ya\" diyeceğiniz, eğlenceli, atraksiyonlu süper bir aktivite Olimpos Teleferik. Olimpos Teleferik Tahtalı Dağı'na çıkarıyorAktivitenin özelliği, Tahtalı dağının eteğinden bindiğiniz teleferikle 2365 metredeki zirveye çıkmak. Tahtalı Dağı, mitolojideki adıyla \"Tanrılar Dağı\", Bey Dağları Milli Parkı'nın en yüksek dağı. Aynı zamanda Avrupa'da denize en yakın olan en yüksek dağ imiş. Zirvedeyiz! Yeri, bu yazıda anlatacağım gezi noktaları içinde Kemer'e en yakın olan, yani en doğuda kalıyor. Olimpos Teleferik'e toplu taşıma ile ulaşım bilgisi için buraya tık tık... Teleferiğe çıkmadan önce mutlaka Olimpos Teleferik'in internet sitesindeki web cam görüntüsüne göz atın derim. Mesela bizim ilk çıkmayı düşündüğümüz gün hava çok bulutluydu ve bir şey göremeyeceğimizi söylediler. Hakikaten de web sitesindeki kamerada manzaradan eser yoktu. Mümkünse az bulutlu bir günü tercih etmeliymişiz. Her yarım saatte bir kalkan teleferik, buçuk ve tam saatlerde hareket ediyor. Yoğunluğa göre ek seferler koyabiliyorlarmış. Açılış kapanış saatleri için buraya tık tık... Olimpos teleferik ile bulutlar arasında bir tecrübe yaşamanın fiyatı kişi başı 65 tl. İlk bakışta pahalı gibi görünse de kesinlikle değiyor. Teleferik epey büyük, kabinin içine 80 kişi sığıyormuş. Her yarım saatte bir, tek teleferik hareket ediyor. Teleferik yolculuğu 10 dakika kadar sürüyor. Çıkarken bir uçta, inerken diğer uçta yer kapın mümkünse. Böylece hem dağ, hem de deniz manzarasına şahit olacaksınız. Ne kadar yükseğe çıktığınızı da etrafınızı saran bulutlar kanıtlar nitelikte. Teleferikle zirveye çıktığımız gün 30 Ağustos'tuTeleferik ile hareket ederken hem manzaraya hem de teknik detaylara şaşırıyor insan. \"Burayı nasıl inşaa etmişler?\" diye düşünmeden edemeyeceksiniz. Zirvede güzel bir kafe işletiliyor. Kahveleri ve tatlıları bu tür \"mecburiyet mekanları\"na göre gayet iyi. Manzara eşliğinde bir şeyler yiyip içilebilir. Manzara terası Finike Side arasını panoromik olarak görebileceğiniz şekilde dizayn edilmiş. Olimpos Teleferik'ten deniz manzarasıAtraksiyonlu aktiviteler yapabileceğiniz bir ortam da var. Gün doğumu ve gün batımları için de gruplar için organizasyonlar düzenlenebiliyormuş. Bulutların üstünde adrenalin2- Phaselis Antik KentiOlimpos Teleferik ile Phaselis antik kenti arası araba ile 5-10 dakika sürüyor, epey yakınlar. Burası deniz kenarında bir antik kent. Antalya sıcağında önce antik kenti gezip sonra cup diye denize atlayabilirsiniz. Ben eskiden ailemle gezmiştim ama bu gittiğimizde kapanış saati gelmişti, gezemedik. Burası ile ilgili ayrıntılı bilgiyi gelin sevgili Gezen Anne'den okuyalım. http://www. gezenanne. com/2015/07/phaselis-plaji-antik-kenti. html3- UlupınarPhaselis Antik Kenti'nden 15 dakika sürüş mesafesinde bir köy olan Ulupınar'da küçük şelalelerin üzerine inşaa edilmiş ahşap banklı restoranlar var. Restoranlarda masalar, uzun çınar ağaçlarının gölgesine yerleştirilmiş. Burada birkaç restoran var, biz rastgele Ulupınar Çağlayan Restoran'a gittik. Ortam müthiş, gürül gürül akan sular, ördekler, ağaçlar, kuş sesleri... Ulupınar'da restoranlarEvet ortam çok hoştu ama yemekler vasattı. Hizmetten de pek memnun kalmadık. Bir tek tüm gün gezmekten çamur içinde kalmış arabamızı yıkadıkları için çok müteşekkir olduk kendilerine. Ulupınar'da bu otantik ortamda bir yemek yemenizi mutlaka öneririm. Antalya koşullarına göre havası da çok serin bu köyün.4- Olimpos Çıralı YanartaşUpuzun bir sahil düşünün. Bir ucunda Olimpos Antik Kenti, bir ucunda ise Yanartaş. Arasındaki bölge ise Çıralı. Olimpos SahiliBu bölge sahilden birbirine bağlı olsa da arabayla gidildiğinde anayol üzerinde Olimpos'un sapağı ayrı, Çıralı'nınki ayrı. Yanartaş'a ise Çıralı üzerinden gidiliyor. Olimpos, önceden de yazdığım ve bir çoğumuzun da bildiği gibi özgür ruhlu kişiler ve üniversite öğrencileri arasında popüler. O yüzden etrafındaki tesisler bungalov tarzı, restoranlar ekonomik. Konaklama yerleri genelde antik kent kısmının arkasında kalıyor. Olimpos Antik kenti hemen deniz kenarında, antik kentin önünden denize girebiliyorsunuz. OlimposAntik kenti gezmek için giriş ücreti 20 lira, müze karta ücretsiz. Biz İş Bankası kredi kartlarımızı müze kart olarak kullanarak ücretsiz gezdik. (Ağustos 2016). Burayı gezmek için 1-2 saat arası zaman ayırabilirsiniz. Olimpos Antik KentiOlimpos antik kentiÇıralı, biraz daha konforlu tatil düşünen, ailelere yönelik bir tatil beldesi. Çok hoş butik oteller gördük burada, çıta epey yükselmiş. Örnek vermek gerekirse Villa Lukka'ya bir göz atabilirsiniz. Bungalovlar da çok var, üstelik konforlu görünüyorlardı. Karavanlar için park alanı da gördük. Anlayacağınız Çıralı, her tür maceraya olanak tanıyan konaklama seçeneklerine sahip. Pansiyonların çoğunun denize mesafesi uzak ama deniz kenarında da bazı pansiyonlar var. Sahilde yanyana balık restoranları birbirinden hoş görünüyordu. Restoranların yanındaki Hayriye's Gözleme ise ambiyansıyla insanı davet eden bir kafe. Çıralı sahilinde hoş restoranlar vardıGözleme demişken, araba ile anayoldan Çıralı sapağına girip ilerlediğinizde karşınıza çıkacak Uluçınar Restoran'ı instagramda birkaç farklı takipçim önerdi. Bizim yemek vaktine denk gelmediği için odun ateşindeki gözlemeyi bir sonraki sefere bıraktık. Çıralı-Olimpos sahilinde denize girmedik ama Beydağları Milli parkı olarak anılan bölgede dağların arasında kalmış, oldukça doğal bir sahildi. Kumsalın karadan ilk girişi kumluk, denize doğru ise taşlıktı. Suyu çabuk derinleşen cinstenmiş fakat çok berrak ve çoğu zaman dalgasız olduğu söyleniyor. Çıralı Olimpos SahiliÇıralı'nın çarşısı ise bakınması zevkli küçük dükkanların bulunduğu, tatlı kafeleriyle sıkıcılıktan uzak bir yer. Yemek için Simge Restoran ve bir şeyler içmek için Mocca kafe ilk göze çarpan seçenekler. Biz Mocca'da oturduk ve çok beğendik. Çıralı ÇarşısıMocca CafeYanartaş'a gelince, bence ilginç ve mutlaka görülmesi gereken bir yer ama biz çok yorgun olduğumuz için bu seferlik çıkamadık. Yanartaş'ın gişeleri Çıralı'dan 3 km uzaklıktaymış. Giriş ücretini ödedikten sonra (2016 yılı için 6,5 lira) 20 dakika süren bir tırmanış macerası bekliyormuş sizi. Yukarı çıktığınızda ise çam ağaçları arasında kayalar, kayaların arasında ise yeraltından sızan gazların etkisiyle yıllardır kendi kendine yanan alevler varmış. Macerayı seviyorsanız ortam gece daha otantikmiş, ama yol karanlık olduğu için tırmanmak daha zor oluyormuş. Buranın raconu yanınızda sucuk veya marshmallow gibi çubuğa takıp ateşte pişirebileceğiniz yiyecekler bulundurmanız ve yiyeceğinizi bu esrarengiz alevler üzerinde pişirip afiyetle yemenizmiş. Efsanesi de varmış Yanartaş'ın, ama gitmeden bu kadar ayrıntıya girmeye gerek yok diyorum, onu da bir sonraki sefere saklıyorum... 5- AdrasanBu ismi ilk duyduğunda \"Türkiye'de mi orası?\" diye sormuş olan kaç kişiyiz? Evet, Antalya'nın batı kıyılarında küçük bir sahil kasabası burası. Harika bir rengi var denizinİnternette genelde bungalovların olduğu yazsa da, Adrasan sahilinde bir çok pansiyon butik otel tarzı oluşum var. Bence üniversiteli genç tatilinden aile tatili konseptine yükselmiş burası da. Denizi kumlu-çakıllı karışık. Biraz insanın ayağına yapışabilen cinsten. Adrasan'da denize girmek için süper bir yer önerisi: Adrasan sahilinin en sonunda Ford Otel var, yürüyüş yolu onun önünde bitiyor. Yolun bittiği yerde toprak bir yol yokuş yukarı devam ediyor. Toprak yokuşu tırmanıp ilerleyin. Araba ile gitmek de mümkün. Zaten yokuşu çıkınca yol kenarına parketmiş bir sürü araba göreceksiniz. Denize tepeden bakın, elverişli bir yerden de aşağı inip denize girebilirsiniz. Böyle taşlık bir iniş var denizePiknik yapan veya çadır kurmuş kişiler göreceksiniz. Biz pazartesi günü gittik, ortam güzeldi ama bayram ve tatillerde çok kalabalık olduğunu duyduk. Adrasan SahilBence Adrasan'da mutlaka yapılması gereken şey: Suluada'ya giden tekne turlarına katılmak. Ben Suluada'yı bir seyahat dergisinde görüp vurulmuş, hemen bir kenara not etmiştim. Bence siz de şimdi not edin. Suluada Görsel Kaynağı tık tıkTatil yaklaştıkça \"Şimdi gözünüzü kapatın ve kendinizi bir yerde hayal edin\" tipi durumlarda kendimi hep Suluada'da hayal ediyordum (Tabi bu tip durumlar neden oluşur diye sorabilirsiniz ama hayalkurmayı seven bir yanınız varsa beni çok yadırgamazsınız diye düşünüyorum 🙂 Suluada Görsel Kaynağı tık tıkİşin garibi buraya da Türkiye'nin Maldivleri diyorlardı. Antalya yolunda uğradığımız Salda Gölü için de Maldivler yakıştırması yapılmıştı, acaba hangisi daha Maldiv'di?Suluada'yı görmeyi çok istiyorduk ve buraya tekne turları ile gidiliyordu ama şöyle bir sorunumuz vardı: 9 aylık bebekle tüm gün tekne turunda takılmak kolay olmayacaktı ve 1 günümüzü tekneye ayıracak kadar da bol zamanımız yoktu. Ben de ne yaptım, birkaç saatliğine kiralayabileceğimiz bir balıkçı teknesi buldum. Önder Kaptan ile bizi Suluada'ya götürmesi için anlaştık. Kendisini bulduğum link için buraya tık tık Her şey güzeldi fakat Adrasan'dan bindiğimiz balıkçı teknesi biraz açılınca epey sarsılmaya başladı. Hava kapandı, rüzgar çıktı. Şanssızlığıma diyecek yoktu, son zamanlarda hep hava muhalefetine uğruyordum. Kara bulutlar bizi Adrasan'da yakaladıKısacası rota değiştirmek zorunda kaldık. Benim kurduğum hayaller suya düştü ama işe iyi yönünden bakmak gerekirse önümüzdeki yıllarda Adrasan'a tekrar gideceğimiz kesinleşmiş oldu. Suluada yerine rotayı Akseki Koyu'na kaydırdık. Aslında o kadar da şanssız değildik, atılan oltalara 2 tane kocaman palmut takıldı ve biz demir aldığımız koyda onları afiyetle yedik 🙂 Akseki koyunu da çok beğendik. Akseki koyu ve balıkçı teknemiz6- Korsan KoyuYine internette fotoğrafını görüp not aldığım yerlerden biriydi. Adrasan'dan araba ile yarım saat uzaklıkta, Antalya'nın yazlıkçı bölgesi Karaöz'e yakın. Tabelalarla yönlendirilmediği için bulması zor bir koy burası. Sora sora bulduk biz de. Korsan KoyuKorsan KoyuFotoğraftakiler kadar güzel mi, aslında evet ama beklediğimden küçük çıktığını itiraf etmeliyim. Küçük olduğu için insan yoğunluğunu fazlasıyla hissediyorsunuz. Biraz halk plajı tadında bir yer ama doğası çok hoş. Korsan Koyu'nda herhangi bir tesis yok, yiyeceğinizi yanınızda getirmeniz gerekiyor. Duş, soyunma kabini ve tuvalet var. Koya giderken Karaöz sahilinde rastlayacağınız Öz Likya Restoran arkadaşım Ayşe'nin önerisiydi. Korsan koyundan biraz daha batıya giderseniz Gelidonya Feneri var. Bu civarlar trekkingciler arasında meşhurmuş. Bizim bu kısa tatilimizde Antalya'nın batı kısmında keşfettiğimiz noktalar buralardı. Kısıtlı zamanda nasıl gezdiğimizi anlamanız için 1 günlük planımızı aktarıyorum:Sabah erken Olimpos Adrasan'a geçip tekne turuKorsan KoyuUlupınar'da yemekÇıralı'da yürüyüş ve bir şeyler içmeYanartaş'a çıkılabilir enerji kaldıysaOlimpos teleferiğe ise başka bir gün ayırdık, o da 2 saatlik bir aktivite olarak düşünülebilir. Zaman genişse rahat rahat hepsini gezersiniz zaten. Yazının başında da söylediğim gibi, ben buraları çok beğendim. Bebekle gezmesi kolay, denizi ılık, doğası müthiş ve turist kalabalığından uzak yerler. Buralara tekrar geldiğimde Çıralı'da konaklayıp Yanartaş'a çıkacağım ve Adrasan'dan Suluada'ya geçeceğim diye hayal ediyorum. Hepimize hayal dolu günler diliyorum... Seyahatlerimizi izlemek için Facebook sayfamı beğenebilir, İnstagram hesabımı takibe alablirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/seyahat-ederken-ingilizce-bilmek-sart-mi.html", "text": "Seyahat Ederken İngilizce Bilmek Şart mı?5 Ekim 20160 YorumKategori : Akıl-Fikir28 Takipçilerimden sıkça gelen bir soru bu: İngilizce bilmiyorum, tursuz seyahate çıkabilir miyim?Benim verdiğim cevap ise: Seyahatlerde İngilizce bilmek şart değil ama İngilizce konuşabiliyor olmak kesinlikle büyük bir kolaylık sağlıyor. Dili bahane etmeyin, toplayın cesaretinizi çıkın yola! Ama birkaç İngilizce kilit cümle not alın ki zor durumda kalırsanız elinizin altında bulunsun. Öncelikle neden İngilizce? Bugün İngilizce dünya genelinde iletişim amacı ile kullanılan ilk ve neredeyse tek dil. Dünya genelinde İngilizce konuşabilen kişi sayısı, anadili dili İngilizce olan kişi sayısından daha fazla. Ben de bunu kanıtlar nitelikte gittiğim her ülkede İngilizce sorduğum sorulara iyi veya kötü cevaplar alıyorum. Anlıyorum ama konuşamıyorum... Hepimizin geçmişte İngilizce ile ilgili bir tecrübesi olmuştur. Kimimiz okuldan, kimimiz iş yerinden, kimimiz ise izlediğimiz dizi veya filmlerden aşina İngilizce'ye. Dolayısıyla belki de Türkçe'den sonra kulağımızda en yakın gelen dil. \"Anlıyorum ama konuşamıyorum\" sözü ne kadar tanıdık öyle değil mi?Seyahatleriniz için de \"anlıyorum ama konuşamıyorum\" seviyesinde bir İngilizce bilgisi yeterli olabilir. Turistik yerlere gidildiğinde zaten sizi anlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bazen de öyle bir yere gidiyorsunuz ki bildiğiniz üst düzey İngilizce kar etmiyor, çünkü gittiğiniz yerde İngilizce bilme oranı çok düşük olabiliyor. İngilizce bilmenin Avantajlarıİngilizce bilmek gezmek için birinci şart olmasa da bazı basit kelimeler ve kalıplar bilmek ve temel dil bilgisi kurallarına hakim olmak hayat kurtarabiliyor. Zor bir duruma düştüğünüzde, cüzdanınız çalındığında veya herhangi bir sağlık problemi oluştuğunda bu temel bilgilere ihtiyaç duyacaksınız. Bunun yanında iyi düzeyde İngilizce bilmek seyahatlerinizi çok daha farklı deneyimlere dönüştürmenize yardımcı oluyor. Öncelikle seyahatinizi planlarken İngilizce kaynaklara başvurabiliyor olmak kesinlikle önemli bir avantaj. İngilizce bilince yerel halkla kaynaşma fırsatı oluyor. Örneğin en son Singapur seyahatimizde yan masamızda oturan Singapurlu bir bayan ile İngilizce bir sohbete başlamıştık. Ardından birlikte yemeğe gitmiştik ve bize yerel yemekleri tanıtıp ısmarlamıştı. İngilizce bilmesek böyle bir tecrübemiz olmayacaktı. Avrupa genelinde çok yaygın olan bedava yürüyüş turlarına katılabilmek de bizim için İngilizce bilmenin büyük artısı. Şehri oralı biri tarafından dinlemek, sizin gibi gezmeye gelmiş olan kişilerle tanışmak eşsiz bir deneyim. Nasıl Öğrenebilirim?Çok iyi biliyorum bir çoğumuz çalışmaktan ve ev işlerinden İngilizce kursu için ayıracak zaman olmadığını düşünüyoruz. Ama artık günümüz teknolojilerinin bizlere sunduğu imkanlar ile bu engelleri ortadan kaldırabiliyoruz. Mesela Open English gibi online İngilizce eğitim veren kurslar ile internet bağlantısı olan herhangi bir yerden günün 24 saati ve haftanın her günü Amerikan öğretmenlerden İngilizce eğitim alabiliyorsunuz. İngilizce öğrenmek için asla geç değil ve seyahat ederken sizlere ne kadar yardım ettiğini kendiniz göreceksiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/hangi-yunan-adasina-gideyim.html", "text": "Hangi Yunan Adası'na Gideyim?19 Temmuz 20166 YorumKategori : Yunanistan, Yurt dışı Seyahatleri12 Yaz geldiğinde Yunan Adaları o kadar çok talep görüyor ki, hergün konuyla ilgili pek çok mail alıyorum. \"Kos mu Rodos mu?\" , \"Sakız mı Samos mu?\" sorularıyla kafalar oldukça karışık, biliyorum... Gelen maillere elimden geldiğince cevap vermeye çalışırken blogda \"Hangi Yunan Adası'na gideyim\" diye düşünenlere yardımcı olmak adına bir yazı yazmaya karar verdim. Umarım yazının sonunda hangi \"Yunan Adası'na gitmeliyim\" sorusu biraz daha netleşir, böylece ülkenin bu karmaşık gündeminde tek derdimiz de çözülmüş olur 😛Hangi adaya gidersek gidelim, ahtapot yemeden dönmeyelimMidilli'ye GidinAyvalık'taysanız\"Küçük adalar bana dar gelir\"diyorsanız ve adaya 3-4 gün ayırabileceksenizHem kültür turu, hem deniz tatili yapmak istiyorsanızYemek yemeyi seviyorsanız ve damak tadına önem veriyorsanızYunan uzosunun membağını arıyorsanız 🙂Midilli sizin için doğru adres. Midilli Adası, MolivosObjektif olmak gerekirse benim yakın adalardan en çok beğendiğimdir Midilli. Gezilecek yerler çok bol, dolayısıyla bahar aylarında gitseniz bile sıkılmazsınız ama yazın çok daha canlı olacaktır. Midilli tatilinde hoşuma gitmeyen şey ise görülecek yerlerin mesafesinin birbirinden uzak olması ve yolda çok zaman kaybedilmesiydi. Üstelik yollar dar ve yokuşlu. Toplu taşıma kullanılırsa daha çok zaman kaybedileceği aşikar, o yüzden araba kiralamak en iyisi olacaktır. Midilli gezisi notlarım için buraya tık tıkSakız'a GidinÇeşme'ye ulaşımınız kolaysa\"Ayy kahretsin burada çok Türk var\" geyiği yapmak istiyorsanız Bütçeniz kısıtlıysa Küçük köyler ve tarihi noktalar ilginizi çekiyorsaBakir koylarda yüzmek istiyorsanızDamla sakızlı mamüllere bayılıyorsanızTam yerine geldinizSakız adası, PirgiSakız, diğer Yunan Adaları gibi mavi beyaz gelmedi bana, adaya sarı tonları hakim. Hafif bir kuraklık söz konusu. Zaman olarak 1 gece kalmanız bile ada hakkında epey fikir sahibi olmanıza yetecektir ama yollarda çok zaman geçirmeye hazır olun. Araba kiralamazsanız bile Türkçe rehberli birçok tur düzenleniyor küçük köylere. Köy gezileri ağırlıkta olduğu için Sakız'a illa yazın gitmenize gerek yok, bahar aylarında da gidilebilir. Yazın giderseniz denize girme avantajına sahip oluyorsunuz tabi. Sakız gezi notlarım için buraya tık tıkSamos'a gidinKuşadası'nda veya Seferihisar'daysanız\"Şöyle yemyeşil bir ada olsun\" diyorsanızHayalinizdeki mavi beyaz Yunan adası konseptini yaşamak istersenizMevsimlerden yazsa ve denize girme amacındaysanızAdanın içinde gezerken arabada çok uzun zaman geçirmeyi tercih etmiyorsanız Samos'u öneriyorum. Samos adası, KokkariSamos benim favori adam ama sebebim kişisel: Komşum olduğu için, yıllarca Kuşadası'nda karşıdan bakıp merak ettiğim için. Üstte saydığım tüm sebeplerden ötürü de sizin favori adanız olmaya aday. Samos'u 1 gece kalarak dolu dolu gezebilirsiniz, ama deniz sezonunda 3-4 gün kalıp farklı plajlar denemek de sıkmaz. Bence Samos'u mutlaka deniz sezonunda ziyaret edin, kültür turu anlamında biraz zayıf çünkü. Benim Samos ile ilgili 2 yazım var:Samos gezi notları 1 Samos gezi notları 2Kos'a GidinBodrum'daysanızRoma ve Osmanlı döneminden kalma eserler ilginizi çekiyorsaKısa bir kaçamak yapmak isterseniz Bütçeniz kısıtlıysa Kos sizin için iyi bir alternatif. Kos Adası merkeziBiz 1 gece kaldık, fazlasıyla yetti. 2 gece kalacakanız diğer adalara geçen tekne turlarını düşünün derim. Veya dinlenmeli bir deniz tatiline razı olun. Kos'a günübirlik gittiyseniz sadece merkezde dolaşıp yürüme mesafesi bir plajdan denize girerek ekonomi yapabilirsiniz. Uzak plajlar için araba kiralamak şart, veya toplu taşıma kullanmanız gerek. Kos Adası gezi notlarım için buraya tık tık... Kalymnos'a GidinBodrum'daysanızİflah olmaz bir Bodrum tatilcisiyseniz ve Kos'u halihazırda gördüyseniz. Günübirlik gidip döneyim istiyorsanız ve müsait gününüz cumartesi ise (2016'da Kalymnos'a sadece cumartesi günleri karşılıklı seferler düzenlendi)Sakin, gösterişsiz, ucuz bir ada olsun diyorsanızDağ tırmanışı yapıyorsanızKalymnos'a gitmeyi düşünebilirsiniz. Kalymnos Adası, MasouriBiz 2016'da 2 kez Kalymnos'a gittik. Birinde günübirlik, 2. sinde konaklamalı. Günübirlik gezilerden hoşlanmadığımı her fırsatta yazıyorum, konaklamalı gidip Aegean Tavern'de yemek varken aynı gün telaş içinde dönmek pek cazip değil. Fakat adada konaklama yapınca Bodrum'a giden direkt feribotu kaçırmış olduk. Yunan feribotları ile Leros'a veya Kos'a geçip o şekilde dönüş yapmanız gerekecek. Yunanistan'a kapı vizesi ile giriş yapmayı planlıyorsanız Kalymnos kapı vizesi veremiyor, adaya Kos üzerinden geçebilirsiniz. Schengen vizeniz varsa rahatça gidebilirsiniz. Kalimnos gezi notları yazımı okumak için tık tık... Leros'a GidinBodrum'daysanızGünübirlik gidip döneyim istiyorsanız ve müsait gününüz cuma veya pazar ise (2016'da Leros'a sadece cuma ve pazar günleri karşılıklı seferler düzenlendi)Küçücük, sakin, fotojenik bir ada hayal ediyorsanızYunan lezzetlerini Yunanistan'ın en iyi restoranlarından birinde deneyimlemek istiyorsanız Leros'a gidin. Leros AdasıKapı vizesi detayı Kalymnos ile aynı. Leros'a Didim'den de seferler başlayacak diye duymuştum. Gidecekseniz onu da bir araştırın derim. Rodos'a GidinMarmaris, Bodrum veya Fethiye'deysenizTarihe, özellikle ortaçağ mimarisine meraklıysanızBüyük bir merkez, hareketli sokaklar arıyorsanızPlajları kumluk, deniz ılık olsun tercih ediyorsanız Türk esintisi de olsun, istersem camiye gidebileyim diyorsanız, Araba kiralamadan gezilebilsin istiyorsanızSizin için Rodos doğru seçenekRodos Adası kaleiçiBüyük bir ada olduğu için tatmin edici gezilecek görülecek yer sayısına sahip, özellikle plajları çok rahat olan bir ada. Burası 2 gece kalmayı hakediyor. Benim Rodos Adası gezi notlarım için buraya tık tık... Meis'e GidinKaş'ta tatil yapıyorsanızGünübirlik bir kaçamak arıyorsanızCaretta Carettalar ile yüzmek istiyorsanız Bugünlük de \"kalamarım Yunan usulü, biram Mythos olsun\" diyorsanızFosforlu mavi bir mağarada yüzme tecrübesi yaşamak isterseniz\"Yunanistan'ın ücra bir köşesinde yaşayan Yunanlı olmak nasıl olurdu?\" muhasebesi yapmak için Meis'e buyrun. Meis AdasıGünübirlik gitmeli bir ada, çok küçük olduğu için beklentinizi ona göre belirleyin. Ama bir o kadar da sevimli olduğunu unutmayın. Meis adası gezi notlarım için de buraya tık tık... Ülkemizden direkt gidilebilen Yakın adaları bunlar. Şimdi top sizde: seçin, beğenin, gidin... Kısa sürede farklı bir kültür tanımak, komşuda işlerin nasıl yürüdüğünü görmek, yemek yerken zorlanmamak, hatta zevk almak için kısa bir Yunan Adası seyahatini tatil anılarınıza sıkıştırmanızı öneririm. Yunanistan'da neler yemeli yazısı için buraya tık tık... Yunan Adaları'nda kaç para harcarım, hangi adada ne var yazısı için:Yakın Yunan Adaları Rehberi burada."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/milanoda-yapilacak-5-sey.html", "text": "Milano'da Yapılacak 5 Şey27 Haziran 20161 YorumKategori : İtalya, Milano, Yurt dışı Seyahatleri55 Cinque Terre bölgesine yaptığımız ziyarette Milano'yu İtalya'ya ulaşım noktası olarak kullandık. Bu gezimiz, ilk bebekli yurtdışı seyahati olması açısından özeldi. Cinque Terre gezi notlarımı buradan, Portofino gezi notlarımı da buradan okuyabilirsiniz.2011'deki İtalya seyahatimzde de Milano'ya uçmuş, Venedik, Floransa ve Toskana bölgesinde birkaç yer görmüştük. O gezimiz için de buraya tık tık... O zaman Milano'da çok az zaman geçirebilmiştik. O aralar blog işinde yeniydim, yüzeysel de olsa bir yazı yazmışım. 2011'deki Milano gezi notlarım bu linkte. Bu sefer Milano'nun ana havaalanı olan Malpensa'ya değil, biraz uzaktaki Bergamo havaalanına uçtuk. Bergamo'dan Milano'ya otobüsler kalkıyor, kişi başı 5 euro. Birkaç otobüs firması var, saatlerine bakarak birini seçebilirsiniz. Otobüsler sizi Milano Centrale isimli merkez tren istasyonuna bırakacak. Beragamo hava alanı Milano merkez yaklaşık 1 saat sürüyor. Milano'daki konaklamamızı önceki gibi Milano Centrale tren istasyonuna yakın seçtik. Şehre trenle ulaşacaksanız veya şehri trenle terkedecekseniz iyi bir lokasyon seçimi olur. Üstelik istasyondan turistik yerlere yürüyebileceğiniz gibi metroyu da kullanabilirsiniz. Yine de uyarayım: Tren istasyonunun önündeki meydanda birçok Afrikalı vatandaş başıboş dolanıyor. Laf atabiliyorlar ama bence zararsızlar. Bu seferki otelimizin ismi Hotel Aosta idi. Geceliği 90 euro olan otelimiz bence fena değildi. Lokasyon süper, odalar temizdi. Kahvaltı dahil değildi. Memnun kaldık. Çok yeterli olmasa da hali hazırda bir Milano yazım olduğu için bu sefer farklı bir içerik hazırlayayım dedim. Sizin için okuması, benim için yazması kolay olacağı için Milano'da yapılacak şeyleri maddeler halinde sıralıyorum:1- Turist ol:Milano'nun en önemli turistik aktivitesi ihtişamlı katedral Duomo di Milano'yu görmek. Görmek yetmez, önünde fotoğraf çekilmek şart. Duomo di MilanoDuomo'nun önünde fotoğraf çekilmezseniz Milano'ya gitmiş sayılmıyorsunuz, ona göre! Biz pozumuzu verdik, görev tamam! Duomo'nun hemen yanındaki Galerria Vittorio Emanuele II de görülmeli. Dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olduğu söyleniyor, Prada'nın tarihte açılan ilk mağazası da buradakiymiş. Panoramik Galleria Vittorio Emanuele IIYine pozumuz verdik. Tavan ve duvar süslemelerini de inceledik 2- Sanata Doy:Leonardo Da Vinci'nin ünlü eseri \"Son Akşam Yemeği\", Milano'da Santa Maria delle Grazie Kilisesi'nin içinde. Eseri görmekiçin çok önceden bilet almanız lazım ama ben o kadar planlı olamadım bu gezide. 2. Milano ziyaretim de eseri göremeden geçti. Cimitero di Monumentale di Milano yani Monumental Cemetry, yani zenginlere ait anıt mezarlar ziyaret edilebilir. Mezar gezmek Türk kültürüne göre kulağa hoş gelmese de, mekanın fotoğraflarına bakıldığında heykeller harika görünüyor. Görsel Google'danMilano'nun önemli müzelerinden Pinacoteca di Brera ziyaret edilebilir, Bellini'nin, Raphael'in eserleri görülebilir, hala sanata doyulmadıysa La Scala isimli opera salonunda bir opera izlenebilir... Zira La Scala dünyadaki en ünlü opera binalarından biriymiş.3- Alışveriş Yap:\"Elbisemi Milano'dan aldım şekerim\" cümlesini kurmak istiyorsanız, veya ortamlarda \"Milano'da alışveriş bir başka canımss\" diye ahkam kesme niyetindeyseniz alışverişe zaman ayırın. Mağazaların bol olduğu adresler: Via Monte Napoleone, Galleria Vittorio Emanuele II, Corso Buenos Aires, Corso Como Caddesinin devamındaki alışveriş merkezi vs...10 Corso Como'nun tasarım ürünler satan mağazasıAlışveriş yapmasanız bile Milano'da vitrinler büyüleyici. Hem de bakmak bedava! Moda'nın merkezi Milano'da ben de bu elbiseyi beğendim mesela 🙂4- Gez TozSokaklarda gezin, bol bol yürüyün. Duomo ve çevresi, Brera bölgesi, Corso Como Caddesi yürüyerek keşfedebileceğiniz yerlerden. Brera BölgesiBrera Bölgesi'nde balkonlar çok ciciÜnlü caddelerden Corso ComoBazı caddeler cıvıl cıvılMilano Centrale istasyonu o kadar ihtişamlı ki, tren kullanmayacaksanız bile gidip içini dışını gezin derim. Milano Centrale tren istasyonuNavigli Bölgesi de çok hoş, yeme içme bölümünde değineceğim. Navigli çok canlı bir muhitNavigli'de akşamüstü5- Ye iç:Aperitivo, yani akşamüstü içkinin yanında atıştırılma sunulması Milano'da çok önemli bir aktivite. Siz bir içki ısmarlıyorsunuz, yanında atıştırmalık bir şeyler getiriyorlar veya barların iç kısmında açık büfe olarak sunulan meze tarzı yiyeceklerden kendinize bir tabak hazırlayabiliyorsunuz. Akşamüstü olduğunda herkesin elinde turuncu bir içecek görmeye başladık. Tabii merak edip sorduk, nedir adı? Spirtz miş. Hemen ısmarladık 2 tane. Milanolular'dan neymiz eksik? İçeceğin yanına atıştırmalığımız da geldi. Hem spritz denedik, hem de aperitivo yaptık. İçimi kolay, ferah bir içkiymiş Spritz. Aperitivo dedikleriBiz aperitivo keyfimizi turistik olan Corso Como Caddesi'nde yaptık ama daha lokal bir tecrübe için Largo la Foppa Caddesi'ndeki mekanları önerebilirim. Corso Como Caddesi'ndeki mutlaka uğramanız gereken mekan kapı numarası 10 olan 10 Corso Como. Burası hem kafe, hem restoran, hem de tasarım ürünlerin satıldığı bir mağaza. 10 Corso Como kafe bölümüÖnceki Milano ziyaretimizde burada bir şeyler içmiştik. Şimdi ise sadece fotoğraf çekmek için uğradık. Geceleri de ışıl ışıl, çok güzel oluyor. Yeme içme için Milano'da herkes soluğu Navigli Bölgesinde alıyor. Navigli Bölgesine ulaşmak için metronun M2 hattının Porta Genova durağında iniyorsunuz. Kanal kenarına sıralanmış yüzlerce restoran var. Kanal kenarında bisikletler, kafelerOrtam hoş, Amsterdam havasında biraz. Restoranlar hakkındaki uyarım: kalabalık ve pahalı. Brera bölgesi de yeme içme seçenekleri açısından zengin. Brera Kırmızı beyaz kareli masa örtüsü İtalya'da bir klasikKahvaltı için Foursquare'de bulduğum Pave isimli mekana gittik. Çok popülerdi ama sadece hamurişi satılan bir yerdi. Yediğim peynirli rokalı kruvasan sanırım Türk stili kahvaltıya tek uyan şeydi burada satılanların arasında. Minimalist tasarımlı Pave, Milano'da popüler bir kahvaltıcıKruvasan kahve ikilisi tipik bir İtalyan kahvaltısıMilano'ya bebekli gidilir mi derseniz, cevabım: Evet! Cinque Terre'den sonra burada medeniyete döndük ve bebek arabamızı kullanabildik. Kaldırımlar ve yollar gayet elverişliydi. Sadece metroya binerken her yerde asansör bulamadık, bazı merdivenlerde bebek arabasını kucaklamak zorunda kaldık. Biz normalde küçük bir şehirde yaşadığımız için Ekin ilk kez Milano'da metroya bindi. Ekin'in ilk metroya binişiMilano hatırasıBir İtalya seyahatimizin daha sonuna geldik. Nice yollar dilerim hepimize!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/madride-bu-kez-spor-izlemek-icin-gidin.html", "text": "Madrid'e Bu Kez Spor İzlemek İçin Gidin29 Mart 20160 YorumKategori : İspanya, Madrid, Yurt dışı Seyahatleri20 İspanya, artık sporu, spordaki ulusal başarılarını ve özellikle de İspanyol kulüplerinin namını turist çekebilmek için ciddi ciddi kullanıyor. Ve öyle görünüyor ki, başarılı da oluyor. İspanya'nın resmi turizm portalı www. spain. info'da bile \"futbolun tutkusunu burada yaşayın\" minvalinde dosyalar bulunmakta. Avrupa'nın en büyük bilet sağlayıcı firmalarına göre ise her hafta sonu 19 farklı milletten insan İspanya'ya 'spor' izlemek için gidiyor. Bu insanların ilk tercihi ise başkent Madrid oluyor. Başkentte de ilk tercih tabii ki Real Madrid futbol takımı... Günümüzden on yıllar önce de bu takımın büyüsü dünyanın dört bir yanından insanı kendisine çekiyordu. Ancak bu sayı seyahatlerin kolaylaşması ve dünyamızdan ziyade insanların da globalleşmesi sayesinde daha da arttı. Son yapılan anketlere ve araştırmalara göre gezegenimizde tam 450 milyon Real Madrid sempatizanı var. Ağustos'tan Mayıs'a her hafta binlerce kişi Real Madridli yıldızları bir kere de olsa Santiago Bernabeu'da izlemek için başkentin yolunu tutuyor. Eğer siz de 450 milyon kişiden biri iseniz PopEvent aracılığıyla, güvenilir bir biçimde maç biletinizi alıp, yıldızlar karmasını Madrid'de izleyebilirsiniz. Real Madrid'in futbolda olduğu kadar basketbolda da dillere destan bir başarısı var. Dolayısıyla birçok kez Euroleague şampiyonu olan takım da hatrı sayılır miktarda 'turisti' salona çekiyor. Belki de siz, daha minimal ve gelenekçi bir takımdan hoşlanıyorsunuz... Mesela Atletico Madrid'den. Şehrin 'diğer' takımı da son yıllardaki başarıları sayesinde ciddi bir hayran kitlesine sahip oldu. Biz Türkler de Arda Turan sayesinde Vincente Calderon Stadyumu'nun yerini artık gayet iyi biliyoruz. Madrid'e seyahat için sporseverleri cezbeden şey elbette takımların başarıları. Ancak Madrid şehir olarak da istediğiniz her şeyi size verebilecek bir destinasyon. İyi yemek, capcanlı bir sosyal hayat, şehir için ulaşım kolaylığı, geniş konaklama seçenekleri... Üstelik futbolun kültürüne de önem veriyorlar. Örneğin Santiago Bernabeu'da maç izleyemeseniz bile, sizi muhakkak kulüp müzesini gezmeniz için teşvik ediyorlar. Madrid sadece basketbol ve futbolu ile ilgi görmüyor. Erkeklerde Masters 1000 serisine dahil 9; kadınlarda ise Premier Mandatory kategorisinde oynanan 4 büyük tenis turnuvasından birine ev sahipliği yapıyor. Dünyanın en iyi tenis oyuncuları, her yıl Mayıs ayının ilk haftasında Madrid Mutua Açık'ta bir araya geliyor ve tam 7 gün boyunca şampiyonluk için mücadele ediyor. Eskiden, müzikten spora Avrupa'da gerçekleşen etkinliklerin sadece haberlerini takip etmekle yetinirdik. Televizyon yayıncılığın ve gelişen teknolojinin de etkisiyle artık canlı canlı takip ediyoruz. Peki ya bu etkinlikleri yerinde deneyimlemek? İşte o bambaşka bir his... Kısacası Madrid'de özellikle futbol ile dolu geçireceğiniz birçok hafta sonu var ve Mayıs'a dek sizi bekliyor."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/bangkok-gezi-notlari.html", "text": "Bangkok Gezi Notları6 Mart 20161 YorumKategori : Bangkok, Tayland, Yurt dışı Seyahatleri31 2015'te 23 nisan 1 mayıs tatillerini birleştirip Asya seyahatine çıkmıştık. Ayağımın Tozuyla blog geleneğine ihanet edip bu yazıyı epey geç yazıyorum. Yazıyı bekleyen okuyucularım vardı, kendilerinden özür dilerim. Kamboçya ve Tayland'ı içeren seyahatimizi nasıl planladığımı okumak için tık tık... İlk durağımız Kamboçya'nın Siem Reap şehri ve Angkor Wat tapınaklarıydı. Bu tarihi bölgeyi nasıl gezdiğimizi anlatan yazım ise bu linkte! Kamboçya'da tapınak tapınak gezip yorulduktan sonra sıkı bir tatili haketmiştik. Tayland'ın cennet adalarından Phuket bizi bekliyordu. Çok güzel tekne turlarına çıkmış, bolca dinlenmiştik. Phuket anılarımızı okumak için buraya buyrun... Phuket'ten sonra da dönüş noktamız olan Bangkok'a doğru yola çıktık. Bangkok'a vardığımızda günlerden 30 nisan, mevsimlerden kavurucu yazdı... Yemyeşil bir adadan gri büyük şehre gelmek tabii ki ufak bir hayal kırıklığı yaşattı. O yüzden naçizane tavsiyem önce Bangkok'u görün, sonra adaları... Tapınaklar şehri Bangkok'a hoş geldik! Tayland'ın başkenti olan Bangkok'a ucuz vergili havalimanı olan Don Muang'dan giriş yaptık. Phuket Bagkok uçuşumuzu tek yön olarak Thai Lion Airways'den kişi başı 66 dolara almışız. Madem Tayland'ın başkentindeyiz, ülke hakkında çok kısa bilgi verelim. Tayland, eski adıyla \"Siam\", hala imparatorluk ile yönetiliyor. Krallarını sevip sayıyorlar. Bunu alışveriş merkezlerine astıkları dev posterlerden anlayabiliyorsunuz. Din olarak halkın büyük çoğunluğu Budizm'i benimsemiş, şehirde gezilecek yerlerin de çoğu Budist tapınaklarından oluşuyor. Sevgi ve saygı kültürlerinde var. Taylar, kavgadan kaçınan, toleranslı ve itaatkar insanlar. Tayland, dünya çapında turist çeken bir ülke. Sıcak iklimin bunda payı olsa da, masaj ve seks turizmi de ülkeyi turistler için cazip hale getiriyor. Dilleri Tayca, kendilerine özgü garip bir alfabeleri var. Ama her şeyin İngilizce açıklaması da yazıyor, dolayısıyla bir turist olarak zorlanmıyorsunuz. İngilizce bilmeseniz de zorlanmazsınız, zira halk da çok fazla İngilizce bilmiyor. Ama bir şekilde turistlerle anlaşıyorlar, herkes yolunu buluyor. Para birimleri ise Thai Baht. Bizim gittiğimiz dönemde (Nisan sonu Mayıs başı 2015) 100 THB yaklaşık 3 Amerikan Doları'na tekabül ediyordu. Tayland'ı ziyaret etmek için en güzel dönem aralık- mart ayları arası. Nisan ve mayıs ayları çok sıcak geçebiliyor. Hazirandan sonra ise yağmura yakalanma ihtimali artsa da aslında 12 ay ziyaret edebileceğiniz bir ülke, hep ılık. Dünya Meteoroloji Örgütü'ne göre dünyanın en sıcak büyük şehri Bangkok olarak tanımlanmış. Havaalanından Şehre Ulaşım:Bangkok Don Muang Havalimanından taksiye binmek istiyorsanız havaalanından çıkmadan önce kayıt yaptımak gerekiyor. Öyle \"dışarı çıkınca el ederim bir taksi durur\" sistemi yok. Kayıt sırası uzun, ama aynı anda 5-6 gişe hizmet veriyor ve sıra çabuk ilerliyor. Onca sıraya rağmen bu yöntemi sevdim, çünkü buradan ayarlanan taksiler resmi çalışıyorlar, taksimetre açmak zorundalar. Şehrin içindeki gibi pazarlık etmek zorunda kalmıyorsunuz. Siz direkt Türkiye'den gelip Suvarnabhumi Havaalanı'na indiyseniz de taksiye binmeyi düşünebilirsiniz. Orada da aynı sistem varmış. Taksimetrede gösterilen tutarın yanı sıra ücretli otoyollardan geçtiyseniz onu da sizin ödemeniz bekleniyor. Biz Don Muang Havaalanı'ndan şehre giderken de, dönüşte şehirden Suvarnabhumi Havaalanı'na giderken de 400 baht ödedik, yaklaşık 11 dolar ediyor. Otobüs olduğunu da duymuştum ama 10 dolara taksiye binebiliyorken toplu taşımaya gerek duymadık. Bangkok'ta Şehiriçi Ulaşım:Taksiler Bangkok şehiriçi ulaşımında yine bir opsiyon ama şehrin içindekilere taksimetre açtırmak biraz zor. Sizi pazarlık usulü araçlarına alıyorlar. Havaalanından çok daha yakın yerlere 300-200 baht ödüyorduk bindiğimiz zamanlar. Bangkok trafiğinde taksi ve tuktukların yoğunluğu dikkat çekiyor. Birçok turist, bir taksici ile günlük olarak anlaşıp her yere aynı taksi ile gidiyor. Yani taksici turisti günboyu gezdiriyor. Siz de böyle bir şey yapabilirsiniz. Asya'nın meşhur tuktukları da ulaşım için bir seçenek. Bangkok'un tuktukları çok ışıklı ve süslü! Tarifeleri yine pazarlığa tabi. Onların verdiği fiyatın yarısından pazarlığa başlayabilirsiniz. Veya daha düşükten 🙂 Tuktuklar taksilerden daha pahalı, ama daha otantik. Mutlaka deneyimleyin. Bir de sponsorlu tuktuklara rastladık. Bu ilginç bir konsept: Normalde 100 bahta gidebileceğiniz bir yere 30-40 bahta götürmeyi teklif ediyorlar. Yol üzerinde bir mağazada mola vermek koşuluyla. Mağazadan bir şey almanız şart değil, bakınıp çıkıyorsunuz. Tuktuk şoförü de o mağazadan benzin fişi alıyor. Biz bir kere denk geldik bu sponsorlu tuktuka, tecrübe olsun diye teklifi kabul ettik. Dandik bir konfeksiyon mağazasına götürdü bizi. Çok istesem de bir şey alabileceğim bir mağaza değildi. Neyse bizim tuktukçu benzin fişini aldı ve bizi gideceğimiz yere bıraktı. Sonuçtan mağaza sahibi hariç herkes memnundu. Bangkok'ta pek çok turistik yere Chao Pharaya Nehri üzerinden ulaşım sağlanabiliyor. Kaldığımız otel nehir kenarında olunca biz nehir üzerinde işleyen turist botlarını epey kullandık. Fiyatlar: tek yön 40 THB, tüm gün sınırsız binebildiğiniz bilet de 150 thb. Sonradan öğrendim ki \"express boat\" isimli botlar daha da ucuzmuş. Nehirden turistik noktalara ulaşım mümkünYine otelimize çok yakın yerde istasyonu bulunan BTS Sky Train sistemi de ulaşım için ucuz ve rahat. Metro gibi düşünebilirsiniz, ama yeraltından değil, çoğunlukla yerin üzerinden gidiyor. Trenler yeni ve temiz... İtiraf etmek gerekirse turist botu ve sky train kullanmak bizim çok işimize geldi. Sebebi de pazalıktan pek hoşlanmamamız 🙂 Yine de Bangkok'ta meşrebimizce pazarlık etmeye çalıştık tabii ki, ne kadar başarılı olduk tartışılır. Bangkok'ta KonaklamaHer bütçeye uygun otel bulabildiğiniz yerlerden birindeyiz! Tayland ucuz bir yurt dışı tatili vaadediyor. Özellikle Khao San Road civarında pek çok hostel, otel mevcut. Biz Bangkok konaklamamızda biraz lükse kaçıp nehir kenarında Shangri La Otel'den nehir manzaralı oda tuttuk. Daha önce bu otelde balayı yapan bir çift arkadaşımız oteli anlata anlata bitiremeyince biz de meraktan başka yerde kalmayı düşünmedik. Odamızdan manzaraHakikaten de çok hoş bir oteldi, süper memnun kaldık. Havuza girdik, odadan çıkmadan güneşin batışını izledik. Otelin Asiatique alışveriş merkezine düzenlediği ücretsiz bot servisinden yararlandık... Bangkok'un aşırı sıcağından ve kirli havasından kaçmak istediğimiz her an otelimize sığındık diyebilirim. Odamızdan manzaraBangkok'ta Gezilecek YerlerBangkok ilginç bir şehir, gördüğüm en kozmopolit yerlerden biri. Karşıtlıkların bir arada olduğu şaşırtıcı bir başkent. Bir yanda pislik, bir yanda lüks; bir yanda geleneksel tapınaklar, diğer yanda aşırı modern binalar; bir yanda sıcak, öbür yanda klimalı müthiş alışveriş merkezleri... Tezatlara bir örnek: Eski binanın ardından yükselen gökdelenlerBizim Bangkok'ta 2.5 günümüz vardı. Ben gezilecek yerleri önce karışık olarak anlatacağım, yazının sonunda ise neyi hangi sırayla yaptığımızı bulabileceksiniz. Çok daha efektif gezebilirdik ama hava şartları bize mani oldu. 38 dereceyi gösteren termometremiz sık sık odaya gidip mola vermemizi kaçınılmaz kılmıştı. Bangkok'a en az 2 gün ayırmak lazım. Yüzen market gibi şehir dışı bir gezi yapacaksanız 3 gün şart. Bangkok'ta sokak yemeği ve meyve satıcıları her yerde. Pişirilen yemeklerin naylon poşetlerde satılmasını garipseyerek ilk şaşkınlığı yaşıyoruz. Halk poşette yemeğini alıp evine gidiyor. Biz de burnumuzda yemek kokuları ile gezmeye başlıyoruz... Bangkok'ta yemek sokakta pişer! Phuket'te de görmüş olduğumuz örümcek ağına dönmüş karman çorman elektrik telleri burada daha çok göze batıyor. Alın size KAOS! Bangkok'ta elektrik telleri ve sokaklar Sıcak iklim malum, sokaklarda yürürken yerde yemek artıkları, hamam böceği ve fareler görmemiz normaldi sanırım. Bangkok aktiviteleri tapınak gezisi, alışveriş ve yemek üzerine kurulu. Bizim otel nehir kenarında olunca ilk aktivitemiz nehir üzerinde bot turu yapmak oldu. Otelimizin de yakınında bulunduğu Sathorn limanında sizi özel botlar ile gezdirmeyi teklif edecek bir sürü acentenin standı var. Burası \"central pier\" olarak da geçiyor, yani merkez liman. Turlar \"long tail boat\"lar ile yani Tayland'ın ünlü \"kuyruklu tekneleri\" ile gerçekleşiyor. Pazarlık ile 2 kişi 800 baht vermişiz bu nehir turuna. Nehirde yaptığımız gezintide manzaralar şu şekildeydi:Tayland'ın meşhur kuyruklu teknelerinden birindeyizEğer yüzen markete gidecekseniz ve Bangkok merkezinde toplu taşıma amaçlı turist botlarını kullanacaksanız bu \"özel bot turu\" çok gerekli bir aktivite değil. Tek avantajı, bu \"özel nehir turu\" sizi turist botlarının girmediği kanallara götürüyor, nehir üzerinde yaşayan halkı gözlemliyorsunuz. Hatta yanınıza kayıkla bazı hediyelik eşyacılar bile yanaşıyor. Yüzen market konseptini de böylece anlamış oluyorsunuz. Nehir üzerinde yaşam varNehir kenarındaki evlere yüzen restoranlar yanaşıyorBot turu esnasında üzerimize nehrin suları sıçradığı oldu. Ben hamile olduğum için Olgun biraz panikleyip endişelendi, ağzımı kapatmam için beni devamlı uyardı. Sadece burnumdan nefes aldığım ve hiç konuşmadığım bu gezinti, aylar sonra dönüp baktığımızda komik bir anı olarak aklımızda kalsa da o an için çok zevk aldığımız bir aktivite olmadı. Biz mi pimpirikliydik bilmiyorum ama Bangkok'un içinden geçen Chao Phraya nehri hiç de temiz görünmüyordu:Biz Chao Pharaya'nın suyunu pis bulduk ama, O suda yüzen çocuklar vardı! Bangkok tapınakları:Bangkok'un görkemli tapınaklarını gezmek istiyorsanız kıyafet konularında çok sıkı olduklarınızı bilmeniz gerek. Şalvar tipi bir pantolon giyebilirsiniz ve yanınızda ince bir gömlek bulundurabilirsiniz. Grand Palace: Kraliyet ailesinin büyük sarayı, hali hazırda kullanımda. Kral ve kraliçe burada yaşamasalar da bazı resmi törenler bu sarayda gerçekleşiyor. Biz Grand Palace'a nehir yoluyla ulaştık. Tuk tuk veya taksi ile ulaşım seçenekleri de geçerli. Biz nehir üzerinden \"turist boat\" denilen botlara bindik ama siz turuncu bayraklı \"express botlara\" binebilirsiniz. Daha ucuz oluyormuş. Bottan Ta Chang Pier veya Maharaja Pier'de inip Grand Palace'a yürüyebilirsiniz. Yolda göreceğiniz pazar yerinde çok garip şeyler satılıyor olabilir! Acaba bunlar satılık mıydı? Umarım değillerdi... Grand Palace'a yani Büyük Saray'a yaklaştığınızda akın akın turistin oraya gittiğini göreceksiniz. Yolda giderken size bilet satmak isteyenler, yoldan çevirip \"saray bugün kapalı gelin sizi şuraya götüreyim\" diyenler çıkabilir. İtimat etmeyin. Bileti mutlaka sarayın gişesinden alın. Grand Palace'ta kıyafet kuralları çok sıkı. Şort erkeklere de bayanlara da yasak. Kolsuz kıyafetler istenmiyor. Girişte kıyafet kiralayabildiğiniz bir bölüm var. Epey sıra bekleyerek buradan kokulu bir şalvar ve kirli bir şal alabilirsiniz. Bence pis kıyafetleri giymek ve bunun için sıra beklemektense, uygun bir kıyafetle orada bulunmakta fayda var. Bayanlar için elbise serbestmiş, ben üstümdeki kıyafet onaylanınca çok mutlu oldum 🙂 Erkekler de bol pantolon giyerlerse tamamdır. Kıyafetimle Grand Palace'a kabul edildiğimin resmidir! Saraya giriş kişi başı 500 Thb. İçerisi çok görkemli, hoş fotolar çekmek garanti. Tabi insanlardan fırsat bulabilirseniz. Turist yoğunluğu inanılmaz... Grand Palace manzaralarıGrand Palace, BangkokGrand Palace kompleksinin içindeki en önemli yapı \"Wat Phra Kaew\" yani \"Temple of Emerald Buddha\". Türkçesi de \"Zümrüt Buddha Tapınağı\". Burası, içinde rahiplerin yaşadığı bir tapınak olmaktan ziyade sadece ibadet edilen bir şapel olarak kullanılıyor. Wat Pho Tapınağı: Bu tapınak Grand Place ile çok yakın konumda olduğu için ikisini aynı günde gezmek mantıklı olur. Wat Pho Tapınağı'nın özelliği \"Reclining Buddha\" yani \"Yatan Buddha\" heykeli. Tapınağa giriş kişi başı 100 Baht (3 dolar civarı). Kıyafet kuralları Grand Palace'taki kadar olmasa da yine sıkı, şort ve askılı üstler kabul edilmiyor. Yatan Buda'nın olduğu bölüme girerken ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Eğer siz de bizim gibi çok sıcak bir günde giderseniz ayakkabılarınızı çıkarıp içeri girene kadar bastığınız taşlarda ayaklarınızın altı yanacak, acı içinde seke seke içeri gireceksiniz. Çıkışta da aynı çile tekrar! Yatan Buda heykeli, Wat Pho43 metre uzunluğundaki Buda heykelinin ayaklarındaki sedef oymalar incelemeye değer. Buda heykelinin etrafında Buda'nın 108 hayırlı durumunu simgeleyen 108 adet metal kase sıralanmış. Ziyaretçiler her bir kaseye bozuk para atarak kendilerine şans getirmeyi umuyorlar. 108 bozuk parayı da 20 baht karşılığında oradan satın alabiliyorsunuz.108 metal kaseye tek tek paraları atıyoruz, dilekler gerçek oluyor. Haydi bakalım... Wat Pho kampüsünün içindeki bir önemli yapı da \"Geleneksel Tay Masaj Okulu\". Burası Thai Masajı'nın doğduğu yer olarak biliniyormuş. Bu komplekste hala masaj eğitimi veriliyor ve uygulanıyor. Burada masaj yaptırmadan da dönmemek lazım deyip sıramızı aldık. Turistik sezonda gitmememize rağmen yarım saatten fazla bekledik. Ben ayak masajı, Olgun ise Thai masajı yaptırdı. Olgun'un masörünün eli biraz ağır olmalı, epey hırpalanmış olarak geldi yanıma. Ben ayak masajından memnun kaldım. Masajın sonundaki su ikramı da çok iyi geldi. Buradaki masaj fiyatları Bangkok sokaklarında rastlayacağınız masaj salonlarına göre pahalı: Thai masajının yarım saatliği 260 baht, 1 saatliği 420 baht; ayak masajının ise 30 dakikalığı 280 baht, 1 saatliği ise 420 baht. Wat Arun: Bangkok'un bir diğer ünlü tapınağı, ŞafakTapınağı olarak da biliniyor. Yine nehir boyunca işleyen botlarla ulaşabileceğiniz bir tapınak. Wat Pho'dan sonra Ta Tian limanına yürüyüp nehrin karşısına geçen bir bota binebilirsiniz. Biz bir çok turistin tepesine tırmanmak için gittiği Wat Arun'a gitmedik ama Bangkok'un ikonlarından biri olarak aklımıza yazdık. Wat Traimit: Altın Buddha tapınağı ise Çin mahallesinde. Biz burayı ertesi gün gezerek tapınaklara bir mola vermiş olduk ama siz tüm tapınakları sabah erken başlayarak 1 günde bitirebilirsiniz. Wat Traimit tapınağında göreceğiniz şey 5.5 ton ağırlığında saf altından yapılma bir Buda heykeli. Buradaki altın heykelin 14. yüzyılda yapılmış olduğuna inanılıyor. 1700lü yıllarda ise hırsızlıktan koruma amaçlı heykeli alçı ile kaplıyorlar. Daha sonra da alçıyı kazımak kimsenin aklına gelmiyor. Yıllarca alçı ile kaplı heykel oradan oraya taşınıyor ve en son 1955'te şu an bulunduğu Çin mahallesindeki tapınağa getirilirken yanlışlıkla düşürülüyor. Düştüğünde çatlayan alçının bazı yerlerinden içinde altın olduğu anlaşılıyor ve alçı dikkatli bir biçimde yok ediliyor, dev altın heykel ortaya çıkıyor. Wat Traimit'i gördükten sonra Bangkok'un meşhur Çin Mahallesi'ni gezmeye başlayabilirsiniz. İlginç Çin malı ürünlerin satıldığı bu mahallede her şey Çin alfabesiyle yazılmış. Asya'da olduğumdan mı bilmem, New York ve San Francisco'da gördüğüm Çin Mahallelerine kıyasla en Çinli atmosfer buradaydı. Bangkok'ta Çin MahallesiÇin mahallesini hem alışveriş, hem de yemek için gezin derim. Bangkok'un mistik, oryantal yüzünü tanıdıktan biraz da modern yüzünü görelim. Mutlaka uğranması gereken alışveriş bölgesi: Siam Center. Burası hem modern alışveriş merkezlerine ev sahipliği yapıyor, hem de sokak tezgahlarına. Alışveriş merkezleri arasında geçişler var. MBK alışveriş merkezi adeta bir kapalı pazar gibiydi. Kapalı bir pazar yeri atmosferinde MBK alışveriş merkeziSiam Discovery ve Siam Center daha modern ve temiz duruyordu. Biz Siam Center'daki Japon restoranı Zen'de yemek yedik ve beğendik. Siam Paragon ise Bangkok'un en lüks alışveriş merkezi. Siam ParagonBangkok'ta gezilecek yerlerden biri de Siam Center muhitine çok yakın olan Jim Thompson'ın evi.\"Jim Thompson da kim?\" diye soracak olursanız, Tay ipeğini dünyaya tanıtan Amerikalı tüccar. Tayland'ı 2. Dünya Savaşı'nda asker olarak orduya katıldığı yıllarda tanıyor ve seviyor. Savaştan sonra da ordudan ayrılıp Tayland'a yerleşiyor. Aslen bir mimar olan Jim Thompson'ın Bangkok'taki evi güzel bir bahçenin içinde ahşap ve ilginç bir ev. Şehrin modern bölümünün ortasında mistik bir vaha gibi geldi bana. Evin bahçesinde ipek dokuyan kızlar var, bazen de dans gösterisi yapıyorlar. Jim Thompson Tay ipeğini dünyaya tanıtmış. Kendi adı ile anılan markadaki ipek ürünler müze evin bahçesindeki hediyelik eşya dükkanında satılıyor. Jim Thompson'un müze evine giriş ücreti kişi başı 100 thb (3$). Biletinizi aldıktan sonra eve hemen giremiyorsunuz, rehberli tur için randevu alıyorsunuz. Biletinizin üstüne turun saatini yazıyorlar ve siz tur saatine kadar bahçede biraz zaman geçiriyorsunuz. Jim Thompson'ın evinin bahçesinde vakit geçirmek gayet keyifliJim Thompson'ın acı sonundan da bahsetmeden geçmeyelim. Tatil için gittiği Malezya'da yürüyüşe çıkan Jim Thompson ortadan kayboluyor ve kendisinden bir daha haber alınamıyor... Bangkok'ta bıraktığı miras, yani evi şu an Bangkok'un en önemli turistik noktalarından. Sıra geldi Bangkok'un ünlü caddesi Khao San Road'a. Sırasıra dizilmiş barlar, hediyelik eşya dükkanları, sokak yemeği ve masaj salonları olarak özetleyebiliriz Khao San Road'u. Ve Khao San Road... Bu caddeyi Hangover 2 filminden hatırlayan ben, filmdeki keşmekeşi anımsayıp biraz çekinerek yaklaştım ama gidince gördüm ki sırtçantalı gezginlerin buluştuğu keyifli bir alışveriş ve eğlence caddesi burası. Gençlik Khao San Road'da eğleniyor. Biz caddedeki kalabalık barlara oturmak yerine aralarında dolanıp böcek satan tezgahların fotoğrafını çektik. Fotoğraf çekmek bedava değil, biz de paşa paşa 30 bahtımızı ödeyip fotoğraf çekme hakkı kazandık. Evet gerçekten yeniyor bunlar! İsterseniz bir kese kağıdına doldurup gezerken yiyebilirsiniz, çerez gibi! Sonra da bir ayak masajı hediye ettik kendimize... Yarım saatliği 120 Baht Khoa San Road üzerindeki masaj salonlarında. Masaj koltuklarını da caddeye atmışlar, bir yandan masaj yaptırıp bir yandan gelen geçeni izliyor, hatta yan bardan gelen müzikleri dinliyorsunuz. Biz \"neşeli ayaklar\" diye bunlara diyoruz! Khao San Road'a ulaşım tuk tuk veya taksiyle sağlanıyor. Nehir üzerinden botla belli bir noktaya gelip yürümek de bir ulaşım şekli olabilir. Sky Train sistemi buraya gelmiyor. Bir başka Bangkok aktivitesi de yüksek binların tepelerindeki barlarda gün batımını izlemek. Bu konuda çok iddialı yerler var. Biz gitmedik, ama otel odamızdan da manzara gayet iyiydi. Sky Bar Bangkok'un ünlü rooftop barlarından biri. Biz gitmedik, görsel Google'danGüneşi odamızdan batırdıkBangkok'tayken adım başı masaj salonu göreceksiniz. Gezdikçe masaj yaptırmak ayaklara çok iyi geliyor. Dinlenmiş oluyorsunuz ve gezmeye kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz. Fiyatlar Türkiye'ye göre çok ucuz olduğuna göre bol bol yaptırmanızı öneririm. Zira benim için tatilin en güzel zamanları masaj salonlarında geçen zamanlardı. Salonlarda ayak masajının yarım saatliği 150 Baht civarı (4,5$)Bir de şehir dışına turla gidebileceğiniz aktiviteler var. Bunların en popüleri Floating Market yani yüzen çarşı gezisi. Bu gezi otantik bir deneyim şansı sunsa da alışveriş anlamında fazla bir şey beklememek gerekirmiş. Biz bu seferlik gitmedik. Aslında Bangkok'ta birden fazla yüzen çarşı varmış ama en popüleri Damnoen Saduak isimlisi. Şehirden 1-1.5 saat uzaklıkta. Tura katılmadan kendi imkanlarınızla gidebileceğiniz bir yüzen çarşı da Khlong Lat Mayom floating market. Bu çarşı için BTS Sky Train'den Wang Wian Yai istasyonunda inip taksi tutmanız öneriliyor. Yüzen markete turla giderseniz de Kwai Köprüsü'nü ve kaplan tapınağını içeren kombine paketlerden alabilirsiniz. Siam İmparatorluğu'nun eski başkenti Ayutthaya'ya da günlük turlar düzenleniyor. Biz gitmedik, bir sonraki sefere belki... Gezilecek yerlerin bir kısmı da alışveriş bölümünde. Bangkok'ta AlışverişBangkok'ta alışveriş o kadar önemli bir aktivite ki, gezilecek yerlerin bir kısmı alışveriş merkezlerini ve pazarları kapsıyor. Örneğin Siam Center, hem ucuz hem de lüks alışveriş için uğrayacağınız yer. Oradaki alışveriş merkezlerinden yukarıda bahsetmiştim. Asiatique The Riverfront lüks bir alışveriş merkezi, aynı zamanda da gece pazarı. Burası geceleri hizmet veriyor, adından da anlaşılacağı üzere nehir kenarında. Asiatique the Riverfront Alışveriş Merkezi, hoş ve lüksUlaşım için Saphan Taksin limanından bot servislere binebilirsiniz. Tuk tuk ve taksi de kullanılabilir. Biz otelimizin bot servisi ile buraya ulaştık. Zaten nehir boyunca tüm lüks oteller Asiatique'e servis kaldırıyordu. Dolayısıyla Asiatique'in müşterileri genelde iyi otellerde kalan paralı turistler. Asiatique'e gidecek botumuz yaklaşıyor... Asiatique'de bir sürü lüks restoranın yanı sıra yiyecek satan tezgahlar da var. Üstelik buradakiler Bangkok sokaklarında gördüklerimize göre gayet temiz görünüyordu. Bangkok'a gelmişken \"illa bir sokak yemeği yiyeyim\" diyor ama dışarıdakileri mideniz kaldırmıyorsa Asiatique'deki yemekleri tercih edebilirsiniz. Biz öyle yaptık çünkü 🙂 Lokal bir alışveriş tecrübesi için alışveriş merkezlerinden ziyade pazarlara yönelmekte fayda var. Bangkok'un ünlü gece pazarı Patpong Night Market, Phuket'teki Bang La Road gibi go go barlarla dolu. Ama Phuket'e göre ortam çok sönük. Pazar alışveriş anlamında da beni pek tatmin etmedi. Yine de gitmek isterseniz BTS sky train'in Sala Daeng istasyonunda inip pazara ulaşabilirsiniz. Patpong Gece Pazarı, BangkokChina Town'un her yeri alışveriş ama buradaki Sampeng Market Bangkok'un en önemli pazarlarındanmış. Benim için en güzel alışveriş tecrübesi Chatuchak Weekend Market'ti. Cuma akşam, cumartesi veya pazar gündüzleri kurulan bu pazarda yok yok! Gayet de kaliteli ürünler bulmak mümkün. Alışverişe bayılmayan benim bile gözüm döndü... Siz de hafta sonuna denk gelirseniz bu pazara Sky Train'in Mo Chit istasyonunda inerek ulaşabilirsiniz. Chatuchak Weekend MarketBangkok sokaklarında genel olarak bir pazar havası hakim. Pişmiş yemek ve meyve tezgahları her yerde. Bangkok'ta yeme içmeBu Asya tatilimizde hamile olduğum için yeme içme konusunda biraz korkak davrandık, iyi restoranlarda yemeye çalıştık. Hal böyle olunca Thai food deneyemedik pek, üstelik de tatilimiz pek ucuza gelmedi. Gönül isterdi ki Çin Mahallesi'nde noodlelları hüpletip sokakta birkaç şişle karın doyuralım... Ama bu seferlik korktum. Bangkok'ta sokak yemeği yemeden döndük, biz ettik siz etmeyin... Tayland'ın leziz meyvelerini bile sokaktan alırken soyulmamış biçimde alıp otelde soyup yedik. Özellikle durian meyvesi ile ilgili tecrübemizi \"Tayland'da yenilmesi gereken meyveler\" yazısında size anlatıyor olacağım. Kısacası Bangkok meyve ile karın doyurmak için güzel bir yer. Tayland'ın meyveleri başka bir yazının konusu olacakBiz Siam Center alışveriş merkezindeki Zen Restorant'ı çok sevdik. Bir Japon restoranı olan Zen'de somon ızgara ve ramen çorbası bana göre başarılıydı. Burayı çok sevip 2 kere gittik, bir öğlen, bir akşam yemeği için. Hesap 2 kişi 1000 baht tutuyordu (30$). Zen Restorant Siam Center'daBir öğlen yemeğimizi Grand Palace'ın karşısındaki Subway'de yedik. Bir akşam yemeğimizi de Asiatique alışveriş merkezindeki Fine&Dine Restorant'ta yedik. Siyah hamburger denemesi yapığımız bu restorant modern bir Amerikan restoranıydı. Gereksiz pahalı bir restorandı bence... Çok da farklı bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim... Bangkok'un \"if it swims, we sell it in here\" sloganlı meşhur Sea Food Market'ine gitmeye zamanımız olmadı. Burada önce yemekte kullanılacak olan malzemeleri ve deniz ürününü çiğ olarak seçip alıyormuşsunuz, sonra onları pişirmeye gönderiyormuşsunuz. Farklı bir konsept, denenmeli... Tayland'ın başkenti Bangkok'ta yapılacakları yazdım. Şimdi de biz neyi hangi sırayla yaptık onu yazayım ki size de program kolaylığı olsun:1. Gün Öğlen otele gelip dinlenmeChao Pharaya Nehri üzerinde özel tekne ile turSiam Center'daki alışveriş merkezlerinde turlamaPatpong Gece pazarında alışveriş2. GünGrand PalaceWat Pho ve burada masajOtel civarında meyve alışverişi ve dinlenmeHavuz keyfiAsiatique Night MarketKhoa San Road3. GünWat TraimitÇin Mahallesi'nde gezintiJim Thompson'un eviSiam Center'daki alışveriş merkezlerinde dolanmaChatuchack Weekend markette alışverişOtele gidip alışverişimizi bavullara yerleştirmeSon bir ayak masajıVe dönüş... Siz bu programı 2 güne de sıkıştırabilirsiniz, biz sıcaktan ve hamile olmamdan ötürü ağırdan aldık. Tayland'ı terkederken en çok ayaklarım üzüldü. Bu tatilde usta eller tarafından ovulmaya öyle alışmışlar ki... Ama onlara söz verdim, bu mistik diyarlara tekrar geri döneceğim. O zamana kadar hoşçakal Uzak Doğu!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/7-gorulesi-noktayla-zamanin-yavasladigi-kent-kiev.html", "text": "7 Görülesi Noktayla Zamanın Yavaşladığı Kent Kiev3 Mart 20163 YorumKategori : Kiev, Ukrayna, Yurt dışı Seyahatleri27 Güzellikle çirkinliği, zenginlikle fakirliği, düzenle karmaşayı ve her adımında yakından tanık olacağınız gibi geçmişle geleceği başarıyla harmanlayan bir şehir Kiev. Bir zamanlar Sovyet Rusya'nın en önemli üç şehrinden biri olan, bugünse Ukrayna'ya başkentlik yapan Kiev, Avrupa'nın en eski ve en güzel şehirlerinden biri. Ortasından geçen Dinyeper Nehri'yle hem alımlı hem de oldukça melankolik görünüyor. Yeşil alanları ve gece kulüpleriyle ünlü, buna karşın oldukça güvenli bir şehir. Her sokağında tarihin izlerini sürebileceğiniz Kiev'e yolunuz düşerse bu 7 noktayı görmeden dönmeyin derim. Kiev MetrosuEvet yanlış okumadınız. Bir şehrin tarihi ve kültürel dokusunu hissetmek için hayatın nabzının attığı yerleri görmek gerekir. İşte tarihi Kiev metrosu da böyle bir yer. Metro işte deyip geçmeyin. Bu tarihi metro bezemelerle süslü mimarisi ve görkemli büyüklüğüyle size kendinizi bir sanat galerisinde gibi hissettirecek. Ayrıca 2,5 milyonluk nüfusuna karşın özellikle merkezdeki trafiğiyle İstanbul'u aratmayan Kiev'de metro en akıllıca ulaşım aracı. Özgürlük MeydanıŞehrinki kadar ülkenin geçmişinden de izler bulabileceğiniz bu meydan, bir tarafında devasa alışveriş merkezi, bir tarafında lüks mağazaların sıralandığı Kreşçatik Caddesi'yle özellikle hafta sonları tüm Kiev'lilerin güzel vakit geçirmek için toplandığı noktalardan biri. Haftasonları trafiğe kapalı olan ve konser, festival gibi pek çok etkinliğe evsahipliği yapan meydanı, İstanbul'un Taksim Meydanı'na benzetmek mümkün. Kreşçatik CaddesiYoksullukla boğuşan, en yüksek maaşın bile 400 dolar civarında olduğu Ukrayna'nın başkentinin, dünyanın en pahalı alışveriş caddelerinden birine sahip olması oldukça ironik, ama gerçek bu. Kreşçatik; Versace, Gucci, Ferre gibi dünyaca ünlü mağazalarıyla, bayramlarda ve hafta sonları trafiğe kapalı oluşuyla ve cıvıl cıvıl kafeleriyle mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. Cadde üzerinde, geçmişte kentin giriş noktalarından biri olduğu düşünülen Golden Gate ile Sovyetlerden kalma tarihi bir opera binası; ara sokaklarda ise keşfedilmeyi bekleyen pek çok butik ve renkli kafe var. Peçersk Lavra KilisesiPeçersk Lavra, diğer bir adıyla Mağaralar Manastırı, Ukrayna'nın en eski ibadet yeri. 900 yıllık geçmişiyle UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer almayı hak eden Lavra, 18 kilisenin bir arada bulunduğu devasa bir kompleksten oluşuyor. Kiev'de Arsanalya metro istasyonunda inip yürüyerek kolayca ulaşabileceğiniz bu tarihi kilisenin içinde bir de minyatür müzesi var. Ortodoksların manevi anlamda oldukça önem verdiği manastırın altında, Stalin döneminde gizli gizli yapılmış olan bir de yeraltı kilisesi var. Dinyeper Nehri ve Hidropark Kiev'i gezmenin en iyi yollarından biri, şehrin ortasından geçen Dinyeper Nehri'ndeki tekne turlarına katılmak. Şehrin modern yüzüyle tarihi yüzünü apaçık görebileceğiniz bu turun ardından nehir kenarındaki Hidropark'ta doyasıya eğlenebilirsiniz. Ukrayna'nın Antalya'sı diyebileceğimiz Hidropark, plajları, beach club'ları; sörf, su kayağı, jet ski gibi olanaklarıyla suyun tadını sonuna kadar çıkarabilceğiniz bir yer. Akşamları ise lüks bar ve restoranların yanı sıra canlı müzik, animasyon gösterileri ve dans şovların yapıldığı gece kulüplerinde sabaha kadar eğlenebilirsiniz. Çernobil MüzesiŞehrin en çok ziyaretçi çeken noktalarından biri, Çernobil Müzesi. Gezip eğlenmek bir yana insanlar, geçmişte yapılan hataların izlerini sürmeyi, yaşananları anımsamayı da ihmal etmiyor. Müze yaklaşık 30 yıl önce yaşanmış olan bu nükleer faciaya dair gazete, mektup, fotoğraf ve objeler içeriyor. İçeride İngilizce dilinde açıklayıcı bir tabela yok. Bu nedenle sesli rehber almanızı öneririm. Pirogovo Açıkhava Müzesi250-300 yıllık köyleriyle zaman makinesiyle geçmişe ışınlanmış gibi hissedeceğiniz Pirogovo Açıkhava Müzesi, Ukrayna kültürünün izlerini sürmek isteyenler için bulunmaz bir atmosfer. Yöresel evler, yeldeğirmenleri ve çiftliklerin yer aldığı müzede, yerel lezzetler sunan küçük kafe ve restoranlar da var. Festival ve konserlere de evsahipliği yapan Pirogovo, ünlü Ukraynalı şair Taras Şevçenko'nun evinin bir kopyasını da içeriyor. Kiev'e kışın gitmeniz durumunda oldukça sıkı giyinmeniz gerekiyor, ülkemize göre kışlar Ukrayna'da çok daha sert geçiyor. Daha kolay gezmek için yaz aylarında gitmelisiniz. Kiev'e gidiş geliş uçak biletini yaz ayları için kıştan aldığınızda 700-800 TL gibi bir rakamı gözden çıkarmanız gerekiyor. Otel fiyatları çok değişkenlik gösterebiliyor. Türkiyedeki otel fiyatları ile neredeyse paralel diyebiliriz. 4 günlük bir Kiev gezisi için ortalama 1500 TL'yi gözden çıkarmanız gerekiyor."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/seyahat-ederken-asla-yapmamaniz-gereken-6-klise.html", "text": "Seyahat Ederken Asla Yapmamanız Gereken 6 Klişe3 Mart 20161 YorumKategori : Akıl-Fikir39 Telefonunuzun ya da kameranızın yanınızda olmadığı bir seyahate 'seyahat' diyebiliyor musunuz? Siz çocuklar gibi şen, bambaşka maceralar doğru yol alırken her anınızı fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşıyorsunuz da geride bıraktıklarınızın halini hiç düşünüyor musunuz? Onlar şehirde, onlar çalışıyor, onların yıllık iznine daha çok var, hayat onlar için hala çok sıkıcı... Yapmayın, timeline'ları klişelerle doldurmayın. Güneşi tutan adam modası çoktan geçti, zaten tutamıyorsunuz da. Bu özgüven, bu çaba niye?Tabelalara olan anlamsız merakınız nasıl başladı?Deniz ve plaj ikilisi ile çektiğiniz fotoğrafların ciddi derecede kulak çınlamasına neden olduğunu biliyor muydunuz?\"Ayy çok güzel çıkmışsın canım!\" Kendinize de doğaya da böyle bir kötülük yapmayın. Şu güzel ortamı bozmayın. Eee, bu kadar hızlı Selfie çekmenin de bir bedeli var! İşte böyle takipçilerinizin yüzünü güldürecek paylaşımlar yapın. Hikayenin tamamı için: Bir boomads advertorial içeriğidir."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/2016-yili-resmi-tatil-gunleri-ve-seyahat-onerileri.html", "text": "2016 Yılı Resmi Tatil Günleri ve Seyahat Önerileri11 Ocak 201611 YorumKategori : Akıl-Fikir42 Bir yılı daha devirmişken gezmeyi seven herkes gibi yeni yılın resmi tatillerini gözden geçirip seyahat hayalleri kurmaya başladım. Bunu kendi kendime yapacak kadar bencil olmadığım için hayal ve planlarımı sizinle paylaşıp sizi de harekete geçirmek asli görevimdir! Umarım yazıyı okuyan herkes bir parça gaza gelip tatil planları yapmaya başlar.2016 yılı resmi tatil günleri Resimdeki tabloda da görüldüğü gibi yılın ilk günü yılbaşı tatili 1 Ocak 2016 Cuma günüydü. Ben bu yazıyı yazana kadar yılbaşı geçti gitti ama yine de şömine başı keyfi yapabileceğiniz 5 yer önerisi aklınızda bulunsun! Biz bu yılbaşı tatilinde hem lohusaydık, hem de nöbetçi eczane olarak görev başında 🙂 2016 yılında milli bayramlar tatil açısından biraz cimri. Ocaktan nisana kadar zaten hiç tatil yok, 23 Nisan 2016'nın da cumartesi gününe denk gelmesi gözleri bir umutla 1 Mayısa çevirmemizi sağlıyor. Ama bakıyoruz ki o da pazar!23 Nisan belki cumartesi çalışanları sevindirebilir ve bir haftasonu kaçamağına fırsat yaratabilir. O haftasonunda da mideyi şenlendirmek isteyenleri Antakya'ya veya Adana'ya alabiliriz... Künefe mi, neden olmasın?Neyse ki 19 Mayıs 2016 perşembe gününe denk gelerek yüzümüzü güldürüyor. Cumayı birleştirip 4 günlük bir tatil yapmak mümkün. Güzel çocuk müzeleri olsun isterseniz Viyana, baharın yakıştığı renkli bir yer isterseniz Barselona, keyifli ve ucuz olsun derseniz Budapeşte, vizesiz olsun derseniz de Beyrut önerilerim arasında. Bizim 19 mayıs planımız İtalya'nın Ligurya bölgesini gezmek. Cenova, Portofino, Camogli, Cinque Terre ve Portovenere duraklarımız olacak. Özellikle Cique Terre için çok heyecanlıyım! Fotoğraf çekmeye doyamayacağımız, renklerden sarhoş olacağımız bir gezi olacak sanki. Tabi her şey yolunda gider de gezimiz gerçekleşirse... Malum, artık bebek bir yol arkadaşımız var.19 mayıs planımız Cinque TerreMayıs'ın ardından Temmuza kadar çalışmaya devam. Bu sene biz seyahatseverlere en büyük kıyak dini bayramlardan. Hem ramazan, hem kurban bayramını 9 gün tatile tamamlamak mümkün.2016 yılı Ramazan Bayramı 5 Temmuz salı gününe denk gelince pazartesi arife günü yarım gün ve bayramı takip eden cumayı izin kullanarak 9 gün tatil yapabiliyor olacağız. Temmuzda 9 gün tatilim olsa nereye giderdim? Avrupa'da hem deniz hem kültür turu yapabileceğiniz Hırvatistan ilk önerim. Şiddetle tavsiye edeceğim bir rota. Bizim nasıl gezdiğimizi okumak için tık tık... Tam yazın gidilecek ülke, HırvatistanAmerika da 9 günlük tatile çok yakışabilir. New York çok yoğun bir sezonda olsa da bir o kadar renkli olacaktır. Bizim Amerika'da gezdiğimiz yerler bu linkte... Vizesiz bir destinasyon önerisi ise Balkanlar. Ben bu seçenek üzerinde duruyorum şimdilik ama bakalım nereye gideceğiz...30 Ağustos 2016'nın Salı'ya gelmesi de seyahatseverleri sevindiriyor. Pazartesi 1 gün izin ile 4 günlük bir deniz tatili sizi bekler. Ayvalık'a ne dersiniz? Veya en sakininden Selimiye olabilir. Belki büyüğünden bir Yunan adası, Rodos mesela? Rodos12 Eylül 2016 Pazartesi başlayan kurban bayramı da 9 günlük bir tatil vaadediyor. Eylülde gidilebilecek uzak diyarlara göz attığımızda Amerika seçeneği baki, ama ben 2015'te Amerika'dan olabildiğince nasibimi aldığım için gözümü Asya'ya dikmiş bulunuyorum. Bize Çin göz kırpıyor sanki 😉Yılın son tatili 29 Ekim 2016 da cumartesiye denk geliyor ama 28 ekim cumanın da yarım gün tatil olduğunu düşürsek iyi bir yurtiçi kaçamak yapılabilir. Yazı özleyenler için Çeşme'de kışın da yapılacak çok şey var... Son olarak resmi tatillerin işaretlenmiş olduğu bir takvim koyuyorum ki bakıp hayal etmek kolay olsun 😉Erken planlanan tatillerde \"yer bulamama\" sorunu olmadığı gibi seyahatin daha ucuza geleceğini hatırlatır, seyahat dolu bir 2016 dilerim!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/siz-hangi-turu-alirdiniz.html", "text": "Siz Hangi Turu Alırdınız?14 Kasım 20152 YorumKategori : Akıl-Fikir33 Gün geçmiyor ki yeni bir rota popüler olmasın. Hemen her gün birbirinden güzel, birbirinden farklı ve eğlenceli birçok tur paketi satışa açılıyor. Tatil hepimiz için bir gereksinim olduğundan, tur şirketleri de bir hayli fazla. \"Kendimiz mi gezelim tur firmasıyla mı gidelim\" sorusu tamamen dönemlere, fiyatlara ve destinasyonlara göre değişiyor. Kimi zaman kendiniz giderseniz daha ekonomik ve eğlenceli olacak Avrupa turları, bazen tur programlarıyla giderseniz çok daha uygun fiyata gelebiliyor. Ya da bir öğretmenseniz, öğrencilerinizle birlikte düzenleyeceğiniz okul turları kapsamında birbirinden güzel yerleri de keşfe çıkabilirsiniz. Arkadaş gruplarınızla gideceğiniz grup turları da oldukça cazip ve avantajlı paketler barındırabiliyor. Önemli olan nereye, nasıl, ne zaman ve kiminle gideceğinize karar vermeniz. Seçenekler bu kadar çok olunca, 'Siz hangi turu alırdınız?' diyesi geliyor insanın. Ben de size kendiniz bir tatil paketi hazırlarsanız nasıl olur ya da tur firmasından alırsanız nasıl olur sorularını karşılaştırmalı olarak analiz yapmak istedim. Artık karar sizin:Kendinizin Hazırladığı Tatil Programı Destinasyon konusunda özgürsünüz. Cebinizde paranız ve gezecek sağlığınız olduğu müddetçe, her yeri gezebilir, görebilir, yeni yerler keşfedebilirsiniz. Konaklama seçeneklerine kendiniz karar verebilir, en ucuz yerden en konforlu yere; bütçenize göre istediğiniz yerde kalabilirsiniz. Gideceğiniz yerin yerel lezzetlerini, her gün değişik bir yerde deneyerek tadabilirsiniz. Tek bir yere bağlı kalmazsınız. Uyanacağınız, yola çıkacağınız ve geri döneceğiniz saatlere kendiniz karar verebilirsiniz. Yeni insanlar, yeni kültürler ve yeni maceralarla karşılaşırsınız. Tatilinizi kendiniz hazırladığınız için iyi ya da kötü geçmesinin nedenini yalnızca kendinize ders çıkararak ödersiniz. Turla Gidilen Tatil Programı Destinasyon konusunda hangi bölgeyi satın aldıysanız o paketteki yerleri görebilirsiniz. Bu kimi zaman kötü olsa da, iyi yönü gideceğiniz şehirlere ve şehirler arası ulaşıma cebinizden hiçbir şey ödemeyecek olmanızdır. Paket program dahilinde olan konaklama yerlerinde kalabilirsiniz. Buradaki şansınız da yarı yarıyadır. Genellikle iyi oteller seçilir ancak bunun bir garantisi de olmuyor maalesef. Tur programına bağlı kalacaksanız, görevlilerin önerdiği yerlerde yiyebilir ya da turdan ayrı gezecekseniz, çevredeki restoranlarda yiyebilirsiniz. Tura katılan yolcularla birlikte hareket edeceğinizden kendi başınıza gidip, dilediğiniz saatte dönemezsiniz. Memnuniyetsizliklerinizi ya da herhangi bir olumsuz durumu yetkililere bağlar ve kolayca pişman olursunuz. Tabi iyi yönünden bakmak gerekirse de her şey bir tecrübe."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/ekonomik-seyahatin-6-yolu.html", "text": "Ekonomik Seyahatin 6 Yolu28 Aralık 20153 YorumKategori : Akıl-Fikir53 İster yurt içi, ister yurt dışı seyahati olsun, tatil denildi mi birçok masrafı gözden çıkarmanız kaçınılmaz bir durumdur. Uçakla seyahat edecekseniz uçak biletleri, konaklama ücretleri, yiyecek, alışveriş derken birçok detaya ayrı para ayırmanız gerek. Her şeye rağmen bu tatilin çok daha hesaplı olması sizin elinizde. Doğru zamanda bilet alarak, doğru oteli seçerek ve daha hesaplı tercihler yaparak ekonomik bir tatil programlayabilirsiniz. Bunun için yolculuğa çıkmadan önce birkaç araştırma yapmanızda fayda var. Fazla para harcamadan keyifli bir tatil yapmak istiyorsanız, ulaşım giderleri, konaklayacağınız yer, yemek ve alışveriş konularında en hesaplı alternatifleri belirleyip ona göre yol almalısınız. Sizlere seyahat masraflarınızı azaltabilmenizde faydası olabilecek birkaç önerimiz var. Erken hareket edin Hesaplı bir seyahatin ilk adımı uygun uçak bileti almaktan geçiyor. Bunun için gideceğiniz tarihi önceden belirleyip erken rezervasyon yapmanızda fayda var. Biletinizi ne kadar erken alırsanız ulaşımı o kadar uygun fiyata getirirsiniz. Konaklama alternatiflerini inceleyinGideceğiniz bölgedeki çeşitli konaklama seçeneklerini detaylı araştırabilirsiniz. Benzer kalitede ve benzer hizmetler sunan bir otel, konumu veya nedeniyle diğerinden daha uygun fiyatlı olabilir. Erken rezervasyon konusu konaklamalarda da geçerli. Tur şirketlerinin erken rezervasyon kampanyaları ile kaliteli bir otelde uygun fiyata konaklama imkanı bulabilirsiniz. Seyahatinizde bütün paranızı otele ve yol masraflarına vermek istemiyorsanız, karşılaştırma sitelerine başvurabilirsiniz. Hizmet ve fiyat açısından farklı otelleri karşılaştırabileceğiniz tur sitelerinden ve uçak bileti sorgulama sitelerinden bütçenize en uygun alternatifleri bulabilirsiniz. Doğru zamanı yakalayınYılbaşı, bayram ve resmi tatillerde tatile çıkmak her zamankinden daha masraflı olabiliyor. Bu dönemlerde hem uçak bileti, hem de otel fiyatları oldukça yüksek oluyor. Hesaplı bir tatil yapmak istiyorsanız, bu dönemleri öncelikle aklınızdan çıkarmalısınız. Çalışan kesim genelde cumadan yola çıkarak tatili hafta sonuyla birleştirmeyi tercih ediyor. Ancak hafta sonu biletlerinin daha yüksek fiyatlı olması bu isteğimizin önüne geçebiliyor. Bunun için eğer iş yerinizden izin alabiliyorsanız, seyahate Perşembe gününden çıkmanız daha iyi. Uygun fiyatlı uçak bileti için uçuş saatine de dikkat etmeniz gerek. Sabahın çok erken saatinde veya gece gerçekleşen uçuşları tercih ederek çok daha ucuz uçak biletine sahip olabilirsiniz. Hesaplı ulaşım araçları kullanınYurt içi veya yurt dışı seyahatlerinizde şehir içi ulaşıma çok fazla para harcamak istemiyorsanız, toplu taşıma araçlarını kullanabilirsiniz. Yurt dışında şehre göre değişmekle birlikte en hesaplı ulaşım aracı metro ve otobüslerdir. Gideceğiniz bölgede konaklayacağınız yer ile gezeceğiniz yerler birbirine yürüme mesafesindeyse sorun yok. Nereye giderseniz gidin zorunda kalmadıkça taksiye binmemeye özen gösterin. Taksi ücretleri hemen her bölgede pahalı oluyor. Yurt dışında olduğu kadar yurt içi tatil beldelerinde de taksi tarifeleri oldukça yüksek. Şehrin metro, otobüs veya minibüs olanaklarını araştırıp, bütçenize ve ihtiyaçlarınıza en uygun alternatifi değerlendirebilirsiniz. Uygun alışveriş rotalarına uğrayınSeyahatlerin en güzel ve keyifli yanı ise alışveriş oluyor. Seyahate çıkmadan önce gideceğiniz yerdeki popüler alışveriş caddelerinin yanı sıra hesaplı alışveriş durakları hakkında bilgi edinin. Şehrin semt pazarları veya bölgede yer alan outlet center'larda uygun fiyata birbirinden güzel ürünler bulabilirsiniz. Şehrin ana caddesindeki mağazalar yerine yerlilerin bildiği, ara sokaklarda kalmış küçük dükkanlardan ailenize ve arkadaşlarınıza uygun hediyelikler alabilirsiniz. Çikolata, içki, sigara, parfüm ve kozmetik ürünü ihtiyaçlarınızı Duty Free'den daha uygun fiyata satın alabilirsiniz. Lüks restoranlardan kaçının Tatil denilince akla gelen şeylerden biri de leziz yemekler. Her şehrin kendine has bir mutfak kültürü ve yöresel lezzetleri vardır. Farklı lezzetleri denemeye açık, yemek yemeyi seven biriyseniz, gideceğiniz bölgenin en güzel, en kaliteli restoranlarına gitmek isteyebilirsiniz. Ancak kaliteli restoranlar leziz menüleriyle olduğu kadar yüksek fiyatlarıyla da ünlüdür. Eğer tatilde yeme-içmeye fazla para harcamak istemiyorsanız, gideceğiniz şehirdeki leziz ama uygun lezzet duraklarını önceden raştırabilirsiniz. Lezzetli yemek için şehrin en lüks restoranına gitmenize gerek yok. Genelde yerlilerin uğrak durağı olan, ara sokaklarda yer alan gizli lezzet duraklarını keşfetmenizi öneririz. Yola çıkmadan önce şehir hakkında hazırlanan gezi rehberlerini inceleyip bölgedeki lezzet durakları ve uygun fiyatlı alternatifler hakkında fikir edinebilirsiniz. Tatil planınızı yaptıysanız, vakit kaybetmeden uçak biletinizi almalısınız. En hesaplı uçak bileti alternatifleri için Ucakbileti. com adresini ziyaret edebilirsiniz. Ucakbileti. com web sitesinde THY, AnadoluJet, AtlasGlobal, Pegasus, Onur Air ve Borajet gibi farklı hava yolu firmalarının uçak biletlerini aynı anda karşılaştırarak en hesaplı uçak biletine ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/ayvalik-gezi-notlari.html", "text": "Ayvalık Gezi Notları5 Ağustos 201517 YorumKategori : Ayvalık, Yurt içi Seyahatleri10 Ne güzel tatil cennetimizmişsin sen Ayvalık... Bayıldık sana! Bunca yıl nasıl da ihmal etmişiz, atlamışız seni... Haritaya bakınca Ayvalık'ın nasıl güzel olabileceğini tahmin etmek zor değil. Girintiler, çıkıntılar, minicik adalar coğrafyanın bölgeye kıyağı. Ayvalık civarının sahiller anlamında bir cennet olduğunu haritadan anlayabiliyoruz... Diğer kıyak ise Rumlardan! Öyle güzel evler yapıp bırakmışlar ki, hem Cunda'da, hem de Ayvalık merkezde sürpriz dolu bir gezi yaşıyorsunuz. Böyle güzel sokaklarda geziyorsunuz işte... Ayvalık gezimize vesile olan şey Doğuş Grubu'nun yenilediği Murat Reis Ayvalık otelinin bizi misafir etmesiydi. Murat Reis, 1970'lerde açılmış bir otel. Döneminde çok popülermiş, ünlülerin konakladığı, Türk filmlerinin çekildiği bir nokta. 90'ların ortalarında kapanan otel, 2015'te yenilenerek tekar karşımızda. Biz de ilk misafirlerinden biri olduk. Konumu Sarımsaklı'ya yakın, Şeytan Sofrası yolu üzerinde. Şu an otel tertemiz, yepyeni. Kendine ait bir plajı var. Bizim gittiğimiz tarihte hava çok rüzgarlıydı ve denize girmek istemedik, o yüzden yorum yapamıyorum. Murat Reis Ayvalık OteliYeşillikler içinde Murat Reis Ayvalık OteliYarım pansiyon konaklamamıza sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahildi. Yemekler açık büfe olarak sunuluyordu ve çok sağlıklı bir salata büfesine sahipti. Yemeklerden gayet memnun kaldık. Öğle yemeğini de havuzbaşında yedik... Murat Reis Ayvalık Oteli köpek dostu bir otel aynı zamanda. İster köpeğinizle, isterseniz de ailenizle keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. Sessiz sakin bir konuma sahip, dinlendirici bir otel. Diğer Ayvalık Otelleri için: https://www. neredekal. com/ayvalik-otelleri/Cunda Otelleri için de: https://www. neredekal. com/cunda-otelleri/Otelimizi anlattığımıza göre sıra geldi:Ayvalık Civarında Neler Yapılır?Biz 3 Temmuz cuma günü öğlen kendi arabamızla Söke'den yola çıktık Ayvalık'a doğru. Akşama doğru otele vardığımızda biraz dinlenip güneşin batmasına yakın zamanda Şeytan Sofrasına çıktık. Şeytan SofrasıŞeytan Sofrası adı verilen tepe çok hoş bir manzaraya sahip. Şeytanın ayak izi olduğuna inanılan kayalığın etrafı demir parmaklıklarla çevrilmiş. Ayak izi olduğu düşünülen çukura para atıp dilek dilemek adetten. Her adeti yerine getirme zorunluluğumuz olmadığı için biz fotoğraf çekip manzaraya odaklandık. Tepeye niçin Şeytan Sofrası denmiş, hikayesi burada... Ayak izi bu kafesin içinde! Ve tanıştırayım: Şeytan'ın ayak izi olduğuna inanılan oyuk. Dilekler kabul olmuyormuş, boşuna para atmayın 😛Daha sonra kalabalık bir güruh halinde güneşin batmasını beklemeye koyulduk. Herkes fotoğraf çekiyor, herkes en güzel kareyi yakalama derdinde. Bir selfie çubuğu çılgınlığı almış başını gidiyor. Bu çubuğun kalabalık yerlerde tehlikeli olabileceğini burada anladık. Bir grup insan güneşin batışını izliyoruz... Selfiesiz olmaz! Manzara hakikaten güzeldi... Akşam yemeğimizi otelde yedikten sonra biraz yürüyüp etrafı görmeye Sarımsaklı'ya düşürdük yolumuzu. SarımsaklıAyvalık'ın Sarımsaklı'sı bizim Kuşadası'nda Davutlar gibi yazlıkçıların bol olduğu, sahilde yürüyüş yapıp mısır veya dondurma yediğiniz bir yer. Kumsala atılmış minderlerde nargile, çay, bira ikramı yapılıyor. Sarımsaklı'da adım başı bir çarşı var, hediyelik eşya ve plaj ürünlerinin satıldığı. Yerli turistin bol olduğu bir bölge olduğu söylense de biz beklediğimizden daha fazla yabancı turist gördük. Sarımsaklı'nın lunaparkına da uğramadan geçmedik. Bir dönmedolap turu ile romantizme selam çaktık 😛Lunaparkta çocuklar gibi şendik... Sarımsaklı plajı Türkiye'nin en uzun sahillerinden. Biz gündüz gitmedik ama denizi çok berrakmış. Kumlu ve hemen derinleşmeyen yapısı aile dostu bir plaj yapıyor Sarımsaklı'yı. Kuzey Ege'nin denizi bana soğuk geliyor olsa da benim gibiler Ağustos'tan itibren rahatlıkla girilebilir diye düşünüyorum. Biz ertesi gün Sarımsaklı'ya 3km uzaklıktaki Badavut plajına uğradık. Badavut'u da denize girmek için bir kenara not düşün! Badavut PlajıCuma akşamını Şeytan Sofrası ve Sarımsaklı turu ile noktalıyoruz. Cumartesi sabah otelde kahvaltı edip şezlongda kitap keyfi yaptıktan sonra öğleden sonra sıra Cunda Adası'na gelmişti. Cunda AdasıCunda Adası'nın yeni ismi \"Alibey Adası\" aslında. Birçok tabelada da \"Alibey\" olarak gösteriliyor. \"Kimmiş bu Ali Bey?\" derseniz, Kurtuluş Savaşında padişahın \"Yunanlılara teslim olun\" emrini yoksayıp saldırıya geçen kumandan Yarbay Ali Çetinkaya imiş. Cunda Adası gerçekten bir ada, ama karaya köprü ile bağlı. Anakara ile arasında bir küçük ada daha var, \"Lale Adası\" isminde. Lale Adası ile Cunda arasındaki köprü \"Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü\" olarak geçiyor. Araba ile Cunda'ya gidiş mümkün. Aracınız yoksa da dolmuşlarla sık sık ulaşım sağlanıyor. Cunda merkezinde arabayı parketmeyi başardıktan sonra gezmeye başlıyoruz:Merhaba Cunda! Sahil kenarında yanyana dizilmiş balık restoranları, lokma ve dondurmacılar var. Balık restoranlarının en ünlüsü Bay Nihat, kahvelerden en ünlüsü Taş Kahve, dondurmacılardan da İmparator. Biz de ilk molamızı Taş Kahve'de verdik. Sahilde tahta sandalyeli meşhur Taş KahveTaş Kahve'nin sadece bahçesinde oturmayın, içine de girin. İnşasında kullanılan doğal sarımsak taşı, taş işçiliği, yüksek tavanı ve kolonsuz inşası ile dönemin en mükemmel mimari yapılarından biriymiş. Zamanında Taş Kahve'de piyano çalındığı, ada sakinlerinin buraya gelip müzik dinlediği ve dans ettiği söyleniyor. Meşhur Taş Kahve'nin içiTaş Kahve hem turistlerin, hem de yerellerin takıldığı bir mekan. Turistler yüzlerini denize dönüp otururken yerelleri sırtını döner diye okumuştum. Hakikaten de oranın yerlisi olduğu anlaşılan yaşlı amcalar sokağa bakan kısımda oturup çaylarını içiyorlardı. Deniz kenarını bitirip içerilere girmeye başlayınca çok sevimli evler, arnavut kaldırımlı dar sokaklar görüyoruz. Çok instagramik bir ada burası, her köşenin fotoğrafını çekmek istiyorsunuz. Cunda SokaklarıCunda SokaklarıCunda hatırasıCunda tarz olarak Alaçatı'ya benziyor. Ama İstanbullular tarafından ele geçirilip pahallanmadığı için Cunda'yı daha çok sevdik. Cunda SokaklarıCunda ÇarşıVe Cunda evleri... Birçoğu butik otel olarak kullanılıyor. Şu Rumlar iyi ki zamanında bu evleri yapmış gitmiş... Mübadele zamanı buradaki Hristiyanlar Yunanistan'a gidince Girit ve Midilli'den birçok Müslüman da Cunda'ya gelmiş. Cunda'nın sevimli sokaklarını gezdikten sonra sıra geldi tepedeki değirmene tırmanmaya. Aşıklar Tepesi olarak bilinen bu tepeye yürüyerek rahatça gidiyorsunuz, biraz nefesnefese kalınıyor ama yukarıdaki manzara buna değer! İstikamet tepedeki değirmen! Tepedeki değirmen eskiden Agios Yannis şapelinin de içinde olduğu manastıra un sağlayan yapıymış. Rahmi Koç vakfı tarafından restore edilen değirmenin içi şu an \"Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı\" olarak kullanılıyor. Necdet Kent eski bir büyükelçi, aynı zamanda Coca-Cola'nın dünya ceosu Muhtar Kent'in babası oluyormuş. Değirmene giriş ücretsiz, kitaplara göz atıp önündeki Nostalji Kafe'de soluklanabilirsiniz. Pazartesi günleri kitaplık kapalı oluyormuş. Aşıklar Tepesi'nden manzaraAdadaki bir başka tarihi yapı ise Taksiyahis Kilisesi. Burası da Rahmi Koç vakfına emanet edilmiş ve çağdaş mühendislik teknikleri ile hayata döndürülmüş. 31 Mayıs 2014'de \"Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi\" olarak ziyarete açılmış. İstanbul ve Ankara'daki Koç müzelerinin bir benzeri gibi oluşturulmuş müzede teneke oyuncaklardan buharlı modellere, bebek arabalarından zaman ölçüm aletlerine olmak üzere geniş bir yelpazeye yer verilmiş. Müzeyi pazartesi hariç hergün 10:00 19:00 saatleri arası ziyaret edebilirmişiz. Biz saati kaçırdığımız için giremedik. Cunda Adası'nın kuzeyinde, Patrica burnunda yeralan Ayışığı Manastırı da Güler Sabancı tarafından restore ettiriliyor. Biz oralara kadar gitmedik ama görülecekler listesine ekleyebilirsiniz. Tarihi yerleri gezip, sevimli sokaklarda yürüdükten sonra serinlemek isterseniz Cunda'da denize girilecek en güzel yer Ortunç Koyu imiş. Ortunç Oteli'nin işletmesinde olan plaja giriş ücretliymiş. Bir dahaki sefere mutlaka gidilecek! Biraz da yiyip içelim Cunda'da. Balıkçılar sahilde sıra sıra. Buraya özgü Papalina Balığı mutlaka denenmeli. Çeşit çeşit mezeler ve \"sıcak ot tabağı\" sofraların olmazsa olmazı. Sıcak ot tabağıSahilde sıralanmış balıkçıların en meşhuru Bay Nihat. Biz yer ayırtmaya çalıştığımızda dolu olduğu söylendi. Bay Nihat Ben de Teo's Meze Balık'tan yer ayırttım. Burası sahildeki balıkçılardan 5 dakika yürüme mesafesi, ama masaları denize sıfır konumda. Manzarası ve ambiyansı çok güzel, yediğimiz her şey de çok lezzetliydi. Teos Meze Balık'ta hava kararmadanHava karardıktan sonra da manzaramız böyle idi... Deniz manzarasından vazgeçerseniz iç sokaklarda da çok hoş atmosferde restoranlar var. Sokaklarda da çok keyifli restoranlar vardıHem de sazlı sözlü... Meze balık yerine pizza, hamburger gibi modern yemekler tercih ediyorsanız Uno isimli mekan çok popüler. Vino şarap evi benim gözüme kestirdiğim yerlerden biri oldu şirin sokaklar içinde. Sahilde sakızlı dondurma veya lokma yemek de Cunda adetlerinden. Akşam olduğunda İmparator isimli yerin önünde upuzun bir kuyruk vardı. Lokma ve dondurma Cunda akşamlarının vazgeçilmeziBir de kedileri meşhurmuş Cunda'nınCunda'yı keyifli şekilde gezip cumartesi günümüzü de bitirdik. Sıra geldi aynı zamanda dönüş günümüz olan pazara... Pazar günü de Ayvalık'ı keşfe çıktık. Ayvalık MerkezHiç beklemediğim güzellikte çıktı Ayvalık merkezi. Rastgele sokaklara girdik ve eski evlerin arasında dolaşmaya başladık. Karşımıza sanat galerileri mi çıkmadı, antikacılar mı, kahveciler mi... Çarşısını da çok sevdik, küçük esnaf ruhu korunmuştu adeta. Ayvalık SokaklarıAyvalık SokaklarıPtt'nin karşı sokağında modern bir kahveci bulduk... Mekanın ismi KvciiBir başka sokakta ise yerel bir kahveye rastladık... Yurdum kahvesi ise buradaAyvalık'taki camiler de kiliseden bozma. Hala daha kilise havasında olan bu camilerde şu an ibadet devam ediyor. Biz ramazanda gittiğimiz için kalabalıktı. Saatli CamiiKilise mimarisinde Çınarlı CamiiCaminin içinde de kilise havası korunmuş. Ayvalık'ta tost yemeden olmaz... Biz tok olmamıza rağmen bir Ayvalık Tostu yemek için sahildeki Tansaş'ın yanındaki Tostçular Çarşısı'na yöneldik. Ayvalık SahilAyvalık Tostçular ÇarşısıBize Tostçu Mesut önerilmişti. Sanırım herkese aynı yer önerilmiş, çarşıdaki tüm tostçular boş iken biz Mesut'taki son boş masayı kaptık. Komşu tostçular \"gel abi, buyur abla\" yapmasına rağmen sinek avlıyordu. Açıkçası bu duruma üzüldüm ve sonraki gidişlerimde onları denemeye karar verdim. Ayvalık'ta yemek içinse Yörük Mehmet'in yeri ve Deniz Kestanesi Restoran şiddetle önerilen yerler. Hatta Deniz Kestanesi Vedat Milor'un cep telefonunu denize düşürüp yemeğe devam ettiği yer olarak ünlenmiş 🙂Bizim gerçekleştiremediğimiz diğer bir aktivite ise tekne turu. Ayvalık'ın tekne turları çok güzel koylara götürüp sınırsız balık ikram ediyorlarmış diye duydum. Deneyimlediğim bir tekne yok ama sizin bildiğiniz sessiz ortama sahip, kalabalık kabul etmeyen bir tekne varsa önerilerinizi beklerim... Ayvalık'ta bir haftasonumuz böyle geçti... Tekrar gidip denizin tadına bakmayı, Papalina balığını denemeyi isterim... Siz de giderseniz yapmadan dönmeyin dediklerim:1- Ayvalık merkezde Rum evleri arasında gezilir, antikacılara göz atılır.2- Cunda Adası'nı keşfetmeli!3- Sarımsaklı plajında gündüz denize girilir, akşam da yürüyüş yapılır. Çarşılarında gezilir. Lunaparkında da eğlenceli vakit geçirilebilir.4- Şeytan Sofrası'nda güneşin batışı izlenir5- Ayvalık'ta tekne turuna çıkılırAyvalık'a gitmişken Midilli'ye de geçelim derseniz Midilli yazıma tık tık...\"Melike yeni yazı yazarsa haberim olsun\" diyorsanız da Facebook sayfama beklerim. Keyifli geziler olsun!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/seker-bayraminda-yurt-disi-tatili-icin-4-farkli-sehir.html", "text": "Şeker Bayramı'nda Yurt Dışı Tatili İçin 4 Farklı Şehir3 Temmuz 20150 YorumKategori : Akıl-Fikir16 Şeker Bayramı'nda yurt dışı tatili için 4 farklı şehir17 Temmuz'da başlayıp 4 gün sürecek olan Şeker Bayramı'nda evde oturmak yerine kendinizi ödüllendirip güzel bir tatile çıkabilirsiniz. Farklı kültürleri tanıyıp yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, yurt dışı turları sizin için ideal olacaktır. Sizler için Şeker bayramı turlarında yer alan şehirlerden birkaçını seçtik. ViyanaAvrupa'nın en etkileyici başkentlerinden biri olan Viyana, birbirinden güzel müzeleri, sarayları, parkları, alışveriş caddeleri ve lezzetleriyle gezginlerin en çok merak ettiği şehirlerden biri. Buram buram tarih ve sanat kokan şehirde valse ve müziğe doyamayacaksınız. Kentte Hofburg Sarayı, Aziz Stephan katedrali, Neubaugasse Flea Market, Votiv kilisesi gibi önemli yerleri gezerek şehri keşfe çıkabilirsiniz. Viyana'ya gitmişken eksta tura katılarak bölgenin 20 km dışında yer alan Avrupa 'nın en büyük yeraltı gölü Seegrotte 'yi, ardından tarihin seyrini değiştiren olaya tanıklık eden meşhur Mayerling kasabasını ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca termal kükürtlü kaplıcaları ile ünlü olan Baden kasabası da şehrin ilgi çekici bölgelerinden. Viyana'da Grinzing turuna katılıp otantik tavernada Viyana şarkıları eşliğinde panelenmiş enfes schnitzelin tadını çıkarabilirsiniz. Bölgenin yerel şaraplarının ve üzüm suyunun tadına bakmadan da dönmeyin. New YorkAmerika'nın yanı sıra dünyanın en önemli şehirlerinden biri olan New York, müzeleri, parkları, alışveriş mekanları, gösteri ve tiyatro sahneleri, gökdelenler vadisiyle gezginlerin en çok ilgi gösterdiği yerlerden biri. Newyork gezinizde Brooklyn Köprüsü, Özgürlük Anıtı, Rockefeller Center gökdelenini, Metropol Sanat Müzesi, Madison Square Garden mutlaka görmeniz gereken yerlerden. Amerika'nın simgesi haline gelen Özgürlük Anıtına hayran kalırken, şehrin en önemli yapılarından Rockefeller Binası'ndan muhteşem Manhattan manzarasını seyredebilirsiniz. Stockholmİsveç'in başkenti olan Stockholm, müzeleri, tarihi yapıları ve doğa harikası güzellikleriyle tatil için ideal bir şehir. Park ve yeşil alanların yoğun olduğu şehirde, adacıklar, kayalar ve 24.000 adadan meydana gelen Stockholm takımadaları tüm güzelliğiyle dikkat çekiyor. Stokholm'de Belediye Sarayı, Kraliyet Tiyatrosu, Fjallgatan Tepesi, ünlü Liman Bölgesi, Kraliyet Bölgesi'ni gezerek güzel bir şehir turu yapabilirsiniz. Şehin kanallarında tekne turu yapmanın keyfi de bir başka olur. Vasa gemisinin yer aldığı Vasa müzesini görmeden de şehirden ayrılmayın. OsloDünyanın en pahalı şehirleri arasında bilinen Oslo, Kopenhag ve Stockholm'den sonra İskandinavya'nın dördüncü büyük şehri. Norveç Hükümeti, Parlemento ve Kraliyet Sarayı'nın yer aldığı şehir, yeşillik alanları ve adalarıyla en güzel İskandinav şehirlerinden biri. Elliye yakın müze ve pek çok sanat galerisine ev sahipliği yapan şehir, doğal güzellikleri, parkları, eğlence alanları ve panoramik körfez manzarasıyla görenleri büyülüyor. Kentte Vigeland Park, Parlamento Binası, Nobel Barış Ödülü'nün verildiği Belediye Sarayı ve Akerbrygge bölgesine uğrayarak güzel bir şehir turu yapabilirsiniz. Norveç'in en önemli lunaparkı olan TusenFryd Eğlence Parkı, içerisinde bulunan 33 eğlence aracı, 74 oyun alanı ve 33 restoranla özellikle çocuklu aileler için harika bir yer. Farklı spor aktivitelerine imkan tanıyan parkta binicilik yapabileceğiniz alanlar da bulunuyor. Bu bayram şehirden biraz uzaklaşıp farklı diyarları keşfetmek istiyorsanız, Şeker Bayramı yurt dışı turları harika bir alternatif olabilir. Setur'un birbirinden renkli turları ile dünyanın çeşitli yerlerini gezip farklı kültürleri tanıma fırsatını elde edebilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/yurt-ici-ucuz-ucak-bileti-ihtiyaclarinizi-alo-bilet-hatti-ile-saglayin.html", "text": "Yurt İçi Ucuz Uçak Bileti İhtiyaçlarınızı Alo Bilet Hattı ile Sağlayın5 Haziran 20150 YorumKategori : Akıl-Fikir10 Doksan yılı aşkın süre boyunca insanlar Türkiye içerisindeki şehirler arasında seyahat etmek için pek çok farklı ulaşım metodunu kullanarak zamandan ve emekten tasarruf etmeye gayret göstermişlerdir. Ülkenin kurulduğu günlerde temel ulaşımı sağlayan demiryollarının yanı sıra günümüzde en ücra köylere varıncaya kadar asfalt yolların hazırlanmış olması, demiryolunun ulaşamadığı noktalara da karayolu araçları ile nispeten daha zahmetsiz ve hızlı erişim sağlanmasını mümkün kılmakta. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana bireysel olarak olmasa da askeri ve bürokratik sebepler ile kullanılan havayolu taşımacılığı, son birkaç yıla bakıldığında ise kısa sürede ne denli ulaşılabilir ve geniş kapsamlı hizmet verebilir yapıya büründüğünü açık ve net biçimde gösterebilmekte. Batı, doğu, kuzey ya da güney fark etmeksizin yurdun dört bir yanına açılan yeni havalimanları ile birlikte hizmet talep eden kişi sayısının da artması, bu alanda hizmet veren firmaların daha fazla uçak ve dolayısı ile daha fazla sefer ile birlikte birbirleri ile rekabet içerisinde ulaşım imkanları ortaya çıkarmalarını da sağlamış durumda. Bunun yanı sıra mevcut havalimanlarında da son derece büyük oranda iyileştirme ve genişleme çalışmalarının devam etmesi ya da bitirilmesi de, hali hazırda belirli noktalara seyahat gerçekleştiren kişilerin artan talep doğrultusunda herhangi bir sıkışıklık ya da benzeri problem ile karşılaşmalarını önlemeyi mümkün kılmış durumda. Dünyanın farklı ülkelerinde olduğu gibi Türkiye genelinde de uçak seyahatleri yüksek fiyatlandırmaları sebebi ile ancak belirli bir kesimin yararlanabildiği hizmetler arasında gösterilmişti. Bu durumun büyük ölçüde ortadan kalkmasından sonra halen bazı önyargı ve yanlış düşünceler mevcutken, Alo Bilet Hattı ile birlikte ulaşılabilinecek en ucuz ulaşım maliyetleri birkaç tıklama ile tecrübe edilerek söz konusu sorunların da önüne geçilebilinmekte. www. alobilethatti. com internet sitesi aracılığı ile ulaşılabilinecek dijital tarama sistemi vasıtası ile Pegasus, Sun Express, Türk Hava Yolları, Bora Jet, Atlas Jet, Onur Air ve Anadolu Jet gibi gün içerisinde yüzlerce yurt içi seferi gerçekleştiren firmaların bilet satış ve rezervasyon sistemlerine aynı anda erişim imkanı bulan kişiler, mevcut seçenekler arasından en ucuz uçak bileti seçeneğine direkt erişim sağlayabilmektedirler. Tüm firmaların yolcu adaylarına sundukları bilet fiyatları günlük hatta saatlik olarak değişebilirken, söz konusu seferdeki yolcu sayısı, sefer gününün özel gün ve tatillere yakınlığı ve benzeri çok sayıda görünür ve görünmez etki, çok düşük oranda olduğu gibi çok yüksek düzeyde bilet fiyatları ile karşılaşılmasına da sebebiyet verebilmektedir. Bu noktada ortaya çıkan güncel kampanyalar ve kimi zaman saatlik olarak sunulan fırsatlar da AloBiletHattı sistemine eşzamanlı olarak düşerek yolcu adaylarının tecrübesine sunulmaktadır. Site üzerinde merak edilen pek çok detaya erişmek mümkün! Popüler adres ilk bakışta yalnızca bir bilet satış sitesi olarak görülebilse de, içerisinde pek çok farklı ayrıntıyı da barındırarak ziyaretçilerinin en memnun ve mutlu tecrübeleri yaşamalarına fırsat vermekte. Bu ek özellikler konusunda en dikkat çekeni şüphesiz araç kiralama ve otel rezervasyonları olarak belirtilebilinmekte. Seyahat sağlayacakları noktayı belirleyip biletlerini satın alan kişiler, arzu etmeleri halde eşzamanlı arzu etmeleri durumunda da daha sonraki bir tarihte ulaşacakları noktadaki konaklamalarını sağlayacakları noktaları da aynı adresten belirleyebilmektedirler. Booking sistemi üzerinden çalışan otel rezervasyon sisteminde gidilecek şehir, bölge ve semt adını ya da önceden belirledikleri özel bir tesisi seçen kişiler, belirledikleri tarihler arasındaki en uygun fiyatlı oda seçeneklerine ve kalmayı istedikleri odaların detay özelliklerine aynı ekrandan ulaşabilmekte ve rezervasyonlarını ya da ödemeler ile satın alımlarını saniyeler içerisinde gerçekleştirebilmektedirler. Çoğu tesisin sunduğu ücretsiz rezervasyon hizmetleri ile birlikte herhangi bir kesin bağlılık yaşamadan da faydalanılabilinecek sistemler, daha rahat ve konforlu bir konaklamanın ilk adımı olarak nitelendirilebilinmektedir. Bunun yanı sıra araç kiralamalarda da dünyanın lider firmaları ile çalışan site, onlarca farklı ülkeye gerçekleştirilecek seyahatlerde uçaktaki konfor ve hızın bozulmadan kişisel araçlar ile seyahate devam edilmesini sağlamak için en uygun fiyatlar üzerinden kiralamaların gerçekleşmesini mümkün kılmaktadır. Farklı kişi ve lüks ihtiyaçlarına göre en ekonomik binek araçlarından şoförlü limuzinlere varan seçeneklerden tercihlerini yapabilecek olan yolcu adayları, ufak kapsamlı bir eksiklik dahi kalmadan seyahat planlarını eksiksiz ve kusursuz biçimde meydana getirebilmektedirler. Tüm bu imkanlardan faydalanmak ve size en uygun değerdeki uçak biletleri ile otel rezervasyon ve araç kiralama imkanlarına ulaşmak için sizler de bir an önce siteyi ziyaret edip gelişmiş tarama ve sorgu sistemleri üzerinden detaylara erişebilirsiniz. Sonrasında ise günün ve haftanın tamamında hizmetlerini sürdüren çağrı merkezini arayarak alanında uzman operatörlerin yönlendirme ve yardımları ile birlikte bir an önce biletlerinizi satın alabilir, böylece herhangi bir kuşku ya da sorunun ortaya çıkmasını engelleyerek maksimum memnuniyeti yaşayabilirsiniz. Uzun yıllardır devam eden çalışmalar ile birlikte ekonomik ve çağdaş seyahat imkanına erişen yüz binlerce yolcu arasına katılarak sizler de yurt içi ya da yurt dışı olması fark etmeksizin tüm seyahatlerinizi bir an önce gerçekleştirin. Aklınıza takılan soruların yanıtlarına site üzerindeki detaylı makaleler ile cevap bulabileceğiniz gibi, yanıt alamadığınız detayları da çağrı merkezi operatörleri yardımı ile birlikte açıklığa kavuşturabilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/siem-reap-angkor-wat-gezi-notlari.html", "text": "Siem Reap, Angkor Wat Gezi Notları22 Haziran 201517 YorumKategori : Kamboçya, Siem Reap, Yurt dışı Seyahatleri34 Bu geziye çıkmaya nasıl karar verdik ve gezi planımız nasıldı öğrenmek için öncelikle bu yazıya tık tık... Kamboçya çok farklı, çok uzak bir diyar. Günün birinde yolumun düşeceğini hayal etmezdim, ama artık insanoğlu kuş misali... Biz de kuşlar gibi Türkiye'den Bangkok'a uçtuk, Bangkok'un uluslararası havalimanı Suvarnabhumi'ye konduk. İlk durağımız Kamboçya olacak şekilde plan yapmıştım ve Air Asia Havayolları'ndan Bangkok'a iniş saatimizden 3 4 saat sonrasına uçak bileti almıştım. Fakat sorun şuydu ki Siem Reap'e gidecek olan uçak başka bir havaalanı olan Don Muang'dan kalkıyordu. Türkiye'den o kadar uzun sürecek uçuş sonrası havaalanı değiştirmek gözümde büyüse de toplamda 200 dolar kar edeceğimi görünce yolu göze aldım. Don Muang ekonomik havayollarının kullandığı bir havalimanı. Suvarnabhumi'den Don Muang'a ücretsiz servisler kalkıyor. O gün içinde bir uçağınızın olduğunu gösteren bilet çıktısı ile servise binebiliyorsunuz. 1 saat süren yolculuğun ardından Don Muang'a varıyoruz, uçağımıza biniyoruz. Tuhaf reklam jingleları eşliğinde Siem Reap'e varıyoruz, uçuş 1 saat bile sürmüyor. Kamboçya'nın başkenti Phnom Phen. Ama en turistik şehri Siem Reap. Sebebi tabii ki Angkor Wat tapınakları. Biz de zaman kısıtı olan tüm turistler gibi Kamboçya gezimizi sadece Siem Reap ve Angkor Wat tapınakları ile sınırlı tutmak zorunda kaldık. Angkor Wat Kamboçya'ya gelme sebebimizKamboçya seyahatiniz sadece Siem Reap ve Phnom Phen ile sınırlı kalacaksa sıtma için herhangi bir önlem almanıza gerek yok. Kamboçya'nın doğusuna gidiyorsanız bu konuya eğilmenizde fayda var. En azından 2015'te durum bu şekilde. Yolculuğumuzdan önce internette \"Kamboçya'ya vize kalktı\" söylentileri dolanıyordu. Saf gibi inanıp vize için hiçbir hazırlık yapmamıştım. \"En kötü ihtimalle kapıda alırım\" diye düşünmüştüm. Ve en kötü ihtimal gerçekleşti 🙂 Meğer Kamboçya vize istemiyormuş, \"ayakbastı parası\" istiyormuş. 30'ar Dolar (hatta yanımızda vesikalık fotomuz olmadığı için 32'şer dolar) paraları verince pasaportumuzun 1 sayfası daha vize pulu ile doldu. Kapıda bu işlemi tamamlamak yaklaşık 20 dakika sürdü. Siz eğer \"o kadar yol gelmişim, 20 dk bile kaybetmeyeyim, yormayın beni\" diyorsanız https://www. evisa. gov. kh/ adresinden başvurup evraklarınızı önceden hazır edebilirsiniz. Ülkeye girişte pasaport kontrolündeki polis, geçiş izni vermeden önce Olgun'dan \"bahşiş\" istedi. \"Vermezsen sokmam seni\" tavırlarını elbette yemedik, ama bu kötü bir ilk intiba yarattı bizde. Devlet memurunun alenen rüşvet istemesi bizim için ilginç bir anı oldu. Rüşvet olayı özellikle Phnom Phen'de çok yaygınmış. Ama Siem Reap her anlamda güvenli bir şehir. Biz gezimizin devamında hiçbir sorunla karşılaşmadık, aksine çok iyi davranıldık. Rahatlıkla gidip geziniz. Tabii ki pazarlığı elden bırakmadan... Para olarak yanınızda dolar götürürseniz hiç sıkıntı çekmezsiniz. Siem Reap'te her yerde dolar harcayabilirsiniz. Onlar size para üstü olarak kendi paraları olan \"Riel\" verebilirler. Rieller ile fazla muhatap olmamak için yanınızda bol bol 1 dolar bulundurmanız yararlı olacaktır. Havaalanından çıkışta üzerimizdeki nispeten kalın kıyafetler ile 38 derece sıcağın ortasında kalmış olduk ve vücut bir şoklandı. Biz havaalanından otele otelimizin ücretsiz transferi aracılığı ile gittik. Taksi veya tuk tuk ile de gidilebilir, ama pazarlığın altın kural olduğu unutulmasın! Fiyat olarak 5-7 dolar civarı anlaşabilirsiniz. Siem Reap ilk bakışta hoşuma giden bir şehir oldu. Daha ilkel beklediğimi itiraf etmeliyim. Geniş caddelerinde arabadan çok motosiklet ve bisiklet göreceksiniz. Siz de birçok yere tuk tuk ile gideceksiniz. Buranın tuk tukları \"römorklu motosiklet\" kıvamında. Siem Reap trafiğine bisiklet ve motosikletler hakimBiz Siem Reap'te 2 gece kaldık, toplamda 2,5 günümüz vardı. Yeterli olduğunu söyleyebilirim. Biz nisanda gittik, düşük sezon olarak geçiyordu ve çoook sıcaktı. Aralık, ocak, şubat en gezilebilir zamanlar, dolayısıyla en yüksek sezon. Bize göre yaz olan aylar ise orada yağmur mevsimi. Yağmur çok yağarsa geziniz aksayabilir ama yağmur sonrası tapınaklar çok daha fotojenik oluyormuş. Siem Reap'te KonaklamaOtelimizi seçerken şehir merkezine yani Pub Street'e yürüyerek ulaşılabilir olmasına özen gösterdik. Kaldığımız otel Memoire D'Angkor gerçekten müşteri memnuniyetine önem veren bir oteldi. 2 gece için toplamda 110 dolar ödedik ama lüks bir otelde kalıyormuşcasına kendimi önemli hissettim! Havaalanı transferinde sunulan soğuk havlu ve su servisi, odada ücretsiz minibar, çamaşır yıkatmanın ücretsiz olması ayrıca personelin aşırı ilgisi otelin öne çıkan iyi yönleriydi. Konum olarak da Siem Reap pub street bölgesine 10 dakika yürüme mesafesiydi, veya 1 dolara tuktuk bulabiliyordunuz. Yine tuk tuk ile otelden Angkor Wat'a 10 dakikada ulaşılıyordu. Siem Reap şehrinde neler yapılır anlatacağım ama öncelikle sebebi ziyaretimize gelelim... \"Angkor Wat tapınakları nedir, nerededir, nasıl gezilir\" gibi sorular canlanıyor kafada. Hemen yanıtlayalım:Bu topraklar üzerinde 802 ile 1431 yılları arasında Khamer İmparatorluğu hüküm sürmüş. İşte bu dönemde Siem Reap'in 5,5 km kuzeyine kocaman bir \"tapınak şehir\" inşa edilmeye başlanmış. Şehrin ismi \"Angkor\". \"Başkent\" anlamına gelen Angkor aynı zamanda Khamer imparatorluğunun başkentiymiş. Dönem boyunca krallar kendi güçlerini simgeleyen tapınaklar inşa etmişler. Tapınakların çoğu Hindu tanrılarına atfedilmiş. Vishnu ve Şiva Tanrılarının isimlerini bolca duyduk. Tanrılara adanmış binlerce tapınaktan günümüze sadece 70 tanesi ulaşabilmiş. Kalanlar da fazlasıyla etkileyici... Angkor Arkeolojik alanındaki tapınakların bir kısmı Hinduizm'e adanmış. Bazıları ise Budizm'e. Birçoğu da Hindu tapınağından Budist tapınağına dönüştürülmüş. Neticede burası dini bir alan, birçok Budist rahip görebilirsiniz. Khamer İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Angkor şehri ağaçların arasında kaybolup gitmiş. Orada bir şehir olduğunu bilen tek tük kişi olsa da Fransız bir doğasever 1858'de Angkor'u yeniden keşefedip dünyaya yayıyor. Angkor Tapınakları ağaçlardan ve yabani otlardan temizleniyor, 90lı yıllarda \"Unesco Dünya Mirası\" ünvanını alıyor. Ağaçlar arasında kaybolmuş tapınaklar... Tapınakları asıl üne kavuşturan kişi ise Angelina Jolie. 2000 yılında çekilen Tomb Raider'dan sonra Angelina ve Brad Pitt Kamboçya'dan çocuk evlat ediniyorlar. Bu esnada Kamboçya daha çok farkediliyor ve dünyanın dört bir yanından turistler Angkor Wat'ı ziyaret etmeye başlıyor. Artık turizm Kamboçya için önemli bir gelir kaynağı oluyor. İşte buna \"magazinin gücü\" diyoruz sayın seyirciler... Tarihi bilgi yeterliyse Angkor'u nasıl gezebileceğimize geçelim... Angkor Nasıl Gezilir?Angkor arkeolojik alanı yani Angkor area oldukça geniş bir alan ve birçok tapınağı bünyesinde bulunduruyor. \"Angkor Wat\" aslında bir tapınağın adı, ama bölgeye de ismini vermiş durumda. Angkor WatNasıl gezilir? \"Bisiklet mi, tuk tuk mu?\" 1 haftalık bilet alıp her gün gidip gelme yaparsanız bisiklet iyidir ama 1-3 günlük ziyaretlerde tuk tuk tavsiye ederim. Çünkü alan cidden büyük. Üstelik tapınaklar şehir merkezinden en az 6 km uzakta, hatta bazıları 32 km uzakta. Kaldı ki bisikletten inip tapınakları yürüyerek gezmeniz gerekiyor. Hava da sıcaksa ki genelde sıcak oluyor- gerçekten yoruluyorsunuz. İnanın Kamboçya'daki en serin şey tuk tuktu! Kaç günlük bilet alalım? 1 günlüğü 20$, 3 günlüğü ise 40$. Biz 3 günlük bilet alıp 2 gün gezdik.1 güne hepsi sığmaz mı? Hava 40 derece olmasaydı olabilirdi. Ama 2 güne yayılmış hali bile yordu. Gezi süresi tapınaklara duyduğunuz ilgiye de bağlı. Çok ayrıntılı gezecekseniz 1 haftalık bilet de var. Angkor'u rehberli mi gezmeli rehbersiz mi? Sadece tuk tuk şoförü tutarak gezebilirsiniz. Günlük tuk tuku ve şoförü 15-20 dolara ayarlayabilirsiniz. Şoför sizi tapınakların önünde bırakıyor, siz kendiniz geziyorsunuz. Bisiklet ile giderseniz elinizde harita ile Angkor'u keşfedebilirsiniz. Hangi araçla giderseniz gidin, rehbersiz gezecekseniz gitmeden önce bol okuma yapmanız lazım. Orada da elinizde kitapla gezerken bir yandan nereye geldiğinizi kitaptan takip edebilirsiniz. Neyin nerede olduğunu anlayana kadar biraz zaman kaybı yaşanacaktır. Rehberle gezmek ise ciddi zaman kazandıran bir seçenek. Rehber sizi önemli yerlere hemen götürüyor, kalabalıktan kaçmak için alternatif yollar biliyor, rölyefleri okumanıza gerek kalmadan gösterip anlatıyor vs... Biraz armut piş, ağzıma düş modeli olsa da bizim gibi kısa süreli ziyaret planlayanlar için gerekli olduğunu düşünüyorum. Üstelik sizin fotoğraflarınızı çekiyor, bu da günümüzde önemli bir faktör 🙂Ben Angkor Wat'ı gezerken sevgili Dilek'in Homemadetravels'da yazdığı notlardan çok yararlandım. Bence gidecek olan herkes okumalı. Dilek'in sayfasından bulup iletişime geçtiğimiz rehber San Park ile aşağıdaki aktiviteler için 110 dolara anlaştık. Fiyata tuk tuk da dahil. Gün Angkor Wat'da gün batımıGün Angkor Wat'da gün doğumu ve tapınak turuGün tapınaklar ve Tonle Sap gölüAngkor Wat giriş ücreti ve Tonle Sap ziyareti paraları bize aitti. Biz gitmeden rehberi ayarladık ama sizin zamanınız olmazsa otelinizden size bir rehber ayarlamasını da isteyebilirsiniz. Angkor'u nasıl gezeceğimize karar verip rehberimizi tuttuğumuza göre gezmeye başlayalım... Angkor'a giderken yanınıza almayı unutmayın: Sineksavar sprey, şapka, su. Suyu oradan da alabilirsiniz. Parmak arası terliği hiç tavsiye etmem, spor ayakkabı veya trekkinge uygun sandaletler tercih edebilirsiniz. Uygun kıyafet giyilmeli, dini alan olduğu için bazı yerlerde uzun pantolon ve omuzların kapalı olması isteniyor. Nasıl giyinmeniz gerektiğine dair size mankenlik yapmam gerekirse:Bayanlar, Angkor Wat'da böyle giyinirseniz bazı yerlere giremezsiniz. Angkor Wat için uygun kıyafet budur! Bizim Siem Reap'e ilk vardığımız gün zaten saat 15.30 olmuştu. 16.30'da rehberimiz San Park bizi otelden alıp Angkor'da gün batımına götürdü. Angkor arkeolojik alanına giriş için 3 günlük biletimizi aldık, ama sadece gün batımına gittiğimiz için biletimizin geçerliliği ertesi gün başladı. Gün batımını izlemek için 1000 yıldan yaşlı Pre Rup tapınağına gittik. Tapınaklar ile tanışmamız işte tam o andı... Gün batımlarının hastası biri olarak çok özel bir yerden güneşi batıracağım için heyecanlıydım, ama umduğumu bulamadığımı da söylemek zorundayım. Öyle ki batmasını bile beklemeden fotoğraflarımızı çekip ayrıldık. Phnom Bakheng de gün batımı için popüler bir noktaymış, orası daha mı iyi bilmiyorum ama daha kalabalık olabileceğini düşünüyorum. Pre Rub'da gün batımıGün batımını izleyenler... Sonuç olarak Angkor Wat'da gün batımı, gün doğumu kadar etkileyici değil. Ama yine de iyi ki gitmişim diyorum çünkü tapınaklar bölgesine giden yol akşamüstü serinliğinde çok hoştu. Tapınaklara giden yol akşamüstü serinliğinde pek hoştu... Angkor Wat'da gün doğumunu izlemek ölmeden önce yapılması gereken şeylerden biridir kuşkusuz! 2. günümüze bu önemli maddeye işaret koyarak başlamış olduk. Rehberimiz bizi sabah saat 5'te otelden almaya geldi. Geceden sipariş ettiğimiz paket kahvaltılarımızı resepsiyondan teslim alıp tuk tuka atladık. Eğer otel rezervasyonunuza kahvaltı servisi dahilse geceden resepsiyona \"gün doğumuna gideceğinizi\" söylüyorsunuz ve size kahvaltıyı paketliyorlar. Rehberimizden öğrendiğimiz bilgiye göre Siem Reap'teki hemen her otelde bu uygulama mevcutmuş. Bir gün öncesinde aldığımız biletlerimiz sayesinde sıra beklemeden biletimizi gösterip Angkor Wat tapınağına ilerliyoruz. Kalabalık bir güruh güneşi bekliyor. Beklerken \"kütüphane\" olduğu söylenen yerde kahvaltımızı yapıyoruz. Ve sonunda güneş yükseliyor! Angkor Wat'da gün doğumuAngkor Wat tapınağının önündeki sulak alanda tapınağın yansımalı fotoğraflarını çekmeden dönen turisti dövüyorlar, ona göre... Gün doğumu ve biz! Vakit kaybetmeden sabah serinliğinden yararlanıp Angkor Wat'ı geziyoruz. Angkor Wat bölgenin en ünlü tapınağı. Aynı zamanda dünyanın en büyük dini yapısı. 12. Yüzyılın başlarında Kral II Suryavarman tarafından Hindu tanrısı Vishnu için yapılmış. Daha sonra Budist tapınağına dönüştürülmüş. Tapınak Kamboçya için büyük gurur kaynağı, ülkenin bayrağında bile tapınağın resmi var.3 katlı olan tapınağın en üst katına çıkarken dar tahta merdivenlerden tırmanıyorsunuz. Biraz zor olabilir. Ama asıl dikkat etmeniz gereken şey kıyafetiniz. Omuzlar örtülü, bacaklar dizin altına kadar kapalı olacak. Duvarlardaki rölyeflerin bazıları silinmiş, bazıları tamamlanmamış olabiliyor. Ama hepsi çok ayrıntılı çizimler, hayran olmamak elde değil. Buda heykellerinin de genelde kafalarının çalınmış olduğunu görüyoruz. Apsara dansçılarına rölyeflerde epey yer verilmişAngkor Wat'dan sonra bir başka tapınaklar kompleksi Angkor Thom. Angkor Thom'u bir bölge gibi düşünebilirsiniz, içindeki tapınaklar: Bayon, Baphoun, Phimeanakas, Terrace of Elephants ve Terrace of Leper King. Angkor Thom'a giriş daracık kapılardan yapılıyorBayon TapınağıBayon tapınağını ben \"gülen yüzler tapınağı\" olarak anıyorum. Tam 216 gülen surat mevcutmuş tapınakta. Budizm'de önemli bir karakteri simgeleyen bu yüzlerde Nirvanaya ulaşmışlığın ifadesi olarak gözler kapalı, dudaklar gülümsüyor. 216 gülen yüzün karşısında somurtmak olmaz tabii, ben de güldüm... Baphoun tapınağının tepesinde manzara güzel, ama tırmanması zor ve yorucu! Terrace of Elephants Filler terası Tüm bunları bitirdiğimizde epey yorulmuştuk. Aslında rehber sayesinde epey hızlı bile gezmiştik. Yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerden yiyip bir Hindistan cevizi suyu molası verdik. Hindistan cevizi suyu soğukta iyi gidiyor, ama tadı beklediğim kadar müthiş değildi. Sırada yine çok meşhur bir tapınak Ta Prohm vardı. İşte Thomb Raider'ın çekildiği yerdeyiz. Buranın en önemli özelliği dev ağaçların tapınakların üzerinden yükselmesi... Tapınakların üzerini kaplayan bu ağaçlar \"Banyan ağacı\" imişAğaçlar dev! Ve de ilginç... Doğa ile şaka olmuyor gördüğümüz gibi. İnsanlar tapınakları ortaya çıkarma amaçlı bu ağaçları kesseler de zamanla ağaçlar tekrar yükselmiş. Ağaçlar bir yandan tapınaklara zarar veriyor olsa da öte yandan güzelliğine güzellik katıyor. Ta ProhmTa Prohm'u da gezdikten sonra öğlen sıcağı iyice bastırmıştı ve bizim bugünlük tapınak turumuz bitmişti. Bir gün önceki uzun yolculuk ve sabah gün doğumuna kalkmış olmanın yorgunluğu ile odaya gider gitmez yiyecek bir şeyler söyleyip yedik, sonra da akşam yemeğine kadar uyuduk. Ertesi gün yani 3. Günümüzde ilk olarak Siem Reap'ten 32 km uzaktaki Banteay Srei tapınağına gittik. Pembe kum taşından yapılmış bu tapınak birçok kişi tarafından \"en beğenilen tapınak\" olma özelliğini taşıyor. Gerçekten çok özenli ve estetik işlemeler vardı, benim de en beğendiğim yer burası oldu diyebilirim. Tapınağın güzelliği detaylarda gizli. Tapınakların belki de en güzeli: Banteay SreiGüzelliği ayrıntılarda gizli Banteay SreiYol üzerinde Bantay Samre'yi de gezip Angkor Wat'a veda ettik. Siem Reap'de Angkor alanını gezdikten sonra ikinci en popüler aktivite Tonle Sap gölü üzerindeki yüzen köyü ziyaret etmek. Köye ulaşmak için tekneye binmeniz gerekiyor ve bu teknenin ücreti kişibaşı 20 dolar. Gidince de köydeki aşırı fakir yaşantıyı, çamurlu suyun içinde hayatını idame ettirmeye çalışan insanları göreceğimizi biliyorduk. Birden duyarlılığımız tuttu. Özellikle Olgun 20 dolar verip insanların zor şartlarda yaşatılmak zorunda bırakılmasına seyirci olmayı reddetti. Beni de ikna etti. O yüzden rehberden bizi \"yüzmeyen, sıradan köylere\" götürmesini istedik. Daha lokal, daha etkileyici bir tecrübe olacağını düşünmüştük. Ama köylerde pek umduğumu bulamadım. Hatta bir ara rehbere \"ee köye ne zaman varıyoruz?\" diye sorduğumda \"birkaç köyü geride bıraktık zaten\" cevabını aldım. Yani köy dedikleri 2-3 tane ayrık ayrık duran evlerden ibaret. Lokal bir restoranLokal bir restoranda mola verdikBu gezinti esnasında öğrendik ki Kamboçya'da şehir merkezleri dışına su ve elektrik gitmiyormuş. Bazen bu mahrum evlere başka ülkelerden kişilerce bağışlar yapılıp jenaratör alınıyor, su getiriliyormuş. O zaman da evin sahibi bahçesine Kamboçya bayrağının yanı sıra ona bağış yapan ülkenin bayrağını asıyor. Kırsalda görebileceğiniz tipik bir Kamboçya evi. Yerden yüksek yapılmış olmasına dikkat! Kırsaldaki evler genelde yerden yüksek yapılıyor, 4 çıtanın üzerine konuluyor. Bu, yağmurdan korunmak üzere alınan bir önlem. Evlerin altında oluşan gölgelikte genelde çocuklar oyun oynuyor, hamaklar kuruluyor... Köy turumuzda halihazırda kullanımda olan bir Budist tapınağını da ziyaret ettik. Oldukça renkli ve davetkar görünümlü olan tapınağın henüz avlusunda iken rehberimiz ayakkabılarını çıkardı. Ardından biz de saygı duydup çıkarttık. Bizim kültürümüze göre ayakkabı çıkartma sebebi hijyen esaslı iken burada sebebin hijyen olmadığı ortadaydı. Zira avlu benim ayakkabımın altından daha kirliydi. Cam kırıkları mı ararsınız, ölü böcekler mi... Yine de saygıda kusur etmeyip yalınayak bir tur atıp ayakkabılarıma koşa koşa geri döndüm. Kamboçya'da bir Budist tapınağıTapınağın bahçesiYeri gelmişken anlatayım, Kamboçya çok acılar çekmiş bir ülke. 1975 yılında Pol Pot ismindeki general \"Kızıl Khamerler\" örgütünün başına geçerek ülke yönetimini ele geçiriyor. Kamboçya'da sadece tarım yapılmalı felsefesi ile tüm okumuşları, kültürlü kesimi katlediyor. Yediden yetmişe herkesi etkileyen bu zalim soykırımın yaraları hala sarılmaya çalışılıyor. Halk genel olarak fakir, sadece insanlar değil hayvanlar bile zayıftı ülkede... Biraz da Siem Reap şehir merkezinde neler yapılır bahsetmek gerekirse... Siem Reap'te en canlı nokta Pub Street ve civarı. Pub Street'te sıra sıra dizilmiş barlar var. Red Piano, Angkor What? gibi bir çok pub bizim alışkın olduğumuz türden. Her türlü içecek ve yiyeceği bulabileceğiniz son derece turistik bir nokta Pub Street. Siem Reap Pub StreetCivar caddelerde de hediyelik eşyacılar, bizdeki yazlık yerlerde kurulan pazarlar gibi tezgahlar var. \"Old Market\", \"Night Market\", \"Art Market\" gibi pazarları gezerken zaman çabucak geçiyor. Siem Reap'de alışveriş yapabileceğiniz bolca pazar var. Siem Reap SokaklarıYine sokaklarda bolca göreceğiniz tezgahlarda tropikal meyveler, pancake veya et gibi yemekler olacak. Buralarda yemek yemek bence cesaret ister... Ve Siem Reap sokaklarının vazgeçilmezi: Tuk tuklar. Siz yolda öylesine yürürken birileri size devamlı tuk tuk isteyip istemediğinizi soruyor olacak. Bıktırdıklarının o kadar farkındalar ki hediyelik eşyacılarda turistler için \"No Tuk Tuk Today\" yazan tshirtler satılıyor. Siem Reap Pub street'in biraz ilerisinde bir nehir var. Nehrin kenarında yürüyüp üzerindeki köprülerden geçin. Diğer tarafta da pazarlar ve Hard Rock Cafe var. Siem Reap'ten geçen nehir ve köprülerNehirde yüzerek eğlenen çocuklar\"Artisans d'Angkor\" şirketinden de bahsedelim. Burası Fransızların desteklediği, Kamboçyalı bir kuruluş. Amaç, Khmer el sanatlarını ön plana çıkarmak ve genç Kamboçyalıların yeteneklerini değerlendirip istihdam yaratmak. Sanat üzerine çalışılan bu atölyede çeşitli dallarda sanatçılar yetiştiriliyor, ürünler ortaya çıkartılıyor. Ahşap ve taş oymacılığı, gümüş kaplama ve ipek boyama gibi el sanatları icra ediliyor... Atalarından \"Angkor Wat\" miras kalmış bir millete de böyle bir sanat tarzı yaraşırdı zaten! Siz de atölyeyi gezip kocaman bir kayadan nasıl incelikli bir heykel veya biblo çıkarıldığını izleyebilirsiniz. Atölye turu bir rehber eşliğinde gerçekleşiyor, giriş ücreti yok ama 20 dakika süren turun sonunda rehbere bahşiş vermeniz bekleniyor. Artisans d'Angkor atölye turuArtisans d'Angkor'da çalışan sanatçıları izledikten sonra hediyelik eşya bölümünden orada yapılan ürünleri satınalabilirsiniz. Satılanlar el emeği olunca fiyatlar da biraz yüksek tabii. Orta boy ahşap bir fil 40 dolar gibi bir fiyata sahipti. Atölyeye gidip gezemezseniz de havaalanında Artisans ürünlerinin satıldığı standa göz atmanızı öneririm. Kamboçya'nın geleneksel dansı \"Apsara\" yı izlemek isterseniz önerilen şov: Smile of Angkor. Apsara dansçılarının figürlerini Angkor tapınaklarının duvarlarında bolca görmüştük. En dikkat çekici özellikleri ellerinin parmaklarını geriye doğru epey esnetebilmeleri. Bu beceriyi kazanmak için yıllarca sabah egzersizi olarak ellerini geriye doğru esnetiyorlarmış. Bir Apsara dansçısı kolay yetişmiyormuş anlayacağınız... Apsara dansçılarının ellerine dikkat! Angkor'da Apsara dansçıları ile fotoğraf çekilmek de mümkün. Kamboçya'da neler yenir?Khmer mutfağı baharatlı et ve ona eşlik eden pilav şeklinde. Amok balığı mutlaka yenmesi gereken bir yemek. Bizim yemek yediğimiz yerler:The Sun: Pub Street girişinde, çok merkezi bir yerde. Çok aç olduğumuz için başka yer aramadık, oturduk yedik. Ortalama lezzetler vardı. Khamer mutfağı The Sugar Palm: Foursquare'de \"Amok balığı\" araması yaptığımda öne çıkan bir yerdi. Ortam ve ambiyans güzeldi. Amok da fena değildi, balıktan ziyade çorba görünümündeydi. Değişik, baharatlı bir aroması vardı. Sulu yemek görünümünde \"Amok balığı\". Sunumu muz yapraklarının içindeIl Forno: Khamer mutfağından sıkılıp İtalyan mutfağına sığındığımız yer... Yine Foursquare keşiflerinden. Red Piano: Yemek yemedik ama bir şeyler içmeye oturuduk hep. Kamboçya'dan neler alınır?Tuval üzerine yapılmış el yapımı yağlı boya resimleri 5-10 dolar arasında alabilirsiniz. Hamak çok yaygın kullanılıyor ve satılıyor. Buda figürlü biblolar, Apsara dansçıları figürleri, filli objeler alabileceğiniz hediyelik eşyalar arasında. Kamboçya ile ilgili genel tespitlerim: Hava çok sıcak olduğu için genelde evlerin dışında bahçemsi yerlerde vakit geçiriyorlar. Siz de evin önünden geçerken ailelerin en doğal hallerini gözlemleyebiliyorsunuz. Bizde beyaz atletle gezen babaların yerini üstü çıplak gezen ev babaları almıştı 🙂 Motosiklet kullanımı çok yaygın ve kullanıcıların çok azı ehliyetli. Bisiklet kullanmak gibi \"kullanabiliyor\" olmak trafiğe çıkmak için yeterli. Cumartesi günleri de okul var ama zaten günde 4 saat okula gidiliyormuş. Tüm okullarda tek tip üniforma var. Eğitim sistemi çok eksikmiş, çünkü zaten 1975'te tüm kültürlü grup katledilmiş. O dönemde yurtdışına kaçabilenler şu an da geri dönüp ülkenin kalkınması için bir şeyler yapıyorlar. Restoranlarda klimaya rastlamadık, sadece otelde vardı. Vantilatör kullanılıyor. Sofralarda peçeteyi de ara ki bulasın... Yerel biraları Angkor ve Tiger'i deneyebilirsiniz Tayland'daki kadar olmasa da masaj yaygın olarak yapılıyor. Biz otelde Angkor sonrası yorgunluğumuzu atmak için yaptırdık. Ayaklar için cidden işe yarıyor. Otelde dışarıya göre pahalıydı, 20 dolar verdik kişi başı 1 saatliğine. Ülkenin doğasını çok beğendim. Doğaya hayran olurken ben... Son olarak 3 günde neyi hangi sıra ile yaptığımızı anlatıp Phuket anılarımı yazmaya girişiyorum...1. gün: 15.30'da otele yerleşip günbatımı için Angkor alanına gitmek. Pre Rub'da gün batımı. Akşam The Sun'da yemek, pub street ve civarını turlama.2. gün: Gün doğumu için Angkor Wat. Tapınak turu. Öğleden sonra otelde masaj ve akşama kadar uyuma. Akşam yemeği Sugar Palm'da. Gece Art Market, Old Market'te alışveriş.3. gün: Sabah 8'de uzaktaki tapınakları ziyaret için rehber ile buluştuk. Tapınaklardan sonra biz civar köyleri ziyaret ettik, siz Tonle Sap gölüne de gidebilirsiniz. Artan zamanda Siem Reap merkezde biraz daha gezip Artisans d'Angkor'u ziyaret ettik. Akşama da uçak ile Phuket'e gidiş."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/kibrista-denizin-keyfine-varacaginiz-5-plaj.html", "text": "Kıbrıs'ta denizin keyfine varacağınız 5 plaj22 Nisan 20152 YorumKategori : Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yurt dışı Seyahatleri37 Akdeniz'in en güzel adalarından biri olan Kıbrıs, berrak sularıyla ünlü, enfes koylarıyla kendine hayran bırakıyor. Adada denizin, güneşin ve su altı dünyasının tadına varacağınız pek çok plaj var. Her birinin kendine has özelliği olan Kıbrıs plajlarında ister güneşlenip yüzün, ister su sporları ile adrenalin dolu dakikalar geçirin, isterseniz barlarında eğlenceye doyun. Sizlere Kıbrıs'ta gidebileceğiniz en güzel plajlardan birkaçını seçtik. Konnos KoyuKıbrıs Adası'nın en ilgi çekici sahillerinden biri olan Konnos koyu, turkuaz rengi berrak suyuyla mavi bayraklı plajlar arasında yer alıyor. Deniz mağaraları arasına gizlenmiş bu güzel sahilde, plaj voleybolu oynayanlara rastlamanız mümkün. Escape PlajıKuzey Kıbrıs'ın en popüler plajlarından olan Escape Beach Club, deniz, kum ve güneşin eğlenceyle buluştuğu harika bir mekan. Konforlu ortamı ve geniş imkanlarıyla Kıbrıslı gençlerin uğrak mekanı olan plaja giriş ücreti yok. Escape'de ister çimenlerin üzerindeki puflara, ister kumsaldaki şezlonglara uzanıp güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Gündüzleri scuba diving, kano veya deniz bisikleti gibi su sporları yapabileceğiniz plajda, geceleri canlı müzik ve dans gösterileri ile eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz. Onlarca restoran, kafe ve barın bulunduğu Escape'de nefis lezzetler, değişik alkollü kokteyller de sizi bekliyor. Deniz ve güneşle baş başa renkli bir gün geçirmek istiyorsanız, Escape tam size göre. Nissi PlajıKıbrıs'ın Ayia Napa bölgesinde 75 metre uzunluğuna sahip sahili ile dikkat çeken Nissi plajı, ziyaretçilerine keyifli bir ortam sunuyor. Çeşitli sosyal aktiviteleri ile benzerlerinden ayrılan plajda su sporları yapabilir, kafe ve pub'larında buz gibi içeceklerin tadını çıkarabilirsiniz. Adrenalin severseniz, yüksek atlayış noktaları ilginizi çekebilir. Mercan Körfezi Beyaz kumsalı ve masmavi deniziyle büyüleyen at nalı şeklindeki körfez, muazzam bir Akdeniz manzarası vaat ediyor. Kireç taşlarıyla çevrili tepelerin arasında kalan bu güzel sahil, ılık ve sakin suları, su sporlarına elverişli denizi ile pek çok kişinin gözdesi. Mercan Körfezi, hem yüzme, hem de su kayağı ve scuba dalışları için ideal. Çevresinde bulunan popüler mekanları da es geçmemek gerek. GlapsidesGazimağusa'nın 5,5 kilometre kuzeyinde yer alan Glapsides, su sporları düşkünlerinin vazgeçilmez durağı. Uzun kum plajıyla dikkat çeken Glapsides, dalgıçlık imkanlarıyla su altı dünyasını keşfetmek isteyenler e ideal bir ortam sunuyor. Plaj voleybolu turnuvalarına da ev sahipliği yapan sahil, özellikle üniversite öğrencilerinin uğrak durağı. Eğer bu yaz Kıbrıs'a gitmeyi düşünüyorsanız, bu büyüleyici plajlardan birkaçına uğramayı unutmayın. Ayrıca bazı otellerin plajlarından yararlanmak da mümkün. Kıbrıs otelleri arasında popüler olan Acapulco Resort'ün plajını deneyebilirsiniz. Kıbrıs'a ucuz bir seyahat için erken rezervasyon Kıbrıs fırsatlarından yararlanabilirsiniz. Setur'un cazip tatil kampanyaları ile Kıbrıs'ın en güzel otellerinde uygun fiyata konaklamanın keyfine varın."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/izmirde-kacis-oyunlari.html", "text": "İzmir'de Kaçış Oyunları12 Nisan 20153 YorumKategori : Mekan47 Kaçış oyunları trendi İzmir'i de sarmış durumda... Şu tarih itibari ile İzmir'de 16 adet \"kaçış evi\" bulunuyor. \"Aralarından hangisini seçelim?\" diyenler için denediklerimi aktaracağım bu yazıda. Kaçış oyunlarının ne olduğunu hatırlatmak gerekirse: Gizemli bir eve giriyorsunuz. Girdiğiniz ev bazen otel, bazen hapishane, bazen de akıl hastanesi olarak döşenmiş olabiliyor. Size verilen senaryoya göre ipuçlarını toplayıp bulmacaları çözmeniz ve kilitleri açarak 1 saat içinde girdiğiniz mekandan çıkmanız bekleniyor. Oyunlarda tamamen zekanızı kullanıyorsunuz, herhangi bir fiziksel güç gerekmiyor. Daha önce de yazdığım gibi ben bu oyunların müptelası oldum! 1 saat boyunca bulmacaları çözüp eğleniyoruz ve sonunda çıkabilmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Çıkışta ekip arkadaşlarımızla yaptığımız \"O noktayı nasıl göremedim!\" \"İpucunu ne güzel buldum!\" muhabbeti de yanımıza kar kalıyor. İzmir'de ilk açılan kaçış oyunu Kumpass'ı yazmıştım. Daha sonra açılanlardan birkaçını da oynama fırsatım oldu. İşte onlar hakkında yorumlarım:GoodLocked İzmir Evden Kaçış Oyunu:Özgül Hanım ve eşi tarafından kurulmuş bu oyun modern dekore edilmiş bir evde geçiyor. Oyunda kaçırılmış bir bebeğe ulaşmaya çalışıyorsunuz. Kaçıran kişi çaptan düşmüş bir matematik profosörü olduğu için bulmacalarda matematiksel ipuçları var. Matematik bilmeyi gerektirmiyor, ama bileni de eğlendiriyor diyelim... Sitesine ilk baktığımda korku öğeleri içeren bir ev olduğunu düşünmüştüm, ama değilmiş. Bazı detaylar hafiften geriyor, bu gerilim de eğlencenin dozunu arttırıyor. Sonu ise sürprizli bitiyor... Yorumlarıma gelince: Matematiksever biri olarak ben bulmacaları zekice buldum. Yer yer asma kilitlerin dışına çıkılmış, farklı ve teknolojik kilitler kullanılmış. Mekan da ferah ve temizdi. Oyun biraz zor ama çıkılmayacak kadar değil. Biz 53 dakikada çıktık. Good Locked'da ipucu arıyoruzTabii ki klasik elde pano pozunu da veriyoruz... Biz kardeşim Hale ve eşi Hasanla gitmiştik bu oyuna. Çıkışta Halelerin işi olduğu için pozu Olgunla ikimiz verdik. GoodLocked oyunundan 53 dakikada kaçabildik. Goodlocked'dan rezervasyon yapmak için tık tık... Yeni projeleri de olacakmış, sabırsızlıkla bekliyoruz. Zira bu ekibin işlerine güvendim ben... Locked In İzmirFranchise konsepti kaçış oyunlarında da başlamış. Locked In Türkiye çapında bir marka, an itibari ile 8 ilde hizmet veriyor. Çeşitli illerdeki Locked in şubelerinin her birinde 4 farklı oyun oynayabiliyorsunuz. Türkiye'nin her yerinde oyunlar aynıymış. Sadece binaların mimari yapılarından ötürü bazı farklılıklar oluşuyormuş. Yoksa şifre sayısı ve şifrelere kadar aynı senaryoya sahipler. Bu da Türkiye'nin çeşitli illerinden arkadaşlarınız ile kendinizi kıyaslama imkanı sunuyor, bence hoş. \"Locked In benim şehrimde var mı?\" diye bakmak için tık tık... Bizim gittiğimiz tarihte Locked In İzmir çok yeniydi ve sadece 2 evi açıktı: Akıl Hastanesi ve Otel. Perili Ev ve Polis Karakolu oyunları da çok yakında hizmet vermeye başlayacakmış. Akıl Hastanesi daha ilgi çekici dursa da Otel oyununun daha zor olduğu söylendiği için biz Otel'i tercih ettik.. Otel oyununu otelin barından başlayıp odalarına giden bir serüven olarak düşünebiliriz. Otelde odaları geçerek aslında bir altın kaçakçısının izlerini arıyoruz. Otel oyununu çözerken kendimizi gerçekten eski bir otelde hissettik. Çünkü dekorasyon sahiciydi, gerçeklik algısı uyandırıyordu. Bu da oyuna kendinizi kaptırmanızı kolaylaştırıyor. Franchise bir marka olmasının avantajını hissediyorsunuz, kesinlikle kaliteli bir oyundu. İpuçları çok iyi işaret edilmişti, hataya mahal vermiyordu. Locked In Otel'den de kaçmayı başardık! Bulmacaların bazısı kolay bazısı zordu. Birkaç yerde çok takılıp \"çıkamayacağız\" düşüncesine kapılsam da 51 dakika içinde çıkmayı başardık. Oyunu asıl zor kılan 2 ipucu hakkınızın olması. 3 olsa çıkış oranı daha yüksek olabilir ama o zaman da zevki azalabilir. Locked in sitesi için tık tık... Daire 35Daire 35, Çağla Hanım ve eşi tarafından kurulmuş bir ev. Böyle bir cesaret gösterip girişimde bulunmuş kişileri çok takdir ediyor ve desteklemeye çalışıyorum. Polisiye sevenleri, dedektiflikte kendine güvenenleri Daire 35'e alalım... Çünkü burada tüm kurbanlarını suçlular arasından seçen bir seri katilin sıradaki kurbanını arıyoruz. Dexter dizisinin senaryosu gibi. Bakalım Dexter bir sonraki sefer kimi öldürecek?Daire 35'te gerçekleşen son cinayetin sırlarını çözdüğümüz bu oyun da oldukça keyifliydi. Çözdükçe \"vay be ne güzel olmuş\" dediğimiz detaylar da oldu, ipuçlarını yorumlamakta zorlandığımız yerler de... İlk defa bir oyundan bu kadar geç çıktık, son 1,5 dakika kala! O yüzden biraz zordu diyebilirim. Daire 35 kaçış oyununu arkadaşlarımız Sayıl ve Gizem'le oynadık. Çıkışta çekildiğimiz fotoğrafı çok sevdim ben. Daire 35'ten de kaçtık! Daire 35'ten randevu almak için tık tık... Hala bir kaçış oyununa gitmediyseniz bunlardan birini seçin ve gidin diyor, şimdiden iyi eğlenceler diliyorum!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/ankaraya-gittiginizde-gormeniz-gereken-10-yer.html", "text": "Ankara'ya Gittiğinizde Görmeniz Gereken 10 Yer12 Nisan 20155 YorumKategori : Ankara, Yurt içi Seyahatleri47 Türkiye'nin başkenti Ankara, denizden yoksun bir yer olsa da pek çok tarihi yapısı ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini kendine çekiyor. Yakın zamanda Ankara'ya gitmeyi düşünenler için güzel bir liste hazırladık. Ankara seyahatinizi daha konforlu geçirmek için yola çıkmadan önce güvenilir bir rent a car şirketinden araç ayarlayabilirsiniz.1. AnıtkabirMustafa Kemal Atatürk'e adanmış bir anıt mezar olan Anıtkabir, Ankara'da gezilecek yerler arasında başı çekiyor. Yapımına 1944 yılında başlanıp tamamlanması 9 yıl süren bu yapı, şehrin simgelerinden. Rasattepe'de bulunan ve girişinde karşılıklı olarak aslan heykelleri ve meşalelerin yer aldığı anıt mimarisiyle adeta büyülüyor. Çevresinde, sekiz kuleye ev sahipliği yapan zafer alanı ise görülmeye değer. Ankara'ya gitmişken Anıtkabir'de Ata'yı ziyaret etmeden şehri dönmek olmaz.2. Kızılay MeydanıAnkara'nın merkezi noktalarından olan Kızılay Meydanı ise Ulus'tan sonra şehrin en sevilen bölgelerinden biri. Şehrin göbeğinde yer alan bu meydan, alışveriş ve yemek tutkunları için ideal bir gezi durağı. Buranın en hareketli noktalarından biri olan Sakarya Caddesi, çeşitli mağaza ve kafeleriyle oldukça renkli bir yer. Ayrıca trafiğe kapalı yolları sayesinde günün her saati rahatça gezip dolaşılabilir.3. AtakuleDöner restoranlı kulesi ile ünlü alışveriş merkezi Ankara'nın en popüler adreslerinden biri. 125 metre yüksekliğinde olup tepesine asansörle çıkılan bu kule ilgi çekici mimarisiyle Çankaya'ya ayrı bir güzellik katıyor. Atakule'ye çıkıp şehri kuşbakışı seyretmenin keyfine varabilirsiniz.4. Tunalı Hilmi CaddesiŞehrin can alıcı noktaları arasında yer alan Tunalı Hilmi, Ankara'nın en sevilen caddelerinden. Genelde gençlerin takıldığı bölgede pek çok mağaza, restoran, kafe ve bar bulunuyor. Sosyal yaşamın merkezi diyebileceğimiz caddede, dünyaca ünlü bir çok markanın mağazalarını bulabilir, keyifli bir alışveriş turuna çıkabilirsiniz. Tunalı Hilmi'yi farklı kılan şeylerden biri de Ankara'nın dillere destan parkı Kuğulu Park'a ev sahipliği yapması.5. Ankara KalesiŞehrin tarihi yapıları arasında önemli bir yeri olan Ankara Kalesi, turistlerin uğrak duraklarından biri. Kentsel dönüşüm sonrası daha da güzel bir hale bürünen Ankara Kalesi'ne çıkıp şehri yukardan izlemenin tadını çıkarabilir, dilerseniz kalenin çevresinde yer alan restore edilmiş kafelerde güzel bir Ankara manzarasına karşı kahvaltı keyfi yapabilirsiniz.6. Gençlik ParkıAltındağ ilçesinin Ulus semtinde bulunan bu tarihi park, Ankara halkının dinlence ve eğlence duraklarından biri. Yapay gölü, oyun alanı ve çay bahçeleriyle doğayla iç içe, harika bir atmosfer sunan parkta keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. Çeşitli oyuncakların bulunduğu parkta çocuklarınız da eğlenceli anlar yaşayabilir.7. Kocatepe CamiiAnkara'nın en büyük camilerinden biri olan Kocatepe cami bir tarihi eser olmasa da şehri ilgi çekici yapılarından. Ankara'ya gitmişken Kocatepe Cami'nin önünden geçmeyi unutmayın.8. Ankara Etnografya MüzesiTürkiye'nin ilk resmi müzesi olma özelliği taşıyan Etnografya Müzesi, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunuyor. Müzede Selçuklu döneminden bugüne uzanan sanat eserleri, Anadolu'nun çeşitli yörelerine ait halk giysileri, süs eşyaları, takunya örnekleri, çeşitli keseler, oyalar, bohçalar, gelin kıyafetleri gibi geleneksel Türk sanatının en güzel örnekleri sergilenmekte.9. Kuğulu ParkAnkara'nın Kavaklıdere mahallesinde bulunan park, şehrin en popüler buluşma noktalarından. Adından da anlaşılacağı üzere kuğular, kazlar ve ördeklerin yer aldığı parkta banklardan birine kurulup etrafı seyredebilirsiniz.10. Pembe Köşkİsmet İnönü'nün evi olarak bilinen Pembe köşk, Cumhuriyet dönemine ait önemli eserlerden biri. 48 yıl boyunca İsmet İnönü ve ailesine ev sahipliği yapmış bu tarihi binayı Ankara gezinizde mutlaka görün. Ankara seyahatinizde bu güzel yerleri rahatça gezebilmek için araba kiralamayı tercih edebilirsiniz. Ankara'ya uçakla seyahat edecekseniz, Avis'in Esenboğa havalimanı araç kiralama ofisinden aracınızı ayırtabilirsiniz. Avis'inaraç kiralama fırsatları ile ekonomik fiyata araç kiralamanın keyfini çıkartın."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/size-macera-hediye-ediyorum.html", "text": "Size Macera Hediye Ediyorum!4 Şubat 201510 YorumKategori : Mekan34 Sevgili okuyucu, bir iyi, bir de daha iyi haberim var. İyi haber: Yine bir kaçış oyununa gittim 🙂 Bu sefer kaçmaktan çok \"ajanlık\" yaptık diyebilirim. 1 saat içinde bulmacaları ve şifreleri çözüp kilitleri açtığımız kaçış oyunlarından size daha önce bahsetmiştim. Bu konsepte kendimi feci kaptırdığım için blogda daha çok kaçış oyunu yazısı okuyabilirsiniz! Ocak ayındaki İstanbul ziyaretimde gittiğim \"Senin Maceran\" oyunu 3 bölümden oluşan bir ajanlık deneyimi. Ajanlık diyorum, çünkü oyundaki amaç odadan çıkmak veya kaçmak değil. Gizli belgeyi ele geçirip bombayı imha etmek. Çok ajanız! İlk bölümü \"Ofis\": Girdiğin ofiste bulmacaları çözerek gizli zarftaki belgeyi ele geçiyorsun. Ofisten çıkmadan deaktive etmen gereken bir bomba da var! İkinci bölüm \"Pusula\": İşte burası çok ilginç, sizi siyah bir \"araba\"alıyor ve İstanbul'da bir yerlere götürüyor. Elindeki haritayı oku, ipuçlarını takip et ve bulmacayı çöz! Üçüncü bölüm \"Ada\": Henüz hazırlık aşamasında. Deniz kenarında geçeceğe benzer. Bu bölümde zekanın yanı sıra fiziksel kuvvetimizi de konuşturacakmışız.2. bölümü oynamak için illa ki ekibinizde 1. bölümü oynamış birisinin olması isteniyor ve şu an 2. bölüm sadece cumartesi günleri oynanıyor. Farklı konsepti ile gönlümü çalan Senin Maceran'ın \"Ofis\" turunu arkadaşlarımız Ahmet ve Özgün'le tamamladık. Hırslı ve hevesli bir ekiptik, bombayı 22 dakika kala imha etmeyi başardık. Bu esnada çok da eğlendik. Bizim Maceramız çok zevkliydiÖzellikle bomba imha kısmı çok keyifli. \"Kabloyu kim kesecek\" kavgası yapmayacağınız bir ekiple gitmenizi tavsiye ederim. Sırf oyunun 2. bölümünü merak ettiğim için acil bir İstanbul planı yapasım var! Eminim o daha da eğlencelidir. Senin Maceran'ın diğer kaçış oyunlarından ayrılan yönleri: Yine bulmacalar ve kilitler içerse de tam bir kaçış değil, ajanlık oyunu. Biz adeta bir ajan gibi ardımızda iz bırakmamak için elimizden geleni yaptık 🙂 Devamı olması. Oyuna girmeden moderatörün size ne kadar yardım etmesini istediğinizi belirliyorsunuz. Biz orta seviyeyi seçmiştik. Oyunu tamamlama sürenize ve kullandığınız ipucunun niteliğine göre size bir puan veriliyor. Böylece çok ipucu isteyip oyunu erken bitirenle, ipucusuz oynayıp geç bitiren arasında fark oluyor... Örneğin biz 58 puan aldık. Listede 79 ları görünce puanımızı beğenmedik ama 2. turda iddialıyız! Yeri bir bahçe içinde tek katlı bir evde. Oyunun hemen hemen tek bir ofiste geçmesi, fazla oda olmaması ise oyunun bir dezavantajı sayılabilir. Ama bulmacalar o kadar keyifliydi ki tek odada kocaman ev zevki alıyorsunuz. Senin Maceran ekibi kişiye özel oyunlar da tasarlıyor. Sevdiğiniz birine \"The Game\" filminin senaryosu gibi sürpriz oyunlar da hazırlatabilirsiniz. \"O kadar uzun boylu değil\" derseniz de en azından bir özel gününüzü Senin Maceran'ın ofis bulmacasını çözerken kutlayabilirsiniz. Rezervasyon ve bilgi için tık tık... Daha İyi habere gelince... Benim yazılarımı okuyup beğene basan, eşine dostuna öneren canım takipçilerime bu eğlenceli oyunun 140 tl değerindeki Ofis bölümünü hediye ediyorum! Aşağıdaki şartları yerine getiren şanslı izleyicim benimle iletişime geçecek ve Senin Maceran sitesinden istediği tarih ve saate randevu alacak. Hem de kazanan kişi sevdiği 3 arkadaşını da beraberinde götürebilecek... İşte şartlarımız:1- Sosyal medyadan beni bulun. Facebook sayfamı beğenin... Instagram hesabımı takip edin. Twitter'a da el attım, takip için tık tık...2- Bu yazının linkini sosyal medya hesaplarınızdan istediğiniz birinde paylaşın. 3- Paylaşımınızın linkini isminizle beraber bu yazının altına yorum olarak ekleyin. Bu kadar! Paylaşımınızın linkini elde etmek için: Önce kırmızı okun gösterdiği yerde, isminizin altındaki zamana tıklayın. Açılan yeni sayfada sarı okla gösterdiğim linki kopyalayın. Paylaşım linkiniz bu! Bu Facebookdaki paylaşım yöntemi. Dilerseniz Twitter'dan da paylaşabilirsiniz. Paylaşım linkinizi elde ettikten sonra yorum yazmanız gerekecek. 4- Ekstra katılım hakkı için: Beğendiğiniz, yararlı bulduğunuz diğer yazılarımı da sosyal medyada paylaşıp paylaşım linkinizi paylaştığınız yazımın altına yorum olarak bırakın. Kazanmayı çok istiyorsanız yanında sizi götürecek arkadaşlarınızın da çekilişe katılmasını isteyebilirsiniz. Katılımlar 1 Mart 2015 tarihine kadar devam edecek, Çekilişimizin kazananını 2 Mart'ta video ile Instagram ve Facebook hesaplarımda paylaşıyor olacağım. Takipte kalıp bana ulaşmayı unutmayın! Bakalım sizin maceranız nasıl olacak? Herkese bol şans! Not: Bizi misafir etmekle kalmayıp böyle bir çekiliş yapmamızı sağlayan Senin Maceran ekibine de çok teşekkür ediyorum!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/igg-ile-kemeraltinda-lezzet-duraklari.html", "text": "İGG ile Kemeraltı'nda Lezzet Durakları15 Ocak 20157 YorumKategori : Mekan55 İzmir Gourmet Guide isimli kitaptan daha önce de bahsetmiştim, İzmir'deki lezzet duraklarını listeleyen videolu bir kitap. Gezmeyi seven biri olarak ilk görüşte satın almış, sosyal mecralarda takip etmeye başlamıştım. İyi ki de öyle yapmışım... İzmir Gurme Rehberi'nin Instagram hesabında gördüm ki İzmir'in tarihi Kemeraltı çarşısında bir lezzet turu düzenleniyor. Kitabın editörü Ahmet Güzelyağdöken eşliğinde 15 kişilik bir grup Kemeraltı'nda gezecek, küçük esnaf lokantalarını keşfedecek, simgesel lezzetleri tadacak. Neden olmasın? Hemen kaydolduk. Kemeraltı İzmir'in çarşısı. Eskiden gezmeye de gidilirdi, şimdi alışveriş odaklı gidilen bir yere dönüştü. Evleneceksen gidersin. Oğlun mu sünnet olacak, gidersin! Elbise diktireceksin, kumaş alman lazım. Kemeraltı'na gidersin. Sarraflar, tuhafiyeler, çeyizciler hep burada. Baharat, bakliyat derseniz o da var, kasaplar turşucular da... Alışveriş için Kemeraltı'na gidersin ama bundan böyle yemek yemeye de Kemeraltı'na gidersin! Her İzmirli çocuğun bir \"Kemeraltı'nda kaybolma\" hikayesi vardır. O yüzden bu tabela çok anlamlı geliyor bana, çocuklar büyüklerinlerin elini bırakılmamalı! Biz de 10 ocak cumartesi sabahı İzmir'in sembolü Saat Kulesi'nin önünde buluştuk. Hava buz ama ekibimiz sıcaktı... İzmir Saat Kulesiİzmir Saat Kulesi 2. Abdulhamit'in tahta çıkışının 25. yılı şerefine yapılmış. Kulenin saati Alman İmparatoru II Wilhelm tarafından hediye edilmiş. Boşuna güvenmiyoruz Alman malına, saat kurulduğu günden itibaren sadece 1 kere durmuş. O da 1974'te İzmir'de meydana gelen şiddetli deprem esnasında... Saat kulesi ile ilgili küçük bir bilgiden sonra gurme hocamız Ahmet Güzelyağdöken rehberliğinde sokaklara daldık... Anafartalar Caddesi'nde İzmir'in en eski tatlıcısı Şekerci Ali Galip'e selam çaktık, kahvaltı için meşhur börekçimiz \"Antalya Börekçisi Osman Usta\"ya ulaştık. Mekan küçük, kapasite büyük! Antalya Börekçisi'nde gerçekten çok leziz olan böreklerin her çeşidini yedik, patatesli ve otlu peynirli benim favorilerim oldu. Kıymalı, kaşarlı, sucuklu, mantarlı çeşitlerinden denenebilir ama finali lorlu ve pudra şekerli olan börekle yapmalı! Patatesli Antalya Börekçisi'nin Foursquare linki için tık tık... Daha sonra ağzımız biraz daha tatlansın diye Elgani Tatlıcısı'nı buluyoruz. Buranın spesyeli badem ezmesi, kahve ile çok iyi eküri olabilecek bir lezzet. Sadece badem değil, ceviz ve fıstık ezmesi de var. Yeri Kuyumcular Çarşısı'nda, bakmak için tık tık. Meşhur Elgani Ezmecizade Çok üşüdüğümüz için Ahmet Bey bizi her anlamda sıcak bir mekana götürüyor: Ayşa Boşnak Börekçisi. Ayşa, Abacıoğlu Hanı içinde, hiç ummadığım güzellikte bir yer çıktı. Kemeraltı genelde küçük esnaf lokantalarının yer ettiği bir muhit. Lezzet bol ama ambiyans zor bulunur. Ayşa bu anlamda ezber bozan bir yer. Dekorasyonu ile beni çok etkiledi, çok özenli buldum! Yeri için tık tık. Ayşa Bu mekan ev yemekleri üzerine hizmet veriyor, Boşnak böreği, mantısı ve sarması denenmeli. Biz çeşitlerden birer lokma tattık. Mekanın tabakları bile zarifti! Ayşa'da ısınıp yolumuza devam ediyoruz. Oldukça tokuz ama tavsiyelere değil... Elimize aldığımız turşu suları ile sokakları gezmeye devam ediyoruz. Ağzınızı sulandırmak gibi olmasın ama turşucuları da meşhur Kemeraltı'nın Yolda gerçek Manisa Kebabı için Doyuran Kebap'ı listeye ekledik. Tabaklar Balık Lokantası benim \"tez zamanda gidilesi\" listemin başına oturdu. Çünkü burası \"zahmetsiz balık\" yapıyormuş. Kılçık, kuyruk, kelle ayıklama derdi yok. Daha ne isteriz?Tabaklar Balık'a gidiyoruz, Zahmetsiz balık söylüyoruz. Meşhur tatlıcılar zinciri Özsüt'ün İzmir'de doğduğunu biliyor muydunuz? Ben bu gezide öğrendim. Kemeraltı'dakiSeferusta, Özsüt'ün çıkış noktası. Ziyaret etmek isterseniz yeri burada. Ahmet Bey der ki: \"Gurme olmak için malzemeyi çok iyi tanımak, malzemenin iyisini seçebilmek lazım. O yüzden doğru ürünü de doğru yerden almak lazım.\" Kemeraltı bölgesinde bize bir kaç alışveriş noktası da tavsiye etti. Baharat ve kuru bakliyat alışverişimiz için adresimiz Değirmen isimli dükkan. Türkiye'nin hemen her yöresine ait ürünleri bulabileceğiniz bir yer. Yeri için tıklayın. Havra Sokağı eskiden havranın bulunduğu, Yahudilerin yaşadığı bir sokak iken; şimdi kasapların, sakatatçıların, peynircilerin, manavların, turşucuların olduğu bir sokak. Çok çeşit, iyi mamül, ucuz fiyat için uğranmalı! Bu sokak arası alışveriş duraklarını öyle sevdim ki, iç sesim \"Kahrolsun avmler, yaşasın küçük esnaf\" sloganı atmadan edemedi... Yine Gül Kebap ağzımızın suyunu akıtıp geçen yerlerden. Köftesi ve döneri meşhurmuş. Yeri Anafartalar Caddesi'nde. Gül Kebap Kemeraltı'nı geride bırakıp İkiçeşmelik Caddesi'ne çıkıyoruz. Mezarlıkbaşı bölgesindeyiz. Cadde üzerinde normalde gözünüze çarpmayacak küçücük bir lokanta daha: Tire Kebapçısı Ali Usta. Tire'dekilerden bile daha iyiymiş köftesi. Listemize ekledik... Yolun karşısındaki katlı otoparkın yan sokağı da Anafartalar Caddesi olarak devam ediyor. Bu cadde İzmir'in en uzun caddelerinden biriymiş. Gastronomik olarak da çok zengin olduğunu söyleyebilirim, zira az sonra uğrayacağımız her yer bu cadde üzerinde. Ben, Anafartalar Caddesi'nin bu bölümüne ömrümde ilk kez geldim. Çok tarihi ara sokakları varmış, bazı evlere bayıldım. Esnaf burada hala küçük dükkanlarda kendi uzmanlığına göre hizmet veriyor. Dar bir cadde, arabalar ve insanlar yanyana giderken zorlanıyor. Eski ama ruhu olan bir yer olduğunu düşündüm. Mahalle ruhunu korumanın en iyi yolu küçük esnafa destek! Katlı otoparkı biraz geçince Yeşiloba Saray Çorbacısı'na oturuyoruz. Burada şırdan tuzlama çorbası içiyoruz, enfes! Üzerine de koyu kestirmeli tandır damaklarımıza bayram ettiriyor. Çok tok olmamıza rağmen! \"Koyu kestirme\" tandırın üzerindeki sos. Şanslıysanız yapılışını da izleyebilrsiniz. Koyu kestirmeli tandır Çıkışta İzmirlilerin çok iyi bildiği ama unutulmaya yüz tutmuş bir içeceği deniyoruz: Sübye! Kavun çekirdeğini ezip macun haline getiriyorlarmış ve biraz su ile süzüyorlarmış. Sonuç: Süt görünümlü, kavun kokulu çok ferah hissettiren muhteşem bir içecek! Tezgah üstündeki şişenin içinde bir muhteşem lezzet: Sübye Böyle bir içeceğin nasıl modası geçmiş anlamıyorum. Hemen bir şişe alıp eve götürdüm, bu tadı bilmeyi annem ve kardeşlerim de hakediyordu! Yolumuz üzerindeki Urfa Bakkaliyesi yine baharat, salça alışverişiniz için doğru adresmiş! Tok ve ötesiyiz ama İzmir'e özgü bir lezzet olan söğüşü en güzel yapan yerlerden birinde yemezsek turumuz eksik kalırmış. O yüzden Söğüşçü Niğdeli Muammer Usta'da duraklayıp söğüş dürümlerimizi yiyoruz. Yine ayaküstü ve küçük bir mekan. Küçük ama ünlü bir büfe Söğüş nedir bilmeyene anlatalım: Kellenin her bölümünün küçük parçalara kesilerek, pişmiş ama soğuk bir biçimde dürüm haline getirilmesi. Bol kimyon ve maydonoz olmazsa olmazdır, soğan ise ekstra lezzet katar. Söğüş malzemeleriSöğüş son hali İzmir'in çok sahiplendiği bir yiyecek olmasına rağmen çoğu söğüşçünün Niğdeli olması ilginçtir. Aynı paradoks İzmir'de çok tüketilen midyenin Mardinliler tarafından yapılmasında da vardır. Burnumuza hoş bir kahve kokusu geliyor, bir de bakmışız dibek kahvecisi. Hoş sohbetler esnasında tüketmek üzere alıyoruz. Yol üzerindeki Fatih Kebap'ta bonfileden şiş yemeli, Hayyam Meyhanesi'nde memleketi kurtarmalıymışız! Belki birgün, neden olmasın?Anafartalar Caddesi'nin sonundaki Öztat Kardeşler Lokmacısında son tatlımızı yiyor, Tarihi Emniyet Kıraathanesi'nde çaylarımızı yudumluyoruz. Çıtır çıtır lokma Sohbetimiz çok güzel. Kıraathane kültürü, unutulmuş içeceklerimizden acı badem suyu somata, Viyana'ya kahve kültürünün Osmanlılar'dan geçmesi gibi ilginç konulardan konuşuyoruz. Ve veda vakti... Tur ekibimizle toplu halde Çok yararlı, birçok konuda farkındalığımı arttıran bir gezi oldu. Kazandıklarımı özetlemem gerekirse: Kemeraltı'na sadece alışveriş için değil yemek için de gitmek gerek. Gezmek bana göre ciddi bir iştir, yemenin de öyle olduğunu biliyordum. Artık daha da iyi biliyorum 🙂 Başarılı olmak için aç gözlü olmak şart değil. Adamlar büfe gibi yerlerde veya 10 sandalyeli lokantalarda yıllardır iyi lezzetler üretiyor ve \"yeni şube açalım\", \"yan dükkanı da alalım işi büyütelim\" demiyor. İşlerini iyi yapmaya odaklanıyorlar ve kalite asla bozulmuyor. Babalar iyi yaptıkları işlerini mümkünse oğullarına devrediyorlar. Kemeraltı'nda gezerken sadece yerlere ve mağazalara değil, biraz da binaların tepesine bakmamız gerekiyormuş. Bakınca görülüyor ki üstteki güzellikler ve tarih çok büyük zenginlik! Burada aslında bir \"old town\" var, Avrupalıların elinde olsa pazarlaya pazarlaya bitiremeyecekleri... Kemeraltı'nda gezerken kafamı yukarı kaldırdım ve sürpriz! Bakış açını değiştirVe keşfet! Terkedilmiş sokaklar gördüm, eskiden çok güzel evlerin bulunduğu. Rumların, Ermenilerin, Levantenlerin, Türklerin kardeşçe yaşadığı, şu an virane olan sokaklar... Çok büyük bir hazine gizli buralarda, en kısa zamanda elden geçmesini diliyorum. Ara sokaklarda terkedilmiş güzelim evler... Böyle farklı ve güzel bir gün yaşamamıza vesile olan İzmir Gourmet Guide ekibine ve Ahmet Güzelyağdöken'e teşekkür ederim. Turun tekrarı olacakmış. Bence siz de takip edin, siz de katılın, siz de tadın, siz de öğrenin! IGG facebook hesabını beğenmek için tık tık... IGG Instagram hesabı için tık tık... Benim seyahatlerimi takip etmek isterseniz de Facebook sayfamı ve Instagram hesabımı beğenebilirsiniz!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/ayagimin-tozuyladan-yilbasi-hediyesi.html", "text": "Ayağımın Tozuyla'dan Yılbaşı Hediyesi20 Aralık 20142 YorumKategori : Akıl-Fikir13 Bütün bloglar yılbaşı hediyesi dağıtıyorken Ayağımın Tozuyla'nın nesi eksik?Okuyucusunu çok seven bir blogger olarak bir çekiliş de ben düzenleyeyim dedim, hafif de utanaraktan... Daha dün \"Seyahatseverlere Hediye Fikirleri\" yazımı paylaşmışken seyahatsever okuyucularıma o listeden bir hediye vermem tam isabet olmaz mı? \"Ben seyahatsever miyim?\" demeyin, bu bloğu okuduğunuza göre öylesiniz! O yüzden çekilişime çekinmeden katılabilirsiniz. Efendim... Ödülümüz dünkü listenin 6 numarası: Baykushane'den size özel mühür. Bizim mührümüz \"seyahat, fotoğraf ve yelkenli\" anahtar kelimeleri ile hazırlanmıştı. Siz istediğiniz kelimeler ile tasarım yaptırabileceksiniz. Sizin de böyle bir mühürünüz olmasın mı?Baykuşhane'nin Instagram sayfasına bakıp ne kadar güzel tasarımların olduğunu görebilirsiniz. Kendinize özel mühürünüzü ister kitaplarınıza basın, ister eşe dosta vereceğiniz hediye paketlerinize... Çekilişimiz Instagram üzerinden yürüyecek. Katılım şartlarını çok basit tuttum, şu şekilde:1- Instagram'dan ayagimin_tozuyla hesabını takibe almanız2- 2014 yılında çektiğiniz fotoğraflardan \"tatile damgasını vurmuş\" olanı #tatiledamganıvur hashtagi ile paylaşıp, paylaşımınızda @ayagimin_tozuyla hesabını etiketlemeniz. Bu kadar! Diğer kurallar şöyle:Kapalı profillerin paylaştıklarını göremediğim için çekilişe dahil edemiyorum 🙁Katılımcı kaç fotoğraf paylaşmış olursa olsun 1 çekiliş hakkı kazanacak. Katılımlar 20 Aralık 2014'te başlayıp 29 Aralık 2014'te saat 18.00'de son bulacak. Kazanan kişi çekiliş sonucunda belli olacak ve 30 Aralık 2014'te açıklanacak. Kazanan okuyucumu baykushane ile iletişime geçireceğim, kazanan kişi tasarımını kendi zevkine göre yaptıracak. Seyahatlerinizin 2015'e damgasını vurmasını diliyorum, bol şanslar! Haydi Instagram'a!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/2015-yili-resmi-tatil-gunleri-ve-seyahat-onerileri.html", "text": "2015 Yılı Resmi Tatil Günleri ve Seyahat Önerileri17 Aralık 20142 YorumKategori : Akıl-Fikir59 Her yıl bir sonraki yılın tatillerini gözden geçirip planlar yapıyorsanız kabul etmek gerekir ki siz de bir seyahat bağımlısısınız! Kulübümüze hoş geldiniz! Seyahate bağımlı olmasanız bile erken rezervasyonun bütçeye katkısı yadsınamaz. Bu sebeple 2014 yılının sonuna yaklaştığımız şu günlerde 2015'in resmi tatillerini gözden geçirip tatil planları yapmanın tam zamanı. Planlar gerçekleşmese bile hayal etmesi güzel!2015 yılı resmi tatiller listesi Görüldüğü gibi 1 ocak 2015 perşembe gününe denk geliyor. Cumayı izin kullanıp hafta sonu ile birleştirenler planlarını çoktan yapmış olmalı! Kendilerini kıskançlıkla izliyor olacağız 🙂Ocak ayından Nisan'a kadar uzun bir süre tatil yok. Kışın soğuk günleri ile baş başa havanın ısınıp resmi tatil sezonunun açılmasını bekleyeceğiz, elimiz mahkum.23 Nisan 2015 de perşembeye denk geliyor. İçinizdeki çocuğu veya kendi çocuklarınızı sevindirmek için güzel bir fırsat. Yine cumayı birleştirip 4 günlük bir tatil yapılabilir. Avrupa veya Orta doğuda bir yerlere kaçabilirsiniz. Paris ve Disneyland fena olmaz derseniz buraya. Çocuklar için müzelerin bol olduğu Viyana da iyi fikir.1 Mayıs 2015 cumaya denk geliyor. 3 günlük tatil yakınlar için çok ideal. Yurt içinde merak ettiğiniz yerlere gidilebilir. Yakın Avrupa da neden olmasın? Yurt içi gezip biraz kilo alalım derseniz Adana veya Antakya'yı önerebilirim. İzmir de olabilir. Ben bu sene bir mani çıkmazsa 23 Nisan ile 1 Mayıs'ı birleştirip 5 gün işten ayrı kalarak 11 günlük bir seyahate çıkmayı hedefliyorum. Bu tatil için aklımdan geçen yer Tayland ve Kamboçya. Ama siz Amerika'yı da düşünebilirsiniz. Benim Amerika gezim için buraya tık tık.19 Mayıs 2015 salıya denk geliyor. Havaların da iyiden iyiye ısınmış olacağı düşünülürse pazartesi birleştirilip 4 gün tatil kaçmaz! Barselona derseniz buraya, Amsterdam derseniz buraya...1 ay içinde (23 nisandan 19 mayısa) 3 kez tatil yapılmış oluyor, hepsini değerlendirmek bütçeyi sarsabilir. O yüzden şimdiden hayal kurun, para biriktirin, rezervasyon yapın derim... Tatilsiz geçen bir haziran ayının ardından talihsiz bir Ramazan bayramı bizi bekliyor. 17 temmuz 2015 cumagünü başlayan Ramazan Bayramı, arife günü ile birlikte toplamda 3.5 gün tatil imkanı sunuyor. Yine de plajların tadını çıkarmak için yeterli. Türkiye'de her yer çok kalabalık olacaktır, yakın Yunan adalarından birinekaçabilirsiniz.30 Ağustos 2015 Zafer Bayramı ise pazar gününe denk geliyor. Tatil yok. Eylül ayında yaz bitmeden son bir sıcak tatil yapma imkanı veren Kurban bayramının 1. günü 24 eylül 2015 perşembe. 2015 Kurban Bayramı da 2 gününü hafta sonu ile paylaşıyor ve toplamda 4.5 günlük bir tatil sağlıyor.23 27 eylül arasındaki tatili güneye inip deniz tatili olarak da değerlendirebilirsiniz, kış gelmeden son bir Avrupa gezisi de yapabilirsiniz. 2015 Kurban bayramı Münih'te tam Oktoberfest vaktine denk geliyor Benim Oktoberfest yazım için tık tık. Münih'e gitmişken zamanınızı ayarlayıp Salzburg'a da geçebilirsiniz! Kurban Bayramını 2,5 gün izin kullanarak 9 güne tamamlarsanız da Amerika, Asya ve tüm uzaklar rotanıza girebilir. Yılın son tatili 29 Ekim 2015 ise perşembe gününe denk geliyor ama tatil çarşamba öğleden sonra başlıyor. Yine cuma birleştirilirse 4.5 gün tatilimiz olur. Avrupa nispeten soğuk, Orta Doğu için ideal bir zaman dilimi. Belki Mısır veya Ürdün'de Kızıldeniz'e dalarsınız belli mi olur? Gece hayatı ve tarih isterseniz Beyrut gezi notlarıma göz atabilirsiniz. Tüm tatilleri takvim üzerinde görmek isterseniz:2015 yılı takvimi. Yazıdaki tüm öneriler cumartesi pazar ve resmi tatillerde çalışmayanlar için yapıldı. Bu tarihlerde çalışanlar da üzülmesin, herkes çalışırken tatile çıkmanın daha ekonomik olduğu bir gerçek! Yeter ki üşenmeyin, yeter ki isteyin. Seyahat dolu bir yıl olsun! Bir bilet al ve çek git!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/seyahatseverlere-hediye-fikirleri.html", "text": "Seyahatseverlere Hediye Fikirleri19 Aralık 20148 YorumKategori : Akıl-Fikir26 Yılbaşı yaklaşırken seyahatsever yakınlarınızı sevindirmeye ne dersiniz? Size ilham verecek birkaç hediye fikri ile karşınızdayım... Seyahatseverlere Hediye Önerileri 1- Uçak biletiGelin bu yıl piyango biletinden amorti ummak yerine gerçek bir yatırım yapalım ve sevdiklerimize uçak bileti alalım! Bu hediyeyi listenin başına koymaktan çekinmiyorum çünkü bir seyahatseveri en mutlu edecek olan şey yeni keşiflere çıkacak olmanın verdiği umuttur. En güzel hediye: uçak bileti Hatta Pegasus bilet hediye etmek isteyenler için çok tatlı bir uygulama geliştirmiş. İncelemek için tık tık. Üstelik ileri tarihlerdeki biletleri şimdiden almanız ucuza gelecektir. 2015 yılındaki resmi tatillere bakıp plan yapmak için buraya tıklayabilirsiniz. 2- Pasaport kılıfı\"Pasaportum bile tarz\" demek için iyi bir fikir. Üstelik Türk pasaportu dünyanın en pahalı pasaportlarından biri, dolayısıyla şık bir kılıfı hakediyor 🙂Araştırmalarım sonucu Türkiye'de çok çeşit olmadığını farkettim ama tatlı bir keşif yapmış oldum. Ozlemistan'ın tasarımları çok tatlı değil mi sizce de?Pasaport kılıfı3- Duvar kağıdıHarita temalı duvar kağıtları evinize renk ve tarz katacak. Duvargiydir. com'daki haritalardan kendinize uygun olanı seçebilirsiniz. Benim beğendiklerimden bir örnek vermem gerekirse:Harita desenli duvar kağıdıBizim mutfaktaki haritamız da size ilham verebilir, okumuş muydunuz?Mutfağımızdaki harita4- Harita desenli dekoratif aksesuarlarDuvarı kaplatacak kadar cesur değilseniz bazı küçük detaylar ile evinize gezgin ruhunuzu yansıtabilirsiniz. Ben Evmanya'daki harita desenli aksesuarları taradım, siz de göz atabilirsiniz. Belki bir saat, ya da bir abajur5- Monopod veya Selfie Stick veya Özçekim çubuğu 🙂Selfie çılgınlığı 2015'de de devam edecek gibi görünüyor. Biz selfie çekmeyi sevmesek de çoğu restoranda garsonların çektiği fotoğrafları beğenmiyoruz, yoldan geçen birine makine veriyoruz, sonuç genelde facia... O yüzden bu monopod çok işimize yarıyor. Bu aleti kullanıp hala Eiffel'i kadraja sığdıramayanlar da oluyor tabii 🙂 6- Kişiye özel mühürBeni sosyal medyada takip edenler görmüştür, benim seyahat tutkumu eşimin yelkenli hobisi ile birleştirip süper bir mühür tasarladı Baykushane. Kitaplarımızın ön yüzlerine zevkle bastık. Seyahatsever yakınınız bu fikre bayılacaktır! Bu kişisel mühürler ile ilgili size bir sürprizim olabilir. O yüzden takipte kalın! Bize özel tasarlanan mühürümüz7- Hem şal, hem çantaFikir çok iyi! Fakat yabancı sitelerde var, Sholdit diye bir marka öne çıkıyor. Türkiye'de varsa nereden bulabileceğimizi söyler misiniz?Hem şal, hem çanta. Resim Google görsellerden. 8- Taşınabilir Şarj aleti Telefonsuz yapamadığımız şu günlerin en korkulu rüyası \"şarjım bitti!\". Hele seyahatlerde harita uygulamaları şarjı içiyor. Yoksunluk sendromuna düşmemek için yedek şarj taşınabilir. Kaynak: Google görseller9- Dokunmatik eldivenEvet bir de bunlar çıkmış! Belki siz çoktan biliyordunuz bu ürünü ama ben sıcak yerde yaşadığım için yeni keşfettim. Dokunmatik eldiven Telefonsuz yapamıyoruz dediysek şaka yapmadık, soğukta da telefon kullanabilmeliyiz. İnternette pek çok fiyat aralığında modeller var. İlginç bir hediye olabilir.10- Seyahat DefteriGezerken yazıp çizen, not alan bir yakınınız varsa ona şık bir defter hediye etmenin tam sırası olabilir. Yeni yılda yeni bir sayfa açmak hiç fena olmayacaktır. Ben Moleskine marka defter kullanıyorum, tıpkı Picasso, Van Gogh, Ernest Hemingway gibi... Cross, Lanybook gibi tasarımı ile mutlu eden defterlere de gözatabilirsiniz. İlham veren defterlerSeyahatseverler keşfettikçe kendini bulan, öğrenmeye ve öğretmeye açık, farklılıklardan ders çıkaran hoşgörülü insanlardır. Hor görmeyin, sevin onları, sevindirin... Not 1: Okuyucum sana söylüyorum, Olgun sen anla! Not 2: Yazı reklam amaçlı yazılmadı, gerçekten kullanıp beğendiğim veya almayı düşündüğüm ürünlerden örnekler verdim."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/internetten-otobus-bileti-almanin-6-faydasi.html", "text": "İnternetten Otobüs Bileti Almanın 6 Faydası4 Kasım 20140 YorumKategori : Akıl-Fikir21 Hiç şüphesiz ki teknoloji hayatı her anlamda kolaylaştıracak imkanlarla dolu. Bu kolaylıklardan biri de internettenotobüs bileti satın almak. Otogarlarda ya da firma yazıhanelerinde saatlerce kuyruk beklemeden, dilediğiniz zamanda, dilediğiniz yerde internetten otobüs bileti satın alabilirsiniz. İşte internetten otobüs bileti almanın faydaları:1) Zaman Kazandırırİnternetten otobüs bileti almak size zaman kazandırır. Başta da belirttiğimiz gibi, uzun bilet kuyruklarında saatlerce beklemenize gerek kalmaz. Bunun için oturduğunuz yerden yalnızca 3 dakikanızı ayırmanız yeterlidir.2) Maddi Kazanç Sağlarİnternetten otobüs bileti alarak, otobüs biletinizi çok daha ucuza mal edebilmeniz mümkün. Çünkü aynı bileti internette, otogarda ya da yazıhanelerden çok daha uyguna bulabilirsiniz.3) Fiyat, Firma ve Sefer Saatlerini Karşılaştırma İmkanı Sağlarİnternetten otobüs bileti almak seyahat planlaması açısından oldukça faydalıdır. Çünkü pek çok karşılaştırma yapma imkanına sahip olursunuz. Otobüs bilet fiyatlarını, hangi firmanın sizin için daha uygun olduğunu ve sefer saatlerini internetten bir tıkla sorgulayabilirsiniz.4) Birkaç \"Tık\"la Güvenle Otobüs Bileti AlabilirsinizSadece birkaç \"tık\"la otobüs biletinizi çok daha güvenli bir şekilde elde edebilirsiniz. Biletinizi kaybetme şansınız yoktur, çünkü otobüs biletiniz size e-mail ya da sms yolu ile gelir. Asla mağduriyet yaşamazsınız.5) Kampanyalardan YararlanabilirsinizPek çok firmanın kampanyasından anında haberdar olabilir, puan biriktirebilir ve o puanlarla bedava otobüs bileti elde etme şansına erişebilirsiniz.6) Yol Güzergahı ile İlgili Bilgi Sahibi OlursunuzGideceğiniz yolun güzergahı, ne kadar süreceği gibi önemli bilgilere anında ulaşabilir ve bu bilgiler ışığında daha sağlıklı bir seyahat planlaması yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/rixos-premium-belekte-keyifli-bir-kis-tatili.html", "text": "Rixos Premium Belek'te Keyifli Bir Kış Tatili13 Kasım 20140 YorumKategori : Mekan12 Kış mevsiminin bu soğuk günlerinde içinizi ısıtacak bir tatil için Antalya'yı tercih edebilirsiniz. Modern ve klasik çizgileri bir arada barındıran mimarisiyle, doğayla iç içe huzur dolu bir atmosferde yer alan Rixos Premium Belek, size büyüleyici bir tatil vaat ediyor. Belek İleribaşı Mevkiinde 405.000 m2 alana kurulu olup Belek merkeze 5 km ve Antalya Havalimanına 40 km. mesafede bulunan tesis, ultra herşey dahil konseptiyle kusursuz bir hizmet sunuyor. Denize sıfır konumda olanRixos Premium Belek, birbirinden lüks 730 odası ve 39 villasıyla konforlu bir dinlenme sağlıyor. Ultra herşey dahil olarak hizmet veren otelin restoranlarında servis edilen enfes lezzetlerin tadını çıkarırken, barlarında değişik içkileri deneyebilirsiniz. Rixos Premium Belek'te keyifli zaman geçirebilmeniz için pek çok aktivite düşünülmüş. Bilardo, bowling, tenis, golf, okçuluk, pilates, dart gibi aktivitelerle renkli dakikalar geçirebilirsiniz. Çocuklarınızı da özel olarak düşünen Rixos Belek, 4- 12 Yaş grubuna hitap eden Rixy mini club ile onların da eğlenceli anlar geçirmesini sağlıyor. Rixy Çocuk Treni, Go card ve paintball, Çocuk showları (Rixy Circus Show, Sweet Dogs, Lovely Cats, Rixy Magic Show, Çocuk Partileri, Rixy Halloween Parti, Rixy Pijama Parti, Rixy Monster Hunt, Rixy Treasure Night, Çocuk Karaokesi gibi etkinliklerle çocukların neşesine neşe katıyor. Çocuğunuz Rixy mini Club'de keyifli dakikalar geçirirken, siz de Rixos Royal Spa & Wellness'da rahatlatıcı anların tadını çıkarabilirsiniz. Kişisel bakım ve terapi imkanlarının yanı sıra Türk hamamı, sauna, masaj, tropikal yağmur odası, kar odası, bio sauna ve kapalı yüzme havuzu gibi hizmetlerin bulunduğu Spa merkezinde kafanızı dinleyip bedeninizi rahatlatabilirsiniz. Bu kış en güzel Antalya Otelleri arasında yer alan Rixos Premium Belek'te huzurlu ve keyifli tatil geçirebilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/istanbulda-mutlaka-gezilmesi-gereken-10-yer.html", "text": "İstanbul'da Mutlaka Gezilmesi Gereken 10 Yer12 Kasım 20143 YorumKategori : İstanbul, Yurt içi Seyahatleri40 İstanbul sarayları, camileri, surları ve müzeleri ve pek çok cazibe noktası ile buram buram tarih kokan bir şehirdir. Her bir köşesinde geçmişten bir ize rastlayacağınız bu büyülü şehri keşfe çıkmadıysanız, bu 10 mekanı gezi listenize eklemelisiniz. AyasofyaGörkemli mimarisi ile pek çok turisti kendine hayran bırakan Ayasofya Müzesi, şehirde görülmesi gereken mekanların başında yer alır. Ayasofya532 yılında Bizans İmparatoru 1. Jüstinyen tarafından yaptırılmış olan bu yapı, daha sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilmiştir. Dünya kültür mirasının baş yapıtları arasında yer alan Ayasofya, tarihe tanıklık etmek isteyenler için güzel bir gezi durağıdır. Kız Kulesi İstanbul Boğazı'nda salacak açıklarında, küçücük bir adacık üzerinde konumlanmış Kız kulesi, şehrin önemli simgelerinden biridir. Çeşitli efsanelere dayanan bu kule, bir rivayete göre kralın kızını korumak için yaptırdığı bir sığınaktır. Sırf bu gizemi anlayabilmek için bile görülmeye değer. Günümüzde restoran ve bar olarak hizmet veren bu nadide yapı, müthiş boğaz manzarasıyla, sevdiklerinizle veya eşinizle romantik bir akşam yemeği veya huzurlu bir öğle molası için tercih edebileceğiniz ideal bir mekandır. Yerebatan Sarnıcı Suların içinde yükselen sütunları ve hakkında çıkan ilginç efsanelerle öne çıkan Yerebatan Sarnıcı, oldukça merak uyandırıcı ve ilgi çeken yerlerden biri. Bizans İmparatoru tarafından sarayın su ihtiyacını karşılamak amaçlı yaptırılan Yerebatan Sarnıcı, Fatih Sultan Mehmet döneminde bu amaçla kullanılmış. Bir rivayete göre, sütunların üzerindeki şekillerin göz yaşını andırması tesadüf değil. Bu şekillerle büyük Basilika yapılırken kaybedilen kölelere duyulan üzüntü anlatılmak istenmiş. Bu sebeple Yerebatan Sarnıcı mimarisiyle de oldukça ilgi görmektedir. Topkapı Sarayı İhtişamlı ve büyüleyici mimarisiyle dikkatleri üzerine çeken Topkapı Sarayı, İstanbul'da görülmesi gereken başlıca yerler arasındadır.1478 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan saray, 400 yıl boyunca padişahlara ev sahipliği yapmış olup devlet yönetiminin gerçekleştiği ana merkez olma özelliğini taşımıştır. İlk olarak Abdülmecit döneminde ziyarete açılan Topkapı Sarayı, Osmanlı döneminden kalma izleriyle tarihe tanıklık ederken, tüm gizemi ile turistlerin ilgisini çekmektedir. Haseki Hürrem Hamamı Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan adına Mimar Sinan'a yaptırılmış olan hamam, İstanbul'un en güzel tarihi yapılarından biridir. Mimar Sinan'ın yaptığı en büyük hamam olarak bilinen bu yapı, günümüzde diziler sayesinde popülerliği artmış ve ilgi çekici mekanlar arasında boy göstermeye başlamıştır. Haseki Hürrem hamamının sıcak atmosferinde güzel bir hamam sefası yapabilirsiniz. Dolmabahçe Sarayı İmparatorluk döneminde Osmanlı Kaptan-ı Derya'sının gemileri demirlediği bir alan olarak kullanılan Dolmabahçe Sarayı, ileriki zamanlarda has bahçeye çevrilmiştir. Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün İstanbul'a geldiği zamanlarda kaldığı mekan olarak bilinen bu saray, aynı zamanda hayata gözlerini yumduğu yer olmasıyla büyük önem taşır. Tarihi açıdan önemli bir yere sahip olan saray, İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Kapalıçarşı İstanbul'un göbeğinde, Eminönü'nde bulunan Kapalıçarşı, tarihi dokusu ve çeşitli alışveriş duraklarıyla yerli-yabancı pek çok turistin uğrak noktasıdır. Başlı başına bir şehri andıran Kapalıçarşı, Fatih Sultan Mehmet tarafından tarafından insanların ürettiklerini sergileyip satmaları için yaptırılmıştır. Gün boyunca yüz binlerce insanın akın ettiği bu çarşı, her daim hareketli ve canlı olmayı başaran nadir yerlerdendir. Envai çeşit dükkanların yer aldığı Kapalıçarşı'da aradığınız her şeyi bulabilmeniz mümkündür. Adalar İstanbul'un içinde ama bir o kadar da dışında gibi gözüken adalar şehrin en güzel kaçamak durakları. Eski dönemlerde Prens adaları olarak bilinen bu takım adalar, günümüzde nostaljik havası, romantik faytonları ve trafiğe kapalı yollarıyla huzurlu ve keyifli hafta sonu kaçamakları için ideal. Bu adalara prens Adaları denmesinin elbette bir nedeni var; Bizans İmparatorluğu döneminde taç giymiş pek çok saray üyesi İstanbul'a uzak olan bu adalara sürgün edilmiş, ve birçok prens bir dönem burada yaşamak zorunda kalmış. O olaydan sonra buranın bir diğer adı da Prens adaları oluvermiş. Bisiklete binip nostaljik havayı tadacağınız, piknik yapıp çayır çimenin keyfini çıkaracağınız adalara bir hafta sonu mutlaka uğrayın. İstiklal Caddesi 1930'lu yılların başında açılan ve Cadde-i Kebir adı verilen İstiklal Caddesi İstanbul'un en popüler caddelerinden biridir. Uzun yıllar şehirdeki yabancı nüfusa ev sahipliği eden istiklal Caddesi, nostaljik binaları, çeşitli kafe ve restoranları, eğlence mekanları, kültür sanat merkezleri ve daha pek çok cazibe noktasıyla büyüleyici bir mekandır. Yediden yetmişe her tarzda, her kesimden insana rastlayacağınız İstiklal Caddesi günün her saati hareketli ve enerjik bir havaya sahiptir. Boylu boyunca uzanan, bu büyük caddeyi baştan sona kadar yürümek bile ayrı bir keyiftir. İstanbul'da yaşayıp da bu güzelliklerden hala görmediğiniz varsa bir an önce gitmenizi tavsiye ediyorum. Eğer İstanbul dışından kenti ziyarete gelecekseniz, şehri dip bucak gezebilmek için, araç kiralama hizmetinden faydalanmanızıöneririm. İstanbul uçuşunuzda Sabiha Gökçen havalimanını tercih ettiyseniz, Budget'ın Sabiha gökçen araç kiralama ofisinden aracınızı kiralayabilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/dogu-amerika-turu-ile-new-york-orlando-miami-gezisi.html", "text": "Doğu Amerika Turu İle New York, Orlando, Miami Gezisi21 Ekim 20141 YorumKategori : Yurt dışı Seyahatleri42 Amerika'nın birbirinden güzel şehirlerini gezeceğiniz tatil yapmaya ne dersiniz? Ohalde rotanızı Doğu Amerika'ya çevirerek bölgenin üç önemli durağı New York, Orlando ve Miami şehirlerini keşfedeceğiniz bir Doğu Amerika Turu'na katılabilirsiniz. Yılbaşı yurt dışı turları Doğu Amerika gezinizi planlamak için güzel bir seçenek olabilir. New YorkAmerika'nın en hareketli ve kalabalık şehri olan New york, aynı zamanda dünyanın en önemli finans, sanat, moda ve eğlence merkezleri arasındadır. Bronx, Brooklyn, Manhattan, Queens ve Staten Adası olarak beş bölgeden oluşan şehir, dünyanın en büyük doğal limanları üzerinde yer almaktadır. Kültürel çeşitliliğin fazla olduğu şehirde 200'den fazla dil konuşulmaktadır. New YorkGörkemli tarihi yapılar, köprüler, meydanlar ve parklara sahip şehirde pek çok güzel gezi noktası bulunur. Özgürlük Anıtı, Times Meydanı, Central Park, Metropol sanat müzesi, Bronx Hayvanat Bahçesi ve Brooklyn Köprüsü şehirde görülmesi gereken önemli yerlerdir. New York'un sembolü olan Özgürlük Anıtı'nı görmeden şehirden ayrılmamalısınız. Ayrıca Rockefeller Binası'nın Top of the Rock seyir terasında gökdelenler vadisini kuş bakışı seyretmenin tadını çıkarın. Şehirde yapabileceğiniz pek çok aktivite sizi bekliyor. Gündüzleri Blockbuster müzesini gezip botanik parkta yürüyüş yapabilir, geceleri Broadway Şovunu izleyerek keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. Turistlerin uğrak noktalarından biri olan ve şehrin en önemli duraklarından biri Central Park'da yeşillikler içinde huzur dolu anlar yaşayabilirsiniz. Sinema filmlerine ve TV programlarına da konu olan bu parkta unutulmaz anlar geçirebilirsiniz. Alışveriş severler için adeta bir cennet olan New York'ta aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Dünyaca ünlü markaların mağazaları ve küçük butiklerde zamanın nasıl geçtiğini anlayamayabilirsiniz. New York'un en ünlü perakende satış ikonlarından olan, aynı zamanda dünyanın en büyük mağazası Macy's Herald Square, en gözde alışveriş noktalarındandır. Her yıl burada düzenlenen Şükran Günü Şöleni ise meşhurdur. OrlandoEğlence parklarıyla ünlü olan Orlando, Florida'nın merkezinde konumlanmaktadır. Mickey Mouse ve Walt Disney World tema parkları şehrin sembolleri arasında yer alır. Misafirlerine unutulmaz bir deneyim yaşatan bu parkları yılın her döneminde ziyaret ederek neşeli anlar geçirebilirsiniz. Teknolojik açıdan oldukça gelişmiş Florida, dijital medya ve biyomedikal alanında da önemli ilerlemeler kaydetmiştir. OrlandoKültür ve sanat bakımından zengin bir şehir olan Orlando, çok sayıda tiyatro salonu ve sahne sanatlarına ev sahipliği yapmaktadır. Vineland Caddesi'nde bulunan Central Florida Ballet, Bob Carr Sahne Sanatları Merkezi keyifli gösterilerin sahnelendiği mekanlardandır. Kent, eğlence parkları, müzeleri, hayvanat bahçesi ve gösteri merkezleriyle gezginleri heyecanlandırmaktadır. Walt Disney World eğlence parkı, Universal stüdyoları, Orlando sanat müzesi, Sea World şehirde görülmesi gereken önemli noktalardır. Yunus balıkları ve balinaların şovlarını izleyebileceğiniz büyük akvaryumlara sahip Sea World'de eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz. Walt Disney'in hayal dünyasının muhteşem yapılarla günümüze yansıtıldığı masal kenti Disneyworld'e gezi düzenleyerek hem kendinize hem de çocuğunuza unutulmaz bir gün yaşatabilirsiniz. Fast-food yemeklerin merkezi konumunda olan şehirde, hazır yiyecek bulabileceğiniz mekanlara rastlayabilirsiniz. Dünya mutfaklarından örnekler sunan restoranlarda her damak tadına hitap eden lezzetleri bulabilirsiniz. MiamiFlorida Eyaleti'nin en güzel şehirlerinden biri olan Miami, nefis plajları, renkli gece hayatı ve doğal güzellikleriyle görenleri büyüler. Şehirde parklar, plajlar, meydanlar ve müzeler olmak üzere pek çok gezi durağı bulunur. Şehrin önemli gezi noktaları olan Miami Metrozoo, Little Havana, South Beach, Domino Park ve Plaza de la Cubanidad 'ı keşfe çıkabilirsiniz. Ülkenin iki tane ulusal parka sahip tek şehri olan Miami'de 1.5 milyon karelik nadir bir eko sistem üzerine kurulan Everglades Ulusal Parkı öne çıkmaktadır. Nesli tükenmiş pek çok hayvan türünün yer aldığı parkta Amerika timsahı, Florida panteri gibi türler yer alır. Büyük çoğunluğu suyla kaplı olan Biscayne Ulusal Parkı ise adeta bir tabiat harikasıdır. Burada zümrüt gibi adalar, mercan kayalıkları ve akvaryumlar bulunur. Miami Asya, Afrika, Avusturalya, Güney ve Kuzey Amerika gibi yerlere özgü 1.300 hayvanın bulunduğu, Florida'nın en önemli hayvanat bahçelerinden biri olan Miami Metrozoo'da farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Şehirde yer alan birçok alışveriş merkezleri, butikler, özel mağazalar, pazarlar ve diğer pek çok nokta alışveriş tutkunlarını bekliyor. Havaalanına yakın mesafede yer alan ve şehrin en ünlü alışveriş noktalarından biri olan Dolphin Alışveriş Merkezi'nde keyifli vakit geçirebilirsiniz. Setur'un birbirinden güzel yurt dışı turları için Setur web sitesini inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/plitvice-golleri-milli-parki.html", "text": "Plitvice Gölleri Milli Parkı28 Ağustos 20147 YorumKategori : Hırvatistan, Yurt dışı Seyahatleri, Zagreb43 Hırvatistan Gezi planımız şu şekildeydi... Split, Dalmaçya kıyıları, Zadar ve adalardan bahsettiğim yazı ise bu linkte... Dubrovnik de geride bıraktığımız güzel yerlerden biriydi. Mostar Köprüsü'ne de uğramadan geçmedik... Sırada ise Hırvatistan'da bir doğa harikası vardı: Plitvice Gölleri Milli Parkı. Yine Unesco'nun Dünya kültür mirası listesinde. Hırvatistan gezimizde adeta Unesco'yu teftiş ettik. \"Bakalım güzel korumuş mu\" dercesine koruduğu neresi varsa görmeden geçmedik...\"Plitvice Lakes National Park\" parkın İngilizce adı. Plitvicka Jezera ise orijinal dilindeki ismi, yani Hırvatçası. Araba ile giderseniz bu isme dikkat, tabelalarda takip edeceksiniz çünkü. Plitvice Gölleri Milli Parkı, namı değer Plitvicka JezeraZadar'da 1 gece konaklayıp öğlene doğru kiralık arabamızla yine yağmurlar eşliğinde yollara düştük. Plitvice Zadar'dan yaklaşık 2 saat uzaklıkta. Zagreb'den geliyorsanız ise 1.5 saat yolunuz var demektir. Zadar ve Zagreb'den günlük turlar düzenleniyor milli parka. Araba kiralamak istemezseniz bu turlarla gidip gelmek de rahat olabilir. Otobüsle de ulaşım mümkün. Hangi şekilde olursa olsun buraya mutlaka gidin, Hırvatistan en önemli noktalarından birini kaçırmayın! Biz normalde Hırvatistan'ın güneyinde Dalmaçya kıyılarında takılıp Zagreb'i ve Plitvice Milli Parkı'nı görmeden dönecektik. Ama ben sırf bu park yüzünden gezimizin son 1buçuk gününü ülkenin kuzeyine kaydırdım... Plitvice, göllerden ve gölleri birbine bağlayan şelalelerden oluşan sulak bir alan, etrafı ise balta girmemiş orman! Tam 16 tane birbirinden farklı seviyelerde göl var, hepsinin rengi bir başka güzel.2 adet otoparkı ve girişi var parkın. Parking Point 1 ve 2. Biz 2. otoparka koymuşuz, dolayısıyla \"upper lakes\" denilen üst kısımdaki göllerden başladık gezmeye. İçeri giriş kişi başı 180 kuna, yaklaşık 24 euro yapıyor. Parkta sadece kuna ile ödeme yapabiliyorsunuz ama Euro'nuzu Kuna'ya çevirebileceğiniz döviz bürosu var. Biz girerken feci yağmur olduğu için mecburen naylon pançolardan alıp giydik. Naylon pançolara da (2 tanesine) 13 euro verdik. Neyse ki biraz kaliteli malzemeden yapmışlar da eve getirebildik pançoları. Bundan sonra ne zaman sulu bir yere gitsem kıyafetim yanımda:Sulu ve yağmurlu yerlede yanımdan ayırmayacağım pançom\"Hangi rotayı seçsek?\" diyen turistler... Plitvice Göllerini ziyaret ederken en önemli şey ayakkabı! Kilometrelerce yol yürüyorsunuz, yükünüzün hafif, ayağınızın rahat olması gerek. Bizim gibi feci yağmura yakalanabilirsiniz, ayakkabınızın su geçirmez trekking ayakkabısı olması iyi olur. Veya yaz ise deniz ayakkabısı da tercih edilebilir. Ben yanımda deniz ayakkabısı olmasına rağmen bez ayakkabılarımı giyip onları mahvetmeyi tercih ettim nedense! Biz parkı günübirlik ziyaret ettik ama etrafında konaklamak için bir çok yer var. Doğa aşığıysanız parkın tadını çıkarmak için bir gece konaklayıp parkı 2 günde de gezebilirsiniz. Göller arasında yürüyüş parkurları var. Uygun ayakkabıyı giyip biletleri aldıktan sonra danışmaya gidip içeride kalacağınız saate göre bir rota belirleyebilirsiniz. Zamanınıza uygun olan rotayı seçip çoğunlukla yürüyerek, yer yer tren veya vapura binip parkı turluyorsunuz. Biz E rorasını takip ettik mesela... H daha güzeli. Rotaların açıklaması için tık tık... Parka en az 4 saat ayırmalısınız. Burada belirtmek istediğim tek şey yağmurdan gözümüzü açamadığımız oldu... Hava çok pusluydu ve bu nedenle internette gördüğümüz canlılıkta fotoğraflar çekemedik. Yine de fotoğraf çekebildiğimize dua ettik, çünkü yeni aldığımız Gopro yanımızda olmasaydı hiç çekilemeyebilirdik. Şimdi sözü fotoğraflara bırakıyorum. Göller birbirine şelaleler ile bağlanıyorduBazı manzaralar müthiştiFotoğraftaki bebeğe dikkat! Yurtdışındaki annelerden feyz alalım lütfen! İçeride yemek var ama yanınızda götürmeniz de güzel olacaktır. Biz 30 kuna (4 euro)ya cheeseburger yedik göllere girmeden. Çıkınca ise 15 kuna vererek aldığımız strudel yorgunluğumuza pek iyi geldi... Buraya gitme konusunda hala şüpheleriniz varsa lütfen Google'a Plitvice yazın bakın. Benim gösterebildiğimden daha güzel bir yer olduğunu göreceksiniz. Ve tarih 29 temmuz olsa bile yağmur yağabileceğini unutmayın! Bir sonraki yazım ise Zagreb olacak, Hırvatistan tatilinde son durağımız. Beklemede kalın!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/zagreb-gezi-notlari.html", "text": "Zagreb Gezi Notları4 Eylül 20147 YorumKategori : Hırvatistan, Yurt dışı Seyahatleri, Zagreb30 Gezi planımızı ve Hırvatistan ile ilgili genel bilgileri paylaştığım ilk yazımı okumadıysanız sizi şöyle alalım... Dalmaçya kıyıları, Split ve Zadar ne kadar muhteşemdi.... Dubrovnik zaten en güzel, en eski, en büyüleyici şehirdi. Buralara gelmişken Osmanlı'nın Balkanlar'da bıraktığı en güzel miraslardan Mostar Köprüsü'nü de gördük... Hırvatistan'da bir doğa harikası Plitvice Gölleri Milli Parkı'nı yağmur izin verdiği ölçüde gezdik... Ve son durak başkent Zagreb! O kadar güzel yerler gezdikten sonra bana sönük gelen bir şehir oldu. Dalmaçya kıyılarından sonra Zagreb'e gelmek Ege sahillerinden sonra Ankara'ya gitmiş gibi hissedirdi... Şimdi fotoğraflara bakınca \"aslında o kadar kötü bir yer değilmiş\" dediğime göre belki ıssızlığından hoşlanmadım. Gayet yeşil bir başkent olması dikkat çekici. Yaz aylarında büyük şehirlerin boşalıp sahil şeridinin patlama yapması her ülkede görülen bir olay demek ki... Güzelim sokaklar bomboş... Biz kiraladığımız araba ile Plitvice Göllerinden 1buçuk saatte vardık Zagreb'e. Uçakla gelindiğinde ise havaalanından merkeze otobüsler kalkıyor. Tek yön kişi başı bilet fiyatı 30 kuna (4 euro). Otobüslerle şehre yarım saatte varılıyor. Otobüs sizi otogarda bırakıyor. Otogardan ya yürüyerek ya da tramvayla gideceğiniz yere ulaşmanız gerek. Biz Zagreb'den Splite'e giden uçağı beklerken havaalanının dışındaki parkta oyalanmıştıkŞehir içi ulaşım genelde tramvaylar ile sağlanıyor ama turistik yerler birbirine hep yürüme mesafesinde. Zagreb'de de evleri, dükkanları odaya dönüştürüp kiralama konsepti devam ediyor. Kaldığımız odanın konumu süperdi, tasarımı ve dekorasyonu da çok hoştu. Sadece giriş sokağına sokak demeye şahit istiyordu, biraz pasaj gibiydi... Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir konaklama oldu. Booking'den Apartments Top Center olarak aratabilirsiniz. Bizim gittiğimiz tarihte 1 geceliği 50 euro idi. Önceden de yazdığım gibi bu tür odalarda kredi kartı geçmiyor. Kaldığımız oda böyle pasaj gibi bir sokağın içindeydi, ama sokak Jelacic meydanına açılıyordu, çok merkezi! Zagreb'de gezilecek yerlere hızlı bir geçiş yaparsak... Ban Jelacic Meydanı şehrin kalbi. Gezilecek yerler hep buranın etrafında. Buradaki heykel dikkat çekiyor... Asker Josip Jelacic heykeliBan Jelacic Meydanı, gece... Jelacic Meydanı, gündüzJelacic Meydanı, gündüzZagreb merkezi Yukarı Şehir ve Aşağı Şehir olarak ikiye ayrılıyor. Yukarı şehir Jelacic meydanının üst kısmı, Kaptol ve Gradec bölgelerini içine alıyor. Aşağı şehir de Ilica caddesi ve daha güneyini kapsıyor. Biz yukarıdan başladık gezmeye... Ban Jelacic Meydanı'nın hemen üstüne merdivenle çıktığınızda meşhur Dolac Pazarı'na geliyorsunuz. Pazarcı teyzelerde öyle bağırış çağırış yok... Düzenli tezgahlarında sessiz sakin satış yapmayı bekliyorlar... Dolac PazarıDolac PazarıDolac'da çiçek tezgahlarıZagreb Katedrali ilginizi çekiyorsa göz atılabilir. Çok adı geçen Kaptol Caddesi'nde ise hiç bir şey bulamadım, bomboştu. Tkalciceva Caddesi \"nerede bu insanlar?\" sorusunun cevabı oldu. İşte bu barlar sokağındaymış millet! Biz hem gece, hem gündüz dolandık burada, en keyifli yer burasıydı. Tkalciceva Caddesi, Zagreb'de kalabalığın tek adresiBu tatlı binaya selam vermeden geçmeyin, pencereleri Petibör'den! Yukarı şehir sokaklarında dolanırken bir köşe başının ibadethaneye dönüştüğünü gördük. Buranın ismi \"Taş kapı\"ymış, isteyen bir mum yakabilir... Yol ortasında minik bir kiliseKiliseyi geçince karşıma çıkan eski bir eczaneyi de çekmesem olmazdı... Biraz daha dolanınca St Mark Kilisesi'nin bulunduğu Markov Meydanı'na varıyorsunuz. Paris'in sembolü Eyfel Kulesi ise Zagreb'in simgesi kesin burası. Çatısı siz deyin piksel piksel, ben diyeyim kanaviçe... Zagreb'in simgesiKiliseden sonra sokaklarda yürümeye devam ediyoruz, biraz ötede gözlerimin aradığı müzeyi bulmuş bulunuyorum! Müze sevmeyenlerin bile ilgisini çekecek bir konsept \"Museum of Broken Relationships\" yani \"bitmiş ilişkiler müzesi\". Dünya'nın dört bir yanından kişiler, biten ilişkilerine dair objeleri ilişkilerinin kısa bir hikayesi ile bu müzeye göndermişler. Biten ilişkinin müzesi mi olur demeyin, neden olmasın?Örneğin eski bir uyuşturucu bağımlısı olan sevgilisinin tekrar uyuşturucuya başladığını gizlice yaptığı idrar testinden öğrenip ilişkiye son veren kişi, test sonucunu göndermiş müzeye... Sadece kadın-erkek ilişkileri değil, aile ilişkileri de sergilenmiş. Annesi tarafından 3 yaşında terkedilmiş bir genç, annesinin ona aldığı Christmas hediyesi ile katılmış müzeye. Biten ilişkinin ardından gönderilen objeler ve ilişkinin kısa hikayesiBazı hikayeler dokunaklıydı, bazıları ise saçma 🙂 Olgunla çok uzun süredir birlikte olduğumuz için ona anlamsız gelse de ben hala \"Bu müzeye ne gönderebilirdim?\" sorusunun cevabını aramaktayım... Farklı insanların hayatlarına ilginiz varsa bu müze size cazip gelecektir. Ama Olgun gibi \"bana ne elalemden\" bakış açısına sahipseniz girmeyin bile 🙂 Giriş 25 kuna (3-3,5 euro). İçeride ilginç hediyelikler var: Kötü anılarınızı silebileceğiniz silgiler, sevgiliden ayrılıp bunalım takılırken üzerinize örtebileceğiniz battaniye gibi yaratcılık ürünü ve manevi değeri yüksek objelerden satın alabilirsiniz 🙂Lotrscak Kulesi de yolun devamında karşınıza çıkacak. Orta çağda şehri korumak için yapılmış bu kuleden uzun yıllardır öğle vaktinde top atılıyor. Eskiden kiliselerin saatlerini ayarlaması için atılıyormuş top, ama şu an sembolik bir seromoni olduğu söylenebilir... Biz uzakta olmamıza rağmen top sesine hazırlıksız yakalanıp yerimizde sıçrayanlardan olduk! Kuleye çıkıp şehri tepeden izlemek mümkün. Lotrscak KulesiBiz kulenin tepesine çıkmadık, önünden çektiğimiz bir resim... Kulenin yanındaki park da hoştu. Lotrscak Kulesi'nin yanındaki parkta vakit geçirilebilirLotrscak Kulesinin hemen altında bir füniküler var, sizi Ilica Caddesi'ne, yani aşağı şehre indiriyor. Bu tramvay dünyadaki en kısa tramvaymış, yolculuk 1 dakika bile sürmüyormuş! En kısa ise en gereksiz olabileceğinden şüphelenip parkın içinden yürüyerek aşağı iniyoruz. Zagreb'deki kısacık fünikülerJelacic Meydanı'nın devamındaki Ilica caddesi içinden tramvay geçmesi ile İstiklal Caddesi'ne benzese de tenhalığı ile İstiklal'in yanından geçemez. Zagreb'in en işlek caddelerinden IlicaMirka Bogovica caddesi Zagreb'in kafelerinin bol olduğu bir cadde... Mirka Bogovica CaddesiÜnlü fizikçi Nikola Tesla aslında Sırp, ama buralarda seviliyor... Nikola Tesla heykelinin devamındaki Nikola Tesla isimli caddede ise daha klas restoranların olduğu gözüme çarptı. Ben çok cazip bulmadım, manzara filan yok ama belki yemekler kalitelidir. Genel olarak Zagreb'de sevdiğim caddeler, Ilica, Mirka Bogovica ve Tkalciceva oldu. Mimara MüzesiAşağı şehir manzaralarıTolkien's House her Zagreb'e gidene tavsiye edilen bardır heralde. Opatovina Caddesi üzerinde bulunan bu barın içi orta dünya konseptinde dönemişti. J. R. R Tolkien aslında İngiliz, bu bar onun evi filan değil. Bir hayranı tarafından düşünülüp hayata geçirilmiş olabilir bu kafe... Ev yapımı biraları meşhurmuş ama biz gittiğimizde taze bitmiş! O yüzden biz de başka Hırvat biralarını denedik. Gricka Vjestica marka bira favorimiz oldu. Tolkien's HouseTolkien's HouseZagreb'de hediyelik eşyacı görmedim desem yeridir. Çok da aramadım ama gözüme bir şey çarpmadı... Hırvatistan genelinde kahvaltıda \"pekarna\" denilen pastanelerden bir şeyler alıp kafelere oturup kahve eşliğinde yemek çok yaygın. Zagreb'deki Dubrovica isimli fırını kahvaltı için tavsiye ediyorum. Kahvaltı için tercih edebilirsinizZagreb'de 24 saatten az zaman geçirdik ama yetti diyebilirim. 1 gün daha kal deseler sıkıntıdan odaya gidip kitap okuyabilirdim... Okuduğum bloglarda genelde sevmişler Zagreb'i, bizim gittiğimiz tarih yanlış olabilir. Cıvıl cıvıl bir ortam, etrafta şaklabanlık yapan sokak sanatçıları, kahkahalarla gülen gençleri ara ki bulasın... Doğru zamanda doğru yerlerde olmayı diliyorum herkes için... Ve Hırvatistan notlarımın sonuna geldik... 5 günlük geziden 5 yazı çıkardım, umarım sıkılmadan okudunuz. Bir dahaki yazım geçen haftasonu gittiğimiz şirin ada Midilli olacak 🙂 O zamana kadar facebook sayfamı beğenip beni instagramda takip etmeyi ihmal etmeyin."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/dalmacya-kiyilari-split-zadar-ve-adalar.html", "text": "Dalmaçya Kıyıları, Split, Zadar ve Adalar18 Ağustos 20145 YorumKategori : Hırvatistan, Split, Yurt dışı Seyahatleri54 Anılarım taze iken yazmak için acele etsem de kısa ve yoğun geçen yaz gecelerinde yazmaya zaman ayırmak gerçekten zor. Tabiri caizse yaz, \"yaz\"dırmıyor. Bulduğum her aralıkta 1-2 satır karalayarak oluşturduğum bu yazı bakalım nasıl olacak... Dalmaçya'nın sadece bir köpek cinsi değil, kıyı tipi olduğunu yazmıştım Hırvatistan ile ilgili genel bilgileri paylaştığım ilk yazımda. Gezi planımızdan ilham almak için ilk yazıyı okumayı unutmayın!\"Bu insanlar ne yapıyor olabilir?\" diye sormuştum önceki yazıda, cevabı aşağılarda bulacaksınız! Hırvatistan'ın Dalmaçya Bölgesi'ni Türkiye'nin Ege Bölgesi'ne benzettim ben. Turizmin merkezi olan Adriyatik kıyılarında sahil şeridine dizilmiş şehirler, köyler, muhteşem koylar, berrak deniz, yazın canlı, kışın daha ıssız yerleşim bölgeleri var. Hem Adriyatik de Ege gibi bir sürü adaya sahip. Dalmaçya Kıyılarında uğradıklarımız: Split, Trogir, Primosten ve ZadarSplit Ege'nin incisi İzmir ise Dalmaçya'nın incisi Split'dir! Hırvatistan'ın en büyük 2. kenti burası, her giden de İzmir'e benzetmiş... Tabii daha küçüğü, tarihi dokusu korunmuş ve düzenli olanı. Split'e neden gidilir? Adalara geçiş için uğruyor buraya bir çok turist. Büyük bir limana sahip, kruvaziyer turizm için önemli bir nokta. Split, yazın hareketli, eğlenceli bir merkez. Hem tarihi eski şehir konseptini, hem de büyük şehir havasını yaşayabilirsiniz... Split'ten kalkar gemiler... Split'te tren garı, feribot ve otobüs durakları birbirine yakın mesafede, deniz kıyısında. Biz şehre uçakla geldik. Havaalanı ise merkeze yarım saat uzaklıkta, Trogir şehrine de yakın. Şehirden ayrılışımız ise otobüsle oldu. Otobüs tarifesi için bu adrese tık tık... Havaalanından merkeze otobüsler kalkıyormuş ama biz gece geç varacağımız için kalacağımız pansiyon sahibinden transfer ayarladık. Taksiler 40 Euro tutuyormuş, bizim transfer ise 20 euroya maloldu. Split'e varışımız bir talihsizlikle gerçekleşti, bavulumuz aktarmalar esnasında kaybolmuş... O yüzden Split gezimiz sırasında sefilleri oynadık. Yol kıyafetleri terle karışınca... Neyse fazla anlatmayayım. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi Hırvatistan'da otelde kalmaktan ziyade oda kiralamak çok yaygın. Bence böyle odalarda kalınca Hırvatistan'da tatil yaptığınızı daha iyi anlıyorsunuz ve böylesi çok daha ekonomik. Otellere göre dezavantajı ise odanızın \"kime sorsan gösterir\" gibi bir konumu olmuyor, elinizde harita, odanızı aramak durumunda kalabiliyorsunuz. Bir de kredi kartı geçmiyor bir çok tesiste... Bizim odamız Room Leon idi, booking. com dan ayarladık. Şehre inip kapı kapı gezip daha uygun fiyatlı bir oda bulma riskini göze alsaydık 1 geceliğine 50 Euro vermemiş olabilirdik 🙂 Garanticiler için Dalmaçya kıyılarında da booking. com'u öneriyorum. Odamız gayet iyi dekore edilmiş, konumu merkezde, dar sokaklar içinde ve şirin bir muhitte idi. Feribotlara yürümesi biraz uzun olsa da ben odayı sevdim. İçinde banyosu, mutfağı, mutfağında ise atıştırmalık yiyecekler ve küçük bir şişe şarap bile vardı. Sahibi biz bavulu kaybettik diye üzülüp ertesi gün bizi sahile arabasıyla bıraktı. Memnun ayrıldık. Split'te neler yapılır?1 Dar sokaklarında gezilir, alışveriş caddeleri bulunur. En önemli caddelerden biri Marmontova Caddesi. Marmontava CaddesiBurada ilginç bir çeşme bizi bekliyordu... Türk olduğumuz için fotoğrafını çekmeden geçemedik 🙂 Normalde başparmaktan su akıyormuş aşağıdaki cezve gibi kabın içine. İnsanların üstüne çok su sıçrattığı için kapatmışlar suyu. Terbiyesizliklerini anlayıp çeşmeyi de sökerler belki ileride 😛İtalyanlar'ın \"Aşk Çeşmesi\" varsa Hırvatlar'ın \"N. h Çeşmesi\" var2 Balık ve semt pazarlarında ne var ne yok bakılır. Balık pazarı da Marmontova üzerinde. Balık pazarında ne var ne yok... Müren var! Sokak pazarları Hırvatistan'da çok yaygın3 Kordon'da yürünür, akşamüstü içkisi içilir... Kordon dediğime bakmayın, Riva deniyor sahil şeridine... Onlara göre\"Riva\", bana göre \"Kordon\"Split sokaklarında şirinlikler...4- Diocletian's Palace gezilir. Taa Romalılar zamanından kalmış bir saray burası, eski Roma imparatoru Dioclatian'ın inzivaya çekilip emeklilik hayatı yaşadığı yermiş. İlk çağdan kalma bu sarayı normal bir saray sanmayın, neredeyse bir mahalle büyüklüğünde ara sokaklardan oluşan bir yapıda sarayımız. Gezintiniz taş binalar arasında alışveriş yapma, bir şeyler yiyip içme, Dalmaçya müzikleri dinleme şeklinde geçiyor. Dioclatian'ın sarayının içinde kiralık odalar da var, bir çok turist burada kalmayı tercih ediyor. Fiyatları dışarıya göre pahalı tabii ki... Diocletian's Sarayına giriyoruz. Antik Roma'dan kalma Diocletian's PalaceTaş bina içindeki akustikten istifade eden Dalmaçyalı solistler... Dioclatian's Palace5- Grugur Ninski heykeli bulunur, altın rengindeki ayak parmağına dokunup dilek dilenir. Bu sene heykel tadilattaymış ama ayak parmaklarını açıkta bırakmışlar. Biz de dokunmadan geçmedik... Ayak parmağına dokunuyorum. Dileğim ise \"tipim çok perişan, lütfen bavulumuz bulunsun\"Grugur Ninski, Hristiyanlığı her milletin kendi dilinde yorumlaması gerektiğini savunmuş ve dini belgeleri Hırvatça'ya çevirip Hristiyanlığın Hırvatlar tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlamış.6 Live Museum'da Roma sarayından bir kesit izlenip Kral Dioclation ile fotograf çekilinir. Roma İmparatoru Dioclatian'ın saray hayatından bir kesit izliyoruzMüze ekibi ile fotoğraf çekildik, sonunda yüzümüz güldü! Yaşayan Müze'ye giriş 30 Kuna, yani 4 euro. Döneme ait kıyafetler giyip fotoğraf da çekilebiliyorsunuz.7- Denize de girilir... Etrafında çeşitli plajları var Split'in. Biz limandan 10 dakikada yürünebilen Bacvice plajına gittik. Uzaktakiler daha güzelmiş diye duyduk ama merkeze yakın olmak için burayı tercih ettik. Plajda kafeler ve atıştırmalık bir şeyler alabileceğiniz büfeler var. Bacvice Plajı8 Yeşillikler içinde yürümek veya bisiklete binmek, manzara izlemek istenirse Marjan tepesine çıkılır. Bizim zamanımız yoktu... Split'te yapılacakları ben 8 maddede özetledim ama liste uzatılabilir. Biz hemen hemen yarım gün harcadık ve otobüsle Dubrovnik'e geçtik. Split'te yemek yiyecek zamanımız olmadı. Odada kahvaltı edip sahilde Surf'n Fries büfesinden patates yedik. Ozujsko markalı biranın limonlusunu da tattık... Biraz şekerli olduğu için fazla sevmedim. Split'ten adalara geçmek isterseniz: Jadrolinija buradaki feribot şirketinin adı. Sitesine tık tık. Split'ten bir çok adaya geçilebiliyor ama benim en çok ilgimi çeken Hvar ve Brac adaları oldu. Hvar adası Hırvatistan'ın en güneşli adasıymış ve Avrupa'da çok popüler. St Tropez veya Mykonos'a benzetenler olmuş, o denli canlı ve kalabalıkmış. Bizim de planımız dahilindeydi Hvar, en az 1 gece kalacaktık ilk başta. Yüzlerce kez plan değiştirmenin sonunda buraya günübirlik zaman ayırmaya karar verdik, en sonunda da bavulumuz kaybolduğu için Split'te kalıp Hvar'ı plandan çıkardık. İleride Hırvatistan'nın adaları odaklı tekneli bir tatil yaparsak Hvar ile yolumuz kesişir diye umut ediyorum. Hvar Adası görseli Google'dan mecburen... Hvar'a gidebilseydik, Hvar şehrinin çarşısında gezip gün batımında kaleye çıkacak, manzara izleyecektik. Koylarında denize girecektik, tekne taksi ile Pekleni adalarına gidip yüzecektik... Paradise Garden adlı restoranda Gregeda tabağı yiyecektik. Anlayacağınız ben dersimi çalışmıştım ama Hvar kısmet değilmiş... Split civarında fazladan zamanımız olsaydı da Brac Adası'na gidip Zlatni Rat plajını görecektik. Burası Hırvatistan'ın turizm sembolü denilebilir. Golden Cape veya Golden Horn olarak da geçiyor plajın ismi. Split veya Hvar'dan günübirlik gidilip görülebilirdi... Zlatni Rat Golden Cape plajı görseli de Google'danSplit'ten kuzeye doğru çıkarsak yine güzel yerler bizi bekler... Bizim planımız Split'ten Dubrovnik, sonra Mostar, oradan yine Split'in kuzeyine hareket etme şeklinde karmaşıktı ama siz direk Split'ten kuzeye devam ederseniz daha mantıklı olur. Trogir:Unesco Dünya mirası korumasında olan \"eski şehre\" sahip, Split'e 40 dakika uzaklıkta, Adriyatik kıyısında bir tatil kasabası. Biz geçerken uğradık, tarihi meydanda kahve içtik. Bir çok antik kalıntı varmış incelenecek ama biz biraz etrafa bakıp ayrıldık. Denize de giriliyor Trogir'den. Merhaba Trogir! Eski şehri Unesco koruyor! Şehir meydanında kafeler varBu da Trogir'in kordonu... Split'e yolunuz düşerse Trogir'e de uğrayın derim. Trogir'den çıkıp yarım saat daha direksiyon sallarsanız da geleceğiniz yer Primosten. Yolda giderken göreceğiniz güzel yerler de yanınıza kar kalır... PrimostenPrimostenPrimosten tam bir tatil beldesi. Biraz yazlıkçı işi gibi geldi bana, Davutlar'ı anımsadım. Denize girmek isteyenler burada oyalanabilir. Sibenik var bir de Dalmaçya'nın önemli şehirlerinden. Vakit varsa uğranabilir. Bizim Zadar'a güneş batımına yetişmemiz gerekiyordu, pas geçtik. Umarım çok şey kaçırmamışızdır... Zadar:Zadar Split'ten de Plitvice Gölleri Milli Parkı'ndan da 2 saat uzaklıkta bulunan Dalmaçya'nın kuzey bölgesinin büyük şehirlerinden biri. Hırvatistan seyahati planlamadan önce hiç duymadığım bir şehirdi, düşük beklenti ile gidip çok beğendiğim bir yer oldu. Gönlümdeki yeri Dubrovnik ile yarışır. Zadar büyük bir yer ama asıl önemli olan old town bölümü o kadar da büyük değil. Biz şehre gelir gelmez arabayı park edip kendimizi eski şehrin sokaklarına ve ardından deniz kenarına attık. Güneşin batışını izlemeye gelmiş yüzlerce insanın arasına katıldık. PrimostenZadar eski şehirZadarSahil tam bir festival havasındaydı... Güneşi uğurlamaya gelenler... Alfred Hitchcock'a göre dünyanın en güzel gün batımı Zadar'daymış. \"Key west'ten bile güzel\" gibi bir kıyaslama yapmış. Key West'i henüz görmedim ama bana göre Zadar'ın gün batımı olsa olsa dünyanın 2. güzeli olabilir. Alfred Kuşadası'nı da görseymiş keşke... Zadar gün batımında bizTanımadığımız çiftlerin romantik fotoğraflarını çekmek gibi bir hobimiz var artık... Zadar sahilinde güneş batarken görmeniz gereken 2 atraksiyon var. Hani yazının başında \"bu insanlar ne yapıyor?\" diye merak etmiştik ya... İşte şimdi anlatıyorum. Adamlar denizin kenarına betondan basamaklar yapmışlar ve basamakların altına farklı uzunluklarda ve farklı tonlanmış borular yerleştirmişler. Dalgalar borulara vurdukça borulardan ses geliyor. Dalganın kıyıya vuruşuna göre farklı ezgiler oluşuyor ve burada müziği resmen dalgalar yapıyor! Sea Organ denilen bu oluşum gerçekten gördüğüm en ilginç şeylerden biriydi. Yerin altından müzik sesleri yükseliyor, yerdeki deliklere kulak verip oluşan müziği daha yakından dinlemek de bize düşüyor... Sağ altta basamaklardaki delikler görünüyor. Sağ üstte ise kulağımızı dayadığımız deliklerden sesler yükseliyor.\"Orchestra of Nature\" da deniliyor Sea Organ'a. Fotoğrafta herkes onu dinliyor. Bu proje mimarına Avrupa çapında bir ödül bile kazandırmış... Müthiş bir fikir olduğu tescillenmiş yani.\"Sahil şeridine tek bir atraksiyon yeter\" dememişler, Sea Organ'ın biraz ilerisine güneşi bütün gün emen güneş panelleri yapmışlar. Güneş panelleri güneş battıktan sonra emdikleri ışığı yansıtıp renkli görüntüler oluşturuyor. Bu aktivitenin adı da \"Greetings to the Sun\"\"Greetings to the Sun\" isimli güneş panelleri gündüz güneşi emip gece rengarenk ışıklar saçıyor Zadar'ın eski şehrinde Romalılar'dan kalma yapılar arasında geziyorsunuz. Çocuklar forumun içinde saklambaç oynuyor, bir rock grubu ise Saint Donat kilisesinin önünde konser veriyor... Her sokakta bir eğlence var, o yüzden kimse restorana oturup yemek yemekle vakit kaybetmek istemiyor. Millet almış eline pizzasını, mısırını, hem yiyor, hem sokakların tadını çıkarıyor... Zadar geceleriBiz yine de bir restorana oturduk, internete girip kalacağımız yerin adresine bakmamız gerekiyordu. Tribunal adlı restoranda yemek yedik. Güzeldi, memnun kaldık ama illa da arayıp bulun orada yiyin demem. Biz iki çorba ve 1 ana yemek ile çok yeterli doyduk. Hesap 24 euro idi. Kalacağımız yer ise şehrin deniz kenarı olan Diklo bölgesinde idi. Arabanız yoksa bu bölgeyi hiç tavsiye etmem. Apartment Silvija'yı da booking. com dan ayırtmıştım. Yazlık siteler gibi bir bölgedeydi ve bulması biraz zordu, etrafı ıssızdı. Olgun \"korku evi\" koydu buranın adını. Oda fiyatı ise 60 euro idi. Booking üzerinden bulabildiğim en ucuz alternatif olduğunu da belirtmek isterim. Odamızın sahibi bayan evinin bir bölümünü odalara çevirmiş. Biz sadece1 gece uyumak üzere uğradık ama oda uzun süre kalacak olan tatilcilere göre tasarlanmış aslında. Banyosu, mutfağı, hatta balkonu bile vardı. Ev gibi bir ortam yapıp içine her şeyi koymuşlar ama sabun koymamışlar... Neyse istedik biz artık... Korku evinden ayrılıp denize gireriz sabah diye düşünmüştük ama biz yüzme hayalleri kurarken evren bize gök gürültülü sağanak yağış yolladı. Kaderimize razı olup 1 saat fazla uyumuş olduk... Zadar da bir çok adaya geçiş noktasında. Adaların denizi anakaradan çok daha güzelmiş... Hırvatistan'ın bu kıyı şeridini isterseniz araba kiralayıp, isterseniz otobüs ile bazı noktalarda konaklayarak gezebilirsiniz. Karavan, motorsiklet ve bisiklet alternatiflerinizin olduğunu da unutmayın. Hatta yelkenli veya motor yat kiralamak da süper olabilirdi. Biz sıradan olup araba kiralamıştık. Kiralama konusundaki tecrübemi ilk yazımda paylaşmıştım. Yolları bulmak için kullandığımız telefon aplikasyonunu bu yazıda da hatırlatmak isterim: Croatia Travel Guide by Triposo. Dalmaçya kıyılarıDalmaçya bölgesi yaz tatilleri için çok ideal. Hem denizi güzel, hem doğası yeşil... Adalar ile kombine bir Dalmaçya seyahatini yapılacaklar listenize eklemeyi unutmayın! Bir sonraki yazıda Türkler'in eski gözdesi Dubrovnik'deyiz!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/barselona-gezi-rehberi.html", "text": "Barselona Gezi Rehberi13 Mayıs 2014108 YorumKategori : Barselona, İspanya, Yurt dışı Seyahatleri41 Bu aralar çok seyahat edince kredi kartlarındaki miller suyunu çekerken THY'nin Miles and Smiles kartında puanlar birikmekteydi. Bizim de onları harcamamız gerekiyordu 😛 Ne zaman nereye gitsek diye düşünürken spontane bir şekilde 23 nisanı birleştirip Barselona seyahati planladık. Barselona, Avrupa'da görülmesi gereken önemli yerlerden biri. Paris gibi, Amsterdam gibi, Türk turistlerin ilk tercihlerinden 🙂 Her zevke hitap edecek özellikte bir şehir. Daracık sokaklarında sokak sanatı, sokakların açıldığı geniş meydanlarda ise heykel sanatı fışkırıyor! Güzel müzeleri, eğlenceli pubları, alışveriş imkanları, futbol takımı, plajları ve kendine özgü yemekleri ile yaşayan bir şehir... Baharda Barselona, iyi fikir! Barselona şu an İspanya sınırı içinde olsa da Barselonalılar kendilerine İspanyol değil, Katalan diyorlar. Kendi dilleri Katalanca. Katalonya bölgesi sakinleri, İspanya'ya gerek turizm gerekse futbol takımı ile en çok para kazandıran bölüm iken İspanya'daki krizden yüksek oranda etkilenmiş olmaktan memnuniyetsizler. İşsizliğin en yoğun olduğu Avrupa ülkesi imiş İspanya. Katalan bayrağı her yerde! İşsizlik oranı bu denli yüksek, ekonomik kriz ayyuka çıkmışken bu şehre giden turistlere yapılacak en yerinde uyarı \"hırsızlara dikkat!\" olacaktır. Ben okuduğum her blogda bu uyarıyı gördüm ve Barselona'da bir şeyler çaldırmış arkadaşlarımın hikayelerini dinledim. Tüm kalabalık yerlerde turist rehberlerinin de ekiplerini hırsızlara karşı uyardığına şahit oldum. Lütfen siz de çok korkun, tedbirli olun. Tedbir olarak kendime çok sıkı bir çanta seçmiştim, ben bile içinden paramı telefonumu zor alabiliyordum. Öyle telefonumu masada bırakıp sağıma soluma bakınayım demedim hiç; telefon elimde değilse çantama girdi, fermuar da sıkıca kapandı. Fotoğraf makinemin boyun askısını da kalabalıkta kaybolmaktan korkup annesinin elini sımsıkı kavramış küçük bir çocuk edasıyla tuttum. Ve zafer! Hiç bir şey çaldırmadan işte geldim burdayım! Barselona'ya nasıl gidilir? Uçak ile Türk Hava Yolları haricinde Pegasus ile de direkt uçmak mümkün. Tabii İstanbul'dan. Biz İzmir civarında yaşayanlar aktarma yapmanın doyumsuz zevkini tatmaya devam ediyoruz 🙂Havaalanı 2 terminalden oluşuyor. Türk Hava Yolları Terminal 1'e, Pegasus 2.'ye iniyormuş. Barselona Havaalanı'ndan şehre gitmek çok kolay. Metro, Aerobus adı verilen otobüs, N17 adlı gece otobüsü ve taksi gibi seçenekler var. Metro ve N17 veya N16 ucuz seçenekler. Biz Aerobus isimli otobüsü seçtik, 5.90 Euro vererek 20 dakikada şehir merkezinde olduk. Biz otelimizi booking. com dan ayarladık. 5 gece kalacağımız için La Rambla çevresi çok pahalı tutuyordu ve odalar çok küçüktü. Plaça Espanya'ya çok yakın Ayre Hotel Gran Via adlı otelde kaldık. Oda genişliği ve konforu gayet iyiydi. Ulaşım çok rahattı, metro istasyonuna ve havaalanına giden otobüslere 2 dakikada yürüyorduk. Odanın tek kusuru iç avluya bakıyordu, güneş girmediği için her sabah karanlığa uyandık! Çok şikayet etmeye de hakkım yok, belki resepsiyona söylesek değiştirirlerdi odamızı ama biz üşenip hiç bir şey söylemedik, kadere razı olduk. Oda fiyatı 5 gece için toplamda 450 euro idi. Tekrar gitsem La Rambla üzerinde olmasa da El Born bölgesinde kalmak isterdim, çünkü en çok orada takıldık. Yazın gidip deniz odaklı bir tatil yapacaksam da Barcelonata veya Bogatell bölgeleri tercih edilebilir. Ama kendi otelimizin havaalanı otobüsünden inince çok az yürüme mesafesinde olması da büyük konfordu. El Born veya Barceloneta için ara sokaklarda bavulla yürüme külfetini göze alacaksınız veya taksiye bineceksiniz. Barceloneta plajıBarselona'da toplu taşıma oldukça gelişmiş. Metro biletleri de pahalı değil, tek bilet aldığınızda 2.15 euro fakat biz T-10 adı verilen 10 binişlik birden fazla kişinin kullanabildiği kartlardan aldık. 10 binişlik kart 10.30 euro idi. Olgun ile ikimiz kullanıp gezinin sonunda 10 lulardan 4 tane filan harcamış olduk. Barselona'da şehir dışına çıkmak isterseniz veya şehir içinde dilediğiniz yeri rahatça gezebilmek için güvenilir bir rent a car firmasından araba kiralayabilirsiniz. Araç kiralama işini son güne bıraktıysanız, İstanbul Atatürk Havalimanı araç kiralama ofisleri imdadınıza yetişecektir. Barselona'ya ne zaman gitmeli derseniz, hava şartları olarak Avrupa ortalamasının üstünde sıcaklığa sahip olduğunu bilmek gerek. Türkiye'nin batı kesimine benzer bir iklim var. O nedenle her mevsim ziyaret edilebilme potansiyeline sahip. Biz nisanı tercih ettik, üşümeden ve terlemeden gezdik. Yağmur bize teğet geçti. Barselona'yı yazın ziyaret etmek hem avantaj, hem dezavantaj. Yazın sahillerde vakit geçirip deniz tatili yapabiliyor olacaksınız, etraf cıvıl cıvıl olacak, fakat kültür gezisi kısmında sıcaktan pişeceksiniz! Ayrıca yazın Barselona fena kalabalık oluyormuş. O yüzden en ideal ay Eylül diye düşündüm. Hem eylül sonunda insandan kuleler yaptıkları La Merce adı verilen festival düzenleniyormuş, ona denk gelmek hoş olabilir. Barselona'da Gezilecek yerler:Barselona'da gezilecek yerlerÖncelikle bu şehrin başına gelmiş en güzel şeyle tanışalım: Mimar Antoni Gaudi! Gaudi bu şehri muhteşem sanatı ile süslemiş, aykırı bir mimari ile birbirinden güzel binalara imza atmış, şimdi bütün turistler oraları geziyor. Art Nouveau olarak bilinen sanat akımının amacı, eserleri, eseri saran çevre ile uyumlu hale getirmekmiş. Bu sanatın öncülerinden olan Gaudi de eserlerinde hep doğadan esinlenmiş. İnsan oğlunun leğen kemiği, arı peteği, ağaç dalı ve gövdesi onun ilham kaynağı olmuş. Köşe ve kenarları olmayan kıvrımlı ve dalgalı görünümlere sahip bu farklı binalarda statiği sağlayabilmiş olmasının yanı sıra sanatsal bakış açısı onu bir dahi kılıyor ve Barselona'ya giden herkesi Gaudi hayranı yapıyor. Gaudi'ye en büyük destek de yaşadığı dönemin en zenginlerinden olan Güel ailesinden geliyor. Güel ailesi için tasarladığı evler, parklar bugün Barselona'nın cazibe noktaları. Görmeden dönülmemesi gereken Gaudi eserleri şu şekilde:Sagra da Familia: Burası Barselona'nın simgesi, turizm ikonu, namı değer \"bitmeyen kilise\". Gaudi bu eserini yarım bırakıp hayata veda ediyor. Şu an kilisenin tadilatı bağışlar ile devam etmekte. 2026 yılında, Gaudi'nin ölümünün 100. yılında bitirilmesi planlanıyormuş. Haydi inşallah... Sagra da Familia! Kilisenin silüetine iş makineleri de dahil artık. Görünümü ıslak kum ile yapılmış kale şeklinde. Dışında öyle ayrıntılı figürler var ki; bir yerinde İsa'nın doğuşu anlatılıyor, bir yanda meyveler, öbür yanda gizemli sayılar var... Sagra da Familia'nın dış cephesindeki figürlerin ayrı hikayeleri var... Sagra da FamilaSagra da Familia dış cephe detaylarıSagra da Familia'ya yürüyebileceğiniz gibi metro ile ulaşmanız da mümkün. Sagra da Familia adlı istasyonda tam önünde iniyorsunuz. Kilisenin içine girmek için biletinizi mutlaka online alın. Yoksa en az 2 saat sıra bekleyeceğiniz garanti. Online biletli bölümde bile sıra var, neyse ki daha hızlı ilerliyor. Biletler kişi başı 20 euro. İçerisi görmeye değer güzellikte... Binayı ayakta tutan kolonların her biri birer ağaç gövedesi. İçerinin ışıklandırlması ise çok özel, vitraylardaki ışık kırılmaları içeriyi müthiş ışık oyunlarına boğmuş... Kolonlara dikkatİçeride doğal bir aydınlatma ve ışık oyunları varBizim biletimiz kulelerden birine çıkmayı da içeriyordu. Kuleye asansör ile çıkıp, yürüyerek iniyorsunuz. Benim gibi bir yükseklik korkağının ne işi vardı kulede bilmiyorum, çok zor anlar yaşadım trabzansız daracık merdivende! Ama Olgun'a süper fotoğraflar çekme fırsatı sunduğu için iyi ki çıkmışız diyorum. Kuleden aşağı bakışKuleden indiğimiz merdivenlerin bu güzel fotoğrafı için önce Gaudi'ye sonra Olgun'a teşekkürü borç bilirizCasa Battlo ve Casa Mila : Passeig de Gracia isimli lüks mağazaların bulunduğu alışveriş caddesinde Gaudi'nin yaptığı evler. Birbirlerine yürüyerek 5 dakika uzaktalar. Casa Battlo'ya giriş 21 euro, Casa Mila'ya giriş ise 18 euro idi. Zamanım kıymetli olduğu için biletleri yine online aldım. Pahalı oldukları için ikisinden birini tercih edelim dedim ve hangisinin içine gireyim diye 1 iş günümü ziyan ettiğimi itiraf ediyorum. Sonunda Casa Mila'ya karar verdim. Battlo'da da aklım kaldı ama 🙂Casa Battlo, çatısı bir balık sırtı olarak tasarlanmış, çok hoş, sıra dışı bir bina. İçinde mobilya yokmuş ama ayrıntılar muazzammış. Bir daha yolum düşerse içine gireceğim. Biz dışardan fotoğrafladık. Casa BattloCasa Battlo'nun balık sırtı şeklindeki çatısıCasa Mila veya La Pedrera olarak bilinen esere Taş Ocağı da deniliyor. Biz gittiğimizde buranın dış cephesi tadilattaymış. İçine girmeseydik dışarıdan da fotoğraflayamayacaktık, yani doğru seçim yapmışım, ohhh! Buranın çatısındaki bacaları çok efsane. Çatısında bir tur attık. Dış cephe tadilatta olduğu için görseli Google'dan aldımDarth Vader değil mi o?Baca ve havalandırmanın sanatla buluşmasıBurayı içinde mobilyalar var diye tercih etmiş olsam da mobilyadan çok duvarlardaki ayrıntılar, kapı pervazları ve pencere kulpları ilgimi çekti. Kapı koluna elinizi koyuyorsunuz, sanki sizin eliniz için tasarlanmış, tam ergonomik! Mobilyalı alandan bir kareCasa MilaPark Güel: Barselona'da görmeden dönülmeyecekler listesinin zirvesinde. Lesseps metro durağında inip 15-20 dakika yürüdük. Bundan sonra gideceklere kötü haber, parkın anıtsal kısmı 2013 ekimden beri paralı ziyarette. Park Güel'in paralı olduğunu hiç bir blogdan okumamıştım, o anlamda bir hayal kırıklığı yaşadım. Biletler kişi başı 8 euro. Üstelik de o bölüme aynı anda en fazla 400 kişiyi alıyorlar. Biz saat 6'da orda olmamıza rağmen saat 19.30 için bilet alabildik. Bir buçuk saat parkın yeşil kısmında vakit geçirdik. Parkın doğal alanında vakit geçirdikParalı bölüme girenleri izledik... Kıvrımlı bankaların olduğu bölümde oturup fotoğraf çekilmek şart. Bu taştan banklarda Gaudi yine ergonomisini konuşturmuş, oturduğunuzda o kadar rahat ki, sanki sırtınıza yastık dayamışsınız. Oturdum mu kalkmam artık ben! Kıvrımlı taş bank kırık seramiklerden oluşuyorAğzından su akıtan bir başka Barselona simgesi renkli kertenkele de bu parkta! Kertenkele ile başbaşa kalıp güzel bir fotoğraf çekilemedik maalesefPark GüelPark Güel aslında bir yerleşim projesi olarak tasarlanmış. Şu an İstanbul'da içinde yaşamayı çok sevdiğimiz rezidanslar gibi zenginlerin yaşadığı bir site olacakmış. Ama işler yolunda gitmeyince içinde sadece 3 ev ve etrafındaki yeşil parkla turistik bir nokta olmuş. İçindeki evlerden birinde Gaudi yaşamış, ekstra ücret ödeyerek gezebiliyorsunuz. Zaten yıllardır bedava olan parka para ödeyip girmişiz, bir de Gaudi'nin evine ücretli girmeyi o anki psikolojimiz kaldırmadı, girmedik... Park Güel içindeki iki sevimli ev: birisi müze, diğeri hediyelik eşya dükkanıBir de Palau Guel var, Gaudi'nin Güel ailesi için yaptığı \"saray\". Biz buna girmedik. İlk önce duyup da inanmadığım, sonra hediyelik eşyacılardaki çocuk kitaplarında okuyunca inandığım bir ölüm hikayesi var Gaudi'nin. 1926 yılında 74 yaşındayken Gaudi'ye tramvay çarpıyor. O sırada Sagra da Familia kilisesinin inşaatı devam ediyor ve kendisi de kilisenin inşaatında bilfiil çalıştığı için üzerindeki kıyafetler eski püskü ve kirli. Tramvay kazasında kimliği tespit edilemiyor ve devlet hastanesine kaldırılıyor. Çarpılan kişinin ünlü mimar Gaudi olduğu anlaşılınca şehrin ileri gelenleri onu özel kliniklere taşımayı teklif ediyorlar fakat Gaudi bunu kabul etmiyor, \"benim yerim burasıdır\" diyor. Maalesef Gaudi kurtarılamıyor ve bu olay Barselona tarihinde kara bir leke olarak kalıyor. Sanattan bahsetmişken bir de Picasso'ya değinelim. Hayatının belli bir dönemini Barselona'da geçirmiş olan Picasso'nun bir müzesi var El Born bölgesinde. Bileti yine online aldık, 11 euro. Picasso'nun gelişim evrelerini çok rahat izleyebileceğiniz bir müze burası. 14 yaşında çizdiği manzara resimleri yıllar geçtikçe kendini uçuk, sürrealist çizgilere bırakmış. Sanatı bir yana bırakıp sokaklara dalalım... Barselona'nın önemli muhitleriLa Rambla caddesi Barselona'nın can damarı... Bizim İstiklal Caddesi gibi, akın akın insan. Ama yaşayan bir cadde burası, üzerinde hediyelik eşya büfeleri, canlı heykeller, sokak sanatçıları var. Gezmesi günün her saati keyifli. İstiklal'e benzettiysek ağaçsız da demedik canım! Sokak ressamlarıLa RamblaLa Rambla'da sokak sanatçılarıVe La Rambla'nın sonu La Rambla 1,5 km uzunluğunda bir cadde, bir ucunda Placa De Catalunya adı verilen meydan var. Burayı da Taksim Meydanına benzetebiliriz. Bir çok metro hattının birleşim noktası olan, Katalanların protestolarını gerçekleştirdikleri bu meydan, adeta Barselona'nın merkez noktası. Hard Rock Cafe de burada. Placa de Catalunya, Katalunya MeydanıKatalunya Meydanı'ndan La Rambla'nın devamı gibi olan Rambla De Catalunya caddesine ulaşıp gezebilir, yemek molası verebilirsiniz. Veya Barselona'nın en lüks mağazalarının olduğu, Bağdat Caddesine benzetebileceğimiz Passaig De Gracia caddesine bağlanabilirsiniz. Rambla de Catalunya caddesine de tapas molası verilebilirLa Rambla'nın diğer ucu ise denize yakın bir noktada Christoph Colomb heykelinin olduğu meydana dayanıyor. Buraya yakın metro durağının adı Drassanes. Colomb Amerika'yı işaret ediyormuşLa Rambla Caddesi üzerinde atlanmaması gereken yerlerden biri resmi adıyla Mercat de Saint Josep ama bilinen popüler ismiyle \"La Boqueria\" denilen pazar. Yüzünüzü denize döndüğünüzde La Rambla'nın sağ kısmında kalıyor. Pazar günleri kapalı olduğunu hatırlatalım. Burada envai çeşit meyve, sebze, deniz ürünü, et ürünleri satılıyor. İçerisi inanılmaz kalabalık. Meyve veya meyve sularınızı alıp gezmeye devam edin. BoqueiraSoyulup dilimlenmiş meyvelerden almadan çıkmak yokYo yo, Urfa değil, Barselona! La Rambla'nın ortalarında sol tarafta kalan Carrer de Colom adlı sokaktan içeri girdiğinizde en güzel meydanlardan birine çıkıyorsunuz: Plaça de Reial. Burayı mimari açıdan Küba'ya benzetmiş bir çok kişi. Palmiyelerin ve fıskiyelerin süslediği kalabalık bir meydan burası. Sokak lambalarının da Gaudi tarafından tasarlanmış olduğunu bilmekte fayda var. Meydan etrafında bir çok restoran ve cafe mevcut. Placa ReialGaudi tarafından tasarlanan sokak lambalarıLa Rambla'da yüzünüzü denize dönünce solda kalan bölüm \"Barri Gotic\" yani Gotik Semti. Buradaki sokaklarda kaybolmak büyük zevk. Bir çok hoş dükkan, minik kafe, dar sokak, sevimli ev, sokak sanatı, vintage butikler var. Bir de Katedral var ihtişamlısından... Carrer de Ferran en hareketli caddesi, ama ara sokaklar daha görmeye değer. Gotik sokaklarGotik semtBarselona KatedraliLa Rambla'nın sağ tarafında ise El Raval denilen bir mahalle var. Ben burada en çok Bonsucces isimli sokağı sevdim. Barselona'da evlerGotik mahalleden denize doğru indiğinizde ise El Born muhitine ulaşıyorsunuz. Direk El Born'a gitmek için Jaume I metro istasyonunda inilebilir. Bu bölge de gençlerin bayılacağı kafelerin, barların, gece hayatının, alışveriş imkanının da olduğu hareketli bir yer. Yine dar sokaklar hakim. Bir gece değil, her gece El Born'a uğradıkLa Rambla'nın deniz tarafındaki ucu olan Colomb heykeline ulaştığınızda karşınızda Port Vell de diye adlandırılan Barselona marinası var. Limanda yürüyüp liman üzerindeki Maremagnum alışveriş merkezinin kafelerinde mola verebilirsiniz. Burada çok büyük bir akvaryum varmış, biz gezmedik. Barselona LimanıLimanda güneşin tadını çıkaranlarMaremagnum Alışveriş MerkeziMaremagnum'un aynalı tabelasında herkes fotoğraf çekiliyordu, biz de eksik kalmadıkPort Vell'den deniz kenarında yürümeye devam ederseniz Barceloneta muhitine ulaşıyorsunuz. Buraya Barceloneta isimli metro durağında inerek de ulaşabilirsiniz. Barceloneta en güzel yerlerden biri, tam yazlık havasında. Deniz kenarında kafelerde oturup bir şeyler içebilir, kaykay veya bisiklet binebilirsiniz. Alışveriş yapabileceğiniz standlarda ev yapımı Katalan lezzetlerini tadabilirsiniz. Standlarda ev yapımı yiyecekler, el yapımı objeler, 2. el hoş eşyalar vardıBarceloneta'da yürür ikenBiz plajı baştan başa yürüdük. Dondurma yedik, eğlenen, kitap okuyan, güneşin keyfini çıkaran Barselonalıları ve turistleri izledik. Buradaki sokak sanatçılarının uzmanlık alanı kumdan heykeller yapmakmış. Kumdan yapılmış işeyen çocuk ile tanıştık... Kumdan çocuk bildiğin işiyordu! Yazın bu bölgede denize girilebiliyormuş ama temiz bir deniz hayal etmemeliymişiz. Plaça Espanya, İspanya Meydanı bizim otelimizin bulunduğu yerdi. Bu meydan da görmeye değer güzellikte ve Montjuic Tepesi'ne çıkış noktası olması açısından önemli. Plaça Espanya. Arkadaki kuleleri Venedik'te de görmemiş miydik? Öğreniyoruz ki oradan esinlerek yapılmışPlaça Espanya'daki Arena alışveriş merkezi boğa güreşlerinin yapıldığı \"arena\" olarak tasarlanmış. Belki de eskiden arena idi, bilemiyorum. Alışveriş merkezinin üst katından manzara izlemek iyi fikir. Avm'nin dışında yapılmış bir asansör ile terasa çıkmak için 1 euro vermeniz gerekiyor, oysa avm nin içine girip yürüyen merdivenlerle terasa çıkarsanız para ödemiyorsunuz. Biz yedik o turist kazığını, siz yemeyin aman diyim... Arena Alışveriş MerkeziBuradan görünen tepede Museu Nacional D'Art de Catalunya, yani görsel sanatlar müzesine rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Müzenin önündeki Magic Fountains isimli havuzda, renkli ışıklı ve müzikli su gösterileri yapılıyor. Sezona göre gösterilerin günleri değişiyormuş. Yaz döneminde akşam 9'dan itibaren yarım saatte bir, kışın ise akşam 7-9 arası yapılıyormuş. Biz Cumartesi ve Pazar günleri otele giderken uzaktan görüp \"yarın mutlaka oraya gidelim\" dedik, meğer pazartesi ve salı günleri gösteri olmuyormuş. Kaçırdık! Müze ve önünde Magic Fountains fıskıyeleriMontjuic tepesinde Montjuic kalesi, olimpiyat köyü, Joan Miro eserlerinin sergilendiği müze diğer görülecek yerlerden. Tepeye Placa Espanya'dan yürüyerek çıkılabildiği gibi teleferikle de çıkılabiliyor. Bence teleferik süper bir opsiyon. Her ne kadar Endülüs bölgesine ait bir dans olsa da Barselona'ya gelmişken bir Flamenko şovu da izlenmeli. Araştırmalarım sonucu 2 mekan öne çıkıyordu.1- Los Tarantos: Plaça Reial'de, giriş 10 euro, içecek dahil değil. Yarım saat süren bir şov.2- Palau Dalmases: El Born'da, Picasso Müzesi karşısında. Giriş 20 euro, 1 içki dahil. Şov 1 saat sürüyor. Trip advisor'da daha yüksek puan aldığı için Palau Dalmases'i tercih ettik. Ortamı çok güzeldi, hoş fotoğraflar çektik. Şovlar gecede 2 kere yapılıyordu, 19.30 ve 21.30. Turistlerin yoğun bulunduğu bir tarihte gittiyseniz 1 gün önceden yer ayırtmakta fayda var. Haftaiçi daha müsait oluyor anladığım kadarıyla.5 kişilik Flamenko ekibi harikaydı! Barselona'da yapılacak listesinin sonuna da Camp Nou'yu ekleyelim o halde. Bu madde bana göre son, bir çok kişiye göre ilk sırada olabilir. Biz futbolla ilgilenmediğimiz halde merak edip gittik. Biletleri yine internetten almıştık, giriş 23 euro. Son derece pahalı! Boş stadı geziyorsunuz, tribünlere çıkıyor, basın tribününe oturabiliyorsunuz. Misafir takımların soyunma odasını geziyor, dua ettikleri minik kiliseyi görüyor, tezahuratlar eşliğinde stada iniyorsunuz. Mes Que un Club Bir klüpten daha fazlasıHa güzel mi, güzel... Ama bence futbolla ilginiz yoksa çok da değmez... Ben şahsen Messi'den başka oyuncu bilmeyen biri olarak iyi ki gitmişim diyemedim. Messi'yi canlı görseydim en havalı blogger ben olabilirdim 🙂Dünya kupası ile foto çekilmek de var, ama fotoğrafı para ile satıyorlarMeraklıları için Barselona forma fiyatlarını yazayım, isim yazmayan formalar 85 euro iken, arkasında Messi yazan formalar 105 euro idi. Barselona'da Yeme İçme:Barselona'da yemek denince akla tapas ve paella geliyor. Meşhur içkisi ise sangria... Tapas: Atıştırmalık, paylaşımlık küçük mezeler diyebiliriz. Kanepe şeklinde veya meze görünümlü olabiliyorlar. Kendi aralarında alt sınıfları olsa da biz turist olarak tüm minik porisyonlara tapas deyip geçebiliriz. Çoğu yerde ekmek üzerine çeşitli malzemeler konulup kürdan batırılıyor. Ve restoranın barına diziliyor. Ordan seçip yiyorsunuz. Bazı yerlerde menü var fiyatların yazdığı, bazı yerlerde kürdanları sayarak fiyatlandıyorlar. 2-4 euro arası değişiyor tapas fiyatları. Tapas dedikleri... Paella: Genelde deniz ürünleri ile bezenmiş, sarı, turuncu veya esmer renkte pilav. Kendine özgü siyah bir tenceresi var. Her yerde yemeyin diyorlar, çok yağlı ve kötü olabilirmiş. PaellaSangria: Şarapla yapılan, içinde meyve parçaları olan, tatlı ve lezzetli içecek. Genelde kırmızı şarapla yapılıyor fakat Barselona'ya özgü beyaz köpüklü şarap olan \"cava\" ile yapılanı da var. Ona da Cava Sangria deniliyor. 1 litresinin fiyatı 10-20 euro arasında değişiyor. SangiraCava SangriaHa bir de Patatas Bravas var bu yöreye özgü. Fırında patatese döktükleri sosu çok beğendiğim için her yerde yedim 🙂 Döndüğümde almış olduğum 1 kilonun sorumlusudur. Bizim yediğimiz yerler şunlardı:Tapa tapa: Restoranlar zinciri, bir çok yerde görebilirsiniz. Tapasları fena değil, fiyatları süper ucuz olmasa da zincir olduğu için gönül rahatlığı ile oturup yedik. Hesap 2 kişi için toplam 25 euro geldi. Txirimiri: El Borne bölgesinde tesadüfen bulduğumuz bir restoran. Burada tapaslar 1.5 euroydu. Yediklerimiz de güzeldi genelde. İçecek olarak Cava Sangria istememiz üzerine ikram edilen muhteşem içki neydi bilmiyorum ama gayet etkiliydi. 2 bardak içtik ve otele dönerken şarkılar söylüyorduk. İçki de 2.5 euro filandı. Uygun fiyatlı bir yer olarak notunuzu alınız. La Mar Salada: Burası Barceloneta'daydı. Turistik bir bölge olmasına rağmen paellasının iyi olduğunu bir yerde okumuştum. Burada içtiğimiz cava sagria daha farklıydı. Paella evet güzeldi belki ama fiyat olarak en yüklü hesabı ödediğimiz yer burası oldu. Paellayı tek porsiyon söyleyemiyorsunuz, 2 porsiyon da 36 euro ediyor. Bir sürahi sangria ve bir başlangıç tabağı ile toplam 65 euro ödedik. Bence gereksiz pahalıydı. Paella için 7 Portes diye bir yer öneriyorlar. Pazar gecesi tesadüfen önünden geçtik ve yer ayırtmaya çalıştık, pazartesi ve salı günleri için dolularmış. O derece popüler bir yer. Ama akşam 7-8 arası rezervasyonsuz da gidilebilirmiş. Ciutat Comtal: Burası ve buranın diğer şubesi olan Cerveceria Catalana'yı defalarca yokladık. Her seferinde mi dolu olur, insanlar dışarılara taşar arkadaş! Millet buralarda yemek için yarış halindeydi. En son gün Ciutat Comtal'dan yer bulabildik ve eşsiz tapas tecrübesini yaşayabildik. Gerçekten güzelmiş, kesin gidin, süper! Yeri Rambla de Catalunya caddesi üzerinde. Birer bira ile yediğimiz tapaslar toplam 33 euro tuttu. Piscolabis: Yine Rambla de Catalunya caddesinde bir mekan. Ciutat Comtal'da yer bulup oturamadığımız günlerden birinde burada yemiştik. Burası da güzeldi. Sanırım ben tapas olayını baya sevdim, beğenmediğim bir yer olmadı. Burada hesap 25 euro geldi. Milk: Gotik Mahalle'de ünlü bir brunch mekanı, çok popüler bir yer. İç dizaynı çok hoş. Ben içinden domuzu çıkarılmış Monte Cristo yedim, Olgun ise Solmon Eggs Benedict yedi. Burayı da çok sevdik. Hesap 20 euro. MilkPans&Company diye bir fastfood zinciri var. Acelemizin olduğu bir gün öğlen yemeği için uğradık. Yediğimi pek beğenmesem de kişi başı 6 euro ya doyduğumuz için öğrencilere önerebileceğim bir mekan. Belki siz daha başarılı bir sandiviç seçmeyi başarırsınız. Barceloneta'daki Maka Maka isimli kafe de renkli sandalyeleri ile bana Kaş'taki Mavi Barı hatırlattı. Beğendim! Otelimize çok yakın olan Arena alışveriş merkezinin alt katında kahvaltımızı yaptık bir kaç gün. Kişi başı 5-6 euroya fazlasıyla doymak mümkün. Barcelona'da alışveriş:Alışveriş La Ramba üzerinde, Gotik mahallesinde, Portal de l'Angel caddesi üzerinde, ara sokaklarda her yerde... La Rambla'nın sağ tarafındaki Bonsucces caddesi üzerindeki Bonsucces isimli tuhafiye dükkanı çok hoştu. Yine bu caddedeki Ale Hop adlı mağazadan güzel aksesuarlar aldım. Yelpaze, su geçirmeyen iphone kılıfı, gözlük kabı gibi... Meğer Ale Hop bir mağazalar zinciriymiş, siz de görürseniz dalın. Gotik bölümde Carrer dels Boters sokağındaki Art Montfalcon yine gezmesi çok hoş bir hediyelik eşyacı. Passaig de Gracia caddesi lüks alışveriş sunduğu için çok ilgimi çekmese de Casa Mila'nın yanındaki Vinçon isimli mağazada her bütçeye uygun tasarım objeler satılıyordu. Bunlar harici, Zara, Bershka, Stradivarius, Mango, Desigual, H&M gibi markalar her yerdeydi. Biz 5 gece, 4 tam gün kaldık Barselona'da. İlgi alanınıza göre 3 tam günde şehri bitirip 4. gün şehir dışına çıkabilirsiniz. Biz 4. gün de şehri yaşayalım, alışveriş yapalım istedik. Çok da yorgun olduğumuz için başka yere gitmeye uğraşmadık. Barselona'da son günümüz 23 Nisandı, St Jordi günü olarak kutlanıyormuş. Zaten bir kaç gün öncesinde de şehirde bir tatil havası hakimdi, dükkanlar kapalıydı. St Jordi gününde herkes birbirine gül veya kitap verirmiş. Biz gül satanları gördük hep. Bir nevi sevgililer günüymüş sanırım. Hikayesini de araştırıp yazarsam bu yazının sonu gelmeyecek diye korkuyorum....\"Abe bir gül verem\" diyor kısaca... Gün gün ne yaptığımızı da yazayım ki size program yaparken kolaylık olsun:1. gün: La Rambla ve çevresi. Gotik mahalle, katedral. Colomb heykeli, Marina ve Maremagnum avm. Ardından Park Güel. Akşam yemeği sonrasında El Born'da bir şeyler içmece.2. gün: Hava durumu yağmur gösterdiği için ve pazar günü bir çok yer kapalı olduğu için müze günü olarak planlandı. Tüm biletler önceden internetten alınmıştı, yoksa hepsinin 1 güne sığma ihtimali yok. Güne Picasso müzesi ile başladık, ardından Casa Mila. Sonra da Sagra da Familia. Biraz odada dinlenip El Born'da akşam yemeği, yemek sonrası yürüyüş ve odaya dönüş.3. gün: Nou Camp sabahtan ziyaret edildi. Placa Espanya civarında gezildi. Barceloneta'ya gidilip sahilde yürüyüş yapıldı, yemek yendi. Yemeğin ardında Flamenko şovu izlendi.4. gün: La Rambla civarında alışveriş odaklı gezildi, dinlenildi, keyif yapıldı. Son olarak da, gitmeden önce okuyup yararlı bulduğum blogların bazılarının linkini veriyorum ki siz de faydalanın:http://www. thebarselona. com/ Barselona hakkında bir çok şey! Çok yararlandık, restoran tavsiyelerine bizzat uyduk... http://www. homemadetravels. com/homemadetravels/Barcelona/Barcelona. html Komşumuz Dilek'in harika blogu. Pocket Guide isimli bir uygulama önermiş, biz de onu yükledik ve hiç kaybolmadık. Günübirlik Dali Müzesi ziyareti yapmak isteyenler bu bloga göz atmayı unutmasın. http://oitheblog. com/2014/03/03/yeni-baslayanlar-icin-barselona/ Okuması çok keyifli, ayrıntılı bir Barselona rehberi."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/dubai-gezi-notlari.html", "text": "Dubai Gezi Notları27 Şubat 201499 YorumKategori : Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai, Yurt dışı Seyahatleri136 Kalın kazaklardan, ağır botlardan, tüylü montlardan bıkanlara sesleniyorum! Kışa kısa bir mola vermek isteyenler, rotanızı çevirmeniz gereken yer, Dubai! İstanbul'dan uçak ile 4.5 saatlik uçuş mesafesinde, sıcak, egzotik bir seyahat noktası. Ben soğuk sevmem, karla kışla işim olmaz. Hoş, biz Ege bölgesinde sert bir kış yaşamıyoruz. Yine de kışın sıcak yerlere gitmek, kayağa gitmekten çok daha güzel bir hayaldir benim için. Çok sevdiğimiz arkadaşımız Serkan da bu sene Dubai'ye taşınınca bizim kış tatilimiz belli oldu, Dubai! Kışa sıcak bir mola için DubaiAçık konuşayım, Dubai ile ilgili ön yargım vardı. Tarihinin olmayışı, yüksek binalar ve alışveriş merkezi üzerine kurulu bir yaşam şekli bana buranın gezmeye değer olmadığını düşündürüyordu. Yapay bir şehir diyordum. Ama gidip görünce \"yapay\"lığın bile güzelinin yapılmış olduğunu gördüm. Turistlerin ilgisini çekecek bir çok aktivite bulmuşlar, \"en\"leri bir şehirde toplamışlar ve gezilesi bir şehir inşa etmişler. Dünden bugüne Dubai. Görseli Google'dan aldım, farkı farkedelim diye... Bu gezi, Serkan ile birlikte gezdiğimizden, çok efektif, öğretici, çok da eğlenceli bir gezi oldu. Fotoğraflara bakmaya doyamıyorum, öyle söyleyeyim... Dubai ile ilgili gezi bloglarını tarayıp okumuş olsam da orada yaşayan biri ile gezmek bir başkaymış! Yazacağım tüm yararlı bilgiler için Serkan'a çok teşekkür ederiz. Dubai'ye gidiş ve Genel bilgilerDubai'ye uçak bileti için Emirates Havayolları, Türk Hava Yolları, Pegasus ve FlyDubai sitelerine gözatabilirsiniz. Son 2 saydığım daha uygun fiyatlı havayolları. Biz THY ile uçtuk, İzmir bağlantısının olması ve uçuş saatleri tercih sebebimizdi. Birleşik Arap Emirlikleri'ne girerken vize alıyoruz. Telaşa mahal yok, konsolosluğa çağırmıyorlar. Vize online olarak alınıyor. Emirates havayolları vize olayını kendi hallediyormuş. Biz Türk Hava Yolları aracılığı ile online vize aldık. Gerekli belgeleri sisteme yüklemek yeterli oluyor. Vize ücreti 125$. Vize mail adresinize geliyor, çıktısını alıp ülkeye girişte göstermeniz bekleniyor. Olur da havayolu şirketlerinin süreçleriyle uğraşmak istemezseniz www. dubaibuyukelciligi. com/dubai-vizesi web sitesinden destek alabilir, vize işleminizi 48-72 saat aralığında kısa bir sürede çözebilirsiniz. BAE'nin para birimi \"dirhem\". AED olarak kısaltılıyor. Türkiye'de çok geçerli olmadığı için Dubai'ye giderken yanınızda dolar götürmeniz tavsiye ediliyor. Orada rahatlıkla doları dirheme çevirebilirsiniz, bir çok yerde kur sabitmiş. Saat farkını da unutmayalım, Türkiye'den 2 saat ileride yaşıyorlar. Resmi dil Arapça olsa da İngilizce ile her iş görülüyor. Hatta hiç Arapça duymadan geri gelebilirsiniz, İngilizce çok baskın. Çalışanlar, tezgahtarlar, garsonlar Hintli veya Filipinli, onlar da İngilizce konuşuyorlar. Levhalarda her şeyin İngilizce açıklaması var. Dubai'ye gitmek için en uygun zaman Kasım-Mayıs arası. Yılın diğer bölümü düşünmeyin bile, kavrulursunuz... Kasım ve aralık başı, nisan ve mayıs başı denize girmek için uygun. Bizim gittiğimiz şubat ayında sahilde güneşlenenler çoktu ama denize girebilen babayiğit azdı. Çünkü su soğukmuş. Bazı babayiğitlerden Olgun ve SerkanŞubat ayı oranın kışı olmasına rağmen biz öğlen sıcağında kısa kollu ile gezdik. Kapalı mekanlar klimalı olduğu için hırka bulundurmakta fayda var. Gece-gündüz sıcaklık farkı fazla olduğu için akşamları deri ceketimi giydiğim de oldu. Biz gelmeden önceki gece Dubai'de yağmur yağmış ve ortalığı sel götürmüş. Çöl iklimi olduğu için şehrin altyapısı yağmura göre hazırlanmamış. Daha ilk fotoğrafta Dubai'yi rezil etmek istemezdim ama ileriki fotolarda telafi edeceğim söz 😛Yağmur ardından Dubai'de trafikDubai için 4 günlük bir seyahat yeterli geldi bize. İlgi alanınıza göre seyahati uzatabilirsiniz. Oranın hafta sonu tatilinin cuma ve cumartesi olduğunu bilmekte fayda var. Gerçi günler çok fark etmiyor, bir çok dükkan her gün açık. Bu Arap yarım adasındaki ülkeler ile ilgili zihnim bulanıktı. \"Dubai hangi ülkede?\", \"Başkent değil mi?\" \"Oralarda neler var başka?\" gibi deli sorular vardı kafamda... Arap Yarımadası haritasında UAE yazan yer Birleşik Arap EmirlikleriPetrol sayesinde ihya olmuş arap yarımadası ülkelerinden Birleşik Arap Emirlikleri, küçük ama çok zengin bir ülke. 7 adet emirlikten oluşuyor, başkent yani baş emirlik Abu Dhabi. En modern, en turistik olanı ise aynı zamanda finansal merkez olan Dubai. Birleşik Arap Emirlikleri haritasıHer emirliğin başında bir emir var. Halk emirlerini çok seviyor, resimleri her yerde. Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşlarına \"Emirati\" deniliyor. Emiratiler evlendiğinide devlet 1 milyon dirhem yardımda bulunuyormuş. Halktan hiç vergi alınmadığı da düşünülürse gel de sevme sen bu şeyhleri. Emiratiler o kadar zengin ve refah içindeler ki, ya çalışmıyorlar, ya da memuriyet tarzı rahat işlerde çalışıyorlar. Soldaki: Mohammed bin Rashid Al Maktoum, Dubai emiri. Ortadaki: Halife bin Zayid El Nahyan, Abu Dhabi emiri. Sağdakini bilmiyorum, bu saydığım ikisinin resimleri her yerde! Ülkeye adımımızı atar atmaz vize memurlarının arabik kıyafetler içinde olduğunu görüyoruz. Bunlar hep böyle midir diye sormaya kalmadan bütün arapların o tür giyindiğini farkediyoruz, beyaz uzun elbise ve başta bir örtü. Bu kıyafete kandura deniliyormuş. Arapların kıyafete dikkat! Düşününce bir yandan \"bugün ne giysem\" derdi yok, giyeceğin belli. Sıcak iklime uygun bir kıyafet, elbiseleri alttan hava alıyor. Ferrarilerin içinde uçuşan eşarpları ile alışkın olmadığımız görüntülere hazırlıklı olun! Bayanlar ise siyah çarşaflar içinde. Dubai nispeten liberal bir emirlik olduğu için bayanların yüzü açık olabiliyor. Tek açık olan yerleri yüz olduğu için makyaja çok önem veriyorlar ve bazılarının yüzleri gerçekten çok güzel! Bir çift turist ve bir çift arapBu kıyafet kuralları lokaller için geçerli, siz turist olarak istediğinizi giymekte özgürsünüz. Özgürlük demişken alkol tüketimine de değinelim... Otellerde ve barlarda, bazı kafelerde alkol servisi yapılıyor. Biz her gittiğimiz yerde içtik. Ama marketten alayım, sahilde bir bira çakayım lüksünüz yok. Araplar kokuya çok önem veriyorlar. Alışveriş merkezlerinde devamlı bir koku hakim, kokuların da arabik bir aroması var, başka yerlerde duymadığım. Bir süre sonra alışıyorsunuz, güzel geliyor. Dubai'de nerede kalınır?Dubai çok turist çeken bir yer olduğu için bol sayıda otel var. Biz otelimizi booking. com dan ayarladık. Orada yaşayan arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine Dubai'nin Al Barsha bölgesinde bir otelde kaldık. Booking'e baktığınızda Bur Dubai ve Deira bölgelerinde çok sayıda ve çok uygun fiyatlı otellerin olduğunu göreceksiniz ama bizim kaldığımız Al Barsha bölgesi turistik aktivitelere ve alışveriş merkezlerine daha yakın konumda. Otelimizin adı Citymax Al Barsha idi. 3 gecelik çift kişilik odaya 800 tl civarı ödedik. Odada temel ihtiyaçlarınızı sağlayacak bir konfor vardı, fazlası değil. Temiz bir oteldi. Kahvaltı fiyata dahil değildi, odalarda internet yoktu ama lobide internet bedava idi. Bütçeniz genişse Marina veya Jumeriah Beach bölgesinde bir otel de bakabilirsiniz, daha keyifli olabilir. Bizim otelimiz Mall of Emirates'e yürüme mesafesindeydi, alışveriş odaklı gelenler için ideal. Aldıklarınızı odaya bırakıp alışverişe devam edilebilir. Otelimiz metro istasyonuna da çok yakındı ama biz hiç metroyu kullanmadık. Metro da çok temiz ve nezihmiş, ilk 2 vagon bayanlara ayrılmış, boş bulduk diye atlayıp binmeyin beyler! Benzin inanılmaz ucuz olduğu için taksiler de çok ucuz. Bol bol taksi kullanabilirsiniz. Bayan şoförlerin kullandığı pembe taksileri göreceksiniz. Dubai'de hava çok sıcak olduğu için duraklar bile kapalı ve klimalı. Dubai'de duraklarBizim bu gezide sırtımız yere gelmedi. Serkan bizi araba ile gezdirdiği için ne toplu taşıma kullandık, ne de elimize harita aldık gezi süresince. Yalnız trafiğe dikkat, yollar 6-8 şeritli olmasına rağmen trafik çok sıkışık olabiliyor. Şerit değiştirirken kazalar olabiliyormuş ve akabinde trafik felç! Olsun, Dubai'de trafikte kalmak bile sıkıcı değil, etrafınızdaki lüks arabalara, ihtişamlı binalara bakarak şaşırırsınız, zaman geçer... Dubai'de arabalarDubai'de gezilecek yerlerDubai biletimizi aldık, otelimizi ayarladık, Dubai vize işlemimizi de hallettiysek gelelim Dubai'de gezilecek yerlere... Dünya'nın en yüksek binası bilin bakalım nerede? Paris demeyin, Eiffel kulesi bildiğin cüceymiş. New York'daki Empire State ise biraz daha yakın tahmin olsa da Dubai'deki Burj Khalifa'nın bileğini bükemez... Burj Khalifa diğer yüksek binalar ile kıyaslandığındaBurj Khalifa 829 m uzunluğunda, betonerme bina üstüne çelik konstrüksiyonla yükseltilmiş bir bina. İçinde oteller, iş merkezleri ve restoranlar var. Dünya'nın en yüksek binası Burj KhalifaAt the top adında bir de gözlem noktası var Burj Khalifa'nın. 124. katta dünyaya tepeden bakma şansına erişiyorsunuz. At the top'a biletleri önceden internetten tarih ve saat belirleyip alırsanız 125 dirhem, kapıdan almak isterseniz 400 dirhem ödemek zorunda kalıyorsunuz. Dubai'nin hem aydınlık hem de karanlık halini görmek için herkes günbatımında çıkmak istiyor. Biz 2 hafta önceden bakmış olmamıza rağmen gün batımı saatinde yer kalmamıştı. Serkan'ın muhteşem önerisi ile biz 124. katdan değil de 123. kattaki At. mosphere adlı bardan yer ayırttık. Turistler tarafından daha az bilindiği için gün batımı vakti yer bulmamız daha kolay oldu. Üstelik bu bara kişibaşı 150 dirhemlik bir harcama yapma şartı ile girebiliyorsunuz. At the top'a oturmadan bir şeyler yiyip içmden 125 dirhem vermek yerine At. mosphere'de 150 dirheme 2 adet alkollü içki içip ücretsiz atıştırmalığınızı alabilirsiniz. Pencere kenarında oturmak isterseniz 250 dirhem harcamanız gerekiyor. Biz iç kısımda oturduk ve istediğimizde cam kenarına geçip bol bol fotoğraf çekebildik. O yüzden bence turistik amaçlı bir gezi için 150 lik yerde oturmak çok mantıklı. Tepeden bakarsak... Dünya'nın en yüksek binasında bir yükseklik korkağıBurj Khalifa'dan Burj Al Arab ve Palmiye adasıAtmophere Bar, Dubai. Arka manzaraya dikkat! At the Top'ın Atmosphere'den tek üstünlüğü binanın yapılışı, tarihi ve yüksekliği ile ilgili bilgiler veriliyormuş. Bu bilgilere internetten de ulaşmanın mümkün olduğunu düşünürsek aynı paraya bir şeyler yiyip içip keyif yapmayı tercih ederim. Ha bir de Atmosphere için hafif şık giyinmek gerekiyormuş, biz de öyle yaptık... At. mosphere'in internet sitesi için buraya tık tık. At the top'a Dubai Mall'un içinden çıkılıyorken Atmosphere restoran'a Burj Khalifa'daki Armani Hotel'in içinden çıkılıyor. Burj Khalifa'nın asansörleri Dünya'nın en hızlı asansörlerinden biriyimiş. Çıkarken ve inerken bir kaç kez kulak eşitlemesi yapmanız gerekiyor.123'e bas ve hızla yüksel! Burj Khalifa'nın komşusu Dubai Mall, toplam kapladığı alan olarak dünyanın en büyük alışveriş merkezi ünvanını elinde tutan, Dubai'nin en turistik alışveriş merkezi. Burası ile ilgili Serkan'ın ilk uyarısı, \"kaybolmak garanti!\"Dubai MallDubai MallAlışveriş odaklı geldiyseniz Dubai Mall sizin için bir cennet, hem Avrupa hem Amerika markalarını bulabileceksiniz. Alışveriş yapmayacak bile olsanız bazı bölümlerin tasarımı, içindeki kocaman akvaryum ve avm içinde düzenlenen aktiviteler burayı gezmeye değer kılacaktır. Dubai MallDubai Mall'un içindeki kocaman akvaryum sizi bir süre oyalayacak. İçeri girmeseniz bile dışardan göründüğü kadarıyla izleyip içindeki balıklara hayranlıkla bakacaksınız. Dubai Mall'daki akvaryumun içine giriş ücretliAkvaryumun dışarıdan görülen kısmını fotoğraflayabilirsinizDubai iddialı bir şehir, en'lerin şehri, rekorları seviyor. Biz Dubai Mall'da gezerken şöyle bir manzara gördük:Burada neler oluyor?Ne olduğunu sorunca öğrendik ki yeni bir rekor denemesi ile karşı karşıyayız. Alandaki manikürcüler 8 saat içinde 5000 kişiye manikür yaparak Guiness Rekorlar kitabına geçeceklermiş. İstersek katılabilirmişiz. Hiç durur muyuz?Formları doldurduk, sıramızı aldıkBiz de tırnaklarımızı törpületip, hatıra ojelerimizi aldık. O gün o rekor kırıldı ve rekorda bizim de parmağımız var gerçek anlamda! Rekorda bizim de parmağımız var! We nailed it! Daha iyisi yapılana kadar kırılan rekoru görmek için buraya tık tık. Dubai Mall'un en ünlü atraksiyonu da The Dubai Fountain! Açık alanda saat akşam 6'dan sonra başlayan, her yarım saatte bir yapılan inanılmaz bir fıskiye şovu. Las Vegas'ta Bellagio otelinin bahçesinde de benzer fıskıye şovu izlemiştik, aynı kişiler tasarlamış zaten. Su ve ışık müzik ile dansediyor, siz de izlerken mest oluyorsunuz. Fıskiye şovunu bekliyoruzHerkes onu bekliyorDubai Mall'un içinde veya karşısındaki Souk Al Bahar'da Fountain manzaralı restoranlarda oturup bir şeyler yerseniz bir kaç şov izleme imkanınız olur. Bence Dubai denince ilk akla gelen yapı Dünya'nın ilk 7 yıldızlı oteli Burj Al Arab. Burayı da hem gündüz hem gece görme imkanımız oldu. Biz içine girmedik... Burj Al ArabBu görseli google'dan aldım, otelin üstündeki helikopter pisti aynı zamanda tenis kortuymuşBurj Al Arab şekil olarak yelkene benziyor. O yüzden yanına bir de dalga şeklinde otel yapmayı ihmal etmemişler. Jumeirah Beach Otel de nam-ı değer dalga otel... Jumeirah Beach Hotel, nam-ı değer Dalga oteliBu dalga ve yelkeni iyi gözlemleyebileceğiniz süper manzaralı bir eğlence mekanı yapmışlar. İsmi 360. Üstelik bu bar denizin içinde diyebiliriz. Jumeirah Beach otelin içinden golf arabaları ile gidiyorsunuz. Giyime dikkat etmek lazım, damsız da girilmiyormuş.360'danWild Wadi isimli su parkı da bu yelken ve dalga otellerinin arasında. Dubai'de eğlenceli bir gün geçirmek isterseniz tercih edilebilir. Bir de Palmiye adasında Aquaventure isimli bir su parkı varmış, iki park da çok güzelmiş, seçin beğenin gidin. Para çok ya, adamlar kaya ve kum taşıyıp Palmiye şeklinde ada yapmışlar. Adanın üstüne de müthiş lüks oteller, evler, rezidanslar kondurmuşlar. Palmiye'nin dallarında eviniz yoksa kusura bakmayın dostlar, siz fakirsiniz! Ve dallara giremezsiniz, Palmiye'nin etrafındaki çembere odaklanın. Şehirden palmiyenin gövdesine giriş yapılıyor, palmiyenin etrafındaki çembere ulaşmak için denizin altından yol yapmışlarPalmiyenin gövdesinde ilerlerkenPalmiyenin en uç noktasında ünlü bir otel var, Atlantis. Buranın mimarisi ve renkleri çok hoş. İçinde kocaman bir akvaryum ve Dubai'nin diğer su parkı olan Aquaventure varmış. Atlantis Otel göründüAtlantis OtelAtlantis Otel HatırasıPalmiyenin en uç noktasında ise One&Only adlı otelin içinde 101 isimli bir bara gittik. Hem otel, hem de barı hafızama cennetten bir parça olarak kazındı. Otelin içinden 101'e golf arabaları ile de gidilebiliyormuş ama biz tesadüfen yürümeyi tercih ettik. Yolları mumlarla süslemişler, loş ışık, ılık hava ve aşağıdaki havuzu da görünce burada güzel bir balayı olurmuş dedim! A: Atlantis Otel, B: One & Only OtelOne & Only Otelin muhteşem havuzuBar 101101 de çok şık bir bar, manzara güzel, ortamı ve müzikleri ile kalite akıyor. Bu kalitede bir yerde kokteyl fiyatlarının 30 tl ye tekabül eden civarda olması bana gayet makul geldi. Palmiye'den Marina manzarasıPalmiye'yi de böylece bitirdik. Dubai devamlı gelişen ve yenilenen bir şehir. Şimdi de denizin ortasına kara ile bağlantılı olmayan ve \"dünya haritası\" şeklinde bir adalar topluluğu inşa ediyorlar. Dünya haritasında soğuk ülkelerin olduğu kısımlarda kar yağdıracaklarmış. Sizden her şey beklenir anacım, şaşırmam! Genelde sıcak hava ile mücadele ettikleri için \"yürüyüş\" bir Dubai aktivitesi değil. Yürüyüş yolu yok denecek kadar az. Deniz kenarında Jumeirah plajının'in olduğu caddede JBR walk, onun arka paralelinde marinanın etrafında da Marina walk şehrin ender açık havada gezme bölümleri. JBR nin açılımı Jumeirah Beach Residence. Şehrin bu bölümünde rezidans olarak kullanılan yüksek yüksek binalar var. Expo2020'nin Dubai'de yapılacağı belirlenince ev fiyatları da iyice pahalanmış özellikle bu bölgede. JBR walk'da restoranlar ve bazı mağazalar var. Deniz kenarına yeni bir alışveriş merkezi kuruluyordu, açık havada yanyana dükkanlar şeklinde. Hatta en deniz manzaralı yerde ünlü Türk kebap restoranı Tike'nin açılacağını gördük. Dubai'de Türk lezzetlerini özleyenlere iyi gelecektir. JBR WalkJBR beach denize girmek için uygun. Turistlerce çok tercih ediliyormuş. Orada yaşayan arkadaşlarımız ise daha çok Kite Beach'i tercih ediyorlarmış. Deniz mevsimi gidenlerin aklında bulunsun. JBR Beach, güneşlenen çok, denize giren azJumeirah Beach'de kumdan heykellerJumeirah Beach'de kumdan heykellerDubai'nin denizi öyle muhteşem değildi. Bizim Kuşadası gibi, kumlu ve hafif bulanık. Marina Walk'a ise akşam yolumuz düştü. Yüksek binaların arasında geziniyorsunuz, Dubai'de misiniz Amerika'da mısınız şaşırırsanız yandan gelen nargile kokusu sizi kendinize getirecektir. Yürüyüş yolu üzerinde bir çok restoran, kafe, nargileci bulmak mümkün. Marina HatırasıMarina'daki lüks yatlara bakıp bakıp iç geçirmemek de olmaz. E biz Emirati değiliz, o motor yatların yaptığı dalga köpürtmesini asla anlayamayız 🙂Alışveriş merkezlerine doymadıysanız Marina bölgesindeki Marina Mall'a uğrayabilirsiniz. Medinat Jumeirah çok hoş turistik bir çarşı. Dizaynındaki ahşap işçiliğini çok beğendim. Dışarıdaki su, suyun üstündeki gezinti tekneleri ve Burj Al Arab manzarası burayı uğramadan dönülmez kılıyor. Souk MedinatBiz Medinat Jumeirah'a gündüz gittik ama şubat olmasına rağmen çok sıcak geldi. Burası akşamüstü daha güzel oluyormuş. Hem de gitmişken Trader Vic's adlı barda Puka Puka içmiş olursunuz, biz gittiğimizde kapalıydı. Medinat JumeirahMedinat Jumeirah'dan Burj Al Arab ManzarasıMall of Emirates de Dubai'nin 2. en turistik alışveriş merkezi. Buranın özelliği içinde bir kayak pistinin olması. Kayak pisti iyi kayabilen birisi için küçük olabilir ama hiç kayak tecrübesi olmayan benim için gayet büyüktü. Bir de pistin 50 derece sıcaklık gören bir şehirde turistik bir avm nin içinde olduğu düşünülürse bu kadarının bile büyük bir lüks olduğu sonucuna varılabilir. Ski Dubai Mall of Emirates, telesiyej bile varSki Dubai, Mall of EmiratesDubai küçük bir Amerika gibiydi, büyük alışveriş merkezlerinin içinde bir çok Amerikan markasına rastlamak mümkün. Rastlantıların en güzeli de Cheesecake Factory idi. Biz de Mall of Emirartes içindekine gittik, kayak pisti manzaralı koltuklarda yerimizi aldık ve kayak yapanları izleyerek eğlendik. Dubai Amerika'dan daha bile fazlası denilebilir, çünkü biraz Ortadoğu, biraz Arap, biraz da Türklük var. Malatya Pazarı, Köşebaşı kebap, Tike, Atasay Kuyumculuk, Merinos Halı benim gördüğüm markalar. Kim bilir daha neler vardır. Alışveriş merkezi olarak aslında turistik olmayan, dolayısıyla daha ucuz olan, genelde expatlerin takıldığı Ibni Batuta alışveriş merkezine de gittik Serkan'la. Yolunuz düşerse hediyelik eşya alışverişinizi buradan yapabilirsiniz. Bu alışveriş merkezinin içinde dünyanın çeşitli yerlerine ait konseptler tasarlanmış, Hindistan bölümü, Tunus bölümü gibi yerler var ve hepsi adına uygun dekore edilmiş. Çünkü Ibni Batuta bir seyyahmış. Tam da olmak istediğim gibi! Ibni Batuta Mall'da Hindistan bölümündeyizÇöl Safarisi ise bir Dubai turistinin mutlaka yapması gereken aktivite. Çöle vurmadan geri dönülmez! Bizim safarinin organizasyonunu orada yaşayan arkadaşımız Zeynep yaptı. Çöl Safarisi düzenleyen bir çok şirket varmış, bizimki en iyilerinden biri olan Arabian Night Tours idi. İyi bir safari için 300 dirhemi gözden çıkarmak lazımmış. Safari turları öğleden sonra 3'te başlayıp akşam 10 gibi sona eriyor. Çölde akşamları serin oluyor, yanınıza kalın giysiler almayı unutmayın. Safaride durum şu şekilde, 6 kişilik jipler organize ediliyor. Biz 3 kişiydik, 3 de Norveçli kız vardı jipimizde. Şoför 3-3.30 arası sizi otelden alıyor ve doğru çöle. Yolda bir mola veriliyor. Oradan kafamıza taktığımız bu örtüleri pazarlıkla aldıktan sonra çöle giriyoruz. Yol yaklaşık 45 dakika-1 saat sürüyor. Adeta birer ArabızJipimizJip çöle girince lastikler hafif indiriliyor, kuma gömülmemek içinBu benim çölle ilk karşılaşmamdı. Dümdüz bir alan zannederdim, oysa rüzgardan oluşmuş tepecikler ve çukurlar vardı hep. Engebeli bir yapısı var çölün. Bu da bir eğlence malzemesi oluşturuyor, çünkü jiple ani manevralar yaparak sizi hoplatıp zıplatıyorlar, drift atıyorlar. Adeta roller coastera binmiş gibi hissettiğiniz anlar oluyor. En arkada lastiğin üstünde oturan en çok etkileniyor bu sarsılmalardan. Karşı tepeden selamÇöldeyizUzunca bir yolu sarsılarak, hoplayıp zıplayarak gidiyoruz. Jipin içinde bazen çığlık atıyoruz, bazen kahkaha. Ama bir süre sonra benim midem bulandığı için keyfim kaçtı. Neyseki aralarda fotoğraf molaları veriliyor, biraz kendime gelebildim. Gün batımında çöl fotoğraflarıGüneşi batırdıktan sonra tur şirketinin kamp alanına geliyoruz. Kamp alanında ilk önce eşyalarınızı bırakıp kendinize bir masa tutuyorsunuz. Masa kapma olayında sona kalan dona kalırmış. Eşyaları bıraktıktan sonra kamp aktivitelerine başlıyorsunuz. Bunlar aşağıdaki gibi:Kampımızda yemek için yer kaptıkDeve turu attıkŞahin ile poz verdikEmirati oldukElimize dövme yaptırdık, kız ışık hızındaydıDeveye bindik, şahin ile fotoğraf çekildik, lokallerin kıyafetlerini giydik, elimize kına yaktık, çay içtik, nargile de vardı biz içemedik. Bütün bunları yaptıktan sonra tennure şovu başlıyor oluyor. Tennure şovu pelerinli bir adamın dönerek yaptığı bir şov. Dakikalarca dönüyor, pelerini şekilden şekile giriyor, ışıklar yanıyor, güzel görüntüler oluşuyor. Tennure şovuTennure şovundan sonra yemek alınıyor, açık büfe ama süper leziz yemekler beklemeyin. Yine de güzel. Ardından oryantel dansöz şovu gecenin finali olarak sunuluyor. Dansöz şovu Türkiye'dekiler kadar iyi olmasa da fena değildi. Çölden dönüşte bir banyo şart, her taraf kum içinde kalmış oluyor. Bu yazı gerçek anlamda ayağımın tozuyla yazıldı aslında, çölde kum içinde kalan ayakkabımı hala adam akıllı temizleyebilmiş değilim 🙂Dubai'nin eski bölümleri olan Bur Dubai, Creek ve Deira kısmına biz gitmedik. Gezi boyunca Creek diye sayıklasam da Serkan o bölgeyi 4 günlük seyahat için gereksiz bulduğunu söyledi ve bir daha gelişimizi garantilemek için bizi oraya götürmedi 🙂 O bölgede baharat çarşısı, altın çarşısı filan varmış ama çok da süper değillermiş. Onları da başka gezi blogları anlatsın bari... Gezinizin uzunluğuna göre Abu Dhabi'ye gitmek de planlar dahilinde olabilir. Ferrari World isimli bir tema parkta çeşit çeşit Ferrarilere tanışıp dünyanın en hızlı roller coasterına binebilirmişsiniz. Bizim araba merakımız olmadığı için tercih etmedik. Onun haricinde Abu Dhabi'de Sheikh Zayed Camisi en görülebilir yermiş ama bir onun için gitmedik biz. İleride daha farklı müzeler açılacakmış, biraz daha turist çekmeye çalışacaklamış. Dubai'de de yeni yeni tema parkların inşaatı sürüyor. Expo 2020'ye kadar çok değişeceği belli. Bir süre sonra tekrar gidilebilir. Dubai'de Yeme İçme ve AlışverişDubai'de her millete ait yemekler bulabilirsiniz, kendine özgü bir mutfağı yok. Yiyebileceğiniz en Arabik, en yöresel yemekler yine Lübnan mutfağına ait. Geçen sene biz de Lübnan'a gitmiştik, o yazımda bahsettiğim tüm ünlü restoranların burda da şubeleri var. Hem de aynı restoranların Dubai bayileri çok daha şatafatlı. Abdel Wahap örneğin Souk Al Bahar'da, fıskıye şov manzaralı. Karam Beyrut da aynı şekilde manzaralı ama onun girişi Dubai Mall'un içinden. Başka yerlerde de şubesi var Karam'ın. Biz son gün Reem Al Bawadi isimli bir Lübnan restoranına gittik. Marina bölgesinde çok hoş dekorlu bir yerdi. Yemeğin yanında nargile isteyebilirsiniz. Morrocco Tea diye naneli bir çay içtik, hem sunum olarak hem de lezzet olarak bir harikaydı. Yemek olarak Lübnan mezelerinden humus, tabbule ve fattoush vazgeçilmez üçlü olarak soframızdaydı. Souk Al BaharBir akşam yemeğimizi Souk Al Bahar'da Shakespeare and Co. da nargile eşliğinde yedik. Kahvaltılar içinde bir sabah Dubai Mall'da Madelene Cafe'de havuz manzaralı masa kaptık, bir başka sabah da JBR'de Paul kafede yedik. Simit isterseniz Marina Walk'da Simitchi diye bir yer varmış. Pappa Roti isimli kafeyi bir çok yerde göreceksiniz. Burada kahve eşliğinde \"bun\" denilen kurabiye yeniliyor. Denemek lazım! Madelene Cafe, Dubai MallYemekten çok Dubai'de gece hayatı ve barlar konusunda tecrübe edindik sanırım. Burj Khalifa'nın 123. katındaki At. mosphere, Palmiye adasında One&Only otelin içindeki Bar 101, Jumeirah Beach'te 360 yukarıda anlattığım barlar. Yine Jumeirah Beach Hotel'de Mahiki diye bir gece klübüne gittik. Müzikleri güncelden 90'lara uzanan bilindik pop şarkılarıydı, çok eğlendik. Normalde gece klübü seven biri olmadığım halde buranın dekorasyonu ve müzikleri beğenimi kazandı. Mahiki'nin en ünlü içkisi Zombi imiş. Gün batımını izlemek ve Palmiye adasına tepeden bakmak için de Marina bölgesindeki Mariott otelin 52. katındaki Observatory isimli roof bara gittik. Happy hour saati gittiğinizde 15 tl ye tekabül eden fiyatlarda kokteyl içebiliyorsunuz. Bizi buraya liseden arkadaşım Zeynep götürdü, görüşmediğimiz 10 yılın kritiğini yapma fırsatı bulduk 🙂 10 yıldır görmediğim arkadaşlarım olduğuna göre baya yaşlanmışız! Pappa Roti'de kahve ve bunDubai'de barlardaki tuvaletler bile son derece iyi dekore edilmiş oluyor. Bazı tuvaletleri çok beğenip Olgun'a göstermek için fotoğraf çektiğim oldu 🙂Dubai'de alışveriş konusuna gelirsek, evet çok marka var, çok büyük alışveriş merkezleri var ama süper ucuz olduğunu söyleyemeyeceğim. Bana Türkiye ile aynı geldi. Türkiye'de olmayan markalara bakılabilir. Hediyelik eşya olarak isminizi yazdırabileceğiniz renkli kumlu dolu şişeler her yerdeydi. Erkek kıyafeti beyaz olduğu için tuzluk, kadın kıyafeti de siyah olduğu için biberlik olarak tasarlanmış. Bence yaratıcı! Observatory'den Palmiye manzarasıZeynep bize Carrefour'da hediyelik eşyaların ucuz olduğunu söyledi. Biz de buradan hurma, her yerde ikram edilen füme kokulu ve barbekü soslu bademlerden, burner denilen tütsülük, shot bardağı gibi şeyler aldık. Dubai gezi notlarıma ileride hatırlamak istediğim tüm bilgileri yazdım, bir nevi günlük gibi oldu. Ben yazarken bir daha eğlendim, umarım siz de okurken sıkılmamışsınızdır. Bu muhteşem gezide baştan sonra kadar bizimle olan Serkan'a ne kadar teşekkür etsek az, organizasyonda emeği geçen Zeynep ve Dubai'de yaşayıp planımızı şekillendiren herkese çok teşekkürler. Son olarak gün gün neler yaptığımızı yazacağım ki gidecek olanlara plan kolaylığı olsun:1. Gün: Ibni Batuta Mall, Burj Khalifa'da Atmosphere Bar, Fountain Show, Souk Al Bahar'da akşam yemeği2. Gün: Dubai Mall, Palmiye adası, Atlantis Otel, Bar 101. Bar 360, akşam geç saatte Mahiki3. Gün: JBR'de kahvaltı, denize girme. Öğleden sonra çöl safari.4. Gün: Jumeirah Medinat, Mall of Emirates, gün batımında Observatory Roof bar, Marina Walk'da yemek ve yürüyüş. Siz bunlara ek olarak Dubai Miracle Garden'ı da planlarınıza ekleyebilirsiniz.2016'nın sonundan gelen ekleme: Dubai Parks and Resorts açılmış. İçinde farklı tema parklar olan bu kompleks için Dubai planlarınızı daha uzun tutabilirsiniz. İnternet sitesi için tık tık. Yeni yazılarımdan haberdar olmak ve seyahatlerde paylaştığım fotoğrafları görmek için Facebook sayfamı beğenmeyi unutmayın! Instagramdan takip etmek için de buraya tık tık."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/2013e-veda.html", "text": "2013'e Veda28 Aralık 20130 YorumKategori : Akıl-Fikir58 2013'ün son günlerini yaşarken bu güzel yıla veda etmeden olmazdı... Yeni yıl benim için hep yeni dileklerle, hedeflerle başlar. Belki bir çoğunu gerçekleştiremem ama ilk 1-2 ay bir gazla çabalayarak yaptıklarım yanıma kar kalır diye düşündüğümden kendime hedef koymaktan asla vazgeçmem. Bir başka yeni yıla giriş ritüelim de etrafıma \"yeni yıldan beklentileriniz neler?\" diye sormak. Genelde D&R'ın aşağıda gördüğünüz hediye paketindeki gibi cevaplar alıyorum. Herkesin ortak dileklerini ti ye alan D&R hediye paketi çok hoşKilo vermek, spor yapmak, kitap okumak gibi sıradan hedeflerin yanı sıra, \"bıyık bırakmak\" gibi ilginç bir hedefe sahip olan kocama ne demeli?Ne dersiniz, yakışacak mı?Ayrıca siyasete yeni atılmış olan babama ve yeni iş kuruyor olan Hale ve Hasan'a yeni yılda başarılar diliyorum. Arkanızdayız! Benim yeni yıl dileklerime gelirsek... Klişeden başlamak gerekirse, öncelikle sağlık diyorum. Herkes için ilk madde bu olduğuna göre sıradakine geçelim... Ben seyahat etmeyi, keşfetmeyi çok seviyorum. Algımın açık, öğrenmeye hazır olduğum turist hallerime ise bayılıyorum. Seyahat, sizi para harcarken zenginleştiren tek şeydir! Gezdiğim yerleri yazmaktan da ayrıca hoşlanıyorum, hem kendime yıllar sonra bile okuyabileceğim gezi hatırası bırakıyorum, hem de internette araştırma yapanlara bir rehber oluyorum. Her zaman şunu söylerim, resimsiz yazı, yazısız da resim bir işe yaramıyor. Blog bu yüzden süper bir icat. Bu yıl blogumu geliştirip dizaynını yenilemeyi düşünüyorum. Bu anlamda önerilere açığım. Tabii ki içeriği de geliştirmek için bol bol gezmek lazım. Dünya bir kitaptır, seyahat etmeyenler hep aynı sayfayı okuyor demektirGenelde kenarda bekleyen ileri tarihte bir uçak biletim olur. \"Eyvah, 2014'e plansız giriyorum\" derken son anda Olgun Türk Hava Yolları'nın Miles and Smiles kartında biriken puanlarını harcamaya gittiğinde Barselona biletiyle geri döndü. Spontane alınmış bu bilete göre bir aksilik çıkmazsa nisanda Barselona'yı anlatıyor olacağım sizlere. Bu kış için de Dubai ile ciddi düşünüyorum. Bunun sebebi ise 10 santigrat derecenin altında mutlu olamayan bünyemin kışa bir mola vermek istemesi. Yakın arkadaşım Serkan'ın Dubai'ye taşınmış olması da bir başka etken. Yurt içinde de haftasonu kaçamakları ile sizlerle olmayı umuyorum. Gaziantep'e gidip her şeyi yiyerek yaptığım bütün sporu yabana götürmek, vücut ısımı yükseltmek için sıcak havuzlara girip çıkmak boynumun borcu olsun 🙂Gittiğim yerlerde daha güzel fotoğraflar çekebilmek için de fotoğraf bilgimi arttırsam fena olmaz. En kötü ihtimalle aşağıdaki pozları vermek bir turistin asli görevidir. Bir turist olarak vermeniz gereken pozlarTüm bunları yapabilmek için para kazanmak lazım, dolayısıyla çok çalışmak ve işimi geliştirmek de hedeflerim arasında. Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer inancına göre \"çok çalışma\" kısmı gerçek olacak gibi, çünkü 1 Ocak 2014'te nöbetçi eczaneyim. Ekonomik seyahat etmek için kampanya kovalamak da yeni yılda yapacaklarım arasında. İnternette bedava bilet kazandıran ne kadar yarışma varsa katılmaya özen gösteriyorum 🙂 Bu sayede yenilmeyi de öğreniyorum, çünkü hiç bir yarışmayı kazanamadım. 2014'te daha şanslı olmayı umuyorum 🙂Kredi kartlarım Maximiles ve Wings in yanısıra bu sene mil puan biriktirebileceğim yeni kartlar alacağım. Ucuz uçmak lazımYeri gelmişken bir de kampanya duyurusu yapalım, Türk Hava Yollarının Miles and Smiles kartının sevgililer gününe özel bir kampanyası var. 9-15 şubat arası seyahat edecekler için 1 bilet alana 2. bilet 1 euro. Ayrıntılar için buraya tık tık. Tarihler haftaiçini kapsadığı için biz katılamıyoruz, yıllık izni olan, işi serbest olanlar kaçırmasın!2014'ün herkesin dileklerinin gerçek olduğu bir yıl olmasını diliyorum. Bol bol gezelim, çok çok öğrenelim... Dünya'da onca güzel yer varken evde oturmak niye?Seç, beğen, bilet al ve git! Bu yazıdaki fotoğrafların çoğunu Facebook'taki \"Trust me, I'm a Traveler\" sayfasından aldım."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/los-angeles-gezi-notlari.html", "text": "Los Angeles Gezi Notları30 Kasım 20139 YorumKategori : Amerika Birleşik Devletleri, Los Angeles, Yurt dışı Seyahatleri26 1 yıl süren hazırlıkların meyvesini Amerika'ya gider iken yedik. New York'da neler yapılır konuştuk. San Francisco gezi notlarını yazdık. San Francisco'dan araba kiraladık ve Los Angeles'a Dünya'nın en manzaralı yollarından birinde ilerledik. Hala da yorulmadık. Amerika'nın 2. en kalabalık şehri olan Los Angeles'a vardık. Burası, yolculuğumuzun son durağı. Los Angeles'a kısaca LA de diyebilirsiniz, böylesi çok daha karizmatik 🙂LA, kozmopolit bir yapıya sahip, her milletten bol sayıda insan görebilirsiniz. Meksikalılar ve Çinliler ağırlıkta. Evsizleri de bol, en lüks evlere sahip olanları da. Gerçekten büyük bir şehir ile karşı karşıyayız bayanlar baylar... Gezilecek yerlerinin ve merkezi noktalarının birbirinden uzak olması bana İstanbul'u çağrıstırdı. Öyle tabana kuvvet yürüyerek gezip bitirebileceğiniz yerlerden değil. Palmiyeli bir büyük şehir, Los Angeles Los Angeles ile ilgili bloglardan ve giden arkadaşlarla konuşmalarımdan çıkardığım not, Los Angeles'ta araba ile gezilir. Biz de öyle yaptık. Toplu taşıması hakkında bilgi veremiyorum. Trafiği de İstanbul'u hiç aratmadı sağolsun. Los Angeles'ta nerede kalınır? Biz Hollywood bulvarının arka caddesinde Hotel Hollywood adlı bir otelde kaldık. 1 gece için çift kişilik oda fiyatı 75 dolardı. Oda konforu fena değil, kahvaltısı beklentimin üstündeydi. Otelde bir çok Türk kalıyordu. Hollywood Bulvarı'na ve Universal Studioları'na yakın olması da bizim için avantajlıydı. Bence Los Angeles'ın en güzel yeri Santa Monica civarıydı, zamanınız geniş ise bu bölgeden bir yer de bakabilirsiniz. Los Angeles'ta neler yapılır?Bizim sadece 2 günümüz vardı burayı gezmek için. Hızlı bir tur oldu. Daha çok turistik aktivitelere yer verdik, şehri yaşamaya fırsat olmadı. Yıldızlı kaldırımlara sahip Hollywood Bulvarı'na gitmeden dönmek olmaz. Biz gece gidebildik buraya. Hollywood BulvarıAçıkçası burası beni hayal kırıklığına uğrattı. Bu kadar ünlü bir caddede bu kadar dandik mağazaların ardarda dizilmiş olmasının mantığını anlayamadım. Daha çok hediyelik eşyacılar, kostüm dükkanları ve kalitesiz görünümlü barlar vardı. Nasıl olsa herkes yerdeki yıldızlara bakarak yürüyor diye mi böyle yapmışlar acaba?Hollywood Bulvarındaki dükkanlar fiyasko! Neyseki yerdeki yıldızlar sizi oyalıyor Bu yola aynı zamanda Hollywood Walk of Fame de deniliyor, bir nevi ünlüler geçidi... Hollywood bulvarı üzerinde Oscar ödül törenlerinin yapıldığı Dolby Theatre var. Eskiden Kodak Tiyatrosu olan bu binanın adı Kodak'ın batması sonucu değiştirilmiş. Hollywood Walk of Fame ve Dolby TiyatrosuEski adıyla Grauman's Chinese Theatre, yeni adıyla TCL Chinese Theatre da bu caddede. Önünde ünlülerin el ve ayak izlerini bulacaksınız. Dolby Tiyatrosu'nun yanındaki alışveriş merkezi ve bal mumu heykellerin sergilendiği Wax Museum bu cadde üzerinde gezilebilecek yerlerden. Dağdaki Hollywood yazısını da fotoğrafladık mı Hollywood ile işimiz bitti sayılır. Bu yazıyı görebileceğiniz yerleden biri, Dolby Tiyatrosu'nun yanındaki avmnin terası. Biz Dolby'e gece gittiğimiz için gündüz gözüyle fotoğraflamak istedik ve diğer adrese yöneldik, Griffith Observatory nin bahçesi. Griffth Gözlemevi'nin bahçesinden Hollywood yazısını fotoğraflayabilirsinizBu şehrin olmazsa olmazı filmlerin çekildiği stüdyolardır. Bunlar arasında en popüler olanı da Universal Studios. Bir tema parkı olarak ziyaretçilerine eğlenceli bir gün yaşatmayı hedefleyen Universal Stüdyoları'na gitmeden önce açılış ve kapanış saatlerine bakmakta fayda var. Sabah açılış saatinde giderseniz ancak yetişir her şey. Biletler kapıda 84$. İnternetten de araştırdık ama pek ucuzluk bulamadık. Bir de Front Line Pass diye ayrıcalıklı giriş seçeneği var, 139$ veriyorsunuz, atraksiyonlara sıra beklemeden biniyorsunuz. Biz standart 84 dolar olanı aldık, günlerden perşembe olduğu için mi bilmiyorum, en kalabalık sıra olan yerde bile 15 dakika bekleme süresi gösteriyordu. Her şeye rahat rahat bindik, bazılarına 2 kere bile bindik. Front Line Pass yani öncelikli giriş satın almayı düşünüyorsanız bile önce standart bilet alıp, içerideki sıra durumunu kontrol edebilirsiniz. 1 saatlik bekleme süreleri varsa biletinizi öncelikli girişe yükseltebilirsiniz.2 yıldır bu temalı parklarda Kurban bayramının doğum günüme denk gelmesinin ekmeğini yiyorum. Geçen sene Disneyland Paris'e Seyran arkdaşım sayesinde bedava girmiştim. Okumak için tık tık. Bu sene ise Universal stüdyoları bana doğum günü rozeti hediye etti, müşteri ilişkilerindeki adam bana şarkı söyledi ve en önemlisiShrek bana sarıldı. Doğum günü haftamda olduğum için bana rozet verdiler Shrek ile aramızda duygusal bir bağ olduğu doğrudur. Universal Studyoları size renkli bir gün yaşatacak. Gerçek bir roller coaster olarak sadece Mummy var amaSimpson's ve Transformers aktiviteleri size olduğunuz yerde 3 boyutlu görseller ile roller coaster efekti yaratacak. Ben en çok bu ikisini sevdim. Aktiviteler arası gezerken Apollo 13'den astronot arkadaşlarımı gördüm. Olgun ve Hasan Geleceğe dönüp geldiler Hale'yi ise Beter Böcek'e kaptırdık. Stüdyo turu ve Behind the Scenes aktiviteleri ile filmlerin nasıl çekildiğini öğrenebilirsiniz. Günde sadece 2-3 defa gösterilen Water World showu ile gözünüzün önünde film çevriliyor olacak. Bütün o efektleri beyaz camdan değil, canlı olarak izliyor olmanız çok etkileyici. Water World film setiJurassic Park aktivitesi içinse \"aman aman\" diyorum, kupkuru bindik, abartmıyorum, sırılsıklam çıktık... Zaten o kadar kurnazlar ki, sizi sucuk gibi ıslatıp kıyafet satan bir dükkanda indiriyor. Allahtan hava sıcaktı ve kıyafetlerimizi tuvaletteki el kurutucusunda kurutmak aklımıza geldi. İlla binerim diyenler binmeden önce naylon pançolardan alsınlar.4 boyutlu Shrek kısa filmini de izlemelisiniz. Shrek benim kankam artık, selam söyleyin. Shrek'e torpil geçip onun 2 resmini koydumEğlenceli bir günün ardından... Parkta keyifli bir günün ardından yorulup acıktıysanız parkın çıkışındaki City Walks denilen bölüme uğrayın. Burada güzel restoranlar ve mağazalar var. Bubba Gump'a selam çaktık, Hard Rock Cafe'ye oturuduk. City Walks City Walks'da bir Forrest Gump pozu vermeden olmazBizim zamanımız dardı ama sizin fırsatınız olursa LA'deki diğer temalı parklara da gidebilirsiniz. Six Flags, Sea World, Disneyland bunlardan bir kaçı.2. günümüzde Amerika'nın kişi başına düşen gelirinin en yüksek olduğu yere, Beverly Hills'e gittik. Gitmeye çalıştık desem daha iyi olur. Müthiş bir trafiğe yakalandığımız için ünlülerin evlerinin olduğu vadi kısmına geçemedik. Siz gidebilirseniz hangi evin hangi ünlüye ait olduğunu gösteren haritaları internetten indirebilir veya LA'den satın alabilirsiniz. Beverly Hills bir sanat sergisi hazırlığındaydıBeverly Hills'in alışveriş caddesi Rodeo Drive'ı görelim dedik. Arabayı paralı otoparka koyduk ama biraz daha ileri gitseymişiz 2 saati ücretsiz yerler de varmış, bilginize... Rodeo Drive'da ve çevresindeki caddelerde çok lüks mağazalar ve buralardan alışveriş yapan ultra zengin, metroseksüel insanlar göreceksiniz. Buradaki tipler o kadar güzel, bakımlı ve fitler ki turist tipinizden utanacak, vücudunuzdaki her bir gram yağdan nefret edeceksiniz. Rodeo DriveRodeo Drive civarı palmiyeli lüks caddeler Hollywood yıldızlarını şehrinde ziyaret edelim dedik, ayaklarına kadar gittik ama hiç birini de göremedik. Olsun, ben Los Angeles'ta bir ünlüye rastlama ihtimalimi sevdim... Trafik izin verseydi Sunset Bulvarı'na da gitmek isteyebilirdik ama biz bu zaman kaybının ardından rotayı direkt Santa Monica'ya çevirdik. Santa Monica sahili ile çok sevdiğim yaz günlerime geri döndüm. Upuzun bir kumsala kurdukları iskelede bir dönme dolap, bir kaç eğlenceli oyuncak, restoranlar ve kafeler bulacaksınız. Çocuklar gibi eğlenebilirsiniz. Santa Monica Pier arkamda Santa Monica Rıhtımında eğlence bolChicago'dan başlayıp Santa Monica'ya kadar dümdüz ilerleren Route 66 diye bir yol varmış eskiden. 1985'ten sonra Interstate yol sistemi gelince bu otoyol tarihe karışmış. Ama bu tarihi yolun bitiş noktası Santa Monica'da işaretlenmiş ve bu noktada Route 66 temalı hediyelik eşyalar satıyorlardı. Koskoca otoyolların sonu geliyor ama Amerikalılar'ın pazarlama taktiklerinin sonu gelmiyor. Route 66'nın sonu Santa Monica'daHarita üzerinde tarihi Route 66Santa Monica'nın şehir merkezinde de aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Caddelerinin en ünlüsü Third Street Promenade. Sadece yayalara açık olan bu caddede alışveriş ve gezinti çok keyifli. Third Street PromenadeThird Street Promenade, Santa MonicaSanta Monica sahilinden biraz güneyde bir başka sahil var, Venice Beach. Araları 30-40 dakika yürüme mesafesi. Biz günlerdir gezip yürüdüğümüz için ayaklar yürümekten nasır bağladı, isyan bayrağını çoktan çekti. O yüzden saati 7 dolara bisiklet kiraladık. Santa Monica SahiliSanta Monica'dan pedallayarak Venice plajına çok hoş bir bisiklet yolundan gidiyorsunuz. Bir yanda kumsal ve okyanus, diğer yanda spor yapan insanlar, fitness aletleri, kaykay pistleri. Yine herkes çok sportif, kaslı ve zayıf. Eve döner dönmez spora başlamaya söz veriyoruz... Spor yapanlar moralimizi bozsa daNeşeli neşeli pedallamaya devam ediyoruz. Upzun kumsal ve kaykay pistleri aşkına, sen ne güzel yersin Santa Monica! Venice Beach, Santa Monica kadar turistik olmasının yanı sıra çok daha bohem bir atmosfere sahip. Grafittilerle süslenmiş duvarlar, kaykaycılar, sokak sanatçıları, falcılar ve sörfçüler var burada. Venice BeachBu plajlar haricinde Malibu Beach, Orange Country'de Newport Beach ve Laguna Beach gibi güzel plajları da ziyaret edebilirsiniz. Beverly Hills ve Hollywood'da göremediğiniz ünlüleri belki buralarda görürsünüz, kim bilir?Gün batımında bir sahilde olmak lazımLos Angeles'ın böyle yazlık mekanlara sahip lay lay lom, \"ye, sörf yap, güneşlen\" bir yanı var ama kariyer insanlarının hırslarını kamçıladıkları yüksek plazaların bulunduğu bir de downtown u var. Downtown yani şehir merkezi ile ilgili yaptığım araştırmalarda gezilmesi gereken turistik noktalara rastlayamadım. Walt Disney Konser Salonu ilginç mimarisi ile görülebilecekler listesinin tek elemanı gibi... Şehrin gökdelenli tarafıBiz Downtown'da sadece Little Tokyo denilen Japonların yoğunlukta yaşadığı bölgede Japanese Village Plaza Mall isimli Japon temalı bir alışveriş merkezini gördük, orada yemek yedik. Japanese Village Plaza MallHale'nin 9 yıldır LA'de yaşayan liseden arkadaşı Tuna ile buluştuk biz bu Japon mahallesinde. Kendisine sushi yemek istediğimizi söyleyince bizi Oomasa adlı bir restorana götürdü. Önerileri ve hoş sohbeti ile çok güzel bir akşam yemeği yedik, keyifli vakit geçirdik. Keyifli bir sushi gecesiLos Angeles'ta neler yedik bölümüne de giriş yapmış olduk böylece. Sushi yiyecekseniz Japanese Village Plaza Mall'da restoranlar var. Şehre cuma günleri taze balık geliyormuş ve tüm restoranlara dağıtılıyormuş. O yüzden en taze ve leziz sushi için cuma akşamına denk gelirseniz çok şanslıymışsınız, tıpkı bizim gibi. Bu önemli bilgi için de tekrar teşekkürler Tuna! Santa Monica'da Third Street Promonade'de yürürken bir Meksika Restoranı'na rastladık. Dekorasyonu çok sevimli geldi, midemiz de onaylayınca hemen oturduk. Fiyatlar uygundu. Davetkar bir Meksika restoranı Bir margarita paylaşılırUniversal Stüdyoları'na giderseniz çıkışta illa ki City Walks'ta bir şey yersiniz. Biz Hard Rock Cafe'yi tercih etmiştik, güzeldi. Hard Rock Cafe'de ünlü baterist OlgunLos Angeles'ta alışveriş için de Third Street Promonade'i önerebilirim. Daha önce de söylediğim gibi bizim içimizdeki alışveriş canavarı New York'ta öldü, San Francisco'da tamamen gömüldü. Los Angeles'ta sadece Best Buy'dan biraz elektronik alışverişi yaptık. Los Angeles'a kadar gelmişken 2 saat uzaklıktaki San Diego'ya gitmemek de bizim ayıbımız olsun. Zaman kısıtlı olunca kaldı. (Ama 2015'te gitme fırsatımız oldu, San Diego gezi notlarım için tık tık)Los Angeles'a gelmişken mutlaka görmeniz gereken bir başka yer ise Las Vegas. Çölün ortasındaki bu ışıltılı kumar şehrini önceden görmüştük. 2015'te tekarar gördük, ayrıntılı Las Vegas gezi notlarına bu linkten ulaşabilirsiniz. Batı Amerika'yı, Kaliforniya'yı nasıl gezelim, nereye kaç gün ayıralım diyenleri bu linke alalım. Üzülerek koca bir Amerika seyahatinin sonuna geldik. Yazarken tekrar yaşadığım için bu gezinin etkisi uzun sürdü bende. Umarım okuyanlar da iyi vakit geçirmiş ve faydalanmışlardır. Hoşçakal Los Angeles! Daha sonraki gezilerimde görüşmek üzere, hoşçakalın!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/amerikaya-gider-iken.html", "text": "Amerika'ya gider iken...26 Ekim 201350 YorumKategori : Amerika Birleşik Devletleri, New York, Yurt dışı Seyahatleri36 \"Yeni dünya\" veya \"okyanus ötesi\" derken bütün bir kıtanın adıyla anılan Amerika Birleşik Devletleri'ne sesleniyoruzdur aslında. Hepimizin filmlerden gayet iyi tanıdığımız, bir çok kişiye göre fırsatlar ülkesi olan Amerika'ya düştü bu sefer yolumuz. Kurban bayramını orada geçirdik, dönüşte de işleri toparlayana kadar yazamadım yazıları. Merakla bekleyenler varmış, teşekkür ederim 🙂Biz 2013 ekim ayında gerçekleştirdiğimiz bu seyahatimizi 2012 aralıktan beri planlıyoruz. Biletlerimizi 10 ay öncesinden alıp tatilimizi de 2-3 ay öncesinden hazır etmiştik. Kardeşim Hale ve eşi ile 2 çift olarak yaptık planları. Ekibimiz bu gezi için 1 yıl önceden paçaları sıvamıştı. Gezi esnasında gerçekten sıvamak zorunda kalacağını bilmeden... Benim Amerika'ya 4. gidişimdi, eşim ise yüksek lisansını orada tamamlamıştı. Bütün bu geçmişimize rağmen yine de çok heyecanlıydık. Öncelikle herkesin merak ettiği konu: Amerika'ya gitmek kolay mı? Biletler pahalı mı?Biletler elbet ucuz değil, ama erken alarak, farklı havayollarının biletlerini inceleyerek uygun fiyatlı bir şeyler ayarlanabilir. Düşük sezonda, yani kış aylarında gitmek epey uygun. Uygundan kasıt ise gidiş dönüş 1500 tl nin altında olan fiyatlar. 2000 tl nin altındaki fiyatlara da yine normal denilebilir. Ben hep Türk Hava Yolları ile direkt olarak İstanbul'dan New York'a veya Chicago'ya uçtum fakat daha ucuz fiyat sunan aktarmalı uçuşlardan da faydalanabilirsiniz. Delta benim ilk aklıma gelen alternatif hava yolu. Bu arada işimiz ticaret, iş yerine mal alımımızı kredi kartları ile yaptığımız için bol miktarda mil birikiyor. Bu gezimizde Amerika gidiş dönüş biletlerimizin yanısıra Amerika'da iç hatlar biletlerimizi de kredi kartı millerimizle aldık. Maximiles ve Wings kartların sitelerini inceleyebilirsiniz. Vize konusuna gelince, konsolosluğun sitesine bir göz atın. Yerleşik bir hayatınız, sağlam bir işiniz var ise, belgeleri de titizlik ile hazırlarsanız size vize vermemelerinin imkanı yok diye düşünüyorum. Üstelik ABD turist vizesini 10 yıllık veriyor. En azından benim etrafımdaki herkese öyle verdi. \"10 yıl mı, vay bee\" demeyin, geçiveriyor. 2005'te aldığım vizemden geriye sadece 1.5 sene kaldı. 10 yıllık vize vermesini akıllıca bulduğumu da söylemeliyim, hazır vize var diye 4 kere gittim. Bir çok turist de benim gibi davranacaktır. Bileti aldık, vizeyi kaptık. Dertler bitti mi? Hayır... 11-12 saatlik uzun bir uçuş sizi bekliyor. Bu kadar uzun uçmaya alışkın olmayan bünyeler elbet stres yapacaktır. Ama inanın rahat geçiyor. Size bir paket veriyorlar. Bunun içinden 1 çift çorap çıkıyor, uçakta bununla geziyorsunuz. Uyku maskesi, kulak tıkacı gibi sizi uykuya hazırlayan aparatların yanı sıra diş fırcası ve macunu, dudak nemlendiricisi de var paketin içeriğinde. Uyku mu tutmadı? Koltuğunuzun önündeki ekranda sayısız film, belgesel, kısa programlar, müzik ve oyunlar var. Hatta ve hatta wireless ile internete bile bağlanabiliyormuşsunuz. Türk Hava Yollarının bu sene dağıttığı uçuş paketine bayıldım! Uçakta dağıtılan \"Yanınızda ticari amaçlı bir şey getiriyor musunuz? İçeri bitkisel veya hayvansal gıda sokuyor musunuz?\" gibi soruları içeren bir form var. Uçakta doldurup inerken yanınıza almayı unutmayın. Uçağımız başarı ile havalimanına indi. Elimizi kolumuzu sallayıp ülkeye giremiyoruz tabii ki. Uzun bir pasaport kontrol sırasında bir polisin size hesap sorması için bekliyorsunuz. Sıra size gelince \"Neden geldin, nerede kalacaksın\" gibi sorulara hazırlıklı olun. Merak etmeyin, bizim gibi iyi niyetli turistleri ülkeye almayacak değiller. Parmak izlerinizi alıp fotoğrafınızı çekiyorlar ve geçiyorsunuz! Sonunda Amerika'dasınız! Bol alışveriş ve bol lezzet sizi bekliyor. Işıklı panolar, kocaman arabalar, her ulustan her renkten insanlar ve her yerde karşınıza çıkacak Amerikan bayrağına \"Merhaba\" deme zamanı. Arkada kaç adet Amerikan bayrağı var?Saatlerinizi de geri almayı unutmayın! Amerika'nın doğu yakası bizden 7 saat geride yaşıyor, batısı ise 10-11 saate kadar geri kalıyor bizden. Gittiğimizde yaşadığımız günü başa sararken, dönüşte 1 günü yok sayıvereceğiz. Bu saat farklılıklarından doğan avanak hallerimize de \"jet lag\" diyeceğiz. Maddi olarak Amerika'da gezmenin Avrupa'da gezmekten daha ucuz olduğunu düşünüyorum. Bunda Dolar'ın Euro'dan daha ucuz olmasının etkisi çok büyük. Yeme içme konusunda lükse kaçmazsanız 1 öğünde 10 dolara karın doyurmak mümkün. Alışveriş için tam bir cennet, markalı ürünleri Türkiye'ye göre çok daha ucuza alabiliyorsunuz. Neticede evinizden uzaktasınız, ve seferisiniz, yine de çok para gidiyor. Evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor ve o kadar yol gelmişsiniz ister istemez harcanıyor. Alışveriş ve yeme içme konusunda her şehrin kendine özgü tatları ve butikleri olsa da bir turist olarak Amerika'nın neresine giderseniz gidin bulabileceğiniz bazı zincirleri denemenizi de öneririm. Bunlardan önemli olanlara bu yazımda yer veriyorum, çünkü gidilen her büyük şehirde bunları göreceksiniz. Mutlaka uğrayın diyebileceğim markalar aşağıdaki gibi:Tommy Hilfiger, Gap, Banana Republic gibi Türkiye'de pahalı markaların ucuzluk dükkanları, hatta gittiğiniz şehirde yakınlarda varsa bu saydığım markaların outlet mağazalarını tercih edin. Ross, Marshall's, Tj Maxx gibi ihraç fazlası ürünlerin satıldığı çok ucuz mağazalarda fiyatlara şaşırın. Urban outfitters, Abercrombie and Fitch gibi tasarımı ile sizi davet eden mağazalarda farklı bir deneyim yaşayacaksınız. Abercrombie'nin kapısında kaslı mankenler ile foto çekilmek bedava! Victoria's Secret! Sakın atlamayın! İç çamaşırı alışverişi burada. Old Navy, Amerika'ya özgü çok uygun fiyatlı bir mağaza. J Crew adlı marka ile de orada tanıştım, çok beğendim. Ama outletlerden almayı tercih ederim, zira şehir içlerinde gayet pahalı. Foot Locker, Skechers spor ayakkabı ihtiyaçlarınız için, Nine West daha klasik ayakkabı alışerişi için uğranmalı. Macy's ve Bloomingdales gibi department store denilen bizdeki Boyner tarzı kocaman mağazalar. Macy's çok keyifli, Bloomingdales biraz pahalı. Duane Reade, Cvs Pharmacy, Walgreens gibi eczane zincirleri sadece eczacıların değil, herkesin ilgisini çekecek. Çünkü kozmetik burada çok ucuz. Türkiye'de sadece bayi eczanelerde satılan Physician's formula adlı mineralli makyaj malzemeleri markasının fiyatlarına inanamayacaksınız! Yemek olayında ise, Cheesecake Factory'e sadece cheesecake için değil, yemek için de uğranmalı. Forrest Gump filmini izlemediyseniz izleyin ve gittiğiniz şehirde Bubba Gump'ı bulun. Filmin replikleri ile süslenmiş, çok eğlenceli bir tasarıma sahip bir restoranlar zinciri burası. Deniz ürünleri üzerine servis veriyor, bol bol karides, midye yiyin, ilginç kokteyllerden için... Bubba GumpUcuz yemek için Burger King ve McDonald's ın yanı sıra ucuz meksika yemeği fast food zinciri Taco Bell veChipotle tercih edilebilir. Subway adlı sandiviçci adım başı karşınıza çıkacak. Ben burada malzeme seçerken epey zorlanıyorum. Bilmediğim ekmek, peynir ve sos çeşitleri içinden kulağa hoş geleni seçip geçiveriyorum 🙂Cold stone, Ben&Jerry's gibi zincir dondurmacılarda ağız tatlanmalı! Dondurulmuş yoğurt Pinkberry'de yenmeli. Starbucks, Coffee Bean & Tea leaf gibi kahve zincilerinde enerji depolayıp internete girilebilir. Walmart gibi hipermarketlerde satılan dilimlenmiş meyveler, yıkanmış doğranmış salata malzemeleri, hazırlanıp streç filme sarılmış sandiviçleri görüp \"hazırcılığın bu kadarı\"na şaşırmadan geçmeyin. Ürün çeşitliliği de sizi ekstra sarsacak. Bira ise biranın her çeşidi, kola ise kolanın bizim bilmediğimiz aromaları ile karşımızda olacak. Şu an aklıma gelip sayamadıklarımın yanısıra bilmediğim de bir çok marka ve mekan olabilir. Yorum kısmına eklemeler yapmak serbest 🙂Amerika'da yazan fiyatların çoğuna vergi dahil değil. Yani raftan 6 dolar diye aldığınız bir ürüne 7 dolara yakın para ödeyeceğinizi bilin. Ayrıca restoranlarda size servis yapan bir garson varsa ona da %15-18 oranında bahşiş bırakmak gerekiyor. Ama \"Biz turistiz, bilmiyoruz\" ayağına yatıp daha az da bırakabilirsiniz. Size kalmış 🙂Alışveriş ile ilgili son tüyo, aldığınız her şeyi sorgusuz sualsiz geri alıyorlar. Bizim kaldığımız yerde saç kurutma makinesi olmadığı için New York'tan küçük bir tane alıp San Francisco'da geri verdik. Düşününce çok etik bir şey değil ama ihtiyaç durumunda faydalanabilirsiniz. Prizlerin Amerika'da farklı olduğunu da unutmayın. Bizim saç kurutma makinesini asıl geri verme sebebimiz de buydu aslında. Yanınızda dönüştürücü götüremezseniz oradan da alabilirsiniz. Amerika'da şehirler arası uçuşlar hakkında da küçük bir not, bir çok havayolu el bagajı haricindeki bavullarınız için 25-35 dolar para alıyor. Kabine sığacak boyutta 1 bavul yapmanız bütçenizin hayrına. Bavulunuza koyacağınız sıvıların da en fazla 100 ml lik şişelerde olup fermuarlı şeffaf poşetlerde saklanması gerekiyor. Peki biz bu gezide hangi şehirleri gördük?İlk durağımız New York. Es geçilmemesi gereken, bana göre Amerika'nın ilk görülmesi gereken şehri. Times Meydanındaki ışıkları, gökdelenleri, Broadway şovları, düzgün sokakları, alışveriş imkanları, köprüleri ve yemyeşil Central Parkı ile doyamayacağımız bir şehir. New YorkDaha sonra uçak ile San Francisco'ya geçiyoruz. Normalde sisler içinde olması gereken kırmızı \"golden gate\" i görüp, San francisconun eğimli sokaklarını süsleyen Viktoryen evlerine selam çakıyoruz. Sevimli tramvay \"cable car\" ı da görmeden geçmiyoruz. Yokuşlu yollar ve Cable Car! Burayı görüp sindirdikten sonra arabamızı kiralayıp Melekler Şehri Los Angeles'a gidiyoruz. Ama dünyanın en manzaralı yollarından biri olan Highway 1 yani 1 numaralı karayolunu seçiyoruz. Okyanus kenarından uzun bir yolculuğun ardından vardığımız şehir Los Angeles. Burası da her telden çalıyor, bir tarafta sıcak iklimine kanıp buraya yerleşen evsizler, öbür tarafta film setleri ve ünlülerin yaşadığı meşhur Beverlly Hills. Bir yanda gökdelenler, öbür yanda okyanus kenarında yazlık mekanlar... Hollywood starı olamadan dönenlerden...10 günlük Amerika gezimizin ayrıntılarını çok yakında buradan okuyabileceksiniz. Umarım gitmek isteyenler için yararlı bir seyahat rehberi olur. Takipte kalın! New York gezi notları için buraya tık tık! San Francisco gezi notları için buraya tık tık! Amerika'da araba kiralayıp San Francisco'dan Los Angeles'a yolculuğumuzu okumak için tık tık! Los Angeles gezi notları için buraya tık tık!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/dunya-bizim-mutfakta.html", "text": "Dünya Bizim Mutfakta17 Eylül 201313 YorumKategori : Akıl-Fikir53 Seyahat tutkumun nereden geldiğini anlamak için çocukluğuma inersek karşınıza haritalara çok meraklı bir çocuk çıkar. En sevdiğim oyunlar arasında haritadan şehir veya ülke bulma vardı. Hale sorar ben bulurdum, sonra da ben sorardım Hale bulurdu. Kim daha kısa sürede bulursa o kazanırdı. Bazen de gözüm kapalı dünya küresinde rastgele bir noktaya parmağımı koyar, kendimi orada hayal ederdim. Babamın rolünü de atlamayalım, kendisi neredeyse Dünya'daki bütün başkentlere hakimdir. Sürekli bizi sınava tabi tutar, bir çok ülkenin başkentini ezberletirdi.7'imde neysem 27'imde de oymuşum demek. Son yıllarda eşimle yurt dışı gezilerimizin sayısı artınca, gezdiğimiz yerleri bir harita üzerinde işaretleyip duvara asmak gibi bir proje aklımza geldi.\"Öyle mi yapsak, böyle mi yapsak, kağıt haritaya raptiye ile mi işaret koysak, sacdan yapıp mıknatıs mı kullansak, evin neresine assak\" derken zeki ve becerikli kocam olaya el koydu ve aşağıdaki harita mutfağımızdaki yerini aldı. İnternetten bulduğumuz bir dünya haritasını tabelacıda ahşap bir malzemeye bastırdık. Beyaz tahtalara yazdığımız kalemler ile oklar çıkartıp küçültülmüş boyutta bastırdığımız fotoğrafları çift taraflı bant ile yapıştırdık. Sonuç aşağıda gördüğünüz gibi. Haritanın renkleri turuncu tonlarındaki mutfağıma da çok uydu. Artık her sabah kahvaltı ederken \"Aaa Mozambik de buradaymış bak\", \"Hanimiş bu Peru?\" , \"Bak sen şu Nepal'e\" modundayım. Haritadaki boşlukları doldurmak da temel hedefim. Sahi, bu Şili ne kadar ince uzun değil mi?Açık yeşil ince uzun ülkemiz Şili. Not: Eşim Olgun'un bu projeyi İngilizce olarak anlattığı yazısı için buyrun tıklayın."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/beyrut-gezi-notlari.html", "text": "Beyrut Gezi Notları25 Nisan 201351 YorumKategori : Beyrut, Lübnan, Yurt dışı Seyahatleri18 Lübnan'nın başkenti Beyrut'a normalde 30 Ağustos 2012'de gidecektik. Fakat ortadoğunun karışıklığı sebebiyle ertelemiştik. Onun yerine ne yaptığımızı okumak için buraya tık tıkSonunda gidip geldik, vakit ayağımın tozuyla gördüklerimi anlatma vakti 🙂Öncelikle Beyrut'a neden mi gidilir? Vize istemiyor, yakın, yemekleri süper, doğu-batı Müslüman-Hristiyan sentezi, çevresinde güzel yerler var ve Türkleri çok seviyorlar! Beyrut'a tur düzenleyen bir çok şirket var, ama turlara ihtiyaç duymadan rahatlıkla gezebileceğiniz güvenli bir yer. Otelimizi yine booking. com dan ayarladık. Beyrut'ta konaklama gayet makul fiyatlarda. Annem ve babamla gideceğimiz için güzel bir yerde kalalım dedik. Otelimiz Radisson Blu Martinez hem Müslüman mahallesi Hamra'ya, hem lüksün merkezi Downtown'a, hem de İzmir'deki kordon boyunun muadili olan Corniche'e yakın konumdaydı. Geceliği kişi başı 50 dolardı. Çok daha uygun fiyatlı yerler Hamra Caddesi etrafında mevcut. Bütçeyi daha da arttırırsanız Downtown'da bir otel seçmenizi öneririm. Biz otelimizden çok memnun kaldık, babamın doğum gününde odaya pasta ve balon yollayacak kadar naziklerdi. Babamın doğum gününü kutluyoruzMüslüman ve Hristiyanların bir arada yaşadığı bu ülkede hem dolar hem de Lübnan Lirası geçiyor. Yanınızda dolar götürmeniz uygun olacaktır. Orada ister dolar harcarsınız isterseniz de bir çok yerde LL ile değişim yapabilirsiniz, fiyat her yerde sabit: 1 dolar = 1500 Lüban Lirası. İstanbul'dan direk olarak Beyrut'a uçulabiliyor, uçuş 1 saat 45 dakika sürüyor. Uçuş sonrası ineceğiniz yer Beyrut Rafic Hariri Havaalanı. İner inmez kozmopolit bir manzara karşılıyor sizi, pür makyaj bakımlı bayanlar bir yanda, kırmızı eşarplı Arap adamlar öbür yanda.\"Havaalanından şehir merkezine nasıl gideriz?\" sorusunun cevabı \"Taksi\". Ben Beyrut'ta çevre gezilerini ayarladığım \"Lebanon Tours and Travels\" adlı şirketten havaalanı transferi de satın aldım. Giderken 25 dolara, dönüşte 20 dolara götürdüler. 4 kişi olduğumuz için makul gelmişti ilk önce, ama havalimanından 20000 LL'ye yani 14-15 dolara götürecek taksiler de bulabilirsiniz. Tabii ki taksiler de 25 dolardan kapı açacaklardır ama siz pazarlıkla düşürmelisiniz. Rahat etmek isterseniz siz de bizim gibi transfer satın alabilirsiniz. Havaalanında kendimi özel hissetiğim an 😛Beyrut'da toplu taşıma yok. O yüzden taksilere mecburuz. Taksiciler sizi hep kandırmaya çalışacaklardır (oysa hiç alışkın değiliz değil mi. Binmeden önce pazarlık yapılıyor, taksimetre yok. Biz de raconu bir kaç gün sonra anladık, yakın yerler için 5 dolar, uzak yerler için 7 dolara anlaşın. 10000 LL nispeten uzak yerler için ideal. Siz tam taksiden inerken \"10bin lira değil, 10 dolar demek istemiştim\" diye veya \"10bin değil 15bin anlamıştım\" gibi ayaklar yaparak daha fazla para almaya çalışıyorlar. Taksilere \"Servis\" diyerek binme yöntemini de uygulayabilirsiniz, o zaman 2000 LL veriyorsunuz ama taksici aynı istikamete gidecek olan başka yolcu da alabiliyor araca. Burası bir ortadoğu ülkesi, düzen tertip disiplin aramayın çok fazla. Özellikle trafikte. Bir çok yerde trafik ışığı yok, karşıdan karşıya geçmek zor. Araçlar sinyal, dikiz aynası vs... kullanmıyorlar. Çok fazla araba var ve her an bir yerde kaza olabilir. Karışık bir trafik, her yer araba! Burada Lübnan'ın tarihinden de bahsetmek gerekiyor, çünkü gezerken tarihin izlerine rastlıyorsunuz. 1950 lerde şaşaalı bir dönemin ardından 1970li yıllarda iç savaş başlıyor Lübnan'da. İnternet kaynaklarına göre \"Müslüman Hristiyan çatışması\" olarak tanımlanmış olsa da orada gezerken konuştuğumuz kişiler hep \"güç, iktidar ve para\" yüzünden olduğunu, dinle ilgisi olmadığını söylediler. İç savaşta kurşunlanmış, bombalanmış bir çok bina görüyorsunuz. İç savaşın sembolü olarak Holiday Inn oteli şehrin ortasında yükseliyor. Hiç hizmet vermeden bu hale gelmiş. Holiday Inn oteli1990larda Beyrut Rafic Hariri ile yeniden doğuyor. Başbakan Hariri şehrin yaralarını sarmaya başlıyor, inşaatlar hızlanıyor, eski yapısına uygun olarak yenileniyor binalar. Downtown bölgesinde yenilenmiş muhteşem binalar görmek mümkün. Hala da bir çok inşaat sürüyor şehirde. Bol bol iş makinesi göreceksiniz. Şu anda da Araplar, Yunan kökenli Hristiyanlar ve Ermeniler bir arada yaşıyorlar. Arapça ve Fransızca kullanılıyor günlük hayatta, ama İngilizce de çok yaygın. Hiç ummadığınız amcalar teyzeler İngilizce konuşabiliyor. Şehirleri yürüyerek keşfetmek en hoşuma giden şekildir. Fakat burada biraz planlar şaştı. Çünkü verilen şehir haritasında tüm sokakların ismi yazmıyor. Dolayısıyla tam olarak nerede olduğunuzu anlayamıyorsunuz. Hamra Caddesi'ne ulaşana kadar bir çok sokak gezdik, evet görmüş olduk, ama bir o kadar da yorulduk. Hamra bölgesi Müslümanların bölümü. Çok güzel lüks evlerin yanısıra çok dökük ve eski yapılar da var. Beyrut Amerikan Üniversitesi de bu bölgede. Sadece Hamra Caddesi'ni değil, ara sokaklarına da girip çıkın. Rastgele girdiğimiz bir sokakta çok şık ve ucuz çantalar satan bir dükkan keşfettik biz mesela. Moloz yığının ardında güzel bir binaHamra'ya gitmeye çalışıyoruzHamra'ya gitmeye çalışıyoruzVe Hamra Caddesi! Hamra'nın sahil kesimi yani kordon boyuna Corniche deniliyor. Deniz kenarında yürüyüş yapanlar, bir şeyler içip keyifine bakanlar var hep. Siz de burada yürüyün, Akdeniz'e bir de buradan bakın. Corniche'in uzak bir kısmında Beyrut'un simgesi olabilecek yapıda Güvercin Kayalıkları, yani Pigeon Rocks var. Cornishe deki ev fiyatlarının 8 milyon dolardan başladığından bahsettiler. \"Altı üstü bir apartman dairesi, yalı bile değil\" diye şaşırsak da, arap camiasının özgürlüğüne düşkün zenginlerinin ilk adresiymiş Beyrut. CornichePigeon RocksCorniche'in Downtown'a yakın kısmında bir marina var. Buraya Zaitunay Bay deniliyormuş. Yürürken bir yanınızda deniz ve lüks yatlar, bir yanınızda lüks restoranlar ve onların arkasında yükselen ışıl ışıl binalar olacak. Zaitunay BayZaitunay BayDowntown'a gelirsek, lüks mağazalar, tertemiz sokaklar, sepya tonunda binalar hep burada. Tam ortada da Souks de Beirut alışveriş merkezi var, ama üstü açık, sokakların devamı gibi duruyor. Downtown'da tam ortada Place de l'Etoile yani yıldız meydanı var, ortada Rolex saat kulesi yükseliyor. Hamra ile bu bölge arasında büyük fark var. Downtown sokaklarıSaat kulesiUzaktan Muhammed el Emin Camisi'nin kubbesini görüyoruz bu meydanda. Yakınına gidip fotoğraf da çektik. Sultan Ahmet Camiinden esinlenerek yapılmış dediler. Kubbesinin mavi olması da ondan olsa gerek... Muhammed El Emin CamiiMuhammed el Emin Camisinin yanında Rafic Hariri'yi anma merkezi var. Hariri 2005 yılında bir suikaste kurban gidiyor, Beyrut'da deniz kıyısında bir patlama oluyor ve bu patlamada hayatını kaybediyor. Lübnanlılar da 2. kurucularına böyle bir mezarlık ve anma merkezi yapıyorlar. Bana biraz ilkel geldi, çünkü anma merkezi dediğim yer aslında bir çadır. Heralde inşaatı devam ediyordur. Rafic Hariri mezarıGammayzeh diye bir bölge var ki gece hayatının nabzını tutuyor. Bir çok pub ve restoranın olduğu bölgede siz de bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Bir başka Beyrut semti de Achrafieh. Ben bunu nasıl telaffuz edeceğim diye düşünürken şoforümüzden öğreniyorum, bildiğimiz \"Eşrefiye\" imiş burası, tabi biraz arap aksanı yaparsanız daha düzgün olur. Burası da güzel evlerin, lüks restoranların ve ABC alışveriş merkezinin olduğu semt. Haritamız ayrıntılı olmadığı için yine rastgele girip çıkıyoruz sokaklara. ABC mall u geziyoruz. Markalar bizdekilere benzer, fiyatlar da hemen hemen aynı. Yine de gezilebilir. Beyrut'ta \"o müze\", \"bu köprü\", \"şu heykel\" gibi çok ünlü yapılar yok aslında. Daha çok \"o bar\", \"şu restoran\" var 🙂 Hal böyle olunca biz de kendimizi yemeğe verdik. Lübnan mutfağının 3 önemli mezesiyle tanıştık gider gitmez: Humus, Tabbule, Fattoush. Bu 3ü sofralarımızın vazgeçilmezi oldu orada. Bunların yanında kebap veriliyor bazı geleneksel Lübnan restoranlarında. Yemeğin yanında nargile içenler var, yanında içmeseler bile sonrasında içmek lazım! İç mekanlarda nargile ve sigara serbestti, ama güzel restoranlarda havalandırma da iyi oluyor, pek rahatsız olmadık. Lübnan'daki yeme felsefemi anlatan graffitiBütün Beyrut gezi bloglarında KARAM ve Abdel Wahab adlı restoranlara rastlayacaksınız. Beirut Souks'a çok yakın olan Karam'a biz de gittik. Burası bildiğimiz kebapçı konseptinde, yemekleri lezzetli. Yemeğin yanında Lübnan rakısı \"arak\" da isteyebilirsiniz. Üst katında veya hava güzelse dışarıda nargile servisi var. Karam RestoranBiz Gammayzeh'de Leila diye bir yeri çok beğendik, hem yemek yeniliyor, hem de nargile içiliyordu. Fakat o gün tüm masalar rezerveymiş. O yüzden Foursquare'de popüler olduğunu gördüğüm Urbanista'ya oturduk. Burası modern bir kafe. Yerel bira Almaza'nın yanında pirinç patlaklı çerez ikram ediyorlar. Urbanista'da yan masamızda oturan 2 kız bize seslendi ve \"Türk müsünüz?\" diye sordu. \"Evet\" dememizle koyu bir sohbet başladı. Onlar Lübnanlılarmış ve birisinin nişanlısı Abdulhamit'in torununun torunu filanmış 🙂 Türkiye'ye ve Türk dizilerine bütün Lübnanlılar gibi onlar da hayranmış. Kıvanç Tatlıtuğ, Tuğba Büyüküstün, Hürrem filan hep onlardan soruluyordu 🙂 Dizilere bizden daha hakim oldukları kesindi. Hoş sohbetimizin ardından bize güzel tavsiyeler verdiler ve onlar sayesinde güzel bilgiler edindik. Buradan onlara teşekkür ediyorum 🙂Hatıra fotoğrafıÖrneğin Al Falamanki diye bir restoran önerdiler ki ben de bloglarda çok rastlamıştım, ama Abdel Wahab'ı tercih edebilirdim. Kızların tavsiyesi ile Al Falamanki'ye gittik. Burası kocaman bir bahçeye sahip, eminim yazın çok güzel oluyordur. Biz gittiğimizde yağmur yağıyordu ve herkes içerideydi. Konsept olarak \"köy kahvesi\" gibiydi ortam, masalar, sandalyeler, tavlalar, fesler, bakır tencereler... Burada nargilenin yanında jellab içtik. Gül suyumsu, içinde çam fıstığı ve kuru üzüm olan hoş bir içecekti. Al FalamankiArka masamızdakiler ise nargilenin yanına bakla ve bezelye sipariş ettiler, onları çiğ çiğ yediler. Sonra baktık diğer masalarda da var. Biz ilk defa böyle bir şey gördük ve çok şaşırdık! Arka masaya dikkat! Hamra'daki mola noktalarımız ise Hamra Cafe ve Bread Republic idi. Kısa süreli molalar için ideal. Flafel de önemli bir atıştırmalık Beyrut'da. Restoranlarda değil, sokakta küçük Flafel dükkanlarında satılıyor sadece. Abc Mall un karşısında Flafel Freiha da 12 tanesi 5000 LL. Bir de meşhur kahvaltılıkları var \"manouche\". \"Man-nuuş\" gibi yazabilirim okunuşunu 🙂 Yuvarlak ince hamur üzerine peynir veya zahter veya her ikisini de koyuyorlar. Peynirli zahterli lahmacun gibi düşünebilirsiniz. Zahterle önceden yapmış olduğumuz GAP turunda tanışmıştık, toz şeklinde bir kahvaltılık. Kekiksi bir bitkiden elde ediliyor, baharat olarak satılan çeşidi de var. Mannuşu, Lübnan fast food zinciri Barbar' da bulabilirsiniz. Barbar İstanbul'daki Bambi gibi. Hamra'da yerini sorun, bir kahvaltınızda peynir ve zahter karışık olanından deneyin diyorum. Zahterli olanCorniche'de deniz manzarasına karşı kahvaltı etmek isteyenlere önerilen mekan Casablanca idi. Burası 2. katta yer alan bir kafeymiş, girişini biraz zor da olsa bulduk. Gel gör ki saat 10 da açılıyormuş. Biz 9'da kapısına dayanıp kapalı olduğunu görünce onun alt katındaki kafede yaptık kahvaltımızı. Orası da güzeldi. Gece hayatı da çok meşhur Beyrut'un. Gece hayatının en önemli merkezi Gammayzeh caddesi ve civarıymış Hakikaten de cumartesi gecesi çok canlıydı ortalık. Music Hall diye bir kabare tipi canlı gösteri çok tercih ediliyor. Saat 11'den önce orada olmak gerekiyormuş, giriş 60 dolarmış, 4 içecek hakkınız varmış. Ben pek bir yorgundum bu gezide, gece eğlencesine ve hazırlığına üşendim. O yüzden gitmedik, ama siz benim gibi yapmayın, gidin. Çok ünlü gece klüplerine de ev sahipliği yapıyormuş Beyrut. Araştırırken Sky Bar'ın adına çok rastladım, ama nisan ayında henüz açılmamıştı. B 018 de diğer bir popüler gece klübü. İç savaş zamanında müzik ile halka terapi yapma amacıyla kurulmuş. Burada hayat 2'den sonra başlıyormuş, şık giyinmek şartmış! Yeme içme faslından sonra gelelim çevre gezilerine. Beyrut'dan şehir dışına düzenlenen 2 ayrı tur rotası var:\"Harisa & Jeita & Biblos\" ve \"Baalbeck-Anjar & Ksara\". Türk tur şirketleri Beyrut'da bu rotaların her biri için kişi başı 70-90 euro arası para alıyormuş. O yüzden bizimle aynı anda Beyrut'a giden Türklerle takılmayı düşünmedik. Trip advisorda çok önerilen \"Lebanon Tours and Travels\" adlı yerel şirket ile bağlantıya geçtik ve Jeita turu kişi başı 30$ a, Baalbeck ise 35$ a geldi. Fiyatlar kaç kişi olduğunuza göre değişiyor. Gittiğimiz yerlerde giriş biletlerini kendimiz aldık, fiyata dahil değil. Şirket size bir araba ve İngilizce konuşan şoför tahsis ediyor. Şoför sizi gezdiriyor gün boyu. Şirketin sahibi Hüseyin gezdirirse çok şanslıymışsınız, trip advisorda onu çok övmüşler. Bizim şoförümüz Şaban diye bir adamdı. Biz ondan da memnun kaldık. Özellikle babamla çok iyi anlaştılar, kahkahalar gırlaydı. Harisa & Jeita & Biblos:\"Jeita Grotto\" denilen Jeita mağarası karstik oluşumlar ile şekillenmiş bir yer. Yukarı ve aşağı olmak üzere 2 adet mağara var. Yukarı mağaraya teleferik ile çıkıyoruz. Mağara içinde fotoğraf çekmek yasak olduğu için girişte fotoğraf makinelerini koyabileceğimiz kilitli dolaplar yapmışlar. Biz yanımıza almamıştık, telefonlarımızı da arabada bıraktığımızı söyledik. Yukarı mağara 1958 yılında keşfedilmiş, 2200m uzunluğa sahip olmasına rağmen bunun 750m lik bölümü yürüyüş yolu ile ziyaretçilere açıkmış. Daha da ilerledikçe oksijen seviyesi düşüyormuş. Aşağı mağara içinde ise elektrik motorlu tekneler ile geziliyor. Yerinizi en önden kapın, gerekli yerlerde başınızı eğmeyi unutmayın! Jeita'da fotograf çekmek yasak olduğu için görselleri googledan aldım. Gerçekten muhteşem bir yer, Beyrut'a gelip buraya uğramamazlık etmeyin. Beyrut'dan çok da uzak değil zaten. Giriş 12$ idi. Yukarı JeitaAşağı JeitaGünlük turumuzun 2. durağı Harissa. Beyrut'un komşusu sayfiye şehri Jounie'ye gidiyoruz, burası yazın çok kalabalık oluyormuş. Jounie'den bindiğimiz teleferik bizi 650 m yükseğe çıkarıyor. Teleferikle yukarı çıkarken muhteşem şehir ve deniz manzarasına bakıyorsunuz. Ama yükseklik korkusu olan için zor bir yolculuk! Teleferik bazen anayolun üstünden gidiyor, bazen apartmanların çok yakınından geçiyor. Teleferik ile ulaştığımız noktada manzaraHarissa tepesine ulaştığımızda bizi bir kilise ve üzerine inşa edilmiş Meryem Ana heykeli karşılıyor. Burada yağmura yakalanıyoruz, o yüzden 1-2 poz fotoğraf çektiğimizi kar bilip hemen aşağı iniyoruz. Buraya çıkış 9$ idi. Harissa'da Meryem Ana heykeliEn son durağımız ise yaklaşık 20 dakikalık (18 km) bir yolculuk ile deniz kıyısında yer alan antik Finike liman şehri Byblos. Burada kale var, çarşısı şirin, bir de balık restoranları popüler. Bloglarda Chez Pepe Restoran önerilmiş olsa da biz Şaban'ın tavsiyesi ile Chez Pepenin hemen yanındaki Sultan Al Mina adlı restorana gittik. Çok da beğendik. Hatta dünya küçük, ne zamandır Türkiye'de görüşemediğimiz Ozan ve Gökçe karşımıza çıkıverdi bu restoranda, çok mutlu olduk. Biblos çarşısıBiblos'ta Lübnan mezeleri, balıktan hemen önceBiblos'ta manzaramızBu tur Beyrut'a yakın güzergahları içerdiği için yollarda çok zaman geçirmiyorsunuz. Hem de işiniz erken biterse Beyrut'a erken geri dönebiliyorsunuz. Şaban bizi Beyrut'da da gezdirdi artan zamanda. Baalbeck & Anjar & Ksara:Ünlü Bekaa Vadisine gidiyoruz. Bu turda yolumuz uzun, yolculuk 2 saate yakın sürüyor. Trafik berbat. Tek şerit gidiş, tek şerit geliş. Sollamalar tehlikeli olabiliyor. Yolda giderken Suriyeli mülteci kamplarını, Filistinlilerin kamplarını görüyoruz. İnsana en büyük kötülüğü yine insanlar yapıyor, bazılarının böyle bir yaşama nasıl mahkum edildiğini sorguluyoruz. Beyrut'un dışına çıkınca çok daha ilkel bir görünüm hakim. Türkiye'yi Lübnan'dan kat kat üstün buluyoruz. Yolda rastladığımız ilginç bir gelin arabası, evleneceklerin dikkatine! Tarihçesi 9000 yıl öncesine dayanan Baalbeck'e vardığımızda kocaman bir antik şehirle karşılaşıyoruz. Heliopolis olarak da bilinen Baalbeck, Roma İmparatoru Constantin'in 4. yy da imparatorluğun gücünü ve ihtişamını göstermek adına başkent Roma'dan sonra inşa ettiği en büyük çok tanrılı dini merkeziymiş. İçerisinde Venüs, Jüpiter ve Bacchus adına adanmış 3 tapınak bulunuyor. Baalbeck HarabeleriBaalbeckBaalbeckBurası muhteşem bir ören yeri, bu kadar büyüğü ve güzeli zor bulunur diyor, uzak olmasına rağmen gitmenizi tavsiye ediyorum. Burdan sonra yolumuzun üstüne Ksara şarap fabrikası var. İçerisindeki mağara Romalılar döneminde bile varmış. Mağaranın sabit sıcaklığı ve nem oranı şarap saklamaya uygun olduğu için mahzen olarak kullanılıyor. Burada şarap tadımı yapıp beğendiğinizi satın alabiliyorsunuz. Lübnan rakısı \"Arak\" da satılıyor. Ksara'da şarap tadımıKsara şarap mahzeniBiz Anjaar kasabasına gitmeyelim dedik, Beyrut'da biraz alışveriş yapmak istiyorduk. Şarap fabrikasından sonra Beyrut'a döndük. Son olarak Beyrut'un ilginç balkonlarına değinmek istiyorum. Bazı balkonlarda hayat vardı, hava soğuk olmasına rağmen. Balkonda uyuyanlar, kahvaltı edenlerBir çok balkonda perdeler vardı, güneşten tozdan korunmak için deseler de daha çok bayanların dışarıdan görünmemesi içinmiş. Perdeli balkonlarÇok sofistike balkonlar da vardı. Downtown'daki balkonlarSosyal ve ekonomik farklılığın bol olduğu böyle bir yerdi Beyrut, Lübnan... Hep Avrupa'ya gitmekten sıkılanlara, vize almaya üşenenlere, farklı bir kültürel deneyim yaşamak isteyenlere, eğlenmeyi sevenlere tavsiye ederim!"} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/mykonos-gezi-notlari.html", "text": "Mykonos Gezi Notları4 Eylül 20126 YorumKategori : Mykonos, Yunanistan, Yurt dışı Seyahatleri60 Mykonos'a gün batımı zamanı vardık. Ama gemiden vizesiz çıkış işlemleri tamamlanana kadar güneş battı gitti. Siz siz olun, değirmenlerin olduğu tepeden güneşin batışını kaçırmayın 🙂Mykonos rüzgarıyla meşhurmuş, mutlaka bir hırka alınması tavsiye edildi. Rüzgarsız gün sayısı çok azmış. Biz de ona denk gelemedik tabi 🙂Adaya inince gördük ki bitki örtüsü diye bir şey yok, oldukça kel bir dokusu var. Mimari ile güzelleştirilmiş, barları ve çılgın partileri ile ününe ün katmış bir yer. Bitki örtüsü yok, rüzgarı çokÇok karmaşık dar sokaklara sahip olsa da daha kaybolan görülmemiş. Aslında Bodrum veya Alaçatı'nın ara sokaklarına benzer bir atmosfer vardı. Çook şirin ve yaratıcı hediyelik eşyalar görüyoruz çarşıda gezerken. Fotoğraf çekimine izin vermedi dükkan sahipleri. Yine de zevkli bir gezi. İlk başta çok karmaşık gelse de bir süre sonra hep aynı sokaklarda turladığımızı farkediyoruz. Taş zemin sokaklarMykonos SokaklarıSokaklarda gezerken şanslıysanız adanın sembolü Pelikan Petro'ya rastlayabilirmişsiniz. Bu sembol bir heykel değil, kanlı canlı bir pelikanmış. Biz tanışamadık kendisiyle 🙁Uzo ve deniz ürünlerinin tadına bakmak için bir restorana oturuyoruz. Merkezde herhangi bir restorandı, adını hatırlamamakla beraber çok da bayıldığım bir yemek olmadı. Ortamımız güzel ama... Yemeğimiz biraz yağlıydıAdanın Little Venice yani Küçük Venedik denen kısmında tam deniz kenarında şirin kafeler vardı. Güneşin batışı buradan kokteyl içerek izlenirmiş, benden söylemesi! Akşam vakti de oldukça kalabalıktı aslında. Dar sokaklarda ilerlerken çok sayıda şapel görüyoruz, her biri küçücük, 10ar kişilik ibadet yerleri gibi tasarlanmış. Yolda gördüğümüz şapellerden biriBize gemide çılgın Mykonos eğlencesi için plajlardan birine gitmemizi önerdiler. Tabi sıkı sıkı tembih ettiler, \"Eğer eşinizi çok kıskanıyorsanız buralarda rahat edemeyebilirsiniz, cinsiyete bakılmaksızın herkes herkese sarkabilir\" dediler. Biz de eşim Olgunla düşündük taşındık, o kadar kıskanç olmadığımıza karar verdik ve saat 11'de atladık bir dolmuşa, Paradise Beach e gittik 🙂 Gittiğimizde çılgınlığın yerinde yeller esiyordu. Meğer buraya gece 1 den sonra gelmek gerekirmiş. Bizim de o kadar vaktimiz olmadığı için sakin sakin kokteylimizi içip geri döndük. Paradise Beach' de Cavo Paradiso'nun reklamını çok duyduk, çılgın partilere ev sahipliği yaparmış bu club. Gayler ile tanışmaya hazırdımSakin bir plaj bizi bekliyorduEğer saat müsait değilse Paradise Beach de vakit kaybetmek yerine merkezde Skandinavian gibi bir barda eğlenceye akılabilir. Meğer ortam buradaymışSuper Paradise Beach de bir başka ünlü plajıymış adanın. Eşcinsellerin ve çıplakların takıldığı bu plajı cennet yapan da özgür ortamıymış. Mykonos ve Yunan Adaları Türkler tarafından çok tercih edilen bir yer. Her yerde Türk'e rastlamaya alışmıştık, restoranın birinde Armağan Çağlayan'ı görmeyi de sindirdik ama Söke'den eczanemden tanıdığım hastalarımla karşılaşacağım asla aklıma gelmezdi. Böylesine de ilginç bir tesadüf yaşamış olduk 🙂Gündüz gözüyle göremesek de beyaz evleri, çiçekli balkonları, zeytin ağaçları ve ışıl ışıl kafeleriyle çok fotojenik bir adaydı."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/siena-san-gimignano-pisa.html", "text": "Siena, San Gimignano, Pisa23 Kasım 20115 YorumKategori : İtalya, Toskana bölgesi, Yurt dışı Seyahatleri38 Daha önce İtalya gezimizi nasıl planladığımızı anlatırken söylemiştim, Floransa'ya gelmişken Toskana bölgesinde bir kaç yer daha görmek istiyordum. Trenlerle gezmek çok zor olacağı için Trip advisorda çok oy alan \"The Best of Tuscany\" turunu satın aldık. 80 euro gibi bir fiyatı vardı kişi başı. Otobüs SMN tren istasyonunun önünden kalkıyordu. Gezi programı: Siena, Toscana'da bir çiftlik evinde öğle yemeği, San Gimignano ve Pisa. Bu tur İngilizce konuşan rehber eşliğinde yapıldığı için İngilizce bilmeyenlere tavsiye edemeyeceğim. Siena, Roma mitolojisine göre Roma'nın kurucuları olan Remus ve Romulus adlı kurtları emziren dişi kurtun ismi. Bu dişi kurtun heykeline çok rastlanıyor Siena'da. Dişi kurt Siena motifleriSiena da Mediciler tarafından yönetilmiş bir şehir, bankerliğin ilk ortaya çıktığı yerlerden. Tam ortaçağ havasında bir şehir, halkı adetlerine ve geleneklerine bağlı. Bu adetlerin en ünlüsü yılda 2 defa düzenlenen Palio yarışları. Evet, araba markası olarak bildiğimiz \"Palio\" kelimesi aslında çok geleneksel at yarışlarının adıymış! Şehrin merkezinde Piazza del Campo adlı meydanda, halka açık olarak yapılıyormuş yarışma. Jokeyler çok sıkı hazırlanır, atlar kilisede kutsanır ve görkemli bir törenle başlarmış yarış. Palio yarışlarının yapıldığı meydan, ortaya doğru eğimliSiena'nın katedrali de çok büyük. Sokakları dar, yokuşlu. Yağmurlu havada daha güzel olduğu söyleniyormuş şehrin, ne tesadüftür ki biz oradayken yağmur yağıyordu. Umarım bizi teselli etmek için söylememişlerdir. Siena SokaklarıSiena KatedralSiena'dan ayrılıp Toskana bölgesinde bir bağ evine gidiyoruz. Buralarda şarapçılık yapılıyor. Bağlarda yetişen en önemli üzüm türü Chianti. Bağ evinde şarap mahzeni geziyoruz, yemek yiyoruz, şarap tadıyoruz ve beğendiklerimizden satın alıyoruz 🙂Şarap mahzeniBağ evinden ufukta görülen kuleli yer San Gimignano. Bu kule silüetleri New York'da 11 eyülde yıkılan ikiz kuleleri andırdığı için San Gimignano'nun diğer adı da \"Medieval Manhattan\" imiş. Buram buram ortaçağ kokan bir turistik kasaba. Balayında gitiğimiz Sicilya'daki Taormina'nın kuzey versiyonuymuş burası. Araç girmeyen dar sokaklar, taş evler, alışveriş... Burası da yüksekte, ova manzaralı bir yer. Medieval Manhattan denilen San GimignanoSan GimignanoPisa'ya gelince, burada yine Arno nehri karşımıza çıkıyor. Panaromik bir şehir turundan sonra hedefe, yani Pisa kulesinin olduğu yere gidiyoruz. Pisa kulesi aslında bir çan kulesi, yanında katedrali de var. Pisa'daki toprak ve zemin yapısından dolayı bütün binalar kaymaya meğilli. Aslında katedral de eğik. Kuleyi eğik biçimde sabitlemek için çok para harcamış İtalyanlar. Burada klasik Pisa kulesi pozları veriyoruz. Hediyelik eşya satan yerlerden Pisa kulesi gibi eğik duran shot bardaklarından almadan geçmiyoruz 🙂Pisa ile ilgili olarak aklımda kalan rehberin Pisa Üniversitesi hakkında söyledikleri. Üstün öğrencilerin eğitim aldığı bu üniversite, Avrupa'nın en prestijlilerindenmiş. Akşam da tur otobüsümüze binip Floransa'ya geri dönüyoruz. Bu turdan oldukça memnun kaldığımızı söyleyebilirim, kendi başımıza bu kadar yeri bu kadar sürede gezip bu kadar bilgi sahibi olamazdık."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/fethi-fethiye.html", "text": "Fethi Fethiye24 Ağustos 201221 YorumKategori : Fethiye, Yurt içi Seyahatleri34 Fethiye yıllardır gitmek isteyip gidemediğimiz yerdi kardeşimle. Bir türlü kısmet olmadı, hep plan yapardık, hep iptal olurdu. E Egeliyiz, aslında yakın, ama bir o kadar uzaktık Fethiye'ye. Bütün arkadaşlarımın Saklıkent maceralarını dinlemiş ama kendimin gidememiş olması canımı sıkıyordu. Ve artık bu makus kadere dur diyecektik 🙂Kardeşim Hale de temmuz ayında evlendi, ağustosta ilk 4lü tatilimize çıktık. Hepimiz yoğun çalıştığımız için tek uygun zaman Ramazan Bayramıydı. Dedim ya, söz konusu Fethiye olunca aksilikler peşimi bırakmaz... Mayo, havlu ve su altı kameramızın olduğu çantayı evde bıraktığımı otele gelince farkettim! Bir şekilde halettik mayo ve havluyu, ama su altı fotoğraf makinesinin eksikliğini çok çektik. Fotoğraflayamadığımız her yer için tekrar gitmek zorundayız sanırım 🙂Çevre gezisi olarak planladığımız bir tatil olduğu için yine otelimizi ucuz seçtik. Sadece uyumaya gidecektik. Ölüdeniz'de kalmayı uygun gördük ve booking. com üzerinden Morina adlı otelden yer ayırttık. Otelin gerçekten temiz olduğunu söyleyebilirim, bizim beklentimizi fazlasıyla karşıladı. Kahvaltısı çok süper olmamakla birlikte yeterli seviyedeydi. Denize 10-15 dakikada yürünebiliyordu, biz arabayla hareket ettiğimiz için denize yakınlığı fazla önemsemedik. Kısacası, memnun ayrıldık. Odamızın balkonundanFethiye otelleri için: https://www. neredekal. com/fethiye-otelleri/Ölüdenizde otel alternatifleri için: https://www. neredekal. com/oludeniz-otelleri/Ölüdeniz'in ölüdeniz olduğu yere, yani lagüne mutlaka gidilmesi gerek. Burası milli park olarak geçiyor, araçla giriş ücreti ödüyorsunuz. İçeride de şezlong ve şemsiye kiralamanız gerekiyor. Lagünde su çok durgun, sığ, yer yer kirli ve sıcak da diyebilirim. Ama biraz açılınca güzel bir suda yüzmüş oluyorsunuz. Burada kano veya deniz bisikleti kiralanabilir. Ölüdeniz'de yapılması gereken en önemli şeylerden biri de yat turu. Gelirgelmez Ölüdeniz çarşısında biraz dolanıp ertesi gün yat turuna çıkmak için acentalarla konuştuk. Bambaşka fiyat teklifleri vardı, 1 günlük yat turu için bazı tekneler 35 lira isterken bazıları 15 liraya kadar düşüyordu. Aslında hepsi aynı koylara gidiyor fakat yemekte bazıları sınırsız içecek verirken bazılarında içecek dahil değildi vs... Çok para vermeye gerek yok diyorum, çünkü biz en uygun fiyat verene gittik ve hiç bir kusur bulamadık. İstediğimiz içeceği ekstra olarak satın alabiliyorduk. Gidilen koylar o kadar güzel ki, tekne umurunuzda olmuyor. Zaten birbirine yakın koylar, yolculuk da hiç sıkmıyor. Turlar sabah 10 civarı başlayıp 17.30 sona eriyordu. Gittiğimiz koylar: Soğuk su, St Nicholas Adası, Deve Plajı, Kelebekler Vadisi, Akvaryum koyu ve Mavi Mağara. Mavi Mağarada suyun rengi bambaşka, Soğuk Su koyunda sıcaklık değişimleri inanılmaz, Akvaryumdaki balık çeşitleri şaşırtıcıydı. Gözlüksüz şnorkelsiz gitmeyin. Varsa sualtı kameranızı sakın sakın evde unutmayın! Kelebekler vadisinde kamp yapmak bir çok üniversitelinin hayalidir. Biz de o zaman gidemedik, bu şekilde tekneyle gelmiş olduk. Deniz kenarında kamp alanı kurulmuş. Kelebekler'de sahilde çadır alanı İçeri doğru ilerliyor vadi. Bir süre yürüyorsunuz ve bir şelaleye ulaşıyorsunuz. Şelaleye kadar yürümek çok da kısa mesafe değil, yol taşlı, hava da sıcak olunca biraz yorucu olabiliyor. Benim de tekneden inerken terliğim kopmasın mı! Tekneden bana 5 numara büyük bir terlik verdiler ve onunla yürüdüm vadide, o yüzden ekstra zor geldi şelaleye ulaşmak. Kelebeklerin de burada olması gerekiyormuş ama bir çok kişi kelebek göremeden geri dönüyormuş. Biz biraz dikkatli bakınca birkaç kelebek görebildik. Onca aksilikten sonra Fethiye'nin bize yaptığı tek kıyak da buydu heralde 🙂Vadide yürüyüşBirkaç küçük kelebekFethiye ile Ölüdeniz arasında Kayaköy diye bir köy var görülmesi gereken. Burası mübadeleden önce Rumların yaşadığı bölge, terkedilmiş ve yıkılmış taş evleri görüyorsunuz. Burada yaşamış olan Rumlar, Türk halkıyla çok iyi geçinen, saygılı ve kültürlü kimselermiş. Evlerini öyle konumlandırmışlar ki, hiç bir ev bir diğerinin güneşini kesmiyormuş. KayaköyKayaköyBir akşam yemeğini Kayaköy'de yiyelim dedik. Dar yollarda arabayla epeyce dolandıktan sonra Jazibe adlı restoranı keşfettik. Dizaynı çok hoş, sahibi son derece ilgili, yemekleri de muhteşemdi. Kahvaltı organizasyonu da çok meşhurmuş buranın. Jazibe RestoranJazibeFethiye gezisinde bir günümüzü de Yakapark, Saklıkent ve Patara'ya ayırdık. Önce Yakaparka gitmek daha uygun oluyor. Burası Tlos antik kentinin hemen ilerisinde, buz gibi kaynak suların aktığı bir yer. Çardakların altında gözleme yiyip ayran içiyorsunuz, serin serin dinleniyorsunuz. Tlos Antik KentiYakapark Suyu o kadar soğuk ki, ayaklarınızı 5 dakika suda tutabilirseniz içecekler, 15 dakika tutabilirseniz yiyecek ve içecekler bedavaya geliyormuş 🙂5 dakika bile duramadık 🙂Gelelim Saklıkent'e... Çok keyifli ve maceralı bir yer burası. Ama hiç fotoğrafımız yok maalesef. İçeri girmeden önce kısa bir araştırma yaptım. Buraya plaj elbisesi gibi bir kıyafetle girmek en uygunu. Mümkünse içinizde mayo olsun. Ayağınızın rahat olması çok önemli. Özellikle kelebekler vadisinde kopan terliğim ve orada yaşadığım konforsuz yürüyüşün ardından Saklıkent gezimin de berbat olmasını istemediğim için girişte satılan plastik patiklerden aldım. Herkese de tavsiye ederim, parmak arası terlikle bu parkuru tamamlamak imkansız gibi bir şey. Bunları yazmanın yararlı olduğunu düşündüm çünkü içeride kot pantolonlu sırılsıklam olmuş ablalar, terliğini kaybetmiş zorla yürüyen abiler gördüm. Ha bir de elektronik aletleri sudan korumak çok zor, tedbirli gelmek lazım. Ya da içeriye bir şey sokmamak lazım ki bu da yürüyüş konforunuzu arttırır ama hatırasız dönmenizi sağlar. Saklıkent kanyonuna girişte bel hizasına gelen buz gibi ve akıntılı bir suyun içinden geçiyorsunuz. Orası biraz zorlu, çünkü su sizi sürüklüyor, ayağınızın altında kayalar var, denge bulmak zor ve su çok soğuk. \"Tüm kanyon böyle ise ben burayı bitiremem\" diyordum ama orayı geçince en fazla ayak bileği yüksekliğinde suyun içinden yürüyorsunuz. Su her yerde bulanık, o yüzden bastığınız yer görünmüyor. Dikkatli olunması gereken ama son derece eğlenceli bir yolculuk. Çıkışta epey yorulmuş ve ıslanmış oluyorsunuz. Yedek kıyafet alınmasında yarar var derim! Biz Saklıkent'den çıkıp Patara plajına yöneldik. Aslında gerekli miydi sorguluyorum. Çünkü uzaktı, caretta carettaları göremedik ve çok dalgalı bir denizdi. Bir de oraya kadar gelmişken Kalkan'a da geçeyim diyorsunuz ama biz gittiğimizde hava kararacaktı artık. Biraz yüzüp geri döndük Ölüdeniz'e. Belki 1 tam gün Kalkan'a ve Patara'ya ayrılabilir. Patara PlajıAkşam yemeklerine gelirsek, bir akşam Fethiye merkezde \"Fethiye Balık Hali\"nde yedik. Burada balığınızı ortadaki balıkçılardan alıp, kenardaki restoranlara pişirtip yiyorsunuz. Restoranlar hemen hemen aynı, Foursquare uygulamasından en popüler olduğunu anladığım \"Hilmi'nin yeri\"ne oturduk. Buranın mezeleri diğerlerine göre daha özel ve çeşitliymiş. Rakı balık yapmak için çok güzel bir ortam, Fethiye'de bir akşam yemeğinizi balık halinde yemenizi tavsiye ederim mutlaka. Fethiye merkezde eğlenmek için de Car Cemetery adlı mekana gittik. Canlı rock müzik barı bizim Kuşadası'nda alışkın olduğumuz bir konsept değil, ama çok hoştu. Ne zamandır canlı müzik dinlemek isteyen bana çok iyi geldi. Car Cemetery FethiyeBir akşam da Ölüdeniz'de yedik yemeğimizi. Sahilde güzel restoranlar vardı, İtalyan konseptli birine girdik ve orayı da çok beğendik. Biz yıllar sonra nihayet gidebildiğimiz Fethiye'ye bayıldık! Daha da yapılacak bir sürü şey kaldı. Bir daha gidersem yapılacaklar listesinde 12 adalar tekne turu ve Kabak koyu var."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/milano-gezi-notlari.html", "text": "Milano Gezi Notları18 Kasım 20117 YorumKategori : İtalya, Milano, Yurt dışı Seyahatleri17 Promosyonlu uçak bileti ayarladığımız için Milano'ya düşmüştü yolumuz. Sıradaki destinasyonlar Floransa ve Venedik olunca Milano biraz gölgede kaldı. 1 gece ayırdık sadece. Malpensa havaalanına indi uçağımız. Gitmemiz gereken yer Milano Stazione Centrale. Yani merkez tren istasyonu. Ertesi sabah buradan trenle Floransaya gideceğimiz için istasyona yakın bir otel seçtim. Milano Centrale tren istasyonundan bahsetmeden geçmemek lazım, tarihi bir yapıydı. İçinde de gayet özenli mağazalar vardı. Trene binmeyecek bile olsanız istasyona uğrayın derim. Burada yaşadığımız bir saçmalığı da paylaşayım, şehir haritasını bize 5 euroya satmaya çalıştılar. Her yerde bedava dağıtılan şeyi satma çabası tabii ki başarısız oldu ve biz bir şekilde oteli bulup otelden bedava harita edindik. Kaldığımız otelin ismi \"Hotel Charly\". Uygun fiyatlı ve tren garına yakın olduğu için burayı tercih ettim. 5 dakika yürüme mesafesi olmasına rağmen çok yağmur yağdığı için \"keşke 3 dakika uzakta olanlardan ayarlasaydım\" dedim içimden 🙂 Çok süper bir bölge değil ama 1 gece kalmak için idare ederdi. Daha uzun zamanınız varsa bu muhiti tercih etmeyin derim. Milano tam bir alışveriş şehri. Önemli İtalyan markalarının görkemli dükkanları var. Mango'nun bile vitrin tasarımı bir başkaydı. Niyet alışverişse buraya günler yetmez. Otelden meşhur Duomo'ya metro ile gittik. Duomo, şehrin merkezinde gotik mimariye sahip büyük bir katedral. Binanın büyüklüğünden ve dışındaki ayrıntılardan etkilenmemek mümkün değil. Duomo @ MilanoDuomo'nun hemen sağında dünyanın en eski alışveriş merkezi olduğu söylenen Galleria Vittorio Emanuale II var. İçinde son derece lüks mağazalar barındırıyor. Buradaki Prada 1913 yılında açılmış ilk mağazasıymış. Galleria Vittorio Emanuale IIGalleria Vittorio Emanuale IIYemek olayına gelecek olursak, internet ve dergi araştırmalarımın sonunda \"Bagutta\" diye bir restoranda karar kıldık. Yediğimiz yemekler lezzetli, mekan da çok hoştu. Çok ekonomik bir seçim olduğunu söyleyemem ama pişman olmadık. Trattoria BaguttaGece vakti şehirde yürüyerek çok canlı olan Corso Como adlı caddeye ulaştık. Herkesin tavsiye ettiği \"10 Corso Como\" adlı kafe bu caddede 10 numaralı bina. Gerçekten ambiyansı müthiş bir yer, tavsiye edildiği kadar var, her giden uğramalı diyorum.10 Corso ComoLeonardo da Vinci'nin \"Last Supper\" tablosu Santa Maria delle Grazie kilisesinin içindeymiş. Gittiğiniz sezona göre önceden randevu alınmasında yarar varmış. Biz gidemedik maalesef. Ve ertesi sabah erkenden Floransa'ya doğru yola çıktık."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/floransa-gezi-notlari.html", "text": "Floransa Gezi Notlari21 Kasım 20117 YorumKategori : Floransa, İtalya, Yurt dışı Seyahatleri31 İtalyancada Firenze dedikleri, rönesansın başkenti güzel şehir Floransa'ya tren ile ulaştık. Buradaki tren istasyonunun ismi Florence Santa Maria Novella. Kısaca SMN olarak geçiyorFloransa yürüyerek dolaşılabilecek küçük bir şehir. SMN istasyonu şehir merkezi sayılır, asıl merkez olan Duomo'ya çok yakın. Evet burada da Duomo dediğimiz çok büyük bir katedral var, Santa Maria del Fiore isminde. Otelimizi SMN tren istasyonu ile Duomo meydanı arasında seçtik. Yine lokasyona çok, konfora az önem verdik. Bir arkadaşımızın önceden kaldığı Soggiorno La Cupola diye bir yerde kaldık. Otel gibi de değil, bir evin odaları kiralanıyor gibiydi. Ödediğimiz para komik bir rakamdı, gerçekten ucuzdu ama çok da memnun kaldığımızı söyleyemem. Kasımda havanın biraz soğuk olmasına rağmen kaloriferler yanmıyordu. Resepsiyondaki kadın İngilizce bilmiyordu. İşiniz düşerse anlaşmanız zor. Temizlik olarak sorun yoktu ama yine de sadece ucuz ve merkezi olduğu için tercih edilebilecek bir yer. DuomoFloransa sanatın ve rönesansın başkenti olarak geçiyor. Zamanında burada yaşamış olan Medici ailesi şehirde sanatın gelişmesine destek olmuş ve büyük izler bırakmış. Banker olan Mediciler, zamanın yetenekli ressamlarını ve mimarlarını Floransa'ya çekerek onlara sponsor olup sanat yapmaya zorlamışlar. Leonardo da Vinci, Botticelli, Michalengelo, Raphael, Donatello gibi büyük sanatlçılar bu aile tarafından yetiştirilmiş. Duomo şehrin tam merkezinde. O kadar büyük ki, tamamını görebileceğimiz tek bir nokta bile yokmuş. Kubbesinin mimarı Brunelleschi imiş. Katedralin karşısında yine aynı meydanda sekizgen yapıda vaftizhane var. Buranın kapıları bile emek harcanarak yapılmış birer sanat eseri. Duomonun işlemelerine, ayrıntısına bakar mısınız! VaftizhaneMichelangelo'nun çok ünlü \"David\" yani Davud heykeli de Floransa'da. Heykelin orjinali Galleria del Accademia müzesinde. Oldukça görkemli bir heykel, hayran olmamak zor. Fotoğraf çekmek yasaktı ama biz Türklüğümüzü konuşturup 1-2 poz çekmeden edemedik. Davud heykelinin bir replikası da senyörler meydanında var, ama bu orjinalinin yanında ufak tefek kalan bir heykel. David @ Galleria del AccademiaOrijinal Davud HeykeliSenyörler Meydanı yani \"Piazza della Signoria\" Floransa'nın en güzel meydanı. Duomodan yürüyerek kısa sürede buraya ulaşmak mümkün. Bu meydanda bir sürü heykel var, adeta açık hava müzesi. Heykellerden biri Davud heykeli. Bir yanda Palazzo Vecchio yani Eski saray, Medicilerin ilk sarayı. Bir yanda dünyanın en büyük Rönesans sanatı kolleksiyonu Uffizi galerisi, bir yanda sokak sanatçıları, bir yanda güzel kafeler... Burada oturup vakit geçirmenizi şiddetle tavsiye ederim. Senyörler Meydanında David ReplikasıDavid'e karşı aperitivoFloransa da Arno nehri tarafından bölünmüş bir şehir. İki yakayı birbirine bağlayan köprülerden en ünlüsü \"Ponte di Vecchio\". Üzerinde alışveriş dükkanları var. Arno nehri kıyısında akşam yürümek oldukça romantik olabiliyor. Ponte di VecchioPonte di Vecchio üzerindeArno nehriMichelangelo Tepesi, şehri tepeden görebileceğiniz bir nokta. Mutlaka çıkılası. Michelangelo TepesiMichelangelo TepesiPalazzo Pitti ve Giardino Boboli tarafına hava muhalefetinden dolayı yolumuz düşmedi, ama gitmek isterdik. Yeme içme faslına gelirsek... Biz Milano'da biraz pahalıya kaçtığımız için Floransa'da pizza ile geçiştirdik. Duomo'ya yakın bir yerden pizza alıp, lokal marketlerden de içecek bir şeyler alıp sokaklarda yedik 🙂 Aslında çok keyifliydi. Vivoli diye bir kafe bulmuştum internette önerilen, burada dondurma yedik, kahve içtik. Kahve 1 euroydu, dondurması da hakikaten lezzetliydi. Tavsiye ederim. Bir de Foursquare telefon uygulamasından keşfettiğim Zoe adlı bardan çok memnun kaldım. Buraya aç gitseniz de olur, çünkü içkinin yanında açık büfe atıştırmalıklardan istediğiniz kadar alabiliyorsunuz. Rengarenk, hoş bir mekandı. Zoe BarFloransa sokaklarında gezmek çok keyifli. Bazı sokaklarda da pazar kuruluyordu, buralarda peynir ve zeytin yağı tadabilirsiniz bol bol. Vakit olursa da tepede Fiesole'ye çıkabilirsiniz. Burası Floransalı zenginlerin güzel evler yaptırdıkları bir kasabaymış. Çıkarken manzara çok güzel, Floransa'ya tepeden bakıyorsunuz. Kasım ayından olsa gerek, çok hareket göremedim ben. Sanırım orası da her yer gibi yazın güzel."} {"url": "https://www.ayagimintozuyla.net/roma-gezi-notlari.html", "text": "Roma Gezi Notları9 Temmuz 20114 YorumKategori : İtalya, Roma, Yurt dışı Seyahatleri29 Balayı gemimizin en heyecan verici durağı Roma'ydı bana göre. En merak ettiğim şehirlerden biriydi, görülmesi gereken çok yer fakat az zaman vardı. Burada Roma'da yaşayan arkadaşımız İnci devreye girdi ve bize çok mantıklı bir rota hazırladı. Geziye gitmeden önce bizim için hazırladığı program ve Roma haritası elimizdeydi. Ben de onun hazırladığı plandan yola çıkarak yazıyorum. Roma haritamızGemi Civitavecchia adlı limana yanaştı. Bizi otobüsle Vatikan'a bıraktılar, biz de San Pietro Katedrali etrafında biraz dolanıp fotoğraf çekildik. İçine girmeyi düşünmedik çünkü az vaktimiz vardı ve buraya girersek en az 2 saatimizi harcamamız gerekiyordu. Onun yerine önce şehri görmeyi tercih ettik. Ve başladık yürümeye. Vatikan Vatikan'dan yürüyerek Castel Sant' Angelo adlı kaleye geldik nehir kenarında. Roma'nın içinden geçen Tiber Nehri de şehre romantik bir hava katıyor. Kalenin önündeki köprüden geçiyoruz. Ponte Sant' Angelo'dan geçip Roma merkeze yürüyoruzCorso Vittorio Emmanuele II adlı ana caddeye giriyoruz. Bu cadde üzerinde görülmesi gereken 3 ana meydan var. Vatikan'dan gelirken bunlar sırayla:Campo de Fiori: \"Çiçek meydanı\" anlamına gelen bu meydanda öğlene kadar pazar kuruluyormuş. Biz de sabahtan gitmiştik zaten, çok canlı değildi. Asıl akşamüstü 5ten sonra burada olmak gerekirmiş, tam bir aperitivo mekanına dönüşüyormuş. \"Aperitivo\" İtalyanlarda happy hour gibi, yani akşam üstü buluşup bir şeyler yiyip içme anlamına geliyor. Bizim saatimize uymadığı için sabah kahvemizi içip diğer meydana yöneldik... Campo di Fiori'de sabah pazarıPiazza Navona: Heykelleri, çeşmeleri ve mimarisiyle gerçekten harika bir meydan. Roma'da büyük eserler bırakmış Bernini'nin ünlü eseri \"Dört Irmak Çeşmesi\" de bu meydanda yer alıyormuş, 4 heykel dünyadaki 4 nehri temsil ediyormuş. Sanatsal güzelliğinin yanı sıra bu meydan Roma'nın en eğlenceli yerlerindenmiş, sanatçılar buradaki lüks kafede takılırlarmış. Sokak sanatçılarının gösterileri olurmuş. \"Keşke Roma'da 1 gece kalsaymışız\" diyerek buradan da ayrılıyoruz. Piazza NavonaPantheon: Çook eski bir yapı, ilk tapınak olarak yapılmış, şimdi kilise olarak kullanılıyor. Tavandaki yuvarlak şeklindeki açıklıktan alıyormuş bütün ışığı. Adamlar eski binalarına nasıl da sahip çıkmış, onlara nasıl iyi bakmışlar şaşıp kalarak buradan da ayrıldık. PantheonRoma sokaklarında yürürken göz zevkinizi bozacak binalara rastlamanız çok zor. Bütün binalar tarihi, hepsi estetik. Corso Vittorio Emmanuale II den dümdüz devam ederek Piazza Venezia ya çıktık. Burası şehrin merkezi sayılırmış. Çok büyük olan bu meydana, Venedik'teki dükler sarayına benzer ikiz binalardan dolayı Venedik meydanı denmiş. Piazza Venezia Venedik MeydanıVenedik meydanından Colosseum görünüyor zaten. Via Fori Imperiali adlı yol üzerinden Colosseuma ulaşılıyor. Şehrin içinde bir antik kent geziyor havasında ilerliyorsunuz. Colosseum Roma'nın simgesi, gladyatörlerin savaştığı arena. Giriş 12 euro olması lazım. Olgun ve gladyatör gücüColosseum dan sonra Piazza Venezia ya geri geliyoruz ve istikamet bir başka ana cadde olan Via del Corso. Burası İstiklal Caddesinin Roma versiyonu sayılabilirmiş. Alışveriş yaparak, dondurma yenerek yürünmeli! Via del Corso üzerinde biraz ilerleyip sağa dündüğünüzde karşınızda Aşıklar Çeşmesi yani Fontana di Trevi! Para atıp fotoğraf çekilebileceğiniz romantik mekan. O kadar kalabalık ki çekildiğiniz fotoğrafta sadece siz ve çeşmelerin olması çok zor. Kadraja illa ki bir kaç insan kafası girecek! Fontana di Trevi Aşıklar Çeşmesi Tekrar Via del Corso ya geri dönüp 5-10 dakika daha ilerleyip sağa döneceğiz. Bu seferki sokağımızın adı Via dei Condotti. Burası Bulgari, Gucci gibi önemli markaların mağazalarının olduğu bir sokak. Sokağın sonunda da İspanyol Merdivenleri sizi bekler! İnanılmaz kalabalık bir yer yine, bir çok turist grubunun buluşma noktasıydı herhalde. Merdivenlerde biraz oturup dinlenmek iyi geliyor. İspanyol Merdivenlerine giderkenAna cadde Via del Corso ya geri dönüp biraz daha ilerleyince de Piazza del Popolo'ya yani \"Halkın Meydanı\" na varılıyor. Burası da Romalıların protesto, kutlama veya meeting meydanı gibiymiş, bizim Taksim meydanına benzetilebilir. Tabii ki peyzajı ve heykelleriyle kat be kat üstünü! Burası da bizim gemi grubuyla buluşma noktamızdı. Roma'da panoromik bir tur atmış olduk, özellikle kısa zamanı olanlar için yararlı bir yazı olabileceğini düşünüyorum. Yemek kısmına gelince, arkadaşımız İnci bize 2 restoran önerdi, hatta birine beraber gittik.1. Pizzeria Monte Carlo, Vicolo Savelli n.13, Corso Vittoria Emanuelle II üzerinde küçük bir sokaktaymış. Burada pizza yememizi söylemişti ev şarabı eşliğinde.2. si de birlikte gittiğimiz Osteria della Vite. Burası da İspanyol Merdivenlerine yakın. Biz burada yedik. Ben öneri üzerine seafood lu risotto yedim, yani deniz ürünlü pilav. Gayet lezzetliydi 🙂İtalyanlar ana yemeği servis etmeden önce sofraya balzamik sirke, zeytin yağı ve bir çeşit ekmek getiriyorlar. Racon şuymuş, sirke ve zeytinyağını karıştırıp ekmek banıyormuşuz. Biz de denedik. Balzamik sirke ve zeytinyağıTadı damağımızda kalan bir Roma gezisinin sonuna geldik, daha sonraki yazılarımda görüşmek üzere!"}