{"url": "https://www.gezihocasi.com/3d-sanal-gezinti-ile-dunya-turu-rehberi/", "text": "Birçoğumuz Türkiye'de ve dünyanın farklı ülkelerinde gezip görülmesi gereken güzel yerleri ya vakitsizlikten ya da nakitsizlikten ziyaret edemiyoruz. Gezi Hocası olarak evden çıkmadan, virtual tour teknolojisi sayesinde 3D Sanal Gezinti yapabileceğiniz 150'nin üzerinde mekanı sizin için derledik. Hem Türkiye'de hem de yurt dışında ücretsiz olarak sanal gezinti yapabileceğiniz müzeler, tarihi ibadethaneler, köprüler, antik kentler, ikonik mekanlar... ve çok daha fazlası. Hepsine bu yazımızda ulaşabilirsiniz. Bir tıkla dünya turu ayağınızda! Online şekilde gezebileceğiniz, Türkiye'de bulunan A'dan Z'ye tüm sanal müzeler, örenyerleri, şehitlikler ve tarihi yerler. İstediğiniz yeri seçin ve yanındaki \"tıklayın\" butonuna basarak seyahatinize başlayın. Ücretsiz olarak online şekilde gezebileceğiniz, yurt dışında bulunan A'dan Z'ye onlarca sanal müze, tarihi ve kutsal alanlar, ikonik yerler.. İstediğiniz yeri seçin ve yanındaki \"tıklayın\" butonuna basarak seyahatinize başlayın. Hem Türkiye'de hem de dünyanın farklı ülkelerinde bulunan önemli tarihi ve doğal mekanları sıraladığımız \"360 Derece Sanal Gezi Rehberi Listesi\"ni sürekli yenilemeye devam edeceğiz. En iyi ve en güncel gezi blogu içerikleri için Gezi Hocası'nı takipte kalın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/acatenango-volkan-tirmanisi-guatemala-yanardag-notlari/", "text": "Kolombiya'ya geldiğimde aylardır Güney Amerika yollarında olmanın yorgunluğu vardı üzerimde. Buradan Panama'ya geçip Orta Amerika seyahatime başlamadan önce biraz dinlenmem gerekiyordu. Medellin merkezinde bir daire kiraladım. Bir iki hafta boş boş Medellin'de takılmak istiyordum. Sonrasında Orta Amerika'ya doğru devam.. Bir gün odada dizüstü bilgisayarımı almış, internette memleketin haber sitelerine göz gezdirirken şöyle bir haber dikkatimi çekti. Guatemala, Orta Amerika gezisinde rotamdaki ülkelerden biri olduğu için haberi merak ettim ve görüntüleri izledim. Videoda sadece filmlerden aşina olduğum, yanardağ bacasından çıkan duman görüntüleri vardı. Orta Amerika'da çok fazla sayıda volkanik bölge vardı ama tabi çoğu sönmüş yanardağlar. Aktif olanların sayısı az. Bu haberi aklımın bir köşesine kaydetmiştim. Guatemala'ya gidersek belki yakınından falan geçeriz, ilginç görüntüler görürüz belli mi olur. Fikir biraz saçma geliyordu kafama tabi ama o an Kolombiya'da bir ev kiralamış olmam ve Medellin'de deli gibi geziyor oluşum da pek akıl karı sayılmazdı aylar önceki bana göre.. Birkaç hafta Medellin'de iyice dinlenip kafama göre takıldım, tembellik ettim. Ev sahibi Julian o kadar kral adamdı ki ayrılasım gelmedi Medellin'den. Her konuda yardımsever. Sayesinde Kolombiya bizim Anadolu topraklarına döndü gözümde. O kadar rahat takıldım ki şehirde, hiç yabancılık çekmeden. Ama yol beklemez.. Devam etmek gerek.. Kolombiya'ya dönersem yine uğrayacağım Julien'e.. Bu kadar rahat mekanı başka yerde bulamam Güney Amerika'da.. Ama önce bir Orta Amerika'nın tozunu almam lazım. Kolombiya'dan ayrıldıktan sonra bir iki ay boyunca Orta Amerika'da sürekli kuzeye doğru yol aldım ufak ufak.. Panama, Kosta Rika, Nikaragua, Honduras, El Salvador derken Guatemala sınırından giriş yaptım. Adını bile doğru düzgün söyleyemediğim bir ülkedeydim. Neresi bu Antigua? Antin kuntin bir ismi olan bu şehir birkaç ay önce Medellin'de okuduğum haberde adı geçen volkanın olduğu yer. Evet.. Yol bizi buraya attı sonunda. Haber hala aklımda. Bir sorup soruşturacağım bakalım neyin nesidir bu aktif yanardağ. Şehirdeki yerliler şu an Fuegeo'nun lav püskürttüğünü ve profesyonel ekipler hariç bu dağa tırmanış yapılamayacağını söylediler. \"Yasak hemşehrim yasak\" dediler yani. Ama Fuego'ya yapışık vaziyette bulunan bir zirve daha varmış; Acatenango. Buraya rehber eşliğinde gidilebiliyor. İki zirve arası yürünebilecek kadar yakın. O kadar iyi bir noktada yani Acatenango. Şehir merkezindeki tur firmalarında Acatenango zirvesine çıkıldığında nasıl bir manzarayla karşılaşacağımızı gösteren bazı resimler var. Görünce biraz gaza getiriyor insanı. Kendim de reklam işiyle uğraştığım için çokta emin olamıyorum tabi. Göz boyamak için asılan resimler olma ihtimali yüksek. Her gezgin bu manzaralara şahit olabiliyor mu emin değilim. Ama konuştuğum rehberler şu an tam zamanı diyorlar. Fokur fokur kaynıyor Fuego. Onlar öyle dedikçe bende bir heyecan.. \"Bir daha böyle bir fırsatı yakalayabilir miyim ki?\" diyerek Acatenango tırmanışı için bir gruba yazdırıyorum kendimi. O sıralar ailemle telefonda konuşurken; \"İyi vallahi ne olsun anne, geziyoruz işte\" diyerek geçiştiriyorum günleri. Annemin haberi olsa muhtemelen beni magmaya kendi gömer zaten. Fuego son yıllarda aktif şekilde lav püskürtüyor tabi ama büyük patlama yaşadığı dönemler ayrı. Eğer büyük bir patlama olursa zaten çevre civardaki köyler dahil çok can alıyor bu dağ. Tırmanış yapacağımız gün, sabah çok erken saatlerde bir minibüs gelip alıyor beni hostelden. Ekipte yer alacak diğer arkadaşları topluyoruz tek tek. Çoğu Avrupalı, farklı ülkelerden 14 kişiyiz, 2'de rehberimiz var. Bazı ihtiyaçlar için alışverişler yapılıyor vs.. Bir saate kadar toplanma ve hazırlık işlemleri bitiyor, dağın dibindeki köye doğru yola çıkıyoruz.. Yaklaşık bir saatlik manzaralı bir yolculuktan sonra tırmanışa başlayacağımız köye geldik. Burada bir evin, bizim Anadolu'da harman dediğimiz avlusunda topladık. Kamp bölgesinde kuracağımız çadırların malzemeleri herkesin çantasına eşit şekilde dağıtıldı. Tabi yolda içeceğimiz 3-5 kilo su ve diğer malzemelerle nereden baksanız 20 kilo civarı bir çanta ağırlığı oldu kişi başı. Çantam, büyük boy gezgin çantası. Bele iyi sarıldığı ve ağırlığı vücuda eşit dağıttığı için normal bir çanta gibi çok sıkıntı oluşturmuyor. Ama bu kadar ağırlıkla dağ tırmanışı nasıl olacak pek kestiremiyorum. Yürüyüş konusunda çok iyiyimdir, kendime güvenirim. Ayağımda terlikle günlük 40 km. güle oynaya yürüdüğümü bile biliyorum yollarda. Ama düz yol tabi bu, şu an ki tecrübeyi daha önce yaşamadım. Büyüdüğümüz köyde, askerlik yaptığımız yerlerde dağ tepe çok tırmandık ama sırtımızda 20 kilo mühimmat yoktu! Toplandığımız harmanda herkes çantalarını hazırlayıp kahvaltılık niyetine bir şeyler atıştırırken, rehberlerde yol hakkında bilgiler veriyordu. İki rehberimiz olacak, bir tanesi önden yol gösterici şeklinde ilerlerken diğeri en arkada kalacak. Grubun arası açılırsa dağılmamamız için. Söylediklerine göre yolun ilk bir saati zemin şartları, dik olması gibi nedenlerden dolayı en zorlu kısımmış, sonrası biraz daha rahatlıyormuş. Yürüyüş konusunda çok iddialıyım dedim ya, galiba ekipteki arkadaşlardan biri de benim gibi kendine güveniyor ki en hızlı ikimiz hazırlandık ve öndeki rehberin yanına gelip biraz muhabbet ettik. Bu tamamen ekibin performansına bağlı. Kimi gruplar 5 saatte tırmanışı bitirebiliyor, kimisi 7-8 saati buluyor. Arayı açmamak için ne çok hızlı ne çok yavaş gideceğiz, ekip toplu hareket edecek, kimseyi geride bırakmayacağız. O an bende nasıl bir gereksiz özgüven varsa \"5 saate tırmanırız\" diyorum, sıkıntı yok. Yanımdaki arkadaş da onaylıyor beni. Sanki ömrümüz dağlarda geçti. Biraz sonra başıma geleceklerden habersiz kendimi çok formda ve dinç hissediyorum. Bıraksalar çantayla beraber koşacağım dağa doğru. Bugün hala aklıma geldikçe kendime tekme tokat dalasım geliyor; o anki boş özgüvenim için. Grubun önünde yer alacak rehberle özgüvenli iki arkadaş olarak biz çıkışa başlayacağımız patika yolun kenarındayız hemen. Biz önden giden ekip oluruz kesin, diğerleri de nasıl gelirse artık..! Diyorum ya bıraksalar dağa koşarak çıkacağım ama yolu bilmiyorum. Diğer arkadaşlar da yavaştan hareketlenip bize doğru gelmeye başlayınca bismillah deyip başladık yürümeye. Ben bismillah dedim de diğer arkadaşları bilmiyorum yalan olmasın. Sırt çantamdaki malzemelerin ağırlığı tahmini 20 kilo civarında. Şu an için benim hissettiğim ağırlıkta o kadar. Dağın alt kısmı köylülerin tarım arazisi olarak kullandığı tarlalar ve bağ bahçelerle kaplı. Bunların arasında patika bir yol var. Ama bir 10 dakika kadar sonra fark ediyorum ki zeminde bir tuhaflık var. Normal toprak yol gibi değil. Sanki içerisine kömür tozu karıştırılmış gibi yumuşamış. Farklı bir toprak. Yanardağ zeminlerinin tarım arazisi olarak çok verimli olduğunu duymuştum. Ama kendisiyle yeni tanışıyoruz. Sanırım köylüler o yüzden özellikle buralara her türlü sebze meyveyi ekmişler. Toprak iyi güzel verimli ama yumuşak ve kum gibi olması yüzünden biraz batıyor. Bata çıka yürümekte normal yürüyüşe göre daha fazla efor harcamak demek. Yaklaşık 15 dakika geçtikten sonra ben bu önden gitme fikrinin çok gereksiz olduğunu anladım ve biraz yavaşlamaya başladım. Zemin zorlayacaktı beni, normal düz yolda yürümek gibi olmayacak bu iş belli ki. Üstelik dik bir tırmanış. Yarım saat kadar sonra, yolun başında havasından geçilmeyen benden pek eser kalmadı. Bıraksalar koşarak çıkacağım dağa artık özür dilercesine bakmaya başladım. Tarlaların bittiği tepe noktada toparlanıp bi' soluklandık hepimiz. Aşağı bakınca sanki daha yeni başlamışız gibi gözüküyordu. Hiç ilerlememişiz. Ama yarım saatte çok ciddi yorulduk. Sırtımdaki çantanın hissedilen ağırlığı 25 kilo civarına çıktı. Biraz soluklandıktan sonra tekrar yola koyulduk. O an içimdeki en büyük umut şuydu. Hani rehber demişti ya ilk bir saat zorlu geçecek. Bende bir yarım saat daha sabredersem yolun sonu bahardır düşüncesiyle ilerlemeye çalıştım. Ama zeminin batması ve çok dik olması beni fena zorlamaya başladı. Yavaş yavaş gurubun arkalarına bıraktım kendimi. Öndekiler benden genç, hiç uğraşamam onlarla gitsinler.. İlk bir saatlik tırmanış genelde ağaçsız çıplak bir arazi yoluydu. Sonrasında ormanlık bir bölgeye girdik. Yoğun şekilde ağaç kökleri vardı yerde. Sanki çok rahat bir zeminde yürüyormuş gibi bir de bunlar çıktı başımıza. Hani rehber demişti ya ilk bir saati atlatın gerisi düzelecek diye. Külliyen yalanmış.. Ormanın içine daldıktan sonraki ikinci saatte ben de ufak bir pişmanlık başladı. Daha en az 5 saat boyunca yürüyeceğiz. Geri dönmek için çok mu geç acaba? Bu düşünce kafamı kurcalasa da böyle bir niyetim yok. Biz bu yola kefenimizle çıktık.. İki çanta taşıyan yoldaşım, onun kız arkadaşı ve neredeyse kendisiyle eşit boyda çanta taşımak zorunda kalan minyon kardeşimizle birlik olup, birbirimizi motive ederek yola devam ettik. Ama grubun ön tarafıyla manevi olarak bağımı tamamen kopardım. Nasıl tırmanıyorlar hızlı hızlı bunlar, bana mısın demeden. Vicdansızlar.. Arada mesafe açılıyor ama bizi beklemek zorundalar. Yok öyle.. Biz mola yerine varınca öndeki grubu çoktan oraya varmış, dinlenmiş vaziyette keyif yaparken buluyoruz. Orman içindeki ikinci mola yerinde öğle yemeği niyetine biraz sandviç tıkınıyoruz. Ben şöyle bir ayakkabılarıma baktım. Telef olmuşlar.. Binlerce kilometre tertemiz yol tepen ayakkabılar şu iki saatte hayata küsmüşler. Bu yol nasıl bitecek bilemiyorum.. Ağacın birinin dibine kıvrılıp yatasım var.. Üçüncü saate giriyoruz.. Çantamın hissedilen ağırlığı 40 kilolara dayanmış durumda. Ben o güne kadar ömrümde fiziksel olarak bu kadar yorulduğum ve yıprandığım bir an hatırlamıyorum. Arka dörtlü olarak dünyayla bağımız kopmuş vaziyette. Hani arkadan gelen rehber var ya. Adam sanki tarlada yürüyor, yola yeni çıkmış gibi rahat elini kolunu sallayarak etrafını seyrediyor. İnanılır gibi değil! Tabi bu kaç yüzüncü tırmanışıdır kim bilir.. Elimde kürek olsa ağzına yüzüne vurasım var öyle sinirliyim o an yorgunluktan. Bir ön tarafta sürekli arayı açıp hızlı tırmanan gençlere, bir de bu arkadaki rehbere acayip kıl oldum. Bu nasıl rahatlık?.. Bir de o \"İlk bir saati atlatın yeter\" diyen öndeki rehberi dönüşte yakalarsam... birşey yapamam çünkü çok yorgunum. Herkese sinirliyim ama durmayacağım. Bu iş nefis meselesine döndü. Hani Yüzüklerin Efendisi'nde Frodo'nun yüzüğü yok etmek için Hüküm Dağı'na yaptığı tırmanışta kendinden geçmesi var ya.. Ayılmalar bayılmalar.. Çok iyi anlıyorum onu şu an. Kardeşimsin Frodo Baggins.. Sinemada sana çok sövmüştüm pısırıksın ve iradesizsin diye.. Affet.. Üçüncü saatin sonuna gelirken beklenmedik bir manzara çıktı karşımıza. Köylünün birisi atıyla beraber yolun kenarında durmuş bize bakıyor.. Yok artık.. Kaldık mı arka ekipte 3 kişi.. Yaklaşık bir saat sonra tamamen şuursuz ve sağa sola yalpalayarak tırmanışı sürdürüyordum. Ortalığı yoğun bir sis kaplamaya başladı. Yağmur bulutları da peşine eklenince ufaktan çiselemeye başladı hava. Çantadan yağmurluğumu çıkartıp giydim. Sırt çantamı da kendi korumasıyla iyice sarıp sarmaladım. Çok geçmeden öyle şiddetli bir yağmur başladı ki anlatamam. Tahmini yarım saat süren, aralıksız, şiddetli bir yağıştan sonra yağmurluğa rağmen tamamen sırılsıklam oldum. İşin kötüsü çantanın içinde profesyonel fotoğraf makinem var. Eğer makinenin kendi koruması yağmuru engellemediyse kesin ıslanmıştır. Yağmurun azaldığı dakikalarda sis o kadar yoğunlaştı ki gözümüzün önünü göremiyorduk. Tepeden tırnağa sırılsıklam olmuş, yorgunluktan bacaklarımı hissedemez halde ve sırtımda 50-55 kilo manevi ağırlığa ulaşmış bir çantayla o an hissettiklerimin tarifi yok. Ama şöyle bir şey söyleyebilirim.. İşte hayatımda ilk defa o an kendimde gerçekten bir tuhaflık olduğunu düşündüm. En yakın tanıdıklarımla aramda 10 bin km. vardı. Onlar muhtemelen işten eve giderken metrobüste cep telefonundan müzik dinleyip vakit geçirmeye çalışırken, ben Guatemala'da bir dağın tepesinde yorgunluktan bayılmak üzereydim. Bir anormallik olduğu kesin. Bu defa gerçekten bayılmak üzereyim.. Sırılsıklam olmamla her şey iyice ağırlaştı. Sis bulutunun arasından önümdeki birkaç kişinin silüetini görüyorum. Rüya değilse tabi.. Fotoğraf çekmeyi pek sevmiyorum ama o an bu yolculukta fotoğraf çekmem gereken 3-5 andan biriydi sanırım. Cep telefonumu çıkardım.. Tırmanışta yaklaşık 5 saati geride bırakırken sis bulutu dağıldı. Yağmur dindi. O sırada yol dik değil yatay olarak seyretmeye başladı. Sanırım dağın arka yamacına doğru yürümeye başlamıştık. Bildiğin yol baya düzleşmişti ve o an o kadar rahatlamıştım ki. Dünyam değişti. Çantamın ağırlığı kayboldu. Sönmek üzere olan gözümün feri canlandı tekrar. Ama bu düzlük ne kadar sürer bilemiyorum tabi. Artık ne kadar sürerse o kadar dinlenmiş olurum. Şu anda düz yolda yürümek oturup dinlenmekle eşdeğer benim için. Arkada kalan üç beş kişi olarak bu düzlük boyunca biraz sohbet ederek kendimizi geldik iyice. Yarım saati geçkin bir süre bu şekilde yol alınca sakinleştim, dinginleştim. Öyle ya da böyle bu yol bitecekti artık. Zirveye ulaşacaktık. Düzlük kesim bittiğinde kayalık bir bölüme geldik. Yukarı doğru bir baktım ki ne göreyim! Kayaların hemen üzerinde bizim ön grup çadır malzemelerini çıkartıp rehberlerle çadır kurma girişimine başlamışlar. Yolun sonu gözüktü.. Ama hava fena esiyor, kara bulutlar dönüyor.. Sis başladı tekrar. Karşı tarafta bırakın Fuego'yu hiçbir şey gözükmüyor. Ben kamp alanını görmenin verdiği gazla son bir atılım yapıp o kayalık bölümü ellerimle kendimi çeke çeke hızlıca tırmandım. Kamp alanına gelince rehberler hızlı hareket etmemiz gerektiğini, fırtına çıkacağını söylediler. Sırılsıklam ve yorgun olduğumuz için, herkes kamp alanına gidip ateş başında ısınırız diye hayal ediyordu. Hepimiz toplu şekilde hızlıca çadırları kurmaya başladık. Rüzgar iyice şiddetlendi. Çadırların kurulumu bitmeye yakın bir ara kara bulutların arasından Fuego'nun zirvesi gözüktü ve ucundan büyük bir duman yükseldi. Çok kısa bir andı. Ne olduğunu bile tam anlayamadık. Sonra tekrar her yer kapandı. Çadırları kurduktan sonra herkes üçerli beşerli daldı içlerine. Fırtına çadırı iyice sarsmaya başladı. Ateş yakamadık! Uyku tulumlarımızı çıkartıp içine girdik. Islak kıyafetlerle o soğukta uyku tulumun içinde sudan çıkmış balık gibi çırpınıyordum. Bir de soğuktan ellerimi falan dışarı çıkartmayınca görüntü olarak da baya balık gibiydim zaten. Dışarıdan kendimi görsem, çok gülerdim herhalde. Hava kararmaya başladı, fırtına şiddetliydi. Biz dört kişi sohbet ediyorduk ama biraz da endişeliydik. Bu kadar yolu ne zorluklarla geldik, yanardağı göremeden geri mi dönecektik acaba? Şehirdeki fotoğraflarda harika manzaralar gösteriyorlardı. Ne umduk ne bulduk!. Ama dur bakalım daha, çıkmayan candan ümit kesilmez.. Fırtınanın ve gök gürültüsünün sesi yanardağın patlama sesiyle birbirine karıştığı için sesleri çok ayırt edemiyorduk. Ama etraf çok gürültülüydü orası kesin. Beklemekten başka çaremiz kalmayınca hepimiz muhabbet arasında biraz uyumaya çalıştık. O haldeyken uyumak ne mümkün ama dinlendik en azından. Aradan birkaç saat geçince ortalık sanki durulmaya başladı. Dışarı hiç bakmadığımız için ne olup bittiğini bilmiyoruz tabi. Gök gürültüsü sesi kesilmişti. Çadır dışında konuşma sesleri duyunca birilerinin dışarı çıktığını fark edip çadırı aralardık ve biz de dışarı çıktık. Güneş gitmiş, hava tamamen kararmıştı. Bizim rehberlerde ateş yakmak için çadırların kenarında odunlarla uğraşıyorlardı. O tarafa geçip biz de yardım etmeye başladık. Birkaç dakika sonra hayatımın en büyük şoklarından birini yaşadım. Büyük bir gürültüyle Fuego'nun patlama sesi ortalığı ayağa kaldırdı. Gök gürültüsü kesildiği için bu kez kendisini net şekilde gösterdi heybetli dağ. Lavların püskürmesiyle ortalık aydınlanmıştı. Ağzımız açık şekilde o yöne bakakaldık. Rehberler hiç oralı olmadan ateşi yaktılar, alışmışlar tabi. Biz ilk şaşkınlığı atlatınca ateşin başına toplandık. Kurumamız lazım. Herkes gömüldü iyice alevlerin başına. Fuego her 10 dakikada bir büyük gürültüyle alevler saçmaya başladı etrafa. İnanılmaz bir görüntü. Aramızda üç beş kilometre var yok. Fotoğrafını çekmem gereken nadir anlardan biri gelmişti. Üstümün kurumasını bile beklemeden yağmurdan kurtulmayı başarmış makinemi kaptım çantadan.. Fuego'yla ilk tanışma anımızı ölümsüzleştirdim. Hani tefekkür edilen anlar vardır ya.. Yaratılan şeyleri düşünüp yaratıcının kudretini anlamaya çalışırsın. Bu ateş püsküren dağın heybeti karşısında tam anlamıyla dizlerimin bağı çözüldü.. Tefekkürün dibini gördüm diyebilirim. Taşları eriten bu dağın karşısından insanoğlu karıncadan farksız.. Ateşin başında uzun bir süre bu manzarayı seyrettik hep beraber. Yol yorgunluğu, fırtına, yanardağ falan derken ekiptekilerle doğru düzgün muhabbet ortamı bulamamıştık. Yolun başlarında o hızlı giden tayfaya çok ayar olmuştum ama sakinleşince sinirim geçti. Zaten kalabalıklar, fena dayak yerim boşver.. Üstümüz başımız kurudu, yemekler hazırlandı, lavlar eşliğinde çok romantik bir ortamda akşam yemeği, sohbet muhabbet.. Bazen sohbet koyulaşınca yanardağ seslerini bile duymaz olduk.. Bir de bizim grup aşırı kozmopolit.. Almanya, Norveç, Finlandiya, İsrail... her memleketten insan var. Saatler süren bir sohbetten sonra yorgun düşenler gidip yatmaya başladı. Gün doğumundan önce kalkıp dağın zirvesine bir buçuk saat kadar daha bir tırmanış yapacağız. Zirveyi görüp, gün doğumunu izleyip tekrar kamp alanına inme niyetindeyiz. Biz birkaç kişi biraz daha ateş başında oturduktan sonra çadırlara geçtik. Zaten üç beş saatlik bir uyku uyur muyuz, uyumaz mıyız çok önemli değil. Ama dinlenmemiz lazım. Fuego'nun sesi eşliğinde geceyi uyku tulumlarının içinde yarı uyur yarı uyanık vaziyette geçirdik. Sabaha karşı saat 3-4 gibi toparlanıp yola çıkmak için hazırlandık. Kamp ile zirve arası süre olarak kısa ama geldiğimiz yoldan çok daha dik bir alan. Ben artık akıllandığım için rehber arkadaşa baştan söyledim. \"Hiç beni beklemeyin.. Ben ağır ağır kafama göre çıkacağım.\" Zaten yol çok uzun değil kaybolmam. Tabi ortalık zifiri karanlık bu arada. İlk yolculuk kadar olmasa da yine çok yorucu bir tırmanış başladı. El fenerimle tek başıma yolumu ararken, dağın başka bir bölgesinde kamp yapan ve şu an zirveye tırmanan farklı bir grupla karşılaştım. Onların da ışıklarıyla biraz daha rahat şekilde yol almaya başladık. Zirveye yaklaşırken ve ufaktan hava aydınlanmaya başlamışken tekrar yoğun bir sis çöktü. Zirveye geldiğimde ekibin büyük bir kısmı yukarıdaydı. Geri kalanlarda biraz sonra yanımıza ulaştılar. O an herkeste çok ciddi bir mutluluk hakimdi. Herkes birbirine sarılıp tebrik etti. Ben dağcı değilim, dağcılık sporu yapanlarla herhangi bir bağım ya da dağcılık sporuna pek ilgim de olmadı. Ama zirveye ulaşıldığında yaşanan başarı duygusunu hissedince dağcıların hissiyatını çok minik de olsa anladım. Sanırım herkes o duyguyu hissetti ki zirveye varan bütün ekip birbiriyle \"başardık\" kucaklaşması yaptı. Fuego ile tanışmanın dışında bu da gerçekten özel bir duyguydu. Ama bu yaştan sonra dağcı falan olamam kimse kusura bakmasın. Güneş yavaş yavaş ortalığı aydınlatmaya başladı fakat maalesef bu sefer şansımız yaver gitmedi. Çünkü ne kadar beklesek de sis dağılmadı. Müthiş bir soğuk, şiddetli bir rüzgar vardı. Fotoğraflardan burada çok iyi bir zirve manzarası gözüküyordu ama bize kısmet olmadı o manzarayı görmek. Güneş iyice yükselince sisin dağılmasını beklemekten vazgeçip geriye doğru inmeye başladık. Kamp alanına geldiğimizde hava durumu düzeldi. Güneş ısıtmaya başlamıştı ve ortalık tamamen açılmıştı. Fuego'nun dumanı üzerinde tütüyordu. Lavlar gözükmüyor ama kuvetli sesler çıkartamaya devam ediyordu. Canını yediğim.. O kadar güzel ki.. Rehberlerden biri ateş başında birkaç kalıp çikolata çıkardı ve tencereye kırıp eritmeye başladı. \"Siz şöyle sıcak bir çikolatayı hak ettiniz gençler\" diyip herkese ikram etti. Çikolataları içip ateş başında biraz ısındıktan sonra yavaştan çadırları söküp toparlandık. Geriye iniş öncesi hatıra fotoğrafları çekildi. Fuego'yla vedalaşıldı ve yola koyulduk. İniş çok zor olmaz herhalde diye düşünsek de müthiş kas ağrıları ve yorgunluktan dolayı tahmin ettiğimizden biraz daha zor oldu. Çünkü çok dik bir patikadan inince kasları ister istemez tekrar zorluyorsunuz. Ama çıkış macerasının yanında esamesi bile okunamaz tabi. Sanırım iniş 2-3 saat kadar sürdü. Başladığımız köye inince minibüslerimiz oradaydı. Çadır malzemelerini köy evine bırakıp hiç vakit kaybetmeden minibüslere doluştuk. Herkes hızlıca kendini önce hostele sonra da sıcak suyun altına atmayı planlıyordu. Daha birkaç ay önce Kolombiya'da, haberlerde karşılaştığım zirveye gelmiş, tırmanmış ve geri dönüş yoluna geçmiştim. Kolombiya'ya geri dönüp Julien'e anlatacaktım bunu.. Acatenango'ya son bir bakış atıp yola koyulduk. Acatenango tırmanışından döndükten sonra 2 gün boyunca hamlıktan doğru düzgün hareket edemedim. Hele ilk gün hosteldeki merdivenleri inip mutfağa gitmek tam bir zulümdü benim için. Böyle bir hamlama çeşidi yok. Bir basamaktan diğerine ayağımı kaldıramıyorum. Ama geçer dedim.. Ne olacak.. Yine olsa yine çıkarım. Hatta bir gün belki bana sürekli laf eden Tekirdağlı hayal fukarası arkadaşımı alır onunla beraber giderim belli olmaz. Gözü gönlü açılır.. - Fuego İspanyolca 'ateş' anlamına geliyor. - Birbirine yapışık vaziyette bulunan Acatenango ve Fuego volkanları Guatemala'nın Antigua şehrinin yaklaşık 20 km. kadar batısında bulunuyor. - Fuego Yanardağı'nın yüksekliği 3763 metre, Acatenango Yanardağı'nın zirvesi ise 3976 metre. - Fuego Volkanı son 15 20 yıldır ciddi şekilde volkanik faaliyetlerini artırmaya başladı. En son 3 Haziran 2018'de yaşanan patlamada yüzlerce insan ya hayatını kaybetti ya da yaralandı. Bu 1974 yılından bu yana yaşanan en büyük patlamaydı. - Acatenango ve Fuego yanardağlarının birlikte oluşturduğu bölgeye La Horqueta deniliyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/adana-gezilecek-yerler-gezi-rehberi/", "text": "Adana zengin kültürel dokusu ve doğal güzellikleri ile göz dolduran etkileyici bir kenttir. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan şehir, uğranması gereken müze, köprü, cami, kilise, han, hamam, kale ve kervansarayları ile Torosların kendine özgü doğasıyla bütünleşerek görülmeye değer bir ortam oluşturuyor. Adana Gezilecek Yerler Listesine geçmeden önce çok kısa Adana tarihine değinelim. - Adana Taş Köprü - Adana'da Bulunan Antik Şehirler - Tarihi Büyük Saat Kulesi - Adana Yaylaları - Adana Tarihi Camileri - Seyhan ve Ceyhan Nehirleri - Yılan Kale - Adana Kaplıcaları - Adana'daki Müzeler - Adana'da Kültür ve Eğlence Aktiviteleri - Adana'da Ne Yenir? - Adana'nın Neyi Meşhur? Adana, Tepebağ Höyüğü ile Neolitik dönemi (M. Ö. 6000) işaret eden en eski yerleşim yerlerinden biridir. Antik Kilikya bölgesinin en önemli şehirlerinden biri olan Adana, adını Gök Tanrısı Uranüs'ün oğlu Adanus'tan almış, coğrafi konumu nedeni ile birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Adana bölgesi sırası ile Luvi Krallığı, Hitit Devleti, Asurlular, Pers İmparatorluğu, Helen Medeniyeti, Selökidler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu Devleti, Ermeni Krallığı, Memlükler, Ramazanoğulları ve Osmanlı Devleti'nin hakimiyetinde yaşamıştır. Taş Köprü'yü gezilecek yerler listemizin en başına ekleyelim hele.. IV. yüzyılda (385) Roma İmparatoru Hadrianus tarafında yaptırılan bu önemli eser, Seyhan Nehri ile beraber hem Adana'nın ve hem de ülkemizin en güzel manzaralarından birini oluşturuyor. Bize sorarsanız Adana'nın en güzel mekanı burası. 319 metre uzunluğunda olan Taş Köprü 'dünyanın halen kullanılabilir haldeki en eski köprüleri listesi'nde yer alıyor. Roma, Bizans, Ermeni ve Osmanlı gibi birçok medeniyete hizmet etmiş olan köprü hala sapasağlam vaziyettedir. Bu eserin bir benzeri de hemen yakınında bulunan Misis Taş Köprüsü'dür. Yüzlerce yıldır, nice kervanların geçtiği ve daha kim bilir ne tarihlerin yaşandığı bu eserler aynı zamanda eski zamanlardan günümüze de bir köprü oluyor. Taş Köprü ve Misis Köprüsü, Adana'nın çifte antika gerdanlığı olarak tabir ediliyor. Adana gezi rehberinin en önemli başlıklarından biridir Antik Kentler.. Bu şehre yolunuz düştüğünde muhakkak uğramanızı tavsiye ettiğimiz üç antik şehir bulunuyor. Antik kentler hakkında görseller eşliğinde bazı önemli bilgilerden kısaca bahsedelim. Anazarbos bugün Adana'nın Kozan ilçesi sınırları içinde yer alır. Kilikya bölgesinde düzenlenen şenlik ve olimpiyatların merkezi olan kent, Roma Devleti'nin metropolisidir. Arcadius döneminde Kilikya ikiye ayrılınca bölgenin bir bölümü Tarsus'a, geri kalan bölümü de Anazarbos'un yönetimi altına girmiştir. 6. yy'da yaşadığı yıkıcı depremle yok olan kent Justinianus tarafından tekrar ayağa kaldırılmış ve Justinianoupolis diye zikredilmiştir. Bitkilerle tedavi yöntemleri konusunda ilk çağın en önemli hekimi olan Dioskorides, Anazarbos'ta yetişmiştir. Dioskorides, Adana folklorunda Lokman Hekim olarak geçer. Kent, surlar ve kayalık kesim olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Kentin surları 8-10 metre yüksekliğinde olup sur üzerine her 70 metrede bir burç yerleştirilmiştir. Bugün bu burçlardan takriben 20 tanesi sağlamdır. Surlardan içeriye ulaşmak için kullanılan anıtsal kapı üç kemerlidir. Ortada yüksek ve geniş, yanlarda dar tutulmuş kemerlerin önünde, yapıdan bağımsız sütunlar yer almaktadır. Sütunların bu şekilde yerleştirilmesi yapıya mimari bir derinlik kazandırmıştır. Üçüncü yüzyıla tarihlenen anıtsal kapının güneydoğusunda tiyatro ve kapının önünde stadyum kalıntıları yer almaktadır. İçkale'de bulunan 1057 tarihli küçük kilise, Ermeni Prensi Toras tarafından yaptırılmıştır. Tarihi M. Ö. 1000'li yıllara dayanan ve günümüzdeki adı Yakakent olan Misis Antik Kenti, Hitit devrine ait bir yerleşim yeri olarak belirtilmektedir. Efsanelere göre Truva savaşından sonra şehri yıpranan Mopsos, şehrini tekrar baştan yaratmak için insanlar ile geceli gündüzlü çalışmaya başlamış ve bu güzel şehir ortaya çıkmıştır. Adını da Mopsos'tan alıp zamanla Misis olarak değişmiştir. Ceyhan Nehri kenarında kurulan şehir tarih boyunca birçok medeniyetin ticari faaliyetlerini gerçekleştirdiği bir merkez olarak kullanılmıştır. Çukurova'nın en önemli Roma yerleşimlerinden biri olan ve Ceyhan Irmağı kıyısında bulunan Misis, Adana-Osmaniye karayolunun 20. km'sinde yer almaktadır. Kentte yapılan arkeolojik kazılarda mozaikle süslü evler ve nymphaion açığa çıkarılmıştır. Mozaiklerin birinde Nuh'un gemisini ve çok sayıda hayvanı betimleyen sahne yer almaktadır. Dünyadaki üç asklepion tapınağından birinin yer aldığı Yumurtalık, Roma döneminde Akdeniz'e açılan en önemli liman olma özelliğini taşımaktaydı. Asklepionlar o zamanın en önemli hastaneleriydi. Ceneviz ve Venedikliler de buraya ticaret kolonileri kurmuşlardır. Yumurtalık 1337'de Türk Memlük Devleti ardından Ramazanoğlu Beyliği'nin önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Kentin Ayas Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilmiş üç katlı gözetleme kulesi, Osmanlı ve Roma hamamları, sur duvarları, Marko Polo İskelesi, Ayas ören yerinin önemli kalıntılarındandır. Adana'ya gelen ilk saat olarak adını duyuran bu tarihi eser 1881 yılında Ziya Paşa tarafından yaptırılmıştır. 8 metre genişliğinde ve 32 metre yükseklikte bulunan saatli kule, Adana'nın merkezinde bulunmakta ve şehir ile adeta birlikte anılan bir yapı olarak adını duyurmuştur. Saatin bulunduğu çan ve üzerindeki kabartmalar görülmeye değer eşsiz eserlerden biridir. Son Adana depreminde zarar gören tarihi yapı yeniden restore edilmiştir. Adana, tarihi ile göz kamaştıran, Türkiye'nin güzide şehirlerinden biridir. Doğal güzellikleri de en az tarihi kadar iz bırakmıştır ve modern şehir ile doğallığı bir arada yaşamaya imkan oluşturmuştur. Adana ile bütünleşen Adana yaylaları doğal ve sağlıklı yaşamın en güzel yansımalarından biri olarak gösterilebilir. Adana, coğrafi konum itibariyle zaten yazları çok sıcak geçen bir şehirdir. Halk buna bir çözüm bulmak adına Toros dağlarının ve çevredeki dağların eteklerinde bulunan yaylalara akın etmiştir. Çok doğal bir güzellik sunan yaylalar ve yayla evleri sanki doğa ile bütünleşmiştir. Son yıllarda sosyal medyanın da etkisi ile bu doğal güzellikler başka şehirlerden ve ülkelerden insanların da ilgisini çekmeyi başarmıştır. Adana yaylaları güzel doğası ve sağlıklı havası ile muhteşem bir doku olarak Adana'nın tanıtımında çok önemli bir argümandır. Adana'da gezilecek yerler listemize tarihi ibadethanelerle devam edelim. # Eski Cami ve Medresesi: Adana'nın merkezinde bulunan cami Ramazanoğulları devrinde yapılmıştır (1501). Caminin olduğu yerde daha önce St. Jean Kilisesi'nin bulunduğu söylenmektedir. Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan Yağ Cami'nin oldukça gösterişli bir giriş kapısı bulunmaktadır. Medrese ise 1558 yılında Piri Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. # Ulu Cami ve Külliyesi: Ramazanoğulları zamanında Adana'da inşa edilen cami, Osmanlı İmparatorluğu döneminde tamir görmüştür. Caminin mimarisinde Osmanlı ve Selçuklu izleri görülmektedir. Caminin tüm kemerlerinde, iç ve dış cephelerinde siyah-beyaz mermer kullanılmıştır. Mihrap mermerden yapılmıştır. # Akça Mescit: 1409 yılında Ramazanoğulları'ndan Akça Ağa tarafından yaptırılan Akça Mescit, giriş kapısını kuşatan bordürleri ve mimarisi ile Selçuklu mimari özelliklerini taşımaktadır. Mescidin bir diğer dikkat çekici özelliği de dini bir yapıda taş süslemelerin yanında kuş figürlerinin de kullanılmış olmasıdır. Akça Mescit küfeki taşından inşa edilmiştir ve dış görünüşü bir türbeyi andırmaktadır. # Hasan Ağa Cami: Yağ Cami'nin arkasında bulunan Hasan Ağa Cami 1558 yılına tarihlenmektedir. Ramazanoğlu Halil Bey'in kölesi Hasan Kethüda tarafından yaptırılan cami, kesme taştan yapılmıştır ve dört yuvarlak sütunun taşıdığı üç kubbe ile örtülü olup iki bölümden oluşmaktadır. 24 yılda tamamlanan caminin güney duvarında 1671'de Adana'ya gelen Evliya Çelebi'nin imzası yer almaktadır. # Yeşil Mescit: Tepebağ Mahallesi'nde bulunan Yeşil Cami 1751 yılına tarihlenmektedir. Cami adını kubbesini örten yeşil kiremitlerden almıştır. Kare planlı, tek kubbeli cami sarı renkli küfeki taşından inşa edilmiştir. # Kemeraltı Cami: Adana'nın Tarsus Kapısı ismiyle anılan yerde bulunan Kemeraltı Cami 1599 yılında inşa edilmiştir. Oldukça sade olan cami kesme taştan yapılmıştır ve kare planlıdır. # Sabancı Merkez Cami: Her ne kadar tarihi cami olmasa da Adana'da bulunan güzel mimari çalışmalardan biri olduğu için bu listenin sonuna eklemek istedik. 1988 yılında yapımına başlanan, 1998 yılında tamamlanan cami Adana merkezinin meydanında yükselmektedir. Cami mimari açıdan Sultanahmet Camisi ve Selimiye Camisi'nin özelliklerini taşımaktadır. Eşsiz doğal manzaralarının yanında, hem ülke ekonomisine hem de Adana'ya katkısı büyüktür bu iki nehrimizin. Adana'yı Adana yapan en güzel değerlerden olan Seyhan Nehri şehre çok farklı ve güzel bir hava katmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi ülkemizin en güzel manzaralarından birine sahip olan Tarihi Taş Köprü de Seyhan Nehri üzerindedir. Uzunluğu yaklaşık olarak 600 kilometre olan nehrin havza genişliği 21 bin km 'dir. Üzerinde şehrin ve ülkemizin can damarları olan Çatalan, Seyhan ve Yedi Göze elektrik santralleri bulunmaktadır. Yaklaşık 510 km uzunluğundaki Ceyhan Nehri ise şehrin ana hayat kaynaklarından bir diğeridir. Pınarbaşı mevkisinden doğmakta olan nehir, harika manzaralar oluşturarak Çukurova üzerinden İskenderun Körfezi'ne akmaktadır. Seyhan ve Ceyhan Nehirleri, lagünler, eşsiz platolar, kuş gözlemi yapılabilecek sulak alanlar ve sıcak su kaynakları, doğa yürüyüşü yapılabilecek Milli Parkları, tırmanma güzergahları ile keşfedilmeyi bekliyor. Ceyhan Nehri'nden söz edip de Yılan Kale'yi atlamak olmaz. Esasında Yılan Kale'ye geldiğinizde Ceyhan Nehri'ni de en muazzam noktadan seyretmiş olacaksınız. Ceyhan Ovası'na hakim, oldukça yüksek ve kayalık bir tepede bulunan kale, yılan gibi kıvrık surlarıyla bilinmektedir. Kale yılan ismini de buradan almıştır. Oldukça eski bir tarihe dayanan Şahmeran Kalesi, Klikya Ermeni Krallığı zamanında Kral I. Levon tarafından yaptırılmıştır. Türkiye'nin dört bir yanından insanların akın ettiği Adana Kaplıcaları birçok hastalığa derman olmaktadır. Adana da yedi tane kaplıca bulunmaktadır. Bu kaplıcaların her birinin yapıları çok farklı olduğu için çeşitli hastalıklara iyi gelmektedir. Haruniye kaplıcalarının su içeriğinde bulunan yüksek miktardaki kükürtün romatizma ve cilt hastalıklarında faydalı olduğu belirtiliyor. Kurttepe ve Misis kaplıcaları da mide ve bağırsak hastalıklarına karşı şifasıyla meşhurdur. Son yıllarda yapılan yatırımlar ile dışarıdan gelen kaplıca turistleri hizmetlerden çok memnun kalmakta ve kaplıca turizmi için Adana'yı tercih etmektedirler. Adana'ya yolunuz düştüğünde bu şifalı sulardan faydalanmayı ihmal etmeyin. # Adana Arkeoloji Müzesi: Adana'da gezilecek yerler listesinde en önemli duraklardan biri de Adana Arkeoloji Müzesi'dir. Müze, Cafer Paşa Medresesi'nde, 1924 yılında Osmanlı Dönemi yapıtlarıyla açılmıştır. Müze önce Kuru Köprü'deki Rum kilisesine, 1970'te de Kültür Sitesi yanındaki yapısına taşındı. Müzenin arkeoloji ve etnografya salonlarında; Yenitaş, Bakırtaş, Tunç Çağları, Helenistik Dönem, Asur, Fenike, Hitit, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini kapsayan yapıtlar sergilenmektedir. Eserlerin çoğunluğunu Yumuktepe, Karatepe, Misis, Gözlükule kazılarından elde edilen buluntular oluşturur. Müzenin ayrıca konferans salonu, laboratuvarları, 449 ciltlik şeri mahkeme sicilleri koleksiyonu bulunan kitaplığı vardır. # Etnografya Müzesi: Kuruköprü'de bulunan bu mekan, Çukurova köylerine ve Adana yörüklerine ait eşyaların bulunduğu oldukça zengin bir müzedir. # Atatürk Müzesi: Mustafa Kemal'in Adana'ya geldiğinde misafir edildiği evdir. Daha sonra müzeye dönüştürülmüştür. Bu sebeple ismi Atatürk Müzesi olmuştur. Bu tarihi yapıda Kuva-yi Milliye'den eserler sergilenmektedir. Asker ve öğrencilere ücretsizdir. # Misis Mozaik Müzesi: Tarihi İpek Yolu üzerindeki, kentin tarihini gözler önüne seren buluntulara tanık olabileceğiniz mekandır. - Dumlu Kalesi - Ramazanoğlu Medresesi - Tepebağ Evleri - Ramazanoğlu Konağı - Kurtkulağı Kervansarayı - Çarşı Hamamı - Kozan Kalesi ve Manastırı - Bebekli Kilise # Mağaracılık: Henüz bazılarının incelenmesi tamamlanmamış olsa da; Bığbığı, Cin Mağaraları, Culfa Keleri, Adamkafa Deliği, Çamlıköy Subatanı, Yılanlıyurt Subatanı gibi yerlerde mağaracılık yapılabilir. # Aladağlar Milli Parkı: Yumurtalık Tabiatı Koruma Alanı su kuşlarına ev sahipliği yapan önemli güzelliklerden. Akyatan ve Ağyatan Gölleri, Caretta Carettaların yumurtlama alanlarından. # Plajlar: Denizi sevenlerin konaklayabileceği en uygun yerler ise Akdeniz kıyısındaki plajlarıyla ünlü Karataş ve Yumurtalık sahilleri. # Rafting ve Balıkçılık: Adana'da bulunan göl ve barajlar rafting, balıkçılık ve sörf yapmaya imkan sağlamaktadır. # Offshore Şampiyonası: Ülkemizde giderek büyük ilgi görmeye başlayan Offshore, saatte 170 km'ye kadar çıkabilen tekneler ile gerçekleştirilen bir hız sporudur. Türkiye'de İstanbul, Ankara, Adana, Antalya ve Muğla'da gerçekleştirilen bu hız yarışları 7 etaptan oluşmaktadır. Adana'nın tanıtımına çok büyük katkıları olan Offshore, ulusal basında olduğu gibi uluslararası basın tarafından da büyük bir ilgi ile takip edilmektedir. Adana Valiliği, Adana Büyükşehir Belediyesi ve çeşitli özel kuruluşların desteğini gören bu etkinlik her geçen yıl daha fazla takipçiyi bünyesine katarak gelişmektedir. Seyhan Nehri üzerinde gerçekleşen bu muhteşem yarışmalar şehrin canlılığını arttıran en önemli etkinliklerden biridir. Adana Belediyesi'nin 1969 yılında Altın Koza Film Şenliği adı altında başlattığı bu festival giderek zenginleşmiş ve ülkemizin en önemli kültür ve sanat etkinliklerinden biri olmayı başarmıştır. Altın Koza, Çukurova ile bütünleşen pamuğa işaret eder. Ülkemizde, sinema ve sinemacılığa vermiş olduğu destekler ile kültürel yaşamın olgunlaşması adına Altın Koza ödülleri çok önemli birer değer olarak gösterilebilir. 1969 yılında gerçekleştirilen ilk Altın Koza ödüllerinin sahipleri Ezo Gelin filmiyle Fatma Girik ve Seyyit Han filmiyle Yılmaz Güney'dir. 1973 yılına kadar aktif bir biçimde gerçekleştirilen, sanatı ve sanatçıları daima değerli kılan Altın Koza, ülkemizdeki ekonomik buhran ile çalkantılı bir dönem geçirmiştir. Bu dönem içerisinde zaman zaman halkın Altın Koza'yı tekrar yaşatma gibi bir talepleri ve girişimleri olsa da bu süreç tam 18 yıl sürecektir. 1992 yılında toplumun bazı kitleleri ve sanat dünyasının ileri gelenleri Altın Koza'yı tekrar yaşatma girişimlerinde başarı kaydederek olumlu sonuç almışlardır. Daha sonra 1998 yılına kadar yapılan festival 1998 Adana depremi ve 1999 Marmara depremi ile sekteye uğramıştır. O yıllarda gerçekleştirilmeyen festivalin gelirleri Adana ve Marmara'daki depremzedelere aktarılmıştır. Bu yönü ile sosyal bir tarafının da olduğunu söyleyebiliriz. 2005 yılından bu yana kesintisiz gerçekleştirilen bu festival Amerika kıtasından Asya kıtasına, Avrupa kıtasından Arabistan Yarımadası'na kadar birçok ülkeden gelen onlarca yönetmen ve sinema eleştirmenine kapılarını açarak, yılda yaklaşık olarak 80 bin izleyiciye ev sahipliği yapmaktadır. - Saimbeyli Kiraz Festivali - Horzum Yayla Şenliği - Sarımazı Zeytin Festivali - Karpuz Festivali - Adana Senfoni Orkestrası - Adana Devlet Tiyatrosu da kültürel etkinliklerin yürütülmesinde etkili unsurlardan. Tarihi geçmişi çok eskilere uzanan Adana, elbette bu köklü geçmişin izlerini yemek kültürü ile de yansıtır. Yörenin yemek konusundaki zenginliği de buradan gelmektedir. Türkiye'nin neresinde olursanız olun, Adana Kebabı ve şalgam suyunu bilirsiniz. Ancak yörenin bu kadar çok bilinmese de en az kebabı kadar lezzetli çeşitli yemekleri var. Adana yemeklerinde et, buğday ve çeşitli baharatların hakim olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda süt ve süt ürünleri de fazlasıyla tüketilmektedir. Bu verimli topraklarda yetiştirilen tarım ürünleri de yemek kültürünün oluşmasında etkili olmuştur. Çiğ köfte, fellah köftesi, sehmişe, kelle paça, hamis, mahluta, aşlama, fattuş, şırdan gibi yöresel yemekleri tadabilirsiniz. Şehrin sokaklarında gezerken 'bici bici, karsambaç' gibi iklime uygun, serinlik veren lezzetlerle karşılaşmanız mümkün. Adana'nın meşhurları arasına Adana dürümünü yazmayanı döverler herhalde. Dürüm ile Adana öyle bir özdeşleşmiş ki sipariş verirken dürüm ya da kebap bile demiyoruz. \"Bir Adana alayım\" diyoruz. Ya da \"Adana yer misin?\" diye soruyoruz. Sadece \"Adana\" demek yeterli oluyor. Bunun için Adana kebabını çift dikiş yaparak, bu başlık altında da yazıyoruz. Adana'nın Yılmaz Güney'ini bilmeyen yoktur. Sinema denince aklımıza gelen ilk oyunculardan birisi. Adana'dan yola çıkarak meşhur olan Yılmaz Güney, Adanalı gençlerin idolü olmuştur. Adanalı bir diğer sinema üstadı ise Şener Şen. Müslüm Baba da Adana'dan yola çıkmış ve meşhur olmuştur. Şalgam denince aklımıza ilk gelen şehirlerden biridir. Hint inciri de az meşhur değil. Bir diğer adı, frenk inciri.. Bir diğer adı diken inciri.. Bir diğer adı dikenli incir.. Aklına geldikçe isim koymuş Adanalılar bu lezzetli incire. Seyyar satıcılar el arabasında satarken karşınıza çıkarsa almanızı tavsiye ederiz. Kabuğunu soyarken dikkat edin.. Aman diyelim! Adana'nın bir diğer meşhur ürünü de pamuktur. Oldukça geniş bir pamuk sektörüne sahiptir. \"Aha dayıya söyle\" diyen fenomen gaspçı da az meşhur değildir herhalde. Fatih Terim'i de bu listeye eklemeyi unutmayalım. Adana'nın en meşhur şeylerinden biri de sıcağıdır tabi. Yaz aylarında yukarıda sıraladığımız Adana'da gezilecek yerleri gezmenizi tavsiye etmiyoruz. Ağzınızdan burnunuzdan gelir Allah muhafaza! Bu yazının sonuna \"Adana'ya Gel Gidek?\" iyi gider.."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/adana-kamp-alanlari/", "text": "Türkiye'nin en sıcak illerinden biri olan Adana, hem iklimi hem de doğası gereği yılın büyük bölümünde kamp yapmaya uygun yerler barındırıyor. Ücretli kamp alanlarının yanı sıra, ücretsiz kamp alanlarıyla da doğa tutkunlarını çağıran Adana, çadır ve karavan kampı keyfini dört mevsim doyasıya yaşayabileceğiniz bir yer. Özellikle Karaisalı ilçesinde bulunan kanyonlar, Seyhan Nehri'nin kolları etrafında bulunan yeşil alanlar ve Yumurtalık sahili bu anlamda öne çıkan mekanlar. Adana'nın doğası zengin dedik tabi ama öyle her yerde de sağlıklı kamp yapmak mümkün olmuyor haliyle. Güvenli ve sorunsuz bir kamp tecrübesi yaşamak için seçtiğiniz yerin önemi büyük. Biraz doğaya karışayım, dinginlik bulayım derken eldeki huzurdan da olmamak lazım. Bu nedenle sizin için \"Adana'da kamp yapılacak en iyi yerler\" listesi hazırladık. Hazırsanız Adana çevresi kamp alanları turumuza başlayalım.. - Adana Ücretsiz Kamp Yerleri - Adana Ücretli Kamp Alanları Adana kamp yerleri listemize aralarında kanyonlar, vadiler, şelaleler ve tabiat parklarının yer aldığı ücretsiz mekanlar ile başlayalım. Kamp yapmak için bu listedeki yerlerden birini tercih edecekseniz, yiyecek-içecek gibi ihtiyaçlarınızı kamp alanına gelmeden önce halletmeniz gerekiyor. Ayrıca bu bölgelerin karavandan ziyade daha çok Adana çadır kampı alanları kategorisine girdiğini de hatırlatalım. Seyhan Nehri'nin kollarından Körkün Çayı üzerinde yer alan bu kanyonun içinde irili ufaklı birçok şelale ve doğal havuz var. Fazla popüler olmadığı için de oldukça temiz ve sakin bir bölge. Etrafta tesis, WC, duş gibi imkanlar yok. Tamamen doğal ortam. Uzun doğa yürüyüşleri yapabileceğiniz patika yollar mevcut. Adana ücretsiz kamp alanları listesine ekleyebileceğiniz Körkün Kanyonu, Karaisalı ilçesinin 15-20 km. kadar kuzeyinde bulunuyor. Yine Adana'nın Karaisalı ilçesinde bulunan Yerköprü Kanyonu, sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve ufak şelaleleriyle çok huzurlu bir mekan. Manzarası da güzel fakat bölge biraz taşlık. Çadır kampı atmak için yerinizi iyi seçmeniz gerek. Herhangi bir tesisin olmadığı alanda dere kenarı boyunca ücretsiz kamp kurabilirsiniz. Belemedik Tabiat Parkı'na yakın bir noktada bulunan Çakıt Vadisi, Gülek Boğazı'ndan geçen Adana-Pozantı otoyolunun yaklaşık 10 kilometre kadar doğusunda yer alıyor. Torosların Çukurova'ya bağlandığı bu doğa harikası bölgede ücretsiz kamp atabileceğiniz birçok yer var. Dik yamaçlara, uçurumlara ve engebeli yollara sahip olan Belemedik Çakıt Vadisi'nin çocuklar için pek uygun bir mekan olmadığını belirtelim. Karaisalı ilçesinin Merkezboztahta Köyü yolu üzerinde bulunan bu kanyon, çok güzel piknik alanlarına sahip olduğu için özellikle hafta sonları biraz kalabalık oluyor. Ücretsiz kamp yapabileceğiniz bölgede çardak, WC, çeşme gibi imkanlar mevcut. Bölgeye özel araçla da çok rahat ulaşım sağlayabilirsiniz. Yeme, içme ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz Merkezboztahta Köyü ise kanyona sadece 1,5 km. uzaklıkta. Adana'nın bir diğer doğa harikası Kapıkaya Kanyonu da yine ücretsiz kamp alanları ile öne çıkan Karaisalı ilçesinde yer alıyor. İlçe merkezine yakın bir noktada bulunan bu kanyon kilometrelerce uzunluğunda yürüme parkurlarına sahip. Kanyonun girişinde ufak bir büfe var ama kamp yapabileceğiniz alan boyunca WC, duş, çeşme ve elektrik gibi imkanlar yok. Biraz taşlık bir bölge olsa da çadır kampı için son derece güzel bir mevki. Aladağ ilçesi sınırlarında bulunan Küp Şelaleleri özellikle akşamları serin olan bir bölge. Bu nedenle şehrin sıcağından bunalan Adanalıların sık sık uğrak noktası oluyor. Şelale çevresinde ücretsiz kamp yapabileceğiniz güzel doğal ortamlar var. Bölgeye yakın yerlerde yerel halk tarafından işletilen ufak dükkanlar da bulabilirsiniz. Tamamen ağaçlık ve keyifli bir ortam. Birbirinin uzantısı olan bu iki mekan Yumurtalık ilçesinin sahil kısmında yer alıyor. Barakalar ve çadır alanlarına sahip kamp bölgesinde su, WC, yemek gibi ihtiyaçlarınızı karşılayacağınız mekanlar da var. Fakat bölge oldukça bakımsız olduğu için ilk tercihleriniz arasında yer almayabilir. Yumurtalık Gençlik Kampı'nı Adana çadır kampı yerleri listenizin sonlarına ekleyebilirsiniz. Yine Yumurtalık sahilinde yer alan bu kamp alanı Çukurova Üniversitesi'ne ait bir bölge. Çevrede fazlaca alternatif olduğu için herkes tarafından tercih edilmeyen, genellikle sessiz-sakin olan bir yer. Ücretsiz kamp yapabileceğiniz alanda denize de girebilirsiniz. Kamp alanında herhangi bir tesis bulunmuyor. Yukarıda saydığımız ücretsiz kamp yerleri doğal güzellikleri ile ön plana çıksa da WC, duş ve büfe gibi imkanları barındırmamasından dolayı herkese hitap etmeyebiliyor. O nedenle \"Temel ihtiyaçlarımız yanı başımızda olsun\" diyenler için şimdi de Adana ücretli kamp alanları listemizi sunalım. Pozantı ilçesinde yer alan bu Milli Park zengin bitki örtüsü, doğa manzarası, taş ve ahşaptan yapılmış yayla evleriyle meşhur. Parkın içinden tren hattı geçtiği için ulaşımı da kolay. Belemedik Tabiat Parkı, kamp alanlarının dışında bisiklet parkuru, trekking, dağcılık, tırmanma parkuru gibi imkanlar da sunuyor. Belemedik Tabiat Parkı nerede? Harita konumu için tıklayın. Bütünüyle kızılçam ormanları ile örtülü bu Milli Park, Karataş ilçesi sınırlarında yer alıyor. Güney ve doğu kesimleri Akdeniz'e sınır olan Karataş Kumluk Tabiat Parkı, Adana'da kamp yapabileceğiniz en güzel noktalardan biri. İçerisinde ücretli çadır kampı alanları bulunan bölgede WC, duş, market gibi imkanlar mevcut. Karataş Kumluk Tabiat Parkı nerede? Harita konumu için tıklayın. Adana Yumurtalık kamp alanları listesindeki kaliteli mekanlardan biri de Toprak Kamping. Elektrik, WC, duş, kiralık çadır, masa, sandalye gibi imkanların hepsini sunan kamp alanı denize de çok yakın. Fakat sahil kesimi oldukça taşlı. Yumurtalık ilçe merkezinden araçla 10 dakikada ulaşabileceğiniz Toprak Kamping, ailece kalınabilecek oldukça güvenli bir ortam sunuyor. Toprak Kamping nerede? Harita konumu için tıklayın. Yine Yumurtalık ilçesinde yer alan bu kamp alanı, deniz ve ormanın kesiştiği güzel bir noktada konumlanmış. Duş, soyunma kabini, WC gibi imkanların bulunduğu alanda ister çadırda ister barakada kalabiliyorsunuz. Adana ücretli kamp alanları listesine alternatif olarak ekleyebileceğiniz Yılmaz Kamping'e toplu taşımayla da ulaşabilirsiniz. Yılmaz Kamping nerede? Harita konumu için tıklayın. Burası sanırız Yumurtalık sahilindeki en beğenilen ve en çok tercih edilen kamp alanlarının başında geliyor. WC, duş, sıcak su, restoran, kafe, market gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz mekanın sahili de oldukça temiz. Çadırın yanı sıra bungalov evlerde kalma fırsatı da sunan Medcezir Kamping, sıcak bir ortamda keyifli bir kamp tatili yapmak isteyenler için çok iyi bir seçenek. Medcezir Kamping nerede? Harita konumu için tıklayın. Karataş ilçesinde bulunan Magarsus Camping, Karataş Kumluk Mesire Yeri'nin sahil kesiminde yer alıyor. Aileye uygun sakin bir ortam sunan tesiste ister çadır ister karavan kampı yapabilirsiniz. Toplu taşımaya yakın olan mekanın sahili de oldukça bakımlı ve temiz. Duş, WC, soyunma kabini gibi imkanların hepsi mevcut. Magarsus Camping nerede? Harita konumu için tıklayın. Burası Karaisalı ilçesindeki Kapıkaya Kanyonu'nda bulunan ufak bir işletme. Bahçecik Şelalesi'nin hemen yanında bulunan tesisin doğal ortamı harika. Alanda hafta sonları hizmet veren bir büfe var. WC, su gibi imkanlar da mevcut. Adana ücretli kamp yerleri listesine eklenebilecek şirin bir yer. Bahçecik Piknik ve Kamp Alanı nerede? Harita konumu için tıklayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/adana-nasil-bir-yer-adana-hakkinda-bilgi/", "text": "Adana'nın renkli yönü sadece adliyesi değil elbet. Başta yemekleri olmak üzere her şeyiyle Türkiye'nin en güzel illerinden biri. Kebabı, pamuğu, portakalı, Seyhan ve Ceyhan'ı, yetiştirdiği sayısız ünlü sanatçısı, spor adamı ve ozanlarıyla başka bir coğrafya. Vejetaryen olarak gidip soluğu kebapçıda alabilirsiniz, öyle enteresan bir şehir Adana. Çukurova gibi bereketli toprakları, Toroslar gibi heybetli dağları vardır. Olaylı haberlere çok konu olsa da sıcakkanlı, misafirperver bir halkı vardır Adana'nın. Sıcak demişken, Adana yazın adamı gerçekten çileden çıkaran bir şehirdir. Yaz aylarında 'yaniyürük' diye ortalıkta gezenleri çoktur. Ama yaşamak için de güzel şehirdir Adana. Bu haberleri dünyada başka hiçbir yerde göremezsiniz. Adana hakkında genel bilgileri derlediğimiz bu yazıda; Adana'ya nasıl gidilir? Adana memur ve öğrenciler için nasıl bir şehir? Adana tarihi ve Adana mutfağı hakkında bilgiler vereceğiz. Aslında gönlümüzden sürekli Adana Kebabı hakkında konuşmak geliyor ama ona da sıra gelecek. Önce şehri biraz tanıyalım. Adana, Türkiye'nin Akdeniz Bögesi'nde Mersin, Osmaniye ve Hatay'ı da kapsayan Çukurova dediğimiz topraklar üzerinden yer alır. Güney sınırı Akdeniz ile çevrili olan Adana'nın komşu illeri ise; kuzeyde Kayseri, doğuda Osmaniye ve Hatay, batıda Mersin, kuzeydoğuda Kahramanmaraş, kuzeybatıda ise Niğde'dir. Türkiye'nin en büyük ve en gelişmiş şehirlerinden biri olan Adana'ya kara, hava ve demiryolu ile rahatça ulaşım sağlanabilir. Akdeniz, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri arasında önemli bir kavşak noktasında bulunan Adana'ya kendi aracınızla gidebileceğiniz gibi, başta büyükşehirler olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanından otobüs seferleri de bulabilirsiniz. Adana şehrinin kendi otobüs firmaları da Türkiye'deki birçok ile ulaşım hizmeti veriyor. Adana otogarı şehir merkezine 5-6 km. uzaklıkta ve servislerle merkeze hızlı şekilde ulaşılabilir. - İstanbul Adana arası yaklaşık 950 kilometre ve 11 saat 30 dakika. - Ankara Adana arası yaklaşık 500 kilometre ve 6 saat. - İzmir Adana arası yaklaşık 900 kilometre ve 11 saat. - Erzurum Adana arası yaklaşık 840 kilometre ve 10 saat 30 dakika. - Antalya Adana arası yaklaşık 610 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Trabzon Adana arası yaklaşık 840 kilometre ve 11 saat. Adana şehir merkezi içinde bulunan ve Çukurova Bölgesi'ne hizmet veren Adana Havalimanı'nda hem yurt içi hem yurt dışı uçak seferleri yapılıyor. Adana Havalimanı, Mersin ve Osmaniye illeri içinde ortak kullanılan bir havaalanı. Bu üç il merkezinden de Havaş servisleri ile Adana Havalimanı'na ulaşmak mümkün. Havalimanı içerisinde araç kiralama ve taksi hizmetleri mevcut. Ayrıca Adana Havalimanı çıkışındaki caddede, şehir içi ulaşımı sağlayan minibüsleri de kullanabilirsiniz. Türkiye'deki havayolu firmalarının hemen hemen tamamı Adana'ya ulaşım hizmeti veriyor. Seçenek fazla olunca uçak bileti fiyatları da Türkiye'nin birçok iline göre daha uygun olabiliyor. Adana Havalimanı'ndan yurt içinde İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi illere direkt uçuş bulabilirsiniz. Dış hatlarda da Kıbrıs/Lefkoşa ve Almanya'nın bazı şehirlerine yapılan seferler var. Adana - Şakirpaşa - Şehitlik - Zeytinli - Yenice - Tarsus - Huzurkent - Taşkent - Karacailyas - Tırmıl - Mersin. - Erciyes Ekspresi - Fırat Ekspresi - Toros Ekspresi Adana tren biletlerinin güncel fiyatlarını ve sefer saatlerini TCDD'nin resmi sitesinden öğrenebilirsiniz. Yapılan arkeolojik çalışmalara göre Çukurova Bölgesi'nde bilinen tarih Kitvanza Krallığı ile başlıyor. Hitit kitabelerinde anlatıldığına göre bu krallık M. Ö. 1335 yıllarında Hitit hakimiyetine girmiştir. M. Ö. 1190'lı yıllarda yapılan saldırılar sonucu yıkılan Hitit Devleti sonrası bölgede birçok krallık ortaya çıkmıştır. Bu süreçte bölgede hüküm süren krallıklar; Kue Krallığı, Asurlular, Kilikya Krallığı, İranlılar, Makedonyalılar, Selökidler, Çukurova Korsanları ve Romalılar olmuştur. Roma İmparatorluğu döneminde Çukurova ticari anlamda atılım yapmış ve oldukça gelişmiştir. Roma'nın bölünmesinden sonra bölgeye sırasıyla; Bizanslılar, Araplar, Selanikliler, Ermeniler, Memlük Devleti ve Ramazanoğulları Beyliği egemenlik kurmuştur. 1500'lü yılların başına gelindiğinde ise Osmanlı İmparatorluğu bölge topraklarına hakim olmuştur. I. Dünya Savaşı'nın ardından Adana ve çevresi Fransa tarafından işgal edilmiş ama 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Anlaşması ile Fransa bölgeden çekilmek zorundan kalmıştır. 5 Ocak 1922'de bağımsızlığını kazanan Adana, Türkiye Cumhuriyeti'ne il olarak katılmıştır. Nüfus: Adana'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 2 milyon 240 bin kişidir. - Aladağ - Ceyhan - Çukurova - Feke - İmamoğlu - Karaisalı, Karataş, Kozan - Pozantı - Saimbeyli, Sarıçam, Seyhan - Tufanbeyli - Yumurtalık, Yüreğir Adana, Türkiye'nin ilk sanayileşen illerinden biridir. Aynı zamanda Çukurova gibi verimli topraklar üzerinde bulunması ve zengin su kaynakları sebebiyle ülkemizin en önemli tarım bölgelerindendir. Tarım üretiminde başı çeken ürün pamuktur. Çukurova'da üretilen pamuk Adana ekonomisine büyük katkı sağlar. Bunun yanında Adana'da üretilen diğer tarım ürünleri; buğday, arpa, soya fasulyesi, mısır, üzüm, portakal, yer fıstığı ve narenciyedir. Tarım kadar olmasa da büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık ile Yumurtalık ve Karataş'ta yapılan deniz mahsülleri üretimi de Adana ekonomisine katkı sağlar. Adana'da sanayi alanında öne çıkan sektörler ise tekstil, deri sanayi, otomotiv ve bitkisel yağ üretimidir. Adana ihracatında en başarılı sektörler kimyevi maddeler, tekstil ürünleri, hububat, bakliyat ve yağlı tohum maddeleridir. Adana krom madenciliğinde Türkiye'nin en önemli illerinden biriydi fakat son yıllarda bu üretimde düşüş yaşanıyor. Yine de potansiyel olarak kromitin Adana ekonomisi üzerinden etkisi büyüktür. Adana'nın diğer yeraltı kaynaklarından bazılar ise; manganez, kurşun, çinko, kuvars ve kuvarsit, kil, barit, kireçtaşı, kum agregası ve pomzadır. Adana, yazları oldukça sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı özelliğiyle tamamen Akdeniz iklimi etkileri gösterir. Kışın en soğuk aylarda bile eksi dereceleri görmek pek mümkün değildir. Adana'nın coğrafi yapısı ise Torosların yükseldiği dağlık kesim ile Çukurova'nın hakim olduğu düzlükler olarak iki bölgeye ayrılabilir. Akdeniz ikliminin etkisiyle özellikle dağlık kesimlerin bitki örtüsü maki, karaçam ve sedir ağaçları ile kaplıdır. Seyhan ve Ceyhan nehirleri Adana sınırları içinde yer alır. Başta bu iki ırmağın taşıdığı alüvyonlar sayesinde Türkiye'nin en geniş delta ovası olan Çukurova oluşmuştur. Adana mutfağının namı tüm Türkiye'ye yayılmıştır. Ülkemizin gastronomi başkentlerinden biri desek yanlış olmaz. Adana'nın meşhur lezzetlerinin başında gelen Adana kebabına hayran olmamak elde değil zaten. Ayrıca ciğeri, içli köftesi, lahmacunu, sakatat yemekleri... hangi birini saysak. Adana yöresel yemekleri sadece kebap ve et yemekleriyle sınırlı değil elbette. Çukurova gibi bereketli topraklarda bulunan Adana'da sebze yemekleri ve hamur işleri de oldukça popüler. Adana mutfağı türlü türlü lezzetleriyle, her kesimden insanı kendine hayran bırakan bir yemek çeşitliğine sahip. - Adana Kebabı - İçli Köfte Fıstık Köftesi Fellah Köftesi - Karın Dolması ve Mumbar Dolması - Mercimekli Ispanak Başı - Adana Sıkması - Şırdan - Kırkkat - Ciğer ve Lahmacun - Kamhi Çorbası - Yüksük Çorbası - Mahluta Çorbası - Dul Avrat Çorbası - Analı Kızlı Çorbası - Bici Bici Tatlısı - Sarı Burma - Karakuş - Karsambaç - Şalgam Suyu - Şıra - Misis Ayranı - Aşlama Adana'da eğitim veren iki üniversitemiz bulunuyor; Adana Çukurova Üniversitesi ve Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi. Çukurova Üniversitesi kampüs olarak Türkiye'deki en güzel üniversitelerden biridir. Bize göre ilk 5'e kesin girer ama daha yukarısı size kalmış. Muazzam bir göl manzarasına sahiptir ve yemyeşil bir çevre düzenlemesi vardır. Kampüs ile şehir merkezi arası yaklaşık 20 dakikalık mesafede ve ulaşım gayet kolaydır. Çukurova Üniversitesi sadece kampüsü ile değil eğitim kalitesi anlamında da Türkiye'deki en iyi okullardan biridir. Okul içerisinde birçok sosyal tesis mevcuttur. Burası on binlerce öğrencinin eğitim aldığı oldukça büyük bir üniversitedir. Adana, öğrenci ve memurlar için Türkiye'deki en güzel şehirlerden biri. Büyüktür, her türlü sosyal faaliyet imkanı bulabilirsiniz ve ayrıca İstanbul gibi pahalı değildir. Yemekle aranız iyiyse bu konuda Türkiye'deki sayılı şehirlerden birindesiniz zaten. Aç kalma ihtimaliniz yok. Hem il merkezi hem ilçeleri arası ulaşım rahattır. Belirli saatler dışında yoğun trafik yaşamazsınız. Kış mevsimi teğet geçer, soğuk görmezsiniz. İnsanları gayet sıcakkanlıdır ve öğrenciye karşı tutumları genel olarak olumsuz değildir. Adana'da öğrencilerin takıldığı mekanlar genellikle Turgut Özal Bulvarı, Ziyapaşa ve Gazipaşa Bulvarı ile Barajyolu'dur. Adana'nın olumsuz yanı ise aşırı sıcağıdır. Adana sıcağına alışmak zordur. Öğrenciler belki çok sıcak aylarda tatil olduğu için memleketlerine dönerek bu durumdan yırtabilirler ama memurlar için kaçış yok tabi. Adana'da nerede yaşanır? Memurların en fazla olumlu yorumda bulunduğu ilçeler Seyhan ve Çukurova'dır. Adana merkezde semt olarak en çok sevilen ve tercih edilen yerler ise Beyazevler, Güzelyalı, Kurttepe ve Karslılar'dır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/adiyaman-kamp-alanlari/", "text": "UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki önemli değerlerimizden Nemrut Dağı'na ev sahipliği yapan Adıyaman, hem tarihi hem de doğal güzellikleri ile ön plana çıkan illerimizden biri. Kommagene Krallığı'na başkentlik yapmış bu topraklar her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Tarihi yapıları, şifalı suları ve lezzetli mutfağıyla dikkat çeken Adıyaman, aynı zamanda doğayla baş başa kalmak isteyenler için çok güzel kamp alanları da barındırıyor. Özellikle Kahta ilçesi ve Atatürk Barajı çevresi, Adıyaman kamp alanları listesinde öne çıkan mekanlar. Bu kesimlerde çadır ya da karavan kampı yapabileceğiniz uygun noktalar var. Şimdi Adıyaman'da bulunan ücretli ve ücretsiz kamp alanlarına bakalım. Adıyaman ve çevresinde ücretsiz çadır/karavan kampı yapabileceğiniz yerlerin sayısı çok fazla değil ama olanlar da oldukça iyi mekanlar. Sadece Nemrut Dağı'nın çevresi bile başlı başına keşfedilmesi gereken muazzam bir coğrafya. Doğal yapısı ve antik kalıntıları ile her kamp severin ilgisini çekecek bir bölge. Öncelikle Adıyaman ücretsiz kamp yerlerini sıralayalım. Besni'ye bağlı Toknu Köyü'nde yer alan Sugözü Mesire ve Kamp Alanı, Değirmen Çayı'nın hemen yanı başında bulunuyor. Serin sularla ve büyük ağaçlarla çevrili güzel bir mekan. Toplu taşımaya da çok yakın. Burası yöre halkı tarafından çok sevildiği için hafta sonları ve tatil günleri biraz kalabalık oluyor. Kamp için hafta içi günleri tercih etmeniz daha uygun olabilir. Mesire alanı ve çevresinde market ya da büfe tarzı yerler yok. Fakat içeride WC, çeşme, mescit, otopark, oturma yerleri ve oyun alanları mevcut. Türkiye'nin en popüler gezi noktalarından biri olan Nemrut Dağı da Adıyaman'da ücretsiz kamp yapabileceğiniz yerlerden. Tabi binlerce yıllık eserlerin bulunduğu Nemrut Dağı zirvesinden bahsetmiyoruz. Gidip de Unesco Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Kommagene Krallığı heykellerinin arasına çadır atayım demeyin sakın :). Fakat Nemrut Dağı Milli Parkı'nın çevresinde çadır kampı kurabileceğiniz güzel yeşil alanlar mevcut. Milli Park içerisinde de her türlü ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz tesisler bulunuyor. Bu civarda kamp yaparsanız, sabah erkenden Nemrut'un zirvesine tırmanıp müthiş bir gün doğumuna da şahit olabilirsiniz. Milli Park, Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Kayadibi mevkiinde yer alıyor. Adıyaman'ın manevi ziyaretgahlarından olan Mahmut El Ensari Türbesi'nin çevresinde mesire yerleri ve doğal yeşil alanlar var. İl merkezinden uzaklaşmadan kamp yapmak isteyenler bu civarı değerlendirebilir. Türbeye yakın noktalarda su, WC olanakları mevcut. Yiyecek, içecek gibi ihtiyaçlarınızı ise yol üzerinde halledebilirsiniz. Adıyaman'da ayrıca Kahta ilçesi sınırlarında bulunan Arsameia Ören Yeri ile Yenikale Ören Yeri'nin çevresinde kamp atılabilecek geniş düzlükler, doğal mekanlar bulunuyor. Detayları yukarıda linkini paylaştığımız yazımızda bulabilirsiniz. Adıyaman'da hem yurt dışından Nemrut Dağı'nı görmeye gelen misafirlerin hem de yerli halkın sık sık ziyaret ettiği ücretli kamp alanları da bulunuyor. Üstelik bu tesislerde temel ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz hizmetlerin hemen hepsi sunuluyor. Şimdi şehrin farklı ilçelerine dağılmış olan Adıyaman ücretli kamp yerlerini sıralayalım. Gölbaşı ilçesine çok yakın bir konumda bulunan Milli Park, Adıyaman'ın en güzel doğal alanlarından biri. Bölgedeki ağaçların ortasında geniş bir gölet de var fakat göl yüzmeye çok elverişli değil. Daha çok yürüyüş ve piknik yapmak için tercih edilen bir mekan. Çadır kampı kurabileceğiniz Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı'nda WC, çeşme, otopark alanı, mescit, kamelyalar ve büfe gibi imkanlar mevcut. Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı harita konumu için tıklayın. Adıyaman merkeze 20 km. mesafedeki mesire alanı Atatürk Barajı'nın kıyısında yer alıyor. Burası Adıyamanlıların, sosyal derneklerin ve spor kulüplerinin sık sık uğrak noktası oluyor. O nedenle hafta sonları genelde kalabalık bir alan. Çadır kampı için hafta içi günler daha uygun. Mesire yerinde su, WC imkanı var. Manzarası güzel ama çok bakımlı bir yer değil. Giriş için çok cüzi bir ücret alınıyor. Gazihan Dede Mesire Alanı harita konumu için tıklayın. Burası özellikle Nemrut Dağı'na çıkmak için bölgeye gelen misafirlerin konakladıkları bir aile işletmesi. Otel olarak hizmet veren tesiste çadır ve karavan kampı da yapılabiliyor. Geniş bir bahçesi bulunan mekanda WC, duş, Wi-Fi, elektrik, restoran gibi hizmetlerin hepsi var. Kahta ilçe merkezinde bulunan tesis genellikle yaz aylarında epey yoğun oluyor. Önceden rezervasyon yaptırmanız önemli. Kommagene Hotel ve Camping harita konumu için tıklayın. Kahta'nın Damlacık Köyü'nde bulunan bu küçük tesis de Nemrut ziyareti için ilçeye gelenlerin uğrak noktası olan mekanlardan. Tesiste çadır konaklaması yapabilir ya da karavanınızda kalabilirsiniz. WC, elektrik, duş, havuz, restoran, ücretsiz şarj istasyonu gibi imkanların hepsi var. Damlacık Garden, Camping ve Swimming harita konumu için tıklayın. Kahta-Sincik yolu üzerinde, Cendere Çayı kenarında bulunan güzel, sakin ve doğal bir ortam. Cendere Köprüsü'ne yürüme mesafesinde bulunan tesiste ister çadır ya da karavan kampı kurun, isterseniz oda konaklama hizmeti satın alın. Alanda WC, duş, elektrik, çeşme, bahçe ve dinlenme alanı, restoran gibi hizmetler bulunuyor. Akıntı fazla değilse nehirde de yüzebilirsiniz. Bakımlı ve temiz bir bölge. Cendere Camping harita konumu için tıklayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/adiyaman-nasil-bir-yer-adiyaman-hakkinda-bilgi/", "text": "Adıyaman, Kommagene Krallığı'nın mirası ve dünyanın en görkemli antik kentlerinden biri olan Nemrut'a ev sahipliği yapıyor. 1987 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde bulunan Nemrut Dağı, ülkemizin en büyük değerlerinden. Bu nedenle Adıyaman küçük bir şehir olsa da namı dünyaya yayılmış illerimizden biri. 'Güneşin en güzel doğduğu ve battığı yer' olarak tanınan Adıyaman, bu özelliği ile her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlar. Gerçi Nemrut Dağı nedeniyle Malatya ile aralarındaki rekabet uzun yıllardır devam ediyor. Şöyle de enteresan bir durum var ki; Adıyaman, Malatya ile 'Nemrut bizimdir' mücadelesi verirken, Şanlıurfa ile de 'en güzel çiğ köfte bizimdir' rekabeti veriyor. Ve iki konuda da gerçekten hem inatçı hem de başarılı. Nemrut bugün daha çok Adıyaman ile özdeşleşmişken, Adıyaman çiğ köftesi de Türk mutfağında artık özel bir yere sahip. Peki Adıyaman memurlar ve öğrenciler için nasıl bir şehir? Adıyaman'da hayat nasıl? Adıyaman'ın tarihi, coğrafi yapısı ve lezzetli yemekleri üzerine kısa bilgiler verdiğimiz başlıkları sıralamaya başlayalım. Adıyaman, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Orta Fırat bölümünde yer alıyor. Adıyaman'ın komşuları; kuzeyde Malatya, doğuda Diyarbakır, batıda Kahramanmaraş, güneyde Şanlıurfa, güneybatıda ise Gaziantep'tir. Adıyaman, Türkiye'nin dört bir yanına uzantısı olan, yüksek standartlara sahip karayolu bağlantıları üzerinde bulunuyor. İstanbul istikametinden Adıyaman'a özel araçla gitmek isteyenler için en kısa rota, Ankara ve Kayseri üzerinden geçerek Adıyaman güzergahını takip etmek. Türkiye'nin birçok büyük şehrinden Adıyaman'a yapılan otobüs seferleri bulabilirsiniz. Adıyaman'ın kendi otobüs firmaları da birçok ile hizmet veriyor. Adıyaman otogarı şehir merkezinin 4-5 km. kadar doğusunda kalıyor. Otogarda bulunan firmaların hem şehir merkezine hem de ilçelere ücretsiz servisleri var. İsterseniz otogarın hemen dışından geçen şehir içi belediye otobüslerini de kullanabilirsiniz. - İstanbul Adıyaman arası yaklaşık 1200 kilometre ve 14 saat 30 dakika. - Ankara Adıyaman arası yaklaşık 700 kilometre ve 9 saat. - İzmir Adıyaman arası yaklaşık 1250 kilometre ve 15 saat. - Antalya Adıyaman arası yaklaşık 1000 kilometre ve 12 saat. - Van Adıyaman arası yaklaşık 600 kilometre ve 8 saat. - Trabzon Adıyaman arası yaklaşık 600 kilometre ve 9 saat. Adıyaman Havalimanı şehir merkezine yaklaşık 22 km. uzaklıkta bulunuyor. Türk Hava Yolları'nın haftanın belli günleri, İstanbul ve Ankara'dan Adıyaman'a yaptığı direkt seferler ile şehre ulaşmak mümkün. Havaalanı ile şehir merkezi arasında çalışan özel yolcu servisleri bulunuyor. Ayrıca Adıyaman Havalimanı içerisinde araç kiralama yapabilir ya da taksi kullanabilirsiniz. Adıyaman'daki tren istasyonu, şehir merkezine yaklaşık 70 km. uzaklıkta bulunan Gölbaşı ilçesinde yer alıyor. Adana Elazığ arasında günlük düzenli sefer yapan Fırat Ekspresi, Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesinden de geçiyor. Adıyaman'ın Gerger ve Kahta ilçelerine bağlı bazı köyleri ile Şanlıurfa'nın Siverek ilçesi arasında, Atatürk Barajı üzerinden feribot seferleri de yapılıyor. Adıyaman'daki Palanlı Mağarası'nda keşfedilen Paleolitik Dönem'e ait bazı çizimler, bu toprakların dünyadaki en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu gösteriyor. Belirginliğini hala koruyan bu dağ keçisi figürlerinin tam 42 bin yıllık olduğu tahmin ediliyor. Bölgede yapılan diğer çalışmalarda Paleolitik, Neolitik ve Kalkolitik Dönemlere ait izlere de rastlanmıştır. Adıyaman, M. Ö. 3000 ile 1200 yılları arasındaki Tunç Çağı dönemlerinde Mitanniler ve Hititler arasında el değiştirmiştir. M. Ö. 1200 sonrası Hitit Devleti'nin yıkılışı ile bölgede karanlık bir çağ başlamıştır. Sonrasında bölgeye sırasıyla Asurlular, Frigler ve Persler hükmeder. M. Ö. 334 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender'in Anadolu'ya girmesiyle, bölgenin yönetimi Perslerden Makedonya Krallığı'na geçer. M. Ö. 69 yılına gelindiğinde ise Makedonya Devleti'nin gücü zayıflar ve Kommagene Krallığı bağımsızlığını ilan eder. Bugün Nemrut Dağı Milli Parkı içerisinde bulunan antik kent kalıntıları ve dev heykeller Kommagene Krallığı'nın mirasıdır. M. S. 72'ye kadar süren Kommagene hakimiyeti sonrası Adıyaman, önce Roma İmparatorluğu ve Bizans yönetimine geçmiş daha sonra Emeviler ile Müslümanların yönetimine dahil olmuştur. Emeviler, Abbasiler ve Hamdaniler sonrası Adıyaman 958 yılında tekrar Bizans'ın sınırlarına katılır. 1114 yılından sonra bölgede başlayan Türk akınlarıyla yöre Anadolu Selçukluları, Memlüklüler, Dulkadiroğulları gibi devletler arasında el değiştirmiş, en sonunda Yavuz Sultan Selim'in İran seferi ile 1516 yılında Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Adıyaman, Osmanlı döneminde önce Maraş Beylerbeyliği'ne, daha sonra bir kaza olarak Malatya'ya bağlanmıştır. 1954 yılına kadar Malatya'nın bir ilçesi olan Adıyaman, bu tarihten sonra ayrı bir il olarak Türkiye Cumhuriyeti'ndeki yerini almıştır. - M. Ö. 40000 M. Ö. 7000 Paleolitik Çağ - M. Ö. 7000 M. Ö. 5000 Neolitik Çağ - M. Ö. 5000 M. Ö. 3000 Kalkolitik Çağ - M. Ö. 3000 M. Ö. 1200 Hititler - M. Ö. 1200 M. Ö. 750 Asur Devleti - M. Ö. 750 M. Ö. 600 Frigya Uygarlığı - M. Ö. 600 M. Ö. 334 Pers İmparatorluğu - M. Ö. 334 M. Ö. 69 Makedonya Krallığı - M. Ö. 69 M. S. 72 Kommagene Krallığı - 72 395 Roma İmparatorluğu - 395 670 Doğu Roma - 670 758 Emeviler - 758 926 Abbasiler - 926 958 Hamdaniler - 958 1114 Bizans İmparatorluğu - 1114 1204 Eyyubiler - 1204 1298 Anadolu Selçuklu Devleti - 1298 1516 Memluk Devleti - 1516 1923 Osmanlı İmparatorluğu - 1923 Türkiye Cumhuriyeti Nüfus: Adıyaman'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 630 bin kişidir. - Besni - Çelikhan - Gerger - Gölbaşı - Kahta - Samsat - Sincik - Tut Adıyaman ekonomisi ağırlıklı olarak tarım, hayvancılık ve sanayi üzerine yoğunlaşmıştır. Başta buğday olmak üzere Adıyaman'da yetiştirilen tarım ürünleri; arpa, baklagiller, pamuk, tütün, şeker pancarı, üzüm, antep fıstığı, badem, ceviz ve bahçe meyveleridir. Hayvancılık genelde küçükbaş yetiştiriciliği üzerinedir. Koyun ve kıl keçisinin yanında büyük baş olarak inek, manda ve boğa yetiştirilir. Ayrıca kümes hayvanları üretimi ve arıcılık faaliyetleri de yürütülür. Adıyaman'daki sanayi faaliyetleri de yine ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır. Gıda sanayinin yanında maden sanayi, pamuk işleme ve tekstil sanayi ile genel imalat sanayisine yönelik üretimler de yapılmaktadır. İlin en önemli yeraltı zenginliği ise petroldür. Türkiye'de en fazla petrol çıkartılan bölgelerden biri Adıyaman'dır. Diğer yeraltı kaynakları ise; kömür, çimento, manganez, demir, bakır cevherleri, mermer ve tuğla-kiremit ham maddeleridir. Orta Fırat bölgesinde yer alan Adıyaman'ın kuzeyi Torosların uzantısı olan Malatya Dağları ile çevriliyken, güney kesimleri alçak ve geniş ovalara sahiptir. Bu nedenle il sınırları içerisinde farklı iklim tipleri görülür. Çelikhan ile Gerger ilçelerinin bulunduğu kuzey kesimlerde sert karasal iklim hüküm sürer. Yazları serin ve ılık, kışları ise oldukça soğuktur. İlin güney kesimleri ise daha ılıman ve Akdeniz iklimine yakındır. Yazları sıcak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Atatürk Barajı'nın yapılmasından sonra Adıyaman iklimi biraz daha yumuşamış ve havası nemlenmiştir. Adıyaman'ın bitki örtüsü, iklimine bağlı olarak genelde step ve bozkırdır. Ormanlık alanları zayıftır ama Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin geneline göre yeşil alanları biraz daha fazladır. Meşe ve çam ormanları yoğunluktadır. Yüz ölçümü bakımından Türkiye'nin en büyük yapay baraj gölü olan Atatürk Barajı, büyük ölçüde Adıyaman sınırları içinde kalmaktadır. Fırat Nehri üzerine kurulu olan Atatürk Barajı, dolgu hacmi bakımından dünyanın en büyük barajlarından biridir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Türkiye'nin yemek kültüründe her zaman özel bir konuma sahiptir. Her ne kadar Gaziantep ve Şanlıurfa gibi gastronomi merkezlerinin biraz gölgesinde kalsa da, Adıyaman ilimizin de kendine has bir mutfak kültürü var. Şehrin binlerce yıllık köklü tarihi ile yöre insanlarının el becerisi birleşince, Adıyaman yöresel mutfağı çok çeşitli bir hal almış. Et yemeklerinin başı çektiği Adıyaman mutfağında buğday ve bakliyat ürünlerinden sebze yemeklerine kadar geniş bir yelpaze mevcut. Özellikle Türkiye'de çiğ köfte denince Adıyamanlı ustaların eli öpülür. Şehre geldiğinizde çiğ köfte şalgam ikilisini denemeden Adıyaman'dan ayrılmayın deriz. - Çiğ Köfte ? - Meyir Çorbası - Adıyaman Besni Tavası - Yarpuzlu Köfte - Tevenk Sarması - Buhara Pilavı - Adıyaman Köftesi ve Parmak Kebap - Kavurmalı Hıtap - Pirpirim Salatası ve Pirpirim Cacığı - Şıllık Tatlısı Adıyaman ilimizde 2006 yılında kurulan Adıyaman Üniversitesi yer alıyor. Küçük ama gelişen bir eğitim kurumu olan Adıyaman Üniversitesi'nin ana kampüsü şehir merkezinin birkaç kilometre batısındaki Altınşehir mahallesinde bulunuyor. Öğrencilerin yoğunlukta olduğu yerler de bu bölgedeki siteler. Altınşehir, Adıyaman'ın öğrenci semti konumunda. Adıyaman küçük ve mütevazi şehirlerimizden biri. Sessiz, sakin ve huzurludur. Şehrin hareketli kısımları merkezdeki birkaç caddeyle sınırlı. Belli başlı kafe, sinema ve restoran tarzı yerleri vardır ama öyle bol seçenek mevcut değil. Adıyaman kendi halinde, fazla aksiyon aramayan öğrenci ve memur kesimi için ideal bir şehirdir. Olumsuz haberlerde, olaylarda pek adını duyamazsınız. Şehirde çok farklı etnik gruplardan insanlar yaşar ama hepsi sıcakkanlı ve misafirperverdir. Adıyaman Üniversitesi'nde okuyan öğrenciler genellikle çevre illerden gelen kişiler. Şehre gelen turistlerin de çok büyük bölümü ya Nemrut ya da Menzil ziyareti için gelirler. Bunun dışında Adıyaman'da pek yabancı kimse bulamazsınız zaten. Memurlar için şöyle bir bilgi ekleyebiliriz. Adıyaman nüfusunun yarısı şehir merkezinde toplanmış durumda. En büyük ilçeleri Kahta, Besni ve Gölbaşı'dır. Bunun dışındaki ilçeleri oldukça küçük kasaba görünümündedir. Ama tüm ilçelerden hem merkeze hem de çevre illere kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Adıyaman, aldığından daha fazla göç veren bir ilimiz. Bu nedenle yavaş gelişse de Adıyaman Üniversitesi şehrin çehresini biraz daha değiştirmeye başladı. Öğrenci hareketliliği ve bunun getirdiği ekonomik katkıyla Adıyaman'ın merkezi biraz daha hızlı büyüyor. Özellikle kampüsün yer aldığı, şehrin batı bölgesi daha hızlı gelişiyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/afyon-grand-ozgul-termal-tatil-koyu-yorumlari/", "text": "Afyonkarahisar'dan devremülk alacaksanız \"Afyon Grand Özgül Termal Tatil Köyü Yorumları ve Şikayetleri\" başlıklı bu yazımızı detaylıca okumadan karar vermeyin. Otel hakkında yapılan yorumlar ve şikayetler başta olmak üzere otel hizmetleri, aidat ve havuz ücretleri hakkında detaylı bilgi veriyoruz. Özgül Termal yorumlarına gelmeden önce şunu belirtelim ki yazının sahibi bir editör olarak bu firmanın müşterilerinden biriyim. Her yıl Afyon'a gider ve Gazlıgöl'deki termalde kalır, Özgül Termal'in diğer müşterileri ile bolca sohbet ederim. Bu sebeple burada sadece kendi edindiğim tecrübeleri değil, aynı zamanda farklı kişilerin de şikayet ve yorumlarına yer vereceğim. Sizin de firma hakkında düşünceleriniz ya da sorularınız varsa bu yazı altında belirtebilirsiniz. Konu detayına girmeden önce Afyon'un meşhur yerleri isimli yazımızı da incelemenizi tavsiye ederiz. Devremülk alacakların en çok merak ettiği konuların başında aidat geliyor. Siz de bir devremülk alacaksanız kesinlikle aidat sorgulaması yapmalısınız. Çünkü bu tarz firmalar yüksek aidat ücretleri ile satın alma ödemesi yapılmasına rağmen her müşterisinden fahiş aidat ücretleri talep edebiliyor. Gelelim Gazlıgöl Özgül Termal aidat ücretine. Firma yıllık olarak 60 Euro aidat talep ediyor. Son yıllarda Euro oldukça hızlı yükselişe geçtiği için 60 Euro oldukça yüksek bir rakama tekabül ediyor. Peki 60 Euro'nun içinde neler var? Havuz yok, yemek yok, sauna yok, buhar odası yok, spor yok, elektrik parası yok, su parası yok... Sadece dışarıdaki çocuk parkı ve halı saha ücretsiz. Bununla beraber firma sizden elektrik ve su parasını da dahil ederek yaklaşık 2000 TL para talep ediyor (2023). İlk yıllarda odalara havlu koyan ve devre mülklerde elektrik ve su parası talep etmeyen Özgül Termal bu uygulamasını da kaldırmış. Hatta 4 kişilik odalarda 4 kişilik nevresim takımı bile olmuyor. Özgül termalde devremülk sistemi şu şekilde işliyor. Diyelim 10 günlük devremülk aldınız. Ocak 1-10 arası. Bütün programınızı buna göre ayarladınız ve her yıl 1-10 Ocak tarihlerinde Afyon'da olacaksınız diye plan yapıyorsunuz. Birçok devre mülk otel bu şekilde çalışsa da, Özgül Termal bu tarihi her yıl değiştiriyor. Gelecek sene 20-30 Aralık günleri devre mülk gününüz oluyor. Ve siz bu tarihe göre plan yapmadığınız için gidemiyorsunuz. Eğer her yıl farklı tarihlerde gelmek için imkanınız yoksa bu maddeyi iyi düşünmelisiniz. Satış yapılmadan önce, firmanın pazarlamasını yapan kişiler, \"Gelemediğiniz dönemlerde hakkınız başka kişilere kiralanır ve ödemesi size yapılır\" şeklinde vaatlerde bulunuyorsa buna inanmayın. Firma gelmediğiniz dönemlerde bırakın kira ödemeyi, sizden 60 Euro aidat + elektrik su parası dahil yaklaşık 900 TL ücret talep edecektir. Diyelim siz gelemediniz ve tüm haklarınızı bir arkadaş yada akrabanıza devrettiniz. Firma bu gelen aile için havuz ücretine +5 TL ilave yapıyor. Yani kişi başı 25 TL olan havuz fiyatı 30 TL oluyor. \"Ben mülk sahibinin yerine geldim, onun bütün haklarından aynısı ile faydalanmam gerekmez mi? diye soruyorsunuz. Cevap \"Burası havuz, devremülk değil. Havuz şirketimizin özel tesisi. İstediğimiz fiyatı uygulama hakkımız bulunuyor\" oluyor. Eğer siz de Özgül Termal'den devremülk sahibi olmak istiyorsanız, firmanın pazarlamacılarından yada firmadan değil de Sahibinden. com üzerinden çok daha uygun fiyata devremülk satın alabilirsiniz. Özgül Termal'in ücretsiz olarak verdiği hizmetler otopark, çocuk parkı ve halı saha.. Bunun dışında hiçbir sosyal organizasyon yok gibi. Aidat ödemenize rağmen elektrik parası talep ediliyor. Evlerde bulunan sınırsız internet diye pazarlanan hizmet ise sıfır. Çünkü çoğu yerde ya çekmiyor ya da aşırı yavaş.. Firmanın yemeklerine gelecek olursak ücretli olduğunu belirtmek isteriz. Devremülk şeklinde değil de günlük konaklama şeklinde giriş yaptığınızda yemek dahil fiyat alabiliyorsunuz. Yemekler hakkında yapılan yorumların genel olarak olumlu olduğunu da belirtmek isteriz. Sanırım Özgül Termal'in en beğenilen kısmı yemekleri.. Evlerinizde termal suyu bulunuyor. Havuz, sauna, buhar odası, spor gibi etkinliklere ücret ödemek istemeyenler evlerindeki ücretsiz termal suyunu kullanabiliyor. Havuz temizliği vasat durumda diyebiliriz. Havuzun içinde yüzerken suda yüzen ufak tefek cisimler görmeniz mümkün. Hele dış mekandaki havuzlar hepten kir içinde. Geçtiğimiz dönemde bir arkadaşımız havuzdan iltihap kapmıştı ve en yakın hastanede tedavi görmüştü. Her ne kadar personel havuz, sauna, buhar odası gibi alanları temizlese de, dışarıdan yapılan girişler çok kalabalık bir ortam oluşturuyor. Evet Özgül Termal'e otel ve devremülkün dışında otelde konaklamayan müşteriler de geliyor. Askeri, öğrencisi, inşaatçısı, çiftçisi, yoldan geçen kamyon şoförü.. Sıcaktan bunalan Özgül Termal'in havuzuna geliyor. Özellikle hafta sonu o kadar kalabalık ortam oluyor ki bazen saunada oturacak yer zor buluyorsunuz. Havuzlar insan kaynıyor.. Örneğin yukarıda resmi bulunan havuz boş iken gayet güzel ve iç açıcı görünüyor. Tabii bir de aynı havuzda adım başı bir insan olduğunu hayal etmelisiniz. Her odada belli bir fikre sahip insan grupları.. Belli ki toplu gelmişler.. Kalabalık, koku, açık havuz kısmından gelen sigara dumanları, gürültü.. Bunlar tatilinizi zehir etmeye yetiyor. Yani hafta sonları kendinizi otelin dışına atmakla çözüm bulabiliyorsunuz. Otelde ücret ödeyerek girdiğiniz ortak havuz kısmında birçok aksaklık olabiliyor. Bazen fin hamamı çalışmıyor, bazen buz makinesi çalışmıyor, bazen ve hatta genel olarak saunaların ısısı yeterli olmuyor.. Az önce de söylediğimiz gibi, Grand Özgül Termal Gazlıgöl'de konaklayan müşterilerinin dışında da ortak havuz alanına ziyaretçi aldığı için ortam oldukça kalabalık oluyor. Sauna ve buhar odasına giren çıkan bitmiyor ve odalar bir türlü yeterli seviyelerde ısınamıyor. Bazen spor odasının kapısı kilitleniyor.. Sorunlarla ilgili yetkililer kendilerine göre açıklamalar yapıp müşterileri geçiştiriyor. Çözüm yok! Yukarıda da belirttiğimiz gibi Özgül Termal'in müşterisine ücretsiz sunduğu ele alınır bir şey yok. Sosyal aktivite de pek yok. Devremülkü aldığınız yılda ödediğiniz paranın Euro karşılığı bugünkü devremülk bedelinin 10 katı. Yani 8000 TL'ye 10 yıl önce almış olduğunuzu farz edin. Bugün bu devre mülkün bedeli 80 bin TL civarında olması gerekiyordu. Neden Euro hesabı yapıyoruz? Çünkü firma aidata gelince Euro hesabı yapıyor. \"Sürekli değerlenecek\" diye vaatler veren firmanın devre mülkleri 8 yılda 2-3 bin TL değer kazandı. Aslında bu değer kazanma değil, ciddi bir kayıptır. Kış aylarında tatil yapacaklar için şunu hatırlatalım ki Afyon çok soğuk şehirlerimizden biri. Özgül Termal'de havuz ile binalar arasında yürüme mesafesi oldukça fazla. Sıcak termal havuzdan çıkıp eve gidene kadar çarpılma ihtimaliniz söz konusu. 25 derece sıcaklıktan -15 ila 20 dereceye bir anda çıkmanız sizi hasta etmeye yeterli olacaktır. Bu yazımızda Özgül Termal hakkında genel bilgilendirme, müşteri yorumları ve şikayetleri özetlemiş olduk. Umarız yeni müşteriler için faydalı bir yazı olur. Firma sahipleri için oldukça faydalı bir yazı yazdığımızı düşünüyoruz. Bu önemli eleştirileri dikkate almaları firma için oldukça faydalı olacaktır. Alt panelden değerlendirmelerinizi yapabilir ve sorularınızı sorabilirsiniz. Grand Özgul Thermal Holiday Village, is a holiday resort and accommodation that offers recreation and entertainment opportunities, usually located in areas with hot springs. Thermal springs are mineral-rich hot waters that are often used for their potential health benefits and relaxation purposes. Thermal holiday villages provide facilities where guests can enjoy the health benefits of thermal waters, unwind, and make the most of their vacation. Such holiday villages commonly feature amenities such as thermal baths, spa centers, thermal pools, massage, and therapy services. Guests can benefit from the relaxation and stress-reducing effects of thermal waters. Additionally, these establishments often highlight their natural beauty and surroundings. For specific information about a place named \"Thermal Holiday Village,\" more detailed information is required. If you're looking for more information about a particular facility, you can visit the official website of the holiday village or read reviews on online travel platforms. öncelikle teşekkür ederim açıklamalarınız için. Ben de daha yeni bir sözleşme imzalamıştım. Yeni yapılacak olan villa projesınden 7 gunluk kullanım satın aldım. Proje 2023 te bitecek. Yazınızda en cok canımı sıkan konu haklarımı bir arkadaşıma devredememem konusu, sanırım sırf bu yüzden yaptıgım sözleşmeyi iptal edecegım. Evet Erhan Bey, siz arkadaşınızla beraber devremülke gelmediğiniz sürece, arkadaşınız sizin haklarınızdan faydalanamıyor. Özgül termal yorumlarına bir de ben katkıda bulunmak isterim. Bu yıl pandemi sürecinde firma SMS gönderdi. 22 Haziran 1 Temmuz tarihlerinde tesisimizi kullanabilirsiniz şeklinde. Ama arayınca farklı konuştular. Sizin 10 günlük kullanım hakkınız var ama süreçten dolayı 7 güne düşürdük diyorlar. Aidat 10 günlüğe göre olacakmış ama. Bu ne saçma iş? Böyle bir otel olabilir mi? Özgül Termal'e her gittiğimde boş odalar görüyorum. Yine de göreceğim. Odalar boş olmasına rağmen, 10 günlük hakkımızı 7 güne düşürecekler. Buna hakları yok. Özgül termal hangi cemaatin bilen var mı? Ben Süleymancılar diye biliyorum. Özgül Termal hakkında yazılan olumsuz yorumlar tamamen doğru. Devremülkler satılırken bir sürü vaadler sıraladılar. Bir kısım devremülk sahiplerine imzalı taahhüt verdiler sonradan onu da kaldırdılar sadece sözlü. Taahhüt içerisinde, 2013 yılında kiralama, takas ve geri alımlarla ilgili borsa kurulacağı, dönem değişikliği yapılabileceği, isterse tapu sahibi adına 3 türde kiralama yapılarak belli miktarı kesilerek kira ödemesi yapılacağı, diğer tatil beldeleri ile anlaşma yapılıp tatil takası yapılacağı gibi vaadlerle, Allah, Kitap, Bismillah diyerek bizleri avladılar. SATIŞ YAPILDIIII. PARA CEPLERİNDE ve yetki de. Bir kaç sene, efendim müşteri bulamıyoruz, termalleri kiraya veremiyoruz, henüz sistemimiz oturmadı v. b. v. b. Hadi tamam, doğrudur, olabilir dedik. Geldiğimiz nokta, yaklaşık 9-10 yıl oldu, hiç bir vaad yerine getirilmediği gibi, dönem değişikliğinde 10=7 gün oldu, 3 günü gasp ettiler, ben gelemeyeceğim arkadaşım aile dostum gelecek, yok gelemez birinci derece akraban olacak, daire temizlenmemiş, dairen dolu başka bir daire vereceğiz, kapıda 2-3 saat eşyanla bekle, sesini yükseltince, kara listeye ekle, mimle, üstünü çiz. Ne güzel ve bunlar mümin-müslüman. Yönetim istediği kararları istediği gibi, hak gasp ederek alsın, istediğini mimlesin, insanların tapulu malını önce yalan dolanla satıp kendi kararlarıyla hiçe saysın, devremülk sahiplerinin ve sevdiklerinin gelmemesi için her türlü hileyi yapsın, kendisi satışını yapsın, sonra da devran sürsünler, ceplerini doldursunlar. Ne ala memleket. Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Onların planı varsa Rabbimin de bir planı vardır, o plan işleyince, ne yönetim kalır ne cemaat."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/afyon-nasil-bir-yer-afyon-hakkinda-bilgi/", "text": "Eski ismi Afyon olan bu şehrin adı 2005 yılında resmi olarak Afyonkarahisar olarak değiştirildi ama çoğumuz buraya kısaca Afyon demeye devam ediyoruz. Zengin ve köklü bir tarihe sahip olan Afyon, tarih turizminin yanında son yıllarda artan termal turizmi ile önemli bir merkez haline geldi. Afyonkarahisar, Türkiye'nin termal başkenti desek yeridir. \"Afyon'un meşhur yerleri\" isimli yazımızda görülmesi gereken yerlere detaylıca yer verdiğimiz için şimdilik bu konuyu detaylandırmadan geçiyoruz. Ayrıca Büyük Taarruz'un en büyük savaşları Kütahya ile birlikte bu topraklarda yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat yönettiği Büyük Taarruz Savaşı'nda iki ordu arasında sıkıştırılan düşman birlikleri Afyonkarahisar sınırları içinde yok edilmişlerdir. Her bir karış toprağı şehitlerimizin kanıyla sulanan kentlerimizden biridir Afyonkarahisar. Peki Afyon nasıl bir yer? Afyon'da memur ve öğrenci hayatı nasıl? Sosyal imkanları neler? Bu konulara girmeden önce Afyon hakkında genel bilgilere kısaca bir bakalım. - Afyonkarahisar Nerede? Nasıl Gidilir - Kısaca Afyonkarahisar Tarihi - Afyonkarahisar Hakkında Kısa Bilgiler - Afyonkarahisar Ekonomisi - Afyonkarahisar'ın Coğrafi Yapısı ve İklimi - Afyonkarahisar Kültürü Örf, Adet, Gelenek ve Görenekleri - Afyonkarahisar Mutfağı ve Afyon'a Özgü Yemekler - Memur ve Öğrenciler İçin Afyonkarahisar Nasıl Bir Yer? Afyon'da Yaşam Afyonkarahisar topraklarının büyük kısmı Ege'de, bir kısmı ise İç Anadolu Bölgesi'nde yer alıyor. Afyon ilinin komşuları; kuzeyde Eskişehir ve Kütahya, batıda Uşak ve Denizli, güneyde Burdur ve Isparta, doğuda ise Konya'dır. Ege ve İç Anadolu'nun orta kesiminde bulunan Afyonkarahisar, Türkiye'nin kuzey-güney ve doğu-batı eksenin kesişim noktasındadır ve karayolu ile ulaşım her yerden çok rahattır. Büyük iller arasında geçiş noktasında bulunduğundan sadece büyük şehirler değil Türkiye'nin birçok ilinden direkt yapılan otobüs seferleri bulabilirsiniz. - İstanbul Afyonkarahisar arası yaklaşık 420 kilometre ve 5 saat. - Ankara -Afyonkarahisar arası yaklaşık 260 kilometre ve 3 saat. - İzmir Afyonkarahisar arası yaklaşık 330 kilometre ve 4 saat. - Erzurum Afyonkarahisar arası yaklaşık 1145 kilometre ve 13 saat. - Diyarbakır Afyonkarahisar arası yaklaşık 1080 kilometre ve 12 saat. - Trabzon Afyonkarahisar arası yaklaşık 1040 kilometre ve 12 saat. Bölgede Afyon Uşak Kütahya illerinin ortak kullanım alanında olan Zafer Havalimanı bulunuyor. Bu havaalanı bölgesel ve 3 ile birden hizmet vermekte. Kütahya il sınırları içinde bulunan ve Afyon merkeze yaklaşık 60 km. mesafede olan Zafer Havalimanı'na servislerle ulaşım sağlanıyor. Yüksek hızlı tren güzergahı üzerinde bulunan Afyonkarahisar'a; İzmir, Eskişehir, Ankara ve İstanbul gibi illerden trenle ulaşım da mümkündür. Afyonkarahisar Ali Çetinkaya Tren Garı, Afyon merkeze çok yakın mesafede bulunuyor. Hititler (M. Ö. 1800 1200): M. Ö. 1800'den sonra Anadolu'da kurulan Hitit Devleti, Afyonkarahisar topraklarını da içine alıyordu. Şehirde bu döneme ait birçok kalıntı bulunuyor. Frigler (M. Ö. 1200 546): Frigler M. Ö. 1200 yıllarından itibaren Anadolu'ya yayılmaya başlamışlardı. M. Ö. 660 yılında Kimmerlerin saldırısıyla yıkılan Frig hakimiyeti, Afyonkarahisar ve Eskişehir arasında bulunan bölgede yeniden kurulmuştur. Özellikle İhsaniye sınırlarında bu döneme ait birçok kaya anıtları vardır. Lidyalılar (M. Ö. 660 546): Manisa'da bulunan Sardes Antik Kenti'ni merkez olarak kabul eden Lidyalılar, M. Ö. 660'dan itibaren sınırlarını genişleterek Afyon'un güneyinde bulunan Dinar ve Dazkırı ilçelerine kadar yayılmışlardır. Persler (M. Ö. 546 333): Kimmerlerin Anadolu'ya yaptıkları seferlerin Frig hakimiyetini çökertmesi sonucu Persler, M. Ö. 6. yy. başlarından itibaren Anadolu'ya girmeye başlamış ve Geleneia bölgesini Anadolu'nun merkez bölgesi yaparak bu coğrafyaya tamamen egemen olmuşlardır. Helenistik Dönem (M. Ö. 333 30): Bu dönemde bölge Büyük İskender'in saldırısına uğradı. Büyük İskender'in ölümünden sonra Afyonkarahisar önce Selevkosların, sonra da Bergama Krallığı'nın eline geçti. M. S. 2. yy.'da Bergama Krallığı ile birlikte Roma İmparatorluğu'na katıldı. Romalılar Dönemi (M. Ö. 30 M. S. 395): Bu dönemde Afyon, mermer sanayi merkezi konumuna gelmiştir. Tüm kentler mermer kentleri durumuna gelmiş, yollar, yapılar hep mermerden yapılmıştır. Günümüzde Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi'nde mermer sanatının tüm özellikleri sergilenmektedir. Bizans Dönemi (395 1176): Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca burası Doğu Roma yani Bizans hakimiyetine girmiştir. Ünlü kahramanlarımızdan Battal Gazi'nin bu dönemde burada Bizanslılara karşı savaştığı rivayet edilir. Ayrıca Bizanslılar, Afyon'a 'yüksek kale' anlamına gelen Akronium ismini vermişlerdir. Türk Hakimiyeti Dönemi: Anadolu Fatihi ve Anadolu'daki Türk devletinin kurucusu I. Süleyman Şah, 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra bütün Anadolu ile birlikte Afyonkarahisarı'da fethetti. I. Haçlı Seferi'nden sonra haçlı orduları Afyon'u geri alsalar da, şehir daha sonra tekrar Selçuklu hakimiyetini girdi. Bir dönem Germiyan Beyliği'ne geçen Afyon toprakları, 14. yy.'da Germiyanoğlu Yakub Bey'in ölümü ve vasiyeti üzerine Osmanlı toprağı oldu. İstiklal Savaşı döneminde işgal altından olan Afyonkarahisar, 27 Ağustos 1922'de düşmandan temizlenerek nihai olarak Türkiye Cumhuriyeti'nde bir il olarak yerini aldı. Nüfus: Afyonkarahisar'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 730 bin kişidir. - Başmakçı, Bayat, Bolvadin - Çay, Çobanlar - Dazkırı, Dinar - Emirdağ, Evciler - Hocalar - İhsaniye, İscehisar - Kızılören - Sandıklı, Sincanlı, Sultandağı - Şuhut Afyon şehrinin geçim kaynağı büyük ölçüde tarıma dayanır. Öncelikli tarım, dağlar arasında yer tutan ovalarda bahçe tarımı tipindedir ve sebze meyve yetiştiriciliği yapılır. Ayrıca iklim şartlarına ve toprak özelliklerine göre tahıl üretimi de yaygındır. Bunun yanında Afyon'da şeker pancarı, patates, haşhaş, ayçiçeği gibi endüstri bitkileri de yetiştirilir. Afyonkarahisar sanayi alanında henüz istenilen düzeyde değil ve yeni yeni gelişen bir şehir. Ama modern hayvancılık alanında yüksek bir potansiyele sahiptir. Özellikle süt sığırcılığı, arıcılık, tavukçuluk, küçük ve büyük baş hayvancılık yapılmaktadır. Afyon yıllardan beri kaymak ve kaymaklı şeker üretimi ile birlikte sucuk üretiminde de Türkiye'nin öncü şehirlerindendir. Afyonkarahisar, Kayseri ile birlikte en çok sucuk üretimi yapılan iki ilimizden biridir. Afyon topraklarının büyük bölümü Ege Bölgesi'nde bulunmasına rağmen denize uzaklığı ve önünü kesen dağlar sebebiyle Ege iklimine dahil değildir. Afyonkarahisar iklimi daha çok karasaldır. Yüksek kesimleri kuru orman ve bozkırlarla kaplıdır. Güney ve batı kesimlerinde çok az da olsa Akdeniz iklimi görülür. Yaz ve bahar mevsimleri sıcak ve ılıman geçerken Afyon'un kışları oldukça sert ve soğuktur. Afyonkarahisar, ortalama yüksekliği 1500 metre olan ve volkanik hareketlerin oluşturduğu vadilerle yarılmış bir yayla görünümündedir. Ormanlarının büyük bölümü tahrip edilmiştir. İl sınırlarında çok sayıda irili ufaklı göl ve akarsu bulunur. Afyon'un en ilginç yüzey şekli ise şehrin merkezinde bulunan Sivritepe'dir. Yüksekliği 1200 metre olan Sivritepe üzerinde bir de kale vardır. Bu bölge ovadaki volkanik oluşum sonucu ortaya çıkmış kaya kütlesidir. Şehir ayrıca Türkiye'nin termal merkezidir. En fazla termal yatak kapasitesine sahip il olan Afyon'da jeotermal turizmin şehir ekonomisine katkısı büyüktür. Afyon, klasik Anadolu kültürü, gelenek ve göreneklerinin yaşatıldığı şehirlerimizden biri. Bunun dışında sıra dışı olan kendine has bir adet anlayışı yoktur ama bir farkı vardır. Afyonkarahisar, Konya'dan sonra Mevlevilik kültürünün yaşandığı ve yaşatıldığı ikinci şehrimizdir. Hz. Mevlana'dan sonra; pir-i sani yani ikinci üstad olarak kabul edilen Sultan Divani Mehmet Semai bu topraklarda yaşamıştır. Mevlevilik kültürü Afyon'da her yıl düzenlenen gösterilerle anılmaya ve yaşatılmaya devam eder. Afyon'a uğrarsanız Afyon Mevlevihanesi'ni ziyaret ederek bu 'Yarenlik Kültürü'nü yakından tanıyabilirsiniz. Afyonkarahisar Belediyesi, Osmanlı döneminden kalma 108 yıllık tarihi bir konağı restore ederek, şehrin yöresel ve kültürel mirasının sergilendiği Afyonkarahisar Kültür ve Sanatevi'ne çevirdi. Afyon tarihini ve kültürünü öğrenmek için burayı ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederiz. Zengin bir yemek kültürü olan Afyonkarahisar'ın, Bolu-Mengen'den sonra Türkiye'de en iyi aşçıların çıktığı ikinci yer olduğu söylenir. Kaymağı, sucuğu ve lokumu çok meşhur olan Afyon mutfağı ağırlıklı olarak hamur işi ve ete dayalıdır. Afyon'da sadece patlıcandan yapılan 20'den fazla yemek çeşidi vardır. - Çullama Köfte - Göce Köftesi - İlibada Dolması ve Sırt Dolması - Sakala Çarpan Çorbası - Göce Tarhanası - Keşkek - Arabaşı - Bükme - Haşhaşlı Börek ve Haşhaşlı Pide - Halka Pişi, Lokma Pişi ve Düz Pişi - Şepit - Cızdırma - Nohut Çöreği - Dolama - Muska Hamuraşı - Özbek Pilavı - Paçık Afyonkarahisar'da 1992 yılında kurulan Afyon Kocatepe Üniversitesi bulunuyor. Bir de 2018 yılında buradan ayrılıp bağımsızlığını ilan eden Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi var. Kocatepe Üniversitesi'nin şehir merkezindeki kampüsü ulaşım ve konaklama açısından çok iyi bir noktada. Çevresinde KYK ve özel yurtların yanı sıra 1+1 şeklinde, öğrenciye uygun kiralık apart daireler de var. Ama üniversiteye yakın yerler şehir merkezine göre daha pahalı. Şehir merkezi kampüse uzak değil ve çok sık araç bulabilirsiniz. Kampüs yakınındaki dairleri tutmak isterseniz kayıt döneminde biraz erken davranmanız gerekiyor. Okulların açılmasına 2 gün kala bu civarda kalacak yer bulmanız zor. Bunun dışında Afyon, Türkiye geneline göre hem öğrenci hem memur hayatı yaşamak için ucuz bir şehir. Klasik olarak büyük şehirlerden gelenler için önce bir afallama dönemi olur. \"Ben burada nasıl yaşayacağım?\" gibi.. Sonrasında alışınca Afyon hem memurlar hem öğrenciler için küçük, güzel ve sakin bir şehirdir. Sosyal imkanları Anadolu'nun birçok iline göre daha iyidir. En büyük avantajlarından biri ise şehrin konumu. Afyon; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi büyük şehirlerin ortasında kalıyor. Buralara ulaşım kısa sürüyor. Ağrı'da okuyup İstanbul'a uçak bileti tükenince otobüse binen bir öğrencinin yaşadığı dramı hiçbir zaman yaşamazsınız. Eskişehir gibi bir öğrenci cenneti buraya sadece 2 saat mesafede, daha ne olsun! Konum olarak aynı avantaj memurlar için de geçerli. Ayrıca ilçeleri ve merkez arası ulaşım kolay ve sıkıntısız. Zaten Afyon nüfusunun büyük bölümü merkezde değil ilçe ve köylerde yaşıyor. Olumsuz olarak görülebilecek durumlardan birisi havası. Afyon yılın büyük bölümü çok soğuktur. Bir de ormanlık ve yeşil alanları çok azdır. Fakat Afyon doğal güzellikleri bakımından oldukça zengin bir ilimiz olduğunu unutmayın. Aşağıda linkini verdiğimiz yazıda bu noktaları tek tek inceledik."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/afyonun-meshur-yerleri/", "text": "Afyon'un meşhur yerleri listemize gelmeden önce belirtelim ki; Afyonkarahisar, Türkiye'deki en eski medeniyetlere ev sahipliği yapmış nadide topraklarımızdan biridir. Tarihi eserler sadece cami, kilise gibi ibadethanelerden oluşmuyor. Afyon'da M. Ö. yaşamış medeniyetlerin eserleri, yapıtları, mağaraları da bulunuyor. Tabi sadece tarihi eserler değil, kaplıcaların, maden sularının, doğal güzelliklerin de bol olduğu bir ilimizden bahsediyoruz. Birçok kimse gezi blogları üzerinden bir araştırma yapmadı ise şayet, Afyon'u sadece harita üzerinde sıradan illerimizden biri olarak görmektedir. Ta ki gidip görene ya da bu yazımızı okuyana kadar. 😉 Birazdan tüm detaylara gireceğiz. Kaymağı, lokumu, kaplıcaları ve haşhaşı ile tanınan Afyonkarahisar, eski tarihlerden bu yana kuzey-güney yol sisteminde olup, doğu-batı güzergahını birbirine bağlayan bir kavşak kenti olmuştur. M. Ö. 7000 yıllarına kadar uzanan bir geçmişe sahip olan kent Hitit, Frigya, Lydia, Pers, Roma ve Bizans Devletlerine ev sahipliği yapmıştır. Selçuklu Türkleri'nin 1071 Malazgirt Zaferi sonrası Anadolu'ya girmesiyle Selçuklu egemenliği altına giren Afyonkarahisar, sonrasında Sahipoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliği hakimiyetine girmiş, ardından 1428 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarına katılmıştır. - Afyon Gezilecek Yerler Merkez - Afyon'un Doğal Güzellikleri - Afyon Çevresi Gezilecek Yerler - Afyon'dan Ne Alınır? - Afyon'da Ne Yenir? - Afyon'da Aktivite Olarak Neler Yapılabilir? Afyonkarahisar'ı gezecek gezgin dostlarımıza tavsiyemiz ilk önce merkeze gitmeleri yönünde olur. Öncelikle burada konaklar, merkezdeki önemli noktaları gezer ve diğer ilçelere buradan kolay bir şekilde seyahat edebilirsiniz. Yine dönüş yaparken Afyon'un meşhur ürünlerini inceleyip alışverişinizi yapabilirsiniz. Afyon'un gezilecek yerleri yazımızın bu kısmında merkezle alakalı bazı bilgiler verelim. Şehrin merkezi bize göre iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısım ve bizim için önemli olan tarafı eski yerleşim yerleri. İkinci kısım ise yeni yerleşim yerleri. Bu iki kısmı birbirinden ayıran herhangi bir şerit, yol falan yok. Kale ve yakın çevresi eski yerleşim yeridir. Burada tarihi konaklar, camiler, medreseler, külliyeler, türbeler, çarşılar bulunuyor. Kaleden uzaklaştıkça yeni yerleşim bölgelerine doğru gidiyorsunuz. Buralarda gezilecek görülecek fazla bir şey yok. Sıradan apartmanlar, marketler vs.. Fakat kale ve çevresi için oldukça fazla zaman ayırmanızı tavsiye ederiz. Her ne kadar Safranbolu, Amasra ve Kemaliye'nin tarihi evleri meşhur olmuş olsa da, Afyonkarahisar'ın da tarihi konakları bulunuyor. Her nedense şehrin bu özelliği pek duyulmamış. Az önce de yazdığımız gibi, şehrin bir kısmı yeni yapılardan, bir kısmı ise tarihi yapılardan oluşuyor. O sebeple konumuz sadece kale ve çevresi olacak. Çünkü buradaki her sokak görmeye değer eski konaklardan oluşuyor. Foto galeride bolca örnek eklemeye gayret etsek de daha bu yapılardan yüzlerce olduğunu hatırlatmak isteriz. Afyon'a vardığınızda bu sokakları gezmek için muhakkak vakit ayırın. Osmanlı, Türk tarihi ve öncesindeki medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu önemli ilimizin hemen her yerinde tarihi eserler, anıtlar, mağara ve doğal güzellikler bulunuyor. Afyon'da gezilecek yerler yazımıza merkezde bulunan tarihi camilerle devam edelim.. Ayfon'un meşhur yerlerinden bir diğeri de Afyon Ulu Camii'dir. Kale'nin hemen yanı başında bulunan bir cami. 1273 yılında inşa edilmiştir. Cami, içeriden bir takım direk ve sütunlarla desteklenmiş, çatısı düz bir yapıya sahiptir. Her ilimizde bir Ulu Cami var çok şükür. 🙂 Afyon'un ulu camisi de burada. Camiye girdiğinizde gözünüze ahşap/ağaç kolonlardan önce kapının hemen ağzındaki kabir çarpacak. Sonra \"Bu camide ne kadar çok kolon var\" diyeceksiniz. Ama ahşap olduğundan gözünüzü rahatsız etmeyecek. Hatta bizim fikrimizi soracak olursanız farklı, güzel bir tasarım olmuş. 40 ahşap direği bulunan caminin 3 kapısı bulunuyor. Tavanı da komple ahşap kapatma olan bu eser, diğer camilere göre biraz daha farklı bir görüntüye sahip. Tavan çatıdan önce, hatıl denilen düzende, düz şekilde enine tomruklarla kaplanmıştır. Bu hatıllı çatılar Hititlerden beri bu toprakların ana mimarisini oluşturur. Hatıllara dikkatlice bakıldığında, hatılların ve bu hatılları sütunların üstünde taşıyan büyük kirişlerin sağ ve sola bakan taraflarında az miktarda izler görülebilir. Yine sütun başlıklarında da aynı kalem süslemelerini görmek mümkündür. Fakat bu kalem işi süslemeler cami yapımından 70 yıl sonra 1343'te gördüğü restorasyon çalışmalarından kalmadır. Caminin orijinal halinden kalan sütun başlıkları iki tanedir. Diğerleri restorasyon ve Osmanlı devirlerinden kalan mukarnaslı başlıklardır. Cami aydınlatması avize yerine yağ kandillerinden elde ediliyormuş. Dolayısıyla bu ve bunun gibi yağ kandilleriyle aydınlatılan camilerin direkt kandile bakan yüzeylerde asla süsleme yoktur. Bu sebeple hatılların ve kirişlerinin iki tarafı süsleme içerir. Orijinalinde galerisi olmayan camiye Osmanlı zamanında galeri eklenmiştir. Çok ayaklı bu cami, taş duvar olarak hala orijinalliğini korumakta. Mihrap mermerden, minberin gövdesi orijinal değil fakat kapısı orijinaldir. Bu kapının ya da minberin korkuluklarının birinin üstünde kapıyı yapan ustanın ismi bulunmaktadır. Selçuklu döneminden günümüze kadar gelen bu güzel eseri görmenizi tavsiye ederiz. Caminin adresi şu şekilde: Ulucami Caddesi No:31 / Merkez. Kale'den indikten sonra, bölgeden uzaklaşmadan uğramanızı tavsiye ettiğimiz şirin bir camidir. 1397 yılında yapılmış bu camiyi pek bilen yok. Kabe'ye benzediği ve ölçüleri birebir Kabe'yle aynı olduğu için bu ismi almış. Üzerinde kubbesi olmasa sanki biraz daha benzermiş. 😉 Görülmeye değer bu ufak cami az önce de bahsettiğimiz gibi Kale'ye yakın Çavuşbaşı Mahallesi'nde, Kabakmescit Cami Sokak'ta bulunuyor. Erken Osmanlı Devri külliyesi olup Afyonkarahisar'da bulunan en önemli Osmanlı eserlerindendir. Cami, medrese, hamamdan oluşan külliye 1472 yılında Sadrazam Gedik Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin ibadet mekanını iki kubbe, yan mekanlarını da üçer küçük kubbe örtmektedir. Son cemaat yeri caminin kuzeyinde yer alır, altı sütunlu ve beş kubbelidir. Giriş kapısı oldukça gösterişli olup köşeler yarım sütunlarla yuvarlatılmıştır. Caminin mihrabı beyaz mermerden olup yukarı doğru daralan mukarnaslarla süslüdür. Gri mermerden yapılmış olan minberin girişinde burmalı iki yarım sütun vardır. Hutbe yeri pramidal bir şekilde başlayıp konik külahla son bulur. Caminin minaresi taş kaide üzerine oturtulmuş burmalı ve yivlidir. Yivler arasında lacivert renkte Kütahya çinileri bulunmaktadır. Medrese dikdörtgen planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Avlunun doğu ve batısında revakların arkasında üçer hücre, iki köşede de iki ayrı hücre vardır. Girişin karşısında ise kubbeli dershane ve bir hücre bulunmaktadır. Moloz taştan yapılmış olan hamam, erkek ve kadınlara ait iki kısımdan oluşmaktadır. Bugün yol seviyesinin yükselmesi ile hamamın zemini yolun altında kalmıştır. Osmanlı mimarisine sahip bu medrese günümüze kadar bozulmadan ayakta durmuş eserlerden biridir. Osmanlı'dan bu zamana kadar çeşitli amaçlarda kullanılan bu eser bir dönem müze olarak kullanılmış. Caminin 24 adet ufak kubbesi, kesme taşlardan yapılmış duvarları, ön kısımda bulunan şadırvanı ile oldukça güzel görünüyor. Afyon merkezde gezilecek yerler listesine almanızı tavsiye ederiz. Sultan Divani Mevlevihanesi, kuruluşu 13. yy'a uzanan, Anadolu'daki ilk Mevlevihanelerdendir. \"Kırk Hatimli Şifalı Aşure\" geleneğini devam ettiren tek Mevlevihane olma özelliğini de taşımaktadır. Aşure, 40 hafızın dualarıyla 40 kazanda pişirilir. Bize göre Afyon'un en önemli noktalarından biridir. Afyon Mevlevihanesi önem sırasına göre Konya Dergahı'ndan sonra gelmektedir. Tekke ve zaviyelerin kapatılması kanununun ardından bir süre Afyon Müftülüğü'ne tahsis edilen yapı, günümüzde cami olarak hizmet vermektedir. Mevlevihane; semahane, harem ve selamlık, matbah, derviş hücreleri gibi bölümlerden oluşmaktaydı. Cami ise kesme taştan inşa edilmiş olup üzeri merkezi kubbe ile örtülüdür. Semahanenin doğusundaki kafesli bölüm kadınlar mahfilidir. Afyonkarahisar turistik yerler listenin en favori mekanlarından biri olan bu güzel eseri görmenizi tavsiye ederiz. Tarihi konakların arasında bulunan türbe, yapı itibariyle Mevlana Türbesi'ni anımsatmaktadır. Mevlevi Türbesi deyince akla ilk gelen yer Konya olsa da, Afyonkarahisar bu konuda önemli şehirlerden biridir. Mevlana'nın Afyon'a gelmesi ile Mevlevi kültürü bu şehirde oldukça yaygın hale gelir. Öyle ki Konya'da Şeb-i Aruz töreninde ilk sema ekibi Afyon'dan gelmektedir. Özetle; Mevlevilik kültürünün ikinci adresi Afyon'dur. Türbenin içinde çeşitli kısımlar bulunuyor. Bal mumundan yapılmış eserlerle tarihi kültürler bu odalarda canlandırılmış. Türbe bölümünde Mevlevi şeyhlerine ait 12 ahşap sanduka bulunmaktadır. Afyonkarahisar Sultandağı'nda bulunan Sahipata Kervansarayı 1249'da II. İzzettin Keykavus'un vezirlerinden Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapı açık avlu etrafında oluşturulmuştur. Avlunun duvarları dışa kapalıdır ve giriş kapısı anıtsal bir görünüme sahiptir. Yolcular için yapılmış mekanlar avlunun çevresinde bir set üzerinde sıralanmıştır. Avlunun ortasında kervansaraya ait iki katlı, kare mekanlı bir mescit yer almaktadır. Mescidin üstü mukarnaslı bir kubbe ile örtülmüştür. Afyonkarahisar'ın Çay ilçesinde bulunan Selçuklu dönemine ait Taş Han, Taş Medrese'nin doğusunda yer alır. 1278 yılında III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde yapılmıştır. Büyük bir avluya sahip olan hanın, bugün avlu duvarlarının büyük kısmı yıkılmış, yalnız kapalı kısmı ayaktadır. Kare planlı Taş Han'ın iç mekanı dört sahın ile beş bölüme ayrılmıştır. Hanın merkezini oluşturan mekanın üstü dört büyük ayak üstünde yükselen bir kubbe ile örtülüdür. Bunun dışında kalan bölümler ise tonoz örtülüdür. Yapının anıtsal kapısı kesme taştan yapılmıştır ve istiridye motifleri ile köşe dolgularında üçgen yüzeylerle bezenmiştir. Taş Medrese, planı bakımından İnce Minareli Medrese'ye, çinileri bakımından Karatay Medresesi'ne benzemektedir. Binanın yapımında kesme ve moloz taş kullanılmış, giriş kapısı kesme taştan inşa edilmiştir. Medresenin duvarları dışa kapalıdır. Medresenin kapısı, yapının duvarlarından daha yüksektedir. Kapıyı çepeçevre bir bordür sarmakta, bir sıra örgü motifi ile birlikte gittikçe küçülen geometrik desenler süslemektedir. Yapıda mihraplı medrese eyvanı, hücreler ile iki katlı küçük kubbeli mekanlar bulunmaktadır. Giriş eyvanında yer alan kemer köşe dolguları, orta kubbenin pandantifleri ve mihrap mozaik kakma tekniği kullanılarak çini döşenmiştir. Orta kubbenin iç kısmı koyu ve açık renkli sırlı tuğlalarla bezelidir. - Kuyulu Cami - Yeni Cami - Ot Pazarı Cami - İmaret Cami - Adeyze Cami Hep camilerden bahsettik. Biraz da Afyon müzelerinden bahsedelim diyeceğiz ama şehirde kayda değer sadece bir tane müze var. Merkezde bulunan bu müzede Roma, Bizans, Hitit ve Frigya dönemlerinden kalma önemli kalıntılar bulunuyor. Kentin arkeolojik kazılarından çıkan lahitleri, mezar stellerini, heykelleri, sütun başlıklarını ve etnografik malzemeleri burada ve Bolvadin Müzesi'nde yakından görebilirsiniz. Kentte bir de Zafer Müzesi bulunuyor. Müze 1900'lerin başında yapılmış bir binada hizmet vermektedir. Bu bina, Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde taarruz emrinin verildiği yer olmasından dolayı Cumhuriyet tarihimiz açısından önem taşımaktadır. Afyon merkez ve ilçelerinde yaz-kış fark etmeksizin gezilecek yer o kadar fazla ki gezmekle bitiremezsiniz. Öncelikle Afyonkarahisar'ın doğal güzellikleri ile başlayalım. Yazının ilerleyen kısımlarında gezilecek tarihi yerlerden de söz edeceğiz. Sönmüş pek çok volkanın bulunduğu ülkemizde, Kapadokya yöresi dışında da peri bacalarını görebileceğiniz yer Afyon'dur. Jeolojik yapısından dolayı volkanik bir arazide bulunan İhsaniye, İscehisar, Bayat ilçelerinde şapkalı, şapkasız pek çok peri bacasıyla karşılaşacaksınız. Türkiye'de peri bacası denince bu şehrimiz pek akla gelmese de, Afyon doğal güzellikleri listesinin önemli bölümlerinden biridir peri bacaları. Volkanik arazilerde görülen peri bacaları, sellenme sularının neden olduğu, farklı aşınma sürecinde oluşan sütun, piramidal sütun görünüşlü yer şekilleridir. Afyon Bolvadin ilçesinde bulunan Özburun'da, Minareli Deresi bölgesindeki peri bacaları, Afyon'da bulunan diğer peri bacalarına nazaran daha farklı yapıları ile dikkat çeker. Bununla birlikte Bayat ilçesinde bulunan İnpazarcık ile Mekan Yaylası'nın tam karşısına denk gelen Eyerli Dağı'ndaki peri bacaları da görülmeye değer alanlardan biridir. Afyon'da peri bacalarının yoğun olduğu ilçelerin başında İscehisar ilçesi gelmektedir. Buradaki Seydiler kasabasında oldukça fazla bulunur. Kasabaya, Ankara'ya giden kara yoluna yakın olması sebebi ile ulaşım oldukça basittir. Bununla beraber İhsaniye ilçesinin Döğer Kasabası'da da peri bacaları sıklıkla görülmektedir. Fotoğrafta İhsaniye Ayazini köyünde bulunan peri bacaları bulunmaktadır. İhsaniye'de Gezilecek Yerler yazımızda detaylara gireceğiz. Bunların dışında Karakaya Köyü, Veliler Mahallesi'nde Ağın Dağı bulunmaktadır. Burada dağın eteklerinde de peri bacaları görülmektedir. Son olarak Çatağıl Köyü yakınlarında bulunan orman içinde Ornaş Kayalıkları bölgesinde oldukça fazla sayıda peri bacaları bulunmaktadır. M. Ö. 750 yıllarında Frigler Anadolu'da Eskişehir, Kütahya ve Afyon bölgelerinde konaklıyorlardı. Bölgenin genel ismi Frig Vadisi olarak biliniyordu. Afyon ve çevre ilçelerinde kült mezar, mezar anıtları, Ana Tanrıça Kibele kültüne ait aslan kabartmaları gibi benzersiz eserler bu vadide ziyaret edilebilir. Afyon'un kuzeyindeki Göynüş Vadisi ve Döğer Bölgesi'nde bulunan Aslantaş, Yılantaş, Matlaş, Kapıkaya I ve Kapıkaya II gibi Frig kaya anıtları bunların başında gelmektedir. Ayrıca Roma ve Bizans dönemlerinde volkan tüfü kayaların oyulmasıyla meydana getirilen Metropolis, Bin İnler, İnpazarcık, Ornaş gibi yerleşim birimleri, Bayramaliler, Asar Kale gibi savunma mekanları, Selimiye, Alanören, Devrent, Elicek gibi mezar odaları, Kırkinler gibi dini mekanlar, Yedikapılar gibi yer altı yerleşimleri de mutlaka gezilmeli ve görülmelidir. Tarihi zenginliği yanında Afyon, Türkiye'nin termal başkenti olmaya adaydır. İlde bulunan beş kaplıca, içme, su banyosu, çamur banyosu olarak çeşitli hizmetlerle size kucak açmayı beklerken, Gazlıgöl Termal Merkezi, Hüdai Termal Turizm Merkezi, Heybeli Termal Turizm Merkezi Afyon'da gidebileceğiniz yerlerdendir. Afyonkarahisar ilimiz, termal ve kaplıca denince akla ilk gelmesi gereken şehirlerimizden biridir. Bölgede oldukça fazla termal ve kaplıca hizmeti veren firma bulunuyor. Ülkemizde son yıllarda termal turizmi oldukça gelişti. Afyon'da bu gelişime iyi ayak uyduran illerimizden.. Ömer Kaplıca da bu mekanlardan biri. Afyon merkezine takriben 15 km. mesafede bulunan mekan şehrin en önemli turizm merkezlerinden biri olma yolunda. Kaplıca sularında bulunan kurşun, magnezyum, baryum, demir arsenik, krom, bakır, florür, sülfat, nitrat, karbondioksit ve çinko birçok hastaya şifa vermektedir. Mekanın bölgede bilinir olmasının sebebi merkeze yakın olması ve ulaşım kolaylığıdır. Merkezde bulunan servisler ile kolayca Ömer Termal'e gelebilirsiniz. Afyon'un Sandıklı Hüdai Kaplıcaları, suyunun sıcaklığından dolayı oldukça buharlı bir yerdir. Kaplıcadan çıkan suyun sıcaklığı 60 dereceyi aşmaktadır. Kaplıca suyunun birçok hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. Sandıklı Kaplıcaları'nda bulunan bazı tesisler bakanlığın onayı ile sevkli hasta kabul ediyor. Sandıklı Hüdai Kaplıcaları'nın bir özelliği de çamur banyosudur. Kaplıcanın biraz tepesinde bulunan çamur bölümü oldukça ünlüdür ve ziyaretçiler çamur banyosu yapmadan kaplıcanın tadına varamaz. İhsaniye'de bulunan Gazlıgöl, bir termal cennetidir. Farklı bir yazımızda Gazlıgöl'deki termal sular ve gezilecek yerler konusunu işledik. Afyon'da gezilecek yerler o kadar çok ki İhsaniye'yi bu listeden ayırmak zorunda kaldık. Çünkü İhsaniye ve Gazlıgöl ciddi manada gezilmesi gereken ayrı bir belde. Afyon çevresi gezilecek yerler bakımından oldukça zengin illerimizden biridir. Sadece merkez değil, merkez çevresinde ve diğer ilçelerde onlarda görülmesi gereken tarihi ve doğal güzellikler bulunuyor. Afyonkarahisar göllerinin ortak özelliği kuş cenneti olması. Flamingo ve diğer kuş sürülerinin oluşturduğu harika manzara görülmeye değer. Sazlık ve kamışlarla çevrili, bu yeşil renge bürünmüş gölün 304 km alanı Afyon sınırları içinde bulunuyor. Gölün bir kısmı ise Konya sınırları içindedir. Sazlık görünümü ve göçmen kuşların uğrak yeri olması sebebi ile Eber Gölü'nü anımsatmaktadır. Gölde sazan ve turna gibi balıklar bulunmaktadır. 40 km yüz ölçümüne sahip Karamık Gölü, Afyonkarahisar ilimizin Çay ilçesindedir. Saz ve kamışların bol olduğu göllerden biridir. Turna ve sazan balığı bu gölde de bulunmaktadır. Bununla birlikte karabatak, yaban ördeği ve çulluk gibi kuşların da mekanıdır. Karamık Gölü'nün güney kıyılarında nilüfer çiçekleri harika bir manzara sergiler. 41,5 km yüz ölçümüne sahip olan göl, Denizli ve Afyon sınırları içinde yer alıyor. Hemen hemen yarısı Afyon sınırları içinde olup, bu alanlar Dazkırı ve Basmakçı ilçelerine dahil olmuştur. Göl, Basmakçı ilçe merkezine 4 km. mesafededir. Sodyum ve sülfür üretimi yapılan gölün sodalı olduğu bilinmektedir. Acıgöl'ü güney kısımda bulunan Söğüt dağlarından gelen sular beslemektedir. Gölde flamingo, martı, karabatak, yaban ördeği, turna, yaban kazı, pelikan ve leylek gibi kuşlara bolca rastlanır. Flamingo kuşları için yaz ve kış ayları en uygun olan mekanlardan biridir. Çeşitli balıkların yaşadığı gölde su kaplumbağaları da görülmektedir. Kampçılar için gölün güney kısımlarında bulunan yaylalar en ideal alanlardan biridir. Karakuyu Göleti, Dinar ilçesine bağlı Eldere köyünde bulunmaktadır. Yüz ölçümü 1.099 hektar olan gölet, Afyonkarahisar-Antalya karayolu kenarındadır. Su kaynaklarının fazla oluşu, gölün kış aylarında donmasını engellemektedir. Gölün büyük bölümünde yetişen hasır otu, kamış, nilüfer ve birçok bitki türü, zengin florayı oluşturmaktadır. 1991 yılından itibaren bu bölgeye gelen dikkuyrukların yanı sıra, ördek, turna, leylek, balıkçıl, sakar meke, uzun bacak, saz delicesi, yalıçapkını, angut, söğüt bülbülü, flamingo, kuğu gibi kuşlar bu bölgede konaklamaya başlamıştır. İhsaniye tarafında ufak, şirin bir göl. Etrafında piknik ve bir çay keyfi yapılabilir. - Tam anlamıyla incelenmesi tamamlanmamış olsa da yörede pek çok mağara bulunmaktadır. Bunlardan sadece Kurtini Mağarası'nın envanteri çıkarılmış durumdadır. - Karakuyu Gölü, Eber Gölü, Acıgöl kuş gözlemi açısından uygun yerlerdir. - Henüz turizme açılmış olmasa da coğrafi özelliklerinden dolayı yaylacılığa uygun bir yer Afyon. Şuhut, Dazkırı, Emirdağ, Hocalar, Sandıklı ilçelerinde yaylacılık faaliyeti halen devam etmektedir. Afyon'un mağaralarından biri olan Buzluk Mağarası, Sultandağı ilçesi sınırları içerisindedir. Dereçine kasabasının güneyinde olan Buzluk Mağarası'na Afyon-Konya karayolu ile ulaşılmaktadır. Mağara keşiflerinde bu bölge turistik bir yere sahiptir. Mağaranın girişi bir kişinin geçebileceği genişliktedir. İçinde 3 kademe vardır ve girildiği anda mağaranın soğuk havasıyla karşılaşılmaktadır. Aşağı doğru inildikçe hava daha fazla soğumaktadır ve yerlerde buzlanmalar olmaktadır. Burada oluşan buz sarkıtları iklim koşulları sonucunda oluşmuştur. Mağaraya sadece yazın çıkılabildiği için ziyaretlerde genelde yaz aylarında olmaktadır. 2500 m.'yi bulan Sultandağları'nın zirvesindeki mağaranın buzulları, yüzyıllardan beri sadece yaz sıcağında erimektedir. Buzluk Mağarası, Sultandağı ilçesine bağlı Dereçine kasabasının güneyinde Sultandağları'nın 2519 m. ile en yüksek yeri olan kuzeybatı zirvelerinde yer alan bir doğa harikasıdır. Sadece yazın çıkılabilmektedir. Afyon Bolvadin'e 7 km. uzaklıkta bulunan İnsuyu Mağarası, Dipes köyü, Karakaya yöresindedir. İki kat şeklinde, onar metrekarelik odalar mevcuttur. Sarkıt ve dikitlerle dolu olan mağaradaki berrak ve tatlı su bulunmaktadır. Afyon'da az bilinen Karacamal Mağarası, Kocadere bölgesindedir. En yakın yerleşim yeri Balçıkhisar Kasabası'dır. Giriş kısmı geniş olan mağarada içeri doğru ilerledikçe alan oldukça daralır. Beş galeriden oluşan mağaranın dördü geniş biri dar alana sahiptir. İlk baharda su seviyesi yükselince son galeriye girmek biraz güçleşir. \"Bökenin Yurdu\" olarak bilinen bir mekanda bulunan Kurtini Mağarası, oldukça güzel manzaraya sahip bir bölgededir. 300 m. uzunluğunda olduğu tahmin edilen mağara, Sandıklı ilçesine 34 km. mesafede. Bölgeyi ziyarete gelen gezginlere tavsiyemiz Oktur Mağarası'nı da görmeleri. Kocatepe ve Dumlupınar savaşlarını bilirsiniz. Bu savaşların yapılığı bölgede kurulan anıt ve şehitlikler turistlerin dikkatini çeken mekanlardan biridir. Bölgeye uğrarsanız, Afyon'un gezilecek yerleri listenize burayı da eklemenizi tavsiye ederiz. Afyonkarahisar'a bir gezgin olarak ya da öğrenci, memur, asker gibi mecburi ihtiyaç gereği yolunuz düştü. \"Buraya kadar gelmişken neler almalıyız? Afyonun neyi meşhur?\" diye soruyorsanız hemen başlayalım. Lokum deyince aklınıza düz kare şeklinde lokumlar gelmiş olabilir. Bunlar da var ama Afyon'un meşhur lokumu kaymaklı lokumdur. Merkezde ve ilçelerde birçok mağaza bu lokumlardan satmaktadır. Bir tane firmada oldukça yoğunluk var. Fiyatı da piyasaya göre yüksek. Bize sorarsanız aynı kalitede başka firmalar da bulunuyor. Sadece ismi çok duyulmuş. Biz size isim vermeyelim beğendiğiniz yerden alın. Fiyatlar sizi aldatmasın. Dazkırı'dan ipek halı, İscehisar'dan mermer biblolar, Sandıklı'dan bakır süs eşyaları, Sultandağı'ndan Napolyon kirazı ve vişne, haşhaşlı ekmek, katmer gibi haşhaştan yapılmış yiyecekler, keçe, yemeni de alabileceğiniz diğer ürünlerdendir. Ayrıca kaymaklı ekmek kadayıfı, haşhaşlı, ıspanaklı, patatesli bükme de sevdiklerinize götürebileceğiniz muhteşem lezzetler arasındadır. Zengin bir yemek kültürü olan Afyon'da temel lezzetler hamur ve ete dayanıyor olsa da, sadece Afyon'a özgü kaymak ve lokum gibi ürünler de mevcuttur. Yemek çeşitliliği oldukça fazladır. Köfte çeşitleri olarak; çullama köfte, sulu köfte, ilibada dolması ve göce köftesi aklımıza ilk gelenlerden. Göce tarhanası, keşkek, arabaşı, ağzı açık, bükme, börek, bazlama, börek kenarı, haşhaşlı börek, ikiz börek, katmer, ocak bükmesi, şepit, cızdırma, cücü, çörek, nohut çöreği, dolama, ev hamuraşı, ev makarnası, nuska hamuraşı, sakala çarpan, velense hamuraşı, miyane çorbası övme, peksimet, ak pide, haşhaşlı pide, katıklı pide, yalım pidesi, halka pişi, lokma pişi, düz pişi, Afyon salatası, patlıcan böreği, bütün et patlıcan, yanı yarma, nohutlu patlıcan, kavurmalı patlıcan kebabı, patlıcan küllemesi, patlıcan dolması, yoğurtlu sarımsaklı patlıcan kızartması, imambayıldı ve patlıcan köftesi. Afyonkarahisar, her yıl düzenlenen yarışlar ile offroad konusunda önemli bir yere sahiptir. Afyon, Sandıklı, Akdağ rotalarında önemli offroad turnuvaları düzenlenmektedir. Yarış sırasında Frig vadisi ve Afyon'un zorlayan doğal ortamları ile karşılaşılmaktadır. Çok sayıda yılkı atları yarış sırasında karşınıza çıkmaktadır. Offroad sırasında piknikler, konser vb. gibi birçok etkinlik yapılmaktadır. Doğa ile başbaşa kalmak, orman içinde dolaşmak, toprağa basmak, temiz hava solumak, su ve kuş sesi dinleyip haftanın yorgunluğunu atmak çoğu zaman kaçınılmaz ihtiyaç olmaktadır. Afyon ili sınırları içinde yer alan milli parklarda çok sayıda yürüyüş parkurları bulunuyor. Ülkemizin en önemli trekking rotalarından olan Frig Vadisi yürüyüş yolunun bir bölümü Afyon'dan geçer. Doğaseverlerin favori rotalarından olan Frig Vadisi'nin Afyon ayağını siz de keşfedebilirsiniz. Afyon, Türkiye'nin önemli kuş gözlem noktalarındandır. Önemli türlerin göç yolları buradan geçmektedir. Örneğin, Afyon-Dinar ilçesi sınırları içerisinde bulunan Karakuyu Gölü, Afyon-Çay ve Bolvadin ilçesi sınırları içerisinde bulunan Eber Gölü, Afyon-Başmakçı ve Dazkırı ilçesi sınırları içerisinde bulunan Acı Göl kuş gözetleme turizmi için elverişlidir. Afyon, tarihi ile olduğu kadar doğası ile görülmeye değer bir şehirdir. Özellikle kuş gözlemcileri için cennet niteliğinde göller ve parklar var. Başkomutanlık Milli Parkı, Eber Gölü, Akşehir Gölü, Acıgöl, Akdağ görülmesi gereken yerlerdendir. Aşure Festivali, mevleviliğin ikinci merkezi olarak nitelendirilen Afyonkarahisar'ın manevi şahsiyetlerinden, Mevlana'nın torunu Sultan Divani Mehmet Semai Hazretleri'nin tanıtılması ve Afyonkarahisar halkının birlik ve beraberliğinin sağlanması amacıyla kutlanmaktadır. Afyonkarahisar Mevlevihanesi'nde \"Aşure Geleneği\" ilk defa 1540 yılında Sultan Divani ile başlamıştır. Etkinlikte Aşure dağıtımının yanı sıra bilimsel toplantılar ve sema gösterileri yapılmaktadır. Muharrem ayının 10. günü Afyonkarahisar'ın merkezinde düzenlenmektedir. Bu şenlik, Afyonkarahisar Belediyesi tarafından 1984 yılından beri her yıl 6 Mayıs'ta kutlanmaktadır. Çocuklar arasında yardımlaşma, arkadaşlık ve yarışma duygularının geliştirilmesi ve el becerilerinin arttırılması amacı ile düzenlenen şenlikte ayrıca halk oyunları ve müzik dinletileri de yapılmaktadır. Festival sayesinde Türkiye'nin yumurta borsası olarak bilinen Başmakçı ile flamingoların ürediği 5 alandan birisi olan Acıgöl'ün adı dünyaya duyurulmaktadır. Flamingo ve Yumurta Festivali, Nisan ayında Afyon Basmakçı ilçesinde düzenlenmektedir. 1999 yılından beri 6 Mayıs'ta Basmakçı ilçesinde kutlanmaktadır. Birlik ve beraberliğin geliştirilmesi amacı ile halk konserleri, folklor gösterileri, fakir ve öksüz çocukların sünnet ettirilmesi için sünnet şöleni düzenlenmektedir. Afyonkarahisar'ın en meşhur ürünlerinden birisi olan kaymağın festivali ise Bolvadin ilçesinde \"Kaymak ve Kültür Şenlikleri\" adıyla gerçekleştirilmektedir. Bolvadin'i kültürel yönleriyle tanıtmak, kaymak ve kaymakçılığın yanında manda besiciliğini teşvik etmek amacıyla yapılan bir şenliktir. Çeşitli eğlenceler, müzik, yöresel yarışmalar, sergiler, panel ve konferanslar başlıca etkinliklerdir. Her yıl Ağustos ayının ilk haftası düzenlenmektedir. Festival, Çay ilçesinde yetişen ve ilçe halkının önemli bir geçim kaynağı olan vişneyi tanıtmak ve üreticileri teşvik etmek amacıyla düzenlenir. Halkın paylaşım ve dayanışma duygularını da geliştirmek için yapılan Vişne Festivali, 1974 yılından bu yana her yıl Temmuz ayının 2. haftasında yapılır. Toplu sünnet şöleni, halı saha futbol turnuvası, resim sergisi, Türk halk müziği ses yarışması, yöresel yemek yarışması, festival yürüyüşü, mehteran gösterileri, en güzel vişne ve en güzel vişne bahçesi seçimi, Belediye Açık Hava Amfisi'nde halk konseri ve havai fişek gösterileri başlıca etkinliklerdir. Tarihsel ve turistik yönü açısından önemli olan bu şenlik, 1996 yılından bu yana her yıl Nisan ayının 4. haftasında yapılır. Yörenin geleneksel yaşamının tanıtılması, tarihsel ve turizme yönelik yönlerin ortaya çıkarılması başlıca amaçlardır. Afyonkarahisar'da yapılan festivaller arasında en büyüklerinden biri olan Ayazin Turizm Şenliği'ne, Afyonkarahisarlıların yanı sıra Türkiye'nin birçok yerinden ziyaretçiler akın etmektedir. Bu çerçevede tarihi ve turistik yerlere düzenlenen geziler ise en önemli etkinliklerdir. Yunus Emre'nin Türkiye'de on beş yerde mezarı bulunduğu, bunlardan birinin de Sandıklı İlçesi, Yunus Emre Mahallesi'nde olduğu bilinmektedir. Yunus Emre'nin hocası Taptuk Emre'nin mezarının da burada olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Yunus Emre'yi ve hocası Taptuk Emre'yi anmak ve ilçenin kültürel zenginliklerini yeni nesillere tanıtmak amacıyla, Temmuz ayı içerisinde Sadıklı ilçesinde yapılan bir törendir. Tiyatro, şiir yarışmaları, konferans, halk oyunları başlıca etkinliklerdir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/agri-gezilecek-yerler/", "text": "Zirvesi her zaman dumanlı ve beyaz kar örtüsüyle kaplı meşhur Ağrı Dağı'na ev sahipliği yapan, ismini de bu dağdan alan ilimiz Ağrı.. Bulunduğu konumdan dolayı Orta Asya'dan göç eden topluluklar için bir giriş noktası olmuş bu şehir. Ama bölgede tam anlamıyla köklü uygarlıklar kurulmamıştır. Asya topraklarını Avrupa'ya bağlayan kara yolları buradan geçmektedir. Her devirde önemli bir stratejik konuma sahip olmuş Ağrı, aynı zamanda Doğu Anadolu'dan gelen göç ve akınların ilk durağıdır. Yerleşik halkın sık sık değişmesi, saldırılar ve göçler Ağrı'da uzun süreli bir kültür ve medeniyet oluşmasını engellemiştir. Hititler ve Hurrilerin burada etkili olduğu düşünülmekle birlikte, kuzey ve kuzeydoğu yönüne doğru yapılmış olan bir takım kaleler (M. Ö. 9. yüzyıldan itibaren) Urartuların bölgede en kalıcı uygarlık olduğu konusunda kanıt sayılabilir. Ağrı, Osmanlı döneminde Şarbulak, bir dönem Karakilise, Nuh Tufanı Efsanesi'nden dolayı ise Ermenilerce Ararat olarak anılmıştır. Sakalar, Murat Nehri ve Doğubayazıt çevresine yerleşmişler, Sakaların ardından da Arsaklılar bu bölgeye egemen olmuşlardır. Arapların bölgeye hakimiyetinden sonra Abbasiler yönetimi ele almışlardır. 11. yy'a kadar ise Ağrı ve çevresi Bizanslılar, Türkler ve Araplar arasında el değiştirmiştir. Osmanlı döneminde Şarbulak olan şehrin ismi, Kazım Karabekir zamanında Karaköse olarak değiştirilmiştir. 1869'da ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il merkezi olmuştur. Ağrı'da gezilecek en güzel tarihi ve turistik yerleri şöyle bir sıralayalım. - Ağrı Dağı Milli Parkı - Ağrı Meya Antik Kenti - Ağrı Buz Mağaraları - Küpkıran Kayak Merkezi - Ağrı Diyadin Kaplıcaları - İshak Paşa Sarayı - Ahmedi Hani Türbesi - Ağrı Doğubayazıt Urartu Kalesi - Ağrı Balık Gölü - Sürmeli Mehmet Paşa Kümbeti - Durupınar - Ağrı Dağcılık ve Doğa Yürüyüşü - Ağrı Yaylacılık Faaliyetleri - Ağrı'nın Neyi Meşhur? Türkiye'nin doğusunda, sönmüş bir volkanik dağ olan Ağrı Dağı'nın iki doruğu bulunmaktadır. Bunlar Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı'dır. Büyük Ağrı, Türkiye'nin en yüksek dağıdır (5.137 metre). Küçük Ağrı ise koni biçimindedir (3.896 metre). Bu dağların kraterleri bulunmasa da zirvesinde koniler ve çatlaklar bulunuyor. Ağrı Dağı'nın 1500 3500 metre arasında ardıç ağaçları, 4000 metreden sonra ise sürekli karla kaplı olduğu biliniyor. Büyük Ağrı'nın büyük bölümü ağaçsız. Küçük Ağrı ise kısmen kayın ormanlarına sahip. 1829 yılında, Ağrı Dağı'na ilk tırmanışı gerçekleştiren kişi Alman bir dağcıdır. Onun ardından Rus ve Avrupalı dağcılar, Cumhuriyet döneminde de Türk dağcılar Ağrı Dağı'na tırmanmayı başarmışlar. Ağrı Dağı'nın jeopolitik özelliği dışında kutsal bir yanı da vardır. Tevrat'ta ismi Ararat olarak geçer. Efsanevi dağın adı Nuh'un gemisi ile adeta özdeşleşmiş. Rivayete göre; Hz. Nuh gemisini Ağrı Dağı üzerine oturarak büyük tufandan kurtulmuş. Bu inanış sebebiyle Ağrı Dağı, yerli ve yabancı turistlerin hep dikkatini çekmiştir. Kuran-ı Kerim'de Nuh tufanı konusu geçmiş olsa da, Ağrı dağından söz edilmemiştir. Ağrı'nın Diyadin ilçesine bağlı, Diyadin'e 12 km. mesafede bulunan Günbuldu köyündeki Meya Mağarası, kayalara oyularak yapılmış barınma yerleri, tapınak, ibadethane ve odalardan oluşmaktadır. Kentten günümüze ibadet objelerinden haç şeklinde taşlar ve mezarlar gelebilmiştir. Arkeolojik kazılar sonucunda buradan çıkarılan iki koç heykeli ise il merkezinde bulunmaktadır. Büyüleyici bir yapıya sahip bu antik şehir, Ağrı ilimizin görülmeye değer en önemli mekanlarından biridir. Küçük Ağrı Dağı'nın güney cephesinde, Hallaç köyüne yaklaşık 3 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Doğal bir mağara olan Buz Mağarası, yaklaşık 8 metre derinliğinde, elips şeklinde bir çukurdur. Mağara içinde bazalt sütunlar, buz tabakaları, kayalar üzerinde sarkıt ve dikitler bulunuyor. Mağaranın girişinde sürekli sıcak ve soğuk hava akımı oluyor. Kışın fazla soğuk olmayan Buz Mağarası, mevsimlere göre değişen bir havaya sahip. Güneş ışığının mağara içerisine süzülmesi ile buzların üzerinde beliren manzara görülmeye değer. Mağara yaz aylarında o kadar soğuk ki güneş ışığının erittiği buzlardan damlayan sular kısa bir süre sonra tekrar buz oluyor. Mağaraya inerken yanınıza kalın kıyafet almanızı tavsiye ederiz. Mağaranın yanına kadar araçla gitme imkanınız yok. Takriben 400-500 metre yol yürümeniz gerekiyor. Ağrı'da yılın altı ayı kar yağışı görüldüğünden, bu durum kış sporları için iyi bir fırsata dönüşüyor. Çok büyük bir tesisi olmasa da Ağrı ilimizin de bir kayak merkezi var. Küpkıran Kayak Merkezi, Palandöken ve Sarıkamış kayak pistlerine alternatif olarak kurulmuş mütevazi bir kayak tesisidir. Kasım ayından Mart'ın sonuna kadar kayak yapılabilen tesiste çığ ve sis tehlikesi olmadığı biliniyor. Özellikle öğrenci ve memurlar için güzel bir etkinlik alanı. Fiyatlar da makul seviyelerde. İran'dan gelen turistlerin de uğrak mekanlarından biridir Küpkıran Kayak Merkezi. Büyük beklentiler olmadan uğrayabilirsiniz. \"Burası beni kesmedi\" diyenler için ufak bir not düşelim; Sarıkamış Kayak Merkezi, Ağrı merkeze araçla 2 saat mesafededir. Yaklaşık 160 km.. Ağrı'nın kaplıcaları Diyadin ilçesine yaklaşık 8 km. mesafede bulunuyor. Diyadin, Ağrı il merkezine 60 km. uzaklıktadır. Bu bölgede Yılanlı, Davut ve Köprü kaplıcaları yer almaktadır. Termal suları, içerisinde bulundurduğu değerli minerallerden dolayı şifalı olma özelliğini taşımaktadır. Kaplıca suyu cilt hastalıkları, romatizmal hastalıklar, kadın hastalıkları, kemik hastalıkları ve metabolizma bozukluklarında yardımcı tedavi unsurudur. Kaplıca suyunun sıcaklığı 72-78 C'dir. Bölgedeki en bilinir tesis ise Saklıköy Termal Otel. Ağrı'da onlarca antik kent, tarihi camiler ya da manastırlar görmek mümkün değil belki. Ama İshak Paşa Sarayı başlı başına Ağrı'ya yetecek bir değere sahip. İshak Paşa Sarayı, Doğubayazıt ilçesinin 7 km. güneydoğusunda, eski Doğubeyazıt kayalıkları üzerinde kurulu muhteşem bir mekan. Saray 7600 metrekarelik alana yayılmış devasa bir külliyedir. Cami, hamam, aşevi, cephanelik, harem odaları ile Lale Devri'nin son büyük yapısı durumunda olan sarayın diğer bir özelliği ise, topraklarımızda uygulanan ilk kanalizasyon ve merkezi ısıtma sistemlerinden birine sahip olmasıdır. Sarayın som altın kaplama kapısı 1917'de Moskova'ya taşınmıştır ve hala Moskova Müzesi'nde sergilenmektedir. Detaylara aşağıda linkini verdiğimiz yazıdan ulaşabilirsiniz. Doğubayazıt ilçesine 8 km. uzaklıkta bulunan türbe, İshak Paşa Sarayı'na 500 metre mesafede bulunuyor. Bölgenin en meşhur ilim adamlarından biri olan Filozof Ahmedi Hani, hiç evlenmemiş ve ömrünü ilme adamış bir şahsiyettir. Bölgede yüzlerce talebe yetiştiren Hani, bu mekanı da medrese olarak kullanmış. Said Nursi'nin de gençliğinde burayı ziyaret ettiği bilinmektedir. Doğubayazıt'ın Belleburç mevkiinde, ilçeye 5 km. mesafede bulunan Doğubeyazıt Kalesi, İshak Paşa Sarayı'na yürüme mesafesinde olup, Ahmedi Hani türbesinin yanı başındadır. Ağrı Doğubeyazıt Kalesi'nin yapım tarihi bilinmemektedir. Kayalıklar üzerine kurulu bu kale bugün harap bir durumdadır. Urartular döneminde yapıldığı düşünülen kalenin içinde antik çağ kalıntıları ve Urartu mezarı bulunmaktadır. Kale üç bölümden oluşmaktadır. Orta bölümde mağaralar ve bir mabet kalıntısı vardır. İshak Paşa Sarayı'na kadar geldiyseniz, zaten yakın mesafede bulunan Ahmedi Hani Türbesi'ni ve Urartu Kalesi'ni de ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Denizden yüksekliği 2241 metre olan Balık Gölü, Türkiye'nin rakımı en yüksek gölleri arasında yer alır. Çevresindeki yüksek dağlardan inen derelerle beslenen bu göl, kışın buz tutan görüntüsüyle ziyaretçilerine harika kareler sunar. Ağrı Balık Gölü, ülkemizde gezilmesi, kamp yapılması, en azından kenarında oturup bir temiz hava alınması gereken doğal güzelliklerden biridir. Ayrıca Doğubayazıt ile Ağrı arasındaki bölgede bulunan göller ve bataklık alanlar, ülkemizdeki önemli kuş gözlem alanlarındandır. Özellikle de sonbahar aylarında, kuş çeşitliliği arttığı dönemlerde gidilebilir. Ağrı'nın Hamur ilçesinde bulunan Sürmeli Mehmet Paşa Kümbeti, İshak Paşa'nın torunlarından İbrahim Paşa ve ailesine aittir. 1802 yılında inşa edilen Kümbet dikdörtgen planlı olup, üzeri ayna tonoz denilen bir örtü sistemi ile kapatılmıştır. Kesme taştan yapılan kümbetin cephesi, dört sıra halinde bazalt taşı ile de hareketlendirilmiştir. 5 adet pencere ile aydınlatılan yapının iç kısmı bitkisel motifler ve yıldızlarla süslü olsa da bunlar günümüzde tahrip edilmiştir. Durupınar sitesi, Tendürek Dağı'nda büyük bir agrega yapısıdır. Nuh'un Gemisi'nin izlerini taşıdığı inancından dolayı zaman zaman ziyaretçi alan bir bölgedir. Nuh'un Gemisi denilen saha, Doğubayazıt'ın 16 km. güneydoğusunda, Büyük Ağrı Dağı zirvesinin 29 km. güneyinde, İran sınırının ise 3 km. kuzeyinde bulunuyor. Yaklaşık 2 bin rakımlı bir bölge. Tabi ortada bir gemi yok. Zemin yapısı gemiye benziyor o kadar. Gidip de hayal kırıklığına uğramamanız adına uyarmış olalım. Sert bir iklimin hüküm sürdüğü Ağrı Dağı, yaz aylarında çeşitli dağcılık faaliyetlerine uygundur. Ünlü gezgin Marco Polo bu dağa çıkılamayacağını söylemiş olsa da, 1829 yılında Prof. Frederik Von Parat tarafından yapılan ilk tırmanıştan bu yana sayısız tırmanışlar yapılmıştır. Yürüyüş, kamp kurma ve tırmanmak için Ağrı Dağı, dağcılık sporuna gönül verenler için tercih edilen yerlerin başında gelmektedir. Ağrı Dağı, zirvesinden hiç eksilmeyen karı, jeolojik yapısı, volkanik dağ olma özelliği ve kutsal kitaplarda bahsi geçen Nuh'un Gemisi ile macera ve adrenalin severleri kendine çekmeyi başarmaktadır. Yerli ve yabancı turistler yaz aylarında Ağrı Dağı eteklerinde kamp kurup, tırmanış turlarına katılırlar. Sağlık sorunu bulunmayan ve iyi bir kondisyona sahip herkes rehber eşliğinde Ağrı Dağı'na tırmanış gerçekleştirebilir. İlin güneyinde yer alan Süphan Dağı, Ala Dağ ve Tendürek Dağları da dağcılık ve doğa yürüyüşleri için elverişlidir. Yaylacılık kentin önemli etkinliklerinden biridir. Sinek Yaylası, Ahtalar Gediği ile Balık Gölü arasında kalan alanı kapsamaktadır. Ağrı'da bunların dışında; Mirgemir-Çakmak Yaylaları, Davul Yaylası, Kraktin Yaylası, Pani Yaylası ve Katavin Yaylası bulunmaktadır. Ayrıca Aladağ ve Sinek Yaylası balı oldukça meşhurdur ve şifalı olduğuna inanılmaktadır. İklim özelliklerinden dolayı Ağrı ilinde başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Bu durum beslenme alışkanlıklarını da şekillendirmiş, et ve buğday üzerinde yoğunlaştırmıştır. Özellikle Abdigör Köfte ve beyaz bal, tadına bakılması gereken ürünlerden. Gosteberg et, selekeli alabalık, haşıl, hengel erişte, kuymak, kete, pişi erdek, hasude, yalancı köfte, ayranaşı, halise, çiriş ketesi ve murtuğa yöreye özgü yemeklerdir. Doğubayazıt ilçesindeki pasajlar yöreye ait otantik ürünlerin bulunabileceği başlıca yerlerdir. Ağrı merkezdeki Eski Van Caddesi'nde ünlü otlu peynir ve diğer pek çok lezzetli peynir çeşidi satın alınabilir. Bal da yöreden alabileceğiniz özel ürünlerden. Yine Doğubayazıt'ın kendine özgü halı ve kilimleri vardır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/agri-nasil-bir-yer-agri-hakkinda-bilgi/", "text": "Anadolu'nun en doğu ucundaki illerimizden biri olan Ağrı, Türkiye'nin en yüksek zirvesi Ağrı Dağı'na ev sahipliği yapıyor. Ağrı Dağı dışında görkemli İshak Paşa Sarayı, Diyadin Kaplıcaları ve dondurucu soğukları ile ünlenen bu şehrimiz maalesef memleketimizin en fakir bölgelerinden biri. Ağrı gerek sağlık ve eğitim hizmetlerinin yetersizliği, gerek zorlu iklim şartları barındıran coğrafyası, gerekse yeterli yatırımlara sahip olamadığı için sürekli göç veren ve ekonomik anlamda kalkınmayı başaramayan bir şehir. Aslında biraz varlık içinde yokluk çeken bir yer burası. Yaz ve kış turizminde büyük potansiyel barındırmasına rağmen tanıtım konusunda yetersiz. Kafkasya Bölgesi gibi büyük bir ticari pazarın dibinde bulunmasına rağmen bunu değerlendirmeyi henüz başaramamış bir belde. Belki doğuda olması ve terör korkusu yüzünden oluşan ön yargılar da var bu şehre. Ama her şeye rağmen Ağrı, memleketimizdeki kültür mozaiğinin güzel bir parçası ve daha fazla değerlenmesi gereken bir ilimiz. Yaşar Kemal'in 1970 yılında yazdığı bir roman 'Ağrı Dağı Efsanesi'. Ağrı Dağı civarındaki köylerden birinde yaşayan Çoban Ahmet ile bölgenin yöneticisi olan Mahmut Han'ın kızı Gülbahar arasındaki imkansız aşkın destansı hikayesini anlatır. Bu romanın ayrıca 1975 yılında, Memduh Ün'ün yönetmenliğinde bir filmi de çekilmiştir. Daha sonra yine aynı ismi taşıyan bir operaya ilham kaynağı olmuştur. Murat Ses'in besteleyip Moğollar Grubu'nun çaldığı unutulmaz 'Ağrı Dağı Efsanesi' parçasını da es geçmemek lazım. Peki Ağrı nasıl bir şehir? Ağrı'nın ekonomisi, iklimi, hayat şartları nasıl? Ağrı mutfağının meşhur yemekleri neler? Ağrı hakkındaki bilgileri kısa başlıklar halinde sunalım. Ülkemizin en heybetli dağı olan Ağrı Dağı hakkında da bazı bilgiler verelim. Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Ağrı, Türkiye'nin doğu sınırındaki illerden biri. Ağrı ilimizin komşuları; kuzeyde Kars, kuzeydoğuda Iğdır, batıda Erzurum, güneyde Van, güneybatıda Muş ve Bitlis'tir. Ağrı'nın doğu sınırı ise İran'a komşudur. Ülkemizi boydan boya geçen E80 karayolu, Ağrı içinden de geçip İran'a uzanmaktadır. Anayol hattı üzerinde bulunan Ağrı merkeze ulaşım hem komşu şehirlerden hem de diğer bölgelerden oldukça rahat ve kolaydır. Ağrı'nın kendi otobüs firmaları da birçok şehirle karşılıklı olarak seferler düzenliyor. Ağrı otogarı şehir merkezinin içinde bulunuyor. - İstanbul Ağrı arası yaklaşık 1430 kilometre ve 16 saat 30 dakika. - Ankara Ağrı arası yaklaşık 1070 kilometre ve 12 saat 30 dakika. - İzmir Ağrı arası yaklaşık 1700 kilometre ve 19 saat 30 dakika. - Adana Ağrı arası yaklaşık 980 kilometre ve 12 saat 30 dakika. - Malatya Ağrı arası yaklaşık 570 kilometre ve 7 saat. - Trabzon Ağrı arası yaklaşık 480 kilometre ve 6 saat 30 dakika. Ağrı'da bulunan Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı, şehir merkezinin yaklaşık 8 km. kadar güneyinde yer alıyor. İstanbul ve Ankara'dan aktarmasız şekilde Ağrı'ya uçuş bulabilirsiniz. Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı ile şehir merkezi arasında uçak saatine göre hareket eden otobüsler mevcut. Bunun dışında taksi ya da araç kiralama imkanınız var. Merkeze giden otobüsler haricinde özel firma servisleri de Ağrı'nın ilçelerine kadar hizmet veriyor. Türkiye'yi Orta Asya ve İran'a bağlayan en önemli sınır kapısı Ağrı'da bulunuyor. Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde bulunan Gürbulak Sınır Kapısı, ilk olarak 1937'de Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla yaptırılmış, 2003 yılında da yenilenerek tekrar hizmete girmiştir. Anadolu'nun Orta Asya'ya açılan kapısı olan Ağrı, birçok medeniyetin uğrak noktası olmuş ama bu geçiş sırasında bölgeye gelen uygarlıklar genellikle kalıcı olmamıştır. Bölgenin bilinen ilk yerleşimcileri önce Hititler, sonrasında ise Hurri Devleti (M. Ö. 1340 M. Ö. 1200) olmuştur. Urartular M. Ö. 825 M. Ö. 786 yılları arasında bu bölgeye yoğun akınlar düzenlemiş ve Ağrı'daki en köklü medeniyeti onlar kurmuştur. Ağrı Dağı yakınlarında, Taşburun ve Karakoyunlu köyleri civarında Urartu yazıtlarına rastlanmıştır. M. Ö.700'lü yıllara gelindiğinde önce Kimmerler, Medler, Persler daha sonra ise Büyük İskender bölgede hakimiyet kurmuştur. İskender'in ölümü sonrası Ermeniler yöreyi ele geçirmiştir. M. Ö. 680'de kısa bir süre bu bölgeye yerleşen Sakalar, Doğu Anadolu'nun ilk Türk yerleşimcileri olmuştur. Onları Arsak ve Artaksıyaslı Krallıkları takip etmiştir. Hz. Osman zamanında İslam topraklarına katılan bölge, Abbasiler sonrası bir dönem tekrar Bizans'ın hakimiyetine girmiştir. 1071 Malazgirt Savaşı sonrası Türklerin Anadolu'ya girişi başlamış ve Ağrı toprakları uzun bir süre Ahlatşahlar Devleti'ne bağlı kalmıştır. Yörenin sonraki hakimleri; Ani Atabekleri (1027-1225), Cengizliler (1239), İlhanlılar (1256-1358), Celayirliler, Moğollar (1393), Karakoyunlular (1405-1468) ve Akkoyunlular olmuştur. Çaldıran Savaşı'nın ardından Ağrı, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı sınırlarına dahil edilmiştir. 1869'da ilçe olarak kabul edilen Ağrı, 1927 yılında il statüsüne geçmiş ve Türkiye Cumhuriyeti topraklarındaki yerini almıştır. # Ağrı ilinin ismi nereden geliyor? Bu bölgenin adı Osmanlı zamanında Şorbulak, Ermeniler döneminde Karakilise, Kazım Karabekir Paşa zamanında ise Karaköse olarak anılmış. En sonunda il sınırları içinde bulunan ve Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı'ndan dolayı şehre Ağrı ismi verilmiş. Nuh Tufanı'nın yaşandığı Ararat Dağı'nın burası olduğuna inanalar, bölgeyi Ararat olarak da isimlendiriyor. Nüfus: Ağrı'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 540 bin kişidir. - Diyadin - Doğubayazıt - Eleşkirt - Hamur - Patnos - Taşlıçay - Tutak Ağrı ilimizin temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılık üzerine kurulmuştur. İlin önemli tarım ürünleri; şeker pancarı, buğday, arpa, pamuk, mısır, çavdar, kendir ve pirinçtir. Sulama altyapısının yetersizliğinden dolayı günümüzde Ağrı'nın sahip olduğu potansiyele göre üretimi düşüktür. Kırsal kesimlerinde ise hayvancılık önemli bir geçim kaynağıdır. İlin geniş yayla ve meralarında koyun, keçi, sığır ve manda yetiştirilir. Elde edilen et ve süt ürünleri küçük beldelerdeki ticari hareketliliği sağlar. Sanayi ve madencilik alanlarında ise çok düşük düzeyde ilerleme vardır. Ağrı, tarım-hayvancılık alanında olsun, diğer ticari faaliyet kollarında olsun, yeterli seviyede yatırım alamayınca sürekli göç veren bir şehir haline gelmiş. Ekonomik olarak ülkemizin en zayıf bölgelerinden biri olan Ağrı'nın yatırıma ve desteğe ihtiyacı olduğu açık. Yoksa sahip olduğu potansiyel kaynakları değerlendirmesi pek mümkün gözükmüyor. Ağrı topraklarının yarıya yakın kısmı yüksek dağlık arazilerden oluşur. Türkiye'nin en yüksek zirvesi olan Ağrı Dağı da ilin Doğubayazıt ilçesinde bulunuyor. Uzun sıradağları ve 1600 metreyi aşan rakımıyla Ağrı, çok sert bir karasal iklime sahiptir. Kışın -40 derecelere ulaşan havasıyla Türkiye'nin en soğuk illerinden biridir. İlkbahar ve sonbaharın kısa sürdüğü Ağrı, yılın büyük bölümü karla kaplıdır. Yazlar ise sıcak ve yağışsız geçer. İkliminin çok sert olması, yağış azlığı ve volkanik bir arazi üzerinde bulunması nedeniyle, Ağrı'nın ormanlık arazisi yok denecek kadar azdır. İlin bitki örtüsü bozkır ve steplerden oluşur. # Ağrı'da yapılan Yazıcı Barajı nedeniyle su altında kalan Başçavuş Köyü'nün minaresi kışın çok ilginç bir görüntü oluşturuyor. Türkiye, İran, Nahçıvan ve Ermenistan'ın kesişme noktasında yer alan Ağrı Dağı, 5137 metre yüksekliği ile Türkiye'nin en yüksek dağıdır. Sönmüş bir volkanik dağ olan Ağrı'nın iki zirvesi bulunuyor. 5137 metre olan yüksek bölüm Büyük Ağrı, 3898 metre olan küçük kısım ise Küçük Ağrı olarak adlandırılır. Ağrı Dağı farklı devirlerde ve farklı kültürlerde değişik isimlerle anılmıştır. - Osmanlı Türkçesi: Aghur Dağı - Ermenice: Masis / Marsis / Massis / Masik - Hristiyan Dünyası ve Batı Coğrafyası: Ararat - Selçuklu Türkleri: Eğri Dağ / Ağır Dağ - Yakutça: Ağr - Farsça : Kuh-ı Nuh / Kuh-e Nu - Arapça: Cebel'ül Haris - Kürtçe: Çiyaye Agiri # Resmi kayıtlara göre Ağrı Dağı'na ilk tırmanış 9 Ekim 1829'da Prof. Frederik Von Parat tarafından yapılmıştır. İkinci tırmanış ise 21 Şubat 1970'te Dağcılık Federasyonu eski başkanlarından Dr. Bozkurt Ergör tarafından gerçekleştirilmiştir. Bir dönem yasak getirilse de daha sonra tırmanışın serbest bırakılmasıyla Ağrı Dağı binlerce dağcının popüler tırmanış rotası haline gelmiştir. # Ağrı Dağı'na tırmanışlar dağın Doğubayazıt ilçesine bakan yüzünden gerçekleştirilir. Dağa tırmanmak için en uygun aylar Temmuz, Ağustos ve Eylül'dür. Kışın da tırmanış yapılır ama çok daha zorlayıcıdır. # 4 bin metre yüksekliğe kadar bazalt, sonrasında ise andezit lavlarından oluşan Ağrı Dağı'nın zirvesinde dört mevsim erimeyen çok kalın bir buzul örtüsü vardır. # Başta Hristiyanlık olmak üzere bazı inanışlara göre Nuh Tufanı sonrası Hz. Nuh'un gemisinin karaya oturduğu yer olan Ararat Dağı burasıdır. Ama bu ittifak sağlanan bir görüş değil. Avrupa'nın da en yüksek zirvesi olan Ağrı Dağı'nın bir kısmı Iğdır, bir kısmı da Ağrı/Doğubayazıt sınırları içinde yer alır. Dağ, Aras ve Murat Nehirleri arasındadır. Doğu Anadolu'nun mutfağı genel olarak eşsiz lezzetlere sahip. Ağrı'da bu yemek kültürünün önemli bir parçası. Genelde hayvancılığın yaygın olduğu Ağrı'da yöresel yemekler de ağırlıklı olarak et üzerine yoğunlaşıyor. Ağrı yemekleri içinde en meşhuru Doğubayazıt yöresinde yaygın olarak yapılan Abdigör Köftesi. Aynı zamanda bir diyet yemeği olan bu köfte oldukça zahmetli bir yemek. Yağsız, kemiksiz ve sinirsiz taze et, taş üzerinde tokmak yardımıyla hamur kıvamına gelene kadar dövülüyor. Sonrasında soğan, su, yumurta ve baharatlarla çırpılan et, bir süre dinlendirilip pilavla servis ediliyor. Geleneksel Ağrı mutfağında yemekler sadece etlerle sınırlı değil elbette. - Abdigör Köftesi - Selekeli - Gösteberg Buğulama - Keledoş - Pişi Erdek - Hasude - Çiriş Ketesi ve Çiriş Aşı - Hengel - Kete - Piti Kebabı - Zülbiya Tatlısı Ağrı mutfağını daha yakından tanımak isteyenler için Ağrı Valiliği'nin yayınladığı bir de kitap bulunuyor. \"Ağrı Geleneksel Mutfak Kültürü Ve Yemekleri Kitabı\"nı temin ederek Ağrı yemeklerini siz de evde deneyebilirsiniz. Ağrı'da bulunan üniversitemiz Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi. Eski ismi Ağrı Dağı Üniversitesi olan ve 2007 yılında kurulan bu okul, oldukça modern ve güzel bir kampüse sahip. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi kampüsü şehir merkezinin batı çıkışında, 5-6 km. uzaklıkta bulunuyor ve halk otobüsleriyle ulaşım sağlanıyor. Kampüs içerisinde öğrencilere yönelik kafe, restoran, atölye, tiyatro ve spor salonu gibi imkanlar mevcut. Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük kültür ve kongre merkezilerinden biri de burada bulunuyor. Üniversitenin oldukça geniş ve ferah bir çevre düzenlemesi var. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi yerleşke olarak güzel ama bu okul genelde öğrencilerin son sıralardaki tercihlerinden biri oluyor. Ağrı'da yılın neredeyse 7-8 ayı havanın soğuk olması, büyük şehirlere uzaklığı ve merkezinin çok küçük olması bunda etken tabi ki. Ağrı'nın yerel halkı bile sürekli başka şehirlere göç ederken öğrencilerin şehri sevmesi çok olası olmuyor maalesef. Şehir pek sosyal ve kültürel aktivite imkanı sunmuyor. Öğrenciler Ağrı'da kuracakları güzel dostluklar ve eğitim öğretim hayatının meşguliyeti ile bir şekilde vakit geçirip mezun olurlar ama memurlar için iş biraz daha zor tabi. Ağrı'nın ilçelerinde hayat şartları kışın çok daha zorlaşıyor. Kapanan yollar, buzlanmalar ve kısıtlı imkanlar nedeniyle Ağrı çok çetin bir şehirdir. Ağrı'daki bir öğretmen çocuklara eğitim-öğretim verirken, Ağrı da bu insanlara zorlu hayat şartlarını öğretir adeta. Ama Ağrı insanı çok sıcakkanlıdır. Hızlı büyüyüp metropolleşen kentlerde kaybolan komşuluk ilişkilerini burada bulabilirsiniz. Ağrı ucuz bir şehir mi? Öğrenci ve memurlar için Ağrı'da konaklama bedelleri ucuz diyebiliriz. Ev kiraları ve yurt giderleri Türkiye ortalamasına göre iyidir. Ama ısınma bedelini de işe dahil edince fiyat yine biraz yükseliyor mecburen. Yine de genel olarak ekonomik bir şehirdir. Ulaşım, alışveriş ve kira gibi konularda öğrenci ve memurları zorlamaz. Bir artısı da, Van ve Erzurum gibi iki büyük şehre oldukça yakın olduğu için özellikle hafta sonları vakit geçirmek için buralara seyahat edebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/aksaray-nasil-bir-yer-aksaray-hakkinda-bilgi/", "text": "Kapadokya bölgesinde bulunan Aksaray ilimiz, dünyanın en görkemli ve en güzel doğa harikalarından birine ev sahipliği yapıyor. Ihlara Vadisi... Gidip göremeyenler belki abarttığımızı düşünebilirler ama bu fikriniz Ihlara'yı görmenizle değişecektir. Ihlara Vadisi, içinde yerleşim yeri olan, dünyanın en büyük ikinci vadisi olarak gösteriliyor. Kurak ve çorak bir yapısı olan Kapadokya'da yemyeşil bir cennet köşesi. Aksaray ayrıca devasa yeraltı şehirlerine, Hasan Dağı gibi Anadolu'nun en heybetli zirvelerinden birine, Tuz Gölü, Nora Antik Kenti, Eğri Minare gibi gezip görmeniz gereken daha birçok yere sahip. Anadolu'nun mütevazi şehirlerinden biri olan Aksaray, tarihi ve kültürel değerleriyle önemli bir ilimiz. Aksaray'ın il olarak tanınması çok eskilere dayanmadığı için, \"Aksaray il mi, ilçe mi? Aksaray il olmadan önce nereye bağlıydı?\" gibi sorular bazen kafa karıştırabiliyor. Birazdan Aksaray'ın tarihini kısaca özetlerken bu konuya da açıklık getireceğiz. Peki Aksaray nasıl bir şehir? Aksaray'da memur ve öğrencileri nasıl bir yaşam bekliyor? Ekonomisi, iklimi, ulaşım olanakları nasıl? Aksaray mutfağında hangi lezzetler var? Sırayla inceleyelim.. Aksaray, İç Anadolu'nun orta kesiminde, Kapadokya yöresinde yer alan illerimizden biri. Aksaray'ın komşuları; kuzeyde Kırşehir ve Ankara, kuzeydoğuda Nevşehir, güneydoğuda Niğde, batıda ise Konya'dır. Ayrıca kuzeybatıda Tuz Gölü'ne uzun bir sınırı bulunur. Anadolu'nun merkezi bir konumunda bulunan Aksaray'a Türkiye'nin her bölgesinden kara yolu ile ulaşım mümkündür. Aksaray; Kayseri, Konya, Ankara gibi büyük şehirlerle çevrili olduğu için otobüs seferleri ile şehre ulaşmak kolaydır. Aksaray otogarı, şehir merkezinde Hacılarharmanı Mahallesi'nde bulunuyor. Terminalden şehir merkezinin farklı noktalarına ve çevre ilçelere servis/otobüs imkanları mevcut. - İstanbul Aksaray arası yaklaşık 680 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Ankara Aksaray arası yaklaşık 230 kilometre ve 2 saat 30 dakika. - İzmir Aksaray arası yaklaşık 700 kilometre ve 8 saat. - Antalya Aksaray arası yaklaşık 460 kilometre ve 5 saat 40 dakika. - Rize Aksaray arası yaklaşık 800 kilometre ve 10 saat. - Kayseri Aksaray arası yaklaşık 160 kilometre ve 2 saat. Aksaray il sınırları içinde havalimanı bulunmuyor. Aksaray'a uçak yolculuğu yapmak için tercih edebileceğiniz en yakın yer Nevşehir Kapadokya Havalimanı. Nevşehir Kapadokya Havalimanı Aksaray merkez arası yaklaşık 80 km. ve 1 saat uzaklıkta. Bu havaalanı içinde Aksaray'a ulaşım sağlayan servis hizmeti var. Ayrıca araç kiralama ve taksi de kullanabilirsiniz. Aksaray'ı da kapsayan Kapadokya yöresinde ilk izler M. Ö. 7000'li yıllara, yani Neolitik Çağ'a kadar uzanıyor. Bu dönemde Aksaray'da çeşitli yerleşim izlerine rastlanıyor. M. Ö. 3000 ile 2000 yılları arasında, Anadolu'nun bu kesimindeki yerleşimciler Hatti Uygarlığı olmuştur. M. Ö. 1700'lerde ise Anadolu'ya hakim olan Hitit Devleti'nin Aksaray'ı da içine aldığı düşünülüyor. M. Ö. 13. yy'a kadar süren bu hakimiyet sırasında bölgeye yeraltı şehirleri ve tüf tabakalarla kaplı kayalara oyulmuş yerleşim alanları yapılmıştır. 7. yüzyıl sonlarına doğru bölgeye sığınmak için akın eden Hristiyanlar, bu yöredeki yerleşim yerlerinin sayılarını artırmıştır. 1080 yılından sonra Anadolu Selçuklu Devleti'ne katılan Aksaray, bu dönemde Selçukluların askeri üssü konumuma gelmiştir. Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan zamanında Aksaray'a kervansaraylar, medreseler, zaviyeler yaptırılmıştır. II. Kılıç Arslan bölgeye ayrıca büyük bir saray da yaptırmış, bu sarayla birlikte Arkhelais olan kentin ismini Aksaray'a çevirmiştir. Aksaray; İlhanlı, Danişmentli ve Karamanoğulları yönetimlerinin ardından 1470 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na dahil olmuştur. İstanbul fethedildiği dönemde, İstanbul nüfusunun büyük bölümü yöreyi terk etmişti. Fatih Sultan Mehmet'in talimatıyla, İstanbul'dan boşalan nüfusun yerine Aksaray halkının bir bölümü getirilip yerleştirildi. İstanbul'da bulunan Aksaray semtinin ismi de buradan gelmektedir. Aksaray, Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar Karaman'a bağlı bir kaza, Kanuni'den sonra ise Konya'ya bağlı bir sancaktı. 1920'de il olan Aksaray, 1933 yılında il olmaktan tekrar çıkartılıp Niğde'ye bağlı bir ilçe olmuştur. Sonraki 56 yıl boyunca Niğde'nin bir ilçesi olan Aksaray, 15 Haziran 1989 yılında ise tekrar il olarak kabul edilmiştir. Nüfus: Aksaray'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 420 bin kişidir. - Ağaçören - Eskil - Gülağaç - Güzelyurt - Ortaköy - Sarıyahşi - Sultanhanı Aksaray il topraklarının yarıya yakın bölümü tarım arazisi için uygundur ve il nüfusunun dörtte üçüne yakın kesimi tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlar. Aksaray'da üretilen tarım ürünleri ağırlıklı olarak; baklagiller, endüstriyel bitkiler, başta buğday olmak üzere hububat çeşitleri ve sebze-meyve üzerinedir. Hayvancılık alanında ise koyun yetiştiriciliği ilk sırayı alır. Bunun dışında az da olsa tiftik ve kıl keçisi ile kümes hayvancılığı yapılır. Aksaray, sanayi üretiminde ise henüz gelişme aşamasındadır. Tarıma dayalı gıda sanayi, maden sanayi, otomotiv sanayi, metal eşya ve makine imalatı sanayi gibi dallarda üretim yapılır. Ayrıca küçük beldelerde halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. Yaklaşık bin metre rakımda bulunan Aksaray topraklarının büyük bölümü düzlük arazidir. Özellikle kuzey-güney ekseni boyunca şehir boydan boya büyük ovalarla kaplıdır. En önemli iki yükseltisi Hasan Dağı ve Ekecik Dağı'dır. Bir bölümü Tuz Gölü havzasında bulunan Aksaray, deniz etkisinden tamamen uzaktır ve karasal iklime sahiptir. Aksaray'da gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı yüksektir. Kış mevsimleri oldukça soğuk ve yağışlıdır. Yazlar ise sıcak ve kurak geçer. Aksaray'ın bitki örtüsü mera, otlak ve çayırlarla kaplıdır. Toprakları tarım arazisi olarak kullanılmaya son derece elverişlidir. Aksaray'ın kuzeybatı sınırını çeviren Tuz Gölü, Türkiye'nin en büyük ikinci gölüdür. Bu göl dışarıya akıntısı bulunmayan kapalı bir havza gölü özelliği taşır. Toplam yüz ölçümü 1500 km olan Tuz Gölü'nün 400 km 'lik kısmı Aksaray il sınırları içinde yer alır. Aksaray ilinin en büyük geçim kaynaklarının hayvancılık ve başta buğday olmak üzere hububat üretimi üzerine olduğunu belirtmiştik. Bu durum Aksaray mutfağının daha çok et, süt ve buğday ile yapılan yiyeceklerle şekillenmesini sağlamış. Mesela Aksaray yöresel yemeklerinde yufkanın yeri ayrıdır. Börek çeşitleri, erişte, çörek ve sıkma gibi ürünler oldukça lezzetlidir. Aksaray'ın bağ bahçelerinde yetişen zengin sebze meyve türleri de Aksaray mutfağını çeşitlendirir. - Bamya Çorbası - Sıkma - Aksaray Tava - Soğanlama - Mantarlı Bulgur Pilavı ve Kuskus Pilavı - Papara - Çiğleme - Karıştırma - Dolma Mantı - Sarığı Burma - Dolaz - Soğan Dolması ve Ayva Dolması Aksaray ilimizde 2006 yılında kurulmuş olan Aksaray Üniversitesi yer alıyor. Aksaray Üniversitesi'nin kampüsü şehir merkezine yakın konumda ve ulaşım sorunu bulunmuyor. KYK ve özel yurt imkanları oldukça iyi. Aksaray ilinin, sahip olduğu toprak yapısı nedeniyle ağaç yetiştirmeye çok uygun bir arazisi yok. Bu nedenle bol ağaçlı, yeşillikler içinde bir kampüs beklentiniz olmasın. Ama kampüsün düzenli, estetik ve temiz bir çevre düzenlemesi var. Aksaray küçük bir şehir ve sosyal imkanlar kısıtlı. Her küçük şehirde olduğu gibi burada da öğrencilerin genel olarak vakit geçirdikleri bir mecburiyet caddesi var. Merkezdeki Kafeler Caddesi. Aksaray'da öğrencilerin okuldan arta kalan zamanlarda takıldıkları mekanlar hep bu kesimde. Ayrıca doğa ve tarih turlarına ilginiz varsa, Kapadokya gibi müthiş bir coğrafyaya çok yakın konumdasınız. Günübirlik olarak Niğde, Nevşehir ve Kayseri gibi çevre illere gidebilirsiniz. Ayrıca Ankara, Konya, Adana ve Mersin gibi illere de oldukça yakındır. Aksaray klasik bir memur şehridir. Merkezi, ilçelerine göre daha uygun ve avantajlıdır ama ilçeleri arasında da büyük farklar yoktur. Memurlar için söylemek gerekirse, Aksaray'da en fazla olumlu yorum alan ilçeler Güzelyurt ve Gülağaç'tır. Genelde memurların birbirlerine tavsiye ettikleri bölgeler buralar ve merkez oluyor. Aksaray'ın kışı çok serttir, yazları da epey kurak geçer. Tam bir karasal iklim şehridir yani, ortası yok. Aksaray ucuz mu, pahalı mı? Ekonomik anlamda ise Aksaray'a ucuz ya da pahalı bir şehir demek biraz yanıltıcı olur. Aksaray ev ve yurt kiraları, ulaşım ve temel ihtiyaç giderlerinde ortalama bir Anadolu şehridir. Ne eksik, ne fazla. Şehir dışına çok fazla çıkmadığınız müddetçe Aksaray'da hem öğrenci hem memur kesimi için tasarruflu bir hayat sürdürülebilir. Ama muadillerine göre çok da ucuz diyemeyiz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/alanyada-gezilecek-en-guzel-yerler-plajlar/", "text": "Tarihin, denizin ve harika doğanın bir araya gelerek oluşturduğu toprakların adı; Alanya.. Yüksek dağlar ile denizin arasındaki düzlüğe kurulmuş bir şehir. Şehre yaklaşırken, yol kenarlarındaki yüzlerce sera bahçesini görünce, Alanya'nın ülke ekonomisine sağladığı katkıya da şahit oluyorsunuz. Sahil boyunca dizili olan portakal, limon, palmiye ve hurma ağaçları, bu güzel tatil beldesine \"Hoş geldiniz\" diyor adeta. Binaların arasından yükselen palmiye ve çam ağaçları şehre çok farklı bir hava kazandırıyor. Alanya; medeniyetin betonlaşmadan ibaret olmadığını, \"şehirleşme sanatı\" olduğunu da lisan-ı hal ile gözler önüne seriyor. Dilerseniz Antalya'nın önemli ilçelerinden biri olan Alanya'nın, merkez ve çevresinde gezilecek en güzel doğal ve tarihi yerlerini birlikte inceleyelim. Alanya; mağaraları, kaleleri, antik kentleri ve plajlarıyla, gezmekle bitiremeyeceğiniz, ülkemizin doğa cennetlerinden biridir. Önce Alanya'nın doğal ve tarihi yerlerine bir göz atalım. Çay denince akıllara genellikle ufak bir akarsu gelirken, Alanya Dimçay olanca heybetiyle geniş bir vadi üzerinden akmaktadır. Fakat son yıllarda suyun azaldığı konusunda yerli halktan şikayetler duyuluyor. Buna gerekçe olarak da çayın çevresinde bulunan işletmeler gösteriliyor. Dim Çayı'nın suyu oldukça soğuktur. Soğuk ve serin suların kıyısına kurulmuş çardaklarda sıcacık ve lezzetli yemekleri tadabilirsiniz. Vadi boyunca akan ve Tosmur Mahallesi'ndeki sahilden denize ulaşan çayın çevresinde alabalık yiyebilirsiniz. Dim Çayı'na gelmişken baraj kıyısına kadar çıkmanızı da tavsiye ederiz. Mekan yazın ayrı, kışın ayrı doğal güzelliklere sahip. Kışın işletmeler kapalı olsa da, manzaranın hatırına gelinebilir. Aslında Alanya'da mağara denilince akla ilk önce Damlataş Mağarası gelir. Çünkü merkezi bir konumda olması sebebiyle oldukça popülerdir diyebiliriz. Ama Dim Mağarası, Damlataş Mağarası'ndan daha derin ve uzundur. Doğallığını yitirmemiş mağarada bulunan sarkıtlar size muazzam bir ortam hazırlıyor. Hele bir de ney çalan görevliye denk gelirseniz çok şanslısınız demektir. Mağaraya ulaşmak için, Alanya merkezin yaklaşık 11 km. doğusunda bulunan Kestel beldesinden ayrılan yoldan sola dönüp, tabelaları takip ederek 6 km. ileride bulunan girişe varabilirsiniz. Dim Mağarası giriş ücreti 2020 yılı için yetişkinlere 18 TL, öğrencilere 7,5 TL. Dim Çayı ve Dim Mağarası'nı ziyaret ettikten sonra, buz gibi sularda yüzmek ve oksijen dolu serin ormanda bir şeyler atıştırmak için Sapadere Kanyonu en ideal yerlerden biri. Betonarme yapılardan uzak, harika manzaraya sahip bu mekan Alanya merkeze 40-45 km. mesafede bulunuyor. Yolu biraz uzun ve zor olsa da gitmenize değer. Mekanın en güzel etkinliği ahşap yolda yürümek olsa gerek. Tabii fotoğraf çekilmek isteyenlerin kalabalığı işin tadını biraz kaçırıyor. Şelale ve kanyon çok büyük değil. Beklentiniz yüksek olmasın. Küçük havuzlarda yüzmek için tedarikli gitmenizi tavsiye ederiz. Cüzi de olsa giriş ücretli. Alanya'nın Demirtaş Mahallesi sınırları içinde bulunan ufak bir mağara. Sapadere Kanyonu yolu üzerinde ve yemyeşil ormanın içinde kalıyor. Rivayete göre ismini, zamanında ailesinden şiddet gördüğü için buraya saklanan bir cüceden almış. Fazla bir beklentiye girmeden, yolunuzun üzerindeyse uğrayabilirsiniz. Sırf Cüceler Mağarası için Alanya merkezden 35 km. yol yapmaya bizce değmez. Giriş için yine ufak bir ücret ödeniyor. Müze kart geçerli değil. Helenistik dönemde inşa edildiği tahmin edilen, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bu \"Yaşayan Kale\", günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmış. Yaşayan kale diyoruz çünkü günümüzde iç kale diye adlandırılan alanlarda ev, cami ve köy ürünlerinin satıldığı butik çarşılar var. Alanya'nın en önemli tarihi eserlerinden biri olan bu yapıtın deniz seviyesinden yüksekliği 250 metre kadar. Alanya Kalesi'ne yakın olmayan bu tarihi eseri özellikle Alanya Kalesi'nden hemen sonra yazmamızın sebebi, bu iki kalenin ziyaretçiler tarafından karıştırılıyor olmasıdır. Ziyaretçi yorumları ile birlikte gezi siteleri de bu karışıklığa dahil olmuş. Alara Kalesi, Alanya'dan Antalya merkeze giderken yol üzerinde, Manavgat ile Alanya'nın hemen hemen ortasına denk gelen bir konumda bulunan Ulugüney Çayı'nın üst kısımlarında, ana yoldan yaklaşık 10 km. kuzeyde bulunuyor. Alanya tarafından yaklaşık 40 km. yol aldıktan sonra ilk olarak sizi Alarahan Kervansaray karşılıyor. Bu muazzam tarihi eseri gördükten sonra kaleye doğru yola devam edebilirsiniz. Özellikle tarih severlere, Selçuklu döneminde yapıldığı rivayet edilen Alarahan ve zirveye oturmuş kaleyi görmelerini tavsiye ederiz. Mekanın biraz bakım ve temizliğe muhtaç olduğunu da buraya not düşmüş olalım. Alanya denince akla ilk gelen yerlerden biridir Damlataş. Hem mağarası hem de plajı ile ünlenmiş olan bu mekan, şehir merkezinde sayılacak bir konumdadır. Buranın en büyük avantajı Kleopatra Plajı, Alanya Kalesi ve teleferik ile iç içe, Kızılkule'ye de çok yakın olmasıdır. 1948 yılında, taş ocağı çalışmalarında tesadüfen bulunduğu söylenen bu mağara, çok büyük olmasa da büyüleyici bir atmosfere sahip. Alanya'ya gittiğinizde kentin sembolü olan Kızılkule'yi de mutlaka görmelisiniz. 13. yüzyıl Selçuklu döneminde, tersaneyi korumak amacı ile inşa edildiği bilinen kale sekizgen yapılıdır. I. Alaaddin Keykubat tarafından, Sinop Kalesi'ni yapan Halepli Ebu Ali Reha El Kettani'ye yaptırıldığı tahmin ediliyor. Kızıl Kule ismini ise üst kısımlarında kullanılan kırmızı tuğlalardan almaktadır. Kızıl Kule surlarını takip ederek gidebileceğiniz Alanya Tersanesi, yine Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat döneminde yaptırılmış ve günümüzde açık müze olarak kullanılıyor. Akşam saatlerine yakın, portakal ağaçlarının kokusu ve denizin serinliği eşliğinde bu tarihi görsel şöleni izlemeden bölgeden ayrılmayın. Butik işletmelerden hediyelik eşya ve gözleme tarzı yiyecekler alabilirsiniz. Karanlık çökene kadar buralarda vakit geçirirseniz, akşam ışıklandırması eşliğinde oluşan güzel atmosferi de yaşamış olursunuz. Alanya'ya gelmişken biraz da farklı eğlenceler ararsanız bu mekan tam size göre. Yunus balıkları ve fokların gösterisi oldukça eğlenceli. Burada bir tırnak açarak; \"İnsanlar güzel güzel eğlenirken, doğadan uzak, esaret halinde yaşayan hayvanların psikolojisi nasıldır?\" diye bir soru sorsak ortamın havasını bozar mıyız? Hatta ikinci olarak da; \"İnsanoğlu eğlenirken, hayvanlar özgürlüklerinden mi oluyor acaba?\" diye sorsak! Tartışmaya açık bir konu. Neyse.. Yeri gelmişken.. İnsanları eğlendirmek için eğitilen gösteri hayvanlarının nasıl büyük sıkıntılar çektiğine şahit olacağınız bir yazımızı da önereceğiz. İlginizi çeken bir konuysa buradan okuyabilirsiniz. Alanya'nın iki önemli antik kenti bulunuyor. Syedra ve Iotape Antik Liman Kenti. Iotape, Mersin istikametinden Alanya'ya giderken, Gazipaşa'yı geçtikten sonra Kahyalar'dan eski sahil yoluna girince, sapaktan birkaç km. ilerde bulunuyor. Alanya merkezden geliyorsanız yaklaşık 33 km. sonra eski yola gireceksiniz. Çok küçük bir koy olduğu için dikkatli bakmanız gerekiyor. Aksi halde \"Tüh! Bulamadım\" deyip geri dönersiniz. Sonra doğru yere gitmenize rağmen \"Nasıl görmeden geri dönmüşüm\" diye hayıflanırsınız. Esasında çok da hayıflanacak bir şey yok. Antik şehrin çok büyük kısmı yıkık vaziyette. Korsanlar Mağarası'nı da görmeden ayrılmayın diyeceğiz ama bölge oldukça bakımsız ve çöp dolu. Denizi güzel olan bu koya sırf sahili için gelenler ve kamp kuranlar da var. Syedra yine D400 karayolu üzerinden gidilebilen harika bir tarihi mekandır. Antalya Antik Kentler yazımızda Syedra Antik Kenti'ne daha detaylı şekilde yer verdik. Okumanızı tavsiye ederiz. Bize \"En güzel Alanya plajları hangisi?\" diye soracak olursanız net bir sıralama yapamayız. Çünkü her birinin kendine özgü artısı ve eksisi bulunabiliyor. Kimi plajın manzarası güzel, kimi plajın kumu, kimi plajın denizi.. Dilerseniz beraber değerlendirelim.. Mavi bayraklı plajlar listesinde yer alan Kleopatra kumsalının en güzel özelliği gün batımı manzarası diyebiliriz. Alanya'nın en güzel plajı burası mıdır? Bilemeyiz.. Ama sanırız en popüleri Kleopatra Plajı. Genel olarak Alanya yerlilerinin ve tatilcilerin en çok tercih ettiği plajlardan biridir. Çabuk derinleşmesi sebebi ile yüzme bilmeyenlerin kıyıdan uzaklaşmaması tavsiye olunur. Kleopatra Plajı, Damlataş Mağarası'na çok yakın bir konumdadır. Ayrıca yukarıda da bahsettiğimiz gibi mağaranın yakınında Alanya kalesine çıkan teleferik de bulunuyor. Özetlemek gerekirse; Kleopatra Plajı, Damlataş Mağarası, teleferik ve Alanya Kalesi.. Dört güzel mekan aynı bölgede yer alıyor. Bu fırsatı değerlendirecek bir plan yapabilirsiniz. Mavi Bayrak, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı'nın belli kriterlere sahip plaj ve marinalara yıllık olarak verdiği ödül. Tarihi Alanya Kalesi eşliğinde denize girebileceğiniz, bölgenin en popüler plajlarından biri. Tatil sezonu oldukça kalabalık olan plaja Eylül, Ekim aylarında gelirseniz daha rahat edersiniz. Hem dalgalı hem de kıyının bazı kesimlerinde kayalıkların olması biraz dezavantaj oluşturuyor. Özellikle çocuklarınız için dikkat edin. Sahil boyunca yürüyüş yolu, park ve bahçelerin olduğu güzel bir mekan. Denizi biraz çakıllı ve kumsalda yer yer kayalar denk gelebilir. Ama bu durum plajın güzelliğine gölge düşürmüyor. Zaman zaman dalgalı olabilen plaj, dalış ve su sporları için ideal. Ayrıca Dim Çayı burada denize karıştığı için sularının soğuk olması da ziyaretçilerin tercih sebeplerinden biridir. Bu arada bazı gezi bloglarında ve yorumlarda ayrı ayrı olarak listelenen Doğu Plajı ile Keykubat Plajı isimli yerler de Portakal Plajı ile aynı noktada bulunuyor. Alanya Belediyesi'nden Portakal Plajı'na kadar uzanır. Merkezi konumda olduğu için tatil dönemlerinde oldukça kalabalık oluyor. Hem yerli halkın hem de yabancı turistlerin plaja akın etmesiyle genelde boş şezlong bulamıyorsunuz. Daha sakin bir ortam yakalamak için sabah erken saatleri tercih etmeniz gerekiyor. Konaklı, Alanya merkeze takriben 12 km. mesafede bulunan gelişmiş bir mahalle. Uzunca bir kumsala sahip olduğu için yerli ve yabancı turistlerin uğrak mekanlarından biri de buradaki sahil oluyor. Gün batımı manzarası ile meşhur olan Konaklı Plajı'nın denizi nasıl diye soranlar için belirtelim. Kimi yeri ince kum, kimi yeri ufak çakıllarla kaplı. Çakıllı olan yerde iskele de var. Bazı yerler çabuk derinleşse de genel olarak ziyaretçileri memnun eden bir plajdır. - Kargıcak Plajı - Ulaş Plajı - İncekum Belediyesi Halk Plajı - Mahmutlar Belediyesi Halk Plajı Ayağınıza rahat bir spor ayakkabı giyin. Gün sonundan biraz zaman önce teleferiğe gelin. Biraz zaman diyoruz, çünkü gün batımında sıra çok olabiliyor. Hem denize yansıyan güneş ışığının parıltısını izleyin hem de günün en serin zamanlarında Alanya Kalesi'ni keyifli bir şekilde ziyaret edin. Dilerseniz yanınıza soğuk içecekler alabilirsiniz. Kimine göre teleferik fiyatları fahiş olabilir ama tatil beldelerinde bu tarz hizmetler genelde yüksek fiyatlı oluyor. Tabii belediyenin bir hizmeti olması sebebi ile kurum biraz daha ziyaretçi dostu olabilirdi. Çarşı ile sahil arasında, Alanya Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılmış güzel bir yürüme parkı. Havuzlar, ağaçlar, çiçekler ve süslemeler oldukça başarılı. Merkezden sahile doğru şöyle bir tur attığınızda dikkatinizi çekecek zaten. Esasında bu tarz başka yerler de var Alanya'da. Ama burası biraz daha popüler diyebiliriz. Otelden çıkıp öylesine bir gezinti yapalım diyenler için iyi bir fırsat. Çarşıda, biraz yukarıda büyükçe \"Alanya\" yazını göreceksiniz. Bu yazıya doğru dik rampayı çıktığınızda seyir terasına varacaksınız. Çay bahçelerinin de olduğu mekan fotoğraf sevenler için ayrıca bir fırsat. Kuş bakışı Alanya manzarası gündüz ayrı gece ayrı güzel. Alanya'nın gezilecek tarihi ve doğal yerleri, antik kentleri, en güzel plajları kısaca böyle. Peki ya Alanya otelleri? Alanya, hem deniz hem de kültür turizmi için çok güzel bir gezi noktası. Özellikle deniz tatili için birbirinden harika tesislere sahip. Yüzlerce otele ev sahipliği yapan Alanya'da siz de kendi bütçe ve zevkinize göre otel bulabilirsiniz. Bunun için aşağıda linkini verdiğimiz yazıdaki uygulamaları ve web sayfalarını kullanabilirsiniz. İster online ödeme ile rezervasyon yaptırın, ister konaklama ücretinizi tesise vardığınızda ödeyin. Tüm bilgileri ve otel değerlendirmelerini kullandığınız uygulamada detaylıca görebileceksiniz. Seçiminize bağlı olarak, otellerin birçoğunda konaklama tarihinize 24 saat kalıncaya kadar rezervasyonunuzu iptal de edebiliyorsunuz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/amasya-nasil-bir-yer-amasya-hakkinda-bilgi/", "text": "Amasya.. Yıldırım Bayezid, Mehmed Çelebi, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim gibi Türk ve dünya tarihine damgasını vurmuş sultanların yetiştiği şehzadeler şehri.. Binlerce yıllık geçmişi ile Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir burası. Yeşilırmak gibi bereketli suların etrafına kurulu Amasya, tarihi yapıları, renkli doğası, yöresel ve kültürel değerleri ile ülkemizin en özgün ve en güzel şehirlerindendir. Antik Yunanlı ünlü tarihçi, filozof ve dünyanın bilinen ilk coğrafyacılarından birisi olan Strabon'un doğup büyüdüğü topraklardır. Gazi Mustafa Kemal'in 22 Haziran 1919'da \"Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır\" diyerek ilan ettiği Amasya Genelgesi'ni yayımlayıp, Kurtuluş Mücadelesi'ni resmi olarak başlattığı yerdir Amasya. Peki yaşayan bir tarih ve kültür mozaiği olan Amasya nasıl bir şehir? Amasya'da öğrencilik ve memur hayatı nasıl? Amasya mutfağındaki lezzetli yöresel yemekler neler? Kısa başlıklar halinde Amasya'yı tanıyalım. Ama öncesinde bu şehirle özdeşleşmiş, ünlü bir halk destanını anlatmak istiyoruz. Hakkında kitaplar yazılan, filmler çekilen, tiyatro oyunları sahnelenen Ferhat ile Şirin'in hikayesi. Ferhat ünlü bir nakkaş ustasıdır. Dönemin kadın hükümdarlarından birisi olan Mehmene Banu, kardeşi Şirin için bir köşk inşa ettirir ve bu köşkün süslemelerini yapmak için nakkaş ustası Ferhat'ı çağırır. Mehmene Banu, Ferhat'ı sevmektedir. Fakat Ferhat da gönlünü Şirin'e kaptırmıştır. Mehmene Banu bu ikilinin ilişkisine şiddetle karşı çıkar. Ferhat bir yolculuk sırasında Amasya'nın hükümdarı Hürmüz Şah ile tanışır. Ona bu olayı anlatır ve yardımını ister. Hürmüz Şah, Mehmene Banu'ya giderek Şirin'i Ferhat'a ister. Mehmene Banu teklifi reddeder ve iki hükümdar birbirlerine savaş açarlar. Bu savaş sırasında Hürmüz Şah'ın oğlu da Şirin'e aşık olmuştur. Savaş sonunda yenilgiye uğrayan Mehmene Banu bölgeyi terk edip gider. Şirin ise Amasya'ya getirilir. Oğlunun da Şirin'i sevdiğini öğrenen Hürmüz Şah, Ferhat ile Şirin'in evliliği konusunda sıkıntıya düşer. Ferhat ise Şirin'e olan aşkının gücüyle bu görevi beklenmedik şekilde başarmak üzeredir. Hürmüz Şah bu işi çözemediği fark edince yaşlı bir kadınla Ferhat'a haber gönderir ve Şirin'in öldüğünü iletir. Ferhat bu yalan habere inanarak kahrolur. Yaşadığı acı ile ölmek ister. Dağı delmek için kullandığı külüngü havaya fırlatır ve külüngün üzerine düşmesiyle oracıkta ölür. Bu haberi alan Şirin de kendini hançerleyerek intihar eder. Bu iki aşık Amasya'da yan yana gömülür. İnanışa göre her yıl bahar geldiğinde Ferhat'ın mezarında kırmızı, Şirin'in mezarında ise beyaz bir gül, ikisinin arasında ise bir diken çıkmaktadır. Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi'ni Amasya merkeze gittiğinizde ziyaret edebilirsiniz. Amasya, Karadeniz Bölgesi'nin orta kesiminde yer alıyor. Amasya'nın komşuları; kuzeyde Samsun, güneyde Yozgat, batıda Çorum, doğuda ise Tokat'tır. Karadeniz ile İç Anadolu Bölgesi arasında, ana yol bağlantıları üzerinde bulunan Amasya'ya kara yolu ile ulaşım oldukça rahattır. Türkiye'nin birçok ilinden Amasya'ya giden otobüs seferi bulabilirsiniz. Amasya otogarı şehir merkezinin içinde bulunuyor. - İstanbul Amasya arası yaklaşık 690 kilometre ve 8 saat. - Ankara Amasya arası yaklaşık 350 kilometre ve 4 saat 20 dakika. - İzmir Amasya arası yaklaşık 1000 kilometre ve 11 saat. - Antalya Amasya arası yaklaşık 830 kilometre ve 10 saat. - Gaziantep Amasya arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Van Amasya arası yaklaşık 950 kilometre ve 12 saat. Amasya Merzifon Havalimanı şehir merkezine yaklaşık 45 km., Merzifon'a ise 6 km. uzaklıkta bulunuyor. Bu havalimanı bulunduğu konum itibariyle Tokat, Çorum ve Samsun illerinin bazı ilçelerine de hizmet vermekte. Amasya Merzifon Havalimanı İstanbul arasında düzenli olarak uçuş seferleri yapılıyor. Havalimanı ile Amasya merkez arasında özel servis, taksi ve araç kiralama hizmetleri bulabilirsiniz. Amasya, Samsun Kalın Demiryolu Hattı üzerinde bulunuyor. Bu bölgesel tren hattının yenileme çalışmaları henüz tamamlanmış değil (2020). Önümüzdeki yıllarda çalışmanın sona ermesiyle Amasya iline tren ile ulaşım sağlanabilecek. Amasya Tren Garı şehir merkezinin içinde yer alıyor. Eski kaynaklarda Amasis/ /Amaseia/Amassia ve Amasia isimleri ile anılan Amasya ilinin bilinen tarihi M. Ö. 5000'li yıllara kadar uzanmaktadır. Amasya sınırları içerisinde Kalkolitik Çağ'a (M. Ö. 5500-3000) ait yerleşim yerleri bulunmuştur. Erken Tunç Çağı'nda (M. Ö. 3000-2500) ise bu yerleşim yerlerinin sayısı çoğalmıştır. Mezopotamya yazılı belgelerine göre Amasya yöresi Orta Tunç Çağı'nda (M. Ö. 2500-2000) Hatti Ülkesi sınırlarında bulunmaktadır. Daha sonra Hititlerin Anadolu'ya hakim olması ile şehir Hitit Krallığı'na dahil olmuştur. M. Ö. 1190'lı yıllarda Hititlerin hakimiyeti sonlanınca Amasya'nın da dahil olduğu Orta Anadolu bölgesinde, yaklaşık 400 yıla yakın sürecek olan ve hakkında fazla bilgi bulunmayan bir Karanlık Çağ dönemi yaşanmıştır. Amasya daha sonra M. Ö. 725'li yıllardan itibaren sırasıyla Frigler, Kimmerler, İskitler, Medler, Pers İmparatorluğu ve Makedonya Krallığı egemenliğine girmiştir. Büyük İskender'in ölümünün ardından parçalara ayrılan bölgede kurulan Pontus Devleti, Amasya'yı sınırlarına dahil etmiş ve başkent yapmıştır. Bu süreçte, özellikle VI. Mithridatis zamanında kent bir kültür merkezi haline gelmiştir. Pontus Devleti yıkıldıktan sonra Amasya, Roma ve Bizans İmparatorluklarında eyalet olarak varlığını devam ettirmiştir. 1071 yılında Malazgirt Savaşı ile birlikte Anadolu'yu ele geçiren Türkler, Amasya'yı da topraklarına dahil etmiştir. Önce Danişmendliler Beyliği daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlanan Amasya, Selçukluların 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı sonrası güç kaybetmesi ve Moğolların istilası ile bir dönem Eretna Beyliği'ne dahil olmuştur. Osmanlı Devleti'nin bölgede yayılmaya başlamasıyla Amasya, 1393 yılında Osmanlı topraklarına katılmış ve şehrin yönetimine Şehzade Çelebi Mehmed getirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde I. Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim gibi birçok padişah Amasya'da şehzadelik yapmıştır. Bu nedenle Amasya, Osmanlı tarihi için büyük öneme sahip bir ilimizdir. Amasya aynı zamanda Kurtuluş Savaşı yıllarında da önemli konuma sahip illerimizden biri olmuştur. Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'da başlayan Milli Mücadele yürüyüşü, 12 Haziran 1919'da Amasya'ya ulaşmıştır. Burada Milli Mücadele'nin planları hazırlanmış, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin yapılmasına karar verilmiştir. 22 Haziran 1919 tarihinde yayımlanan 'Amasya Genelgesi'yle Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasındaki en önemli adımlar burada atılmıştır. Nüfus: Amasya'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 340 bin kişidir. - Göynücek - Gümüşhacıköy - Hamamözü - Merzifon - Suluova - Taşova Amasya'nın en önemli ekonomik faaliyetleri tarım üzerinedir. Özellikle burada yetişen 'Amasya Elması' ülkemiz çapında en meşhur meyvelerden biridir. Amasya'daki tarım faaliyetlerinde yetiştirilen diğer ürünler ise sera domatesi ve salatalığı, biber, patlıcan, fasulye, bamya, kabak, karnabahar, lahana, patates, soğan, şeker pancarı, ayçiçeği, mısır, buğday, haşhaş, yeşil mercimek, kiraz, kayısı, üzüm, şeftali, armut, ayva ve eriktir. Süt ve besi amaçlı büyükbaş-küçükbaş hayvancılık faaliyetleri de Amasya'nın önemli gelir kaynaklarındandır. Ayrıca kümes hayvancılığına yapılan yatırımların çoğalması ile yumurta üretiminde de Türkiye'nin önemli illerinden biri haline gelmiştir. Tarım ve hayvansal ürün ticaretinin dışında, kısıtlı da olsa şehrin ekonomisine hareketlilik katan diğer sektörler; mermer öncelikli sanayi işletmeleri ve turizm sektörüdür. Karadeniz ve İç Anadolu Bölgesi arasında kalan Amasya'da iki farklı iklim tipi hakimdir. Şehrin kuzeyinde Karadeniz iklimi yaşanırken güney kesimlerde belirgin şekilde karasal iklim etkileri görülür. Yaz aylarının sıcak geçtiği Amasya'da kışlar ılıman ve bol yağışlıdır. Amasya hem birçok dağın hem de Yeşilırmak Nehri'nin ana kollarının birleştiği bölgede olduğu için genel olarak kıvrımlı ve bol engebeli bir yüzeye sahiptir. Yeşilırmak sayesinde il verimli ovalara da ev sahipliği yapar. Özellikle bahar aylarında yağışların çoğalmasıyla gürleşen Yeşilırmak, Amasyalı çiftçilere oldukça bereketli alanlar sunar. Nehir şehrin tam anlamıyla can damarıdır. Büyük bölümü dağlık alanlardan oluşan Amasya'nın ormanlık alanları genelde Taşova ilçesi civarında yoğunlaşmıştır. Amasya, endemik bitkiler yönünden de oldukça zengin türler barındırır. Şehirde yapılan 'Biyolojik Çeşitlilik Projesi' sonucunda Türkiye florasının 6'da 1'ine yakın bitki taksonunun Amasya'da bulunduğu gözlemlenmiştir. Amasya çok köklü bir tarihe sahip. Bu sayede şehirde oluşmuş zengin kültür yapısı Amasya mutfağını da çok çeşitlendirmiş. Aynı zamanda verimli toprakları ve bitki örtüsü de Amasya'nın yöresel lezzetlerini geniş bir yelpazeye yaymış durumda. Karadeniz ve İç Anadolu'nun ortasında bulunması nedeniyle Amasya yemekleri bu iki yörenin lezzetlerini de kapsıyor. Sebze yemeklerinden çorbalara, hamur işlerinden et yemeklerine kadar kendine has ve lezzetli bir menüye sahip Amasya mutfağı. Ayrıca yetiştirdiği şehzadeler ile ünlü olan Amasya'da Osmanlı saray mutfağı etkileri de görmek mümkün. Şehrin en popüler yiyeceği ise şüphesiz elmadır. 'Misket Elması' olarak bilinen bu elma çeşidi kendine özgü bir tada ve kokuya sahiptir. Amasya misket elması boyut olarak ufak, bir yüzü kırmızı, diğer yüzü yeşile çalan sarı renkte, ince kabuklu, tatlı ve suludur. Çok lezzetli olan Amasya elması sert ve dayanıklı, uzun süre saklamaya elverişlidir. Bir de misket elmasının aşı yapılmış ve daha iri olan türü vardır. Bu elmaya da 'Kabak Elması' adı verilir. Amasya'ya yolu düşecekler için bölgenin yöresel lezzetlerini ve meşhur Amasya yemeklerini sıralayalım. - Çatal Çorba, Helle Çorbası ve Sakala Çarpan Çorbası - Bakla Dolması ve Göbek Dolması - Amasya Çöreği - Keşkek - Dene Hasudası - Ayva Gallesi - Elma Tatlısı - Kalburabastı - Gömlek Kadayıfı - Mumbar ve İşkembe - Pastırmalı Pancar - Patlıcan Pehli - Kuymak - Peluza Bu şehrimizde 2006 yılında kurulan Amasya Üniversitesi bulunuyor. Amasya Üniversitesi, merkezi tek kampüste toplanmış bir okul değil. Farklı kampüslerle şehrin farklı bölgelerine dağılmış bir üniversite. Ama şehir yapısı geniş bir alana yayılmadığı için genel olarak bütün fakülteler birbirine yakın sayılır. Amasya, Yeşilırmak Nehri kenarına kurulu birkaç geniş caddeden oluşan, orta büyüklükteki illerimizden biridir. Ne çok büyük, ne de köy/kasaba diyebileceğiniz kadar ufak bir şehir. Doğası ve tarihi yerleri oldukça zengin, yaşanılabilir, huzurlu, güvenli ve sakin bir şehirdir. Amasya pahalı mı? Burası hem memur hem öğrenciler için ekonomik bir şehir. Eğer büyük şehirlerde yetiştiğiniz için küçük yerlerde depresyona girmek gibi bir huyunuz yoksa Amasya'yı kesinlikle çok seversiniz. Şehir bir uçtan bir uca yürünecek kadar kısa mesafede kuruludur. Ulaşım ve konaklama sorunu yaşamazsınız. Öğrenciler için KYK yurtları var ama erken davranmazsanız özel yurt ya da eve çıkma seçeneklerini değerlendirmeniz gerekebilir. Çünkü sayıları çok fazla değil. Şehrin hareketli ve yoğun kısmı Yeşilırmak kenarı boyunca uzanan caddeleridir. Devasa kayalıklar arasına kurulu bu bölge biraz Orta Dünya'yı andırıyor. Amasya evleri, müzeleri ve kaya mezarları ile gerçekten tarih kokan bir coğrafya. Geldiği ilk sene yatay geçiş planları yapıp büyük şehirlere gitme hayalleri kuran birçok öğrenci Amasya'ya çok kısa sürede alışır ve benimser."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/amazon-ormanlari-gezi-rehberi-nasil-gidilir/", "text": "Güney Amerika'da bulunan Amazon Yağmur Ormanları dokuz ülke sınırları içerisinde uzanmakta. Yani Amazon Ormanları Gezi Turları'na katılmak isterseniz ilk önce bu dokuz ülkeden birine yolculuk yapmanız gerekiyor. Bu ülkelerden yedi tanesi Türkiye'den vize talep etmiyor. İki ülkeye girmek içinse vize almak gerekiyor. - Brezilya - Peru - Kolombiya - Venezuela - Ekvador - Bolivya - Guyana - Surinam - Fransız Guyanası Guyana ve Fransız Guyanası hem vize gerekliliği hem de diğer ülkelere göre biraz daha pahalı seçenekler sunması nedeniyle, özellikle sırf Amazon Turu yapmak için pek tercih edilecek ülkeler değil. Bu dev ormanın en büyük kısmı %60'la Brezilya sınırları içerisinde. Peru ve Kolombiya dışındaki ülkelerde ise sadece kısmen bu ormanlar yer alıyor. Amazon Yağmur Ormanları için gezi turu arıyorsanız ilk tercih olarak Brezilya Amazonları, daha sonrasında ise Peru ve Kolombiya Amazonlarını düşünebilirsiniz. Amazonlardaki yerleşim yerlerinin çok büyük kısmı bu yağmur ormanlarının ortasından geçen Amazon Nehri kıyısınca uzanmıştır. Peru'daki And Dağları'nın zirvesinden doğup kıta boyunca 6.400 km. uzanan Amazon Nehri, Brezilya'nın doğu kıyısından Atlas Okyanusu'na dökülüyor. Nehir kenarındaki yerleşim yerleri ilkel kabileler şeklinde değil günümüz modern yaşamına geçmiş topluluklardan oluşmakta. Yani Amazon Nehri kıyısında büyük bir kazan etrafında dans edip şarkılar söyleyen çıplak insanlar beklemeyin. 'Amazon Yerli Kabileleri' bu ormanın daha iç bölgelerinde yer alıyor. - Amazon Ormanları Gezilecek Yerler - Brezilya Amazonları Manaus - Peru Amazonları - Kolombiya Amazonları - Leticia'ya Nasıl Gidilir? - Bolivya Amazonları - Rurrenabaque - Rurrenabaque Nerede? Nasıl Gidilir? - Madidi Ulusal Parkı - Ekvador Amazonları - Fransız Guyanası Amazon Bölgesi - Surinam Amazon Bölgesi - Guyana Amazon Bölgesi - Venezuela Amazon Bölgesi Şimdi bu konulara kısa kısa biraz değinelim. Birincisi bu ormanlar bildiğimiz ormanlar gibi bir zemine ve araziye sahip değil. Büyük kısmında tarlada yürür gibi yürüyecek bir ortam yok yani. İkincisi ise tehlikeli olması. Zemininin yüzde 20'sine hiçbir zaman güneş ışığı ulaşmayan sıklıkta bir ormandan bahsediyoruz. Bataklıklar, zehirli bitkiler, ölümcül hayvanlarla dolu bir ortam. Küçücük bir sivrisinek ısırığından ömür boyu felç kalma ihtimaliniz var. Aynı zamanda dış dünyadan gelen misafirleri hiç hoş karşılamayan yerli kabileler mevcut. Doğal tehlikeler dışında, Amazon Nehri üzerinde ve orman içerisindeki gizli bölgelerde yoğun bir uyuşturucu trafiği olduğu söyleniyor. Bu sadece bilinen ve duyulan kısım. Kim bilir hiç bilmediğimiz daha ne tehlikeler mevcut. Yani \"Hadi beyler Amazon'a gidip bi' mangal çevirelim\" deme şansınız yok. Ha gidersiniz belki ama bu seferde geri döner misiniz onun garantisi yok! Zaten Brezilya hükümeti bu toprakların büyük kısmını koruma altına alarak giriş yasağı getirmiş durumda. Koruma altında diyoruz demesine ama Amazon ormanlarında her yıl çıkan yangınlar küçük bir ülkeyi haritadan silecek kadar büyük boyutlara ulaşabiliyor. Ayrıca ormanda kaçak yollarla sürekli kesim yapan, her yıl binlerce futbol sahası büyüklüğünde ağaçlık kesimi yok eden kaçak işçilerin ve çiftçilerin sonu getirilemiyor. Amazon ormanlarında, sadece 2019 yılının ilk yarısında 74 bin farklı yangın çıkmış ya da çıkartılmış! İnsanoğlu olarak bu muhteşem ormanları yok etmekte son derece karalıyız gibi duruyor. Eğer hala ayaktayken Amazonları gidip görmek isterseniz hangi ülkelere ve bu ülkelerin hangi bölgelerine gitmeniz gerekiyor tek tek inceleyelim. Amazon ormanlarının yarısından fazlasını içinde barındıran ülke Brezilya. Yağmur ormanlarını görmek için ilk ve en uygun seçenek burası. Brezilya'nın Amazonas eyaletindeki Manaus şehri bu bölgenin en büyük şehri ve başkenti konumunda. Bütçe açısından değerlendirecek olursak da yine en uygun yer Manaus olur diye düşünüyoruz. Brezilya Amazon Turu kapsamında ziyaret edebileceğiniz en iyi yer olan bu şehri Manaus Gezi Rehberi yazımızda detaylı şekilde inceledik. Amazon ormanları gezisi için en ideal ülkelerden biri de Peru. Doğu sınırı boydan boya Amazon ile çevrili Peru'ya gitme sebebinizin sadece Amazon gezisi olmasına gerek yok. Çünkü dünyanın yeni 7 harikasından biri olan Machu Picchu başta olmak üzere Peru, tüm dünya gezginlerini cezbeden muhteşem yerler barındırıyor. Peru Amazonları için en çok tercih edilen iki merkezi nokta bulunuyor. Kuzey kesimdeki Iquitos ve Güney bölgedeki Puerto Maldonado şehirleri. Bu iki şehri içeren Peru Amazonları Gezi Rehberi yazımız için sizi şöyle alabiliriz. Kolombiya'daki yağmur ormanlarının turistik olarak en popüler iki bölgesi bulunuyor. - Leticia - Puerto Narino Leticia şehri ve Puerto Narino kasabası birbirlerine çok yakın konumdalar. Leticia, Kolombiya'nın en güney ucunda, Brezilya, Peru ve Kolombiya sınırlarının tam birleştiği yerde. Puerto Narino ise buraya tekneyle iki saate yakın bir uzaklıkta, daha batıda kalıyor. Buraya başta Peru-Iquitos ve Brezilya-Manaus'tan olmak üzere Amazon Nehri üzerindeki şehirlerden gemilerle ulaşabiliyorsunuz. Aynı zamanda şehirde havalimanı da bulunuyor. Bogota, Cali, Medellin gibi Kolombiya içinden buraya sık sık yapılan uçak seferleri var. Yine Peru'dan haftanın belirli günleri uçak bulabilirsiniz. Leticia ile bitişik olan sınır komşusu ise Brezilya'nın Tabatinga şehri. Bu iki şehir arasında sınır geçişi olmadan gidip gelebiliyorsunuz. Ama Brezilya kesimi pahalıdır. Leticia konaklama için daha iyi bir seçenek. Leticia ve Puerto Narino'da diğer Amazon bölgelerinde olduğu gibi günübirlik ya da konaklamalı Amazon Turları bulunuyor. Pirana avı, yerli ziyaretleri, yürüyüş rotaları var. Leticia, Brezilya'nın Manaus ve Peru'nun Iquitos şehirlerinden sonra Amazon seyahatlerinin yapıldığı en popüler üç şehirden biri. Bolivya Amazon Turu için en popüler bölge ülkenin kuzeyinde bulunan Rurrenabaque kasabası. Burada turlar iki bölüme ayrılmış durumda. Biri Pampas Turu denilen, daha çok vahşi hayvanları görmeye yönelik yapılan geziler. Diğer ise Jungle Tur. Bu da adı üzerinde yağmur ormanlarını keşfetmeye yönelik daha çok doğa yürüyüşü ve tekne gezisi şeklinde olan bir tur. Pampas turun farkı diğerine göre biraz daha ekonomik olması. Burası Bolivya'nın kuzeyinde yer alan Beni Nehri üzerine kurulu küçük bir kasaba. Yağmur ormanlarının harika bir parçası olan Madidi Ulusal Parkı'nı içinde barındırdığı için Bolivya Amazonları ziyaretinin merkez noktalarından biri. Rurrenabaque, başkent La Paz'ın 400 km. kadar kuzeyinde yer alıyor. La Paz'da bulunan El Alto Uluslararası Havalimanı'ndan 45 dakika süren uçuşlar mevcut. Kara yolu ile gitmek isterseniz yine La Paz'dan bu bölgeye otobüsler var. Yol 400 km. olsa da Bolivya'nın şehir içi yollarının bile çok kötü olduğunu düşününce buraya giden yolun nasıl olabileceğini az çok tahmin edersiniz. Yol en ihtimalle 14-16 saat arası sürüyor ve epey tehlikeli kısımları var. Bu park Rurrenabaque kasabasından teknelerle yaklaşık 2-3 saatlik uzaklıkta yer alıyor. 19 bin km alanı kaplayan Madidi Ulusal Parkı dünyada koruma altında tutulan en büyük parklardan bir tanesi. Binlerce farklı hayvan türü ve on binlerce çeşit bitki barındırıyor. Rurrenabaque'den alacağınız turlar ile parka ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Daha önceden La Paz, Sucre gibi şehirlerden de bu turları alabilirsiniz ama Rurrenabaque'den almanız fiyat açısından daha avantajlı olabilir. Bu turlar yine genelde 3-4 günlük paketler şeklinde oluyor ve yukarıda belirttiğimiz gibi Pampas Tur Jungle Tur olarak ikiye ayrılıyor. Madidi Milli Parkı bitki ve hayvan çeşitliği bakımından dünyadaki en eşsiz bölgelerden bir tanesi. Bolivya Amazonları için alternatif bir seçenek, ülkenin en kuzeyindeki Madre De Dios Nehri üzerinde kurulu olan Riberalta şehri. Bu şehrin batısından yer alan Manuripi Amazon Kırsalı adında yine koruma altından özel bir bölge bulunuyor. Burası tam Brezilya, Peru ve Bolivya Amazon ormanlarının kesiştiği noktada. Amazon Nehri üzerinden ya da havayolu ile ulaşım sağlanabiliyor. Ayrıca Bolivya'nın doğu sınırında bulunan, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Noel Kempff Mercado Ulusal Parkı ve Rios Blanco y Negro Kırsalı yine kısmi olarak yağmur ormanlarını barındırıyor. Bu iki bölge de muhteşem bir doğaya sahip olamalarına rağmen ulaşım zorluğu nedeniyle turistlerin çok sık uğrak noktası olmuyorlar. Gezi blogu yazılarında bu iki bölgeden pek bahsedilmez. Eğer yeni yerler keşfetme duygusuna sahipseniz, Bolivya'nın doğu sınırını bir kenara not edin deriz. Ekvador'un doğu sınırında, yağmur ormanlarının kısmen uzantısı bulunuyor. Ayrıca ülke içinde Amazon Nehri'nin kolları var ve Ekvador Amazon Turları için genellikle bu nehir kenarlarını tercih etmelisiniz. Bolivya Amazon gezisi için önemli noktalardan birisi Tena şehri. Tena, başkent Quito'ya yaklaşık 200 km. mesafede ve karayoluyla ulaşım 4 saate yakın sürüyor. Şehrin havalimanı merkeze biraz uzak. Jumandy Havaalanı ile merkez arası en az 30 km. Haftada sadece birkaç kez uçak seferi yapılıyor. Hatta bu uçuşlar hala devam ediyor mu ondan bile emin değiliz. Gitme niyetiniz olursa mutlaka önceden sorgulayın. Tena şehrinden alacağınız turlarla Napo Nehri üzerindeki Amazon bölgelerine gidebiliyorsunuz. Diğer bölgelerde olduğu gibi günübirlik ve daha uzun süreli seferler var. Napo ve Coca nehirlerinin buluştuğu noktada ise Francisco de Orellana şehri bulunuyor. Burası'da Ekvador Amazon gezisi için tercih edilebilecek noktalardan. Yasuni Ulusal Parkı bölgede bulunan ve koruma altından olan en büyük park. Yasuni Ulusal Parkı dünyada en çok biyolojik çeşitlilik olan alanlardan biri. Tena ve El Coca'dan bu bölgeye turlarla gelebilirsiniz. Amazon Turları için yukarıda saydığımız beş ülke; Brezilya, Kolombiya, Peru, Ekvador ve Bolivya, Amazon yağmur ormanlarının en çok ziyaret edildiği bölgeleri içinde barındırıyor. Bunun haricinde, içinde kısmen Amazon bölgesi bulunan dört ülke daha var. Venezuela, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası. Venezuela son yıllarda yaşadığı büyük ekonomik sıkıntılar, iç çatışmalar ve kaos ortamı nedeniyle gezginler için oldukça tehlikeli bir ülke. Guyana ve Fransız Guyanası ise hem Türkiye'den vize istemesi hem de güney sınırlarındaki yağmur ormanlarını barındıran yerlere ulaşımın çok zor olması gibi sebeplerden turistik açıdan gezginlere pek seçenek vadetmiyor. Vizesiz gidilebilse de aynı şeyler Surinam için de geçerli. Tabi bunu sadece Amazon Turu açısından söylüyoruz. Yine de aklınızda bulunması için bu ülkelerdeki belli başlı ziyaret noktalarına başlıklar halinde değinmek istedik. # Guyana Amazon Parkı : Ülkenin neredeyse yarısını kaplayan, koruma altındaki bir bölge. Resmi olarak Fransa'ya bağlı olduğu için 'Avrupa Birliği sınırları içindeki en büyük park' gibi ilginç bir özelliği bulunuyor. Bölgeye tur ayarlayabilmek için en uygun yer başkent Cayenne. # Sipaliwini Bölgesi: Ülkenin güneyinde, Brezilya sınırında bulunan yağmur ormanlarına kara yolu yok. Özel küçük uçaklar ile ulaşım sağlayıp, jip ve teknelerle yapılan turlara katılabilirsiniz. Tur araştırması için en uygun yer başkent Paramaribo. Ülkenin Brezilya sınırındaki yağmur ormanlarında küçük köyler dışında hiçbir yerleşim yeri ya da kara yolu bulunmuyor. Venezuela, Angel Falls ve Roraima Dağı gibi dünyada ender görülen doğal güzelliklere sahip olsa da bu bölgeler tam olarak Amazon sınırlarına giriyor sayılmaz. Venezuela'nın en güneyinde Brezilya sınırında, Venezuela Amazon bölgesi diyebileceğimiz ve koruma altında olan iki önemli yer var. Amazon ormanları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz şu iki yazımıza da göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/amazon-ormanlari-nerede-hakkinda-bilgi/", "text": "Gezegenimizdeki oksijenin yüzde 20'sini sağlayan Amazon Yağmur Ormanları, insanoğlunun henüz yok edemediği, doğanın insana galip gelmek için en uzun süre direndiği muazzam topraklar... Ama bu katliama ne kadar direnebilecekler? Muamma! # Her gün binlerce futbol sahası büyüklüğündeki alanı yok ediyoruz. Son 50 yılda bu ormanın %20'si tamamen kayboldu. Katliama bu hızla devam edersek, bir 50 yıl daha dayanamayabilir. Bu konudaki duyarlılığımız da hiç samimi değil aslında. Çünkü insanoğlu olarak gözümüz doymuyor. Her suçu kapitalizme atıyoruz ama azla da yetinemiyoruz. Daha fazlasını istiyoruz. Daha fazla ev, daha fazla eşya, daha fazla tüketim, daha fazla.. Böyle olunca da küresel sermayenin yapması gereken ormanlarımızı kesmek, işlemek ve bize satmak. Karlı iş. Zorla sattıkları yok ki! Alan razı veren razı! Doğal alanlarını yok ettiğimiz için birçok canlı türünün neslini yok ettik ve ediyoruz. İklimler bozuluyor, havamız kirleniyor, suyumuz azalıyor. Ama bu o kadar yavaş oluyor ki hemen farkına varamıyor, umursamıyoruz. Kısık ateşte ısınan suyun içindeki kurbağa gibiyiz. Farkından değiliz ama haşlanmamız yakın. Bugün umursamadığımız meseleler gelecek nesiller için korkunç bir dünya bırakacak. Bir zamanlar dünyamızı kaplayan doğal ormanların yaklaşık %80'i artık yok. Geri kalanını da gören son nesil biz olacağız muhtemelen. Amazon Havzası'nın büyük bölümünü kaplayan Amazon ormanları Brezilya, Kolombiya, Venezuela, Peru, Ekvador, Bolivya, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası olmak üzere 9 ülke sınırlarına dokunan, 5.5 milyon km 'lik bir ormandır. Yani Türkiye'nin tam 7 misli büyüklüğünde. Amazon ormanları nerede? : Bu ormanın yaklaşık %60'lık kısmı Brezilya'da bulunuyor. %13'e yakın bölümü Peru'da, %10'u da Kolombiya'da. Ormanın geriye kalan %17'lik kesimi ise yukarıda saydığımız ülkelere dağılmış durumda. 1 Amazon ormanları içerisinde 40 bin çeşit bitki türü bulunuyor. 16 bin çeşit ağaç bulunan ormanda yaklaşık 390 milyar tane ağaç olduğu tahmin ediliyor. 2 2010 yılından beri 400'den fazla yeni bitki ve hayvan türü keşfedildi. Hala keşfedilmeyen türler vardır. 3 2,5 milyon böcek çeşidi, 2 binin üzerinde kuş çeşidi ve memeli hayvan, 2200 çeşit balık, 130 bin civarında omurgasız canlının bulunduğu Amazon ormanları, dünyada var olan canlı türlerinin yarısını içinde barındırmaktadır. Dünyadaki tüm kuş ve balık türlerinin 1/5'i Amazon ormanlarında bulunuyor. 4 Dünyanın en büyük iki nehrinden biri olan Amazon Nehri, bu ormanın içerisinden geçmektedir. 6.400 km uzunluğundaki Amazon Nehri'nin taşıdığı su miktarı Mississippi, Nil ve Yangtze Nehirleri'nin taşıdıkları suların toplamından fazladır. Tüm dünya nehirlerinin taşıdığı suyun yaklaşık %20-25'ini taşıdığı tahmin ediliyor. Denize döküldüğü Atlas Okyanusu kıyılarında genişliği yaklaşık 240 km'dir. 5 Dünyadaki tüm yağmur ormanlarının yarısından fazlasını Amazon oluşturuyor. 6 Amazon ormanlarında hava günlük güneşlikken dakikalar içinde hava kararıp yağmur yağmaya başlayabilir. Yılın her mevsimi sıcak ve nemlidir. 7 Amazon ormanlarının en büyük özelliklerinden biri atmosferdeki karbondioksit dengesini korumasıdır. Ve dünyamızın ekosistemini dengelemektedir. 8 Yağmur ormanları içerisinde siyah kayman timsahı, jaguar, puma, anakonda, elektrikli yılan balıkları, pirana ve vampir yarasa gibi dünyanın en tehlikeli hayvanları yaşamaktadır. 9 Amazon ormanları sivrisinekler yoluyla bulaşan sarı humma, dang humması ve sıtma gibi ölümcül hastalıkları da barındırıyor. 10 Kuru ve güneşli havalarda bitkilerin terlemesi sonucu oluşan sis bulutu ile Amazon ormanları bazen kendi yağmurunu kendi oluşturmaktadır. 11 Bitki örtüsü o kadar sıktır ki, Amazon ormanlarının zemininin %20'lik kısmına güneş ışınları hiçbir zaman ulaşamıyor. 12 Bu ormandaki ağaçlar yıl boyunca yaprak dökmezler. Eski yaprakların yerine sürekli yenileri çıkar ve orman tüm yıl boyunca yeşildir. 14 Bilim insanları, yaptıkları son araştırmalar neticesinde Avrupa'nın bu bölgeleri işgalinden önce Amazonlar'da milyonlarca insanın yaşadığını düşünüyorlar. 15 Amazon ormanlarında öyle eski ve kadim ağaçlar vardır ki sadece bir ağacın üzerinde yaşayan yüzlerce bitki ve onlarca hayvan türü bulunuyor. Bu gizemli ve muhteşem dünyayı daha yakından görmek, keşfetmek gibi bir planınız varsa, 'Amazonlara Nasıl Gidilir? Amazon Ormanları Gezilecek Yerler' gibi konulara girmeden önce en önemli konuyu hemen baştan bir inceleyelim. Çünkü sağlık her şeyden önce gelir. Amazon ormanlarının bulunduğu ülkelere seyahat gerçekleştireceksiniz, aşı konusu gerçekten çok önemli. Güney Amerika kıtasında, sivrisinekler tarafından bulaştırılan bazı hastalıklar nedeniyle maalesef her sene binlerce insan ölüyor. - T. C Sağlık Bakanlığı Seyahat Sağlığı web sistesini, - Dünya Sağlık Örgütü web sitesini, - Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi web sitesini ziyaret etmeyi unutmayın. Sarı Humma, Afrika, Güney ve Orta Amerika'nın tropikal bölgelerinde, birkaç sivrisinek türünün taşıyıp bulaştırdığı bir hastalıktır. Bu sivrisinek türleri genellikle gündüzleri ısıran cinslerdir. Amazon gibi bu hastalıkların bulundukları bölgelere giderken sarı humma aşısı yaptırmanız zorunludur. Sarı Humma aşısı Türkiye'deki seyahat sağlığı merkezlerinde ücretsiz olarak yapılmakta. Etkisini göstermesi için seyahate çıkmadan 10 gün önce yaptırmanız gerekiyor. Aşıyı yaptırdıktan sonra size verilecek sarı renkli aşı cüzdanına bunu işletiyorsunuz ve gittiğiniz yerlerde gerekli görüldüğü takdirde bu cüzdanı göstermeniz yeterli oluyor. Bu aşının koruyucu etkisi 10 yıl olarak belirlenmişti ama Dünya Sağlık Örgütü 2016 yılında yayınladığı raporda bir kez yapılan sarı humma aşısının artık ömür boyu geçerli olduğunu bildirdi. # Bu aşı sizi sivrisineklerden bulaşacak hastalık riskine karşı büyük oranda koruma sağlasa da yanınızda kesinlikle sivrisineklere karşı deet oranı yüksek sprey, krem ya da losyon tarzı koruyucu bulundurun. Amazon'da ne kadar etkili olur bilemiyoruz ama normal yaşantınızda sivrisineklerden sizi koruyacak yöntemlerden biri de B1 vitamini kullanmaktır. Diğer adıyla Tiamin olan B1 vitamini aldığınızda vücudunuz sizin hissetmediğiniz ama sivrisineklerin nefret ettiği bir koku yaymaya başlıyor. Günde 1 doz B1 vitamini almak ormanlık yerlerde sizi sivrisineklerden korumaya yardımcı olur. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi 'nin 2018 yılında yayınladığı Güney Amerika'da sarı humma aşısı gerektiren bölgeler haritası şu şekilde. Hepatit A, su ve yiyeceklerden bulaşma riski olan bir hastalık. Amazon bölgesine gidilmeden önce yaptırılması tavsiye edilen bir aşı türüdür. Mümkünse ilk aşı yola çıkmadan 1 ay önce olunmalı. Daha sonra ise 6-24 ay arasında verilen bir ek aşı dozu da önerilmekte. Yapılan aşının 10 yıl koruyucu etkisi var. Yediğiniz sebze, meyvelerin temizliğine çok dikkat edin ve temizliğinden emin olmadığınız yerlerin suyunu kesinlikle içmeyin. - Tırnak makası, diş fırçası, tıraş bıçağı, çatal, kaşık gibi kişisel eşyalarınızı paylaşmayın ve temiz kullanın. - Vücudunuza piercing ya da dövme yaptırmak isterseniz kesinlikle steril ve temiz olan yerleri tercih edin. - Yiyip içtiğiniz sebze, meyvelerin temizliğine çok dikkat edin. - Yabancı uyruklu, sağlıklı olduğundan emin olmadığınız kişilerle cinsel ilişkiden kesinlikle uzak durun. Tifo, su ve yiyecek yoluyla bulaşan bir başka hastalık türü. Bu aşı, tifo riskinin yüksek olduğu tropikal bölgelerde seyahat edecek kişilerin 1 aydan fazla kalması durumunda tavsiye ediliyor. Tifoya yakalanmamak için riskli ülkelerde yediğiniz sebze ve meyvelerin temizliğine dikkat etmeniz gerekiyor. Temiz su ile yıkamadan bu tür yiyecekleri tüketmeyin. Kapalı ve temiz su tüketmeye özen gösterin. - Deet oranı yüksek sprey, krem ya da losyon, - B1 vitamini, - Uzun kıyafetler giyinmek, kısmen önleyici bazı korunma yollarıdır. Son yıllarda özellikle Brezilya'da adından söz ettiren tehlikeli bir virüs. Yine sivrisinekler üzerinden yayılıyor ve hamile kadınlar üzerinde etkili oluyor. Hamilelik sırasında bu virüsün bulaştığı kadınlarda doğacak çocuğun sağlığı olumsuz etkileniyor. Kafa yapılarında şekil bozukluğu meydana geliyor. Üzerinde çalışılmaya devam edilse de henüz zika virüsü için geliştirilmiş bir aşı yok. Zika, sivrisineklere karşı önlem alınmasını gerektiren önemli bir diğer hastalık. - Sivrisinekler - Yiyecek ve İçeceklerin Temizliği Yalnız bu Amazon'daki sivrisineklerin bazıları nasıl bir meretse o kadar korumaya rağmen pantolon üzerinden bile insanı ısırabiliyor. O yüzden 'Ben sağlam kıyafet giyerim, acayip kamufle olurum, sıkıntı olmaz' diye düşünmeyin. Zaten o kadar sıcak ve nemli bölgede uzun süre kapalı kıyafetlerle durmak çok zor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/amazon-ormanlarinda-yasayan-insanlar-kabileler/", "text": "Amazon ormanlarında medeniyetten uzak, ilkel bir toplum olarak yaşayan yüzden fazla kayıtlara geçmiş kabile bulunuyor. Kimisi tesadüfen görüldü, kimisi araştırıldı, kimisi modern yaşama geçiş yaptı... Kimisinin nesilleri ise tükenme noktasına geldi. Medeni insanlar olarak! Amazon ormanlarını kesip, biçip, yok ettiğimiz yetmiyormuş gibi içerisinde yaşayan ilkel kabilelere! karşı da pek barışçıl tutum sergilemiyoruz maalesef. Hükümetlerin getirdiği ne kadar yasak ve koruma olursa olsun, bu ormanların içinde kaçak şekilde çalışan çiftçiler ve madenciler bulunuyor. Bu kaçak işçiler ormanları kesip yok ederken bir yandan da karşılarına çıkan yerlilere savaş açıyorlar ve onlara karşı ciddi bir tehdit oluşturuyorlar. Son yıllarda Amazon ormanlarında yaşayan yerlilerin birçoğu bu kaçak işçiler tarafından öldürüldü. Ayırca dış dünyanın virüslerine bünyeleri alışık olmayan Amazon yerlileri, temas kurdukları insanlardan basit hastalıkları bile kaparak ölebiliyorlar. Yeryüzünde gözlerden uzak yerlerde, hiç temas kurulmamış ve keşfedilmemiş topluluklar hala bulunuyor. Modern insanlar dokunmadığı sürece, varlıklarını sürdürecekler. Avrupa'nın bu kıtayı keşfiyle başlayan işgal ve ölümler 21. yy'da maalesef devam ediyor. Amazon ormanlarının uyuşturucu ticaretinde üs olarak kullanıldığı, içinde de gizli kamplar, imalathaneler, satış ofisleri ve hatta küçük havalimanları bile bulunduğu söyleniyor. Bu dedikoduları şimdilik geçelim.. Peki Amazon ormanlarında yaşayan ilkel kabileler hangileri, şu ana kadar keşfedilmiş, kayıtlara geçmiş, tanışılmış, iletişim kurulmuş ya da kurulmamış hangi topluluklar var? Gezi Hocası olarak konunun meraklıları için detaylı bir Amazon Yerlileri yazısı hazırlamak istedik. Brezilya'da yaşayan yerli halkın haklarını ve kültürünü korumak üzere 1967 yılında kurulmuş bir organizasyon var; FUNAI. Güney Amerika yerlileri hakkında en kapsamlı çalışmaları yapan, inceleyen, koruyan bu organizasyonun kayıt altına aldığı yüzden fazla topluluk bulunuyor. Bunların bir kısmı tamamen yok olmuş durumdalar. Hala yaşamını sürdürenler ile temas kurulmayıp yaşam düzenlerinin bozulmaması için mücadele veriyorlar. Buna rağmen Amazon ormanlarında videoya çekilmiş, fotoğraflanmış, temas kurulmuş hatta meşhur olmuş bir çok ilkel kabile var. - Amazon ormanlarında ilkel bir kabile görüntülendi! - Amazon ormanlarında yaşayan insanlar. - Amazon ormanlarında bulunan kabile videosu çekildi. - Yeni bir kabile keşfedildi. ... gibi haberlerin birçoğu aslında FUNAI organizasyonunun çalışmaları sonucu elde edilmiş görüntüler oluyor. Bunu yapma sebepleri ise ilginç. Bu bölgelerde kaçak petrol arayan şirketler, çiftçiler ve madenciler bu tür yerli halkların varlığını inkar ediyorlar. \"Hayal ürünü, roman ve film efsanesi\" diyorlar. Böylece yaptıkları katliamları yok saymak istiyorlar. FUNAI ise çektiği bu görüntüler sayesinde bu yerlilerin orada olduklarını her daim kanıtlıyor ve \"ORADALAR!\" mesajını tüm dünyaya veriyor. Dünyadaki yerel halkların haklarını korumaya çalışan bir diğer organizasyon ise Survival International. Medyada zaman zaman öne çıkan ve hakkında bilgi sahibi olduğumuz bazı yerli halkları size kısaca tanıtalım. Venezuela ile Brezilya'nın birleştiği Orinoco ırmağı havzasında yaşayan dünyanın en ilkel kabilelerinden birisi. Toplamda 200-250'ye yakın köyde yaşayan yaklaşık 35.000 yerli insandan oluşan bir grup. Ama sayıları gittikçe azalıyor. Sebebi ise onlarla aynı bölgede altın arayan kaçak madenci ve çiftçi gruplarıyla savaş halinde olmaları. Brezilya ve Venezuela hükümetleri Yanomamileri korumak için çalışmalar yapıp bölgeyi girişi yasaklasa da zamanla bu yasağı delen madenci ve çiftçiler Yanomami kabilesine karşı tehdit oluşturmaya devam ediyorlar. Günümüzde sayıları yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Şiddete çok meyilli olan Yanomami halkı, hem kendi kendilerine, hem de aile fertlerine yaralayıcı şekilde zarar veriyorlar ama yaptıkları saldırganlık onlar için kutsal bir değer taşıyormuş. Kadın erkek fark etmeksizin vücutlarının çoğu yara bere içinde. Köyler arasında da sürekli çatışma ve savaş hali mevcut. Yanomami kabilesi ölen kabile üyelerini yapraklara sarıp ormana bırakıyorlar. Vücudun et kısmı çürüyüp böcekler tarafından yendikten sonra, kalan kemikleri yakarak, muzlu çorbalarına katıp yiyorlar. Böylece, ölen kişinin ruhunu diri tuttuğuna inanıyorlar. Yanomami kabilesi, shabono denilen ortası açıklıkta kalan yuvarlak biçimdeki geleneksel yapılarda kalıyorlar. Tepeden görüntüsü stadyumu andırıyor. Bitki ve ağaç kökleri kullanılarak inşa edilen shabono evleri o ailede yaşayanların sayısına göre büyük ya da küçük boyutlarda yapılıyor. Zamanla tahrip olan evler 5-6 yılda bir aile üyelerinin sayısına göre yeniden inşa ediliyor. Amazon'un derinliklerinde soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir diğer kabile ise Awa kabilesi. 500 yıl önce Brezilya'nın Maranhao eyaletinde sayıları on binleri bulan Awalar'dan bugün geriye sadece birkaç yüz kişi kalmış. 1800'lü yıllarda, Avrupalı hükümdarlara karşı yaşanan ayaklanmalarda ve dışarıdan gelen hastalıklarla bu civardaki yerlilerin on binlercesi ölmüş. Awa kabilesi o günlerden sonra göçebe olarak yaşamaya başlamış. Günümüzde ise Amazon'daki kaçak çiftçi ve madencilerin saldırıları sonuncu sayıları azalmaya devam ediyor. Awa kabilesi doğayla ve hayvanlarla o kadar uyum içerisindeki Awa yerlilerinin kadınları yavru maymun ve sincapları tıpkı bir bebek gibi emzirip büyütüyorlar. Sayıları çok azaldığı ve dış dünyadan izole şekilde yaşadıkları için Amazon ormanlarında yaşayan yerli kabile Awaları görmeye çok az kişinin şansı oluyor. Bu şanslı kişilerden biri de Domenico Pugliese isimli bir fotoğrafçı olmuş. Domenico Pugliese, Awa kabilesi ile tanışıp iletişim kurma ve resimlerini çekme imkanı bulmuş. Söylediğine göre Awalar için hayattaki en önemli şeylerin başında aile geliyor. Hayvanları bile aileden birileri olarak görüyorlar. Antropolog Daniel Everett, 1977'den beri uzun yıllar üzerinde araştırma yaptığı ve kendileriyle beraber yaşadığı Piraha kabilesi için \"Dünyanın En Mutlu İnsanları\" tabirini kullanıyor. Amazon ormanlarında yaşayan Piraha kabilesi, Brezilya'nın Porto Velho şehrine 400 km. uzaklıkta bulunuyor. En yakın kasabadan buraya gitmek isteseniz bile bu 4 günlük tekne yolculuğu demek yani. 8 yıl bu kabileyle birlikte yaşayan Everett, en çok onların serbest yaşama şekillerine hayran olmuş. - Piraha kabilesi arasında hiyerarşi yok. Kimse birbirine üstünlük kurmuyor. - Sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak kadar çalışıyorlar. Avladıkları hayvanlar dışında hiçbir hayvana zarar vermiyorlar. - Yiyecekleri herkes arasında eşit paylaştırıyorlar. - En büyük özellikleri ise Piraha kabilesinin alfabesi yok, rakamları yok. Yazıya dökülebilecek bir dilleri yok. Çeşitli sesler çıkartıyorlar, ıslık çalıyorlar, hayvan seslerini taklit ediyorlar. Öyle ki artık bazı hayvanlarla anlaşabilecek duruma gelmişler. - Geçmiş ve gelecek kavramlarını kullanmıyorlar. Onlar için zaman 'şimdi' ya da 'şimdi değil' kelimelerinden ibaret. Daniel Everett'in bu kabileyle ilk iletişime geçme amacı onları eğitmek ve Hristiyanlığı öğretmekmiş. Ama tanıştıktan sonra o Pirahalar'ın değil Piraha kabilesi onun hayatını değiştirmiş. Bu yerel insanlarla alakalı hazırladığı bir belgesel de var. Peru'daki Amazon ormanlarında dış dünyadan tamamen izole halde yaşayan Mashco Piro kabilesi de Amazon ormanlarında yaşayıp, görüntülenmiş ilkel kabilelerden. Uzun yıllar dış dünya için neredeyse görünmez olan Mashco Piro kabilesi 2012 yılından beri sık sık Madre de Dios Nehri'nin yukarı bölgesinde kendini göstermeye başlamış. Yetkililere göre Amazon ormanlarında kaçak çiftçilik, petrol ve doğalgaz çalışmaları, uyuşturucu ticareti yapılması, büyük yangınların çıkması gibi nedenlerden dolayı kabilelerin yaşadıkları bölgeler için çember daraldı. İster istemez yerli halk ile bu topluluklar arasında temaslar kurulmaya başlandı. Mashco Piro kabilesi, Madre de Dios Nehri'nin karşı kıyısındaki köylülerle sürekli sürtüşme ve çatışma halindeler. Brezilya ve Peru hükümetlerinin normalde bu tip yerli kabilelere karşı \"temas kurmama\" politikaları bulunuyor ama 40 yıldan uzun bir süredir bu bölgede yerlileri korumak için çalışan Jose Carlos Meirelles \"Bu insanlar er ya da geç göz önüne çıkacak, önümüzdeki 10 yılda kendileriyle bir bir temas kurulacağını düşünüyorum\" diyor. Tabi bunlar yaşadıkları bölgeye göre isimlendirilmiş olanlardan. İsimsiz olarak kayda geçen de bir çok kabile bulunuyor. - Apiaka Kabilesi - Apurina Kabilesi - Arua Kabilesi - Ava-Canoeiro Kabilesi - Guaja Kabilesi - Hi-Merima Yerlileri - Ingarune Kabilesi - Kanibo Yerlileri - Kaniwa Yerlileri - Karafawyana Kabilesi - Karitiana Kabilesi - Katawixi Kabilesi - Kayapo-Pu'ro Yerlileri - Kayapo-Pituiaro Kabilesi - Kayapo-Kararao Kabilesi - Kozicky Yerlileri - Kulina Yerlileri - Maku Yerlileri - Mamainde Yerlileri - Man of the Hole - Mayoruna Yerlileri - Miqueleno Yerlileri - Nereyana Yerlileri - Pacaas Novos Yerlileri - Papavo Yerlileri - Pariuaia Kabilesi - Piriutiti Kabilesi - Satere Yerlileri - Tupi-Kawahib Yerlileri - Uru-Eu-Wau-Wau Yerlileri - Wayapi Yerlileri - Yanomami Halkı FUNAI, tüm kabile arkadaşları öldürüldükten sonra tek başına kalan ve 20 yıldan uzun süredir yalnız yaşayan bir kabile üyesini takip ediyordu. 1996 yılından beri bu ıssız dünyada tek başına hayatta kalan kabile üyesinin görüntüleri 2018 yılında yayınlandı. Milyonluk şehirlerde yaşayıp, İbrahim Tatlıses'ten \"Yalnızım Dostlarım\" dinleye dinleye sürekli tribe giren arkadaşlara buradan selam olsun! Brezilyalı bir fotoğrafçı olan Ricardo Stucker'ın bindiği helikopter Amazon yağmur ormanları üzerinde ilerlerken, helikopterin rotası fırtına sebebiyle değişmek zorunda kalıyor. Bu durum sayesinde Stucker, ormanda yaşayan ve dünyanın modern yaşam düzeniyle henüz tanışmamış bir kabileyle karşılaşıyor. O kabileden bir görsel.. Bir keşif uçuşu sırasında görüntülenen başka bir yerli kabile. - Mashco-Piro Kabilesi - Matsigenka'daki Kugapakori ve Nahua Toplulukları - Nanti Yerlileri - Ashaninka Halkı - Isconahua Kabilesi - Kapanawa Halkı - Yora Yerlileri - Murunahua ve Chitonahua Halkı - Mastanahua Kabilesi - Kakataibo Kabilesi"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/amazon-ormanlarinda-yasayan-vahsi-hayvanlar/", "text": "Amazon ormanları dünyada eşi benzeri olmayan harika tabiatıyla bizi kendine ne kadar hayran bıraksa da, aynı zamanda içerisinde birbirinden ölümcül hayvanlara da ev sahipliği yapıyor. Dışarıdan bakıldığında yemyeşil, sessiz, sakin ve durağan gözüken bu ağaç okyanusunun içerisi ise hiç göründüğü gibi durağan değil. Medeniyetten uzak kendi halinde yaşayan kabileleri, Amazon Nehri kıyılarında kurulu kasabalarda yaşayan yerlileri, on binlerce çeşit bitki türünün yanında Amazon ormanları, gezegenimizde çok fazla rastlayamayacağımız bazı vahşi hayvan türlerini barındırıyor. Bölgede yaşayan canlılar ve hayvan türleri o kadar fazla ki birçoğu hala keşfedilmeyi bekliyor. Amazon Yağmur Ormanları'nda yaşayan en tehlikeli vahşi hayvan türlerine yakından bakalım. Ortalama 2,5 cm'lik boyuna rağmen dünyanın en zehirli hayvanı bu kurbağalardır. Zehirli ok kurbağasının şu ana kadar keşfedilmiş 200'e yakın türü bulunmakta. En zehirli olanları, boyu en küçük ve en renkli olanlarıdır. Bir insana dokunduktan sonra 400 farklı alkali zehir yaymaya başlar. Kanınıza karışırsa saniyeler içinde ölürsünüz. En iyi ihtimalle felç olursunuz. Boyları 1,5 ila 6 cm. arasında değişip, ağırlıkları 2-10 gr. arasında olan zehirli ok kurbağalarının bir tanesi tek seferde onlarca insanı öldürebilecek zehir taşımaktadır. Eskiden bölgedeki yerliler ava çıkarken oklarının ucunu bu kurbağanın derisine sürüp giderlermiş. O yüzden ismi Zehirli Ok Kurbağası olarak biliniyor. Derilerinin çok parlak renkli olması yırtıcı hayvanlara 'ben çok zehirliyim, bana bulaşma yanarsın' mesajı veriyor. Zehirli ok kurbağası Amazon ormanları en tehlikeli hayvanlar listesinin üst sıralarında bulunuyor. Balık yemeyi seven insanlar olduğu gibi, insan yemeyi seven balıklar da olabilir mi? Amazon ormanları vahşi hayvanları deyince akla ilk gelen türlerden biri Payara yani Vampir Balığı. Bu balık ortalama 30 cm. uzunluğunda, korkunç alt çene dişleriyle en tehlikeli hayvanlardan biridir. Piranalar da dahil olmak üzere kendisinden küçük balıklarla beslenen Payara'nın bir diğer ismi Vampir Tetra'dır. Bugüne kadar (2020) kayıtlara geçmiş en büyük Vampir Balığı, 2016 yılında Brezilya'daki Xingu Nehri'nde yakalanmıştır ve boyu 98 cm'dir. Boyları 8-10 metreye yaklaşan, dünyanın en uzun ve en büyük yılanlarıdır. Avını enlemesine sarıp boğarak öldürür. Zehirli değildir. Geyik, timsah, inek dahil her türlü hayvanı sarıp öldürebiliyor. Özellikle Yeşil Anakonda olarak bilinen türü 200 kilodan daha ağırdır. Anakondalar hızlı hayvanlar değildirler ve durduk yere bir insana saldırdığı görülmemiştir. En azından çok aç değillerse. Ancak ormanda bu büyüklükte bir yılanla karşı karşıya gelirseniz muhtemelen büyük bir şok yaşayacak ve çok yavaş hareket edeceksiniz. Bu sizi bir av haline getirebilir. O nedenle nadiren de olsa medyada insan yediğine dair haberler dolaşabiliyor. Anakonda, Amazon ormanlarıyla özdeşleşmiş bir hayvan. Küçük ama çok yırtıcı olan bu balık türü otobur ve etobur olarak iki sınıfa ayrılıyor. Tatlı su balığıdır ve denizde yaşayamazlar. Otobur olanı saldırgan değildir ama etobur olanı oldukça tehlikelidir. Boyları küçük olsa da sivri dişleriyle sudaki avlarını çok seri hareketlerle lime lime ederler. Grup halinde çalıştıkları için daha tehlikeli olurlar. Brezilya'nın doğusundan görülen ve boyları 60 cm'ye yaklaşan Kara Pirana, türünün en büyükleridir. Amazon Nehri'nde yaşayan bir parazit balık türüdür. Normalde boyları çok küçük olan bu kan emici canavarlar emdikleri kan sayesinde 40 cm'ye kadar büyüyebilirler. Saydam yapıda olduğu için suda görülmesi çok zordur. Vampir kılıklı bu balıklar suda yakaladıkları canlıların üreme organlarından ve süzgeçlerinden içeri boşaltım sistemlerine girer ve kan emmeye başlarlar. Düşünmesi bile tüylerimizi ürperten bu balık, Amazon Nehri kıyılarında bolca bulunuyor. O sebeple buralarda tenha bir yer bulup, tuvalet ihtiyacınızı giderirken tekrar düşünmenizde fayda var. 🙂 Doktor müdahalesi ile çıkartılmazsa sonuç ölümcül olabiliyor. Dişiler 25 yıl kadar yaşarken, erkekleri 5-7 yıl arasında yaşarlar. Goliath Birdeater gündüzleri pek ortalarda gözükmez, geceleri avlanmaya çıkarlar. Hem tatlı hem tuzlu sularda yaşayabilen, dünyanın en tehlikeli köpekbalığı türlerinden biridir. Boğa Köpekbalığı'nın testosteron düzeyi o kadar yüksektir ki en ufak bir yanlış harekette hemen saldırgan hale geliyor. Çok agresif ve saldırgan bir tür. Fok balığından deniz aslanına, ayı balığından kaplumbağaya kadar sudaki hemen her tür canlıyla beslenir. Her tür suda yaşayabildiği için insanlarla karşılaşma ihtimali vardır ve insanlara karşı da saldırgan tutumunu gösterir. Erich Ritter ismindeki köpekbalığı araştırmacısı, 2002 yılında Boğa Köpekbalığı türü üzerinde bir belgesel araştırması yaparken, kameralar önünde ve kayıt anında saldırıya uğrayıp bir bacağını kaybetmişti. Boğa Köpekbalığı Amazon ormanlarının ev sahipliği yaptığı en etkili canavarlardan biridir. Güney Amerika'ya özgü bu kuş türü, 2,5 metreye yakın kanat uzunluğu ve 8-10 kilo arasındaki ağırlığıyla Amazon ormanlarının en tehlikeli hayvan türlerinden biridir. Tembel hayvan ve maymun başta olmak üzere kendi ağırlığına yakın her türlü canlıyı av olarak görüp saldırabilir. Tırnak uzunluğu 13 santimi bulan Harpia Kartalı, Amazon'un gökyüzündeki ölüm makinasıdır. Elektrikli yılan balığı iletişim kurmak, yön bulmak, bazı durumlarda avlanmak ve kendini korumak için elektrik üretebilen organlara sahip çok sıra dışı bir türdür. Saliseler içinde tam 600 voltluk elektrik akımı üretebilen bu balığın boyu ortalama bir insan kadar olabiliyor. Bir timsahı bile acı vererek rahatça öldüren elektrikli yılan balığı, insanlar içinde son derece ölümcül olabilecek bir hayvan. Amazon yağmur ormanları vahşi hayvanları listesinin en bilinenlerinden biridir. Siyah Kayman, Alligator ailesinden çok büyük bir timsah türüdür. Koyu renkli, pullu bir cilde sahip olan Siyah Kayman'ın boyu 5 metreyi bulmaktadır. Bu kara ölüm makinesi kendi türü dahil gördüğü her canlıya saldırıp avlama gücüne sahiptir. Saatlerce hiç kıpırdamadan durabilen Siyah Kayman'ın av menziline giren canlıların hayatta kalma şansı çok düşüktür. Aslan ve kaplandan sonra kedigiller ailesinin en büyük üçüncü üyesidir. Baştan aşağı karizma olan bu hayvanın en sık bulunduğu yerler nehir kenarları. Tek başlarına avlanırlar. Dış görünüş olarak leopara benzese de ondan çok daha güçlü ve tehlikelidir. Ormanda Jaguarla karşılaşma ihtimaliniz çok düşüktür. İnsanlara karşı bir garezi yoktur ama olur da karşı karşıya gelirseniz topuklayın diyemeyeceğiz. Çünkü bir Jaguara karşı yapabileceğiniz pek bir şey yok. Kendisi süratinin yanında mükemmel bir yüzücüdür. Bu sebeple, görmemiş gibi, çaktırmadan yolunuza devam etmek daha mantıklı. Timsah avladığı gibi kaplumbağa kabuklarını da çekirdek gibi kırabiliyor. Kedi canını yediğimiz Jaguar, Amazon hayvanlarının asil liderlerinden. Amazon ormanları en tehlikeli hayvanlar listesi bu şekilde ama aslına bakarsanız Amazon ormanlarında bir insan için en tehlikeli hayvan sivrisinektir. Evet bildiğimiz minicik bir sivrisinek. Taşıdıkları virüslerle birçok hastalık yayan sivrisinekler her yıl binlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep oluyor. Amazon ormanlarında yaşayan bazı sivrisinek türleri özellikle çok tehlikeli. Sıtma, dang humması, sarı humma, zika virüsü gibi hastalıkları bir ısırışta bulaştırabiliyorlar. Ve bu hastalıkların bazılarının henüz kesin tedavisi de bulunabilmiş değil. Amazon ormanlarında bir jaguarın saldırısından mucizevi bir şekilde kurtulmayı başardım diye sevinirken küçücük bir sivrisineğin ısırığıyla hayatınızı kaybedebilirsiniz. Peki Amazon ormanlarına giderken sivrisineklerden korunmak için ne yapmalı? Bulaştırabilecekleri hastalıklar ve bu hastalıklara karşı gerekli aşılar neler? Amazon ormanları hakkında her türlü detaylı bilgiyi verdiğimiz şu yazımızda cevapları bulabilirsiniz. Amazon yağmur ormanları hayvanları konulu yazımızı burada sonlandırıyoruz. Umarız faydalı bir içerik olmuştur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/angel-selalesi-hangi-ulkededir-hakkinda-bilgi/", "text": "İnsanoğlu daima yeni yerler keşfetme çabasındadır. 1800'lü yılların sonu ve 1900'lü yılların başı altın arayışında bulunan tabiri caizse altın avcıları, dünyanın dört bir tarafına dağılmışlardı güya kısa zamanda zengin olabilmek için.. Amerikalı 1. Dünya Savaşı eski pilotu ve göçebe Jimmie Angel bunlardan sadece birisi. Yaşlı bir maden arayışçısı olan Jimmie Angel, 1932-33 yıllarında Venezuela'nın balta girmemiş ormanlarının derinliklerinde, ulaşılması zor, büyük, derin ve tehlikeli şelalelerden bahsederek altının varlığına inandırmıştı herkesi. Hatta yön tarifini dahi vermişti. Jimmie Angel, 1935 senesinde çift kişilik uçağıyla bu coğrafyayı keşfe çıktı. Yağmurla beslenmiş devasa şelaleler ve çevresindeki uçsuz bucaksız ormanlar kendisini büyülemişti adeta. Bu uçuş sonrası Venezuela'nın başkenti Karakas'a geri dönüp, bir çift dağcı Gustavo Henry ve Felix Cardona'yı ikna ederek, karısı Mary'i de alarak şelalelere yakın bir yere geri döner. Lakin indikleri yerde arızalanan uçakla tekrar havalanamayarak bataklığın ortasında yalnız kalırlar. İki hafta süren yoğun arama çalışmalarının ardından, aç susuz ölmeye yakın halde bulunurlar. Elbet bu ölümcül teşebbüs şelalelerin kaynağı ve çevresi hakkında da geniş bilgiler edinmesine sebep olur. 979 metre yüksekliğinde, yılda 7,260 mm. yağmur toplayan devasa ve korkutucu şelale görselleri... Sonrasında atlaslarda ve resmi kayıtlarda Angel Şelalesi olarak anılan bu yer nice belgesellere konu olur. Aynı zamanda tropikal yağmur ormanlarında yaşayan binbir çeşit hayvan ve bitki türüne şahit olan Jimmie Angel, alanında uzman birçok araştırmacının da öncülüğünü yapmıştır. Angel Jimmy 1956'da bir uçak kazasında ölür. Külleri, adının verildiği şelaleye yerlilerin gözetiminde dağıtılır. Bölgede altın bulunup bulunmadığı ise her daim gizemini korumuş.. Kim bilir.."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ani-harabeleri-ani-kalesi-nerede-hakkinda-bilgi/", "text": "Ülkemizde antik kent ve harabelerden bahsedilince genelde aklımıza ilk olarak Ege ve Akdeniz Bölgeleri geliyor. Doğu Anadolu antik kent konusunda bize çok fazla eser sunmuyor belki ama bazı şehirlerin de bu konuda hakkını yememek gerekiyor. Kars bu anlamda biraz ihmal ettiğimiz illerden biri. Değerli tarihi kalıntılara sahip olan Kars'taki en önemli eserlerin başında hiç şüphesiz Ani Harabeleri gelmektedir. Eğer siz de tarih tutkusuna sahip biriyseniz, günümüze kadar sapasağlam ulaşmış büyüleyici bir yapıya sahip olan Ani Harabeleri'ni kesinlikle görmelisiniz. Kars merkeze 43 km. mesafede bulunan, Türkiye-Ermeni sınırını ayıran Arpaçay Nehri'nin batısında yer alan Ani Antik Kenti volkanik bir tabaka üzerine kurulmuştur. Bir ticaret merkezi olan kentin tarihi M. Ö. 5000'lere dayanır. 2016 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ne dahil edilen Kars Ani Harabeleri; Surlar, Fethiye Cami, Tigran Honents Kilisesi, Aziz Prkich Kilisesi, Abukhamrents Kilisesi, Gagik Kilisesi, Genç Kızlar Kilisesi, Selçuklu Sarayı ve Selçuklu Kervansarayı bölümlerinden oluşuyor. # Surlar: Kentin mimari kalıntıları Sasani, Ermeni ve Selçuklu kültür sanatının etkilerini barındırmaktadır. Kenti kuzey ve güneyden çevreleyen surların yapımı Kral III. Sambat zamanında olmuştur. 11. yy'da ise Şeddadlı Beyliği buraya üçüncü bir sur sistemi inşa etmiştir. Kentin 7 giriş kapısından aslanlı kapı kentin ana giriş kapısıdır. # Büyük Katedral : M. S. 900'lü yıllarda temelleri atılan Büyük Katedral'in bitiş tarihi 1001 yılıdır. Yapının mimarı Ayasofya Kilisesi'nin tamirini de yapan Tiridat'tır. Katedralin halk kapısı, patrik kapısı ve kral kapısı olmak üzere üç giriş kapısı vardır. Apsisin iç kesimlerindeki fresklerin 13. yy'a ait olduğu düşünülmektedir. Kırmızı renkli tüf taşından yapılan katedralin kubbesi, çan kulesi ve kuzey cephe duvarının bir bölümü yıkılmıştır. 1064'de Sultan Alparslan tarafından camiye çevrilen yapıda ilk fetih namazı kılınmıştır. Bu yüzden de yapı Fethiye Cami adını almıştır. # Tigran Honents Kilisesi: 1215 tarihinde Anili tüccar Tigran Honents tarafından inşa edilmiştir. Haç planlı yapının yarım daire formundaki apsisi sağlı sollu iki katlı günah odaları ile çevrelenmiştir. Kilisenin iç çevre duvarları ile kubbesinde Hz. İsa'nın hayatından kesitleri içeren freskler yer almaktadır. # Aziz Prkich Kilisesi: Büyük Katedral'in yakınında yer alan Aziz Prkich Kilisesi'nin bugün yalnızca yarısı ayaktadır. Zemini daire şeklindeki kilise 1036 yılına tarihlenir. 1930'lu yıllarda bir yıldırım düşmesi sonucu yarısı yıkılan yapı kubbelidir ve iki kısımdan oluşmaktadır. # Abukhamrents Kilisesi: Surlara yakın plato üzerinde kurulan Abukhamrents Kilisesi 980 yılında inşa edilmiştir. Tek kapılı yapının kubbesi sekizgendir. Yapının apsisinin olmaması bir aile mezarı olduğunu düşündürmektedir. Güney cephe duvarında oyma güneş saati süslemesi dikkat çekicidir. # Gagik Kilisesi: 10. yy. yapısı Gagik Kilisesi'nin bugün cephe duvarları ve kubbesi tamamen çökmüştür. Kilisenin sadece üç sütunu ve temel duvarları ayaktadır. # Genç Kızlar Kilisesi: Kervan yolunun başlangıç noktasında bulunan Genç Kızlar Kilisesi silindirik bir plana sahiptir. Kilisenin 13. yy. yapısı olduğu tahmin ediliyor. Ermeni kilise mimarisinin özelliklerini taşıyan yapı kesme taştan inşa edilmiş olup, yapının dış cephe duvarlarında geometrik süslemeler bulunmaktadır. Kilise günümüzde harap durumdadır. # Rahibeler Manastırı: Sarp kayalıklara inşa edilmiş Rahibeler Manastırı'nın tahminen 10. yy. yapısı olduğu düşünülmektedir. Bazilikal planlı manastır, sarp kayalık alana kurulmuş olduğundan ulaşılması zordur ve dolayısıyla günümüze kadar sağlam kalabilmiştir. # Selçuklu Sarayı : 1064 tarihinde Selçukluların Ani'yi fethinden sonra yaptırıldığı tahmin edilen Selçuklu Sarayı'nın orijinali iki katlıdır. Birinci kat ahşap olduğundan günümüze sadece zemin ve bodrum katı ulaşabilmiştir. Bodrum kat kışları ambar olarak, zemin kat ise asıl saray olarak işlev görmüştür. Dikdörtgen planlı saray, Selçuklu mimarisi taş işçiliğinin özelliklerini yansıtmaktadır. Ayrıca burada bulunan şadırvan da oldukça dikkat çekicidir. # Selçuklu Hamamı: Selçuklu mimarisini yansıtan hamam 4 eyvan ve 4 halvet odasından oluşmaktadır. Soyunma odalarına bir koridordan ulaşılır. Koridorun kuzeyinde bir ılıklık ve külhan kısmı yer almaktadır. # Selçuklu Kervansarayı: Yöresel kesme taştan inşa edilmiş olan Selçuklu Kervansarayı 12. yy. başlarına tarihlenmektedir. Kale görüntüsü veren kervansaray dikdörtgen planlıdır. Yapının giriş kapısı oldukça gösterişli olup, çevresi geometrik bezemelerle süslenmiştir. # İpekyolu Köprüsü: Arpaçay Nehri'nin oluşturduğu vadi üzerinde kurulan köprü karşı kıyıya ulaşımı sağlıyordu. Günümüzde sadece köprü ayaklarını görebildiğimiz yapı 10. yy. Bagratlı Krallığı dönemine aittir. - Ani Kent Harabeleri'nde Müze Kart geçerli. - Mekanı tam anlamı ile gezmeniz için 2 saat zaman ayırmalısınız. - Rehber eşliğinde ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. - Mekana uzak da olsa bölgede tuvalet bulunuyor. - Ani Antik Kenti yakınlarında ufak bir kafe bulunuyor. Ani Harabeleri, Kars merkezinin güneydoğusunda ve Arpaçay'a yakın bir konumdadır. Kars merkezden Subatan Köyü istikametine gittiğinizde, Arpaçay yönüne giden yol sizi Ani Antik Kenti'ne ulaştıracaktır. Şehir merkezine takriben 43 km. mesafede bulunan antik kente özel araçla sorunsuz gidebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ankara-gezilecek-yerler/", "text": "Ankara, gezilecek yerler bakımından İstanbul, İzmir, Antalya ya da Bursa gibi diğer büyükşehirlerimize kıyasla biraz fakir bir kent. Fakat yine de kısa süreli geziler için beklentilerinizi karşılayabilecek bir yer diyebiliriz. Başkent Ankara'nın gezilip görülmesi gereken yerleri listesinde özellikle cumhuriyet tarihimizle ilgili yapılar ve müzeler başı çekiyor. Yine Ankara'ya gitmişken ziyaret edebileceğiniz parkları, sosyal alanları, Ankara'nın tarihi yerlerini ve diğer turistik mekanları da bu yazımızda bulabilirsiniz. Eğer sizin de bu listede olması gerektiğini düşündüğünüz başka yerler varsa, lütfen yorum kısmında bizimle paylaşın. Onları da Ankara turistik yerler listemize ekleyelim. Ankara gezilecek yerler listesindeki mekanların büyük çoğunluğu Ulus, Altındağ, Çankaya, Kavaklıdere ve Kızılay gibi merkezi bölgelerde yer alıyor. Bu nedenle şehri gezerken ulaşım konusunda sıkıntı yaşayacağınızı sanmıyoruz. Özel aracınız yoksa bile kent genelinde yaygın şekilde hizmet veren metro, Ankaray ve belediye otobüslerini rahatlıkla kullanabilirsiniz. Şimdi hep beraber Ankara içi ve Ankara civarı gezilecek yerler listesine bir göz atalım. - Anıtkabir - Ankara Kalesi - Kızılay Meydanı - Tunalı Hilmi Caddesi - Atakule - Ankara Roma Hamamı - Kral Midas Tümülüsü - Gordion Antik Kenti - Augustus Tapınağı - Hacı Bayram Veli Camii - Kocatepe Camii - Ahi Şerafeddin Camii - Ankara Rahmi M. Koç Müzesi - Ankara Etnografya Müzesi - Kurtuluş Savaşı Müzesi - Cumhuriyet Müzesi - Anadolu Medeniyetleri Müzesi - Şehit Cuma DAĞ Tabiat Tarihi Müzesi - Samanpazarı - Pirinç Han - Beypazarı Evleri - Hamamönü Tarihi Ankara Evleri - Muhsin Yazıcıoğlu Kabri - Anfa Altınpark - Gençlik Parkı - Ankara Harikalar Diyarı - MG Kitap ve Kahve - Abacı Peribacaları - Çubuk Karagöl Tabiat Parkı - Elmadağ Kayak Merkezi - Ankara Kaplıcaları - Ankara Yaylaları - Ankara'da Gezilecek Diğer Yerler - Ankara Doğa Sporları - Ankara'da Nerede Kalınır? Mustafa Kemal Atatürk'ün istirahatgahı olan Anıtkabir, Ankara denince ilk akla mekandır. Burası sadece Ankara'nın değil, ülkemizin de en çok ziyaret edilen noktalarından biri. Özellikle 23 Nisan, 30 Ağustos, 19 Mayıs gibi resmi tatillerde ya da 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü'nde dolup taşar. Eğer bu tarihlerde Ankara'da olursanız Anıtkabir'e uğrayarak o günün anlam ve önemini daha yakından hissedebilirsiniz. Ama \"Kalabalık yerine sakinliği tercih ederim\" diyorsanız, Anıtkabir'e bu tarihlerin dışında hafta içi bir gün gelmenizi tavsiye ederiz. İnşasına 1944 yılında başlanmış olan Anıtkabir, 1953 yılında tamamlanmıştır. Anıtkabir'in bulunduğu tepedeki ağaçlık alan dünyanın dört bir yanından gönderilen, yörenin iklimine uygun ağaçlardan oluşturulmuştur ve burası Uluslararası Barış Parkı olarak adlandırılmıştır. Anıt Tepe'ye çıkan ziyaretçiler Ankara'nın her yanını buradan izleyebilme şansını yakalayabilirler. Anıtkabir ziyaretiniz sırasında Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'ni gezebilir, Atatürk'ün kişisel eşyalarını, kendisine armağan edilen hediyeleri, nişan ve madalyalarını görebilirsiniz. İstiklal, Bağımsızlık, Mehmetçik, Müdafaa-i Hukuk, Galibiyet, Uzlaşma ve 23 Nisan Kuleleri ile Aslanlı Yol, Merasim Meydanı ve Mozole, Anıtkabir'in en önemli bölümlerini oluşturuyor. Ankara'da bulunan önemli yerler listesine Anıtkabir'i de ekleyebilirsiniz. Ankara Kalesi, şehrin merkezinde yer alan Kaletepe üzerine kurulmuş, Ankara'nın en eski yerleşim alanıdır. İlk yapılış tarihi bilinmemekle beraber kimi tarihçiler, Hitit kenti Ankuva ile kale arasında bağlantı kurar. Ankara Kalesi'nin, M. Ö. 2. yy'da Galatların Ankara'ya egemen oldukları zamanlarda da var olduğu biliniyor. Kalede Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar yer almaktadır. II. Constantinus, M. S. 668 yılında dış kaleyi inşa ettirmiş, III. Leon ise iç kalenin surlarını yükseltmiştir. Selçuklular Ankara ve çevresini ele geçirince, iç kale ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşan yapıya bazı eklemeler yapmışlardır. Kalenin 20'den fazla kulesi vardır. İç kalenin doğusunda bulunan yuvarlak kuleye Doğukale, Bent Deresi yönüne bakan kuleye ise Akkale denilmektedir. Kale içine 17. yy'dan sonra yerleşimler olmuş, bunlardan bazıları günümüze kadar gelebilmiştir. Burada ayrıca Sultan Alaaddin Camii yer almaktadır. Ankara tarihi yerler listesinin en önemli duraklarından biri olan bu kale, yılın belirli dönemlerinde özel festivallere de kapılarını açmaktadır. Birazdan diğer mekanları okurken siz de fark edeceksiniz ki; Ankara Kalesi ve çevresi Ankara'nın turistik yerlerine yakınlık bakımından önemli bir konumda. Ankara'nın merkezi olarak gösterilen Kızılay Meydanı adını 1929 yılında burada yaptırılan, lakin günümüze ulaşmamış olan Kızılay Genel Merkezi'nden alıyor. Çevresinde birçok kafe, lokanta ve mağazanın yer aldığı bu meydan, aynı zamanda Ankara metrosu ile Ankaray gibi gelişmiş ulaşım seçeneklerine sahip. Şehrin en hareketli noktalarından biri olan Kızılay Meydanı, Ankara gezilecek yerler listesinin olmazsa olmaz mekanlarından. Çankaya ilçesinin Kavaklıdere semtinde yer alan Tunalı Hilmi Caddesi, Ankara'nın en meşhur caddesidir. Ünlü markalara ait mağazalar ile çeşitli kafe ve restoranları bünyesinde barındıran bu cadde üstünde ayrıca şehrin simgesel yerlerinden biri olan Kuğulu Park yer alıyor. Kuğulu Park 1958 yılında kurulmuş ve adını o yıllarda Viyana Belediyesi tarafından armağan edilen beyaz kuğulardan almış. Ankara'nın bir diğer ikonik yapısı Atakule, 1989 tarihinde açılmıştır. Ülkemizin ikinci, Ankara'nın ise ilk alışveriş merkezi olan Atakule 125 metre uzunluğa sahip. Kendi ekseni etrafında dönen restoranı ile ünlü olan Atakule eski ihtişamından epey uzak. Fakat yine de içinde bulunan kafe, restoran ve eğlence mekanlarıyla görülmeye değer bir yer. Çankaya'daki Cinnah ve Çankaya caddelerinin kesiştiği yerde bulunan Atakule'yi Ankara turunuza dahil edebilirsiniz. Şimdi biraz da Ankara'nın görülmesi gereken tarihi mekanlarından bahsedelim. Çankırı Caddesi üzerinde, Ulus'a yaklaşık 400 metre mesafede bulunan Roma Hamamı Ören Yeri, Septimius Severus'un oğlu olan Roma İmparatoru Caracalla (212-217) tarafından yaptırılmış. İmparatoru Caracalla, bu efsane mekanı o dönem Sağlık Tanrısı olduğuna inanılan Asklepion adına inşa ettirmiş. Roma Hamamı adıyla anılan bu ören yerinde Bizans, Selçuklu ve Frig devirlerinden kalıntılar görmek de mümkün. Bize sorarsanız Ankara'nın en önemli tarihi mekanlarından biri burası. Gittiğinizde \"Ankara'da böyle bir yer varmış da bizim haberimiz yokmuş\" dersiniz.. O derece.. Ankara'nın geçmişinde önemli yere sahip iki tarihi mekan Kral Midas Tümülüsü ve Gordion Antik Kenti.. Bu iki yer Polatlı ilçesinde, birbirine çok yakın konumda yer alıyor. Halkın bin tepeler olarak isimlendirdiği Gordion ve çevresinde birçok tümülüs vardır. Bunlardan en büyüğü ve en ünlüsü 'Eşek Kulaklı' olarak anılan Kral Midas'a ait. Kral Midas Tümülüsü'nün mezar odası çukura değil de toprak yüzeye yapılmış. Çevresine de 80 cm. kalınlığındaki kireç taşı bloklarıyla bir duvar örülmüştür. Duvar ile oda arasındaki boşluk küçük taşlarla doldurulmuştur. Oda kuzey-güney doğrultudadır. Odanın kirişleri ardıç ya da sedir ağacından yapılmıştır. Çatı, her iki uçta ve ortada üçgen alınlıklar üzerinde durmaktadır. Yapının üzerine yaklaşık 4 metre yüksekliğe kadar taş yığılmış, kil tabakasıyla kaplanmış ve bir tepe oluşturulmuştur. Mezar odasındaki sedye üzerinde bulunan iskelet 60 yaşını aşmış, kısa boylu bir erkeğe aittir. Birçok ölü hediyesi (3 bronz kazan, iki kakma paravan, bronz kap parçası, 154 fibula) ile gömülen bu kişinin Kral Midas olduğu düşünülmektedir. Tümülüs'ün karşısında yer alan Gordion Müzesi'nde Frig dönemine ait çanak, çömlekler ve geniş bir mozaik vardır. Bu mozaik bize bu sanatın Friglerle başladığını haber vermektedir. Fakat bu mozaik renkli, doğal ya da suni taşlardan yapılmış bir tablo gibi değil, tamamen zıt renklerdeki taşlardan yapılan bir takım motiflerden oluşmaktadır. Frig Krallığı'nın başkenti olan Gordion, Ankara'nın güneybatısında, Sakarya ve Porsuk nehirlerinin kesiştiği yerde, Polatlı'nın Yassıhöyük Köyü'nün yakınlarında yer alıyor. Ülkenin batısı ile doğusunu birbirine bağlayan Gordion, güneye inen önemli bir ticaret yolu üzerinde yer aldığı için eski çağların önemli bir merkeziydi. Ulaşım ve ticaret bakımından Ege ile Ön Asya arasında bir dönüm noktası olan Gordion, aynı zamanda Kral Yolu'nun geçtiği kent konumundaydı. En parlak dönemini Kral Midas zamanında (M. Ö. 725-675) yaşayan kentte bugün pek çok önemli kalıntı ortaya çıkartılmıştır. Kral Midas Tümülüsü ve Gordion Antik Kenti hakkındaki detaylı bilgileri bu yazımızda bulabilirsiniz. Augustus Tapınağı, M. Ö. 20'li yıllarda inşa edilmiş, tadilat ve düzenlemelerle günümüze dek ulaşmayı başarmış, şehrin en önemli tarihi yapılarından bir diğeridir. Hacı Bayram Mahallesi'nde bulunan tapınağın çevresinde çok sayıda önemli gezi noktası da yer almaktadır. Tarihi yapıları gezmekten hoşlananlar Augustus Tapınağı'na mutlaka uğramalılar. Hacı Bektaşi Veli Cami'nin hemen yanında yer alan Augustus Mabedi'nin bulunduğu yerde daha önceleri Frig kutsal alanı, Helen kutsal alanı ve Hitit Kybele kutsal alanlarının bulunduğu biliniyor. Ankara kuruluş itibariyle bir Roma ordugah şehridir. Roma ordusu seferden dönerken, başkent İstanbul'a ulaşmadan önce Ankara'da tüm temizliklerini ve arınmalarını yapar, sonrasında İstanbul'a gelip zafer takı altından başkente giriş yaparlarmış. Zafer takından geçiş, tanrı Zeus'a minnetlerini bildirme anlamına gelirmiş. İmparator Augustus da savaştan dönen ordunun başkente girmeden önce beslenmesi, temizlenmesi ve yaralarının sarılması için buraya bir mabet inşa ettirmiş. Augustus Tapınağı'nın duvarlarında sağlı sollu yazıtlar görülmektedir. Bu yazıtlar İmparator Augustus'un vasiyetini içerir ve dört konudan bahseder. Birincisi imparatorluğun sınırları, ikincisi mali durum, üçüncüsü imparatorun yaptığı işler ve dördüncüsü de imparatorun tanrısallaştırılması konularıdır. Bu mabet Orta Çağ'da bir apsis inşa edilerek kiliseye çevrilmiştir. 15. yy'da ise buraya Hacı Bayram-ı Veli Camii yapılmıştır. Augustus Tapınağı'nın olduğu alan pagan mabedi, kilise ve camiyi bünyesinde barındırması açısından oldukça önemli bir mekandır. Ulus'ta, yukarıda bahsettiğimiz Augustus Tapınağı'nın hemen bitişiğinde yer alan Hacı Bayram Veli Camii şehrin en önemli tarihi camisidir. İlk inşası 1428 yılına uzanan caminin bahçesinde bu yapıya adını veren Hacı Bayram Veli'nin türbesi yer alır. Hacı Bayram Veli'nin torunlarından Mehmet Baba'nın 1714 yılında restore ettirdiği cami son olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden bakıma alınmış ve 2011 yılında ibadete açılmıştır. Caminin alt kısmında ve çevresinde bulunan butik mağazalardan hediyelik eşya ya da kitap satın alabilirsiniz. İnsanların ibadetlerini yapıp, sonrasında bahçesinde bol bol vakit geçirebildiği huzur dolu bir ortam.. İhtişamlı mimarisiyle insanı alıp götüren, Ankara'nın en gözde camisi Kocatepe.. Tabi ki müezzinin ve imamının kulağı okşayan seslerini de es geçmemek lazım. Her ne kadar Sultanahmet Camii'nin yanından geçemese de, Ankara'nın Sultanahmet Camii olarak bilinir burası. Evet Kocatepe muazzam bir yapı ama neticede yeni ve beton bir camidir. Tarihi camilerimizdeki manevi atmosferi burada bulmak biraz zor. Kocatepe Camii'nin inşasına 1967 yılında başlanmış. Fakat ilk tasarımının fazla çağdaş bulunmasından dolayı projede değişikliğe gidilmiş. Yeniden tasarlanan cami 1987 yılında tamamlanmış. 4500 m gibi bir alana sahip olan Kocatepe Camii\"nde konferans salonları, kütüphane ve ticarethaneler de yer alıyor. Ankara'daki önemli camilerden bir diğeri de Altındağ'da bulunan Ahi Şerafeddin Camii. Çatısı gümüş kaplama, duvarları ise taş örmesi ile yapılmış Arslanhane Cami 13. yüzyıla ait olmasına rağmen günümüze kadar sapasağlam ulaşmış. Tabii şimdi diyeceksiniz ki \"Arslanhane ne alaka?\".. Yerine göre siz de haklısınız. Hemen izah edelim.. Caminin yanındaki türbenin duvarında aslan heykeli bulunmaktadır. Bu sebeple camiye 'Arslanhane' ismi verilmiş. \"Duvarda aslan heykeli niye var?\" diye sormayın artık. Ahi Kardeşler tarafından yaptırılan bu eser Ahi Şerafeddin ismiyle de anılıyor. Caminin iç kısmında kullanılan ahşap oymalarda Selçuklu mimarisi görülmektedir. Arslanhane Camii'nin doğu, batı ve kuzey yönlerde olmak üzere 3 kapısı bulunuyor. - Ahmet Hamdi Akseki Camii - Karacabey Cami - Ahi Evran Cami - Ahi Yakup Cami - Zincirli Cami 2005 yılında Ankara'nın Altındağ semtinde açılan Rahmi M. Koç Müzesi, şehrin ilk sanayi müzesi olma özelliğine sahip. Ankara Kalesi'nde, Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Çengel Han adlı binada bulunan müzede 1850 yılından günümüze sanayide kullanılan ekipmanlar, ilk daktilo, ilk televizyon ve taşımacılıkla ilgili çok sayıda obje sergilenmektedir. Özellikle pikap ve eski radyoların sergilendiği salon nostalji sevenler için güzel bir atmosfer sunuyor. Etnografya Müzesi, Ankara'nın görülmesi gereken bir diğer önemli noktası. Namazgah semtinde bulunan Etnografya Müzesi'nde Anadolu'nun kültürel zenginliklerine ait eşyalar sergileniyor. Müzede bulunan parçalar Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden derlenmiştir. Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk'ün naaşı 1953 yılına kadar bu müzenin bahçesindeki kabrinde muhafaza edilmiştir. Ankara Etnografya Müzesi'nde Selçuklulardan günümüze kadar olan dönemlere ait, Türk sanatına özgü objeler de yer alıyor. Anadolu'nun farklı kesimlerine ait giysileri, ayakkabıları, halı ve kilimleri, ok, yay, çakmaklı silah gibi silahları, çini ve porselen gibi ayrıntılı parçaları bu müzede inceleyebilirsiniz. Tarihi eserlere karşı ilginiz varsa, Etnografya Müzesi'ni Ankara'da gezilecek tarihi yerler listenize muhakkak yazın deriz. Ulus Meydanı'nda yer alan iki katlı bu yapı ülkemizin ilk meclis binasıdır (23 Nisan 1920-15 Ekim 1924). Farklı amaçlar için de kullanılan bina, 23 Nisan 1981 yılında Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak hizmete açılmıştır. Londra ve Sevr Antlaşmalarına ait dokümanlar, çeşitli devlet yazışmaları, fotoğraflar ve Büyük Taarruz'a ait anılar müzenin en dikkat çeken kısımlarıdır. Ulusal egemenliğin ilk simgesi olan bu müzeyi ve ardından ikinci meclisi ziyaret ederek Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş anılarına yakından tanıklık edebilirsiniz. Yine Ulus semtinde bulunan II. TBMM Binası şehrin bir diğer kayda değer yapısıdır. 1924-1960 yılları arasında II. TBMM Binası olarak kullanılan bina, 30 Ekim 1981 yılından bu yana Cumhuriyet Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede ilk üç Cumhurbaşkanı dönemini yansıtan hatıratlar, özel eşyalar ile meclis kanunları sergileniyor. Anadolu'nun önemli arkeolojik eserlerinin sergilendiği bu müze Mahmud Paşa Bedesteni ile Kurşunlu Han adlı tarihi binalarda yer alır. 1997 yılında Avrupa Müze Forumu tarafından yılın müzesi seçilen bu yer, alanında dünyanın sayılı müzelerinden biridir. Anadolu tarihine ışık tutan Anadolu Medeniyetleri Müzesi 15. yy. Osmanlı mimarisini yansıtmaktadır. Müzede Paleolitik Çağ'dan başlayarak Osmanlı Dönemi'ne kadar uzanan yıllara ait arkeolojik buluntular kronolojik olarak sergilenmektedir. Çatalhöyük, Hacılar, Canhasan, Beycesultan, Alacahöyük, Kültepe, Boğazköy kazılarından çıkan buluntuları, Hitit, Urartu, Yunan, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserleri bu müzede yakından inceleyebilirsiniz. Oldukça geniş bir alana yayılmış olan Şehit Cuma DAĞ Tabiat Tarihi Müzesi'nde sıcakkanlı ve yardımsever görevliler tarafından hizmet veriliyor. Alanda hayvanlar, fosiller, dinozorlar, doğal taşlar, güneş sistemi ve gezegenler, maden işletmeleri, enerji kaynakları gibi farklı bölümler mevcut. Müzenin 'Enerji Parkı' bölümü neredeyse tamamen çocuklara hitap ediyor. Burada çocuklar için oyun odaları şeklinde alanlar tasarlanmış. 'Doğa ve Tabiat Parkı' bölümü ise yetişkinlerin de dikkatini çekebilir. Çukurambar Mahallesi'nde yer alan Şehit Cuma DAĞ Tabiat Tarihi Müzesi hem aile hem de okul gezileri için oldukça keyifli ve öğretici bir mekan diyebiliriz. Ankara, müze ve sanat galerisi bakımından oldukça zengin bir kent. Şehir merkezine yakın oldukları için de bu müzelerin pek çoğunu rahatlıkla gezebilirsiniz. - Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi - Türk Hava Kuvvetleri Müzesi - Meteoroloji Müzesi - Pembe Köşk - Atatürk Evi - Beypazarı Yaşayan Müze - Gökyay Vakfı Satranç Müzesi - TRT Yayıncılık Tarihi Müzesi - PTT Pul Müzesi - Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi - CerModern Sanatlar Merkezi - TCDD Müzesi ve Sanat Galerisi - Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi - Nurol Sanat Galerisi - Fırça Sanat Galerisi - TCDD Açık Hava Buharlı Lokomotif Müzesi - Ankara Üniversitesi Oyuncak Müzesi - Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Müzesi - Mehmet Akif Ersoy Evi Müzesi - Şefik Bursalı Müzesi - Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi - Türk Hamam Müzesi - Ulucanlar Cezaevi Müzesi Altındağ ilçesinde bulunan Samanpazarı, Ankara Kalesi'ne oldukça yakın bir konumda yer alıyor. Taş ve ahşap evlerden oluşan binaların arasından geçerken ufak tarihi camileri de ziyaret edebilirsiniz. Samanpazarı'nda hediyelik eşya satan butik dükkanlar da var. Samanpazarı Evleri özellikle fotoğraf severler için oldukça güzel imkanlar sunuyor. Birçok tarihi yapının bulunduğu bu mahalleyi Ankara'da gezilecek turistik yerler listesine yazmalısınız. Samanpazarı tarafından Ankara Kalesi'ne doğru ilerlerken, Koyunpazarı yokuşundan sonra sol tarafa bakınca Pirinç Sokak'ı göreceksiniz. Pirinç Sokak'ın girişinde sağdan ikinci büyük yapı Pirinç Han'dır. Bu tarihi han ahşap ve kerpiçten yapılmış, daha çok antika dükkanlarının yoğunlaştığı bir çarşıdır. Giriş dahil toplam 3 kattan oluşan handa 40 kadar dükkan bulunur. Tabi bugün dükkan olan bu mekanlar zamanında (18. yy.) konaklama odası, ahır ve depo gibi amaçlar için kullanılıyormuş. Yapı 20. yüzyılın başlarında kısa bir dönem askeri karakol olarak da hizmet vermiş. Yapım tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmayan Pirinç Han'ın 18. yüzyılda inşa edildiği tahmin ediliyor. Fakat Pirinç Han'ın birkaç kez yıkılıp yeniden yapıldığı da iddialar arasında. Günümüzde antika ürünlerin, bakır, pirinç, gümüş ve ahşap eşyaların satıldığı bu tarihi çarşıyı Ankara gezinize dahil edebilirsiniz. Alışveriş yapmasanız bile mekanın tarihi atmosferini görmek için gidebilirsiniz. Çarşıdaki birçok dükkan Pazar günleri kapalı oluyor. Bu nedenle hafta içi ya da Cumartesi günlerini tercih etmenizi tavsiye ederiz. Başkentimizin tarih kokan mimari yapılarını daha yakından görmek istiyorsanız, Ankara Beypazarı Evleri'ni de ziyaret etmelisiniz. O dönemlerde mimariye bakış açımız, kültür yapımız ve çevreye olan saygımız çok daha ileri seviyelerde olsa gerek ki, bütün yapılar bir diğerinin güneşini ve ışığını engellemeden inşa edilmiş. Osmanlı'dan günümüze kadar iki asırdır ayakta olan bu evlerin sayısının yaklaşık 3500 civarında olduğu belirtiliyor. Bu evlerin dikkat çeken bir diğer özelliği de kapı tokmaklarıdır. Bu kapı tokmaklarının kullanım şekline göre gelen kişinin kadın ya da erkek olduğu anlaşılırmış. Beypazarı'na gitmişken bölgenin yöresel lezzetlerinden yaprak sarmasını ve bir bardak demli çay eşliğinde Beypazarı kurusunu da tatmalısınız. 19. yüzyıl sivil mimari örneklerini yansıtan Hamamönü Tarihi Evleri, Ankara'nın Altındağ ilçesinde yer alıyor. Burada bulunan M. Akif Ersoy Parkı ve bu park içerisindeki M. Akif Ersoy Müze Evi, Hamamönü'nde yer alan önemli mekanlardan bazıları. Ramazan ayında ayrı bir güzel olan alan, tarih içinde bir yolculuğa çıkmak için çok ideal. Bu tarz tarihi evleri gezmekten keyif alanlar, Ankara çevresi gezilecek yerler listesine Ayaş Evleri ve Güdül Evleri'ni de ekleyebilirler. Hiç şüphesiz Türkiye siyasetinin önemli isimlerinden biriydi Muhsin Yazıcıoğlu. Her ne kadar büyük kitlelerin oylarına sahip olamasa da, mütevazı hayat tarzı ve siyasi üslubuyla farklı siyasi düşüncelere sahip topluluklar tarafından da takdir edilmişti. Muhsin Yazıcıoğlu 2009 yılında, sırlarla dolu bir helikopter kazası sonucu acı bir şekilde hayata veda etmişti. Bu kaza, kendisini seven-sevmeyen pek çok insanı derinden üzmüştü. Yazıcıoğlu'na Allah'tan rahmet dileyerek bu yazımızda da kendisini anmış olalım. Ankara Hacettepe Mahallesi'ne yolunuz düştüğünde Muhsin Yazıcıoğlu'nun kabrini de ziyaret etmeyi unutmayın. Ankara'da ailece ya da arkadaşlarla günübirlik bir gezinti yapmak için en ideal mekanlardan biri de Altındağ'da bulunan Anfa Altınpark. Yürüyüş yolu, bisiklet yolu, paten yolu gibi alanlara ayrılarak tasarlanmış parkta restoran, kafe ve tuvalet gibi yerler de bulunuyor. Ayrıca Anfa Altınpark'ta mini tren turu yapabilir, gölde su bisikleti kullanabilir, mini lunapark, kuş kafesleri ve sanat müzesi gibi yerleri ziyaret edebilirsiniz. Ankara ile bütünleşmiş ve şehrin en meşhur alanlarından biri olan Gençlik Parkı, cumhuriyetin ilk yıllarında bataklık olan bir düzlüğe kurulmuş. Yaklaşık 28 hektar alana yayılmış olan parkta lunapark, minyatür tren, yürüyüş ve koşu yolları, açık hava tiyatrosu, çocuk bahçesi, labirent ve yüzme havuzu gibi bölümler bulunuyor. Özellikle parkın içindeki lunapark ve dev dönme dolabı, Ankaralı çocukların en çok rağbet gösterdiği yerlerin başında geliyor. Ankara, sahip olduğu müze çeşitliliği kadar parklarının fazlalığı ile de dikkat çekiyor. Şehrin popüler parklarından bir diğeri de Harikalar Diyarı Parkı. Mekan, adından da anlaşılacağı üzere tam bir masal diyarı. Öyle ki parkın içinde kendinizi bir an çizgi film kahramanı gibi hissedebilirsiniz. Çizgi film kahramanlarının dev maketleri ile süslenmiş Harikalar Diyarı, birçok sosyal aktiviteye ev sahipliği yapıyor. Go-kart, kayak pisti, mini golf sahası, lunapark, sinema ve tiyatro salonları bunlardan bazıları. Hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden oldukça eğlenceli bir yer. Kitaplarla çevrili butik bir kafe.. Ortamın sıcaklığı ve işletme çalışanlarının güleryüzlülüğü ile mest olabileceğiniz bir mekan. Gerek kitap okumak, gerekse dostlarla bir çay muhabbeti yapmak için uygun bir ortam. Biz şahsen Ankara gezimizde iki bardak çay içip, biraz dinlenip, biraz da laflayacak bir yer arıyorken MG Kitap ve Kahve'yi bulduk. Çok da beğendik.. Ankara'da yolunuz Balgat'a düşerse, 1416. sokakta bulunan bu kafede mola verebilirsiniz. Kızılcahamam'da bulunan Abacı Peribacaları, Kapadokya'daki peri bacaları ile hemen hemen aynı oluşuma sahip, görülmeye değer bir alan. Tabi önceden Nevşehir'e gittiyseniz burası sizi pek tatmin etmeyecektir. Çünkü kısa bir turla bütün alanı gezebiliyorsunuz. Ama Ankara'ya gelmişken, şehir yoğunluğundan uzaklaşmak isteyenler için harika bir fırsat. Doğanın içinde, çevre düzenlemesi özenle yapılmış, günübirlik bir gezinti için uygun bir yer Abacı Peribacaları. Ayrıca yol üzerindeki köylerde bulunan bazı mağara ve tarihi kiliseleri ziyaret edebilir, yine bu köylerden organik ürünler de satın alabilirsiniz. ! Ankara'nın doğal güzellikleri listesinde önemli bir yere sahip olan Abacı Peribacaları'nı ziyaret edenlerin içinde, nedense pet şişe ve çöplerini yerlere atmayı uygun görenler var. Hem de sayıları epey kalabalık. Ahlak dışı bu tür davranışları Gezi Hocası olarak şiddetle kınıyoruz! Lütfen siz siz olun ve bu tür davranışlardan uzak durun! Ankara'nın Çubuk ilçesinde yer alan Karagöl Tabiat Parkı, Ankara il merkezine yaklaşık 70 km. mesafede bulunuyor. Krater göl özelliğine sahip Karagöl'ün etrafı söğüt ağaçları ve yemyeşil çam ormanlarıyla çevrilidir. Gölün dibi bataklık olduğundan yüzmeye elverişli değil. Karagöl'ün etrafında piknik yapmaya uygun alanlar bulunuyor. Ayrıca çadır kurmak isteyen kampçılar da gölün çevresindeki alanlardan faydalanabilirler. Her mevsim ayrı bir güzellik sergileyen Karagöl Tabiat Parkı'nda doğa yürüyüşü yapabilir, misafirhanesinde dinlenebilir, lokantasında yöresel yemekler tadabilir ve dağ evinde konaklayabilirsiniz. Ankara merkeze 20 km. uzaklıkta bulunan Elmadağ Kayak Merkezi, 1500 1850 metreler arasında bulunmakta olup pistleri tamamen ağaçsızdır. Kayak sezonu için ideal dönem Ocak, Şubat ve Mart aylarıdır. Bu aylarda kar kalınlığı 30-60 cm'dir. Elmadağ Kayak Merkezi'nde restoran, otel, kafeterya, kayak evi ve teleski gibi imkanlar mevcut. Bölge bahar ve yaz aylarında doğa yürüyüşü yapmaya da elverişli. Ankara, kültür turizmi açısından taşıdığı zenginlik dışında kongre turizmi, yaylacılık ve termal turizm açısından da olanaklara sahip bir kenttir. Kızılcahamam Kaplıcaları, Haymana Kaplıcaları, Çubuk Melikşah Kaplıcası, Ayaş Karakaya Kaplıcası, Ayaş İçmesi ve Kaplıcası yöredeki önemli kaplıcalardır. Özellikle Kızılcahamam, kaplıca suyunun kalitesi bakımından Türkiye'nin önde gelen şifalı sularından biridir. Yayla turizmi denince aklınıza sadece Karadeniz yaylaları gelmesin! Yurdumuz öyle zengin doğal alanlara sahip ki hemen her bölgemizde yemyeşil ovalar ve yaylalar bulunuyor. Başkent Ankara da bu zenginliklerden nasibini almış illerimizden biri. Şimdi Ankara'nın en güzel yaylalarını birlikte inceleyelim. # Karaşar-Eğriova Yaylaları: Ankara'nın Karaşar beldesine 20 km. mesafede yer alan bu bölge Belenova, Kuyucak, Sarıalan, Çukurören ve Eğriova Yaylalarını kapsamaktadır. Bölge günübirlik gezilere, kamping olanaklarına, piknik ve doğa yürüyüşlerine elverişlidir. Ayrıca burada bulunan gölette sportif balıkçılık da yapılmaktadır. # Çamlıdere Benli Yaylası: Ankara'nın Çamlıdere ilçesine 40 km. uzaklıkta bulunan Benli Yaylası zengin çam ormanları ve çayırlar ile kaplıdır. Benli Yaylası kamp kurmaya ve doğa yürüyüşü yapmaya elverişlidir. Ankara'da gezilecek doğal yerler listesinde olması gereken en güzel mekanlardan biridir. # Sorgun Yaylası: Ankara'nın Güdül ilçesine 23 km. mesafede bulunan Sorgun Yaylası yemyeşil çam ormanları ile bezelidir. Yaylaya gidenler çadır kurma, günübirlik dinlenme ve doğa yürüyüşü yapma olanağı bulabilirler. # Andız Yaylası: Ankara'nın Nallıhan ilçesinde bulunan Andız Yaylası'nda dağ ve doğa yürüyüşü yapabilir, karavan ya da çadır kampı kurabilirsiniz. Ankara'nın turistik yerleri listesine ekleyebilirsiniz. Yukarıda adı geçen yerler, Ankara gezilecek yerler listenizde yer alması gereken en önemli noktalar. Eğer fırsatınız olursa, bunlara ek olarak aşağıdaki mekanları da ziyaret edebilirsiniz. - Gavur Kalesi - Külhöyük - Julianus Sütunu - Akköprü - Atatürk Orman Çiftliği - Abidin Paşa Köşkü - Tunus Caddesi - 50. Yıl Parkı - Şahinler Tabiat Parkı - Ankara Botanik Parkı - Güvenpark - Seğmenler Parkı - Göksu Parkı - Soğuksu Milli Parkı - Tekke Dağı Tabiat Parkı - Tuz Gölü - Ankara Mavi Göl - Nallıhan Kuş Cenneti - Aqua Vega Akvaryum - Ankapark Ankara büyük bir şehir ve elbette şehrin temposu herkesi yoruyor. Zaman zaman uzaklaşma isteği uyandırıyor. Ankaralılar bu konuda şanslı çünkü Ankara'da şehir merkezinden uzaklaşıp kısa sürede doğanın kucağına sığınmak mümkün. İlde doğa yürüyüşü yapılabilecek pek çok yer var. Kızılcahamam, Kazan, Çubuk-Karagöl, Yünlü Yaylaları, Çamlıdere, Ayaş, Güdül, Elmadağ, Beypazarı, Çamkoru Tabiat Parkı, Işık Dağı, Sorgun ve Eymir Gölü çevresi doğa yürüyüşü için tercih edilebilecek uygun mekanlar. Bisiklet sporuna meraklı olanlar ise ODTÜ yerleşkesindeki Yalıncak Köyü ve Dikmen Vadisi'ni ilk sıraya alabilirler. Gölbaşı'nda bulunan Racon Tepe, Güneytepe, Arabalı Tepe ile Çankaya'daki Eymir Gölü yamaç paraşütü için, Güdül ve Gölbaşı ilçeleri mağara gezileri için, Çöl Gölü, Mogan Gölü, Kızılcahamam Ormanları ise kuş gözetleme etkinliği için en uygun bölgelerdir. Ankara, turizm açısından olmasa da ticari ve politik anlamda ülkemizin en önemli şehirlerinden biri. Oldukça da kalabalık bir yer. Bu nedenle il genelinde yüzlerce otel bulmak mümkün. Şehrin önemli semtlerinden Çankaya, Kavaklıdere, Ulus ve Kızılay konaklama için en ideal yerler. Çankaya şehrin kültürel, siyasi ve ticari merkezi. Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Etnografya Müzesi de burada yer alıyor. Tunalı Hilmi Caddesi ve civarı mağaza, lokanta ve kafe anlamında çok zengin. Kavaklıdere ise şehrin sosyal yaşamında önemli bir yere sahip. Ulus, şehrin eski merkezi. Gezilecek yerlere yakınlığı ile bilinen bu bölgede Ankara Kalesi, Kurtuluş Savaşı Müzesi gibi önemli ziyaret noktaları var. Kızılay ise tabiri caizse Ankara'nın uyumayan yüzü. Ayrıca Kızılay geniş ulaşım seçenekleri ile dikkat çeken bir semt. Öncelik sıranızı göz önüne alarak bu ilçelerden herhangi birini konaklama amaçlı seçebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ankara-nasil-bir-yer-ankara-hakkinda-bilgi/", "text": "Anadolu'nun ortasında konumlanmış olan Ankara; binlerce yılda onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, Milli Mücadele yıllarında yurdumuzun karargahı olmuş, 13 Ekim 1923 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti'ne başkentlik yapan, Gazi Mustafa Kemal'in kabrinin bulunduğu, en kalabalık ve en özel illerimizden biridir. Hakkında olumlu ya da olumsuz çok fazla özellik sayılabilir, ama şu bir gerçek ki Ankara ülkemiz için pek çok açıdan büyük öneme sahip bir kenttir. Peki Ankara nasıl bir yer? Ankara'ya ulaşım nasıl sağlanıyor? Öğrenci ve memurlar için Ankara'da yaşam nasıl? Ankara'nın tarihi, ekonomisi, iklimi ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz yazımıza başlayalım. İç Anadolu Bölgesi'inde yer alan Ankara, coğrafi olarak ülkemizin merkezine yakın bir konumunda bulunuyor. Ankara'nın komşuları; kuzeyde Bolu ve Çankırı, batıda Eskişehir, güneyde Konya ve Aksaray, doğuda ise Kırşehir ve Kırıkkale'dir. Ankara, Türkiye'nin dört bir yanına uzanan, yüksek standartlarda kara yolu bağlantılarına sahip bir şehir. Bulunduğu konum sebebiyle ülkemizin tüm bölgelerinden başkente rahatlıkla ulaşım sağlanabilir. Hemen hemen bütün illerimizden direkt Ankara'ya yapılan otobüs seferleri var. Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali şehrin Yenimahalle ilçesinde bulunuyor. Buradaki ücretsiz servislerle ilin her noktasına araç bulabilirsiniz. Ayrıca Ankara içinde AŞTİ'ye ulaşım için belediye otobüslerini ya da Dikimevi Aşti arasında sefer yapan Ankaray metrosunu kullanabilirsiniz. - İstanbul Ankara arası yaklaşık 450 kilometre ve 5 saat. - İzmir Ankara arası yaklaşık 590 kilometre ve 7 saat. - Erzurum Ankara arası yaklaşık 860 kilometre ve 10 saat. - Antalya Ankara arası yaklaşık 500 kilometre ve 6 saat. - Trabzon Ankara arası yaklaşık 730 kilometre ve 9 saat. - Adana Ankara arası yaklaşık 485 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Van Ankara arası yaklaşık 1220 kilometre ve 14 saat 30 dakika. Ankara Esenboğa Havalimanı, Türkiye'deki en büyük havaalanlarından biri. İstanbul ve Antalya'dan sonra ülkemizin en hareketli hava trafiği burada yaşanıyor. Akyurt ve Çubuk ilçeleri sınırında bulunan Esenboğa'nın Ankara merkeze uzaklığı yaklaşık 25 km. Buraya Türkiye'deki illerin büyük bölümünden direkt uçuş bulabilirsiniz. Ayrıca Avrupa ve Orta Asya'daki onlarca şehre Ankara'dan karşılıklı aktarmasız seferler de mevcut. Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan şehir merkezine ya da AŞTİ'ye gitmek için; Ankara Büyükşehir Belediyesi servislerini, özel firma servislerini, ticari taksileri kullanabilir ya da araç kiralama hizmeti satın alabilirsiniz. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin servis hizmeti olan BelkoAir (442 NO); AŞTİ, Kızılay ve Batıkent güzergahlarına hizmet veriyor. Ankara, Yüksek Hızlı Tren Hattı üzerinde bulunan şehirlerimizden biri. Bunun dışında şehirden geçen ana hat trenleri, bölgesel trenler ve ekspres seferleri de var. Ankara'da 3 tane Yüksek Hızlı Tren Garı mevcut. Ankara YHT Garı: İlin merkez istasyonu, Çankaya'nın Eti Mahallesi'nde bulunuyor. Şehir içi belediye otobüsleri ya da Ankaray metrosu ile buraya ulaşım sağlanabilir. Eryaman YHT Garı: Etimesgut ilçesinde bulunuyor. Ankara merkeze 22 km. uzaklıkta. Polatlı YHT Garı: Polatlı ilçesinde bulunuyor. Ankara merkeze 80 km. uzaklıkta. - Ankara İstanbul YHT - Ankara Eskişehir YHT - Ankara Konya YHT - Ankara Ekspresi - Ankara Sincan Polatlı Bölgesel Treni - Başkentray Banliyo Treni - Doğu Ekspresi - Van Gölü Ekspresi - Güney Kurtalan Ekspresi - Boğaziçi Ekspresi - İzmir Mavi Treni Ankara'dan geçen tren seferleri hakkındaki tüm detayları, İstanbul Ankara arasındaki ulaşım seçeneklerini, Ankara kent içi ulaşım hakkındaki bilgileri ve daha fazlasını aşağıdaki yazımızdan detaylı şekilde öğrenebilirsiniz. Günümüzde Ankara olarak bildiğimiz topraklarda yapılan arkeolojik kazılarda Paleolitik, Neolitik ve Kalkolitik Çağ'dan kalma, çok farklı kültürlere ait birçok buluntu ortaya çıkmıştır. Ankara'nın içinde bulunduğu bölge ilk çağlardan bu yana toplu yaşam izleri taşımaktadır. Fakat şehrin ilk defa kimler tarafından, ne zaman kurulduğuna dair kesin bir bilgi bulunmuyor. Kahramankazan ilçesinde ve Ankara'nın 60 km. güneyindeki Gavurkale'de ortaya çıkan buluntular, yörenin ilk yerleşimcilerinden birinin Hititler olduğunu göstermektedir. Hititlerin ardından bölgeye hakim olan Friglerin, Ankara yöresinde ilk önemli yerleşkeyi kurdukları düşünülüyor. Hatta Eski Çağ kaynaklarında ve çeşitli efsanelerde Ankara şehrinin kurucusu olarak Frig Kralı Midas gösterilmektedir. Frigler döneminde bu bölgeye \"Ankyra\" ismi verilmiştir. Friglerin başkenti olarak bilinen Gordion ise günümüzde Polatlı'nın Yassıhöyük Köyü'nde bulunuyor. Frig Uygarlığı sonrası bölgeye sırasıyla Lidyalılar, Persler ve Makedonyalılar hakim olmuştur. Pers Hükümdarı I. Darius zamanında bölgeden geçirilen \"Kral Yolu\" sayesinde Ankara çevresi önemli bir ticari ve askeri merkez konumuna gelmiştir. M. Ö. 3. yüzyıldan itibaren Ankyra bölgesinde önce Galatlar, daha sonra Roma ve Bizans İmparatorlukları hakimiyet kurmuştur. Önemli bir askeri üst olan bölge sayısız saldırıya maruz kalsa da, 1073 yılına kadar Bizans'ın elinde kalmıştır. 1071 Malazgirt Muharebesi sonrası Anadolu'ya giren Türkler, 1073 yılında Ankara'yı fethetmişlerdir. Fakat bu süreçten sonra bölgede Selçuklular, Danişmendliler Beyliği, Bizanslılar arasında sürekli hakimiyet mücadelesi yaşanmış, sonrasında da bölge Moğol istilası, İlhanlı hakimiyeti ve Ahiler yönetimi görmüştür. Nihayetinde ise Osmanlı İmparatorluğu bu bölgeyi ele geçirmiştir. \"Ankyra\" olarak bilinen bölgenin adı Türk-İslam yönetimlerinde \"Engürü, Angara ve Angora\" isimleriyle anılmaya başlanmıştır. 1402'de Ankara Savaşı'na sahne olan kent, bir dönem Timur işgaline uğramış, daha sonra Mehmet Çelebi dönemi ile tekrar Osmanlı'ya geçmiştir. Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı sonrası zayıflayınca, tehlikeli durumlar gözetilerek devlet merkezinin İstanbul'dan Anadolu'ya taşınması gerekliliği gündeme gelmiştir. 23 Nisan 1920'de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile önce hükümet merkezi Ankara'ya taşınmış, 13 Ekim 1923'te ise resmi kanunla Ankara başkent olarak ilan edilmiştir. O dönemlerde kurak bir kasaba görüntüsü veren Ankara, Cumhuriyet sonrası hızla büyüyerek günümüzde büyük bir metropol haline gelmiştir. Nüfus: Ankara'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 5 milyon 700 bin kişidir. - Akyurt, Altındağ, Ayaş - Bala, Beypazarı - Çamlıdere, Çankaya, Çubuk - Elmadağ, Etimesgut, Evren - Gölbaşı, Güdül - Haymana - Kahramankazan, Kalecik, Keçiören, Kızılcahamam - Mamak - Nallıhan - Polatlı, Pursaklar - Sincan - Şereflikoçhisar - Yenimahalle Cumhuriyet sonrası dönemle birlikte hızla büyüyen ve gelişen Ankara, sanayi ağırlıklı ekonomiye sahip illerimizden biridir. 1920'li yıllardan sonra, Türkiye'deki ilk kamu sanayi kuruluşlarının Ankara'ya kurulmaya başlaması ile kent göç almaya başlamış, göç aldıkça da sanayi sektörü daha da büyümüştür. Buna bağlı olarak özel işletmelerin sayısı da her geçen gün çoğalmıştır. Türkiye'de ciro bakımından en büyük şirketlerin ciddi bir kısmı Ankara'da faaliyet göstermektedir. Şehirdeki üretim faaliyetleri içinde ağaç işleri önemli bir pay oluşturur. Ankara'da kereste, mobilya ve döşeme üzerine üretim yapan 10 binden fazla kuruluş vardır. Bunun yanında besin sanayisi, tarım aletleri üretimi, inşaat makinaları, dokuma malzemeleri ve madeni eşya üretimi de diğer önemli faaliyet kollarıdır. Ülkemizde savunma sanayi ile ilgili en önemli yatırımların merkezi de Ankara'dır. Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A. Ş, Türkiye'de hava platformlarının tasarımı, üretimi, geliştirilmesi ve yenilenmesi üzerine önemli çalışmalar yapmaktadır. Son yıllarda Ankara medikal sektöründe de hızla gelişmeye başlamıştır. Hastanelere yönelik malzeme üretimlerinde yoğun faaliyet vardır. Ayrıca Türkiye'de morfin ve diyaliz makinesi üretimi yapılan tek şehir Ankara'dır. Ankara'nın kuzey kesimlerinde ılıman ve yağışlı Karadeniz iklimi etkileri görülür. Şehrin orta ve güney kesimlerinde ise karasal iklim hakimiyeti vardır. Bu kısımlarda kışlar oldukça soğuk ve kar yağışlı geçerken, yazlar il genelinde bunaltıcı derecede sıcak ve kuraktır. Karasal iklim görülen güney bölgelerde gece gündüz sıcaklık farkı da oldukça yüksektir. Ankara'nın etrafı yüksek dağlık arazilerle çevrilidir. Merkezi kesimleri ise düz ovalarla kaplıdır. İl yüz ölçümünün yarıdan fazlası tarım arazisi olmaya uygundur. En fazla görülen bitki örtüsü ise step ve karaçam, ardıç, meşe ağırlıklı ormanlardır. Ankara akarsular, göller, barajlar ve ovalar açısından zengin bir coğrafyadır. Tuz Gölü'ne sınırı bulunurken, Türkiye'nin en uzun nehri Kızılırmak'ın bir koluna da ev sahipliği yapar. Ancak nüfusa bağlı olarak Ankara'da yüksek seviyelerde hava, su ve toprak kirliliği sorunu da vardır. Nüfus ve sanayi yatırımlarının paralel şekilde artması, yıllar geçtikçe Ankara'nın doğal bitki örtüsünde değişikliklere yol açmaktadır. Ankara mutfağı; yüzlerce yıllık kültür birikimi, aldığı yoğun göçler, Anadolu'daki farklı mutfakların etkisi gibi nedenlerden dolayı çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Sebzeden et yemeklerine, tatlılardan hamur işlerine kadar her tür lezzeti bulabilirsiniz. Ankaralılar mutfağa hakim ve damak tatlarına düşkün insanlardır. Bu yüzden Ankara'nın meşhur yöresel yemekleri özgün ve oldukça özel bir dokuya sahiptir. Ankara'da eskiden mutfaklar evin büyük bölümünü kaplarmış. Tandır ve ocak bir köşede, kiler bir köşede, odunlar için ayrılan bölüm bir köşede olur, duvarların bir kısmı da mutfak rafları için ayrılırmış. Yıllar geçip Ankara'nın mutfakları küçülse de, lezzetli yöresel yemeklerinden ödün vermemiş Ankaralılar. Burası metropolleşen bir şehir olmasına rağmen, Ankara mutfağı kendine has yapısını her daim korumuştur. - Ankara Tava - Beypazarı Güveci ve Beypazarı Kurusu - Bazlama Kebabı - İnceğiz Çorbası - Öllüğün Körü - Uruş Kapama - Entekke Böreği - Tamtak Tiridi - Bici Aşı - Şibit Tatlısı - Kaşık Atması - Kutludüğün Somunu - Çıkınağıl Asıdası - Karga Beyni - Malak Tatlısı - Öküz Helvası - Çıtır Ankara Simidi Ankara'da deniz olmadığını hatırlatarak, şimdi buradaki şehir hayatına yakından bir bakalım. Başkentimiz tam anlamıyla bir memur ve öğrenci şehri. Ankara'da bulunan vakıf ve devlet üniversitelerinin sayısı 20'den fazla. Bunların içerisinde ODTÜ ve Hacettepe gibi ülkemizin en önemli okullarından bazıları da var. Devlet kurumlarının sayısı ise bunun çok daha üzerinde. Yani bu şehirde yaşayan yüz binlerce memur ve öğrenci mevcut. İstanbul, Antalya ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelenler için Ankara'ya alışmak biraz zaman alır. \"Bu mudur yani?\" diyerek başlarsınız muhtemelen buradaki yaşantıya. Milyonluk bir şehirdir ama öyle gezip görmek için çok uzun zamana ihtiyacınız yoktur. Birkaç haftada ezberlersiniz Ankara'yı. Ankara'da tüm yollar Kızılay'a çıkar. Şehrin kalbi burasıdır. Gezmek için olmasa bile gitmek istediğiniz yere ulaşmak için Kızılay'dan illaki geçersiniz. Özellikle 20 yaş civarında gençlerin Ankara'daki buluşma noktası Kızılay'dır. Memur ya da öğrenci olun fark etmez, Ankara'da herkes tarafından size vakit geçirmeniz için önerilecek 3 yer vardır. Kızılay, Bahçelievler ve Çayyolu çevresi. Üniversite öğrencilerinin daha fazla takıldığı yer Bahçelievler çevresi olur. Burası kafa dinlemek ve iyi vakit geçirmek için güzel mekanlar barındırıyor. Kiralık ev ya da yurt seçimi için en çok tercih edilen bölgeler ise yine Bahçelievler çevresi, Beşevler ve Kurtuluş civarı. Ama tabi bu okuduğunuz / çalıştığınız semte göre çok değişkenlik gösterebilecek durum. Yurt ve kiralık ev bulma konusunda Ankara'da sıkıntı yaşamazsınız çünkü çok fazla seçenek var. Ankara'da nerede oturulur? Keçiören güzel bir ilçedir fakat okullara uzaklığı nedeniyle öğrenciler tarafından çok tercih edilmez. Ulus'ta gece hayatı çok hareketli olduğu için herkese hitap etmez. 3. Cadde ve 7. Cadde çok hareketlidir. İstiklal Caddesi tarzında ortam arayanlar bu iki caddeyi tercih edebilir. Muhafazakar kesimin daha çok vakit geçirdiği yer ise Hamamönü Altındağ civarıdır. Bir de 'aşağı' ve 'yukarı' olmak üzere ikiye ayrılan, bol yokuşlu meşhur bir semti vardır. Ankara, sosyal aktivite anlamında çok fazla mekana sahiptir. Sinema, tiyatro, müze ve opera binalarının dışında onlarca park, eğlence merkezi ve AVM de bulabilirsiniz. Ayrıca Ankara'daki öğrenciler özellikle hafta sonu sık sık Eskişehir'e de giderler. Ankara Eskişehir arasındaki hızlı tren seferleri sayesinde günübirlik bile Ankara dışına çıkabilirsiniz. Ankara Eskişehir hızlı trenle ulaşım 1 saat 30 dakika. Ankara Eskişehir hızlı tren fiyatlarını, hızlı tren saatlerini öğrenmek ve bilet almak için tıklayın. Merak edenler için \"Ankara İstanbul hızlı tren kaç saat?\" sorusunu da cevaplayalım. Bu iki metropol arasındaki hızlı tren yolculuğu yaklaşık 4 saat 15 dakika kadar sürüyor. Memurlar için Ankara'yı çok detaylandırmaya gerek yok. Çünkü şehir zaten onların. Ankara'da etrafınız her an her yerde takım elbiseli insanlarla çevrili. Şehir merkezindeki griliğe sebep olan yüksek binaların büyük bölümü kamu kurumlarına ait binalar. Makam araçları ve onların konvoyları yüzünden sık sık trafiğin kilitlendiği bir şehirden bahsediyoruz. Ankara'da şehir içi ulaşımda metro ağı büyük kolaylık sağlıyor. Bunun dışında otobüs ve minibüs hatları da oldukça yaygın ve yeterli. Geceleri ise nadir yapılan seferler dışında toplu ulaşım pek bulunmaz. Ankara pahalı bir şehir mi? İstanbul'dan gelenler için Ankara biraz daha ucuz bir şehirdir. Fakat diğer Anadolu şehirlerine göre Ankara pahalıdır. Yine de her bütçeye uygun kiralık ev ya da yurt bulunabilir. Her büyük şehirde olduğu gibi seçtiğiniz semt ve mahalleye göre fiyatlar arasında büyük farklılıklar olur. En lüks bölgelerden biri olan Oran Mahallesi'nin fiyatlarıyla, gezmek için bile 40 kere düşünmeniz gereken Çinçin Mahallesi fiyatları bir olmaz haliyle. Bu bakımdan Ankara geniş bir seçenek yelpazesine sahip. Ankara yaşanılası bir şehir mi? Dışarıdan gelen birisi için Ankara alışması zor bir şehirdir muhtemelen. Fakat yaşanılır bir memlekettir. Gridir, soğuktur belki ama kendine has şivesi, Angaralı türkücüleri, Angara bebeleri, Kuğulu Park'ı, Atakulesi, bürokrasisi, TBMM'si, Anıtkabir'i, Tunalı Hilmi Caddesi ile kendine özgü, farklı bir şehirdir. Ankara, sokakta yürürken sağ elinin memura sol elinin öğrenciye çarptığı kenttir.. Ha bir de denizi yok diyorlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ankaraya-nasil-gidilir-ankara-ulasim-rehberi/", "text": "Başkent Ankara yerel, ulusal ve uluslararası anlamda çok yoğun trafik akışına sahip şehirlerimizden biri. Bulunduğu merkezi konum itibariyle Türkiye'nin kara, hava ve demiryolu ağlarının kalbi desek yanlış olmaz. Bu yüzden Ankara ulaşım rehberi yazımızı ayrı bir başlık olarak ele aldık. Bu yazımızda; Ankara'ya nasıl gidilir? Ankara'dan geçen trenler hangileri? İstanbul Ankara arası ulaşım yolları neler? AŞTİ, Esenboğa Havalimanı, Ankara YHT Garı hakkındaki bilgileri ve Ankara şehir içi ulaşım detaylarını aktaracağız. Ankara, Türkiye'nin dört bir yanına uzanan, yüksek standartlarda kara yolu bağlantılarına sahip bir şehir. Bulunduğu konum sebebiyle ülkemizin tüm bölgelerinden başkente rahatlıkla ulaşım sağlanabilir. Hemen hemen bütün illerimizden direkt Ankara'ya yapılan otobüs seferleri var. Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali şehrin Yenimahalle ilçesinde bulunuyor. Buradaki ücretsiz servislerle ilin her noktasına araç bulabilirsiniz. Ayrıca Ankara içinde AŞTİ'ye ulaşım için belediye otobüslerini ya da Dikimevi Aşti arasında sefer yapan Ankaray metrosunu kullanabilirsiniz. - İstanbul Ankara arası yaklaşık 450 kilometre ve 5 saat. - İzmir Ankara arası yaklaşık 590 kilometre ve 7 saat. - Erzurum Ankara arası yaklaşık 860 kilometre ve 10 saat. - Antalya Ankara arası yaklaşık 500 kilometre ve 6 saat. - Trabzon Ankara arası yaklaşık 730 kilometre ve 9 saat. - Adana Ankara arası yaklaşık 485 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Van Ankara arası yaklaşık 1220 kilometre ve 14 saat 30 dakika. - Kayseri Ankara arası yaklaşık 320 kilometre ve 3 saat 45 dakika. İstanbul'dan Ankara'ya arabayla en kısa ulaşım, Anadolu Otoyolu/O-4 üzerinden sağlanıyor. İstanbul'dan çıktıktan sonra Gebze Sapanca Hendek Düzce Bolu üzerinden Ankara yoluna bağlanabilirsiniz. Bu güzergah 450 km. ve yaklaşık 5 saat sürüyor. İstanbul'dan Ankara'ya araçla gitmek için alternatif olarak iki seçenek daha var. Birincisi; Anadolu Otoyolu'nu takip ederken Sapanca'dan sonra D-140 yoluna sapıp Mudurnu Beypazarı Sincan istikametini takip etmek. İkincisi ise Gebze'den sonra Osmangazi Köprüsü üzerinden Bursa yönüne dönüp İnegöl Eskişehir Polatlı üzerinden Ankara'ya varmak. Burası Eski Ankara Yolu olarak biliniyor. Ama artık pek fazla kullanılan bir yol değil. Ankara Esenboğa Havalimanı, Türkiye'deki en büyük havaalanlarından biri. İstanbul ve Antalya'dan sonra ülkemizin en hareketli hava trafiği burada yaşanıyor. Akyurt ve Çubuk ilçeleri sınırında bulunan Esenboğa'nın Ankara merkeze uzaklığı yaklaşık 25 km. Buraya Türkiye'deki illerin büyük bölümünden direkt uçuş bulabilirsiniz. Üstelik Türk Hava Yolları, Pegasus, AnadoluJet, OnurAir, SunExpress gibi çok sayıda alternatif firma olduğu için uygun fiyata bilet bulma şansınız var. Ayrıca Avrupa ve Orta Asya'daki onlarca şehre Ankara'dan karşılıklı aktarmasız seferler de mevcut. Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan şehir merkezine ya da AŞTİ'ye gitmek için; Ankara Büyükşehir Belediyesi servislerini, özel firma servislerini, ticari taksileri kullanabilir ya da araç kiralama hizmeti satın alabilirsiniz. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin servis hizmeti olan BelkoAir (442 NO); AŞTİ, Kızılay ve Batıkent güzergahlarına hizmet veriyor. Ankara, Yüksek Hızlı Tren Hattı üzerinde bulunan şehirlerimizden biri. Bunun dışında şehirden geçen ana hat trenleri, bölgesel trenler ve ekspres seferleri de var. Şehirde 3 tane YHT Garı mevcut. Ankara YHT Garı: İlin merkez istasyonu, Çankaya'nın Eti Mahallesi'nde bulunuyor. Şehir içi belediye otobüsleri ya da metro ile buraya ulaşım sağlanabilir. Eryaman YHT Garı: Etimesgut ilçesinde bulunuyor. Ankara merkeze 22 km. uzaklıkta. Polatlı YHT Garı: Polatlı ilçesinde bulunuyor. Ankara merkeze 80 km. uzaklıkta. Peki Ankara'ya hızlı trenle nasıl gidilir? Ankara'dan hangi trenler geçiyor? Şimdi sırasıyla bunlara bakalım. Ankara İstanbul arasındaki en hızlı ulaşım yollarından biri bu hat. İstanbul Ankara arasında her gün sabah saat 6:30'dan akşam 19:30'a kadar, ortalama her 2 saatte bir hızlı tren seferi düzenleniyor. Ankara Eskişehir arasında her gün sabah saat 6:30'dan akşam 20:30'a kadar, ortalama her 2-3 saatte bir tren seferi düzenleniyor. Ankara Eskişehir arası hızlı tren kaç saat? 1 saat 30 dakika. Ankara Eskişehir hızlı tren fiyatlarını, hızlı tren saatlerini öğrenmek ve bilet almak için tıklayın. Ankara Konya arasında her gün sabah saat 6:30'den akşam 21:00'e kadar, ortalama her 2-3 saatte bir tren seferi düzenleniyor. Ankara Konya arası hızlı tren kaç saat? 1 saat 45 dakika. Ankara Ekspresi ile İstanbul Ankara arasında her gece bir kez karşılıklı sefer düzenleniyor. Ankara İstanbul gece treni kaç saat? 8 saat 40 dakika. Bölgesel Tren ile Ankara Sincan Polatlı arasında günde 3 kez düzenli sefer yapılıyor. Ankara Sincan Polatlı arası trenle kaç saat? 1 saat 10 dakika. Başkentray Banliyo Treni ile Sincan Kayaş arasında her gün sabah saat 6:00'dan akşam 19:45'e kadar, her yarım saatte bir sefer düzenleniyor. Doğu Ekspresi ile Ankara Kars arasında her gün düzenli sefer yapılıyor. Ankara Kars arası trenle kaç saat? 25 saat. Van Gölü Ekspresi ile Ankara Tatvan arasında haftada iki sefer düzenleniyor. Ankara Tatvan trenle kaç saat? 24 saat. Güney Kurtalan Ekspresi ile Ankara Kurtalan arasında haftada beş sefer yapılıyor. Ankara Kurtalan trenle kaç saat? 24 saat. Boğaziçi Ekspresi ile Ankara Arifiye arasında günlük düzenli sefer yapılıyor. Ankara Arifiye trenle kaç saat? 6 saat. İzmir Mavi Treni ile Ankara Basmane arasında günlük düzenli sefer yapılıyor. Başkent Ankara'nın şehir içi ulaşım ağı son derece gelişmiş ve yaygın. Belediye otobüsleri ve minibüslerin dışında şehir içinde metro, hafif metro ve teleferik hattı da mevcut. Tüm bu toplu ulaşım araçlarından faydalanmak için AnkaraKart sahibi olmanız gerektiğini hatırlatalım."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/antalya-gezilecek-yerler-listesi/", "text": "Antalya sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde ün yapmış en güzel illerimizden biridir. Türkiye ve Avrupa'nın en önemli tatil merkezlerinden biri olan bu şehir, sadece kendisinin ağırladığı milyonlarca turist ile ülke ekonomisine ciddi katkı sağlıyor. Antalya, Ankara'nın 500 km. güneybatısında, İzmir'in 450 km., İstanbul'un 600 km. güneydoğusunda yer alır. Antalya, Torosların eteğinden çıkan sayısız kaynakla, Kırkgöz ve Düden suyunun çökerttiği travertenlerden oluşan, deniz kıyısında 25-30 m. yükseklikteki dik yarlarla biten bir taraça üzerindedir. Bu düzlüğün batısında ve doğusunda kilometrelerce uzunlukta plajlar yer alır. Düden suyu ve kolları, kıyıdaki yarlardan şelaleler oluşturarak denize dökülür. Kentin çekirdeği, dik yarların eteğinde, İlk ve Ortaçağ'ın gemilerini barındıracak boyutta küçük, doğal limanın çevresinde kurulmuştur. Antalya, Roma döneminde genişledi, Bizans döneminde işlek bir liman, Selçuklular döneminde ise önemli bir ticaret merkezi ve donanma üssü oldu. Sonraki yüzyıllarda ise Akdeniz'in ticaret yolu olarak öneminin azalması, iç bölümlerle hatta kıyıdaki yakın yörelerle kara bağlantısının zor ve zayıf olması nedeniyle kentin gelişimi büyük ölçüde azaldı. 19. yy. sonlarına gelindiğinde Antalya, yaklaşık 15 bin nüfuslu bir Anadolu kasabası görünümündeydi. 1950'lerden başlayarak, Antalya'yı iç kesimlere bağlayan karayolları yapıldı. Bataklıklar kurutularak ticari ürünlerin büyük ölçüde yetiştirildiği tarım alanları elde edildi. Tarımsal sanayi kolları kuruldu. Kentin ekonomik etki alanı genişledi ve turizm büyük önem kazandı. Bunların sonucunda Antalya hızla gelişti ve çağdaş bir görünüm kazandı. Bu dönemde Antalya, özellikle batıya ve doğuya doğru genişlerken, eski mahalleler kısmen düzenlendi, yeni yollar açıldı, parklar bahçeler yapıldı. Bu gelişmeler sonucu, 1935'te yaklaşık 23 bin olan nüfus, 1960'ta 41 bine, 1980'de 173 bine, 1985'te 261 bine, 1990'da 378 bine yükseldi. Ülkemizin en önemli şehirlerinden biri haline gelen Antalya'nın nüfusu bugün 2,5 milyonu aşmıştır. Hızla büyümeyi sürdüren Antalya, Türkiye'de kent nüfusu artışı bakımından önde gelen kentlerimizdendir. Günümüzde Antalya, sadece turizm değil, değerli ticari tarım ürünlerinin yetiştirildiği zengin bir bölgenin ekonomik ve kültürel başkenti durumundadır. - Antalya'daki Şelaleler - Antalya Antik Kentler - Antalya'daki Mağaralar - Kaleiçi - Antalya Arkeoloji Müzesi - Alanya Arkeoloji Müzesi - Kaş - Kemer - Antalya'nın En Güzel Plajları - Köprülü Kanyon Milli Parkı - Antalya'da Kültür ve Eğlence - Antalya'da Başka Neler Yapılır? - Antalya'dan Ne Alınır? Ülkemizin en meşhur şelaleleri içinde Düden ve Manavgat muhakkak yer alır. Bu üç şelale de Antalya ilimizde yer alıyor. Üç diyoruz çünkü Düden Şelalesi'nden iki tane var. Bununla birlikte 18 metre yükseklikten akan Kurşunlu Şelalesi görülmeye değer yerlerden biridir. İsmi Gizli Cennet Şelalesi olan bir şirin şelale daha var ki adından da anlaşılacağı gibi harika bir atmosfere sahip. \"Huzur\" diyoruz başka bir şey demiyoruz. Uçansu ve Sapadere Şelaleleri de görülmeye değer mekanlardan. Son olarak Dim Çayı Şelalesi'ni de listeye alalım. Antalya şelaleleri hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz buradaki yazımızı okumadan yola çıkmayın. Jeolojik açıdan karstik yapıda olan Antalya birçok mağaraya sahiptir. Karain ve Beldibi mağaraları tarih öncesi devirlerde insanlara ev sahipliği yapmış iki mağaradır. Bunun dışında astım hastalarına şifa olarak bilinen havasıyla Damlataş Mağarası, Dim Mağarası, Altınbeşik Mağarası, Kocain Mağarası, Zeytintaşı Mağarası, Geyikbayırı Mağarası, Konakaltı Mağarası, Sırtlanini Mağarası görülebilecek diğer mağaralardır. Çok sayıda turisti Antalya'ya çeken Damlataş Mağarası, görülmesi gereken önemli bir doğal oluşumdur. Antalya'nın Alanya ilçesinde bulunan mağara harika bir görselliğe sahiptir. Bazı işçilerin, marina çalışması esnasında dinamit patlaması sonucu tesadüfen bulunmuştur. Ortalama olarak 200 m bir alanı kaplayan mağara, sarkıt ve dikitlerden oluşmaktadır. Mağaradaki bu sarkıt ve dikitlerin M. Ö. 20.000'li yıllarda oluştuğu tahmin ediliyor. Damlataş Mağarası'nın sıcaklığı yaz ve kış aylarında sabit olup sürekli 22 derecedir. Sağlık alanında da önemli bir yere sahip olan mağaranın astım hastalıklarına iyi geldiği söylenir. Sadece sağlık turizmi için mağarayı ziyaret edenlerin sayısı oldukça fazla. Alanya Damlataş Mağarası giriş ücretleri 2019 yılında yetişkinlerde 7 TL idi. Görkemli ve gizemli görüntüsü ile Damlataş, Antalya'da ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri. Burası Türkiye'nin turizme açılan ilk mağaralarından biridir. Alanya Damlataş Mağarası nerede? Bilmeyenler için basitçe tarif edelim. Mağara, Alanya ilçe merkezinin hemen batı sahilinde, Alanya kalesinin üst kısmında bulunuyor. Merkezden yürüyerek 10 dakika. Beldibi Mağarası, Antalya Obaköy mevkisinde denizden 25 metre yükseklikte, sığınak biçiminde bir mağaradır. Mağarada yapılan arkeolojik kazılarda üst Paleolitik ve Mezolitik döneme ait çakmaştaşı aletler ele geçirilmiştir. Ziyarete açık olan mağaranın duvarlarında insan, geyik ve dağ keçisi resimleri de oldukça ilgi çekicidir. Çevresi çam ormanları ile kaplı mağara tarih öncesi çağlarda avcılar tarafından sığınma yeri olarak kullanılmıştır. Bu özellikleri ile Beldibi Mağarası arkeolojik sit alanıdır. Antalya'nın önemli mağarası Karain, Toros kalker kıvrımlarının yükseldiği bir yamaçta bulunur. Döşemealtı Bucağı'nın Yağcı Köyü yakınındaki mağara bir ilkçağ yerleşimidir. Mağara Katran Dağı'nın Akdeniz'e bakan yamacında, dar giriş ve geçitlerle birbirine bağlı üç boşluktan oluşur. Birinci boşluk giriştir ve yaşam alanıdır. İkinci boşluk mezar alanı, üçüncü boşluk geçişin dar olması nedeniyle sığınak ve mezarlık olarak kullanılmış olduğu düşünülmektedir. Geçmişi Paleolitik Çağ'a dayanan mağaranın, girişteki Yunanca yazıtlardan antik çağda da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Türkiye'deki ender insan fosillerinden olan Neanderthal çocuk kafatası bu mağarada bulunmuştur ve Antalya müzesinde sergilenmektedir. Manavgat vadisinin batı yamacında bulunan Altınbeşik Mağarası'nın uzunluğu 2500 metredir. Manavgat ırmağını besleyen kaynak sularının oluşturduğu mağara gölünün doğaya kattığı güzellik görülmeye değer niteliktedir. Mağaranın alt ve orta seviyesi aktif, üst kısmı kurudur. Aktif olan kısımda büyük ölçüde göletler oluşmaktadır. Kuru olan üst kısımda ise büyük kaya blokları bulunmaktadır. Mağaranın havası oldukça rutubetli, ortalama sıcaklık ise 16-18 C'dir. Zeytintaşı Mağarası, Antalya'nın Serik ilçesinin 15 km. kuzeyinde bulunmaktadır. Mağara küçük bir alana sahip olsa da içinde yer alan damlataşlar oldukça güzel bir görüntü sunmaktadır. Gelişimini hala sürdüren küçük sarkıtlar, büyük sütunlar arasında yer alan gölcükler mağarayı dikkat çekici kılmaktadır. Birinci dereceden sit alanı olan mağara turizme açıktır. Antalya'nın tarih kokan beldesi... İtalya ya da küçük Avrupa ülkelerinin gizli sokaklarının benzerini bulabileceğiniz adres Kaleiçi'dir. O sıcacık sokaklarda yürürken top oynayan çocuklara, şirin kafelere ve tavla oynayan esnaflara rastlarsınız. İçinizi ısıtan bir ortamı vardır Kaleiçi'nin. Şehrin yerlileri için de ayrı bir önemi vardır bu bölgenin. Kaleiçi'nin girişinde yer alan Hadrian Kapısı, antik bir kentin bıraktığı korunmuş kalıntılardandır. Geçmişte var olmuş birçok imparatorluğun izlerini üzerinde taşıyan Kaleiçi, Helenistik, Bizans, Osmanlı ve Selçuklu'nun günümüze uzanan karşılıklı mirasıdır. Kaleiçi'ne gitmeyi düşünürseniz, Antalya'nın mütevazi otelleri burada konaklamanız için sizi beklemektedir. Bize sorarsanız Antalya merkezin en güzel mekanı burası. Tarihi yaşatan sokaklarda yürümek, çiçeklerle süslenmiş bir mekanda çay sohbeti yapmak yaşanması gereken bir deneyim. Bütün sokakları denize çıkan Kaleiçi'nin en güzel yanı araç girişinin yasak olması. Araba sesi yok, egzoz dumanı yok, korna sesi yok. Sokaklarda sadece tarih ve yayalar var. Bir de işletmeler.. Gecesi ayrı güzel, gündüzü ayrı güzel olan bu mekan sadece turistlerin değil, Antalyalıların da sık sık ziyaret ettiği yerlerden biridir. Tabii onlar da haklı.. Kim böyle bir mekana sahip olur da her fırsatta gelmek istemez. Kaleiçi'nde bulunan bu güzel eser 13. yüzyıl ilk İslam dönemine ait eserlerin başında gelir. Kaleiçi'ne kadar gelmişken bu güzel eseri görmeden gitmeyin. Tabii sadece dış görünüşü ile kalmayıp, içindeki mistik atmosferi de yaşamalısınız. Kaleiçi'ne çok yakın Hadrianus kapısının bir diğer adı da Üç Kapılar. Milattan sonra yaklaşık 130 yılında Roma İmparatoru Hadrianus'un Antalya'yı ziyaretine istinaden yapılmış bir Kral Kapısı. Kaleiçi'ne gitmeden önce yüzlerce yıla meydan okumuş bu güzel eseri yakından görmeden geçmeyin deriz. Antalya Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nden sonra Türkiye'nin ikinci büyük arkeoloji müzesidir. Antalya ve çevresinden derlenen arkeolojiyle ilişkin buluntular 1923 yılında Panaya Kilisesi'nde toplandı. Daha sonra 1934-1969 yılları arasında Yivliminare Camisi'nde toplanmıştır. 1972 yılında ise yeni müze yapısında ziyarete açılmıştır. Lykia, Pisidia, Pamphylia bölgelerinde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen yapıtlar, 12 salon ve açık hava bölümünde sergilenmektedir. Antalya Müzesi, eski çağlardan günümüze ulaşan iskeletler, lahitler, frizler, günlük eşyalar, av aletleri, içki kapları, gözyaşı şişeleri ve ölü gömme adetlerinin sergilenmesinin yanında 19. yüzyıla ait gelin elbiselerinden kağnı arabalarına kadar etnik bir takım eserleri de ziyaretçilerine sunmaktadır. Müze bu özelliğiyle aynı zamanda etnografya müzesi olarak da görev yapmaktadır. Antalya yöresi kalkerli bir yapıya sahip olduğundan mağara oluşumu bakımından zengin bir bölgedir. Yontma taş devrinden itibaren bu mağaralarda barınan insanların günlük hayatta kullandıkları obsidyen ve çakmak taşından aletleri, mızrak uçları, bıçakları bu müzede görmek mümkündür. Karain Mağarası'nda bulunan Paleolitik Çağ'dan itibaren, iskeletler de dahil her türlü buluntu Antalya Müzesi'nin bel kemiğini oluşturmaktadır. İlk tarım ne zaman başladı, ilk köyler ne zaman kuruldu, ilk mezarlar ne zamana tarihlenir? Bu soruların cevabını bu müzede bulmanız olasıdır. Maden çağına tarihlenen ölü gömme şeklinin bir örneği olan küp içine gömme burada sergilenmektedir. Küpün insan boyundan küçük olduğu dikkat çekicidir. Bunun nedeni, küpe yerleştirilen ölünün embriyo şeklini alması gerektiğindendir. Çünkü çok eski çağlardan beri insanın öldükten sonra tekrar dirileceği inancı vardır. Bu yüzden ölüye küp içinde tekrar doğum pozisyonu verilir. Ölü, küpe yerleştirildikten sonra küp toprağa gömülür. Böylece ölü gömme işi tamamlanır. Antik çağ oyuncaklarının sergilendiği bir çocuk bölümünün de bulunduğu müze de Likya, Pamphilya, Pisidya kentlerinden getirilen önemli buluntular, Elmalı Bayındır Tümülüs buluntuları ve Kumluca definesi dikkat çekicidir. Aziz Nikolas'a ait olduğu düşünülen kemik parçaları, bir Bizans melek betimlemesi iken Selçuklu döneminde elindeki diske \"Allah\" adı kazınmış kabartma müzenin diğer önemli parçalarıdır. # Antalya Müzesi kendine has koleksiyonları ile dünyanın en önemli müzeleri arasındadır. Tarih öncesi yerleşkelerde yapılan kazıların buluntularından başlayarak, Antik dönem eserlerine kadar geniş bir yelpazede pek çok önemli buluntu müzede sergilenmektedir. Prehistorya salonundaki küp mezar, Elmalı-Bayındır Tümülüslerinden elde edilen M. Ö. 7. yy buluntuları, İmparatorlar salonundaki siyah beyaz mermerden yapılmış dansöz heykeli, Patara mezarlarına ait bir örnek, sikkeler ve Korydella defineleri müzenin en dikkat çekici unsurlarıdır. Ayrıca Etnografya Salonu'nda Anadolu Türk sanatı örnekleri sergilenmektedir. Alanya Müzesi kentteki diğer bir müzedir. Eski Tunç, Urartu, Frig ve Lidya dönemlerine ait buluntular Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nden getirilmiş ve burada sergilenmektedir. Helenistik, Roma ve Bizans Dönemleri'ne ait eserler de arkeoloji bölümünde ziyaretçiler tarafından görülebilir. Yörede sıkça kullanılan heybeler, çuvallar, ev eşyaları ve Alanya'ya özgü gelin başı takıları ise etnografya bölümünde sergilenmektedir. Müze bahçesinde ise Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait İslami mezar taşları, Roma dönemi sütun başlıkları ve İslami dönem yazıtlar bulunmaktadır. Ayrıca Alanya'da Selçuklu Tersanesi, Kızılkule, Alanya Kalesi görülmelidir. Side Müzesi, Manavgat ilçesindedir. M. S. 5. ve 6. yy'lara ait agora hamamı onarılıp müze binası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Hitit, Roma ve Helenistik dönemlere ait steller, yazıtlar, heykeller, ostetekler, lahitler, sunaklar, güneş saati gibi pek çok buluntuyu burada görebilirsiniz. Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi de şehir merkezinde görülebilecek müzelerdendir. Kaş, Akdeniz'in sıcak suyuna oranla daha serin bir şekilde karşılıyor sizi. Son senelerde gözlerin Kaş'a çevrilmesinin en büyük nedenlerinden biri de dalış eğitimleri ve dalış için elverişli denizi. Turistik bir yer olsa da Akdeniz'in geleneksel kasaba tanımını hala yaşatan bir yer. Likya kentlerinin özelliklerini Kaş'ın her noktasında izleyebilirsiniz. Turistlerin akınına uğrayan Kemer, doğanın armağan ettiği güzellikler bakımından da Türkiye'nin incisi konumunda. Phaselis Antik Kenti, Göynük Kanyonu ve Beldibi Mağarası ziyaretçilerin sık sık uğradığı yerlerin başında geliyor. Diğer yandan Kemer bölgesi, uzun yaylalarıyla ziyaretçilere ve alan halkına yaz aylarında aşırı sıcak havadan kaçış imkanı da sunuyor. Bölgede tatil konaklaması için oldukça lüks oteller de var. Yüksek bir arazi üzerinde, harika Antalya manzarasına sahip bir mekan. Antalya'ya gittiğinizde buraya uğramayı ihmal etmeyin. Seyir tepesinde ahşap bir kule var. Kulenin en tepesine kadar çıkarak ayaklarınızın altında kalan yemyeşil ormanı, Antalya ve Akdeniz manzarasını izleyin. Mesire alanında sosyal tesisler de mevcut. Mescid, tuvalet ve çocuklar için oyun alanları da mevcut. Ormanın içinde, geniş bir alana yayılmış seyir parkının açık otoparkı da bulunuyor. Pazar günleri yerli halkın da akın etmesi ile biraz kalabalık olduğunu hatırlatmak isteriz. Türkiye'de yaşamış çoğu kişinin ''tatil'' kelimesini duyduğunda aklına gelen ilk şehirlerden biridir Antalya. Tarihi, doğası, kültürü ile ayrım yaratan, bacasız sanayinin markalaşmış temsilcilerinden olan Antalya, ülkemiz turizmini ayakta tutan, ileri götüren bir turizm ve tatil kentidir. Eğer yolunuz Antalya'ya düşerse görmeden gitmemeniz gereken yerleri sizin için sıraladık. Şimdi biraz Antalya sahillerine yer verelim. Antalya'da güneş ve denizin tadını çıkarmanın yanında farklı aktivitelerden de yararlanabilirsiniz. Lezzetli yemekler yemek ve bol bol alışveriş yapmak isterseniz size Konyaaltı Plajı Beach Park, Patara, Olimpos ve Lara plajlarından söz edelim. Mavi bayrağı ile Konyaaltı Plajı Beach Park'ta su sporlarının yanında ormanda paintball ve golf oynayabilir, at binebilirsiniz. Plaj geceleri de yaşamaya devam ediyor. Açık hava konserleri, canlı müzik yapan barlar, sokak gösterileri ve animasyonlarla insanlar eğlencenin tadını çıkarma fırsatı buluyorlar. Beach Park bünyesinde ayrıca havuzların ve çeşitli kaydırakların yer aldığı Aqua Land, sevimli yunusların, beyaz balinaların ve fok balıklarının gösteri yaptığı Dolphin Land size eğlencenin kapılarını açacak. 18 km'lik sahili ile Türkiye'nin en uzun plajı olma özelliğine sahip olan Patara Plajı, Antalya'nın Kaş ilçesi yakınlarındadır. Plajın kumu ince, denizi ise sığdır. Sahil aynı zamanda caretta carettaların yumurtlama alanı olduğundan plajın bazı bölümlerine girişler yasaklanmıştır. Akşam saatlerinde plaja girmek tamamen yasaklanmakta ve ışık yakılmasına izin verilmemektedir. Kumsallarının uzunluğu ve incecik kumu ile Antalya'nın 12 km. doğusunda bulunmaktadır. Altınkum Plajı olarak da bilinen Lara Plajı 2 km. uzunluğa sahiptir. Plajın ince kumullarının romatizmal hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir. Kıyıdan 25 metre açıldıktan sonra derinleşmeye başlayan denizin içi kum, çakıl karışımından oluşmaktadır. Plaj bünyesinde bar, kafe, çocuk oyun sahaları, beach volley sahaları, kır kahveleri, paten ve bisiklet kullanım alanları ve ücretsiz otopark bulunmaktadır. Tarihle iç içe olan Olimpos Plajı ve çevresi oldukça huzurlu bir ortama sahiptir. Tertemiz berrak suyunun yanında doğal ortamı ve çam ormanları ile de insanları büyülemekte ve kendine çekmektedir. Kaputaş, Antalya'nın Kalkan ve Kaş mevkileri arasındaki sahil yolunda bulunuyor. Yeraltı sularının plajda bulunan kumsaldan süzülmesi sonucu denizin suyu turkuaz renginde ve harika görünüyor. Dünya'da benzeri nadir olan bu plaj kanyon ağzı şeklindedir. Son yıllarda çok popüler olmasından dolayı oldukça kalabalık. Aracınızı yol kenarına park ederek sahile yaya olarak inebiliyorsunuz. Tabii yol kenarında yoğunluktan dolayı araç için yer bulmak da biraz sıkıntılı. Plajda yemek ve tuvalet ihtiyaçlarını karşılayan bir tesis bulunuyor. Köprülü Kanyon Isparta'nın Sütçüler ilçesinden başlar Antalya'da denize dökülür. Rafting yapmaya oldukça elverişli olan bu akarsu adını üzerindeki iki köprüden almaktadır. Akarsu kenarı ağaç ve zengin maki toplulukları ile kaplıdır. Milli park, çadır ve karavan ile kamp yapmak isteyenler için uygundur. Ayrıca park içinde yeme içme imkanı sunan tesisler bulunmaktadır. Köprülü Kanyon 14 km. uzunluğu ve 100 metre derinliğindeki vadisi ile ülkemizin en uzun kanyonu olma özelliğini taşımaktadır. Kanyonda rafting yapmak için özel bir eğitime gerek yoktur. 7'den 70'e herkes bu heyecanlı ve keyifli aktiviteyi yaşayabilir. Zaten mekana ulaştığınızda işletmelerin personelleri etrafınızı saracak. Rafting için yüksek fiyat teklif etseler de pazarlığa açıklar. %50'ye kadar fiyatı geri çekebilirsiniz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi herhangi bir tecrübeye ihtiyacınız yok. Sizinle beraber tecrübeli bir personel geliyor ve sizi yönlendiriyor. Personel dediğimiz profesyonel elemanlar değil.. Yörenin gençleri.. Cana yakın, neşeli sohbetleri var. Rafting konusunda tecrübeli iseniz, size çok basit gelebilir. Fakat hiç rafting yapmamışlar için oldukça maceralı bir anı olacaktır. Cep telefonu ve fotoğraf makinesi ile çekim yapmak rafting sırasında biraz tehlikeli olabiliyor. Kanyona kadar araçla gelebiliyorsunuz. Bölgeye gittiğinizde taş köprünün üzerine çıkarak kanyonu ve masmavi suyu tepeden izlemenizi de tavsiye ederiz. Eğer uygun kıyafetleriniz bulunuyorsa buz gibi suya dalış yapmadan gitmeyin. Ülkemizin turizm merkezi olan Antalya pek çok kültürel etkinliğe de ev sahipliği yapmaktadır. Bunların başında Antalya Altın Portakal Film Festivali gelmektedir. Avrasya Film Market, Antalya Piyano Festivali, Beachpark Rock Festivali diğer önemli etkinlikler. Yaz turizminin merkezi olan Antalya'da tatil köyleri ve otellerin hizmet standartları yüksek olduğundan konuklarını çok farklı aktivitelerle dinamik bir eğlence anlayışı ile ağırlamaktadırlar. Özellikle plaj etkinlikleri önemli bir yer tutmaktadır. # Golf: Faal durumdaki 11 golf tesisine sahip olan Antalya, özellikle kış aylarında golf sporu yapan konuklarını ağırlamaktadır. # Yaylacılık: Kamp ve trekking yapma imkanı sunan yaylacılık, yapılabilecek bir diğer turizm aktivitesidir. Alanya Dereköy Yaylası ve Üçoluk Yaylası, Gömbe Yaylası doğa yürüyüşüne uygundur. # Rafting: Köprüçay, Dimçayı, Manavgat Çayı rafting heyecanını yaşayabileceğiniz yerlerdendir. Sportif olta balıkçılığı da yine Manavgat ve Köprüçay'da yapılabilir. # Su Sporları: Ayrıca rüzgar sörfü ve dalış sporuna uygun alanlarda Antalya'da mevcuttur. Su altı dalış sporları için Kaş, Kemer, Kalkan, falezler ve Gelidonya Antik Batığı önemli noktalardır. # Kayak: Deniz ve kültürel turizmin yanında Bey Dağları'ndaki kayak merkezi Saklıkent (2000-2400 m.) kış turizmine imkan sağlamaktadır. Havaalanı, otelleri, eğlence imkanları, çeşitli aktiviteleri ile Antalya aynı zamanda kongre turizmine de en uygun kentlerimizden biri olma özelliği taşımaktadır. Türkiye'nin turizm yatırımlarında öncü bir rol oynayan kent, doğası, tarihsel ve kültürel birikimiyle ülke tanıtımında önemli bir yere sahip. Her yıl milyonlarca yabancı turisti ağırlayan Antalya'da hem uluslararası hem de yerel etkinliklere katılma şansınız var. Dünyaca bilinen ve dikkat çeken en büyük organizasyon Altın Portakal Film Festivali. 1950'lerin ortalarında Aspendos'ta yapılan konser ve tiyatro gösterileriyle başlayan organizasyonların, 1963'te film festivaline dönüşmesinden bu yana Türk sinema sektörünü destekleme, uluslararası alanda sinemamızın adından söz ettirebilme ve kayda değer yapıtların üretimini teşvik etme amacı taşıyan festival, her yıl daha da büyüyerek günümüze ulaşmıştır. Altın Portakal Film Festivali ülkemizin en eski film festivali olma özelliğini taşımasının yanında Avrupa ve Asya kıtalarının da köklü festivallerinden biridir. Festival programı çerçevesinde Ulusal ve Uluslararası Film, Belgesel Film ile Ulusal Kısa Film Yarışması ödülleri verilmektedir. Dünya sinemasından önemli isimler ve filmleri sinema sevdalılarıyla buluşturan festivale yolunuz düşerse uğrayabilirsiniz. Tatilinizi Antalya'da geçirmeyi düşünüyor ve klasik batı müziğini seviyorsanız Antalya Piyano Festivali'ni kaçırmayın. 2000 yılından beri gerçekleştirilen festival etkinlikleri, Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenleniyor. Türkiye ve dünyadan önemli sanatçıları ve grupları klasik müzik severlerle buluşturmak amacıyla, halk konserleri ve atölye çalışmalarına imza atan festivalin sanat yönetmenliğini ise yıllardır dünyaca ünlü piyano sanatçısı Fazıl Say yapmıştır. Kentte katılabileceğiniz etkinlikler bunlarla sınırlı değil elbette. - Manavgat Uluslararası Barış Suyu Kültür Sanat ve Gençlik Festivali - Side Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali - Astronomi meraklılarının çok hoşuna gidecek bir etkinlik olan Saklıkent Gökyüzü Şenliği - Konyaaltı Karnavalı ve Yaz Şenlikleri - Beydağı Yayla Şenliği-Korkuteli - Finike Festivali - Kemer Yağlı Güreş Festivali - Manavgat Belenobası Karpuz Festivali gibi pek çok yerel organizasyona katılabilirsiniz. Antalya'da eğlenmek ve biraz da genel kültür edinmek adına ziyaret edebileceğiniz bir mekan. Ülkemizdeki su canlılarını sergileyen büyük bir akvaryum. Aynı zamanda yapay kar yağışları, wildpark ve buz müzesi de size eğlenceli anlar yaşatacaktır. Kimilerinin hayvanat bahçesi dediği bu yeri görür müsünüz, yoksa tel örgülerle özgürlüğü elinden alınmış hayvanların bu hallerini görmeye dayanamaz mısınız? Artık siz bilirsiniz. Biz şahsen hayvanat bahçelerinden pek haz etmediğimiz için bu konuya tavsiye olarak değil, farkındalık oluşturmak adına burada yer veriyoruz. # Hayvanat bahçelerine gitmeyin, para kazandırmayın. Bu bencilliğe ve zulme ortak olmayın! Antalya şehrine özgü reçeller, kökboyası ile boyanan ''Döşemealtı Halıları'', boncuk ve iğne oyaları, kilim, keçe, heybe gibi hediyelik ürünler de satın alınabilir. Bununla beraber doğal zeytin ve zeytinyağı almanızı da tavsiye ederiz. Fakat Ege ve Marmara bölgelerinde üretilen zeytinyağı diğer yörelerin zeytinyağlarına göre farklı bir lezzete sahip. Bu sebeple tatmadan almayın. Manavgat'la adını duyurmuş şile bezi de unutulmamalı. Her yerde bulabildiğiniz şile bezlerinin önemi bu bölgede yetişen pamuktan gelmektedir. Verimli toprakları olan Manavgat, seralarıyla da meşhurdur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/antalya-myra-antik-kenti-demre/", "text": "Ama Myra'ya gitmişliğiniz yok öyle mi?.. Olmadı! Şunu belirtelim ki Myra burada resim ve yazılarla anlatılarak size aktarılabilecek bir yer değil. Ama biz yine de ön araştırma olsun diye bazı bilgiler verecek, yorumlarda bulunacağız. Teknik detaylara girmeden önce birkaç uyarıda bulunalım. Eğer mekana yaz aylarında gelecekseniz öğle saatlerini tercih etmemenizi tavsiye ederiz. Sıcaktan bunalarak, geziyi gelişi güzel tamamlayabilirsiniz. Myra'nın hakkını vermek için sabah erken saatleri ya da gün batımına doğru bir zaman dilimini tercih edin. Aksi halde yabancı turist kalabalığı da ayrı bir olumsuzluk olarak sizi mekandan çabuk uzaklaştırabilir. # Myra Antik Kent giriş ücreti 2021 yılı itibari ile 45 TL'dir. Müze kart geçerlidir. Her ne kadar biz burada temel bilgileri verecek olsak da, mekanın girişinde bulunan tarih bilgisini de okumayı ihmal etmeyin. Son tavsiyemiz: Sürekli selfie yaparak vakit harcamayın. Anı yaşayın! Belki buraya bir daha gelmeyeceksiniz. Aklınız, ruhunuz sanalda değil, mekanda olsun. Yazının girişinde bu tarz mekanların yazı ya da fotoğraflarla anlatılamayacağını yazmıştık değil mi? Hala elinizde telefon boy boy selfieler.. Hiç gerek yok..! Fenike-Kaş yolu üzerinde, Antalya Demre'nin 2 km. kuzeyindeki kayalık yükselti ve bu kayalığın güney yüzü Myra Antik Kenti'ni oluşturur. Myra'nın en önemli iki kısmı buralardır. Bu mekanları adeta büyülenmiş şekilde göreceğinizden emin olabilirsiniz. Evet bazı yerli ve yabancı turistlerin ağzı açık olarak gezdiği doğrudur. 🙂 Özellikle mezar anıtlar başka yerde görülmesi zor bir estetiğe sahip. Kent öreni dışında, düzlükte kurulan tiyatro üzerindeki kalıntılar M. Ö. 5. yüzyıla dek iniyor. İç içe dairesel geçitlerin, tonozların üzerine kurulan tiyatro karmaşık geçitli bir yapıya sahiptir. Tonoz ve kemerler dizisi, izleyicilerin oturma yerlerine ulaşırken sıkıntı çekmemeleri için tasarlanmıştır. Diğer Roma tiyatrolarında olduğu gibi, sahne yapısı oturma yerlerinin en üst düzeyine kadar yükselmektedir. 12 bin kişilik tek diazomalı, grekoromen şekildeki yapı gladyatörlerin dövüştükleri bir arena olarak kullanılmıştır. Her tiyatro aynı zamanda bir Dianysos Tapınağı'dır ancak bir tek burada Kybele kabartması bulunmaktadır. Doğu Roma çağında kilise olarak kullanılan tiyatronun kapı sisteminde Hattuşaş'ın sur kapıları örnek alınmıştır. Bir Likya kenti olan Myra'nın en dikkat çeken özelliği kaya mezarlarıdır. Tiyatronun batısında bulunan mezar anıtları Batı Anadolu'nun en büyüleyici kaya mezarlarıdır. Geleneksel ahşap çatkılı, klasik üçgen alınlıklı, Helen tipli bu mezarlarda, içinde yatan kişinin hayatından alıntıları betimleyen kabartmalar bulunmaktadır. Bazı lahit ve mezarlar boyalıdır. Bu, Fenikelilere ait bir özelliktir. Bir Likya kentinde boyalı mezar ve lahitlere rastlanması, kentin Doğu Akdeniz limanlarıyla yakın ilişkisinin kültürel sonucudur. Bir patika yoldan ulaşılan akropolün iç duvarları Likya, dış duvarları Bizans dönemine tarihlenir. Myra-Sura yolu üzerinde çok iyi korunmuş korinth sütunlu bir mausoleum bulunmaktadır. Patara doğumlu olduğu ve büyük ihtimalle hayatına denizci olarak başladığı bilinen St. Nicholas, Doğu Roma çağında Myra'ya atanmış bir piskopostur. Denizci kimliği nedeniyle ortaçağlar boyunca denizcilerin koruyucu azizi olmuştur. Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas, gençliğinde sık sık Filistin ve Mısır'a seyahatler düzenlemiştir. Denizciler, bir deniz yolculuğu sırasında da çıkan fırtınadan onun duaları sayesinde kurtulduklarına inanırlar. Onun anısına Bizans döneminde İstanbul'da bir bazilika yapılmıştır. St. Nicholas, Ortodoks dünyasının, özellikle de Yunanistan ve Rusya çocuklarının, mahkumlarının, denizcilerinin ve gezginlerinin koruyucusudur. Antik çağda halkta yerleşik bir takım inançlar vardır ki bunlardan biri de tanrısal özellikler taşıdığına inanılan bazı hayali kişilerin daha sonra tekrar bedenlendiği inancıdır. Antik çağ tanrı ve tanrıçası Apollon ve Artemis, Patara doğumludur. Noel Baba'nın da Patara'da doğmasının sebebi, insanlara onun Apollo'nun yeniden bedenlenmiş hali olduğunu düşündürmekti bekli de. Böylece Hristiyanlık insanların ruhuna daha iyi işleyecek ve paganlar Hristiyanlık inancını daha kolay kabul edebileceklerdi. Kale yerleşkesinin içinde, kent merkezinin batısında bulunan kilise, 6 Aralık 343'te Myra'da ölen St. Nicholas'ın anısına 6. yüzyılda inşa edilmiştir. Bazilika planlı yapı, 8. yüzyılda kubbeli olarak tekrar yapılmıştır. Yapı seneler içinde kuzey ve güneyden eklerle genişletilmiştir. 1087 tarihinde Demre'ye gelen Barili denizciler tarafından kaçırılan St. Nicholas'ın kemikleri bugün Santa Claus Manastırı'nda cam bir lahit içinde sergilenmektedir. Barililerin götüremedikleri kemik parçaları ise bugün Antalya Müzesi'ndedir. Kilise girişindeki şapelin, büyük ihtimalle mezar şapeli olduğu düşünülüyor. Apsisteki sahnede yan yana sıralanmış kilise babaları resmedilmiş. Kilise içindeki atlar 6. yüzyıldan kalmadır. 19. yüzyılda Ruslar tarafından restore edilen kilise, yüzyıllar içinde 5 nefli bir bazilika şeklini almıştır. Bazilikanın koridorlarında görülen lahitlerden sütunlu olanının St. Nicholas'a ait olduğu söylense de, bu lahitin yöreden devşirilerek Bizans döneminde buraya yerleştirildiği kuvvetli ihtimaldir. Avlu girişinde Rus restorasyonundan kalma rüzgar gülü iki anlama gelmektedir. Birincisi, Meryem Ana, İsa'yı doğurduğunda esen rüzgarı dolayısıyla Tanrı'nın yardımını ifade etmektedir. İkincisi, rüzgar gülü gemicilerin kullandığı pusula kadranı şekline benzer. Noel Baba da gemicilerin azizi olduğunu göstermek için avlu girişine rüzgar gülü yapılmıştır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/antalya-nasil-bir-yer-antalya-hakkinda-bilgi/", "text": "\"Gidin, bana bu yeryüzünde öyle bir yer bulun ki bütün kralların, bütün hükümdarların gözü kalsın. Öyle bir yer bulun ki hiç kimse gözünü oradan ayıramasın. Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun\" emri verip, göndermişti. \"Emriniz üzere cenneti bulduk kralım!\" demişler. Kral Attalos, akıncılarının 'cennet' dedikleri yeri bir de kendi gözleriyle görmek ister. Akıncılar önde, Kral Attalos ordusuyla beraber arkalarında onları takip eder. Bugünkü Antalya'nın bulunduğu yere geldiklerinde Kral Attalos da cennete geldiğini kabul etmiş ve burada derhal büyük bir kent kurulmasını emretmiştir. Kral Attalos'un cennet diye ayak bastığı Antalya bugün gerçekten de Türkiye'nin turizm cenneti olmuş durumda.. Normalde iki buçuk milyonluk bir şehir olan Antalya'da yazın bu rakam üçe beşe katlanıyor. Tabiri caizse dünya Antalya'ya akıyor. Başta Rusya, Ukrayna, Almanya ve İngiltere gibi ülkeler olmak üzere Antalya her yıl milyonlarca misafir ağırlıyor. Hollywood yıldızlarından tutun, dünyaca ünlü futbolculara kadar herkesin tatil rotası. Sadece yabancı ülkeler değil tabi. Kendi memleketimiz için de aynı şey geçerli. Türkiye'de sokaktaki herhangi 10 insanı çevirip 'tatil' deyince hangi şehir aklınıza geliyor diye sorun bu 10 kişiden 11'i de Antalya diyecektir. Antalya'nın sahilleri, tatil beldeleri bir yana, harika doğal güzellikleri, şelaleleri, tarihi antik kentleri de şehri çok değerli kılıyor. Antalya, Türkiye'de olmasından gurur duymamız gereken en güzel şehirlerimizden birisi. Dünya boşuna burayı tercih etmiyor emin olun. Antalya nasıl bir şehir? Antalya'da öğrenciler ve memurlar için hayat nasıl, pahalı mı, ucuz mu? Antalya'nın tarihi, coğrafyası ve kültürü hakkında derlediğimiz bilgileri sırasıyla paylaşalım. Türkiye'nin güneyinde, Akdeniz Bölgesi'nin batısında yer alan Antalya, doğuda Mersin ve Karaman, kuzeyde Konya, Isparta ve Burdur, batıda Muğla ile komşudur. Güney kısmı ise Akdeniz ile çevrilidir. Antalya, Türkiye'nin her bölgesine yüksek standartlara sahip karayollarıyla bağlantılı durumdadır. Özellikle yaz dönemlerinde Türkiye'nin hemen her yerinden Antalya'ya direkt otobüs seferleri bulabilirsiniz. Tatil sezonlarında birçok şehirden Antalya'nın ilçelerine kadar giden çok sayıda ek sefer yapılmaktadır. - İstanbul Antalya arası yaklaşık 700 kilometre ve 9 saat. - Ankara Antalya arası yaklaşık 480 kilometre ve 6 saat 20 dakika. - İzmir Antalya arası yaklaşık 460 kilometre ve 6 saat. - Sivas Antalya arası yaklaşık 810 kilometre ve 10 saat. - Van Antalya arası yaklaşık 1500 kilometre ve 18 saat. - Trabzon Antalya arası yaklaşık 1250 kilometre ve 15 saat 20 dakika. Antalya Havalimanı şehir merkezine yaklaşık 20 dakika mesafede yer alıyor. Bu havalimanı sadece Türkiye değil Avrupa'nın da en yoğun çalışan havaalanlarından biridir. Antalya Havalimanı'ndan merkeze sürekli sefer yapan belediye otobüsleri var. Ayrıca özel servis, taksi, araç kiralama gibi her türlü olanak fazlasıyla mevcut. Şehir merkezi dışındaki uzak bölgelere ulaşım sağlayan farklı otobüs hizmetleri de bulunuyor. Türkiye'deki büyük şehirlerin hemen hemen tamamından Antalya'ya direkt uçuş seferleri bulabilirsiniz. Bunun dışında şehirde bir de Gazipaşa Alanya Havalimanı bulunuyor. Özellikle yaz dönemlerinde birçok şehirden bu havalimanına da ek seferler düzenleniyor. Gazipaşa Alanya Havalimanı, Alanya merkeze yaklaşık 45 dakika mesafede bulunuyor. Bergama Kralı II. Attalos tarafından kurulan Antalya, kelime manası olarak da \"Attalos Yurdu\" demektir. M. Ö. 2000'lerden bu yana bölge, sırasıyla; Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletleri ile Pers, Büyük İskender ve onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais, Selevkos ve Bergama Krallığı'nın yönetimine girmiştir. M. Ö. 133'de Bergama Krallığı'nın yıkılışıyla bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra ise korsanların eline geçmiştir. Servilius Isauricus tarafından M. Ö. 77'de Roma topraklarına dahil edilen Antalya, M. Ö. 67'de Pompeius'un donanmasına üs olmuştur. Bizans egemenliği döneminde şehir piskoposluk merkezi haline gelmiştir. Antalya 1207'de Selçuklular tarafından Türk topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri döneminde ise Teke Aşireti'nin bir kolu olan Hamitoğulları'nın hakimiyetine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski yurdu olan bugünkü Türkmenistan'da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir. 11. yüzyılda yörede yaşayan insanların bir kısmı bu bölgeye gelmiştir. Bugün Antalya'nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur'un bir kısmı olan Göller Yöresi'nin diğer adı da Teke Yöresi'dir. Osmanlılar zamanında Anadolu'ya bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke Sancağı denirdi. Antalya, 1. Dünya Savaşı sırasında 28 Mart 1919'dan 5 Temmuz 1921 tarihine kadar işgal altında kalmış, düşmanın çekilmesiyle o günden sonra nihai olarak Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bir şehir olarak yerini almıştır. Antalya şehri ve çevresine antik çağda 'çok verimli' anlamına gelen Pamphylia, batı bölümüne ise Lykia denirdi. Günümüzdeki modern şehir, eski antik kentlerin üzerine kurulduğu için Antalya'da antik çağ kalıntılarının çoğu yok olmuştur. Nüfus: Antalya'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 2 milyon 520 bin kişidir. - Akseki, Aksu, Alanya - Demre, Döşemealtı - Elmalı - Finike - Gazipaşa, Gündoğmuş - İbradı - Kaş, Kemer, Kepez, Konyaaltı, Korkuteli, Kumluca - Manavgat, Muratpaşa - Serik Antalya ekonomisinin en canlı ayağı bilindiği üzere turizmdir. Günümüzde Antalya'ya gelen turist sayısı yıllık 15 milyon civarına dayanmıştır. Yani neredeyse Türkiye'ye gelen her 3 turistten birisi Antalya'ya geliyor. Böyle olunca da Antalya dünya turizminde bile söz sahibi önemli bir kent konumunda bulunuyor. Bu turizm popülasyonu yılın her mevsimi Antalya ekonomisini oldukça canlı tutuyor. Turizmin yanında Antalya'nın en önemli geçim kaynaklarından biri de tarımdır. Toprakları tarım arazisi olarak kullanılmak için son derece elverişlidir ve bu konuda da Türkiye'nin öncü şehirlerindendir. Tarım ürünleri içinde en fazla buğday, arpa ve yulaf yetiştirilir. Bunun yanında pamuk, susam, soğan, yer fıstığı, nohut üretimi vardır. Antalya seracılıkta Türkiye'nin bir numarasıdır. 32 bin hektarlık seralarda domates, biber, salatalık, patlıcan, fasulye, kavun ve karpuz yetiştirilir. Meyvecilikte muz, portakal, mandalina, limon, greyfurt Antalya'nın başlıca ürünleridir. Elma, armut, ayva, erik, kayısı, şeftali, üzüm, iğde, keçiboynuzu, kızılcık ve daha birçok meyve de yetişir. Ayrıca zeytincilik oldukça gelişmiştir. Şehirde turizm ve tarım kadar olmasa da, hayvancılık ve sanayi alanında da faaliyetler yapılmaktadır. Antalya ilinin ortalama olarak 4'te 3'ü dağlık bir arazidir, kalan kısmı ise ova ve engebeli arazilerden oluşur. Akarsular ve faylar tarafından derin bir biçimde yarılmış olan Toros Dağları ve yüksek platolar oldukça geniş yayılım alanına sahiptir. Şehir; Akdağ, Susuz Dağlar, Alacadağ, Beydağları, Tahtalı Dağ ve Geyik Dağları ile çevrilmiştir. Antalya'da genel olarak Akdeniz iklimi egemendir. Yazları sıcak ve kuraktır, hele ki kıyı bölgelerinde yüksek nem oranı ile beraber bunaltıcı bir hava vardır. Kışlar bile ılığa yakın serinlikte geçer. Şehirde kar yağması ve don gibi meteorolojik olaylar hemen hemen hiç olmaz. İç kesimlerde ise kısmen biraz daha karasal bir iklim vardır. Yılın en fazla bir ayı hava kapalı ve yağışlıdır. 9 ay gibi uzun bir süre denize girilebilir. Yılın her ayı turizm açısından elverişli bir şehirdir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra ikinci beylikler döneminde Antalya ve çevresinde Tekeoğulları Beyliği kurulmuştur. Cumhuriyet yıllarına gelene kadar Antalya, Teke Sancağı olarak bilinirken günümüzde de Antalya ve civarı Teke Yöresi olarak anılır. Bu dönemden kalma yaylacılık faaliyetleri hala bölgede sürdürülmektedir. Bölgenin kendine has halk müziği ve bu müziğe uyumlu halk oyunları vardır. Antalya'nın batı ilçelerinde Zeybek ve Teke zortlatması yaygın bir şekilde oynanırken, doğu ilçelerinde Konya Bozkır Oyunları, Anamur ve Silifke Oyunları, Antalya Teke Yöresi oyunları da oynanmaktadır. Anadolu'nun kendine has düğün, dernek, cenaze ya da yöresel kıyafet gibi kültürleri Antalya'da da yer yer görülmektedir. Fakat şehrin çok büyük bir turizm destinasyonu olması, göç alması ve sanayileşmesi gibi etkilerden dolayı Antalya'da toplum çok hızlı bir değişim dönüşüm içindedir. Özellikle kıyı kesimleri boyunca Antalya tamamen kozmopolit bir şehir haline gelmiştir. İç ve kırsal kesimlerinde klasik Anadolu halk kültürü etkileri az da olsa devam etmektedir. Her yıl milyonlarca yerli-yabancı turiste ev sahipliği yapan Antalya, sadece tatil beldeleri ile değil harika yöresel mutfağı ile de tatilcilere unutulmaz anılar bırakıyor. Akdeniz mutfağının eşsiz lezzetlerini sunan en önemli şehirlerden biridir Antalya. Tarıma elverişli toprakları sayesinde halkın büyük bölümü toprakla, sebze-meyveyle ve dolayısı ile mutfakla çok haşır neşirdir. Antalya'nın çok zengin bir mutfağı vardır. Antalya'ya özgü yöresel lezzetlerden bir kısmını sizin için listeleyelim. - Arabaşı Çorbası, Hülüklü Çorba, Sedik Aşı Çorbası, Kulaklı Çorba - Biber Frigya Dolması, Laba Dolması, Hamur Dolması, Kabak Çiçeği Dolması - Alanya Bohçası - Gökçesu Pilavı - Şilofta - Enginarlı Girit Kebabı, Yörük Kebabı, Testi Kebabı - Topak Kızartma, Tarator Kızartma - Cive Yemeği - Hibeş - Turunç Reçeli, Bergamot Reçeli - Arap Kadayıfı - Finike Usulü Muz Tatlısı, Sarı Burma Tatlısı, Mizisra - Toros Salatası, Tömeken Salatası - Leğen Kömbesi - Fesleğenli Bamya Yemeği - Yanık Dondurma - Şiş Köfte - Göleviz - İncir Kak - Ülübü Piyazı - Araka Yemeği - Bağaça - Kuzu Göbeği Mantarı - Çiğirdik Antalya'da şu an ikisi devlet, üçü vakıf olmak üzere toplam 5 tane üniversite bulunuyor. - Akdeniz Üniversitesi - Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi - Alanya Hamdullah Emin Paşa Üniversitesi - Antalya Akev Üniversitesi - Antalya Bilim Üniversitesi Bunlardan en yoğun öğrenci nüfusunun olduğu üniversite, merkezde bulunan Akdeniz Üniversitesi'dir. Tahmin edebileceğiniz gibi Antalya'da sosyal yaşam çok hareketli. Hem memur hem öğrenci için Antalya gezip, eğlenmekle bitirilebilecek bir şehir değil. Alışveriş merkezleri, gençlik parkları, kültür merkezleri, plajları, sahilleri, falezleri, şelaleleri, tarihi kentleri, doğal alanları, festivalleri saymakla bitmiyor. Rusya, Ukrayna ve Almanya başta olmak üzere çok farklı milliyetlerden yaşayan insanlarda cabası. Antalya, sosyal olanaklar bakımından hem şehir merkezi hem ilçeleri olarak memur ve öğrencilere çok şey sunuyor sunmasına ama bu getirinin bir de götürüsü oluyor tabi. Antalya ucuz bir şehir değil. Konaklama, ulaşım, yeme-içme gibi temel konularda pek ekonomik sayılmaz. Tabi büyük şehir olmasından dolayı alternatifler fazla ama genele baktığımızda Antalya, öğrenci ve memurlar için biraz pahalı bir şehir diyebiliriz. Öğrenciler genelde merkezde bulunan Konyaaltı, Meltem Mahallesi, Kültür Mahallesi ve Gülveren Mahallesi gibi daha cazip yerlerde kalmayı tercih ediyorlar. Hem yurt hem kiralık ev bakımından fazlasıyla seçenek var. Şehiriçi ulaşım oldukça gelişmiş ve sıkıntısız ama pahalı. Antalya'daki esas bunaltıcı durumların başında ise sıcağı ve nemi geliyor. Gerçi öğrenciler için ısınma derdi kalmıyor ama yılın büyük bölümü ciddi bir bunaltıcı hava söz konusu. Özellikle öğlenleri sokaklar hayalet şehre dönüyor. Antalya diğer büyük şehirlere oranla memur ve öğrenciler için daha eğlenceli ve aktif bir şehir. Fakat kozmopolit yapısından dolayı Anadolu'daki gibi bir aile ortamı ya da 'öğrencinin halinden anlama' gibi durumlara biraz uzak kalabilirsiniz. Eğer sıcaktan ve karma kültür yapısından şikayetiniz olmaz ise Antalya yaşamak için güzel bir şehirdir. İlçeleri ayrı, merkezi ayrı güzeldir. Trafiği vardır ama bir İstanbul değildir tabi ki. Turistleri avlayan mekanlardan uzak durursanız daha rahat geçinebilirsiniz. Eğer uzun süre kalırsanız Antalya bağımlılık yapar ve başka şehirlerde burayı mumla arasınız bizden söylemesi."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/antalya-side-antik-kent-hakkinda-bilgi/", "text": "Antalya-Manavgat yoluyla ulaşılan Side, denize uzanmış bir burun üzerine kurulmuş, tarihiyle içi içe yaşayan bir kenttir. Tarihçi Arianus ve coğrafyacı Strabon'a göre kenti, İzmir'in kuzeyinde bulunan ve Aiol kentlerinden birini oluşturan Kymeliler kurmuştur. Burası Akdeniz'in havasını, güneşini ve denizini bir arada toplayan nadide mekanlardan biri. Yani sadece antik kenti değil, aynı zamanda 24 saati dolu dolu geçirmeye uygun her türlü mekanlara sahip bir bölge Side.. Antik kentte sahil, pazar, marina, çarşı hepsi bir yerde.. Tabii antik kente çok yakın şekilde yapılmış binalar, bu güzel eserleri gölgelemiş. Doğal güzellikler konusunda hassas olmadığımız gibi, tarihi eserlere de gerektiği önemi vermiyoruz. Teknik detaylara girmeden önce belirtelim ki, çarşıda kurulmuş irili ufaklı dükkanlarda satılan hediyelik eşyalar ve restoranların fiyatları makul değil. Bölge yoğun şekilde yabancı turist akınına uğradığı için fiyatlar uçmuş gidiyor. Ona göre hazırlıklı gidin. Artık tok karna mı gidersiniz.. Hediyeyi başka yerden mi alırsınız bilemiyoruz. Side Antik Kenti; Apollon Tapınağı, sütunlu caddesi, tiyatrosu ve müzeye çevrilmiş hamamı ile sizi adeta büyülüyor. Kentteki çanak çömlek buluntuları, kentin tarihinin M. Ö. 7. yy. kadar uzandığını gösteriyor. Kent sikkelerinde betimlenen nar, Side kelimesinin anlamını yansıtıyor. Bunu M. Ö. 6. yy. paralarından ve M. Ö. 3. yy'dan kalan üç yazıttan öğreniyoruz. Sikkeler üzerindeki yazılardan anlaşılan, Side Alfabesi denen özel bir alfabenin yörede kullanıldığıdır. Side Müzesi'nde bulunan yazıtlardan iki tanesi Sidece ve Yunancadır. Side'nin yerel dili M. Ö. 333'de, Büyük İskender'in Side'yi almasıyla yok olur ve bunun yerine Helence alır. M. Ö. 66. yy'da yörenin tamamı Likya Krallığı'nın egemenliğine girmiş, ardından yöre Persler tarafından yönetilmiştir. Pamphilya kentleri arasında en erken para basan kent Side'dir (M. Ö. 5. yy). Pers döneminde de kendi parasını basmaya devam etmiştir. Side'nin refah çağı, Roma İmparatorluğu ile iyi ilişkiler kurduğu M. Ö. 1. ve 2. yüzyıllara dayanır. Bugün kentte görülen yapıların en görkemlileri Roma çağının bu devresinde gerçekleşmiştir. Kent, M. S. 2. ve 3. yüzyıllarda bölgenin merkezi olmuştur. Günümüzde kalıntılarını gördüğümüz binalar da bu dönemde inşa edilmiştir. M. S. 3. yüzyılda kuzeyden gelen İzaunya kabilelerinin baskısı sonucu kente, tiyatro sınır kabul edilerek ikinci kara suru inşa edilmiştir. M. S. 4. yüzyılla birlikte yoksullaşan ve sınırları daralan kent, M. S. 5. yüzyıldan sonra piskoposluk merkezi olmuş ve yeniden canlanmıştır. Side'deki kentleşme, 7. yy'da başlayan Arap akınlarıyla sona ermiştir. Bu tarihten sonra kentte inşa edilmiş hiçbir bina yoktur ve tüm buluntular yangın izleri taşımaktadır. Arap coğrafyacı İdrisi, Side'den \"Yanık Antalya\" olarak bahsetmiştir. 1148'de Selçuklu Türkleri, 1442'de Osmanlılar yöreye egemen olmuştur. Side'ye son yerleşen halk 1922 ve 1952 yılında Girit'ten gelen Türk göçmenlerdir. Yerleşimlerini yarımadanın ucuna yani liman çarşısıyla bugünkü çarşı çevresinde gerçekleştirmiştir. Eski ve yeni yerleşim iç içe girmiştir. # Kent Duvarları : Kısmen pudding stone'dan inşa edilmiştir. Deniz kenarına özgü olan bu taş, harç kullanılmadan ıslatılıyor ve zamanla betonlaşıyor. Doğu kısmının kum altında kaldığı, deniz surlarının ise harap olduğu kent duvarı M. Ö. 2. yüzyıla aittir. Kentin en iyi durumda olan surları ana kapı civarındadır. Bu surlar içten üç katlıdır. Birinci kat, üst katları taşımak için kemerli ve payelidir. İkinci katta ok atma delikleri ve odalar bulunur. Üçüncü katta ise gözetleme yerleri vardır. # Ana Kapı: Bugün neredeyse fark edilmeyecek kadar harap durumda olan kapı bir savunma yapısıdır. Yuvarlak iki kule arasındaki yapıdan yarım daire şeklindeki iç avluya girilmektedir. İç avludaki 7 nişte bulunan heykeller müzede sergilenmektedir. # Anıtsal Çeşme: Ana kapının karşısında dikdörtgen şekilli, M. S. 2. yy'a ait yapı orijinalinde üç katlı olmasına rağmen bugün ilk iki katı ayaktadır. 1. katta yarım kubbeyle örtülü 3 niş bulunmaktadır. Mitolojik sahnelerin yer aldığı mermer kaplamalar bugün görülemese de, kazılarda ele geçen bazı heykel ve kabartmalar müzede, bazı parçalarda hala ören yerinde bulunmaktadır. Havuz önündeki geniş maltalığın sıcak günlerde rekreasyon alanı olarak kullanıldığı bilinmektedir. # Sütunlu Cadde: Ören yerine, kent duvarlarının arasından ve şehrin ana kapısından geçilerek girilir. Ana kapıdan sonra başlayan sütunlu cadde agoraya ve tiyatronun önüne kadar gider. Kentin kapısından sonra ikiye ayrılan caddelerden biri korinth düzeninde sütunlarla bezeliydi. Bu cadde bugün bile ziyaretçilerini büyülemekte. Diğer cadde bugün otlarla kaplıdır. Bu caddenin solunda ise Bizans bazilikasının kalıntılarını görmek mümkün. Agoranın kuzeybatı köşesinde latrin yer alır. 24 kişilik oturma yerine sahip, yarım daire biçimli bir koridor ve üstü tonozla örtülü latrinlerin duvarları zamanında mermerle kaplıydı. Solda tarafta yer alan agora kalıntıları, dükkanlarla çevrili, sütunlarla sınırlandırılmış gösterişli bir yapıya aittir. 2. yüzyılda son biçimini alan agora, korsanların esirlerini açık arttırmayla sattıkları yerdir. Agoranın ortasında bulunan Tykhe Tapınağı ticaretin şansa dayandığının bir göstergesidir. Yuvarlak planlı, 12 korinth sütunlu tapınak 2. yüzyıla tarihlenir. Tapınağın damı 12 yüzlü piramit şeklindedir. Stoa denilen sütunlu cadde üç ayrı kısımdan oluşur. Birincisi yol, ikincisi yolun iki tarafında basamaklı birer kaldırım ve bu kaldırımların ön tarafında bulunan sütunlar, üçüncüsü ise kaldırımın arka tarafındaki dükkanlar ve bu dükkanlara gölgelik olan damlardır. Sütunlu caddeyi geçince sağda görülen parça, zafer takı gibi kullanılan bir kapının üstünden düşmüş bir friz parçası, alınlıktır. Üstünde Roma'nın amblemi kartal, Roma miğferi, kalkanı ve Roma silahları yer almaktadır. Buradan devam edince tiyatronun olduğu caddeye açılan kapı çıkar önümüze. Bu kapı zaman zaman sur kapısı, zaman zaman da zafer takı olarak kullanılmıştır. Hemen yanında da M. S. 1. yy. sonrasına tarihlenen korinth başlıklı 4 sütunuyla önünde havuzu, kenarlarında heykelli platformları bulunan Vespasianus Çeşmesi yer alır. Birinci sur, ikinci sur (2. yy) ve üçüncü surla adım adım büyüyen şehir, 7. yy'da Arap akınlarıyla küçülmeye başlamış ve 8. yy'dan itibaren de tamamen geri çekilmiştir. Antik kentin en etkileyici yapılarından biri olan tiyatronun girişinde anıtsal kapı ve çeşme kalıntıları göze çarpar. Çeşme restore edilmiştir. # Tiyatro: Tiyatronun bugünkü kalıntıları, M. S. 2. yy'a tarihlenmektedir. 14 metre yüksekliğindeki tiyatronun üst kısmında 29, alt kısmında 22 oturma sırası vardır. Alt galeride dükkanlar bulunur. 15 bin kişilik tiyatronun sahne duvarı harap olmuş durumdadır. Yapının sahne binası üzerindeki kabartmalar Dionysos ile ilgili sahneler içermektedir. Geç Roma döneminde gladyatör dövüşlerinin yapıldığı tiyatro M. S. 5. ve 6. yüzyıllarda açık hava kilisesine dönüştürülmüştür. Tiyatronun batısında bulunan küçük tapınak, oyunların koruyucusu Dionysos adına yapılmıştır. Tapınağın önünde duran pembe sütunlar ise Mısır'dan gelme dışsatım mallarıdır. Bir avlunun etrafını çeviren odalardan oluşan peristyle tipte 2 ev, M. Ö. 2. ya da M. S. 1. yy'da inşa edilmiştir. Roma Çağı'nda da kullanılan bu evler M. S. 4. yüzyılda geçici bir süre terk edilmiş, 5. ve 6. yüzyıllarda restore edilerek yeniden kullanılmıştır. # Men Tapınağı: Anadolu ay tanrısı adına yapılan tapınak 2. yy'a tarihlenir. 2 metrelik bir podyum üzerinde yükselen tapınak yarım daire şeklindedir. # Apollon ve Athena Tapınakları: Side, antik çağlar içinde mahalle düzeni yapılan tek antik kenttir. Kent, tiyatro merkez alınarak stoalardan ve tiyatrodan enine doğru birer çizgiyle ayrılmıştır. Büyük Araplılar mahallesi, Sanayi mahallesi, Liman mahallesi ve Sunaklar mahallesi antik çağda tapınakların bulunduğu yerlerdi. Bugün burada Roma devri tapınaklarından iki tanesini görme şansınız var. Tapınaklar normalde doğu-batı doğrultusunda inşa edilmelerine rağmen burada yer sebebiyle istikamet değiştirilmiş kuzey-güney doğrultuda yapılandırılmış. Bu iki tapınak ikiz kardeşler Artemis ve Apollon'a aittir. Apollon'a atfedilen tapınak 6x11 sütunlu, korinth düzeninde yapılmıştır. Yanındaki tapınak ise 6x11 sütunuyla tanrıça Athena'ya sunulmuştur. Korinth düzenindeki yapı Apollon Tapınağı ile aynı döneme, M. S. 2. yy'ın ikinci yarısına tarihlenir. Yan taraf ise Side'nin antik kentteki büyük limanıdır. Tapınağın doğu kesiminde ise bir Hristiyan bazilikasının kalıntıları yer almaktadır. 3 nefli, 12'şer sütunlu, 6 basamaklı bir syntrononu bulunan bazilikanın hemen yanında ileri doğru uzayan bir piskoposluk merkezi vardır. Kısmen tapınağa ait olan koruma duvarı, nişli duvarlarla neredeyse bazilikanın kutsal alanı olmuş ve piskoposluk sarayına doğru gitmektedir. Fakat 7. yy'dan itibaren nüfus azalmaya başlayınca bazilika içine kapalı haç planlı daha küçük bir kilise inşa edilmiş. # Su Sistemi: Side'ye su, 32 km. öteden, Melos yakınlarındaki Dumanlıpınar'dan oyulmuş tünel ve kanallarla, kemerlerle taşınırdı. Sarnıçlarda toplanan su, taş ve pişmiş toprak künklerle şehre dağıtılırdı. M. S 2. yy sonlarında inşa edilen bu tünel ve kanallar bugün Oymapınar Barajı altında kalmıştır. # Liman Hamamı: Kentin en eski hamamıdır. M. Ö. 2. yüzyılda yapılan hamamın on farklı boyutta odası vardır. Hamamın önündeki üç büyük oda beşik tonozludur. # Agora Hamamı: Yıkanma kültürü çok eskilere dayanır fakat yıkanmak için özel tesislerin yapılması ve yıkanmanın sosyal hayatta büyük önem kazanması Roma Dönemi'nde olmuştur. Hamamlar, bir Roma kentinin olmazsa olmaz yapılarındandır. Özelikle liman şehirlerinde birden fazla hamam bulunur. Bunun nedeni, kente gelen yabancıların kente girmeden önce yıkanmaları gerektiğindendir. Bir Roma hamamı; soğuk bölüm, ılık bölüm, sıcak bölüm olmak üzere üç kısımdan oluşur. Hamamın büyüklüğüne göre, hamamda terleme odası ve soyunma odası da bulunabilir. Roma hamamları, kırmızı tuğladan oluşan bir hatta, hypocast adı verilen yerden ısıtma sistemiyle ısıtılırdı. Side antik şehrinde, agoraya gelmeden yolun sağında bulunan M. S. 5. yüzyıl Roma hamamı dikdörtgen ve beş odalıdır. Hamam; soyunma bölümü, ılık bölüm, sıcak bölüm ve soğuk bölümden oluşur. Hamamın palaestra adı verilen, spor faaliyetlerinin yapıldığı avlusunun hemen girişinde tek sütunlu, revaklı yerden esas girişe ulaşılır. Burası hamamın ılık bölümüdür. Bu bölüm beşik tonozla örülü, üçer nişi olan dikdörtgen bir odadır. Bu bölümün hemen arkasında soğuk bölüm yer alır. Bu bölüm de beşik tonozla örülüdür. Hamamın sıcak bölümü, cehennemlik denen beşik tonozlu bir orta alandır. İki havuzu bulunan salonun zemin altında zeminden ısıtmalı sistem mevcuttur. Bu hamamda bir de çok sıcak bölüm bulunuyor. Yuvarlak, dört nişli, sudatorium denilen bu oda ilk defa Afrodisias Antik Kenti'nin hamamında görülür. Bu hamam 1960'lı yıllarda Türkiye'nin ilk özel müzesi olarak organize edilmiştir. Müzede 1940'lardan beri sürdürülen kazılardan çıkarılan heykeller, mimari parçalar, sunaklar, yazıtlar, kabartmalar ve sütunlarla, kandil, buhurdanlık, gözyaşı şişeleri gibi küçük buluntular sergilenmektedir. Eserlerin en dikkat çekenleri Nike, Herakles, Hermes heykelleri, üç güzeller heykeli, Zeus'un doğuşunun ve İksion'un cezalandırılışının anlatıldığı kabartmalarla Eros'un tasvir edildiği lahittir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/antalya-xanthos-antik-kenti-hakkinda-bilgiler/", "text": "Likya bölgesinin başkenti olan Ksanthos muazzam bir antik şehir. Harika ustalığa sahip süslü taşlarla döşenmiş kral yolu ve 5 bin kişiye yakın kapasitesi ile antik tiyatro muhakkak görülmesi gereken eserlerden biridir. Kent, Fethiye-Kaş karayolu üzerinde bulunuyor. Aşağıda haritada da belirttiğimiz gibi Eşen çayı kıyısındaki bu yerleşim yeri Lykia'nın önemli tarihini ve anıtlarını içinde barındırır. 1950 yılında Fransızların Kınık mahallesinde yaptığı kazı çalışmalarında ortaya çıkan bu antik kent UNESCO Dünya Miras Listesi'nde bulunmaktadır. Günümüzde, Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü kazı çalışmalarına devam etmektedir. Antik Kent Kazı Başkanı Prof. Dr. Burhan Varkıvanç, Xanthos kentinin M. Ö. 7-5 yıllarında bölgenin en önemli kenti olduğunu belirtmektedir. Helen dilinde \"sarı\" anlamına gelen kente yerel dilde \"Arnna\" deniliyormuş. Efsaneye göre; M. Ö. 540 yılında Pers kumandanı Hargapos'un buraya saldırması üzerine Ksanthos halkı darphanelerinde ne kadar altın varsa Eşen çayına atmışlar. O günden beri Eşen çayı hep sarı pırıltılı akmaktaymış. Helen dilinde kent isminin sarı anlamına gelmesi bu sebepleymiş. Siz şimdi inanmadınız mı? Efsane böyle ne yapalım. Doğru düzgün efsane yazdılar da biz mi paylaşmadık. Neyse konumuza dönelim. Antalya'da Kaş-Fethiye karayoluna paralel Eşen Çayı bulunuyor. Antik kent çayın hemen kıyısında, Kınık beldesinde yer alıyor. Kınık içine vardığınızda yol sizi Xanthos'a götürüyor. Antik şehre kadar aracınızla gidebiliyorsunuz. Otopark mevcut. Aracı biraz dışarıda bırakıp yürüyerek de gidebilirsiniz. M. Ö. 540'ta Persliler şehri işgal etmiştir. Xanthosluların Perslilerle savaşmaya gücü yoktur. Buna rağmen düşmana karşı kentlerini kahramanca savunurlar. Fakat çabaları boşadır, yenilgiden başka seçenekleri yoktur. Xanthoslu savaşan erkekler, kadın ve çocukları kaleye doldururlar. Kadın ve çocuklarını düşman esaretine bırakmamak için, kendi elleriyle kaleyi ateşe verirler. Kendileri ise savaşarak ölürler. Bu toplu intihar sonrasında, kent dışında bulunan 80 aile kurtulur. Bu ailelerin çabasıyla şehir yeniden kurulur. M. Ö. 475-450'de yangın felaketleriyle karşılaşan kent, Büyük İskender'in saldırısına karşı yine güçlü bir direnç göstermiştir. M. Ö. 309'dan itibaren Mısır Hanedanlığı, ardından da Suriye Kralı III. Antiokhos'un egemenliğine girmiştir. M. Ö. 42'de Romalı Brütüs'ün saldırısına yine topluca intihar ederek cevap vermişler, teslim olmamışlardır. Tarihte acılarla dolu kent olarak bilinen Xanthos, hazin savaşlara ev sahipliği yapmış bir şehir. Okudukça, araştırdıkça üzülüyor insan. Her savaşta yıkılıp yeniden ayağa kalkmayı başarmış Xanthos, Roma İmparatoru Markus Aurelius tarafından yeniden imar edilmiştir. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan kent, Arap akınlarının başlamasıyla M. S. 7. yüzyılda terk edilmiştir. Kent, Eşen çayı kenarında ovaya hakim iki tepe üzerinde kurulmuştur. Kent öreni iki bölümde incelenir. İlki Eşen çayı kenarından yükselen surla çevrili Lykia akropolü, ikincisi kuzeyde bulunan daha yüksek ve geniş olan Roma akropolüdür. 2021 yılı itibari ile giriş ücreti 14 TL'dir. Müze kartı geçerli. Antik kent geniş bir alanda yer alıyor. Fakat her kısmı ziyarete açık değil. Kimi yerlerde çalışmalar sürüyor. Levhalar yönlendirmede yeterli olmadığı için sıkıntı yaşayabilirsiniz. Size burada ufak bir tüyo verelim: Antik kentin çevresinde Kınıklı köyünden Durmuş Amca'yı bulun. Durmuş Kiraz.. Esnaflara sorsanız gösterirler. O size en kral rehberliği yapar. Zaten yalamış yutmuş. Kazı çalışmalarında bile bulunmuş. Zannedersin Likyalı.. # Sütun Tipi Mezar: Bir kaidenin üzerinde genelde tek parça blok taştan yontulmuş gövde ve gövde üzerine yapılmış mezar odası. Mezar odasında ölen kişinin hayatını tasvir eden figürler ve bazı kabartmalar yer alır. # Kaya Mezarları: Ana kayaya oyularak yapılan mezar tipi. # Ev Tipi Mezarlar: Ahşap ev formundadır. Mezarın kapılarının bir kanadı açık bırakılır. Ölü odasına açılan bu kapı çoğunlukla ölü konduktan sonra tek parça kayadan yapılmış sürme kapıyla kapatılırdı. # Lahit Mezarlar: Tek parça kayadan yapılan mezarlardır. Genellikle kabartmalarla süslü olan lahit mezarların yukarı doğru incelen ve tepesi sivri olan yuvarlak hatlı kapakları Lykia tipi lahitlerin en karakteristik özelliğidir. Yazılı Pilye: Agoranın kuzeyinde yer alan, \"Kitabeli Pilye\", \"Yazıtlı Dikilitaş\"ta denen 11 metre yükseklikteki anıt mezar, iki basamak üzerine yükselen yekpare bir taş bloktan oluşur. Sütun tipi mezar özelliği taşıyan anıt mezarın dört tarafı kabartmalarla süslü bir mezar odası, en üstte de aslan şeklinde bir tahta oturan prens heykeli yer alır. Bu anıt Kherei isimli Lykia kralının anısına dikilmiştir. Likçe dilinde yazılmış yazıtta kralın Atinalılara karşı yaptığı özgürlük mücadelesi anlatılır. Nereidler Anıtı: Kentin giriş kapısı Roma yapısıdır. Ana kapının güneydoğusuna düşen yerde ünlü Nereidler Anıtı yer alır. M. Ö. 4. yüzyıla tarihlenen anıt kalkerden olup İon düzenindeki sütunları 12 neroid heykeli ile süslenmiştir. Hükümdarın zaferlerini, kurban ve yemek sahnelerini içeren kabartmaları ile anıtın üst bölümü British Museum'dadır. Anıt mezar türünün ilk örneği olan Nereidler Anıtı 1838'de Charles Fellows tarafından Xanthos'tan yurt dışına çıkarılmıştır. Adını deniz tanrısı Nereus ve Doris'in kızları Nereidlerden alır. Tiyatro: Yamaca yaslanmış M. S. 2. yüzyıl erken dönem Roma tiyatrosu tek diazomalı, 4500-5000 kişiliktir. Oturma yerlerinin duvarları, akropolün 8.-13. yüzyıl Bizans savunma duvarlarıdır. Harpy Anıtı: Tiyatronun batısında, 8.64 metre uzunluğundaki Lykia mezarı M. Ö. 470 yılına tarihlenir. Kabartmalarda oturan figürler nar, yumurta gibi doğurganlığı ve bereketi sembolize eden nesneleri alırken resmedilmiştir. Kanatlı ve kuyruklu figürlerin ölü ruhları simgelediği düşünülmektedir. Helen sanatının üsluplarını yansıtan kabartmalar İngiltere'deki British Museum'da sergilenmektedir. Payava Lahdi: M. Ö. 370-360 yıllarına ait anıtın bir yüzünde huzura kabul sahnesi, üstte ise Pers Satrabı Autophradates'in adının geçtiği Likçe yazıt yer alır. Diğer yüzünde savaş sahnesi, üstte anıtın Payava tarafından yapıldığını bildiren Likçe yazıtı vardır. Dört atlı araba ve birer sürücü kabartması ise lahit kapağını süsler. Anıt C. Fellows tarafından İngiltere'ye götürülmüştür. Aslanlı Lahit: Aslanların bir boğayı parçalarken gösterdiği kabartmalar M. Ö. 480-450 yıllarına aittir. Bugün yerinde olmayan lahit kapağının bir yüzünde domuz avı diğer yüzde ziyafet sahnesi yer alır. Bu lahit de British Museum'da bulunuyor. Lykia Kule Mezarları: M. Ö 4. yy. mezarı, kayaya oyulmuş üç basamak üzerinde yükselmektedir. Monolit bir kaide, mermerden yapılmış mezar odası, üç yatay çıkmalı çatı mezarı oluşturur. Mezarın aşağısında ev tipi mezarlar bulunur. Ovaya hakim konumlu, tabanı mermer kaplı, merdivenlerin iki yanında duşları olan Lykia Sarayı, Bizans döneminde saray olarak kullanılmıştır. Uluslararası Kaş-Likya Kültür ve Sanat Festivali genel olarak Haziran ayı içinde Antalya'da bulunanların katılabileceği renkli bir organizasyon. Çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan Kaş'ın tarihsel ve kültürel birikimini dünyaya tanıtmak, farklı ülkelerden gelen insanları sanatsal çerçevede buluşturmak amacıyla gerçekleştirilen festivalde Likya Gravürleri Sergisi, resim sergileri, dans gösterileri, sualtı fotoğraf sergisi gibi etkinliklere katılabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/antalyadaki-antik-kentler-efsane-sehir/", "text": "Antik kent denince ülkemizde ilk akla gelen illerden biridir Antalya. \"Antalya'da gezilecek yerler\" isimli yazımızda bu konuyu geçiştirmek istemedik. Çünkü Antalya'daki antik kentler ayrı olarak incelenmeyi hak ediyor. Bu bölge her ne kadar tatil beldesi olarak ün yapsa da, tatilden daha büyük değerlere sahip diyebiliriz. Önce kentin tarihine kısaca bir göz atalım. - Antalya Olympos Antik Kenti - Antalya Phaselis Antik Kenti - Antalya Patara Antik Kenti - Antalya Kyaneai Antik Kenti - Antalya Kaş Antiphellos Antik Kenti - Antalya Andriake Antik Kenti - Üçağız Theimussa ve Simena Antik Kenti - Antalya Myra Antik Kenti - Antalya Xanthos Antik Kenti - Antalya Side Antik Kenti - Antalya Aspendos Antik Kenti - Antalya Syedra Antik Kenti - Antalya Perge Antik Kenti - Antalya Termessos Antik Kenti Antalya antik kent listesine gelmeden önce kısaca şehrin tarihine değinelim. Antalya, Eskiçağ kaynaklarında Attaleia, Avrupa dillerinde Adalia, Ortaçağ'da Satalia ve Türk yapıtlarında çoğunlukla Adalya adıyla karşımıza çıkmaktadır. Bergama Kralı Attalos II. Philadelphos (M. Ö. 159 M. Ö. 138) tarafından kurulan şehir, konumunun elverişliliği nedeniyle kısa sürede gelişmiştir. Kent, Attalos III. Philometor'un vasiyeti üzerine tüm Bergama Krallığı ile birlikte M. Ö. 133'te Roma topraklarına katılmıştır. Bir süre korsanların yönetiminde kalan kent, konsül Servilius Vatia tarafından (M. Ö. 77) kesin olarak Roma'ya bağlanmıştır. Pompeius'un burayı korsanlarla savaşmak, donanmasını ve ordusunu toplamak için bir üs olarak kullandığı söylenmektedir (M. Ö. 67). Roma döneminde ise kentin surları genişletilmiştir. Antalya, Bizans döneminde de Akdeniz'in önemli ticaret limanlarından biri olmayı sürdürmüştür. Bölge, Perge-Sillyon metropolitliğine bağlı piskoposluk iken, 1042 de metropolitliğe yükseltilmiştir. Kent, zenginliği ve stratejik konumu nedeniyle birkaç kez Arapların saldırısına uğramıştır. 860 yılında Abbasi halifesi Mütevekkil'in komutanı Fazl bin Karin, denizden saldırarak aldığı Antalya'yı bir süre elinde tutmuştur. Selçuklu Sultanı Süleymanşah'ın 1085 te zapt ettiği kent, Bizans İmparatoru Aleksios I. Komnenos tarafından 1103 yılında geri alınmıştır. Antalya, 1207 yılında Selçukluların fethi ile Türk topraklarına dahil olmuştur. Şimdi mutlaka görülmesini tavsiye ettiğimiz \"Antalya'daki meşhur antik kentler\" listesini sırasıyla inceleyelim. Son zamanlarda adı ağaç evlerle özdeşleşen Olimpos, Çıralı ve Adrasan'a yakınlığıyla müthiş denizi ayaklarınıza getiriyor. Ruhunuzu dinlendiren köşeleri, dingin bir tatil yaşamak isteyenleri cezbederken, gece hayatıyla da oldukça dikkat çekici. Tarihte ise adı tanrılarla anılan, Yunan mitolojisinin başkahramanlarından biri Olimpos. Antalya'nın Finike ilçesinin 30 km. kuzeydoğusunda yer alan Olympos, adını 2375 metrelik Tahtalı Dağı'ndan alır. Olympos, Anadolu'da sayılı dağ zirvelerinin ortak adıdır. Alanda tarihi eser sayısı o kadar çok ki adeta tarih fışkırıyor. Bununla beraber arkeolojik çalışmaların devam ettiğini de belirtelim. Mekan daha çok tatil bölgeleri ve sahili ile meşhur olsa da Olympos Antik Kenti görülmesi gereken önemli eserlerden biridir. Denizci kenti olan Olympos bir süre korsanların elinde kalmışsa da Roma komutanı Isauricus tarafından kurtarılmıştır. Likya Birliği içinde yer alan bir kenttir. Olympos Ören Yeri'nde bulunan kalıntılar Akçay'ın iki tarafına dağılmış durumdadır. Tiyatro, hamam, bazilika derenin güney kayalık yamaçlarındadır. Kente denizden ulaşılan yerde bulunan lahit üzerindeki gemi tasviri oldukça önemli bir parçadır. Lahdin yazıtında Kaptan Eudemos'un Boğaziçi'ni geçerken Kalkedonlular tarafından yurttaşlığa seçildiği yazmaktadır. Kentin Roma tapınağının bugün sadece giriş kapısı ayakta kalabilmiştir. 10 metre yükseklikteki kapının girişinde bir kaide yer almaktadır. Bu kaidenin Roma İmparatoru Marcus Aurellius'a ait bir heykelin kaidesi olduğu düşünülmektedir. Ören yerinde ayrıca sazlıklarla kaplı bataklık alanda kentin agorası, su kanalları, anıt mezarlar, hamam kalıntıları yer almaktadır. Patika yolun sonundaki tepe kentin akropolüdür ve ziyaretçilerine muhteşem bir manzara seyretme olanağı sunmaktadır. Bir gün buralara yolunuz düştüğünde antik şehrin içinden geçerek, unutulmaz doğa manzarası eşliğinde sahile iniş yapabilirsiniz. Rodoslu koloniciler tarafından M. Ö. 693 yılında ufak bir burnun üzerine kurulmuş antik liman şehri Phaselis'in üç limanı bulunur. Limanlarının elverişli olmasından dolayı kente \"Tanrı korur\" anlamına gelen Phaselis adı verilmiş. Detaylara girmeden önce belirtelim ki Rodoslular akıllı adamlarmış. Yani Gezi Hocası ekibi olarak o zamanda yaşasaydık, muhtemelen biz de buraya güzel bir antik şehir kurardık. Antalyalılar durumu fark etmiş olsa gerek ki girişi ücretli yapmışlar. Neyse devam edelim.. Bu doğal limanlardan, sahip olduğu gür orman örtüsü sayesinde deniz ticaret filolarının yapımı için tomruk ihraç edilmekteydi. Ayrıca ormanların barındırdığı yayvan yapraklı günlük ağacından da esans elde ediliyordu. Phaselis ticari faaliyette o kadar ilerlemişti ki, sekiz Anadolu kenti ticari bir takım özelliklerinden yararlanmak amacıyla kendilerine Nil deltasında, İskenderiye yakınlarında, Nokratius isimli ayrı bir koloni kurmuşlardır. Dolayısıyla Anadolu'dan giden hammaddeler önce Nokratius'ta toplanıyor sonra tüm Akdeniz havzasına dağıtılıyordu. Kısa süreli Pers ve İskender yönetimlerine giren Phaselis, Helenistik Çağ'da bağımsız olmuştur. Uzun süre korsanların saldırısı altında kalan şehir, M. Ö. 78 ve M. Ö. 67 yılında, Roma komutanlarının gerçekleştirdiği deniz savaşlarıyla kurtarılmıştır. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olarak öne çıkan kent, M. S. 3. yy. sonrasında önemini yitirmiştir. Bugün kent ziyaret edildiğinde, kentin kuzey limandan güney limana geçen caddesinin heykel kaidelerle süslü olduğunu görülür. Caddenin doğu kıyısında, şehri denizden saran ve korsan saldırılarına karşı koruyan kent surları ve hemen girişte su kemerleri göze çarpar. Küçük bir tepeye sırtını dayamış tiyatro Roma dönemi özelliklerini taşır. Caddenin batı kesiminde kentin kare planlı eski agorası, İmparator Domitianus dönemine tarihlenen ikinci agora ve bu ikisine eklenmiş başka bir agora yer almaktadır. Caddenin sonunda ise Hadrianus'un M. S. 129'da Anadolu ziyareti adı altında yaptığı teftişte Likya'yı da ziyaret etmesi onuruna, onun için yaptırılmış olan Hadrianus Kapısı bulunur. Güney ve kuzey limanları düz bir kumsal iken, kuzeydoğudaki askeri limanı mendirek ve rıhtımlar oluşturmaktadır. Bir bilicilik merkezi olan Patara, Helen dilinde \"kutu\" anlamına gelir. Fethiye-Kalkan arasında, Kalkan'dan 10 km. uzaklıkta yer alır. 14 kilometrelik uzunluğuyla Akdeniz'in en uzun kumsalına sahiptir. Burası diğer sıraladığımız antik kentlerde olduğu gibi plajı ile meşhur bir yer. Müze kartınız ile giriş yapabiliyorsunuz. Antik kent 19:00'a kadar girişleri kabul ediyor. Plaja gitmek için antik kentin içinden geçiyorsunuz zaten. Plajdan bahsetmişken belirtelim ki bu sahil dalgasının fazla olmasıyla biliniyor. Tabii gününe göre değişir ama bu bilgiyi not etmiş olalım. Efsaneye göre Hera'nın hışmından kurtulamayan Leto, çocukları Apollon ve Artemis'i Patara'da bir ağaca tutunarak doğurur. Tutunduğu ağaç hurma ağacıdır. Şehrin giriş kapısından sonra yer alan hurma bahçesi bunu simgeler. Burası aynı zamanda Apollon Tapınağı'nın kutsal alanıdır. Apollon'un yılın 6 ayını burada, diğer 6 ayını da Delos'ta geçirdiği rivayet edilir. Apollonius yazıtlarında Apollon'un Patara doğumlu olması nedeniyle, Patara'nın bilicilikte Delphi'yi geçtiğinden bahseder. Bir Lykia şehri olan kent, Lykia Birliği'nin üç oy hakkına sahip altı kentinden biridir. Lykia dilinde Patara olarak adlandırılan kentin tarihi M. Ö. 5. yüzyıla uzanır ve burası İskender'in kuşattığı kentler arasındadır. Günümüzde Patara Limanı Akdeniz'in yığdığı kumlarla kapanmış, denizden kopmuştur. Rüzgarın savurduğu kumlar limanı doldurmakla kalmamış, kenti de büyük ölçüde örtmüştür. Kentin tiyatrosunun da bir kısmı kumlar altındadır. Burada yapılan kazılarda ele geçen kesik piramit şeklindeki taşın üzerinde Lykia şehirleri ve onların Patara'ya olan uzaklıkları yazmaktadır. Bugün Antalya Arkeoloji Müzesi'nde bulunan taş, şimdiye kadar varlığı bilinmeyen şehirlerin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Bölgedeki meşhur antik kentlerden biri olan Patara'yı kesinlikle Antalya gezilecek yerler listenize eklemelisiniz. Şehrin giriş kapısı, 100'lü yıllarda şehrin valisi olan Romalı Mettius Modestus'un anıtıdır. Kapı aynı zamanda şehrin su kemeridir. Üç kemerli yapının konsollarını muhtemelen valinin büstleri ve heykelleri süslüyordu. Tepeye doğru bakıldığında hamam kalıntıları, Bizans bazilikası, korinth başlıklı tapınak göze çarpar. Tiyatro kumlar altında kalmıştır. 2. yüzyıl yapısı olan tiyatroya sık çalılıklar arasından ulaşılır. Sahnenin doğu yüzündeki yazıt, yapının Antonius Pius'a ithaf edildiğinden bahseder. Tiyatronun üstüne çıkıldığında fener ya da sarnıç olduğu tahmin edilen yuvarlak yapı görülür. O noktadan kent ören yeri ve Patara kumsalı izlenir. Şehrin tahıl deposuna tiyatronun batısından eski limana yürüyerek ulaşılabilir. Hadrianus dönemine tarihlenen yapı buğday saklamak için tasarlanmıştır. Kaş-Demre karayolu ile ulaşılan Kyaneai Ören Yeri, Yavu Köyü'nün kuzeyine düşen yükseltide yer almaktadır. Helenistik Çağ'da bağımsız bir ekonomik kimliğe sahip olan kent, Likya yazıtları ile tanınır. Lahitler oldukça dikkat çekicidir. Üzeri işlemeli lahitlerin bir bölümü Antalya Müzesi'ndedir. Kentin akropolünde görülen yapılardan biri hamam diğeri kütüphanedir. Akropolün en yüksek tepesinden Kaş, Kekova, Üçağız ve Demre sahillerine kadar geniş bir alan izlenebilmektedir. Kaş ilçesi ile iç içe olan ören yeri Phellos'un aşağı limanıdır ve bundan ötürü Antiphellos olarak adlandırılmıştır. Denize bakan bu tiyatro harika bir gün batımı manzarasına sahip. Burada zaman zaman Klasik Müzik Festivalleri düzenleniyor. Merakınız varsa katılabilirsiniz. Mekan müthiş bir akustiğe sahip. Kaş merkeze çok yakın ve girişi ücretsiz. Akşama doğru gelirseniz hem sıcaktan pişmezsiniz hem de gün batımını izlersiniz. Tiyatro 3 binden fazla seyirci kapasitesine sahip. Kentin batısındaki Roma tiyatrosu, kireç taşından oyulmuş basamakları ile eksiksiz olarak günümüze kadar gelebilmiştir. Tiyatrodan kent merkezine ilerlendiğinde kenti savunan duvarların izleri ile karşılaşılır. Limana inen yolda bulunan yapı muhtemelen Helenistik Dönem'e ait bir tapınaktır. Uzun çarşının sonunda bulunan çınar ağacının yanındaki Likya tipi lahit mezar Likçe yazıtı, kapağı üzerindeki figürleri, kaidesindeki oda bölmesi ile oldukça güzel bir görsellik sergilemektedir. Lahit M. Ö. 4. yy'a tarihlenmektedir. Kaş'tan Demre'ye giden yoldan Demre çayını izleyerek Andriake'ye ulaşılır. Andriake, Myra'nın liman kentidir. Birazdan aşağıda paylaşacağımız Myra Antik Kenti yazımızı da kesinlikle okumanızı tavsiye ederiz. Hemen belirtelim ki araçsız geziyorsanız buraya gelmeniz biraz zor. Son zamanlarda servis bulunamıyordu. Ama ilerleyen süreçlerde bu hizmet verilir mi? Bilemiyoruz. Antik Kent ile ilgili fotoğraflar sizi yanıltabilir. Müzenin içi oldukça güzel eserlerle dolu. Duvarları, caddeleri, birkaç kulesi, kentin doğusunda bulunan kiliseleri dışında, kentin en önemli kalıntısı Hadrian tahıl deposudur. Bu bina Myra ve çevre kentlerin ürünü olan buğdayı Roma'ya göndermek için planlanmıştır. Hadrianus dönemine tarihlenen yapının orta kapısında Hadrianus ve Faustina'nın büstleri yer alır. Ayrıca zamanında, yapının önünde duran kaideler üstünde imparator ve eşinin heykelleri bulunuyormuş. Ön tarafında sundurması bulunan yapının iki ucunda ofisler yer alır. Üçağızlar bölgesi, kıyının kıvrımlarının oluşturduğu Üçağızlar Koyu girişi ve Kekova Adası'nın batı-doğu girişi, üçlü deniz yolu oluştururlar. Simena Ören Yeri'nde bulunan Kaleköy'e de ulaşım sadece denizden yapılıyor. Üçağız'da bulunan Theimussa kentinin kalıntıları, çok sayıda lahitler, surlar ve Bizans yapıları bir yükselti üzerinde izlenebilmektedir. Üçağız ya da Demre Çayağzı'dan yapılan günlük tekne turları Kekova Tersane Koyu'ndan başlar. Gezi esnasında gözlemlenen batık kent kalıntıları, kıyıda balık havuzları ve konutlardan oluşur. Kaleköy'e yaklaşıldığında su içindeki lahit çok güzel bir görüntü vermektedir. Kent kalesinin iç avlusundaki tiyatro oldukça küçüktür. Tümüyle kayaya oyulmuş olan tiyatro en fazla 300 kişiyi ağırlayacak kapasitededir. Kalenin mazgalları orta çağdaki orijinal şeklini korumaktadır. Kıyıya yakın yapılar Vespasian dönemi hamamlardır. Kalenin doğusundaki yamaçta çok sayıda Likya tipi lahit bulunmaktadır. Şehir merkezinde Helenistik, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin ortak ürünü olan surlarla çevrili Kale içi mutlaka görülmelidir. Mekan restore edilerek günümüzde restoran, bar, pansiyon ve otel olarak hizmet veren evlerin bulunduğu bir eğlence merkezi haline gelmiştir. Liman yakınındaki 13. yy'dan kalan Yivli Minare, Ulu Cami (5. yy'da aslında bir bazilika olarak inşa edilmiş), Evdir Han (il merkezine 18 km. uzaklıkta), Kırkgöz Han, Düden Şelaleleri, Kurşunlu Şelalesi, Lara Konyaaltı Plajı ve Karain Mağarası gidilebilecek yerlerden bazılarıdır. Antalya'nın en önemli antik şehirlerinden biridir. Özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin akın ettiği Myra Antik Kenti ülkemizde görülmeye değer, ender bulunan güzelliklerden biridir. Detayları Myra Antik Kenti başlıklı yazımızda bulabilirsiniz. Antalya'da bulunan antik kentler içinde kendine has bir güzelliğe sahip olan Xanthos, en az Myra kadar değerli ve görülmesi gereken mekanlardan biri. Xanthos'un kral yolunda yürümeden, kentin 5 bin kişiye yakın kapasiteli antik tiyatrosunu görmeden Antalya'yı terk edenin vay haline. Detaylar Xanthos Antik Kenti isimli yazımda. Side her ne kadar antik kent olarak anılsa da, günümüzde modern şehir yapılarıyla iç içe girmiş bir yer. Merkez çarşısı, denizi, pazarı.. Ne ararsanız var.. Ama antik şehirdeki Apollon Tapınağı, sütunlu caddesi, tiyatrosu ve müzeye çevrilmiş hamamını nasıl anlatsak bilemiyoruz. Side Antik Kenti isimli yazımızda biraz anlatmaya çalıştık ama artık olduğu kadar diyelim.. Bu Antik Kent, Antalya'nın Serik ilçesinin Köprüçay yakınlarındaki tepe düzlüğünde kurulmuştur. Aspendos, yalnızca Anadolu değil tüm Akdeniz coğrafyasının en iyi korunmuş Roma Dönemi tiyatrosuna sahip olmasıyla bilinir. Aspendos Antik Kenti, Yunan efsanelerine göre Truva Savaşı'nın ardından Pamphylia'ya gelen Argive kolonicileri tarafından inşa edilmiş. Ayrıca Anadolu'da kendi adına madeni para bastıran ilk şehirlerden biri olarak biliniyor. Yapılarının büyük bölümünün günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaştığı Aspendos'un en popüler mekanı ortalama 15 bin kişi kapasiteli antik tiyatrosudur. Yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bu 2 bin yıllık antik tiyatroda, sessiz bir ortamdaki küçük bir tınının metrelerce yüksekten duyulabildiği çok özel bir akustik hakimdir. Aspendos Tiyatrosu'nda her yıl Opera ve Bale Festivali dahil bir çok konser ve etkinlik yapılıyor. Burası Alanya merkezden Mersin istikametine doğru giden D400 karayolu üzerinde, Seki Mahallesi'ne saparak ulaşabileceğiniz efsane bir mekandır. M. Ö. 7. yüzyıldan günümüze kadar geldiği tahmin edilen antik kent, Alanya merkeze 20 km. mesafede bulunuyor. Ana yoldan ayrılınca, tali yol her ne kadar dar ve biraz bozuk olsa da, portakal bahçelerinin güzelliği bu sorunların üstünü örtmeye yetiyor. Harika bir manzaraya sahip olan Syedra Antik Kenti'ne öğle sıcağında gitmeyin. Yaşlılarla ve çocuklarla gitmeyi denemeyin bile. Gezemeden geri dönersiniz. Bir de bol sıvı kaybedeceğinizden dolayı yanınıza soğuk su ve farklı içecekler alabilirsiniz. Antalya merkeze yaklaşık 17 km. mesafede bulunan Perge Ören Yeri'nin bir diğer adı da Parha'dır. Roma ve Bizans gibi büyük imparatorluklara ev sahipliği yapmış antik kentin tarihi Hitit Krallığı'na kadar uzanmaktadır. Hristiyan azizlerin de tarih boyunca uğrak yeri olduğundan, Hristiyan kültüründe Parha Antik Kenti'nin önemi büyüktür. Perge Antik Kenti'nde tiyatro, güney hamamı, agora ve macellum, Kestros çeşmesi, sütunlu ana cadde gibi yapıların kazı çalışmaları tamamlanmış ve ziyaretçilere açılmıştır. İhtişamlı tiyatrosu ve sütunları ile Antalya'nın en meşhur antik kentlerinden biri olan Parha'yı kesinlikle görmelisiniz. Antalya'nın Döşemealtı ilçesinin sınırlarında bulunan bu ören yeri, tabiatın içinde saklı ve maalesef gerekli ilgiliyi görememiş antik kentlerimizden biridir. Termessos Antik Kenti'nin bu topraklarda yaşamış eski uygarlıklardan Luvilerin soyundan gelme Solymler tarafından kurulduğu biliniyor. Termesosluların M. Ö. 300'lü yıllarda Büyük İskender'in işgaline direnmesi ve bu işgalden zaferle çıkmaları ile kent meşhur olmuştur. Kente ulaşmak için patika yollarda biraz tırmanış yapmanız gerekiyor. Bu yüzden yanınızda çocuk ya da ihtiyar varsa buraya çıkmanızı pek önermiyoruz. Antalya'da bulunan tüm antik kentlerin konumlarını aşağıdaki haritadan inceleyebilirsiniz. Fakat birçoğu üzerinde çalışmalar tamamlanmadığı için ziyarete açık değil. Bu sebeple mekan hakkında güncel bilgi sahibi olmadan yola çıkmasanız iyi olur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/antalyadaki-en-guzel-selaleler/", "text": "- Negatif iyon nedir bilir misiniz? İnsanı daha dinç, taze ve enerjik hissettiren negatif yüklü iyonlardır. Doğal alanlarda bolca bulunuyor. Beton, demir, plastik ve naylon gibi petrol ürünleri bu negatif iyonları engeller. Özellikle yeni şehir yapılanmaları ve binalarda kullanılan malzemeler sayesinde evlerimiz pozitif iyonlarla dolu. Pozitif iyonların stres, baş ağrısı, bunalım ve aşırı yorgunluk gibi etkileri bulunuyor. \"Konumuzla ne ilgisi var?\" diyebilirsiniz. Şelale dipleri negatif iyonların en fazla bulunduğu alanlardan biri. Negatif iyonların şehirlerdeki ev, ofis, AVM gibi mekanlarda santimetre küpte 0-100 arasında bulunduğu tahmin ediliyor. Şelale diplerinde ise 10 binden fazla olduğu belirtiliyor. Örneğin Amerika'nın meşhur Yosemite Şelalesi'nde santimetre küp başına düşen negatif iyon miktarının 100 bin civarında olduğu belirtiliyor. Şimdi neden şelalelere özellikle değinmek istediğimizi daha iyi anlamışsınızdır diyor ve konumuza dönüyoruz. Antalya'da görülmesi gereken en güzel şelalelere sırasıyla bir bakalım. Antalya'nın Manavgat ilçesinin 3 km kuzeyinde bulunan Manavgat Şelalesi 3 metrelik bir falezden dökülmektedir. Şelale kaynağını Şeytan Dağı'nın yamaçlarından alır. Oldukça geniş bir alanı kaplayan şelalenin çevresindeki piknik alanları ve lokantalar şehrin gürültüsünden ve stresinden kaçıp huzuru bulmak isteyenlere imkan sunmaktadır. Hiç şüphesiz Antalya'da gezilecek yerler denince aklımıza ilk gelen mekanların başında Manavgat Şelalesi geliyor. Geliyordu.. Ta ki Manavgat şelalesini görene kadar. Gezi yazılarında anlatmakla bitirilemeyen Manavgat esasında abarttıkları kadar güzel bir yer değil. Mesela şelale yüksekliğine 5 metre yazanlar olmuş. Yok 50 metre! Evet mekan güzel.. Ama o kadar meşhur olmasındaki sebebe anlam veremedik. Bunlar bizim yorumlarımız.. Kendi çektiğimiz fotoğraftan bir kare de hemen yukarıya ekledik. Bizzat mekana gidip yerinde teşhis yapabilirsiniz. Tavsiyemiz, beklentiniz yüksek olmasın. # Manavgat Şelalesi 2019 giriş ücretinin 6 TL olduğunu belirtelim. Antalya denince akla ilk gelen şelalelerden biri de Düden Şelalesi'dir. Esasında bu \"Antalya denince akla gelme\" etiketine Düden Şelaleleri daha çok yakışıyor, bunu söyleyelim. Antalya'da iki tane Düden Şelalesi bulunuyor. Birisi birazdan bahsedeceğimiz Düden Şelalesi, diğeri Aşağı Düden Şelalesi. Bir diğer ismi ile Karpuzkaldıran Şelalesi. Antalya şehir merkezine takriben 10 km uzaklıkta bulunan Aşağı Düden Şelalesi, Karpuzkaldıran plajının yakınındadır. Tahminen 40 metre yükseklikteki bir falezden denize dökülen şelale, görüntüsü ile insanı adeta büyülemektedir. Eğer bir aracınız yoksa Aşağı Düden Şelalesi'ne Antalya Belediyesi'nin 'KL08, LF09/LF10, LC37' numaralı otobüslerini kullanarak gidebiliyorsunuz. Fakat güzergah ve otobüs numaralarının zaman zaman değişebileceğini unutmayın. Düden Şelalesi denince bazı web sayfaları bu iki şelaleyi birbirine karıştırıyor. Copy-paste içerikler sebebiyle yanlış bilgiler yayılıp gidiyor. Google dahi \"Düden Şelalesi\" diye aratınca kıyı şelalesini yani Aşağı Düden'i gösteriyor. Navigasyon kullanacaksanız buraya dikkat! Düden Şelalesi atmosferi ile diğer şelalelerden farklı, harika bir mekan. Aracınız varsa dışarıda bırakıyorsunuz. Şelalenin altında bulunan ıslak mağaralardan geçerek suların düştüğü alana iniyorsunuz. Tabii mağaralarda ve zemin kısımda instagram için selfieler falan! Yapmayın dedik kaç defa! Bu doğa harikasını, bu güzellikleri cep telefonunuz değil kendi gözleriniz görsün. # Şelaleye giriş ücreti 2019 yılı itibari ile 7 TL. Şu notu da burada paylaşalım. Bir medya kuruluşu Düden Şelalesi'nin yapay olduğu ile alakalı bir haber yayınlamıştı. Düden'in iki kaynağı bulunuyor. Kırkgöz ve Pınarbaşı.. Habere göre Döşemealtı'nda bulunan tarım arazileri bu iki kaynağın suyunu çektiğinden dolayı Düden'in suyu kurumuş. Antalya Belediyesi devridaim sistemi ile şelaleyi yapay da olsa yeniden aktif hale getirmiş. Şu an durum nedir? Yetkililer müdahale etmiş midir? Şimdiki akan sular Kırkgöz ve Pınarbaşı'nın kaynak suları mıdır? Bilemiyoruz. Ama ortada ciddi bir ifsat olduğu kesin! Takriben 18 metre yükseklikten akmakta olan şelalenin kendisi kadar çevresindeki doğal bitki örtüsü de dikkat çekiyor. İki kilometrelik bir kanyonun iç kısmında bulunan bu yer 1986 yılında park alanı haline getirilmiş. O tarihten beri mesire alanı olarak ziyaretçilere açılmıştır. Bu arazi bugün 33 hektarlık bir alanı kaplıyor. Mesire alanında tuvalet, kafe, park ve seyir terası gibi birçok imkan bulunuyor. Aracınız yok ise belediye otobüsleri ve minibüslerle de alana ulaşabilirsiniz. Buranın öyle onlarca metre yüksekten akan, gürül gürül suları yok. Ama atmosfer müthiş. İsmi gibi güzel olan bu güzel şelalenin restoranı da var. Üstelik diğer meşhur şelaleler gibi abartı fiyatları yok. Akın akın turistler de gelmediği için daha sessiz. Zaten Cennet'e varmak öyle kolay değil. Aracınız olması gerekiyor. Manavgat-Alanya yönüne giderken tabelalar sizi yönlendiriyor. Ana yoldan çıktıktan sonra ilerledikçe yol daralıyor ve tek şeride düşüyor. Köylerin arasından geçip nihayetinde şelaleye varıyorsunuz. Antalya'ya uğrarsanız Gizli Cennet'e gitmeyi ihmal etmeyin. Ülkemizde doğal bir yer popüler olunca, kısa zamanda oranın ne doğası kalıyor ne güzelliği. Demirler, betonlar, atıklar, çöpler, kalabalıklar.. Onun için böyle fazla popüler olmayan yerleri yazarken yanlış mı yapıyoruz acaba diye düşündüğümüz oluyor. Bu mekanlardan biri de Antalya'daki şelalelerden Uçansu.. Düden'de olduğu gibi Uçansu Şelalesi de iki tane. Fakat bu iki şelale birbirine çok yakın. Biri diğerinin bir kilometre üzerinde. Şelaleye giden yollar pek düzgün değil. Şelale çevresinde imkanlar sınırlı olduğu için hazırlıklı gidin. Mesela yanınıza yiyecek ve içecek alabilirsiniz. Mekana bakım fazla yapılmadığı için çevrede çer-çöp görebilirsiniz. Siz sakın böyle bir hataya düşmeyin ve lütfen çevrenizi kirli bırakmayın! Torosların saklı güzelliği Uçansu... Umarız insanoğlu seni de heba etmez. Bir diğer adı ile Dim Şelalesi, Alanya merkeze yakın, soğuk suyu ile meşhur bir mekan. Ortada öyle büyük bir şelale yok. Çay'ın ufak bir şelalesi var. Yığınla işletme dolu. Restoranlar daha çok turistlere hitap ettiği için fiyatlar yüksek. Üstelik misafirler yemeklerden memnun değil. Ücretli piknik alanları mevcut. Suya girebileceğiniz yerler var ama soğukluğuna dayanabilirseniz.. Tavsiye ediyor muyuz? Evet ama listenin sonuna ekleyin. Vaktiniz kalırsa artık!.."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ardahan-nasil-bir-yer-ardahan-hakkinda-bilgi/", "text": "Türkiye'nin zorlu coğrafyalarından biri.. Yüksek tepelere kurulu, yılın büyük bölümü beyaz örtü altında kalan, soğuktan insanın nefesini kesen topraklar. 1992 yılında il olarak kabul edilen Ardahan, ülkemizin en küçük şehirlerinden. Şehir küçük olsa da, vefakar ve cefakar insanlarıyla ülkemiz için önemli bir değer burası. O kadar zorlu şartlara, imkansızlıklara, eksikliklere rağmen çalışıp üreten, mazeret sunmayan, kıymet bilen insanların yaşadığı yerdir Ardahan. Eğer hiç gitmediyseniz, ön yargılarınızı kırıp, uzaklığına ya da soğukluğuna bakmaksızın en azından bir kez olsun ziyaret etmenizi tavsiye ettiğimiz bir yer. Sokaklarda gezen kaz sürüleri, atlı kızakları, Çıldır Gölü ve heybetli dağları ile kendine has güzellikleri olan bir şehir. Ardahan yaşamak için nasıl bir yer? Ulaşım olanakları neler? İklimi, coğrafi yapısı, ekonomisi nasıl? Öğrenci ve memurları Ardahan'da neler bekliyor? Kısa başlıklar halinde bu şehri tanıyalım. Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan Ardahan, Türkiye'nin en kuzeydoğu köşesindeki şehrimiz. Ardahan'ın komşuları; batıda Artvin, güneyde Kars, güneybatıda ise Erzurum'dur. Şehrin kuzeydoğu bölümü Gürcistan sınırımızı oluşturuyor. Ayrıca doğu kesiminde Ermenistan'a da çok kısa bir sınırı var. Ülkemizin sınır şehirlerden olan Ardahan'a, yakın çevre illerinden ve İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerden otobüs seferleri bulabilirsiniz. Ardahan otogarı şehir merkezinin içinde bulunuyor ve ulaşım sıkıntısı yok. - İstanbul Ardahan arası yaklaşık 1450 kilometre ve 17 saat. - Ankara Ardahan arası yaklaşık 1100 kilometre ve 13 saat. - İzmir Ardahan arası yaklaşık 1700 kilometre ve 20 saat. - Adana Ardahan arası yaklaşık 1100 kilometre ve 13 saat. - Erzurum Ardahan arası yaklaşık 230 kilometre ve 3 saat. - Trabzon Ardahan arası yaklaşık 340 kilometre ve 5 saat. Ardahan il sınırları içinde herhangi bir havaalanı bulunmuyor. Şehre en yakın uçuş noktası, Ardahan merkeze yaklaşık 90 km. mesafede bulunan Kars Harakani Havalimanı. Harakani'den ücretli özel servislerle Ardahan'a geçebilir ya da Kars şehir otogarına aktarma yapıp oradan otobüse binebilirsiniz. Yol yaklaşık 1 buçuk saat kadar sürüyor. Ardahan'da Gürcistan ile bağlantımızı sağlayan iki adet sınır kapısı bulunuyor. Biri Çıldır ilçesinde, Ardahan merkeze 65 km. mesafedeki Aktaş Sınır Kapısı. Diğer ise Posof ilçesinde, Ardahan merkeze 94 km. uzaklıktaki Türkgözü Sınır Kapısı. Ardahan şehrinin ilk kuruluşu ile alakalı net bilgiler bulunmuyor. Bölgede yapılan araştırmalara göre M. Ö. 9. yy'da yörenin hakimiyeti Urartu Devleti'ne aitti. Urartular sonrası Medler ve Persler'in hüküm sürdüğü topraklar, M. Ö. 1 yy'da Ermenistan İmparatoru II. Tigran tarafından ele geçirildi. M. S. 1 yüzyılda, Roma ve Part İmparatorluğu mücadelesinde iki devlet arasında el değiştiren yöre, 3. yy'dan itibaren sırasıyla Sasaniler, Bizanslılar ve Arapların hakimiyetine girdi. Türkmenlerin bölgeye yerleşmeye başladığı 11. yy'da Ardahan civarı Gürcülerin yönetimindeydi. Moğol istilası, Timur hakimiyeti, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler dönemlerinin ardından, 16. yy. itibariyle bölge Osmanlı İmparatorluğu'na dahil oldu. Bu topraklar uzun bir süre Çıldır eyaletine bağlı olarak kaldı. Sonraki süreçte defalarca bölgeyi işgal eden Ruslar, 1. Dünya Savaşı'nın ardından buradan tamamen çekildi. Gürcü ve Ermeni istilalarından da arındırılan bölge, 1921'den sonra Türk topraklarına katıldı. 1926 yılında Kars iline bağlanan Ardahan, 1992'den itibaren ayrı bir il olarak kabul edildi. Nüfus: Ardahan'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 97 bin kişidir. - Çıldır - Damal - Göle - Hanak - Posof Sahip olduğu coğrafi yapı ve iklim koşulları nedeniyle Ardahan ekonomisi tamamen tarım ve hayvancılık üzerine kurulmuş durumda. Hatta iklim şartlarının çok zorlu olması, bu alanlarda bile verimli üretim yapılmasına engel teşkil ediyor. Çünkü ürünlerin yetişme süresine bakınca, verilen hizmet ile alınan verim dengesi oldukça düşük. İl nüfusunun çok büyük bölümünün köylerde yaşaması, şehrin önemli ticaret merkezlerinden uzakta kalması, yapılan yatırımların yetersizliği gibi birçok sebepten dolayı Ardahan istenilen düzeyde gelişme gösteremiyor. Böyle olunca, tüm kısıtlı imkanlara rağmen tarım-hayvancılık sektörü Ardahan'da bir nevi zorunluluk olarak göze çarpıyor. İldeki tarımsal alanlar işlemeli tarımdan ziyade mera, yayla ve doğal otlaklık olarak değerlendirilir. Ardahan'daki küçük aile işletmeleri genellikle hayvancılık ve tarımı birlikte yürütürler. Şehirdeki ticari hareketlilik büyük ölçüde süt, süt ürünleri, et, et ürünleri, bal ve kaşar peyniri üretimi ile sağlanır. Sınırlı da olsa patates, arpa ve buğday da yetiştirilir. Ardahan'da bulunan Türkgözü ve Çıldır-Aktaş sınır kapıları, istenilen düzeyde olmasa bile şehre dış ticaret hareketliliği sağlıyor diyebiliriz. Sektörel bazda baktığımızda, şehirde yapılan ihracatta en büyük pay yine tarım ve ormancılık imalatına bağlı. Türkiye'nin en yüksek rakımlı illerinden bir olan Ardahan, genel olarak engebeli topraklara sahip bir coğrafya. Sınırları içinde 3 bin metreyi aşan birçok zirve de bulunuyor. Artvin sınırı boyunca uzanan Yalnızçam Dağları, güneyde Allahuekber Dağları ve Kısır Dağı şehrin en büyük yükseltilerinden bazıları. Bunun yanında Ardahan ovalar, akarsular ve göller açısından da zengin bir yöremizdir. Yüksek dağların etkisi ile Ardahan'da çok sert karasal iklim hakimiyeti görülür. Yazlar serin geçse de kışlar uzun ve çok soğuktur. 4 mevsim bol yağış alır. Zaman zaman rekor derecelerin ölçüldüğü Ardahan, Türkiye'nin en soğuk 5 ilinden biri olarak gösterilebilir. Öyle ki ülkemizin en büyük göllerinden biri olan Çıldır Gölü bile kışın tamamen buz tutar. Soğuk iklimi ve rakımı nedeniyle Ardahan'ın bitki örtüsü genel olarak bozkırdır. Sadece merkez ve Göle civarındaki dağlarda soğuğa dayanıklı Sarıçam ormanları görülür. Her yıl haber bültenlerine de sık sık konu olan Atatürk Silüeti, Ardahan'ın Damal ilçesi, Yukarı Gündeş Köyü sınırlarındaki Karadağlar yamacında ortaya çıkıyor. İlk kez 1954'de, köyde çobanlık yapan Adıgüzel Kırmızıgül isimli bir vatandaş tarafından fark edilen bu yansıma, Temmuz ve Ağustos aylarında, akşam saatlerinde izlenebiliyor. Ardahan'ın en önemli geçim kaynağı hayvancılık olunca, Ardahan mutfağı da buna göre şekillenmiş. Ardahan'da yemek çeşitliliği genellikle et ve süt ürünleri üzerine yoğunlaşıyor. Özellikle Göle ilçesinde üretilen kaşar peynirinin kalitesi çok üst düzeydedir. Peynir ve çiçek balı konusunda Ardahan'ın ülkemizdeki başarısı tartışılmaz. - Kesme Aşı ve Helle Aşı - Pişi - Mafiş Tatlısı - Feselli - Ayran Çorbası - Hıngel - Kaz Etli Üçlü Pilav - Göle Kaşarı - Kete - Ardahan Çiçek Balı - Etli Mantı Şehirde 2008 yılında kurulan Ardahan Üniversitesi bulunuyor. Ardahan Üniversitesi yaklaşık 5-6 bin öğrenciye (2021) hizmet veren ve gelişmekte olan orta ölçekli okullarımızdan biri. Üniversitenin ana kampüsü şehir merkezine 9 km. uzaklıkta bulunuyor. Ardahan'da yaşamın olumlu ya da olumsuz yönleri, hem memurlar hem öğrenciler için aynı maddelerden oluşuyor diyebiliriz. Öncelikle Türkiye'nin en soğuk illerinden birinde olduğunuz için yılın büyük bölümü evlerden çıkamıyorsunuz. Ardahan kışın ortalama -30 dereceleri gören bir yer. Şehir oldukça küçük. Merkez dışında 5 ilçesi var ve bunlardan sadece Göle biraz büyük bir ilçe. Diğerleri ufak kasaba ayarında yerler. Şehirde günlük ihtiyaçlarınız haricinde çok fazla gezip vakit geçirebileceğiniz yerler yok. Ardahan'ın doğası harikadır ama hava şartlarından dolayı doğaya ayırabileceğiniz zaman kısıtlı oluyor haliyle. Kışın buz tutan göllerde atlı kızaklarla gezebilirsiniz örneğin. Ayrıca sınıra yakın olduğundan alışveriş için günübirlik Gürcistan'a gidip gelebilirsiniz. Ardahan'ın ilçelerinde ve köylerinde görev yapan memurlar için kışlar biraz daha zorlu geçer. Yollar kapanır, ulaşım sekteye uğrar. Ardahan'da büyük şehirlerdeki gibi her şey elinizin altında değildir. Daha zorlu bir hayatı öğrenirsiniz kısa sürede. Ardahan Üniversitesi ise kesinlikle olumsuz ön yargılarla yaklaşmamanız gereken güzel bir okul. Şehir hayatı zorlu olabilir ama Ardahan Üniversitesi'nde öğrencilere yönelik pek çok sosyal imkan var. Ayrıca Ardahan doğudaki en yüksek okuma yazma oranına sahip illerimizden biridir. Halkı misafirperver ve sıcakkanlıdır. Öğrencilere karşı olumsuz bir tutumları yoktur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/arjantin-gezi-rehberi-gezilecek-yerler-notlar/", "text": "Güney Amerika'nın en büyük ikinci ülkesi, Che Guevara'nın, Maradona'nın, Messi'nin memleketi Arjantin... Tangosu, bifteği, şarabı ve Patagonya'daki muhteşem doğa manzaralarıyla bilinen, en çok ziyaret edilen ülkelerden biri de burası. Kuzeyinde çöl iklimi yaşatıp Mecnun gibi süründüren, güneyinde dev buzulların heybetinden sizi titreten harika bir coğrafya Arjantin. Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe şarkısı Arjantin için yazılmış desek de yemeyeceğinizi bildiğimizden konuyu uzatmıyoruz.. Ama yazılsaymış da cuk diye otururmuş hani. Gök Mavililerin ülkesini, Arjantin Gezi Rehberi yazımızda gelin biraz yakından tanıyalım. Önce ülke hakkında genel bilgiler verelim, daha sonra Arjantin gezilecek görülecek yerler kısmına geçeriz. Arjantin, Şili ile beraber Güney Amerika'nın en güney kesimini kaplıyor. Atlas Okyanusu'na uzun bir sınırı var. Komşuları ise Şili, Bolivya, Paraguay, Brezilya ve Uruguay. İstanbul Buenos Aires arası uçuş mesafesi yaklaşık 17 saat ve Türk Hava Yolları'nın Arjantin'e direkt yapılan seferleri bulunuyor. Mesafe uzak olduğu için direkt uçuş fiyatları çok yüksek. Aktarmalı uçuşları tercih ederseniz aktarma noktası olan ülkenin transit vize isteyip istemediğine dikkat edin. Arjantin bizden vize istemiyor ama olur da Amerika, Almanya vs. gibi ülkelerden aktarmalı geçiş yaparsanız bazı havalimanları sizden transit geçiş vizesi talep edebilirler. Türk vatandaşları olarak Arjantin'de 90 gün süreyle vizeden muaf durumdayız. Hatta 3 ay sonunda şehir merkezlerinde migracion denilen ofislerden bu süreyi uzatabilirsiniz. Komşu ülkelere gidip Arjantin'e geri döndüğünüzde bir 3 ay hakkınız daha oluyor. Yani bir deniz otobüsüyle Uruguay'a günü birlik gidip gelirseniz 90 gün daha kalabilirsiniz. Böylece toplam yarım sene bu ülkede ikamet etme hakkına sahip olursunuz. Bir dönem Türkiye gündeminden düşmeyen bu ülkede ekonomik krizlerin hiç bitmediğini söylesek yeridir. Arjantin ekonomisi hakkında bilgi almak isteyen ziyaretçilerimize kısaca şunu söyleyelim. Arjantin demek ekonomik istikrarsızlık demektir. Arjantin ekonomik olarak o kadar istikrarsız bir ülke ki \"Arjantin pahalı mı, yoksa Arjantin ucuz mu ?\" sorusunun cevabı hemen her yıl değişiyor. 3-5 yıl önce burayı ziyaret edenlerden \"Gezginler için çok ucuz bir ülke\" olduğunu duyabilecek iken belki bugün \"Aman uzak durun Arjantin çok pahalı bir ülke\" diyenler çoğunlukta olabilir. Artık bu biraz sizin gittiğiniz döneme ve kısmetinize kalmış. Sürekli yaşanan siyasi gerginlikler, eskiden yaşanan işgaller, bitmeyen darbeler, yolsuzluklar... Çok sıkıntılar çekmiş Arjantin halkı. Buenos Aires'te kaldığımız süre içerisinde neredeyse her gün parlamento binası önünde protestolar vardı. Ve bu artık alışıldık bir şey haline gelmiş. Ellerinde pankartlarla toplu kalabalıklar görmek buralarda günlük yaşamın bir parçası gibi. Zaten bizim medyamızda da sıradan bir haber değeri olduğu için yer almıyor. Her şeye rağmen Arjantin kesinlikle gidilip görülmeyi hak eden ülkelerden biri. İster tarih-kültür turu yapmak isteyin, ister doğa aşığı olup eşsiz manzaralar görmek isteyin... Arjantin bunların hepsini size sonuna kadar vadediyor. Arjantin'de dolar bozdururken hem CAMBIO dedikleri resmi döviz bürolarından hem de seyyar olarak bu işleri yapan kişilerden fiyat alın. Kaldığınız hostel ya da otelden en iyi oranda para bozdurabileceğiniz yeri öğrenebilirsiniz. Bazı dönemler resmi gayri resmi dövizciler arasında uçurum fark olabiliyor. Dolar bu ülkede çok kıymetli. Bozdururken rastgele bir döviz bürosuna girerseniz epey bir zarar edebilirsiniz. 45 milyonu aşkın (2021) Arjantin nüfusunun ciddi bir bölümü Avrupalı göçmenler. İtalyanlar ve İspanyolların başı çektiği nüfus sebebiyle özellikle Başkent Buenos Aires'te İtalyan kültür etkileri hissediliyor. Kıta genelinde olduğu gibi Lübnanlı sayısı da yüksek. Arap restoranları şehrin birçok yerinde görülüyor. Güney Amerika'daki en yoğun Müslüman nüfusu Arjantin'de. Başkent Buenos Aires'te kıtanın en büyük camisi bulunuyor. Arjantin'in resmi dili İspanyolca. Genç nüfus haricinde İngilizce konuşarak halkla anlaşmanız çok olası değil. Bazı resmi kurumlar, kurumsal şirketler dışında İngilizce pek işinize yaramaz. Et menüsünün genişliği ve lezzetiyle dünyaya nam salan Arjantin yemekleri ile ilgili detaylı bir yazı hazırladık. Arjantin yemek alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Hakkıyla gezmek isterseniz oldukça uzun süre kalmanız gereken Arjantin'in belli başlı gezilecek yerlerine biraz yakından bakalım. River Plate Boca Juniors arasındaki çılgın futbol rekabeti size Galatasaray Fenerbahçe maçlarını da aratmaz bilesiniz. Buenos Aires'te gezilip görülmesi gereken yerleri detaylı şekilde ayrı bir başlık altında yazdık. Buenos Aires'in güneyinde yer alan, Atlantik Okyanusu kıyısında büyük bir şehir. Arjantin'in Bodrum'u bir nevi. Her yıl milyonlarca turist ağırlayan, genelde gelir düzeyi yüksek kesime hitap eden tatil beldesi Mar Del Plata. Deniz, kum, güneş ve yemek dörtlüsü arayanlar için Arjantin'in en iyi mekanlarından. Buenos Aires ve Cordoba'nın tam ortasında bulunan, ülkenin üçüncü büyük şehri Rosario. Paraguay'dan Arjantin'e kara yolu ile geçiş yaparken de uğrayabileceğiniz bir noktada. Şehrin en büyük özelliği, bu ülkeden çıkmış iki dünyaca ünlü ismi barındırması. Birisi Küba Devrimi liderlerinden Ernesto Che Guevara, diğeri ise dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından birisi olan Lionel Messi. İkisi de bu topraklarda doğmuş. Che Guevara'nın doğduğu ev şu an müze olarak hizmet veriyor. Arjantin gezilecek yerler listesinde olması gereken müzelerden. Ülkenin tam ortasında yer alan, Arjantin'in en büyük ikinci şehri. Arjantin'den Şili'ye geçerken uğrak noktanız olabilecek bir yer. Buenos Aires'ten kara yoluyla temiz bir 6-7 saati var. Cordoba'da yaşayan nüfusun çok ciddi bir kısmını öğrenciler oluşturuyor. Böyle olunca eğlence hayatının dibine vuran şehir desek yanlış olmaz herhalde. Şehir çok canlı, nüfus genç. Ama bu ve Arjantin'in en büyük ikinci şehri olması dışında gezginlerin ilgisini çekecek pek bir özelliği bulunmuyor. Yine de Cordoba'da gezilecek yerler neresi diye sorarsanız, belli başlı birkaç yerini sayalım. - St. Martin Plaza - Carmelites Manastırı - Teatro del Libertador San Martin - Iglesia de Compania de Jesus - Museo Municipal de Bellas Artes - Museo Cultural General Paz. - Cordoba Katedrali - Jesuit Crypt of the Old Novitiate - El Paseo del Buen Pastor Şehir merkezinin hemen dışında Alta Garcia adından bir kasaba var. Che Guevara'nın 5 yaşından sonraki çocukluk yıllarını buradaki bir evde yaşadığı söyleniyor. Villa Nydia adındaki bu ev şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Devrimci arkadaşların pas geçmemesi gereken bir rota. Arjantin'in Şili sınırında bulunan küçük ve sakin bir şehir. Şili ile arasında uzanan And Dağları sebebiyle bazen çok soğuk oluyor. Uçsuz bucaksız üzüm bağları ve dünyaca ünlü şarabı ile tanınıyor Mendoza. Şili'ye geçiş noktası olduğu için kısa bir uğrak yeri oluyor genelde. Eğer üzüm ve şaraba ilginiz yoksa Mendoza'da size hitap edecek pek bir şey yok. Merkezde bulunan tarihi binaları ve parklarını birkaç saatte gezip bitirebilirsiniz. Mendoza'da gezilecek yerler listesinin ilk sırası üzüm bağları. Arjantin'de doğanın tüm ihtişamını cömertçe sergilediği Patagonya bölgesiyle ilgili yazımızı okumaya devam edebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/arjantin-mutfagi-yemek-kulturu-ve-meshur-yemekleri/", "text": "Arjantin mutfak kültürü tüm Latin Amerika'da hatırı sayılır bir yere sahip. Kırmızı etin başkenti Arjantin dünyada en çok sığır eti üreten ülke (kişi başı yaklaşık 100 kilo) ve bunun hakkını veriyorlar diyebiliriz. Fenomen kasap Nusret'in de et pişirmeyi burada öğrendiği biliniyor. Arjantin'de et fiyatları ülkemize göre de oldukça da ucuz. Arjantin'de Avrupalı nüfus yoğunluğu nedeniyle başta İtalya ve Fransa olmak üzere Avrupa mutfağı, bunun yanında Meksika ve Brezilya mutfağı etkileri var. Şimdi Arjantin yemek alışkanlıklarını biraz yakından tanıyalım. Ama öncesinde isterseniz Arjantin hakkında yazdığımız, ön bilgiler içeren Arjantin gezi rehberi yazımızı okuyabilirsiniz. Bir ülkenin yemek alışkanlıkları ve mutfak kültürü şehirden şehre, hatta köyden köye değişebiliyor. Ülkeler arasında ise genel anlamda çok daha farklı damak tatları olabiliyor. Ama örneğin ülkemizde Karadeniz, Akdeniz ya da Ege mutfakları birbirinden ne kadar farklı olsa da, en azından birbirine çok uzak tatlara sahip değildir. Şunu belirtelim ki Arjantin et yemekleri de bizim yemek kültürümüze uygun bir lezzete sahip. Arada büyük farklılıklar yok. Hatta bazı alanlarda çok daha lezzetli iş çıkartıyorlar. \"Arjantin ne ile meşhur?\" diye soracak olursanız, öncelikli cevabımız işte bu harika et yemekleri olacaktır. Arjantin'de et kültürünü biraz daha yakından inceleyelim.. Bizim mangal olarak bildiğimiz olayın Arjantin versiyonu. Etin kaburga kısmını, odun ateşinde olmak şartıyla parrilla dedikleri bir çeşit barbekü üzerinde kızartıyorlar. Tuz dışında hiçbir baharat eklenmiyor. Sadece chimichurri denilen sarımsaklı, ince kıyılmış kekik tarzı sosa bulayarak yiyorlar. Müthiş bir lezzete sahip. - Bife de lomo = fileto - Bife de ancho = antrikot - Bife de cuadril = but - Bife de chorizo = kontrfile Peki bu işin piri olan Arjantin halkının et pişirme tarzı nasıl? Ufaktan bahsedelim.. Öncelikle belirtelim ki Arjantin mutfağında yağlı et ayrı bir öneme sahiptir. Belki de anahtar kelimemiz budur diyebiliriz. Arjantinlilerin kaburga etini sevmelerindeki sebep de yağlı olmasındandır. Öncelikle ızgaramız döküm olmalı. Sıcaklık derecesi 450-500 dereceye kadar çıkmalıdır. Bu ısıda etler ızgaraya bırakılır. Böylece etlerin gözenekleri bir anda kapanır. Etin suyu ve yağı dışarı çıkamaz. Adeta etin lezzetini hapseder. Normalde ünlem fazla kullanmayız. Ama burada kesinlikle kullanmamız gerekiyor.. \"Arjantin kültüründe etler çok fazla pişirilmez!\" Suyu ve yağı kurumuş etin, lezzetinin de kalmayacağını hatırlatmak isteriz. Bir gün Arjantin usulü et pişirme deneyimi sağlarsanız, bizi de çağırabilirsiniz. Birlikte test ederiz. Brezilya usulü açık ateşte pişirilen bir ızgara et türü. Bizim ızgaralardan farkı ne derseniz, sanırız aradaki fark etin kalitesi. Yoksa ekstra uyguladıkları bir yöntem yok. Arjantin'de yetiştirilen küçük ve büyükbaş hayvanların bakım şeklinin et kalitesine çok büyük etkisi var. Empanada bir çeşit börek türü. Şekil olarak bizdeki puf böreğine benziyor. Hamurun içine biftek, kıyma, tavuk, sebze ve isteğe göre patates, kuru üzüm, siyah zeytin ve çeşitli baharatlar ekleniyor. Fırında pişireni de var ateşte kızartanı da. Arjantin'in hem her yerinde satılan bir atıştırmalık türü. Güveçte yapılan Arjantin yahnisi. En çok kullandıkları sebzeler bu yemekte de var. Mısır, fasulye, bal kabağı ve havuç. Yahni eti olarak sığır etinin yanında bu yemekte genelde domuz eti de kullanılıyor, hassas olanlar için uyarısını yapalım. İç malzemeleri; yumurta, dana eti, peynir, jambon, marul ve domates. Ekstra olarak criolla dedikleri soğanla yapılan bir sos ve birkaç baharat kullanıyorlar. Ayvalık tostunun yandan yemişi. Çoğunlukla öğle yemeklerinde tercih edilen, bildiğimiz şinitzelin Arjantin'deki adı. Hızlı hazırlandığı için fast food kategorisinde satılıyor. İnce ve uzun şekilde kesilen bifteği yumurta ve galeta ununa buluyorlar. İstediğiniz baharatı karıştırıp yiyebiliyorsunuz. İsmindeki Milan'dan anlaşılacağı üzere buna İtalyan usulü şinitzel de diyorlar. Humitaya biz mısır dolması diyebiliriz. Humita nasıl yapılır? Kısaca anlatalım. Mısır tanelerini koçanlarından rende ile ayırıyorlar. Yağda kavururken, soğan, biber ve fesleğen ekleniyor. Piştikten sonra mısır yapraklarının içine paket yapılır gibi konuluyor. Bu koçanlar ince bir ip yardımıyla bağlanıp kaynar suda 1 saat haşlanıyor. Servis edilince siz ipleri kesip yaprak içindeki püreyi afiyetle gömüyorsunuz. Arjantin usulü sucuk ekmek. Türkiye'de maç günleri stat çevresini saran köftecileri bilirsiniz. Benzer manzara burada da var. Pan, ekmek demek, chori de içine koydukları bir et türü. Hem dana, hem domuz eti kullanılıyor. Arjantin yemekleri denince akla ilk gelen seçeneklerden biridir. Oyulan orta boy bir bal kabağının içine, önceden pişirilmiş et, soğan, biber, domates, sarımsak, kuru kayısı, patates ve mısır koyuluyor. Daha sonra kabak ile beraber tekrar pişiriliyor. Güveç yahninin kabak versiyonu. Arjantin'in en çok tüketilen sulu yemeklerinden. Şimdi Arjantin yemek kültürünün yanında biraz da tatlılarından bahsedelim. Arjantin mutfağında en popüler olan tatlı çeşitleri ise şöyle.. Arjantin mutfağının olmazsa olmaz en meşhur tatlısı. Dulce de Leche, süt tatlısı ya da süt reçeli demek. Süt ve şekerin kaynatılıp karamel kıvamına getirilmesiyle yapılan bir tatlı. Tereyağlı iki kurabiye arasına konulan karamelli çörek. Arjantinlilerin bayıldığı, çayın yanında on numara atıştırmalık. Bizim gibi çayı şekersiz içmeye çalışırken zorlanıyorsanız işinizi kolaylaştıracak türden bir tatlı. Görüntüsü ve yapılışı basit gelse de bizde baklava neyse Arjantin'de alfajor o demek. Arjantin mutfağının vazgeçilmez içecekleri ise şöyle.. Dünyaca ünlü Arjantin şarabını farklı kılan şey üzümlerin yetiştiği bağların coğrafi özellikleridir. Yüzde 80'i Mendoza'da olan bu üzüm bağları denizden çok yüksek bölgelerde yer alıyor. And Dağları eteklerinde, sürekli rüzgarlı olan ılıman ve kuru hava yüzünden üzümler bozulmuyor. Üzümler bozulmayınca da hiç bir ilaç ya da katkı maddesi kullanımına gerek kalmıyor. Büyük şehirlerden uzak olan bu bölgelerde hava kirliliği sıfır, aynı zamanda toprak da mineral bakımından çok zengin. Tüm bu şartlar birleşince eşsiz Arjantin şarabı ortaya çıkıyor. Arjantin'in en eski ve en çok şarap yetiştirilen bölgeleri Mendoza ve San Juan'dır. - Mendoza: Malbec, Chenin Blanc ve Chardonay - San Juan: Mabet, Merlot ve Cabernet Sauvignon isimli üzüm çeşitleriyle dünyaca ünlüdür. Güney Amerika'nın en meşhur içeceği Mate Çayı. Özellikle Paraguay, Arjantin ve Brezilya'da çok fazla tüketiliyor. Sağlık açısından faydaları saymakla bitmez. Bağışıklık sistemini güçlendirir, ferahlık hissi sağlar, metabolizmayı hızlandırıp enerji sağlar. Kilo kontrolü için birebirdir. Paraguay yazımızda konuyu biraz daha detaylandırmıştık. Peki mate çayı nasıl yapılıyor ? Yerba mate ağacının yapraklarından elde edilen mate bitkisi, önce kurutulup sonra kıyılarak ufalanıyor. Sıcak su içerisinde bekletilerek çay olarak tüketiliyor. Kahveye benzer şekilde acımsı bir tadı vardır. İlk başta yadırgasanız da sonradan bağımlılık yapan bir içecek. İsteğe göre sıcak, ılık ya da soğuk içilebiliyor. Arjantin'de helal yemekler arıyorsanız, yazımızın sonunda size bir not düşelim. Buenos Aires'te, şehrin Palermo tarafındaki Santa Fe Caddesi üzerinde, Scalabrini Ortiz metro durağının hemen yanında Lübnanlılara ait bir helal yemek restoranı bulunuyor. İsmi Al Rawshe. İçli köfte, döner, zeytinyağlı dolma gibi bizim de kültürümüze ait birçok yemeği helal kesim et kullanarak sunuyorlar. Muhtemelen bunun gibi başka birkaç restoran daha olabilir ama genel olarak Buenos Aires'te yaşayan Müslümanlar helal yemek yemek için en güvenilir yer olarak burayı gösteriyorlar. Yemekleri de oldukça lezzetli."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/artvin-gezilecek-yerler/", "text": "'Artvin gezilecek yerler' konusu, yazmak için sabırsızlıkla sırasının gelmesini beklediğimiz yazılardan biriydi. Evet.. Artvin gerçekten hem gezmesi, hem de gezilen yerleri yazıya dökmesi en keyif veren illerimizden biri.. Özellikle doğal güzellikler bakımından ülkemizin belki ilk sırasına yerleşebilecek manzaralara sahip.. Kentin kıyı kesimi tipik bir Doğu Karadeniz coğrafyasını yansıtıyor ve kıyıdan hemen yükselen yamaçlarıyla dikkat çekiyor. Dar bir sahil şeridi ve virajlar.. Şehir merkezine pek girmeyeceğiz bu yazımızda. Artvin'in muhteşem doğası dururken şehirden bahsetmek biraz zaman israfı olur. Özellikle yeşilin her tonuna boyanmış ormanları, insanı cezbeden yaylaları, akarsuları, tarihi kaleleri, köprüleri, çeşmeleri, kilise ve manastırlarıyla Artvin, anlatmakla bitmeyecek bir zenginliğe ev sahipliği yapıyor. - Borçka Karagöl Tabiat Parkı - Karagöl Sahara Milli Parkı - Cehennem Deresi Kanyonu - Hatila Vadisi Milli Parkı - Kafkasör Yaylası - Beyazsu Yaylası - Maral Şelalesi - Mençuna Şelalesi - Yıldız Gölü - Çoruh Nehri - Karçal Dağları - Çifte Köprü - Barhal Kilisesi / Parhali Manastırı - İşhan Manastırı - Othta Eklesia Manastırı - Ferhatlı Kalesi - Artvin Kalesi - Merkez Çarşı Cami - Atabarı Kayak Merkezi - Artvin'de Doğa Yürüyüşü ve Doğa Sporları Artvin ili sınırları içinde yer alan Borçka Karagöl, ilçe merkezine yaklaşık 27 km. uzaklıktadır. 368 hektarlık alana sahip olan mekan, 2002'de Milli Park olarak ilan edilmiştir. Borçka Karagöl, kamp ve karavan turizmi için ideal bir yerdir. Borçka Karagöl Milli Parkı fotoğraf sanatçıları için her mevsim ideal ve eşsiz görüntüler sunar. Göl kenarında bir gece kamp kurabilir ve günün ilk ışıklarından itibaren şahane fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz. Eğer hava koşullarına önem veriyorsanız, Karagöl'de fotoğraf çekmek için en uygun zamanın, yaprak değişim zamanı olan sonbahar mevsimi olduğunu hatırlatalım. Karagöl'de birçok ağaç çeşidi bulunuyor. Sonbaharda her bir ağacın yaprakları farklı renklere bürünüyor. Kimi sarı, kimi kırmızı, kimi hala yeşil.. Tam bir renk cümbüşü yaşanıyor. Bu renk cümbüşünün göle yansımasıyla birlikte inanılmaz kareler ortaya çıkıyor. Yalnız Borçka Karagöl'de dikkat edilmesi gereken bir konu var ki o da ayılar.. \"Ne ayısı?\" dediğinizi duyar gibiyiz. Evet.. Doğru anladınız. Ayı nesli koruma altına alındığı için ayıların sayıları bu bölgede hayli fazladır. Milli Park sınırları içinde, Karagöl Yaylası'nda yer alan Borçka Karagöl, 19. yy'da heyelan kaynaklı çökelme sonucu oluşmuştur. 82 dönümlük alanda, 30 metre derinliğindedir. Göl çevresinde konaklama yapılabilecek açık ve kapalı alanlar mevcuttur. Burada her mevsim görülmeye değer şahane manzaralar oluşmaktadır. Her yıl binlerce turist bölgeyi ziyaret etmektedir. Göl içinde teknelerle gezintiler yapılabilmektedir. Bununla birlikte gölün kuzeydoğusundaki Bagat mevkii ve çevresinde çim kayağı pisti niteliğine sahip alanlar vardır. Ender görebileceğiniz güzelliklere sahip, kültürel ve turistik potansiyeli olan bu sahada bitki türlerinden ladin, sarıçam, ahlat, orman gülü, kızılcık, fındık, orman çileği, böğürtlen, eğrelti ve çayır otları bulunmaktadır. Hayvan türlerinden ise ayı, kurt, tavşan, domuz, porsuk, tilki, sincap, vaşak, kertenkele, kaplumbağa, yılan, keklik, doğan, yabani güvercin, saksağan, sığırcık, alakarga, alabalık ve sazan vardır. Göl çevresinde çok fazla aktif işletme yok. Bu yüzden buraya gelmeden önce yol üzerinde yemek molası verebilir ya da yanınızda piknik malzemeleri getirebilirsiniz. Yöre halkı burada sık sık piknik yapıyor ve horon oynayarak her günü mini festival havasına çeviriyorlar. Borçka Karagöl, Artvin merkeze yaklaşık 60 km. mesafede bulunuyor. Göl, Borçka ilçe merkezine ise 27 km. uzaklıkta yer alıyor. Yolun büyük bölümü asfalt olduğu için özel aracınızla bölgeye rahatça ulaşım sağlayabilirsiniz. Hava yolunu tercih etmek isteyenler ise Borçka'ya en yakın havalimanı olan Gürcistan sınırındaki Batum Havalimanı'nı kullanabilirler. Batum Havalimanı'nda Artvin-Hopa'ya ulaşım sağlayan ayrı bir terminal var. Normal yurt içi uçuş yapar gibi Batum'a bilet alıyor, daha sonra oradan ücretsiz servislerle Artvin'e geçebiliyorsunuz. Sınır geçişi için pasaportunuzun olmasına gerek de yok. Türkiye'nin önemli yeşil alanlarından biri olan Karagöl Sahara Milli Parkı, Artvin'in Şavşat ilçesinde yer alıyor. Buradaki Karagöl genellikle Borçka'daki ile karıştırılıyor. Ama ikisinin farklı göller olduğunu hatırlatalım. Sahar Milli Parkı, Karagöl ve Sahara Yaylaları'ndan oluşur. Şavşat Karagöl, ilçe merkezinin yaklaşık 40 km. kuzeyinde bulunurken, Sahara Yaylası ise ilçe merkezine 17 km. uzaklıktadır. Bu iki bölge de 1994 yılından bu yana Milli Park statüsündedir. Artvin Cehennem Kanyonu sadece Türkiye'nin değil dünyanın sayılı kanyonlarından biridir. Bu eşsiz kanyon, Ardanuç ilçesinin hemen girişinde, tam olarak Artvin Ardanuç karayolunun 25. km'sinde yer alır. Kanyona taşlı ve dik bir patikadan girilmektedir. Bazı noktalarda yollar tek bir kişinin bile girmekte zorlanacağı şekilde daralmaktadır. Yürüyüş sırasında karşınıza çok sayıda taş sarkıtlar çıkar. Cehennem Deresi Kanyonu'nu gezerken isminin korkutuculuğuna yaraşır dar patikalardan ilerlersiniz. Ancak karşılaşılan manzara tüm zorluklara bedeldir. Tam bir doğa harikasıdır. Dağlar arasında oluşmuş bu müthiş yapıdan etkilenmemek mümkün değil! Kanyon gibi doğal yapılara merakınız var fakat Arizona'ya gitme imkanınız da yoksa, Cehennem Kanyonu'nu Artvin'de gezilecek doğal yerler listenize yazmalısınız. Artvin Cehennem Deresi Kanyonu dağcılıkla uğraşan ve tırmanmayı seven herkes için keşfedilmeyi beklemektedir. Hatila Vadisi ve bu vadide bulunan Cam Seyir Terası, Artvin'in en önemli turistik mekanlarından biri olduğu için konuyu bu yazı içinde geçiştirmek istemedik. 1994 yılında milli park ilan edilen alan, Artvin'de gezilecek doğal yerlerin başında geliyor. Hatila Vadisi ve Cam Seyir Terası ile ilgili detaylı bilgileri hemen altta linkini vermiş olduğumuz yazımızda bulabilirsiniz. \"Artvin demek doğa demek, doğa demek yayla demektir.\" Şimdilik atasözü değil ama Gezi Hocası olarak bizim böyle bir sözümüz olsun. Tutarsa belki ileride atasözü olur. Artvin şehir merkezine 10 km. mesafede ve 1250 metre yükseklikte bulunan Kafkasör Yaylası, Artvin'in en güzel yaylalarından biri. Bu yaylada belediye tarafından götürülmüş altyapı hizmetleri ve ufak boyutlarda bungalov evler de var. Şifalı kabul edilen üç tane de içmesi bulunuyor. Uzun yürüyüşleri seviyorsanız Kafkasör Yaylası'ndan Genya Dağı'na çıkabilir, buradan Çoruh Vadisi'ni ve harika kent manzarasını izleyebilirsiniz. Kafkasör Yaylası geleneksel olarak her yıl düzenlenen şenlikleri ve Boğa Arenası ile meşhur. Esasında doğa severlerin boğa güreşinden keyif alması bir tezattır. Ama neyse.. Bu arena işlerinden pek haz etmediğimiz için konuyu es geçelim. Üstelik Kafkasör gibi harika bir doğaya sahip yaylada yeni beton yapıların artması da \"yazma\" şevkimizi epey kırdı! Bir dağ düşünün.. Zirvesini bulutlar kaplamış, yemyeşil zirveden, bulutların arasından gürül gürül sular düşüyor.. Her taraf ağaçlarla ve çimenlerle örtülü.. Hayali bile ne kadar güzel değil mi? Evet.. Tam tasvir ettiğimiz gibi bir yer Beyazsu Yaylası.. Artvin'e yaklaşık 82 km, Borçka ilçesine ise yaklaşık 50 km. mesafede bulunan Beyazsu Yaylası, sırtını Karçal Dağları'na yaslamış, içinde kamp ve konaklama imkanları da bulunan efsane bir doğa harikasıdır. Yaz aylarında şelaleye ulaşmak isteyen yerli ve yabancı turistlerin ilgisi sebebi ile şelale yolu üzerinde yoğunluk olabiliyor. Yol zaman zaman tek şeride düştüğü için trafik tıkanabiliyor. Aracı şelalenin otoparkına park ettikten sonra yaklaşık 200 metre yaya ilerleyip seyir terasına çıkıyorsunuz ve efsane şelale karşınızda.. Türkiye'nin en yüksek şelalelerinden biri olan Maral Şelalesi'nin alt kısmında yüzmek için uygun bir bölüm de var. Ama oraya ulaşmak biraz sıkıntılı. Yanınızda çocuk ya da yaşlı insanlar varsa o yola hiç girmeyin deriz. Borçka ilçesinin bir başka doğa harikası olan Yıldız Gölü'nü şöyle anlatalım.. \"Biz böyle güzel bir göl, ne gördük ne işittik\" . Gülücük koyduğumuza bakmayın durum ciddi. Yeşil tepelerin ve beyaz karların ortasında masmavi bir göl.. Yer yer üzerinden geçen sis bulutları.. Sanki ressam bir tablo resmetmiş de onu izliyorsunuz. Karçal Dağları'nın buzlarıyla beslenen gölün çevresinde yaz aylarında bile beyaz karlar görmek mümkün. Yani yukarıda tasvir ettiğimiz manzara yaz kış hiç değişmiyor. Tablo dedik ya.. Tablo gibi sabitlenmiş adeta.. Umarız betonun b'si bile buralara girmez de nesilden nesile temiz ve doğal şekilde görülmeye devam eder.. Türkiye'nin önemli akarsularından biri olan Çoruh Nehri'nin yaklaşık 150 km'lik bölümü Artvin ilinden geçer. 3.225 metre rakımlı Mescit Dağları'nda doğan bu nehir, 466 km. yol katettikten sonra Gürcistan sınırları içinde Karadeniz'e dökülür. Bu bölgeye her yıl rafting, kano ve nehir kayağı gibi akarsu sporlarını yapan yerli ve yabancı sporcular gelmektedir. Dünyanın en hızlı akan nehirlerinden olan Çoruh'ta her yıl rafting şampiyonası da düzenleniyor. Rafting parkuru Bayburt'tan başlar, İspir ve Yusufeli boyunca sürer.. Artvin'e kadar yaklaşık 260 km. boyunca 4 farklı etapta devam eder. Adrenalin tutkunları Artvin'in bu yönünü de mutlaka keşfetmeliler. Tabi sadece rafting değil.. Çoruh Nehri çevresinde rafting haricinde çok sayıda turistik faaliyetler de yapılmaktadır. Eşsiz manzaralara sahip olan bu dağlar kendi başına onlarca gezilecek yer barındırıyor. Zaten yukarıda saydığımız \"Artvin'de gezilecek doğal yerler\"in birçoğu da Karçal Dağları üzerinde yer alıyor. Artvin gezi rehberi yazımızın bu kısmında, özellikle doğa yürüyüşü yapmayı sevenler için bir liste hazırladık. Birbirinden güzel alanları ile sizi mest edecek Karçal Dağları'nda gezip görülmesi gereken diğer yerleri bu listemizde bulabilir, böylece kendinize uygun bir yürüyüş rotası çıkartabilirsiniz. - Karçal Zirvesi - Ziyaret Tepesi - Arsiyan Yaylası - Boğa Gölü - Berta Yaylaları - Adagül Yaylası - Naçadirev Gölü - Şirata Gölleri - Merata Yaylası - Lekoban Yaylası - Gorgit Yaylası - Macahel Vadisi Eski kartpostallarda, tablolarda ve masaüstü/arka plan resimlerde sık sık karşımıza çıkan Çifte Köprü, Artvin ile özdeşleşmiş tarihi mekanlardan biri. Arhavi ilçesindeki Kamilat ve Soğucan nehirlerinin üstüne kurulmuş olan köprünün 18. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Fakat konuyla ilgili net bir kaynak maalesef bulamadık. Mençuna Şelalesi yolu üzerinde bulunan bu taş köprüyü şelaleye giderken ya da dönüş yolunda inceleyebilirsiniz. - Berta Köprüsü - Borçka Demirciler Köprüsü - Borçka Düzköy Köprüsü - Meydancık Kemer Köprüsü Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı Barhal Köyü'nde bulunan bu manastırdan günümüze sadece kilise binası gelebilmiştir. Bazı kaynaklara göre manastır 9. yy'da Kral David Magistros zamanında yapılarak Vaftizci Yahya'ya adanmıştır. Sağında bir sundurması olan kilisenin üstü sivri kırma çatı ile örtülüdür. Üç nefli, bazilikal planlı Barhal Kilisesi bir dönem cami olarak da kullanılmıştır. Kilise binası 1987 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış durumda. Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı İşhan Köyü'nde yer alan bu manastır 9. yy'da Gürcüler tarafından yaptırılmıştır. Bir kilise ve şapelden oluşan Ishkhani Manastırı ayrıca 16. yy'a kadar piskoposluk merkezi olarak da kullanılmıştır. Osmanlı Devleti zamanında manastırın bir bölümü camiye çevrilmiştir. İşhan Manastırı ayrıca Kanlı Kilise olarak da bilinmektedir. Bunun nedeni ise farklı rivayetlere dayanıyor. Bir rivayete göre bu manastırın onarımı sırasında çıkan isyanda çok kan dökülmüş. Diğer bir rivayete göre ise 'Bey kızı Elen' ile evlenmek isteyenler bir ok atma yarışına katılmışlar. Oku 2 km. uzaklıktaki bu kilise üzerinden geçiremeyenler burada öldürülmüş. Yusufeli ilçesi, Tekkale Köyü sınırları içinde bulunan Othta Eklesia Manastırı, köy merkezine 7 km. uzaklıktaki mezra yolu üzerindedir. Tekkale Manastırı olarak da bilinen tarihi mekanın bir diğer adı da Dört Kilise'dir. Orta Çağ'a ait yapıları çağrıştıran kilisede rahibe okulu da bulunmaktadır. Yine Gürcüler tarafından 10. yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilen Othta Eklesia, Artvin'de gezilecek en güzel tarihi yerlerden biridir. - Dolishane Kilisesi - Köprülü Kilise - Tibeti Kilisesi - İbriga Şapeli - Yeni Rabat Kilisesi Ardanuç ilçesi sınırlarında bulunan Ferhatlı Kalesi, Çoruh Nehri'nin hemen kıyısında bulunan dimdik bir yamacın üzerine kurulmuş esrarengiz bir yapıdır. İnşa edildiği tarihten bu yana hiç tadilat görmeyen yapı, define arayan duyarsız insanlar tarafından yer yer tahrip edilmiş. Kalenin olduğu yer \"Ferhat ile Şirin\" efsanesinin geçtiği topraklar olarak bilindiği için kaleye Ferhatlı ismi verilmiş. Kalenin altında Ferhat ve Şirin'e ait iki mezarın da bulunduğu rivayet ediliyor. Ferhatlı Kalesi'yle ilgili bir diğer gizemli bilgi de, kale kapılarının dış dünyaya kapalı olmasıdır. Rivayete göre kalenin kapıları içeriden kilitlenmiş ve kaleye girişler kapatılmış. Fakat bu bilgilerin doğruluğuna dair yazılı bir kaynağa ulaşamadığımızı da belirtmek isteriz. Çoruh Nehri üzerinde bulunan Livane Kalesi, Artvin Köprüsü'nün hemen yanındaki ana kayaya inşa edilmiştir. 10. yy'a tarihlenen kalede sarnıç ve şapel kalıntıları görülmektedir. Kale, yüksek kulesi ile günümüze kadar sağlam şekilde gelebilmiştir. Artvin Kalesi'nin, kente girişi kontrol altında tutmak için Gürcü Kralı Oşet tarafından 937 yılında yaptırıldığı tahmin ediliyor. Ardanuç'un Adakale Köyü'nde bulunan Gevhernik Kalesi ile Şavşat'ın Söğütlü Mahallesi'nde yer alan Şavşat Kalesi, Artvin'de ziyaret edebileceğiniz diğer tarihi kaleler. 16. yüzyıldan sonra bu bölgeye hakim olan Osmanlı Devleti, Artvin ve çevresine yerleştirmiş olduğu Müslüman-Türk halkları ile birlikte Artvin'deki Müslüman nüfusunun artmasını sağlamış. Bu süreçte Hristiyanlardan kalma tarihi yapılar cami olarak kullanıldığı için bölgede yeni cami yapmaya pek gerek duyulmamış. Kim bilir belki bu sebepten dolayı Artvin'de çok fazla tarihi camiye rastlanmaz. Merkez Cami, Artvin'de ender bulunan tarihi camilerden biri. 18. yüzyılda yapılan bu ibadethane, 1954 yılında yıkılarak yeniden inşa edilmiş. Fakat minare, minber ve vaaz kürsüsünün orijinal hali korunmuş. - Zeytinlik Camii ve Türbeleri - Arhavi Ortacalar Köyü Camii - Borçka Muratlı Cami Şehir merkezine 17 km. mesafede bulunan Atabarı Kayak Merkezi'nin dik ve virajlı bir yolu bulunuyor. Kışın kar seviyeleri yükselince kar lastiği olmadan alana gitmenizi tavsiye etmeyiz. Ana pist uzunluğu yaklaşık 800 metre olan kayak merkezinde soyunma odaları, otopark ve kafeterya mevcut. Atabarı Kayak Merkezi çok geniş çaplı olmasa da, Artvin gibi küçük bir şehirde günübirlik eğlenceler için yeterli bir tesis diyebiliriz. Artvin yakınlarında daha profesyonel bir kayak merkezine ihtiyaç duyarsanız, buraya 200 km. mesafede bulunan Erzurum Palandöken Kayak Merkezi'ni tercih edebilirsiniz. Dağ ve doğa yürüyüşlerini seviyorsanız, Karçal ve Kaçkar Dağları tam size göre demektir. Buralarda yaz sezonu tırmanışları için Ağustos ve Eylül aylarını tercih edebilirsiniz. Kış şartlarında ise tırmanış çığ tehlikesi gibi nedenlerle zor olsa da, profesyonel tırmanışlar için en uygun zaman Şubat ve Mart aylarıdır. Artvin Belediyesi Spor Kulübü de dağcılık ve trekkingle ilgilenenler için Hatila Vadisi'nde yürüyüş rotaları oluşturmuş. Rota, Artvin Yeni Mahalle İskebe'den başlayarak sırasıyla Hatila Vadisi, Yankı Tepesi, Mersivan ve Genya Dağı'na ulaşıyor. Genya'da bir gece kamp yapıldıktan sonra ertesi gün Atatepe'ye iniliyor ve yürüyüş sonlandırılıyor. Hatila Vadisi'nden Atatepe'ye çizilen bu parkur yaklaşık 30 km. Ayrıca Hatila Vadisi'nde bisiklet kullanmak da çok eğlencelidir. Safari severler için de Artvin mükemmel doğası ile tercih edilebilecek bir yerdir. Bunun yanında Kafkasör Orman İçi Dinlenme Yeri, Borçka Karagöl, Şavşat Karagöl, Hatila Vadisi, Sahara Milli Parkı, Yusufeli Kaçkar Turizm Merkezi ve Yusufeli Çevreli Köyü Rafting Kamp Merkezi karavan ve kamp turizmi açısından en uygun alanlardır. Atlı doğa yürüyüşü yapmak isteyenler ise Karçal ve Kaçkar Dağları'nın eteklerindeki yaylaları tercih edebilirler."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/artvin-nasil-bir-yer-artvin-hakkinda-bilgi/", "text": "Sahip olduğu bu sloganın hakkını fazlasıyla veren bir şehrimiz Artvin. Sarp ve engin dağları, Çoruh Nehri'nin oluşturduğu kanyon ve vadileri, uçsuz bucaksız ormanları ve gölleri ile tam bir doğa cenneti. Gezi Hocası olarak gezdiğimiz iller arasında Artvin kadar yeşil bir şehir gördüğümüz pek söylenemez. Özellikle Borçka Karagöl.. 4 mevsim bambaşka güzel.. Türkiye'nin tartışmasız en güzel doğa kamp alanlarından biri burasıdır. Eğer Trabzon Uzungöl'de olduğu gibi şantiyecilerin eline düşmezse, bu durum kolay kolay değişmez. Bir de ikiz kardeşi var ki ayrı güzel; Şavşat Karagöl.. Aslında Artvin'in diğer göllerine, yaylalarına, tabiat parklarına da haksızlık etmek istemiyoruz. Çünkü her biri kartpostaldan fırlamış gibi mekanlar. Yolları çok zorludur Artvin'in. Dağları, tepeleri, kayalıkları, virajları bitmez.. Ama el değmemiş güzelliğini de biraz bunu borçludur tabi. Peki doğa harikası olan Artvin nasıl bir şehir? Ulaşım olanakları, ekonomisi, iklimi nasıl? Artvin mutfağının lezzetli yemekleri hangileri? Memurları ve öğrencileri Artvin'de neler bekliyor? Kısa başlıklar halinde şehri tanıyalım. Artvin şehrimiz Karadeniz Bölgesi'nin en doğu ucunda bulunuyor. Artvin'in komşuları; güneyde Erzurum, doğuda Ardahan, batıda ise Rize'dir. Şehrin kuzeydoğusu Gürcistan'a komşudur. Kuzeybatı kesiminde ise Karadeniz'e sınırı vardır. Artvin, Türkiye'nin en kuzeydoğu ucunda olduğundan, batıdaki büyük şehirlere oldukça uzak bir mesafede kalıyor. Ama şehre ulaşım konusunda herhangi bir sıkıntı bulunmuyor. Bölgeye giden yollar çok virajlı olsa da gayet yüksek standartlara sahip. İstanbul yönünden Artvin'e gitmek için Karadeniz sahil şeridini kullanmanız gerekiyor. Artvin'in yer aldığı Doğu Karadeniz Bölgesi oldukça engebeli ve yüksek bir arazidir. Özellikle kış mevsimlerinde bu yolu kullanırken dikkatli olmak gerek. Yollar ne kadar iyi olsa da iklim şartları zorlayıcı olabilir. Artvin'e Türkiye'nin birçok noktasından otobüs seferi bulabilirsiniz. Artvin otogarı şehir merkezine 10 dakika mesafede ve Artvin Erzurum yolu üzerinde. Eğer İstanbul ya da İzmir gibi şehirlerden Artvin'e otobüs ile gidecekseniz, Türkiye'deki en uzun otobüs yolculuklarından birini yapacaksanız demektir. - İstanbul Artvin arası yaklaşık 1290 kilometre ve 15 saat 30 dakika. - Ankara Artvin arası yaklaşık 960 kilometre ve 12 saat. - İzmir Artvin arası yaklaşık 1650 kilometre ve 19 saat. - Antalya Artvin arası yaklaşık 1450 kilometre ve 18 saat. - Rize Artvin arası yaklaşık 150 kilometre ve 2 saat. - Kayseri Artvin arası yaklaşık 800 kilometre ve 10 saat 30 dakika. Artvin il sınırları içerisinde herhangi bir havalimanı bulunmuyor. Artvin'e uçakla gelmenin en kestirme yolu Gürcistan sınırındaki Batum Havalimanı'na uçmak. Batum Havalimanı'nda Artvin-Hopa'ya ulaşım sağlayan ayrı bir terminal var. Normal yurt içi uçuş yapar gibi Batum'a bilet alıyor daha sonra oradan ücretsiz servislerle Artvin-Hopa'ya geçebiliyorsunuz. Sınır geçişinde pasaportunuzun olmasına gerek yok. ! Rize'nin Pazar ilçesi Yeşilköy beldesine yapılan Rize-Artvin Havalimanı inşaatı devam ediyor (2021). Türkiye ile Gürcistan arasında geçişi sağlayan Sarp Sınır Kapısı, Artvin'in Hopa ilçesinin 18 km. doğusunda bulunuyor. 1989 yılında açılan bu sınır kapısı, Türkiye'nin Kafkasya'ya ve Orta Asya ülkelerine kara yolu bağlantısını sağlayan önemli bir noktadır. Sarp Sınır Kapısı geçişlerinde Türk vatandaşlarından pasaport istenmiyor. Kimlik gösterilmesi yeterli. Artvin çevresinde yapılan kazılarda M. Ö. 2000'li yıllara ait yerleşim alanları bulunmuştur. M. Ö. 9. yy'larda ise bölgede Urartu Devleti'nin izleri vardır. Antik Yunan tarihçisi Ksenophon'un kayıtlarında, M. Ö. 4 yy. gelindiğinde bu yörede Kolkhlar, Makaronlar ve Taokhlar gibi farklı kavimlerin hüküm sürdüğü görülüyor. Coğrafyacı Strabon'un bildirdiğine göre ise VI. Mithridatis bu bölgeyi ele geçirip Pontus Krallığı'na dahil etmiştir. Pontus'u yenilgiye uğratan Pompeius da bu yöreyi yerel krallıkların hakimiyetine bırakmıştır. Yani bu topraklarda Roma hükümdarlığı pek etkili olmamıştır. 5. yy'dan itibaren ise Bizans hakimiyeti görülmeye başlanmıştır. 646 yılında Hz. Osman'ın fethi ile beraber İslam topraklarına dahil olan Artvin, bu süreçte birkaç kez daha Bizans tarafından ele geçirilmiştir. Artvin'in meşhur Livane Kalesi de bu dönemde inşa edilmiştir. 1068'den itibaren Selçuklu Devleti bölgeye yerleşmeye başlamıştır. Sonraki dönemlerde Gürcülerin, Moğolların ve İlhanlıların istilasına uğrayan Artvin yöresi, önce Akkoyunlular hakimiyetine girmiş, daha sonra II. Selim tarafından yarı müstakil şekilde Osmanlı himayesine alınmıştır. 1800'lü yıllara kadar sürekli Türklerin hakimiyetinde kalan Artvin, bu tarihten sonra birkaç kez Rus işgaline uğramıştır. Osmanlı-Rusya arasında defalarca el değiştiren Artvin, 1918 yılında ise İngilizlerin işgali ile karşı karşıya kalmıştır. 1920 yılında geri çekilen İngilizler bölgeyi bu kez Gürcistan'a bırakmışlardır. Yeni kurulan TBMM, 22 Şubat 1921'de Gürcistan'ı uyararak Artvin'i işgal edeceklerini bildirmiş, bunun üzerine Gürcülerin bölgeden çekilmesiyle 27 Şubat 1921'de şehir kesin olarak tekrar Türklerin eline geçmiştir. 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Antlaşması'yla bu durum resmiyete dökülmüş ve Artvin, Ardahan sancağına bağlanmıştır. Daha sonra uzun bir süre de Çoruh vilayeti olarak bilinen şehir, en son 17 Şubat 1956 yılında Artvin ismini almıştır. Nüfus: Artvin'in 2020 yılı nüfusu yaklaşık 175 bin kişidir. - Ardanuç - Arhavi - Borçka - Hopa - Kemalpaşa - Murgul - Şavşat - Yusufeli Artvin'in coğrafi yapısı genel olarak çok engebeli olduğu için tarım alanları oldukça kısıtlıdır. Ama bu durum Artvin'deki üretim çeşitliliğine engel olmamıştır. Özellikle çay ve fındık üretiminde Türkiye'nin öncü şehirlerinden biri Artvin'dir. Şehrin diğer önemli tarım ürünleri; patates, mısır, domates, fasulye, yeşil yonca, elma, ceviz, Trabzon Hurması, zeytin ve kividir. Şehirdeki tarımsal faaliyetler genellikle küçük aile işletmeleri tarafından yapılmaktadır. Artvin'de tarıma uygun arazi sınırlı olunca, halkın en önemli gelir kaynağını hayvancılık oluşturuyor diyebiliriz. Orman ve bitki örtüsü bakımından çok zengin olan Artvin, özellikle arıcılık yapmaya oldukça elverişlidir. Kafkas arı ırkının gen merkezi Artvin'dir. Ayrıca Türkiye genelinde ana arı üretiminin merkezi bu şehirdir. Bunun dışında yöre halkının başlıca gelir kaynaklarını küçükbaş, büyükbaş ve kümes hayvancılığı oluşturuyor. Şehirde endüstriyel hammadde, yeraltı kaynakları ya da maden rezervleri açısından önemli bir potansiyel bulunmuyor. Artvin, içinde barındırdığı binlerce bitki türü ve yüzde 40'a yakın ormanlık arazisi ile Türkiye'nin en zengin bitki çeşitliliğine sahip ilidir. Türkiye florasının yaklaşık yüzde 13'ü Artvin'de bulunuyor. Şehir yalnızca ülkemizin değil, sahip olduğu doğal yaşlı ormanlar sayesinde, ekosistem açısından dünyanın da önemli merkezlerinden biridir. Şehrin sahil kesimleri tamamen Karadeniz iklimi altındadır ve çok sık yağış alır. İç kesimlere gidildikçe yarı nemli bir hava vardır. Bu kısımlarda karasal ve Akdeniz iklimi etkileri görülür. Artvin il sınırları içinde yüksek dağlar yoğunlukta olduğu için ilçeden ilçeye bile çok farklı hava değişimleri olabiliyor. Kuzey kesimlerde ılıman hava hakimken, Cankurtaran dağlarından şehir merkezine doğru gidildikçe kışlar daha sert geçmeye başlar. Ardanuç ve Yusufeli tarafları ise hem Akdeniz hem karasal iklim tipi altındadır. Artvin, başta Karadeniz ve Kafkas olmak üzere çok çeşitli kültürlere ev sahipliği yapar. Lazlar, Gürcüler, Hemşinliler, Kıpçak Türkleri... Böyle olunca Artvin mutfağı da çok renkli bir yelpazeye sahip. Bereketli yaylalardan gelen sebze ve et yemeklerinin yanında, süt ve süt ürünlerinden yapılan çok sayıda yemek de vardır. Tabi ayrıca Karadeniz'in getirisi olarak bolca deniz mahsulleri.. Artvin yemekleri Karadeniz mutfağının çok önemli bir parçasıdır. Bu harika lezzetler bir de yöre insanının hamaratlığı ile birleşince ortaya enfes işler çıkıyor. Artvin'e gidip bu mutfağı görmemek olmaz. - Mıhlama - Laz Böreği - Kuymak - Karalahan Sarması - Karalahana Kavurması - Hamsili Pilav ve Hamsili Ekmek - Turşu Kavurması - Alabalık - Yoğurtlu Silor - Kete Şehirde bulunan Artvin Çoruh Üniversitesi, 2007 yılında kurulmuş ve henüz gelişmekte olan bir okul. Üniversitenin ana kampüsü merkeze yaklaşık 8 km. mesafede bulunuyor. Çoruh'un ortadan ikiye böldüğü bölgede nehrin bir tarafı şehir, diğer tarafı ise üniversitedir. Artvin'in hem şehir merkezi hem de üniversitesi oldukça ufak ve mütevazidir. Burası çok sakin ve sessiz bir şehirdir. Sosyal hareketlilik beklentisi olan öğrenciler ve memur kesimi üzülebilirler. Merkezde sadece sınırlı sayıda kafe ve restoran tarzı yerler vardır. Öyle büyük AVM'ler, sinema salonları, kültür merkezleri gibi yerler aramayın. Ayrıca her yer o kadar yokuştur ki Artvin merkezde düz zemin bulmak zordur. O yüzden \"Şöyle bir çıkıp dolaşayım\" diyenler iki kere düşünür. Artvin'de gezmek isteyenler genellikle Karadeniz sahil şeridindeki Hopa ve Arhavi ilçelerine gitmeyi tercih ediyorlar. Zaten memurlar için de Artvin'in ilçeleri merkeze göre daha fazla tercih ediliyor. Hopa, Borçka, Arhavi ve Yusufeli ilçeleri, nüfus anlamında en az merkez kadar kalabalık yerler. Artvin'in muhteşem bir doğası vardır, burası kesin. İster merkezinde ister ilçelerinde olun, oksijenden başınız döner. Ama.. Artvin, sakinlik ve doğayı sevenler için cennet; İstanbul ya da İzmir'deki gibi ortamdan ortama akmayı bekleyenler için ise hayal kırıklığının başkentidir. Sonra ben bilmiyordum olmasın. Artvin pahalı bir şehir mi? Artvin'de ilçeler ve mahalleler birbirine çok yakın kalitede olduğu için aralarında ayrım yapmayacağız. Fakat genel olarak Artvin'de göze batan olumsuz bir durum var. Ev kiraları.. Antalya, İzmir veya Ankara kadar olmasa da ortalama bir Anadolu şehrine göre Artvin bu konuda biraz pahalı bir şehir. Belki memurlar bu durumdan çok şikayetçi değildir ama şehirde KYK yurtlarının az sayıda olduğu da düşünülünce, bu durum öğrencileri biraz zorluyor. Çünkü devlet yurdu olmayınca, mecburen ya özel yurtta kalmanız ya da ev kiralamanız gerekiyor. Bir öğrencinin en ciddi gideri de doğal olarak kira masrafı oluyor. Şu anda Artvin Çoruh Üniversitesi'nin öğrenci sayısı az ve henüz fazla fakültesi olan bir okul değil (2021). Umuyoruz okulun zamanla büyümesi ve şehrin daha da gelişmesiyle bu pahalılık daha iyi bir düzeye inecektir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/aydin-afrodisyas-aphrodisias-antik-kenti-hakkinda-bilgi/", "text": "Aphrodisias, Aydın'ın Karacasu ilçesine bağlı Geyre Köyü yakınlarında yer alan, Roma çağında Aphrodite Tapınağı ile ün yapmış bir antik kenttir. Günümüzde ise çok iyi korunmuş yapılarıyla Türkiye'nin dikkat çeken antik kentlerinden biridir. Afrodisias, 2017 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne dahil olmuş değerlerimizden. Aphrodisias, Afrodit'e adanan bir kenttir. Nasıl? Efendim kısaca anlatalım.. Tanrı Zeus'u biliyorsunuz. Zeus bildiğin çapkın bir tanrıymış. Tam dört karısı varmış. Bunlardan biri de Dione. Dione'den olan kızı Afrodit.. Efsaneye göre Afrodit kızımız Kıbrıs denizlerinin köpüklerinden meydana gelmiş. Mitoloji hikayelerine konu olan Üç Güzeller'den biridir. Truva Kralı Priamos, Hera, Athena ve Afrodit isimlerindeki bu üç güzelin en güzelini seçecektir. Altın elmayı da temsilen seçtiği güzele verecektir. Kral Priamos tabii ki güzeller güzeli olarak Afrodit'i seçmiştir. Daha sonra Afrodit adına Aphrodisias Antik Kenti kurulmuştur. İşte böyle.. Ne aşklar yaşanmış! Aşkının adına şehirler kurmuşlar. Şimdi arabayla, evle işi bitiriyorlar. Ha şunu da belirtelim.. Bizim Kerem'in imkanları yokmuş. Tanrı falan olsa emin olun dağları delmekle falan uğraşmazdı. İstanbul gibi bir şehir kurardı. Belki bugün İstanbul komple bir antik kent olacaktı. Trafik, çarpık yerleşim, hava kirliliği, kalabalık, gürültü dertlerimiz de olmazdı. Ama kısmet işte.. Afrodisias, Aydın Karacasu ilçesi, Geyre Mahallesi sınırları içinde bulunan bir antik kent. Menderes Irmağı'nın kollarından Dandalaz Çayı'nın bulunduğu vadide, 600 metre rakımdaki bir plato üzerine kurulmuş. Afrodisias Antik Kenti ile Aydın merkez arası yaklaşık 95 km. ve 1,5 saat uzaklıkta. Kent, Denizli şehir merkezine de oldukça yakın. Afrodisias Antik Kenti ile Denizli arası yaklaşık 70 km. ve 1 saat. Aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite'e adanmış Aphrodisias Antik Kenti'nin içerisinde bir de müze bulunuyor. Müzede büyük çoğunluğu heykellerden oluşan Afrodisias Antik Kent kalıntıları sergileniyor. - Aphrodisias Müzesi 2021 Giriş Ücreti : 30 TL Aphrodite'e adanmış kentlerin en ünlüsü olan Aphrodisias'ın tarihi M. Ö. 5000'lere kadar uzanıyor. Prehistorik bir yerleşke olan kente Aphrodisias ismi M. Ö. 2. yy'da Roma Devleti tarafından verilmiş. Kentin tiyatro bölümünde yapılan kazılarda Roma lideri Caesar'ın Afrodit'e hediye ettiği altın bir Eros heykelinden söz eden yazılara rastlanmış. Bu nedenle Caesar'ın Aphrodisias'a gelip tanrıçaya sadakatini sunmuş olabileceği düşünülüyor. M. Ö. 6. yy'da Aphrodisias küçük bir köydür ve ilk Aphrodite Tapınağı bu devirde inşa edilmiştir. M. Ö. 2. yy'da hızla büyümeye başlayan bölgeye Yunanlıların şehir-devleti anlamına gelen 'polis' ünvanı verilmiştir. M. Ö. 1. yy'da Roma İmparatoru Augustus; \"Bütün Asya toprakları içerisinde kendime bu kenti seçiyorum\" diyerek kenti kişisel koruması altına almıştır. M. S. 1. ve 3. yy. arası kentte bulunan heykeltraşlık okulunun şöhreti her yere ulaşmış ve bölge ziyaretçi akınına uğramaya başlamıştır. Günümüzde Aphrodisias Müzesi'ni ziyaret ettiğinizde en çok göreceğiniz eserlerin başında heykeller geliyor. M. S. 3. yy'a kadar farklı eyaletlere başkentlik yapan kent, daha sonra Roma'nın bölünmesiyle Bizans topraklarına katıldı. M. S. 4. yy'dan itibaren Hristiyanlığın yayılmaya başladığı süreçte, şehirdeki paganizm kalıntıları silinmeye çalışıldı. Aphrodisias ismi yazıtlardan kaldırılmaya başlandı. Bizanslılar buraya Kayra ismini verdiler. Hatta bugün Aydın'ın Geyre ilçesinin isminin buradan geldiği düşünülüyor. Aphrodisias 7. yy'a kadar önemini korumayı başarsa da sonrasında yaşadığı istilalar, siyasal olaylar ve büyük depremler nedeniyle önemini kaybetmeye başlamıştır. 11. yy'da Selçuklu Devleti'ne katılan kent, 13. yy'dan sonra Menteşe Beyliği egemenliğine dahil olmuştur. Afrodisias Antik Kenti'nin bu yıllarda tamamen terk edilmiş olduğu sanılıyor. 15. ve 16. yy'larda yörede Geyre Köyü kurulmuş ama depremlerden nasibini alan yerleşke yer değiştirmiş, günümüzdeki Geyre Kasabası'nın olduğu bölgeye yeniden inşa edilmiştir. Sonrasında ise Ara Güler devreye giriyor.. Aydın Geyre'ye gazeteci olarak giden Ara Güler bölgede yolunu kaybeder. Akşamın geç saatlerinde yolu bulmaya çalışsa da neticeye varamaz. Böyle olunca, en yakın köye giderek konaklamak ister. Köyde ilk olarak bir kahveye gider. Köylülerle sohbet ederken köylülerin genel kültür ve tarih bilgilerine hayran kalır. Köyün her tarafında çeşitli antik kent kalıntıları mevcuttur. Ara Güler bu kalıntı eserlerin fotoğrafını çekerek köyden ayrılır. Uzun süre araştırmalar yapsa da net bir bilgiye ulaşamaz. Daha sonra fotoğrafları Times Dergisi'ne gönderir. Times, Ara Güler'den fotoğrafları renkli olarak tekrar yollamasını talep eder. Bunun üzerine aynı köye giden Ara Güler resimleri tekrar çekip gönderir. Times Dergisi fotoğrafları basınca bir anda tüm dünyanın gözleri bu antik kente odaklanır. Amerika'dan gelen arkeologlar, mekanın efsanelere konu olan ve ismini Afrodit'ten alan Aphrodisias Antik Şehri olduğunu ilan eder. # Ara Güler Afrodisias fotoğraflarını yazımızın sonuna ekledik. 1961 yılında bölgeye gelen Türk arkeolog Prof. Dr. Kenan Tevfik Erim, antik kentteki çalışmaların başlamasına ön ayak olmuştur. Erim bu keşfe o kadar bağlılık göstermişti ki, hayatının geri kalanını bu kentteki kazılarla uğraşarak geçirdi. 3 Kasım 1990 yılında vefat ettiğinde Afrodisias Antik Kenti'ne gömüldü. Kenan Tevfik Erim bir antik kente gömülen ilk Türk arkeologtur. # Sebasteion: Roma İmparatorluğu'nun Yunanca konuşulan bölgelerinde imparatora tanrı gibi tapınılırdı. Sebasteion'da bu amaçla yapılmış dini bir yapıdır. Bugün ilk katını görebildiğimiz yapı, Aphrodite kutsal alanına ve tapınağına giden imparatorluk yoludur. Yapının ana bölümünü tapınak ve uzun bir açık avlu oluşturur. Esası üç katlı olan bu yolun alt katı dorik, orta katı ionik, üst katı ise korint üslubunda inşa edilmiş. İkinci ve üçüncü katta, sütunların arasında bulunan levhalardaki sahnelerde imparatorların yaşamlarıyla ilgili sahneler ve onların büstleri vardı. # Agora: İon tarzı sütunlu caddenin oluşturduğu agora, tiberius portikosuyla birlikte kentin merkezini oluşturur. Portikonun ortasında yer alan havuz eski zamanların bilinen en büyük havuzudur. Agoranın en büyük özelliği bu havuza sahip olmasıdır. Aynı zamanda buranın, kentin açık hava sarnıcı olarak işlev gördüğü düşünülebilir. # Tiyatro: Prehistorik höyüğe yaslanmış olarak inşa edilen yapı M. Ö. 50 yılı civarında kente gelen özgür bırakılmış köle Zoilos tarafından yaptırılmıştır. 8 bin kişilik bir kapasiteye sahip olan tiyatronun skenesi dor nizamındadır. Tiyatronun sahnesi yarım daire şeklinde ve biraz derindedir. Binanın duvarlarının yüksek olması, Roma devrinde bu binada gladyatör ve hayvan dövüşlerinin de yapıldığına işaret eder. İki diazomalı tiyatronun sahne binası üç katlıdır ve mermerden yapılmıştır. Sahne binasının 1. katı, üzerine yazılmış olan adak yazısıyla birlikte yeniden ayağa kaldırılmıştır. Tiyatronun ön tarafında fıskiyeli bir havuz ve çevresinde sütunlu bir yol yer almaktadır. Bu bölüm Roma devrinde platza adıyla anılıyordu. Bu alan tiyatroya gelenlerin gösteri arasında ıslak zeminde yürüyerek serinlemesi, oyunların olmadığı zamanlarda bir takım tartışmalar, konuşmalar yapmak için düzenlenmiş bir alandır. # Hadrian Hamamı: Kamusal binaların en büyüklerinden biri olan hamam, M. Ö. 2. yy'da imparator Hadrianus adına yaptırılmıştır. Yapı birbirine paralel tonozlu odalardan oluşmaktadır. Büyük kalker bloklarla örülen ve önemli bir kısmı ayakta olan duvarların üzerleri mermer plakalarla kaplıydı. Binanın önünde etrafı sütunlarla çevrili bir ön avlu, kuzeyinde de bir çeşme yer almaktadır. Çeşmenin içinde ve etrafında mitolojik heykeller, ön avludaki kabarmalar, sütunlu kısımlarda portre heykeller bugün Aphrodisias Müzesi'nde görülebilir. # Kuzey Agora: Bugün sütunlarını görebildiğimiz kuzey agoranın yanında yer alan odeon 500 kişilik bir kapasiteye sahiptir. Odeonun bu kısımda yer alması kuzey agoranın çarşı, pazar değil de sosyal olayların yaşandığı yer olduğunu düşündürmektedir. # Bouleuterion : Yapı şehrin yerel yönetimini sağlayan meclisin toplanma yeri olması yanında kapalı tiyatro, konser salonu olarak da kullanılmıştır. Mevcut yapı M. S. 200 yıllarında kuzey agoranın kuzeyine yapılmıştır. Binaya, agoranın oldukça yüksek olan çift koridorlu kuzey portikosundan girilirdi. Dış kapının yanında bulunan kaideler üzerinde portre heykeller yer almaktaydı. Bu heykeller Aphrodisias müzesinde sergilenmektedir. # Stadyum: M. S. 1. yy. yapısıdır ve 30 bin kişi kapasiteye sahiptir. İki ucu iki sphendone ile kapatılmış, sağ tarafa gelen yer ayrıca bir duvarla çevrilmiş, arena şekline sokulmuştur. Bu bölüm Roma çağında, tiyatro dışında gladyatör ve hayvan dövüşlerinin yapıldığı diğer mekandır. Stadyumun büyük kısmı günümüze ulaşmıştır. Kuzey tarafındaki tribünlerin arkasında şehir surlarının kalıntıları bugün görülebilmektedir. # Aphrodite Tapınağı: M. Ö. 6. yy'da kutsal bir alan olarak bilinen tapınak, M. Ö. 1 ve 2. yy. arasında 8x13 ionik üslupta pseudodipteros olarak inşa edilmiştir. M. S. 5. yy'da 3 nefli bir bazilikaya çevrilen yapının girişte bir narteksi, doğuda ise apsisi yer almaktadır. Apsisin önünde görülen bir sıra taş kalıntısı tapınağın hazine duvarına aittir. Tapınak bazilikaya çevrilirken bema duvarı ile hazine duvarı üzerine kurulmuştur. Burası sadece tapınak ve kutsal alan olarak kalmamış, bu alana aynı zamanda Aphrodite öğretisini insanlara yaymak ve öğretiyi egemen kılmak için bir felsefe okulu kurulmuştur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/aydin-antik-kent-listesi/", "text": "Aydın, antik kentler cenneti olan Ege Bölgesi'nin köklü medeniyetlere ev sahipliği yapmış illerinden biridir. Her ne kadar tatil beldesi olarak bilinse de, antik kentler bakımından da önemli bir konuma sahip olduğunu gösterebilmek için böyle bir yazı kaleme aldık. Aydın'da bulunan antik kentleri dilerseniz beraber inceleyelim. Milet, geçmişi Neolitik Çağ'a dayanan, felsefenin temellerinin atıldığı, dünyanın en eski kentlerinden biridir. Özellikle heybetli amfi tiyatrosundan etkilenmemek elde değil. Mekana vardığınızda tarihi merdivenlerden çıkın ve kentin büyüsünü yaşayarak hissedin deriz. M. S. 4. yüzyıldan itibaren, Büyük Menderes'in alüvyonlarını denize doldurması ile liman özelliğini yitiren kentin eski limanı bugün denizden 5 km. içeride kalmıştır. Miletos, M. Ö. 7. ve 6. yüzyılda kurulan 30 kadar koloni kentinin deniz aşırı ticaretiyle geçinen bir yerdi. Milet Ören Yeri, Aydın'ın Didim ilçesinin yaklaşık 22 km. kadar kuzeyinde kalıyor. Didim Gülbahçe karayolu ile ulaşılan Milet Ören Yeri, Balat Köyü'nün hemen yanında bulunuyor. Özel aracınız yoksa Didim merkezden o bölgeye giden minibüsleri kullanabilirsiniz. # Tiyatro: Milet'in tiyatrosu herhangi bir tepeye yaslandırılmamış, tamamen tonozlar üzerinde yükselen, M. S. 1. yy. yapısıdır. Yarım daire şeklindeki orkestrası, sahne binası ve tek diazoması bulunan 15 bin kişilik tiyatroda gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri yapılmıştır. Tiyatronun altarında görünen Grifon tasvirleri Milet'in sembollerindendir. Tiyatroda gezinirken oturakların üzerine kazınmış isimler dikkat çekiyor. Bu yazılar, o dönemlerde tiyatro oturaklarının kişiler tarafından sezonluk kiralandığını gösteriyor. Milet'te kazı çalışmaları yapan Alman Arkeoloji Profesörü Kreiner'e göre dünyadaki ilk grev 2 bin 500 yıl önce Milet'te yaşanmış. Sebebi ise tiyatro yapımında ortaya çıkan bir takım finansal sıkıntılar yüzünden işçilerin isyan etmesi. # Milet Limanı: Kentin limanı bugün denizden 5 km. içeridedir. Göze çarpan yuvarlak basamaklı bina, alüvyonlar altında kalan limanın deniz feneridir. Bu fener aynı zamanda liman anıtıdır. Limanın girişinde, iki tepe arasında bulunması gereken aslan heykelleri bugün yerinde değildir. Liman feneri ve aslanlı giriş arasında, dönemin Roma valisi Capito'nun yaptırdığı söylenen liman hamamları yer alır. # Milet Stoası: Milet'in ion tarzındaki stoası, hemen yanında 3 kemerli anıtsal çeşme, meclis binası, kiremit çatılı bazilikası ve Faustina hamamlarıyla kentin görülmeye değer bir diğer görkemli yapısıdır. Hamamlardan hemen önce, Tanrıça Hera'ya adanmış Roma Devleti kutsal alanı yer alır. Bu alanın hemen arkasında da meclis binası bulunur. Şehrin agorası, bouleuterion ile çeşme binası arasında kalan sahadır. Çeşme binasından sonra görünen temeller, agoranın kuzey kapısına aittir. Agoranın ortasında görünen bina, agorada satılan malların depo edildiği yer, yanındaki yıkıntı ise meclis binasıdır. Binanın hemen önündeki kare planlı pritoneon yani kutsal ateşin yandığı bölüm ve ona bitişik yarım yuvarlak şehir meclisi yer almaktadır. Şehir meclisi ile kutsal ateşin yandığı alanın iç içe olması, buranın muhtemelen tahıl borsa binası olarak kullanıldığını düşündürmektedir. Çünkü o dönemlerde yapılan bütün mal alışverişlerinde, alacak verecek işlerinde tanrılar şahit tutulurdu. Depo binasının ilerisinde, yerde duran üçgen alınlığın büyük olasılıkla Mısır tanrısı Serapis'e ait tapınağın bir parçası olduğu düşünülmektedir. Çünkü Milet'in Mısır ile dış ticaret bağlantıları vardı. Aynı zamanda Milet, sekiz Anadolu kenti ile birlikte Nil Deltası'nda ticaret kolonisi kurmuştu. Bir gün yolunuz Aydın-Denizli karayoluna düşerse yol kenarında Nysa Antik Kenti tabelasını göreceksiniz. Sakın ha \"Gitsek mi acaba?\" diye tereddüt etmeyin. Dev amfi tiyatrosu, tarihi kanalları ve tünelleri ile otobanın hemen dibinde bulunan bu tarihi mekanı görmeden Aydın'dan ayrılırsanız yazık olur. Nysa Antik Kenti, Aydın'ın Sultanhisar ilçesinin kuzeybatısındaki tepelerde yer alır. Aydın-Denizli karayolu üzerinde bulunan antik kent, Aydın merkeze 30 km., Sultanhisar ilçesine 3 km. mesafededir. Coğrafyacı Strabon'a göre Nysa Antik Kenti'ni, Athymbros, Athymbrados ve Hydreleos adlı üç kardeş kurmuştur. Daha sonra M. Ö. 3. yy'ın ilk yıllarında Seleukos Kralı I. Antiohos tarafından kent yeniden imar edilmiştir. Aile üyelerinden birinin adı olan Nysa ismi kente verilmiştir. Bu yerleşim yeri ortadan bir yarla ayrılmıştır. Fakat bu yarık kamufle edilerek kent için düz bir alan oluşturulmuştur. Yarığın üzerinde bugün de görülen kalıntılar Roma devri köprüsü kalıntılarıdır. Ortada akan derenin batısında gymnasium ve kütüphane, doğusunda agora, kent meclisi ve yaşlılar meclisi yer alır. Roma köprüsünün kuzey ucuna tiyatro, güneyine stadyum yerleştirilmiştir. # Nysa Tiyatrosu: Nysa, Antik Yunan'da şarap tanrısı olan Dionysos'un doğum yeri olmasından dolayı kentin tiyatrosu kente göre oldukça büyüktür. Bilinen ilk Dionysos törenleri burada yapılmıştır. Tiyatronun Roma devrinde eklenen sahne binasının kabartma dizisinde Dionysos'un doğumu, annesi Semele, Dionysos'un Nysa dağına bırakılması, büyütülmesi ve bağ bozumu şenliklerinin düzenlenmesi ayrıntılı biçimde betimlenmiştir. Helenistik dönem yapılarının günümüze sapasağlam geldiği bir antik kent Priene. Büyük İskender'i ağırlayan bu bölge bir zamanlar deniz kenarıymış. Günümüzde ise uçsuz bucaksız dümdüz bir ova haline gelmiş. Eşsiz bir manzaraya sahip Priene, sırtını sarp kayalara yaslamış olarak konuklarını ağırlıyor. Dilek Dağı'nın kayalık tepesine kurulan Priene Antik Kenti'ne Söke Bodrum karayolunun 5. kilometresinden ayrılan Güllübahçe Köyü yoluyla ulaşılır. Priene Ören Yeri, Söke merkeze yaklaşık 15 km. uzaklıkta bulunuyor. Aslında Priene, Ege Denizi kıyısında M. Ö. 1100 yıllarında İonlar tarafından kurulan bir liman kentidir. Fakat Menderes Irmağı'nın alüvyonlarını limana yığması üzerine Latmos Körfezi dolmuş ve halk burayı terk edip M. Ö. 350'de bugünkü yerine taşınmıştır. İon Birliği'nin en hareketli liman kentlerinden biri olan Priene, M. Ö. 7. yy'da Kimmer saldırısına uğramıştır. Daha sonra Lidya egemenliğine giren kent, ardından M. Ö. 546'da Perslerin boyunduruğuna girmiştir. M. Ö. 5. yy'da İonyalıların Perslere savaş açmasının ardından, 494'te Priene de İonyalıların yanında yer alarak savaşa katılır. Persler bu savaşta galip gelirler. Daha sonra Atina ile savaşan Persler yenilgiye uğrar. Bu zaferin ardından kurulan Attik Delos Birliği, M. Ö. 450'de Priene'yi birliğine katar. Helenistik dönem boyunca şehir, Ptolemaic, Seleucid ve Bergama Krallığı'nın hakimiyetine girmiştir. Bergama Kralı II. Attalos M. Ö. 133'te ölünce kent Roma egemenliğini girer. Bu dönemde savaşlar ve korsan saldırıları nedeniyle zor günler geçiren kent sadece İmparator Augustus zamanında bir barış dönemi geçirmiştir. Bizans çağında piskoposluk merkezi olan Priene, 12. yy'da tamamen terk edilmiştir. # Priene Athena Tapınağı: Kapısı Augustus dönemine tarihlenen tapınağın tasarımcısı, dünyanın yedi harikasından biri olan Maussolleion'un da mimarı olan Piteos'tur. 6x11 sütunlu tapınak, İskender'in sunuş yazıtını içermektedir. # Priene Tiyatrosu: M. Ö. 225-200 yılları arasına tarihlenen tiyatro özünde Helen tiyatrosudur. Fakat Roma döneminde sahne binası eklenerek Roma dönemi formuna sokulmuştur. Tiyatroda loca yoktur. Onun yerine birbirinden bağımsız tek tek koltuklar mevcuttur. Yaklaşık 5 bin kişiliktir ve 50 sıralıdır. Ortadaki mermer koltuk krala aittir. Özel koltuklarda şehrin ileri gelen ailelerinin erkekleri, daha geride ise eşleri otururdu. Dolayısıyla kadının ikinci sınıf görüldüğü Helen kültürünü benimseyen Priene halkı, tiyatrolarını dor stilinde ve erkeğe yönelik bir yapıda inşa etmişlerdir. Priene tiyatrosu da diğer tüm tiyatrolar gibi tanrı Dionysos'a adanmıştır. Fakat burada tanrı Apollon adına da şenlikler düzenlenmekteydi. Bunu da proedrianın ayaklık kısmındaki lir figüründen anlıyoruz. # Priene Agorası: Şehrin agorası iki sıra sütunludur. 640 kişilik şehir meclisi, köşeli mimarisi ile Türkiye'de tektir. Hemen yanında şehrin kutsal ateşinin yakıldığı prytaneion görülür. Şehir merkezinde aynı zamanda balık pazarı, Zeus Olympos Tapınağı yer alır. Batıya doğru inen yolda İskender'in kaldığı evin kalıntıları göze çarpar. Daha ileride ise Kybele Temenosu yer alır. Agoranın güneybatı köşesinden merdivenle inildiğinde gymnasiuma ulaşılır. Tiyatronun yanında Bizans bazilikası, güneyinde yukarı gymnasium ve hamam yer alır. Demeter Temenosu akropolin eteğindedir. # Priene Kent Planı: Hippodamos planlı kentte her bir yapı bir insula şeklinde düşünülmüş. Konutlar için bir insula, resmi bina ve tapınaklar için iki, dört ya da altı insula ayrılmıştır. Kare bölümler olarak planlanan şehirde ara kısımlar cadde, ortalarda ise binalar bulunmaktadır. Aphrodisias Antik Kenti için daha detaylı yazılmış ayrı biz başlığımız var. Fakat ziyaretçilerin es geçmemesi için Aydın Antik Kent Rehberi yazımızda da buraya yer verdik. Ara Güler'in şans eseri bulduğu Afrodisias Antik Kenti dünyaca ünlü eserlerimizden biridir. Aydın gezilecek yerler listesinin üst sıralarında olmayı hak ediyor.. Detaylar için aşağıdaki linki ziyaret edebilirsiniz. Aydın ilinin, hatta tüm Ege Bölgesi'nin en önemli tarihi kalıntılarına sahip yerlerinden biri Didim Apollon Tapınağı. Hem tarihteki yeri ve önemi hem de oldukça sağlam şekilde günümüze ulaşmasıyla, Aydın'da görülmesi gereken tarihi mekanların başında geliyor. Didyma Apollon Tapınağı'na ait detayları, bilgileri ve tapınağa ait görselleri aşağıdaki yazımızda inceleyebilirsiniz. Mağaranın girişinden itibaren patika bir yol yaklaşık 20 metre boyunca ziyaretçilere eşlik ediyor. Bu yolda kayrak taşları da mevcut. Mağaradaki suyun derinliği 15 20 metre civarında. Yüksek su seviyesi mağarayı bir havuz görünümüne kavuşturmuş. Tatlı ve tuzlu suyun karışımı ile ortaya mavi-yeşil karışımı güzel de bir manzara çıkmış. Mağarada yazın turistler yüzüyor, kışın ise bölge halkı. Elverişsiz hava koşulları olduğu zaman, sahillerde denize giremeyen yerli halk ve ziyaretçiler bu bölgeye geliyorlar ve sakin sularda rahatlıkla yüzebiliyorlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/aydin-gezilecek-yerler/", "text": "Aydın gezilecek yerler listemize başlamadan önce Ege'nin bu nadide şehri hakkında birkaç kısa bilgi vermek istiyoruz. Aklımıza hep turizm fikriyle kazınan Aydın aslında çağlar boyunca ticaret açısından hep değerli bir kent olmuştur. Hatta Türkiye'deki ilk demiryolu hattı da Aydın-İzmir arasında yapılmıştır. Akdeniz ikliminin verimli havası ve yörenin bereketli toprakları birleşince Aydın, tarım ekonomisinde de ön plana çıkmıştır. Zeytin, incir, kestane ve pamuk üretimi kentin kalkınmasında etkili olmuştur. Bu ticari hareketliliğin yanına bir de turizm eklenince, Aydın ülkemizin en gözde illerinden birine dönüşmüştür. Burası Kuşadası gibi Türkiye'nin en popüler tatil beldelerinden birine sahiptir. Efeler diyarı Aydın, sınırları içerisinde bulunan tarihi alanlarla da bir açık hava müzesini andırır. Kentin tarihine baktığımızda ise şehrin adının defalarca değiştiğini görüyoruz. M. Ö. 13. yy'da, Traklar burada 'Tralles' kentini kurmuş. M. Ö. 26'da meydana gelen şiddetli depremle bölge hasar görünce, Bizans İmparatoru Andronikos kenti yeniden inşa etmiş ve bundan dolayı buraya 'Andropolis' adını vermiş. Aydınoğulları'nın hakim olduğu dönemde ise bölge 'Aydın Güzelhisarı' olarak adlandırılmış. Gerek antik kentleri, gerek tatil mekanları, gerek tabiat güzellikleri bakımından zengin topraklarımızdan biridir Aydın. Hele ki yaz mevsimlerinde Didim, Söke, Kuşadası gibi ilçeleri tatilcilerin ve turistlerin yoğun akınına uğruyor. Aydın'da gezilecek yerler yazmakla bitecek gibi değil ama kısa başlıklar eşliğinde bu mekanlara bir göz gezdirelim. - Aydın Antik Kentler - Güvercinada Kalesi - Dilek Yarımadası Milli Parkı - Sırtlanini Mağarası - İlyas Bey Cami ve Külliyesi - Bafa Gölü - Aydın Karabağlar Kanyonu - Güzelçamlı Koyu - Paşa Yaylası - Aydın'daki Müzeler - Aydın Kaplıcaları - Aydın'da Gezilecek Diğer Yerler - Aydın Dalış Noktaları - Aydın Doğa Yürüyüşü - Aydın Festivalleri - Aydın'dan Ne Alınır? - Aydın Gezi Notları Binlerce yıl boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış Aydın'da çok sayıda tarihi mekan bulunuyor. Günümüze kadar iyi korunmuş antik kentler şehrin önemli ziyaret yerlerinden. Aydın gezilecek yerler listemize antik kentler ile başlayalım. Didim her ne kadar deniz turizmi ile ön plana çıksa da, buraya geldiğinizde ziyaret etmeniz gereken en önemli yerlerin başında Didim Antik Kenti ve Didyma Apollon Tapınağı geliyor. Anadolu'nun Ege kıyılarındaki İonia bölgesinde, Apollan kutsal alanı ve bilicilik merkezi olan kent; Aydın'a bağlı Yenihisar ilçesinin merkezi yakınındadır. Yaklaşık 16 km. kuzeydeki Miletos'ta, kutsal kapıdan başlayıp güneye yönelerek Didyma'nın limanı Panormos'a ulaşan kutsal yol, Didymaion'un kuzeydoğusunda son buluyordu. Yolun son bölümünün iki yanında, Brankhidai adlı rahiplerin oturur biçimdeki heykelleri bulunuyordu. Pausanias'a göre burası İonialılar'dan önce de bilicilik merkezi olarak biliniyordu. Arkaik dönemden başlayarak ünü yaygınlaşan Didyma bilicilik merkezine başvuran ünlüler arasında Neho II ve Karun da vardı. M. Ö. 499'da Miletos başkanlığında ayaklanan İonia kentleri, Persler'e yenilince (M. Ö. 494) yağma edildi, yakılıp yıkıldı. Halkı Önasya'ya sürülüp Dicle kıyılarına yerleştirildi. Kutsal alanın M. Ö. 5. ve 6. yy.'lardaki durumu karanlıktır. Ancak M. Ö. 331'de Büyük İskender'in Didyma rahibi tarafından \"Zeus'un Oğlu\" ilan edildiği bilinmektedir. İzmir'deki Efes Antik Kenti gibi Aydın'daki Milet Antik Kenti de antik çağın önemli liman kentlerindendir. İonyalılar döneminde dört limanı olan Milet, günümüzde denizden içeride kalmıştır. Ünlü Söke Ovası deniz, Bafa Gölü ise bu dönemde bir koydur. Burada ilk yerleşim M. Ö. 2000'lerin ortalarından itibaren Myken kolonisi olarak başlamıştır. Milet tiyatrosu, faustina hamamı, agora, tören caddesi, anıtsal çeşme, gymnasium, Vergilius Capito, Türk hamamı, Athena tapınağı, stadyum, delphinion, liman anıtı, Zeus Olympios temenosu, bouleuterion ve Mısır tanrılarının temenosu kalıntıları Milet'te görebileceğiniz yerler. Aydın'ın Sultanhisar ilçesindedir. Kentle ilgili tarihsel bilgiler coğrafyacı Strabon'a aittir. Selevkos Kralı I. Antiochus, kurduğu bu şehre eşinin adını vermiştir. Görülebilecek önemli yapı kalıntıları Helenistik Çağ'a (M. Ö. 323 146) ait su deposu, Roma dönemine (M. Ö. 9. yy.) ait stadyum ve köprü, halk meclisi ve şehir nekropolüdür. Aydın'ın Söke ilçesi, Güllübahçe Mahallesi yakınlarında bulunan Priene, antik çağın dini merkezlerindendir. Burada görülmesi gereken en önemli yapı Athena Tapınağı'dır. Ayrıca Helenistik döneme tarihlenen tiyatroyu da görmelisiniz. Aydın'ın kuzeyindeki Kestane dağlarının güney yamacındaki platoda kurulu olan kentte, günümüze kadar ulaşan cavea, tiyatro kalıntısı ve 'üç göz' olarak bilinen yapılar bulunmaktadır. Ayrıca Roma ve Bizans dönemlerine ait arsenal yapısı da açığa çıkarılmıştır. Tanrıça Afrodit'e adanmış kentlerin en ünlüsü Afrodisias, Aydın'ın Karacasu ilçesi, Geyre Mahallesi'nde bulunuyor. Burası en parlak çağını Roma döneminde yaşamıştır. Kentte mimarlık, heykeltıraşlık, tıp, astronomi gibi çalışmalar yapılmıştır. Hamam, agora, Afrodit Tapınağı, odeon, piskopos sarayı ve felsefe okulu Afrodisias'da göreceğiniz yapı kalıntılarıdır. Aydın'ın Çine ilçesi, Doğanyurt Köyü'nde bulunan kent, adını Karia dilindeki \"ala ve banda\" sözcüklerinden almıştır. Bu sözcükler at ve zafer anlamına gelmektedir. Helenistik ve Roma dönemlerine ait kuleli sur, tiyatro, senato, halk meclisi binası, agora ve anıt mezar ile güney yönündeki Kemer Deresi üzerinde, Roma yapısı su kemeri görülmeye değer kalıntılardır. Aydın gezilecek yerler listesine ekleyebilirsiniz. - Myus Antik Kenti - Gerga Antik Kenti - Alinda Antik Kenti - Mastaura Antik Kenti - Magnesia Antik Kenti - Orthosia Antik Kenti - Acharaka Antik Kenti Müthiş bir tarihi zenginliğe sahip olan Aydın'daki bu antik yapılar hakkında daha detaylı bilgiler için sizi şöyle alabiliriz. Aydın Kuşadası'na gelip de bu güzel şirin adayı görmeden giden pek olmaz. Esasında bu ada, şehir ile bütünleşmiş desek yeridir. Tamamı kaleden oluşan bir mekan. Kuşadası'na bağlı Hacıfeyzullah Mahallesi'nde bulunan Güvercinada Kalesi, körfez girişinde, limanı koruyan bir konumda inşa edilmiş. Güvercinada üzerinde, Barbaros Hayrettin Paşa tarafından yaptırılan bir iç kale ve İlyas Ağa tarafından yaptırılan surlar bulunuyor. Adanın kara ile bağlantısı ufak bir yol ile sağlanmış. Şehrin doğal güzelliklerinden bir diğeri, Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı da Aydın gezi rehberi listemizde yer alıyor. Hem Kuşadası'na hem de Söke'ye yaklaşık olarak aynı uzaklıkta bulunan bu park, fokları ve deniz kaplumbağaları ile dikkat çekiyor. Nesli tükenmekte olan hayvanlar parkta yaşam alanı bulmuş durumda. Yaban domuzu dahil çok sayıda memeli hayvan ve kuş türü bulunan bölge, hayvan severler için ziyaret edilmesi gereken yerler arasında. Dilek Yarımadası ve Büyük Menderes Deltası Milli Parkı içerdiği biyolojik çeşitlilikten, nesli tükenmek üzere olan canlılardan ve endemik türlerden dolayı uluslararası bir öneme sahip. Bu bölge Avrupa Konseyi tarafından 'Flora Biyogenetik Rezerv Alanı' olarak kabul edilmiş durumda ve koruma altındaki özel bir mekan. Doğal hayatın bu denli yaşandığı parkın plajında, serin koylarda yüzebilir, piknik alanlarında ise piknik yapabilirsiniz. Dilek Yarımadası girişine yakın bir konumda bulunan Zeus Mağarası'nı da mutlaka ziyaret etmenizi öneririz. Aydın'ın doğal güzelliklerinden Sırtlanini Mağarası, mevki olarak Karacasu Yukarı Çamarası Köyü'nden yaklaşık 4 kilometre uzaktadır. Mağaranın salon bölümünde 5-6 tane oda mevcut ve odaların tümünde sarkıt, dikit ve sütunlar var. Burası kuru bir mağara ancak sıcaklık ve nem farklarına baktığımızda ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. Mesela dışarıda 28 derece ölçülen sıcaklık, mağaranın içerisinde 17 dereceye kadar düşerken nem oranının ise içeride %40 daha yüksek olduğu ortaya çıkıyor. Mağarada büyük koloniler halinde yarasalar yaşıyor. Sırtlanini, giriş bölümünde yatay bir mağara ve giriş çok dar. Girişten sonra yaklaşık 4-5 metre ileride salon ortaya çıkıyor. Mağara 348 metre uzunluğunda ve 32 metre derinliğinde. Söke ilçesinde bulunan ve Milet'in Selçuklu dönemi yapısı olan İlyas Bey Külliyesi cami, türbe, medrese ve imaretten oluşuyor. Menteşoğulları'ndan İlyas Bey'in 1404 yılında yaptırdığı caminin yapımında Milet Antik Kenti'nin mermer blokları kullanılmış. Kare planlı caminin ibadet mekanını örten kubbe sekizgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Kubbenin üzeri kiremit ile örtülüdür. Pencerelerin bir kısmının üzerinde çini kakmalı ayetler, bir kısmında ise geometrik desenli vitraylar yer almaktadır. Caminin mihrabı ise mermerden olup geometrik desenlerle bezelidir. Caminin karşısında bulunan dört köşeli türbe İlyas Bey'e aittir. Külliyenin medrese ve imareti ise günümüzde harap durumdadır. - Ramazan Paşa Cami - Ahmet Gazi Cami - Koçarlı Cihanzade Mustafa Cami - Ahmet Şemsi Paşa Cami - Üveyspaşa Cami - Bey Cami Bafa Gölü Tabiat Parkı, Aydın'daki önemli doğal güzelliklerden biri. En derin yeri 25 metre olan Bafa Gölü, Büyük Menderes Nehri'nin suları ile oluşmuş. Büyük Menderes Nehri taştıkça körfezi doldurmuş ve Bafa Gölü ortaya çıkmış. Gölün bir kısmı Aydın, bir kısmı ise Muğla sınırları içerisinde yer alıyor. Tabiat Parkı'na baktığımızda ise sadece özel ve kamuya ait araziler görülüyor. Bu parkta hiçbir tesis mevcut değil ve sadece gölün kenarı kullanılıyor. Kızılçam ağaçlarının yanı sıra ılgın ve zeytin ağaçları da bölgenin genel bitki örtüsünü oluşturuyor. Kışın ortasında bu göle yüz binlerce kuş geliyor ve konaklıyor. Kaşıkçı kuşundan tutun da flamingoya kadar çok çeşitli kuşlar göçmen olarak burada bulunuyor. Bölgede bazı kartal türleri ve kaşıkçı kuşlarının yuvalarına rastlanıldığı biliniyor. Bafa Gölü'nde bulunan bir adada Kaya Mezarı bulunmaktadır. Burada bir Bizans Manastırı da mevcut. Bafa Gölü'ne gittiğinizde ziyaret edebilirsiniz. Bafa Gölü sportif olta balıkçılığı, Bozdoğan Alamut Köyü ise av turizmi için elverişlidir. Ayrıca Bafa Gölü çevresi kuş gözlemi için de uygun bir alandır. Alan, bataklık kırlangıcı ve mahmuzlu kız kuşunun üreyen popülasyonları ile ÖKA statüsü kazanır. Büyük Menderes Deltası'ndan gelen tepeli pelikan yıl boyunca gölde görülebilir. Bafa Gölü, kışlayan su kuşları açısından büyük önem taşır. Küçük batağan, bahri, kara boyunlu batağan, karabatak, küçük karabatak, boz ördek, elmabaş patka ve sakarmeke kışlayan başlıca türlerdir. Aydın'ın Karacasu ilçesinde bulunan Karabağlar Kanyonu, görülmeye değer doğal bir güzelliğe sahip. Başlangıç ile bitiş noktası arası yaklaşık 2,5 kilometre uzunluğunda olmakla birlikte, başlangıç noktası ile bitiş noktası yükseklikleri karşılaştırıldığında 200 metrelik bir fark göze çarpıyor. Karabağlar Kanyonu'nda ip ile iniş için 3 adet şelale mevcut. Kanyonun genişliğine bakıldığında ise bazı yerlerin 1 metreye kadar daraldığı görülüyor. Karabağlar Kanyonu bir miktar yol aldıktan sonra Aşağı Görle Köyü sınırları içerisindeki Görle Kanyonu ile birleşiyor. Başlangıçta derin olmayan bu kanyon gittikçe derinleşiyor. Bazı yerleri 50 metre derinliğe sahip. Kanyonun suyu Kemer Baraj Göleti'ne dökülüyor. Aydın'da kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında yer alan Kuşadası Güzelçamlı Koyu, belde turizmi açısından birçok özelliğe sahip. Mavi ve yeşilin buluştuğu bu muhteşem koy, su sporuna düşkün kişiler için vazgeçilmeyecek bir alan. Yelkenden sörfe kadar çeşitli spor imkanları ile yüzlerce kişiyi sahilde ağırlıyor. Çok farklı bitki türleri, muazzam coğrafyası, içerisinde yer alan mağaraları ve vadileriyle doğaseverler için de en iyi tercihlerden biri. Güzelçamlı Koyu, Kuşadası'nda Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı'nın hemen yanında uzanıyor. - Pigale Plajı - Kadınlar Denizi Plajı - Güvercinada Plajı - Yavansu - Sevgi Plajı - Long Beach - Altınkum Plajı - Akvaryum Koyu - Tavşanburnu Plajı - Gevrek Plajı - Akbük Koyu - Manastır Koyu ve Plajı Aydın'ın doğa harikalarından Paşa Yaylası, kışın dinlenmek ve eğlenmek isteyenlerin kesinlikle uğraması gereken yerlerden. Çam, ardıç ve ceviz ağaçlarıyla çevrili Paşa Yaylası, Aydın merkezin yaklaşık 20 km. kadar kuzeyinde, piknik severler için ideal bir sayfiye alanı. Paşa Yaylası'nın en üst noktasındaki, İmam Baba Tepesi olarak bilinen zirvede, yangın gözetleme kulesi yer almaktadır. 1500 metredeki tepede aynı isimle anılan İmam Baba Yatırı da yıllardır bu dağların yalnız misafiridir. En tepede yer alan Baba Zirvesi, gün batımında Ege Denizi'nde çıkan yakamozları bile görebileceğiniz harika bir panoramik manzaraya sahiptir. # Yörük Ali Efe Müzesi: Yenipazar ilçesinde bulunan bu müzede Kurtuluş Savaşı'nda etkinlik göstermiş Kuva-yi Milliyecilerden biri olan Yörük Ali Efe'ye ait özel eşyaları ve yöreye ait etnografik eserleri görebilirsiniz. # Afrodisias Müzesi: Burada Aphrodisias Antik Kenti'nde yapılan kazılar sonucunda gün ışığına çıkarılan buluntular sekiz ayrı salonda sergilenmektedir. Müze bahçesinde de pek çok eser bulunmaktadır. Buluntuların tarihi M. Ö. 4000'lere kadar iniyor. # Milet Müzesi: Çok zengin bir koleksiyona sahip bu müzedeki üç ayrı salonda fosiller, keramikler, geometrik eserler, taban mozaikler ile amphoralar, tiyatro maskeleri, kandiller, cam eserler, heykelcikler, altın eserler ve küçük madeni eşyalar ile sikkeler, heykeller ve mezar taşları sergilenmektedir. # Tales Matematik Müzesi: İlköğretim seviyesinden üst düzey matematiğe kadar matematik terimlerini görsel hikayelerle anlatan ve sevdirmeye çalışan sıra dışı bir müze. # Karacasu Etnografya Müzesi: Karacasu ile yakın çevresinin sosyo-kültürel geçmişine dair bilgiler veren eserlerler bulunuyor. # Aydın Arkeoloji Müzesi: 1959 yılında kurulan bu müze çok geniş bir alana ve oldukça modern bir yapıya sahip. İçerisinde arkeoloji salonu, sikke salonu ve etnografya salonu olan Aydın Müzesi'nin bahçesinde ise Aydın yakınlarında bulunmuş lahitler, mezar taşları, sütun başlıkları, yazıtlı steller ve çeşitli mimari parçalar sergileniyor. # Kuşadası Davutlar Kaplıcası: Kuşadası'na 17 km. mesafede bulunan Davutlar; dağ eteklerinde, yeşillikler arasında muazzam bitki örtüsü ve ılıman iklim koşulları ile her sene yüzlerce kişiyi ağırlıyor. Bölgede misafirlerine günübirlik kür tedavileri veren, 3 adet termal havuz ve 20 yatak kapasiteli 8 odası bulunan Radon Termal Kaplıca Kür Merkezi bulunuyor. Buradaki kaplıcaların romatizmal hastalıklar, eklem hastalıkları, bel ağrısı, nörolojik rahatsızlıklar ve yumuşak doku hastalıkları tedavisinde başaralı sonuçlar verdiği söyleniyor. Hem doğa ile baş başa olmak hem de alternatif tıp tedavilerinden yararlanmak istiyorsanız bir uğrayın deriz. # Alangüllü Kaplıcası: Aydın'ın Germencik ilçesindeki Alagüllü Kaplıcası ormanlık bir alan içindedir. Romatizmal hastalıklara ve deri hastalıklarına iyi geldiği söylenen kaplıca suyu, sodyum klorürlü ve bikarbonatlıdır. # Salavatlı Kaplıcası: Sultanhisar ilçesinde bulunan bu termal tesisler belediyeye ait ve sadece yaz aylarında hizmet veriyor. # Kurşunlu Manastırı: Davutlar'a 12 kilometre mesafede bulunan bu tarihi manastır Dilek Yarımadası içerisinde bulunuyor. Rumlar tarafından Panagia olarak bilinen Kurşunlu Manastırı, Meryem Ana'ya adanmış bir kutsal alan. # Saplı Ada: Didim Akbük'te bulunan bu küçük ada, karaya çok yakın bir noktada bulunuyor ve bölgenin sembol yerlerinden. # Arpaz Kalesi: Arpaz Kulesi olarak da bilinen bu tarihi yapı Nazilli ilçesinde bulunuyor. Kale etrafında bulunan kalıntılar 17. yy'a kadar uzanıyor. Heybetli mimarisi ile dikkat çeken bu kale tanıtım eksikliğinden dolayı pek bilinmiyor. # Arapapıştı Kanyonu: Aydın, Bozdoğan ilçesinin Kemer Barajı'nda yer alan Arapapıştı Kanyonu görsel anlamda büyüleyici bir yer. Bölgede tekne turları yapılabiliyor. # Gümrükönü Hamamı: Yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olan bu hamam ve bitişiğindeki han, Aydın'ın önemli tarihi yapılarından biri. Efeler ilçesinde bulunuyor. # Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı: 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kuşadası iskelesine çok yakın bir konumda. # Çine Vadisi: Mitolojik hikayeleri ve doğal güzelliği ile kendine hayran bırakan bir başka ziyaret noktası. Çine ilçesindeki vadi, kamp ve doğa yürüyüşü arayanlar için ideal bir yer. # Kuşadası Dalış Noktaları: Kuşadası'nda dalış dendiği zaman akla ilk gelen yer Adakale Burnu'dur. Tekne ile ulaşılan dalış bölgesine varıldığında misafirleri 9 metre derinlikte bir mağara karşılamaktadır. 30 metre yatay yüzdükten sonra içinde hava boşluğu olan bir odacığa ulaşılır. Bu alanda oksijen maskelerini çıkarabilir, ortamın büyüsüne kendinizi bırakabilirsiniz. Kuşadası'nda bir diğer dalış noktası Ada-Banko'dur. Yaklaşık 6 metrelik bir derinliğe sahip dalış noktasına limandan ulaşmak mümkün. Çeşitli deniz canlılarının bulunduğu bu alan, su altı dünyasına meraklı insanları kendine çekmektedir. # Didim Dalış Noktaları: Didim'de gerçekleştirilen dalışlar Altınkum çıkışlıdır. Dalışlar Dip Burun ve Tekağaç Burnu arasında kalan kısımda gerçekleştirilir. Bu kısımda suyun derinliği 10-12 metreden başlayıp 35-40 metreye kadar ulaşabilmektedir. Bu alanda 10'dan fazla dalış noktası bulunmaktadır. Dip Burnu'ndaki dalışlarda çeşitli deniz canlısı görmek mümkündür. Tekağaç Burnu ise tarihi batıkları ile dalış yapanlara büyüleyici anlar yaşatmaktadır. Doğa ile iç içe, bir yerlere yetişmenin telaşı olmadan etrafın güzelliklerini yaşamak isteyenler, Aydın'da Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı, Karina, Bafa Gölü, Çine Vadisi, Madran Yaylası, Merkez Paşa Yaylası'nı tercih edebilirler. Dilek Yarımadası'ndan başlayan, Karina'da devam ederek Büyük Menderes Nehri ile deltası ve Bafa Gölü'ne kadar uzanan bölge doğa yürüyüşü için en ideal alanlardır. Dağ yürüyüşü yapmak isteyenlere Beşparmak Dağları'nı tavsiye ederiz. Bu yürüyüş sırasında çevre köylere uğramak, Bizans dönemi manastırlarını görmek, antik dönemlerde insanların hava ve yağmur tanrısı kutsal alanına gitmek için kullandıkları patikadan geçmek, prehistorik kaya resimlerinin bulunduğu mağarayı ziyaret etmek sizi tarihin derinliklerinde bir yolculuğa çıkaracaktır. Aydın'ın birçok ilçesinde Aralık Ocak Şubat aylarında Deve Güreşi Festivalleri düzenlenmektedir. - İncirliova Belediye Başkanlığı'nın Ocak ayında düzenlediği İncirliova Deve Güreşi Festivali, - Germencik Belediye Başkanlığı Deve ve Deve Güreşi Severler Derneği tarafından düzenlenen Germencik Kültür Sanat ve Deve Güreşi Festivali, - Çine'de Şubat ayında gerçekleştirilen Uluslararası Deve Güreşi Festivali, - Aralık ayında Atça Belediyesi öncülüğünde düzenlenen Atça Deve Şenlikleri renkli görüntülere sahne olmaktadır. - Nazilli Belediyesi'nin düzenlediği Kültür Sanat ve Edebiyat Festivali, - Sultanhisar Belediye Başkanlığı'nın öncülüğünü yaptığı Uluslararası Nysa Kültür ve Sanat Festivali, - Atça Belediyesin'in düzenlediği Atça Tarım, Çilek Kültür ve Sanat Festivali, - Mayıs ayında Koçarlı'da düzenlenen Yamaç Paraşütü, Dağcılık Şenliği ve Koçarlı Çam Fıstığı Festivali, - Karacasu Kaymakamlığı ve Belediye Başkanlığı'nın Eylül ayında düzenlediği Afrodisias Karacasu Kültür Sanat ve Tanıtım Festivali, - İncirliova ve Germencik'de Eylül ayında kutlanan İncir ve Kültür Festivali'dir. Unutmayalım ki festivallerin dönemsel olarak tarihleri ertelenebilir ya da komple iptal olabilir. Bu sebeple her yıl festivallere katılmadan önce ilgili birimlerden bilgi almanızı tavsiye ederiz. Doğa şartları, iklim ve yaşam tarzlarının bir sonucu olarak ortaya çıkan el sanatları, Aydın ve çevresinin önemli kültürel zenginliklerindendir. Bu zenginliklerden bazıları olan iğne oyası tülbentler, kıl dokumalar, toprak seramik eşyalar, çömlekler ve hasır dokumalardan satın alabilirsiniz. Bunların yanında kilim ve deri eşyalar da ilginizi çekebilir. Ayrıca yüksek kalitesi ve lezzeti ile Aydın'ın önemli geçim kaynağı kuru incirden mutlaka satın almanızı öneririz. # Şehirde Güvercinada ve Arpaz haricinde Osmanlı Dönemi'ne ait başka kale kalıntıları da bulunmaktadır. Koçarlı ilçesindeki Cincin Kalesi ve Bozdoğan ilçesindeki Körteke Kalesi'ni de ziyaret edebilirsiniz. # Paşa Yaylası, Kahvederesi Yaylası, Necippazar Yaylası, Bulgurlu, Sarıcaova, Ömür, Madran, Korumaz Yaylası ve Kavşit Yaylası Aydın'da yapılacak yayla turizmi için uygun bölgeler. # Söke ilçesi golf sporu, Güzelçamlı ve Dilek Yarımadası ile Didim Akbük ise bisiklet turu için uygundur. # Aydın çevresinde kamp ve karavan turizmi için uygun yerler de mevcuttur. Kamp yapmak isteyenler Söke Didim yolundaki Tavşanburnu Orman Kampı'nı tercih edebilirler. Büfe, market, lokanta, plaj, lavabo, WC, duş gibi imkanlar var. Ayrıca Dilek Yarımadası, Yenihisar ve Davutlar da kamp ve karavan turizmine elverişlidir. # Kuşadası, yat turizmine uygun iskele ve yat limanına sahiptir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/aydin-nasil-bir-yer-aydin-hakkinda-bilgi/", "text": "Antik Yunan dönemi tarihçi ve yazarlarından Heredot'un, \"Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü\", ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin ise, \"Dağlarından yağ, ovalarından bal akar\" diyerek övgüler dizdiği bir şehir Aydın. Yüzyıllar sonra bugün bile insanlarımızın emekli olup yerleşmek için hayal kurduğu sakin Ege şehirlerden biri. Aydın; Kuşadası ve Didim gibi tatil beldeleri, Afrodisias, Nysa, Didyma gibi antik kentlerinin yanı sıra efeleriyle de ünlüdür. Osmanlı zamanında, Ege Bölgesi'ndeki toprak ağalarının baskılarına, yaptıkları haksızlıklara isyan edip dağlara çıkan kişilere 'zeybek' deniyordu. Bu zeybek grubu arasında liderlik vasıflarıyla sivrilen kişi, o grubun lideri yani 'efe'si idi. Efeler kimi zaman büyük isyanların içinde oldular, kimi zaman Kurtuluş Savaşı cephelerinin en önünde. Bazısına göre eşkıya idiler, bazısına göre mangal yürekli babayiğitler. Hepsinin ayrı bir hikayesi vardır. Yörük Ali Efe... Çakırcalı Mehmet Efe... Saçlı Mustafa Efe... Mesutlulu Mestan Efe... Aydın, Ege Bölgesi'nde en fazla efeye ev sahipliği yapmış illerin başında geliyor. Peki efeler diyarı Aydın nasıl bir yer? Şehrin tarihi, ekonomisi, mutfak kültürü nasıl? Memur ve öğrenciler için Aydın'da hayat şartları neler? Aydın şehrimizi biraz daha yakından tanıyalım. Ege Bölgesi'nde bulunan Aydın, İzmir ve Manisa'dan sonra bölgenin üçüncü büyük ilidir. Aydın'ın komşuları; güneyde Muğla, doğuda Denizli, kuzeyde İzmir ve Manisa'dır. Şehrin batısı ise Ege Denizi ile çevrilidir. Aydın, Ege'deki önemli karayolu kesişim noktaları üzerinde bulunduğu için araçla ulaşım oldukça rahattır. Tatil sezonlarında daha yoğun olmakla birlikte birçok şehirden direkt yapılan otobüs seferleri ile ulaşım imkanı vardır. Aydın Şehirlerarası Otobüs Terminali, Aydın-Muğla yolu üzerinde ve şehrin yaklaşık 5-6 km. dışında bulunuyor. Otogar ile merkez arasında belediye otobüsleri çalışıyor. İlçeler için ise özel servis ve taksi hizmeti var. - İstanbul Aydın arası yaklaşık 570 kilometre ve 6 saat. - Ankara Aydın arası yaklaşık 590 kilometre ve 7 saat. - İzmir Aydın arası yaklaşık 110 kilometre ve 1 saat 10 dakika. - Erzurum Aydın arası yaklaşık 1450 kilometre ve 17 saat. - Antalya Aydın arası yaklaşık 340 kilometre ve 4 saat 30 dakika. - Samsun Aydın arası yaklaşık 1000 kilometre ve 12 saat. Aydın'da bulunan Aydın Çıldır Havaalanı sivil uçuşlara kapalı bir yer. Bu yüzden bölgeye uçakla ulaşmak için öncelikle İzmir ya da Muğla'ya gidip oradan Aydın'a geçebilirsiniz. İki havalimanında da araç kiralama hizmeti bulunuyor. Ya da isterseniz havaalanından otogara geçip Aydın yönüne giden araçlara binebilirsiniz. - Adnan Menderes Havalimanı ile Aydın merkez arası yaklaşık 170 km. ve 2 saat 30 dakika. - Adnan Menderes Havalimanı ile Aydın-Kuşadası arası yaklaşık 70 km. ve 1 saat. - Muğla Milas-Bodrum Havalimanı ile Aydın merkez arası yaklaşık 160 km. ve 2 saat 30 dakika. - Muğla Milas-Bodrum Havalimanı ile Aydın Kuşadası arası yaklaşık 120 km. ve 1 saat 30 dakika. Adnan Menderes Havalimanı ile Aydın arasında çalışan özel firma servisleri de var. İzmir Denizli arasında her gün düzenli olarak yapılan tren seferleri Aydın'dan geçiyor. Ayrıca; Aydın Söke / Söke Denizli / Söke Nazilli / İzmir Söke arasında yine her gün yapılan bölgesel ekspres seferleri var. Yaz aylarında Aydın Kuşadası Limanı ile Yunanistan'ın Sisam Adası arasında sürekli yapılan feribot seferleri var. Ayrıca tatil rotası üzerinde bulunan Kuşadası Limanı'na günü birlik yerli-yabancı turist getiren yolcu gemileri, yatlar ve motorlar uğruyor. Aydın'ın Kuşadası ve Didim ilçelerinde turistlere hizmet veren iki de yat limanı mevcut. Yine yaz dönemlerinde Aydın Didim ile Muğla Bodrum arasında feribot seferleri yapılıyor. Büyük Menderes Havzası tarihin her çağında çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu havza içinde önemli bir kesişim noktasında bulunan Aydın da bu tarihi süreç içerisinde önemli bir yere sahiptir. Aydın'da Dedekuyusu Höyüğü olarak bilinen bölgede bulunan kalıntılar M. Ö. 4500 yıllarına uzanıyor. Bu yöreyle alakalı ilk tarihi bilgilere Hitit kaynaklarında rastlanılıyor. Hitit yazıtlarında geçen Seha Irmağı ve Vadisi günümüzde Büyük Menderes olarak biliniyor. Bu nehrin kuzey kesimlerinden ise Lukka olarak bahsediliyor. Antik Yunan dönemi tarihçilerinden Strabon, Aydın'ın Argoslu ve Trakyalı kavimlerce kurulduğunu belirtiyor. Kuzey kavimleri M. Ö. 8. yüzyıldan itibaren Trakya'ya göç edip oradan Ege ve Menderes Vadisi'ne yayılmaya başlamışlar. Nysa ve Magnesia kentlerini kuran bu kavimler, o zamanlar adı \"Atria\" olan Aydın'ı da yeniden imar ediyorlar. Perslerin hakimiyetine giren bölgenin adı ilk kez M. Ö. 400 yıllarında Spartalılar ile Persler arasında geçen savaşta anılıyor. Persler bu savaşta bölgeyi kaybetmiyorlar fakat daha sonra M. Ö. 344 yılında Büyük İskender tarafından Aydın yöresi Perslerden alınıyor. Helenistik Dönem'de sürekli el değiştiren Aydın'ın ismi Roma İmparatoru Nero Claudius Caesar döneminin sonuna kadar \"Ceasarec\", M. S. 1. yy.'da ise \"Tralleis\" olarak anılıyor. Tralleis önce M. Ö. 260'da Bergama Krallığı'nın, daha sonra M. Ö. 129.'da Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine girmiştir. M. Ö. 26 yılında büyük bir deprem ile sarsılan bölge büyük hasar almış, Roma İmparatoru Augustus tarafından tekrar onartılmıştır. Bu süreçte yöre topraklarına çok sayıda antik kent inşa edilmiştir. Bizans yönetiminde piskoposluk merkezi olan Aydın, 1282 yılında Menteşeoğulları topraklarına katılarak Türk hakimiyetine geçmiş ve ismi \"Güzelhisar\" olarak değişmiştir. Güzelhisar 1426 yılında II. Murat tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na dahil edildi. Önemli bir kültür merkezi olan yöre zaman zaman çok sayıda ayaklanmaya sahne olmuştur. Ayrıca Anadolu'daki ilk demiryolu hattı Aydın-İzmir güzergahında yapılmıştır. 1919 yılında Yunan işgaline uğrayan Aydın, 7 Eylül 1922'de işgalden kurtarılıp Türkiye Cumhuriyeti'nde bir il olarak yerini almıştır. Nüfus: Aydın'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 110 bin kişidir. - Bozdoğan, Buharkent - Çine - Didim - Efeler - Germencik - İncirliova - Karacasu, Karpuzlu, Koçarlı, Köşk, Kuşadası, Kuyucak - Nazilli - Söke, Sultanhisar - Yenipazar Aydın ekonomisinin üzerine yoğunlaştığı iki alan var; tarım ve turizm. Aydın, Kuşadası ve Didim gibi Türkiye'nin iki önemli turizm merkezine, birçok antik kente ve termal tesislere ev sahipliği yapıyor. Turizm anlamında potansiyeli çok yüksek olsa da şu an için bunu tam anlamıyla kullanıyor diyemeyiz. Yine de turizm sektörü her yıl Aydın ekonomisine azımsanmayacak bir katkı sağlıyor. Aydın'ın en önemli ekonomik faaliyeti ise tarım. Büyük Menderes Nehri'nin suladığı verimli topraklar Aydın'a büyük fayda sağlıyor. Şehrin topraklarının yarısı tarım arazisi olarak kullanılmaya uygun. Türkiye'de en fazla incir ve kestane üretilen bölge burası. Aydın'ın diğer önemli tarım ürünleri ise; pamuk, zeytin, çilek, enginar, kereviz, mandalina ve yer fıstığıdır. Sanayileşme sürecine ise yeni yeni giren Aydın'da ağırlıklı olarak; tarımsal üretimi işlemeye yönelik gıda imalatı, makine ve ekipman üretimi, beyaz eşya ürünleri imalatı, tekstil ürünleri imalatı, madencilik ve taş ocakçılığı, otomotiv yan sanayi ve kimyevi maddeler üretimi yapılmaktadır. Aydın'ın yıllık sıcaklık ortalaması oldukça yüksektir. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Aydın'da yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. Büyük Menderes Vadisi sayesinde denizin ılıman etkisi iç kesimlere kadar girer. Bin kilometre ile Ege'nin en uzun ırmağı olan Büyük Menderes'in 500 km.'lik kısmı Aydın'ın içinden geçer. Bu sayede başta orta ve batı kesimler olmak üzere bölgede oldukça verimli ovalar vardır. Büyük Menderes Havzası'nın kuzeyi Aydın Dağları, güneyi ise Menteşe Dağları ile çevrilidir. Yaklaşık yüzde 30'luk kısmı ormanlarla kaplı olan Aydın'ın bitki örtüsü ise makidir. Aydın ovalarında incir, zeytin ve portakal bahçeleri geniş alanları kapsar. Kırık fay hatları üzerinde kurulu bir şehir olan Aydın ayrıca birinci dereceden deprem bölgesidir. Ege genelinde olduğu gibi Aydın mutfağı da ağırlıklı olarak zeytinyağı ve sebze ağırlıklı yemek çeşitleri sunar. Ama tabi Aydın yöresinin birçok farklı kültüre ev sahipliği yapması nedeniyle sadece Ege mutfağı etkileri görülmez. Bölgede yaşayan diğer etnik gruplar da Aydın yöresel yemeklerini çeşitlendirmiştir. Aydın mutfağının sadece yemekleri değil aynı zamanda kendine has zeytinyağlı ve domatesli sosları da meşhurdur. Denize yakın bölgelerde ise deniz mahsulleri menüsü zengindir. - Yuvarlama - Enginar Yemeği - Çingene Pilavı - Keşkek - Zeytinyağlı Börülce - Çine Köftesi - Kırlı Kızartması - Tahinli Pide - Turunç Reçeli - Kabak Tatlısı - Kabak Çiçeği Dolması ve Ciğer Dolması - Paşa Böreği - Tarhana Çorbası - Acılı Güveç - Sarmaşık Kavurması ve Tilkişen Kavurması - Zeytinyağlı Yer Elması - Kuru İncir Arası Ceviz Aydın'da bulunan üniversitemiz 1992 yılında kurulmuş olan Adnan Menderes Üniversitesi. 50 bini aşkın kayıtlı öğrenci sayısı ile (2021) Adnan Menderes Üniversitesi oldukça büyük bir okul. Ana kampüs şehir merkezine birkaç kilometre mesafede bulunuyor. Otobüs/minibüs sorunu yok ama Aydın'da okuyan öğrencilerin en çok şikayet ettikleri konuların başında ulaşımın ve yurtların çok pahalı olması geliyor. Üniversite her ne kadar merkeze yakın olsa da dağ yamacında ve yüksek bir noktada bulunuyor. Yürümek pek mümkün değil. Ve bu kısa mesafe için alınan minibüs ücretleri İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerle kıyaslanacak kadar pahalı olunca Adnan Menderes Üniversitesi'nde okuyan 10 öğrenciden 10'u da bu konudan şikayetçi. Aydın hakkında yorumlara baktığınızda en çok tartışılan konu bu diyebiliriz. Bir diğer olumsuz yorum yapılan konu da yurtların oldukça pahalı olması. Aydın bu konuda öğrencileri biraz zorluyor. Aydın'da yaşam nasıl konusuna gelirsek.. Hem memur hem de öğrenciler için Aydın, Türkiye'nin en yaşanılabilir ve güzel şehirlerinden biri. Özellikle Kuşadası, Didim ve Söke gibi harika ilçeleri var. Aydın'ın şehir merkezi oldukça küçüktür ve sosyal hayat yavaş akar. Hele öğrenciler gittikten sonra iyice sakinleşir. Büyük ve hareketli bir şehir beklentiniz varsa Aydın'da aradığınızı bulamazsınız. Ama genel olarak hem insanları çok sıcakkanlıdır hem de her ilçesi güvenli ve yaşanılabilir durumdadır. Yazları bunaltıcı derecede sıcak olur. Kışın fazla soğuk olmadığı için ısınma bedeliniz düşük olur. Konaklama pahalılığını oradan dengeleyebilirsiniz. Memurlar için konuşacak olursak, Aydın'ın sahil ilçeleri merkezden daha çok sevilir. Daha iyi yorumlar yapılır. Muhtemelen merkez ve sahil ilçeleri arasında seçim yapan 10 kişiden 9'u her anlamda sahil şeridini seçmek isteyecektir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/balikesir-nasil-bir-yer-balikesir-hakkinda-bilgi/", "text": "Balıkesir; hem Marmara hem Ege Denizi'ne kıyısı olan, Türkiye'de en çok adaya sahip, yeşili, mavisi birbirine karışmış tam bir turizm merkezi, memleketimizin en yaşanılabilir şehirlerinden biridir. Bandırma sahillerinde Avşa ve Erdek, Edremit sahillerinde Akçay ve Ayvalık bölgeleri ayrı ayrı güzeldir. Susurluk ayranını bilmeyeniniz, Ayvalık tostunu yemeyeniniz herhalde pek yoktur. Doğası, tarihi, mutfağı, kültürü.. Balıkesir her açıdan ziyaretçileri için çok şeyler vadediyor. Balıkesir ayrıca oksijen yoğunluğu bakımından dünyada ikinci sırada olan, Altınoluk gibi bir oksijen cennetine de ev sahipliği yapıyor. Hani 'rahat bir nefes almak' diye bir tabir vardır ya.. İşte öyle bir nefes almak istiyorsanız dünyada Alpler'den sonra havadaki oksijen oranı en yüksek yer olan Kaz Dağları'nı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Balıkesir genel olarak nasıl bir şehir? Balıkesir'de öğrenci ya da memur yaşantısı nasıl? Nerelere gidilir, neler yapılır? Balıkesir ucuz mu? Bu konulara değineceğiz ama önce Balıkesir hakkında bilgilere kısa başlıklar halinde bakalım. Balıkesir, topraklarının büyük bölümü Marmara'da, bir kısmı da Ege Bölgesi'nde yer alan bir ilimizdir. Güneyinde Manisa ve İzmir, kuzeyinde Marmara Denizi, batısında Ege Denizi ve Çanakkale, doğusunda Kütahya ve Bursa ile komşudur. Balıkesir, konumu itibariyle Ege ve Marmara arasında geçiş noktasında bulunur. Önemli bir turizm kenti olduğu için Türkiye'nin birçok noktasından direkt otobüs seferi bulabilirsiniz. Hatta yaz sezonlarında ilçelerine bile şehirlerarası otobüs seferleriyle gidebilirsiniz. Balıkesir; İzmir - Bursa - İstanbul karayolu hattı üzerinde bulunduğu için yoğun bir trafik geçişine sahiptir ve gelişmiş bir karayolu ağı vardır. - İstanbul Balıkesir arası yaklaşık 280 kilometre ve 3 saat. - Ankara Balıkesir arası yaklaşık 550 kilometre ve 6 saat. - İzmir Balıkesir arası yaklaşık 190 kilometre ve 2 saat. - Antalya Balıkesir arası yaklaşık 500 kilometre ve 6 saat 30 dakika. - Erzurum Balıkesir arası yaklaşık 1400 kilometre ve 15 saat. - Gaziantep Balıkesir arası yaklaşık 1170 kilometre ve 13 saat. Edremit'te bulunan Koca Seyit Havalimanı'na, İstanbul ve Ankara bağlantılı olarak Türkiye'nin her yerinden ulaşım sağlayabilirsiniz. Havaalanı Balıkesir merkeze yaklaşık 100 km ve 1 buçuk saat uzaklıkta. Servislerle ya da otobüsle merkeze ve diğer ilçelere ulaşım mümkün. Şehrin ikinci havalimanı olan Balıkesir Merkez Havalimanı ise henüz 2020 yılında tamamlandı ve aktif olarak fazla kullanılmıyor (2021). İstanbul/Yenikapı/Bostancı ile Balıkesir/Bandırma arasında çok sayıda feribot ve deniz otobüsü seferi bulabilirsiniz. Yol ortalama 2 buçuk saat kadar sürüyor. Edremit'ten merkeze ve ilçelere servis ve otobüslerle ulaşım sağlayabilirsiniz. Balıkesir'e tren ile ulaşım da mümkün. 17 Eylül Ekspresi ve 6 Eylül Ekspresi, Bandırma İzmir/Alsancak arasında sefer düzenliyor. Önemli iki turizm merkezimiz olan Balıkesir ve İzmir arasında, özellikle yaz sezonlarında tren seferleri oldukça fazla tercih edilen bir seçenek. Balıkesir tren garı şehir merkezinde, Altıeylül ilçesinde bulunuyor. Ayrıca Kütahya Balıkesir arasında her gün yapılan bölgesel tren seferleri mevcut. İki şehir arasında yol yaklaşık 5 saat sürüyor. Balıkesir; sahip olduğu verimli toprakları, elverişli iklimi, Marmara ve Ege denizlerine kıyısı olması gibi özellikleriyle tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Yapılan kazı araştırmaları sonucunda Balıkesir bölgesinin tarih öncesi dönemde, özellikle Kalkolitik Çağ sonlarında Balkanlardan gelen göçmenlere ev sahipliği yaptığı anlaşılıyor. Kentin bilinen ilk sakinleri Mizi ismiyle anılan Misyalılardır. Bağımsız bir devlet kuramayan Misyalılar; Hititler, Frigler, Persler, Makedonya ve Bergama Krallığı hakimiyeti altında yaşamışlardır. Hitit İmparatorluğu döneminde bu bölgeye Assuva denilmiştir. M. Ö. 1200'lü yıllarda ortaya çıkan ve Troya'nın yıkılması ile başlayan deniz kavimleri göçüyle bölgeye Thrak boyları yerleşmiştir. Lidya Devleti'nin hakimiyet sürdüğü bu dönemden sonra bölge (M. Ö. 4. yy'dan itibaren) Pers istilasına uğramıştır. Pers Hükümdarı III. Darius tarafından Bergama Eyaleti'ne bağlanan topraklar, M. Ö. 334 yılından sonra ise Büyük İskender'in egemenliği altına girmiştir. Bu dönemde Balıkesir ili ve çevresi Mysia bölgesi olarak anılmaya başlanmıştır. Büyük İskender'in ölümü üzerine Bergama Krallığı hakimiyetinde kalan bölge daha sonra Roma İmparatorluğu'nun Anadolu'daki ilk eyaleti olan 'Küçük Asya'ya bağlanmıştır. Balıkesir bu dönemde kent kimliği kazanmış ve Hadrianoutherai ismini almıştır. M. S. 395'de Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle kentin idaresi Doğu Roma'ya geçti. Bu dönemde kent piskoposluk merkezi haline gelmiştir. 1071 yılında Anadolu'nun kapılarından giren Türkler ile Bizanslılar arasında uzun yıllar süren çekişmeler yaşanmış, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Balıkesir bölgesi pek çok kez el değiştirmiştir. 1. Dünya Savaşı sonrası Yunan işgali altında kalan Balıkesir, 6 Eylül 1922 günü işgalden kurtarılmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde bir şehir olarak yerini almıştır. Nüfus: Balıkesir'in 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 200 bin kişidir. - Altıeylül, Ayvalık - Balya, Bandırma, Bigadiç, Burhaniye - Dursunbey - Edremit, Erdek - Gömeç, Gönen - Havran - İvrindi - Karesi, Kepsut - Manyas, Marmara - Savaştepe, Sındırgı, Susurluk Balıkesir ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanır. Şehrin sahil kesimlerinde zeytincilik, bağcılık ve balıkçılık yapılmaktadır. Bu kesimlerde ayrıca turizm de gelişmiştir. Başlıca tarım ürünleri; zeytin, mısır, şekerpancarı, hububat, pirinç, soğan, baklagiller, domates, biber, tütün, pamuk, kavun, karpuz ve şeftalidir. İç kesimlerde tavukçuluk, küçük ve büyük baş hayvancılık yaygındır. Balıkesir özellikle kırmızı et üretiminde Türkiye'nin lider illerinden biridir. Sanayi alanında tarıma dayalı endüstri gelişmiştir. Şehrin iç kesimlerinde; şeker, un, yem, döküm, tarım aletleri, aydınlatma, pamuklu dokuma, kağıt, mobilya, sentetik dokuma ve elektrik teçhizatları üretimi yapılmaktadır. Körfez bölgesinde konserve, bitki çayı, zeytinyağı ve sabun üretimi yaygındır. Bandırma civarında; kimyasal madde, şarap ve gübre sanayi, Dursunbey taraflarında ise kereste sanayi gelişmiştir. Dünyadaki bor madeni rezervlerinin büyük kısmı Balıkesir'dedir. Ayrıca Türkiye'nin en zengin mermer yatakları da Balıkesir'de bulunur. Balıkesir toprakları fazla engebeli olmayan, büyük ölçüde dalgalı düzlüklerden oluşur. Güneydoğu ve güneybatı kesimleri daha dağlıktır. Ovalar şehir alanı içinde daha az yer tutar. Balıkesir'de üç iklim bir arada görülür. Kuzey kesimlerinde Marmara, Ege kıyılarında Akdeniz ve iç bölgelerde kara iklimi hüküm sürer. Daha fazla dağlık olan doğu bölgelerde kışlar sert ve yazlar serin geçer. Kıyılarda yaz ve kış arasındaki sıcaklık farkı azdır. Hem Ege hem de Marmara Denizi'ne kıyısı olan Balıkesir ve ilçelerinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. İç kesimlerde karasal iklimin etkisi daha yüksektir, yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Kışın Ege kıyılarının alçak kesimleri fazla soğuk değilken Marmara kıyılarında Balkanlar'dan gelen soğuk hava daha çok etkili olur. Balıkesir, yöresel halk kültürü açısından oldukça zengin bir yelpazeye sahiptir. Halk oyunları, el sanatları ve yerel mutfağı ilk göze çarpan alanlardır. Balıkesir Sındırgı ilçesinde dokunan ve adıyla ünlenen el emeği göz nuru 'Yağcıbedir Halıları' Balıkesir denilince akla ilk gelen ürünlerden biridir. Yağcıbedir Halıları kullandıkça daha çok değer kazanırlar. Sındırgı Yağcıbedir halılarının otantik özelliklerinin bozulmadan orijinal haliyle gelecek nesillere aktarılabilmesi için geleneksel motif, yapı, doku ve boyaları bir proje çerçevesinde bilimsel olarak kayıt altına alınmaktadır. Ayrıca ülkemizde iğne oyacılığında en tanınmış merkezlerden biri de Balıkesir'in Gönen ilçesidir. Balıkesir bölgesinde yaygın olarak yapılan oya çeşitleri iğne ve boncuk oyacılığıdır. Merkezde olmasa da kırsal alanlarda kadın ve erkek yöresel kıyafetleri olarak alışageldik Anadolu etkileri hakimdir. Başta harmandalı, ikili güvende, toplu güvende, bengi olmak üzere birçok yöresel halk oyunu günümüzde Balıkesir'de de sürdürülmektedir. Balıkesir'de her yıl geleneksel olarak düzenlenen etkinliklerde de pehlivan güreşleri, deve güreşleri ve at yarışları bölgeye özgü olarak devam ettirilmektedir. Balıkesir, bulunduğu coğrafyaya uygun olarak hem Ege hem Marmara Bölgesi lezzetlerinin karması harika bir mutfağa sahiptir. Topraklarının verimli olmasıyla her türlü sebze ve ot, hayvancılığın çok gelişmiş olmasıyla da hayvansal ürünlerin ve süt ürünlerinin tüm sofralarda yerini almasına zemin hazırlamıştır. - Höşmerim - Bigadiç Güveci - Tirit - Peynirli Patlıcan - Ayvalık Tostu - Sura - Balıkesir Kaymaklısı - Susurluk Ayranı ve Susurluk Tostu - Düğün Çorbası - Balıkesir Mantısı - Saçaklı Mantı - Mafiş Tatlısı - Börülce Ekşilemesi - Zerde - Bigadiç Helvası Balıkesir'de iki devlet üniversitesi bulunuyor. Merkezde bulunan Balıkesir Üniversitesi ve henüz 2015 yılında kurulmuş yeni bir üniversite olan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi. Balıkesir, öğrenci ve memurlar için nasıl bir yer? Balıkesir hakkında bilgi edinmek isteyenlerin en sık sorduğu sorulardan biri. Şehir oldukça küçük ve sakin bir yapıya sahip. Büyük şehirlerden gelenler hareketli bir şehir hayatı beklentisi içinde olursa hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Şehir merkezinde belli başlı yerler dışında çok aktif bölgeler bulamazsınız. Turistik bölgeleri olduğu için yazın ortalık şenlenir ama yazın da ortalıkta öğrenci kalmaz tabi. Sosyal imkanlar kısıtlı olsa da Balıkesir memur ve öğrenciler için ekonomik anlamda uygun bir yer. Tatil bölgeleri haricinde pahalı bir şehir değil. Her bütçeye uygun ev ya da yurt imkanı bulabilirsiniz. Balıkesir'de şehir nüfusuna oranla çok kalabalık bir öğrenci popülasyonu yok. Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi zaten Bandırma bölgesinde bulunuyor ve henüz küçük bir üniversite. Merkeze daha uzak olsa da hem sahile hem İstanbul'a çok daha yakın olmanın avantajı var. Memurlar için Balıkesir'in şöyle bir güzelliği var ki şehrin Edremit, Burhaniye, Ayvalık gibi merkezi aratmayacak oldukça güzel ve kalabalık ilçeleri var. Doğal ve tarihi yerleri çok zengin. İlçeler arası ulaşım rahat. Güvenlik sıkıntısı yok. Ayrıca Balıkesir; İstanbul, İzmir, Bursa ve Eskişehir gibi büyük şehirlere çok yakın konumda bulunuyor. Tren, feribot, otobüs gibi birçok ulaşım imkanınız var. İstediğiniz şehre birkaç saat içerisinde gidebilirsiniz. Balıkesir özellikle öğrenciler için hareketli değil, daha çok sakin ve huzurlu bir ortam sunuyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/balina-gozlem-yerleri/", "text": "Yeryüzünün en heybetli canlılarından olan balinaları yakından izlemek, sanırız her insan için heyecan verici bir deneyimdir. Okyanusun bu görkemli ve nazik devlerinin suyun üzerindeki sıçrayışlarına çıplak gözle şahit olmak, yavrularıyla beraber yüzdüklerini görmek, çıkardıkları sesleri dinlemek hayat boyu unutulmaz bir anı olur desek abartmış olmayız. İşte bu heyecanı yaşamak isteyen tüm gezginler için dünyadaki en iyi balina izleme noktalarını sıraladık. ABD'den İzlanda'ya, Kanada'dan Yeni Zelanda'ya kadar pek çok ülkeyi kapsayan bu listemizde, balinalara dokunacak kadar yakınlaşabileceğiz yerleri keşfedebilir, buralarda yapılan Whale Watching Tour adlı gezilere katılarak bu deneyimi siz de yaşayabilirsiniz. Yazımızın sonunda ise balinalar hakkında bazı ilginç bilgiler aktaracağız. - Monterey, Kaliforniya - Hermanus, Güney Afrika - Baja California, Meksika - Azorlar - Alaska, ABD - Husavik, İzlanda - Kaikoura, Yeni Zelanda - Valdes Yarımadası, Arjantin - Vancouver Adası, Kanada - Maui, Hawaii - Antarktika Yarımadası - Balina İzlemek İçin Gidebileceğiniz Diğer Yerler - Balinalar Hakkında Bazı İlginç Bilgiler - Dünyanın En Büyük Balinası - Dünyanın En Yalnız Balinası '52 Mavi' (52 Hertz Balinası) Amerika Birleşik Devletleri'nin batı eyaletlerinden Kaliforniya'ya bağlı Monterey şehri, tüm yıl boyunca balina görebileceğiniz ender yerlerden biri. Burada bulunan Monterey Körfezi deniz canlıları açısından müthiş zengin bir bölge. Kentte dört mevsim balina izleme turları düzenleniyor. Monterey'de ayrıca binlerce bitki türünün ve yüzlerce balık çeşidinin sergilendiği büyük bir tesis yer alıyor. Monterey Körfezi Akvaryumu isimli bu tesis alanında dünyanın en iyi akvaryumlarından bir tanesi. Türler: Gri balina, mavi balina, kambur balina ve katil balina. Hermanus, Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Batı Kap eyaletinde yer alan küçük bir sahil kasabası. Dünyadaki en iyi balina gözlem noktalarından biri olan Hermanus'da her yıl Eylül sonu Hermanus Balina Festivali de düzenleniyor. Üstelik burada balina izlemek için tekne turlarına katılmanız bile şart değil. Uygun zamanda giderseniz kıyı şeridi boyunca uzanan kayalıklara oturup bu dev canlıları yakından görebilme şansına erişiyorsunuz. Göç halindeki balinalar belli noktalarda kıyıya beş metre kadar yakınlaşıyorlar. Tabi isterseniz denizden ve havadan yapılan turlara da katılabilirsiniz. En iyi dönem: Temmuz Kasım arası. Türler: Güney gerçek balinası, kambur balina, Bryde balinası. Baja California, Meksika'nın kuzeybatı sahilinde yer alan bir eyalet. Bu eyalette bulunan Scammon'un Lagünü, San Ignacio Lagünü ve Magdalena Körfezi balina çeşitliliği bakımından dalgıçlar arasında efsanevi yerler statüsünde kabul ediliyor. Dünyada gri balinaların doğum yapmak için gittiği sadece birkaç bölge var. Baja California bu ender noktalardan bir tanesi. Üreme dönemlerinde yapılan balina gözlem turları aşırı kalabalık olduğu için bu turlarda yer bulmanız bazen çok zor oluyor. Baja California'da yaşayan gri balinaların insanlarla ilişkisi o kadar iyi ki genelde onlara dokunabileceğiniz kadar yakınlaşabiliyorsunuz. En iyi dönem: Şubat Nisan arası. Türler: Gri balina, kambur balina, mavi balina, katil balina. Balinaları izlemek için dünyadaki en iyi yerlerden biri de Atlas Okyanusu'nun ortasındaki takımadalar topluluğu Azorlar. Portekiz'e bağlı olan Azor Adaları çok fazla insan tarafından bilinmiyor. Bu nedenle doğallığını tamamen korumuş, harika bir mekan. Okyanusun ortasındaki gizli cennet Azorlar birçok balina türünün yanında yunuslara da ev sahipliği yapıyor. Gezegenimizin en büyük hayvanı olan mavi balinaların göç rotasında bulunan Azorlar, Portekiz'in başkenti Lizbon'dan 2,5 saatlik uçuş mesafesinde. Bu takımadalarda yapılan balina gözlem turları genellikle Sao Miguel olarak isimlendirilen en büyük adadan başlıyor. En iyi dönem: Mart Eylül arası. Türler: İspermeçet balinası, kambur balina, mavi balina, katil balina, kuzey balinası. Amerika Birleşik Devletleri'nin yüzölçümü olarak en büyük eyaleti olan Alaska, yıl boyunca birçok balina türünü yakından görebileceğiniz en iyi rotalardan biri. Özellikle Seward şehrindeki Kenai Fiyordları Ulusal Parkı, Inside Passage bölgesi, Glacier Bay Ulusal Parkı ve Koruma Bölgesi, Juneau, Sitka ve Ketchikan kentleri bu anlamda öne çıkan yerler. Bu bölgelerde yapılan balina izleme turlarına katılarak Pasifik Okyanusu'na açılabilir ve hayatınızın en unutulmaz gezilerden birini yaşayabilirsiniz. Bu turlarda buzulları, sıra dışı kaya oluşumlarını, su samuru, fok ve kel kartal gibi diğer vahşi hayvan türlerini de görebiliyorsunuz. - Santa Barbara, Kaliforniya - San Diego, Kaliforniya - Newport Beach, Kaliforniya - Cape May, New Jersey - San Juan Adaları, Washington - Virginia Beach, Virginia - Cod Burnu, Massachusetts - Gloucester, Massachusetts En iyi dönem: Nisan Eylül arası. Türler: Gri balina, katil balina, kambur balina, oluklu balina. Husavik, İzlanda'nın kuzey kıyısında yer alan küçük bir kasaba. Aslında bir ada ülkesi olan İzlanda'nın hemen hemen bütün sahillerinde balina görme ihtimaliniz var. Ama en iyi noktayı arıyorsanız işte orası Husavik kasabasının yer aldığı Skjalfandi Körfezi. Bu körfez el değmemiş mükemmel bir doğal yaşam alanı. Pek çok vahşi hayvan türüne ev sahipliği yapan Skjalfandi Körfezi'nde soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan bayağı minke balinasını görme şansınız bile bulunuyor. Balina izleme turları bu kasabanın en önemli geçim kaynaklarından biri. Beyaz gagalı yunusların da yaşam alanı olan Husavik'te bir de Balina Müzesi yer alıyor. En iyi dönem: Nisan Kasım arası. Türler: Bayağı minke balinası, mavi balina, kambur balina. Yeni Zelanda'nın güneyinde yer alan Kaikoura kasabası, yıl boyunca burada görülebilen ispermeçet balinaları nedeniyle Yeni Zelanda'nın balina izleme merkezi olarak biliniyor. Tabi bölgede görülen tek tür ispermeçet balinaları değil. Ekim ve Mart ayları arasında katil balinaları, Haziran ve Ağustos ayları arasında ise bölgeden geçen kambur balinaları Kaikoura Limanı'ndan izleyebiliyorsunuz. Akrobatik hareketleriyle dikkat çeken gölgeli yunuslar da Kaikoura'da yaşayan deniz canlıları arasında. Türler: İspermeçet balinası, güney gerçek balinası, kambur balina, katil balina. Arjantin'in Patagonya bölgesinde yer alan Valdes Yarımadası, yine çok zengin deniz canlısı çeşitliliğe sahip yerlerden biri. Puerto Madryn şehrinin hemen kuzeyinde uzanan bu yarımada deniz aslanları, deniz filleri, Macellan penguenleri ve Macellan yunusları gibi nadir görülen memeli hayvanlara ev sahipliği yapıyor. Valdes Yarımadası aynı zamanda yavrulama dönemine giren balinaların da uğrak noktası. Üstelik bu balinalar kıyıya çok yakın noktalara kadar geliyorlar. Herhangi bir tura katılmadan da bu dev canlıların sudaki dansına şahit olabilirsiniz. Dünyada balinaları yakından görmek için gitmeniz gereken en iyi yerlerden birinin Valdes Yarımadası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. En iyi dönem: Mayıs Aralık arası. Türler: Katil balina, güney gerçek balinası. Aslında Kanada'da balinaları gözlemleyebileceğiniz yerlerin sayısı, dünyadaki diğer ülkelere oranla bir hayli fazla. Fakat Britanya Kolumbiyası eyaletine bağlı olan Vancouver Adası, bu anlamda bir adım öne çıkıyor. Pasifik Okyanusu'nda yer alan Vancouver Adası, denizlerin en güçlü avcılardan orcaları izleyebileceğiniz en iyi noktalardan biri. Vancouver'ın kıyı suları yüzlerce orcaya ev sahipliği yapıyor. Yine aynı bölgede, okyanusun uzun mesafeli yolcuları olarak bilinen devasa kambur balinaları ve gri balinaları da görebilirsiniz. Vancouver Adası'daki en iyi turlar genellikle Telegraph Koyu ya da Tofino adlı küçük kasabadan başlıyor. - Newfoundland ve Labrador Eyaleti - Churchill, Manitoba - Foxe Yarımadası, Nunavut - Tadoussac, Quebec - Cape Breton Adası, Nova Scotia En iyi dönem: Mayıs Ekim arası. Türler: Katil balina, gri balina, kambur balina. Yeryüzünün yalancı cennetlerinden Hawaii Adaları da dünyadaki en iyi balina izleme yerlerinden biri. Hawaii Takımadaları'nın en büyük ikinci adası olan Maui, yıl boyunca turist akınına uğrayan çok popüler bir mekan. Bu adayı turistlerin dışında çok seven birileri daha var; kambur balinalar.. Kış mevsiminde Alaska'nın soğuk sularından uzaklaşmak isteyen kambur balinalar, Kasım ayından itibaren kendilerini Hawaii'nin sıcak sularına atarlar. Bu göç sırasında Maui Adaları'nda bulunursanız, bu dev canlıların okyanusta yaptığı şovlara yakından tanık olabilirsiniz. Hawaii'nin merkez adası The Big Island ve Kauai Adası da balinaları izleyebileceğiniz diğer noktalar. En iyi dönem: Kasım Mayıs arası. Türler: Kambur balina, yalancı katil balina, pilot balina, elektra balinası, ispermeçet balinası. Antarktika, dünyamızın ekolojik dengesi için hayati öneme sahip çok önemli bir kıta. Koruma altındaki bu soğuk coğrafya herhangi bir devlete bağlı değil. Bağımsız bir bölge olan Antarktika kıtası daha çok bilimsel araştırmalar için ziyaret ediliyor. Antarktika kıtasının en kuzey ucunda bulunan Antarktika Yarımadası ise turistik ziyaretlere açık bir bölge. Buraya gitmenin en kolay yolu öncelikle Arjantin'in Ushuaia şehrine ulaşmak. Burada yapılan turlara katılarak Antarktika kıtasını ziyaret edebiliyorsunuz. Çok zengin bir deniz ekosistemi barındıran Antarktika Yarımadası'nda birçok balina türünün yanında penguenleri, fokları ve farklı kuş türlerini de gözlemleyebilirsiniz. En iyi dönem: Aralık Nisan arası. Türler: Kambur balina, mink balinası, katil balina, güney gerçek balinası, mavi balina, ispermeçet balinası, kuzey balinası, oluklu balina. - Reykjavik, İzlanda - Tromso, Norveç - Cebelitarık Boğazı - Kanarya Adaları, İspanya - Orkney ve Shetland Adaları, İskoçya - Hervey Bay, Avustralya - Head of Bight, Avustralya - Sydney, Avustralya - Cauca, Kolombiya - Choco, Kolombiya - Silver Bank, Dominik Cumhuriyeti - Samana, Dominik Cumhuriyeti - Dominika - Tonga - Mirissa, Sri Lanka - Disko Koyu, Grönland - Ilulissat, Grönland - Marino Ballena Ulusal Parkı, Kosta Rika - Corcovado Milli Parkı, Kosta Rika - Imbituba, Santa Catarina, Brezilya - Abrolhos Marine Ulusal Parkı, Brezilya - Galapagos Adaları, Ekvador - Machalilla Milli Parkı, Ekvador - Chiloe Adası, Şili - Nosy Boraha Adası, Madagaskar # Memeliler sınıfına giren balinalar, balıklar gibi yumurtlayarak değil doğurarak ürerler ve yavrularını emzirerek büyütürler. # Türe göre değişmekle birlikte balinaların gebelik süresi ortalama 11 ila 16 ay arasındadır. Yavru balinalar doğduktan sonra yaklaşık 2 yıl boyunca sütle beslenirler. # Balinalar da birçok canlı türü gibi akciğer solunumu yapmak zorundadır. Bu nedenle ara ara su yüzüne çıkıp karbondioksit vererek oksijen alırlar. Bizim su püskürtme olarak gördüğümüz bu olay aslında balinanın nefes almasıdır. # Balinaların boyutları devasa olsa da gırtlakları ve yemek boruları oldukça dardır. Bu yüzden sadece küçük canlılarla beslenmek zorundadırlar. # Günümüzde yaşayan canlılar içinde en büyük beyin ispermeçet balinasına aittir. İspermeçet balinasının beyni 7-9 kilo arasında bir ağırlığa sahiptir. # Kambur balinalar bütün okyanuslarda yaşarlar. Ortalama boyları 13-16 metre arasındadır. 40 tona yakın ağırlıklarına rağmen suda akrobatik hareketler yapabilirler. # 1991 yılında, Avustralya'nın en doğu noktası olan Byron Körfezi'nde tamamen beyaz renkte bir kambur balina fotoğraflandı. Migaloo ismi verilen bu balina türü dünyada eşi benzeri olmayan hayvanlardan biriydi. Albino hastası olduğu anlaşılan bu kambur balina sonraki yıllarda kendini sık sık göstermeye başladı. 2010'lu yıllardan sonra ise birkaç yavru beyaz kambur balina daha keşfedildi ama bunların Migaloo'nun yavrusu olup olmadığı bilinmiyor. Özel bir kanunla koruma altına alınan bu beyaz kambur balinalara gemilerin 500, uçakların 600 metreden fazla yaklaşması yasak. # Dünyanın en büyük balinası, aynı zamanda yaşayan en büyük hayvan olan 'mavi balina'dır. Bugüne kadar kayıtlara geçmiş en büyük mavi balina boyu yaklaşık 33 metredir. # En büyük balina türü olan mavi balinanın kilosu ise 150 ila 200 ton arasında değişmektedir. # Gök balina olarak da isimlendirilen mavi balina türünün yaşam süresi ise ortalama 80-90 yıldır. # 1900'lü yılların başında Antarktika civarında yaşayan mavi balina sayısının 250 binden fazla olduğu tahmin ediliyor. Fakat insanoğlu tarafından son 50 yılda büyük bir katliama uğramayan mavi balina türünün soyu günümüzde tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Balinalar normalde 15-25 hertz aralığında ses çıkartırlar. Bu sesler sayesinde birbirleri ile iletişim kurar, şarkı söyler, beslenir, eş bulur ve sosyalleşirler. Fakat bilim insanları 1989 yılında Pasifik Okyanusu'nda daha önce hiç duyulmamış bir balina sesi kaydetmiştir. 52 hertz frekansında ses çıkartan bu balina, sesinin farklılığından dolayı diğer balinalar ile iletişim kuramıyordu. 52 Mavi olarak isimlendirilen bu dev canlı ayrıca normal göç yollarını da takip etmediğinden, başka hiç bir balina ile de karşılaşamıyordu. Onlarca yıldır tek başına yaşayan ve dünyanın en yalnız balinası olarak anılan 52 Mavi, hiçbir zaman görüntülenemedi. Sadece sesi kaydedildi. Bu nedenle türü tam olarak bilinmiyor. Ve hiçbir karşılık alamamasına rağmen 20 yılı aşkın süredir şarkı söyleyeme de devam ediyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/barselona-gezilecek-yerler/", "text": "Barselona kendine has kültürü, tarihi dokusu, renkli plajları, eğlence hayatı ve futbol tutkusu ile hem İspanya'nın hem de Avrupa'nın en gözde turistik şehirlerinden biri. Son yıllarda Barselona denince birçoğumuzun aklına muhtemelen Lionel Messi geliyor. Ama Barselona'yı gezerken hayran olacağınız bir başka isim daha var. Ünlü Katalan mimar Antoni Gaudi. 1852 1926 yılları arasında yaşamış olan Gaudi, Barselona'nın her köşesine damgasını vurmuş, başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz sıra dışı yapılara imzasını atmış önemli bir sanatçı. Bir nevi Barselona'nın 'Mimar Sinan'ı diyebiliriz. Birazdan Barselona gezilecek yerler listesini okurken adını sık sık duyacağınız için baştan uyaralım istedik. Lionel Messi de büyük bir sanatçı ama Katalanlar için Antoni Gaudi'nin yer ayrıdır. Barcelona'nın en güzel turistik yerlerine geçmeden önce, şehri biraz yakından tanımak için Barselona hakkında kısa bilgilere göz atalım. Sonrasında gezimize başlayalım. - Barselona Gezi Rehberi & Barselona Hakkında Kısa Bilgiler - Sagrada Familia Bazilikası - Park Güell - Casa Mila - Casa Batllo - La Rambla Caddesi - Picasso Müzesi - Bilim Müzesi - Nou Camp Stadyumu & FC Barcelona Müzesi - Mercat de la Boqueria - Montjuic Tepesi - Barselona Katedrali - Katalan Ulusal Sanat Müzesi - Santa Maria del Mar Bazilikası - Barri Gotic - Tibidabo Tepesi - Ciutadella Parkı - Barceloneta Plajı - Katalunya Meydanı # Barselona Nerede? Barselona, İspanya'nın yer aldığı İber Yarımadası'nın kuzeydoğusunda, Katalonya Özerk Bölgesi'nin içerisinde bulunuyor. Ülkenin en büyük ikinci şehri olan Barselona, İspanya'nın değil ama Katalonya Özerk Topluluğu'nun başkenti olarak kabul ediliyor. # Barselona İçin Vize Gerekli mi? Evet, Barselona'ya gitmek için İspanya vizesi almanız gerekiyor. # Barselona'da Hangi Para Birimi Kullanılıyor? Barselona'da Avrupa Birliği üyesi İspanya'nın para birimi olan Euro kullanılıyor. # Barselona Güvenli mi? Barselona genel olarak güvenli olsa da dikkatli olunması gereken bir şehir. Çünkü çok kozmopolit ve büyük bir kent. Dolayısı ile her yeri bir olmuyor. Yoğun turist kalabalığının olduğu caddelerde ve özellikle sahil kesimlerinde yer yer hırsızlık vakaları görülebiliyor. Ama şehirde bir yabancı olarak kendinize biraz dikkat ederseniz abartılacak bir durum yok. Yani en azından Barselona güvensiz bir şehir demek biraz haksızlık olur. Geceleri sahilden uzak durmak, kalabalık turistik caddelerde çantalara dikkat etmek lazım. # Barselona'ya Ulaşım Nasıl Sağlanıyor? İstanbul'dan Barcelona Uluslararası Havalimanı'na aktarmasız şekilde giden çok sayıda uçuş bulabilirsiniz. Barselona Havaalanı ile kent merkezi arasında ise ulaşım hizmeti veren hem özel hem de belediye otobüsleri mevcut. Ayrıca bulunduğu merkezi konum sebebiyle Barselona'ya Avrupa'nın birçok kentinden hızlı tren, otobüs ve feribot seferleri de yapılıyor. # Barselona'ya Ne Zaman, Hangi Mevsimde Gidilir? Barselona, Akdeniz ikliminin ılıman havasına sahip şehirlerden biri. Mayıs ve Kasım arası hem denize girmek hem de şehri gezmek için iyi bir dönem diyebiliriz. Denizin etkisiyle Barselona'da yazlar biraz nemli geçer ama rahatsız edecek düzeyde değildir. Şehrin en soğuk ayları Aralık-Ocak-Şubat dönemidir. Fakat bu aylarda da kar yağışı pek görülmez ve hava sıcaklığı eksilere düşmez. Eğer özellikle deniz turizmi için gitmeyecekseniz Barselona'ya bahar ya da kış aylarında da gidebilirsiniz. Hem yaz sezonuna göre fiyatlar daha cazip olur. # Barselona Şehir İçi Ulaşım Nasıl? Barselona, Avrupa'nın birçok büyük şehrinde olduğu gibi çok gelişmiş bir metro ağına sahip. Barselona'nın turistik noktalarını metro yardımıyla rahatlıkla gezebilirsiniz. Özellikle yazın bunaltıcı sıcaklarda metro çok iyi bir seçenek. Bunun dışında şehirde tramvay ve belediye otobüsü hatları çok yaygın. Ayrıca hop on hop off denilen turistik otobüsler de gezginlerin işini kolaylaştırıyor. Belediye araçlarını sık kullanacaksanız Barcelona Card denilen indirimli ulaşım kartını temin etmeniz avantajınıza olur. Üstelik bu kartla şehirdeki bazı müzelere indirimli, bazılarına da bedava girebiliyorsunuz. Sıra beklememek de cabası. Barcelona Card fiyatları, kullanım şartları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. Barselona şehrinin sembolik yapılarından biri hatta en önemlisi La Sagrada Familia. Nam-ı diğer Bitmeyen Kilise. Antoni Gaudi'nin en büyük eseri olarak gösterilen Sagrada Familia Bazilikası'nın ilginç bir hikayesi var. 1882 yılında yapımına başlanan bu kilisenin inşaatını 1883 yılında Antoni Gaudi devralmış. Fakat 1926 yılında ölen Gaudi, neredeyse hayatını adadığı bu kiliseyi bitirememiş. Ve o gün bugündür La Sagrada Familia'nın yapımı halen devam ediyor. Evet 100 yıldan uzun süredir devam eden bir inşaattan bahsediyoruz. Bu nedenle burası Barselona'da \"Bitmeyen Kilise\" olarak isimlendirilmiş. Bazilikanın hedeflenen bitiş tarihi ise 2026 yılı yani Antoni Gaudi'nin 100. ölüm yıl dönümü. La Sagrada Familia'nın 100 yıldır bitirilememesinin ise iki önemli sebebi var. Bu kilise Gaudi'nin diğer eserlerinden kazandığı paralarla ve halktan gelen yardımlarla inşa ediliyormuş. Antoni Gaudi vefat ettiğinde bu yapının sadece halkın paralarıyla yapılmaya devam etmesi gerektiğini vasiyet etmiş. Bu gelenek hiç bozulmayınca kilisenin yapımı sadece toplanan yardım paralarıyla, dolayısı ile yavaş yavaş ilerlemiş. Diğer bir sebep ise Katalan Mimar Gaudi'nin çok karmaşık bir mimari tarzının olması ve bu mimarinin çözülmesinin zorluğu imiş. Şöyle söyleyelim; La Sagrada Familia'da hiçbir duvar dik, hiçbir kolon düz değil. Yapının tamamında bir hareket söz konusu. Bu tasarımı günümüz mimari çizimlerine uydurarak ilerlemek hiç kolay değilmiş. Gaudi'nin diğer eserleri gibi UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Sagrada Familia Bazilikası, eşine pek rastlanılmayan muhteşem bir görselliğe sahip. İçerisinde Büyük Çile Kapısı, 18 Kule, Mezar Odası, Kutsal Doğum Cephesi, Çan Kuleleri, Zafer Cephesi ve Sarmal Merdivenler gibi bölümler yer alıyor. Binanın iç kesimini ayakta tutan kolonlar, dalları olan ağaçlar şeklinde imar edilmiş. Bu yüzden bazilikayı gezerken sanki bir ormanı geziyormuşsunuz havası oluşuyor. Tam adı \"El Templo Expiatorio de la Sagrada Familia\" olan bu görkemli yapı, Barselona'da gezilecek yerlerin ilk durağı olmayı hak eden bir yer. Carrer de Mallorca'da bulunan kilise haftanın yedi günü açık. La Sagrada Familia giriş ücretlerini ve La Sagrada Familia ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Katalan Mimar Gaudi'nin bir diğer önemli eseri de Park Güell. Carmel Tepesi'nde bulunan bu yapı doğadan ilham alınarak imar edilmiş bir park. Yapımına 1900 yılında başlanan bu park aslında içi evlerle dolu bir site olarak tasarlanmış. Fakat sonradan parka dönüştürülmüş ve 1922'de halka açılmış. Park Güell rengarenk mozaiklerle kaplı merdivenleri, kubbe şeklindeki evleri, gotik kemerleri ve heykelleri ile masal diyarını andıran bir görüntü çiziyor. Ayrıca bulunduğu tepeden harika bir Barselona manzarası sunuyor. Parkın içinde Casa Museu Gaudi adında bir de müze ev bulunuyor. Burası Antoni Gaudi'nin 20 yıl süreyle ikamet ettiği bir mekanmış. Şu anda Gaudi Evi Müzesi olarak ziyarete açık durumda ama içerisinde standart birkaç ev eşyası dışında neredeyse hiçbir şey yok. Şehir içi otobüslerle de ulaşabileceğiniz Park Güell, Vallcarca metro durağına çok yakın konumda. Alfons X metro durağından kalkan servisler ise direkt parka gidiyor. Barselona şehir turuna bu güzel parkı da eklemeyi unutmayın. Park Güell giriş ücretlerini ve Park Güell ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Mimar Antoni Gaudi'nin Barselona'daki bir diğer sıra dışı eseri La Pedrera. Barselona'nın Eixample semtinde bulunan Casa Mila, 1906-1912 yılları arasında inşa edilmiş. Dönemin önde gelen iş adamlarından Pere Mila için yapılan bu bina, farklı dış görüntüsünden dolayı halk arasında Taş Ocağı olarak isimlendirilmiş. Binanın dış yüzeyinde dalgalı bir deniz ile içerisinde savrulan yosunların görüntüsü yansıtılmış. Çatıda farklı şekillerde tasarlanmış ilginç bacalar, ön cephede ise dökme demir balkonlar bulunuyor. Binayı görünce ister istemez \"Bu mimarın nasıl bir hayal dünyası varmış arkadaş?\" diyorsunuz kendi kendinize. Binanın çatı katında, Espai Gaudi denilen alanda Antoni Gaudi'nin bazı çizimlerini, fotoğraflarını ve tasarımlarına ait maketleri görebilirsiniz. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan ve dünyada bir eşini daha göremeyeceğiniz Casa Mila, Barselona'da görülmesi gereken en güzel yerlerden biri. Bina, Passeig de Gracia metro istasyonuna yürüme mesafesinde. Casa Mila giriş ücretlerini ve Casa Mila ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Yine üstad Gaudi ve yine masalsı bir sanat eseri; Casa Batllo. Barselona sokaklarını gezerken, \"Bak bu bina da kesin Gaudi'ye ait\" diyeceğiniz yapılardan biri. Casa Batllo, balkon korkuluklarındaki tasarımından dolayı halk arasında Casa Dels Osos olarak isimlendiriliyor. Burası eskiden sıradan bir konutmuş. 1904 yılında Gaudi tarafından elden geçirilip yeniden restore edilmiş ve şu anki farklı görünümüne kavuşmuş. Binanın mimarisinde Fransız ressam Claude Monet'in Nilüferler tablosundan esinlenildiği tahmin ediliyor. Özellikle ön cephenin üst kısmında bulunan ve ejderha sırtını andıran renkli alan binanın en dikkat çeken bölümü. Ayrıca Casa Mila'da olduğu gibi burada da baca tasarımları sıra dışı. Illa de la Discordia bölgesinde bulunan Kemiklerin Evi, Barselona'nın en çok ziyaret edilen turistik mekanlarından biri. Casa Batllo giriş ücretlerini ve Casa Batllo ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Barselona'nın en meşhur caddesi olan La Rambla, şehrin kalbi sayılabilecek bir yer. Katalunya Meydanı'ndan başlayıp sahile kadar uzanan, yaklaşık 1.2 km. uzunluğunda, 24 saat uyumayan bir cadde. Yol boyunca sağlı sollu olarak dikili olan çınar ağaçları da çok güzel bir görüntü sergiliyor. Eskiden burada bulunan bir kent olan Barcino'nun çevresindeki kent surları 1766 yılında yıkılmış. Surların yerine aynı bölgeye bu cadde inşa edilmiş. Cadde, Barselona'nın etrafındaki dağlardan gelen yağmur sularının denize aktığı bir dere yatağının üzerine kurulduğu için La Rambla yani 'dere yatağı' ismini almış. İstanbul'daki İstiklal Caddesi'ni andıran La Rambla'da yol boyunca sokak sanatçıları, ressamlar, canlı performans sanatçıları ve seyyar satıcılarla karşılaşıyorsunuz. Cadde üstündeki kafeler, restoranlar ve mağazalar ise her daim dolu. Şehrin en yoğun turist kalabalığı burada. Siz de Barselona'da kaldığınız süre içerisinde muhtemelen defalarca bu caddeden geçeceksiniz. La Rambla Caddesi'nin sahil tarafındaki girişinde meşhur Kristof Kolomb Heykeli'ni görebilirsiniz. İspanyol ressam Pablo Picasso'nun en fazla eserinin sergilendiği iki müzeden biri olan Museu Picasso, Barselona'nın La Ribera semtinde bulunuyor. Bu müze Picasso hayattayken onun adına açılan ilk müze olma özelliğini de taşıyor. Barselona Picasso Müzesi'nde ünlü sanatçıya ait 4 binden fazla eser sergileniyor. 1963 yılından beri ziyarete açık olan müzede Picasso'nun farklı dönemlerine ait resimlerin gruplandırıldığı ayrı ayrı bölümler var. Bu eserler kronolojik bir şekilde sergilendiği için Pablo Picasso'nun zaman içindeki değişimini ve gelişimini yakından görebiliyorsunuz. Barselona'da gezilecek en güzel müzelerden biri olan Picasso Müzesi, Jaume I metro istasyonuna yürüme mesafesinde bulunuyor. Picasso Müzesi giriş ücretlerini ve Picasso Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Bu bina ilk olarak 1904-1909 yılları arasında, Katalan mimar Josep Domenech tarafından körler için bir sığınma evi olarak tasarlanıp inşa edilmiş. 1979 yılında ise kapatılmış. Sonraki yıllarda yenilenerek büyütülen yapı Bilim Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış. CosmoCaixa'nın giriş katından beşinci katına kadar spiral şekilde uzanan merdivenler bulunuyor. Bu merdivenlerin ortasındaki yuvarlak boşluğun içinde ise dev bir Amazon ağacı var. 30 bin m 'lik büyük bir alana yayılan CosmoCaixa görsel anlamda sizi kendine hayran bırakacak bir yapı. Barselona Bilim Müzesi'nde Amazon yağmur ormanları, jeolojik olaylar, uzay, bitki ve hayvan türleri gibi konuların işlendiği ayrı ayrı bölümler var. CosmoCaixa hem yetişkinlere hem de çocuklara yönelik birçok sergiye de ev sahipliği yapıyor. Bilim Müzesi, Barselona'nın Carrer d'Isaac Newton Caddesi'nde yer alıyor. Barselona'da görülmesi gereken yerler listenizde olması gereken bir mekan. CosmoCaixa giriş ücretlerini ve CosmoCaixa ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Barselona şehrinin futbolla ilişkisini uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırız. Maradona, Johan Cruyff, Romario, Ronaldinho, Ronaldo ve Lionel Messi gibi dünya futboluna damga vurmuş isimlerin gelip geçtiği bir şehir Barselona. İspanya'ya binlerce kilometre uzaklıktaki ülkelerde bile fanatik FC Barcelona taraftarları olduğunu hesap edersek, varın Barselona'daki futbol sevgisini siz düşünün. Bu efsane kulübün maçlarını oynadığı, 100 bin kişi kapasiteli Camp Nou Stadyumu ve stat içindeki FC Barcelona Museum da Barselona'da gezilecek yerler listenizde olmalı deriz. Nou Camp Stadyumu şehrin doğu kesiminde, tarihi şehir meydanına yaklaşık 5 km. uzaklıkta yer alıyor. Bölgeye metro ve otobüslerle ulaşım oldukça kolay. Stadyumda haftanın her günü turistik gezi yapılıyor. Bu tur içinde FC Barcelona Müzesi'ni de geziyorsunuz. Tur fiyatları ise turun içeriğine göre değişiklik gösteriyor. Nou Camp Stadyumu & FC Barcelona Müzesi tur fiyatları ile ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Burası Barselona'nın en ünlü gıda pazarı. Yukarıda bahsettiğimiz La Rambla Caddesi'nin orta kesimlerinde yer alıyor. Mercat de la Boqueria emsallerine göre çok büyük bir pazar ve alanında dünyanın en iyisi olduğu söyleniyor. Yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olan La Boqueria'da envai çeşit organik sebze ve meyve bulabilirsiniz. Ayrıca pazar içinde yemek yiyebileceğiniz restoran tarzı yerler de var. Lezzet anlamında bu pazarın namı gerçekten büyük. Barselona'daki lüks restoranlar mutfaklarında kullanacakları gıdaları genelde buradan temin ediyorlar. Sizin de yöresel tatlara biraz ilginiz varsa, Mercat de la Boqueria'yı Barselona şehir turuna ekleyin. Yaklaşık 173 metre yüksekliğindeki bu tepe Barselona'nın panoramik şehir manzarasını izlemek isteyenlerin gidebileceği iyi bir nokta. Tepenin üzerinde bulunan Musevi mezarlarından dolayı bu zirveye Montjuic yani Yahudi Tepesi deniliyor. Montjuic'in hem harika bir Barselona manzarası var, hem de epeyce bir gezilecek yeri mevcut. Tepeyi gezmek için 1 tam gününüzü bile ayırabilirsiniz. Joan Miro Müzesi, Montjuic Kalesi, Botanik Bahçeleri, Olimpiyat Alanı, Askeri Müze, Poble Espanyol, ve Palauet Albeniz Sarayı burada gezilecek yerlerden sadece birkaçı. Bu yerlerden bazılarına girmek ücretli bazılarına girmek ise ücretsiz. Montjuic Tepesi şehrin sahil kesiminde bulunuyor. Buraya çıkmak için La Barceloneta'da bulunan Montjuic Teleferiği'ne binebilirsiniz. Yürüyerek çıkmak isterseniz yaklaşık 1 saatlik zorlu bir yolu göze almanız gerek. Eğer hava çok sıcaksa bu yönteme hiç bulaşmayın deriz. Barselona şehrinin en eski yapılarından biri olan Catedral de Barcelona, gotik mimari tarzıyla dikkatleri üzerine çeken kutsal bir mekan. Katedralin tam ismi 'Catedral de La Santa Creu i Santa Eulalia' yani Türkçesiyle Kutsal Haç ve Aziz Eulalia. Burası ayrıca Barselona Başpiskoposluğu'nun da resmi merkezi. Bu yüzden \"La Seu\" ismiyle de anılıyor. Dini inancı yüzünden Romalılar tarafından idam edilen Aziz Eulalia'nın anısına yapılan bu heybetli katedralin mimarı ise Charles Walters. İnşaatına 14. yy'da başlanan Barselona Katedrali 20. yy'da ancak tamamlanabilmiş. Burada daha önce bir Roma tapınağı bulunuyormuş. Sonrasında üzerine Vizigotlara ait bazilika inşa edilmiş. Yapının değişimi bununla da bitmemiş. Vizigotlar sonrası da Emeviler buraya bir cami yapmışlar. Barselona Kontluğu'nun bölgeyi ele geçirmesiyle de caminin yerini yapımı yüzyıllar sürecek olan bu katedral almış. Barselona'da gezilecek en güzel tarihi yerlerden olan Catedral de Barcelona, şehrin sahil kesiminde Jaume I metro istasyonuna yürüme mesafesinde bulunuyor. Barselona Katedrali giriş ücretlerini ve Barselona Katedrali ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. 1929 yılında inşa edilen Katalan Ulusal Sanat Müzesi, Barselona'nın en ihtişamlı yapılarından biri olan Palau Nacional'ın içinde bulunuyor. Bu saray yukarıda da bahsettiğimiz Montjuic Tepesi'nin hemen yamacında yer alıyor. Binanın tasarımı ünlü Katalan sanatçı Jose Puigi Cadafalch'a ait. Katalan Ulusal Sanat Müzesi'nde Roma Dönemi, Gotik Dönem, Rönesans ve Barok Dönemleri, Çağdaş Sanatlar Koleksiyonu ve Katalunya Nümizmatik eserlerine ayrılmış farklı bölümler bulunuyor. Toplamda 250 binin üzerinde eser sergilenen müze oldukça büyük ve gezmek için en az birkaç saatinizi ayırmanız gerekiyor. Burası Katalonya Bölgesi'nin en zengin ve en önemli sanat müzesi olduğu için Barselona turunuza mutlaka dahil etmenizi öneriyoruz. Bu arada Katalan Ulusal Sanat Müzesi'nin ön kısmında, Montjuic'in Sihirli Çeşmesi denilen bir yapı var. Haftanın belirli günleri akşam saatlerinde buradaki çeşmede ses, ışık ve suyun uyumu eşliğinde muhteşem bir görsel şölen sunuluyor. Eğer denk gelirseniz kaçırmayın. Katalan Ulusal Sanat Müzesi giriş ücretlerini ve Katalan Ulusal Sanat Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. 14. yüzyıl yapısı olan Santa Maria del Mar, Barselona'da görülmesi gereken en güzel tarihi yapılardan biri. Katalan mimar Berenguer de Montagut tarafından tasarlanan bazilika, halkın da yardımlarıyla 55 yılda tamamlanmış. Zaten Barselonalılar tarafından \"Halkın Kilisesi\" olarak isimlendiriliyor. Barselona tarihine bakınca bu tarz bazilikaların yapımının normalde yüzyıllar sürdüğünü ve birçok dönemin mimari tarzlarından etkilendiğini görüyoruz. Fakat Santa Maria del Mar Bazilikası emsallerine göre çok daha kısa sürede tamamlandığı için şehirde sadece Katalan gotik tarzına bağlı kalınarak inşa edilen tek büyük yapı olma özelliğini taşıyor. La Ribera Katedrali'nin oldukça sade, abartıya kaçmayan zarif bir mimarisi var. En çok dikkat çeken kısmı ise 15. yüzyıl sonrasına ait olan rengarenk cam süslemeleri. Bazilikanın hemen dışında bulunan Fossar de les Moreres anıtı da Katalan halkı için oldukça önemli bir değere sahip. Fossar de les Moreres, 1714 yılında Barselona Kuşatması'nda hayatını kaybeden askerlerin anısına dikilmiş bir eser. Sahile çok yakın konumda bulunan Santa Maria del Mar, Barselona'nın Barri Gotic Mahallesi'nde yer alıyor. Jaume I metro durağına yürüme mesafesinde. Santa Maria del Mar giriş ücretlerini ve Santa Maria del Mar ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Barri Gotic, Barselona'nın tarihsel açıdan en önemli bölgesi diyebileceğimiz bir semt. Bu semtin etrafı başta Katalonya Hükümet Binası, Barselona Belediye Binası ve Barselona Katedrali olmak üzere harika tarihi binalarla dolu. Barselona'nın bu yöresi ilk olarak M. Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından Barcino adında bir kent olarak kurulmuş. 14. ve 15. yy'larda hızla gelişen ve büyüyen bu kent, Orta Çağ'da kazandığı Gotik mimari tarzındaki eserleriyle bugünkü eşsiz şeklini almış. Barcelona'da gezip görmeniz gereken yerlerin birçoğu Barri Gotic semtine yürüme mesafesinde bulunuyor. Bu yüzden bu semti yürüyerek ve tadını çıkartarak yavaş yavaş gezin deriz. Tarihi yapılar ile günümüz modern binalarının harmanlandığı bir bölge olan Barri Gotic, Barcelona turunda en az 1-2 gün zaman ayrılmayı hakkediyor. Barcelona'yı zirveden seyredebileceğiniz, şehrin bir diğer yüksek zirvesi Tibidabo Tepesi. Collserola bölgesinde bulunan Tibidabo yaklaşık 512 metre yüksekliğinde. Buraya çıkmak için Katalonya Meydanı'ndan kalkan otobüslere binebilir ya da dağın dibindeki füniküler hattını kullanabilirsiniz. Zirvesinde güzel bir lunapark ve telekomünikasyon kulesi bulunan Tibidabo'nun en dikkat çeken yeri ise İsa'nın Kutsal Kalbi Kilisesi. Bu Katolik kilise mimar Enric Sagnier ve oğlu Josep Maria Sagnier tarafından tasarlanarak, 1902-1961 yılları arasında inşa edilmiş. Neo-gotik tarzda yapılan kilise benzerlerine göre küçük olsa da oldukça görkemli bir yapı. Kilisenin üstünde bulunan İsa Heykeli'ne asansörle çıkabilir ve Barselona'yı buradan kuş bakışı seyredebilirsiniz. Kiliseye giriş ücretiz fakat heykelin bulunduğu kısma çıkmak ücretli. Tepedeki lunapark ise çocuklu ailelerin oldukça keyifli vakit geçirebileceği bir mekan. Merkezi konumda ve yemyeşil bir araziye kurulu olan Ciutadella, Barselona'nın en büyük ve en güzel parkı. Hem yerli halkın hem de yabancı turistlerin dinlenmek için çokça tercih ettikleri bir yer. Parkın içinde Doğa Tarihi Müzesi, Hayvanat Bahçesi, Jeoloji Müzesi ve Antoni Gaudi'nin tasarımı olan bir fıskiye bulunuyor. Ayrıca üzerinde tekneyle gezinti yapabileceğiniz bir de göl var. Bahsettiğimiz müzeler ve hayvanat bahçesi ise oldukça büyük. Girişleri de ücretli. Hayvanat bahçelerinden hiç haz etmediğimiz için o kısım hakkında yorum yapmayacağız. Ama Doğa Tarihi Müzesi özellikle çocuklu ailelerin ziyaret etmesi gereken oldukça eğlenceli bir yer diyebiliriz. Metro ile kolayca gidebileceğiniz Ciutadella Parkı, Picasso Müzesi'ne çok yakın konumda, sahil kenarında yer alıyor. Barceloneta, şehirle iç içe bulunan büyük bir plaj. Şehir merkezine bu kadar yakın olunca, yaz aylarında iğne atsanız yere düşmeyecek bir hal alıyor tabi. Ama insanlar da haklı. Çünkü metrodan çıkıp direkt denize dalabileceğiniz bir plaj her zaman bulamazsınız. Barceloneta Plajı'na geze geze gitmek isteyenler için şöyle bir tarif verelim. Yukarıda bahsettiğimiz meşhur La Rambla Caddesi'nden sahile doğru iniyorsunuz. Caddenin sonuna gelince Kolomb Heykeli'ni göreceksiniz. Heykelden sonra Port Well yönünde kıyı boyunca 5 dakika daha yürüyorsunuz. Ve karşınızda Barceloneta Plajı. Plajın bulunduğu La Barceloneta semti dar sokakları, küçük meydanları, balıkçı restoranları ve kafeleri ile genel olarak güzel bir semt. Fakat burası Barselona'nın daha çok düşük gelirli inanlarının yaşadığı bir bölge. Gündüzleri hiçbir sıkıntı yok. Fakat bizce geç saatlerde plajda bulunmasanız daha iyi olur. Bu arada bölgede bulunan tek plaj Barceloneta değil. Kumsalın devamında Nova Icaria, Mar Bella ve Bogatell Plajları da var. Deniz, kum, güneş üçlüsünü seven tatilciler Barselona'nın en meşhur plajlarını burada bir arada bulabilirler. Plaça de Catalunya, Barselona'nın tarihi ve modern şehir merkezlerini birbirine bağlayan önemli bir nokta. Burası İstanbul'daki Taksim Meydanı'nın çok benzeri bir yer. Yuvarlak olarak tasarlanmış meydan araç trafiğine kapalı. İçinde Francesc Macia ve La Deessa o l'Enigma gibi önemli anıtlar ve birkaç çeşme bulunuyor. Çevresi ağaçlarla çevrili olan Plaça de Catalunya oldukça estetik bir yapıya sahip. Katalonya Meydanı otobüs ve metro seferlerinin kesişim noktası olduğu için Barselona'da gezmek istediğiniz her yere buradan kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Barcelona Uluslararası Havalimanı'na giden servisler de buradan kalkıyor. Barselona'da konaklama için bu meydana yakın otelleri tercih ederseniz, ulaşım anlamında rahat edersiniz. Katalanların başkenti Barcelona'da gezilecek en güzel yerler bu şekilde. Barselona seyahati sırasında siz de fark edeceksiniz ki bu şehir gerçekten Avrupa'nın gözbebeği kentlerinden biri. Büyük sanatçılara, büyük futbolculara, büyük liderlere ve kadim bir tarihe ev sahipliği yapmış muazzam bir yer. Yukarıda listelediğimiz Barselona'nın belli başlı turistik mekanlarını gezmek için 5-6 günlük bir süre yeterli olur diye düşünüyoruz. Fakat vakti bol olanlar, Barselona'ya doyamayanlar için birkaç ekstra mekan tavsiyesinde daha bulunalım ve Barselona gezi rehberini sonlandıralım. # Labirent Parkı : Labirent Parkı Barselona'nın kuzeyinde, şehir merkezinin biraz dışında, Horta-Guinardo bölgesinde bulunuyor. Mundet metro istasyonuna yürüme mesafesinde. 1792 yılında mimar Domenico Bagutti tarafından tasarlanan bu sıra dışı park, içinde kaybolacağınız yemyeşil bir labirent şeklinde düzenlenmiş. Çevresinde envai çeşit çiçek türleri, heykeller ve çeşmeler var. # Icebarcelona: Tamamen buzdan yapılmış heykellerin sergilendiği çok ilginç bir mekan. Şehrin sahil kesiminde, Barceloneta Plajı'nın hemen yanında yer alıyor. # Palau of Catalan Music : La Ribera semtinde bulunan muhteşem bir konser salonu. 1997 yılından bu yana UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Katalan Müzik Sarayı, 1905-1908 yılları arasında mimar Lluis Domenech tarafından inşa edilmiş. # Casa Vicens : Antoni Gaudi'nin baş döndüren bir başka eseri. 1883 1888 yılları arasında Vicens ailesine özel olarak yapılan bu ev UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunuyor. 2014 sonrası yapılan restorasyonla daha da muhteşem hale gelen Casa Vicens, görenleri kendine hayran bırakan bir mimariye sahip. Gaudi'nin hayal dünyasına şaşmamak elde değil. Şu an müze olarak hizmet veren Casa Vicens, Carrer de les Carolines'de yer alıyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bartin-nasil-bir-yer-bartin-hakkinda-bilgi/", "text": "Bartın.. Köklü tarihi, yemyeşil ormanları, asırlık çınarları, renkli ahşap evleri, dar sokakları ve turistik mekanları ile Karadeniz'in küçük ve şirin sahil şehri.. Yaz, kış demeden yerli-yabancı turistlerin ilgisini çeken Bartın, milli parkları, şelaleleri ve tertemiz sahilleriyle ülkemizin doğa harikası bölgelerinden biri. Özellikle Amasra ilçesi, Batı Karadeniz'in en dikkat çeken tatil beldelerinden biri haline gelmiş durumda. Küçük bir şehir olsa da, sahip olduğu tarihi ve turistik değerleriyle Türkiye'nin önemli bir ili burası. Peki Bartın nasıl bir şehir? Öğrenci ve memurlar için Bartın'da yaşam nasıl? Bartın'ın ekonomisi, tarihi, iklimi ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz yazımıza başlayalım. Bartın, Karadeniz Bölgesi'nin batı kesiminde yer alıyor. Bartın'ın komşuları; güneyde Karabük, batıda Zonguldak, doğuda ise Kastamonu'dur. Şehrin kuzey sınırı ise Karadeniz ile çevrilidir. Batı Karadeniz'de yer alan ve Marmara Bölgesi'ne yakın bir konumda bulunan Bartın'a kara yolu ulaşımı son derece kolaydır. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Trabzon gibi büyük şehirlerden Bartın'a düzenli otobüs seferleri yapılmaktadır. Bartın Otogarı şehir merkezinin yaklaşık 8 km. güneyinde, Tuzcular Mahallesi'nde bulunuyor. Servis ve toplu taşıma araçları ile otogara ulaşım sağlanabiliyor. - İstanbul Bartın arası yaklaşık 450 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Ankara Bartın arası yaklaşık 300 kilometre ve 3 saat 30 dakika. - İzmir Bartın arası yaklaşık 800 kilometre ve 9 saat. - Adana Bartın arası yaklaşık 780 kilometre ve 9 saat 20 dakika. - Eskişehir Bartın arası yaklaşık 400 kilometre ve 6 saat. - Trabzon Bartın arası yaklaşık 760 kilometre ve 10 saat. Bartın il sınırları içerisinde herhangi bir havaalanı bulunmuyor. Bartın'a uçuş yapabileceğiniz en yakın nokta, şehir merkezine 35 km. uzaklıktaki Zonguldak Havalimanı. Bartın ile Zonguldak Çaycuma Havaalanı arasındaki ulaşım ve transfer işlemleri özel servisler ile sağlanıyor. Yol yaklaşık 30 dakika sürüyor. Şehir merkezine yaklaşık 11 km. mesafede bulunan Bartın Limanı, yük ve yolcu taşımacılığında uluslararası liman olarak hizmet veriyor. Topluca Köyü sınırları içinde bulunan bu liman, aynı zamanda yük ve yolcu giriş-çıkış gümrük kapısıdır. - Amasra Limanı - Askeri İskele - Tarlaağzı Balıkçı Barınağı - Tekkeönü Balıkçı Barınağı - Kurucaşile Balıkçı Barınağı - Akkonak Limanı Bartın'daki ilk yerleşimcilerin, M. Ö. 14. yy'da bu bölgede hakimiyet kuran Gaşkalar ile hemen ardından M. Ö. 13. yy'da bölgeye gelen Hititler olduğu tahmin ediliyor. Sonraki dönemde Karadeniz'e yayılan Bitinyalılar ve Paflagonyalılar, Bartın yöresini bölüşmüşlerdir. M. Ö. 12. yy'da ise bu iki uygarlığın elindeki topraklar Frigler ile Fenikelilerin eline geçmiştir. M. Ö. 12. yy'dan sonra Anadolu'da değişen güç dengeleri, Bartın'daki yönetimleri de etkilemiştir. Fenikeliler bölgeyi terk ettikten sonra Bartın, M. Ö. 7. yy'da Kimmerlerin, M. Ö. 6. yy'da Lidyalıların ve Perslerin, M. Ö. 334 yılında ise Makedonya Kralı Büyük İskender'in hakimiyetine girmiştir. Bartın bu dönemlerde koloniler arasında sürekli el değiştirmiş, iç karışıklıkların artması sonucu M. Ö. 279 yılında Pontus Krallığı'na dahil olmuştur. M. Ö. 70'li yıllara gelindiğinde Bartın yöresi önce Roma, daha sonra Bizans hakimiyetine girmiştir. Bu süreçte sayısız akınların hedefi olan bölge, yine de uzun yıllar Bizans yönetiminde kalmıştır. 1084 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından bölge bir süre Türk topraklarına katılsa da, 1. Haçlı Seferleri sonrası Karadeniz sahilinin büyük bölümü tekrar Bizans'ın eline geçmiştir. Bartın ve çevresindeki Türk hakimiyeti, 11. yy. sonlarında Anadolu Selçukları ile başlamıştır. 200 yılı aşkın Selçuklu yönetimi sonrası bölge önce Candaroğulları Beyliği, daha sonra Osmanlı sınırlarına dahil olmuştur. 1402 yılındaki Ankara Savaşı sırasında kent, kısa bir süre İsfendiyaroğlu Beyliği'nin eline geçmiş fakat Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı Donanması, 1461'de Amasra'ya çıkartma yaparak bölgeyi geri almıştır. Bartın, 1692 yılına kadar Anadolu Beylerbeyliği'ne bağlı Bolu Sancağı sınırları içinde yer aldı. 1692 1811 arasında Voyvodalıkla yönetildi. 1811 yılında tekrar Bolu Sancağı'na bağlanan Bartın, 1867'de ilçe oldu. 1920 yılında Zonguldak Sancağı'na bağlanan kent, 1924'de Zonguldak'ın il olmasıyla bu ilin ilçesi yapıldı. Nihayetinde 1991 tarihinde çıkan yasa ile Bartın, il statüsüne geçti. Bartın Irmağı'nın Antik Çağ'daki ismi olan Parthenios, 'muhteşem akan su' anlamına geliyor. Bu suyun yanı başına kurulan şehrin adı ise Parthenia'dır. Homeros'un İlyada Destanı'nda ve Amasyalı Strabon'un bir eserinde de geçen Parthenia şehrinin ismi, zaman içinde değişime uğrayarak Bartın haline gelmiştir. Nüfus: Bartın'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 200 bin kişidir. - Amasra - Kurucaşile - Ulus Bartın ekonomisindeki en büyük pay tarım ve hayvancılık sektörlerine ait. Şehrin iklimi tarım için çok elverişlidir fakat tarıma uygun arazilerin engebeli ve küçük parçalar halinde olması, makine kullanımına ve dolayısı ile geniş çaplı üretime engel oluşturuyor. Böyle olunca da düşük verim ve yüksek maliyet nedeniyle Bartın'da tarım gelişim gösteremiyor. Bartın'da yapılan tarımsal üretim daha çok hububat, yem bitkileri ve sebze, meyve üzerine yoğunlaşıyor. İlin başlıca tarım ürünleri; buğday, mısır, domates, kara lahana ve biberdir. Hayvancılık sektöründe ise, küçükbaş ve büyükbaş yetiştiriciliği, bal üretimi ve balıkçılık ön plana çıkıyor. Bartın, sanayi alanında henüz gelişme aşamasında olan bir il. Taş kömürü üretimi uzun zamandır Bartın sanayisinin can damarını oluşturuyor. Şehrin sahil kesiminde Tarlaağzı, Amasra, Kurucaşile ve Arıt bölgeleri geniş kömür yataklarıyla kaplı fakat henüz yeterli yatırım ve girişim olmadığı için bu kaynaklardan yararlanılamıyor. Bartın'ın sahip olduğu sahil şeridi ve limanları, şehrin ticaret ve turizm hayatına az da olsa hareketlilik sağlıyor. Bartın, tipik Karadeniz iklimi etkilerinin görüldüğü illerimizden biri. Yaz aylarında şehrin sıcak ve nemli bir havası vardır. Kışlar ise serin ve ılık geçer. Bartın'ın kıyı kesimi ile doğu ve batı bölgeleri dağlarla çevrilidir. Kıyıya paralel uzanan bu dağlar sayesinde ilin sahil şeridi Balkanlardan gelen hava akımının etkisinde kalır. Kuzey kesimler iç kesimlere göre daha nemlidir ve sıcaklık farkı azdır. Bartın'daki yağış miktarı Türkiye ortalamasının çok üzerindedir. Yüksek yağış ve ılıman iklimin getirisi olarak Bartın'da ormanlık alanlar, bitki ve ağaç türleri de çok zengindir. İl yüz ölçümünün yarıya yakını genellikle yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlık arazidir. Bartın Kastamonu il sınırında, Küre Dağları'nın batı bölümünde yer alan bölge, Milli Park statüsüne geçirilip koruma altına alınmıştır. Karadeniz mutfağından esintiler sunan Bartın, oldukça geniş bir yöresel yemek çeşitliliğine sahiptir. Bartın mutfağının geleneksel yemekleri ağırlıklı olarak hamur işi, sebze yemekleri ve balık türlerinden oluşur. Özellikle Amasra salatası ve pumpum çorbası çok meşhurdur. - Pumpum Çorbası - Yumurtalı İsbut - Pirinçli Mantı - Amasra Salatası - Kırk Katlı Börek - Tavuklu Köy Böreği - Araka - Unlu İspit Dolması - Etli Ayva - Erik Yemeği - Döşemeli Mancar - Şapşap Köfte - Tatlı Böreği - Kabak Burması - Deli Oğlan Sarığı - Zırva Tatlısı - Halışka - İncir Dondurması - Kaha Tatlısı Bartın şehrimizde 2008 yılında kurulan Bartın Üniversitesi bulunuyor. Bartın Üniversitesi, tıpkı Bartın'ın kendisi gibi henüz küçük ve gelişmekte olan bir yer. Üniversitenin iki kampüsü var. Merkez kampüs şehrin birkaç kilometre güneyinde, Ağdacı Mahallesi'nde bulunuyor. Kutlubey isimli diğer kampüs ise daha da güneyde, Kutlubeyyazıcılar Mahallesi'nde yer alıyor. Öğrenci sayısı fazla olmadığı için şehirde yurt imkanları yeterli ve ulaşım konusunda sıkıntı bulunmuyor. Bartın'ın hem merkezi hem de ilçeleri oldukça ufaktır. Memurlar için Bartın'ın her yeri sessiz sakin bir görev bölgesi sayılır. Zaten merkez harici şehrin 3 ilçesi var. Amasra turistik bir bölge olduğu için diğer yerlere göre biraz daha hareketli denilebilir. Şehrin gezip görülecek çok fazla bir yeri yoktur. Sosyal hayat kısıtlıdır. Büyük şehirlerden gelenler bu konuda biraz zorlanabilir. Oldukça yeşil ve bol yağış alan bir ildir Bartın. Karadeniz'in doğal güzelliğini burada da görebilirsiniz. Özellikle sahil kesimleri yaşanılası bölgelerdir. Temiz ve güvenlidir. Halkı sıcakkanlı ve yardımseverdir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/batman-nasil-bir-yer-batman-hakkinda-bilgi/", "text": "1990 yılında il olan Batman, Türkiye'nin en genç şehirlerinden biri olsa da, binlerce yıllık geçmişi ile kadim bir tarihe şahitlik etmiş bir coğrafya. Özellikle 4 binden fazla mağaranın bulunduğu Hasankeyf ilçesi Sümerler, Asurlular, Babilliler gibi nice medeniyetlerin barınma merkezi olmuş bir yöre. Yapıldığı çağlardan beri bozulmadan günümüze ulaşan bu oyma mağaralar, dünyada nadir görülen güzellikler arasında yer alıyor. Dicle Nehri'nin suladığı ve Batman Ovası'nın beslediği bu şehir; sahip olduğu eski çarşıları, tarihi köprüleri ve camileri, manastırları, kaleleri ve ören yerleri ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken değerlerimizden biri. Peki doğal ve tarihi güzellikleri ile öne çıkan Batman nasıl bir şehir? Öğrenci ve memurları Batman'da nasıl bir yaşam bekliyor? Batman'ın ekonomisi, ulaşım yolları, iklimi ve yöresel mutfağı ile ilgili derlediğimiz bilgilere hep birlikte bakalım. Batman ilimiz Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, Dicle Nehri'nin kolları arasında konumlanıyor. Batman'ın komşuları; kuzeyde Muş, kuzeydoğuda Bitlis, doğuda Siirt, güneyde Mardin, batıda ise Diyarbakır'dır. Batman; kuzey, güney ve doğu yönünden gelen anayol kavşaklarının kesişim noktasında kaldığı için kara yolu ile ulaşımın kolay olduğu bir şehirdir. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerden Batman'a direkt otobüs seferleri bulabilirsiniz. Fakat Türkiye'nin batı kesiminden Batman'a kara yolu ile gelenleri oldukça uzun bir yolculuk bekliyor. Batman Şehirlerarası Otobüs Terminali, şehir merkezine birkaç kilometre mesafede ve ulaşım sorunu bulunmuyor. Şehir içi belediye otobüsleri ya da minibüslerle kısa sürede otogara gidebilirsiniz. - İstanbul Batman arası yaklaşık 1500 kilometre ve 18 saat. - Ankara Batman arası yaklaşık 1000 kilometre ve 12 saat. - İzmir Batman arası yaklaşık 1500 kilometre ve 18 saat. - Gaziantep Batman arası yaklaşık 400 kilometre ve 5 saat. - Diyarbakır Batman arası yaklaşık 100 kilometre ve 1 saat 30 dakika. - Trabzon Batman arası yaklaşık 650 kilometre ve 9 saat. Batman Havalimanı şehir merkezine yaklaşık 7 km. mesafede bulunuyor. Merkez ile havaalanı arasında ulaşım sağlamak için belediye otobüsü, taksi, özel firma servislerini kullanabilir ya da araç kiralayabilirsiniz. Batman Havalimanı'na; İstanbul ve Ankara'dan direkt, diğer illerden ise aktarmalı uçuş seferleri bulabilirsiniz. Batman'a trenle gitmek isteyenler için bir Ekspres bir de Bölgesel Tren seçeneği mevcut. Batman Tren İstasyonu şehir merkezinde, Akyürek Mahallesi'nde bulunuyor. Batman'dan geçen tren seferleri şu şekilde. Ankara ile Kurtalan arasında haftanın 5 günü sefer yapan Güney Kurtalan Ekspresi, Batman sınırları içinden geçiyor. Batman ile Diyarbakır arasında her gün düzenli olarak tren seferi yapılıyor. Batman'ın ilk kuruluş yılları ile alakalı net bilgiler olmamakla beraber, bu şehrin eskiden aynı bölgede bulunan İluh adlı bir köyün yerini aldığı tahmin ediliyor. Batman'ın da içinde bulunduğu bölge Antik Çağ'da Asurluların hakimiyeti altındaydı. Daha sonrasında sırasıyla Kimmerler, İskitler, Medler ve Pers İmparatorluğu bu yörede etkin oldu. M. Ö. 330'a kadar Pers yönetiminde kalan Batman ve çevresi daha sonra Büyük İskender tarafından ele geçirildi. Sonraki yüzyıllarda Sasaniler ile Bizans İmparatorluğu arasında dönem dönem el değiştiren Batman, Halife Ömer'in fethi ile (639) İslam coğrafyasına dahil oldu. 11. yy. sonrası bölgeye yayılan Türkmenler bu çevrede hakimiyet kurmaya başladılar. 1085 yılında Sultan Melikşah tarafından Selçuklu İmparatorluğu'na katılan Batman, ardından Eyyubiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler dönemlerinden geçip, nihayetinde 1514 yılında Osmanlı sınırlarına katıldı. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Batman, Siirt sancağına bağlandı. Batman sonraki yıllarda uzun süre gelişim gösteremedi ve küçük bir yerleşim yeri olarak kaldı. Ta ki 1940'lı yıllarda bölgede petrol işletmeleri kurulana kadar. Batman rafinerisinin açılışı sonrası nüfusu hızla artan Batman, 1957'de ilçe merkezi, 1990'da ise il merkezi oldu. Nüfus: Batman'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 615 bin kişidir. - Beşiri - Gercüş - Hasankeyf - Kozluk - Sason Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar küçük bir kasaba görünümde olan Batman, yukarıda da belirttiğimiz gibi 1940'lı yıllardan sonra bölgede petrol çıkartılmasıyla büyük değişim ve gelişim göstermiştir. Günümüzde Türkiye'deki toplam petrol üretiminin yarıya yakın bölümü Batman'da yapılmaktadır. Bu açıdan önemli bir ildir fakat yapılan üretim ülkemiz için çok yetersiz kalmaktadır, burası da bir gerçek. Petrol dışında, Batman ekonomisinde öne çıkan sektörler tarım ve hayvancılıktır. Yüz ölçümünün 3'te 1'i tarım arazisi olarak kullanılan Batman'da yetiştirilen başlıca ürünler; buğday, arpa, kırmızı mercimek, nohut, antepfıstığı ve sofralık çekirdekli üzümdür. Son yıllarda seracılık ve bağcılık faaliyetleri de çoğalmıştır. Ayrıca Güneydoğu Anadolu Projesi bölgesinde yapılan toplam süt üretiminin ciddi bir bölümü de Batman'da yapılmaktadır. Şehirde en çok üretim yapan ve istihdam sağlayan faaliyet alanları ise; kimya, kauçuk ve plastik ürünleri, tütün, metal eşya, tekstil ve giyim sektörleridir. Güneydoğu Anadolu Projesi'nin içinde yer alan Batman; yeterli sulama imkanlarına, lokasyon avantajlarına ve yatırım teşviklerine sahip olmasına rağmen potansiyelinin altında bir ekonomik varlık göstermektedir. Batman ilinin kuzey ve güney kesimleri yüksek, engebeli dağlık arazilerle çevrilidir. Bölgenin en yüksek noktasını Sason Dağı oluşturur. Şehrin en önemli akarsuyu ise batıdan doğuya doğru ilin ortasından geçen Dicle Nehri'dir. Dicle'nin bir kolu olan Batman Çayı ise Diyarbakır Batman il sınırını belirler. İl merkezinde bulunan Batman Ovası yörenin en büyük ve bereketli tarım arazisidir. Karasal iklimin hüküm sürdüğü Batman'da yazlar çok sıcak ve kurak geçer. Kışlar ise soğuk ve özellikle yüksek bölgeler kar yağışlıdır. Batman topraklarının büyük bölümü bozkırlarla kaplıdır. Şehrin yüksek yerlerinde ardıç ve meşe ormanları, alçak kesimlerinde otsu bitkiler, kavak ve söğüt ağaçları ilin genel bitki örtüsünü oluşturur. Güneydoğu Anadolu mutfağının çeşitli lezzetlerini bünyesinde barındıran Batman, önemli bir yöresel yemek kültürüne sahiptir. Zaten bulunduğu coğrafya itibariyle aksi bir durum düşünülemez. Gastronomi meraklıları için Güneydoğu, ülkemizde her zaman özel bir yere sahiptir. Batman'da bu zengin mutfak yapısından nasibini almış illerimizden biridir. - Yoğurtlu Leben - Şam Böreği - Yayla Çorbası ve Ayran Çorbası - Kaburga Dolması, Mumbar Dolması ve Kışlık Dolma - Perde Pilavı - Batman Usulü Kütülk - Tırşık - Havdel - Çiğ Köfte - Bayram Tatlısı Şehirde 2007 yılında kurulan Batman Üniversitesi bulunuyor. Yaklaşık 20 bin civarı (2020) kayıtlı öğrencisi olan Batman Üniversitesi, henüz küçük ve gelişme aşamasında olan bir okul. Merkez kampüs şehir içinde bulunuyor ve ulaşım sorunu yok. Batı Raman Kampüsü ise şehrin yaklaşık 15 km. kadar güneyinde yer alıyor. Buraya toplu taşıma araçları ile ulaşım sağlanıyor. Batman, orta ölçekli nüfusa sahip illerimizden biri. Öğrenci sayısı da çok fazla olmayınca şehirde ev ya da yurt bulma konusunda bir zorluk yaşamıyorsunuz. Fakat Batman çok hızlı büyüyor ve gelişiyor. Henüz 1990 yılına kadar bir ilçe iken bugün yarım milyondan fazla nüfusa sahip il durumda. Şimdilik öğrenci ya da memurlara küçük bir şehirdeymiş hissi verse de, yakın bir gelecekte bu durum değişecekmiş gibi görünüyor. Batman'la ilgili memur yorumlarında genelde Batman'ın en iyi şark görevi yapılan yerlerden biri olduğu söylenir. Özellikle merkez ve Kozluk ilçesi daha çok ilgi gören yerler. Diğer ilçeler biraz küçük olduğu için sosyal hayat anlamında çok durağandır. Ayrıca Batman'da Güneydoğu insanının misafirperverliğini ve sıcakkanlılığını sonuna kadar hissedersiniz. Doğal güzellikleri dışında gezip görülecek çok fazla bir yer yoktur. Fakat mahrumiyet bölgesi olarak da değerlendirilemez Batman. Şehir merkezi gün içinde oldukça hareketlidir ve her tür ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz yerler mevcuttur. Çevresindeki büyük şehirlere de kısa sürede ulaşım sağlayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bayburt-nasil-bir-yer-bayburt-hakkinda-bilgi/", "text": "1989 yılında Gümüşhane'den ayrılan Bayburt, hem yüz ölçümü hem de nüfus bakımından ülkemizin en küçük illerinden biridir. Henüz gelişim aşamasında olan kent, sessiz-sakin, kendine has kapalı bir yapıya sahiptir. Burası bir Doğu Karadeniz şehri olsa da, daha çok Doğu Anadolu iklim özelliklerini yansıtır. Kışları Erzurum'u aratmayan soğuğu, çorak toprakları vardır. Alışık olduğumuz yemyeşil Karadeniz görüntüsünden biraz uzaktır Bayburt. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan kent pek çok medeniyete de ev sahipliği yapmıştır. Sayıları fazla değil ama yörede gezip görülmesi gereken tarihi ve doğal güzellikler de mevcuttur. Bayburt Kalesi, Korgan Köprüsü, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi bunlardan sadece birkaçı.. Tabii bir de su sporlarının merkezi Çoruh.. Peki Karadeniz'in küçük ve şirin şehri Bayburt yaşamak için nasıl bir yer? Öğrenci ve memurları Bayburt'ta neler bekliyor? Bayburt'un tarihi, ekonomisi, iklimi ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler aktaracağımız yazımızda bu soruların cevaplarına bakalım. Bayburt, Karadeniz Bölgesi'nin doğu kesiminde yer alıyor. Bayburt ilimizin komşuları; kuzeyde Trabzon, kuzeydoğuda Rize, batıda Gümüşhane, doğuda Erzurum, güneyde ise Erzincan'dır. Karadeniz ile Doğu Anadolu bölgeleri arasında kalan Bayburt'a en kolay ulaşım kara yolu ile sağlanmakta. Yukarıda saydığımız komşu illerden ya da İstanbul, Ankara gibi belli başlı büyük şehirlerden Bayburt'a direkt giden otobüs seferleri bulabilirsiniz. Bayburt Otogarı il merkezindeki Şingah Mahallesi'nde, Turgut Özal Bulvarı üzerinde bulunuyor. - İstanbul Bayburt arası yaklaşık 1125 kilometre ve 13 saat. - Ankara Bayburt arası yaklaşık 790 kilometre ve 9 saat 30 dakika. - İzmir Bayburt arası yaklaşık 1380 kilometre ve 16 saat. - Gaziantep Bayburt arası yaklaşık 750 kilometre ve 9 saat 30 dakika. - Erzurum Bayburt arası yaklaşık 125 kilometre ve 1 saat 45 dakika. - Trabzon Bayburt arası yaklaşık 140 kilometre ve 2 saat 30 dakika. - Erzurum Havalimanı Bayburt Merkez arası yaklaşık 110 km. ve 1 saat 30 dakika. - Erzincan Havalimanı Bayburt Merkez arası yaklaşık 140 km. ve 2 saat. - Trabzon Uluslararası Havalimanı Bayburt Merkez arası yaklaşık 130 km. ve 2 saat. ! Gümüşhane'nin Köse ilçesinde yapımı devam eden Gümüşhane-Bayburt Havalimanı'nın 2023 yılında açılması hedefleniyor. Paleolitik ve Mezolitik/Epipaleolitik çağlardan bu yana yerleşim yeri olarak kullanılan Bayburt'un tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Tarih öncesi dönemlerde Haldilerin yaşam sahası olan Bayburt çevresi, M. Ö. 4000'lerin sonlarında ise Hurrilerin etkisi altındaydı. Hitit kaynaklarından anlaşıldığı kadarıyla Bayburt yöresi M. Ö 14. yüzyıldan itibaren Hayasa-Azzi Krallığı'nın bir bölümünü oluşturuyordu. Sonraki dönemlerde Diauehi Beyliği ve Urartu Devleti hakimiyetini giren Bayburt, Urartular yıkılana kadar bu devletin kontrolünde kalmıştır. Kısa bir dönem Roma İmparatorluğu'nun yönettiği Bayburt, Roma'nın 395'te ikiye ayrılmasıyla Bizans topraklarına dahil edilmiştir. Bu süreçte Haldia temasına bağlı bir sınır kasabası olan yöre, VII. Konstantinos zamanındaki piskoposlukların bir parçasını oluşturmuştur. 1071 Malazgirt Zaferi ile Selçuklular tarafından fethedilen Bayburt, Türklerin Anadolu'da ilk yerleştikleri sahalardan biridir. Bu tarihlerde Saltuklular, Mengücekliler, Danişmendliler, Celayirliler ve Eretna Beyliği'nin etkili olduğu topraklar ayrıca 14. yy'da Akkoyunlu Devleti'nin tarih sahnesine çıkış yeri olmuştur. 1501'de Safevilerin ele geçirdiği Bayburt, 1514 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmiştir. Bayburt, Osmanlı yönetimindeyken doğu sınırına yakın bir kale şehir olarak stratejik önemini korumaya devam etmiştir. Bu yıllarda Bayburt Kalesi de tepeden tırnağa tamir görmüştür. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında işgal edilen Bayburt, 1. Dünya Savaşı sonrası birkaç kez daha Rus işgaline uğramış ve ağır hasarlar almıştır. Büyük ölçüde tahrip edilen kent 21 Şubat 1918'de düşman işgalinden kurtulmuştur. 1927 yılına kadar Erzurum, sonrasında Gümüşhane'ye bağlı olan Bayburt, 1989 tarihinde il statüsü almıştır. - Ortaçağ Ermeni kaynaklarında Payberd, - Bizans kaynaklarında Payper, Baberd, Paypert, - Marco Polo'nun Seyahatname'sinde (13. yy.) Paipurth, Baiburt, - Arap kaynaklarında Babirt, - 1291'de II. Gıyaseddin Mesud adına basılan bir parada Baypırt, - Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Papirt, - Osmanlı dönemine ait kaynaklarda ise Bayburd şeklinde geçer. Evliya Çelebi, Bayburt ismini, zengin anlamında kullanılan \"bay\" kelimesi ve mesken anlamında kullanılan \"yurt\" kelimesinden yola çıkarak \"zengin yurt\" olarak not etmiştir. Nüfus: Bayburt'un 2020 yılı nüfusu yaklaşık 85 bin kişidir. - Aydıntepe - Demirözü Bayburt ilinin ekonomisi neredeyse tamamen tarım ve hayvancılığa dayanır. Tarıma elverişli arazilerin kısıtlı olduğu bölgede özellikle Hart ve Sünür ovaları üretim faaliyetlerinde önemli yer tutar. Buğday ve arpa il genelinde en fazla yetiştirilen ürünlerdir. Bayburt'un diğer önemli tarım ürünleri ise mercimek, şekerpancarı, patates ve fiğdir. İl toprakları özellikle mera hayvancılığı için oldukça elverişlidir. Sütü sağılan büyükbaş hayvan yetiştiriciliği sektörde önemli paya sahiptir. Bunun dışında sığır ve manda yetiştiriciliği, keçi ve koyun yetiştiriciliği ile kümes hayvancılığı yapılır. Arıcılık faaliyetleri de son yıllarda gelişim aşamasındadır. Bayburt'un sanayisi de yine tarım ve hayvancılığa paralel şekilde gelişmiştir. Daha çok peynir ve tereyağı üretimi yapılır. Tuğla, kiremit ve un fabrikaları ile et kombinası da Bayburt'un diğer sanayi kuruluşlarını oluşturur. Bayburt, yüz ölçümü olarak küçük bir il olsa da karmaşık bir arazi yapısına sahiptir. Yörenin yaklaşık yüzde 45'lik kesimi dağlık alanlardan oluşur. Dağlar batı-doğu doğrultusunda ve güney kesimlerde uzanır. Bu dağ silsilesinin arasındaki Çoruh Nehri bölgenin en önemli akarsuyudur. Bölgenin batı kesimini oluşturan Bayburt Ovası ise yaklaşık 900 km 'lik bir alanı kaplar. İl topraklarının geri kalan kısmı ise büyük oranda vadilerden oluşur. Karasal iklim özelliklerinin hakim olduğu Bayburt'ta yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise bol yağışlı ve soğuk geçer. İl toprakları Karadeniz ile Doğu Anadolu iklimi arasında kaldığı için karasal iklimin etkileri İç Anadolu'ya göre nispeten daha yumuşaktır. Bu yumuşamada bölgedeki ortalama yüksekliğin fazla olmaması ve vadilerin oluşturduğu \"mikroklima\" özelliği de etkilidir. Bayburt, bitki örtüsü bakımından çeşitlilik gösterse bile bu konuda fakir bir ildir. İl topraklarının çok küçük bir kısmı (%3) ormanlarla kaplıdır. Geri kalan araziler genellikle çayır, mera ve bozkırdır. Başta Çoruh Nehri olmak üzere bölgede bulunan su kaynaklarının çevresinde dağınık ağaç toplulukları görülür. Öne çıkan türler meşe, kızılçam, ardıç, gürgen, yabani armut, kavak ve söğüttür. Doğu Anadolu ve Karadeniz lezzetlerinin birbirine harmanlandığı Bayburt mutfağında özellikle unlu yemek çeşitleri ön plana çıkar. Çorba, hamur işi ve tatlı yöre halkının en çok tükettiği gıdalardır. Bayburt yöresel mutfağında ayrıca etli yemekler, sebze ve zeytinyağlı yemeklere göre daha fazla çeşitlilik gösterir. - Bayburt Tava - Kara Pancar - Su Böreği ve Süt Böreği - Ekşi Lahana - Galacoş - Kesme Çorbası ve Tatlı Çorba - Gendime Pilavı - Lor Dolması ve Yalancı Dolma - Tel Helva - Herse - İçli Kete - Ziron Bayburt ilimizde 2008 yılında kurulan Bayburt Üniversitesi bulunuyor. Bayburt, merkez hariç sadece iki ilçeye sahip, bir ana cadde üzerine kurulu çok küçük bir il. Yürüyerek bile çok kısa sürede her yerini gezip bitirebilirsiniz.. Bir kale, bir saat kulesi ve Çoruh.. Bayburt gezimizin sonuna geldik!.. Çoruh Nehri'nin etrafına dizili çay bahçeleri ve kafeler Bayburt'taki sosyal hayatın özeti. İlde üniversite olmasına rağmen gençlere hitap eden mekan sayısı çok az. Bayburt üniversite öğrencileri ve memurlar için aşırı sakin bir yer diyebiliriz. Yılın büyük bölümü havalar da soğuk olunca, Bayburt'ta en fazla vakit geçireceğiniz yer 'sınırsız internet dünyası' oluyor haliyle. Zaten Bayburt hakkında yorumlara göz gezdirdiğinizde öğrencilerin şikayet ettiği iki konu ön plana çıkıyor.. Durağanlık ve kira fiyatları."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/behramkale-assos-nerededir-assos-gezilecek-yerler/", "text": "Assos, Çanakkale'nin küçük bir köyü aslında. Ama öylesine önemli bir köy ki ayrı bir konu açma gereği duyduk. Birazdan vereceğimiz bilgileri okuduğunda siz de bize hak vereceksiniz. Örneğin, felsefeye ne kadar ilgilisiniz bilemiyoruz ama dünyaca ünlü feylesof Aristoteles bu köyde yaşamış. Ülkemizin her bir karış toprağıyla ilgili rehber yazılar yazmak ya da gezilecek yerleri anlatan konuları işlemek istediğimizde inanın yazmakla bitiremiyoruz. En sonunda gezilecek diğer yerler şeklinde sadece mekan isimlerini yazıyoruz. Çünkü o isimleri, orada gördüğümüz güzellikleri, aldığımız her notu ayrı ayrı yazmak istediğimizde saatler değil günler yetmiyor. İşte Assos yazımızda olduğu gibi. Çanakkale yazımızın içinde bahsedelim demiştik ama konunun çok detaylı olacağını görünce bu konuyu açma gereği duyduk. Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin Behramkale köyünde yer alan Assos Antik Kenti, denizden 228 metre yükseklikteki andezit kayalık üzerinde yer alır. Kent, Lesbos-Midilli adasından gelen Methymnslılar ve Aioller tarafından kurulmuştur. M. Ö. 6. yy'da Pers işgalini, ardından Frigya Satrabı Ariobarzanes'in ayaklanmasını yaşayan Assos, sonrasında Ariobarzanes'e yardım eden banker Eubulos tarafından yönetilmiştir. İskender ve Bergama Krallığı'nın egemenliği altına giren kent sonrasında Roma ve Bizans hakimiyetinde kalmıştır. Roma döneminde büyük gelişim gösteren Assos ayrıca Hristiyanlığı en erken kabul eden kentler arasındadır. Haçlı seferleri sırasında tahrip olan kent ve çevresi 20 yıl Frankların yönetiminde kalmıştır. Assos 3200 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğinde, iç ve dış olmak üzere iki ayrı sur duvarı ile korunmuştur. Günümüze kadar sağlam şekilde gelebilen surların büyük kısmı Helenistik dönemde inşa edilmiştir. Athena Tapınağı: Assos akropolünün en yüksek yerinde M. Ö. 6. yy. ortalarında inşa edilmiş olan Athena Tapınağı, Arkaik çağda dor düzeninde yapılmış Anadolu'da tek örnektir. Pronaos ve Naos'tan oluşan tapınak dikdörtgen planlı olup iki basamaklı bir teras üzerinde yükselmektedir. Tapınağın kabartma friz parçalarından bir kısmı Boston Müzesi'nde, bir kısmı da İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Çanakkale Müzesi'nde sergilenmektedir. Tiyatro: Günümüzde oldukça yıkık olan tiyatro M. Ö. 2. yy'da doğal bir kaya oyuğuna yapılmıştır. At nalı biçiminde olduğu sanılan yapının yüzü denize dönüktür. Agora: Kentin agorası Assos'un ortasında bulunmaktadır. Agoranın batısından girildiğinde göze çarpan temeller M. S. 5. yy'a ait küçük bir kiliseye aittir. Doğu yönünde şehir meclis binası, güney yönünde ise hamam bulunmaktadır. Gymnasium: Güreş, boks, disk ve cirit atma ile koşu çalışmalarının yapıldığı, matematik, felsefe, coğrafya ve müzik derslerinin verildiği gymnasium binası akropolün güneyinde bulunmaktadır. Yapı Helenistik dönemde inşa edilmiştir. Yapılan kazılarda gymnasium'un M. Ö. 1. yy. sonunda yeniden yapıldığı öğrenilmiştir. Bizanslılar döneminde ise M. S. 6. yy'da binanın ortasına üç nefli bir kilise eklenmiştir. Bouleuterion : Dikdörtgen planlı, ahşap çatılı, tek katlı meclis binası agoranın yanında yer almaktadır. Yapının oturma sıraları günümüzde iyi durumdadır. Liman: Liman, akropolün denizle birleştiği yerdedir. Limanın mendireği çevresinde ise antik mendireğin taşları görülmektedir. Nekropol: Kentin, doğu ve batı nekropolü olmak üzere iki nekropolü vardır. Nekropol, arkeolojik şehirlerde mezarlık ya da toplu mezarların bulunduğu alanlardır. Buradaki Roma çağına ait mezarlar yontulmuş taş ve mermerdendir. Bu mezar anıtlarının bazılarında tek, bazılarında çift oda bulunmaktadır. Bu odaların üzeri ise beşik tonozlarla örtülüdür. Gebze>Yalova>Gemlik>Bursa>Karacabey>Balıkesir>Edremit>Kazdağları yolu üzerinden E881 karayolunu kullanarak gelebilirsiniz. Tabii şehir merkezlerine girmek size kalmış bir durum. Diğer bir yol alternatifi olarak Silivri, Gelibolu, Çanakkale üzerinden gelebilirsiniz. Bu yol biraz daha uzun. Ama üzerinde Gelibolu ve Çanakkale gibi iki önemli mekanın olduğunu göz önünde bulundurursak, büyük avantajımız olduğunu görürüz. Bu yolu seçtiğinizde Gelibolu Lapseki (20 dk.), Eceabat Çanakkale (15 dk.), Kilitbahir Çanakkale (7 dk.) feribotlarından birini kullanmanız gerekiyor. Bizim tavsiyemiz gidişte birini, dönüşte diğerini seçmeniz şeklinde olacak. Çünkü her iki yol güzergahında da uğramanız gereken efsane mekanlar bulunuyor. Yukarıda haritada işaretledik. # Toplu Ulaşım : Assos'a direkt otobüs seferi yok. Çanakkale ya da Balıkesir otobüsleriyle bölgeye geldikten sonra, Assos minibüslerini kullanarak Behram'a gelebilirsiniz. # Havayolu: Assos'a havayolu seferi tabii ki yok. Çanakkale, İzmir ya da Edremit hava limanlarına inen uçak seferlerinden faydalanabilirsiniz. Balıkesir Assos 150 kilometre ve yaklaşık 2 saat 15 dakika. İstanbul Assos 450 kilometre ve yaklaşık 6 saat. İzmir Assos 265 kilometre ve yaklaşık 4 saat 15 dakika. Bursa Assos 300 kilometre ve yaklaşık 4 buçuk saat. Çanakkale Assos 95 kilometre ve yaklaşık 1 saat 10 dakika. Ankara Assos 680 kilometre ve yaklaşık 8 saat. Antalya Assos 660 kilometre ve yaklaşık 9 saat. Assos'a kadar gelip bu bölgedeki güzellikleri görmeden gitmeyin. İşte sizin için tuttuğumuz notlarımız."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/belize-gezilecek-yerler-mavi-cukur-nerede/", "text": "Orta Amerika'nın El Salvador'dan sonra en küçük ülkesi Belize. Pek fazla adını duymadığımız bu ülke henüz 1981 yılında bağımsızlığını ilan etti. Latin Amerika'nın tüm ülkelerinde olduğu gibi zamanında İspanyol işgaline uğrayan Belize, sonrasında bir süre İngiliz sömürgesi altından kalmış. 1973 yılına kadar da ülkenin resmi adı Britanya Hondurası olarak geçiyor. 1981 yılından sonra bağımsız bir ülke olan Belize'nin ilk başkenti Belize City iken şehir yaşadığı büyük kasırgalardan çok fazla hasar alınca Belize hükümeti başkenti Belmopan'a taşımış. Belize'nin dikkat çeken özelliği dünyanın en büyük ikinci 'blue hole'u yani su altı çukurunu barındırması. Dalgıçlar için önemli bir mekan. Belize Gezilecek Yerler başlığında bu konuya değineceğiz. Ama şunu söylemek lazım, eğer dalgıçlıkla bir alakanız yoksa ve bütün ülkeleri görmek gibi bir niyette değilseniz Belize, Orta Amerika geneline göre size pek bir şey sunmaz. Hem de oldukça pahalı bir ülke. Hele Türkiye'den Belize'ye gitmeye çalışırsanız muhtemelen hayatınızın en pahalı yolculuklarından birisi olur. Ama Orta Amerika'yı gezerken bir uğrayayım derseniz olabilir. Biz ülkeye Guatemala üzerinden karayolu ile geldik. İlk uğradığımız şehir olan San Ignacio'da, kapısında Türk bayrağı olan bir kumarhane dikkatimizi çekti. Sonradan öğrendik ki ülkede epey bir Türk kumarhanesi varmış. Belize'nin, eski başkent Belize City hariç bütün şehirleri ufak kasabalara benziyor. Ülkenin toplam nüfusu bile Kağıthane ilçesinden daha az. Ama ülke Karayiplerde harika bir sahil şeridine ve mercan adalarına sahip. Ayrıca zamanında Maya İmparatorluğu sınırları içinde kaldığı için ülkede Maya kalıntıları da bulunuyor. Belize'de gezilip görülmesi gereken yerlere geçmeden önce ülke hakkındaki bazı temel bilgilere kısaca bakalım. Orta Amerika'nın en küçük ülkelerinden birisi olan Belize'nin kuzeyinde Meksika, batısı ve güneyinde ise Guatemala bulunuyor. Ülkenin doğu şeridi Karayip Denizi ile çevrili. Türkiye'den Belize'ye yapılan direkt uçuş yok (2021). ABD üzerinden aktarmalı olarak ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Belize'nin uluslararası havalimanı ise Belize City'de bulunan Philip S. W. Goldson Uluslararası Havalimanı. Ayrıca Meksika ve Guatemala üzerinden karayolu ile Belize'ye kolay şekilde geçebilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Belize'de 90 gün süreyle vizeden muaf durumdalar. Belize Türkiye'den vize istemeyen ülkelerden biri. Belize'nin resmi dili İngilizce ve Orta Amerika'da bu konuda tek. Aslında İngilizceyi biraz değiştirip kendilerine has bir hale getirmişler ama ülke genelinde İngilizce ile rahat rahat iletişim kurabilirsiniz. İspanyolca ve bazı Maya yerli dilleri de ülkede kullanılan diller arasında. 2021 yılı itibariyle Belize nüfusu yaklaşık 400 bin kişi. Ülkenin en kalabalık şehri ise Belize City. Belize'nin resmi para birimi Belize Doları. Amerikan doları da ülke genelinde yaygın olarak kullanılıyor. Hatta ülkeye girerken hiç döviz bozdurmayla uğraşmayın deriz, boşuna zarar edersiniz. Belize ekonomisini kalkındıran üç alan; turizm, tarım ve balıkçılıktır. Özellikle şeker, narenciye ve muz ihracatı ülkenin başlıca gelir kaynaklarından. Ülkede gelir dağılımı son derece adaletsiz. Bu nedenle suç oranları yüksek. Petrol üretimi yapılsa da ticaret açığı ve ağır dış borç yükü nedeniyle Belize ekonomisi çok iyi durumda değil. Çinliler ülke ticaretinde önemli bir paya sahip. Belize için uzun uzadıya gezilecek yerler listesi yapamayacağız. Çünkü ülkede ön plana çıkan sadece iki turizm alanı var. Birisi özellikle tüplü dalış meraklılarına hitap eden deniz turizmi, diğeri ise Maya İmparatorluğu'na ait kalıntıların olduğu antik kent bölgeleri. Seyahatimiz sırasında Belize Gezi Rehberi'ne kaydettiğimiz noktalar şöyle.. Caye Caulker, Karayip Denizi'ndeki küçük bir kireçtaşı mercan adası. Adanın en büyük özelliği hemen yanı başında bulunan The Great Blue Hole. Bu çukur Lighthouse Resifi denilen bölgenin merkezinde bulunuyor. 300 metre çapında ve 124 metre derinliğindeki Büyük Mavi Çukur, Unesco'nun Dünya Mirasları Listesi'ndeki Belize Set Resifi'nin bir parçasını oluşturuyor. Ünlü bir deniz kaşifi ve sinema yönetmeni olan Jacques-Yves Cousteau burayı 'Dünyadaki En İyi 5 Tüplü Dalış Bölgesi'den biri olarak ilan edince bölge turistik anlamda çok değer kazanmış. Şu anda dünyanın dört bir yanından gelen dalgıçların cazibe merkezi konumunda. Büyük Mavi Çukur dalış meraklıları için önemli bir yer olsa da, buraya gitmek biz gezginler için sanıldığı kadar kolay değil. Çünkü bölgeye giden teknelere katılmak için en az 300-400 doları gözden çıkarmanız gerekiyor. Helikopter ya da pırpır uçaklarla yapılan turları hiç saymıyoruz bile. Ama The Great Blue Hole dışında da bu adaların yakınında çok uygun dalış noktaları var. Hatta tehlikeli olmayan türdeki köpek balıkları ile birlikte bile yüzebiliyorsunuz. Deniz suyu tıpkı içme suyu gibi oldukça berrak ve temiz. Belize'nin dünyanın en kolay ada satan ülkesi olduğu söyleniyor. Gerçekten de dönem dönem Karayiplerdeki adalardan bazıları için satılık ilanı çıkartılıyor. Kolay dediysek, fiyatları milyon dolarlarla belirleniyor tabi. Yoksa 'yedi kişi birleşip bir adaya girelim' diyebileceğimiz fiyatlar değil. Leonardo DiCaprio da Belize'nin Blackadore Caye bölgesindeki adalardan birini 1.7 milyon dolara satın almış. Burası Belize'nin Guatemala sınırında bulunan San Ignacio şehrindeki antik bir maya kenti. Mopan Nehri yanında yüksek bir alanda bulunuyor. Bölgede oldukça heybetli ve hala sağlam vaziyette olan bir piramit var. Piramite tırmanış yapabiliyorsunuz. Xunantunich maya dilinde 'Taş Kadın' anlamına geliyor. Bu piramit Belize sınırlarındaki en etkileyici Maya kalıntılarından biri. Biz ziyaret edemedik ama ülkede önemli Maya kalıntıları olan daha birçok yer var. - Altun Ha Harabeleri (Belize City'nin 40 km. kadar kuzeyinde bulunuyor.) - Lamanai Harabeleri (Belize'nin Orange Walk bölgesinde bulunuyor. Ulaşım oldukça meşakkatli. Harabelere gitmek için 1,5 saatlik bir nehir yolculuğu yapmak gerekiyor.) - Caracol Maya Harabeleri - Cahal Pech Maya Harabaleri - Santa Rita - Nim Li Punit Maya Harabeleri - Lubaantun Maya Harabeleri Belize'nin başkenti Belmopan 15 bin kişilik nüfusuyla küçük bir kasaba görünümünde. Belmopan'a gidereniz merkezde Guanacaste adında 50 dönümlük bir doğal park bulunuyor. Birkaç saatinizi geçirebileceğiniz sessiz sakin bir ortam. Şehrin güneyinde bulunan bir diğer park ise Mavi Çukur Ulusal Parkı. Bu parkın içinde oldukça etkileyici St. Herman's Mağarası, diğer adıyla Kristal Mağarası bulunuyor. Yaklaşık 1,3 km'lik devasa bir mağara ve rehber eşliğinde gezilebiliyor. Mağarada turistlere yönelik yapay hiçbir şey bulunmuyor, tamamen doğal ortam. Mağaranın içinden nehir geçmesi de ayrı bir görsel şölen oluşturmuş."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bhutan-kralligi/", "text": "Doğu Himalayalar'da, kuzeyinde Çin'in Tibet bölgesi, batısında, doğusunda ve güneyinde ise Hindistan'a bağlı topraklar bulunan, yaklaşık 38 bin km 'lik alanıyla güzel bir ülke.. Ülkenin resmi adı Bhutan Krallığı'dır. Yerel adı ise \"Druk Yul \" olarak bilinir. Ülkenin başkenti Thimphu'dur. Ülke yönetimi parlamenter demokrasi ile anayasal monarşi üzerine kuruludur. Bhutan'ın adında da yönetiminde de krallık mevcuttur ancak yürütme organını başbakan ve bakanlardan oluşan hükümet temsil etmektedir. Burada 775 binin üzerinde (2021) mutlu insan yaşar. Evet... 775 bin mutlu insan... Bhutan'da mutluluğa o kadar önem verilir ki, burada insanların iç huzurunu korumak için 2008 yılında Gayri Safi Milli Mutluluk Komitesi kurulmuş.. Bu ülkede Gayri Safi Mutluluk oranının yüksekliği, Gayri Safi Milli Hasıla oranının yüksekliğinden daha önce gelmektedir. Hatta nüfus sayım anketinde bile yaşadıkları hayattan memnun olup olmadıkları sorulmaktadır. 2015 yılında yapılan nüfus sayımında, nüfusun %91'i mutlu olduğu yönünde cevap vermiş.. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Bhutan, az gelişmiş ülke kategorisinde değerlendirilir. Bhutan'ın başlıca geçim kaynağı, ülkede halkın yarısından fazlasının istihdam alanı olan tarımdır. Başlıca yetiştirilen ürünler pirinç, mısır, kök bitkiler ve narenciyedir. Ayrıca ormancılık ve hayvancılık da yaygın geçim kaynakları arasındadır. Bu arada ülkede yapılan tarım, büyük ölçüde organiktir ve tarımda kullanılmak üzere kimyasal madde alımı yasaktır. Sadece almak değil, satmak ve kullanmak da yasaktır. Ülkede yaşayan ana grupları Ngaloplar ve Şarçoplar oluşturur. Ülkedeki dini grupların dağılımı ise Tibet Budistleri (%75), Hint ve Nepal Hinduları (%25) şeklindedir. Ayrıca az sayıda Hristiyan toplumlar da bulunmaktadır. Mahayana Budizm resmi din olarak benimsenmiştir. Bhutan Anayasası'nda, ülkedeki ormanlık alanların ülke yüz ölçümünün % 60'ının altında olamayacağı maddesi bulunmaktadır. Bhutan'da bu oran 2020'li yıllarda %70'e yakın seviyelerdedir. Bu oranın yüksekliği sayesinde Bhutan, dünyadaki negatif karbon düzeyine sahip bir kaç ülkeden biri olmuştur. Geleneksel inançlarına göre ekolojik alanlar tanrıların ve koruyucu ruhların evidir ve onları bozmak ülkeye felaket getirir. Yeraltı zenginliklerini de işletmeyerek, doğanın güzelliğini ve dengesini bozmak istemiyorlar. Bu dengeyi maddesel zenginliğe tercih ediyorlar. Ormanlardan ve temiz havadan bahsetmişken, ülkedeki mevcut bir yasaktan söz etmeden geçmeyelim. Dünyada tütün ekimini ve satışını yasaklayan ilk ülke Bhutan'dır. Sigara yüzde yüz vergiye tabidir ve sadece evlerde içilebilir. Ayrıca bu yasak turistler için de geçerlidir. Ülkeye sigaranızı sokmak isterseniz yüksek bir vergi ödemeniz gerekecektir. Evsizseniz evinizi, ekip dikmek için toprağınızı da devlet veriyor. Miras hukuku konusunda da birçok ülkeden farklı uygulamaları mevcut. Mesela; mallarını kız çocuklarına miras bırakıyorlar. Bhutan halkı geleneksel kıyafetler giyerler. Bu kıyafetleri günün belli saatlerinde giymek zorunludur. Bu saatlerin dışında kalan zamanlarda günümüzün modern kıyafetlerini giyebiliyorlar. Biraz yöresel kıyafetlerden söz edelim: Erkekler kalın, dize kadar uzanan kaftanlar, kadınlar ise uzun elbiseler giyerler. Bir erkeğin statüsü ve sosyal seviyesi, sol omzunun üzerinden aşağıya sarkan ve kabney adı verilen fular ile belli olur. Sıradan insanlar beyaz fular takarlar, soylu insanlar ve rahipler sarı, milletvekilleri mavi, yargıçlar ise yeşil kabney takarlar. 1999 yılına kadar dünyada televizyon yayınının olmadığı tek ülkedir Bhutan.. Uluslararası çevrelerin \"ülke halkının haber alma özgürlüğünü kısıtlayamazsınız\" baskılarına dayanamayan kral yasayı değiştirmiş ve ülkede başkent Thimphu'da sınırlı olmak şartıyla televizyon yayınlarını başlatmış. 2006 yılında ise uydu aracılığıyla bu yayın tüm ülkeye dağılmış. Bhutan halkı, kendi kendilerine yetmeyi, kültürlerini muhafaza etmeyi ilke edinmişler. Kültürlerinin zarar görmemesi için de sınırlı sayıda turiste ülkeye giriş izni veriyorlar. Krallık, ülkeye giren her turist için gün başına belli bir ödeme talep ediyor. Bu rakam 180 ile 290 dolar arasında değişiyor. Kişi sayısı, konaklama şartları, seyahat türüne göre net rakam belirleniyor. Bu tutarın dışında vize, otel, yemek, tur ücretleri ayrıca talep edilmiyor. Bhutan ; yasakların, kuralların ve mutluluğun ülkesi olmakla birlikte, din ve siyaset alanındaki özgürlükçü tavrı nedeniyle 'Dünyanın en özgür ülkesi' olarak da anılıyor. Yasaklar ve özgürlüğün beraber anıldığı, beraber yaşandığı bir ülkeden söz ediyoruz. Son dönemde ülkemizde hatta dünyada meşhur olmuş bir kavram var; Kültürel Miras.. İşte bu ülke yasakları ve kurallarıyla kültürel miras için güzel bir örnek. Umarız 21. yüzyılda bu miraslarına sahip çıkar ve dünyanın farklı mozaiklerine renk katmaya devam ederler. Bhutan Krallığı'ndan söz etmişken, Bhutan'da gezilecek yerler listesine de kısaca değinmek istiyoruz. Doğal güzellikleri ve heybetli tapınaklarıyla meşhur bu ülkede, gezilecek yerler listesinin ilk sırasında Taktsang Manastırı bulunuyor. Öyle ki Bhutan'ı Google'da arattığınızda karşınıza ilk bu tapınağın fotoğrafları çıkıyor. Taktsang, yani Kaplan Yuvası 1692 yılında inşa edilen görkemli bir manastırdır. Paro Vadisi'nde, bin metre yükseklikte yer alan bu manastıra ulaşmak için yaklaşık 2-3 saat sürecek bir yürüyüş yapmanız gerekiyor. Bu yürüyüşünüzün sonuna doğru manastırı uzaktan da olsa görmeye başladığınızda muhteşem manzarası sizi çok etkileyecek. Siz de her gezgin gibi bu kadar dik bir uçurumun üzerine bu yapının nasıl inşa edildiğini merak edeceksiniz. Manastırda, yanan tütsünün yoğun ve kendine has kokusunun yanı sıra, dua eden müritlerle karşılaşmak bambaşka bir deneyim yaşatacak size. Tiger's Nest Manastırı'nın sınırlarına girdiğinizde keşfedilecek düzinelerce küçük salon, alter ve mağara bulacaksınız. Kaplan Yuvası Tapınağı'nda fotoğraf çekmek yasak. Bu sebeple tapınağa girerken fotoğraf makinesi, cep telefonu, kamera ve benzeri kayıt cihazları toplanıyor ve kilitli dolaplara koyuluyor. Bu durum sizi üzmesin çünkü tapınağın dışından fotoğrafını çekebiliyorsunuz. Tapınak gezisinden sonraki durağımız Kuenselphodrang Doğa Parkı. Bu park, bir tepenin üstünde bulunan ve dünyanın en büyük Buda heykellerinden biri olarak kabul edilen Büyük Buda Heykeli ile şehri kuşbakışı izleyebileceğiniz manzarasıyla ünlü. Bhutan'ın 5. Kralı zamanında yaptırılan bu heykeli görmek ve ülkenin muhteşem manzarasını seyretmek istiyorsanız Büyük Buda Heykeli'ni ziyaret etmelisiniz. Bronzdan yapılan ve yaklaşık 51,5 metre yüksekliği olan bu heykelin içinde ise 120 binden fazla küçük Buda heykeli var. Ülkedeki en büyük ve gösterişli yapılardan biri olan Rinpung Dzong Tapınağı'nı da Bhutan gezilecek yerler listesine yazabilirsiniz. Rinpung Dzong, Bhutan'ın 2. Kralı zamanında yaptırılmış. Budist rahipleri ve ibadet eden yerlileri görme imkanı bulacağınız bu tapınağa kısa kollu tişört ve şortla girmek yasak. Ayrıca içeride fotoğraf da çekemiyorsunuz. Ülkenin batı bölümünde konumlanan bu tapınak, Paro şehrindedir. Bhutan'ın uluslararası tek havaalanı da buradadır. 5500 metre yüksekliğinde dağlarla çevrili derin bir vadi içinde bulunan Paro Havaalanı'na Türkiye'den direkt uçuş bulunmuyor. Bu ülkeye ulaşım için Yeni Delhi, Katmandu, Bangkok, Kalküta gibi şehirlerden aktarma yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/biga-gezilecek-yerler-parion-antik-kenti/", "text": "Çanakkale'nin ekonomik ve nüfus bakımından en büyük ilçesi Biga, içinde bulundurduğu Parion Antik Kenti, Kocabaş çayının doğal güzellikleri, harika havası ve manzaraları açısından ülkemizin en güzel yerleşim yerlerinden ve aynı zamanda turistik bölgelerinden biridir. Anlatılana göre Biga'nın fatihi Sultan Alaaddin beylerinden Boyboğa'dır. Bu sebeple Biga'nın eski isminin Boğa olduğu bilinmektedir. Şimdi beraber Biga gezilecek yerler listemizi inceleyelim. Alt kısımda her ne kadar Biga'da gezilecek yerler listesi yapsak da, Parion Antik Kenti'ni bu listenin dışında ayrı olarak ele almaya değer bulduk. Zira Biga'nın en önemli tarihi eseri bize göre burasıdır. Çanakkale'nin Biga ilçesine bağlı Kemer Köyü sınırları içinde yer alan Parion Antik Kenti M. Ö. 709 yılında kurulmuştur. Kent tarihi boyunca Persler, Makedonlar ve Romalıların egemenliğine girmiş, Augustus ve Hadrianus Dönemlerinde iki kere koloni kenti olarak ilan edilmiştir. Anlatılan bilgilere göre Troya döneminde Paris burada yaşamış ve mekan Paris'in yeri anlamında Parion ismini almış. M. S. 2. yy'dan itibaren ise Hristiyan topluluğunun yaşadığı bir piskoposluk merkezi olmuştur. Kentte gerçekleştirilen kazılarda parçalar halinde mermer bir heykel ele geçirilmiştir. Heykel üzerinde yapılan incelemelerde eserin Artemis'e ait olduğu sonucuna varılmıştır. Özgün bir kompozisyona sahip olan heykel koruma altına alınmıştır. Son kazı çalışmalarında Nekropol kısmında çeşitli mezar odaları ortaya çıkmıştır. Bu odalar Parion Kenti'nin ne kadar gelişmiş, köklü bir kültür ve soylu ailelerin yaşadığını göstermektedir. # Biga Kocabaş Çayı: Biga'nın akla ilk gelen doğal güzelliklerinden biri burası. 80 km. uzunluğa sahip bu çay Biga'nın ortasından geçmektedir. Üzerinde yer yer irili ufaklı köprüler bulunduran Kocabaş Çayı, kaynağını Kaz Dağları'ndan almaktadır. Tarih sayfalarında önemli bir yere sahip Büyük İskender savaşlarının da bu çayın kıyılarında yapıldığı bilinmektedir. # Nilüfer Gölü: İsminden de anlaşılacağı üzere, nilüfer çiçeklerinin yetiştiği göldür. Bu özelliği ile ön plana çıkan göl, Bolu Abant Gölü'nden sonra nilüfer çiçeği yetişen ikinci gölümüzdür. Gölün yakınında bulunan yüz yıllık Boşnak köyü olarak bilinen Kalafat Köyü'ne de uğramanızı tavsiye ederiz. # Karabiga: M. Ö. 7. yüzyılda Milet koloni kenti döneminden kalma Priapos Kalesi bu beldedir. Karabiga denince sahiller, balıkçı tekneleri ve şirin limanı akla gelir. Merkezden sık sık otobüslerin kalktığı mekan yüzmek ve deniz manzarası eşliğinde balık restoranlarında ziyafet için en ideal yerlerden biri. Kadınlar hamamı plajı da Karabiga'nın meşhur mekanlarından biridir. # Çarşamba Pazarı: Köylülerin bahçelerinden topladıkları meyve, sebze ve köy kadınlarının hazırladığı ürünlerin satıldığı organik pazar. Biga'ya gezmeye gittiğinizde Çarşamba gününü tercih edin ve bu pazara muhakkak uğrayın. # Ulu Camii: Fatih Sultan Mehmet Han'ın Manisa Sancakbeyi olduğu dönemde yaptırdığı güzel bir camidir. Biga'nın en eski camisi olarak bilinmektedir. # Biga Okçuluk Şenlikleri: Eylül ayının ilk haftası Çanakkale'de olursanız, Biga ilçesinde yapılan şenliklere katılmanızı tavsiye ederiz. Festivalin ana teması geleneksel tarihi okçuluk sporunu yaşatmak, tarihi değerlerimize, geleneklerimize ve kültürel mirasımıza sahip çıkmaktır. Yurt dışından katılımların da olduğu şenlikte çim saha üzerinde atlı cirit gösterileri, halk oyunları, barutlu tüfek ve oklarla yapılan atış gösterileri misafirlere renkli görüntüler sunmaktadır. Ayrıca festival alanında gerçekleştirilen at üzerinde kılıçla karpuz kesme gösterisi de festivale renk katmaktadır. # Balıkkaya Tepesi: Özellikle akşam saatlerinde şehir manzarasına hakim, 200 m. yükseklikte bulunan bir tepedir. Aynı zamanda Balıkkaya efsanesi ile ünlüdür. Anlatılanlara göre yükseğe çıktıkça tanrıya ulaşacağını zanneden bir kadın bu tepede taş olmuştur. Çanakkale Biga'nın son yapılan nüfus sayımına göre (2020) ilçe merkezinin nüfusu yaklaşık 53 bindir. Belde ve köylerin nüfusu yaklaşık 37 bindir. İlçe merkezi, belde ve köylerin toplamı yaklaşık 91 bin civarındadır. Çanakkale'nin en büyük ilçesi olan ve alt taraftaki haritada işaretlediğimiz Biga, Çanakkale şehir merkezine 84 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kaz Dağları'nın kuzeyinde ve Çanakkale'nin doğu tarafındadır. Tarihi-kültürel değerlere sahip bir gezi ve tatil beldesi olan Çanakkale ilimizde yollar oldukça elverişli olduğu için, il merkezinden Biga'ya bireysel araç ya da toplu ulaşım araçlarıyla kolayca gelebilirsiniz. - Bandırma'ya 60 dakika mesafede bulunur. (İstanbul'dan gelecekler için Yenikapı feribotları ile 3 saate Bandırma'ya varıyorsunuz.) - Biga Bursa arası yaklaşık 2,5 saat - Biga İzmir merkez arası yaklaşık 4 saat - Biga Edirne merkez arası yaklaşık 3,5 saat"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bilecik-nasil-bir-yer-merkez-hakkinda-bilgi/", "text": "Bilecik yüz ölçümü olarak Türkiye'nin en küçük illerinden biri olsa da, dört coğrafi bölgemizde de toprağı olması açısından ilginç bir şehir. Belki ufak ama doğal güzellikleri ve tarihi mekanları çoktur. Nasıl olmasın zaten? Bilecik, büyük bir imparatorluğa dönüşüp üç kıtaya hükmeden Osmanlı'nın kurulduğu şehirdir. Osman Bey tarafından 1299 yılında Belekoma Kalesi ve Yarhisar'ın fethedilmesiyle tarihin akışının değiştiği topraklardır. Diriliş, kuruluş ve kurtuluşun beşiği Osmanlı Sancağı, Şeyh Edebali diyarı denir. Peki Bilecik yaşamak için nasıl bir şehir? Tarihi nedir, coğrafi özellikleri, iklimi, örf ve adetleri nelerdir? Öğrenciler ve memurlar için Bilecik'te hayat nasıldır? Tüm bu konuları kısa başlıklar halinde sırayla gözden geçirelim. Marmara Bölgesi'nin güneydoğusunda bulunan Bilecik; Marmara, Karadeniz, Ege ve İç Anadolu bölgelerinin kesişim noktası üzerinde yer alır. Kuzeyinde Sakarya, güneyinde Kütahya, doğusunda Bolu ve Eskişehir, batısında ise Bursa ile komşudur. Dört büyük bölge arasında bulunan Bilecik'e karayolu ulaşımı oldukça kolaydır. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyükşehirlerden direkt olarak yapılan otobüs seferleri bulabilirsiniz. - İstanbul Bilecik arası yaklaşık 240 kilometre ve 3 saat 20 dakika. - Ankara Bilecik arası yaklaşık 320 kilometre ve 4 saat. - İzmir Bilecik arası yaklaşık 450 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Erzurum Bilecik arası yaklaşık 1200 kilometre ve 13 saat 30 dakika. - Diyarbakır Bilecik arası yaklaşık 1200 kilometre ve 14 saat. - Antalya Bilecik arası yaklaşık 480 kilometre ve 5 saat 20 dakika. Bilecik; İstanbul-Ankara arasında sefer yapan yüksek hızlı tren hattı güzergahında bulunuyor. Hem İstanbul hem Ankara'dan demiryoluyla yaklaşık 2,5 saatte Bilecik'e ulaşabilirsiniz. Bilecik merkezde bulunan YHT İstasyonu şehrin 6-7 km. kadar doğusunda bulunuyor. Harita konumu için tıklayın. Hızlı tren istasyonuna şehir merkezinden kalkan minibüslerle ulaşabilirsiniz. Gün içinde çalışan 'H1' numaralı minibüsler ile gece çalışan 'H8- ' numaralı dolmuşlar Bilecik hızlı tren garından geçer. Bilecik'teki diğer hızlı tren garı ise Bozüyük ilçesinde bulunuyor. Bozüyük ilçe merkezinin 4-5 km. kadar güneyinde bulunan hızlı tren garının harita konumu için tıklayın. Bozüyük hızlı tren istasyonuna yine ilçe merkezinden minibüslerle ulaşım sağlanıyor. Bilinen en eski isimleri Agrilion ve Agrillum olan Bilecik'te ilk yerleşim M. Ö. 3000'den öncelere uzanmaktadır. M. Ö. 3000'li yıllarda tunç yapımı için kalay çıkartılan bir bölge olan Bilecik, Anadolu'nun Tunç Çağı'na geçişinde önemli paya sahiptir. Antik Çağ'da Bilecik, Bitinya bölgesinin içinde yer alıyordu. Bitinya Krallığı'nın bilinen tarihi ise M. Ö. 1950'lerde burada yaşayan Trakya kavimlerinden Thynler ile başlar. Önce Mısırlılar, Hititler, Frigler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar hakimiyetine girmiş, M. Ö. 326-297 arasında kısa bir süre bağımsız kalmış, sonrasında ise Bitinya Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans, Emevi ve Abbasi hakimiyeti dönemlerini yaşamıştır. Bilecik'in Bizans dönemindeki ismi ise Belekoma'dır. 1231 yılına gelindiğinde bölgeye hakim olan İznik İmparatoru Selçuklu sınırına dayanınca Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad Bizanslılara karşı bir sefer düzenlemiş, savaş sonrası Karacadağ ve Söğüt bölgesini alıp Belekoma'yı vergiye bağlamıştır. Bu savaş sırasında büyük bir kahramanlık gösteren Ertuğrul Gazi'nin türbesi bugün Bilecik/Söğüt ilçesinde bulunmaktadır. Başka bir kahraman akıncı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu olan Osman Bey, 1299 yılında Belekoma kalesini ve peşinden Yarhisar kalesini fethetti. Bu fetih tarihte Osmanlı'nın kuruluş yılı olarak gösterilmektedir. Kurtuluş Savaşı dönemine gelindiğinde ise Bilecik çok büyük yaralar almış, binlerce şehit vermiş, kısa bir süre de Yunan işgali altında kalmıştır. 6 Eylül 1922'de işgalden kurtarılan Bilecik, Türkiye Cumhuriyeti'nde bir il olarak yerini almıştır. Nüfus: Bilecik'in 2020 yılı nüfusu yaklaşık 220 bin kişidir. - Bozüyük - Gölpazarı - İnhisar - Osmaneli - Pazaryeri - Söğüt - Yenipazar Bilecik'in ekonomisinde mermer ve seramik işlemeciliğinin yeri ayrıdır. Ekonomiye ciddi katkı sağlayan mermer ocaklarının yanında seramik ve cam yapımında hammadde olarak kullanılan feldspat rezervleri de çok zengindir. Bununla birlikte kil ve kaolin de çıkartılır. \"Bilecik taşı\" olarak bilinen mermer çeşidi hem yerli hem yabancı piyasada oldukça meşhurdur. Türkiye, mermer rezervi konusunda dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir ve Bilecik'te bu pazarda önemli bir yere sahiptir. Şehrin İstanbul, İzmir gibi önemli liman şehirlerine yakın olması ve ulaşım kolaylığı da sektörün büyümesinde büyük avantaj sağlamış. Bilecik'in diğer ekonomik faaliyetleri ise tarım ve hayvancılığa dayanır. Bitki örtüsünün elverişli olması nedeniyle küçükbaş hayvancılık daha yaygındır. Şehirde en fazla üretilen tarım ürünleri ise; buğday, arpa, mısır, yonca, şerbetçiotu, domates, karpuz, kavun, kiraz, şeftali, ayva ve nardır. Bilecik, Türkiye'nin birbirinden farklı özelliklere sahip dört bölgesi olan Marmara, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz'in kesişim noktasında bulunduğu için çok çeşitli iklim tipleri görülür. Genel olarak merkez kesimleri, Söğüt, Gölpazarı ve Osmaneli ilçelerinde Marmara iklimi; Pazaryeri, Bozüyük ve Yenipazar ilçelerinde ise İç Anadolu iklimleri görülür. Bir de daha küçük ve özel alanlarda görülen bir iklim tipi olan mikroklima etkisi altında bulunan yerleri vardır. Buralar Gölpazarı, Osmaneli ve Söğüt ilçelerinin Sakarya Nehri kıyı şeridinde bulunan kısımlarıdır. Bilecik'in coğrafi yapısının üçte birini dağlık alanlar oluşturur. Şehirde yayla dediğimiz düzlükler çok azdır. İlin yüz ölçümünün yarıya yakını sık ormanlarla kaplıdır, bitki örtüsü zengindir. Türkiye'nin özellikle batı bölgelerinin birçoğunda olduğu gibi Bilecik'te de eskiye dair Anadolu gelenek görenekleri yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutmuştur. Ama kırsal kesimler dışında, yöresel adetlerin unutulmaya başlandığı bir dönemde Bilecik güzel bir atılımda bulunmuş. Bilecik Belediyesi şehrin kültürel, tarihsel, geleneksel örf ve adetlerini, yaşam tarzlarını yansıtan temel yapı taşlarını içerisinde barındıran 'Yaşayan Kent Müzesi'ni kurmuş. Bilecik, Türkiye'nin dört ayrı bölgesi olan Marmara, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege'nin tam kesiştiği noktada bulunması ve tarihte onlarca medeniyete ev sahipliği yapmasıyla kültürel anlamda çok önemli bir şehrimiz. Bu Kent Müzesi'de Bilecik tarihini gelecek nesillere anlatmak ve aktarmak için çok iyi düşünülmüş bir proje gerçekten. Bilecik'i ziyaret ederseniz Bahçelievler Mahallesi'nde bulunan bu müzeyi ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Bilecik Kent Müzesi'nde; balmumu heykeller, üç boyutlu Bilecik animasyonları, eğitim ve konferans alanları, sergi salonları, interaktif uygulamaların yanında yöresel kıyafetleri görüp, Bilecik mutfağından lezzetleri tadabileceğiniz alanlar bulunuyor. Bu müze içinde dönem dönem Bilecik örf ve ananelerini göstermek adına kına, nişan, düğün gibi organizasyonlar yapılıyor. Mesela bu düğün gösterileri esnasında döşeğin üzerinde gelin dövme, kına yakma ya da gelinin avucuna bulgur koyup kaynanayla oynatma gibi Bilecik'e özgü adetler tek tek yerine getiriliyor ve izleyenlere öğretiliyor. Bir de Bilecik'in Parayeri ilçesinde sürdürülen eski bir düğün geleneği vardır ki, Pazaryeri'den kız alacaksanız sizi çok zor günler bekliyor demektir. 😀 Pazaryeri düğünleri sırasında damadın üzerine ketçapından mayonezine, yumurtasından çorbasına kadar farklı yiyecekler dökülüyor. Yine envai çeşit yiyecekler damada ve sağdıca zorla yediriliyor, damadın evinin kapısı ve camları kırılıp sökülüyor. Daha neler neler.. Pazaryeri ilçesinde evlenen kimse o düğünü kolay kolay unutamaz. - Pide, Bükme, Hodalak, Kümme - Dağ Eriği Ekşili Kesme Çorbası - Ovmaç Çorbası - Mercimekli Bozüyük Mantısı - Bilecik Güveci - Parmak Köftesi - Yunus Erikli Ekşili Biber Dolması - Zırz - Kaçamak - Gök Fasille - Huris Tepsi - Bıldırcın Kebabı ve Bıldırcınlı Mantı - Nohut Kebabı ve Nohutlu Mantı - Keklik Kebabı - Büzme Tatlısı - Pancar Pekmezi - Nişasta Helvası ve Bilecik Pazaryeri Helvası Bilecik ilimizde 2007 yılında kurulan Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi bulunuyor. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nin ana kampüsü Bilecik merkezin yaklaşık 6-7 km. kadar kuzeyinde, Pelitözü Mahallesi'nde yer alıyor. Şehirde trafik ve ulaşım sorunu yok. Oturduğunuz semt fark etmeksizin okula kolayca ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Ev ya da yurt bulma sorunu yaşamazsınız. Pahalı bir şehir değil Bilecik. Zaten fazla para harcayacağınız bir yer de yok. Bol bol tasarruf yapabilirsiniz. Hem memur hem öğrenciler için Bilecik sosyal aktivite anlamında pek bir şey vadetmiyor. Şehir merkezi yarım saatte gezip bitirebileceğiniz kadar ufak. Kafe ve restoranlar merkez caddesi etrafında toplanmış. İlçelerinde görev yapan memurlar genelde Bozüyük, Söğüt ve Osmaneli ilçelerinin diğerlerine göre daha avantajlı olduğunu söylüyor. Yok ben sakin, doğayla iç içe ve huzurlu yerleri severim, çok fazla sosyal ortam da aramam diyorsanız Bilecik ideal bir şehirdir. Güvenlidir, ucuzdur ve yaşam kolaydır. Gezmek için doğal güzellikleri ve tarihi mekanları boldur. Ama kışları da sağlam ayazı vardır. Hatta bahar aylarının geceleri dahi oldukça soğuk olabilir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bilecikte-gezilecek-yerler-neyi-meshur-tarihi/", "text": "Marmara Bölgesi'nin güneydoğusunda yer alan Bilecik'in en önemli geçim kaynağı tarım olmakla birlikte mermer işletmeciliği açısından da önemli bir merkezdir. Bilecik'te çok farklı uygarlıkların izlerini görmek mümkündür. Bilecik'in en eski isimleri Agrilion ve Belekoma'dır. Bilecik'te ilk yerleşim M. Ö. 3000 yıllarına dayanır. Bilecik'in de içinde bulunduğu bölge Bithynia olarak adlandırılmıştır. Osmanlı Devleti burada doğmuştur. Bu nedenle her yıl Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri, Bilecik iline bağlı Söğüt'te yapılmaktadır. Özellikle \"Diriliş Ertuğrul\" dizisinden sonra Bilecik ve Söğüt daha popüler hale gelmiştir. - Kısaca Bilecik Tarihi - Orhan Gazi Cami - Osman Gazi Cami - Şeyh Edebali Türbesi - Malhun Hatun Türbesi - Bilecik Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı - Bilecik Harmankaya Kanyonu - Belekoma Kalesi - Bilecik Söğüt'te Gezilecek Yerler - Bilecik Kaplıcaları - Bilecik Mesire Alanları - Pelitözü Göleti - Yediler Tepesi Kent Ormanı - Karasu Deresi - Bilecik'te Başka Nereleri Gezebilirim? - Bilecik'te Doğa Sporları - Bilecik'ten Ne Alınır? - Bilecik'te Ne Yenir? - Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Yörük Şenlikleri Hitit uygarlığının şirin köy anlamına gelen Belekoma adını verdiği kent, tarihte birçok medeniyetin yönetimine konu olmuştur. Bilecik'in bulunduğu bölgenin eski isimlerinden biri de Bithynia'dır. Bithynia'nın kent olarak tarihi ise Trak kavimlerinden Thynler'le başlamıştır. Bölge zaman içinde Mısır, Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Makedonya, Bitinya Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimine geçmiştir. Kayı Türklerinden Ertuğrul Bey 1230 yılında Bilecik'in Söğüt ilçesi ve çevresine yerleşmeye başlamıştır. 1231'de Büyük Selçuklu Devleti, Bizans İmparatorluğu ile savaşa girince Ertuğrul Bey ve askerleri de savaşa akıncı olarak katılmıştır. Büyük Selçuklular savaşı kazanınca Alaeddin Keykubat, Ertuğrul Bey'e Söğüt ve Domaniç'i vermiştir. Ertuğrul Bey'in vefatından sonra başa geçen Osman Gazi 1289'da Bizans Devleti ile savaşa girmiş Karacahisar kalesini kuşatmış, buradaki Rum kilisesini camiye çevirmiş ve ilk kez kendi adına hutbe okutmuştur. 1299 yılında ise Bizans Devleti'nin bir kale kenti durumunda olan Bilecik, Osman Gazi tarafından ele geçirilmiş ve Osmanlı Beyliği'ne katılmıştır. Kent I. Beyazıt dönemine kadar Osmanlı toprakları içinde kalmış, Ankara Savaşı ile bir süre Timur'un hakimiyetine girmiş, fetret dönemi sonrası Çelebi Mehmet tarafından tekrar Osmanlı himayesine alınmıştır. Bilecik'te görebileceğiniz tarihi yapıların büyük çoğunluğu Osmanlı dönemine ait cami, hamam, han, türbeler, sivil mimari örnekleri ile imaretlerdir. Osmanlı'nın kuruluş döneminde yapılmış eserlerin bir kısmı günümüze ulaşmış, bir kısmı ise Kurtuluş Savaşı yıllarında tahrip edildiğinden günümüze ulaşamamıştır. Orhan Gazi Cami, Şeyh Edebali Türbesi'ne 50 m. mesafededir. Orhan Gazi tarafından yaptırılan caminin minaresi camiye 30 m. uzaklıkta bulunan bir kaya üzerindedir. II. Abdülhamit döneminde restore edilen yapının kubbesi kurşunla kaplandığından, Kurşunlu Cami olarak da bilinir. Caminin inşa tarihi 1331 olarak bilinmektedir. Kaba taştan inşa edilen cami dikdörtgen planlıdır ve orta kısmı bir kubbe ile örtülüdür. İbadet mekanının bir bölümü ise ahşap çatı ile kaplıdır. Caminin iki minaresi yuvarlak gövdeli olup düzgün olmayan bir kaide üzerinde yükselmektedir. Cami II. Abdülhamit zamanında detaylı bir onarım görmüştür. Eski Bilecik'in kuzeybatısında yapay bir platform üzerinde bulunan Osman Gazi Cami, Orhan Bey'in isteği ile babası Osman Gazi'nin adına yaptırılmıştır. Yunan işgali sırasında yakılan yapıdan günümüze sadece kuzey duvarları ve minaresi kalmıştır. Minare kare kaideli, tuğla gövdeli ve silindir şekle sahiptir. Caminin dikdörtgen planlı ve üzeri çatı ile örtülü olduğu tahmin ediliyor. Osman Gazi camisi için restore planlarının başlatıldığı bilinmektedir. Şeyh Edebali, Osman Gazi'nin kayınpederi olmasının yanında Anadolu'nun ilk Ahi şeyhlerindendir. Osmanlı Devleti'nin ilk tohumlarının atıldığı dönemlerde Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi Şeyh Edebali'nin tecrübelerinden yararlanmışlardır. Türbe, Orhan Gazi tarafından Eski Bilecik'e hakim vadinin sırtında, küçük bir tepe üzerinde inşa edilmiş, bir salon ve iki odadan oluşmaktadır. Büyük oda mescit görevini görürken diğer oda sohbetlerin yapıldığı, misafirlerin ağırlandığı bölümdür. Şeyh Edebali'nin sandukasının yanında türbede yedi büyük sanduka ile beraber dört küçük sanduka daha bulunuyor. Osman Gazi'nin eşi Malhun Hatun'un türbesi babası Şeyh Edebali'nin türbesinin bitişiğinde bir kaya üzerinde bulunmaktadır. Türbe dört köşeli ve kubbelidir. Osmanlı türbe mimarisinin tipik bir örneğini yansıtan yapı moloz taştan inşa edilmiştir. Kubbe eteğinde iki pencere yer almaktadır. Türbe içinde Malhun Hatun'un yanı sıra Nilüfer Hatun'un da sandukası yer almaktadır. Bilecik'in Vezirhan beldesinde yer alan Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı 17. yy'da Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Üç bölümlü, dikdörtgen planlı kervansarayın orta bölümü yan bölümlerden daha küçüktür. Girişe ayrılmış bölümde taş ve tuğla kullanılarak tasarlanan Kervansaray Bilecik-Adapazarı yolu üzerinde bulunuyor. Payandalarla desteklenen kervansaray dışa kapalıdır. Kale görünümündeki kervansarayın üst örtüsü ahşap kırma bir çatı ile kapatılmıştır. Yapının iç kısım duvarlarına ocaklar yerleştirilmiş ve ocakların üzerinde ise küçük pencereler açılmış. 3008 m 'lik bir alana inşa edilmiş olan kervansarayın 2007 yılında restorasyonuna başlanmış ve restorasyon 3 yılda tamamlanmıştır. İçinde görülmeye değer güzellikleri barındıran Harmankaya Kanyonu 3 km. uzunluğunda olup Bilecik'in Yenipazar ve İnhisar ilçeleri arasında yer almaktadır. İki adet yaklaşık 30 metre inişinin dışında küçük inişleri de bulunan kanyon, doğa severlerin ve doğa sporları sevdalılarının uğrak yeridir. Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın Tabiat Parkı olarak ilan ettiği Harmankaya Kanyonu tarihi ve doğal dokusu ile alternatif turizm merkezileri arasına girmiştir. Fay kırılması sonucu oluşan kanyon irili ufaklı mağaraları, su kanalları, şelaleleri, kale kalıntıları ve doğal hamamları ile insanların dikkatini çekmektedir. Kanyon konumu nedeni ile trekking, mağaracılık, kanyoning, kampçılık, dağcılık, rafting ve rüzgar sörfü yapma imkanı sunuyor. Tabi bunları yaparken yanınızda teknik malzeme ve eğitim olarak yeterli donanıma sahip olmanız gerekiyor. Eski Bilecik şehrinin, etrafında kurulup büyüdüğü Belekoma Kalesi'nin bugün sadece temelleri ve kayalara oyulmuş merdivenleri görülmektedir. Hamsu Vadisi'nin sarp kayaları üzerine yapılan kalenin iki kısımdan oluştuğu düşünülmektedir. Kalede o zamanlarda Bizans Tekfuru'nun yaşadığı sanılmaktadır. Gidip de görebileceğiniz fazla bir şey olmadığı için, Bilecik gezilecek yerler listenize almanıza gerek yok. Yine de tercih sizin. Söğüt ilçe merkezinde bulunan müze 2001 yılında hizmete açılmıştır. Müzede sancaklar, geleneksel kıyafetler, kilimler, halılar, silahlar, Roma ve Bizans dönemine ait arkeolojik eserler, sikkelere sergilenmektedir. Antik dönemden kalan kale, kaya mezarı, kilise kalıntıları ve eski bir Türk evinin restore edilmesiyle oluşturulan Söğüt Ertuğrul Gazi Müzesi'nde sergilenen buluntular da önemli kültürel izleri görmemize olanak sağlamaktadır. Müzede etnografik eserler de bulunmaktadır. Kayı Boyu Türkleri'nin önderi, Osmanlı Devleti'nin çekirdeğini oluşturan Ertuğrul Gazi'nin türbesi Osman Gazi tarafından açık mezar olarak yapılmıştır. Daha sonra Çelebi Mehmet'in isteğiyle türbe haline getirilen ziyaretgah en son II. Abdülhamit zamanında onarılmıştır. Türbenin bahçesinde ise Ertuğrul Gazi'nin hanımı ve aile fertlerinin mezarları yer almaktadır. Yapımına 1414 yılında başlanılan cami 6 yılda tamamlanmıştır. Dikdörtgen şeklinde 12 kubbeli cami, Sultan I. Mehmet Çelebi tarafından yaptırılmış, II. Abdülhamit zamanında onarım görmüştür. Geç Osmanlı mimari sanatının son örneklerinden olan çeşme 1919 yılında Kaymakam Sait Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Çeşme dört cephelidir. Kütahya çinisi ve mermerden yapılmış olan yapı üzerinde kabartma motif süslemeleri yer almaktadır. Şeyh Edebali'nin damadı olan Dursun Fakıh Osmanlı Devleti'nin ilk kadısıdır. Edebali'den fıkıh, tefsir, hadis dersleri almıştır. Türbesi Söğüt'ün Küre beldesinde bir tepe üzerindedir. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmeyen mescit Söğüt çayı kenarında kare planlı, tek kubbeli, minareli olarak inşa edilmiştir. Metehan'dan Atatürk'e büyük devlet adamlarının büstleri ve ülke bayraklarının yer aldığı bir platformdur. İki minaresi olduğundan halk arasında Çifte Minareli Cami olarak da bilinen ibadethane II. Abdülhamit tarafından 1903-1905 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami kare planlıdır ve duvarları kırmızı kesme taştan oluşmaktadır. Üst örtüsü tek bir kubbe ile örtülüdür. Bilecik'te sağlık turizmi açısından gidilebilecek içme ve kaplıcalar da bulunuyor. Söğüt'te Çaltı Kaplıcası pek çok rahatsızlığa şifa kaynağı olmak için sizleri bekliyor. Bilecik Osmaneli ilçesine 9 km. uzaklıkta bulunan Selçik İçmeleri içindeki zengin mineralleri ile mide, karaciğer, safra kesesi, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarında yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır. İçme suyu ayrıca böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesi ve eritilmesinde etkilidir. Bilecik'te günübirlik gezinti ya da piknik yapmak için güzel alanlar da bulunuyor. Bunlardan bazılarını sıralayalım. Piknik ya da gezinti için Bilecik'in en güzel doğal mekanlarından biridir. Pelitözü Göleti merkeze 7 km. uzaklıkta olup çam ağaçlarının yoğun olduğu bir ormanın içinde yer alıyor. Bilecik-Bursa yolu üzerinde bulunan mekanda restoranlar da bulunuyor. Sulama amacıyla yapılmış, yaklaşık 214 hektarlık alana sahip göl ulaşım kolaylığı ve geniş alanı ile rağbet gören güzel bir mesire alanıdır. Gölün çevresinde bisiklet ve deniz bisikleti kiralama, mangal yapma ve çadır kurma imkanları da bulunuyor. Özetle: Ailenizle güzel bir hafta sonu geçirmek için buraya bir uğrayın. Bilecik merkeze 2 km. uzaklıktaki Kent Ormanı, içinde bulunan ocak, masa ve banklarla dinlenme yeri olarak dizayn edilmiştir. Tertemiz havası, bol yeşilliği ve muhteşem manzarasının yanında kente yakın olması da yoğun olarak tercih edilme sebebi. Bilecik-Eskişehir yolu üzerinde bulunan mekanda yeme-içme ihtiyaçları için bir tesiste bulunuyor. Bilecik merkezine 5 km. uzaklıktaki Karasu Deresi piknik yapmaya müsait bir ortam. Yaz aylarında kendin pişir kendin ye tarzında lokantalar da aktif oluyor. Ayrıca Karasu Deresi'nde olta balıkçılığı da yapılmaktadır. Fazla beklentiniz olmayacaksa uğrayabilirsiniz. - Çakırpınar Mesire Alanı - Abbaslık Köyü Ormanları - Akçay Mesire Alanı - Kınık Şelalesi - Çavuşköy Göleti - Bozcaarmut Göleti Bilecik gezilecek yerler listemizin dışında vakti olanlar burada not düştüğümüz mekanları da gezebilir. - Söğüt ilçesindeki Hamidiye Cami, Çelebi Mehmet Cami, Kaymakam Çeşmesi - Bozüyük'teki Kasım Paşa Cami ve Külliyesi - Osmaneli ilçesindeki Rüstem Paşa Cami - Söğüt'te Şeyh Edebali'nin damadı Dursun Fakıh'a ait Türbe - İpek yolu üzerindeki Orhan Gazi İmareti - Gölpazarı ilçesindeki Taşhan - Osmaneli ilçesindeki İznik Latin İmparatorluğu döneminden kalma kilise kalıntısı - Bilecik merkezdeki Saat Kulesi - Bozüyük Metristepe'deki Zafer Anıtı ve İnönü Şehitliği Bilecik'te görülebilecek diğer kültürel turizm unsurlarındandır. Bilecik ilinde son yıllarda popülerleşen ekoturizme uygun alanlar da mevcuttur. Bozüyük ilçesindeki Kömürsu ve Sofular Yaylası ile Pazaryeri ilçesindeki Kamçı Yaylası dinlenme ve kamp açısından tercih edilebilir. Dağ ve doğa yürüyüşü yapılabilecek alanlar ise merkezde Abbaslık Köyü, Gölpazarı'ndaki Kurşunlu Köyü-Göldağ, Bozüyük'teki yaylalardaki iki ayrı parkur, Yenipazar, Karahasanlar-İnhisar, Harmanköy arasındaki yürüyüş parkurlarıdır. Hemen hemen bütün ilçelerdeki köylerde yaban domuzu avı, Bozüyük'te iki ayrı parkurda ise oto safari imkanı bulunmaktadır. Yenipazar, Karahasanlar-İnhisar ve Harmanköy güzergahında kanyoning sporu yapılabilir. Bilecik Pazaryeri ilçesi Kınık Köyü'ne ait kırmızı kilden yapılmış su kabı, testi, sürahi gibi ürünler alınabilir. Dereköy'e özgü el yapımı ağızlıklar hediye olarak alınabilir. Ayrıca nar üretiminde Marmara Bölgesi birincisi olan İnhisar ve Tarpak beldesinden nar satın alabilirsiniz. Osmaneli köylerinde üretilen ayvalardan yapılan ayva lokumu ve İnhisar nar lokumu ise tadına doyamayacağınız besinlerden. Bunun yanında Pazaryeri bozasını da meşhur Pazaryeri helvası ile birlikte sevdiklerinize hediye olarak alabilirsiniz. Agut, obsidyen gibi çeşitli taşların gümüşle işlenmesi sonucu oluşturulan kolye, yüzük, kemer gibi takılar ve mozaik türü çalışmalarla yapılan vazo, biblo ve duvar panolarını da alışveriş listesine ekleyebilirsiniz. Bilecik yöresinde geleneksel beslenme alışkanlıkları devam etmekte ve yöresel mutfağın temelini tahıllar oluşturmaktadır. Pide, bükme ve hodalak, kömme Bilecik'e özgü ekmek çeşitlerindendir. Büzme, nohutlu tavuklu mantı, keşkek, ovmak çorbası, mercimekli mantı, kesme hamur, saçta yufka böreği, yağlı yufka, su böreği, keklik kebabı, kayı kebabı, samsı, piruhi, kuskus, saç kebabı, köpük helvası, höşmerim, kıtırcı helvası gibi zengin yöresel lezzetleri tadabileceğiniz bir kenttir Bilecik. Her yıl genellikle Eylül ayının ikinci haftasında kutlanan Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri yedi asırdır devam etmektedir. Bu şenliklerle genç nesillere yurt ve tarih sevgisi kazandırılıp, birlik ve beraberliğimiz pekiştirilip, tarihimiz yad edilmektedir. Yörükler Bayramı da denen bu şenlikte atalarımızın ruhuna hatim ve mevlitler okunur, yurdun dört bir yanından gelen Yörükler ve misafirler karşılanır, cirit oyunları, aşıklar şöleni, ilim adamlarının katılımıyla gerçekleştirilen Osmanlı sempozyumu, halk oyunları gösterileri, mehteran ve sanatçı konserleri, sinevizyon ve havai fişek gösterileri gibi faaliyetler düzenlenir. Türbe alanında kıl çadırlar kurulur. Bu çadırlarda Yörükler kendilerine özgü gelenek ve göreneklerini milli kıyafetler içinde sergilerler. Çadırlarına ziyarete gelenlere ikramlarda bulunurlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bingol-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgi/", "text": "Doğu Anadolu'nun en yeşil kentlerinden biri Bingöl.. Geniş yaylaları, ormanları, akarsuları, gölleri ve heybetli dağlarıyla tam bir doğa cenneti. 'Güneşin en güzel doğduğu il' olarak da anılan Bingöl, binlerce yıl boyunca nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış topraklarımızdan. Kommagene Krallığı, Mitanniler, Hititler, Urartular, Sakalar, Medler, Persler, Selevkoslar, Romalılar, Selçuklular... Fakat ne ilginçtir ki Bingöl bugün tarihi kalıntılar anlamında ülkemizin en fakir illerinden biri. Onca kültürün gelip geçtiği bu yörede belli başlı birkaç yapı dışında hiçbir tarihi doku ortaya çıkartılmamış. Belki yeterince çalışma yapılmadığı içindir bilemiyoruz ama komşu illerini kıstas aldığımızda Bingöl'ün bu konuda epey geri planda kalması şaşırtıcı bir durum. Bu açığını harika doğasıyla kapatan Bingöl yine de gezip görülmesi gereken güzel bir ilimiz. Özellikle Solhan ilçesinde bulunan \"Yüzen Adalar\" ülkemizde nadir görülen doğal oluşumlardandır. Adının hakkını veren Bingöl gerçekten de topraklarında yüzlerce göl barındırıyor. Bu göllerle alakalı da şehirde pek çok efsane anlatılır. Hatta eski ismi Çapakçur olan Bingöl'ün adı da bu efsanelere dayandırılır. Şimdi bu meşhur hikayelerden birini sizinle paylaşalım. Sonra da Bingöl'ün tarihi, ekonomisi ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz Bingöl şehir rehberi yazımıza devam edelim. Bir zamanlar yöre dağlarında avlanan bir avcı, bir keklik vurur. Vurduğu kekliğin kanını temizlemek isteyen avcı buradaki göllerden birine gelir ve kekliği yolarak temizler. Daha sonra kuşu çantasına atar ve köyüne döner. Eve geldiğinde çantasını açan avcı vurup temizlediği kekliğin bir anda uçarak uzaklaştığına şahit olur. İşte o zaman anlar ki kekliği yıkadığı göl \"ab-ı hayat\" suyunun, yani ölümsüzlüğün kaynağıdır. Avcı tekrar dağlara koşar. O gölü her yerde arar fakat bulamaz. Rivayete göre Allah bu gölün bulunamaması için onu bin parçaya bölmüştür. İşte o \"ab-ı hayat\" suyuna sahip göl, o gün bugündür aranır ama bulunamaz derler. Hz. Hızır'ın da yılda bir kez bu suda yıkanıp abdest aldığına inanılır. Bingöl, Doğu Anadolu Bölgesi'nin ortasında, Yukarı Fırat Havzası denilen kesimde bulunmaktadır. Bingöl'ün komşuları; kuzeyde Erzurum ve Erzincan, batıda Tunceli ve Elazığ, doğuda Muş, güneyde ise Diyarbakır'dır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri arasında geçiş güzergahında bulunan Bingöl'e kara yolu ile ulaşım oldukça kolaydır. Erzurum, Diyarbakır gibi büyük şehirlere komşu olan Bingöl'e ister komşu illerinden ister İstanbul, Ankara metropollerden otobüs yolculuğu yaparak da ulaşabilirsiniz. Bingöl Otogarı il merkezindeki İnönü Mahallesi'nde yer alıyor. - İstanbul Bingöl arası yaklaşık 1270 kilometre ve 15 saat 30 dakika. - Ankara Bingöl arası yaklaşık 900 kilometre ve 10 saat 40 dakika. - İzmir Bingöl arası yaklaşık 1420 kilometre ve 17 saat. - Erzincan Bingöl arası yaklaşık 220 kilometre ve 3 saat 40 dakika. - Adana Bingöl arası yaklaşık 660 kilometre ve 8 saat. - Trabzon Bingöl arası yaklaşık 440 kilometre ve 6 saat. Bingöl Havalimanı, şehir merkezine yaklaşık 12 km. mesafedeki Çeltiksuyu Mahallesi'nde yer alıyor. Bu havalimanına İstanbul ve Ankara'dan direkt, diğer şehirlerden ise aktarmalı şekilde uçuş bulabilirsiniz. Bingöl Havalimanı ile şehir merkezi arasında uçuş saatlerine göre hareket eden özel servisler çalışıyor. Haftanın iki günü Ankara Tatvan arasında hizmet veren Van Gölü Ekspresi, Bingöl'ün Genç ilçesinden geçiyor. Genç Tren İstasyonu'nun Bingöl merkeze uzaklığı yaklaşık 20 kilometre. Ayrıca Elazığ Tatvan arasında günlük düzenli sefer yapan bölgesel tren de yine Bingöl Genç Tren İstasyonu'ndan geçiyor. M. Ö. 2000'li yıllarda Güneydoğu Anadolu'da, Şanlıurfa ve Mardin dolaylarında Washukanni isimli bir şehir kuran Hurriler o dönem yöredeki en önemli güçlerden biriydi. Mitanniler olarak da bilinen bu kavim M. Ö. 1360 yıllarında ise çevre topraklarıyla birlikte Hititlerin himayesine girdi. M. Ö. 1200'e gelindiğinde Urartular Bitlis, Muş, Bingöl'ü sınırlarına kattılar ve bu bölgeye çeşitli kaleler inşa ettiler. Sonraki yıllarda Asur Kralı I. Tiglat-Pileser, Urartular ile yaptığı savaşı kazanıp Güneydoğu Anadolu'yu ele geçirse de bu hakimiyet fazla uzun sürmedi. Asurlular başta Medler olmak üzere çeşitli kavimlerin saldırıları sonucu M. Ö. 610'lu yıllarda tarih sahnesinden silindiler. İran'da kurulan Pers Devleti önce Medleri yenerek Bingöl, Elazığ ve Tunceli dolaylarını ele geçirdi. Sonrasında Lidyalıları da ortadan kaldıran Persler bütün Anadolu'ya hakim oldu. Pers İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından Bingöl ve çevresinde önce Makedonya İmparatorluğu, daha sonra sırasıyla Selefkiler, Kommagene Krallığı, Ermenistan Krallığı ve Roma İmparatorluğu hüküm sürdü. Hz. Ömer zamanında Halid bin Velid tarafından bir kısmı fethedilen Bingöl, Selçuklu Devleti'nin kurulmasıyla bu devletin bir parçası oldu. Anadolu'da yer yer karışıklıkların meydana geldiği bu süreçte Moğol işgaline de uğrayan kent, daha sonra Diyarbakır'ı kendilerine yurt edinen Akkoyunluların topraklarına katıldı. İran Hükümdarı Şah İsmail'in doğuya saldırıları başlayınca Bingöl kısa bir süre İran'ın kontrolüne geçti. Ta ki Yavuz Sultan Selim döneminde Bingöl ve çevresinin Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesine kadar. O dönem Çapakçur ismiyle anılan Bingöl, Osmanlılar için önemli bir yerdi. Çünkü burası Osmanlıların İran'a karşı yürüttüğü mücadelelerde bir üs olarak kullanılıyordu. Cumhuriyetin ilanı sonrası 1926 yılında Elazığ'a, 1929 yılında da Muş'a bağlanan Bingöl, 1936 yılında ayrı bir il statüsü kazanmıştır. Çapakçur denilen il merkezi ise 1945 yılında Bingöl olarak değiştirilmiştir. Nüfus: Bingöl'ün 2020 yılı nüfusu yaklaşık 280 bin kişidir. - Adaklı - Genç - Karlıova - Kiğı - Solhan - Yayladere - Yedisu Doğu Anadolu'daki birçok şehrimizde olduğu gibi Bingöl'ün ekonomisi de tarım ve hayvancılığa dayanır. Aslında il topraklarının büyük kısmı tarım arazisi olmaya elverişli değildir fakat akarsu vadilerindeki düzlükler bitkisel üretim için verimli şekilde kullanılmaktadır. Bingöl'de yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; buğday, şekerpancarı, arpa, darı, çavdar, domates, fasulye, kavun ve karpuzdur. Ayrıca Bingöl cevizi de son yıllarda ülkemizdeki popüler gıdalardan biri haline gelmiştir. Yüksek bir arazi yapısına sahip Bingöl'de sulak otlaklar hayvancılık için oldukça elverişlidir. Koyun ve kıl keçisi yetiştirilen kentte hayvancılık daha çok canlı hayvan ticareti ile süt ürünleri üzerine yoğunlaşmıştır. Kümes hayvancılığı ve arıcılık ise daha kısıtlı imkanlarla yapılmaktadır. Bingöl ilimiz sanayi alanında henüz bir gelişme gösterememiştir. İl nüfusunun çok az bir kısmı imalat ve inşaat sanayiinde çalışmaktadır. Yeraltı kaynakları açısından da yörede fazla bir zenginlik yoktur. Madencilik sektörü daha çok demir, fosfat ve linyit yatakları üzerine çalışmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat bölümünde yer alan Bingöl'ün arazi yapısı oldukça engebelidir. 3 bin metreyi aşan dağlara sahip il topraklarında ova niteliğindeki araziler bile bin metrenin üzerindedir. Yörenin en önemli akarsuları olan Göynük Suyu ile Peri Suyu arasında kalan bölge ise daha çok volkanik sahalardan oluşur. Bingöl Dağı, Genç Dağı, Şeytan Dağı ve Şerafettin Dağı gibi zirvelere sahip olan Bingöl'de bu dağların yüksek kısımlarını buzul gölleri, alçak kısımlarını ise moren kalıntıları kaplar. Seyrek ormanların görüldüğü bu dağların güney yamaçları ise çıplaktır. Bingöl normalde Doğu Anadolu'nun en zengin ormanlık arazilerine sahip illerinden biridir. Fakat uzun yıllardır devam eden insan tahribatı sonucu bu alanların bir kısmı tamamen bozkır bitki örtüsüne dönmüş durumdadır. Bingöl hem yüksek rakımı hem de kuzeyden gelen serin hava kütlelerine açık olması nedeniyle sert bir karasal iklime sahiptir. İlde uzun süren kış mevsimleri bol kar yağışlı ve soğuk geçer. Yazları ise sıcak ve kuraktır. Bingöl halkı geçimini yüzyıllardır tarım ve hayvancılık yaparak sağlamaktadır. Bu durumun bir yansıması olarak da Bingöl mutfağındaki yöresel lezzetler daha çok et yemekleri ve hamur işleri üzerine yoğunlaşmıştır. Ayrıca sebze yemekleri, turşular, tatlılar ve süt ürünleri Bingöl mutfağına zenginlik kazandıran besinlerdir. Doğu Anadolu'nun renkli mutfaklarından birine sahip olan Bingöl'de ekmek çeşitliliği de dikkat çeker. Bingöllüler fabrikasyon ekmeklerin dışında kendi yaptığı tandır ve sac ekmeklerini de bolca tüketirler. Özellikle köylerde \"nun kuryek\" diye isimlendirilen ekmek çeşidi en sevilen yiyecekler arasındadır. Ayrıca Bingöl balı da Türkiye'nin en kaliteli ballarından biridir. Şimdi Bingöl yöresel mutfağında öne çıkan bazı yemekleri sizin için sıralayalım.. - Bingöl Tava - Mastuva - Ayran Çorbası ve Tutmaç Çorbası - Löl Böreği ve Su Böreği - Kaburga Dolması ve Kuru Dolma - Sorina Pel - Keldoş - Gömme - İçli Köfte - Kalbur Hurması - Tandır - Sulu Hedik - Yaprak Sarması - Kabak Tatlısı ve Kadayıf Tatlısı Bingöl ilimizde 2007 yılında kurulan Bingöl Üniversitesi bulunuyor. Üniversitenin ana yerleşkesi Bingöl merkezde, Selahaddin-i Eyyubi Mahallesi'nde yer alıyor. Kampüs oldukça merkezi bir noktada bulunduğu için ulaşım sorunu yok. Ayrıca hem kampüs içindeki yurtların hem de okula yakın bölgelerdeki ev ve apart dairelerin sayısı öğrenciler için yeterli seviyede. Yani Bingöl Üniversitesi öğrencileri ulaşım ve konaklama konusunda avantajlı bir ildeler diyebiliriz. Bingöl, özellikle batıdaki büyük şehirlerden gelen memur ve öğrencilerin ilk aşamada ön yargıyla yaklaştıkları bir şehir. Fakat bu ön yargılar genellikle Bingöl'ü gördükten kısa bir süre sonra son buluyor. Çünkü burası sakin, sıcakkanlı ve yardımsever halkıyla, doğal güzellikleriyle, tertemiz havası ve suyuyla Doğu Anadolu'nun en yaşanılası illerinden biri. Ayrıca oldukça da güvenli. Belki biraz küçük bir şehir ama zaten bu doğallığını korumasının başlıca sebeplerinden biri de bu. Bingöl, orta ölçekli bir ilde sessiz, sakin yaşam beklentisi olan öğrenci ve memurlara hitap eden bir kent. Genellikle merkezdeki birkaç ana cadde üzerine yoğunlaşmış bir sosyal hayat söz konusu. Öğrenciler ise daha çok kampüs çevresinde, Uydukent olarak bilinen bölgede vakit geçiriyorlar. Hem okula yakınlığı hem de apart, yurt ve kiralık daire imkanlarının çokluğu Uydukent'i bir öğrenci mahallesi haline getirmiş."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bitlis-ahlat-gezilecek-yerler/", "text": "Ahlat, gezilecek yerler noktasında Bitlis ilimizin en zengin ilçelerinden biridir. Öyle ki Bitlis'e gelip de sadece Ahlat ilçesini gezmiş olsanız bile bölgedeki tarihi ve doğal yapıların bir çoğunu görmüş olursunuz. Ahlat, sahip olduğu camiler, türbeler, kümbetler ve taş köprülerle ziyaretçilerine tarihi bir sayfa açmaktadır. Van Gölü'nün kıyısına kurulmuş bu kadim şehir, bir tarafta karlarla kaplı Süphan Dağı'nın, diğer tarafta Nemrut Dağı'nın eşsiz manzarasına sahip.. Urartuların \"Halads\", Kürtlerin \"Xelat\", Ermenilerin \"Şaleat\", Süryanilerin \"Kelath\" ve Arapların \"Hil'at\" ismini verdiği Ahlat; Selçuklular için İslam'ın Kubbesi, Osmanlılar için Ata Şehri, Evliya Çelebi için ise Oğuz Taifesi Şehri'ydi. Orta Çağ'da Bağdat, Halep, Şam, Kahire, Musul ne idiyse Ahlat'ta oydu. Ahlat'ta gezilecek yerler listesine geçmeden önce, kentin önemini anlamak adına kısaca Ahlat tarihine değinmek istedik. - Emir Bayındır Kümbeti ve Emir Bayındır Camii - Bitlis Şeyh Necmettin Kümbeti - Bitlis Erzen Hatun Kümbeti - Ahlat İskender Paşa Camii - Ahlat Emir Bayındır Köprüsü - Ahlat Selçuklu Mezarlığı - Bitlis Nemrut Krater Gölü - Bitlis Ahlat Müzesi - Ahlat Urartu İç Kalesi Ahlat, M. Ö. 900'lü yıllarda Urartulara ev sahipliği yapıyordu. Fakat Urartu uygarlığından önce Asurluların da bu bölgede yaşamış olduğu tahmin ediliyor. Kent, M. Ö. 6. yüzyılda önce Medlerin, daha sonra Perslerin hakimiyetine geçer. Makedonya Kralı Büyük İskender, Perslerle yaptığı savaşı kazanır ve Ahlat'ı kontrolü altına alır. M. Ö. 328'de Partların hakimiyetine giren topraklar, 395'te Doğu Roma'nın sınırlarına dahil olur. 639 640 yıllarında Halife Hz. Ömer'in Ahlat'a gönderdiği Halit Bin Velid kumandasındaki ordu, Ahlat'ı fetheder. 1040'lı yıllarda Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulması ile bu topraklar Selçuklu kontrolüne dahil olur. Malazgirt Zaferi'nden sonra kent yeniden inşa edilir. Şehre Türk mimarisi nakış nakış işlenir. Bu dönem \"Şahlar Dönemi\" olarak adlandırılır ve şehrin altın çağı Şahlar Dönemi'nde yaşanır. Öyle ki, Diyarbakır'dan Erzurum'a kadar uzanan topraklar Ahlat'tan yönetilir. Günümüzde Bulanık ilçesinde bulunan Abri Köyü o zamanlar için Ahlat'ın ilim ve irfan merkezidir. Bu ilim yuvaları sayesinde yetişen bilim insanları dünyanın her tarafına yayılarak bilimsel çalışmalar yapar. Şahlar Dönemi'nde 300 bin nüfusa sahip olan Ahlat, Kubbet'ül İslam adıyla tarihe altın harflerle yazılır. Cumhuriyet döneminde, 1929 yılına kadar Van iline bağlı olan Ahlat, 1936 yılından itibaren Bitlis'e bağlı bir ilçe olmuştur. Ahlat gezilecek yerler listesine gelecek olursak; önce tarihi kümbetlerden başlayalım. Ayrıca Ahlat'ın kümbetleri nerede? Açık adresleri nedir? Kümbetler hakkında bilgi almak isteyenler için bu bilgileri de başlıkların altına ekleyelim. Emir Bayındır Kümbeti, Akkoyunlular hükümdarı Rüstem Bayender adına 1481 yılında yaptırılmıştır. Parmaklı Kümbet olarak da adlandırılan yapının doğusunda yer alan merdivenlerden mumyalık kısmına ulaşılır. Mumyalığın üzeri sivri ve beşik tonozludur. 2.70 m. yüksekliğindeki 12 kemerli gövde bir kaide üzerine yerleştirilmiştir. Kaide gövdeden iki ayrı kuşakla sınırlandırılmıştır. Kümbetin giriş kapısına iki taraftan beşer basamaklı merdivenle çıkılır. Bu bölüm burmalı iki sütun ve mukarnaslarla süslenmiştir. Yarısı açık olan kümbetin üzerinde sekiz tam, iki yarım sütun yer almaktadır. Sütunlar üzerindeki geniş ve mukarnaslı sütun başlıkları ile bu başlıkları birleştiren kemerler yapının gövdesini tamamlamaktadır. Kümbetin üst örtüsü ise konik külah şeklindedir. Yapının ikinci katına ibadet amaçlı küçük bir mihrap yerleştirilmiştir. Emir Bayındır Kümbeti'nin hemen kuzeyinde yer alan Emir Bayındır Cami ise 1477 yılında yapılmıştır. Dikdörtgen planlı cami iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kare planlı giriş eyvanı, ikinci bölüm dikdörtgen planlı ibadet mekanıdır. Kesme taştan inşa edilen caminin üst örtüsü toprak damdır. Emir Bayındır Kümbeti ve Emir Bayındır Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Adres: İki Kubbe, Orta Sk. No: 10, 13400 Ahlat/Bitlis. Bitlis'in Ahlat ilçesinde bulunan Şeyh Necmeddin Kümbeti, gövdesi kare biçimde yükselen, piramidal külah örtülü kümbet görüntüsü ile diğer kümbetlerden ayrılır. 1222 yılında Şeyh Necmeddin tarafından yaptırılan kümbetin alt kısmındaki mumyalığa kuzeyden yedi basamakla inilmektedir. İki mazgal pencereli mumyalığın üstü beşik tonozla örtülüdür. Üst kat kesme taşlarla örülmüştür ve kare şeklindedir. Kümbetin en gösterişli kısmı dört basamaklı merdivenle ulaşılan giriş kapısıdır. Bir süre mescit olarak kullanılan kümbetin iç kısmı oldukça sadedir. Şeyh Necmettin Kümbeti nerede? Harita konumu için tıklayın. Emir Ali'nin kızı Erzen Hatun için yaptırılan Erzen Hatun Kümbeti, Ahlat kümbetleri arasında en zengin bezemelere sahip olanıdır. İki kısımdan oluşan kümbetin alt katı mumyalıktır ve bu bölüme beş basamakla ulaşılır. Üstü tonoz örtülü olan mumyalığın havalandırma için üç adet penceresi vardır. Yapının kare kaidesi pahlar yardımı ile onikigen şekle geçilmiş, ardından gövde kısmı oluşturulmuştur. Gövdenin her kenarına kemerli nişler yerleştirilmiştir. Bunların içinde de başka nişler vardır. Kuzeyde yer alan yedi merdiven ile kümbetin içine ulaşılır. Kümbet zengin motif taş işçiliği ile diğer kümbetlerden ayrılmaktadır. Üç sahından oluşan iç mekan beşik tonozlarla örtülmüştür. İbadet mekanı dikdörtgen şeklindedir. Kademeli mihrap, kufi yazılı bordür ile süslenmiştir. Kümbetin batısından, sivri bir kemerin meydana getirdiği açıklıktan üçüncü bölüme ulaşılır. Bu bölüm iki sahınlıdır. Sahınlar bir paye ve sivri kemerli iki açıklıkla birbirinden ayrılmıştır. Kümbetin üst örtüsü piramidal külah şeklindedir ve üzeri kabartma rozetlerle bezenmiştir. Erzen Hatun Kümbeti nerede? Harita konumu için tıklayın. # Çifte Kümbetler: 1280 yılında, Akkoyunlular döneminde yapılmış çift yapıdır. Çifte Kümbetler nerede? Harita konumu için tıklayın. # Emir Ali Kümbeti: Rus harbinde kitabesi bozulduğu için tam olarak hangi döneme ait olduğu bilinmeyen kümbetin tahmini olarak 14. yüzyılda yapıldığı öngörülüyor. Emir Ali Kümbeti nerede? Harita konumu için tıklayın. # Usta Şagirt Kümbeti: Alt katı mezar, üst katı mescit olan bu tarihi yapı bölgedeki kümbetlerin en büyüğü olduğu için Ulu Kümbet olarak isimlendirilir. Kitabesi bozulduğundan hangi döneme ait olduğu bilinmemektedir. Ulu Kümbet nerede? Harita konumu için tıklayın. # Abdurrahman Gazi Türbesi: Ashab-ı Kiram'dan biri olan Abdurrahman Gazi, Ahlat seferinde bu bölgede şehit düşmüştür. Kümbet, onun adına yapılmış bir eserdir. Abdurrahman Gazi Türbesi nerede? Harita konumu için tıklayın. 1584 yılında yapılmış olan İskender Paşa Cami, Eski Ahlat Kalesi içinde yer alır. Dikdörtgen planlı caminin ibadet yeri kubbe ile örtülüdür. İki sütunlu son cemaat yeri ise küçük kubbelerle örtülüdür. İskender Paşa Cami'nin sivri kemerli giriş kapısı taş silmelerle süslüdür. Günümüze üst örtüsü yıkılmış olarak gelen caminin tromplu kubbelerle örtülü olduğu tahmin edilmektedir. Caminin kuzeybatı köşesindeki minare kare bir kaide üzerinde yükselmektedir. Yuvarlak gövdesi örgü motifli bir kuşakla süslenmiştir. Ahlat İskender Paşa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Kaşdere ismi ile bilinen akarsuyun üzerine kurulan taş köprünün kitabesi olmadığı için tam olarak hangi tarihte yapıldığı bilinmiyor. Fakat yapısına bakarak Akkoyunlular dönemine ait olduğu tahmin ediliyor. 1954 yılında tadilattan geçen köprünün kemeri 11.20 m. olup yüksekliği 5.6 m'dir. Her iki ucunda da taş merdivenler bulunmaktadır. Emir Bayındır Köprüsü nerede? Harita konumu için tıklayın. Ahlat, Bitlis'in kültür hazinesi diyebileceğimiz ilçesi olarak Selçuklu Meydan Mezarlığı ile de dikkat çekmektedir. Mezarlıkta anıtsal nitelik taşıyan çok sayıda mezar mevcuttur. Ahlat Selçuklu Mezarlığı için Orta Çağ Türk mimarisini yansıtan açık hava müzesi diyebiliriz. Dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlığı olarak bilinen bu tarihi mekanı Ahlat'ta gezilecek tarihi yerler listesine kesinlikle yazmalısınız. Ahlat Selçuklu Mezarlığı nerede? Harita konumu için tıklayın. Nemrut Krater Gölü dünyanın en büyük krater göllerinden biri olarak biliniyor. Her ne kadar Ahlat sınırları içinde olmasa da, araçla 1 saatlik mesafede (ilçe merkezine 59 km. uzaklıkta) bulunuyor. Sıcak gölleri, soğuk gölleri, buhar bacaları ve eşsiz manzarası ile sizi adeta mest edecek Nemrut Krater Gölü'nü 'Van, Tatvan, Adilcevaz ve Ahlat'ta gezilecek doğal yerler listesine' yazmayı unutmayın. Nemrut Krater Gölü'ne Ahlat'tan özel taksi ve minibüslerle ulaşılabilmektedir. Nemrut Gölü nerede? Harita konumu için tıklayın. Bitlis'teki tek müze Ahlat ilçesinde bulunuyor. 5.5 dönümlük alan üzerinde bulunan müze, 2600 m yer kaplıyor. Ahlat Müzesi'ni ziyaret ederek Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait arkeolojik buluntuları ve halk kültürüne ait eserleri görebilirsiniz. Ahlat Müzesi nerede? Harita konumu için tıklayın. Bu kale Taht-ı Süleyman deresinin doğu yakasında, büyük bir kayalığın üzerine inşa edilmiş. Urartu Kalesi olarak da bilinen İçkale, doğal olaylar ve çeşitli savaşlar sonucu günümüze harabe şekilde ulaşmış. Büyük sur Bizanslılar zamanında yapılıp, Selçuklular zamanında tamir edilmiş. Büyük beklenti içinde olmadan ziyaret edebilirsiniz. Ahlat İç Kalesi nerede? Harita konumu için tıklayın. Bitlis'te kültürel zenginliğimizi yansıtan pek çok ürün bulunmaktadır. Özellikle doğal boyalarla renklendirilmiş halı ve kilimler ilginizi çekebilir. Ayrıca kilden yapılmış kap kacaklar, Ahlat'a özgü bastonlar sevdiklerinize götürebileceğiniz orijinal hediyeler arasında olabilir. Bunun yanı sıra Adilcevaz'dan ceviz, Hizan'dan fındık, karakovan balı ve yöreye özgü küp peyniri de buradan satın alabileceğiniz diğer ürünlerdir. - Harse - Turşu Aşı - Erik Aşı - Çortu Aşı - Ayran Aşı - Mercimekli Cılbır - Metes - Çorti Köftesi"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bitlis-nasil-bir-yer-bitlis-hakkinda-bilgi/", "text": "Doğu Anadolu'nun saklı kalmış güzelliklerinden olan Bitlis, tanıtım eksikliği nedeniyle çok fazla bilinmeyen ve dolayısı ile ziyaretçi çekemeyen bir kentimiz. Oysaki binlerce yıllık geçmişi ile önemli bir tarih-kültür şehri burası. Bir tarafta kümbetler, camiler, kaleler ve kervansaraylar gibi benzersiz tarihi eserler barındırıyor. Diğer tarafta göller, volkanik dağlar gibi doğal güzelliklere ev sahipliği yapıyor. Kerpiçten evleri, türküleri, yöresel yemekleri, örf ve adetleri ile Anadolu'daki renkli kültür yapısının önemli bir parçası olan Bitlis, gezilip görülesi çok güzel bir şehrimiz. \"Bitlis'te beş minare, beri gel oğlan beri gel, Peki Bitlis yaşamak için nasıl bir şehir? Özellikle öğrenci ve memurları Bitlis'te nasıl bir hayat bekliyor? Bitlis'in tarihi, ekonomisi, coğrafi yapısı ve yöresel yemekleri hakkında bilgiler vereceğimiz Bitlis şehir rehberi yazımızda bu soruların cevaplarına bakalım. Bitlis, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alıyor. Bitlis'in komşuları; güneyde Siirt, kuzeyde Ağrı, kuzeybatıda Muş, doğuda Van, batıda ise Batman'dır. Bitlis'in doğu sınırının büyük bölümünü Van Gölü çevreliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kesişim noktasında bulunan Bitlis'e kara yolu ile ulaşım son derece kolaydır. Türkiye'nin birçok büyük şehrinden Bitlis'e direkt giden otobüs seferleri bulabilirsiniz. Bitlis'in merkez otogarı Tatvan ilçesinde bulunuyor. Tatvan Otogarı'ndan Bitlis merkeze gitmek için şehir içi servisleri, otobüsleri ve minibüsleri kullanabilirsiniz. - İstanbul Bitlis arası yaklaşık 1400 kilometre ve 17 saat. - Ankara Bitlis arası yaklaşık 1090 kilometre ve 13 saat. - İzmir Bitlis arası yaklaşık 1600 kilometre ve 18 saat. - Antalya Bitlis arası yaklaşık 1330 kilometre ve 16 saat. - Van Bitlis arası yaklaşık 160 kilometre ve 2 saat. - Trabzon Bitlis arası yaklaşık 565 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Van Ferit Melen Havalimanı (Bitlis merkeze 80 km. uzaklıkta) - Batman Havalimanı (Bitlis merkeze 130 km. uzaklıkta) - Muş Sultan Alparslan Havalimanı (Bitlis merkeze 160 km. uzaklıkta) Bitlis'e gitmenin alternatif yollarından biri de tren yolculuğu yapmak. Haftanın iki günü Ankara Tatvan arasında sefer yapan Van Gölü Ekspresi'ni kullanarak Bitlis'e ulaşabilirsiniz. Tatvan Tren İstasyonu ilçe merkezinde, Tatvan Feribot İskelesi ve Tatvan Otogarı'na çok yakın bir konumda bulunuyor. Ankara Tatvan arası trenle yolculuk yaklaşık 24 saat sürüyor. Ayrıca Elazığ Tatvan arasında günlük düzenli sefer yapan bir de bölgesel tren seçeneği mevcut. Elazığ ile Tatvan arası trenle yaklaşık 6 saat sürüyor. Ankara Tahran arasında yapılan tren seferleri, 2015 yılında yaşanan mayınlı bir saldırı sonrası güvenlik gerekçesiyle 4 yıl süreyle askıya alınmıştı. 2019 yılı itibariyle bu tren seferleri yeniden hizmet vermeye başladı. Haftada 1 gün çalışan Transasya Ekspresi de Tatvan/Bitlis sınırları içinden geçen demiryolu seferlerinden biri. Ankara Tahran arası trenle yaklaşık 57 saat sürüyor. Tatvan ile Van arasında TCDD Van Gölü Feribot Müdürlüğü'ne bağlı tarifesiz feribot seferleri hizmet veriyor. Bu feribot seferleri TCDD'nin yük akışına bağlı hareket ettiği için (2021) hangi gün ve hangi saatler arasında çalıştığı bilgisini internetten bulmak pek mümkün değil. Bu nedenle aşağıya bölge müdürlüğünün telefon numarasını ekledik. Tatvan Van arası feribot sefer saatlerini öğrenmek için oradan bilgi alabilirsiniz. Tatvan Feribot İskelesi, Tatvan'ın Şirinevler Mahallesi'nde yer alıyor. Tatvan Van arası feribotla ulaşım süresi ise yaklaşık 4 saat. Tarihçiler Bitlis'in Neolitik Çağ'dan bu yana kadim bir tarihe ev sahipliği yaptığını söylüyor. Süphan ve Nemrut dağlarındaki doğal cam yatakları, kent tarihinin 5 bin ila 7 bin yıl kadar eskiye gittiğini gösteriyor. Bitlis yöresinin bilinen tarihi ise M. Ö. 2000'li yıllarda Hititler ile başlıyor. Bu dönemde bölge önce Hititlerin, daha sonra sırasıyla Hurri-Mitanni Devleti ve Asurluların hakimiyetine girmiştir. M. Ö. 1280'li yıllarda Asurluların bölgedeki egemenliğine son veren Urartular, Van ve Bitlis yörelerine yerleşmişlerdir. Urartuların başkent olarak kullandıkları bölge ise Van Gölü'nün kuzeyindeki Arzaşkun şehridir. Urartular döneminde Ön Asya'da güçlenen İskitler güneye doğru ilerlemişler, bu sırada Urartuların bölgedeki gücüne de son vermişlerdir. Bu tarihlerde Medler ile Lidyalılar arasında mücadelelere sahne olan Bitlis ve çevresi önce Medlerin daha sonra Pers İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girmiştir. Bitlis'teki Pers yönetimine son veren kişi ise M. Ö. 331'de Makedonya Kralı Büyük İskender olmuştur. Bu tarihten sonra Bitlis önce Makedonya Krallığı daha sonra sırasıyla Selökid Devleti, Partlar, Roma İmparatorluğu, Araplar, Bizanslılar ve Mervanoğulları yönetimlerine geçmiştir. Bitlis ve çevresinin Türk topraklarına katılması ise Selçukluların 1071 Malazgirt Zaferi ile gerçekleşmiştir. Dönem dönem farklı beylikler, Eyyubiler ve Moğollar da bu bölgede etkili olsa da, 1243 tarihindeki Kösedağ Savaşı'na kadar Bitlis ve çevresi genel olarak Selçuk Devleti yönetimi altında kalmıştır. Kösedağ Savaşı sonrası ise Bitlis, İlhanlıların eline geçmiştir. 1365 yılında Karakoyunluların, 1467 yılında Akkoyunluların eline geçen Bitlis, 1514 yılında Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştır. 1. Dünya Savaşı sırasında 5 ay boyunca (1916) Rus ve Ermeni birliklerinin işgali altından kalan Bitlis, 8 Ağustos 1916 tarihinde bağımsızlığına kavuşmuştur. Kent 1929 1935 yılları arasında Muş'a bağlı bir kaza iken, 1935'ten sonra il statüsüne getirilmiştir. Nüfus: Bitlis'in 2020 yılı nüfusu yaklaşık 350 bin kişidir. - Adilcevaz - Ahlat - Güroymak - Hizan - Mutki - Tatvan Bitlis ekonomisi tamamen tarım ve hayvancılık üzerine kurulu bir yapıdadır. Aslında şehrin coğrafi yapısı tarıma da çok elverişli değildir. Fakat kısıtlı da olsa yetiştirilen tarla ürünleri Bitlis halkının en önemli geçim kaynaklarından birini oluşturur. Bitlis'te yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, çavdar, tütün, fasulye, patates, şeker pancarı, ceviz, fıstık, armut, elma, kiraz ve üzümdür. Şehrin diğer önemli geçim kaynağı olan hayvancılıkta büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılır. Koyun, keçi ve sığır besiciliği yapılan Bitlis'te et ve süt ürünleri satışı şehrin ticari hayatını hareketlendirir. Arıcılık ise gelişim aşamasındadır. Madencilik ya da diğer sanayi sektörlerinin Bitlis ekonomisine ciddi bir katkısı henüz yoktur. Bitlis'in coğrafi yapısı genel olarak Van Gölü'nün kuzey ve güney kesimlerindeki volkanik dağlar ile bunların üzerindeki düzlüklerden oluşur. İl topraklarının %70'den fazlası dağlarla kaplıdır. Kentin güneyindeki yükseltiler Güneydoğu Toroslar'ın uzantısıdır. Hizan ve Mutki ilçelerinde ise hiç ova yoktur ve bu kesimler neredeyse tamamen dağlık arazidir. Türkiye'nin en yüksek zirvelerinden biri olan Süphan Dağı'nın bir bölümü de Bitlis sınırları içinde bulunur. Ayrıca Van Gölü'nün 1.876 km 'lik alanı Bitlis'in yüz ölçümüne dahildir. İlde Ahlat ve Rahva Ovası dışında pek düzlük alan yoktur. Sahip olduğu bu engebeli yapı ve yüksek rakımı nedeniyle Bitlis oldukça soğuk bir şehirdir. Kışlar yurt geneline göre daha uzun sürer. Ülkemizin en fazla kar yağışı alan bölgelerinden biri Bitlis'tir. İlde kısa süren yaz mevsimleri ise sıcak ve kurak geçer. Karasal iklimin hüküm sürdüğü Bitlis'te bitki örtüsü step ve bozkırlardan oluşur. Yüksek kesimlerde yağışların biraz daha bol olması nedeniyle yer yer meşe ormanları da görülür. İlin sulak arazileri ise kavak, söğüt ve meyve ağaçları ile kaplıdır. Çok zengin bir yemek kültürüne sahip olan Bitlis'te et ile hazırlanmış yemekler oldukça meşhurdur. Özellikle tandırda pişirilen büryan kebabı ile Bitlis'e özgü içli köfte yörenin en lezzetli yemeklerindendir. Çorbalar, sulu yemekler ve dolma çeşitleri de Bitlis yöresel mutfağını renklendiren parçalardır. Ayrıca Bitlis'te fazla sebze yetişmediği için bulgur, mısır gibi bakliyat ürünleri Bitlis yöresel yemeklerinde bolca kullanılır. - İçli Köfte - Ciğer Taplaması - Çorti Aşı ve Çorti Köftesi - Halise - Büryan - Lahana Dolması ve Kabak Dolması - Keşkek - Gari Aşı ve Turşu Aşı - Katıklı Dolma - Yoğurtlu Pappar - Pişrük - Keledoş - Kabak Boranisi - Murtuğa - Avşor Çorbası Bitlis ilinde 2007 yılında kurulan Bitlis Eren Üniversitesi bulunuyor. Bitlis Eren Üniversitesi henüz gelişmekte olan küçük bir okul. Üniversitenin merkez kampüsü Bitlis-Tatvan Yolu üzerinde, Bitlis şehir merkezine 11 km, Tatvan ilçe merkezine ise 14 km. uzaklıkta yer alıyor. Hem okul çevresinde hem de il merkezinde yeterli sayıda yurt imkanı var. Kampüs ile Bitlis ya da Tatvan arasındaki ulaşım olanakları da gayet yeterli durumda. Bitlis, ülkemizin küçük ölçekli illerinden biri. Şehir merkezinde çok fazla gezip görecek ya da eğlence amacıyla gidilecek mekanı bulunmuyor. Bulunduğu konum itibariyle de yılın büyük bölümü soğuk havanın hakim olduğu bir kent burası. Bitlis'te alışmanız gereken öncelikli konu uzun mu uzun süren kış mevsimi olacaktır. Bitlis'in merkezi Doğu Anadolu'da bir şehirde olduğunuzu her anlamda hissettiriyor fakat Tatvan, Adilcevaz ve Ahlat ilçeleri için durum biraz farklı. Bu ilçeler Van Gölü'ne sınır olduğu için bir sahil kasabası atmosferine sahip. İklimleri de daha ılıman. Bitlis'te yaşamak için en ideal yerler bu üç ilçe diyebiliriz. Zaten Tatvan, Bitlis merkezden daha kalabalık bir yer. İl genelinde en hareketli bölge burası. Memurların olduğu kadar öğrencilerin de en çok talep gösterdiği ilçelerin başından Tatvan geliyor. Merkeze göre sosyal imkanlar burada daha fazla. İç kesimlerde kalan Mutki, Hizan ve Güroymak ilçeleri ise daha küçük ve daha kısıtlı imkanlara sahip. Bitlis'te havalimanı olmaması da öğrenci ve memurların pek hoşuna gitmeyen durumlardan. Çünkü Bitlis, ülkemizin batı kentlerinin çok uzağında kalıyor. Dolayısıyla Bitlis'ten İstanbul ya da İzmir gibi şehirlere kara yoluyla gitmek çok zahmetli. Uçakla yolculuk etmek için önce Bitlis'ten Muş, Van ya da Batman gibi komşu illere geçmeniz gerekiyor. Bitlis genel anlamda sakin, güvenli ve yaşanılabilir bir şehirdir. İnsanları da sıcakkanlı ve yardımseverdir. Başta da söylediğimiz gibi özellikle Van Gölü çevresindeki yerleşim yerleri öğrenci ve memurların daha fazla rağbet gösterdiği bölgelerdir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bitliste-gezilecek-yerler-listesi/", "text": "Bitlis.. Yeşillikler içinde bir şerit oluşturan vadi, onu kuşatan çıplak tepeler, vadi boyunca uzanan toprak damlı taş evler ve arkada yükselen görkemli kale.. Kalenin eteğinde dar ve dolambaçlı sokaklar.. Eski bir yerleşim merkezi olan şehir, Doğu Anadolu'yu Mezopotamya'ya bağlayan yol üzerinde yer alıyor. Kentin batısında bu tarihsel yolu denetleyen görkemli kale yükselir. Bitlis Çayı Vadisi'ni dolduran bir lav akıntısının yarılmasıyla oluşmuş düzlükler üzerinde şehrin mahalleleri kurulmuş. Tarih boyunca önemli bir merkez rolü oynayan kentin 19. yy.'da 30 bin dolaylarında nüfusa sahip olduğu tahmin ediliyor. O dönemlerde Bitlis, dere boyunca sıralanan değirmenler, siyah sahtiyan yapımıyla ünlü tabakhaneler, tütün, kök boya imalathaneleri ile meşhurdu. Yüzyıllar boyu hep canlı olan şehir, Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki düşman işgalleri ve Ermeni komitacılarının yol açtığı karışıklıklar sonucu sönükleşti ve bir süre kalkınamadı. Bitlis'in tarih öncesi dönemlerine ilişkin detaylı bilgiler bulunmasa da, bölgeye ilk yerleşimlerin M. Ö. 1000'lerde Urartularla başladığı düşünülmektedir. Şehirde Pers, Seleukos, Roma, Sasani, Arap hakimiyetleri ve Bizans etkisi görülmüştür. Bölge toprakları sık sık el değiştirmiştir. Bizans döneminden sonra da Mervaniler, Dilmaçoğulları, Eyyubiler ve Akkoyunlular yörede varlık göstermiş, en sonunda kent Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bitlis'te gezilecek yerler listesine gelmeden önce şehir hakkında merak edilen birkaç kısa bilgiyi aktarmak istiyoruz. - Bitlis İsmi Nereden Geliyor? - Bitlis'te 5 Minare Nerede? - Bitlis Ulu Cami - Bitlis Şerefiye Camii ve Şerefiye Külliyesi - Bitlis Gökmeydan Cami - Bitlis Meydan Cami ve Meydan Cami Minaresi - Bitlis Hacı Yusufiye Medresesi - Bitlis İhlasiye Medresesi - Bitlis Kalesi - Süphan Dağı - Bitlis Nemrut Dağı - Nemrut Krater Gölü - Van Gölü - Arin Gölü - Nazik Gölü - Aygır Gölü - Bitlis Tarihi Taş Evleri - Bitlis Çarşısı - Ahlat - Tatvan - Bitlis Termal Kaplıcaları & Şifalı Suları - Bitlis'teki Geleneksel Festivaller ve Şenlikler - Bitlis'in Neyi Meşhur? Bitlis'ten Ne Alınır? Bitlis adının kaynağıyla ilgili pek çok rivayet olsa da, tarihçilerin özellikle üzerinde fikir birliği yaptığı bir hikayesi vardır. Büyük İskender doğu seferine çıktığında, alnının her iki tarafında bulunan ve kendisini rahatsız eden boynuz şeklindeki iki et parçasını yok edecek bir çare de aramaktaymış. Kösür Çayı'nın kaynağında günlerce yüzünü yıkayan İskender sonunda bu sıkıntısından kurtulmuş. Komutanlarından Bedlis'e burayı ölümsüzleştirmek için kimsenin yıkamayacağı bir kale inşa etmesini emretmiş. Hindistan seferinden dönen İskender şehre tekrar girdiğinde muazzam bir kale ile karşılaşmış. Bedlis'ten kalenin anahtarlarını kendisine teslim etmesini istemiş. Bedlis bir kaleye bakmış bir de İskender'e... Büyük İskender tabii bu tavırlardan işkillenmiş.. \"Hayırdır Bedlis!\" demiş.. Bedlis, kaleyi teslim etmeyeceğini ve gerekirse savaşa da hazır olduğunu söyleyince Büyük İskender'in kan beynine vurmuş. Vurmuş da ne olmuş? İki ordu arasında çıkan çarpışma, Büyük İskender'in geri çekilmesiyle sonuçlanmış. Bedlis bu durumu görünce İskender'in önünde diz çökerek \"Ey büyük fatih\" demiş, \"Benim savaşma sebebim senin bana verdiğin emri yerine getirmek içindi. Sen benden kimsenin alamayacağı bir kale inşa etmemi istedin, ben de emrini yerine getirdim. En büyük fatih bile bu kaleyi alamıyorsa, vazifemi hakkıyla ifa etmişim demektir. Şimdi her türlü cezaya razıyım\" demiş. İskender ise komutanını ödüllendirmek için kaleyi ona bırakmış ve o günden beri şehrin adı Bedlis olarak söylenegelmiş. \"Vay be...\" diyor, yazımıza devam ediyoruz.. \"Bitlis'te beş minare beri gel oğlan beri gel, Hikayede geçen 5 minareden 4'ü Şerefiye Camisi, Ulu Cami, Gökmeydan Camisi ve Meydan Camisi'ne ait. 5. caminin hangisi olduğu ise bilinmiyor. Bitlis'te gezilmesi görülmesi gereken tarihi ve turistik yerler listemize bu 4 camiyi ilk sıraya alarak başlayalım. Bitlis şehir merkezinde bulunan Ulu Cami, Mervanoğulları'ndan Ebul Muzaffer Muhammed tarafından 1153 yılında yaptırılmıştır. Üç sahın, beş bölümden oluşan caminin mihrap önü kubbesi dışarıdan konik biçimindedir. Kuzeyden iç kapıyla ulaşılan cami kesme taşlardan inşa edilmiş, çatısı toprak damla örtülmüştür. Dikdörtgen biçimli pencerelerle aydınlatılan caminin iç mekanı oldukça sade ve bezemesizdir. Camiden 10 metre uzakta, kuzeydoğu köşesindeki silindirik gövdeli minaresinin üzerinde kuşaklar ve profiller yer almaktadır. Bitlis çarşı içinde bulunan Şerefiye Cami ve Külliyesi 16. yy'da, Bitlis'in ileri gelen ailelerinden Şeref Hanların bir üyesi olan IV. Şeref Han tarafından 1529'da yaptırılmıştır. Külliye cami, imarethane, hamam, medrese ve Şeref Han Türbesi'nden meydana gelmektedir. Kırmızı kesme taştan yapılmış olan cami dikdörtgen planlıdır. Cami kuzeydoğudan doğuya doğru L şeklinde bir plan çizmektedir. Caminin 5 bölümden oluşan son cemaat yerinde sivri kemerli payandalar, payandalar arasında da dikdörtgen başlıklı yuvarlak sütunlar yer almaktadır. Son cemaat yerinden ibadet alanına iki sade kapıdan ulaşılır. İbadet mekanı pandantifli kubbe ile örtülmüştür. Kubbeyi beş kalın paye taşımaktadır. İbadet mekanının dışında kalan bölümler ise tonozlarla kapatılmış olup, caminin üst örtüsünü ise toprak dam oluşturmaktadır. Caminin mihrabı tuğladan, minberi ise ahşaptandır ve dikkat çekici bir ağaç işçiliğine sahiptir. Medrese, caminin doğusunda bulunur ve 1529 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Bitlis'e özel kırmızı taştan inşa edilmiş medrese dikdörtgen şeklindedir. Doğuya bakan kısmı iki katlı olan medresenin ilk katı dükkanlara ayrılmıştır. Medrese girişinin karşısında tonozlu dershaneler, giriş ile dershaneler arasında medrese hücreleri, doğu yönünde dikdörtgen bir mekan ve kare planlı hücreler yer almaktadır. Medresenin üstü toprak örtü ile kapatılmıştır. İmarethane dikdörtgen planlı olup cami ile birlikte inşa edilmiştir. Bina kaba bir işçilikle yontma taştan yapılmıştır. İmaretin içerisindeki dört eyvanın her köşesinde beşik tonozlu hücreler vardır. Eyvanlardan biri diğerlerinden daha yüksektir ve içinde sel sebil ile havuz yer almaktadır. IV. Şeref Han Türbesi ise caminin giriş kapısının yanında bulunuyor. 1533 yılında yaptırılan türbe kesme taşlardan oluşmaktadır. Sekizgen görünümlü türbenin alt kısmı kare planlıdır. Yapının alt kısmında mumyalık, üst kısmında sanduka yer almaktadır. Toplam altı sandukanın bulunduğu türbenin sağında yer alan sanduka IV. Şeref Han'a aittir. Hamam, Şerefiye Külliyesi'nin bir parçasıdır ve Hatuniye Caddesi'nde bulunur. Hamamın soyunma kısmının doğusundan ılıklık bölümüne geçilir. Hamamın bir özelliği de soyunma kısmının bir bölümüne beşik tonozlu bir eyvan yapılmış, kıble duvarına da bir mihrap yerleştirilerek bir mescit oluşturulmasıdır. Hamamın doğusunda ise dört eyvan ve hücrelerden oluşan sıcaklık bölümü yer almaktadır. Gökmeydan Cami, Bitlis merkezindeki Gökmeydan Mahallesi'nde bulunmaktadır. Kitabesinde yapılış tarihinin 1801 yılı olduğu yazsa da bunun aslında caminin onarım tarihi olduğu düşünülmektedir. L şeklinde bir plana sahip olan cami iki katlıdır. Alt katın medrese ve zaviye olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. İkinci kat ise ibadete ayrılmıştır ve mekana doğuda yer alan merdivenlerle ulaşılmaktadır. Sekiz bölüme ayrılmış olan ibadet alanının üzeri küçük kubbelerle örtülmüştür. Dört pencere ile aydınlatılan iç mekan oldukça sadedir. Mihrap duvarı 19. yy. özelliklerini gösteren bezemelerle hareketlendirilmiştir. Yapının güneybatı köşesinde, camiden bağımsız olan minarenin yapılış tarihi 1924 yılıdır. Kare bir kaide üzerinde yükselen minarenin gövdesi ise silindirik yapıdadır. Başlığı 'cami' ve 'minare' olarak ikiye ayırmamızın sebebi şu an burada görülen caminin, yanındaki minareden sonra yapılmış olmasından dolayıdır. Meydan Camii minaresi, türkülere konu olan 5 minareden biridir. Kesme taş mimarisi ile yapılan bu minare uzun yıllar camisiz olarak, bakımsız bir şekilde yalnızlığa terk edilmişti. Bu sebeple minarenin bir diğer adı da \"Camisiz minare\" olarak biliniyor. Bitlis şehrinin göbeğindeki tarihi bir eserin bu şekilde sahipsiz bırakılması 2003 yılına kadar sürmüştü. Bu tarihten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Bitlis halkının öncülüğünde minarenin tadilatı yapıldı ve yanına yeni bir cami inşa edildi. Bitlis merkezde bulunan Yusufiye Medresesi'nin kitabesi mevcut olmadığından yapıyı kimin, ne zaman yaptırdığı hakkında bir bilgi edinilememiştir. Düzgün olmayan dikdörtgen şeklindeki yapı yüksek duvarlar ile çevrilidir. Medrese kesme taştan yapılmıştır. İki sütunlu, üç kemerli revakın arkasında dershane görevi gördüğü düşünülen dört medrese hücresi yer almaktadır. Hücreler birer pencere ile aydınlatılmaktadır. Medresenin üst örtüsü toprak damdır. Dershane hücresinin üstü ise konik taş külahla örtülüdür. Bitlis Gökmeydan Mahallesi'nde bulanan İhlasiye Medresesi 1589 yılına tarihlenmektedir. Medrese dikdörtgen plan üzerine inşa edilmiş olmasına rağmen kuzey bölümde yer alan bir çıkıntı nedeniyle T plan şeklini almıştır. Kesme taştan inşa edilen medresenin güneyine yerleştirilen payandalarla yapıya kale görüntüsü verilmiştir. Giriş kapısı medrese duvarlarından daha yüksektir ve bu anıtsal kapı bordürlerle, geometrik şekillerle süslenmiştir. Medresenin köşe kuleleri ile giriş kapısı arasındaki ikişer pencere ve dışa doğru çıkıntılı yarım piramidal kuleler güney cephesini oldukça gösterişli kılmıştır. Buna karşılık diğer cepheler daha sadedir. Giriş kapısından beşik tonozlu eyvana, oradan da orta mekana geçilmektedir. Orta mekanın doğu ve batısında yan mekanlar yer almaktadır. Orta mekan sekizgen kasnak üzerine oturan bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin her tarafına yuvarlak pencereler yerleştirilmiştir. Üst örtüsü toprak damla örtülü olan medresenin bahçesinde Şeref Han oğullarından Veli Şemseddin'e, Ziyaeddin Han'a ve II. Şeref Han'a ait türbeler ile onların yanında Üç Bacılar türbesi bulunmaktadır. Bitlis turistik yerler listenize İhlasiye Medresesi ve Külliyesi'ni de eklemeyi unutmayın. Bitlis Kalesi, kente adını da veren Büyük İskender'in komutanı Leys Bedlis tarafından yaptırılmıştır (M. Ö. 312). Yazının girişinde kaleyle ilgili daha detaylı bilgi vermiştik. Kale günümüzde tam olarak gezilebilir durumda değil. Bu nedenle beklentinizi yüksek tutmayın. Kaleyi Bitlis gezilecek yerler listesine almamızın sebebi sahip olduğu harika Bitlis manzarası. Özellikle yaz aylarında Bitlis'e uğrarsanız, sabahın erken saatlerinde ya da akşama doğru serin bir zamanda kalenin zirvesine çıkarak şehir manzarasını izleyebilirsiniz. Bir dağ suya yansıyınca ne kadar güzel görünebilirse, o kadar güzel görünür Süphan.. Hani çocuklar resim defterlerine dağ çizer ya.. Öyle güzel.. Çiçeklerle örtülü, dümdüz bir yeşillik düşünün.. Yeşilliğin ortasında mavi bir göl.. Gölün arkasında yükselen, zirvesi bembeyaz bir dağ.. Ülkemizin en büyük üçüncü dağı olan Süphan Dağı sönmüş bir volkandır. Eğer doğa sporlarına ilginiz varsa Aygır Gölü rotasını tercih ederek bu dağın zirvesine tırmanabilirsiniz. 1959 yılında gizli nükleer araştırma evrakları taşıyan bir İngiliz kargo uçağı Süphan Dağı'na düşmüş. Parçaları hala mevcut. Yol üzerinde karşınıza çıkacak bu uçak enkazı bir çeşit ziyaret yeri olmuş. 4058 metre yükseklikte olan Süphan Dağı zirvesinden açık havalarda Van ve Ağrı şehir merkezleri görülebilir. Süphan Dağı, çok bilinmese de \"Hace ve Siyabent\" isimli aşıkların öyküsünü anlatan bir efsaneye de ev sahipliği yapar. Ayrıca bazı türkülerimize de adını vermiştir. Süphan dağının eteği.. Eteği güller biteği.. Aney can kurbanın olam.. Yarim baldır ben peteği.. A ceylanım beri maralım.. Kaşı karalım Süphan dağlım.. Ben bu dağın maralıyam.. Avcı vurmuş yaralıyam.. Bal yarimden ayrı düştüm.. Ben bir bahtı karalıyam.. A ceylanım beri maralım.. Kaşı karalım Süphan dağlım.. Yaklaşık 3 bin metre rakımlı Nemrut, üzerinde bulunan Nemrut Krater Gölü ve batısında yer alan Van Gölü nedeni ile yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Bitlis'te gezilecek doğal yerler listemize Bitlis gölleri ile devam edelim. Bitlis'te gezilecek doğal yerlerin en güzeli diyebileceğimiz Nemrut Krater Gölü, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki en genç yanardağ olma özelliğini taşıyan Nemrut Dağı'nın krater alanında bulunmaktadır. Bitlis'in Tatvan ilçesi sınırlarında yer alan Nemrut Gölü'nün konumunu buraya ekleyelim. Nemrut volkanik dağının patlaması sonucu oluşan bu krater gölü, kendi türünde dünyanın en büyüklerinden biridir. Gölün durgun suları, gölde yüzmeye ve kayıkla gezmeye de olanak sağlıyor. Krater gölünün suları tatlı ve soğuktur. Bu bölgede Nemrut Krater Gölü dışında 1,2 km yüz ölçümlü Ilık Göl ile yağmur ve kar sularıyla beslenen üç küçük göl daha vardır. Ilık Göl'ün kıyısında sıcak su kaynakları bulunmaktadır. Suyun sıcaklığının kışın 40 C, yazın ise 60 C olduğu belirtiliyor. Doğası ve görselliği ile yaz aylarında çok sayıda yerli ve yabancı turistin akınına uğrayan Nemrut Krater Gölü'ne Ahlat'tan özel taksi ve minibüslerle ulaşılabilmektedir. Bir zamanlar Van Gölü Canavarı efsanesi ile adını sıkça duyduğumuz Van Gölü, Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise en derin göllerinden biridir. 3.713 km 'lik bu devasa göl, Nemrut yanardağının patlamaları sonucunda meydana gelen çöküntülerle oluşmuş volkanik bir set gölüdür. Doğaseverler için eşsiz manzaralar sunan Van Gölü ayrıca güzel plajlara ve sahillere de sahip. Ahlat, Adilcevaz ve Tatvan sahilleri Van Gölü'nde yüzülebilecek yerlerin başında geliyor. Kuş cenneti olarak bilinen Arin Gölü, 'Ulusal Öneme Haiz Sulak Alanlar'ımızdan biridir. Van'ın Erciş ve Bitlis'in Adilcevaz ilçeleri ortasında bulunan Arin Gölü, Süphan Dağı'nın eteklerinde yer alıyor. 1650 metre rakımdaki bu göl 200 civarında kuşa da ev sahipliği yapmaktadır. Süphan Dağı'nda bulunan sodyum kaynakları akarsularla göle taşındığından dolayı göl suları sodalıdır. Bu nedenle burası Sodalı Göl olarak da bilinir. Ahlat ilçesinde bulunan göl, ilçe merkezine 30 km. mesafede olup, Van Gölü'ne 25 km. uzaklıkta yer alıyor. Aynalı sazan ve inci kefali ile meşhur olmuş Nazik Gölü, balık avı için bulunmaz bir fırsattır. 40 km alana yayılmış olan gölün derinliğinin ise 40-50 metre aralığında olduğu bilinmektedir. Nazik Gölü kış aylarında tamamen donarak bembeyaz bir görüntü sergiliyor. Bu görüntüsü zaman zaman sosyal medyanın ve haber sayfalarının konusu olmaktadır. Tektonik oluşumlu Aygır Gölü, Adilcevaz ilçesi sınırları içinde yer alan bir volkanik set gölüdür. İlçe merkezine 8 km. kadar uzaklıkta olup, şehir merkezine 130 km. mesafededir. Yaklaşık 1970 metre rakımda bulunan Aygır Gölü alabalığıyla, plajı ve bungalov evleri ile meşhurdur. Büyük şehirlerin güneşi kapatan beton yığınlarına inat, yatay medeniyetimizin bir güzel örneğidir Bitlis taş evleri.. İç içe sıralanmış köy evleri birlikteliğin, komşuluğun, huzurun resmini çiziyor. Nasıl anlatsak bilemiyoruz ki; bir masal kitabının içindeki resim sayfası gibi adeta.. İyi bir fotoğrafçı olduğunuzu düşünüyorsanız ve arşivinizde Bitlis taş evleri yoksa, arşiviniz henüz çok eksik demektir. Başta Hizan ilçesine bağlı köyler olmak üzere, Bitlis merkez ve diğer ilçelere dağılım gösteren Bitlis Tarihi Taş Evleri mutlaka ziyaret etmelisiniz. Burası şehir merkezinde, Bitlis Kalesi'nin hemen alt kısmında bulunan ve eski medeniyetlerin en büyük pazar yerlerinden biri olan tarihi çarşıdır. Öyle ki Evliye Çelebi bu çarşıdan \"20 bin dükkanlı çarşı\" olarak söz etmiştir. Yöresel ürünler, hediyelik eşyalar, kıyafetler, bal, reçel gibi birçok gıdanın da satıldığı çarşıda restoran ve butik çay evleri de bulunuyor. Bitlis'e geldiğinizde buraya da uğramanızı tavsiye ederiz. Bitlis Çarşısı, Kazım Dirik Caddesi'nde bulunuyor. Süphan ve Nemrut dağlarının harika manzarasına sahip, Van Gölü kıyısına kurulmuş güzel bir şehirdir Ahlat.. Bitlis'in doğal güzellikler bakımından en zengin ilçelerinden, Türk-İslam tarihinin ise en önemli merkezlerinden biridir. Şahlar Dönemi'nde yaklaşık 300 bin nüfusa sahip olan Ahlat, medreselerinde yetiştirdiği alim ve bilim adamlarını dünyanın dört bir yanına göndererek Kubbet'ül İslam unvanını almıştır. Ahlat'ta gezilecek yerler listesi için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz. Bitlis'e kadar gelip de Tatvan'a uğramamak olmaz. Zira Tatvan, nüfus ve yüz ölçümü bakımından il merkezinden daha büyük ve daha gelişmiştir. Van Gölü kıyısına kurulmuş Tatvan şehir merkezi, tarihi İran tren yolunun da uğrak yerlerinden biridir. Bununla beraber Rahva Kervansarayı, El Aman Hanı, Kalekıran Kalesi, Urartu Kaya Mezarı, Tatvan Tuğ Kilisesi, St. George Manastırı Tatvan'ın kesinlikle görülmesi gereken tarihi ve turistik yerleridir. Bitlis'te gezilecek tarihi ve doğal yerler listesi oldukça kalabalık. Fakat yazımızı çok da fazla uzatıp sıkıcı hale getirmek istemiyoruz. Bu nedenle Bitlis'in gezilecek diğer yerlerini kısaca listeledik. Sona kalmış olsalar da, bu mekanların da hepsi birbirinden değerli. - Bitlis Etnografya Müzesi - Bitlis Rahva Kayak Merkez - Çirtkaya Kayak Merkezi - Nemrut Kayak Merkezi - Ahlat Serinbayır Kayak Merkezi - Küfrevi Türbesi - Şeyh Babo Türbesi - Adilcevaz Tuğrul Bey Cami - Tatvan Kalesi - Hatuniye Hanı - Papşin Hanı - Narlıdere Köprüsü - Adilcevaz Kef Kalesi - Mucizeler Manastırı - Aghperig Manastırı Pek bilinmese de Bitlis, kış turizminde önemli yeri olan zengin şifalı sulara sahiptir. İl toprakları fay hattı üzerinde bulunduğundan kaplıca alanları da oldukça fazladır. Özellikle kış aylarında Bitlis'e yolunuz düşerse kaplıca sularına girmeden dönmeyin. Fakat şunu belirtelim ki bölge kaplıca suyu bakımından oldukça zengin olmasına rağmen tesis bakımından oldukça zayıf kalmıştır. Gerek belediyeler, gerekse özel işletmeler kaplıcaların verimli kullanımı açısından pek çalışma yapmamış. # Güroymak Çukur Kaplıcaları: Güroymak ilçesi, Budaklı Köyü'nde bulunan Güroymak Kaplıcası bölgenin en bilinen kaplıcalarından biridir. Sıcak ve soğuk kaplıcaları ile yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çeken kaplıca şeker, romatizma, bel ağrısı ve cilt hastalıklarına alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. # Ilıcak Germap Kaplıcası: Bitlis'in Ilıcak Köyü'ndeki Ilıcak Kaplıcası ise il merkezine 26 km. uzaklıkta bulunuyor. Sıcaklığı 44 C olan kaynak suyu küçük bir havuzdan çıkartılıp diğer bir havuza aktarılıyor. Suyun bazı deri hastalıklarına ve iltihaplı eklem rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmektedir. # Nemrut Dağı Kaplıcası: Nemrut Dağı kraterindeki bir kaynaktan çıkan ve sıcaklığı 60 C olan Nemrut Dağı Kaplıca suyunun romatizma ve deri hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir. - Acısu Kaplıcaları - Alemdar Kaplıcası - Köprüaltı Kaplıcası - Küçük Kaplıcası - Değirmen Kaplıcası - Yılan Dirilten Kaplıcası - Yamacı Suyu Kaplıcası Ülkemizin hemen her bölgesinde geleneksel olarak o yörenin kültünü ve geleneklerini anlatan şenlikler düzenlenir. Bitlis ilimizde de bazı festival ve şenlikler her yıl geleneksel olarak düzenleniyor. Bunlardan en önemlileri Nemrut Yayla Şenlikleri ve Adilcevaz Festivali'dir. Ulusal bir niteliğe sahip olan Nemrut Yayla Şenlikleri, Temmuz ayının ortalarında gerçekleştirilmektedir. Tatvan Kaymakamlığı ve Tatvan Belediyesi tarafından düzenlenen şenliğin amacı Nemrut Dağı'nın tanıtımı yapmak ve bölge insanlarını kaynaştırmaktır. Şenlikte halk oyunları gösterileri, konserler, Nemrut Krater Gölü'nde yüzme ve yelken yarışları düzenlenmektedir. Bu festival her yıl Ekim ayının ilk haftası kutlanmaktadır. Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde gerçekleştirilen festivalde ceviz yetiştiriciliği ve ceviz reçeli yapımı hakkında etkinlikler düzenlenir. Festivalin amacı ilçenin güzelliklerini tanıtmak ve ilçe ekonomisini canlandırmaktır. Bunların yanı sıra ilde Ağustos ayının son haftası Ahlat'ın tarih ve kültürünü tanıtan Ahlat Kültür Haftası, Haziran-Temmuz ayları arasında ise Tatvan Doğu Anadolu Fuarı Kültür ve Sanat Festivali yapılmaktadır. Bu sorunun cevabını en kısa yoldan bulmak için Bitlis Çarşısı'na uğramanız yeterli olacaktır. Çarşıda yöresel ürünler satan butik dükkanlar bulunuyor. Bununla birlikte Bitlis mutfağı oldukça zengin bir yemek kültürüne sahiptir. Kentte et önemli bir yemek malzemesidir ve bekletilmeden kullanılır. Bitlis'in en ünlü yemeği Büryan Kebabı'dır. Yapımına gece başlanan ve sabaha kadar süren \"Avşor\" ise kahvaltıda yenen sulu bir yemektir. - Murtuğa - Lahanalı Muşki Çorbası - Katıklı Dolma ve Yalancı Dolma - Şirin Kayganak - Ciğer Taplaması - Halise - Soğan Köftesi - Pıçoç - Halim Aşı ve Yarma Aşı - Bezirgan Çorbası - Kengerli Pilav Bu ve bunun gibi daha nice lezzetli yemekler.. İyisi mi siz Bitlis'e hem gezmek, hem de nefis yemeklerinin tadına bakmak için gidin."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bodrumun-gidilecek-en-guzel-plajlari/", "text": "Kimi tatil için yaz aylarını bekler.. Kimi bahar aylarını.. Kimi de bir sonraki yaz tatili için daha sonbahardan sabırsızlanmaya başlar.. Peki siz de bahar tatili yapanlardan mısınız? Evet ise bu yazı sizi de ilgilendiriyor. Çünkü Bodrum sadece yaz sezonunda değil bahar aylarında da tatil yapmaya uygun bir bölge. İster bahar geldiği anda valizi kapıp tatile çıkanlardan olun, isterseniz de \"Ne münasebet! Tatil yaz aylarında yapılır\" diyenlerden.. Bu yazıda hepiniz için bir şeyler var. Bodrum hepimize yeter.. Türkiye'de Bodrum tatil konusunda o kadar popüler hale gelmiş ki, konuşurken anlatırken Muğla'dan hiç bahsetmiyoruz bile. Sadece Bodrum diyoruz. Tabi Bodrum'u bu kadar popüler yapan iklimi ve güzel plajlarıdır hiç şüphesiz. Ama popülerliğinin getirdiği bazı sıkıntılar da var haliyle. Halk plajları, beachleri ve beyaz kumsallarıyla göz kamaştıran Bodrum'un normal yerleşik nüfusu 200 bin civarında iken yazın bu sayı 1 milyonu geçiyor. Böyle olunca o sahillerin halini az çok tahmin edersiniz. İşte bu nedenle Bodrum'a ne zaman gideceğinizi ve nereye gideceğinizi iyi hesaplamanız gerekli. Plansız şekilde \"Hadi hanım/bey hazırlan çıkıp bir Bodrum yapalım\" derseniz Bodrum plajlarında metrobüs kuyruğundaki anılarınız canlanabilir. O yüzden Bodrum'daki plajları, özelliklerini ve nerede olduklarını şöyle bir gözden geçirelim. Sizin için tatil planlaması yaparken kolaylık olsun. Curcunaya gelemeyenler için Bodrum'a ilkbaharda ya da yaz sezonu bitiminde gitmenin daha iyi bir seçenek olduğunu da hatırlatalım. Bir denizin güzelliğinden bahsetmek için aklınıza gelen en iyi tanımları düşünün. Çarşaf gibi, kadife gibi, bahar gibi, yaz gibi, mutluluk gibi... Yalıçiftlik sahili tüm bu övgüleri hakeden bir plaj. Bu kadar temiz, bir o kadar sakin deniz pek görmemiştik. Abarttık mı? İnanın abartmıyoruz. Her kısmı aynı değildir muhakkak ama Yalıçiftlik'te hava fazla esmedikçe durum böyle.. Temiz olmasının sebebini şehre uzak olmasına yoruyoruz. Ve ağaçların denize kalkan görevi görmesi de ayrı bir güzellik.. Bodrum plajları hakkında zaman zaman internetten ya da çevrenizden araştırma yapıyor olmalısınız. Buraları bilen herkesin bir plaj ya da koy tavsiyesi olacaktır. Ama şunu belirtelim ki Yalıçiftlik sahili kadar berrak suyu olan bir deniz bulamazsınız buralarda. Bu sebeple ilk tavsiyemiz Yalıçiftlik Plajı oluyor. Plajda belediyenin de tesisi var. Duş, soyunma odası, tuvalet gibi ihtiyaçlar için her türlü imkan bulunuyor. Fiyatları da ne çok yüksek, ne çok düşük.. Böyle bir tatil beldesi için ideal diyebiliriz. Ortakent sahili Bodrum'un batısında kalıyor ve merkezden minibüslerle kolayca ulaşım sağlanabiliyor. Otellerin sahile çok yakın olduğu ve yeşilin bol olduğu bir plaj. Bu durum kimine göre avantaj, kimine göre dezavantaj. Dalga yok denecek kadar az. Ufak da olsa halk plajı mevcut. Burası Bodrum'un en güzel plajları listesinde ilk üçte her zaman yerini almıştır. Ama Yahşi Plajı, Temmuz ve Ağustos döneminde en yoğun olan beachlerden birisi. Bu aylarda giderseniz ciddi bir kalabalıkla karşılaşırsınız. Burası sosyetenin akın ettiği, ünlülerin sürekli paparazilere yakalandığı Bodum'un en popüler beldesi. İstanbul Nişantaşı neyse eşittir Muğla Türkbükü. Yurt dışından gelen ünlü bir oyuncuya iki lahmacun bir ayranı 250 TL'ye sattıkları haberleri var ya hani. İşte orası burası. Ama tabi onlara sattılar diye siz gelmemezlik yapmayın. Türkbükü sahili çok özel ve güzeldir. Her yeri de öyle uçuk fiyatlı değildir. Mandalina ağaçları ve doğanın verdiği o güzel atmosferin yanında masmavi bir deniz.. Yüzmede yanında yat.. Güneşlen.. Beyaz evlerden oluşan ufak bir kasaba.. Mini mini dükkanlar ayrı bir şirinlik katıyor. Hem keyifli ve güzel bir tatil yaparsınız hem de birkaç ünlüyle selfie çektirmiş olursunuz. Bu plaja çok yakın noktada bir de Göltürkbükü Plajı ile Cennet Koyu var. Oraları da tercih edebilirsiniz. Myndos ve Bayraklı Tepe manzarasında güneşlenme ve yüzme keyfi yaşatan güzel sahillerden biridir Gümüşlük. Yöresel ürünlerin yanında balık yemek isteyenlerin de uğrak yeridir. Belediye çay bahçesinde fiyatlar diğer yerlere göre daha makul. İncik boncuk gibi el emeği ile yapılmış hediyelik eşyaların satıldığı sahilde yürümek de ayrı bir haz veriyor.. Biraz rüzgarlı ve denizi dalgalı olsa da Gümüşlük Plajı hakkında yapılan yorumlar daha çok olumlu yönde. Turgutreis demek gün batımı demek.. Herkes burayı bu özelliği ile bilir. Karşı tarafta adaların kızıllaşan gökyüzü ile gölgeye düşmesi gün batımını harika bir manzaraya dönüştürüyor. Bölgedeki plajlar ufak. Bir de kalabalık. Curcunaya gelemem diyorsanız pek tavsiye etmeyiz. Üç güzeli var buranın: Denizi güzel, havası güzel, kumsalı güzel.. Karaincir sevenlerdenseniz bu yer tam size göre. Bir yandan incirlerinizi löpür löpür götürürken bir yandan denizin ve kumsalın tadını çıkarıyorsunuz. Şaka tabii. Karaincir ismi nerden gelmiş bilemedik. Neyse geyiği bırakalım.. Karaincir sahili Bodrum'un en batı ucundaki yerlerden. Denizi sakin.. Kumsalı güzel ama biraz siyaha yakın. İşletmecilerin \"Şezlong almak için 100 liralık alışveriş yapacaksın\" şartı turistleri ayar ediyor. Bunun için halk plajını tercih eden çok. Karaincir Plajı'na gelen turistlerin en büyük şikayeti ve olumsuz yorumları daha çok her tarafı işgal etmiş işletmelerle ilgili oluyor. Yeşil doğası, şirin sokakları, cam gibi suyunda yüzen balıkları, mandalina bahçeleri.. Bodrumun en güzel denizi.. Biz daha size anlatalım. Tabii bu kadar güzellik insan kalabalığına da sebep oluyor. Hem de çok. Bitez Plajı Bodrum'un en kalabalık sahillerinden. Ama bu kalabalığa yeterli gelecek sosyal imkana sahip değil şu an için. Bölgeye giden tatilcilerin en büyük şikayeti işletmelerin azlığı. Kalabalık zamanlarda duş almak bile sorun olabiliyor. Sabahın erken saatlerinde ya da hafta içi gitmek Bitez için daha uygun. Aracınız yoksa Bodrum merkezden Bitez yazılı minibüslere binerek bölgeye 10 dakikada ulaşım sağlayabilirsiniz. Hani yukarıda curcunaya gelemeyenlerden bahsettik ya. İşte burası onlar için. Keşfedilmemiş, sakin ve huzurlu bir köşe. Doğa ile başbaşa kalmak istiyorsanız burası muazzam. Gizli bir cennet. Turistler akın etmediği için fiyatlar makul. Koy olduğu için dalga yok. Giderken su altı gözlüğünüzü almazsanız, yüzerken size arkadaşlık eden caretta carettaları ve şirin balıkları göremezsiniz. Duştur, WC'dir hepsi var. Kumu güzel. Fakat yolu pek iyi değil. Özel aracıyla gidecek olanlar için bunu belirtelim. Yol üzerinde Şahin Tepesi'nde bir mola verip harika manzarayı izlemeyi de ihmal etmeyin. En güzel Bodrum sahillerinden biri olan bu mekanı, Bodrum'da gezilecek yerler listenize mutlaka dahil etmelisiniz. Gümbet, Bodrum'un en bilinen plajları arasındadır. Kumu ne çok ince, ne çakıl taşı gibi. İdeal yani.. Dalga fazla olmuyor. Berrak ve turkuaz suyunda balıklarla birlikte tertemiz denizde yüzüyorsunuz. Tekne kiralayıp açılma imkanınız da bulunuyor. Kafelerde fiyatlar biraz yüksek. Son yıllarda tatilcilerin yorumları ve şikayetleri fiyatların yüksek olması yönünde artış gösteriyor. Turgutreis'in 3-4 km. kadar kuzeyinde kalan Kadıkalesi, Bodrum'un en uzun sahillerinden. Burası doğal güzelliğinin yanında antik çağlara uzanan geçmişiyle de önemli bir tarihi merkezdir. Deniz kısmını ise yukarıdaki sahiller kadar övemeyeceğiz. Suyu biraz dalgalı ve yosunlu. Sahil kısmı ise çakıllı. Bu nedenle bizden biraz puan kaybetti Kadıkalesi.. Dikkat ettiyseniz biraz diyoruz. Yanlış anlama olmasın.. Sadece diğer plajlara nazaran durum böyle. Bodrum merkezine yakın olan bu plaj Kumbahçe Plajı diye de biliniyor. Şu anda müze olarak kullanılan Zeki Müren'in evi de plajın hemen arka sokağında. Dilerseniz ziyaret edebilirsiniz. Kumbahçe Plajı'nda yine işletmelerin fazlalığı tatilcileri rahatsız eden konuların başında geliyor. Şu kadar alışveriş yaparsan şezlong alabilirsin kuralı insanları çileden çıkarıyor. Kalabalık olması sizi rahatsız etmeyecekse uğrayabilirsiniz. Yukarıdaki listelediğimiz Bodrum'un en güzel koyları ve plajları dışında, bölgede tercih edebileceğiniz başka beach, koy ve plajlar da var. - Yalıkavak Bodrum Halk Plajı - La Plaj - Torba Plajı - Peksimet Plajı Bodrum - Gündoğan Halk Plajı - Mazı Köyü Sahili - Küdür Halk Plajı - Akyarlar - Camel Beach - Meteor Plajı - Aspat Koyu - Bağla Koyu - Bardakçı Koyu Plajların sonuna şifalı bir su kaynağı olan Karaada Kaplıcası'nı da eklemek istedik. Karaada, Bodrum'un hemen karşısında bulunuyor. Mekana tekneyle gidiyorsunuz. Kaplıca suyu kükürtlü ve sıcaktır. Yaz aylarında farklı bir etkinlik yapmak isteyenler için idealdir. Gitmişken bölgedeki Meteor Çukuru'nu da görmenizi tavsiye ederiz. Zamanında meteor düştüğü söyleniyor. Ne kadar doğru bilemeyiz. Ama görmeye değer bir koy. Denizdeki o muhteşem derinliği görmek için su altı gözlüğü götürmeyi unutmayın. Bodrum sahillerini sıralamışken birkaç bilgi de paylaşmak isteriz. Bodrum'a Eylül ayında gitmenizi tavsiye ederiz. Neden? Hem plajlar daha sakin hem de daha ekonomik oluyor. Üstelik Bodrum için Eylül ayının iklim olarak yaz sezonundan farkı yok. \"Akdeniz akşamları bir başka oluyor\" şarkısına Bodrum'u da ilave etmek lazım. Her ne kadar sınırları Akdeniz'de olmasa da Akdeniz'den pek farkı yok. Bodrum'un geceleri de sıcak. Sadece hava durumunu kastetmiyoruz. Sabahlara kadar insan hareketliliği var. Siz de geceleri gezintiye çıkmayı sevenlerdenseniz burası tam size göre. Caddeler çok kalabalık. İstiklal Caddesi ile yarışır.. Saat ilerledikçe kalabalık daha da artıyor. Merkezde hediyelik eşya satan dükkanlardan Bodrum'da olduğunuzu her an hissedebiliyorsunuz zaten. Maviler, beyazlar, ahşaplar, deniz motifleri derken cıvıl cıvıl bir çarşı karşılıyor sizi. Balıkçıların ağırlıklı olduğu sahilde biraz gürültü var. Ama rahatsız etmiyor. Deniz kokusu ve gecenin huzuru ağır bastığından mıdır?.. Bilemiyoruz.. Buraya yolunuz düşerse keyifli zaman geçireceğiniz garanti. Rüzgar güllerini kadrajınıza alın. Ot ve yosuna rastlanmayacak kadar berrak denizinde dibe dalıp deniz kabukları toplayın. Ayaklarınızı suya salıp, orta şekerli bir kahve için. Bodrum ev figürlü magnet alın. Renkli şapkalarınızı takıp Meksika mutfağını deneyin. Rokalı domatesli kahvaltınızı ederken mavi taburede oturun. Balığınızı elle yiyin. Misket limonu bol Mojito için. Bodrum tekne turu etkinliklerine katılın. Çimlerde uzanın, meditasyon, yoga yapın. Kara yolunu tercih ediyorsanız yol üzerinde çiğ börek yiyip bol köpüklü ayranınızı içmeyi unutmayın. Unutmadan, Eylül'de Bodrum'a gideceğinizi söylediğiniz arkadaşlarınız yanınıza hırka ve polar almanızı söylerse gülüp geçin. Ama büyük konuşmayın. Ne olur ne olmaz.. Yazımızın sonunda, Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın Bodrum girişindeki tabelada, adeta bir uyarı niteliğindeki şiirini paylaşmak istiyoruz. Bodrum'a giderken sizin de kulağınıza küpe olsun."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bolivya-gezi-rehberi-gezilecek-yerler/", "text": "Size bir Latin Amerika ülkesinde olduğunuzu sonuna kadar hissettiren bir ülke Bolivya... Belki çok fakirler, belki denizi yok, 4 tarafı karalarla çevrili, belki nerede olduğunu dünya haritasında bile gösteremeyeceğiniz kadar yabancı bir ülke ama bize göre kesinlikle gidip görülmeyi hak eden bir yer. Gidip oraya yerleşip yaşamak için söylemiyoruz tabi ama gezip görmek için bizce Güney Amerika'nın en sıra dışı ülkesi. Kültürlerini, gelenek göreneklerini kaybetmeyen nadir ülkelerden biri. Büyük şehirlerinde de, küçük köylerinde de yerli Latin kültürü etkileri fazlaca hissediliyor Bolivya'da. Hele ki Bolivyalı kadınların rengarenk kıyafetleri başlı başına görülmeye değer. Bolivyalı kadınlar demişken, ülkeye geldiğinizde en dikkat çeken şeylerden biri rengarenk yerel kıyafetli kadınların başlarındaki ufak melon şapkalar olacak. Başlarında emanet gibi duran bu ufacık şapkalar ilk başta anlamsız geliyor tabi. Bolivyalı kadınlar neden bu şapkaları takıyorlar? Kısaca anlatalım. 19. yy'da ortaya çıkan bu melon şapkalar, burada çalışan İngiliz Demiryolları işçileri vasıtasıyla yayılmış. Şapkaları buraya getiren firma, şapkalar çalışanlarının kafasına göre çok küçük olunca bu kadar şapkayı ne yapacağız diyerek ticari zekalarını konuşturmuşlar. Avrupa'da kadınların hep bu şapkaları giydiğini, çok moda olduğunu ülkeye yayıp bütün şapkaları Bolivyalı ablalarımıza satmışlar. Zamanla kültürel bir alışkanlık haline gelen bu şapkalar özellikle Bolivyalı yerel halk olan Aymara ve Quechua kadınlarının bir parçası haline gelmiş. Bu şapkanın takılış şekilleri bile bir anlam ifade eder. Kafanın tam ortasında dik vaziyette ise bu kadının evli olduğunu, yana yatık vaziyette ise bekar ya da dul, yani evlenmeye meyilli olduğu anlamını taşır. Daha Facebook'ta ilişki durumu bile icat edilmemişken Bolivyalı kadınlar bu mevzuyu çoktan çözmüşler. Saçlarını da genelde 2 yandan örgülü şekilde uzatıyorlar. Bir de şöyle bir ufak uyarı yapalım. Bolivya'da yerli kadınların çoğunluğu fotoğraf çekildiklerinde ruhlarının makineye hapsolduğuna inanıyorlar. Bu nedenle izinsiz şekilde pek fotoğraf çekmeye yeltenmeyin. Bu konuda hiç sıcakkanlı değiller. Bolivya'da her şehrin sokakları alabildiğince kadın esnaflarla dolu. Erkekler bizim bazı Anadolu şehirlerindeki gibi kahvehanelerde mi takılıyor bilmiyoruz ama çalışan kesim ağırlıklı olarak hep kadın. Hem işlerini, hem küçük çocuklarını bir heybe gibi hep sırtlarında taşıyorlar. İlk gördüğünüzde Karadeniz'in zor coğrafyasının cefakar kadınlarını akla getiriyor. Bu ülkeyle ilgili canınızı sıkacak üç şey olabilir. # Birincisi; ülke rakımının çok yüksek olması. 3500 m. ile 5000 m. rakımlı bölgelerde dolaşacağınız için nefes darlığı, yükseklik hastalığı, baş ağrısı gibi sıkıntılar çekebilirsiniz. Bolivya ekonomik yönden olduğu gibi oksijen yönünden de çok fakir bir ülke. Ama bunun çözümü basit. Tüm Bolivyalılar gibi koka yaprağı çiğnemeye alışmanız ya da sık sık koka çayını yudumlamanız yeterli. Koka yaprağı kokainin ham maddesi ama çiğnediğinizde kafa yapmıyor merak etmeyin, aksine cin gibi oluyorsunuz. Zaten sürekli içtiğiniz 'kola'nın da ham maddesi. Bu duruma alışmanız en fazla birkaç gün sürer. İlk 1-2 gün kendinizi fazla yormazsanız sonrasında vücut alıştığı için sıkıntı çekmezsiniz. # İkinci can sıkıcı durum ise uzun ve kötü yolları. Doğru düzgün asfalt yol göremeyeceğiniz ülkede bu duruma alışana kadar biraz zaman geçmesi gerekiyor. Özellikle şehirler arasındaki uzun ve toprak yollar pek konforlu değil ve insanı biraz yoruyor. Dünyanın en tehlikeli yolu olarak gösterilen Yungas Yolu'nun da burada olması pek tesadüf değil. # Üçüncüsü ise Bolivya'da internet altyapısı çok ama çok kötü (en azından 2019'a kadar öyleydi diyelim). 56K modem kullandığımız zamanlardaki internet hızıyla işlerinizi halletmek durumunda kalabilirsiniz. İspanyolların sömürge döneminde Yukarı Peru olarak adlandırılan bu ülkeye daha sonra Güney Amerika'yı İspanyollar'dan ayırıp bağımsızlığını kazandıran Simon Bolivar'ın anısına Bolivya ismi verilmiş. Simon Bolivar bağımsızlığını vermiş vermesine ama Bolivya o günden beri 200'e yakın darbe görmüş. 100'e yakın Cumhurbaşkanı değişmiş. Kimisi öldürülmüş kimisi sürülmüş. Che Guevera, bu ülkeyi kurtarsa kurtarsa ben kurtarırım deyip yardıma gelmiş ama o da burada öldürülmüş. Bu şirin ülkenin iki yakası bir türlü bir araya gelmemiş maalesef. Özellikle halk pazarları, kıyafetleri ve yerli halkıyla Güney Amerika'nın en renkli ülkesi Bolivya'da gezilecek yerlere geçmeden önce ülke hakkında kısa kısa birkaç ön bilgi aktaralım. Bazılarınız için çok basit bir soru gibi gelebilir ama Bolivya'nın haritada nerede olduğunu bilenlerdenseniz sayınız çok az onu söyleyelim. Toplanıp dernek falan kursanız doğru düzgün üye bulamazsınız. İnternet üzerinde Bolivya ile ilgili en çok aratılan şeylerden biri \"Bolivya dünya haritasında nerede ?\" sorusu oluyor. Bolivya, Güney Amerika'da Paraguay ile beraber denize kıyısı olmayan iki ülkeden biri. Kıtanın tam ortasında, Brezilya, Paraguay, Arjantin, Şili ve Peru ile sınır komşusu durumunda. Bolivya'nın 2 başkenti bulunuyor. Hükümetin bulunduğu yani idari başkent dedikleri La Paz ve resmi başkenti Sucre. La Paz dünyanın en yüksek başkenti ünvanına sahip. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Bolivya'ya girişte 90 gün süreyle vizeden muaf durumdalar. Türkiye'den Bolivya'ya şu an için (2021) direkt uçuş bulunmuyor. En uygun olarak Avrupa ya da Güney Amerika ülkelerinden aktarmalı seferleri ile ulaşabilirsiniz. Peru, Şili, Arjantin gibi komşu ülkelerden kara yolu ile geçiş yapacaksanız epey uzun ve zorlu bir yolculuk sizi bekliyor olacak. Bolivya çok ucuz bir ülke. Belki paranızı harcayacağınız çok lüks şeyler bulamayacaksınız ama özellikle sırt çantalı bir gezginseniz Bolivya ekonomik anlamda en rahat gezeceğiniz ülkelerden bir tanesi. Burası biraz Afrika ülkelerini andırıyor aslında. Doğal kaynakları ve yeraltı zenginlikleri çok fazla olup da yoksulluk içinde yaşayan bir millet Bolivyalılar. Ülkedeki resmi dillerin başında İspanyolca gelse de Quechua, Guarani ve Aymara başta olmak üzere ülkede yaşayan 36 farklı etnik grup var ve her birinin yerel dili Bolivya'da resmi dil olarak kabul edilmiş. Zaten Bolivya'nın resmi adı Bolivya Çokuluslu Devleti. 2021 yılı itibariyle Bolivya nüfusu 11 milyon 700 bin civarındadır. İsteseniz de çok para harcayamayacağınız, bu mütevazi ve harika insanlarla dolu ülkede genel olarak nerelere gidebilirsiniz, biraz yakından bakalım. Bolivya ve Peru arasından kalan Titicaca Gölü, Güney Amerika kıtasının en büyük iki gölünden biridir. Ayrıca sanırız rakım olarak dünyanın en yüksekte bulunan gölü de burası. İçerisinde doğal ve insan yapımı yüzen küçük adacıklar bulunan gölün çevresinde ve içindeki adacıklarda Bolivya'nın yerli halkları yaşıyor. Eskiden buralarda yaşayan kabileler İnkalar'dan korunmak için bu adaları sazlıklardan kendileri yapmış ve üzerlerinde yaşamaya başlamışlar. Şu an burada yaşayan halkın ismi Uros Halkı. Uros yerlilerinin bir kısmı çok zorunlu olmadıkça karaya ayak basmayı reddediyorlar ve burada kültürlerini yaşatmaya devam ediyorlar. Devlet, adalarda elektrik, su, okul gibi imkanları sağlamış. Uros halkı karadaki modern yaşamı istemiyor ama adalara gelen turistlere karşı oldukça sıcakkanlılar. İşin arka planında şöyle bir bilgiyi de verelim. Burada yaşayan yerlilerin bir bölümü zamanla kıyı şeridinde bulunan büyük şehirlere göç etmişler ve sayıları oldukça azalmış. Şu an geçim kaynaklarının büyük bir kısmı turizm üzerinden dönüyor. Bugün muhtemelen gezginler tarafından ziyaret edilen bir bölge olmasaydı adalarda yaşayan yerli halktan pek kimse kalmazdı. Gölün içindeki bazı büyük adalar kutsal kabul ediliyor. En meşhur olanı ise Isla Del Sol. Bu adaya Copacabana şehrinden teknelerle ulaşabiliyorsunuz. Diğer bir kutsal ada ise Isla de la Luna. Bolivya Titicaca Gölü muhteşem bir doğal güzelliğe sahip. Eğer Bolivya'ya yolunuz düşerse burayı kesinlikle pas geçmeyin. Isla Del Sol adasından konaklayabilir, küçük yapay adaları tekne turlarıyla gezip yerli halkla buluşup sohbet edebilirsiniz. Herkese göre değişir tabi ama bize göre Bolivya'nın en güzel şehri Sucre. Zamanda yolculuk yapıp yüzyıllar önceki bir şehre gelmişsiniz gibi hissettiren harika bir mimarisi var bu şehrin. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu beyaz şehir sessiz, sakin ve huzur dolu. Sucre, Bolivya'nın iki başkentinden birisi. Sucre bu kıtada İspanyolca öğrenmek isteyen tüm gezginlerin bir numaralı şehir tercihi oluyor. Çok ucuz olmasından mıdır, şehrin güzel olmasından mıdır onu bilemiyoruz ama geziniz sırasından İspanyolca eğitimi almak isterseniz bu şehri bir kenara not edebilirsiniz. Sucre'de kaldığımız hemen her gün uğradığımız bir yer vardı. Mercado Central. Bir kısmı kapalı, bir kısmı açık alandaki bu halk pazarı o kadar ucuz ki cebinizdeki bozuk paralarla çatlayana kadar sebze meyve yiyebilirsiniz. Pazarın içinde meyve kokteyli yapan kadınların olduğu bir bölüm var. Seçtiğiniz tüm meyveleri harmanlayıp size güzel bir karışım olarak hazırlıyorlar. Neredeyse bedava olan bu içeceklere doyum olmuyordu. Mutlaka ziyaret edip deneyin deriz. Şehrin kalbinin attığı merkezi bölge ise Plaza 25 de Mayo. Sucre'nin önemli müzeleri, tarihi yapıları, turistik çarşı pazarları bu meydan civarında yer alıyor. Sucre'ye uğradığınızda muhtemelen zamanınızın çoğunu burada geçireceksiniz. Sucre'deki ilginç yerlerden biri de şehrin hemen dışındaki Parque Cretacico. Plaza 25 de Mayo'dan kalkan servislerle parka ulaşabilirsiniz. Burası ufak çaplı bir Jurassic Park bölgesi. Dev boyutlarda dinozor heykelleri ve gerçek dinozor ayak izleri sergileniyor. Paleontologlar ve bilim adamları Bolivya genelinde 10 binden fazla dinozor ayak izi tespit etmişler. Milyonlarca yıl önce bu toprakların ağası onlarmış. Sucre'de ayrıca Maragua Volkan Krateri denilen bir bölge var. Buraya rehber eşliğinde ya da rehbersiz olarak gidebilirsiniz. Oldukça uzun ve etkileyici bir trekking rotası var. Bolivya'nın en iyi yürüyüş rotalarından biri olduğu söyleniyor. Eğer birkaç gün süreli trekking ve kamp tecrübeniz yoksa yalnız değil, rehber eşliğinde burada yapılan turlara katılmanız daha iyi olur. Yolculuk esnasında milyonlarca yıl öncesinden kalma dinozor ayak izlerine canlı canlı şahit oluyorsunuz. Bolivya'nın diğer şehirlerine nazire yaparcasına tüm sene bahar havası hissedilen bir şehir Cochabamba. Çiçeklerle dolu bu şehre \"Sonsuz Bahar Şehri\" ya da \"Bahçeler Şehri\" de deniliyor. Rio de Janeiro'daki İsa heykelinden sonra dünyanın en büyük 2. İsa heykeli olan Cristo de la Concordia burada bulunuyor. Altındaki taş ile beraber toplam uzunluğu 40 metreyi bulan heykelin olduğu tepeye, 2 bin basamaklı merdivenleri kullanarak ya da teleferik ile çıkabilirsiniz. Cochabamba şehir merkezine yaklaşık 120 km. mesafede Toro Toro Milli Parkı bulunuyor. Bize göre Cochabamba gezilecek yerler listesinin başında olmalı. Jiplerle yapılan 5-6 kişilik turlarla bu parkı ziyaret edebiliyorsunuz. İçerisinde müthiş bir kanyon, şelaleler, mağaralar, dinozor ayak izleri barındırıyor. Parkın girişindeki küçük köy ise dinozor maketleri ile süslenmiş. Bir de devasa kaya bloklarının oluşturduğu koridorlarla dolu Ciudad de Itas isminde bir kaya şehri var. Mağara dediğimiz yerleri öyle ufak falan sanmayın sakın. 4300 m. derinliğinde, saatlerce gezilebilecek bir mağaradan bahsediyoruz. Eğer kapalı alanlara ve dar mekanlara karşı fobiniz varsa kesinlikle uzak durun. Çünkü mağaraya iniş çıkışlarda biraz aksiyona girmeniz gerekiyor. 4 bin metre rakımı ile dünyanın en yüksek şehirlerinden biri olan Potosi \"nefes kesici\" ünvanını kesinlikle hakkediyor. Çünkü şehir gerçekten nefesinizi kesiyor. 4 bin metreye niye şehir kuruyorsun birader, oksijeni nereden bulacağız! Bu tarihi şehrin en büyük özelliği çok zengin yataklara sahip \"gümüş madeni\" bulunması, daha doğrusu bulunmasıydı. Öyle ki 17. yy dönemlerinde Potosi'nin kaldırım taşları bile gümüştenmiş. O zamanlar Amerika kıtasının en büyük şehriymiş Potosi. Geçen yüzyıllar boyunca İspanyol sömürgecilerinin servet hırsı sebebiyle burada çalıştırılan milyonlarca Afrikalı köle ve Bolivya yerlileri can vermiş. Bu yükseklikte ve bu kadar ağır şartlarda çalışmak inanılmaz zor. Şu an çalışan her işçi koka yaprağı çiğneyerek vücutlarını diri tutmaya çalışıyorlar. Şehirden alacağınız tur hizmetleriyle bu madenlere ziyaret gerçekleştirebiliyorsunuz. Hatta giderken madencilere bir takım hediyeler almanızda çok iyi olur. Tarih kitaplarında eskiden ülkelerin ve insanların nasıl sömürüldüğünü, nasıl ezildiğini okumaya okuyoruz ama bunları canlı görüp şahit olmak insanı gerçekten çok sarsıyor. 300 yıl boyunca İspanyollar tarafından sömürülen bu madenler dünyadaki gümüş kullanımının %90'ını karşılıyormuş. 1800'lü yıllara gelindiğinde gümüş rezervinin azalmaya başlamasıyla İspanyollar da bölgeyi terk etmişler ve Potosi şehri küçülmeye başlamış. Avrupa'nın zenginlik hırsı yüzünden milyonlara mezar olan bu madenler normalde Bolivya'yı dünyanın sayılı zengin ülkelerinden biri yapabilecek rezerve sahipken, Bolivya şu an en fakir ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer alıyor. Titicaca Gölü kıyısında bulunan Copacabana, Bolivya'nın en çok turist çeken ve en önemli şehirlerden birisi. Sahil şehri olmasının yanında İnka medeniyetine ev sahipliği yaptığı için de tarih ve kültür anlamında önemli değerlere sahip. Copacabana şehrinden Titicaca Gölü'ndeki adalara feribotlarla geçiş yapabilirsiniz. Şehrin en önemli tarihi yapısı ise Lady Copacabana Bazilikası'dır. Ege kıyılarındaki küçük kasabalara benzeyen ve pek büyük olmayan şehirde hemen her yere yürüyerek gidebilirsiniz. Turistik bir yer olduğu için hem rahat hem de güvenli bir şehir. Bolivya'nın idari başkenti olan La Paz kelime manası olarak \"barış\" demek. Merkez nüfusu 1 milyona yakın olan kentin kendisine bağlı bölgelerle beraber genel nüfusu 3 milyon (2021) civarındadır ve ülkenin Santa Cruz de la Sierra ile beraber en kalabalık şehridir. 3600 m. rakımı ile oksijen fakiri bu şehrin havalimanı ise tam 4 bin metre yükseklikte bulunuyor. La Paz'a gittiğinizde ilk birkaç gün koka yaprağı çiğneyerek yükseklikten etkilenme riskinizi azaltabilirsiniz. Özellikle yokuşlarla dolu bu şehirde yavaş hareket etmekte fayda var. La Paz, yemek, ulaşım, alışveriş gibi her konuda çok ucuz bir şehir. Detaylı La Paz Gezi Rehberi yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Bolivya'nın Uyuni şehri yakınlarında bulunan ve dünyanın en büyük tuz gölü olan Salar de Uyuni, özellikle yağmur yağdıktan sonra ziyaretçilerine inanılmaz bir görsel şölen sunuyor. 10 bin km 'lik bu uçsuz bucaksız tuz deryasında jiplerle gezi yapabiliyorsunuz. Gölün ortasında Incahuasi denilen ufak bir ada var. Bu ada üzerinde boyu 10 metreyi geçen kaktüsler yetişiyor. Ayrıca Uyuni Tuz Gölü'nde tamamen tuz kalıplarından yapılmış hosteller mevcut. Bazıları da oldukça lüks. Bolivya'daki Uyuni Tuz Gölü'nü de kapsayan yol maceramızı okumak isterseniz sizi şöyle alalım. Bolivya'da gezip görülesi yerler olarak tavsiye edebileceklerimiz bu şekilde, ama eğer Bolivya'da daha uzun süre vakit geçirmek isterseniz ekstradan size birkaç öneri daha sunabiliriz. - Bolivya'nın en büyük şehirlerden biri Santa Cruz de la Sierra. Şehrin gezginlere hitap eden çok bir havası yok ama Santa Cruz'un kuzeydoğusunda, Brezilya sınırında, bu departmana bağlı Noel Kempff Mercado Ulusal Parkı bulunuyor. Bu muhteşem doğa parkı Unesco tarafından Dünya Mirası Listesi'ne alınmış. Ulaşımı biraz zor ve yorucu olduğu için gezginler gitmeyi çok tercih etmiyorlar ama imkanınız olursa Bolivya Amazon kıyısındaki bu yeri gidip görmenizi öneririz. - Potosi'ye bağlı Tupiza adındaki bölge yine harika doğa oluşumları barındırıyor. Bolivya'da gezilecek yerler dışında bir de sevilecekler listesi var. Dünyada her çocuk özel ve güzeldir ama bu Bolivyalı çocukların büyümüşte küçülmüş halleri, yaşlarından beklenmeyen olgunlukta bakışları o kadar güzel ki Bolivya'da her köşe başında gördüğünüz çocuğu hamur gibi yoğurasınız geliyor. Çok ama çok güzeller."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bolivya-nasil-bir-yer-ulke-hakkinda-bilgi/", "text": "Şili'nin Santiago şehir otogarından, Bolivya sınırındaki San Pedro de Atacama kasabasına gitmek için uzun bir otobüs yolculuğuna çıktım. Yolculuk tam 1 gün sürecek kadar uzun olsa da yolun büyük bölümü Pasifik Okyanus manzaralı geçtiği için oldukça iyiydi. Şili'nin sahil şeridi boyunca manzara gerçekten ilginç. Çok zengini, villası olanı da deniz manzaralı evde yaşıyor, fakir fukara olup köyde yaşayanı da. Bu konuda Şili herkese cömert davranmış. 24 saate yakın bir süre sonra San Pedro de Atacama'ya ulaştık. Burası, kovboy filmlerinden alışık olduğumuz ıssız bir arazideki sessiz kasabalar olur ya hani, aynı orası. Güneş kavuruyor, hafif rüzgar var ama çok sıcak. Kupkuru bir arazi. Kerpiç ve briket evlerin arasından kovboylar geçecekmiş gibi bir atmosfer var ama sıcaktan kimsenin düello yapmaya hali yok galiba. Buraya geliş sebebim Şili'den Bolivya'ya geçmek ama öyle klasik bir sınır geçişi değil. Buradan başlayıp Bolivya'nın Uyuni şehrine kadar uzanan, jiplerle yapılan çöl safari turuna katılmak. Uyuni'ye vardıktan sonra geri dönmeyip oradan yola devam etmek. San Pedro'ya gelip otobüsten inince önce rezervasyon yaptırdığım hostele geçtim ve çantamı bıraktım. Tek katlı, kerpiçten yapılma ufak bir bina ama klimalı güzel bir hostel. Soğuk bir şeyler içtikten sonra çevreyi keşfe çıktım. Ortalıkta gezenlerin çoğu sırt çantalı gezginler. Yapacakları turlar için uygun fiyat arayışındalar. Yerli halk sıcaktan o kadar bunalmış vaziyette ki herkes ve her şey çok yavaş hareket ediyor. Tam bir uyuşukluk hakim kasabaya. Hepimizin kafası güzel sanki. San Pedro de Atacama'nın yakınlarında Ay Vadisi denilen bir çöl vadisi var. İsminin sebebi, bu çölün yüzeyi dünyada Ay'a en çok benzeyen yermiş. Zaten burada Nasa uzay ile alakalı bazı çalışmalar ve denemeler yapıyor. Bölgeye bisiklet kiralayarak ya da günlük tur yapan araçlarla gidip gezebilirsiniz. Astronomi Tur denilen etkinliğe katılarak geceleri teleskoplarla gözlem yapabiliyorsunuz. Ben daha zorlu olan bir yolculuğa çıkacağım için bu kısmı direkt pas geçtim ve ertesi gün yapacağım safari için firmaları soruşturmaya başladım. Anlaştığım tur sahibinden şöyle bir uyarı aldım; \"Hem çöl çok sıcak, hem de rakım çok yüksek olduğu için susuzluk çok fazla olacak, ekstradan en az 5 litrelik su al yanına\". Diğer hemen her şeyi onlar karşılıyorlar ama fazladan su almamızı iyice tembihlediler. Ben ne yaptım peki! O kadar suyla kim uğraşacak deyip marketten 2 tane 1,5 litrelik normal su aldım o kadar. Ve bu aldığım sulardan biri normal su değil, acı su dediğimiz sodalı suymuş. Bildiğimiz asitsiz soda yani. Ben bunu henüz bilmiyorum tabi, yolda öğreneceğim. Ama genel olarak suyla pek aram olmadığı için tüm yolculuğu tek şişe suyla rahatça geçirebildim. Eğer çok susayan biri olsaydım muhtemelen hapı yutmuştum. Sizin bünyeniz su sevdalısı ise kesinlikle bu tavsiyeyi dikkate alın. Ertesi gün çok erken saatlerde jiplere bineceğimiz yerde toplandık. 6 gezgin ve 1 şoför toplamda 7 kişiyiz. Bolivyalı çok şeker bir şoför abimiz, Alman, Norveçli, Fransızlar ve bir de Türk olarak ben, tam bir temel fıkrası modunda araca biniyoruz. Herkes 5 litrelik sularını aracın üstüne atarken ben sadece çantamı koyup ufak su şişemle takılıyorum. Havam batsın. Bolivya sınırına kadar birkaç saatimiz var. Hoşbeş sohbet tanışma faslı derken yola koyulduk. Şoför abimiz çölde gecenin fena soğuk olduğunu, sağlam giyinip yatmamız gerektiğini öyle bir anlattı ki hepimiz sabaha çıkamayabiliriz diye düşünmeye başladık. Tamam çölde geceleri soğuk olur, az çok coğrafi bilgimiz var ama kaptan bizi biraz fazla işkillendirdi. Zaten azıcık suyla çöllere düştüm niye ekstradan gerilim veriyorsun! Bu tur 2 yönlü olarak yapılıyor. İster Şili'den başlayıp Bolivya'da bitiriyorsunuz ya da tam tersi Bolivya'dan başlayıp Şili'ye geçiş yapıyorsunuz. Başladığınız noktaya geri dönecekseniz tur toplamda 3 gece 4 gün sürüyor. İlk durağımız Laguna Blanca ve Laguna Verde isimlerinde yan yana olan ama birbirine hiç benzemeyen iki volkanik göl oluyor. Licancabur denilen yanardağın hemen dibindeler. Laguna Blanca tamamen şeffaf ve saf bir görüntüye sahip, içerisi flamingo sürüleriyle dolu. Laguna Verde ise tamamen turkuaz renginde. Sahip oldukları farklı mineral ve tortular nedeniyle bu renklere bürünmüşler. Ortam öyle enteresan ki yakınımızda yöremizde bırakın ağacı en ufak bir yeşil ot bile yok ama harika renkli bir doğa manzarası var. Rakım 4300 metre. Rakım demişken; Uyuni'ye kadar yapacağımız bu yolculukta rakım seviyesi 5 bin metrelere kadar çıkıyor. Eğer alışık değilseniz bu insan vücudu için çok normal bir seviye değil. En azından bir anda çıkılası bir mesafe değil. Dağcılar bile bu seviyelere tırmanırken 1 haftalık hazırlık kampları yapıyorlar. Bu civarda yaşayanlar koka yaprağı denilen bir bitki çiğniyorlar bol bol. Vücutları bu şekilde daha kolay uyum sağlıyor çevreye. Koka yaprağı aynı zamanda kokainin ham maddesi. Bu yolculuk boyunca gezginlerin bir kısmında mide bulantısı, baş dönmesi, nefes darlığı gibi etkiler çok sık gözüküyor. Özellikle akşamları dinlenmek için hostele geçildiğinde yatak döşek hasta yatanlar da oluyor. Ama sanırım her bünye için etkisi aynı değil, yolculuk boyunca kendi adıma hiçbir rahatsızlık yaşamadım ama kaldığımız yerlerde rahatsızlanan arkadaşlar oluyordu. Eğer kendinize çok güvenmiyorsanız böyle bir yolculuk öncesi eczanelerden yükseklik hastalığı ilacı temin etmenizi tavsiye ederim. Türkiye'de de bulabilirsiniz. Gitmeden çantanıza atıverin. Eğlence için çıktığınız yolculuk kabusa dönüşmesin. Sonraki durağımız Sol de Manana isminde bir gayzer bölgesi. Volkanik bir zemin. Magma tabakasının kaynattığı suların fokurdadığı, her yerden su buharı ve dumanlar çıkan fantastik bir yer. Sularda sülfür olduğundan solumamak için fazla yaklaşmayın deseler de biz neredeyse içine dalacağız. Buranın yakınlarında bir de Termas de Polques adında termal su ve kaplıcalarının olduğu bir yer var. Geçerken uğrayıp bir süre vakit geçiriyorsunuz. İsteyen kaplıcalara giriyor. Hava ne durumda olursa olsun su sıcaklığı oldukça iyi. Yükseklik 5 bin metreye yaklaştı ve nefes almak biraz daha zorlaştı haliyle buralarda. Ama ne hikmetse hiç susuzluk çekmiyorum. Yanıma aldığım ufak su bile olduğu gibi duruyor hala. Kaplıcalarda herkes biraz soluklanıp dinlendikten sonra yola devam ediyoruz. Sıradaki durak benim için bu turun en etkileyici birkaç manzarasından biri olan Laguna Colorada. Yüz ölçümü 60 km olan bu büyük kırmızı göl hepimizi şaşkına çeviriyor. Suyun içerisindeki alg çeşitleri ve suyunun içerdiği yüksek mineral seviyesi nedeniyle bu renkteymiş. Kırmızı gölün içerisinde pembe renkli flamingo grupları var. Dokunacak kadar yaklaşabiliyorsunuz. Onlar bizden ürkmüyorlar ama biz daha önce bu kadar yakından flamingo görmediğimiz için ufaktan bir ürküyoruz ilk başta. Gruptaki arkadaşlar etrafa dağılıp resim çekme moduna geçtiklerinde suyun hemen kenarındaki bir kayaya oturup aralıksız 10 dakika gözümü kırpmadan bu manzarayı seyrettim. Çok daha uzun da kalmak istedim ama tura devam edecektik. Ben de birkaç fotoğraf alıp etrafı dolaştıktan sonra hepimiz jiplere geri döndük. Hani şu Amerikan filmlerinde klişe bir konu vardır. Bir grup genç ya da aile bir yerlere gezmeye giderken ıssız çöllerde araçları arızalanır ve başlarına gelmedik kalmaz. Başlarına gelenlere değil ama o gittikleri çöl yollarına hep çok imrenmişimdir. Kafanızda canlanması için mesela Tepenin Gözleri filminde ailenin mahsur kaldığı çöl görüntüsünü göstereyim. Filmlerde bu yollar nice hayatlar söndürdü. Teksas Katliamı gibi serilere hiç değinmiyorum bile. Uzun bir çöl yolculuğunun ardından yakın civardaki ufak bir köyde konaklayacağımız hostele geçtik. Gece boyunca diğer gezginler ve yerli halktan küçük çocuklarla şarkılı türkülü, güzel muhabbetli bir gece geçirdik. Ne susuzluktan, ne gecenin soğukluğundan kimsenin şikayeti olmadı. İlk gece kalınan hostelde elektrik ihtiyacı jeneratörler ile sağlanıyor. Akşam saat 9-10'dan sonra elektrik kapatılıyor. O yüzden şarjlı aletleri bu saatten önce doldurmak gerek. Sabah erken saatlerde kalkıp kahvaltımızı yaparak yola hazırlandık. Villamar Mallcu denilen bir bölgeye geçtik. Burada ilk durağımız küçük bir kasaba ve onun hemen yanındaki farklı şekillerdeki kaya oluşumlarının olduğu Italia Perdida denilen dağlık bir yerdi. Kasabanın tam ortasında küçük bir uçak enkazı vardı. 2 parçaya ayrılan uçağın parçaları kaldırılmamış öylece duruyor. İşin ilginç yanı uçağın hemen yanındaki mağarada insan kafatası ve kemikleri var. Onlarda öylece duruyordu. Sebebini hiç sormadım. Lama sürülerinin arasından araçla yola devam ederken tamamen kayalık bir zeminden oluşan enteresan bir yerde araçlardan inip yürümeye başladık. Ortalıkta bir şey gözükmüyor, nereye yürüyoruz derken kayalık bölgenin tam ortasında büyük bir çöküntü olduğunu fark ettik ve bu manzara karşımıza çıktı. Laguna Negra denilen bu ovanın tamamen yosunlardan oluşmuş bir zemini var. Gölün hemen kenarında ise bir lama sürüsü besleniyor. Aşağı inip lamalarla biraz vakit geçirdik. Başka araçlarla gelen gezginlere denk gelince göl kenarında biraz oturup sohbet ettik. Bu kayalık bölgenin biraz ilerisinde ise Anaconda Kanyonu denilen harika bir kanyon manzarası var. Korkutucu bir yükseklikten aşağıda yılan gibi kıvrılan nehri izliyorsunuz. Kanyonun isminin nereden geldiği hemen anlaşılıyor zaten. Tepeden bu manzarayı izlerken şoförümüz güzel bir teklifte bulundu. Bu teklifi duyduktan en fazla yarım saat sonra su kenarında piknik moduna geçmiştik bile. Sofra hazırlanırken ikişerli gruplar halinde dağılıp biraz çevreyi keşfe çıktık. Lama arkadaşlar burada da geziniyorlar. İkinci gece konaklamamızdan önce Julaca Köyü denilen bir yere uğradık. Her yerden kilometrelerce uzak olan, çölün ortasında az sayıda haneden oluşan bir köy. Kerpiç evlerin tam ortasından bir tren yolu geçiyor. Köy meydanında bir sürü çocuk toplanmış maç yapıyorlar. Ufak bir büfe vardı köyde. Bizim araçtaki arkadaşlar büfe etrafında toplanırken ben maç yapan çocukların arasında karışıp onlarla takılmaya başladım. Latin Amerika'nın ıssız köylerinde bile futbol sevdası var. Bu ufak köyde yaşayan herkes birbirine akraba sayılırmış. Gezginlerin uğrak yeri olmasa dünyadan epey soyutlanmış bir köy. Köyün hemen dışında birde enteresan bir mezarlık var. Tüm mezarların üzeri çiçeklerle, renkli örtülerle süslenmiş vaziyette. Sonrasında gece konaklayacağımız hostele kadar uzun ve aralıksız bir çöl yolculuğu oldu bugün. Güzel manzaralı yerler dışında pek durmadan hareket halindeydik. Uyuni Tuz Gölü sınırlarına girdiğimiz andan itibaren uçsuz bucaksız, ufuk çizgisine kadar bembeyaz bir zeminde ilerlemeye başladık. Eskinin gölü şimdinin ise çölü olan Salar de Uyuni, 10.582 km alana yayılmış 3.653 m. yükseklikte, dünyanın en büyük tuz gölü. Yıllık 25 bin ton tuz çıkartılan bu çölün toplam tuz kapasitesi 10 milyar ton olarak ölçülmüş. Katır kutur sesler arasında yürüdüğünüz tuzdan yapılma bu zemin ayrıca dünyanın en büyük aynası. Yağmur yağdıktan sonra yer gök birleşiyor ve harika bir manzara oluşuyor. Çölün ortasında Incahuasi denilen bir tepe var. Kaktüslerle kaplı bir ada şeklinde. Zirvesinden tüm gölü seyredebiliyorsunuz. Bir başka noktada ise Dakar Rallisi anıtı, hemen yanında tamamen tuzdan yapılmış bir hostel binası ve onlarca ülke bayraklarının dikili olduğu bir meydan var. Çölde çok sert rüzgarlara maruz kaldıkları için bayraklar uzun ömürlü olmuyor ve parçalanıyorlar ama yine de her daim gelen gezginler tarafından yeniden asılıyorlar. Burada Bolivyalı bir sanatçının klip çekimine denk geldik ve bir süre klip çekimlerini seyrettik. Bu arada bu nokta Star Wars: The Last Jedi filminin meşhur sahnelerinden bazılarının çekildiği mekanlar. Gece Uyuni'de konakladığımız hostel, banyo ve tuvaletleri hariç tamamen tuzdan yapılmış bir binaydı. Zeminde tamamen tuz dökülü, çıtır çıtır sesler eşliğinde yürüyorsunuz. Uyuni Çölü'nde herhangi bir ışık kirliliği olmadığı için geceleri inanılmaz bir yıldız şöleni oluyor. Sanırım hayatımda bu kadar çok yıldızlı bir gökyüzünü daha önce hiç görmemiştim. Sabah güneş doğmadan önce kalkacağımız için o gün sıcak banyosunu yapıp karnını doyuran herkes erkenden uyudu. Sabah gün doğumuna yarım saat kala kalkıp Incahuasi dedilen adaya tırmandık. Müthiş bir soğuk var. Burada güzel bir gün doğumuna şahit olmak için herkes elde fotoğraf makinaları ile titreyerek ufku gözlüyor. Kaktüslerin arasında yarım saatlik bu bekleyişin ardından güzel kareler yakalayıp sonrasında kahvaltı yapmak için tepenin dibine kurulan masaların olduğu bölüme indik. Kahvaltı sonrası durağımız Uyuni Tren Mezarlığı. Şehir merkezinin 3 km. dışındaki bu ilginç mezarlıkta 19. yy'dan kalma onlarca tren atıl vaziyette çürümeye terk edilmiş ve bölge hayalet bir kasaba halini almış. Tren mezarlığı turdaki son durağımız oluyor ve buradan Uyuni şehir merkezine geçiyoruz. Araçtaki diğer arkadaşlar aynı yol üzerinden San Pedro de Atacama yani Şili'ye geri dönecekler. Ben ise bu noktada herkesle vedalaşıp Uyuni'yi biraz gezdikten sonra bir sonraki durağım olan Bolivya'nın Potosi şehrine geçmek için otogara doğru yol almaya başlıyorum."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bolu-nasil-bir-yer-bolu-hakkinda-bilgi/", "text": "Akşemsettin'in, Köroğlu'nun, bilgeliğin ve adaletin diyarı.. Bitinya, Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi tarihte birçok kadim uygarlığa ev sahipliği yapan ve Geç Antik Çağ'dan beri geçiş güzergahı olan Bolu, geçmişten günümüze uzanan bir geçit gibi selamlıyor ziyaretçilerini.. Ayrıca İstanbul ve Ankara'ya yakınlığı nedeniyle büyük şehirlerde yaşayanlar için alternatif bir tatil imkanı sunuyor. Yedigöller, Abant, Gölcük gibi muhteşem göllere, şifalı kaplıcalara, yemyeşil tabiat parklarına sahip Bolu, tüm renklerin birbiriyle ahenk içinde dans ettiği bir Anadolu cenneti adeta.. Peki Batı Karadeniz'in en güzel şehirlerinden Bolu yaşamak için nasıl bir yer? Bolu'da memur ve öğrencileri neler bekliyor? Bolu'nun tarihi, ekonomisi, coğrafi yapısı ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz yazımızda, 'Tabiatın Kalbi' olarak bilinen bu şehrimizi biraz daha yakından tanıyalım. Bolu ilimiz Karadeniz Bölgesi'nin batı kesiminde yer alıyor. Bolu'nun komşuları; kuzeyde Zonguldak, kuzeydoğuda Karabük, kuzeybatıda Düzce, batıda Bilecik ve Sakarya, güneyde Ankara, güneybatıda Eskişehir, doğuda ise Çankırı'dır. İstanbul ve Ankara'yı birbirine bağlayan yollar üzerinde bulunan Bolu, yoğun bir kara yolu trafiğine sahiptir. D-100, E- 80, Anadolu Otoyolu ve O- 4 karayollarının içinden geçtiği Bolu'ya Türkiye'nin her bölgesinden rahatlıkla ulaşım sağlayabilirsiniz. Anadolu'dan İstanbul istikametine sefer düzenleyen otobüs firmalarının hemen hemen tamamı da Bolu'dan geçmektedir. Bolu Otogarı, il merkezindeki Paşaköy Mahallesi'nde yer alıyor. - İstanbul Bolu arası yaklaşık 265 kilometre ve 3 saat. - Ankara Bolu arası yaklaşık 190 kilometre ve 2 saat 30 dakika. - İzmir Bolu arası yaklaşık 620 kilometre ve 7 saat. - Bursa Bolu arası yaklaşık 280 kilometre ve 3 saat 30 dakika. - Erzurum Bolu arası yaklaşık 1000 kilometre ve 12 saat. - Karabük Bolu arası yaklaşık 140 kilometre ve 1 saat 40 dakika. - Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı Bolu Merkez arası yaklaşık 160 km. ve 1 saat 40 dakika. - İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı Bolu Merkez arası yaklaşık 230 km. ve 2 saat 30 dakika. - Ankara Esenboğa Havalimanı Bolu Merkez arası yaklaşık 200 km. ve 2 saat 30 dakika. Bolu, M. Ö. 2000 yıllarında Hitit Krallığı'nın bir parçasıydı. M. Ö. 1200'lü yıllara gelindiğinde ise Anadolu'da hakimiyet kuran Frigyalıların eline geçti. Bölgede Frigya hakimiyeti bitince Bolu toprakları önce Lidyalıların daha sonra Perslerin yönetimine geçti. M. Ö. 6. yy'da başlayan Pers hakimiyeti yaklaşık iki asır sürdü. Bu süreçte Misya ve Paflagonya olarak anılan yöre valilerin idaresinde kaldı. M. Ö. 336'da Anadolu'ya giren Büyük İskender, Bolu'yu da Makedonya topraklarına dahil etti. Büyük İskender'in ölümü sonrası Makedonya Krallığı dağılınca Anadolu, Yunan kültürü etkisindeki milletler tarafından işgal edildi. Bu dönem Bolu'da Bitinya Krallığı kuruldu. Tarihçilere göre, Bitinyalıların son kralı IV. Nikomedes M. Ö. 74'de ölünce, onun vasiyeti gereği Bolu'nun da içinde bulunduğu Bitinya toprakları Roma eyaleti haline getirildi. Roma 395 yılında ikiye bölününce de Bolu, Bizans sınırlarına dahil oldu. 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu'ya giren Türkler kısa sürede Bolu yöresini de fethettiler. Sultan Alp Arslan'ın oğlu olan Melikşah, Kızılırmak ile İstanbul arasında kalan topraklara Türkmenlerin yerleştirilmesi talimatını verdi. 1074 yılında Bolu'ya yerleşen bu Türkmenler kısa sürede bölgeyi Türkleştirdiler. Haçlı seferleri sırasında Bolu kısa bir süre Trabzon Rum İmparatorluğu'nun eline geçse de, 1197'de Türkler yönetimi tekrar devraldı. Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Bolu ve çevresi bir müddet Moğol hakimiyetinde kaldı. Daha sonrasında Osmanlı Devleti kuruldu ve Bolu, Göynük, Mudurnu, Taraklı, Konuralp, Akçakoca, Kandıra ve Düzce'nin dahil olduğu bütün yöreyi sınırlarına kattı. Ankara Savaşı yıllarında Candaroğulları Beyliği'nin hakimiyetine giren Bolu, II. Murad zamanında yeniden Osmanlı Devleti'nin bir parçası oldu. Bolu, 1324-1694 yılları arasında sancak, sonraki yıllarda ise Voyvodalık haline getirildi. 1811-1864 yılları arasında tekrar bağımsız sancak olan Bolu, Kütahya'da bulunan Anadolu Beylerbeyliği'ne bağlı vilayet merkezlerinden biri kabul edildi. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte de ülkemizdeki illerden biri haline geldi. Nüfus: Bolu'nun 2020 yılı nüfusu yaklaşık 317 bin kişidir. - Dörtdivan - Gerede - Göynük - Kıbrıscık - Mengen - Mudurnu - Seben - Yeniçağa Bolu ekonomisi genel anlamda tarım, hayvancılık, ormancılık, tarımsal sanayi ve hizmet sektörlerine dayalı bir yapıya sahiptir. Aslında Bolu, İstanbul ve Ankara gibi iki büyük metropole ulaşım kolaylığı bulunan bir bölge. Fakat il, bu konum avantajını yeterince kullanıp sosyo-ekonomik açıdan çok fazla ilerleme sağlayabilmiş bir yer değil. Tarım arazilerinin büyük kısmına tahıl ekilen Bolu'da en fazla buğday yetiştirilir. Arpa, yulaf, mısır, fiğ ve çeltik de yörede yetiştirilen tahıl ürünlerindendir. Bolu'nun öne çıkan diğer tarım ürünleri ise nohut, fasulye, burçak, şeker pancarı, patates, soğan, sarımsak ve hayvan pancarıdır. Kanatlı hayvancılık sektörü de Bolu ekonomisine ciddi katkı sağlamaktadır. Ülkemizdeki beyaz et ve hindi eti üretiminin %30'a yakın kısmı Bolu firmaları tarafından yapılmaktadır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin ağırlıkta olduğu Bolu sanayisinde ise gıda, mobilya ve orman ürünleri, madeni eşya ve metal sanayi, tekstil, elektrik cihazları üretimi, ısı cam sektörleri ön plana çıkar. Bolu il topraklarının yarıya yakın kısmı dağlardan oluşmaktadır. Plato ve ovalar da bölge arazisinde önemli yer tutar. İlde güneybatı-kuzeydoğu istikametinde uzanan Bolu ve Abant Dağları, Gerede'nin kuzeyindeki Arkot ve Göl Dağları ile güney kesimlerde bulunan Köroğlu Dağları yöredeki önemli yükseltilerdir. Çoğunlukla batı-doğu istikametinde uzanan ovalar içinde ise en büyükleri Bolu ve Gerede Ovaları'dır. Bolu yöresi yağış bolluğu ve eğim fazlalığı nedeniyle çok sayıda göl ve akarsuya da ev sahipliği yapar. Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinin kesiştiği noktada bulunan Bolu'da iki çeşit iklim tipi görülür. İlin kuzey kesimlerinde Karadeniz ikliminin etkisi yoğun şekilde hissedilir. Buradaki dağların kıyıya paralel uzanması, Karadeniz'den gelen nemli havanın iç kesimlere ulaşmasını engeller. Bu nedenle Bolu'nun güney kesimlerinde karasal iklim hakimiyeti vardır. Yüz ölçümünün yarıdan fazlası ağaçlarla kaplı olan Bolu'nun bitki örtüsü genel olarak ormanlardan oluşur. Özellikle Karadere, Seben ve Köroğlu ormanları çok zengin ağaç çeşitliliğine sahiptir. Meşe, gürgen, kayın, kavak, kızılağaç, karaağaç, köknar, ıhlamur, dişbudak ve sarıçam ilde en yaygın görülen ağaç türleridir. Türkiye'nin en zengin mutfaklarından birine sahip olan Bolu, özellikle dünyaca ünlü aşçıları ile ön plana çıkıyor. Bolu'nun Mengen ilçesinde yetişen aşçıların namını hemen hepimiz duymuşuzdur. Bugün pek çok turistik tesiste, büyük restoranlarda karşımıza çıkan Mengenli aşçıların geçmişi Osmanlı Saray Mutfağı'na kadar uzanıyor. Hatta M. Kemal Atatürk'ün Çankaya'daki aşçısı da Mengenliymiş. 1981'den bu yana her yıl düzenlenen Uluslararası Mengen Aşçılık ve Turizm Festivali'nin gördüğü ilgi de Mengen mutfağının kalitesini kanıtlar nitelikte. Aşçılığı bir ekol haline getiren Bolu'nun yemekleri de haliyle harika oluyor. Üstelik öyle belirli alanlarda değil; hamur işlerinden sebze yemeklerine, zeytinyağlılardan çorbalara kadar Bolu her alanda lezzetli bir mutfağa sahip. Şimdi Mengen de dahil olmak üzere Bolu yöresel mutfağından çıkan bu enfes yemekleri sıralayalım. - Ovmaç Çorbası, Yayla Çorbası, Yoğurtlu Bakla Çorbası ve İmaret Çorbası - Bolu Köftesi - Kabaklı Gözleme - Çiğ Börek - Acı Su Bazlaması - Etli Mantı - Abant Kebabı, Kartalkaya Kebabı, Orman Kebabı ve Yedigöller Kebabı - Ekmek Aşı - Keşli Cevizli Erişte - Patatesli Köy Ekmeği - Kedi Batmaz - Mantar Sote - Kaldırık Dolması - Kaşık Sapı - Mengen Pilavı ve Paşa Pilavı - Mengen Kuzu Güveç - Kaşık Atmaç - Bakla Çullaması - Kabak Hoşafı ve Coş Hoşafı - Kara Kabak Tatlısı - Palize - Karavul Şerbeti - Kızılcık Şurubu - Saray Helvası - Bolu Beyi Tatlısı - Mudurnu Baklası - Bonus: Bolçi Bolu'da 1992 yılında kurulan Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi bulunuyor. Üniversitenin ana yerleşkesi olan Gölköy Kampüsü, Bolu merkeze yaklaşık 13 km. uzaklıkta yer alıyor. Kampüs göl kenarında yüksekçe bir tepeye kurulu. Yemyeşil ağaçlarla çevrili yerleşkenin çevre düzenlemesi de çok iyi. Fakat burası rakım farkından dolayı il merkezine göre daha soğuk bir bölge. Özellikle kışın Doğu Anadolu'yu aratmayan bir iklime sahip diyebiliriz. Eğer kampüs içindeki KYK yurtlarında kalmayacaksanız, yerleşim yerlerine uzak kalan okula ulaşmak için özel araç ya da toplu taşıma kullanmanız gerekiyor. Peki Bolu yaşamak için nasıl bir şehir? Bolu hakkında yorumlar nasıl? Şimdi ona biraz değinelim. Burası büyük şehirden gelenler için muhtemelen sıkıcı bir kent olacaktır. Çünkü Bolu birkaç ana cadde üzerine kurulu oldukça küçük bir şehir. Sosyal yaşam hareketliliği çok az. Zaten etrafta gördüğünüz kafe ve eğlence merkezlerinin çoğu sadece öğrencilere hitap eden yerler. Bolu genel anlamda bir öğrenci şehri sayılır. Bolu'nun avantajlı yönü ise İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlere yakın olması. Vakit buldukça il dışına çıkıp birkaç saatte İstanbul'a ulaşabilirsiniz. Ayrıca Bolu doğa harikası bir şehir. Özellikle Yedigöller, Abant, Gölcük gibi muhteşem göllere sahip. Türkiye'nin her yerinden turist çeken bu mekanlar ayağınızın dibinde duruyor. Kamp, doğa yürüyüşü ve piknik yapmayı sevenler için Bolu ideal bir yer. Batı Karadeniz'in bütün güzelliklerini burada bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bolu-yedigoller-konaklama-bungalov-evleri/", "text": "Yedigöller Milli Parkı; Batı Karadeniz'de, Bolu il sınırları içinde bulunan, koruma altındaki tabiat harikası bir bölge. Özellikle sonbaharda tam bir renk cümbüşünün yaşandığı, çok zengin bir ekosisteme sahip, doğaseverlerin, fotoğrafçıların ve gezginlerin hayran olacağı bir park. Bu Milli Park ismini birbirine çok yakın konumda bulunan yedi tane gölden alıyor. - Büyükgöl - Deringöl - Nazlıgöl - Küçükgöl - İncegöl - Sazlıgöl - Seringöl Bu göller kuzeyden güneye 1,5 km'lik bir mesafe boyunca sıralanıyor. Park çok büyük değil. Yaklaşık 1600 hektarlık bir alanı kaplıyor. Fakat çok zengin bir bitki örtüsüne ve hayvan çeşitliliğine sahip. Bu da Bolu Yedigöller Milli Parkı'nı dünya ekosisteminin önemli bir parçası haline getiriyor. Karaçam, sarıçam, köknar, gürgen, kızılağaç, dişbudak, kayın, meşe, karaağaç, ıhlamur gibi ağaçlarla kaplı bu muhteşem orman, bahar aylarında yaprakların renk değiştirmeye başlamasıyla kartpostallık görüntüler oluşturuyor. Tabiri caizse Yedigöller bu dönemlerde fotoğrafçıların istilasına uğrayan bir mekan. Ayrıca ormanda geyik, karaca, tavşan, ayı, domuz, kurt, tilki, keklik, sincap ve ördek gibi birçok hayvan da barınıyor. Bolu Yedigöller Milli Parkı koruma altına alınmış bir bölge olduğu için etrafta beton binalar, oteller, restoranlar ya da marketler göremezsiniz. Tabiatın doğal haliyle kalması için parkta sadece kamp yapmaya ve bungalov tarzı evlerde konaklamaya izin veriliyor. Şehir hayatının stres ve karmaşasından bir süreliğine uzaklaşmak için burası tam yeri diyebiliriz. Özellikle İstanbul'a yakın olması büyük bir avantaj. Yedigöller Milli Parkı'nı ziyaret etmek isteyenler için merak edilen tüm detayları tek tek aktaracağız. Bolu Yedigöller nerede, nasıl gidilir? Yedigöller Milli Parkı'nda nerede kalınır? Yedigöller bungalov fiyatları ne kadar? Bolu Yedigöller'de gezilecek yerler ve daha fazlası.. Dilerseniz başlayalım. Batı Karadeniz Bölgesi'nde bulunan Yedigöller, Bolu merkezin yaklaşık 42 km. kuzeyinde kalıyor. Milli parka ulaşmak için, İstanbul Ankara karayolunda ilerlerken ya Bolu merkezden ya da Yeniçağa ilçesinden kuzeye yönelmeniz gerekiyor. Fakat kışın Bolu Yedigöller yolu genelde kar nedeniyle kapanır. Bu dönemlerde ulaşım sadece Yeniçağa Mengen Yazıcık istikameti üzerinden yapılır. Yedigöller Milli Parkı, Zonguldak'ın güneyinde, Düzce'nin ise doğusunda kalıyor. - Bolu Merkez Yedigöller Milli Parkı arası yaklaşık 42 km. ve 1 saat 15 dakika. - İstanbul Yedigöller Milli Parkı arası yaklaşık 300 km. ve 4 saat. - Zonguldak Yedigöller Milli Parkı arası yaklaşık 115 km. 2 saat. - Düzce Yedigöller Milli Parkı arası yaklaşık 93 km. ve 2 saat. - Ankara Yedigöller Milli Parkı arası yaklaşık 230 km. ve 3 saat. - Karabük Yedigöller Milli Parkı arası yaklaşık 135 km. 2 saat 15 dakika. Yedigöller'e gitmek için normalde Bolu merkezden yapılan herhangi bir toplu taşıma hizmeti yok. Fakat yaz sezonlarında bazen özel servislerin gittiği dönemler oluyormuş. Denk gelirseniz kullanabilirsiniz. Konuyla alakalı Bolu otogarından bilgi alınabilir. Bunun dışında parka sadece özel araçla gitmek mümkün. Yollar oldukça virajlı ama bu durum sıkıntı oluşturmuyor. Tabi bölge kışın yoğun kar yağışı aldığı için bu dönemlerde daha dikkatli olmak gerekiyor. Bolu merkezden taksi tutmak da bir seçenek ama bu epey pahalıya mal olur. Bahar ve yaz sezonlarında \"Yedigöller Kamp Turu\" adı altında etkinlik yapan firmalar da oluyor. Konaklamalı çadır kampı ya da günübirlik geziler şeklinde. Kamp tecrübeniz yoksa bu tür turlara katılarak Bolu Yedigöller Milli Parkı'na gidebilirsiniz. Güzel bir tecrübe olur. Bolu Yedigöller'de otel tarzında konaklama yerleri bulunmadığını belirtmiştik. Peki Bolu Yedigöller'de nerede kalınır? Eğer Yedigöller Milli Parkı içinde konaklama yapacaksanız iki seçeneğiniz var. - Yedigöller Kamp Alanları - Yedigöller Bungalov Evleri Bu iki tercih için de lüks beklentileriniz olmasın. Yedigöller daha çok akışına bırakılmış, kimsenin kimseye karışmadığı, sessiz, sakin ve huzurlu bir tabiat ortamı vadediyor. Eğer tam pansiyon bir otel hizmeti ararsanız bunun için Bolu merkezde konaklamanızı ve günübirlik olarak Yedigöller'e gezmeye gelmenizi öneririz. Bir de Yedigöller Milli Parkı'na çok uzak olmayan köy ve ilçelerde pansiyon ya da Yedigöller dağ evi gibi seçenekler sunuluyor. Özellikle Mengen ilçesi bu konuda tercih edilebilir. Milli Park'ta, yukarıda isimlerini saydığımız irili ufaklı 7 adet gölün çevresinde kamp yapmaya uygun noktalar bulunuyor. İsterseniz çadırla isterseniz karavanla kamp yapabiliyorsunuz. Göllerin çevresinde mükemmel trekking rotaları var. Her birinin görüntüsü birbirinden harika. Bu rotalar üzerinde ufak şelaleler ve dereler de bulunuyor. # Yedigöller Milli Parkı içinde çadır ya da karavan kiralama hizmeti yok. Kendinize ait çadır ya da karavan ile konaklama yapabiliyorsunuz. # Piknik yapabiliyorsunuz ama gün içinde mangal ya da ateş yakmak yasak. Ateş yakmanın serbest olduğu saatler akşam 20:00 ile sabah 7:00 arası. Bu saatlerde görevlilerin verdiği teneke kutular içinde ateş yakabilirsiniz. # Kamp alanı içerisinde tuvalet, abdesthane ve bay/bayan mescit bulunuyor. # İçme suyu için etrafta çok sayıda çeşme var. # Elektrik ihtiyacını sadece mescitteki ve tuvaletteki prizlerden karşılayabiliyorsunuz. # Kamp yerinde duş alanları yok. # Park içinde market yok. Sadece çay, kahve, simit gibi günübirlik ihtiyaçlar için ufak bir büfe var. Kendi yiyeceğinizi yanınızda getirin. Yoksa aç kalma ihtimaliniz yüksek. # Yedigöller, ilkbahar ve yaz aylarında bile geceleri oldukça serin olur. Ayırca ilkbaharda çok yoğun yağmur yağar. Kampa gitmeden önce hava durumu hakkında bilgi alırsanız iyi olur. # Hafta sonu için burada kamp yapma niyetiniz varsa akşam geç saatlere kalmadan parka giriş yapmanız gerek. Yoksa kalabalık nedeniyle istediğiniz yere çadır kurmakta sıkıntı yaşayabilirsiniz. # Bolu Yedigöller'e ne zaman gidilir? Eğer fazla üşümeden kamp yapmak istiyorsanız Haziran-Ağustos arası. Ağaçların rengarenk olduğu dönemi görmek istiyorsanız Ekim-Kasım ayları. Yeşile doymak, biraz da sessiz ortam bulmak istiyorsanız Nisan-Mayıs aylarını tavsiye ederiz. # Kış aylarında kamp yapacaksanız kesinlikle sağlam ekipmanla gelmelisiniz. Geceleyin çok soğuk olur. Sıradan uyku tulumlarında donarsınız. # Sağdan soldan müzik sesleri gelmesin, gürültü patırtı, insan kalabalığı olmasın istiyorsanız hafta içi günleri tercih etmelisiniz. - Çadır 40 TL - Karavan 45 TL Bunlar kişi başı fiyatlar değil, çadır başına fiyatlar. Yani bir çadırda 4 kişi de olsa aynı fiyat 1 kişi de. Öğrencilere indirim yapılıyor. Özel araçla geldiyseniz artı olarak otopark ücreti de ödersiniz. - Şahıs 7 TL - İndirimli 3.5 TL - Bisiklet 7 TL - Motorsiklet ve ATV 14 TL - Otomobil ve Kamyonet 21 TL - Minibüs 63 TL - Midibüs 112 TL - Otobüs 189 TL Yedigöller Milli Parkı içinde diğer konaklama seçeneği ise ahşap bungalov evleri. Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na bağlı bu ahşap bungalovlar özel bir şirket tarafından işletiliyor. Habitat Mesire Bungalov Evleri olarak geçen bu konaklama alanları, Yedigöller Milli Parkı içinde en çok rağbet gören yerler. Ama sayıları az, o yüzden erken rezervasyon yaptırmanız önemli. Habitat Mesire Evleri toplamda 18 bungalov ev ve 90 kişilik yatak kapasitesine sahip (2021). Bu evlerde ısıtma sistemi, WC, duş, mangal ünitesi ve mutfak bulunuyor. - Pisagor Evler: 6 kişilik ve orman manzaralı bungalovlar. Gecelik 900 TL'den başlıyor. - Nazlı Evler: 4 kişilik, göl ve orman manzaralı bungalovlar. Gecelik 700 TL'den başlıyor. - Serin Evler: 4-6 kişilik ve orman manzaralı bungalovlar. Gecelik 700 TL'den başlıyor. - Ofis: 0 (850) 241 1581 - Yedigöller: 0 (374) 229 4010 - Web sitesi: www. yedigollermillipark. com # Dik bir üçgene benzediği için Pisagor ismini alan ünlü Pisagor Ağacı'nı ziyaret edebilirsiniz. # Kapankaya Seyir Terası ya da Atmaca Seyir Terası'na çıkıp muhteşem manzarayı tepeden izleyebilirsiniz. # Geyikleri koruma amacıyla kurulmuş olan Geyik Üretim Çiftliği'ni görebilirsiniz. # Dilek Çeşmesi ve Gülen Kayaları gezebilirsiniz. # 500 yaşındaki, 30 metrelik Anıt Çam'ı görebilirsiniz. # ATV ya da bisiklet sürüşü yapabilirsiniz. # Eğer sonbaharda gelirseniz, Instagram'ı sarsacak fotoğraflar çekebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bozcaada-denize-girilecek-yerler-bozcaada-plajlari/", "text": "Ülkemizin üçüncü büyük adası olan Bozcaada yaklaşık 38 km yüzölçümüne sahip. Adada çok fazla dağ-tepe yok. İklimi maki ve küçük çalılıklardan oluşuyor. Hem Akdeniz ikliminden etkileniyor hem de kuzeyden soğuk rüzgarlar alıyor. Bu sebeple tatil sezonu kısa.. Temmuz ve Ağustos'la sınırlı diyebiliriz.. Kışı sert, yazı ise sıcak ama bunaltıcı değil.. Sürekli esintili olmasından dolayı yaz aylarında adada nem olmuyor. Anlayacağınız fıstık gibi bir havası var. Bozcaada, Çanakkale Boğazı'nın hemen girişinde yer alıyor. Yaklaşık 400 km. kadar mesafede olan İstanbullular için büyük nimet. Yol planlaması yaparken sadece kilometreye göre hareket etmemek lazım. Feribot konusunu da dikkate almakta fayda var. Feribot sırasına girmek, kalkış saatini beklemek vs.. derken hesapta olmayan zaman kayıpları olabiliyor. Hele yaz ayları, araç sırası çok uzuyor ve ilk gelen feribota bütün araçlar sığmıyor. Hali ile bir sonraki feribotu beklemeniz gerekiyor. Bozcaada denizi, doğası, plajları ile sakinlik ve huzur arayanlar için kaçırılmayacak fırsat.. Ayazma Plajı, Sulubahçe Plajı, Habbele Plajı, Tuzburnu Plajı, Tekirbahçe Plajı, Poyraz Liman Koyu, Çayır Koyu, Ayana Koyu, Akvaryum Koyu.. Adanın koyları özellik bakımından hemen hemen aynı. Sadece içinde tesis olanlar ve olmayanlar şeklinde iki kısma ayırmak mümkün. Hali ile tesis bulunan plajlar daha kalabalık oluyor. Sakinlik arıyorsanız işletme olmayan koyları tercih edebilirsiniz. Her biri birbirinden güzel Bozcaada koylarını birlikte inceleyelim. Araçlar için ücretli otopark bulunuyor. Aracınız yoksa Ayazma Plajı'na kalkan minibüslerle plaja kadar gelebilirsiniz. Ayazma Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Ayazma Plajı yolunu devam ettiğinizde varabileceğiniz bir koydur Sulubahçe Plajı. Bozcaada'da denize girilecek en güzel yerlerden bir diğeridir. Denizi tertemizdir. Yer yer ufak tefek çakılların olması ile beraber kumu genel olarak incedir. Şezlong ve şemsiye satan bir işletme bulunuyor. Geç giderseniz şemsiye kalmayabilir. Ayazma Plajı kadar olmasa da tatil sezonunda bu plaj da oldukça kalabalık oluyor. Sulubahçe Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Bozcaada'nın en güzel plajlarından biri... Eski ismi Mitos Beach olarak bilinen koy ücretli ve ücretsiz plaj olarak iki kısımdan oluşuyor. Ücretli plajda girişte kişi başı 50 TL ödeme yapıyorsunuz (2020). Bu tutarın içinde otopark, şezlong ve şemsiye var. Yaz sezonunda yoğunluk olduğu için rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Ücretsiz kısma ise biraz daha ilerdeki toprak yoldan ulaşabiliyorsunuz. Burada şemsiye ve şezlong gibi imkanlar yok. Yanınızda kendiniz götürmeniz gerekiyor. Habbele Plajı'nın denizi de diğer plajlar gibi temiz. Derinliği ise çok ideal. Çabuk derinleşmediği için çocuklara uygun. Habbele Beach nerede? Harita konumu için tıklayın. Bozcaada plajları içinde Neco Plajı'nın diğerlerinden bir farkı var. Tuzburnu Koyu'nda bulunan bu plaj çim, iskele ve kumsal şeklinde üç kısımdan oluşuyor. Kimi aileler çocukları ile kumsalda eğlenirken, kimi çimlere uzanıyor, kimi de iskelede güneşleniyor.. Farklı alternatiflerin olması ziyaretçileri oldukça memnun ediyor. İşletmede otopark, tuvalet, duş, soyunma kabinleri, şezlong, şemsiye gibi hizmetler sunuluyor. Yiyecek içecek de mevcut. Fiyatlar tatil beldesine göre normal seviyelerde. Deniz içinde zaman zaman kaya parçaları denk gelse de Tuzburnu Koyu'nun kumsalı genel olarak ideal. Tuzburnu Koyu ve Neco Beach nerede? Harita konumu için tıklayın. Bozcaada'da merkezden yaklaşık 1.5 km uzaklıkta bulunan Tekirbahçe Plajı sakinlik arayanlar için ideal bir yer. Tekirbahçe'de birkaç tane konaklama mekanı bulunuyor. Plaj daha çok bu işletmeler tarafından kullanılıyor. İşletmeye ait havuz ve çocuklar için oyun alanları da var. Eğer burada konaklama yapmıyorsanız ücretli şekilde bu hizmetlerden faydalanabiliyorsunuz. Tesislerde konaklayanlara şezlong ve şemsiye hizmeti ücretsiz sağlanıyor. Tekirbahçe Koyu nerede? Harita konumu için tıklayın. Poyraz Limanı Koyu nerede? Harita konumu için tıklayın. Adanın en sakin koylarından bir diğeri.. Ailenizle vakit geçirmek için sessiz bir yer arıyorsanız burası tam size göre. Çayır Koyu, sert rüzgarları ile meşhurdur. Bu sebeple bazen denizi dalgalı oluyor. Sörf severlerin de uğrak noktalarından biri. Sahilde tuvalet, soyunma kabini, şezlong ve şemsiye kiralama gibi hizmetler yok. Çayır Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Bozcaada plajları listesinde bulunan en küçük ama en güzel koylardan biri de Mermer Burnu'nda yer alan Akvaryum Koyu. Tertemiz bir mekan.. Suları pırıl pırıl.. Kumu altın gibi sapsarı.. Plaj iki kısımdan oluşuyor. Bir tarafı kumsal, diğer tarafı taşlık.. Yerli ve yabancı turistlerin çoğu kumsal tarafını tercih ediyor. Taşlık olan kısmı ise haliyle sakin.. Kumsal takıntınız yoksa taşlık tarafta, sakin bir ortamda tatilinizin keyfini çıkarabilirsiniz. Akvaryum Koyu'nda şimdilik bir tesis yok (2020). Şemsiye, sandalye, yiyecek, içecek gibi ihtiyaçları yanınızda getirmeniz gerekiyor. Buna rağmen Temmuz-Ağustos aylarında kalabalık oluyor. Geç saatte giderseniz kumsal olan plajda yer bulma şansınız azalır. Akvaryum plajına özel aracınız ile ya da minibüslerle ulaşabilirsiniz. Aracı park ettikten sonra toprak yolda 4-5 dakika yürümeniz gerekiyor. Yanınızda eşya çok ise ve çocuk varsa patika yol sizi biraz yorabilir. Bize sorarsanız plajın güzelliği ufak bir zahmete değer.. Bozcaada Akvaryum Koyu nerede? Harita konumu için tıklayın. Adanın güneyine dönük küçük bir koy.. Aracı olanlar için ulaşım oldukça basit. Sahilden Ayazma'ya giderken solda kalıyor. Yolun kenarında araçların park edildiği toprak bir düzlük bulunuyor.. Kamp yapılmaz levhasının ve çöp konteynırlarının yanından geçip kısa bir patika ile kumsala ulaşabilirsiniz. Karşınızda pırıl pırıl su, içinde taşlar seçiliyor... Deniz sığ.. Yavaşça derinleşiyor.. Suyun içi de, sahil de altın sarısı kum.. Temel ihtiyaçlar için tesis yok. Bozcaada'nın en temiz koylarından biri olan Ayana Plajı'na gelirken deniz gözlüğünüz yanınızda olsun. Ayana Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Ayazma Plajı'na yakın bir konumda yer alan Bozcaada Beylik Koyu sakin ve temiz bir bölge. Geniş kumsalı sayesinde rahat rahat denize girebileceğiniz bir koy. Özel aracınızla ya da minibüs servisleri ile ulaşım mümkün.. Tesis yok. İhtiyaçlarınız için tedarikli gelmelisiniz. Çadır ve kamp kurmak yasak (2020). Plajın bazı kısımlarında az da olsa çakıl olabiliyor. # Beylik Koyu'nda daha önce karaya oturan bir kuru yük gemisi bulunuyordu. 'Mercy God' isimli bu gemi esasında tatilciler için güzel bir eğlenceydi. Hemen herkes bu geminin yanında fotoğraf çekilirdi. Sadece gemi için Beylik Koyu'nu tercih edenler bile oluyordu. Fakat geçtiğimiz yıllarda bu gemi sökülerek koydan kaldırdı."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bozcaada-gezilecek-yerler/", "text": "Güzel gün bugün. Hem kaç gün var ki önümde! Mutlu başlamalı her güne, bugüne de öyle. Her mekanın, her anın tadını çıkarmak istiyor insan. Bu enerjinin sebebi Bozcaada, nam-ı diğer Tenedos. Heredot \"Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Tenedos'u yaratmış.\" derken bu enerjiyi hissetmiş olmalı. Çanakkale ilimizin bir ilçesi olan bu güzel adanın kuzey doğusunda Gökçeada bulunuyor. 40 km 'lik bir yüz ölçümüne sahip olan Bozcaada'daki yerleşim ilk olarak M. Ö. 3000'lerde, Erken Bronz Çağı'nda başlamış. Bu bakımdan oldukça eski yerleşimlere sahip ada, maddi manevi değerli topraklarımızdan biridir. Tenedos'a ilk yerleşenler, Anadolu'nun yerli halkı Pelasglardır. Sonrasında Persler, Atinalılar, Bergama Krallığı, Romalılar ve Bizanslılar bu topraklara egemen olmuştur. 14. yy'ın ortalarında Çanakkale Boğazı'nın etrafındaki topraklara yerleşen Osmanlı Devleti, deniz ticareti açısından önemli konumda bulunan Tenedos'la da ilgilenmişlerdir. 1455 yılında Venediklilerin elinden alınan ada, Ege'de Türklerin eline geçen ilk adadır. Bu kadar ansiklopedik bilgi yeterli sanırım. Şimdi Bozcada gezilecek yerler ve gezi notlarıma geçmek isterim.. Tebessüm eden yüzleri, iç ferahlatan boncuk tezgahları, domates reçelleri, insanı bağrına basan serin suları, damla sakızlı kahveleri, kurabiyeleri, dondurmaları, denize karşı samimi balık sofraları, mavi kapılı evleri, dar renkli sokaklarıyla tam da oradayım. Buraya gelince neler yapıyoruz diyen iç sese kulak vermek lazım. Hadi başlayalım! Sabah erkenden kahvaltımı yaparak otelden ayrılıyorum. Feribota yetişmek büyük sıkıntı, hele büyük bir tur aracıyla geliyorsan.. Rezervasyon zorunlu, saatinde yetişemediğinde diğer feribotun yanaşmasını beklerken bol zaman gerekiyor, ben de o zamanı denize karşı gülümseyerek geçiriyorum. Daha yolun başında beni karşılayan renkli balkonlara tebessüm ediyorum, garipsiyorum önce, alışmaya çalışıyorum. Burada yaşayanlar alışmış fotoğraf makinelerine. Poz veriyorlar, el sallıyorlar. Teyze öyle bir kahkaha atıyor ki fotoğraf çekenlere.. Fena alışmış.. Çok geçmeden ortama alıştım. Hatta bir zaman sonra fark ettim ki fotoğraf çekenlere ben de boz vermeye başlamışım. Gördüğüm ilk pastaneye damla sakızlı kurabiye almak için giriyorum. Beğendiğimden değil ha, psikolojik.. \"Bozcaada'ya gelip de damla sakızlı kurabiye yemezsen çok kınanırsın\" dediler. İçerisi o kadar kalabalık ki nefes alabilmek için kendimi dışarı atıyorum. İçeride kurabiyeden çok insan var, siz düşünün gerisini. Eski her şeyi sevmek içimize işlemiş. Belki de \"özlem\" demeliyiz.. İşte bu tarih kokan güzel mekanlar insanı bambaşka rüyalara taşıyor.. Kaldırımda giderken kafanıza bir şeyler düşme olasılığı olan evleri bilirsiniz. Pencerelerin önü hiç boş olmaz.. Mavi pencereli begonvilli evler.. Burada bolca görüyorum.. Rum Mahallesi'nin ortalarında konumlandırılmış kiliseyi sadece dışarıdan keşfediyorum. Eğer içini de ziyaret etmek istiyorsanız, Pazar sabahı 08:00 civarı orada olmalısınız. Ben olamadım. Olamam da zaten. 🙂 Bozcada gezilecek yerler listesinin başlarına yazın burayı. Yolda bir çiftin düğün çekimiyle karşılaşıyorum. Düğün gezisi için en isabetli mekan buralar. Onlara mutluluklar dileyerek devam ediyorum. \"Evinize kapanıp kalmayın, gezin dolanın yer yüzünün güzelliklerinden mahrum kalmayın\" diye tavsiye etsem ters bir tepki alır mıyım diye tereddüt ediyorum. Gelin ve damat arkasında eşya taşıyan adamın da eline tutturmuşlar Gratis poşetini. Bu Gratis poşetleri demek ki sadece bizim evde bol değil! Rum mahallelerindeki evlere aşık oluyorum. Nazar boncuğunu yerlerde ve her yerde görüyorum. Meydanda renkli ışıklarla süslenmiş dalların yanına yürüyorum. Güneşi taçlandırmanın en güzel yolu deniz ve kum ile ortaklık etmektir bence. Ayazma Plajı'nda kalabalığa şaşırıyorum. O kadar dolu ki boş şezlong bulamıyorum. Kalabalık sevmeyen biriyseniz aman diyim... Ufak bir boşluk bulan insanların zaman kaybetmeden havlularını hemen o boş yere attığını görüyorum. Ama ben ısrarcıyım şezlong ve hasır şemsiye bulmakta. Bodrum'un suyunu soğuk bilirdik, meğer daha soğuk olanı da varmış. Denize girerken çok soğuk diye ağlayan çocuklar görüyorum, şaka değil ha! Ben de girerken büyük sınavlar verip, alışma seanslarına başlıyorum. Buraya Ağustos ayından önce gelmeyin derim. Sular anca ısınır. Deniz karın acıktırır malum. Ya da \"iştah açar\" derler. En yakın restorana girer girmez levrek siparişi veriyorum. Tabi ki denize karşı balık yeme fırsatını kaçırmıyorum. Bazıları da burada köftelerin meşhur olduğunu iddia ediyor. Ben pek duymadığım için riske girmedim. Rum mahallelerindeki miskin kedilerin yanına oturuyorum. Çok misafirperver ve şirin dostlar, hala gözümde tütüyor. Bakışlarıyla adeta \"Beni sev\" diyorlar. Çiçek, saksı ve renkli kapı bulunmayan ev yoktu galiba. Zaten Bozcaada böyle güzel! Bisikletler her yerde. Ve ben bu manzaralara da bayıldım. Amaç bisiklet kullanmak değil sadece. Bazen bir duvarda aksesuar olmuşlar, bazen de kapı önünde saksı. Her halleri çok şirin. Bozcaada'ya gittik demek için bu renkli merdivenlere oturmak şart diyorlar. Oturdum.. Kale'ye kadar geliyorum. İçi oldukça bakımsız ve bilgilendirme tabelalarından yoksun. Venedikliler adadaki haklarını kaybedince yağmalayıp gitmiş, Fatih Sultan Mehmet zamanında kalıntıların üzerine yapıldığı haliyle günümüze ulaşmış. 3 tarafı denizle kaplı kaleyi de gördükten sonra biraz da meşhur çarşıyı gezeyim diyorum. Bozcaada'nın simgelerinden oluvermiş domates reçellerinden almadan gitmeyin. Ben reçel aşığı biri değilim, gül ve vişne reçeli hariç! Domates reçelini hele hiç duymadım. Meşhursa alacağız mecbur.. Adada eski kapıları boş bulunca fırsatı değerlendirin. İki kare çekmeden giderseniz üzülürsünüz. Mavi benim rengim olabilir, hatta burada keşfetmiş bile olabilirim. Ada dondurmacısına uğruyorum. Yine buranın meşhur naneli mavi dondurmasından sipariş veriyorum. Yorgunluktan ayaklarımın acıdığı ve sıcaktan kafa derimin yandığı gibi gerçeklerle gün sonu gelmeden yüzleşmiş oluyorum. Gün batmadan Polente Feneri'ne yetişmeliyim. Evet burası Ege ufkunda güneş batarken nefis manzaraya sahip bir mekan. Bozcaada'nın en popüler aktivitesine şahit oluyorum. Kayalıklardan oluşan bu uçurum kenarında esen rüzgarların serinliği ve harika gün batımı yorgunluğumu üzerimden atmaya yetti desem de inanmayın.. Aracınız varsa fenere kadar berbat da olsa bir yol bulunuyor. Kendi aracınızla geliyorsanız, biraz erken yola çıkmanızı tavsiye ederim. Fenere yaklaştıkça yol bozuluyor ve daralıyor. Yoğunluktan dolayı trafik oluyor. Hem park sorunu hem de araç yoğunluğu bu dakikalarınızı zehir zemberek yapmaması için gün batımından iki saat önce buralarda olmanızı tavsiye ederim. İkinci bir seçenek merkezden kalkan minibüsler. 18-21:00 saatleri arasında hizmet veren minibüsleri kullanarak buraya gelebilirsiniz. Fakat vermiş olduğumuz saatler değişebilir buna dikkat etmelisiniz. Son alternatif ise yine merkezden bineceğiniz taksiler. Ve bu kısa gezimde, zaman yine hızlı ve bir o kadar mutluluk hormonu transferinde bonkör davranıyor bize. # Nasıl Bir Yer?: Hem gezmeye, hem tatil yapmaya uygun tarihi değere sahip bir ada. Denizi Ağustos aylarında ısınmaya başladığı için Haziran ve Temmuz aylarında tercih etmeyin. Sadece gezmek için geliyorsanız iki günde fazlasıyla gezebilirsiniz. Tatil niyetiyle gelenler için en az bir hafta şart. Tertemiz denizi, renkli sokakları, güzel havası için bir hafta bence az bile. # Bozcada'da Gezilecek Tarihi Mekanlar: Yalı Cami, Alaybey Cami, Meryem Ana Kilisesi, Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi, Ada Evleri, Köprülü Mehmet Paşa Cami, Polente Deniz Feneri görülmesi gereken yerlerdendir. # Nasıl Gidilir? Bozcaada'ya ulaşım Geyikli Yükyeri İskelesi'nden kalkan Gestaş firmasına ait arabalı vapurla sağlanıyor. Yazları 45 dk'da bir feribot kalkıyor. Kışları ise günde üç adede kadar düşüyor. # Nerede Kalınır? Adada ufak tefek oteller mevcut. Tabi 5 yıldızlı otel yok diyebiliriz. Bunun dışında ada sakinlerinin pansiyonlarını da tercih edebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/brezilya-amazonlari-manaus-gezilecek-yerler/", "text": "Brezilya'nın Amazonlara açılan kapısı Manaus şehri. Burası Brezilya'nın en büyük eyaleti olan Amazonas'ın başkenti. Hem ormanın hem de Amazon Nehri'nin tam orta kısmına kurulu olduğundan yağmur ormanlarını görmek için kıtada gelinebilecek en cazip yer. Tabi burayı öyle ilkel küçük bir kasaba zannetmeyin. Manaus yaklaşık 2,5 buçuk milyonluk nüfusu ile oldukça büyük bir şehir. Konaklama, yeme, içme gibi konularda gezginlere her bütçeye uygun yerler sunuyor. Şehir içinde kalmak istemezseniz, orman kenarında ve nehir kıyılarında kurulu ahşap yapılı localarda kalabiliyorsunuz. Baya havalı ve lüks mekanlar. Maldivler Amazon şubesi gibi. Manaus hem çok önemli bir liman kenti olması hem de Amazonlar'da bulunduğu nokta itibariyle turistlerin çok tercih ettiği bir yer. Burada şehir içi gezilerin haricinde Amazon ormanlarına yapacağınız ziyaretleri tur firmaları ile gerçekleştirmek durumundasınız. Kafanıza göre yağmur ormanlarına dalamıyorsunuz. \"Yasak hemşehrim, yasak!\" diyorlar! Başta Sao Paulo, Rio de Janeiro, başkent Brasilia ve Belem olmak üzere Brezilya'nın birçok şehrinden Manaus'a direkt yapılan uçuşlar bulabilirsiniz. Yine Belem üzerinden ve Amazon Nehri kıyısındaki diğer şehirlerden gemi/feribot yoluyla Manaus'a gidilebilir. Bu gemi seyahatlerinde yataklı odalar, lüks kamaralar bekliyorsanız o iş yaş söyleyelim. Genellikle gemi üzerinde herkes kendi hamağını kurup yatak olarak kullanıyor. Safları baya sık tutuyorsunuz hem de. Siz yine bulunduğunuz şehre göre durumu sorgulayabilirsiniz. Bazı şehirler, büyük yük gemileri, kargo gemileri ya da tur firmalarının yataklı büyük gemilerinin destinasyonu içinde yer aldığı için onlara denk gelebilirsiniz. Ama fiyatları da diğer feribotlara göre oldukça yüksek olacaktır tabi. Sao Paulo ve Rio gibi bölgeler ile Manaus arası yaklaşık 4 bin km. ve şu an için karayolu ile ulaşım seçeneği yok. Olsa da o yol biter mi? Manaus'un karayolu bağlantısı olan bölümü Venezuela tarafında kalan Boa Vista şehri. Eğer Venezuela tarafından bölgeye girerseniz Boa Vista şehri ve Roraima bölgesi üzerinden Manaus'a araçla ulaşabilirsiniz. Bunun dışında Peru, Ekvador, Kolombiya içindekiler de dahil Amazon Nehri bağlantısı olan her şehirden hızlı ya da yavaş feribotlarla Manaus'a ulaşım var. Manaus'ta yıl boyunca hava her zaman çok sıcak ve nemli. Dolayısı ile ince kıyafetler tercih edeceksiniz. Böyle olunca Amazon'daki en sıkıntılı durum olan sivrisineklere karşı tedbir almanız şart. Bölgeye gelmeden önce yaptırmanız gereken aşılar ve sivrisineklere karşı önlemlerden bahsettiğimiz şu yazıyı da mutlaka gözden geçirin. Şehirde Amazon Yağmur Ormanları için çok farklı tur seçenekleri var. İster günübirlik, ister 3-5 günlük ya da daha uzun süreli. Bu arada; bu turlar kapsamında ziyaret edilen yerli kabileler tamamen turistik amaçlı hazırlanan yapmacık yerler. Bilginiz olsun! Hiçbirisi orijinal Amazon yerli kabilesi mensubu değil. Amazonlardaki gerçek yerli kabilelerini ise ziyaret etmek imkansıza yakın bir durum. Gidiş için alınması çok zor olan izinler var ve rehber gerektiren izole bölgelerde yaşıyorlar. Zaten yerlilerin kendileri de dış dünya ile iletişim kurmak istemiyorlar. Tabi \"Brezilya hükümetinde, yüksek yerlerde dayım var\" diyorsanız onu bilemeyiz. Belki bir şansınız olabilir. Amazon ormanlarında yaşayan yerli kabileler ile ilgili detaylı yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Uzun uzadıya Amazon'da yaşamak gibi bir niyetiniz yoksa 4-5 günlük bir tur Amazon Yağmur Ormanları tecrübesi yaşamak adına yeterli olur diye düşünüyoruz. Bu turlar önce Manaus şehrinden teknelerle başlıyor, sonrasında konaklama için ormanın belirli bölgelerinde hazırlanmış Bungalov evlerine gidiliyor. Tur boyunca bu evlerde kalıyorsunuz. Rehber eşliğinde yürüyüş rotaları, nehir gezileri, pirana avı gibi etkinlikler var. Gezinin her anı bir film sahnesi gibi geçiyor. King Kong adasında gezen Indiana Jones gibi karışık duygular yaşatıyor. Dünyayı gezen bir insanın en özel tecrübelerinden biri Amazonlar olacaktır kesinlikle. Manaus'ta görmeniz gereken en ilginç yerlerden biri Rio Negro ve Solimoes Nehir sularının birbirleriyle buluşup ama karışmadığı Encontro das Aguas denilen nokta. Tekneyle gidip görebileceğiniz yerde, sıcaklık ve yoğunluk farkından dolayı farklı renklerdeki bu iki suyun kilometrelerce birbirine karışmadan sınır oluşturduğunu görebiliyorsunuz. Müthiş bir doğa olayı. İçerisinde 400'den fazla irili ufaklı Anavilhanas Takımadaları'nı barındıran Anavilhanas Ulusal Parkı bölgedeki en eşsiz doğal güzelliklerden. Rio Negro üzerindeki adalar tur kapsamında ziyaret edilebiliyor. Burada nadir bulunan pembe nehir yunuslarını ve bölgeye özgü çok çeşitli kuşları gözlemleyebiliyorsunuz. Brezilya Amazon Turları için alacağınız hizmetleri Brezilya'nın diğer şehirlerinden ya da internet üzerinden almanızı tavsiye etmeyiz. Çünkü en uygun fiyatlı turları Manaus şehri içinde bulabilirsiniz. Çok fazla opsiyonu olan tur firmaları var. İsterseniz aynı gün içinde günübirlik olan farklı turlara da katılabilirsiniz. Bot turu, yürüyüş turu gibi.. Ya da gün sayısı fazla olup ormanın daha derinliklerine giden paket programlardan alabilirsiniz. Bir haftanızı bu vahşi doğanın içinde geçirebilirsiniz. Amazon ormanları dokuz ülke sınırını kapsıyor. Bu dokuz ülke içinde, en uygun şekilde tur alabileceğiniz yerlerden biri Manaus. Manaus'ta böylesi etkileyici Amazon Yağmur Ormanı turları varken şehir içinde gezmenizi tavsiye etmek pek mantıklı değil tabi ama gelmişken uğrayın diyebileceğimiz yer Amazon Tiyatrosu olur. Çatısı Brezilya bayrağı desenli, hem dış hem iç mimarisi çok güzel bir bina. Aktif olarak kullanılan tiyatroda opera ya da konser izleyebilirsiniz. Ayrıca şehrin geneli akşamları çok tekin değil. Geç saatlerde elinizde makinalarla gezmenizi önermeyiz. Manaus, 2014 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan Brezilya'da maçların oynandığı statlardan biri olan Arena da Amazonia'ya ev sahipliği yapıyor. 2014 Brezilya Dünya Kupası'ndaki, İngiltere-İtalya, Kamerun-Hırvatistan, ABD-Portekiz, Honduras-İsviçre maçları bu stadyumda oynandı. Brezilya'nın futbol hastalığı Amazonların göbeğine kadar işlemiş. O kadar sıcak, o kadar neme rağmen yine de her bir köşebaşında top koşturan çocuklarla dolu."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/brezilya-gezi-rehberi-ve-notlari/", "text": "Dünyada gezilip görülmeyi Brezilya kadar hak eden ülke sayısı azdır. Bu yazımızda Brezilya'yı merak edenler için önemli bilgiler ve deneyimler paylaşacağız. Ülkenin güvenlik sorunlarına, ekonomisine ve pahalılığına değineceğiz. Meşhur plajları, harika doğası, Rio de Janeiro ve Sao Paulo şehirleri, dünyanın en büyük şelaleleri ve daha birçok macerayı fotoğraflarla birlikte not alıp derledik. - Brezilya'da Gezilecek Yerler - Sao Paulo - Sao Paulo Gezilecek Yerler - Rio de Janeiro - Rio de Janeiro Gezilecek Yerler - Curitiba ve Gezilecek Yerler - Foz do Iguaçu Brezilya'da gezilip görülmesi gereken yerler konusuna geçmeden önce ülkeyle alakalı temel bilgilere kısaca değinelim. Brezilya, Güney Amerika kıtasının en büyük ve en kalabalık ülkesi. Atlas Okyanusu'na çok uzun bir kıyısı ve tam dokuz ülkeyle birden sınır komşuluğu var. Bunlar güneyden kuzeye; Uruguay, Arjantin, Paraguay, Bolivya, Peru, Kolombiya, Venezuela, Guyana, Surinam, Fransız Guyanası'dır. İstanbul'dan Sao Paulo'ya direkt yapılan uçuşlar var. Yaklaşık 14 saat kadar sürüyor. Daha ekonomik gidiş için Kuzey Afrika ya da Avrupa aktarmalı seferleri kontrol edebilirsiniz. Bizim gittiğimiz dönemde en ucuz uçuş Fas/Kazablanka üzerinden aktarma yapılan seferlerdi. Brezilya-Türkiye arasında 2004 yılında yapılan anlaşma gereği, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yılda 90 gün süreyle Brezilya vizesinden muaf durumunda. Bu yüzden ülkeye girerken herhangi ekstra bir evrak gerekmiyor. En az 6 ay geçerli pasaportunuz olması yeterli. Brezilya, gittiğimizde acaba başıma bir iş gelir mi diyerek yaklaştığımız ülkelerden bir tanesi. Tehlikeli şehirleri, mahalleleri, sokakları var mı? Gezi hayali olan birçok dostumuzun yönelttiği ya da araştırdığı soru bu. Belki Brezilya'nın en çok merak edilen yanı da diyebiliriz. Evet, Brezilya'nın tehlikeli bölgeleri gerçekten var. Ama niyetiniz uyuşturucu ticareti yapmak değil de, dünyanın en renkli ülkesini gezip görmekse, bunu başınızı belaya sokmadan rahatlıkla yapabilirsiniz. Merak etmeyin sokaklarda keklik gibi insan avladıkları falan yok. Brezilya'da favela denilen gecekondu bölgeleri, gelir düzeyi çok çok düşük insanları barındırıyor. Şehir merkezinde yaşayan yüksek gelirli insanlar bu gecekondu mahalleleri ile aralarına duvarlar, setler örmüşler. Fakir kesimi görmezden geliyorlar yani. Böyle olunca buralarda hırsızlık ve gasp gibi olaylar sıklıkla yaşanıyor. Brezilya'da favela kesimlerine tek başınıza gitmemeniz, turist olarak çok fazla dikkat çekmemeniz önemli. Bu konuyla alakalı detaylı bir yazı paylaşacağız. Bize göre güvenlikten ziyade Brezilya'nın en olumsuz tarafı biraz pahalı bir ülke olması. Özellikle ulaşım, yemek ve biletli giriş yapılan yerler için Güney Amerika'daki diğer ülkelere nazaran daha fazla harcama yapmanız gerekiyor. Anlayacağınız; bir sırtçantalı için ucuz olması gereken her şey pahalı. Brezilya ekonomisi, Latin Amerika'nın en büyük ekonomisi. Dünyada da ilk on içerisinde yer alıyor ve büyümeye devam ediyor. Ama ülke gelir dağılımı konusunda çok sıkıntılı bir yer. 2017'de yayınlanan verilere göre, Brezilya'nın en yüksek gelir seviyesine sahip %1'lik kesimi, 2016 yılında ülke nüfusunun yarısının elde ettiği gelirden 36 kat daha fazla gelir elde etmiş durumda. Ayrıca, 2016 yılında ülkede 1.8 milyon çocuk işçi çalıştırıldığı açıklanmış. Önümüzdeki yıllarda Brezilya'nın ekonomik anlamda dünyada söz sahibi olan ülkeler arasında bulunacağı öngörülüyor. Ülkede karma bir ekonomi sistemi var. Petrol üretimi bakımından kıtanın en büyük ülkelerinden. Tarım ve hayvancılık konusunda iyiler. Madencilik, otomotiv, savunma sanayii gibi alanlarda büyümeye devam ediyorlar. Brezilya 200 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olmasına rağmen Türkler tarafından pek keşfedilmemiş bir yer. Brezilya'da yaşayan Türk nüfusu sayısı çok az. Resmi rakamlara göre birkaç yüz kişi. Bazı büyük şehirlerinde Türk restoranlarına rastlamak mümkün ama esnaf olarak çalışan sayıları yok denecek kadar az. Meşhur sahillerinde gezerken Türkçe konuşan turistlere denk gelme ihtimaliniz bile daha yüksek. Ülkede Türklere 'Turco' diye sesleniyorlar. Ama bunu çoğu kez Araplar için de söylüyorlar. Sebebi ise 1. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı pasaportu ile buraya göçen Araplar'ın da kıtada 'El-Turco' olarak tanınmaları. 20. yy. başları ve 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Ortadoğu'dan bu topraklara epey bir göç dalgası olmuş. Ülkede yaşayan, özellikle Lübnanlıların başı çektiği milyonlarca Arap kökenli nüfus var. Başta Sao Paulo olmak üzere birçok şehirde onlarca cami ve mescit bulunuyor. Büyük şehirlerde helal ürün satışı yapan restoranlar bulmak mümkün ama sayıları çok az. Gittiğiniz şehirdeki cami ya da mescitlere uğrayarak bu tarz yerlerin adreslerini kolayca bulabilirsiniz. Brezilya halkı, ne Müslümanlara ne de Türklere karşı kesinlikle ön yargılı bir tutum sergilemiyorlar. Aksine çok sıcak kanlılar. Brezilyada yaşayan Müslüman sayısı 1,5 milyon olarak tahmin ediliyor. 20 milyonu aşan nüfusu ile Brezilya'nın en büyük şehri Sao Paulo. Burası bir Latin şehrinden ziyade her türden insanla karşılaşabileceğiniz kozmopolit bir yer. İstanbul Sao Paulo arası direkt uçuş süresi yaklaşık 13-14 saat. Sao Paulo Guarulhos Uluslararası Havalimanı'na vardığımızda bizden vize ya da herhangi bir uçak bileti görme talepleri olmuyor ve ülkeye kolayca girebiliyoruz. İlk kez gideceklere, şehirde kaldığınız yeri kolay bulabilmeniz ve kaybolmamanız için şöyle pratik bir tavsiye verelim. İstanbul'da yaşayanlarınız için hem metronun hem de şehrin kalabalığı hiç yabancı gelmeyecek. Hele bir de iş çıkış saatlerinde görün. İstanbul metrosunu mumla ararsınız. Bu haritayı bir kenara kaydedin ve Sao Paulo sokaklarda dilediğinizce kaybolun. En sonunda bir metro istasyonuna dalmanızla otel ya da hostelinizi rahatça bulursunuz. Sao Paulo, Brezilya'daki gelir dengesizliğinin en yoğun hissedildiği şehirlerden biri. Bir tarafta favela denilen gecekondu bölgeleri. İnsanların yıkık dökük ve oldukça pis şartlarda yaşamaya çalıştığı mahalleler. Diğer tarafta ise buradaki fakir insanların hırsızlıklarından kendini korumak için lüks evlerini demir parmaklıklar ve dikenli tellerle çevirmiş yüksek gelirli kesim. Gözünüzü ne tarafa çevirseniz hapishane gibi evler görüyorsunuz. Şehrin merkezinde bile sokakta yatan onlarca-yüzlerce evsiz insan var. Bu görüntüye alışmanız biraz zaman alabilir. Şehirde, her ne kadar pahalı olsa bile her bütçeye uygun hostel bulma imkanınız var. Merkeze yakın yerlerde temiz hosteller bulabilirsiniz. Brezilya'ya gidip de bu şehri görmeden dönmenizi asla tavsiye etmeyiz. Ülkenin insanlarını, kültürünü, alışkanlıklarını tanımak ve görmek istiyorsanız bu şehrin sokaklarında dolaşmanız gerek. Bu kısımda Sao Paulo Katedrali, Beco do Batman, Avenida Paulista, Parque do Ibirapuera gibi önemli yerler hakkında bilgiler vereceğiz, fotoğraflar paylaşacağız. Şehrin Bağdat Caddesi diyebileceğimiz en işlek yeri Avenida Paulista. İki taraflı devasa binaların ve alışveriş merkezlerinin bulunduğu bir yer. Yaklaşık 3 km. uzunluğundaki bu cadde pazar günleri araç trafiğine kapatılarak yayalar için karnaval yerine çevriliyor. Konser, dans ve farklı eğlencelerin yanı sıra, yaya, bisiklet ve kaykay kullananlar için ayrı ayrı şeritli yollar açılıyor. Tüm pazar gününüzü ayırabileceğiniz güzel bir ortam. Katedral, şehrin tarihi meydan denilen bölümünde yer alıyor. Oldukça büyük ve heybetli. Bu meydanda esas dikkat çeken şey katedral ya da diğer tarihi binalar değil sokaklarda yatan inanılmaz sayıda evsizi barındırması. Brezilya'da bizi en çok şaşırtan görüntülerden biri buradaydı. Bu ülkede nasıl bir gelir adaletsizliği var, sırf bunu görmek için bile buraya gelmeniz gerekli. Öyle birkaç evsizden falan bahsetmiyoruz. Onlarca-yüzlerce insan sokak ortasında elden bozma çadırlarda, kaldırımlara serdikleri battaniyeler üzerinde yaşıyorlar. Gündüzleri gezerken size bir zararları dokunmaz. En fazla el uzatıp para isteyeceklerdir. Fakat geç saatlerde bu civara hiç uğramayın deriz. Aynı meydana gündüzleri bitpazarı tarzında geniş bir çarşı kuruluyor. Hediyelik bakmak için güzel bir mekan. Şehirde Beco do Batman dedikleri bir sokak var. Baştanbaşa muazzam grafitilerin yer aldığı bir sokak. Zaten Latin Amerika bu duvar sanatı konusunda aşmış bir yer. Nereye giderseniz harika çizimler görüyorsunuz. Bu sokak ise bu tarz işlere ilgi duyanlar için yürümesi çok keyifli bir yol. Uğramanızı öneririz. Bu koca metropolün bize göre en güzel mekanı. Şehrin göbeğinde 2 km alana kurulu Ibirapuera Parkı. Yemyeşil bir ortam, ortasında büyük bir göl. İçerisinde bisiklet yolları, müze, kocaman köklere sahip yüzyıllık ağaçlar ve birçok kuş çeşidi barındırıyor. Saatlerce yürüyebileceğiniz bir ortam. Spora aşık Brezilya halkı için hafta sonları dolup taşan bir yer burası. Koşu, basketbol, kaykay, paten ve futbol için uygun köşeler var. Oldukça bakımlı ve tertemiz. Konserler ve moda geceleri düzenlenen parkta yılda 200 bine yakın turist ağırlandığı söyleniyor. Halka her zaman açık ve ücretsiz. Toplu ulaşım ve metroya çok yakın. Brezilya turistik yerler listesinin en başlarına yazabiliriz. Sao Paulo'da gezilecek diğer yerleri de kısaca sıralayalım. İlgi alanınıza göre ziyaret edebilirsiniz. - Municipal Market of Sao Paulo : Şehrin en renkli yerlerinden biri. Her çeşit tropikal sebze, meyveden et ürünlerine, baharat çeşitlerine kadar Brezilya lezzetlerini deneyebileceğiniz büyük bir halk pazarı. Mimarisi de oldukça güzel. Haftanın her günü ziyaret edebilirsiniz. - Municipal Theatre of Sao Paulo : Görkemli ve tarihi bir bina. Her gün ziyarete açık. Kentin simge yerlerinden bir. Dünya çapında büyük oyunlar sergileniyor. - Museum of Art of Sao Paulo Assis Chateaubriand : Paulista Caddesi'nde yer alan büyük bir müze. Dünyanın en ünlü ressamlarının eserleri sergileniyor. Ve ülkenin en büyük sanat kütüphanesini barındırıyor. - Shopping Light: Sao Paulo'nun en ünlü alışveriş merkezi. - Estacao da Luz : Bizdeki Haydarpaşa garına benzer tarihi bir tren garı. - Ayrıca futbola ilginiz varsa Arena Corinthians'da bir lig maçı izleyebilir, şehirdeki büyük Futbol Müzesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Brezilya'nın rüya şehri Rio. Sadece Brezilya değil tüm Latin Amerika'nın gözbebeği olan bir yer. İstanbul'da bulunduğunuzda çok duymuşsunuzdur; \"İstanbul dünyanın en güzel şehri, bence dünyada böyle bir şehir daha yok\" diye. Hatta belki siz de böyle düşünüyorsunuz. Ama bizce buna karar vermeden önce Rio de Janerio'yu bir görmelisiniz. Sao Paulo'dan 5-6 saatlik bir karayolu uzaklığında. Gelir adaletsizliğinin çok keskin olduğu bir şehir Rio. Favela denilen gecekondu bölgeleri çok yaygın ve zengin kesimin evleri yine hapishane gibi demir parmaklıklar, yüksek duvarlarla çevirili. Hatta işin garip tarafı 8. ya da 10. kattaki dairelerin bile balkonları, pencereleri parmaklıklarla çevrili. O kadar mı diyorsunuz ama maalesef hırsızlık o boyutlara bile ulaşabiliyormuş. Zaten neredeyse her köşe başında polis araçları görüyorsunuz. Doğa harikası bir şehre hiç yakışmayan görüntüler. Rio de Janerio iki yüzlü bir sevgili gibi. Her türlü çirkin huylarına rağmen cazibesinden vazgeçemediğiniz bir güzellik. Sürekli korkutucu hikayeler duysanız da Rio'da belli başlı kurallara uyarsanız rahat rahat gezebileceğinizi düşünüyoruz. İstanbul gibi bir şehirde gezerken başınıza ne kadar bela gelebilirse burayı da o kadar düşünün. TanrıKent filmindeki gibi ortalıkta sıka sıka gezen adamları aramasın gözleriniz. - Akşam saatlerinden sonra favela bölgelerine tek başınıza gitmeyin. Gidince illa başınıza bir şey gelir demiyoruz ama yanınızda değerli eşyalarınız varsa ve turist olarak dikkat çekerseniz sıkıntı yaşarsınız. Yok ben illa gideceğim derseniz yanınızda yerel halktan tanıdık birilerini bulun. Hostelden ya da şehirde gezerken tanıştığınız birileri olabilir. - Hava karardıktan sonra özellikle ıssız yerlerde sahil yürüyüşlerine çıkmayın. - Turist olduğunuzu çok belli edecek şekilde bilmediğiniz arka mahallelerde pek takılmayın. Rio de Janerio'nun oldukça temiz ve güzel bir metro ağı var. Şehri gezmenizde çok kolaylık sağlayacak. Meşhur Kurtarıcı İsa heykeli başta olmak üzere, Kemseşeker Dağı, Rio De Janeiro Plajları, Santa Teresa, Tijuca Milli Parkı, Maracana Stadyumu gibi görmenizi ısrarla tavsiye ettiğimiz bu yerleri biraz inceleyelim. Rio de Janeiro'nun simgesi, 30 metre uzunluğundaki dev İsa heykeli. Hatta Rio'dan ziyade Brezilya'nın en büyük simgesi diyebiliriz. Corcovado Dağı'nın tepesindeki heykele birkaç yoldan ulaşmak mümkün. Dağın dibinde yukarıya sürekli sefer yapan eski bir raylı sistem var. İsterseniz bunu kullanabilirsiniz. Çok konforlu değil ama manzara açısından iyi bir seçim olabilir. Yine aynı bölgeden yukarı çıkan minibüsler var. Biraz daha hızlı ve konforlu şekilde çıkmak için minibüsleri tercih edebilirsiniz. Hangi yoldan olursa olsun ulaşım ve giriş bileti olarak yaklaşık 15 dolar civarı maliyetiniz olur (2020). \"Ben bunlara hiç para vermeden çıkamaz mıyım?\" derseniz; çıkarsanız ama bunu pek tavsiye etmeyiz. Sabah erken saatlerde dağın dibine gelip 2 saat civarı çok dik bir yamacı yürüyerek tırmanmayı göze alırsanız zirveye bedava çıkabilirsiniz. Ama muhtemelen ciğerinizin bir kısmını yolda bırakırsınız, çünkü epey dik bir yol. Kondisyonunuz iyiyse sıkıntı yok. Birkaç saatte dinlene dinlene yürürsünüz. Heykele giriş kısmında bilet ücretinden kaçma şansınız yok ama. Brezilya gezilecek yerler listesine ekleyebilirsiniz. Zirvede sizi muhteşem bir manzara bekliyor. Tüm Rio ayaklarınızın altında. Kalabalıkta heykelle fotoğraf çekilme mücadeleniz bittikten sonra bir kenarda bu manzarayı uzun uzun seyredersiniz. Doğal güzelliğinin yanında, şehirde zengin ve fakirlerin nasıl ayrıştırıldığını bu manzaradan daha rahat görebiliyorsunuz. Gökdelenlerin bittiği yerlerde dağların yamaçlarına doğru uzanan favelalar. Zirvede tam karşınızda gördüğünüz sivri tepe ise Pao de Acucar. Heykel geziniz bitip aşağı indikten sonra şehir merkezine yürüyerek geçebilirsiniz. Manzarası en az Corcovado Dağı kadar güzel olan Rio'nun ikinci tepe noktası. Zirveye iki parça teleferik yolculuğu ile gidiliyor. İlk tepede kafe ve restoranlar bulunuyor. Vaktiniz varsa burada biraz zaman geçirebilirsiniz. Oldukça güzel bir yer. Daha sonra diğer teleferiğe binerek en uç noktaya varıyorsunuz. İsa Heykeli, tüm sahil şeridi dahil Rio'nun her yerini görebileceğiniz muazzam bir manzarası var. Gidiş-geliş 20-25 dolar gibi bir maliyetiniz olacaktır (2020). Rio'daki bu iki zirveye çıkmak için maalesef biraz masraf etmek gerekiyor ama Avrupa'ya nazaran bu bilet fiyatları burası için gayet normal. Ayrıca bu iki zirveden inişlerde, şehir merkezine yürüyerek geze geze dönmenizi öneririz. Rio'yu ve mahallelerini daha yakından görmüş olursunuz. Rio sahilinde birbirini ardına uzanan Copacabana Plajı, Ipanema Plajı ve Leblon Plajı var. En meşhur olanı şüphesiz Copacabana Plajı. Yaklaşık 4 km. uzunluğunda ve gün içerisinde sürekli kalabalık bir sahil. Copacabana nerede? Bu plaj Rio'nun güney ucunda, Zona Sul denilen bölgede bulunuyor. Rio de Janeiro metrosunun Cantagalo, Siqueira Campos ve Cardeal Arcoverde duraklarına yürüme mesafesinde. Copacabana'nın her ne kadar adı çıkmış olsa da bize göre en güzel sahili Ipanema Plajı. Daha temiz, yoğunluğu daha az ve lüks otellerin bulunduğu kısımda olduğu için güvenlik açısından daha tercih edilebilir bir yer. 3 plaj birleşik vaziyette ve yürüyerek tamamını gezebilirsiniz. Sahil boyunca her yer futbol ve voleybol oynayan insanlarla dolu. Brezilya'da futbol sadece bir spor değil, yaşam tarzı. Nüfusunun büyük çoğunluğu favelalarda yaşayan ve geçim sıkıntısı çeken bu insanlar için bir hayal kapısı futbol. Bir gün Ronaldinho, Rivaldo, Ronaldo, Kaka gibi olup yaşadıkları çukurdan çıkma çabası biraz da. Ellerindeki en büyük sermaye bu yetenekleri. Böyle olunca her köşe başından futbol topu eksik olmuyor Brezilya'da. Hele ki sahillerde. Rio'da okyanus çok dalgalı. Yüzme keyfi Ege ve Akdeniz kadar sizi tatmin etmeyebilir. Ama sörfe ilginiz varsa tam sizlik bir yer. Büyük keyif alırsınız. Kalabalık gruplar halinde sörf yapan insanlara katılabilirsiniz. Bu 3 plajın olduğu kısım Rio'da en güzel vakit geçirilen yerler. Eğer mümkünse Ipanema Plajı'na yakın bir yerde konaklayın ve buralara yürüme mesafesinde kalın deriz. Metro ile gün içerisinde şehir merkezine kolayca gidip gelebilirsiniz zaten. Meşhur Rio Karnavalı'nın yapıldığı, şehir merkezindeki bölge. Karnaval Şubat ayında yapılıyor ama Santa Teresa her daim Rio'nın eğlence merkezi sayılır. Dar ve dolambaçlı sokakları, Arnavut kaldırımlarıyla rengarenk bir mahalle burası. Görkemli binaları ve çok güzel bir manzarası mevcut. Santa Teresa, diğer adıyla Lapa bölgesi Rio'nun en orijinal ve gezmesi en keyifli mahallelerinden. 16 temmuz 1950... Dünya Kupası final maçında Brezilya ve Uruguay karşı karşıya geliyor. Tam 200.000 kişinin izlediği ve futbol tarihinin en kalabalık maçında Uruguay, Brezilya'yı 2-1 yenerek dünya şampiyonu oluyor. O gün statta 3 kişi kalp krizinden ölürken bazı taraftarlar ise stadın çatısından atlayarak intihar ediyor. Brezilya teknik direktörü stadı kadın kılığında terk etmek zorunda kalıyor. Kalecileri ise vatan haini ilan ediliyor. İşte bu anlara tanıklık eden, dünyanın en büyük stadı Maracana'yı buralara gelmişken mutlaka ziyaret etmeli ve mümkünse canlı canlı bir maç izlemelisiniz. Futbol, Brezilya'dan neden futboldan çok daha fazlası. Bu stat bunun en yakın şahitlerinden. 32 km alana yayılmış olan bu park, dünyada şehir içinde yer alan en büyük yağmur ormanı. Yürüyüş yolları, ufak şelale ve göletler, sayısız bitki ve hayvan çeşidi bulunan ormana bir rehber ya da tur aracılığıyla girmeniz gerekli. Çünkü hem kaybolma hem de zehirli hayvanlarla karşılaşma ihtimaliniz olan bir yer. Curitiba, genellikle Rio ya da Sao Paulo'dan Foz Do Iguaçu şehrine geçerken yol üzerinde uğranılan bir şehir. Sao Paulo'dan karayolu ile yaklaşık 7-8 saat sürüyor. Fenerbahçeli eski yıldız Alex de Souza'nın memleketi. Curitiba'nın diğer Brezilya şehirlerine nazaran daha bir Avrupai havası var. Ne her yerde görünen gecekondu mahalleleri ne de demir parmaklıklarla çevrili hapishane gibi evler var. İnsanları da tüm Brezilya'da olduğu gibi çok cana yakın ve yardımsever. Türk olduğunuzu öğrendiklerinde futbol ile azıcık alakası olanlar hemen lafı Fenerbahçe ve Alex'e getiriyorlar. Curitiba pek turistik bir şehir olmasa da uğramışken görebileceğiniz birkaç yer var. Bunlardan ilki, yüzlerce farklı bitki türüne ev sahipliği yapan, Jardim Botanico denilen büyük bir botanik bahçesi. Tam ortasında camdan yapılmış bir bina ve etrafından çok iyi düzenlenmiş yeşil bir bahçesi var. Ayrıca tarih ve sanata meraklıysanız Curitiba'da Brezilya ve Latin Amerika tarihi ile alakalı çok iyi müzeler var. Müzelere ilginiz olsun olmasın gezdiğinize pişman olmayacağınız kadar iyiler. Ayrıca Curitiba tarihi şehir merkezine çok yakın bir konumda orijinal ismi Mesquita Imam Ali ibn Abi Talib olan 1972'de yapılmış bir de cami bulunuyor. Brezilya, Arjantin ve Paraguay'ın birleştiği sınıra geldiğinizde Foz do Iguaçu isimli Brezilya şehrine ulaşıyorsunuz. Ve burada dünyanın 7 doğa harikasından biri olan muhteşem bir şelale var. 2.7 km boyunca 300'e yakın şelalenin birleşmesinden oluşmuş bir doğa harikası. Şelaleye geçmeden önce şehri biraz tanıyalım. Iguazu şehri yemyeşil doğası, geniş caddeleri, tertemiz havası ile sadece gezilecek değil aynı zamanda yaşanacak bir şehir. Yerli nüfus 260.000 bin civarı ama turist popülasyonu çok yüksek bir yer. Buna rağmen Brezilya geneline göre çok pahalı bir şehir değil. Bütçenize uygun hostel ya da otel rahatlıkla bulabilirsiniz. Şehir merkezinde PizzaRama isminde bir Türk restoranı var. Ağırlıklı pizza üzerine hizmet verseler de içli köfte, döner, lahmacun gibi yerel lezzetleri de bulabilirsiniz. Ayıca Iguazu'da çok sayıda Müslüman yaşıyor. Zaten şehir merkezinde birçok Arap restoranı ve döner tezgahları dikkat çekiyor. Nüfuslarının kalabalık olduğu, şehrin kuzeyindeki bir mahallede büyük bir de cami inşa etmişler. Helal yemek yapan kafe ve lokantaları var. Geneli Lübnan vatandaşı. Buraya geldiğinizde Brezilya'dan çok kendinizi biraz memleketinizde gibi hissediyorsunuz. Iguazu şelalelerini gezmek için ne şehirden ne de parkın içinden herhangi bir tur paketi almanızı pek tavsiye etmeyiz. Her türlü ulaşım ve aktiviteyi kendi başınıza rahatlıkla yapabilirsiniz. Ekstra masraf yapmanıza gerek yok. Şehir merkezinde, otobüs son duraklarının olduğu bir meydan var. Buradan hem şehrin her yerine, hem de Iguazu Şelalesi'ne otobüs bulabilirsiniz. Şelaleler için otobüs ile yol yaklaşık 40 dakika kadar sürüyor. Parkın girişine geldiğinizde bilet gişeleri var. Bilet alıp içeri girdiğinizde çift katlı, üzeri açık shuttle otobüslerine binerek şelalelerin başladığı noktaya kadar orman içinde çok güzel bir yoldan geçerek ilerliyorsunuz. Otobüsten inip karşınızdaki manzarayı görünce muhtemelen kısa süreli bir şok yaşayacaksınız. Çünkü dünyada görüp görebileceğiniz en güzel doğa manzaralarından biri ile karşı karşıyasınız. Şelalenin Brezilya tarafı panoramik açıdan daha iyi. Tam karşıdan tüm manzarayı görebiliyorsunuz. Şelalenin merkezinde Şeytan Gırtlağı denilen ve suyun en şiddetli aktığı kısım var. Buraya kadar yaklaşık 2 km'lik bir yolu bu manzara eşliğinde yürüyerek ilerliyorsunuz. Yol boyunca ve şelalenin çevresinde koati denilen rakun familyasından hayvanlar var. Görünüşleri ne kadar şirin olsa da bu hayvanlar evcil değil. Koku alma duyuları o kadar iyi ki eğer yanınızda, yörenizde, çantanızda yiyecek varsa hemen fark edip almaya çalışıyorlar. Bu yüzden kafanızın rahat olması için yanınızda hiç yiyecek taşımamanızı öneririz. Parkın içinde ve dışında bot, rafting hatta helikopter turu atabileceğiniz aktivite alanları var. Tercihinize göre katılabilirsiniz. Restoran ve kafelerin olduğu, internet bulabileceğiniz yerler de mevcut. Şeytan Gırtlağı kısmına yaklaştığınızda şelalenin çok yakınına kadar girme şansınız oluyor. Epey bir ıslanacağınız için ya yanınızda yağmurluk bulundurun ya da elektronik eşyalarınızı iyi muhafaza edin. Şelale üzerindeki gökkuşakları, suyun heybeti ve muhteşem doğa görüntüsü karşısında muhtemelen saatlerce fotoğraf çekmek isteyeceksiniz. Buraya en az 1 tam gününüzü ayırmanızı öneririz. Fırsatınız olursa 1 günü de Arjantin tarafında geçirebilirsiniz. Brezilya tarafı manzara açısından ne kadar iyiyse, Arjantin tarafı da suya çok daha yakın olduğundan suyun gücünü hissetmeniz açısından o kadar iyi. Gün içinde şehir merkezinden belediye otobüsleriyle Arjantin sınırını kolayca geçebilirsiniz. Güney Amerika'nın gözde ülkesi Brezilya'nın en güzel şehirlerini rehberli turlar eşliğinde keşfedebilirsiniz. Kıtanın ve ülkenin en büyük kenti Sao Paulo'nun hareketli yaşantısına kapılabilir, Rio de Janeiro'da ise tüm dünyanın yakından takip ettiği Rio Karnavalı'na katılıp samba dansı eşliğinde eğlenceyi doruklarda yaşayabilir, Kurtarıcı isa Heykeli ve Escadaria Selaron gibi turistik destinasyonları yakından görebilirsiniz. - Arjantin Brezilya Turu - Brezilya Rio de Janeiro Turları - Sao Paulo Turu En güzel turistik destinasyonları doyasıya keşfedebileceğiniz tüm Brezilya Turları için tıklayın. Ayrıca Iguazu Park girişinin tam karşısında Parque das Aves diye tabelasını göreceğiniz büyük bir kuş parkı var. Ormanlık alan içine kurulu bu parkta, başta Tukan olmak üzere çok sayıda kuş ve kelebek cinsini görebilirsiniz. Daha önce böyle bir kuş parkında bulunmadıysanız burayı es geçmeyin deriz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/brezilya-hakkinda-ilginc-gercekler-kisa-bilgiler/", "text": "Hele bir de Rio Karnavalı var ki gençlerimiz arasında dilden dile dolaşan efsanelerle dolu. Ama bir yandan da Brezilya deyince hepimizde bir endişe oluyor. Ufaktan bir korkutuyor insanı bu ülke. Gidersek başımıza ne gelecek? Belli değil! Brezilya Gezi Rehberi yazımızda şöyle bir bilgi vermiştik. Rio ve Sao Paulo'da gezerken dükkanlar, apartmanlar, evler yüksek tellerle, demir parmaklıklarla çevrili. İşinde gücünde yaşayan orta halli ve daha üst gelirli insanlar kendilerini korumaya çalışıyorlar. Tanrı Kent filmindeki Ze'yi hatırlarsınız.. Kanımızı donduran psikopat velet. Hep onun başının altından mı çıktı acaba bu düşünceler? Oysaki Brezilya dizilerinde pembe dünyalar izliyorduk eskiden. Zengin kız, fakir oğlan hikayeleri. Ze gibileri pek bilmiyorduk. Rio de Janeiro'nun merkezinde Morro da Providencia olarak bilinen ilk favela, 19. yüzyılın sonlarında, Brezilya Devleti ile Canudos yerlileri arasında geçen ve Brezilya'nın en kanlı iç isyanı olarak tarihe kazınan Canudos Savaşı'ndan sonra, yaşayacak hiçbir yeri kalmayan askerler tarafından inşa edilmiş. Sıkı durun hikaye tam olarak burada başlıyor. Yine aynı yıllarda Brezilya hükümeti Afrika kökenli köleleri şehirlerden uzaklaştırıp sürmek ister. Çoğu liman işçisi olan bu insanlar kırsal kesimlere gidip iş bulamayacakları için, tıpkı bu askerler gibi şehir boyunca yamaçlara kendi gecekondu mahallelerini yapmaya başlıyorlar. Kırsal kesimlere gitmedikleri gibi ilerleyen yıllarda köyden kente gelenlerin büyük kısmı da onlara özenip favelalara yerleşmeye başlıyor. 1970'lere gelindiğinde işin çığırından çıkmaya başladığını fark eden hükümet, varoş mahallelerine müdahale etmek ister. Toplu konutlar inşa etmeye başlayarak favelaları değiştirmek, dönüştürmek niyetindedirler. Tanrı Kent filmine adını veren Cidade de Deus mahallesi işte tam olarak bu proje kapsamındaki mahallelerinden biri, hatta en büyüğüdür. Favelada yaşayanlar için buraların ismi morro'dur. Morro, tepe demek Portekizce. Tepelerde yaşayan insanlar kraldır. Çünkü herkese tepeden bakarlar. Dünyanın en fakir kralları. 1990'lı yıllara gelinirken Brezilya'da uyuşturucu trafiği yüksek seviyelere ulaşır. Kara para ticaretinde Güney Amerika'nın merkez noktalarından birine dönüşür Brezilya. Uyuşturucu baronları, devletin yüz çevirdiği favlelaları gözüne kestirir. Ve tabiri caizse bu bölgelerde kendi imparatorluklarını kurmaya başlarlar. Milyonların yaşadığı bu gecekondu mahallerinde kontrolü tamamen bu çeteler ele almaya başlar. Önü alınamayan bu süreç gittikçe büyür. Öyle ki burada doğan her çocuk potansiyel uyuşturucu satıcısı olmaya, yaşamak için bu çetelere rüşvet vermek zorunda kalmaya başlar. Güvenlik, yönetim, sosyal yaşam dahil her şeyin kontrolü artık bu çetelerin eline geçmiştir. Başınız bir çeteyle beladaysa gitmeniz gereken yer polis karakolu değil, diğer çete lideridir. 2000'li yıllara gelindiğinde Brezilya hükümeti, yaklaşan Dünya Kupası ve Olimpiyat Oyunları gibi durumları da düşünerek bu mahallelere büyük çaplı operasyonlar yapmaya başlar. Bu kez insanları değiştirmek için eğitim kurumları kurmak ister. Kurslar açar. Uyuşturucu ticaretini engellemeye çalışır. Fakat artık azınlık değil ciddi bir nüfusun yaşadığı favelalardaki halkın bu değişime ayak uydurması pek kolay değildir. Yapılan operasyonlarda polisler kendilerinden bile daha iyi silahlanmış bu insanlara karşı ne kadar başarılı olabilirler ki? Hele de bir kısmı uyuşturucu baronlarından aldıkları rüşvetlerle onlardan tarafa geçince işler iyice zorlaşır tabi. Milyon dolarların aktığı bir trafikten pay almak isteyen hakim, savcı, polisler kimin tarafını seçmeli! Varoşlarda yaşayan küçücük çocukların ellerinde bile otomatik silahlar vardır. Ölmek ve öldürmek onlar için çocuk oyunu gibidir. Ve bunu severek yaparlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü büyüyünce o zengin çete liderleri gibi olacaklardır. Çok havalı, zengin, emirler yağdıran büyük insanlar! İşte yazının başında söylediğimiz o Ze karakteri, zamanında sırt dönülen bir toplumun geldiği son noktayı temsil ediyor. Bu çocuklar varlar ve gerçekler. Hükümet bu bölgeler değişsin dönüşsün istiyor istemesine de.. O güne kadar kaçak elektrik ve su kullanıp hiç para ödemeyen halk, yenilenen mahallelerde fatura ödemeye başlar. Ama gelirlerinde bir artış olmaz. Böyle olunca da değişim favela halkının büyük kesiminde istenilen düzeyde olmaz. Çünkü zaten fakir ve aç olanların cebine para koymadığın gibi birde ellerindeki almaya başlamışsındır.. Tüm bu olaylar yaşanırken, süreç içinde favelalar gittikçe popülerleşir. Öyle ki artık turistik geziler falan düzenlenmeye başlar bu bölgelere. Tabi çete liderlerinin payı ödenmek şartıyla. Bazı mahalleler tamamen turistik amaçlı yeniden dizayn edilir. David Beckham, Cristiano Ronaldo gibi isimlerin buralardan ev hatta mahalleler satın alıp yatırımlar yaptığını okumuşsunuzdur. Bu mahallelerden çıkan büyük futbolcular, ünlü sanatçılar var. Birçoğu buralara yardım edip hayatı normale döndürmek için uğraşmış ama sonunda gelinen nokta varoşların evlerini boyayıp zenginlere turistik gezi diye satan para düzeni olmuş. Bugün Rio nüfusunun en az yarısı favelalarda yaşıyor. Brezilya genelinde bu rakam 15 milyona dayandı. Belki bir kısmı eskiye göre daha iyi durumda ama onlara umut verecek pek fazla şey yok. Eğer favelada doğan bir çocuksanız hayata 1-0 yenik başlamıyorsunuz. Skor kafadan 5-0 falan oluyor. Bu skoru lehinize çevirmek için mucizelere ihtiyacınız var tabi. Bu insanlar için mucizenin en büyük adı futbol oluyor genelde. Keşfedilip çekip gitmek buralardan. Bu yüzden futbol çok başka Brezilya'da. Bir umut kapısı. Belki sonraki Ronaldinho ben olacağım demekten başka hayal kurdurmuyor bu mahalleler çocuklara. Diğer bir kaçış anahtarı ise yapılan operasyonlarda bir polisin kurşununa denk gelip hayata veda etmek. Ünlüler demişken.. Bu karanlık sokaklara ışık tutmak isteyenlerden birisi de Pop'un Kralı Michael Jackson'dı. Onun hikayesi ise biraz başka... Brezilya hakkında ilginç bilgiler içeren yazımıza MJ ile devam edelim.. Michael Jackson 1995 yılında kariyerinin en iyi parçalarından birini yapmıştı. They Don't Care About Us yani Türkçesiyle \"Bizi Umursamıyorlar\". Bu şarkının ilk klibini bir hapishanede çeken Michael Jackson, şarkının sözleri, klipteki şiddet görüntüleri vs. gibi nedenlerle büyük eleştirilere maruz kalmış ve politik baskıların da etkisiyle bu klip birçok ülkede yasaklanmıştı. Michael Jackson yanlış anlaşıldığını, ırkçılığı kınamak için bu parçayı yazdığını söylese de kendisini dinletemedi. Hatta üstüne tehditler aldı. Kral'ın yine de boş durmaya niyeti yoktu. Şarkının sözlerini revize eden Jackson, madem hapishane görüntüleri zorunuza gitti der gibi gidip Brezilya'da polis ve askerlerin bile bulaşmak istemediği favelalarda yeni klip çekmeye karar verdi. O dönem Rio de Janeiro, 2004 Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapmak için hazırlık içerisindeydi. Bu klip teklifi geldiğinde dönemin Rio Valisi Marcelo Alencar her hafta onlarca insanın öldüğü bölgeleri dünyaya açma fikrine karşı çıktı. Fakat Michael Jackson ve klip yönetmeni Spike Lee bu klibi çekmeyi kafaya koymuşlardı. ABD'den de destek alıp baskı yapmaya başladılar, sonunda Brezilya efsanesi Pele'nin de destek vermesiyle vali Marcelo Alencar geri adım atmak zorunda kaldı. Ama bu yetmiyordu. Klibin çekileceği bölgelerdeki uyuşturucu kartellerinin izni de gerekiyordu. Dona Marta bölgesindeki uyuşturucu baronlarına bir miktar ödeme yapılarak ikna edildiler. Geriye bir tek güvenlik problemi kaldı. Klip ekibi, silahlı asker ve polislerden oluşan kalabalık bir grupla yola çıkmıştı ama bu yeterli olur muydu bilinmez tabi. Dünyanın en büyük starlarından birini dünyanın en tehlikeli sokaklarına götürmek pek akıl karı değil sonuçta. Yönetmen Spike Lee'nin aklına güzel bir fikir gelmişti. Spike Lee, resmi polislerin yanı sıra o bölgede yaşayan ve çoğu uyuşturucu işinde çalışan 50 fakir genci güvenlik görevlisi olarak tuttu. Çekimler başlamadan adamlara 'Bölgede güvenliği sağlayın' diye tembihlemiş, hepsine 50 dolar para ve 'Michael Jackson Security ' yazılı tişörtler dağıtmış. Bu durum gençleri çok etkilemişti ve çekimler esnasında hiçbir güvenlik sorunu yaşanmamıştı. 50 dolar onlar için azımsanacak bir miktar değil. Brezilya halkı, hele ki favelada yaşayan fakir kesim Michael Jackson'a karşı inanılmaz bir sevgi besliyorlardı. Öyle ki Jackson buralara adım atar atmaz ortalık adeta yıkıldı, hayranları çığlıklar eşliğinde etrafını sarıyordu. Yönetmen motor dedi, klibin başında bir kadın sesi Michael'a Portekizce \"Michael, Michael, eles nao ligam pra gente \" diye seslendi ve yüzlerce davulun harika ritm tutması eşliğinde bu muhteşem klip çekildi. Klipte Michael Jackson üzerinde Olodum yazan bir tişört giyiyor. Olodum bir marka değil, Brezilya'da yaşayan Afrika kökenli Brezilyalıları ırkçılığa karşı koruyan, destekleyen ve yardımlarda bulunan bir grubun adı. Brezilya'nın Bahia eyaletinde bulunan Salvador şehrinde kurulmuş. Klibin bir kısmı da burada çekilmiş. 2009 yılında Michael Jackson öldüğünde klibin çekildiği Santa Marta'nın tepe noktasına bir heykeli dikildi. Bugün Dünya Kupası, Olimpiyat Oyunları, Rio Karnavalı gibi organizasyonlara milyar dolarlar döken Brezilya hükümeti, bu karanlık yüzüne sahip çıkmak için ise yeterli bütçeye sahip değil maalesef! Brezilya favelalarında her yıl iç savaş yaşayan ülkelerdeki kadar insan ölüyor ama bunun hiçbir haber değeri yok. Çünkü kimse onları umursamıyor!"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/brezilya-mutfagi-ve-brezilyanin-yemekleri/", "text": "Brezilya yemek alışkanlıklarına bakarken aslında ortada pek de Brezilya Yöresel Mutfağı diyebileceğimiz bir kavramın olmadığı fark ediyoruz. Çünkü Brezilya mutfağı geleneksel bir yapıdan ziyade, farklı ülke ve kültürlerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir yapıda. Sömürge döneminde gelen Portekizliler Avrupa ve özellikle Akdeniz mutfağını, Afrikalı köleler kendi yöresel tatlarını, burada çok sayıda göçmen vatandaşı olan Japon ve Çinliler ise kendi mutfaklarından esintilerini Brezilya mutfağına katmışlar. Brezilya yerlileri de boş durmamış ve bu lezzetleri enfes baharatlarıyla geliştirmişler tabi. Böylece farklı lezzetlerin buluştuğu meşhur Brezilya yemekleri ortaya çıkmış. Ülkedeki her şey gibi yemekleri de rengarenk gerçekten. Brezilyalılar sabah kahvaltısı, öğle ya da akşam yemeği demeden deniz ürünleri ve eti çok sık tüketirler. Hindistan'dan hiç çıkmamış bir vatandaşı getirip Brezilya restoranlarına götürseniz muhtemelen bir köşede sessizce intihar edecektir. Peki Brezilya'nın neyi meşhur? Sıralamaya başlayalım. Bizde mangal nasıl ki milli yemeğimiz sayılırsa Chourasco'da Brezilya'nın milli mangalı diyebiliriz. Churrascaria ismindeki et türünün barbeküde kızartılarak hazırlanmış hali. Etler şişe dizildikten sonra üzerine özel bir okyanus tuzu serpiliyor ve bu şekilde kızartılıyor. Brezilya yemek alışkanlıklarında zirveye oynayan yemeklerden biri. Feijoada bildiğimiz fasulyenin siyah renkli olanı. Genelde et katılarak yapılıyor ve işin güzel tarafı Brezilyalılar da bizim gibi pilavsız fasulye düşünemiyorlar. Ama onlarda meşhur Sultanahmet Kuru Fasulyecisi yok. 😉 Feijoada tam olarak kuru-pilav kültürünün Brezilya ayağıdır. Fenerbahçe'nin eski yıldızı Alex De Souza'da bir röportajında en sevdiği yemeğin Feijoada olduğunu söylüyor. Siyah fasulyeyi Türkiye'deki bazı marketlerde bulmanız mümkün, fırsatınız olursa alıp kendi damak zevkinize göre yapmanızı tavsiye ederiz. Şöyle pul biberli, yanında soğan, cacık. Brezilyalılar cacık olayını henüz çözememişler mesela, siz onu eksik etmeyin. Empanada sadece Brezilya mutfağında değil, Latin Amerika ülkelerinde yaygın olan bir çeşit börek türü. Hatta İspanya, Filipinler gibi ülkelerin menülerinde de görebilirsiniz. Brezilya'da da çok tüketiliyor. Görünüş olarak bizdeki çiğ böreğin aynısı. Hamurun içine kırmızı et, tavuk, sebze ve isteğe göre patates, kuru üzüm, siyah zeytin ve çeşitli baharatlar ekleniyor. İster ateşte kızartılıyor ister fırında pişirilerek hazırlanıyor. İçli köftenin Brezilya şubesi. Tek farkı kıyma yerine genelde tavuk kullanılarak yapılıyor. Soğan, sarımsak, baharat ve galeta unu harmanlanarak hazırlanıyor. Brezilya'nın en önemli yerel lezzetlerinden. Ama içli köftenin yerini alamaz tabi. Zamanında Brezilya'ya göçen, bir söylentiye göre Çinlilerin bir söylentiye göre Japonların, Brezilya mutfağına kattıkları bir börek türü. Seçtiğiniz malzemeye göre ister tatlı ister tuzlu olarak hazırlanabiliyor. Tavuk, peynir kullanılarak yapılabildiği gibi içine çikolata gibi tatlı türü şeylerde katarak fırında da pişiriliyor. Manyok denilen bir bitkiden yapılan cips. Bitki dediğimiz aslında bizdeki yuvarlak klasik patatesin biraz değişik bir çeşidi. Görüntüsü ağaç köküne benziyor ama içi bildiğiniz patates. Patates kızartmasının bir türü olan cassava, genelde ana yemek ya da içeceklerin yanında atıştırmalık olarak yeniyor. Fast food menülerindeki cipslere göre çok daha doyurucu. Peynirli ekmek... Pao de queijo, ülkede çok popüler ve Brezilya kahvaltı kültüründe vazgeçilmez bir atıştırmalık. Tercihen mozeralla peyniri ağırlıklı ekmek toplarını fırında pişiriyorlar. Tabi onlar yanında bizim gibi çay değilde kahve tercih ediyorlar. Brezilya kahvesi için başlı başına bir kitap yazmak gerekir o da ayrı bir konu tabi. Acaraje, Brezilya yöresel mutfağına Afrika'dan geçmiş bir yemek. Nohut unu kullanılarak kızartılan hamurun içine bamya, karides, baharat ve salata konularak hazırlanıyor. Karides, Brezilya mutfak kültürünün vazgeçilmez bir parçası olmuş. Pamonha'ya Türkçe bir isim vermek gerekirse sanırız bu mısır dolması olabilir. Brezilya'nın geleneksel yemeklerinden biri Pamonha. Tatlı ya da tuzlu olarak hazırlanabiliyor. Mısır kabuğunu dolma yaprağı gibi kullanıp içine tercihe göre mısır püresi, hindistan cevizi, peynir, et çeşitleri ve biber ile doldurup haşlıyorlar. Bahia bölgesine özgü, Afrika kökenli bir diğer Brezilya yemeği. Karides, bamya, soğan, palmiye yağı ve kızarmış fındıktan yapılıyor. Yanında bezelye püresi ile sunuluyor. Brezilya'nın meşhur balık yahnisi ya da balık güveci. Bahia bölgesine özgü, Afrika mutfağı etkileri görülen bir deniz yemeğidir. Karidesin yanına domates, soğan, biber, sarımsak, kişniş eklenerek güveçte pişirilir. Karides harici tercihen balık ya da ıstakoz eklenebiliyor. Brezilya'ya özgü deniz ürünü yemeklerinden bir diğeri. Karides ya da tercihen balık önce ezilerek krema kıvamına getiriliyor. Fıstık ezmesi ile baharatlar eklenip hindistan cevizi sütü ile pişiriliyor. Moqueca yemeği gibi genelde yine güveçte hazırlanıyor. Brezilya'nın deniz mahsulü yemeklerinden bir diğeri Bolinho de Bacalhau. Balıklar önce içli köfte gibi yuvarlak şekle getiriliyor. Safran, sarımsak ve baharat çeşitleri eklenip, galeta unu ve yumurtaya bulanarak kızartması yapılıyor. Brezilya deniz mahsulü yemeklerinden ilginç bir tanesi. Yeterli büyüklükte bir istiridye kabuğunun içine karides, balık, yengeç, ıstakoz etleri ile patates püresi karıştırılarak ekleniyor. Üstüne serpilen peynir ile fırında pişiriliyor. Brezilyalılar denizden babaları çıksa yiyecek durumdalar gördüğünüz gibi. Manyok bitkisinin nişastasından yapılan krep tarzında bir yiyecek. Yine ister tatlı, ister tuzlu olarak hazırlanabiliyor. Peynir, çikolata, muz, çilek tarzında, damak tadınıza göre malzemeleri doldurup yiyebiliyorsunuz. Brezilya'nın meşhur sokak lezzetlerinden biri. Brezilya mutfağı bu tarz ana yemeklerin yanında harika tatlılara da ev sahipliği yapıyor. Latin Amerika'da yetişen Açai Palmiyesi isminde bir ağacın, üzüme benzer meyvesinden yapılan bir tatlı. Meyveli yoğurt kıvamındaki tatlıya muz, kivi, nar ve çilek gibi eklemeler de yaparsanız feci bir lezzet elde ediyorsunuz. Bu tatlının bırakın kilo aldırmayı, antioksidan özelliğe sahip olduğu için başta sağlıklı zayıflama olmak üzere birçok tıbbi faydası var. Dünyaca ünlü Türk cerrahımız Dr. Mehmet Öz'ün de favori besinlerinden. Görünüş olarak tulumba tatlısının aynısı ama tat olarak çok daha ağır. Çok yağlı, hem içine çikolata ve marmelat koyuluyor hem de yenirken sıcak çikolataya banılıyor. Ağır tatlılarla aranız yoksa iki ısırıktan sonra fenalık geçirebilirsiniz. Başta Brezilya olmak üzere genel olarak Latin Amerika ülkelerinde çok popüler bir tatlı. İsminden de anlaşılacağı üzere hindistan cevizi ile yapılıyor. Misafirliklerde alışık olduğumuz ikramlık tatlılardan. Hani şu çikolata topu şeklinde olan. Tereyağı, süt, kakao ve çikolata ile basit şekilde hazırlanıyor. Sanırım bizdeki ismi truffle gibi bir şey olması gerek. Bir çeşit Brezilya muhallebisi. Yumurta sarısı, şeker ve öğütülmüş hindistan cevizinden yapılan Brezilya'nın favori tatlılarından biri. Bolinho de Chuva, ismini şeklinden alan Yağmur Damlası Çöreği. Portekiz mutfağının Brezilya'ya hediyesi olan bir tatlı çeşidi. Un, yumurta, süt ve kabartma tozu harmanlanarak kızartılır ve üzerine tarçın ile şeker serpilerek servis edilir. Brezilya Mutfağı ve Brezilya Yemek Alışkanlıkları genel olarak bu lezzetlerden oluşuyor. Güney Amerikalılar damak tadına önem veren, mutfakta kaliteli iş yapan insanlar gerçekten. Brezilya'da bu coğrafyanın önemli lezzet duraklarından birisi."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/buenos-aires-gezilecek-yerler-gezi-rehberi/", "text": "Arjantin'in başkenti Buenos Aires kelime anlamı olarak güzel havalar demek. İsminin hakkını verecek kadar güzel ve Güney Amerika'nın en Avrupai şehri. Hem tarihi binaları hem modern yapıları göz alıcı.. Şehri gezmek gerçekten çok keyif veriyor. Buenos Aires gezilecek yerler başlığı altında bu şehri birlikte inceleyelim. Olur olmadık her yerde tango yapan çiftleri görünce önce romantik moda girer gibi olup, sonra \"Anadolu çocuğuyuz biz, halay yok mu halay?\" kafasına son anda geri dönüyorsunuz. Dönemezseniz ağzınıza bir gül alıp sokak ortasında kendinizi tuhaf hareketler yaparken bulabilirsiniz dikkat edin. Buenos Aires'te gezilecek belli başlı yerleri sıralamadan önce, işinizi kolaylaştırması açısından Buenos Aires şehir metro haritasını şuraya bırakalım. Merkezi tüm yerlere hem otobüs hem metro hattıyla kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. - Buenos Aires Gezilecek Görülecek Yerler - La Boca ve El Caminito Sokağı - Avenida de 9 Julio (9 Temmuz Bulvarı) - Cementerio de la Recoleta - Teatro Colon - Plaza de Mayo - El Ateneo Grand Splendid - Puerto Madero - Plaza del Congreso - Tigre - Kral Fahd İslam Kültür Merkezi - Palermo - Floralis Generica - Buenos Aires Pahalı mı? Arjantin Ekonomisi Nasıl? - Buenos Aires Resimleri Foto Galeri Bu şehrin her mevsimi bahar gibi geçtiği için tam gezmelik bir iklime sahip.. Hava sıcaklıkları taş çatlasa 9 dereceye kadar düşüyor. Taşın çatlamadığını düşünün 12-13 dereceler en soğuk seviyeler diyebiliriz. Bir şehrin iklimi gezmek için ancak bu kadar isabetli olur. Buenos Aires insanları da şehrin havası kadar sıcak. Şehrin en turistik mahallesi La Boca'dır.. Rengarenk 2 katlı metal evleri, tango yapan çiftleri, Boca Juniors'ın meşhur stadı La Bombonera'nın bulunduğu bir bölge. Galata Köprüsü altındaki balık restoranlarını bilirsiniz. Aynı oradan geçerken yaşadığınız gibi bu mahallede de gezerken her restoran \"buyrooon buyrooon\" diyerek sizi içeri çekmeye çalışıyor. La Boca 1500'lü yıllarda İspanyollar tarafından kurulan en eski liman şehri. Buenos Aires'in temelleri burada atılmış denilebilir. Yakın civardaki tersanelerden artan boyalarla rengarenk boyandığı için bu şekli almış. Buranın iki büyük özelliği var. Birincisi, Arjantin'in meşhur dansı tango burada doğmuş. İkincisi ise Superclasico denilen dünyanın en büyük derbisi Boca Juniors River Plate rekabetine ev sahipliği yapması. Eğer farklı bir intihar şekli düşünüyorsanız burada Maradona hakkında ileri geri konuşarak hayatınıza kolayca son verebilirsiniz. İngiltere Arjantin savaşları sebebiyle Arjantin halkı İngilizleri pek sevmez. Fakat kader onları 1986 yılında dünya kupası çeyrek finalinde yine karşı karşıya getirir. Ezeli bir maç olur.. Maradona eliyle İngilizlere efsane bir gol atar. İngiliz milli takımı elenir. Attığı gol için \"Tanrı'nın eliydi\" diyen Maradona ise adeta milli bir kahraman olur. Bu bu bilgiye sahip olmadan oralarda gezmeyin. Adamı kınarlar. Günün her saati turist kaynayan bir yer. Renkli evlerin balkonlarında Messi ve Maradona'nın kocaman heykelleri size doğru bakıyor. Boca Juniors'ın stadı La Bombonera'yı gezmek isterseniz stat girişinde tur biletleri satılıyor. Girişler en az maç bileti kadar pahalı maalesef. La Boca ayrıca şehirdeki varoşların yaşadığı mahalleleri de barındırıyor. Merkezi bölgelerden ayrılıp ara sokaklara dalmamanızı tavsiye ederiz. Renkli binaların olduğu sokağın ismi El Caminito. La Boca, Buenos Aires gezilecek yerler listesinin ilk sıralarında olmayı hakeden bir yer. 16 şeritlik, 140 metre genişliğindeki caddesi ile dünyanın en geniş bulvarı. Hani şu tam ortasında meşhur dikilitaş olan yer. Time Square meydanının Arjantin versiyonu diyebiliriz. İsmini 9 Temmuz 1816'daki Arjantin'in Bağımsızlık Günü'nden alıyor. Hem enine hem boyuna öyle büyük bir cadde ki bütün gününüzü sadece bu cadde boyunca gezerek geçirebilirsiniz. \"Mezarlıktan gezi yeri mi olur!\" diyebilirsiniz ama bu mezarlığın içerisinde, çoğu tarihi eser kabul edilmiş tasarım harikası yüzlerce mozole bulunuyor. Arjantinli birçok zengin ve ünlünün de mezarı burada. Yaşarken fakirleri ezdikleri yetmezmiş gibi ölüyken de en kral mezarları yaptırmışlar kendilerine. İnsanın adeta ölesi geliyor ama buraya gömülmek için sağlam servet istiyorlar. Aman diyelim. Milyon dolarınız cebinizde kalsın, siz biraz gezip yolunuza devam edin. Teatro Colon, diğer adıyla Kristof Kolomb Opera Binası. 9 Temmuz Bulvarı üzerinden olan Teatro Colon, akustiğiyle dünyanın en iyi opera binalarından biri. Hatta National Geographic tarafından \"Dünyanın En İyi 3. Opera Binası\" olarak gösterilmiş. Etkinlik olsun olmasın binayı ziyaret edebiliyorsunuz. Tabi imkanınız olursa opera izlemek ilk tercihiniz olsun. 1976 yılında Arjantin'de yaşanan darbede kaybolan binlerce çocuğun anneleri, her perşembe günü başlarına beyaz bir örtü bağlayarak bu meydanda toplanmaya başlar ve kaybolan çocuklarının bulunması için protestolar yaparmış. Çok az çocuk sağ olarak geri dönmüş tabi. Dünyada benzer eylemlere ön ayak olan bu olay nedeniyle Arjantin tarihi açısından önemli bir meydan burası. Ayrıca Arjantin'in efsane başkanlarından Eva Peron'un halka seslendiği ünlü evi Casa Rosada ve Buenos Aires'in en büyük katedrallerinden Metropolitan Katedrali da burada bulunuyor. Burası için dünyanın en iyi kitapçılarından biri olduğu söyleniyor. En iyisi mi, değil mi bilemiyoruz ama kesinlikle en güzeli olduğunu düşünüyoruz. Eski bir opera binasından restore edilmiş. Eğer kitaplara ilginiz de varsa burası gözlerinizi kamaştıracak bir mekan. Gökdelenlerin yükseldiği, şehrin yeni liman bölgesi. Ortasından geçen kanal ve Puente de la Mujer adındaki yaya köprüsü ile özellikle geceleri harika bir manzarası var. Şehrin zengin semti diyebiliriz. Dört bir tarafı restoranlar, kafeler ve barlar ile dolu. Yaya yürüyüş yolları ve çok temiz parkları var. Burası şehrin merkezi meydanlarından birinde yer alan Arjantin Kongre Binası. Muhteşem ve görkemli bir tasarıma sahip. Önündeki park ve çevresinde mitingler, protestolar eksik olmuyor. Bu bina oldukça merkezi bir noktada yer aldığı için Buenos Aires'te kaldığınız süre içerisinde bu civarda konaklamanızı tavsiye edebiliriz. Şehrin en işlek yerlerine yürüme mesafesinde, uygun fiyatlı ve güzel hostellerin olduğu bir bölge. Buenos Aires şehir merkezindeki istasyondan kalkan trenlerle yaklaşık 1 1,5 saatlik yolculukla gelebileceğiniz bir sahil şeridi. Yazlıkçıların yaşadığı bir delta bölgesi. Her tarafa teknelerle ulaşım sağlanan yemyeşil, sakin bir yer. Alışveriş için büyük çarşı pazarları mevcut. Şehir kalabalığından biraz uzak kalmak için Tigre Deltası oldukça cazip bir yer. Suudi Kralı Fahd bin Abdul Aziz Al Saud tarafından 1995 senesinde Palermo'da yaptırılmış Latin Amerika'nın en büyük camisi. 34 bin m alana inşa edilmiş. 2000 yılından sonra İslam Kültür Merkezi'ne çevrilerek sadece cami değil bir eğitim merkezi olarak kullanılmaya başlanmış. 1600 kişilik ibadet alanı mevcut. Onlarca öğrenciye ders verebilecek kapasitede sınıfları var. Buenos Aires'te bulunan Kral Fahd İslam Kültür Merkezi'nde küçük çocuklar, gençler, kadınlar için ayrı ayrı kısımlar ve büyük bir kütüphane de mevcut. Gezi bloglarında buradan çok bahsedilmiyor ama eğer Buenos Aires'te iseniz bizce gidip gezmeniz gereken mekanlardan biri. Tarihi sokak ve binaları, çarşı pazarı, tango salonları, bar ve kafeleri, restoranları, müzeleri ile yürüyerek tam gününüzü ayırabileceğiniz bir keşif bölgesi Palermo. Palermo'da gezilecek yerlerin başında; Dekoratif Sanatlar Müzesi, Palermo Ormanı, Japon Bahçeleri, Galileo Galilei Planetaryumu, MALBA ve Eva Peron Müzesi geliyor. Arjantinli mimar Eduardo Catalano tarafından 2002 yılında, 18 ton paslanmaz çelik ve alüminyum kullanılarak yapılmış 23 metre yüksekliğinde kocaman bir çiçek heykeli. Canlı bir çiçek gibi gün doğumu ile açıp akşamları kapanan bir mekanizması var. Palermo sınırları içinde, Buenos Aires Üniversitesi'nin bahçesinde yer alıyor. Arjantin hakkında önemli detaylar içeren bu yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz. Türkiye'de bazı dönemler yaşanan devalüasyonlar sonrası ekonomin ne hale geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Doların bir anda fırlaması, fiyat etiketlerinin birkaç hafta içinde inanılmaz yükselişleri ve hayat pahalılığının bir anda zirveye çıkması. İşte Arjantin'de bu devalüasyon, enflasyon ve ekonomik sarsıntılar o kadar sık yaşanıyor ki Buenos Aires pahalı bir şehir mi, yoksa Buenos Aires ucuz mu diye net bilgi vermek çok zor oluyor. Gittiğiniz dönem ülke nasıl bir ekonomik yapıda olur bilemeyiz tabi. Ama genel itibariyle Arjantin ile Türkiye arasında hayat pahalılığı birbirine çok yakın. Sadece belli alanlarda farklılıklar gözlemlenebilir. Mesela yeme içme konusunda Buenos Aires sizi pek üzecek bir şehir değil. Karnınızı doyurmak için çok para harcamazsınız. Şehir içi ulaşım için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Otobüs, metro fiyatları ülkemizden çok farklı değil ama şehirler arası ulaşıma gelirsek işte orada biraz cep yakıyor. Hele ki Patagonya civarına otobüsle gidecekseniz 100 dolardan başlayan bilet fiyatlarına hazırlıklı olun deriz. Turistik yerlere, müzelere, sanat galerilerine girişler de pahalı. Arjantin'e cebinizde dolarla giderseniz paranız epey kıymetli demektir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/burdur-gezilecek-yerler/", "text": "Akdeniz Bölgesi'nin kuzeybatısında, Göller yöresinde bulunan güzel illerimizden biridir Burdur. Hem doğal güzellikleri hem de kültürel zenginliği açısından kıymeti az bilinen Burdur'un geçmişi, tarih öncesi devirlere dayanmaktadır. Çok sayıda höyük, Tümülüs, antik kent ve ören yerine rastlanan bölgede yapılan kazılar M. Ö. 9000'lere uzanan tarihin izlerini ortaya çıkarmıştır. Adı ile ilgili çeşitli rivayetler olsa da, Türkmenlerin gelişi sonrasında, yerleşmek için yer aranırken ''Cennet burada, burada dur!'' sözünden dolayı Burdur isminin kullanılmaya başlandığı iddia edilir. Burdur ilimiz iki gölü ile meşhurdur; Burdur Gölü ve Salda Gölü. Bu iki gölün suyu acı ve sodalıdır. Burdur ilimiz, Burdur Gölü'nün (derinliği 900 m. 910 m.) jeolojik çağlar içinde çekilip aşınması sonucu oluşan platformların üzerine kurulmuştur. Eski ismi olan Limnombria \"Göller yöresi, göller ülkesi\" anlamına gelmektedir. Burdur'da yapılan arkeolojik kazılar, kentin tarihinin Neolitik Çağ'a kadar uzandığını göstermiştir. Antik çağlarda Psidya Bölgesi içinde kalan Burdur; Frig, Lidya ve Pers hakimiyetine girmiş. Büyük İskender \"Ya burdur beni alır, ya ben Burdur'u alırım\" diyerek Persler'e savaş açmış.. 🙂 Yenmiş... Ve kent Makedonya Krallığı'nın egemenliği altına girmiş. Ardından Selevkoslar, Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklular, Hamitoğulları ve Osmanlı Devleti kenti topraklarına katmıştır. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan bu kentin tarihi M. Ö. 3000'li yıllara kadar gidiyor. Kent bir yükselti üzerine inşa edilmiştir. Surlarının bir kısmı ayakta olan kentin en yüksek noktasında olmasa bile hakim noktalarının birinde, bir platform üzerinde Antoninus Pius Tapınağı göze çarpar. Tapınakta görülen gezinti şeklindeki alan, tapınağın kutsal alanıdır. Yapı peripteros stilinde inşa edilmiştir. Gezinti alanı çevresinde 2000 kişilik odeon, şehir ana caddesi, stoa, tiyatro, çeşme ve kütüphane bulunmaktadır. Sizi 5000 yıl öncesine götürecek bu efsane yer, Burdur gezilecek yerler listesinin başında yer almayı hak ediyor. Burdur-Antalya yolundan sola, Ağlasun yönüne sapıp, göller bölgesinden Isparta-Ağlasun yolu üzerinden, kent merkezinden 7 km. daha içeriye giderseniz, Torosların güneye bakan yamacında Sagalassos Antik Kenti'ne ulaşabilirsiniz. Göl manzarası her insanın dinlenmek için hayır diyemeyeceği bir yerdir. İnsanı sakinleştirir, kendini dinlemesine ve ruhunun huzur bulmasına yardımcı olur. Burdur'un en dikkat çekici özelliği belki de sahip olduğu güzel göllerin çokluğudur. Burdur gezilecek doğal yerler listesinin üst sıralarında olması gereken Burdur Gölü tektonik bir göldür. Yöreye özgü çok sayıda kuş türüne ev sahipliği yapan gölün suyu tuzludur ve ülkemizin hem en derin, hem en büyük göllerinden biri olarak dikkat çekmektedir. Mavi ile yeşilin oluşturduğu bu güzel manzara, Söğüt Dağı'nın eteklerinde, Burdur merkeze çok yakın bir noktada yer alıyor. Gölün bazı kesimlerinde bulunan sazlıklar da buraya ayrı bir güzellik katmış. Su sporları için de en ideal mekanlardan biridir Burdur Gölü. Mesela yelken sörfü.. Çeşit çeşit hayvanlar da bu gölden beslenir. 300'ü aşan kuş türüne rastlandığı bilinmektedir. Son yıllarda nesli tükenmekte olan dikkuyruk ördeğine de ev sahipliği yapıyor. Burdur'un Pazar mahallesinde bulunan Ulu Cami'nin yapılış tarihi 1300'lü yıllardır. Anadolu'da Selçuklu Devleti ve Beylikler dönemine tanıklık ettiği gibi yeni tamiratlar sayesinde günümüze kadar gelmiş, tarihimizin değerli bir parçasıdır. Selçuklu mimarisini bariz olarak yansıtan Ulu Cami, üç kapılı ve üç kubbelidir. Mihrap ve minberi mermer, duvarlarında klasik baklava desenleri mevcuttur. 1900'lü yıllardaki depremlerden hasarlar almış olsa da hem faal olarak hizmet vermekte hem de mimarisiyle göze çarpıp değerini belli ettirmektedir. Ulu cami, Burdur'da görülmesi gereken önemli yerlerdendir. Burdur ilinin bir yönü de mağaralarının göz ardı edilemeyecek kadar güzel oluşudur. Burdur'un Mandıra köyünde bulunan İnsuyu Mağarası, görenleri hayrete düşürmektedir. Doğal bir oluşum olan bu mağara, oluşumunu binlerce yıl öncesine dayandırmaktadır. Kalkerli yapıda bulunmasından ötürü mağara suyunun içine çeşitli iyonlar karışmıştır. Bu iyonlar ise farklı farklı hastalıklara derman olmaktadır. Diyabet ve mide hastalığı bunlardan sadece birkaçıdır. Böylece sadece turizmde değil, alternatif tıp sektöründe de önemli bir yere sahiptir. Görenleri hayrete düşürecek güzellikte sarkıtları bulunan İnsuyu Mağarası, içlerine doğru ilerlediğinizde karstik göllerin pek çok sayıda olduğunu da görmenizi sağlayacaktır. Burdur ilinin merkezinde olan tarihi Pirkulzade Medresesi ve Kütüphanesi, Osmanlı dönemine aittir. Tam olarak tarihi bilinmese de çeşitli materyaller sayesinde 1200'lü yıllardan beri var olduğunu kanıtlamıştır. Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan yapı, o dönemdeki eğitim hayatını kısaca anlatmaktadır. Günümüze ulaşana kadar çeşitli nedenlerden dolayı medrese kısmı yıkılmış, sadece kütüphane kısmı kalmıştır. Pirkulzade Kütüphanesi, Burdur ilinin turizmine katkıda bulunan tarihi değerlerden bir tanesidir. Burdur ilinin Bucak ilçesine bağlı Susuz köyünde yer almakta olan Susuz Kervansarayı, Anadolu Selçuklu Devleti döneminde inşa edilmiştir ve tarihi 13. yüzyıla dayanmaktadır. Türklerin tarih sahnesine çıktığı hemen hemen her dönemde, mimari yapıları arasında başı çekmekte olan kervansarayların bir örneği de Susuz Kervansarayı'dır. İçerisinde birçok tarihi zenginlikler barındıran bu kervansaray, çeşitli süslemelerle de göze hitap etme konusunda son derece başarılı bir eserdir. Kabartmalı desenler, rozet motifleri, yılan figürleri bunlardan birkaçıdır. Antalya-Burdur karayolu üzerinde bulunan bu güzel tarihi eserin bir diğer adı da Susuz Han'dır. Burdur'un merkezinde yer alan Rum Kilisesi, yapılış tarihi belli olmamakla beraber çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Minimum olarak 600 metre kareyi aşkın bir kullanım alanı bulunmaktadır. Kilisesi bir Ortodoks kilisesidir ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır. Önceleri özel şahıs mülkiyetinde çeşitli tadilatlarla birlikte, bir süre sinema olarak kullanılmıştır. Bakanlık özel mülkiyetten alıp, kamulaştırmıştır. Rum Kilisesi çatısının bir kısmı alaturka bir kısmı da Marsilya usulü kiremitlerle kaplanmıştır. Burdur'un merkezinde bulunan Baki Bey Konağı, Değirmenler mahallesindedir. 17. yüzyılda inşa edilmiş olan konak, bu nedenden ötürü 17. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerini taşımaktadır. Osmanlı'nın birçok paşasına ev sahipliği yapmış Baki Bey Konağı, konforuyla beraber dekoruyla da gözlere ziyafet çekmektedir. Geniş ve yeşillikli bahçesiyle insana huzur veren, içerisindeki süslemelerle insanın içini açan Baki Bey Konağı, kerpiç duvarlarıyla da orijinal halini günümüzde korumaktadır. Konakta el işçiliği ve altın-gümüş süslemeleri ön plana çıkıyor. Ayrıca Burdur ilinde Bakibey Konağı, Koca Oda ismiyle de bilinmektedir. Valilik ve Bakanlık arasında imzalanan protokol gereği Valilik, konağın haklarını üstlenmiş ve Burdur turizmine açmıştır. Yerli ve yabancı turistleri kısa bir tarihi yolculuğa çıkarmak için biçilmiş kaftandır. Burdur ili antik çağ medeniyetlerinden İsauna, Likya, Firigya, Galatia gibi medeniyetlerce çevrelenmiş bir antik kent coğrafyasının tam ortasında yer almaktadır. Merkezinde ve diğer ilçelerinde yapılan arkeolojik araştırmalar göstermiştir ki Burdur'un geçmişi eski zamanlardan Paleozoyik devirlere kadar gitmektedir. Bu çalışmaların sonucu olarak Burdur'da arkeoloji müzesi 1963 yılında kurulmuştur. Günümüzde de çeşitli ilçelerinde kazı çalışmalarıyla antik kentlerden eserler çıkartılmakta ve arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Müze teşhir salonuna girişte Sagalassos Antik Kenti'nden çıkarılan tarihi eserlerin yanı sıra ayrıca Burdur ili sınırları içinde bulunan Moatra, Mallos, Paleopolis, Olbasa, Lisinia ve Takina dan getirilmiş bir çok heykel, lahit ve kapakları, Ostothek, Mezar Stelleri vs. bulunmaktadır. Müze bahçesinde ise Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait steller, heykeller, mezar taşları ve lahitler teşhir edilmektedir. Burdur hamamlarından Tabak Hamamı, Baltaoğlu Hamamı, Eski-Yeni Hamam ve Hoca Bali Hamamı Kültür Bakanlığı'nca tescillenmiş eserlerdir. Burdur'da çok sayıda bulunan eski çeşmelerden bazıları şunlardır: Kahvehane Çeşmesi, Pazaryeri Çeşmesi, Zincirli Kapı Çeşmesi, İsliler Çeşmesi, Cümbüşlü Çeşme, Cadde Çeşmesi, Çeşme Damı Çeşmesi. Burdur yöresel mutfağında çeşitli, hoş kokulu otlarla hazırlanmış et yemekleri hakim. Burdur şişi tadına doyamayacağınız bir lezzet. Ancak keçi etinden yapıldığı için alışkın olmayanlar tüketirken dikkatli olmalı. Yörede çeşitli göllerin bulunması balığı da yemek kültürüne dahil etmiş. Testi Kebabı, Kabak Helvası, Burdur Muhallebisi, Ceviz Ezmesi Burdur'a özgü yiyecekler olarak öne çıkıyor. - Burdur yöresine özgü işlemeli bakır eşya ve hediyelikleri Bakırcılar Çarşısı'ndan, - El dokuması pamuklu kumaş ile yapılmış örtü ve giysileri Burdur Alacası'ndan satın alabilirsiniz. - Ayrıca Burdur'un en meşhur yiyeceği ceviz ezmesi de sevdiklerinize alabileceğiniz güzel bir lezzet olacaktır. # Kamp ve karavan turizmi açısından Burdur Gölü çevresi ile Karacaören Barajı önemli potansiyele sahiptir. # Burdur ve Salda gölleri rüzgar sörfü yapmaya elverişlidir. Bu göllerde aynı zamanda sualtı dalışı da gerçekleştirilebilir. # Kayak yapmak isteyenler için Eşeler Dağı Tınaztepe mevkiinde bulunan Salda Kayak Merkezi günübirlik hizmet vermektedir. 5 pistten oluşan kayak tesisi, iki kişilik teleski ile kayaklı koşu ve biatlon yapmaya müsait araziye sahiptir. # Doğa yürüyüşü ve kuş gözlemleme için biçilmiş kaftandır Burdur. İl sınırları içinde bulunan göller, yüzlerce kuş çeşidinin kışlama bölgesi ve barınma alanıdır. Çorak Gölü, Salda Gölü, Karataş Gölü ve Yarışlı Gölü, aralarında çamurcun, elmabaş patka, pasbaş angıt ve dikkuyruğun da bulunduğu çok sayıda su kuşuyla ÖKA statüsü kazanmıştır. # Gölhisar Gölü ile Karataş Gölü'nde ise olta balıkçılığı yapılabilir. # Bucak ilçesindeki Seferyitiği Mağarası muhteşem sarkıt ve dikitleriyle yeni keşfedilmiş bir mağaradır. Burası da görülmeye değer."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/burdur-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgi/", "text": "Son yıllarda Salda Gölü ile adından çok söz ettirmeye başlayan bir şehir Burdur. Antik dönemde Pisidia, günümüzde ise Teke Yöresi denilen bölgenin kültür başkenti denir burası için. Hem Orta ve Batı Anadolu'yu Akdeniz'e bağlayan yolların kavşağında olması, hem de önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bölgenin kesişme noktasında bulunması nedeniyle kültürel ve tarihi açılardan zengin bir şehirdir Burdur. Eğer büyük beklentileriniz yoksa, ufak bir şehirden beklediğiniz her türlü imkanı sunar size. Küçük ve sakindir. Şehir merkezinde her yere yürüyerek gidebilirsiniz. Ama tarihi ve doğal güzellikleri böylesine küçük bir şehre göre çok fazla şey vadediyor. Denize kıyısı yok belki ama her yanı göllerle çevrilidir. Ayrıca Antalya'ya çok yakın bir konumda bulunuyor. Tatil bölgelerine günübirlik bile olsa gidiş geliş mesafesinde. Peki Burdur genel olarak nasıl bir yer? Özellikle öğrenci ve memurlar için Burdur'da yaşam nasıl (2021)? Burdur pahalı mı, ucuz mu? Burdur'da yaşanır mı? Tüm bu konulara değineceğimiz Burdur şehir rehberi yazımıza başlayalım. Akdeniz Bölgesi'nin Göller Yöresi olarak bilinen kısmında yer alan Burdur güneyde Antalya, batıda Denizli, güneybatıda Muğla, kuzeyde Afyon ve kuzeydoğuda Isparta illeri ile komşudur. Burdur; İç Anadolu, Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında karayolları bağlantısını sağlayan il konumundadır. Ankara Antalya karayoluna çok yakın noktada olduğu için buraya birçok büyük şehirden direkt otobüs seferleri bulabilirsiniz. - İstanbul Burdur arası yaklaşık 580 kilometre ve 7 saat. - Ankara Burdur arası yaklaşık 410 kilometre ve 5 saat. - İzmir Burdur arası yaklaşık 370 kilometre ve 5 saat. - Antalya Burdur arası yaklaşık 130 kilometre ve 1 saat 40 dakika. - Kayseri Burdur arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 buçuk saat. - Trabzon Burdur arası yaklaşık 1.150 kilometre ve 14 saat. Burdur il sınırları içinde havalimanı bulunmuyor. Ama bu şehre çok yakın konumda olan başka havalimanları var. Bunlardan en yakını Isparta Süleyman Demirel Havalimanı. Burdur şehir merkezine sadece 30 kilometre mesafede, en fazla yarım saat uzaklıkta. Antalya Havalimanı da Burdur merkeze yaklaşık 130 km. ve 1 saat 40 dakika kadar uzaklıkta. Denizli Çardak Havalimanı ile Burdur arası ise 95 km. ve 1 saat 20 dakika kadar sürüyor. En iyi ihtimalle Antalya Havalimanı'na Türkiye'nin hemen her yerinden çok rahat uçuş bulabilirsiniz. İki şehir arası ulaşım için servis, minibüs, otobüs ya da özel araç bulmanız mümkün. Akdeniz Bölgesi'nin önemli bir yerleşim birimi olan Burdur, tarih boyunca pek çok medeniyet tarafından merkez kabul edilmiştir. Bu anlamda zengin bir kültürel mirasa sahip kent, kronolojik olarak aşağıdaki dönemlerden geçmiştir. Tarih öncesi dönem olarak da ifade edilen Prehistorik Dönem'de Burdur'da çeşitli toplulukların yaşadığı bilinse de bu dönemlere ait net veriler bulunmuyor. Bu anlamda Burdur'un Prehistorik Dönemi karanlık kabul edilir. Avcı-toplayıcı topluluklardan kalan pek çok eser, özellikle Hacılar bölgesinde ciddi bir zenginliği ortaya çıkartıyor. M. Ö. 17. yüzyılda Anadolu'da Hitit hakimiyeti sürerken şu an Burdur sınırlarını oluşturan bölgeye Frigler ve Arzava Krallığı hakimdi. Bu döneme ait kalıntılara bakıldığında Arzava Krallığı'nın yörede çok büyük bir etki yaratmadığı görülürken, Friglerin etkisinin çok daha derin olduğu kabul edilir. Anadolu coğrafyasında yaşanan çatışmaların önemli bir sonucu olan sınır değişiklikleri, Pers Medeniyeti'nin yayılmacı politikaları ile vücut bulmuştur. Özellikle Perslerin Lidya ve Frigya Devletleri'ni mağlup ederek Anadolu'ya yerleşmesi, M. Ö. 500'lü yıllarda Burdur'un Pers hakimiyetine girmesine zemin hazırlamıştır. Anadolu'nun hemen her noktasını ele geçiren ve Türkler Anadolu'ya yerleşmeden önce bölgedeki en büyük güç kabul edilen Roma İmparatorluğu'nun da uzun bir süre Burdur'da hüküm sürdüğünü ifade etmek gerekir. Tabi bu hükümranlık 1071 yılında Anadolu'ya ayak basan Alp Arslan önderliğindeki ordular tarafından son bulmuştur. Burdur'da Türk çağının başlangıcı 1075 yılında Selçukluların Burdur'u ele geçirmesi ile başlar. Burada uzun bir süre hakimiyet kuran Selçuklular zayıfladığında Burdur bölgesine Hamitoğulları Beyliği hakim olur. Hamitoğulları Beyliği I. Murat Dönemi'ne kadar varlığını sürdürse de 1391 yılında Osmanlı Devleti Burdur'u resmen topraklarına katmıştır. Osmanlıların eline geçtikten sonra Tirkemiş Kazası adı ile uzun yıllar yönetilen Burdur, 1923 yılı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nde bir il olarak yerini almıştır. -\"Ezostas! \" diye seslenir. Ulis burada durur ve burayı yurt olarak kabul eder. Selçuklular Anadolu fetihleri sırasında Burdur'u fethederler ve bu köyün isminin 'Ezostas' yani 'Burada dur' olduğunu öğrenirler. Türkmenler arasında zaman içerisinde değişime uğrayan \"Burada dur\" kelimesi en sonunda \"Burdur\" olarak şehrin ismi olur. Nüfus: Burdur'un 2020 yılı nüfusu yaklaşık 270 bin kişidir. - Ağlasun - Altınyayla - Bucak - Çavdır - Çeltikçi - Gölhisar - Karamanlı - Kemer - Tefenni - Yeşilova Burdur ekonomisi genel olarak tarım ve hayvancılığa dayalı. Son yıllarda ise Burdur, mermer ve doğal taş sektöründe önemli atılımlar göstermeye başladı. Açılan mermer ocakları ve mermer fabrikaları Burdur nüfusunun ciddi bir bölümüne istihdam sağlıyor. Burdur ekonomisinin yüzde 40'ı süt üretimine dayalı hayvancılık faaliyeti ve bunu destekleyen bitkisel üretimden oluşuyor. Günlük bin tonun üzerinde süt üretimi ile Burdur bu alanda Türkiye'de ilk 10'da yer alıyor. Son yıllarda özellikle Çavdır ilçesine bağlı Söğüt beldesi öncülüğünde seracılık alanında da büyük atılım yapılıyor. Bu konuda da Türkiye'de ilk 10 içerisinde. Burdur; Denizli, Isparta, Afyonkarahisar ve Konya sınırlarına yayılan, birbirine yakın çok sayıda gölün olduğu, 'Göller Yöresi' olarak anılan topraklarda bulunuyor. Bölge arazisinin yüzde 60'dan fazla kesimi tamamen dağlık. Ova ve yayla alanları çok düşüktür. Burdur her ne kadar Akdeniz Bölgesi'ne yakın durumda olsa da, Akdeniz ile arasındaki yükseltilerden dolayı Akdeniz değil, karasal iklim görülen bir şehirdir. Bundan dolayı yazlar ne kadar sıcak olsa da kışları çok soğuk ve yağışlıdır. Burdur, Denizli, Muğla, Antalya ve Afyon şehirlerinin belirli kısımlarını kapsayan yerlere, antik dönemde Pisidia günümüzde ise Teke Yöresi denmekte. Teke Yöresi'nin eskiden bu yana kendine has bir kültürü ve yaşayış biçimi vardır. Burdur; mimari özellikleri, el sanatları, giysi ve kıyafetleri, sosyal yaşamdaki gelenek ve görenekleri, türküleri, ezgileri, oyunları ve yöresel mutfağı ile Teke Yöresi Kültürü'nü birçok yönüyle yansıtmaktadır. Hatta Teke Yöresi'nin kültür başkenti olarak bilinir. Toplu bayramlaşma gelenekleri, Teke Katımı ve Yünüm Törenleri, Bağbozumu, Hıdırellez Törenleri, Yaren ve Ziyafet Geceleri, Kütük Atma ve Maşala Törenleri Teke Yöresi'ne has adetlerdir. Düğünler başta olmak üzere özel günlerde oynanan yöresel oyunları ve kendine has müzik anlayışları vardır. Boğaz Havası, Avşar Zeybeği, Teke Zortlaması, Serenler gibi halk oyunları, kabak kemane, cura, sipsi, kaval veya çamdüdüğü gibi çaldı aletleri bulunur. Ayrıca Burdur'da el emeği göz nuru halı-kilim dokuma, ibecik bezi ve alaca dokuma gibi el sanatları da sürdürülmekte. - Ceviz Ezmesi - Burdur Şiş Köfte - Kabak Helvası - Burdur Muhallebisi - Gazel Böreği - Dirmil Kebabı - Gölhisar Kavurması - Bükme - Dirgit - Höşmerim - Bişi - Haşhaşlı Ekmek ve Haşhaş Helvası Burdur'da 2006 yılında kurulan Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi bulunuyor. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi gittikçe büyüyen, temiz, düzenli ve çok güzel bir kampüse sahip. Bir öğrenci olarak MAKÜ'den şikayet edecek çok bir durum bulamazsınız. Ama şehir hayatına gelirsek orada iş biraz değişebilir. Burdur hakkında yorumlar genellikle şehrin küçük olması üzerine yoğunlaşıyor. Hem memur kesimi hem de öğrenciler için burada sosyal imkanlar oldukça kısıtlı. Eğer hareketli bir öğrencilik hayatı beklentiniz varsa geçmiş olsun. Yanlış üniversiteye geldiniz. Burdur, doğal alanlar olarak çok güzel yerlere sahip. En başta Salda Gölü gibi dünyada nadir görülen bir güzelliği var. Ama Burdur'da uzun bir süre kalacaksanız ister istemez sıkılacağınız dönemler olacaktır. Sürekli göllere gidecek haliniz yok. Burdur'un şehir merkezi yeni yeni büyüyor ve gelişiyor. Kafe, AVM, sinema vs. gibi yerler için fazla alternatifiniz yok. Burada yaşayan kesim genellikle gezmek için Isparta ve Antalya'ya da gidiyor. Çok yakın mesafedeler. Özellikle hafta sonları bu şekilde değerlendiriliyor. Memurlar için Burdur merkez ve ilçeler arasında büyük farklar yok. Görevli oldukları zaman dışında eğer Burdur yeterli gelmezse onlar da alternatif olarak Isparta ve Antalya'da vakit geçiriyorlar. \"Burdur ucuz mu, pahalı mı?\" diyecek olursanız, şehrin küçük olmasının avantajı burada ortaya çıkıyor. Burdur hem pahalı bir şehir değil, hem de isteseniz de burada çok para harcayamazsınız. Büyük şehirlere oranla Burdur daha ekonomik bir yer. Ev, yurt ve temel ihtiyaçlarınızı karşılama konusunda pahalı değil. Bu da Burdur'da ekonomik yaşam için gayet yeterli oluyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/burdur-salda-golu-konaklama-yerleri/", "text": "Burdur'un Yeşilova ilçesinde bulunan Salda Gölü, yüz binlerce yıldır pek kimsenin dikkatini çekmeden olduğu yerde tüm güzelliği ile duruyordu. Ta ki instagram gençliğinin katkılarıyla bir anda Türkiye'nin en gözde tatil yerlerinden biri haline gelene kadar. Mars'a benziyor dediler tutmadı, Maldivler ayağınıza geldi dediler olmadı ama ne olduysa sosyal medyanın gücüyle oldu ve #saldagölü tatil keyfi paylaşımları aldı yürüdü. Siz de bu büyüye kapılıp tatil planınızı Burdur Salda Gölü'ne göre yapma kararı aldıysanız, 'Salda Gölü Konaklama Yerleri' ile ilgili bu yazımıza bir göz atmanızda fayda var. - Salda Gölü Nerede Kalınır? - Salda Gölü Kamp Yasak mı? - Salda Gölü Bungalov Evleri Kiralama - Salda Gölü'ne Yakın Otel ve Pansiyon - Salda Gölü Son Hali Bu başlıkların hepsini detaylandırmaya başlayacağız ama öncesinde Burdur Yeşilova Salda Gölü'ne nasıl ulaşabileceğinize bir bakalım. Salda Gölü; Burdur, Denizli ve Antalya şehirlerinin ortasındadır. Burdur'a uzaklığı 75 km, Denizli'ye uzaklığı 85 km. ve Antalya'ya uzaklığı 150 km'dir. Gölün Burdur Yeşilova ilçe merkezine uzaklığı ise 4-5 km. kadardır. Salda Gölü'ne en yakın yerleşim yerleri; Salda, Kayadibi, Doğanbaba ve Yeşilova. Ana yol güzergahında olmadığı için Salda Gölü'ne direkt giden şehirlerarası otobüs seferleri bulunmuyor. O nedenle Salda Gölü'ne ulaşmak için tercih edebileceğiniz en kolay yol özel araç yani kendi arabanızla gitmek. - İstanbul Salda Gölü arası 630 km. ve 7,5 saat. - İzmir Salda Gölü arası 300 km. ve 4,5 saat. - Antalya Salda Gölü arası 150 km. ve 2 saat 15 dakika. - Burdur Salda Gölü arası 75 km. ve 1 saat. - Denizli Salda Gölü arası 85 km. ve 1 saat 15 dakika. - Isparta Salda Gölü arası 110 km. ve 1 saat 40 dakika. Salda Gölü'ne en yakın şehir merkezi olan Burdur'dan Salda'ya gitmek için önce Hacılar istikametine, oradan Salda yönüne ilerlemeniz gerekiyor. Salda Gölü'ne yakın konumda 3 tane havalimanı bulunuyor. - Isparta Süleyman Demirel Havalimanı - Denizli Çardak Havalimanı - Antalya Havalimanı Bulunduğunuz şehirden önce bu havalimanlarından birine uçuş gerçekleştiriyorsunuz. Daha sonrasında bu şehirlerin merkez otogarlarına geçmeniz gerekiyor. Havalimanlarının genelde otogar servisleri bulunuyor. İsterseniz onları kullanabilir ya da taksiye binebilirsiniz. Farklı bir alternatif de araç kiralama olabilir. Bu 3 şehrin otogarından da Yeşilova'ya giden minibüs ya da otobüsler var. Geldiğiniz şehre göre 1-2 saat içerisinde Yeşilova'ya varmış oluyorsunuz. Yeşilova'ya giden minibüsler Salda Gölü'ne çok yakın mesafeye kadar geliyorlar ama kumsalın olduğu bölgeye girişleri yasak. Arada biraz yürüme mesafesi kalıyor. Yeşilova merkezden hiç yürümeden bölgeye ulaşmak istiyorsanız ya taksiye bineceksiniz ya da otostop çekeceksiniz. Mesafe 4-5 km. olduğu için taksi ücreti fazla tutmayacaktır. Bölge özellikle yazın çok kalabalık olduğundan müsait durumdaysanız otostop çekerek de göle ulaşabilirsiniz. - Burdur Otogarı - Isparta Otogarı - Denizli Otogarı - Antalya Otogarı Bu şehir otogarlarının hepsinden Burdur, Yeşilova ilçesine kalkan minibüs-otobüslere binerek bölgeye ulaşabilirsiniz. Sonrasında ise göl kenarına yürümeden gitmek istiyorsanız Yeşilova merkezden taksiye ihtiyacınız olacak. Ya da az önce belirttiğimiz gibi otostop. Bu 4 şehir otogarından Yeşilova'ya giden araçlar akşam 18:00 19:00 civarına kadar çalışıyor, sonrasında toplu taşıma aracı bulmanız mümkün değil. Yürüme imkanınız varsa Yeşilova minibüslerinden sizi göle en yakın bölgede indirmesini isteyebilirsiniz. Eğer bölgeye kısa süreliğine gelecekseniz indiğiniz havalimanı ya da otogardan araç kiralamak iyi bir seçenek olabilir. Git-gel masraflarınızı tek seferde araba kirasına vermiş olursunuz. Salda Gölü konaklama bilgilerine gelmeden önce, Salda Gölü ile ilgili bilmeniz gereken önemli detayları bu yazıda okuyabilirsiniz. Doğal sit alanı olan Salda Gölü'nde yapılaşma kesinlikle yasak. O nedenle gölün hemen kenarında otel ya da pansiyon bulmak gibi bir beklentiniz olmasın. Bu doğa harikası yerin temiz kalması için güzel bir karar. Bütün dünyanın betonlaşma için yemin etmiş gibi harıl harıl çalıştığı şu yüzyılda, en azından elimizden geldiğince bazı yerleri korumamız çok önemli. 2020 yılı başlarına kadar Salda Gölü çevresinde çadır kampı yapmak ve Yeşilova Belediye Halk Plajı içerisinde yer alan, işletmesi Yeşilova Belediyesi'ne ait olan Bungalov Evleri'nde konaklamak mümkündü. Fakat Salda Gölü'nde tahribatın artması sonucu bölgede yeni bir çevre düzenleme çalışması başlatıldı. Salda Gölü'nün korunması ve ziyaretçilere daha sağlıklı bir ortamda hizmet sunulması için Yeşilova Halk Plajı dahil bölgede yer alan bütün bungalov evler ve kamp alanları kaldırıldı. ! Salda Gölü Bungalov Evleri'nin hemen yanında yer alan ve çadır kiralama hizmeti veren Salda Gölü Özgün Doğa Evleri de kapatıldı. Ayrıca Salda Gölü Plajları içinde yer alan Bulgaroğlu Kamping, Mahalli Gençlik Kamp Alanı ve Karavan Parkı ile Ayyıldız Çadır Kampı da artık hizmet vermiyor. Yapılan revizyon çalışmaları sonrası Salda Gölü Belediye Halk Plajı önümüzdeki aylarda yeniden şekillenecek. Konaklama amacıyla yerleştirilmesi düşünülen yeni ahşap ünitelerin de gölden en az 500 metre uzakta olması planlanıyor. Gölün en fazla ziyaretçi çeken bölgesi olan Beyaz Adalar sahil şeridinde ise taşıma kapasitesine bağlı olarak ziyaretçi sayısının kısıtlanacağı söyleniyor. ! Maldivler Plajı : Salda Gölü'nde çamur banyosu yapmak isteyenlerin uğrak noktası olan bu plaj da yeniden düzenlendi. Salda kasabası tarafında yer alan Maldivler Plajı'nda artık çukur oluşturmak, banyo yapmak ve kum/çamur toplamak yasak. Çevre düzenlemeleri tam olarak bittikten sonra Salda Gölü'nde konaklama ne şekilde olacak? Salda Gölü'nde kamp tamamen yasaklanacak mı? Bungalov evleri kiralama hizmeti devam edecek mi? Bu bilgiler netleşince Gezi Hocası olarak detayları size aktaracağız. Çadır ve karavan kampı yapmanın yasak olduğu Salda Gölü'nde konaklama için en iyi seçenek, göle yakın bölgelerde bulunan otel ve pansiyonları tercih etmek. # Hotel Lago Di Salda: Salda Gölü kumsalına yakın en kaliteli ve en düzgün otel burası. Manzarası harika. Neredeyse 30 yıllık bir geçmişi olduğu için oturmuş bir hizmet kalitesi de var. Hotel Lago Di Salda nerede? Harita konumu için tıklayın. # Tefenni Villas: Burası Salda Gölü'ne yaklaşık yarım saatlik bir mesafede yer alıyor. Oldukça düzgün ve lüks bir mekan. Villa tipi konutlarda kalmak isterseniz, uzaklığına takılmadan gönül rahatlığı ile burayı tercih edebilirsiniz. Tefenni Villas nerede? Harita konumu için tıklayın. # Bunların dışında gölün etrafındaki Yeşilova, Kayadibi ve Salda beldelerinde kiralık oda, pansiyon ve apart otel tarzı başka yerler de bulabilirsiniz. - Görenser Otel konum web sitesi - Tan Apart Aile Ev Pansiyonu konum - Green Garden House Hotel konum - Kaplan Apart & Pansiyon konum - Salda Lake Hotel konum - Aromatic Hotel konum web sitesi - Şahan Apart konum web sitesi - Ayaz Apart Pansiyon konum"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bursa-cevresi-gezilecek-yerler-listesi/", "text": "Bursa, Marmara Bölgesi'nin güneyinde Bilecik ve Balıkesir arasında yer alan, Türkiye'nin en güzel illerinden biridir. Ülkemizin en kalabalık dördüncü şehri olan Bursa özellikle tekstilin kalbi olarak bilinmektedir. Ayrıca Bursa iskender kebabının namı da Türkiye sınırlarını aşmıştır. Bursa; Ulu Cami, Uludağ Kayak Merkezi, Ayvaini Mağarası, Softaboğan Şelalesi ile meşhurdur. Bununla beraber, birazdan söz edeceğimiz daha birçok doğal ve tarihi mekanları ile her yıl yerli ve yabancı binlerce turistin ziyaret noktasıdır. Şimdi merkezden başlayarak günübirlik Bursa çevresi gezilecek yerler listesini inceleyelim. - Bursa Ulu Cami - Uludağ - Uludağ Milli Parkı - Bursa'daki Şelaleler - İnkaya Çınarı - Cumalıkızık Köyü - I. Murad Hüdavendigar Cami - Bursa'daki Mağaralar - Bursa Oylat Kaplıcaları - Ormancılık Müzesi - Uluabat Kuş Cenneti - Bursa Atatürk Müzesi - Ördekli Hamamı Kültür Merkezi - Çakırağa Hamamı - İznik'te Gezilecek Yerler - İznik Antik Tiyatrosu - İznik Gölü - Nilüfer Hatun İmareti ve İznik Müzesi - Bursa'dan Ne Alınır? Türkiye'de hemen her ilde bir Ulu Cami bulunuyor. Bu bir kural mıdır, adet midir? Bilemiyoruz ama Ulu Cami denilince akla ilk önce Bursa Ulu Cami gelir. Ulu Cami ile Bursa bütünleşmiş desek yeridir. Bursa Ulu Cami, Türkiye'deki aynı adı taşıyan camilerin en büyüğüdür. 3 bin 180 metre kare iç alanı olan caminin son cemaat yeri yoktur. Doğu, batı ve kuzeyde toplam üç kapısı olan caminin kuzeyinde yer alan kapı caminin taç kapısıdır. Cami, Yıldırım Beyazıt'ın 1396 Niğbolu zaferinden elde ettiği ganimetlerle yapılmıştır. İlk inşasında tek minaresi olan caminin doğudaki minaresi Çelebi Mehmet tarafından eklenmiştir. Caminin iç duvarları ve sütunlarında hat sanatının değerli eserleri yer almaktadır. Cami, 1403'te Timur istilasında ve 1413'te de Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yakılmıştır. 20 kubbeli caminin 18 kubbesi 1855 depreminde çökmüş, Abdülmecid tarafından caminin kubbeleri tekrar ayağa kaldırılmıştır. Caminin ilk imamı ise Mevlid-i Şerif'in şairi Süleyman Çelebi'dir. Yeri gelmişken, Ulu Cami'nin ilk kılınan cumasında Yıldırım Beyazıt'ın cuma hutbesi için görevlendirdiği Somuncu Baba'nın hikayesini de okumanızı tavsiye ederiz. Ayrıca cami ortasında bulunan şadırvan, yaz aylarında ortama serinlik vermesinin yanında güzel bir görüntü de oluşturmaktadır. Şadırvanın tam üstündeki kubbenin açık olması içeriye doğal bir aydınlık sağlamaktadır. Bir gün rehber eşliğinde Ulu Cami'ye giderseniz bu şadırvanın hikayesini anlatabilirler. Ya da gezi rehberlerinde Ulu Cami Şadırvan Hikayesi başlığı ile uzun uzun metinler okuyabilirsiniz. Kadının birisi arazisinin cami olmasını istemiyormuş, bu kısım ibadet alanından çıkarılmış vs.. gibi bu hikayelerin farklı versiyonları mevcut. Fakat herhangi bir sağlam kaynağa rastlamadık. Konuyla ilgili bir araştırmacının önemli notunu buraya eklemiş olalım.. Büyük şehirlerin hızlı yaşantısından kaçmak ve kendinizi bulmak için yapmanız gereken bir gezinin adıdır Uludağ. Snowboard ve kayak merkezi olarak ön plana çıkmış bir merkezdir. Esasında kayak merkezinin meşhurluğu büyüklüğünden değil, İstanbul'a yakın olmasından kaynaklanıyor. Ne demek istediğimizi daha iyi ifade etmek adına Palandöken Kayak Merkezi yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. Uludağ kayak açısından çok tercih edilen bir bölgedir. Fakat yaz aylarında bile gezip görmek için güzel alanları mevcuttur. Kışın kayak, yazında kamp için tercih edilebilir. Etkinlikler, konserler ve birçok eğlencenin yapıldığı Bursa Uludağ bölgesinde sadece kayak ve kamp değil farklı eğlence alternatifleri de bulabilirsiniz. Gezerken görmeniz gereken yerlerden biri telesiyejle çıkabileceğiniz 2232 metre yüksekte yer alan Kuşakkaya'dır. Buraya çıkarak çevrenin tüm manzarasını görebilme imkanınız bulunmaktadır. Bursa'da kış tatili yapacak olanlar için gezi maliyetleri, yapacağınız gezi şekline göre değişmektedir. Doya doya gezinizin tadını çıkarmak isterseniz, maliyeti yüksek görünse de gezeceğiniz yerlere ve öğreneceğiniz bilgilere değecektir. Günübirlik, hafta sonu tatili ve senelik izinlerinizde gidilecek yerler arasında her türlü programa uyacak mekanlar bulunuyor. Uludağ Kayak Merkezi'nde kayak dışında, snowboard, big foot, kar motosikleti ve buz pateni yapma imkanları da bulunuyor. Aynı zamanda milli park olan Uludağ'a karayolu ve teleferikle ulaşmak mümkündür. Merkezden yaklaşık bir saatlik karayolu seyahati ile kayak merkezine gidilebilir. Bursa'nın Teleferik semtinden binebileceğiniz teleferik, Kadıyayla Sarı Alan güzergahından otellerin bulunduğu bölgeye giden minibüslere ulaşmanızı sağlayacaktır. Aralık Mart ayları arası kayak için en uygun dönemdir. Kar yağışı yoğun olduğu yıllarda kar kalınlığının 3 metreye eriştiği merkezde, ortalama 20 km. uzunluğunda pistler, Alp Disiplini ve Kuzey Disiplini, Tur Kayağı ve Heli Skiing için uygun alanlar bulunmaktadır. Tesisler açısından oldukça gelişmiş bir kayak merkezi olan Uludağ'da onlarca işletme turizme hizmet vermektedir. Eski çağlarda Olympos olarak adlandırılan Uludağ, Osmanlı döneminde Keşiş Dağı ismi ile anılmıştır. Bunun nedeni dağın Bursa'ya bakan yamaçlarında mezhep çatışmasından kaçan keşişlerin yaşamasıdır. Dağa bugünkü ismi ise 1925 yılında verilmiştir. Uludağ'ın jeolojik yapısını iç püskürük granit kayaçlar oluşturmaktadır. Çünkü Uludağ yerkürenin derinliklerinde bulunan magmanın yeryüzüne doğru yükselerek katılaşması ile meydana gelmiştir. 2543 metre yükseklikteki Uludağ Tepesi altında, son buzul döneminden kalan 7 tane buzul gölü yer almaktadır. Bu göllerden Kilimli Göl, dağcıların kamp için tercih ettikleri bir yer olmakla birlikte, civar köylerin insanı da burayı piknik yapmak için kullanırlar. Diğer bir göl ise sıcak yaz günlerinde etrafına serin bir hava yayan Buzlu Göldür. Göl Ağustos ayına kadar buz kütleleri ile doludur. Karagöl'ün ise güneş görmediği için midir bilinmez insanı ürperten bir görüntüsü vardır. Bu göl Kilimli Gölü'ne 10 dakika yürüme mesafesindedir. 2310 metre yükseklikte bulunan Aynalı Göl yabancı dağcılar tarafından tercih edilen yerlerden biridir. Heybeli Göl ise 2410 metre yükseklikte bulunur. Yaz aylarında göl kurur ve bir plato görüntüsü verir. Uludağ Milli Parkı yaz-kış aktivitelere olanak sağlamaktadır. Dağda, kışın ortalama 4 ay kış sporları yapılmaktadır. Kayak dışında snowbord, buz pateni ve kar motosikleti de yapılabilecek diğer aktivitelerdir. Konaklama için ise turistik oteller ve dinlenme tesisleri mevcuttur. Yaz aylarında ise kampçılık, dağcılık ve dağ yürüyüşü yapma olanağı vardır. Karabelen ve Kirazlıyayla kullanım alanlarında günübirlik ziyarete gelenler için gazino ve piknik alanları yer almaktadır. Çobankaya ve Sarıalan kullanım alanında ise çadır kamp yerleri bulunmaktadır. Sarıakan kamp alanında ayrıca yürüyüş parkurları, oyun sahaları, gazino ve dükkanlar yer almaktadır. Uludağ Milli Parkı flora bakımından da oldukça zengindir. 171 endemik türü içinde barındıran milli parkta, dünya florasına kazandırılan 6 tür bulunmaktadır. Parkın faunasında ise endemik bir tür olan Apollo Kelebeği ve dünyada sayısı azalmış Sakallı Akbaba'nın yanı sıra tilki, çakal, porsuk, karaca, yılan, yaban domuzu, bukalemun, kartal, doğan, baykuş gibi hayvanlar yer almaktadır. Bursa, tarihi güzellikleri kadar doğal güzellikleri ile de meşhur bir ilimiz. Bursa civarında çok büyük olmasa da görülmeye değer şelaleler de bulunuyor. Bursa'da gezilecek yerler yazımıza şimdi bu şelaleler ile devam edelim. Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesine 18 km. uzaklıkta bulunur. Suuçtu, Çataldağ'dan doğar, Karadere, Kavaklıdere ve bunların yan kollarının birleşmesi ile çoğalır ve 38 metre yükseklikten dökülür. İlçenin içme suyunu karşılayan şelale aynı zamanda etrafındaki piknik masaları ve ocakları ile doğal sayfiye alanıdır. Ayrıca Orman Bakanlığı'na ait mesire yeri ile lokanta ve alabalık yiyebileceğiniz tesisler bulunmaktadır. İnsanlara dört mevsimin farklı güzelliklerini cömertçe sunan Suuçtu Şelalesi ve çevresi çeşitli bitki türleri ile de göz doldurmaktadır. Bu doğal ortamın verdiği görüntü fotoğraf tutkunları için de kaçırılmaması gereken bir mekan. Şelale yakınına kadar araçla gidebiliyorsunuz. Yol biraz virajlı. Gitmeden önce direksiyon antrenmanları yapın. Şelale'nin dibinde piknik yapmak yasaklanmış. Hem çevre temizliği açısından ve hem de mangal kokusu ve dumanından dolayı isabetli bir karar. Atletli dayılardan da kurtulmuş olduk böylece. Yaklaşık 55 çeşit ağaç türünün yer aldığı, yemyeşil ormanlarla kaplı muhteşem bir vadide yer almaktadır. Şelaleye giden su, ormanın içinden geçen patikaların dereyle kesişmesi sonucu, bir noktada çoğalarak akmakta ve metrelerce yükseklikten dökülmektedir. Büyük Şehir Ormanı'nın en devasa şelalelerinden olan Küreklidere Şelalesi'nin yüksekliği ise tam 82 metredir. Ayrıca şelale yolunda bulunan kaya bahçeleri, bitkilerin yapraklarını dökmesiyle oluşan tabiat manzarası ve mevsimine göre sarı, yeşil, kahverengi gibi renklere bürünen doğal örtüsüyle, bölgeye gelen ziyaretçileri büyülemektedir. Küreklidere Şelalesi, bilhassa yaz aylarında yoğun bir şekilde ziyaret edilmektedir. Serin havası, mükemmel doğasıyla Bursalıların sıklıkla tercih ettiği noktalardan biri olan şelalenin en önemli sorunu, suyun yoğunlaştığı noktaya yaya yolu olmaması. Şelalenin o büyüleyici manzarasının görülebildiği bölüme, sadece köylüler tarafından ağaçlara bağlanmış iplere tutunarak, ilkel yollarla gidilebilmektedir. Bu ulaşım şekli biraz güvensiz ve zor olduğundan, ziyaretçiler tarafından pek tercih edilmemektedir. Şelale; doğa tutkunları için kış ve yaz aylarında bir çekim noktası niteliğindedir. Şelalenin üst kısmında bulunan mesire alanına belediye otobüsleri de geliyor. Şelale çevresinde Arap turistlerin kalabalık olması sebebi ile fiyatlar oldukça tuzlu. Alışverişinizi dışarıda yapıp, bölgeye tedarikli gitmenizi tavsiye ederiz. Şelale, Bursa'nın Yıldırım ilçesinin Hamamlıkızık semtinde, şehir ormanı bünyesinde yer almaktadır. D200 Karayolu üzerinden Derekızı Köyü'ne ayrılan yoldan şelaleye ulaşabilirsiniz. Bursa merkeze takriben 23 km. uzaklıkta olan Küreklidere Şelalesi'ne; araç yolu bittikten sonra 200 metrelik bir yürüyüş sonucunda ulaşılabilmektedir. Araç yolunun da bir köy yolu olduğunu söylemekte fayda var. Araçla ulaşım zor. Uludağ Çobankaya'ya kadar araçla geliyorsunuz. Patika yol üzerinden 2 km. yol yürümeniz gerekiyor. Araçla ulaşımın olmaması, piknikçilerin ve turistlerin alanı istila etmesini engelliyor. Bu bakımdan iyi.. Bursa çevresinde, merkeze yakın bir konumda bulunan şelale konuşan papağanlarıyla meşhur. Fakat son yıllarda Arap turistlerin akınına uğraması yerli ziyaretçileri rahatsız etmeye başladı diyebiliriz. Bununla beraber on yıl önceye kadar gürül gürül akan şelalenin suyu da son yıllarda oldukça azaldı. Bu sebeple bahar sonu ve yaz başlangıcında gitmenizi tavsiye ederiz. Yine de beklentiniz çok yüksek olmasın. Yöre halkı şelale suyunun azalmasına su firmalarının sebep olduğunu iddia ediyor. Sırf papağanların hatırına da olsa gitmeye değer bir mekan. - Alaçam Şelalesi - Oylat Şelalesi - Aras Şelalesi - Sudüşen Şelalesi İnkaya, Bursa-Çekirge'ye 3 km. uzaklıkta bulunan eski bir köydür. Bu köyde bulunan çınar ağacı oldukça dikkat çekici bir anıt ağacı niteliğindedir. Bursa ile bütünleşmiş bir mekan desek yeridir. Uzmanların hesaplamalarına göre ağaç 1408 yılında dikilmiştir. Gövde genişliği 10 metre olan ağacın 35 metre yüksekliği ve 100 metre de yanlara yayılımı vardır. Asırlık çınar ağacının altında çay içmek ve dinlenmek oldukça keyif vericidir. Uludağ'a giderken buraya uğrayıp güzel bir manzara eşliğinde, dev çınar ağacı altında bir nefes alabilirsiniz. Arap turistlerin akın ettiği yerlerden biri olduğu için kahvaltı planı yapmamanızı tavsiye ederiz. Çınar'ın yanına kadar araç çıkabiliyor. Otopark var ama genelde dolu oluyor. Aşağıda yol kenarlarına park edip, yokuşu tırmanabilirsiniz. Yanınızda çocuk ve yaşlı varsa zor olabilir. Cumalıkızık Köyü, ülkemizde Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerini taşıyan yerleşim yerlerinin başında gelmektedir. Bursa ilimizin Yıldırım ilçesine bağlı olan köy, şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Orhan Bey'in isteği üzerine kurulan köyün tarihi 1300'lü yıllara dayanıyor. Uludağ'ın eteklerinde olan köy, kestane ve incir ağaçları ile örtülüdür. Taş sokaklarından akan su, bu tarihi yerleşim yerine ayrı bir güzellik katmış. Eğer fotoğraf çekmeyi ya da çekilmeyi seviyorsanız bu köy tam size göre. Fakat hafta sonları giderseniz sadece insan kalabalığı çekersiniz. Bunu belirtelim. Özellikle 'Kınalı Kar' dizisinden sonra köyün ziyaretçileri eksik olmuyormuş. Köyde hediyelik eşya satan mağazalar, restoran ve kafe tarzı mekanlar bulunuyor. Bursa'nın ziyaret edilmesi gereken bir diğer köyü ise günümüzde Gümüştepe Mahallesi olarak bilinen Misi Köyü. Özellikle hafta sonları Nilüfer Çayı kenarında, doğa içerisinde serpme köy kahvaltısı yapmak isteyen Bursalıların yoğun ilgi gösterdiği bir yer. Misi Köyü ve kahvaltı mekanları ile ilgili detaylı bilgiler için şu yazımıza göz atabilirsiniz. İstanbul çevresinde, gezilmeye değer illerin başında hiç şüphesiz Bursa gelmektedir. Bu ilimizi günübirlik gezerek bitirmeniz mümkün değil aslında. Tam anlamıyla gezmek istiyorsanız en az bir hafta sonunu ayırmanızı tavsiye ederiz. Tarihi eserler, Uludağ ve çevresi, Milli Park, şelaleler, mağaralar.. Her biri ayrı ayrı görülmeye değer.. Şimdi mağaralardan devam edelim.. Güney Marmara Bölgesi'nin en uzun mağarası olan Ayvaini Mağarası'na iki yoldan ulaşılmaktadır. Birincisi, Bursa Mustafakemalpaşa ilçesinin Kazanpınar köyünden, ikincisi ise Nilüfer ilçesinin Ayva köyü yakınlarındadır. Yaklaşık 5 km'lik bir uzunluğa sahip mağara, günümüzden 65 milyon yıl önce oluşmuştur ve bir ucundan diğer ucuna rahatlıkla gidilebilen ender mağaralardandır. Mağara içerisinde göz alıcı sarkıtlar, dikitler, duvar damlataşları ve sulu damlataş havuzlarının yanında bir de dere bulunmaktadır. Dere, mağara içinde küçüklü büyüklü 60'dan fazla gölet oluşturmuştur. Göletler ilkbahar aylarında sular yükselse bile yine de sığdır. Mağaranın iki girişi de oldukça sarptır. Bu özelliğinden dolayı da turizme açık değildir. Fakat profesyonel dağcı ve mağaracılar burada aktivitelerini gerçekleştirebilirler. Bursa'nın İnegöl ilçesine 24 km. uzaklıktaki Oylat Mağarası yaklaşık 700 metre uzunluğunda, 95 metre yüksekliğindedir. Birbirine bağlı iki kattan oluşan mağaranın birinci bölümünde dev kazanı ve damlataş havuzları, ikinci bölümünde ise büyük çöküntü salonu yer almaktadır. Fosil mağara olma özelliğini taşıyan Oylat Mağarası'nda yarasa, binayaklı ve kelebek gibi hayvanlar barınmaktadır. Oylat demişken, sadece mağarasından bahsedip geçmek olmaz. Bursa'nın meşhur kaplıcalarına da kısaca değinelim. Bursa'nın İnegöl ilçesine 26 km. uzaklıkta bulunan, Uludağ'ın sırtlarında kurulmuş Oylat Kaplıcaları, özellikleri bakımından dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Kaplıcanın suyu oligometalik, hipertermal, radyoaktif sular grubuna girmektedir. Kaplıca radyoaktif özelliği ile insanları psikolojik ve fiziki açıdan zinde kılmakla birlikte romatizmal ağrıları, mide ve böbrek rahatsızlıkları, tansiyon, kadın hastalıkları ve cilt rahatsızlıkları olanlara da şifa dağıtmaktadır. Deniz seviyesinden 840 metre yükseklikte bulunan Oylat Kaplıcaları'na günübirlik gelinebileceği gibi burada kalmak için inşa edilmiş oteller de ziyaretçilerine kaliteli hizmetler sunmaktadır. - Çekirge Kaplıcaları - Dümbüldek Kaplıcaları - Gemlik Kaplıcaları - Ağaçhisar Kaplıcaları - Sadağ Kaplıcaları \"Böyle bir müze mi varmış?\" demeyin. Bursa'da var. 1989 yılında kurulan Ormancılık Müzesi, Bursa'nın Çekirge Caddesi üzerindedir. Türkiye'nin ilk ve tek ormancılık müzesidir. Bina, barok tarzında yapılmış 19. yy. binasıdır. Saatçi Köşkü olarak da bilinen müzede Osmanlı'dan günümüze orman mühendisliği aletleri, bitkiler, kesici aletler, orman içi haberleşme araçları, haritalar, fosiller gibi 3 bini aşkın eser sergilenmektedir. Müzede yer alan 350 milyon yıllık karbonifer fosilleri, 50 milyon yıllık sarıçam, karaçam fosilleri, mumyalanmış hayvan örnekleri, böcekler oldukça dikkat çekicidir. Bursa'nın Karacabey ilçesine bağlı Uluabat köyünde bulunan Uluabat Kuş Cenneti, 10 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuştur. Uluabat Gölü kıyısında, doğasever Mustafa Bilgiç tarafından oluşturulan bu fauna ve flora parkı, kuş bilimcilerin sık sık inceleme yapmak için geldiği bir alandır. Burası tavus kuşu, sülün, keklik, güvercin gibi kuşların üretim çiftliği olmasının yanında göçmen kuşlarının da uğrak yeridir. Hollanda, Polonya ve Rusya başta olmak üzere birçok ülkeden gelen göçmen kuşlar Uluabat Gölü ve çevresinde yumurtlayıp kuluçkaya yatar, sonrasında da Manyas ve Dalyan Gölleri'ne doğru uçarlar. Elliden fazla kuş çeşidinin, yüzü aşkın türde bitkinin yer aldığı bu muhteşem doğa, huzur ve dinginliği sunmak için ziyaretçilerini bekliyor. Burası Çekirge Caddesi'nin üzerinde bulunan ve 19. yüzyıl sonlarında yapılmış üç katlı bir köşktür. Atatürk, Bursa gezilerinde burada kalmış. Köşk, Bursa'daki sivil mimarinin en güzel örneklerinden biridir. Salonlar ve odalarda Atatürk'ün eşyaları sergilenmektedir. Bursa gezilecek yerler listemizdeki önemli tarihi yapılardan biridir. Yapımına Yıldırım Bayezid döneminde başlanan Ördekli Hamamı, o yıllarda Timur'un Bursa'yı işgal etmesinden ötürü yarım kalmıştır. Çelebi Mehmed döneminde tamamlanan hamamın duvarına, 1485 yılında Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa tarafından çeşme eklenmiştir. 1620 yılında ise hamamın altı halvet kubbesi ve camekanının tuğla kiremitlerinin yağmurdan etkilenmesi üzerine, bu alanlar Frenk kiremidi ile örtülmüştür. Ördekli Hamamı'nın bulunduğu bölgeye daha önceki yıllarda I. Murat tarafından Nalıncılar Hamamı yapıldığı için, hamam bir müddet Yeni Hamam olarak da anılmıştır. Sonraki yıllarda hamamların çoğalmasıyla burası insanlar arasında Eski Yeni Hamam adıyla anılır olmuştur. Hamamın Ördekli ismini ise içerisinde yer alan su havuzu ve kurna yalaklarından aldığı güçlü bir ihtimaldir. Ördekli Hamamı yapıldığı dönem itibariyle Bursa'da, Osmanlı Devleti tarafından yaptırılan en büyük hamam olma özelliğine sahiptir. Külhandan gelen duman ve sıcak suyun duvarlarda dolaştırılmasıyla hamamın ısıtma sistemi oluşturulmuştur. Kadınlar ve erkekler şeklinde bölümleri olan hamam, bütün bir çifte hamam niteliğindedir. Yapının üzeri kubbeler ile örtülmüş, duvarları 3 sıra tuğla, 1 sıra kesme taşla örülmüştür. Hamamın sıcaklığı dikdörtgen, soğukluğu ise sekizgen plan üstüne kurulmuştur. 1855 depreminde büyük hasar gören Ördekli Hamamı, önemli bir tarihi eserimiz olmasına rağmen, sonrasında yol genişletme çalışmaları sebebiyle kısmen zarar görmüş ve uzunca yıllar harap bir halde bırakılmıştır. Günümüzde ise kültür merkezi işlevi kazandırılan bu tarihi inşa, 2006-2008 yılları arasında detaylı bir restorasyon çalışmasından geçirilip, 2008 yılının Nisan ayında yeniden hizmete açılmıştır. Toplam 1400 m 'lik kapalı bir alandan oluşan Ördekli Hamamı Kültür Merkezi'nde iki adet seminer salonu, kahve salonu, fuaye salonu, geleneksel sanatlar kurs ve dilekçe salonları ile sergi salonları yer almaktadır. Çakırağa Hamamı; Osmanlı hükümdarı Sultan II. Murad döneminde, İstanbul ve Bursa Subaşısı Çakır Ağa tarafından Bursa'da yaptırılmıştır. Büyükçe bir çifte hamam olan Çakırağa Hamamı'nın kadınlar ve erkekler bölümlerinin sıcaklığı genişletilip, bu bölümlere iki adet de halvet hücresi eklenmiştir. Soyunma odaları kare planlı tasarlanan, üzeri kubbe ile örtülü olan hamamın kubbe kasnağı, ek bir kasnakla yükseltilmiştir. Sıcaklığın ortasında ise geniş bir göbek taşı bulunur. Hamamın erkekler bölümü, kadınlar bölümünden daha geniş bir alanı kaplamakta olup, hamam duvarları kesme taş ve tuğla ile örülüdür. Çakırağa Hamamı'nın suyu ise dağ eteklerinden, Pınarbaşı su kaynağından gelmekte ve aynı su özel bir hat ile Ulu Camii'ne de gitmektedir. Hamam, 1962 yılında orijinal haline sadık kalınmak şartıyla detaylı bir onarımdan geçirilip yenilenmiştir. Sonraki yıllarda hamama gelir temin etmek ve tanıtımını yapmak amacıyla Çakırağa Hamamı'nın kuzey ve batı cephesine bitişik vaziyette dükkanlar yapılmıştır. Şehrin yerli halkı kadar turistlerin de ilgi gösterdiği hamam, halk arasında Çakır Hamam şeklinde de anılmakta olup günümüzde işlevini faal olarak sürdürmeye devam etmektedir. İznik şehir merkezi, İznik Gölü'nün doğu yakasında bulunuyor. Bursa'nın kuzeydoğusunda yer almakta ve merkeze takriben 80 km. mesafede bulunmaktadır. M. Ö. 316'da Antigoneia adıyla kurulmuş olan kentin ismi, kent Makedon General Lysimakhos tarafından ele geçirilince Nikaia olarak değiştirilmiştir. Kent ızgara planlı olarak kurulmuş ve bu plan günümüze kadar korunabilmiştir. Izgara şehir planında güneş ışıklarının şehre eşit şekilde yayılmasının amaçlandığı bilinmektedir. Bununla birlikte antik zamanlarda bu şehir yapısının demokrasiyi temsil ettiği belirtiliyor. Bu özelliği ile İznik, ızgara planını bozmadan bugüne kadar gelebilen dünyanın nadir şehirlerinden biri olarak gösteriliyor. Tanrıça Kybele ile Sangarios'un Nikaia adında dünya güzeli bir kızları olur. Bir gün bu güzel su perisine Himnos adında bir çoban aşık olur. Nikaia, \"Allahın şoparı! Sen kimsin bana aşık oluyorsun?\" diyerek o masum çobanı attığı okla öldürür. Bu duruma sinirlenen Aşk Tanrısı Eros öç almak için Şarap Tanrısı Dionysos'dan yardım ister. Dionysos derede yıkanırken gördüğü Nikaia'ya aşık olur. Dereye şarap karıştırarak Nikaia'nın sarhoş olmasını sağlar. Sarhoşluktan başı dönen Nikaia, Dionysos ile birlikte olur. Dionysos da güzel bir şehir kurar ve kente sevdiği kadının adını verir. 111-112 yıllarında yapıldığı tahmin edilen tiyatro İznik'in güneybatı kesiminde yer alıyor. 8. yy'dan sonra kullanılmayan tiyatro, 13. yy'da toplu mezarlığa dönüştürülmüştür. Yapının üst oturma yerleri yıkılmış, alt oturma yerleri ve diğer bölümlerin taşları İznik surlarının tamirinde kullanılmıştır. Zamanın insanları tarihi eserlere çok önem veriyorlarmış belli ki! Marmara Bölgesi'nin en büyük, ülkemizin beşinci büyük gölü olan İznik Gölü, suyu tatlı tektonik bir göldür. Göl yağmur suları, Karadere, Sölöz Deresi ve karstik kaynaklardan beslenmektedir. Gölün suyu kış ve ilkbahar aylarında yükselir, yaza doğru azalır ve sonbahar aylarında en düşük seviyede seyreder. Bu sebeple ziyaret edecekseniz bahar aylarını tercih etmenizi tavsiye ederiz. Etrafı dağlarla çevrili olan İznik Gölü mitoloji dünyasında da yerini almıştır. Antik çağlarda Ascania Limne olarak anılan göl Homeros'un İlyada'sında adından söz ettirmiştir. Ayrıca efsanelerde bolluk, bereket ve şarap tanrısı Dionysos'un bu gölde yıkandığı anlatılır. 1990 yılında sit alanı ilan edilen İznik Gölü tarım alanları ve zeytinlik, bağ ve meyve bahçeleri ile çevrilidir. Bunun yanında gölde balıkçılık da yapılmaktadır. Gölün batısında yer alan piknik alanları, günübirlik dinlenme yerleri, sosyal tesisler ile doğa harikası bu alanı görmeden Bursa'dan ayrılmayın. I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun anısına yaptırılan imarethane 1388 yılına tarihlenir. 19. yy'a kadar burada yoksullara yemek dağıtılır. Yunan işgali sırasında tahrip olmuş yapı, bir süre depo olarak kullanılmıştır. 1960 yılından günümüze kadar da İznik Müzesi olarak hizmet vermektedir. Osmanlı mimarisinin ilk ters T planlı eseri olan yapının duvarları kesme küfeki taş ve tuğla ile örülmüştür. Ana bölüm tek kubbeyle, arkadaki eyvan ise iki küçük kubbe ile kapatılmıştır. Müzede, İznik ve çevresinden çıkan kalıntılar ve değerli eserler, Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait lahitler, mezar taşları gibi parçalar sergilenmektedir. Bursa'dan alabileceğiniz ürünlerin başında ipekli dokumalar ve havlular gelir. İznik çini atölyelerinde yapılan çeşitli ürünleri de sevdiklerinize hediye olarak alabilirsiniz. Bedesten, geleneksel ürünleri kolaylıkla bulabileceğiniz bir yer. Aynı şekilde Bursa'ya özgü ipekli dokumalar ve çeşitli tekstil eşyalarını da Koza Han'dan satın alabilirsiniz. Şehre gitmişken kestane şekeri de alabilirsiniz. İzmit'in pişmaniyesi gibi Bursa'nın da kestanesi meşhurdur. Mevsimine denk gelirseniz şeftali de alabilirsiniz. Suuçtu Şelalesi, Bursa'nın en hoş doğal güzelliklerinden biridir. Şelale bir fay hattının çökmesi sonucunda meydana gelmiştir. Şelalenin yüksekliği takriben 38 metredir. Şelalenin suyunun döküldüğü göletteki su miktarı, yazın azalsa da kış aylarında dolup oldukça güzel bir görüntü oluşturmaktadır. Suuçtu Şelalesi'nin ve hoş bir ormanın yer aldığı Suuçtu orman içi dinlenme yeri, şelaleyi görmeye gelenleri bütün doğa güzellikleriyle karşılamaktadır. Kış aylarında özellikle yağmurların etkisiyle genişliği ve göletindeki su miktarı epeyce gelişen şelale, yerel halkının içme suyu ihtiyacını da karşılamaktadır. Şelalenin çevresinde ve suyun içinde bulunan piknik masaları ve ocaklarıyla ziyaretçilerine eşsiz bir etraf hazırlayan şelalenin orman içi dinlenme yerinde; birçok çam, kayın, meşe ve alfat gibi ağaç türleri bulunmaktadır. Şelalenin bulunduğu alan, yaz aylarında bunaltıcı sıcakların olduğu dönemlerde bile oldukça serin ve ferahtır. Şehrin karmaşasından uzaktan, doğayla iç içe bir yer olan Suuçtu Şelalesi'ne gelmek için virajlı yollardan geçerken karşılaştığınız, tarihi yapısı korunmuş küçük köy evleri ve sıra sıra dizilmiş ağaçlar; neşeli bir seyahat imkanı sunmakta, şelalenin etrafında bulunan farklı renk ve görünümdeki kayalar ise ziyaretçileri şaşırtmaktadır. Keza şelalenin suyu içilebilir olup şelalenin üst tarafında bundan başka alabalık lokantası yer almaktadır. Şelale; Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde, ilçe merkezine yaklaşık 20 km. uzaklıkta yer almaktadır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bursa-nasil-bir-yer-bursa-hakkinda-bilgi/", "text": "Bursa, üç büyük şehrimiz olan İstanbul, Ankara ve İzmir'den sonra Türkiye'nin en kalabalık dördüncü şehridir. Ayrıca dört büyük takım diye tabir edilen İstanbul takımları ve Trabzonspor'dan sonra Türkiye'de şampiyonluk yaşamış, beşinci büyük takım olmayı başarmış futbol sevdalısı bir ilimizdir. Bu iki konuda Bursa her ne kadar ilk üç dışında kalsa da şehrin tartışmasız bir numara olduğu bir konu var ki o da İskender Kebabı. 1867 yılında İskender Efendi tarafından Bursa'da icat edilen Bursa İskender Kebabı, 150 yıllık geçmişi ile sadece Türkiye değil, sınırlarımız ötesinde bile tanınan efsane bir lezzete dönüştü. Tabi Bursa mutfağı sadece bununla sınırlı değil. Daha birçok harika yemeği barındırıyor. Türkiye'nin en hızlı gelişen ve en büyük şehirlerden olan Bursa'yı öyle birkaç özelliği ile tarif etmek mümkün değil. Bursa nasıl bir şehir? Bursa'da yaşam kalitesi nedir? Öğrenci ya da memurlar için Bursa nasıl bir yer? Tüm bu detaylara gireceğiz ama önce Bursa hakkında bilgi almak isteyenler için kısaca birkaç not paylaşalım. Bursa, Marmara Bölgesi'nin güneyinde bulunuyor. Kuzeyinde Marmara Denizi, Yalova, Kocaeli, kuzeydoğu kesiminde Bilecik, Sakarya, güneyinde Kütahya, batısında ise Balıkesir ile komşudur. Anayol hatları üzerinde bulunan Bursa'ya, kara, deniz ve havayoluyla ulaşım oldukça kolaydır. Anadolu'nun hemen her yerinden Marmara istikametine giden anayol hatlarıyla Bursa'ya ulaşım mümkün. Ve birçok ilden direkt yapılan otobüs seferleri var. Burada en çok sorulan soru \"İstanbul'dan Bursa'ya Nasıl Gidilir?\" sorusu oluyor. Eskihisar Topçular arası arabalı vapuru kullanarak Bursa'ya ulaşmak mümkün. D-100 (E5) ya da TEM üzerinden Gebze Eskihisar sapağını geçip iskeleye gidebilirsiniz. Buradan sonra yaklaşık 40 dakika vapur yolcuğu var. Ya da Gebze'yi geçtikten sonra Dilovası'na gelmeden önce Osmangazi levhalarından Osmangazi Köprüsü yoluna giriş yapabilir, köprü üzerinden Bursa'ya geçebilirsiniz. - İstanbul Bursa arası yaklaşık 150 kilometre ve 2 saat 20 dakika. - Ankara Bursa arası yaklaşık 390 kilometre ve 4 saat 30 dakika. - İzmir Bursa arası yaklaşık 345 kilometre ve 4 saat. - Sivas Bursa arası yaklaşık 850 kilometre ve 10 saat. - Antalya Bursa arası yaklaşık 550 kilometre ve 7 saat. - Trabzon Bursa arası yaklaşık 1130 kilometre ve 13 saat. Bursa il merkezinin yaklaşık 55 km. kadar dışında, Yenişehir ilçesinde Bursa Yenişehir Havalimanı bulunuyor. Fakat bu havalimanı İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı'nın biraz gölgesinde kaldığı için fazla aktif olarak kullanılan bir tesis değil. Bazı büyük şehirlerden Bursa'ya direkt uçuş bulsanız da, diğer uçuşlar genellikle Ankara aktarmalı olarak gerçekleşiyor. Yenişehir Havalimanı ile Bursa şehir merkezi arasındaki ulaşımı ise özel servisler ve belediye otobüsleri sağlıyor. - Bursa Yenikapı Kadıköy - Bursa Armutlu Armutlu Tatil Köyü Yenikapı Kadıköy - Bursa Yenikapı Antik Dönem: Arkeolojik çalışmalar Bursa'nın 8.500 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Bursa'da Kuzeybatı Anadolu'nun tarih öncesi zamanlarına ışık tutan birçok höyük bulunmaktadır. - Orhangazi Ilıpınar Höyükte Neolitik Çağ - Yenişehir Menteşe Höyükte Kalkolitik Çağ - Nilüfer Akçalar Aktopraklık Höyükte Geç Neolitik Erken Kalkolitik Çağ - İnegöl Höyükte ise Erken Tunç Çağ dönemine ait kalıntı ve buluntulara rastlanılmıştır. M. Ö. 1200'lü yıllarda Anadolu'da hüküm süren Hitit Devleti'nin yıkılmasıyla Bursa bölgesi, Balkanlar'dan Anadolu'ya giren Bityn ve Tynin gibi toplulukların istilasına uğramıştır. Sonrasında bu akraba topluluklar birleşerek bölgede Bithynia Krallığı'nı kurmuşlardır. M. Ö. 545 333 yılları arasında Pers yönetimi altına giren bölge, M. Ö. 333'den sonra Persleri yenerek Anadolu'yu ele geçiren Büyük İskender'in hakimiyetine girmiştir. Bursa, Büyük İskender'in ölümü sonrası oluşan Helenistik dönem krallıkları arasında I. Nikomedes zamanında (M. Ö. 279-250) Bithynia Krallığı'na bağlanmıştır. Romalılar Dönemi: M. Ö. 74'de, IV. Nikomedes'in vasiyeti üzerine Bithynia Krallığı, Roma Devleti'ne bağlanmış, bu tarihten sonra Bursa, Roma'nın Asya'daki topraklarından biri olmuştur. Bizans Dönemi: M. S. 395 yılında Roma İmparatorluğu, Doğu Roma ve Batı Roma olarak ikiye ayrıldığında Bursa toprakları Doğu Roma İmparatorluğu içinde kaldı. M. S. 2. yy.'dan itibaren Bursa ve çevresi Hristiyanlar için çok önemli bir bölge olmuş, şehre onlarca kilise ve manastır kurulmuştur. Anadolu Selçukluları Dönemi: Türklerin Bursa bölgesine gelişi ilk olarak 1080 yılında gerçekleşmiştir. İznik toprakları 1081-1097 yılları arasında Selçuklular tarafından ele geçirilmiş ve bu yıllarda Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkenti olmuştur. Osmanlı Dönemi: 1299 yılında Söğüt'te kurulan Osmanlı Beyliği toprakları arasında Bilecik, İnegöl, Yenişehir ve İznik civarı da bulunuyordu. Bursa ise uzun bir kuşatma süresi sonunda, 1326 yılında Orhan Gazi tarafından fethedildi. Bursa, altı yüzyıl boyunca dünya tarihine yön veren Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti olmuştur. Cumhuriyet Dönemi: Kurtuluş Savaşı yıllarında işgal edilen Bursa, 1920 1922 arasında iki yıl boyunca Yunanlıların işgalinde kalmıştır. Büyük mücadeleler sonucunda, 11 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılan Bursa, bağımsızlık yolunda atılmış en önemli adım olan Mudanya Mütarekesi'ne ev sahipliği yapmış ve 11 Ekim 1922'de yapılan ateşkes Mudanya'da imzalanmıştır. Nüfus: Bursa'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 3 milyon kişidir. - Büyükorhan - Gemlik, Gürsu - Harmancık - İnegöl, İznik - Karacabey, Keles, Kestel - Mudanya, Mustafakemalpaşa - Nilüfer - Orhaneli, Orhangazi, Osmangazi - Yenişehir, Yıldırım - Hristiyanlığın ilk konsili Bursa'da oluşturulmuştur. - Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti Bursa'dır. - Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk hastanesi Bursa'da yapılmıştır. - Osmanlı İmparatorluğu'nun bilinen ilk parası Bursa'da basılmıştır. - Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk köprüsü Bursa'da inşa edilmiştir. - Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk üniversitesi Bursa'da kurulmuştur. - Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk yün, pamuk ve ipekli dokumacılığı Bursa'da yapılmıştır. - Anadolu'da ilk tiyatro binası Bursa'da yapılmıştır. - Anadolu'nun ilk müzesi Bursa'da açılmıştır. - İlk ipekçilik okulu Bursa'da açılmıştır. - İlk döner kebabı Bursa'da yapılmıştır. - İlk ve tek müziksiz halk dansı Bursa'da gerçekleştirilmiştir. - Türkiye'nin ilk modern konserve fabrikası Bursa'da tesis edilmiştir. - Türkiye'nin ilk suni ipek fabrikası Bursa'da kurulmuştur. - Türkiye'nin ilk organize sanayi bölgesi Bursa'da kurulmuştur. - Türkiye'nin \"Avrupa Kenti\" ünvanını alan ilk şehir Bursa'dır. - Türkiye'nin ilk otomobil fabrikası Bursa'da kurulmuştur. - Türkiye'nin ilk özel limanı Bursa'da inşa edilmiş ve açılmıştır. - Dünyanın ilk havlusu Bursa'da üretilmiştir. - Türkiye'nin ilk teleferiği Bursa'da inşa edilmiştir. Bursa, ekonomik anlamda Türkiye'nin en gelişmiş illerinden biridir. Özellikle otomotiv, tekstil, makine ve gıda sanayi sektörlerinde söz sahibidir. Tekstil alanında Türkiye'de sektörün lokomotifi olan Bursa'da, ülkemizin tekstil üretiminin yaklaşık %22'si gerçekleşmektedir. Türkiye otomotiv sektöründeki üretimin de yaklaşık %34'ü Bursa'da yapılmaktadır. Türkiye'de ilk Organize Sanayi Bölgesi, 1961 yılında Bursa'da kurulmuştur. Bu özelliği ile Bursa, Türkiye genelinde organize sanayi bölgelerinin kurulmasında öncü şehirdir. Bursa gıda, tarım ve hayvancılık sektöründe de istikrarlı bir şekilde üretim sağlamaktadır. Şehirde modern tarım aletleri, suni gübreleme, sulama ve ilaçlama ileri seviyededir. Bu sebeple Bursa kaliteli sebze, meyve üretiminde ülkemizin lider şehirlerindendir. Başta şeftali, çilek ve kestanesi çok meşhurdur. Bunun yanında Gemlik, Mudanya ve Orhangazi ilçelerinde üretilen zeytinleri Türk mutfağının vazgeçilmez ürünlerindendir. Bursa'da ortalama olarak ılıman bir iklim tipi hakimdir. Bu durum bazen bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizi'nin yumuşak ve ılıman iklimini ağır basarken güneyde Uludağ'ın sert iklimi daha baskındır. Şehirde hem dağlık alanlar hem de ormanlık araziler yoğunluktadır. Yabani hayvan hayatı çok zengindir. Bursa her ne kadar nüfus yoğunluğu çok olan ve sanayileşmiş bir şehir olsa da, doğal yaşam alanları da son derece zengin ve korunaklıdır. Çok büyük ve verimli ovaları, doğa harikası gölleri ve akarsuları vardır. 2543 metre yükseklikteki Uludağ sadece Bursa'nın değil Marmara Bölgesi'nin en yüksek noktasıdır. Bursa, 2014 yılından bu yana UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunan bir şehrimizdir. Binlerce yıllık tarihe tanıklık eden kentte tam bir kültür mozaiği hakimdir. Burası tarihi, sosyal yaşamı, mutfağı, halk oyunları ile başlı başına bir kültür şehridir. Bursa'nın Türk kültür yaşamına kazandırdığı en önemli etkinliklerden biri Karagöz Gölge Oyunu'dur. Yörenin ünlü halk oyunu Kılıç Kalkan'dır. Kılıç kalkan savaş oyunu, bilinen tek müziksiz halk oyunudur. Bunun yanı sıra Uludağ yöresi Türkmen oyunları olan güvende, sekme, çiftetelli, düz oyun, büyük oyun bölgenin yöresel oyunlarındandır. Cumhuriyet tarihinin ilk modern sinema/tiyatro/konser salonları arasında yer alan Tayyare Kültür Merkezi, 1932 yılında Bursa'da hizmete açılmıştır. Ayrıca 1962 yılından beri şehirde her yıl Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı'nın önderliğinde Uluslararası Bursa Festivali düzenlenir. Osmanlı başkenti Bursa'nın mutfağı Türkiye'de çok özel bir yere sahip. Tarih öncesinden bugüne birçok medeniyetin gelip geçtiği Bursa'nın, kültürü gibi mutfağı da çok zengindir. Bu mutfağın zirve noktası ise Bursa İskender Kebabı'dır. İlk kez 1867 yılında Kayhan Çarşısı'nda İskender Efendi tarafından ortaya çıkarılan bu lezzet zamanla tüm Türkiye'ye yayılmıştır. Temel malzemesi döner olsa da, bu iskenderi iskender yapan üstündeki tereyağ, domates sosu, yanındaki yoğurt ve altındaki yağlı pide parçalarıdır. Ayrıca eti herhangi bir dönerin etinden farklı olarak Uludağ kekiği ile beslenen koçlardan elde edilir. İskender etinin yağı daha az olur. Kullanılan domates sosu ve yoğurt da kaliteyi çok etkiler. Bunun yanında Bursa'nın verimli topraklarında yetişen çilek, şeftali, kestane, Gemlik zeytini de Bursa ile özdeşleşmiş ürünler arasındadır. - Bursa İskender Kebabı - İnegöl Köfte - Kestane Şekeri - Kemalpaşa Tatlısı - Cantık - Pideli Köfte - Mihaliç Peyniri - Uludağ Pilavı - Bağdat Hurma Tatlısı - Etli Kereviz - Ciğer Sarması - Cevizli Lokum - Tahinli Pide - Anjelik Reçeli Bursa ilimizde iki üniversite bulunuyor; Bursa Uludağ Üniversitesi ve Bursa Teknik Üniversitesi. Birçok kampüse sahip olan Bursa Uludağ Üniversitesi'nin ana yerleşkesi Nilüfer ilçesinde, Görükle'dedir. Görükle, neredeyse tamamını öğrencilerin oluşturduğu bir köydür. Bu bakımdan ilginç bir yer. Şehirden tamamen kopuk bir öğrenci hayatı yaşayabilirsiniz burada. Konaklama imkanı olarak hem ev hem yurt seçenekleri çok ve fiyatlar uygun. Şehrin her yerine ve ilçelere ulaşım imkanı var. Kampüse çok yakın. Sağınız, solunuz, kapı komşunuz herkes öğrenci olacak burada. Bu sıkıcı mı olur yoksa daha mı eğlenceli olur bu biraz size kalmış tabi. Daha yeni bir üniversite olan Bursa Teknik Üniversitesi ise şehir merkezinde bulunuyor. Bu okul Yıldırım ve Mimar Sinan adlarında iki farklı yerleşkeye sahip. Şimdi Bursa hakkında bilgi almak isteyenler için birkaç not aktaralım. Memurlar ve öğrenciler için Bursa, büyük bir şehirden beklenen hem avantajlara hem de aynı şekilde bazı dezavantajlara sahip. Öncelikle burası çok kalabalık bir şehir. Trafik, hava kirliliği, pahalılık gibi durumlara alışmak zorundasınız. Ama büyük olması ve imkan fazlalığı nedeniyle her bütçeye uygun ev bulabilir, sosyal imkanlardan, eğlence hayatından, doğal güzelliklerden dilediğinizce yararlanabilirsiniz. Ayrıca İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlere yakın, ulaşımı çok kolay. Bursa'da gezilecek yerler oldukça fazladır. İstanbul'da bulamayacağınız kadar yeşil ortam bulabilirsiniz. Uludağ gibi bir kayak merkezine sahiptir. Bursa, Türkiye'nin en yaşanılabilir illeri anketlerinde hemen her zaman ilk 10 sırada kendine yer bulan bir yer. Birkaç ilçesi küçüktür ve nüfusu düşüktür. Bunun dışında memurlar için ilçeleri de birçok açıdan avantajlıdır. Anadolu'nun küçük illerindeki kadar imkansızlıklar yaşamazsınız. Bursa sadece okumak ya da memurluk sürecini geçirmek için değil aynı zamanda gelişmiş ekonomisiyle, iş kurmak ve yaşamak içinde güzel bir şehirdir. Ama büyük şehirlerden hoşlanmıyorsanız o başka tabii."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/bursa-nilufer-misi-koyu-nerede-kahvalti-mekanlari/", "text": "Misi Köyü, binlerce yıllık geçmişi, rengarenk tarihi evleri, Nilüfer Çayı, yemyeşil doğası ile Bursa'nın en gözde turistik mekanlarından biri. Özellikle hafta sonları ve resmi tatil günlerinde bu küçük mekan ziyaretçilerle dolup taşıyor. Misi Köyü, Bursalılar için pazar kahvaltılarının vazgeçilmez noktası. Burası 1989 yılında sit alanı olarak ilan edilip koruma altına alınmış bir bölge. Yapılan restorasyon çalışmaları da doğal görüntüyü bozmadan gerçekleştiriliyor. Misi Köyü öyle uzun uzadıya gezilecek bir yer değil aslında. Daha çok Nilüfer Çayı etrafına kurulu kahvaltı mekanları, piknik yerleri ve kamp alanlarıyla ünlenmiş, sahip olduğu ağaç çeşitliliği, temiz havası ve huzurlu ortamıyla kısa tatil kaçamakları için tercih edilen şirin bir kasaba. Antik Yunan tarihçisi ve yazar Heredot'a göre, M. Ö. 1800'lü yıllarda Trakya'dan Anadolu'ya geçen kavimlerden biri, bu bölgede Misyalılar olarak bilinen bir birlik kurmuşlardır. Misyalıların bu topraklarda kurduğu üç yerleşim yerinden biri de Misi Köyü'dür. Bursa Misi Köyü'nün keşfi, M. S. 183 yılında, Alex ismindeki bir keşişin yanına aldığı onlarca Hristiyan ile birlikte Misi ve İnkaya köylerine yerleşmesiyle başlıyor. Batı Roma'nın baskılarından kaçarak buraya gelen ve saklanan bu konsül, burada toplantılar yaparak İncil üzerine çeşitli görüşmeler ve tartışmalar yapıyormuş. Güçlü misyonerlik çalışmalarının yapıldığı ve Hristiyanlık için önemli bir belde olan Misi Köyü'nün yakınlarında, Misipoli isimli manastırda İncil'in bir nüshasının gömülü olduğuna inanılıyordu. Fakat bu manastır günümüzde define avcıları ve tarihi eser kaçakçıları tarafından tamamen yok edilmiş durumda. Eski isminin Mysia olduğu tahmin edilen Misi Köyü'nün geçim kaynağı tarih boyunca hep ipek böcekçiliği, bağcılık ve tarım faaliyetleri üzerine olmuş. Bu nedenle Misi Köyü'ndeki evlerin mimarisi bile ipek böcekçiliğine göre yapılmış. Ayrıca köy misket üzümü, bu üzüm ile yapılan şarap, asma yaprağı ve pekmezi ile ünlenmiş. Şu anda şarap ve pekmez üretimi yapılan Misi Köyü, geliştirilen projeler sonucu turizm faaliyetlerinde de öne çıkmaya başladı. Yaklaşık 1300 kişinin yaşadığı (2021) Gümüştepe Mahallesi özellikle tatil günlerinde yoğun insan kalabalığı ağırlıyor. Misi Köyü, Bursa'nın Nilüfer ilçesinde bulunuyor. Köyün günümüzdeki adı ise Gümüştepe Mahallesi. Eğer Bursa üzerinden geliyorsanız; D200 Karayolu ya da Çekirge Caddesi üzerinden iki alternatif yol bulunuyor. Bulunduğunuz konum ve trafik durumuna göre bu iki alternatif yoldan birini tercih edebilirsiniz. Bu iki alternatif yol da, Atatürk Kent Ormanı istikametine giden Lefkoşe Caddesi'nde bir araya geliyor. Lefkoşe Caddesi'ni, Kent Ormanı'nı sol tarafınıza alacak şekilde devam ettiğinizde yol sizi Gümüştepe'ye getirecektir. Bursa merkezden yola çıkıp, D200 karayolu ve Lefkoşe Caddesi üzerinden Misi Köyü'ne giderseniz takriben 13 km. uzaklıkta kalıyor. Yine Bursa merkezden Çekirge Caddesi istikametine girip, Lefkoşe Caddesi'ne bağlanırsanız yol yaklaşık 10 km. kadar sürüyor. Misi Köyü'ne özel araçla gidecekseniz, navigasyonda Gümüştepe Mahallesi olarak arama yapmanız gerekiyor. Haritada Misi Köyü diye sabit bir nokta bulamazsınız ve yanlış yollara girebilirsiniz. Buna dikkat edin. Yerin güncel ismi Gümüştepe Mahallesi! Misi Köyü'ne Bursa'dan otobüs ile gelmek isterseniz Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin B/20-A B/20-B ve 2/B numaralı otobüslerini kullanabilirsiniz. Bu otobüsler Acemler Gümüştepe durakları arasında düzenli sefer yapıyorlar. Bursa merkezdeki Acemler durağına gitmek için şehir içi metrosuna binip Acemler durağında inmeniz yeterli. Eskihisar Topçular arası arabalı vapuru kullanarak Bursa'ya ulaşmak mümkün. D-100 (E5) ya da TEM üzerinden Gebze Eskihisar sapağını geçip iskeleye gidebilirsiniz. Buradan sonra yaklaşık 40 dakika vapur yolcuğu var. Ya da Gebze'yi geçtikten sonra Dilovası'na gelmeden önce Osmangazi levhalarından Osmangazi Köprüsü yoluna giriş yapabilir, köprü üzerinden Bursa'ya geçebilirsiniz. Renkli evleri ve tarihi sokakları ile fotoğrafçıları mest eden Misi'de gezip görmeniz gereken yerlere de bir göz atalım. Özellikle Nilüfer Misi Köyü Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin çabalarıyla bölgede farklı etkinlikler yapılıyor. Köylü kadınların el emeği dokuduğu ipek kıyafetleri deneyebilir, yöresel yemekleri tadabilirsiniz. # Mysia Fotoğraf Müzesi: Fotoğrafa ve fotoğrafçılığa dair birçok eserin sergilendiği, Bursa'nın ilk fotoğraf müzesi. Küçük bir yer olsa da bugüne kadar çok sayıda sanatçının sergisine ve etkinliğine ev sahipliği yapmış bir yer. Nilüfer Belediyesi'nin 2017'de hizmete açtığı bu müzeye giriş ücretsiz. # Misi Çocuk Kütüphanesi: Ailesi ile beraber Misi Köyü'ne gelenler için güzel bir ziyaret yeri. Nilüfer Belediyesi'ne ait ve girişi ücretsiz olan bu kütüphane de her yaştan çocuğa uygun kitap bulabilirsiniz. İçeride ayrıca ebeveynler için de bir okuma odası bulunuyor. # Misiköy Etnografya Evi: Bursalı bir Karagöz Ustası olan Şinasi Çelikkol'un katkılarıyla açılmış bir müze evi. 150 yılı aşkın geçmişi olan bu tarihi ev, tadilat görerek kullanılabilir hale getirilmiş. İçinde Bursa yöresine ait ev eşyaları, yöresel kıyafetler, el işlemeleri, metal ve ahşap aletler bulunuyor. Etnografya Evi'nde ayrıca küçük bir Karagöz perdesi ve gölge oyununun kuklaları bulunuyor. Giriş için küçük bir ücret ödeniyor. # Misi Köyü İpek Evi: İpek böcekçiliği eskiden Misi Köyü'nün en önemli geçim kaynağı idi. Fakat zamanla yok olmaya yüz tutmuş bir meslek. Restore edilerek hizmete giren bu İpek Evi, hem ipek böcekçiliği zanaatini yeniden ayağa kaldırmak, hem de turizme katkı sağlamak amaçlı hizmet veriyor. Burada Misili kadınların elinden çıkan ipek eşyaları satın alabilirsiniz. # Misi Köyü Koza Evi: Yenilenip yöre kadınlarına tahsis edilen bir başka tarihi ev. Burada da bölgenin en lezzetli yemeklerini tadabiliyorsunuz. Koza tatlısı, kestaneli kuzu güveç, ısırganlı erişte ve lahanalı koca görmez dolması gibi Misi Köyü'ne özgü yemekleri deneyebilirsiniz. # Nilüfer Edebiyat Müzesi: Yaşar Kemal, Behçet Necatigil, Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cemal Süreya, Rıfat Ilgaz, Attilla İlhan ve daha birçok yazara ait kişisel eşyalar, el yazmaları, mektuplar ve kitapların sergilendiği etkileyici bir müze. Türk Edebiyatı'na ilgisi olanların mutlaka ziyaret etmesi gereken özel bir mekan. # Kavacık Sultan Yatırı: Kavacık Sultanı'nın Misi Köyü'nde yaşadığı ve mezarının da köyün hemen yanında, dağın içindeki kayalarda olduğu rivayet edilir. Müslümanlar tarafından sık sık ziyaret edilen kabrin yarısı kayalara gömülü şekilde inşa edilmiş. Bursa Misi Köyü'nün ortasından Nilüfer Çayı geçiyor. Kenarları yemyeşil ağaçlarla çevrili bu çay etrafında birçok kahvaltı mekanı ve piknik yeri bulunuyor. Zaten Gümüştepe'nin çok fazla ziyaretçi çekmesinin ana sebebi Misi Köyü kahvaltı mekanları ve piknik yerleri. Özellikle hafta sonları hem Bursa merkez hem de yakın çevre illerden bölgeye yoğun talep oluyor. Bu kahvaltı yerleri, kafe ve restoranlar genellikle Nilüfer Çayı'nın iki yakası boyunca sıralanmış durumda. Fakat Gümüştepe'nin iç kesimlerinde de oldukça güzel yerler var. - Misi Köyevi - Misi Mimoza - Misi Taşlı Bahçe - Endemik Bağ - Misi Yaşam - Misi Atalay Çay Bahçesi - Lezizar Lezzet Bahçesi - Misi Karşıyaka - Hanedan Restaurant - Misi Et Mangal - Misi Kale Restaurant Aile Çay Bahçesi Gümüştepe içerisinde bunlar gibi çok sayıda kahvaltı yeri mevcut. Misi Köyü kahvaltıları genelde serpme köy kahvaltısı şeklinde oluyor. Menüde yok yok. Misi Köyü serpme kahvaltı fiyatları ise kişi başı ortalama 30 TL'den başlıyor (2021) ve içeriğe göre artabiliyor. 2-4 ya da daha fazla kişilik menülerde fiyat daha uyguna gelebilir ama kişi başı genel ortalama bu diyebiliriz. Misiköy kahvaltı içerikleri kesinlikle zengin ve doyurucu. Ama çok fazla mekan var. O yüzden özellikle şurayı tavsiye ederiz diyemiyoruz. Misi Köyü'nde ayrıca Nilüfer Belediyesi tarafından 2013 yılında kurulmuş bir kamp alanı mevcut. Misi Kamp & Karavan Tesisleri onlarca araç kapasiteli, etrafı çevrili, güvenli ve geniş bir mekan. Tuvalet, duş, lavabo, sıcak ve soğuk su imkanları mevcut. Misi kamp alanında ister kendi karavanınız ister çadırınız ile konaklama yapabiliyorsunuz. Gümüştepe içerisinde, Nilüfer Çayı'nın biraz güney tarafında bir de piknik/mesire alanı bulunuyor. Restoran ya da kafelerde değil, kendi başına takılmak isteyen aileler genelde burayı tercih ediyorlar. Girişte ufak bir ücret alınıyor. Hafta sonları yine kalabalık olduğu için erken gelmekte yarar var. Kendi mangalınızı yapabileceğiniz gibi çevrede et ve mangal üzerine satış yapan yerler de mevcut. Yukarıda bilgisini verdiğiniz 2/B numaralı otobüs bu mesire alanından geçiyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/canakkale-conkbayiri-hakkinda-bilgi/", "text": "Çanakkale ilimizden bahsederken Conkbayırı için ayrı bir başlık açmamız gerektiğini düşündük. Çünkü Conkbayırı ve Arıburnu Muharebeleri yakın tarihimizin ve Çanakkale Zaferi'nin en önemli hadiselerinden biridir. Mustafa Kemal'in saatinin de parçalandığı yer olmasıyla meşhur olan Conkbayırı aynı zamanda sağ tarafında Çanakkale Boğazı, sol tarafında Ege Denizi ile harika bir doğa manzarasına sahip. Atalarımızın canlarını bedel olarak verip bize bağışladığı bu güzel toprakları konu alan yazımızda, bölgede bulunan ve gezilmesi görülmesi gereken önemli tarihi yerleri sıraladık. Bununla beraber Conkbayırı nerede, nasıl gidilir? sorularına cevaplar verdik. Tabi Conkbayırı hikayesini bilmeden bölgeye gidilmemesi gerektiği için Conkbayırı Muharebesi'ni de kısaca anlattık. Çanakkale ilimizin Eceabat ilçesinde bulunan Conkbayırı, ilin batı kıyısına yakındır. Büyükanafarta ya da Bigalı üzerinden bölgeye ulaşabilirsiniz. Anafartalar nerede ve Arıburnu nerede? İki kısma ayrılan Anafartalar haritada işaretlediğimiz Conkbayırı Anıtı'nın kuzey kısmında yer almaktadır. Küçük Anafartalar, Büyük Anafartalara göre daha kuzey kesimdedir. Arıburnu ise Conkbayrı'na göre Güneydoğu tarafındadır. # Kabatepe Müzesi: 1980'li yıllarda yapılan müzede silahlar, asker mektupları, şarapnel parçaları, mataralar ve elbiseler sergilenmektedir. Müzenin dışındaki platformda ise Mehmetçik Barış Anıtı yer almaktadır. Bu anıt, askerin elindeki sancağı ve zeytin dalına sarılmış tüfeği ile barışın ve bağımsızlığın simgesidir. # Mehmetçik'e Saygı Anıtı: 1995 tarihinde yapılan anıt, bir Türk askerinin çatışma esnasında siperinden çıkıp yaralı Anzak askerini kucaklayarak Anzak siperlerinin önüne götürmesi olayını anlatmaktadır. # Kanlısırt Kitabesi: Bu alanda savaşıp şehit düşen askerlerimizin anısına yapılmıştır. # Lone Pina Mezarlığı ve Anıtı: Kanlısırt'ta bulunan anıt, burayı ellerinde tutmaya çalışırken ölen müttefik birliklerin anısına dikilmiştir. # Kırmızı Sırt Siperleri: Bu alan, Enver Paşa'nın emri ve Liman Paşa'nın verdiği hatalı bir kararla binlerce Türk askerinin şehit düştüğü yerdir. Bu yüzden buraya Kırmızı Sırt adı verilmiştir. Şehitlerimiz o zaman açılan toplu mezarlara defnedilmiştir. # Johnston's Jolly Mezarlığı: Adını Avustralyalı bir topçu subayından alan bu mezarlıkta yatanların çoğunun Türk askeri olduğu tahmin edilmektedir. # Yarbay Hüseyin Avni Bey Şehitliği: 57. Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey'in mezarıdır. # 57. Piyade Alayı ve Şehitliği: 1992 yılında yapılan şehitliğin mezar taşları semboliktir. Bu şehitliğimiz 57. Piyade Alayı'nın kahraman askerleri için yapılmıştır. # Arıburnu Yarları: Bu bölge Anzakların Kabatepe yerine yanlışlıkla çıktıkları Arıburnu bölgesidir. Bu bölgede şiddetli ve kanlı çarpışmalar ve askerlerimizin kahramanlıkları yaşanmıştır. # Düztepe Siperleri: Bu siperler Türk askerlerinin gözetleme siperleridir. Burası Conkbayırı'ndan sonraki en önemli yüksekliktir ve bütün araziye hakim bir konumdadır. # Conkbayırı Mehmetçik Kitabeleri: Çanakkale Savaşı'nı bize en iyi şekilde anlatan önemli yapıtlardan biridir. Burada toplam beş kitabe bulunmaktadır. # Yeni Zelanda Ulusal Anıtı: Anıt 1925 yılında yapılmıştır ve 20.5 metre yüksekliğindedir. Yeni Zelandalılar tarafından yaptırılan en büyük ulusal anıttır. # Conkbayırı Atatürk Zafer Anıtı: Conkbayırı tepesinde yer alan zafer anıtı, Yeni Zelanda Anıtı'nın karşısında yer almaktadır. Stratejik açıdan önemli olan bu tepe, müttefiklerin ele geçirmek istedikleri fakat Türk askerlerinin ne pahasına olursa olsun ellerinde tuttukları yerlerden biridir. # Atatürk'ün Saatinin Parçalandığı Yer: Atatürk'ün göğsüne isabet eden şarapnelle yaralandığı yer olan bu noktada simgesel taşlar yer almaktadır. # Anzak Lağım Tüneli: 1915 yılında Anzaklılar tarafından kazılmıştır. Siperlerin altında kazılan tünellerle düşman hattının bulunduğu yere kadar ilerlenir ve buralara bombalar yerleştirilirdi. Bu teknik Çanakkale'deki çatışmalarda çokça kullanılmıştır. Türk askerleri düşmanın tünel kazıp kazmadığını anlamak için siper tabanına konan karavana kaplarından gelen sesleri dinlerler ya da karavana üzerine konan madeni bir parçanın titreşimine bakar ve karşı taarruza geçerlerdi. Conkbayırı bölgesinde ayrıca Karayörük Deresi Şehitliği, Kesikdere Şehitliği, Mehmet Çavuş Anıtı, Conkbayırı Nazif Çakmak Şehitliği, The Nek Mezarlığı, Walkers Ridge Mezarlığı, Baby 700 Mezarlığı, Talat Göktepe Anıtı, The Farm Mezarlığı yer almaktadır. Conkbayırı ve Arıburnu'ndan söz etmişken Türk tarihine altın harflerle yazılan bu muharebeyi alıntı yapmadan geçmeyelim.. Osmanlı 5. Ordusu komutanı Mareşal Liman von Sanders, Albay Fevzi Bey'e taarruz emri verdi. Albay Fevzi Bey, uzun mesafe yol alan askerin yorgun düşeceğini ve savaşamayacağını düşündüğü için emre itaat etmedi. Bunun üzerine Sanders, Albay Fevzi Bey'i görevden aldı ve taarruz emrini Mustafa Kemal ile askerlerine verdi. Yarbay Mustafa Kemal, Bigalı köyünde 19. Tümen komutanıydı. Tümeni ile Conk Bayırı'na yürüdü ve taarruza kalktı. Tarih, kıran kırana bir muharebeye şahit oluyordu. Saatler ilerledikçe Türk askerinin gücü ve cephanesi azalıyordu. Geri çekilmeye başlayan mevzilere düşman askerleri yerleşmeye başlamıştı. Mustafa Kemal, düşman askerinin kendi askerlerinden bile daha yakında olduğunu görmüştü. Mustafa Kemal, cephanesi biten askerlerin savaş bölgesini terk etmeye başladığını görünce; \"Niçin kaçıyorsunuz?\" diye sordu. Bunun üzene Mustafa Kemal; \"Cephaneniz yoksa, süngünüz de mi yok?\" dedi ve \"Süngü tak! Mevzi al!\" emrini verdi. Süreçten zaman kazanan Osmanlı ordusunun imdadına 57. Alay yetişti. Ve böylece Osmanlı ordusu tarihte benzerine az rastlanan bir zafere imza atmış oldu."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/canakkale-gezilecek-yerler/", "text": "Çanakkale tıpkı İstanbul gibi Asya ve Avrupa kıtalarının buluştuğu, boğazın iki yakasındaki topraklarıyla, eski ve yakın tarihimize ışık tutan en önemli illerimizden biridir. Bununla beraber doğal güzellikleriyle de yerli ve yabancı turistlerin cazibe merkezi haline gelmiştir. - Kısaca Çanakkale Tarihi - Çanakkale'de Gezilecek 14 Harika Yer - 1 Gelibolu - 2 Çanakkale Truva Antik Kenti - 3 Assos Antik Kenti - 4 Çanakkale Arkeoloji Müzesi - 5 Gökçeada - 6 Bozcaada - 7 Alexandria-Troas Antik Şehri - 8 Neandria Antik Kenti - 9 Kaz Dağları - 10 Saros Körfezi - 11 Biga - 12 Conbayırı - 13 Kilitbahir Kalesi - 14 Çanakkale Kaplıcaları - Çanakkale'de Gezilecek Diğer Yerler - Çanakkale'de Ne Yenir? - Çanakkale'den Ne Alınır? - Çanakkale Sualtı Dalış Sporları - Seyit Onbaşı Hikayesi - Fransız Generalin Çanakkale Anısı - Çanakkale'de Kaybolan İngiliz Alayı Çanakkale daha çok yakın tarihi ve zaferiyle bilinse de, aynı zamanda çok eski medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli illerimizden biridir. M. Ö. 3000'lerden beri yerleşim yeri olduğu bilinen kent önemli bir geçiş noktası üzerinde bulunduğundan, zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Çanakkale, Erken Bronz Çağ kentlerinden biridir. Anadolu ile Avrupa'yı, Karadeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı ile kent eski dönemlerden beri önemini korumuştur. İki mitolojik anlatıda Çanakkale Boğazı'ndan söz edilmektedir; Altın Post ile Hero ve Leandros. Karadeniz'e gitmek için erkek kardeşi ile Altın koça binen Helle, boğazdan geçerken denize düşer ve ölür. Bu nedenle boğazın isimlerinden biri Hellespontos yani Hele'nin denizi olur. Diğer bilinen ismi olan Dardanelles ise Troya'nın mitolojik atalarından olan Dardanos'tan gelir. Şehir günümüzdeki adını ise Fatih Sultan Mehmet'in yaptırdığı Kale-i Sultaniye'den almıştır. Yörenin ilk yerleşim yerleri Kumtepe, Beşik-Sivritepe ve Beşik-Yassıtepe'dir. Bu yerleşimler Kalkolitik Çağ'a aittir. Bölgeye M. Ö. 3000-1200 yılları arasında Troyalılar yerleşmiştir. Troya Savaşı'nın ardından yöre sırasıyla Akatlar, Katalonyalılar, Türk Beylikleri ve Osmanlı Devleti'nin egemenliğine girmiştir. Gelibolu için Çanakkale'nin göz bebeği desek yeridir. O büyük zaferin merkezi konumundaki adada ne tarihler, ne gizemli olaylar saklı. Tarihi mekanları ve doğal güzellikleri ile ülkemizde görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Gelibolu'da, Gazi Süleyman Paşa Türbesi'ni, Namık Kemal'in mezarını, Gelibolu Mevlevihanesi'ni, Gazi Süleyman Paşa Camisi'ni görebilirsiniz. Brad Pitt'in başrolünde oynadığı meşhur Troy filmine konu olan ve Türkiye'nin Unesco Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Truva Antik Kenti, ülkemizin en önemli kültür merkezlerinden biridir. Çanakkale'ye uğradığınızda bu kadim kenti görmeden gitmeyin. Kent merkezinde bulunan Çanakkale Arkeoloji Müzesi'nde, Hadrian Heykeli, Troia, Dardanos Tümülüsü, Assos, Afrodit Heykelciği, Polyksena Lahiti isimli 6 ayrı salonda çeşitli buluntu ve eserleri görmeniz mümkün. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz eski medeniyetlere ait eserler bu müzede koruma altına alınmıştır. Müzede 12.747 arkeolojik eser, 15.237 sikke ve 2.714 adet etnografik eser kronolojik sıraya göre sergileniyor. Ege Denizi'ndeki iki adamız da Çanakkale sınırları içindedir. Gökçeada bunlardan biridir. Adada konaklama ve tatil yapmak için uygun mekanlar bulunmaktadır. Dalış sporu meraklıları için de gidilmesi gereken yerlerden olan Gökçeada, eski Rum köyleri ve evleri, üzüm bağları, şarap tadım festivali ile de görülmeye değer yerlerdendir. Çanakkale doğal güzellikleri listesinde ayrı bir yere konulması gereken bu ada ile ilgili tüm detayları Gökçeada Gezi Rehberi yazımızda bulabilirsiniz. Çanakkale Ezine'de bulunan Alexandria-Troas Antik Şehri görülmeye değer bir diğer önemli mekandır. Kent M. Ö. 4. yy'da Büyük İskender'in komutanlarından Antigonos tarafından kurulmuş bir liman kentidir. Çanakkale'de görebileceğiniz diğer bir tarihi mekan da, ilçeye 20 km. mesafede bulunan Neandria Antik Kenti'dir. Kadim tarihinin M. Ö. 7. yy'a kadar indiği mezar kalıntılarından anlaşılmaktadır. İsmi Helen dilinden alınmadır. Neandria kelime manası olarak 'genç adam' anlamına geliyor. Ezine'ye 12 km. uzaklıkta bulunan Aslıhan Bey Cami, merkezdeki Sefer Şah Camileri 14. yüzyıl, Orhan Gazi Cami ise Osmanlı kuruluş dönemi mimarisi örneklerindendir. Ayrıca Ezine'deki Kestanbol Termal Kaplıcası'nın romatizma, kadın hastalıkları, sinir ve kas yorgunluğu gibi çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde etkili olduğu söylenmektedir. Çanakkale ve doğa yürüyüşü denildi mi akla ilk gelen yerlerden biri Kaz Dağları'dır. Yemyeşil doğası, tertemiz havası, yürüyüşe elverişli patika yolları ve topografik özellikleri ile doğa sporcularının ve dağcıların vazgeçemediği dağlardan biridir. Milli park içinde güçlük derecesi farklı birçok parkur bulunuyor. Bölgedeki patika yoldan ilerlerken karşınıza çıkan değirmen Rumlardan kalmadır. Değirmen taşları ve su yolları ile sizi karşılayan değirmen restore edilmiştir. Değirmenin karşısında yer alan kemerli köprü ise Romalılar zamanından kalmıştır ve Troia'ya giden antik yolun Mıhlıçay üzerindeki tek geçiş noktasıdır. Saros Körfezi birçok batık nedeniyle dalış severler için bulunmaz bir yerdir. Su altı yaşamı açısından görülmeye değer canlılarla da karşılaşabileceğiniz Saros'a gitmenizi öneriyoruz. Bu güzel kıyıda sportif olta balıkçılığı da yapılabilir. Saros Körfezi su altı akıntıları sayesinde dünyada kendi kendini temizleyen üç denizden biridir. Sanayi ve kalabalık şehirlerden uzak olduğu için de Türkiye'nin en temiz denizlerinden biri olma özelliği sürdürmektedir. Çeşitli kamp alanları, pansiyonlar, market ve bakkalların bol olduğu kıyı boyunca sakin plajlar bulmanız mümkün. Çanakkale Savaşı'nın belki de en önemli hadiselerinin yaşandığı yer. Üstelik doğal güzellikleri de anlatmakla bitmez. Bölgedeki müzeler, anıtlar, savaş kalıntıları, mezarlar ziyaret edilmeye değer.. Bu yazımızı okumadan gitmeyin. Afrodit'in Zeus ile arası açılır. Bunun üzerine ceza olarak İda Dağı'ndaki bir mağaraya konulan Afrodit gün geçtikçe güzelliğinden uzaklaştığını fark eder. Bir süre sonra mağaradaki sıcak suda yıkanınca güzelliğine tekrar kavuşur. O gün bugündür güzelleşmek ve şifa bulmak isteyen hastalar Afrodit Kaplıcası'na gelirler. Külcüler Kaplıcası: Külcüler Kaplıcası, Çanakkale'nin Bayramiç ilçesindedir. Sodyum sülfatlı ve kükürtlü olan kaplıca suları romatizmal hastalıklar, deri ve böbrek hastalıkları ile kadın hastalıklarına yardımcı tedavi olarak kullanılır. Felçli hastalar içinde şifa kaynağıdır. Çan Kaplıcaları: Belediye tarafından işletilen Çan Kaplıcaları Çanakkale'nin Çan ilçesindedir. Sodyum sülfat içeren kaplıca suyunun karaciğer, bağırsak, idrar ve safra yolları hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Tepeköy Kaplıcası: Kaplıca, Çan ilçesinde Tepeköy'de bulunmaktadır. Otel, banyo ve havuzların bulunduğu kaplıcada su sıcaklığı 37 C 48 C arasında olup suları kükürtlüdür. Hıdırlar Kaplıcası: Çanakkale'nin Yenice ilçesi Hıdırlar köyünde bulunan kaplıcanın suyu 73 C olup romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarında yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır. Kestanbol Kaplıcaları: Çanakkale'nin Ezine ilçesi Kestanbol köyünde bulunan kaplıcaların suyu demir ve kalsiyum içermektedir. Otel, havuz ve banyoların bulunduğu kaplıca, antik Alexandria Troas kenti eteklerinde olup, 73 C'lik suyu ile romatizma, kadın hastalıkları ve solunum yolları rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Tuzla Köyü Kaplıcası: Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi Tuzla köyü yakınlarında bulunan kaplıcanın suyu bol tuz içermektedir. Romatizmal ve kadın hastalıklarına iyi geldiği bilinen sıcak su kaynağının yakınında çamur banyosu da yapılmaktadır. Çanakkale Merkez Hastanesi: 1875 yılında Sultan Abdülaziz zamanında yapılmıştır. Çanakkale Savaşı sırasında askerlerin yanında sivil halka da hizmet vermiştir. Hastane Bayırı Şehitliği ve Anıtı: Çanakkale Hastanesi'ne yaralı olarak getirilen askerlerimizin kurtarılamayarak şehit olduğu ve defnedildiği yerdir. Çimenlik Kalesi ve Savaş Eserleri Müzesi: Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan, Kanuni Sultan Süleyman zamanında etrafı surlarla çevrilen kale, Abdülaziz zamanında tamir ettirilmiştir. Çimenlik Kalesi stratejik bir konuma sahiptir. Boğazın en dar yerinde bulunmaktadır. Ayrıca Kilitbahir Kalesi ve boğazı kontrol altına alabilecek konumdadır. Günümüzde kale içinde savaştan kalan materyallerin sergilendiği bir müze yer almaktadır. Avluda ise bir cami ve savaştan kalan toplar yer almaktadır. - Nusret Mayın Gemisi Müzesi - Hamidiye Şehitliği ve Anıtı - Hasan-Mevsuf Şehitliği ve Anıtı - Dardanos Bataryası - Köseburnu Tabya Şehitliği - Turgut Reis Bataryası - Kumkale İntepe Şehitliği - Kumkale Çakaltepe Bataryası - Çardak Arıburnu Şehitliği ve Anıtı - Biga Namazgah Şehitliği ve Anıtı - Çanakkale Askeri Deniz Müzesi - Saat Kulesi - Aynalı Çarşı Çanakkale mutfağı süt ve süt ürünleri, çeşitli ot ve sebzeler, deniz ürünleri ve hamur işleri ile şekillenmiştir. Yöreye özgü tatlar arasında; tarhana, yoğurt çorbası ve sütlü çorba, kuru bamya, kuzu kapama, asma yaprağında sardalya, iskorpit çorbası, melki yemeği, metez, börülce köftesi, yoğurtlu kavurma, keşkek, turp otu salatası, Gökçeada'nın efibadem kurabiyesi, papaz yahni, Biga peynir tatlısı, tumbi, peynirli patlıcan, erik macunu ve ahlat suyu bulunmaktadır. - Bir türkümüze de ismini veren Çanakkale'nin meşhur Aynalı Çarşı'sından domates reçeli, - Bayramiç, Ezine ve Ayvacık'tan el dokuması Yörük halıları, - Assos'tan değerli taşlarla yapılmış yüzük, kolye gibi takılar ve yöreye özgü dokuma ürünler, - Gökçeada'dan bademli kurabiye, zeytin ürünleri, ada kekiği ve dibek kahvesi, - Ezine'den beyaz peynir, - Çanakkale'nin birçok yerinden organik bal, zeytin ve zeytinyağı, - Seramiğiyle ünlü şehre gitmişken vazo, saksı ve fincan gibi ürünler alabilirsiniz. Çanakkale'de sualtı dalışı denince akla ilk gelen yerlerden biri yukarıda da bahsettiğimiz gibi Saros Körfezi'dir. Körfez, zengin su altı faunası ve birçok batığı ile amatör ve profesyonel dalgıcın ilgi odağıdır. İstanbul'a yakın olması da dalgıçların burayı tercih etmesinin başka bir nedeni. Kendi kendini temizleyen ender denizlerden biri olan Saros Körfezi'nin su altı güzelliklerini görmek, çeşit çeşit balık, bitki ve süngeri izlemek, yeni bir dünyayı keşfetmenin sevincini yaşamak isterseniz hafta sonları düzenlenen dalgıçlık kurslarına katılmanız yeterli olacaktır. Saros Körfezi dalış noktalarından Toplar Burnu'nda, süngerler ile örtülü birçok mağara ve kovuklar çeşitli balıklara ev sahipliği yapmaktadır. Toplar Burnu'nun batısında yer alan Asker Taşı, İbrice Limanı'nın sağında yer alan Cennet, solunda yer alan Cehennem koyları, Minnoş Adası, Üç Adalar, Bebek Kayaları dalış yapılabilecek diğer noktalardır. Bölgede bir diğer dalış alanı Gökçeada'dır. Türkiye'nin ilk ve tek sualtı milli parkına sahip olan Gökçeada, su sporlarına gönül vermişlerin cazibe merkezidir. Adanın birçok noktasında dalış yapılabilmektedir. Bunlardan Aydıncık Burnu şnorkel ile dalış yapmaya elverişli olduğu kadar tüplü dalışlar için de tercih edilen bir alandır. Çanakkale Savaşı'nda İngilizler tarafından deniz üssü olarak kullanılan Kefalos'un kumluk zemininde bulunan gemi batığı ve çeşitli balıklar gece dalışlarında oldukça güzel görüntüler sergilemektedir. Dalış teknelerinin ilk uğradığı yer olan Kaşkaval Burnu, duvar dalışı yapılan bir bölgedir. Denizin kayalık yapısı 30 metreye varınca kısmen biter. Serpilmiş kayalıklar müren balıklarının sığınağıdır adeta... Yıldız Yolu, İnce Burnu, Kömür Burnu ve Kaleköy de Gökçeada'da dalış yapmaya elverişli diğer noktalardır. Sığ sularda dalış yapmayı sağlayan bir diğer bölge de Bozcaada'dır. Kıyıdan tüplü dalış yapma imkanı bulunan bu bölgede en iyi dalış zamanı gecedir. Bozcaada'da bulunan dalış noktaları; en çok 20 metre derinliğe ulaşan Sulu Bahçe, taşlar arasında gezen karagöz, lagos ve orfoz gibi balıkları görebileceğiniz Bakla Taşlar dalış bölgesi, çeşitli deniz kabuklusunun yaşadığı adanın en ünlü kumsalına sahip Ayazma, fok mağaralarının, renkli süngerlerin, deniz tavşanlarının bulunduğu Mermer Burnu, derinliği 30 metreye ulaşan Kalın Burun, poyraz rüzgarına açık olduğundan tüplü dalışlara pek uygun olmayan Mauna Adası ve Bozcaada'ya yaklaşık 6 mil uzaklıkta, en derin yeri 35 metreyi bulan Tavşan Adaları'dır. Çanakkale'den bu kadar söz etmişken Çanakkale Zaferi'nin simgesi Seyit Onbaşı'yı atlamak doğru olmaz. İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin güçlü donanmaları Çanakkale Boğazı'nı 18 Mart 1915'de bombardımana tutmuş, bu bombalardan bir kısmı da Seyit Onbaşı'nın da bulunduğu Rumeli Mecidiye Tabyası'na isabet etmiştir. Tabya büyük hasar görmüş, sadece Seyit Onbaşı, Niğdeli Ali ve birkaç kişi sağ kalabilmişti. Üstelik batarya topunun ağzına mermiyi kaldıran mekanizma da hasar görmüştür. Buna rağmen Seyit Onbaşı, Yaradan'a sığınıp tüm gücüyle 275 kiloluk koca mermiyi sırtlanıp insanüstü bir güçle namluya sürmüştür ve yapılan atışla Fransızların Oceon Zırhlısı büyük hasara uğratılmıştır. Bugün Seyit Onbaşı'nın mermiyi kaldırırken görülen resimdeki mermi, Cevat Paşa'nın emriyle ağaç maketten yapılan bir mermidir ve sembolik olarak sonradan çekilmiştir. General Gurro, Çanakkale Savaşları'nda kolunu kaybetmiş bir Fransız askerdir. Yıllar sonra mezarlıklarının açılışı için Çanakkale'ye gelen General, Türk Şehitliği'ni görmek ister. Şehitlerimizin önünde saygı duruşunda bulunduktan sonra başından geçen bir olayı gözyaşları içinde orada bulunanlarla paylaşır. Türk askeri de yaralıydı ve kendi yarasına toprak basmaktaydı. Biraz sonra iki asker de cansız yerde yatmaktaydılar. Fransız General Gurro bu anısını anlattıktan sonra orada bulunanlara döner ve \"Biz burada büyük bir milletin kahraman askerleriyle çarpıştık. Böyle onurlu insanları tanıyıp, o güzel insanların huzurunda bulunmaktan ve anıları önünde saygıyla eğilmekten şeref duyuyorum...\" der. Çanakkale Savaşları sırasında sırlarla dolu olayların yaşandığı söylenmektedir. Bunlardan biri de kaybolan İngiliz Alayı ile ilgili olanıdır. Birleşik Ordu Komutanı Sir Ian Hamilton'un isteği üzerine, Suvla Koyu'na çıkartma yapan Norfolk Alayı'nın 4. taburuna bağlı 267 askere Bombatepe'ye yürümeleri emredilir. Bu alayın Sandringham bölüğündeki 180 askerden haber alınamaz. Görgü tanıklarının anlatmalarına göre \"İngiliz saldırısında tepenin üzerinde görünen gri renkli bir bulutun 4. taburu içine aldığı ve bu askerlerin bir daha görülmediği\" şeklindedir. Bu olay hala bir efsane olarak önemini korumaktadır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/canakkale-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgi/", "text": "Çanakkale, Türk ulusu için bağımsızlık ve hürriyet söz konusu olduğunda nasıl bir kahramanlık sergileyebileceğimizin kanlı canlı kanıtı olan en önemli şehirlerimizden biri. Birinci Dünya Savaşı cephelerinden olan Çanakkale'nin her bir metrekaresi zaferlerle ve destanlarla doludur. Bu mukaddes şehir dünya tarihine 'Çanakkale Geçilmez' sözünü bir daha silinmemek üzere kazımıştır. Aynı zamanda Troya, Assos, Alexandria Troas, Apollon Smintheus, Parion gibi arkeolojik değerlere de sahip olan Çanakkale, hem tarihi, hem doğası ile gezip görülmeyi en çok hak eden illerimizden biri. Yerel değerlerini korumuş, tarihi ve kültürel varlıklarına sahip çıkmış, temiz, düzenli ve yaşanabilir bir şehir Çanakkale. Türkiye ortalamasına göre şehirleşmesi daha düzgün, nüfusu daha düşük bir kent. Ayrıca Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi gibi büyük ve gelişmiş bir üniversiteyi de bünyesinden barındırıyor. İstanbul'a yakınlığı ise ulaşım açısından büyük avantaj sağlıyor. Peki Çanakkale nasıl bir yer? Çanakkale'de yaşamak, Çanakkale'de öğrenci olmak nasıl? Memurlar için Çanakkale'de yaşam şartları neler? Bu gibi konuları aktaracağımız yazımızda önce Çanakkale ile ilgili bilgilere kısaca değinelim. Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran Çanakkale, Türkiye'nin kuzeybatı ucunda, kendi adını taşıyan boğazın iki yakasına kurulu bir şehirdir. Topraklarının bir kısmı Marmara, bir kısmı Ege Bölgesi'ndedir. Kuzeyinde Edirne ve Tekirdağ, batı ve güney kesiminde Balıkesir ile komşudur. Marmara ve Ege Denizi'ne uzun bir sahil sınırı vardır. Topraklarının bir kısmı Trakya'da, bir kısmı ise Ege Bölgesi'nde olan Çanakkale, ulaşım açısından çok rahat bir noktada bulunuyor. Yapımı devam eden 1915 Çanakkale Köprüsü bittiğinde hem Trakya üzerinden hem de Anadolu yönünde Bursa-Eskişehir-Balıkesir gibi iller üzerinden karayolu ile Çanakkale merkeze kolayca gidebilirsiniz. Türkiye'nin hemen her büyük şehrinden Çanakkale'ye karşılıklı otobüs seferleri bulabilirsiniz. - İstanbul Çanakkale arası yaklaşık 350 kilometre ve 5 saat. - Ankara Çanakkale arası yaklaşık 660 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - İzmir Çanakkale arası yaklaşık 350 kilometre ve 5 saat. - Antalya Çanakkale arası yaklaşık 700 kilometre ve 9 saat. - Erzurum Çanakkale arası yaklaşık 1520 kilometre ve 17 saat. Çanakkale Havalimanı tam şehir merkezinde bulunuyor. Muhtemelen Türkiye'de şehrin bu kadar içinde olan başka bir havalimanı yoktur. Yakınlığı avantaj belki ama henüz Türkiye'nin birçok iline direkt yapılan uçuş seferleri bulunmuyor. Hatta bazen İstanbul'a bile bulamıyorsunuz. Havalimanı normalde eski ama yapılan genişletme çalışmalarıyla 2017 yılında yeniden hizmete girdi. Dolayısı ile henüz tam istenen düzeyde değil diyebiliriz. Çanakkale, Erken Tunç Çağı'ndan (M. Ö. 3000) bu yana önemli bir yerleşim yeri olma özelliğini hep korumuştur. İki kıtanın birleştiği noktada bulunması ve iki deniz arasında bağlantı kurması nedeniyle Çanakkale önemli bir stratejik konuma sahip durumda. Bu durum tarih boyunca Çanakkale'nin büyüyüp gelişmesine yardım ettiği gibi sürekli göç ve istilaya uğramasına da neden olmuş. Çanakkale'nin en eski isimleri Hellespontos ve Dardanelles'tir. Yörenin bilinen en eski insanları, Beşiktepe ve Kumtepe yerleşmelerinden bilinen Kalkolitik Dönem'in yerli halkıdır. Sonrasında bunları Troya halkı izler. Troya Savaşı'nın ardından yöre sırayla Akatlar, Katalonyalılar, Türk Beylikleri ve Osmanlı Devleti'nin egemenliğine girmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nda savaşın cephelerinden birisi olan Çanakkale, tarihin seyrini değiştiren bir savunma örneği sergileyip 18 Mart 1915 tarihinde çok büyük bir zafere imza atmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünkü bağımsızlığını kazanmasında çok önemli rol oynamıştır. Nüfus: Çanakkale'nin 2020 yılı nüfusu yaklaşık 540 bin kişidir. - Ayvacık - Bayramiç - Biga - Bozcaada - Çan - Eceabat - Ezine - Gelibolu - Gökçeada - Lapseki - Yenice Önceleri Çanakkale ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanıyordu ama günümüzde artık yavaş yavaş sanayi alanında da söz sahibi olmaya başladı. Özellikle imalat sanayi gelişmektedir. Sahil şeridi olmasından dolayı balıkçılık kent ekonomisine öneli katkı sağlar. Çok çeşitli balık türleri vardır. Hayvancılıkta ayrıca çam balı üretimi yapılır. En önemli tarım ürünleri; ayçiçeği, üzüm, buğday, arpa, yulaf, çavdar, susam, tütün, zeytin ve baklagillerdir. Çanakkale, iklimi nedeniyle seracılık için çok uygun bir şehirdir. Bağcılık gelişmiştir ve sebze meyve üretimi yaygındır. Seramik anlamında ise Çanakkale, Türkiye'nin öncü şehirlerinden biridir. Çanakkale topraklarının görüntüsü genellikle dağ ve tepelerle kaplı alanların vadilerle parçalanmış engebeli halinden oluşur. En yüksek kesimleri Kaz Dağları'dır. Geniş alana yayılmış ova ve platoları pek yoktur. Çanakkale'nin ormanlık alanı şehrin yarıdan fazlasını kaplıyor ama sanayileşme konusunda hızlı ilerleyişi bu durumu yakın gelecekte tersine çevirebilir. Çanakkale'de iklimin belirleyici faktörü şehri ortadan ayıran Çanakkale Boğazı'dır. Akdeniz ve Karadeniz iklimleri arasında bir geçiş iklimi hüküm sürer. Ilıman bir şehirdir. Gelibolu Yarımadası, Balkanlardan gelen havanın etkisiyle biraz daha soğuktur. Kar yağışı ortalaması düşüktür. Kıtaları birbirine bağlayan bir geçiş noktası olmasından dolayı Çanakkale'de büyük bir kültürel miras hakim. Günümüzde Türkmen, Bulgar göçmeni, yörük, çerkez ve pomak gibi birçok farklı millet aynı şehirde, tek çatı altında yaşamakta. Her bir millet kendi kültürünü kendi içinde yaşayıp yaşatmakta. Şehir merkezinde görmek pek mümkün olmasa bile, Çanakkale'nin kırsal kesimlerinde Anadolu'ya özgü kılık kıyafet ve gelenek göreneklere şahit olmak hala mümkün. Özellikle Eceabat, Beşyol ve Dümrek kesimlerinde köylü halk mintan, entari, bindallı gibi kıyafetleri giymeye devam ediyor. Düğün ve eğlence günlerinde harmandalı ve zeybek gibi yöresel oyunlar oynanıyor. El sanatları konusunda da Çanakkale önemli illerimizde biri. Halı, kilim ve bez dokuma gibi el sanatlarının yanında şehrin isminden de anlaşılacağı üzere çanak, çömlek ve seramik yapımı Çanakkale'de başlı başına ayrı bir kültürdür. Nice tarihi ve destansı olaylara ev sahipliği yapan Çanakkale'nin yemekleri de gerçekten efsane. Çok çeşitli ve zengin bir mutfağı var. Özellikle deniz ürünleri konusunda çok iyiler. Şehir sahip olduğu değerlerden dolayı yerli yabancı çok yoğun bir turist akınına da uğruyor. Onlara da fikir vermesi açısından 'Çanakkale'nin meşhur lezzetleri nelerdir?', 'Çanakkale'de ne yenir?' sorularına cevap vermiş olalım. - Ovmaç Çorbası - İskorpit Çorbası - Ispanak Çorbası - Tumbi - Çırpma - Melki Yemeği - Yumurtalı Tiken - Metez - Börülce Köftesi - Lüfer Pilavı - Patlıcan Kapama ve Patlıcan Turşusu - Papaz Yahnisi - Tuzlu Sardalye ve Midye Dolma - Peynir Helvası ve Basma Helvası - Gelibolu Böreği - Bakla Keşkeği - Piruhi - Kağıtta ya da Asma Yaprağında Sardalye Çanakkale'de bulunan üniversitemiz Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi. Bu üniversitenin kampüsleri şehrin farklı yerlerine dağılmış vaziyette. Fakat geneli merkeze yakın olduğu için ulaşım imkanları oldukça rahat. Çanakkale turistik anlamda çok gelişmiş bir şehir. Bozcaada, Gökçeada, Kordon Boyu, Gelibolu, Truva, Assos, Ayazma, Conkbayırı, Şehitler Abidesi gibi yılın her mevsimi herkese hitap eden yerleri var. Yoğun da bir turist popülasyonu mevcut. Dolayısı ile gezip görme, yeme içme, eğlence hayatı gibi konularda Çanakkale'de sıkılmanız söz konusu bile değil. Memur ve öğrenciler için Çanakkale, Türkiye'nin en yaşanılası kentlerinden biridir. Ne boğucu bir kalabalığı, ne de sıkıcı bir ortamı vardır. \"Çanakkale'de nerede yaşanır?\" sorusu, hem merkez hem de ilçeleri kapsayan uzun bir liste ile cevaplanabilir. Ama turistik bir şehir olmasının getirdiği bazı olumsuzluklar da var. Çanakkale öğrenci ve memurlar için biraz pahalı bir şehir. Turist, öğrenci ve asker çokluğu esnafları biraz fiyat yükseltmeye itiyor. Yapılmakta olan Boğaz Köprüsü de buna tuz biber ekmiş vaziyette tabi. Emlak fiyatları da ister istemez yükseliyor. Çanakkale modern, gelişmiş ve huzurlu bir şehir. Kimse kimseye karışmaz, rahat ve sakin yaşarsınız. Ama sanırız bunun bedeli olarak, günlük ihtiyaçlar için değil belki ama emlak konusunda maddi açıdan Anadolu şehirlerine göre biraz daha zorlanabilirsiniz. Ulaşım konusunda ise sıkıntısızdır ve ucuzdur. Şehir merkezinde hemen her yere yürüyerek gidebilirsiniz zaten. Araçla bile en uzak iki mesafe arası 45 dakikayı geçmez. Çanakkale genel olarak hem memur hem öğrenci için Türkiye ortalamasının üzerinde kaliteye sahip bir şehir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/canakkale-truva-troya-antik-kenti-hakkinda-bilgi/", "text": "Türkiye'nin Unesco Dünya Mirası Listesi'nde yer alan ilk kültürel değerlerinden. Brad Pitt'in başrolünde oynayıp ortalığı toz duman ettiği Troy filmine konu olmuş, hakkından efsaneler yazılmış, yurdumuzun sınırları içindeki en eski arkeolojik yapılardan biri Troya Antik Kenti. İlk amatör kazılar 1870 yılında Homeros'un İlyada Destanı'nı okuyup etkilenen Schliemann tarafından yapılmıştır. Bu kazı uğruna servetinin büyük bölümünü harcayan Heinrich Schliemann, 1873 yılında bulmayı başardığı Truva Hazineleri'ni yurt dışına kaçırmış. Bu eserleri müzelere satmaya çalışan ama gerçekliğine kimseyi inandıramadığı için başaramayan Schliemann, 1890 yılında ölümünden çok kısa bir süre öncede Troya Hazinesi'ni Berlin Ulusal Müzesi'ne hediye etmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında Rus saldırıları sonucu bölgenin yağmalanmasıyla günümüzde artık Truva'ya ait eserlerin çoğu Türkiye, Almanya ve Rusya arasında paylaşılmış vaziyette. Hazine bizim ama maalesef sahiplenen başkaları. M. Ö. 3000'li yıllara kadar uzanmasıyla insanlık tarihinin en eski yapılarından biri olan Troya, tam 9 kez yıkılıp yeniden yapılmış ve farklı dönemlere ait 33 katman olduğu saptanmış. Bu haliyle oldukça karmaşık bir tarih ve mimari yapıya sahip olan Truva Antik Kenti, daha kolay incelenebilmek adına, tarihsel dönemlere göre sıralanmış, roma rakamlarıyla ifade edilen bölümlere ayrılmıştır. Kazılar ve çalışmalar günümüzde hala devam etmektedir. - Troya I: M. Ö. 3000 2600 - Troya II: M. Ö. 2600 2250 - Troya III: M. Ö. 2250 2100 - Troya IV: M. Ö. 2100 1950 - Troya V: M. Ö. 20. 18. yy. - Troya VI: M. Ö. 17. 15. yy. - Troya VIh: Geç Tunç Çağı M. Ö. 14. yy. - Troya VIIa: M. Ö. 1300 1190 Homerik Troya Dönemi - Troya VIIb1: M. Ö. 12. yy - Troya VIIb2: M. Ö. 11. yy. - Troya VIIb3: M. Ö. 950'ye kadar olan dönem - Troya VIII: M. Ö. 700 85 Helenistik Troya - Troya IX: M. Ö. 85 M. S. 500 Roma Troya'sı - Troya X: M. S. 1200 1300 Bizans Dönemi Truva Antik Kenti, Çanakkale'ye takriben 30 km. mesafe bulunan Kepez yolunu takip ettikten sonra biraz daha güney kısımda kalan Tevfikiye Köyü sınırları içerisindedir. Halk arasında Hisarlık olarak bilinir. Çanakkale'den kalkan toplu ulaşım araçlarıyla bölgeye gelebiliyorsunuz. Eğer filmini izleyip, kitaplarını okuyup büyük bir gazla bu şehre gelirseniz muhtemelen epey bir hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Çünkü böylesine tarihi olaylara şahit olmuş Troya Antik Kenti'nde gezilip görülecek çok az yer var. Kazı çalışmaları çok yetersiz kalmış ve bölgeye yeterince ışık tutulamamış durumda. Umarız dünyada isim yapmış bu harika topraklar gerçekten hakkettiği değere ulaşır. Şehir meydanında Kültür Bakanlığı'nın yaptırdığı sembolik tahta atı ve Troya Antik Kent Müzesi'ni gezebilirsiniz. Atın içine girebiliyor ve üst katından bu tarihi şehri kuş bakışı seyredebiliyorsunuz. - 2021 Truva Antik Kenti giriş ücreti için 50 TL hazırlayın. 🙂 - Öğrenciler ve öğretmenler için ücretsiz. - Müzede hediyelik güzel eşyalar var. Pahalı 🙂 - Müze kartı geçerlidir. - Kafe fiyatları yüksek. Tok gidin. - Otopark paralı. - Ahşap döşeme yollar ortama farklı bir hava katıyor. - Yaz aylarında dolaşmak zor olsa da, yol kenarlarında gölgelik dinlenme bankları var. - Çanakkale gezinize burayı katmadan gitmek ayıptır ve de günahtır. Mesafa 30 km.. Yapmayın! # Burada şöyle bir uyarı yapalım. 2004 yapımı Troy filminde kullanılan tahta at Çanakkale merkezde sahildeki meydanda sergilenmektedir. Tarihi antik kentteki at farklıdır. Filmde kullanılan atın tam olarak konumu burasıdır. Truva Antik Kalıntıları içerisinde ise ilk çağ kent savunmasının en önemli örneklerinden surlar, Athena Tapınağı, bouleuterion, agora, kutsal alan, hamamlar ve kentin sosyal yaşam alanı olan tiyatro bulunuyor. Troya'nın popülerliği sadece bulunan tarihi kalıntılarından gelmiyor. Tarihin 'aşk, kahramanlık ve uygarlık yuvası' olarak isimlendirdiği Troya Antik Kenti üzerine destanlar yazılmış ve bu destanlar Troya'yı günümüze kadar daha da efsaneleştirmiştir. Bu eserlerden en ünlüsü ise Homeros'un İlyada Destanı'dır. Troya şehrinin kuruluş efsanesine göre deniz perisi Thetis ile denizler tanrısı Okeanos'un kızı Elektra, Zeus'un eşi olan Dardanos'u dünyaya getirmiştir. Dardanos'un torunu İlus da Troya kentini kurmuştur. Şehrin kuruluşu gibi, dünyaca ünlü Troya Savaşı'nın temelleri de mitolojik bir hikayeye dayanır. Tüm zamanların en iyi savaşçısı olarak gösterilen ve yarı tanrı olan Akhilleus'un babası kral Peleus ile deniz tanrıçası Thetis için Olympos'ta bir düğün merasimi yapılır. Bu düğüne çağrılmayan nifak tanrıçası Eriş çok sinirlenir ve intikam almak ister. Üzerine 'en güzele' diye yazdığı altın elmayı tanrıçaların masasına atarak, adına yakışır bir şekilde nifak tohumu ekip, en güzel benim diyen tanrıçalar arasında kavga çıkmasına sebep olur. Günümüz dünyasında düğüne çağrılmayan sıradan bir akrabanın bile ne nifak tohumları ekebilecek kapasitede olduğunu düşününce, nifak tanrıçasını düğüne çağırmamak için kafayı yemiş olmak lazım galiba. Bu olayda Tanrıların Kralı Zeus'tan hakemlik yapması istenir. O da İda Dağı'nda çobanlık yapan Paris'i hakem olarak seçer. Paris, Troya'ya uğursuzluk getireceği için yıllar önce İda Dağı'na ölmesi için bırakılmış ama ölmeyip bir ayı tarafından büyütülerek cesur bir savaşçı haline gelmiş, Troia Kralı Priamos'un oğludur. Tarihte bilinen ilk rüşvet verme olayı burada gerçekleşir. Hera, Aphrodite ve Athena altın elmayı kendisine vermesi için Paris'e çeşitli vaatlerde bulunurlar. Paris, altın elmayı kendisine \"Sana dünyanın en güzel kadınını vadediyorum\" diyen Aphrodite'e verince, Troya'nın sıkıntılı tarihi başlamış olur. Bu duruma bozulan diğer tanrılar Paris'e lanet ederler ve ülkesini felaketlere uğratmaya yemin ederler. Troya'ya gelen Paris'in İda Dağı'nda ölüme terkedilen prens olduğu anlaşıldığında, kendisi saraya davet edilir. Yunanistan'a giden Paris, davet esnasında Sparta Sarayı'nda Menelaos'un dünyalar güzeli eşi Helene ile tanışır ve ona aşık olur. İki sevgili Aphrodite'nin yardımıyla şehirden kaçarak Troya'ya dönerler ve böylece Akhalar ile Troya halkı arasında yaklaşık 10 yıl sürecek olan Troya Savaşı'nın sebebi oluşmuş olur. Mesele yine bir kız davası yani anlayacağınız.. Troya seferi için asker toplamaya başlayan Yunanistan'da ordunun başkomutanlığına Mykene Kralı Agamemnon seçilir. Agamemnon 100.000 kişilik bir ordu toplar ve 1000 gemi ile Troya seferine çıkar. Troya'da ise Troya Kralı Priamos'un büyük oğlu Hektor komutasında Anadolu'nun dört bir yanından gelen kuvvetler toplanır ve Troya'yı savunmak için birleşirler. M. Ö. 1180 tarihli olduğu söylenen bu savaşın son 51 günü Homeros'un İlyada Destanı'nda anlatılır. Bu destanda savaş Hektor'un ölümüyle son bulur, bundan sonra yaşananları ise başka yazarlardan öğrenebiliyoruz. Hektor'u öldüren Akhilleus, bir kayanın arkasına saklanan Paris'in oku ile topuğundan vurularak öldürülür. Tüm hızıyla devam eden savaşta iki taraf birbirine bir türlü üstünlük sağlayamamaktadır. Akhalıların en akıllı krallarından Odysseus'un aklına çok zekice bir fikir gelir ve bir tahta at yapma teklifini ortaya atar. Plana göre Akhalılar savaştan artık yorulmuş ve geri çekiliyor gibi gözüküp, geride çok büyük bir tahta at bırakacaklar. Odysseus ve diğer büyük komutanlar atın içine gizlenirken, diğerleri denize açılıp gemileri Tenedos'un arkasına, Troyalıların onları göremeyeceği bir şekilde gizleyeceklerdir. Planı aynen uygularlar. Savaşın bittiğini düşünen Troyalılar bu atın tanrılardan gelen bir armağan olduğuna inanır ve barışın bir sembolü olarak tahta atı şehrin içine alırlar. Aynı gece zafer kutlamalarıyla coşup, sarhoşluğun etkisiyle sızdıklarında, atın içinden çıkan Akhalı savaşçılara gafil avlanırlar. Ordunun geri kalanını da kapıyı açarak içeri alan komutanlar tarafından artık büyük bir katliam başlamıştır. O gece Troya şehri tamamen yakılıp yıkılır. Ama bu ne ilk ne de son yıkılışıdır. Truva atı için tarihin bilinen ilk trojen virüsü denilebilir aslında. Dünya barışı üzerine kurulu teması ile her yıl 9-16 Ağustos tarihleri arasında yapılan Uluslararası Troia Festivali, Çanakkale Belediyesi öncülüğünde gerçekleştirilmektedir. Festivalin amacı insanları kültür ve sanat etkinlikleri ile buluşturmak, bu alandaki faaliyetleri arttırmaktır. Bununla birlikte dünya mirasımız olan Troia Antik Kenti'nin kültürünü, Türk ulusunun bağımsızlık simgesi Çanakkale Zaferi'ni sanatsal etkinliklerle kaynaştırmak ve dünya kültürlerini birbiri ile buluşturmaktır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/cankiri-nasil-bir-yer-cankiri-hakkinda-bilgi/", "text": "İç Anadolu'nun küçük ve şirin şehri Çankırı.. Daha doğrusu halkın tabiriyle Çangırı.. Neredeyse bir asırdır vilayet statüsünde olan Çankırı, nedense bugün bile birçokları tarafından Ankara'nın bir ilçesi zannediliyor. Tanıtım eksikliğinden midir, yoksa şehirde gezen 06 plakalı araçların çokluğundan mıdır bilinmez. Ama tarih boyunca nice uygarlıkların yurt edindiği, zengin kültürel miraslara ve eşsiz tabiat güzelliklerine sahip Çankırı, kesinlikle gezip görülmesi gereken apayrı bir şehir. Hem Karadeniz'in hem de Orta Anadolu'nun özelliklerini bünyesinde toplayan bir kent. Madem yeterince bilinmiyor, tanınmıyor.. O halde iş başa düştü dedik ve bu güzide şehrimizi size tanıtmak istedik. Çankırı nasıl bir şehir? Özellikle dışarıdan gelen öğrenci ve memurları burada neler bekliyor? Şehrin tarihi, iklimi, ulaşım olanakları ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz bu yazımızda Çankırı ilimizi biraz daha yakından tanıyalım. Çankırı ilimiz İç Anadolu Bölgesi'nin kuzey kesiminde yer almaktadır. Çankırı'nın komşuları; kuzeyde Kastamonu, doğuda Çorum, batıda Bolu, güneyde Kırıkkale ve Ankara, kuzeybatıda ise Karabük'tür. Çankırı, hem batı-doğu istikametinde Türkiye'yi boydan boya geçen E-80 Karayolu'nun, hem de kuzey-güney istikametinde Karadeniz'i İç Anadolu'ya bağlayan Tarihi İstiklal Yolu'nun üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle ülkemizin bütün bölgelerinden Çankırı'ya kara yolu ile ulaşım oldukça kolaydır. Başta Ankara olmak üzere büyük şehirlerin birçoğundan, ayrıca Kırıkkale ve Karabük'ten Çankırı'ya düzenli olarak otobüs seferleri de yapılmaktadır. Çankırı Otobüs Terminali il merkezindeki Abdulhalik Renda Mahallesi'ne yer alıyor. - İstanbul Çankırı arası yaklaşık 470 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Ankara Çankırı arası yaklaşık 135 kilometre ve 1 saat 30 dakika. - İzmir Çankırı arası yaklaşık 730 kilometre ve 8 saat 30 dakika. - Kayseri Çankırı arası yaklaşık 350 kilometre ve 4 saat. - Van Çankırı arası yaklaşık 1120 kilometre ve 14 saat. - Trabzon Çankırı arası yaklaşık 655 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Kastamonu Havalimanı Çankırı Merkez arası yaklaşık 100 km. ve 1 saat 20 dakika. - Ankara Esenboğa Havalimanı Çankırı Merkez arası yaklaşık 110 km. ve 1 saat 30 dakika. Çankırı, 1930'lu yıllarda açılan Ankara-Zonguldak demiryolu hattındaki şehirlerimizden biri. Fakat bu hat ürerinde hizmet veren Karaelmas Ekspresi revizyon çalışmaları sebebiyle 2010 yılında seferden kaldırıldı. Şu an için Çankırı'da trenle yolcu taşımacılığı yapılmıyor (2021). Yakın tarihimizde yapılan yüzey çalışmaları sonrası Çankırı yöresinde Orta Paleolitik Dönem'e ait bazı kalıntıların olduğu ortaya çıkmıştır. Hatta Eldivan, Orta ve Kurşunlu ilçelerinde bulunan bu kalıntıların içindeki bazı taş aletlerin Alt Paleolitik Dönem'e kadar uzanabileceği düşünülmektedir. Sonraki çağlarda da yerleşim yeri olarak kullanılan Çankırı ve çevresi Hattiler, Luviler ve Arzavalilar gibi Küçük Asya halklarına ev sahipliği yapmıştır. Eski çağlarda bu yöre Hitit Devleti'nin kontrolü altındaydı. M. Ö. 1200 yıllarında Hitit Uygarlığı yıkılınca Orta Anadolu toprakları Paflagonların eline geçti. Çankırı'nın ilk yerleşim yerlerinden biri olan Gangra Kalesi'nin de bu dönemde yapıldığı tahmin edilmektedir. Kısa bir süre Pontus Krallığı'nın da yönettiği şehir Roma İmparatorluğu zamanında ise önce Galatya, daha sonra Paflagonya vilayetlerinin içine dahil edildi. Romalıların Germanikopolis olarak adlandırdığı bu kent her daim önemini koruyan bir beldeydi. Bu süreçte defalarca Emevi akınlarına uğrayan Çankırı, güçlü kalesi sayesinde uzun bir süre fethedilemedi. Çankırı'nın Türk hakimiyetine geçişi 1071 Malazgirt Zaferi ile gerçekleşmiştir. Süleyman Şah'ın komutanlarından olan, aynı zamanda Çankırı'da bir türbesi bulunan Karategin bu toprakları fetheden kişi olarak tanınır. Malazgirt Zaferi sonrası Danişmendliler tarafından idare edilmeye başlanan Çankırı, bir dönem Bizans istilasına uğrasa da tekrar Danişmendlilerin eline geçmiş, Selçukluların idaresine girene kadar da öyle kalmıştır. Selçuklular dağıldıktan sonra ise bölge toprakları sırasıyla Candaroğulları, İsfendiyaroğulları ve Osmanlı sınırlarına dahil olmuştur. Çankırı, Osmanlı yönetimi altındayken Anadolu eyaletine bağlı bir sancak merkeziydi. 1846 yılında ise Kastamonu vilayetine bağlandı. Cumhuriyetin ilanı sonrasında da Türkiye'deki illerden biri olarak yerini aldı. Antik çağlarda Paflagonya olarak bilinen bölgede yer alan Çankırı'nın o dönemki ismi Gangra idi. İlk olarak Grek ve Roma kaynaklarında belgelenen bu isim, daha pek çok farklı tarihi kaynakta da yer almaktadır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Kangırı veya Kangarı olarak da ifade edilen Gangra adı, yüzyıllar içinde halk etimolojisine uygun olarak değişime uğramış ve Çankırı'ya evrilmiştir. Nüfus: Çankırı'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 200 bin kişidir. - Atkaracalar - Bayramören - Çerkeş - Eldivan - Ilgaz - Kızılırmak - Korgun - Kurşunlu - Orta - Şabanözü - Yapraklı Çankırı ekonomisinin büyük bölümü tarıma dayanmaktadır. Şehrin gelir kaynağının yaklaşık yüzde 50'sini oluşturan tarım sektörünü hayvancılık, ormancılık, sanayi ve hizmet sektörleri takip eder. Verimli topraklara sahip Çankırı'da yetiştirilen başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, kavun, karpuz, şeker pancarı, domates, fasulye, mercimek, burçak, fiğ ve patatestir. Özellikle nehir kenarlarında bağcılık yapılır ve bol miktarda sebze, meyve üretilir. Çayır ve meraların geniş yer kapladığı Çankırı'da büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılır. Bunun yanında kümes hayvancılığı ve arıcılık da il ekonomisine kısmen katkı sağlar. Çankırı, sanayi ve madencilik alanlarında ise henüz gelişim aşamasındadır. İldeki sanayi kuruluşlarının büyük bölümü yine tarıma dayalıdır. Süt, un ve yem fabrikaları ile kaya tuzu üretimi bu alanda öne çıkan faaliyetlerdir. İl toprakları maden bakımından zengin olsa da çıkartılan madenler alçıtaşı, betonit ve linyit ile sınırlıdır. Ayrıca Türkiye'deki en büyük kaya tuzu rezervi Çankırı'da bulunmaktadır. Çankırı il topraklarının yarıdan fazlası yüksek dağ ve tepelerden oluşur. Özellikle kentin kuzeyinde uzanan Ilgaz Dağları 2500 metreden daha yüksek zirvelere sahiptir. Bu dağ sırasının güneyinde ise Çorum-Kastamonu sınırından başlayıp batıya yönelen farklı dağ uzantıları bulunur. Dağların hakim olduğu bölgelerde yayla diyebileceğimiz alanlar ise çok nadirdir. Çankırı'da bulunan ovalar ise Türkiye'nin en uzun nehri olan Kızılırmak'ın oluşturduğu havzada yoğunlaşır. Fakat bu havzadaki sular tuzlu olduğu için tarım arazisi olarak kullanıma çok uygun değildir. Devrez Çayı ve Tatlıçay çevresi de ova bakımından kısmen zengindir. İl sınırlarında kayda değer büyüklükte göl bulunmamaktadır. Çankırı, Karadeniz ile İç Anadolu bölgeleri arasında geçiş güzergahında bulunmasına rağmen topraklarının tamamında İç Anadolu'ya özgü karasal iklim hüküm sürmektedir. İl merkezi ve çevresinde kışlar serin, yazlar ılımandır. Çerkes ilçesi ve civarında ise kışlar daha soğuk, yazlar serindir. İlin kuzeyindeki yüksek kesimlerde bitki örtüsü iğne yapraklı ağaçlardan oluşur. Özellikle Yapraklı ilçesi ve çevresindeki yağış fazlalığı buraları bitki örtüsü bakımından zengin kılar. Merkezden güneye inildikçe yeşil alanların kapladığı alan azalır. Orta Anadolu'nun geleneksel beslenme özellikleri görülen Çankırı mutfağında, daha çok buğday ve buğday ürünleri üzerine yoğunlaşan bir yapı hakimdir. Çörek, gözleme, börek gibi hamur işlerinin ve sebze yemeklerinin sık tüketildiği Çankırı yöresinde et ve diğer hayvansal gıdalar oldukça az kullanılır. Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi salamura, turşu, sirke, marmelat ve kurutulmuş sebzeler de Çankırı mutfağının vazgeçilmezleri arasındadır. Peki Çankırı'nın neyi meşhur? Yörenin en lezzetli yemekleri hangileri? Şimdi Çankırı mutfağında ön plana çıkan lezzetleri sizin için sıralayalım. - Toyga Çorbası ve Tatar Hamuru Çorbası - Yaren Güveci - İnce Ekmek Muskası - Yazma Çöreği - Sarımsaklı Et - Mıkla - Keşkek - Tavuk Etli Kuru Bamya - Höşmerim - Yumurtalı Taze Fasulye Kavurması - Hameyli - Zeytinyağlı Pırasa Dolması - Yumurta Tatlısı - Un Helvası - Nokul - Kızılcık Şurubu Çankırı ilimizde 2007 yılında kurulan Çankırı Karatekin Üniversitesi bulunuyor. Karatekin Üniversitesi'nin ana yerleşkesi olan Uluyazı Kampüsü, Çankırı merkezin 5 km. kadar kuzeyinde, yüksekçe bir tepe üzerinde yer alıyor. Kampüs ile il merkezi arasında sürekli sefer yapan otobüsler olduğu için okula kısa sürede ulaşım mümkün. Ayrıca kampüs içinde ve çevresinde yeterli sayıda KYK yurdu mevcut. Çankırı Karatekin Üniversitesi çok eski bir okul olmamasına rağmen Türkiye'de fakülte sayısı en hızlı artan üniversitelerden biri durumunda. Bu büyüme son yıllarda Çankırı'nın ekonomik olarak gelişmesine de oldukça katkı sağlıyor. Çankırı ülkemizin hem en küçük hem de bilinirliği en az olan illerinden biri. Sosyal hayat hareketliliği bir-iki cadde ile sınırlı butik bir kent. Meşhur birkaç kafesi ve AVM'si dışında burada vakit geçirebileceğiniz yer sayısı çok azdır. Çankırı'da arkadaşlarınızla buluşmak istediğinizde buluşacağınız yer bile bellidir; Saat Kulesi! Çankırı içerisinde gezilecek yer sayısı kısıtlı ama şöyle bir avantajınız var.. 2 saat içerisinde kendinizi Ankara Kızılay'a atabilirsiniz. İki şehir arasında gün içinde çok sayıda otobüs seferi yapılıyor. Bu özellikle öğrencilerin hafta sonu gezileri için sıkça tercih ettikleri bir yöntem. Çankırı küçük olsa da genel olarak oldukça güvenli, temiz ve düzenli bir şehirdir. Anadolu kültürünü yaşatan muhafazakar bir halka sahiptir. Aynı zamanda öğrenci ve memurlar için ekonomik bir yaşam olanağı sunar. Çünkü orta halli Anadolu şehirlerine göre daha ucuzdur. Çankırı hakkında yorumlara baktığınızda şehrin Ankara'ya en yakın ilçesi olan Şabanözü'nün memurlar tarafından daha çok tercih edildiğini görürsünüz. Korgun ve Ilgaz ilçeleri de sevilen yerlerdir. Zaten il genel olarak tam bir memur şehridir. Sakin ve aile yaşantısına çok uygun bir yapısı vardır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/cekme-karavan-mi-motokaravan-mi/", "text": "Olmayanları oldurmak, sahip olamadıklarına sahip olmak ve yaşayamadıklarını yaşamak adına.. Hayallerin kimi gerçeğe yakındır, gerçekleşir, kimi de ütopiktir, gerçekleşmesi ömrünü bitirir.. Direnirsin.. İnat edersin.. Ama hayalin ötesine geçemezsiniz.. İnsan kavuşabileceği, gerçeğe yakın hayaller kurarsa, hem gerçekleşen hayalleriyle mutlu olur, hem de hayal kırıklığı yaşamaz. Belli yaşlarda yapılması gereken tatil yapma, gezme, tabiat içinde özgürce yaşama, yani özgür ve bağımsız yaşam tarzını hayata geçiremeyince, sonraki yaşlarda gezmek için plan ve programlar yaparlar. Hiçbir şey için iş işten geçmiş değildir. Hayalleri yaşamak için, önceki yaşlar sonraki yaşlar fark etmez. Eğer vaktin geldiğini düşünüyorsanız artık ertelemeyin. Zira zaman fazla kalmadı.. Karavan almak ve geziye çıkmak da bunlardan biridir. En çok ertelenen hayallerden bahsediyoruz. Ben de böyle düşündüm ilk önce.. Ama kafama koydum. Bir karavan alacaktım.. Sonunda benim de bir karavanım oldu ve karavan gezilerine başlayınca karavan kulüplerine üye olmaya karar verdim. Boş zamanlarımda bilgi, görgü ve kültürümü artırmak adına internet sitelerini ziyaret ederim.. Değişik ürünler, değişik karavanlar, gezilen yerler hakkında fikir alırım. Bazen gülmek ile kızmak arasında sendromlar yaşarım.. Bir değil, iki değil, üç değil beş değil hep aynı soruları duymaktan gına gelir.. -Ben de karavan alacağım ama karar veremedim.. -Neden karar veremedin? -Motokaravan mı, çekme karavan mı? Yoksa ARGE'yi kendisi yapmayıp insanların kendine 5 dakikada hayatın tüm tecrübelerini anlatmasını mı istiyor, bir türlü kavrayamadım. Şunu sürekli atlıyoruz: Herkesin hayat tarzı farklıdır. Hobiler, fobiler, alışkanlıklar farklıdır. Kimisi çekme karavanı kurarken eğlenir.. Kimine eziyet gelir. Kimi çadırda yatmayı sever, kimi karavanda.. Karavan hayatı yaşamak da ayrı bir güzellik.. Karavan ile ilgili gelişmişlik, yenilik adına paylaşımlar da güzel.. Karavan alım satımları da bir bilgi paylaşımıdır. Hikaye anlatanlar bile bir şeyler katıyor karavan ailesine. Şimdi ben size birkaç önemli tavsiyede bulunacağım. Bunlar temel çizgiler.. Gerisi size kalmış artık. Paranız kadar, zamanınız kadar, bilgi, birikim ve ihtiyacınız kadar bir karavan alın.. Sabit kalacaksanız ve ekonomik düşünüyorsanız çekme karavan alın. Çünkü fiyatlar arasında çok ciddi fark var. Bütçeniz müsait değilse motokaravan hayalinizi şimdilik erteleyin. Çünkü motokaravanın vergi ve sigorta gibi bitmeyen masrafları da var. Eğer yılda bir defa ve kısa süreliğine tatile çıkacaksanız çekme karavan işinizi fazlası ile görür. Tatil ve gezi yapmadığınız zamanlarda çekme karavanı bir yere park edersiniz ve aracınızı istediğiniz şekilde kullanırsınız. Fakat motokaravan sadece karavandır. Bir bölgeyi gezmeye gittiğinizde, diyelim bir sahile ya da yaylaya çekme karavan ile kuruldunuz. Fakat gittiğiniz bölgede gezmeye değer birçok yer var. Otomobiliniz ile karavansız şekilde günü birlik olarak bol bol gezebilirsiniz. Motokaravanda nereye giderseniz, karavanla beraber gitmeniz gerekiyor. Paranız varsa, sürekli gezecekseniz, ülkeyi veya şehirleri hatta köyleri tanımak ve buralarda konaklamak istiyorsanız motokaravan alın. Diyelim bir manzara gördünüz, bir ırmak kenarı ya da bir sahil kenarı.. Burada duralım, bir gün konaklayalım dediniz.. Bunu çekme karavanla yapabilir misiniz? Biraz zor da olsa yaparsınız. Kurulması etmesi ve yeniden toparlanması ile uğraşırım derseniz neden olmasın.. Motokaravanda, yolda giderken güneş panelleri ile çalışan klimayı kullanabilir, yine buzdolabından soğuk bir şeyler talep edebilirsiniz. Çekme karavanda bunu yapamazsınız. Yolculuk sırasında eğer gerekli tedbirleri almadıysanız, karavan içinde eşyaların devrilmesi, düşmesi gibi sorunlar olabiliyor. Çekme karavanda bunun farkında olamazsınız. Motokaravanın avantajlarından biri de şu, sadece tatil mevsimlerinde değil her zaman gezintiye çıkabilirsiniz. Diyelim haftasonu hava güzel.. Evinize yakın güzel bir mekanda iki günlük gezinti yapabilirsiniz. Çekme karavanın kurulması biraz daha zahmetli olduğu için biraz daha dezavantajlı görünüyor. Çekme karavanın 750 kilogramın altında olmak şartı ile vergi, muayene, sigorta derdi yok. Motokaravanda bunlar şart. Bu karavanları 1.6 motorlu otomobiller çekebiliyor. Daha büyük çekme karavanlarda şartlar değişiyor. Ruhsat ve muayene zorunluluğu geliyor. Otomobilinizin biraz daha güçlü olması gerekiyor. Uzun karavanlar için manevra ve geri gitme imkanı biraz daha zorlaşıyor. Çekme karavan için aracınızda çeki demiri olması gerekiyor. # Önemli Bir Not: Motokaravan ruhsatında yolcu taşıma sınırı bulunuyor. Diyelim, karavan 7 kişilik ama ruhsatta yolcu taşıma iki kişi görünüyor. Öyle ise trafikteki aracınızda ancak 2 kişi bulundurabilirsiniz. Bir trafik memuru sizi durdurduğunda sırf bu sebepten ceza yiyebilirsiniz. Artık memurun insiyatifine kalmış bir durum diyelim. Ama bu konuyu bilerek hareket etmenizde yarar var. Çalan olduğu ve tedbir almadığınız sürece çekme ya da motokaravan ne fark eder? Çeki demiri olan bir araç bile rahatlıkla çalınabiliyor. Tabii tedbir alırsanız durum değişir. Bunun için çekme karavan çalınır mı diye endişe etmeyin. Bu tarz takıntılar sizi hayallerinizden alıkoymasın. Buyurun cevabı bu defa sizden alalım.. Karavan sahibi olmak en güzel hayallerden biridir. Çünkü bir yazlık alıp sabit bir mekana sahip olmak gibi değildir. Sınırları yoktur. Her yer sizindir. Karavan doğa demektir.. Doğa hayat demektir. Endişe etmeyin ve bir an önce harekete geçin.. Çok fazla sorularla ve endişelerle kendinizi boğmayın.. Hevesinizi kaçırmayın.. Deneyimlerle kendinizi nasıl mutlu hissettiğinizi görün. Ve sonra karar verin. Kimsenin doğrusu, kimseye uymaz. Bunun için ikinci el daha mantıklı.. Birkaç deneyimden sonra bütçenize uyan doğru tercihinizi yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/corum-hakkinda-bilgi-nasil-bir-yer/", "text": "İnsanlık tarihinin ilk büyük imparatorluklarından olan Hitit İmparatorluğu, Anadolu'dan Orta Doğu'ya kadar uzanan topraklara yüzyıllar boyunca hükmetti. Merkeziyetçi devlet yapısıyla Anadolu'da uzun yıllar süren bir refah dönemine ortam sağlayan Hitit Devleti'nin başkenti ise Çorum'un Boğazkale ilçesinde yer alan Hattuşa idi. Bu nedenle Çorum, Anadolu tarihinin şekillenmesinde rol oynamış en önemli illerimizden biridir. Tarihin bilinen en eski yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşması da burada bulunmuştur. Sahip olduğu tarihi ve doğal güzellikleri ile gezip görülesi kentlerimizden olan Çorum ayrıca leblebisi ile ünlüdür. Acılısından beyaz şekerlisine, çikolatalısından mesir macunlusuna kadar onlarca çeşit türü bulunan 'Çorum Leblebisi', bugün dünyanın pek çok ülkesine ihraç edilecek kadar üne kavuşmuştur. Çorum'a yolunuz düşerse siz de bu meşhur lezzeti yerinde tatmayı unutmayın. Peki Çorum yaşamak için nasıl bir şehir? Özellikle memur ve öğrencileri Çorum'da neler bekliyor? Çorum'un tarihi, coğrafi özellikleri, ulaşım yolları ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler aktaracağımız yazımızda, Anadolu'nun bu kadim şehrini biraz daha yakından tanıyalım. Çorum, Karadeniz Bölgesi'nin orta kesiminde yer alan illerimizden biridir. Çorum'un komşuları; kuzeyde Sinop, kuzeybatıda Kastamonu, kuzeydoğuda Samsun, doğuda Amasya, batıda Çankırı, güneyde Yozgat, güneybatıda ise Kırıkkale'dir. Çorum, ülkemizin yurt içi trafiğinde önemli bir role sahip olan E80 karayolu üzerinde bulunduğu için ulaşımı en rahat olan illerimizden biridir. Ayrıca Karadeniz'i İç Anadolu'ya bağlayan birçok anayol da buradan geçmektedir. İstanbul, Ankara, İzmir gibi belli başlı büyük şehirlerden ve komşu illerinden Çorum'a direkt giden otobüs seferleri bulabilirsiniz. - İstanbul Çorum arası yaklaşık 620 kilometre ve 7 saat. - Ankara Çorum arası yaklaşık 240 kilometre ve 3 saat. - İzmir Çorum arası yaklaşık 830 kilometre ve 10 saat. - Kastamonu Çorum arası yaklaşık 200 kilometre ve 3 saat. - Kayseri Çorum arası yaklaşık 280 kilometre ve 3 saat 40 dakika. - Diyarbakır Çorum arası yaklaşık 750 kilometre ve 9 saat 30 dakika. Çorum il sınırları içinde herhangi bir havalimanı bulunmuyor. Çorum'a havayolu ile ulaşmak için kullanabileceğiniz en yakın havalimanı Amasya'nın Merzifon ilçesinde yer alan Amasya Merzifon Havalimanı. Bu havaalanı Çorum merkeze yaklaşık 67 kilometre uzaklıkta. İstanbul'dan direkt uçuş bulabileceğiniz Amasya Merzifon Havalimanı'ndan Çorum'a gitmek için ise özel servisleri kullanabilirsiniz. Çorum ve çevresinde yapılan kazı çalışmaları bu bölgedeki yerleşimlerin daha çok Kalkolitik Çağ'da yoğunlaştığını göstermektedir. Yörede M. Ö. 6000'lere kadar uzanan küçük köy kalıntıları bulunmuştur. Eski Tunç Çağı'na gelindiğinde Hattilerin elinde olan bu bölge, Anadolu için önemli bir kültür ve gelişim merkezine dönüşmüştür. Çorum ve civarında bu döneme ait pek çok altın, gümüş ve tunç eserler, zengin mezarlar ortaya çıkartılmıştır. Hititler zamanında Hattuş ismi verilen yöre başkent vazifesi görmüş, Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda Asurlu tüccarların kolonileştiği bu kent, bir ticaret merkezi olarak daha da önem kazanmıştır. Hattuşa, Hititlerin Anadolu'da güçlü olduğu dönem boyunca idari ve dini başkent olarak kalmıştır fakat M. Ö. 1200'lü yıllarda Hitit İmparatorluğu yıkılınca bölge Karanlık Çağ olarak adlandırılan bir sürece girmiştir. Takip eden yüzyıllara ait bazı buluntulara rastlansa da, Frig Çağı'na kadar yöreyle ilgili elde edilen bilgiler çok kısıtlıdır. M. Ö. 600'lü yıllara gelindiğinde bölgede hakimiyet kuran Asur Devleti, Medler tarafından yıkılmıştır. Bir dönem Lidyalılar ve Medler arasında çetin mücadelelere sahne olan Çorum çevresi, Medlerin ardından önce Perslerin, daha sonra Anadolu'yu ele geçiren (M. Ö. 332) Makedonya Krallığı'nın yönetimine girmiştir. Büyük İskender'in ölümüyle Çorum yöresi bir süre Seleukoslar ve Galatlar tarafından idare edildi. Roma İmparatoru Jül Sezar döneminde ise Pontus ve Galat bölgeleri tamamen Roma'ya bağlandı. Roma İmparatorluğu zamanında Çorum, Kapadokya eyaletine dahil edilmiştir. Bizanslıların yönetiminde pek çok saldırıya maruz kalan bu yöre Selçuklular Anadolu'ya hakim olana kadar ele geçirilemedi. Selçuklu Devleti'nin fethiyle beraber Türklerle tanışan Çorum, 1243'de Moğollar tarafından işgal edilse de 1300'lü yıllarda tekrar İlhanlı Devleti'ne dahil olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zamanına kadar birçok iç karışıklık yaşayan bu yöre, Ankara Meydan Savaşı'ndan sonra Amasya'ya bağlı bir sancak yapılmıştır. Çorum, cumhuriyetin ilanı sonrası 1924 yılında da il statüsü almıştır. Nüfus: Çorum'un 2020 yılı nüfusu yaklaşık 530 bin kişidir. - Alaca - Bayat - Boğazkale - Dodurga - İskilip - Kargı - Laçin - Mecitözü - Oğuzlar - Ortaköy - Osmancık - Sungurlu - Uğurludağ Çorum ilindeki ekonomik faaliyetler büyük ölçüde tarım ve hayvancılık üzerine yoğunlaşsa da, sanayi sektörü de kısmen şehir ekonomisine fayda sağlamaktadır. Karasal iklim sebebiyle Çorum'da yetiştirilen tarım ürünleri daha çok buğday, arpa, çeltik gibi tahıl ürünlerinden oluşur. İlin sahip olduğu diğer tarım ürünleri ise yeşil mercimek, pirinç, nohut, soğan, patates, mısır, şekerpancarı, ayçiçeği, fasulye, çavdar, yem bitkileri, keten ve kenevirdir. Ayrıca başta sofralık üzüm olmak üzere pek çok meyve üretimi yapılır. Meşhur Çorum Leblebisi de yurt dışında pek çok ülkeye ihraç edilerek şehir ekonomisine katkı sağlar. Çorum'da yapılan hayvancılık faaliyetlerinde özellikle tavukçuluk sektörü başı çekmektedir. Şehirde bu alanda hizmet veren birçok işletme mevcuttur. Bunun dışında kıl keçisi, tiftik keçisi, koyun gibi küçükbaş, manda ve sığır gibi büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılır. Arıcılık ise gelişme aşamasındadır. Çorum'daki sanayi faaliyetlerinde tuğla ve kiremit üretimi gibi taş ve toprağa dayalı sanayi ön plana çıkar. Ateşe dayanıklı tuğla, hazır kireç, hazır beton, mermer, seramik ve yer karosu üretimi yapılır. Kömüre dayalı madencilik faaliyetleri ile özel sektöre ait bazı fabrikalar Çorum ekonomisine kısmi katkı sağlayan diğer alanlardır. Çorum il topraklarının yarıya yakın kısmı dağlık arazilerden oluşur. Kuzey-batı yönünde uzanan bu dağlar genellikle derin vadiler ile birbirinden ayrılırlar ve fazla yüksek değildirler. Eğerci dağ sıraları, Alagöz Dağı ve Köse Dağı bölgedeki önemli yüksektiler olarak gösterilebilir. Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi iki önemli akarsuyun geçtiği Çorum'da başta Bozboğa Ovası, Ovasaray Ovası ve Çorum Ovası olmak üzere çok sayıda düzlük de yer almaktadır. Karadeniz'den İç Anadolu'ya geçiş bölgesinde bulunan Çorum'da merkeze yakın yerler karasal iklim etkisi altındayken, kuzey kesimdeki ilçeler daha çok Karadeniz iklimine dahildir. Kışların soğuk ve bol yağışlı geçtiği Çorum'da yazlar kara ikliminin etkisiyle sıcak ve kurak geçer. Bitki örtüsü bakımından oldukça fakir olan Çorum toprakları daha çok step bitki toplulukları ile örtülüdür. Şehrin kuzeyi ise Karadeniz ikliminin etkisi ve yükselti fazlalığı sebebiyle kısmen daha ağaçlıktır. Bu bölgelerde meşe ve iğne yapraklı ağaçların oluşturduğu ormanlara rastlanır. Çorum denince hemen hepimizin aklına ilk önce leblebi gelse de, burada keşfedilmesi gereken çok daha fazla yiyecek olduğunu söylememiz gerek. Köklü bir tarihe ve zengin bir kültürel yapıya sahip olan Çorum'da yöresel yemek çeşitliliği de son derece geniş bir yelpazeye yayılıyor. Karadeniz ve İç Anadolu mutfağının lezzetlerini bünyesinde barındıran Çorum'da İskilip dolması, kuru mantı ve kuzu tandır gibi harika yemekler, malak ve tel tel gibi tatlılar mevcut. - Çorum Mantısı - İskilip Dolması - Çatal Aşı, Yırtma Aşı ve Yaprak İçi Aşı - Kuzu Tandır - Pastırmalı Madımak - Söbelek Dolması - Keşkek - Sırık Kebabı - Hingel Mantısı - Sıkma Baklava - Gül Baklava - Tel Tel Tatlısı - Malak Tatlısı Çorum ilimizde 2006 yılında kurulan Hitit Üniversitesi bulunuyor. Hitit Üniversitesi Rektörlük Binası'nın yer aldığı Kuzey Kampüsü, Çorum merkezin yaklaşık 4-5 km. kadar kuzeyinde konumlanıyor. Fakat bu kampüs tam anlamıyla bir merkez kampüs sayılmaz. Çünkü Hitit Üniversitesi'ne bağlı fakülteler belli bir noktada değil, şehrin farklı bölgelerine dağılmış durumda. Bu nedenle Çorum'da okuyacağınız fakülte ile oturacağınız semt arasındaki mesafe, sizin seçimlerinize göre değişkenlik gösterecektir. Tabi Çorum büyük bir şehir olmadığı için bu değişkenlik çok da fazla olmayacaktır. Zaten il genelinde ulaşım problemi yok. Mesafeler kısa olduğu için şehrin birçok yerine ister araçla ister yürüyerek kısa sürede ulaşım sağlayabilirsiniz. Küçük bir şehir merkezine sahip olan Çorum'da sosyal yaşam daha çok Gazi Caddesi üzerinde yoğunlaşıyor. Öğrencilere yönelik mekanların birçoğu burada ve çevre sokaklarda bulunuyor. Merkezden uzaklaştıkça da şehir çok daha sessiz ve sakin bir hal alıyor. Çorum esasında öğrencilerden çok memurların ve emeklilerin çok beğendiği bir kent. Çünkü kentte rutin, güvenli ve çok sakin bir yaşam söz konusu. Ayrıca havası, suyu ve doğası çok temiz bir şehir. Hatta Türkiye'nin en temiz sokaklarına sahip şehirlerinden biri Çorum'dur diye çok iddialı bir laf edebiliriz. Kesinlikle abartı olmaz. Yine Sungurlu, Osmancık, Alaca ve İskilip gibi merkeze yakın ilçeler de aynı şekilde memurların sevdiği bölgelerdir. Diğer ilçeler ise oldukça ufak ve kasaba ayarında yerlerdir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/denizli-nasil-bir-yer-denizli-hakkinda-bilgi/", "text": "Denizli, Türkiye'nin en düzenli yapılaşmış şehirlerinden bir tanesi. Yeşili bol, havası temiz, sakin bir Ege şehri. Pamukkale Travertenleri gibi dünyanın sayılı güzelliklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Ayrıca tekstil sektöründe ülkemizde söz sahibi olan illerimizden biri Denizli. Osmanlı Padişahları ve Sultanlarının elbiseleri Buldan'da dikilirmiş. Havlusu ve bornozu da meşhurdur. Bir de Denizli Horozu vardır ki karizmatik hayvandır. \"Her horoz kendi çöplüğünde öter, Denizli horozu her yerde öter\" sözünü çok ciddiye almış olacak ki yürüyüşü bile farklıdır. Bitmek tükenmek bilmeyen nefesiyle komşulara ızdırap olur. Bir hayvan bayılana kadar niye öter onu da anlayabilmiş değiliz! Bu yazımızda, Denizli nasıl bir şehir? Memur ve öğrenciler için Denizli'de yaşam nasıl? Denizli'nin tarihi ve Denizli'nin meşhur yemekleri gibi konulara başlıklar halinde değineceğiz. Ama öncesinde Pamukkale Efsanesi olarak bilinen 'Oduncu Güzeli Hikayesi'ni kısaca anlatmak istiyoruz. Bundan yüzlerce yıl evvel Çökelez Dağı'nın eteklerinde fakir mi fakir bir oduncu ailesi yaşarmış. Bu ailenin çok çirkin bir kızı varmış. Köydeki diğer ailelere göre bu kız o kadar çirkinmiş ki, anneler oğullarına bu kızdan uzak durmalarını tembihliyor, yolda o kızı görünce de yollarını değiştiriyorlarmış. Kız için fakirlik çok sorun değilmiş, aldırmıyormuş ama bu çirkinliği yüzünden maruz kaldığı eleştiriler çok zoruna gidiyormuş. Ve bir gün canına tak edince hayatına son vermek istemiş. Çökelek Dağı eteklerindeki bir yükseltiye çıkarak kendini boşluğa bırakmış.. Fakat şans eseri içerisi su ve tortularla dolu olan bir su birikintisinin içine düşmüş. Ölmemiş ama bilincini kaybedip bayılmış. İçerisine düştüğü su birikintisi kızın cildine o kadar iyi gelmiş ki baygın yattığı süre içerisinde değişmiş ve bambaşka bir güzelliğe bürünmüş. Bir süre sonra oradan geçmekte olan Denizli Beyi'nin oğlu suda baygın yatan yaralı kızı görmüş. Kızı sırtlayıp atına alarak evine götürmüş ve tedavi etmiş. Kız iyileştikten sonra onun bu güzelliğinden etkilenen Denizli Beyi'nin oğlu onunla evlenmiş. Oduncu ailesinin çirkin kızının geçirdiği bu değişimi duyan tüm köylü kadınlar ise bu şifalı su kaynağına akın etmişler. Yüzyıllarca dilden dile anlatılan bu hikaye günümüze kadar gelmiş. Bugün Pamukkale kaplıcalarının cilde çok iyi geldiğine inanan turistler de Pamukkale'ye akın etmektedirler. Denizli, Ege Bölgesi'nin güneydoğusunda yer almaktadır. Denizli'nin komşu illeri; kuzeyde Uşak, kuzeybatıda Manisa, kuzeydoğuda Afyonkarahisar, batıda Aydın, güneydoğuda Burdur, güneybatıda Muğla'dır. İç Anadolu, Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında köprü konumunda bulunan Denizli'ye kara, hava ve demiryoluyla kolay şekilde ulaşılabilir. Üç önemli coğrafi bölgemizin ortasında bulunan Denizli, gelişmiş karayolu bağlantıları üzerinde bulunduğu için araçla ulaşım rahattır. Birçok büyükşehirden Denizli'ye yapılan otobüs seferi bulabilirsiniz. Denizli otogarı şehir merkezinin ortasındadır ve ulaşım sıkıntısı yoktur. - İstanbul Denizli arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 saat. - Ankara Denizli arası yaklaşık 470 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - İzmir Denizli arası yaklaşık 240 kilometre ve 3 saat. - Van Denizli arası yaklaşık 1600 kilometre ve 18 saat 30 dakika. - Mersin Denizli arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Trabzon Denizli arası yaklaşık 1220 kilometre ve 14 saat 30 dakika. Denizli'de hizmet veren Denizli Çardak Havalimanı şehir merkezine yaklaşık 60 km. uzaklıkta bulunuyor. Uçak saatlerine ayarlı olarak havalimanı şehir merkezi arasında servis hizmeti var. Ayrıca araç kiralama ve taksi imkanları da mevcut. Denizli Çardak Havalimanı'na İstanbul'daki iki havaalanından da seferler düzenleniyor. Pegasus, AnadoluJet ve THY firmalarının Sabiha Gökçen ve İstanbul Havalimanı ile Denizli arasında yaptığı aktarmasız direkt uçuşlar var (2020). Denizli tren istasyonu yine şehir merkezinde ve Denizli otogarı ile bitişik konumda bulunuyor. Denizli'ye tren ile ulaşmak için düzenli olarak her gün Denizli Eskişehir arasında hizmet veren Pamukkale Ekspresi kullanabilirsiniz. Denizli - Sandıklı - Afyon - Kütahya - Eskişehir şeklinde. Bunun dışında yine her gün düzenli olarak İzmir - Aydın - Denizli güzergahında hizmet veren tren seferleri yapılıyor. İzmir Denizli arası tren yolculuğu yaklaşık 5 saat sürüyor. Tren biletlerinin güncel fiyatları ve rezervasyon işlemleri için aşağıdaki iletişim bilgilerini kullanabilirsiniz. Denizli bölgesine ilk yerleşimin M. Ö. 4000 yıllarında Kalkolitik dönemle birlikte Beycesultan Höyüğü'nde başladığı tahmin ediliyor. Yörenin bilinen ilk yerleşimcileri Arzawalılar olmuştur. M. Ö. 1700'lü yıllardan sonra ise önce Frigler sonrasında Lidyalılar bölgede hakimiyet kurmuştur. Yunan tarihçi Heredot'a göre günümüzde Sarayköy olarak bilinen Denizli ilçesi o dönemde Lidya Devleti'nin doğu sınırını oluşturuyordu. İlçenin o zamanki ismi Karura idi. M. Ö. 129'da Denizli'nin de içinde bulunduğu Batı Anadolu bölgesi Roma tarafından Asya eyaletine bağlandı. Bu süreçte Denizli Bölgesi ciddi gelişim göstermiştir. Roma Devleti ikiye ayrıldıktan sonra M. S. 395'te Denizli, Bizans topraklarına katılmıştır. Denizli yöresinin Türklerle ilk tanışması ise 1071 Malazgirt Savaşı sonrası I. Süleyman Şah tarafından bölgenin fethedilmesiyle olmuştur. Çeşitli beylikler bölgede bir süre hüküm sürdükten sonra 1429 yılına gelindiğinde Denizli, beyliklerle beraber Osmanlı sınırları içine katılmıştır. O dönem Denizli topraklarının büyük bölümü önce Kütahya sancağına bağlanmış, 17. yy'a gelindiğinde ise Aydın'a dahil edilmiştir. Denizli, 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla beraber il olarak ülkemizdeki yerini almıştır. Nüfus: Denizli'nin 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 40 bin kişidir. - Acıpayam - Babadağ, Baklan, Bekilli, Beyağaç, Bozkurt, Buldan - Çal, Çameli, Çardak, Çivril - Güney - Honaz - Kale - Merkezefendi - Pamukkale - Sarayköy, Serinhisar - Tavas Denizli ekonomisinin dinamiklerini tarım, sanayi ve hizmet sektörü oluşturmaktadır. Denizli'de onlarca firmanın faaliyet yürüttüğü birçok organize sanayi bölgesi vardır. Bu firmaların yarıya yakını dokuma, hazır giyim ve deri üzerine çalışmaktadır. Özellikle havlu ve bornoz ihracatında Türkiye'nin öncü şehridir. Denizli sanayisinin yoğunlaştığı ikinci büyük alan ise metal sanayi ve metal eşya üretimidir. Ayrıca mermer üretimi, yem ve ambalaj malzemeleri alanında faaliyetler yürütülür. Topraklarının 3'te 1'i tarım arazisine uygun olan Denizli'de yetiştirilen tarım ürünlerinden bazıları; pamuk, şeker pancarı, tütün, tahıl, mısır, baklagiller ile sebze-meyve çeşitleridir. Denizli'den direkt olarak yurt dışına yaş meyve ve sebze ihracatı da yapılmaktadır. Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında bulunan Denizli'nin iç kesimlerinde karasal iklim etkileri vardır. Denizli her ne kadar Ege Bölgesi'ne dahil olsa da baskın olan iklim türü Ege'den ziyade İç Anadolu iklimidir. Yazların sıcak ve kurak, kışların yağışlı geçtiği Denizli'de nem oranı genel olarak çok yüksektir. Denizli coğrafyasının yarıya yakını dağlık alanlardan oluşur. Kalan kısmı ise plato ve ovalarla kaplıdır. Hava şartları bölgede Karadeniz bitki örtüsü çeşitleri olan kızılağaç, kestane, söğüt, ıhlamur, fındık ve eğrelti yetişmesine olanak verir. Ege mutfağının şekillendirdiği Denizli yöresel yemekleri, Türk mutfağında önemli bir yere sahiptir. Başta Denizli tandır kebabı olmak üzere şehirde birbirinden harika lezzetler vardır. Denizli'nin meşhur yemeklerinde öne çıkanlar zeytinyağlılar, hamur işler ve kebap çeşitleridir. Özellikle patlıcanla yapılan sebze yemekleri de Denizli mutfağını çeşitlendirir. Denizli yemek kültürüne yakından şahit olmak için şehre gittiğinizde mutlaka bir kebapçıya uğrayın ve Denizli kebabını deneyin. Denizli'de kahvaltı kültürü de ayrıca önemlidir. Yufka ekmeği, tulum ve çakmaklı peynir Denizli kahvaltı sofralarının vazgeçilmez lezzetlerindendir. - Denizli Tandır Kebabı - Arabaşı Çorbası - Çaput Aşı - Keşkek - Mısır Gömbesi - Biber Tatarı - Süller Pidesi - Börülce Böreği ve Yen Böreği - Leyen Böreği - Katmer - Patlıcanlı Kapama ve Patlıcan Soğan - Bonus: Kendine has aroması ve tadı ile Denizli Zafer Gazoz Denizli'de 1992 yılında kurulan Pamukkale Üniversitesi bulunuyor. Pamukkale Üniversitesi konum olarak şehir merkezinde ve oldukça ferah bir kampüse sahip. Öğrenciler için sosyal faaliyet alanları geniştir. Özellikle kütüphanesi ve spor salonu ile Türkiye standartlarının üzerinde bir okul. Denizli Devlet Tiyatrosu da üniversitenin kampüsü içerisinde bulunuyor. Kampüs hayatından beklentiler öğrenciden öğreniciye değişse de Pamukkale Üniversitesi yeterli imkanlara sahip ve iyi eğitim sunan bir okuldur. Denizli'de öğrenci olmak bu anlamda avantajlıdır. Denizli ne büyük ne de küçük diyebileceğimiz, orta halli illerimizden biri. Kalabalık şehirlerden sıkılıp göçenlerin tercih ettiği Ege'nin sakin şehirlerinden. Gerçi bu göçler nedeniyle artık Denizli, Büyükşehir Belediyesi statüsüne geçti. İlerleyen yıllarda bu sakinliği yavaş yavaş kaybolabilir. Nüfusunun büyük bölümü merkezde toplandığı için ilçeleri oldukça küçük ve sosyal imkanları çok az. Memur olarak gidecekler için Denizli ilçeleri Anadolu'nun küçük kasabalarından farksızdır. Merkez ise hareketlidir, bir çok AVM, restoran, kafe gibi yerler bulabilirsiniz. Şehrin avantajlı yönlerinden biri İzmir, Aydın, Muğla ve Antalya gibi Türkiye'nin tatil cennetlerine birkaç saatlik mesafede olması. Yol yorgunluğu çekmeden bu illere hafta sonu kaçamağı yapabilirsiniz. Memur ve öğrenciler için yurt, pansiyon ve kiralık ev imkanları bol olsa da Denizli son yıllarda bu konuda biraz pahalı bir şehir olmaya başladı. Yeme-içme ve sosyal yaşantı konusunda çok para harcamazsınız ama konaklama için Denizli biraz pahalı bir şehir diyebiliriz. İstanbul, Ankara, İzmir kadar değil tabi ki ama orta halli bir Anadolu şehri için yüksek diyelim. Şehrin büyümesinin olumsuz etkilerinden biri de bu olabilir. Ama çözüm olarak çok sayıda apart ve stüdyo daire yapılmış. Tek başına kalmak isteyen öğrenci ve memurlar için tek odalı uygun daire seçenekleri var. Bu arada Denizli'nin yazları tam yaz, kışları da tam kış gibidir. Hem sıcağı ve nemi hem dondurucu soğuğu dibine kadar yaşarsınız."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/denizli-pamukkale-gezilecek-yerler-antik-kentleri/", "text": "Denizli hem antik çağlarda hem de Türk tarihinde önemli bir konuma sahip illerimizden biri. Pamukkale gibi dünyanın en güzel doğal mekanlarından birine sahip olan Denizli, yeni açılan kayak merkeziyle de Ege Bölgesi'nin en popüler illeri arasına girmeyi başarıyor. Hierapolis Antik Kenti, Kleopatra Antik Havuzu, Keloğlan Mağarası ve Ağlayan Kaya Şelalesi gibi birçok görülmesi gereken yeri sınırları içinde barındıran ilimizi biraz daha yakından tanıyalım ve sonra Denizli'de gezilecek yerler listesine göz atalım. - Kısaca Denizli Tarihi - Denizli Pamukkale - Pamukkale Hierapolis Antik Kenti - Hierapolis Kleopatra Antik Havuzu - Büyük Roma Hamamı / Hierapolis Arkeoloji Müzesi - Karahayıt / Kırmızı Su Kaplıcaları - Laodikya Antik Kenti - Tripolis Antik Kenti - Keloğlan Mağarası - Ornaz Vadisi - Ağlayan Kaya ve Yeşildere Şelalesi - Denizli Kayak Merkezi - Akhan Kervansarayı - Denizli'nin Gölleri - Denizli Çamlık Mesire Alanı - Denizli'de Doğa Yürüyüşü ve Kamp - Denizli'de Avcılık - Denizli'de Yamaç Paraşütü - Denizli'nin Neyi Meşhur? - Denizli Horozu - Denizli Mutfağı ve Denizli Yemekleri Denizli'deki ilk yerleşim yerinin M. Ö. 4000 yıllarında Beycesultan Höyüğü bölgesinde olduğu öngörülmüştür. Bölgeye M. Ö. 1700'den sonra Arzawalılar'ın hakim olduğu bilinmektedir. Daha sonra Frigler ve Lidyalılar'ın hakimiyetine geçen Denizli, ilerleyen dönemlerde Roma ve Bizans imparatorlukları tarafından yönetilir. 12. yüzyılda Bizanslılar ve Selçuklular arasında süren yoğun savaşlarda sürekli el değiştiren Denizli'nin o tarihlerdeki ismi \"Laodikya/Laodikeia\"dır. Selçuklu Sultanı I. Giyaseddin Keyhüsrev tahta geçince \"Bu el değiştirme olayına bir son vereyim artık\" der ve Laodikya'yı tamamen hakimiyeti altına alır. Selçuklular ve Bizanslılar arasındaki süren bu savaşlar sonucu yıkıntıya uğrayan ve özellikle su yolları bozulan Laodikya, zamanla terk edilmeye başlanır. Bu sebeple yerleşim bölgeleri bol su kaynaklarının bulunduğu Tonguzlu'na doğru kaymaya başlar. XI. yy'da küçük bir kalenin çevresinde dereler, sulama kanalları ve bahçeler arasına kurulan bu yeni yerleşkeye Türkler tarafından Ladik ismi verilir. Laodikya'nın yeni adı bundan böyle Ladik'tir. Bu arada Donguzlu'nun yeni ismi de Denizli olur. Böylece kent Ladik-Denizli adını alır. Uzun süre bu ad kullanılsa da daha sonra Ladik adı terk edilir. Denizli, 1700'lü yılların başındaki bir deprem sırasında büyük zarara uğrar. Depremden sonra yeniden kurulan Denizli özellikle 1950 yılında Kara Yolları'nın konum düzenlenmesiyle ve şehrin çevresinde bulunan tarım alanlarının artması sonucu hızla gelişmeye başlar. Öyle ki nüfusu 60 yılda 25 kat artış gösterir. Pamukkale, sadece ülkemizin değil, dünyanın en popüler doğa harikalarından biridir. Bu sebeple ismi Denizli ilimizden daha fazla bilinmektedir. Konuşurken, anlatırken dahi Denizli Pamukkale demeyiz. Sadece \"Pamukkale\" deriz. Gezi blogu yazılarının olmazsa olmaz mekanlarındandır. Bu sebeple yazımızın büyük bir kısmını Pamukkale'ye ayırdık. Travertenleri ile dünyaca ünlü Pamukkale, adı gibi bembeyaz pamuksu görünüme sahip. Her ülkeden insanların akın ettiği Pamukkale, Türkiye'nin turizm merkezlerinden biri. Çaldağ'ın güney yamacından akan ırmak suyu kalsiyum oksit içermektedir. Sudaki karbondioksit uçup, geriye kalan kalsiyum güneş ışınlarına maruz kalınca ortaya bu etkileyici güzellikteki beyazlık kalıyor. Pamukkale, ender görülen bu güzelliğin yanında şifalı kaplıcaları ile de ilgi çekmektedir. Romatizma, kalp hastalıkları ve damar sertliği, tansiyon, sinir ve deri hastalıklarına iyi geldiği söylenen termal suları, en çok güzelleştirici etkisi ile ön plandadır. Fakat travertenlerde suya girmek yasak. Bunun için aşağıda yer verdiğimiz Denizli gezilecek yerler listesindeki Karahayıt termal sularını ve Kleopatra havuzunu tercih edebilirsiniz. Birazdan daha detaylı anlatacağımız Pamukkale Antik Kenti ve travertenleri UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alıyor. Pamukkale ören yerine giriş ücreti 2021 yılında 80 TL. Bu ücretin karşılığında bir rehber ya da kitapçık vs. yok. Sanki mekan tamamen turistik bir ticarethaneye dönmüş. Yerlilerin en çok şikayetçi olduğu konulardan biri bu. Müze kart geçerli. Ayrıca müze kartı olanlara içecekler %50, yiyecekler de %20 indirimli. Bu sebeple Pamukkale'ye gitmeden önce kesinlikle müze kart alıp gidin. Mekanda bulunan satış noktalarından da alabilirsiniz ama yoğunluk ve sıra uzunluğu gezinizin tadını kaçırabilir. Linkini verdiğimiz bu yazıda müze kart ile ilgili bütün detayları yazdık. Yiyecek içecek çok pahalı bilginiz olsun. Örneğin su fiyatları 10-20 TL arasında seyrediyor. Araçla gelenler için bir tavsiye: Mekana güney kapısından giriş yapın. Böylece yokuşu araçla tırmanmış olursunuz. Diğer türlü yaya olarak çıkmak zorunda kalırsınız. Pergamon Kralı II. Eumenes'un, Pergamon'un atası Telephos'un karısı Hiera adına yaptırdığı söylenen kent, Neron dönemi depreminde büyük zarar görmüş fakat bölgenin zengin su kaynakları sayesinde 2. ve 3. yüzyıllarda gelişimini sürdürmeye devam etmiştir. Şimdiki kent, Roma Devleti'nin kurduğu kenttir. Ören yeri, travertenlerin hemen yanından başlamaktadır. # Frontinus Kapısı ve Caddesi: Asya Prokonsülü Julius Sextus Frontinus tarafından M. S. 82-83 yıllarında yaptırılan kapı, kentin anıtsal kapısıdır. Ana caddenin girişinde bulunan bu kapı Roma dönemi yapısıdır. Traverten blok taşlardan inşa edilmiş üç kemerli girişi ile yapı yuvarlak kulelere yaslanmıştır. Kapının firizindeki yazıtta Grekçe ve Latince kapının İmparator Domitian'a ithaf edildiği söylenmektedir. Bu yüzden buraya Domitian Kapısı veya Roma Kapısı da denir. Frontinus Caddesi ise kentin ana girişini oluşturan anıtsal kapı ile birlikte inşa edilmiştir. Caddenin ortasında yer alan üstü örtülü monolit taşlar, kentin kanalizasyon sisteminin geçtiği yerdir. Caddenin her iki yanında depo, dükkan ve evler yer almaktadır. # Agora: Depremden önce nekropol ve atölye alanı olarak kullanılan yamaç, M. S. 60 yılındaki depremin ardından 170 metre genişliğinde, 280 metre uzunluğunda Hieropolis Ticaret Agorası olarak düzenlenmiştir. # Kuzey ve Güney Bizans Kapıları: Kuzey Bizans Kapısı kentin sur sistemine dahildir ve 4. yy sonunda inşa edilmiştir. Devşirme malzeme ile inşa edilen kapı Bizans döneminin anıtsal kapısıdır. İki kule ile desteklenen kapı üzerinde haç motifi ve diğer Hristiyanlık sembolleri yer almaktadır. Güney Bizans Kapısı da 4. yy. yapısıdır. İki kule ile desteklenen kapı traverten blok taşlar ve mermerden devşirme taşlardan inşa edilmiştir. # Tritonlu Çeşme Binası: Apollon Tapınağı'nın yakınında yer alan çeşme uzunca bir havuzdan ve nişlerin kazıldığı iki kısımdan oluşmaktadır. Kazılar sonucu elde edilen Amazonomakhia sahnesinin olduğu bloklar önemlidir. # Latrina: M. S. 1. yy'da inşa edilmiş olan latrina binasının yıkıntıları günümüze kadar gelmiştir. Traverten bloklardan yapılmış olan bina dor düzenindeki sütunlarla ikiye ayrılmıştır. İç duvardan boylu boyunca görünen delikli sekiler oturmak için inşa edilmiştir. Pis suyu taşıyan kanalların önüne bir de temiz su kanalı yapılmıştır. # Apollon Tapınağı: Öbür dünyaya giden yol olarak kutsandığı için dini bir mağara niteliğinde olan Plutonion üzerine kurulan tapınak 3. yy'a aittir. Temenos kutsal duvarı ile çevrili olan tapınağın avlusundaki sütunlar bugün hala ayaktadır. # Bizans Surları: Büyük kısmı yıkılmış olan surlarda 24 tane kare planlı kule yer almaktaydı. 4 girişi bulunan surların kuzey ve güney kapıları ana caddeye açılır. # Antik Tiyatro: M. S. 62 yılında inşasına başlanılan tiyatro ancak 206 yılında tamamlanmıştır. Yamaca yaslı olarak inşa edilen yapının 50 adet oturma sırası vardır. Cavea'nın ortasında krallık locası yer alır. Sahne ön duvarında beş kapı ve altı niş, bunların önünde de 10 sütun bulunmaktadır. Tiyatroda yer alan kabartmalı frizlerde Apollon ve Artemis'in doğuşu, dini ayinler, Dianysos'un eğlence sahneleri, Apollon ve Marsyas arasında geçen müzik yarışması, devler ve tanrılar arasındaki savaşlar gibi mitoloji konular tasvir edilmiştir. # Aziz Philippus Anıt Mezarı: M. S. 80 yılında Hristiyanlığı yaymak için Hierapolis'e gelen Hz. İsa'nın havarilerinden Aziz Philippus burada çarmıha gerilerek öldürülmüştür. 4. yy'da Hristiyanlık resmi din olunca da adına şehitlik yapılmıştır. Bu sebeple mekan Hristiyan dünyası için büyük bir öneme sahiptir. Sekizgen planlı yapı dini ve ruhi tedavi merkezi olarak tasarlanmıştır. Ortada yer alan mermer alanda Aziz Philippus'un mezarı yer alır. Anıtsal yapının üzeri kubbe ile örtülüdür. Yapıda dua etmek için yapılmış küçük şapeller ve halkın kalması için tasarlanmış dış odalar bulunmaktadır. # Direkli Kilise: Üç nefli kilise 7. yy'a tarihlenmektedir. Orta nefin sonunda bir apsis, apsisin sağ ve solunda da vaftiz ve ayin bölümü yer almaktadır. Ören yerinde Direkli Kilise'den başka kiliseler de vardır. Bu da kentin hem dinsel yönden önemli hem de Bizans devrinde büyük bir dini merkez olduğunu göstermektedir. # Katedral: Kentin en önemli kült yapılarından olan katedral kare planlı ve 3 neflidir. Apsisli bölümde vaftiz teknesi yer alır. Apsis içten yuvarlak, dıştan çok kenarlı bir yapıya sahiptir. Apsisin içinde ayin sırasında papazların ve piskoposların oturduğu synthronon yer alır. Yapı 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. Pamukkale ören alanının içinde yer alan havuzu görmenizi şiddetle tavsiye ederiz. Eğer hazırlıklı iseniz böyle bir antik havuzda yüzme deneyiminden de mahrum olmayın. Havuza gelirken havludur, mayodur, terliktir vs.. hazırlıksız gelenleri bütçe olarak epey zorluyorlar.. Uyaralım. Havuz giriş ücreti 50 TL (2019). Müze kart geçmiyor. Büyük Hamam kentin sıcak su kaynaklarından yararlanılarak yapılmıştır. 2. yy yapısı hamamın spor yapılabilecek avlusu, doğusunda palaestra yer almaktadır. Yapının güney ve kuzeyinde bulunan iki oda imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Ortaçağ boyunca akan sular yapıyı 5 metre kalınlığında traverten tabaka ile örtmüştür. Ören yerinin en iyi korunmuş yapılarından olan bu Roma hamamı bugün müze olarak kullanılmaktadır. Müzede Hierapolis kazılarından çıkan eserlerin yanında Laodikeia, Tripolis ve Colossai kentlerinden gelen parçalar da sergilenmektedir. Ayrıca Beycesultan Höyüğü'nden çıkan arkeolojik buluntular, Pisidya, Lidya ve Karia bölgesinden gelen kıymetli eşyaları bu müzede görmek mümkün. Müze üç kapalı mekandan oluşmaktadır. Bunlar Heykeller ve Lahitler Salonu, Küçük Buluntular Salonu ve Tiyatro Buluntuları Salonudur. Karahayıt'a giriş ücretsiz ve mekanda restoran, tuvalet, otopark gibi imkanlar da bulunuyor. Otoparka ücret ödemek istemezseniz ara sokaklara dalabilirsiniz. Pamukkale'ye yolunuz düşerse Karahayıt'ı görmeden ayrılmayın. Dokuma ve özellikle iç çamaşırları ile adını duyuran kent, 2. yy'da \"Asya'nın Metropolü\" ünvanını almıştır. Ayrıca siyah koyun yünü üreticiliğinde de önemli yere sahip olan Laodikya'nın hızlı kentleşmesi kaçınılmaz olmuştur. Bir zamanlar Hristiyanlar için hac merkezi olarak bilinen bu ören yerinde, İncil'de adı geçen ilk 7 kiliseden biri bulunuyor. Bununla beraber Anadolu'nun en büyük antik stadyumlarından biri de Laodikya şehrinde yer alıyor. Daire şeklinde surlarla çevrili kentin iki tiyatrosundan büyük olanı kuzeyde diğeri ise kuzeydoğuda yer almaktadır. Kentin güneyinde ise günümüze iyi durumda gelen stadyum bulunmaktadır. Roma dönemine ait nymphaion da kentin ayakta kalabilen diğer yapısıdır. Çeşme kabartmalar ve heykellerle süslüdür ve havuzunun iki yanında sütunlar bulunmaktadır. Kentin diğer yapılarından tapınak, odeon ve gymnasionun günümüzde kalıntıları kalmıştır. Denizli Buldan ilçesinde, Menderes Nehri yakınlarına kurulmuş Tripolis Antik Kenti şehir merkezine 40 km. mesafede bulunuyor. Buldan ilçesi, Yenicekent Kasabası ile Menderes Nehri arasındaki yamaç üzerinde kurulmuştur. Yukarıda da detaylı anlattığımız Laodikeia Antik Kenti'ne 30 km, Hierapolis Antik Kenti'ne ise 20 km. uzaklıkta bulunuyor. Eski adı Apollonia olarak bilinen Tripolis antik şehrinde günümüzde çalışmalar devam etmektedir. Antik kentte, 25 km. uzaklıkta bulunan kaynaktan su taşımak için yapılmış su yolları ve çeşitli kemer kalıntıları, nekropol, kale ve surlar, şehir binası, hamam, apsisli yapı ve tiyatro görülmesi gereken başlıca antik kalıntılardır. Denizli ilimizin Acıpayam ilçesinde bulunan Keloğlan Mağarası, ilçeden 18 km. uzaklıktaki Mallı Dağı'nın doğu tarafında yer alıyor. Mağarada oldukça fazla bulunan dikit, damla taş, sarkıt ve sütunlar yapılan ışıklandırma ile harika manzara oluşturuyor. Mağara yanına kadar araçla gelebiliyorsunuz. Otopark, tuvalet ve kafe gibi imkanlar bulunuyor. Kafede sadece içecek olduğunu belirtelim. Mağarada fotoğraf çekmek serbest. Mekanın Eşeler Dağı'na ve Dodurga Ovası'na bakan süper bir manzarası da bulunuyor. Mağaraya giriş için cüzi miktar alınıyor. Karaçay Deresi üzerinde bulunan bu doğal ortam, Denizlilerin haftasonları en çok ziyaret ettiği yerlerden biri. Her hafta gelinmeyecek gibi bir yer değil ki!.. İster doğa yürüyüşü, ister piknik amaçlı gelin.. Araçla gelecekseniz, aracı Ornaz Vadisi'nden 500 m. kadar aşağıda bulunan otoparka ücretsiz olarak park ediyorsunuz ve yine ücretsiz servis araçlarıyla mesire alanına ulaşıyorsunuz. Fakat siz yürüyüş için geldiyseniz servislerle işiniz yok. Piknik için gelecek olanlara bir hatırlatma yapalım: Mekan hafta sonları çok kalabalık oluyor. Erken gelen yeri kapar. Mesire alanında çeşme, mescit, tuvalet ve market gibi olanaklar mevcut. Denizli Sakızcılar ilçesinde bulunan Ağlayan Kaya, ilçe merkezine 22 km. mesafededir. 30 metre yükseklikten, kayalar üzerinden akan şelale farklı bir görselliğe sahiptir. Şelalenin hemen yakınında bulunan Hocanın Yeri isimli mesire alanında alabalık tesisi de bulunmaktadır. Doğanın verdiği huzurla dolu bu saklı cennete giden yol biraz virajlı ve meşakkatli. \"Zor benim işimdir\" diyorsanız buyurun.. Beyazın cenneti olarak tabir edilen Denizli ilimizin ikinci bir beyaz mekanı da kayak merkezi. Tavas ilçesinde bulunan Bozdağ'da yer alan kayak merkezi şehir merkezine takriben 75 km. mesafede yer alıyor. Dokuz adet pistin toplam uzunluğu 10 kilometreyi buluyor. Saatte yaklaşık 2700 kişiye hizmet verebilecek kapasiteye sahip tesiste 2 telesiyej, 1 teleski ve yürüyen bant yer alıyor. Kayak merkezinin çevresinde, çok fazla imkan sunmasa da bir sosyal tesis bulunuyor. Bu tesisin dezavantajlarından biri henüz otel ve pansiyon bulunmaması. Hafta içi yoğunluk fazla olmadığı için keyfinize göre kayak yapabiliyorsunuz. Mekan henüz yeni sayılır. O sebeple tesiste bazı aksaklıklarla karşılaşmanız mümkün. Zamanla her şey oturur diye umut ediyoruz. Atmosfer o kadar güzel ki, sadece kayak için değil gezmek için de birçok kişinin tercih ettiği yerlerden biri. Denizli-Afyon karayolu üzerinde yer alan kervansaray Selçukluların batıdaki son kervansaraylarındandır. 1253-54 yıllarında yapılan Akhan Kervansarayı açık bölüm ve kapalı bölüm olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yapı kare bir avludan ve dikdörtgen bir holden oluşmaktadır. Kapalı bölüm üç sahınlıdır. Orta sahın yan sahınlardan daha geniş ve yüksektir. Üst kısmı tonoz örtülüdür. Açık bölümü ise asimetrik bir yapı sergiler. Avlunun sağında iki katlı mekanlar, bir eyvan ve iki kapalı birim yer alırken diğer tarafta revaklar ile iki mekan bulunmaktadır. Avlunun ana kapısı geometrik desenlerle süslüdür. Akhan Kervansarayı'nın bazı bölümleri kesme taştan inşa edilmişken, avlunun güney ve batısında mermer kullanılmıştır. Buldan Süleymanlı Yayla Gölü: Denizli'nin Buldan ilçesinde bulunan Süleymanlı Yayla Gölü denizden 1.150 metre yüksekliktedir. Suyu tatlı olan gölde sazan ve yayın balığı yaşamaktadır. Ayrıca göç eden kuşlar göl çevresinde kısa süreli konaklarlar. 2 tanesi endemik olmak üzere 95 bitki grubunun 62 tanesi göl çevresinde, 33 tanesi göl içinde yetişmektedir. Beyağaç Kartal Gölü Tabiatı Koruma Alanı: Kartal Gölü Denizli'nin Beyağaç ilçesinde, Çiçekbaba dağının zirvesindedir. Bitki bakımından oldukça zengin olan alan aynı zamanda Türkiye'nin en yaşlı Karaçam ormanlarını barındırmaktadır. Bir moren seddi gölü olan Kartal Gölü çevresinde karahindibağ, üç gül, yonca gibi çayır ve mera bitkileri yetişmektedir. Çivril Işıklı Gölü Su Kuşları Koruma Alanı: Çivril Ovası'nda bulunan Işıklı Gölü yaklaşık 800 metre rakımdadır. Su seviyesi yüksek olan göl Büyük Menderes, Karanlık Dere ve Kuti Çayı ile beslenir. Su kuşlarının yaşam alanı olan gölde Küçük Baladan, Alaca Balıkçıl, Küçük Ak Balıkçıl, Büyük Ak Balıkçıl, Erguvan Balıkçıl, Çeltikçi, Boz Kaz, Angıt, Pasbaş Dalağan, Deniz Kartalı, Saz Delicesi, Kızıl Şahin, Uzunbacak, Gülen Sumru, Bıyıklı Sumru, Akkanatlı Sumru, Kır İncirkuşu gözlemlenebilir. Doğa hayvanlarından Deniz Kartalı, Sakallı Akbaba, Gökçe Delice, Büyük Orman Kartalı, Şah Kartal, Bıyıklı Doğan, Ulu Doğan da bu bölgede yaşamaktadır. Bu göllerin dışında Çardak ilçesinde yer alan ve tektonik bir göl olan Acı Göl, Acı Göl'ün 20 km. güneybatısında Beylerli Gölü, Bozkurt ilçesi Çambaşı köyünde bulunan krater gölü Karagöl ve Honaz ilçesi Yukarı Dağdere köyünde tatlı su gölü Saklıgöl bulunmaktadır. Denizli merkeze oldukça yakın olan (3 km.) bu güzel alanı görmenizi tavsiye ederiz. Kış aylarında ayrı, yaz aylarında ayrı bir güzelliğe sahip olan bu alanın en önemli özelliği akşam saatlerinde de hizmet vermesi. Evet akşam geç saatlere kadar piknik yapabiliyorsunuz. Ulaşım için minibüs ya da belediye otobüsleri servis yapmaktadır. Araçla gelenler için otopark mevcut. Giriş ücretli. Mangal için özel alanlar var. Alanda çeşitli kafe ve çay evleri de var. Bir demlik çay söyleyip mekanın tadını çıkarmaya bakın. Günlük 2 bin kişilik kapasiteye sahip bu mesire alanı Pamukkale Üniversitesi'nin hemen yanında yer alıyor. Denizli'nin Beyağaç ilçesindeki Çiçek Baba Dağı hem kamp kurarak doğayla baş başa vakit geçirmeniz hem de yürüyüş yapmanız için uygun bir yer. Yaşı binlere ulaşan karaçamlar da burada görülmeye değer güzelliklerden. Macerayı seven ve uzun bir yürüyüşe hazır olanlar ise birkaç günlük yürüyüşle dağı aşıp Köyceğiz'e ulaşmanın keyfini çıkarabilirler. Denizli-Çivril ilçesindeki Işıklı Gölü, Büyük Menderes Irmağı, Adıgüzel Barajı, Kartal Gölü ve Dalaman Çayı barındırdıkları çeşitli balıklarla oltayla balık avlamayı sevenler tarafından tercih edilebilir. Avlanma belgesi olan ziyaretçiler de Çivril ve Baklan Ovalarında bıldırcın, bağ-bahçe bozumu sonrasında Buldan Yenice'de ve Menderes havzasında üveyik, av yasağının bulunduğu alanlar dışında ildeki dağlarda keklik ve tavşan, akarsu yakınlarında çulluk avına çıkabilirler. Şehir merkezine 21 km. mesafedeki Pamukkale her mevsimde yamaç paraşütü yapılabilen alanlardandır. Eğitim Tepesi ve Dinamit Deposu buradaki kalkış noktaları olup, Pamukkale travertenlerinin eşsiz güzelliğinin görülmesine imkan vermektedir. Denizli'ye 45 km. uzaklıktaki Kaklık Kasabası'nda bulunan Kaklık Tepesi ise Denizli Çimento Fabrikası'nın karşısındaki dik tepedir. 300 m. yükseltisi olan tepede uçuşa uygun rüzgar özellikle öğle ile akşam saatleri arasında oluşuyor. Denizli dokumacılık, dericilik, bakırcılık, bıçakçılık, hasırcılık, semercilik, iğne oyası, tel kırma, cam işleme, fayton yapımı, yazmacılık gibi sayısız el sanatı geleneğini halen sürdüren nadir illerden biridir. Özellikle Buldan dokumaları, deriden yapılmış giysiler, ayakkabılar, bornoz ve havlu çeşitleri, el yapımı cam ürünler, yöreye özgü üzümler, Yatağan bıçağı, sıcak leblebi alınabilir. Denizli'nin akla ilk gelen ünlüsü şüphesiz 'Denizli Horozu'dur. Bu horoz renkleri ve vücut yapısı ile farklı bir ırktır. Ayrıca uzun ötüşüyle meşhurdur. Öyle ki, uzun uzun öterken bayılıp düşenleri bile vardır. Ülkemize nam salmış bu horozun heykelleri Denizli'nin her yerinde karşımıza çıkar. En son 2019 yılında yapılan 27 metrelik heykel dünyanın en büyük horoz heykelidir ve Denizli merkezin her yerinden gözükmektedir. 'En uzun ötüş' dalında Avrupa rekoru kıran bu Denizli Horozu izlerken sizi yorabilir. Aralıksız ötüş süresi tam 21 saniye.. Geleneksel beslenme alışkanlıklarının devam ettiği Denizli mutfağında ağırlıklı olarak sebze yemekleri öne çıksa da kebap çeşitleri ve et yemekleri de oldukça popülerdir. - Tas Kapama - Mumbar Dolması - Sirkeli Et - Saçta İşkembe - Ciğer Sarma - Kuru Patlıcan Dolması - Patlıcan Gözleme ve Patlıcan Kebabı - Ebegümeci - Kuru Börülce Çorbası - Kedi Börülcesi Çorbası - Ovmaç Çorbası - Bazdırma - Filiz Salatası ve Börülce Salatası"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/didim-didyma-apollon-tapinagi/", "text": "Didyma'da yer alan Apollon Tapınağı, Türkiye'nin en önemli antik şehirlerinden biridir. Öyle ki Didim'e sadece bu tapınağı görmek için gelseniz yeridir. 2500 yıl önce kurulmuş onlarca ihtişamlı sütunun bugüne kadar sağlam bir şekilde dimdik ayakta kalması büyük bir şans. Tarihin görkemli yüzünü görebilmeniz için verilen bu fırsatı geri çevirmeyin. Mekan aslında bir antik kent değil, antik çağın hac merkezi, bir kehanet mabediydi. Antik çağda büyü, kehanet ve fal gibi inanışlar çok yaygındı. İnsanlar gelecek planlarını bile bu tarz inanışlar üzerinden yapardı. Çok tanrılı dinlerin yaygın olduğu bu dönemde duygulara bile tanrılar atanıyordu. Örneğin; hepimizin bildiği gibi aşk tanrısı Eros'tu. Sadece duygular değil denizlerin, göllerin, şarabın da ayrı ayrı tanrıları vardı. Işık ve güneşin tanrısı da Apollon'du. Eğer Gezi Hocası'nda yayınladığımız antik şehirlerle ilgili yazılarımızı okursanız, Ege bölgemizin tüm antik çağların medeniyetlerine ev sahipliği yaptığını rahatlıkla görebilirsiniz. Aydın Didim de bu kültür mozaiğinden nasibini almış ve Didyma Apollon Tapınağı'nı günümüze kadar bizim için saklamış. Efsaneye göre, Didyma bölgesinde bir gün Tanrı Apollon, Brankhos ile karşılaşır. Brankhos bir çobandır. Çoban, Apollon'a çok saygılı ve hoş görülü davranışlarda bulununca bizim Apollon'u mest eder. Çobanın bu tutumundan çok memnun kalan Tanrı Apollon, onu mükafatlandırır. Brankhos'a biliciliğin, bir diğer ifadeyle kehanetin bütün sırlarını hediye eder. Brankhos, bu önemli tanrısal gücü insanlığın hizmetine sunmak için Apollon tapınağını yapar. Helenler Didyma'ya geldiklerinde burada bir mağara, altar ve bir kuyudan oluşan bir tapınım, fal bilim merkeziyle karşılaşmışlar, kendileri de bir tapınak inşa ederek buranın dini merkez olarak sürmesini sağlamışlardır. Tapınağın başına Megara'da doğup Delphi'de kahinlik yapan rahip Brantos getirilmiştir. Brantos zamanla rahiplik görevini babadan oğula, kardeşe geçen bir hanedanlık şeklinde geliştirmiştir. M. Ö. 560-550 yılları arasında yapılan arkaik Didyma Tapınağı Lidyalıların eseridir. 104 ionik sütunlu, dipteros planlı yapı tüm Akdeniz'de Delphi'den daha öncelikli bilicilik merkezi durumuna gelmiştir. Lidya Devleti Perslere yenilince, Didyma tapınak rahipleri Perslerle anlaşarak para eden tüm mal ve eşyaları Sus şehrine götürmüşlerdir. Bu tarihten itibaren 100-150 yıl süresince Didyma bilicilik merkezi önemini kaybetmiştir. Persler, Büyük İskender ile yaptığı Lade Deniz Savaşı'nda yenilince Milet tekrar bağımsızlığını kazanmıştır. Sus şehrine götürülen Didyma tapınağı serveti, İskender'in çabalarıyla ait olduğu topraklara getirilmiş, Persler tarafından harap edilen tapınak 108 ionik sütunlu dipteros planlı olarak tekrar ayağa kaldırılmıştır. M. Ö. 330-M. S. 2. yy. arasında inşaatı süren tapınak, M. Ö. 278'de Galat istilası, M. S. 1. yy'da korsan istilasıyla karşı karşıya kalsa da tapınak bütün haşmetiyle ayakta kalmıştır. Tapınağın temenosu Roma dönemi imparatorlarından Sezar tarafından 1,5 km'den 3 km'ye kadar genişletilmiştir. Bir başka Roma imparatoru ise Milet limanından Didyma'ya kadar 14 km'lik bir kutsal yol döşetmiştir. Hacılar bu 14 km'lik yolu çıplak ayaklarla, dua ederek ilahiler eşliğinde kat ediyorlardı. Büyük İskender, tapınağı yaptırırken çevresine de 5 basamakla çıkılan sütunlu cadde ve hemen arkasında dükkanlar inşa ettirmiştir. İki temenoslu tapınağın gerçek temenosu, dükkanların dışındaki duvarların bulunduğu kısımdır. Sezar'ın genişlettiği temenos ise daha uzaktan etki alanını çevreleyen duvarın oluşturduğu alandır. Didyma Apollon Tapınağı Nerede ve Nasıl Gidilir? diye arama yapanlar için aşağıda tapınağın konum tarifi ve haritası bulunuyor. Hava yolunu tercih ederseniz, İstanbul-Bodrum uçak seferleri ile 1 saat 10 dk'da bölgeye ulaşabilirsiniz. Apollon tapınağını görmek isteyen ziyaretçilerin en çok merak ettiği konulardan biri \"Müze kart geçerli mi?\" ve \"Girişi ücretli mi?\" soruları oluyor. 2021 yılı için Didim Apollon Tapınağı giriş ücreti 25 TL ve müze kart geçerlidir. - Otopark sorunu yok. - Kafe mevcut. - Yazın öğlen saatlerini tercih etmeyin. - 30 dk. içinde bütün alanı gezebilirsiniz. Hadi diyelim oyalandınız, bir saat.. Rahip hacının elinden dileğini yazdığı kağıdı alır ve bunu kayıt defterine işler. Kağıdın bir suretini alan rahip esas tapınağa doğru ilerler. Dört sıra sütunlu, geri kalan kısmı taş duvar olan tapınak içinde başrahip bulunur. Başrahibin yanında Apollon'un kutsal ağacı defne ve bir de keçi vardır. Bu alandan fay hattı geçtiğinden çatlaklardan helyum gazı çıkmakta dolayısıyla başrahibin şuuru bulanmaktadır. Başrahibin kehanette bulunması için böyle olması gerekir. - Kurşun döktürme, - Tanrı adına getirilen adağın karaciğeri üzerinden bakılan fal, - Kuşların uçuş şekline göre yapılan yorumlar,"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/diyarbakir-gezilecek-yerler/", "text": "Diyarbakır, gezilecek yerler bakımından hem tarihi hem de turistik anlamda Türkiye'nin en zengin illerinden biridir. 11 bin yıldan fazla tarihi geçmişe sahip olan Diyarbakır'da Hurriler, Mitanniler, Hititler, Asurlular, Medler, Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi birçok medeniyetin izleri bulunmaktadır. Dünyadaki ilk yerleşkelerden biri olarak kabul edilen Diyarbakır Çayönü Tepesi'nde yapılan kazılar göstermiştir ki, buradaki yerleşim M. Ö. 9300'lere kadar uzanmaktadır. \"Diyarbakır\" adının bölgeye yerleşmiş Bekr aşiretinden geldiği düşünülmektedir. Asur kaynaklarında ise kentin adı Amidi olarak geçmektedir. İpek Yolu üzerindeki bu güzel şehir surları, Malabadi Köprüsü, geleneksel düz damlı evleri, müzeleri, mağaraları ve nehirleri ile gezginler için oldukça cömert bir ev sahibidir. Şimdi Diyarbakır'da gezilecek yerler listesine birlikte göz atalım. - Diyarbakır Surları - Diyarbakır Ulu Camii - Hz. Süleyman Camii ve 27 Şehit Sahabe Türbesi - Kara Papaz Kilisesi - Mar Petyun Keldani Kilisesi - Meryem Ana Süryani Kadim Yakubi Kilisesi - Bırkleyn Mağaraları - Çayönü Ören Yeri ve Hilar Mağaraları - Diyarbakır Hasuni Mağaraları - Çermik Kaplıcaları - Diyarbakır Müzesi - Cemil Paşa Konağı Kent Müzesi - Ziya Gökalp Müze Evi - Cahit Sıtkı Tarancı Evi Kültür Müzesi - Malabadi Köprüsü ve Efsanesi - Sülüklü Han - İskender Paşa Konağı - Deliller Hanı - Diyarbakır Kültür-Sanat Festivalleri ve Anma Günleri - Diyarbakır'da Sportif Faaliyetler - Diyarbakır'ın Neyi Meşhur? Diyarbakır'dan Ne Alınır? Çin Seddi'nden sonra dünyanın en uzun surları olarak bilinen Diyarbakır Surları, şehrin adıyla özdeşleşmiş bir yapı. Diyarbakır Surları'nın ilk yapılış tarihi bilinmemekle birlikte, tamamı belli bir medeniyete de ait değildir. Surlarda birçok medeniyetten izler görülmektedir. Örneğin Roma İmparatoru Konstantin tarafından onarıldığı ve genişletildiği bilinmektedir. Bununla beraber Eyyubiler, Artuklular, Abbasiler ve Osmanlılar devrinde de sur yapısına eklemeler olmuştur. Dört ana kapısı ve 82 burcu bulunan Diyarbakır Surları 12 metre yüksekliğinde, 5 km. uzunluğundadır. En önemli burçları Keçi Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Ben-u Sen Burcu ve Nur Burcu'dur. Surlar bazalt taşından inşa edilmiştir. Bu yüzden siyah bir görünümü vardır. Urfa Kapı üçlü kapı sistemine sahiptir. Bu sistemin sağ tarafındaki kapı Roma, ortadaki kapı Osmanlı ve soldaki kapı Doğu Roma zamanından kalmıştır. Kentin sur duvarları üzerinde Arapça, Türkçe, Süryanice gibi farklı dillerde yazılmış 8 bini aşkın kitabe yer almaktadır. Bu özelliği ile surlar aynı zamanda bir epigrafi müzesidir. Surun yuvarlak burçları Eyyubiler döneminde inşa edilmiştir. En büyük burçlar ise Artuklular devrinde yapılmıştır. Dicle Nehri üzerindeki köprü Mervaniler dönemine aittir. On Gözlü Köprü de denen bu köprü Osmanlı döneminde büyük bir onarım görmüştür. Köprünün 1065 tarihli kitabesinde \"Allah'ın sevabını kazanmak için değerli emirimiz devleti güçlendirici, dinin nizamı, İslam'ın izzeti, zaferini aziz kılması için para sarf etti. Kadı Ebul Hasan Abdülvahit ve bina ustası Saraçoğlu Ubeyd tarafından 467'de yapılmıştır\" yazmaktadır. Diyarbakır Surları, bölgeyi ziyarete gelenler için önemli bir konumda bulunuyor. Çünkü şehirde görülecek en önemli mekanların birçoğu bu çevrede. Surlara geldiğinizde birazdan bahsedeceğimiz Diyarbakır Müzesi, Ziya Gökalp Müzesi, Sülüklü Han, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, Mar Petyun Kilisesi ve Hz. Süleyman Camisi'ni de görmenizi tavsiye ederiz. 1091 Melikşah devrinde temellerine kadar yanan cami eskisine sadık kalınarak tekrar inşa edilmiştir. Cami avlusunun etrafına 4 Sünni mezhebin ibadet ve medrese mekanları sıralanmıştır. Böylece Melikşah 4 mezhebi tek elde toplamış ve bunların belli bir düzen ve öğreti içinde yürümesini sağlamıştır. Cami avlusunda bulunan piramit çatılı açık alan Haricilerin namazgahıdır. Cami üç sahınlıdır ve bu sahınları dik kesen, mihrap önü aynalı tonozlu bir yapı özelliğine sahiptir. Cami minaresinin gövdesi kare kesitli bir kule şeklindedir. Gövdesinin üst kesimi silindirik ikinci bir gövde ve konik bir külahla son bulmaktadır. Avlu içerisinde dikkat çeken bir diğer unsur 800 yıllık bir geçmişi olan güneş saatidir. Ünlü bilgin El Cezeri'nin eseri olan saat bir sütun üzerine yerleştirilmiştir. Dış etkenlerle üzerinde yer yer çatlaklar oluşan güneş saati demir parmaklıklarla koruma altına alınmıştır. Kale Cami olarak da bilinen bu ibadethane 1155-1160 (ya da 1169) yılları arasında inşa edilmiştir. Nisanoğlu Ebul Kasım'ın yaptırdığı bu tarihi cami Hz. Süleyman İbn Halid de dahil 27 sahabenin kabrine ev sahipliği yapıyor. Diyarbakır'ın fethi sırasında şehit düşen bu sahabelerin türbesi bölgenin en çok ziyaret edilen mekanlarından biridir. Diyarbakır'a uğradığınızda Hz. Süleyman Camii ve 27 Şehit Sahabe Türbesi'ni ziyaret etmek isterseniz, yoğunluğa yakalanmamak adına hafta içi bir günü tercih etmenizi tavsiye ederiz. - Şeyh Mutahhar Camii - Melik Ahmet Camii - Behram Paşa Camii - Safa Camii Yapılış tarihi kesin olarak bilinmeyen Kara Papaz Kilisesi, Diyarbakır İçkale'nin kuzeydoğusunda bulunuyor. Yapım şekli, sanatı ve kullanılan malzemeleri nedeniyle yapının M. S. 2. yüzyıla ait olabileceği ön görülüyor. Bazilikal planlı kilisenin duvarlarında İncil'de geçen konuların tasvir edildiği freskler ve Selçuklu Sultanı II. Mesud'un portresi resmedilmiştir. Belli bir döneme kadar Hristiyanların mabedi olan kilise, Artuklular zamanında hamama çevrilmiştir. Diyarbakır'ın Sur ilçesinde bulunan Keldani Kilisesi M. S. 4. yy'da Keldaniler tarafından inşa edilmiştir. Siyah bazalt taşından yapılan kilise dört nefli olup ibadet mekanı kemer ve sütunlarla ayrılmıştır. Bazalt taşın yanında yapının inşasında toprak, ahşap ve kireç taşı da kullanılmıştır. Duvar örgüsü ve döşemeler ise blok taşlardan inşa edilmiştir. Kilisenin bulunduğu alanda üç avlu ile birlikte lojmanlar yer almaktadır. Keldani medeniyetine dair bir not: Keldaniler Eti, Babil, Sümer ve Sami ırklarından gelip Mezopotamya'ya yerleşen bir topluluktur. M. S. 37 yılında Hıristiyanlığı seçen Keldaniler M. S. 1621'de Katolik olmuşlardır. Kilise Diyarbakır'ın Lalebey Mahallesi'nde bulunuyor. Tarihi kaynaklara göre M. S. 3. yüzyıla ait bir yapı olan Meryem Ana Kilisesi günümüzde hala Hristiyanların ibadetlerini gerçekleştirdikleri aktif bir kilisedir. Yapıldığı dönemlerde bir tapınak olarak kullanılan mekan 280 yılında kiliseye çevrilmiştir. Ana yapısı 3. yüzyıla dayanan Meryem Ana Kilisesi farklı zamanlarda eklenen bölümlerinden ötürü büyük bir kompleks haline gelmiştir. Bu büyük kompleks içerisinde kilise ana binası, kutsal alan, büyük bir avlu, derslikler ve lojman mevcuttur. Yapı günümüzdeki halini 2004 yılında gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir restorasyon ile almıştır. Ancak tarihi yapısı kesinlikle değişmemiştir. Diyarbakır'da ve çevre illerde bulunan Ortodoks Hristiyanlar ibadet için kiliseye gelmeye devam ederler. Bu yapı Süryani Kadim Yakubi mezhebine ait ibadethanelerden biridir. Diyarbakır'ın Lice ilçesinde bulunan bu mağaralar, Bırkleyn Çayı yatağının Dördüncü Zaman'da meydana gelen çökme ile kapanması sonuncu, çayın Üçüncü Zaman'a ait kalkerli topraklar içinde yeni bir yatak açmak üzere sürdürdüğü aşındırma sırasında oluşmuşlardır. Yaklaşık 750 metre uzunluğundaki büyük mağaranın üst kesimlerinde, sağ yamaçta iki mağara daha vardır. Bunlardan birinin girişinde Asur kralları Tiglath-Pileser ile III. Şalmanezer'e ait kabartmalar ve yazıtlar bulunmaktadır. İlk kez 19. yy. sonlarında keşfedilen Bırkleyn Mağaraları, Dicle Nehri'nin iki ana kolundan birinin olduğu yerdedir. Bu noktadan Anadolu ve Kuzey Mezopotamya arasındaki yollardan biri geçmektedir. Bırkleyn adı verilen su, bu yolla kesişmeden önce yerin altından geçer, doğal bir tünelden sonra tekrar yeryüzüne çıkar. Bırkleyn Mağaraları da bu alanda bulunmaktadır. Antik çağlarda suyun toprağa indiği bu yere \"Dünyanın Bittiği Yer\" denirdi ve burası ölenlerin yer altı dünyasına giriş kapısı olarak bilinirdi. Üç mağaradan oluşan Bırkleyn Mağaraları birbirine paralel olarak uzanan kayaların içerisindedir. Bırkleyn suyunun aktığı mağarada Asur Krallığı'na ait kabartma çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır. İkinci mağaranın girişinde ise antik çağlara ait kitabe ve yapı kalıntıları vardır. Bu mağara birinci mağaranın devamıdır ve 15 metre yüksekliğinde, 12 metre genişliğindedir. Mağara oldukça derindir. Üçüncü mağaranın içinde sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Yöre halkı astım tedavisi için bu mağarayı ziyaret etmektedir. Çayönü Ören Yeri, insanlık tarihindeki en önemli yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilen Ergani'ye 7 km. mesafede bulunuyor. Çayönü Tepesi'nde bulunan bu medeniyetin izleri yaklaşık 11 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Burada yapılan kazılar sonucu ortaya çıkartılmış ızgara planlı evleri ve yapı kalıntılarını mutlaka görmelisiniz. Diyarbakır gezilecek tarihi yerler listesinin en önemli noktalarından biri Hilar Mağaraları'dır. Az önce söylediğimiz gibi, Çayönü bölgesi insanlık tarihindeki dönüm noktalarından biri. Diyarbakır'ın Ergani ilçesi sınırlarında kalan bu yöre rivayete göre Anadolu'nun da ilk şehridir. Tarih öncesi çağlarda yerleşim yeri olarak kullanılan Çayönü, belirli dönemlerde terk edilse de sonraki yüzyıllarda tekrar bir şehir görünümü kazanmıştır. İlk şehir örneklerinden birini veren Çayönü Mağarası'nda insanların o dönem yerleşik hayat yaşadığının belirtileri bulunmaktadır. Çevredeki oyuklarda insan yaşamına uygun kanallı yapılar, hücreler, odalar, mutfak, kiler ve depo gibi yerlere rastlanmıştır. Günümüzdekine yakın bir yerleşim planlamasının yapıldığı görülmektedir. Çayönü ve Hilar Mağaraları doğal yapısını hala korumaktadır. Silvan ilçesinin 7 km. doğusunda yer alan Hasuni Mağaraları yine Anadolu'nun en eski mağara yerleşimlerinden biridir. Mezolitik Çağ'da insanların ikamet ettiği bu mağaralar, Hristiyanlık dininin ilk yayılmaya başladığı dönemlerde de ibadethane olarak kullanılmıştır. Bu alanda, kayaların düzleştirilmesi ile yollar, merdivenler, sarnıçlar, su arkları ve kiliseler yapılmıştır. Hasuni Mağaraları, Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu tarafından koruma altına alınmıştır. Diyarbakır kaplıcaları denince akla ilk gelen noktalardan biri olan Çermik Kaplıcaları, özellikle kış turizmi döneminde on binlerce kişiye ev sahipliği yapmaktadır. 45-50 C sıcaklığa sahip kaplıca suyunun romatizma, bazı kadın hastalıkları, nevrit, cilt hastalıkları, üst solunum yolu hastalıkları gibi birçok rahatsızlığa iyi geldiği biliniyor. Bol miktarda kükürt içeren Çermik kaplıca suyunda ayrıca insan vücudunun doğal ilaçları olan bromür ve iyodür de bulunuyor. Belediye tarafından işletilen Çermik Kaplıcaları görmeye değer doğal bir görünüme de sahiptir. Bu sebeple sadece tedavi amaçlı değil, bu doğal güzelliği görmek için de tesisleri ziyaret edebilirsiniz. Diyarbakır'da gezilecek turistik yerler listesinin en önemli mekanlarından biri de Diyarbakır Müzesi'dir. Yörede egemen olmuş kültürlere ait arkeolojik ve etnografik eserleri bulabileceğiniz müzede, tarih öncesi devirlere ait seramikler, Roma stelleri, heykel parçaları, Artuklu seramikleri, Osmanlı dönemi silahları vb. çok sayıda eser sergilenmektedir. Diyarbakır'da İnönü Bulvarı üzerinden, Hz. Süleyman Caddesi'ni takip ettiğinizde yol sizi İçkale Sokak'a getirecek. Diyarbakır Müzesi, bu sokağın sol yakasında kalıyor. Diyarbakır'daki en görkemli ve en büyük konak olan Cemil Paşa Konağı, hem tarihi ve turistik açıdan hem de bünyesinde barındırdığı etnografik eserlerle şehrin önemli kültür merkezlerinden biridir. Diyarbakır Kent Müzesi içerisinde yer alan restorasyon laboratuvarı da Türkiye'deki ender çalışmalardandır. Tesis farklı dillerde anlatımlara ve engelsiz müze özelliklerine sahip. Cemil Paşa Konağı Kent Müzesi; \"İnançlar İnanışlar\", \"Diyarbakır Halkları ve Kültürleri\", \"Diyarbakır'da Sözlü Kültür\", \"Çağdaş Sanatlar\", \"Dil ve Yazılı Kültür\", \"Diyarbakır'da Kent Yaşamı\", \"Diyarbakır'da Kent Gelişimi\" ve \"Kentin Panoraması\" gibi farklı temalardan oluşuyor. Diyarbakır'a yolunuz düşerse Sur ilçesindeki bu ihtişamlı yapıyı görmenizi tavsiye ederiz. Edebiyat ve siyaset dünyasının önemli isimlerinden Ziya Gökalp'in doğduğu bu ev 1956'dan beri müze-ev olarak hizmet vermektedir. Hem etnografik unsurlar hem de yazarın kişisel eşyalarını görebileceğiniz iki katlı ev, 19. yy. geleneksel sivil mimari örneklerinden biridir. Müze şehir merkezinde, kendi adıyla anılan mahallede yer alıyor. Diyarbakır şehir merkezinde bulunan Cahit Sıtkı Tarancı Evi'nde şaire ait özel eşyalar, şairin mektupları, kitapları ve etnografik eşyalar sergilenmektedir. 1973 yılında müze olarak hizmete açılan bina dıştan oldukça sade görünse de, içeri girildiğinde dekoratif ve gösterişli bir görüntüye sahiptir. Merkezi bir avlunun etrafında sıralanan odalar ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış bölümü olarak ayrılmış. Bu bölümler güneş ışığından, aydınlıktan ve sıcaklık tasarrufundan faydalanmak için planlı şekilde yapılmıştır. Diyarbakır'ın Silvan ilçesi sınırlarında bulunan meşhur Malabadi Köprüsü'nün hangi dönemde yapıldığı konusunda farklı rivayetler vardır. Evliya Çelebi'ye göre Abbasilere, başka kaynaklara göre (12. yy.) Artuklulara ait olan köprü Bosna-Hersek'teki Mostar Köprüsü ile aynı mimari yapıdadır. Köprünün zemin malzemesi taş olmakla birlikte, üst kısımlarda köprüyü hafifletmek ve zemine yüklediği ağırlığı azaltmak için kerpiç ve tuğla kullanılmıştır. Köprü tek kemerlidir ve kabaran suları akıtmak için yüksek yapılmıştır. Köprü içinde köprüyü koruyan görevlilerin garnizon odaları vardır. Bu odalar aynı zamanda kervan yolucuları tarafından barınak olarak kullanılmıştır. Malabadi Köprüsü dünyadaki taş köprüler arasında kemeri en geniş olan köprüdür. Diyarbakır'a uğradığınızda büyük bir sanat eseri olan Malabadi Köprüsü'nü görmelisiniz. Türkülere konu olan Malabadi Köprüsü'nü bilmeyeniniz yoktur. Yeri gelmişken bu köprünün hikayesine de değinmeden geçmeyelim.. Zamanın birinde, ortasından nehir geçen bir köyde Bad isminde bir genç yaşarmış. Genç, karşı aşiretten bir kıza gönül vermiş. Kız da kendini izleyen bu genci fark etmiş. Gel zaman git zaman.. Bu genç oğlanla kız karşılıklı büyük aşka düşmüşler.. Kavuşması zor olan her şey kıymetlidir ya.. Bu gençler de kavuşamamışlar, aşkları iyice devleşmiş. Sabrı tükenen kız nehri geçerek vuslatına ermeye karar vermiş. Fakat nehir kızı yakaladığı gibi oracıkta boğuvermiş.. Tabii Bad bu arada ne yapıyormuş? Niye Bad karşıya geçmek istememiş de, kız geçmiş? Kızın aşkı daha mı büyükmüş? Yoksa kız daha mı cesurmuş? Bunlar ayrı bir tartışma konusu. Bu sorularla sizi boğmak istemeyiz .. Kaldığımız yerden devam edelim.. Kızın boğulduğunu gören Bad, \"Yok abi! Buraya bir köprü şart\".. demiş. Bu durum üzerine Bad soluğu Silvan Beyi'nin yanında almış. \"Efendim buraya acil bir köprü yapmamız lazım, durumlar kötü\" demiş.. Ardından olup biteni anlatmış.. Olayın sıcaklığından etkilenen Silvan Beyi tez zamanda bir köprü yapılmasını emretmiş. Köprü yapılmaya başlanmış ama bir türlü bitmemiş.. Silvan Beyi bakmış köprünün biteceği yok, kararından vazgeçmiş. \"Benden bu kadar\" demiş.. Köprünün yarım kaldığını öğrenen Bad, bir hışımla Silvan Beyi'nin yanına gitmiş.. \"Bu mudur yani?..\" diye çıkışmış.. Aralarında ufak bir münakaşa falan olmuş, biz o kısmı atlayalım.. Sonunda Silvan Beyi \"Kolaysa kendin yap\" demiş. Bad da \"Yaparsam ne vereceksin\" demiş. Silvan Beyi \"Yaparsan bir kolumu vereceğim, yapamazsan bir kolunu alırım\" demiş.. Ne de olsa yapamaz düşüncesi, biraz da şeytanın vesvesesine uymuş olsa gerek ki Silvan Beyi çok riskli bir iddiaya girmiş. Tabii hikayenin gidişinden neticenin ne olacağını anladınız ama biz yine de bitirelim.. Bad köprüyü yapmış, Silvan Beyi'nin kolunu kesmiş. Erdemlik gösterip, kolu kesmeseydi gönlümüze taht kuracaktı. Ama nefsine uymuş.. Neyse.. Yapılan köprüye de Mal-a Bad'i ismi verilmiş. Mal burada ev anlamına geliyormuş. Yani Bad'ın evi.. orda başladı bitti şu garibin öyküsü, karşıki aşiretten bir kıza gönül verdi, 1600'lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen Sülüklü Han, zamanında yolcuların konaklama yeri olarak kullandıkları bir taş yapı. Hanın üst katları dinlenme yerleri, alt katları ise ahır olarak inşa edilmiş. İçinde sülüklerin bulunduğu bir kuyuya sahip olduğu için mekanın ismi Sülüklü Han olarak anılmaktadır. O dönemlerde hekimler handa konaklayan hastaları bu sülüklerle tedavi edermiş. Günümüzde kafe olarak kullanılan yapı Diyarbakır'ın en popüler mekanlarından biri konumunda. Nostalji sevenler için ideal bir ortam. Bir kahve molası vermek için uğrayabilirsiniz. Sur ilçesinde bulunan tarihi İskender Paşa Konağı, 16. yy'da 14 yıl boyunca şehre valilik yapmış İskender Paşa tarafından inşa ettirilmiş bir eser. Yapılan yenileme çalışmaları ile bugünkü halini almış olan taş yapı günümüzde kafe olarak işletiliyor. Tarihi bir çeşmenin de bulunduğu bu mekan Sülüklü Han'a benzer nitelikte bir yapı. Detaylara fazla girip beklentinizi artırmayalım. Bir çay-kahve molası için uğrayabilirsiniz. Tarihi İpek Yolu üzerindeki kentlerden biri olan Diyarbakır'ın en popüler hanlarından bir diğeri de Deliller Hanı. Hüsrev Paşa adıyla da bilinen yapı Diyarbakır Valisi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Buraya halk arasında Deliller Hanı denilmesinin nedeni, her yıl İslam ülkelerinden Hicaz'a gitmek üzere bu handa toplanan hacı adaylarını götürecek delillerin burada kalmalarıdır. İki katlı olan han, restore edildikten sonra otel olarak hizmet vermeye başlamıştır. 16. yy'a ait Deliller Hanı işlevselliğini koruyarak günümüze ulaşmış önemli bir eserdir. - Hasan Paşa Hanı - Çiftehan - Yeni Han - Behram Paşa Konağı - Eğil Asur Kalesi - Devegeçidi Köprüsü - Diyarbakır Kültür Evi - Ahmet Arif Edebiyat Müzesi - On Gözlü Köprü - Hevsel Bahçeleri # Diyarbakır doğumlu olan Ali Emiri Efendi, Kaşgarlı Mahmud'un Divanu Lugati't-Türk isimli eserini Türk kültür hayatına kazandıran ve millet kütüphanesini kuran kişidir. Araştırmacı ve tezkire yazarı Ali Emiri Efendi, Diyarbakırlılar tarafından genellikle Ocak ayında yapılan törenlerle anılmaktadır. # Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen yazarımız Ziya Gökalp de Diyarbakır doğumludur. Bu yüzden her yıl Mart ayında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Ziya Gökalp'in Doğumunu Anma Günü düzenlemektedir. # Diyarbakır'da doğan bir diğer edebiyatçımız Cahit Sıtkı Tarancı'dır. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden olan Cahit Sıtkı Tarancı'yı Anma Günü, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından Ekim ayında düzenlenmektedir. # Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı her yıl Nisan ayında Mustafa Kemal Atatürk'ün Diyarbakır'ın fahri hemşeriliğini kabul edişini kutlamaktadır. Ayrıca yine belediye tarafından her yıl Mayıs ya da Haziran ayında Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali düzenlenmektedir. # Diyarbakır'ın simgesi olan karpuzun tanıtılması ve üreticiyi desteklemek amacı ile kentte her yıl Eylül ayında Diyarbakır Kültür ve Karpuz Festivali yapılmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın destekleriyle gerçekleşen bu festival çeşitli yarışmalara, havai fişek gösterilerine ve konserlere sahne olur. Diyarbakır festivalleri ile ilgili detaylı bilgileri Diyarbakır Valiliği'nden alabilirsiniz tıklayın. # Dağ ve Doğa Yürüyüşü: Diyarbakır'ın dağ ve tepeleri trekking için oldukça elverişlidir. Akdağ Beklik Tepesi, Ergani Mihrap Dağı, Kulp ilçesinde yer alan Ayindar, Tercil, Dikan ve Biler dağları, Zarga ve Püsküllü dağları, Çermik Gelincik, Petekkaya, Karacadağ ve Aşurkar dağları Diyarbakır'da doğa yürüyüşü için ideal bölgelerdir. # Sportif Olta Balıkçılığı: Olta balıkçılığı, Diyarbakır'da baraj göllerinin artışı ile önem kazanmıştır. Karakaya Barajı, Devegeçidi Barajı, Dicle Nehri ve Kralkızı Barajı ilde balık tutmak için tercih edilen yerlerdendir. Diyarbakır Sipahiler Çarşısı'ndan kente özgü takılar, gümüş işlemeli nalınlar, çevre köylerden el dokuması halı ve kilimler, işlemeli ahşap kutular alınabilir. Peynirciler Çarşısı'ndan ise yöreye özgü çok çeşitli peynirleri alışveriş listenize ekleyebilirsiniz. Ayrıca Halep Tatlısı, Diyarbakır karpuzu ve kadayıfın tadına bakmadan şehirden ayılmayın deriz. Diyarbakır mutfağının temelini acılı, baharatlı ve bol yağlı yemekler oluşturur. Koyun etinden yapılan meftune, Diyarbakır yöresel mutfağının özel lezzetlerinden biridir. Kaburga dolması, etli ekşili dolma, kibe mumbar, kelle paça, bulgur pilavı, belluh, içli köfte, kibe kudur, habenisk, sığma, pıçık, mallez, mastav, düz veya burmalı kadayıf, zingil, nuriye ve halbur hurma Diyarbakır'da yiyebileceğiniz diğer yemeklerdir. Ayrıca unutmadan; Diyarbakır'ın en meşhur yiyeceklerinden biri de tadına doyamayacağınız lahmacundur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/diyarbakir-nasil-bir-yer-diyarbakir-hakkinda-bilgi/", "text": "Anadolu'nun en kalabalık şehirlerinden biri olan Diyarbakır, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Çin Seddi'nden sonra dünyanın en uzun ve en yüksek ikinci duvarı olan Diyarbakır surları, bu medeniyetlerin göstergelerinden sadece biri. Şehrin her yanına açılan sur kapılarıyla bu köklü tarihe şahit olmak mümkündür. Diyarbakır sadece ikamet edenler tarafından değil, yerli-yabancı turistler tarafından da yoğun ilgi gören bir şehir. Diyarbakır surları üzerinde bulunan burçlarla alakalı ilginç şehir efsaneleri de vardır. Aralarında en çok dikkat çekenlerden biri ise zamanında yedi kardeş tarafından kahramanca korunduğuna inanılan 'Yedi Kardeşler Burcu'dur. Kısaca anlatalım.. Efsaneye göre düşman tarafından işgal edilen Diyarbakır'da kale düşer. Ancak düşmanın tüm uğraşlarına rağmen Yedi Kardeşler Burcu teslim olmaz. Onları ikna etmek adına yanlarına bir elçi gönderilir. Yedi kardeşlerin elçiye verdiği cevap ise canlarının bağışlanması karşılığında teslim olacaklarıdır. Bu istek kral tarafından kabul edilir. Kral ve ordusu burcun içerisine girer. Girdikleri an büyük bir patlama olur ve patlama sonucunda kral, ordunun bir kısmı ve yedi kardeşler ölür. O günden itibaren orası Yedi Kardeşler Burcu olarak anılır. Şehirde hem bu burçla alakalı hem de farklı olaylarla ilgili çok sayıda efsane vardır. Diyarbakır'ın geçmiş tarihine göz attığınızda bu efsanelere denk gelebilirsiniz. Diyarbakır, sahip olduğu farklı etnik kültürleri, kendine has örf ve adetleri, kıyafetleri, halk oyunları, yöreye ait şivesi ve harika yemekleri ile Türkiye mozaiğinin en renkli parçalarındandır. Peki Diyarbakır nasıl bir şehir? Ulaşım olanakları, iklim yapısı, yaşam şartları ve ekonomisi nasıl? Dünyaca ünlü mutfağında ne tarz lezzetler vardır? Memur ve öğrenciler için Diyarbakır'da yaşam nasıl? Bu tarihi şehir hakkındaki bilgileri kısa başlıklar halinde inceleyelim. Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin orta kısımlarında ve Mezopotamya olarak bilinen El Cezire'nin kuzeyinde yer alan bir şehirdir. Diyarbakır, batıda Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya, doğuda Batman ve Muş, güneyde Mardin, kuzeyde ise Elazığ ve Bingöl ile komşudur. Dağlarla çevrili bir alanda, çukur görünümündedir. Şehir, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin orta kesiminde bulunduğu için ulaşım imkanları oldukça gelişmiştir. Türkiye'nin her yerinden ister özel araçla iste otobüsle rahat bir şekilde ulaşım olanağı mevcuttur. Diyarbakır Otogarı, şehir merkezindeki Kayapınar ilçesinde bulunuyor. - İstanbul Diyarbakır arası yaklaşık 1450 kilometre ve 16 saat. - Ankara Diyarbakır arası yaklaşık 900 kilometre ve 11 saat. - İzmir Diyarbakır arası yaklaşık 1415 kilometre ve 16 saat 30 dakika. - Adana Diyarbakır arası yaklaşık 550 kilometre ve 7 saat. - Kayseri Diyarbakır arası yaklaşık 560 kilometre ve 7 saat. - Şanlıurfa Diyarbakır arası yaklaşık 180 kilometre ve 2 saat. Bağlar ilçesindeki Diyarbakır Havalimanı, şehir merkezinden yaklaşık 9 km. uzaklıkta bulunuyor. Diyarbakır Havalimanı'na büyük şehirlerin birçoğundan direkt uçuş bulabilirsiniz. Havaalanı ile şehir merkezi arasında belediye otobüsleri ve özel servisler çalışıyor. Ayrıca taksi ya da araç kiralama hizmetleri de bulabilirsiniz. - Güney Kurtalan Ekspresi - Diyarbakır Batman Bölgesel Treni Bu iki ekspresi kullanarak Diyarbakır'dan çevre illere ulaşım sağlayabilirsiniz. Şehrin merkezinin tarihine göz atıldığında ortalama 10 bin yıllık bir geçmişi olduğu görülür. Pek çok medeniyetin ev sahibi olmasının yanı sıra, medeniyet bölgeleri arasında geçiş noktasında bulunması da şehrin farklı kültürlere bürünmesinde etkilidir. Ayrı dönemlerde şehrin bazı bölgelerinde yapılan araştırmalar sonucunda Neolitik Çağ ve Paleolitik Çağ'a ait çok sayıda kalıntılara rastlanmıştır. Osmanlı egemenliğine dahil olmadan önce Persler, Asurlular, Bizanslılar, Moğollar ve Romalılar gibi büyük devletlere ev sahipliği yapmış olan Diyarbakır, Osmanlı İmparatorluğu döneminde iken orduların hareket üssü olarak belirlenmiştir. Cumhuriyet dönemiyle beraber Türkiye'de bir il statüsüne geçen Diyarbakır, 1993 tarihinde Büyükşehir Belediyesi haline gelmiştir. Kendi çağında, en gelişmiş uygarlıklar arasında yer alan Babil ve Efes yok olmasına rağmen, Diyarbakır binlerce yıldır dimdik bir şekilde ayakta durur. Ergani ilçesi yakınlarında, Çayönü Tepesi'nde düzenlenen kazı çalışmaları sonucunda dünyanın en eski köylerinden biri burada bulunmuştur. Birinci Dünya Savaşı döneminde salgın hastalık, maddi sefalet ve yangın gibi olumsuz durumlar sebebiyle büyük sıkıntılar çeken şehir, Cumhuriyet dönemi itibariyle yaşanan gelişmeler sonrasında ülkenin en önemli illeri arasına girmiştir. 1950'li yılların ardından şehirde inşa edilen hastane, eğitim kurumları ve yollarla birlikte Diyarbakır oldukça modern bir görünüm kazanmıştır. Hatta kara, demir ve hava yolları bağlantısıyla oldukça önemli bir merkez haline gelmiştir. Nüfus: Diyarbakır'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 775 bin kişidir. - Bağlar, Bismil - Çermik, Çınar, Çüngüş - Dicle - Eğil, Ergani - Hani, Hazro - Kayapınar, Kocaköy, Kulp - Lice - Silvan, Sur - Yenişehir Diyarbakır, tarım arazileri bakımından oldukça zengin bir bölgedir. Bundan dolayı şehirde yaşayan insanların büyük bir kısmı geçimini tarımla sağlar. Şehirde üretilen başlıca tarım ürünleri; pamuk, nohut, kırmızı mercimek, arpa ve buğdaydır. Bostan ve bahçelerin de ağırlıklı olduğu şehirde meyve, sebze yetişme oranı da oldukça yüksektir. Kavun, karpuz, üzüm ve elmanın yanı sıra yemek yapımında kullanılan pek çok sebzenin üretimi de mevcuttur. Hatta şehirde yetişen tahıl ürünlerinin son 20 yıldaki ortalama miktarına bakıldığında neredeyse 3 katı kadar artış olduğu görülür. Şehir geniş arazileri bakımından hayvancılığa da oldukça elverişlidir. Ancak hayvancılık tarım kadar gelişmemiştir. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın yanı sıra son dönemlerde arıcılık da gelişme göstermiştir. Sanayi alanına göz atıldığında, özellikle inşaat sektöründe büyük atılımlar meydana gelmiştir. Çoğu devlet yönetimine ait olan pek çok fabrika vardır. Dokuma, halıcılık, kuyumculuk ve demircilik gibi sektörler de Diyarbakır'da gelişim oranı yüksek olan dallar arasındadır. Ergani ilçesi maden bakımından zengin bir bölgedir. Bakır üretimi yapılan ilçede ayrıca petrol yatakları da keşfedilmiştir. Diyarbakır, etrafında çok yüksek dağlar olmasa da yüksek arazilerle çevrilmiş bir çukur halindedir. Şehrin yarısı ovalarla diğer yarısı ise dağlarla kaplıdır. Tarıma elverişli bölge olmasının başlıca sebebi, topraklarının Dicle Nehri tarafından sulanıyor olmasıdır. Kentin denizden yüksekliği ortalama 650 metre civarındadır. Diyarbakır'ın iklim özelliklerine göz attığımızda genel anlamda sert ve karasal bir iklimin hakim olduğunu görebiliriz. Yazları oldukça sıcak geçen şehrin kış dönemi Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki kadar sert geçmez. Bunun başlıca sebebi ise Güney Torosların sert rüzgarları büyük oranda kesmesidir. Şehir orman bakımından oldukça fakirdir. Çevre dağlardaki ufak meşe ormanları haricinde Diyarbakır'da pek yeşillik alan görülmez. Bölgenin genel bitki örtüsü bozkırdır. Bahar ayları yeşillenen şehir kısa sürede tekrar kuru görüntüsüne döner. Yüzyıllar boyunca pek çok medeniyetin yaşamına şahitlik yapmış bir şehir olan Diyarbakır, oldukça zengin mutfak kültürüne sahiptir. Şehirde tarımın gelişmiş olması sebebiyle et ve sebze yemeklerinin ağırlıkta olduğu bir menü hakimdir. Yoğurt ve buğdayla hazırlanan özel tatlılar ülke genelinde de oldukça popülerdir. Tabii karpuzun yerinin de ayrı olduğunu söylemek gerekir. Devasa boyutlardaki 'Diyarbakır Karpuzu' ülkemizin en meşhur meyvelerinden biridir. - Patlıcan Dizme - Sıkma - Meftune - Pıçık - Cartlak Kebabı - Nardanaşı - Mahlepli Diyarbakır Çöreği - Kaburga Dolması - Paluze Tatlısı - Burma Kadayıf - Duvaklı Pilav - Ayvalı Kavurma - Mumbar Dolması - Diyarbakır Ciğeri Ana kampüsü Sur ilçesinde olan okul, şehir merkezine yaklaşık 7 km. kadar uzaklıktadır. Sık sık otobüs ve minibüs seferleri yapılan kampüse ulaşım sorunu bulunmuyor. Dicle Üniversitesi'nin kampüsü Diyarbakır geneline göre oldukça yeşil bir çevre düzenlemesine sahip. Estetik ve güzel bir mimarisi var. Öğrenci sayısı ve eğitim kalitesi olarak da ülkemizin orta düzeydeki okullarından biri diyebiliriz. Diyarbakır, konaklama anlamında öğrencilere çok fazla seçenek sunuyor. KYK ve özel yurt sayısı öğrenci nüfusuna göre oldukça yeterli. Ayrıca son yıllarda sayısı artan yeni konutlar sayesinde her bütçeye uygun daire bulmak mümkün. Diyarbakır'ı daha önce hiç görmeyip sadece kulaktan dolma bilgilere sahip olan kişiler genelde bu şehre karşı biraz ön yargı taşıyorlar. Diyarbakır, doğunun Paris'i olarak bilinen çok hareketli bir şehirdir. Hem öğrenciler hem memurlar için çok sayıda sosyal ortam olanağı sağlar. Gecesi ayrı gündüzü ayrı renklidir bu şehrin. Küçük illerde olduğu gibi can sıkıntısından gidecek başka şehirler aramazsınız. Diyarbakır'da memur nüfusu da oldukça çoktur. Merkezde görev yapan memurlar genellikle Sur ve Yenişehir çevresini beğenirler. Diyarbakır 17 ilçeye sahip. Güneydoğu'nun en fazla ilçeye sahip ili burası. En kalabalık nüfusa sahip olanlar Bağlar ve Kayapınar ilçeleri. Bunun dışındaki yerler görece olarak daha ufaktır. Merkeze uzak ilçeler daha içine kapanık, mütevazi ve yöresel tarzda bir hayat sürerler. Bu kesimlerde fazla bir sosyal hayat beklentiniz olmasın. Diyarbakır pahalı mı? Şehrin geneli için ne çok ucuz, ne de çok pahalı gibi bir tabir kullanmak pek mümkün değil. Genel olarak orta halli insanların yaşam sürdüğü ve fiyatların da ortalama civarlarda olduğu bir şehirdir. Öğrencilerin ve memur kesiminin ekonomik anlamda zorlanacağı bir il değil burası. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelenler, kısa vadede belki kültür farklılığı yüzünden şehre alışma sıkıntısı çekebilirler. Fakat Diyarbakır insanı çok misafirperver ve sıcakkanlıdır. Kente alışma süresi çok hızlı geçecektir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/dogansar-hakkinda-bilgi-gezilecek-yerler/", "text": "Yöreyi kucaklayan Kösedağ'ı, ihtişamlı Tozanlı Vadisi, insana huzur veren Tekeli Dağı ve bütün görkemiyle Karadeniz yaylalarının çevrelediği bu ilçe, Anadolu'nun keşfedilmeyi bekleyen değerlerinden. Gezi Hocası olarak sadece dünyadaki popüler turizm noktalarını değil, yurdumuzun gizli kalmış cennet köşelerini de sizlere tanıtmak istiyoruz. Bu yüzden Sivas Doğanşar hakkında da birkaç kelam etmek istedik. Kendine özgü görkemli varlığı ve sahip olduğu müessir değerleriyle Doğanşar gezilip görülmesi gereken beldelerimizden biri. Doğayı, kültürü, huzuru aynı anda bulabileceğiniz bu güzide ilçe, vefakar ve samimi misafirperverliğiyle gelecek ziyaretçilerini bekliyor. Sivas'ın en küçük ilçesi olan Doğanşar ilin kuzey kesiminde, konum olarak Karadeniz Bölgesi'nin içinde yer alır. Sivas merkeze yaklaşık 100 km. uzaklıkta bulunan Doğanşar, Tokat iliyle sınır komşusudur. İlçenin güneyinde Hafik, güneydoğusunda Zara, doğusunda ise Koyulhisar vardır. - Doğanşar Sivas Merkez arası yaklaşık 100 km. ve 1 saat 30 dakika. - Doğanşar Tokat Merkez arası yaklaşık 120 km. ve 2 saat 15 dakika. - Doğanşar Reşadiye arası yaklaşık 50 km. ve 50 dakika. - Doğanşar Hafik arası yaklaşık 65 km. ve 1 saat. Doğanşar'a ister özel aracınızla, isterseniz Sivas merkezden kalkan minibüsler ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Günlük olarak düzenli sefer yapan minibüsler Sivas merkezden hem Doğanşar'a ve hem de Doğanşar köylerine ulaşım hizmeti veriyor. Geçmişi Hititler ve Roma İmparatorluğu'na kadar uzanan Doğanşar, antik çağlarda Hypsele ismiyle anılıyordu. 1071 Malazgirt Zaferi ile Türk topraklarına dahil olan bölge, Danişmendliler Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti, Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Ahmed ve Kızıl Ahmetliler Beyliği yönetimlerinden geçti. 1424 yılında Osmanlı hakimiyetine giren İpsile bölgesi, Tozanlı adını aldı. 1455 sonrası Tokat'a bağlanan Tozanlı 1870'te ise Sivas'a dahil edildi. 1906 yılında Reşadiye ilçe olunca buraya bağlanan bölge kısa bir süre sonra tekrar Hafik'in nahiyesi oldu. 1960 tarihinde Doğanşar adını alan yöre, 1990 tarihinden bu yana ise Sivas'ın bir ilçesi konumunda. Sivas geneline göre daha zengin bir bitki örtüsüne sahip olan Doğanşar'ın geçim kaynaklarını tarım ve hayvancılık faaliyetleri oluşturuyor. Bereketli topraklarında üretilen sebze meyveler, verimli otlaklarında yetiştirilen küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar Doğanşar halkının ticari hayatını şekillendirir. Ayıca bitki çeşitliliğinin fazlalığı ve Tozanlı Vadisi'nin verimli havası sayesinde arıcılık da bölgenin yükselen değerlerindendir. Doğanşar balı, zengin floraya sahip olması ve farklı aromasıyla kendine has bir kaliteye sahiptir. Gelenek ve göreneklerine bağlı olan Doğanşar'da, el emeği göz nuru dokuma ve el işlemeciliği sanatı da halen devam ediyor. İlçeye bağlı Çalıcı Köyü'nde koyun yününden üretilen ve tamamen el yapımı olan hamam keseleri bugün Türkiye'nin dört bir yanındaki lüks otellere gönderilmektedir. Doğanşar'da oymacılık ve nakkaş ustalığı da meraklılarını kendine hayran bırakan el işlemeleri ile ön plana çıkıyor. Ömrünü dolduran ağaçlarla yapılan ve bin bir özenle birçok işlemden geçirilmiş bu nadide işlemeler, eşine pek rastlayamayacağınız güzelliktedir. Tabiatı ve coğrafyasıyla nice güzelliklere sahip olan Doğanşar, özellikle doğa sporu tutkunları için tam bir cazibe merkezidir. Yeşilırmak nehrinin doğduğu topraklara kurulan ilçe, Karadeniz ikliminin hakim olduğu yeşil yaylaları ve mesire alanlarıyla doğaseverlere de harika imkanlar sunar. Doğanşar kampçılık, trekking, yamaç paraşütü ve bisiklet gibi birçok spora elverişli alanlara sahiptir. İlçede bulunan Dipsiz Göl ve Dipsiz Göl Şelalesi, Doğanşar'da gezilecek yerler içinde ilk sırayı hak ediyor. Hem doğaseverler, hem de bölge halkı için önemli bir dinlence mekanı olan Dipsiz Göl, ilçe merkezine yaklaşık 16 km. uzaklıkta bulunuyor. İnsanı sakinleştiren, huzur veren görüntüsü, kuş sesleri ile birleşen su sesleri, sakin rüzgarı ve serin havasıyla bu mekan, sadece Doğanşar'ın değil tüm Sivas'ın en güzel yerlerinden biri. Bölgeye gelen ziyaretçiler Dipsiz Göl Şelalesi çevresinde kamp kurabilir, yaylalarında ATV sürebilir, bisiklete binebilir ve doğa yürüyüşü yapabilirler. Dipsiz Göl Şelalesi nerede? Harita konumu için tıklayın. Doğanşar'da zirve sevenler için Tekeli Dağı, macera severler için Keşiş Dağı ve heyecan severler için 8 km'lik Sarısuvat Kanyonu doğa tutkunlarını bekleyen adresler. Bunun dışında Kozağaç ve Söbüler köyleri arasında bulunan Doğanşar Peri Bacaları da ziyaretçiler için çok özel bir durak olma özelliği taşıyor. Görsel bir şöleni andıran peri bacaları, manzarasına doyulmayan doğallığı ile unutulmaz bir gezi için önemli fırsat. Bununla birlikte Kabak Çalı'da keşfedilen ve bir futbol sahası büyüklüğünde olan Karasak Mağarası da Doğanşar'ın doğal zenginliklerinden. Doğanşar'da ata sporumuz olan güreş kültürünün yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması adına güreş müsabakaları yapılmakta. Yarım asrı aşkın süredir devam eden bu müsabakalar gelenekselleştirilerek Avrupa, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Ahmet AYIK ismiyle devam ettirilmeye başlandı. Türkiye'nin dört bir yanında gelen pehlivanlar her yıl Geleneksel Ahmet Ayık Karakucak Güreşleri'nde ter döküyorlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/dunyanin-en-mutlu-ulkesi-kosta-rika/", "text": "Yapılan anketlerin birçoğunda bu ülkelerin bir kısmı da üst sıralarda yer alıyor doğrudur. Ama zirvede onlar yok! Sanırız bir ülkenin sadece ekonomik olarak büyümesinin o ülke vatandaşlarını daha mutlu etmediğine inanan birileri var ki bunu hesaplamak ve göstermek adına bir oluşum içine girmişler. Yeni Ekonomi Vakfı yani NEF'in oluşturduğu The Happy Planet Index. Aslında bu işi yapan farklı firmalar, anket şirketleri vs. var. Birçok kez haberlerde karşılaşmış olabilirsiniz. \"Dünyanın en mutlu ülkeleri, en mutlu insanları gibi..\" Ama bu HPI gerçekten diğerlerine göre çok farklı ve ayakları yere basan bir oluşum. Çünkü gidip insanlara sadece \"Mutlu musunuz?\" diye sormuyorlar. Bu endeks dünyadaki herkes için sürdürülebilir refah seviyesini ölçüyor ve ulusların nasıl daha uzun, mutlu ve sürdürülebilir yaşamlar sağlayabileceğini göstermek için araştırmalarda bulunuyor. - Maddi refah seviyesi - Yaşam süresi - Sonuçlardaki eşitsizlik. Yani uzun yaşayanlar mutlu yaşıyor mu, arada bir ilişki var mı konusu. - Ekolojik ayak izi. Yani bir ülke üretim yaparken gezegene ne kadar zarar veriyor? Ne kadar doğal kaynak harcıyor? Dünyayı hepimizin evi olarak düşünürsek, bu evde yaşayan diğer insanların hakkına ne kadar giriyor konusu. Gelişmiş ve ekonomik olarak çok büyüyen ülkeler, teknoloji anlamında dünyanın büyük bir kısmından daha iyi imkanlara sahip olmalarına rağmen bu zenginliği oluştururken ülkelerine, topraklarına, gezegenimize büyük zararlar veriyorlar. İhtiyacımız olan doğayı yok ediyorlar. Salınan zehirli gazlar yüzünden ozon tabakasının tehlike altında olduğu, okyanusların çöp yığınına dönüştüğü, ormanların son sürat yok edildiği haberleri hiç eksik olmuyor gündemden. Ayrıca bu ülkelerdeki insanların değeri saat başı ücret ile ölçülüyor. Modern kölelik diyebileceğimiz müthiş bir sistemle insanları sürekli işçi olarak kullanılıyorlar. Ancak yılda bir defa yapabilecekleri tatille kazandıkları paranın harcanmasına izin veriliyor. Servet döküp aldıkları arabalarını en çok ne için kullanıyorlar? İşe gitmek için.. En gösterişli takım elbiseleri ne zaman giyiliyor? İşe giderken.. İlginç.. Birinci öncelik insan ilişkileri, doğaya uyum, tüm canlılara saygı, merhamet, bağlılık, düşünme, üretme değil. Bütün olay ekonomik olarak kalkınmak. Ekonomik olarak büyürsek bizden iyisi yok! Ne hikmetse yapılan hiçbir araştırmada ülkelerin zenginleştikçe vatandaşlarının daha mutlu olduğu verisi ortaya çıkmıyor. Yukarıdaki harita 2016 yılında yapılan en son araştırmanın sonuçları. The Happy Planet Index'in yaptığı araştırmalar neticesinde yıllardır birinciliği kimseye kaptırmayan bir ülke var. Kosta Rika.. Buradaki esas mucize, Latin Amerika gibi iç karışıklıkları, isyanları, darbeleri, fakirliği, adaletsizliği bitmeyen bir coğrafyanın ortasında kurulu bir devlet Kosta Rika. Ne dünyanın en zengin devleti, ne de herkese kafa tutacak bir siyasi ya da teknolojik gücü var. Gezi Hocası'nın dünya turunda en çok hayran kaldığı ülkelerin başında geliyor Kosta Rika. Dünyada burası kadar eğitime, sağlığa ve doğaya önem veren bir devlet daha var mıdır bilmiyoruz. Size bu ülkenin ne kadar özel olduğunu, bizzat şahit olduğumuz önemli özellikleriyle anlatmak istiyoruz. Size mutluluğun resmini çizemeyiz ama rotasını gösterebiliriz.. 100 yılı aşkın bir demokrasi kültürü var Kosta Rika'nın. 1800'lü yılların sonlarında, dünyadaki birçok ülke gibi Kosta Rika'nın komşu ülkeleri de kendi sınıflarını ve sınıf çıkarlarını ülkede egemen kılacak askeri liderleri veya toprak ağalarını devlet başkanı yapıyordu. Ama Kosta Rika halkı onlar gibi düşünmedi. Eğitime öncelik veren, sağlık sigortası sistemini iyileştiren, küçük köylere kadar ücretsiz sağlık ocakları kuran, su kaynaklarının temizliğini korumaya çabalayan mütevazı liderleri, öğretmenleri, eğitmenleri devlet başkanı yapmayı tercih etti. Daha 1869 yılında çıkarılan bir kanunla 'kız çocukları dahil' ilkokul eğitimi zorunlu hale getirildi. Henüz 1930 yılına gelindiğinde bile Kosta Rika dünyanın okuma yazma oranı en yüksek ülkelerinden birisi oldu. Günümüzde ise ülkenin okuma yazma oranı yüzde 98. 1900'lü yılların başında bütün köylere temiz içme suyu ulaştırılarak çocuk ölümlerine karşı seferberlik başlatıldı. 1940'larda ise bugün dünyanın en başarılı uygulayıcılarından biri olduğu sosyal güvenlik sistemi kuruldu. 1961 yılında önemli bir adım daha atıldı. Bütün vatandaşları ve kalıcı göçmenleri sigortalı yapan kanun teklifi kabul edildi. Şu an bütün köylerinde bile ücretsiz hizmet veren sağlık ocakları o gün kurulmaya başlandı. İşlenen bu politikalar sonucu 1970 yılına gelindiğinde ülkede 66 olan ortalama yaşam süresi 80 yıla çıktı. Kosta Rika sağlık sistemini hastalıkla mücadele üzerine değil, sağlığı koruma üzerine kurdu. Şifalı yaşam politikası hastalık oranını düşürdü, bu da ülkenin sağlık masraflarını azalttı. Sağlık sigortası sistemi, ülkedeki köylüden devlet memuruna kadar bütün vatandaşların her türlü ihtiyacını karşıladığı için kişilerdeki güven duygusunu yükseltip, toplumdaki genel kaygı düzeyini düşürdü. Şu anki (2021) devlet başkanı Carlos Alvarado Quesada, ülkenin fosil yakıttan elde edilen enerji tüketimini 2021 itibarı ile tamamen sona erdirmeye karar verdiğini açıkladı. Yani, Kosta Rika'da 2021 yılından itibaren enerji için petrol ürünleri, kömür ve doğalgaz kullanmak tamamen yasaklanıyor. Ülke 2017'de yıllık elektriğinin yüzde 99'unu yenilenebilir enerji kaynaklarından elde etti. 2021'den sonra ülkede benzin, mazot veya dizel ile çalışan tek bir araç bile kalmayacak. Kosta Rika'nın atmosfere karbon salınımı sıfıra inecek. Ülkedeki aydınlar, eğitmenler köylere kadar gidip ücretsiz seminerler veriyorlar. Kosta Rika, Latin Amerika'da basın özgürlüğüne sahip ülkeler sıralamasında ilk sırada, dünyada ise ilk 10'da yer alıyor. Kosta Rika'da evlenmek istiyorsanız 6 haftalık bir evlilik kursuna gitmeniz gerek. Yeterli görülene kadar evliliğinizi ertelemek durumundasınız. Evlendiniz ve anne/baba olmak mı istiyorsunuz? Çocuğunuza bilinçli bir ebeveyn olmak için yine kursa gidip eğitim alacaksınız. İlkokul çağındaki çocukların çoğu dersi doğa içerisinde yapılıyor. Çocuklar matematiği ağaç, çiçek, böcek sayarak öğreniyor. Ayrıca ilkokuldan mezun olabilmenin bir şartı var. Okul bitene kadar size verilen kota sayısınca ağaç dikmek zorundasınız! Kosta Rika'nın Karayipler dahil, 1300 km.'ye yakın kıyı şeridi olduğu halde turizm gelişsin diye asla sahillerini betonlaştırmamışlar. . Ülkenin yaklaşık yüzde 30'u koruma altındaki milli park statüsünde. Ağaç kesmek de yasak, beton binalar dikmek de.. 2012 yılından itibaren avcılık da yasaklandı. Yabani hayvanları yaşam alanlarından çıkarmak veya evcil hale getirmenin yasaklanmasıyla hayvanat bahçeleri de kapatıldı. Kosta Rika şu anda dünyanın metrekare başına en fazla canlı çeşitliliğine sahip ülkesi. Ülkenin yüz ölçümünün dünyada kapladığı alan 0,03 iken sahip olduğu biyolojik çeşitlilik yüzde 6. Bu inanılmaz yüksek bir oran. Yüz binlerce çeşit hayvan türü demek. Dünyadaki kelebeklerin yüzde 10'u Kosta Rika'da uçuyor. Kağıt paralarında bile ülkenin değerli hayvan türlerinin resimleri yer alıyor. Kosta Rika halkının bir hayat felsefesi vardır.. Pura Vida.. Anlamı pür yani saf ve basit yaşam. Yavaş yavaş, tadını çıkartarak, hiçbir şeyi kafaya fazla takmadan, kimseyle kavga etmeden.. Yarın ne olacak kaygısı gütmeden, tasasız, sahip olduklarından tatminkar, sahip olmadıklarına ihtiyaç hissetmeyen bir yaşam Pura Vida.. Az eşya, az ihtiyaç, çok deneyim.. Farklı nesillerdeki bütün aile bireyleri birbirine çok yakın yaşıyor ve sıkça görüşüyorlar. Baba, dede, torun arasında zıtlaşma, inatlaşma kültürü yok. Komşuluk ve sosyal çevre çok önemli. Pura Vida felsefesinin bir başka katkısı da aktif günlük yaşam. İnsanlar araçlarda saatlerce vakit geçirmiyor, yürüyorlar. Çoğu işine yürüyerek gidiyor. Birçoğu tarım ve toprakla saatler geçiriyor. Böyle olunca da organik ve sağlıklı besleniyorlar. Dünyada yaşam süresinin en uzun olduğu beş özel bölge var. Mavi Bölge denilen bu yerlerden birisi de Kosta Rika'nın Nicoya Yarımadası. Nicoyalılar 90 yaşına kadar bile doğru düzgün sağlık sorunları ile uğraşmıyorlar. Bu bölgenin insanları baklagiller ve mısır başta olmak üzere sebze-meyve ağırlıklı besleniyor ve fazla yemiyor, midelerini hiçbir zaman tam doldurmuyorlar. İşlenmiş gıdalarla işleri yok. Et ve şeker tüketimleri az. İçme suları mineral zengini ve çok temiz. 90 yaş üstü nüfusta bile kemik kırılması vakaları düşük. Zaten Nicoyalılar'ın yaşadıkları şu bölgeyi görünce bile insanın ölesi gelmez. Bize kalırsa Kosta Rika'yı sabaha kadar övmeye devam edebiliriz. Ama nazar değmesin diye burada nokta koyalım. Yakın dostlarımıza ziyaret etmeleri hatta gidip bir süre yaşamaları için en çok tavsiye ettiğimiz ülkelerden biri Kosta Rika. Ama maalesef kendileri ya Mecidiyeköy'de ellerindeki telefonda Yandex trafik uygulamasıyla köprü trafiğini hesaplayarak günlerini geçirmeye devam ediyorlar ya da \"Ben Etiler gibi elit bir semtte oturuyorum, kimse beni buradan çıkartamaz\" diye kendilerini avutuyorlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/dunyanin-en-uzun-nehirleri/", "text": "Dünyanın en uzun nehri hangisi? Aslında nehir uzunlukları genel olarak oldukça tartışmalı ve karmaşık bir konu. Bugün dünyanın en uzun iki nehri olarak bilinen Nil ve Amazon'un uzunlukları hakkında bile net bir görüş birliği yok. Bunun sebebi ise nehirlerin başlangıç noktasının belirlenme şekli. Farklı ülkelere dağılan bu koca nehirler birçok farklı kaynaktan besleniyor. Örneğin Amazon Nehri o kadar çok kola ayrılıyor ki başlangıç noktası her zaman tartışma konusu oluyor. Şu anda dünyanın en uzun ikinci nehri olarak kabul edilen Amazon, bir grup Brezilyalı bilim insanına göre birinci sırada olmalı. Çünkü çıkış kaynağının yanlış hesaplandığı düşünülüyor. Tabii aynı tartışma Nil Nehri içinde geçerli. Ya da bir başka örnek olarak Mississippi'yi verebiliriz. Mississippi Nehri tek başına baz alındığında dünyanın en uzun 10 nehri arasına bile giremezken, uzantıları olan Missouri ve Jefferson nehirleri de hesaba katılınca bir anda dünyanın en uzun dördüncü nehrine dönüşüyor. Başta söylediğimiz gibi biraz karmaşık bir konu. Ama tabii dünya genelinde kabul görmüş bazı tespitler var. Ortaya atılan her fikir doğal olarak hemen onay almıyor. İşte biz bu yazımızda genel kabul gören kaynaklara göre \"dünyanın en uzun nehirleri\" listesini sıralayacağız. Yazımızın sonunda ise nehirler hakkında bazı ilginç bilgiler vereceğiz. Dünyanın en uzun nehri olarak kabul edilen Nil, Afrika kıtasında oldukça büyük bir alanı kaplıyor. 'Yaşamın Kaynağı' ismiyle de anılan bu nehir yaklaşık 6650 km. uzunluğunda (bu mesafe bazı kaynaklarda 6850 km, 7080 km. ve üzerine çıkabiliyor). Ekvatora yakın bölgelerdeki farklı kaynaklardan doğan Nil Nehri, Sudan'da birleşerek kuzeye doğru akıyor ve Akdeniz'e dökülüyor. Afrika'nın can damarı olan Nil, özellikle Mısır için kutsal kabul edilen bir nehir. Eski Mısır'da hayatın başladığı yer olarak gösterilen Nil, birçok efsaneye de konu olmuştur. Güney Amerika'da bulunan bu devasa nehir Peru'daki And Dağları'ndan doğuyor. Çok büyük bir kısmı Brezilya'dan geçen Amazon Nehri yaklaşık 6400 km. mesafe kat ettikten sonra Atlas Okyanusu'na dökülüyor (bu mesafe bazı kaynaklarda 6900 km, 7000 km. ve üzerine çıkabiliyor). Okyanusa döküldüğü noktada genişliği 200 kilometreyi geçen Amazon, belki dünyanın en uzun nehri değil ama hacmi ve taşıdığı su miktarı ile rakipsiz bir nehir diyebiliriz. Amazon'un taşıdığı su miktarı, tüm dünya nehirlerinin taşıdığı su miktarının yaklaşık 1/5'ini oluşturuyor. Amazon Nehri, yeryüzündeki en geniş biyolojik çeşitliliğe sahip ekosistemlerden biri. Bu nedenle varlığı bütün dünya için önem teşkil ediyor. Dünyanın en uzun üçüncü nehri olan Yangtze yaklaşık 6300 km. uzunluğa sahip (farklı kaynaklarda 6418 km). Çince'de \"uzun nehir\" anlamına gelen Yangtze, dünyada sadece tek bir ülkeyi sulayan en büyük nehir olma özelliğini de taşıyor. Çin'in Qinghai eyaletindeki Tibet Platosu'nda doğan Yangtze Nehri doğuya doğru akıyor ve Doğu Çin Denizi'ne dökülüyor. Yüzlerce yıldır sulama, temizlik, ulaşım, sınır belirleme ve endüstri faaliyetlerinde kullanılan ırmak, Çin'in tarihinde, kültüründe ve ekonomisinde çok önemli role sahip. Kuzey Amerika'da bulunan Mississippi Nehri, ana kolları olan Missouri ve Jefferson nehirleri ile birlikte yaklaşık 6275 km. uzunluğa sahip (farklı kaynaklarda 6415 km). Mississippi'nin tek başına uzunluğu ise 3730 km. Çok büyük kısmı ABD'de, küçük bir bölümü de Kanada'da olan Mississippi Nehri'nin üst kaynağı Minnesota eyaletindeki Itasca Gölü kabul ediliyor. Fakat Montana başta olmak üzere nehir farklı kaynaklardan da besleniyor. Mississippi, New Orleans şehrinden Meksika Körfezi'ne dökülüyor. Moğolistan dağlarında doğan Yenisey Nehri, ana kolları Angara, Selenga ve Ider nehirleri ile birleştikten sonra Sibirya boyunca akıyor ve Arktik Okyanusu'nun bir uzantısı olan Kara Denizi'ne dökülüyor. Bu nehir sisteminin toplam uzunluğu ise yaklaşık 5539 km. Çevresinde birçok Türk ve Moğol devleti kurulan Yenisey Nehri, Türk tarihi açısından da önemli bir akarsudur. Dünyanın en uzun 10 nehrinden biri olan Sarı Irmak yine Çin'de bulunuyor. Yangtze'den sonra ülkedeki en büyük ikinci nehir olan Sarı Irmak yaklaşık 5464 km. uzunluğa sahip. Qinghai eyaletinden doğup Bohai Denizi'ne dökülen nehir, çamurlu suyundan dolayı 'Sarı' ismiyle anılıyor. Çin'in can damarlarından biri olan Huang Ho, tarih boyunca yaşattığı sel felaketleriyle milyonlarca kişinin ölümüne de sebep olmuş. Bu nedenle Çin'de kimileri tarafından bir lütuf, kimileri tarafından da bir lanet olarak görülen Sarı Irmak, \"Çin'in Gururu\" ya da \"Çin'in Üzüntüsü\" gibi birbirine zıt isimlerle de biliniyor. Rusya'da bulunan Obi Nehri, ana kolu olan İrtiş Nehri ile birleşince yaklaşık 5410 km. uzunluğa erişiyor. Bu da onu dünyanın en uzun nehirlerinden biri yapıyor. Sibirya'nın güneyinden başlayan ve Arktik Okyanusu'na dökülen bu nehirler Rusya, Kazakistan, Çin ve Moğolistan'a kadar uzanıyor. Kaşgarlı Mahmud'un yazdığı Divan-ı Lügati't-Türk adlı eserde de Obi ve İrtiş nehirleri hakkında bazı bilgilere yer verilmiş. Güney Amerika'da yer alan Parana Nehri 4880 km. uzunluğu ile Amazon'dan sonra kıtanın en uzun ikinci nehri unvanına sahip. Brezilya'nın güney kesiminden doğan Parana Nehri güneye doğru inerken Rio de la Plata, Rio Grande, Paraguay ve Uruguay nehirleriyle birleşerek Atlantik Okyanusu'na dökülüyor. Dört farklı ülke topraklarına dağılan Parana Nehri ayrıca dünyanın en büyük şelalesi Iguazu'ya ev sahipliği yapıyor. Bu muhteşem şelale ile ilgili detayları hemen altta linkini verdiğimiz yazımızda bulabilirsiniz. Nil'den sonra Afrika'nın en uzun ikinci akarsuyu olan Kongo Nehri, uzantısı Çambesi ile beraber yaklaşık 4700 km. uzunluğa erişiyor. Eski ismi Zaire olan bu nehir dünyanın en büyük ikinci yağmur ormanı Kongo Havzası'nı beslediği için ekosistemimiz açısından büyük önem taşıyan bir kaynak. Orta Afrika'dan doğup Atlantik Okyanusu'na dökülen Kongo Nehri'nin bir diğer özelliği de, 220 metreyi aşan derinliği ile dünyada kayıtlara geçmiş en derin ırmak olması. Argun ve Kerulen kollarıyla birlikte toplam uzunluğu 4444 km'yi bulan Amur Nehri, dünyanın en uzun 10 nehrinden biri olarak biliniyor. Çin ve Rusya arasında doğal sınır vazifesi gören Amur Nehri, birçok farklı kaynaktan besleniyor. Bu kaynaklar en son Tatar Boğazı'nda birleşerek Büyük Okyanus'a dökülüyor. Çince'de Kara Ejder Irmağı anlamına gelen Amur, Çin ve Rusya arasında yaşanan pek çok olaya tanıklık ettiğinden dolayı tarihsel ve ekonomik anlamda her iki ülke için de önemi olan bir nehir. # Küçük bir anekdot: Slovenyalı maraton yüzücüsü Martin Strel; Mississippi, Parana, Yangtze ve Amazon nehirlerini baştan sona yüzerek geçmeyi başarmış ve Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiştir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/edirne-enez-hakkinda-bilgi/", "text": "Ülkemizin sakin ve huzurlu ilçelerinden olan Enez; sahili, doğa manzaraları ve kendisine has yemek kültürü ile görülmeye değer tatil beldelerimizden biri. Berrak ve tertemiz koyları ile ünlenen ilçenin milattan önceye dayanan köklü bir tarihi var. İlk kurulduğunda denize şimdikinden çok daha yakın olan ilçe, Meriç Nehri'nin taşıdığı alüvyonlar nedeniyle artık denizden biraz daha içeride kalıyor. Edirne il merkezine yaklaşık 170 km. uzaklıkta yer alan Enez, İstanbul'a ise 270 km. mesafede bulunuyor. Sakin bir yer olmasından dolayı hafta sonunu dinlenerek geçirmek isteyenlerin rotasını çevirdiği Enez'e, Keşan yolu üzerinden kolay bir şekilde ulaşım sağlayabilirsiniz. Keşan ile Enez arası ise yaklaşık 60 km. İlçeye ulaşmak için, İstanbul üzerinden Enez'e doğrudan sefer düzenleyen otobüs firmaları da tercih edilebilir. Antik çağlardaki ismi Ainos olan Enez'in, ismini Bir Yunan prensi olan Enezya'dan aldığı rivayet edilir. Burası ilk çağlarda Yunan sömürge kasabası olarak inşa edilmiş. Denize yakın olması nedeniyle zamanında liman olarak kullanılan ilçe, İskender İmparatorluğu döneminde büyümeye başlar. Daha sonra Roma tarafından yapılan yatırımlarla zengin bir liman kentine dönüşür. Orta Çağ'a gelindiğinde Enez, Bizans İmparatorluğu egemenliğini tanıyan zengin bir liman kenti olmaya devam etmiştir. Daha sonra bir çeyiz hediyesi olarak Cenevizlilere takdim edilir. Osmanlı'nın Anadolu topraklarında güçlenmesi ile Ceneviz egemenliğindeki Enez, Osmanlı'nın üstünlüğünü tanır. Enez, İstanbul'un fethinden sonra Yunus Paşa tarafından kuşatılır ve savaşılmadan Osmanlı egemenliğine alınır. Denizin ve yeşilin kucaklaştığı yer olan Enez'de görülmesi gereken birçok nokta var. İlçede gezilecek yerlerin birbirine çok uzak olmaması, geziye ayıracak vakti az olanlar için güzel bir avantaj. Kısa bir Enez gezisi planlayanların, Enez gezilecek yerler listesine eklemeleri gereken rotalar şöyle.. Enez'in kadim bir tarihi var. Ancak buna rağmen eski dönemlere ait tarihi kalıntılara rastlamak düşündüğümüz kadar çok olmuyor. Halihazırda ilçenin tarihi geçmişine ışık tutan eserler ve tarihi yapılar var ama birçoğu kaybedilmiş durumda. İlçenin sembollerinden biri olan Enez Kalesi bölgedeki en eski yapıların başında geliyor. Cenevizliler tarafından inşa edilen kale hem denizi hem de Meriç Nehri'ni görüyor. Buradan gelecek saldırıları kontrol etmek amacıyla inşa edilen kale Romalılar tarafından da mahzen olarak kullanılmış. 740 metre uzunluğundaki sur birbirinden farklı yapıdaki 15 kule ile desteklenmiş. Şehrin tarihine ışık tutan yapılardan biri de Ayasofya Kilisesi ya da diğer adıyla Fatih Cami'dir. Roma döneminden kalma kilisenin mimari yapısı klasiktir. Taş bloklar kullanılarak inşa edilen kilisenin çatısı 1965'de yaşanan bir depremden dolayı yıkılmış durumda. Sultan Fatih'in emri sonrası Enez'in fethi için harekete geçen Yunus Paşa, ilçeyi teslim aldıktan sonra kilisenin camiye çevrilmesi talimatını vermiştir. Bir dönem de cami olarak kullanılan tarihi yapı günümüzde bakımsızlıktan çökmüş durumda bulunuyor. Restorasyon yapılırsa kilise mi, cami mi olarak kullanılacağı uzun zamandır tartışma konusu olmaya devam ediyor. Enez'deki antik kentlerden biri Roma Villası. Burada yapılan kazılar sonucunda Enez tarihine ilişkin birçok bilgiye sahip olunmuştur. Antik kentin ziyareti ile Roma dönemine ait insanların yaşamları hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Enez'in tarihi yolculuğunu merak edenler açısından gezilmesi gereken noktalardan birini oluşturur. Osmanlı'nın Enez'i sınırlarına dahil etmesinden sonra Enez içerisindeki ticari faaliyetlerde de canlanma yaşanmıştır. Bunun üzerine tüccarlar için sahil yolu üzerine kervansaray inşa edilmiştir. Osmanlı mimarisinin en iyi örneklerinden birini temsil eden Kervansaray, bir dönem İngilizler tarafından han olarak kullanılmıştır. Sahil Kervansarayı, Enez ilçe merkezine 3 km. uzaklıkta yer alıyor. Enez'de, şu an bulunan spor tesisleri ile Taşaltı Gölü arasında, doğu-batı yönünde uzanan taş döşemeli bir yol vardır. Bir bölümü doğuya, Keşan tarafına uzanan bu yolun diğer kolu ise kuzeye yönelerek Enez'in yaklaşık 35 km. kuzeyinden geçen ve doğu-batı yönünde uzanan, tarihin en büyük ticaret yollarından biri Via Egnatia Yolu ile birleşir. Taşaltı yamacı boyunca uzanan mezarların ve mezar anıtların önünden geçip şehrin içine giren bu yol, Eski Çağ'da Enez'e giden tek kara yoluydu. Bu yol üzeri boyunca görkemli mezarlar ve lahitler bulunuyor. Bu kazı alanı Taşaltı Gölü'nün batı yakasında, Kral Kızı olarak bilinen bölgede yer alıyor. Yapılan kazı çalışmalarında bazilikanın şu ana kadar yedi kez yapım aşamasından geçtiği ve en eski yapı katının Roma dönemine kadar uzandığı görülmüş. Kral Kızı Bazilikası kazı alanında bulunan 10 adet altın sikke ile buranın 12. yüzyıla ait olduğu kanıtlanmış. Burası Enez'in fethinde büyük rol oynayan ve Enez Fatihi olarak anılan Kaptan Has Yunus Bey'in mezarının olduğu yerdir. Bizans döneminden günümüze kalan en sağlam yapılardan biridir. Sonradan türbeye çevrilen ve etrafında Osmanlı tüccarı, ahalisi, devlet adamlarının yer aldığı mezarın bulunduğu yapı fetih öncesi Hagios Evplos Şapeli'ydi. Bizans döneminde depo olarak kullanılan, sivri kubbeli, iki odalı eser halk arasında Yunus Baba Türbesi olarak biliniyor. Türkiye ile Yunanistan'ın sınırını da çizen Meriç Nehri'nin 483 km'lik uzantısı boyunca irili ufaklı göllere rastlamak mümkün. Bunlardan biri de ülkemizin en büyük kuş cennetlerinden olan Gala Gölü Milli Parkı. Meriç Nehri deltasını oluşturan bu geniş arazi içerisinde birçok endemik bitki türü, tatlı sularda yaşayan farklı balık türleri ve tarım alanları da yer alıyor. Pamuklu Gölü ve Gala Gölü'nü içine alan koruma altındaki bu park, özellikle doğa yürüyüşü severler için harika bir uğrak noktası. Enez'in, Yunanistan sınırından başlayıp Saros Körfezi'ne kadar uzanan 30 km. gibi geniş bir sahil şeridi bulunuyor. Fakat burası uzun yıllar boyunca askeri alan olmasından dolayı yasak bölge konumundaydı. Geçtiğimiz yıllarda askeri bölge kapsamından çıkartılınca, sahilleri yeni yeni gelişmeye ve tesisleşmeye başladı. Şu an istenilen düzeyde olmasa bile ziyaretçileri için güzel imkanlar vadeden plajlara sahip. \"Enez denizi nasıl?\" diye merak edenler için hemen söyleyelim. Öncelikle Enez denizi ve Enez plajlarının İstanbul'a yakın olması, uzun tatillere çıkamayanlar için büyük avantaj. Burası sessiz, sakin ve huzurlu bir tatil planı yapanlar için öne çıkabilecek tatil beldelerimizden biri. Denizi de genel olarak oldukça temiz ve durgun. - Altınkum Plajı: Enez'de yüzmek için en güvenli ve en doğru adreslerden biri Altınkum Plajı. Sapsarı bir kumsala sahip olduğundan dolayı Altın ismiyle anılan plajın biraz rüzgarlı olduğunu not edelim. Bu özelliğinden dolayı windsurf etkinliklerinin yapıldığı plajlardan biridir. 4-5 km'lik sahil şeridi boyunca yürüyüş yapmak için de çok uygun bir mekan. - Sultaniçe Sahili: Güney kesimde, Saros Körfezi tarafındaki Sultaniçe köyünü geçince ulaşacağınız kumsal yine oldukça temiz ve sakin bir plaja sahip. - Gülçavuş Sahili: Sultaniçe Plajı'nın hemen devamında yer alıyor. - Vakıf Plajı: Abdürrahim ve Vakıf köylerine birkaç kilometre mesafedeki temiz plajlardan. - Pırlanta Plajı: Burası Enez merkeze yakın olan en kuzeydeki plaj. - Yayla Sahili: Saros Körfezi üzerinde Yayla köyünün hemen bitimde yer alan çok temiz bir sahil. Tatil sezonlarında nüfusu artan ilçe, sezon sonuna doğru sakinleşir. Kalabalık sevmeyenler Enez'e gitmek için Eylül ayını tercih edebilirler. Enez ilçe merkezi ve sahil şeridi boyunca çok sayıda otel ve pansiyon bulunuyor. Ama Enez'de tatil yapacak olanların ilk tercihi genellikle günlük, haftalık ya da aylık olarak kiralanan yazlıklar. Enez'de kiralık yazlık, pansiyon ya da apart dairelerin yanında kamp alanları da var. # Gaziömer: Altınkum plajının olduğu kısımda hem otel ve pansiyon imkanı var, hem de çok sayıda kiralık yazlık bulunuyor. Bölgede ayrıca Enez Belediyesi'nin kamp alanı var. Kamp bölgesinde ister çadırınızda ister karavanınızda konaklama yapabilirsiniz. Enez'de sosyal hayatın hızlı aktığı merkez bölge de burası. # Pırlanta Plajı: Burası yine Enez'in en işlek yerlerinden biri. Çok sayıda restoran, kafe vs. bulunuyor. Burada bulunan İstanbul Üniversitesi Profesör Dr. Nazım Terzioğlu Kültür Ve Eğitim Tesisleri hem konaklama hem kamp alanı için hizmet veriyor. Tesis içinde Bungalov Evleri ve otel odası şeklinde konaklama yerleri var. İstanbul Üniversitesi Sosyal Tesisleri hakkında daha detaylı bilgi almak ve güncel fiyatları öğrenmek için tıklayın. # Dama Kamp Alanı : Vakıf ve Karaincirli köylerine çok yakın konumda bulunan bu kamp alanı hem çadır konaklaması hem de kiralık pansiyon/yazlık bulmak için ideal mekanlardan. Dama Kamp Alanı hakkında daha detaylı bilgi almak ve güncel fiyatları öğrenmek için. tıklayın. # Büyükevren Sahili: Bu sahilde bulunan Sultaniçe, Gülçavuş köylerinde çok sayıda kiralık yazlık ev ve apart tarzı kiralık odalar var. Enez'in sahillerini, koylarını ve tarihi mirasını gezdikten sonra açlığınızı Enez mutfağında giderebilirsiniz. Bir sahil kasabasından söz edildiği için yemek kültürünü de balığın şekillendirdiğini ifade edelim. Gala Gölü etrafındaki restoranların hemen hepsi tarafından sunulan yılan balığı denenebilir. Bu bölgede değişik balık türleri arasında yer alan cibir ve melendros da denenmesi gereken balık lezzetleri arasında yer alır. Bunların haricinde ilçeyi ziyaret edenlerin denedikleri lezzetlerden diğeri Enez pilavıdır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/edirne-gezilecek-yerler-listesi/", "text": "- Kısaca Edirne Tarihi - Edirne'de Gezilecek Yerler - Üç Şerefeli Camii - Edirne Eski Camii - Selimiye Mimar Sinan Camii - Sveti Georgi Bulgar Kilisesi - Büyük Sinagog - Meriç Köprüsü - II. Beyazıt Camii ve Külliyesi - Gala Gölü Milli Parkı - Mesire Alanları - Yamaç Paraşütü - Edirne Enez - Edirne'nin Neyi Meşhur? Edirne Mutfağı - Edirne'den Ne Alınır? - Kırkpınar Yağlı Güreşleri - Edirne Kakava Şenliği Edirne'nin en eski halkı Odrislerdir. Odrisler, Trak soyundan gelmektedirler ve bugünkü Edirne'nin bulunduğu yerde M. Ö. 7. yy'da yaşamışlardı. Şöyle de diyebiliriz; Edirne kentinin ilk kurucuları 'Traklar'dır. Odrislerden sonra ise kente Makedonlar sahip olmuştur. M. S. 2. yy'da Roma İmparatoru Hadrianus, kenti ele geçirmiş ve kente adını vermiştir. 1361 yılında, I. Murat zamanında Lala Şahin Paşa tarafından fethedilen Edirne, Bulgarların elinden alınarak Türk topraklarına dahil edildi. 1700'lü yıllarda Edirne'nin nüfusu 350 bin civarındaydı. Yani İstanbul, Paris ve Londra'dan sonra Avrupa'nın en büyük dört şehrinden biriydi. Osmanlı Devleti'nin gerilemesi, savaşlar ve büyük yangınlardan sona şehrin ekonomik ve sosyal dengeleri büsbütün bozuldu. Dünya mimari tarihine damgasını vurmuş Mimar Sinan'ın ustalık eserini barındıran Edirne, daha birçok açıdan gezilip görülmesi gereken yerler barındıran şehirlerimizden biri. Özellikle tarihi dokusu ile ön plana çıkan Edirne'de ziyaret edilmesini tavsiye ettiğimiz yerleri sizin için tek tek sıralayalım. Üç Şerefeli Camii, Edirne'nin simge yapılarından biridir. Selimiye Camisi'nden sonra en bilinen eserlerdendir. Dört minaresi de farklı tasarımla süslenmiştir. Üç şerefeli minarenin özelliği, üç kapısının bulunması ve her kapının farklı şerefeye ulaşmasıdır. Yaklaşık 600 yaşında olan bu eseri Edirne'de gezilecek yerler listenizin başına ekleyin. Edirne denince akla ilk olarak tabii ki Mimar Sinan'ın eserleri gelmektedir. Selimiye Camisi, Mimar Sinan'ın bizler için bırakmış olduğu tarihi ve kültürel değeri yüksek olan harika bir eserdir. Selimiye Camisi, sadece Edirne'nin değil ülkemizin en önemli değerlerinden biridir. Selimiye, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan iki Türk eseri camiden biridir. Yapımı 8 yıl süren cami için Mimar Sinan \"Ustalık eserim\" demiştir. Cami kubbesinin bu kadar büyük olabilmesi için Mimar Sinan'ın 13 bilinmeyenli bir formül uyguladığı ve hatta matematiğin 4 işleminden farklı bir işlem yaptığı tahmin edilmektedir. Edirne'de irili ufaklı depremlerin ardından, uzmanlar camide kuvvetlendirme çalışması yapmak istediklerinde Mimar Sinan'ın bu eserinde raylı sistem kullandığını fark ettiler. Caminin özellikleri elbette bu kadarla kalmıyor. Mimar Sinan camisine bir rehber aracılığı ile girmenizi özellikle tavsiye ederiz. Caminin arka kısmında Arkeoloji Müzesi bulunuyor. Topkapı Sarayı ve Ankara Etnografya Müzesi'nden eserler bulunan bu mekana müze kart ile girebiliyorsunuz. Caminin alt tarafında Selimiye Arastası adında tarihi bir çarşı bulunuyor. Mısır Çarşısı'nı anımsatan çarşıyı görmekte fayda var. 1880 yılında yapılmış, hala aktif olarak ibadete açık olan bir kilisedir. Selimiye Camii'sine 950 metre mesafede bulunan kilise, Ortodoks kilisesi olarak bilinmektedir. Mimar Sinan camisinden sonra beklentileri yüksek tutmamak şartı ile ziyarete değer bir eser. Rivayete göre büyük yangından önce 13 Sinagog bulunan şehirde, yangın sonrası bunların tamamı yok olmuş. Fakat Büyük Sinagog yeniden restore edilmiş. Güzel de olmuş. İbadethaneler, geçmiş toplumların etnik yapılarını en güzel şekilde anlatan eserlerdir. Edirne'de üç dinin ibadethanelerini de görebiliyorsunuz. Burada Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler iç içe yaşamış. Osmanlı Devleti 1492'de Endülüs'ten kaçan Musevilere kucak açmış ve onları Edirne ilimizde ağırlamış. Sinagog ziyarete açık olup, bazı özel günler dışında da ibadet için kullanılmıyor. Merkezden ayrıldıktan sonraki rotanız Meriç Köprüsü olabilir. Bulgaristan'dan doğup, Ege Denizi'ne dökülen Meriç Nehri üzerine kurulmuş güzel bir eserdir Meriç Köprüsü. Köprünün yakınlarında, nehrin kenarında çeşitli kafeler bulunuyor. Buralarda mola verebilir, kahvaltı yapabilirsiniz. Yok kahvaltı yaptık, öğlen yemeği derseniz merkezdeki ciğercilere gidebilirsiniz. Ben ciğer yemem diyenlere Edirne köftesi tavsiye ederiz. Köfte de yemem demeyin. Yapmayın! Tunca Nehri kıyısında bulunan II. Beyazıt Külliyesi; cami imaret, erzak depoları, darüşşifa, mutfak ve hamam yapılarından oluşmaktadır. 1484-1488 yılları arasında inşa edilen külliye irili ufaklı yüze yakın kubbe ile örtülüdür. Külliyenin tek kubbeli, iki minareli anıtsal camisi oldukça sade bir mimariye sahiptir. Mermerden mihrap ve minberi yalındır. Hünkar mahfilinin son derece zarif bir işçiliği vardır. Caminin batısında Darüşşifa ve Tıp Medresesi yer almaktadır. Darüşşifa binası büyük bir kubbe ile altı küçük odadan ve beş sofadan oluşmaktadır. Büyük kubbenin ortası açıktır ve bu alanda bir şadırvan yer almaktadır. Ön avlu revaklarla çevrilidir. Yan kısımlarda akıl hastaları için ayrılan hücreler bulunmaktadır. Akıl hastaları musikiden, su sesinden ve güzel kokulardan yararlanılarak tedavi edilirdi. Bu bölüm hekim odaları ve eczane gibi bölümlerin bulunduğu mekanla da bağlantılıdır. Külliyedeki medresede ise tıp öğrenimi yapılırdı. Medresede yetişen öğrenciler darüşşifada staj yaparlardı. Avlunun kuzeybatı köşesinde tıp medresesine ait 18 öğrenci hücresi, bir büyük kubbeli oda ve bir şadırvan bulunmaktadır. Külliyeye ait mutfak ve çamaşırhane de avlunun bir köşesinde yer almaktadır. Küçük Gala ve Pamuklu göllerini içine alan Gala Gölü Milli Parkı, Edirne'nin Enez ve İpsala ilçeleri arasında yer alır. Milli Park'ın çevresi çeşitli su kuşlarının barındıkları ve göçerken uğrak noktası olarak seçtikleri doğal bir ortama sahiptir. Bu alanda nesli tükenmekte olan tepeli pelikan, bayağı aynak, küçük karabatak gibi kuş türleri de barınmaktadır. Birçok kuş çeşidini bir arada görmek için seçilebilecek en uygun zaman Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim aylarıdır. Toplam 6000 hektarlık alana sahip olan Gala Gölü Milli Parkı'nda çeşitli balık türlerine de rastlanmaktadır. Gölde yılan balığı, sudak, sazan gibi ekonomik değeri yüksek balıklar da mevcuttur. Milli Park çevresi flora bakımından da zengindir. Gala Gölü çevresinde nilüfer, su sümbülü ve sazlıklar etrafa oldukça güzel bir görüntü sunmaktadır. Edirne'nin mesire yerlerinden bahsederken ilk akla gelen Kırkpınar Güreşleri'nin de yapıldığı Sarayiçi'dir. Tunca Nehri'nin iki kolu arasında bulunan Sarayiçi, yemyeşil çayırları ve ağaçları ile küçük bir adadır. Edirne Karaağaç karayolu üzerinde bulunan Söğütlük ise kentin tercih edilen bir başka mesire alanıdır. Bu alanda bulunan kamping alanı, restoran, çocuk parkları ve çay bahçesi, ziyaretçilerine hizmet vermektedir. Meriç Nehri'ni boylu boyunca saran ağaçlık alan insanın huzuru yakalamasında oldukça etkilidir. Edirne'nin Keşan ilçesinde, Keşan İstanbul yoluna çok yakın mesafede yer alan Yeni Muhacir beldesindeki 110 metrelik bir tepe, öncesinde yapılan deneme uçuşları sonucunda yamaç paraşütü için uygun alan olarak belirlenmiş ve uçuşlar başlatılmıştır. Burası, tepeye ulaşım yolunun iyi olması ve acemi pilotların bile yelken uçuşunu güvenli şekilde yapabilmesine olanak sağlaması açısından tercih edilebilir. Yamaç paraşütü dışında kullanılan araçlardan biri de yelken kanat. Yelken kanat, planör ile yamaç paraşütünün karışımı olarak düşünebileceğimiz bir araç. Havada serbestçe süzülme esasına dayanan yelken kanat uçuşlarında kullanılan taşıtın yamaç paraşütünden farkı sert bir iskelete sahip olmasıdır. Motorsuz bir araç olmasına rağmen, yüksek bir tepeden yapılan kalkışlarda binlerce metre yükseğe çıkılabilir. Antik dönemlerde Ainos adıyla bilinen Enez, kendi kendini temizleyen ve dünyada yalnızca iki örneği bulunan deniz kıyılarından biridir. Ülke sınırından Erikli sahiline kadar harika ve tertemiz bir kumsala sahip. Enez Kalesi bölgenin en önemli tarihi eserlerinden biri ve görmeye değer. Bununla beraber Ayasofya Kilisesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilen eserlerden biri. Fakat depremde oldukça hasar görmüş ve maalesef olduğu gibi kalmış. Son olarak bölgede bulunan Bizans eseri Has Yunus Türbesi'ni de görebilirsiniz. İlla görmelisiniz demiyoruz ama sağlam kalmış nadide eserlerden biri olduğu için yerinde tebrik edebilirsiniz. Yukarıda da kısaca değindiğimiz gibi Edirne'nin köftesi ve ciğeri meşhurdur. Edirne'de ne yenir? diyenlere özellikle Edirne ciğeri yemeden dönmeyin diye tembihliyoruz. Çünkü genellikle ustalar ciğeri şişte yapıyor. Burada ise ciğer tavada yapılıyor. Edirne mutfağına özgü farklı bir lezzeti var. Ciğercilerde sıra olabiliyor, ona göre.. - Meyve Sabunları - Osmanlı Saray Mutfağı'ndan Badem Ezmesi - 41 Baharatlı Deva-ı Misk Helvası - Edirne İşi Ahşap Ürünler - Aynalı Süpürge - Tam Yağlı Edirne Peyniri Ata sporumuz olan ve Türk kültürünün en önemli geleneklerinden biri yağlı güreş turnuvası, her yıl Haziran sonu ile Temmuz başında düzenlenen festival kapsamında Kırkpınar Sarayiçi mevkinde gerçekleştiriliyor. UNESCO tarafından 2010'da Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne alınan Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Edirne ilimizin simgesi haline gelmiştir. Üç gün devam eden turnuvada pehlivanlar rakipleriyle er meydanında karşılaşıyor ve böylece ilk üçe giren yarışmacılar içinden ''başpehlivan'' belirlenmiş oluyor. Dereceye girenlerin para ödülü almaya hak kazandığı yarışmalarda başpehlivan ''Altın Kemer'i'' de alır. Üç yıl üst üste başpehlivan olan sporcu ise ömür boyu kemerin sahibi olur. Kırkpınar'da yapılan güreşler bazı önemli ritüellerin ve unsurların dikkat çektiği geleneksel uygulamaları yaşatmaktadır. Eskiden ''Kırkpınar Ağası'' organizasyonun tüm finansmanını sağlarken, günümüzde genellikle belediyeler bu konudaki çalışmaları yapıyor. Pehlivanlar ''kıspet'' denilen ve deriden imal edilmiş özel bir giysi giyer ve güreş sonrasında kıspet yağlanarak ''zembil'' içinde kaldırılır. Davul ve zurna, güreş karşılaşmasının vazgeçilmezidir, karşılaşmanın seyrine göre çalınan ezginin ritmi değiştirilir. \"Cazgır\" güreşçileri özelliklerine göre seyirciye tanıtan, dualarla ve manilerle onları er meydanına çağıran kişidir. Törensel bir peşrev ve cazgırın daveti ile pehlivanlar güreşmeye başlar. Kırkpınar Güreşleri'nin de yapıldığı Sarayiçi'nde her yıl gerçekleştirilen festival bir tür ''bahara selam'' kutlamasıdır. Kakava, Türk kültüründeki Hıdrellez ya da Nevruz gibi düşünülebilir. Edirne'deki Romanların Kakava şenlik ateşini yakmasıyla başlayan müzik ve müziğin ritmine uygun danslar eğlenceyi doruğa çıkarıyor. Meriç Nehri'nin suyunda yıkanmak ve son gün yapılan piknik şenliğin bir parçası. Her yıl Mayıs ayında yapılan şenlik, özellikle fotoğraf sanatçıları için renkli görüntüler oluşturarak pek çok ziyaretçiyi buraya çekmeyi başarıyor. Edirne'ye Mayıs ayında gelerek bu şenliklere dahil olmanızı tavsiye ederiz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/edirne-hakkinda-bilgi-nasil-bir-yer/", "text": "Türkiye'nin Avrupa'ya açılan sınır kapısı olan Edirne, Osmanlı İmparatorluğu'na yaklaşık bir asır boyunca başkentlik yapmış, nice tarihi olaylara şahitlik etmiş en önemli illerimizden biridir. Edirne; Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye ile çevrelenmiş konumuyla hem tarihi hem kültürel anlamda bir medeniyetler beşiğidir. Sessiz, sakin ve huzurludur. Akşam haberlerinde çıkan olumsuz olaylarda adını çok fazla duyamayacağınız, kendi halinde modern bir şehirdir. Ayrıca burası olimpiyatlardan sonra dünyanın en eski spor organizasyonu olarak gösterilen, Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'ne ev sahipliği yapıyor. Efsaneye göre Kırkpınar Yağlı Güreşleri, 1361 yılında Türklerin Trakya'ya geçişi ile başlamıştır. 650 yılı aşkın süredir de geleneksel olarak devam etmektedir. Nüfusu her ne kadar düşük olsa da, Trakya Üniversitesi nedeniyle yoğun bir öğrenci popülasyonuna sahip olan Edirne, özellikle eğitim dönemlerinde oldukça hareketleniyor. Peki Edirne öğrenciler için nasıl bir şehir? Memur hayatı burada nasıl? Edirne hakkında bilgi içeren bu başlığa yazımızın ilerleyen kısımlarında değineceğiz. Önce Edirne merkez hakkında genel bilgileri bir sıralayalım. Edirne, Marmara Bölgesi'nin Trakya yarımadasında bulunan, Avrupa ile sınır şehrimizdir. Doğuda Tekirdağ ve Kırklareli ile komşudur. Kuzey ve batı sınırında Yunanistan ile Bulgaristan bulunuyor. Güney sınırı ise Ege Denizi ve Çanakkale ile çevrili. Edirne, D100 karayolu ve TEM otoyolu ile İstanbul'a bağlanıyor. Karayolu ile ulaşım oldukça kolay. İstanbul'dan her saat başı Edirne istikametine giden otobüs bulabilirsiniz. Tekirdağ, Çanakkale, İzmir ve Bursa'dan da Edirne'ye karşılıklı otobüs seferleri mevcut. - İstanbul Edirne arası yaklaşık 250 kilometre ve 2 buçuk saat. - Ankara Edirne arası yaklaşık 690 kilometre ve 7 saat. - Tekirdağ Edirne arası yaklaşık 140 kilometre ve 1 saat 45 dakika. - Bursa Edirne arası yaklaşık 400 kilometre ve 5 saat. - İzmir Edirne arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 saat. - Bonus: Hakkari Edirne arası yaklaşık 2 bin kilometre ve 24 saat. Edirne il sınırları içerisinde herhangi bir havalimanı yok. Edirne'ye uçakla ulaşmak isteyenler, en yakın mesafedeki Tekirdağ Çorlu Havalimanı'nı kullanabilirler. Tekirdağ Çorlu Atatürk Havalimanı, Edirne merkeze 150 km. mesafede ve yol yaklaşık 1 saat 40 dakika sürüyor. Edirne'ye tren ile ulaşım da mümkün. İstanbul Halkalı ile Edirne Kapıkule arasında her gün düzenli olarak yapılan tren seferleri var. Edirne'nin ilk çağlarda Orta Asya'dan göç edip buraya yerleşen, Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklar tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. Şehrin o zamanki bilinen ilk ismi de bir Trak boyu adı olan Odrisia. Sonraki süreçte Akalar, Makedonlar, Romalılar, Latinler ve Bulgarların hakimiyetine giren şehir çok sayıda savaş görmüş. En sonunda Osmanlı hakimiyetine giren şehrin ismi Edirne olarak değiştirilmiş. 1361 yılında I. Murat tarafından fethedilen Edirne, İstanbul'un alınışına kadar yaklaşık 92 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin başkenti olmuştur. İstanbul'un fethine kadar da stratejik açıdan çok önemli bir konuma sahipti. Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemeye başlaması ile önce Rus ve Bulgar işgaline uğramış, daha sonra 1. Dünya Savaşı sırasında Yunan işgali altında kalmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ile 25 Kasım 1922'de düşman işgalinden kurtarılmış ve nihai olarak Türkiye topraklarına katılmıştır. Nüfus: Edirne'nin 2020 yılı nüfusu yaklaşık 412 bin kişidir. - Enez - Havsa - İpsala - Keşan - Lalapaşa - Meriç - Süloğlu - Uzunköprü Edirne, Türkiye'nin orta düzeyde gelişmiş illerinden biridir. Ekonomisinin büyük bölümü tarım ve hayvancılığa dayanıyor. Ama son yıllarda sanayi alanında ufak da olsa gelişme göstermeye başlamıştır. En önemli tarım ürünleri; buğday, ayçiçeği, çeltik, mısır, üzüm, şeker pancarı, arpa, süpürge otu, pirinç kavun ve karpuzdur. Hayvancılıkta süt ve süt ürünleri üretimi yaygındır. Edirne'de en çok çıkartılan maden ise linyit kömürüdür. Bunun yanında ayrıca kimya sanayiinde kullanılan bentonit çıkartılıyor. Ülkemizin önemli sınır kapılarından Kapıkule ve İpsala sınır kapıları da Edirne'yi ekonomik yönden canlı tutuyor. Türkiye Bulgaristan giriş çıkışlarının yapıldığı, ülkemizin önemli sınır kaplarından biridir. Türkiye'nin en büyük kara ve demiryolu sınır kapısıdır. Türkiye Bulgaristan arasındaki ikinci sınır kapısıdır. Tır gümrüğüne açık olarak faaliyet gösteriyor. Türkiye Yunanistan arası giriş-çıkışı sağlayan en önemli sınır kapılarımızdan biri. Türkiye Yunanistan arasındaki ikinci sınır kapısıdır. Pazarkule Sınır Kapısı sınır ticaretine kapalı olup genellikle günübirlik geçişlerde kullanılır. Türkiye Yunanistan arasındaki Demiryolu Sınır Kapısı'dır. Hatırladınız değil mi? İşte o Balkanlardan gelen, bitmek tükenmek bilmeyen dalganın ilk vurduğu şehrimiz Edirne. Soğuğa dikkat etmeniz gereken bir şehir yani. Edirne, Avrupa Asya geçiş noktasında kurulu bir şehir olduğundan, bulunduğu konum itibariyle başta Akdeniz iklimi ve Orta Avrupa'ya özgü kara ikliminin etkisi altındadır. Bölge aynı zamanda Karadeniz, Ege ve Marmara denizlerinin de etkileriyle yer yer farklı iklim özellikleri gösteriyor. Toprakları fazla engebeli olmadığı ve denize kıyısı olduğu halde, Edirne'nin başı Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası ile her daim belada ama bazı yıllarda ise tamamen Karadeniz iklimi etkisi yaşanıyor. Karla örtülü olduğu dönem bir ayı geçmez fakat ayazı çok serttir. Yazları ise Marmara Bölgesi ortalamasına yakın şekilde sıcak ve nemli geçer. Traklardan bu yana birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Edirne tam bir kültür mozaiği olan şehirlerimizden. Rumlar, Ermeniler, Bizanslılar ve Osmanlılar derken; Hristiyanlar, Museviler ve Müslüman yerleşimciler için bir geçiş noktası olan Edirne'de bir çok medeniyetin etkisi yaşanmış, en sonunda 1361'de Osmanlı'nın fethiyle birlikte Türk-İslam kültürü hızla Edirne'ye yerleşmiştir. Mimar Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camii başta olmak üzere Edirne tarihi anlamda kültürümüzü yansıtan birçok esere ev sahipliği yapar. Han, hamam, köprü, külliye ve çeşme gibi tarihi yapıların yanında Osmanlı İmparatorluğu zamanından gelme Saray Mutfağı kültürü de Edirne'de hala yaşatılmaktadır. 1361 yılından bu yana yapılan Kırkpınar Yağlı Güreşleri de Edirne'nin vazgeçilmez geleneklerinin başında gelir. Her yıl Haziran sonu ile Temmuz başında olan şenliğin son üç gününde yapılan yağlı güreşleri izlemek için hem yurt dışından hem de Türkiye'nin dört bir yanından binlerce güreş sever Edirne'ye akın eder. Edirne'de kutlanan diğer şenlikler ise Kakava Şenlikleri ve Hıdrellez Festivali'dir. Şehir'de her yıl 5 Mayıs'ta Hıdırellez, 6 Mayıs'ta da Romanların geleneksel etkinliği Kakava Şenlikleri yoğun katılımla ve büyük coşkuyla kutlanır. Geleneksel Kakava ateşinin yakılmasıyla başlayan kutlamalar, gece gündüz müzik ve eğlenceyle devam eder. Edirne'nin yöresel adetleri günümüzde Anadolu'daki kadar belirgin ve farklı değildir. En farklı alanları, düğün eğlenceleri ve müzikleri. Edirne bu anlamda hem Rumeli hem Anadolu izlerinin ikisini de yansıtmakta. Anadolu düğünlerinde her zaman alışık olduğumuz davul zurna adetinden farklı olarak Trakya bölgesinde darbuka, klarnet, keman gibi çalgılar daha meşhurdur. Tabi peşine bir de roman havası. Biz Kibariye, Güllü diyelim siz gözünüzde canlandırın artık. Edirne'de yöresel giyim kuşam anlamında size şimdi şalvar, entari, bindallı gibi kıyafet isimleri saymaya sayarız ama artık Edirne'nin köylerinde bile bu tarz eski yöresel kıyafetlere rastlamanız çok zor. Şehir bu anlamda günümüz modern hayatına uyum sağlamış ve eski nesiller tamamen dönüşmüş durumda. Düğünlerde, şenliklerde ve özel günlerde giyilenler dışında Edirne'de yöresel kıyafetlerden bahsetmek pek mümkün değil. Osmanlı döneminde ise Edirne'nin yöresel giyiminde sarayın etkisi büyüktü. Edirne o zamanlar İstanbul'u aratmayacak şekilde moda merkezi sayılıyordu. Edirne'nin yöresel mutfağı Türkiye'de başlı başına önemli bir yere sahip. Şehir, Osmanlı Saray Mutfağı'ndan bu yana çeşit çeşit farklı lezzetler barındırır. Hani şu bahsettiğimiz Balkanlardan gelen soğuk hava vardı ya. İşte Balkanlardan sadece soğuk hava değil epey güzel yemeklerde katılmış Edirne mutfağına. Başta et yemekleri ve hamur işi olmak üzere çeşit çok burada. Hele bir tava ciğeri var, yemediyseniz ciğer yedim diye sağda solda hiç muhabbete girmeyin. - Edirne Tava Ciğeri - Ciğer Sarma - Mamzana - Elbasan Tava - Piyaziye - Zirva - Mutancana - Kandilli Mantı - Cevizli Oturtma - Zerde - Gerdan Tatlısı Edirne ilimizde 1982 yılında kurulan Trakya Üniversitesi bulunuyor. Trakya Üniversitesi'nin ana kampüsü şehir merkezinin yaklaşık 7 km. kadar uzağında, İstanbul-Kapıkule Yolu üzerinde yer alıyor. Edirne şehir merkezi küçük bir yerleşke ama hem öğrenci hem memur popülasyonu sayesinde her daim hareketli ve sosyal hayat anlamında canlı bir merkez. Edirne'de öğrenciler için KYK yurtları dışında özel yurt seçenekleri, kiralık apart, pansiyon ve daire seçenekleri de var ama öğrenci sayısına göre çok yeterli sayılmaz. Bu nedenle kiralar standart Anadolu şehirlerine göre biraz daha yüksek. Ama İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlere oranla o kadar pahalı değil. Memur için ideal de, öğrenci için ne kadar ucuz o kadar iyi tabi. Şehir nüfusun çok kalabalık olmaması, Edirne'de memur ve öğrenci hayatı yaşayacaklar için güzel bir avantaj. Şehir genel olarak sessiz, sakin ve huzurlu. İnsanları sıcakkanlı. Avrupa'ya sınır olması nedeniyle bol bol turist hareketliliği de var. Renkli bir şehir. Edirne ne memur için ne de üniversite öğrencisi için sıkıcı bir yer değil. \"Sıkıcı\" diyenler sıkıcı şehir görmemiştir. Zaten İstanbul'a günübirlik gidip gelme mesafesinde. Bundan iyisi can sağlığı. İlçeleri için de aynı şeyler geçerli. Edirne, ilçeleriyle beraber genel olarak temiz bir şehir. Öğrenciye yönelik sosyal imkanların birçoğuna sahip. Tarihi mekanları da çok, doğal güzellikleri de. Edirne'de memur ve öğrenci hayatı ile ilgili yorumları okurken çok fazla olumsuz yazı göremezsiniz. Klasik sıkıntılar aynıdır. Büyük şehirlerden gelenler için küçük olması ve kira ödemek zorunda olmak! Biz de isteriz kira vermeyin ama öyle olmuyor işte. \"Trakya Üniversitesi'nde eğitim kalitesi nasıl?\" ya da \"Memur maaşlarına zam istiyoruz, zam ne zaman?\" derseniz o konu bizi aşar. Biz gezi bloguyuz, o mevzulara hiç girmeyelim."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ege-kamp-alanlari/", "text": "Tarihi ve doğal güzelliklerin harmanlandığı güzide bölgelerimizden biri olan Ege, kamp alanları açısından da ülkemizin en zengin yerlerinden biri. Eğer 5 yıldızlı otellerde değil de, sayısız yıldızın altında tatil yapmayı sevenlerdenseniz, Ege kamp alanları bu konuda sizin için bulunmaz bir nimet diyebiliriz. İsterseniz Aydın, Muğla ya da İzmir gibi popüler tatil beldelerindeki kamping alanlarını tercih edebilirsiniz. İsterseniz Kütahya, Uşak, Afyon, Manisa, Denizli gibi illerimizde henüz birçok kişi tarafından keşfedilmemiş kamp yerlerini keşfe çıkabilirsiniz. - İzmir Kamp Alanları - Manisa Kamp Alanları - Aydın Kamp Alanları - Denizli Kamp Alanları - Muğla Kamp Alanları - Afyonkarahisar Kamp Alanları - Kütahya Kamp Alanları - Uşak Kamp Alanları Ücretli kamp yerlerinin konum ve iletişim bilgileri de yazımızın içerisinde yer alıyor. Kamp yeri isminin yanında yer alan linkleri tıklayarak mekana ulaşabilir ve tesis hakkında detaylı bilgileri bizzat kamp çalışanlarından öğrenebilirsiniz. İşte Ege'deki en iyi kamp yerleri.. - İzmir Kamp Alanları - Manisa Kamp Alanları - Aydın Kamp Alanları - Denizli Kamp Alanları - Muğla Kamp Alanları - Afyon Kamp Alanları - Kütahya Kamp Alanları - Uşak Kamp Alanları Türkiye'nin en kalabalık üçüncü şehri olan İzmir, yoğun nüfus artışına rağmen doğal güzelliklerini büyük ölçüde korumayı başaran illerimizden biri. Özellikle denize kıyısı olan ilçeleri, kamp tatili yapmak isteyenler için uygun yerler barındırıyor. Karaburun, Çeşme, Urla ve Foça gibi bölgelerde bulunan koylar ve plajlar bu anlamda ön plana çıkan yerler. Aslında İzmir'de kent merkezinden hangi yöne doğru uzaklaşırsanız uzaklaşın harika kamp yerleri bulabiliriniz. Herkesin yaptığı gibi sadece sahil yönüne odaklanmanız gerekmez. İzmir kamp alanları, Ödemiş'ten Bergama'ya kadar şehrin her tarafa yayılmış durumda. Bu anlamda İzmirliler, İstanbul ve Ankara'da yaşayanlara nazaran daha şanslı. İşte İzmir'deki en iyi kamp yerleri.. Manisa kamp alanları daha çok Spil Dağı ve çevresinde yoğunlaşıyor. Bölgede çok fazla ücretli kamp alanı yok ama olanlar da oldukça temiz ve bakımlı. Şehrin doğusunda bulunan doğal göller ve barajlar, Manisa'da ücretsiz kamp yeri arayanlar için uygun yerler. Didim ve Kuşadası gibi önemli tatil beldelerine ev sahipliği yapan Aydın da, çadır ve karavan kampı yapmak için ideal şehirlerimizden biri. Bu iki ilçede bulunan plajlar ve koylar her yaz çok sayıda doğaseveri kendine çekiyor. Ayrıca Bafa Gölü ve bu göle yakın yerlerdeki köyler, Ege'de çadır kampı yapmak için çokça tercih edilen yerler. Denizli de birçok ücretsiz kamp alanı bulabileceğiniz Ege illerinden biri. Özellikle Honaz ilçesine yakın kesimlerde çadır ve karavan konaklamasına uygun bol bol yeşil alan mevcut. Pamukkale Travertenleri çevresinde ise ücretli kamp yerleri bulabilirsiniz. Muğla tartışmasız Türkiye'nin en gözde tatil beldelerinden biri. Her bir ilçesi dünya çapında meşhur olan bir ilimiz. Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Marmaris, Milas, Köyceğiz... Şehrin tamamı doğal bir park gibi. Dolayısı ile Ege kamp yerleri listesinde en fazla mekan Muğla'da yer alıyor. Şimdi Kelebekler Vadisi'nden Katrancı Koyu'na, Ölüdeniz'den İçmeler Sahili'ne kadar onlarca kamping alanına ev sahipliği yapan Muğla'daki çadır ve karavan kampı yerlerini listeleyelim.. Afyonkarahisar daha çok tarihi mekanları ile ön plana çıkan kentlerimizden biri. Bölgede tabiat parkları dışında herhangi bir ücretli kamp alanı yok. Fakat başta İhsaniye Frig Vadisi ve Eber Gölü olmak üzere şehrin bazı bölgeleri ücretsiz kamp için oldukça uygun yerler barındırıyor. Kütahya, Ege'nin sahil şeridine epey uzak kalan bir şehir olduğu için daha çok İç Anadolu ve Marmara bölgelerinden gelen kampçıların uğrak noktası olan bir yer. Özellikle Bursa ve Eskişehir sınırına yakın kesimlerde bulunan yeşil alanlar, Kütahya'da kamp yapmaya en elverişli yerler. Bunun dışında ilde bulunan tabiat parkları da çadır ve karavan kampı yapmak isteyenlerin tercih edebileceği yerler. Ege'nin sessiz ve sakin şehri Uşak, daha çok keşfedilmemiş kamp yeri arayanların tercih edeceği bir bölge. Çok sayıda doğal gölete ev sahipliği yapan Uşak'ın yayla ve köylerinde çadır ve karavan kampı yapabileceğiniz yerler bulabilirsiniz. Ulubey Kanyonu Tabiat Parkı ise Uşak'taki en iyi ücretli kamp alanı diyebiliriz. Ege kamp alanları listemiz bu şekildeydi. Eğer kampçılıkla yakından ilgiliyseniz ve ülkemizde yer alan kamp alanları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz, aşağıya linkini bıraktığımız yazımıza da bir göz atmanızı tavsiye ederiz. Haritada bulmaya çalışıp tam vazgeçmek üzereyken bu sayfa denk geldi."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ekvador-nerede-gezilecek-yerler/", "text": "Ekvator çizgisi bir çok ülkenin ortasından geçmesine rağmen nedense ismini sahiplenen ülke burası olmuş. Sanırız bunu yüzyıllar önce burayı keşfeden İnkalara borçlular. Ekvador, Güney Amerika seyahatinize dahil etmenizi tavsiye edebileceğimiz güzel ülkelerden biri.. Yarısı kuzey yarım kürede, yarısı güney yarım kürede bulunan Ekvador'da yılın her günü 12 saat gündüz 12 saat gece. Yani bu ülkede mevsimler ve saatler önemini yitiriyor biraz. Her gün birbirinin hemen hemen aynısı. Ekvador'da gezilecek yerler ve dünyanın ortası konusuna girmeden önce Ekvador hakkında kısa bilgilere bir değinelim. Bu arada başkent Quito'dan geçen ekvator çizgisiyle alakalı yanlış bilinen bazı durumlar var. Gezi Hocası olarak olayı yerinde tespit ettik. O konuyu da 'Quito Gezilecek Yerler' başlığında detaylı şekilde inceleyeceğiz. Sadece Kolombiya ve Peru ile komşu olan Ekvador, Büyük Okyanus kıyısında, ekvator çizgisinin tam ortasından geçtiği küçük bir ülkedir. Büyük Okyanus'ta bulunan meşhur Galapagos Adaları da Ekvador sınırları dahilindedir. 2021 yılı itibariyle Türkiye'den Ekvador'un herhangi bir şehrine direkt uçuş bulunmuyor. Avrupa, ABD ya da Güney Amerika aktarmalı bazı şehirlerden gidebiliyorsunuz. Türkiye'den sadece Ekvador'u gezmek için gitmek fiyat/beklenti açısından sizi tatmin etmeyebilir. O yüzden Ekvador'u Güney Amerika'da yapacağınız genel bir geziye dahil etmek daha cazip gözüküyor. Komşusu olan Kolombiya ve Peru'dan kara yolu ile, sınırda sorun yaşamadan Ekvador'a kolayca ulaşabilirsiniz. Ekvador nüfusu 2021 itibariyle yaklaşık 17.7 milyon. Bu nüfusun büyük bölümü Quito ve Guayaquil şehirlerinde toplanmış durumda. Ekvator çizgisinin tam ortasından geçtiği Quito şehri Ekvador başkentidir. Quito 2850 metrelik rakımıyla dünyanın en yüksek başkentlerinden biri. Güney Amerika seyahatlerimiz sırasında güvenlik açısından kendimizi tedirgin hissettiğimiz birkaç yer oldu. Bunlardan birisi Ekvador'un başkenti Quito. Şehrin tamamının günahını almak istemeyiz fakat özellikle tarihi şehir merkezi denilen kısmı turist olarak gezen birisi için hiç tekin görünmüyor. Bizim başımıza bir iş gelmedi ama hangi gezgine sorsak şehir genelinde hırsızlık ve kapkaçın çok fazla olduğunu söylüyorlardı zaten. Diğer şehirlerinde olumsuz bir durum gözlemlemedik ama başkent Quito'ya gideceksiniz biraz daha fazla dikkat etmeniz gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle toplu taşıma araçları çok kalabalık oluyor. Kullanırken dikkatsiz davranmayın. 1990'lı yılların sonunda yaşanan büyük ekonomik sarsıntılar ve krizler sonrası Ekvador hükümeti para birimini komple Amerikan dolarına çevirmek gibi farklı bir fikir bulmuş! ? 2000 yılından itibaren Ekvador, resmi para birimi olan Ekvador Sucresi yerine ABD dolarına geçiş yapmış ve şu anda Ekvador'un resmi para birimi Amerikan Doları. Böyle olunca gezginler için Güney Amerika ortalamasına göre biraz daha pahalı bir ülke. Ekvador'da tanıştığımız ve orada yaşayan bir Türk arkadaş, iş nedeniyle Kolombiya ya da Peru'ya geçince evinin toplu mutfak alışverişini oradan yapıp Ekvador'a dönüyormuş, siz hesap edin artık. Ekvador, tropikal sebze ve meyve cenneti sayılabilecek bir yer olunca ekonomisi de büyük ölçüde tarıma dayanıyor. Biz de daha önce hayatımızda fotoğrafını bile görmediğimiz bazı meyvelerle ilk kez Ekvador'da tanışmıştık. O konuda pahalı sayılmaz neyse ki. Türkiye'de tanesini bile dünya paraya alabileceğimiz ejder meyvesini burada çatlayana kadar yiyebilirsiniz mesela. Kahvaltı da bile çayı çorbayı bırakıp meyveye yüklenin deriz. O kadar bolluk var. Muz gibi bizim ülkede lüks sayılabilecek bir meyvenin burada yüzüne bakan yok. Hani Türkiye'de olumsuz anlamda çok kullandığımız bir tabir var: Muz Cumhuriyeti. Burası gerçekten tam bir Muz Cumhuriyeti. Ama olumsuz anlamda değil tabi ki. Ayrıca kakao ve kahve üretiminde de kıtanın en önemli merkezlerinden. Ülkenin bir diğer önemli ekonomik kaynağı ise petrol. Ekvator ihracat gelirlerinin %30'dan fazlasını petrolden sağlıyor. Ama para birimini ABD dolarına geçiren Ekvador, doların dünya çapındaki değer artışı ve düşüşü gibi durumlarından fazla etkileniyor. Gerçi hangimiz etkilenmiyoruz tabi ama Ekvador parasını direkt ABD'ye teslim edince durum onlar için biraz farklı. Ekvador'da, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 90 güne kadar vize uygulamasından muaf durumdalar. Kıta genelinde olduğu gibi Ekvador'un resmi dili de İspanyolca. Şimdi gelelim dünyaca meşhur Galapagos Adaları, ekvator çizgisi ve futbol aşkıyla dolu Ekvador'da gezilecek yerler konusuna. Burası bir liman kenti ve Ekvador'un en büyük iki şehrinden biri. Diğer şehirlerine göre daha modern ve eli yüzü düzgün bir yer. Ticari ve ekonomik olarak da Ekvador'un en önemli şehri. O kadar sıcak ve nemli bir havası var ki eğer klimalı bir yerde konaklamasak muhtemelen bu şehirde fazla kalamazdık. Guayaquil'in şehir parklarında kocaman iguanalar görüyorsunuz. Her tarafta serbest biçimde geziyorlar. Korkmanıza gerek yok, zararlı değiller. Ama şehir merkezindeki yerlerde bu tarz canlıları görmeye pek alışık olmadığımız için bize biraz tuhaf geliyor tabi. Bazılarının boyları ise gerçekten kocaman. Mesela sıradan bir park görüntüsü. Guayaquil'in Las Penas bölgesinde, kordon boyunda büyük bir sosyal tesis var ve burada Londra'daki London Eye'a çok benzer devasa bir dönme dolap bulunuyor, La Perla. Yine aynı sahil boyundaki Santa Ana Tepesi, Ekvador'da ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Eskiden gecekondu mahallesi olan bu tepe şu an tamamen turistik bir bölgeye çevrilmiş. Rengarenk sokakları ve merdivenleri eşliğinde tepeye tırmanıyorsunuz. Zirvedeki gözetleme kulesinin manzarası harika. Yukarıda ayrıca tarihi bir kilise, ufak bir kale ve bir de müze bulunuyor. - Iglesia de San Francisco - Simon Bolivar Parkı - Samanes Parkı - Parque Historico de Guayaquil - Zoo el Pantanal - Guayaquil Cemetery - Guayaquil Metropolitan Katedrali - Museo Antropologico y de Arte Contemporaneo Şehirde yaşayan birkaç Türk ailesi ile tanıştık. Türk restoranına rastlamadık. Merkezi bölgede bir de mescit bulunuyor, Mezquita Centro Islamico de Guayaquil. Burası Ekvador'un Ambato şehrine yaklaşık 1 saatlik mesafedeki küçük ama çok güzel bir kasaba. Banos, Ekvador'un Amazon ormanlarına giriş kapısı sayılır. Bu şehirden sonra Amazon sınırları içerisine giriyorsunuz. Banos'a gitmek için hem Quito hem Guayaquil merkez otogarlarından sık sık otobüs bulabilirsiniz. Banos turistik bir bölge. Rafting, trekking, kamp gibi doğa sporlarına katılabileceğiniz bir sürü tur firması var. İstemediğiniz kadar hostel ve otel bulunuyor. Normalde karma odada kalabileceğiniz hostel fiyatlarında, burada banyolu tek kişilik özel odalarda kalabiliyorsunuz. Yakın bölgelerde termal kaplıcaların olduğu yerler de var. Ama bizim Banos'ta görmenizi tavsiye edeceğimiz özellikle 2 yer var. - La Casa del Arbol / Ağaç Ev - Pailon Del Diablo / Şeytan Kazanı Banos merkezden bu bölgeye sürekli ulaşabileceğiniz minibüsler mevcut. Yaklaşık 30-40 dakikalık bir yolculuktan sonra salıncağın olduğu parkın girişine ulaşıyorsunuz. 3-4 saatlik bir yürüyüş rotası da var ama biz bu yolu tercih etmedik. Sanırız park giriş ücreti 1-2 dolar gibi bir rakamdı. Bizim Ayder Yaylası tarzında güzel bir ortam. Dünyanın Sonundaki Salıncak ismiyle ünlenmiş meşhur yer parkın içindeki bir ağaç evin hemen yanına kurulmuş vaziyette. 2600 metre yükseklikte bulunan bu dağın tepesinde, salıncağın uçurum kenarına kurulduğunu görünce ufaktan bir ürperme oluyor ister istemez ama manzarası o kadar harika ki sallanmadan geri dönmek istemezsiniz. Tam karşınızda ise Tungurahua Volkanı gözüküyor. Hafta sonu gelirseniz park biraz kalabalık olur ve salıncak için sıra beklersiniz onu söyleyelim. Parkın içinde büfe, piknik yerleri ve çocuklar için ufak salıncaklarda bulunuyor. En az 1-2 saat zaman geçirebileceğiniz bir ortam. Dönüşü yine minibüslerle yapabilir ya da 2 saatlik bir yürüyüş yolunu takip edebilirsiniz. Bizim gibi Yüzüklerin Efendisi hayranları için burası kendinizi elf diyarında hissedeceğiniz harika bir yer. Gözlerimiz Arwen'i çok aradı ama maalesef göremedik. 80 metre yükseklikten aşağı çok şiddetli bir hızla akan şelaleye Şeytan Kazanı diyorlar. Taştan yapılmış merdivenleri ve balkonlarıyla tam bir Orta Dünya şehrini andırıyor. Pailon Del Diablo'ya yine Banos merkezdeki minibüslerle kolayca ulaşabilirsiniz. Bölgeye geldiğinizde şelale kısmına giden 2 yol var. Bunlardan biri şelalenin alt kısmına, diğeri üst kısmına gidiyor. İki uç arasında bağlantı yok o yüzden yukarıdan başlar aşağıya kadar inerim diye düşünmeyin. Biz ayrım yapmadan iki kısmını da yürümenizi tavsiye ederiz. Suyun debisi çok yüksek ve suyun arka kısmına geçebiliyorsunuz. Biraz ıslanacağınız için yağmurluk getirseniz iyi olur. Bölgede birkaç tane de asma köprü var, manzaraları muhteşem. Parka giriş ücreti yine 1-2 dolar civarında. Bölgede ister kendiniz ister turlarla gidebileceğiniz irili ufaklı başka şelaleler de bulunuyor ama burası kadar etkileyici değiller. Galapagos Adaları, Ekvador'un yaklaşık 1000 km. açığında, 18 ana ada ve 100'den fazla mini adacık ile kaya parçalarından oluşan, 30 bine yakın kişinin yaşadığı adalar topluluğudur. Belgeselcilerin de en favori mekanlarından olan Galapagos Adaları, o kadar çok çeşit bitki ve hayvan türü barındırıyor ki burası Charles Darwin'i evrime ikna eden ada olarak anılıyor. Buraya gitmek için Quito ya da Guayaquil'den uçakla Santa Cruz ya da San Cristobal adalarından birine uçuş gerçekleştirebiliyorsunuz. Adalar arasında ise yat ve tekne turları yapılıyor. Galapagos Adaları dünyada başka hiçbir yerde bulunmayan birçok hayvan ve bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Mavi ayaklı sümsük, Galapagos dev kara kaplumbağası, deniz iguanası, Galapagos pengueni gibi yüzlerce canlı türü sizi gerçekten başka bir gezegendeymişsiniz hissi veriyor. Galapagos Adaları gerçekten çok iyi korunmuşlar ve korunmaya devam ediyorlar. Aslından bunun nedenlerinden biri de adanın uzaklığı ve gidiş geliş maliyetlerinin biraz fazla olması. Guayaquil ve Quito üzerinden biletlerinizi haftalar öncesinden aldığınızı düşünürsek bile uçak bileti size en az 350-400 dolara mal olacaktır. Galapagos Adaları'na girişte Milli Park Giriş Ücreti adı altında 100 dolar ayakbastı parası alıyorlar (12 yaş altı çocuklar için 50 dolar). Ayrıca 20 dolar da kart ücreti var. Konaklama, yeme içme, adalar arası geçiş ücretlerini de dahil ettiğinizde Galapagos Adası gezisi minimum 500-600 dolar civarı bir maliyet oluşturur. Ama tekrar söyleyelim, bu minimum tutacak kaba bir hesap. Diyelim ki ekstra bir dalış turu alırsanız en az 100-150 dolar daha ek ücret çıkacaktır. Ayrıca adadaki her türlü alışveriş ihtiyacınızda doğal olarak Ekvador şehirlerinden daha pahalı. Hakkını vererek bu adaları iyice bir gezeyim derseniz en az bin dolar gibi parayı gözden çıkartın. Bu fiyatın altında sadece adayı şöyle bir gördüm der dönersiniz o kadar. Herhangi bir tur firması ile gelmek isterseniz bu fiyat çok daha yükselir. Şu iki siteden Galapagos park giriş ücreti ve vergilerini her zaman güncel olarak kontrol edebilirsiniz. Galapagos Adaları'na seyahat etmek oldukça pahalı. Peki ama Ekvador'a kadar gelmişken paraya kıyıp bu adaları gezmek istesem değer mi diye sorarsanız cevabımız kesinlikle evet. Bize kalsa Ekvador'un diğer şehirlerini gezip harcayacağınız masrafları kenara koyup parayı Galapagosa'a basın. Biraz iddia kuponu tavsiyesi gibi oldu ama idare edin. Ekvador'un küçük ama en turistik şehirlerinden biri Otavalo. Yerli halkın kurduğu renkli pazarlar buraya gelen herkesin büyük ilgisini çekiyor. Rengarenk kıyafet ve süs eşyalarının satıldığı pazar dışında hafta sonraları bir de hayvan pazarı kuruluyor. Cumartesi günleri şehir nüfusu patlama yaşıyor desek yeridir. Otavalo, başkent Quito'ya otobüsle 1,5 saat mesafede. Hafta sonu 2 gününüzü mutlaka ayırmanızı tavsiye ederiz. Konaklama için her bütçeye uygun hostel/otel bulmak mümkün. Özellikle hafta sonları Otavalo dev bir Latin köyü halini alıyor. Ortalık renk cümbüşü içinde ve panayır yeri gibi. Fotoğrafçılığa merakınız varsa burası sizin için bulunmaz bir nimet. - Cotacachi Volkanı - Cuicocha Krater Gölü - Peguche Şelalesi Ekvador'un Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan tarihi şehri. Kolonyal mimarinin en güzel örneklerinden olan şehrin tarihi dokusu çok iyi korunmuş. Şehir yakınlarda İnka Medeniyeti'ne ait kalıntılar da bulunuyor. Konaklama seçenekleri ucuz ve Ekvador'un en güvenli şehri denilebilir. - Piedra De Agua Termal Su Tesisleri - El Cajas Milli Parkı - Ingapirca Antik Kenti Burası Ekvador'un doğa harikası olan en özel bölgelerinden biri. Çevresinde muhteşem volkanik dağ ve göller bulunuyor. Latacunga, başkent Quito'nun 100 km. kadar güneyinde, yaklaşık 1,5 saatlik mesafede bir şehir. Otobüsle ulaşmanız mümkün. - Cotopaxi: Dünyanın aktif olan en yüksek volkanlarından biri. Tur paketleri satın alarak tırmanış yapmak mümkün. - Quilotoa Loop: Ekvador'un en meşhur trekking rotası. İçerisinde Quilotoa krater gölünü de barındıran bu yürüyüş rotası genellikle 3 gün süren turlar şeklinde yapılıyor. Doğasever olarak Ekvador'a gelip Quilotoa'yı görmeden dönerseniz, üzülerek söylüyoruz ki Ekvador'u yarım bırakmış olursunuz. - Montanita - Canoa - Manta - Salinas"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/el-salvador-gezilecek-yerler-nerede/", "text": "El Salvador yüz ölçümü olarak Orta Amerika'nın en küçük ülkesi. Metrekare başına düşen insan sayısı bakımından da Amerika kıtasının nüfus yoğunluğu en fazla olan yeri. Tüm kıtanın en sıkıntılı bölgelerinden biri burası. 1980'de başlayıp 12 yıl süren iç savaşın yaralarını hala tam olarak atlatabilmiş değiller. Bu iç savaşta hayatını kaybedenlerin sayısı tam 75 bin kişi. Ayrıca El Salvador, Honduras ile beraber dünyanın en tehlikeli çetelerinden birisi olan MS-13'e ev sahipliği yapıyor. Bu çete sadece El Salvador için değil tüm kıta için bir tehdit oluşturuyor. ABD'de bile binlerce aktif üyesi bulunan bir örgüt MS-13. Suç dosyaları çok kabarık. El Salvador tehlikeli mi? Evet tehlikeli bir ülke ama bu durumun gezginlerin gözünü korkutmasına pek gerek yok. Yasa dışı işlere bulaşmadığınız ve gece yarısı dışarıda bir başınıza gezmediniz sürece El Salvador yabancılar için o kadar korkulacak bir ülke değil. Her ülkede olduğu gibi belli başlı kurallara uyup kendinize dikkat etmeniz yeterli. Amacımız ülkenin turistik yerlerini görmek ve keşfetmek, savaşa girmek değil. Çeteye katılmak isteseniz de yabancıları almıyorlar zaten. Anlattıklarına göre MS-13'e katılmak isteyen kişileri, çete üyeleri kalabalık bir şekilde 13 saniye boyunca öldüresiye dövüyorlarmış. Eğer bu 13 saniyenin sonunda hayatta kalırsanız çeteye girmek için bir şansınız oluyormuş! Aman diyelim uzak durun. El Salvador tarihinde o kadar kötü ve karanlık olaylar yaşamış ki şimdi o konulara girersek gerçekten çıkamayız. Tam anlamıyla 'Acıların Ülkesi' desek yeridir. Bu bir gezi yazısı olduğu için o noktalara burada çok değinmek istemiyoruz. Biz El Salvador hakkında genel bilgilere ve gezilip görülmesi gereken yerlerine odaklanalım. Bu arada El Salvador ile Honduras arasında yaşanan sıra dışı bir 'Futbol Savaşı' konusunu Honduras Gezi Rehberi başlığında işledik. Bu yazının sonunda linkini paylaşacağız, onu da mutlaka okumanızı tavsiye ederiz. Ülkenin gezilecek yerlerine geçmeden önce El Salvador nasıl bir yer? Kısaca temel bilgilere bir bakalım. Orta Amerika'nın en küçük ülkelerinden biri olan El Salvador, Büyük Okyanus kıyısında, batıda Guatemala'ya, kuzey ve doğuda Honduras'a komşudur. Türkiye'den El Salvador'a yapılan direkt uçuş yok (2021). Avrupa ya da ABD üzerinden aktarmalı olarak gidebiliyorsunuz. Komşu ülkelerinden sık sık yapılan otobüs seferleriyle de ülkeye giriş kolay. El Salvador'un uluslararası havalimanı Büyük Okyanus kıyısına yakın olan Comalapa adındaki bir kasabada. El Salvador Uluslararası Havalimanı başkent San Salvador'a araçla yaklaşık 45 dakika mesafede kalıyor. El Salvador, Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna sahip vatandaşlardan vize istemiyor. Honduras, Guatemala, El Salvador ve Nikaragua arasında yapılan bir anlaşma gereği bu ülkelerden birine giriş yaptığınız zaman 90 gün içinde diğerlerini de ziyaret edebiliyorsunuz. Yani bu dört ülkede toplam 90 gün vizeden muafsınız. Bu 90 günü tek bir ülkede de geçirebilirsiniz dördü için de kullanabilirsiniz. El Salvador'da konuşulan resmi dil İspanyolca. El Salvador yüz ölçümü olarak Erzurum'dan bile daha küçük bir ülke ama 2021 yılı itibariyle El Salvador nüfusu yaklaşık 6,5 milyon kişi. Ülkenin en kalabalık şehri ise başkent San Salvador. El Salvador'un resmi para birimi Amerikan Doları. Eskiden kullanılan El Salvador Kolonu 2001 yılından sonra yerini dolara bırakmış. Dünya Bankası raporuna göre gelir dağılımı bakımından El Salvador, Uruguay'ın ardından kıtadaki en adil ikinci ülke imiş! Fakat ülkeyi gezerken biz böyle bir durumun varlığını hiç fark edemedik. Ülkenin çok az sayıdaki zengin kesimi haricinde büyük bölümü açlık sınırının altından yaşıyor. Ülkede şiddet ve suç oranlarının çok yüksek olması da ekonomik olarak ülkeyi sürekli baltalıyor. El Salvador'un nüfusu yaklaşık 7 milyon civarı ama en az 2-3 milyon kadar vatandaşı da ABD'de yaşayarak geçinmeye çalışıyor. Bu işçilerin ülkeye soktuğu döviz miktarı ise ülke ekonomisine azımsanmayacak kadar yarar sağlıyor. Şöyle söyleyelim; El Salvador'a 2016 yılındaki işçi dövizi girişleri 4,6 milyar dolar olmuş. Bu rakam El Salvador'un toplam ihracatının %80'ine karşılık geliyor. ABD'nin dışında ülkenin ticaret ortakları arasında Çin, Guatemala, Honduras, Nikaragua, Kolombiya, Kosta Rika ve Tayvan bulunuyor. Başta kahve olmak üzere El Salvador'un başlıca tarım ürünleri şeker, pirinç, mısır, fasulye, yağlı tohumlar ve pamuktur. Gelişmekte olan sanayi dalları ise; petrol, tekstil, kimya, gübre, mobilya ve hafif metallerdir. Yaşadığı iç ve dış sorunlar yüzünden ismi geri planda kalsa da El Salvador kahvesi en iyi kahvelerden biridir. Gövdesi güçlü, aroması yoğun, düşük asitli ve yumuşaktır. El Salvador kahvesinin hem tadı hem de aroması çok başarılıdır. Bazı türleri çikolata, karamel ya da narenciye tadındadır. Ama ne enteresandır ki, en kaliteli kahveleri sürekli dışarı ihraç ettiklerinden ülkede düzgün El Salvador kahvesi bulup içmek daha zor. El Salvador'un gezilecek yerleri kısıtlı ve gezginlere hitap eden öyle pek cazip yerleri yok. Gezi bloglarında genelde başkent San Salvador'dan çok bahsedilir ama bize göre El Salvador gezi rehberinde ilk sırayı hakeden şehir Santa Ana. Burası başkent San Salvador'dan sonra ülkenin en büyük ikinci şehri. Guatemala sınırına yakın bir noktada bulunuyor. Önemli Maya kalıntıları bulunan şehirde bir de zirvesinde turkuaz renkli, görsel olarak çok güzel bir göl olan volkanik dağ bulunuyor. Santa Ana'ya gelen turistlerin genelde ilk durağı bu dağ ve gölün olduğu kısım. Santa Ana tamamen eski kolonyal mimari özellikleri taşıyan bir İspanyol şehri. Gündüzleri herhangi bir sıkıntı gözükmese de akşam sekizden sonra şehir tamamen uyuyor ve bu saatten sonra dışarı çıkılması da tavsiye edilmiyor. Santa Ana'da istisnasız her gezginin hayran kaldığı bir hostel var; Hostal Casa Verde. Filistinli bir göçmen olan Carlos'un açtığı bu hostel muhtemelen Orta Amerika'nın en iyi hosteli olabilir. Zaten bir hostel ancak bu kadar temiz ve bakımlı olabilir. Normalde Gezi Hocası yazılarında özellikle bir hostel ismi tavsiye ettiğimizi pek göremezsiniz ama burası ayrıcalığı hak edenlerden birisi. Şehirde bir de Filistin Cami bulunuyor. Ayrıca El Salvador'un şu an ki (2021) devlet başkanı da Filistin kökenli ve Osmanlı torunu olduğu söylenen Nayib Bukele. Genç lider yolsuzluk, adaletsizlik ve yoksullukla mücadele konusunda vermiş olduğu vaatlerle halkın dikkatini çekerek seçimleri kazanmıştı. Santa Ana Volkanı şehir merkezine yakın ve zirvesine birkaç saatte ulaşabiliyorsunuz. Gölün olduğu yer doğal park statüsünde, rehbersiz girilmiyor. Ama fiyatlar uygun. Volkana gidiş-geliş yol, yemek, rehber dahil en fazla 10-12 dolar para harcarsınız (2019). Civarda San Marcelino, Izalco ve Cerro Verde gibi başka volkanik zirvelerde var ama hem göl manzarası hem de tırmanışın biraz daha kolay olması nedeniyle genelde tercih edilen yer Santa Ana Volkanı oluyor. Zirvedeki krater gölün suyu sülfürik asit ve zehirli gazlardan oluştuğu için tehlikeli ve göle fazla yaklaşmamanız gerekiyor. Tazumal, Chalchuapa bölgesinde bulunan eski bir Maya Antik Kenti. Bu şehir zamanında hem Mayalara hemde Toltek Uygarlığı'na ev sahipliği yapmış. Kent girişinde arkeolojik kazılardan çıkartılan parçaların sergilendiği bir müze var. Arkeolojik alanda ise oldukça sağlam gözüken bir piramit bulunuyor. Tazumal'a beş dakika yürüme mesafesinde bir başka arkeolojik kazı alanı daha var. Casa Blanca. Burası pek popüler olmadığı için gelen turistler buraya uğramadan daha doğrusu bilmeden çıkıp gidiyorlar. Gelmişken Casa Blanca Harabelerine uğramanızı da tavsiye ederiz. Tazumal müzesinin ortasında bir heykel var. Heykeli yapılan bu Maya yerlisinin üzerindeki kıyafet tırtıklı bir yüzeyden oluşuyor. Farklı olduğu için dikkat çekiyor. Herhalde zamanın yöresel kıyafetidir diye düşünüyorsunuz ister istemez. Ama maalesef işin aslı öyle değil. Mayalar ele geçirdikleri savaş esirlerini sorguladıktan sonra derilerini yüzüyorlarmış. Bu heykelde, yüzülen bir derinin başka birisi tarafından kıyafet gibi giyilmesi temsili olarak ölümsüzleştirilmiş. El Salvador'un en büyük iki şehri olan San Salvador ve Santa Ana arası araçla yaklaşık bir saat. Araları çok uzak değil yani. Bu iki şehrin tam ortasında bulunan oldukça popüler iki arkeolojik sit alanı daha var. Her iki şehirden de ulaşabilirsiniz. La Libertad bölgesinde yer alan bu iki Antik Kent'ten Joya de Ceren volkanik bir patlama sonucu yok olmuş. Bu özelliğinden dolayı, 'Amerika'daki Pompeii' olarak anılıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bir kent. Aynı bölgede bulunan San Andres de yine büyük bir volkanik patlama nedeniyle terk edilmiş eski bir Maya kenti. Burada da hala sağlam durumda olan farklı piramitler görebiliyorsunuz. - Monumento al Divino Salvador del Mundo: Dünya küresi üzerinde duran Hz. İsa tasviri yapılmış bir heykel. Şehrin simge yerlerinden biri. - El Boqueron Milli Parkı: 1800 metre yükseklikte bulunan büyük bir doğal park. Parkın bulunduğu zirvenin ortasında 5 km çapında 558 metre derinliğinde krater var. İhtişamlı ve korkutucu bir çukur. İmkanınız olursa burayı ziyaret etmenizi öneririz. - San Salvador Palacio Nacional - Catedral Metropolitana - Caldera De Coatepeque - Lago de Ilopango - Iglesia El Rosario - Museo de la Palabra y la Imagen - Museo de Arte de El Salvador - Museo Nacional de Antropologia Dr. David J. Guzman - Museo de Ninos Tin Marin"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/elazig-nasil-bir-yer-elazig-hakkinda-bilgi/", "text": "Harput Kalesi'nin eteklerine kurulmuş olan Elazığ, yaklaşık 4 bin yıllık geçmişe sahip kadim bir kent. Bulunduğu coğrafya sebebiyle birçok farklı kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmış olan Gakgoşlar Diyarı Elazığ, bugün de gelenek ve göreneklerine bağlı, sahip olduğu tarihi mirası korumaya devam eden bir şehir. Doğu Anadolu'nun en hızlı gelişen illerinden biri olan Elazığ, aynı zamanda çevresine inşa edilen dev barajlar nedeniyle günümüzde bir yarımada olma özelliğini de kazanmıştır. Sahip olduğu zengin su kaynakları, Elazığ'ı ülkemiz için önemli bir enerji üretim merkezine dönüştürmüştür. Geçmişten gelen birikimini geleceğe taşırken gelişen ve değişen El-Aziz şehri, her yönüyle gezilip görülmesi ve keşfedilmesi gereken topraklarımızdan biridir. Peki Gakgoşlar Diyarı Elazığ nasıl bir yer? Çok sayıda öğrenci ve memurun yaşadığı Elazığ ne tür özelliklere sahip? Şehrin tarihi, coğrafi özellikleri, ulaşımı ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz bu yazımızda Elazığ'ı biraz daha yakından tanıyacağız.. Elazığ, Doğu Anadolu Bölgesi'nin batısında, Yukarı Fırat olarak adlandırılan kesimde yer almaktadır. Elazığ'ın komşuları; kuzeyde Tunceli, doğuda Bingöl, batıda Malatya, güneydoğuda ise Diyarbakır'dır. D300 ve D885 karayolu bağlantılarının kesişim noktasında bulunan Elazığ'a Türkiye'nin her bölgesinden rahatça ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca birçok büyük şehrimizden Elazığ'a direkt giden otobüs seferleri de mevcut. Elazığ Şehirlerarası Otobüs Terminali il merkezine birkaç kilometre mesafedeki Sanayi Mahallesi'nde yer alıyor. - İstanbul Elazığ arası yaklaşık 1200 kilometre ve 15 saat. - Ankara Elazığ arası yaklaşık 770 kilometre ve 9 saat 30 dakika. - İzmir Elazığ arası yaklaşık 1300 kilometre ve 16 saat 20 dakika. - Diyarbakır Elazığ arası yaklaşık 155 kilometre ve 2 saat. - Erzurum Elazığ arası yaklaşık 320 kilometre ve 4 saat 30 dakika. - Trabzon Elazığ arası yaklaşık 460 kilometre ve 7 saat. Elazığ Havalimanı, şehir merkezinin yaklaşık 12 km. kadar güneyindeki Yeşilyurt Mahallesi'nde yer alıyor. Elazığ'a İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerden direkt, diğer şehirlerden ise aktarmalı yapılan uçuşlar bulabilirsiniz. Elazığ Havalimanı ile il merkezi arasında özel servisler hizmet veriyor. Bunun dışında taksi, araç kiralama ve transfer aracı seçeneklerini de kullanabilirsiniz. Elazığ'a ulaşımın en konforlu yollarından biri de tren yolculuğu yapmaktır. Önemli demiryolu güzergahlarının ortasında bulunan Elazığ'a Ankara Tatvan arasında hizmet veren Van Gölü Ekspresi'ni ve Adana Elazığ arasında hizmet veren Fırat Ekspresi'ni kullanarak ulaşabilirsiniz. Ayrıca Elazığ Malatya ve Elazığ Tatvan arasında düzenli olarak çalışan iki de bölgesel tren seçeneği mevcut. Elazığ Tren Garı, merkeze bağlı Aksaray Mahallesi'nde yer alıyor. Elazığ ile Tunceli'nin Pertek ilçesi arasında her yarım saatte bir feribot seferleri düzenleniyor. Hem yük hem yolcu taşımacılığı yapan bu feribotların bir kısmı belediye, bir kısmı da özel şirket tarafından işletiliyor. Elazığ Pertek feribot saatlerini Pertek Belediyesi'nin web sayfasından güncel olarak takip edebilirsiniz. Elazığ sınırlarında yer alan Harput Antik Kenti, Anadolu'daki en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bu nedenle Elazığ şehrinin tarihi, bu yöre baz alınarak incelenmektedir. Geçmişi M. Ö. 2000'li yıllara uzanan Harput'ta yörenin bilinen ilk halkının Hurriler olduğu görülür. Hurrilerin ardından Hititlerin yerleştiği bu topraklar, M. Ö. 9. yüzyılda Doğu Anadolu'yu fetheden Urartuların kontrolüne geçmiştir. Günümüzde hala sağlam şekilde ayakta duran Harput Kalesi'nde Urartulardan kalma izler görülmektedir. M. S. 1. ve 3. yüzyıllar arasında farklı uygarlıkların etkili olduğu Harput bölgesi, 3. yüzyıldan itibaren tamamen Roma İmparatorluğu'na dahil olmuştur. Sonraki yıllarda Bizanslılar ve Sasaniler arasında yaşanan çetin mücadelelere sahne olan Harput, dönem dönem bu iki devlet arasında el değiştirmiştir. 7. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Hz. Ömer komutasındaki Arap orduları Harput'u Bizans'ın eline almış ve 10. yüzyıla kadar bu topraklara hükmetmişlerdir. Bu süreçte Bizanslılar ile Araplar sık sık karşı karşıya gelmeye devam etmiş ve Harput civarında çeşitli savaşlar yapmışlardır. Nihayetinde Bizanslılar yöreyi ikinci kez ele geçirmeyi başarmışlardır. Mesopotamia bölgesine dahil edilen bu topraklar o dönemde 'Harpote' olarak da anılmaktaydı. 1071 Malazgirt Zaferi sonrası Anadolu'ya giren Türkler tahmini olarak 1085 yılında Harput ve çevresini de kendi topraklarına dahil etmiştir. Selçuklu Devleti'ne bağlı kalmak şartıyla bir dönem Çubuk Bey'in yönettiği Harput, Çubukoğulları devri denilen bu süreçte ve hemen sonrasındaki Artukoğulları döneminde hızla gelişmeye ve şehirleşmeye başlamıştır. Harput Emiri, Türk Orduları Başkumandanı olarak bilinen ve Elazığ tarihine damga vurmuş isimlerden biri olan Belek Gazi de Artukoğulları devrinde yetişmiştir. Sonraki yıllarda çeşitli hanedanlıkların ve beyliklerin hüküm sürdüğü Elazığ, Çaldıran Savaşı'nın ardından 1500'lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmiştir. İlk önce Diyarbakır Eyaleti'ne bağlı bir sancak yapılan Harput, zamanla yeninden inşa edilerek büyümüş ve vilayet haline getirilmiştir. O dönem Sultan Abdülaziz'in isminden esinlenerek \"Ma'muretü'l-Aziz\" adı verilen bu topraklar kısaca El-Aziz olarak anılmaya başlanmıştır. 1937 yılında bölgeye gelen M. K. Atatürk ise buraya \"Azık İli\" anlamına gelen \"Elazık\" isminin verilmesini teklif etmiş, bu isim de zamanla Elazığ'a dönüşmüştür. Nüfus: Elazığ'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 588 bin kişidir. - Ağın - Alacakaya - Arıcak - Baskil - Karakoçan - Keban - Kovancılar - Maden - Palu - Sivrice Elazığ, hizmet ve sanayi sektörlerinde gelişme göstermiş illerimizden biridir. Fakat yine de şehrin ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılık faaliyetlerine bağlıdır. Bunun sebebi ise başta sulama imkanlarının bolluğudur. Ayrıca ekolojik şartların elverişli olması bu iki alanda üretim yapmaya büyük imkan sağlamaktadır. Tarla bitkilerinin başı çektiği tarımsal üretimde bağ ve bahçe ziraatı da önemli paya sahiptir. Elazığ'da yetiştirilen başlıca ürünler; şeker pancarı, arpa, buğday, pamuk ve sebze çeşitleridir. Şehirde yapılan hayvancılık faaliyetlerinde büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ön plana çıkar. Bu iki sektörü kümes hayvanı yetiştiriciliği ve arıcılık takip eder. Zengin su kaynaklarına sahip olan Elazığ'da ayrıca balıkçılık ve su ürünleri üretimi de kent ekonomisine katkı sağlar. Birçok köklü sanayi kuruluşuna ev sahipliği yapan Elazığ'da ağırlıklı olarak gıda ve tekstil üzerine çalışan firmalar bulunmaktadır. Şarap ve üzüm suyu üretimi, taş ve toprağa bağlı sanayi, metal eşya, makine, kimya ve plastiğe dayalı üretimler de Elazığ ekonomisine kısmi katkı sağlamaktadır. Elazığ Ovası üzerine kurulmuş olan Elazığ şehrinin güney, doğu ve batı bölgeleri Güneydoğu Torosların uzantıları ile çevrilidir. İlin batı kesiminde bulunan Hasan Dağları bu yöredeki en yüksek zirvedir. Yine bu bölgede yer alan Bulutlu Dağı, Karga ve Kamış Dağları, Meryem Dağı, Asker Dağı ve Gökdere Dağı ildeki önemli yükseltilerden bazılarıdır. Elazığ Ovası'nın kuzeyinde ise Harput Platosu bulunur. Fırat Havzası içinde yer alan Elazığ'da başta Fırat Nehri'nin kolları olmak üzere irili ufaklı birçok akarsu ve göl vardır. Şehrin kuzey sınırı ise Türkiye'nin en büyük yapay göllerinden biri olan Keban Baraj Gölü ile çevrilidir. Keban Barajı ülkemizin elektrik ihtiyacının ciddi bir kısmını karşılar. Elazığ'da genel olarak karasal iklim hakimiyeti görülse de, Doğu Anadolu Bölgesi'nin diğer şehirlerine göre burada biraz daha karakteristik bir iklim yapısı vardır. Özellikle bölgeye yapılan devasa barajlar kentin iklimi üzerinde farklı etkiler oluşturmaktadır. Kış mevsimlerinin bol yağışlı ve soğuk geçtiği şehirde, yazlar ise sıcak ve kuraktır. Topraklarının yarıya yakın kısmı çayır ve meralarla örtülü olan Elazığ'da orman arazisi ise kısıtlıdır. Daha çok ilin yüksek bölgelerinde toplanan bu ormanlar kızılağaç, ceviz, dişbudak, çitlembik ve ardıç ağaçları ile kaplıdır. Akarsu kenarlarında ise kavak ve söğüt ağaçları görülür. Daha çok iklim, coğrafi özellikler ve yörede yetişen ürün çeşitliliğine göre şekillenmiş olan Elazığ mutfağı, tıpkı komşu illeri gibi çok zengin bir yapıya sahip. 150'nin üzerinde yemek çeşidi bulabileceğiniz Elazığ yöresel mutfağı, bu anlamda Türkiye'nin önde gelen yerlerinden biri. Fakat sanırız tanıtım eksikliğinden dolayı bu konuda Gaziantep, Şanlıurfa gibi mutfakların biraz gölgesinde kalmış durumda. Et yemeklerinden çorbalara, sebze yemeklerinden tatlılara kadar geniş bir yelpazeye yayılan Elazığ lezzetleri kesinlikle keşfedilmesi gereken bir hazine diyebiliriz. Elazığ Valiliği de bu zenginliği tanıtmak için geniş içerikli bir yemek kitabı çıkartmış. \"Elazığ Mutfağı Yöresel Lezzetler\" isimli çalışmaya bu linkten ulaşabilirsiniz. Elazığ'ın neyi meşhur? Elazığ'da ne yenir? Dilerseniz biz size bu şehrin belli başlı meşhur yemeklerini listeleyelim.. - Harput Çorbası ve Lobik Çorbası - Harput Köftesi - İçli Köfte ve Küncülü Köfte - Gömbe - Sırın - Patile - Kibe Dolması - Balakgazi Böreği - İşkene - Bastık - Ağın Leblebisi - Orcik - Dolanger - Harput Çedene/Menengiç Kahvesi Elazığ ilimizde 1975 yılında kurulan Fırat Üniversitesi bulunuyor. Yarım asra yakın geçmişiyle köklü bir eğitim kurumu olan Fırat Üniversitesi, Elazığ şehir merkezinin tam ortasında konumlanıyor. Bu nedenle ulaşım ve konaklama anlamında sıkıntı yaşamayacağınız bir okul olduğunu söyleyebiliriz. Üniversitenin ana kampüsü gerçekten çok büyük. Çevre düzenlemesi de gayet iyi. Fakat üniversitede yapılan sosyal etkinliklerin çok az olması, burada okuyan öğrencilerin en fazla şikayet ettikleri konuların başında geliyor. Fırat Üniversitesi'nin geçmişi bu bölgedeki birçok okula nazaran çok daha eskiye uzanıyor. Fakat tabiri caizse varlık içinde yokluk çekilen bir eğitim kurumu olma vasfını bir türlü kıramamış. Öğrencilere yönelik sosyal faaliyetlerin eksikliği her daim hissedilmiş. Elazığ hakkında yorumlara göz gezdirdiğinizde ilk dikkatinizi çeken durum muhtemelen bu olacaktır. Elazığ, Doğu Anadolu'nun orta halli şehirlerinden biri. Hem de her konuda.. Şehrin büyüklüğü, sosyal yaşam, eğitim kalitesi, hayat pahalılığı... Hangi pencereden bakarsanız bakın Elazığ için bu tabiri kullanabilirsiniz. Özellikle il merkezi ve Baskil, Sivrice, Keban gibi merkeze yakın olan ilçeler memurlar için oldukça rahat ve yaşanılası yerlerdir. Ne çok kalabalık ne de çok ıssızdır.. Şehrin hareketli bölgeleri birkaç cadde üzerinde yoğunlaşmıştır. Özellikle Köfteciler Sokağı öğrenciler arasında çok meşhurdur. Yeme-içme gibi konularda fiyatlar ucuzdur. Üniversiteye yakın konumdaki kiralık daireler/apartlar biraz pahalı olsa da, merkezden biraz uzaklaştıkça uygun fiyatlı ev/yurt/apart bulma ihtimaliniz yüksektir. Şehirde ulaşım sorunu olmadığı için seçeceğiniz mahalleler arasında ciddi farklılıklar olmayacaktır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/en-iyi-android-ve-ios-gezi-rehberi-mobil-seyahat-uygulamalari/", "text": "Akıllı telefonlar yurt dışı seyahatlerinizde tam bir can simidi vazifesi görüyor. Gerçi yurt içi gezilerinde de akıllı telefonların etkisi büyük. Navigasyon özelliğinden tutun da, uygulamalar, tavsiyeler, yorumlar noktasında oldukça bilgi sahibi oluyoruz. Bu yazımızda konaklama, yeme içme, iletişim kurma gibi temel ihtiyaçlar başta olmak üzere her türlü derdinize derman en iyi seyahat uygulamalarını sizin için derlemek istedik. Aslında bu uygulama listesinin sonu yok, her alanda o kadar çok uygulama üretiliyor ki bazen aradığımız şeyi bulmakta zorlanıyoruz. Hangisi daha kullanışlı, daha güvenilir, daha kolay, bir türlü işin içinden çıkılmıyor. Günümüzde internet maalesef çöplük haline gelmiş durumda. Sadece içerik oluşturmak niyetiyle yayınlanan uygulama ya da web sayfaları insanların vaktini almakla kalmıyor, aynı zamanda yanlış bilgilendirme ve yönlendirme yapıyor. O yüzden yapacağımız listede size yüzlerce uygulama sıralamayacağız. Alanında en iyisi olduğunu düşündüğümüz ve kullanıcı dostu mobil uygulamaları paylaşacağız. Bundan fazlası kişisel tercihlerinize göre uzar gider zaten. Whatsapp, instagram, twitter ve facebook olaylarına hiç girmiyoruz. Çünkü bunları hala kullanmayanınız varsa UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne başvurarak kendini koruma altına aldırsın. Nesliniz tükenmek üzere. - En iyi harita uygulaması - En iyi dil çeviri uygulaması - En iyi döviz çeviri uygulaması - En iyi konaklama uygulaması - En iyi uçak bileti uygulaması Hangileridir? Alternatifleri neler? Sırayla bir bakalım. IOS ve ANDROID için indirme linklerini de yanına iliştiriyoruz ki istediğinizi hemen indirin ve kullanamaya başlayın. Gittiğiniz ülkelerde internet bağlantısına ihtiyaç duymadan çevrimdışı kullanabileceğiniz en başarılı harita uygulamalarından biri. Hatta en iyi ücretsiz harita uygulaması listesinde maps. me'yi zirveye koyabiliriz şu an için. Tek yapmanız gereken istediğiniz ülkenin haritasını indirmek. Sonrasında internet bağlantısına gerek kalmadan kullanabiliyorsunuz. İşaretleme, not tutma ve navigasyon özellikleri mevcut. Araç, bisiklet ve yaya yollarını en detaylı şekilde gösteriliyor. İstediğiniz dilleri indirip, çevrimdışı kullanım sağlamasıyla bu alanda en iyisi diyebiliriz. Kelime ve basit cümle çevirileri için kusursuz sayılır. Derdinizi anlatacak kadar yabancı diliniz yoksa, bu alanda en iyi çeviri uygulaması Google Çeviri derdinize derman olabilir. Uygulamada mikrofon özelliğini açarak iki kişi karşılıklı konuşabiliyorsunuz. Yani bu özellik size ücretsiz çevirmenlik yapıyor. Tabi yabancı bir kişiyle denemeden önce, kendiniz alıştırma yasanız iyi olur. Havayolu şirketlerini hızlı bir şekilde tarayarak istediğiniz tarih ve rotadaki tüm uçuşları saniyeler içinde sizin için sıralıyor. İstediğiniz bilet hangi havayolunda ya da acentede kaç para? Onları da görebiliyorsunuz. Ona göre seçtiğiniz firmaya sizi yönlendirip biletinizi hızlı bir şekilde almanızı sağlıyor. Fazla uğraşmadan en ucuz uçak biletini bulmak istiyorsanız bu uygulama tam size göre. Bu uygulamayı yurt içi seferlerinde de kullanabilirsiniz. Bulunduğunuz ülkedeki şehirler arası mesafeyi, toplu taşıma ve özel araçla ulaşım rotalarını çizerek gösteriyor. Türkiye'deki büyük şehirlerde kullandığımız toplu taşıma mobil uygulamalarının global versiyonu gibi düşünün. Ama otobüs-metro saatlerinde her zaman yüzde yüz doğru tahmin verdiği söylenemez. Yine de çok başarılı bir uygulama. Çevrenizdeki şifreli ya da şifresiz wi-fi ağlarını detaylı şekilde gösteren bir uygulama. Bağlantının harita üzerindeki yerini ve sinyal gücünü görebiliyorsunuz. Kaldığınız hostel ya da otel dışında wi-fi ihtiyacınız olursa çok işinize yarayabilir. Tüm para birimlerini anlık kura göre birbirine çeviren başarılı bir döviz uygulaması. Bulunduğunuz şehrin restoran, kafe, bar ya da diğer eğlence mekanlarını kolayca bulmanızı sağlıyor. Ayrıca değerlendirme puanları ve yorumları sayesinde en iyi olanı kolayca seçebiliyorsunuz. Ortamda çalan müziği dinlettiğinizde size hangi parça olduğunu saniyeler içinde bulunuyor. Bulamadığına biz pek şahit olmadık. Başarı oranı yüzde 99 diyebiliriz. BlaBlaCar bir yolculuk paylaşım uygulaması. Şehirler arası yolculuk yaparken, araçlarında boş yer olan kişiler, belirledikleri ücretler karşılığında aynı yöne gidecek kişileri beraberinde götürebiliyorlar. Yol masraflarını bölüşmüş oldukları için iki tarafa da avantaj sağlayan bir uygulama. Şoför ve yolcuyu buluşturan bu platformu yurt içi, yurt dışı planlarınızda kullanabilirsiniz. Şu an için (2021) Avrupa kıtası dışında hizmet verdiği ülke sayısı çok az. Hostel ve otel bulma konusunda en başarılı uygulamalardan biri. Onlarca dil desteği, yüzlerce ülke ve şehir, milyonlarca konaklama alanı kaydıyla dünyanın her yerinde elinizin altında olması gereken bir seyahat uygulaması. Ziyaret ettiğiniz ülkelerde yaşayan yerli insanların evlerinde misafir olarak kalmanızı sağlayan harika bir uygulama. Gittiğiniz yerlerde gezginlere kapılarını ücretsiz açan ev sahipleri ile sizi buluşturması açısından tam bir dijital kültür elçisi sayılır. Özellikle sırtçantalı gezginlerin favorisi olan bir uygulama. Otel ve pansiyondan ziyade hostel bulmak için en iyisi diyebiliriz. Türkçe dil desteği mevcut ve kullanıcı dostu çok kolay bir arayüzü var. Yapılan yorumlar güvenilir. Yol tarifleri işinizi çok kolaylaştırıyor. Hostel ve otel bulma uygulamaları ile ilgili oldukça alternatif seçenek mevcut. Bu konuyla alakalı daha detaylı bilgiler için sizi şu yazımızı okumaya davet edelim."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/en-iyi-otel-rezervasyon-ve-hostel-bulma-siteleri-uygulamalari/", "text": "Teknolojinin gelişmesi ve bilişimin cebimize kadar gelmesi, bize hayatın her alanında olduğu gibi gezi ve tatil konusunda da inanılmaz kolaylıklar sağlıyor. Anadolu'nun bir köyünde ya da sahil kasabasında, dünyanın öteki ucunda, kilometrelerce uzaklıkta bir ülkenin bir şehrindeki otel hakkında, birçok şeyi bir akıllı telefon uygulaması ile anında öğrenebiliyoruz. Hem de yüzlerce kişinin yorumlarını, tecrübelerini de okuma şansımız oluyor. Konaklama denince pek çok kişinin aklına profesyonel kurumlar gelebilir. Fakat birçok kişi evinin bir bölümünü ya da kullanmadığı dairelerini de günlük ya da haftalık kiralayabiliyor. Türkiye ve yurt dışında son yıllarda yaygın hale gelen bu uygulama için amatör pansiyon da diyebiliriz. Tabii bazı kimseler o kadar güzel mekanlar kiralıyor ki o ortamı profesyonel kurumlarda bulamazsınız. Fiyatlar evin, pansiyonun lokasyonuna ve genel duruma göre değişiklik arz edebiliyor. Şimdi otel bulma sitesi arayanlar ve en iyi otel sitesi hangisi diye merak edenler için birbirinden başarılı alternatifleri sıralayalım. Tüm dünya çapında kullanılabilen en iyi hostel uygulamalarından biri. Türkçe dil desteği sağlıyor. Puanlamaları ve yorumları oldukça güvenilir. Hostel/otel hakkında çok detaylı bilgi sunuyor ve ulaşım imkanlarını da gösteriyor. Sırtçantalı gezginlerin bir numaralı favorisi. En yaygın kullanılan ve en iyi hostel/otel uygulamalarından. Özellikle otel konaklamalarınız için çok daha fazla mekan bulabilirsiniz. Sürekli üye girişi yaparak kullanırsanız çeşitli hediyeleri ve indirimleri oluyor. Ayrıca bazen kısa süreliğine büyük indirim uygulayan yerleri takip edebiliyorsunuz. Günlük, haftalık ya da aylık olarak her bütçeye uygun ev/oda kiralama sistemi. Bulunduğunuz çevrede evinin bir kısmını ya da tamamını pansiyon tarzı kiralamak isteyen kişileri kolayca bulabiliyorsunuz. Evin/odanın imkanlarını detaylı bir şekilde öğrenebiliyor ve herkese açık yorumları görebiliyorsunuz. Güzel indirim ve avantajlar sağlayan, güvenli hostel uygulamalarından biri. Komisyon farkı almamasından dolayı gezgin dostu bir site. En iyi otel arama sitelerinden bir tanesi. Türkçe dil desteği mevcut. Uçuş saatleri ve havalimanı transferleri hakkında bilgi alabiliyorsunuz. Bazen hem yurt içi hem yurt dışı %50'ye kadar büyük indirim fırsatları yakalama şansınız oluyor. Diğerleri kadar tercih edilmese bile hostelz. com iyi bir alternatif olarak aklınızda bulunsun. Komisyon oranı daha düşük ve kayıtlı hostel sayısı dünya genelinde oldukça fazla. Hostelz. com'un en büyük özelliği, incelediğiniz hostelin diğer sitelerdeki puanlarını karşılıklı olarak bir arada göstermesi. Bir hostelin 6 farklı sitedeki puanlarını öğrenip ortalamasını görebiliyorsunuz. Sitenin şu an için IOS ve ANDROID uygulaması maalesef yok. Çok geniş bir arşive sahip olan trip. com ucuz uçuşlar, indirimli oteller ve tren bileti bulabileceğiniz başarılı bir uygulama. Bir otel/hostel bulma sitesinden daha fazlasını sunan trip. com'da üyelere özel pek çok avantaj da var. Sadece konaklama değil, ulaşım ve araç kiralama hizmetlerini de sunan en büyük firmalardan biri. Ayrıca bulunduğunuz bölgede gezilecek yerler hakkında kısa kısa bilgiler edinebilirsiniz. Sırtçantalı gezginlerden ziyade turist olarak kısa süreli tatil seyahatleri için iyi bir alternatif."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzincan-ergan-dagi-kayak-merkezi/", "text": "Erzincan'da bulunan Ergan Kayak Merkezi, pist uzunluğu bakımından hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın en iddialı kayak tesislerinden biri. Erzincan gezilecek yerler listesinin hiç şüphesiz en önemli noktalarından biri.. Toplamda 12 km. pist alanına sahip Ergan, kar kalitesi anlamında da çok iyi durumda. Munzur Sıradağları'nın eteklerinde bulunan Ergan Dağı'nın zirve yüksekliği ise 2.970 metre. Pistlerin başlangıç noktasında bulunan Ardıçlı Gölü harika bir doğal manzaraya sahip. Göl kenarındaki kafe, restoran, çocuk parkları ve yürüyüş parkurları yılın her mevsimi ziyarete açık durumda. Yani sadece kışın değil, 12 ay boyunca bu harika doğal ortamın tadını çıkartabilirsiniz. Ayrıca tesisten görünen Fırat Vadisi manzarası ise ayrı bir güzelliğe sahip. Ergan Kayak Tesisleri'nin en büyük avantajlarından biri hem şehir merkezine hem de havalimanı ve otogara çok yakın konumda olmasıdır. Erzincan şehir merkezi ile Ergan Kayak Tesisleri arası yaklaşık 15 kilometre. Araçla gitmek için şehrin güneyine inip, Çağlayan Beldesi yoluna girmeniz gerekiyor. Çağlayan yolunun 4. km'sinden Yaylabaşı Beldesi yönüne dönüyorsunuz. Yaylabaşı yolu üzerinde ilerlerken Ergan Kayak Merkezi tabelasını gördüğünüzde tesislerin olduğu yola girebilirsiniz. Toplam yol yaklaşık 15 dakika kadar sürüyor. Erzincan Havalimanı ve Erzincan Otogarı ile Ergan Kayak Merkezi arası yine 15'er kilometre. Taksiyle ya da araç kiralama hizmeti alarak çok kısa sürede tesislere varabilirsiniz. Şehir merkezinden toplu taşıma ile tesislere gitmek isterseniz, Erzincan Dörtyol'a çok yakın bir konumdan kalkan Yaylabaşı minibüslerini kullanabilirsiniz. Normalde bu minibüslerin son durağı Yaylabaşı Beldesi'dir ve eğer yolcu yoksa Ergan'a çıkmazlar. Bindiğinizde Ergan Dağı'na çıkacağınızı belirtirseniz yardımcı olacaklardır. Bu minibüsler dışında tesislere giden başka bir toplu taşıma aracı bulunmuyor (2021). 2013 yılında hizmete giren Ergan Dağı Kış Sporları ve Doğa Turizmi Merkezi'nde iki etaptan oluşan telesiyej sistemi ve gondol-teleferik hattı mevcut. Pistlerin başlangıç noktası olan Ardıçlı Gölü'ne ulaşmak için dağın alt kısmındaki gondol-teleferikleri kullanabilir ya da arabayla çıkabilirsiniz. Gondolların başladığı noktada bin araçlık otopark bulunuyor. Gölden sonra ise 1.800 m, 2.662 m, 2.455 metrelik liftlerden oluşan teleferik ve telesiyejlerle zirveye kadar çıkabilirsiniz. Yeni teknoloji telesiyej sistemi saatte en az 2700 kişiyi, teleferik sistemi ise saatte en az bin kişiyi taşıma kapasitesine sahip. Kayak pistinin ilk etabı Ardıçlı Gölü'nden başlayıp Yayla Düzü'nde bitiyor. Bu kısımda (1738 metre) çocuklara ve acemi kayakçılara yönelik uygun alanlar da bulunuyor. Göl kenarında bulunan kafelerde yiyecek ve içecek ihtiyaçlarınızı karşılayabilir, her türlü kayak ekipmanı da kiralayabilirsiniz. Ergan Kayak Merkezi'nin bir diğer özelliği de, devamındaki dağ sıraları üzerinde pist zorunluluğu olmayıp, uygun noktalarda kayak ve snowboard yapabilme imkanı sunmasıdır. Her yıl iklim şartları aynı olmuyor tabi ama iyi kar yağışı aldığı senelerde Ergan Kayak Merkezi yılın 5-6 ayı kayak yapmaya müsait bir yerdir. Kasım ayında başlayan yağışlar genelde Nisan'a kadar devam ediyor. Aralık Şubat arası ise kar kalınlığı açısından en iyi dönemdir. Pistlerin en dar noktası 30 metre iken, pist genişliği bazı noktalarda 100 metreye kadar çıkıyor. Ergan Dağı Kayak Merkezi'nde yapımı devam eden (2021) bir konaklama tesisi dışında herhangi bir otel bulunmuyor. Fakat yukarıda söylediğimiz gibi Ergan Dağı ile Erzincan merkez arası 15 dakika gibi çok yakın bir mesafede. Bu nedenle Ergan'da kayağa geldiğinizde Erzincan içindeki otellerde konaklama yapabilirsiniz. - Hilton Garden Inn Erzincan - Konak Mazlum - Meva Hotel - Grand Simay Hotel - Büyük Erzincan Oteli - Karakaya Otel - Eriza Boutique Hotel - Hotel Gülistan Erzincan merkez hava durumu 5 günlük tahmin verileri aşağıdaki gibidir. Ergan Dağı Kayak Merkezi sıcaklık durumu ve kar kalınlığı bilgilerini güncel olarak takip etmek için tıklayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzincan-gezilecek-yerler/", "text": "Doğu Anadolu'nun küçük ve şirin şehri Erzincan.. Yaşadığı büyük deprem felaketlerine rağmen yeniden ayağa kalkmış, doğası, tarihi ve kültürü ile ziyaretçilerine çok şey vadeden güzel bir kent. Erzincan gezilecek yerler noktasında oldukça zengindir. Merkez ve çevresinde bulunan doğal güzellikler bu şehrin en güzel özelliklerinden biri. Erzincan, Türkiye'de doğa sporu tutkunlarına hitap eden en özel şehirlerden biri, belki de birincisidir. Munzur Dağları ve Fırat Nehri'nin size sunduğu imkanlarla yamaç paraşütü, cirit, dağcılık, bisiklet, base jump, trekking, off-road, kano, rafting ve kayak başta olmak üzere onlarca doğa sporunu en uygun şartlarda yapabilirsiniz. Ayrıca enfes yaprak döneri, tulum peyniri, maden suyu ve cimin üzümü gibi yörenin kendine has harika lezzetlerini deneyebilirsiniz. - Erzincan Doğal Güzellikleri - Ekşisu Mesire Alanı ve Ekşisu Kaplıcaları - Girlevik Şelalesi - Karanlık Kanyon - Sultan Melik Gazi Türbesi - Mama Hatun Türbesi ve Mamahatun Kervansarayı - Abrenk Kilisesi ve Dikili Taşlar - Altıntepe Ören Yeri - Otlukbeli Gölü - Kemah Kalesi - Ergan Dağı Kayak Tesisleri - Erzincan Müzesi - Terzi Baba Türbesi - Erzincan'ın Neyi Meşhur? Erzincan'dan Ne Alınır? Erzincan küçük bir şehir olsa da gezilecek yerler konusunda ziyaretçilerine son derece cömert davranan, turizm açısından önemli bir kenttir. Bir gezi sitesi olan blogumuzun bu yazısında, ilimizde bulunan en güzel tarihi ve doğal güzellikleri inceledik. Erzincan Erzurum karayolu üzerinde, Erzincan merkeze yaklaşık 11 km. uzaklıkta bulunan Ekşisu, hem Erzincanlıların hem de Erzincan'a çevre illerden gelenlerin en çok rağbet gösterdiği yerlerin başında geliyor. Ekşisu Mesire Alanı, Erzincan'da piknik yapmak ve hafta sonu dinlencesi için çok ideal bir bölgedir. Ayrıca geniş bir alana yayılan bu mesire yerinin çeşmelerinden de sodalı su akıyor. Saf ve katkısız bu acı suyu şifa niyetine doya doya içebilirsiniz. Buradan çıkan maden suyu Kızılay tarafından şişelenerek ülke çapında da satışa sunuluyor. Ekşisu çevresinde bulunan sazlık bölge 200'e yakın kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından koruma altına alınan bu çevre kuş cenneti olarak bilinir. Yaklaşık 100 bin m alana yayılmış olan mesire alanı içinde yapay ve doğal göller, restoranlar, mescit, tuvalet, yüzme havuzu, go-kart pisti ve çocuk parkları mevcut. Ekşisu Mesire Alanı'na yaklaşık 1 km. mesafede ise Ekşisu Kaplıcaları bulunuyor. Oda oda kısımlara ayrılmış olan bu kaplıca bölgesinde havuzlu bölmeleri günübirlik olarak kiralayabilir ve şifalı jeotermal havuzlarından yararlanabilirsiniz. Erzincan Jeotermal Yaşam Merkezi Kaplıcaları yaklaşık 40 derecelik kaynak suyu ile mide ve cilt rahatsızlıklarına, romatizmaya, kalp ve damar hastalıklarına oldukça iyi geliyor. # Işıkpınar Mesire Alanı: Şehir merkezine çok yakın konumda, Işıkpınar Deresi kenarında bulunuyor. # Mecidiye Piknik ve Mesire Alanı: Erzincan'ın kuzey kesiminde, Gümüşhane sınırına yakın bir bölgedeki ormanlık alan içinde bulunuyor. # Çerme Mesire Alanı: Merkeze bağlı Elmaköy'de bulunuyor. # Kemah Soğuksular Aile Piknik Alanı: Erzincan'dan Kemah'a giderken Kemah'a 5 km. kala yolun sağ tarafında kalıyor. # Dereboğazı Piknik alanı: Üzümlü ilçesinde bulunuyor. # Beytahtı Mesire Yeri: Erzincan Kemah yolu üzerinde, Fırat Nehri kenarında bulunuyor. # Kadıgölü Parkı: Kemaliye ilçesinde bulunuyor. # Yeşil Çermik Mesire Alanı: Üzümlü ilçesinde bulunuyor. # Erzincan Atatürk Kent Ormanı: Merkeze 15 km. uzaklıkta, Erzincan Üniversitesi'nin yanında bulunuyor. # Dumanlı Tabiat Parkı: Refahiye'de bulunan bu orman, özellikle kamp yapmak için bölgedeki en ideal yerlerden biri. Şehir merkezine yaklaşık 32 km. mesafede, Çağlayan beldesinde bulunan Girlevik Şelalesi estetik anlamda Türkiye'nin en güzel şelalelerinden biridir. Kayaların üzerinden 3 katman olarak dökülen su, ziyaretçilerine harika bir manzara sunar. Akan suyun kışın buz tutması ise ayrı bir görsel şölen oluşturur. Erzincan'ın doğal güzellikleri arasında zirvede bulunan Girlevik Şelalesi'nin çevresinde piknik alanları ve restoranlar da mevcuttur. Hafta sonları sessiz, sakin ve doğal bir ortamda kafa dinlemek isteyenlerin Erzincan'daki ilk durağı burası olabilir. Erzincan'ın doğa harikası bölgelerinden biri de dünyanın en büyük kanyonlarından olan Karanlık Kanyon'dur. Kemaliye ilçesinde bulunan bu kanyon Erzincan merkeze yaklaşık 150 km. uzaklıkta yer alıyor. Her yıl yaz aylarında düzenlenen Uluslararası Erzincan Kemaliye Kültür ve Doğa Sporları Şenliği'nde, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sporcular bu kanyon üzerinde base jump atlayışları ve wingsuit uçuşları gerçekleştirirler. Ayrıca Karanlık Kanyon içinden geçen Fırat Nehri üzerinde kano ve tekne turları yapılmaktadır. Heybetli görüntüsü ile görenleri kendine hayran bırakan Karanlık Kanyon, Erzincan'da gezilecek yerler listenizde mutlaka olmalı. Kemah ilçesi girişinde bulunan bu manevi ziyaretgah, Erzincan merkeze yaklaşık 50 km. mesafededir. Mengücek Beyliği dönemine ait olan Melik Gazi Türbesi, Anadolu'nun en güzel mezar yapılarından biridir. Sekiz köşeli olan mezar, kayalık bir platform üzerine kurulmuştur. Halk arasında Sultan Melek ya da Melikşah diye de anılan türbede Sultan Melik Mengücek Ahmed Gazi'ye atfedilen bir mumya ile 5 ayrı mezar bulunuyor. Erzincan'daki bir diğer manevi ziyaretgah ise Tercan ilçesinde bulunan Mama Hatun Türbesi'dir. Türbe, Erzincan merkeze yaklaşık 100 km. uzaklıkta yer alıyor. Mama Hatun Türbesi kitabesinde yalnızca mimarının ismi okunuyor ve başka bilgi bulunmuyor. Bu nedenle yapı ile ilgili net bilgiler mevcut değil. Türbenin 1192 yılında ölen Saltuklu Prensesi Mama Hatun adına yaptırıldığı düşünülüyor. Mama Hatun Türbesi içinde barındırdığı hamam, kervansaray, kümbet ve mescit ile bir külliye konumundadır. Bu yapı dilimli silindirik gövdesi ve etrafını kuşatan duvarları ile Anadolu'da benzerine pek rastlanılmayan türdendir. Mama Hatun Türbesi'nin ve hemen yanında yer alan Mamahatun Kervansarayı'nın Erzincan'da gezilecek tarihi yerler listenizde üst sıralarda olmasını tavsiye ederiz. Tercan'ın Üçpınar Köyü yakınlarında bulunan bu manastır, Erzincan merkeze yaklaşık 95 km. uzaklıkta yer alıyor. Abrenk, günümüze kadar en sağlam şekilde ulaşmış Ermeni kiliselerinden biridir. Çok fazla bilinmeyen bu tarihi kilise 1854 yılında inşa edilmiştir. Farklı mimarisi ile dikkat çeken yapının bir şapeli ve iki devasa dikili taşı bulunuyor. Eğer çok popüler olmayan tarihi yerleri keşfetme tutkunuz varsa, Erzincan Abrenk Kilisesi ve Dikili Taşlar'ı mutlaka görmelisiniz. Erzincan Erzurum karayolu üzerinde, Üzümlü ilçesi sınırlarında bulunan Altıntepe'nin Erzincan şehir merkezine uzaklığı yaklaşık 15 km. Kazı çalışmalarının devam ettiği Altıntepe Ören Yeri, günümüze kadar ulaşan en sağlam Urartu şehirlerden biridir. Bu yığma tepe üzerinde yapılan araştırmalarda iç içe iki kale duvarı ile korunan tapınak, çeşitli mezarlar ve konutlar ile pek çok arkeolojik buluntu ortaya çıkartılmıştır. Bu buluntular içinde fildişi eşyalar, miğferler, kalkanlar, seramikler ve duvar resimleri var. Tanrı, insan, hayvan figür ve motiflerinin kullanıldığı bu eserler Urartu Devleti'nin en iyi sanat eserleri arasında yer alıyor. Tapınak-saray kompleksi, açık hava tapınağı, sütunlu kabul salonu, mezarlar ve depo binasından oluşan bu muazzam tarihi kenti Erzincan'a gelmişken mutlaka ziyaret etmelisiniz. Otlukbeli ilçesinde bulunan bu eşsiz göl, Erzincan merkeze yaklaşık 130 km. uzaklıkta yer alıyor. Kıpkırmızı bir görüntü sergileyen Otlukbeli Gölü, Erzincan'ın en özel mekanlarından. Maden suyuna karışan kırmızı toprak ve mineraller, çatlaklardan yukarı çıktıkları kesimlerde kırmızı renge boyanıyorlar. Bu kırmızı suyun akması ile oluşmuş travertenler ise ortaya harika bir manzara çıkartıyor. Ayrıca bu kırmızı su birçok hastalığa karşı alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılan şifalı kaplıca suyudur. Erzincan'da gezilecek doğal yerler listenize mutlaka ekleyin. Kemah ilçesinde bulunan bu tarihi kale Erzincan merkeze yaklaşık 50 km. uzaklıkta. Sarp kayalıklar üzerine kurulu olan Kemah Kalesi, Doğu Anadolu'nun en eski ve en görkemli yapılardan biridir. 8 bin m alana ve 80 metre yüksekliğe sahip Kemah Kalesi'nin ilçeyi ve Fırat Nehri'ni tepeden gören harika bir manzarası var. Kemah Kalesi'nin yapım yılı hakkında net bilgiler bulunmuyor. Fakat yapılan araştırmalar kale tarihinin Hitit-Urartu dönemlerine kadar uzanabileceğini gösteriyor. Bazı kaynaklarda ise kalenin M. Ö. 200'lü yıllarda Arzaklılar tarafından yapılmış olabileceği belirtiliyor. Evliya Çelebi'nin de Seyahatname'de övgüyle bahsettiği bu kale, Erzincan'da gezilecek en güzel tarihi yerlerden biridir. Erzincan'ın güney kesiminde, Munzur Sıradağları'nın eteklerinde bulunan Ergan Dağı, yaklaşık 12 km. pist uzunluğu ile Avrupa'nın en uzun kesintisiz pistlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Ergan, henüz çok fazla tanınmasa da Türkiye'nin kış turizminde iddialı bir konuma gelebilecek kapasiteye sahip. Farklı zorluklarda çeşitli pistleri bulunan Ergan Kayak Merkezi'nin iki etaptan oluşan telesiyej ve gondol-teleferik hattı bulunuyor. 2970 metre yüksekliğindeki Ergan Dağı Kış Sporları ve Doğa Turizmi Merkezi sadece kış aylarında değil, yaz aylarında da hizmet veriyor. Kayak merkezinin içinde yer alan Ardıçlı Gölü ve çevresindeki kafeler doğaseverler için yılın her ayı ziyarete açık. Gölün çevresinde yürüyüş parkurları ve çocuk parkları da bulunuyor. 1986 yılında kurulan Erzincan Müzesi şehir merkezinde, Atatürk Mahallesi'ndeki 75. Yıl Kültür Merkezi'nin içinde yer alıyor. Yöreye ait arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği müzeyi, Erzincan tarihi ve Erzincan kültürü hakkında bilgi edinmek isteyen herkesin ziyaret etmesini tavsiye ederiz. Müze girişi ücretsiz. Terzilik mesleği ile uğraştığı için halk arasında \"Terzibaba\" lakabını alan bu kişinin gerçek ismi Hayyat Muhammed Vehbi'dir. Zamanında Erzincan'da yaşayan ve yerli halk tarafından çok sevilen Muhammed Vehbi tasavvuf ehli, maneviyatı yüksek bir insanmış. Vefat ettiğinde, önceden Kaledibi Mezarlığı olarak bilinen bu yere defnedilmiş ve buranın ismi Terzibaba Mezarlığı olarak değiştirilmiştir. Erzincan'ın en büyük mezarlığı olan Terzibaba'da Hayyat Muhammed Vehbi dışında birçok mübarek zatın kabri de bulunuyor. Terzi Baba Türbesi sade, sekizgen yapılı ve üzeri kurşun kaplıdır. Türbenin içerisinde iki sanduka bulunuyor. Bunlardan büyük olanı Terzibaba'ya, diğeri ise Terzibaba'nın üç erkek kardeşinden birine aittir. Erzincanlıların inanışına göre, Terzibaba'yı ziyaret ettikten sonra şehirden ayrılan birinin yolu bir gün mutlaka yine Erzincan'a düşer. - Çadırcı Hamamı / Merkez - Nafız Paşa Hamamı / Merkez - Taşçı Hamamı / Merkez - Kızlar Kalesi / Merkez - Acemoğlu Köprüsü ve Şehitler Anıtı / Kemah - Köroğlu Mağarası / Refahiye - Hıdır Abdal Sultan Türbesi / Kemaliye - Gülabibey Cami / Kemah - Taşdibi Kilisesi / Kemah - Saat Kulesi / Merkez - Terzibaba Cami / Merkez - Esentepe Sosyal Tesisleri / Merkez - Aygır Gölü - Esence Yedigöller - Tarihi Kemaliye Evleri Erzincan gezi yazımızın sonunda, Erzincan'a gelmişken buralardan eli boş ayrılmak istemeyenler için bir kaç öneri sunalım. # Erzincan merkezde Dörtyol olarak bilinen meydanın altında yeraltı çarşısı mevcut. Bu çarşıda onlarca dükkan Erzincan'a özgü bakır hediyelik eşyalar satıyor. Burada sayısız çeşit hediyelik eşya bulabilirsiniz. # Erzincan'ın Üzümlü ilçesinde yetişen Cimin Üzümü sadece bu ilçede yetişen özel bir meyvedir. Eğer Eylül, Ekim aylarında Erzincan'da bulunursanız bu üzümü denemeden şehirden ayrılmayın deriz. # Yine Dörtyol mevkiine yakın bir konumda bulunan Ali Kemali Caddesi üzerinde tulum peyniri satan onlarca dükkan bulunuyor. Türkiye'nin en kaliteli tulum peynirlerini burada tadabilirsiniz. # Yemek anlamında Erzincan'ın en meşhur lezzeti yaprak dönerdir. Merkezdeki dönercilerden deneyimleyebilirsiniz. Bunun dışında yöreye özgü tava leblebisi, ceviz ve bal alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzincan-konaklama-yerleri/", "text": "Erzincan konaklama yerleri hakkında detaylı bilgier verdiğimiz blog yazımıza hoş geldiniz. Bu yazıda en uygun Erzincan kalacak yer listesine yer verdik. Erzincan, doğal güzellikleri ve tarihi dokusu ile her yıl on binlerce yerli ve yabancı misafire ev sahipliği yapıyor. Burası özellikle doğa sporu tutkunları için Türkiye'deki en özel duraklardan biri diyebiliriz. Erzincan gezilecek yerler bakımından da oldukça zengindir. Bölgede yer alan akarsular, kanyonlar, şelaleler, göller ve dağlar pek çok doğaseveri kendine çekmeyi başarıyor. Öyle ki her yıl Kemaliye ilçesinde düzenlenen Uluslararası Kültür ve Doğa Sporları Festivali'ne sadece Türkiye'den değil, dünyanın dört bir yanından profesyonel sporcular katılıyor. Ayrıca İpek Yolu'nun geçtiği kentlerden biri olan Erzincan, tarihi yapılara ilgi duyan misafirlere de gezip görülecek pek çok yer sunuyor. Erzincan küçük bir şehir olsa da, konaklama bakımından birçok farklı seçeneğe sahip. Bu yazımızda \"Erzincan'da nerede kalınır?\" diye merak eden gezginler için detaylı bir liste hazırladık. Lüks otellerden butik otel seçeneklerine kadar onlarca mekanın yer aldığı en iyi Erzincan Merkez otelleri listemizde, bütçenize ve zevkinize uygun bir tesis bulabilirsiniz. En iyi Erzincan otellerini sıralamaya 4 ve 5 yıldızlı tesisler ile başlayalım. \"Benim için kalite fiyattan önce gelir\" diyenler tercihlerini bu otellerden yana kullanabilirler. Doğu Anadolu'nun en kaliteli otellerinden biri olan Hilton Garden Inn Erzincan, şehir merkezine sadece 2,5 km. mesafedeki İzzetpaşa Mahallesi'nde yer alıyor. Erzurum-Erzincan Karayolu'nun hemen girişinde bulunan bu otel Erzincan'da lüks otel arayanların ilk tercihi olabilir. Otel içerisinde market, restoran, toplantı odası ve balo salonu mevcut. Ayrıca havalimanı ve otogara da çok yakın konumda. Hilton Garden Inn Erzincan, özellikle iş gezisinde olanların sıkça tercih ettiği bir Erzincan oteli. Hilton Garden Inn Erzincan iletişim, yol tarifi, rezervasyon ve güncel fiyat bilgileri için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Yine Erzurum-Erzincan Karayolu üzerinde bulunan bu 4 yıldızlı lüks otel, yukarıda bahsettiğimiz Hilton Garden Inn Erzincan'ın hemen çaprazında yer alıyor. Geniş ve ferah bir bahçeye sahip Büyük Erzincan Oteli'nde açık havuz, restoran, sauna gibi hizmetler mevcut. 1994 yılından bu yana hizmet veren tesis, Erzincan'ın en iyi ve en eski otellerinden biri. Büyük Erzincan Otel iletişim, yol tarifi, rezervasyon ve güncel fiyat bilgileri için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Erzincan'ın en popüler otellerinden biri olan Konak Mazlum, Halit Paşa Caddesi üzerinde, Erzincan Dörtyol'a 5 dakikalık yürüme mesafesinde yer alıyor. 4 yıldızlı bir otelden beklenen tüm imkanları kaliteli şekilde sunan Konak Mazlum'un en iddialı kısım ise restoranı. Otel binasının hem en üst hem de en alt katında hizmet veren Konak Mazlum Restoran, Erzincan'da ailece yemek yiyebileceğiniz en kaliteli mekanlardan biri. Hotel Konak Mazlum'u konaklama için olduğu kadar iyi bir yemek için de tercih edebilirsiniz. Konak Mazlum iletişim, yol tarifi, rezervasyon ve güncel fiyat bilgileri için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Halit Paşa Caddesi üzerinde bulunan Grand Simay, Erzincan merkez lüks oteller listesindeki bir diğer kaliteli mekan. Bölgedeki en büyük otellerden biri olan 4 yıldızlı bu tesis 2010 yılından bu yana hizmet veriyor. Otelde restoran, Türk ve Fin hamamları, sauna, spor salonu gibi imkanlar mevcut. Grand Simay iletişim, yol tarifi, rezervasyon ve güncel fiyat bilgileri için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Erzincan'daki en yeni otellerden biri olan Grand Alemdar, Fevzipaşa Caddesi üzerinde, Terzibaba Camii'nin tam karşısında yer alıyor. 2015 yılında hizmete giren 5 yıldızlı bu tesiste teras restoran, kafe, kapalı havuz, Türk hamamı, sauna gibi hizmetler bulunuyor. Grand Alemdar özellikle Ergan Dağı Kayak Merkezi için Erzincan'a gelen ziyaretçilerin sıkça tercih ettiği otellerden biri. Hotel Grand Alemdar iletişim, yol tarifi, rezervasyon ve güncel fiyat bilgileri için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Erzincan Belediye Binası'nın karşısında bulunan Meva Hotel, kent merkezinde hizmet veren 4 yıldızlı lüks otellerden bir diğeri. 2013 yılında hizmete başlayan Meva Hotel'de büyük bir restoran, kafe ve toplantı salonu gibi alanlar mevcut. Meva Hotel iletişim, yol tarifi, rezervasyon ve güncel fiyat bilgileri için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. 2009 yılından bu yana hizmet veren Eriza Boutigue Hotel, kent merkezinin tam göbeğinde, oldukça iyi bir konumda yer alıyor. Şehir manzaralı güzel bir restoranı ve teras kafesi bulunan Eriza Boutique, Erzincan merkez oteller listesine alabileceğiniz alternatif mekanlardan biri. Eriza Boutique Hotel iletişim, yol tarifi, rezervasyon ve güncel fiyat bilgileri için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Şimdi de Erzincan'da daha uygun fiyatlı otel ve pansiyon arayanlara hitap eden mekanlara geçelim. Bu tesislerin tamamı da Erzincan Merkez'de yer alıyor. # Moonlight Apart Otel: Vali Recep Yazıcıoğlu Caddesi'nde, Erzincan Valiliği'nin hemen yanında yer alıyor. Fiyat/performans açısından Erzincan'da tercih edebileceğiniz en uygun otellerden biri. Harita konumu için tıklayın. # Btk Gold Suit Otel: Ermerkez AVM'nin hemen arka sokağında yer alan butik bir otel. Geniş ve ferah odalara sahip bir mekan. Aynı zamanda hijyene çok dikkat ediliyor. Ev konforunda olduğunu söyleyebiliriz. Harita konumu için tıklayın. # Çelebi Home Suit Otel: Apart otel tarzında hizmet veren Çelebi Home Suit, Erzincan'daki yeni tesislerinden biri. Karaağaç Mahallesi'nde yer alıyor. Harita konumu için tıklayın. # Er Şat Home Suit Otel: Atatürk Mahallesi'nde bulunan Er Şat Home Suit, aile ile kalmak için uygun bir mekan. Erzincan ucuz oteller listesinde üst sıralara yazabilirsiniz. Harita konumu için tıklayın. # Erzincan ZSeven Butik Otel: Erzincan Belediyesi'nin karşısında, 1250. Sokak'ta yer alan ZSeven Butik Otel hem yeni hem de çok temiz bir mekan. Çalışanları da oldukça güleryüzlü ve kibar. İster ailece ister arkadaşlarla kalabileceğiniz, Erzincan'ın ekonomik otellerinden biri. Harita konumu için tıklayın. # Sembol Otel: İnönü Mahallesi'nde yer alan Sembol Otel, 2 katlı oldukça küçük bir tesis. \"Merkezi konumda uygun bütçeli bir yer olsun bana yeter\" diyenler burayı tercih edebilirler. Harita konumu için tıklayın. # Gülistan Resort Hotel: Sembol Otel'in hemen yanında yer alan Gülistan Resort Hotel, orta düzeydeki ekonomik Erzincan otellerinden biri. Tesisin odaları biraz küçük ama yatakları oldukça rahat. Harita konumu için tıklayın. # Hotel Gülistan: Dörtyol mevkiine 2 dakikalık yürüme mesafesinde olan Hotel Gülistan, ailece kalmaya son derece uygun bir yer. Hizmet kalitesi de oldukça iyi. Harita konumu için tıklayın. # Otel Karakaya: Fevzipaşa Caddesi'nde bulunan Otel Karakaya, Erzincan'ın en eski ve en şık otellerinden biri. 40 yılı aşkın süredir hizmet veren tesis çok tecrübeli bir personel ekibine sahip. Orta sınıf oteller içerisinde gönül rahatlığı ile tercih edebileceğiniz mekanlardan. Harita konumu için tıklayın. # Paradise Otel: Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi'nde yer alan Paradise Otel aynı zamanda Erzincan'ın en şık kafelerinden birini işletiyor. Güleryüzlü ve misafirperver çalışanlara sahip olan tesis 3 yıldızlı bir otelden beklenen tüm hizmetleri kaliteli şekilde sunuyor. Harita konumu için tıklayın. # Erzincan Mesut Hotel: Erzincan'daki en yeni konaklama tesislerinden biri. Yerel halkın sıkça ziyaret ettiği güzel de bir kafesi var. Hem ekonomik hem de çok hijyenik bir yer. Harita konumu için tıklayın. # Erzincan Ali Eren Pansiyon: Dörtyol mevkiine çok yakın bir konumda bulunan bu tesis, Erzincan en ucuz pansiyon listesindeki mekanlardan biri. Fazla beklentiye girmeden, özellikle kısa süreli konaklamalar için tercih edebilirsiniz. Harita konumu için tıklayın. # Erzincan Merkez Öğretmenevi: Erzincan Adliye Sarayı'nın karşısında, Kırklar Caddesi'nin giriş kısmında bulunan Erzincan Merkez Öğretmenevi özellikle kamu çalışanları için çok uygun bir tesis. Öğretmen ve öğretmen ailelerine indirimli hizmet veren mekanda kamu personeli olmayanlar da konaklama yapabiliyor. Harita konumu için tıklayın. Erzincan'da ucuz otel ve pansiyon arayanlar, alternatif olarak aşağıda sıraladığımız mekanları da tercih edebilirler. - Seymer Apart Otel konum - Erzincan Apart Hotel konum - Erzincan Kent Otel konum - Has Apart konum - Hayat Home Suite konum - Hayat Palas konum - Hotel Berlin konum - Hotel Bulut konum - Hotel Beyrut konum - Hotel Mete konum - Hotel Özyurtlar konum - Kılıç Otel konum - Erzincan Sosyal Tesisleri 1 konum - Erzincan Sosyal Tesisleri 2 konum - Erzincan Polis Evi konum - Erzincan döneri çok lezzetlidir, mutlaka deneyin. Özellikle Ordu Caddesi üzerindeki restoranlar bu konuda oldukça başarılı. - Merkeze 30 km. uzaklıktaki Erzincan Girlevik Şelalesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Her mevsim ayrı bir güzelliği vardır. - Türkiye'nin en kaliteli tulum peyniri Erzincan'da üretilir. Ali Kemali Caddesi'nde bulunan peynircilerden alışveriş yapabilirsiniz. - Ergan Kayak Merkezi kışın kayak, yazın piknik için çok ideal bir mekandır. Ayrıca tesisin bulunduğu noktadan harika bir Erzincan manzarası izleyebilirsiniz. - Dörtyol Meydanı'nda bulunan Bakırcılar Çarşısı'na uğrayıp hediyelik eşya bakabilirsiniz. - Ekşisu Mesire Alanı'na uğrayıp buradaki çeşmelerden akan şifa kaynağı maden suyunu içebilirsiniz. - Yine Ekşisu Mesire Alanı'na çok yakın bir noktada yer alan Altıntepe Ören Yeri'ni ziyaret edebilirsiniz. - Eğer Eylül-Ekim aylarında Erzincan'da bulunursanız meşhur Cimin üzümünü tadabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzincan-nasil-bir-yer-erzincan-hakkinda-bilgi/", "text": "Halkın tabiriyle \"etrafı dağlık, ortası bağlık\" bir şehir olan Erzincan, Doğu Anadolu'nun küçük ve mütevazi illerinden biridir. Yaşadığı büyük deprem felaketleri nedeniyle sürekli dışarıya göç vermiş ve bu nedenle fazla büyüyememiş bir yerdir burası. Fakat bu doğal afetlerin bir getirisi olarak çok düzenli yapılaşmış bir kenttir. 4-5 katın üzerinde bina göremezsiniz Erzincan'da. Dümdüz bir araziye kurulmuştur. Munzur Dağı eteklerinde muazzam bir doğası vardır. Engin dağları, bereketli ovaları, Fırat Nehri ve Karanlık Kanyon'u ile özellikle doğa sporu tutkunları için çok fazla seçenek vadeder Erzincan. Gezi siteleri çokça yer vermese de bu şehrin bilinmeyen özellikleri de vardır. Raftingden yamaç paraşütüne, kayaktan kanyon tırmanışına kadar birçok spor dalına ev sahipliği yapar. Ayrıca birazdan bahsedeceğimiz şehrin yöresel mutfağı da oldukça lezzetlidir. Türkiye'nin en kaliteli tulum peynirleri burada üretilir. Erzincan gezilecek yerler bakımından da oldukça zengin illerimizdendir. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan ve nice medeniyetlerin gelip geçtiği Erzincan aynı zamanda sahip olduğu kervansaraylar, kaleler, hamamlar, camiler ve köprüler ile önemli bir tarih ve kültür turizmi merkezidir. Peki Erzincan nasıl bir şehir? Erzincan'da memur ve öğrencileri nasıl bir yaşam bekliyor? Erzincan tarihi, ekonomisi ve yöresel yemekleri hakkında bilgiler vereceğimiz yazımıza başlayalım. Erzincan, Doğu Anadolu Bölgesi'nin batı kesiminde yer alıyor. Erzincan'ın komşuları; batıda Sivas, doğuda Erzurum, kuzeyde Giresun, Gümüşhane ve Bayburt, güneyde Tunceli, güneydoğuda Bingöl, güneybatıda ise Malatya'dır. İç Anadolu ile Doğu Anadolu bölgeleri arasında geçiş güzergahında bulunan Erzincan'a kara yolu ulaşımı oldukça rahattır. Doğu-batı illeri arasında koridor görevi gördüğü için Erzincan'a birçok ilimizden direkt yapılan otobüs seferleri bulabilirsiniz. Erzincan Otogarı şehir merkezine 5 km. uzaklıkta yer alıyor. Şehir merkezi ile otogar arasında belediye otobüsleri sürekli olarak hizmet veriyor. - İstanbul Erzincan arası yaklaşık 1000 kilometre ve 12 saat. - Ankara Erzincan arası yaklaşık 680 kilometre ve 8 saat. - İzmir Erzincan arası yaklaşık 1300 kilometre ve 15 saat. - Kayseri Erzincan arası yaklaşık 440 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Antalya Erzincan arası yaklaşık 1050 kilometre ve 13 saat. - Erzurum Erzincan arası yaklaşık 190 kilometre ve 2 saat 30 dakika. - Sivas Erzincan arası yaklaşık 250 kilometre ve 3 saat. İlde bulunan Erzincan Havalimanı ile şehir merkezi arası yaklaşık 6 kilometre. İstanbul ve Ankara'dan direkt, diğer şehirlerden ise aktarmalı şekilde Erzincan Havalimanı'na uçuş bulabilirsiniz. Erzincan Havalimanı ile şehir merkezi arasında uçak saatlerine göre hareket eden özel servisler çalışıyor. Ayrıca havalimanı içerisinde araç kiralama ya da taksi hizmetleri de mevcut. Erzincan Şehir Merkezi Erzincan Havalimanı arasındaki servis saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Erzincan, Doğu Ekspresi demiryolu güzergahında bulunan şehirlerden biridir. Her gün Ankara Kars arasında hizmet veren Doğu Ekspresi Treni ile Erzincan'a gidebilirsiniz. Erzincan Tren Garı şehir merkezine 2 km. gibi çok yakın bir konumda bulunuyor. İstasyon çıkışındaki duraktan belediye otobüslerini kullanarak merkeze ulaşabilirsiniz. Ayrıca Erzincan Divriği arasında her gün düzenli olarak bölgesel tren seferleri yapılıyor. Erzincan Divriği arasında tren yolculuğu yaklaşık 3 saat 10 dakika sürüyor. ! İstanbul Erzincan arası hızlı tren inşaat çalışmaları devam ediyor (2021). Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Erzincan'ın İlk Çağ dönemi hakkında net bilgiler bulunmuyor. Tarihçilerin tahminlerine göre ikinci bin yıl içinde bu bölgede Hurriler ve Azzi-Hayaşa Krallığı hüküm sürmekteydi. M. Ö. 1050 sonrasında ise bölgede büyük bir imparatorluk kuran Hititler, Erzincan yöresine de hakim olmuşlardı. M. Ö. 900'lü yıllara gelindiğinde ise bu bölgede Urartu Devleti hüküm sürmeye başlamıştı. Erzincan Altıntepe'de yapılan kazı çalışmalarında Urartulara ait çok sayıda kalıntı bulunmuştur. Urartular sonrası bölge önce Med Krallığı'nın (M. Ö. 612), sonrasında Pers İmparatorluğu'nun (M. Ö. 550) eline geçmiştir. Ardından Büyük İskender Anadolu'yu fethetmiş ve Erzincan yöresini de Persler'den alarak Makedonya topraklarına katmıştır. M. Ö. 70'li yıllar sonrası Erzincan ve çevresi Roma İmparatorluğu, Harputlular, Tigran Krallığı, Pontus Devleti ve İranlılar arasında mücadelelere sahne olmuş, nihayetinde İmparator Herakleios tarafından yöre daha sonra Bizans topraklarına katılmıştır (629). Bu coğrafyanın ilk kez Müslüman yönetimine girmesi ise Halife Hz. Osman (644-656) zamanında olmuştur. Bu dönemde yine sık sık Bizans saldırılarına maruz kalan bölge 1071 Malazgirt Savaşı sonrası Türklerle tanışmıştır. Sultan Alp Arslan'ın komutanlarından olan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yörelerini hakimiyeti altına almıştır. 1240'lı yıllarda Anadolu'yu işgal eden Moğollar, Kösedağ Savaşı'nda Anadolu Selçuklu Devleti'ni mağlup edince Erzincan İlhanlıların hakimiyetine girmiştir. 1400'lü yıllara kadar çeşitli taht kavgalarına sahne olan yöre, 1419 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı hakimiyetine alınmıştır. Sonrasında bölge bir süre çeşitli beyliklerin eline geçse de Osmanlı'nın yöreyi geri alması uzun sürmemiştir. 1. Dünya Savaşı sırasında Rus ve Ermeni işgallerine uğrayan Erzincan, 13 Şubat 1918'de Kazım Karabekir komutasındaki askeri birlikler tarafından düşman işgalinden tamamen temizlenmiştir. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile devletimizde bir il olarak yerini almıştır. - Tarih öncesi zamanlarda şehrin ismi Eriza, - Antik Grek kaynaklarında Aziris, - Ermeni kaynaklarında Erez, Erzng, Erznga, - Bizans kaynaklarında Arıngam, Arsingan, Erzingan, - Arap kaynaklarında ise Erzencan şeklinde geçer. Türklerin bölgeyi fethinden sonra şehrin adı önce Erzingan ve Ezirgan olarak anılmış, daha sonra zaman içinde değişerek bugünkü şeklini almıştır. Nüfus: Erzincan'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 235 bin kişidir. - Çayırlı - İliç - Kemah - Kemaliye - Otlukbeli - Refahiye - Tercan - Üzümlü Türkiye tarihinin en büyük deprem felaketlerinden biri 27 Aralık 1939 günü Erzincan'da yaşanmıştır. 7.9 büyüklüğündeki bu deprem gece saat 02.00'de başlayıp yaklaşık 52 saniye sürmüştür. Resmi rakamlara göre bu depremde 116 bin bina yıkılmış, 33 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Yaralı sayısı ise 100 binin üzerindedir. Erzincan'da yaşanan bu deprem sonrası şehirde tek 1 bina sağlam kalmış, bunun dışında bütün Erzincan adeta haritadan silinmiştir. Sağlam kalan o tek bina ise Erzincan Tren Garı Binası'dır. Bu bina hemen hastaneye dönüştürülmüş ve yardımlar trenlerle şehre ulaştırılmıştır. Cezaevlerindeki mahkumlar dahil şehirde hayatta kalan herkes -30 derecede yapılan arama kurtarma çalışmalarına katılmıştır. Bu deprem sonrası Erzincan, tren istasyonun üst kısmından başlayarak kuzey kesime doğru tekrar kurulmuştur. Erzincan'da yaşanan bir diğer büyük deprem ise 13 Mart 1992'de, saat 19:08 gerçekleşmiştir. Resmi rakamlara göre 1992 Erzincan Depremi'nde 653 kişi hayatını kaybetmiş, 8 binden fazla bina yıkılmıştır. Erzincan'ın ekonomisinde en önemli pay tarım ve hayvancılığa aittir. Başta Fırat Nehri olmak üzere sulama imkanlarının bolluğu bölgede çok çeşitli tarım ürünlerinin yetişmesine olanak sağlamaktadır. Erzincan'ın başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, yonca, fasulye, şeker pancarı, elma, üzüm ve kayısıdır. Son yıllarda başta Üzümlü ilçesinde olmak üzere seracılık faaliyetleri de gelişmiştir. Şehirde çok sayıda arıcılık işletmesi bulunur. Bunun yanında küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği ile kümes hayvancılığı da yaygın olarak yapılır. Yöre toprakları doğal otlaklar bakımından oldukça zengindir. Erzincan'ın tescilli tarımsal ürünleri olan tulum peyniri ve cimin üzümü de şehir ekonomisine katkı sağlar. Merkezde çıkartılan maden suyu da ülke çapında bir üne kavuşmuştur. Yaşanan deprem felaketleri Erzincan'a yapılması muhtemel yatırımları engellediği için şehirde sanayi alanında pek bir gelişme yaşanamamıştır. İlde en fazla bulunan ticari işletmeler bakır ve turistik bakır eşya satan dükkanlardır. Şehirde çıkartılan önemli madenler ise krom, mermer, linyit kömürü, demir, manganez ve tuzdur. Ayrıca Erzincan altın rezervi bakımından Türkiye'nin en önemli kentlerinden biridir. İliç ilçesinde bulunan altın madeninde 55 tonluk altın rezervi işletilmektedir. Erzincan il topraklarının yaklaşık %60'ı dağlarla kaplıdır. Munzur, Refahiye ve Kop Dağları'nın kuzey-güney yönünde böldüğü Erzincan'ın en yüksek bölgesi ise Esence Dağları'dır. Bu dağ sıralarının arasındaki çöküntülerde ise büyük ovalar bulunmaktadır. Doğu-batı istikametinde uzanan Erzincan Ovası, şehrin en verimli topraklarıdır. İlin en önemli akarsuyu ise Fırat Nehri'dir. Erzincan'da karasal iklim hakimiyeti görülür. Kışlar sert ve soğuk geçer ama komşu illerine nazaran daha ılıman bir havası vardır. Doğu Anadolu'da Elazığ ve Malatya'dan sonra en ılıman iklim Erzincan'dadır. Yaz mevsimi yine çevre illerine göre daha uzun ve sıcak geçer. Şehrin genel bitki örtüsü steptir. Dağların yüksek kesimlerinde meşe ormanları görülür. Erzincan'ın en yeşil kesimi ise Refahiye, Kemah ve Kemaliye yönünde uzanan çam ormanlarıdır. Bu bölgede çam dışında meşe ve çalılık araziler de geniş yer kaplar. Doğu Anadolu'nun renkli illerinden biri olan Erzincan çok zengin bir mutfak kültürüne sahiptir. Hamur işleri ayrı, etli sebzeli yemekleri ayrı güzeldir. Erzincan mutfağı özellikle döner konusunda ön plana çıkmıştır. İç yağı ve yöresel baharatlarla terbiye edilerek hazırlanan enfes dönerini bir yiyen bir daha unutamaz. Erzincan yöresel yemeklerinde süt ve süt ürünleri de önemli bir yer tutar. Lezzetli sütlü çorbalarının yanında Erzincan tulum peyniri de ülke çapında üne kavuşmuştur. Ayrıca buğday ve buğday ürünleri, tarhana, erişte ve fasulye de Erzincan geleneksel mutfağının vazgeçilmez parçalarıdır. - Erzincan Yaprak Döneri - Kesme Çorba - Etli Yaprak Sarması - Kelecoş - Yoğurtlu Kesme Çorbası - Keşkek - Gah Yahnisi - Ayran Aşı - Kemah Tiridi - Çökelek Piyazı - Gasefe Tatlısı - Tulum Peyniri - Cimin Üzümü - Kete - Bonus: Erzincan Maden Suyu Erzincan'da 2006 yılında kurulan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi bulunuyor. Üniversitenin ana kampüsü şehir merkezinin yaklaşık 12 km. kadar dışında. Sık sık sefer yapan belediye araçları ile okula 15 dakikada ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi henüz küçük ama hızla gelişmekte olan bir kampüse sahip. Kampüs çevresinde yurt imkanları mevcut. Okula yakın mahallelerde ve şehir merkezinde çok sayıda kiralık ev bulma şansınız da var. Erzincan oldukça küçük bir şehir. Bütün yolların Dörtyol denilen merkeze çıktığı, iki büyük ana cadde üzerine kurulmuş bir kent burası. Bir uçtan bir uca yarım saatte yürüyebileceğiniz, birkaç günde her yerini ezberleyebileceğiniz bir yer. Erzincan uzun yıllardır dışarıya göç veren ve nüfusu hiç artmayan bir şehir. Fakat üniversitenin büyümeye başlamasıyla şehir gelişmeye ve sosyal imkanlar artmaya başladı. Öğrenci nüfusu arttığı için buna paralel şekilde merkezdeki kafe, restoran, AVM tarzı yerlerin sayısı da çoğalıyor. Hem memurlar hem de öğrenciler için Erzincan son derece sessiz, sakin ve güvenli bir kent diyebiliriz. Fazla bir sosyal hayat beklentiniz yoksa Erzincan'da rahat bir çalışma/okuma dönemi geçirebilirsiniz. Özellikle doğa sporları ile aranız iyiyse Erzincan'da bulamayacağınız ortam yoktur. Kayak, yamaç paraşütü, trekking, kamp, offroad, bisiklet vb. her türlü aktiviteyi Erzincan'da en iyi şartlarda yapabilirsiniz. Trabzon, Sivas, Erzurum gibi büyük şehirlere birkaç saatlik mesafede olduğu için hafta sonları buralara da gidebilirsiniz. Erzincan merkez tamamen dümdüz bir ovaya kuruludur. Bir bisiklet sahibi olarak tüm ulaşım sorununu çözebilirsiniz. Erzincan'da gencinden yaşlısına çok sayıda insan bisiklet kullanarak şehirde dolaşır. Bu açıdan Türkiye'nin benzersiz illerinden biridir. Erzincan'ın ilçeleri ise merkeze göre çok daha küçüktür. İlçeler memurlar için tamamen sakin ve sorunsuz bölgeler diyebiliriz. Şark görevi için Erzincan ilçelerinden daha rahat bir yer bulmanız zordur. Tek dezavantajı kışın biraz soğuk olmasıdır. Özellikle Refahiye ilçesi yılın büyük bölümü kar yağışlıdır. Şehir genel olarak soğuk bir iklime sahiptir ama Erzurum ve Sivas gibi Türkiye'nin en soğuk iki memleketinin ortasında olmasına rağmen bu illere göre kışı daha kısadır. Yazlar ise serin geçer, bunaltıcı bir havası yoktur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzurum-gezilecek-yerler/", "text": "Antik çağlardan bu yana nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı, Palandöken eteklerine kurulu, 2 bin metre yükseklikteki kadim şehir Erzurum. Her yanı canlı tarih olan bu şehrin gezilecek tarihi ve turistik yerlerini tek tek inceleyip, Erzurum'da nerelere gidilir? detaylı bir şekilde size aktarmaya çalışacağız. Erzurum gezilecek yerler blog yazımıza Erzurum'un en meşhur eseriyle başlayalım. - Çifte Minareli Medrese - Yakutiye Medresesi - Erzurum Lala Mustafa Paşa Camii - Üç Kümbetler - Erzurum Ulu Cami - Palandöken Kayak Merkezi - Erzurum Kalesi ve Saat Kulesi - Erzurum Tabyaları ve Nene Hatun - Abdurrahman Gazi Türbesi - Tortum Gölü ve Tortum Şelalesi - Öşvank Kilisesi - Khakhuli Manastırı - Narman Peri Bacaları Selçuklular dönemine ait olan Çifte Minareli Medrese, Erzurum'un sembolü haline gelmiş en önemli yapıdır. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat'ın kızı Hüdavent Hatun tarafından 1253 yılında yaptırılmış olduğu rivayet edilen Çifte Minareli Medrese, sadece Erzurum değil Anadolu'nun en büyük sanat şaheserlerinden bir tanesidir. Hüdavent Hatun'dan dolayı \"Hatuniye Medresesi\" olarak da bilinir. Medrese, şehir merkezinde, Cumhuriyet Caddesi'nin başladığı noktada, Erzurum Ulu Camii'nin hemen yanında yer almaktadır. İsmini, 26 metre yüksekliğinde mozaik çinilerle kaplı, renkli 2 minaresinden dolayı almıştır. 1.824 m alan üzerine kurulu, açık avlulu medreselerin Anadolu'daki en büyük örneğidir. 2 katlı, 4 eyvanlı olup, 37 oda ve bir camiye sahiptir. \"Usta idim oldum şegirt, al destiyi suya seğirt \" diyerek kendini minareden aşağıya atarak intihar etmiş. Bunu görünce hatasını anlayan çırak bir anda çok pişman olmuş ve ustasının arkasından kendini aşağıya atmış. İnşaatta çalışan diğer işçiler bu kötü olaydan sonra çalışmayı bırakıp o diyarı terk etmişler. Çifte Minareli Medrese'yi ziyaret ettiğinizde minarelere dikkatli bakarsanız ikisi arasındaki fark belli oluyor. Gerçekten de minarelerden birisi işçilik olarak daha ön plana çıkmış. Erzurum'a giderseniz, Çifte Minareli Medrese mutlaka Erzurum'da ziyaret etmeniz gereken yerlerde liste başı olsun. Erzurum şehir merkezindeki Yakutiye Medresesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde, kendi isminin verildiği Yakutiye ilçesinde, Lala Paşa Camii'nin yanındadır. Yakutiye Medresesi, İlhanlı hükümdarı Sultan Olcayto zamanında, Emir Hoca Cemalettin Yakut tarafından 1310 yılında yaptırılmış. Kapalı avlulu, eyvanlı ve revaklı medrese tipinin Anadolu'daki en büyük örneğidir. 2009 yılından sonra yapılan restorasyon çalışmaları sonrası şu an çok iyi ve bakımlı durumdadır. Günümüzde Türk-İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak hizmet veriyor. Erzurum'da gidilmesi gereken yerlerden birisi. Lala Paşa Camisi, Cumhuriyet Caddesi'nin ortalarında, Yakutiye Medresesi ile aynı meydanda bulunuyor. Lala Mustafa Paşa Camii, Sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamı ve \"Kıbrıs Fatihi\" olarak da anılan, \"Lala\" ünvanlı Mustafa Paşa tarafından, 1562 yılında Erzurum'da Beylerbeyi olarak görev yaptığı dönemde yaptırılmış bir Osmanlı eseridir. Bu cami, Lala Mustafa Paşa'nın zaferlerden elde ettiği gelirlerden yaptırdığı hayır eserlerinden biridir ve Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Erzurum'un tarihi yapıları arasında bulunan Üç Kümbetler, Anadolu Selçuklu anıt mezar yapılarının en güzel örneklerindendir. 12. 14. yy. arasında yapıldığı düşünülen kümbetlerin en büyüğünün Emir Saltuk'a ait olduğu tahmin ediliyor ama diğer kümbetlerin kimlere ait olduğu hakkında ise elimizde bir bilgi yok. Üç Kümbetler, Erzurum Çifte Minareli Mederese'nin hemen arka tarafında yer almaktadır. Ulu Cami, Erzurum'un en eski ve en büyük camisidir. Esas ismi Atabey Cami olan Erzurum Ulu Cami, 1179 yılında Saltukoğulları'ndan Melik Nasirüddin Muhammed Bey zamanında yapılmıştır. İhtişamından dolayı halk arasında Ulu Cami olarak isimlendirilmiştir. Gerçekten gördüğünüzde mimarisiyle sizi kendisine hayran bırakacak muhteşem bir camidir. Erzurum merkezde, Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Çifte Minareli Medrese'nin hemen yanında bulunuyor. Erzurum gezilecek yerler listesinin üst sıralarında olması gereken bir mekan. Türkiye'nin en yüksek şehri Erzurum'un, en gözde turistik mekanlarından biri şüphesiz Palandöken Kayak Merkezi'dir. Ejder Tepesi denilen zirve noktası 3176 metre, en alt kesimdeki kayak pistinin başlangıç noktası ise 2200 metredir. Erzurum Palandöken Kayak Merkezi yılın 6 ayı karla kaplı olması nedeniyle uzun süre kayak severlere hizmet verebiliyor. Toplam pist uzunluğu 28 km. Kesintisiz en uzun pisti ise 12 km'dir. Şehir merkezine çok yakın olması nedeniyle buraya gelen turistlere hem dağda hem şehirde çok fazla konaklama alternatifi sağlıyor. Sadece Erzurum gezi rehberi içerisine değil, Türkiye'de kışın gezilmesi gereken yerler listenize de almanız gereken bu kayak tesisi ile ilgili detaylı yazımızı da paylaşalım. Erzurum Kalesi yine şehir merkezinde, Çifte Minareli Medrese'nin tam karşısında yer almaktadır. Merkezin en yüksek noktası olması nedeniyle kalenin üzerinden tüm Erzurum'u panaromik olarak görebilme imkanı sunar. Kalenin ilk inşa tarihi net olarak bilinmiyor ama M. S. 5. yüzyılın ilk yarısında Bizanslılar tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tarih boyunca Asurlular, Sasaniler, Persler, Araplar, Romalılar ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren ve 11. yüzyılda Türkler'in eline geçen Erzurum Kalesi, bir iç ve bir dış kaleden oluşuyor. Tam ortasından ise Saat Kulesi yer almakta. Saat kulesi aynı zamanda kale içerisinde bulunan \"Kale Mescidi\"nin minaresi olarak da kullanılmıştır. Kulenin tepesi manzara açısından Erzurum'un en güzel yerlerinden biridir. Tebriz Kapı, Gürcü Kapı, Uyucan Kapı ve Yeni Kapı olmak üzere dört kapısı olan Erzurum Kalesi'nin dış surlarının çoğu yıkılmış vaziyettedir. Erzurum Tabyaları, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Erzurum'u savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen, mimari açıdan diğer yapılardan farklı olan askeri yapılardır. Bu tabyalar uzun menzilli topların atışlarından korunabilmek için saldırının gelebileceği yöne doğru, yaklaşık olarak 10 metre yüksekliğinde toprak yığarak, yarıya kadarı toprak içine gömülü bir şekilde tamamen taştan yapılmışlardır. Uzaktan bakıldığında hemen hemen hiç fark edilemeyecek durumda olan tabyalar, mimari açıdan çok dayanıklı ve kullanışlı olarak imar edilmişlerdir. Tabyalarda; askeri kışlalar, nizamiye, eğitim yerleri, karargah binaları, cephanelik, topçu ve pusu odaları, bölük veya tabur binaları, yatakhaneler, hamam, çamaşırhane, mutfak, fırın, erzak deposu gibi yaşam için gerekli olan her türlü oda bulunur. Erzurum Tabyaları'nın en ihtişamlısı olan Aziziye ve Mecidiye Tabyaları, Osmanlı-Rus savaşında Rusların ilerlemesini durduran çok kritik bir göreve ev sahipliği yapmıştır. Bu iki tabya şehir merkezine 3 km. mesafede, Kars yolu üzerindedir. Rus harbi sırasında destansı direnişiyle ön plana çıkan ve halka önderlik eden yiğit Türk anası Nene Hatun'un mezarı da burada yer almaktadır. - Aziziye Tabyaları - Mecidiye Tabyası - Ağzıaçık Tabya - Sivişli Tabyası - Ahali Tabyası - Dolangez Tabyası - Gez Tabyası - Küçük Höyük Tabyası - Büyük Höyük Tabyası - İlave Tabya - Uzun Ahmet Tabyası - Büyük Kiremitlik Tabyası - Küçük Kiremitlik Tabyası - Çobandede Tabyası - Toparlak Tabya - Küçük Palandöken Tabyası - Büyük Palandöken Tabyası - Karagöbek Tabyası - Tafta Tabyası Elimizde Abdurrahman Gazi'nin kim olduğu ile ilgili çok net bilgiler bulunmasa da en genel kanı Abdurrahman Gazi'nin, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in sancaktarı ve şu an türbesinin olduğu bölgede yapılan bir sefer sonrasında şehit düşmüş olan bir asker olduğu yönündedir. Palandöken'in eteklerinde bulunan Abdurrahman Gazi Türbesi, Erzurumlular tarafından çok sevilir ve her önemli dini günde ziyaretçi akınına uğrar. Halk arasında yaygın bir rivayete göre, Erzurum'a gelip de Abdurrahman Gazi Hazretleri Türbesi'ni ziyaret etmeyen herkesin yolu bir gün mutlaka Erzurum'a tekrar düşermiş. Erzurum'un Uzundere ilçesinde bulunan Tortum Gölü, eskiden Tortum ilçesi sınırlarında olduğu için bu ismi almış. Ama daha sonrasında Uzundere ilçe olarak Tortum'dan ayrılınca Tortum Gölü öylece kalakalmış ortada tabi. Tortum Çayı üzerinde oluşmuş bu göl ve gölün sonunda bulunan Tortum Şelalesi, Doğu Anadolu'nun en güzel doğal ortamlarından biri. Heyelan sonucu oluşan Tortum Şelalesi 50 metre yüksekliği ile Türkiye'nin en büyük şelalelerinden biridir. En heybetli halini görmek için Nisan-Mayıs-Haziran aylarını tercih etmeniz iyi olur. Tortum Gölü'nde tekne gezisi yapabilir, şelalenin her iki yakasına kurulmuş merdivenlerle suyun tüm ihtişamını yakından hissedebilirsiniz. Erzurum Uzundere ilçesine bağlı Çamlıyamaç Köyü'nde olan Öşvank Kilisesi, Hristiyan Gürcülerin sık sık ziyaret ettiği bir yerdir. Eski Gürcü Krallığı'na ait bu manastır 970'li yıllarda inşa edilmiştir. Oşki Manastırı'nın yıkılan bölümleri olsa da genel manada görkemli yapısıyla günümüzde varlığını sürdürmektedir. Eski Gürcü kültüründe önemli bir eğitim merkezi olarak kullanılmış bu manastır Erzurum'un en önemli tarihi yapılarından biridir. Özellikle yabancı turistlerin Erzurum'da gezilecek tarihi yerler listesinde ilk sırada yer alıyor. Erzurum'un Tortum ilçesine bağlı Bağbaşı Köyü'ndeki Haho Kilisesi, Bagratlı Kralı III. David tarafından 976-1001 yılları arasında yaptırılmıştır. Meryem Ana Kilisesi olarak da bilinen yapı 19. yüzyılda camiye dönüştürülüp Taş Cami ismiyle de kullanılmış. 1981 yılında Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır. Biraz bakımsız durumda olsa da bin yıllık bu tarihi yapının büyük kısmı ayaktadır ve Erzurum'un ziyaret edilmesi gereken tarihi mekanlarından biridir. Erzurum'un Narman ilçesinde, Pasinler Yolu üzerinde bulunan Narman Peri Bacaları, milyonlarca yıllık jeolojik oluşumlar sonucu meydana gelmiş yapılardır. Erzurum şehir merkezine 90 km. gibi uzak bir mesafede olmasına rağmen Erzurum'un en çok ziyaret edilen turistik mekanlarından biridir. Narman Peri Bacaları'nın bulunduğu bölge renkleri ve doğal ortamıyla Amerika'nın Arizona eyaletindeki Büyük Kanyon'a oldukça benziyor. Burası Doğu Anadolu'nun ziyaret edilmesi gereken en iyi doğal güzelliklerinden. # Taşhan : 1561 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı ve sadrazamı olan Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış olan bu tarihi yapı, günümüzde İstanbul Kapalıçarşı tarzında dükkanların oluşturduğu bir hana dönüşmüştür. Özellikle Oltu Taşı kullanılarak yapılan, başta tespih olmak üzere çok sayıda hediyelik eşya bulabilirsiniz. Çarşı şehir merkezinde, Menderes Caddesi üzerinde bulunuyor. # Tarihi Erzurum Evleri: Anadolu'nun kendine has tarihi ev yapısını görüp, burada yapılan sıra gecelerine katılıp, çay, kahve ve nargile eşliğinde derin muhabbetlere girip, devlet yıkıp devlet kurabileceğiniz otantik bir ortam. Şehir merkezinde yer alıyor. # Çoruh Vadisi: Rafting ve trekking gibi doğa sporlarının bolca yapıldığı, Erzurum'un en güzel doğal alanlarından. Erzurum Artvin sınırının tam ortasında yer alıyor. # Çobandede Köprüsü: Erzurum'un Köprüköy ilçesinde, Aras Nehri üzerinde bulunan tarihi bir köprüdür. Çobandede Köprüsü 13. yy.'da İlhanlılar'ın veziri Emir Çoban Salduz tarafından yapılmıştır. Dönemin önemli yapılarından biri olan bu tarihi köprü, bugün koruma altına alınmış ve kullanılmamakta. # Elmalı Çam Mağarası: İspir ilçesi, Maden Köprübaşı Belediyesi'ne bağlı Elmalı Çam Mağarası, İspir'e 17 km. uzaklıkta çok büyük bir mağaradır. Giriş yüksekliği 2,5 metre, genişliği 2 metredir. Mağaranın tavan yüksekliği bazı yerlerde 10 m., bazı yerlerde 20 metreyi buluyor. # İspir Yedigöller: Ovit Dağı'nın güney yamacında, 11 farklı tektonik gölün oluşturduğu bir başka doğa harikası yer. Bu bölgeye normal araçlarla ulaşmanız mümkün değil. Yürüyüş rotaları üzerinden harika manzaralar eşliğinde kamp yürüyüşü yapabilir ya da arazi araçlarıyla gidebilirsiniz. # Pasinler ve Hasankale Kaplıcaları: Erzurum'un Pasinler ilçesinde, Hasankale Çayı'nın iki yakasında bulunan bu iki termal su kaynağı Erzurum'da ziyaretçi akınına uğrayan en önemli yerlerden. Şifa kaynağı olan bu sulara Türkiye'nin her yerinden, her yıl binlerce insan eklem, ortopedik rahatsızlık, romatizma, kireçlenme, deri ve solunum hastalıklarının tedavisi için geliyor. # Erzurum Ilıca Kaplıcaları: Erzurum'a 15 km. mesafedeki Aziziye ilçesinde bulunan Ilıca Termal Tesisleri yine her yıl binlerce insana şifa dağıtan, Erzurum'un en önemli turistik merkezlerinden. Romatizma, eklem ağrısı, göz, sinir ve deri hastalıklarından şikayetiniz varsa Erzurum'da ilk durağınız burası olmalı. # Tortum Yedigöller: Tortum Şelalesi'nden akan suların oluşturduğu büyüklü küçüklü göllerden oluşan Yedigöller, Erzurum'un tam anlamıyla saklı cenneti. Türkiye'de birkaç göl bir araya gelirse ismi otomatikman Yedigöller oluyor zaten biliyorsunuz. 🙂 Tortum Yedigöller, Erzurum şehir merkezine yaklaşık 100 km., Uzundere ilçe merkezine 20 km. mesafede, Artvin yolu üzerinde Ulubağ Köyü sınırları içindedir. Uzaklığı sebebiyle sessiz, sakin huzurlu bir ortam olarak kalmış bir yer. Henüz istilaya uğramamışken burayı keşfedip güzel vakit geçirmenizi öneririz. Gezi Hocası'nın Erzurum'da gezilip görülecek yerler özel tavsiyesi olsun."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzurum-nasil-bir-yer-kulturu-genel-bilgi/", "text": "Türkiye'nin soğuk hava istihkakının büyük bölümünü bünyesinde barındıran, Doğu Anadolu'nun en büyük şehirlerinden dadaşlar diyarı Erzurum... 2 bin metre yüksekliğe kurulmuş bir şehir.. Sıfırın altında -40 dereceleri rahat görebildiğiniz, daha doğrusu görmek değil iliklerinize kadar hissedebildiğiniz bu şehir, Türkiye'de mozaiğin en renkli parçalarından biri.. Hele bir dilleri var ki uzun süre kalırsanız alışkanlık yapar, eyle bir de bahmışsız ki Erzurumlu gibi gonişirsiz. Bu kadar soğuk bir memlekette insanlar ancak bu kadar sıcakkanlı olabilir. Hani Norveçli'si, Rus'u, Kanadalı'sı da soğuk yerlerde yaşıyor ama insanı bu kadar sıcakkanlı mümkün değil olamaz. Peki yoğun bir öğrenci nüfusu da barındıran Erzurum nasıl bir yer? Öğrencilik Erzurum'da nasıl? Memurlar için Erzurum'da yaşam koşulları nedir? Bu ve bunun gibi konulara yakından bakacağız ama Erzurum ile ilgili bilgiler vermeye önce şehrin genel özelliklerinden başlayalım. Erzurum, Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan en büyük şehrimizdir. Erzurum'un komşu illeri; kuzeyde Rize, Artvin ve Ardahan, güneyde Bingöl ve Muş, batıda Bayburt ve Erzincan, doğuda ise Ağrı ve Kars'tır. Doğu Anadolu'da merkezi bir konumda yer alan Erzurum'a karayolu, havayolu ve demiryolu ile ulaşım mümkün. Doğu Anadolu'nun ana yol hattı üzerinde bulunan Erzurum'a kendi aracınızla rahatça ulaşabileceğiniz gibi Türkiye'nin hemen her yerinden otobüs seferleri de bulabilirsiniz. Erzurum'un kendi otobüs firmaları da Türkiye'nin birçok şehrine sefer düzenlemektedir. - İstanbul Erzurum arası yaklaşık 1300 kilometre ve 15 saat. - Ankara Erzurum arası yaklaşık 900 kilometre ve 10 saat. - İzmir Erzurum arası yaklaşık 1500 kilometre ve 17 saat. - Antalya Erzurum arası yaklaşık 1250 kilometre ve 15 saat. - Van Erzurum arası yaklaşık 400 kilometre ve 5 saat. - Sinop Erzurum arası yaklaşık 780 kilometre ve 9 saat 30 dakika. İlde bulunan Erzurum Havalimanı şehir merkezine yaklaşık 13 km. uzaklıkta. Erzurum Havalimanı ve merkez arasında servislerle ulaşım sağlayabilirsiniz. Havaalanı içerisinde araç kiralama ve taksi hizmetleri de mevcut. İstanbul'daki Sabiha Gökçen ve İstanbul Havalimanları ile Ankara, Bursa ve İzmir gibi büyük şehirlerden Erzurum'a yapılan direkt uçuşlar bulabilirsiniz. Erzurum, Doğu Ekspresi demiryolu güzergahında bulunan şehirlerden biridir. Her gün Ankara Kars arasından hizmet veren Doğu Ekspresi Treni ile Erzurum'a gidebilirsiniz. Erzurum Tren Garı şehir merkezinde bulunuyor ve ulaşım sıkıntısı yok. İstasyon çıkışı şehir içi ulaşımı sağlayan minibüslerden herhangi birini kullanabilirsiniz. Doğu Ekspresi biletlerinin güncel fiyatlarını ve sefer saatlerini TCDD'nin resmi sitesinden öğrenebilirsiniz. Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden biri olan dadaşlar diyarında yapılan kazılar sonucu Yontma Taş Devri'ne kadar uzanan kalıntılar bulunmuştur. Karaz, Pulur ve Güzelova'da yapılan kazılarda Erzurum tarihinin Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı'na kadar uzandığı görülmüş. - Urartular - Kimmerler - İskitler - Hititler - Medler - Persler - Romalılar - Bizanslılar - Sasaniler - Emeviler - Selçuklular - Moğollar - İlhanlılar - Safeviler - ve Osmanlılara ev sahipliği yapmıştır. Daha sonrasında ise Türkiye Cumhuriyeti'nin milli mücadele ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı kongre 23 Temmuz 1919'da Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Erzurum'da toplamıştır. Geçmişi M. Ö. 4900'lere kadar uzanan bu kadim şehrin her metrekaresi tarih kokar. Nüfus: Erzurum'un 2020 yılı nüfusu yaklaşık 770 bin kişidir. - Aşkale, Aziziye - Çat - Hınıs, Horasan - İspir - Karayazı, Karaçoban, Köprüköy - Narman - Olur, Oltu - Pazaryolu, Pasinler, Palandöken - Şenkaya - Tekman, Tortum - Uzundere - Yakutiye Erzurum'un ekonomik yapısı uzun yıllardır tarım ve hayvancılık üzerine kurulu olsa da, şu an bu şehrin en büyük ticari hareketliğini sağlayan yapı Erzurum Atatürk Üniversitesi'dir. 1957 yılında kurulan ve Türkiye'nin en büyük ikinci kampüsüne sahip Atatürk Üniversitesi, 150 bini aşan öğrenci sayısı ile (2020) orta ölçekli bir Anadolu şehri büyüklüğündedir. Böyle olunca da Erzurum'un günlük ticari hayatının en büyük hareketliliğini üniversite gençliği sağlamaktadır. İpek Yolu üzerinde olması nedeniyle eskiden de ticari bir merkez konumunda olan Erzurum, bugün de Doğu'nun ekonomik olarak en gelişmiş illerinden biridir. Tarım, hayvancılık, sanayi, hizmet ve inşaat gibi Anadolu'yu geçindiren klasik sektörlerden farklı olarak Erzurum'un kendine has 2 farklı ticari alanı vardır. Bunlardan ilki Palandöken Kayak Tesisleri. Palandöken, Türkiye'nin en popüler ve en turistik kayak tesislerinden biridir ve sadece Türkiye değil dünyanın birçok farklı noktasından gelen turistleri yaz-kış sürekli ağırlamaktadır. 2011 Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları'na da ev sahipliği yapan bu tesis Erzurum'un ekonomisine çok büyük katkılar yapmıştır. Diğer bir özel ticaret alanı ise Oltu ilçesinde çıkartılan ve yarı kıymetli maden sayılan oltu taşı ve bu taştan üretilen, başta tespih olmak üzere birçok süs eşyasıdır. Oltu taşı Erzurum esnafının en önemli geçim kaynaklarındandır. Binlerce yıllık tarihi ile tam bir kültür beşiği olan Erzurum'un şu anki genel kültür yapısı ağırlıklı olarak Osmanlı'ya dayanmaktadır. Gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlı olan Erzurum halkı hem dini hem de milli duyguları yoğun yaşar ve sahip çıkarlar. Altıncı bardak; ele yanirem böyün hele doldur.. Erzurum erkekleri tespihlerinden vazgeçmezler. Tespih dediğimiz öyle cami tespihi değil tabi. Erkekliğin şanından olan tespihlerden hani. Altın ve gümüş işlemeli oltu taşı tesbihler Erzurum ile özdeşleşmiştir. Erzurum'a gelip de hediyelik almazsanız çok ayıp edersiniz. Erzurum'un köy kadınları ise üçetek ve bindallı denilen yöresel kıyafetleri giyerler. Bir de ehramları vardır tabi. İnce eğrilmiş koyun yününden yapılan ve çok zahmetli aşamalardan geçerek dokunan yöresel bir kıyafettir. Erzurum, yöresel halk oyunları bakımından da çok zengindir. \"Bar\" denilen Erzurum'a özgü halk oyunları, kadın ve erkek barı olarak ikiye ayrılır. Erzurum yöresi halk oyunları olarak oynanan farklı ritmlerde onlarca çeşit bar havası vardır. Bu oyunlar Erzurum'un yöresel kıyafetleri ile oynanır. Bir de Erzurum düğün adetleri vardır ki fena. Buradan kız alacaksanız işiniz zor.. Şeker başıydı, saçıydı, nişanı, bohçası, düğün hamamı, kına gecesi, yetmedi kısır gecesi, gelin getirme, damat dövme... 🙂 Şaka bir yana, Anadolu'nun renkli düğün adetleri Erzurum'da yaşatılmaya devam etmekte, davullu, zurnalı, halaylı dillere destan düğünler yapılmaktadır. Asırlardır Anadolu'da oynanmakta olan ata sporumuz cirit de Erzurum'un vazgeçilmez sporlarındandır. Özellikle köylerde yaşayan vatandaşların büyük ilgi gösterdiği Cirit Müsabakaları nedeniyle Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü tarafından Türkiye'nin ilk cirit stadyumu da 1986 yılında Erzurum'a yaptırıldı. Erzurum mutfağı kendine has tarzıyla memleketimizde fark yaratan mutfaklardan biri. Erzurum mutfağının yöresel yemekleri bu şehri sevmeniz için tek başına yeterli. Erzurum'un en meşhur lezzeti olan cağ kebabı, koyun ya da kuzu etinden yapılan bir kebap çeşididir. Görüntü olarak bildiğimiz dönerin yan yatmış haline benzer. Önceden dövülüp terbiye edilen et yatık şekilde odun ateşinde pişirilir. Şişlere takılarak servis edildiği için cağ kebabı ismini almıştır. Erzurum mutfağının en gözde tatlısı. Önce tel kadayıfın içine dövülmüş ceviz içi konularak dolma gibi sarılır. Sonra yumurtaya batırılıp yağda kızartılır, şerbetlenir ve kadayıf dolmanız hazır. Hele bir de Muammer Usta'dan yerseniz of ki ne of. Kışın o soğuklarda yanarsınız aman diyelim. Yağı alınmış çiğ sütten üretilen, Erzurum'a özgü tel şeklindeki peynir türüdür. Sütün bir süre bekletilmesi ile süt belli bir ekşiliğe ulaşır ve civil peynir esas tadını bu ekşilikten alır. Civil peyniri yumuşak bir kıvamdadır ve el ile kolayca tel tel ayrılabilir. Herhangi bir katkı maddesi bulunmaz, tamamen organiktir. Yağsız olduğundan rengi beyazdır. - Ayran Aşı - Kesme Aşı - Herle Aşı - Şalgam Dolması - Lalanga - Lor Dolması - Aşotu Çorbası - Hasuta - Erzurum Ketesi - Çiriş Yemeği - Dut Çullaması ve Pestil Çullaması - Çaşır - Hingel - Gliko Erzurum, Türkiye'de kar yağışının, beyazın, soğuğun en yakıştığı şehir. Öyle bir kar yağar ki bu şehre, şair olmakla donup ölmek arasında kalırsınız. O yüzden Erzurum'u gerçek haliyle görmek istiyorsanız bizce Erzurum'a kışın gidilir. - Atatürk Üniversitesi - Erzurum Teknik Üniversitesi Erzurum Teknik Üniversitesi 2010 yılında kurulmuş ve henüz yeni sayılabilecek bir üniversite. 1957'de kurulan Atatürk Üniversitesi ise Türkiye'deki en büyük üniversitelerden biri. 6.5 milyon m 'lik açık alana sahip olan kampüste, kapalı alan 1 milyon m . Atatürk Üniversitesi kampüsünde günlük 60 bin civarında öğrenci hareketliliği yaşanmakta (2020). Böyle olunca burası bir kampüsten ziyade ufak bir şehir görüntüsü veriyor. Kampüs içerisinde alışveriş merkezleri, sinemalar, kafeler, bankalar, stadyumlar, açık ve kapalı spor salonları, bisiklet ve yürüyüş yolları, hastaneler, camiler, yurtlar var. Dikkat ederseniz çoğul yazıyoruz. Öyle birer tane ufak tefek yerler değiller çünkü. Bir öğrenci okul saatleri dışında Erzurum şehir merkezine gitmeden burada bile rahatlıkla yaşayabilir anlayacağınız. Eğitim-öğretim kalitesi kişinin beklentisine göre değişir, o konu hakkında yorum yapmak bize düşmez ama öğrencilere sağladığı sosyal imkanlar bakımından Erzurum üniversitelerine laf eden taş olur. Bu konu Erzurum'a nereden geldiğinize göre biraz değişiklik gösterecektir. Hayatları boyunca Türkiye'nin batı şehirlerinde yaşamış gençler, genellikle Erzurum hakkında bilgi sahibi olmadıkları için buraya direkt bir ön yargıyla yaklaşıyorlar. Erzurum'a İstanbul, İzmir, Bursa gibi büyük şehirlerden gelen öğrencilerin yüzde 90'ından şu cümleyi duyarsınız; \"Birinci sınıf bir bitsin, yatay geçişle giderim zaten.\" Peki \"Gidiyorlar mı?\" derseniz; % 00,01 oranında evet! Korkacak bir şey yok, Erzurum gerçekten güzel bir şehir. Ayrılırken 10 kişiden belki 2'si şikayetçi olur ama 8'i burayı çok özleyecektir. Yaşamdaki hiçbir şeyden memnun olamayan, her şeyden şikayet eden sosyal medya canavarlarının olumsuz yorumlarına aldanmayın. Onları Harvard Üniversitesi'ne gönderseniz \"Kantinde çokomel yok ya\" diye orayı da beğenmezler. Erzurum'da yaz mevsimi çok kısa sürüyor ve bu aylarda öğrenciler zaten tatil nedeniyle kendi memleketlerinde oluyorlar. Böyle olunca da Erzurum'da geçirdikleri tüm zaman boyunca genelde çok soğuk hava şartlarında yaşamak durumunda kalıyorlar. Alışık olmayanlar için özellikle ilk sene bu durum öğrenciyi epey zorlayacaktır. Ama Erzurum'da konaklama yapacağınız yer neresi olursa olsun, yurt, ev, pansiyon fark etmez, ısınma konusunda sıkıntı yaşamayacaksınız. Çünkü Erzurum soğuğunun şakası olmaz. Tüm yapılar soğuğa son derece dayanıklı olmak zorunda. Fakat sosyal hayat içerisinde üşüyeceksiniz, bunun kaçarı yok. Buraya geldiğinizde, kampüste çimlere oturup ateş başında gitar çalarak 'Akdeniz Akşamları' söyleme hayali kuruyorsanız gözünüzü Eğitim ve Araştırma Hastanesi acilinde açarsınız haberiniz ola. Mayıs ayına kadar falan beklemeniz gerek onun için. Erzurum öğrenciler için Türkiye standartlarına göre ekonomik bir şehir sayılır. Yeme, içme, ulaşım ve sosyal aktiviteler konusunda diğer büyük şehirler gibi yüksek meblağlar harcamanız gerekmez. Üniversite imkanları oldukça geniş olduğundan öğrenci işi indirimlerden çok daha fazla faydalanabilirsiniz Erzurum'da. Erzurum muhafazakar bir şehirdir. Ama öğrenci sayısı o kadar fazladır ki her türlü eğlence imkanını bulabilirsiniz. Hani oraya gittiğimde eve tıkılır kalırım diye düşünmeyin. Erzurum'da öğrenciye yönelik kiralık evler ise her bütçeye uygun şekilde bulunabilir. Öğrenci şehri diye herkes sizi sömürecek diye beklemeyin. Türkiye'nin her ilinde olduğu gibi öğrenciyi seveni de çok sevmeyeni de. Şehir merkezi dahil her yerde öğrencinin cebini yakmayacak uygun fiyatlara hem ev hem yurt bulabilirsiniz. Erzurum çok hızlı büyüyen ve genişleyen bir şehir. Alternatifiniz çok olacağı için öğrenci olmanızdan faydalanmak isteyen art niyetli ev sahiplerine göz yummak zorunda değilsiniz. Belirli bir semte takılıp kalmanıza da gerek yok. Erzurum'da toplu ulaşım çok yaygın ve trafik sorunu da yok. Şehrin her yerinden okulunuza çok rahat ulaşım sağlayabilirsiniz. Erzurum'da öğrenci olmanın size getirebileceği en büyük olumsuzluk çok soğuk olması olabilir. Bir de belki beklentinize ve okuduğunuz bölüme göre eğitim kalitesi. Zaten Türkiye'de eğitim kalitesi denilince üzerine tez yazmak gerek, şehir ya da okulla alakalı bir durum değil kabul edersiniz ki. Eğer Atatürk Üniversitesi sahip olduğu kampüs ile Türkiye'nin batısındaki bir şehirde olsaydı hakkında duyduğunuz olumsuz yorumların yüzde 90'ını duyamazdınız. Aksine hakkında övgüler dizilirdi. Okumak için Erzurum'a gidecekseniz ön yargılarınızdan vazgeçin. 'Taş yerinde ağırdır' derler ya hani, memleketimizin her yöresi kendi renginde güzel. Okumak için Kars'a gidip İzmir'deki imkanları bekleyecek biriyseniz siz zaten çok yanlış gelmişsiniz demektir. Erzurum'a atanan memurların da sahip olacakları imkanlar, yukarıda öğrenciler için değindiğimiz durumlarla aşağı yukarı aynı. Tek fark, memurların hepsi şehir merkezine gelmiyor, ilçelere de dağılıyorlar. Erzurum iline bağlı 20 ilçe bulunuyor. Bu ilçelerden Palandöken, Aziziye ve Yakutiye büyükşehir merkez ilçeleridir. İspir, Pazaryolu, Tortum, Olur, Uzundere, Oltu ve Şenkaya ilçeleri Doğu Karadeniz bölgesi içinde yer alır. Erzurum Anadolu'daki birçok şehre göre daha büyük ve kalabalık bir şehir. İlçeleri de kısmen öyle. Uzundere, Olur ve Pazaryolu nüfus bakımından en küçük ilçeler. Bu ilçelerde sosyal imkan adına pek alternatifiniz yok. Nüfusu 10 binin altında çok küçük beldeler. Bunun dışındaki ilçe nüfusları ise 10 binin üzerindedir. Palandöken, Aziziye ve Yakutiye ilçeleri zaten şehir içinde olduğu için sıkıntı yaşamazsınız. Erzurum öğrenciler için ne kadar soğuksa memurlar için de öyle. 🙂 Buranın yerlisi değilseniz bu duruma alışmanız biraz zaman alacak. Ama şunu belirtelim; Erzurum'un Doğu Karadeniz kısmında kalan ilçeler şehir merkezi kadar keskin soğuk değildir. Biraz daha ılıman iklime sahiptir. Ekonomik olarak Erzurum, Türkiye standartlarının üzerinde bir pahalılığa sahip değil. Ev kirası olsun, alışveriş giderleri olsun, yol masrafları olsun alternatif çokluğu nedeniyle küçük şehirlere göre daha uygun. Erzurum çok pahalı diyen kişinin emin olun ya şehre bir antipatisi vardır ya da şehirle ilgili bilgisi yoktur. Hani bu cümleyi öğrenci ya da asker kursa bir nebze anlaşılır belki ama memurlar için Erzurum pahalı bir şehir değil. Doğu'da görev alan memurlar için Erzurum, çok zorlu şartlara sahip illeri düşününce en iyi alternatiflerden biridir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzurum-palandoken-kayak-merkezi-ve-otelleri/", "text": "Palandöken Kayak Tesisleri, Türkiye'nin en gözde kış turizm merkezlerinden biri. Kar kalitesi, pistleri, bulunduğu konum ve sahip olduğu imkanlar nedeniyle Erzurum Palandöken Kayak Merkezi, kış aylarında kayak tutkunları için vazgeçilmez bir yer. Sadece Türkiye değil, dünyada önemli bir yere sahip. 2011 Dünya Üniversiteler Kış Oyunları'na ev sahipliği yaparak bunu iyice tescillemiş oldu. Bu kış tatil planınızı Erzurum'da yapmayı düşünüyorsanız, Palandöken kayak merkezi hakkında bilmeniz gereken tüm detayları sizin için derledik. - Palandöken Kayak Merkezi Nerede? Nasıl Gidilir? - Palandöken'de Kayak Sezonu Ne Zaman? - Erzurum Palandöken Kayak Merkezi Özellikleri - Erzurum Palandöken Otelleri Telefonları & Hangi Otelde Kalınır? - Sway Hotels Palandöken - Polat Erzurum Resort Hotel - Dedeman Palandöken Otel - Palan Otel - Snowdora Ski Resort Hotels - Türkiye Kayak Federasyonu Sport Otel - Erzurum Konaklı Kayak Merkezi Palandöken, Erzurum şehir merkezine 5 km. gibi yakın bir mesafede bulunuyor. Hem şehir merkezine, hem havalimanına, hem otogara bu kadar yakın olan bir başka kayak tesisi bulmanız, değil Türkiye'de dünyada bile pek mümkün değil. Erzurum'a uçakla gelirseniz, Erzurum Havalimanı'ndan Palandöken'e ulaşmanız araçla 20 dakikayı geçmez. Havalimanından araç kiralayabilirsiniz. Taksiye binebilirsiniz. Ya da şehir merkezine gelen servis araçlarına binip önce merkeze gelir, ardından Palandöken'e çıkan minibüslere binebilirsiniz. Aynı imkanlar hem Erzurum B. B. Şehirlerarası Otobüs Terminali, hem de Erzurum Tren Garı için geçerli. Doğu Ekspresi ile Erzurum'a ulaşabilirsiniz. Tren garı şehrin içerisinde bulunuyor, tekrar bir servise binmenize gerek yok. - Şehir Merkezi Palandöken Kayak Merkezi arası 5 km. - Havalimanı Palandöken Kayak Merkezi arası 15 km. - Otogar Palandöken Kayak Merkezi arası 10 km. - İstanbul Erzurum arası 1200 km. ve 14 saat - Ankara Erzurum arası 870 km. ve 10 saat - İzmir Erzurum arası 1500 km. ve 16 saat - Kayseri Erzurum arası 630 km. ve 7,5 saat Palandöken Dağı yılda 6 ay gibi uzun bir süre karla kaplı olması nedeniyle bu konuda kayakçıları sevindiren bir yer. Ekim sonu gibi başlayan kayak sezonu yüksek kesimlerde Nisan Mayıs'a kadar sürebiliyor. Erzurum'da geceleri hava sıcaklığı -40 'leri gördüğü için kar kalitesi bozulmadan uzun süre aynı kalıyor. Biz Nisan Mayıs diyoruz ama dünyadaki iklim değişiklikleri hepimizin bildiği gibi son yıllarda Türkiye'yi de çok etkiliyor. Erzurum'a Haziran'da bile kar yağdığına şahit olsak da bazı yıllar Şubat'tan sonra havalar ısınmaya başlıyor. Her yıl için aynı değerlendirmeyi yapmak imkansız. En iyi sezon için Aralık-Mart arasını seçmek daha uygun olur gibi. # Pistin başlangıç yüksekliği 2200 metre. Zirve noktası olan Ejder Tepesi ise 3180 metre. # Palandöken'de 20'nin üzerinde pist var ama bunların tamamının açık olduğu bir sezon biz hiç görmedik. Kısmen bir kısmı çalışsa da bir kısmı genelde kapalı oluyor. Bu pistlerden 2 tanesi olimpik ve zor kategoride. Geri kalanlar kolay ve orta kategoride bulunuyor. Pistlerin birçoğu snowboard için uygun. Kayak merkezinin en alt başlangıç kısmı amatör kayakçılar ve çocuklar için ideal. - Saatte 4500 kişi kapasiteli 5 adet telesiyej, - Saatte 300 kişi kapasiteli 1 adet teleski, - 1800 kişi kapasiteli 2 adet baby lift, - Saatte 1500 kişi kapasiteli 1 adet gondol lifti bulunuyor. # Palandöken'in toplam pist uzunluğu 28 km. Kesintisiz kayak yapılan en uzun pisti ise 12 km. # Erzurum Palandöken Kayak Merkezi toplamda 12 bin kişiye hizmet verecek kapasiteye sahip. Ama bu rakam sizi korkutmasın. Uludağ gibi İstanbul'un dibinde olmadığı için kafasına esen herkes gelemiyor. Bu yüzden öyle çok yoğun ve bunaltıcı bir kalabalık hiçbir zaman yok. # Olası çığ vakalarını önlemek için \"Gaz-Ex\" suni çığ düşürme sistemi var. # Palandöken, Amerika'nın saygın gazetelerinden olan New York Times tarafından dünyadaki en önemli 41 kayak merkezi arasında 18. sırada gösterildi. Türkiye'den bu listeye giren tek yer oldu. İsterseniz Erzurum şehir merkezinde birçok otel bulabilir ve kayak merkezine günlük gidiş-geliş yapabilirsiniz. Ya da Palandöken kayak tesisleri içinde kalırsınız. Biz size Palandöken Kayak Merkezi içindeki konaklama yerlerini sıralayacağız. Erzurum Palandöken otel fiyatları her sezon değişiklik gösterdiği için tesislerin kendi web adresini yanına ekliyoruz. İstediğiniz zaman oradan güncel bilgi alabilirsiniz. Palandöken Kayak Merkezi'ndeki en beğenilen otellerin başında geliyor. 5 yıldızlı yeni bir otel. Lüks ve kaliteli hizmet anlayışı var. 2 km'lik pist alanı bulunuyor ve kısmen ışıklandırmalı. Yine 5 yıldızlı ve lüks bir otel. 7,5 km'lik pist alanı var. 400 metresi ışıklandırmalı. Bölgedeki en eski otellerden biri olduğu için oturmuş bir hizmet anlayışı var. Dağın en alt bölümünde, kayak tesislerinin girişinde bulunuyor. Dedeman otel zinciri çok eski ve belli bir kalite standardını yakalamış durumda zaten. Çok anlatmaya gerek yok. Ayrıca Dedeman'ın dağda Palandöken Ski Lodge adında ikinci bir oteli daha var. Konumu ve manzarası itibariyle güzel bir alternatif olabilecek otellerden. 4 yıldızlı. Diğerlerine göre biraz daha ekonomik fırsat arayanlar için uygun olabilir. 2018 yılında faaliyete geçen, bölgenin en yeni oteli. Erzurum Palandöken kayak merkezi hakkında vermiş olduğumuz bilgiler umarız faydalı olmuştur. Erzurum Palandöken Dağı üzerinde ayrıca 25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunları ile birlikte hizmet vermeye başlayan Konaklı Kayak Merkezi'de bulunuyor. 2200 m. ile 3140 m. rakım arasında kurulu. Eğim oranları çeşitliliği ile her düzeyde kayakçıya hizmet verebilen bir yer. Konaklı Kayak Merkezi'nde 16 pist bölgesi bulunuyor. Konaklı Kayak Merkezi, Erzurum Çat karayolu üzerinde ve şehir merkezine yaklaşık 20 km. mesafede. Kayak merkezine ulaşım tatil günlerinde Erzurum Büyükşehir Belediyesi otobüsleri ile diğer günler yalnızca özel araç ve taksilerle sağlanabiliyor. Bu tesislerde otel bulunmadığını da hatırlatalım."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/erzurum-resimleri/", "text": "Şehirlerin de tıpkı insanlar gibi kaderi vardır. Ve bu kader tarihi akış içinde ait oldukları medeniyetlerin kaderi ile özdeştir. 23 Temmuz 1919'da Mustafa Kemal önderliğinde Erzurum'da toplanan bir heyet bu toprakların kaderini, Erzurum'da o insanların kaderini yavaş yavaş çiziyordu işte.. \"Biz Erzurum'a gittiğimiz zaman ne istikametimiz, ne de milli bir kanaatimiz yoktu. Erzurum bize istikamet gösterdi, vatanperverlik telkin etti.\" demiştir. Erzurum arşivini karıştırırken bulduğumuz Erzurum fotoğrafları ve Erzurum resimleri bu şehrin ne kadar büyük mücadelelerden geçtiğini ve ne kadar önemli olduğunu çok daha net anlatıyordu. Bugün Erzurum'un gezilip görülmesi gereken yerlerini dolaşmak kolay. Bir tıkla neyin nerede olduğunu öğrendiğimiz teknolojimiz var. Her tarafa uzanan asfalt yollarımız var. Ama o gezdiğimiz yerlerin hangi günlerden geçtiğini, bize nasıl emanet edildiğini pek bilmiyoruz. - Erzurum eski resimlerini, - Tarihi Erzurum fotoğraflarını, - Erzurum doğal güzelliklerini, manzara resimlerini, - Milli mücadele yıllarındaki Erzurum fotoğraflarını, - Günümüz Erzurum resimlerini ve fotoğraflarını, - Erzurum gece manzaralarını ve kış resimlerini sizin için derledik. Bununla beraber bazı fotoğraflara dip not olarak Erzurum hakkında kısa bilgiler ekledik. # Erzurum Kongresi hakkında kısa bilgi: Kongre ilk kez 23 Temmuz 1919 yılında Erzurum'da toplandı. İki hafta sürdü. Kurtuluş mücadelesine yön verecek çok önemli kararlar alındı. Erzurum Kongresi'ne işgal altında olan beş doğu ili; Trabzon, Erzurum, Sivas, Bitlis ve Van'dan gelen 62 delege katıldı. Kongreyi geçici başkan olarak Erzurum delegelerinden Hoca Raif Efendi açmış; yoklamanın ardından yapılan oylamada Mustafa Kemal kongre başkanlığına getirilmiştir. # Çifte Minareli Medrese hakkında kısa bilgi: Erzurum'un sembolü haline gelmiş en önemli yapılardan biri. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat'ın kızı Hüdavent Hatun tarafından 1253 yılında yaptırılmış olduğu rivayet edilen Çifte Minareli Medrese sadece Erzurum değil, Anadolu'nun en büyük sanat şaheserlerindendir. Hüdavent Hatun'dan dolayı \"Hatuniye Medresesi\" olarak da bilinir. Çifte Minare ismini, 26 metre yüksekliğinde mozaik çinilerle kaplı, renkli 2 minaresinden dolayı almıştır. 2 katlı, 4 eyvanlı olup, 37 oda ve bir camiye sahiptir. # Erzurum Kalesi hakkında kısa bilgi: Erzurum Kalesi'nin ilk yapılış tarihi net olarak bilinmiyor ama M. S. 5. yüzyılın ilk yarısında Bizanslılar tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. Tarih boyunca Asurlular, Sasaniler, Persler, Araplar, Romalılar ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren ve 11. yüzyılda Türkler'in eline geçen Erzurum Kalesi, bir iç ve bir dış kaleden oluşuyor. Tam ortasından ise Saat Kulesi var. Saat Kulesi aynı zamanda kale içerisinde bulunan \"Kale Mescidi\"nin minaresi olarak da kullanılmıştır. Tebriz Kapı, Gürcü Kapı, Uyucan Kapı ve Yeni Kapı olmak üzere dört kapısı vardır. # Üç Kümbetler hakkında kısa bilgi: Anadolu Selçuklu anıt mezar yapılarının en güzel örneklerinden. 12.-14. yy. arasında yapıldığı düşünülen kümbetlerin en büyüğünün Emir Saltuk'a ait olduğu tahmin ediliyor ama diğer kümbetlerin kimlere ait olduğu hakkında ise elimizde bir bilgi yok. Erzurum'un en güzel tarihi yapıları arasındadır. # Erzurum Ulu Cami hakkında kısa bilgi: Esas ismi Atabey Cami olan Erzurum Ulu Cami, 1179 yılında Saltukoğulları'ndan Melik Nasirüddin Muhammed Bey zamanında yapılmıştır. İhtişamından dolayı halk arasında Ulu Cami olarak isimlendirilmiştir. # Erzurum Lala Mustafa Paşa Cami hakkında kısa bilgi: Bu tarihi cami, \"Kıbrıs Fatihi\" olarak da anılan, \"Lala\" ünvanlı Mustafa Paşa tarafından, 1562 yılında Erzurum'da Beylerbeyi olarak görev yaptığı dönemde yaptırılmış bir Osmanlı eseridir. Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Bugün Erzurum'da öğrencilerin Mecburiyet Caddesi olarak adlandırdığı şehir merkezinin bir asır önceki durumu. Erzurum'un en güzel tarihi fotoğraflarından birisi. Erzurum mahallelerinin bir asır önceki durumu. 4 Ağustos 1877'de, Harper's Weekly isimli bir Amerikan dergisinde yayımlanan tarihi bir Erzurum resmi. # Yakutiye Medresesi hakkında kısa bilgi: Medrese 1310 yılında, İlhanlı hükümdarı Sultan Olcayto zamanında, Emir Hoca Cemalettin Yakut tarafından yaptırılmış. Kapalı avlulu, eyvanlı ve revaklı medrese tipinin Anadolu'daki en büyük örneğidir. Günümüzde Türk-İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak hizmet veriyor. # Erzurum Tabyaları hakkında kısa bilgi: 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Erzurum'u savunmak için yarıya yakını toprak içine gömülü bir şekilde tamamen taştan yapılmış, silahlarla güçlendirilen, mimari açıdan diğer yapılardan farklı olan askeri sığınaklardır. Erzurum fotoğraf/resim arşivinden Erzurum'un bazı tarihi yapıları ve doğal güzellikleri. BONUS: \"Erzurum'a gerçekten çok kar yağıyor mu, çok soğuk mu?\" diye merak edenleriniz varsa bir kaç tane de Erzurum kış manzarası fotoğrafı paylaşmış olalım."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/eskisehir-nasil-bir-yer-eskisehir-hakkinda-bilgi/", "text": "Eskişehir, 2000'li yılların başından bu yana inanılmaz değişen ve gelişen bir şehrimiz. Üstelik çevresinde Ankara ve Bursa gibi metropoller olmasına rağmen bu gelişim hiç yavaşlamadan sürüyor. Günümüzde Eskişehir artık Avrupa'nın bile pek çok belediyesine örnek teşkil eden, sanayisi gelişmiş, yaşam kalitesi yüksek, eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetlerinde son derece iyi, altyapı ve üstyapı çalışmalarında başarılı bir model şehir haline geldi. Hatta bu güzide kentimiz, Dünya Kaynaklar Enstitüsü'nün şehircilik ödülü yarışmasında (2018) Barselona, New York, Londra, Dubai gibi metropolleri geride bırakarak 115 şehir arasından finale çıkmıştı. Bunun yanında Eskişehir; kültür-sanat faaliyetlerine verilen önem, üniversitelerin sağladığı olanakların fazlalığı ve şehir yapılaşmasının düzgün olması nedeniyle öğrencilerin de gözbebeği olan illerimizden biri. Özellikle Anadolu Üniversitesi, Türkiye'deki birçok gencin üniversite okumak için tercih ettiği okulların başında geliyor. Hal böyle olunca biz de bu kenti daha yakından tanımak isteyenler için detaylı bir Eskişehir gezi rehberi yazısı hazırlamak istedik. Yazımızda Eskişehir'in tarihi, ekonomisi, coğrafi yapısı ve mutfak kültürü hakkında bilgiler aktaracağız. Ayrıca \"Eskişehir yaşamak için nasıl bir yer? Eskişehir'de öğrenci ve memurları neler bekliyor?\" gibi merak edilen birkaç soruyu da cevaplamaya çalışacağız. Eskişehir, İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatı kesiminde bulunuyor. Eskişehir'in komşuları; doğuda Ankara, batıda Kütahya, güneyde Afyonkarahisar, güneydoğuda Konya, kuzeyde Bolu, kuzeybatıda ise Bilecik'tir. İstanbul ile Ankara arasındaki anayol güzergahında bulunan Eskişehir oldukça gelişmiş karayolu bağlantılarına sahiptir. Türkiye'nin her bölgesinden Eskişehir'e rahatça ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca pek çok ilden Eskişehir'e direkt giden otobüs seferleri de mevcut. Eskişehir Otogarı kent merkezindeki Şeker Mahallesi'nde yer alıyor. Tramvay ve belediye otobüsleri terminalden geçtiği için Eskişehir Otogarı'ndan şehrin birçok noktasına hızlıca ulaşmak mümkün. - İstanbul Eskişehir arası yaklaşık 320 kilometre ve 4 saat. - Ankara Eskişehir arası yaklaşık 230 kilometre ve 3 saat. - İzmir Eskişehir arası yaklaşık 420 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Antalya Eskişehir arası yaklaşık 730 kilometre ve 9 saat. - Bursa Eskişehir arası yaklaşık 150 kilometre ve 2 saat. - Diyarbakır Eskişehir arası yaklaşık 1100 kilometre ve 13 saat 30 dakika. - Konya Eskişehir arası yaklaşık 330 kilometre ve 4 saat 20 dakika. Eskişehir'e uçakla ulaşmak isteyenler için Eskişehir Teknik Üniv. 2 Eylül Kampüsü'nün içinde Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi'ne ait olan Hasan Polatkan Havalimanı bulunuyor. Fakat günümüzde bu havalimanı artık sadece hac, umre ve Brüksel uçuşları için hizmet veriyor (2020). Bunun dışında çok nadiren farklı seferler düzenleniyor. Brüksel'den Eskişehir'e dönen uçaklar bazen İstanbul aktarmalı döndüğü için İstanbul Eskişehir arası uçuş bulma ihtimaliniz var. Fakat dediğimiz gibi bu seferler çok az. Eskişehir'e uçakla gitmek çok tercih edilen bir yol değil. Ama yine de aşağıya linkini bıraktığımız havalimanı resmi sitesinden güncel bilgileri takip edip şansınızı deneyebilirsiniz. Hasan Polatkan Havaalanı şehir merkezine yaklaşık 6 km. uzaklıkta yer alıyor. İki Eylül Kampüsü'ne giden belediye otobüslerini ve dolmuşlarını kullanarak buraya ulaşım sağlayabilirsiniz. Eskişehir'e gitmenin en kolay ve konforlu yollarından biri hiç şüphesiz tren yolculuğu yapmaktır. Eskişehir, İstanbul Ankara Konya arasında hizmet veren YHT güzergahında bulunuyor. Bu 3 şehirden de hızlı treni kullanarak çok kısa sürede Eskişehir'e ulaşabilirsiniz. Tabi sadece hızlı tren değil, Eskişehir'den geçen başka tren seferleri de bulunuyor. - Ankara Eskişehir YHT - İstanbul Ankara YHT - İstanbul Konya YHT - Ankara Ekspresi - İzmir Mavi Treni - Pamukkale Ekspresi - Boğaziçi Ekspresi - Eskişehir Afyon Bölgesel Treni - Eskişehir Kütahya Bölgesel Treni - Eskişehir Tavşanlı Bölgesel Treni Eskişehir Yüksek Hızlı Tren Garı merkezdeki Hoşnudiye Mahallesi'nde yer alıyor. Eskişehir birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, kültürel anlamda zenginliği ile ünlenmiş önemli bir Anadolu şehridir. Bölgenin ilk yerleşimcilerinden olan Hititler, M. Ö. 14. yüzyılda Eskişehir merkezli büyük bir devlet kurmuştur. Fakat Eskişehir yöresinin kültürel yapısının değişmesine neden olan esas olay Friglerin bölgeye gelişidir. M. Ö. 12. yüzyılda Frigya Kralı 600 yıl süren hükümdarlığını ilan ederek bu bölgenin kaderini değiştirmiştir. O dönem Latince \"Dorylaion\" ismi verilen şehir, önemli yolların kavşak noktasında yer aldığı için ticari anlamda gelişmiştir. Ayrıca bu bölge kaplıcaları ile de üne kavuşmuştur. Bazı Arap kaynaklarında ismi Darauliya, Adruliya ve Drusilya gibi farklı şekillerde de geçen kentin kurucusu ise Eretrialı Doryleos olarak gösterilir. Şehrin bugünkü adını alması Türklerin Anadolu'ya gelişinden sonra olmuştur. Eskişehir isminin, bölgenin çok çabuk şehirleşmesinden geldiği ve şehrin kurulduğu mevkinin durumuyla ilgili olduğu düşünülmektedir. Friglerin ardından Lidyalıların, daha sonra M. Ö. 546 yılında da Perslerin hakimiyetine giren Eskişehir, M. Ö. 334 yılında Büyük İskender tarafından fethedilmiştir. Şehir, İskender'in ölümüne kadar (M. Ö. 323) geçen sürede Helenizm dönemi yaşamıştır. M. Ö. 190 yılında Romalıların eline geçen Eskişehir, Roma'nın M. S. 395 yılında ikiye bölünmesi ile Bizanslıların idaresinde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde tekrar önem kazanan kentte İmparator Justinianos'un yazlık sarayının olduğundan söz edilmektedir. Türk boylarının Anadolu'ya girişi Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanına başlar. Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan'ın 1071'de Malazgirt Savaşı'nı kazanmasının ardından Anadolu'da süratle ilerleyen Türk orduları 1074 yılında Eskişehir'i de almıştır. 1877-78 Osmanlı Rus Harbi'nden sonra muhacirler ile birlikte kalabalıklaşan ve gelişen şehir, 1890 yılında demiryolunun işletilmeye başlamasıyla daha da büyümüş ve ticari anlamda kuvvetli bir kent haline gelmiştir. Ayrıca askeri açıdan da önemli bir stratejik nokta olarak görülen şehir, 1919 yılının Ocak ayı sonlarında İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal 20 Mart 1920'de son bulmuştur. Yaklaşık bir yıl sonra da Yunan işgaline uğrayan Eskişehir, Türk Ordusu tarafından yapılan büyük taarruz ile 2 Eylül 1922'de düşman işgalinden tamamen kurtulmuştur. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte de bir il olarak topraklarımızdaki yerini almıştır. Nüfus: Eskişehir'in 2020 yılı nüfusu yaklaşık 900 bin kişidir. - Alpu - Beylikova - Çifteler - Günyüzü - Han - İnönü - Mahmudiye, Mihalgazi, Mihalıççık - Odunpazarı - Sarıcakaya, Seyitgazi, Sivrihisar - Tepebaşı Eskişehir; bulunduğu konum, ulaşım imkanlarının kolaylığı, zengin maden kaynakları, enerji olanakları ve tarıma uygun arazileri ile ekonomik anlamda Türkiye'nin en gelişmiş illerinden biridir. Ayrıca ilde hammadde kaynaklarının bolluğu ve gerekli altyapı yatırımlarının yapılmış olması bölgeyi sanayi sektöründe de kalkındırmıştır. Cumhuriyet öncesi dönemde Eskişehir ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalıydı. Sonraki yıllarda bölgede kurulan fabrikalar ildeki sanayi hareketliliğini ön plana çıkardı. Günümüzde il ekonomisindeki ana sektörlerin dağılımında hizmet ve sanayi sektörleri açık ara önde gözüküyor. Eskişehir'deki işletmelerin çoğunluğunu ise makine sanayi, gıda ürünleri, metal ürünler, madencilik ve taş ocakçılığı, metalik olmayan mineral ürünler üzerine çalışan firmalar oluşturuyor. Özel sektöre baktığımızda da çimento ve mamulleri sanayi, toprak sanayi, ağaç sanayi ve çelik eşya sanayi alanlarında faaliyetler ön plana çıkıyor. Ayrıca Eskişehir sahip olduğu Uçak Motor Fabrikası, Dizel Lokomotif Motoru Fabrikası, Organize Sanayi Bölgesi ve Küçük Sanayi Sitesi gibi yatırımlarla alanında Türkiye'nin öncü şehirlerinden biri haline gelmiştir. Eskişehir tarımsal faaliyetler ve hayvancılık için de uygun arazi yapısına sahiptir. İlde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, yulaf, şeker pancarı, çavdar, ayçiçeği, patates, ıspanak, patlıcan, domates, kayısı, badem, dut, karpuz, kavun, elma ve vişnedir. Hayvancılık sektöründe ise özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile damızlık koyun ve sığır yetiştiriciliği ön plana çıkar. Ayrıca Mahmudiye ilçesinde yarış atı da yetiştirilmektedir. Yer altı kaynakları bakımından zengin olan Eskişehir, madencilik alanında da söz sahibi şehirlerimizden biridir. Eskişehir genelinde başta lületaşı olmak üzere krom, bor, kil, mermer ve manyezit maden rezervleri işletilmektedir. Ve son olarak, bu kentte okuyan on binlerce öğrencinin de Eskişehir ekonomisine büyük katkı sağladığını unutmamak gerekir. Eskişehir topraklarını Sakarya ve Porsuk havzalarındaki düzlükler ile bunları çevreleyen dağlar şekillendirir. Bu dağlar kuzeyde Bozdağ Sündiken Sıradağları, batı ve güneyde ise Türkmen Dağı ile Emirdağ'dır. Türkmen Dağı'nın zirvesi ayrıca bölgenin en yüksek noktasıdır. Derin vadilere sahip Eskişehir'de ovalar ilin 1/4'ünü kaplar. Bölgedeki en önemli akarsular ise Sakarya Irmağı ve Porsuk Çayı'dır. Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinin kesişim noktasında yer alan Eskişehir, bu üç bölgenin de iklim tipi özelliklerine sahiptir. Ama il genel olarak karasal iklim hakimiyeti altındadır. Eskişehir'de gece ile gündüz sıcaklık farkları oldukça yüksektir. Kış mevsiminin kar yağışlı ve soğuk geçtiği ilde, bahar ve yaz ayları ise orta derecede yağışlı ve sıcaktır. Eskişehir'in bitki örtüsünü stepler ve ormanlık alanlar oluşturur. Sündiken Dağları'nın güney yamaçlarındaki alçak kesimlerde meşe ormanları, yüksek kesimlerde karaçamlar görülür. İlin güneyindeki platolarda ve Çifteler Ovası'nda ise ormandan ziyade step bitkileri yoğunluktadır. Porsuk Çayı ve Keskin Deresi etrafında da söğütler, kavaklar, karaağaçlar ve koruluklar bulunur. Eskişehir'in sahip olduğu kültürel zenginlikler şehrin mutfağına da yansımıştır. Eskişehir'in yöresel mutfağı hem Anadolu'nun eşsiz tatlarını barındırıyor hem de Kırım, Kafkas ve Balkan mutfaklarının geleneksel lezzetlerini sunuyor. Yöre mutfağının temelini buğday, bulgur ve hamur işleri oluşturuyor. Şehrin en meşhur yemekleri genellikle unla yapılır. Ayrıca Eskişehir yemeklerinde haşhaş kullanımı çok yaygındır. Haşhaşlı, cevizli ekmek, haşhaşlı gözleme ve haşhaşlı bükme sık tüketilir. Hamur işlerini sebze yemekleri takip eder. Başta bamya olmak üzere sebzeli ve sulu yemekler Eskişehir mutfağını çeşitlendirir. - Balaban Köfte - Çiğbörek Kavurma Börek - Yufkalı Büryan - Kıygaşa - Haşhaşlı Gözleme Haşhaşlı Dolama - Met Helvası - Göceli Tarhana - Halkalı Şeker - Abısta - Bamya Çorbası Bıt Bıt Çorbası - Acı Gıcı - Kelem Dolması - Göbete - Tavşan Güveci - Kuzu Sorpa - Ağzı Açık - Nohutlu Mantı - Boza - Mihallıçık Kirazı - Bonus: Kalabak Su Eskişehir'de okumaktan bahsedildiğinde doğal olarak herkesin aklına ilk önce Anadolu Üniversitesi geliyor. Fakat Eskişehir'de bu okulun dışında iki önemli üniversite daha var; Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi. Bu üç üniversite de şehir merkezine yakın mesafede bulunuyor ve ulaşım imkanları oldukça rahat. Aslında Eskişehir'in ne anlatılmaya ne de övülmeye pek ihtiyacı yok. Çünkü burası gerçekten her anlamda Türkiye'nin en sevilen ve en gelişmiş şehirlerinden biri. Her ne kadar öğrenci şehri olarak anılsa da, Eskişehir bundan çok daha fazlasını vadediyor diyebiliriz. 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilmiş bir yerden bahsediyoruz sonuçta. Peki Eskişehir nasıl bu kadar modern ve güzel bir şehir olarak kalabiliyor? Öğrenciler, memurlar ya da yöre halkı Eskişehir'i neden bu kadar çok seviyor?.. Tabi bu soruların tek bir cevabı yok. Birçok farklı etken bir araya gelerek Eskişehir'i özel kılıyor. Tüm bu etkenleri tek tek sıralayamayız belki ama Gezi Hocası olarak bizim gözümüze çarpan, Eskişehir'i Türkiye'nin diğer şehirlerinden ayıran bazı belirgin özellikleri kısaca anlatmak istiyoruz. ? Yeşil Kent: Eskişehir büyüyüp gelişirken yeşili korumuş ve betonlaşmanın ayarını kaçırmamış. Şehrin her tarafında park ve bahçeler var. Temiz hava almak, çimlere uzanıp biraz dinlenmek için şehirden uzaklaşmanıza gerek yok. Kent merkezinde bile devasa büyüklükte yeşil alanlar mevcut. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde ağaç görebiliyorsunuz. Ayrıca Porsuk Çayı şehre ufaktan bir Venedik havası katmış. Adalar denilen bu bölge şehrin kalbi konumunda. Eskişehir'de sosyal hayatın en hareketli olduğu kısımlar kanal çevresi. Porsuk Çayı içinde gondol sefası yapabilmek de işin cabası. ? Sorunsuz Ulaşım: Eskişehir sahip olduğu nüfus yoğunluğuna rağmen trafik sıkıntısının çok az yaşandığı bir yer. Şehirde bir yerden bir yere gitmek İstanbul ya da Ankara'daki gibi zulme dönüşmüyor. Özel aracınız varsa trafiksiz ve stressiz yolculuk yapabiliyorsunuz. Aracınız yoksa ESKART kullanarak çok uygun fiyata toplu taşımalardan yararlanabiliyorsunuz. Özellikle tramvay ağının geniş olması büyük avantaj. Ayrıca şehir dümdüz ve bisiklet kullanımı çok yaygın. Şehir merkezinde istediğiniz her yere bisikletle çok rahat gidebiliyorsunuz. ? Güvenli Sokaklar: Eskişehir, son yıllarda yapılan \"Dünyanın en güvenli şehirleri\" anketlerinde genellikle üst sıralarda yer alıyor. Hatta bu araştırmalarda ilk 10'a girebilen tek Türk şehri. Eskişehir sokaklarında günün her saati güvenli bir şekilde gezebiliyorsunuz. Zaten şehrin atmosferi de bu güveni size hissettiriyor. ? Sanatsever Şehir: Eskişehir'in hem yönetim kadrosu, hem de genç ve dinamik nüfusu sanata ve sanatçıya gerçekten çok değer veriyor. Şehirde en kaliteli tiyatro oyunlarını, dünya opera ve bale repertuvarının seçkin eserlerini yılın her dönemi izleyebiliyorsunuz. Üstelik bu oyunlar öyle boş salonlara da oynanmıyor. Sürekli ilgi görüyor. Şehrin sokaklarında bile canlı müzik sesleri, sahne performansları eksik olmuyor. Üniversite gençliği bu konuda Eskişehir'i çok canlandırmış. ? Tarih ve Doğa İç İçe: Eskişehir; Odunpazarı, Frig Yolu, Balıkdamı Kuş Cenneti, Şehr-i Derya Parkı, Sazova Parkı, Şehr-i Aşk Adası, Kanlıkavak Parkı gibi pek çok güzel mekana, onlarca müzeye, tarihi camilere, çarşılara, gölet ve şelalelere ev sahipliği yapıyor. Bölgede gezilip görülecek çok sayıda yer var ve bunların hepsi son derece iyi korunmuş, temiz tutulmuş yerler. Şehir çok büyük olmadığı için de bu mekanların hepsine kısa sürede ulaşabiliyorsunuz. Belki Eskişehir'in gelişimi ile ilgili daha pek çok şey söylenebilir ama dediğimiz gibi bunlar sadece akla ilk gelen unsurlar. Peki şehrin hiç mi olumsuz yönü yok? Eskişehir hakkında yorumlar hep övgüyle mi dolu?.. Tabii ki değil.. Her şehirde olduğu kadar Eskişehir'inde sıkıntılı yönleri bulunur mutlaka. Mesela, Eskişehir'in kış ayları çok soğuk geçer. Bir İç Anadolu şehrine göre epey üşütür sizi. Aralık Mart arası bembeyaz örtüye bürünür her yer. Eskişehir'in ilçeleri oldukça ufaktır. Şehir merkezindeki sosyal hayat hareketliliğinin yarısını bile bulamazsınız ilçelerde. Ama memur ve emekliler için yaşanılası, sakin yerlerdir. Yollar kaliteli olduğu için merkeze olan mesafeleri de kısadır. Aslında Eskişehir'in merkezi de büyük bir yer değil. İstanbul ve İzmir gibi yerlerden gelenler ilk aşamada şehri sıkıcı bulabilirler. Tabi bu durum biraz sizin beklentilerinizle de alakalı. Sonuçta \"Eskişehir'de deniz yok!\" bahanesiyle de burayı sevmeyebilirsiniz. Ama Anadolu'yu az çok gezip gören birisi Eskişehir'in hakkını kolay kolay yiyemez. Eskişehir'deki öğrenci hayatını anlatmaya bile gerek yok. Şehir zaten onların elinde. Sanat, spor, gezi, eğitim.. Türkiye'nin çoğu şehrinde bulamayacakları imkanlara Eskişehir'de fazlasıyla sahipler."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/eskisehir-sazova-parki-ve-masal-satosu/", "text": "Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ne ait olan Sazova Parkı, Eskişehir'in en önemli cazibe merkezlerinden bir tanesi. Resmi adı Eskişehir Bilim, Sanat ve Kültür Parkı olan bu tesis 2008 yılında açıldı. Yaklaşık 400 bin m alan üzerine kurulu olan parkta her yaştan ziyaretçiye uygun mekanlar bulunuyor. Sazova Parkı'nın ortasında çeşitli su sporlarının yapıldığı yapay bir gölet, bu göletin içinde de büyük bir Korsan Gemisi yer alıyor. Park içinde ayrıca restoran ve kafeler, amfitiyatro, açık hava konser alanı, hediyelik eşya dükkanları, oyun alanları, Japon Bahçesi, Hayvanat Bahçesi & Eti Sualtı Dünyası, Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi, Esminyatürk Türk Dünyası Şaheserleri, Bilim Deney Merkezi, Sabancı Uzay Evi, gezi treni ve Masal Şatosu bulunuyor. Özgün bir yapısı olan Bilim, Sanat ve Kültür Parkı oldukça büyük bir yer. Parkın tamamını gezmek için bir tam gününüzü bile ayırabilirsiniz. \"Sazova Parkı giriş ücreti ne kadar?\" diye merak edenler için belirtelim; Eskişehir Sazova Parkı'na giriş ücretsiz. Fakat park içindeki tesislerden bazılarına giriş için cüzi miktarlar ödeniyor. Masal Şatosu da dahil Sazova Parkı bilet fiyatları hakkındaki güncel bilgileri yazımızın içinde bulabileceksiniz. Eskişehir B. B. Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı, Kütahya Yolu üzerindeki Sazova Mahallesi'nde, Yeni Eskişehir Stadyumu'nun hemen yanında yer alıyor. Park, Eskişehir merkezine yaklaşık 5 km. mesafede. Masal Şatosu da bu parkın girişinde bulunuyor. Özel araçla gidecek olanlar Eskişehir merkezden yaklaşık 10 dakikalık yolculukla parka ulaşabilirler. Parkın iki ucunda da otopark bulunuyor. Ayrıca şehir merkezi ile Sazova Parkı arasında çalışan belediye otobüslerini de kullanarak bölgeye ulaşım sağlayabilirsiniz. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ne ait 11, 17 ve 31 numaralı otobüsler ile Eskişehir Atatürk Stadyumu'nun arka tarafından kalkan 16 ve 38 numaralı minibüsler direkt olarak Sazova Parkı'na gidiyor. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi otobüs saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Eskişehir Sazova Parkı'nın içinde keyifli vakit geçirebileceğiniz birbirinden harika tesisler bulunuyor. Ama bunların içinde en dikkat çekeni şüphesiz Masal Şatosu. O yüzden Sazova Parkı gezi rehberi yazımızın büyük bölümünü Eskişehir Masal Şatosu hakkında bilgilere ayırdık. Şato hakkında detaylı bilgileri verdikten sonra Sazova Parkı içinde gezebileceğiniz diğer yerlere de kısaca değineceğiz. Masal Şatosu, Eskişehir'in Disneyland'i olarak bilinen Sazova Parkı içerisinde yer alan görkemli bir eğlence merkezi. 2014 yılında açılan Masal Şatosu, hem çocuklara hem de çocukluk günlerine dönmek isteyen yetişkinlere hitap eden, hayal gücünü geliştiren, eğiten, öğreten ve eğlendiren bir tesis. Özellikle çocuklu ailelerin mutlaka ziyaret etmesi gereken, Eskişehir'in en güzel mekanlarından biri. Masal Şatosu'nun dış görünüşü ilk bakışta Disneyland'de bulunan emsalini andırıyor. Fakat dikkatli baktığınızda güzel detaylar fark ediyorsunuz. 8 kule ve 18 kulecik olmak üzere toplamda 26 kuleden oluşan şatonun ana kuleleri Türkiye'de bulunan tarihi yapılardan ilham alınarak tasarlanmış. - Galata Kulesi - Burgulu Kule - Sindirella Kulesi - Kız Kulesi - Topkapı Sarayı Adalet Kulesi - Ulu Kule - Çan Kulesi - Yivli Kule Masal Şatosu'nu gezmek için size iki alternatif yol sunuluyor. Bunlardan ilki bireysel gezi. Herhangi bir tura katılmadan yapılan bu gezide Masal Şatosu'nun giriş kısmını, Sihirli Elma Kafeteryası'nı, hediyelik eşya dükkanını ve seyir terasını ziyaret edebiliyorsunuz. Giriş katta masal kahramanlarının heykellerini ve bazı eşyalarını görebiliyorsunuz. İkinci seçenek ise rehberli turlara katılmak. Bu turları genellikle çocuklu aileler tercih ediyor. İki çeşit tur var. Turlardan biri her yaş grubundan insana açık. Diğer tura ise sadece çocuklar katılabiliyor. Her çocuğa bir veli eşlik ediyor ama veliler çocuklardan ayrı bir grup olarak hareket ediyor. Yaklaşık 25-30 dakika süren bu turlarda rehberler çocuklara çeşitli hikayeler anlatıyor. Çocuklar interaktif bir masala dahil ederek bazı olayları çözmeleri isteniyor. Bu sırada çocuklar hem birbirleri ile hem de masal kahramanlarıyla etkileşim içinde olarak sosyal yönden gelişim sağlıyorlar. Hayal dünyalarını geliştiriyorlar. Masal Şatosu'nda yapılan turlarda üç farklı konsept alanı bulunuyor. # Efsaneler Diyarı: Bu katta \"Bir Varmış Bir Yokmuş\" ve \"Masal Masal İçinde\" isimli turlar gerçekleştiriliyor. Katın dekorasyonu Selçuklu dönemine uygun şekilde hazırlanmış ve Türk kültürünü, efsanelerini tanıtma amaçlı dizayn edilmiş. Nasreddin Hoca, Keloğlan, Dede Korkut ve Kral Midas'ın hikayeleri buradaki masalların konusunu oluşturuyor. Her yaş grubunun dahil olduğu turlar burada yapılıyor. # Gizemli Yolculuk: Bu kat sadece 5-11 yaş aralığındaki çocukların katıldığı turlarda kullanılıyor. 'Gizemli Yolculuk' bölümünde Uyuyan Güzel, Kurbağa Prens, Oz Büyücüsü ve Gök Balina gibi pek çok masal interaktif şekilde çocuklara anlatılıyor. # Masal Tüneli: Bu bölüm serbest gezi alanı. Kitaplar ve masal kahramanları temasıyla oluşturulan alanda kısa bir animasyon filmi izleyebilir, resim ve masal eşleştirme oyunu oynayabilir, soru panolarını inceleyebilirsiniz. Masal Şatosu'nda tura katılan ziyaretçiler ayrıca çeşitli atölye çalışmaları, gösteriler ve söyleşilere de dahil olabiliyorlar. Eskişehir Masal Şatosu 2020 bilet fiyatları seanslı ve seanssız turlar olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Şatoda zaman zaman çocuk-yazar buluşmaları, tiyatro gösterileri ve oda konserleri gibi etkinlikler de yapılıyor. # Korsan Gemisi : Mayflower isimli bir gemiden ilham alınarak tasarlanmış bu korsan gemisi Sazova Parkı göletinin hemen kenarında bulunuyor. Oldukça detaylı hazırlanmış geminin kaptan köşkü, zindan ve kiler gibi bölümleri ziyarete açık. # Hayvanat Bahçesi & ETİ Sualtı Dünyası: 2017 yılında ziyarete açılan Eskişehir Hayvanat Bahçesi ve 2014 yılında kurulan ETİ Sualtı Dünyası parkın diğer gözde mekanları. Yaklaşık 85 bin m alana yayılan bu tesiste bir de Japon Bahçesi bulunuyor. 200'den fazla hayvan türünü görebileceğiniz tesisi gezmek için en az 2 saatinizi ayırmalısınız. # Esminyatürk Türk Dünyası Şaheserleri: Haliç'te bulunan Miniatürk Müzesi'ne benzer bu tesiste 30'dan fazla yapının 1/25 ölçeğinde küçültülmüş kopyalarını görebiliyorsunuz. Selimiye Camii, Tac Mahal ve Mostar Köprüsü gibi eşsiz eserlerin bulunduğu Esminyatürk'ü gezmek için 15-20 dakika ayırmanız yeterli. # Bilim Deney Merkezi: Çocuklara bilim ve teknolojinin önemini anlatmak için tasarlanmış bu tesiste öğrenmek, gözlemlemek ve test etmek amaçlı pek çok materyal sergileniyor. Bilim Deney Merkezi'ni gezmek için ortalama 45 dakikanızı ayırmanız yeterli. # Sabancı Uzay Evi: Sabancı Holding sponsorluğunda kurulan bu tesis 2012 yılından bu yana hizmet veriyor. Sabancı Uzay Evi'nde üç boyutlu sunumlar yapılarak 6 yaş ve üzerindeki çocuklara dünya, evren, uzay, yıldızlar, galaksiler ve gezegenler hakkında bilgiler veriliyor. Farklı konuların işlendiği bu sunumlar ortalama 20 ila 40 dakika kadar sürüyor. # Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi: Anadolu Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren bu tesis yaklaşık 15 bin m büyüklüğünde bir alanı kaplıyor. Çocukların olduğu kadar yetişkinlerin de ilgisini çeken bu merkezde Bilim Sanat Okulu, Bilgi Bankası, Türk Dünyası Müzik Aletleri Müzesi, Türk dünyasının önemli isimlerine ayrılmış odalar, bal mumundan yapılmış heykeller ve çeşitli bilgilendirme materyalleri bulunuyor. Tesise giriş ücretsiz. Sazova Parkı'nda ayrıca parkı boydan boya dolaşan bir gezi treni, oyun alanları, restoran, büfe ve çocuklara yönelik eşyalar satan dükkanlar bulunuyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ferikoy-antika-pazari/", "text": "İstanbul'da farklı bir Pazar gezisi yapmak isteyenlere Gezi Hocası olarak harika bir öneri sunmak istiyoruz! Sizi zaman yolculuğuna çıkartacak bir mekan; Feriköy Antika Pazarı. İstanbul'un en çok ilgi gören bitpazarlarından biri olan Şişli Feriköy Antika Pazarı, keyifli bir hafta sonu geçirmek isteyen herkesin, özellikle nostalji sevenlerin mutlaka uğraması gereken bir yer. İkinci el eşya alım satımının yapıldığı bu pazar yeri Feriköy Bit Pazarı, Bomonti Bit Pazarı, Bomonti Antika Pazarı isimleriyle de anılıyor. Şişli Cumhuriyet Mahallesi'nde bulunan Feriköy Antika Pazarı, Bomonti ve Feriköy semtlerinin tam ortasında kalıyor. Divan Residence Bomonti Plaza'nın hemen arka tarafında. Özel araçla ulaşmak isteyenler aşağıda paylaştığımız haritadan yol tarifi alabilirler. Pazarın çevresinde birkaç küçük otopark var ama boş yer bulmak epey zor. Feriköy Antik Pazarı'na toplu taşıma ile gitmek isteyenler ise Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı (M2) Osmanbey durağı, Rumeli çıkışını kullanabilirler. Metrodan çıktıktan sonra Bomonti istikametine doğru 10 dakika kadar yürüyerek pazara ulaşabilirsiniz. Pazara yakın konumdan geçen çok sayıda belediye otobüsü de var. 252, 30A, 38KT, 66, 70FE, 70FY, 70KE, 70KY, 46T, 55B ve DT1 numaralı otobüsler bunlardan sadece bazıları. On yılı aşkın süredir kurulan Feriköy Antika Pazarı oldukça büyük bir mekan. Yüzlerce tezgahın bulunduğu alanda saatlerce vakit geçirebilirsiniz. Normal pazarların aksine burada bağırıp çağıran kimse olmadığı için gürültüden uzak, sakin sakin gezme şansınız da var. Her kesimden insana hitap eden pazarda İstanbul'un dört bir yanından gelen antikacılar satış yapıyor. Hatta yurt dışından antika getirip burada satan kişiler de var. Fransız antika objeler, İngiliz antika objeler de burada bulabileceğiniz ürünler arasında. Bazı tezgahlarda ise eskilerini toplayıp gelmiş, burada satmak isteyen birinin eşyalarını görebilirsiniz. Tabiri caizse Feriköy Antika Pazarı'nda yok yok! Gezerken bir süre sonra nereye bakacağınızı bile şaşırıyorsunuz. Fotoğraf makinaları, plaklar, müzik aletleri, eski kasetler, kitaplar, kartpostallar, fotoğraflar, farklı türlerde avize ve lambalar, radyolar, gramofonlar, takılar, kıyafetler, sıra dışı hediyelik eşyalar, heykeller, eski silahlar, kılıçlar, dekoratif ürünler, porselenler, oyuncaklar, paralar, atariler, magnetler, tesbihler, biblolar, gözlükler, çantalar, sayısız vintage ürünler.. Pazar yeri o kadar renkli ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Farkında olmadan aynı tezgahın önünden defalarca geçebilirsiniz. Bazen tek bir tezgahta yarım saat bile oyalanabilirsiniz. Gez gez bitmeyen Feriköy Antika Pazarı'nda açlığınızı ve yorgunluğunuzu giderebileceğiniz ufak bir de gözlemeci var. Gözleme, çay ve meyve suyu bulabileceğiniz bu tezgahta fiyatlar da son derece uygun. Ayrıca gözlemesi oldukça lezzetli. Burada kısa bir mola verdikten sonra geziye devam edebilirsiniz. Pazara yakın noktalarda çeşitli kafe ve marketler de var ama bizce oralara git-gel yaparak vakit kaybetmenize pek lüzum yok. Eğer bir koleksiyon merakınız varsa, Bomonti Antika Pazarı'nda koleksiyonunuza uygun parçaları ucuz fiyatlara bulabilirsiniz. Eski taş plaklar, rozetler, atari kasetleri, cep saatleri.. Hatta bu bir Samuray Kılıcı Katana bile olabilir. # Feriköy Antika Pazarı hangi gün açık? Antika pazarı her hafta Pazar günleri kuruluyor. # Feriköy Antika Pazarı hangi saatlerde açık? Antika pazarı sabah saat 9 gibi açılıyor. Akşam saat 18:00 19:00 civarlarına kadar hizmet veriyor. Eğer iyi fırsatlar yakalamak istiyorsanız sabah erken saatlerde gelmeniz şart. Çünkü pazar yeri gün içinde çok kalabalık oluyor. - Pazartesi ve Perşembe günleri halk gıda pazarı, - Cumartesi günleri Feriköy Ekolojik Pazar, - Cuma günleri Feriköy Sosyete Pazarı, - Pazar günleri Feriköy Antika Pazarı. # Bomonti Antika Pazarı'nda satılan eşyaların fiyatları ürünün kondisyonuna ve nadirliğine göre değişkenlik gösteriyor. Osmanlı döneminden kalma bir porselene veya İngiliz yapımı antika bir daktiloya binlerce lira da ödeyebilirsiniz. 3-5 TL'ye birçok kitap, kaset ya da dekoratif ürün de bulabilirsiniz. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi erken gelenler iyi ürün bulma konusunda çok daha avantajlı. # Eğer elinizde satmak istediğiniz antika eşya varsa onu antika pazarındaki esnaflara getirip teklif alabilirsiniz. Bazen oldukça iyi ücretler ödüyorlar. Feriköy Antika Pazarı'nda tezgah açmak gibi bir niyetiniz varsa da Şişli Belediyesi ile iletişime geçip tezgah kiralama talebinde bulunmanız gerekiyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/fethiye-cadir-kampi-en-guzel-kamp-alanlari/", "text": "Fethiye yeşilin her tonu, masmavi denizi ve tertemiz havası ile Türkiye'nin en güzel tatil bölgelerinden biri. Hatta birçok kişinin emeklilik sonrası yerleşme hayalleri kurduğu ilçelerimizden. Halk arasında meşhur biz söz vardır; \"Emekli olunca Ege'de bir sahil kasabasına yerleşeceğim\" diye. İşte bu söylentinin muhatabı olan yerlerden biri Fethiye. Söyleyeni çok ama başaranı az tabi. Yerleşmeseniz bile yaz tatili planlarınız arasına Fethiye'yi dahil etmek yapılacak en iyi seçimlerden biri olabilir. Tatil deyince hemen aklınıza oteller, havuzlar, partiler, alışveriş yerleri gelmesin. Fethiye bunların dışında doğayla baş başa kalmak isteyenler için çok iyi kamp alanları da sunuyor. Kelebekler Vadisi, Ölüdeniz gibi dünyaca ünlü koylara sahip. Bu bölgelerde kamp alanı hizmeti sunan işletmeler bulunuyor. Fethiye'deki ücretli kamp alanları sıcak su, banyo, tuvalet, soyunma odası, büfe, restoran, kafe ve güvenlik gibi hizmetleri sağladığından acemi kampçılar için çok daha iyi bir seçenek. Çünkü eğer acemiyseniz ve kamp tecrübeniz yoksa çadır kampı yapmak pek hayallerinizdeki gibi sonuçlanmayabilir. Evinizde bir musluk çevirerek sıcak suya ulaşabiliyor ya da istediğiniz zaman mutfak, banyo, tuvalet gibi yerleri rahatça kullanabiliyorsunuz. Doğa içinde yaşamak alışık olmayanlar için o kadar basit olmuyor. - Fethiye Kamp Alanları Aşağıda sayacağımız 'Fethiye kamp alanları' size ücretli şekilde hizmet veren işletmelerin olduğu yerler. Yani kamp tecrübesi olmayanlar için kesinlikle öncelikli olarak bu tarz yerleri öneririz. \"Kamp benim hayatım, tesise gerek yok\" diyenler için Fethiye'de ücretsiz kamp yerlerini tek tek anlatmak mümkün değil. Çünkü doğanın olduğu her yer onlar için kamp alanı. Yine de arayış içerisinde olanlar için biz yazının sonunda Fethiye'de ücretsiz kamp yeri bulabileceğiniz belli başlı diğer koy ve plajları da sıralayacağız. Ayrıca listedeki ücretli kamp alanlarının olduğu bölgelerin bazılarında, orman içinde biraz daha uzak kesimlerde kendi başınıza da kamp yapabilirsiniz, ki zaten yapanlar çok. Ama çevreyi temiz bırakmak, yasaklara uymak ve güvenli olmayan yerlerden uzak durmak çok önemli! Bunun uyarısını biz de baştan yapmış olalım. Kelebekler Vadisi, Fethiye Faralya'nın yüksek kayalıkları arasına gizlenmiş, dünyadan soyutlanmış bir cennet bahçesi. Sadece Muğla'nın değil Türkiye'nin en güzel doğal güzelliklerinden birisi Kelebekler Vadisi. 80'den fazla endemik kelebek türüne ev sahipliği yapan Ölüdeniz'in bu muhteşem vadisi, Fethiye'de kamp yapmak için liste başı yerlerden (Biz bir tane kelebek göremedik. Neredeymiş bu 80'den fazla tür ? ). Ama güzelliğinin bedeli olarak fiyatları da ona göre oldukça yüksek. Kelebekler Vadisi sahiline günübirlik denize girmek ve güneşlenmek için gelirseniz herhangi bir kamp ücreti yok. Ama eğer geceleyecekseniz vadinin hemen üst kısmındaki ücretli kamp alanında kalmak durumundasınız. Farklı noktalarda kamp yapmanız yasak ve bu durum çevrenin korunması adına da önemli. Elektrik ihtiyacı güneş panelleri ile sağlanan kamp bölgesinde duş, tuvalet, sıcak su, soyunma odaları market ve restoranlar bulunuyor. Kamp için ister çadır ister bungalov evlerini tercih edebilirsiniz. Kelebekler Vadisi, Fethiye merkeze yaklaşık 45 dakika, Ölüdeniz'e ise yarım saat mesafede. Vadiye gelmek için önce Ölüdeniz'e gelip buradan teknelerle vadiye geçebilirsiniz. Bu kolay yol. Diğer seçenek ise Fethiye merkezden minibüslerle önce Faralya'ya gelip buradan Kelebekler Vadisi'ne doğru oldukça zorlu bir yürüyüş yapmak. Yokuş aşağı ama kayalık bölgelerden geçilen bu yol çantalı gezginler için pek tavsiye edilmez. Yaklaşık 1 saatlik inişin bazı bölgelerinde halatlarla kayalardan aşağı iniyorsunuz. Tehlikeli ve deneyim gerektiren bir parkur. Ağır çantayla, ayağınızda terlikle ya da alkollü iken bu yolu kullanmaya kalkarsanız Kelebek Vadisi'ne değil tahtalıköy vadisine gidersiniz. Zaten yolun başındaki tabelalarda gerekli uyarılar asılmış durumda. Ama bu tarz heyecanlı işleri seviyorsanız bu ikinci yol tam sizlik. Esasında şelale falan yok ortada fakat ziyaretçilerimize bilgi vermek amacı ile bu başlığı açma ihtiyacı hissettik. Tur firmasının pazarladığı bir su akıntısı var.. Evet doğru. Fakat bir bilek kalınlığında su akıntısını görmek için oldukça meşakkatli bir tırmanış yapmanız gerekiyor. Biz şahsen gittiğimize pişman olduk. Geri dönüşte, yolda şelaleye gitmek isteyenleri de geri çevirdik. Kamp için Kelebekler Vadisi'nde 2 farklı konaklama seçeneği var. Bungalov Evleri ve Kamp Çadırları. Fiyatlar açık büfe kahvaltı ve akşam yemeği dahil, kişi başı ve tek geceliktir. 0-12 yaş çocuklar için ücretsiz. 13-15 yaş arası % 50 indirimli. - Standart Bungalov: Yaz Sezonu 200 TL Bahar ve Kış Sezonu 200/215 TL - Büyük Bungalov: Yaz Sezonu 250 TL Bahar ve Kış Sezonu 170/185 TL - Küçük Kamp Çadırı: Yaz Sezonu 170 TL Bahar ve Kış Sezonu 140/155 TL - Büyük Kamp Çadırı: Yaz Sezonu 185 TL Bahar ve Kış Sezonu 155/170 TL - Kendi Çadırınız: Yaz Sezonu 140 TL Bahar ve Kış Sezonu 110/125 TL Fethiye'de doğa ile iç içe, çam ağaçları ve okaliptüslerin arasında, iki farklı koydan denize girme imkanı bulabileceğiniz en güzel kamp alanlarından biri. Muğla Katrancı Orman Parkı, Fethiye merkeze yaklaşık 16 km. uzaklıkta bulunuyor. Hem çadır kampı hem de karavan ile kamp için uygun bir bölge. Sürekli açık restoran, piknik masaları, duş, tuvalet ve soyunma odası gibi imkanlar mevcut. Kamp alanında kiralık bungalov evleri de bulunuyor. Fethiye Merkez Göcek arası sefer yapan minibüslerle kamp alanı yoluna kadar gelip buradan yaklaşık 2 km. yürüyüş yaparak koya ulaşabilirsiniz. Dönüş içinde aynı minibüsleri kullanabiliyorsunuz. Özel araçla gelenler aynı yolu takip ederek kamp alanına ulaşabilir. Katrancı Orman Kampı 2020 fiyatları ise araç çeşidine göre değişiklik gösteriyor. - Öğrenci: 4,50 TL - Tam: 9 TL - Bisiklet: 90 TL - Motosiklet: 18 TL - Araç: 27 TL - Küçük Minibüs: 81 TL - Büyük Minibüs: 144 TL - Otobüs: 243 TL - Karavan Konaklama: 65 TL - Çadır Konaklama: 55 TL Kabak Koyu, Muğla'da gezilecek en güzel yerlerden biridir. Kamp yapmak için de müthiş güzel bir doğası var. Etrafı dağlarla çevrili, önü açık hilal şeklinde masmavi bir koy. Likya Yolu boyunca irili ufaklı şelaleleri, akarsuyu, tertemiz bir plajı var. Kabak Koyu'nda kamp yapmak için belirlenen alanlar dışına çıkmanız yasak. Bölgede çok sayıda işletme var. Hem çadır kampı hem de bungalov evi kiralama hizmeti alabiliyorsunuz. Elektrik, sıcak su, restoran hizmetleri mevcut. Kabak Koyu'nun sahili çakıllıdır, denizi ise dalgalı. Ölü Deniz kadar kaliteli bir plaj beklerseniz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Fethiye'de çıta yüksek olduğu için buranın denizini orta kalite olarak düşünebilirsiniz. Kabak Koyu'na normal araçlarla ulaşım çok kolay değil. Yol engebeli olduğu için yüksek araç tercih etmeniz önemli. Eğer kendi aracınız arazi yollarına çok uygun değilse Fethiye'den araç kiralamanız daha mantıklı olabilir. Fethiye merkezden güneye doğru inip, Ölü Deniz ve Faralya'yı geçtikten sonra birkaç kilometre daha toprak yoldan devam ediyorsunuz. Belli bir noktadan sonra özel aracınızı bırakmanız gerekiyor. Ya minibüse binmek ya da yaya olarak sahile inmek durumundasınız. Eğer aracınız yoksa Fethiye'den Faralya son durağına kadar minibüsler ile gelip, buradan sonrasını işaretli yoldan Kabak Koyu'na kadar yürüyebilirsiniz. Yaklaşık 40 dakikalık patika bir yol. Kondisyonunuz iyi değilse son durağın olduğu yoldan yine minibüslere binebilirsiniz. Kabak Koyu'nda kamp yeri için hizmet veren çok sayıda işletme var. Kendi çadırınızda kalabilir ya da lüks bungalov evlerini kiralayabilirsiniz. Fiyatlar ortalama olarak 100 TL'den başlayıp 600 TL'ya kadar çıkabiliyor (2020). Kamp yapmayla arası çok iyi olmayanlar için bölgede küçük butik oteller de bulunuyor. Kamp alanı Ölüdeniz'e yaklaşık 3 km. uzaklıkta bulunuyor. Ölüdeniz Doğa Kamp alanından plaja yürüyüş ise 15 dakika sürüyor. Gürültü ve stresten uzak, tamamen zeytin ve çam ağaçlarının içinde sakin bir bölge. Ölüdeniz Doğa Kamp içerisinde çadır kampı, kiralık bungalov evleri, apart daire ve ağaç ev imkanları var. Duş ve tuvalet hizmeti veriliyor. Elektrik ise güneş enerjisi ile sağlanıyor. Gece için kendi el fenerinizin olması iyi olur. Fethiye Ölüdeniz'de yapılan tekne turları, bisiklet gezileri, safariler, dalış ve yamaç paraşütü gibi etkinliklere kamp alanından ücreti karşılığında kayıt olup katılım sağlayabiliyorsunuz. Ölüdeniz'e gitmek için Fethiye merkezden yaklaşık 18 km. kadar güneye iniyorsunuz. Ölüdeniz ve Fethiye arası oldukça yakın. Kendi aracınız ya da minibüslerle gidebilirsiniz. Kamp alanı Ölüdeniz sahilindeki ormanlık alanda, bir kaç kilometre içeride kalıyor. - Çadır Kiralama: 100 TL - Kendi Çadırınız ile Konaklama: 65 TL - Bungalov Evler ve Dağ Evi Odaları: 150/165 TL - Ağaç Ev: 120 TL Fiyatlara kahvaltı dahil. Akşam yemeği isteğe bağlı olarak ekstraya giriyor. Fethiye Ölüdeniz Plajı yaz sezonlarında oldukça kalabalık ve yoğun oluyor. Büyük bölümünde ücretsiz kamp yapmak mümkün olmasa da kısıtlı bir bölgesinde kendi çadırınızı kurabiliyorsunuz. Ölüdeniz Beach Camping denilen yer plajın en güney ucunda. Bu kesimde kendi çadırınız ile ücretsiz kamp yapabilirsiniz. Yerleşim yerleri yakın olduğu için sıcak su, tuvalet, banyo gibi ihtiyaçları oralardan karşılayabilirsiniz. Ama Ölüdeniz Sahil Kampı için sessiz, sakin bir ortamda kafa dinleyeceğim beklentisine girmeyin. Hatta özellikle haftasonları çadır kuracak yer bulmakta bile zorlanabilirsiniz. Yasak olan yerlerde bile birçok kişi çadır kampı kurmaya çalışıyorken yasal olan yerin halini siz düşünün. Fethiye Cennet Koyu Kamp İşletmesi mavi ve yeşilin buluştuğu, Fethiye'nin en güzel koylarından Cennet'te bulunuyor. Cennet Koyu, Muğla'nın en huzurlu, sakin ve el değmemiş doğasıyla harika tatil yerlerinden birisi zaten. Sahildeki tek kamp işletmesi de burası. O yüzden Fethiye'de kamp yapılacak yerler listesinde Cennet Kamp en iyi tercihlerden birisi olabilir. Fethiye Cennet Kamp içinde yeme-içme, konaklama hizmetleri dışında tekne turu yapabilir ve tarihi Likya Yolu yürüyüşlerine katılabilirsiniz. Cennet Koyu'na gitmek için Fethiye merkezden güneye doğru inmeniz gerekiyor. Kendi aracınızla gidecekseniz önce Ölüdeniz'i geçip Faralya'ya, oradan da Kabak Mahallesi'ne ulaşıyorsunuz. Buradan sonra dağlık kesime geçildiği için kendi araçlarınızı Kabak Mahallesi'nde bırakmanız gerekiyor. Ardından bu bölgede 4x4 araçlara binilip Kabak Koyu sahiline iniliyor. Bu sahilden Cennet Koyu'na gitmek için ya 1,5 saat kadar süren bir patika yolu yürüyorsunuz ya da tekneye binip 10 dakikada Cennet Koyu'na varabiliyorsunuz. Yol belki biraz çetrefilli gelebilir ama Cennet Koyu'nun muhteşemliği de bu zor ulaşımından kaynaklanıyor bir nebze. Bu şekilde çevreye duyarlı olmayan, doğa sevgisi bulunmayan insanlardan uzak kalabilmeyi başarmış Cennet Koyu. Siz de gittiğinizde mutlaka çevre temizliğine gerekli özeni gösterin lütfen. - Sabah Kahvaltısı + Akşam Yemeği + Çadır Dahil: 150 TL Yanıklar Köyü'nde bulunan Yeşilvadi Doğa Park, Muğla/Fethiye'nin en güzel kamp alanlarından birine sahip. Aynı zamanda en sıra dışı diyebiliriz. Çünkü buradaki çadırlar çelik halatlarla suyun ya da ağaçların üzerine kurulmuş vaziyette. Ahşap merdivenler yardımıyla ağaçlar üzerine kurulu çadırlara çıkıyorsunuz. Çadırların bir kısmı suyun içinde, yüzen ahşap platformlar üzerinden kurulu. Sabah uyandığınız gibi yüzünüzü yıkamadan kendinizi çayın serin sularına atabilirsiniz yani. Banyo, tuvalet gibi imkanları var ama haftasonları kalabalık olduğunda biraz yetersiz kalıyor. Yeşil Vadi Doğa Parkı içerisine giriş ücretsiz ama kamp alanı ve tesislerden yararlanmak ücretli. Kamp alanı Fethiye merkeze yaklaşık 20 km. mesafedeki Yanıklar Köyü içinde bulunuyor. İster kendi aracınızla Yanıklar Köyü istikametinde giderek yarım saat içinde kamp alanına ulaşabilirsiniz. Ya da Yanıklar Köyü minibüslerine binip kampa yakın bir noktada inerek kalan yolu yürüyebilirsiniz. Ama yol yayalar için çok kolay bir yol değil. Engebeli ve biraz uzun. Yaz sezonu içinde çok sık araç geçişi olduğu için otostop çekebilirsiniz. Kamp alanı ile ilgili olumsuz yorumlar genelde işletmenin eksiklikleri, otopark ücreti, telefonların çekmemesi gibi konular oluyor. Onun dışında bölgenin havası, suyu ve yeşiline hayran olmamak mümkün değil. Merkezden bütün alışverişinizi yapıp kendi çadırınız ile gelirseniz bölgenin tadını çok daha iyi çıkartabilirsiniz. Yeşilvadi Doğa Park, Fethiye camping yerleri içerisinde farklı ve güzel bir alternatif. - Kendi Çadırınız ile Konaklama: 30 TL - Çadır Kiralama + Kahvaltı: 150 TL Küçük Kargı Tabiat Parkı, Fethiye Göcek karayolu üzerinde bulunuyor. Günlüklü Plajı ile bitişik olan parkın içerisinde Camp Caretta Kamp Yeri ve Günlüklü Camping işletmeleri var. Tesislerin olduğu yerden Günlüklü sahiline 5 dakika da inebiliyorsunuz. Duş, tuvalet, sıcak su ve elektrik imkanlarının olduğu bölgede kendi çadırınız dışında kiralık çadır ve bungalov ev kiralama hizmeti alabiliyorsunuz. Günlüklü Koyu Fethiye'den yaklaşık 17 km. uzaklıkta. Fethiye merkezden Göcek istikametine giderken 15-20 dakika sonra sol tarafta kalıyor. Kendi aracınızla gidebileceğiniz gibi Kargı, Yanıklar ve Göcek istikametine giden minibüsler ile de bölgeye ulaşabilirsiniz. Kamp haricinde Günlüklü Koyu ve Tabiat Parkı'na giriş de ücretli. Fiyatlar araç çeşidine göre değişmekle beraber normal otomobiller için 2020 giriş ücreti 30 TL civarında. - Kendi Çadırınız ile Konaklama; - Kiralık Çadır ile Konaklama; - Çadır Kiralama: 150 TL - Kendi Çadırınız ile Konaklama: 100 TL Kelebekler Vadisi ile Kabak Koyu'nun tam ortasında, Faralya sahilinde bulunan Aktaş Beach Camping'te ister kendi çadırınızda, isterseniz işletmenin sunduğu yataklı çadırlarda konaklama yapabiliyorsunuz. Kamp bölgesinin kendine ait plajı ve güzel bir çardak alanı mevcut. Restoran, kafe, ortak kullanım duş ve tuvalet alanları var. Aktaş Beach Camping, Fethiye'den güneye inerken, Kelebekler Vadisi'ni geçtikten sonra Kabak Koyu'na gelmeden sahil tarafında kalıyor. Fethiye merkezle arası yaklaşık 30 km kadar. Kendi aracınız ya da Faralya minibüsleri ile bölgeye gelebiliyorsunuz. - Kendi Çadırınız ile Konaklama + Sabah Kahvaltısı : 70 TL - Çadır Kiralama + Sabah Kahvaltısı : 140 TL Başlıklar halinde listelediğiniz Fethiye'nin en güzel kamp alanları dışında Muğla Fethiye'de ücretli veya ücretsiz çadır kampı yapabileceğiniz diğer bölgeleri de genel olarak yazalım. - Darboğaz Koyu - Aksazlar Koyu - Çalış Plajı ve Çevresi - Gemile Koyu - Babadağ - Kayaköy ve Çevresi İsterseniz Fethiye'de bu koy ve plajlarda da kamp yapacak yerler bulabilirsiniz. Ayrıca Fethiye'ye uğramışken ziyaret edebileceğiniz en iyi yerleri anlattığımız yukarıdaki yazıya da bir göz gezdirmenizi tavsiye ederiz. Fethiye çadır kamp alanları konulu yazımızı burada sonlandırıyoruz. Umarız faydalı bir içerik olmuştur."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/fethiyede-gezilecek-yerler-antik-kentler/", "text": "Muğla iline bağlı gözde bir ilçe olan Fethiye, sadece ülkemizin değil tüm dünyanın öne çıkan sayılı turizm merkezlerinden biridir. Birçok farklı özelliği ile gezilecek eşsiz güzellikte yerleri mevcuttur. Tarihi, kültürü ve harika denizi ile ön plana çıkan Fethiye'nin ülke ekonomisine katkısı oldukça fazladır. - Kısaca Fethiye Tarihi - Fethiye Merkez - Fethiye Eski Şehir - Fethiye Ölüdeniz - Saklıkent Kanyonu ve Milli Parkı - Fethiye Arkeoloji Müzesi - Likya Yolu - Fethiye ve Çevresindeki Antik Kentler - Letoon Antik Kenti - Tlos Antik Kenti - Telmessos Antik Kenti & Kral Mezarları - Fethiye'deki Diğer Antik Kentler - Afkule Manastırı - Kabak Koyu - Fethiye'nin Plajları - Fethiye Gezi Notları Antik Çağ'da Telmessos adıyla anılan yerleşim yeri, Lykia kentlerinden bağımsızdı. M. Ö. 545'te Pers komutanı Harpagos tarafından ele geçirildi. M. Ö. 4. yy. ortalarında, Perikles yönetimindeki Lykialılar Telmessos'u da Lykia dahil ettiler. M. Ö. 334-333 yıllarında ise bölge Büyük İskender'e savaşmadan teslim edildi. M. Ö. 188-133 arasında Bergama Krallığı'na bağlı kalan kent, bu tarihten sonra Roma İmparatorluğu'nun Asya eyaleti sınırları içinde yer aldı. Likçe'de 'Telebehi' diye adlandırılan yörenin adı, 8. yüzyılda 'Anastasioupolis' olarak değişmiş, 8. yy'dan sonra da 'Makri' olarak anılmaya başlanmıştır. Bölge 1284'te Menteşeoğulları, 1424 te de Osmanlı topraklarına katıldı. Türk döneminde 'Meğri' olarak bilinen yerleşim yerinin adı, cumhuriyetle birlikte ilk şehit Türk pilotu Fethi Bey'in anısına Fethiye olarak değiştirilmiştir. Birbirinden güzel tarihi mekanları, tertemiz doğası ve masmavi denizi ile tatilin zevkini çıkarmak isteyenler için gidilmesi gereken bir ilçe. Şimdi Fethiye'de gezilecek yerleri başlıklar altında inceleyelim. Fethiye Merkez kimine göre cıvıl cıvıl, kimine göre curcuna olarak tabir edilen, özellikle yaz ayları oldukça kalabalık olan bir ilçemiz. Eğer büyük şehirlerin kalabalığından kaçıp kafa dinlemek için bir yerler arıyorsanız, listenizde Fethiye merkez olmasın deriz. Ama hareket olsun, canlılık olsun derseniz burası size göre. Fethiye merkez önceleri sadece yazlıkçıların ve turistlerin yaz aylarında bölgeye gelmesi ve yaz sezonunun uzun sürmesi sebebi ile kalabalık oluyordu. Fakat son yıllarda ikamet olarak da Fethiye'ye yerleşen nüfusun oranı oldukça artış gösteriyor. Bu sebeple Fethiye içinde araçla bir yerlere gitmek zulüm oluyor. Otoparklarda bile yer bulma şansınız olamayabiliyor. Kontrolsüz, plansız nüfus göçleri birçok tarihi ve doğal beldelerimizi berbat etti. Ülkemizin en büyük yaralarından biri de bu maalesef. Fethiye de bu yaradan payını alıyor. Ve daha da alacak gibi.. Merkez çarşıda rengarenk dükkanlar bulunuyor. Hediyelik eşya satanlar, yöreye özgü reçel, pekmez satanlar.. Kafeler.. Restoranlar.. Kıyafet mağazaları vs.. Ortam hareketli.. Burası Fethiye'nin ilk yerleşim yeri. Büyüleyici bir atmosfere sahip.. Merkeze uğradığınızda Eski Şehir sokaklarında da bir tur atın deriz. Ama sadece tur. Yok ben alışveriş de yaparım derseniz aracınıza para doldurun, bir araba dolu parayla gelin. Mağazalar, kafeler ve restoranlar yabancı turistlere göre tarife çıkarıyor. Gavura vurur gibi vuruyorlar. Afları yok! Eski Şehir'de Paspatur isminde bir çarşı var. Halılar, kilimler, ipek ve pamuk ürünler, hediyelik eşyalar, ev için butik aksesuarlar ve daha neler neler. Bir saat gezin sıkılmazsınız. Şemsiyeli sokağı var bir de.. Rengarenk şemsiyelerle kaplı sokağın üstü. Akşam ışıklarıyla ayrı güzel, gündüz gün ışığıyla ayrı güzel.. Muğla-Fethiye'den kısa zaman içerisinde ulaşabileceğiniz Ölüdeniz doğanın tüm güzelliklerini kendisinde toplamıştır adeta. Denizinin durgun ve kendisine çağıran hali, ağaçların rüzgarla yaptıkları danslar turistleri her yıl yeniden kendisine aşık eder. 950 hektarlık alanda bulunan turistik bölge, devlet tarafından doğal sit alanı kabul edilmektedir. Kanunlarla korunan bu muhteşem güzellik bembeyaz kristal bir kumla örtülüdür. Belcekız koyunun içerisinde bulunan Ölüdeniz, güneş ışınlarının masmavi bir denize nasıl kırılarak girdiğini görebileceğiniz tek yer olmalıdır. Muğla güzellikleri içerisinde en fazla aşık olacağınız yer olarak söz edilebilir. Ölüdeniz'de yamaç paraşütü etkinliklerine de katılabilirsiniz. Burası Antalya Muğla sınırındaki Eşen Çayı'nın bir kolunda bulunan kanyondur. 18 km. uzunluğundaki Saklıkent Kanyonu, anlatıldığına göre deprem faylarının yarıklarından oluşmuş. Harika bir görüntüye sahip kanyonun bazı kesimlerinde dalış yapabilirsiniz. Suyun buz gibi olduğunu söylemeye gerek yok. Çamur banyosu severseniz burası tam sizlik. Kanyon kenarında ahşap yolda yürümek harika bir deneyim olacak sizin için. Fakat gitmeden önce keyfinizin kaçmaması adına şu şartlara da hazır olun: Kalabalık.. Otopark sorunu olabiliyor.. Giriş ücretli.. Yemekler çok leziz değil.. Fiyatlar yüksek.. Kanyonda yürüyecekseniz deniz ayakkabısı ve şort getirmenizi tavsiye ederiz. Fethiye, başta Likya medeniyeti olmak üzere birçok uygarlığa ev sahibi yapmış beldelerimizden biridir. Buna rağmen tek katlı ve iki odalı ufak bir müzesi olması bizi biraz şaşırtmadı değil. Olsun hiç yoktan iyidir diyerek birkaç not düşelim. İlçe müzesinde Helenistik dönem ve Roma İmparatorluğu'ndan kalma eserler bulunuyor. Sikkeler, kral heykelleri ve seramikler, steller, yöreye özgü eserler, lahit mezarlar ve Izraza Mezar Anıtı sergileniyor. 2021 giriş ücreti ne kadar diye merak ediyorsanız; giriş ücretsiz. Müze kart sahiplerine ve öğrencilere ise paralı. Evet biraz zor ama Fethiye'ye gelip de bu yolda yürümek hayatınızda unutmayacağınız bir anı olur. Dünyanın her yerinden farklı iklimlerden gelmiş onlarca insanla bir arada seyahat ediyorsunuz. Bazen birbirinize yardımcı oluyor, bazen şakalaşıyor, bazen tanışıyor, sohbet ediyorsunuz. Müthiş bir kültür mozaiği. Yerli halk ve kekik toplayan yörüklerle tanışıyorsunuz. Anılarını dinliyorsunuz.. Özellikle yaşı biraz büyük dedeler, nineler ne güzel anlatıyor. \"Aaah zaman dursa da bu hikaye bitmese\" diyorsunuz. Likya Yolu, Hisarönü mevkiinden başlıyor. Araçla geliyorsanız, asfalt bitince toprak yol devam ediyor. Yolun sonuna kadar araçla gelmenizi tavsiye ederiz. Zaten yürümek için epey uzun yolunuz olacak. Eforunuzu burada harcamayın. Likya Yolu üzerinde ufak tefek esnaflar bulunuyor. Yanınızda ağırlık yapacak şeyler taşımayın. Ha ecnebi milletleri göreceksiniz, sırtlarında 15-20 kiloluk çantayla yardırıyorlar.. Yaş olmuş 70.. Neyle besleniyor bunlar? Bilemedik.. Likya Yolu'nda yürürken Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu'ndan da geçeceksiniz. \"Aman Ya Rabbi! Bu ne güzellik\" diyeceksiniz.. Yolu bitirmek gibi bir hedefiniz varsa hemen belirtelim: Likya yolu yaklaşık 555 km. uzunluğunda ve Antalya Geyikbayırı köyünde son buluyor. Fethiye müthiş doğal güzelliğinin yanında harika antik kentlere de ev sahipliği yapıyor. Dünyanın en büyük medeniyetlerinden birisi olan Likyalılara ait antik tiyatrolar, kral mezarları, kiliseler, yollar ve daha birçok kalıntı.. Fethiye'ye gelmişken bir de tarih turu yapabilirsiniz. Likya medeniyetinin ibadethanesi olan bu tapınak Artemis, Apollon ve annesi için yapılmış üç bölümden oluşuyor. Antik kentte yaklaşık 7 bin kişilik antik tiyatro, çeşme ve bir de kilise var. Likya yolu üzerinde görebileceğiniz antik kent UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Letoon Antik Kenti'nde bulunan ve M. Ö. 4. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Grekçe, Aramice ve Likçe dilleriyle yazılmış bir kitabe Fethiye Müzesi'nde sergileniyor. Tlos, Likya Medeniyeti'nin en önemli yerleşim yerlerinden biridir. Fethiye Yaka Köyü sınırları içinde yer alan antik kent, ilçe merkezine yaklaşık 42 km. mesafede bulunuyor. Kayaların oyularak oluşturulduğu bu eserlerin içinde en çok göze çarpan, kanatlı at Pegasus'un, düşmanı olan ve üç başlı canavarı temsil eden Chimera ile savaşını resimleştiren yapıttır. Şehirde bulunan antik tiyatro ve stadyum, Likya medeniyetinin kültür, sanat ve spora verdiği önemi işaret ediyor. Özellikle taş kemerler ve mezar anıtların büyüleyici etkisi var. Tlos Antik Kenti, Fethiye'de gezilecek yerlerin başına alabileceğiniz bir mekan. Lykia uygarlığının batıdaki kenti olan Telmessos daha çok kaya mezarlarıyla ön plandadır. Tanrı Apollon, Finike kralının kızına aşık olur. Fakat kız utangaçlığından Apollon'a karşılık veremez. Bunun üzerine kendini sevimli bir köpeğe çeviren Apollon, kızın kendisini sevmesini sağlar. Yıllar sonra bir oğulları olur ve adını Telmessos koyarlar. Kentin antik adı da buradan gelir. Persler Lykia kentlerini ele geçirince Telmessos'da Perslerin egemenliğine geçmiştir. Daha sonra sırayla Büyük İskender ve Bergama Krallığı'nın yönetimi altına giren kent, Bergama'nın çökmesiyle Lykia Federasyonu'na bağlanmıştır. 1248'te Menteşeoğullarına, 1424'te de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Telmessos Antik Kenti, Fethiye'nin sırtını dayadığı dağın üzerine kurulmuştur. Kayalık üzerinde yer alan mezarlar Lykia'ya ait üç tip mezardan oluşmuştur. Ev tipi, tapınak tipi ve bal peteği tipi mezarlar. Bu mezarlardan en ünlüsü Amyntas Kaya Mezarı'dır. Mezar, bölgenin kralı ve Roma'ya karşı Anadolu'nun bağımsızlığını ilan eden Amyntas için yapılmıştır. Kapısı sürgülü olan mezarın akroterleri işlenmemiş, sütun başlıkları bitirilmemiştir. İon tarzı mezarın önündeki iki sütunun başlıkları yumurta motifleriyle süslüdür. Üçgen alınlığın altında dandane denen süslemeler yer alır. Sütunların arkasında işlemeli bir kapı hemen sonrasında üç sekili mezar odası vardır. Tapınak tipi mezar özelliklerini taşıyan anıtı 1838 yılında ziyaret eden ünlü gezgin Charles Texiere, adını mezar odasının kapısının sağ üstüne kazımıştır. Texier, zamanında hiç kimsenin bilmediği Hitit toplumunu 19. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkarmış, bütün dünyayı Hitit olgusuyla tanıştırmıştır. Bundan 120 yıl sonra da bütün siyasi ve ekonomik sistemlerin atası olarak kabul edilen Yunan uygarlığının aslında Kızılırmak yayı içinde bulunan koca bir uygarlığın etkisiyle oluştuğunu ortaya çıkmıştır. Antik kente ulaşmak için bol merdiven çıkacaksınız. Kondisyonunuz hazır olsun. Mekanın tarihi güzelliğinin yanında harika bir Ege Denizi manzarası var. Merdivenlerin hakkını fazlası ile veriyor. Kral mezarlığının girişine kadar araç yolu var. Fakat bazı zamanlarda yoğunluk olabiliyor ve sıkıntı yaşayabiliyorsunuz. 2019 giriş ücreti 7 TL. Müze kart geçerli. Mezar anıtlarının üzerine yazılmış yazılar, saçma sapan grafitti çizimleri bu derece öneme sahip eserlere bile en ufak bir saygımızın kalmadığını gösteriyor. Girişi ücretli olan bir yerin korunamaması da ayrı bir saçmalık! Yazık.. Aşağıya doğru inerken sağ tarafta tamamlanmamış bir tapınak tipi mezar, etrafında ev tipi mezarlar vardır. Bazı tapınak tipi mezarların yanında ikincil kişilerin, hizmetkarların bir oyuk içine yerleştirildikleri mezarları olur. Bunlar da bal peteği tipi mezar adı verilen gömütlerdir. Telmessos Tiyatrosu: Kent içinde, yat limanına doğru giderken kayalara oyulmuş tiyatro göze çarpar. Geçirilen depremlerle toprağa gömülen yapı, yeniden kazılarak günümüze kazandırılmıştır. Çok fazla güzelliğe sahip olan Fethiye'ye gelmişken tarihi yerlerini de görmeden gitmemenizi tavsiye ederiz. Tarihi mekanlarını gezerken eşsiz duygulara kapılacak ve Fethiye'nin müdavimleri arasına sizler de katılacaksınız. - Kadyanda Antik Kenti - Pınara Antik Kenti - Sidyma Antik Kentleri - Oinoanda Antik Kenti - Araxa Antik Kenti Hagios Elefterios isminde bir papazın halktan ve dünyalık işlerden uzaklaşmak için kayaları oyarak yaptığı bir mekan olduğu anlatılıyor Akfule Manastırı'nın. Mekana kadar araç yolu yok. 15-20 dk. civarı yolu yaya tırmanmanız gerekiyor. Kondisyonunuza ve ayakkabınıza güvenmiyorsanız hiç denemeyin. Yalnız şunu belirtelim ki keşiş işi biliyormuş. Manzara efsane ötesi.. Kızılada Feneri de öne çıkan en önemli tarihi mekanlardan biridir. Özellikle ilçeye 8 km. mesafedeki Kayaköy hayalet şehri (19. yy. Osmanlı dönemi Rum yerleşkesi) insanı büyülemekte ve farklı yerlere götürmektedir. Fethiye'ye yaklaşık 9 km. uzaklıktaki Gemile Koyu ve Aya Nikola Adası görülmeye değer yerlerdendir. Arkeolojik sit alanı olan adada kurtarma kazıları sürdürülmektedir. Kabak Koyu, bölgeye doğrudan ulaşım olmadığı için bu zamana kadar eşsiz doğallığını, temizliğini ve güzelliğini korumuş bir yer. Ulaşım ancak yakın civardaki köylerden arazi araçları ile sağlanabiliyor. Ya da Ölüdeniz'den kalkan Faralya dolmuşları ile ulaşılabiliyor. Araçla gelenler de belli bir yere kadar gelip, kalan yolu yaya gitmek durumunda kalıyorlar. Kabak Koyu, doğası ve sakinliği ile kalabalıktan hoşlanmayanlar için muhteşem bir seçenektir. Burada konaklama bungalov tarzı ağaç evler ve çadırlarda yapılıyor. Bungalov evlerinin fiyatı 2019 yılı için 300 TL'ydi. Fakat yanınızda bebek ya da yaşlı varsa tavsiye etmeyiz. Az önce söylediğimiz gibi, araçla sahile kadar gidemediğiniz için sıcak mevsimlerde ciddi sorun yaşayabilirsiniz. - Çalış Plajı - Küçük Samanlı - Kuleli Beach - Gemile Koyu - Büyük Boncuklu Koyu - Akmaz Plajı - Küçük Boncuklu Koyu - Büyük Samanlık Plajı - Ölüdeniz Plajı - Gemile Plajı - Gemiler Koyu Özetle: Fethiye'de tatilini geçirmek isteyenlerin, tatillerini biraz uzun zamana yaymaları gerekmektedir. - Kentte ayakta kalmış en eski İslam eseri Cezayirli Hasan Paşa'nın yaptırdığı Cezayirli Cami'dir (1791). Farklı bir tasarıma sahip olan camiyi görmenizi tavsiye ederiz. - Hükümet Konağı'nın yanında bulunan Lykia tipi lahit, geçen yüzyıllardaki gravürlerde deniz içinde tasvir edilmiştir. Bu da bize kıyının depremlerle nasıl değişime uğradığını göstermektedir. - Akropolün tepesinde Aziz John Şövalyeleri'nin yaptırdığı düşünülen kalenin kalıntıları yer alır. - Tek tek her başlık altına defalarca yazmak istemediğimiz için buraya genel olarak bir hatırlatma düşelim.. Bildiğiniz üzere Fethiye özellikle yaz sezonunda oldukça sağlam bir sıcaklığa sahip. Siz de yaz sezonunda bu mekanları gezmeyi planlıyorsanız öğle saatlerini kesinlikle tercih etmeyin. Sabah erken ve ikindi vakitlerini tercih edebilirsiniz. Fakat bazı mekanların ziyaret saatleri sınırlı oluyor. Bu noktayı da göz önünde bulundurun. Yanınızda su, şapka ve güneş gözlüğü bulundurmayı unutmayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/garipce-koyu-kahvalti-fiyatlari-gezilecek-yerler/", "text": "Sarıyer'e bağlı 8 küçük köyden biri olan Garipçe eskiden çok meşhur bir yer değildi. Fakat İstanbul Boğazı'na yapılan üçüncü köprü ile köyün popülaritesi bir anda arttı. Özellikle denize sıfır konumda bulunan kahvaltı mekanlarının namı aldı yürüdü. Köy, İstanbulluların hafta sonu tatilini değerlendirmek için sıkça tercih ettiği turistik bir yer haline geldi. Böyle olunca biz de İstanbul ya da İstanbul'a yakın çevrede yaşayan ve bu güzel köyü ziyaret etmek isteyenler için detaylı bir Garipçe Köyü gezi rehberi hazırladık. Garipçe nerede? Nasıl gidilir? Köyde günlük kiralık pansiyon var mı? Garipçe Köyü kahvaltı mekanları hangileri? Garipçe kahvaltı fiyatları ne kadar? Garipçe Köyü'nde gezilecek yerler nereler? Tüm bu soruların cevaplarını sırasıyla aktaralım. Garipçe, İstanbul Boğazı'nın Karadeniz girişinde, denize nazır minik ve şirin bir köy. Yamaç boyunca dağınık düzen dizili evleri, balıkçı tekneleri ve yerli halkıyla tipik bir Karadeniz sahil köyü. Son yıllarda Garipçe'nin ziyaretçi sayısı her ne kadar artsa da, İstanbul'un kalabalığından kısa bir süre kaçmak ve deniz manzaralı güzel bir aile kahvaltısı yapmak için burası hala çok cazip bir yer. Zaten öyle aşırı kalabalık kaldıracak bir yer değil. Kahvaltı mekanlarının sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Sarıyer'in bu güzel balıkçı köyünü, İstanbul'a yakın gezilecek yerler listenize dahil etmelisiniz. İstanbul'un Sarıyer ilçesinde yer alan Garipçe Köyü, Rumeli Kavağı Mahallesi ile Rumelifeneri Köyü arasındaki bölgede, Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün hemen yanında yer alıyor. Garipçe Köyü'nün Sarıyer merkezle arası yaklaşık 10 km. kadar. Sarıyer merkezden Şehit Mithat Yılmaz Caddesi yönüne ilerleyin. Koç Üniversitesi'nin olduğu kavşağa geldiğinizde Rumelifeneri yönüne dönün. Bu cadde üzerinde 5-6 km. gittikten sonra Garipçe Köyü'ne dönen yol ayrımı tabelasını göreceksiniz. Öncelikle Yenikapı Hacıosman metrosuna binerek Hacıosman son durağına gelmeniz gerekiyor. Son durak çıkışında İETT'nin Hacıosman Metro Rumelifeneri arasında çalışan 150 numaralı otobüslerini göreceksiniz. Bu otobüsler direkt olarak Garipçe Köyü merkezine gidiyor. Tabi biz size en kestirme yol olduğu için Yenikapı Hacıosman metrosunu önerdik. İstanbul'un farklı bölgelerinden otobüse binerek Hacıosman'a ya da Sarıyer merkeze gelip, buradan 150 numaralı otobüse aktarma da yapabilirsiniz. ! İETT'nin 40 numaralı Rumelifeneri/Garipçe Taksim otobüsü de Garipçe merkeze gidiyor fakat bu otobüs sadece geceleri çalışıyor. 150 Hacıosman Metro Rumelifeneri otobüs sefer saatleri ve durakları için tıklayın. Garipçe Köyü kahvaltı mekanları genellikle açık büfe ya da serpme köy kahvaltısı içerikli menüler sunuyor. Aynı mekanlarda öğleden sonraları ise balık yiyebiliyorsunuz. Yani köydeki kahvaltı salonları ile yemek yerleri ayrı değil, aynı yerler. Garipçe Köyü kahvaltı fiyatları (2020) kişi başı ortalama olarak 50-60 TL arasında seyrediyor. İsterseniz siz yine de gitmeden önce aşağıda verdiğimiz telefon numaralarından restoranların güncel fiyat bilgilerini öğrenebilirsiniz. Her yerine yürüyerek ulaşabileceğiniz Garipçe'de gezilip görülmesi gereken çok fazla bir yer yok. Ama deniz kenarında yürüyüş yaparak köyde çevreyi keşfetmek oldukça keyiflidir. # Garipçe Kalesi: Padişah III. Mustafa'nın emriyle yaptırılmış olan Garipçe Kalesi köyün sol tarafında, koya hakim yüksek bir noktada bulunuyor. Kalenin manzarası çok güzel ama kendisi oldukça bakımsız durumda. # Hasan Paşa Kulesi: Burası da köyün üst kısmında, Garipçe'yi tepeden gören yüksekçe bir gözetleme kulesi olarak inşa edilmiş bir yapı. # Garipçe Plajı : Garipçe'deki kahvaltı mekanlarının olduğu kısma çok yakın yerde ufak bir plaj bulunuyor. Girişi ücretsiz ama biraz bakımsız bir plaj. Yine de günübirlik kısa bir deniz keyfi yapabilirsiniz. Bölgede bir de kadınlara özel Menekşe Plajı var. Bu plaj köyün biraz dışında, birkaç kilometre güneyde kalıyor.. # Büyük Liman: Burası Garipçe'de denize girebileceğiniz bir diğer koy. Fakat Büyük Liman'daki plaja giden araç yolu olmadığı için 20 dakikalık zorlu bir patika yolu yürümeyi göze almanız gerekiyor. Büyük Liman'a gitmenin kolay yolu ise Sarıyer merkezden kalkan Büyük Liman motorlarına binmek. Bu motorlar direkt olarak Büyük Liman Plajı'na gidiyorlar. Garipçe Köyü'ne gelmişken buraya birkaç kilometre mesafede bulunan Rumelifeneri Köyü'nü, Rumeli Feneri'ni ve Feneryolu Kuş Gözlemevi'ni de gezebilirsiniz. Ayrıca Rumelifeneri kahvaltı mekanlarını da Garipçe'ye alternatif olarak değerlendirebilirsiniz. # Eğer Garipçe'ye hafta sonu arabayla gidecekseniz otopark konusunda sıkıntı yaşayabilirsiniz. Bunun çözümü için ya biraz erken saatlerde köye gitmeniz ya da aracınızı biraz uzağa park etmeniz gerekiyor. # İstanbul Garipçe Köyü halkı muhafazakardır. Köyde mayo ve bikini ile denize girmenin yasak olduğu uyarısını duyabilirsiniz. Ayrıca kahvaltı mekanlarında alkollü içecek satışı yapılmıyor. # Garipçe'deki plaj, kale ve sahil kesimi oldukça bakımsız. İnsanlar da nasıl olsa zaten bakımsız diyerek çevreye rahatça çöp atıyorlar. Lütfen siz bunu yapanlardan olmayın! # Garipçe Köyü'nde kurulan pazar tezgahlarında süt ve yumurta gibi organik yiyecekler bulabilirsiniz. Yine köylü kadınların el emeği ile hazırladığı tarhana, erişte, turşu, salça, tereyağı gibi lezzetli ürünleri köy içinden satın alabilirsiniz. # Garipçe'de günlük kiralık pansiyon var mı? Yukarıda da belirttiğimiz gibi burası sadece yerli halkın yaşadığı küçük bir yer. Garipçe Köyü'nde otel ve pansiyon tarzı konaklama için tavsiye edeceğimiz bir mekan bulunmuyor. Fakat köye en yakın ilçe merkezi olan Sarıyer'de çok sayıda otel ve pansiyon bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/gaziantep-gezilecek-yerler-listesi/", "text": "Çağlar boyunca doğu ile batıyı birbirine bağlayan bir köprü olarak varlığını sürdüren kadim Anadolu'da, ilk uygarlıkların doğup geliştiği toprakların adıdır Gaziantep. Mezopotamya ve Akdeniz arasındaki İpek Yolu üzerine kurulmuş, tarihin her döneminde medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir duraktır burası. Yüzlerce yıl önemli bir üretim merkezi olmuş ve bugün de modern sanayi ile beraber dünyaya açılmıştır. Gaziantep'in sahip olduğu uygarlık mirasları saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Her bir adımda ziyaretçilerine farklı tarih sayfaları açan kent; camileri, hamamları, kaleleri ve hanlarıyla kıymet biçilmez eserlere sahiptir. Şimdi isterseniz Gaziantep'te gezilecek tarihi ve turistik yerler listesini birlikte inceleyelim. - Zeugma Antik Kenti - Zeugma Mozaik Müzesi - Gaziantep Kalesi - Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi - Hasan Süzer Etnografya Müzesi - Şahinbey Milli Mücadele Müzesi - Kendirli Gazi Kültür Merkezi - Gaziantep Hamam Müzesi - Gaziantep İslam Bilim Tarihi Müzesi - Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi - Rumkale - Ömeriye Cami - Boyacı Cami - Şeyh Fethullah Cami Ve Külliyesi - Gaziantep'te Ziyaret Edebileceğiniz Diğer Tarihi Camiler - Gaziantep Kastelleri - Tarihi Antep Evleri - Tarihi Gümrük Hanı - Gaziantep Bakırcılar Çarşısı - Tarihi Almacı Pazarı - Zincirli Bedesten - Gezegenevi ve Bilim Merkezi - Gaziantep'te Gezebileceğiniz Diğer Yerler Nizip ilçesine bağlı Belkıs Mahallesi'nde bulunan Zeugma Antik Kenti, Gaziantep'in tarihine ışık tutan en önemli mekanlardan biri. Büyük İskender'in generallerinden Seleukos I Nikator tarafından M. Ö. 300'lü yıllarda kurulan bu kent, özellikle Roma İmparatorluğu zamanında adından çok söz ettirmiştir. Günümüzde ortaya çıkartılan kent mozaikleri, Zeugma'nın çağın çok ilerisinde bir sanat anlayışına sahip olduğunu göstermektedir. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulu olan Zeugma, kendi zamanının en büyük şehirlerinden biri olarak biliniyor. Kentte yapılan kazılarda ortaya çıkartılan 100 binin üzerinde bulla dünya rekoru olarak tescillenmiş durumda. Buradan çıkartılan önemli eserlerin bir kısmı hemen aşağıda bahsettiğimiz Zeugma Müzesi'nde sergileniyor. Zeugma Antik Kenti sanata ve tarihe ilgisi olan herkesin görmesi gereken bir yer. Mozaik müzeleri, dünyada ender bulunan müze çeşitlerindendir. Zeugma Müzesi de bu ender yapılar içerisinde alanında en iyi olanlardan biridir. Müze temel olarak üç bloktan oluşuyor. Birinci blokta Zeugma Antik Kenti mozaikleri sergileniyor. İkinci blokta Gaziantep yöresinde elde edilen Doğu Roma İmparatorluğu'na ait mozaikler sergileniyor. Üçüncü yani C blok ise konferans salonu ve çeşitli toplantı odalarından oluşuyor. Müzedeki en önemli parçaların başında meşhur \"Çingene Kızı\" mozaiği geliyor. Zeugma Antik Kenti kazılarında ortaya çıkartılan bu eşsiz eser günümüzde Gaziantep'in simgesi haline dönüşmüştür. Özel bir odada sergilenen mozaik \"Zeugma'nın Mona Lisa'sı\" olarak da adlandırılır. Müze, il merkezindeki Mithatpaşa Mahallesi'nde yer alıyor. Kafeterya ve dinlenme alanlarına da sahip Zeugma Mozaik Müzesi'ni Müze Kart sahipleri ücretsiz şekilde gezebilir. Zeugma Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Roma İmparatorluğu döneminde şehri korumak için bir gözetleme kulesi olarak yaptırıldığı tahmin edilen Gaziantep Kalesi'nin hangi tarihte inşa edildiği tam olarak bilinmemektedir. Kale, Bizanslılar zamanında genişletilerek bugünkü halini almış. Yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde kale içinde Osmanlı döneminde inşa edilen bir cami ve bir de hamam olduğu ortaya çıkmış. Şahinbey ilçesindeki Seferpaşa Mahallesi'nde yer alan Gaziantep Kalesi'nde sesli ve görüntülü bilgi alabileceğiniz dijital ekranlar bulunuyor. Ayrıca duvarlardaki kabartmalı çizimler ve ışıklandırmalar da oldukça başarılı. Müze Kart sahipleri yapıyı ücretsiz gezebilirler. Gaziantep Kalesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Yazar ve şair Sunay Akın'ın öncülüğü ile kurulan Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi'nde yapımı 1700'lü yıllara kadar uzanan oyuncak çeşitleri sergileniyor. Şahinbey ilçesine bağlı Bey Mahallesi'nde yer alan bu müze, tarihi bir Antep evine konumlandırılmış. Hem evin estetik ortamı hem de oyuncak çeşitliliğinin fazlalığı her yaştan insanın hoşuna gidecek bir atmosfer oluşturmuş. 3 katlı müzede yerli ve yabancı masal kahramanlarının maketlerini, pelüş oyuncakları, uçak, araba gibi ulaşım araçlarını ve robot gibi teknolojik yüzlerce oyuncağı yakından görebilirsiniz. Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Yine Bey Mahallesi'nde yer alan bu müze yukarıda bahsettiğimiz Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi binasının hemen yanında bulunuyor. Gaziantep'in eski kent dokusunu yansıtan tarihi bir binada hizmet veren Hasan Süzer Etnografya Müzesi, Antep kültürünü ve geleneklerini daha yakından tanımak için uğramanız gereken bir mekan. Müze; iç dekorasyonundan bahçe dizaynına, odalarda bulunan tandır ve ocaklardan duvar süslemelerine, halı ve kilimlerden döşeklere kadar her adımda Gaziantep tarihinden bir sayfa açıyor ziyaretçilerine. 1800'lü yıllarda kilise olarak inşa edilen bu tarihi yapı, sonraki yıllarda bir dönem okul, bir dönem de halk evi olarak hizmet vermiş. Bina günümüzde kültür merkezi olarak çeşitli etkinliklerde kullanılıyor. İlerleyen yıllarda ise arkeoloji kütüphanesi ve laboratuvarı olarak hizmet vermesi planlanıyor. Yapının temelinde siyah kesme taşlar kullanılmış. Duvarları beyaz kesme taşlardan örülmüş. Zemini ise mermerle kaplanmış. Binanın girişinde dikkatinizi çekecek ilk şey muhtemelen duvarlardaki mermi izleri olacaktır. Bey Mahallesi'nde yer alan Kendirli Gazi Kültür Merkezi ismine münhasır, Kurtuluş Savaşı gazisi bir yapıdır. Kendirli Gazi Kültür Merkezi'nde yapılan etkinlikleri güncel olarak takip etmek için tıklayın. Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliyenin bir bölümünü oluşturan bu tarihi hamam 1577 yılında inşa edilmiş. Osmanlı hamam mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan yapı, Antep'te görülmesi gereken tarihi yerlerden biridir. Antep hamamları denince ister istemez bu türkü geliyor aklımıza. Türkülere konu olacak kadar meşhur olan Antep'in hamamları hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz, illa aktif olarak çalışan bir hamama gidip kese attırmanız gerekmez. Karagöz Mahallesi'nde yer alan Gaziantep Hamam Müzesi'ni ziyaret ederek de bu meşhur yapılar hakkında her türlü bilgiyi edinebilirsiniz. Osmanlı geleneklerini yansıtan müzede klasik Türk hamamı görüntülerinin yanında, gelin hamamı mizanseni de sergileniyor. Hamam Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Burası İslam dünyasında yetişmiş bilim adamlarının astronomi, fizik, kimya, tıp, coğrafya ve denizcilik alanlarında yaptıkları araştırma ve deneylerde kullandıkları aletlerin sergilendiği bir müze. Esasında mekana bir müzeden çok atölye havası verilmiş. Çok da başarılı olmuş. Müzeye girdiğinizde sanki bir bilim adamı hali hazırda çalışma yapıyormuş gibi bir atmosferle karşılaşıyorsunuz. Antep'in gezilmesi gereken en önemli mekanlarından biri olan İslam Bilim Tarihi Müzesi gerekli ilgiyi maalesef görmüyor. Böylesine değerli yerleri yeterince ziyaret etmiyor, hakkında araştırmalar yapmıyoruz. Avrupa'nın karanlık çağlardan geçtiği dönemlerde, Osmanlı topraklarında bilimsel çalışmaların yapıldığından habersiz oluyoruz. Sonra \"Osmanlı ilime, bilime önem vermemiş\" diyoruz. Yapmayalım.. Lütfen.. İl merkezinde bulunan Gaziantep İslam Bilim Tarihi Müzesi'ni ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. İslahiye ilçesine bağlı Yesemek Köyü yakınlarında yer alan bu tarihi mekan Gaziantep'te görülmesi gereken ilginç noktalardan biri. M. Ö. 2 binli yılların sonu ile M. Ö. 8. yüzyıl arasında farklı medeniyetlerin kullandığı bu bölge, yakın doğunun en büyük taş ocağı ve heykel atölyesiymiş. Şu anda açık hava müzesi olarak ziyaret edebileceğiniz alanda 300'den fazla yontu taslağı bulunmuş. Günümüzde yapılan kazı çalışmaları ile yenileri bulunmaya devam ediyor. Çevre düzenlemesi yapılarak oldukça güzel bir hale getirilen Yesemek Açık Hava Müzesi'nde aslan kabartmaları, sfenksler, Amanos Dağları'nı temsil eden Dağ Tanrısı kabartmaları ve farklı mimari parçaları yakından görebilirsiniz. Antik çağlardan günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmayı başarmış olan Rumkale, tarih boyunca farklı isimlerle adlandırılmış önemli bir mekan. Şitamrat, Kal-a Rhomayta, Hromklay, Ranculat, Kal-at el Rum, Kal-at el Müslimin, Kale-i Zerrin bu isimlerden bazıları.. Rumkale'nin bir kısmı doğal kayaların oyularak sur haline getirilmesiyle yapılmış. Diğer kısımları ise kesme taşlarla inşa edilmiş. Günümüze ulaşan kalıntılardan Aziz Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı, su sarnıçları, kuyu ve hendek görülmeye değer yerler. Rumkale, Merzimen Çayı'nın Fırat Nehri ile birleştiği yerde, Kasaba Köyü'ne yakın bir noktadadır. Kalenin bulunduğu konum muazzam bir doğa güzelliğine de sahip. Yaz aylarında kalenin çevresinde tekne turu etkinlikleri yapıldığını da buraya not düşmüş olalım. Düğmeci Mahallesi'ndeki Suburcu Caddesi üzerinde yer alan Ömeriye Cami'nin bir diğer adı 'İki Ömer' anlamına gelen Ömereyn'dir. Yapım tarihi tam olarak bilinmemekle beraber Hz. Ömer ya da Hz. Ömer'in torunu Ömer Bin Abdulaziz tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. Ömeriye Cami'nin en önemli özelliği Antep'in günümüzde hizmet veren en eski camisi olmasıdır. Ayrıca yapının minarelerinde Kurtuluş Savaşı'ndan kalma kurşun izleri bulunmaktadır. Gaziantep'in en büyük camilerinden biri olan Boyacı Cami'nin 13. yy. ila 14 yy. arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Yapının kitabesinde Memlükler döneminde bitirildiğine dair bir not yer almaktadır. Boyacı Camii'nde diğer camilerde görmeye pek alışık olmadığımız bir minber uygulaması dikkat çekiyor. Alttan kızaklı olan bu minber, duvara gömmeli şekilde hareket ettirilebiliyor. Böylece kullanılmadığı zamanlarda yerden tasarruf edilmesi sağlanıyor. Bununla beraber caminin ahşap kısımlarında yapılan el işi oymalar görülmeye değer güzelliktedir. Boyacı Cami il merkezinde, kendi adını verdiği mahallede yer alıyor. Şehir merkezindeki Kepenek Mahallesi'nde bulunan Şeyh Fethullah Külliyesi, Aşağı Şeyh Cami olarak da anılıyor. 1550'li yıllarda yaptırıldığı tahmin edilen külliye; cami, zaviye, hamam, medrese ve kastel bölümlerinden oluşuyor. Kastel konusuna birazdan değineceğiz. Manevi bir atmosfere sahip bu tarihi yapının avlusunda ise Şeyh Fethullah Hazretleri'nin türbesi bulunuyor. Türbenin bulunduğu bu alana Şıh Ocağı deniliyor. Kurtuluş Savaşı'nda hastane olarak da kullanıldığı bilinen bu külliye her hali ile ziyareti hak eden değerli bir mekan. Gaziantep, gerek eski gerekse yakın tarihimize damgasını vurmuş önemli kentlerimizden biri. Özellikle tarihi eserler noktasında misafirlerine çok faza seçenek sunan bir ilimiz. Bu güzel eserlerin başında da Antep camileri geliyor. İlin birçok mahallesinde tarihi camilere rastlamak mümkün. Esasında Antep'in tarihi camileri başlı başına ayrı bir konuyu hak ediyor. Fakat şimdilik bu camilerin listeni yazmakla yetinelim. - Ali Nacar Cami - Handaniye Cami - Eyüpoğlu Cami - Kılınçoğlu Cami - Ömer Şeyh Cami - Bostancı Cami - Kabasakal Cami - Ahmet Çelebi Cami - Alaybey Cami - Şirvani Cami - Tahtani Cami - Alaüddevle Cami - Tekke Cami - Karatarla Cami - Kozanlı Cami - Nuri Mehmet Paşa Cami - Hüseyin Paşa Cami - Ağa Cami - Kurtuluş Cami - İhsanbey Cami Herkes tarafından bilinen bir yapı olmadığı için öncelikle \"Kastel nedir?\" sorusunu kısaca cevaplayalım. Kasteller eski dönemlerde yer altı sularını bir merkeze toplamak amacıyla inşa edilmiş yapılardır. Burada toplanan sular yine yer altında açılmış \"livas\" isimli kanallarla evlerin kuyularına taşınırmış. Bu kuyular hem hanelerin su ihtiyacını karşılar hem de yaz aylarında gıdaların bozulmaması için kullanılırmış. Gaziantep'e özgü olan bu yapıların dünya genelinde benzerlerine pek rastlanmıyor. O dönemin belki en önemli teknolojilerinden biri olan kasteller bugün maalesef çoğumuz tarafından bilinmiyor bile. Gaziantep'te gezilecek tarihi yerler listesine eşsiz Antep kastellerini de kesinlikle yazmalısınız. - Şeyh Fethullah Kasteli - İhsan Bey Mescidi ve Kasteli - Pişirici Mescidi ve Kasteli - Kozluca Kasteli - Ahmet Çelebi Camii Kasteli Tarihi Antep Evleri şehrin birçok mahallesinde bulunduğu gibi ağırlıklı olarak Bey Mahallesi'nde yer alıyor. 'Havara' ve 'Kıymık' isimleri ile anılan bu taş yapılar ziyaretçilerini adeta tarihi bir yolculuğa çıkarıyor. Kalın duvarları ve estetik tasarımlarıyla dikkat çeken bu evler aynı zamanda kışın sıcak, yazın ise serin kalma özelliğine sahip. Yüzlerce yıllık birikimin yansıması olan bu evler son yıllarda yerli ve yabancı turistlere unutulmaz anılar yaşatıyor. Gaziantep'in geleneksel ev kültürünü merak ediyorsanız Tarihi Antep Evleri'ni yakından incelemenizi tavsiye ederiz. Hatta sadece ziyaret değil, aynı zamanda bu evlerde konaklayabilirsiniz. Tarihi yapıların bazıları günümüzde butik otel olarak hizmet vermektedir. 1873-1878 yılları arasında 'yolcu hanı' olarak inşa edilen bu yapı, 2011 yılında restore edilerek \"Yaşayan Müze\"ye dönüştürülmüş. Günümüzde Antep yöresine ait el sanatlarının işlenip satıldığı bir mekan olan Tarihi Gümrük Hanı, il merkezindeki Karagöz Mahallesi'nde yer alıyor. Gaziantep'e geldiğinizde huzur dolu bu atmosferde bir kahve molası verebilir, butik dükkanlardan hediyelik el işi ürünler satın alabilirsiniz. Gaziantep gezilecek yerler listesinin en önemli duraklarından biri de şüphesiz Bakırcılar Çarşısı. Bakır işçiliği Antep'te neredeyse 400 yıldır devam eden bir gelenek. Günümüzde de varlığı sürdüren bu sanatın en güzel eserlerini 19. yüzyıldan kalma Gaziantep Bakırcılar Çarşısı'nda görebilirsiniz. Tek katlı dükkanlardan oluşan bu tarihi çarşı yerli ve yabancı turistlerin Antep'te yoğun ilgi gösterdiği mekanlardan biri. Sahanlar, semaverler, kahve setleri, siniler, gaz lambaları, tepsiler, saatler, duvar süsleri ve daha neler neler.. Her biri ince el işçiliği ile yapılmış harika yöresel ürünler. Bakırcılar Çarşısı sadece bir pazar değil, aynı zamanda Gaziantep'i tüm dünyaya bağlayan bir ticari koridor niteliğindedir. Yabancı turistlerin \"Old Town\" ismini verdiği bu çarşıyı ziyaret etmeden Gaziantep'ten ayrılmayın. Şehitkamil ilçe merkezinde bulunan Tarihi Almacı Pazarı, Antep mutfağına özgü pek çok şeyin satıldığı eski bir çarşı. İstanbul'daki Mısır Çarşısı'nı andıran bu mekanda Antep fıstığından tutun da çeşit çeşit kuruyemişlere ve baharatlara kadar yöreye ait sayısız ürün bulunuyor. Gaziantep seyahati sırasında \"Antep'ten ne alınır? Antep'in neyi meşhur?\" diye düşünenler, bizce bu çarşıya bir göz atmalılar. Gaziantep yöresine ait ürünlerin bol olduğu bir diğer turistik çarşı Zincirli Bedesten. El işlemesi bakır ürünler, ahşap küçük sandıklar, çeşit çeşit hediyelik eşyalar bulabileceğiniz otantik bir ortam. Ziyaretçiler fiyatların yüksek olmasından biraz şikayetçi. Bu nedenle her alışverişte pazarlık yapmak çarşıda bir çeşit adet haline gelmiş. Zincirli Bedesten'i Gaziantep'te gezilecek turistik yerler listenize yazmayı unutmayın. Çarşı şehir merkezinde, Bakırcılar Çarşısı ile Gümrük Han'ın arasında bulunuyor. Burası uzay boşluğunda hareket eden gök cisimlerinin çeşitli maket ve simgelerle canlandırıldığı bir eğitim merkezi. Oldukça eğlenceli ve öğretici etkinliklerin düzenlendiği bir mekan. Bilim merkezinde üç boyutlu eğitim videoları izleyebilir, bilgi veren robotlarla tanışabilirsiniz. Gezegenevi'nde ayrıca ziyaretçiler ufak deneyler yapma fırsatı da buluyor. Toplamda 5 bin m 'ye yakın bir alanı kaplayan tesis Şehitkamil ilçesi, Zübeyde Hanım Bulvarı'nda yer alıyor. - Tarihi Naib Hamamı - Kaleoğlu Mağarası - Tahmis Kahvesi - Emine Göğüş Mutfak Müzesi - Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi - Gorgo Medusa Cam Eserler Müzesi - Gaziantep Atatürk Anı Müzesi - Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi - Gaziantep Kültür Tarihi Müzesi - Saklı Konak Bakır Eserleri Müzesi - Gaziantep Botanik Bahçesi - Parkantep Harikalar Diyarı - Doğal Hayatı Koruma ve Rekreasyon Alanı - Sofdağı Yaylası - Köklüce Kanyonu - Hızır Yaylası - Dülükbaba Mesire Alanı - Dülük Antik Kenti"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/gaziantep-nasil-bir-yer-gaziantep-hakkinda-bilgi/", "text": "Binlerce yıllık bir tarihin mutfak kültürü ile buluştuğu bir şehir.. Gastronominin tarihle harmanlandığı, Anadolu'nun en özel lezzetlerinin buluştuğu bir coğrafya.. Topraktan ve güneşten gelen, insan eliyle şekillenen bir lezzet şöleni.. Gaziantep, Türkiye'nin lezzet başkenti.. Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Gaziantep, ilk çağlardan günümüze kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Tarihin her döneminde farklı kültür, dil ve inançların iç içe yaşadığı Gaziantep'te kurulan ve hüküm süren medeniyetlerdeki kültürel çeşitlilik, bölgenin coğrafi zenginlikleri ile harmanlanmış ve eşsiz Antep mutfak kültürünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu yöresel zenginliğini gelişmiş sanayisi ile taçlandıran Gaziantep, Güneydoğu Anadolu'nun parlayan yıldızı konumuna gelmiştir. Peki Doğu'nun Paris'i olarak da anılan Gaziantep yaşamak için nasıl bir yer? Şehrin tarihi, ekonomisi, mutfağı ve ulaşım imkanları hakkında bilgiler aktaracağımız bu yazımızda Antep'i biraz daha yakından tanıyacağız. Gaziantep, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en batı ucunda yer alan illerimizden biri. Gaziantep'in komşuları; doğuda Şanlıurfa, güneyde Kilis, güneybatıda Hatay, batıda Osmaniye, kuzeyde Kahramanmaraş, kuzeydoğuda Adıyaman'dır. Gaziantep'in güney sınırının bir bölümü ise Suriye'ye komşudur. Akdeniz ve Güneydoğu'yu birbirine bağlayan anayolların kesişim noktasında yer alan Gaziantep'e Türkiye'nin tüm bölgelerinden kara yolu ile rahatlıkla ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca hemen hemen bütün büyük şehirlerimiz ile Gaziantep arasında karşılıklı otobüs seferleri de düzenleniyor. Gaziantep Şehirlerarası Otobüs Terminali, il merkezinin 5 km. kuzeyindeki Karacaahmet Mahallesi'nde yer alıyor. - İstanbul Gaziantep arası yaklaşık 1145 kilometre ve 12 saat. - Ankara Gaziantep arası yaklaşık 700 kilometre ve 8 saat. - İzmir Gaziantep arası yaklaşık 1120 kilometre ve 13 saat 20 dakika. - Şanlıurfa Gaziantep arası yaklaşık 150 kilometre ve 1 saat 40 dakika. - Erzurum Gaziantep arası yaklaşık 630 kilometre ve 8 saat. - Antalya Gaziantep arası yaklaşık 830 kilometre ve 9 saat 40 dakika. Şehre uçakla ulaşmak isteyenler için hizmet veren Gaziantep Havalimanı, il merkezinin yaklaşık 20 km. dışında, Oğuzeli ilçesi sınırlarında bulunuyor. İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya gibi büyük şehirlerden Gaziantep'e aktarmasız uçuş bulabilirsiniz. Gaziantep Havalimanı'ndan il merkezine ulaşmak için ise özel servis, otobüs, taksi, araç kiralama ve transfer aracı seçeneklerine sahipsiniz. İlk uygarlıkların doğduğu Mezopotamya ile Akdeniz Bölgesi arasında bir köprü olan Gaziantep, tarih öncesi dönemlerden bu yana nice medeniyetlerin yerleşim sahası olmuştur. Ayrıca Tarihi İpek Yolu'nun üzerinde olması nedeniyle her dönem önemini ve canlılığını korumuş bir kenttir. Gaziantep'te yapılan yüzey çalışmaları bölge tarihinin Alt Paleolitik Çağ'a kadar uzandığını gösteriyor. İl merkezinin kuzeyinde bulunan Dülük Antik Kenti ise bu yöredeki en eski kent özelliğini taşıyor. İlk kurulduğu yıllarda Babil Uygarlığı hakimiyeti altında olan kent M. Ö. 1800'lü yıllarda Hititlerin eline geçmiş, böylece yöredeki tarihi devirler başlamıştır. Hititler döneminde çeşitli kültür merkezlerinin oluşturulmaya başlandığı bu bölge daha sonra Mısır yönetimine geçmiştir. M. Ö. 8. yy'dan itibaren ise bu topraklarda sırasıyla Asurlular, Medler, Persler, Makedonya Krallığı, Seleukos İmparatorluğu ve Kommagene Krallığı etkili olmuştur. Roma İmparatorluğu zamanında bir sınır şehri olan Gaziantep, M. S. 395 yılında Roma ikiye bölününce Bizans İmparatorluğu içerisinde kalmıştır. Bu yıllarda İslam orduları tarafından sık sık kuşatılan kent, Araplarla Bizanslılar arasında çetin mücadelelere sahne olmuştur. Bu mücadeleler sırasında kenti korumak için Bizanslılar tarafından Dülük yakınlarında inşa edilen kale, Antep şehrinin ilk merkezi olması açısından önem taşımaktadır. Hz. Ömer zamanında Müslümanlar tarafından fethedilen Gaziantep yöresi 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra da Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyetine girmiştir. Fakat bölgede bir türlü istikrar sağlanamamıştır. Zaman zaman Haçlı işgallerine ve Moğol istilasına uğrayan yöre bir dönem Eyyubilerin, sonrasında Dulkadiroğulları ve Memlük Devleti'nin eline geçmiştir. Bu istikrarsızlık Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında Gaziantep ve yöresini Osmanlı İmparatorluğu'na dahil etmesine kadar sürmüştür. Osmanlılar zamanında şehre çok sayıda yatırımlar yapılmış, kent üretim, ticaret ve el sanatları yönünden oldukça ilerleme kaydetmiştir. 1. Dünya Savaşı'nda önce İngilizlerin daha sonra Fransızların işgaline uğrayan Antep, Kurtuluş Savaşı sırasında çok büyük bir mücadele sergilemiş, bu nedenle 1921 yılında TBMM tarafından \"Gazi\" unvanı almıştır. O dönem halk arasında \"Ayıntap\" olarak anılan şehir artık Gaziantep olmuştur. Gaziantep, cumhuriyetin ilanı ile birlikte ülkemizdeki illerinden biri haline getirilmiştir. Nüfus: Gaziantep'in 2020 yılı nüfusu yaklaşık 2 milyon 100 bin kişidir. - Araban - İslahiye - Karkamış - Nizip - Nurdağı - Oğuzeli - Şahinbey - Şehitkamil - Yavuzeli Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en gelişmiş illerinden biri olan Gaziantep'te ekonomik yapı genel olarak sanayi ve hizmet sektörlerine dayanmaktadır. Türkiye'nin önemli üretim merkezlerinden Antep'te özellikle imalat sanayi alanındaki çalışmalar ön plana çıkar. Şehirdeki faal nüfusun büyük bölümü tekstil, deri, gıda, inşaat, kimya- plastik, orman-ağaç-kağıt ürünleri ve makina-metal-otomotiv yan sanayi alanlarında hizmet vermektedir. Gaziantep il toprakları ayrıca tarım ve hayvancılık yapmaya da son derece uygundur. İlde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, pamuk, mercimek, nohut, kavun, karpuz, soğan, sarımsak, üzüm, domates, biber, patlıcan, fasulye, turp, havuç, zeytin ve nardır. Antep fıstığı ise başlı başına ele alınması gereken, şehrin en özel tarım ürünüdür. Antep fıstığı sahip olduğu lezzet, aroma ve yağ oranı ile dünyadaki en kaliteli fıstık çeşitlerinden biridir. Büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvancılığı da yapılan Gaziantep'te, madencilik ve ormancılık da şehir ekonomisine kısmi katkı sağlamaktadır. Dalgalı ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan Gaziantep'te il topraklarının yarısını dağlar oluşturur. Hatay ve Osmaniye sınırındaki Nur Dağları ile Güneydoğu Torosların uzantısı olan Sof Dağları bölgedeki önemli yükseltilerdir. Araban, Yavuzeli, Oğuzeli, İslahiye ve Barak gibi önemli ovalara sahip ilin güney sınırı ise genellikle düz ve hafif meyilli taban arazileri barındırır. Fırat Nehri ile birleşen Karasu, Merzimen Deresi ve Nizip Çayı şehrin başlıca akarsulardır. Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin ortasında kalan Gaziantep'te yer yer karasal iklim etkileri görülse de, genel olarak Akdeniz iklimi hakimdir. Bölgede yaz ayları çok sıcak ve kurak geçer. Özellikle Temmuz-Eylül arası kavurucu bir hava vardır. İlde kışlar soğuktur fakat kar yağışı fazla görülmez. Ayrıca mevsim geçişlerinde gece ile gündüz arasında çok büyük bir sıcaklık farkı oluşur. Doğal orman oluşumuna pek uygun olmayan Gaziantep toprakları daha çok bozkır bitki örtüsü ile kaplıdır. Sadece dağlık kesimlerde kısmen çam, köknar, sedir ormanları bulunur. Ayrıca merkeze yakın noktalarda kızılçam ağaçlarından yapay ormanlar oluşturulmuştur. Gaziantep yöresi, zengin yemek kültürü ile sadece Türk mutfağında değil, dünya mutfakları arasında da ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Öyle ki Antep gastronomi dalında Türkiye'den UNESCO ağına katılan ilk şehir olma unvanını da kazanmıştır (2015). Farklı kültürlerden onlarca lezzetin tek bir coğrafyada birleştiği yer olan Gaziantep, bu konuda rakipsiz şehirlerimizden biridir. - Ali Nazik Kebabı - Patlıcan Kebabı - Lahmacun - İçli Köfte - Ayva Kebabı - Simit Kebabı - Kıyma Kebabı - Soğan Kebabı - Cağırtlak Kebabı - Elma Kebabı - Ekşili Köfte - Cacıklı Arap Köftesi - Haveydi Köftesi - Yoğurtlu Ufak Köfte - Yoğurtlu Çiğdem Aşı - Nohut Dürüm - Firik Pilavı - Beyran - Baklava - Yuvalama - Borani - Kölük Aşı - Şiveydiz - Tennuri Çorbası - Maş Çorbası - Katmer - Kahke - Ekşili Taraklık Tava - Çiğ Köfte - İç Katması - Loğlazlı Aş - Börülce Piyazı - Fıstıklı Dolama - Şöbiyet - Bülbülyuvası - Künefe - Tahmis Kahvesi Gaziantep ilimizde eğitim veren 4 adet üniversite bulunuyor. - Gaziantep Üniversitesi - Hasan Kalyoncu Üniversitesi - Sanko Üniversitesi - Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Bu okullardan ikisi şehir merkezinin biraz dışında konumlanmış olsa da, herhangi bir ulaşım sıkıntısı bulunmuyor. Şehrin en büyük eğitim kurumu olan Gaziantep Üniversitesi ve Sanko Üniversitesi ise oldukça merkezi bir noktadalar. Tek bir toplu taşıma aracıyla şehrin hemen her noktasından bu okullara rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Özellikle Gaziantep Tramvay Hattı, Gaziantep Üniversitesi'nde okuyan öğrencilere büyük kolaylık sağlıyor. Türkiye'nin en kalabalık illerinden biri olan Gaziantep, hali hazırda on binlerce öğrenci ve memura ev sahipliği yapıyor. Gelişmiş sanayisi nedeniyle de sürekli göç almaya devam ediyor. Burası bir büyük şehirden beklenen tüm imkanları fazlasıyla sunan bir kent. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki diğer şehirlere oranla fazlaca avantaja sahip. Konaklamadan ulaşıma, alışverişten eğlence mekanlarına kadar her konuda pek çok seçeneğiniz bulunuyor. Özellikle apart/stüdyo daire kullanımı Gaziantep'te çok yaygın. Örneğin Yeditepe, Güneykent ve Karataş semtleri kamu personeli ve öğrenci kesiminin yoğunlaştığı noktalar. Buralarda bütçenize uygun kiralık daire veya yurt bulma ihtimaliniz yüksek. Tabi şehrin kalabalık olması bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Trafik, hava kirliliği, pahalılık.. Gaziantep de diğer büyük şehirlerimiz gibi bu sıkıntılardan nasibini alan bir yer. Üstüne biraz da kavurucu sıcaklar eklenince Antep zaman zaman yorucu bir kent haline geliyor diyebiliriz. Ama yine de bulunduğu coğrafyaya göre en yaşanılası illerden biri olduğu çok net."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/gazligol-gezilecek-yerler/", "text": "Afyonkarahisar, Türkiye'nin en zengin kaplıca yataklarına sahip illerinden biridir. Kaplıcalarla birlikte doğal güzellikler, milattan öncesi ve Osmanlı döneminden kalma tarihi eserler, anıtlar, mezarlar, cami ve diğer kutsal alanlar sayesinde son yıllarda şehir binlerce turist ağırlamaktadır. Kaplıcalar genelde kış aylarında tercih edilse de, Afyon'da yukarıdaki saydığımız etkenlerden dolayı yaz aylarında da oldukça fazla talep oluyor. Kaplıcaya gelen misafirler bölgedeki tarihi ve doğal güzellikleri de ziyaret ediyor. Afyon'un meşhur yerleri isimli yazımızda gezilecek bu mekanları detaylıca inceledik. Afyon'da bulunan ve yukarıda belirttiğimiz kaplıca, doğal güzellikler ve tarihi eserleri bir arada toplayan ilçelerden biri İhsaniye'dir. Gazlıgöl en yoğun kaplıca ve termal otel bulunan noktalardan biridir. Meşhur Kızılay maden sularının kaynağı buradır. Afyon Gazlıgöl gezilecek yerler konusuna gelmeden önce size birkaç noktada bilgi verelim. Bu bölgede konaklamak için İhsaniye merkezi değil de Gazlıgöl'ü tercih etmelisiniz. Çünkü burada oldukça fazla ve uygun fiyata konaklama imkanı bulunuyor. Gazlıgöl meydanda belediyenin butik bir termal oteli bulunuyor. Piyasa koşullarına göre fiyatları uygun diyebiliriz. Evlerde termal suyu ve mini havuzlar/küvetler bulunuyor. Yine belde merkezinde farklı konaklama seçenekleri de var. Bazı otellerin en alt katında termal havuzlar var. Hemen karar vermeden belde merkezinde üç beş yere bakmanızı tavsiye ederiz. Bunların dışında, beldenin hemen karşı tarafına düşen villalar bulunuyor. Farklı siteler şeklinde alana yayılmış olan bu konaklar, demir yolu ve kara yolundan karşıya geçince önünüze gelecek. Siteleri gezerek bu villaları oldukça uygun fiyatlara kiralayabiliyorsunuz. 2019 yılı günlük fiyatları 150 TL civarında olduğunu buraya not düşelim. Kalabalık gruplar için bu tarz villalar oldukça uygun. Yine bu bölge çevresinde farklı oteller bulunuyor. Gazlıgöl'ün en popüler termal oteli Özgül Termal'dir. Buna rağmen otelde umduğunuzu bulamayabilirsiniz. Temizlik, sosyal aktivite ve hizmetler noktasında yetersiz kaldığı bilinmektedir. Firma hizmetlerinden 50 TL (2019) karşılığında önüne gelen herkes yararlandığı için havuzlar ana baba günü oluyor. Sauna'da \"Safları sıklaştırın beyler\" demek zorunda kalabiliyorsunuz. Otelin içi çarşıya çıkmış askerler, öğrenciler, pazarcılar, inşaat ameleleriyle kaynıyor. Mekan bildiğin belediye hamamına dönüyor. Konuyla ilgili daha detaylı yazdığımız bu yazıyı okumanızı tavsiye ederiz.. Afyon İhsaniye Gazlıgöl'de bulunan diğer termal oteller: Huzur, Çakır, Başaranlar, Frigya, Midas ve Ceylan kaplıca otelleridir. Kaplıcaların güzel bir de efsanesi vardır. Kral Midas'ın kızı Suna'nın tüm vücudunu çıbanlar sarmıştır ve hiçbir şekilde tedavi edilememiştir. Suna dışarıda dolaştığı bir gün bu kaplıcaların bulunduğu yere gelir ve buradaki bir su birikintisinden içip uyuyakalır. Kalktığında vücudunda bulunan çıbanlar kurumuş ve ağrısı azalmıştır. Bu durumu öğrenen Kral Midas, hemen emir verir ve bölgeye bir kaplıca yapılmasını sağlar. Gazlıgöl Kaplıcası'nın ilk keşfedilişi böyle rivayet edilir. Afyon'un termal su kaynaklarından biri olan Gazlıgöl Kaplıcaları'nda termal tedavi uygulayan konaklama tesislerden yukarıda bahsettik. Bu kaplıca bölgesinden faydalanılması için erken rezervasyon önemlidir. Afyonkarahisar ilimizde gezilmesi gereken alanlardan biri de peribacalarıdır. Hemen her tarafında karşınıza çıkan peribacalarının en yoğun olduğu yerlerden biri de İhsaniye ilçesidir. İhsaniye ilçesine bağlı olan bir yerden söz edelim. Döğer gezilecek yerler deyince aklımıza ilk önce kasabada oldukça fazla bulunan peribacaları gelir. Yine İhsaniye ilçesine bağlı Kıyır Köyü'nde de peribacaları bulunuyor. Görmenizi tavsiye ederiz. Ayazini Kasabası'nda, Göynüş Vadisi ve Demirli Köyü çevresinde, Bayramaliler Köyü'nde, Döğer Kasabası'nda, Eski Döğer ve Asar Kale bölgesinde ve Üçlerkayası Köyü'nde Afyon'un en yoğun şapkalı veya şapkasız peribacası vadileri bulunmaktadır. Afyon İhsaniye gezilecek yerler denilince Kayıhan Kasabası, Göynük Vadisi'nde Aslantaş, Yılantaş mezar odaları ve Maltaş Açık Hava Tapınağı ilk sıralarda gelir.. Mezar odaları ve tapınağın M. Ö. 7. yy'da yapıldığı sanılmaktadır. Yılantaş Mezar Anıtı günümüze parçalanmış olarak gelebilmiştir. Bu yüzden sadece kirişleri görülebilmektedir. Anıtın dış tarafında bir aslanın baş ve ayaklarının kabartmaları, ön yüzünde ise yılan kabartması bulunmaktadır. Maltaş Açık Hava Tapınağı ise bugün zemine gömülü durumdadır. Afyonkarahisar İhsaniye ilçesine 12 km. uzaklıkta bulunur. Bugün Döğer Kasabası olarak bilinen yer Frigler döneminden beri yerleşim yeri olagelmiştir. Ören yerinde Aslankaya, Kapıkaya I, Kapıkaya II ve Tanrıça Kibele adına yapılmış açık hava tapınakları yer almaktadır. Ayrıca Roma ve Bizans dönemlerine ait kaya yerleşimleri, mezar odaları ve kiliseleri oldukça çoktur. Tek parça bir kayanın bir yüzü ve yanları kesilerek oluşturulmuş üçgen çatılı tapınak, Döğer kasabası yakınındaki Leğen köyü yolu üzerindedir. M. Ö. 7. yy'a tarihlenen tapınağın nişi içinde ayakta durur şekilde Kibele kabartması yer almaktadır. Kabartmanın altında dört basamaklı merdiven bulunmaktadır. Aynı bölgede Emre Gölü kıyısından Bayramaliler köyüne doğru uzanan kayaların arasında bulunan tapınağın M. Ö. 7. yy'da yapıldığı tahmin edilmektedir. Tapınağın üçgen alınlık kısmı erimiştir. Ön yüzdeki nişte Tanrıça Kibele'nin ayakta tasvir edilen kabartması bulunmaktadır. Frig Vadisi'nin göz alıcı anıtlarından biri de Aslankaya'dır. Üçgen tavanlıdır ve sol tarafta ölünün yatırıldığı sedir bulunmaktadır. Mezar odasının kapı boşluğunun iki yanında kükremiş iki aslan ve ayakları altında birer yavru aslan kabartması yer almaktadır. Mezarın önemli bir krala ait olduğu tahmin edilmektedir. Bu anıt Afyon-İhsaniye'nin Döğer kasabası ile Üçler Kayası köyü arasında yer alır. Anıt tapınak bir cepheye sahiptir. Anıttaki odacığın içinde kayaya işlenmiş Ana Tanrıça Matar, yani Kybele ve Kybele'nin iki yanında ayağa kalkmış aslan figürleri yer alır. Kayanın yan yüzünde de ayağa kalkmış dev bir aslan figürü vardır. Ana cephesi geometrik desenlerle süslü olan tapınağın M. Ö. 7. yy'da yapıldığı düşünülmektedir. Afyon-İhsaniye ilçesi Ayazini Kasabası'nın girişinde yer alan, tüflü kayalara oyulmuş bir kilisedir. Kilisenin apsis ve kubbeleri dış cephe olarak kaya yüzeyine oyulmuştur. Çevresine bitişik kaya odaları vardır. 1000'li yıllarda yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Ağın Kaya Kilisesi, Memeç Kaya Kilisesi, Eğerli Kaya Kilisesi, Böcü İnleri Kilisesi ve Yedikapılar Manastırı, Afyonkarahisar'ın çevre yerleşimlerinde bulunan ve tüflü kayalara oyularak yapılan diğer kiliselerdir. Gazlıgöl'ün hemen yanı başında bulunan otoyolda, Gazlıgöl solunuzda kalacak şekilde ilerliyorsunuz. Yaybağı köyünü geçtikten sonra sağ tarafa ayrılan bir yol var. Tabelalarda Frig Vadisi yazar. Bu yolu takip ettiğinizde Ayazini köyüne gelirsiniz. Ayazini köyü şirin ve gezilesi bir köydür. Peribacaları ile iç içedir. Köyün aşağı kısmında yol üzerinde Şefika teyze var. Gözlemesi ile meşhur olmuştur. Fakat geçtiğimiz aylarda gözleme yemek için Şefika teyzeye giden editörümüze, \"Artık yetere baaladım. Gözleme yapmayıveecem. Keyfime bakıvecem\" demiş. 🙂 Ama en azından bahçesinden kiraz yiyebilmiş. Siz de geçerken Şefika teyzeye bir selam verip, hoş tatlı ve bir o kadar sıcakkanlı sohbetini kaçırmayın. Ayazini köyünü geçtikten sonra 2-3 km. ilerde yine sağ tarafta peribacalarını göreceksiniz. Biraz daha ilerde yine Frig Vadisi'ne geleceksiniz. Kartal Tibet'in \"Tarkan\" filmlerinden tanıdık gelecek bu mekanlar. Afyon'un doğal güzellikleri saymakla bitmez. Bunlardan bir tanesi de hiç şüphesiz Emre Gölü'dür. Cem Yılmaz'ın Arog isimli filmini bilirsiniz. Bu film Emre Gölü'nün de içinde bulunduğu bir Frig Vadisi'nde çekildi. İhsaniye ya da Gazlıgöl'e yakın gezecek yer arıyorsanız bu göle muhakkak uğrayın. Yol üzerinde bulunan Frigyalılardan kalma mağaraları da göreceksiniz. Döğer kasabasına bağlı olan Emre Gölü oldukça güzel manzaraya sahip. Emre Göl'nün çevresinde ufak büfeler bulunuyor. Çay, kahve içip ufak tefek alışveriş yapabilirsiniz. Fazla turist ağırlamayan bu mekana siz yine de hazırlıklı gidin deriz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/gelecek-kaygisi-ile-ertelenmis-hayatlar/", "text": "Diye başlıyor bir şarkının sözleri.. Ağır bir giriş mi yaptım? Okuyucuya karamsar bir yazı imajı vermeyelim şimdi.. Dünyaya geldin.. Emzikli, bezli yıllarını hatırlayamazsın, geçelim.. İlköğretime başlaman ile bitirmen bir olduğu için o kısımları da atlıyorum. Hayır! Esasında atlanmayacak kısım burası. Hep atladığımız için böyle oldu. İlkokul; melek gibi çocukların, henüz sınırları çizilmemiş zehir gibi beyinlerin, bir devlet memuruna emanet edildiği, zümrelere bölünmüş beton binanın adıdır. Çocukların ufku burada çizilir, hayaller burada şekillenir, arkadaşlığı öğrenmek burada başlar. Bunun için burayı atlamayalım. Mesajı verdim.. Yazıya devam.. İyi bir lise kazanmak için geceni gündüzüne kattın.. Kazandın.. Bitirdin.. Başarılı çocuk! Helal olsun.. Sıra geldi üniversite sınavlarına.. İyi bir üniversite kazanmak için çok ama çok çalıştın.. Çalışmalıydın çünkü \"Geleceğini bu sınav belirleyecek\" baskılarına maruz kalmıştın. Sınava girdin, iyi bir üniversite kazandın. Bölüm seçimi yaparken \"Hangi bölüm bana göre? Benim mesleğim ne olmalı? Hangi işi yaparsam severek yaparım, çalıştıkça mutlu olurum\" sorularını kendine hiç sormadın. \"Büyüyünce doktor olucam, polis olucam, hakim olucam\" diyen çocuklar kadar olamadın. Hangi sektör iş konusunda garantiyse onu seçtin. Çünkü çevre baskısı ve gelecek kaygısı bunu gerektiriyordu. Yıllar sonra \"Şimdiki kafam olsa...\" şeklinde başlayan cümleleri çokça söyleyeceksin tabii ama neyse devam edelim.. En iyi ihtimalden gidelim; üniversiteyi takılmadan bitirdin, altta ders yok diye seviniyorsun. Üst derslerden, diplomandan daha değerli olan ömründen, 'kendinden' habersiz.. Erkek isen askerlik, kız isen çeyiz planları . Geçtik bu kısmı.. İş hayatına atıldın.. Bak \"atıldın\" diyorum. Ballı birisin, sağlam şirkette iş buldun. Maaş iyi.. Sigorta var.. Akraba ve arkadaşlar senden övgüyle bahsediyor.. Her şey yolunda.. Senin dışında herkese göre böyle.. Ya sen?.. Neyse devam edelim.. Maaşlar düzenli yatıyor. Şirketin servisi seni evinin önünden alıp, her akşam aynı saatte yine evine bırakıyor. Sabahları bir saatlik şehir trafiği, akşamları iki saatini yiyor. Günde üç saat, haftada 15 saat.. Bu hesaba girmeyelim.. Birbirimizi üzmeyelim.. Hafta sonları çalışmadığın için yatış.. Harbi ballı insansın.. Akşam 5 dedi mi paydos.. Memur gibi maşallah. Bak memur ve maşallah aynı cümlede. Memur ve Maşallah.. Neden? Garanti iş.. Gelecek kaygısı yok.. İş belli.. Kafa rahat.. Oh mis.. Bunlarla tatmin oluyoruz! \"Yahu ben patronum.. Bunları ancak gülerek okurum. İşçi sınıfı düşünsün.. İşçi, yüksek maaş alsa da işçidir, modern köledir. İşi hayatını tutsak eder. Aldığı maaşıyla gelecek kaygısı planlarında boğulur gider. Patronuna daha çok bağlanır.\" mı diyorsun? Ama sen de işçilere mahkumsun. İşçiler olmadan ne yapabilirsin? Yani sen de patron ya da zengin olarak özgür değilsin. İşçinin sana olan ihtiyacı kadar senin de insan emeğine ihtiyacın var. Parasal anlamda da özgürlüğün sınırlıdır. Kiraya verdiğin daire, arsa ve iş yerlerini başkaları kullanır. Servetini ve kira gelirlerini banka kullanır. Bankadaki paranı bileşik faize koydun diye seviniyorsun ama o faizi bile banka kullanır. Yılda birkaç kere gittiğin yazlığını hizmetçi, bahçıvan, görevli kullanır. Ama emeklilik çağına geldiğinde, senin de kan dolaşımın yavaşlar, senin de o hırs ve heyecanın biter, hayallerin sınırlanır, tutkuların kalmaz.. Seni ve servetini övenler tabii ki devam ederler övmeye.. Ama sen artık bunlardan etkilenmezsin. Çünkü paranın eceli ertelemediğini görürsün. Patron! Yol yakınken gel bir konuşalım.. \"İyi de bunlar hep başarılı insanlar, iyi örnekler.. Hayatın gerçekleri de var.. Biz aç karnımızı doyurma derdindeyiz\" diye söylenen fakir okuyucu kardeşim. Bak bu yazıda bile üçüncü sıradasın. Hayat seni dışlamış ben ne yapayım . Şaka tabi.. Senin de dediğin gibi, gerçek sensin.. Hayatın gerçeğini ancak sen idrak edebilirsin. Fakirlik krallıktır. Önce şunu belirteyim.. Senin de eline üç beş kuruş geçsin diğerlerinden farkın olmaz. Ama yine de, mevcut duruma göre konuşalım. Yani demem o ki; sınırsız isteklerini, benliğini, egosunu, nefsini sınırlayan insan kendisinin hükümdarı olur. Aksi halde istek ve tutkularının kölesi olarak harcanır gider. Senin için yazıyorum bunları Allah'ın fakiri.. Senin sınırın, kaderinde senin için çizilmiş zaten. Sen doğuştan hükümdarsın. Mutluluk; doğuştan gelen, anne babandan alamayacağın bir miras olarak hesabına yazılmış. Sen ise bu mirasın varlığından bile haberdar değilsin. Herkesin bir tutkusu var. O tutkunun beklentisi çok yüksek olur her zaman. Beklenti 10 puan diyelim, yaşanılan haz 5 puandır. Hadi olsun 6.. Hayaller hep yüksekten uçar. Ve o 5 puan da zamanla erir. Tutku ve tatmin olma ilişkisi böyledir. Örnek: Bir araba hayalin var.. Çocukluktan beri düşlüyorsun. 20 yıl hayalini kurdun. Gün geldi o araca sahip oldun. O gün çok mutlu oldun. Ertesi gün de devam etti diyelim. Hadi bir hafta da benden olsun. Sonra? Sonrası stabil.. Hayatındaki diğer nesneler listesinde yerini alır. Halbuki 20 yıllık bir tutkuydu.. Yaz gelsin falanca yere gideceğim tatile.. Yaz geldi ve gitmek nasip oldu. Dediğin yere varınca hayallerindeki kadar etkilenmediğini görürsün. Alex de Souza kitabında, Zico'nun kendisi için büyük bir idol olduğunu yazıyor. Zico'nun Fenerbahçe'ye teknik direktör olacağını duyunca kendisini bir rüyada sanıyor. Derken Zico takımın başına geçince Alex: \"Gördüm ki etten kemikten bizim gibi bir insan\" diyor. Halbuki Zico Fenerbahçe'ye gelmeseydi Alex'in zihninde hayaller ötesinde biri olarak kalacaktı. Boğazda bir ev hayali.. Falanca şirkette iş hayali.. Aşk hayalleri.. Hepsi için netice aynı.. Hedefe ulaştığınızda göreceksiniz ki tutkunun yeri bir başkaymış. Seni şöyle alalım kardeş.. Senin yerin başka.. O aşk seninle beraber yaşayacak. O tutku hiç ölmeyecek merak etme.. Sen aşkı kaybetmekten değil, aşka sahip olmaktan kork. Zira o zaman o aşkı büsbütün kaybedeceksin. Çünkü sen 'Aşk'ın kendisine aşıksın. Sezen Aksu boşuna \"Aşka vurgunum ben\" demiyordur herhalde .. Tabi sen şimdi kederle boğulurken \"Ben neymişim be\" diyorsun. Yakışır.. Aşk sende.. Sen aşksın. Aşk dedik ama, her adımda, her noktada, zamanın her perdesinde olay bu.. Gelecek kaygısı ve sahip olma hırsı her level atladığında gelişir ve güçlenir. Sonunda ruhunu esir alır... Sahip oldun.. Bir şey çıkmadı.. Hevesin bitti.. Sonra bir başka tutku.. Arkasından yine yeni bir tutku daha.. Netice; kariyer sahibi emekli amca/teyze, zengin patron, memur ve fakir aynı noktada buluşurlar. Bunun için yazımın bu kısmı hepsiyle/hepimizle ilgili.. Asırlar önce mağaralarda yaşamış, sıfır varlıklı atalarımızın günümüz insanlarından daha mutlu olduğu belirtiliyor. Teknoloji nimetlerine sahip değillerdi.. Evleri, arabaları yoktu.. Kışın soğuk günlerinde yanan petekleri yoktu.. Musluklarından akan sıcak suları yoktu.. Hızlı trenlere, uçaklara, akıllı telefonlara, yapay zekaya, internete falan hiç girmeyelim... O zamanın insanlarında mutluluk hormonları daha fazla gelişiyormuş! Bilimin ilerlemesinin en belirgin iki sonucu var. İkisinin sonucunda da canlılar ölüyor/ölecek. Bilime falan karşı değilim ama bilim insanlarının bize sundukları dünya ortada. Betonlarla çevrili, zümrelere bölünmüş, okullarda yetişen bilim insanlarının dünyasından bahsediyorum. Hayatta ilimden önce gelen bir konumuz var: Şuur ve ahlak. Biz okulları tuğla, kiremit ve betonlarla tamamlayıp, çocukların başına da bir memur atadık. Sonra onlara bilimi ezberlettik. Bu ezberledikleri şeylerden onları imtihan ettik.. En iyi ezberleyen öğrenci en başarılı oldu. Sonra çocuklar 'bilme'nin bundan ibaret olduğunu öğrendiler/sandılar. Tabiatı, tabiatın kurallarını, kendilerini öğrenemediler. Çocukların her şeyi bilmelerine çabaladık ama Yunus Emre'nin \"Kendini bil\" dersini unuttuk. Hep dış dünyayı öğrettik. Böyle öğretildik. Bütün planları dış dünya üzerine kurduk. Kendimizi bilemediğimiz için, tutkularımızın ya da endişelerimizin esiri olduk. Gelecek kaygıları bugünün, tutkular yarınların tadını bozar. Mazinin kötü anıları huzurumuzu kaçırır, güzel anılar abartılırsa gereksiz bir takıntıya dönüşür. Böylece insan gelecek ve geçmişteki hayal dünyasında boğulur kalır. Yaşadığı anın farkında bile olmaz. Bugün farkında olmadığı günleri yarın pişmanlıkla ya da özlemle anar, kendine yeni bir dert edinir. Geçmiş ve gelecek hayaldir. Gerçek olan yaşadığımız andır. Huzurun kaynağı dış dünyada sahip olunanlar değil, yaşadıklarımız/yaşattıklarımızdır. Yaşattığımız kadar yaşıyor oluyoruz. İlminden kimsenin faydalanmadığı bir öğretmen, öğretmen midir? İlmini paylaştığında ilim sahibi olur. Varlığımızı paylaştığımız kadar zenginiz. Mutlu ettiğimiz kadar mutluyuz. Kendine güven.. Kendine inan.. Ama daha da önce \"Kendini bil\". Son yıllarda okuduğum en etkileyici yazı. Hayatı özetlemişsin. Hocam yüreğine sağlık, berhudar olasın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/gelibolu-gezilecek-yerler/", "text": "Bir gün Çanakkale'de bu topraklara yolunuz düşerse hem aklınızın, hem kalbinizin burada kalacağına emin olun. Türk tarihinin o efsane mücadelesini iliklerinize kadar hissettirecek bir mekan.. Bölgede yapılan düzenlemeler, tabyalar, kaleler, şehitlikler, anıtlar, savaştan kalan malzemeler, heykeller, maketler sizi Kurtuluş Savaşı'na kadar götürecek. Topraktaki şehit kanlarından olsa gerek, bu topraklarda çok büyük bir maneviyat, müthiş bir enerji var. Şunu hemen belirtelim ki Gelibolu'ya en az bir gününüzü ayırmalısınız. Tabii yanınızda rehberin de olması bambaşka oluyor. An be an, nerede ne yaşandı, neler oldu?.. Bütün detayları anlatıyorlar. Rehbersiz gittiğinizde bu kadar etkili olmayabilir. Marmara Bölgesi'nde bulunan Gelibolu, Çanakkale ilimizin bir ilçesidir. Çanakkale merkezi ile Gökçeada arasında bulunan yarımadaya İstanbul'dan geliyorsanız Tekirdağ-Şarköy istikametinden bölgeye ulaşabilirsiniz. Fakat Çanakkale tarafındaysanız feribot kullanarak karşıya geçebilirsiniz. Feribot 2019 gidiş dönüş fiyatı 62 TL'dir. Bu fiyat otomobil için geçerlidir. Araç içindeki kişilere ayrı olarak ödeme yapmıyorsunuz. Takriben 20 dk. içinde Gelibolu Yarımadası'na geçmiş oluyorsunuz. # Gelibolu Mevlevihanesi: Gelibolu Hamzakoy'da bulunan Mevlevihane 33 bin metrekarelik bir alana kurulmuştur. 17. yy'da Ağazade Mehmet Dede tarafından yaptırılan Mevlevihane, Osmanlı-Türk tarihinde önemli düşünürler yetiştirmiştir. # Bigalı Köyü ve Atatürk Evi: Mustafa Kemal'in 25 Nisan çıkartmasından önce tümeni ile birlikte karargah kurduğu yerdir. Köyde 2005 yılında restorasyon çalışmaları başlatılmış, evlerin dış cepheleri taş duvarlarla örülmüş, her eve Türk bayrakları asılmış, köyün merkezine bir park yapılarak Atatürk heykeli dikilmiştir. Burada karargah kuran 19. Tümen'in iki katlı müzesi de parkın hemen yanındadır. 15 Nisan'da 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bigalı'ya gelince köyün muhtarı kendi evini Mustafa Kemal'in hizmetine sunmuştur. 1973 yılında müze olarak hizmete giren evde Mustafa Kemal'in çalışma masası, yatağı ve şahsi eşyaları sergilenmektedir. Bigalı Köyü'nden bahsetmişken, tarihin önemli sayfalarından bu efsane olayı alıntı yapmadan geçemedik.. Bigalı Köyü, Çanakkale Gelibolu Savaşı'nın seyrini değiştiren köy olarak bilinir. Bilindiği üzere İtilaf Devletleri, Çanakkale cephesini açmışlardı. Gelibolu cephesinin açılması Osmanlı Devleti için büyük önem arz ediyordu. Çünkü Çanakkale'nin geçilmesi, boğazların ve en önemli topraklarımızın işgali anlamına geliyordu. Osmanlı 5. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders, Albay Fevzi Bey'e taarruz emri verdi. Albay Fevzi Bey, uzun mesafe yol alan askerin yorgun düşeceğini ve savaşamayacağını düşündüğü için bu emre itaat etmedi. Bunun üzerine Sanders, Albay Fevzi Bey'i görevden aldı, taarruz emrini Mustafa Kemal ve askerlerine verdi. Bu sırada 19. Tümen'in direnci bitmek üzereydi ki 57. Alay yetişmişti. Çanakkale cephesinde her iki tarafta da binlerce insan can vermişti. Kahraman ordumuz büyük bir tarih yazdı ve İtilaf Devletleri bozguna uğratıldı. Ufak bir hatırlatma: Savaş esnasında Mustafa Kemal'in \"Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum\" sözü Bigalı Köyü'nde söylenmiştir. İnternet sayfalarında ve sosyal medyada bu sözün söylendiği yer ve Çanakkale Savaşı'nın seyrini değiştiren köy olarak Oluklu Köyü olduğu yazılmış. Bu bilginin yanlış olduğunu hatırlatmak istedik. # Fransız Mezarlığı: Denize hakim bir noktada bulunan bu Fransız Mezarlığı, 1854-1856 yılları arasında Türk-Rus Harbi'nde şehit düşen Mehmetçikler ile birlikte ölen 5 bin Fransız askerinin anısına dikilmiştir. # Sarıcapaşa Türbesi: Fransız Mezarlığı'nın yanındaki sokaktan ulaşılan Sarıcapaşa Türbesi, Yıldırım Beyazıt zamanında Kaptan-ı Deryalık yapan Sarıcapaşa'ya aittir. # Dumlupınar Anıtı: İsveç gemisi ile çarpışırken batan Dumlupınar Denizaltısı'nda bulunan 81 şehidimizin anısına yapılmıştır. # Çilehane: Dumlupınar Anıtı'ndan sahile doğru ilerlediğinizde Çilehane tabelasıyla karşılaşırsınız. Dik bir kayalığın altında yer alan Çilehane iki küçük odadan oluşan, ibadet için yapılmış bir kaya oyuğudur. Burası büyük velilerden Yazıcızade Mehmet Efendi'nin yedi yıl çile doldurarak Kitab-ı Muhammediye adlı eserini yazdığı yerdir. # Hallac-ı Mansur Türbesi: İslam dininde kendine özgü inanışları yüzünden Bağdat'ta şehit edilen Hallac-ı Mansur'un cesedi yakılarak denize dökülmüştür. Zatın türbesi Bağdat'ta olmakla birlikte birçok İslam ülkesinde türbeleri vardır. 7 tane olduğu söylenen türbelerden biri de Gelibolu'dadır. Türbenin içinde bulunan iki mezarın sonradan buraya gömülen kişilere ait olduğu söylenmektedir. # Bayraklı Baba Türbesi: Etrafı bayraklarla süslü olan türbe, Osmanlı ordusunda bayraktarlık yapmış ve şehit olmuş Karaca Bey'e aittir. Bir adak yeri olarak da bilinen türbeye gelip dilek dileyenlerin dilekleri yerine gelirse, adet olarak mezara gelip bayrak asarlar. # Namazgah : 1407 yılında sefere çıkan Deniz Tüfekçi Erleri için inşa edilmiş ilk açık hava camisidir. # Gelibolu Feneri: Osmanlı döneminden beri denizcilere yol gösteren fener 1856 yılında inşa edilmiştir. Denizden 50 metre yüksekliktedir ve kagir olarak yapılmıştır. Ziyaretçilerine muhteşem bir manzara sunan bu tepeden Dumlupınar Anıtı, toplar ve torpidolar da kuşbakışı izlenebilmektedir. # Gelibolu Kalesi: Bugün sadece bir burcu ayakta olan kalenin, inşa edildiği tarihte içinde 300 tane tek katlı ve iki katlı asker evleri, kethüda ile topçu başı ve cebeci başı konakları, cephanelikler, ambarlar, su sarnıçları, Hünkar Cami, hünkar hazinesi, imam ve müezzin evleri ile 70 pare büyük top yer almaktaydı. # Piri Reis Müzesi: Kale burcunun içinde yer alan müze 1991 yılında hizmete girmiştir. İçeride haritalar, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. # Gelibolu Savaş Müzesi: Gelibolu Kore Kahramanları Caddesi üzerindeki müze; salon, baraka, cam odası, deniz odası, çekilme odası gibi bölümlerden oluşmaktadır. Bu bölümlerde savaşta kullanılan materyaller ve çeşitli eserler sergilenmektedir. # Akbaş Şehitliği ve Anıtı: Gelibolu ilçesini 30 km. geçtikten sonra ulaşılan Gelibolu Yarımadası Milli Parkı'na girince çam ağaçlarının içinde Akbaş Şehitliği yer almaktadır. Şehitliğin karşısında bulunan Mehmetçik Anıtı 6 metre olup 1945 yılında yaptırılmıştır. # Anzak Koyu: Anzak kuvvetleri 25 Nisan 1915'te bu koy ve civarına çıkartma yapmıştır. Aslında bu bölge çıkartmaya müsait değildir. Anzak kuvvetlerinin çıkartma yapmak istedikleri yer Kabatepe açıkları olmasına rağmen yapılan hatalı planlamalar sonucu Anzak Koyu'na çıkartma yapmak zorunda kalmışlardır. Burası savaş bitene kadar müttefiklerin ana ikmal merkezi olarak kullanılmıştır. # Anzak Koyu Kitabesi: Bu kitabe bu topraklara ziyarete gelen yabancı misafirlere hitap etmek için M. Kemal'in 1934'te yazdığı kitabedir. # Arıburnu Mezarlığı: Savaş esnasında ilk yapılan mezarlardan biridir. Anzak Koyu'nun kuzey ucunda yer almaktadır. Bu bölgede yabancı askerlerin yattığı diğer mezarlıklar; Canterbury Mezarlığı, No 2. Outpost Mezarlığı, New Zealand Mezarlığı, Embarkation Pier Mezarlığı, Lala Paşa Mezarlığı, Green Hill Mezarlığı, Hill 60 Mezarlığı ve Anıtı, Hill 10 Mezarlığı, Azmak Mezarlığı'dır. # Kireçtepe Jandarma Şehitliği ve Kitabesi: Muharebeden geriye kalan boş mermi kovanlarının üst üste konulması ile yapılan anıt, muharebe yıllarında yapılan ve günümüze gelen gerçek iki şehitlikten biridir. Diğeri ise Mehmet Çavuş Şehitliği'dir. Şehitlikte 5. Tümen ve Gelibolu Jandarma Taburu'nda görev yapan askerler yatmaktadır. Bu bölgede bulunan diğer şehitliklerimiz Yarbay Halil Bey ve Yarbay Ziya Bey Şehitliği, Üsteğmen Halit Efendi ve Asteğmen Ali Rıza Efendi Şehitliği, Üsteğmen Hasan Tahsin ve Alay Müftüsü Şehitliği, Kumköy Çamtekke Şehitliği ve Binbaşı Çırpanlı Ali Zeynel Abidin Şehitliği'dir. Çanakkale Savaşları boyunca şehitliğin bulunduğu bölgedeki Akbaş Limanı'na İstanbul'dan gelen askeri malzemeler indirilir, buradan cephelere dağıtılırdı. Stratejik açıdan önemli olduğundan zaman zaman düşman bombardımanına maruz kalan limanda birçok askerimiz şehit olmuş, bu askerler kanlı elbiseleriyle buraya defnedilmiştir. # Bigalı Kalesi: Akbaş Şehitliği'nden Eceabat'a doğru gidildiğinde birkaç km. sonra denize sıfır, kale surlarının içinde küçük bir oda kalıntısıyla Bigalı Kalesi bulunmaktadır. 1807 yılında 3. Selim tarafından yapımına başlanan kalenin tamamlanması 2. Mahmut dönemini (19. yy. başları) bulmuştur. # Kilye Tanıtım Merkezi: 2004 yılında yapımına başlanan Kilye Tanıtım Merkezi, 2005 yılında ziyarete açılmıştır. Burada, gelen ziyaretçilere tanıtım yapılmakta, savaş alanları ve gezi güzergahı hakkında bilgiler verilmektedir. Merkezde açık sergi alanları, sinevizyon gösteri salonu, toplantı salonu, kütüphane, hediyelik eşya satış reyonu ve kafeterya bulunmaktadır. # 57. Alay Yürüme Yolu: Bu alanda bulunan resimli taş kaide, 25 Nisan 1915'te düşmanın Arıburnu Sahili'ne çıkartma yaptığı sırada 57. Alay'ın bulunduğu yerdir. Mustafa Kemal Atatürk'ün Mehmetçik'e \"Sizlere taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum\" diyerek mücadeleyi başlattığı noktadır burası. Bugün tören ve anma günlerinde buradan Conkbayırı'na sembolik yürüyüşler yapılmaktadır. # Kocadere Hastane Şehitliği: Şehitlik büyük bir alanı kapsıyor. Alana yerleştirilen büyük panolarda, çadırlar içinde tedavi gören yaralı askerlerin resimleri bulunmaktadır. Bu şehitlikte, cepheden çadır hastanelere yaralı olarak gelen ancak kurtarılamayan şehitlerimiz yatmaktadır. Burada yatan 2 bin şehidimizden sadece 1353'ünün kimliği tespit edilebilmiştir. # Çelik Ağ ve Demir Kancalar: Marmara Denizi'ne kadar girip önemli hasarlar veren ve güvenliği tehdit eden düşman denizaltılarının hareketlerini önlemek için mayın ve torpillemelere ek olarak 5 Şubat 1915'te mayın hatlarının önüne çelik ağlar gerilmiştir. Bu sayede çelik teller denizaltıların pervanelerine takılarak onların arızalanıp su yüzüne çıkması sağlanmıştır. Bugün Kilye merkezinden 200 metre sonrasında, kıyıya yakın yerde dönemin kalıntıları görülmektedir. Çelik ağların denize bırakıldığında kullanılan demir kancalar da Çimenlik Kalesi Müzesi bahçesinde sergilenmektedir. Bölgeye gelmişken bir de tatil yapmak isteyenler için ideal bir mekandır Gelibolu. Şehir merkezinde bulunan Hamzakoy çevresinde, Feneraltı ve Eğritaş civarında denize girecek temiz plajlar bulunuyor. Hamzakoy ve Feneraltı altın rengi ve uzun kumsallarıyla meşhurdur. Feneraltı, kumsalları dışında kayalık ve falezleri ile görsel manzaraya da sahiptir. Bununla beraber Piri Reis kordonu güzel bir yürüyüş ve gezinti alanıdır. Su sporları ve canlı akvaryum keyfi için tavsiye edeceğimiz kıyılar.. # Koruköy Altı: Plajı çok iyi olmasa da temiz. Balıklarla birlikte yüzme keyfi sağlayan denizi için gitmeye değer. # Bolayır Altı : Hızlı derinleşmeyen, çocukların da rahat girebileceği güzel bir sahil. # Ocaklı Altı: Bölgenin en güzel kumsallarından birine sahiptir. Plajları böyle tek tek anlatmakla bitiremeyiz. Kısaca mekanların isimlerini verelim. - Yeniköy Bahçeler Limanı - Değirmendüzü - Armutlu - Tayfur Karaağaç - Karainebeyli - Ece Limanı - Burhanlı Koyu - Cennet Koyu Bölgeye kamp amaçlı gelecekler için de uygun mekanlar bulunmaktadır. Gelibolu Tarihi Milli Parkı'ndaki kamp alanları bunların başında gelmektedir. Çevre bölgelerde de çeşitli kamp alanları bulunuyor. Aceleye getirmeden, biraz vakit ayırıp gezmenizi tavsiye ederiz. Bölgeye yakın diğer kamp alanları Güzelyalı, Assos, Kadırga ve Kabatepe'dir. Buraları da görmenizi tavsiye ederiz. Ayrıca Kömür Limanı en bilinir kamp alanlarından biridir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/giresunun-en-guzel-yaylalari-yayla-senlikleri/", "text": "Dört bir yanı yayla cenneti olan ülkemizin, bu güzel mekanlarını görmeden bir ömür geçirmek kendimize yaptığımız en büyük yanlışlardan biri olur herhalde. Yayla zengini olan illerimizden biri de Giresun.. Gidip de gezmeye doyamayacağınız, doğal güzellikleri ile göz kamaştıran 'Giresun Yaylaları'nı birlikte inceleyelim. Bektaş Yaylası, Giresun'un en güzel yaylarından bir tanesi. Giresun'un Dereli ilçesine bağlı olsa da, daha çok Bulancak ilçesi sakinleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir. 2100 m. yükseklikte bulunan Bektaş Yaylası, kendi içinde birçok küçük yaylaya ev sahipliği yapıyor. Giresun il merkezine 41 km. uzaklıkta olan yaylaya D865 yolu üzerinden gitmek isterseniz mesafe 60 km'ye ulaşıyor. Artık trafik durumuna göre hareket edersiniz. Giresun merkezden gelecekseniz Batlama Bulancak Dereli üzerinden, asfalt yollardan yaylaya ulaşılabilirsiniz. Bektaş Yaylası'nda çok sayıda piknik alanı mevcuttur. Yayla sürekli serindir. Yazın bile ısınmak için yayla sakinleri soba yakmaktadır. Yaylanın en önemli özelliği, sürekli yaylayı kaplayan sis tabakasıdır. Sisler dağıldığında ise bulutların ne kadar alçaktan uçtuğunu görürsünüz. Adeta bulut cenneti gibi bir hayal aleminde hissedersiniz kendinizi. Sık çam ağaçları, bulutlar üzerinden sunduğu eşsiz manzarası, soğuk suları, bol oksijeni ile harika bir yayladır Bektaş Yaylası.. Yaylada elektrik, su, telefon mevcuttur. Cep telefonu operatörleri de çekiyor. Çeşitli işletme ve dinlenme tesisleri bulunmaktadır. Bununla birlikte kamp yapmak için ideal mekanlar da var. Yaylada her yıl, Ağustos ayının son haftası Bektaş Yayla Şenlikleri düzenlenmektedir. Bu şenlikler sırasında, yaylada üretilen organik ürünler turistler tarafından satın alınmaktadır. Bu da yöre halkının gelirine katkı sağlamaktadır. Kulakkaya Yaylası, Giresun'un en eski yaylalarından biridir. Şehir merkezine uzaklığı, İncegeriş köy yolu üzerinden takriben 30 km., Giresun yolu üzerinden ise 48 km'dir. Yaklaşık 1500 rakımlı yayla, harika doğal güzelliklere ev sahipliği yapmaktadır. Daha yaylaya varmadan, yol üzerinde çok sayıda manzara karşılamaya başlar sizi. Desput Kayası, Erimez mevkii, Gelin Kayası ve akarsular turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Kulakkaya Yaylası'nın iklimi diğer yaylalara göre daha sıcaktır. Yıl içinde de sıcak zamanlar diğer yaylalara göre daha uzundur. Bu yüzden burayı ziyaret eden turist sayısı fazladır. Yaylada dinlenme tesisleri mevcuttur. Kamp da yapılabilmektedir. Kümbet Yaylası, Giresun yaylaları içinde en meşhur olanlardan biridir. Dereli ilçesi sınırlarında yer almaktadır. Yayla, Giresun'a 60 km., Dereli ilçesine 27 km. uzaklıktadır. Yaklaşık 1750 m. ile 1950 m. arasında yüksekliğe sahip yaylaya çok sayıda yerli yabancı turist gelmektedir. Kümbet Yaylası çevresinde sık ladin ağaçları bulunmaktadır. Ilık ve insanı rahatlatan bir havası vardır. Ayrıca yayla civarında birçok akarsu mevcuttur. Yaylaya Giresun Dereli Güdül Yüceköy yolu üzerinden gidilirse asfalt yoldan ulaşılmaktadır. Şebinkarahisar yolundan İkisu, Uzundere üzerinden de ulaşım vardır. Yaylada elektrik, su, telefon, sağlık ocağı ve dinlenme tesisleri mevcuttur. Yaylayı tepeden gören Aymaç mevkiinde, her yıl Temmuz ayında Kümbet Şenlikleri düzenlenmektedir. Yayla yemyeşil çimlerle, ormanları da çok sayıda ladin ağacı ve rengarenk çiçeklerle kaplıdır. Kümbet Yaylası'ndaki Salon Çayırı Piknik Alanı'nda, dinlenme tesisleri ve çok sayıda bungalov ev mevcuttur. Bununla birlikte, kamp yapmak için ideal mekanlar da bulunmaktadır. Yayla yolunun asfalt olduğunu da buraya not düşelim. Denizden yaklaşık 1450 m. yükseklikteki Paşakonağı Yaylası'na Bulancak ilçesi, Kovanlık beldesinden ulaşılmaktadır. Yaylaya ulaşırken, eşsiz güzellikteki fındık bahçeleri ile meşhur Bulancak ilçesinden geçersiniz. İlçe, bölgedeki en uzun kıyı şeridi iskelesine sahiptir. Yılda yaklaşık 4 bin turist bu ilçeye gelmektedir. Giresun Paşa Konağı Yaylası, Giresun'un en popüler yaylalarından biridir. Paşakonağı Yaylası, rengarenk açelyaları ile ünlüdür. Yaylaya gelen turistler genellikle 5 km. uzaklıktaki Sarıalan Orman Tesisleri'nde konaklamaktadırlar. Ayrıca geniş çayırlara sahip yaylada, çadır kurup kamp yapma imkanı da mevcuttur. Yaylada bulunan doğa harikası Karasay Şelalesi, Geçilmez Vadisi, Çiğseli Gölü ve Kızılot Çayırı doğa yürüyüşleri için harika mekanlardır. Burada her yıl Ağustos ayının ikinci haftası Bulancak Paşakonağı Yayla Festivali düzenlenmektedir. Sis Dağı, adından da anlaşılacağı üzere yılın hemen her mevsiminde sislerle kaplı bir yayladır. Giresun'un en güzel yaylalarından biri olan mekan, merkeze yaklaşık 110 km. mesafededir. Virajlı yolları da hesaba katarsak, yaylaya ulaşmak 2 saatten fazla zaman alıyor. Yaklaşık 2182 m. yükseklikteki Sis Dağı, Giresun'un Görele ilçesi sınırları içinde yer alır. Sahile 40 km. uzaklıktadır. Sahilden başlayarak yaklaşık 1.5 saatte, doğanın tadını çıkararak buraya ulaşabilirsiniz. Sis Dağı'na ulaşım kolaydır. Deniz seviyesinden en kolay ulaşılan en yüksek yer olması sebebiyle turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Dağa Eynesil üzerinden, Şalpazarı Geyikli Ağasar derelerini takip ederek ulaşabilirsiniz. Trabzon tarafından geliyorsanız, Beşikdüzü Şalpazarı istikametindeki asfalt yolları kullanabilirsiniz. Bununla birlikte yakın çevrelerde yer alan stabilize köy yollarını takip ederek de buraya ulaşabilirsiniz. Toprak yollar nemden dolayı hafif çamurlu olabiliyor. Yoğun sise denk gelirseniz, bu yolda araç kullanmak kolay değil uyaralım. Adrenalin seviyorsanız bu yolculuk tam size göre. Unutmadan belirtelim.. Dönüşte Paşaca Şelalesi'ne uğrayacak bir plan yapabilirsiniz. Sis Dağı'nda her yıl, Temmuz ayının belirlenen haftalarında turizm etkinlikleri ve festivaller gerçekleştirilmektedir. C statüsünde Milli Park olarak belirlenmiş dağda coşkun akan dereler, birbirinden farklı ağaç ve bitki türleri karşılar sizi. Birçok vahşi hayvan türüne ev sahipliği yapar burası. Sis Dağı tepelerinde Temmuz başına kadar karlar erimez. Dağ kış mevsiminde de önemli bir turizm merkezidir. Birçok kış sporuna ev sahipliği yapabilecek kapasitededir. Sis Dağı'nda yer alan Armut alanı, gün batımının şahane güzelliğinin izlendiği ender yerlerden biridir. Elektriği ve suyu bulunan yaylalarda kamp yaparak doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Adından da anlaşılacağı üzere bu yayla ufak da olsa bir gölün kenarındadır. Harika bir doğa manzarasına sahiptir. Yağlıdere Yaylası olarak farklı bir mekanmış gibi anılsa da, asıl ismi Gölyanı Yaylası'dır. Yağlıdere ilçe sınırları içinde olduğundan bu şekilde isimlendiriliyor olabilir. Gölyanı Obası, fotoğraf çekmeyi sevenler için de eşsiz bir ortamdır. Bu tarz dağlık alanlarda navigasyona çok güvenmeyin. Sizi bozuk dağ yollarına yönlendirebilir. Bununla beraber zaman zaman cep telefonu operatörleri çekmez ve sıkıntıya düşebilirsiniz. Burada yerli halk sizin için daha güvenilir rehberdir. Her zaman asfalt yolu tercih edin. Yol uzun dahi olsa.. Güvenliğiniz daha önemli. Sisli havalara dikkat edin. Hem kendi hayatınızı, hem başka canlıların hayatını tehlikeye atmayın. Yol üzerinde önünüze bir anda büyükbaş ya da küçükbaş hayvan çıkabiliyor. Gündüz güneşli havada fark edemeyebilirsiniz ama akşama doğru yaylalar buz gibi olur. Her zaman hazırlıklı olun. Yaz sıcakları burada sökmez."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/gokceada-gezi-rehberi-gezilecek-yerler/", "text": "Gökçeada gezilecek yerler listesine gelmeden önce belirtelim ki burası, hiç şüphesiz Türkiye'nin en güzel doğal ortamlarından biri. Türkiye'nin ilk ve tek milli sualtı parkı olan ada, en sakin 10 kentten biri olarak biliniyor. Yerli ve yabancı turistlerin her yaz akın akın gitmediği nezih yerlerin başında geliyor. 🙂 Eğer kalabalıktan uzak, sakin ve doğal ortamlar arıyorsanız Gökçeada tam size göre. Adanın denizi, kalınacak yerleri, gezilecek yerleri, olumlu ve olumsuz yanlarını, ulaşım şartlarını bu yazımızda sıralamaya çalışacağız. Eğer Gökçeada'ya hiç gitmediyseniz bu yazı size oldukça faydalı fikirler verecek. Yazının en alt kısmında, merak ettiğiniz soruları paylaşabilirsiniz. - Gökçeada Hakkında Kısaca Bilgi - Gökçeada'ya Nasıl Gidilir? - Gökçeada Nasıl Bir Yer? - Gökçeada Merkez İçin Notlar - Gökçeada Gezilecek Tarihi Yerleri - Gökçeada'da Gezilecek Yerler (2023) - Gökçeada Plajları - Gökçeada İçi Ulaşım Nasıl? - Gökçeada'da Nerede Kalınır? (2023) - Gökçeada'ya Ne Zaman Gidilir? - Gökçeada'nın Neyi Meşhur? Luwi dilinde \"Yüce Ana Tanrıça\" anlamına gelen İmbros, Çanakkale Boğazı'nın kuzeybatısında, Gelibolu yarımadasına 11 mil uzaklıkta bulunmaktadır. 285 km 'lik alana sahip ada, eski çağlardan bu yana Asya ile Avrupa arasında köprü görevi yapmıştır. Homeros'un İlyada'sında adı geçen İmbros adasına ilk yerleşenler Anadolu'nun yerli halkı Pelasglardır. Ardından Akalar buraya gelip kıyıyı surlarla çevirmişler, buradan geçen gemilerle ticari ilişkilerde bulunmuşlardır. M. Ö. 494 yılında Atinalılar adayı ele geçirmişler ve koloni durumuna getirmişlerdir. Sonrasında Roma ve Bizans İmparatorluğu ada topraklarına yerleşmişlerdir. Ada, 1204 Latin İstilası sırasında Ceneviz'in, ardından da kısa süreli Venediklilerin egemenliğine girmiş, 1470 yılında da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Eğer bir gün öncesinden gdu. com. tr adresinden online bilet alırsanız ve vaktinde iskelede olursanız bu sorunların hiçbirini yaşamazsınız. Fakat 15 dk. erken gelmeniz gerekiyor. Aksi durumda biletiniz yanıyor ve bir sonraki seferde yer olursa feribota binebiliyorsunuz. Bunun için kendinizi sağlama alın ve biraz daha erken gelin. Tabii bu söylediğimiz sadece araçla gelenler için ortaya çıkabilecek bir sıkıntı. Otobüsler sıraya girmediği için ilk feribotta yerleri hazır oluyor. Diyelim İstanbul'dan yola çıktınız. Feribota yetişme paniği ile 2 saat erken geldiniz. Ne yapacaksınız? Sıkıntıya gerek yok. Şehitliği ziyaret edebilirsiniz. Ya da Kabatepe'ye yakın olan Eceabat şehir merkezine uğrayabilirsiniz. Burada güzel bir çay molası ya da kahvaltı yapabilirsiniz. Şimdi bu yazılanları okuyunca Gökçeada'ya araçla gitmek gözünüzü korkutmuş olabilir. Fakat öyle değil. İnanın Gökçeada bunların hepsine değecek bir mekan. Birazdan bütün güzelliklerinden bahsetmeye çalışacağız. Gökçeada gezilecek yerler listesine gelmeden önce birkaç bilgiye ver verelim.. Çanakkale ilimizin bir ilçesi olan Gökçeada, 279 km 'lik alanda, yaklaşık 10 bin nüfusa sahip (2021) Türkiye'nin en büyük adasıdır. Eski ismi ile İmroz, Türkiye'nin 1924'de Lozan Antlaşması'yla Bozcaada ile birlikte sınırlarına kattığı bir toprak parçası olarak kayıtlarda yerini almış. Nüfusun çok büyük bir kısmı merkezde ikamet etmekte olup, yaz aylarında nüfus oldukça artmaktadır. Bu durum genel olarak adalarda ve tatil beldelerinde sıklıkla görülen, olağan bir durumdur. Ada, tarihi kalıntılara sahip, havası çok çok güzel, dağları zeytin ağaçları ile kaplı harika bir tatil beldesidir. Adada toplam 10 köy bulunuyor. Köylerin bir kısmı Rum köyü bir kısmı ise Türk köyüdür. Bademli, Zeytinli, Tepeköy, Dereköy ve Kaleköy tarihi Rum köyleri olarak biliniyor. Bu sebeple yaz aylarında hem Türk hem de Rum ziyaretçilerin sayısı oldukça fazla. Önceleri adanın nüfusunun çoğunu Rumlar oluşturuyorken, anlaşmadan sonra yavaş yavaş göç etmeleri neticesinde Rum nüfusu oldukça azalmış. Merkezden köylere giderken yol kenarlarında tarihi kiliseler ve evler, zeytin ağaçları arasında otlanan sahipsiz gibi görünen keçiler, harika manzaraya sahip barajlar görürsünüz. Dağlarda bolca çobansız keçi bulunuyor ve bu keçiler bir anda aracınızın önüne atlayabiliyor. Aslında sadece dağlık arazilerde değil, sahilde yediğiniz kızarmış mısıra da ortak olmak isteyebiliyorlar. 🙂 Dağlarda kurt olmadığı için hayvan sahipleri keçilerini dağlara salmış. İlk gördüğünüzde yabani dağ keçisi diye şüphelendiğiniz keçiler aslında sahipli ve evcil. Benzer bir manzarayı Anadolu'da görmek pek mümkün değil. Az önce bahsettiğimiz gibi, Gökçeada'da gezinirken dağların tepelerinde, ıssız alanlarında manastırlar görürsünüz. Önceleri şehirden uzaklaşıp ibadet etmek isteyen Hristiyan rahipler bu ibadethanelere çekilerek ibadet edermiş. Manastırlar şimdi pek kullanılmasa da, özellikle yurt dışından gelen turistlerin ziyaret noktası olmuş. Eğer tarih seven biriyseniz siz de bu kiliseleri görebilirsiniz. Şimdi biraz tarihi mekanlara bakalım. Gökçeada'da gezilecek tarihi, doğal ve turistik yerler listemize gelmeden bir kaç önemli notu sizinle paylaşalım. - Merkezde Pazar günleri pazar kuruluyor. Köylülerin satışa sunduğu kekik, zeytinyağı, kavun, zeytin, pekmez gibi doğal ürünleri satın alabilirsiniz. - Metropolitan Kilisesi, Fatih Camii, Aya Varvara Kilisesi ve yanında eski bir çeşme merkezde ve hepsi yürüme mesafesinde bulunuyor. Ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. - Yaz aylarında köylere servisler merkezden kalkar. - PTT, banka, okul, belediye gibi kurumlar merkezde bulunuyor. Köyde bir de kilise var. Aya Marina Kilisesi.. Restore edilmiş bu kiliseyi de ziyaret edebilirsiniz. Aya Marina, adanın en önemli kilisesi konumunda. Patrik ve İstanbul Başpiskoposu Bartholomew 2016 yılında burayı ziyaret etmiş. Tepeköy, Gökçeada'nın en yüksek alanlarında bulunan tarihi Rum köylerinden biridir. Yaz aylarında Rumların ziyaretçi akınına uğrayan köy, kış aylarında sessizliğe bürünür. Geçmiş yıllarda zeytin, zeytinyağı, peynir, sabun imalatı ve satışı ile meşhur olan köy, son yıllarda sadece turistik bir yer haline geldi. Bununla birlikte her yıl Ağustos ayında dünyanın dört bir yanından gelen Rumlar, Agridia kilisesinde Meryem Ana Şenlikleri yaparlar. Bu zamanlarda köy oldukça kalabalık olur. Öyle ki araçla köye girmek mümkün olmaz. Gökçeada'da gezilecek yerler listesinin en popüler mekanlarından biridir. Zeytinliköy, merkeze 3 km. yakınlıkta bulunan tarihi köylerden biri. Köyde birçok ev kafeye dönüştüğü için yaz aylarında biraz daha hareketli. Adaya gittiğinizde bu köyde bir kahve içip, sakızlı muhallebi yemenizi tavsiye ederiz. Gökçeada'nın, dolayısı ile Türkiye'nin en batı ucudur. Bu köy sahile yakın olan bir Türk köyüdür. Tarihi bir köy değildir. Köy sakinlerinden hemen herkesin kiraladığı pansiyon evler bulunur. Uğurlu köyü, nüfus bakımından diğer köylere göre daha kalabalık ve hareketlidir. Özellikle yaz aylarında tatil için gelen turistler genelde bu köyde konaklar. Uğurlu köyü ve sahilleri sakinliği ile bilinse de son yıllarda bu özelliğinden bir eser kalmamıştır. Köyde bulunan pansiyonların neredeyse tamamı yaz aylarında dolmaktadır. Sahil de oldukça kalabalıktır. Uğurlu köyüne uğradığınızda yol kenarından zeytinyağı, bal, zeytin, pekmez gibi organik ürünlerden almanızı tavsiye ederiz. Köye akşama doğru gelmenizi ve gün batımını izlemenizi öneririz. Zira burası Türkiye'de gün batımının en son olduğu yer. Adanın en güzel limanlarından Gizli Liman, Uğurlu köyündedir. Tepeköy'de bulunan bu mekan hiç şüphesiz Gökçeada'nın en güzel mekanlarından biridir. Burada bulunan tesise tedarikli gelerek eşsiz manzara altında piknik yapabilirsiniz. 600 yıldan fazla yaşı olan çınar ağacı ve hemen altındaki çeşmenin soğuk suyu tarif edilemez güzelliğe sahip. Çınar altında çayınızı yudumlarken yeşil bir vadi manzarası, Semadirek Adası, Ege Denizi ve harika ötesi havası ile size unutulmaz anlar yaşatacaktır. Gökçeada merkezden Uğurlu köyüne giderken iki farklı yol bulunuyor. Biri Tepeköy ve Dereköy istikametinden geçiyor, diğeri sahil yolu üzerinden. Sahil yolu tarafını seçtiğinizde Kefaloz'a gelmeden yol kenarında bulunan tuz gölüne uğrayabilirsiniz. Deniz ve yağmur suyu ile beslenen gölün ortalama olarak derinliği 1 metre, genişliği ise 1 km'dir. Yazın göl buharlaştığı için üzeri tuz tabakası ile kaplanır. Ada halkının ve kuşların tuz ihtiyacı buradan karşılanmaktadır. Tuz gölüne kadar gelmişken, girebilirsiniz de. Girdiğinizde bembeyaz falan olacağınızı zannetmeyin sakın. Aksine simsiyah olacaksınız. Bununla beraber üzerinizde garipseyebileceğiniz bir de koku olacak. 🙂 Çamur kürü tedavisi yapmak isteyenler için ideal bir yer diyebiliriz. İçinde bulundurduğu bol minerallerin romatizma, kireçlenme, sedef ve eklem ağrılarına iyi geldiği söylenmektedir. Tabii yanınızda çamuru yıkamak için su götürmeyi de unutmayın. 🙂 Çamuru vücuduna süren ziyaretçiler bir süre bekledikten sonra Kefaloz plajında temizleniyorlar. O arada sahilde simsiyah insanlar görüyorsunuz. Bu çamurdan alıp evlerine götürenler bile var. Gökçeada hiç şüphesiz Türkiye'nin en güzel ve temiz denizlerinden biridir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Türkiye'nin ilk sualtı parkıdır. Denizde yüzerken şnorkel kullandığınızda ahtapot, vatos ve birçok deniz canlısını görebileceksiniz. Şimdi size adanın plajlarından bahsedelim.. Tuz gölünün hemen bitişiğinde bulunan plajdır. Özellikle sörf tutkunlarının uğrak yeri olan bu plaj altın renginde harika bir mekandır. Rüzgar sörfünün Türkiye'de en iyi yapıldığı yerlerdendir. Merkezden buraya yaz aylarında düzenli araç servisleri hizmet yapmaktadır. Plaj çevresinde pansiyon, duş, kafe, şezlong, tuvalet gibi imkanlar bulunuyor. Şirin köye yakın ufak bir sahil. Koy olması sebebi ile deniz çarşaf gibi. Adaya gittiğinizde buraya uğramadan geçmeyin. Adanın en güzel plajlarından biridir. Uğurlu köyünden aşağı doğru indiğinizde sağa sapan yol sizi askeri karakolun yanından geçirir ve gizli limanda son bulur. Plaj çevresinde duş, kafe, şezlong, tuvalet gibi imkanlar bulunuyor. Feribot adaya yanaştığında görebileceğiniz ilk plajdır. Şehir merkezine en yakın plajlardan biridir. Ada merkezinden 5 km. uzaklıkta olan Yıldız Koyu, özellikle dalış tutkunları için efsane bir yer. Plaj çevresinde duş, kafe, şezlong, tuvalet gibi imkanlar bulunuyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi adada bir şehir merkezi ve 10 adet köy bulunuyor. Merkezden bazı köylere belediyenin otobüsleri düzenli servis yapmaktadır. Bu köyler Uğurlu, Zeytinliköy ve Kale köydür. Bunun dışında adanın tamamını gezmek için kendi aracınızla gelmenizi tavsiye ederiz. Adada araç ve motor kiralama gibi imkanlar da bulunuyor. Şehir merkezinde birçok otel bulunan Gökçeada'nın köylerinde de pansiyonlar bulunmaktadır. Bu pansiyonların günlük fiyatları genel olarak 1000-1500 TL arasında seyretmekte (2020). Evin özellikleri, klima, manzara, büyüklüğü, yeni-eski oluşuna göre ev sahipleri farklı fiyatlar veriyor. Adanın en fazla pansiyonu Uğurlu köyünde diyebiliriz. Tatil için bu soruyu soruyorsanız tavsiyemiz Haziran sonu ile Eylül başı arasıdır. Mayıs ayında ve Haziran başlarında ada ve deniz soğuk olabilir. Eylül aylarının sonlarına doğru rüzgar şiddetini artırmakta ve dalgalar yükselmektedir. Tabii ekonomik bir tatil yapmak isterseniz Eylül ayını tercih edebilirsiniz. Çünkü bu mevsimde pansiyonlar yavaş yavaş boşalır ve fiyatlar da oldukça düşer. # Dibek Kahvesi: Yukarıda söz ettiğimiz gibi Zeytinli köyüne uğrayıp dibek kahvesi içmenizi tavsiye ederiz. # Sakızlı Muhallebi: Yine Zeytinli köyünde tatmanızı tavsiye ettiğimiz bir muhallebi türüdür. # Zeytin ve Zeytinyağı: Gökçeada denince akla ilk gelen besinlerden biridir. Adanın her tarafını sarmış zeytin ağaçları bunun en belirgin göstergesidir. # Bal: Organik bal arayanlar için köylülerin kendi kovanlarından çıkardığı süzme ve petek ballar.. # Pekmez: Yine köylüler tarafından üretilen üzüm, dut pekmezleri oldukça sağlıklı ve lezzetlidir. Bu ürünleri yukarıda bahsettiğimiz gibi Uğurlu köyünden ya da Pazar günü merkezde kurulan pazardan satın alabilirsiniz. # Reçel: Köylülerin yaptığı çilek, portakal, incir ve domates reçellerinden almanızı tavsiye ederiz. Organik diyeceğiz ama dilimiz varmıyor. Neticede şekerden yapılıyor. Piyasadaki şekerlerin de, şeker kamışından üretildiğini söylemeye gerek yok sanırım. Gökçeada Belediyesi resmi sitesi için tıklayın. Gökçeada Kaymakamlığı resmi sitesi için tıklayın. Gökçeada'ya gitmeden önce okunması gereken bir yazı. Elinize sağlık."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/gordion-antik-kenti-nerede-hakkinda-bilgi/", "text": "Ülkenin batısı ile doğusunu bağlayan Gordion, güneye inen önemli bir ticaret yolu üzerinde yer almasıyla eski çağların önemli bir merkeziydi. Ulaşım ve ticaret bakımından Ege ile Ön Asya arasında bir dönüm noktası olan Gordion, aynı zamanda Kral Yolu'nun geçtiği kent konumundaydı. Yapılan arkeolojik kazılarda Gordion'un ilk kez Eski Tunç Çağı'nda iskan edildiği anlaşılmıştır. Kent daha sonra Hititler, Frigler, Persler, Yunanlılar ve Romalıların yerleşim bölgesi olmuştur. Kentteki ilk kazı 1901 yılında yapılmıştır. İki Alman arkeolog tarafından gerçekleştirilen araştırmalar Frig dönemi (M. Ö. 750-300) üzerinedir. Çünkü Frigler; Hititler, Yunan dünyası ve Anadolu kültürü arasında ilişkileri en iyi şekilde temsil eden topluluktur. Gordion'un kurucusu Kral Midas'tır. Eşek kulaklı Midas olarak bilinir kendisi. Midas'ın babası Kral Gordios'tur. M. Ö. 9. yy'da bu kenti Frigya'ya başkent yapmıştır. Antik kente yakın bir bölgede Kral Midas'ın mezarının olduğu \"Midas Tümlüsü\" bulunuyor. Kralın heykelini burada inceleyebilirsiniz. Antik mezarı görmek için uzunca bir tünelde yürüyeceksiniz. Kimine göre büyüleyici, kimine göre basit bir tünel. Bununla beraber tarihi kalıntıların sergilendiği müzeyi de ziyaret edebilirsiniz. Hatta önce müzeye gitmenizi tavsiye ederiz. Midas Tümlüsü ile müze arasındaki mesafe biz diyelim yüz metre, siz bir şey demeyin. Şunu belirtelim ki kazı çalışmaları yetersiz seviyede. Gordion'a varınca göreceksiniz ki buranın daha çok işi var. Umarız Gordion Antik Kenti de bir gün Efes, Afrodisias, Knidos antik kentleri gibi gün yüzüne çıkmış olur. Gordion Antik Kenti, 2012 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alıyor. ! Gordion Müzesi ziyaret saatlerini soranlar için bir not düşelim. Çalışmalardan dolayı ziyaretlere de sınırlama getirilmiş. Az önce de dediğimiz gibi antik kentten ortaya çıkan henüz çok fazla kalıntı yok. Olana da sınırlama gelirse neyi görmeye gideceksiniz? 2019 yılında çalışmalar devam ediyordu. İyisi mi bilgi almadan gitmeyin. Gezi Hocası'ndan tavsiye. Ankara'nın Polatlı ilçesinde bulunan Gordion Antik Kenti, Polatlı merkeze 20 km, Ankara il merkezine ise 95. uzaklıkta bulunuyor. Midas Tümlüsü ile Antik Kent arasında ise yaklaşık 1-2 km'lik bir mesafe var. Gordion Müzesi, Midas Tümlüsü'nün olduğu bölgede yer alıyor. Efsaneye göre ülkelerindeki ayaklanmalar karşısında çaresiz kalan Frigyalılar bir kahine başvururlar. Kahin onlara, tapınağın önünden at arabasıyla geçecek ilk kişinin ülkeyi kurtaracak kişi olacağını söyler. Oradan ilk geçen kişi kendi halinde bir çiftçi olan Gordios'tur. Halk Gordios'u kral ilan eder. Bu onur karşısında Gordios at arabasını tapınağa armağan olarak sunar ve arabanın okuna da kuvvetli bir düğüm atar. Hiç kimsenin çözemediği bu düğüme Gordion adı verilir. Büyük İskender kente geldiğinde bu düğümü bir kılıç darbesiyle çözer. Günümüzde kullanılan kördüğüm kelimesinin buradan geldiği düşünülmektedir. En parlak dönemini Kral Midas zamanında (M. Ö. 725-675) yaşayan kent, M. Ö. 690'lı yıllarda Lidyalılara saldıran Kimmerlerin baskınına uğramıştır. Midas, inanışa göre saldırıda ölmüş ya da öküz kanı içerek intihar etmiştir. Lidya Kralı Alyattes tarafından ticaret ve askeri bir merkez olarak yeniden kurulan kent, bir dönem Perslerin egemenliğine girmiştir. Sonrasında Gordion'a gelen İskender, kenti Perslerin elinden almıştır. M. Ö. 280'li yıllarda Galatlar, Batı Anadolu ve Frigya'yı istila edince Gordion halkı kenti terk etmiştir. Galatlarla savaşan Roma ordusu, Gordion kentini tamamen terk edilmiş olarak bulmuştur. İmparator Augustus döneminde ise Roma egemenliğindeki kent önemini kaybetmiş, basit bir köy haline gelmiştir. Frig Devleti sosyal, ekonomik ve sanat alanında ilerlemiş bir toplumdur. Öyle ki bu toplumun icat ettiği bir takım eşyalar, dünya uygarlığında da yerini almıştır. Örneğin; Frigler \"agulos\" denilen ve Helen mitolojisinde de yerini bulan \"V\" şeklinde bir flüt icat etmişler ve bunu saray müziklerini yapmakta kullanmışlardır. Bunun dışında, Fransız Devrimi'nde halkın başına giydiği, ihtilalin sembolü olan kırmızı, sivri, keçe külah Frig işidir ve Fransızlar bu bereye \"Frigya beresi\" derler. Ayrıca 19. yy. başlarında zenginler arasında talep gören, kendinden desenli ipekli kumaşlar Frigya kumaşı olarak anılırdı. On sekiz yerleşim tabakasından oluşan Yassıhöyük'ün esas olarak beş kültür tabakası bulunur. Eski Tunç Çağı kalıntıları höyüğün kuzeydoğusuna düşen Frig tabakasının altındadır. Höyüğün güneydoğusuna inen yamaçta Hitit ve Eski Frig kalıntılarını barındıran tabaka yer alır. Üçüncü tabaka esas Frig yerleşimine aittir. Yangınlarla tahrip olan bu yerleşim, 2,5 m. 4 m. kalınlığında bir kil tabakasıyla örtülüdür. Bunun üzerinde saray yapılarının bulunduğu Pers İmparatorluğu dönemi kalıntıları, bu tabakanın üzerinde de Büyük İskender'den kentin terk edilişine kadarki dönemi kapsayan Helenistik ve Galat yerleşimlerine ait tabakalar bulunmaktadır. Kentin güneydoğusuna düşen anıtsal kapının 9 metre yükseklikteki kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Kapı duvarları yumuşak kalker bloktan yapılmıştır. Kente asıl giriş 9 metre genişliğinde, 23 metre uzunluğunda inşa edilen üstü açık bir koridorla sağlanıyordu. Bu uzun koridorlar düşmanı tuzağa düşürmek için yapılmıştı. Kapının iki yanındaki kuleler birer avluya sahipti. Her iki avlunun da silah deposu olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Renkli taşlardan oluşan ve Polykrom ev adı verilen yapının, Frig yerleşiminin ilk evresinden (M. Ö. 750-725) kalma erken kent duvarının kapısı olduğu sanılmaktadır. Höyüğün orta kısmı saraylara ayrılmıştır. Kerpiçten yapılmış bir duvar, dört yapıdan oluşan sarayın birinci avlusunu kent kapısından ayırır. Başka bir duvar ise iç avluyu kuzey, batı ve güney yönlerinden çevirir. Bu duvarlar yapıyı tamamen içeri almak, dış çevreyle ilişkiyi kesmek için inşa edilmiştir. Bu tür duvarlar Troya II, Hattuşaş ve Miken akropolünde de görülür. Birinci avluda görülen iki yapı birer megarondur. Megaron; önünde bir oda ile arkada, ortasında bir ocağı ve ikinci bir odası bulunan yapılardır. İkinci megaron ise koyu kırmızı, mavi ve beyaz çakıl taşlarından oluşturulmuş, geometrik desenli mozaik döşeme ile kaplanmıştır. İkinci megaronun semerdam bir çatısı vardı ve ön alınlıkta, akroterin iki yanında, kireç taşından aslan başları yer alıyordu. Aslan başları bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir. Megaronun duvarları güneşte kurutulmuş tuğlalardan örülmüştür. Sazlarla örtülü çatının üzeri bir tabaka kil ile kaplanmıştır. Höyüğün iç avlusunda yer alan Frig akropolünün en büyük binasıdır. Yapı, döşemenin altına yerleştirilen kalaslar üzerine oturan iki sıra ahşap direklerle, bir orta ve iki yan nefe ayrılmıştır. Orta bölüm tek katlı yüksek bir salondur. Yan kısımlar ise iki katlı ahşap galeri şeklindedir. Üçüncü megaronun kuzeyindeki bu yapı büyük ihtimalle Kral Gordios'un efsanesinde sözü geçen ve kralın at arabasının durduğu Kybele tapınağıdır. Tapınak teras düzeyinde bulunur ve doğrudan alana bakan tek yapıdır. Buraya büyük yassı çakıl taşlarıyla döşeli rampa şeklinde bir tören yolu ile ulaşılır. Megaronların arkasında uzunluğu 100 metreyi geçen teras yapıları yer alır. Bunlar yan yana sıralanmış sekiz megarondan oluşur. Her megaronda, ortada birer yuvarlak ocak ve yanlarda direklerle desteklenen ahşap galeriler yer alır. Bazı odalar depo olarak kullanılmıştır. Teras binasının karşısında bulunan bir yapı kısmen kazılmış ve bir fırın kalıntısı bulunmuştur. Bu yapının mutfak olduğu düşünülmektedir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/green-card-basvurusu-nasil-yapilir-nasil-alinir/", "text": "Green Card size göçmenlik vizesi altında ömür boyu ABD'de yaşama, yerleşme, eğitim görme ve çalışma hakkı sağlayan bir belgedir. Green Card çekilişiyle her yıl ABD'nin belirlediği ülkeler arasında, milyonlarca başvuru içinden ortalama 50-55 bin kişi seçilir ve bu belgeyi almaya hak kazanır. Green Card Rehberi yazımızda size bu kart ile ilgili her şeyi, kimlerin başvurabileceğini, başvuru şartlarını ve dikkat etmeniz gereken tüm detayları ayrıntılı şekilde anlatmaya çalıştık. Green Card başvurusuna geçmeden önce bu yazıyı mutlaka gözden geçirmenizi tavsiye ediyoruz. Eğer bu yazıda belirtilen tüm şartlara uyuyorsanız, fotoğrafınız hazırsa ve geçerlilik süresi devam eden bir pasaportunuz mevcutsa Green Card başvurusu yapmaya hazırsınız demektir. Başvuru tamamen ücretsizdir ve son derece basit sorulardan oluşur. Başvuru yapmak için herhangi bir aracı kuruma para ödemenizi gerektirecek kadar sizi zorlayacak bir durum yok. Emin olabilirsiniz. Siteye girdiğinizde ilk açılan sayfada aşağıda gördüğünüz bölüm gelecek. Formu doldurmaya başlamak için 'Begin Entry' yazan butona tıklıyoruz. ! Başvuru dönemi haricinde siteye girerseniz bu sayfa gelmeyecektir, sonuçları kontrol edeceğiniz 'Check Status' butonunun olduğu başka bir sayfa çıkar, kafanız karışmasın. Bu anlatacağımız sayfalar sadece başvuru döneminde aktiftir. Aynı sayfanın en üst kısmında bulunan 'DV Instructions' butonu sizi Green Card hakkında detaylı bilgilerin bulunduğu sayfaya yönlendirir. Ortada bulunan 'Photo Examples' butonu da başvuru için kullanılacak fotoğrafın nasıl olması gerektiğini anlatan sayfaya yönlendirir. Eğer bekarsanız ve çocuğunuz yoksa başvuru doldurma kısmı tek sayfada bitecek. Evli ve çocuk sahibi iseniz ikinci bir sayfaya geçiş olacak. Onu yazının sonunda anlatacağız. Şimdi karşımıza 15 bölümden oluşan bir form çıkıyor. Green Card çekilişine katılmak için artık tek yapmamız gereken bu formu eksiksiz ve doğru şekilde doldurmak. Formu doldururken TÜRKÇE KARAKTER KULLANMIYORUZ. Büyük küçük harf kullanma şartı yok, nasıl isterseniz o şekilde doldurun. Tüm bilgiler kesinlikle kimlik bilgilerinizle birebir uyumlu olmalı. Şimdi bu 15 maddelik kısımları tek tek inceleyelim. 1 Name/İsim: Bu kısımda 3 kutu var. Sırasıyla SOYADINIZ ADINIZ ve eğer varsa İKİNCİ ADINIZ'I girmeniz gerekiyor. Kimlikte yazan ikinci bir isim yoksa o kısmı boş bırakın ve altındaki 'No Middle Name' kutucuğunu işaretleyin. 2 Gender/Cinsiyet: Bu kısımda erkekler için MALE, kadınlar için FEMALE kısmını işaretliyorsunuz. 3 Birth Date/Doğum Tarihi: Sırasıyla AY GÜN YIL şeklinde doğum tarihinizi giriyorsunuz. 4 City Where You Were Born/Doğduğunuz Şehir: Bu kısma doğduğunuz şehir ismini yazıyorsunuz. Doğduğu şehir belli olmayanlar için kutunun altında 'Birth City Unknown' diye bir tik alanı var. Şehir ismi yazdıysanız o kısmı işaretlemeyin. 5 Country Where You Were Born/Doğduğunuz Ülke: Bu kısımda doğduğunuz ülkeyi seçiyorsunuz. 7 Passport/Pasaport: Bu bölümde en üstteki 3 kutu yine isim bilgileriniz için. Sırasıyla SOYADINIZ ADINIZ ve eğer varsa İKİNCİ İSMİNİZ'i girmeniz gerekiyor. Kimlikte yazan ikinci bir isim yoksa o kısmı boş bırakın ve altındaki 'No Middle Name' kutucuğunu işaretleyin. Altındaki Passport Number yazan uzun kutuya Pasaport numaranızı yazıyorsunuz. Bir altındaki kısımda Passport Expiration kısmına sırasıyla AY GÜN YIL şeklinde pasaportunuzun son kullanım tarihini giriyorsunuz. Bu kısımdaki son kutu olan 'Country Authority of Issuance' kısmına pasaportunuzun verildiği ülkeyi işaretliyorsunuz. Pasaport bilgilerini girdiğimiz bu 7. kısmın sonunda 'Passport Exemption' yazılı bir bölüm var. Burası devlet tarafından pasaport verilmeyen ülkelerdeki vatandaşlar için konulmuş bir bölüm. Biz bu kısma hiç dokunmadan/işaretlemeden geçiyoruz. Buradaki 'Choose New Photo' kısmını tıklayıp bilgisayar ya da telefonunuzdan kendi fotoğrafınızı seçip yüklüyorsunuz. Fotoğrafı mutlaka istenilen şartlarda hazırlamalısınız yoksa başvurunuz geçersiz sayılacaktır. Fotoğrafın nasıl olması gerektiği bilgilerini Green Card Rehberi yazımızda detaylıca anlattık. 9 Mailing Address/Yazışma Adresi: Burada adres bilgilerinizi gireceğiniz toplam 7 kutudan oluşan bir bölüm var. - a. In Care Of : Bu kısma adres sahibinin adı-soyadı yazılabilir ya da boş bırakabilirsiniz. Doldurmak zorunlu değil. - b. Address Line 1: Adres bilgilerinizi gireceğiniz ilk satır. Mahalle/Sokak/Daire vs. - c. Address Line 2: Adres bilgilerinizi gireceğiniz ikinci satır. Mahalle/Sokak/Daire vs. - d. City/Town: Adresin bulunduğu şehir. İstanbul/Ankara/Erzincan vs. - e. District/Country/Province/State: Adresin bulunduğu semt. Kadıköy/Karşıyaka/Kemaliye vs. - f. Postal Code/Zip Code: Adresteki semtin posta kodu. Bilmiyorsanız Google'dan öğrenebilirsiniz, alttaki 'No Postal Code/Zip Code ' kutucuğu işaretlemenize gerek yok. - g. Country: Adresim bulunduğu ülke. 10 Country Where You Live Today/Şu An Yaşadığınız Ülke: Halihazırda yaşadığınız ülkeyi kutudan seçiyorsunuz. Türkiye'de olmanız şart değil. 12 E-mail Address/E-posta Adresi: Bu kısımdaki iki kutuya da mail adresinizi doğru şekilde yazın. Bu kısmın doldurulması ŞART ve ÖNEMLİ. O yüzden mail adresinizi doğru şekilde girmelisiniz. Küçük harf kullanın. 13 What is the Highest Level of Education You Have Achieved, as of Today?/Bugün İtibariyle Elde Ettiğiniz En Yüksek Eğitim Düzeyi Nedir?: Formu doldurduğunuz sırada sahip olduğunuz en son diploma neyse o kısmı işaretleyin. Ya da şıklar arasında halihazırda okuduğunuz okul durumu geçiyorsa onu işaretleyin. - Primary school only - High School, no degree - High School, degree - Vocational School - Some University Courses - University Degree - Some Graduate Level Courses - Master's Degree - Some Doctorate Level Courses - Doctorate Degree 14 What is Your Current Marital Status?/Şu An Medeni Durumuz Nedir?: Formu doldurduğunuz sıradaki medeni halinizi işaretleyin. - Unmarried - Married and my spouse is NOT a U. S. citizen or U. S. Lawful Permanent Resident - Married and my spouse IS a U. S. citizen or U. S. Lawful Permanent Resident - Divorced - Widowed - Legally Separated 15 Number of Children/Çocuk Sayısı: 21 yaşından küçük ve bekar olmak kaydıyla öz, üvey ya da evlatlık alınmış olan tüm çocuklarınızın sayısı. Eğer bekar ve çocuk sahibi değilseniz form doldurma işlemi bu sayfada sona eriyor. Sayfanın sonunda 'Continue ' butonunu tıkladığınız zaman yeni açılan pencerede doldurduğunuz form bilgilerinin son halini göreceksiniz. Burada bilgilerinizin doğru olup olmadığını son bir kez kontrol ediyorsunuz. Eğer hatalı bilgi girmişseniz sayfanın en altında 'Go Back to Part 1 (Bölüm 1'e Geri Dön)' butonu ile geri gidip hatalı bilgileri düzeltin. Ayrıca eğer Türkçe karakter kullanmışsanız veya hatalı bir şeyler yapmışsanız bu sayfada size kırmızı yazı ile hata yaptığınız yer gösterilecektir. Ekranda kırmızı işaretli bir yer görürseniz yine geri dönüp o kısmı düzeltin. Bütün bilgilerin doğruluğundan eminseniz sayfanın sonunda 'Submit ' butonuna basıyorsunuz ve formunuz çekilişe katılmak üzere yola çıkıyor. Form gönderildiğinde yeşil bir kutu içinde 'Success ' yazan yeni bir sayfa açılır. Bu sayfada 'Confirmation Number ' yazan bir kısım var. Bu numara çok önemli. Kesinlikle bir yerlere kaydetmeniz ve kaybetmemeniz gerekiyor. Çünkü çekiliş yapıldığında kimse size çekilişi kazandığınız yönünde bir posta/e-mail/mesaj göndermez. Çekiliş sonuçlarını bu numara sayesinde yine aynı internet sitesinden öğrenebilirsiniz. Bu numara bu sayfada bir kez verilir ve başka bir yerden öğrenme şansınız yoktur. O yüzden Confirmation Number sayfasındaki bilgileri kaydedin. Fotoğrafını çekin, bilgisayara kaydedin ya da deftere yazın vs.. İlk sayfayı doldurup 'Continue ' butonunu tıkladığınız zaman ikinci bir sayfa açılacak. Bu sayfada önceki sayfaya çok benzer soruların olduğu bir bölüm açılıyor. Burada eşiniz ve kaç çocuk sahibi iseniz onların bazı bilgilerini gireceğiniz birkaç kısım var. Önceki sayfanın aynısı gibi ama daha az sayıda soru var. - Spous Name: Soyadı Adı İkinci Adı, - Birth Date: Doğum Tarihi, Ay Gün Yıl sırasıyla, - Gender: Cinsiyeti, - City Where Spous Was Born: Eşinizin doğduğu şehir, - Country Where Spous Was Born: Eşinizin doğduğu ülke, - Spouse Photograph: Eşinizin fotoğrafı. Bu kısımda aynı soruları 1. çocuğunuza göre cevaplıyorsunuz. 21 yaşından küçük ve bekar kaç çocuğunuz varsa hepsi için aynı soru/cevap şeklini devam ettiriyorsunuz. Continue - Bilgileri Kontrol Et - Submit işlemini aynen yapıp Confirmation Number bölümünü kaydederek işlemi tamamlıyoruz. Mayıs ayının ilk haftası, çekiliş yapıldıktan sonra yine başvuru yaptığımız aynı web sayfasına giriyoruz. Bu kez ana sayfada tek bir buton göreceksiniz; Check Status. Butonu tıklayın. Sonraki sayfayı 'Continue ' diyerek geçin. Şimdi karşınıza çekiliş sonucunu öğrenmek için kendi bilgilerinizi gireceğiniz bir sayfa gelecek. - Confirmation Number - Last/Family Name - Year of Birth - Authentication Bu bilgileri sırasıyla girip 'Submit ' butonuna bastığınızda çekiliş sonucunu öğrenmiş oluyorsunuz. Çekilişi kazanamadıysanız bir sonraki yıl aynı şekilde tekrar başvurabilirsiniz. Başvuru hakkı için herhangi bir limit yok. Eğer Green Card çekilişini kazandıysanız öncelikle 'DS-260 Göçmen Vize Elektronik Başvuru Formu'nu doldurup bundan sonraki süreç için size gelecek e-maili bekliyorsunuz. E-mailin gönderilmesi ile bir sonraki aşamalarda neler yapacağınız bilgisi size ulaşacaktır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/green-card-nedir-ne-ise-yarar-fotograf-ayarlama/", "text": "Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de Amerika'da yaşama hayali kuranların en çok başvurduğu yöntemlerden birisi Green Card çekilişi. Peki Green Card nedir? Green Card ne işe yarar? Green Card başvuru tarihleri ne zaman? Green Card başvurusu için gerekli evraklar neler? Green Card başvurusu hangi internet sitesinden yapılır? Para ödemek gerekir mi? Başvuruda nelere dikkat etmek gerekir? Bu ve bunun gibi tüm soruların cevabını Green Card Rehberi yazımızda detaylı şekilde anlatmaya çalışacağız. Green Card ile ilgili tüm önemli bilgileri verdikten sonra sizi Green Card çekiliş formunu nasıl doldurmanız gerektiğini adım adım resimlerle anlatan yazımıza yönlendireceğiz. - Green Card Nedir? - Yılda Kaç Kişi Green Card Kazanıyor? - Green Card Başvurusu Nereden Yapılır? - Green Card Başvuruları Ne Zaman Yapılıyor? - Green Card'a Kimler Başvurabilir? Green Card Başvuru Şartları Neler? - Green Card Başvuru Fotoğrafı Nasıl Olmalı? - Green Card İçin Dikkat Etmeniz Gereken Bazı Hususlar Green Card resmi adıyla Permanent Resident Card, 1990 yılından beri Amerikan Hükümeti tarafından göçmenlik vizesi adı altında her yıl bir defaya mahsus yaptığı bir çekilişle, ABD vatandaşı olmayan yabancılara, bunların 21 yaş altı çocuklarına ve eşlerine ömür boyu ABD'de yaşama, yerleşme ve çalışma hakkı sağlayan bir belgedir. Green Card uygulamasıyla 3 konu hariç ABD vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olursunuz. - ABD'de oy kullanmak, - ABD mahkemelerinde jüri üyeliği yapmak, - ABD pasaportu almaktır. Çekilişi kazanıp Green Card'a sahip olmak kişiye bu hakları sağlamaz. Ama ömür boyu ABD'de oturma ve çalışma izni almış olursunuz. Ancak Green Card sahibi olan kişiler 5 yıl boyunca Green Card sahibi olma şartlarını kaybetmezse, 5 yılın sonunda Amerikan vatandaşı olmak için başvuruda bulunma hakkını da kazanırlar. Aslında Yeşil Kart sahibi olmanın tek yolu bu çekiliş değildir. Green Card için yapılan çekiliş DV Lottery olarak isimlendirilir. Green Card yatırım yoluyla, akrabalık ya da evlilik yoluyla, çalışma yoluyla, sığınma ve mültecilik yoluyla, özel göçmenlik yoluyla ve başvuru yoluyla da alınır. DV Lottery ise işin çekilişle yani tamamen şansla kazanıldığı ayağıdır. Green Card'a her yıl dünyadan milyonlarca kişi başvuruyor. Türkiye'den başvuranların sayısı son yıllarda çok ciddi miktarda yükselmiş durumda. Green Card çekilişine 2007 yılında Türkiye'den yaklaşık 100 bin kişi civarında başvuru olmuştu. 2020 yılında ise bu sayı 2-3 katına ulaştı. ABD'nin dünya genelinden çekiliş yoluyla Green Card verdiği kişi sayısı 50-55 bin arasında değişiyor. Türkiye'de ise Green Card almaya hak kazananların sayısı yıllık 2 bin ila 4 bin kişi arasındadır. # Green Card başvurusu için hiçbir aracı kuruma para ödemenize gerek yok. Aracı kurumlarla başvuru yapmanız kazanma şansınızı arttırmaz. Ama tabi yine de size danışmanlık yapması için bir firmayla çalışmak isteyebilirsiniz. Dolandırılmadığınız sürece bunun bir mahsuru yoktur. Green Card için her yıl Ekim ayının ilk haftası ile Kasım ayının ilk haftası arasında başvurular açılır. Takip eden yılın Mayıs ayında ise çekiliş yapılır ve sonuçlar açıklanır. Her yıl belirtilen dönemde yeniden başvuru yapılabilir. Sonuçlar açıklandıktan sonra size kimse 'kazandınız' veya 'kazanmadınız' diye bir posta, e-mail ya da kısa mesaj göndermez. Sonuçları sadece dvlottery. state. gov adresinden, başvuru yaparken almış olduğunuz Onay Numarası ile öğrenebilirsiniz. Bu konuyu \"Green Card başvurusu nasıl yapılır?\" yazımızda açıklayacağız. # Çekilişe katılma hakkı olan ülkelerden birinin vatandaşı olmak. - Kendisi değil ama eşi çekilişe uygun bir ülkenin vatandaşı olan bir başvuru sahibi, eşinin uyruğunu kendi uyruğu şeklinde gösterip kendi vizesiyle birlikte eşinin vizesini de sunarak ve eşzamanlı olmak şartıyla Amerika'ya giriş yapabilir. - Çekilişe uygun olmayan bir ülkede doğan, fakat anne ya da babası aynı ülkenin vatandaşı olmayan veya o ülkede doğmamış bir kişi ebeveynlerinden birinin uyruğunu göstererek başvuruda bulunabilir. # Son yapılan düzenleme ile artık Green Card çekilişine başvuru yapmak için geçerli ve süresi bitmemiş bir pasaporta sahip olmanız gerekiyor. Başvuru yaptığınız sırada pasaportun geçerlilik süresinin bitmemiş olması önemli. Başvurudan sonra pasaportun süresi biterse problem değil, yeni pasaport alabilirsiniz. # Green Card çekilişine başvuru yapmak için aslında herhangi bir yaş sınırı yok. Fakat kazandıktan sonra vize alabilmek için; ya en az lise mezunu olmanız gerekiyor ya da son 5 yıl içinde uzmanlık ve deneyim gerektiren bir işte en az 2 yıl çalışmış olmanız gerekiyor. Eğitim ve iş deneyiminizi ispatlayan belgeleri çekilişi kazandıktan sonra, mülakat sırasında sizden isteyeceklerdir. Lise mezunu iseniz iş deneyimine gerek yok. # Başvuruların mutlaka resmi web sitesi üzerinden yapılması gerekiyor. Posta veya elden başvuru seçeneği diye bir şey YOK. # Başvuru formunu doldurduktan sonra verilen 'Onay Numarası'nı iyi saklamak gerekiyor. Bu numarayı tekrar isteme şansınız yok. Numarayı kaybederseniz sonuçları öğrenemezsiniz. # Çekilişe başvurmak için belli bir maddi güce sahip olmak GEREKMİYOR. # Green Card çekilişi için İngilizce bilmek ŞART DEĞİL. # Başvuru için check-up veya sağlık raporu istenmez. Böyle bir rapor almanıza GEREK YOKTUR. # Green Card başvurusu yaparken TC Kimlik numarası SORULMAZ, böyle bir bilgiyi kesinlikle aracı kurumlara vs. vermeyin. # Evliyseniz aile bireyleri hakkındaki bilgileri forma eklemeniz ŞART. # Evli çiftlerin ayrı ayrı başvurusu şanslarını ikiye katlar, çünkü kazanan kişinin otomatik olarak eşi ve çocukları da Green Card sahibi oluyor. Eğer dijital bir fotoğraf makinanız varsa, aşağıda sıralayacağımız özelliklere ait fotoğrafınızı kendiniz çekip istenilen ölçülerde ayarlayıp başvuruda kullanabilirsiniz. İlla gidip bir fotoğraf stüdyosunda fotoğraf çekilmeniz gerekmez. Ama Green Card başvurusu fotoğraf konusunda çok hassas. İstenilen şartlarda fotoğraf yüklemezseniz direkt elenirsiniz bilginiz olsun. Açıklanan istatistiklerde, dünya genelinde sadece fotoğraf yüzünden elenenlerin sayısı milyonları buluyor. # Fotoğraf dijital ortamda olmalı. Üzerinde oynama yapılmamış olması gerekiyor. # Başvuru sahibi kendisinin, eşinin ve 21 yaşından küçük, bekar olan tüm çocuklarının yeni çekilmiş dijital fotoğraflarını başvuruya eklemeli. Aile fertlerinizi başvurunuza eklemeniz ileride sizinle birlikte gelmek zorunda olmaları anlamı taşımaz. İstedikleri takdirde ülkelerinde kalabilirler. Eşiniz sizin başvurunuzda yer almasına rağmen sizden ayrı bir başvuruda bulunabilir. Ama o da başvuru yaparken sizin fotoğrafınızı eklemeli. # Green Card fotoğraf ölçüsü en küçük 600x600 piksel, en büyük 1200x1200 piksel boyutlarında olmalı. Maksimum 240 kb. ve jpeg formatında kaydedilmeli. # Kişi doğrudan fotoğraf makinasına bakar şekilde olmalı. Kişinin başı öne ya da yana eğik olmamalı, cepheden düzgün, omuz hizasında ve gözleri açık şekilde durmalı. # Fotoğraf geçmiş yıllarda kullanılan eski bir fotoğraf değil son 6 ay içerisinde çekilmiş olmalı. # Fotoğrafı çekilen kişinin arkasındaki fon açık renk olmalıdır. Koyu renk veya desenli fonlarla çekilen fotoğraflar kabul edilmez. Ayrıca arka planda gölge olmamalı. # Fotoğrafı çekilmiş kişinin yüzü net değilse fotoğraf kabul edilmez. # Fotoğrafı çekilen kişinin yüzünün açıkça gözükmesi şartı ile başörtüsü takılabilir. Dini gereklilik haricinde kullanılan hiçbir örtü ve şapka tarzı giysiler kabul edilmez. # Gözlüklü çekilen fotoğraflar artık kabul edilmiyor. Koyu ya da açık renk cam farketmeksizin gözlüklü poz verilen fotoğraflar elenmekte. - Fotoğrafta başka kimse olmamalı, - Bebeğin ağzında emzik olmamalı, - Gözler açık olmalıdır. # Green Card çekilişini kazandıktan sonra \"Göçmenlik Formu\" doldurma, sağlık kontrolleri, sözlü mülakat gibi bazı prosedürlerden geçersiniz. En sonunda Yeşil Kart almaya hak kazanırsanız bu şu anlama gelir; \"Ben bundan sonra ABD'de yaşayacağım\", yani bu sözü ABD yetkililerine vermiş olursunuz. Eğer Green Card aldıktan ve Amerika'ya gittikten sonra, 6 ay ya da 1 yıl gibi uzun süreler hiçbir mazeretiniz olmadan ABD dışında kalırsanız bu durum Green Card hakkınızı kaybetmenize neden olabilir. Bu konuda ABD yetkililerinin bazı yaptırım hakları vardır. Eğer 5 yıl boyunca Amerika'da yaşama, çalışma gibi konularda bir sorun yaşamaz ve Yeşil Kart hakkınızı elinizde bulundurmaya devam ederseniz, beşinci yıldan sonra ABD vatandaşı olma ve ABD pasaportu alma işlemleri için başvuru yapma hakkını kazanabilirsiniz. # Başvurunuza eşinizi ve 21 yaşından küçük bekar olan bütün çocuklarınızı eklemeniz gerekiyor. Resmi olarak boşandıysanız eşinizi eklemenize gerek yok. Eş ve çocuklarınız ayrıca başvuru yapmayacaksa onların pasaport bilgilerine gerek yok. Yani ailedeki herkesin pasaport sahibi olması gerekmiyor. Sadece başvuruyu yapacak kişinin pasaport sahibi olması yeterli. # Green Card çekilişine katılmak ücretsizdir. Çekilişte herkesle eşit şansa sahipsiniz. Fakat şunu unutmayın. Diyelim Green Card çekilişini kazandınız ve mülakatları geçerek Göçmenlik Vizesi'ni aldınız. 6 ay içinde Amerika'ya gitmeniz gerekecek. Yani vize ücreti, ABD uçak bileti, eğer hazır bir işiniz ya da geliriniz yoksa ABD'de kalacağınız ilk günlerde sizi idare edecek kadar paraya ihtiyacınız olacak. Bu da nereden baksanız en az bir kaç bin dolar demek. Eğer bu parayı karşılayacak durumda değilseniz ya da böyle bir para harcama niyetiniz yoksa çekilişe katılarak başka insanların hakkına girmemenizi tavsiye ederiz. Sizin boşa harcadığınız bir çekiliş hakkı başkaları için çok çok önemli olabilir. Green Card için gerekli şartlar bunlar. Eğer siz de çekilişe katılmak ve ABD'de yaşama hakkını kazanmak istiyorsanız şimdi bu başvuruyu ücretsiz şekilde nasıl yapacağınızı adım adım size gösterdiğimiz yazıya geçelim."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/guatemala-nerede-guatemala-gezilecek-yerler/", "text": "Gezi Hocası olarak yaptığımız yurt dışı seyahatlerinde uğradığımız ülke, şehir ya da kasabalarda bizi pozitif anlamda çok etkileyen bir durum var. Eğer bulunduğumuz şehir büyürken ve gelişirken doğayla iç içe olmayı başarmış, yeşili korumuş ve o şekilde yayılmaya devam etmişse orası gerçekten gezerken keyif alınacak bir yer oluyor. Yatay şekilde yayılan, binaların arasında bile olsa yeşilin ve doğanın bir kısmına dokunmadan gelişen yerleri her zaman çok takdir ediyoruz. Bu anlamda Guatemala, büyük şehirleri dahil tepeden tırnağa yeşil bir ülke olarak adının hakkını vermiş bir yer. Adı demişken Guatemala eski maya dilinde \"bol ağacın bulunduğu yer\" anlamına geliyor. Doğası ve yeşilinin yanında onlarca volkan, ki bunların bir kısmı hala aktif, antik maya şehirleri, gölleri ve tatil bölgeleriyle gezginlere çok şey vadediyor burası. Gezi yönünden bakarsak bu madalyonun bir yüzü. Bir de işin diğer tarafı var. Guatemala oldukça yoksul ülke. 1960 yılında Guatemala hükümeti ile bazı yerli gruplar arasında başlayan iç savaş tam 36 yıl sürmüş. 1996 yılında iç savaş sona erdiğinde bu kargaşa yüzünden ölen insan sayısı 200 bin kişiyi bulmuş. Böylesi bir iç karışıklıktan çıkan ülkenin de maddi, manevi toparlanması kolay olmuyor tabi. Latin Amerika'nın ortak sorunu olan uyuşturucu ticareti ve çetelerden de nasibini alıyor Guatemala. Başkent Guatemala City'nin tehlikeli olduğu söylentisi hep kulaktan kulağa dolaşır. Hatta şehri gezerken biz de sık sık dükkanların önünde pompalı tüfeklerle bekleyen güvenlikleri görünce biraz şaşırmıştık. Ama haftalarca vakit geçirdiğimiz başkentte herhangi bir sorun yaşamadık. Biz yaşamasak da Guatemala City diğer şehirlere nazaran belki biraz daha dikkat edilmesi gereken bir yer, çünkü suç oranı yüksek. Ama buranın dışında diğer şehirlerde en ufak bir tedirginlik oluşturacak ortam yok. Birçoğu turistik yerler. Guatemala'da sanırız ağırlıklı olarak çalışan kesim kadınlar. Özellikle kırsal yerlerde hemen her tarafta kadın esnaflar var. Bir de sırtlarında heybe gibi taşıdıkları çocukları. İnsanları çok sıcakkanlı ve yardımsever. Hatta şöyle bir durum da yaşadık. Guatemala City'de bulunduğumuz haftalar Ramazan ayına denk geldi. Merkezde bulunan büyük bir mescit var; Mezquita Al Dawa Islamica en Guatemala. Konumu burası. Ramazan süresince şehirde kaldığımız her akşam iftarda müthiş bir izzeti ikram vardı. Hiç yabancılık çekmedik. Sanki yıllardır aralarında yaşıyormuşuz gibi. Gezi boyunca hasret kaldığımız sıcak ev yemeklerine burada kavuşmuştuk. Unutulmaz bir Ramazan ayı olmuştu. Evimizden 12 bin km. uzakta, hiç bilmediğimiz bir şehirde, Guatemalalı kardeşlerimizle iftar yapmak her zaman yaşayabileceğimiz bir deneyim değil. Tabi o kadar ikramdan sonra ülkeye sevgimiz iyice arttı. Ama yalan yok sadece bunun için değil sevme nedenimiz. Bu ülke bizce gezip görmek için harika bir coğrafya. Belki sadece Guatemala'yı gezmek için Türkiye'den kalkıp gitmek biraz lüks kaçar ama Latin Amerika'ya gelirseniz bu ülkeyi rotanızda üst sıralara yazın. Gezi Hocası'nın Orta Amerika'da Kosta Rika ile beraber favori ülkelerinden biri burası. Hatta buranın şöyle bir artısı da var. Guatemala ucuz. Ulaşım, yemek, konaklama ve hatta gezi turları dahil her şey ekonomik. Panama ya da Kosta Rika gibi elinizi cebinize attığına pişman etmiyor. Şöyle bir bilgi de verelim. Daha önce bu konudan bir de Bolivya gezi rehberinde bahsetmiştik. İspanyolca eğitimi konusunda Bolivya gibi Guatemala da çok uygun. Eğitim kalitesi çok iyi ve fiyatlar düşük. Ayrıca kurs alırken belli bir süre yerli bir ailenin yanında kalma fırsatı bulup işi hızlandırabilirsiniz. Latin Amerika'da İspanyolca eğitimi için Bolivya/Sucre ve Guatemala/Quetzaltenango şehirleri tavsiyemiz olsun. Türkiye'de alacağınız İspanyolca eğitiminden çok çok daha çabuk verim alırsınız. Guatemala, Maya İmparatorluğu'nun ciddi bir kısmına uzun süre ev sahipliği yapmış. Şu an ülkede yaşayan nüfusun neredeyse yarıya yakını Maya yerlisi. Çok iyi korunmuş Maya kalıntıları var. Hatta tüm kıtadaki en harika piramitlerden biri burada diyebiliriz. Guatemala gezilecek yerler kısmında Tikal'dan bahsedeceğiz. Ülkenin ilginç bir özelliği de bazıları aktif olan onlarca volkan barındırması. Ve maalesef volkan patlamaları günümüzde bile ciddi can kaybına neden oluyor. En son 2018 yılında yaşanan patlamada 100'e yakın insan hayatını kaybedip binlercesi de evsiz kalmıştı. Üstelik bu aktif haldeki volkan Fuego'yu bizde gidip ziyaret etmiş, tam karşısındaki zirvede kamp yapmıştık. Böylesine tehlikeli bir bölgede neden hala yerleşim yerleri var ve insanlar terk etmiyor onu da bilemiyoruz açıkçası. Tırmandığımız zirvenin tam dibinde bile birçok insanın yaşadığı köyler var. Bir de bu ülkenin 'chicken bus' denilen otobüsleri var ki çok fotojenikler. O kadar güzel görünüyorlar ki bir yere gideceğimiz yokken bile otobüse binip köyler arası tur atıyorduk. Şoförler tehlikeli yollarda o kadar umursamaz, rahat tavırlarla ve süratli otobüs kullanıyor ki bir otobüs bileti parasına harika bir adrenalin turu oluyordu. Tabi böyle anlatınca \"Kafayı mı yediniz!\" diyebilirsiniz ama adrenalini seviyoruz sıkıntı yok. Bunu öneri olarak sunmuyoruz. Siz sakin sakin seyahat etmeyi seçebilirsiniz. Guatemala'da gezilmesi gereken yerlere geçmeden önce ülke hakkında bazı temel bilgilere kısa başlıklar halinde bir göz atalım. Henüz gitmeyenler için bir ön araştırma olsun. Sonrasında Guatemala gezi rehberine bakalım. Guatemala Orta Amerika'nın en kuzey ucunda bulunuyor. Güneydoğusunda El Salvador ve Honduras, kuzeyinde Meksika, doğusunda Belize ile komşudur. Güneybatı kesimi Büyük Okyanus ile çevrilidir. Doğusunda ise Karayip Denizi'ne küçük bir sınırı vardır. Guatemala'ya Türkiye'den direkt yapılan uçuş bulunmuyor (2021). ABD ve Avrupa üzerinden aktarmalı olarak gidebiliyorsunuz. Başkent Guatemala City'de bulunan havaalanı La Aurora Uluslararası Havalimanı. Burası şehir merkezinin içinde bulunuyor. Ulaşım sorunu yok. Guatemala City'nin hem metro hem de metrobüs ağı oldukça iyi. Başkenti gezerken toplu taşımayı rahatça kullanabilirsiniz. Guatemala, Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna sahip vatandaşlardan vize istemiyor. Guatemala, Honduras, El Salvador ve Nikaragua arasında yapılan bir anlaşma gereği bu ülkelerden birine giriş yaptığınız zaman 90 gün içinde diğerlerini de ziyaret edebiliyorsunuz. Yani bu dört ülkede toplam 90 gün vizeden muafsınız. Bu 90 günü tek bir ülkede de geçirebilirsiniz dördü için de kullanabilirsiniz. Guatemala'da konuşulan resmi dil kıta genelinde olduğu gibi İspanyolca. Çeşitli Maya yerli dilleri de ülkenin her bölgesinde yaygın olarak konuşuluyor. Guatemala'nın 2021 yılı itibariye nüfusu yaklaşık 18 milyon 100 bin kişidir. En kalabalık şehri ise başkent Guatemala City. Guatemala'nın resmi parası Guatemala Quetzalı. Guatemala, Latin Amerika'nın yoksul ülkelerinden biri. Ülkede fakir sayısı çok fazla. Ama ucuz bir ülke, gezginleri üzmez. Guatemala'daki iş gücünün en büyük gelir kaynağı tarımdır. Dünyanın en büyük 10 kahve üreticisinden biri olan Guatemala'nın ihraç ürünlerinin üçte ikisi tarım sektöründen. Guatemala kahvesi dışında ülke sebze, muz ve şeker ihracatı da yapıyor. Guatemala kahvesi gerçekten hayatta içip içebileceğiniz en iyi kahvelerden. Ülkenin farklı bölgelerinde farklı aroma ve tatlarda kahve üretimi yapılıyor. Çok uzun yıllardır da devlet tarafından kahve üretimi ciddi şekilde destekleniyor ve teşvik ediliyor. Türkiye'de kahve sevenlerin büyük ilgi gösterdiği Starbuckslarda bile en çok satılan kahvelerden biri 'Guatemala Antigua' filtre kahve. Mesela bu Antigua kahveleri yanardağ eteklerinde, daha çok kurak ve güneşli yerlerde yetiştiriliyor. Bu şekilde farklı şartlarda ve ortamlarda yetiştirdikleri kahvelerin hepsi birbirinden özel. Guatemala'ya giderseniz mutlaka tatmanızı öneririz. Ayrıca son yıllarda turizm sektörü de Guatemala ekonomisinde önemli bir paya sahip olmaya başladı. Guatemala; Maya İmparatorluğu'nun, heybetli volkanların, yeşilin ve mavinin iç içe olduğu bir ülke. Açık söylemek gerekirse haftalarca kalmamıza rağmen biz bu ülkeyi tam hakkıyla gezmeyi başaramadık. Çünkü Orta Amerika'ya göre büyük bir ülke ve gidilecek yerleri öyle günübirlik yerler değil. Yine de en iyi rotalarının bir çoğunu gördük diyebiliriz. Sizin içinde not aldığımız bu yerlerin en önemli bölümlerini aktaralım. Flores, Guatemala'nın kuzeyinde Meksika'ya yakın konumda bulunan küçük bir kasaba. Kasabanın merkezi Peten Itza Gölü'nün içinde bulunuyor. Gölün içindeki merkez ile kıyı arasında gidiş geliş çift şeritli bir yol var. Oteller, hosteller, kafeler ve restoranlar hep adanın olduğu kısımda, o yüzden konaklama için burayı tercih etmeniz iyi olur. Tamamen turistik, güvenli ve sakin bir ada. Buranın özelliği harika bir Maya yerleşimi olan Tikal Piramitleri'ne yakın olması. Flores'ten alacağınız turlarla günübirlik olarak bu piramitlerin olduğu bölgeye gidebiliyorsunuz. Tikal Antik Kenti devasa büyüklükte bir yer ve ormanın içinde bulunuyor. Günümüzde bile bölgenin tamamı gün yüzüne çıkartılabilmiş değil. Çalışmalar hala deva ediyor ve şu anki halinden çok daha büyük bir şehirmiş. Ayrıca bölge eskiden orman değilmiş. Mayalar burayı inşa ederken çevredeki doğal kaynakları tüketmişler. Fakat kent kimsesiz kalınca yüzyıllar içerisinde tekrar orman içinde kalmış. Biz Tikal Piramitleri'ne gün içinde yapılan normal turlarla gittik. Ama geceleyin gün doğumuna yakın gidilen turlar da var. Onlara katılırsanız gece saat 3 gibi bölgeye gidip gün doğumunu da izleyebiliyorsunuz. Tikal'in bulunduğu orman muazzam güzellikte ve el değmemiş bir yer. Ormana dalınca ilk önce ağaçkakan sesleri ile karşılaştık. Çevremizde ki ağaçlarda ağaçkakanların gürültülü şekilde yuva yapma çalışmaları vardı, biraz onları seyrettik. Ormanda ilerledikçe ürkütücü maymun sesleri de artıyor. Bölgenin atmosferi çok etkileyici. Burada tüm piramitleri ve tapınakları görebileceğiniz çeşitli rotalar var. İster rehber eşliğinde ister kendi başınıza gezebiliyorsunuz. Piramitlerde o gün bir çalışma yoksa tepelerine de çıkılabiliyor. Hatta piramitlerinden birinin tepesinde çok tanıdık bir manzara var. Efsanevi ilk Star Wars filminde burada çekilen bir sahne vardı. Piramidin ucuna ulaşınca aynı manzarayı görebiliyorsunuz. Üstteki bizim çektiğimiz fotoğraf, alttaki ise Star Wars filmindeki sahne. Bir de rehberin söylediğine göre, Mel Gibson'un Apocalypto filminde, milleti kesip kesip piramidin tepesinden aşağı yuvarladıkları sahne vardı, işte o sahnedeki piramit Tikal'in ortasında bulunan en büyük piramit Grand Plaza'dan birebir modellenmiş. Bunu duyunca filmi izleyenler için piramit baya korkutucu bir hale geliyor. Tikal, Orta Amerika'da bizi en çok etkileyen Maya Şehri oldu. Meksika'yı bu bölgeden saymadığımız için onu hariç tutuyoruz. Tikal'de binlerce yapı var ve daha kazı çalışmalarına bile başlanmamış bir o kadar alan var. Zamanında 100 bin kişinin yaşadığı bir kentmiş burası. Sabah gelseniz akşama kadar ancak gezebiliyorsunuz. Tikal, Guatemala gezilecek yerlerin başlarında olmayı hakkediyor. Bu gölün çevresinde Santiago Atitlan, Panajachel, San Pedro gibi ufak kasabalar var. Bu kasabalar arasında göl üzerinden botlarla ulaşım sağlanabiliyor. İstediğiniz kasabada konaklayabilirsiniz. Atitlan Gölü'nün tam yanında üç tane de pasif yanardağ bulunuyor. Göl ve yanardağ aynı kadrajda olunca muhteşem bir manzara ortaya çıkıyor. Manzarayı karşı açıdan görmek için gölün karşı kıyısındaki kasabalardan birine gitmek gerekiyor. Panajachel bunlardan biri. Bölge çok sakin, huzurlu ve güvenli bir yer. Kafa dinlemek için biçilmiş kaftan. Eğer yazı/şiir yazma yeteneğiniz varsa bu göl kenarındaki mekanlarda ilhamın dibini yaşarsınız. Öyle güzel, öyle huzurlu.. Bu sadece bizim iddiamız değil. Haber sitelerinde \"Dünyanın En Güzel Gölleri\" sıralaması yapan içeriklere denk gelirseniz bu gölü o listede görme ihtimaliniz çok yüksek. Gölün etrafındaki volkanlara yapılan tırmanışlar da varmış ama biz katılmadık. Aşağıda bahsedeceğimiz Fuego tecrübesi bize fazlasıyla yetti. Biz ziyaret edemedik ama bu gölün çok yakınlarında Iximche adında bir Maya Antik Şehri daha var. İmkanınız olur ve ziyaret etmek isterseniz kent Tecpan kasabasının hemen yanında bulunuyor. Burası Guatemala'nın en turistik yerlerinden biri. Tamamen tarihi bir şehir. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunuyor. Güzel vakit geçirebilir, alışveriş yapabilir, tarihi kilise ve binaları ziyaret edebilirsiniz. Antigua çevresinde tura katılıp tırmanış yapabileceğiniz birkaç volkan da var. Ama biz size işin en iyi kısmından bahsedelim. Antigua'da aktif bir yanardağ olan Fuego Volkanı bulunuyor. Bu yanardağ lav püskürttüğü için profesyoneller hariç tırmanış yapılması yasak. Ama Fuego'nun zirvesine yapışık vaziyette bulunan bir başka volkan var; Acatenango Volkanı. Burası pasif durumda ve tırmanış yapılabiliyor. Bu iki zirve arasındaki mesafe çok kısa ve Acatenango zirvdesinden Fuego'yu seyredebiliyorsunuz. Ama bu dağa tırmanış kesinlikle çok iyi kondisyon gerektiriyor. Öncelikle tek başınıza buraya tırmanamıyorsunuz. Rehber olması şart. Zaten Acatenango'ya tırmanırken ölen profesyonel dağcılar bile varken rehbersiz buralara gitmenin hiç mantıklı bir yanı yok. Genelde 10-12 kişilik gruplar halinde ve 2 rehber eşliğinde turlar yapılıyor. Tırmanışın ilk aşaması sırtınızda çantayla 5-7 saat arası sürüyor. Çantada gece konaklama yapacağınız çadırın malzemeleri ve çeşitli ihtiyaçlarınız olacağı için ağır olacak. Bu çantayla saatlerce dik bir tırmanış yapmanız gerekiyor. Yaklaşık 6 saat sonra kamp alanına varınca çantayı bırakabiliyorsunuz. Sabah gün doğumu için kamp alanından sonra 1-2 saatlik bir tırmanış daha var. Ama bu kısım çantasız olduğu için biraz daha rahat. Zirveye ulaşmanın keyfi ve gün doğumundan sonra kahvaltı için çadırlara geri dönülüyor. Geceleyin kamp alanından Fuego'yu izlemenin pek tarif edilecek yanı yok, yazarak anlatılacak bir şey değil yani. Aşağıya eklediğimiz fotoğrafı gece çekmiştik, belki ortam hakkında size biraz fikir verebilir. Tabi yanardağın çıkardığı gürültüyü anlatma şansımız da yok. Hayatta yaşanabilecek en sıra dışı tecrübelerden biri, lav püskürten bir dağın karşısında geceyi geçirmek olabilir. Bu tırmanış fiziksel olarak sizi çok zorluyor. Eğer kondisyon anlamında kendinize güvenmiyorsanız, hem bu çevrede hem de Guatemala genelinde farklı volkan tırmanışları da yapılıyor. Daha kısa süreli. Fuego kadar iyi değiller ama onları da tercih edebilirsiniz. Örneğin Pacaya Volkanı'da aktif ve tırmanış yaklaşık 3 saat sürüyor. - Carlos Merida Ulusal Modern Sanat Müzesi - Guatemala City Katedrali - Ulusal Saray Bunun dışında alışveriş ihtiyaçlarınız için güzel AVM'ler bulunuyor. Guatemala City'nin metro ve metrobüs ağı oldukça iyi ve yeterli. Şehir de taksi kullanmanıza pek gerek yok. Evsiz sayısı çok fazla. Gece yarısı bilmediğiniz yerlere girip çıkmazsanız sıkıntı olmaz ama Guatemala City'nin genel olarak suç oranı yüksek, o nedenle diğer şehirlere göre daha dikkatli olun. Guatemala'nın yukarıda bahsettiğimiz eşsiz güzelliklerini gösteren 3 dakikalık şu kısa videoyu izlemenizi de şiddetle tavsiye ediyoruz. İlk çikolata tableti bundan 4 bin yıl önce, Mayalar tarafından Orta Amerika'da, şu anki Guatemala topraklarını da içine alan bölgede bulunmuş ve oradan da dünyaya yayılmıştır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/guney-amerika-and-daglari-ve-1972-ucak-kazasi/", "text": "Ertesi gün Calama'ya uçacağımız için Banos Colinas'a gitme konusunda çok kararsızdım. Halihazırda Şili'nin değişken havasında sersemlemişken ve gezinin zorlu etapları başlarken, kamp fantezisiyle hasta olmak istemiyordum. Fakat bu teklif reddedilemeyecek kadar güzeldi, ayrıca oraya daha sonra gidilecek vakit yoktu. Olsa bile tek başıma gitmem mümkün değildi. Çünkü Banos Colinas, Santiago'ya bir kaç saat uzaklıkta bulunuyor. Üstelik çok yüksek ve soğuk.. Yol gerçekten çok meşakkatliydi.. Arkadaşımın ailesi burayı evlilik yıl dönümlerinde bile gelecek kadar sevip sık sık geldiklerinden, direktif ve yönlendirme konusunda çok iyilerdi. Onların burayı defalarca anlatmaları sayesinde, gelmiş kadar olmuştum. Arazi şartlarına hiç uygun olmayan arabamızla buraya ulaştık! Bir saati jilet gibi asfaltta, kalan 2 saati hiçbir işaret olmayan tali yolda geçen, meşakkatli yolculukla ulaşılan şifalı bir kaplıca! Yolda keçileri, tavukları ve atlarıyla göçebe çadırında yaşayan insanlarla karşılaştık. İspanyolca anlamamaktan mütevellit sohbet edemedim. Lakin çokça övülen keçi peynirlerini tatma ve yaşamlarını gözlemleme fırsatı buldum.. Banos Colinas'a vardığımızda güneş batmak üzereydi ancak hava oldukça sıcaktı, o yüzden termal havuz pek mantıklı gelmedi. Zaten yeterince sıcaktan bunalmıştık. Bir de üstüne kaynar sulara girmek olmazdı. Termal havuzdan önce bir trekking yapıp, etrafı keşfedelim dedik! İlk işimiz çadırları kurmak, arabayı boşaltmak oldu. Ardından hedefimiz geldiğimiz vadinin karşı tarafında dağlardan dökülen şelaleydi, ileri! And dağları inanılmaz bir coğrafi yapıya sahip.. Hayatımda dağlara hiç ilgi duymayan beni bile çokça heyecanlandırdı.. O zaman karar verdim: And dağları büyülü. Büyülenmiştim! Zengin mineral yapısından dolayı gördüğüm renkler, taşların içinde bitmiş çiçekler, volkanik geçmişten gelen dokular, her şey ama her şey inanılmazdı.. Doğanın ezici güzelliği karşısında kendimi minicik hissettim.. Gün batımını izlemek için kaplıcalara döndüğümüzde dünyayı çoktan boş vermiştim.. Evet, o yorgunluğun üzerine kaplıcalar çok çok iyi geldi. O soğuk korkusu bana bir an, And dağlarına düşen uçak hikayesini hatırlattı. Hayatta kalanların donmaması gerekiyordu. Üstelik ne çadırları ne de tulumları vardı. Konuyu dağıtmamak adına yazının sonunda bu ürpertici hayatta kalma hikayesini anlatacağım. Herkes uykunun en derin hallerinde, etrafta ne bir ses ne bir nefes.. Üstümdeki 50 kat şeyi soyup, uyku tulumundan çıktıktan sonra uyumadan önce yanıma koyduğum ancak başkasının ihtiyacı olduğu için almış olduğunu sonradan öğrendiğim el fenerini aramaya başladım.. Ne kadar sessiz olmaya dikkat etsem de 4 kişilik çadırda dip dibe yatıyoruz, sağa dönsen ses, sola dönsen nefes.. Feneri zifiri karanlıkta bulamadığım için çadırın öbür ucunda yatan arkadaşımı uyandırdım. Şükür, fener yanındaydı ama çadır ve şişme yatakların gıcırdamasından uyananların çaktırmadan çıkardıkları uf sesiyle çadırın fermuarını açtım ki ne göreyim?! Apaydınlık bir gökyüzü! Hayatımın en ama en güzel deneyimlerinden biriydi.. Ayıktım ama rüyada gibiydim.. Tuvalet için uyanmıştım ama kafam dakikalarca gökyüzüne takılı bakakalmıştım.. Bu kadar çok yıldızı hayatımda hiç görmedim! Demin kabus dediğim tuvalet ihtiyacımdan özür diledim. Defalarca teşekkür ettim. 🙂 Kendime geldikten sonra beyhude çaba gösterdiğimin farkında olarak, telefonumla bir kaç kare çektim.. Fotoğraflar bir şeye de benzemedi. Onu da belirteyim. \"Efsaneler fotoğrafla çekilmez, yaşanır.\" Bu söz de benim olsun. Maalesef size bu deneyimi tarif edecek kelimelerden başka malzemem yok ancak gün olur da yolunuz düşerse asla ama asla gözünüzde yolu büyütmeyin, yanınızda size rehberlik edecek biri yoksa bile benden direktif edinin, atlayın gidin! - Güney Amerika And dağlarının ortalama yükseliği 4000 metrelerde. Aynı zamanda dünyanın en uzun sıra dağlarıdır. - And dağları o kadar uzundur ki yedi devlete kadar uzanır. And ülkeleri: Venezuela, Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya, Arjantin ve Şili'dir. Dağların toplam uzunluğu 7 bin km'dir. - Latin Amerika And dağlarının en yüksek tepesi 6.962 m. ile Arjantin ve Şili sınırındaki Aconcagua'dır. - And dağlarının yaşı 60 milyon yıl olarak tahmin ediliyor. - Dünyanın en yüksek göllerinden Titicaca ile Poopo Gölü bu dağların üzerinde bulunuyor. - Yer yüzünün en büyük volkanları burada bulunuyor. - And dağlarındaki hayvan çeşitliliği çok yüksektir. Yaklaşık 600 memeli türü (% 13 endemik), 1.700'den fazla kuş türü (yaklaşık 1/3 endemik), 600'den fazla sürüngen türü (yaklaşık% 45 endemik) ve yaklaşık 400 balık türü (yaklaşık 1/3 endemik) keşfedilmiş. - And dağları 15. yy'da İnka İmparatorluğu'na ev sahipliği yapmıştır. Machu Picchu Antik Kenti bu sıra dağlar üzerindedir. Her ne kadar gezi notlarımla bir ilgisi olmasa da, yukarıda da bahsettiğim ve aklıma her geldiğinde ürperdiğim uçak kazasından bahsedeyim. And dağları denince akla ilk olarak \"13 Ekim 1972 And Dağları Uçak Kazası\" geldiğinden bu muazzam tarihi olayı es geçmemek gerektiğini düşünüyorum. Uruguay Hava Kuvvetleri Uçuş 571, 13 Ekim'de And Dağları üzerinden alçak uçuş yaparken kanatlardan biri bulutlarla kapanmış dağın zirvesine çarpar. Uçak kontrolü kaybederek karlarla kaplı dağların arasına düşer. Yolcu sayısı 45 olan uçakta, kaza sonrasında 33 kişi hayatta kalabilmiştir. Kazadan sonra, ertesi gün beş kişi, sekizinci gün bir kişi daha yaralarına yenik düşerek hayatını kaybeder. Geriye 27 kişi kalır ve bu 27 kişi ne bitki örtüsü, ne hayvanın olmadığı bir dağın zirvesinde donarak ölmeden yaşam mücadelesi vermek zorundadır. Kamp çadırları yoktu.. Buzda yürüyecek kramponları yoktu.. Donmaktan koruyacak giysileri yoktu.. Uyurken giyecekleri uyku tulumları da yoktu... Sadece zirvesinde oldukları buz gibi karlı dağlar ve parçalanmış bir uçaktan geriye kalanlar vardı. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyordu fakat beyaz bulutların arkasında, beyaz dağlar üzerinde, beyaz uçağı arıyorlardı. Hani \"Samanlıkta iğne aramak\" diye bir tabir var ya.. Aynı onun gibi.. Arama kurtarma çalışmaları umutsuz sonlanmıştı. Yardım ulaşacağını sanan kazazedeler, uçağın radyosundan aldıkları bu haberle büsbütün yıkılmıştı. Umutlar bitmişti! And Dağları'nın zirvesinde hiçbir şeysiz.. Uçakta bulunan çikolata ve bisküvilerle hayatta kalma mücadelesi vermek isteseler de ürünler kısa sürede bitmişti. Hayatta kalmak için bir şeyler yemeleri gerekiyordu. Uçağın koltuklarını parçalayıp, samanlarını yemek istediler. Fakat koltuğun içinden sünger çıkmıştı. Geriye sadece ölü arkadaşları kalmıştı. İlk etapta çok yanlış bir davranış olacağını düşünseler de, hayatta kalabilmek için tek şanslarının bu ölü etlerini yemek olduğunu fark ettiler. Evet! Ölüleri yemeye başladılar. 29 Ekim gecesi kazanın olduğu bölgede büyük bir çığ felaketi yaşandı. Ekipten 8 kişi daha hayatını kaybetmişti. Ekibin içinden birkaç kişi uçağın kuyruğunu aramaya koyuldu. Eğer valizlere ulaşabilirlerse belki kıyafet ve yiyecek bir şeyler bulabilirlerdi. Her tarafa baktılar. Saatlerce yol gittiler. Nihayet uçağın kuyruğunu buldular. Az da olsa yiyecek ve giyeceğe sahip olmuşlardı. Uçağın içinde bulunan telsizi çalıştırmak için günlerce uğraşsalar da başaramamışlardı. Ekipten bir kaç kişi, burada kalmanın ölümden başka birşey getirmeyeceğini iddia ederek yola koyuldu. Arayış içine girdiler.. Karlı dağları aşmak için günlerce yürüdüler. Her aştıkları dağın arkasından ucu görünmeyen başka dağlar geliyordu. Pes etmediler.. Zaten başka çareleri de yoktu! Dokuz gün boyunca yürüdüler.. Nehrin kıyısına vardıklarında birkaç köylüye rastladılar. Hayal sandılar ilk önce.. Mucize gibiydi.. Köylüler, kazazedelere beklemelerini söyledi ve oradan kayboldular. Yardım çağırmaya gitmişlerdi. Kazadan hayatta kalanlar 72 gün sonra kurtarılmıştı. 72 gün gün süren, film ve belgesellere konu olan bir hayat mücadelesi.. Uruguay Hava Kuvvetleri'nin 571 sefer sayılı uçuşu, 13 Ekim 1972 And Dağları uçak kazası ismiyle efsane bir hayat mücadelesi olarak tarihe yazılmıştı. And dağlarından söz etmişken, bu efsane olayı atlamak olmazdı. İlginizi çekerse bu konuyu anlatan en meşhur filmlerden biri olan Alive filmini izleyebilirsiniz. imdb sayfası için."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/guney-amerika-rotasi-tavsiyeleri-ve-onemli-ipuclari/", "text": "Güney Amerika, özellikle sırtçantalı gezginleri çok cezbeden, tarihi, doğası, kültürü ile her zaman gizemli ve keşfedilmeyi bekleyen bir coğrafyadır. Fakat bu topraklar Türkiye'ye uzaklığı, gidiş-geliş maliyetinin yüksekliği, kıta ülkeleri hakkında çıkan olumsuz haberler nedeniyle hep bize biraz mesafeli kalmıştır. Bir Avrupa gibi göremiyoruz buraları tabi. İstanbul'dan çıkıp Avrupa'nın herhangi bir şehrine günübirlik bile gidip gelebilirsiniz. Zaman ve güvenlik açısından sizi çok düşündürmez bu durum ama kalkıp bilinmez bir kıtaya 10 bin km yol yapma cesaretini herkes gösteremiyor doğal olarak. Eğer siz bu cesareti göstermeye karar verdiyseniz ve geniş çaplı bir Güney Amerika gezisi planı düşünüyorsanız, kendi tecrübelerimize dayanarak size yardımcı olmasını umduğumuz bir Güney Amerika rotası hazırladık. Herkes sınırsız zamana ve eşit şartlara sahip olamayacağı için rotayı iki kısma ayırdık. - Kısa süreli rota tavsiyesi: 1 ila 3 ay arası. - Uzun süreli rota tavsiyesi: 6 aydan 2 yıla kadar uzatılabilir. Önce hazırladığımız bu iki Güney Amerika rotası haritalarını paylaşacağız. Sonrasında bu rotadaki duraklar hakkında kısa bilgilere değineceğiz. - Güney Amerika'da gezerken nelere dikkat etmeli, güvenli mi? - Para mevzuları nasıl oluyor? - Güney Amerika ülkeleri ucuz mu, pahalı mı, gezi maliyeti ne olur? - Aşı gerekli mi? - Kaybolmadan nasıl gezeceğiz, internetimiz olmazsa ne olur? - Ne zaman gitmek gerek? - Nerede kalırız, ne yer ne içeriz? Bu ve benzeri konularda, Güney Amerika seyahati sırasında size faydalı olacak ipuçlarını vereceğiz. Bu rota için 1-3 ay arası süre ideal olabilir. Brezilya'nın Sao Paulo şehrinden başlayıp Kolombiya'nın Bogota şehrinde son buluyor. Yol boyunca toplam 9 ülke ve 15 şehir gezmiş oluyorsunuz. İstanbul'dan hem Sao Paulo'ya hem de Bogota'ya direkt uçuş var. Yani bu rotayı isterseniz ters istikametten, Kolombiya'dan başlayıp Brezilya'ya doğru tam aksi yönde de yapabilirsiniz. Bu rota için ise en az bir 6 ayınızı ayırmanız gerekir ki bu süre bile çok yetersiz olacaktır. Yol boyunca toplam 10 ülke ve 36 şehir gezmiş olursunuz. Başlangıç ve bitiş noktası Sao Paulo. Bizce bu yolculuk için en az 1 yılı gözden çıkartmalısınız. Şimdi bu uzun rota üzerindeki duraklar hakkında kısa bilgiler verelim. Ve istediğiniz ülke hakkındaki detaylı yazılara ulaşabileceğiniz linklerimizi paylaşalım. Şunu baştan belirtelim. Sadece Brezilya bile tek başına öyle birkaç ay gezmeyle bitirilebilecek bir ülke değil. Yüzölçümü olarak Türkiye'nin neredeyse 11 katı büyüklüğünde bir ülkeden bahsediyoruz. Güney Amerika kıtasının yarısı Brezilya'dan oluşuyor. Türkiye'yi bile tam anlamıyla gezmek yıllarınızı alacakken Brezilya'yı siz düşünün. Yıllarınızı bu ülkeye vermek gibi bir niyetiniz yoksa yukarıda belirttiğimiz 5 durak noktası başlangıç için yeterli olacaktır. Bu duraklar içinde dünyanın en büyük şelalesi Iguazu, dünyanın yeni yedi harikasından biri olan Kurtarıcı İsa Heykeli ve Rio'nun meşhur plajları gibi yerler var. Güvenlik açısından en çok dikkat etmeniz gereken ülkelerden biri Brezilya. Favela denilen gecekondu bölgelerinin yoğun olduğu yerlere tek başınıza gitmememiz, geceleri sahilde bir başınıza dolaşmamanız, turistik olmayan yerlerde çok dikkat çekmemeniz önemli. Ama öyle çok da gözünüzü korkutmayın. Brezilya insanları genel olarak çok sıcakkanlı ve yardımseverdir. Gezilmesi gereken yerler dışında gereksiz aksiyonlara girmeye çalışmazsanız başınıza bir şeyler gelme ihtimali şu an Türkiye'de herhangi bir şehirle hemen hemen aynıdır. Brezilya ayrılırken çok özleyeceğiniz bir ülke olacak, bunun garantisini verebiliriz. Detaylı Brezilya gezisi yazımıza istediğiniz zaman buradan ulaşabilirsiniz. Paraguay bize göre bir gezgin için tüm Güney Amerika'daki en vasat ülke. Özellikle mutlaka gidip görülmesi gereken noktaları var diyemeyeceğiz. Başkenti gezmeniz yeterli olur diye düşünüyoruz. Detaylı Paraguay gezisi yazımıza linkten ulaşabilirsiniz. Arjantin de tıpkı Brezilya gibi çok büyük ve aylarca gezilebilecek bir ülke. Kuzey şehirleri ayrı, Güney Patagonya bölgesi ayrı bir dünya. Uruguay'ı Arjantin içine sıkıştırmamızın sebebi ise iki ülke arasında ulaşımın çok kolay olması. Arjantin'in başkenti Buenos Aires'ten feribotlarla Uruguay'a geçmek 1-2 saatinizi alıyor. Uruguay'da ise başkent Montevideo ve bir sahil şehri olan Colonia del Sacramento gezmek için en ideal yerler. Uruguay küçük ve kısa sürede gezebileceğiniz bir ülke. Buenos Aires'e gitmişken Uruguay'a da kolayca uğrayabilirsiniz. Arjantin'in Patagonya bölgesi normal şehirlere göre çok daha pahalıdır. Özellikle sırtçantalı gezginler için çok tuzlu bölgeler. Eğer bu duraklara uğrayacaksanız bütçenizi ona göre ayarlamanızı tavsiye ederiz. Kısa süreli rota tavsiyesi haritamızda bu durakları es geçtik. Arjantin'den güneye yani Patagonya bölgesine indiyseniz, tekrar kuzeye çıkışı Şili üzerinden yapmanız daha iyi olur. Bu uzun-ince ülkeyi boydan boya gezip görmüş olursunuz. Bu yolculuk güneyde dev buzul kütlelerini görmeniz ile başlayıp en kuzeyde dünyanın en kurak çöllerinden biri olan San Pedro Atacama'da bitiyor. Şili tam bir tezatlıklar ülkesi. Ayrıca Santiago'da yaşayan epey bir Türk nüfusu var. Türk esnaflara rastlama ihtimaliniz yüksek. Şili'nin Atacama çölünde katılacağınız turlarla Bolivya'ya safari araçları ile geçebiliyorsunuz. Üç gün süren ve muhteşem manzaralar vadeden bir yolculuk. Güney Amerika seyahatiniz boyunca en iyi anılarınızın bir kısmı bu rotada olacaktır. Özellikle Uyuni Tuz Gölü'nü kenara not edin. Bolivya tam anlamıyla Latin kültürü etkilerini sonuna kadar hissedeceğiniz çok başka bir coğrafya. Kıtanın en farklı ülkesi sayılabilir. Gezerken çok keyif alacaksınız. Bolivya'da dikkat etmeniz gereken bir nokta var. Rakım çok yüksek olduğu için yükseklik hastalığına maruz kalabilirsiniz. Alışık olmayan bünyeler için baş dönmesi, mide bulantısı, çabuk yorulma, halsizlik gibi kötü etkileri var. Bolivya'daki ilk günlerinizde vücudunuz ortama alışana kadar kendinizi kesinlikle fazla yormayın. Bolivya'da bu duruma ayak uydurmak için herkes genelde koka yaprağı çiğniyor. Bu şekilde bünye yükseklikten fazla etkilenmiyor. Kalacağınız hosteller dahil hemen her yerde kolayca bulabileceğiniz bir bitki. Peru rotasında Güney Amerika'nın en önemli ziyaret noktası ve dünyanın yeni yedi harikasından biri olan Machu Picchu var. Kesinlikle es geçmemeniz gereken bir durak. Kırmızıyla altını çizin. Bu antik kenti nasıl ucuza gezebileceğiniz ile ilgili tüm ipuçlarını paylaştığımız yazının linkini de hemen aşağıya bırakıyoruz. Ayrıca Ica'da gerçek mi yoksa bir vaha mı olduğundan şüpheye düşeceğiniz Huacachina adında harika bir köy göreceksiniz. Ekvador'da dünyanın tam ortasından geçen çizgiye basacak ve Barış Manço'nun meşhur su deneyini bizzat kendiniz yapabileceksiniz. Bir de şunun uyarısına yapalım, hayatımızda Guayaquil kadar sıcak ve nemli şehir görmüşlüğümüz çok azdır. Sıcakla aranız pek iyi değilse Guayaquil'i çok hızlı terk etmek isteyebilirsiniz. Ama tabi bu biraz da gittiğiniz dönemle alakalı. Yağışlı mevsime denk gelirseniz daha iyi olabilir. Quito ise pek tekin olmayan bir şehir. Özellikle bilmediğiniz mahallelere kesinlikle akşam saatlerinde uğramayın ve değerli eşyalarınız yanınızdayken turistik olmayan yerlerde dolaşmayın. Toplu taşımalarda eşyalarınız mutlaka gözünüzün önünde olsun. Ekvator çizgisi ile ilgili tüm detayları Ekvador gezi yazımızda bulabilirsiniz. Birçok gezgin gibi biz de şu konuda hemfikiriz. Eğer Güney Amerika'da bir ülkeye yerleşip orada yaşamak durumda kalsaydık burası kesin Kolombiya olurdu. Kolombiya gerçekten her şeyiyle çok güzel bir ülke. Dört mevsim bahar ve yemyeşil. Ekonomisi Güney Amerika ortalamasına göre daha iyi durumda. Erkekleri çok centilmen, kızları çok güzel 🙂 Sahilleri harika, şehirleri düzgün. Kolombiya sadece gezmelik değil yaşamalık bir ülke diyor ve kendisini üç evetle uğurluyoruz. Özellikle Medellin'i sakın pas geçmeyin. Medellin kalp biz.. Burası son yıllarda yaşadığı iç karışıklıklar nedeniyle biraz riskli bir ülke. Tüm kıtada en fazla dikkatli olmanız gereke ülke Venezuela. Biz başkent Karakas ve civarında çok takılmanızı önermiyoruz. O yüzden rotada es geçtik ama tabi durum size kalmış. Venezuela'da ziyaret etmesi biraz masraflı olsa da iki muhteşem doğa harikası yer var. Biri dünyanın en yüksek şelalesi Angel Falls, diğeri ise nefes kesen bir manzaraya sahip Roraima Dağı. Bu iki rota özellikle sırtçantalılar için bütçeyi biraz zorlayacak yerler bunu belirtelim. İki noktaya da sadece tura katılarak gidebilirsiniz. Her iki tur için ayrı ayrı gözden çıkarmanız gereken miktar minimum 300-400 dolar civarı olacaktır. Yani iki durak noktası için 800 dolara yakın bir meblağ demek oluyor. Bu rakam aldığınız tur paketinin içeriğine ve gün sayısına göre artacaktır. Venezuela, doğal güzellikler olarak size inanılmaz yerler sunsa da ülkenin sıkıntılı halinden dolayı mutlaka gitmelisiniz diyebileceğimiz bir ülke değil. En azından şimdilik. Yolun sonuna doğru yine kıtanın en büyük ülkesi Brezilya'ya dönüş.. Ama bu sefer ülkenin çok başka bir yüzüne şahit olacaksınız. Amazon ormanları.. Manaus şehrinden katılacağınız turlarla hayatınızın en farklı deneyimlerini yaşayacaksınız. Belgesellerden aşina olduğumuz o eşsiz yağmur ormanları ve dünyanın başka yerinde pek göremeyeceğiniz çeşit çeşit hayvanlar.. Son durak ise yine başladığımız nokta.. Sao Paulo.. Bu yolculuk sırası tamamen kişisel tecrübelerimiz sonucu oluşmuş bir tavsiyedir. Başta söylediğimiz gibi, Güney Amerika bizler için hep çok uzakta olan ve gizemli bir kıtadır. Gidilmeden önce alınacak her tavsiye önemlidir. Eğer görmediyseniz ama niyetiniz varsa umarız siz de en kısa sürede bu harika yolculuğa çıkabilirsiniz. Şimdi bu seyahatte aklınızda bulunması açısından size kolaylık sağlayacağını düşündüğümüz bazı ipuçları verelim. # Güney Amerika'da Guyana ve Fransız Guyana'sı hariç diğer tüm ülkelere vizesiz girilebiliyor. Herhangi ekstra bir evrak ihtiyacı yok. Belki sınır geçişlerinde basit sorular sorabilirler. # Çevrimdışı bir harita uygulaması olan maps. me hayat kurtarır. Gideceğiniz ülkelerin haritasını önceden telefonunuza indirip sonrasında offline şekilde rahatça kullanabiliyorsunuz. Çok detaylı ve neredeyse hatasız bir uygulama. Kaybolma ihtimalinize karşı şiddetle tavsiye ederiz. Kaldığınız ya da gitmek istediğiniz noktayı işaretleyerek navigasyon özelliğiyle her yeri rahatça bulabilirsiniz. Gezinizde çok işe yarayacak diğer uygulama tavsiyeleri için şu yazımıza göz atabilirsiniz. # Güney Amerika'da Brezilya dışında her yerde İspanyolca konuşuluyor. Brezilya'da ise Portekizce. Bu iki dil birbirine yakın diller ama eğer ikisini de hiç bilmiyorsanız bunun bir faydası olmayacak tabi. İngilizce size kısmen yetecek olsa da İspanyolca öğrenmek geziye büyük fayda sağlar. Gitmeden İspanyolca kursuna mı gidelim yani derseniz, bizce gerek yok ama temel cümle ve kelimeleri öğrenip biraz pratik yapmanız iyi olur. Uzun süreli gezecekseniz zaten yolda ister istemez dile ufak ufak aşina olmaya başlayacaksınız. Yola çıkmadan en azından tanışma, selamlaşma, teşekkür etme gibi temel seviye bir İspanyolca ezberi iyi olur. Eğer İngilizceniz de hiç yoksa hiç zorlanmazsınız. Çünkü konuşma derdiniz olmayacak :). Ayrıca gezerken başta Sucre olmak üzere birçok şehirde uygun fiyata İspanyolca kursuna katılabilirsiniz. # Havalimanı ve otogar gibi yerlerde zaruri olmadıkça para bozdurmamaya çalışın. Normal kura göre çok zarar edersiniz. Şehir merkezlerinde \"Cambio\" denilen döviz bürolarını tercih edin. Bazı ülkelerde sokaklarda dövizciler dolaşır. Ya da şehrin belirli köşelerinde sadece döviz işi yapan gruplar olur. Şaşırmanıza gerek yok. Güney Amerika için normal bir durum. Hepsini dolandırıcı olarak görmeniz gerekmez. Telefonunuzda günlük kurlardan haberiniz olacak bir döviz çevirici uygulaması her daim bulunsun. # Türkiye'de kullandığınız banka kartları ile Güney Amerika bankamatiklerinden bulunduğunuz ülkenin direkt yerel parasını çekebilirsiniz. ATM'ler çekmek istediğiniz miktarı TL hesabınızdan kur farkı alarak otomatik çevirip nakit olarak veriyor. Ama normal kura göre zararlı bir kur farkı tabi. Yanınızda döviz olması daha karlı olur. Gezilerinizde fazla nakit paranızı hostellerde bulunan kilitli dolaplarda muhafaza edebilirsiniz. # Bütün paranızı ve banka kartlarınızı aynı yerde taşımayın. Farklı çanta ya da farklı ceplerinizde olsun. Kıyafet içinden bele sarılan cüzdanlardan kullanabilirsiniz. Özellikle toplu taşımalarda arka cebinizde ya da iç ceket ceplerinizde cüzdan/para bulundurmayın. Boyna asılan cüzdanları kullanmanızı tavsiye etmeyiz. # Gittiğiniz ülkelerde gezerken telefon hattı ya da internet ihtiyacınız olacaksa her ülkenin kendine ait hazır kart paketlerinden alabilirsiniz. Her bütçeye uygun paket bulmak mümkün. Kendi Türkiye hattınızda özel bir tarife yoksa maliyetli olabilir. # Öğrenci kartınız varsa mutlaka yanınıza alın. Ulaşımdan park, müze vs. girişlerine kadar birçok indiriminden yararlanabilirsiniz. # Güney Amerika'da şehirlerarası otobüs yolculukları bazen çok ama çok uzun sürüyor. Otogarlardan bilet alırken her firmaya danışıp pazarlık yapın. Ama yolunuz uzunsa çok az bir indirim farkı yüzünden kötü otobüsleri tercih etmeyin. Bazen 20 saatlik yolculuklar kabusa dönüşebilir. Yolunuz kısaysa sorun yok. Bu arada şehirlerarası otobüslerin büyük bölümü çift katlı oluyor. # Genellikle büyük şehirlerin musluk suyu temizdir ama siz yeni bir ülkeye girdiğinizde ilk günlerde musluk suyu içmeyin. Hazır su kullanın. Bünye hassasiyetinize göre kötü etkilenebilirsiniz. # Mecburi olduğu için değil kendi sağlınız açısından seyahat sağlığı aşılarınızı yola çıkmadan mutlaka yaptırın. Başta sarı humma, tifo ve tetanoz aşıları çok önemli. Özellikle Amazon bölgesine gidecekseniz bu aşıları haftalar öncesinden yaptırmalısınız. Sağlığınıza çok dikkat edin. Hastalanırsanız yanınızda sizinle ilgilenecek bir yakınınız olmayacak ona göre. # \"Güney Amerika'ya ne zaman gidilir?\" sorusu da merak edilen konulardan biri. Güney Amerika ülkeleri Türkiye'ye göre ters yarım kürede olduğu için yaz-kış mevsimleri bize göre yer değiştirmiş durumdadır. Yani Türkiye'nin yazı, Arjantin ya da Brezilya gibi Güney Amerika'daki ülkelerde kışa denk geliyor. Aslında Güney Amerika ülkelerinde kış mevsimi neredeyse yok sayılır. Arjantin ve Şili'nin Patagonya bölgeleri hariç herhangi bir Güney Amerika ülkesinde kar yağışı görme ihtimaliniz pek yok. Özellikle ekvatora yaklaştıkça hiç yok. Bu ülkelerde yağışlı ve yağışsız sezonlar olur. Ve genelde sıcaktır. Dikkat etmeniz gereken Patagonya bölgesidir. Burası için Türkiye'de kışa gelen Aralık-Şubat arası tercih edilmesi daha uygun olur. Brezilya, Arjantin, Şili ve Uruguay için de bu dönem tercih edilebilir. Diğer ülkeler için mevsimler arası çok ciddi bir ayrım yok. Her daim ilkbahar ve yaz. # Yanınıza bir kibrit kutusu büyüklüğünde bile olsa gereksiz eşya almayın. Tıka basa kıyafetlerle çantanızı doldurmayın. Yollarda hediyelik eşya diye kendinize bir sürü ekstra yük çıkartmayın. Emin olun çok pişman olursunuz. Mümkün olduğu kadar temel ihtiyaçlarınız dışında eşyanız olmasın. Hafif ve esnek olun. # Güney Amerika hostelleri tabiri caizse tıka basa gezginlerle doludur. Hem de dünyanın her yerinden. Gezdiğiniz ya da bir sonraki gezeceğiniz ülkeyle alakalı en faydalı bilgileri kaldığınız hosteldeki gezginlerden alabilirsiniz. Siz kendi tecrübelerinizi anlatmayın. Vakit kaybı. Sadece dinleyin. Şaka 🙂 Herkes kendi rotasında farklı tecrübeler yaşıyor. Ve bu tecrübelerin büyük çoğunluğunu ne okulda, ne kitaplarda ne de internette bulamazsınız. Yol çok farklı hikayelerle dolu. Burada tanıştığınız insanların yüzde 99'u ile muhtemelen bir daha karşılaşmayacak ya da görüşmeyeceksiniz. Ama belki yıllar sonra çıkacağınız çok farklı ülke ve rotalar hakkından bile önemli bilgiler toplayabilirsiniz. Bu fırsatı iyi değerlendirin. Gezen insanın ufku ve dünyaya bakışı gerçekten çok farklı oluyor. # Güney Amerika'daki bütün başkentlerde ve büyük şehirlerin çoğunda cami ya da mescit bulabilirsiniz. Helal gıda hassasiyetiniz varsa cami ve mescitlerdeki insanlardan bölgedeki helal gıda seçeneklerini öğrenebilirsiniz. Buenos Aires, Sao Paulo, Lima, Santiago ya da Iguazu gibi şehirlerde birçok helal yemek restoranı zaten bulunuyor. Güney Amerika'da ne Türklere ne de Müslümanlara karşı hiçbir ön yargı yoktur. Aksine çok sıcak davranırlar. Latin Amerika gezi maliyeti aslında ucu çok açık bir konu. Ama biz genel bir kanı oluşması açısından birkaç bilgi verelim. Güney Amerika'da hem hostel kültürü çok yaygın hem de ücretsiz konaklama sağlayan couchsurfing evleri bolca bulunabiliyor. Couchsurfing uygulamasından ne kadar fazla konaklama sağlarsanız o kadar çok konaklama parası cebinizde kalır. Ama sürekli hostelde kaldığınızı varsaysak bile Güney Amerika ülkelerinin hemen hepsinde hostel fiyatları uygun. Ortalama olarak günlük 7-8 dolara iyi yerlerde kalabilirsiniz. Bu fiyatın 4 dolara kadar düştüğü yerler de var tabi ama 4 dolarlık bir hostelin çok kullanışlı olmayabileceğini düşünerek ve sizin de gecelik 20 doları bir odaya vermek istemeyeceğinizi hissederek ortalama bir fiyat söyledik. Kıta genelinde hostel masrafını gecelik ortalama 7-8 dolar gibi düşünebilirsiniz. Bu fiyata hemen her hostelde kahvaltı da dahil oluyor. Couchsurfing evinde kaldığınız her gece bu para cebinizde kalacak demektir. Bir ayda kaç gece couchsurfing evinde kalabilirsiniz bu size kalmış. Couchsurfing nedir? Bedava ya da en ucuz konaklama yöntemleri nelerdir? Daha detaylı bilgiler için şu yazımızı okuyabilirsiniz. Güney Amerika'da pahalı olan şeylerden biri şehirlerarası ulaşım. Otostopla bu masrafı düşürebilirsiniz ama her yerde otostop imkanı bulamayacaksınız. Çizdiğimiz rotada, kıta içerisinde uçak kullanmanızı gerektirecek bir yolculuk yok. Kara yolu her zaman yeterli olacaktır. Güney Amerika ülkelerinde, şehirlerarası otobüs yolculuklarında çok faydasını görebileceğiniz bir site var. Birçok güzergahın fiyatlarını, otobüs firmalarını, yolculuk sürelerini ve saatlerini önceden inceleyebilirsiniz. Yeme-içme fiyatları ise ülkeler arasında epey fark ediyor. Bolivya ve Paraguay çok ucuzdur. İsteseniz de fazla para harcayamazsınız. Ekvador'un para birimi Amerikan dolarıdır. Dolayısı ile ülkedeki her şey bizim için epey pahalı kaçıyor. Brezilya konaklama, yeme-içme ve ulaşım gibi temel harcamalarda biraz pahalı bir ülke. Arjantin genel olarak uygun sayılabilir ama Patagonya bölgesi çok pahalıdır. Bunun dışındaki ülkeler ortalama seviyede. Türkiye'deki günlük yemek masrafınızla bir tutabilirsiniz. Hostelde kendi yemeğinizi kendinizin yapacağını düşünürsek günlük 5 dolarlık bir market alışverişi de yetebilir. Ya da dışarıda yiyip 20 dolara bile doymayabilirsiniz. Bu da biraz size kalmış. Güney Amerika'da aylık 350-400 dolar civarı bir masrafla rahat gezerseniz diye düşünüyoruz. Bunun altına düşmek mümkün mü? Couchsurfing'i fazla kullanırsınız, otostop konusunda rahatsınızdır, yeme-içme gibi konularda lüks aramazsanız mümkündür. Ama abartılı şekilde \"Bedava Dünya Turu\" gibi bilgilere itibar etmeyin. Şunu ekstra bir not olarak söylememiz gerekir. Güney Amerika ülkeleri genel olarak istikrarsız ekonomilere sahipler. Çok fazla iç sorunla uğraşıyorlar. O yüzden bugün ucuz dediğimiz ülke yarın bir anda devalüasyon yaşayıp çok pahalı olabiliyor. O yüzden bu bilgiler sizin gideceğiniz döneme göre üç aşağı beş yukarı değişiklik gösterebilir. Mehmet bey yukarıda belirttiğimiz fiyatlar dolar bazında olduğu için son birkaç yılda keskin farklar oluştuğunu sanmıyoruz. Örneğin Machu Picchu giriş bileti son 2-3 yıldır neredeyse hiç değişmedi. Ya da hostel fiyatlarında büyük artışlar olmadı. Bolivya'da hala 5-6 dolara hostel bulabilirsiniz. Ama maliyeti TL'ye çevirirseniz tabi işin rengi değişiyor. 2-3 yıl öncesine göre TL olarak cepten çıkan para çok arttı."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/guney-kore-yemekleri-yemek-kulturu/", "text": "Kendine has otantik yapısı, renkli kültürü ve sıcakkanlı insanları ile Güney Kore, son yıllarda Türk gezginlerin gözdesi haline gelmiş ülkelerden biri. Böyle olunca Kore mutfağını ve Güney Kore'nin ünlü yemeklerini yakından inceleyelim istedik. Kültürel anlamda bizden çok farklı bir ülke oldukları gerçek. Fakat Güney Kore yemekleri içinde hiç yabancılık çekmeyeceğiniz lezzetler de bulunuyor. Örneğin ocakbaşında mangal et yemeyi çok sever Koreliler. Pilav ve turşuyu bizden bile fazla tüketirler. Öyle ki kimchi denilen lahana turşusu ülkenin milli yemeği sayılır. Kore'de kahvaltı kültürü yoktur. Gün içinde yenen yemekleri sabah da tüketirler. Ama Kore mutfağında çay önemli bir yere sahiptir. Ekşi, tatlı ya da acı çay çeşitleri vardır. Ginseng Çayı ise ülkenin geleneksel içeceğidir. Bu çay, ginseng denilen ve oldukça şifalı olan bir bitkinin kökünden yapılıyor. Güney Kore mutfağının bir diğer dikkat çeken özelliği ise gochujang adlı biber salçası. Kırmızı biber, sirke, pirinç, tuz, susam yağı ve soya fasulyesi karışımı ile yapılan bu acı sos, Kore mutfağında bolca kullanılır. Güney Kore yemek tarifleri içinde olmazsa olmaz maddelerden biridir. Peki Güney Kore'nin ünlü yemekleri nelerdir? Başta Seul olmak üzere Kore'de gezerken karşılaşacağınız meşhur sokak yemekleri hangileri? Kısa başlıklar halinde inceleyelim. Güney Kore'nin meşhur yemeklerinden gimbap görüntü olarak tamamen suşiye benziyor. Ama içerik olarak biraz farklı. Çiğ balık yerine deniz yosunu kullanılıyor. Pirinç, ıspanak, yumurta, havuç, turp, salatalık, ton balığı gibi malzemeler ekleniyor. Gimbap hem ev yemeği hem sokak yemeği olarak Güney Kore'de çok yaygındır. Güney Kore filmlerinde bile sık sık görürsünüz. Çok sağlıklı bir yemek. Bu yüzden \"Güney Kore'de ne yenir?\" sorusuna Gezi Hocası olarak öncelikli cevabımız gimbap olur. Güney Kore'nin en sevilen yemeklerinden olan bibimbap, Türk damak tadına uygun bir lezzet. Bibimbap karışık pilav anlamına geliyor. İsmi biraz tuhaf ama yerli yabancı herkesin takdir ettiği bir Kore yemeği. Zaten Kore yemekleri isimlerinin hangisi tuhaf değil ki! Her biri birbirinden ilginç. Bibimbap yapmak için pilav üstüne ıspanak, havuç, soya fasulyesi, mantar gibi sebzeler, sotelenmiş et ve baharatlar konuluyor. En son hepsinin üzerine yumurta kırılıyor. Bu yemekte uyulması gereken bir de usul var. Güveç şeklinde hazırlanan bu yemekteki malzemeler tamamen ayrı ayrı olacak şekilde tabağa diziliyor. Bu şekilde servis ediliyor. Yiyecek kişi de bunu kendisi karıştırıp ondan sonra yiyor. Bizim salatalara uyguladığımız yöntem gibi biraz. Bir çeşit acılı Kore turşusu olan kimchi, ülkenin en popüler yiyeceklerinden. Özellikle Güney Kore sokak yemekleri denilince liste başı sayılır. Günde üç öğün, her yemekle beraber servis edilebilir. Kimchi, Güney Kore yemek kültürünün önemli bir parçası ama bizim gibi turşunun envai çeşidini üreten bir ülke için çok da özel bir şey değil. Bildiğimiz lahana turşusundan farkı, içine gochujang denilen acı sosun eklenmesi. Yine Türklerin damak tadına uygun bir Kore lezzeti. Bol sarımsak ve soya sosu eklenerek yapılan bir et yemeği. Kore barbeküsü de deniliyor. İnce doğranmış etler marine edilip ızgara usulü pişiriliyor. Genellikle pilav ve benzeri ana yemeklerin yanında çok tercih edilir. Bulgogi yapımında daha çok sığır eti kullanılıyor. Bulgogi nasıl yapılır? 1 dakikalık bulgogi tarif videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz. Güney Kore'nin en sevilen yemeklerinden mandu, bir mantı çeşidi. Ama bizim bildiğimiz mantılardan biraz daha iri. Kızartılmış ya da haşlanmış olarak hazırlanabiliyor. İçine et dışında sebze de ekleniyor. Oldukça hafif ve lezzetli bir Güney Kore yemeği. Biz mantıyı genellikle yoğurtlu yemeye alışığız ama manduya yoğurt değil, yine Kore soslarından ekleniyor. Mandu ayrıca Kore Saray Mutfağı'nın geleneksel yemeklerinden. Güney Kore mutfağının en çok tercih edilen et yemeklerinden biri. Özellikle Seul'de daha yaygın. Çok ince dilimlenmiş dana ya da domuz eti, kalın bir kemiğe sarılarak mangal usulü pişiriliyor. Bolca baharat ve sos kullanıldığı için herkese hitap etmeyebilir. Galbi için Kore'nin kendine has ızgara bifteği diyebiliriz. Kore yemekleri tarifine galbi ile devam edelim.. Galbi nasıl yapılır? 2 dakikalık galbi tarif videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz. Güney Kore'nin en acılı yemeklerinden biri tteokbokki. Silindir şeklindeki pirinç keklerinden yapılan bu yemek, aynı zamanda Kore'nin en ünlü sokak lezzetlerinden. Her yemekte karşımıza çıkan gochujang, pirinç unu ile harmanlanıyor. İçine soya sosu, şeker, sarımsak da ekleniyor. Yabancı turistlerin de çok sevdiği bir yemek. Hem fiyatı uygun hem de soğuk havalarda içinizi ısıtacak türden bir seçenek. Cam erişte denilen bu yemek genel olarak bütün Doğu Asya'da çok popüler. Görüntüsü cam gibi şeffaf olan noodle, su ve nişasta ile karıştırılarak pişiriliyor. Nasıl ki Türkiye'de makarna ve pilav her evin vazgeçilmez yemeği ise, dangmyeon da Güney Kore yemekleri içinde en yaygın olanlardan. Samgyetang, tavuk eti sevenlerin tercih edebileceği tanıdık bir yemek. Haşlanmış tavuğun içine pilav ile ginseng denilen bir bitki doldurulup sarımsak ve tercihe göre farklı baharatlar ekleniyor. Güney Kore'nin geleneksel lezzetlerinden olan bu yemeğe ginseng tavuk çorbası da deniliyor. Samgyetang nasıl yapılır? 2 dakikalık samgyetang tarif videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz. Kore'nin meşhur ocakbaşı lezzeti. Kore usulü barbekü yapılan restoranların masalarında özel bir düzenek oluyor. Masanın ortasında közlenmiş ateş ve üzerinde mangal demiri bulunuyor. Getirilen etler çiğ olarak mangala yatırılıyor. Bazı restoranlarda bu düzenek kendisi dönüyor, bazılarında et piştikçe siz çeviriyorsunuz. Türklere hiç yabancı olmayan, sevdiğimiz tarzda bir ortam. Kore barbeküsünde sos kullanımı diğer Kore yemeklerine göre biraz daha az, ama yanındaki garnitür daha fazla. Et çeşidi olarak dana, kuzu ya da domuz eti tercih edilebiliyor. Güney Kore'nin bir başka ünlü sokak yemeği. Türkiye'de maç günleri stadyum etraflarını saran seyyar köfteciler gibi, Kore'de de dak-kkochi satan seyyar satıcılara her köşe başında rastlarsınız. Bu yemek bildiğimiz tavuk şişin hemen hemen aynısı. Sadece üzerinde Kore usulü kırmızı sosu var. Tavuk parçalarının aralarına sebze dizilerek yapılan bu şişler oldukça hızlı ve pratik hazırlanıyor. Ara öğün atıştırmalığı olarak tüketiliyor. Soya fasulyesi ezmesinden yapılan bir sulu yemek. Doenjang-jjigae için güveçte fasulye de diyebiliriz. İçerisine soya fasulyesi dışında mantar, soya peyniri, deniz ürünleri, gochujang ve farklı sebzeler de ekleniyor. Doenjang-jjigae nasıl yapılır? 2 dakikalık doenjang-jjigae kısa tarif videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz. # Banchan: Güney Kore'de ana yemeklerin yanında gelen aperatif meze çeşitlerine banchan deniyor. Salata çeşitleri, turşular ve kurtulmuş kalamar en çok bilinen banchan türleri. # Tornado Potato: Bükülerek kıvrımlı şekilde hazırlanan uzun patates cipsi. # Ganjang Gejang: Sosla marine edilen yengeç ve onun yanına farklı deniz ürünlerinin eklenmesiyle yapılan bir deniz mahsulü yemeği. # Jajangmyeon: Kore usulü siyah fasulye soslu erişte. Jajangmyeon'un asıl memleketi Çin olsa da Güney Kore'nin de en meşhur yemeklerinden biridir. # Sundubu Jjigae: Tofu peyniri, acı sos, baharatlar, et ve çeşitli sebzelerin karışımı ile hazırlanan güveç. # Yukhoe: Sığır etinden yapılan bir çiğ et yemeği. Soya sosu, soğan, tuz, şeker, susam yağı ve sarımsakla terbiye edilen çiğ et, ortasına yumurta sarısı konarak servis ediliyor. # Dakhanmari: Bir tür tavuk çorbası. Haşlanmış tavuk parçalarının yanına pirinç, mantar ve patates de ekleniyor. # Eomuk: Balık keki olarak da bilinen bu yemek, yağda kızartılmış ya da haşlanmış deniz ürünlerinden yapılan bir sokak yemeği. # Ramyun: Noodle tüketmeye bayılan Korelilerin yediği bir başka erişte çorbası. # Seolleongtang: Kore'nin meşhur et suyu çorbası. Bifteğin kemikleri kaynatılıp içine soğan, sarımsak, noodle ve et dilimleri ekleniyor. # Japchae: Et, sebze ve bol baharatla harmanlanan diğer bir noodle yemeği. # Kimchi Bokkeumbap: Kimchi turşusu, yeşil soğan, acı biber sosu ve pilav karışımı bir ana yemek. Seul mutfağının en pratik ve en güzel lezzetlerinden. # Bingsu: Yaz mevsimlerinde bolca tüketilen, Kore'nin meyve parçacıklı ve buzlu meşhur tatlısı. # Canlı Ahtapot: Koreliler bebek ahtapotları canlı canlı yemeye bayılıyorlar. Değil yemesi, yiyeni izlemesi bile cesaret istediği için bu yemeğin detaylarına fazla girmeyeceğiz. Bizim pek alışık olmadığımız bu tarz yemek türleri, Uzak Doğu'daki hemen her ülkenin mutfağında olduğu gibi Kore'de de var."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/hatila-vadisi-milli-parki-cam-teras/", "text": "Hatila Vadisi denilince aklımıza ilk olarak meşhur cam terası geliyor. Bunun sebebi, cam seyir terasının Hatila Vadisi'nde muazzam bir doğa manzarası içinde, oldukça yüksek bir noktada bulunması. Cam teras konusuna girmeden önce dilerseniz Artvin Hatila Vadisi Milli Parkı hakkında bazı bilgiler verelim. Hatila Vadisi, 1994 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Türkiye'nin önemli doğal güzelliklerinden biridir. Yaklaşık 17 bin hektarlık bir alanı kaplar. En yüksek noktası 3224 m, en düşük noktası 1150 m'dir. V tipi dar tabanlı genç bir vadidir. Birçok kırık eğimlerden akarsular oluşmuştur. Yoğun vejetatif örtü bünyesinde çok çeşitli bitki türleri mevcuttur. Vadide yer alan bitki türlerinde dikkat çeken bir özellik, Akdeniz iklimini yansıtıyor olmalarıdır. Vadi içinde 500'ü aşkın endemik bitki türü vardır. Zengin bir fauna içermektedir. Bu fauna içerisinde en çok rastlanan türler; ayı, domuz, tilki, porsuk, yaban keçisi, sansar, atmaca, kartal, çakal, dağ horozu, Hopa engereği ve alabalıktır. Vadinin girişinde yabancı arı giremez diye bir uyarı var. Bunun sebebi, Hatila Vadisi'nde üretilen bal yapısının, yabancı arılarla bozulmasının önüne geçmektir. Dağ yürüyüşleri yapmak, farklı bitki türlerini ve hayvanları keşfetmek, fotoğraflamak, şahane pınarlardan buz gibi su içerek doğanın keyfini sürmek isteyenlere Hatila Vadisi bulunmaz bir seçenektir. Vadinin belli noktalarında araçla ilerlemek mümkündür. Yükseklere çıkıldıkça doğa harikası göller karşılar sizi. Zirveye çıktıktan sonra burada kamp yapılmadan dönülmemesi gerekir. Vadinin sırtlarında çok az sayıda köy evi bulunur. Yoğun kar yağışı nedeniyle kışın bu evlerde kalan olmuyor diye biliyoruz. Bununla birlikte vadi yatağında birçok yayla mevcuttur. Artvin Belediyesi Spor Kulübü, dağcılık ve trekking ile ilgilenenler için Hatila Vadisi'nde yürüyüş rotaları oluşturmuş. Rota, Artvin Yenimahalle'den başlayarak sırasıyla Hatila Vadisi, Yankı Tepesi ve Mersivan'ı geçerek Genya Dağı'na ulaşıyor. Genya'da bir gece kamp yapıldıktan sonra dağcılar ertesi gün Atatepe'ye inerler ve yürüyüş sonlandırılır. Hatila Vadisi'nden Atatepe'ye çizilen parkur yaklaşık 30 km'dir. Hatila Vadisi'nde bisiklet kullanmak da çok eğlencelidir. Milli Park sahası içerisinde ziyaretçilerin günübirlik kalabilecekleri ve kamp kurabilecekleri belirli yerler bulunmaktadır. Çadırla, karavanla ya da bungalov tipi, doğal ortamla uyumlu tesislerde konaklanabilir. Ayrıca Milli Park Artvin il merkezine 10 km. uzaklıkta olduğundan, şehirde de konaklamak mümkündür. Hatila Vadisi merkez ilçede bulunduğu için yakınlarında birçok otel bulunmaktadır. Tatil öncesi internet üzerinden araştırarak otel seçimi ve rezervasyon yapmanız gerekmektedir. Bununla ilgili, aşağıda linkini verdiğimiz yazıdaki uygulamaları kullanabilirsiniz. Popülerliği vadinin önüne geçen, son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşınıza çıkan bu cam terasın özelliği nedir biliyor musunuz? Türkiye'nin en yüksek cam terası olması. Tam 220 m. yükseklikte bulunan seyir terası, ziyaretçileri adeta büyülüyor. Cam terası size harika bir doğa ziyafeti sunarken, terasın altından geçen Hatila Deresi'nin oluşturduğu manzara da bonus.. Hatila Vadisi, Artvin merkez ilçe sınırları içerisinde, Çoruh Vadisi'nin ana kolları üzerinde yer alır. Vadi, Hatila Deresi ve birçok yan dere içerir. Artvin ilçe merkezinden cam terasa yaklaşık 12 km'lik dik ve stabilize yol ile ulaşılmaktadır. Geçmiş dönemlerde insan gücüyle yapılan yol, Hatila Vadisi'nde dağların etekleri boyunca virajlı bir şekilde uzanmaktadır. ! Dar bir yapıya sahip tek şeritli yolun aynı zamanda virajlı olması yolculuğu biraz zorlaştırıyor. Her ne kadar il merkezine mesafe yakın olsa da, bu detayları göz önünde bulundurarak yola çıkın. Eğer yanınızda çocuk, yaşlı insan vs. yoksa bu yolu araçla değil yürüyerek gidin. Hem harika bir doğa yürüyüşü yapmış olursunuz hem de geziniz çileye dönüşmemiş olur. Mekanda yeme içme ihtiyaçları için ufak bir işletme bulunuyor. - Atabarı Kayak Merkezi - Kafkasör Yaylası - Beyazsu Yaylası - Yıldız Gölü - Dolishane Kilisesi - Ferhatlı Kalesi - Cehennem Deresi Kanyonu - İşhan Kilisesi - Mençuna Şelalesi - Maral Şelalesi"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/hindistanin-meshur-sokak-yemekleri/", "text": "Hindistan'ın yemek kültürü, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi ülke içinde bölgeden bölgeye oldukça farklılıklar gösteriyor. Ayrıca ülkenin çok büyük ve aşırı kalabalık olması, kültür farklılıkları gibi nedenlerden dolayı da bu çeşitlilik birçok dünya mutfağına göre daha fazla. Mumbai, Delhi, Kolkata, Chennai gibi bölgelerin hepsi kendi yöresel lezzetleriyle övünür. Bunların birleşimi ise Hindistan mutfağını oldukça zengin bir hale getiriyor. Bize göre Hint mutfağı ya da Hindistan yemekleri denince göze çarpan üç önemli özellik var. Birincisi; ana yemeklerinden tatlılarına kadar her şeyin içine onlarca baharat atmaları. Hint yemeklerini nerede denerseniz deneyin çok ağır baharat tadına maruz kalırsınız. Bu durum yemeklere ayrı bir lezzet katsa da, alışık olmayanlar için pek hoşlanılacak bir durum değil. En basit Hindistan yemeklerinde bile acı, tatlı, ekşi farketmeksizin birçok baharat kullanılıyor. Hani yemeğe mi baharat atılıyor yoksa baharatın içine mi yemek ekleniyor anlamazsınız. O derece diyelim gerisini siz düşünün. En fazla kullandıkları baharat karışımına ise Garam Masala deniliyor. İkincisi; Hinduizm inancı gereği Hindistan'da inekler kutsal kabul edilir ve ülkenin büyük bölümünde dana eti kesinlikle yenmez. Bu nedenle Hindistan yöresel yemeklerinde kırmızı etten ziyade tavuk etine rastlarsınız. Müslüman nüfus ağırlığı olan bazı bölgeler hariç ülke genelinde durum böyledir. Hint mutfağında vejetaryen yemeklerin fazlalığı dikkat çeker. Üçüncüsü; Köri, Hindistan yöresel yemeklerinin olmazsa olmazıdır. Bu bildiğimiz köri sosu değil yalnız. Kişniş, kırmızı biber, kakule, zencefil, kimyon, karabiber, tarçın, karanfil ve zerdeçal gibi baharatların karışımı olan bir sos, hatta başlı başına bir yemek sayılır. Türk mutfağında genel bir usul vardır. Ana malzeme olarak soğan, biber ve salçayı yağda kavurursunuz. Üzerine ne atarsanız onun yemeği yapılır. İşte Hint mutfağında da tıpkı bunun gibi, köri üzerine inşa edilmiş bir temel var diyebiliriz. Biz bu yazımızda Hindistan mutfağının genel yemeklerinden ziyade sokak lezzetlerinden bahsedeceğiz. Hindistan sokak yemekleri dünya çapında oldukça popülerdir. Bu ülkeye hiç gitmediyseniz bile filmlerde, gezi programlarında ya da belgesellerde Hindistan'ın o keşmekeş sokaklarında, her tarafı sarmış seyyar yemek tezgahlarını mutlaka görmüşsünüzdür. Egzoz dumanları arasında, hangi ellerden geçtiği belli olmayan, muhtemelen hijyen konusunda sizi derin düşüncelere sevk edecek yemekler. Hijyen konusu Hindistan genelinde bir sorun. Bu gerçek evet ama tüm yemeklere ya da tüm seyyar satıcılara suç atmak pek adil olmaz. Hindistan sokaklarında oldukça lezzetli yemekler tadabileceğiniz sayısız mekan bulunuyor. İlk kez gidecekler için Hindistan her zaman zorlu bir coğrafyadır. Alışması zaman alır. Ama bu renkli ülkeye gidip, dünyaca meşhur sokak yemeklerini tatmadan dönmek de olmaz. Esasen Hindistan sokak yemeklerinin sayısı gerçekten çok fazla. Bu nedenle biz sizin için sadece en çok tercih edilenleri listeleyeceğiz. Kathi Roll, Batı Bengal eyaleti olan Kalküta'nın en meşhur sokak yemeklerinden biri. Paratha, Hindistan'da çok yaygın tüketilen bir hamur işi. Gözlemeye benzeyen bu hamurun içine tavuk şiş ve çeşitli sebzeler sarılarak dürüm haline getiriliyor. Hem tavuk şiş hem de gözleme şeklindeki bu ekmek bize pek yabancı olmadığı için, Kathi Roll damak tadınıza uygun bir Hint yemeği. Daulat Ki Chaat yalnızca kış sezonlarında yapılan bir tatlı türü. Chaat, Hindistan'ın genelinde farklı isimlerle ve farklı malzemeler kullanılarak yapılan aperatif yemeklerin ortak adı. Daulat Ki Chaat ise daha çok Delhi bölgesine özgü bir sokak yemeği. Diğer Chaat yemekleri ile alakası yok. Sütün uzun süre çırpılarak krema kıvamına getirilmesiyle yapılıyor. Yumuşak bir dokusu var ve ağızda dağılan bir tatlı. İçine fıstık, safran ve pudra şekeri katılıyor. Özellikle Mumbai bölgesinde çok popüler olan bir Hindistan sokak yemeği. Yukarıda bahsettiğimiz chaat yemeklerinden biridir. Şişirilmiş pirinç, sebze ve demirhindi sosundan yapılır. Soğan, patates, kişniş ve limon suyu ile servis edilir. Bhel Puri nasıl hazırlanır? Aşağıdaki 1:30 dakikalık kısa tarif videosundan izleyebilirsiniz. Gujarat'ın Kutch bölgesinde ortaya çıkmış bir sokak yemeği. Hint usulü hamburgerlerden biri. Baharatlı patateslerin tavada kızartılmasıyla hazırlanıyor. İçine demirhindi, yeşil Hint turşusu, sarımsak, kırmızı biber, bolca nar ve kavrulmuş fıstık koyuluyor. Başta Maharaştra ve Gujarat olmak üzere Hindistan'ın batı yakasındaki şehirlerde, her köşe başı tezgahında bu geleneksel Hindistan sokak yemeğini görebilirsiniz. Chole Bhature, Kuzey Hindistan'a özgü bir sokak yemeği. Daha doğrusu bir yemek tabağı. Chana masala denilen baharatlı bir nohut yemeği ile bhatura isimli kızarmış ekmeğin kombinasyonundan oluşuyor. Hindistan'ın meşhur geleneksel yemeklerinden biri olan Chole Bhature, evlerde de çokça yapılıyor. Sokakta satılan versiyonu genellikle soğan ve Hint usulü birkaç turşu çeşidi ile birlikte sunulur. Daha çok kahvaltılık ya da atıştırmalık ara öğün olarak tercih edilir. Bu Hint sokak yemeği Bengal ve Kuzey Hindistan bölgesinde oldukça popüler. Beyaz bezelye ve çok sayıda baharat karıştırılarak hazırlanıyor. Hindistan'da baharat kullanımı gerçekten hiç alışık olmadığınız kadar yüksek boyutlarda. Basit bir yemek olan Ghugni Chaat yaparken bile kimyon, kişniş, nane, sarımsak, tuz, zerdeçal, domates sosu, zencefil, soğan püresi, karabiber, limon suyu ve daha bunların haricinde bir sürü ekleme yapılıyor. Ghugni Chaat yemek tarifi için aşağıdaki 3 dakikalık kısa videoyu izleyebilirsiniz. Hindistan'ın meşhur geleneksel yemeklerinden biri olan Mirchi Ke Pakode daha çok Rajasthan eyaletinde ön plana çıkıyor. Mirchi Bada olarak da bilinen bu sokak yemeği biber, patates veya karnabahar, bazen de nane ve demirhindi turşusunun sivri biber içine doldurulmasıyla yapılır. Domates sosuyla sıcak olarak yenilir. Görüntü olarak sivri biber dolmasını andırır. Bengal bölgesi menşeli Jhalmuri, Hindistan'ın en meşhur sokak yemeklerinden biridir. Özellikle ülkenin doğusunda çok tüketilir. Pirinç patlakları ve kişniş ile birlikte havuç, domates, patates ve isteğe göre farklı sebzelerin eklenmesiyle yapılan bir türlüdür. Küçük kaselerde ya da kese kağıdına sarılı şekilde satılır. Hindistan seyahati sırasında sokaklarda en çok göreceğiniz atıştırmalıklardan biri Jhalmuri. Maharashtra eyaletine ait yöresel bir Hint yemeği. Yerel halk dışında turistler tarafından da çok sevilen bir sokak yemeği. Yine yoğun baharat karışımının yanında birçok sebzenin eklenmesi ile hazırlanır. Bolca domates sosu ve soğanla servis edilen, sıcak ve doyurucu bir yemektir. Pav Bhaji nasıl yapılır? Bu meşhur Hindistan sokak yemeğinin kısa tarifini aşağıdaki 2 dakikalık videodan izleyebilirsiniz. Momos, tüm Güney Asya'da çok sevilen bir hamur köftesidir. Et, soğan, sarımsak, kişniş, tuz, biber ve kimyon karışımı ile iç malzeme hazırlanır. Dolma şeklinde doldurulan hamurlar küçük yuvarlak dilimlere bölünür. İsteğe göre farklı sebzeler ya da peynir de eklenebilir. Hamurlar yarım ay ya da hilal biçiminde kapatıldıktan sonra yüksek ateşte pişirilir veya tavada kızartılır. Yanında Hint turşusu ve domates sosuyla birlikte servis edilebilir. Genel anlamda Hindistan mutfağının en meşhur geleneksel yemeklerinden biri. Patates püresi ve çeşitli baharatlar harmanlanarak köfte haline getiriliyor ve kızartılıyor. Patates burger gibi düşünebilirsiniz. Üzerine demirhindi sosu ve yoğurt dökülerek servis ediliyor. Vejetaryen menü sevenler için doyurucu bir sokak yemeği. Aloo Tikki Chaat yemek tarifi için 2 dakikalık kısa bir video.. Hindistan'ın en iyi sokak lezzetlerinden biri olan Jalebi, halka şeklinde bir tatlı çeşidi. Kızartılmış hamur ve gül suyu şerbeti ile hazırlanan Jalebi, aynı zamanda Güney Asya ve Orta Doğu'da da oldukça popüler. Jalebi bizim mutfağımıza da hiç yabancı değil. Seyyar satıcıların gözdesi halka tatlısını bilmeyeniniz yoktur. Hindistan'a özgü bu halka tatlısına da ülke sokaklarında sık sık rastlarsınız. Golgappa; aromalı su, demirhindi turşusu, biber, masala, patates, soğan ve nohut karışımının, yuvarlak çıtır hamur toplarının içine doldurulması ile hazırlanır. Ufak, tek lokmada yenilen bir ara öğün atıştırmalığıdır. # Samosa: Hint mutfağında çok sevilen bir börek türü. Patates, soğan, bezelye, peynir, et veya mercimekle beraber çok sayıda baharat kullanılarak hazırlanır. Yarım ay, üçgen gibi farklı şekiller verilir. # Vada: Hindistan sokaklarında tadabileceğiniz bir başka kızarmış börek türü. Wada, vade, vadai, wadeh, bara gibi isimlerle de biliniyor. # Vada Pav: Maharaştra bölgesine ait bir vejetaryen fast food yemeği. Köfte haline getirilmiş patates püresi, ekmek arasında servis ediliyor. # Dahi Puri: İçli köfte tarzında hazırlanan bir atıştırmalık. Puri denilen, Hindistan usulü kızarmış ekmek topunun içine patates püresi, yoğurt, soğan, domates ve erişte parçaları doldurulur. Üzerine sos ve baharatlar eklenir. # Bhutta: Közde kızartılmış mısırın baharatlı hali. # Kulfi: Hint usulü sütlü dondurma. Bizim kesme Maraş dondurmasının Hindistan versiyonudur. Ülke çapında oldukça popülerdir. # Dosa: Hindistan usulü krep. Pirinç ve siyah mercimek kullanılarak ince hamurdan yapılır. Sizin için seçtiğimiz, Hindistan'ın en önemli sokak yemekleri bu şekilde. Dünya'nın en renkli ülkelerinden biri olan Hindistan, özellikle gastronomi meraklılarının mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yer."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/hobbit-evleri-nerede-yeni-zelanda-hobbit-koyu/", "text": "Tüm dünyada gösterime giren Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin ilk bölümü Yüzük Kardeşliği filmi, başta Orta Dünya hayranları olmak üzere insanların büyük beğenisini kazanmıştı. Gişe rekorları kıran serinin çekildiği mekanlar ise başlı başına hayranlık uyandırdı. Bu romanı okuyanlar, muhtemelen kafalarında canlandırdıkları fantastik dünyayı tam olarak karşılarında görmüşlerdi. Hele ki Hobbitlerin yaşadığı Shire'ı, Bilbo Baggins'in evini gördüğümüz an \"İşte yaşamak istediğim yer burası\" diye pek çoğumuzun aklından geçmiştir. Uçsuz bucaksız yemyeşil ovaların içinde toprağa gömülü oyuklar, rengarenk bahçeler, göller... Her detayı düşünülmüş harika bir dünya.. Filmin yönetmeni Peter Jackson, Yüzüklerin Efendisi filmini kendi memleketi Yeni Zelanda'da çekerek adeta dünyaya yepyeni bir turizm merkezi kazandırdı. Şöyle söyleyelim; romanlarda Shire olarak bildiğimiz ve Hobbitlerin yaşadığı köyün kurulduğu 'Hobbiton Film Seti' yılda yarım milyon ziyaretçiyi bölgeye çekiyor. Günde 3 bin kişinin burayı ziyaret ettiği bile oluyor. Sete girmek için hatırı sayılır bir ücret ödendiği de düşünülürse, sanırız \"Bir yönetmen memleketine ancak bu kadar fayda sağlayabilirdi\" diyebiliriz. Yeni Zelanda'nın ismini duyunca bile insanların aklına ilk olarak Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit serisi gelir oldu. Peki Yüzüklerin Efendisi Hobbit Köyü nerede? Hobbit evleri nasıl kuruldu? Giriş ücreti ne kadar? Tüm bu bilgileri aktaracağımız Orta Dünya yolculuğuna başlayalım. Yıl 1926.. Yukarıdaki cümle J. R. R. Tolkien tarafından boş bir kağıda yazılan ve yüzyılın en büyük edebiyat eserlerinden birine dönüşecek olan kitabın ilk cümlesi. Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi uzun yıllardır kitapseverlerin başucu eserlerinden... Bu eserleri yaklaşık 70 yıl sonra sinema perdesine yansıtmak isteyen kişi ise Peter Jackson. Gördükleri bölge Alexander Ailesi'ne ait bir çiftlik. Russell Alexander, çiftçilik yaparak geçimini sağlayan bir aile babası. Bir Cumartesi sabahı kapısı çalınıyor ve ailenin hayatını değiştirecek bir teklifle karşı karşıya kalıyor. Hayat bazı insanlara gerçekten torpil geçiyor. İşin ilginç taraflarından biri, Russell Alexander daha önce ne Peter Jackson'ı, ne de Yüzüklerin Efendisi romanını hiç duymamış. Bu yüzden teklife biraz mesafeli yaklaşmış ve ekibi zorlamış. Ama Peter Jackson'ın da ısrarıyla sonunda bütün şartlarda anlaşmışlar. O dönem bu olaylara tamamen yabancı olan Russell Alexander, muhtemelen şu anda bu dünyadaki en büyük The Lord of the Rings hayranıdır. Çünkü şu anda bu turistik bölgenin ortak işletmecilerinden birisi. Yukarıda bahsettiğimiz ziyaretçi sayısını düşünce hayranlığının seviyesi daha iyi anlaşılabilir. Peter Jackson bölgedeki inşaatın ve çekimlerin tamamen gizli kalması konusunda çok titiz davranıyor. Yeni Zelanda ordusundan da yardım alarak seti gizliyor ve aylar sürecek bir inşaat işine girişiyorlar. 9 aya yakın bir çalışmanın sonunda mükemmel bir fantastik dünya ortaya çıkıyor. O kadar detaylı bir set kuruyorlar ki gezerken hayretler içinde kalabilirsiniz. Bilbo Baggins'in evinin hemen tepesinde büyük bir ağaç var. Bu ağaç yapay olarak hazırlanmış. Çekimlerin uzadığı dönemde ağacın rengi solmaya başlayınca, Peter Jackson sırf bu iş için ayrı bir ekip kurarak ağaçtaki 200 bine yakın yaprağı tek tek boyatmış! Kesin stajyerlere yaptırmıştır. Ahşap yapıların tamamı sanatçıların eliyle makyaj yapılarak tek tek eskitilmiş. Köye sanki uzun yıllardır oradaymış havası verilmiş. Ev, bahçe ve yolların detaylarına girmiyoruz bile. Baştan sonra muazzam bir köy oluşturulmuş. Filmin çekimleri bittikten sonra bu köyün sökülerek eski haline getirilmesi düşünülüyormuş. Çiftlik sahibi ile anlaşma da bu şekilde yapılmış zaten. Çekimler sonrası köy ufak ufak sökülmeye başlanmış. Fakat serinin ilk filmi Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği 2001'de gösterime girip ciddi bir gişe başarısı elde edince, filmin çekim mekanları büyük ilgi görmüş ve insanlar bir kısmı sökülü olan bu seti ziyarete gelmeye başlamışlar. Böyle olunca köyü yıkmaktan hemen vazgeçmişler tabi. Şu Russell Alexander yok mu! Çok kısmetli adammış gerçekten. 2002 yılından itibaren köyde ufak turistik turlar düzenlenmeye başlanmış. Serinin 2. ve 3. filmleri gösterime girdiği dönemlerde bölgeye ilgi gittikçe artmış ve daha detaylı turlar yapılmaya başlanmış. 2009 2012 yıllarında, The Hobbit filminin çekildiği dönem bölge tekrar kapatılmış. Yeni evler yapılmış ve her yer tekrar elden geçirilmiş. The Hobbit üçlemesinin bitimiyle, 2012 yılından itibaren burası çok daha detaylı bir turizm bölgesi haline getirilmiş. Turların içeriği genişletilmiş. Hobbiton Movie Set, Yeni Zelanda'nın kuzey ucundaki Waikato bölgesinde, Matamata kasabasına yaklaşık 15 km. mesafede bulunuyor. Buraya yakın çevre illerden otobüs ile gelebiliyorsunuz. Köyün Auckland şehrine uzaklığı ise araba ile yaklaşık 2 saat. Hobbiton Köyü ziyareti için önceden rezervasyon yaptırmak önemli. Çünkü bazı dönemler oldukça yoğunluk yaşanıyor ve aynı gün bilet bulamayabilirsiniz. Bilet fiyatları biraz yüksek ama eğer Türkiye'den kalkıp Yeni Zelanda'ya kadar gittiyseniz, bu para çerez parası sayılır zaten. O yüzden mutlaka ziyaret etmenizi öneririz. - Yetişkin: 89 Dolar - 9-16 Yaş: 44 Dolar - 0-8 Yaş: Ücretsiz Bu fiyatlar standart 2 saatlik turlar için geçerli. Özel tur, akşam turu gibi seçenekler de sunuluyor. Tabi fiyatlar çok daha yüksek. Hobbiton girişinde \"The Shire's Rest\" denilen, hediyelik eşyaların satıldığı bir dükkan ve kafe alanı var. İster tura başlamadan, ister turdan sonra buradan alışveriş yapabiliyorsunuz. İçeride tahmin edebileceğiniz gibi Orta Dünya'ya ait birçok figür, eşya ve maketler var. Fakat fiyatlar yine çok pahalı. Hobbit Köyü turu, The Shire's Rest önünden otobüsler ile başlıyor. Her yarım saatte bir yeni tur var. Yaklaşık 5-10 dakikalık bir yolculuktan sonra evlerin olduğu set alanına ulaşmış oluyorsunuz. İçeriye şahsi araçla giriş yasak. Tura başlamadan önce size içinde bir harita olan bilgilendirici broşür veriliyor. Otobüs içerisinde de turun içeriği ve film seti ile alakalı bilgilerin anlatıldığı video yayınlanıyor. Hobbit Köyü yaklaşık 12 dönümlük bir araziye kurulu oldukça büyük bir yer. Tur rehberi ile beraber dolaşıyorsunuz. 2 saatlik tur boyunca rehber size hem köy hem de filmdeki sahnelerle alakalı her türlü detaylı bilgiyi aktarıyor. Hangi sahne nerede çekildi, nasıl yapıldı gibi.. Hobbiton'da 44 tane oyuk tarzı ev var. Bu evlerden bir tanesi hariç hepsi kapalı ve içine girilmiyor. Ama bahçe düzenlemesinden, bacalardan çıkan dumana kadar her şey çok detaylı. Ziyaretçilerin içine girdiği ve fotoğraf çekildikleri tek bir ev var. Bu evin de içi boş durumda. Yüzüklerin Efendisi filminde Frodo, Sam, Merry ve Pippin karakterlerinin birlikte içki içtikleri bir sahne var. Sahnenin linkini aşağı bıraktık. Bu çekimin yapıldığı The Green Dragon Inn denilen mekan açık durumda ve tur bitiminde tüm ziyaretçilere burada ücretsiz bir içecek veriliyor. Kafe tarzında büyükçe bir yer. Aynı yerde yemek menüsünden ücretli sipariş de verebiliyorsunuz. Bilbo'nun 111. yaş gününü kutladığı yerdeki doğum günü ağacı.. Gandalf'ın at arabasıyla geçtiği çift kemerli köprü.. 2 saat süren masalsı bir yolculuk. Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerini izleyip hayran olanlardansanız, Hobbiton turunun hayatınızın en unutulmaz gezilerinden biri olacağına hiç şüpheniz olmasın. - Yoğun sezonda günlük 3500 kişi ağırlıyor. - Günlük 2 binin üzerinde araç giriş-çıkışı oluyor. - 2016/2017 sezonunda köyün ziyaretçi sayısı 552.000 kişi olarak açıklanmış. - Ülke ekonomisine yıllık yaklaşık 78 milyon dolarlık ekonomik fayda sağlıyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/honduras-gezi-rehberi-ve-gezilecek-yerler/", "text": "Honduras sadece Orta Amerika değil tüm Latin Amerika'nın en fakir, aynı zamanda en bahtsız ülkelerinden biri. Uzun yıllar bir sömürge devleti olan Honduras 'İspanyol Hondurası' olarak da anılıyor. Bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra da belini doğrultamayan bir ülke burası. Latin Amerika'nın uyuşturucu trafiğinin en yoğun yaşandığı şehirlerden biri olan San Pedro Sula'ya ev sahipliği yapıyor. Çetelere karşı verilen şiddetli savaş yıllardır sürüyor. Ülke zaten çok büyük bir dış borç batağında boğuşurken bir de üzerine 1998 yılında büyük fırtına da Honduras'a bir darbe daha vuruyor. Tarihin en büyük doğal afetlerinden biri olarak gösterilen bu fırtınanın adı Mitch Fırtınası olarak kayıtlara geçiyor. Bu felaket sonrası binlerce insan yaşamını yitirirken Honduras ekonomisi iyice dibe batıyor ve işsizlik yükseliyor. En son 2009 yılında yapılan askeri darbe ile hükümet düşürülmüş ve ülke tekrar sarsılmıştı. Ekonomik ve siyasi anlamda istikrarsız bir ülke olan Honduras, gezginler için çok fazla şey vadetmese bile güzel bir ülke. Özellikle Karayip Denizi kıyısında kalan bölgeleri kesinlikle görülmeye değer yerler. Türkiye'den kalkıp sadece Honduras'ı görmeye gitmek biraz lüks kaçar ama Orta Amerika gezisi için uğranması gereken duraklardan biri. Honduras ve El Salvador iki komşu ülke. Zamanında İspanyol işgali altında kalmış, verdikleri mücadeleler sonrası bağımsızlıklarını kazanmış ve aslında birbirinden çok farklı olmayan iki komşu. Yazımızın başında size bu iki ülke arasında 1969 yılında yaşanan inanılmaz bir olayı anlatmak istiyoruz. El Salvador, Orta Amerika'nın yüz ölçümü bakımından en küçük ülkesi. Kilometrekare başına 160 kişiyle tüm Amerika kıtasının en fazla nüfus yoğunluğuna sahip yeri. El Salvador bir tarım ülkesi ama toprak ağaları yüzünden ülkedeki köylülerin üçte ikisinin hiçbir zaman kendi arazisi olmamış. Toprağı olmayan bu köylüler, Honduras'ın El Salvador'a göre altı kat daha büyük ve yarı yarıya daha az nüfusa sahip olmasından dolayı Honduras'a göç etmeye başlamışlar. Kısa zamanda Honduras'ta kendilerine ait yeni yerleşim bölgeleri kurup yaklaşık 300 bin nüfusa ulaşmışlar. Bu durum iki ülke arasında bazı huzursuzluklar başlatıyor. 1960'lı yıllarda Honduras Devlet Başkanı olan Oswaldo Lopez Arellano, Honduras ekonomisinin kötüye gidişini El Salvador göçmenlerine bağlayıp bir tarım reform paketi hazırlıyor. Buna göre Salvadorluların yerleştiği toprakları Honduraslı köylülere geriye dağıtacak ve göçmenlerini ülkelerine geri gönderecek. İki toplum arasında işler kızışıyor. Artan gerginlik komşu iki ülkenin hükümetlerine de yayılıyor. Bu süreçte Honduras ve El Salvador basınları da sürekli birbirlerini kışkırtıcı propaganda haberleri yapıyorlar. Bu gergin dönem devam ederken 1970 FIFA Dünya Kupası finalleri yaklaşıyor. Kupaya katılabilmek için El Salvador ile Honduras aralarındaki ilk maçı 8 Haziran 1969'da Honduras'ta oynayacaklar. Fanatik Honduraslı taraftarlar maçtan önceki gece El Salvador Milli Takımı'nın kaldığı otelde sabaha kadar gürültü çıkartarak futbolcuları uyutmuyorlar. Uykusuz geçen gecenin ertesi günü maça çıkan El Salvador takımı son dakika golüyle maçı 1-0 kaybediyor. O gün maçı televizyon başında seyreden El Salvadorlu 18 yaşındaki bir taraftar silahla kendini vurarak intihar ediyor. Bu ölüm sonrası El Salvador basını olayı iyice büyütüp milli mesele haline getiriyor. \"Genç kız, vatanının yıkılışını görmeye tahammül edemedi\" gibi milleti kışkırtıcı manşetler gazeteleri süslüyor. İkinci maç öncesi bu kez El Salvador taraftarları aynı tarifeyi Honduras Milli Takımı'na uyguluyor ve futbolcuları otelde uyutmuyorlar. Ertesi gün uykusuz kalan Honuduras'ı yenip sahadan galip ayrılıyorlar ama ülkelerine dönerken ordu yardımıyla zor bela sınırı geçiyorlar. İki kişi ölürken bazı taraftarları da yaralanıyor. 7 Haziran 1969'da son karşılaşma olarak iki ülke arasında play-off maçı oynanıyor. Meksika'da tarafsız bir sahada yapılan maçı El Salvador, uzatmalarda bulduğu golle 3-2 kazanıyor. Maçın bitiş düdüğüyle birlikte iki ülke arasındaki olaylar giderek büyümeye başlıyor. Günler geçmesine rağmen gerginlik yatışmıyor ve 14 Temmuz 1969'da iki ülke birbirlerine resmen savaş açıyorlar. Tarih kitaplarına Futbol Savaşı olarak geçen bu savaş tam 100 saat (yaklaşık 4 gün) boyunca devam ediyor. Binlerce insan ölüyor (bazı kaynaklarda 4 bin, bazılarında 6 bin kişi), on binlerce de yaralı. Dördüncü güne gelindiğinde kıta ülkelerinin oluşturduğu Amerikan Devletleri Örgütü olaya müdahale ediyor ve ateşkes yapılmasını sağlıyor. Fakat bu olay iki ülke ekonomisine de ciddi zararlar veriyor. Zaten kalkınma sağlayamayan bu iki ülke 'futbol' gibi bir sebepten ötürü savaş çıkartabiliyor. 100 Saat Savaşı olarak da anılan bu olayın olumsuz etkileri günümüzde bile iki ülkede de devam ediyor. Bu arada merak edenleriniz varsa, El Salvador o yıl dünya kupasına katıldı ve tek gol bile atamadan grup aşamasında sıfır puanla elendi. Biz şimdi futbolu, savaşı bir kenara bırakıp Honduras'a geri dönelim ve seyahat öncesi faydalı olacak, ülke hakkındaki temel bilgilere kısaca bir bakalım. Savaşmayın, gezin.. Honduras, Orta Amerika'da Karayip Denizi kıyısında bulunuyor. Guatemala, Nikaragua ve El Salvador ile komşu. Hem Pasifik hem Atlantik Okyanuslarına kıyısı bulunuyor. Honduras, Merkez Amerika'nın en kalabalık ülkelerinden biri. Türkiye'den Honduras'a yapılan direkt uçuş yok (2021). Ülkeye Avrupa ya da ABD üzerinden aktarmalı olarak uçabiliyorsunuz. En yoğun kullanılan iki havaalanı; Başkent Tegucigalpa'daki Toncontin Uluslararası Havalimanı ve San Pedro Sula şehrindeki Ramon Villeda Morales Uluslararası Havalimanı'dır. Honduras, Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna sahip vatandaşlardan vize istemiyor. Honduras, Guatemala, El Salvador ve Nikaragua arasında yapılan bir anlaşma gereği bu ülkelerden birine giriş yaptığınız zaman 90 gün içinde diğerlerini de ziyaret edebiliyorsunuz. Yani bu dört ülkede toplam 90 gün vizeden muafsınız. Bu 90 günü tek bir ülkede de geçirebilirsiniz dördü için de kullanabilirsiniz. Honduras'ta konuşulan resmi dil İspanyolca. Fakat İngilizce de ülkede yaygın olarak kullanılıyor. Garifuna ve Miskito gibi bazı yerli dilleri de Honduras'ta konuşulan diller arasında. Honduras isminin kökeni olan 'hondo' kelimesi İspanyolca'da 'derin' anlamına gelir. 'Honduras' daha çok deniz ve okyanuslar için kullanılan 'derinlikler' manasına karşılık geliyor diyebiliriz. İngilizce karşılığı 'depths'. 2021 yılı itibariyle Honduras nüfusu yaklaşık 10 milyon kişi. Nüfusun en yoğun olduğu şehir başkent Tegucigalpa. Honduras'un resmi para birimi Honduras Lempirası. Honduras, Nikaragua'dan sonra Orta Amerika'nın en fakir ikinci ülkesidir. Honduras'ın ekonomisi, muz ve kahve gibi sınırlı ihracat ürünlerine bağımlı olduğu için doğal afetler ve ürün fiyatlarındaki dalgalanmalardan ciddi biçimde etkileniyor. Ayrıca Honduras'ın en büyük ticaret ortağı ABD ve ülkede yapılan toplam ticaretin üçte biri ABD ile gerçekleştiriyor. Böyle olunca Honduras, ABD'deki ekonomik gelişmelerden de doğrudan etkilenmektedir. Gelir dağılımdaki eşitsizlik ve suç oranlarının çok yüksek olması ülke ekonomisinin en büyük sorunları. Honduras'ın gezilip görülmesi gereken yerlerine geçmeden önce bahsetmek istediğimiz ayrı bir konu var. Ülkenin Karayip sahiline yakın konumda bulunan, Honduras'ın en kalabalık ikinci şehri San Pedro Sula. Burası nüfus/cinayet oranı bakımından dünyanın en tehlikeli şehirlerinden biri. Hatta biri olmaktan öte yıllarca üst üste birinciliği kimseye kaptırmayan bir şehir. San Pedro Sula'yı Honduras gezilmeyecek yerler listesine mi alırsınız yoksa \"Dur bakayım dedikleri kadar tehlikeli miymiş?\" diyerek meraktan ziyaret mi edersiniz size kalmış. Şehre girdiğiniz zaman bütün dükkanların demir parmaklıklarla çevrili olması, elektrikli tel örgüler, banka, market, AVM gibi yerlerin önünde dikilen silahlı güvenlikleri görünce bu şehirde bir sıkıntı olduğunu hemen anlıyorsunuz zaten. Yaklaşık 800 bin nüfusu olan bu şehirde her yıl 1000-1500 arası kişi cinayete kurban gidiyor. En büyük sebep ise şehrin uyuşturucu ticaretinde önemli bir geçiş güzergahı olması. Barrio 18 ve Mara Salvatrucha 13 adında dünyaya nam salmış iki büyük çetesi var bu şehrin. Yıllardır hem kendi aralarında hem de devlet yönetimiyle çatışma halindeler. Hükümetin son yıllarda bu çete olaylarında olumlu ilerleme kaydettiği haberleri çıkıyor ama uyuşturucu trafiğinin önüne geçilmedikçe Honduras, El Salvador, Nikaragua gibi ülkelerin belinin doğurulacağına hiç ihtimal vermiyoruz. Çünkü şehirde yaşayan halk, birçok polisin bile çetelerle işbirliği içinde olduğunu söylüyor. Yani anlayacağınız San Pedro Sula'ya uğrar ve dolaşmak isterseniz yanınıza değerli eşyalarınızı almadan, gündüz vakti gezmelisiniz. Bu şekilde fazla sıkıntı yaşamazsınız. Ama her yerde dilenci ve madde bağımlısı evsiz insanlar var, onlar biraz rahatsızlık verebilirler. San Pedro Sula'da illa görmeniz gereken bir doğal ya da tarihi güzellik yok zaten. Şehrin güneyindeki Yojoa Gölü kıyısında Pulhapanzak Şelalesi var. Ama canınızı tehlikeye atmaya değmez. Çok benzeri için Erzincan Girlevik Şelalesi'ni tavsiye edebiliriz. Ulaşımı daha kolay ve ucuz olur. Bölgede tulum peynircilerinin birbirleriyle yaşadıkları \"Benim peynirim daha kaliteli\" sataşmaları haricinde çete çatışmaları falan da yok. Honduras'ın dikkat edilmesi gereken yönünü söyledikten sonra gezilebilecek yerlerine bakalım. Burası ülkenin başkenti ve en kalabalık bölgesi. Etrafı dağlık, ortası bağlık bir Anadolu şehrini andırıyor. Kolonyal mimari özellikleri taşıyan evler ve sokaklardan oluşan bir şehir Tegucigalpa. Şehrin özellikle ziyaret edilmesini tavsiye ettiğimiz öyle aman aman yerleri yok ama Honduras'ı ve Honduras halkını tanımak ve gözlemlemek için güzel bir şehir diye düşünüyoruz. Sürekli tehlikeli olduğu söylentileri dolaşsa da biz herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmadık. Tegucigalpa genelde gezginlerin kısa bir uğrak noktası ya da geçiş güzergahı oluyor. Uzun uzun kalmayı gerektirecek bir şehir değil. - Suyapa Bazilikası - Los Dolores Kilisesi - Honduras Ulusal Kimlik Müzesi - Başmelek Aziz Michael Katedrali - El Picacho Ulusal Parkı - San Francisco Kilisesi - La Tigra Milli Parkı - Tegucigalpa Ulusal Sanat Galerisi - Villa Roy Müzesi Burası Guatemala sınırında bulunan küçük bir kasaba. İçinde Amerika kıtasının keşfinden evvel yani Kolomb öncesi dönemde kurulmuş eski bir Maya kenti barındırıyor. Copan Harabeleri, Honduras'ın en fazla ziyaret edilen bölgelerinden bir ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Copan Antik Kenti bundan 3 bin yıl önce kurulmuş ve zamanında binlerce insanın yaşadığı büyük bir şehirmiş. Şehirdeki taş işlemelerde müthiş bir incelik ve zarafet var. Astronomi alanında son derece ileri olan Copan, Maya Uygarlığı'nın bilimsel merkezi sayılıyormuş. Takvim konusunda günümüzdeki net veriler kadar ince hesaplar yapabiliyorlarmış. 250 dönümlük büyük bir arazi üzerine kurulu olan Antik Kent'in içinde tapınaklar, büyük piramitler, sunaklar ve farklı amaçlar için kullanılan meydanlar var. Şehirde irili ufaklı 4 binden fazla yapı bulunuyor. Antik kentin en önemli parçalarından birisi üzerinde kabartma ve ince işlemeler olan Hiyeroglif Merdiven. Arkeologlar bugün hala 63 basamaklı bu merdiven üzerindeki metni çözmek için çalışıyorlar. Copan Harabeleri, Maya İmparatorluğu'ndan kalma en harika şehirlerden biri. Honduras'ı ziyaret ederseniz mutlaka uğramanızı öneriyoruz. Honduras'ın San Pedro Sula şehrinden ya da Guatemala'nın Honduras sınırına yakın şehirlerinden bu antik kente yapılan otobüs seferleri bulabilirsiniz. Honduras'ın kuzey sahilinden 65 km. kadar açıkta, Karayip Denizi'nde bulunan muhteşem bir ada Roatan. Karayiplerin cennet adalarından birisi. Honduras genelinin aksine son derece güvenli, sessiz, sakin, huzur dolu bir ortam. Fiyatlar uygun, konaklama seçenekleri bol ve ada içinde internet imkanınız da bulunuyor. Roatan öyle küçük bir ada değil. Yaklaşık 75 km. uzunluğunda ince-uzun yapıda bir ada. Hemen yanı başında Utila Adası ve Guanaja Adası gibi iki harika yer daha var. Bunun dışında bölgede küçük yapıda birçok takımada da mevcut. Hepsinin doğal ortamı güzel korunmuş ve bozulmamış. Dalış ve şnorkel meraklıları için her türlü imkan var Roatan'da. Hemen hemen tüm sahil şeridi tropikal balıklar ve mercan resifleri ile çevrili. Deniz, kum, güneş, dalış ve tembellik etmek favori tatil planlarınız arasındaysa Roatan Adası size bütün imkanları sunuyor. 3 gün kalmak için gitseniz bile kolay kolay ayrılmak istemezsiniz Roatan'dan uyaralım. Adada su sporları, doğa yürüyüşleri dışında yapılacak aktivite ve gezilecek çok fazla yer var. Adaya gittiğinizde mutlaka bir tourist information merkezine uğrayıp turistlere yönelik olan ada haritası edinin. Eğer Honduras'ta iseniz ülkenin kuzey sahilindeki La Ceiba şehrinden Roatan'a feribotlarla gidebilirsiniz. Bu en ekonomik seçenek. Bu arada sadece Routan değil bölgedeki diğer adalara da bu limandan gidebiliyorsunuz. Ayrıca Roatan'da Juan Manuel Galvez Airpot adından küçük bir havalimanı bulunuyor. - Honduras'ın San Pedro Sula and Tegucigalpa, - Belize'nin Belize City, - El Salvador'un San Salvador, - ABD'nin Atlanta, Miami, Dallas ve Houston, - Kanada'nın Toronto ve Montreal şehirleriyle, - Cayman Adaları'na bağlı Grand Cayman adasından Roatan'a sık sık yapılan aktarmasız uçak seferleri var. Honduras Gezi Rehberi yazımızın başında bahsettiğimiz 'Futbol Savaşı' ilginizi çektiyse konuyla alakalı yazılmış bir kitap tavsiyesini buraya bırakalım."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ingiltere-is-daveti-vize-dolandiriciligi/", "text": "Son günlerde Türkiye'de birçok esnafı dolandıran İngiltere telefon numaraları ile işlem yapan dolandırıcıların sayısı artış göstermeye başladı. Özellikle internet sayfaları, instagram, linkedin, facebook gibi sosyal medyayı aktif kullanan esnaflar üzerinde daha çok rastlanan bu dolandırıcılık sürecini bu yazımızda detaylı şekilde anlatacağız. Dolandırıcılar İngiltere'de mi? Yoksa Türkiye'de bulunup sadece telefon hatlarıyla mı işlem yapıyorlar bilemiyoruz. Ülkemizi adeta soyan bu sahtekarlara yasal olarak bir müeyyide maalesef bulunmuyor. Bu sebeple \"İngiltere vize dolandırıcılığı\" başlıklı bu bilinçlendirme yazımızı whatsapp ve sosyal medya üzerinden paylaşmanızı tavsiye ederiz. Whatsapp üzerinden bir numara (+44 7879 034935) size mesaj gönderiyor. İsminin Aydın Yılmazer olduğunu belirtiyor. Sizden kartvizit talep ediyor ve size aşağıdaki kartviziti gönderiyor. Aşağıdaki kartvizit kendisine ait sahte bir isimle oluşturulmuş bir kartvizit midir, gerçekten böyle bir firma ve şahıs var da dolandırıcı bu kimliği ve kartviziti izinsiz mi kullanıyor? Bilgimiz yok.. Karşılıklı kartvizitler gönderiliyor. Böylece tanışmış oluyorsunuz. Şahıs müteahhit olduğunu belirtiyor. Her sektöre göre farklı yalanlar da söyleyebilir tabi.. Sizin ürünlerinizden ya da hizmetinizden örnek çalışmaları görmek istiyor. Siz de hali ile ürünlerinizi tanıtıyorsunuz. İngiltere'ye satışınız var mı diye soruyor? Evet diyorsunuz. Belli ürünler/hizmetler hakkında detay soruyor.. Fiyat alıyor vs.. Her şey yolunda gibi görünüyor iki taraf için. Sonra size \"Daha sonra dönüş yapacağım\" diyor. Dolandırıcı gayet soğukkanlı ve sakin. Avını ürkütmüyor. Peşinizde koşmuyor. Ağır davranıyor. Birkaç gün sonra sizi whatsapp üzerinden arıyor. İngiltere'ye gelmeniz gerektiğini söylüyor. \"Burada bazı mekanlarımızı görün ve çalışmalara başlayalım\" diyor. Verdiğiniz fiyat dolandırıcıya göre cazip geliyor. Sizinle çalışacak.. Üstelik onlarca mekanı var. Yıllarca sürecek bir pazar var.. Esnaf çok mutlu.. Tekrar detayları konuşmak üzere telefonlar kapanıyor.. Ertesi gün dolandırıcı tekrar whatsapp üzerinden dönüş sağlıyor. 1 hafta içinde ülke dışına çıkacağını söylüyor. \"O zamana kadar gelmeniz gerekiyor\" diyor. Fakat esnaf ufak bir araştırma ile o kadar kısa zamanda vize alamayacağını düşünüyor ve dolandırıcıya bir hafta içinde vize çıkartamayacağını belirtiyor. Dolandırıcı, \"Avukatımla bir görüşeceğim\" diyor. Sözde avukatın ismi Ayşen.. Ayşen hanımla görüştükten sonra size başka bir whatsapp numarası (+44 7585 392621) gönderiyor. \"Avukat Ayşen hanımın selamı ile durumu anlatın yardımcı olacaklar\" diyor. İlgili kişi sözde vize işlemleri yapan bir firma.. Artık yeni kişi ile muhatapsınız. Yeni kişi \"Avukat hanımın bahsettiği konu için mi yazıyorsunuz?\" diye konuya giriyor. \"Evet\" diyorsunuz. Sizden pasaport bilgilerini istiyor. Vize işlemleri için adres, telefon vs.. istiyor.. Bu arada diğer dolandırıcı size otel bilgisi atıyor. Görselde İngiltere'de bir otelden sizin için rezervasyon yapıldığına dair notlar var. Dolandırıcının asistanı sağolsun ilgilenmiş.. Sözde vize işlemi yapan dolandırıcı size otel bilgisi soruyor? \"Randevu almanız gerekiyor\" diyor. Siz de ona görseli atıyorsunuz. Her şey yolunda.. Sizin için en yakın vize başvuru merkezinde uygun saatleri buluyor. Bir saatte karar kılıyorsunuz. İşlemleriniz sizin adınıza başlıyor. Gerekli evrakları mail adresine atmanızı ya da whatsapptan göndermenizi istiyor. Gönderiyorsunuz. Davetiyenizi karşı taraf hazırlıyor.. Tabii sizin için vize bedeli çıkarıyor firma temsilcisi. \"Lavarn Junior Morgan ismine şu kadar ödeme yapmanız gerekiyor\" diyor. TL bazında 2000 küsür. Bu arada diğer dolandırıcı size zaman zaman yazıyor, \"Uçak bileti için asistanım falanca sizi arayacak.... Yapacağınız masrafların faturalarını yanınızda muhakkak getirin, firmamız karşılayacak... Asistanım sizi birazdan arayacak, iban bilgisi verirseniz size ödeme yapacak...\" vs.. Siz sormadan gelen bu mesajlar size güven veriyor. Diğer taraftan vize işlemleri yapan kişi sizden Western Union aracılığı ile ödeme bekliyor. İşte burası dananın kuyruğunun koptuğu yer. Eğer burada \"Vize işlemlerini ben buradan kendim neden yaptırmayayım?\" ya da \"Madem ödemeleri gönderecekler, vize ödemesini vize firmasına niçin yapmıyorlar?\" sorusunu sorarak tezgahı çözerseniz tuzağa düşmüyorsunuz. Fakat \"Aman işi bozmayalım, müşteriyi kaçırmayalım, adamlar profesyonel, ben buradan 1 haftalık vize nasıl alayım? Zaten anlamam etmem\" derseniz dolandırılma sürecinizin ilk aşamasını geçmiş olursunuz. İkinci aşaması da mı var? diye soruyor gibisiniz. Evet.. 1 hafta içinde vize alamayan firma sizi VIP işlemleri ile İngiltere'ye uçurmak istiyor. Tabii bunun için ilave ücret göndermeniz gerekiyor. Artık ağa düştünüz. Ya verdiğiniz paranın üzerine soğuk su içip bu işi burada bitireceksiniz.. Ya da VIP vize ödemesini yapacaksınız. Dolandırıcının verdiği rakamlar güncel maliyetler açısından uydurma rakamlar değil. \"Bu adamlar ne kadar dolandırıyor?\" diye soruyorsanız güncel fiyatları araştırabilirsiniz. Umarız bu yazıyı okuduğunuzda henüz ödeme yapmamışsınızdır. Son günlerde İngiltere konsolosluğu ve İngiltere vize işlemleri yapan firmalar bu şekilde yüzlerce insanın dolandırıldığını söylüyor. Bu yazıyı paylaşarak siz de toplumun bilinçlenmesi ve sahtekarların önünün alınması için bir adım atmış olabilirsiniz. Whatsapp üzerinden İngiltere vize dolandırıcılığı ve ticaret-iş daveti tuzağı konulu yazımız bilgilendirme ve uyarı amaçlıdır. Eğer siz de yazının faydalı olduğunu düşünüyorsanız, sosyal medyada paylaşarak bilinçlendirmeye destek olabilirsiniz. ingiltere'den arayan dolandırıcılar virüs gibi hergün birilerini dolandırıyorlar. Yasal olarak birşey yapamazsınız. Bu tarz bilgilendirme yazıları çok önemli. Elinize sağlık. Paylaşalım da esnaflarımıza yazık olmasın. Zaten işler yok doğru düzgün. Aynı şahıs, Araplar size sipariş verecek toplantı için acilen gelmeniz lazım dedi. Bende tamam dedim. Vizemi sordu. Çifte vatandaşım vize gerekmiyor diyince kaput oldular. Bu da yeni numaraları, ingiltere'de homebase firması adına Hakan Dursun adına para istiyorlar. 2 milyon TL lik ürün istiyorlar. Ama kendileri gelip ürünü görmeden ok dediler. Uçak biletimizi alın bilmem ne.. Tamamen dümen. Bizi de Ömer Acar adıyla aradılar. Süreç aynen böyle işledi. İstenirse bulunabilirler aslında ama süreç malesef çok yavaş ilerliyor. imperial build firmasından iş vaadiyle vize dolandırılığı yapan firmadır. inş kimse düşmez diyim."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ishak-pasa-sarayi/", "text": "Yüksek bir tepede, Doğubayazıt'a hakim konumda bulunan İshak Paşa Sarayı, sadece Ağrı ilimizin değil, Doğu Anadolu Bölgesi'nin de en ihtişamlı tarihi eserlerinden biridir. Yapımındaki büyüleyici ustalığın ve mimarinin yanında, harika manzarası da gidenleri mest ediyor. Saray, gece şehir ışıkları ile başka, kışın karlar altına bembeyaz manzarası ile bir başka güzel. İshak Paşa Sarayı, ülkemizde bulunan son devrin en önemli tarihi eserleri listesinde, İstanbul Topkapı Sarayı'ndan sonra ikinci sırada yer alıyor. Ağrı ilimizin Doğubayazıt ilçesinde bulunan saray, şehir merkezinin güneydoğusunda, yüksek bir noktaya kurulmuştur. İlçe merkezine yaklaşık 6 km. mesafededir. Ağrı merkezden İshak Paşa Sarayı'na özel araçla ulaşım 1,5 saat kadar sürüyor. 1685 yılında Beyazıt sancak beyi Çolak Abdi Paşa tarafından yaptırılmaya başlanan İshak Paşa Sarayı'nın inşasına, bir dönem Abdülfettah Efendi zamanında devam edilir. Daha sonra Abdülfettah Efendi'nin oğlu Mahmut Paşa sarayın yapımını devralsa da tamamlayamadan vefat eder. Mahmut Paşa'dan sonra sancak beyi olarak atanan II. İshak Paşa, 1785 yılında nihayet sarayı tamamlamaya vakıf olur. 1877-1878 tarihlerinde, Osmanlı-Rus savaşları neticesinde saray bir dönem Rus hakimiyetine geçmiştir. 1. Dünya Savaşı sonrasında ise bölge tekrar Türk topraklarına dahil olmuştur. Saray günümüzde yerli ve yabancı turistleri ağırlayan en önemli tarihi eserlerimizden biridir. Zemini kayalığa oturtulan yapı 7600 m 'lik bir alanı kaplamaktadır. Türk saray mimarisine göre planlanan yapının bina teşkilatı iç içe 2 avlunun çevresinde toplanmıştır. 2 avlu birbiriyle 10 metre uzunluğunda tonozlu bir geçitle bağlıdır. İkinci avlunun dört yanı bina kümeleri ile çevrilidir. Sarayın mabeyni ile selamlık teşkilatının bina kümeleri, bir cami ve camiye bitişik bir türbe avlunun sağ tarafında yer alır. Mekan, yapıldığı dönem hem Çolak Abdi Paşa'nın aile sarayı hem de kale görevi görmekteydi. Sarayın o zamanlar iki savunma sistemi vardı. Birincisi sarayın esas kapısı, yıkılması neredeyse imkansız olan som demirden yapılmıştı. Fakat Dünya Savaşı sonrası Ruslar bu kapıyı alıp ülkelerine götürmüşlerdi. Bugün Moskova Müzesi'nde sergilenmektedir. İkincisi ise üstü düz, yanı merdivenli olan binek taşı. İnsan boyundaki bu taş, siper kapı olmamasına rağmen sarayı koruyan en büyük savunma elemanlarından biriydi. Sarayın ilk avlusu dış hizmetlere ayrılmıştı. Saraya herhangi bir nedenle ziyarete gelen kişi bu avluya gelir, daha öteye geçmesi pek mümkün olmazdı. Dolayısıyla avluda, bazı duvarların içinde ve aşağı katta askeri kışlalar ve depolar yer alırdı. Birinci avluda bulunan su çeşmesi, anlatıldığına göre kimi zaman süt çeşmesi olarak kullanılırmış. Hıdırellez ve Nevruz gibi bayramlarda kısmetler açılsın, felaketler, kötülükler gitsin diye eşikler sütle yıkanırmış. İkinci avlu Paşa divanının ve mahkemelerin kurulduğu, toplantıların yapıldığı, misafirlerin kabul edildiği yerdir. Sarayın üçüncü bölümüne stilize iki hayat ağacının arasından geçerek ulaşılır. Burası sarayın haremidir. Bu bölümde özel misafirlerin ağırladığı ziyafet salonu, sadrazam eşi ve validesinin yaşadığı odalar, tuvalet, hamam ve mutfak, bunun dışında cami ve türbe de yer almaktadır. Cami dikdörtgen planlıdır. Kesme taştan inşa edilen caminin pencere kenarları ile bazı duvarları bitki motifleri ile süslüdür. Caminin güneyinde bulunan iki katlı türbe Çolak Abdi Paşa'ya aittir. Türbe, sekizgen planlı ve iki katlı oluşu ile Selçuklu kümbetlerine benzemektedir. Sarayda kalorifer, kanalizasyon ve su tertibatı bulunmaktadır. Sarayın ısınma sistemi, kalorifer kazanında ısınan suyun duvar içindeki su kanallarına gelerek devir daim yapması şeklinde çalışmaktaydı. İshak Paşa Sarayı, Avrupa ve Doğu mimarisi süsleme sanatından örnekler sunan bir yapıya da sahip. Aynı zamanda saraydaki formla fonksiyonun uyumu dikkat çekicidir. Sicill-i Osmani'de, Ocaklı Beyleri'nin soyundan gelen I. İshak Paşa'nın 16. yüzyılda İslamiyet'i kabul ettiği bildirilmektedir. Osmanlı Sarayı'nın vezirlerinden olan İshak Paşa, Tiflis valiliğine kadar yükselmiştir. Fakat burada saraya adını veren İshak Paşa'dan bahsetmiyoruz. Birçok yazıda 'İshak Paşa'lar maalesef karıştırılmış. Vezir İshak Paşa'nın oğlu Hacı Ahmet Paşa'dır. O'nun da oğlu Çıldır Hanedanı'ndan Hasan Paşa'dır. Bugün ki sarayı yaptıran II. İshak Paşa ise Hasan Paşa'nın oğludur. İshak Paşa, 18. yüzyılda vezir rütbesi ile Çıldır ve Ahıska valiliği yapmış devlet adamıdır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/istanbul-anadolu-yakasi-gezilecek-yerler/", "text": "Her bir köşesi farklı zenginliklerle dolu olan İstanbul, gezmekle kolay kolay bitiremeyeceğiniz bir şehir. İki kıtayı birbirine bağlayan bu kadim kentte Avrupa Yakası daha çok tarihi yapıları ile ön plana çıkarken, Anadolu Yakası ise genellikle doğal güzellikleriyle biliniyor. Biz bu yazımızda İstanbul'un Anadolu Yakası'nda yer alan gezi rotalarını listeleyeceğiz. Başta Üsküdar olmak üzere Beykoz, Çamlıca, Kadıköy gibi ilçelere dağılmış olan bu mekanlar, özellikle Avrupa Yakası'nın karmaşasından bir nebze uzaklaşmak isteyen gezginlerin hoşuna gidecek yerler. Hazırsanız İstanbul Anadolu Yakası'nda gezilecek yerler turumuza başlayalım.. - Kız Kulesi - Büyük Çamlıca Tepesi - Çamlıca Camii - Yeni Valide Camii - Küçüksu Kasrı - Üsküdar Mihrimah Sultan Camii - Sultan III. Ahmed Meydan Çeşmesi - Şemsi Paşa Camii - Beylerbeyi Sarayı - Nakkaştepe Millet Bahçesi - Fethi Paşa Korusu - Adile Sultan Kasrı ve Hababam Sınıfı Müzesi - Çinili Camii - Otağtepe Fatih Korusu - Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii ve Kültür Merkezi - Çengelköy Tarihi Çınaraltı - Anadolu Kavağı - Anadolu Feneri - Anadolu Hisarı - Hıdiv Kasrı ve Çubuklu Korusu - Kanlıca Sahili - Haydarpaşa Garı - Bağdat Caddesi - Bahariye Caddesi - Fenerbahçe Yürüyüş Yolu ve Caddebostan Sahili - Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi - Moda Sahil Parkı ve Yürüyüş Yolu - Barış Manço Müze Evi - İstanbul Oyuncak Müzesi - Şile Saklıgöl - Ağva - Anadolu Yakası'nda Gezebileceğiniz Diğer Yerler - Anadolu Yakası'nda Gezebileceğiniz En İyi 10 AVM - Adalar Anadolu Yakası gezilecek yerler listesinin ilk sırasında İstanbul'un simgesi haline gelmiş yapılardan biri olan Kız Kulesi var. Üsküdar Salacak Sahili açıklarında yer alan Kız Kulesi'nin M. Ö. 410 yılında inşa edildiği tahmin ediliyor. Yapılış amacıyla ilgili birçok farklı rivayet anlatılan Kız Kulesi günümüzde müze ve restoran olarak hizmet veriyor. Salacak veya Kabataş'tan hareket eden teknelerle Kız Kulesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Kız Kulesi giriş ücretlerini ve Kız Kulesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul'un panoramik manzarasını izleyebileceğiniz en iyi yerin Üsküdar'da bulunan Çamlıca Tepesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Şehrin en yüksek noktası olan Büyük Çamlıca Tepesi, Karadeniz ile Marmara Denizi arasını kapsayan geniş bir alanı gözlemleyebileceğiniz mükemmel bir konuma sahip. Aşıklar Tepesi olarak da anılan Çamlıca'nın en üst kısmında kafe ve restoran tarzı yerler de var. Üsküdar Çamlıca Tepesi'nin zirve noktasında, İstanbul siluetinin yeni bir parçası olan Büyük Çamlıca Camii'ni de ziyaret edebilirsiniz. 2013-2019 yılları arasında yapılan bu eser, cumhuriyet döneminde inşa edilen en büyük cami unvanına sahip. Bir külliyenin parçası olan Çamlıca Camii'nin içinde müze, sanat galerisi, kütüphane, konferans salonu ve sanat atölyesi gibi bölümler de var. Yine Üsküdar'da bulunan Yeni Valide Camii, İskele Meydanı'nın hemen sol tarafında konumlanıyor. Sultan II. Mustafa ve Sultan III. Ahmed'in annesi olan Emetullah Rabia Gülnuş Sultan'ın talimatıyla yaptırılan bu görkemli ibadethane, 1708-1711 yılları arasında inşa edilmiş. Cami, imaret, türbe, hazire, sıbyan mektebi, sebil, çeşmeler, dükkanlar ve hünkar kasrı gibi bölümlerden oluşan bu külliyenin mimarı ise Kayserili Mehmed Ağa. Dönemin en ünlü mimarlarından Nigoğos Balyan imzası taşıyan Göksu Kasrı, Sultan Abdülmecit'in talimatıyla yaptırılmış bir eser. 1857 yılında tamamlanan bu köşk, Üsküdar Beykoz sahil yolu üzerindeki Küçüksu semtinde konumlanıyor. Dinlenme ve av için kullanılan bir biniş kasrı özelliğindeki yapı, benzerlerine göre biraz küçük. Ama yine de oldukça etkileyici bir tasarımı var. Çevresi mesire alanı olarak kullanılan Küçüksu Kasrı şu anda müze-saray olarak ziyaret edilebiliyor. Köşkün etrafında yemek yiyebileceğiniz restoran ve kafeler de mevcut. Küçüksu Kasrı giriş ücretlerini ve Küçüksu Kasrı ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Boğazın Anadolu kıyısını süsleyen bir diğer tarihi camimiz Üsküdar İskele Meydanı'nın kuzeyinde yer alan Mihrimah Sultan Camii. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan için yaptırılan eser, Mimar Sinan tarafından 1540-1548 yılları arasında inşa edilmiş. Yine büyük bir külliyenin parçası olan bu yapının pek çok bölümü maalesef günümüze ulaşamamış. Fakat caminin kendisi hala sapasağlam şekilde ayakta. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii, İstanbul Anadolu Yakası tarihi yerler listesinde üst sıralara eklenmesi gereken yapılardan biri. Üsküdar'daki İskele Meydanı'nda yer alan bu tarihi çeşme, Yeni Valide ile Mihrimah Sultan camilerinin ortasında konumlanıyor. Rabia Emetullah Gülnuş Sultan'ın hayratı olan yapı Sultan III. Ahmed'in talimatıyla 1728-1729 yıllarında yaptırılmış. Bir külliyeden bağımsız olarak inşa edilen Sultan III. Ahmed Çeşmesi, bu özelliği ile meydan çeşmelerinin ilk örneklerinden birini temsil ediyor. Bu çeşmenin bir diğer eşi de Ayasofya Meydanı'nda bulunuyor. Üsküdar sahilinde bulunan Şemsi Paşa Camii, Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan bir başka eser. Boğaza nazır inşa edilen bu güzel yapı, Şemsi Ahmet Paşa'nın talimatıyla 1580 yılında yapılmış. Halk arasında Kuşkonmaz Camii olarak da bilinen Şemsi Paşa Camii'ni Üsküdar gezilecek yerler listenize ekleyebilirsiniz. Sultan Abdülaziz tarafından 1861-1865 yılları arasında yaptırılan Beylerbeyi Sarayı, İstanbul Anadolu Yakası'nda gezilecek en güzel yerlerden biri. Mimar Sarkis Balyan'ın inşa ettiği bu yapı büyük bir kompleks olarak tasarlanmış. Yaklaşık 3 bin m 'lik bir alana yayılmış olan bu kompleksin içinde Sarı Köşk, Mermer Köşk, Yazlık Saray, Ahır Köşk, deniz köşkleri ve ek binalar yer alıyor. Beylerbeyi semtindeki bu sarayın bazı kısımları restoran ve düğün salonu olarak hizmet veriyor. Ana bina ise müze-saray olarak ziyarete açık durumda. Beylerbeyi Sarayı giriş ücretlerini ve Beylerbeyi Sarayı ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Önceden askeri bir merkez olarak kullanılan Nakkaştepe Mesire Alanı, 2018 yılında yeniden dizayn edilerek İstanbul'un en güzel dinlence mekanlarından biri haline getirildi. Nakkaştepe ile Kuzguncuk arasındaki bölgede kalan Nakkaştepe Millet Bahçesi boğaz manzaralı piknik yerleri, seyir terasları, gölet, oyun parkları, spor alanları ve kafe gibi pek çok alan barındırıyor. Anadolu Yakası'nda ailece gezilecek en iyi yerlerden biri. Sultantepe sahilinden başlayıp Kuzguncuk Tepesi ve Paşalimanı'na kadar uzanan Fethi Paşa Korusu, Üsküdar'da gezebileceğiniz bir başka yeşil alan. Çok sayıda bitki ve ağaç türüne ev sahipliği yapan Fethi Paşa Korusu'nda restoran olarak işletilen tarihi bir konak da mevcut. Oldukça popüler olan bu restorana ister sabah kahvaltısı, ister akşam yemeği için uğrayabilirsiniz. Koru içinde ayrıca piknik yapmaya uygun alanlar da var. Türk sinemasının ölümsüz eseri Hababam Sınıfı'nın çekildiği Adile Sultan Kasrı da İstanbul Anadolu Yakası'nda gezilmesi gereken yerlerden biri. Üsküdar'daki Validebağ Korusu içinde yer alan yapı ismini Sultan Abdülmecit'in kız kardeşi Adile Sultan'dan alıyor. Adile Sultan'ın yazlık sarayı olması için satın alınan bu bina, Sultan Abdülaziz tarafından 1800'lü yılların ortasında yeniden yaptırılmış. Şu an öğretmenevi olarak hizmet veren Adile Sultan Kasrı'ndaki odalardan biri de Hababam Sınıfı Müzesi olarak düzenlenmiş durumda. Sultan I. Ahmed'in eşi Mahpeyker Kösem Valide Sultan adına inşa edilmiş olan bu cami, Üsküdar'ın Murat Reis Mahallesi'nde yer alıyor. 1638 1640 yılları arasında yapılan Çinili Camii, sonraki yıllarda birkaç kez onarımdan geçirilmiş. Taş işçiliğinin bütün inceliklerini görebileceğiniz bu eşsiz eser, özellikle göz kamaştıran çinileriyle meşhur. İstanbul gezilecek yerler Anadolu yakası listesine Çinili Camii'yi de ekleyebilirsiniz. İstanbul'da boğaz manzarasını en iyi şekilde izleyebileceğiniz yerlerden biri de Beykoz'un Kavacık Mahallesi'nde yer alan Otağtepe Fatih Korusu'dur. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün hemen yanında bulunan koruda seyir terasları, oturma alanları, yürüyüş yolları, ufak bir gölet ve bol bol yeşil alan mevcut. Resmi adı Fatih Korusu Tema Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi olan bu tesis özellikle çocuklu ailelerin keyifli vakit geçirebileceği bir mekan. 2012-2015 yılları arasında yapılan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii, hem modern hem de estetik yapısıyla dikkat çeken çok güzel bir ibadethane. Selçuklu ve Osmanlı mimarilerinin günümüzdeki yorumu olarak tasarlanan cami özellikle kırlangıç tavan tekniği denilen ve sarmal şekillerden oluşan kubbesi ile göz kamaştırıyor. Marmara Üniversitesi'nin Üsküdar Bağlarbaşı'ndaki yerleşkesi içinde yer alan bu yapıyı Anadolu Yakası gezinize dahil etmenizi tavsiye ederiz. Burası Anadolu Yakası'nın belki de en meşhur çay bahçesi. Çengelköy sahilinde yer alan Tarihi Çınaraltı hem ağaçlık bir alan hem de harika bir deniz manzarasına sahip. İster kapalı ister açık alanda oturabileceğiniz bu çay bahçesinde kahvaltılık ve atıştırmalık yiyecekler servis ediliyor. Üstelik mekan 7 gün 24 saat açık. Ama hafta sonu akşam saatlerinde buraya gitmenizi pek önermiyoruz. Çünkü aşırı kalabalık ve gürültülü bir ortam söz konusu oluyor. Beykoz'a bağlı küçük ve turistik bir kasaba olan Anadolu Kavağı, İstanbul Boğazı'nın kuzey ucunda yer alıyor. Yeşil ve mavinin buluştuğu bu bölge özellikle balık restoranları ile ünlü. Hemen her köşesini gezip dolaşabileceğiniz Anadolu Kavağı'nda özellikle ziyaret etmenizi tavsiye ettiğimiz iki mekan var. Bunlardan ilki Bizanslılar döneminde yapıldığı tahmin edilen Yoros Kalesi. Yüksekçe bir tepede yer alan bu tarihi kalenin boğaz manzarası bile başlı başına görülmeye değer. İkinci mekan ise Yuşa Hazretleri Tepesi. Hz. Yuşa Peygamber'in mezarının bulunduğu rivayet edilen bu tepe, tarih boyunca birçok uygarlık tarafından kutsal kabul edilmiş bir yer. Yine Beykoz'a bağlı küçük bir kasaba olan Anadolu Feneri, Anadolu Kavağı'nın biraz daha kuzeyinde, boğazın Karadeniz'e açılan kısmında yer alıyor. Yarımada üzerine kurulu olan bu şirin mahalle, kısa süreliğine de olsa İstanbul'un gürültüsünden kaçmak isteyenlerin tercih ettiği en popüler mekanlardan biri. Özellikle kasabaya adını veren deniz fenerini görmeden buradan ayrılmayın deriz. İsmini verdiği Anadoluhisarı semtinde bulunan bu yapı, Yıldırım Bayezid tarafından 14. yüzyılın sonlarında inşa ettirilmiş. Boğazın en dar noktasına yapılan Anadolu Hisarı, buradan geçen yabancı gemi trafiğini kontrol etme amaçlı kullanılıyormuş. Fakat İstanbul'un fethi sonrası önemini kaybedince hisar terkedilmiş ve çevresine çeşitli yerleşim alanları kurulmaya başlanmış. Günümüze kadar sağlam şekilde ulaşmayı başaran Anadolu Hisarı hem boğaz manzarası hem de ihtişamlı yapısı ile gezilip görülmesi gereken bir yer. Hisarın çevresinde birçok kahvaltı mekanı ve restoran da yer alıyor. Üsküdar Beykoz sahil yolu üzerinde, Kanlıca'ya çok yakın bir konumda bulunan Çubuklu Korusu, İstanbul'un en güzel yeşil alanlarından biri. İçerisinde seyir terası, süs havuzu, yapay şelale, yürüyüş parkuru ve spor alanları bulunan Çubuklu Korusu'nda ayrıca bir de özel köşk yer alıyor. 1900'lü yılların başında Mısır Hıdivi II. Abbas Hilmi Paşa tarafından inşa ettirilen bu köşk, İstanbul Boğazı'na hakim bir noktada konumlanıyor. Bir dönem Abbas Hilmi Paşa'nın ailesinin ikamet ettiği ve Hıdiv Kasrı olarak adlandırılan bu yapı, günümüzde özel bir şirket tarafından restoran olarak işletiliyor. Hıdiv Kasrı ve Çubuklu Korusu hem doğa içinde güzel bir yürüyüş yapmak hem de yemek yemek için güzel bir mekan. Yoğurdu ile nam salmış Kanlıca semti, İstanbul Anadolu Yakası gezilecek yerler listesinin olmaz olmaz rotalarından. Yeşilin her tonunu barındıran bahçeleri, gösterişli yalıları, Arnavut kaldırımlı dar sokakları ile Kanlıca gerçekten İstanbul'un bozulmamış nadide bölgelerinden bir tanesi. Hele ki sahil kısmını gezmeye doyamazsınız.. Kanlıca yoğurdunu alıp burada boğaza karşı yemeniz gerek.. Ayrıca Kanlıca'ya gelmişken Mihrabat Korusu'nu, Gazi İskender Paşa Camii'ni ve Tarihi İsmailağa Kahvesi'ni de ziyaret edebilirsiniz. İstanbul Bağdat Demiryolu hattının başlangıç noktası olması amacıyla yapılan (1906-1908) Haydarpaşa Tren İstasyonu, günümüzde İstanbul'un ikonik yapılarından biri haline dönüşmüş durumda. Bir Alman şirket tarafından inşa edilen ve Kadıköy sahilinde yer alan tren garı tam olarak klasik bir Alman mimari örneğini yansıtıyor. İsmini Padişah III. Selim'in paşalarından Haydar Paşa'dan aldığı rivayet edilen gar, 2010 yılında çıkan bir yangın sonucu ağır hasar almıştı. 2013 yılından sonra seferlere tamamen kapatılan Haydarpaşa Garı'nı şimdilik sadece dışarıdan ziyaret edebiliyorsunuz. İstanbul Anadolu Yakası'nın en hareketli bölgelerinden biri de şüphesiz Bağdat Caddesi. Kadıköy'ün Kızıltoprak semtinden başlayıp Maltepe'nin Cevizli semtine kadar uzanan bu meşhur cadde çok lüks ve pahalı mekanlara ev sahipliği yapıyor. Dünyaca ünlü pek çok markanın mağazasını bulabileceğiniz cadde boyunca sağlı sollu onlarca eğlence mekanı, restoran, kafe ve AVM tarzı yerler mevcut. Bağdat Caddesi, Kadıköy gezilecek yerler listesinde ilk sıraya alabileceğiniz bir yer. Taksim İstiklal Caddesi'nin muadili olan Bahariye Caddesi, Anadolu Yakası'nda gezebileceğiniz bir başka popüler mekan. Kadıköy'ün simgesi Boğa Heykeli'nden başlayıp Moda'ya kadar uzanan Bahariye, araç trafiğine kapalı bir yol. Resmi adı General Asım Gündüz Caddesi olan bu yolun ortasından da tıpkı İstiklal'de olduğu gibi kırmızı bir tramvay geçiyor. Süreyya Operası, Sanatçılar Sokağı, Rum Ortodoks Metropolitliği gibi meşhur yerlere ev sahipliği yapan Bahariye Caddesi'nde ayrıca çok sayıda sinema, tiyatro, kafe, restoran, pasaj ve alışveriş dükkanı yer alıyor. Gezi Hocası olarak Anadolu Yakası'nda gezilmesini tavsiye ettiğimiz favori mekanlardan biri burası. Hele ki İstanbul gibi keşmekeş bir şehirde biraz olsun huzur ve dinginlik bulabileceğiniz bir yer arıyorsanız doğru adres kesinlikle Fenerbahçe Yürüyüş Yolu ve Caddebostan Sahili. Yılın her mevsimi, günün her saati farklı bir havası olan, İstanbul'un özel kalmış yerlerinden biri. Kadıköy sahili boyunca uzanan bu yolda yürüyüş, koşu, paten, bisiklet gibi her türlü sporunuzu yapabilir, çimlere uzanıp deniz havası alabilir, evcil hayvanlarınızı gezdirebilir, kolanızı çekirdeğinizi alıp sahil kenarında dost sohbetlerine katılabilirsiniz. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nun içerisinde bulunan bu müze, Fenerbahçe Spor Kulübü'ne ait kupaların, değerli ödüllerin, formaların, heykellerin ve daha pek çok objenin sergilendiği renkli bir tesis. 110 yılı aşkın bir tarihi olan Fenerbahçe'nin tüm branşlarda kazandığı sayısız başarıların izlerini Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi'nde yakından görebilirsiniz. Özellikle futbola ilgili olanlar, İstanbul Asya Yakası gezilecek yerler listesine bu müzeyi eklemeliler. İstanbul Anadolu Yakası'nda keyifli bir yürüyüş yapmak için tercih edebileceğiniz bir diğer mekan, Kadıköy Caferağa'da bulunan Moda Sahil Parkı ve Yürüyüş Yolu. Bu yolun devamında bulunan Yoğurtçu Parkı da Kadıköy'ün en meşhur dinlence yerlerinden biri. 1999 yılında hayatını kaybeden Barış Manço'nun Moda'daki meşhur evi 2010 yılından bu yana müze olarak hizmet veriyor. Burası, ülkemizde yetişmiş en önemli sanatçılardan biri olan Barış Manço'yu yakından tanımak isteyen herkesin ziyaret etmesi gereken bir mekan. 3 katlı olan Barış Manço Müze Evi'nin içerisinde ünlü sanatçının özel eşyaları ve müzik geçmişine ait bazı hatıralar sergileniyor. Barış Manço Müzesi giriş ücretlerini ve Barış Manço Müzesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. 2005 yılından bu yana hizmet veren İstanbul Oyuncak Müzesi, şair ve yazar Sunay Akın'ın öncülüğünde kurulmuş bir tesis. Göztepe semtinde bulunan bu müzede 1700'lü yıllardan günümüze kadar popüler olmuş oyuncaklar sergileniyor. İstanbul Oyuncak Müzesi sadece çocuklara hitap eden bir yer değil. Çocukluğunu anmak isteyen tüm yetişkinler de bu müzede kendinden bir şeyler bulacaktır. İstanbul Oyuncak Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Şile'ye bağlı Kamandere Köyü sınırları içerisinde bulunan Saklıgöl, Anadolu Yakası'nda gözlerden uzak doğal ortam arayanların tercih edebileceği mekanlardan biri. Saklı Göl'ün hemen yanı başında bulunan işletme hem kahvaltı hem de yemek hizmeti veriyor. Ayrıca Kamandere Köyü yolunda doğal ürünlerin satıldığı tezgahlardan alışveriş yapabilir, organik yiyecekler bulabilirsiniz. Şile'nin bir başka doğal güzelliği Ağva, İstanbul'dan uzaklaşmadan yaz tatiline gitmek isteyen birçok kişinin uğrak noktası olan bir yer. Ama yolu biraz zorlu olduğu için herkese hitap etmiyor. Aslında bu zorluk Ağva'nın aşırı kalabalık olmasını engellediği için bir bakıma avantaj diyebiliriz. Pek çok kamp alanı ve plaja ev sahipliği yapan Ağva, daha çok yaz aylarında ziyaret edilmesi gereken güzel bir tatil beldesi. - Adile Sultan Sarayı / Üsküdar - Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi / Üsküdar - Rum Mehmed Paşa Camii ve Türbesi / Üsküdar - Cemile Sultan Korusu / Üsküdar - Selimiye Kışlası / Üsküdar - Sevda Tepesi / Üsküdar - Kaymakdonduran Mesire Alanı / Beykoz - Polonezköy Tabiat Parkı / Beykoz - Mecidiye Kasrı / Beykoz - Kulindağ Dağ Evi / Beykoz - Beykoz Korusu - Göztepe 60. Yıl Parkı / Kadıköy - Kalamış Atatürk Parkı / Kadıköy - Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi / Ataşehir - Dudullu Tepesi / Ümraniye - Trabzon Park / Ümraniye - İdealtepe 50. Yıl Korusu / Maltepe - Gözdağı Korusu / Pendik - Forestanbul / Çekmeköy - Çekmeköy Doğa Parkı - Dragos Tepesi / Kartal - Sis Park / Kartal - Akasya AVM / Acıbadem - Buyaka Avm / Ümraniye - Meydan İstanbul AVM / Ümraniye - Emaar Square Mall / Üsküdar - Capitol Alışveriş ve Eğlence Merkezi / Altunizade - Optimum Outlet ve Eğlence Merkezi / Ataşehir - Palladium AVM / Ataşehir - Brandium AVM / Ataşehir - Tepe Nautilus AVM / Kadıköy - Viaport Asya Outlet AVM / Pendik - Büyükada - Heybeliada - Kınalıada"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/istanbul-avrupa-yakasi-gezilecek-yerler/", "text": "Geçmişten günümüze Alma Roma, Antonia, Bizantion, Konstantinapol, Asitane-i Saadet, Dersaadet, İstinpolin gibi isimlerle anılan; camileri, kiliseleri, sütunları, hanları, hamamları, müzeleri, türbeleri, yemyeşil ormanları ve masmavi deniziyle şiirlere, şarkılara konu olmuş şehir... Masallar diyarı, efsaneler kenti.. İstanbul.. Dünya tarihinde de önemli bir yere sahip olan bu kentteki en eski izler, Başakşehir'deki Yarımburgaz Mağarası'nda karşımıza çıkar. Göl çevresinde yaşayan Neolitik ve Kalkolitik Çağ insanları büyük ihtimalle İstanbul'un ilk misafirleriydi. Öte yandan Kadıköy Fikirtepe, Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Kilyos ve Ambarlı da tarih boyunca her zaman yerleşim yeri olarak kullanılmış diğer alanlardır. Roma İmparatoru I. Konstantin döneminde yeniden inşa edilen İstanbul, 17 asır boyunca gelişip, güçlenip, medeniyetler büyütüp, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze ulaşmıştır. İstanbul Avrupa Yakası, gezilecek turistik ve tarihi yerler bakımından oldukça zengindir. \"Suriçi \" dediğimiz eski İstanbul sınırları adeta bir açık hava müzesidir. Hemen her mahallesinde onlarca tarihi yapı görmeniz mümkün. Zaten bu yazımızda konu edindiğimiz külliyelerin, camilerin ve kiliselerin neredeyse tamamı Suriçi'nde yer alıyor. Tabii konumuz sadece tarihi yapılarla sınırlı değil. Avrupa Yakası'nda gezilip görülmesi gereken belli başlı parklar, caddeler ve müzelere de bu listemizde yer alıyor. - Sultanahmet Meydanı - Sultanahmet Camii - Ayasofya Camii - Topkapı Sarayı - Aya İrini Kilisesi - Türk ve İslam Eserleri Müzesi - Yerebatan Sarnıcı - Şerefiye Sarnıcı - İstanbul Arkeoloji Müzeleri - Süleymaniye Camii - Küçük Ayasofya Camii - Bayezid Camii ve Beyazıt Meydanı - Sahaflar Çarşısı - Fatih Camii - Pertevniyal Valide Sultan Camii - Yavuz Sultan Selim Camii - Laleli Camii - Rahmi M. Koç Müzesi - Kalenderhane Camii - Kapalıçarşı - Mısır Çarşısı - Yeni Camii - Gülhane Parkı - Edirnekapı Camii ve Külliyesi - Kariye Camii - Yedikule Zindanları / Yedikule Hisarı - Hırka-i Şerif Camii - Panorama 1453 Tarih Müzesi - Dolmabahçe Sarayı - Çırağan Sarayı - Yıldız Sarayı - Ortaköy Camii - Rumeli Hisarı - Emirgan Korusu - Sakıp Sabancı Müzesi - İstanbul Deniz Müzesi - Galata Kulesi - Galata Mevlevihanesi Müzesi - Taksim Meydanı - İstiklal Caddesi - St. Antuan Kilisesi - İstanbul Modern - Pera Müzesi - Eyüp Sultan Camii ve Eyyub El Ensari Türbesi - Pierre Loti Tepesi - Miniatürk - Atatürk Arboretumu - İsfanbul Eğlence ve Yaşam Merkezi - Belgrad Ormanı Roma döneminin en önemli meydanlarından biri olan Sultanahmet Meydanı, Bizans İmparatorluğu zamanında hipodrom olarak kullanılmış bir yer. Yedi Tepe İstanbul'un ilk tepesi olarak bilinen bu meydan turistlerin de ilk durak noktası. Theodosius Dikilitaşı, Örme Dikilitaş, Milyon Taşı, Alman Çeşmesi, Sultan III. Ahmet Çeşmesi, Arasta Çarşısı ve Antiochos Sarayı kalıntıları bu meydanda görmeniz gereken tarihi eserlerdir. Sultanahmet Camii, Ayasofya Camii, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı gibi mekanlar da bu alan ve çevresindedir. Eğer İstanbul'u ilk defa ziyaret edecekseniz, gezinize Sultanahmet Meydanı'ndan güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. Mimar Sedefkar Mehmet Efendi tarafından yapılan bu kıymetli eser, 1609-1616 yılları arasında inşa edilmiş. Dönemin padişahı I. Ahmed tarafından yaptırıldığı için camiye kendisinin ismi verilmiş. İçinde bulunan mavi İznik çinileri sebebiyle bu cami yurt dışında The Blue Mosque olarak anılıyor. 6 minaresi ve heybetli görüntüsüyle Sultanahmet Meydanı'nda yükselen bu ihtişamlı yapı, İstanbul siluetinin en önemli parçalarından biridir. 6. yüzyıldan beri sapasağlam ayakta olan bu güzel eser, 532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılmış. Aslında bugünkü Ayasofya, farklı bir mimari üslupla aynı yerde inşa edilmiş üçüncü yapıdır. 900 yılı aşkın süre kilise olarak hizmet veren bina, 1453 yılında İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilmiş. Cumhuriyet döneminde müzeye dönüştürülen Ayasofya, 2020 yılında yeniden cami olarak ibadete açılmıştır. Gerek iç mimarisi, gerek dış mimarisi ile ziyaretçilerini büyüleyen Ayasofya Camii'ni görmeden İstanbul'dan ayrılmayın. İstanbul'da görülmesi gereken bir diğer tarihi yapı Topkapı Sarayı... Mekan, Fatih Sultan Mehmet döneminde (1460-1478) inşa edilmiş ve 19. yy'a kadar Osmanlı padişahlarının yaşam alanı olmuş. 1924 yılından bu yana müze olarak hizmet veren ihtişamlı yapı, yaklaşık 700 bin m 'lik bir alanı kaplıyor. Topkapı Sarayı'nda dünyanın en önemli Çin Porseleni koleksiyonu, padişah giysileri, Kaşıkçı Elması, Kutsal Emanetler, farklı dönemlere ait el yazmaları, halifelerin ve padişahların eşyaları, portreler, seramikler ve arşiv belgeleri gibi 300 binden fazla eser sergileniyor. Topkapı Sarayı Müzesi giriş ücretlerini ve Topkapı Sarayı Müzesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Ayasofya Camii'nin hemen yanında, Topkapı Sarayı'nın birinci avlusunda yer alan Aya İrini Kilisesi, I. Konstantin'in emriyle 4. yüzyılda yaptırılmış görkemli bir eser. Camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kiliselerinden biri olan Aya İrini'yi, İstanbul Avrupa Yakası gezilecek yerler listesine dahil etmenizi tavsiye ederiz. Aya İrini Kilisesi giriş ücretlerini ve Aya İrini Kilisesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Geleneksel el sanatlarına ve tarihi eserlere önem veren biriyseniz, büyüleneceğiniz bir mekan sizi bekliyor demektir. Fatih ilçesindeki İbrahim Paşa Sarayı içinde yer alan Türk ve İslam Eserleri Müzesi, el yazmalarından cam eşyalara, seramiklerden dokuma ürünlere kadar 40 binden fazla eserin sergilendiği harika bir tesis. Türk-İslam dünyası için oldukça önemli parçaların bulunduğu bu mekanı İstanbul gezinize eklemelisiniz. Türk ve İslam Eserleri Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Sultanahmet Camii, Ayasofya Camii, Topkapı Sarayı ve Aya İrini Kilisesi'ni ziyaret ettiyseniz sırada Yerebatan Sarnıcı var demektir. 140 metre uzunluğa, 70 metre genişliğe sahip Yerebatan Sarnıcı toplamda 9.800 m alanı kaplıyor. Su depolama amacıyla 6. yüzyılda inşa edilen bu sarnıç, mistik yapısı ile ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor. Yerebatan Sarnıcı giriş ücretlerini ve Yerebatan Sarnıcı ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Milyon Taşı: Sultanahmet Meydanı başlığı altında da ismini yazdığımız Milyon Taşı, Yerebatan Sarnıcı'nın girişine çok yakın bir noktada bulunuyor. Bizans döneminden kalma Milyon Taşı, kentin orta noktasını belirlemek için dikilmiş bir taş. İmparatorluğun önemli merkezlerinin başkente uzaklığı bu taşa göre ölçülmekteymiş. Kentin \"0\" noktasını gösteren anıt I. Konstantinus zamanında yaptırılmış, I. Justinianus döneminde de güneş çemberi şeklinde bir taçla süslenmiştir. 711 yılında tahta geçen Filippikos, anıta Hıristiyanlık dinine ait tasvirler ekletmiş, V. Konstantinos ise Hipodrom'da yapılan at yarışı sahnelerini içeren süslemeleri anıt üzerine işletmiştir. Fetihten sonra yavaş yavaş dağılıp parçalanan anıt, günümüze tek bir taş sütun şeklinde gelmiştir. Bizans İmparatoru II. Theodosius zamanında (443) yaptırılmış olan bu sarnıç, Valens Su Kemeri'nden su depolamak amacıyla kullanılıyormuş. Fatih ilçesinde, Piyer Loti Caddesi üzerinde bulunan yapı, tıpkı Yerebatan Sarnıcı gibi gizemli bir atmosfere sahip. Şerefiye Sarnıcı giriş ücretlerini ve Şerefiye Sarnıcı ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Bir milyona yakın eserin sergilendiği İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Eski Şark Eserleri Bölümü, Arkeoloji Bölümü ve Çinili Köşk Bölümü olmak üzere üç kısımdan oluşuyor. Bir dönem Aya İrini Kilisesi, Müze-i Hümayun yani İmparatorluk Müzesi olarak kullanılmış. Kilise bu iş için yeterli gelmeyince oradaki eserler buradaki Çinili Köşk'e taşınmış. O tarihten itibaren mekan Arkeoloji Müzesi olarak hizmet veriyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri giriş ücretlerini ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan (1551-1557) en güzel camilerinden biri.. Mimar Sinan'ın kalfalık eserim dediği bu mükemmel yapı Fatih ilçesinde bulunuyor. Muazzam bir İstanbul manzarası görmek isteyenlere, caminin avlusundan şehri gün batımında izlemelerini tavsiye ederiz. Konusu gelmişken Süleymaniye'nin meşhur hikayesini buraya ekleyelim. Mimar Koca Sinan, Süleymaniye Camii'nin inşası için temel atıldıktan sonra inşaatı durdurmuş ve uzun bir süre beklemiş. Bu süre içinde inşaatın ekonomik sorunlar nedeniyle durduğu yolundaki iddialar almış yürümüş. Osmanlı Devleti ile her konuda rekabet içinde olan Safevi Şahı Tahmasb, fırsatını bulmuşken Kanuni Sultan Süleyman'ı rencide etmek maksadıyla bir sandık dolusu mücevheri inşaat tamamlansın diye sultana göndermiş. Bu işten hoşlanmayan Kanuni de, Tahmasb'a bir ders vermek için Koca Sinan'a gereğinin yapılmasını emretmiş. Bir sandık dolusu mücevher şahın elçisinin gözleri önünde un ufak edilip, inşaatın harcına katılmış. Günün ilk ışıklarıyla Süleymaniye'nin minarelerinden birinin parıldamasının sebebinin bu olduğunu söylerler. Fatih ilçesinde yer alan Küçük Ayasofya, 527-536 yılları arasında Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde yaptırılmış güzel bir eser. Sergios ve Bakhos Kilisesi olarak bilinen yapı 1497 yılında (ya da 1504), II. Bayezid zamanında camiye çevrilmiş. Son cemaat yeri, minare, müezzin mahfili, minber ve mihrap bu dönemde eklenmiş. Yapının minberi ve mermerden mihrabı beş kenarlı ve oldukça sadedir. Müezzin mahfili sekiz kenarlıdır ve on sütun üzerine oturtulmuştur. Küçük Ayasofya Camii'nin bugünkü minaresi 1955 yılı yapımıdır. Camiye çevrilen yapının avlusuna zaviye hücreleri ve burayı camiye çeviren Hüseyin Ağa'nın türbesi yapılmıştır. Her ne kadar Ayasofya Camii kadar bilinirliği olmasa da, bir ziyareti hak edecek kadar güzel ve önemli bir eserdir. İstanbul Avrupa Yakası'nda gezilecek yerler listesine kesinlikle yazmalısınız. Beyazıt Meydanı'nda yer alan Beyazıt Camii de İstanbul'daki tarihi yapılar içinde ayrı bir öneme sahiptir. 1501-1506 yılları arasında Sultan Bayezid tarafından yaptırılan Beyazıt Cami, İstanbul'da hala orijinalliğini koruyan en eski selatin camisidir. II. Bayezid'in İstanbul'da kendi adıyla anılan semtte yaptırdığı külliye, Osmanlı mimarisi klasik döneminin ilk örneklerinden sayılır. Cami, medrese, mektep, imaret, hamam, türbe ve kervansaraydan oluşan külliyenin mimarının kim olduğu tartışma konusudur. Bir görüşe göre külliyenin mimarı Hayreddin, bir başka görüşe göre de Yakup Şah'tır. Caminin renkli taşlar ve küfi yazıyla süslü iki minaresinden kuzeyde olanı, fazla onarım gördüğü için eski görünümünü yitirmiştir. Külliyede bulunan medrese, döneminin en önemli eğitim kurumlarındandı. Eskiden hukuk mektebi olan bu bölüm günümüzde Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi olarak kullanılmaktadır. Beyazıt Meydanı eski çağlardan günümüze kadar önemini korumuş, şehrin merkezi noktalarından biridir. Bizans döneminde şehrin en büyük meydanlarından biri olan Beyazıt, Forum Tauri olarak bilinmekteydi. Kilise, hamam gibi tarihi binalarla çevrili Forum Tauri'nin ortasında da bir sütun yer alıyor. Etrafı imparatorun zafer kabartmaları ile süslü olan bu sütunun tepesinde ise I. Theodosius'un heykeli yer alıyormuş. 15. yy. sonuna kadar ayakta kalan bu heykel daha sonra yıkılmış. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin temel kazıları sırasında burada üç ayrı bazilika ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan biri Justinian dönemine ait olup planı bilinen bazilikadır. Theodosius Forumu'nun batısında bulunan zafer takı mermerden olup üç tane geçiş koridoru ile kavisli bir yapıya sahiptir. Bugün Ayasofya'nın önünden başlayıp Beyazıt'a doğru giden ana cadde, Bizans döneminde Mese Caddesi olarak anılırdı. Bu yol Zafer Takı'nın içinden geçer, Trakya'ya doğru devam eder ve Balkanları aşardı. İstilalar ve depremler sonucu Zafer Takı ve Tauri Forumu önemli ölçüde zarar görmüştür. Bu görkemli yapılardan günümüze ulaşan kalıntıları Beyazıt Meydanı'nda görebilirsiniz. Beyazıt'a gelip de Sahaflar Çarşısı'na uğramamak olmaz. 15. yy'dan günümüze uzanan Sahaflar Çarşısı İstanbul Beyazıt'ta, Beyazıt Cami'nin sol tarafındaki taşlık kısım ile Kapalıçarşı'ya açılan Sedefçiler Kapısı arasındaki bölgede yer almaktadır. Burada ikinci el kitaplar, el yazmaları, antika ürün satan dükkanlar bulabilirsiniz. Osmanlı kültür mirası olan çarşı, Hakkaklar Çarşısı olarak da biliniyor. Önceden medrese öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılayan sahaf dükkanları, medrese çevresinde bulunuyormuş. 1460'lı yıllarda bu dükkanlara Kapalıçarşı içinde yer tahsis edilmiş ve sahaf dükkanları bir araya toplanmıştır. 1894 yılında yaşanan depremin ardından da bugünkü yerine taşınmıştır. 1950 yılında çıkan bir yangında tamamen yanan çarşı restore edilip betonarme olarak tekrar inşa edilmiştir. Çarşının ortasına da ilk Türk matbaacı İbrahim Müteferrika'nın bir büstü yerleştirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet döneminde (1462-1470) Mimar Sinaüddin Yusuf bin Abdullah'a yaptırılan eser İstanbul'un en meşhur camilerinden biridir. Fatih ilçesindeki Fevzi Paşa Caddesi üzerinde bulunan Fatih Camii, İstanbul'da padişahlar adına yaptırılan selatin camilerin ilkidir. Geniş bir kubbeye sahip olanın caminin iki şerefeli iki minaresi bulunur. Dört tarafını saran geniş avlunun iki ayrı kapısı da ziyaretçilere açıktır. Avlu içindeki kabristanda Fatih Sultan Mehmet başta olmak üzere birçok önemli şahsiyetin türbesi yer almaktadır. Maneviyat dolu bu mekanı İstanbul'da gezilecek tarihi mekanlar listesine kesinlikle yazmalısınız. Pertevniyal Valide Sultan tarafından 1869-1871 yılları arasında yaptırılmış olan bu eser Aksaray'da bulunuyor. Cami mimarının İtalyan Montani Efendi olduğu bilinse de bu bilgi tam olarak kesin değildir. Topkapı Sarayı Arşivi'nde bulunan külliyenin inşaat defterlerinde Montani Efendi'nin ismi geçmezken, Sarkis Balyan ismine yer verildiği görülmektedir. Mektep, kütüphane, karakol, türbe, çeşme ve yedi dükkandan oluşan bir külliyenin parçası olan Pertevniyal Valide Sultan Camii tek kubbeli olarak inşa edilmiş. Caminin tek şerefeli iki minaresi bulunuyor. İstanbul'un en güzel tarihi camilerinden biri olan yapı, farklı dış bezemeleri ve iç süslemeleri ile ön plana çıkıyor. Fatih'te bulunan Yavuz Selim Camii; iki tabhane, hamam, Sultan Selim türbesi, Hafsa Sultan türbesi, şehzadeler türbesi, mektep ve imaretten oluşan külliyenin bir parçası. 1519-1522 yılları arasında inşa edilen Yavuz Selim Camii, Kanuni Sultan Süleyman tarafından babası adına yaptırılmış bir eser. Tabhaneli camilerin son örneği olan bu güzel yapıyı İstanbul gezilecek yerler listenize dahil edebilirsiniz. Sultan III. Mustafa tarafından 1760-1764 yılları arasında yaptırılan Laleli Camii, yine büyük bir külliyenin parçası olarak günümüze kadar ulaşmış bir eser. Cami, imaret, çarşı, dükkanlar, çeşmeler, sebil, türbe, medrese, han ve mumhaneden oluşan yapıda, Sultan Mustafa'nın sohbetlerinden istifade ettiği Laleli Baba'nın türbesi de yer alıyor. Caminin isminin de buradan geldiği bilinmektedir. Külliyenin mimarları Kara Ahmed Ağa ve Mehmed Tahir Ağa'dır. 1782'de çıkan bir yangında yapının bazı dükkanları yanmış ve cami hasar görmüş. Sonraki yıllarda yapılan tadilatlarda Laleli Camii şu anki halini almış. Külliyenin medrese bölümü ise günümüze kadar ulaşamamış. Haliç'in Hasköy semtinde bulunan Rahmi M. Koç Müzesi 1994 yılında ziyarete açılmıştır. 27 bin m 'lik alana yayılan müze üç kısma ayrılır. Birinci kısım açık alandan oluşmaktadır. Bu bölümde otomobil, uçak, gemi ve denizaltı koleksiyonları yer alır. Tarihi Hasköy Tersanesi ve Mustafa V. Koç Binası olarak bilinen diğer iki kısımda ise sanayi, endüstri, ulaşım ve iletişim alanlarında pek çok eser ziyaretçilerin beğenesine sunulmaktadır. İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Fatih'in Vezneciler semtindeki Bozdoğan Kemeri'ne yakın bir konumda bulunan bu eserin eskiden Diakonissa Kilisesi olarak kullanıldığı tahmin ediliyordu. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar, yapının plan ve mimari bakımından o kadar eski bir döneme ait olamayacağını göstermiştir. Öte yandan Fatih Sultan Mehmet'in vakfiyesinde bu kilisenin Akataleptos Manastırı Kilisesi olabileceğinden de bahsedilmiştir. İstanbul'un fetihten sonra camiye çevrilen yapı, kuşatmada göstermiş oldukları azim ve hizmetlerden dolayı Kalenderi tarikatı dervişlerine zaviye olarak tahsis edilmiş. Bu sebeple camiye Kalenderhane ismi verilmiştir. Beyazıt'ta yer alan bu tarihi çarşı hem mimarisi hem de işlek bir ticaret merkezi olması açısından görülmeye değer özellikler taşıyor. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olan çarşıda 4 binden fazla mağaza ve dükkan bulunmaktadır. Kapalıçarşı, 11 ana kapı, 30 han ve onlarca sokağa sahiptir. Kendinizi kaybedeceğiniz bu dünyada her zaman keşfedebilecek yeni bir sokak bulabileceğinizden emin olabilirsiniz. Eminönü'ndeki Valide Sultan Camii'nin hemen yanında yer alan ve L şeklinde bir plana sahip olan Mısır Çarşısı, 1660'lı yıllarda bu cami ile birlikte yapılmıştır. Toplam altı kapısı bulunan Mısır Çarşısı'nda, Haseki Kapısı'nın yer aldığı kısım iki katlıdır. Burası zamanında esnafla halk arasında yaşanan sorunların çözüldüğü bir mahkeme binası olarak da kullanılmıştır. Çarşının uzun ve kısa kollarının kesiştiği alan ise \"dua meydanı\" olarak anılmaktaydı. Parmaklı bir balkon şeklinde tasarlanan bu bölümde bir de ezan köşkü bulunmaktadır. Görevli burada esnafa dua eder ve hayırlı işler dilermiş. Mısır Çarşısı'nda eskiden baharatın yanında çeşitli ilaçlar da satılırdı. Bugün ise çarşıda kuyumcu, aktar ve hediyelik eşya dükkanları yer almaktadır. Eminönü Meydanı'nda bulunan ve III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan adına yaptırılan Yeni Cami'nin temelleri 1597 yılında atılmıştır. III. Mehmet ve Safiye Sultan'ın 1603 yılında vefat etmeleri ile yapımı yarım kalan cami, IV. Mehmet'in annesi Turhan Sultan'ın isteği ile 1660 yılında tamamlanmıştır. Yeni Camii Külliyesi; sıbyan mektebi, sebil, çeşme, türbe ve hünkar kasrından oluşmaktadır. Dış avlusu yol genişletme çalışmaları nedeni ile ortadan kalkmış olan caminin iç avlusunda ise güzel bir şadırvan mevcuttur. Son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarına kadar çinilerle bezelidir. Pencere üstlerinde de hat sanatının en güzel örnekleri yer almaktadır. Kare planlı caminin iki minaresi vardır ve her biri üç şerefelidir. Caminin ibadet mekanı merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Dört adet fil ayağı üzerine oturan bu kubbeyi dört yarım kubbe desteklemektedir. İç mekandaki mihrap ve minber mermerdendir. Yine Eminönü'nde bulunan Gülhane Parkı, Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı'nın bahçesi olarak kullanılıyormuş. 1912 yılında halka açılan alan, ortalama 160 dönümlük genişliğe sahip. Şiirlere, şarkılara konu olmuş Gülhane Parkı'nın içinde yürüyüş yolları, dinlenme alanları ve çocuk parkları mevcut. Parkın içinde bulunan ünlü Gotlar Sütunu'nun ne zaman ve kimler tarafından dikildiği tam olarak bilinmiyor. Fakat ağır basan görüş Romalı bir imparatorun Gotlara karşı kazandığı zafere karşılık bu anıtı yaptırdığı yönünde. Yekpare bir gövdeye sahip olan bu sütun üç basamaklı bir kaide üzerinde yükselmektedir. 15 metrelik eser korinth başlıklıdır. Gülhane Parkı gezinizde burada bulunan tarihi sarnıcı da incelemenizi tavsiye ederiz. Dikdörtgen planlı sarnıcın hangi yapıya ait olduğu bilinmemektedir. 5. yy'a tarihlendirilen sarnıcın ana mekanı 3 dizi dörder sütunla dört nefe ayrılmıştır. Tuğla duvarlı, mermer sütunlu sarnıcın üstü yuvarlak küçük kubbelerle örtülüdür. Edirnekapı surlarının hemen bitişiğinde bulunan Edirnekapı Mihrimah Sultan Külliyesi cami, medrese, bir çifte hamam, büyük bir çarşı, sıbyan mektebi, çeşme ve türbeden oluşmaktadır. Yapılış tarihi tam olarak bilinmeyen külliyenin 1560'lı yıllarda inşa edildiği tahmin ediliyor. Mimar Sinan'ın bu güzel eserini Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan için yaptığı yönünde rivayetler bulunmaktadır. Kariye Camii, Edirnekapı'nın Haliç'e bakan yamacında, kendi adıyla anılan sokakta yer alıyor. Bizans döneminin (6. yy.) önemli manastırlarından olan Khora Kilisesi, İsa'ya adanmış bir yapıdır. Kilisenin içindeki İsa ve Meryem tasvirlerinde Khora kelimesi geçmektedir. Bu nedenle bu kelimeye mistik bir anlam yüklenmiştir. Bazı eski filozoflara göre ise bu kelime tanrının sınırsız olduğunu anlatmaktadır. Chora Manastırı fetihten sonra bir süre boş kalmış, II. Bayezid döneminde Sadrazam Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir. Zeytinburnu'ndaki Yedikule Zindanları ve Müzesi, İstanbul'un görülmeye değer önemli mekanlarından biridir. Burası Bizans zamanında şehre gelen liderleri ve kıymetli konukları karşılamak amacıyla İmparator Theodosius tarafından yaptırılmış bir zafer takıdır. Bir diğer adı \"Altın Kapı\" olan bu yapı, zaman içinde eklenen kuleler ile birleştirilerek yedi kulesi olan bir garnizon haline dönüştürülmüştür. Kalede bulunan kuyu, birçok idam olayına şahitlik ettiği için \"Kanlı Kuyu\" olarak anılmaktadır. Burada gerçekleşen en önemli olay ise Genç Osman'ın 1622'de tahttan indirilip öldürülmesidir. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet dönemi sonrası Osmanlı hazinesi uzun bir süre bu hisarda korunmuştur. Yedikule Zindanları Müzesi restorasyon çalışmaları nedeniyle şimdilik ziyarete kapalı durumda (2021). Yedikule Zindanları'na yakın mesafedeki Samatya Semti de yıllanmış sokakları ve ahşap evleri ile gezginlerin dikkatini çekmektedir. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler bu sokaklara da uğramalılar. Fatih'te, kendi adıyla anılan mahallede bulunan Hırka-i Şerif Camii 1851 yılında, Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır. Hz. Peygamber'in, kendisini ziyarete gelen fakat göremeden geri dönen Veysel Karani'ye hediye ettiği hırka bu camide sergilenmektedir. Zaten caminin yapılış amacı da bu kıymetli eserin muhafaza edilmesidir. Dini günlerde ve bayramlarda ziyaretçi akınına uğrayan bu mekanı siz de İstanbul gezi programınıza dahil edebilirsiniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2009 yılında kurulan Panorama 1453 Tarih Müzesi, Topkapı'ya bağlı Merkez Efendi Mahallesi'nde bulunuyor. 'Dünyanın ilk tam panoramik müzesi' olma unvanına sahip olan mekan, ziyaretçilerine İstanbul'un fethini yeniden yaşatan güzel bir tesis. Panorama 1453 giriş ücretlerini ve Panorama 1453 ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Sultan Abdülmecid döneminde, 1843-1856 yılları arasında yaptırılan Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı Devleti'nin son dönem eserlerinden biridir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında hanedanlık olarak kullanılan yapı, cumhuriyet döneminde ise bir süre Cumhurbaşkanlığı Makamı olarak hizmet vermiş. Sarayın hemen yanında yer alan Dolmabahçe Saat Kulesi ve Dolmabahçe Camii de sarayın önemli parçalarındandır. Atatürk'ün son nefesini verdiği Dolmabahçe Sarayı günümüzde müze olarak ziyaretçilere açık durumda. Dolmabahçe Sarayı giriş ücretlerini ve Dolmabahçe Sarayı ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Beşiktaş'taki Çırağan Caddesi üzerinde bulunan bu saray Sultan Abdülaziz döneminde, 1863-1871 yılları arasında inşa edilmiştir. Sarayın mimarı Balyan ailesinden Sarkis Balyan'dır. Çırağan Sarayı beş bölümden oluşmaktadır. Bunlar Merasim, Mabeyn, Hümayun, Harem ve Veliaht daireleridir. 1910 yılında saray büyük bir yangın geçirmiş ve sadece dört ana duvarı ayakta kalmıştır. Cumhuriyet döneminde saray içinde bulunan yapılar çeşitli kurumlara tahsis edilmiştir. 1980 yılında restore edilerek Devlet Konukevi yapılan sarayın ana binası günümüzde otel olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple sarayı incelemek isteyen ziyaretçiler yapının sadece bir kısmını gezebiliyorlar. Otel Çırağan Palace fiyatları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. Beşiktaş'taki Yıldız Korusu içinde yer alan Yıldız Sarayı, III. Selim'in annesi olan Mihrişah Valide Sultan tarafından yaptırılmış bir eser. Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı Devleti'nin idaresi buradan yürütülmüş. Sarayda şu an çeşitli kültür-sanat etkinlikleri yapılmakta ve II. Abdülhamid'in on binlerce fotoğraftan oluşan arşivi sergilenmektedir. Yıldız Saray Kompleksi içinde ayrıca Büyük Mabeyn Köşkü ve Şale Köşkü isimli iki önemli yapı daha var. Yıldız Sarayı Müzesi giriş ücretlerini ve Yıldız Sarayı Müzesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul siluetinin önemli parçalarından biri olan Ortaköy Camii, Beşiktaş İskelesi ile Kuruçeşme arasında, üç yanı denizle çevrili küçük bir alan üzerinde yer alıyor. Büyük Mecidiye Camii olarak da bilinen yapı, Sultan Abdülmecid döneminde (1854) mimar Nigoğos Balyan tarafından yapılmıştır. Cami, bütün selatin camilerde olduğu gibi Harim ve Hünkar Köşkü'nden oluşmaktadır. Küçük ama estetik bir yapısı olan Ortaköy Camii, eşsiz boğaz manzarası ile İstanbul'un en güzel camilerinden biridir. Bir Osmanlı kalesi olan Rumelihisarı, İstanbul Boğazı'nın Avrupa yakasında, boğazın en dar kesiminde, Anadoluhisarı'nın tam karşısında yer alıyor. Fatih Sultan Mehmet tarafından boğazı kontrol etmek amacıyla yaptırılmış olan bu hisar Boğazkesen Hisarı, Yenihisar, Yenicehisar, Yeni Kale ve Nikhisar gibi adlarla da anılıyor. Bir dönem siyasi suçlular için hapishane olarak kullanılan Rumelihisarı zaman zaman büyük hasarlar almış olsa da, onarılarak günümüze kadar sağlam şekilde ulaşmayı başarmış. Çeşitli açık hava konserlerine ev sahipliği yapan Rumelihisarı'nı Avrupa Yakası gezinize dahil edebilirsiniz. Rumeli Hisarı giriş ücretlerini ve Rumeli Hisarı ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Geçmiş dönemlerde Feridun Bahçeleri olarak bilinen Emirgan Korusu, konum olarak şehrin en nezih yerinde bulunuyor. Masmavi İstanbul Boğazı'nın hemen kıyısından başlayan korunun yemyeşil ağaçları, çiçekleri ve sincapları ziyaretçilerine mutlu anlar yaşatıyor. Mekanın içinde 3 tane de tarihi köşk bulunuyor. Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk isimli bu yapılar koruya ayrı bir güzellik katıyor. Günümüzde bu mekanlar restoran olarak hizmet vermekte. İstanbul gezinizde Emirgan'da bir mola vererek doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Sarıyer Emirgan'da bulunan Sakıp Sabancı Müzesi, 2002 yılından bu yana hizmet veriyor. Mısır Prensi Mehmed Ali Hasan tarafından 1925 yılında yazlık olarak yaptırılan bu bina, 1951 yılında Sabancı ailesi tarafından satın alınmış. Bir dönem Sakıp Sabancı'nın konut olarak kullanıldığı bu mekan 1998 yılında Sabancı Üniversitesi'ne bağışlanmış ve sonrasında müze haline getirilmiş. Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu, Mobilya ve Dekoratif Eserler Koleksiyonu, Abidin Dino Arşivi gibi geniş bir yelpazeye sahip Sakıp Sabancı Müzesi'ni gezi programınıza dahil edebilirsiniz. Sakıp Sabancı Müzesi giriş ücretlerini ve Sakıp Sabancı Müzesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Beşiktaş İskele Meydanı'ndaki Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi'nin hemen yanında yer alan müze, denizcilik alanında Türkiye'nin en büyüğü, dünyanın ise sayılı müzelerinden biridir. İlk olarak Binbaşı Süleyman Nutki'nin gemi parçaları ve silahlardan oluşturduğu koleksiyonların 1897 yılında sergilenmesi ile hizmete başlayan yapı, günümüze kadar genişleyerek bugünkü haline ulaşmıştır. Müzenin girişinde ve üst katında Türk denizcilik tarihinin önemli şahsiyetlerinin büstleri yer alıyor. İkinci katta ise Osmanlı ile Türkiye Cumhuriyeti dönemi donanmalarına ait eserler ve dalgıçlık tarihine yönelik koleksiyonlar bulunuyor. İstanbul Deniz Müzesi giriş ücretlerini ve İstanbul Deniz Müzesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul'da, Karaköy ile Tünel arasında konumlanan Galata surlarının baş kulesi. Bizans döneminde inşa edilen Galata Kulesi farklı kaynaklarda Megalos Pyrgos veya Christea Turris olarak da geçer. 16. yy'da Kasımpaşa Tersanesi'nde çalıştırılan tutsakların zindanı olarak kullanıldığı rivayet edilmektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde Hezarfen Ahmet Çelebi'nin bu kuleden Üsküdar'a uçtuğu anlatılmaktadır. Yangın ve deprem gibi felaketlerle çok defa yıkılan kule, birçok kez yeniden inşa edilmiş ve tadilat görmüştür. İstanbul manzaralarının olmazsa olması olan Galata Kulesi, güzel bir şehir seyri için de ziyareti hak ediyor. Galata Kulesi giriş ücretlerini ve Galata Kulesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Beyoğlu ilçesinde bulunan Galata Mevlevihanesi, 1491 yılında İskender Paşa tarafından kurulmuştur. Mekanın bilinen bir diğer adı Kulekapısı Mevlevihanesi'dir. Zaman içinde yapılan çeşitli ek binalar, doğal afetler sonucunda oluşan tahribatlardan sonra yapılan onarımlar ve cumhuriyet döneminde yıkılan kısımlar neticesinde yapı günümüzdeki halini almıştır. Cumhuriyet döneminde kapatılan bu yapının bir kısmı halkevi, bir kısmı karakol olarak kullanılmıştır. 2008-2011 yılları arasında geniş bir restorasyon çalışmasından geçen mekan, bu tarihten sonra Galata Mevlevihanesi Müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Galata Mevlevihanesi giriş ücretlerini ve Galata Mevlevihanesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Taksim Meydanı, yerli ve yabancı turistlerin 7 gün 24 saat boyunca ziyaret ettiği, İstanbul'un en işlek noktalarından biridir. İstiklal Caddesi'ne yakınlığı, metro-otobüs hatlarının üzerinde bulunması ve çevresinde çok sayıda otele ev sahipliği yapması buranın cazibesini artıran etkenler. Ayrıca meydanın ortasında bulunan Taksim Cumhuriyet Anıtı da turistlerin fazlasıyla ilgisini çekmektedir. İstanbul'un en işlek caddelerinden biri olan İstiklal, Taksim Meydanı'ndan başlayıp Tünel'e kadar uzanan, 24 saat boyunca hareketliliğin hiç azalmadığı bir mekan. Çeşit çeşit dükkanları, kafe ve restoranları, hediyelik eşya satan mağazaları, kitapçıları, sokak sanatçıları, dilencileri, tramvayı, simitçileri, tarihi yapıları, ticari hanları, antikacıları, sinema ve tiyatro salonları, buluşanları, ayrılanları, gülenleri, ağlayanları ile İstiklal Caddesi, İstanbul'un en kozmopolit duraklarından biridir. İstanbul seyahatinizde bu caddede keyifli bir yürüyüş yapmayı ihmal etmeyin. Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde bulunan bu heybetli tarihi yapı, şehrin önemli eserlerinden biri. İtalyan Mimar Giulio Mongeri'nin neo-gotik üslupta inşa ettiği kilisenin yapılış hikayesi 13. yy'a kadar uzanıyor. Ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz St. Antuan Kilisesi'nde haftanın belirli günleri farklı dillerde programlar da yapılıyor. St. Antuan Kilisesi ziyaret günlerini ve ayin saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Beyoğlu ilçesinde bulunan İstanbul Modern, ülkemizin ilk modern ve çağdaş müzelerinden biri. 2004 yılında kurulan müzede çeşitli fotoğraflar, mimari tasarımlar, sinema-tv alanlarındaki üretimler ve farklı sanatsal çalışmalar sergileniyor. Modern sanata ilgisi olanlar, İstanbul'un en iyi müzelerinden biri olan İstanbul Modern'i gezi listelerine eklemeliler. İstanbul Modern giriş ücretlerini ve İstanbul Modern ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. 2005 yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından yaptırılan bu müze, Beyoğlu'nun Tepebaşı semtinde yer alıyor. Burada Oryantalist Resim, Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri ile Kütahya Çini ve Seramikleri koleksiyonlarını yakından inceleme şansına sahip olabilirsiniz. Öte yandan Pera Müzesi'nde Jean Dubuffet, Josef Koudelka, Akira Kurosawa, Pablo Picasso, Frida Kahlo, Diego Rivera ve Goya gibi meşhur sanatçıların çalışmalarını da görebilirsiniz. Pera Müzesi giriş ücretlerini ve Pera Müzesi ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Eyüp merkezde, Haliç sahiline yaklaşık 100-200 metre mesafede bulunan Eyüp Sultan Camii ve Türbesi, İstanbul'un en çok ziyaretçi çeken manevi ziyaretgahlarından biri. Eyüp Sultan Camii ilk olarak 1458 yılında yapılmıştır. Bir deprem felaketinde büyük hasar gören yapı, 1800'lü yıllarda sıfırdan yeniden inşa edilmiştir. Sonraki yıllarda da çeşitli onarım ve düzenlemeler yapılan cami bugünkü güzel tasarımına kavuşmuştur. Eyüp Sultan Camii'nin avlusunda seçkin sahabilerden Ebu Eyyub el-Ensari'nin kabri bulunuyor. Bu nedenle bu mekanın İslam toplumunda oldukça önemli bir yeri vardır. Öyle ki dini gün ve gecelerde cami içinde yer bulmak neredeyse olanaksızdır. Pierre Loti Tepesi, Haliç'in güzelliklerini kuş bakışı seyretmek isteyenler için mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Haliç'e nazır bu tepe ismini 1876 yılında İstanbul'a yerleşen ve sık sık bu tepedeki kıraathaneye gelen Fransız yazar Julien Viaud'dan almış. Buraya Eyüp Sultan Camii'nin hemen yanından başlayan dik yokuşu tırmanarak çıkabileceğiniz gibi teleferikle de ulaşabilirsiniz. Pierre Loti'deki kafelerde çayınızı, kahvenizi yudumlarken kuş sesleri arasında eşsiz manzaranın tadını çıkartabilirsiniz. Yine Haliç kıyısında bulunan bu park, büyük çoğunluğu ülkemizde yer alan önemli yapıların minyatürlerinin sergilendiği bir mekan. Yaklaşık 60 bin m 'lik alana yayılmış olan Miniatürk, hem yetişkinlerin hem de çocukların eğlenceli vakit geçirebileceği bir tesis. Mekanın giriş kısmında ayrıca bir çocuk parkı, restoran ve mescit de yer alıyor. Miniatürk giriş ücretleri ve Miniatürk ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Sarıyer ilçesinde bulunan bu doğal park, 300 hektarlık alana yayılmış bir ağaç müzesi. 1949 yılında düzenlenmeye başlanan bu güzel alan, yaklaşık 30 yılda tamamlanmış. Atatürk Arboretumu içinde ateş, mangal-semaver yakmak ya da piknik gibi faaliyetler yapmak yasak. Mekanda sessizlik ve huzur hakim diyebiliriz. Burada koruma altına alınmış yüzlerce ağaç türünü güzel bir doğa yürüyüşü eşliğinde inceleyebilirsiniz. Atatürk Arboretumu giriş ücretlerini ve Atatürk Arboretumu ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Eyüp'e bağlı Yeşilpınar Mahallesi'nde bulunan bu eğlence merkezi ilk olarak Vialand ismiyle kurulduğu için daha çok bu isimle anılıyor. İçinde büyük bir AVM'nin de yer aldığı mekanda Roller Coaster, Adalet Kulesi, Çılgın Nehir, King Kong ve Viking gibi onlarca farklı oyun aktivitesi bulunuyor. İstanbul gezisine biraz da heyecan katmak isteyenler için İsfanbul Eğlence ve Yaşam Merkezi kaçırılmaz bir fırsat. İsfanbul Tema Park giriş ücretlerini ve İsfanbul Tema Park ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul'un nadir ormanlarından biri Belgrad Ormanı.. Betonlarla kapatılmış bu güzel şehrin içindeki yeşil alanların gün geçtikçe azalıyor olması, Belgrad gibi ormanların değerini daha da artıyor haliyle. Ortalama 5500 hektarlık bir alana yayılan orman içinde yer yer piknik alanları, koşu ve yürüyüş parkurları ile çeşitli kafeler bulunuyor. İstanbul'un yorucu şehir yapısından bir süreliğine uzaklaşmak isteyenler için Belgrad Ormanı güzel bir seçenek. # Aynalıkavak Kasrı : Haliç kıyısında, Kasımpaşa ile Hasköy arasında yer alan bu Osmanlı eseri, Sultan III. Ahmed döneminde Tersane Sarayı olarak bilinen eski binanın yerine yaptırılmıştır. Şehrin en büyük saraylarından biridir. Tersane Sarayı'ndan günümüze ulaşan tek bölüm olan Aynalıkavak Kasrı'nı şu an müze olarak ziyaret edebilirsiniz. # Azapkapı Camii : Bu eser Unkapanı Köprüsü'nün başında, tersane kapısının tam karşısındadır. Azapkapı Camii, Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı için padişahın ismiyle de anılır. Ünlü yapının mimarı ise Mimar Sinan'dır. Konumu nedeniyle caminin iç ve dış avlusu yoktur. 1986 yılında gerçekleştirilen çevre düzenlemesiyle bu görkemli eser daha belirgin bir biçimde açığa çıkmıştır. # Binbirdirek Sarnıcı : Sultanahmet Camii ile Çemberlitaş arasında bulunan bu sarnıç, Bizans döneminde yapılan en büyük sarnıçlardan biridir. Senatör Philoksenos tarafından yaptırıldığı tahmin edildiğinden, eser onun adıyla da anılır. Bulunan birçok kalıntı, sarnıcın Lausus Sarayı ile bağlantılı olduğunu göstermektedir. Sarnıçta bulunan 224 sütundan 212 tanesi günümüze kadar sağlam şekilde ulaşmıştır. # Bodrum Mesihpaşa Camii : İstanbul Laleli'de bulunan Myrelaion Manastırı, 8. yy'da burada bulunan bir kilise yıkıntısı üzerine kurulmuştur. I. Romanos Lekapenos buraya önce özel bir saray yaptırmış, sonra da burayı manastıra dönüştürmüştür. İmparator, karısı ve oğlu manastırın bodrum katındaki aile mezarlığına gömülmüşlerdir. Manastırın sadece bir duvar parçası günümüze kadar sağlam şekilde gelebilmiştir. Kilise ise II. Bayezid'in sadrazamı Mesih Paşa tarafından camiye çevrilmiştir. # PTT İstanbul Müzesi: Eminönü'nde bulunan PTT İstanbul Müzesi, Tarihi Mısır Çarşısı ile Yeni Cami'ye yakın bir konumdadır. Müze; Posta Telgraf Telefon ve Pul Koleksiyonu bölümlerinden oluşmaktadır. 3200 m alana sahip yapı 4 katlı olup, çini işlemeciliği ve Osmanlı mimarisi ile dikkat çekmektedir. Müzenin Posta bölümünde posta hizmetlerinde kullanılan araç gereçler, posta çantaları, posta kutuları sergilenmektedir. Telefon ve Telgraf bölümlerinde, ilk defa 9 Eylül 1855 yılında Edirne-Şumnu arasına çekilen ilk telgraf hattı, telgraf cihazları, manuel ve otomatik telefon santralleri bulunmaktadır. Pul bölümünde ise Osmanlı Devleti'nden günümüze çeşitli pullar yer almaktadır. PTT İstanbul Müzesi aynı zamanda İstanbul Avrupa Yakası PTT Başmüdürlüğü olarak hizmet vermektedir. # Rüstem Paşa Cami: Tarihi yapı, Tahtakale Hasırcılar Caddesi'nde bulunuyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı Sadrazam Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan caminin yapılış tarihi ise 1555-1561 yıllarıdır. Mimar Sinan için bu caminin ayrı bir önemi vardır. Çünkü kendisi ilk defa sekiz dayanaklı kubbe mimarisini Rüstem Paşa Camii'nde denemiştir. Merkezi planlı caminin alt kısmına depolar ve dükkanlar inşa edilmiştir. Dikdörtgen planlı caminin ana kubbesi dört fil ayağı üzerine oturtulmuştur. İç mekan geometrik ve bitki motifli İznik çinileri ile süslüdür. Caminin sağında bulunan minaresi tektir ve bir şerefelidir. # İmrahor İlyas Bey Cami: Yedikule ve Samatya arasındaki ana caddenin arkasında yer alan yapı, İstanbul'daki Bizans ibadethanelerinin en eskilerindendir. Yapının Konsül Studios tarafından, 450-460 yılları arasında Vaftizci Yahya'ya ithafen yaptırıldığı tahmin ediliyor. # Kumkapı: Marmara Denizi kıyısında, Ahırkapı ile Yenikapı arasında bulunan Kumkapı, İstanbul Avrupa Yakası'nın renkli semtlerinden biridir. Günümüzde daha çok meyhaneleriyle ünlü olsa da, Kumkapı semti sınırları içinde ve yakınlarında gezilip görülecek birçok tarihi yapı da bulunuyor. Örnek verecek olursak; Türkiye Ermenileri Patrikliği, Surp Vortvots Vorodman Kilisesi, Bezciyan Ermeni Okulu, Tavaşi Süleyman Ağa Camii, Nişancı Mehmet Paşa Camii, Kumkapı Ayia Panayia Elpida Rum Ortodoks Kilisesi ve Aya Kiryaki Kilisesi bu önemli yerlerden bazılarıdır. # Nuruosmaniye Camii: Çemberlitaş Kapalı Çarşı girişinde bulunan bu cami; medrese, imaret, kütüphane, türbe, sebil, çeşme ve dükkanlardan oluşan bir külliyenin parçasıdır. Cami inşasına 1749 yılında, Sultan I. Mahmud döneminde başlanmıştır. Fakat I. Mahmud'un vefatı sebebiyle yapı 1755 yılında, 3. Osman döneminde bitirilmiştir. Cami, planı ve bezemesiyle Türk barok üslubunun ilk büyük örneklerinden biridir. Kemerlerle yükselen caminin mimarı Simon Kalfa'dır. # Fethiye Camii: Fatih Çarşamba'dan Haliç'e doğru inen yamaçta bulunan Fethiye Camii'nin binası esasında Pammakaristos Manastırı'nın kilisesidir. 13. yy. sonlarında Mihail Glabas tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. İstanbul'un fethinden sonra Pammakaristos Manastırı ve Kilisesi, yüz yılı aşkın bir süre patriklik merkezi olarak işlev görmüştür. Yapı, Sultan III. Murad zamanında Fethiye ismi ile camiye dönüştürülmüştür. Camiye dönüştürülürken yapının apsis kısmı yıkılmış, yerine kıbleye dönük bir mihrap yerleştirilmiştir. Batı tarafına da bir medrese eklenmiştir. Günümüze kadar sağlam şekilde ulaşmış olan Fethiye Camii'nin kubbe ve duvarlarında 14. yy'a ait mozaikler yer almaktadır. # Haliç: İstanbul gezinizin hakkını vermek istiyorsanız, en az bir gününüzü Haliç'e ayırmanızı tavsiye ederiz. İstanbul'un önemli simgelerinden biri olan Haliç, doğal güzellikleri ve tarihi eserleri ile ziyaretçilerine unutulmaz anlar yaşatan bir bölgedir. Girinti ve çıkıntıları ile bir baştan bir başa 8 km'lik uzunluğa sahip olan Haliç, akarsu vadisinin tektonik hareketler sonucu kırılması ve boğaz sularının buraya dolması ile oluşmuştur. İstanbul Avrupa Yakası'nı ikiye ayıran bir iç liman olan Haliç, coğrafi konumunun yanında doğal liman olmasıyla da tarih boyunca önemini her daim korumuştur. Burası verimli toprakları ve tatlı su kaynakları ile geçmişten günümüze bereketin sembolü Altın Boynuz ismi ile de anılmaktadır. # Molla Zeyrek Camii : Molla Zeyrek Camii, Bizans dönemi yapısı Pantokrator Manastırı'nın kilisesi olup, Fatih'in Zeyrek semtinde yer almaktadır. Yapının inşasına 1124 yılında başlanmış, 1136 yılında da bitirilmiştir. Üç yapıdan meydana gelen kompleksin kuzeyinde eskiden Şefkatli Meryem'e adanmış bir kilise vardı. Bunun yanında da Baş Melek Mikael'e ithaf edilmiş bir mezar şapeli bulunuyordu. Komninos Hanedanlığı'ndan birçok isim bu şapele gömülmüşlerdir. Latin istilası sırasında Katolik Haçlılar tarafından el konulan ve yağmalanan manastır, bir takım sürgün olaylarına da ev sahipliği yapmıştır. Meryem'e ithaf edilen kilise de kapalı Yunan Haçı planında olup, güneyindeki kilisenin küçük bir kopyasıdır. Fetihten sonra yapı camiye çevrilmiştir. Manastır odaları da Fatih Medresesi yapılıncaya kadar medrese olarak kullanılmıştır. Cami adını medresenin müderrislerinden olan Molla Zeyrek'ten almıştır. - Ahi Çelebi Camii - Ahrida Sinagogu - Arap Camii - Atik Mustafa Paşa Camii - Caferağa Medresesi - Cerrah Mehmed Paşa Camii - Fener Rum Patrikhanesi - Gül Camii - Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Camii - Piyale Paşa Camii - Şehzade Camii - Yahya Efendi Türbesi - Baba Cafer Zindanı - Bozdoğan Kemeri - Bayıldım Kasrı - Esma Sultan Yalısı - Ihlamur Kasrı - Maslak Kasırları - Sepetçiler Kasrı - Siyavuşpaşa Kasrı - Tekfur Sarayı - Tophane Kasrı - Acemoğlu Hamamı - Ağa Hamamı - Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı - Cağaloğlu Hamamı - Çemberlitaş Hamamı - Galatasaray Hamamı - Gedikpaşa Hamamı - Kılıç Ali Paşa Hamamı - Mihrimah Sultan Hamamı - Süleymaniye Hamamı - Beyazıt Kulesi - Laleli Taşhan - Aşiyan Müzesi - Beşiktaş JK Müzesi - Büyük Saray Mozaikleri Müzesi - Doğançay Müzesi - Florya Atatürk Deniz Köşkü - Galatasaray Stadyum Müzesi - Halı Müzesi - Harbiye Askeri Müzesi - Hilmi Nakipoğlu Fotoğraf Makineleri Müzesi - Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi - İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi - İstanbul Demiryolu Müzesi - İstanbul Sağlık Müzesi - İtfaiye Müzesi - Jale Kuşhan Balmumu Heykel Müzesi - Madame Tussauds İstanbul Müzesi - Marmara Üniversitesi Cumhuriyet Müzesi ve Sanat Galerisi - Masumiyet Müzesi - Pelit Çikolata Müzesi - Sadberk Hanım Müzesi - Santralistanbul - Saray Koleksiyonları Müzesi - Şair Adam Mickiewicz Müzesi - Şişli Atatürk Müzesi - Türkiye İş Bankası Müzesi - Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi - Yeşilköy Havacılık Müzesi - 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi - Bahçeşehir Gölet Parkı - Bakırköy Botanik Parkı - Baltalimanı Japon Bahçesi - Bayrampaşa Şehir Parkı - Bebek Parkı - Beşiktaş Abbasağa Parkı - Beylikdüzü Yaşam Vadisi - Çatalca Antikköy Tesisleri - Çilingoz Tabiat Parkı - Göktürk Göleti Mesire Yeri - Kuruçeşme Cemil Topuzlu Parkı - Maçka Demokrasi Parkı - RönePark Yeşilköy - Sultangazi Mimar Sinan Kent Ormanı - Ulus Parkı - Yıldız Parkı - Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi - 15 Temmuz Şehitler Hatıra Ormanı - Cevahir AVM / Şişli - Forum İstanbul / Bayrampaşa - Galleria AVM / Ataköy - İstinye Park / Sarıyer - Kanyon / Levent - Mall of İstanbul / İkitelli - Marmara Forum / Bakırköy - Marmarapark / Esenyurt - Torium AVM / Esenyurt"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/istanbul-tarihi-camiler/", "text": "İstanbul'un tarihi camileri, her biri ayrı güzelliğe ve özelliğe sahip muazzam eserlerdir. Manevi atmosferi ile ziyaretçilerine huzur veren bu eserlere özellikle Tarihi Yarımada'daki her mahallede, hatta yer yer her sokakta rastlamak mümkün. Şehirdeki bu görkemli camilerin bir kısmı İstanbul'un fethinden sonra, farklı Osmanlı padişahları zamanında sıfırdan inşa edilmiş. Bir kısmı ise yine fetihten sonra, kiliseden camiye dönüştürülerek günümüze kadar ulaşmış. İstanbul'daki tarihi camilerin hepsinin farklı bir önemi var. Fakat kentteki her bir camiyi ayrı ayrı ele almak, yüzlerce sayfa yazı demek olur. Bu nedenle bu başlık altında sadece belli başlı camilerimizi listeleyeceğiz. İşte İstanbul'un en güzel tarihi camileri.. - Ayasofya Camii - Sultanahmet Camii - Süleymaniye Camii - Küçük Ayasofya Camii - Bayezid Camii - Fatih Camii - Pertevniyal Valide Sultan Camii - Yavuz Sultan Selim Camii - Gül Camii - Arap Camii - Fethiye Camii - Laleli Camii - Kalenderhane Camii - Yeni Camii - Mihrimah Sultan Camii - Edirnekapı Camii ve Külliyesi - Kariye Camii - Hırka-i Şerif Camii - Ortaköy Camii - Eyüp Sultan Camii - Şemsi Paşa Camii - Çinili Camii - Cerrah Mehmed Paşa Camii - Piyale Paşa Camii - Dolmabahçe Camii - Ahi Çelebi Camii - Osman Ağa Camii - Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Camii - Nuruosmaniye Camii - Rüstem Paşa Camii - Şehzade Camii - Zeyrek Camii İlk olarak 324 yılında yapımına başlanan Ayasofya, tamamlandıktan bir müddet sonra yaşanan çeşitli ayaklanmalar ve yangınlar neticesinde yıkılır. Yıkılan yapının yerine yeni bir kilise yapılsa da, sonraki yıllarda bu yapı da yıkılır. Ve nihayet 532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde, günümüze kadar ulaşmayı başarmış olan şu anki yapı inşa edilir. 1453 yılında İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet, şehrin en büyük ve en ünlü Bizans kilisesi olan Ayasofya'yı camiye çevirir. Ayasofya'nın duvarları, kubbe ve kemerleri tuğladan; ayakları ve hatılları kesme taştan inşa edilmiş. Sütunları, başlık ve kaplamaları renkli mermerden yapılmış. Camiye dönüştürüldükten sonra Ayasofya'ya, genel yapı bozulmadan minare ve medrese ilave edilmiş. Ayasofya, yapıldığı tarihten günümüze kadar dünyanın en önemli yapılarından biri olma özelliğini hep korumuştur. İstanbul'da gezilecek tarihi camiler listesinin ilk sırasına bu muazzam eseri ekleyebilirsiniz. Ayasofya Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. # Tavsiye: Ayasofya Camii'ne çok yakın konumda bulunan Yerebatan Sarnıcı, Topkapı Sarayı ve Aya İrini Kilisesi'ni de gezi rotanıza dahil edebilirsiniz. Yurt dışında Blue Mosque ismiyle bilinen Sultanahmet Camii, İstanbul'daki camilerin en güzellerinden biridir hiç şüphesiz. Altı minaresi ile geniş bir alana kurulan Sultanahmet, esasında büyük bir külliye olarak inşa edilmiş. Sultan I. Ahmet döneminde, 1609-1616 yılları arasında yapılan bu görkemli eserin mimarı ise Sedefkar Mehmet Ağa'dır. Sultanahmet Camii'nin hem avlusu, hem iç yapısı, hem de dış mimarisi incelemeye değer detaylarla dolu. Caminin içinde 20 binden fazla İznik çinisi olduğu biliniyor. Bu çiniler ağırlıklı olarak mavi renkte olduğu için yabancılar Sultanahmet'e Mavi Cami ismini vermişler. 6 minaresi ve 16 şerefesi olan camiyi tam anlamıyla incelemek için bir saatten uzun zaman ayırmak şart. Özellikle Cuma günlerinde ve dini bayramlarda Sultanahmet Camii ziyaretçi akınına uğruyor. Ziyaret tarihinizi belirlerken bu detayı göz önünde bulundurabilirsiniz. Sultanahmet Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. İstanbul'un Süleymaniye semtinde yer alan eser, Kanuni Sultan Süleyman'ın 1550-1557 yılları arasında Mimar Sinan'a yaptırdığı, Osmanlı döneminin en önemli selatin külliyelerinden biridir. Dönemin belgelerinden bu külliyenin yapımı için tüm devlet örgütlerinin seferber edildiği, dünyanın dört bir yanından getirilen çeşitli gereçlerden yararlanıldığı ve geniş bir usta/sanatçı kadrosuyla çalışıldığı öğrenilmektedir. Evliya Çelebi, külliyenin bin kubbeyle örtülü olduğunu ve yapımında üç bin kişinin görevli bulunduğunu yazmıştır. Süleymaniye Camii, kente hakim en yüksek tepelerden birine, çevreyle çok uyumlu bir biçimde inşa edilmiştir. Sokaklarla camiden ayrılan öteki yapılar da bölgede ahenkli bir hat meydana getirirler. Cami, İstanbul Boğazı ve Haliç'e bakan eşsiz bir şehir manzarasına sahiptir. Özellikle gün doğumu ve gün batımı saatlerinde Süleymaniye'den İstanbul manzarasını izlemelisiniz. Süleymaniye Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Burası da tıpkı Ayasofya-i Kebir Camii gibi İmparator Justinianus ve eşi Thedora tarafından yaptırılmış bir kilise. Fakat bu bina büyük Ayasofya'dan 10 yıl önce yani 527 yılında inşa ediliyor. 1497 yılında (başka bir bilgiye göre 1504), II. Bayezid zamanında eser genel yapısı bozulmadan camiye çevriliyor. Hem Ayasofya gibi camiye çevrilmesi hem de Justinianus döneminde yaptırılmış olması sebebi ile Küçük Ayasofya olarak isimlendirildiği tahmin ediliyor. Fatih ilçesinin Küçük Ayasofya semtinde bulunan Küçük Ayasofya Camii'nin maneviyat dolu çok şirin bir de avlusu var. Bu nostaljik ortamda bir çay molası verebilir ve hediyelik eşyaların satıldığı küçük çarşıdan alışveriş yapabilirsiniz. Küçük Ayasofya Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. İstanbul'un Fatih ilçesinde, Beyazıt Meydanı'nda bulunan bu cami, II. Bayezid tarafından 1501-1506 yılları arasında kendi adına yaptırılmış. Haziresinde Yıldırım Bayezid'in türbesi de bulunan tarihi yapı İstanbul'daki en eski ikinci, ama orijinalliğini hala koruyan birinci selatin camisidir. . Osmanlı klasik dönem mimarisinin erken dönem eserlerinden biri olan Beyazıt Camii'nin mimarı konusunda muhtelif bilgiler mevcut. Tahminler arasında Mimar Hayrettin, Mimar Kemaleddin ve Yakup Şah bin Sultan Şah gibi isimler bulunuyor. Gerek dış yapısı ve avlusu, gerekse iç mimarisi ile ziyaretçilerini büyüleyen bu güzel eseri görmeden İstanbul'dan ayrılmayın. Bayezid Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1462-1470 yılları arasında bugünkü Fatih semtinde yaptırılan Fatih Cami, fetih sonrası inşa edilen ilk külliye örneklerinden biridir. Doğu Roma İmparatorluğu'nun Havariyyun Kilisesi kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. 1766'da yaşanan depremin ardından neredeyse tamamı yıkılan cami, III. Mustafa zamanında, 1771 yılında barok üslubunda tekrardan yapılandırılmıştır. Çok geniş bir arazi üzerine kurulan Fatih Külliyesi; cami, türbeler, medrese, kütüphane, imaret, kervansaray, mektep, konukevi, darüşşifa ve hamamdan oluşmaktadır. Fatih Camii'nin ilk inşasından günümüze medreseler, şadırvan, taç kapı, mihrap, avlunun üç duvarı ve minarelerin birinci şerefelerine kadar olan kısımları gelebilmiştir. Külliyenin konukevi, hamam ve çarşı bölümleri yıkılmıştır. Medreseler avluyu üç taraftan kuşatmıştır. Toplam 16 medreseden 8 tanesi günümüze ulaşmıştır. Caminin son cemaat yerinde yer alan çiniler de orijinalliğini korumaktadır. Fatih Camii'nin hazire kısmında Fatih Sultan Mehmet ve eşi Gülbahar Sultan, I. Abdülhamit'in eşi Nakşıdil Sultan, Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa ile Osmanlı Devleti'nin son döneminde görev yapmış bazı padişah ve devlet adamlarının türbeleri yer almaktadır. Bir dönem batılılaşma ve kalkınma adı altında, anlamsız bir şekilde uygulamaya konulan Türkçe ezanın ilk denemesi 29 Ocak 1932 tarihinde bu camide yapılmıştır. Halbuki bir milletin kalkınması ve yükselmesi kendi değerlerini, dinini, kültürünü, geleneklerini yok ederek değil; ancak akılla, ilimle, bilimle ve ahlakla olabilir. Tarih ve tarihi eserler, kültür ve gelenekler bir milletin geleceğe miras bıraktığı en kıymetli hazinedir. Fatih Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. II. Mahmud'un eşi ve Sultan Abdülaziz'in annesi olan Pertevniyal Valide Sultan tarafından yaptırılan bu tarihi cami, Aksaray ilçesindeki Aksaray Meydanı'nda bulunuyor. Cami, hem dış hem de iç tasarımı ile İstanbul'un diğer tarihi camilerden farklı bir mimariye sahiptir. Caminin mimari üslubu genel olarak Çırağan Sarayı'na benzer bir yapıdadır. Hint ve Türk mimarilerinin karışımı olarak tasarlanan Pertevniyal Valide Sultan Camii'de Gotik mimarlık üslubu da ön plana çıkmıştır. 1871 tamamlanıp, günümüze kadar güzelliğini koruyan bu sanat harikasını İstanbul'da gezilecek tarihi camiler listesine kesinlikle eklemelisiniz. Pertevniyal Valide Sultan Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Kanuni Sultan Süleyman'ın, babası Yavuz Sultan Selim adına yaptırmış olduğu bu cami Fatih ilçesi, Yavuz Selim Mahallesi'nde bulunuyor. Bir rivayete göre caminin yapımına Yavuz Sultan Selim'in emri ile başlanıyor. Yavuz Selim döneminde bitirilemeyen yapı Kanuni döneminde tamamlanıyor. Kanuni, babasına olan saygısından dolayı camiye Yavuz Selim ismini veriyor. 1522 yılında tamamlanan külliyenin türbe, imaret, mektep, medrese, hamam ve darüşşifa gibi bölümleri de bulunuyor. Yavuz Selim Camii mimarının Mimar Acem Ali olduğu tahmin ediliyor. Tarihi Yarımada'nın yüksek bir konumuna kurulmuş olan caminin benzersiz bir İstanbul manzarası var. Yavuz Sultan Selim Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Haliç Ayakapı'da bulunan Gül Camii, Bizans döneminden kalma bir eser. İstanbul'da camiye çevrilen kiliselerden biri. Eski adının \"Theodosia Kilisesi\" olduğu tahmin ediliyor. II. Selim döneminde (1566-1574) Hasan Paşa tarafından camiye dönüştürülen kilisede yan cepheler, ana kemerler ve kubbe klasik Türk mimarisi ile yeniden inşa edilmiş. Gül Camii'nin iç duvarlarında Bizans dönemine ait hiç bir süsleme bulunmuyor. Bu ihtişamlı eseri İstanbul'da gezilecek camiler listesine kesinlikle yazmalısınız. Gül Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Arap Camii, Emevi Kumandanı Mesleme b. Abdülmelik'in 716-717 yıllarında İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı bir camii olarak bilinse de bu bilginin aslı yoktur. Doğrusu şu şekildedir: San Paolo/San Domenico adına inşa edilen bir kilise olan bu yapı, İstanbul'un fethi sonrası Fatih Sultan Mehmet'in emri ile camiye dönüştürülmüştür. Yani, 'İstanbul'un en eski camisi Arap Camii'dir' şeklinde yayılmış olan bilgi yanlıştır. Beyoğlu'nda yer alan Arap Camii'nin minaresinin altında bir geçit bulunuyor. Bu geçitte görülen tuğla duvarlar orijinal hali ile Bizans dönemine ait. Caminin yapısı dikdörtgen planlı, dar ve uzundur. Sultan III. Mehmed (1595-1603) zamanında restore edilen caminin son cemaat yeri ise 1913 yılında Arap mimarisi üslubunda tasarlanmıştır. Arap Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. İlk olarak Theotokos Pammakaristos Manastırı'nın bir parçası olarak inşa edilen bu yapı, İstanbul'un fethinden yıllar sonra camiye çevrilmiş bir eser. Kilise, Fatih Sultan Mehmet döneminde patrikhane olarak kullanılmış, III. Murad döneminde (1574-1595) Gürcistan ve Azerbaycan'ın fethi anısına camiye dönüştürülmüş. Patrikhane ise önce Aya Dimitri Kilisesi'ne, daha sonra Aya Yorgi Kilisesi'ne taşınmıştır. Fethiye Camii'nin kitabesine göre yapı 1846 yılında restore edilmiş ve minaresi yeniden yapılmış. 1936-1938 yılları arasında tekrar restore edilen Fatih'teki bu cami bir dönem müzeler idaresine devredilerek ibadete kapatılmış. Bu süreçte bakımsız ve terk edilmiş halde sahipsiz bırakılan önemli yapı adeta harabeye dönmüş. 1960 yılında halkın yoğun talebi üzerine yeniden restore edilerek ibadete açılmış. Fethiye Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Laleli Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Bizans döneminde kilise olarak inşa edilen bu yapı, Osmanlı Devleti zamanında camiye çevrilmiştir. Tam olarak yapım tarihi bilinmeyen Kalenderhane Camii, Fatih ilçesine bağlı Vefa semtinde, Bozdoğan Kemeri'nin bitişiğinde yer alıyor. Eski adıyla Theotokos Kyriotissa Kilisesi olan yapı camiye çevrildikten sonra Kalender tarikatının dervişleri tarafından kullanıldığı için Kalenderhane ismini almış. Cami metruk bir haldeyken 1969 yılında restore edilerek tekrar ibadete açılmıştır. İstanbul'un tarihi camileri içinde önemli bir yeri olan Kalenderhane Camii'ni İstanbul'da gezilecek yerler listesine yazmalısınız. Kalenderhane Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. İnşasına III. Murat'ın eşi ve III. Mehmet'in annesi olan Safiye Sultan'ın emriyle 1597 yılında başlanan Yeni Camii, Eminönü'nde bulunuyor. Caminin ilk mimarı Mimar Sinan'ın talebelerinden Mimar Davut Ağa'dır. Ancak Davut Ağa 1598 yılında idam edilince yerine Mimar Dalgıç Ahmet Ağa görevlendirilmiş. Sultan IV. Mehmed döneminde, 1660'lı yıllarda yapımı tamamlanan Valide Sultan Camii'ni İstanbul'da ziyaret edeceğiniz tarihi camiler listesine yazmayı unutmayın. Yeni Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. 1547 yılında yapımı tamamlanan bu külliye, Üsküdar'daki İskele Meydanı'nın kuzeyinde yer alan Paşalimanı Caddesi'nin girişinde bulunuyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan için yaptırılan bu eserin mimarı Mimar Sinan'dır. Esasında bu yapı cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, tabhane, çeşme, hazne ve hela gibi tesislerden oluşan büyük bir külliye olarak inşa edilmiş. Bugün İskele Camii olarak da bilinen Mihrimah Sultan Cami, İstanbul'da görülecek en güzel tarihi eserlerden biri. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. \"Süleyman Han, kızı namına inşa ettirerek cemi-i masarifi hazine-i şahaneden sarfolunmuştur. Mihrap ve minberi ve mahfili gayet musannadır; amma hünkar mahfili yoktur ve taşra haremi serapa çınar ağaçlarıyla sayedar olmuştur. Dört tarafı medrese hücreleridir. Bir hamamı, bir çarşısı vardır, lakin darüzziyafesi ve darüşşifası yoktur. Minaresi bir tabakalı seramed bir minaredir\" (Seyahatname, I, 165). Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Hristiyanlık inancına göre bu yapı \"Khora'nın İsa'ya adanmış kilisesi\" olarak inşa edilmiş. Eski kayıtlarda \"Kenise Camii ve Kahriye Camii\" adlarıyla zikredilen yapının Sadrazam Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrildiği bilinmektedir. Dış görüntüsü her ne kadar sade bir yapıda olsa da, iç mimarisi oldukça süslü ve gösterişlidir. Bir dönem müze olarak hizmet veren Kariye Camii, 2020 yılında yeniden ibadete açılmıştır. Kariye Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Sultan Abdülmecid tarafından 1851 yılında yaptırılan bu cami, Fatih'in Hırka-i Şerif Mahallesi'nde yer alıyor. Hz. Peygamber'in Veysel Karani'ye verilmesini vasiyet ettiği hırkası bu camide sergileniyor. Zaten caminin yapılış amacı da 'Hırka-i Şerif'in muhafazası ve halkın onu ziyaret edebilmesi içindir. Kesme taştan ve sekiz köşeye müstenit tek kubbeli olarak inşa edilmiş Hırka-i Şerif Camii iki katlıdır. Üst katta Hırka-i Şerif odası ve ziyaretçilerin rahat giriş-çıkış yapabileceği şekilde dizayn edilmiş bir koridor bulunuyor. İsmini kutsal emanetten alan Hırka-i Şerif Camii özellikle bayram ve kandil günlerinde adeta ziyaretçi akınına uğrayan bir mekan. Hırka-i Şerif Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Boğazın harika manzarası ile bütünleşmiş büyüleyici bir eser. Öyle ki Ortaköy Camii'nin olmadığı bir İstanbul Boğazı fotoğrafı görmek zor. Beşiktaş ilçesinde, Ortaköy İskele Meydanı'nın kuzey ucunda bulunan Ortaköy Camii, Neobarok mimari tarzının en dikkat çeken örneklerinden biridir. 1853-1854 yıllarında Sultan Abdülmecid tarafından inşa ettirilen bu güzel eserin mimarı ise Nigoğos Balyan'dır. Ortaköy Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Etrafındaki medrese, aşhane-imaret, hamam ve türbe ile beraber bir külliyenin parçası olan Eyüp Sultan Camii, adını verdiği Eyüpsultan ilçesinde yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethinden hemen sonra yaptırılan bu cami, yine İstanbul'u fethetmek amacıyla sefere çıkan sahabelerden Ebu Eyyub el-Ensari'nin kabrinin hemen yanı başındadır. Eyüp Sultan Hazretleri başta olmak üzere birçok önemli şahsiyetin kabrine ev sahipliği yapan mekan, bayram ve kandil gibi günlerde dolup taşan camilerden biridir. Eyüp Sultan Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. 1580 yılında, Şemsi Ahmet Paşa döneminde Mimar Sinan tarafından yapılan cami, Üsküdar sahilinde, denizin hemen kıyısında bulunuyor. Kare planlı inşa edilen caminin duvarlarında kesme taş kullanılmış. Cami avlusunun, biri Üsküdar Meydanı yönünde diğeri deniz tarafında olmak üzere iki girişi var. Caminin hemen yan tarafında ufak bir de kütüphane yer alıyor. Şemsi Paşa Camii'nin halk dilinde bilinen ismi ise Kuşkonmaz Camii.. Anlatıldığına göre kuzey-güney yönünde esen rüzgarların kesiştiği noktada yer alması ve dalgaların oluşturduğu seslerin verdiği rahatsızlık nedeniyle kuşlar bu cami üzerine konmuyormuş. İstanbul gezinizde Şemsi Paşa Camii'ne uğrayıp, caminin avlusundan sahildeki balıkçıları, martıları, kız kulesini ve gün batımı eşliğinde boğazın güzel kıyılarını izlemeyi ihmal etmeyin. Şemsi Paşa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Üsküdar'da bulunan Çinili Camii 1640 yılında, medrese, sebil, avlu dışındaki çifte hamam, sıbyan mektebi ve çeşmeden oluşan bir külliyenin parçası olarak inşa edilmiş bir eser. Külliyenin Sultan I. Ahmet'in eşi, Sultan IV. Murat'ın ve Sultan İbrahim'in annesi olan Mahpeyker Kösem Sultan tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Mimarının ise kesin olmamakla birlikte Kasım Ağa olduğu tahmin ediliyor. Tek kubbeli ve kare planlı olarak inşa edilen caminin minberdeki kaliteli taş işçiliği ziyaretçileri mest ediyor. İstanbul'da gezilecek tarihi camiler listesine Mahpeyker Kösem Valide Sultan Camii'yi de eklemeyi unutmayın. Çinili Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Burası İstanbul tarihi camilerinden Cerrah Mehmed Paşa'nın 1593-1595 yılları arasında yaptırdığı bir külliyedir. İstanbul'da, kendi adıyla anılan Cerrahpaşa semtinde yer alan külliye cami, medrese, hamam, türbe, şadırvan ve çeşmeden meydana geliyor. Hamam ve sebil kısmı günümüze kadar ulaşamamış. Şadırvanın yanında bulunan kuyu ise hala faal durumdadır. Klasik Osmanlı mimari tarzında yapılan cami tek minarelidir. Cerrah Mehmed Paşa Camii'nin bir de talihsiz ve üzücü bir anısı bulunuyor. 1660 yılında çıkan büyük yangın felaketinde cami yanmış ve maalesef içine sığınanlar da kurtarılamamış. Ertesi yıl cami yeniden onarılmış. Cerrah Mehmed Paşa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Beyoğlu ilçesinde, çevre yolunun hemen bitişiğinde bulunan Piyale Paşa Külliyesi; cami, medrese, tekke, türbe, hazire, sıbyan mektebi, sebil, çarşı ve hamamdan oluşuyor. II. Selim'in damatlarından Kaptan-ı Derya Piyale Paşa tarafından 1573 yılında yaptırılan külliyenin hamam, çarşı, sebil, sıbyan mektebi, medrese ve tekkesi günümüze kadar ulaşamamış. Duvarları kesme küfeki taşından yapılan cami dikdörtgen planlıdır. Mimar Sinan'ın harikulade eserlerinden biri olan Piyale Paşa Camii ezber bozan bir yapıya sahip. Altı kubbesi olan bu eserin minaresi tam merkezde, giriş kapısının üstünde yer alıyor. Piyale Paşa Camii, İstanbul'da görülmesi gereken en önemli tarihi eserlerden biridir. Piyale Paşa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Bezmialem Valide Sultan, Sultan II. Mahmud'un hanımı ve Sultan Abdulmecid'in annesi.. Valide Sultan, yapmış olduğu sayısız hayırlarla Osmanlı döneminin en önemli örnek şahsiyetlerindendir. Dolmabahçe Camii de bu hayırlardan biri.. Caminin tamamlanmasına Valide Sultan'ın ömrü yetmese de, eser Sultan Abdülmecid tarafından bitirilmiş. Bezm-i Alem Valide Sultan Camii olarak bilinen bu ibadethane, Dolmabahçe Sarayı'na yakın bir konumda olduğu için daha çok Dolmabahçe Camii ismiyle anılıyor. Camii, meşhur mimar Nigoğos Balyan tarafından, Osmanlı-Türk mimarisinden farklı olarak tasarlanmış. 1948-1961 yılları arasında müzeye çevrilen Dolmabahçe Camii, daha sonraki yıllarda yeniden ibadete açılmış. 1966 yılında restore edilen bu güzel eser, günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmış. Dolmabahçe Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Eminönü'nde bulunan Ahi Çelebi Camii'nin 15. yy. sonları ya da 16. yy. başlarında yapıldığı tahmin ediliyor. Evliya Çelebi'nin bu camide uyuya kaldığı bir sırada, rüyasında Hz. Peygamber'i görüp heyecanlanarak \"Şefaat ya Resulallah \" yerine \"Seyahat ya Resulallah\" dediği ve seyyah olduğu rivayet edilir. Ahi Çelebi Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Kadıköy'deki Söğütlüçeşme Caddesi üzerinde bulunan Osman Ağa Camii, Sultan I. Ahmed döneminde Babussaade Ağası olan Osman Ağa tarafından 1612 yılında yaptırılmış. Osman Ağa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Kılıç Ali Paşa'nın talimatıyla yaptırılan bu cami, 16. yy'ın sonlarında inşa edilmiş. Tophane semtinde bulunan yapının mimarı ise Mimar Sinan. Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Kapalıçarşı'nın hemen yanında yer alan Nuruosmaniye Camii, 1748-1755 yılları arasında, barok mimari tarzında inşa edilmiş. İstanbul camileri içinde görülmeye değer eserlerden biridir. Nuruosmaniye Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı Rüstem Paşa tarafından yaptırılan bu caminin 1561 ila 1564 yılları arasında tamamlandığı tahmin ediliyor. Fatih'in Tahtakale semtinde yer alan caminin mimarı yine Mimar Sinan. Rüstem Paşa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. İstanbul Büyükşehir Belediye Binası'nın tam karşısında bulunan Şehzade Camii, Mimar Sinan'ın \"Çıraklık eserim\" dediği İstanbul camilerinden biridir.. 1543-1548 yılları arasında inşa edilen bu eser, Kanuni Sultan Süleyman'ın genç yaşta vefat eden oğlu Şehzade Mehmed adına yaptırılmış. Şehzade Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Bizans döneminde (12. yy.) Pantokrator Manastırı Kilisesi olarak inşa edilen bu yapı, İstanbul'un fethi sonrası medrese ve cami olarak kullanılmaya başlanmış. Fatih'te bulunan Zeyrek Camii, İstanbul'da ayakta kalan eski kiliselerden biri. Zeyrek Camii nerede? Harita konumu için tıklayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/istanbuldaki-muzeler/", "text": "Türkiye'nin tarih, kültür ve sanat merkezi olan İstanbul, haftalarca gezseniz bile bitiremeyeceğiniz kadar çok güzelliğe ev sahipliği yapıyor. Muhteşem sarayları, tarihi camileri, kiliseleri, surları, köprüleri, gökdelenleri, parkları, bahçeleri, modern ve geleneksel kültürün bir arada yaşatıldığı semtleri ile İstanbul, keşfedilmesi gereken bambaşka bir dünya. Bu kadim kentin geçmişini ve bugününü daha iyi anlamak, geçirdiği değişime ve gelişime yakından şahit olmak için birbirinden ilginç İstanbul müzelerini ziyaret etmelisiniz. İstanbul'da gezilecek müzeler size bu topraklardan gelip geçmiş nice medeniyetlerin yaşamı ve şehrin tarihi dokusu hakkında çok detaylı bilgiler sunacaktır. Evet ama İstanbul'da o kadar çok müze var ki nereden başlamalı, nasıl yapmalı? Hangi müze nerede ve içeriği ne? Müze Kart hangi müzelerde geçerli? İşte tüm bu sorulara cevap olması adına biz de detaylı bir İstanbul Müze Rehberi yazısı hazırlamak istedik. Yazımızın içeriğini oluştururken \"İstanbul'un en çok ziyaret edilen müzeleri hangileri?\", \"İstanbul'daki en iyi müzeler nerede?\" sorularını kıstak aldık ve sıralamamızı ona göre yaptık. Şimdi Tarihi Yarımada'dan başlayarak İstanbul müzelerini tek tek tanıyalım. - Topkapı Sarayı Müzesi - Aya İrini Kilisesi - İstanbul Arkeoloji Müzeleri - Büyük Saray Mozaikleri Müzesi - Türk ve İslam Eserleri Müzesi - Yerebatan Sarnıcı - Şerefiye Sarnıcı - Binbirdirek Sarnıcı - Rahmi M. Koç Müzesi - Dolmabahçe Sarayı - İstanbul Deniz Müzesi - Yıldız Sarayı - Panorama 1453 Tarih Müzesi - Galata Mevlevihanesi Müzesi - Pera Müzesi - Madame Tussauds İstanbul Müzesi - Masumiyet Müzesi - İstanbul Modern - Sakıp Sabancı Müzesi - Miniatürk - Harbiye Askeri Müzesi - Beylerbeyi Sarayı - Küçüksu Kasrı - Barış Manço Müzesi - Adalar Müzesi - İstanbul'da Gezebileceğiniz Diğer Müzeler Fatih Sultan Mehmet'in emriyle 1460-1478 yılları arasında inşa edilen Topkapı Sarayı, İstanbul'da ziyaret edebileceğiniz en görkemli yapılardan biri. İstanbul Tarihi Yarımada içerisinde yer alan bu saray 4 asır boyunca Osmanlı Sultanlarının ikametgahı ve imparatorluğun idare merkezi olarak kullanılmış. 19. yüzyıl sonrası bu özelliğini kaybeden yapı 1924 yılından bu yana müze olarak hizmet veriyor. Cumhuriyet tarihinin ilk müzelerinden biri olan Topkapı Sarayı yaklaşık 700 bin m alanı kaplıyor. Sadece binaların kapladığı alan bile neredeyse 300 bin m . İç içe geçmiş dört avlu, bir harem, etrafı bahçe ve meydanlarla çevrili yapılardan oluşan Saray Müzesi biraz karmaşık bir yapıya sahip. Alay Meydanı denilen ilk avluda eskiden darphane, fırın, hastane, odun ambarı, hasırcılar ocağı gibi yerler bulunuyormuş. Ayrıca İstanbul'un önemli tarihi yapılarından Aya İrini Kilisesi de bu avluda yer alıyor. Divan Meydanı denilen ikinci avluda Divan-ı Hümayun, Divan-ı Hümayun Hazinesi, Adalet Kulesi, Zülüflü Baltacılar Koğuşu, Harem Dairesi girişi ve Has Ahırlar; Enderun Avlusu denilen üçüncü avluda Enderun Hazinesi, Has Oda, Padişah'ın Arz Odası ve Saray Okulu'na ait yapılar; dördüncü ve son avluda ise Bağdat, Mecidiye ve Revan gibi padişah köşkleri, Esvab Odası, İftariye Kameriyesi ve asma bahçeleri bulunuyor. Dünyanın en büyük saray-müze yapılarından olan Topkapı Sarayı Müzesi'nde başta Kutsal Emanetler, Kaşıkçı Elması, padişahların eşyaları, portreler, seramikler, arşiv belgeleri ve farklı dönemlere ait el yazmaları olmak üzere 300 binden fazla eser sergileniyor. Sarayburnu'nda yer alan Topkapı Sarayı'nı İstanbul'da gezilecek en iyi müzeler listesinin ilk sırasına yazabilirsiniz. Harem Dairesi hariç Müze Kart geçerli. Topkapı Sarayı Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul'da camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesi olan Aya İrini, ilk olarak I. Konstantin tarafından 4. yüzyılda yaptırılmış. Adını \"Kutsal Barış\" anlamına gelen Hagia Eirene'den alan bu kilise 532 yılındaki Nika ayaklanmasında tamamen yanmış. I. Justinianus döneminde ise yeniden inşa edilmiş. Sonraki yıllarda yaşadığı yangın ve deprem gibi felaketlerden de etkilenen Aya İrini, yapılan restorasyon çalışmalarıyla ayakta kalmış ve orijinalliğini günümüze kadar büyük ölçüde korumayı başarmış. Şu anda Topkapı Sarayı'nın birinci avlusunda yer alan bu tarihi eser, İstanbul'un fethi sonrası uzun yıllar ganimet ve silah deposu olarak kullanılmış. Yapı, Sultan Abdülmecid'in talimatıyla 1846'da Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa tarafından silah müzesine dönüştürülmüş ve Türk müzeciliğinin temellerinin atıldığı ilk mekan olmuş. Bir dönem Müze-i Hümayun ismiyle hizmet veren Aya İrini, 20. yüzyılın başlarında da askeri müze olarak kullanılmaya devam etmiş. Topraklarımızdaki müze faaliyetlerinin çıkış noktası sayılan Aya İrini Kilisesi aynı zamanda mükemmel bir akustiğe sahip. Bu nedenle İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın çeşitli faaliyetlerine de ev sahipliği yapıyor. Dilerseniz bu müthiş tarihi atmosferde canlı bir klasik müzik dinletisine de katılabilirsiniz. Müze Kart geçersiz. Aya İrini Kilisesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Tarihi Yarımada'da, Gülhane Parkı'nın hemen yanında yer alan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul'un en iyi ve en büyük müze komplekslerinden biridir. Arkeoloji, Eski Şark Eserleri ve Çinili Köşk birimlerinden oluşan bu tesiste Kuzey Afrika'dan Balkanlar'a, Orta Asya'dan Yakın Doğu'ya kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında yer alan medeniyetlere ait 1 milyona yakın eser sergileniyor. Türkiye'nin en eski müzelerinden olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin temelleri 1869 yılında kurulan Müze-i Hümayun'a kadar uzanıyor. Zamanında Aya İrini Kilisesi'nde toplanan arkeolojik eserlerin sayısı artınca kilise bu konuda yetersiz kalmış ve Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılmış olan 'Çinili Köşk' müzeye dönüştürülmüş. Toplanan eserler de buraya taşınmış. Sonraki yıllarda restore edilen ve genişletilen tesis 1800'lü yılların sonunda ziyarete açılmış. Şu anda İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin bir kısmını oluşturan Çinili Köşk, tesisin en eski yapısı konumunda. Arkeoloji bölümünde bulunan Antik Çağ heykelleri, İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Tabnit Lahdi; Eski Şark Eserleri bölümünde bulunan İslamiyet öncesi Arap Yarımadası eserleri, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu eserleri, çivi yazılı belgeler, Akad Kralı Naram-Sin'in Steli, Kadeş Antlaşması, İştar Kapısı; Çinili Köşk bölümünde bulunan Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait eseler, Ab-ı Hayat Çeşmesi ve İbrahim Bey İmareti'ne ait çini mihrap İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin en önemli parçalarını oluşturuyor. Müze Kart geçerli. İstanbul Arkeoloji Müzeleri giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Sultanahmet Meydanı'ndaki Arasta Pazarı içerisinde bulunan Büyük Saray Mozaikleri Müzesi ilk olarak 1953 yılında, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne bağlı bir tesis olarak açılmış. 1979 yılında ise Ayasofya Müze Müdürlüğü'ne bağlı bir birim haline getirilmiş. Müze son olarak Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Avusturya Bilimler Akademisi'nin 1982-1997 yılları arasında ortaklaşa yaptığı restorasyon ve konservasyon çalışmaları ile günümüzdeki şeklini almış. Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'nde 1935'de başlayan kazılarda ortaya çıkartılan ve M. S. 450-550 yılları arasına tarihlenen mozaikler sergileniyor. Doğu Roma Büyük Sarayı'nın revaklı avlusuna ait bu eserler Geç Antik Çağ'dan günümüze ulaşabilen en büyük peyzaj betimlemelerinden biri olarak kabul ediliyor. Sağlam kalan mozaik parçalarında insan ve hayvan figürlerinden oluşan onlarca farklı tema bulunuyor. Günlük hayat, doğa ve mitolojiden alınan tasvirler, masallarda yer alan düşsel yaratıklar gibi konuların işlendiği mozaikler sanatsal açıdan çağın ötesinde bir ustalığa sahip. Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, sanat tarihine merakı olan herkesin uğraması gereken yerlerden biri. Müze Kart geçerli. Büyük Saray Mozaikleri Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Türkiye'de Türk-İslam eserlerini toplu şekilde kapsayan ilk müze olan Türk ve İslam Eserleri Müzesi 1914 yılında ziyarete açılmış bir tesis. O dönem Süleymaniye Camii Külliyesi'nde, Evkaf-ı İslamiye Müzesi ismiyle kurulan müze, 1983 yılında şu anki yerine yani Sultanahmet Meydanı'ndaki İbrahim Paşa Sarayı'na taşınmış. 40 binin üzerinde eserin sergilendiği müzede Emevi, Abbasi, Mağrip, Memlük, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerinden kalma parçalar, el yazması Kuran-ı Kerimler, minyatürler, antik halılar, ahşap, cam, metal ve seramik ürünler sergileniyor. Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nin en özel bölümü ise eşsiz halı sergisi. Dünyanın en iyi halı koleksiyonlarından birine sahip olan müzede özellikle 13. yüzyıla ait Selçuklu dokuması halılar göz kamaştırıyor. Yine aynı bölümde bulunan Anadolu, İran, Kafkas ve Uşak halıları da görülmesi gereken eserlerden. Müze Kart geçerli. Türk ve İslam Eserleri Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Bizanslılar döneminde Büyük Saray'ın su ihtiyacını karşılamak için yapılan Yerebatan Sarnıcı, İmparatoru I. Justinianus'un emriyle 6. yy'ın ortalarında inşa edilmiş. İstanbul'un sıra dışı güzelliklerinden biri olan sarnıç yaklaşık 140 metre uzunluğa, 70 metre genişliğe sahip. Yerebatan Sarayı olarak da anılan bu tarihi yapı toplamda 9.800 m alanı kaplıyor ve 100 bin ton suyu depolayabiliyor. Yerebatan Sarnıcı içerisinde 9'ar metrelik 336 sütun bulunuyor. Bu sütunlar sudaki yansımadan dolayı sanki çok daha fazla sayıdaymış gibi gözüküyor. Yapının mistik ve ürkütücü bir havası var. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında da Roma Dönemi heykel sanatının en önemli eserlerinden Medusa Başları bulunuyor. Müze olarak ziyaret edebileceğiniz sarnıç aynı zamanda ulusal ve uluslararası birçok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor. Ayasofya'nın güneybatısında bulunan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul gezi programınıza dahil etmeniz gereken önemli bir mekan. Müze Kart geçersiz. Yerebatan Sarnıcı giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul'un bir diğer tarihi sarnıcı, Fatih'teki Piyer Loti Caddesi üzerinde bulunan Şerefiye Sarnıcı. 443 yılında tamamlanan bu yapı 4. yy.'da yapılan Binbirdirek Sarnıcı ve 6. yy.'da yapılan Yerebatan Sarnıcı ile birlikte İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak için bir depo olarak inşa edilmiş. Bizans İmparatoru II. Theodosius'un emriyle yapılan sarnıçta 9'ar metre yüksekliğinde 32 adet mermer sütun bulunuyor. 45 metreye 25 metre ebatlarındaki Şerefiye Sarnıcı, İstanbul'daki diğer emsalleri kadar görkemli bir mekan. 2018 yılında ziyarete açılan Şerefiye Sarnıcı'nı müze olarak ziyaret edebiliyorsunuz. Burası da yine zaman zaman çeşitli konserlere ve sergilere ev sahipliği yapıyor. Müze Kart geçersiz. Şerefiye Sarnıcı giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Sultanahmet'te bulunan Binbirdirek Sarnıcı, İstanbul'un en büyük ikinci sarnıcı unvanına sahip. Bizans kaynaklarına göre 4. yüzyılda, İmparator I. Konstantin zamanında inşa edilen bu sarnıcı yaptıran kişi Roma senatörlerinden Filoksenus. Bu nedenle yapıya Filoksenos Sarnıcı da deniyor. Fakat farklı kaynaklara göre yapı I. Justinianus dönemi özellikleri taşıdığı için 6. yüzyılda da yapılmış olabilir. Yaklaşık 3584 m büyüklüğündeki sarnıcın içerisine 224 tane sütun yerleştirilmiş. Üst üste bindirilmiş iki gövdeden meydana gelen bu sütunların büyük bölümü günümüze kadar sağlam şekilde ulaşmış. Sütun gövdelerinin üzerinde, burada çalışan taşçılar tarafından işlenmiş Yunan harfleri bulunuyor. Müze olarak ziyaret edebileceğiniz Binbirdirek Sarnıcı'nda çeşitli kültürel etkinlikler de düzenleniyor. Müze Kart geçersiz. Binbirdirek Sarnıcı giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İş adamı Rahmi Koç'un destekleriyle kurulan bu sanayi müzesi Haliç'in kuzeyinde, Hasköy semtinde yer alıyor. 1994 yılında açılan Rahmi M. Koç Müzesi, 27 bin m 'lik bir alana yayılmış, üç ana bölümden oluşan bir tesis. Müzenin ilk bölümü olan Açık Hava Sergileme Alanı, Hasköy Caddesi'ndeki ana girişten Haliç'e kadar uzanan kısmı kapsıyor. Burada birbirinden şık klasik otomobiller, uçaklar, I&E Greenwald Buhar Makinesi, Fenerbahçe Vapuru, dev boyutlardaki Turgut Alp Vinçi, B-24 Liberator ve TCG Uluçalireis Denizaltısı sergileniyor. Müzenin diğer iki bölümü olan Tarihi Hasköy Tersanesi ve Mustafa V. Koç Binası'nda ise sanayi, endüstri, ulaşım ve iletişim alanlarında pek çok eser mevcut. Kandilli Rasathanesi'ne ait bazı makineler, lokomotif, motosiklet, bisiklet, at arabası, kağnı gibi tarihi ulaşım araçları ve matbaa makineleri burada görebileceğiniz ilginç parçalardan bazıları. Müzede çocuklara yönelik hazırlanmış eğlenceli atölyeler de var. Ankara ve Cunda Adası'nda da binaları bulunan Rahmi M. Koç Müzesi'nin İstanbul şubesi en az 3-4 saatinizi ayırabileceğiniz, gezmesi keyifli bir kültürel tesis. Müze Kart geçersiz. İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Boğaza nazır muhteşem bir manzaraya sahip Dolmabahçe Sarayı 1843-1856 yılları arasında Sultan Abdülmecid tarafından inşa ettirilmiş bir yapı. İnşasında dönemin ünlü mimarları Garabet Amira Balyan, Nigoğos Balyan, Altunizade İsmail Zühtü Paşa gibi isimlerin görev aldığı saray, batı mimari tarzları esas alınarak tasarlanmış. Osmanlı'nın son dönem eserlerinden olan Dolmabahçe Sarayı, 1924 yılına kadar devletin yönetim merkezi olmuş. Daha sonra 1927-1949 yılları arasında ise Cumhurbaşkanlığı makamı olarak kullanılmaya devam etmiş. Toplam 110 bin m 'lik alana kurulmuş olan Dolmabahçe, tek parça bina olarak Türkiye'nin en büyük sarayıdır. İçerisinde 285 oda, 44 salon, 6 hamam ve 68 tane tuvalet bulunan yapı Mabeyn-i Hümayun, Harem-i Hümayun ve Muayede Salonu olmak üzere 3 ana kısımdan oluşuyor. Ayrıca bina dışında kalan Dolmabahçe Camii ve Saat Kulesi de yapının diğer önemli bölümleri. Beşiktaş Vişnezade Mahallesi'nde bulunan Dolmabahçe Sarayı, 1984 yılından bu yana müze olarak ziyarete açık durumda. Müze Kart sadece Harem Bölümü'nde geçerli. Dolmabahçe Sarayı giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Beşiktaş sahilinde yer alan bir diğer önemli müze, 1897 yılında Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa'nın emriyle kurulmuş olan İstanbul Deniz Müzesi. Şu anda Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi'nin hemen yanında bulunan bu müze ilk açıldığı yıllarda Kasımpaşa'daki küçük bir binada hizmet veriyormuş. 'Müze ve Kütüphane İdaresi' ismi ile açılan tesis bugünkü yerine 1961 yılında taşınmış. Zamanla genişletilen tesis şu an kendi alanında Türkiye'nin en büyüğü durumunda. On binlerce eserin sergilendiği İstanbul Deniz Müzesi, Tarihi Kayıklar Galerisi, Kültür Sitesi, Ana Teşhir ve Açık Sergi Alanı olmak üzere 4 ana bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde Atatürk'e ait özel eşyalar, silahlar, el yazmaları, kayıklar, gemi modelleri, bahriyeli kıyafetleri, tablolar, haritalar ve denizcilik ürerine daha pek çok parça bulunuyor. Ülkemizin ilk askeri müzelerinden biri olan bu tesisi İstanbul'da gezilecek müzeler listesine almanızı öneriyoruz. Müze Kart geçersiz. İstanbul Deniz Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Türk-Osmanlı saray mimarisinin son örneği olan Yıldız Sarayı, ilk olarak Osmanlı Padişahı III. Selim'in annesi Mihrişah Sultan tarafından yaptırılmış. Beşiktaş'ta bulunan bu görkemli yapı asıl önemini ise Sultan II. Abdülhamid döneminde kazanmış. Dolmabahçe'de bulunan Osmanlı yönetim merkezini buraya taşıyan Sultan II. Abdülhamid sarayı genişletmiş ve 33 yıllık padişahlık dönemini burada geçirmiş. Yaklaşık 500 bin m alanı kaplayan Yıldız Sarayı, Dolmabahçe'nin aksine tek bir binadan değil pek çok farklı binanın bir araya gelmesiyle oluşmuş bir yapı. Geniş bir yaşam alanı sunan sarayda köşkler, tiyatro salonu, resim galerisi, fotoğraf atölyesi, müzik stüdyosu ve kütüphane gibi yerler bulunuyor. Osmanlı zamanında bir kültür-sanat merkezi olarak da kullanılan bu ihtişamlı eser şu anda Yıldız Sarayı Müzesi olarak halka açık durumda. Müze Kart geçerli. Yıldız Sarayı Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Topkapı ile Edirnekapı surlarının tam karşısında yer alan Panorama 1453 Tarih Müzesi, sekiz sanatçının ortak çalışmasıyla hazırlanmış ve 2009 yılında hizmete girmiş bir tesis. Türkiye'nin ilk panoramik müzesi olma özelliğine sahip Panorama 1453'te \"İstanbul'un Fethi\" temalı canlandırmalar yapılıyor. Sesli ve görüntülü sunumların yapıldığı müzede yaklaşık 10 bin figür çizimi var. Özellikle 38 metre çapındaki bir yarım küre üzerine çizilmiş 3 boyutlu resim büyük hayranlık uyandırıyor. Kürenin iç yüzeyindeki 2350 m 'lik alanı kaplayan bu resim seslendirmelerle destekleniyor ve ziyaretçilere unutulmaz anlar yaşatıyor. Orijinal minyatür ve gravürlerin de sergilendiği Panorama 1453 Tarih Müzesi, İstanbul'un fethi hakkında detaylı bilgi almak isteyenlerin mutlaka uğraması gereken bir mekan. Müze Kart geçersiz. Panorama 1453 giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Kulekapısı Mevlevihanesi ya da Galipdede Tekkesi olarak da bilinen bu yapı İstanbul'un ilk mevlevihanesi olma özelliğini taşıyor. Beyoğlu'nda bulunan Galata Mevlevihanesi 1491 yılında açılmış. II. Bayezid döneminin beylerbeyi İskender Paşa'nın çiftliği üzerine inşa edilen Mevlevihane, Türk musikisinin ve mevlevi geleneğinin önemli merkezlerinden biri durumunda. 15. yy'dan bu yana ayakta olan Galata Mevlevihanesi farklı dönemlerde yaşadığı yangın ve deprem felaketleri nedeniyle pek çok kez hasar almış. Yapılan restorasyon çalışmalarıyla mekan zaman içinde genişletilmiş ve bir külliyeye dönüşmüş. Bir dönem Divan Edebiyatı Müzesi olarak da kullanılan bu tarihi yapı, 2008-2011 yılları arasında yapılan yenileme çalışmalarının ardından Galata Mevlevihanesi Müzesi olarak ziyarete açıldı. Müze içinde dönemin önemli el yazması eserlerini, hat levhalarını ve müzik aletlerini görebilirsiniz. Galata Mevlevihanesi'nin bahçesinde ise Şeyh Galip ile Halet Efendi'nin türbeleri yer alıyor. Müze Kart geçerli. Galata Mevlevihanesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Beyoğlu'nun Tepebaşı semtinde bulunan Pera Müzesi, 2005 yılından bu yana hizmet veren önemli bir kültür-sanat merkezi. Estetik bir mimariye sahip olan müze binası 1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından inşa edilmiş. Uzun yıllar otel olarak kullanılan bu yapı 2002 yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından satın alınmış ve Mimar M. Sinan Genim'in gözetiminde tümüyle restore edilerek bugünkü modern görünümüne kavuşmuş. İstanbul'un en çok ziyaret edilen özel müzelerinden biri olan Pera Müzesi'nde Oryantalist Resim, Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri ile Kütahya Çini ve Seramikleri koleksiyonları sergileniyor. Bu sergilerin dışında sözlü etkinlikler, film gösterimleri, öğrenme programları ve bilimsel çalışmaların da yapıldığı müzede Akira Kurosawa, Pablo Picasso, Frida Kahlo, Diego Rivera ve Goya gibi ünlü sanatçıların eserleri de sanatseverlerle buluşuyor. Yerli ve yabancı eğitim-sanat kurumlarıyla ortak sergilere ev sahipliği yapan Pera Müzesi, İstanbul'da gezilecek en iyi müzelerden biri. Müze Kart geçersiz. Pera Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Dünyaca ünlü balmumu müzesi Madame Tussauds, Heykeltıraş Anna Maria Grosholtz tarafından ilk olarak İngiltere'de kurulmuş bir sergi. 1800'lü yıllarda açılan ve büyük ilgi gören Londra merkezli bu müzenin günümüzde farklı ülkelerde 20'den fazla şubesi bulunuyor. Bu şubelerden bir olan Madame Tussauds İstanbul 2016 yılında Taksim'de açıldı. İstiklal Caddesi'nde yer alan Madame Tussauds İstanbul'da ünlü siyasetçilerin, futbolcuların, film yıldızlarının, liderlerin, sanatçıların ve önemli bilim insanlarının birebir balmumu heykellerini yakından görebiliyorsunuz. Yerli, yabancı pek çok simanın bulunduğu müzede yok yok; Barış Manço, Zeki Müren, Rihanna, Madonna, Maria Sharapova, Lionel Messi, Rafael Nadal, Neymar, Mozart, Einstein, Steve Jobs, Leonardo Da Vinci, Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal Atatürk, Muhammed Ali, Vin Diesel, Kıvanç Tatlıtuğ, Demet Akbağ, Johhny Depp, Brad Pitt... ve daha onlarca kişi. Yaklaşık 250 yıldır şöhretini koruyan Madame Tussauds Müzeleri'nin başarısı yapılan heykellerin çok detaylı ve gerçekçi olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca sergi sürekli güncellendiği için her dönem ilgi görmeye devam ediyor. Müze Kart geçersiz. Madame Tussauds İstanbul giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk'un hem aşk üzerine yazdığı bir romanın hem de bu romandaki kurmaca evrenin üzerine oluşturulmuş müzenin adı. Orhan Pamuk, Kemal ile Füsun adlı iki karakterin aşk hikayesini kurgularken, roman ve müze çalışmasını birlikte düşündüğünü söylüyor. 2008 yılında ilk önce romanı yayımlanan Masumiyet Müzesi, 2012 yılında da müze olarak açıldı. Beyoğlu'nda, 19. yüzyıldan kalma bir eve kurulan Masumiyet Müzesi'nde romanda anlatılan karakterlerin yaşadığı yıllara ait (1950-2000) nesneler sergileniyor. Müzeden keyif almak için romanı okumuş olmak şart değil. Fakat kitabı okuyanlar tabii ki müzedeki detayları daha iyi fark edeceklerdir. Şunu da hatırlatalım.. Kitabın 574. sayfasında müzeye tek seferlik giriş bileti bulunuyor. Müze girişinde bir görevli tarafından bu sayfa damgalanıyor. Müze Kart geçersiz. Masumiyet Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Türkiye'nin ilk modern-çağdaş sanat müzesi olan İstanbul Modern 2004 yılında hizmete açıldı. Eczacıbaşı ailesi önderliğinde kurulan tesis normalde Karaköy sahilindeki 8 bin m 'lik bir alanda yer alıyordu. Fakat Galataport projesi nedeniyle bu bölge 3 yıllık (2018-2021) bir restorasyona girdi. Bu nedenle müze geçici olarak Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi üzerindeki bir binada ziyaretçilerini ağırlıyor. Her yaş grubundan insana hitap eden İstanbul Modern, İstanbul'da gezebileceğiniz en iyi kültür-sanat merkezlerinden biri. Sergi salonları, kütüphane, sinema, fotoğraf atölyesi, eğitim alanı, mağaza ve kafe gibi bölümlerden oluşan müze binasında çağdaş sanat eserleri, heykeller, fotoğraflar ve mimari tasarımlar sergileniyor. Türkiye'nin yakın tarihine ait başarılı sanat eserlerini görmek için İstanbul Modern'i mutlaka ziyaret etmelisiniz. Müze Kart geçersiz. İstanbul Modern giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Ünlü işadamı Sakıp Sabancı'nın biriktirdiği zengin hat ve resim koleksiyonlarına ev sahipliği yapan bu köşk, 2002 yılından bu yana müze olarak ziyarete açık durumda. Emirgan'da, İstanbul Boğazı'na bakan güzel bir noktada yer alan müze binası, bahçesinde bulunan at heykellerinden dolayı \"Atlı Köşk\" olarak da anılıyor. 2005 yılında genişletilerek uluslararası standartlara ulaştırılan Sakıp Sabancı Müzesi'nde geçici ve kalıcı farklı sergiler yer alıyor. Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu, Mobilya ve Dekoratif Eserler Koleksiyonu ile Abidin Dino Arşivi müzenin en önemli bölümleri. Cumhuriyetin ilk yıllarına ait tablolar, ünlü hattatların hüsnühat örnekleri ve Kuran-ı Kerim nüshaları, el yazması kitaplar müzede görebileceğiniz eserlerin başında geliyor. Çok zengin bir koleksiyona sahip Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul'da gezilecek özel müzeler listesinde olması gereken bir mekan. Müze Kart geçersiz. Sakıp Sabancı Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. 2003 tarihinde ziyarete açılan Miniatürk, hızlı bir Türkiye turu atmak isteyenlerin uğraması gereken eğlenceli bir müze. Haliç kıyısında, yaklaşık 60 bin m alan üzerine kurulu olan Miniatürk'te, eski çağlardan günümüze kadar bu topraklarda yaşamış medeniyetlerin inşa ettiği mimari eserlerin 1/25 oranında küçültülmüş modelleri bulunuyor. Miniatürk'te camilerden sinagoglara, kervansaraylardan köprülere, Pamukkale'den Peri Bacaları'na, Artemis Tapınağı'ndan Halikarnas Mozolesi'ne kadar 130'dan fazla yapıyı yakından görebilir, detaylı şekilde inceleyebilirsiniz. Türkiye'nin vitrini olan Miniatürk, özellikle çocuklu ailelerin İstanbul gezisine dahil etmesi gereken müzelerden biri. Oyun alanları, kafe ve restoranların da yer aldığı Miniatürk'e en az 1-2 saatinizi ayırabilirsiniz. Müze Kart geçersiz. Miniatürk giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Geçmişi 15. yy'a kadar uzanan Harbiye Askeri Müzesi yaklaşık 54 bin m 'lik alana yayılmış büyük bir tesis. Şişli'de bulunan bu müze kompleksi farklı binaların bir araya gelmesi ile oluşturulmuş. Tesisteki önemli yapıların başında ise 1800'lü yıllarda inşa edilen 'Mekteb-i Harbiye' binası geliyor. Mekana ismini veren bu bina Osmanlı Devleti'ne subay yetiştirmek amacıyla inşa edilmiş bir Harp Okulu. Mustafa Kemal Atatürk de dahil pek çok başarılı asker yetiştiren bu Harp Okulu ülkemiz için tarihi bir öneme sahip. Günümüzde müze olarak ziyaret edebileceğiniz Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı'nda askeri araçlar, tüfek, tabanca, top gibi silahlar, askeri kıyafetler, zırhlar, kalkanlar, miğferler, çadırlar, bayraklar, sancaklar ile benzeri türde binlerce parça sergileniyor. Ayrıca müze bahçesinde zaman zaman Mehter Takımı'nın ücretsiz konserleri oluyor. Müze Kart geçersiz. Harbiye Askeri Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak öğrenmek için 0 (212) 233 27 20 numaralı telefonu arayabilirsiniz. Üsküdar'da kendi ismiyle anılan semtte bulunan Beylerbeyi Sarayı, Sultan Abdülaziz tarafından 1861-1865 yılları arasında yaptırılmış ihtişamlı bir eser. Mimar Sarkis Balyan'a yaptırılan bu saray kompleksi Sarı Köşk, Mermer Köşk, Ahır Köşk, Yazlık Saray, iki küçük deniz köşkü ve ek binalardan oluşuyor. Toplamda 3 bin m 'lik bir alan kaplayan Beylerbeyi Sarayı'nın dış cepheleri batı üslubu, iç kısımları ise Osmanlı saray yapısı özelliklerini taşıyor. Boğaza sıfır konumda bulunan Beylerbeyi Sarayı'nın içi ahşap oymacılığı, altın nakış işçiliği, resim ve yazı gibi öğelerle süslenmiş. Resim sanatına olan ilgisiyle tanınan Sultan Abdülaziz bu süslemelerin yapımıyla bizzat kendisi ilgilenmiş. Doğu ve batı mimarilerinin harmanlandığı bir yapı olan Beylerbeyi Sarayı en az Dolmabahçe Sarayı kadar göz kamaştıran bir mekan. Ana binası ziyaretçilere açık olan sarayda restoran ve düğün salonu olarak kullanılan kısımlar da var. Müze Kart geçerli. Beylerbeyi Sarayı giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Üsküdar Beykoz sahil yolu üzerinde bulunan Küçüksu Kasrı, Osmanlı dönemindeki padişahların dinlenmek ve avlanmak için kullandıkları yapılardan biri. Sultan Abdülmecit tarafından mimar Nigoğos Balyan'a yaptırılan kasır 1857 yılında hizmete girmiş. Göksu Kasrı olarak da bilinen yapı geleneksel Türk evi plan tipinde inşa edilmiş. Kasrın iç dekorasyonu ise Dolmabahçe Sarayı'nın da tasarım sorumlusu olan Fransız sanatçı Charles Sechan tarafından yapılmış. Hem cephe süslemeleri hem de iç tasarımı ince işçilik barındıran Küçüksu Kasrı çok etkileyici bir yapı. Mustafa Kemal Atatürk'ün de zaman zaman dinlence mekanı olarak kullandığı Küçüksu Kasrı, 1983 yılından bu yana müze olarak ziyarete açık durumda. Ayrıca kasrın çevresi de mesire alanı olarak hizmet veriyor. Müze Kart geçerli. Küçüksu Kasrı giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. - Adile Sultan Kasrı / Altunizade - Adile Sultan Sarayı / Kandilli - Aynalıkavak Kasrı / Hasköy - Bayıldım Kasrı / Beşiktaş - Esma Sultan Yalısı / Ortaköy - Hıdiv Kasrı / Beykoz - Ihlamur Kasrı / Teşvikiye - Mecidiye Kasrı / Beykoz - Maslak Kasırları / Sarıyer - Sepetçiler Kasrı / Fatih - Siyavuşpaşa Kasrı / Bahçelievler - Tekfur Sarayı / Fatih - Tophane Kasrı / Tophane 1999 yılında hayatını kaybeden Barış Manço'nun Kadıköy Moda'daki meşhur evi 2010 yılından bu yana müze olarak hizmet veriyor. Ülkemizde 7'den 70'e herkes tarafından çok sevilen sanatçının hatırasını yaşatmak için kurulan bu müze, büyük ustayı daha yakından tanımak isteyenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yer. Şu anda Barış Manço Müzesi olarak kullanılan bu tarihi konak 1895-1900 yılları arasında İngiliz Mr. Dawson tarafından mimar Pape Kalfa'ya inşa ettirilmiş. En son 1984 yılında Barış Manço tarafından satın alınan yapı restore edilerek sanatçının evi haline getirilmiş. 3 katlı evin içinde Barış Manço'ya ait pek çok özel eşya ve müzik aletleri sergileniyor. Müze Kart geçersiz. Barış Manço Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın katkılarıyla 2010 yılında faaliyete geçen Adalar Müzesi, İstanbul'un ilk çağdaş kent müzesi unvanına sahip. Adalar ilçesine bağlı Büyükada'da yer alan müzede Adalar'ın oluşumundan günümüze uzanan hikayesi, doğası, zenginlikleri, kaybolan canlı türleri ve tarih boyunca sahip olduğu çeşitliliği anlatılıyor. Sürekli ve geçici sergilere ev sahipliği yapan Adalar Müzesi'nde Osmanlıca arşiv belgeleri, fotoğraflar, belgesel filmler, sözlü tarih kayıtları, video klipler, replikalar, kamu kurumlarının arşivlerinden toplanan dokümanlar bulunuyor. Adalar'ın tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini yakından görmek için Adalar Müzesi'ni İstanbul gezinize dahil edebilirsiniz. Müze Kart geçersiz. Adalar Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. İstanbul da dahil Türkiye'nin dört bir yanındaki müzeleri gezerken size avantaj sağlayacak Müze Kart ile ilgili tüm detayları bu yazımızda bulabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kahramanmaras-nasil-bir-yer-maras-hakkinda-bilgi/", "text": "\"Maraş bize mezar olmadan düşmana gülizar olmaz\" diyerek çıktıkları bağımsızlık mücadelesinde büyük bir \"Kahramanlık\" destanı yazanların şehri.. Düşmana karşı ilk kurşunu sıkarak Milli Mücadele'nin fitilini ateşleyen Sütçü İmam'ın doğduğu topraklar.. Binlerce yılda onlarca farklı medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir kent Kahramanmaraş.. Biz bu şehri daha çok dondurması ile anıyoruz. Fakat Kahramanmaraş doğal güzellikleri, tarihi dokusu ve kültürel zenginliği ile ziyaretçilerine çok daha fazlasını sunan renkli bir şehir. Hititlerden Osmanlı'ya pek çok uygarlığın izlerini taşıyan Kahramanmaraş'ta Anadolu'nun bütün güzelliklerini bir arada görmek mümkün. Biberi, tarhanası ve dondurması ile nam salmış harika bir mutfak, şifalı kaplıcalar, tarihi konaklar, kaleler, köprüler, müzeler, üzüm bağları, binlerce yıllık mağaralar, yemyeşil yaylalar... Kısaca Akdeniz'in gezilip görülesi en güzel şehirlerinden biri burası. Peki \"Kahraman\" unvanıyla şereflenmiş Maraş nasıl bir şehir? Özellikle memur ve öğrencileri Maraş'ta nasıl bir ortam bekliyor? Şehrin tarihi, ulaşım imkanları, iklimi, coğrafi yapısı ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz bu yazımızda, Kahramanmaraş'ı biraz daha yakından tanıyalım.. Kahramanmaraş, Akdeniz Bölgesi'nin en doğu kesiminde yer alan illerimizden biri. Kahramanmaraş'ın komşuları; kuzeyde Sivas, kuzeydoğuda Malatya, kuzeybatıda Kayseri, doğuda Adıyaman, batıda Adana, güneyde Gaziantep, güneybatıda ise Osmaniye'dir. Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kesişim güzergahında bulunan Kahramanmaraş'a Türkiye'nin hemen her noktasından kara yolu ile rahatça ulaşım sağlayabilirsiniz. Adana ve Şanlıurfa'yı birbirine bağlayan Otoyol 52'ye de yakın olan Kahramanmaraş'a birçok şehrimizden otobüs seferleri de düzenleniyor. Hacımustafa Mahallesi'nde bulunan Kahramanmaraş B. B. Şehirlerarası Otobüs Terminali'ne özel araç, minibüs ya da belediye otobüsleri ile ulaşım sağlayabilirsiniz. - İstanbul Kahramanmaraş arası yaklaşık 1110 kilometre ve 12 saat. - Ankara Kahramanmaraş arası yaklaşık 630 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - İzmir Kahramanmaraş arası yaklaşık 1100 kilometre ve 13 saat. - Gaziantep Kahramanmaraş arası yaklaşık 80 kilometre ve 1 saat. - Diyarbakır Kahramanmaraş arası yaklaşık 385 kilometre ve 4 saat 30 dakika. - Trabzon Kahramanmaraş arası yaklaşık 725 kilometre ve 10 saat 30 dakika. İl merkezine 8 km. mesafedeki Kahramanmaraş Havalimanı, Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Erkenez Mahallesi'nde yer alıyor. Zaman zaman uluslararası uçuşlar için de hizmet veren bu havalimanına İstanbul ve Ankara'dan direkt, diğer şehirlerden aktarmalı uçuş bulabilirsiniz. Kahramanmaraş Havaalanı ile il merkezi arasında Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi'ne ait yolcu servis otobüsleri, özel servis araçları ve taksiler hizmet veriyor. Ayrıca havalimanı içerisindeki araç kiralama firmalarından da faydalanabilirsiniz. Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ve Pazarcık ilçelerinde bulunan tren istasyonları, Elazığ Adana arasında düzenli olarak hizmet veren Fırat Ekspresi'nin geçiş güzergahında yer alıyor. Bu hat üzerinde çalışan seferleri kullanarak Kahramanmaraş'a trenle ulaşım sağlayabilirsiniz. Kahramanmaraş ve çevresinde yapılan arkeolojik çalışmalar, bu yörenin Üst Paleolitik Çağ'dan bu yana yerleşim alanı olarak kullanıldığını göstermektedir. Başta Döngel Köyü'ndeki mağaralar olmak üzere Elbistan, Pazarcık ve Türkoğlu çevresindeki kazılarda antik çağlara ait bulgular çıkartılmıştır. Kendi döneminde Anadolu'nun büyük bölümüne hükmeden Hititler, Maraş bölgesinde de ilk medeniyetin kurucularıdır. Hitit İmparatorluğu, yıkıldığı döneme kadar (M. Ö. 1200) Maraş'ı siyasal ve kültürel olarak oldukça etkilemiştir. Bu imparatorluk çöktükten sonra ortaya çıkan Geç Hitit Krallıklarından Gurgum, \"Markas/Markasi\" ismiyle anılan bu yöreyi merkezleri olarak kabul etmişlerdir. Varlıkları kısa süren bu medeniyet, M. Ö. 762'den sonra Asurlulara katılmıştır. Ticari yolların geçiş noktasında yer alan Maraş, Asurlular için en önemli kentlerden biri olmuştur. Asur Devleti sonrası Maraş ve çevresi sırasıyla Medler (M. Ö. 560), Persler (M. Ö. 330) ve Makedonya İmparatorluğu yönetimlerinden geçmiştir. Büyük İskender'in kurduğu devletin merkezi noktalarından biri olan Maraş'ta, M. S. 64 yılından itibaren ise Roma İmparatorluğu'nun etkileri görülmeye başlanmıştır. Bu süreçte \"Germenicia\" ismiyle bilinen kent, Roma'nın ikiye bölünmesiyle Bizans sınırlarına dahil olmuştur. Roma ve Bizans dönemlerinden kalma çok sayıda kalıntıya ev sahipliği yapan Maraş, stratejik önemini bu çağlarda da sürdürmüştür. 6. yüzyıldan sonra sık sık Arapların akınına uğrayan Maraş, Halid Bin Velid'in önderliğindeki İslam ordusu tarafından 637 yılında ele geçirilmiştir. Fakat bu dönemde yaşanan savaşlar uzun sürmüş, Maraş yöresi 10. yüzyıla kadar Bizans ve Müslümanlar arasında sık sık el değiştirmiştir. 1086 yılında Selçuklular tarafından fethedilen Maraş ve Elbistan bölgeleri, 12. yüzyıla kadar yine farklı devletler tarafından pek çok kez istila edilmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra İlhanlılar, Memlükler ve Dulkadiroğulları gibi beyliklerin hüküm sürdüğü Maraş ve çevresi özellikle Dulkadiroğulları zamanında sosyal, sanatsal ve mimari anlamda büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Yavuz Sultan Selim tarafından 1515 yılında fethedilen bu yöre, \"Dulkadir Eyaleti\" olarak isimlendiriliyordu. Bu isim 1831 yılında \"Maraş\" olarak değiştirilmiş, bölge ise eyalet değil kaza olarak kabul edilmiştir. Kent, cumhuriyetin ilanı sonrasında da il statüsüne geçmiştir. Kurtuluş Savaşı zamanında müthiş bir mücadele örneği gösteren ve 12 Şubat 1920'de kendi özgürlüğünü kazanan Maraş, TBMM tarafından 5 Nisan 1925'te \"Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası\" ile ödüllendirilmiş, 7 Şubat 1973 yılında da \"Kahraman\" unvanı ile onurlandırılarak \"Kahramanmaraş\" ismini almıştır. Nüfus: Kahramanmaraş'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 170 bin kişidir. - Afşin - Andırın - Çağlayancerit - Dulkadiroğlu - Ekinözü - Elbistan - Göksun - Nurhak - Onikişubat - Pazarcık - Türkoğlu Günümüzde Kahramanmaraş ekonomisine yön veren en önemli sektörler; tekstil, gıda, metal mutfak eşyası, kağıt sanayi ve kuyumculuktur. Türkiye'ye çelik tencere, tava, çaydanlık gibi mutfak eşyası üretimi için giren hammaddenin yarıya yakını Kahramanmaraş'ta işlenmekte, buradan iç ve dış pazarlara dağıtılmaktadır. Altın üretimi bakımından da ülkemizin lokomotifi olan Kahramanmaraş'ta yapılan takılar sadece Türkiye'de değil, dünyada da ilgi görmeye başlamıştır. Tarım sektörünün Maraş ekonomideki payı azalsa da, tahıl üretimi kent için hala önemli bir geçim kaynağıdır. Kahramanmaraş'ta yetiştirilen başlıca ürünler; buğday, arpa, çavdar, pirinç, nohut, şekerpancarı, fasulye, pamuk, zeytin, üzüm, çilek, yerfıstığı, domates, biber ve lahanadır. Özelikle Kahramanmaraş'ın acı kırmızı biberi ülke genelinde çok meşhurdur. Hayvancılık alanında ise daha çok kıl keçisi ve sığır yetiştiriciliği yapılır. Kümes hayvancılığı, arıcılık ve balıkçılık da gelişmektedir. Topraklarının yaklaşık yüzde 60'ı dağlarla kaplı olan Kahramanmaraş'ta bu yükseltilerin büyük bölümü şehrin kuzey kesimlerinde toplanmıştır. Genellikle Güneydoğu Torosların uzantıları olan bu dağların başlıcaları Engizek, Amanoslar, Nurhak, Kandil, Sarımsak, Ahır Dağı ve Binboğa'dır. Bu dağların arasında kalan büyük çöküntülerde ise Elbistan, Kahramanmaraş ve Göksun gibi geniş ovalar bulunur. Doğal göl bakımından çok zayıf olan Kahramanmaraş topraklarındaki önemli su kaynakları Ceyhan Nehri üzerine kurulmuş olan barajlardır. Akdeniz Bölgesi'nin doğu sınırında yer alan Maraş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kesiştiği noktaya çok yakındır. Bu nedenle farklı iklim tiplerinin görüldüğü bir şehirdir. Fakat ilde öne çıkan iklim tipi daha çok bozulmuş Akdeniz iklimidir. Kuzeye doğru çıkıldıkça yer yer karasal iklim etkileri görülen Maraş'ta yazlar oldukça sıcak ve kurak geçer. Kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Bulunduğu coğrafya nedeniyle pek çok endemik bitki türüne ev sahipliği yapan Kahramanmaraş'ın bitki örtüsü de çok zengindir. Yüksek dağ formasyonu, orman, bozkır ve çalı olmak üzere dört çeşit bitki topluluğu görülen kentte yüksek kesimler daha çok karaçam, ardıç, meşe, göknar ve sedir ormanlarıyla; orta kesimler kuru ve yarı nemli ağaçlarla örtülü ormanlarla; alçak kesimler ise maki karakterli bitkilerle kaplıdır. Kahramanmaraş, hem lezzetli sulu yemekleri hem de kendine has tatlıları ile Anadolu'nun en zengin mutfak kültürlerinden birine sahiptir. Bulunduğu coğrafyanın bereketi ve yüzlerce yıllık birikimin neticesinde oluşmuş bu mutfakta onlarca çeşit yöresel yemek yapılmaktadır. Bitkisel ve hayvansal ürünlerin uyumlu ahengi ile yapılan bu yemekler bölgeye özgü farklı baharatlar ile tatlandırılır. Özellikle ekşinin ve acının bol kullanımı, Maraş mutfağında yapılan yemeklerin olmazsa olmazıdır. Kahramanmaraş yöresel lezzetlerinde ön plana çıkan bir de tatlı var ki ondan ayrıca bahsetmek gerek; Maraş Dondurması.. Ahır Dağı eteklerinde yetişen yabani orkidelerin köklerinden elde edilen salebin keçi sütü, şeker ve iyi bir ustayla bir araya gelişi, bu muhteşem lezzeti ortaya çıkarıyor. Uzaması ve erimemesi ile meşhur olan Maraş dondurmasının kıvamı o kadar serttir ki sadece kesilerek ikram edilir. Bu dondurmanın benzerleri birçok şehirde yapılmaya çalışılsa da, hiçbiri Maraş'ta yiyeceğiniz orijinal dondurmanın yerini tutmayacaktır elbet. - Çöş Börek - Sömelek Köfte, Kalili Köfte, Maraş Köfte - Maraş Tava - Maraş Usulü Paça Çorba - Yoğurtlu Dövme Çorbası - Patlıcanlı Ekşili Çorba - Ekşili Aya Sulusu - Kahramanmaraş Tarhanası - Acem Pilavı - Eli Böğründe - Ciğerli Bulgur Pilavı - Mumbar Dolması - Pazı Sarması - Maraş Çöreği - Un Sucuğu - Çullama - Cevizli Kırma Tatlısı - İlende Tatlısı - Ravanda Şerbeti - Maraş Dondurması Kahramanmaraş'ta 1992 yılında kurulan K. Sütçü İmam Üniversitesi ve 2018 yılından bu yana hizmet veren İstiklal Üniversitesi bulunuyor. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nin ana kampüsü il merkezinin yaklaşık 10 km. kadar batısında, Onikişubat ilçesinde konumlanıyor. Üniversitenin bir diğer büyük yerleşkesi olan Karacasu Kampüsü de şehrin 10 km. güneyinde yer alıyor. Her iki yerleşkeye de toplu taşıma ile ulaşım sağlayabiliyorsunuz. İstiklal Üniversitesi ise Sütçü İmam Üniversitesi'nden ayrılarak kurulmuş, henüz çok yeni bir eğitim kurumu. Bu okulun il merkezi ve çevresinde hizmet veren birkaç fakültesi bulunuyor. Kahramanmaraş şehir merkezini iki kısım olarak değerlendirebiliriz. Şehrin doğu yakası, tarihi kent merkezi diyebileceğimiz bölümü oluşturuyor. Batı yakası ise şehrin yeni yapılaşan moren yüzünü yansıtıyor. Sütçü İmam Üniversitesi'nin ana kampüsünün de bulunduğu batı yakası haliyle biraz daha pahalı bir bölge. Gelir seviyesi yüksek olan insanlar genellikle bu tarafta ikamet ediyor. Fakat burada öğrencilere yönelik inşa edilen apart, yurt ve dairelerin sayısı da bir hayli fazla. Bu nedenle öğrencilerin Maraş'ta konaklama konusunda sıkıntı yaşamadıklarını söyleyebiliriz. Her bütçeye göre yer bulmak mümkün."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kamp-alanlari-cadir-kampi-yerleri/", "text": "Sevgili kamp dostları.. Gezi Hocası olarak size kamp yeri seçimi konusunda büyük kolaylık sağlayacak geniş bir liste hazırladık. Bu yazımızda Türkiye'nin 81 ilinde yer alan, 1700'e yakın ücretli ve ücretsiz kamp alanlarını tek bir başlık altında birleştirdik. A'dan Z'ye tüm şehirlerimizi kapsayan bu listede, Türkiye'deki en iyi kamp yerlerinin tamamını bulabileceksiniz. Kamping alanları listemize başlamadan önce; hem yazımızın içeriği hakkında kısaca bilgi vermek, hem de doğada tatil yapmayı seven arkadaşlara birkaç uyarıda bulunmak istiyoruz. # Türkiye Kamp Alanları blog yazımızda çadır kampı ve karavan kampı yapabileceğiniz yerler listeleniyor. Sadece bungalov/ağaç ev/pansiyon vb. konaklama hizmeti veren, çadır ve karavan için ayrı alanı bulunmayan tesisler bu listede yer almıyor. # Çocuklar/gençler için sezonluk düzenlenen yaz ve gençlik kampları da listemizde yer almıyor. # Ücretli kamp yerleri sezonluk olarak farklı dönemlerde açılıp kapanabiliyor. Hatta bazen kalıcı olarak tamamen kapanabiliyor. Verdikleri hizmetlerde değişiklikler olabiliyor. Bu nedenle aşağıda listelediğimiz ücretli kamp alanlarının tüm iletişim bilgilerini ve konumlarını yanlarına ekledik. Yola çıkmadan önce tesisle iletişime geçebilir, mekan hakkındaki güncel bilgileri kendilerinden bizzat alabilirsiniz. # Ücretli kamp hizmeti veren bazı işletmelerin iletişim bilgileri internette bulunmuyor. Bu mekanların sosyal medya hesapları ya da web siteleri de yok. Dolayısı ile bu yerlerin fiyatları ya da nasıl bir yer oldukları hakkında net bilgiler edinemiyorsunuz. Biz bu tesislerin de konum bilgilerini yanlarına ekledik. Konum linkine tıkladığınızda Google Haritalar aracılığı ile o mekan hakkında yapılan yorumları görebiliyorsunuz. İletişim kuramadığınız kamp yerlerinin durumu ile ilgili en gerçekçi ve güncel bilgileri buradaki müşteri yorumlarından öğrenebilirsiniz. # Çok cüzi de olsa giriş ücreti olan tüm doğal mekanlar ücretli kamp alanları başlığı altına alındı. # Sizin bildiğiniz ama burada yer almayan kamp yerleri varsa lütfen yorumlar kısmında belirtin. Tüm kamp severler faydalansın. # Listemizde bulunan kamp alanları ile ilgili bilginiz varsa, yine yazı sonundaki yorum alanına tecrübelerinizi, olumlu/olumsuz fikirlerinizi yazabilirsiniz. # Kamp konusunda tecrübe çok önemlidir. İlk kez kamp yapmaya gideceksiniz, yanınızda tecrübeli arkadaşlarınızın olması sizin için büyük kolaylık olur. # Eğer ücretsiz kamp alanlarını tercih edecekseniz, güvenliğiniz için bölgede bulunan resmi kurumlara önceden bilgi vermenizi tavsiye ederiz. Eğer böyle bir imkan bulamazsanız mutlaka en az bir yakınınızla konumunuzu paylaşın. # Kamp yapmaya özel aracınızla ya da karavanla gidecekseniz aracınızın tüm bakım ve kontrollerini mutlaka önceden yaptırın. Kamp yerleri genellikle şehir merkezlerinden uzakta olur. Yolların bozuk olma ihtimalini de göz ardı etmeyin. Karavan konusuyla ilgilenenler şu yazımıza da bir göz atabilirler. # Yaz mevsimi de olsa yanınıza birkaç kalın kıyafet alın. Plan yaparken hava durumuna dikkat edin. # Ücretsiz kamp yerlerinde tesis, elektrik, içme suyu, WC, duş gibi imkanlar bulma ihtimaliniz çok düşüktür. Bunu bilerek alışverişinizi sağlam yapın ve tedarikli yola çıkın. # Çadır, mat, uyku tulumu, çanta gibi elzem kamp malzemelerini alırken ucuza kaçmak adına kalitesiz ürünler seçmeyin. Kamp tatiliniz zehir olmasın. # İzin verilmeyen yerlerde kesinlikle ateş yakmayın. Ve lütfen ÇÖPLERİNİZİ ETRAFTA BIRAKMAYIN, DOĞAYI KİRLETMEYİN! - Adana Kamp Alanları - Adıyaman Kamp Alanları - Afyon Kamp Alanları - Ağrı Kamp Alanları - Aksaray Kamp Alanları - Amasya Kamp Alanları - Ankara Kamp Alanları - Antalya Kamp Alanları - Ardahan Kamp Alanları - Artvin Kamp Alanları - Aydın Kamp Alanları - Balıkesir Kamp Alanları - Bartın Kamp Alanları - Batman Kamp Alanları - Bayburt Kamp Alanları - Bilecik Kamp Alanları - Bingöl Kamp Alanları - Bitlis Kamp Alanları - Bolu Kamp Alanları - Burdur Kamp Alanları - Bursa Kamp Alanları - Çanakkale Kamp Alanları - Çankırı Kamp Alanları - Çorum Kamp Alanları - Denizli Kamp Alanları - Diyarbakır Kamp Alanları - Düzce Kamp Alanları - Edirne Kamp Alanları - Elazığ Kamp Alanları - Erzincan Kamp Alanları - Erzurum Kamp Alanları - Eskişehir Kamp Alanları - Gaziantep Kamp Alanları - Giresun Kamp Alanları - Gümüşhane Kamp Alanları - Hakkari Kamp Alanları - Hatay Kamp Alanları - Iğdır Kamp Alanları - Isparta Kamp Alanları - İstanbul Kamp Alanları - İzmir Kamp Alanları - Kahramanmaraş Kamp Alanları - Karabük Kamp Alanları - Karaman Kamp Alanları - Kars Kamp Alanları - Kastamonu Kamp Alanları - Kayseri Kamp Alanları - Kırıkkale Kamp Alanları - Kırklareli Kamp Alanları - Kırşehir Kamp Alanları - Kilis Kamp Alanları - Kocaeli Kamp Alanları - Konya Kamp Alanları - Kütahya Kamp Alanları - Malatya Kamp Alanları - Manisa Kamp Alanları - Mardin Kamp Alanları - Mersin Kamp Alanları - Muğla Kamp Alanları - Muş Kamp Alanları - Nevşehir Kamp Alanları - Niğde Kamp Alanları - Ordu Kamp Alanları - Osmaniye Kamp Alanları - Rize Kamp Alanları - Sakarya Kamp Alanları - Samsun Kamp Alanları - Siirt Kamp Alanları - Sinop Kamp Alanları - Sivas Kamp Alanları - Şanlıurfa Kamp Alanları - Şırnak Kamp Alanları - Tekirdağ Kamp Alanları - Tokat Kamp Alanları - Trabzon Kamp Alanları - Tunceli Kamp Alanları - Uşak Kamp Alanları - Van Kamp Alanları - Yalova Kamp Alanları - Yozgat Kamp Alanları - Zonguldak Kamp Alanları Bildiğimiz kadarıyla Bingöl'de ücretli kamp alanı bulunmuyor. Burdur'daki ücretli kamp alanlarının hemen hemen tamamı Salda Gölü ve çevresinde yer alıyordu. Fakat 2020 yılı itibariyle Salda Gölü'ne yakın kesimlerde kamp yapmak yasaklandığı için bu mekanların hepsi kaldırıldı. Bildiğimiz kadarıyla Diyarbakır'da ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Erzurum'da ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Hakkari'de ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Iğdır'da ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Karaman'da ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Kırıkkale'de ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Mardin'de ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Muş'ta ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Sivas'ta ücretli kamp alanı bulunmuyor. Bildiğimiz kadarıyla Şırnak'ta ücretli kamp alanı bulunmuyor. Türkiye'deki çadır kamp yerleri ve karavan kamp alanları listemizi tamamladık. Yazımızın sonunda şu önemli hatırlatmayı tekrar yapmak istiyoruz. Doğa bizim evimiz, LÜTFEN KİRLETMEYİN!"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kapadokya-gezilecek-yerler-balon-fiyatlari/", "text": "'Güzel Atlar Ülkesi' olarak tanımlanan Kapadokya, merkezi Nevşehir olmak üzere toplam 5 ile yayılmış bir coğrafya. Niğde, Aksaray, Kayseri, Kırşehir ve Nevşehir. Peribacaları ve renkli balonları ile bütünleşmiş Kapadokya, dünyada eşine pek rastlanmayan bir jeolojik alandır. Yer üstünde olduğu kadar yeraltında bulunan şehirleri, tarihi yapıları ve vadileriyle Kapadokya, Türkiye'de ziyaret edilmesi gereken en önemli yerlerden biri. Burası bir iki günde gezilecek kadar ufak bir yer değil. O yüzden gitmeden önce Kapadokya hakkında bilgi edinilmesi ve planlama yapılması gerekiyor. Zaten bir kez gören, kaç gün gezerse gezsin tekrar gelmek istiyor. Kapadokya gezi rehberi yazımızda, bu masal diyarı hakkındaki tüm bilgileri mümkün olduğu kadar detaylı şekilde anlatmaya çalışacağız. Kapadokya nerededir? Nasıl gidilir? Peribacaları nasıl oluşmuştur? Kapadokya'da gezilecek yerler, balon turları ve çok daha fazlası.. Hazırsanız Kapadokya turumuza başlayalım. - Kapadokya Nerede? Nasıl Gidilir? - Kapadokya Hakkında Bilgiler ve İpuçları - Kapadokya Peri Bacaları Nasıl Oluştu? - Kapadokya Gezilecek Yerler - Avanos ve Gezilecek Yerler - Göreme ve Gezilecek Yerler - Uçhisar ve Gezilecek Yerler - Ürgüp Gezilecek Yerler - Ortahisar ve Gezilecek Yerler - Kapadokya'da Gezilecek Diğer Yerler ve Yeraltı Şehirleri - Kapadokya Balon Turu Kapadokya bir şehir ya da kasaba değil, coğrafi bir bölge. Tıpkı Güney Amerika'nın Patagonyası gibi. Türkiye'nin tam ortasında merkezi bir konumda bulunuyor. Büyük bölümü Nevşehir'e dahil olan Kapadokya bölgesi Kayseri, Aksaray, Kırşehir ve Niğde illerine de kısmen dağılıyor. Anadolu'nun göbeğinde bulunan Kapadokya'ya ulaşım her yönüyle çok kolaydır. Kapadokya'ya uçakla ulaşmak için tercih edebileceğiniz en yakın yer, Nevşehir merkeze yaklaşık 30 km. uzaklıktaki Nevşehir Kapadokya Havalimanı. Haftanın her günü İstanbul'dan Nevşehir'e direkt uçuş bulabilirsiniz. İkinci alternatif olan Kayseri Havalimanı ile Nevşehir merkez arası ise yaklaşık 80 km. ve 1 saatlik mesafede. Bu iki havaalanında da Nevşehir merkeze özel servis ve araç kiralama imkanınız var. Otel rezervasyonu yaptırdıysanız birçok otelin havalimanı servisi zaten bulunuyor. Kapadokya gezisi için Nevşehir'i merkez olarak alırsanız gezeceğiniz tüm ilçeler birbirine yakın konumda kalacaktır. Geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Kapadokya'yı verimli şekilde gezmenin en iyi yolu ya kendi aracınızla gelmek ya da Nevşehir'den araç kiralamak. Çünkü bölgenin her yerine otobüs ve minibüs seferi bulamıyorsunuz. Bulsanız da saatleri tutturmak ayrı bir dert. Ama kısıtlı bir bölgeyi gezecekseniz Nevşehir'e otobüsle de gelip turlara katılabilir veya kişisel olarak gezebilirsiniz. Farklı illerden Kapadokya'ya ulaşım hizmeti veren birçok otobüs firması var. Nevşehir otobüs terminali merkeze yaklaşık 15 dakika uzaklıkta. - İstanbul Kapadokya arası yaklaşık 780 kilometre ve 8 saat 30 dakika. - Ankara Kapadokya arası yaklaşık 350 kilometre ve 4 saat. - İzmir Kapadokya arası yaklaşık 800 kilometre ve 10 saat. - Antalya Kapadokya arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Trabzon Kapadokya arası yaklaşık 630 kilometre ve 8 saat. - Niğde Kapadokya arası yaklaşık 65 kilometre ve 50 dakika. - Kayseri Kapadokya arası yaklaşık 65 kilometre ve 50 dakika. - Aksaray Kapadokya arası yaklaşık 130 kilometre ve 1 saat 40 dakika. - Kırşehir Kapadokya arası yaklaşık 100 kilometre ve 1 saat 20 dakika. Kapadokya'nın içinden geçen bir demiryolu güzergahı yok. Kapadokya'ya trenle gelmek için en yakın nokta Kayseri. Kayseri'den geçen birçok tren hattı bulunuyor. Bu hatların hepsi farklı noktalardan Kayseri'ye ulaşıyor. Tren ile Kayseri'ye geldikten sonra şehir merkezinde bulunan Kayseri Garı'ndan otogara geçerek Nevşehir'in merkezi dahil istediğiniz ilçesine giden otobüslere binebilirsiniz. # Kapadokya'ya ne zaman gidilir? 4 mevsim ayrı güzelliği olan Kapadokya'nın her mevsime göre avantajları ve dezavantajları var. Çok sıcak ve çok soğuk havalara denk gelmemek adına Kapadokya gezisi için en uygun dönem ilkbahar ve sonbahar ayları. Ama bahar aylarında otellerden balon turlarına ve safarilere kadar her şeyin fiyatı yükseliyor. Hele bayram ve tatil günlerine denk gelirseniz aşırı bir kalabalık sizi bekliyor demektir. Kış mevsimi karlarla örtülü olan Kapadokya bambaşka güzeldir. Fakat bu mevsimde balon turları hava muhalefetlerine bağlı olarak sık sık iptal edilebiliyor. Trekking yapmak, atv ya da bisiklet turlarına katılmak önceliğiniz ise yağmurun azaldığı yaz ayları daha ideal olabilir. Ama bizim tavsiyemiz; Kapadokya'ya bir kez değil farklı mevsimlerde birçok kez gelin. # MüzeKart önemli. Kapadokya'daki müze, kale ve ören yerlerinin birçoğuna girişlerde 2,5,10 TL gibi ufak ya da biraz daha fazlası miktarlar ödüyorsunuz. Ama Kapadokya'da bu tarz yerlerin sayısı çok fazla. Kapadokya gezisi genel olarak maliyetli bir seyahat olacaktır. En azından bu masrafla uğraşmamak ve sıra beklememek için gitmeden bir müzekart edinmeniz faydanıza olur. Kapadokya'da müzekartın geçmediği bir kaç nokta var ama genel olarak çok büyük kısmında kartınızı kullanabilirsiniz. Müzekart hakkındaki detaylı bilgileri bu yazımızda paylaştık. # Kapadokya kaç günde gezilir? Kapadokya'yı hakkıyla gezmek için en az 4-5 gün gerekli. Ama bu sadece ortalama bir gezi olur. Bölgenin keşfedilmesi gereken ve ulaşımı kolay olmayan birçok yeri var. Detaylı bir tur için yukarıda önerdiğimiz gibi birden fazla kez gelip farklı bölgeleri keşfetmek en mantıklısı. # Safari turları, balon gezileri ve otel konaklamaları için önceden rezervasyon yapmanız önemli. Resmi tatil günleri ve bahar sezonlarında hevesiniz kursağınızda kalabilir. # Adeta doğal bir film seti olan Kapadokya'da bugüne kadar çekilmiş yüzlerce film, belgesel ve dizi var. Asmalı Konak, Yılanların Öcü, Yazı Tura, Dünyayı Kurtaran Adam, Dila Hanım... daha niceleri. Eğer izlemediyseniz bir Nuri Bilge Ceylan başyapıtı olan ve Kapadokya'da geçen Kış Uykusu filmini Gezi Hocası olarak özellikle tavsiye ederiz. Bilim adamları milyonlarca yıl önce Kapadokya'nın bir iç deniz olduğunu belirtiyor. Kapadokya'nın güney kesimlerinde yapılan arkeolojik çalışmalarda bulunan deniz canlısı fosilleri bu durumu destekliyor. O çağlarda bölgede yer alan Erciyes, Hasan Dağı ve Güllüdağ volkanlarının püskürmesiyle deniz kuruyor ve oluşan boşluk lavlarla dolmaya başlıyor. Lavların biriktiği bölge soğuyarak sertleşiyor ve volkanik kayalar oluşuyor. Kaya diyoruz ama aslında yumuşak bir yapıya sahipler. Yanardağlar, kurumuş lavların biriktiği aynı bölgeye daha sonra tekrar lav püskürtüyor. Bu süreç yüzbinlerce yıl boyunca defalarca devam ediyor. Ta ki yanardağlar sönene kadar. Daha sonra bölgedeki akarsular bu kayaçları aşındırıp çukurlar açarak vadiler oluşturuyor. Açılan bu yarıklar rüzgarın da etkisiyle dalgalı bir görünüme kavuşuyor. Eğer aşınan kısmın üst tabakası sert, alt kısmı yumuşaksa aşınmayan kesim yukarıda bir şapka gibi asılı kalıyor ve aşağıdaki yumuşak kesime baskı uygulayarak şapkalı peribacalarının oluşumu sağlıyor. Yani Kapadokya Peri Bacaları gibi bir eserin oluşması, yüzbinlerce yıl süren bir doğa çalışmasının sonucu. Peri bacalarının içlerinin oyularak barınma amacıyla kullanılmasına ise Paleolitik Çağ'da yaşayan insanlar tarafından başlanmış. Kapadokya coğrafyası 300 km 'lik bir alanı kapsar. Ama Kapadokya'da ziyaret edilmesi gereken yerlerin yoğunlukta olduğu kısım 80 km 'yi, hatta geziyi kısıtlarsanız daha düşük bir kesimi kapsıyor. Kapadokya gezilecek yerleri merkezi olarak 5 bölgeye ayırabiliriz. - Ürgüp - Avanos - Göreme - Uçhisar - Ortahisar Nevşehir'deki bu çemberin olduğu bölge dışında, merkeze ve diğer illere yayılan irili ufaklı gezilecek başka yerler de var. Bir yeri gezerken 'altını üstüne getirmek' deyimi vardır ya hani. Kapadokya tam anlamıyla bu deyime uyuyor. Çünkü Kapadokya'da sıcak hava balonlarıyla yerin yüzlerce metre üstünde uçarak gezebileceğiniz gibi, yerin onlarca metre altında bulunan tarihi yeraltı şehirlerini de ziyaret edebiliyorsunuz. Her şeyiyle çok özel topraklar. Şimdi Kapadokya'da görülmesi gereken yerleri, merkezi kesimden başlayıp uzaklaşarak tek tek sıralayalım. Avanos, Aksaray Kayseri kervan yolu üzerinde, Kızılırmak'ın iki kenarına kurulmuş, Nevşehir'in doğusunda kalan, Kapadokya'nın en etkileyici ilçelerinden biridir. Çanak-çömlek ve halı dokuma gibi el sanatlarıyla ünlenmiş Avanos'ta yeraltı şehirleri, peri bacaları, vadiler ve tarihi yapılar gibi gezilecek etkileyici yerler bulunuyor. Avanos Ürgüp yolu ya da Paşabağı Zelve yolunu kullanarak bölgeye ulaşabilirsiniz. Asmalı Konak dizisinden de hatırlayacağınız vadinin en meşhur peribacası deve görünümlü olanı. Esasında birçok peribacasını farklı hayvanlara benzettiğiniz de olacak. Hayal Vadisi olarak da bilinen Dervent, isminin hakkını veriyor. Bu vadide günbatımı manzarası ise muhteşem. Paşabağ, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde keşiş, rahip gibi din adamlarının inzivaya çekildikleri bir bölge olduğu için Rahipler Vadisi olarak anılıyor. Bu vadinin en büyük özelliği ise şapkalı peribacalarını barındırması. Üst kısmındaki sert kayaçların henüz yok olmadığı peribacaları her yerde görülmüyor. Paşabağ Vadisi bu anlamda biraz daha özel bir bölge. Göreme Avanos yolu üzerinde bulunan bu köy Kapadokya'nın en güzel yerlerinden biri. Çavuşin Köyü, Avanos ilçesine bağlı olsa da Göreme'ye sadece 2 km. uzaklıkta. Göreme ve Çavuşin arasında çok fazla sayıda peribacası var. Ayrıca bu köy zamanında çok sayıda Hristiyan din adamına sığınak olduğu için kiliseleri de oldukça meşhurdur. Vaftizci Yahya Kilisesi, Çavuşin Kilisesi, Üç Haçlı Kilise ve Aziz Jean Kilisesi bunlardan bazıları. Avanos gezilecek yerler listesinde olması gereken Güray Müze, dünyanın ilk ve tek yeraltı seramik müzesidir. Avanos'un yaklaşık 5 km. kadar güneyinde bulunan Zelve Vadisi Hristiyanlığın ilk yayıldığı yerlerden biri. Bu sebeple manastır ve kilise kalıntılarına çokça rastlanıyor. Geyikli Kilise, Vaftizci Kilise, Direkli Kilise, Balıklı Kilise ve Üzümlü Kilise bunlardan bazıları. Zelve, Kapadokya'nın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak biliniyor. Eski devirlerde taş oyuklarda ve mağaralarda yaşayan insanlar Zelve'yi bir köy haline getirmişler. Vadide birçok kaya ev ve tünel bulunuyor. Fakat tünellerin bazıları ziyarete kapatılmış. Zelve Vadisi içinde yer alan açık hava müzesi de oldukça geniş bir alana yayılmış. Zelve Açık Hava Müzesi harika bir manzaraya sahip kaya evlerden oluşuyor. Hayal mi desek, roman mı desek, animasyon mu desek bilemedik. Öyle güzel bir atmosferin içine giriyorsunuz. Galip Körükçü, Avanoslu bir çömlek ustası. Çalıştığı çömlek atölyesine 1979 yılında Fransız bir turist kadın geliyor. Bu ikili arasında duygusal bir bağ oluşuyor ve birbirlerini çok seviyorlar. Fransız kadın birkaç ay sonra ülkesine dönmek zorunda kalınca, Galip ustaya bir anı bırakmak istiyor ve saçından bir tutam keserek ona veriyor. Galip usta bu saçı duvarına asıyor. Gel zaman git zaman dükkana gelen diğer kadınlar bu hikayeden etkilenip kendi saçlarından bir tutam keserek bu dükkana asamaya başlamışlar. Saçlarının yanına da, \"Eğer bir gün kavuşursanız bize haber verin\" diyerek iletişim bilgilerini bir kağıda yazıp iliştiriyorlarmış. Chez Galip adıyla bilinen Galip usta 15 bini aşkın kadın saçının biriktiği mekanı müzeye çevirmiş. Avanos merkezde bulunan Saç Müzesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Galip usta her sene, yanındaki notta iletişim bilgileri yazılı olan bu saç demetlerinden bir kısmını rastgele seçerek çekiliş yapıyor ve kazanan kişileri Kapadokya'da tüm masraflarını karşılayarak ağırlıyor. Özkonak Kasabası'nın doğusunda yer alan bu yeraltı şehrinin Avanos merkeze uzaklığı yaklaşık 15 kilometre. Yapım tarihi net olmayan Özkonak Yeraltı Şehri'nin tahmini olarak M. Ö. 400'lü yıllarda inşa edildiği düşünülüyor. Dört kat olarak inşa edilen bu yeraltı şehri apartman gibi düşünülmüş. Hayvanların giriş çıkışı zor olmasın diye giriş kat ahır olarak ayrılmış. Alt katlara inildikçe salonlar, odalar, kiler ve depo gibi büyük alanlar inşa edilmiş. Henüz tamamı temizlenerek açılmamış durumda olan Özkonak Yeraltı Şehri yüzlerce metre alana yayılmış devasa bir yer. Eğer kapalı mekan korkunuz yoksa mutlaka ziyaret etmenizi öneririz. - Sarıhan Kervansarayı - Alaaddin Cami - Taş Köprü - Avanos Asma Köprü - Yeraltı Cami - Çanakçı Heykeli - Hacı Nuri Bey Konağı - Dereyamanlı Kilisesi Diğer ilçe ve beldeleri gücendirmek gibi olmasın ama Göreme, Kapadokya'nın adeta başkenti. Bu eşsiz coğrafyanın tam kalbinde yer alıyor. Açık hava müzesi, peri bacaları ve vadileri ile Göreme, Nevşehir gezilecek yerler listesinde üst sıralarda olması gereken bir yer. Göreme'de gezilecek yerlere geçmeden ufak bir not aktarmak istiyoruz. Göreme Vadisi, 1986 yılından bu yana koruma altına alınmış 'Tarihi Milli Park' olarak kabul ediliyordu. Fakat 2019 yılı itibariye Göreme, 'Tarihi Milli Park' statüsünden çıkartıldı. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Göreme Açık Hava Müzesi, Kapadokya'da yerli ve yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor. M. S. 4. yüzyıla ulaşan geçmişiyle tıpkı Zelve gibi Hristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olmuş burası. - Karanlık Kilise - Elmalı Kilise - Kızlar ve Erkekler Manastırı - Aziz Basileus Kilisesi - Aziz Barbara Kilisesi - Yılanlı Kilise - Çarıklı Kilise - Tokalı Kilise - Azize Catherine Şapeli Çavuşin Köyü ile Göreme arasında bulunan Güllüdere Vadisi iki kola ayrılıyor. Bu iki kol boyunca yaklaşık 4 kilometrelik bir trekking rotası bulunan Güllüdere Vadisi, Göreme'nin en gözde yürüyüş alanı. Güneş ışınlarının gül rengine bürüdüğü kayalardan oluşan Güllüdere Vadisi, Unesco Dünya Mirası Listesi'nde bulunuyor. İçerisinde yine birçok kilise ve manastır barındıran vadi, manzara anlamında peri bacalarını en iyi seyredebileceğiniz rotalardan biri. - Üç Haçlı Kilise - Ayvalı Kilise - Aziz Agathangelus Kilisesi - Sütunlu Kilise Balon turuna katılanlara muhteşem manzaralar sunan bu vadi, Göreme Uçhisar yolunun kuzeyinde, 5 km'ye yakın bir alanı kaplıyor. Vadinin bulunduğu arazinin ismi halk arasında Örencik olarak geçiyor. Buradaki köyde yaşayan iki düşman aşiretin çocukları imkansız bir aşka tutulurlar. Gel zaman git zaman tüm engellere rağmen bir şekilde evlenirler. Güzel de bir çocukları dünyaya gelir. Fakat kinleri yatışmayan ailelerden birisi damadı öldürür. Olayın acısına dayanamayan gelin de intihar ederek canına kıyar. İki gencin ölümü ile birlikte Allah vadiye taş yağdırarak bu çifte karşı içinde düşmanlık besleyen herkesi öldürür. Hikaye böyle dilden dile anlatılınca da bu vadinin ismi haliyle 'Aşıklar Vadisi' olmuş. Göreme Aşk Vadisi hem balon turu hem de yürüyüş için muazzam manzaralar barındırıyor. Bölgede bulunan kalp şeklinde çok meşhur bir salıncak var. Fotoğraf çekmek için kuyruğa girmeyeni dövüyorlar. Gezi Hocası olarak, özellikle sevip de kavuşamayan herkesin Aşk Vadisi'ni ziyaret etmelerini şiddetle öneriyoruz. - Sarnıç Kilisesi - Saklı Kilise - Görkündere Kilisesi - El Nazar Kilisesi Aşıklar Tepesi, Göreme merkezi ve muhteşem manzarasını tam tepeden, panoramik olarak görebileceğiniz bir zirve. Sunset Point denilen bu tepe noktaya özellikle gündoğumu ve günbatımı saatlerinde çıkılıyor. İster yürüyerek ister araçla gidebilirsiniz. Aydın Kırağı Aşıklar Tepesi fotoğrafçılar için Kapadokya'nın en efsanevi yerlerinden. Balonları, peri bacalarını, yeşil vadileri ve mükemmel bir gündoğumu manzarasını tek bir kareye sığdırabiliyorsunuz. Aydın Kırağı'yı Kapadokya'da gezilecek yerler listesi haricinde Kapadokya'da fotoğraf çekilecek yerler listesinin zirvelerine yazın. Pers İmparatorluğu zamanında Kral Yolu üzerinde bulunan Uçhisar Beldesi, Selçuklu İmparatorluğu zamanında ise İpek Yolu üzerinde yer almış. Cilalı Taş ile Neolitik Dönem'den kalma izlerin tespit edildiği Uçhisar, birçok medeniyetin izleme kulesi ve savunma kalesi olmuş. Nevşehir'in merkez ilçesine bağlı olan Uçhisar, şehir merkezinin 5 km. kadar doğusunda bulunuyor. Doğal manzaraların yanında tarihi sokakları ve Kapadokya evleriyle başlı başına görülmeye değer bir beldedir. Burası Kapadokya'nın zirve noktası. Bölgedeki en yüksek yer olması sebebi ile eşsiz bir ufka sahip. Erciyes'ten Hasan Dağı'na kadar müthiş bir manzarası var. Bölge halkı, büyük olan zirveye 'Ağanın Kalesi', küçük olana ise 'Çavuşun Kalesi' diyor. Günümüzde olduğu gibi o devirlerde de yükseklerde yaşama sevdası varmış galiba. Uçhisar Kalesi'ne çıkmak için taş merdivenleri kullanarak 100 metreyi aşkın bir yüksekliğe tırmanıyorsunuz. Biraz yorucu. Ama zirvesine ulaştığınız zaman Kapadokya'da gezilecek yerler diye listelediğimiz büyüleyici manzaraların birçoğu ayaklarınızın altına seriliyor. Çünkü Kapadokya'da bundan yüksek zirve yok. Özellikle günbatımı saatlerinde fotoğraf makinenizin şarjını doldurup yola koyulmalısınız. Burası Nevşehir Göreme yolunun tam kenarında, Uçhisar Kalesi'nin kuzeyinde kalan ufak bir bölge. Cevizli'de bulunan peribacaları ufak tefek evleri andırıyor. Zamanında sığınak ve barınak olarak oyulmuş kayalar şu an kafe ve hediyelik eşya satan dükkanlar haline gelmiş. Soluklanıp manzaralı kafede bir şeyler içmek ve alışveriş yapmak için Cevizli'yi tercih edebilirsiniz. Burası Uçhisar Kalesi'nden sonra yörenin en büyük ikinci tepesi. Tığraz Kalesi aynı zamanda kayaların içine oyulmuş odalar, depolar, tüneller ve mahsenleriyle içinde bir yeraltı şehri barındırıyor. Ama ziyaretçilerin yeraltı bölümüne girmesi yasak. Eski zamanlarda Arapça olarak yazılmış çeşitli kitap, muska, evrak gibi kağıtlar yere ya da çöpe atılmaması ve Müslümanlara saygısızlık olmaması için bu koni şeklindeki peribacasının içinde biriktirilirmiş. Kuran Kalesi'nin ismi buradan geliyor. Biriktirilen parçalardan günümüze ulaşan olmamış. Uçhisar'dan başlayıp Göreme'ye kadar uzanan, Kapadokya'nın en meşhur vadilerinden biri. Yıllar evvel burada yaşayan insanlar, güvercinlerin yuva yapması için buradaki kayalara oyuklar açmışlar. Bu oyuklar hem güvercinlere fayda sağlamış hem de halk kuş gübrelerini kullanarak üzüm yetiştirmiş. Vadinin ismi buradan geliyor. Güvercinlik Vadisi sessiz, sakin ve huzurlu bir yürüyüş rotası için en uygun bölgelerden biri. Ürgüp, Nevşehir merkeze yaklaşık 20 km. uzaklıkta bulunan ve bölgenin en büyük ilçesi. Üç Güzeller ve Asmalı Konak gibi yörenin en popüler mekanlarına ev sahipliği yapıyor. Ürgüp tam anlamıyla bir tarih-turizm merkezi. Sadece gezmek için değil, Türkü seslerinin yükseldiği canlı müzik mekanları, kafe ve restoranları, nargile çay eşliğinde derin arkadaş sohbetleri yapabileceğiniz taş avluları ile çok iyi vakit geçirebileceğiniz bir ilçe. Ayrıca 'Kapadokya'da ne yenir ya da Kapadokya'dan hediyelik ne alınır?' gibi soruların bütün cevaplarını Ürgüp merkezi gezerken bulabilirsiniz. Kapadokya fotoğraflarında en fazla gördüğümüz manzara burası. İkisi büyük, biri küçük olan üç adet şapkalı peribacası 'Üç Güzeller' ismiyle anılıyor. Bu üçlü Kapadokya'nın simgesi haline gelmiş. Muhtemelen dünyanın en meşhur peribacaları da bunlardır. Her yıl bölgeye gelen yüzbinlerce turistin en fazla fotoğraf çektiği mekan. Üç Güzeller, Ürgüp merkezden Ortahisar yönüne doğru giderken 5 dakikalık uzaklıkta bulunuyor. Estetiği hiç bozulmamış şapkalı peribacası görmek her yerde mümkün değil. Üç Güzeller o yüzden Kapadokya'nın en kıymetlilerinden. Evvel zaman içinde bir gün, Kapadokya Kralı'nın kızı bir çobana aşık olmuş. Babasının tüm karşı çıkmalarına rağmen bu ikili evlenmiş. Bir de çocukları dünyaya gelmiş. Ama durumu hazmedemeyen Kral, torun morun dinlemeyip aileyi öldürmesi için askerlerine emir vermiş. Tam öldürülecekleri sırada kız bu durumdan kurtulmak için Allah'a yalvarmış. O anda üçü de orada taşa dönmüşler. İki büyük taş anne-baba, küçük olanı da çocukları imiş. Ürgüp'ün Şahinefendi Köyü'nde bulunan Sobesos Antik Kenti'nde yapılan kazılarda Geç Roma ve Erken Bizans dönemine ait onlarca mezar, mozaik parçası, hamam, kilise ve bir salon ortaya çıkartılmış. Sobesos Antik Kenti, Ürgüp merkeze yaklaşık yarım saat uzaklıkta. Gomeda Vadisi, Ürgüp'ün birkaç kilometre güneyinde, Mustafapaşa kasabasının hemen yanından başlıyor. İçerisinde fazla peribacası barındırmadığı için diğer vadilerin gölgesinde kalan bir yer. Vadi içinde birkaç kilise, yağmur sularını toplama haznesi olarak kullanılan bir mağara, barınak yerleri ve dışarıdan bakıldığında apartmana benzeyen güvercin oyukları bulunuyor. Gomeda, fazla bilinmeyen ve keşfedilmesi keyifli, gizemli bir vadi. Burası Gomeda Vadisi'nin hemen devamında yer alıyor. Üzengi Vadisi kiliseleri, doğal kaynakları, dereleri ve kayalara oyulan binlerce güvercin evi ile insanların oldukça ilgisini çeken bir ortam. Güvercin evlerinin hemen yakınından geçen Üzengi Deresi çevresi insanların piknik yapmak için seçtikleri bir yer. Ortam o kadar huzur verici ki, bağları, bahçeleri ve yer yer kaynayan maden suları ile tam bir dinlence yeri. Gazlı ve demir kokulu maden suyu sindirim bozukluklarına ve böbrek rahatsızlıklarına iyi geliyor. Ürgüp'ün en yüksek ve manzarası en güzel noktası. Zirvesinden Erciyes Dağı bile izlenebiliyor. Temenni Tepesi üzerinde bulunan iki kümbetten biri türbe. İnsanların bu türbeye gelip bez bağlaması ve dilek dilemesi nedeniyle zirvenin ismi Temenni Tepesi olarak anılmaya başlanmış. Ürgüp gezilecek yerler listesinde olması gereken oldukça etkileyici bir yer. 2002 2003 yılları arasında yayınlanan ve dönemin en popüler dizisi olan Asmalı Konak'ın çekildiği ev Ürgüp merkezde bulunuyor. Daha doğrusu dizinin en meşhur evi diyelim. Çünkü Asmalı Konak genel olarak Ürgüp'ün birçok farklı noktasında çekildi ve bölgeyi tanıtması açısından önemli bir yapımdı. Şu an müze olarak kullanılan Asmalı Konak çok fotojenik bir yapı. Ürgüp merkeze gittiğinizde avlusunda bir çay içmeden pas geçmeyin. 1995 yılında bir çobanın tesadüfen bulduğu bu tarihi yapı ismini Ürgüp'ün 20 km. kadar güneyinde bulunan Mazı Köyü'nden alıyor. Frigya, Lidya, Bizans ve Roma medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bu yeraltı şehri, savaşlarda sığınak olarak da kullanılmış. 8 katlı ve binlerce kişilik kapasitesi olan bu devasa şehre girişte ufak bir tereddüt etseniz de içeri girdiğinize pişman olmayacağınız bir deneyim sizi bekliyor. Yazımızın başında dediğimiz gibi, Kapadokya havadan, yer üstünden ve yeraltından gezmekle bitirilecek gibi değil. İşte yeraltı zenginliklerimizden biri de burası. - Mehmet Şakirpaşa Medresesi - Konstantin Eleni Kilisesi - Aziz Nikolas Manastırı - Aziz Vasilyos Kilisesi - Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi - Aziz Gregorius Kilisesi - Damat İbrahim Paşa Külliyesi / İbrahimpaşa - Kurşunlu Cami / İbrahimpaşa - Pembe Vadi - Kızılçukur Vadisi Etiler, Firikyalılar, Likyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslıların gelip geçtiği ve izler bıraktığı bu bölge, Kapadokya'da ziyaret edilmesi gereken yerler listenizde mutlaka olmalı. Ortahisar Kalesi, 85 metreye yakın yüksekliği ile Kapadokya'nın en büyük peribacası. Eski devirlerde hem sığınma hem de savunma amaçlı kullanılan bu heybetli yapı, Kapadokya'nın en çok ziyaret alan yerlerinden. Ortahisar Kalesi bölgenin en eski yerleşimlerinden biri, hatta dünyadaki ilk çok katlı yerleşimlerden. İç kısmında birbiriyle bağlantılı koridorlar, tüneller ve çeşitli odalar bulunuyor. - Zindan Tepesi - Aziz Theodoros Trion Kilisesi - Ortahisar Etnografya Müzesi - Hallaç Dere Manastırı - Tavşanlı Kilisesi - Harim Kilisesi - Sarıca Kilise - Ali Reis Kilisesi - Balkan Deresi Kiliseleri - Pancarlık Vadisi Pancarlık Kilisesi Yukarıda saydığımız tüm noktalar Nevşehir'in doğusunda ve Kapadokya'nın kalbi olan bölgede toplanmış, birbirine çok yakın yerler. Bu merkezin biraz dışına çıktığınızda, Nevşehir içine ve çevre illere dağılmış başka ziyaret bölgeleri de bulunuyor. Özellikle Kapadokya'nın gizemli yeraltı şehirleri mutlaka keşfedilmeli. Daha hiç gün yüzüne çıkmamış yüzlercesi var. Kapadokya'da gezilecek yerler listemize merkezden biraz uzaklaşarak devam edelim. Tarihi kaynaklarda adı Peristremma olan Ihlara Vadisi, dünyanın en büyük üç kanyonundan biri olarak gösteriliyor. Diğer kanyonlardan en büyük farkı ise zamanında içinde insanların yaşamış olması. Uzunluğu 18 kilometre, derinliği 150 metre, genişliği ise yaklaşık 200 metre olan Ihlara Vadisi'nin 4-5 km.'ye yakın kısmı yürüyüşe açık. Melendiz Çayı'nın hayat verdiği Ihlara Vadisi içinde kayalara oyulmuş yüzlerce freskli kilise, manastır ve hücre yer alıyor. Aksaray'ın Güzelyurt ilçesi, Ihlara Beldesi'nde bulunan bu vadi sadece Kapadokya ya da Türkiye değil, dünyanın en önemli kültür hazinelerinden. - Ağaçaltı Kilisesi - Ala Kilise - Sümbüllü Kilise - Yılanlı Kilise - Eğritaş Kilisesi - Kırkdamaltı Kilisesi - Belisırma Bezirhan Kilisesi - Kokar Kilisesi - Pürenliseki Kilisesi Nevşehir Niğde karayolu üzerinde, Derinkuyu ilçesinde bulunan bu yeraltı şehri Kapadokya'da bulunan emsallerinden oldukça büyük. Hakkında net bilgiler olmayan Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin M. Ö. 3000'li yıllara uzanan bir geçmişi olduğu tahmin ediliyor. En yoğun kullanıldığı dönem ise Roma İmparatorluğu çağlarında. Romalı askerlerden kaçan ilk Hristiyanlar bu bölgelere ve yeraltı şehirlerine sığınmışlar. Şehirde ayrıca Roma dönemine ait mermer bir kartal heykeli bulunmuş. Şu an için temizlenip ziyarete açılan 8 katı bulunuyor. Onbinlerce insan kapasiteli Derinkuyu Yer Altı Şehri, ismini yaklaşık 70 metre derininde bulunan onlarca içme suyu kuyusundan almış. Sınırları henüz belli olmayan bu devasa yapının en alt katına bile inen havalandırma sisteminin nasıl yapıldığı, kilometrelerce uzunluktaki tünellerin birbiriyle nasıl bağlandığı, makine kullanılmadan bu arazinin nasıl bu kadar oyulabildiği ise hala gizemini koruyor. Eğer klostrofobiniz varsa buradan uzak durun ama kapalı mekanlardan korkmuyorsanız Kapadokya'nın bu gizemli şehrini görmeniz gerek. Kaymaklı Yeraltı Şehri, Nevşehir'in 20 km. kadar güneyinde, Ihlara Yolu üzerindeki Kaymaklı Kasabası'nda bulunuyor. Derinkuyu Yeraltı Şehri'nden biraz daha küçük olan bu kentin temizlenerek ziyarete açılan 4 katı var. Oturma sekileri, ambarlar, duvara oyulmuş dolap yerleri, kilerler ve kiliselerin sağlam şekilde günümüze ulaştığı Kaymaklı Yeraltı Şehri, yine Hristiyanlığın ilk dönemlerinde düşman saldırılarından kaçan kişiler tarafından kullanmış ve geliştirilmiş. Binlerce kişinin uzun süre yaşayabileceği şekilde dizayn edilen şehrin kapıları, dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı içeriden kapanan ve değirmen taşına benzer büyük sürgü taşlarından yapılmış. Nevşehir'in Acıgöl ilçesine 10 km. uzaklıkta bulunan Tatlarin Yeraltı Şehri'nin geziye açık iki katı bulunuyor. Diğer yeraltı şehirlerden farklı olarak bu kentin içinde tuvalet var. Tatlarin, diğer yeraltı şehirleri ile benzerlik gösterse de çok daha sonraki yıllarda inşa edilmiş. İçerisinde kiliseler, mutfak, kiler, ahır gibi mekanlar var. Tatlarin Yeraltı Şehri'nin yapısından dolayı sivil barınaktan çok dini ya da askeri amaçlı kullanıldığı düşünülüyor. Bu yeraltı şehri Nevşehir merkeze bağlı Özlüce Köyü'nde bulunuyor. Nevşehir Derinkuyu yolu üzerindeki Kaymaklı Kasabası'nın 5-6 km. kadar batısında. Özlüce Yeraltı Şehri hem jeolojik hem de mimari olarak diğer yeraltı şehirlerinden farklı. Kat kat olarak değil geniş bir alana yayılarak oluşturulmuş. Fakat bu yeraltı şehri henüz tam olarak temizlenmediği ve göçük tehlikesi gibi nedenlerle ziyarete açık değil. Burası Kayseri'nin kendine has küçük Kapadokya'sı. Soğanlı Ören Yeri ve Soğanlı Vadisi, Kayseri merkeze 80 km., Nevşehir merkeze ise 60 km. mesafede. Bölgenin antik dönemlerdeki ismi Soandos. Soğanlı Vadisi'nde yüzlerce kaya kilise olmasına rağmen gezilebilecek olanların sayısı çok az. Büyük çoğunluğu kapatılmış ve güvercinlik olarak kullanılmaya başlanmış. Soğanlı Vadisi'nin en ünlü kiliseleri; Azize Barbara Kilisesi, Karabaş Kilisesi, Kubbeli Kilisesi ve Yılanlı Kilisesi. Soğanlı beldesinde yöre halkının el emeği ile yaptığı bez bebekler çok ünlüdür. Kayseri hatırası olarak alınabilecek güzel bir hediyelik ürün, aklınızda bulunsun. Selime Katedrali, Kapadokya bölgesinde bulunan ve kendi sınıfının en büyük kilisesidir. Bu sebeple her yıl binlerce insanı ağırlar. İki katlı bu kilise konum olarak Aksaray'ın Güzelyurt ilçesinde bulunan Selime beldesinde. Aksaray merkezle arası yarım saat kadar. Ihlara Vadisi'ne gidecek olursanız vadi bitiminde bulunan bu heybetli manastırı ve peribacalarını ziyaret edebilirsiniz. Bu yeraltı şehri Nevşehir'in Gülşehir ilçesi, Gökçetoprak Köyü yakınlarında yer alıyor. 1990'lı yılların başında Fransız bir araştırma ekibi tarafından keşfedilmiş. Henüz iki katı ortaya çıkartılan Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri'nde depo, samanlık ve ahır olarak kullanılan odalar var ama büyük bölümü henüz gün yüzüne çıkmamış. Nevşehir ve civarında bu ve bunun gibi daha gizemini koruyan, araştırılmaya devam eden fakat henüz ziyarete açılmamış onlarca yeraltı şehri var. Arkeolog olsanız bile keşfetmeye ömrünüz yetmez. O yüzden biz şu an sadece göz önünde olan ve gidip görebileceğiniz Kapadokya Yeraltı Şehirleri'nin bir kısmını sıraladık. Kapadokya'da bulunan yeraltı şehirleri dar koridorlar, havasız ve kapalı odalar, karanlık ve uzun tüneller barındırıyor. Bu şehirleri gezmek yerüstünü gezmekten çok farklı. Kapalı mekanlara karşı zaafı olanlar bu tarz yerlere girerlerse kendilerini sıkıntıya sokarlar. Üstüne bir de vücudunuz alışık olmadığı için adrenalin salgılıyor ve heyecanlanıyorsunuz. Ama eğer klostrofobiniz yoksa Kapadokya'ya gelip yeraltı şehirlerini görmeden ayrılmayın. Uçhisar Göreme arasında bulunan O Ağacın Altı, gezilecek bir yerden ziyade fotoğraf çekilmek için yoğun ilgi gösterilen bir ağaç sadece. Üzeri nazar boncuklarıyla kaplı, görsel olarak güzel gözüken bir yer. Niğde merkeze bağlı Gümüşler Kasabası'nda bulunan bu doğal yapı, Kapadokya'nın en büyük manastırlarından. Geçmişi ile ilgili net bilgiler bulunmayan yapının M. S. 8 12. yy. arasında yapıldığı tahmin ediliyor. Kare bir avlunun etrafına dizili odalardan oluşan manastırda mutfak, kilise ve farklı odalar bulunuyor. Kilise duvarlarında ilk Hristiyanlık dönemine ait muazzam renkli çizimler var. Gümüşler Manastırı, Kapadokya'da biraz gölgede kalmış ama mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. - Çat Vadisi / Nevşehir - Fırınasma Vadisi / Nevşehir - Manastır Vadisi / Aksaray - Balkanderesi Vadisi / Nevşehir - Gülşehir Açıksaray Ören Yeri / Nevşehir \"Dam başında sarı çiçek, burdan kalkak Ürgüp'e göçek, Kapadokya'daki en sıra dışı deneyim şüphesiz sıcak hava balonu ile yapılan gezi. Aynı anda 100'ün üzerinde balon havalanınca aşağıdan izleyenler için de müthiş bir görsel şölen oluyor. Kapadokya balon turu fiyatları sezonluk olarak değişse bile genel olarak çok yüksek. Balon seyahati oldukça güvenli. Balon turu firmaları çok sıkı denetimlerden geçiyorlar ve çalışan ekipler tamamen profesyonel. Bu konuda içiniz rahat olabilir. Yükseklik korkunuz yoksa balona binmekten çekinmenizi gerektiren bir durum yok. Fiyatlar uçuk olsa da bu deneyimi düşünenler için Kapadokya Balon Turları hakkında genel bilgileri aktaralım. Bölgede onlarca firma var. Ama hepsinin tur içeriği yüzde 99 oranında aynı. Biraz daha uzun süreli delüks turlara katılmak istersiniz ya da balon içinde evlilik teklifi programı planlarsınız.. o konular geneli kapsamadığı için ayrı tutuyoruz. # Tur güveliği için kalkış saatlerinde hava durumunun önemi büyük. Kapadokya'da 4 mevsim uçuş yapılıyor. Uçuşların iptal edilmesi havanın soğuk ya da sıcak olmasından ziyade tamamen rüzgarın durumu ile ilgili. Havanın karlı ya da yağmurlu olması önemli değil, rüzgarsız olması mühim. Bu nedenle en sık uçuş yaz aylarında oluyor. # Balon turu ortalama 1 saat sürüyor. Sabah gün doğmadan, çok erken saatlerde otelinizden araçla alınıyorsunuz. Firmanın kahvaltı ikramı oluyor. Hava şartları iyiyse ve kalkış izni alınırsa tur başlıyor. Yaklaşık 1 saatlik tur sonrası firmanın atıştırmalık ikramları tekrar yapılıyor Ardından otelinize geri bırakılıyorsunuz. # Balonların kalkış noktası Nevşehir, Göreme. İniş yerleri ise rüzgarın durumuna göre en uygun yer neresi ise orası oluyor. # 6 yaşından küçük çocukların ve hamile kadınların balona binmesi yasak. 6-12 yaş arası ise indirimli. # Tur öncesi uçuş sigortanız yapılıyor. # Balon turları, 2 kişilik küçük VIP sepetlerde de yapılabiliyor ya da 28 kişiye kadar kapasitesi olan büyük sepetlerde de. Ama turların büyük çoğunluğu 14-20 kişilik yapılıyor. # Balon turu sırasında hem sabahın çok erken saatleri olduğundan, hem de yüzlerce metre yükseğe çıkacağınızdan, hangi mevsim olursa olsun hava epey serin olacak. Kıyafetlerinizi ona göre ayarlayın. # Kapadokya balon turu bitince tur firmasından adınıza özel düzenlenmiş uçuş sertifikası alabiliyorsunuz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/karabuk-nasil-bir-yer-karabuk-hakkinda-bilgi/", "text": "Tarihi ve doğal güzellikleriyle Batı Karadeniz'in en gözde kentlerinden olan Karabük, küçük ölçekli ve genç illerimizden biridir. UNESCO Dünya Miras Listesi'nde bulunan Safranbolu ilçesi ile ünlenmiş bu şehrimiz, Karadeniz'in tüm güzelliklerini bünyesinde toplamıştır. Türkiye'de km başına en çok ağaç düşen üç ilimizden biridir Karabük. İl topraklarının yaklaşık yüzde 70'i ormanlarla kaplıdır. Yine Safranbolu ilçesinde bulunan Yörük Köyü ise Avrupa'nın en iyi korunan 20 yerinden biri seçilerek adeta Türkiye'nin 'müze köyü' durumuna gelmiştir. Karabük'ün sahip olduğu Kardemir Karabük Demir Çelik Fabrikası ise hem bu şehir hem de ülkemiz için önemli bir değerdir. 1937 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatı ile kurulan bu tesis, Türkiye'deki sanayi devriminin başlangıcı olmuştur. Bu tesisin açılışı ile birlikte hızla büyüyen ve gelişen Karabük, günümüzde artık önemli bir sanayi ve turizm kenti haline gelmiştir. Peki Karabük nasıl bir şehir? Özellikle öğrenci ve memurları Karabük'te neler bekliyor? Karabük'ün tarihi, ekonomisi, mutfağı ve şehir hayatı hakkında bilgiler vereceğimiz yazımıza başlayalım. Karabük, ülkemizin Karadeniz Bölgesi'nde yer alıyor. Karabük'ün komşuları; kuzeyde Bartın, batıda Zonguldak, doğuda Kastamonu, güneybatıda Bolu, güneydoğuda ise Çankırı'dır. Büyük şehirlere ve E80 otoyoluna yakınlığı nedeniyle Karabük'e araçla ulaşım son derece kolaydır. Otobüsle gelmek isteyenler de yine büyük şehirlerin birçoğundan Karabük'e aktarmasız şekilde ulaşım sağlayabilirler. Karabük Otogarı şehir merkezinin içinde, Ergenekon Mahallesi'nde bulunuyor. - İstanbul Karabük arası yaklaşık 400 kilometre ve 4 saat 30 dakika. - Ankara Karabük arası yaklaşık 220 kilometre ve 2 saat 30 dakika. - İzmir Karabük arası yaklaşık 770 kilometre ve 9 saat. - Kayseri Karabük arası yaklaşık 470 kilometre ve 6 saat. - Zonguldak Karabük arası yaklaşık 100 kilometre ve 1 saat 30 dakika. - Van Karabük arası yaklaşık 1300 kilometre ve 16 saat. Zonguldak Havalimanı Karabük merkeze yaklaşık 90 km. Kastamonu Havalimanı Karabük merkeze yaklaşık 120 km. Ankara Esenboğa Havalimanı Karabük merkeze yaklaşık 200 km. Bu üç havalimanından birine uçuş gerçekleştirdikten sonra araç kiralama hizmetlerini ya da otobüsleri kullanarak Karabük'e aktarma yapabilirsiniz. Karabük'e tren ile gitmek isteyenler için Zonguldak Karabük arasında hizmet veren bölgesel tren seferleri mevcut. Karabük Garı şehir merkezinin içinde, Hürriyet Mahallesi'nde yer alıyor. Zonguldak Karabük arası tren ile ulaşım yaklaşık 3 saat sürüyor. Karabük yöresinde yapılan kazı çalışmaları çok yetersiz olduğu için bölgenin ilk çağlardaki tarihi hakkında fazla bilgi bulunmuyor. Fakat Eskipazar ve Ovacık ilçelerindeki yüzey araştırmalarından elde edilen verilere göre, Karabük civarındaki en eski yerleşim yerinin Yazıboy Köyü olduğu tahmin ediliyor. Eskihisar'a bağlı olan bu köyde Erken Tunç Çağı (M. Ö. 2500) döneminden kalma höyük bulunmuştur. Karabük çevresinin ilk ziyaretçilerinden olan Hititler, Eflani ilçesine, Frigler ise Ovacık Kışlaköy'e yerleşmişlerdir. Daha sonra bölgede hakimiyet kuran Helenistik Krallıklar yine Eflani çevresinde konumlanmıştır. Bitinya Krallığı döneminde Eflani ilçesinin ismi Phylomoneia olarak anılıyordu. M. Ö. 1. yy. sonrası bölgede gücünü artıran Roma İmparatorluğu'nun ele geçirdiği yerlerden biri de Batı Karadeniz'di. Romalılar özellikle Eskipazar ilçesi civarında ticari kentler kurmuştur. Sonrasında ise Bizans yönetimi bölgede etkin olmaya devam etmiştir. 1071 Malazgirt Savaşı sonrası bölge Türkler ile tanışmıştır. Bu süreçte Karabük ve çevresi Bizans ve Selçuklu Devleti arasında sık sık el değiştirmiş, 12. yy. sonlarına doğru ise Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan bölgeyi tamamen Türklerin hakimiyetine almıştır. Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlı topraklarına katılan Karabük, daha sonra bir süre Timur istilasında kalsa da tekrar Osmanlı İmparatorluğu'na geri dönmüştür. Bugün Karabük'ün içinde bulunduğu topraklar 15. ve 16. yüzyıllarda Bolu sancağının Taraklıborlu kazası içinde yer almaktaydı. Tanzimat sonrası ise Karabük, Kastamonu'nun Safrabolu kazasına bağlandı. Daha sonra Safrabolu'nun Zonguldak'a bağlanması ile Karabük'te Zonguldak'ın ufak bir mahallesi olarak kabul edildi. 1935 yılından sonra açılan demiryolu ve 1937 yılından sonra kurulan Karabük Demir Çelik Fabrikası ile bölge çok hızlı bir gelişim sürecine girdi. Nüfusu hızla artan Karabük, 1953'te Zonguldak'ın ilçesi, 1995 sonrası ise Türkiye'nin 78. ili olarak kabul edilmiştir. Nüfus: Karabük'ün 2020 yılı nüfusu yaklaşık 250 bin kişidir. - Eflani - Eskipazar - Ovacık - Safranbolu - Yenice 1940'lı yıllara kadar küçük bir kasaba görünümünde olan Karabük, daha sonra bölgeye kurulan Demir-Çelik Tesisleri ile sanayileşme sürecine girmiş ve hızla büyümüştür. Demir-Çelik sektörünün ve bu sektörün yan kuruluşlarının ekonomik faaliyetleri Karabük ekonomisinin önemli yapı taşlarını oluşturur. Bunun dışında Karabük ekonomisine yön veren diğer sektörler ise tarım, ormancılık ve turizmdir. Özellikle Safranbolu ilçesi Karabük içinde özel bir yere sahiptir. Köklü bir tarihi geçmişe sahip olan ilçe Geleneksel Safranbolu Evleri, tarihi han, hamam ve çarşıları ile önemli bir turizm noktasıdır. Karabük'teki sosyal hareketliliğin merkezi olan Safranbolu, şehrin hizmet sektörünü canlı tutmaktadır. Şehirde tarım alanlarının çok verimli olmamasından dolayı daha çok sera yetiştiriciliği yapılır. Ayrıca son yıllarda tekstil ve konfeksiyon sektöründe gelişim gözlenmektedir. Dağların geniş bir alana yayıldığı Karabük'te ilin önemli bir bölümü Kuzey Anadolu Dağları'nın batıda kalan kısmının uzantılarından oluşur. Kentte kuzeyden başlayıp batıya doğru uzanan geniş yükseltiler hakimdir. Bunun dışında Karabük çok sayıda kanyon, yayla ve mağaraya ev sahipliği yapar. Şehrin en önemli ırmağı ise Filyos'tur. Karabük'te genel olarak Karadeniz iklimi etkileri vardır fakat şehir denizden biraz içeride kaldığı için karasal iklim özellikleri de görülür. Karadeniz sahil kesimi kadar olmasa da, yaz ortası hariç şehir sürekli yağış alır. Karabük dört mevsim genellikle ılıman bir havaya sahiptir. İç Anadolu'da olduğu gibi çok sert kış şartları ya da kurak geçen yazları yoktur. Karabük topraklarının yarıdan fazlası ormanlarla kaplıdır. Eflani, Ovacık ve Eskipazar ilçelerinin çevresi karasal iklim etkisiyle daha çok bozkırlarla kaplıdır ama bunun dışındaki bölgelerde gür ağaç örtüleri görülür. Alçak kesimlerde kızılçam ve köknar, yüksek kesimlerde kayın, gürgen, akağaç, meşe, dişbudak ve kavak yaygın olan ağaç türleridir. Karadeniz esintileri taşıyan Karabük mutfağında 100'ün üzerinde yöresel yemek bulunmaktadır. Bu da Karabük geleneksel mutfağının ne kadar zengin bir yelpazeye sahip olduğunu gösteriyor. Safranbolu mutfağı bile başlı başına ayrı bir yemek kültürüne sahip desek yeridir. Meşhur Safranbolu Evleri'ni ziyarete gittiğinizde ilçenin yemeklerini mutlaka tatmanızı öneririz. Özellikle enfes bir mantı çeşidi olan perohi, yörenin en ünlü ve en lezzetli yemeğidir. - Perohi - Uzun Fasulye - Mısır Çorbası - Ev Makarnası - Kara Mancar - Çullu Börek - Safranbolu Bükmesi - Safranlı Zerde - Safranbolu Baklavası - Bandırma - Gözleme - Kuyu Kebabı - Sini Çöreği - Haluşka Şehirde 2007 yılında kurulan Karabük Üniversitesi bulunuyor. Okulun ana kampüsü şehir merkezine 5 km. mesafede. Ulaşım sorunu yok. Üniversitenin yer aldığı 100. Yıl Mahallesi öğrencilerin en yoğun yaşadığı bölge durumunda. Bu mahallede öğrencilere yönelik yurtlar ve çok sayıda kiralık daire bulunuyor. Okula yakınlığı nedeniyle öğrencilerin konaklama için ilk tercihi 100. Yıl Mahallesi olsa da Karabük genelinde de çok sayıda yurt ve kiralık ev bulabilirsiniz. Karabük oldukça küçük ve mütevazi bir şehirdir. Şehir merkezinde akşam geç saatlerde hayat durur. Merkeze yaklaşık 10 km. mesafede bulunan Safranbolu ise biraz daha hareketlidir. Şehrin her yeri yemyeşildir ve çok sayıda mesire alanı vardır. Demir Çelik Fabrikası nedeniyle Karabük'ün havası biraz kirlidir ama kendinizi istediğiniz an temiz doğaya atabilirsiniz. Karabük'te memurlar için en ideal bölge Safranbolu olarak bilinir. Safranbolu genel olarak zaten Türkiye'nin en güzel ilçelerinden biridir. Bunun dışında Karabük'ün diğer ilçeleri de sakin ve yaşanılabilir yerlerdir. Eflani ve Ovacık küçük kasaba görünümündedir. Yenice ve Eskipazar ise nispeten daha büyüktür. Güvenli bir şehirdir Karabük. Halkı oldukça sıcakkanlı ve yardımseverdir. Trafik derdi yoktur. Her yer birbirine yakınır. Sakin bir yaşam için ideal bir kenttir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kars-gezilecek-turistik-yerler/", "text": "Kars gezilecek yerler listesine başlamadan önce belirtmek isteriz ki, Kars özellikle tarihi mekanlar bakımından oldukça zengin olmasına rağmen gerekli kıymeti görememiş illerimizden biridir. Yontma Taş Devri'nden (yaklaşık olarak M. Ö. 9 binli yıllardan) bu yana insanların yaşam alanı olan Kars, tarihi mekanlar noktasında bir başkenttir. Adının Anadolu'daki en eski Türkçe şehir ismi olduğu belirtilmektedir. Kent özellikle son yıllarda çok popüler olan Doğu Ekspresi seyahati ile yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağına yeni yeni girmeye başlamıştır. Kars gezi rehberine geçmeden şehrin tarihine çok kısa değinelim, daha sonra Kars'ta gezilecek tarihi ve doğal yerlere sırasıyla bakalım. - Kars Müzesi - Kars Kalesi - Ani Antik Kenti - Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi - Boğatepe Köyü Peynir Müzesi - Ebü'l Hasan Harakani Türbesi - Kümbet Cami (12 Havariler Kilisesi) - Kars Fethiye Cami - Kars Beylerbeyi Sarayı - Sarıkamış Kayak Merkezi - Sarıkamış Allahuekber Dağları Milli Parkı - Kars Aygır Gölü - Kars Kuyucuk Gölü - Kars Mağaraları - Kars Kaplıcaları - Kars Doğa Sporları - Kars'ın Neyi Meşhur? Kars'tan Ne Alınır? Kars'ta yaşadığı bilinen ilk uygarlık Hurrilerdir. Daha sonra bölge Hititler ve Urartuların egemenliğine girmiş, M. Ö. 7. yy'da İskitlerin, M. Ö. 6. yy'da Perslerin akınına uğramıştır. M. Ö. 4. yy'da Büyük İskender bu bölgeyi Perslerin elinden almıştır. M. S. 2. yy'da Roma İmparatorluğu'nun eline geçen kent, Roma'nın 395'te ikiye bölünmesi ile Doğu Roma'nın bir parçası olmuştur. M. S. 7. yy'da İslam orduları bu bölgeyi fethedince bölge halkı İslamiyetle tanışmıştır. M. S. 10. yy'da Ermeni Derebeyleri, Ani kentini kendilerine başkent yapmışlar, 1044 yılında da Bizanslılar tarafından bu bölgeden uzaklaştırılmışlardır. Bizans İmparatorluğu'nun bölgedeki 20 yıllık hakimiyeti 1064 yılında Sultan Alparslan tarafından bozulmuştur. 1239 Moğol hakimiyetinden sonra kent sırasıyla İlhanlılar, Timurlular, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevilerin egemenliğine girmiştir. 1534 yılında ise Kanuni Sultan Süleyman, Safevilerden Kars ve çevresini almıştır. 1877 1918 arasında 40 yıl boyunca Rus işgali altında kalan Kars, 1920 yılından sonra ise tüm işgal kuvvetlerinden temizlenerek Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmıştır. Kars merkez gezilecek yerler listemizin başına Kars Müzesi'ni alalım. 1981 yılında ziyarete açılan Modern Kars Müzesi arkeoloji, etnografya ve müze bahçesindeki eserleri ile üç bölümden oluşmaktadır. Arkeolojik eserlerin sergilendiği bölümünde Roma, Bizans ve Osmanlı devletlerine ait sikke ve paralar, Prehistorik, Kalkolitik ve Eski Tunç dönemlerine ait buluntular, Urartu kültürüne ait eserler, kap kacaklar, gözyaşı şişeleri, mızraklar, mühürler ile bronz iğneler bulunmaktadır. Etnografik eserlerin sergilendiği bölümde Geç Hristiyan dönemine ait ahşap bir kapı, Selçuklu ve Osmanlı kitabeleri, yöresel kilim, heybe, halı, bakır mutfak eşyaları, demir ve tunçtan baltalar, çeşitli el yazması kitaplar, tespihler ve gümüş işlemeli eğerler bulunmaktadır. Müze bahçesinde ise Selçuklular ve Beylikler dönemine ait mezar taşları, çeşitli kitabeler ve 1921 Kars Antlaşması sırasında Ruslar tarafından Kazım Karabekir'e hediye olarak verilen Beyaz Vagon sergilenmektedir. Kars'ta görülmesi gereken önemli yapılardan biri de şehir merkezindeki Kars Kalesi'dir. Buradan kentin güzel manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Ayrıca kale içindeki camiyi, Celal Baba Türbesi'ni ve cephaneliği de görmelisiniz. Kars Kalesi, Saltuklu Sultanı Melik İzzettin tarafından 1153 yılında dik bir tepe üzerine inşa ettirilmiştir. Timur'un ordusu tarafından yıkılan kale Osmanlı döneminde, 1579 yılında tekrar ayağa kaldırılmıştır. 1606'da İran Şahı I. Abbas tarafından yıkılan kale zaman zaman onarımlar geçirmiş, bu onarımlarda da kaleye bazı yapılar eklenmiştir. Osmanlı Rus Savaşı'nda (1877-1878) tahrip olan kale günümüze orijinal halinden biraz uzaklaşmış olarak gelebilmiştir. Toplam 220 burcu olan kalenin yalnızca 7 burcu şu an ayaktadır. İç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşan yapının dış surları beş sıradır. Dış surların önünde derin hendekler bulunmaktadır. Kalenin üç büyük kapısı vardır. Bunlar Su Kapısı, Kağızman Kapısı ve Behram Kapısı'dır. Kars merkezde gezilecek yerler listesinin en favori mekanlarından biridir. İpek Yolu üzerindeki kentlerden biri olan Ani Antik Kenti, Kars denildiğinde akla ilk gelen yerdir dersek yanlış olmaz. Günümüzde Ocaklı Köyü sınırları içinde bulunan ve bir Ortaçağ kenti olan Ani, dönemin önemli ticaret merkezlerindendir. Kente ait kalıntıların bulunduğu yerdeki Arpaçay, Ermenistan'la sınırımızı oluşturmaktadır. Surlar, Aslanlı Kapı, Ebu'l Menuçihr Camii, Büyük Katedral, Aziz Prkich Kilisesi, Tigran Honents Kilisesi, Küçük Hamam, Büyük Hamam, antik dükkan kalıntıları, Selçuklu Kervansarayı, Ebu'l Muammeran Külliyesi kalıntıları, Ateşgede, Gürcü, Gagik, Saray ve Abughamrents Kiliseleri, Genç Kızlar Kilisesi, İpek Yolu Köprüsü ve Kaya Şapeli ören yerinde görebileceğiniz mekanlardır. Ayrıca harabelerin görünen kısmı dışında, bölgede bir de yeraltı şehri bulunuyor. 1870'lerden sonra bu yöre uzun bir süre Rus egemenliğinde kalmıştır. Bu dönemde yapılan kazılar sonrasında bulunan eserler ne yazık ki Rusya'ya götürülmüştür. Ani'yi tam anlamıyla gezebilmek için bir tam gününüzü ayırmanız gerektiğini unutmamalısınız. Konuyla ilgili daha fazla bilgi ve görsel için aşağıda linkini verdiğimiz yazımızı da incelemenizi tavsiye ederiz. Kars'a gidip de tek bir yer görme şansınız olsa, bizce bu yer kesinlikle Harp Müzesi olmalı. Kars Sarıkamış, tarihimizin en büyük acılarından birinin yaşandığı toprakların adı.. Sarıkamış sözün bittiği yer.. Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi, bizi tarihin o acı günlerine götüren, ülkemizin en güzel müzelerinden biridir. Bir gün yolunuz Kars'a düşerse bu mekanı muhakkak ziyaret edin. Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi, Kars merkezde Bülbül Mahallesi'de yer alıyor. Daha önce peynir müzesi diye bir şey duydunuz mu? Evet.. Kars'ta peynir müzesi var. Eski bir mandıra, çeşitli tadilatlardan geçirilerek müze haline getirilmiş. Geleneksel yöntemlerin anlatıldığı müze biraz ufak. Ama farklı bir deneyim için Boğatepe Köyü'nde bulunan Peynir Müzesi'ni ziyaret edebilirsiniz. Boğatepe Köyü ile Kars merkez arası yaklaşık 48 km. Ülkemizdeki diğer türbeler gibi, Ebü'l Hasan Harakani Türbesi de dilek tutanların uğrak yerlerinden biridir. Gönül isterdi ki insanlar dualarını ya evlerinden ya da kutsal mekanlardan yapsalardı. Duayı kabul edecek olan mezardakiler değil, Rabb'dir. Hz. Peygamber, \"Kabirleri pazar yerine çevirmeyin\" derken sanki bizi kastetmiş. Neyse.. 12 Havari'nin heykelinin bulunduğu bu tarihi yapı, Hristiyan alemi için önemli bir değere sahiptir. Kars Kalesi'nin güneyinde bulunan ve günümüze kadar sağlam gelebilen Havariler Kilisesi, 932-937 yılları arasında 12 Havari adına yaptırılmıştır. Kümbet Cami adını alması ise yapının Selçuklu kümbetlerine benzerliğinden dolayıdır. Bagrat Kralı Abbas II. Takvor tarafından yaptırılan kilise, Selçukluların Kars'ı ele geçirmesi ile 1064'de camiye çevrilmiştir. Sonraki yıllarda tekrar kilise olarak kullanılan yapı 1579'da Osmanlılar tarafından yeniden camiye çevrilmiştir. Osmanlı Rus Savaşı (1877-1878) sırasında ise Ortodoks Kilisesi olarak işlev görmüştür. Kilise, 1918 yılında Kars Türk topraklarına katılınca camiye, 1919'da Ermenilerin hakimiyeti ile de Ermeni Kilisesi'ne çevrilmiştir. 1920 yılında bir kez daha cami olarak kullanılan yapı bir süre müze olarak hizmet vermiş, 1999 yılında ise yeniden cami olarak kullanılmaya devam etmiştir. Düzgün taş bloklar ve moloz taşlardan inşa edilen yapı, haç planı ve dört yapraklı yonca planının bir karışımı şeklindedir. Doğu'nun Ayasofya'sı olarak bilinen ve harika bir tasarıma sahip olan bu eseri Kars gezilecek yerler listenize dahil etmelisiniz. Kars'ın girişinde, dikkatleri üzerine çekmeyi başaran muazzam bir mimariye sahip tarihi yapıdır. Fethiye Camii, Kars merkezde Ortakapı Mahallesi'nde yer almaktadır. Bu tarihi yapı, 19. yy. sonlarında Ruslar tarafından Baltık Mimari tarzında kilise olarak yaptırılmış olup, cumhuriyetin ilk yıllarından sonra kapalı spor salonu olarak kullanılmış, 1985 yılında ise camiye çevrilmiştir. Kars Kalesi'nin eteğinde bulunan Paşa Sarayı'nın yapılışı 1579 yılına tarihlenmektedir. Bina, 1828 yılına kadar Kars Hükümet Konağı olarak işlev görmüştür. Kars'ın en güzel sivil mimari örneğini yansıtan saray, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yıkılmıştır. Günümüzde cephe duvarlarının bazı kısımlarını görebildiğimiz Beylerbeyi Sarayı, orijinalinde iki katlı olup düzgün kesme bazalt taştan inşa edilmiştir. Şu an yapının sadece cephe duvarlarından bazıları ayaktadır. - Evliya Cami / Merkez - Yusuf Paşa Cami / Merkez - İnkaya Micingirt Kalesi / Sarıkamış - Sürgütüs Zivin Kalesi / Sarıkamış - Taş Köprü / Merkez - Albay Lake Köprüsü / Merkez - Kars Tabyaları - Paşa Köşkü - Ahmet Muhtar Paşa Konağı - Tevfik Ahmet Paşa Konağı - Hekim Evi - Defterdarlık Binası - Sağlık Müdürlüğü Binası - Eski Vali Konağı - Tuncer Güvensoy Evi - Sarıkamış Katerina Av Köşkü Yine 17. yy. Osmanlı mimarisine ait bazı hamamlar da Kars'ta bulunan tarihi eserler arasındadır. - Mazlumoğlu Hamamı - Topçuoğlu Hamamı - İlbeyoğlu Hamamı Kars merkeze 54 km. uzaklıkta bulunan Sarıkamış Kayak Merkezi, 2100 2600 metre yükseklikteki bir plato üzerindedir. Çevresi sarıçam ormanları ile süslü olan kayak merkezi 5 etaplı piste sahiptir. Bu pistlerin toplam uzunluğu ise yaklaşık 25 km. kadardır. Kar kalitesinin oldukça yüksek olması kayakçıların burayı tercih etmelerini sağlamaktadır. Sarıkamış Kayak Merkezi; slalom, büyük slalom, kayak safari ve kızaklı geziler için uygundur. Snowboard sporu ise kısmen yapılabilmektedir. Kayak için en uygun zaman 20 Aralık 20 Mart tarihleri arasıdır. Kayak merkezinde, konaklama yapmak için tesisler de yer almaktadır. Ayrıca kayak malzemesi kiralamak isteyenler ya da kayak öğretmeni ile çalışmayı tercih edenler pist çevresinde bu imkanlardan yararlanabilirler. Bunun yanı sıra kayak merkezinde ilk yardım, sağlık hizmetleri ve güvenlik hizmetleri de verilmektedir. Kars şehir merkezine 50 km, Sarıkamış ilçesine 1,5 km. uzaklıkta bulunan Allahuekber Dağları Milli Parkı kentin tek ormanlık alanıdır. Milli Park, ormanları ve içinde barındırdığı yaban hayvanları ile görülmeye değer güzelliktedir. Ormanı oluşturan ağaç türü Türkiye'nin en yüksek rakımında yetişen sarıçamdır. Bunun dışında az miktarda titrek kavak ve adi ardıç türleri de yetişmektedir. Bölgenin florasının yanında faunası da oldukça zengindir. Ormanda birçok kuş çeşidi görmek de mümkündür. Sakallı akbaba, kızıl akbaba, kara akbaba ve küçük orman kartalı gibi yırtıcı kuş türleri bu bölgede üremektedir. Ayrıca Milli Park bozayı, kurt, su samuru, vaşak gibi vahşi hayvanlara yaşam alanı sunmaktadır. Allahuekber Dağları doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihimizde de önemli bir yere sahiptir. 1914-1915 yılları arasında gerçekleşen Sarıkamış Harekatı'nda 90 bin Türk askeri Allahuekber Dağları'nda donarak şehit olmuştur. Şehitlerimizin anısına bu alanda şehitlik abideleri bulunmaktadır. Bölgeye giderseniz Milli Park'a çok yakın konumdaki Sarıkamış Şehitliği'ni de mutlaka ziyaret etmenizi öneririz. Kars merkeze 30 km. uzaklıkta, Susuz ilçesinin batısında yer alan Aygır Gölü yaklaşık 2300 metre yükseklikte, volkanik kayaçlar üzerinde oluşmuş bir lav seti gölüdür. Kar suları ve dibindeki kaynak sularından beslenen gölün suyu tatlıdır. Gölün derinliği hızla artar ve mevsimlere göre 2 metre kadar alçalır ya da yükselir. Yaz aylarında mesire yeri olarak kullanılan göl çevresi bitki örtüsü bakımından oldukça zayıftır. Üreme alanı olarak yüksek rakımlı ve derin gölleri tercih eden kadife ördekler, Aygır Gölü'nü de kendileri için toplanma noktası olarak seçmişlerdir. Göl ayrıca balık çeşitliliği bakımından da zengindir. Kars şehir merkezine 45 km. uzaklıkta, Arpaçay ilçesinde bulunan Kuyucuk Gölü denizden yaklaşık 1600 metre yükseklikte yer almaktadır. Göl çevresinde birçok kuş çeşidi görmek mümkün. 220'den fazla kuş türünün barındığı bölgede kuşlar üremek, konaklamak ve yuva kurmak için bulunuyorlar. Bölgedeki birçok kuş çeşidi genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında görülebilir. Gölün çevresi yaban hayatı ile de oldukça ilgi çekicidir. Tilki ve kurt gibi yırtıcı hayvanların yanında çeşitli yabani bitkilerin de barındığı Kuyucuk Gölü ve çevresi, doğaya ilgi duyanların ziyaret etmesi gereken bir yer. Doğa yürüyüşleri için doğal bir parkura sahip olan göl çevresinde at ile gezinmek mümkün. Ayrıca ışık kirliliği olmamasından dolayı Kuyucuk Gölü yıldızları gözlemlemek için de uygun bir ortam sunar. Kuyucuk Gölü'nün doğal güzelliklerinin yanında Kuyucuk Köyü'nün de tarihi dokusu görülmeye değer. Mimarisi ile ilgi çeken evler, bugün cami olarak kullanılan eski kilise yapısı ve köy okulu, 1921 yılında burada yaşayan Rus halkının günümüze bıraktığı kültürel değerlerdir. # Kurbanağa Mağarası: Kurbanağa'ya Kars'ın Kağızman ilçesine bağlı Camuşlu Köyü'nden ulaşılır. Deniz seviyesinden 2 bin metre yükseklikte bulunan mağaranın duvarlarında Paleolitik Çağ'dan kalma kaya resimleri yer almaktadır. Yaklaşık 11 metre derinliğindeki mağaranın girişi ise 4.50 metre çapındadır. # Ağkeran Mağarası: Kağızman ilçesi sınırları içinde bulunan diğer bir mağara da Ağkeran Mağarası'dır. Mağara, Çukurayva ile Camuşlu köyleri arasındadır. Mağaranın tavanında göze çarpan haç motifleri ve Grekçe yazılar buranın daha önce Hristiyanlar tarafından ibadethane olarak kullanıldığını kanıtlar niteliktedir. # Duvanoğlu Mağarası: Bu mağara ise Kağızman'ın Paslı Köyü'nde bulunmaktadır. Mağaranın girişinde taştan yapılmış bir kapı yer almaktadır. Kenarları taşlarla örülerek kapatılan mağara kapalı mağaralar grubundandır. # Kağızman İçmesi : Kars'ın merkezine 65 km. mesafede bulunan Kağızman İçmesi hazımsızlık çeken hastalara iyi gelmektedir. Ayrıca cilt ve romatizmal hastalıklara da iyi geldiği söylenen Kötek Kaplıcası oldukça sıcak bir suya sahiptir. # Dölbentli Köyü Kaplıcası: Romatizmal hastalıklara iyi geldiği söylenen bu kaplıca Kars'ın Selim ilçesine bağlı Dölbentli Köyü'nde bulunmaktadır. Kaplıcada balıklar yaşamaktadır ve bu balıklar halk arasında kutsal sayılmaktadır. Bu nedenle avlanmaları günah olarak görülür. # Susuz Kaplıcası: Kars'ın Susuz ilçesine 4 km. mesafede bulunan kaplıca Susuz Deresi üzerindedir. Kaplıcanın üzeri açık olduğundan sadece yaz aylarında tercih edilir. Sodalı suyun romatizma ve deri hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir. # Akyaka Kaplıcası: Kars'ın Akyaka ilçesinde bulunan bu kaplıcalar, açık havuzları ile yazın tercih edilen bir yerdir. Romatizma, böbrek, sinir ve deri rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenen kaplıcada aynı zamanda çamur banyosu da yapılmaktadır. Maden suyu özelliği de taşıyan kaplıca suyu yazın soğuk kışın ise sıcaktır. Kaplıca çevresinde otel ya da pansiyon tarzı konaklama yerleri yoktur. # Avcılık: Kars ve çevresinde, genellikle Ağustos ayında yapılan kara avcılığı sırasında keklik, bıldırcın, yaban kazı, üveyik gibi kuşlar avlanmaktadır. # Kampçılık: Kars ve çevresinde kamp yapmak için en uygun alanlar Çıldır Gölü, Aygır Gölü ve Kuyucuk Gölü civarıdır. Ayrıca Ani Harabeleri'nin olduğu bölgede karavan ile kamp yapılabilmektedir. # Balıkçılık: Kars il sınırları içinde bulunan göl ve akarsular olta balıkçılığı yapılmasına olanak sunmaktadır. Sazan, alabalık, yayın ve tatlı su levreği avlanan balıklar arasındadır. Ayrıca Arpaçay Barajı'nda alabalık ve Çıldır balığı yetiştiriciliği yapılmaktadır. Kars'ı ziyaret edenler için birkaç alışveriş tavsiyesi de vermiş olalım. # Kars'a özgü motifleriyle el dokuması halı ve kilim, gümüş aksesuarlar ve son derece sağlıklı olan kaz tüyü yastıklardan alabilirsiniz. # Volkanik patlamalar sonucu oluşmuş obsidyen taşından işlenmiş küpe, yüzük, bileklik gibi takılar ve tespih satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kars-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgi/", "text": "Kars sahip olduğu tarihi ve doğal güzellikleri, mimari yapıları ve yılın büyük bölümü üzerinden eksik olmayan beyaz örtüsüyle çok karakteristik bir kent. Şehre ilk kez ayak bastığınızda farklı bir yere geldiğinizi hemen hissediyorsunuz. Aslında burası hem ekonomik hem de turizm faaliyetleri anlamında büyük bir potansiyel barındırmasına rağmen yeterli büyümeyi sağlayamamış, hak ettiği ilgiyi ve değeri görememiş bir ilimiz. Anadolu'yu Kafkaslar ve Orta Asya'ya bağlayan, stratejik olarak önemli noktada bulunan bir şehrin bu avantajı yeterince değerlendiremediği açık. Fakat son yıllarda Turistik Doğu Ekspresi'ne artan ilgi sayesinde Kars biraz daha hareketlenmeye ve tanınmaya başladı diyebiliriz. Tarihteki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Kars özellikle Ani Harabeleri, Kars Kalesi, tarihi kümbetleri, köşkleri, tabyaları ve camileri ile dikkat çekiyor. Sarıkamış Kayak Merkezi'nin ziyaretçi sayısı ise her geçen sene katlanarak çoğalıyor. Farklı etnik gruplardan çok sayıda insana ev sahipliği yapan Kars, umarız en kısa sürede hak ettiği değere ulaşır. Peki Kars yaşamak için nasıl bir şehir? Öğrenci ve memurları Kars'ta neler bekliyor? Kars'ın tarihi, ekonomisi ve yöresel lezzetleri hakkında bilgiler vereceğimiz Kars şehir rehberi yazımızda bu soruların cevaplarına bakalım. Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan Kars, Türkiye'nin en kuzeydoğusunda yer alan illerden biridir. Kars'ın komşuları; kuzeyde Ardahan, batıda Erzurum, güneyde Ağrı, güneydoğuda ise Iğdır'dır. Kars'ın doğusu ise Ermenistan'la sınırımızı oluşturur. Kars ilimiz yüksek standartlarda kara yolu bağlantılarına sahiptir. Fakat ülkemizin doğu sınırındaki şehirlerden biri olduğu için batı kesimlerden kara yolu ile Kars'a ulaşmak oldukça uzun sürmektedir. İstanbul ya da İzmir gibi büyük şehirlerden Kars'a karayolu ile gelmek isterseniz, Türkiye'nin en uzun araç yolculuklarından birini yapacaksınız demektir. Belli başlı büyük şehirlerimizden Kars'a direkt giden otobüs seferleri bulabilirsiniz. Kars Otogarı şehir merkezine yaklaşık 4 km. uzaklıkta, Atatürk Mahallesi'nde yer alıyor. - İstanbul Kars arası yaklaşık 1450 kilometre ve 17 saat. - Ankara Kars arası yaklaşık 1100 kilometre ve 13 saat. - İzmir Kars arası yaklaşık 1700 kilometre ve 20 saat. - Diyarbakır Kars arası yaklaşık 535 kilometre ve 7 saat 20 dakika. - Antalya Kars arası yaklaşık 1460 kilometre ve 18 saat. - Ağrı Kars arası yaklaşık 180 kilometre ve 3 saat. - Sivas Kars arası yaklaşık 650 kilometre ve 8 saat. Kars ili sınırları içerisinde Kars Harakani Havalimanı bulunuyor. Bu havaalanı şehir merkezinin yaklaşık 5 km. kadar güneyinde, Yenişehir Mahallesi'nde yer alıyor. Havalimanı ile Kars merkez arasında hem belediye otobüsleri hem de özel servisler çalışıyor. Ayrıca Kars Harakani Havalimanı içerisindeki taksi ve araç kiralama hizmetlerinden de yararlanabilirsiniz. İstanbul, İzmir ve Ankara'dan direkt, diğer şehirlerden ise aktarmalı şekilde Kars Harakani Havalimanı'na uçuş bulabilirsiniz. Kars'a gitmenin en keyifli yollarından biri tren yolculuğudur. Çünkü Kars, ülkemizin popüler tren seferlerinden olan ve harika manzaralara şahit olabileceğiniz Doğu Ekspresi'nin son durağı. Ankara Kars arasında her gün düzenli sefer yapan Doğu Ekspresi'ni kullanarak Kars'a demiryolu ile ulaşabilirsiniz. Ankara ile Kars arası trenle yaklaşık 24 saat sürüyor. Kars Tren Garı şehir merkezinin içinde, İstasyon Mahallesi'nde yer alıyor. Ayrıca Kars ile Kars'ın Akyaka ilçesi arasında yine günlük düzenli olarak sefer yapan bir bölgesel tren bulunuyor. Kars ile Akyaka arası trenle yaklaşık 2 saat 15 dakika sürüyor. Kars ve çevresi 646 yılında Arapların kontrolüne geçse de sonraki 4 asır boyunca Araplar, Bagratlılar ve Bizanslılar arasında sürekli el değiştirmiştir. 1064 yılında Anadolu'ya düzenlenen seferler sonrasında ise Kars yöresi Sultan Alparslan tarafından Türk topraklarına dahil edilmiştir. Bir süre Selçuklular ve Gürcüler arasında mücadelelere sahne olan Kars, 1243'te yapılan Kösedağ Savaşı ile Moğolların hakimiyetine geçer. Takip eden dönemlerde Altınordu Devleti, Karakoyunlular ve Akkoyunlular'ın yönettiği bölge, 1535 yılından itibaren Osmanlı'ya katılır. Uzun bir dönem Osmanlı-Rus çekişmesinin yaşandığı bu bölge ayrıca Ermeni, Gürcü ve İngiliz işgallerine de uğrar. 1877 1918 arasında 40 yıl boyunca Rus yönetiminde kalan Kars, 30 Ekim 1920 yılında Türkler tarafından geri alınmıştır. 1921 Moskova ve Kars Antlaşmaları'yla sınırları çizilen kent, cumhuriyetin ilanı sonrası Türkiye'nin illerinden biri olmuştur. Nüfus: Kars'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 285 bin kişidir. - Akyaka - Arpaçay - Digor - Kağızman - Sarıkamış - Selim - Susuz Kars ilinin ekonomisi büyük oranda tarım ve hayvancılık sektörlerine dayanır. Özellikle ilde bulunan mera ve çayır alanlarının fazlalığı Kars'ı ülkemizde önemli bir hayvancılık merkezi haline getirmiştir. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan üretiminin yanında arıcılık ve kaz yetiştiriciliği de Kars'taki hayvancılık faaliyetlerindendir. Ayrıca son yıllarda hayvansal ürünlerin işlendiği sanayi sektörü de gelişim göstermektedir. Kars'a özgü gravyer peyniri, kaşar peyniri ve bal üretimi Türkiye genelinde yoğun talep görmekte ve bu ticari hareketlilik kente ciddi bir gelir sağlamaktadır. Tarımsal faaliyetlerine bakacak olursak Kars'ı bu konuda iki kısma ayırabiliriz. İlin kuzey tarafı yüksek ve engebeli bir yapıya sahip olduğu için bu bölgelerde tahıl ürünleri yetiştirilir. Güney taraflarda ise rakım daha düşük olduğu için bağ-bahçe tarımı yapılır. Kars'ta yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, patates, şeker pancarı, elma, ceviz, kayısı ve bademdir. Son dönemde Doğu Ekspresi ve Sarıkamış Kayak Tesisleri'nin popülaritesinin artması, Kars'taki kış turizmini de hareketlendirmiş durumda. Bu hareketlilik kısıtlı da olsa Kars'taki özel sektörlere katkı sağlıyor. Çevresindeki yüksek dağ sıralarının denizden gelen ılıman havayı kesmesi nedeniyle Kars'ta çok sert bir karasal iklim hakimiyeti vardır. Türkiye'de en uzun ve en soğuk kış mevsiminin yaşandığı illerden biridir Kars. Bölge genel anlamda Sibirya yüksek basınç merkezinin etkisi altındadır. Kars'ta yaz mevsimleri ılıman ve serin geçer. İlkbahar ve sonbahar mevsimleri ise yok denecek kadar kısa sürer. Büyük bölümü yaylalarla kaplı olan Kars topraklarının ortalama yüksekliği 2 bin metre civarındadır. Yörenin en yüksek kesimini Allahuekber Dağları oluşturur. Çıldır, Karzak, Aygır ve Çenklice gibi büyük göllere ev sahipliği yapan Kars'ın önemli akarsuları ise Aras Irmağı, Arpaçay ve Kars Çayı'dır. Sahip olduğu sert iklim koşulları nedeniyle Kars ilinin genel bitki örtüsü bozkırdır. Fakat bölgedeki orman oluşum sınırı Türkiye'nin diğer yerlerine göre çok daha yükseklere kadar çıkabilmektedir. Nemlilik oranı yüksek olduğu için Kars'ta orman alt sınırı yaklaşık 1800 metrelerden başlar. Çok yüksek bir bölgede yer almasına rağmen zengin bir bitki örtüsüne sahip olan Sarıkamış Ormanları buna örnek olarak gösterilebilir. Kars mutfağı denildiğinde muhtemelen birçoğumuzun aklına ilk olarak kaşar peyniri ve bal geliyordur. Fakat Kars'ın yöresel mutfağında bundan çok daha fazlası var. Burası Doğu Anadolu mutfağının renkli parçalarından biridir. Kars mutfağı, tarımsal faaliyetlerine paralel olarak hayvansal ürünler, un ve tahıl ağırlıklı bir yapıya sahip. Tabi bütün Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde olduğu gibi kaz etinin yeri Kars'ta da ayrıdır. Namı ülkemize yayılan 'Kars Kazı' bahar aylarında meralarda otlatılarak yetiştiriliyor. Ekim ayı sonrası sadece arpa yedirilen bu kazlar kışın da iyice yağlanıp irileşince kesilecek kıvama geliyor. Kesim sonrası da zahmetli işlemlerden geçen kazlar Kars mutfağındaki yerini alıyor. Yani Kars'ta tadacağınız kaz eti sıradan bir et yemeği değil, uzun bir sürecin sonucu ortaya çıkan eşsiz bir lezzet. - Hangel - Kars Kazı ve Pilavı - Kars Katmeri - Haşıl - Hörre Çorbası - Kars Gravyeri - Sulu Köfte - Erişte Pilavı - Ekşili Et - Feselli ve Nezik - Kesme Aşı - Sinor - Piti Kebabı - Kars Balı - Kars Ketesi - Umaç Helvası - Hasuda Kars ilimizde 1992 yılında kurulan Kafkas Üniversitesi yer alıyor. Ülkemizin orta ölçekli okullarından biri olan Kafkas Üniversitesi kent girişinin birkaç kilometre güneybatısında, merkezi bir konumda bulunuyor. Ulaşım anlamında sıkıntısız bir yer. Kars'ta yaşayacak öğrenci ya da memurların öncelikli alışması gereken konu kış şartları. Türkiye'nin en soğuk illerinden biri olan Kars'ta yılın büyük bölümü kar yağışı görülüyor. Kışın kentte hayat durma noktasına geliyor diyebiliriz. Zaten şehirde bulunan kafe ve restoran tarzı sosyal mekanların sayısı oldukça az. Hava şartları da çok elverişli olmayınca Kars'taki öğrenci/memur yaşamı genelde evde geçiyor. Tabi ilçelerde görev yapacak memurlar için şartlar biraz daha ağır. Kars'ın köy ve kasabalarında zaman zaman yollar yoğun kar yağışı nedeniyle ulaşıma kapanır. Bu durum bazen haftalarca sürer. Kars'a okumaya gelen üniversite öğrencilerinin büyük bölümü genelde ilk fırsatta yatay geçiş yaparak batıya gitmeyi planlar. Doğudaki birçok okulda olduğu gibi burada da sık sık karşılaşılan bir durumdur bu. Fakat birinci yılın sonunda yatay geçiş yapamayacağını anlayan öğrenciler Kars'a çoktan alışmış olurlar. Kars, iklim anlamında zorlu bir şehir evet ama Kars insanı da tam tersine oldukça sıcakkanlı ve yardımseverdir. Şehir dışından buraya gelenlere karşı hiçbir önyargıda bulunmaz ya da olumsuz bir tavır takınmazlar. Çok farklı etnik grupların bir arada yaşadığı Kars, bu konuda övgüyü hak eden bir şehrimizdir. Bu durum Kars'ta yaşayan öğrenci/memur kesiminin şehre alışmasını da oldukça kolaylaştırır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kartepe-kayak-merkezi-kar-var-mi-kalinligi-giris-ucreti/", "text": "Kartepe günümüzde Türkiye'deki en popüler tatil mekanlarından biri haline geldi. Öyle ki şirketler, okullar ve STK'lar sürekli olarak bölgeye turlar düzenliyor. Tabii bunun en belirgin sebeplerinden biri de İstanbul ve çevresine son yıllarda pek kar yağmaması. Haliyle İstanbullular da sürekli beton grisi renkler görmekten bıktı. Beyaza hasret kalanlar artık kar görmek için \"Turistik Doğu Ekspresi yolculuğu, Uludağ gezisi, Kartepe gezisi vb..\" alternatiflere yöneliyor. Özellikle kış aylarında, İstanbul ve çevresinde gezilecek doğal ortamların fazla olmaması da Kartepe gibi güzel mekanları daha popüler hale getiriyor. Bu yazımızda, Kartepe'ye günübirlik gitmek isteyenlerin en çok merak ettiği konular hakkında bilgiler vereceğiz. Öncelikle şunu belirtelim ki Kartepe'ye şöyle günübirlik bir seyahat için gitmeyi planlıyorsanız ideal bir yer. Fakat kayak yapmak gibi bir niyetiniz de varsa işiniz zor. Eğlenmek ve stres atmak için geldiğiniz bu yerin, sizi daha fazla strese sokacağından emin olabilirsiniz. Bunun başlıca sebebi kalabalık, uzun sıralar ve trafik. Birazdan aşağıda bölgenin uydu görüntüsü olarak eklediğimiz fotoğrafı göreceksiniz. Fotoğraftaki turuncu alan komple araç trafiği. Yoğun akıcı falan değil. Sanırsınız araçlar park etmiş. Öyle trafik.. İnsanlar artık araçlardan inip ufak gezintilere çıkar olmuş.. Kilometrelerce araç sırasını aştıktan sonra otele giriş yapabiliyorsunuz. Yol esasında gidiş-dönüşlü. Ama yolun kenarına park edilen araçlar yolu daraltıyor. Bazen trafik öyle kilitleniyor ki, otele ne gitmek isteyenler gidebiliyor, ne çıkmak isteyenler çıkabiliyor. Herkes gergin ve sinirli oluyor. Aman diyelim, kimseye dokunmayın. Tabii siz bu sıkıntının sadece hafta sonları olacağını öngörüyorsunuz. Hayır! Birçok kimse aynı şekilde düşündüğü için hafta içleri de rağbet fazla oluyor ve bu sorunlar yine karşınıza çıkabiliyor. Mekana araçla geldiyseniz, aşağıdaki uydu görüntüsünde 1 numara olarak işaretlediğimiz yer gerçekten 1 numara bir yer. O çevrede yer bulabilirseniz aracı oraya park edin. Çünkü bu noktadan sonra çekilmez bir trafik başlıyor. Zaten turuncu olarak işaretlediğimiz 3 km. yolu aştıktan sonra da sizi bekleyen bir otopark yok. Yine aracı yolun kenarına park edeceksiniz ve üstüne bir de 30 TL park parası ödeyeceksiniz. Seyahatimizin detaylarına geçmeden önce, Türkiye'de kış turizminin yükselen yıldızlarından Kartepe Kayak Merkezi hakkında merak edilen birkaç bilgiye yer verelim. Özellikle ülkemizin batı kesiminde yaşayanlar olarak kar yağışına o kadar hasret kaldık ki artık şehir şehir kar aramaya başladık. Tabii gitmeden önce \"Kar var mı?\" araştırması yapmak da en mantıklı iş. İstanbul'dan kar görmek için 2-3 saat yol git, sonra kar görmeden geri gel. Olacak iş mi? Ama Kartepe bu konuda umutları suya düşürmez. Kış aylarında karsız olduğu dönem pek nadirdir. Biz gittiğimizde İstanbul ve çevresinde hava sıcaklığı 13-14 derece ve günlük güneşlikti ama Kartepe'de kar durumu yukarıdaki resimlerde gördüğünüz şekildeydi. Kartepe kar kalınlığı genel olarak 100 cm ve üzerinde oluyor.. ! Güncel bir not düşelim: 2021 Ocak ayı ilk haftasında Kartepe'de maalesef kar yoktu. Fakat 15 Ocak'ta başlayıp sonrasında devam eden yağışlar ile bölgede kar kalınlığı 50 cm'yi buldu. Ayrıca \"Kartepe Kayak Merkezi açık mı?\" diye merak edenlere de tesisin açık olduğunu belirtelim. Kartepe'de kar olmadığı zamanlarda da tesis hizmet vermeye devam ediyor. Bahar ve yaz aylarında bol oksijenli ve yeşilin her tonuna sahip, kış aylarında ise bembeyaz örtüye bürünen Kartepe'nin en yüksek rakımı yaklaşık 1700 metredir. Henüz tepeye tırmanırken, içinden geçtiğiniz ormanda bembeyaz olmuş ağaçlar içinizi ferahlatacak. Bununla beraber tepede harika bir şehir manzarası sizi bekliyor olacak. Kartepe'de kış aylarında hava durumu daha çok sıfırın altında seyrediyor. Kayak merkezine yaklaştıkça soğuk daha da artıyor. Araçla geliyorsanız kış lastiğiniz muhakkak olmalı. Yukarı tırmandıkça yer yer zemin karla kapanıyor ve don olabiliyor. Kış lastiğiniz yoksa ciddi sorunlar yaşayabilirsiniz. Çünkü oldukça virajlı ve dik bir yolu kullanarak zirveye çıkıyorsunuz. Kış genelinde hava sıcaklığı aşağı yukarı -5 c ile +5 c arasında seyrediyor. Farklı alternatif yollar olsa da, İstanbul Kartepe arası yaklaşık olarak 110 km. civarında. Trafik olmadığı taktirde, İstanbul'dan araçla 1,5 2 saatte Kartepe Kayak Merkezi'ne ulaşabilirsiniz. Birçok ziyaretçi \"Kartepe giriş ücreti 2020 yılında ne kadar?\" diye merak ediyor. Konuyu detaylandıralım.. Otele yaklaştığınızda her tarafta elinde ödeme makbuzlarıyla gezen birilerini göreceksiniz. Sokaklarda değnekçi diye tabir edilen gayri resmi otoparkçılara benzeyen bu görevlileri ilk gördüğünüzde her ne kadar rahatsız olsanız da, \"Hadi neyse\" deyip ilk ödemenizi yapacaksınız. Fakat bu kişilerin sürekli karşınıza çıktığını ve her adımda farklı bir sebepten para istediklerini görünce ciddi manada sinirlenebilirsiniz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi 1 numaralı alana aracı park edip yaya olarak alana giriş yapabilirsiniz. Bu tavsiyemiz ile her ne kadar otopark parasından kurtulmuş olsanız da, kapıda bekleyen eli makbuzlu iki kişi yine de sizi ücretsiz şekilde içeriye almayacaktır. \"Nasıl yani, otel alanına girmek ücretli mi?\" diye sorabilirsiniz. Evet ücretli. Hem de 30 TL.. Neyse alana girdiniz. 3 numaralı alanda takılabiliyorsunuz. Diyelim oteli merak ettiniz.. 3 numaralı alandan otele doğru bir rampa var. Burada çocuklar kayıyor. O rampanın hemen yanında, yayaların kullandığı alandan otele çıktınız. Yürüyen merdiven yok. Yaya.. Olsaydı en az bir 20-30 lira da ücreti olurdu. İyi ki de yok. 🙂 Otelin önünde (2 numaralı alan) çay kahve servisleri yapan kafeler var. Orada ince belli bir bardakla çay içtiniz (10 TL). Teleferiğe buradan biniyorsunuz. Kar motoru da kiralayabiliyorsunuz. Yarım saati 300 TL. Neyse bir göz attınız geri dönüyorsunuz... Hemen bir görevli önünüze geçiyor ve \"Buradan aşağı geçiş yok\" diyor. \"Ama ben buradan geldim\" diyorsunuz. \"Olabilir, dönüş yasak\" diyor. \"Geri nasıl gideceğim peki?\" diye soruyorsunuz. \"Teleferik ile ya da arka taraftan yaya\" diyor. Kartepe teleferik fiyatı 50 TL bu arada. Yani oradan inmek 50 TL. Şaka değil. Kafanız atarsa arka yoldan dolaşabilirsiniz. Karar sizin 3 km.. . Otelde tuvalet, kafe, mescit tarzı ihtiyaçlara yer verilmiş. Artık kullanır mısınız, kullanmaz mısınız size kalmış. Genelde Kartepe Kayak Merkezi'nin tüm pistleri birden aynı anda açık olmuyor. Yoğunluğa göre hareket ediyorlar. Bir de pistler biraz kısa. Tam gün kayak yapacaksanız, günlük skipass bedeli 150 TL + 20 TL depozitoyu hazırlayın. Fazla kalabalık olduğu için her defasında telesiyej sırasına giriyorsunuz. Sıra bekleme etme derken vaktiniz ölüyor. Ve bu durum ciddi can sıkıyor. Telesiyejde giderken makaralardan makine yağları damlayabilir. Yanınıza şemsiye tarzı bir şeyler alabilirsiniz. Bazı kişilerin kıyafetlerinin berbat olduğunu gördük. Aşağıdaki teleferik görselinde akan yağları görebilirsiniz. Kayak yapılan alanlarda tuvalet var. Ama 3 TL... \"İyi de ben girişte 30 TL ödedim, 150 TL skipass parası ödedim!\".. Yok öyle.. \"3 TL daha lütfen\".. Telesiyejdi, sıraydı uğraşamam derseniz kızak kiralayabilirsiniz. 50 TL.. Yanınızda leğen, lastik falan getirdiyseniz kazançlı çıkarsınız. Jilet gibi de kayarsınız :). Ama şunu belirtelim, 50 TL'ye kızak kiralamak yerine bu paraya dışarıdan satın alıp gelebilirsiniz. Kısacası kayak yapmak için Kartepe Kayak Merkezi'ne gitmek, bizim izlenimlerimize göre pek uygun değil. Evet belki daha önceki yıllarda durum farklı olabilirdi. İlerleyen yıllarda da değişebilir. Fakat 2020'de durum bu. Teleferik fiyatları kişi başı 50 TL. Çocuklara para alınmıyor. Kucağınıza alarak binebiliyorsunuz. Bir teleferiğe iki yetişkin biniyor. Eğer kıyafetleriniz uygun değilse teleferiğe binmenizi tavsiye etmeyiz. Etrafı açık olduğu için çok fazla soğuğa maruz kalırsınız. Kartepe Green Park, bölgenin en popüler oteli. Aynı zamanda kayak merkezini de işleten yer burası. Kartepe'nin son yıllarda popüler olmasıyla, otel de ciddi bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Hafta içi ve hafta sonu İstanbul'dan gelen insanların yanında, yurt dışından gelen yabancıların da katılımıyla kayak merkezi adeta bir mesire alanına dönüyor. Firma bu yoğunluğu fırsat bilip her şeyi ticarete dökmüş. Vizyon ve hizmet kalitesi gibi prensiplerinin olmadığını eskimiş mobilyalardan, müşteri ilişkilerinden, mescitte halı yerine cami avlularına serilen hasırların kullanılmasından, personellerin lakayıt tavırlarından, 150 TL'ye snowboard kiralamasından, 300 TL'ye tek seferlik kayak dersi verilmesinden ve her adımda bir para istemelerinden anlayabiliyorsunuz. Yani bir hafta sonu macerası hayali ile gideceğiniz Kartepe geziniz, Green Park Otel sayesinde çileye dönüşebilir. Ayrıca otelde cuma günleri cuma namazı cemaatle ücretsiz olarak kılınıyor. Kartepe'ye kayak yapmak için geldiyseniz bölgedeki tek otel seçeneği The Green Park Kartepe'dir. Fakat yakın çevrede ve Maşukiye civarında başka oteller de bulunuyor. Birazdan linkini vereceğimiz yazıda bu oteller hakkında bilgiler bulabilirsiniz. Kartepe kışın beyaz, yazın yeşil örtüsü ile doğa harikası bir yer. Ayrı bir başlık altında bu bölgede gezilecek yerlerin ve otellerin listesini yaptık. İncelemenizi tavsiye ederiz. Bu yazımızda genel olarak mekan hakkındaki kendi izlenim ve yorumlarımıza yer vermek istedik. Açıkçası anlattığımız gibi durumlar pek iç açıcı değil. Kayakseverleri üzecek, mekanın olumsuz yönleri çok fazla. Kar topu oynamak için zaten otelin çevresine gitmenize gerek yok. Hem trafik, hem maliyet.. Tesisin alt kısmındaki alan eğlenmek için ideal bir yer. Zirveye kadar çıkmanıza gerek yok. Genel olarak diğer ziyaretçilerin yorumları da bu anlattıklarımıza yakın şekilde. Siz yine de gitmeden önce farklı yorumları okuyun elbette. Pişman olmazsınız. Ayrıca daha önceden buraya gidenler kendi tecrübelerini aşağıdaki yorumlar kısmında paylaşırsa başkaları da faydalanmış olur. Kartepe'ye Pazarçayırı Mahallesi istikametinden gelirseniz, Pazarçayırı'na araçla yaklaşık 5 dk. mesafede, yol üzerinde sağ tarafta çardakların olduğu bir yer göreceksiniz. Tam düz olmasa da, yayla gibi geniş bir arazi. Sol tarafta, içinde tuvaletlerin olduğu kulübeler, sağ tarafta ise piknik alanları var. İnsanlar burada kendi imkanları ile amatör şekilde kayak yapıyor, kardan adam yapıyor ve kar topu oynuyor. Park halindeki araçların yoğunluğunu da göreceksiniz. O yüzden çardaklarda yer bulmak için erken gelmek gerek. \"Soğukta çardağı ne yapacağız?\" derseniz karar sizin. Saygı duyarız.. Eğer profesyonel kayak için pist aramıyorsanız, ailecek bir kar eğlencesi yapıp dönme niyetindeyseniz bu mekan tam size göre. Hem otel bölgesine girmek için ücret ödememiş, hem de trafik stresi çekmemiş olursunuz. Bir de yanınıza yedek kıyafetler ve bot almayı unutmayın. Bir müddet sonra ıslanıyorsunuz. Kuruma şansınız da olmadığı için sıkıntı yaşayabilirsiniz. Özellikle çocuklara dikkat etmenizi tavsiye ederiz. Eğlenelim derken, sağlığınızdan da olmayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kartepe-masukiye-gezilecek-yerler/", "text": "Maşukiye, son yıllarda adını sıkça duyduğumuz popüler yerlerin arasında ilk sıralarda bulunuyor. Sıcaklar bitmeden gezelim, eğlenelim, yorulalım, dolu dolu zaman geçirelim düşünceniz varsa bu yazımıza bir göz atın. İstanbul'a en yakın gezilecek yerleri araştırmak adına, uzun zamandır aklımızda olan Maşukiye'ye doğru koyulduk yola. Sonrasında kısa bir Sapanca gezimiz de oldu, ondan da bahsedeceğiz. Maşukiye'yi seçmemizin amaçlarından biri de doğa yürüyüşü yapmaktı. Bu yüzden bu tür aktivitelerde önerilerimizi de sıralayacağız daha sonra. Öncelikle şunu belirtelim ki, Maşukiye'ye gitmek isteyenler bağımsız bir keşif de yapabileceği gibi, tur ile giderek bu ziyareti daha renkli hale de getirebilirler. Peki Maşukiye konaklama konusunda nasıl imkanlara sahip? Maşukiye'de nerede kalınır, Maşukiye otel tavsiyeleri neler? Nereleri gezelim? diye soruyorsanız konuyla ilgili detaylara aşağıda kısaca değineceğiz. Maşukiye, Kocaeli Kartepe'ye bağlı olup, doğası ve su kaynaklarıyla adından ayrıca söz ettiren şirin bir yer diye tanımlamak isteriz. Çünkü buraya geldiğinizde oksijen, dere, ağaç ve kuş cıvıltıları arasında kayboluyorsunuz. Suyun sesinden telefon sesi bile duyulmuyor! Şaka şaka çekmediği için çalmıyor. 🙂 Esasında bu bir fırsat. Telefonla aramıza mesafe koyan efsane manzaranın hakkını vermek lazım. Zira telefonlarla yeterince vakit geçiriyoruz zaten. Tabii şimdi bazı arkadaşlar, \"Selfie yapmadan nasıl gezeyim? İnstagram'da paylaşmadıktan sonra niye gezelim?\" diye tepki verebilir. Bırakalım artık bu işleri. Bu güzel anları cihazlara değil kendinize yaşatın. Esasında böylesine doğa harikası bir yeri cümlelerle anlatmak zor.. Onun için ara ara fotoğraflar da eklemeyi ihmal etmedik. Böyle bir manzarayı izlerken çay bir başka lezzetli oluyor. Artık manzaradan mı, suyundan mı, havasından mı bilemiyoruz.. Öyle ki çayla arası olmayanlar bile burada bardak bardak çay içiyor. Kahvaltıdan sonra ekip olarak yürüyüş yapılacak alana geçtik. Uzun zamandır bu kadar renkli bir manzara görmemiştik. Maşukiye'ye gelmişken bölgede neler yapılabileceğini yazının sonunda kısa kısa belirttik. Konaklama ve otellere, iletişim bilgilerine ve 2020 fiyatlarına da birazdan geleceğiz. Ama öncesinde bölgede gezilecek yerler nerelerdir? \"Gelmişken şuraya da gitseydik iyiydi\" diyebileceğiniz yerlere kısaca değinelim. # Kartepe: Bölgenin en meşhur ve en çok ziyaretçi alan tesislerindendir. İstanbul'a en yakın kayak merkezlerinden olan bu güzel mekanı özellikle kış aylarında ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. 1700 metre yüksekliğe sahip Kartepe, Marmara Bölgesi'nin ikinci büyük dağıdır. Maşukiye kışın gezilecek yerler listenizde zirvede olmalı. # Aygır Deresi: Kartepe'nin yüksek kesimlerinden kaynağını bulan bu dere, zaman zaman şelale ve su birikintileri ile harika manzaralar oluşturuyor. Dere boyunca yürüyüş yaparak bu güzel manzara keyfini yaşamanızı tavsiye ederiz. Kendine güvenen arkadaşlar, buz gibi sulara sahip şelale diplerine dalış yapabilir. Dere kenarlarında alabalık tesisleri bulunuyor. Manzara eşliğinde, alabalık ziyafeti verebilirsiniz. Demin kendine güvenen bir arkadaş vardı.. # Maşukiye Yaylaları: Bölge doğal güzellikleri ile meşhur dedik ya. Bunların başında yaylalar geliyor. Fırsat bulursanız bu yaylalarda harika manzara eşliğinde yürüyüş yapmanızı ısrarla tavsiye ediyoruz. - Kuzu Yaylası - Kirazlı Yaylası - Çiğdem Yaylası - Soğucak Yaylası - Sultanpınar Yaylası - Dikmen Yaylası # Sapanca Gölü: Maşukiye'ye çok yakın olan Sapanca Gölü bölgenin en güzel alanlarından biridir. Buraya kadar gelmişken uğramadan gitmeyin. Gölün kenarında bisiklet sürebilir, yürüyüş yapabilirsiniz. Alabalık yiyebilirsiniz diyeceğiz de, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sürmeyelim. # Maşukiye Şömineli Bungalov Dağ Evleri: Bu maddeyi konaklama kısmı dışında, Maşukiye'de gezilecek yerlere de yazdık. Neden diyecekseniz, her aile bu dağ evlerinde kalmıyor/kalamıyor. Ama en azından bu evleri görmenizi tavsiye ederiz. Doğa içinde ahşaptan yapılmış bu şirin evler güzel bir manzara oluşturuyor. Sapanca'ya 13, İzmit'e 36 ve İstanbul'a 129 km. uzaklıkta yer alan Maşukiye son dönemin en popüler yerlerinden. Muhteşem doğası ve lezzetleri ile ünlü olan bu mekan, özellikle İstanbul başta olmak üzere çevre illerden hafta sonları insan akınına uğrayan bölgelerin başında geliyor. Yemyeşil ormanlar ile kaplı olan Maşukiye yukarıda da bahsettiğimiz gibi serpme kahvaltısı ve alabalık çiftlikleri ile ünlü. Maşukiye ve çevresinde yer alan onlarca restoranda, doğa ile iç içe birbirinden güzel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz. İçerisinde birçok ufak şelalenin yer aldığı restoranlar bölgesinde sabah saatlerinde serpme kahvaltı, öğleden sonra ise birbirinden lezzetli alabalıkları yiyebilirsiniz. Şimdi gelelim Maşukiye otel tavsiye bölümüne. Maşukiye'deki alabalık restoranlarına yakın bir konumda yer alan 4 yıldızlı Elgarden Hotel & Residence bölgenin yeni otellerinden biri. Zaten bu yeniliği otelin her köşesinde hissediyorsunuz, her yer çok temiz. Otelin odaları ise gayet geniş, temiz ve estetik olarak da güzel. Otelin açık büfe kahvaltısı ise önce göze hitap ediyor. Kahvaltıda yok yok, ama olur da canınız mıhlama gibi bölgeye has bir şeyler de isterse görevli personele söylerseniz hemen yardımcı oluyorlar. Butik, ufak ama güzel bir tesis arayanlar My Green Boutique Hotel'e göz atabilirler. Toplam 26 odası bulunan bu ufak otel booking. com'da yapılan değerlendirmeler sonucunda 10 üzerinden 8,7 puana sahip. Otel fiyatları gecelik çift kişi için 300 TL civarından başlayıp yukarı doğru çıkıyor. Maşukiye'de yer alan bir diğer ufak otel Cevizdibi, booking. com'da 10 üzerinden 8,9 değerlendirme puanına sahip. Otelde toplam 18 adet oda var. Fiyatlar 300 TL ve üzerinde seyrediyor. Döneme göre bu fiyatların değişebileceğini unutmayın. Eğer Maşukiye'ye kış döneminde gelecekseniz ve kayak turizmi sizin için önemliyse, Maşukiye'ye 15 dakika uzaklıktaki Kartepe'nin zirvesinde yer alan 4 yıldızlı The Green Park Resort Kartepe adlı otele göz atabilirsiniz. Aynı zamanda Kartepe Kayak Merkezi'ni işleten otel de burası. Bölge kışın ayrı, yazın ayrı özelliğe sahip olduğu için her ikisini de denemenizi tavsiye ederiz. Kartepe Kayak Merkezi ve The Green Park Kartepe Resort hakkında kendi edindiğimiz tecrübeleri paylaştığımız yazı için sizi şöyle alabiliriz. Bize soracak olursanız bölgenin en güzel konaklama mekanları şömineli dağ evleridir. Özellikle bahar aylarında akşam saatlerinde bölge soğuk oluyor. Şömine kenarında, unutulmayacak bir muhabbet ortamı sizi bekliyor. Denemelisiniz. Eğer Maşukiye'de gönlünüze göre otel bulamazsanız hemen yakın konumda yer alan Sapanca otellerine de göz atabilirsiniz. Maşukiye otel tavsiyesi olarak şu listeye de göz atabilirsiniz. - Lüks bir tesis arıyorsanız ilk önce Sapanca Gölü kenarındaki Richmond Nua Wellness Spa Adult Only oteline göz atın. - Eğer otel içinde imkanlar daha iyi olsun, yer çok önemli değil derseniz de NG Sapanca Wellness & Convention otelini inceleyebilirsiniz. - Çok pahalı olmayan güzel bir tesis arıyorum derseniz de Lale Hotel'i inceleyebilirsiniz. Maşukiye konaklama konusunda kısaca böyle. 'Maşukiye'de nerede kalınır?' diye düşünenler için Maşukiye otel tavsiyesi vermeye çalıştık. Umarız keyifli bir seyahat geçirirsiniz. # Serpme köy kahvaltısından bahsettik. Bunu geçiyoruz. # Doğa yürüyüşü dedik. Bunu da notlar arasına almıştık. # Meydanda ATV sürüşü yapabileceğiniz yerler fazlaca bulunuyor. Bu heyecanı yaşamalısınız. # Ata binme deneyiminiz var mı? Bence burada deneyin. Hiç de tehlikeli değil. Her şey kontrol altında."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kaz-daglari-gezilecek-yerler-nerede-nasil-gidilir/", "text": "Ege Bölgesi ile Marmara Bölgesi'ni birbirinden ayıran Kaz Dağları Biga Yarımadası'nın en yüksek dağıdır. Çanakkale ve Balıkesir sınırları içinde bulunan Kaz Dağı Milli Parkı mitolojik hikayeleri, efsaneleri, yemyeşil doğası ve temiz havası ile ülkemizin görülmeye değer doğal güzellikleri arasındadır. Mitolojide adı İda Dağı olarak geçen Kaz Dağı dünyanın ilk güzellik yarışmasına sahne olmuştur. Mitolojik hikayeye göre Afrodit, Athena ve Hera arasında geçen bu yarışmanın hakemi İda Dağı'nda yaşayan Paris'tir. Tanrıçalar Paris'in önünde güzellikleri ile övünüp, ona hediyeler vaat ederler. Hera evrenin krallığını, Athena savaşta yenilmezliği, Afrodit ise kadınların en güzeli Helena'nın aşkını sunar. Sonunda yarışmayı kazanan Afrodit olur. Paris'in seçimi aynı zamanda Troya Savaşı'nın da nedeni olmuştur. Şimdi Kazdağları'nda gezilecek görülecek yerleri başlıklar altında sıralayalım. - Balıkesir Kazdağı Milli Parkı Gezi Rehberi - Kaz Dağları Gezi Rotası - Kaz Dağları'na Nasıl Gidilir? - Kaz Dağlarında Kamp - Kaz Dağlarında Trekking Tarihi ve doğal güzellikler bakımından ülkemizin en önemli milli parklarından biridir. Kazdağları sınırları Edremit Körfezi ile Zeytinli Çayı arasında, Karamenderes Çayı ile Mıhlı Çayı sınırları içinde kalan yaklaşık olarak 21,452 hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Doğal alanlar, mesire alanları, şelaleler, yürüyüş alanları, deniz manzaralarıyla dolu Kaz Dağları'nın en güzel mekanlarını burada sıralamadan önce ilk sıraya Ayvacık Köyü'nü koymak istedik. Bunun sebebi, ülkemizde birçok köy terk edildi ve kıymeti bilinmez hale geldi. Halbuki şirin ve doğa içinde tarihini koruyan bu değerli köylere sahip çıkmamız gerekiyor. Kaz dağlarının ihtişamlı atmosferi eşliğinde, taş evlerle dolu bu köyü, çınar ağaçları gölgesinde gezmenizi tavsiye ederiz. Zeytin ağaçlarıyla dolu bu şirin köyün yakınında Zeus Altarı bulunuyor. Rivayete göre Zeus-Hera'nın ilk karşılaşması burada oluyor. Çanakkale'nin gazilerinden Erdem dedenin türbesi de burada bulunuyor. Harika bir gün batımı manzarası sunan Adatepe, Zeus'un Truva savaşını izlediği tepe olarak biliniyor. Tepeye çıkarak Zeus reisin bu imkanına siz de sahip olabilirsiniz. Tabii savaş yerine manzara seyretmek daha güzel bir şey. Bayramiç İlçesi'ne 5 km. uzaklıktaki Ayazma, Kaz Dağı'nın tüm güzelliğini sergileyen mesire yerlerinden biri olarak, uğramanız gereken yerlerden. Kaz Dağı Milli Parkı'nın bir kısmı ilçe sınırları içinde kalmaktadır. Ağustos ayında gitmişseniz Ayazma Festivaline de katılmalısınız. 17. yy'da yapılmış sivil mimari örneklerinden Hadımoğlu Konağı, günümüzde Bayramiç Türk Evi ve Etnoğrafya Müzesi olarak hizmet vermektedir. Yapının dekorasyonunda ise Bayramiç yakınlarındaki Skepsis Antik Kenti'nden getirilen mimari parçalar kullanılmıştır. Ahşap tavan süslemelerini görmelisiniz. Bu önemli eserleri ayrı ayrı başlıklarda sıraladığımızda konu epey bir uzayacağından kısaca isimlerini vermiş olalım. Şahindere Kanyonu, Kaz Dağı Milli Parkı sınırları içindedir ve denize dik uzanan kanyonların en önemlisidir. Uzunluğu 26 km. olan kanyonun yüksekliği 700 metreye kadar çıkmaktadır. Deniz havası ile dağ serinliğinin karşılıklı hava sirkülasyonu yaptığı kanyonun çevresinde çeşitli endemik bitkiler ve farklı türde hayvanlar yaşamaktadır. Oksijeni bol kanyon oldukça da yeşildir. Şahindere Kanyonu'nu gezmek isteyen doğaseverlerin Edremit Milli Parklar Mühendisliği ya da Zeytinli Kaz Dağı Milli Parkı Ön Tanıtım Bürosu'ndan izin almaları ve rehber eşliğinde gezmeleri gerekmektedir. Kaz dağları deyince iki efsane akla gelir. Buraya kadar gelmişken bu meşhur hikayelerin geçtiği yerleri görmeden geri dönmek olmaz. Milli Park sınırları içinde gerçekleştirilen yürüyüşlerde Sarıkız ve Hasan Boğuldu efsanesinin geçtiği yerleri görerek, ruhunuzu ve bedeninizi hayatın stresinden arındırmak isterseniz Kaz Dağlarını keşfe çıkmalısınız. Kaz Dağı'nın yükseklerinde kurulu köyünden bal, peynir, süt getirerek pazarda satan Emine bir gün pazarda ova köylüsü yakışıklı Hasan ile karşılaşır. İlk görüşte birbirlerine aşık olan çiftin evlenmesine kızın ailesi karşı çıkar. Çünkü Emine yörük, Hasan ovalıdır. Emine'nin ailesi Hasan'ın yörüklerin zorlu hayat koşullarına ayak uyduramayacağını düşünür. Sonunda Hasan'ı bir imtihana tabi tutarlar. Hasan'ın Emine ile evlenebilmesi için 40 okkalık bir tuz çuvalını ovadan obaya kadar sırtında çıkarması gerekmektedir. Sırtında tuz çuvalı ile 5-6 km. giden Hasan daha fazla dayanamaz, göletin buz gibi sularına yuvalanır ve boğulur. Önde yürüyen Emine, Hasan'ı arkasında göremeyince deliye döner ve sevdiğini aramaya başlar. Gölete geldiğinde Hasan'a hediye ettiği yazmasını gölette görünce Hasan'ın boğulduğunu anlar. Bu acıya dayanamayan Emine kendini yazması ile göletin yanındaki ulu çınara asar. O günden sonra bu ağaca Emine Çınarı, gölete ise Hasan Boğuldu Göleti denmeye başlamıştır. Bölgede bulunan en yüksek üç tepeden biridir. 1574 rakıma sahip olan bu tepe; manzarası ve havası ile ön plana çıksa da Sarıkız Efsanesi burayı meşhur kılmıştır. Sarıkız, annesi ölünce, babası ile Çanakkale'ye bağlı Ayvacık'ın bir köyünden, Kaz Dağı'nın eteklerindeki Kavurmacılar köyüne göç eder. Yıllar geçer, Sarıkız büyür, güzel bir kız olur. Babası hac görevini yerine getirmek için yola çıktığında kızını da köyde en güvendiği ailenin yanına emanet eder. Köyün delikanlıları Sarıkız'a talip olurlar, yüz bulamayınca da iftira atarlar. Baba hacdan dönünce kimsenin yüzüne bakamaz. Kızını öldürmeye kıyamadığı için onu birkaç kaz ile birlikte Kaz Dağı'nın zirvesine bırakır. Aradan yıllar geçer. Bayramiç'ten gelen yolcuların dilinde Sarıkız isimli birinin yolunu kaybeden yolculara yardım ettiği vardır. Sarıkız'ın, kazları çiftçilerin tarlalarına zarar verdiği için eteğindeki taşları savurması ile kazlara bir avlu oluşturduğu dilden dile dolaşmaktadır. Kaz Avlusu olarak anılan alanın duvar kalıntıları bugün de görülebilmektedir. Bu hikayeleri dinleyen baba, bunun kendi kızı Sarıkız olacağını düşünür ve Kaz Dağı'na doğru yola çıkar. Kızını bugün Sarıkız Tepesi denen yerde bulur. Fakat bir zaman sonra Sarıkız gökyüzünü kaplayan siyah bir bulutun içinde kaybolur gider. Üzüntüsünden günlerce dağ tepe dolaşan babanın, bugün Baba Tepe denilen yerde ölüsü bulunur. Bugün Türkmen ve Yörükler her Ağustos ayında burada Sarıkız ve babasını anmak için etkinlikler düzenlerler. Hasan Boğuldu ve Sarıkız efsanelerinin geçtiği bölgeye Kaz Dağı'nın kuzey kapısı olan Zeytinli'den ulaşabilirsiniz. Kazdağları gezilecek yerler deyince ilk akla gelen uğrak yerlerden biridir. Ege denizi manzaralı bu şirin köy, otel ve pansiyon bulmanız için konaklamaya uygun bir mekandır. Bu köylülerin Çanakkale Zaferi'nde büyük mücadeleler verdiği bilinmektedir. Köyde gündelik ihtiyaçlar için alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar bulunuyor. Bununla beraber yol kenarlarında hediyelik eşyalar satan esnaflar da bulunuyor. Kaz Dağları Milli Parkı'nın hemen her yeri, akan suları, benzersiz temiz havası ve harika doğasıyla birbirinden güzel mekanlara sahip. Bunlardan biri de Pınarbaşı. Mesire ve doğa yürüyüşü için vazgeçilmez bir mekandır. Hafta sonları gitmenizi tavsiye etmeyiz. Sarıkız dağlarından doğan pınarların suları, çeşitli dereler ve şelaleler eşliğinde denize doğru yol alır. Bu şelalelerin bize göre en güzeli Sütüven Şelalesi. Kızılkeçeli çayı üzerinde bulunan şelale ismini fışkıran, sıçrayan manasına gelen tüvlemek kelimesinden almış. Şelale, Beyoba Köyü'ne 2 km. mesafe bulunuyor. 700 yıllık geçmişi olan bu tarihi köy Rum ve Türk vatandaşlarının yıllarca beraber yaşadığı şirin bir köy. Ege Denizi'ne hakim bir tepenin yamacına konuklanmış köy, 40 km'lik uzunluğa sahip, Kaz dağlarının en batısında yer alıyor. Köyde tarihi Afrodit Kaplıcaları da ziyaretçilerin uğrak mekanlarından biridir. Balıkesir ili Edremit ilçesinde bulunan, Altınoluk Beldesi'nin 4 km. uzaklığındaki, İda Dağı eteklerinde, Pelasglar tarafından kurulmuş, Kazdağları'nda gezilecek en güzel yerlerden biridir. Adramytteion Assos yolu üzerinde, güvenlik ve savaş stratejisi bakımından önemli bir konuma sahip olan kentin, M. Ö. 10. yy'da kurulduğu bilinmektedir. Kaz Dağları'nın en popüler yaylalarından biridir. Yemyeşil doğası, temiz havası ve serin sularıyla ziyaretçilerini kendine çekiyor. Kaz Dağları'nın en büyük mağaralarından biridir. İçerisinde yer alan göller ve sarkıt ve dikitlerle dolu bir keşif rotası sunar. Antik Yunan mitolojisinde Zeus'un doğduğu yer olarak bilinir. Yüksek bir tepeye yerleştirilmiş olan Zeus Altarı, eşsiz manzarası ile ziyaretçilerini büyüler. Kaz Dağları'nın en güzel şelalelerinden biridir. Yüksekliği yaklaşık 15 metre olan şelale, doğal bir havuzda yer alır. Kaz Dağları'nın tarihi köylerinden biridir. Taş evleri, dar sokakları ve doğal güzellikleri ile ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunar. Kaz Dağları'nın en güzel plajlarından biridir. Kumsalı ve turkuaz rengi denizi ile ziyaretçilerini kendine çeker. Kaz Dağları'nın antik dönemlere ait kalıntılarının bulunduğu bir bölgedir. Burada yer alan antik tiyatro, agora ve tapınaklar tarihi bir atmosfer sunar. Bu rotaları takip ederek Kaz Dağları'nın doğal güzelliklerini keşfedebilir ve unutulmaz bir tatil deneyimi yaşayabilirsiniz. Uçakla gelmek isteyenler için, rötar olmadığını varsayarsak İstanbul'dan 55 dk'da gelebileceğiniz uçuşlar mevcut. Yeni İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Balıkesir Koca Seyit Havalimanı'na ulaşabiliyorsunuz. Kazdağları gezi rehberi yazımızı sonlandırırken kamp ve doğa yürüyüşü konusuna da değinelim. Kaz Dağı Milli Parkı sınırları içinde çadır kurmak isterseniz görevlilerin gösterdiği yerlerde konaklama yapabilirsiniz. Ayrıca dağ eteklerine kurulmuş köylerdeki evlerin restore edilip hizmete açılması da burayı gözde tatil beldesi konumuna getirmiştir. Kaz Dağları'nda trekking yapmak isteyenler, acentelerin tur programlarına ya da İDA Dağcılık ve Arama Kurtarma İhtisas Kulübü'ne katılabilirler. Bu turlardan bazıları zirveye kadar çıkıp çadırda konaklamalı turlar, bazıları da günübirlik turlardır. Bu turlarda dikkat edilmesi gereken en önemli şey ateş yakılmaması."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kemah-gezilecek-yerler/", "text": "Evliya Çelebi'nin ifadesiyle \"Bir mübarek belde, Şehr-i Şirin Kemah\".. Doğu Anadolu'nun en eski yerleşim alanlarından olan Kemah, Erzincan gezilecek yerler listesinin önemli duraklarından biri. Munzur Dağları'nın eteklerine kurulmuş olan ilçe, Fırat'ın ana kollarından Karasu Irmağı'nın açmış olduğu boğazın güney yamacında yer alıyor. Zamanında Mengücek Beyliği'nin başkenti olan Kemah, sahip olduğu doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler ile tam bir açıkhava müzesini andırıyor. Gezi blogu'muzun bu başlığı altında M. Ö. 2000'li yıllardan günümüze kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, Osmanlı'nın sancak şehri olmuş Kemah'ta gezilip görülmesi gereken tarihi ve kültürel zenginlikleri sıralayacağız. Ama önce Kemah nerede? Nasıl gidilir? Kısaca bu bilgiyi verelim. - Kemah Nerede? Nasıl Gidilir? Harita Konumu - Kemah Kalesi - Gülabibey Camii - Gülabibey Hamamı - Melik Gazi Türbesi - Behramşah Türbesi - Sancaktar Türbesi - Gözcü Baba Türbesi - Togay Hatun Kümbeti - Acemoğlu Köprüsü - Taş Dibi Kilisesi - Ardos Gölü - Nerede Kalınır? - Kemah'ın Neyi Meşhur? Kemah'tan Ne Alınır? Erzincan'ın batısında yer alan Kemah ilçesi, Erzincan merkeze yaklaşık 52 km. uzaklıkta bulunuyor. Özel araçla gitmek isterseniz Erzincan Merkez Kemah arası yol yaklaşık 50 dakika kadar sürüyor. Ayrıca haftanın her günü il merkezinden Kemah istikametine giden minibüsleri de kullanabilirsiniz. Kemah, Doğu Ekspresi güzergahında bulunduğu için bölgeye trenle gitmeniz de mümkün. Haftanın her günü Ankara Kars arasında sefer yapan Doğu Ekspresi'ni ya da Erzincan Divriği arasında sefer yapan bölgesel treni kullanarak da Kemah'a ulaşabilirsiniz. İlçe merkezinin güneydoğusunda bulunan Kemah Kalesi, Fırat Nehri ve Kemah'a hakim bir tepe üzerinde, doğal kayalıklardan oluşmuş yükseltiye kurulu görkemli bir yapı. Kemah Kalesi'nin inşa tarihi ile ilgili net bilgiler bulunmuyor. Fakat bölgede yapılan araştırmalarda ortaya çıkartılan arkeolojik kalıntılar kalenin Hitit-Urartu dönemine kadar uzanabileceğini gösteriyor. Bazı kaynaklarda ise kalenin M. Ö. 200'lü yıllarda Arzaklılar tarafından yapılmış olabileceği belirtiliyor. Günümüzde kalede bulunan mevcut kalıntıların büyük bir kısmı ise Mengüceklilere ve Selçuklulara ait. Zamanında önemli bir askeri üs olan Kemah Kalesi, bulunduğu vadiyi doğu-batı yönünde kateden ticaret yolunu kontrol etme amaçlı da kullanılıyordu. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde de Kemah Kalesi'ne ait bazı notlara rastlamak mümkün. Eserde Kemah Kalesi'nin Erzincan-Erzurum civarında benzeri olmayan bir yapı olduğundan bahsedilir. Ayrıca çok sağlam ve korunaklı bir kale olduğu anlatılır. Kemah Kalesi'nde 2010 yılından bu yana yoğun bir şekilde yürütülen kazı çalışmalarında birçok tarihi eser ve kalıntıya da ulaşıldı. Yine Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde ismi geçen Bey Camisi, Türk mahallesi kalıntıları, seramikler, el yazmaları ve bazı su tünelleri günümüzde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Gün yüzüne çıkarılan bu değerli bulgular, toprak ve saman karışımı harçlarla restore edilerek sağlamlaştırılıyor. Kemah şehrinin kurulmasında önemli rol oynayan bu kale, Kemah'ta gezilecek yerler listesinde ilk sırayı hak ediyor. İlçe merkezinde bulunan Gülabibey Camii, dönemin Osmanlı valilerinden Emir Gülabi Bey tarafından 1400'lü yılların ortasında yaptırılmış bir eser. 500 yılı aşkın süredir ayakta olan bu tarihi cami, inşa edildiği günden bu yana tarihi dokusunu kaybetmeden günümüze ulaşmayı başarmış önemli bir yapı. Zaten Kemah merkeze ayak bastığınız anda dikkatinizi ilk çekecek yerlerden biri burasıdır. Kesme taştan yapılmış olan Gülabibey Camii, ahşap destekli ve ahşap örtülü bir camidir. Kare planlıdır ve eğimli bir çatıyla kapatılmıştır. Caminin barok süslemeli ve mukarnas kavsaralı mihraptan oluşan güney duvarı oldukça estetiktir. Kitabesinden anlaşıldığı kadarıyla yapı 1800'lü yıllarda geniş çaplı bir restorasyondan da geçmiştir. Bölgedeki en eski camilerden biri olan Gülabibey, ilçenin tüm köylerindeki camilere de bir model olmuştur. Kemah'ın köylerindeki hemen her cami Gülabibey Camii'nin adeta küçük ölçekli kopyalarıdır. Gülabi Bey Tarihi Hamamı, Gülabi Bey Camii'nin birkaç metre batısında yer alıyor. Kitabesi olmayan hamam büyük ihtimalle cami ile aynı dönemde (15. yy.) inşa edilmiş bir yapı. Fakat farklı dönemlerde yapılan restorasyon ve onarım çalışmaları sonucu hamamın orijinal yapısı ve planı tamamen bozulmuş. Hamam soğukluk ve sıcaklık odaları, soyunma bölümü, halvetler ve külhan kısımlarından oluşuyor. Bir dönem kafe olarak işletilen Gülabi Bey Hamamı şu an herhangi bir amaçla kullanılmıyor (2020). Kemah'ın simgesi olmuş eserlerden Sultan Melik Gazi Türbesi, Fırat Nehri'nin kenarında, ilçenin hemen girişinde sizi karşılar. Yüksekçe bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan Melik Gazi Türbesi 11. yy. ila 13. yy arasında, Mengücek Beyliği'nin kurucusu Ahmet Gazi adına yaptırılmış. Sekizgen planlı, tuğla duvarlı ve iki kattan oluşan türbe oldukça estetik bir görünüme sahip. Halk arasında Sultan Melek ya da Melikşah isimleriyle de anılan türbede Sultan Melik'e ait olduğu rivayet edilen bir mumya ile 5 ayrı mezar bulunuyor. Buraya gelen ziyaretçiler yakın bir tarihe kadar türbenin alt katında bulunan ve Sultan Melik'e atfedilen mumyayı yakından görebiliyorlardı. Fakat naaşın bulunduğu bölüm sık sık açılıp kapatıldığı için mumya bozulmaya başlamış, bu nedenle türbe girişine Melik Gazi'nin sembolik bir sandukası konulmuş. Her yıl binlerce insanın ziyaret ettiği Sultan Melik Mengücek Ahmed Gazi Türbesi, Anadolu'nun en güzel mezar yapılarından biri. Bu manevi ziyaretgahı Erzincan Kemah gezinize dahil etmeyi unutmayın. Kemah'taki bir diğer manevi ziyaretgah olan Behramşah, yukarıda bahsettiğimiz Melik Gazi Türbesi'nin hemen yanında yer alıyor. Melik Gazi Türbesi'nin zaviyesi olarak tanımlanan Behramşah Türbesi'nin kitabesi günümüze ulaşmamış. Bu nedenle yapı hakkındaki bilgiler çok net değil. Bazı kaynaklarda türbenin 1225 yılında ölen Behramşah adına, 1228 yılında yaptırıldığı belirtiliyor. Dikdörtgen planlı olan Behramşah Türbesi iki bölmeden oluşuyor. Duvarları taş ve tuğlayla örülü yapının üzeri ise çinko bir kubbeyle kapatılmış. Türbe içinde biri yetişkin ikisi çocuk için olduğu tahmin edilen üç sanduka yer alıyor. Melik Gazi ve Behramşah türbelerinin yaklaşık 50 metre batısında bir başka kümbet daha bulunuyor. Sancaktar Türbesi adı verilen ve büyük ölçüde yıkılmış olan bu kümbetin üzerinde herhangi bir yazıt yok. Yuvarlak bir kaide üzerine oturtulmuş olan kümbet dıştan sekizgen, içten yuvarlak planlı bir gövdeye sahip. Bu plandan hareketle yapının 12 yy. ya da 14 yy'a ait olabileceği öngörülüyor. Sancaktar Türbesi'nin günümüzde sadece güney ve güneydoğu yönündeki kesme taş kaplamalı kenarları ayakta kalmış durumda. Diğer yöndeki kenarları büyük ölçüde tahrip olmuş. Kümbetin doğusunda olduğu tahmin edilen cenazelik ve gövde girişleri ise günümüze ulaşamamış. Yine ilçe girişinde, Gaban denilen mevkide bulunan bu kümbet Fırat Nehri'nin sol tarafında, dik bir kayalık zemin üzerinde yer alıyor. Kitabesi olmayan Gözcü Baba Türbesi'nin 13. yüzyılın sonlarında ya da 14. yüzyılın ilk çeyreğinde yapıldığı tahmin ediliyor. Gözcü Baba Kümbeti cenazelik ve gövde bölümlerinden oluşuyor. Cenazelik katı tıpkı Sancaktar Türbesi'nde olduğu gibi dıştan sekizgen, içten yuvarlak, gövde ise içten ve dıştan sekizgen planlı olarak inşa edilmiş. Moloz taş örgülü ve kesme taş kaplamalı Gözcü Baba Türbesi'nde herhangi bir süsleme yapılmamış. Rivayete göre burada Kemah Boğazı üzerinden düşmanı gözetleyen bir Selçuklu askeri ya da dönemin din adamlarından biri yatıyor. Bu kümbet Kemah'ın Çarşı Mahallesi'nde, Gülabibey Camii'ne yaklaşık 100 metre mesafede bulunuyor. Kümbetin gövde katının kuzey yöndeki girişinde bir kitabe yer alıyor. Kitabeye göre bu kümbet Togay Hatun isimli bir kadın için yaptırılmış. Fakat Togay Hatun'un kim olduğu ve hangi dönemlerde yaşadığı hakkında kesin bilgiler bulunmuyor. Bazı tarihçiler Togay Hatun'un İlhanlılar döneminden Timurtaş Bey'in kardeşi olabileceğini öne sürüyor. 12. yy. ya da 14. yüzyıl yapısı olduğu düşünülen kümbet, cenazelik ve gövde bölümlerinden oluşuyor. Yapının cenazelik bölümü dıştan yuvarlak, içten haç planlı, gövde kısmı ise hem içten hem dıştan yuvarlak planlı olarak tasarlanmış. # Ali Baba Türbesi: Gülabibey Cami'nin 200 metre kadar güneyinde yer alıyor. Etrafı evlerle çevrili olduğu için biraz gizli saklı kalmış bir kümbet. Türbe duvarlarının bir bölümü yıkılmış ama kubbesi dahil kümbetin bir kısmı hala sağlam durumda. # Midilli Baba Türbesi: Kemah merkezde, Dr. Mehmet Karahan Caddesi'nde bulunan bir evin bahçesinde yer alıyor. Midilli Baba'nın kim olduğu ya da türbenin ne zaman yapıldığı ile ilgili net bilgiler mevcut değil. Şu anda tamamen harabe olan türbe, plan ve mimari özellikleri bakımından 1800'lü yıllarda inşa edilmiş gibi gözüküyor. # İskender Baba Türbesi: Kemah'ın Pöhrenkbaşı Mahallesi'nde, Mektepönü Camii'nin 50 metre kadar batısında bulunuyor. Yapının kümbet değil de türbe şeklinde inşa edilmesi Osmanlı zamanında yapılmış olabileceğini gösteriyor. Dikdörtgen planlı yapıda hiçbir süsleme yapılmamış. Türbenin inşa tarihi ve içindeki mezarın kime ait olduğu ile ilgili herhangi bir yazılı kaynak bulunmuyor. Bölge halkının inanışına göre mezar, yörenin önemli tarikat şeyhlerinden biri olan İskender Baba'ya ait. # Anonim Kümbet : Kemah merkezde, Togay Hatun Kümbeti'nin yaklaşık 500 metre güneybatısında isimsiz bir kümbet bulunuyor. Büyük bölümü yıkılmış olan kümbet dıştan sekizgen, içten yuvarlak planlı olarak inşa edilmiş. Dıştan piramidal bir külahla, içten kubbe ile örtülmüş olduğu belli olan kümbette herhangi bir süsleme yok. Erzincan-Kemah Karayolu'nun yaklaşık 36. kilometresinde bulunan Acemoğlu Köprüsü, Karasu Nehri üzerine, Acemoğlu Boğazı denilen yere inşa edilmiş bir yapı. Kesme taştan, tek gözlü olarak inşa edilen bu tarihi köprünün yapım tarihi ise net olarak bilinmiyor. Acemoğlu Köprüsü 1980 yılından bu yana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 'Taşınmaz Kültür Varlıkları' listesinde bulunuyor. Acemoğlu Köprüsü oldukça dramatik bir olaya da şahitlik etmiş bir yer. 4. Zırhlı Tugay Komutanlığı'na bağlı bir devriye aracı 22 Nisan 1996'da, saat 14:00 civarlarında bu köprü üzerinden geçerken Karasu Nehri'ne uçmuş, araçta bulunan 14 asker şehit olmuş. Günlerce süren arama kurtarma çalışmaları sonuç vermemiş ve askerlerin cenazeleri bulunamamış. Bu nedenle köprünün hemen kenarında Acemoğlu Şehitliği Anıtı yer alıyor. Bu arada su sporlarına ilgisi olanlar için burada bir not düşelim.. Karasu Irmağı'nın Acemoğlu Köprüsü'nden başlayarak Kemah merkeze kadar uzanan kısmı rafting, nehir kanosu, kanyon geçişi gibi doğa sporlarına çok uygun. Adrenalin dolu su sporlarına ilginiz varsa Kemah'ın Karasu Nehri sizin için biçilmiş kaftan. Özellikle Acemoğlu Köprüsü'nün hemen yanında bulunan ihtişamlı kanyon kesinlikle görülmeye değer. Bölgedeki en eski yapılardan biri olan Taş Dibi Kilisesi, Kemah'ın kuzeybatısında, Fırat Nehri'nin hemen kenarına inşa edilmiş bir ibadethane. Büyük bir kaya içine oyularak yapılmış olan kilise Hıristiyanlık'ın ilk yayılma dönemlerine tarihleniyor. Taş Dibi Kilisesi'nin kubbesi büyük oranda yıkılmış ama duvarları sağlam durumda. Kilisenin içinde yer alan Meryem Ana, Hz. İsa ve Melek tasvirleri kısmen de olsa hala belli oluyor. Beşikli Köyü'nde yer alan Ardos Gölü, Kemah'ın doğa harikası yerlerinden biri. Yaklaşık 1680 rakımda bulunan bu göl, doğa ile iç içe olan sakin ortamı ve Munzur Dağları'na bakan muhteşem manzarasıyla son yıllarda oldukça popüler bir mekan haline geldi. Özellikle çocuklu aileler hafta sonlarını bu eşsiz manzaralı gölün etrafında piknik yaparak geçirmeyi tercih ediyor. İlçe merkezine 28 km. uzaklıkta bulunan Argos Gölü'nü, Kemah'ta gezilecek doğal yerler listenize mutlaka ekleyin. # Alaaddin Bey Çeşmesi: Üzerinde Hicri 1292 (Miladi 1875) yılında Sağırzade Hasan Ala'uddin Bey tarafından yaptırıldığı yazan bu çeşme, Kemah Kalesi'nin batı girişinin olduğu rampanın başlangıcında bulunuyor. # Hacı Mehmet Bey Çeşmesi: Üzerinde Hicri 1297 (Miladi 1880) yılında Hacı Mehmet Behçet Bey tarafından yaptırıldığı yazan bu çeşme ise Gülabibey Camisi'nin kuzeydoğu köşesinde yer alıyor. # Mektepönü Mahallesi Camii: Yapım yılı belli olmayan bu tarihi cami taş ve horasan kullanılarak inşa edilmiş. İç kısmı ise ahşap direkler ve ahşap hatıllarla desteklenmiş. Caminin tavanı, mahfil kısmı ve minberi de ahşaptan yapılmış. # Aşağı Gedik Mahallesi Camii: Aşağı Gedik Mahallesi'nde yer alan bu mescidin girişinde Hicri 1248 (Miladi 1832) tarihi yazmakta. Fakat Kemah Müftülüğü kayıtlarına göre cami Hicri 1123 (Miladi 1711) tarihinde ibadete açılmış. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı olarak inşa edilen caminin duvarları taş ve horasanla örülmüş. # Pörhenkbaşı Mescidi: Pörhenkbaşı Mahallesi'nde yer alan bu caminin yapım yılı tam olarak bilinmiyor. Fakat tahminlere göre 19. yüzyılın sonlarında yapılmış. Ahşap kagir olarak inşa edilen yapı dikdörtgen planlı olup, iç kısmında birçok farklı bölüm bulunuyor. # Kömür Köy Kilisesi: Bizans dönemine ait olduğu düşünülen bu tarihi kilise, Kemah merkeze yaklaşık 6 km. uzaklıktaki Kömür Köyü mevkiinde bulunuyor. Kısmen harabe olmuş kilisenin çevresinde ek binaların kalıntıları da mevcut. # Doğanköy / Tortan Kilisesi : Aziz Nışan Ermeni Manastırı olarak da bilinen bu tarihi kilise Kemah'a bağlı Doğan Köyü'nde yer alıyor. 7. yy'a tarihlenen kilise günümüze büyük ölçüde hasarlı olarak ulaşmış. Manastır kare planlı, çatısı ise tonoz kaplama olarak inşa edilmiş. # Sarıtaş Kalesi: Kale, Kemah-Refahiye Karayolu'nun 23. km'sinde bulunan yol ayrımının kuzeyinde, Sarıtaş denilen mevkide yer alıyor. Urartular dönemine ait kalenin duvarları büyük ölçüde yıkılmış durumda. # Yücebelen Kalesi: Kemah'a yaklaşık 30 km. uzaklıktaki Yücebelen Köyü'ne yakın bir mesafede bulunan Yücebelen Kalesi, Ortaçağ'dan kalma bir yapı. Kalenin Tunceli-Ovacık yönüne bakan boğazın güvenliği için inşa edilmiş olabileceği tahmin ediliyor. Oldukça dik bir kaya kütlesinin üzerine yapılan kaleye taş basamaklar ile çıkılıyor. Yücebelen Kalesi'nin içerisinde 3 su sarnıcı, çevresinde ise mimari kalıntılar ve mezar yapıları bulunuyor. # Gizli Bahçe Piknik Alanı: Erzincan-Kemah Karayolu üzerinde yer alan bu mesire alanı, ilçe merkezine yaklaşık 3,5 km. mesafede bulunuyor. Fırat Nehri'nin yanındaki taş bir tünelden giriş yapılan Gizli Bahçe, buz gibi akan suları, kaynayan su gözeleri ve el değmemiş doğal ortamıyla huzurlu ve keyifli bir mekan. # Kemah Soğuk Sular: Yine Erzincan-Kemah Karayolu üzerinde, ilçe merkezine yaklaşık 5 km. mesafede bulunan Soğuk Sular, Erzincan'ın en sevilen mesire alanlarından bir diğeri. Mekan kaynak sularının oluşturduğu küçük şelalesi, göletleri ve yemyeşil çevresi ile dikkat çekiyor. Kemah Soğuk Sular oldukça güzel ve doğal bir yer. Fakat şöyle bir tecrübemizi de aktarmak istiyoruz: Buradaki mekan sahiplerinin müşterilere karşı tutumları oldukça itici ve kaba.. Bu sebeple tesisin güzelliği bir anda gözünüzden silinebilir. Gerek bizim şahit olduğumuz atmosfer, gerekse internet üzerinde yapılan diğer olumsuz yorumlar gereği buraya ailenizle birlikte gitmenizi tavsiye etmiyoruz. Tarihi ve doğal güzellikleri ile dikkat çeken Kemah, yöresel lezzetler konusunda da iddialı bir ilçe. Bölgeyi ziyaret edenler için bazı alışveriş tavsiyeleri de vermiş olalım.. Kemah'ın Kömür Köyü mevkiindeki tesislerde çıkartılan Kemah Kaya Tuzu çok meşhurdur. Hiçbir işlemden geçmeden paketlenen bu doğal kaynak tuzlarından satın alabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kenya-safari-turu-notlari/", "text": "Bir yardım kuruluşu, Afrika'daki su sorununa dikkat çekmek adına bir belgesel hazırlatmak istedi. Biz de bu belgeselin çekimlerini yapmak için Kenya yolcusuyuz. İstanbul Havalimanı'ndan başlayan seyahatimiz yaklaşık 2 hafta sürecek. Akşam saatlerinde başkent Nairobi'ye inip, bize Kenya'da yardımcı olacak ekiple buluştuk. O andan itibaren Kenya'nın köylerinden kasabalarına kadar karış karış dolaşacağımız, çok yoğun geçen bir yol macerası başladı. Ama bu yazıda belgesel çekimleri, Afrika'daki zorlu şartlar, Kenya'daki hayat hikayeleri konusuna hiç girmeyeceğim. Çünkü bu başlı başına ayrı olarak ele alınması gereken uzun bir konu. Şimdilik sadece Kenya'daki safari maceramızdan bahsedeceğim. Kenya'da bize yardımcı olacak ikinci ekip, belgesel çekimleri bitiminde bize güzel bir jest olması için 3 günlük bir safari programı ayarlamış. Fakat çekim süreci düşünüldüğünden daha uzun sürdü. Sonuçta burada bulunmamızın birinci sebebi belgeseldi ve işin içimize sinmesi gerekiyordu. Çekimler uzayınca safari programımızı önce iki daha sonra bir güne indirdik. O bir günü de kaybetmemek adına son gün normalden daha yoğun bir tempoda çalışıp işi bitirdik. Akşam saatlerinde de safariye başlayacağımız otele doğru yola koyulduk. Ama hepimizde büyük bir yorgunluk var. Son gün gerçekten enerjimizi son raddeye kadar harcadık. Uganda sınırına yakın bir bölgedeyiz. İstikamet ise çocukluğumdan beri hayran hayran izlediğim, Afrika belgesellerinin çekildiği meşhur Masai Mara düzlükleri. Aslanların sürekli antilopları kovaladığı, timsahların nehirde pusu kurup zebraları avladığı topraklar. TV'de National Geographic izleye izleye ezberlediğimiz bölgeler ama canlısını görmek baya heyecan verici olacak. Kenya'nın batı ucundan başkent Nairobi'ye doğru ana yol üzerinden ilerliyoruz. Bir noktadan sonra safari bölgesine dönmek için güneye, Tanzanya sınırına doğru toprak bir tali yola girdik. O andan itibaren o kadar kötü bir yol başlıyor ki birkaç saat boyunca sanki dalgalı bir denizde yol alıyormuş misali savrula savrula gidiyoruz. Gün içindeki iş yorgunluğunun üzerine bir de bu yol bizi mahvediyor. 2-3 saate yakın bu şekilde tıngır mıngır ilerlerken otele yaklaşıyoruz. Saat gece yarısı oldu ve etrafta araba farları hariç hiçbir ışık yok. Ara sıra etraftaki ağaçların arasında kaçışan bazı iri yarı hayvanlar görüyoruz ama ne oldukları tam seçilmiyor. Otele yaklaştıkça etraf şenlenmeye başladı. Ama yorgunluktan o an safariyi düşünecek durumda değiliz pek. Gecenin ilerleyen saatlerinde otele varıyoruz. Ama bu otel hakkında ayrı bir paragraf açmam gerek. Hem işim gereği hem de sık yolculuk yaptığım için İstanbul ve Antalya dahil, hatta yurt dışında da ultra lüks otellerde bulunma şansım oldu. Ama bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki bu geldiğimiz otel gibisini hayatımda hiç görmedim. Yok vallahi reklam falan da almadık. Samimi görüşüm. Kenya'daki ekip arkadaşları sağ olsunlar günlerce bizi en iyi şekilde ağırladılar ama burada Nirvana'ya ulaştık diyebiliriz yani. Geldiğimiz otelin ismi Fairmont Mara Safari Club. Araçlarla otelin ön kapısından içeri giriyoruz. Kısa bir süre sonra lobinin olduğu yere varıp araçlardan indik. Otel, ormanlık büyük bir alan içerisinde kurulu. Etrafta beton namına pek bir şey yok. Her şey ahşap ya da oldukça kalın örtülerden yapılmış gözüküyor. Örtü dediğime bakmayın duvar gibi sağlam ve kalın kumaşlar. Lobideki işlerimizi hallettikten sonra odalarımıza doğru yola koyulduk. Yola koyulduk diyorum çünkü henüz tam farkında değiliz ama devasa bir tesisin içerisindeyiz. Benim odam lobiye uzak olanlardan. Biraz yürüyüşün ardından şu aşağıda gördüğünüz odaya geliyoruz. Odanın kendisi ayrı otel gibi. Ama o an gece olduğu için ben mevzuyu gündüz daha iyi fark ediyorum. Zaten fark ettikten sonra mekanın sahibi benmişim gibi bi' afra tafralara giriyorum ister istemez. Ömrümde kaç kere böyle yerde kalacağım. Bir günlüğüne hayat güzelleşiyor ve ormanların kralı ben oluyorum. Yukarıda gördüğünüz çadır, benim tek başıma kalacağım bir oda ve buna benzer büyük-küçük 50'den fazla odanın olduğu bir tesis düşünürseniz mekanın büyüklüğünü daha iyi anlayabilirsiniz. Restoranları, sosyal alanları, havuzları saymıyorum bile.. Teknolojik anlamda buradan çok daha iyi oteller vardır elbet ama bu kadar doğal ve estetik olması.. Pes.. Tamamen bez, taş ve ahşap kullanılarak yapılmış, çadır tarzında yapılar. İçerisi tepeden tırnağa her detay düşünülerek donatılmış. Yorgunlukla hayranlık arasında gidip geliyorum. Hemen düşüp uyumam gerek ama o kadar toz kir içerisindeyim ki duş almazsam muhtemelen kaşıntıdan kendimi telef ederim sabaha kadar. Zor bela kendimi sıcak suyun altına atıyorum. Öyle bir duş alanı yapmış ki vicdansızlar 20 dakika boyunca sıcak suyun içinden çıkasım gelmedi. \"Biz bu otele neden daha önce gelmedik\" diye kafamı taşlara vurasım geliyor. En fazla üç beş saatlik bir uykudan sonra kahvaltı alanına gitmek için kalkıp hazırlanıyorum. \"Geceki sesler neydi öyle?\" diye düşünürken aynı sesler gelmeye devam ediyor. Çadırın girişini aralayıp verandadan aşağı bir bakıyorum ki görünen manzara bu.. Büyük bir şaşkınlık içindeyim.. Kapının önü hipopotam ailesi ile doluymuş. Gündüz gözü etrafıma bir bakıyorum. Muhtemelen timsahların da cirit attığı bir nehrin kenarında, ormanın içerisindeyiz. Yakınımdaki odaların verandalarında çay kahve yudumlayan insanlar var. Çadırlarımızın üzerinde gezen maymunlar da cabası. Safariye çıkmadan safari ayağımıza gelmiş zaten. Yarım saat kadar sonra otelin restoranında kahvaltı için toplanmaya başladık. Ve kahvaltıya gelen herkesin kurduğu ilk cümlelerden biri şuydu. \"Gece yatmadan 5 dakika bir duş alayım dedim yarım saat sudan çıkamadım.. !\" Herkes aynı şeyi söylüyor. \"Adamlar yapmış abi...\" demekten kendimizi alamadık tabi. Bu tesisi akşama kadar övebilirim ama sahiplerini çok da şımartmamak için uzatmayayım. Bu arada merak edenler için paylaşayım. Biz torpilli olduğumuz için indirimli kaldık ama o dönem bu otelin normal ücretleri gecelik 550 dolardan başlıyordu. Şöyle de ilginç bir durum var.. Her ince detayın düşünüldüğü, açık büfe restoranında onlarca çeşit yemeğin bulunduğu, her yerden suların fışkırdığı bu tesisten birkaç kilometre ötedeki köylerde, temiz su bulamadığı için hastalanıp ölen insanların olduğu yerler var. Aynı ülkedeyiz.. Aramızda öyle yüzlerce kilometre falan yok. Daha dün bir depo kirli suyla günlerce idare etmek zorunda olan insanlarla beraberdik, bugün hayatımda gördüğüm en harika otelin içerisindeyiz. Kenya, içinde bulunduğumuz her gün bizi hayretler içesinde bırakmayı başardı.. Ama dediğim gibi, Kenya'daki hayat hikayeleri başka bir yazının konusu. Kahvaltı sonrası safariye başlamak için araçların olduğu bölüme geçtik. Üstü açık, havadar 2 jip birlikte hareket edeceğiz. Kameralarımızın yanına bir de drone aldık. Yasak deyip duruyorlar ama pek yasağı dinleyeceğimizi sanmıyorum. Drone'u da salabildiğimiz kadar salarız artık. Ekibin en renkli kişisi Harun abi. Araca biner binmez jipin üstünden kafasını dışarı çıkartıp kendi kendine gülmeye başladı. Meğerse biraz sonra bize yapacağı espri bombardımanı için, içinden egzersiz yapıyormuş. Hayvanların iç dünyasıyla ilgili yaptığı çıkarımlarla gün boyunca bizi çok güldürdü. Ufaktan yola çıkarken kaptan bize bazı bilgiler vermeye başladı. Söylediğine göre Afrika safarisinde öncelikli olarak görmeye çalışacağımız hayvanlar \"Africa's Big Five\" yani \"Afrika'nın Beş Büyükleri\" olarak adlandırılıyor. - Afrika Aslanı - Afrika Fili - Afrika Mandası - Leopar - Siyah Gergedan Bu 5 kardeş Afrika'nın en büyük ve en tehlikeli hayvanları. Ayrıca Masai Mara düzlüklerinde \"Çirkin 5'li Küçük 5'li\" vs. gibi hayvan grupları da var ama en çok merak uyandıran grup bu. Bu arada Masai Mara demişken onun hakkında da çok kısa bir bilgi vereyim. Tur kısa olacağı için tüm hayvanları görememe şansımız var. Ama kaptan baya iddialı. Hepsi olmasa bile çoğunu göreceğimizi garanti ediyor. Zaten daha otelin sınırlarından ayrılır ayrılamaz zebra ve yaban domuzu sürüleri çıktı karşımıza. Kaptan bir yandan bilgiler veriyor, bir yandan ufak ufak ilerliyoruz. \"Yüksek sesle konuşmayın, kafanıza göre araçtan uzaklaşmayın ve sakin olun\" diyor. \"Buraların ağası sensin, ne dersen o başkan\" diyoruz biz de doğal olarak. Onca aslanın, kaplanın içinde artistlik yapacak halimiz yok. Biraz uzaklaşmaya başladıkça ciddi ciddi kalabalık sürüler çıkmaya başladı önümüze. Yüzlerce zebra, antilop ve bufalo sürüleri.. Daha yolun başındayız.. Hayvanlar, arazi, hava, ortam, muhabbet şahane... Tam manasıyla belgesin içindeyiz. Gezi sırasında ilk büyük hayranlığım ise özgür şekilde sağa sola koşan zürafalara oluyor. O kadar estetik, o kadar zarifler ki yavaş çekim koşuyorlar sanki. Sürüyle geziyorlar. Hiç böyle bir şey görmemiştim. Her taraftalar. Ürkütmezseniz kaçmıyorlar da. Drone'u salıyoruz, kameraları çalıştırıyoruz o ara. Sağlı sollu kendi mini Afrika belgeselimizi çekiyoruz. Zürafalara bakmaya doyamıyor insan.. Muhteşem bir tasarım.. Bir süre sonra bu toprakların en heybetli canlılarından biri çıkıyor yolumuza. Afrika gergedanı.. Araçlardan inip yanına yaklaşıyoruz ama çok değil. 1 tondan daha ağır olan bu devasa yaratık, kilosuna bakmadan saatte 50 kilometre hızla koşabiliyormuş. Genellikle çabuk sinirlendikleri için o sırada hayvanın yanında bulunan profesyonel kişiler bizi sürekli uyarıyorlar. Fotoğraf çekmek için biraz fazla yaklaşınca hayvanın hırıltısını duyup gerisin geriye uzaklaşıyoruz. Fazla delikanlılık cilde zarar. Böyle bir heybet, böyle bir ihtişam yok.. Ne yazık ki bu hayvanların boynuzlarını büyük paralara satmak isteyen kaçak avcılar yüzünden, bu muhteşem canlıların soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Bazı türlerin nesli ise çoktan tükenmiş. Bu bölgede biraz yaya olarak takılıp çekimler yapıyoruz. Sağımız solumuz zürafa sürüleriyle dolu. Onlar da bizi izliyorlar. Bu arada zararsız olan bu otobur sürülerin hep açık alanlarda takılması dikkatimi çekiyor. Zebralar, zürafalar, antiloplar hep etrafı açık olan arazilerde geziniyorlar. Su kenarları, ağaçlık alanlar, kayalık bölgelerde pek vakit geçirmiyorlar. Kaptana bu konuyu danışınca \"Güvenlik için..\" diyor. Su kenarları ve ağaçlık bölgeler yırtıcıların yoğun olduğu, pusu kurdukları ve fark edilmedikleri yerler oluyormuş. Bu şekilde açıkta kaldıkları zaman en azından gelen tehlikeyi erkenden fark edip kaçma şansları oluyor. Kovalamaca esnasında artık kaçabilirler mi kaçamazlar mı orası kısmet. Zararsız olan bu sürü hayvanları, gerekli olmadıkça su kenarlarında pek bulunmuyorlar. Tatsızlık çıkmaması için suyunu içen dağılıyor.. Araçlara dönüp yola devam ediyoruz. Bu sırada bizim aracın şoförü elindeki telsizle sürekli birileriyle irtibat halinde. Karşılıklı konuşmalardan sonra telsizden gelen talimatla yolumuzu değiştiriyoruz. Svahili dili konuştukları için anlamıyoruz ama sanırım yırtıcı hayvanların nerede oldukları hakkında diğer jiplerle sürekli bilgi alışverişi yapıyorlar. Biz böyle düşünürken, farklı gruplara ait birkaç jipin de bizimle aynı istikamete gittiğini fark ediyoruz. Tahminimiz doğru galiba.. İleride bir vukuat var belli ki. Tam da demin bahsettiğim 'güvenlik' muhabbetindeki gibi hafif ağaçlık, tehlikeli olabilecek, tenha bir bölgenin yanına yaklaşıyoruz. Ve büyük boy kedi familyasından bir ailenin, yeni ziyafet çekip dinlenmeye geçmiş olduğunu görüyoruz. Dişi ve yavru aslanlar karnını doyurup kenarda kıvrılmış yatıyorlar. Erkek aslan ufak ufak tabağın dibini sıyırmaya devam ediyor. Burnunun dibine kadar yaklaşıyoruz araçla ama o hiç oralı değil. O kadar alışmış bu tarz ziyaretçilere. Bunun yemeğine kesin ilaç katmışlar, bu kadar sakin durduğuna göre. Normalde bizi de yer. Burada bir 10 15 dakika kalıyoruz. Tabi kimse araçtan bir santim bile dışarı el kol uzatmıyor. Hadi biz çekiniyoruz da, hayvanın uyuşturulduğunu düşünen Harun abi niye çekiniyor onu bilemiyorum. Abi nasıl olsa uyuşmuştur hayvan, insene sen. Aslanlarla alakalı da küçük bir paragraf açmam gerek. Özellikle ergenlik yaşlarında, bu aslan belgesellerini izlerken kafamda sürekli \"Bir gün bu aslanın saldırısına uğrayacak olsam acaba kendimi nasıl savunurum?\" gibi hayaller kuruyordum çocuk aklıyla. \"Şöyle yaparsam böyle olur, şuradan dalarsam böyle güreşiriz falan...\" Muhtemelen o güne kadar hayatımda gördüğüm tek canlı aslan da Gülhane Hayvanat Bahçesi'nde eziyet ettikleri, bir deri bir kemik kalmış olandan ibaret. Neyse zaman geçti.. Büyüdük... Yıllar sonra Güney Amerika'dayım. Ülkeyi şu an hatırlayamıyorum. Amazon kesimlerine yakın bir yerde, koruma altına alınmış bir bölgede bir aslan ailesi gördük. O gün çocuklukta kurduğum aslandan kaçma hayalleri yer ile yeksan oldu. Bir aslanın bu ebatlarda olabileceğini hiç düşünmemiştim. Bırakın mücadele etmeyi ya da kaçmayı, o aslanla karşı kaşıya gelsek saygımdan usulca kendimi yere bırakır, hayvanı fazla kızdırmamak için kolay lokma olurdum herhalde. Gergedan gibi aslan mı olur! Ama o gün gördüğümüz Amerikan aslanları hakkında sağda solda konuşamıyorum. Arkadaşlarıma dahi anlatmıyorum. Çünkü başıma ne geleceğini biliyorum.. Ha ikisi de bizi rahatça yer mi? Yer, ona bir şey demiyorum. Aslan ziyaretinden sonra sıradaki durağımız biraz uzaklarda, ıssız bir noktada. Ağaç gölgesine uzanmış, dünyanın geri kalanını umursamaz bir halde duran iki çitaya misafir oluyoruz. Yalnız bu arkadaşlar saatte 120 kilometre hızla koşabildikleri için araç içinde çıt çıkmıyor, herkes sus pus. Aracın her yeri açık neme lazım. Zaten şimdi koşmaya başlasa, yarım saate Kenya'dan Tanzanya'ya geçer. Kimseye eyvallahı yok. Kilim gibi harika desenli derileriyle süper karizmatik hayvanlar.. Herkesten ve her şeyden uzak kendi hallerinde takılıyorlar burada.. En sevdiğim.. Çita ziyaretinin ardından kaptan Afrika fillerini bulmak için epey bir yol tepiyor. Bu sırada hayvan yoğunluğu artıyor. Büyük gruplar halinde gezen bufalolar, deve kuşları, antiloplar, maymunlar, zebralar ve yaban domuzları.. Sayıları gittikçe kalabalıklaşmaya başladı.. Bu arada Masai Mara içindeki köylerde yaşayan yerliler görüyoruz. Çobanlık yapıp büyükbaş hayvan otlatıyorlar bu aralarda. Baya bildiğin zürafaların içinde inekler geziyor. Çocuklar oyunlar oynuyor. Biz araçtan aşağı inerken kırk kere düşünüyoruz, adamlar savanada yaşıyorlar. Antiloplarla selfie çekilenler var. Şaka gibi. Kaptan uzunca bir zaman dolaşıyor ama maalesef o gün Afrika fillerini bulamıyoruz. Dönüş yoluna geçtiğimiz zaman nehir kenarına doğru gidiyoruz. Timsahların oldukları bölgelere yaklaşacağız. Daha önce farklı ülkelerde büyük timsah grupları gördüğüm için bu kısım çok ilgimi çekmiyor. Biz birkaç kişi gruptan ayrılıp nehir kenarındaki yüksek bir kesimde, yaya olarak çekim yapmaya gidiyoruz. Hipopotamların kalabalık olduğu bir kısım var. Harika bir sürü görüntüsü. Buralarda takılıyoruz. Su aygırları bu alemdeki en cesur ve kafası en rahat hayvanlar sanırım. O kadar iri yarılar ki bunlara saldıracak bir hayvan türü yok zaten. Nehir timsah doluymuş, etrafta aslanlar, kaplanlar varmış... Umurlarında değil. Arazilerine giren hayvan ne olursa olsun öldürebiliyorlar. Aslan, kaplan, fil fark etmiyor.. İnsana da saldırıyorlar. Sülaleleri rahat.. Sabahtan akşama su kenarında takılıyorlar. Karada pek vakit geçirmiyorlarmış. Bir de böğürtüleri var ki ortalığı inletiyor. Bir hippo sürüsünü izlemek süper keyifli. Günün sonuna yaklaşırken yavaştan otele doğru yola koyuluyoruz. Gönül günlerce daha bu savanalarda takılmak istiyor ama vaktimiz yok. Yine de unutulmaz bir gün geçiriyoruz. Yarım günü böyleyse bu turun 3 günlük olanı nasıldır kim bilir.. Otele dönünce herkes eşyalarını hazırlıyor. Kısa bir dinlenmeden sonra yemekler yeniliyor. Ve bu mükemmel otelde yeteri kadar vakit geçirememiş olmanın verdiği hüzünle araçlarımıza binip ayrılıyoruz.. Benim kraliyetin ömrü bu kadarmış.. Sıradaki durağımız Kenya'nın doğu sınırı.. Dünyanın en zorlu coğrafyalardan birinde yaşam mücadelesi veren hayat hikayelerini bulmaya devam edeceğiz.."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kilitbahir-seddulbahir-kalesi-eceabat-gezilecek-yerler/", "text": "Çanakkale'de fazla bilinmeyen tarihi iki mekandan ve bölgede görmeniz gereken anıt tarihi mezarlardan söz edeceğiz bu yazımızda. Kilitbahir Kalesi ve Seddülbahir Kalesi hem tarih kitaplarında hem de Çanakkale konularında yeterince yer verilmeyen, iki önemli mekandır. Özellikle Kilitbahir, farklı mimarisi ve konumu açısından üzerinde durulması gereken bir yer. İsterseniz bu iki kale hakkında kısaca bilgi verelim ve daha sonra bölgedeki önemli diğer mekanlardan söz edelim.. Kilitbahir Kalesi: Kale, Fatih Sultan Mehmet zamanında, 1462-63 yılları arasındaki İstanbul kuşatması sırasında, Papalık donanmalarının Bizans'a yardımını engellemek amacıyla yaptırılmıştır. Dış duvarları birleştiren Sarı Kule ise 1542'de Kanuni devrinde inşa edilmiştir. Kilitbahir de demek? diye aklınıza takılmış olabilir. Kilitbahir, deniz kilidi anlamına geliyor. Çanakkale Boğazı'nın kilit noktası anlamında düşünülebilir. Osmanlı döneminde boğazdan geçecek donanmaların kontrolü bu kaleden takip ediliyormuş. Kale, boğazın hakimiyetini sağlaması için son derece sağlam yapıya sahiptir. Kalenin içini, bağlantı tünellerini ve kulelerini dolaşmak oldukça heyecan vericidir. - Kale Çanakkale Eceabat ilçesi, Kilitbahir Köyü'nde bulunmaktadır. - 2019 Kilitbahir Kalesi giriş ücreti: 15 TL. Öğrenci 7,5 TL'dir. - Müze kart geçerlidir. - Otopark ücretsiz. - Kale üç yapraklı yonca ve kalp şekliyle diğer kalelerden farklı bir mimariye sahiptir. - Kalenin içinde Osmanlı'dan kalma bir takım eşya ve aletler bulunmaktadır. - Kalenin üst kısmı müthiş bir atmosfer ve manzaraya sahiptir. - Piri Reis bölümü ve görsel anlatımlar kısmını özellikle tavsiye ederiz. - Ulaşım, Çanakkale'den kalkan Gestaş feribotları ile sağlanıyor. Seddülbahir Kalesi ve Ertuğrul Koyu: Kale, Çanakkale ilimizin Rumeli kıyısında bulunmaktadır. Gelibolu'nun Ege Denizi'ne bakan kısmında yer alır. 1656'da Venediklilerin Limni ve Bozcaada'yı işgal ettiklerinde, 1659'da Mimar Mustafa Ağa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Seddülbahir Kalesi 3 Kasım 1914 yılında müttefik kuvvetlerinin uzun menzilli toplarıyla Çanakkale Boğazı'na saldırdığı yerdir. Savaşın bıraktığı korkunç izler, kale surlarına açılan gedikler bugün bile görülebilmektedir. Kalenin içinde ise Çanakkale Savaşı'ndan kalma birkaç top namlusu da bulunmaktadır. İlk Şehitler Anıtı: Seddülbahir Kalesi'ne yapılan bombardımanda ölen şehitlerimiz anısına yapılan anıt, Seddülbahir Köyü'nde yer alır. Kare şeklinde bir kaide üzerinde yükselen anıt iki parçadan oluşmaktadır. Eceabat Limanı Tarihe Saygı Parkı: Çanakkale'ye sefer yapan feribotların kalktığı yerde, büyük bir alana kurulan parkta, 12 metre yükseklik ve 2,5 metre genişliğindeki Tarihe Saygı Anıtı, Çanakkale Savaşı'na ait görüntüler, Çanakkale Savaşı'nın Türkçe ve yabancı dillerde anlatıldığı kiokslar, Gelibolu Yarımadası maketi, zemine kabartma olarak yapılmış yer haritası yer almaktadır. Ayrıca cam vitrinlerde şarapnel ve mermi parçaları sergilenmekte, Çanakkale'de görev yapan komutanlarımızın büstleri, kazılan siperlere yerleştirilen balmumu yapımı askerler bulunmaktadır. Eceabat Yüzbaşı Şehitliği: Parkın uç tarafında yer alan şehitlikte Çanakkale Savaşı'nda şehit düşmüş, kimliği tespit edilememiş bir yüzbaşı yatmaktadır. Çamburnu Şehitler Anıtı: Balkan Harbi ve Çanakkale Şehitleri anısına dikilmiş olan anıt 1962 yılına tarihlenmektedir. Namazgah Tabyası: Kilitbahir Kalesi'ni geçtikten sonra görünen tabyaların en büyüğü olan Namazgah Tabyası, Sultan Abdülaziz zamanında inşa edilmiştir. Yer altından birbirine tünellerle bağlantılı, savunma açısından oldukça kuvvetli olan bu tabya, varlığını günümüze kadar koruyabilmiştir. Rumeli Mecidiye Tabyası ve Şehitliği: II. Abdülhamit zamanında yapılan bu tabyada 8 adet bonet ve 16 top yeri yer almaktadır. Kesme taştan yapılan bonetlerin üzeri toprakla örtülmüştür. Denizden gelen saldırılar sonucunda tabya ağır bombardıman altında kalmış ve hasar görmüştür. Şehitlikte ise Seyit Onbaşı ile birlikte can veren vatan askerleri yatmaktadır. Havuzlar Şehitliği Ve Anıtı: 6 metre yüksekliğindeki şehitlik 1962 yılında, 21 Haziran 1915'te Kerevizdere Savaşları'nda şehit düşmüş askerlerimizin anısına yapılmıştır. Soğanlıdere Şehitliği: Şehitlik, yarım ay şeklinde dizilmiş mermerden asker başları, yarım ayın dış yüzeyine işlenen askerlerimizin isimleri ve ortada bulunan yıldızın merkezine dikilen anıtla ay-yıldız şeklinde oluşturulmuştur. Çanakkale Şehitleri Abidesi: Eskihisarlık Burnu üzerinde, denize hakim geniş bir alana yapılmış bölgenin en büyük anıtıdır. Anıtın sahil tarafındaki ayağından çatıya merdiven ve asansörle ulaşılır. Ayakların alt kısmında savaştan geri kalan kalıntılarının ve fotoğraflarının sergilendiği Savaş Eserleri Müzesi yer almaktadır. Abidenin çevresinde ise sembolik mezarlar, toplar ve heykeller yer almaktadır. Fransız Mezarlığı ve Anıtı: Morto Koyu üzerinde yer alan Fransız Mezarlığı, Fransızların yarımada da bulunan tek mezarlığıdır. Savaşta ölen Fransız askerlerin 2236'sının isimleri plakalarda yazılıdır. Ayrıca her biri 3000 ölü askeri temsil eden 4 mezar ve ortada da Fransız Abidesi yer almaktadır. Anıt saat kulesi şeklindedir. Anıt üzerinde savaşa katılan deniz ve kara birliklerinin isimleri ve Victor Hugo'nun şiirleri yer almaktadır. V Beach Mezarlığı: Ertuğrul Koyu yamacının kıyısında bulunan mezarlıkta müttefik kuvvetlerinin 616 askeri yatmaktadır. Yahya Çavuş Şehitliği ve Anıtı: 1962 yılında Yahya Çavuş ve yanındaki kahraman askerlerimizin anısına yapılmıştır. Bu anıt askerlerimizin savaşta gösterdiği büyük cesaretin simgesidir. Ertuğrul Tabyası ve Topu: Boğazın girişinde bulunan Ertuğrul Koyu stratejik bir konuma sahiptir. Ertuğrul Tabyası da Ertuğrul Koyu'na hakim bir tepede yer almaktadır. 1890'da II. Abdülhamit zamanında yapılan tabyanın toprak altında 3 boneti bulunmaktadır. O günlere ait toplardan biri bugün orijinal yerinde durmaktadır. Cape Helles Anıtı: Kara ve deniz savaşlarında ölen İngiliz askerlerin anısına dikilen anıt 1924 yılında inşa edilmiştir. İki merdivenle ulaşılan bir platform üzerine kurulan anıtın yüksekliği 36 metredir. Lancashire Landing Mezarlığı: Teke Koyu'nda yer alan mezarlık İngiliz Tüfek Alayı askerleri için yapılmıştır. Tekke Koyu ve Gemi Kalıntıları: Seddülbahir'de bulunan birçok batık geminin küçük kalıntıları bu koyda görülebilmektedir. Son Ok Anıtı: Geri çekilen düşman askerlerine atılan son kurşunun buradan atıldığı söylenir. 3. Kitre Savaşları'nda ölen askerlerimizin anısına 1948 yılında 3.80 metre olarak inşa edilmiştir. Zığındere Sargıyeri Şehitliği ve Anıtı: Zığındere bölgesinde yer alan şehitliğin girişinde yaralı asker heykeli, içeride ise 360 askerimizin mezarı bulunmaktadır. Savaş esnasında burada sıhhi yardım istasyonları kurulmuştu. Türk askerlerinin yanında birçok düşman askeri de burada tedavi görüyordu. İngiliz gemilerinin burayı bombardımana tutması ile hasta ve yaralı askerler şehit olmuşlar ve topluca bu bölgeye gömülmüşlerdir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kirklareli-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgi/", "text": "\"Kırk kimse şehid oldu bu yerde, Eski ismi 'Kırk Kilise' olan bu şehrimiz, Sultan I. Murad zamanında Demirtaş Paşa emrindeki akıncılar tarafından fethedilmiştir. Bu akın sırasında 40 şehit verilmesinden dolayı bu belde artık Kırklareli olarak anılmaya başlanmıştır. Nüfusu az, merkezi küçük bir yer belki ama büyük ve zengin doğal güzelliklere sahip bir ilimiz Kırklareli. Trakya illeri arasında doğal yapının en iyi korunduğu bir doğa cennetidir burası. Istranca Dağları, İğneada Longoz Ormanları, tertemiz ovaları, yaylaları, Karadeniz kıyısında huzurlu ve sessiz kıyıları... Kırklareli'nin eşsiz güzelliklerinden sadece bazıları. Trakya şehirleri arasında biraz geri planda kalmış bir yer Kırklareli aslında ama bu kötü mü olmuş, yoksa şehrin doğallığının koruması için iyi mi olmuş orasını bilemiyoruz. Candan Erçetin gibi dünyanın en güzel müzik öğretmenini çıkartan bir şehir kötü olabilir mi zaten! Peki Kırklareli nasıl bir şehir? Tarihi nedir, ekonomisi nasıldır? Öğrenci ve memurlar için Kırklareli nasıl bir yer? \"Mutlu İnsanlar Kenti Kırklareli\" hakkında tüm bilgileri kısa kısa başlıklar halinde inceleyelim. Kırklareli, Marmara Bölgesi'nde, Avrupa ile köprü vazifesi gören Trakya Yarımadası'ndaki illerimizden biridir. Kuzeyinde Bulgaristan, güneyinde Tekirdağ, batısında Edirne, güneydoğusunda İstanbul ile komşudur. Doğu sınırı ise Karadeniz ile çevrilidir. İstanbul'a çok yakın olan Kırklareli, karayolu ile kolay ulaşım sağlanabilecek bir noktadır. İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerden ve komşu illerinden Kırklareli'ne yapılan direkt otobüs seferleri bulabilirsiniz. Diğer şehirlerden ise İstanbul aktarmalı olarak Kırklareli ulaşmak mümkün. - İstanbul Kırklareli arası yaklaşık 185 kilometre ve 2 saat 15 dakika. - Ankara Kırklareli arası yaklaşık 650 kilometre ve 7 saat. - İzmir Kırklareli arası yaklaşık 650 kilometre ve 7 saat 30 dakika. - Bursa Kırklareli arası yaklaşık 350 kilometre ve 4 saat. - Erzurum Kırklareli arası yaklaşık 1430 kilometre ve 16 saat. - Van Kırklareli arası yaklaşık 1800 kilometre ve 21 saat. - Antalya Kırklareli arası yaklaşık 900 kilometre ve 10 saat. Kırklareli sınırları içerisinde herhangi bir havalimanı bulunmuyor. Şehre en yakın havaalanı Kırklareli merkeze 120 km. mesafedeki Tekirdağ Çorlu Havalimanı'dır. Ankara aktarmalı uçuşlar bulabileceğiniz Tekirdağ Çorlu Havalimanı ile Kırklareli merkez arasında, uçak iniş-kalkış saatlerine göre servis hizmeti de veriliyor. Kırklareli'den geçecek hızlı tren için çalışmalar şu anda devam etmekte (2021). Halkalı Kapıkule arasında sefer yapacak hızlı trenin bir kolu Kırklareli için ayrılmış durumda. Kırklareli için ayrılan bu hızlı tren güzergahı yaklaşık 60 km. olacak ve Büyükkarıştıran, Lüleburgaz ile Babaeski istasyonlarından geçecek. Şehirde yapılan arkeolojik çalışmalar gösteriyor ki, Trakya kültürü ile Ege ve Balkan kültürleri arasında yakın ilişkiler var. Kırklareli'deki kazı çalışmalarında bulunan Aşağıpınar Höyüğü, şehirdeki yerleşimin Neolitik Çağ'a kadar (M. Ö. 5800-4800) uzandığını kanıtlıyor. Trakya M. Ö. 1200 ila M. Ö. 600 yılları arasında Anadolu ve Ege'de gelişen uygarlıkların etki alanına girmiş, bu dönemde ilk Trak yerleşmeleri ve beraberinde tümülüs denen büyük yığma tepeler görülmeye başlanmıştır. Traklar ilk zamanlar bu bölgede siyasi birlik kurmayı başaramasa da, sonrasında birbirinden bağımsız feodal beylikler ya da şehir devletleri halinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ama Kırklareli'ni de içine alan Trakya bölgesi sürekli farklı kavimlerin saldırılarına maruz kalmıştır. Bu süreçte önce Persler ve Odrys Devleti akınlarına uğrayan bölge toprakları, II. Filip'in Kırklareli de dahil tüm Trakya'yı istila etmesiyle Makedonya Krallığı'na katılmıştır. Bu dönem sonrasında yine bir çok saldırıya maruz kalan Trakya; Keltler, Roma İmparatorluğu, Ostrogotlar, Hunlar, Bulgarlar, Slavlar ve Bizans hakimiyetine girmiştir. Bizans döneminde biraz toparlanmaya başlayan şehir daha sonra Avar akınları ve Peçeneklerin saldırısına maruz kalmıştır. Kırklareli, Sultan I. Murad Hüdavendigar döneminde, Demirtaş Paşa tarafından Bizanslılar'dan alınarak, Türk-Osmanlı yönetimine dahil edilmiştir. Bu yıllarda kısa süreli bir Bulgar işgali de yaşanmıştır. 1. Dünya Savaşı sırasında iki yıl süreyle Yunan işgali altında kalan Kırklareli, 10 Kasım 1922 tarihinde bağımsızlığına kavuşup Türkiye Cumhuriyeti'nde bir il olarak yerini almıştır. Nüfus: Kırklareli'nin 2020 yılı nüfusu yaklaşık 360 bin kişidir. - Babaeski - Demirköy - Kofçaz - Lüleburgaz - Pehlivanköy - Pınarhisar - Vize Kırklareli topraklarının yüzde 40'a yakın bölümü tarım arazisine uygundur. Ancak şehir bu potansiyelini tam olarak kullanıyor sayılmaz. Bu nedenle tarım alanında üretimi artırıcı teşvik ve destekler Kırklareli'de de yoğun olarak sağlanıyor. Bu destekler son yıllarda Kırklareli'deki seracılık faaliyetlerini artırmış durumda. Kırklareli'de en yaygın üretilen tarım ürünlerinden biri buğdaydır. Bununla beraber ayçiçeği ve çeltik üretimi de yoğundur. TÜİK verilerine göre Türkiye ayçiçeği üretiminin yaklaşık yüzde 8'ini Kırklareli karşılamaktadır. İlde en çok üretilen sebze ve meyvelerin bazıları ise; domates, soğan, balkabağı, üzüm, ceviz ve kiraz olarak sıralanabilir. Hayvancılık alanında mevcut canlı hayvan sayıları bakımından en büyük pay kümes hayvancılığına aittir. Sonrasında ise küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık gelmektedir. Kırklareli, sanayi alanında ise henüz yeni gelişmekte olan illerimizden biri. Şehrin sektörel dağılımına bakıldığı zaman en yüksek paya sahip alan 'Gıda, İçki ve Tütün Sanayi' olduğu görülüyor. Ardından gelen iki sektör ise 'Taş, Toprak, Maden' ve 'Dokuma, Giyim, Deri Sanayi'dir. Kırklareli'de Karadeniz'den uzaklaşıp iç kesimlere yaklaştıkça karasal iklim hakimiyeti görülür. Özellikle buralarda kışlar çok soğuk, yağışlı ve sert geçer. Yıldız Dağları'nın kuzeye bakan kesimlerinde, yani denize yaklaştıkça daha ılıman olan Karadeniz iklimi görülmeye başlanır. Yazlar ise ortalama derecede sıcak ve hafif serindir. Bulgaristan sınırında duvar gibi uzanan Istrancalar Bilecik'te farklı iklim şartlarının oluşmasında oldukça etkilidir. Kırklareli topraklarının yüzde elliye yakın bir bölümü dağlardan oluşur. Geri kalan kesim ise dalgalı arazi ve düz ovalardır. Ormanlık alanları yoğun ve sıktır. Istrancalar'ın sık ormanlarla kaplı yüksek kesimlerinde yabani hayvan popülasyonu çoktur. Şehrin neredeyse tüm ovaları Yıldız Dağları bitiminde, Ergene Havzası yönünde bulunmaktadır. Bu ovaların tümü Ergene Ovası olarak adlandırılır. Kırklareli alışık olduğumuz Anadolu örf, adet ve geleneklerinin yanında Balkan ve Trakya kültürünün de yoğun şekilde etkilediği bir coğrafyadır. Kırklareli'de yöresel halk oyunlarına genelde iki davul ve iki zurna eşlik eder. Özellikle düğünlerde klarnet, darbuka ve keman gibi aletler kullanılan Roman havası da sıkça oynanır. Trakya'da sık görülen 'Adım Çöreği Geleneği' Kırklareli'de de mevcuttur. Bu geleneğe göre yeni yürümeye başlayıp ilk adımlarını atan bebeğin dizlerine kırmızı kurdele bağlanır. Bu bağlama ve çözülme işi üç defa üst üste yapılır. Çocuğun yürümesi biraz pekiştirildikten sonra bu güne özel olan adım çöreği pişirilir. Bu çöreğin özelliği ise, çöreklerden birinin içine bozuk para konur ve çörekler rastgele misafirlere dağıtılır. Parayı bulan kişiden çocuk için özel bir hediye alması beklenir. Ayrıca Kırklareli'de her yıl Karagöz Kültür Sanat ve Kakava Festivali yapılır. Neredeyse 30 yıldır hiç aksatılmadan yapılan bu festival Kırklareli halkı için çok özelidir. Festivalde Karagöz-Hacivat gösterileri, konserler, konuşmalar, çeşitli yarışmalar ve daha bir çok etkinlik gerçekleştirilir. Yağlı Güreş Turnuvaları, Gençlik Festivalleri gibi faaliyetlerin yanında şehirde her yıl düzenlenen önemli şenliklerden biri de 'Kırklareli Yayla, Bolluk, Bereket, Hasat ve Bağ Bozumu Şenlikleri'dir. Her yıl Eylül ayında yapılan bu organizasyonda Kırklareli'ne özgü yöresel lezzetler sergilenir. Kırklareli, turizm anlamında Trakya illeri arasında biraz geri planda kalmış bir şehrimiz. Şehirle alakalı gezi ve tatil alanında çok fazla tanıtım yapıldığını göremiyoruz. Bir Edirne ya da Tekirdağ gibi gezi rehberi yazılarını çok fazla okuyamıyoruz. Ama Kırklareli mutfağı diğer Trakya illerini aratamayacak kadar çeşitli ve lezzetlidir. Toplumsal ve kültürel kimliklerdeki farklılıklardan dolayı Kırklareli'nin yemek kültürü o kadar çeşitlilik gösterir ki, ilçe ve köylerinde bile farklı farklı beslenme alışkanlıkları gözlemleyebilirsiniz. Kırklareli, Trakya mutfağının önemli bir parçasıdır. - Kırklareli Köftesi - Papara - Sini Mantısı - Labada Boranisi - Tavuklu Kalle - Manca - Kuzu Kapama - Papaz Yahnisi - Sütlü Hamur Çorbası - Kupriva - Sütlü Biber Turşusu - Kaçamak - Hardaliye - Höşmerim Bu şehrimizde bulunan üniversite 2007 yılında kurulan Kırklareli Üniversitesi. Kırklareli küçük bir şehir. Üstelik nüfusunun büyük bölümü de ilçe ve köylere dağılmış olduğu için şehir merkezi kalabalık da değil. Böyle olunca merkezde gezerken sürekli tanıdık yüzler görüyor ve her yeri ezbere biliyorsunuz. Zaten şehri bir uçtan bir uca yarım saatte yürüyebilirsiniz. Arabaya bile ihtiyacınız yok. Kırklareli merkezde yaşayanların ve özellikle öğrencilerin en çok uğrak notası olan yer İstasyon Caddesi. Bu bölge araç trafiğine kapalı bir alan. Sağlı sollu kafeler ve restoranlar var. Gecenin üçünde bile gitseniz oldukça güvenli ve nezih bir bölge. Kırklareli'de okuyan öğrencilerin en çok şikayet ettiği konuların başında genelde toplu taşıma mevzusu geliyor. Sefer sayılarının biraz az olması nedeniyle otobüslerin içi her zaman çok kalabalık durumda. Özellikle sıcak havalarda bu durum öğrencileri biraz zorluyor. Dolayısı ile burada okuyan hangi öğrenciye sorsanız öncelikle otobüslerden veryansın ediyor. Olumsuz yorum yapılan bir diğer konu da aslında bir çok şehrin öğrencileri ile ortak. Merkezin ufak olması nedeniyle sosyal imkanların azlığı. Eğer büyük şehirden geliyorsanız bu durum sizi biraz üzecektir muhtemelen. Demin de söylediğimiz gibi şehri bir uçtan bir uca yarım saatte yürüyebiliyorsunuz. Ama hem Edirne hem İstanbul'a oldukça yakınsınız. Olmadı arada bir hafta sonları kaçamak yaparsınız. Bu olumsuz görüşler tabi memurlar için de geçerli. Merkez bile bu kadar ufak olunca ilçeleri daha az imkana sahip oluyor haliyle. Lüleburgaz hariç diyelim. Çünkü Lüleburgaz, Kırklareli merkezden bile daha büyük bir ilçe. Kırklareli'nin diğer ilçeleri dahil her yeri ulaşım açısından yakın ve rahattır. Kırklareli'de son yıllarda kira fiyatlarının hızlı yükselmesi de öğrenci ve memurları biraz zorlayan konulardan. Aslında bize sorarsanız Kırklareli bir çok konuda İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerle kıyaslanamaycak kadar ucuz bir yer. Ama üniversite büyüyor, öğrenci sayısı artıyor ve buna paralel olarak ev fiyatları çok hızlı yükseliyor. Olmayacak paralar isteniyor. Nasıl olsa müşteri bol mantığı. Esas sıkıntı bu sanırız. Yine de yurt ya da ev bulma konusunda şehirde fazlasıyla seçenek mevcut. Eğitim kalitesi konusunda Kırklareli Üniversitesi öğrencileri memnun eden bir üniversitedir. İyi eğitim veren, imkanları geniş bir okuldur ve kampüsleri çok güzeldir. Kırklareli merkez, sokakta yürürken çoğu insanı tanıyıp selam vereceğiniz, arabaya bile binmeden bütün her yerini gezebileceğiniz sessiz, sakin ve güvenli bir şehirdir. Bu açıdan yaşayanları mutlu eder. Kimse ne memura ne öğrenciye karışmaz, ön yargılı yaklaşmaz. Ama şu da var ki, Kırklareli'nin kışı çok soğuktur. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası var ya hani. İşte onu ilk siz yersiniz ve fena çarpar. Ama soğuk mutluluğa engel değildir. Kırklareli güzeldir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kocaeli-gezilecek-yerler/", "text": "Kocaeli, Marmara Bölgesi'nin doğusunda, ülkemizin alanı küçük, nüfusu yoğun, sanayisi gelişmiş, önemli yollar üzerindeki kentidir. Kocaeli'ne, Türkiye'nin 'sanayi başkenti' demek yanlış olmaz. Aynı zamanda çok sayıda da kaçış noktasıyla, kısa sürede kendinizi doğanın kucağında bulabileceğiniz bir yerdir burası. Yani biraz zehirleniyorsunuz, sonra kendinizi doğaya atarak oksijen yüklemesi yapıyorsunuz. Orman, deniz, ırmak, şelale ne ararsanız var. Özetle Kocaeli ilimiz, sanayi ve doğal güzelliklerin iç içe girdiği nadir illerimizden biridir. Zamanında Roma'ya başkentlik yapmış Kocaeli'nin tarihte bilinen ilk adı Astakoz'dur. Şimdi Kocaeli gezilecek yerler ve gezi rehberine gelmeden önce şehir hakkında kısaca bilgi verelim. - Kocaeli'de Gezilmesi Gereken 12 Yer - 1 Sapanca Gölü - 2 Darıca Hayvanat Bahçesi - 3 Kartepe - 4 Maşukiye - 5 Ballıkayalar Kanyonu - 6 Beşkayalar Tabiat Parkı - 7 Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi - 8 Eskihisar Kalesi - 9 Gayret Gemi Müzesi - 10 İzmit Kalesi - 11 Abdülaziz Sarayı & Av Kasrı - 12 Pertev Mehmet Paşa Külliyesi - Kocaeli'de Gezilecek Diğer Yerler - Kocaeli'den Ne Alınır? - Kocaeli'de Ne Yenir? İlk olarak Trakya'dan gelen Megaralıların kurduğu kent (M. Ö. 712) Astakos adı ile anılmakta idi. Astakos kenti yıkıldıktan sonra Bithynia Kralı I. Nikomedes gel zaman git zaman, M. Ö. 264 yılında bu bölgeye Nikomedia adında yeni bir şehir kurmuştur. Kocaeli toprakları Türk egemenliğine Selçuklu Devleti zamanında (1078) geçmiştir. 1204 yılında savaşlar, işgaller derken tekrar Doğu Roma devletine bağlanmıştır. Nikomedia'nın Türk egemenliğine kesin olarak geçişi ise Orhan Bey döneminde (1337) olmuştur. Osmanlı döneminde kente önce İznikmid, sonra İzmid adı verilmiştir. İzmit, en parlak dönemini Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış, 19. yy'da inşa edilen demiryolunun kente ulaşması ile burada ticari ve sosyal yaşam canlanmıştır. Kent Kocaeli ismini ise bölgenin fatihi Akçakoca'dan dolayı almıştır. Kocaeli \"Akçakoca'nın yurdu\" anlamına gelmektedir. Şimdi Kocaeli gezi rehberine geçelim. İzmir Körfezi'nin doğusunda, büyük bir bölümü Sakarya ilinde, batı kesimi ise Kocaeli'nin sınırları içerisinde bulunan Sapanca Gölü deniz seviyesinden 32 metre yüksekliktedir. Göl, kuzeyden bir plato (yaklaşık 300 metre yüksekliğinde), güneyden de Samanlı dağları ile çevrilidir. Dağlardan inen derelerin dibindeki kaynaklardan beslenen Sapanca Gölü'nün en derin yeri 53 metredir. Fazla sularını Çarksuyu ve Sakarya Nehri'ne bırakır. 16 km. uzunluğunda, 5 km. genişliğindeki gölün ilkbaharda suları yükselmektedir. En alçak düzeyine ise sonbaharda ulaşmaktadır. Tabanı deniz seviyesinin altında olan göl, tektonik oluşumlar sonucu meydana gelmiştir. Gölde yayın, turna, sazan, kerevit ve alabalık yetişmektedir. Başta İstanbul olmak üzere çevre illerde yaşayan insanların hafta sonu soluklanmak için tercih ettikleri Sapanca Gölü ve çevresi muhteşem manzarası ve temiz havası ile görülmeye değerdir. Ayrıca gölün üst kısımlarındaki Arifiye Ormanı karavan, kamping ve piknik yapmak için uygundur. Kocaeli gezilecek doğal yerler listenize burayı mutlaka eklemelisiniz. 1990 yılında kurulan hayvanat bahçesi 250'den fazla farklı türde olmak üzere yaklaşık 3000 hayvan ve 400'ü aşkın bitki türü ile Avrupa Hayvanat Bahçeleri arasına asil üye olarak girmiştir. Hayvanat bahçesinde görebileceğiniz hayvanlardan bazıları; Bengal Kaplanı, Altın Aslan Başlı Maymun, Beyaz Elli Gibbon, Leopar, Lemur, Jaguar, Kapuçin, Babun, Flamingo, Timsah, Kakadu, Yılan, İguana ve Köpek Balığı. Bir kültür merkezi özelliği taşıyan Darıca Hayvanat Bahçesi misafirlerine eğlenme ve dinlenme imkanı sağlarken, hayvanlar için tam bir hapishane yeridir! Doğanın bir parçası olan bu hayvanlar, doğadan ve kendi sosyal dünyalarından uzak, dört tarafı demirlerle çevrili hapishanelerde ömrünün bitmesini beklemektedir. Ne için? İnsanoğlunun keyfi için! Bu notu da düşüp devam edelim.. - Hayvanat bahçesi giriş ücreti 2020 yılında 60 TL. Öğrenci 50 TL. - 3 yaş altı ücretsiz. \"3 yaş nedir yahu? Bari 3 aylık olsaydı!\" dediğinizi duyar gibiyiz. Haklısınız! - Öğretmene ücretsiz. Öğretmenin eşine %50 indirimli. Eğer öğretmenin eşi de öğretmense üzerine para veriyorlar. Şaka 🙂 Alanda gezilecek bir diğer yer Botanik Parkı. Bu alanda çocuklara yönelik resim, heykel, seramik ve müzik gibi görsel sanatların uygulamalı dersleri veriliyor. Ayrıca oyun parkında çocuklar enerjilerini atma fırsatı buluyorlar. Darıca Kuş Cenneti ise 1993 yılında nesli tükenmekte olan kuşları bir araya getirmek ve nesillerini devam ettirmek için kurulmuş bir park. Bu park Türkiye'de tek, dünyada ise sayılı örnekler arasında. Darıca Hayvanat ve Botanik Bahçesi ile Kuş Cenneti'ni gezdikten sonra Sevgi Tepesi'ne gidip yürüyüş yapabilir, denize girebilir, kafe ve lokantalarda dinlenebilirsiniz. Bu üç alan sizin bir gününüzü alacaktır. Günün sonunu da Sancaktepe'de gün batımını izleyerek noktalayabilirsiniz. Kocaeli gezilecek yerler listesinin en iddialı mekanlarından biridir. İstanbul'a yaklaşık 1 saatlik mesafede bulunan, kayak yapmayı sevenlerin adresi Kartepe, beyaz ve yeşilin iç içe olduğu, muhteşem doğası ve deniz manzarası ile son zamanlarda çokça tercih edilen bir yer. Kartepe'de kayak sezonu Aralık-Mart ayları arasındadır. Alanda dört mekanik kayak tesisi, 42 km'lik pist alanı, özel baby lift alanı, kayağa yeni başlayanlar için kolay pistler bulunmaktadır. Bunların dışında kayak sonrası dinlenebileceğiniz restoran, dört mevsim konaklama hizmeti veren otel de mevcut. Ayrıca telesiyeje binip Geyikalanı tepesinde bulunan restoranda da yemek yiyebilirsiniz. Kocaeli'ne bağlı Kartepe'nin eteklerinde görenleri kendine hayran bırakan Maşukiye beldesi zengin bitki örtüsü, alabalık lokantaları, piknik alanları ve zengin florası, bol su kaynakları ve tertemiz havası ile doğa yürüyüşü için tercih edilen yerlerin başında geliyor. Doğa ile baş başa zaman geçirmek, orman içi patikalarda trekking yapmak ve çevreyi tanımak için günübirlik geziler ile Maşukiye, özellikle İstanbul, Adapazarı ve Bursa gibi yakın civarda oturanlar için biçilmiş kaftan. Maşukiye'de cilt ve mide hastalıklarına iyi geldiği söylenen şifalı sular da bulunmaktadır. Bununla beraber; Cevizdibi Tesisleri'nde paintball, Yanık köyünde ATV sürmek, atlı bahçede ata binme ve bisiklet sürmek de yapılabilecek aktiviteler arasında. Doğa yürüyüşü demişken şu notu da ekleyelim: Maşukiye dışında Kocaeli çevresinde doğa yürüyüşü için uygun alanlar arasında Beşkayalar Tabiat Parkı, Darıca Kuş Cenneti, Kuzu Yayla, Ballıkayalar Vadisi, Sapanca Gölü ve Başdeğirmen Mesire Alanı sayılabilir. Kocaeli'nin Gebze ilçesine 8 km., İzmit'e 39 km. uzaklıkta bulunan Ballıkayalar Kanyonu, vadinin dere tarafından oyulması ile açılmıştır. Uzunluğu 2 km., yüksekliği 100 metreye kadar ulaşan kanyon, ismini arıların mağaraları kovan olarak kullanıp bal yapmalarından almıştır. Ballıkayalar Vadisi doğal bitki örtüsü ve tertemiz havası ile piknik severlerin tercih ettiği yerlerden biridir. Bunun yanı sıra arazi şartlarının elverişli olması nedeni ile doğa sporları ve kaya tırmanışı yapanların da uğrak yeridir. İzmit'e yaklaşık 26 km. mesafede yer alan Beşkayalar Tabiat Parkı eşsiz doğası, zengin bitki örtüsü ve derin kanyonları ile dikkat çekicidir. Bunun yanı sıra yaylaları, mağaraları, yürüyüş güzergahları ve kamp alanları ile de turizm açısından yüksek bir potansiyele sahiptir. Beşkayalar Tabiat Parkı, hafta sonları havanın da uygun olduğu zamanlarda çevre il ve ilçelerden dinlenmeye, kamp yapmaya, doğa yürüyüşlerine ve günübirlik piknik yapmaya gelen insanların akınına uğramaktadır. Mangal dumanları, atletli dayılar, ufak çaplı araç yoğunlukları gibi... Sıkıntı olacaksa size hafta içi bir günü tercih etmeniz daha mantıklı görünüyor. İzmit'in İstasyon Caddesi üzerindeki Eski Gar alanında bulunan tarihi gar ve binalar restore edilerek 2007 yılında Arkeoloji ve Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Müze olarak hizmet veren alan içinde tamir atölyesi, su deposu ve lojman binası da bulunmaktadır. 5000'den fazla eserin sergilendiği müzedeki parçalar Paleolitik, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine aittir. Eserlerin bir kısmı da müze bahçesinde muhafaza edilmektedir. Alanda, teşhir salonunun yanı sıra bir konferans salonu, içi kafeterya ve lokanta olarak kullanılmak üzere dekore edilmiş eski tip bir lokomotif ve iki vagon yer almaktadır. Bu vagon restoran ülkemizde ilktir. Bizans Dönemi'ne ait olan Eskihisar Kalesi, Kocaeli'nin Gebze ilçesi Eskihisar Köyü'ndedir. Limanı korumak amacı ile dik yamaçlı bir tepe üzerine inşa edilen kale iç ve dış olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Yontma taş ve tuğladan inşa edilen kalenin iç kalesi dikdörtgen planlıdır. Bu bölüm üç kule, iki kapı ve bir de kumandan dairesinden oluşmaktadır. Son yıllarda kalede yapılan çalışmalarda kalenin altında bir Bizans sarnıcı ve kale çevresinde bir tiyatro ortaya çıkarılmıştır. 1946 yılında Amerika tarafından yapılan gemi Türk Donanma Komutanlığı'na 1973'de geçmiştir ve TCG Gayret adını almıştır. Kocaeli Valiliği ve İzmit Büyükşehir Belediyesi'nin öncülüğü ile restore edilen gemi 1997 yılında İzmit marinaya getirilmiştir. Türkiye'nin ilk müze gemisini ziyaret edenler savaş harekat merkezini, makine ve kazan dairelerini, köprü üstü, radar, silah sistemleri, toplar ve su altı silahlarını görme imkanı buluyorlar. Geminin yatakhaneleri ise sergi salonu olarak kullanılıyor. Yapımında Nikomedia kentine ait mimari parçaların kullanıldığı İzmit kent surları Roma, iç ve dış kale ise Bizans dönemine tarihlenmektedir. Roma Çağı duvar tekniği ve tuğla işçiliğinin yansıtıldığı surlar herhangi bir saldırıya karşı önlem amaçlı oldukça geniş inşa edilmiştir. Surlar 75-100 metre uzunluğunda, 50 metre genişliğinde olup burçlarla desteklenmektedir. İç kale Körfez'e hakim bir konumdadır ve dikdörtgen bir plana sahiptir. İzmit Kalesi'nde son onarımlar Osmanlı döneminde olmuştur. Bu dönemde surların daha çok güney kısmı bakımdan geçirilmiştir. Kocaeli'nin Kemalpaşa mahallesinde, İzmit Körfezi'ne hakim bir mevkide bulunan Abdülaziz Sarayı 19. yy sonlarında inşa edilmiştir. Sarayın yapılış nedeni Sultan Abdülaziz'in Haydarpaşa-İzmit demiryolunun 1875 yılında hizmet açılış törenlerine katılmasıdır. Yapı, Cumhuriyet'in ilanından sonra bir süre Hükümet Konağı olarak kullanılmış, daha sonra da Kocaeli Müzesi olmuştur. Dış cephesi mermer kaplama ve iki katlı olan saray, ince uzun kemerli pencerelerle hareketlendirilmiştir. Sarayın mermer döşeli salonuna yuvarlak kemerli kapıdan ulaşılmaktadır. Salonun iki yanında ise iki büyük oda bulunmaktadır. Giriş katının tavanını geometrik desenler, kıvrık dallar, geyik ve aslan resimleri süslemektedir. Yan odaların tavanları da çiçekler, meyveler ve manzaralarla bezenmiştir. Yapının ikinci katına gösterişli mermer bir merdivenle çıkılmaktadır. Bu katta divanhane, dinlenme ve yatak odaları, tuvalet ve banyo yer almaktadır. İkinci katın tavanları bezemeler ve resimlerle süslenmiştir. Özellikle divanhanenin tavanı bezemeler bakımından oldukça zengindir. Ayrıca bu kısımda bulunan yağlı boya resimler de dikkat çekicidir. Bir Mimar Sinan eseri olan külliye, Kocaeli'nin Yeni Cuma mahallesinde bulunmaktadır. Caminin yapımına 1572 yılında başlanmış, 7 yılda tamamlanmış. Cami, imaret, hamam, kervansaray, sıbyan mektebi ve çeşmeden meydana gelen külliyenin hamam, imaret ile kervansarayı günümüze kadar gelememiş, sıbyan mektebi ise orijinalliğini yitirmiştir. Cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. İbadet mekanında çiniye yer verilmemiş olması o dönem için pek rastlanılmayan bir durum. Cami avlusunda ise on iki köşeli bir şadırvan yer almaktadır. Sıbyan mektebi, cami avlusunun kuzeybatısındadır. Günümüzde çocuk kütüphanesi olarak kullanılıyor. Kocaeli'ne gelmişken illaki buraları da görmeden gitmeyin demiyoruz ama Kocaeli'nde bol bol çektiğiniz sanayi dumanlarını tahliye etmek için ideal yerleri de ek olarak eklemek istedik. # Soğuksu Piknik Alanı: Kocaeli halkının piknik yapmak için akın ettiği yerlerden biridir. İzmit'in Bahçecik beldesinde bulunan piknik alanında yiyecek içecek hizmeti veren tesisler mevcuttur. # Başdeğirmen Mesire Alanı: Karamürsel ilçesi sınırları içinde bulunan Başdeğirmen Mesire Alanı anıtsal çınarları, bol su kaynakları ve yemyeşil doğası ile ziyaretçilerini beklemektedir. # Şehitler Korusu: Kocaeli'nin Bağçeşme mevkiinde bulunan Şehitler Korusu, muhteşem körfez manzarası ile piknikçilerin uğrak yeridir. Ayrıca burada bulunan tiyatro da yazın eski Türk filmleri gösterilmektedir. # Eğreltidüzü Mesire Alanı: Kocaeli Suadiye beldesindeki Eğreltidüzü Mesire Alanı piknik masaları, yürüyüş parkurları, oyun sahaları, seyir terası ve motokros pisti ile tercih edilen alanların başında gelmektedir. Doğası yeşil, havası tertemizdir. Ayrıca bu alanda her yıl Temmuz ayında Kartepe Yayla Şenlikleri düzenlenmektedir. # Çınarlıdere: İzmit'in merkezine 10 km. uzaklıkta bulunan Çınarlıdere Mesire Alanı su kaynakları ve yeşil doğası ile Kocaeli halkının dinlenmek için hafta sonunu geçirdiği alanlardan biridir. Mesire alanında bini aşan meyve ağacı bulunmaktadır. Bu doğa harikası yerde barbekü, çardak, oyun parkı, salıncak ve ahşap köprüler yer almaktadır. Kocaeli piknik alanları ile birlikte Kocaeli gezilecek görülecek yerler listemizi burada bitiriyoruz. Şehirle alakalı birkaç kısa not daha düşüp yazımızı da sonlandıralım. - 1843'ten günümüze ulaşan, son derece büyük bir emeğin sonucu ortaya çıkan Hereke Halısı ve Karamürsel'de artık yok olmaya yüz tutan el sanatı sepetler hediye olarak alınabilir. - Üzerine eski Türk motiflerinin işlendiği Kandıra bezinden çay takımı, peçete, masa örtüsü, köşe yastığı gibi ürünler dikkatinizi çekebilir. - İzmit'in simgesi pişmaniye ve saray helvasını da unutmayalım. - Kocaeli'nin tanınmış lezzetlerinden biri de Eşme ayvasıdır. Oldukça lezzetli olan bu meyveyi alınacaklar listesine mutlaka eklemelisiniz. - Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlayan, yüksek tansiyonu düşüren ve kansızlığa iyi gelen Maşukiye armudunu da tatmalısınız. - İç Pilav - Yağlı Ballı - Değirmendere Keki - Höşmerim - Tavşan Kapama - Kızılcık Turşusu - Keşkek - Acıka - Pospos - Carcur - Ciğceli Kavurma - Cızlama - Patlıcan Boranisi - Su Mancarı Salatası - Zeytinyağlı Enginar - Kıvırma - Evelik - Üre Tatlısı"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kocaeli-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgi/", "text": "Kocaeli denilince her ne kadar akla gelen ilk olgu 'sanayi şehri' olsa da, Kocaeli bundan çok daha fazlasına sahip bir şehir. Genellikle İstanbul'u pek sevmeyen ama İstanbul'dan fazla uzaklaşmayı da göze alamayan kişilerin ikamet için rotalarını çevirdiği bir yer. Ayrıca günübirlik olarak şehir kalabalığından kaçmak isteyenlerin kendini attığı doğal güzelliklere, güzel mesire alanlarına sahip bir sahil şehri. Kocaeli'ne taşınmak pek İstanbul'dan kaçmak sayılmıyor aslında. Anadolu yakasında oturan birisi için zaten Kocaeli'ye gidip gelmekle Beylikdüzü'ne gidip gelmek arasında çok bir fark yok. Bu şehirde ikamet edenlerin bir kısmının iş hayatı İstanbul'da zaten. Kocaeli hem yeşil alanları, hem fabrikalarla dolu toprakları ile isteyene iş, isteyene doğa vadeden güzel şehirlerimizden biri. Bünyesinde barındırdığı Kocaeli Üniversitesi ve Gebze Teknik Üniversitesi ile aynı zamanda kalabalık bir öğrenci şehri. Halk arasında daha çok İzmit olarak anılan Kocaeli nasıl bir şehir? Kocaeli'de memur hayatı nasıl? Öğrenciler için Kocaeli nasıl bir yer? Bu konuları da işleyeceğimiz yazımızda öncelikle Kocaeli hakkında genel bilgilere kısa kısa biraz değinelim. Kocaeli, Marmara Denizi'nin doğusunda, Marmara Bölgesi sınırları içerisinde yer alıyor. Batısında İstanbul ve Yalova, kuzeyde Karadeniz, güneyde Bursa, doğusunda ise Sakarya ile komşudur. Anadolu'dan İstanbul'a geçiş noktasında olduğu için Kocaeli çok yoğun kara trafiği yaşanan şehirlerimizden birisi. Kocaeli, E80 ve D100 karayolu üzerinde bulunuyor. Türkiye'nin bütün illerinden İstanbul'a direkt yapılan otobüs seferleri olduğu için Kocaeli'den geçmeyen otobüs yok denecek kadar azdır. Karayolu ulaşımı ile her şekilde Kocaeli'ne ulaşmak çok kolay. - İstanbul Kocaeli arası yaklaşık 100 kilometre ve 1 saat 20 dakika. - Ankara Kocaeli arası yaklaşık 340 kilometre ve 4 saat. - İzmir Kocaeli arası yaklaşık 460 kilometre ve 5 saat. - Bursa Kocaeli arası yaklaşık 130 kilometre ve 1 saat 40 dakika. - Antalya Kocaeli arası yaklaşık 650 kilometre ve 7 saat. Burada Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı bulunuyor. Bir çok şehirden direkt yapılan uçuş seferleri bulabilirsiniz. Olmayan şehirler için de çözüm son derece basit. İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı ile Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı arası 80 km. ve 1 saatlik mesafede. Sabiha Gökçen'den Kocaeli havalimanı ve otogarına sık yapılan otobüs seferleri mevcut. İstanbul'dan buraya kolay ulaşım sağlayabilirsiniz. Cengiz Topel Havalimanı, Kocaeli şehir merkezine yaklaşık 20 kilometre. İzmit; Trakya'dan gelip İstanbul üzerinden Anadolu'ya giden demiryolu hattı üzerinde bulunuyor. Bu hat üzerindeki tüm tren seferleri ile Kocaeli'ne ulaşmak mümkün. Kocaeli genelindeki tren istasyonları; Büyükderbent Köseköy İzmit Derince Körfez Yarımca Hereke Tavşancıl Diliskelesi ve Gebze olmak üzere 10 tanedir. Nicomedia Dönemi: Kocaeli, M. Ö. 377 M. Ö. 67 yılları arasındaki çağlarda, 'Bitinya' adı verilen bir bölgede faaliyet gösteren devletin egemenliğinde bulunuyordu. Bitinya bölgesi, İzmit Körfezi, Sakarya, Bursa ve İstanbul arasında kalan bir yer. Kentin bu dönemdeki adı 'Nicomedia' idi. Roma-Bizans Dönemi: Bu dönemde (284 yılında) İmparator Diocletiad, Nicomedia'yı işgal etti ve şehir uzun yıllar Roma İmparatorluğu'nun başkenti oldu. Nicomedia bu dönemde o kadar gelişti ki zamanla dünyanın dördüncü büyük kenti haline geldi. Roma İmparatorluğu'nun bölünmesinden sonra Doğu Roma yönetimine geçen Nicomedia, 11. yy. sonlarına doğru Selçuklular tarafından ele geçirildi. Selçuklu Dönemi: 11. yy.'da Anadolu'da oldukça geniş topraklara sahip olan Selçuklular, Nicomedia'yı da aldılar. Bu bölgede bulunan Nikaia şehrini de ele geçiren Süleymanşah, burayı başkent ilan etti. Ama 1. Haçlı Seferleri sırasında İmparator I. Aleksios Komnenos burayı Selçuklular'dan geri aldı ve aynı dönemde İstanbul'da Latin İmparatorluğu kuruldu. Osmanlı Dönemi: 1337 yılında Nicomedia, Osmanlı egemenliğine geçince önce 'İznikmid', daha sonra ise 'İzmid' ismini aldı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İzmid şehri en parlak dönemini yaşadı. 1888 yılında bağımsız bir kent haline geldi. İsmi ise 'İzmit' olarak değiştirildi. Daha sonra bölgeye, fatihi Akçakoca'dan dolayı Akçakoca'nın yurdu anlamına gelen 'Kocaeli' ismi verildi. Cumhuriyet Dönemi: 1918'de İzmit'i önce İngilizler işgal etti. 1920'de ise İzmit, Yunanlılara verildi. Şehir resmi olarak 27 Haziran 1921 tarihinde Türk topraklarına katıldı. Cumhuriyet'in ilanından yaklaşık 1 yıl sonra 20 Nisan 1924 tarihinde buraya 'Kocaeli' isminde bir il kuruldu. İzmit ise buraya bağlanarak günümüzdeki yerini aldı. Nüfus: Kocaeli'nin 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 900 bin kişidir. - Başiskele - Çayırova - Darıca - Derince - Dilovası - Gebze - Gölcük - İzmit - Kandıra - Karamürsel - Kartepe - Körfez Burası Türkiye'nin tam anlamıyla sanayi başkenti sayılır. Kocaeli'de öne çıkan en büyük sanayi sektörleri kimya, otomotiv ve demir çelik işletmeleridir. Kocaeli sanayisi, Türkiye araç üretiminin yüzde 35'den fazlasını karşılar. Aynı zamanda Türkiye kimya sanayi içerisindeki payı yüzde 30'a yakın, Türkiye metal sanayisindeki payı yüzde 20 civarındadır. Kocaeli, özel sektör Ar-Ge Merkezi sayısında İstanbul'un ardından Türkiye ikincisidir. Kocaeli'de tarım ve hayvancılık alanında faaliyetler yapılsa da şehir topraklarının küçük olması ve arazilerin genellikle sanayi için kullanılmasından dolayı çok ön planda değildir. Kocaeli'de genel anlamda Karadeniz ile Akdeniz ikliminin kesiştiği bir iklim tipi egemendir. Yazlar sıcaktır ve fazla yağış almaz. Kışlar Türkiye'nin pek çok bölgesine oranla ılık geçer. Kışın ağır zamanlarında gördüğü en soğuk derece -5'i geçmez. Ama deniz etkisiyle hissedilen soğuk bundan daha fazladır tabi. Coğrafi yapısı çok dağlık değildir. Ova ve platolar yaygındır. Kocaeli aslında tarım açısından çok uygun bir şehirdir ama sanayi yoğunlaşması buna fırsat vermiyor. Eskiden körfezin kuzey kıyılarında yaygın olan zeytinlikler bugün yerini fabrikalara, üretim tesislerine bırakmış durumda. Kocaeli'de özellikle Kandıra ve Karamürsel ilçeleri geleneksel yapılarını daha çok korumuş durumda. Şehrin geneli kozmopolit bir yapıya sahip olduğu için Kocaeli'ye has olmaktan ziyade çok çeşitli kültür etkileri var. Kocaeli'de hem Balkanlardan, Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi'nden gelen topluluklar hem de Çerkezler, Abazalar ve Gürcüler bulunmakta. Dolayısı ile yöresel kıyafetleri ve yerel halk oyunları hep bu topluluklara göre değişiklik gösteriyor. Bir kesimde Karadeniz kıyafetleri ve horon gibi oyunlar görebilirken diğer tarafta Çerkes oyunları ve kıyafetleri ile karşılaşabilirsiniz. Tabi bu dediklerimiz genellikle ilçe ve köyler için geçerli. Kocaeli kültürü çok karma bir yapıya sahip. - Umaç Çorbası - Cızlama - Ciğceli Kavurma - Değirmendere Fındığı ve Değirmendere Keki - Mancar Yemeği - Mancarlı Kandıra Pidesi ve Kandıra Yoğurdu - Dartı - Pişmaniye - Höşmerim - Dolu Helvası - Keşkek - İç Pilav - Yağlı Ballı - Tavşan Kapama - Kızılcık Turşusu - Acıka - Pospos - Carcur - Patlıcan Boranisi - Zeytinyağlı Enginar - Kıvırma - Evelik - Üre Tatlısı Kocaeli'de şehrin en büyük üniversitesi olan Kocaeli Üniversitesi'nin yanında bir de Gebze Teknik Üniversitesi var. Kocaeli Üniversitesi'nin ana yerleşkesi olan Umuttepe Kampüsü şehir merkezinden biraz uzak ve çok yüksekte kalıyor. Merkeze ulaşım bakımından bu kampüs biraz sizi üzebilir. Ayrıca burası kışın Kocaeli ortalamasına göre çok daha soğuk oluyor. Buradaki öğrencilerin en çok şikayet ettikleri şey kampüsün konumu ve soğukluğu. Kışın okula gidip gelmek biraz survivor etkisi yaratabilir. Kampüs civarında KYK yurtları ve özel yurtlar var ama sosyal hayat bu kısımlarda ölü tabi. Kocaeli şehir merkezinde öğrenciler için herkese uygun yerler bulunabilir. Kafe, restoran, park, AVM.. Eğer İstanbul'dan geldiyseniz kesin şikayet edersiniz \"Hiçbir şey yok, burası çok küçük\" diye ama doğu şehirlerinden gelen öğrenciler için Kocaeli gayet büyük ve yeterli imkanlara sahip. Beklentinizle de alakalı yani biraz. Memurlar için ise Kocaeli ortalama bir şehir. Hem İstanbul gibi kalabalık, her yerde gri duvarlar, beton ve araç trafiği var. Ama aynı zaman da İstanbul'dan daha fazla yeşil alan ve doğal güzelliklere sahip. Kocaeli'nin Maşukiye, Sapanca gölü gibi çok iyi doğal yerleri, Kartepe gibi bir kayak merkezi, sahil şeridi, plajları ve koyları var. Hafta sonları iyi değerlendirilebilir. İlçeleri de aynı şekilde. Ulaşım anlamında Kocaeli gelişmiş bir şehir. İster ilçelerine İster İstanbul'a rahat bir şekilde ulaşım sağlayabilirsiniz. Kocaeli, İstanbul'a çok yakın olması nedeniyle hem memurlar hem öğrenciler için avantajlar sağlıyor. Şehir içinde gezmek için bir yere gitmek istemezseniz 1-2 saatte İstanbul'a ayak basabilirsiniz. \"Kocaeli pahalı mı?\" derseniz, büyük şehirlere oranla Kocaeli ne öğrenci ne memur için çok pahalı bir şehir değil. Her şehirde olduğu gibi fırsatçı kesim elbette burada da mevcut. Çünkü öğrenci sayısı çok fazla. Ama bütçenize göre konaklama ve yeme-içme imkanları bulabilirsiniz. İstanbul'da bulması imkansız olan fiyatlara Kocaeli'de kiralık ev ve yurt imkanları var. Ev kiraları merkezde biraz yüksek. Biz zaten merkezde oturmanızı tavsiye etmiyoruz. Kocaeli'de nerede oturulur başlığı altında birazdan bu konuya değineceğiz. Halkın bir kesimi öğrenciye karşı ön yargılı olsa da genel olarak Kocaeli öğrenciye alışmış bir şehir. Pahalı bulduğunuz hiçbir hizmete mecbur kalmayın. Kocaeli ufak bir şehir değil alternatifleri değerlendirin. Öğrenciler için bolca part-time iş imkanları da bulunuyor. Öncelikle belirtelim ki Kocaeli merkezde oturmayı hiç planlarınıza dahil etmeyin. Şehir gürültüsü ve hava kirliliği bunun en önemli sebeplerinden biri. Bu nedenle şehirden biraz uzak mahalleleri tercih etmeniz yararınıza olur. Şimdi konuyu çok fazla uzatmadan \"Kocaeli'de nerede oturulur 2021\" tavsiyelerimize gelelim. Kocaeli ilimizin en nezih mahallelerinden biri #Yahyakaptan mahallesidir. Hem üniversiteye hem de Kartepe'ye yakın olması en belirgin avantajlarından biri. #Değirmendere mahallesi yine en güzel mekanlardan biridir. Huzurlu ve temiz hava arıyorsanız Değirmendere bu konu iddialıdır. Bunun yanında #Yuvacık da bu konuda oldukça iyidir. Diğer tavsiyelerimiz; #Alikahya, #Çayırova, #Yenikent."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kolombiya-hakkinda-bilgi-guvenli-mi-gezilecek-yerler/", "text": "Olayı o kadar abartmasalar daha iyi tabi ama Kolombiya gerçekten beklentilerimizin çok üzerinde bulduğumuz harika bir ülke. \"Seçe seçe Pablo Escobar'ın yaşadığı şehri mi seçtiniz?\" diyebilirsiniz ama adam burayı boşuna seçmemiş. Güzel şehir. Escobar'ın ölümünden sonra uyuşturucu trafiğinin Cali'ye kaydığını söylüyorlar zaten. Medellin'i el birliğiyle temizleyeceğiz tamamen. Ama şöyle anlaşılmasın tabi. Kolombiya refah seviyesi olarak bizden iyi durumda değil. Hatta ekonomisi, siyasi geçmişi, iç, dış sorunları vs. hep bizimle benzerlikler gösteriyor. Kolombiya'ya yerleşince daha yüksek yaşam standartlarına ulaşamazsınız belki ama Güney Amerika geneline göre en yaşanılası ülke olarak gözüküyor. Kolombiya'da yaşam şartları Türkiye ile paralel. Orada yaşayan Türk esnaflarla da muhabbet etme şansımız oldu. Genel olarak Kolombiya insanları hayatlarından memnunlar. 'Kolombiya güvenli mi?' konusu da çok tartışılan bir durum. Kolombiya, tıpkı Brezilya gibi gezginler için ismini duyunca bir durup düşünmeye sevk ediyor insanı. Şu Amerikan filmleri yok mu, sağlıklı düşünce yapısı falan bırakmadı insanda. Hep bir ön yargı yüklemesi yapıyorlar bize. Ama izlemeden de olmuyor yani. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Neyse Kolombiya'da güvenlik konusuna dönecek olursak.. Gezimiz sırasında başkent Bogota'nın bazı semtleri dışında bizi tedirgin edebilecek hiçbir yerini görmedik. Olumsuz bir durum da yaşamadık. Bahsettiğimiz semtler de sadece akşam saatlerinde çok tekin olmuyor, yoksa şahit olduğumuz gasp, hırsızlık vs. gibi bir durum olmadı. Evsiz sayısı çok fazla. Yabancı olduğunuzu çok belli ederseniz de rahatsızlık verebilirler. Onun dışında İstanbul'da ne kadar dikkat ediliyorsa orası için de aynısı geçerli deyip konuyu netleştirebiliriz. Birazdan Medellin dahil Kolombiya'nın gezilmesi gereken yerlerini tek tek ele alacağız ama önce bu güzel ülke hakkında bazı temel bilgileri özetleyelim. Kolombiya, Güney Amerika'nın kuzeybatı ucunda Orta Amerika'ya geçiş notasında bulunuyor. Hem Büyük Okyanus'a hem de Atlas Okyanusu'na kıyısı var. Venezuela, Brezilya, Peru, Ekvador ve Panama ile komşular. İstanbul'dan Kolombiya'nın başkenti Bogota'ya direkt uçuş seferleri bulunuyor. Aktarmasız şekilde İstanbul-Bogota uçuş süresi yaklaşık 14 saat. Ama bu seferler oldukça pahalı tabi. Daha uygun biletler için Avrupa ya da Amerika üzerinden aktarmalı seferler tercih edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Kolombiya seyahatinde 90 gün süreyle vizeden muaf durumdalar. Kolombiya, Türkiye'den vize istemeyen ve gezip görülmeyi hak eden güzel ülkelerden bir tanesi. Kolombiya'nın resmi dili İspanyolca. Ülkede konuşulan 50'nin üzeride yerel dil de var. 2021 yılı itibariyle Kolombiya nüfusu yaklaşık 51 milyon. En kalabalık şehri ise 8 milyona yakın nüfusu bulunan başkent Bogota. Kolombiya'nın resmi para birimi Kolombiya Pesosu. Kolombiya hızlı gelişen bir ülke ve Güney Amerika'nın en büyük ekonomilerinden birine sahip. En fazla ihracat payı petrol ve kömürden sağlanıyor. Tarım konusunda da iyiler, dünyanın en iyi kahve üreticilerinden biri olduğunu söylemeye gerek yok. Bizde çay neyse Kolombiya'da kahve o. Son yıllarda turizm popülasyonu da çok yükselmiş durumda. Eğer petrol üretimi başlarına iş açmaz, kimse ülkelerine demokrasi falan getirmeye çalışmazsa! Kolombiya gelecek vadeden, hakkında çizilen olumsuz imajları silebilecek potansiyele sahip bir ülke. Kolombiya, Türkiye'ye kıyasla gezginler için pahalı bir ülke değil. Hatta fiyat/performans açısından Güney Amerika'daki en iyi ülkelerden bir tanesi. Hem gezip görülecek çok yeri var hem de sizi ekonomik olarak çok zorlamıyor. İster konaklama olsun ister yeme içme gibi temel ihtiyaçlar olsun, her bütçeye uygun alternatifler bulabiliyorsunuz. Bir slogan bir ülkeye ancak bu kadar yakışır. Gezi Hocası olarak yazının başından belirttiğimiz gibi bu durumu test edip onayladık. Havasına, suyuna da mı kokain katıyorlar nedir, bağımlılık yapıyor bu ülke. Yine de biz yerleşmek değil de, gezip görmek isteyenler için Kolombiya'nın görülmesi gereken mekanlarını sıralayalım. Kolombiya'nın başkenti. Kolombiya gibi her yeri yemyeşil bir ülkenin içinde, böyle betonlara gömülmüş, gri ve ruhsuz bir yer olmasından mı nedir Bogota'yı maalesef pek sevmedik. Kötü bir yer gibi algılamayın tabi, sadece Kolombiya'da gezilecek yerleri gördükçe çıtamız epey yükselmişti. Bogota diğer şehirlere göre epey yavan kaldı diyebiliriz. İstanbul ve İzmir dururken Ankara'yı gezmeye çalışmak gibi düşünün. Şehri yeterince gömdüysek biraz da güzel yerlerine geçelim ayıp olmasın. Güney Amerika şehirlerinin çoğunda olduğu gibi şehir eski ve yeni merkez olarak iki alanda yoğunlaşıyor. La Candelaria ve çevresi tarihi kent merkezi. Turist yoğunluğu genelde bu kısımda. Kentin meşhur Bolivar Meydanı, hükümet sarayları, tarihi binaları, kiliseleri, yöresel alışveriş noktaları için bu bölgeyi gezebilirsiniz. Grafiti denilen duvar sanatı ise Bogota'da etkileyici seviyelere ulaşmış. Bogota'da başlı başına grafiti turu bile yapılıyor. Bazı boyamalar o kadar iyi ki fotoğraf gibi duruyor. Eğer müzelere ilginiz varsa Bogota bu konuda size çok seçenek sunuyor. Şehirde çok iyi müzeler var ve bunlara giriş ya ücretsiz ya da çok ucuz. Başta Altın Müzesi ile Botero Müzesi olmak üzere Bogota müzelerini gezmenizi tavsiye ederiz. Chapinero bölgesi ise şehrin daha modern ve yeni yapılaşmış kesimi. Şehir gezisi, AVM ziyaretleri yapmak için burası daha uygun. Teknolojik cihaz alışverişi yapma niyetiniz varsa Chapinero size ilaç gibi gelebilir. Fiyatlar oldukça iyi. Bogota genel olarak ucuz bir şehir denilebilir zaten. Monserrate Tepesi ise bize göre Bogota'nın en keyifli noktası. Şehir merkezinde bulunan bu tepeye ister teleferiklerle ister yürüyerek çıkabiliyorsunuz. Yaklaşık 3200 metre yükseklikte bulunan zirveden tüm şehir kuşbakışı gözüküyor. Tepede büyük bir kilise, kafe ve restoranlar var. Bogota'ya bu tepeden bakınca az önce neden beton yuvası diye gömdüğümüzü daha iyi anlarsınız. Bogota'ya yaklaşık bir saat mesafede bulunan Zipaquira adındaki kasabada, maden içine kurulmuş ilginç bir Tuz Katedrali var. Bogota içinden buraya günlük turlar düzenleniyor. İlla gidip görmeye değer bir yer diyemeyiz ama sıra dışı olduğu kesin. Eğer yol üstü uğramak isterseniz aklınızda bulunsun. Bogota'yla alakalı birkaç ekstra bilgi de verelim. Şehirde TİKA'nın bir ofisi bulunuyor. Chapinero merkezine çok yakın bir yerde. Biz tesadüfen fark edince uğrayıp bir çaylarını içmiştik. Sağolsun güzel ağırladılar. Bogota'da girdiğimiz bazı market ve bakkalların televizyonlarında Türk dizileri izleyenleri de görünce bizimkiler burayı sarmışlar dedik. Bogota'da 3-4 tane de cami/mescit var. Bir tanesi İstanbul Cami. Burası başkent Bogota'dan sonra Kolombiya'nın en büyük ikinci şehri. Medellin, bir şehir ne kadar büyük olursa olsun nasıl doğayla iç içe yaşanabilir bunun canlı kanıtı bir kent. İçerisinde merkezi ikiye ayıran bir nehri ve her yere dağılmış yeşil alanları mevcut. Medellin iki sıradağ uzantısı arasına kurulmuş bir şehir. Bu iki sıradağ yamaçları genellikle gecekondu mahallerine ev sahipliği yapıyor. Mahallelerin bulundukları tepelere teleferik hatları mevcut. Yukarından Medellin manzarası harika. Şehir içinde metro ve otobüs hatları çok yaygın, ulaşım konusunda oldukça iyiler. Geldiğinizde metro kartı alırsanız uygun fiyata şehrin her yerine kolayca gidebilirsiniz. Konaklama için her bütçeye uygun güzel hostel ve otel seçenekleri var. Hostelde kalırsanız ücretsiz yapılan yürüyüş turlarına katılarak şehri genel olarak tanıyabilirsiniz. Ayrıca Medellin'in yazı kışı yok, dört mevsim bahar. Pablo Escobar'ın ölümünden sonra Medellin tamamen kabuk değiştirmiş ve hızla gelişmiş. Şu an oldukça güvenli ve sakin bir şehir. Escobar'ın evi bu şehirde ve şu an müze olarak kullanılıyor. Hatta denk gelirseniz abisi Roberto Escobar da genelde orada bulunuyor. Görüşme şansınız olabilir. Pablo Escobar'ın mezarı da hiç boş kalmıyor. Sürekli ziyaret eden birileri var. İnsanları yabancıya karşı çok sıcakkanlı. Kaldığımız pansiyon sahibi bile neredeyse bizi aileden sayıp her işimize yardımcı oluyordu. Medellin yakınlarında görülmesi gereken en önemli yer Guatape. Şehir otogarından buraya sürekli otobüs bulabilirsiniz. Yol yaklaşık 2 saat kadar sürüyor. Guatape rengarenk evlerle kaplı küçük bir kasaba. Burada La Piedra, diğer adıyla El Penon de Guatape denen büyük bir kaya bloğu var. Bu kayanın zirvesine çıkmak için 600 küsür basamaklı bir merdiveni tırmanmanız gerekiyor. Ama manzarası buna kesinlikle değer. Piedra Del Penol'un tepesinde kafe ve restoranlar da var. Hava da güzelse Guatape ve çevresinde bir gün geçirmeniz yeterli olur. Civarda hosteller de mevcut. Dilerseniz Medellin merkezde değil burada da kalabilirsiniz. Buraya Medellin'deki tur firmaları da ulaşım sağlıyormuş ama otogardan geliş gidiş oldukça kolay. Tura katılmanıza pek gerek olduğunu düşünmüyoruz. Tepeden indikten sonra güzel manzara eşliğinde Guatape merkezine yürüyüp şehre oradan dönebilirsiniz. Burası Kolombiya'nın Ekvador sınırında ufak bir şehir. Ekvador'un Tulcan şehriyle komşular ve minibüsle ülkeler arasında kolay bir şekilde ulaşım sağlayabiliyorsunuz. İki ülke arasında geçiş yapacaksanız bir günlükte olsa buraya uğrayın deriz. Ipiales'te görülmesi gereken en önemli yer Las Lajas Kilisesi. Ama burası pek bildiğimiz sıradan kiliselere benzemiyor. Aşağıda fotoğrafını görünce hak verirsiniz. İki yamaç arasına ve nehir üzerine inşa edilmiş, görsel anlamda çok farklı bir kilise. Köylüler tarafından inşası neredeyse 40 yıl sürmüş. Yapımı hakkında tıpkı bizim Anadolu'daki bazı efsane inanışlar gibi bir hikayesi de var. Maria adındaki bir kadın ve onun sağır/dilsiz olan kızı bir fırtına nedeniyle bu yamaca sığınmışlar. Konuşamayan kızın bir anda karşısında gördüğü silueti göstererek annesine \"Meryem Ana beni çağırıyor\" diyerek konuştuğu rivayet edilir. Sonrasında burada şifa bulunduğuna yönelik söylentiler artınca kilise inşa edilir. O gün bugündür de yoğun bir ziyaretçi akınına uğruyor. Ipiales şehir merkezinden bu kiliseye yakın bazı köylere gelen minibüsler var. Köy girişinde inip kilisenin olduğu yere kadar yürüyebilirsiniz. Ya da merkezden buraya kadar taksi ile gelebilirsiniz. Hafta sonları çok kalabalık olduğunu duyduğumuz için biz hafta içi gittik ve çok sakindi. Las Lajas Tapınağı'nın kurulu olduğu iki yamaç arasında bir de büyük teleferik var. Genelde güzel bir fotoğraf açısı yakalamak isteyenler için iyi bir seçenek olabilir ama giriş biletli tabi. Kilise ve etrafını gezmek için birkaç saat ayırmanız yeterli. Gezerken kulaklığınızda Yüzüklerin Efendisi müziklerinden birkaç arka fon olursa fena gaza gelebilirsiniz. Cali, Medellin'in tam olarak ufak versiyonu sayılır. Yeni gelişen küçük bir şehir. Burası salsa dansının ana vatanı. Hostellerde bile ücretsiz salsa öğretiyorlar. Her tarafta okulları var. Dansa meraklıysanız Cali sizin için unutulmaz bir şehir olabilir ama ilginiz yoksa Cali'de yapacak pek bir şey bulamazsınız. Cali'nin gezilecek yerleri tarihi binalar, kilise ve müzelerden oluşuyor. Bunun dışında özellikle önerebileceğimiz bir yer yok. Daha çok bir geçiş güzergahı gibi düşünün. Büyük Okyanus'la Cali merkez arası birkaç saat mesafede. Vaktiniz olursa sahil keyfi yapabilirsiniz belki. Cali'nin iyi tarafı ucuz olması, kötü tarafı ise Kolombiya'nın en güvensiz şehirlerinden biri. Medellin civarından ayrılan karteller şimdi buralara musallat olmuş durumdalar. Cali'nin bizim için en unutulmaz tarafı tanıştığımız harika insanlar oldu. Hem orada yaşayan yerli hem de bazı Türk vatandaşları ile sohbet etme imkanı bulduk. Yıllar sonra bile iletişimiz kopmadı. Güney Amerika ile Türk insanları arasındaki gönül bağı gerçekten kuvvetli. Kolombiya'da gezilecek en popüler yerler genel hatlarıyla böyle. Bir de Kolombiya'nın Karayipler sahil şeridinde bulunan tatil bölgeleri var. Buralar gezi yapmaktan ziyade, deniz, kum, güneş, sörf gibi aktiviteleri sevenler için tercih edilebilir. Kolombiya ortalamasına göre daha pahalı yerler tabi. - Cartagena - Santa Marta - Barranquilla - San Andres Adası Kolombiya Amazonları'nı da içeren Amazon Ormanları yazı dizimizi de okuyabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kolombiya-mutfagi-yemekleri/", "text": "Kolombiya, Latin Amerika mutfak kültüründe Meksika, Arjantin ya da bir Peru kadar ünlü olmasa da kendine has bir tarza ve çeşitliliğe sahip. Karayiplerin ve Amazonların yemek kültürü Kolombiya mutfağını da renklendirmiş. Et yemekleri, patates türleri, hindistan cevizi, hamur işleri ve deniz mahsulleri sofralardan eksik olmaz. Kolombiya yemek çeşitleri ülke içerisinde bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Kuzey sahillerinde balık çeşitleri, ıstakoz, karides ve midye gibi deniz ürünleri çok tüketilir. Başkent Bogota ve çevresi çorba konusunda uzmandır. Mısır ve tavuk her bölgede çok yaygındır. Tüm Güney Amerika'da olduğu gibi tropikal sebze ve meyveler çok tüketilir. Kolombiya mutfağında tıpkı bizdeki gibi baharat, soğan, sarımsak yoğun şekilde kullanılır. Kolombiya yemek kültürü tanıtım konusunda da biraz eksik kaldığı için ne Güney Amerika'da ne dünya mutfakları arasında pek ön plana çıkamıyor. Belki zamanla değerini bulacaktır. Bizim de çorbada tuzumuz olsun diyerek Kolombiya'nın en güzel yemeklerini listeleyelim istedik. Ajiaco ülke genelinde yaygın olarak yapılan çorbalardan biri. Bir nevi Kolombiya'nın geleneksel tavuk çorbası diyebiliriz. Ama Ajiaco Colombiano bizdeki gibi sadece sıvı olarak hazırlanan ve tüketilen bir çorba değil. İçerisinde başta tavuk parçaları, mısır ve patates olmak üzere bazı sebze parçaları da var. Servis ederken yanında genellikle pilav, avokado, kişniş ve krema gibi aperatifler oluyor. Onlar çorba dese bile bize göre baya sulu yemek. Ajiaco'ya çok benzer bir diğer Kolombiya çorbası ise Sancocho. Birkaç malzeme eksiltilmiş haliyle hemen hemen aynısı diyebiliriz. Aradaki farkı anlamak için gurme olmanız lazım. Arepa bir mısır ekmeği türü. Kendi başına yemek olarak servis edilebildiği gibi içine malzeme konulup da yenilebilir. Görüntü olarak Türk mutfağındaki bazlamaya benziyor. Bazlamanın beyaz mısır unu ile yapılan versiyonu. Mısır önce kaynatılıp pişiriliyor. Sonrasında su katılarak hamur haline geliyor. Kolombiya'da yapılan arepa genelde tereyağı ve peynir ile servis edilir. Ama damak tadınıza göre sandviç gibi istediğiniz malzemeyle doldurup yiyebilirsiniz. Bir İspanyol yemeği olan Arroz con Pollo'nun Türkçe karşılığı bildiğimiz tavuklu pilav. Yemeğin pilav kısmı hazırlanırken bolca baharat ve sebze çeşitleri kullanılıyor. Tavuk budu ise genellikle bütün olarak içine ekleniyor. Türk yemeklerini andıran Arroz con Pollo, Kolombiya mutfağının en iyi lezzetlerinden ve bizim damak tadımıza da hitap ediyor. Arroz con Pollo nasıl yapılır? Aşağıdaki 1 dakikalık kısa tarif videosuna göz atabilirsiniz. Normal pirinç pilavının hindistan sütü ile hazırlanan çeşidi. Hatta Türkiye'de Hindistan Cevizi Sütlü Pilav ismiyle yapan yerler de bulunuyor. Önce bir tencereye hindistan cevizi sütü dökülüp kaynatılıyor. Süt koyulaşıp pıhtılaşmaya başladıktan sonra pirinç ve hindistan cevizi tozu eklenip karıştırılıyor. Kahverengi şeker dedikleri bir şeker türü ile farklı baharatlarda eklendiği oluyor. Lezzetinin sırrı bizdeki gibi kıvamını iyi tutturmaktan geçiyor. Bandeja Paisa, Kolombiya'nın Paisa bölgesinden çıkmış ve ülke geneline yayılmış Kolombiya geleneksel yemeklerinden biri. Aslında tek bir yemekten ziyade karma bir yemek tabağı denilebilir. Kolombiya mutfağının en gözde lezzetlerinin bir tabakta buluşması. İçerisinde pilav, kırmızı fasulye, kırmızı et, mısır, muz, kızarmış yumurta, limon ve avokado bulunuyor. Bandeja Paisa yemeğinin içeriği büyük ölçüde domuz yağı ve domuz eti içeriyor. Bu konuda hassas olanlar için özellikle belirtmiş olalım. Et ve sebze kızartmalarının karma şekilde buluştuğu bir diğer Kolombiya lezzeti ise Fritanga Colombiana. Bu yemekte de kızarmış et ve yeşillik çeşitleri bir arada sunuluyor. Kolombiya'nın deniz mahsülleri menüsünden bir yemek. Bagre, Amerika kıtasında yaygın bulunan bir balık türü. Balıkçılarda bagre ile yapılan bir çok yemek türü var ama en popüler olanı Bagre en Salsa. Yani domates sosuyla yapılan çeşidi. Özel sosuyla hazırlanan balık genellikle pilav, avokado ve kızartılmış muz ile birlikte servis ediliyor. Kızartılmış muz bildiğimiz tatlı muz değil tabi, Latin Amerika'da yetişen farklı bir muz çeşidi. Kızartılmış hamur toplarından oluşan Bunuelos özellikle Noel dönemlerinde çok yapılan geleneksel bir Kolombiya yemeği. Daha doğrusu atıştırmalık desek daha doğru. Beyaz peynir katılan hamurların kızartılmasıyla hazırlanan Bunuelos kahvaltılarda da sık sık tüketilir. Çikolatalı versiyonu kahve ya da çayın yanında çok iyi gidiyor. Bizdeki lokmadan farkı çıtır değil biraz daha yumuşak olması. Bunuelos'a çok benzer atıştırmalık diğer Kolombiya çörekleri ise Pandebono ve Almojabana. Mısır unu, manyok, peynir ve yumurtadan yapılan bu çöreklerin içine bazı bölgelerde guava reçeli de konuluyor. Kırmızı et sevenler için Kolombiya'nın en popüler yemeği. Kuzu etini büyük çubuklara geçirip odun ateşinde pişiriyorlar. Lezzeti Türkiye'deki kuzu çevirmeyi aratmaz. Latin Amerika mutfağı, Arjantin başta olmak üzere genel olarak et konusunda çok iyi zaten. Kolombiya'nın en ünlü ana yemeklerinden biri de Carne a la Llanera. Genel olarak Karayip kıyılarında popüler olan lezzetlerden birisi. Her iki okyanusa sınırı olan Kolombiya'da da yaygın olarak bulabileceğiniz deniz mahsülleri menüsünden bir yemek Cazuela de Mariscos. Tam olarak karşılamasa da Cazuela de Mariscos'un Türkçesini 'deniz ürünlerinden güveç' gibi düşünebilirsiniz. Bu yahninin ana malzemesi kum midyesi ve hindistan cevizi sütü. İsteğe göre içine ıstakoz, karides, chipi chipi denilen farklı bir midye türü ve deniz tarağı ekleniyor. And Dağları'ndan gelen doyurucu bir kahvaltı çorbası. Changua, Kolombiya'nın Andes bölgesi, özellikle başkent Bogota çevresinde sık tüketilen bir Kolombiya yemeğidir. Eşit seviyede su ve süt karıştırılıp yumurta ve yeşil soğan eklenir. Krema kıvamında koyudur ve içine genelde ekmek parçaları atılır. Hafif ve doyurucu yemek tercih edenler için iyi bir seçenek. Kokoreçin Kolombiya şubesi. Sığır eti ince bağırsağının ızgara edilmesi ya da kızartılmasıyla yapılır. Diğer Güney Amerika ülkelerinde püf noktası odun veya odun kömürü üzerinde ızgara edilmesidir ama Kolombiya'da daha çok ızgara edilmez kızartılır. Domuz eti ile yapıldığı da olur. Eğer kokoreç ya da diğer sakatat türleriyle aranız yoksa hiç bulaşmayın. Platano Güney Amerika'da yetişen muz çeşitlerinden birisi. Platano Maduro Relleno, bizdeki imam bayıldının bu muz ile hazırlanan çeşidine benziyor. Platano'nun içi yarılıp önce yağda kızartılıyor. Sonrasında içine hazırlanan kıyma, kaşar ve isteğe göre diğer malzemeler ekleniyor. En son fırına atılıp, üzerine atılan kaşar eriyene kadar bekliyor. Platano Maduro Relleno, Kolombiya mutfağının en güzel ana yemeklerinden biri. Platano Maduro Relleno nasıl yapılır? Tarifini anlatan 45 saniyelik şu kısa videoya bir göz atabilirsiniz. Karayiplere özgü çorba çeşitlerinden bir tanesi. Yapılışında işkembe, soğan, biber, lahana, kereviz, domates, havuç, sarımsak ve kişniş kullanılır. Mondongo çorbasının Kolombiya'da yapılan çeşidinde genellikle çok fazla kişniş karıştırılmış tavuk ya da dana eti kullanılır. Mısır da eklenir. Tam anlamıyla Kolombiyalıların işkembe çorbasıdır. Sadece Kolombiya değil Latin Amerika ülkelerinde yaygın olarak tüketilen bir yemek Tamales con Molidos. Köşe başlarındaki seyyar satıcılardan market ya da büfelere kadar her yerde bulabilirsiniz. Tamales, muz yaprağının içine isteğe göre kırmızı et, tavuk, pirinç, mısır ya da peynir gibi malzemeler konularak yapılıyor. Muz yaprağı paket gibi kapatılıp buharda pişiriliyor. Farklı sebze konularak yapılan çeşitleri de var. Bizde tepsisi omuzunda dolaşan midyeciler gibi Kolombiya'da da kolunda sepetle dolaşan tamalesçi abiler var. # Hogao: Özel bir Kolombiya sosu. Yeşil soğan ve domateslerle hazırlanıyor. İsteğe göre soğan, sarımsak, kimyon, tuz ve biber de eklenebiliyor. # Rondon : Karayiplere özgü deniz mahsülü ana yemeklerinden biri. Hindistan cevizi sütü, muz, sebze, biber ve baharatların yanı sıra diğer deniz ürünleri ile karıştırılmış bir balık filetosundan oluşan doyurucu bir çorbadır. # Morcilla Rellena : Bir çeşit sucuk sayılır. Güney Amerika'da kan sosisi diyorlar. Bağırsak içerisine domuz kanı ve pirinç doldurarak yapılıyor. # Frijoles con Garra: Bir çeşit etli fasulye yemeği. # Mote de Queso: Peynir ile yapılan bir çorba çeşidi ve Kolombiya'nın sevilen yemeklerinden. # Viudo de Pescado: Kolombiya deniz mutfağının popüler balık kızartmalarından. # Cuchuco de Trigo: Et ve sebze karışımı ile yapılan çorba çeşitlerinden. # Conejo Guisado con Coco: Hindistan cevizi sütü ile haşlanmış tavşan yahnisi. Kolombiya'ya özgü yemeklerden ilginç bir tanesi. Kolombiya'nın en efsane iki lezzetini ise en sona sakladık. Buraya kadar Kolombiya mutfağında aradığınız lezzeti bulamadıysanız arayışınız bu iki yemekle bitecektir muhtemelen. Bize gelince.. Gezi Hocası olarak biz bu iki efsane yemeği hiç denemedik, denemeyi düşünmedik.. Hatta yemeği gördüğümüz restoranın kapısından bile bir daha geçmedik. Ama siz bize bakmayın tabi. Bizim damak tadımız iyi değildir belki. Siz sevebilirsiniz. İşte Kolombiya yemekleri içinde özel bir yeri olan iki sıra dışı lezzet.. Bir karınca türü kızartması. Hem de öyle ayrı bir yemeğin içine falan katılmıyor. Pişmiş karıncaları direkt leblebi gibi çıtır çıtır yiyorlar. Hormigas Culonas, Kolombiya'nın kuzeydoğu kesimlerinde oldukça popüler. Ayakları ve kanatları kopartılan karıncalar tuzlu suya batırılıp seramik tencerede kavrularak pişiriliyor. Tam bir protein deposu. Kolombiyalı köylüler karınca yemenin afrodizyak etkisi yaptığını söylüyorlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/kosta-rika-gezilecek-yerler-vize-istiyor-mu/", "text": "Muhtemelen birçoğumuz Kosta Rika diye bir ülkenin varlığından 1 Aralık 2001 günü haberdar olduk. Türkiye olarak tarihimizde ikinci kez katılacağımız Dünya Kupası öncesi yapılan kura çekiminde, Brezilya ve Çin'den sonra gruptaki üçüncü rakibimiz Kosta Rika olmuştu. Ve bütün memleket olarak dünyanın öteki ucunda, küçücük bir ülke olan Kosta Rika ile tanışmıştık. Aradan geçen 10 küsür sene sonra Gezi Hocası olarak bu ülke topraklarını gezme şansını da yakaladık. Ve samimiyetle söylemek gerekirse böyle bir ülke beklemiyorduk. Kosta Rika tek kelimeyle \"muhteşem\" bir ülke. Hakkında övgüler dizmeden önce şunu baştan söyleyelim. Kosta Rika, Orta Amerika'nın en pahalı ülkesi. Hele bir gezgin için epey pahalı. Ev kira fiyatları, genel konaklama, ulaşım gibi giderler cep yakıyor. Ama Kosta Rika halkı arasında zengin fakir ayrımı pek yok. Nüfusun büyük bölümü orta gelirli. Lüks içinde de yaşamıyorlar fakir de değiller. Kosta Rika dünyanın en mutlu ülkeleri endeksinde hep zirveye oynuyor. Bu konuyla alakalı detaylı bir makalemizi yazının sonunda paylaşacağız. Ülke tam bir doğa cenneti. Topraklarının dörtte biri milli park. Yüz ölçümü Konya ilinden çok az büyük olmasına rağmen bitki ve hayvan çeşitliliği açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Memleket olarak doğaya, yeşile, hayvanlara çok önem veriyorlar. Doğusunda Karayiplere, batısında Büyük Okyanus'a uzanan toplamda bin kilometrenin üzerinde sahil şeridi bulunuyor ve yüzlerce plajı var. Ama hiçbir şekilde betonlaşma ve doğaya zarar verme durumu söz konusu değil. Ülke boydan boya yemyeşil. Costa Rica kelime anlamı olarak \"zengin sahil\" anlamına geliyor zaten. Kış mevsimi yoktur, hep sıcaktır. Yağışlı ve yağışsız olarak iki dönem yaşıyorlar. Kosta Rika'ya ne zaman, hangi mevsimde gidilir gibi bir ayrım yapmayacağız. Kosta Rika'nın mevsim sıcaklıkları her sezon için seyahat ve konaklamaya uygun. Kosta Rika kahvesi dünyanın en temiz içimli kahvesi olarak bilinir. Yani yetiştirilen çekirdeklerde küflenme, çürüme ya da böceklenme olanlar tamamen ayıklanıyor ve en temiz çekirdeklerden üretim yapılıyor. Her zaman aynı standartlar ve lezzet yakalanıyor. Tarrazu ve Dota bölgeleri Kosta Rika kahvesinin başkenti sayılır. Bu bölgelerin kahveleri aroma, kıvam ve lezzet olarak oldukça yumuşak ve kalitelidir. Kosta Rika kahve çekirdeklerinin asiditesi düşük ve keskindir. Çiçeksi, baharatlı tadı ve fındığı andıran aroması ile Kosta Rika kahvesi Orta Amerika'nın en güzel içeceklerinden biridir. Kosta Rikalılar Türk dizilerini ve Türkleri severler. Yabancılar için güvenli bir ülkedir. Yani pahalı bir yer olmasa insanın ayrılası gelmez buradan. Kosta Rika'da gezilecek yerler kısmına geçmeden önce ülke hakkında genel bilgilere çok kısa bir göz atalım. Kosta Rika, Orta Amerika'da Panama ve Nikaragua'nın ortasında yer alıyor. Batısı Pasifik, doğusu Atlantik Okyanusu ile çevrilidir. Türkiye'den Kosta Rika'ya direkt yapılan uçuş bulunmuyor (2021). Avrupa ya da Güney Amerika aktarmalı seferler en uygun seçenekler. Ülkede dört tane uluslararası havalimanı var. Bunlardan en önemlisi başkent San Jose'deki Juan Santamaria Uluslararası Havalimanı. Ayrıca komşu ülkelerinden Kosta Rika'ya sık sık otobüs seferleri yapılıyor. Kosta Rika'da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 90 gün süreyle vizeden muaf durumdalar. Ama ülke girişinde çıkış bileti görmek isteyebilirler. Kosta Rika'dan başka bir yere ya da yakın ülkeler arasında ileride yapacağınız bir yolculuk bileti olabilir. Uçak bileti, otobüs bileti farketmez. Hatta bir rezervasyon çıktısı götürseniz de yeterli olabilir. Kesin soracaklar diye bir şey yok ama tedbir amaçlı yanınızda bulunsa iyi olur. Her sınır görevlisi bir değil, başınız ağrımasın. Kosta Rika'nın resmi dili İspanyolca. Ülkenin eğitim seviyesi yüksek, konuşulan bazı yerel diller dışında İngilizce de Latin Amerika geneline göre daha yaygın durumda. Kosta Rika'nın 2021 yılı itibariyle nüfusu yaklaşık 5 milyon 100 bin kişi. Bu sayının büyük bölümü başkent San Jose'de yaşıyor. Kosta Rika'nın resmi parası Kosta Rika Kolonu. Kosta Rika istikrarlı bir ekonomiye sahip. Çalışma kolları genelde turizm, tarım ve elektronik ürün ihracatına dayalı. Nüfusun yarısından fazlası tarımla uğraşır. Özellikle kahve, süt, kakao ve muz üretiminde söz sahibi bir ülkedir. Limon, Kosta Rika'nın Karayip sahillerindeki bir şehri, Cahuita ise buraya çok yakın konumda olan küçük bir kasaba. Panama'dan otobüs ile Kosta Rika'ya geçiş yapacaksanız Bocas del Toro üzerinden buraya kolayca ulaşabilirsiniz. Kasaba, Panama sınırına çok yakın. Cahuita, içinde büyük bir milli park bulunduran, turistik kalabalığı fazla olmayan, sessiz, sakin, temiz bir kasaba. Sahil şeridinde bulunan Cahuita Milli Parkı saatlerce yürüyüş yapılabilecek bir yer. Park girişi ücretsiz, sizden sadece bağış talep ediyorlar. Ödeme zorunluluğu yok. Kosta Rika'da gördüğümüz, girişi ücretsiz olan tek park burası. O yüzden giderseniz kıymetini bilin. Diğer kasabalarda buradan çok daha vasat bölgeler için bile en az 15 dolar giriş ücreti ödemek zorunda kalıyorsunuz. Cahuita Milli Parkı'ndan içeri girdiğiniz andan itibaren dallardan dallara atlayan maymunlar ve onların çığlık sesleri size eşlik ediyor. Orman içerisinde çok fazla hayvan çeşidi var. Hatta vahşi hayvan türleri de var. Patika yoldan ve ahşap köprülerle belirlenmiş bölgelerin dışına çıkmazsanız sıkıntı yaşamazsınız. Bir tarafta Karayiplerin muhteşem maviliği, diğer tarafta ormanın ihtişamı büyülüyor insanı. En güzel özelliklerinden birisi de insan kalabalığı yok. Buraya yakın yerlerde farklı köyler de var ama Cahuita aralarında en iyisi gibi duruyor. Konaklama ve yemek için alternatif mekanları var. Kosta Rika'nın Karayip sahillerindeki bir diğer milli parkı. Cahuita, Panama sınırına yakındı, burası ise Nikaragua sınırına yakın. Bu bölgeye karayolu ile gidemiyorsunuz. Bot ya da havayolu seçenekleri var. Tortuguero kaplumbağa anlamına geliyor. Bu parkın en büyük özelliği Temmuz Ekim ayları arasında yumurtlamak için buradaki plajlara akın eden yüzlerce deniz kaplumbağası olması. Tortuguero parkının içinden nehir kolları geçtiği için parkı gezmenin en iyi yolu botla yapılan turlara katılmak. Burası Kosta Rika'nın Pasifik sahilinde bulunan milli parklardan biri. 400 km 'den fazla bir alanı kaplayan devasa bir park. Puma, jaguar gibi hayvanlar dahil çok fazla vahşi hayvan çeşitliliği barındırıyor. Parkın atmosferi Jurassic Park'ı çok andırıyor. Ama bu park bir gezgin için uçuk derecede pahalıya mal olur. Burayı gezmek için en az 2-3 gün ayırmanız gerekiyor. Giriş ücretli ve rehbersiz girilmiyor. Günlük sadece 15 dolar giriş bileti (2020) masrafı var. Bunun yanında rehber ücreti, konaklama, yemek gibi giderlerle bu park ziyaretinin maliyeti 3-5 gün için 300 doları geçebilir. Park ne kadar büyük ve etkileyici olsa da fiyat anlamında gezginleri cezbetmiyor. La Fortuna isimli bu küçük turistik kasaba yine bir milli park kenarında bulunuyor. Park içerisinde aktif bir yanardağ olan Arenal Volkanı, Arenal Gölü, Venado Mağaraları ve bazı termal tesisler var. Yanardağ aktif olduğu için tırmanış yapılmıyor. Park girişi 15 dolar (2020). Kosta Rika'daki diğer ulusal parkları düşününce bu parkın 15 dolara değecek biz özelliği pek yok. Yürüyüş parkurları ve çok fazla bitki çeşitliliği mevcut. Bu arada Kosta Rika ulusal parklarında yüzlerce yıllık, ihtişamlı, devasa ağaçlar görüyorsunuz. Çok büyük ve karmaşık bir yapıya sahipler. İzleyenleriniz bilir, Avatar filminde görsel olarak muhteşem bazı ağaçlar vardı. James Cameron'ın Avatar filmindeki ağaçları bu parklardan etkilenerek oluşturduğu söyleniyor ama doğruluk payını bilemiyoruz. Pasifik sahilindeki turistik kasabalardan biri de Quepos. Manuel Antonio Ulusal Parkı ise Quespos merkeze birkaç kilometre uzaklıkta. Park etrafında da konaklanacak yerler mevcut ama Quespos merkeze göre daha pahalı. Quespos'un doğallığı hiç bozulmamış plajları ve saatlerce yürüyebileceğiniz bir sahil şeridi var. Manuel Antonio parkına girmek isterseniz giriş 18 dolar (2020). Gezginlerin yoğunlukta olduğu bir başka kasaba. Etrafında birkaç milli park bulunuyor. Hepsine giriş ücretli. Fiyatlar yine 14 dolar civarından başlayıp artıyor. En popüler olanlarından biri Santa Elena Bulut Ormanı. Orman içerisinde farklı yürüyüş rotaları var. Tüm gününüzü geçirebileceğiniz kadar uzun rotalar. Görsel olarak harika ve görkemli bir orman. Burada fazla hayvan çeşidi görmek istiyorsanız rehber tutmanız gerekiyor. Ama tabi fiyatlar yine uçuk. Bölgeyi rehbersiz kendi başınıza da gezebiliyorsunuz. Bölgede ayrıca içinde çok sayıda asma köprülerin olduğu Sky Adventures Parkı var. Bu parkta havada halatlar üzerine kurulu bazı adreanlin parkurları var. Buradaki turlara katılıp biraz heyecan yaşayabiliyorsunuz. Biz size Kosta Rika'daki popüler bölgelerin sadece bazılarını sayabildik. Daha bunun dışında onlarca park, doğal yaşam alanı, koruma altında olan bölgeler bulunuyor. Ama maalesef bu ziyaretler için cüzdanın biraz şişik olması gerekiyor. Çünkü Kosta Rika bu anlamda pek insaflı bir ülke değil. Ulaşım ve park giriş ücretleri hep yüksek. Yukarıda belirttiğimiz gibi biz Cahuita Ulusal Parkı dışında ücretsiz giriş yapılan bir bölgesini göremedik. Belki siz bulursunuz. Denk gelirseniz yorumlarda belirtin herkes faydalansın. İşinizi kolaylaştırması açısından Kosta Rika'nın milli park haritasını buraya iliştiriyoruz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/la-paz-gezi-rehberi-gezilecek-yerler/", "text": "Yasal ve idari olarak iki başkenti olan Bolivya'nın idari başkenti, yani yönetildiği şehir La Paz. Hani biz de Ankara-İstanbul arasında böyle bir paylaşım yapsak fena olmaz. Yurt dışında nereye gitseniz insanlar başkenti İstanbul zannediyor zaten. Bolivya hiç gocunmamış, iki başkentimiz var diye mevzuyu kapatmış. La Paz 3600 metreye kurulmuş bir şehir ve bu yükseklikte hava inceldiği için ilk günlerde çabuk yoruluyorsunuz. Zaten yokuşlarla dolu olan şehirde koştur koştur merdiven çıkmaya falan çalışmayın fena tıkanırsınız uyaralım. Aslında La Paz öyle enteresan bir şehir ki gezilmesi gereken yerleri liste yapmadan sadece şehri gezseniz 2 gün ağzınız açık gezerseniz. Bolivya'da bizim favori şehrimiz Sucre olsa da, La Paz gezginlerin en sevdiği şehirlerden birisi. La Paz popülerlik anlamında çok duyduğunuz bir şehir değil belki ama gittiğinizde size epey bir gezi anısı bırakacak bir yer. La Paz'da kaldığınız hostellerde bazen kolu bacağı sargıda gezginler görüyorsunuz mesela. Şehirde sürekli adam dövüyorlar diye düşünmeyin. Macera arayan gezginler Bolivya Ölüm Yolu denilen yerde bisiklet ve motorlarıyla kendi canlarına okuyorlar. La Paz şehrine bağlı Yungas'ta bulunan bu yol dünyanın en tehlikeli yolu olarak gösteriliyor. Yungas yolu 3600 metre yükseklikte (4500 m.'ye kadar çıkıyor), 64 km. uzunluğunda, 3 metre genişliğinde ve kenarlarında bariyer olmayan bir yol. Özellikle heyecan arayan bisiklet ve motosiklet tutkunlarının liste başı olan bu yolda, yılda 300'e yakın insan ölüyormuş. Yan yana iki aracın sığamayacağı kadar dar olan yol aynı zamanda virajlarla dolu. Bu yola bir de sis çökünce kimine göre korkunç, kimine göre macera dolu bir ortam oluşuyor. And dağları eteklerinde ve Amazon kıyısında olmasıyla da görsel olarak muhteşem bir yer. La Paz'dan satın alacağınız bisiklet ve motosiklet turlarıyla buradaki gezilere katılabiliyorsunuz. Bunca tehlikeye rağmen gidip görülmeye değer mi? Evet kesinlikle değer! Zaten adrenalin hastası biriyseniz sizi kimse buradan uzak tutamaz o ayrı konu ama bisikletinizi alıp efendi efendi de gidip burayı gezebilirsiniz. İlla gidip kendinizi uçurumlardan atmanıza gerek yok. 4-5 saat süren bisiklet turlarında sürekli yokuş aşağı indiğiniz için fazla zorlanmazsınız. Manzara muhteşem ama mutlaka dikkatli olmalısınız. Sadece ölüm riski değil burada kolunu bacağını kıran gezgin sayısı da çok fazla. Bu yolun Türkiye'deki muadili ise D915-Bayburt yolu. İsterseniz önce orada kendinizi bir tecrübe edin. San Francisco Meydanı, hemen yanındaki Murillo Meydanı ile şehrin tam merkezi ve en hareketli yeri. Bu iki meydan çok sık şekilde hükümet karşıtı protestolara sahne oluyor. Bunun yanından her türlü mitingi, gösterisi, kutlaması, konseri ne varsa burada yapılıyor. Tarihi dokusu çok etkileyici bir meydan. Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Hükümet Binası'nın yanında La Paz'ın en iyi sokakları, müzeleri, restoranları hep bu civarda. Ayrıca ziyaret etmeniz gereken, müthiş bir mimariye sahip La Paz Katedrali bu meydanda yer alıyor. La Paz'ın en ünlü sokaklarından Calle Jaen'de Murillo Meydanı'na yürüme mesafesinde. - Sagarnaga Caddesi En yoğun turistik mağazaların olduğu cadde burası. - Museo Nacional de Etnografia y Folklore - Museo de Coca Kolanın ve kokainin ham maddesi olan koka bitkisi ile ilgili her şeyi öğrenebileceğiniz ufak bir müze. - Plaza Avaroa - Plaza Espana - Calle Comercio - Mercado Negro Ayrıca La Paz'ın merkezi yerlerinden Guachalla Caddesi'nde büyük bir cami bulunuyor. İsmi Selam Mescidi. Şehirde birkaç tane de Türk Restoranı mevcut. 20 senedir Fenerbahçe'yi Kadıköy'de yenemeyen Galatasaray şuraya iki yöneticisini gönderse iş tamam ama akıl edemediler bir türlü. La Paz'ın yanında dağ yamaçlarına kurulmuş çok yüksekte kalan, şehrin El Alto denilen bir bölümü yer alıyor. Bu pazarın bir benzeri de El Alto şehrinde \"Şamanlar Pazarı\" adı altında bulunuyor ama çok yüksek bir bölgede olduğu için turistler tarafından tercih edilmiyor. La Paz ile El Alto arasında kilometrelerce uzunlukta bir teleferik hattı mevcut. Mi Teleferico. El Alto'ya geçmek isterseniz bu teleferiği kullanarak hayatınızda yapıp yapabileceğiniz en uzun teleferik yolculuğuna hazır olun. El Alto tepesinden şehri izlediğinizde sanki başka bir gezegendeymiş gibi bir görüntüyle karşılaşıyorsunuz. Hani Mars'a kurulan ilk kolonide misiniz yoksa dünyada bir şehirde misiniz belli değil. Şu resme bakarsanız ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacak sanırız. Bu bölge La Paz'a 10 km. mesafede, farklı türdeki kayaların ilginç görüntüler oluşturduğu Kapadokya'ya benzeyen bir yer. Buradaki Ay Vadisi ile Uyuni şehrinde bulunan Ay Vadisi isimli çöl aynı yer değil yalnız onu söyleyelim. İkisinin ismi de Valle de la Luna olduğu için karıştırabilirsiniz. La Paz'da bulunan Ay Vadisi, eskiden oluşan bazı volkanik hareketler sonucu yüzeye çıkan kayaların daha sonra erozyona uğraması ve aşınması ile enteresan bir yer halini almış. Toplamda 100 km bir zemini kaplayan bu kayalık bölgenin birkaç km 'lik kısmı turistlere açık vaziyette. Titicaca Gölü yakınlarında bulunan, La Paz'a 70 km. mesafedeki binlerce yıllık bu tarihi şehir, İnka öncesi döneme ait çok önemli kalıntılar barındırıyor. İnkalar, zamanın en güçlü devletlerinden biri olan Tiwanaku Devleti'ne ev sahipliği yaptığı düşünülen bu topraklara geldikleri zaman çoktan terk edilmiş olduğunu görmüşler. Ve bu medeniyet hakkında pek çok şey hala gizemini koruyor. Ama bugün de arkeologlar tarafından bölgede yoğun bir çalışma sürdürülerek geçmişe ışık tutulmaya çalışılıyor. Daha önce Titicaca Gölü kenarında olan Tiwanaku, suların çekilmesiyle gölün 20 km. uzağında kalmış. Burayı ziyaret ederek İnkalardan önce Andlara hükmeden Tiwanaku Devleti kalıntılarını görme şansını yakalayabilirsiniz. La Paz, hem coğrafi özellikler bakımından, hem şehirleşme bakımından oldukça farklı bir şehir. Bu şehre geldiğiniz ilk gün kendinizi yormayın, önce havaya alışın. Yolların kötülüğüne ve halkın sefaletine öyle veya böyle zaten alışırsınız. Bolivyalılar fakir ama gerçekten çok gururlu ve sıcak insanlar. Hem siyasi ve idari olarak çok kötü günler yaşamışlar, hem de zorlu bir coğrafyada sıkışıp kalmışlar. Her şeye rağmen duygularıyla hareket eden harika insanlar. Bunu laf olsun diye söylemiyoruz bu arada. Dünyanın en duygusal milleti anketlerinde her zaman zirveye oynuyorlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/latin-guney-amerika-gezi-rehberi-ve-notlari/", "text": "Yazımızda Latin Amerika'yla ilgili aşağıda sıraladığımız, en çok merak edilen konuları işleyeceğiz. - Güney Amerika ülkeleri gerçekten tehlikeli mi? - Latin/Güney Amerika ülkelerine giderken hangi aşılar yaptırılmalı? - Türkiye'den vize istemeyen ülkeler hangileri? - Güney Amerika ülkeleri pahalı mı? - Seyahatlerde en ucuz konaklama şekli nasıl yapılır? - Güney Amerika gezisinde İngilizce yeterli olur mu? - Latin Amerika ile Güney Amerika Arasında Ne Fark Var? - Latin / Güney Amerika'da Hangi Diller Konuşuluyor? - Latin Amerika'da Bulunan Ülkeler Hangileridir? - Latin / Güney Amerika Gezi Maliyeti - Güney Amerika'da Türkiye'den Vize İstemeyen Ülkeler (2021) - Kuzey ve Orta Amerika'da Türkiye'den Vize İstemeyen Ülkeler (2021) - Güney Amerika Ülkeleri Gerçekten Tehlikeli mi? - Güney Amerika Ülkelerine Giderken Hangi Aşılar Yaptırılmalı? - Güney ve Orta Amerika Gezisinde İngilizce Yeterli Olur mu? Yazının başında basit ama biraz karıştırılan bir konuya açıklık getirmek istiyoruz. 'Latin Amerika ve Güney Amerika' dediğimizde sanki aynı yere iki farklı isim verilmiş gibi algılanıyor ama tam olarak öyle değil. Amerika kıtasında, Meksika'dan başlayıp, Arjantin'in güneyine kadar toplam 34 ülkeyi kapsayan toprakların tamamı Latin Amerika olarak adlandırılıyor. Güney Amerika ise Latin Amerika'nın içinde büyükçe bir kısım kaplar. Güney Amerika, Panama Kanalı'nın altında kalan yani Kolombiya'dan itibaren yer alan kıta ülkeleridir. Latin Amerika bölgesini dört kısım olarak düşünebilirsiniz. Aşağıdaki harita, olayı daha hızlı kavramak için size yardımcı olacaktır. Sol tarafta tüm Latin Amerika ülkeleri, sağ tarafta ise bu dört bölgenin hangileri olduğu mevcut. Latin Amerika ülkelerinin büyük çoğunluğunda resmi dil İspanyolca'dır ve kıtada yaygın olarak konuşulur. Resmi dili İspanyolca olmayan istisna ülkeler de vardır. Örneğin Güney Amerika ülkelerinin en büyüğü olan Brezilya'da resmi dil Portekizce'dir. Belize ve Guyana'nın resmi dili İngilizce, Fransız Guyanası'nın adından da anlaşılacağı üzere resmi dili Fransızca, eski bir Hollanda sömürüsü olan Surinam'ın dili ise Felemenkçedir. Karayiplerdeki küçük ada ülkelerinde ise İspanyolca, İngilizce, Fransızca ve Almanca gibi bir çok dil hakim. Ayrıca özellikle Güney Amerika kesiminde Aymara, Quechua, Guarani ve eski Maya dilleri dahil bir çok yerli dil halk arasında hala yaygın olarak kullanılır. - Antigua ve Barbuda - Arjantin - Bahamalar - Barbados - Belize - Bolivya - Brezilya - Kolombiya - Kosta Rika - Küba - Dominika - Dominik Cumhuriyeti - Ekvador - El Salvador - Granada - Guatemala - Guyana - Haiti - Honduras - Jamaika - Meksika - Nikaragua - Panama - Paraguay - Peru - Porto Riko - Saint Kitts ve Nevis - Saint Lucia - Saint Vincent ve Granada - Surinam - Şili - Trinidad ve Tobago - Uruguay - Venezuela Latin Amerika gezi maliyeti oldukça merak edilen bir konu. Bu gezi maliyetinin net bir hesaplamasını yapmak mümkün değil elbette. Hem ülkeler arasında farklılıklar var hem de herkesin harcayacağı para miktarı da aynı olamaz. Nasıl bir yemek alışkanlığınız var, bir yerde uyumak için asgari şartlarınız nedir? Bunlar kişiden kişiye değişeceği için net bilgiler veremeyiz. Ancak kendi tecrübelerimizden yola çıkarak Latin Amerika'da gezi maliyeti hakkında genel bir fikir verebiliriz. Latin Amerika ülkelerinin tamamında hem ücretsiz misafir ağırlama sistemi olan CouchSurfing hem de Hostel kültürü yaygın olarak vardır. Yani Latin Amerika'da konaklama konusunda uygun fiyatlara yer bulabilme imkanınız çok. Bazı ülkelerde fiyatlar arasında birkaç dolar fark etse bile Latin Amerika'da günlük olarak ortalama 6-8 dolar arasında bir fiyata memnun kalacağınız hosteller bulabilirsiniz. Bu fiyatlar genelde paylaşımlı odalardır tabi. 4/6/8 ya da daha fazla kişi ile beraber kalacağınız karma oda fiyatlarıdır. Birçok hostelde 3-5 dolar fazla fark vererek özel odaya geçebilirsiniz. Ama bu farkı aya vurduğunuzda ciddi bir miktar yapar. Bolivya, Paraguay, Nikaragua gibi ülkelerde bu fiyatlardan daha düşük yerler bulabilirsiniz. Ama Kosta Rika, Panama, Şili gibi bazı ülkelerde de hostel fiyatları yüksektir. Söylediğimiz rakamı siz ortalama olarak düşünün. Hostelde geceliği 8 dolara kaldığınız bir şehirde daha uygun fiyata hostel bulamaz mısınız? Bulmasına bulursunuz belki ama fiyat düştükçe kalite ve hizmet anlayışı aynı oranda inecektir. Çok uygun fiyata oda buldum diye sevindiğiniz bir hostelde aradığınız temiz ve sakin ortamı bulamama ihtimaliniz yüksek. Bu yüzden hostel rezervasyonu yaparken mutlaka mekanın yorumlarına ve puanlarına çok dikkat edin. Bir de biz size fazladan Gezi Hocası özel uyarısı yapalım. Diğer ülke vatandaşları neyse de Brezilyalı birisiyle aynı odada kalmak biraz sıkıntılı. Şimdi hepsine laf etmek gibi anlaşılmasın tabi ama çoğunluk için diyelim. Brezilyalı karışık odalarda kalırken fazla rahat davranıyorlar. Yani sanki odada tek başınaymış gibi hareket etmeleri söz konusu. Diyelim hostelden gece yarısı ayrılacaksa paldır küldür gürültülü bir şekilde kalkar hazırlanır. Diğerleri uyuyor mu, saat kaç vs. pek takmıyorlar. Sesli şekilde müzik dinlemeler, yüksek sesle konuşmalar.. Odaya bodoslama dalmalar.. Art niyetli olduklarından ya da kötülük düşündüklerinden değil ama sanırız kültür olarak gelen bir rahatlık söz konusu. Ya da hep bize mi öylesi denk geldi bilemiyoruz. Yine de Brezilyalılar gerçekten çok sıcakkanlı ve yardımsever insanlar. Ama mümkünse hostelin dışında görüşelim Brezilyalı kardeş. Sırtçantalı gezginler için ucuz ya da ücretsiz konaklamanın en uygun 3 şekli vardır. Güney Amerika gezi maliyeti hakkında araştırma yapıyorsanız bu uygulamalar ve hemen aşağıda linkini vereceğimiz sayfanın size çok faydası olacak. - Couchsurfing - Hostel - Airbnb Uygulaması Bir ay içerisinde CouchSurfing sistemi ile ne kadar çok misafir evi bulursanız o kadar sayıda günlük konaklama paranız cebinizde kalır. Örneğin 30 günün 1 haftasını misafir olarak geçirecek ev bulsanız, aylık konaklama masrafından 4'te 1 kısmış olursunuz. Seyahat uzadıkça bu yöntemin ciddi bir tasarruf sağladığını fark edersiniz. Otel fiyatlarının ise ortalamasını söylememiz mümkün değil. Çünkü oteller çok farklı şartlara ve imkanlara sahip. Mesela Ekvador'da 8-9 dolara tek kişilik odalarda kaldığımız oteller mevcuttu ama bazı şehirlerde 20 doların altında otel bulma ihtimaliniz bile yok. Genel bir ortalamaya vurursanız otelde kalmak hostel ve couchsurfing konaklamasına göre masrafınızı en az 2-3 katına çıkartır. Kısa süreli gezen bir turistseniz otelde kalmak uygun bir seçenek olabilir ama uzun soluklu gezen bir sırtçantalıysanız otelde kalmak hiç mantıklı olmaz. Maddiyatını geçtik, otellerde hosteldeki gibi dünyanın dört bir yanından insanla kaynaşmanızı sağlayan ortamı bulamasınız zaten. Yemek harcamalarına gelirsek.. Bu yine ülkeler arasında farklılık gösteren bir konu. Ortak nokta ise hostellerin kendi mutfağının olması ve sizin bu mutfağı kullanabilmeniz. Yani diyelim günlük olarak marketten 5 dolarlık bir alışveriş yaptınız. Bu malzemeleri hostel mutfağında yemek yaparak kullanırsanız bir günlük yemek masrafınızı 3-5 dolara çıkartabilirsiniz. Bu masraf da ülkeler arasında fark eden bir konu. Mesela Bolivya çok ucuz bir ülkedir. Bolivya'da bir marketten 5 dolarlık bir alışveriş yaptığınızı düşünelim. Aynı malzemeler için Brezilya'da bir markete girseniz bu fiyat minimum 2-3 dolar artar. Tecrübemiz doğrultusunda söyleyebileceğimiz şey; Bolivya, Paraguay, kısmen Arjantin, Kolombiya, Nikaragua gibi ülkeler bu konuda oldukça ekonomik. Brezilya, Kosta Rika, Panama, Ekvador gibi ülkeler ise pahalıydı. Geri kalanları ortalama Türkiye gibi düşünebiliriz. Bize göre ne çok yüksek ne de çok ucuz. Ayrıca hostellerin yüzde doksanında fiyata kahvaltı dahil oluyor bilginiz olsun. Latin coğrafyasında, özellikle Güney Amerika'da şehirlerarası yolculuk ise genel olarak hep pahalı. Patagonya gibi özel turistik coğrafyalarda 100 dolara kadar çıkan otobüs biletleri oluyor genelde şehir hatlarında. Hele Güney Amerika ülkeleri coğrafi olarak da büyük olduğu için yolculuklarda çok uzun sürüyor. Mesela Peru-Ekvador arasında 30 saate yakın, Paraguay-Bolivya arasında ise 40 saate yakalaşan otobüs yolculuklarımız olmuştu. Her otobüs yolculuğu için minimum 10/20 dolar civarı bir harcama yapmanız kesin gibi. Şehirlerarası yolculuk için şöyle bir tavsiyede bulunabiliriz. Yolculuk biletlerinizi geceye denk getirirseniz bir gecelik konaklama parasını cepte bırakmış olursunuz. Güney Amerika'daki şehirlerarası otobüsler genelde çift katlı ve oldukça konforlu oluyor. Yol masrafından kısma yöntemi ise elbette otostop. Orta Amerika için pek geçerli diyemeyiz ama Güney Amerika'da otostop yapmak çok zor değil. İnsanlar genellikle yoldaki gezginlere yardımcı oluyorlar. Ama otostop yapma tecrübesi ayrı bir konu. Herkese göre olmayabilir. Latin Amerika'da gezerken ekstra masraf olarak karşınıza çıkacak bir konu ise giriş biletleridir. Ne kadar ucuz gezseniz de birçok turistik bölgeye giriş için bilet almak zorundasınız. Ee tabi Peru'ya kadar gidip Machu Picchu'ya girmeyecek ya da Brezilya'ya gidip İsa Heykeli'ni görmeyecekseniz biraz ayıp olur. Bunlar gezi rotanıza ve keyfinize göre değişiklik gösterecek konular ve masraflar. Orta ve Güney Amerika ülkeleri her ne kadar bize çok uzak, gidiş-geliş maliyeti yüksek olsa da, bu ülkelerin çok büyük bölümünün Türkiye'den vize istemediğini hatırlatalım. - Arjantin 90 gün vizesiz - Bolivya 90 gün vizesiz - Brezilya 90 gün vizesiz - Ekvador 90 gün vizesiz - Güney Georgia ve G. Sandwich Adaları sadece ziyaretçi izni gerekli - Kolombiya 90 gün vizesiz - Paraguay 90 gün vizesiz - Peru 90 gün vizesiz - Surinam 90 gün vizesiz - Şili 90 gün vizesiz - Uruguay 90 gün vizesiz - Venezuela 90 gün vizesiz Resmi daha net görmek için üzerine tıklayın. - Antigua ve Barbuda 90 gün vizesiz - Bahamalar 8 ay vizesiz - Barbados 180 gün vizesiz - Belize 90 gün vizesiz - Britanya Virjin Adaları 30 gün vizesiz - Dominika 21 gün vizesiz - Dominik Cumhuriyeti sınırda vize veriliyor - El Salvador 90 gün vizesiz - Guatemala 90 gün vizesiz - Haiti 90 gün vizesiz - Honduras 90 gün vizesiz - Jamaika 90 gün vizesiz - Kosta Rika 90 gün vizesiz - Meksika e-vize - Nikaragua 90 gün vizesiz - Panama 180 gün vizesiz - Saint Kitts ve Nevis 90 gün vizesiz - Saint Lucia 6 hafta vizesiz - Saint Vincent ve Grenadinler 30 gün vizesiz - Trinidad ve Tobago 90 gün vizesiz - Turks ve Caicos Adaları 30 gün vizesiz Türkiye'den oldukça uzaklara seyahat etme kararını verdiniz. Fakat Güney Amerika ülkeleri hakkında en çok duyduğunuz şeylerden biri de muhtemelen tehlikeli oldukları. Şimdiye kadar izlediğimiz diziler ve filmlerin hakkını yemeyelim, Brezilya, Kolombiya, Paraguay gibi ülkeleri uyuşturucu tacirleri yönetiyor, her an her yerde sokakta adam vuruyorlar gibi biz izlenimi üzerimizde yaratmayı başarmışlar. Bunların yanına bir de gelmiş geçmiş en büyük uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın namı da eklenince ister istemez insanın gözü korkuyor. Öncelikle şunu belirtelim, kıtada geçirdiğimiz uzun zaman diliminde hemen hemen hiç korkulacak bir olay yaşamadık. Tabi bu demek değil ki kimsenin başına bir şey gelmeyecek, ortalık günlük gülistanlık. Latin Amerika ülkelerinde zengin-fakir arasındaki uçurum Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar yüksek. Örneğin Brezilya'da fakir kesimin yaşadığı favela denilen gecekondu bölgeleri, özellikle Sao Paulo ve Rio de Janerio'da azımsanmayacak kadar yaygın olarak bulunuyor. İnsanların ciddi geçim sıkıntısı çektiği bu gibi yerlere hem tek başınıza hem de turist olduğunuzu çok belli edecek şekilde giderseniz muhtemelen olası bir hırsızlık vakasına davetiye çıkarmış olursunuz. Çünkü bu kesimlerdeki fakirlik, emin olun ülkemizle kıyaslanmayacak kadar yüksek. İnsanlar gerçekten çöplerin içerisinde yaşıyorlar. Özellikle Sao Paulo'da sokakta yatan insan sayısı o kadar fazla ki ilk gördüğünüzde çok şaşırıyorsunuz. Bu gibi mahallelere yanınızda yerel halktan tanıdık birileri olmadan gitmemenizde fayda var. İlla gezip görmek isterseniz de yanınızda oraları bilen birisiyle ve değerli eşyalarınızı yanınıza almadan gidebilirsiniz. Uruguay gibi, bazı uyuşturucu maddelerinin serbest olduğu bölgelerde yanınıza gelip marijuana satmaya çalışan birileri olursa şaşırmayın. İstemediğinizi belirtip yolunuza bakabilirsiniz. Halihazırda yaşadığınız şehirde nasıl ki kendinize sokakta dikkat ediyorsanız oralarda da o kadar dikkat etmeniz gerekli tabi. Sağdan soldan duyduğunuz abartılı tehlikelere inanmayın. Bazı şehirlerde akşam geç saatlerde dışarı çıkmamanızı önerirler, bazılarında ise boynunuza fotoğraf makinası asıp gezmeyin diye uyarırlar. Bu konular biraz ülke ve şehre göre değişir. Her bölgenin kendi şartları var. Bu uyarıları dikkate alın yeterli. Gidip San Pedro Sula gibi dünyanın en yüksek cinayet oranlarından birine sahip şehrinde sırtçantası, güneş gözlüğü, elde cep telefonu, boyunda fotoğraf makinası ile gezerseniz \"Niye soyuldum acaba?\" demeyin yani. Ama tüm Latin Amerika'yı da bu şekilde düşünmeyin. Ayrıca Güney Amerika ülkelerinde Türk dizileri son yıllarda o kadar revaçta ki Türk olduğunuzu söylediğinizde size ekstra bir sempati duyuyorlar. Girdiğiniz bir kafe, restoran ya da marketteki televizyonda bir Türk dizisinin oynadığını görmeniz mümkün. Yıllar önce de ülkemizde Brezilya dizilerinin çok popüler olduğu düşünürsek, sanırız iki millet birbirlerinin kültürüne oldukça ilgi duyuyor. Sağlık Bakanlığı'nın web sitesinde hangi ülkelerde hangi aşılara ihtiyacınızın olabileceği detaylı şekilde yazıyor. Oradan gitmek istediğiniz ülkelerin aşılarını ve hastalık risklerini kontrol edebilirsiniz. Latin Amerika ülkelerine giderken özellikle Sarı Humma aşısı hem sağlınız için hem de bazı sınır kontrollerinde sorun yaşamamanız için gerekli. Yine aynı sitede \"seyahat sağlığı hizmeti veren merkezler\" başlığında size en yakın merkezi öğrenerek yola çıkmadan önce gidip gerekli aşılarınızı yaptırabilirsiniz. Aşılarınızı yaptırınca size aşağıdaki resimdeki gibi bir sarı defter verecekler. Seyahatleriniz sırasında, özellikle sınır geçişlerinde bu defteri yanınızda bulundurun. Paraguay, Brezilya gibi bazı ülkeler pasaport kontrolünde size bu bilgileri sorabilirler. - Hepatit A aşısı - Hepatit B aşısı - Sarı Humma aşısı - Tifo aşısı - Sıtma ilacı Latin Amerika'da yerel halkın konuştuğu onlarca farklı dil ve lehçe var. Fakat kıtada ağırlıklı olarak iki dil hakim. Brezilya'da Portekizce, diğer ülkelerin hemen hemen tamamında İspanyolca. İngilizce kıtada çok yaygın bir dil değil. Fakat ilk aşamada kendinizi ifade edecek kadar İngilizce size yeterli olacaktır. Konaklama yapacağınız hostel/otel gibi yerlerdeki insanlar zaten gezgin oluğu için İngilizce buralarda size fazlasıyla yetecektir. Zamanla sokakta sık sık duyduğunuz İspanyolca kelimeler aklınızda yer ettikçe kullanmaya başlayabilirsiniz. Kimse saçma konuştuğunuz için sizi yadırgamaz. Özellikle hostellerde ya da yerel insanların evlerinde misafir kalırken, günlük yaşantıda en sık kullanılan belli başlı İspanyolca kelimeleri öğrenerek kendi kendinize yetebilirsiniz. Uzun soluklu gezi maceralarında emin olun dil konusu çok dert edilecek bir mevzu değildir. Mecbur kaldığınız ortamda, dili zamanla ister istemez ufak ufak öğrenmeye zaten başlıyorsunuz. Türkiye'de aylarca dil kursuna gitmekten çok daha etkili ve hızlı bir şekilde hem de. Latin halkı en az Türkler kadar yardımsever ve sıcakkanlıdır. Sadece işaret dili kullanarak bile birçok derdinizi çözebilirsiniz. Fakat yerel halkla muhabbet edebilmek ve onları daha yakından tanıyabilmek için İspanyolca konusunda kendinizi zorlamakta fayda var. İspanyolca ve Portekizce birbirine yakın diller. Ayrıca Güney Amerika'da, başta Bolivya olmak üzere bazı ülkelerde çok uygun fiyata İspanyolca eğitimi alabilirsiniz. Mesela Sucre şehri bu konuda çok tercih ediliyor. Geziniz sırasında bu gibi şehirlere uğradığınızda en azından birkaç ay İspanyolca eğitim alabilir, işi hızlandırabilirsiniz. Güney Amerika gezi bloglarının birçoğunda Türkiye'deki İspanyolca kurslarının reklamları yapılıyor ama bu işin biraz ticari boyutuna kaçıyor bizce. Kendi tecrübelerimize dayanarak belirlediğimiz, Güney Amerika ülkelerini içeren güzel bir rota tavsiyesi yazımız var. Ayrıca bu rota boyunca nasıl bir Güney Amerika gezi maliyeti çıkacağını da anlatmaya çalıştık."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/londra-gezilecek-yerler/", "text": "İngiltere'nin başkenti Londra dünyanın en çok turist çeken kentlerinden biri. Yüzlerce yıllık görkemli İngiltere tarihinin en önemli merkezlerini bünyesinde barındıran Londra, Avrupa'nın da kalbi sayılabilecek bir şehir. Sahip olduğu şatoları, kaleleri, sarayları, parkları, köprüleri, müzeleri, sanat galerileri, doğal ve tarihi diğer yerleri ile gezmekle kolay kolay bitiremeyeceğiniz bir kent. Londra her ne kadar bir metropol olsa da çok büyük yeşil alanlara sahip. Dört mevsim bulutlarla kaplı olan gökyüzü nedeniyle şehrin her daim gri bir havası var ama beton yığını bir kent demek Londra'ya haksızlık olur. Ayrıca Thames Nehri'nin oluşturduğu güzel atmosfer de işin içine girince, Londra gezerken çok keyif alınan bir yer haline geliyor. İyi tarafından bakarsak Londra'da şehri gezmek oldukça kolay, çünkü muhteşem bir metro ağı var. 1863 yılından beri kullanılan Londra Metrosu dünyanın en eski yeraltı ulaşım sistemi olarak biliniyor. Metro ile Londra'da ulaşamayacağınız yer yok. Madalyonun kötü tarafı ise Londra Avrupa'nın en pahalı şehirlerinden biri. İngiliz Sterlini'nin de dünyanın en değerli para birimlerinden biri olduğunu düşünürsek, Londra gezi bütçesi biz Türkler için otomatikman epey yüksek oluyor. Londra'da gezilecek yerler nereler? Londra'nın en görkemli sarayları, en güzel parkları, en iyi müzeleri hangileri? Hepsine değineceğiz. Ama öncesinde çok kısa olarak Londra hakkında birkaç genel bilgi verelim. - Londra Gezi Rehberi & Londra Hakkında Kısa Bilgiler - Westminster Sarayı ve Big Ben - Tower Bridge - London Eye - Westminster Abbey - Buckingham Palace - British Museum - Tower of London - St. Paul's Cathedral - Kensington Sarayı - Hyde Park - Trafalgar Meydanı - Harrods - Covent Garden Market - Camden Town - Brick Lane - Shakespeare's Globe - Oxford Caddesi # Londra Nerede? İngiltere'nin başkenti olan Londra, Büyük Britanya'nın güneydoğu kıyısında bulunuyor. # Londra İçin Vize Gerekli mi? Evet, Londra'ya gitmek için İngiltere vizesi almanız gerekiyor. # Londra'da Hangi Para Birimi Kullanılıyor? Londra'da İngiltere para birimi olan İngiliz Sterlini kullanılıyor. # Londra Güvenli mi? Londra genel olarak oldukça güvenli bir şehir. Yaşanabilecek olası kapkaç ya da hırsızlık olayları Avrupa'daki diğer büyük şehirlere göre minimum düzeyde sayılır. # Londra'ya Ulaşım Nasıl Sağlanıyor? Londra sınırları içerisinde küçük, büyük birçok havalimanı var. Bunlardan özellikle 5 tanesi sivil uçuşlarda yoğun şekilde aktif olarak kullanılıyor. İstanbul'dan Londra'daki bu havaalanlarına aktarmasız şekilde giden çok sayıda uçuş bulabilirsiniz. Ayrıca Avrupa'nın birçok büyük şehrinden tren ile Londra'ya ulaşmak da mümkün. # Londra'ya Ne Zaman, Hangi Mevsimde Gidilir? İngiltere genel olarak kapalı ve gri havası, sürekli yağan yağmuru ile ünlüdür. Londra da kısmen öyle sayılır. Yılın büyük bölümü kapalı hava söz konusudur. Hele kışın güneş görmek zordur. Londra'ya gitmek için en uygun zaman ilkbahar ve yaz sezonu diyebiliriz. Mart sonu ile Ağustos sonu arası ideal. # Londra Şehir İçi Ulaşım Nasıl? Londra toplu taşıma anlamında aşmış bir şehir. Metro ağı zaten anlatılmaz yaşanır düzeyde. Londra'da araba kiralamanıza ya da taksi tutmanıza gerek yok. Metro ile şehrin tamamını rahatça dolaşabilirsiniz. Ayrıca Londra'nın meşhur çift katlı kırmızı otobüslerini kullanabilir, özel firmalara ait \"Londra Turu\" yapan üstü açık otobüslere de binebilirsiniz. Thames Nehri üzerinde sefer yapan çok sayıda tekne turu da var. Bu teknelerle şehrin birçok turistik yerine ulaşım sağlayabilirsiniz. Şehirde toplu taşıma araçlarını kullanmak için bizdeki mavi kart uygulamasına benzer Oyster Card ve Travelcard seçenekleri mevcut. Bu kartlardan temin ederseniz avantajınıza olur. Oyster Card fiyatları, kullanım şartları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. London Travelcard fiyatları, kullanım şartları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. Şimdi Londra'da gezilecek en güzel yerler listesine dönelim. Londra büyük bir şehir olsa da gezip görülmesi gereken yerlerin geneli merkezi konumda, Westminster ve çevresinde yer alıyor. Hemen aşağıda gördüğünüz Londra gezilecek yerler haritası, Londra gezi noktalarını kaba hatlarıyla gözünüzde canlandırmanıza yardımcı olacaktır. Londra'da genel bir turistik gezi için 5-6 gün yeterli olur diye düşünüyoruz. Ama haftalarca da kalsanız Londra'da sıkılma ihtimaliniz pek yok. Westminster Sarayı yani Parlamento Binası, Londra'nın simgesi olmuş yerlerden biri. Sarayın hemen bitişiğinde ise ünlü saat kulesi Big Ben var. Westminster Sarayı, Londra'nın Westminster semtinde Thames Nehri'nin kuzey kesiminde yer alıyor. Bu bina 11. yy'da İngiltere Kraliyet Ailesi adına inşa edilmiş bir yapı. Sarayın ilk şekli bugünkü halinden oldukça farklıymış. 1512 ve 1834 yıllarında yaşanan iki büyük yangın felaketi ile Westminster Sarayı büyük ölçüde hasar görmüş. Sonrasında yapılan geniş çaplı restorasyon çalışmaları ile bina günümüzdeki görkemli şeklini almış. Zamanında İngiltere Parlamentosu ve Adalet Divanı olarak kullanılan sarayda aynı zamanda Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası da toplanıyormuş. Binden fazla odası bulunan Westminster Sarayı'nın bir ucunda Londra Saat Kulesi olarak ünlenen Big Ben, diğer ucunda ise Victoria Kulesi yer alıyor. Yaklaşık 96 metre yüksekliğindeki Big Ben'in üzerinde 13 ton ağırlığında, sesi kilometrelerce uzaktan duyulan devasa bir çan var. Westminster Sarayı ve Londra Saat Kulesi, Londra gezilecek yerler listesinin üst sıralarında olması gereken mekanlardan. Westminster Sarayı giriş ücretlerini ve Westminster Sarayı ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. İngiltere'nin en ikonik yerlerinden biri de hiç şüphesi Tower Bridge. Birçok Hollywood filminden de aşina olduğumuz Tower Bridge, açılır kapanır baskül tipi köprüler içinde dünyada en meşhur olanı. Köprü, Londra Kulesi'ne çok yakın konumda, Thames Nehri üzerinde bulunuyor ve Londra'nın iki kıyısını birleştiriyor. Burası London Bridge ile çok karıştırılan bir yer. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz ve Londra'nın en popüler mekanlarından biri olan Tower Bridge ayrı, London Bridge ise ayrı bir köprü. Bunu hatırlatmış olalım. Tower Bridge'in inşaatına 1886 yılında başlanmış. 8 yıl süren çalışmalar sonucu köprü 1894'de faaliyete geçmiş. 65 metre yüksekliğindeki Tower Bridge'in yapımında 11 bin ton çelik kullanılmış. Yapıldığı dönem bir mühendislik harikası olarak kabul edilen köprü hidrolik sistemle açılır kapanır özellikteymiş. Fakat günümüzde hidrolik sistem yerini elektrikli sisteme bırakmış. Tower Bridge hem araç hem de yaya trafiğine açık. İki ucunda bulunan kulelerde ise köprünün tarihine ait sergiler yer alıyor. Ayrıca kuleler arasındaki cam yürüyüş yolunun harika bir manzarası var. Tabi bu kısımları ziyaret ücretli. Tower Bridge giriş ücretlerini ve Tower Bridge ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. 135 metre yüksekliğe sahip devasa bir dönme dolap olan London Eye, Londra'nın en popüler turistik mekanlarından. London Eye, Thames Nehri kıyısında ve yine Westminster Sarayı'na çok yakın bir bölgede bulunuyor. 2000 yılında hizmete açılan dönme dolap, Londra şehrinin her ilçesini temsil edecek şekilde 32 kapsüllü olarak tasarlanmış. Bu kapsüllerden her biri 20-25 kişi sığabilecek kadar büyük. Londra'nın harika panoramik manzarasını izleyebileceğiniz bu dönme dolabın bir turu yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Tur sonrası bir de Londra hakkında kısa bir 4D film gösterimi yapılıyor. London Eye, Londra'nın en meşhur ve en çok ziyaret edilen turistik noktalarından biri fakat giriş fiyatları biraz tuzlu. London Eye giriş ücretlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. 960 yılında inşa edilen ve bin yılı aşkın süredir ayakta olan bu muhteşem yapı daha çok Kraliyet Ailesi'nin düğünlerine, taç giyme törenlerine ve dini seromonilere ev sahipliği yapıyor. Hatta birçoğunuzun hatırladığını tahmin ettiğimiz, İngiltere Prensi William ve eşi Kate Middleton'ın düğün töreni de burada yapılmıştı. Canlı yayınlanan bu düğün dünyada izlenme rekorları kırmıştı. Manastırın içinde ayrıca çok ünlü insanların mezarları da bulunuyor. Darwin ve Newton gibi dünya tarihine damgası vurmuş bilim adamları, I. Elizabeth, II. Richard, III. Henry gibi kral ve kraliçeler, çeşitli şairler ve yazarlar burada gömülü. 1997'de ölen Prenses Diana'nın cenaze töreni de burada yapılmıştı. Londra'da gezilecek turistik yerler listenize Westminster Abbey'i mutlaka ekleyin deriz. Westminster Abbey giriş ücretlerini ve Westminster Abbey ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Burası 1837'den beri İngiliz Kraliyet Ailesi'nin Londra'daki ikamet merkezi. Bir bakıma İngiltere'nin Beyaz Saray'ı diyebiliriz. Aslında bu sarayı 18. yüzyıl başlarında Westminster Dükü kendine özel bir malikane olarak yaptırmış. Yaklaşık 150 yıl kadar da özel mülk olarak kalmış. Fakat daha sonra zamanla büyütülüp genişletilmiş ve 1837'de Kraliçe Victoria'nın tahta çıkışıyla kraliyet merkezine dönüşmüş. Buckingham Sarayı birçok savaş görüp geçirmiş, bombalamalara maruz kalmış, bazı kısımları yıkılıp yeniden inşa edilmiş bir mekan. Şu anda içerisinde 775 oda bulunuyor. Fakat hali hazırda Kraliyet Ailesi'nin kullandığı bir ev olduğu için tamamını değil kısıtlı bir bölümünü gezebiliyorsunuz. Ayrıca Buckingham Sarayı sadece yaz sezonlarında birkaç ay ziyarete açık. Diğer dönemlerde ziyaretçi alımına kapalı durumda. Buckingham Palace'ın en çok ilgi gören olayı ise nöbetçi asker değişim törenidir. Öğle saatlerinde sarayın önünde yapılan bu görkemli asker değişim törenine çok kalabalık bir insan topluluğu eşlik eder. Eğer Londra gezi rehberinize Buckingham Palace'ı eklerseniz, ziyaret saatlerinizi nöbetçi asker değişim törenine denk getirmeye çalışın. Saray yine Westminster semtinde, tam merkezi bir konumda bulunuyor. Buckingham Palace giriş ücretlerini ve Buckingham Palace ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Buckingham Palace nöbetçi asker değişim töreni saatleri için tıklayın. Burası dünyanın en eski ve en prestijli müzelerinden biri. 1700'lü yılların ortasında kurulan British Museum'da dünyanın dört bir köşesinden getirilen milyonlarca tarihi eser sergileniyor. Antik Yunan döneminden Roma İmparatorluğu'na, Eski Mısır medeniyetlerinden günümüz sanat eserlerine kadar aklınıza gelebilecek her döneme ait somut kültür ögelerini burada görebiliyorsunuz. British Museum içinde insanlık tarihini barınıyor desek yeridir. Londra'nın en önemli ziyaret noktalarından biri olan British Museum'da görülecek eserlerin listesi sayılamayacak kadar çok. Ayrıca Londra'da devlete bağlı tüm müzelerde olduğu gibi British Museum'a giriş de ücretsiz. Tottenham Court Road metro istasyonuna 5 dakika yürüme mesafesinde olan British Museum'u Londra'da görülmesi gereken yerler listenize muhakkak ekleyin. Bu arada müzeyi hakkıyla gezmek için 1-2 saat yeterli değil, en az yarım gününüzü ayırmanız iyi olur. British Museum ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Tate Modern: Ulusal ve uluslararası modern sanat eserlerinin sergilendiği, İngiltere'nin en önemli müzelerinden biri. Thames Nehri kıyısında, Millennium Köprüsü'nün yanında bulunuyor. Giriş ücretsiz. # Victoria ve Albert Müzesi : 1852 yılında kurulan bu müze 5 bin yıllık bir sanat koleksiyonuna sahip ve içerisinde milyonlarca parça eser sergileniyor. V&A Müzesi, Chelsea bölgesinin South Kensington kısmında bulunuyor. Giriş ücretsiz. # Ulusal Galeri : Trafalgar Meydanı'nda yer alan Ulusal Galeri'de çok özel tablolar sergileniyor. Bu tabloların içinde Leonardo da Vinci'den Van Gogh'a kadar dünyaca ünlü ressamların eserleri yer alıyor. Resim sanatına ilgisi olanların mutlaka görmesi gereken yerlerden. National Gallery'e giriş ücretsiz. # Sherlock Holmes Müzesi: Burası Arthur Conan Doyle'un kitaplarının baş kahramanı olan, dünyaca ünlü dedektif Sherlock Holmes'un Londra'daki evi. Evi derken, Sherlock Holmes gerçekte var olan birisi değil ve burada yaşamışlığı da yok elbette. Burası sadece Sherlock Holmes kitaplarına uygun olarak dizayn edilmiş normal bir ev desek daha doğru olur. Sherlock Holmes eserlerinin sergilendiği bu müze ev 221B Baker Sokağı'nda yer alıyor. Sherlock Holmes Müzesi giriş ücretlerini ve Sherlock Holmes Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Madame Tussauds Müzesi : İstanbul dahil dünyanın pek çok şehrinde bulunan Madame Tussauds Balmumu Heykel Müzesi'nin bir şubesi de Londra'da yer alıyor. Müzede başta İngiltere'nin önemli insanları olmak üzere dünyaca ünlü kişilerin birebir balmumu heykelleri sergileniyor. Müze içinde Mustafa Kemal Atatürk'ün balmumu heykelini de görebilirsiniz. Madame Tussauds Müzesi giriş ücretlerini ve Madame Tussauds Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Doğa Tarihi Müzesi / Doğal Tarih Müzesi : Şehrin en büyük müzelerinden olan Londra Doğal Tarih Müzesi bitki bilimi, böcek bilimi, mineral bilimi, fosil bilimi ve hayvan bilimine dair yaklaşık 80 milyon ürünün sergilendiği eşsiz bir mekan. Bunların içinde nesli tükenmiş birçok canlı örneği de bulunuyor. Londra'nın gezilecek en güzel yerlerinden biri olduğuna hiç şüphe yok. Natural History Museum'a giriş ücretsiz. # London Science Museum : Bilim ve teknoloji meraklılarına hitap eden, 300 binden fazla eserin sergilendiği harika bir müze. Exhibition Caddesi'nde bulunan Londra Bilim Müzesi'ne giriş ücretsiz. Thames Nehri'nin kuzey kıyısında yer alan bir diğer tarihi mekan Londra Kalesi. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan bu kale hem Kraliyet Sarayı hem de saray suçlularının tutulduğu bir hapishane olarak tasarlanmış. Londra Kalesi'nin en eski ve en meşhur bölümü olan Beyaz Kule, 1078 yılında Kral I. William tarafından inşa ettirilmiş. Sonraki yüzyıllarda birçok ekleme ve yenileme ile kale günümüzdeki haline gelmiş. Tower of London şu anda kraliyet mücevherlerinin sergilendiği bir müze olarak hizmet veriyor. Özellikle tarih meraklılarının es geçmemesi gereken güzel bir yer. Tower of London giriş ücretlerini ve Tower of London ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Londra Piskoposluğu'nun merkezi olan St. Paul's Cathedral şehrin en büyük kilisesi. Son hali 17. yüzyılda inşa edilen bu dini yapı yine birçok yangından ve savaştan nasibini almış. Defalarca hasar görmüş ve tekrar inşa edilmiş. Aziz Paul Katedrali'nin şu anki kubbesi dünyanın en büyük kilise kubbelerinden biri olarak gösteriliyor. Londra'nın en popüler katedrali olan St. Paul's cenaze, vaftiz ve düğün gibi önemli törenlere ev sahipliği yapıyor. Galler Prensi Charles ve Prenses Diana burada evlenmişlerdi. Winston Churchill ve Margaret Thatcher'ın cenaze törenleri de yine burada yapılmıştı. St. Paul's Cathedral giriş ücretlerini ve St. Paul's Cathedral ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Londra'nın Chelsea bölgesinde, Kensington Bahçesi içinde bulunan bu saray 17. yüzyıldan bu yana Britanya Kraliyet Ailesi'nin resmi evi olarak kullanılıyor. Binanın ilk hali 15. yüzyılda Sir George Coppin tarafından iki katlı olarak inşa edilmiş. 17. yy'dan sonra ise aslına zarar verilmeden büyütülmüş. O dönemki ilk sahipleri Kral William ve Kraliçe Mary olmuş. Saray daha sonrasında çok sayıda kral, kraliçe, dük ve düşeslere ikametgah olarak kullanılmış. Şu anda da aynı şekilde kullanılmaya devam ediyor. İngiltere tarihinin en sevilen prenseslerinden Lady Diana da ölümüne kadar eşi Prens Charles ile burada yaşamıştı. Kensington Sarayı, Queensway metro durağına yürüme mesafesinde. Kensington Bahçesi dediğimiz yer ise öyle küçük bir bahçe değil, devasa bir yeşil alan. Görsel anlamda harika bir yer. Sarayın tamamı olmasa da büyük bir kısmı ziyarete açık durumda. Asırlardır burada yaşayan kral ve kraliçelerin yaşam alanlarına canlı canlı şahit olabiliyorsunuz. Kensington Palace giriş ücretlerini ve Kensington Palace ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Hampton Court Sarayı : Thames Nehri'nin kıyısında bulunan bir diğer saray Hampton Court Palace. Zamanında Kral VIII. Henry ve ailesinin yaşadığı bu mekan, Kral Henry'nin eşlerinin birçoğunun gizemli şekilde ölü bulunmasından dolayı \"Hayaletli Şato\" olarak nam salmış. Yapımına 1500'lü yıllarda başlanan Hampton Court Sarayı 1838 yılından beri halka açık durumda. Hampton Court Palace giriş ücretlerini ve Hampton Court Palace ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Windsor Kalesi : Windsor şehrinde bulunan bu görkemli yapı 11. yüzyıldan beri İngiliz Kraliyet Ailesi'ne ev sahipliği yapıyor. Kraliçe Elizabeth'in de sürekli kullandığı Windsor Şatosu tarihin en uzun süreli ikamet halinde bulunan sarayı. Windsor Castle giriş ücretlerini ve Windsor Castle ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Hyde Park, Londra'nın göbeğinde bulunan en büyük yeşil alanlardan biri. Yaklaşık 150 hektarlık bir bölgeyi kaplayan bu Kraliyet Parkı 1637'den beri halka açık durumda. 1536 yılında Kral VIII. Henry tarafından ilk kez düzenlenen park o dönemlerde sarayda yaşayanların avcılık yaptığı özel bir araziymiş. İçinde büyük bir gölün de bulunduğu park şu anda Londralıların dinlenmek için en çok tercih ettikleri yeşil alan konumunda. Hyde Park'ın içerisinde ayrıca Speakers' Corner denilen bir alan var. Burada Pazar günleri toplanan insanlar kendi aralarında, ağırlıklı olarak politik meseleleri tartışıp konuşuyorlar. Bu neredeyse yüzyıldır devam eden bir gelenek olmuş. Bazen ünlü insanların da konuşmacı olarak geldiği Speakers' Corner'da zamanında Lenin ve Karl Marx bile dinleyici olarak bulunmuş. Sizin de özgüveniniz yüksekse ve anlatacak bir şeyleriniz varsa Speakers' Corner'da konuşma yapabilirsiniz. Hyde Park, Londra'da sessiz sakin şekilde kafa dinlemek için gidebileceğiniz en güzel yerlerden biri. Burası Londra'nın en hareketli ve en popüler meydanı. Tarih boyunca sayısız kutlamaya, eylem ve protestolara sahne olmuş bir yer. Trafalgar Square ismini İngiltere'nin Fransız ve İspanyolları 1805 yılında mağlup ettiği Trafalgar Savaşı'ndan alıyor. Meydanın ortasında da Amiral Horatio Nelson adına yaptırılan 50 metre yüksekliğinde bir sütun bulunuyor. Ayrıca Ulusal Galeri'nin ön kapısı da bu meydana bakıyor. Çevresinde çok sayıda tarihi bina da bulunan Trafalgar Meydanı her daim çok kalabalık bir yer. Tabi otobüslerin son durağı olması da bu kalabalıkta biraz etkili. Trafalgar bir nevi Londra'nın Taksim Meydanı sayılır. Londra gezilecek noktalar listesinin olmazsa olmazlarından diyebiliriz. # Piccadilly Circus: New York'ta bulunan Times Square'in muadili bir yer. Büyük otellere, AVM'lere ve parklara yakın olduğu için Londra'da turistlerin yoğun ilgi gösterdiği meydanlardan biri. Meşhur Eros Heykeli de burada bulunuyor. Simit Sarayı dahil aradığınız her türlü mekanı burada bulabilirsiniz. # Leicester Meydanı : Piccadilly Circus'a çok yakın konumda bulunan bir diğer meydan. Sadece yayalara açık bir bölge. Burası tam anlamıyla alışveriş çılgınlığının yaşandığı, Londra'nın en kalabalık merkezi yerlerinden biri. Haftalık ziyaretçi sayısının bile milyonları bulduğu söyleniyor. Burası bir alışveriş merkezi ama öyle sıradan bir alışveriş merkezi değil. Neredeyse iki asırdır hizmet veren Harrods dünyanın en ünlü ve en büyük AVM'lerinden biri. Kraliyet Ailesi'nin bile alışveriş için tercih ettiği çok lüks bir mekan. İngiltere'nin en prestijli markaları en özel ürünlerini genelde hep burada sergiliyor. 7 kat ve yüzlerce mağazadan oluşan Harrods, içerisinde Nişantaşı'nı barındırıyor desek yeridir. İlk kez 1800'lü yılların başında Charles Henry Harrod tarafından kurulan bu bina 1883 yılında çıkan bir yangınla tamamen yanmış. Daha sonra yeniden inşa edilen Harrods bazı dönemlerde terör saldırılarına da maruz kalmış. Şu anki değerinin milyar dolarları bulduğu söylenen Harrods binası Brompton Caddesi üzerinde, Hyde Park'ın hemen yanında yer alıyor. Burası Covent Garden semtinde bulunan büyük bir alışveriş merkezi. Yeme içme alanlarından, el işi satan dükkanlara kadar çok sayıda bölümü bulunuyor. Ayrıca bina önündeki meydanda sokak sanatçıları, müzisyenler ve akrobatlar canlı performanslarını sergiliyorlar. Covent Garden semti başlı başına çok yoğun turist kalabalığı çeken bir bölge zaten. Semtin en çok ilgi gören yerlerinden biri de bu market. Covent Garden Market'te düzenlenen etkinlikleri ve detaylı bilgileri resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Burası Londra'nın en sıra dışı mekanı olabilir. Panayır yeri gibi halk pazarları, ikinci elci dükkanları, sokak sanatçıları, her telden farklı ürün satan marketleri ile ilginç bir bölge. Aslında İstanbul Karaköy'ün birebir kopyası gibi düşünebilirsiniz. Gidip görenlerden de genelde böyle duyarsınız zaten. Londra'da gezmek için farklı bir mekan arıyorsanız kent merkezinin kuzeyinde yer alan Camden Town tam size göre. Semtin en sevilen yeri ise Camden Market. Burada çok sayıda farklı dükkanı tek bir çatı altında bulabilirsiniz. Brick Lane şehrin doğu kesiminde bulunan, daha çok halk pazarları ve ucuz alışveriş mekanları ile tanınan bir bölge. Londra'nın diğer cadde ve meydanları kadar popüler değil ama ziyaret edilmesi gereken güzel bir cadde. Brick Lane başta Hindistan, Bangladeş ve Pakistan olmak üzere birçok ülkenin mutfak lezzetlerini deneyebileceğiniz restoranlara da ev sahipliği yapıyor. Burada gezerken İngiltere'de olduğunuzu bir süreliğine unutabilirsiniz. Thames Nehri kenarında bulunan bu kültür merkezi tiyatro severlerin Londra'daki ilk durağı olmalı. Bir açık hava tiyatrosu olan Shakespeare Globe Theatre'da William Shakespeare'in oyunları sergileniyor. Hem de fiyatları çok uygun. Gösteriler genelde Nisan Ekim ayları arasında oluyor. Bina içinde bir de Shakespeare sergisi bulunuyor. Shakespeare Globe Theatre'da düzenlenen etkinlikleri ve bilet fiyatlarını resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Westminster'da bulunan Oxford Caddesi sadece Londra ya da İngiltere değil, tüm Avrupa'nın en büyük ve en hareketli alışveriş bölgelerinden biri. Tottenham Court'tan başlayıp Marble Arch'a kadar uzanan yaklaşık 2 kilometrelik bir caddeden bahsediyoruz. Dünyaca ünlü giyim markaları, teknoloji mağazaları, hediyelik eşya dükkanları, onlarca restoran ve kafe, sinemalar, marketler... Ne ararsanız bulabileceğiniz Oxford Caddesi'nde bir tam gününüzü bile geçirebilirsiniz. Ama kendinizi çok kaptırmayın çünkü epey pahalı bir bölge. Londra'da gezilecek yerler listemiz genel olarak bu şekilde. Yazının başında da belirttiğimiz gibi Londra'da ortalama bir turistik gezi için 5-6 günlük süre yeterli olabilir. Ama eğer vaktiniz fazlaysa, şehirde zaman geçirebileceğiz daha pek çok yer var. 1 hafta beni kesmez diyenler için Londra gezi rehberine birkaç ekstra yer daha ekleyelim. # Sea Life Londra Akvaryumu : Çok sayıda deniz canlısına ev sahipliği yapan dünyaca ünlü bir akvaryum zincirinin Londra şubesi. Thames Nehri kıyısında, London Eye'ın hemen yanında bulunuyor. # Londra Zindanı : İngiltere tarihine ait karanlık ve ürkütücü gerçek olayların, şehir efsanelerinin canlandırıldığı bir mekan. Lunaparklardan bildiğimiz korku tünellerinin bir üst versiyonu ve çocuklara göre bir yer değil. Yine London Eye'ın çok yakınında yer alıyor. # Greenwich Gözlemevi : Başlangıç meridyeninin sembolik çizgisinin yer aldığı ünlü bölge. Londra'nın güneydoğusunda, Greenwich semtinin ortasındaki parkta bulunuyor. # Portobello Road & Notting Hill: Her yıl Ağustos ayında düzenlenen, Avrupa'nın en büyük sokak festivali olan Notting Hill Karnavalı ile ünlü bir semt. # Borough Market: Yüzlerce yıllık geçmişi olan, Avrupa'nın en büyük ve en eski gıda pazarlarından biri. Londra Köprüsü girişine çok yakın konumda bulunuyor. # Chinatown : Çinlilerin iki asra yakındır Londra'da mesken tuttuğu meşhur bir semt. Çin restoranları ve alışveriş merkezleriyle oldukça renkli bir bölge. Chinatown, Tottenham Court Road metro durağına yürüme mesafesinde. # Warner Bros Stüdyoları : Burası Londra'nın kuzeybatısındaki Leavesden bölgesinde bulunuyor ve merkezden biraz uzak bir yer. Eğer Harry Potter hayranı değilseniz gitmenizi pek tavsiye etmeyiz. Çünkü tur genelinde sadece Harry Potter filmlerinin çekildiği setleri ve kullanılan kostümleri görüyorsunuz. Ayrıca fiyatlar baya uçuk. Daha çok çocuklu ailelerin tercih ettiği bir mekan."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/londradaki-muzeler-louvre-doga-tarihi-muzesi/", "text": "İngiltere'nin başkenti Londra, kültür-sanat ve tarih alanlarında çok zengin değerlere sahip olan bir şehir. Gezip görülmesi gereken pek çok yeri var. Londra müzeleri de bu şehri keşfetmek isteyenler için harika seçenekler sunuyor. Üstelik bu tesislerin birçoğu devlete bağlı olduğu için tamamen ücretsiz şekilde ziyaret edilebiliyor. Böylesine pahalı bir şehirde British Museum, Tate Modern, National Gallery gibi alanında dünyanın en iyilerinden olan müzelere para ödemeden girmek gezginler için büyük avantaj. Ayrıca bizdeki MüzeKart'ın benzeri olan The London Pass kartıyla Londra'da ücretsiz girebileceğiniz müzelerin sayısını artırabilir, birçok sergi ve etkinliğe de indirimli şekilde katılabilirsiniz. The London Pass ücretlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Şimdi Londra'da gezilecek en iyi müzeleri sıralamaya başlayalım. - British Museum - Victoria ve Albert Müzesi - Tate Modern - Ulusal Galeri - Ulusal Portre Galerisi - Sherlock Holmes Müzesi - Londra Doğa Tarihi Müzesi / Doğal Tarih Müzesi - Madame Tussauds Müzesi - Londra Bilim Müzesi - Horniman Müzesi - Londra Ulaşım Müzesi - Ulusal Denizcilik Müzesi - Charles Dickens Müzesi - Londra Müzesi - İmparatorluk Savaşı Müzesi - Londra'da Gezilecek Diğer Müzeler Londra'da gezilecek en iyi müzelerin başında 1753 yılında kurulan British Museum geliyor. Çok kapsamlı bir müze olan British Museum'da insanlık tarihine ışık tutan binlerce yıllık eserler mevcut. Müzenin en fazla ilgi gören kısımları Antik Çağ ve Etnografya bölümleri. Orta Çağ, Eski Mısır, Antik Yunan, Roma, Batı Asya, Tarih öncesi İngiltere gibi farklı dönemlere ve coğrafyalara ait pek çok koleksiyonun sergilendiği müzede paha biçilemez eserleri yakından görebilirsiniz. Muğla'daki Halikarnas Mozolesi süslemeleri, Mısır hiyerogliflerinin Reşit Taşı, Athena'nın tapınağı Parthenon'dan heykeller, Asurbanipal'ın Ninova Sarayı'ndaki Asur kabartmaları, Mısır'dan mumyalar, Sutton Hoo Gemi Mezarlığı, Kuzey Amerika yerlilerine ait objeler, Afrika'dan heykeller, Roma'dan kalıntılar ve çok daha fazlası.. Dünyanın dört bir köşesinden getirilen bu eserlerle British Museum, içinde adeta insanlık tarihinin özetini barındırıyor. İngiltere'nin en eski ve en prestijli müzelerinden biri olan British Museum, Londra gezinize büyük renk katacak. Girişi ücretsiz olan tesis Tottenham Court Road metro istasyonuna yürüme mesafesinde bulunuyor. British Museum ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. İsmini Kraliçe Victoria ve Prince Albert'tan alan V&A Müzesi 1852 yılında kurulmuş. 2001 yılından sonra yenilenme çalışmalarının yapıldığı müze şu anda 5,1 hektar gibi çok büyük bir alanı kaplıyor. İngiltere'nin en kapsamlı sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan tesiste daha çok süsleme sanatları ve tasarım konularına ait nesneler bulunuyor. 5 bin yıllık bir birikimi kapsayan bu eserlerin içinde Antik Çağ'dan günümüze Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Kuzey Afrika kültürlerinden parçalar, İznik çinileri, Rönesans döneminden kalma muhteşem mücevherler, kostümler, mobilyalar, heykeller ve daha pek çok nesne var. Pek çok diyerek geçiştirdiğimize bakmayın. Müzedeki toplam parça sayısı 4,5 milyondan fazla. Dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Victoria ve Albert Müzesi, South Kensington bölgesinde yer alıyor. Giriş ücretsiz. Victoria ve Albert Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Tate Modern, İngiltere'nin önde gelen modern-sanat galerilerinden biri. Büyük koleksiyonlara ve geçici sergilere ev sahipliği yapan müzede özellikle 16. yy. ila 21. yy. arasında İngiliz sanatına damga vurmuş önemli eserleri yakından görebiliyorsunuz. Müzede ayrıca 1900'den günümüze kadarki dönemi kapsayan uluslararası modern ve çağdaş sanat eserleri de mevcut. Picasso, Rothko, Dali, Cezanne, Bonnard, Warhol ve Bourgeois gibi ustaların eserlerinin sergilendiği Tate Modern, çağdaş sanata ilgi duyan her gezginin Londra'da uğraması gereken bir mekan. Girişi ücretsiz olan Tate Modern, Thames Nehri kıyısında, Switch House isimli binada hizmet veriyor. Tate Modern ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Londra'nın kalbi Trafalgar Meydanı'nda bulunan Ulusal Galeri 1824 yılında kurulmuş. Yılda 6 milyondan fazla misafir ağırlayan mekan dünyanın önde gelen sanat müzelerinden biri. Ulusal Galeri'de 13. yüzyıl ila 20. yüzyıl arasını kapsayan dönemde yapılmış önemli tabloları görebilirsiniz. 2 bini aşkın eser barındıran National Gallery, Avrupa'daki emsallerine göre daha mütevazi bir koleksiyona sahip. Fakat müzeyi önemli kılan sahip olduğu eser sayısı değil, çok değerli parçaları toplamış olması ve sanatçı yelpazesinin genişliği. Müzede Giotto'dan Cezanne'e, Rembrandt'tan Turner'a, Botticelli'den Leonardo da Vinci'ye, Renoir'dan Van Gogh'a, Goya'dan Pissarro, Degas ve Albrecht Dürer'e kadar birbirinden büyük isimlerin tabloları var. Üstelik böylesine kıymetli eserlerin sergilendiği Ulusal Galeri'de hem giriş hem de müzedeki rehberli turlar tamamen ücretsiz. Londra Ulusal Galeri ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. National Gallery'nin hemen yanında yer alan Ulusal Portre Galerisi 1856 yılında açılmış. Dünyanın ilk portre galerisi unvanına sahip bu tesis, tarihsel önemi olan kişiliklerin ve ünlü Britanyalıların portrelerini toplamak ve sergilemek amacıyla kurulmuş. Müzenin koleksiyonunda ayrıca çeşitli karikatürler, desenler, gravürler, eskizler ve portre heykeller de yer alıyor. Ulusal Portre Galerisi'nin sahip olduğu koleksiyon aslında görünenden çok daha büyük. On binlerce tablonun saklandığı ayrı bir deposu var. Fakat bu tabloların tamamı değil kısıtlı bir kısmı ziyarete açık durumda. Müzede portresini görebileceğiniz bazı ünlü isimler şöyle; William Shakespeare, Kral VIII. Henry, I. Elizabeth, George Washington, Isaac Newton, Anne Boleyn, Robert Boyle, Charles Darwin, Elizabeth Taylor ve Margaret Thatcher. Müze girişi ücretsiz. Ulusal Portre Galerisi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Burası Arthur Conan Doyle kitaplarının baş kahramanı, Britanyalı hayali dedektif Sherlock Holmes ile onun yardımcısı Doktor Watson'ın Londra'da yaşadıkları ev. Daha doğrusu kitaplarda anlatılan eve uygun şekilde dizayn edilmiş bir müze ev. 221B Baker Sokak'ta bulunan müzede 1800'lü yılların İngiltere atmosferi gerçekten çok iyi yansıtılmış. Sherlock Holmes Müzesi ünlü dedektifin öykülerini, dizi ve filmlerini seven herkesi şaşırtacak kadar gerçekçi bir mekan. Evin kapısında bekleyen bir Scotland Yard Polisi bile var. Dedektifin pek çok özel eşyasının bulunduğu giriş katında Sherlock'un şapkası ve piposu ile fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Evin üst katında ise Sherlock maceralarında geçen bazı sahnelerin balmumundan canlandırmalarını görebilirsiniz. Müzede bir de hediyelik eşya dükkanı mevcut. 1990 yılında açılan Sherlock Holmes Müzesi, Londra'da girişi ücretli olan özel müzelerden biri. Sherlock Holmes Müzesi giriş ücretlerini ve Sherlock Holmes Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Kensington bölgesinde yer alan Natural History Museum, İngiltere'nin en köklü müzelerinden biri. Geçmişi 1881 yılına kadar uzanan bu tesis özellikle doğa meraklıları için bulunmaz bir mekan. Londra Doğal Tarih Müzesi'nde böcek bilimi, mineral bilimi, bitki bilimi, fosil ve hayvan bilimlerine dair 80 milyona yakın örnek sergileniyor. Müzede en dikkat çeken yerlerden biri Charles Darwin'e ayrılmış olan bölüm. Burada ünlü bilim adamı tarafından toplanmış çok sayıda numune örneği bulunuyor. Binanın dinozorlar bölümünde ise nesli tükenen efsanevi yaratıkların devasa iskeletleri ile karşılaşıyorsunuz. Müzenin diğer kısımlarında da türleri ortadan kalkmış ya da hala yaşayan hayvan türlerine ait binlerce iskelet var. Bunların içinde mamutlar, 25 metrelik mavi balina, deniz inekleri, kılıç dişli kediler, dev geyikler mevcut. Doğal Tarih Müzesi'nde ayrıca yeryüzünü keşfetmek, doğa olaylarına yakından şahit olmak için oluşturulmuş interaktif alanlar, içerisinde milyonlarca kitap, dergi, makale ve resim bulunan muhteşem bir kütüphane ile bitki bahçeleri de yer alıyor. Müzelere karşı ilginiz olsun ya da olmasın, bizce Doğal Tarih Müzesi Londra'da mutlaka uğramanız gereken mekanlardan biri. En az yarım gün ayırmanızı tavsiye ettiğimiz tesise giriş ücretsiz. Londra Doğal Tarih Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Heykeltıraş Anna Maria Grosholtz tarafından kurulan ve bugün dünyanın birçok büyük şehrinde şubesi olan Madame Tussauds Müzeleri'nin merkezi Londra'da yer alıyor. 1800'lü yıllarda açılan ve iki asırdır şöhretini koruyan Madame Tussauds Londra'da İngiltere Kraliyet Ailesi üyelerinin, dünyaca ünlü siyasetçilerin, futbolcuların, film yıldızlarının, sanatçıların ve önemli bilim insanlarının birebir balmumu heykelleri sergileniyor. Bu heykeller sürekli yenilendiği ve güncellendiği için de müze her dönem yoğun ilgi görmeye devam ediyor. David Beckham'dan Cristiano Ronaldo'ya, William Shakespeare'den Albert Einstein'a, Donald Trump'tan Madonna'ya kadar dünyaca ünlü isimleri dokunacak kadar yakından görmek istiyorsanız Madame Tussauds'u Londra'da gezilecek müzeler listenize eklemelisiniz. Bu arada Mustafa Kemal Atatürk heykelinin de müzede yer aldığını hatırlatalım. Girişi ücretli olan Madame Tussauds Müzesi, Marylebone semtindeki Baker Street metro durağına yürüme mesafesinde. Madame Tussauds Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. South Kensington'daki Exhibition Caddesi üzerinde bulunan Londra Bilim Müzesi 1857 yılında kurulmuş. 300 binden fazla parçanın sergilendiği müze, bilimin yüzyıllar içindeki gelişimine yakından tanık olmak isteyenlere hitap ediyor. Dünyanın ilk jet motoru, ilk buharlı lokomotif, klasik arabalar, uçaklar, eski bilgisayarlar, 10 bin yıl çalışması planlanan saat prototipi, Apollo 10 uzay kapsülü ve ilk daktilonun dokümantasyonu Londra Bilim Müzesi'nde görebileceğiniz önemli eserlerden sadece birkaçı. Eğer bilim ve teknoloji tarihine merakınız varsa burada saatlerce vakit geçirebilirsiniz. İçerideki interaktif ekranlar sayesinde de kafanıza takılan soruların cevaplarını anında bulabiliyorsunuz. Girişi ücretsiz olan müzede zaman zaman sinema gösterileri, bilim geceleri gibi etkinlikler de düzenleniyor. Londra Bilim Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Forest Hill semtinde bulunan bu ilginç müze 1901 yılında hizmete girmiş. Dönemin ünlü tüccarlarından Frederick John Horniman tarafından kurulan müze ilk olarak Horniman'ın kişisel olarak topladığı 30 bin parça eseri barındırıyormuş. Günümüzde ise Horniman Müzesi'nde 350 binin üzerinde parça sergileniyor. Geleneksel bir müze olan Horniman'da daha çok müzik enstrümanları, el sanatları, kültürel eserler ile antropoloji ve doğa tarihine yönelik örnekler bulunuyor. Akvaryum, Afrika galerisi, doldurulmuş hayvan koleksiyonu ve çocuklar için tasarlanmış odalar müzenin en dikkat çeken bölümleri. Horniman Müzesi'nin yaklaşık 16 dönümlük büyük bir bahçesi var. Bahçede bulunan kelebek evi, minik hayvanlar kulübesi, süs bahçeleri, büyük müzik aletlerinin yer aldığı ses odası da ziyaretçiler tarafından gezilebiliyor. Girişi ücretsiz olan Horniman Museum özellikle çocuklu ailelere hitap eden güzel bir Londra müzesi. Horniman Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Londra'nın taşımacılık tarihini anlatan bu müze Covent Garden'ın içerisinde yer alıyor. Burası şehirde bulunan en renkli ve en eğlenceli tesislerden biri. Müzenin koleksiyonu ilk olarak 20. yüzyılın başında, kullanımına son verilen otobüslerin toplanmasıyla oluşmaya başlamış. Sonrasında raylı sistem araçlarının eklenmesiyle genişlemiş. Şu anda tesiste 19. ve 20. yüzyıllara ait birçok otobüs, tramvay, troleybüs ve raylı araç örneği mevcut. Hatta 1890'dan kalma ilk yeraltı elektrikli treni de burada görülebilir. Londra Ulaşım Müzesi'nin interaktif alanları da bulunuyor. Bina girişinde Paris, Şangay, New York, Tokyo gibi şehirlerin taşımacılık sistemini anlatan görsel sunumlar var. Ayrıca bir simülatör ile Londra'nın meşhur çift katlı kırmızı otobüslerinden birinin şoförü olabiliyorsunuz. Çocuklara yönelik hazırlanan alanlarda ise daha pek çok interaktif oyun oynanabiliyor. Londra Ulaşım Müzesi 18 yaşından küçükler için ücretsiz. Londra Ulaşım Müzesi giriş ücretlerini ve Londra Ulaşım Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Sıfır (0) meridyeninin geçtiği Gözlemevi ile ünlü Greenwich, aynı zamanda uzun yıllar İngiltere'deki denizcilik faaliyetlerinin merkezi olmuş bir bölge. Dolayısı ile İngiltere'deki en iyi denizcilik müzesi de buraya kurulmuş. 1937 yılında açılan Londra Ulusal Denizcilik Müzesi'nde Britanya ve 17. yy. Hollanda'sına ait denizcilik aletleri, haritalar, bayraklar, resmi kamu kayıtları da dahil olmak üzere el yazmaları, gemi modelleri ve çizimler yer alıyor. Müze, sahip olduğu 2 milyondan fazla eserle alanında dünyanın en büyüklerinden. Tesiste her yaştan çocuğa hitap eden bölümler ve interaktif alanlar da mevcut. Ulusal Denizcilik Müzesi giriş ücretlerini ve Ulusal Denizcilik Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Oliver Twist, İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar gibi dünya çapında ünlü romanların yazarı Charles Dickens'ın 1837 1839 yılları arasında Londra'da yaşadığı ev şu anda müze olarak hizmet veriyor. Dickens'ın şöhreti ve parası artınca bu evden taşınmış ve farklı yerlerde de yaşamış. Fakat yaşadığı evler içinde günümüze kadar sağlam şekilde ulaşan tek yer bu konak olmuş. Burası aynı zamanda yazarın Oliver Twist eserini yazdığı yer. 1925 yılında açılan müzede Charles Dickens'a ait ilk baskı kitaplar, özel eşyalar, orijinal el yazmaları, mobilyalar ve tablolar sergileniyor. Rehberli turlara katılırsanız yazarın hayatı hakkında bazı sanal sunumları da izleyebiliyorsunuz. Victoria devrinin en iyi romancısı olarak kabul edilen Charles Dickens'ı daha yakından tanımak isteyenler 48 Doughty Sokak'ta bulunan bu müze evi ziyaret edebilirler. Charles Dickens Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. 1976 yılında açılan Londra Müzesi, Londra'nın tarih öncesi çağlardan günümüze kadarki gelişimini anlatan, dünyada kent tarihi üzerine hazırlanmış en kapsamlı tesislerden biri. Müzede antik çağlardan kalan parçalar, Londra'nın kuruluş yıllarındaki eserler, Büyük Londra Yangını'na ait kalıntılar, kentin tekrar kurulumu ve modern zamanlardaki Londra'yı anlatan pek çok nesne sergileniyor. St. Paul Katedrali'ne yürüme mesafesinde bulunan Londra Müzesi'ne Barbican ya da Moorgate metro duraklarından birinde inerek ulaşabilirsiniz. Giriş ücretsiz. Bu arada Londra Müzesi'nin 2003 yılında açılan farklı bir şubesi daha var. Museum of London Docklands isimli bu şube Thames Nehri kıyısındaki Canary Wharf bölgesinde yer alıyor. Bir liman müzesi olan bu tesiste, zamanında Londra Ticaret Limanı'nda alınıp satılan malzemeler ve rıhtıma ait araç gereçler sergileniyor. Londra'nın ünlü müzelerini gezip bitiren ve alternatif mekan arayanlara tavsiye edilebilecek bir yer. Londra Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. İngiltere'nin farklı bölgelerinde şubeleri olan İmparatorluk Savaşı Müzesi'nin bir ayağı da Londra'da yer alıyor. 1917'de açılan Imperial War Museum, I. Dünya Savaşı sırasında Britanya'nın hem sivil hem de askeri mücadelesini yansıtmak, aynı zamanda savaşın insanlar üzerindeki etkisini sergilemek amacıyla kurulmuş. Müzede I. Dünya Savaşı'ndan kalma objeleri, uçakları, tankları, silahları, üniformaları, mektup ve fotoğrafları yakından görebiliyorsunuz. Üstelik her objenin yanında detaylı bilgilendirme yazıları da yer alıyor. Obje nerede bulunmuş, nasıl kullanılır, kime ait? vs.. Her yaştan insanın görmesi gereken İmparatorluk Savaşı Müzesi, bir yandan savaşın korkutucu yönünü yansıtıyor, bir yandan da tarih kitaplarında bulamayacağınız bilgileri öğrenmenizi sağlıyor. Müzenin 1. Dünya Savaşı cephelerinden bahseden kısmında Osmanlı asker üniformalarını ve tarihi Türk bayraklarını da görebilirsiniz. Lambeth Caddesi üzerinde yer alan Imperial War Museum'a giriş ücretsiz. İmparatorluk Savaşı Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Kraliyet Müzik Akademisi Müzesi: Marylebone'da, Madame Tussauds Müzesi'nin hemen yanında bulunan bu müze 1822 yılından kurulmuş. Geçici ve kalıcı sergilere sahip müzede 16. yüzyıldan bu yana kullanılan çeşitli enstrümanlar, el yazmaları, öğretim materyalleri, madalyalar ve önemli müzisyenlere ait çeşitli eşyalar bulunuyor. Giriş ücretsiz. Kraliyet Müzik Akademisi Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Churchill Savaş Odaları : Westminster'da bulunan bu yeraltı sığınağı, II. Dünya Savaşı sırasında önemli kararların alındığı bir mekanmış. 1984 yılında müzeye çevrilen sığınak Winston Churchill'in yaşamından kesitler sunuyor. Çeşitli canlandırmaların bulunduğu odalarda o dönem kullanılan haritaları, yazışmaları, fotoğrafları, iletişim araçlarını ve farklı objeleri görebiliyorsunuz. Churchill Savaş Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Wimbledon Lawn Tenis Müzesi: Dünyanın en büyük tenis müzesi olan bu tesis 1977 yılında açılmış. Müzede tenis sporunun 16. yy'dan günümüze uzanan serüveni hakkında bilgiler bulunuyor. Wimbledon Lawn Tenis Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. # Kraliyet Müzeleri Greenwich : Burası yukarıda bahsettiğimiz Ulusal Denizcilik Müzesi de dahil olmak üzere 4 tesise birden ev sahipliği yapan bir bölge. Bunlar; Ulusal Denizcilik Müzesi, İngiltere Kraliyet Rasathanesi, Kraliçe'nin Evi ve Cutty Sark. Başlangıç meridyeninin geçtiği Greenwich Parkı'nın içinde yer alan bu sitede astronomi, uzay bilimleri ve denizcilik alanlarında pek çok eser görebiliyorsunuz. Kraliyet Müzeleri Greenwich giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Londra, yukarıda saydıklarımız haricinde daha pek çok müze ve sanat galerisine ev sahipliği yapıyor. Görülmeye değer olduğunu düşündüğümüz diğer Londra müzelerini de buraya listelemek istedik. İlgi alanınıza göre bu müzelerden istediklerinizi de Londra turunuza dahil edebilirsiniz. - Tasarım Müzesi - Karikatür Müzesi - Londra Yahudi Müzesi - Londra Film Müzesi - Fotoğrafçılar Galerisi - Kraliyet Sanat Akademisi - Saatchi Gallery - Serpentine Galerileri - Tate Britan - Twinings Müzesi - Wallace Koleksiyonu - Wellcome Collection - Sir John Soane Müzesi - Arsenal Futbol Kulübü Müzesi - The Charterhouse - İngiltere Bankası Müzesi - Markalar Müzesi - Aziz John Kuralları Müzesi - Kraliyet Hava Kuvvetleri Müzesi - Grant Zooloji ve Karşılaştırmalı Anatomi Müzesi - Mithras Tapınağı - Petrie Mısır Arkeolojisi Müzesi - Guildhall Sanat Galerisi Londra'da ayrıca müze niyetine gezebileceğiniz muhteşem tarihi yapılar da yer alıyor. - Westminster Sarayı ve Big Ben - Westminster Abbey - Buckingham Sarayı - Tower of London - Kensington Sarayı - Windsor Kalesi - Hampton Court Sarayı - Tower Bridge Tüm bu mekanlar ve çok daha fazlası hakkında detaylı bilgi almak için aşağıdaki yazımızı okuyabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/los-angeles-gezilecek-yerler/", "text": "Los Angeles gezilecek yerler listesine başlamadan önce bilmeyenleriniz için çok kısa bir bilgi aktarmak istiyoruz. ABD'deki şehirleşme sistemi Türkiye'dekine göre biraz farklı. Bizim Los Angeles dediğimiz şehir aslında Los Angeles County adında büyük bir bölgenin adı. Kaliforniya eyaletine bağlı olan bu bölge 88 tane küçük şehrin birleşmesiyle oluşmuş bir yer. ABD'nin New York'tan sonra en kalabalık ikinci şehri Los Angeles County'nin merkezi ise yine Los Angeles. Bu merkez daha çok Downtown olarak biliniyor. Yani Los Angeles'ta gezerken merkeze gitmek isterseniz Downtown'ı sormanız gerekli. Bu yazımızın içerisinde şehir merkezi diye tabir ettiğimiz bölge de aslında Downtown. Los Angeles, nam-ı diğer Melekler Şehri pek çok gezginin rüyasını süsleyen şehirlerden biri. Ultra zenginlerin ve büyük yıldızların ikamet ettiği bu kent, Amerikan Rüyası diye tabir edilen yaşantının merkezi konumunda diyebiliriz. Hollywood sayesinde hepimiz aşinayız aslında bu şehre. Dev bütçeli Amerikan filmlerinde gördüğümüz mekanların pek çoğu burada bulunuyor. İlk kez Los Angeles'a giden birisi bile \"Aa ben burayı bir yerden hatırlıyorum\" cümlesini defalarca kuracaktır. Los Angeles çok fazla etnik çeşitliliğe sahip bir yer. Sadece zengin ve ünlülerin değil, dünyanın uzak ülkelerinden gelen insanların da yaşadığı büyük bir metropol. Çin Mahallesi ayrı, Japon Mahallesi ayrı, Beverly Hills'ı Hollywood'u Malibu'su ayrı bir dünya. Peki her anlamda çok renkli bir şehir olan Los Angeles'ta gezilmesi gereken yerler nereler? Şimdi detaylı şekilde hepsine değinelim. Ama önce Melekler Şehri hakkında birkaç kısa bilgi.. - Los Angeles Gezi Rehberi & Los Angeles Hakkında Kısa Bilgiler - Hollywood Sign - Griffith Park ve Observatory - Autry Museum of the American West - Downtown - Hollywood Bulvarı ve Şöhretler Kaldırımı - Hollywood Universal Film Stüdyoları - Warner Bros. Stüdyo Turu - Sunset Bulvarı - The Getty Center - Getty Villa - Los Angeles County Doğal Tarih Müzesi - La Brea Tar Pits ve George C. Page Müzesi - William S. Hart Müzesi - Kaliforniya Bilim Merkezi - Los Angeles Sanat Müzesi ve Urban Light - Walt Disney Konser Salonu - Çağdaş Sanat Müzesi - Little Tokyo - TCL Chinese Theatre - The Broad - Petersen Otomotiv Müzesi - Madame Tussauds Hollywood - Huntington Kütüphanesi, Sanat Koleksiyonu ve Botanik Bahçeleri - Hollywood Forever Mezarlığı - Arts District - Paramount Pictures Stüdyoları - Beverly Hills ve Rodeo Drive - Santa Monica - Venice Beach - Malibu - Long Beach - Disneyland - Six Flags Magic Mountain - Los Angeles'ta Gezebileceğiniz Diğer Yerler # Los Angeles Nerede? Amerika'nın batı ucunda, Büyük Okyanus'un doğu kıyısında yer alan Los Angeles County, Kaliforniya eyaletine bağlı bir bölgedir. # Los Angeles İçin Vize Gerekli mi? Evet, Los Angeles'a gitmek için Amerika Birleşik Devletleri vizesi almanız gerekiyor. Ayrıca Green Card ile ilgili yazdığımız şu yazımıza da bir göz atmanızı tavsiye ederiz. # Los Angeles'ta Hangi Para Birimi Kullanılıyor? Los Angeles'ta ABD'nin para birimi olan Dolar kullanılıyor. Ayrıca buranın Amerika'daki en pahalı şehirlerden biri olduğunu söylemek lazım. # Los Angeles Güvenli mi? Burası genel olarak güvenli bir şehir fakat Downtown'ı biraz ayrı tutmak gerekiyor. Los Angeles'ın şehir merkezi akşam geç saatlerden sonra turistler için pek tekin bir yer değil. Downtown'da zorunlu olmadıkça geç saatlerde turistik bölgelerin dışına çıkmayın deriz. # Los Angeles'a Ulaşım Nasıl Sağlanıyor? Los Angeles County bölgesinde birçok havalimanı bulunuyor. Bu havalimanlarının en büyüğü olan Los Angeles Uluslararası Havalimanı ile İstanbul Havalimanı arasında aktarmasız yapılan uçak seferleri mevcut. THY'nin düzenlediği İstanbul Los Angeles arası bu uçuşlar yaklaşık 13-14 saat sürüyor. Burası dünyanın en işlek havalimanlarından biri olduğu için çok sayıda ülkeden LAX'a direkt ya da aktarmalı uçuş bulabilirsiniz. Los Angeles Uluslararası Havalimanı ile Downtown arası yaklaşık 30 kilometre. Havaalanından kalkan ekspres otobüsler ile şehrin birçok noktasına ulaşım sağlayabilirsiniz. Eğer merkeze gidecekseniz en hızlı seçenek FlyAway otobüslerini kullanmak. Daha ekonomik olsun diye metroyu kullanmak isterseniz, uçaktan indiğinizde ilk önce ücretsiz shuttle otobüsleriyle en yakındaki metro istasyonu olan Aviation/LAX'a gitmeniz gerekiyor. Buradan metro ile merkeze ulaşabilirsiniz ama bu yolculuk ekspres otobüslere göre iki kat daha uzun sürer. Otel servisleri, taksi ve özel transfer paketleri havaalanında kullanabileceğiniz diğer hizmetler. # Los Angeles'a Ne Zaman, Hangi Mevsimde Gidilir? Los Angeles yılın hemen hemen tamamında ılıman bir havaya sahiptir. Eğer özellikle deniz turizmi için gitmiyorsanız istediğiniz mevsimde Los Angeles'ı ziyaret edebilirsiniz. Ama niyetiniz bol bol denize girmek ve güneşlenmekse yaz aylarını tercih etmeniz daha uygun olur. Hem sıcaktan hem de kalabalıktan biraz uzak kalayım derseniz, Los Angeles'a Eylül-Ekim veya Mart-Nisan gibi bahar aylarında gidebilirsiniz. # Los Angeles Şehir İçi Ulaşım Nasıl? Los Angeles, Avrupa'nın büyük şehirlerindeki kadar olmasa da geniş bir toplu taşıma ağına sahip. Fakat burada otobüs ve metro kullanımı çok yaygın değil. Hatta işin gerçeği toplu taşıma olayı Los Angeles halkının umurunda bile değil. Amerika genelinde olduğu gibi Los Angeles'ta da insanlar büyük ölçüde özel araçlarını kullanmayı tercih ediyorlar. Zaten bu şehirde toplu taşıma araçlarıyla gezmek iyi bir fikir sayılmaz. Çünkü Los Angeles'ta gezilecek yerler arası mesafeler çok uzak. Şehir çok geniş bir alana yayılmış. Ayrıca otobüslerin sık sefer yapmadığını da hesaba katmak gerek. Los Angeles gezisi için yapılacak en mantıklı eylem bir araç kiralamak. Hele ki uzun süreli kalacaksanız çok daha karlı çıkarsınız. Kısa süreli geziler için de UBER kullanabilirsiniz. UBER normal taksilere göre çok daha ekonomiktir. Şunu da belirtelim: Los Angeles'ta taksiler bizdeki gibi sokaklarda boş gezip müşteri aramıyorlar. Normal taksi kullanmak için de duraktan çağırmanız gerekiyor. O nedenle mecbur kalmadıkça UBER'den şaşmayın deriz. Los Angeles gezinizde, altınızda araba olmazsa gerçekten çok zorlanırsınız. Burası ne toplu taşımayla, ne de yürüyerek gezilecek bir şehir değil. Bunu üstüne basarak, altını çizerek, ünlem koyarak tekrar hatırlatalım! ?Los Angeles metro seferleri için tıklayın. ?Los Angeles otobüs seferleri tıklayın. Los Angeles'ı Los Angeles yapan en büyük etkenlerden biri şüphesiz Hollywood'un dünya çapındaki şöhreti. Amerikan sinema endüstrisinin merkezi olan Hollywood'un ikonik yapılarından Hollywood tabelası, şehrin en meşhur noktalarından. Hollywood Hills'in Mount Lee tepesinde bulunan bu tabela ilk olarak 1923 yılında inşa edilmiş. Tahta ve sac levhadan yapılan yazıda o dönem \"Hollywoodland\" yazıyormuş. Fakat 1949 yılında \"land\" eki yazıdan kaldırılmış. Daha dayanaklı olması için de tabela 1978 yılında yıkılıp çelikten tekrar inşa edilmiş. Griffith Park'ın içerisinde yer alan Hollywood Sign tüm şehri kuşbakışı gören harika bir manzaraya sahip. Farklı yolları kullanarak ulaşabileceğiniz bu tepeye ister yürüyerek, isterseniz araçla çıkabilirsiniz. Fakat yürüyüş yapacaksanız iyi bir kondisyona sahip olmanız gerek çünkü yol epey uzun ve dik. Tabi yazıyı yakından görmek için tam zirveye çıkmanız şart değil. Tabelaya yakın tepelerden birine ulaştığınızda istediğiniz gibi fotoğraf çekebilir ve gezinize devam edebilirsiniz. Çünkü Griffith Park içinde gezilecek başka güzellikler de var. Amerika'nın en büyük şehir parklarından biri olan Griffith Park, Los Angeles gezilecek yerler listesinde mutlaka olması gereken noktalardan. Santa Monica Dağları'nın doğu ucunda bulunan park yaklaşık 4300 dönümlük bir alanı kaplıyor. İçerisinde Hollywood Sign, Autry Museum of the American West gibi yerler bulunan Griffith Park'ın en meşhur yerlerinden biri de Gözlemevi. 1935 yılında açılan Griffith Gözlemevi'nin en önemli özelliği halka açık bir rasathane olması. Dünyanın en çok ziyaret edilen halka açık rasathanesi olan Griffith, ziyaretçilerine astronomik gözlemci olma yolunda ilham verecek pek çok sergiye ev sahipliği yapıyor. Eğer buraya açık bir havada gelirseniz tesisteki teleskoplarla gökyüzünü inceleyebilirsiniz. Yapılan sunumlarla gezegenler ve uzay hakkında birçok bilgi edinebilirsiniz. Özellikle Samuel Oschin Planetarium bölümündeki canlı şovları izlemek başlı başına harika bir deneyim. Tesiste ayrıca kafe, hediyelik eşya dükkanı gibi yerler de var. Enfes bir Los Angeles manzarası sunan Griffith Gözlemevi'ne giriş ücretsiz. Fakat Samuel Oschin Planetarium bölümündeki gösteriler biletli yapılıyor. Burası La La Land, Terminator, Transformers gibi onlarca filme sahne olmuş yerlerden biri. Griffith Observatory ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Samuel Oschin Planetarium bilet fiyatlarını resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Griffith Park içerisinde yer alan 'Amerikan Batısı Gene Autry Müzesi' ilk olarak 1988 yılında açılmış bir tesis. Rol aldığı kovboy filmleriyle tanınan Gene Autry'nin kurulumuna öncülük ettiği bu müze 2003 yılında genişletilerek yeniden hizmete girmiş. Amerika'nın Eski Batı tarihine yönelik eserlerin sergilendiği Autry Müzesi'nde Kızılderililere ait kültür ve sanat malzemeleri, ateşli silahlar, tablolar, kovboy filmlerinden kalma hatıra ürünler gibi on binlerce parça bulunuyor. İnteraktif alanların da yer aldığı tesiste ayrıca yıl boyunca sürekli film ve tiyatro gösterileri, konserler, konferanslar ve halka açık daha pek çok etkinlik düzenleniyor. Kovboy filmlerine ve bizim Vahşi Batı olarak tanıdığımız kültüre ilgisi olanlar Autry Museum of the American West'i Los Angeles gezisine dahil edebilirler. Autry Museum of the American West giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Yazının başında belirttiğimiz gibi Los Angeles County denilen bölge oldukça büyük bir alanı kaplıyor. Bu bölgenin şehir merkezi sayılan kesimi ise Downtown olarak biliniyor. Los Angeles'ın havadan çekilen fotoğraflarına dikkat ederseniz, yüksek binaların tek bir noktada toplandığını görürsünüz. İşte bu gökdelen ormanının olduğu yer Los Angeles Downtown. Şehrin ticari hayatının merkezi olan Downtown eskiden iş merkezleriyle dolu, turistik açıdan pek özelliği olmayan bir yermiş. Fakat bölgeye inşa edilen çok sayıda eğlence merkezi, lüks restoranlar, görkemli yapılar burayı zamanla bir cazibe merkezine dönüştürmüş. Downtown günümüzde Los Angeles'ın 7/24 uyumayan, hareketli yüzünü yansıtıyor. Grand Park, Los Angeles'ın ünlü belediye binası Civic Center, El Pueblo de Los Angeles Tarihi Anıtı, Grand Central Market, L. A. Live, Bradbury Binası, OUE Skyspace LA ve Union Station burada ziyaret etmenizi tavsiye edebileceğimiz yerlerden birkaçı. Downtown'daki binaların bazıları izlediğiniz sinema filmlerinden dolayı size tanıdık gelecektir. Ayrıca ünlü Çin Mahallesi ve Little Tokyo da Downtown'da yer alıyor. Birazdan bu mahallelerin detaylarına gireceğiniz ama önce bir Hollywood'a uzanalım. Los Angeles'a gelen hemen her turistin ilk uğrak noktası elbette Hollywood Bulvarı ve bu bulvardan başlayıp Vine Street boyunca devam eden Şöhretler Kaldırımı oluyor. Açılışı 1960'da yapılan Şöhretler Kaldırımı'nda dünyaca ünlü sanatçıların isimlerinin yazılı olduğu yıldızlar bulunuyor. Günümüzde 2600'den fazla ünlünün isminin yer aldığı Şöhretler Kaldırımı'nda en fazla yıldızı bulunan isim ise biraz önce yukarıda bahsettiğimiz Autry Museum of the American'ın kurucusu Gene Autry. Film, radyo, televizyon, müzik ve canlı performans dallarında 5 farklı yıldızı bulunan Gene Autry bu alanda rekorun sahibi. Şöhretler Kaldırımı'na ismi eklenen her ünlünün yıldızı yere döşeniyor. Fakat bu durumun tek bir istisnası var. Walk of Fame'de ismi yerde değil de duvarda asılı olan tek kişi Muhammed Ali. Ünlü boksöre Hollywood Bulvarı'na yıldızı konulması için teklif gittiğinde \"Ben peygamber ismi taşıyorum, insanların ismimin üzerine basarak yürümesini kabul edemem. Muhammed ismini yere yazdıramam.\" demiş. Bu nedenle onun ismi yere değil duvara işlenmiş. Bu arada Muhammed Ali'nin yıldızının bulunduğu duvar, Oscar ödül törenlerinin yapıldığı meşhur Dolby Theatre'a ait. Buraya kadar gelmişken Dolby Theatre'a da uğramayı ihmal etmeyin. Hollywood Bulvarı, Los Angeles'ın en hareketli bölgelerinden biri ve çevresinde gezilecek epeyce yer var. Dünyanın en büyük film yapım şirketlerinden biri olan Universal'ın Hollywood'da bulunan stüdyoları da gezip görülmesi gereken mekanlardan. Günümüzde turistik bir tema parkına dönüşen Universal Film Stüdyoları'nda King Kong, Harry Potter, Jurassic Park, Jaws, The Walking Dead, Transformers, Fast & Furious gibi devasa bütçeli filmlerin ve dizilerin setlerini yakından görebileceğiniz turlar düzenleniyor. Hollywood Universal Film Stüdyoları'nda düzenlenen turlar seçtiğiniz filme göre farklı konseptler içeriyor. Bindiğiniz trene saldıran dinozorlar, etrafta patlayan bombalar, suyun içinden aniden fırlayan köpekbalıkları, sanal depremler, yıkılmış binalar, parçalanmış araçlar, sel baskınları, uçak kazaları vb.. Hem sinemaseverlerin hem de adrenalin tutkunlarının çok hoşuna gidecek bir ortam. \"Universal Studios giriş biletleri pahalı mı?\" diye soracak olursanız, evet maalesef burada düzenlenen turlar epey tuzlu (en az 100$). Ama dünya sinema endüstrisinin merkezine gelip bu stüdyoları gezmeden ayrılmak da pek olmaz. O nedenle Los Angeles gezinizin hakkını vermek için biraz elinizi cebinize atmanız şart. Kırmızı metro hattını kullanarak ulaşabileceğiniz Universal Studios'a sabah erken saatlerde gelmeniz önemli. Çünkü gün içinde çok kalabalık oluyor. Özellikle hafta sonları iğne atsanız yere düşmez. Önceden online olarak alınan biletlerin de indirimli olduğunu hatırlatalım. Hollywood Universal Film Stüdyoları giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Şehrin kuzeyindeki Burbank bölgesinde bulunan Warner Bros. Stüdyoları, Los Angeles'ta gezebileceğiniz eğlenceli mekanlardan bir diğeri. Warner Bros. Stüdyo Turu'nda da tıpkı Universal Film Stüdyoları'nda olduğu gibi ünlü filmlerin ve dizilerin setlerine konuk oluyorsunuz. Ama buradaki gezi daha teknik bir turdur. Şatafatlı gösterilerden ziyade daha çok işin mutfağını görmek isteyenlere hitap eden bir yerdir. Hem yaya hem de araçla yapılan Warner Bros. Stüdyo Turları'nda Friends dizisinin meşhur kanepesine oturup fotoğraf çektirebilir, Batman, The Big Bang Theory gibi yapımların setlerini karış karış gezebilirsiniz. Hollywood Warner Bros. Stüdyoları'nda yapılan turlar o dönem çekilen filmlere ve sezonlara göre değişkenlik gösteriyor. Eğer hali hazırda yapılan bir film çekimine denk gelirseniz stüdyonun bir kısmını o süreçte göremiyorsunuz. Ya da örneğin Halloween tatilinde giderseniz, tamamen korku filmlerine yönelik yapılan turlara katılabiliyorsunuz. Warner Bros. Stüdyoları giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. L. A.'ın en meşhur caddelerinden biri Downtown'dan başlayıp Malibu'ya kadar uzanan Sunset Bulvarı'dır. Hollywood kültürünün simgelerinden biri olan Sunset Bulvarı yaklaşık 35 kilometre uzunluğunda. Çok sayıda alışveriş merkezi, eğlence mekanı, restoran ve kafeye ev sahipliği yapan Sunset Bulvarı, West Hollywood ile Beverly Hills gibi iki turistik bölgenin içinden de geçiyor. Amerikan sinemasının ünlü filmlerinden Sunset Boulevard'a (1950) da ismini veren bu cadde Los Angeles'ta görülmesi gereken mekanlardan. Burası bir sanat müzesi olan ve iki ayrı kampüsten oluşan J. Paul Getty Müzesi'nin birinci binası, daha doğrusu ana yerleşkesi. Müzenin ikinci binası ise birazdan aşağıda bahsedeceğimiz Getty Villa. 2007 yılında açılan The Getty Center, Los Angeles'ın Brentwood bölgesinde yer alıyor. Müzede Vincent Van Gogh'un İrisler tablosu da dahil olmak üzere önemli sanatçıların resimleri, 20. yüzyıl öncesi Avrupa'ya ait çizimler, heykeller, ışıklandırılmış illüstrasyonlar ve çeşitli süslemeler sergileniyor. Devasa bir alanı kaplayan The Getty Center, Los Angeles'ı panoramik olarak gören harika bir manzaraya ve özenle dizayn edilmiş bir bahçeye sahip. Özgün tasarımı ile dikkat çeken müze binası ise mimar Richard Meier tarafından inşa edilmiş. Tesis içinde ayrıca Getty Koruma Enstitüsü, Getty Araştırma Enstitüsü, Getty Vakfı binaları ve J. Paul Getty Fonu'nun ofisleri bulunuyor. Los Angeles'ın en kapsamlı sanat galerilerinden olan The Getty Center'a giriş ücretsiz. The Getty Center ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. J. Paul Getty Müzesi'nin ikinci yerleşkesi olan Getty Villa, Pacific Palisades bölgesinde, Malibu sahilinin doğu yakasında yer alıyor. 1954 yılında açılan Getty Villa'nın koleksiyonunda M. Ö. 6500 ila M. S. 400 yılları arasını kapsayan döneme ait Yunan, Roma ve Etrüsk eserleri sergileniyor. Çoğunluğu Avrupa tarihine ait yaklaşık 44 bin parçanın bulunduğu Getty Villa'da Yunan bronz heykeli Victorious Youth, Roma heykeli Lansdowne Heracles ve The Beauty of Palmyra adlı mezar kabartması gibi değerli eserler de var. Müzede ayrıca çok sayıda mücevher, cam eşya ve mumya portresi de ziyaretçilerin beğenisine sunulmuş. Giriş ücretsiz. Getty Villa ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. ABD'nin batı kesimindeki en büyük doğal tarih müzesi olan bu tesis 1913 yılında açılmış. Los Angeles County Doğal Tarih Müzesi'nde dinozorlardan deniz canlılarına, fosil bitkilerden memelilere kadar doğa tarihine ait 35 milyon örnek sergileniyor. Milyonlarca yıllık tarihe ışık tutan bu müze meraklıları için gerçekten harika bir mekan. Yeryüzünün oluşumuna ve yaşamın gelişimine dair pek çok şey öğrenebileceğiniz L. A. County Doğal Tarih Müzesi'nin en dikkat çeken bölümleri Dinozor Salonu, Örümcek Köşkü, Kelebek Köşkü, Taş ve Maden Salonu. Çocuklar için ayrı, yetişkinler için ayrı programların düzenlendiği müzede ayrıca 3D sanal turlara da katılabiliyorsunuz. Los Angeles'ta gezilecek en iyi müzelerden biri olan L. A. County Doğal Tarih Müzesi, Downtown'daki Exposition Park'ın içinde yer alıyor. L. A. County Doğal Tarih Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Los Angeles County Doğal Tarih Müzesi bünyesinde hizmet veren iki tesis daha var. La Brea Tar Pits ve William S. Hart Müzesi. Bu iki tesis şehrin farklı noktalarında yer alıyor. Hancock Park'ın içinde yer alan La Brea Tar Pits, on binlerce yıl süren bir petrol sızıntısının meydana getirdiği doğal bir asfalt alanı. Eski çağlarda yüzeye sızan bir yeraltı petrol yatağı burada bir bataklık oluşturmuş. Günümüzde nesli tükenmiş olan bazı vahşi hayvanlar o çağlarda (yaklaşık 38 bin yıl önce) bölgede avlanırken üzeri toz ve yapraklarla kapanmış olan bu katran çukuruna düşmüşler. Çukura hapsolan ve kurtulamayan bu hayvanların kemikleri fosilleşmiş ve günümüze kadar korunaklı şekilde ulaşmış. Buradan çıkartılan fosilleri katran çukurlarının hemen yanında bulunan George C. Page Müzesi'nde görebiliyorsunuz. George C. Page Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. William Surrey Hart, 1864-1946 yılları arasında yaşamış Amerikalı eski bir sinema oyuncusu ve yönetmen. Oyuncunun Los Angeles'ın kuzeyindeki Newhall bölgesinde bulunan çiftliği kendi vasiyeti üzerine bir müzeye dönüştürülmüş. Los Angeles County Doğal Tarih Müzesi bünyesinde hizmet veren bu müzede dönemin en büyük film yıldızlarından biri olan William S. Hart'ın koleksiyonları ile Charles Marion Russell, James Montgomery Flagg ve Joe de Yong gibi film yıldızlarının özel eşyaları sergileniyor. Kendi adıyla anılan parkın içinde bulunan tesiste ayrıca büyük bir bizon çiftliği de var. Müze evi ve çiftliği ücretsiz olarak gezebilirsiniz. William S. Hart Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Exposition Park içinde yer alan Kaliforniya Bilim Merkezi ilk olarak 1951 yılında kurulmuş. O dönem Kaliforniya Bilim ve Endüstri Müzesi olarak açılan tesis 1998 yılından sonra Kaliforniya Bilim Merkezi olarak hizmet vermeye başlamış. Burası uzay, bilim ve teknolojiye meraklı her gezginin ziyaret etmesi gereken oldukça etkileyici bir mekan. Kaliforniya Bilim Merkezi'nde farklı ekosistemlerden canlıların üremesine, organizmalar arasındaki benzerliklerden dünyamızın özelliklerine, önemli icatlardan uzay çalışmalarına kadar çok farklı alanlarda sergiler yapılıyor. Uzay ve bilime dair her şeyi bulabileceğiniz bu tesis insanın ufkunu açan bir yer. Bilim Merkezi'nde ayrıca Nasa'nın uzay görevlerinde kullandığı Endeavour isimli aracı yakından görebilir, IMAX film gösterimlerine katılabilir, tırmanma duvarı ve hareket simülatörü gibi etkinliklere dahil olabilirsiniz. Giriş ücretsiz. Kaliforniya Bilim Merkezi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Batı Amerika'nın en büyük sanat müzesi olan LACMA, Los Angeles Wilshire Bulvarı'nda yer alıyor. 1910 yılında L. A. Tarih, Bilim ve Sanat Müzesi'nin bir kolu olarak hizmet vermeye başlayan bu tesis, 1961 yılında ayrı bir sanat müzesi haline getirilmiş. 1965'te de şu an bulunduğu bölgeye taşınmış. Büyük bir koleksiyona sahip LACMA'da antik çağlardan günümüze 6 bin yıllık sanat tarihini kapsayan nesneler sergileniyor. 140 binden fazla parçanın yer aldığı müzede Amerika, Asya, Latin kültürleri ile Yunan, Roma ve Etrüsk dönemlerine ait çalışmaları yakından görebiliyorsunuz. Los Angeles Sanat Müzesi'nde ayrıca çeşitli film gösterileri ve konser faaliyetleri de yapılıyor. LACMA'nın en dikkat çeken bölümlerinden biri Wilshire Bulvarı girişinde bulunan Urban Light. Chris Burden imzası taşıyan Urban Light, 200'den fazla eski tip dökme demir sokak lambasının bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş büyük ölçekli bir dekor çalışması. 2008 yılından bu yana aktif olarak kullanılan bu sokak lambaları özellikle geceleri çok güzel bir görüntü oluşturuyor. Los Angeles Sanat Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Los Angeles Müzik Merkezi'ne bağlı konser salonlarından biri olan Walt Disney Konser Salonu hem mimarisi hem de müthiş akustiği ile dikkat çeken bir yer. 2003 yılında açılan bu görkemli salon Los Angeles'ın merkezi olan Downtown'da, South Grand Bulvarı'nda yer alıyor. Mimar Frank Gehry tarafından inşa edilen Walt Disney Konser Salonu'nun akustik tasarımı ise dünya çapında önemli eserlere imza atmış Yasuhisa Toyota'ya ait. Çelik malzeme kullanılarak yapılan konser salonu yaklaşık 2300 kişilik bir kapasiteye sahip. Los Angeles Filarmoni Orkestrası'nın düzenli olarak konser verdiği Walt Disney Concert Hall aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen önemli sanatçı ve orkestraların konserlerine de ev sahipliği yapıyor. Bu ihtişamlı yapıyı gezmek için bir konsere katılmanız şart değil. Etkinlik takvimine uygun olan günlerde binayı ücretsiz olarak gezebilir ya da özel rehberli turlara katılabilirsiniz. Walt Disney Konser Salonu etkinlik takvimini ve bilet fiyatlarını resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Los Angeles kent merkezindeki iki farklı binada hizmet veren MOCA, şehrin en önemli kültürel tesislerinden biri. Müzenin ana binası olan MOCA Grand Avenue, Walt Disney Konser Salonu'nun hemen çaprazında yer alıyor. Çok şık bir tasarıma sahip olan bu bina ünlü mimar Arata Isozaki tarafından inşa edilmiş. The Geffen Contemporary at MOCA isimli ikinci şube ise Los Angeles'ın Little Tokyo bölgesinde bulunuyor. 1979 yılında kurulan L. A. Çağdaş Sanat Müzesi, 1940'lardan bu yana ortaya konan Amerikan ve Avrupa sanatına ait eserlere ev sahipliği yapıyor. Resim, heykel, fotoğrafçılık gibi alanlarda binlerce parçanın sergilendiği müzede Franz Kline, Roy Lichtenstein, Claes Oldenburg, Joseph Cornell, Robert Rauschenberg, David Hockney, Kenneth Price, John McLaughlin gibi onlarca sanatçının çalışmalarını yakından görebiliyorsunuz. L. A. Çağdaş Sanat Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Adından da anlaşılacağı üzere burası Los Angeles'ın meşhur Japon Mahallesi. Kalabalık bir Japon nüfusuna ev sahipliği yapan Little Tokyo'da Japon kültürü hakkında pek çok şey öğrenebilir, farklı mimari yapıları gezebilir ve Japon mutfağını deneyimleyebilirsiniz. Downtown'da yer alan Little Tokyo ilk olarak 1900'lü yılların başında kurulmuş. O dönem birkaç cadde ile sınırlandırılan semt bir mıknatıs gibi Japonları kendine çekiyormuş. Zamanla büyüyen ve genişleyen Little Tokyo bölgesi şu anda Amerika'nın en kalabalık ve en büyük Japon yerleşkesi durumunda. İşin ilginç tarafı buraya ziyarete gelen yabancı turistlerin %90'ı da Japon. Hani Amerika'ya gelmişken Japonya'yı da aradan çıkartmak isterseniz buraya mutlaka uğramalısınız. Little Tokyo'da gezilecek yerlerin başında Japanese American National Museum geliyor. Bu müze Japon asıllı Amerikalıların tarihini ve kültürünü korumaya yönelik inşa edilmiş bir tesis. Yine aynı bölgede bulunan JACCC da ziyaret edilebilir. Little Tokyo'da ayrıca alışveriş yapabileceğiniz çok sayıda butik dükkan yer alıyor. Hollywood Bulvarı üzerinde bulunan TCL Chinese Theatre, Los Angeles'taki en ikonik yapılardan biri. 1926-27 yıllarında inşa edilen bu bina başta film gösterimleri olmak üzere çeşitli kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapıyor. Çin mimarisine uygun şekilde tasarlanmış bu binanın ön girişinde ise Hollywood yıldızlarının imzalarını, el ve ayak izlerini taşıyan beton bloklar bulunuyor. 1944-46 yılları arasında Oscar ödül törenlerinin düzenlendiği Çin Tiyatrosu, günümüzde kırmızı halı törenleri için de sıkça tercih edilen bir mekan. Ayrıca dev bütçeli prodüksiyonların Los Angeles'taki gala gösterimleri de genellikle Chinese Theatre'da yapılıyor. Tabi burada bir sinema filmi izlemek normal salonlara göre epey pahalı. TCL Chinese Theatre'daki etkinlikleri ve bilet fiyatlarını resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Los Angeles'ın en dikkat çeken müzelerinden biri diğeri şehir merkezindeki Grand Avenue'da yer alan The Broad. Bir çağdaş sanat müzesi olan bu tesis 2015 yılında hizmete girmiş. Sıra dışı bir tasarıma sahip olan müze binası tam 140 milyon dolarlık bir maliyetle inşa edilmiş. Eli ve Edythe Broad isimli iki girişimcinin finanse ettiği bu müze tamamen ücretsiz şekilde gezilebiliyor. The Broad koleksiyonunda Barbara Kruger, Yayoi Kusama, Jean-Michel Basquiat, Mark Bradford, Robert Rauschenberg, Jasper Johns ve Jeff Koons gibi 200'den fazla sanatçının eserleri yer alıyor. 2 binden fazla parçaya sahip bu koleksiyon 1950'den günümüze çağdaş sanatın gelişimine ışık tutuyor. The Broad, Los Angeles gezilecek yerler listenize eklemeniz gereken mekanlardan biri. The Broad ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Şimdi geldik otomobil tutkunlarını mest edecek bir mekana. Los Angeles'ın Miracle Mile semtindeki Wilshire Bulvarı'nda yer alan Petersen Otomotiv Müzesi, alanında dünyanın en büyük tesislerinden biri. 1994 yılında Margie ve Robert E. Petersen çifti tarafından kurulan bu müzede 130 yıllık otomotiv tarihinin en güzel parçaları sergileniyor. Eski klasik otomobillerden Formula 1 araçlarına, motosikletlerden kamyonlara kadar 250'den fazla harika aracı bu müzede yakından görebilirsiniz. Petersen Otomotiv Müzesi'nde ayrıca \"Hollywood Dream Machines: Vehicles of Science Fiction and Fantasy\" adlı bir galeri var. Bu galeride Back to the Future, Batman, Star Wars, Blade Runner, Black Panther gibi filmlerde kullanılmış onlarca popüler araç sergileniyor. Sadece Geleceğe Dönüş filminin efsane aracı \"DeLorean DMC-12\"yi görmek için bile buraya gitmeye değer diye düşünüyoruz. Petersen Otomotiv Müzesi, Los Angeles'ta gezilmesi gereken müzeler listesinde mutlaka olmalı. Petersen Otomotiv Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Dünyaca ünlü balmumu müzesi Madame Tussauds'nun bir şubesi de Los Angeles'ta bulunuyor. Hatta en iyilerinden biri diyebiliriz. Hollywood Bulvarı'nda yer alan Madame Tussauds Hollywood 2009 yılından bu yana hizmet veriyor. Buradaki müzede ağırlıklı olarak Hollywood yıldızlarının ve Amerikalı ünlülerin balmumu heykelleri sergileniyor. Leonardo DiCaprio, Robert De Niro, Marilyn Monroe, Johnny Depp, Angelina Jolie, Jennifer Lopez, Charlize Theron gibi yüzden fazla sanatçının heykelini burada görebilirsiniz. Madame Tussauds Hollywood'da ayrıca King Kong, E. T. gibi film karakterlerinin maketleri de var. Madame Tussauds Hollywood giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Hollywood Balmumu Müzesi: Madame Tussauds'nun haricinde Los Angeles'ta bir balmumu heykel müzesi daha bulunuyor. Yine Hollywood Bulvarı'nda yer alan bu müze 1965 yılında açılmış. Müzede ünlülerin heykellerinin yanı sıra klasik ve güncel film canavarlarının yer aldığı bir de 'Korku Odası' mevcut. Giriş ücretleri ve ziyaret saatleri için tıklayın. Bir eğitim ve araştırma enstitüsü olan bu tesis Los Angeles'ın San Marino bölgesinde yer alıyor. Henry E. Huntington tarafından kurulan Huntington Kütüphanesi, Benjamin Franklin'in otobiyografi taslağı, Gutenberg İncili, Charles Bukowski'nin bazı kitaplarının taslakları, Hamlet'in ilk iki bölümünün taslağı gibi nadir eserlere ev sahipliği yapıyor. Kütüphane arşivinde çoğunluğu Avrupa ve Amerikan tarihine ait 7 milyondan fazla el yazması, 400 binden fazla nadir kitap, 1 milyondan fazla fotoğraf ve doküman mevcut. Huntington Kütüphanesi'ndeki sanat koleksiyonu ise çoğunlukla 18. ve 19. yüzyıl Büyük Britanya ve Fransız ressamlarının eserleri ile 20. yüzyıl Amerikan sanatçılarının eserlerinden oluşuyor. Yaklaşık 120 dönümlük büyük bir alana yayılmış olan Huntington Botanik Bahçeleri'nde de farklı ülkelerden toplanmış nadir bitkiler bulunuyor. Çöl Bahçesi, Şifalı Bitki Bahçesi, Japon Bahçesi, Kamelya Koleksiyonu, Çin Bahçesi gibi bölümlere ayrılmış olan bu mekan, yine onlarca sinema filminde dekor olarak kullanılmış çok popüler bir yer. The Huntington giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. 1899 yılında kurulan Hollywood Forever Mezarlığı, yüzlerce Hollywood ünlüsünün defnedildiği ilginç bir mezarlık. İlginç diyoruz çünkü mekan mezarlık olmasının dışında başka bir amaç için de kullanılıyor. Burası aynı zamanda bir açık hava sahnesi! Santa Monica Bulvarı üzerinde, Paramount Stüdyoları'nın arka tarafında yer alan Hollywood Forever Mezarlığı zaman zaman canlı müzik konserlerine, film gösterilerine ve söyleşilere de ev sahipliği yapıyor. Dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlıklarından biri olan Hollywood Forever'da Charlie Chaplin'in oyuncu oğlu Charles Chaplin Jr, Tyrone Power, Douglas Fairbanks, Rudolph Valentino, Mickey Rooney, Chris Cornell, Anton Yelchin gibi isimlerin kabirleri yer alıyor. Bu kabirlerin bir kısmı klasik Hristiyan mezarlığı şeklinde, bazısı ise farklı tasarımlara sahip. Hollywood Forever'da yapılan etkinlikleri resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Burası Los Angeles şehir merkezinin doğu ucunda yer alan sıra dışı bir mahalle. Arts District ismi verilen bu yer 20. yüzyılın başlarında kaderine terk edilmiş bir mekanmış. Endüstriyel binaların, depoların, barakaların yer aldığı bu mahalle 1970'lerden sonra büyük bir değişim geçirmiş. Birçok sanatçının destek vermesiyle birlikte burası bir sanat merkezi haline getirilmiş. Sokak sanatının üst düzey örneklerini görebileceğiniz Arts District'de yüzlerce graffiti ve birçok bağımsız sanat galerisi yer alıyor. Ayrıca bölgede gençlere yönelik sanat, dans, tiyatro ve müzik dersleri veren mekanlar bulunuyor. 1900'lü yılların başında kurulan Paramount Pictures, Hollywood'un ilk film şirketlerinden biri. 100 yılı aşkın süredir sayısız filme imza atan bu firmanın Melrose Avenue'da bulunan stüdyoları, Los Angeles gezisine dahil edebileceğiniz bir diğer eğlenceli nokta. Yüzlerce sinema filmine ve TV şovuna ev sahipliği yapmış Paramount Pictures Stüdyoları'nda hem normal tur hem de VIP turlar düzenleniyor. Genellikle bir golf arabasına binilerek yapılan bu turlarda size bir rehber eşlik ediyor. Özellikle aslına uygun şekilde birebir modellenmiş New York sokaklarını görmek çok şaşırtıcı. Paramount Pictures Stüdyoları giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Film ve dizilerden görmeye alışık olduğumuz Beverly Hills, Los Angeles'ın en zengin bölgesi. Genelde milyarderlerin ve ünlülerin ikametgahı olarak bilinen Beverly Hills muhteşem villaları, palmiye ağaçlarıyla çevrili yolları, lüks restoranları ile göz kamaştıran bir semt. Zaten etrafta gördüğünüz milyonluk arabalardan dolayı normal bir muhitte olmadığınızı hemen anlıyorsunuz. Beverly Hills'de bulunan Rodeo Drive isimli cadde ise bu bölgedeki en prestijli markaların yer aldığı mekan olarak biliniyor. Yaklaşık 3 km. uzunluğundaki Rodeo Drive'da lüks kafeler ve butik dükkanlar da mevcut. Eğer yeterli bütçeniz varsa Rodeo Drive'da kendinizi çok fazla şımartabilirsiniz. Her an bir ünlü ile karşılaşma ihtimaliniz de cabası. Yine burada bulunan Greystone Malikanesi ve Parkı da Beverly Hills gezilecek yerler listenize eklemeniz gereken mekanlardan. Bu görkemli yapı Ninja Kaplumbağalar, Örümcek Adam, The Big Lebowski, Hayalet Avcıları, The Prestige, X-Men, Charlie'nin Melekleri gibi onlarca sinema filminde, TV şovunda ve müzik klibinde kullanılmış. Kaliforniya'nın en yaşanılası bölgelerinden biri olarak kabul edilen Santa Monica özellikle plajları ile ünlü bir yer. Los Angeles'ın sahil şeridinde yer alan bu belde oldukça sessiz, sakin ve huzurlu bir atmosfere sahip. Kıyı boyunca uzanan yaklaşık 35 km'lik bisiklet yolu bile başlı başına gezilmesi gereken harika bir mekan. Eyalet Plajı ve Santa Monica İskelesi de Santa Monica gezilecek yerler listesine dahil edilmeli. Ayrıca bu iskele üzerinde Batı Amerika'nın en büyük lunaparklarından biri olan Pacific Park'ın yer aldığını hatırlatalım. Eğer bir yaz tatili için Los Angeles'a geldiyseniz, uğramanız gereken ilk duraklardan biri Santa Monica olmalı. Los Angeles yaz turizminin en gözde mekanlarından biri de Venice Beach. Santa Monica'nın hemen güneyinde yer alan Venice bohem havasıyla ünlenmiş, modern evlerle, temiz plajlarla, lüks restoranlarla çevrili bir bölge. Uzun palmiye ağaçlarıyla dolu Venice Plajı ise özellikle sörf meraklılarının akın ettiği bir yer. Venice'in sahil kesimi paten kayan, spor yapan gençleri, yeteneklerini sergileyen sokak sanatçıları ile oldukça renkli bir bölge. Fakat Venice'in arka sokakları için pek aynı şeyler geçerli değil. Çünkü burası çok fazla evsiz insan barındırıyor. Güvelik açısından sorun yaşayacağınızı sanmayız ama yine de akşam saatlerinden sonra sahil kesiminden fazla uzaklaşmamak daha iyi. Malibu da tıpkı Santa Monica gibi Los Angeles'ın en güzel sahil bölgelerinden biri. Amerikalı zenginlerin genellikle yazlık olarak kullandıkları ultra lüks evlere ev sahipliği yapan Malibu, Kaliforniya'nın rüya şehirlerinden biri olarak tanımlanır. Onlarca plaja sahip bölgenin okyanus manzarası da muhteşemdir. Malibu sahilinde bulunan Zuma Beach, Los Angeles'ın en uzun ve en temiz plajlarından biri. Hem kum hem de su kalitesi çok iyi olan Zuma, sörfçüler için de harika bir ortama sahip. Bu plajın devamında denize girebileceğiniz daha pek çok kumsal var. El Matador Beach, Westward Beach, Paradise Cove Beach, Malibu Lagoon State Beach bunlardan sadece birkaçı. Bu arada meraklıları için bir not düşelim. 1968 yapımı Maymunlar Cehennemi filminin meşhur final sahnesi de burada çekilmiş. Long Beach, Los Angeles merkezin yaklaşık 30 km. güneyinde, Pasifik kıyısında yer alan bir bölge. Burası aynı zamanda dünyanın en büyük limanlarından birine ev sahipliği yapıyor. Long Beach turistik bir geziden ziyade daha çok kafa dinlemek, şehrin gürültüsünden uzaklaşmak isteyenlerin tercih edebileceği bir sahil beldesi. Kıyı boyunca yürüyüş yapabileceğiniz çok güzel yollar mevcut. Long Beach'de eğlenceli vakit geçirebileceğiniz mekanların çoğunluğu Naples ve Waterfront semtlerinde yer alıyor. Özellikle Naples'da birçok İtalyan restoranı bulabilirsiniz. Yapıldığı dönem dünyanın en görkemli transatlantik gemilerinden biri olan Queen Mary de Long Beach limanında bulunuyor. 1936-1967 yılları arasında Atlantik Okyanusu seferleri yapmış bir gemi olan Queen Mary şu anda Long Beach'de butik otel olarak hizmet veriyor. Los Angeles'ta aile boyu eğlencenin en önemli adresi tabii ki Disneyland Resort. 1955'te Walt Disney tarafından kurulan Disneyland, bugün dünyanın farklı ülkelerinde şubeleri olan büyük bir tema parkına dönüşmüş durumda. Burası çocuk, genç, yaşlı demeden herkesi etkileyen büyüleyici bir dünya. California Disneyland Resort, Los Angeles şehir merkezinin 40 km. kadar güneyinde, Anaheim denilen bölgede yer alıyor. Walt Disney çizgi film karakterleri ile tanışabileceğiniz, onlarca farklı oyun alanında eğlenebileceğiniz bu tema parkı iki ana bölümden oluşuyor. Disneyland Park ve Disney California Adventure Park. Parkın daha çok yetişkinlere hitap eden kısmı Disney California Adventure Park'ta herkesin binmeye cesaret edemeyeceği, adrenalin tutkunlarına yönelik alanlar var. Örneğin Incredicoaster adlı hız treni bunlardan biri. Alışveriş merkezleri, kafe ve restoranların yer aldığı Disneyland'de konaklama yapabileceğiniz oteller de var. Zaten parkın tamamını görmek, içerdeki her türlü aktiviteden faydalanmak gibi bir niyetiniz varsa 1 gün size yetmeyecektir. Disneyland'in tadını doyasıya çıkarmak için en az 2 gününüzü buraya ayırmanız gerek. Ama şu uyarıyı yapmakta fayda var.. Hafta sonları burası inanılmaz kalabalık oluyor. Bilet gişelerinin ve oyun makinalarının önündeki upuzun kuyruklar sizi depresyona sokabilir. O nedenle hafta içi günleri tercih etmek daha mantıklı. Los Angeles Disneyland giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Los Angeles'ın en büyük tema parklarından biri olan Six Flags Magic Mountain, şehir merkezinin yaklaşık 56 km. kuzeybatısındaki Valencia semtinde bulunuyor. İlk olarak 1971 yılında Magic Mountain adıyla açılan bu park namını sahip olduğu ürkütücü 'roller coaster'lara borçlu. Dünyanın en hızlı roller coasterlarından olan bu trenler birçok sinema filminde, hatta bilgisayar oyununda kullanılmış. Özellikle 'Superman: Escape from Krypton' isimli bir tren var ki evlerden ırak. Six Flags Magic Mountain'da bırakın çocukları yetişkinlerin bile kolay kolay binmeye cesaret edemeyeceği onlarca oyun aleti bulunuyor. Adrenalin benim işim diyorsanız Los Angeles gezinize burayı mutlaka eklemelisiniz. Six Flags Magic Mountain giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Hollywood Bowl: Burası ünlü sanatçıların konserlerine ev sahipliği yapan önemli bir amfitiyatro. Los Angeles'ın en görkemli müzik gösterileri genellikle Hollywood Bowl'da yapılıyor. Sahne alanı Hollywood Hills'in kuzeydoğusunda, North Highland Avenue yolu üzerinde bulunuyor. Etkinlikleri takip etmek için tıklayın. # Exposition Park: Downtown'da bulunan 160 dönümlük büyük bir şehir parkı. Los Angeles'taki günlük koşuşturmanıza biraz ara verip dinlenmek isterseniz Exposition Park çok iyi bir seçenek. # Çin Mahallesi : Los Angeles şehir merkezindeki turistik bölgelerden biri de Chinatown. Çin kültürüne ait yapıların bulunduğu bu mahallede çok sayıda restoran, mağaza ve sanat galerisi yer alıyor. # Santa Catalina Adası: Long Beach'in yaklaşık 45 km. açığında bulunan bu ada Los Angeles'ın en güzel tatil beldelerinden biri. Muhteşem bir doğaya sahip Santa Catalina'ya Long Beach'den kalkan feribotlarla ulaşabilirsiniz. Catalina Adası Müzesi, Wrigley Anıtı ve Botanik Bahçeleri burada ziyaret edebileceğiniz mekanlardan bazıları. Ayrıca Marilyn Monroe'nun bir dönem yaşadığı evi de bu adada görebilirsiniz. # Staples Center: Los Angeles'ın en büyük spor salonu olan bu mekan L. A. Lakers, L. A. Clippers gibi NBA takımlarının kendi sahasında oynadığı basketbol karşılaşmalarına, buz hokeyi maçlarına ve çeşitli konserlere ev sahipliği yapıyor. Denk gelirseniz burada unutulmaz bir NBA müsabakası izleyebilirsiniz. Etkinlikleri takip etmek için tıklatın. # Descanso Bahçeleri: Downtown'ın 20 km. kadar kuzeyinde, La Canada Flintridge denilen bölgede yer alan bu botanik bahçesi doğa meraklıları için muazzam bir yer. 150 dönümlük bahçenin içerisinde on binlerce çeşit bitki sergileniyor. Galeri, çay evi, hediye dükkanı gibi yerlerin bulunduğu Descanso Bahçeleri'ni küçük bir eğlence treni eşliğinde gezebiliyorsunuz. # Laguna Beach: Pasifik sahillerindeki en meşhur plajlardan biri. Sadece denize girilen bir yer değil. Bölge lüks otelleri, restoranları, kafeleri ve sanat galerileriyle de oldukça popüler. # Runyon Canyon Park: Los Angeles'ta trekking yapmak isteyen hemen herkesin ilk tercih ettiği yerlerden biri burası. Santa Monica Dağları'nın doğu ucunda 160 dönümlük bir alanı kaplayan bu doğal park, güzel bir şehir manzarasına sahip. Parkın güney girişi Hollywood Bulvarı'na yürüme mesafesinde. Kuzey girişi ise Mulholland Drive yolu üzerinde. # Universal CityWalk: Burası Universal Hollywood Stüdyoları'nın hemen bitişiğinde yer alan bir alışveriş ve eğlence merkezi. Bölgede birçok mağaza, restoran, oyun parkı ve sinema salonu yer alıyor. Özellikle çocukların bayılacağı bir mekan. # The Grove: Downtown ile Beverly Hills arasında kalan The Grove, İstiklal Caddesi'ni andıran bir açık hava alışveriş merkezi. Büyük bölümü restoranlardan oluşan The Grove, ünlülerin de sık sık uğrak noktası olan çok hareketli ve eğlenceli bir bölge."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/machu-picchu-nerede-nasil-gidilir/", "text": "Dünyada insan eliyle inşa edilmiş en muhteşem yerlerden biri Machu Picchu. Tıpkı Mısırlıların Piramitleri ya da Romalıların Kolezyum'u gibi... İnka medeniyetinin geleceğe bıraktığı büyük bir armağan. Machu Picchu sadece Güney Amerika değil, tüm dünya coğrafyasında en çok ilgi gören ve ziyaret edilen yerlerden biri. Şu sıralar (2020) yıllık ziyaretçi sayısı 1,5 milyona yakın durumda. Hani hemen her haber sitesinde, seyahat dergileri ya da gezi kitaplarında \"Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Yerler\" yazısı mutlaka vardır ya. İşte buranın olmadığı liste pek göremezsiniz. Öyle bir liste görürseniz de Gezi Hocası olarak bir tavsiyede bulunalım; 'O siteyle/dergiyle/kitapla bir daha görüşmemek üzere vedalaşın'. - 1981'de Peru'nun Tarihi Kutsal Tapınağı ilan edildi. - 1983'de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girdi. - 2007'de tüm dünyadan gelen oylarla Dünyanın Yeni 7 Harikası arasına seçildi. Tehlike altındaki Dünya Mirasları listesinde bulunan bu kentin günlük ziyaretçi sayısı, UNESCO'nun da ısrarlı talepleriyle 2500 kişiye kadar düşürülmüş durumda. Hemen karşısındaki zirve olan Huayna Picchu ziyaretinde bu sayı 400 kişiye kadar düşüyor. Sebebi ise yoğun ziyaretçi akını nedeniyle bölgenin tahribata uğraması ve Machu Picchu kentinin her yıl belli bir ölçüde çökmesiymiş. Eğer bu çökme tehlikeli bir seviyeye gelirse kentin bir süre ziyarete kapatılması bile tartışılıyor. Umarız böyle bir durum yaşanmaz. Machu Picchu Antik Kenti nerede, nasıl gidilir? Machu Picchu bilet fiyatları ne kadar?.. gibi konulara tek tek değineceğiz ama önce bu İnkalar diyarının nasıl keşfedildiğini, gizemini ve ne gibi özelliklere sahip olduğuna bir bakalım. Machu Picchu'nun 1450'li yıllarda İnka İmparatoru Pachacutec Yupanqui tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Yapılış sebebi ise tam olarak net değil. Eski imparatorların gücünü göstermek için inşa ettirdiği dev yapılar düşünülünce Pachacutec'in burayı bir zafer anıtı olarak yaptırdığı ağır basan fikirlerden. İspanyol işgalleri sırasında bulunamayan ve gizli kalan bu kentin yerlileri, 1530'lu yıllarda İspanyollar İnka medeniyetini yerle bir edince Machu Picchu'yu terk etmişler. İçerisinde yaklaşık bin kişinin yaşadığı düşünülen bu şehir yüzyıl kadar kullanıldıktan sonra hayalet şehre dönmüş. O dönem etrafı sık ve büyük ormanlarla çevrili olduğundan mıdır bilinmez, 1900'lü yıllara kadar da yakınlardaki köylüler haricinde kimse tarafından da keşfedilmemiş. Ta ki 1911'e kadar. ABD'li bir tarihçi olan Hiram Bingham, And Dağları üzerinde İnkalarla ilgili araştırma yaparken bir köylünün yardımı sayesinde tesadüfen burayı buluyor. Takip eden yıllarda burayı iyice araştıran Bingham, daha sonra yazdığı kitap sayesinde de Machu Picchu'yu tüm dünya ile tanıştırmış. Böylesine bir mühendislik harikası olan şehrin, henüz 15. yy'da, ulaşımı çok zor olan bir zirveye tam olarak nasıl yapıldığı ise bugün hala tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. Neredeyse 600 yıl öncenin teknolojisi ile bu yükseklikteki bir dağa, devasa blok taşlarla bir şehir kurmak zaten pek akıl karı gibi durmuyor. Zemin kısmında 20 tondan daha ağır taşların bile kullanıldığını söyleyelim. Üstelik bilindiği kadarıyla İnkalar hiçbir zaman tekerleği kullanmamışlar. Büyük parçalardan küçüğe doğru üst üste dizilen taşların arasında hiçbir yapıştırıcı madde yok. Ufak sarsıntılar ve yağan yağmurlardan sonra duvarların zamanla yerine oturmasıyla şehir oldukça sağlamlaşmış. Aradan geçen altı yüzyıla, onca yağmur, sel, erozyon, deprem gibi doğal felaketlere rağmen şehrin duvarları dimdik ayakta duruyor. Machu Picchu antik şehri iki kısımdan oluşuyor. Zirvede yer alan yerleşim alanı ve şehrin etrafını çeviren yüksek basamaklardan oluşan teraslı bölümler. Bu teraslar hem şehrin kaymasını engelleyen bir mimariye sahip hem de zamanında tarım arazisi olarak kullanılmış. Basamak sayısı yaklaşık 200 ve aralarında mükemmel bir sulama sistemi mevcut. Çatılar yoğun yağıştan etkilenmemek için eğimli yapılmış. Yerleşim bölümünde ise yaklaşık 200 hane var. Bunların içinde Güneş Tapınağı, Kral Mezarı, Üç Pencereli Oda, Ana Tapınak, Adak Yeri gibi kutsal mekanlarda var. Intihuatana denilen ve İnka kültüründe önemli yeri olan taşlardan biri de burada bulunuyor. Bu taş güneşin hareketlerine göre hem takvim olarak kullanılıyor hem de dini ritüellerde önemli bir yere sahip. Şehirde birçok din adamının da yaşamış olduğu tahmin ediliyor. İster Machu Picchu olsun ister Mısır Piramitleri olsun, bu inanılmaz yapıları görünce \"Acaba teknolojik olarak biz mi ilerdeyiz yoksa onlar mı?\" sorusu ister istemez aklımıza geliyor. Eğer uzaylılar yaptıysa gelip bizim için de yapsınlar bir şeyler. Beton binalardan, yüksek gökdelenlerden sıkıldık artık. Yapın şu dünyalı kardeşlerinize bir güzellik ne var yani! Machu Picchu, Peru'nun Cusco şehrine yaklaşık 85 km. mesafede bulunuyor. And Dağları'nın doğu yakasında, Urubamba Vadisi üzerine kurulmuş bir şehir. Antik kentin üzerine kurulu olduğu zirve Machu Picchu, tam karşısındaki dağ ise Huayna Picchu. Machu Picchu'ya en yakın yerleşim yeri ise hemen dağın dibindeki Aguas Calientes kasabası. Aguas Calientes'e herhangi bir karayolu bulunmuyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Cusco Kültür Bölge Müdürlüğü, Machu Picchu Antik Kenti'nin korunması adına 2011 yılından beri ziyaretçi sayısına kısıtlama getirmiş durumda. Bu sayı şu an Machu Picchu için 2500, Huayna Picchu tırmanışı için 400 kişi. Dolayısı ile özellikle Mayıs-Ekim arası olan sezonda gidecekseniz biletleri haftalar önceden ayarlamakta fayda var. Machu Picchu biletini belki daha kolay bulabilirsiniz ama Huayna Picchu tırmanışı da yapacaksanız kesinlikle aylar önceden planlama yapmanız gerekli. Eğer yoğunluk olmayan Kasım-Mart arası giderseniz daha rahat bilet bulabilirsiniz. O dönem yağışlı sezon diyorlar ama biz Aralık ayında gitmemize rağmen çok güzel bir hava vardı. Bu dönem en fazla 1-2 gün öncesinden de bilet bulunabiliyor. - Yetişkin: 152 Peru Nuevo Solü (45 Dolar) - Öğrenci: 77 Peru Nuevo Solü (23 Dolar) - Yetişkin: 200 Peru Nuevo Solü (60 Dolar) - Öğrenci: 125 Peru Nuevo Solü (37 Dolar) Machu Picchu giriş belgesi olarak yanınızda pasaport ya da öğrenci belgesi olması yeterli. Birazdan Machu Picchu'ya ucuza nasıl gidilir? konusuna gireceğiz. Şunu baştan söyleyelim; Peru, hazır Machu Picchu gibi bir nimeti bulmuşken, buraya uzanan tüm yolları nakite çevirmeyi kafasına koymuş bir ülke. Hem de baya fahiş fiyatlarla. Öyle ki Machu Picchu'ya en yakın yerleşim ve konaklama yeri olan Aguas Calientes kasabasına kara yolu ulaşımı bile yok. Sadece tren yolu var. Ya mecburen yüksek fiyatlarla satılan bu tren biletlerinden alacaksanız ya da bizim gibi tabana kuvvet biraz yürüyeceksiniz. Machu Picchu'ya gelmek için öncelikle Cusco şehrine gelmeniz gerekiyor. Lima'dan buraya her gün uçak bulabilirsiniz. Peru'nun hemen her şehrinden Cusco'ya otobüsle gelmekte mümkün. Cusco tamamen turistik bir şehir. Kıyafet, yiyecek, içecek, kamp ekipmanları dahil aradığınız her şeyi rahatlıkla bulabilirsiniz. Her sokakta onlarca tur acentası var. Machu Picchu için bilet alımını Cusco'dan da yapabilirsiniz. İster tur satın alarak, isterseniz kendi başınıza olsun, Cusco'dan Machu Picchu'ya giden tüm yöntemleri özetleyelim. Cusco Machu Picchu ulaşımını sağlayan iki demiryolu firması var. # TREN: Cusco'dan Aguas Calientes'e kadar olan tüm yolu trenle gidebilirsiniz. Pahalı yöntemlerden biri. Yol yaklaşık 3 saat. Seçeceğiniz saate ve klasmana göre sadece tren bileti ortalama tek yön için 90 dolardan başlayıp 400-500 dolara kadar değişiyor. Trenin ilk durağı Cusco'dan yaklaşık 15-20 dakika uzaklıktaki Poroy istasyonu. Trene binmek için önce buraya gelmeniz gerekiyor. # MİNİBÜS + TREN: Ollantaytambo ya da Urubamba kasabalarına araçla gidip buradan trenle Aguas Calientes'e geçebilirsiniz. Ollantaytambo Aguas Calientes tren yolu yaklaşık 2 2,5 saat. # MİNİBÜS + TREN: Cusco'dan yaklaşık 7 saat uzaklıktaki Santa Teresa kasabasına araçla gelip buradan trene binmek. Santa Teresa Aguas Calientes tren yolu yaklaşık 45 dakika. Santa Teresa diğer iki demir yolunun zıt istikametinde, dağın arka tarafında kalıyor. Bu yüzden karayolu mesafesi biraz uzak. # MİNİBÜS + YÜRÜYÜŞ: Bizim tercih ettiğimiz en ucuz yöntem. Cusco'dan minibüs ya da bulabildiğiniz özel araçlarla Santa Teresa yakınlarındaki Hidroelectrica isimli kasabaya geliyorsunuz. Yol 6-7 saat kadar. Buradan itibaren tren yolunu yürüyerek Aguas Calientes'e ulaşıyorsunuz. Yürüyüş yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Yol dümdüz ve manzarası muhteşem. Yol boyunca çok sayıda gezginle beraber olduğunuz için oldukça eğlenceli geçiyor. Ama tabi kondisyonunuz iyi değilse böyle bir yolu tercih etmenize gerek yok. Hidroelectrica'ya gelince gözünüz yolu kesmezse paraya kıyıp tren ile yola devam edersiniz. Yükünüz çok ağır değilse genç, yaşlı, çocuk herkesin rahatlıkla yürüyebileceği bir yol. Eğer tekrar geriye Cusco'ya dönecekseniz bizce fazla çanta ve eşyalarınızı Cusco'da bir hostele bırakın, ihtiyacınız olan şeylerle yola çıkın. Daha rahat edersiniz. # YÜRÜYÜŞ: Inca Trail isimli trekking rotasında 4 gün 3 gece süren yürüyüş ile Machu Picchu'ya gidebilirsiniz. Sadece tur satın alarak bu yapılabiliyor. Kendi başınıza gidemiyorsunuz. Günlük 500 kişi limiti olduğu için haftalar hatta bazen aylar öncesinden yer ayırtmanız gerekiyor. Inca Trail, İnkaların taşlarla ördüğü bir yol üzerinden yapılıyor ve bölgenin en popüler rotası burası. Ollantaytambo kasabası yakınlarından başlıyor. Bu turun sonunda Aguas Calientes'e uğramadan direkt antik şehre çıkıyorsunuz. Machu Picchu'ya ulaşımın en pahalı yöntemlerinden biri bu yol. Bildiğimiz kadarıyla turun içeriğine göre minimum 600 dolar gibi rakamdan başlayıp 1500 dolar ve üzerine çıkabilen bir fiyat aralığı var. Eğer paraya kıyacaksanız Machu Picchu'ya gitmenin en unutulmaz ve harika yolu bu seçenek. Inca Trail'e alternatik olarak farklı rotalardan yapılan yürüyüş yolları da var. Cusco'da etrafınızı çeviren milyarlarca tur firmasından hepsi hakkında detay bulabilirsiniz. - Salkantay Trek - Lares Trek - Jungle Trek - Choquequirao Trek Aguas Calientes yine yabancıların ceplerini mümkün olduğu kadar boşaltmaya çalışan pahalı bir kasaba. Bölgedeki tek alternatif yer olduğu için yapacak bir şey yok tabi. Bir gece burada konaklamak gerekiyor. Temiz ve güzel bir kasaba. Buraya ulaştığınızda yorgunluktan bayılacak halde değilseniz akşam güzel vakit geçirebilirsiniz. Gün doğumuna yetişmek için sabah saat 4:30'da dağın dibindeki giriş kapısına geliyorsunuz. Buradan yaklaşık 1.5 saat sürecek zorlu bir tırmanış başlıyor. Tamamı merdiven basamaklarından oluşan dik bir yol. Saat 6:00 gibi Machu Picchu şehir girişine ulaşmış oluyorsunuz. Epey bir terlemiş olacaksınız, üzerinize mutlaka polar tarzı bir giyecek alın. Yürümeyi tercih etmezseniz yine sabah 5:30 gibi minibüs durağında sıraya girerek 20 dakikalık bir yolculuktan sonra tepeye varıyorsunuz. - Machu Picchu sabah ziyaretleri 6:00 12:00. Öğlen ziyaretleri 12:00 17:30 arası yapılıyor. Yarım günlük gezi burası için gayet yeterli. - Zirveye çıkan minibüsler 5:30'da sefere başlıyor. - Tek giriş kartıyla aynı gün içinde şehre toplam 3 kez giriş yapabiliyorsunuz. Neden tekrar giriş-çıkış yapayım diyecek olursanız; tuvaletler ve büfeler dışarıda. Machu Picchu içinde yiyecek içecek bulamazsınız, yasak zaten. O nedenle ilk girişten sonra aynı biletle 2 kez daha girebilirsiniz. - Machu Picchu'nun tam karşısındaki sivri dağ Huayna Picchu. Ayrıca bileti olanlar aynı gün ya da ertesi gün buraya da tırmanacaklar. Machu Picchu'ya göre çok daha zorlu bir dağ. Kondisyonunuza güvenmiyorsanız kesinlikle tavsiye etmeyiz. Machu Picchu'yu gezerken rehberimiz bize şöyle bir şey söylemişti; - Antik şehrin içinde lamalar var. İnsanlardan kaçmıyorlar. Fotoğrafçılar bu fırsatı iyi değerlendirebilir. - Giriş çıkış kapılarının olduğu yerde pasaportunuza Machu Picchu damgası bastırabilirsiniz. Eğer bizim gibi Hidroelectrica'dan buraya yürüyerek geldiyseniz Machu Picchu ziyaretiniz bittiğinde, öğlen saatlerinde aşağı inişe başlıyorsunuz. Aguas Calientes'e hiç uğramadan tren yolunu takip ederek Hidroelectrica'ya geri gidebilirsiniz. Toplam 3 saat civarı bir yürüyüş oluyor. Cusco'ya dönen minibüsler indiğiniz aynı noktada sizi bekliyor. Tren ile dönecekseniz Machu Picchu'dan ister minibüs ister yürüyerek Aguas Calientes'e inip oradan trene binebilirsiniz. - Giriş bileti aldınız 45 dolar. - Bir gece konaklama için Aguas Calientes'te hostel buldunuz, ortalama 15-20 dolar. - Yol boyunca yiyecek masrafınız tamamen size bağlı olmakla beraber ortalama 20 dolar diyelim. Yani banko harcamanız gereken sabit gider 80 dolar civarı. - Yukarıda bahsettiğimiz ulaşım seçeneklerinin ise ucu açık. Eğer \"Ben Cusco'dan otostop + yürüyüşle bir şekilde Machu Picchu'ya ulaşırım\" diyorsanız yol bedavaya da gelebilir. \"Ben en iyi saatteki en lüks kompartmanı seçip tüm yolu tren ile gideceğim\" derseniz 500 dolara kadar yolu var. Yukarıda linklerini bıraktığımız PeruRail ve IncaRail firmalarının sitelerinden tüm fiyat aralıklarını inceleyebilirsiniz. - Cusco'dan minibüs + yürüyüş ile işi çözmek en makul seçenek olabilir. Bu da ortalama 15-20 dolar. Şöyle bir Gezi Hocası tavsiyesi verebiliriz. Machu Picchu Temmuz Ağustos dönemlerinde çok kalabalık oluyor. Hem daha pahalı, hem de her şeyi önceden rezervasyon ile çözmek gerekiyor. Eğer sezonda değil Ekim-Mart arası bir zamanda giderseniz Cusco'dan çok uygun tur paketleri bulabilirsiniz. Hatta şöyle söyleyelim; Cusco'dan kendi başınıza gitmek için harcayacağınız minimum tutara, her şey dahil tur bulabilirsiniz. Hem de bilet, araç, otel gibi ihtiyaçlarla hiç uğraşmamış olursunuz. Çok önceden rezervasyon yaptırmanıza da gerek kalmaz. İmkanı olanlar bu fikri değerlendirebilir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/manisa-gezilecek-tarihi-yerler-camiler-antik-kentler/", "text": "Manisa, Spil Dağı ile Gediz Nehri arasındaki verimli topraklarda kurulmuş bir şehirdir. Lidya uygarlığının merkezi olan Sardes kentinden başlayıp Mezopotamya'ya uzanan Kral Yolu'nun başlangıç noktası olması sebebi ile tarihin her döneminde önemini korumuş bir ilimizdir. Manisa tarihinden kısaca bahsettikten sonra antik kentleri, doğal güzellikleri ve tarihi camileriyle göz dolduran Manisa'da gezilecek yerler listemize geçelim. - Kısaca Manisa Tarihi - Sardes Antik Kenti - Bintepeler Tümülüsleri - Aigai Antik Kenti - Thyateira Antik Kenti - Manisa Mevlevihanesi - Manisa Ulu Camii ve Külliyesi - Manisa Muradiye Camii ve Külliyesi - Manisa Müzesi - Manisa Sultan Camii ve Hafsa Sultan Külliyesi - Kula Volkanik Jeoparkı ve Kula Peribacaları - Tarihi Kula Evleri - Manisa Kaplıcaları - Marmara Gölü - Manisa Kalesi - Manisa Şehzadeler Parkı - Manisa'da Gezilebilecek Diğer Yerler - Manisa Mesire Yerleri - Manisa Mesir Macunu Festivali - Manisa'da Ne Yapılır? - Manisa'dan Ne Alınır? - Manisa'da Ne Yenir? Manisa Yemekleri Eski çağlarda Lidya sınırları içinde bulunan Manisa'nın ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Ama M. Ö. 2 bin yılında ilk yerleşimin Yarıkkaya mevkiinde olduğu, M. Ö. 12. yy başlarında da istilalar sonucu yok olan yerleşimin Sypilos adında yeniden kurulduğu tahmin edilmektedir. Antik çağlarda şehrin kurucuları Yunanistan'da yaşayan Magnetlerdir. Magnesia ad Sipylum adı ile kurulan kent \"Büyük Şehir\" anlamına gelmektedir. Roma Dönemi'nde kullanılan ismi Magnesia ad Sipylum, magnezyum ve mıknatıs kelimelerinin kökenini oluşturur. Manisa daha sonra sırası ile Hitit Krallığı, Frigler, Yunanlılar, Lidya Devleti, Pers İmparatorluğu, Roma Devleti ve Bizanslılara ev sahipliği yapmıştır. Kent Erken Hristiyanlık Dönemi açısından taşıdığı anlamın yanında, Saruhanoğulları Beyliği'ne başkentlik yapmış, Şehzadelerin yönettiği en önemli sancaklardan biri olarak da tarihteki yerini almıştır. Manisa'nın 1313 yılında, Regaip kandilinde Osmanlı Devleti'nin topraklarına katıldığı bilinmektedir. Sardes, Manisa'nın Salihli ilçesinden 7 km. geride, Sart Mustafa Köyü ile iç içe olan ören yeridir. Lidya Devleti'nin başkenti konumunda bir yerleşimdir. Kentteki ilk yerleşim Tunç Çağı'nın (M. Ö. 3000-1200) sonlarına kadar inmektedir. Bu çağın sonunda istilalarla yakılıp yıkılan Sardes'in başına Trak kökenli Heraklid ailesi geçmiştir. M. Ö. 6. yy'da Lidya'nın doğal zenginlikleri ve özellikle altın madenleri nedeni ile Sardes, Batı Anadolu'nun sanat ve kültür merkezi olmuştur. Bilinen tarihe göre paranın ilk basıldığı yer burasıdır. Hristiyanlığın yayılmasında etkili olan piskoposluk merkezlerinden biri olarak inanç turizminde de etkilidir. Manisa aynı zamanda Yahudilerin tarihinde de büyük öneme sahiptir. Çünkü bu şehir Yahudilerin Anadolu'da ilk yerleşim yeridir. Birçok kısmının günümüze kadar sağlam olarak geldiği kentin kaplıcası, çeşmesi, tapınağıyla, duvar işlemeleri ziyaretçileri adeta bir masalın içine alıyor. Duvarlarında üç boyutlu resimlerin yer aldığı bu antik şehir sadece Manisa'nın değil ülkemizin en önemli antik kentlerinden biridir. Öyle ki, sadece bu antik kenti görmek için Manisa'ya gidebilirsiniz. Sardes, Anadolu'daki benzer yapıların en büyüğüdür. # Akrapol: Kentin akropolü ovaya hakim bir konumda, sarp ve ulaşımı zor bir tepeye kurulmuştur. Akropolü çevreleyen surlar Lidya dönemine aittir. Tepenin güneyinde görülen duvarları ise Bizanslılar yapmıştır. # Gymnasium: Roma dönemine ait anıtsal yapı kentin en görkemli binasıdır. Üç bölümden oluşan yapının birinci bölümü hamam, ikinci bölüm törenlerin yapıldığı mermer avlu, üçüncü bölüm ise palaestra 'dır. Buradaki sütunlar Erken Bizans mimari başlıkları ile göz alıcıdır. # Sinegog: 2. yy sonunda burada yaşayan Yahudi cemaati için yapılan bazilika planlı sinagogun avlusundan sonra ulaşılan ana bölümde, Tevrat dolapları yer almaktadır. Anayolun hemen kenarında bulunan sinagog, Sardes'in en iyi durumdaki yapısıdır. # Artemis Tapınağı: Tapınak ilk defa M. Ö. 5. yy'da Lidya Kralı Kroisos tarafından bir sunak olarak yaptırılmıştır. M. Ö. 300 yılında asıl tapınağın temelleri sunağın üstüne atılmış, önce kült heykellerin muhafaza edildiği cella bölümü bitirilmiştir. M. Ö. 175-150 yılları arasında yapıya tapınağı çevreleyen sütunlar eklenmiştir. 150 yıllarında ise tapınak Artemis ve Zeus'un yerine geçmek isteyen imparator Antoninus Pius ve karısı Faustina'ya adanmıştır. Hristiyanların egemen olduğu 4. yy'da ise tapınağın güneydoğu tarafına bir kilise inşa edilmiştir. Salihli Akhisar yolu üzerinde, Sardes Antik Kenti'ne yakın bir konumda, Marmara Gölü tepelerinde yer alan yaklaşık 75 tümülüs bulunuyor. En doğuda bulunan tümülüsün Kral Alyattes'e ait olduğu bilinmektedir. Oldukça dikkat çekici olan bu mezar 69 metre yüksekliğindedir. Diğer tümülüsler ise Likya krallarına ve devlet ileri gelenlerine aittir. Bu tepecikler Anadolu'da bulunan en büyük tümülüslerdir. Manisa'da çok sayıda ören yeri vardır. Bunlardan biri olan Manisa il merkezindeki Aigai Antik Kenti geçirdiği depremlerle oldukça fazla zarar görmüş ve henüz burada kazı çalışması yapılmamıştır. Kentte tapınak, stadyum, agora gibi kalıntılar bulunmaktadır. Aigai Antik Kenti, Manisa'ya bağlı Köseler Köyü yakınında, Gün Dağı üzerinde bulunmaktadır. Kentin dağlık, sarp kayalar üzerine kurulmuş olması düşman devletler tarafından yağmalanmasını engellemiştir. Dolayısı ile stoa, tiyatro, Demeter ve Kore tapınakları, stadyum ve bouleuterion kalıntıları günümüze kadar ulaşabilmiştir. Üçgen bir alanı çevreleyen kentin surlarının güney batısında bulunan sur kapısı oldukça sağlam durumdadır. Geç Helenistik Çağ yapısı olan kentin agorası \"L\" şeklindedir. Üç katlı agoranın alt kattaki dükkanları iki bölümlü kare mekanlardan oluşmaktadır. Orta kat depolar için üst kat ise seyirlik olarak ayrılmıştır. Tiyatronun yanında bulunan mabet Tanrıça Demeter'e adanmıştır. Tiyatronun altındaki teras ise gymnasion yapısıdır. Etrafındaki mimari parçalardan gymnasion'un iki katlı ve geniş bir palaestrası olduğu anlaşılmaktadır. Kentin doğu yamacında bouleuterion, güney yamacında ise birçok lahidin bulunduğu nekropol yer almaktadır. Manisa'nın Akhisar ilçesinde yer alan Thyateira Antik Kenti güçlü yöneticileri, kalabalık nüfusu ile Likya'nın önemli kentlerindendir. Sardes'ten Ninova'ya kadar uzanan Kral Yolu'nun da buradan geçmesi kentin önemini bir kat daha artırmıştır. Hristiyan dünyasında önemli yeri olan yedi kiliseden biri bu kentte yer almaktadır. Tahrif edilen Hristiyanlık inancına göre Hz. İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğu sözünün ilk kullanıldığı yer de burasıdır. Manisa'da bulunan diğer antik kentler ise; Demirci'deki Saittai Antik Kenti ve Gördes'teki Julia Gordos Antik Kenti'dir. Spil Dağı eteklerinde yer alan Manisa Mevlevihanesi, İshak Çelebi'nin yaptırdığı Ulu Cami külliyesinin bir parçası durumundadır. 1368-69 yılları arasında inşa edilen Mevlevihane, Mevleviliği Batı Anadolu'da yaymak ve yaşatmak amacı ile kurulmuştur. Semahanesi-mescidi, mutrıp yeri, altı derviş hücresi, harem ve selamlığı, matbahı ve kileri bulunan dikdörtgen planlı Mevlevihane'nin üzeri toprak damla örtülmüştür. Medresenin alt katı kapalı avlu planlıdır. Kare planlı orta avlu semahane olarak, burada bulunan odalardan biri de mescit olarak işlev görmüştür. Mevlevihane'nin ikinci katı ise derviş hücreleri, orta avlu ve odalar üzerinde yer alır ve \"U\" şeklindedir. Cami, medrese, türbe ve sibyan mektebinden oluşan Manisa Ulu Cami ve Külliyesi, Sandıkkale Tepesi yamacında, Saltukluoğlu Beyleri'nden Fahrettin İlyas Bey tarafından 1366 yılında yaptırılmıştır. Yapımında devşirme mermer blokların yanında kaba yontma taş ve tuğlanın da kullanıldığı cami iki bölümden meydana gelmektedir. Caminin önünde bir iç avlu ile kapalı bir alan yer almaktadır. Camiye merdivenle ve oldukça sade bir girişle ulaşılır. Revaklı iç avlu kuzeyde tek, doğu ve batıda iki katlıdır. Sütun başlıkları Roma ve Bizans dönemine ait olmakla birlikte Türk başlıkları da kullanılmıştır. Avlunun ortasında sekizgen mermer bir şadırvan bulunur. Medrese 1378 yılında camiye bitişik olarak inşa edilmiştir. Medreseye cami avlusunun batısındaki kapıdan ulaşılabilir fakat medresenin ana girişi kuzeydedir. Giriş kapısı oldukça yalındır. Kapı üzerine bir kuşak şeklinde kitabe yer almaktadır. İshak Çelebi Türbesi medresenin doğusunda yer almaktadır. Türbenin giriş kapısı yüksektir ve iki yanında kırmızı mermerden iki sütun vardır. Kare planlı türbe bir kubbe ile örtülüdür. Türbe içinde İshak Çelebi'nin sandukasının yanında kime ait olduğu bilinmeyen üç sanduka daha yer almaktadır. Sibyan mektebi günümüze ulaşamamıştır. Yapının tek kubbeli olduğu, bir süre ilkokul olarak kullanıldığı bilinmektedir. Manisa'nın Spil Dağı eteklerinde bulunan Muradiye Külliyesi cami, medrese, imaret ve dükkanlardan oluşmaktadır. 19. yy'da bu topluluğa bir de kütüphane eklenmiştir. Külliye III. Murat tarafından 1583-1585 yılları arasında yaptırılmıştır. Caminin Mimar Sinan tarafından tasarlandığı bilinmektedir. Külliyenin etrafı kesme taştan inşa edilmiş, alçak avlu duvarlar ile çevrilidir. Külliyeye giriş cami ile medrese arasında, basık kemerli kapıdan sağlanır. Caminin son cemaat yeri beş bölümlüdür. Bölümlerin üzeri küçük kubbeler ile örtülüdür. Giriş kapısı sade olup kapının iki yanındaki sütunçelere kum saati şeklinde form verilmiş ve oldukça dikkat çekicidir. Caminin ibadet mekanı, merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe pandantifli olup kasnağı üzerinde 18 pencere bulunmaktadır. Minber, beyaz mermer profille çevrelenmiştir ve iki yanında bulunan kum saati şeklindeki sütunçeleri ile dikkat çekicidir. Mihrap üzerindeki çini ayet panosunda Fatiha Suresi yazılıdır. Minber korkulukları mermerden oyulmuştur ve tek parçadır. Hünkar mahfili caminin güneydoğu köşesindedir ve korkuluk levhaları oyma şebekelerden yapılmıştır. İbadet mekanını süsleyen İznik çinileri 16. yy eseridir. Kubbe içinde ise kalem işi bezemelere yer verilmiştir. Caminin iki minaresi vardır. Minareler tek şerefelidir. Zamanla yıkılan minareler 1955 yılında yeniden yapılmıştır. İmaret dikdörtgen planlıdır ve kare bir avlusu vardır. Avlunun dört tarafı revaklarla çevrilidir. Revakların arkasında ise mutfak, yemekhane ve depolar sıralanmıştır. Kütüphane, Karaosmanoğullarından Hüseyin Ağa tarafından 1812 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı kütüphane kesme taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Üzeri ise bir kubbe ile örtülüdür. Binaya beş basamaklı bir merdiven ile ulaşılır. Bu medrese bugün Manisa Müzesi olarak kullanılmaktadır. Muradiye Külliyesi'nin Medrese ve İmarethanesi'ndeki iki ayrı bölümde etnografik ve arkeolojik eserler sergilenmektedir. Medrese, cami ile imaret arasında yer almaktadır. Kesme taş ve tuğladan inşa edilmiş medrese dikdörtgen planlıdır. Medrese odaları revaklı avlunun etrafında sıralanmış, odaların içinde de ocak ve dolap nişleri bulunmaktadır. Medresenin güneyinde dışarı çıkıntı veren dershane bölümü yer alır. Dershane bölümünün her iki yanında üçer oda yapılmıştır. Manisa Müzesi'nde Sardes kazılarında elde edilen buluntular, lahitler, mozaikler, mezar taşları, büstler, cam ve fildişi eserler, altın, gümüş ve bronz sikkeler, Saruhanoğulları döneminden Osmanlı dönemine kadar yöredeki halk kültürüne ait araç-gereç, çini örnekleri, yazma eserler, dini eserler, yöre mimarisine ait bazı parçalar görülebilir. Cami, sibyan mektebi, hankah, imaret ve iki medreseden oluşan yapılar topluluğu Yavuz Sultan Selim'in karısı Ayşe Hafsa Sultan tarafından 16. yüzyılda yaptırılmıştır. Yapı bünyesinde bulunan darülşifa ve çifte hamam sonradan eklenmiştir. Dış medrese, hankah ve imaret günümüze gelememiştir. 16. yy Klasik Osmanlı Mimarisi'nin güzel bir örneği olan Sultan Cami, buradan halka atılan mesir macunu ile çok meşhurdur. Cami kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Önünde beş bölümlü bir cemaat yeri vardır. İbadet mekanı merkezi kubbe ile örtülüdür. Caminin minberi mermerden oyulmuştur ve kabartmalıdır. Caminin iç duvarları çini, kubbeleri ise kalem işi ile bezelidir. Taş kaide üzerinde yükselen caminin iki minaresi yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Kadınlar ve erkekler için planlanan çifte hamam, caminin kuzeydoğusundadır. Dikdörtgen planlı hamam sıcaklık, ılıklık ve soyunma odasından oluşmaktadır. Kuzey kısmı kadınlara ait olan yapıda, erkeklere ayrılan bölüm de aynı mimariye sahiptir. Kareye yakın dikdörtgen planlı Darüşşifa'nın batısında üç, doğusunda iki, kuzeyinde ikişer kare odası ve bu odalarda da ocaklar bulunuyordu. Uzun süre yıkıntı halinde olan yapı 1950'li yıllarda onarılmıştır. - Ayn-ı Ali Cami / Alaybey Cami / Alaşehir Şeyh Sinan Cami - Akhisar Paşa Cami / Akhisar Ulu Cami - Çeşnigir Cami - Dilşikar Cami ve Külliyesi / Derviş Ali Cami - İvaz Paşa Cami / İbrahim Çelebi Cami - Hatuniye Cami ve Külliyesi - Lala Paşa Cami - Hüsrev Ağa Cami / Halime Hatun Cami ve Külliyesi - Gölmarmara Şahuban Cami - Kula Kurşunlu Cami / Kırkoluklu Cami - Revak Sultan Türbesi - Minareli Cami Bedesteni - Saruhan Bey Türbesi / Sinan Bey Medresesi / Sarabat Cami - Yeni Cami ve Külliyesi / Yıldırım Beyazıt Cami / Yedi Kızlar Türbesi - Yirmi İki Sultanlar Türbesi / Yunus Emre Ve Tapduk Emre Türbesi Manisa'nın doğal güzellikleri arasında yer alan Kula; Manisa iline 124 km. uzaklıktadır. Manisa'dan belirli aralıklarda otobüs seferleri düzenlenmekte olan Kula ilçesine ulaşım kolaylıkla sağlanabilmektedir. Türkiye'nin uluslararası alanda ilk jeoparkı olma yolunda ilerleyen ilçede, 300 kilometrekarelik bir alanı kapsayan Kula Volkanik Jeopark için UNESCO'dan onay çıkmıştır. Dünyanın dört bir yerinden ziyaret için gelinen jeoparkı mutlaka siz de görmelisiniz. Kula ilçesinde yer alan peribacaları her yıl yerli ve yabancı birçok turistin ilgisini çekmektedir. Kula ilçesi ve çevresinin jeolojik yapısı volkanik olduğu için, akarsu aşındırmaları bu yapıyı öğüterek, doğal ve estetik bir yeryüzü şekli olan peribacalarını ortaya çıkarmıştır. Bilindiği gibi peribacaları volkanik püskürmeler sonucu çevreye yayılan lavların kuruması ile olan şekillerdir. Bu sebeple Manisa ve çevresinde birçok sönmüş volkanik dağ olduğunu görebiliyoruz. Bundan dolayı eskiden Manisa'ya Katakuemena yani 'Yanık Ülke' denilmekteydi. Dar sokakları, sıralanmış taş ve ahşap evleri ile tarih kokan bu sokakları görmelisiniz. 18. ve 19. yüzyıla ait olan bu evler genellikle iki katlı bir yapıya sahip. Cumbalı tasarımları ve saçaklı süslemeleri bulunan bu yapılar bizi Osmanlı tarihine sürüklüyor. Kula'daki sivil mimarinin en güzel örnekleri olan evlerin yüksek taş duvarlarıyla çevrili avluları da bulunuyor. İlçe sınırları içinde bulunan Kula Kenan Evren Etnografya Müzesi de yöre kültürünü yansıtması açısından önemlidir. Kule ilçesi tümüyle Manisa gezilecek yerler listesinde olmayı hak ediyor. Manisa şifalı sular ve kaplıcalar açısından zengin illerimizdendir. Emir kaplıcasından kısaca bahsedip diğer kaplıcaların da isimlerine yer vererek yazımıza devam edelim. Manisa'nın Kula ilçesine 18 km. uzaklıktaki dağ yamacında yer alan Emir Kaplıcası, sularının yapısında bulunan doğal minerallerden ötürü romatizma, kadın hastalıkları, safra kesesi ve karaciğer hastalıklarında çok etkilidir. Emir kaplıcalarının çevresinde geçmiş medeniyetlere ait hamam kalıntıları da bulunmaktadır. Bu sebeple kaplıcaların çok eskilere ait aktif bir kullanımının olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu kaynak sular ile hamam yapma fırsatı da yakalayabilirsiniz. - Kurşunlu Kaplıcaları / Salihli - Sert Kaplıcaları / Salihli - Urganlı Kaplıcası / Turgutlu - Saraycık Kaplıcaları / Demirci - Hisarcık Kaplıcaları / Demirci - Menteşe Kaplıcası / Soma - Sarıkız Ilıcası ve Maden Suyu / Alaşehir Manisa il merkezine 65 km. uzaklıkta bulunan Marmara Gölü deniz seviyesinden 75 m. yüksekliktedir. 3400 m 'lik bir alanı kaplayan göl ortalama 4 metre derinliğindedir. Marmara Gölü'nün etrafı Manisa'nın en verimli topraklarıdır. Çevresi çok sulak olduğu için tarım arazileri bulunmakta ve hayvancılık yoğun olarak yapılmaktadır. Etrafı ve getirileri ile çok doğal bir ortama ev sahipliği yapan Marmara Gölü, ülkemizin görülmeye değer eşsiz doğal güzelliklerden biridir. Ayrıca doğal ortamda yaşayan zengin kuş çeşidi ve göl içerisindeki balıkçılık faaliyetleri de Marmara Gölü'ne farklı bir hava katmıştır. Spil Dağı'nın kuzey yamaçlarında, 350 metre yükseklikteki Manisa Kalesi'nin ilk yapım tarihi bilinmemektedir. Günümüze gelen kalıntılar ise Bizans İmparatorluğu döneminde yapılmış, 1222 yılına aittir. Kaleyi Saruhanoğulları ve Osmanlı Devleti de kullanmış ve zaman zaman onarımdan geçirmişlerdir. İç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşan kalenin iç kale kısmında 13 tane burç yer almaktaydı. Dış kale ise oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Fatih Sultan Mehmet zamanında kale içine cami, sarnıç ile ev ve depo yapılmıştır. Günümüze kaleden sadece duvar kalıntıları kalmıştır. Büyük beklentiye girmeden ziyaret edebileceğiniz mekanlardan biri. Bununla beraber Yoğurtçu Kalesi de şehrin diğer bir tarihi kalıntılarındandır. Buraya eklemiş olalım. Sonra \"Vay efendim böyle bir yer vardı da niye söylemediniz?\" olmasın. Manisa Belediyesi tarafından çok ciddi maliyetlerle yaptırılan, Manisa tarihinden ve Türk İslam Dünyası'ndan önemli eserler bulunan bir minia şehir. Yürüyüş yolunda ilerlerken karşınıza çıkacak şehzade figürleri, masal parkı, çizgi film kahramanları, mesir macunu dağıtımının canlandırması ve mesir müzesi görülmeye değecek kadar güzel. Hele bir de yanınızda çocuğunuz varsa bambaşka güzel.. - Rum Mehmet Paşa Bedesteni - Yeni Han - Kurşunlu Han - Darkale Evleri - Manisa Darphanesi - Saint Jean Kilisesi / Alaşehir Manisa, nüfus yoğunluğuna göre bolca doğal dinlenme ve piknik yapma alanına sahip illerimizden biridir. Bu mesire alanlarından bazılarına birlikte göz atalım. Manisa'nın mesire ve dinlenme yerlerinden biri olan, muhteşem bitki örtüsüne sahip Çınarlı Çeşme, Manisa Osmancalı üzerinde, Manisa'ya 26 km. uzaklıktadır. Piknik yapabileceğiniz ve doğa ile başbaşa kalabileceğiniz alanda güzel vakit geçirebilirsiniz. Manisa'nın doğal güzellikleri arasında yer alan çamlık, Süleymanlı kasabasına yakın Kırkağaç yolunun 12. km'sinde, mükemmel bitki örtüsüne sahip orman içinde kurulu bir alandır. Piknik alanı bulunan çamlıkta muhteşem doğa ile başbaşa kalarak harika bir haftasonu geçirebilirsiniz. Manisa'nın dinlenme yerlerinden biri olan Güldürdek, Demirci'ye 22 km. uzaklıkta, Söğütçük Köyü yolu üzerinde yer almaktadır. Karaçam Ormanı içinde bulunan alan güzel bitki örtüsüne sahip göletleri, piknik alanı ve oyun alanları ile huzurlu vakit geçirip dinlenebileceğiniz mesire alanları arasındadır. Salihli'ye 50 km. uzaklıktaki, doğal bir su kaynağının etrafına kurulan bir diğer mesire alanı da Akpınar mesire yeridir. Geleneksel Kavun Karpuz Festivali'nin düzenlendiği bu bölge, yeşilliklerin arasında huzuru bulabileceğiniz bir mekandır. Manisa merkezde bulunan ve 5 hektarlık alana yayılmış bu mesire alanında restoran, kafe, oyun alanı, tuvalet gibi birçok imkan bulunuyor. Anayol üzerinde bulunması sebebi ile özellikle haftasonları yoğun olabiliyor. Manisa'da her yıl Nevruz'un kutlandığı 21 Mart'ta, Sultan Cami etrafında toplanan kalabalığa caminin minare ve kubbelerinden geleneksel mesir macunu saçım töreni yapılır. TV kanallarında ve internet medyasında bolca gördüğümüz bu şenlikleri bilmeyen çok az insan vardır. Festivalde, şehzadelik dönemini Manisa'da geçiren Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve macunun mucidi Merkez Efendi canlandırılır. Şenlikte baharın gelişi, bereket ve bolluğun sevinci adeta bir bayram havası içinde yaşanır. 41 çeşit baharatın karışımından elde edilen Manisa Mesir Macunu, Osmanlı döneminde Sultan Cami Medresesi'nde görev yapan Merkez Efendi'nin hazırladığı bir macundur. Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan'a şifa olan macun, sonrasında halktan hasta olanlara da verilmeye başlanmıştır. Bir süre sonra da Hafsa Sultan'ın emri ile mesir macunu Sultan Cami'nin kubbe ve minarelerinden saçılmıştır. Manisa Mesir Macunu Şenlikleri bu şekilde doğmuştur. # Yamaç Paraşütü: Spil Dağı yamaç paraşütü yapmak için oldukça elverişlidir. Bu spora yeni başlayanlar için Kırtık Mevkii, biraz yukarıda ise uçuş için düzenlenmiş 300 metre yüksekliğinde bir alan yer almaktadır. 750 metre yükseklikteki Seyirtepe ve 1250 metre yükseklikteki Karlık Mevkii'nden de iniş alternatifli ve şehir manzaralı uçuşlar yapılabilmektedir. # Atıcılık: Spil Dağı eteklerinde bulunan Mevlevihane yönünde, orman içinden geçilerek Trap-Skeet Atış alanına ulaşılmaktadır. # Trekking ve Dağcılık: Spil Dağı trekking, kamp, doğa yürüyüşü ve dağcılık sporları için oldukça uygundur. # Olta Balıkçılığı: Marmara Gölü ile Avşar, Demirköprü ve Sevişler baraj göllerinde haftasonları ve resmi tatillerde amatör olta balıkçılığı yapılmaktadır. Bu alanlarda görülen balık türü sazandır. Sazanın yanısıra Demirköprü'de levrek, Marmara Gölü'nde yayın ve yılanbalığı yaşamaktadır. Ayrıca Demirköprü Barajı ile Marmara Gölü'nden kerevit çıkmaktadır. - Manisa Mesir Macunu - Demirci, Kula, Yunt ve Gördes'in Yöresel Halıları - Şile Bezi, Bürümcük Giyim Eşyaları - Folklorik Takılar - Bakır, Gümüş, Tahta Oymacılığı ile Yapılan Ürünler Ayrıca Kula Bakırcılar Çarşısı'nda, bakırcı ustalarının elinden çıkan bakraçlardan alıp yakınlarınıza hediye edebilirsiniz. Bahçeniz ya da evinizin iç dekorasyonu için Akhisar'ın minyatür at arabaları da ilginizi çekebilir. - Manisa Kebabı - Salihli Odun Köftesi - Topalak - Sarımsaklı Hamur Aşı ve Ekmek Aşı - Üzüm Kötüsü - Saksan Beyni - Saşta Helvası - Sura - Mangır Mantı - Lalanga - Kulak Çorbası ve Paça - Gapcık - Gabartlama - Dığan Gözlemesi - Ebe Çöreği - Mantar Tatlısı - Sinkonta - Simit Ekmeği"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/manisa-nasil-bir-yer-manisa-hakkinda-bilgi/", "text": "Manisa, Osmanlı'yı büyük bir imparatorluk haline getiren padişahların şehzadelik dönemlerini geçirdiği 'Şehzadeler Şehri'dir. Hristiyanlığın yedi kutsal kilisesinin üçünün yer aldığı, Mimar Sinan'ın Ege Bölgesi'ndeki tek eseri Muradiye Camii'nin bulunduğu, sinagogları, antik kentleri, diğer tarihi kalıntıları ile önemli bir tarih ve kültür merkezidir. Manisa'da bulunan ve tarihçi Herodot'un 'altın şehir' olarak söz ettiği Lidya başkenti Sardes, tarihteki ilk paranın, ilk turistik otelin ve ilk zarlı zeka oyununun kullanılmaya başlandığı yer olarak bilinir. Şifa kaynağı Mesir Macunu, Sultaniye Üzümü, Türkiye'nin ilk çevrecisi Manisa Tarzanı ve Spil Dağı'na ev sahipliği yapan Manisa, ülkemize büyük değerler katan bir ilimiz. İzmir'den sonra Ege Bölgesi'nin en büyük ikinci ili olan Manisa nasıl bir şehir? Öğrenci ve memurlar için Manisa'da hayat nasıl? Manisa'nın tarihi, ekonomisi, meşhur yemekleri gibi konuları kısa başlıklar halinde derlediğimiz bu yazımızda Manisa'yı biraz daha yakından tanıyalım. Ege Bölgesi'nin tam ortasında bulunan Manisa, Spil Dağı ile Gediz Nehri arasında kurulu bir şehirdir. Manisa ilimizin komşuları; kuzeyde Balıkesir, güneyde Aydın, batıda İzmir, güneydoğuda Denizli, doğuda ise Uşak ve Kütahya'dır. İzmir İstanbul karayolu üzerinde bulunan Manisa'ya kendi aracınızla ya da otobüsle ulaşım oldukça kolaydır. Türkiye'nin hemen her bölgesinden İzmir'e giden otobüs seferleri vardır ve birçoğu Manisa üzerinden geçer. Büyük şehirlerden ise direkt Manisa'ya giden otobüsler de bulabilirsiniz. Manisa otobüs terminali şehir merkezinin içinde bulunuyor ve ulaşım sıkıntısı yok. - İstanbul Manisa arası yaklaşık 430 kilometre ve 4 saat 30 dakika. - Ankara Manisa arası yaklaşık 560 kilometre ve 7 saat. - İzmir Manisa arası yaklaşık 40 kilometre ve 40 dakika. - Eskişehir Manisa arası yaklaşık 400 kilometre ve 5 saat. - Trabzon Manisa arası yaklaşık 1400 kilometre ve 16 saat. - Adana Manisa arası yaklaşık 940 kilometre ve 12 saat. Manisa il sınırları içerisinde herhangi bir havalimanı bulunmuyor. Manisa'ya uçakla gelmek için tercih edebileceğiniz en yakın havaalanı İzmir'de bulunan Adnan Menderes Havalimanı'dır. İzmir Adnan Menderes Havalimanı ile Manisa arasında Havaş servisleri hizmet veriyor. Türkiye'deki hava yolu firmalarının hemen hemen tamamının İzmir'e sefer düzenlediği düşünülürse, Manisa'da havaalanı olmasa da İzmir'den yaklaşık 1- 1,5 saatlik bir servis yolculuğu ile Manisa'ya ulaşım kolaydır. Adnan Menderes Havalimanı içerisinde araç kiralama ve taksi hizmetleri de veriliyor. Uçak bilet fiyatları dönemsel olarak değişiyor. Manisa, Bandırma ve Balıkesir hattından gelen demiryolu güzergahı ile Uşak ve Alaşehir hattından gelen demiryolu güzergahının kesişim noktasındadır. Bu dört bölgeden İzmir istikametine giden tüm trenler ile Manisa'ya ulaşabilirsiniz. Ayrıca İzmir Ankara arasında düzenli olarak her gün sefer yapan İzmir Mavi Treni'de Manisa'ya trenle ulaşımın bir diğer yoludur. İstanbul'dan Bandırma'ya feribot ile geçtiğinizi düşünürsek, üç büyük şehirden de tren ile Manisa'ya ulaşmak mümkündür. Manisa'nın Salihli ilçesinde bulunan fosil ayak izleri bundan tam 26 bin yıl öncesine tarihlendiriliyor. Kırkağaç ilçesi Yortan Köyü'nde bulunan ve Tunç Devri izleri taşıyan mezarlar da 5 bin yıl eskiye gidiyor. Manisa'nın Ege'deki diğer şehirler gibi tam olarak gün yüzüne çıkmamış kadim bir tarihi var. Bilinen tarihte ise şehrin ilk yerleşimcilerinin eski bir Yunan boyu olan Magnetler olduğu düşünülüyor. Sebebi ise Yunanlıların Anadolu'ya dağılım gösterdiği yıllarda Spylos Dağı'nın eteklerine gelip Magnesia şehrini kurmuş olmaları. Homeros'un İlyada Destanı'nda, Truva kuşatmasında yer alan Yunan ordusu içinde Magnetlerin de yer aldığından bahsedilir. Manisa ve civarı M. Ö. 1450-1200 yılları arasında Hitit Uygarlığı altında bulunuyordu. M. Ö. 1200 sonrası Lidyalılar, M. Ö. 546 334 arasında Persler, M. Ö. 334'de İskender İmparatorluğu bölgede hakimiyet kurdu. Sonrasında Bergama Krallığı'nın topraklarına katılan bölge, Kral III. Attalos'un ölümünün ardından (M. Ö. 133) onun vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğu'na devredildi. Bu dönemde bölge ticari olarak oldukça gelişti. Roma'nın ikiye ayrılması ile Bizans topraklarına katılan Manisa yöresi önemli bir piskoposluk merkezi haline geldi. Manisa, 1313 yılında Saruhan Bey ordusu tarafından fethedilip Saruhanoğulları Beyliği'nin merkezi yapılmıştır. İlyas Bey ve İshak Çelebi Bey dönemlerinde ise şehre bir çok eser kazandırılmıştır. 1391 yılında Yıldırım Bayezid'in Osmanlı'ya kattığı topraklar Ankara Savaşı ile önce Timur'a iade edilmiş, 1412 tarihinde ise Çelebi Mehmed tarafından tekrar Osmanlı İmparatorluğu'na kazandırılmıştır. 1437-1595 yılları içinde Manisa, Osmanlı şehzadelerinin yetiştirildiği önemli bir siyasi merkezdi. II. Murad, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmet ve I. Mustafa dahil olmak üzere Osmanlı'ya padişahlık yapan 16 şehzade Manisa'da sancakbeyliği yapmıştır. Bu özelliğinden dolayı Manisa halk arasında Şehzedeler Şehri olarak tanımlanır. Bu dönemde yaptırılan eserlerden bazıları ise günümüzde hala Manisa'nın çok önemli tarihi yapılarını oluşturmaktadır. Mondros Mütarekesi sonrası, 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar Manisa civarını işgal etmişlerdir. Bu dönem şehirdeki tarihi yapıların büyük kısmı zarar görmüştür. Yaklaşık 3 yıl süren işgalin ardından, 8 Eylül 1922'de Manisa ve çevresi Yunan işgalinden kurtarılmıştır. 1923'te Saruhan olan şehrin adı 1927'de Manisa olarak değiştirilmiştir. Nüfus: Manisa'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 445 bin kişidir. - Ahmetli, Akhisar, Alaşehir - Demirci - Gölmarmara, Gördes - Kırkağaç, Köprübaşı, Kula - Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selendi, Soma - Turgutlu - Şehzadeler - Yunusemre 1960'lı yıllara kadar Manisa'nın ekonomisi sadece tarıma dayalıydı. 1970'li yıllardan itibaren sanayi alanında gelişme göstermeye başlayan şehir, şu an dünyada tek noktada en fazla beyaz eşya ve televizyon üretilen yer haline geldi. Burası buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinası ihracatında dünyanın öncü şehirlerinden biridir. Manisa, İngiliz Financial Times tarafından 2005 yılında 'Doğrudan Yabancı Yatırım İçin En Uygun Maliyetli Şehir' seçilmiştir. 2006 yılında ise Financial Times'ın yayın eklerinden biri olan Foreign Direct Investment Magazine dergisinin düzenlediği 'Geleceğin Avrupa Şehirleri ve Bölgeleri' yarışmasında 'En İyi Potansiyele Sahip Şehir' kategorisinde de 1. olmuştur. İzmir'den sonra Ege'nin en büyük sanayi merkezi olan Manisa; Vestel, Indesit, Bosch, Klimasan, Schneider, ECA, Eczacıbaşı ve Ülker gibi birçok markanın üretim tesisine ev sahipliği yapmaktadır. Şehrin sanayi sektöründe faaliyet gösterdiği diğer önemli alanlar ise otomotiv, iklimlendirme sanayisi ve tekstildir. Manisa tarım üretiminde de ülkemizin önemli şehirlerinden biri. Türkiye'den ihraç edilen çekirdeksiz kuru üzümün yaklaşık yüzde 80'ini Manisa tek başına karşılar. En az üzüm kadar önemli bir diğer Manisa ürünü ise tütündür. Ülkemizin tütün üretim merkezi olan Ege Bölgesi'nde üretim payının yüzde 50'si Manisa'ya aittir. Kuru üzüm ve tütün dışında Manisa'nın Türkiye tarımı içindeki yerine bakıldığında pamuk, zeytin ve kiraz da çok önemli yer tutar. Şehrin diğer tarım ürünleri ise; buğday, arpa, mısır, pirinç, nohut, bakla, susam, karnabahar, lahana, kereviz, domates, patlıcan, pırasa, kabak, biber, fasulye ve ıspanaktır. Gediz Irmağı ile Spil Dağı arasında bulunan Manisa, verimli topraklar üzerine kurulmuş bir şehirdir. Manisa'nın doğal il sınırlarını Yunt Dağı, Bozdağlar ve Demirci Dağları gibi yükseltiler oluşturuyor diyebiliriz. Çok çeşitli yeryüzü şekilleri görülen şehrin yarısını dağlar, geri kalan kısmının büyük bölümünü ise ova ve platolar oluşturur. Manisa'nın ovalarında ve ova çevrelerinde Akdeniz, yüksek dağlık kesimlerinde ve platolarında karasal iklim etkisi vardır. Manisa'nın Ege Denizi'ne kıyısı olmasa da denize çok yakındır. Dağlar kıyıya dik uzandığı için deniz etkisi Manisa'nın iç kesimlerine kadar azalarak hissedilebilir. Yazlar oldukça sıcaktır ama kışlar da büyük ölçüde soğuk ve yağışlı geçer. Şehrin yüzde 50'ye yakın bir bölümü orman ve maki ile kaplıdır. Bağlar ve zeytinlikler de Manisa ile sınırları içinde geniş bir alan kaplar. İç Anadolu ve Ege Bölgesi'nin lezzetlerini bünyesine barındıran Manisa mutfağının en güzel özelliklerinden biri, her ilçesinin kendine has yöresel yemeklerinin olması. Salihli, Kula, Akhisar, Kırkağaç başta olmak üzere her bölgesinin ayrı meşhur yemekleri vardır. Şehzadeler Şehri Manisa'nın Sultaniye üzümü, Kırkağaç kavunu ve şifa kaynağı mesir macunu dışında türlü türlü sebze ve et yemekleri bulunur. Manisa'nın en bilinen yemeği ise sos, yoğurt ve pide parçaları ile ikram edilen Manisa kebabıdır. Görüntü olarak iskenderin köfte ile yapılan şeklini andırıyor. - Manisa Kebabı - Akhisar Köftesi - Salihli Odun Köftesi - Alaşehir Kapaması - Kabaklı Pide - Su Böreği - Kula Güveci ve Kula Şekerli Pidesi - Bohça Kebabı - Balkabağı Sinkonta - Höşmerim - Nohutlu Mantı - Börülçe Tarator - Şehzade Tatlısı - Katmer - Keşkek - Sultaniye Üzümü - Kırkağaç Kavunu - Mesir Macunu ve Sultan Çayı - Bonus: Akhisar Dört Mevsim Gazozu Manisa'da 1992 yılında kurulan Manisa Celal Bayar Üniversitesi bulunuyor. Celal Bayar Üniversitesi tek bir yerde değil, şehrin farklı bölgelerine dağılmış kampüslere sahip bir okul. Muhtemelen okuyacağınız bölüme göre ikamet adresinizi belirlemek durumunda kalacaksınız. Mesela en kalabalık kampüslerinden biri olan Muradiye Kampüsü merkezin 35-40 dakika kadar dışında kalıyor. Eğitim Fakültesi ise merkeze yaklaşık 3,5 saat uzaklıktaki Demirci ilçesinde. Bu şekilde diğer fakülteler de merkez ve hatta ilçelere kadar dağılmış durumda. Muradiye Kampüsü sosyal olanaklar bakımından öğrencilere fazlaca seçenek sunuyor. Kampüs içindeki yurtlar haricinde bölgede uygun fiyatlı daire bulmakta mümkün. Bu kampüs ile merkez arası otobüs-minibüs seyahati yaklaşık 40 dakika kadar sürüyor. Öğrencilerin yıllardır en çok şikayet ettiği konu ise otobüslerin her zaman çok kalabalık olması. Gün ve saat fark etmeksizin İstanbul'un metrobüs atmosferini aratmayan bir ulaşım hizmeti var maalesef. Muradiye Kampüsü'nde okuyan tüm öğrencilerin en çok vakit geçirdiği yer ise Cey Park. Kampüs içinde bulunan bu mekan, kafe, restoran, market gibi yerlerin bulunduğu merkezi bir öğrenci AVM'si gibi. Öğrenci ve memurlar için Manisa, Ege'nin en güzel illerinden biridir. Hem şehir yapılaşması düzgün, hem insanları iyidir. Pek uyum sorunu yaşamazsınız. Kimse kimseye karışmaz. Ayrıca şöyle bir durum da var.. Manisa'da okuyan çok sayıda öğrenci aslında İzmir'de ikamet ediyor. İzmir-Manisa merkez arası ulaşım 30-40 dakika sürüyor. İzmir'de ikamet etmeyen öğrenciler de sık sık İzmir'e gidip geliyorlar. Hatta Celal Bayar Üniversitesi otostop çekme konusunda uzman öğrencilere sahip diyebiliriz. İzmir-Manisa yolu üzerinde her daim otostop çeken öğrencilerle karşılaşmak mümkün. Manisa'da okuyan on binlerce üniversite öğrencisi olmasına rağmen merkezde bunu hissedemezsiniz. Birinci sebep okul binalarının şehrin her tarafına dağılmış olması, ikincisi ise yaşamak için İzmir'i tercih edenlerin çok olması. Aynı durum bazı memur kesimleri içinde geçerli. Evi İzmir, işi Manisa'da olan çok sayıda çalışan var."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/manisa-spil-dagi-gezilecek-yerler-nerede-konaklama/", "text": "Manisa, Spil Dağı'nın yamaçlarına kurulmuş bir şehirdir. Manisa'nın merkezine 24 km. uzaklıkta bulunan Spil Dağı, 22 Nisan 1968 yılında milli park ilan edilerek ülkemizin sınırlı sayıdaki milli parkları arasına katıldı. Manisa'nın en önemli mekanlarından biridir Spil Dağı. Bu sebeple konuyu Manisa yazımızdan ayrı olarak ele aldık. Burada gezilecek yerler ile Spil Dağı konaklama ve otelleri hakkında da bilgiler vereceğiz. Bununla beraber orman köşk evlerinden ve kamp detaylarından söz edeceğiz. Spil Dağı kendi jeolojik özelliklerinden ötürü çok farklı doğal yer şekillerinin var olduğu bir yapıya sahiptir. Kanyon, mağaralar, inler, lapya ve dolinler Spil Dağı'nı bir şahesere çevirmiştir. Tamamen doğal olan bu yapılar yüz yıllardan beri değişime uğrayarak günümüzdeki şekillerini almışlardır. Eşsiz doğası içinde yaşayan vahşi hayvanları, kuş çeşitleri ve yılkı atları da Spil Dağı'nın bir parçasıdır. Zirveye yakın bir konumda, atlara özel bir bölge olan 'At Alanı' bulunuyor. Mitolojik kaynaklara göre Spil Dağı'na ismini veren kişi Tanrı Kornos'un eşi Kybele 'dir. Bir diğer efsaneye göre Frigya kralı Menos, kızı olan Spilos'u bu dağa bırakmış, Spilos dağda vahşi hayvanlar tarafından büyütülmüştür. Böylelikle dağın adı Spil Dağı olmuştur. Spil Dağı yapısı gereği doğa sporlarına uygun. Başta dağcılık, yamaç paraşütü, atıcılık ve trekking olmak üzere birçok spor türü burada yapılabiliyor. Milli parka çevrilip koruma altına alınan Spil Dağı günümüzde birçok yerli yabancı turistin akınına uğruyor. Spil Dağı ile Manisa merkez arası yaklaşık 24 km. diye belirtmiştik. Merkezden buraya yapılan herhangi bir toplu taşıma hizmeti yok. Spil Dağı'na ulaşım normal araçla 45 dakika civarı sürüyor. Anayoldan çıktıktan sonra yaklaşık 15 km. virajlı, dar ve hafif bozuk bir yolu var. Arabanız alçak tabanlıysa Manisa merkezden 4x4 araç kiralama seçeneğini öneririz. Dağ yolu her arabaya uygun olmayabilir. Özellikle kışın buzlanma ve kar çok etkili oluyor. Kışın ne işim var orada diye düşünmeyin çünkü Spil Dağı'nın görsel olarak en güzel manzaraları kar altında kaldığında ortaya çıkıyor. Dağın zirvesine çıkarken yol kenarında kalan Seyir Terası'ndan bütün Manisa'yı izleyebilirsiniz. Spil Dağı, İzmir merkeze ise 50 kilometre ve yaklaşık 1 saatlik mesafede. Dağın arka tarafı yani Akalan mevkisinden gelseniz de aynı, Manisa merkez yönünden de. Spil Dağı gezi rehberi yazımızda burada gezip görebileceğiniz belli başlı yerleri sıraladıktan sonra dağdaki kamp ve konaklama seçenekleri, Spil Dağı orman köşkleri, ahşap evler ve Spil Dağı bungalov kiralama hizmetleri hakkında bilgi vereceğiz. Burası yakından bakılınca esasında bildiğiniz bir kayadan ibaret. Biraz uzaktan bakıldığında kayanın şekli çömelip ağlayan bir insanı andırıyor. Meşhur olmasının sebebi ise yörede anlatılan Niobe isimli bir annenin mitolojik hikayesi. Niobe, Frigya Kralı ve yarı tanrı olan Tantalos'un kızıdır. Spil Dağı eteklerinde doğup büyümüştür. Yetişkin bir kız olduğunda Thebai Kralı Amphion ile evlenir. Bu evlilikten altı kız, altı erkek dünyaya getirir. Niobe'nın çocukluk arkadaşı ve aynı zamanda Zeus'un eşi olan Leto'nun ise iki çocuğu vardır; Artemis ve Apollon. Niobe sahip olduğu çocuk sayısı nedeniyle çok kibirlenirmiş. Herkesten üstün olduğunu savunarak diğer kadınları küçümser, hatta çocukluk arkadaşı tanrıça Leto'ya bile laf atar, \"Leto dahi benimle kıyaslanamaz, en üstün kadın benim\" diyerek dolaşırmış. Kadınlar Niobe'yi Leto'nun çok güçlü bir tanrıça olduğu konusunda uyarmaya çalışsa da Niobe'nın umurunda değilmiş. \"İki çocuk nedir ki, bende bir düzine var!\" diyerek böbürlenmelere devam ediyormuş. Leto bir gün Menderes Nehri kenarında dinlenirken bir rüzgar esintisi gelerek Niobe'nin bu sözlerini kendisine fısıldamış. Sinirden küplere binen Leto, çocukları Artemis ve Apollon'u çağırıp olayı anlatmış. Niobe'yi ağır şekilde cezalandırmalarını istemiş. Gümüş ok ve yaylarını kuşanan Apollon ve Artemis çocukların peşine düşerek hepsini öldürmüşler. Olayı öğrenen Niobe kahrolmuş ve Spil Dağı eteklerine oturup büyük bir yas içerisine girmiş. Onun bu acısını dindirmek isteyen Tanrı Zeus, Niobe'yı orada taşa çevirmiş. Antik Çağ'ın ünlü yazarı Homeros, Niobe'yi anlattığı şiirinde şu dizelere yer vermiş.. oysa on iki çocuğu ölmüştü sarayında, Niobe, güzel yanaklı Leto ile bir tutuyordu kendini, diyordu, Leto iki çocuk doğurdu, bense bir düzine. İki kişi, Apollon'la Artemis, öldürdü hepsini. Göklü tanrılar gömdü ölüleri onuncu günü, işte o gün yemek geldi Niobe'nin aklına, yatakları var derler ya, işte oralarda, Efsanesi ile ünlenen Ağlayan Kaya, Spil Dağı üzerinde sık sık ziyaret edilen yerlerden biridir. Ağlayan Kaya nerede? Bu kaya Spil Dağı eteklerinde, Mevlana Yolu üzerindeki Dere Mahallesi yakınında bulunuyor. Tanrıların hışmına uğrayıp taşa dönüşenlerin bir başka hikayesini de Erzincan'da duymuştuk. Ama bu Yunan mitolojisinden çok Anadolu mitolojisinin örneklerinden gibi. Onu da diğer yazımızda paylaşırız. Burası farklı kültürlerde Kubaba, Hepat, Venüs gibi isimler ile bilinen bereket tanrıçasının kaya kabartmasıdır. Spil Dağı'nın kuzeydoğu eteklerinde bulabileceğiniz bu anıtı Artemis ya da Marienna diye isimlendirenler de var. Halk arasındaki adı ise \"Papaz Kayası\". Kybele Anıtı'nın M. Ö. 13. yüzyılda Hitit orduları tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Kayaların oyularak yapıldığı bu eserde, oturmuş bir kadın ve iki yanında aslan tasvir edilmiş. Fakat büyük ölçüde yıpranmadan dolayı tam net değil. Üstelik hala koruma altında olmayan esere bazı ziyaretçiler tarafından çizimler yapılarak zarar veriliyor. # Mevlevihane: Kendi yazıtlarında belirtildiğine göre Manisa Mevlevihanesi, Saruhan Bey'in torunu İshak Çelebi tarafından 1368-69 yıllarında, mimar Emetullahoğlu'na yaptırılmıştır. Mevlevihane, Manisa Ulu Cami Külliyesi'nin bir bölümünü oluşturmaktadır fakat külliyenin biraz uzağındadır. Spil Dağı'nın kuzey yamacında, orman girişindedir. # Manisa Kalesi: Spil Dağı'nın yine kuzey yakasında bulunan bu kalenin yapılış tarihi bilinmiyor. Sandık Tepe üzerinde kurulu olan bu kale, yaşanan bazı depremler sonrası büyük hasarlar almış. İç ve dış iki bölümden oluşan Manisa Kalesi en son Osmanlı döneminde tadilat görmüş. Günümüze ulaşan kalıntıları ziyarete açık durumda. # Sülüklü Göl: Spil Dağı Milli Parkı'nın doğusunda bulunan bu göl, kalker erimesi sonucu oluşan bir dolin gölüdür. Suları oldukça sığ olan Sülüklü Göl'ün derinliği 1-2 metre civarındadır ve genişliği yaklaşık 100 metredir. Manisa Sülüklü Göl, trekking ve kamp severler için çok güzel bir doğal görüntü oluşturuyor. Mitolojik hikayeleri, jeolojik yapısı ve doğa sporlarına uygunluğunun yanında Spil Dağı Milli Parkı, sadece bu yörede yetişen onlarca endemik bitki ve özellikle laleleriyle de ünlüdür. Park sahası içinde yaban hayatı oldukça zengindir. Koruma altındaki geyikler ve Keklik Üretme İstasyonu'nda yetiştirilip doğaya salınan keklikleriyle doğa turizmine hizmet eder. Spil Dağı zirvelerinde özgür yaşayan ve evcilleştirilmemiş yabani yılkı atlarını da görebilirsiniz. Mağara, kanyon, göl ve sahip olduğu diğer doğal güzellikleriyle Spil Dağı Milli Parkı kampçıların da gözde mekanlarından biridir. Spil Dağı zirvesine yakın bir noktada \"Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü\"ne bağlı bir tesis bulunuyor. Milli park içinde belirlenen yerlerde kendi çadır kampınızı kurabilir, karavanda kalabilir ya da Spil Orman Köşkleri denilen bungalov tarzı evlerden kiralayıp konaklama yapabilirsiniz. Park içinde market, büfe, piknik ve oyun alanları, mescit, çeşme, otopark, tuvalet gibi imkanların hepsi var. Çadır kiralama hizmeti mevcut değil. Telefonlar çekiyor ama wifi hizmeti yok. Ayrıca markette satılan her şey şehir merkezinden daha pahalı. Bunu bilerek gitmenizde fayda var. Manisa Spil Dağı Milli Parkı tesislerinde şu an için otel yok. Spil Dağı otel konaklaması için Manisa merkezde ya da dağ eteklerine yakın mahallelerde kalabilirsiniz. Manisa'nın güzel doğasını keşfetmek isteyenler için Spil Dağı'nın yakınında birçok konaklama seçeneği bulunuyor. En uygun Manisa otelleri arasında yer alan ve hem konforlu hem de ekonomik bir konaklama imkanı sunan otelleri Enuygun. com'da bulabilirsiniz. Milli park içinde bulunan bungalov tarzı apart daireler 'Spil Köşk Evleri' adıyla hizmet veriyor. Spil evlerinin her birine Manisa mesir macunu yapımında kullanılan baharatların isimleri verilmiş. 42 ev için 39 baharat ismi kullanılıyor. Diğer üç ev ise Mesir, Şehzadeler ve Sultan Orman Köşkü olarak isimlendirilmiş. Spil dağ evleri bungalov tarzında ama bildiğimiz ağaç ev gibi değiller. 1+1 ya da 2+1 apart daire şeklinde inşa edilmiş normal yapılar. Manisa Spil evlerinin içi sade ve şık şekilde dizayn edilmiş. Küçük arkadaş grubu veya aile ile kalmak için son derece uygun yerler. Temel ihtiyaca yönelik malzemelerin birçoğunu Spil Dağı evlerinde bulabilirsiniz. Her evin önünde güzel bir de veranda bulunuyor. Ayrıca evlere yakın noktalarda kamelya ve piknik masaları mevcut. - Şahıs: 4,5 TL - İndirimli Şahıs: 2,5 TL - Bisiklet: 4,5 TL - Motosiklet / ATV: 9 TL - Otomobil / Kamyonet: 14 TL - Minibüs: 40 TL - Midibüs: 72 TL - Otobüs: 121 TL - Kendi Çadırınız ile Konaklama: 35 TL - Karavan ile Konaklama: 40 TL - 2021 Kış Sezonu 1+1 Bungalov 375 TL - 2021 Kış Sezonu 1+1 Bungalov 475 TL - 2021 Kış Sezonu 2+1 Bungalov 475 TL - 2021 Kış Sezonu 2+1 Bungalov 575 TL Spil Bungalov Evleri'nin kira fiyatları yaz ve kış sezonlarında farklılık gösteriyor. Kış sezonları elektrikli ısıtma maliyetlerinden dolayı biraz daha yüksek. Özellikle yılbaşı dönemleri, kış ortası ve yaz ortasında yoğunluk olduğu için en az 1 hafta önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. # Sülüklü Göl ve çevresini kapsayan trekking turlarına katılabilirsiniz. # Belirlenen noktalardan yamaç paraşütü yapabilirsiniz. # Yabani hayvan ve kuş gözlemciliği yapabilirsiniz. Manisa Tarzanı, mitolojik bir hikayenin uydurma karakteri ya da çocuklara anlatılan bir masalın hayali kahramanı değil. Bu topraklar üzerinde yaşamış, kanlı canlı gerçek bir efsanedir. İbretlik bir hayat hikayesi vardır. Nüfustaki ismi Ahmeddin Carlak, kendi deyimiyle ise Ahmet Bedevi 1899 yılında Bağdat'ın Samarra şehrinde doğdu. 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı mücadelesine katılan bir askerdi. Gaziantep ve Kilis cephelerindeki katkılarından dolayı istiklal madalyası kazanmış bir asker. Carlak, cumhuriyetin ilk yıllarında Manisa'ya geldi. Kimi kimsesi olmayan fakir bir adamdı. Ama adam gibi adam derler ya hani.. Öyle biriydi. Manisa Belediyesi'nde bir iş bulup çalışmaya başladı. 1933 senesinde bahçıvan yardımcısı oldu. Ağaçlara ve yeşile karşı çok büyük tutkusu vardı Ahmet Bedevi'nin. Kutsal bir görev gibi var gücüyle Manisa'yı yeşillendirip ağaçlar dikmeye çalışıyordu. Çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde herkesin sevgisini kazanmıştı. Dört mevsim boyunca üzerinde hep siyah bir şort, ayağında kara bir lastik olur, Manisa'yı ve Spil Dağı'nı karış karış gezerdi. Ahmet Bedevi, Spil Dağı'ndaki kulübesinde yalnız yaşardı. Her gün saat tam 12'de, kulübesinin yanındaki topu ateşlemeyi ve saatin öğlen olduğunu duyurmayı adet edinmişti kendisine. Bu alışkanlıktan dolayı 'Topçu Hacı\" derlerdi ona. Saçı sakalı hep uzundu. Manisa'da karşılaştığı kadınlara, şehre gelen sanatçılara hep çiçek dağıtırdı. Çocuklara hediyeler alır, yoksullara sürekli yardım ederdi. 1934 yılında Manisa sinemalarında Tarzan adında bir film gösterime girdi. Filmin başrolünde oynayan, Tarzan rolündeki Johnny Weissmuller bizim \"Topçu Hacı\"ya o kadar benziyordu ki Ahmet Bedevi'nin lakabı bir anda Tarzan oldu Manisa'da. Kendisi de bu lakabı sevdiği için itiraz etmedi. Sonrasında bu lakap ülke çapında yayılıp gitti. Yatağı yorganı bile olmayan, tahta bir divan üzerinde yatıp kalktığı küçük bir kulübe hayatı olmasına rağmen çok sosyal bir hayatı vardı Ahmet Bedevi'nin. Sporcuydu ve Manisa Dağcılık Kulübü üyesi gençlere örnek olmak için tırmanışlar yapardı. Sinemayı ve okumayı çok severdi. Elinde her zaman gazetesi olurdu. Hayatı boyunca malk, mülk, makam ve servet sahibi olmakla ilgilenmedi. Manisa'ya sevdalıydı ve Manisa Tarzanı olarak herkesin sevgilisi oldu. Örnek bir yurttaş ve müthiş bir çevreci olarak yaşıyordu. Çocuklar daha çok seviyordu onu. Eline geçen üç beş kuruş fazla parayı kendine ayırmaz, hep onları sevindirirdi. Kadınların da ilgi odağıydı. Onunla evlenmek isteyenler mektuplar yazardı. Ama Manisa Tarzanı hayatında sadece bir kez aşık olmuştu. İran'da yaşayan Meral'e. Onunla evlenmeyi çok istemişti ama milli mücadele çağrısı yapıldığı dönemde vatan sevgisi ağır bastığı için evlilikten vazgeçti. Bu aşk acısı yüzünden dağlarda yalnız yaşamaya başladığı da söylenirdi bazen. Türkiye'yi şehir şehir gezdi Manisa Tarzanı. Dağcı arkadaşlarıyla tırmanışlar yaptı. Her gittiği yerde namı daha da büyüdü. Hatta Ankara'ya yerleşip orayı da yeşillendirmesi teklif edildi ama Manisa'ya diktiği ağaçlara ithafen, \"Orada yetiştirdiğim binlerce evladım var, bırakamam\" diyerek Manisa'ya döndü. Manisa Tarzanı, Anadolu gezilerinin ardından Manisa'ya dönüş yolundayken, kentleşme adı altında bazı bölgelerdeki ağaçlar kesilmeye başlanmıştı şehirde. Evine döndüğünde kesilen ağaçları gören Ahmet Bedevi, \"Yokluğumdan yararlanıp ulu çamları kesmişler, evlatlarını kaybetmiş baba gibiyim, göğsüme hançer saplanıyor, dayanamıyorum\" diye günlerce kahrolur ve sonunda kalp krizi geçirir. Hastalığı atlatıp daha sonra hastaneden çıkar ama o günden sonra eski sağlığına bir daha kavuşamaz Ahmet Bedevi. Spil Dağı ve Manisa'nın her yerine binlerce ağaç dikip büyüten Manisa Tarzanı, 31 Mayıs 1963'te hayata gözlerini yumar. Manisa'da Ahmet Bedevi'ye olan sevgi ölümünden sonra da hiç azalmadı. Adına kitaplar, şiirler yazıldı. Filmler çekildi, heykeller dikildi. Her yıl 31 Mayıs'ta Manisa'da anılmaya devam eder Bedevi. Koca bir dağı hatta bir şehri yeşerten, Türkiye'nin ilk çevrecisi ve Doğa Aşığı'dır o.."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/marmaris-koylari-en-guzel-marmaris-plajlari/", "text": "Türkiye'nin tatil cenneti olan Muğla'nın en güzide ilçelerinden biri de Marmaris. Her yıl havaların ısınmaya başlaması ile birlikte yerli-yabancı yüz binlerce turist ağırlayan bu ilçe, sadece ülkemizin değil dünyanın da en özel tatil beldelerinden biri. Marmaris; mavi bayraklı plajları, koyları, el değmemiş doğası, lüks otelleri ve eğlence mekanları ile kusursuz bir tatilden beklenebilecek her türlü imkanı ziyaretçilerine sağlıyor. Peki Marmaris'in en güzel plajları nerede? En çok tercih edilen Marmaris koyları hangileri? Tatile çıkmadan bir ön araştırma yapmak isteyenlere, Marmaris'in 'deniz-kum-güneş' üçlüsüne sahip en iyi mekanlarını listeleyelim. Burası Marmaris merkezdeki plajlardan biri. Dolayısı ile ulaşım ve konaklama sorunu yok. Çevrede ister lüks, ister ekonomik çok fazla otel bulabilirsiniz. Gün içinde istediğiniz an plaja inip denize girebilirsiniz. Kalabalıktan olsa gerek, suyu diğer plajlar kadar berrak değil. Merkezde kalır, buralardan uzaklaşmam diyorsanız aradığınız mekan burası. Giriş ücretsiz. Marmaris Halk Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Marmaris Halk Plajı'na bitişik, merkezi konumda olan bir diğer plaj. Marmaris merkezden başlayıp İçmeler'e kadar uzanan 10 km. uzunluğunda bir sahil. Girişi ücretsiz. Gün içinde birçok eğlence aktivitelerinin yapıldığı Uzunyalı, Marmaris'in en kalabalık plajlarından biri. Uzunyalı Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. İçmeler, Marmaris merkeze yaklaşık 9 km. uzaklıkta bulunuyor. Merkezden kalkan minibüsler ile plaja ulaşım sağlayabilirsiniz. Marmaris'in en popüler yerlerinden biri olduğu için en az merkez kadar kalabalık. İçmeler Koyu'nun doğası ve denizi gerçekten çok güzeldir. Kalabalık olsa da Marmaris'in en güzel plajlarından biridir. Çevrede çok sayıda otel, restoran, kafe ve alışveriş merkezi mevcut. Tekne turları, deniz paraşütü, muz, animasyon programları gibi her tür eğlence aktivitesini bulabilirsiniz. İçmeler Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Sadece Marmaris değil, Muğla'nın da en meşhur noktalarından biri Sedir Adası ve Kleopatra Plajı. Tatil için Marmaris'i tercih edenlerin en çok görmek istedikleri yer genelde burası oluyor. Ada, ismini eskiden içerisinde barındırdığı sayısız sedir ağaçlarından almış. Yurt dışında Kleopatra Adası olarak bilinen bu mekan, Marmaris merkeze yaklaşık 18 km. uzaklıkta. Sedir Adası ayrıca önemli bir tarihi geçmişe de sahip. Ada içinde Kedrai Antik Kenti bulunuyor. Kentteki Roma dönemi eserleri hala sağlam şekilde ayaktalar. Adaya gittiğinizde Apollon Kutsal Alanı, tiyatro ve agorayı ziyaret edebilirsiniz. Kleopatra Plajı'nın kumları altın renginde ve gerçekten sıra dışı görünüyor. Bu kumlarla ilgili farklı efsaneler anlatılır. En kabul görmüş olanı ise; bu adada Sezar ile gizli bir aşk yaşayan Kleopatra'nın, sahildeki kumları Mısır'dan özel olarak kendisi için getirdiğidir. Hikayenin gerçekliğini bilemeyiz ama Kleopatra Plajı'nın Marmaris'teki en güzel plajlardan biri olduğu gerçek. Sedir Adası'na giriş ücretli fakat müze kart sahibi iseniz ücret ödemiyorsunuz. Sedir Adası'na nasıl gidilir? Sedir Adası'na gitmek için önce Çamlı Köyü'ne gelip buradan teknelerle adaya geçiş yapmanız gerekiyor. Çamlık İskelesi Sedir Adası arasında düzenli tekne seferleri yapılıyor. Adaya ayrıca Marmaris'ten kalkan günübirlik özel tekne turları ile de gidilebiliyor. Sedir Adası Kleopatra Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. İncekum, Marmaris'in Çamlı Köyü'nde bulunuyor. Merkeze uzaklığı yaklaşık 24 km. kadar. Marmaris'in meşhur Sedir Adası'nın tam karşısında kalan bir yer. İncekum Plajı'nın olduğu yere araçla gidilemiyor. Tepe noktadaki otoparkta araçları bırakıp, oradan traktörlere binerek sahile inebiliyorsunuz. Yine de oldukça kalabalık bir plaj. İncekum'un suyu çok temiz ve berrak. Zemini ise ince kum ile örtülü. Gittiğinize kesinlikle değecek bir doğal güzelliğe sahip. İncekum Plajı'na giriş ücretli. İçeride restoran ve kafe gibi yerler mevcut. İncekum Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Marmaris'e 20 km. mesafedeki Turunç, bölgenin en meşhur tatil köylerinden biridir. Mavi bayraklı plajı ile deniz turizmi için oldukça önemli bir yer. Turunç Koyu'nda deniz inanılmaz temiz ve berrak. Turunç Halk Plajı, Marmaris'in en temiz plajlarından biri diyebiliriz. Ayrıca çok sayıda su altı zenginliğine sahip olan Turunç, Muğla'daki en ünlü dalış noktalarından biri. Özellikle su altı mağaralarına dalışı seviyorsanız, Marmaris'te ilk tercihiniz burası olsun. Turunç Plajı'na Marmaris merkezden minibüslerle ya da tekne turlarına katılarak gidebilirsiniz. Turun Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Orhaniye'de bulunan Kızkumu, Marmaris'in özel plajlarından biri. Suyun içinde yükselen kum tepesi sayesinde denizin üzerinde yarım kilometreye yakın bir mesafe yürüyebiliyorsunuz. Burada görsel olarak sanki suyun üzerinde yürüyormuş gibi bir izlenim oluşuyor. Fotoğraf çekmeyi sevenler için güzel bir mekan. Ufak bir plaj ama çam ormanları ve masmavi suyu ile çok huzurlu bir bölge. Orhaniye Kız Kumu Plajı, Marmaris merkeze yaklaşık 27 km. uzaklıkta. Kız Kumu Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Marmaris'in en beğenilen sahillerinden biri, Çiftlik Koyu'nda bulunan Çiftlik Plajı. İri taneli kumsalı ve içme suyu gibi tertemiz denizi ile Muğla'nın cennet beldelerinden bir tanesi de kesinlikle burası. Marmaris'e yaklaşık 35 km. uzaklıktaki bu koya kara yoluyla gitmek için biraz çetrefilli yollardan geçmek gerekiyor. Ama sakinliği ve el değmemiş doğası için değer. Diğer plajlar gibi Çiftlik Plajı'na da Marmaris'ten tekne turları ile gidebilirsiniz. Çiftlik Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Kumlubük, yine Marmaris'in en özel bölgelerinden biri. Merkeze yaklaşık 25 km. uzaklıkta, Turunç Koyu'na yakın bir noktada bulunuyor. Şirin bir tatil beldesi olan Kumlubük, doğa harikası bir koya ve çok uzun bir sahile sahip. Kumlubük Plajı girişi ücretsiz. Marmaris'ten buraya ister kara yolu ile isterseniz tekne turları ile gelebilirsiniz. Marmaris'e biraz uzak kalıyor ama sakin bir plaj arıyorsanız Kumlubük en iyi tercihlerden biri. Bölgede lüks oteller, restoran ve kafeler mevcut. Kumlubük Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Marmaris'e 24 km. uzaklıktaki Amos Koyu, Turunç ile Kumlubük'ün tam ortasında kalıyor. Sakin ve çok temiz bir denizi var. Şnorkelle dalış için ideal bir koy. Tekne turları ile Amos Koyu'na gidebilir ya da Marmaris merkezden Amos Profesörler Sitesi yönüne giden araçlara binebilirsiniz. Amos Koyu'nda ayrıca Amos Antik Kenti bulunuyor. 2200 yıllık bir geçmişe sahip olan bu tarihi yapıyı da ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Amos Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Koruma altında olan Bördübet Koyu, el değmemiş harika bir doğaya sahip. Kalabalıklardan uzak, doğa ile iç içe, sessiz sakin bir sahil arıyorsanız burası tam olarak biçilmiş kaftan. Bördübet Plajı, Marmaris merkeze yaklaşık 28 km. uzaklıkta. Datça Yarımadası'na giderken yol üzerinde. Beldede fazla bir yerleşke olmadığı için genelde günübirlik ziyaret edilen bir tatil bölgesi. Bördübet Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Marmaris'e 40 km. kadar uzaklıkta, adına yaraşır koylardan biri. Burası diğer Marmaris koyları kadar popüler bir yer değil. Bu nedenle herkesin uğrak noktası olmamış ve doğallığını çok iyi korumuş. Cennet Koyu'na inmek için Selimiye Beldesi'nden sonra bir süre patika yollardan yürümeniz gerekiyor. Ya da bölgeye giden tekne turlarına katılabilirsiniz. Akkum Koyu olarak bilinen yer de Cennet Koyu'na bitişik vaziyette. ! Burası Marmaris merkeze yakın konumdaki Cennet Adası Plajı değil. Daha uzakta bir plaj. İkisi farklı yerler. Karıştırmamak adına notunu düşelim. Cennet Plajı nerede? Harita konumu için tıklayın. Marmaris'in 33 km. güneyinde kalan Gebekse, Çiftlik Koyu'nun hemen yanında yer alıyor. Gebekse Koyu'na karayolu ulaşımı yok. Çiftlik Koyu üzerinden sandal ile buraya gelebiliyorsunuz. Ulaşımın kısıtlı olması bölgenin bakir ve tertemiz kalmasını sağlamış. Cam gibi suyu, yemyeşil ormanı ile Marmaris'in en güzel koylarından biri. Gebekse Koyu nerede? Harita konumu için tıklayın. Günnücek, Marmaris'in 1-2 km. kadar dışında bulunan bir Milli Park. Marmaris Milli Parkı olarak bilinen bu bölgenin sahil kesiminde denize girebiliyorsunuz. Plajı dışında yemyeşil harika bir doğaya sahip. Kamp, doğa yürüyüşü ve piknik yapmaya son derece uygun bir yer. Marmaris merkezde kalanlar günübirlik olarak Günnücek'i ziyaret edebilirler. Günnücek nerede? Harita konumu için tıklayın. Ayın Koyu, Marmaris'e 25 km. uzaklıkta, Datça Yarımadası üzerinde bulunuyor. Kumsalı biraz çakıllı ama denizi çok temiz durumda. Özellikle dalış severlerin tercih ettiği koylardan biri. Ayın Koyu nerede? Harita konumu için tıklayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/meis-adasi-konaklama-hakkinda-vize/", "text": "Meis Adası, Yunanistan'ın \"On İki Ada\" diye bilinen iline bağlı adalardan en küçüğü ve Türkiye'ye en yakın olanı. Akdeniz tatili için tercih edilebilecek en güzel mekanlardan biri. Yüzölçümü yaklaşık 8-9 km olan bu adanın bilinen birden fazla ismi var. - Adanın resmi adı Megisti - İtalyanlar için Castello Rosso / Castellorizo - Yunanlılar için Kastellorizo - Türkler için Kızılhisar Adası ya da Meis Adası Bu çeşitliğin sebebi ise çok küçük bir yüzölçümü olmasına rağmen yaşadığı tarihi olayların bir hayli fazla olması. Meis Adası gezilecek yerler yazımızın içerisinde Meis Adası tarihinden de kısaca bahsedeceğiz. Kastellorizo, Yunanistan'a bağlı olsa da ada ziyaretinde döviz kullanmanıza pek gerek yok. Türk lirası hemen her yerde geçiyor, ayıca esnafların çoğu Türkçe konuşuyor. Türkiye'deki cep telefonu hatlarınız da adada kullanılabiliyor. Zaten ada Kaş'tan neredeyse yüzülerek geçilebilecek kadar yakın. Meis Adası'nın ortalama yerleşik nüfusu kışın 500 kişi civarında ama bu sayı yazın 2-3 katına kadar çıkıyor tabi. Adada tek bir yerleşim bölgesi var ve bu köydeki bina sayısı da sanırız toplamda 50-60'ı geçmez. Ada sıkı koruma altında ve betonlaştırma, izinsiz yapılanma yasak. Doğal ortamın bozulmasına müsaade edilmiyor. Adada serbest olarak yapabileceğiniz tek şey ağaç dikmek. Sahilde sıralı şekilde duran iki katlı, rengarenk evleri, ahşap balkonları ve panjurları ile masal diyarı gibi Meis Adası. Saint Jean Şövalyeleri tarafından yapılan kale ile kırmızı kubbeli Osmanlı Camisi en çok dikkat çeken yapılar. Meis Adası hem Yunanistan hem Türkiye ortalamasına göre biraz pahalı bir yer. Ada içerisinde sadece kısıtlı miktarda incir, üzüm ve zeytin üretimi yapılıyor. Bunun dışında her şey dışarıdan getirildiği için maliyetlerde artıyor haliyle. Eğer birkaç gün ya da birkaç hafta kafa dinlemek, her şeyden uzaklaşmak, inzivaya çekilmek gibi bir niyetiniz yoksa Meis Adası'na yapılan 6 saatlik günübirlik turlar adayı gezmek için gayet yeterli olacaktır. Meis Adası gezilecek yerlere geçmeden önce Meis Adası ulaşımı ve ada tarihi hakkında genel birkaç bilgi verelim. Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan'a bağlı Meis Adası'na gitmek için Schengen Vizesi almanız ya da Yeşil Pasaport sahibi olmanız gerekiyor. Ama Meis Adası için şöyle bir avantajlı imkanınız var. Meis Adası 'Yunanistan Kapı Vizesi' uygulanan adalardan bir tanesi. Bunu biraz 'kolaylaştırılmış vize' gibi düşünebilirsiniz. Meis Adası Kapı Vizesi almak için yapmanız gereken, adaya gitmeden 3-4 gün önce yolculuk yapacağınız tur firmasına gerekli belgeleri teslim etmek. Firma sizin için 'Yunanistan Kapı Vizesi' başvurusunu yapıp vizeyi alıyor. - Pasaportun Aslı ve Fotokopisi - Nüfus Cüzdanı Fotokopisi - 2 Adet Biyometrik Fotoğraf - Yunanistan Kapı Vizesi Başvuru Formu - Otel Rezervasyonu - Gidiş-Dönüş Feribot Biletleri - Vize Başvuru Ücreti: 70 Euro (2020) Eğer Meis Adası'nda konaklama yapacaksanız bu evrakların dışında banka hesap dökümünüz de istenebilir. Evrak listesinin güncelliğini kontrol etmek için siz yine de gitmeden aşağıda adreslerini vereceğimiz tur firmalarına internet üzerinden ya da telefonla ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Yunanistan kapı vizesi aldığınızda 7 gün (en fazla 15 gün) süreyle Meis Adası'nda konaklama imkanınız oluyor. Ayrıca aynı vizeyle Rodos, Kos, Midilli, Sakız ve Samos adalarına da giriş yapabiliyorsunuz. # Ufak bir uyarıda bulunalım. Pasaportunuzda KKTC'ye giriş-çıkış damgası varsa Yunanistan ve adalarına giriş yapmanıza izin verilmiyor. Schengen vizeniz bile olsa giremiyorsunuz. Bu sıkıntıyı aşmak için tek çare yeni pasaport almanız. Antalya'nın Kaş ilçesinin tam karşısında, 2 km. uzaklıktaki bir ada Meis. Yunanistan'a bağlı adalar içinde oraya en uzak bize en yakın olanı. 12 Ada içinde en küçük olan Megisti'nin kelime manası ise ironik bir şekilde \"en büyük / büyük olan\" demek. Bunun sebebi Meis'in çevresindeki minik takımadalara göre en büyük boyutta olması. Ama büyük resme baktığımızda Meis Adası, Yunanistan'a bağlı en küçük ada konumunda kalmış. Burnumuzun dibindeki adaya gitmek için vize aldık, peki Meis Adası'na nasıl gidilir? Meis'e gitmek için Türkiye'den feribot, Yunanistan'dan ise hem gemi hem uçak yolculuğu seçenekleriniz var. Meis Adası'na Antalya'nın Kaş ilçesinden kalkan feribotlarla 20 dakikada ulaşabiliyorsunuz. İsterseniz 'Günübirlik Meis Adası Turları'na katılıp aynı gün geri dönebilirsiniz. Ya da Meis Adası konaklama seçeneklerine göz atıp ada da kalabilirsiniz. Kaş'ta Meis Adası'na tur düzenleyen iki firma bulunuyor. - Kaş'tan Meis Adası'na hareket sabah saat 10:00 - Meis Adası'ndan Kaş'a hareket akşamüstü saat 16:00 Yaz ortası yoğun dönemlerde haftanın birkaç günü akşam seferleri yapıldığı da oluyor. Kaş'tan Meis Adası'na Mayıs Ekim arası sezonda feribot ulaşımı var ama kışın feribot seferi yapılmıyor. Onun bilgisini de verelim. Kaş Meis Adası feribot bilet ücreti gidiş/dönüş 25 EURO (2020). Meis Adası'na gitmek için bulunduğunuz şehirden önce hava ya da deniz yolu ile Rodos Adası'na geçiyor, oradan aktarma yaparak yine hava ya da deniz yoluyla Kızılhisar Adası'na ulaşabiliyorsunuz. Meis Adası'nda Kızılhisar Kamu Havalimanı adında minik bir uçak pisti bulunuyor. Rodos Adası'ndan Meis'e gemi ile geçerseniz yol yaklaşık 3,5 saat sürüyor. Pırpır uçakları tercih ederseniz 20 dakika'da Meis'e ulaşabiliyorsunuz. - Olympic Air Bu ada uzun yıllar boyunca Osmanlı / Bizans arasında büyük çekişmelere sahip olmuş topraklardan biri. Yapılan araştırmalarda Meis Adası'nın Helenistik Dönem boyunca Rodos tarafından yönetildiği görülüyor. Adayı ilk olarak Dorlar denilen, Yunan asıllı Hint/Avrupa kökenli göçebe kabileler kolonize etmişler. 1300'lü yıllara girildiğinde savaşçı rahipler tarikatı olan Kudüslü Saint Jean Şövalyeleri bu adanın kontrolünü ele geçirmişler. Birkaç yıl sonra Rodos'u da alan bu askerler Rodos'u Haçlı Devleti'nin merkezi durumuna getirip Megisti Adası'nı da oraya bağlamışlar. Saint Jean Şövalyeleri'nin ardından Megisti Adası Mısır, Napoli Krallığı ve kısa aralıklarla defalarca Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girmiş. 1915'e kadar dönem dönem Osmanlı'nın yönettiği Meis Adası, I. Dünya Savaşı'nda önce Fransızların kontrolüne geçiyor. Bu sırada bir de kısa süreli İngiliz işgali yaşanıyor. Sonrasında ise Lozan Antlaşması (1923) ile İtalya'nın parçası haline geliyor. Meis adası en son II. Dünya Savaşı'nın ardından (1948) On İki Ada'yla birlikte Yunanistan'a bağlandı. Aslında Meis adasında II. Dünya Savaşı dönemine kadar binlerce kişi yaşıyormuş. 19. yy. sonlarına doğru ada nüfusunun 10 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Ancak savaşın etkileri, adada çıkan büyük yangınlar, ekonomik çöküntüler gibi nedenlerle ada nüfusu artık 400-500 kişilere kadar düşmüş durumda. Ada yerlilerinin çoğu Avustralya'ya göçmüş. Meis Adası'nda uzun uzun anlatılacak bir gezilecek yerler listesi yok. Adada tek bir yerleşim yeri var. Feribottan indiğinizde rengarenk binalar, çiçekler ve kaldırım taşlarıyla süslü sokaklar göreceksiniz. Adadaki herkes işte bu Kastellorizo köyünde yaşıyor. Meis Adası'na gidiş-dönüş feribotları arasında 6 saat var. Yapılan bu günübirlik Meis Adası turları ile adanın her yerini gezebilir, yüzebilir, restoranlarında Yunan mutfağı lezzetlerini tadabilirsiniz. Konaklama yapmayacaksanız 6 saat fazlasıyla bu aktiviteler için yeterli yani, rahat olun. # Merkez: Meis Adası merkez çarşısını yarım saatte dolaşmak mümkün ama hızlı hareket etmenize gerek yok. Çünkü o kadar temiz ve düzenli bir yer ki, sanki film seti gibi. Renkli, sessiz, sakin, huzurlu.. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız Meis Adası sokakları sizi mest edecektir. İnce işçilikle yapılmış kapı, pencere ve panjurları, çatıları, duvarları... Hepsi çok fotojenik. Tablo gibi. Alışveriş yapmak için ufak butik tarzı yerler ve küçük dükkanlar var. Hediyelik eşya, şapka, çanta gibi şeyler alabilirsiniz. Yanınızda euro bulundurmanıza gerek yok. Türk lirası işinizi görecektir. - Lazarakis - Aiolis - Ostraka Restaurant - To Paragadi - Athena Balık Restaurant - Mikro Parisi - Alexandra'nın Yeri - Old Time - Ta Platania - Radiocafe - Billi'nin Yeri - Meltemi - Saganaki - Yunan Salatası - Güneşte Kurutulmuş Ahtapot - Kalamar Dolması - Patlıcan Musaka - Tzatziki / Cacıki - Çıtır Karides Adada restoranların dışında özellikle Grek kahvesini deneyebileceğiniz küçük kafelerde var. # Mavi Mağara: : Buraya Meis merkezindeki limandan taxiboat denilen teknelerle kişi başı 10 Euro (2020) vererek gidebiliyorsunuz. Mağaranın girişinde eğer sular çok yüksek seviyede değilse botla beraber içeri giriliyor. Sular yükselmiş durumdaysa mağaraya yüzerek girmeniz gerekiyor. Masmavi ve temiz bir suyu var. # Saint George Adası: Meis'e bitişik vaziyette olan minik adacıklarından biri. Eğer denize girmek isterseniz tekneyle bu adaya geçebilirsiniz. Şezlong, şemsiye ve yemek imkanları var. Ama hepsi ücretli. Aslınca Meis Adası'nın her tarafında denize girebilirsiniz ama adanın kumsal şeklinde plajları yok. Sahiller çakıllı ve etrafı kayalıklarla çevrili. O yüzden genellikle yüzmek için bu minik ada tercih ediliyor. Adanın her tarafında su çok berrak ve tertemiz. - Osmanlı Cami Müzesi: Sahil kenarında kırmızı kubbesiyle dikkat çeken bu cami müze olarak kullanılıyor. - Saint Jean Şövalyeleri Kalesi - St. Georges Kilisesi - Santrapeia Okulu - Likya Mezarı - Aya Yorgi Manastırı Meis Adası konaklama seçenekleri için biz airbnb kullanmanızı öneririz. Eğer 1 hafta gibi bir süre kalacaksanız airbnb uygulaması üzerinden Meis Adası kiralık evleri inceleyebilirsiniz. Hem kafanıza göre daha rahat bir yer hem de daha ekonomik seçenekler bulabilirsiniz. Meis Adası otelleri ve Meis Adası pansiyonlarını inceleyecekseniz booking. com en güvenilir seçenek. Ada küçük olduğu için önceden rezervasyon yaptırmanız daha iyi olabilir. Kastellorizo otel ve pansiyonlarının tamamı sahil tarafındaki limanda toplanmış vaziyette. - Megisti Hotel: Konum olarak Kastellorizo limanına sıfır vaziyette ve çok iyi bir noktada bulunuyor. Meis Adası'nın en iyi otellerinin başında yer alıyor. - Poseidon - Mandraki Paradise - Alexandra Pension Kastelorizo - P&B House - Villa Pera Meria - Kastellorizo Hotel - Mediterraneo Hotel Meis Adası konaklama seçenekleri içinde en ekonomik olanı yukarıda da söylediğimiz gibi ev kiralama. Gecelik ortalama 60 Euro ve üzeri fiyatlandırma yapılıyor. Biraz daha pahalı seçenek pansiyonlar, en lüks seçenek ise oteller. Meis Adası otelleri için yaz sezonlarında fiyatlar 100 Euro ve üzerine çıkabiliyor. Gideceğiniz sezona ve otel kalitesine göre bu fiyat değişkendir tabi. Bunu alt limit gibi düşünebilirsiniz (2020). Kastellorizo tatili için en iyi dönem yaz ortası diyebiliriz. Meis Adası hiçbir zaman Antalya sahilleri gibi tıklım tıklım olmuyor. Haziran- Ağustos arası Meis tatili için gayet uygun. Ama hava epey sıcak oluyor haliyle. Eğer çok sıcağa gelemem diyorsanız Meis Adası'na Nisan-Mayıs ya da Eylül-Ekim döneminde de gidebilirsiniz. Daha sakin olur diyeceğiz ama ada genelde her zaman sakin zaten."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/mesir-macunu-nedir-ne-ise-yarar-icindekiler/", "text": "Mesir macunu, Manisa şehri ile özdeşleşmiş ve tam 500 yıla yakındır şifa kaynağı olarak tüketilen bir tatlı türüdür. 41 çeşit baharatın karışımı ile hazırlanan bu mucizevi ilaç hakkındaki bilgilere biraz daha yakından bakalım. Mesir macunu nedir, nasıl ortaya çıktı? Mesir macununun faydaları ve zararları nelerdir? Mesir macunu yapımında kullanılan malzemeler hangileri? Hepsini ayrı başlıklar halinde anlatmaya başlayalım. Manisa'da bulunan Sultan Camii ve Külliyesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi, Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Ayşe Hafsa Sultan tarafından 1522 yılında yaptırılmıştır. Ayşe Hafsa Sultan'ın ciddi bir hastalık geçirdiği günlerde, bu camide görevli olarak bulunan dönemin ünlü hekimi Merkez Efendi, bu hastalığın tedavisi için 41 çeşit baharatın karışımıyla bir ilaç hazırlar. Mesir Macunu denilen bu ilaç sayesinde Ayşe Hafsa Sultan hızlı bir iyileşme sürecine girer. Hafsa Sultan sağlığına kavuştuktan sonra, halkın faydalanması için bu macunun nevruz dönemlerinde Sultan Camii kubbelerinden saçılmasını emreder. 1539 yılından bu yana her yıl tekrarlanan bu saçım töreni günümüzde Manisa Mesir Macunu Festivali olarak hala devam etmektedir. Bu macunun ortaya çıkışı ile ilgili diğer bir görüş ise; mesir macununun Rum-Pontus Kralı Mithridates tarafından çeşitli zehirlenmelere karşı hazırlatılmış bir panzehir olduğu yönündedir. Mesir adının da Mithridates isminin zaman içinde değişime uğraması sonucu ortaya çıktığı söylenir. Mesir macununun ilk yapıldığı dönemde kullanılan 41 çeşit baharatın bir kısmı artık günümüzde doğada bulunmuyor. O yüzden orijinal mesir macunu yapımında kullanılan bazı baharatların yerini bugün başkaları almıştır. Bu baharatların bir kaçı yapılan yer ve kişiye göre değişiklik gösterebilir ama genel olarak büyük çoğunluğu aynıdır. Anason: İştah açıcıdır ve karminatif etkisi vardır. Çivit: Kabakulak ve zatürre tedavisinde etkilidir. Çöpçini: Hemoroid ve egzama tedavisinde kullanılır. Dar-ı fülfül: Öksürük kesicidir. Mide ve bağırsaklara iyi gelir. Vücudu ısıtır. Hardal tohumu: İştah açıcıdır. Ağrıları keser ve mideyi yatıştırır. Kan basıncını dengeler. Havlıcan: Öksürüğü keser, balgamı ve ağız kokusunu gidericidir. Hindistan cevizi ve besbase: Kaynatılmış suyu mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir. Eksir: Çeşitli maddeleri bağlayıcı etkisi vardır. Kakule: Lezzet verir ve iştah açıcıdır. Karabiber: Öksürüğü keser. Baharat olarak eklenir. Karanfil: Diş çürüğü ve diş ağrılarına iyi gelir. Ağız kokusunu giderici özelliği vardır. Kebabiye: İdrar ve solunum yolları antiseptiği olarak kullanılmaktadır. Kimyon: İştah açar, vücudu terletir. Gaz söktürücü özelliği vardır. Krem tartar: Deri hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Kişniş: Gaz söktürücü ve iştah açıcı özelliği vardır. Limon tuzu: Macunun çok tatlı olmaması için hafifletici olarak eklenir. Ma-i leziz: Tatlı bir aroma etkisi katar. Meyan balı: Öksürük kesici ve balgam sökücüdür. İdrar arttırıcı olarak kullanılır. Portakal kabuğu: Mideyi uyarır. Koku ve aroma verir. Rezene: Gaz ve şişkinliği giderir. Mideyi rahatlatır. Safran: Sıkıntı ve çarpıntı gidericidir. Ferahlık verir. Sakız: Mideyi rahatlatır. Nefes darlığı ve öksürüğe iyi gelir. Şamlı şaşlı: Enerji verir. Kadın hastalıklarına iyi gelir. Tarçın: Kabızlığa ve karın ağrılarına iyi gelir. Tarçın çiçeği: Ferahlık veren kokusu vardır. Teke mersini: Zindelik verir. Kokusu için de kullanılır. Tiryak: İlk çağlardan bu yana ilaç niyetine kullanılan bir karışımdır. Vanilya: Afrodizyak özelliği vardır. Koku ve tat katar. Udülkahr: Diş ağrısı ve diş nezlesine karşı tedavi edici özelliği vardır. Yeni bahar: Kuvvet verici özelliği vardır. Zencefil: Nefes darlığına iyi gelir. Soğuk algınlığı ve astıma karşı kullanılır. Zerde Çöp: Kuvvet verir ve mide koruyucudur. Zulumba: Hemoroid tedavisinde ve mide rahatsızlıklarında kullanılır. Mesir macununun içindekiler bu şekilde. Saydığımız genel etkilerinin dışında bile mesir macunu yapımında kullanılan baharatların tek başlarına sağladığı daha birçok fayda var. Bu şifa kaynaklarının bir araya gelmesiyle oluşan mesir macununun nasıl bir ilaç olduğunu buradan anlayabilirsiniz. - Mikropları kırıp soğuk algınlığına karşı koruma sağlar. - Mideyi rahatlatır. - İştah açar. - Sindirim sistemine fayda sağlar. - Romatizmaya iyi gelir. - İdrar yolu rahatsızlıklarını engeller. - İltihapları giderir. - Süt arttırıcı özelliği vardır. - Metabolizmayı hızlandırır. - Enerji verir - Kanı temizler. Mesir macununun aynı zamanda halk arasında inanılan farklı faydalarından da söz edilir. - Bu macundan yiyen kişiyi bir sene boyunca zehirli hayvanların ısırmayacağına inanılır. - Gelinlik çağında yiyen kızların o sene evleneceği düşünülür. - Çocuğu olmayanların çocuk sahibi olacağı söylenir. - Nevruz günü yenildiğinde en ağır hastalara bile şifa olacağına inanılır. - Cinsel gücü artırdığı söylentisi ise en çok konuşulan konulardan biridir. - Ülser, gastrit gibi mide rahatsızlıklarını tetikleyebilir. - Diyabet ve şeker hastalığına neden olabilir. - Hemoroid, idrar yolları ve karaciğer rahatsızlıklarına sebep olabilir. - Sık tüketimi bünyenize bağlı olarak obeziteye neden olur. - Mesir macunu oldukça sert ve yapışkandır. Isırarak yemeye çalışırsanız diş dolgunuza zarar verebilirsiniz. Mesir macunu kullanıcı yorumları içinde sıkça sorulan bir kaç konuya açıklık getirelim. Mesir macununun kalorisi ne kadar? 25 gramlık küçük paket bir mesir macunu yaklaşık 95 kaloridir. 100 gramlık bir mesir macunu paketinde ise hemen hemen 330 kalori var. Mesir macunu nasıl yenir? Yukarıda belirttiğimiz gibi, eğer diş dolgunuz var ve mesir macununu ısırarak yemeye çalışırsanız dolgunuzu sökebilirsiniz. Bu konuya dikkat edin. Mesir macununu sıcak çaya şeker niyetine ekleyebilirsiniz. Sıcak süte ve ılık suya da karıştırarak tüketebilirsiniz. Şeker şeklinde ağzınızda eriterek yiyebilirsiniz. Ama kesinlikle miktarı abartmadan. Her şeyin olduğu gibi mesir macununun da fazlası zarar. Tam kıvamında bir tavsiye isterseniz; yetişkinler için sabah-akşam aç karnına bir tatlı kaşığı, çocuklar için sabah-akşam aç karnına bir çay kaşığı ideal. Mesir macunu ne işe yarar? Az önce saydığımız onca maddeden anlaşılacağı üzere, dertlere deva, hastalara şifa olan tam bir enerji kaynağıdır. Mesir macunu yapımında kullanılan baharatların karmasına dualar eşliğinde başlanır. Kazanlara doldurulan su, şeker ve limon tuzu bal kıvamına gelene kadar kaynatılır. Daha sonra gün boyunca dinlenmeye ve soğumaya bırakılır. Hazırlanan macun ile 41 çeşit baharat harmanlanır. Kullanılan malzemelerin ölçüsü ve karıştırma işlemi nesilden nesile aktarılarak öğrenilen eski bir usuldür. İstenilen kıvama gelen macun kesilip paketlenerek dağıtıma hazır hale getirilir. Mesir Macunu Festivali için hazırlanan macunlarda herhangi bir makine kullanılmaz, tamamen elde hazırlanır. 15 Nisan 1539'dan bu yana gelenekselleşen Mesir Macunu Festivali, UNESCO tarafından 2012 yılında 'İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne alınmıştır. Mesir Macunu Festivali ne zaman? Mesir Festivali için önce baharın gelişini müjdeleyen Nevruz günü yani 21 Mart'ta dualar eşliğinde temsili olarak karma işlemine başlanır. Nisan ayının sonuna doğru başlayan esas şenliklerde ise hazırlanan tonlarca mesir macunu paketlenmiş şekilde Sultan Camii kubbe ve minarelerinden halka saçılır. Şifa için havaya uzatılan eller, ters tutulan şemsiyeler eşliğinde coşkulu bir kalabalık vardır meydanda. Festival sırasında, macun saçımı dışında geleneksel mesir korteji yürüyüşü, konser, tiyatro ve halk oyunları gibi gösteriler, yemek yarışması, çocuklara yönelik eğlenceler yapılır. 5 asra yakındır sürdürülen Manisa Mesir Macunu Festivali, Kırkpınar Yağlı Güreşleri ile beraber topraklarımızdaki en eski geleneklerden birdir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/mugla-gezilecek-yerler-antik-kentler-tatil/", "text": "Muğla, Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan ve özellikle yaz turizmi denilince yerli, yabancı herkesin gözdesi konumunda olan bir ilimiz.. Muğla; Fethiye, Dalyan, Bodrum, Marmaris gibi turistik yerleri ile mutlaka görülmesi ve tatilin tadının çıkarılması gereken şehirlerdendir. Muğla'da gezilecek yerlere başlamadan önce bölgenin kısaca tarihine bir göz atalım. Sonrasında şehrin doğal güzellikleri, antik kentleri ve birbirinden meşhur tatil beldelerini sıralayalım. - Bafa Gölü - SaklıKent Milli Parkı ve Kanyonu - Muğla Müzesi - Muğla Antik Kentleri - Milas - Muğla Menteşe Yerküpe Mağarası - Fethiye - Bodrum - Marmaris - Dalyan ve İztuzu Sahili - Karabağlar Yaylası - Muğla'daki Tarihi Camiler - Uyku Vadisi Muğla ve çevresinin bilinen tarihi Hititlerle başlamaktadır. Hitit Devleti'nin yıkılmasının ardından Frigler bölgeye yerleşmiş daha sonra da Lidyalılar Muğla ve çevresini egemenlikleri altına almışlardır. M. Ö. 546 yılında Perslerin, M. Ö. 334'de Büyük İskender'in, M. Ö. 189 yılında Bergama Krallığı'nın, M. Ö. 133 yılında da Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine giren kent 1071 Malazgirt Savaşı'nda Selçuklu komutanı Muğul Bey tarafından fethedilmiştir. Kentin isminin de Muğul Bey'den geldiği tahmin edilmektedir. 11. yy sonlarında başlayan Haçlı seferleri ile birlikte istilaya uğrayan Muğla ve çevresi, 13. yy başlarında Selçuklu uç beylerinden Menteşe Bey tarafından Türk topraklarına katılmıştır. 1391 yılında Yıldırım Beyazıt bölgeyi Osmanlı egemenliğine alsa da 1402 Ankara Savaşı sonucunda tekrar Menteşe Beyliği'nin eline geçmiştir. 1425 yılında II. Murat döneminde Muğla ve çevresi Osmanlı İmparatorluğu topraklarının bir parçası olmuştur. İyi ki de olmuş.. Muğla'nın doğal güzellikleri arasında bulunan Bafa Gölü, aslında 2000 yıl önce göl değil de Akdeniz'in bir parçası idi. Ama daha sonraları Büyük Menderes Irmağı'nın getirdiği alüvyonlar ile göl halini gelmiştir. Göl üzerinde iki adet adacık bulunmaktadır ve bu adacıklarda tarihi kalıntılara rastlamak mümkündür. Levrek, yılan balığı ve kefal gibi balıkların bulunduğu gölü ziyaret ettiğinizde etrafta çok sayıda balıkçı görürsünüz. Göl üzerinde bulunan adacıklara kurulan manastır ve kiliselerin kalıntıları birçok kişi tarafından ilgi gören tarihi eserlerdir. Aynı zamanda gölün etrafı zeytin ağaçları ile çevrilidir. Güneşi yansıtan masmavi suyu ile balık keyfi yapmak ve doğal güzellikleri görmek istiyorsanız Bafa Gölü'nü ziyaret edebilirsiniz. Saklıkent konum olarak Muğla'nın dışında bulunan, Fethiye ile Antalya arasındaki karayolundan ulaşabileceğiniz, bölgedeki nadide doğa harikalarından biridir. Doğal güzellikleri ile ünlü Kemer tarafında bulunan Saklıkent, adından da anlaşılacağı gibi doğanın kendi kendini, sahip olduğu güzellikleriyle saklaması sonucunda oluşan turistik yerlerdendir. Dağların arasından akan suların temizliği ve soğukluğu içinize işleyecek bir tatil anısı olarak kalacaktır. Saklıkent sadece 25-30 yıl öncesine dayanan keşfedilme geçmişine sahiptir. Fethiye'den 45 dakikalık uzaklıkta olan bu doğal yapı 18 km uzunluğunda bir kanyondur. İnsanın yıkıcı özelliğinden bu zamana kadar korunmayı başarmıştır. Muğla'nın incisi Saklıkent'in sonunda yöre halkının kurduğu tamamen organik pazarı bulabilirsiniz. Doğası, serin suları ve ağaçların suya değen dalları ile bir harikadır Saklıkent. Yazın kavuran sıcaklarında Saklıkent'in buz gibi suyuna girmek size ilaç gibi gelecek. Yanınıza suyun içinde yürüyecek lastik tabanlı ayakkabı, sandalet tarzı bir şeyler de almanızı tavsiye ederiz. Kent merkezinde bulunan Muğla Müzesi'nde, yörede yapılan kazılarda elde edilmiş olan bitki ve hayvan fosilleri (5-9 milyon yaşları arasında) ile yerel giysi ve eşyaların sergilendiği bölümü görülebilirsiniz. Müzede özellikle dikkat çeken fosil bölümünün yanında arkeoloji ve etnografya bölümleri bulunuyor. Eserlerle ilgili yeterli miktarda bilgilendirici metinler de var. Bu bilgilendirici metinler Muğla tarihi hakkında bilgi edinmek için gayet iyi. Bizim dikkatimizi en çok gladyatör mezarları çekti. Sizi de etkileyeceğine emin olabilirsiniz. Muğla müzesi ufak ama görülmeye değer. Muğla sadece tatil beldeleri, doğal güzellikleri ile değil yaşayan tarihi ile de harika bir şehirdir. Nice medeniyetlerin gelip geçtiği bu topraklarda asırlara tanıklık etmiş, farklı toplumların yaşadığı bir çok antik kent de bulunuyor. Yatağan ilçesi yakınındaki Stratonikeia Antik Kenti'nde bulunan (M. Ö. 3. yy) tapınak, tiyatro, sur, bouleterion, sütunlu cadde kalıntıları, Karyalılar için önemli bir dini merkezi olan Lagina Hekate Kutsal Alanı, anıtsal kapı, atlar, stoalar, Hekate tapınağı ve buradaki yazıtlar antik dönem hakkında bilgi vermektedir. Lagina'da bulunan tapınağın bazı parçaları bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Gökova Körfezi'ndeki Sedir Adası hem deniz turizmi, hem de doğal güzellikleri açısından görülmeye değer bir yer. Sedir Adası, doğal güzelliklerin yanında tarih yerleri de görmek isteyenler için oldukça uygundur. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Muğla'da, eski anıtların ve evlerin bulunduğu nadir yerlerden olan Sedir Adası, içerisinde Kedrai Antik Kenti'ni barındırıyor. Oldukça farklı bir kültürü bulunan Kedrai, tarihi yapıları ile tatilde tarih koklamak isteyenler için ideal bir yerdir. Sadece tarihi yapıların bulunduğu bir yer olmayan Sedir Adası'nda Kleopatra Plajı olarak adlandırılan kumsalın da ayrı bir hikayesi vardır. Efsaneye göre Roma komutanlarından Marcus Antonius, tarihte yaşamış en ünlü ve güçlü kadınlardan birisi olan Kleopatra'ya evlilik teklifinde bulunmuş ve Kleopatra'nın teklifini kabul etmesi üzerine, onun için bu adaya Mısır'dan tonlarca ağırlıkta özel kum getirmiştir. Kumunun yanı sıra mavi ve turkuazın en güzel tonlarıyla Sedir Adası ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Ada; Apollon Tapınağı, surları, kuleleri, kilisesi, tiyatrosu, antik liman kalıntıları ile ilgi çekiyor ancak adanın esas ilgi çeken tarafı, oluşumu çok uzun sürede gerçekleşen harika ötesi kumsalıdır. Milas-Selimiye kasabasının 3 km. güneyinde bulunan Euromos, ekonomisi ve Latmos Körfezi'ne bir kapı olma özelliği ile öne çıkmış bir kenttir. 8x11 sütunlu Zeus tapınağı, kentin günümüze ulaşmış en önemli yapısıdır. Korinth düzenindeki yapı Hadrianus dönemine tarihlenir. Tapınağın bitirilmemiş olduğu göze çarpar. Tapınağın en önemli özelliği, sütunları üzerinde, tapınak yapılırken para ve malzeme yardımında bulunan kişilerin isimlerinin bulunmasıdır. Zeus bir elinde Karia baltası labyris, öteki elinde mızrak ile betimlenmiştir. Şehri çevreleyen surların kalıntıları, tapınağın karşısındaki yamaçtadır. Doğu yamaçlarındaki tiyatro, ova seviyesinden yüksektedir ve sadece 5 sırası açığa çıkarılmıştır. Cevat Şakir Kabaağaçlı kimdir diye sorsak belki bir çoğunuz çıkartamayacak. Ama diğer adı olan \"Halikarnas Balıkçısı\" desek bilmeyen çıkmaz. Bodrumlu ünlü yazar Kabaağaçlı, Halikarnas ile öyle bütünleşmiş ki bu tarihi mekanın ismi kendisine verilmiş. Şimdi kısaca Halikarnassos Antik Kenti'nden söz edelim.. Bodrum, Antik dönemde Halikarnassos adıyla bilinen, Aziz Petrus adından evrilerek günümüzdeki adını alan, dünyada tanınan bir turizm cennetidir. Kral Mausollos için yaptırılmış ve dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi günümüze ulaşamamıştır. Fakat 15. yy.'da buraya gelen Rodos Şovalyeleri Bodrum Kalesi'ni inşa ederken bir depremle yıkılmış olan mozolenin mermerlerini kullanmışlardır. Labranda, Milas'ın takriben 14 km. kuzeyinde, Kargacık köyü yaylasında yer alır. İsmini, antik çağlarda savaş aracı olarak kullanılan çift ağızlı balta 'labrys'den almıştır. Bu balta Zeus'un sembolüdür ve bu sembol Karia'daki Zeus tasvirlerinin tümünde görülür. Yüksek bir tepe yamacına kurulu açık hava müzesini görmenizi tavsiye ederiz. 4. yüzyıldan günümüze kadar gelen bu tarihi kalıntıları gördüğünüzde oksijenle dolu harika manzarasına doyamayacaksınız. Köyceğiz sınırları içindeki Kaunos Harabeleri'ne Dalyan'dan kara ve deniz yoluyla ulaşılabilir. Muğla-Fethiye karayolundan Köyceğiz'e, oradan da Ortaca beldesi, sonrasında Dalyan'a varabilirsiniz. Geçmişte Efes ve Milet gibi liman kenti olan Kaunos günümüzde denizden oldukça içeride kalmıştır. Kayalara oyularak yapılmış Kral Mezarları'nın bir kısmı tamamlanamadan bırakılmıştır. Bu antik kent ile ilgili detaylı bilgileri yukarıda linkini verdiğimiz sayfada bulabilirsiniz. Esasında Herakleia Antik Kenti'nden günümüze ulaşan çok fazla kalıntı bulunmuyor. Fakat Herakleia seyahatinizin yanına Bafa Gölü ve Kapıkırı Köyü'nü de eklerseniz güzel bir gezi sizi bekliyor demektir. Üstelik köylü teyzelerin el emeği, göz nuru ile yaptığı hediyelik eşyalar da çok güzel. Buradaki köylüler bildiğin arkeolog olmuş. Bölgeyi gezerken bir rehber yerine köylülerin o güzel sohbetlerini tercih edebilirsiniz. Heraklia Antik Kenti, Bafa Gölü'nün kuzeydoğu kıyısında Latmos Dağlarının eteklerinde, Kapıkırı Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Milas yolu üzerinde devam ederken Kapıkırı Köyü ve Herakleia tabelası karşınıza çıkacak. Tabelayı takip ederek takriben 10 dakika içinde mekana varıyorsunuz. Herakleia, antik çağda Ana tanrıça Lada'nın ismiyle anılırken, Helenler kentin ismini Latmos olarak değiştirmişlerdir. Güncel olarak her iki isim de kullanılmaktadır. Herakleia isminin nereden geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, M. Ö. 4. yy'da Pers satrapı Mausolos'un kenti ele geçirdikten sonra ismini Herakleia olarak değiştirdiği düşünülmektedir. Daha sonra Anadolu'da aynı adı taşıyan başka kentler de olunca burası Latmos Herakleia'sı olarak anılır olmuştur. Özellikle deniz ticareti sayesinde zenginleşen kent, en parlak dönemini Helenistik Çağ'da yaşamıştır. M. Ö. 1. yy'dan itibaren körfez ağzının alüvyonlarla dolmasıyla kent önemini yitirmiştir. Bizans döneminde ise Hristiyanlığın yayılmaya başlamasıyla birlikte yeniden canlanmıştır. Herakleia, 7. ve 9. yüzyıllar arası piskoposluk merkezi olmuş, birçok kilise ve manastır inşa edilmiştir. Bu sebeple Hristiyanlık tarihi bakımından önemli bir yere sahip diyebiliriz. Kent, Hippodamos plan üzerine kurulmuştur. Yani Herakleia sokakları birbirini doğu-batı, kuzey-güney doğrultusunda kesmektedir. Yazıtlardan anlaşıldığına göre kentin en yüksek tepesinde yer alan mabet kalıntısı Athena'ya aittir. Bir pronaos ve naostan oluşan mabedin yanında bir başka mabet kalıntısı daha vardır ki bunun kime ithaf edilmiş olduğu kesinlik kazanmamıştır. Herakleia Kenti'nin agorası Athena tapınağının doğusundadır. İki katlı agoranın birinci kat duvarları ve dükkanları ayaktadır. M. Ö. 2. yy. yapıtı bouleuterion parçaları ise etrafa dağılmıştır. Herakleia Tiyatrosu'ndan sadece scene bölümüne ait parçalar göze çarpar. Bizans dönemine tarihlenen kale içinde ise nekropol yer alır. Mezarların büyük bölümü kayalara oyulmuş, bazıları ise gölün suları altında kalmıştır. M. S. 8. yüzyılın ilk yarısında buraya gelen Hristiyan papazlar, bu topraklara manastır ve kiliseler inşa etmişlerdir. Herakleia'nın güneydoğusunda iki kilise, bir şapel, keşiş hücreleri ve sarnıçtan oluşan Kellibaro Manastırı yer alır. Şemsiye şeklindeki bir kayanın içine oyularak yapılan manastırın avlusunun ortasından küçük bir akarsu geçmektedir. Manastırın içi fresklerle süslüdür. Bölgede aynı zamanda kapalı yunan haçı planlı, kubbesi aziz tasvirleriyle süslü bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Kentin kuzeyinde Hz. İsa'ya atfedilmiş kilise, kayalara oyulmak suretiyle yapılmıştır. Burada İncil'den alınmış, Hz. İsa'nın hayatını tasvir eden sahneler yer alır. Ayrıca kayalara oyulmuş diğer bir kilisenin duvarları da tahtta oturan, dünyanın hakimi İsa ve dört İncil yazarının freskleri ile süslenmiştir. Stylos Manastırı üç şapeli ile birlikte Bafa Gölü'nün kuzeydoğusundadır. Manastırın kuzeyinde Paulos'un kaya kilisesi bulunur. Uçurumdaki bir kayanın içine oyulan kilisenin freskleri Hz. İsa'nın yaşamından sahneleri içerir. Kentte yapılan araştırmalarda bir Alman arkeolog, Paleolitik Çağlardan kalma duvar resimlerine rastlamıştır. Bu resimler kentin Paleolitik Çağlardan beri bir yerleşim merkezi olduğunu kanıtlamıştır. - Telmissus Antik Kenti - Termera Antik Kenti - Syangela Antik Kenti - Myndos Antik Kenti - Theangela Antik Kenti - Pedasa Antik Kenti - Uranium Antik Kenti - Mylasa Antik Kenti - Amos Antik Kenti İzmir-Bodrum karayolu üzerinde önemli bir ilçe merkezi olan Milas'ın adı rüzgarlar tanrısı Ailos'un soyundan gelen Mylasos'tan türemiştir. Kuruluşu beş bin yıl öncesine uzanan kentin kutsal bölgesi, mitolojik tanrı Zeus'un doğduğu Labraunda'dır. Milas, kentteki kültürel zenginliğin en önemli unsurlarından bazılarını barındırır. Dini ve mimari örnekleri olan Hacı İlyas Cami, Firuz Bey Cami, Belen Cami, Ağa Cami, Ulu Cami, Ahmet Gazi Medresesi, 18. yy. Osmanlı döneminde yapılmış olan Çöllüoğlu Hanı, M. S. 2. yüzyıla ait bir yapı olan Gümüşkesen Mezar Anıtı, M. Ö. 1. yüzyıl yapısı olan Baltalı Kapı, Zeus Karios Tapınağı kalıntısı olan sütun, Bizans Dönemi surları ile sivil mimari örneği olan Milas evleri kesinlikle görülmelidir. Evlerde en önemli unsurlardan biri ise ilginç görünümlü bacalarıdır. İlçede henüz ziyarete açılmamış arkeolojik alanlar da bulunur. Sinuri Tapınağı, Bargylia, Hydai, Keramos ve Hydisos henüz düzenlenmemiş antik yerleşim yerleridir. Milas, 19. yy. evleriyle dikkat çeken bir yerleşim yeridir. Evler iki katlı, avlulu ve ahşap cumbalıdır. Zemin katlar depo ve kiler olarak kullanılır. Mutfak, tuvalet ve ahır avlunun bir köşesindedir. Avludan üst kata ahşap ya da mermer merdivenle çıkılır. Milas tarihi ve yeni yerleşim yerleri ile ülkemizin en güzel mekanlarından biridir. Gezi planınızda buraya birkaç gün ayırmanızı tavsiye ederiz. Muğla'ya deniz ve tatil için geldiniz ama \"Şöyle bir doğa gezisi yapacak yer yok mu? Hep deniz, kum.. Nereye kadar?\" şeklinde hayıflanıyorsanız Menteşe Yerküpe Mağarası size Hızır gibi gelir. Mekana gittiğinizde bol yeşillik ve tarihi çınar ağaçları dikkatinizi çekecek. Bol bol piknik alanı var. Oksijen tavan yapmış.. Serinlik o biçim.. Yerküpe Mağarası, Doğu Menteşe Dağları üzerinde, Genek Çayı'nın uzantısı olan Herbil Deresi'nin üzerinde yer alır. 100 metre yürüme alanına sahip mağara bir galeriden oluşuyor. Mağarada sarkıtlar, ufak su havuzları ve çeşitli damla taşlar görebiliyorsunuz. Muğla'da yaz ortasında kavurucu bir hava varken, mağara içinde 5 derece sıcaklık oluyor. Eski zamanlarda köylüler bu mağarayı buzdolabı niyetine kullanıyorlarmış. Üşümeyesiniz.. Aman diyelim.. Mağara giriş ücreti 2019 itibari ile yetişkinler için 5 TL, öğrenci 2.5 TL. Mağaranın bir görevlisi var. Rehberi de o, güvenliği de o, amiri de o.. Bazen ziyaretçilere rehberlik yaptığı için mağaranın kapalı olduğunu düşünebilirsiniz. Geleneksel yağlı güreş festivalleri bu alanda yapılıyor. Meraklısı için bu notu da buraya düşmüş olalım. Eski adı Meğri olarak bilinen Fethiye sadece Muğla'nın değil ülkemizin de en büyük turizm merkezlerinden biridir. Eğer Muğla'da günübirlik gezilecek yerler listesi yapıyorsanız Fethiye'yi bu listeden ayırmanızı tavsiye ederiz. Çünkü Fethiye'nin başlı başına gezilecek ve görülecek yerleri var. Yani hakkını vermek istiyorsanız Fethiye için özel bir gezi yada tatil planlamanız gerekiyor. Muğla'nın en kalabalık nüfusuna sahip ilçesi Bodrum, bahar aylarının sonlarına doğru yerli ve yabancı turistin akın ettiği, özellikle tatil zamanlarında adeta istilaya uğrayan bir bölgemizdir. İlerleyen dönemlerde Bodrum'a özel daha detaylı bir yazı yayınlayacağız. Şimdilik özet olarak gezilecek yerler ve Bodrum Plajları'ndan söz edelim. Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin bulunduğu Bodrum Kalesi'ni mutlaka görmelisiniz. Kalede Osmanlı yapısı olan Hamam, Amphora Sergilemesi, Bizans Gemisi, Cam Batığı, Cam Salonu, Sikke ve Mücevherler Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, Alman Kulesi, İşkence ve Katliam Odaları eserlerin sergilendiği mekanlardır. Telmissus, Termera, Syangela, Mindos, Thiangela, Uranium gibi ören yerleri, kent kalıntıları da görülebilir. Zeki Müren Evi Müzesi de Bodrum'da ziyaret edilen yerlerdendir. Bodrum'da Bardakçı, Bitez, Aktur, Akvaryum, Ortakent, Gümbet, Kadırga, Karaincir, Turgut Reis, Gündoğan, Dalaman'da Sarsıla Koyları, Datça'da Domuzbükü, Fethiye'de Katrancı, Gemile Koyları en güzel doğal mekanlardandır. Bodrum'dan sonra Muğla'nın en kalabalık ikinci ilçesi olan Marmaris de ülkemizin en önemli tatil merkezlerinden biridir. Harika plaj ve koylarından başka görülmesi gereken doğal ve tarihi mekanları da bulunuyor. - Marmaris Kalesi - Ekinci Koyu - Marmaris Arkeoloji Müzesi - Köçek Adası ve Kargı Adası - Yassı Kaya - Kızkumu - Turgut Şelalesi - Hafsa Sultan Kervansarayı Buralar Marmaris'in başlıca görülmesi gereken yerlerindendir. Bununla beraber ülkemizin en iyi plajlarından bazıları da Marmaris'te bulunuyor. Marmaris'in en güzel koyları ve plajlarını listelediğimiz yazımıza göz atabilirsiniz. Marmaris Arkeoloji Müzesi'nde Helenistik, Roma, Bizans dönemi amforaları, Hisarönü, Knidos ve Burgaz kazılarında ele geçirilen kandil, kap-kacak, cam eserler, ok uçları, etnografya bölümünde ise halı, kilim, dokuma gibi el sanatı ürünleri, silahlar, ev hayatına ait eşyalar sergilenmektedir. Physkos, Saranda, Kastabos, Amos, Bybassios, Tymnus, Loryma, Kıran Gölü, Burgaz ve Knidos Antik Kent ve ören yerleri bölgedeki arkeolojik zenginliği yansıtması açısından önem taşır. Akdeniz ve Ege Bölgesi'nin birleştiği konumda bulunan Marmaris, Muğla merkeze 55 km. uzaklıkta ve takriben 1 saatlik mesafededir. Ortaca İlçesi'ne bağlı bir belde olan Dalyan, Akdeniz'le Köyceğiz Gölü'nü birleştiren kanal üzerinde bulunmaktadır. Muğla'ya gittiğinizde Dalyan'da bulabileceğiniz teknelerle bu orijinal doğal güzelliği görmeli, sazlıklar arasından İztuzu Plajı'na keyifli bir yolculuk yapmalısınız. İztuzu Plajı koruma altındaki caretta carettaların yumurtlama alanlarından biri olmasıyla da ayrıca önem taşımaktadır. Dünyada bir benzeri daha olmadığı söylenen İztuzu Sahili'nin neden bu kadar ayrıcalıklı olduğunu sahile gidince kendi gözlerinizle de göreceksiniz. Ancak gidemeyenler için kısaca anlatmak gerekirse; bir tarafı tatlı su, diğer tarafı Akdeniz'in serin suları ile çevrili olan bu sahil 6 kilometre uzunluğunda bir doğa harikasıdır. Karabağlar Yaylası'nda bölgeye özgü kahve kültürüne tanık olmak, tarihi çınar ağaçlarının altında enfes yöresel yiyeceklerden yiyip içmek, temiz havanın tadını çıkarmak ve serinlemek isterseniz Muğla'ya sadece birkaç kilometre uzaklıktaki Karabağlar'a gitmelisiniz. Karabağlar'da kahve kültürü 1800'lü yıllarda başlıyor. Esasında ilk başlarda kahve üretimi amacıyla yapılmamış olan bu tek katlı taş yapılar, daha çok yörükler için bir mola ve durak yeri olarak yapılmış. Fakat günümüzde yöreye özel bir kültür haline gelmiş kahve üretimi. Öyle ki mahalle ve duraklar dahi bu kahvelerin isimleri ile anılıyor. Kahvehanelerde sadece çay ya da kahve yok. Yöresel lezzetler ve çeşitli ızgaralar da bulunuyor. Muğla, çok meşhur ve büyük olmasa da güzel camileri olan illerimizden biridir. Her ne kadar tatil beldesi olsa da, Muğla'ya geldiğimizde bu tarihi eserleri de görmekte fayda var. Onlardan bir kaçını sıralayalım.. Ulu Cami 1334 yılında yaptırılmış en eski Türk eserlerinden biridir. Tabakhane semtinde bulunan ve Menteşe Sultanlarından İbrahim Bey tarafından yaptırılan bu güzel yapı ülkemizin en önemli Selçuklu eserlerinden biri olma özelliğine sahiptir. Klasik Osmanlı mimarisini görebileceğiniz cami 1493 yılında yapılmış. Adından da anlaşılacağı gibi caminin kubbesinde kurşun kullanılması diğer camilerden en önemli farkıdır. Cami duvarlarında kalem işi süslemeler dikkat çekiyor. Bununla beraber Kabe ve yelkenli gemi resmi de farklı bir hava oluşturmuş. Görmenizi tavsiye ederiz. - Şeyh Bedrettin'in mezarının haziresinde bulunduğu Şeyh Cami - Pazaryeri Cami - Şahidi Cami - Şemsi Ana Türbesi - Hamursuz Dede Türbesi Milas'tan Bodrum'a giden yolun 20. kilometresinde Uyku Vadisi'ne ayrılan yolu bulabilirsiniz. İsminin neden Uyku Vadisi olduğunu vadi içine girince daha net anlayabileceğiniz bir mekandır burası. Derin bir vadi olan Uyku Vadisi, içinde akan çay ve çay etrafında sıralanmış doğal güzellikler ile su sesinin yankılandığı huzurlu ortamıyla dikkatleri üzerine çekmiş. Özetle: Doğa içinde, serin ve huzur dolu bir ortam. Bu kadar.. Fazla beklentiniz olmasın. Trekking sevenler için de güzel bir yer. Muğla ilimizle ilgili bazı gezi yazılarında bir şelaleden bahsediliyor. Bu övgüyle anlatılan şelale neredeymiş? Biri göstersin de hemen ekibi alıp yola çıkalım. Ufak ve zaman zaman kuruyan küçük bir akıntıdan bahsetmiyorlar sanırız! Bunun dışında, işletme oraya yapay bir şelale yapmış. İnternette gördüğünüz şelaleyi görmek için gidecekseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Muğla'nın turizm merkezlerinde çok farklı etkinliklerin yapılabilmesi mümkündür. Fethiye, Ortaca ve Marmaris dört tekerlekli motosikletle QUAD Safari yapabileceğiniz yerlerdir. Akyaka Beldesi Gökova Körfezi'nde ve Datça'da kitesurf yapılabilir. Kitesurf ya da kiteboard için yaş sınırı yoktur. Yüzmeyi biliyorsanız ve herhangi bir ciddi sağlık sorununuz yoksa rüzgar ve denizin ortaklaşa yarattığı bu keyfi mutlaka tatmalısınız. Marmaris çevresindeki farklı noktalarda dalış, Bodrum'da motokros, Bodrum, Marmaris, Fethiye ve Ortaca'da at safari, Köyceğiz ve Datça çevresindeki yaylalarda trekking yapılabilir.. Ege kıyılarının tamamındaki irili ufaklı koylarda yapılabilen Mavi Yolculuk için en fazla tercih edilen yer Muğla'dır denilebilir. Serçe, Kızılada, Kadırga, Turunç, Ekincik, Delikliada, Fethiye-Ölüdeniz, Hisarönü, Gökova Körfezi, Datça, Baba Adası, Göcek kıyılarında doyumsuz bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Mayıs ve Ekim aylarında Fethiye-Marmaris-Dalaman Çayı'nda rafting, Fethiye ve Dalyan'da microlight yapabilirsiniz. Köyceğiz, Dalyan, Bodrum ve Marmaris'in etkileyici doğal güzelliklerinin tadını çıkaracağınız jeep safari heyecanını tadabilirsiniz. Rafting fiziksel kondisyon gerektirmeyen bir spordur. Dileyen herkes yapabilir ancak yüzme biliyor olmanız avantaj sağlar. Dalaman Çayı 4. zorluk derecesine sahip 26 km.'lik bir parkurdur. Eylül-Ekim ayları en uygun dönemleridir. Doğasever, 2 yaşından büyük, astım, kalp gibi rahatsızlıkları olmayan herkesin katılabileceği eğlenceli bir aktivite olan Jeep safaride, sürücü olabilmek için B tipi ehliyet gerekmektedir. Ciddi bir sağlık sorununuz bulunmuyor ve uçuş korkunuz da yoksa, muhteşem doğal güzellikleri, profesyonel pilot eşliğinde microlight denilen hava araçlarıyla kuşbakışı görmek çok keyifli bir deneyim olacaktır. Denizi sevmek dalış için ilk şarttır. Fiziksel gelişimini tamamlamış olmak da diğer önemli nokta. Bu nedenle 14 yaş sınırı var. 14 yaş altında olanlar için de havuz dalışları gerçekleştirilebiliyor. 45 yaşın üstünde olanlar içinse sağlık raporu gibi ön gereklilikler söz konusu olabilir. Kızılada Feneri, Dalyan Koyu, Üç Tüneller, Af Kule, Baracuda Resifi, Soğuk Mağara, Şahin Burnu, Akvaryum Koyu, Kızıl Ada Kanyonu, Aqua Point, Sarıyarlar, İblis Burnu, Balaban Adası gibi noktaları kapsayan günübirlik dalış turlarına katılabilirsiniz. Gün içinde yapılabilecek en güzel aktivitelerden biri olan trekking için herhangi bir özel şart gerekmiyor, ancak doğal şartlara uygun ayakkabı giymeyi ve enerji ihtiyacınız için yiyecekler ile suyu yanınıza almayı unutmayın. Sırt çantanıza yedek çorap, yağmurluk ve giysi de koymanız gerekebilir. Doğa yürüyüşlerinde zorluk dereceleri farklı parkurlar olacağından, yürüyüşle ilgili detaylı bilgi almanız uygun olur. Köyceğiz, Bodrum-Uyku Vadisi, Tavşan Adası'nda doğa yürüyüşü yapabilir, yürüyüş güzergahındaki Bodrum, Yalıkavak Gümbet tepelerinde bulunan yel değirmenlerini fotoğraflayabilirsiniz. Ayrıca ''Karya Yolu'' ile ''Likya Yolu'' önemli yürüyüş güzergahlarından ve bu yolların bir bölümü bölgede yer alıyor. Antik kentleri birbirine bağlayan yollar aynı zamanda özgün flora ve faunası ile de doğaseverler için bulunmaz bir güzellik vadediyor. - Yeşilyurt Bez Dokumaları - Milas Halısı - Milas Zeytini ve Zeytinyağı - Marmaris Çam Balı - Zeytinyağlı Sabun - Datça Bademi - Kavaklıdere Bakır Ürünleri"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/mugla-kaunos-antik-kenti-kral-mezarligi/", "text": "Unuttuğumuz bir antik kent Kaunos kaya mezarları.. Kıymetini pek az bildiğimiz, hatta varlığını dahi bilmediğimiz efsane kentlerden biridir. Dalyan'a kadar gelip de harika bir manzaraya sahip Kaunos kral mezarlarını görmeden gideyim demeyin. Gittiğinizde sizin de dikkatinizi çekecek, Kaunos kenti konum olarak çok güzel bir yere kurulmuş. Ünlü tarihçi Heredot, Karyalıların İyonya'yı egemenliklerine aldıktan sonra Kaunoslular ve Likyalıların üzerine yürüdüklerinden bahsetmiştir. Bu bilgi, M. Ö. 6. yy. Pers savaşlarında Kaunos'un, tıpkı Karya ve Likya gibi bağımsız bir takım şehirleri içine alan ve kentin adını taşıyan bir bölgenin merkezi durumunda olduğu göstermektedir. Karya topraklarının doğusunda yer alan Kaunos kentinin kurucuları yerli Anadolu halkıdır. - Kaunos antik kenti giriş ücreti 2021 yılı itibari ile 14 TL. - Müze kart geçerli. - Antik kente karadan gitmek daha zahmetli. Tekne biraz daha mantıklı duruyor. - Tekneden indikten sonra biraz yürüyüş yapmanız gerekiyor. Bu sebeple öğlen sıcağında gelmenizi kesinlikle tavsiye etmeyiz. Sabah erken saatlerde ya da gün batımına doğru gelebilirsiniz. Denk gelirse kıyıdan antik kente ücretli traktörler servis yapıyor. 7,5 TL kişi başı. Arkeolojik bulgulara göre kentte en eski yerleşim M. Ö. 10. yüzyıla dayanır. M. Ö. 540'ta Persler Kaunos'u idaresi altına almış olsalar da, Anadolu satraplarının ve şehirlerinin işlerine karışmamışlar, buralardan fazla vergi almamışlardır. Bu nedenle, Xanthos gibi Kaunos da çabuk kalkınmıştır. Fakat M. Ö. 500 yılında İyonlalıların Perslere karşı başlattıkları isyana Kaunoslular da katılınca ve bu isyan başarısızlıkla sonuçlanınca, Perslerin Kaunos üzerinde baskıları artmıştır. M. Ö. 479'da Helenlerin Persleri yenmesi üzerine Kaunos, M. Ö. 478-477'de kurulan Delos Birliği'ne üye olmuştur. Persler ve Helenler arasında gerçekleşen Kral Barışı ile (M. Ö. 387) Kaunos Perslerin egemenliğine tekrar girmiş ve Karya Satraplığı'na bağlanmıştır. Böylece Kaunos, Karya kenti olmuştur. Büyük İskender'in istilası sonrasında kentin idaresi diğer Karya kentleri gibi Mausolos'un kız kardeşi Abe'ye bırakılmıştır. M. Ö. 190-167 yılları arasında Rodos'a bağlanan Kaunos, M. Ö. 167-129'da bağımsızlığını yaşamış, M. Ö. 129'da Romalıların kurduğu Asya Eyaleti'ne dahil edilmiştir. M. Ö. 88-84 yıllarında I. Mitrides'in savaşları sırasında Roma'ya karşı gelen Kaunos, Rodos'un idaresine verilmiştir. Bir süre sonra kent tekrar bağımsızlığına kavuşsa da Roma idaresinden kurtulamamıştır. Erken Hıristiyanlık çağında bir piskoposluk merkezi olsa dahi, bu çağla birlikte önemini yitirmeye başlamıştır. Bu topraklar 13. yüzyılda Uçtürkler'in, 15. yüzyılda Menteşeoğulları'nın himayesindedir. Muğla-Fethiye karayolundan Köyceğiz'e, oradan da Ortaca beldesine, sonrasında Dalyan'a varılır. Kaunos Antik Şehri'ne ise Dalyan'dan tekneye binerek ulaşılır. 1940'lı yılların sonlarına kadar Dalyan ve çevresi sıtma tehlikesi altındadır. İyileştirmelerle kent, sivrisinekten değil ama sıtmadan kurtulmuştur. Kaunos halkının da sıtma nedeniyle yeşil benizli olduğu kaynaklarda geçmektedir. Kaunos ve Köyceğiz kurulurken liman, rüzgar ve serin hava göz önünde bulundurulmuştur. Gündüz denizden karaya, gece karadan denize, sabah ise doğudan batıya esen rüzgarlar Köyceğiz'in kurulum yerini belirlemiştir. Bu rüzgarların etkisiyle, yöre çok sıcak olmasına rağmen Köyceğiz halkı sıcaktan etkilenmez. Sokaklar ızgara planlıdır. Bundan dolayı, oluşan sirkülasyon ile sıcaklık insanları rahatsız etmez. Şehrin platformuna çıkıldığında yarı bataklık bir koy, Kaunos'un yok olmasının nedenlerinden biri olan, iç limanın alüvyonlarla dolmasıyla oluşan Sülüklü Liman ve düzlükte yer alan diğer liman net olarak izlenebilir. Şehrin kuzey yönündeki surlar ortaçağdan kalmadır. Limanın kuzeyinden başlayıp Dalyan koyundan sarp kayalıklara kadar uzanan uzun surun kuzey kısmı Mausollos döneminde yapılmıştır. Kuzeybatı yönündekiler Helenistik, limana doğru olanlar Arkaik Dönem surlarıdır. Surların iç yanında, Sülüklü limana doğru yer alan kutsal alanın Demeter kutsal alanı olduğu tahmin ediliyor. # Kaunos Tiyatrosu: 154 metre yüksekliğe kurulmuş akropolün batı yamacındaki tiyatro takriben 5 bin kişilik oturma kapasitesine sahiptir. Tiyatro, yamaca yaslı büyük kısmı, yarım yuvarlak orkestrası ve alt oturma sırasıyla aynı hizada alçak sahne binası ile geleneksel Helen tiyatrosunun güzel bir örneğidir. Seyir bölümü sekiz merdivenle dokuz oturma dilimine ayrılmıştır. Bunların her biri 33 oturma sırasından oluşur. Orkestraya kuzeybatıdan düz, güneydoğudan merdivenle ulaşılır. Beşik tonozlu iki geçiş Roma dönemine aittir. # Kaunos Roma Hamamı: İki kompleksli hamam, avlu ve ana mekandan oluşur. Avlu üç yandan birer sütunlu galeriyle çevrilidir. Yan galeriler odalara bölünmüştür. Ana bina, ılıklık, iki eğitim salonu, soğukluk ve onun ucunda terleme odasının her iki yanına karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Sıcaklık salonu mekanın güneybatısındadır. Salonun zemini mermer plakalarla kaplıdır. Roma hamamı ve tiyatro arasında kalan palaestra düzlüğüne inşa edilen kilise, kareye yakın formda ve üç neflidir. Orta nef kubbeli, yan nefler tonoz örtülüdür. # Kaunos Tapınak Terası: Tapınak terası, tapınak, agora ve limana hakim, yapay bir teras üzerine M. Ö. 1. yüzyılda inşa edilmiştir. Kutsal alan kare şeklindedir, önünde iki dor sütunuyla bir ön oda yer alır. Avlu dor sütunlarla çevrilmiştir. Avlunun batısındaki silindir tambur üzerindeki yazıta göre burası Zem Soteros'a atfedilmiştir. Tapınağa giderken dikkat çekici bir özellik vardır. Yere döşenen taşların boyutları farklı olduğundan, yürürken tökezlememek için insan kendini yere bakmak zorunda hissediyor. Tapınak çevreleri özellikle düzensiz yapılırmış ki insanın başı önde, adeta saygı gösterir şekilde yürümeleri sağlanırmış. Bu sistem Anıtkabir'de de uygulanmaktadır. # Kaunos Apollon Kutsal Alanı: Teras tapınağının batısında yer alan düzlükte geçirilen heykel kaideleri ve stellerden anlaşıldığı üzere, burası M. Ö. 4. yy.'dan Roma dönemi dahil yerel tanrı Basileus Koinios'un kutsal alanıdır. Helenistik dönemde buranın sahibi Apollon'dur. Terasın kuzeyinde 5 odalı ziyafet binası, hemen güney batısında tanrıça Artemis'in kutsal alanı yer alır. # Kaunos Agorası: M. Ö. 3. yy. sonlarında yapılan ve kent merkezini antik çağ mezarlığına bağlayan agora, M. S. 1. yüzyılda fonksiyonunu yitirmiştir. M. Ö. 3. yy.'a tarihlenen stoa, Sülüklü Göl'ün kuzeyindeki kazılarda gün yüzüne çıkarılmıştır. Stoa'nın orta bölümünde, duvar içine M. Ö. 1. yüzyılda açılmış bir kapı ile bir odaya girilmektedir. Tabanı mermer, arka duvar önünde ise yüksek bir podyum yer almaktadır. Kazılarda ele geçen sunak gövdesi üzerindeki figürlerden biri, kucağında kanatlı bir bebek taşıyan tanrıça Aphrodite Euploia'ya aittir. Yüklerini alıp sefere çıkan gemiciler, bol kazanç ve iyi yolculuk temennilerini bu oda da sunmaktaydılar tanrıçalarına. Kentin çeşmesi teras duvarı önüne, M. Ö. 3. yüzyılda yapılmıştır. Çeşmenin yan duvarlarının uzantıları arasında iki sütun yer alır. Küçük kalenin kuzeybatısında iki ana bölümden oluşan bir tapınak yer alır. Üç basamaklı ve kare planlı alt yapı ve 8 sütunlu, yuvarlak üst yapı. Sütunların oluşturduğu yuvarlak kutsal mekana her yandan girilebilir. Kazılarda çıkan kadın heykellerinin sütunlar arasını, Köyceğiz meydanını süsleyen aslanın ise tapınağın köşelerinden birini süslediği düşünülüyor. Yapı büyük ihtimalle M. Ö. 1. yüzyıla ait bir anıt mezardır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/mugla-nasil-bir-yer-mugla-hakkinda-bilgi/", "text": "Bir ucu Ege bir ucu Akdeniz'e bakan, Marmaris, Bodrum, Fethiye ve Ölüdeniz gibi Türkiye'nin en güzel tatil beldelerine sahip şehri Muğla. Her bir ilçesi birbirinden değerli, mavi ve yeşilin çok yakıştığı bir yer burası. 1200 kilometreye yakın sahil şeridi ile ülkemizde bu konuda tek. Peki hep tatille özdeşleştirdiğimiz Muğla yaşamak için nasıl bir yer? Öğrenci ve memurlar için Muğla'da hayat şartları neler? Muğla'nın tarihi, coğrafyası, ulaşım yolları ve daha fazlası hakkındaki konulara başlıklar halinde kısaca değinelim. Muğla, Ege Bölgesi'nin güney ucunda bulunuyor. Güney sınırı Akdeniz, batı sınırı Ege Denizi ile çevrilidir. Muğla'nın komşu illeri ise; kuzeyde Aydın, doğuda Burdur ve Antalya, kuzeydoğuda Denizli'dir. Her yıl milyonlarca yerli yabancı turist ağırlayan Muğla'ya kara ve havayolu ulaşımı oldukça kolaydır. Fakat yaz aylarında yaşanan yoğunluk nedeniyle otobüs ve uçak seferlerinde yer bulmak pek kolay olmayabilir. - İstanbul Muğla arası yaklaşık 700 kilometre ve 8 saat. - Ankara Muğla arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 saat 20 dakika. - İzmir Muğla arası yaklaşık 220 kilometre ve 3 saat. - Erzurum Muğla arası yaklaşık 1440 kilometre ve 17 saat. - Diyarbakır Muğla arası yaklaşık 1370 kilometre ve 15 saat. - Eskişehir Muğla arası yaklaşık 480 kilometre ve 6 saat. - Muğla Dalaman Havalimanı - Muğla Milas-Bodrum Havalimanı - Bodrum-Imsık Havalimanı Muğla'ya İstanbul ve Ankara'dan aktarmasız uçuş bulabilirsiniz. Dalaman ve Milas-Bodrum havalimanlarından hem merkeze hem ilçelere giden servisler bulunuyor. Havaalanı çıkışlarında araç kiralama ya da taksi hizmetleri de var. Yaz sezonlarında Muğla'ya ucuz uçak bileti bulmak için erken rezervasyon yapmak çok önemli. M. Ö. 3000'li yıllara uzanan Muğla tarihinin Hititler ile başladığı tahmin ediliyor. Hititler zamanında Lugga denilen bölgeye Karyalılar yerleşince bu topraklar bir süre Karia olarak anılmış. Sonrasında sırasıyla; Frigler, Lidyalılar, Persler (M. Ö. 546), Makedonya Krallığı (M. Ö. 334), Bergama Krallığı (M. Ö. 189), Roma İmparatorluğu (M. Ö. 133) ve Bizanslılar bölgede hakimiyet kurmuşlardır. Muğla yöresinin Türklerle tanışması ise 1284 yılında, Menteşe Beyliği tarafından ele geçirilmesi ile başlar. 1391'de Yıldırım Bayezid bölgeyi Osmanlı hakimiyetine dahil etmiş, 1402 yılında ise Timur'un aldığı yöre tekrar Menteşe Beyliği'ne verilmiştir. 1425 yılına gelindiğinde II. Murat, Menteşe Beyliği de dahil olmak üzere bütün bölgeyi tamamen Osmanlı İmparatorluğu'na kazandırmıştır. Muğla, 1. Dünya Savaşı sonrası 11 Mayıs 1919'da İtalyan işgaline uğramıştır. Ege Bölgesi'ndeki işgal güçlerine karşı yapılan direnişlerde en fazla şehit veren illerimizden biri Muğla'dır. II. İnönü Savaşı sonrası 5 Temmuz 1921'de İtalyanların bölgeden ayrılmasıyla Muğla özgürlüğününe kavuşmuştur. 'Muğla' adının kaynağı ile ilgili ise farklı görüşler var. Eski kaynaklarda yörenin adı 'Mobella, Mobolia ve Moğola' olarak geçiyor. Bu isimler zamanla değişerek bugünkü halini almış olabilir. Diğer görüş ise, bu yöre Selçuklu Sultanı Kılıçarslan'ın komutanlarından Muğlu Beyi tarından fethedildiği için şehrin isminin bu komutan tarafından verilmiş olabileceğidir. Nüfus: Muğla'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 990 bin kişidir. - Bodrum - Dalaman, Datça - Fethiye - Kavaklıdere, Köyceğiz - Marmaris, Milas, Menteşe - Ortaca - Seydikemer - Ula - Yatağan Tahmin edebileceğiniz gibi Muğla'daki en önemli ekonomik faaliyetlerin başında turizm sektörü geliyor. Her yıl milyonlarca yerli yabancı misafir ağırlayan Muğla'da turizm gelirinin şehre ekonomik olarak katkısı büyüktür. Türkiye'de İstanbul ve Antalya'dan sonra yabancı turistlerin en yoğun ilgi gösterdiği üçüncü şehir Muğla'dır. Muğla'nın diğer önemli ekonomik faaliyet alanları ise tarım ve hayvancılıktır. İl özellikle sera domatesi, su ürünleri, bal ve yaş sebze-meyve üretiminde Türkiye'nin öncü bölgelerinden biridir. Muğla'ya ekonomik anlamda önemli katkı sağlayan tarım ürünleri; fasulye, badem, nar, portakal, limon mandalina, zeytinyağı, patlıcan, kabak ve salatalıktır. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği, süt ve süt ürünleri üretimi, arıcılık ve balıkçılık Muğla'nın diğer geçim faaliyetlerindendir. Muğla sanayisinde ise başı çeken sektörler mermer ve maden ürünleri üretimidir. Muğla tamamen Akdeniz iklimi etkisi altındaki şehirlerimizden biridir. Yazlar oldukça sıcak ve kurak, kışlar ise kısmen ılık ve bol yağışlı geçer. Yüksek kesimlerde Akdeniz dağ iklimi hakimdir. Kıyılarda değil ama iç kesimlerde çok nadiren kar yağışı görülebilir. Muğla topraklarının büyük bölümü dağlık kesimlerden oluşur. Menteşe Dağları en yüksek yerleridir. Ormanların kapladığı alan bakımından da ülkemizde en fazla ağaç yoğunluğu olan illerimizdendir. 4'te 3'ü sık orman ve fundalıklarla kaplı Muğla ayrıca 1200 kilometreye yaklaşan kıyılarıyla Türkiye'nin en uzun sahil şeridine sahip şehridir. Ege ve Akdeniz'in yöresel lezzetlerini içinde barındıran Muğla mutfağında en önemli pay şüphesiz zeytinyağlı yemeklere ait. Dolmanın her çeşidi, salatanın her türlüsü... Verimli topraklara ve gelişmiş tarım sektörüne sahip bir il olan Muğla'da yöresel yemekler tabi sadece zeytin ve zeytinyağlı menüsüyle kısıtlı değil. Yabani otlar, mantar ve sebzeler, tahıl ve deniz ürünleri de Muğla mutfağını çeşitlendiriyor. Biz size Muğla'nın meşhur yöresel lezzetlerinden bazılarını sıralayacağız ama şunu hatırlatalım. Muğla Valiliği ve Muğla Belediyesi tarafından hazırlanmış, Muğla'nın sevilen yemeklerini ve çok daha fazlasını kapsayan kitaplar bulunuyor. İlgilenenler bu kitapları kitapçılardan temin edebilirler. - Tarhana Çorbası - Ekşili Balık - Keşkek - Kefal Dolması ve Kabak Çiçeği Dolması - Çökertme Kebabı - Bodrum Mantısı - Milas Çaykama Böreği ve Milas Köftesi - Börülce Ekşilemesi - Ahtapot Yahni ve Ahtapotlu Pilav - Kaya Koruğu Salatası - Sulu Muğla Kebabı - Oğlak Yahni - Yağlı Patlıcan Yemeği - Döş Dolması - Muğla Saraylısı Muğla'da bulunan üniversitemiz 1992 yılından kurulan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi. Üniversite kampüsü şehir merkezine 4-5 km. kadar uzaklıkta bulunuyor. Belediye otobüsleri ve minibüslerle kampüs şehir merkezi arasında 10 dakika da ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Okulun bulunduğu bölge Kötekli Mahallesi ve burası tam anlamıyla bir öğrenci köyü. Özel yurtlar, devlet yurtları, apart dairler ve kiralık ev imkanları var. Zaten hepsi öğrenci dolu. Ama buna rağmen ucuz bir yer değil. Öğrenciler için konaklama anlamında Muğla maalesef biraz pahalı bir şehir. Çok fazla apart daire olsa bile fiyatlar ucuzlamıyor. Muğla'da konaklama imkanlarının pahalılığı memurlar için de geçerli. Muğla Merkez ile Fethiye, Bodrum gibi büyük ilçeler bu anlamda hiç ekonomik değil. Ev kirası için en uygun yerler Kavaklıdere, Ula, Dalaman gibi küçük ilçeler ve çevresi olabilir. Memurlar için Muğla'nın iyi tarafı ise Türkiye'nin en güzel ilçeleri bu şehirde. Türkiye genelinde sosyal yaşantı için il merkezleri daha çok cazip gelse de, Muğla'nın her ilçesi ayrı bir cennet. Merkezi hiç aramazsınız, hatta merkeze uğramazsınız bile. Muğla şehir merkezi oldukça küçüktür ve İzmir, İstanbul, Eskişehir ya da Bursa gibi büyük şehirlerden gelenleri biraz üzebilir. Burası aslında büyükşehir belediyesidir ama Muğla'yı büyük yapan merkezinden ziyade ilçeleridir. O yüzden merkez için büyük beklentiye girmemek gerek. Daha çok sakin bir emekli şehrini andırır. Muğla'da öğrencilerin hayatı çoğunlukla Kötekli Mahallesi içerisinde geçiyor. Burada kafe, restoran, market vs. gibi her türlü imkanları bulabilirler. Gezmek için en çok gidilen yer ise Akyaka sahili. Öğrenci ve memur hayatı için Muğla'nın güzelliklerinden biri, Türkiye'nin tatil beldelerinin ayağınızın altında olması. İnsanlar aylar öncesinden tatil rotaları, yol planları, rezervasyonlar vs. yaparken siz 1 saat içinde istediğiniz tatil beldesine gezmeye gidebilirsiniz. Sınavlar kötü geçti, depresyonda mısınız? Bir anda kendinizi Fethiye'de sahile atarsınız. Sınıfın en güzel kızı/erkeği size hiç yüz vermiyor mu? Gider Kelebekler Vadisi'ne bir haftasonu kampı yaparsınız hiçbir şeyiniz kalmaz. Dünyanın öteki ucundan kalkıp Marmaris'e gelmek için binlerce dolar harcıyorlar. Siz okul/iş çıkışı 1 saate oradasınız. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi kampüsü, sosyal imkanları ve sunduğu olanaklar ile öğrenciler için güzel bir üniversite. Muğla da genel olarak yaşamak için harika bir şehir. Ama... işte bir aması var. \"Muğla pahalı mı?\" derseniz, Muğla maalesef genel olarak pahalı bir şehir. Gelir düzeyi iyi olanlar için Muğla ne kadar harika ise, ekonomik durumu ortalamanın altından kalanlar için zor bir şehir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/muze-kart-fiyatlari-ne-kadar-nereden-alinir-ogrenci-ucreti/", "text": "Türkiye binlerce yıldır nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir memleket. Topraklarımızda tarihe ışık tutan, ziyaret edilmesi gereken yüzlerce müze ve örenyeri bulunuyor. Eğer tarih ve coğrafyaya ilginiz var, kültür ve sanat turizmine de meraklıysanız Müzekart kaçırmamanız gereken çok özel bir fırsat. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın uygulaması olan bu kartla onlarca ildeki yüzlerce müze ve örenyerine kolayca giriş yapabiliyorsunuz. Müzekart'ın farklı türleri ve avantajları, ona göre de farklı fiyatları var. - Müze Kart Nedir? Çeşitleri Nelerdir? - Müze Kart Nereden Alınır? - Müzekart'ı Kimler Alabilir? Gerekli Evraklar Neler? - 2021 Müzekart Fiyatları Ne Kadar? - Müze Kart Öğrenci Müze Kart İstanbul Fiyatları - Memur İçin Müze Kart Fiyatı Ne Kadar? - Müzekart Nerelerde Geçerli? Müzekart Rehberi yazımızda bu ve bunun gibi birçok sorunun cevabını, bu kartın tüm özelliklerini detaylı şekilde ve güncel bilgilerle size aktaracağız. Müzekart, satın alındıktan sonra 1 yıl boyunca Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bulunan, Kültür Bakanlığı'na bağlı yüzlerce müze ve örenyerini ayrı bir ücret ödemeden ziyaret etmenizi sağlayan bir hizmettir. Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC vatandaşları, 5203 sayılı kanuna tabi Mavi Kart sahipleriyle Türkiye'de yerleşik \"Yabancı Kimlik Numarası\" sahibi kişiler Müzekart alabilir ve kullanabilir. Müzekart sahibi olmak isteyenler, kimlik kartı, pasaport ya da sürücü belgesinin yanında bir adet vesikalık fotoğrafları ile Müzekart kart basım istasyonlarına başvurarak kartlarını hemen alabilirler. Bu yerleri birazdan aşağıda sıralayacağız. - Kimlik / Pasaport / Sürücü Belgesi - 1 Adet Vesikalık Fotoğraf - Kart Ücreti - Öğrenci Kimlik Kartı Ya da isteyenler www. muze. gov. tr adresinde, online başvuru kısmından istenen bilgileri girerek Müzekart'a başvuru yapabilirler. İnternet üzerinden yapılan başvurular onaylandıktan sonra 1 hafta içerisinde kurye ile belirtilen adrese teslim ediliyor. - Müzekart+ - Museum Pass Türkiye - Museum Pass İstanbul - Museum Pass Cappadocia - Museum Pass Akdeniz - Museum Pass Ege Bunun dışında dönem dönem özel olarak tasarlanan bazı müzekartlar da var. MüzeKart 29 Ekim, MüzeKart 100. Yıl Milli Mücadele, MüzeKart 15 Temmuz, MüzeKart Sevgililer Günü, MüzeKart 30 Ağustos... Buna benzer özel günler için tasarlanan kartların özellikleri ve fiyatları \"Müzekart+\" ile aynı oluyor. Müzekart'ın geçerli olduğu onlarca il, Kültür Bakanlığı'na bağlı 300'den fazla müze ve örenyeri bulunuyor. Müzekart'ın geçerli olduğu yerleri saymaktan ziyade kullanılmadığı yerleri belirtmemiz çok daha kolay olur. - Topkapı Sarayı içerisinde bulunan Harem Dairesi - Aya İrini Anıtı - Efes Örenyeri içerisinde bulunan Yamaçevler - Göreme Açıkhava Müzesi içerisinde bulunan Karanlık Kilise Taşıma kapasitesi düşük ve fazla ziyaretçi yüklenmesi sonucunda tarihi dokusunun zarar göreceği düşünülen bu yerler için ayrıca bilet alınması gerekiyor. Bunun dışında kalan, Müzekart geçerli 300'ün üzerindeki bölgeyi görmek için www. muze. gov. tr adresini takip edebilirsiniz. # MÜZEKART+ : En çok tercih edilen ve tam kart olarak geçen bu müze kartının fiyatı 60 TL. Bir yıl boyunca 300'den fazla müze ve örenyeri ziyareti için geçerlidir. Müzelerin hediyelik eşya dükkanlarında ve kafelerinde indirim de sağlıyor. İndirimli MÜZEKART+ : 18 yaş üzerindeki öğrenciler için düzenlenen bu kartın fiyatı 30 TL. # MUSEUM PASS TÜRKİYE: Turistlere yönelik çıkartılan bu kartın bedeli 550 TL. 15 gün boyunca geçerli olan bu kart ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 300'den fazla müze ve örenyeri ziyaret edilebiliyor. Müze ve örenyerlerinde yer alan kafe ve müze mağazalarında indirim fırsatı da sunuyor. # MUSEUM PASS İSTANBUL: Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı İstanbul'daki 13 müzeyi ziyaret etmenizi sağlayan bu kartın fiyatı 325 TL. İlk müze veya örenyeri girişinizden itibaren 5 gün boyunca geçerli. Müze ve örenyerlerinde yer alan kafe ve müze mağazalarında indirim fırsatı da sunuyor. # MUSEUM PASS CAPPADOCIA: Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Nevşehir ve Aksaray'daki 10'dan fazla müze ve örenyerini ziyaret etmenizi sağlayan bu kartın fiyatı 190 TL. İlk müze veya örenyeri girişinizden itibaren 3 gün boyunca geçerli. Müze ve örenyerlerinde yer alan kafe ve müze mağazalarında indirim fırsatı da sunuyor. # MUSEUM PASS AKDENİZ : Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Antalya, Adana, Mersin ve Denizli'deki 50'dan fazla müze ve örenyerini ziyaret etmenizi sağlayan bu kartın fiyatı 325 TL. İlk müze veya örenyeri girişinizden itibaren 7 gün boyunca geçerli. Müze ve örenyerlerinde yer alan kafe ve müze mağazalarında indirim fırsatı da sunuyor. Bu kart Denizli Pamukkale Antik Havuz'da geçerli değildir. Burası için ayrıca bilet almanız gerekiyor. # MUSEUM PASS EGE : İzmir, Aydın, Muğla ve Denizli'deki Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 60'dan fazla müze ve örenyerini ziyaret etmenizi sağlayan bu kartın fiyatı 325 TL. İlk müze veya örenyeri girişinizden itibaren 7 gün boyunca geçerli. Müze ve örenyerlerinde yer alan kafe ve müze mağazalarında indirim fırsatı da sunuyor. Bu kart Denizli Pamukkale Antik Havuz'da geçerli değildir. Burası için ayrıca bilet almanız gerekiyor. Müzekart satış noktaları kart çeşidine göre değişiklik gösteriyor. Biz en yaygın olarak kullanılan MÜZEKART+'ın 2021 yılı itibariyle satışta olduğu 64 lokasyonu sıralayacağız. Diğer müzekart çeşitleri için www. muze. gov. tr adresinden satış bölgeleri hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz. - İstanbul Arkeoloji Müzeleri - Kariye Müzesi - Topkapı Sarayı Müzesi - Topkapı Sarayı Müzesi Harem Bölümü - İstanbul Havalimanı Müzesi - Büyük Saray Mozaikler Müzesi - Türk İslam Eserleri Müzesi - Hisarlar Müzesi - Aya İrini Anıt Müzesi - Bergama Asklepion Örenyeri - Bergama Akropol Örenyeri - Efes Örenyeri - Efes Yamaçevler - Çeşme Müzesi - St. Jean Örenyeri - Efes Müzesi - İzmir Arkeoloji Müzesi - Side Tiyatrosu - Side Müzesi - Antalya Müzesi - Patara Örenyeri - Olympos Örenyeri - Alanya Kalesi - Simena Örenyeri - Phaselis Örenyeri - Aziz St. Nikolaos Anıt Müzesi - Perge Örenyeri - Aspendos Örenyeri - Myra Örenyeri - Termessos Örenyeri ve Milli Parkı - Cumhuriyet Müzesi - Kurtuluş Savaşı Müzesi - Anadolu Medeniyetler Müzesi - Hierapolis Örenyeri - Laodikeia Örenyeri - Datça Knidos Örenyeri - Fethiye Kaunos Örenyeri ve Kaya Mezarları - Fethiye Kayaköy Örenyeri - Sedir Adası Örenyeri - Marmaris Müzesi - Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi - Milet Örenyeri - Milet Müzesi - Didim Apollon Tapınağı - Afrodisias Müzesi ve Örenyeri - Troya Müzesi - Assos Örenyeri - Troya Örenyeri - Hatay Müzesi - Mersin Müzesi - Silifke Cennet Cehennem Örenyeri - Konya Mevlana Müzesi - Göreme Örenyeri - Zelve Paşabağlar Örenyeri - Özkonak Yeraltı Şehri - Derinkuyu Yeraltı Şehri - Kaymaklı Yeraltı Şehri - Paşabağlar Örenyeri - Haleplibahçe Mozaik Müzesi - Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi - Göbeklitepe Örenyeri - Ihlara Vadisi Örenyeri - Kars Ani Örenyeri - Zeugma Mozaik Müzesi 1 yıl boyunca müze ve örenyerlerine sınırsız giriş sağlayan Müzekart'ın tek özelliği bu değil. Bunun dışında indirim sağlayabileceği başka yerler de var. - Devlet Opera ve Balesi'nin yerleşik sahnelerinde sergilenen gösterilerine indirimli olarak katılabilirsiniz. - Devlet Tiyatroları'nın yerleşik sahnelerde düzenlediği etkinliklere uygun fiyatlı bilet bulabilirsiniz. - İstanbul şehir hatları kapsamında yapılan boğaz turlarında %20 %25 arası indirim sağlayabilirsiniz. - Ayrıca zaman zaman uzun kuyrukların oluştuğu bazı müzelerde bilet sırası beklemeden giriş yapabilirsiniz. # 18 yaşın altındaki TC vatandaşı gençler, çocuklar ve bu yaştaki öğrenci gruplarına refakat eden öğretmenler, # 8 yaş ve altındaki yabancı uyruklu çocuklar, # 65 yaş ve üzeri TC vatandaşları, # Gaziler ile gazi refakatindeki anne, baba, eş ve çocukları ile şehit yakını kimlik kartı sahipleri, # Engelliler ile bir refakatçisi, # Zorunlu hizmete tabii er ve erbaşlar, # ICOM ve ICOMOS ile UNESCO kartı sahipleri, # Yerli ve yabancı basın kimlik kartı sahipleri, # Seyahat acentesi sahipleri veya sorumlu müdürleri, # Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışanları ve emeklileri ile refakatindeki anne, baba, eş ve çocukları, # Hayat boyu Öğrenme Programı çerçevesinde Comenius Okul Ortaklıkları ile Erasmus Öğrenci Değişim Programı kapsamındaki gruplar ile bu gruplara refakat eden öğretmenler, # Müze ve örenyerinin bağlı bulunduğu il ve ilçenin Mülki İdare Amirleri, Büyükşehir, İl, İlçe ve Beldenin Belediye Başkanı ve en fazla 10 kişi olmak üzere refakatindekiler. # Resmi görev kapsamında müze veya örenyerine giriş zorunluluğu bulunan Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı kolluk kuvvetleri personeli, # Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü personeli ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı kurum kimliğinin arka kısmında 640 Sayılı KHK'nın 39. maddesi uyarınca \"Silah Taşımaya Yetkilidir\" ibaresi yer alan Gümrük Muhafaza Personeli, # Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ve özel ilk ve orta öğretim kurumlarında görev yapmakta olan öğretmenler, # Ülkemizde görev yapan Büyükelçi, Başkonsolos ile refakatindeki eş ve çocukları, # Üniversitelerin sanat tarihi ve arkeoloji bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler geçerli bir öğrenci kimlik kartı ibraz etmeleri kaydıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müze ve örenyerlerine ücretsiz giriş yapabilirler. Müzekart ile ilgili bir sorun yaşarsanız Müzekart Çağrı Merkezi numarasını arayabilirsiniz. Harika bir yazı metini olmmuş. Emeğinize sağlık."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/nevsehir-kapadokya-gezilecek-yerler/", "text": "Nevşehir, milyonlarca yıllık doğa harikası peri bacaları, yeraltı şehirleri, kaya oyma evleri, kiliseleri, tarihi konakları ve açık hava müzeleri ile tarih ve doğanın bütünleştiği en güzel illerimizden biridir. Burası 'Güzel Atlar Ülkesi' olan Kapadokya'nın merkezidir. Gezi Hocası olarak dünyanın uzak ülkelerine yaptığımız seyahatlerde insanlara, \"Türkiye'de nereleri biliyorsunuz?\" diye sorduğumuzda muhtemelen İstanbul'un ardından en çok duyduğumuz ikinci cevap Kapadokya idi. Nevşehir, benzersiz jeolojik yapısı ile dünya çapında önem kazanmış bir inanç, tarih, kültür ve turizm coğrafyasıdır. Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda bölgedeki ticaret merkezlerinden biri olan Nissa şehrinin halkı, Selçuklular döneminde Ürgüp sınırları içindeki Muşkara'ya göç etmiştir. Muşkaralı İbrahim, Osmanlı döneminde sadrazam olunca doğduğu yer olan Muşkara'da camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırarak kentin bayındır hale gelmesini sağlamış, kendisi de tarihe Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olarak geçmiştir. Nevşehir'in binlerce yıldır biriktirdiği kültürel zenginlik, doğal güzellikleri ile birleşince günümüzde önemli turizm merkezlerimizden biri haline gelmiştir. - Kapadokya Peri Bacaları - Nevşehir Kalesi - Damat İbrahim Paşa Külliyesi ve Kurşunlu Cami - Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ve Müzesi - Nevşehir Kozaklı Kaplıcaları - Nevşehir Mesire Alanları - Klasik Keyifler Uluslararası Kapadokya Müzik Festivali - Nevşehir'den Ne Alınır? Neyi Meşhur? - Nevşehir'de Ne Yenir? Nevşehir Mutfağı Nevşehir denince aklımıza ilk ve belki de tek gelen yer Kapadokya. Doğanın ve insan emeğinin bir bütünü olarak bize bahşedilen en güzel miraslardan biri. Öyle ki havadan, yerden ve yeraltından gezmekle bitirilmeyecek bir zenginliğe sahip. Nevşehir'in gezilecek başka meşhur bir yeri yok mu? Elbette var ama hepsi peribacalarının gölgesinde kalıyor. 1985 yılından günümüze kadar UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi'nde yer alan Kapadokya, ABD merkezli CNN haber kanalı tarafından da 2019 yılında 'Dünyanın en güzel 25 yeri' listesinde gösterildi. Eski çağlarda aktif volkanların oluşturduğu bu harika doğal yapılar, daha sonra insanoğlu tarafından içleri oyularak farklı bir tasarıma dönüştürülmüş. Sadece ülkemizden değil, dünyanın birçok yerinden insanların akın ettiği Kapadokya, Nevşehir'de görülmesi gereken en önemli yer konumunda. Kapadokya, Nevşehir'in haricinde Niğde, Aksaray, Kayseri ve Kırşehir illerine de yayılmış bir coğrafya. Fakat merkezi Nevşehir. Hatta tam kalbi olarak söz edebileceğimiz yerler; Göreme, Ürgüp, Ortahisar, Avanos, Uçhisar, Çavuşin ve İbrahimpaşa. Nevşehir-Kapadokya binlerce peribacası, ortaya çıkartılmış ya da henüz tam olarak keşfedilmemiş yüzlerce yeraltı şehri, kiliseleri, müzeleri ve onlarca vadisiyle Türkiye gezilecek yerler listesinde altı kırmızı kalemle çizilmesi gereken bir yer. O yüzden detaylı 'Kapadokya Gezi Rehberi' yazımızı ayrı bir başlık altında sunuyoruz. Kapadokya'da gezilecek yerler, peribacalarının oluşumu ve balon turları hakkında her türlü detay için sizi şöyle alalım. Her ne kadar Kapadokya'nın gölgesinde de kalsa, biz Nevşehir gezilecek yerler yazımıza diğer mekanlar ile devam edelim. Burası Hacı Bektaş-ı Veli ve Damat İbrahim Paşa gibi önemli değerlerimize de ev sahipliği yapmış topraklar. Nevşehir merkezde bulunan Eskili Mahallesi'nde, yüksekçe bir tepeye kurulan bu kale oldukça sağlam şekilde günümüze ulaşmayı başarmış tarihi yapılardan biri. Nevşehir Kalesi'nin inşası ile ilgili bir kitabe bulunmadığı için yapılış dönemi hakkında net bilgiler yok. Ama ağır basan fikir Bizans Dönemi mimari etkileri gösterdiği yönünde. Ayrıca görüş açısı çok iyi olan ve ovaya hakim bir noktada bulunan Nevşehir Kalesi'nin Selçuklular döneminde Bağdat Kervan Yolu'nun güvenliği için kullanıldığı da tahmin ediliyor. Kesme ve moloz taşlar kullanılarak inşa edilen kale beşgen planlı. Sur duvarları ise dört burçla desteklenmiş. Üzerinde 42 mazgalı bulunan Nevşehir Kalesi'nin ön ve arka taraflarında olmak üzere iki farklı giriş kapısı bulunuyor. Nevşehir Kalesi'nin altında dünyanın en büyük yeraltı şehirlerinden biri keşfedildi. Günümüzde temizleme çalışmaları süren bu şehirde fresklerle süslenmiş oyma kiliseler, bağlantılı tüneller, bezirhaneler, at ahırları, çalışma odaları, günlük yaşam alanları, şırahaneler ve kamusal alanlar ile kayadan oyma binin üzerinde oda bulundu. Bunun yanında günlük hayatta kullanılan çanak-çömlek, metal parçaları, öğütme taşları, el değirmenleri, ahşap aletler gibi malzemeler çıkartıldı. Bölgede çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Muhtemelen Nevşehir Kalesi ile çevresi yakın gelecekte büyük bir turizm destinasyonu haline gelecek. Çünkü temizlenmekte olan şehrin genişliği şu ana kadar keşfedilmiş yeraltı şehirlerinden çok daha büyük olacak gibi. Burası Osmanlı tarihinde Lale Devri olarak bilinen dönemin ünlü sadrazamlarından Damat İbrahim Paşa'nın 1726-1727 yıllarında yaptırdığı bir külliye. Camicedit Mahallesi'nde bulunan Damat İbrahim Paşa Külliyesi'nin ortasından Belediye Caddesi geçiyor. Cami, caddenin doğusunda kalıyor. Batı tarafta ise sıbyan mektebi, medrese, imaret ve çeşme var. Külliye sınırları içinde ayrıca bir kervansaray ve bir de hamam bulunuyor. Külliyeye dahil olan yapıların tamamında ve iki çeşmenin bir tanesinde, Nedim ve Seyyid Vehbi gibi dönemin önemli şairleri tarafından yazılmış oldukça uzun kitabeler mevcut. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi genel olarak klasik bir Osmanlı mimarisi. Fakat caminin barok mimari özelliklerini hatırlatan yenilikleri barındırması, Lale Devri'nde Osmanlı mimarisinin batıdan etkilenmeye başladığını gösteriyor. Nevşehir merkeze 60 km. uzaklıktaki Hacıbektaş ilçesinde bulunan türbenin onarımına 1958 yılında başlanmış. Dergah, 1964 yılından bu yana da müze olarak halkın hizmetine açılmış durumda. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın temelini Kızılca Halvet adındaki Çile Damı ile Türbe oluşturmaktadır. Orhan Bey tarafından yaptırılan türbe Orhan Gazi, I. Murat, Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim zamanında yapılan eklemelerle genişletilmiştir. 1925 senesinde 'tekke ve zaviyelerin kapatılması yasası' ile Hacı Bektaş Veli Dergahı da kapatılmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi; Nadar Avlusu (1. Avlu), Dergah Avlusu (2. Avlu), Hazret Avlusu (3. Avlu) ve çevresindeki yapılardan oluşuyor. Nadar Avlusu'na büyük bir kapıdan girilir. Avlunun doğusunda Üçler Çeşmesi bulunmaktadır. Renkli taşlarla bezeli çeşmenin tepesinde 12 dilimli Hüseyin Tacı, üzerinde ise Süleyman Mührü diye bilinen altı köşeli yıldız yer almaktadır. Üçler Çeşmesi'nin biraz ilerisinde bugün temelleri görünen Ekmek Evi vardır. Dergah Avlusu'na Üçler Kapısı'ndan ulaşılır. Bu avluda kare planlı bir havuz yer almaktadır. Avlunun doğu yönünde 5, Tekke Cami yönünde 3, batı yönünde de 7 adet kemer bulunmaktadır. Dergah Avlusu'nun doğusunda Aş Evi, Aslanlı Çeşme; batısında ise çamaşır evi, kiler evi, mihman evi ve meydan evi yer almaktadır. Hazret Avlusu'na Altılar Kapısı'ndan ulaşılır. Girişin karşısında Hacı Bektaşi Türbesi ve Balım Sultan Türbesi'nin yanında dergaha hizmet edenlerin mezarları bulunmaktadır. Mustafa Kemal'in burayı ziyareti adına oluşturulan Atatürk Köşesi de bu bölümdedir. 'Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri' 1964 yılında ulusal düzeyde bir etkinlik olarak başlayıp uluslararası anma törenlerine dönüşmüştür. Hoşgörü, sevgi, dostluk ve barış kavramları ile tüm insanları sarmalamayı hedefleyen semah, türkü, deyiş, konferans ve panel gibi etkinliklerin yer aldığı organizasyon, mutasavvıf ve şair Hacı Bektaş Veli'nin ortaya koyduğu ilkeleri hatırlatmaya ve yaşatmaya çalışıyor. Düzenlenen etkinlikler arasında öykü ve şiir yarışması var. Aynı zamanda 'dostluk ve barış' ödülü her yıl jüri tarafından seçilen kişiye veriliyor. Malım mülküm servetim, hepsi evde kaldı, Eşim dostum akrabam, geçtiğim yolda kaldı, Allah için yaptığım iyilikler bende kaldı. Hacıbektaş ilçesi ile ilgili ayrı bir not düşelim. İlçe içinde ayrıca Bektaş Efendi Türbesi, Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Hacıbektaş Atatürk Evi Müzesi, Delikli Taş ve Aşık Mahzuni Şerif'in mezarı da bulunuyor. Nevşehir'in Kozaklı ilçesi kaplıcaları, şifalı suları ve termal otelleri ile ünlü bir bölge. Dört mevsim ziyaret edilebilen Kozaklı Kaplıcaları daha çok kış aylarında tercih ediliyor. Burada bulunan kaplıca ve termal oteller Nevşehir'de sağlık turizmi için en sık ziyaret edilen yerler. Kozaklı sahip olduğu onlarca termal otel dışında apart daireler ve belediye tesisi ile binlerce kişiye hizmet verecek kapasiteye sahip. İlçenin şifalı suları romatizma, kireçlenme, kemik, eklem ve kas hastalıkları, cilt hastalıkları, kadın hastalıkları, kalp ve kan dolaşımı, solunum yolları, sinirsel hastalıklar ile sedef ve egzamaya iyi geliyor. Nevşehir Kozaklı Kaplıcaları, Alman Kaplıcaları Birliği'ne göre sodyum, kalsiyum ve klor oranı ile A ve C grubu şifalı sular grubuna dahil. Su ısısı 27 C 93 C derece olan termal suların PH değeri ise 6,7 7. Kozaklı ilçesi Nevşehir merkeze yaklaşık 80 kilometre ve 1 saatlik mesafede bulunuyor. Burası Nevşehir'in en uzak ilçesi. Kayseri, Kırşehir ve Yozgat'tan Kozaklı'ya ulaşmak da hemen hemen aynı süreye denk geliyor. Bu üç il merkezi ile Kozaklı arası 90 km. # Kadirah Deresi: Nevşehir'de insanların dinleneceği, piknik yapacağı ve keyifli vakit geçirebileceği alanlardan biri Kadirah Deresi ve çevresidir. Narköy sınırları içinde bulunan mesire yeri çok sayıda çağlayanı ve jeolojik yapısı ile oldukça ilgi gören bir yer. # Çakırcan Alabalık Tesisleri & Mesire Yeri: Kızılırmak kenarında bulunan Çakırcan, kaynak suları ve doğal bitki örtüsü ile Nevşehirlilerin sık sık uğradığı mekanlardan. Alabalık üretim tesislerinin de bulunduğu mesire yerinin il merkezine uzaklığı 28 km. # Sadabat Parkı Piknik Alanı: Kızılırmak kenarında bulunan, günü birlik gezintilere uygun mesire ve piknik alanlarından bir diğeri. # Damsa Barajı: Ürgüp'e araçla yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki Damsa Barajı çevresi oldukça yeşillik ve güzel bir dinlence alanı. Klasik Keyifler Müzik Derneği'nin yürüttüğü proje kapsamında, oda müziğini büyük kentler dışına da taşıyabilmek amacıyla yapılan bir etkinlik. Uluslararası Kapadokya Müzik Festivali, tarihsel ve kültürel birikimiyle dikkat çeken Kapadokya'da evrensel müziğin birleştirici gücünü farklı kitlelere ulaştırma misyonu taşıyor. Müzik Festivali aynı zamanda genç müzisyenlerle ustaları bir araya getiren bir eğitim ortamı oluşturması açısından da önemli bir etkinlik. Klasik Keyifler'e ABD, Yunanistan, İtalya, Suriye gibi pek çok ülkeden katılımcı eşlik ediyor. Klasik dönem eserleri, Osmanlı müziği ve günümüz müziğinden örnekler çeşitli konser ve atölye çalışmalarıyla dinleyicilere ulaşıyor. Kapadokya'nın eşsiz doğal ve tarihi mekanlarındaki müzik ziyafeti kaçırılmaz bir fırsat. Festival genellikle yaz aylarının sonuna doğru başlıyor. Bölgede yapılan bir diğer müzikal etkinlik ise 2015'den bu yana düzenlenen Cappadox Festivali. - Avanos'tan El Yapımı Çömlek ve Seramik Ürünler - Oniks Taşı ile Yapılan Takılar ve Minyatür Ürünler - Göreme'den El Dokuması Halı Kilim - Dimrit Üzümü - Kuru Üzüm, Pestil ve Pekmez - Kabak Çekirdeği - Ürgüp'ten Çömlek Peyniri - Zultanit Taşı'ndan Takılar - Minyatür Peribacası Maketleri ve Magnetler Nevşehir ve Kapadokya yöresi İç Anadolu mutfağının lezzetlerini sunuyor. Bölgede tarımsal üretim fazla olmadığı için Nevşehir mutfağında ağırlıklı olarak bakliyat ve tahıl ürünlerinin kırmızı et ile karıştırılmasıyla yapılan yemekler ön planda. Nevşehir mutfağının en meşhur yemekleri testi kebabı ve çömlek fasulyesidir. Bağcılığın yaygın olduğu Nevşehir'de pekmez tatlılarda yöresel lezzetlerdendir. - Testi Kebabı - Düğü Çorbası ve Sütlü Çorba - Çömlek Fasulyesi - Nevşehir Tavası - Ağpakla - Nohutlu Yahni - Gendime - Sızgıt - Kömbe - Ayva Dolması - Dolaz Tatlısı - Zerdi Pilavı"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/nevsehir-nasil-bir-yer-nevsehir-hakkinda-bilgi/", "text": "Nevşehir, Türkiye'nin en özel turizm destinasyonlarından biri olan Kapadokya'nın merkezi. Erciyes, Hasandağı ve Melendiz'in milyonlarca yıl evvel oluşturduğu sanat eserleri bugün Nevşehir topraklarında arz-ı endam ediyor. Doğa harikası peribacalarına insan eli dokunmasıyla ortaya çıkan kaya oyma kiliseleri, manastırları, güvercinlikleri ve binlerce kişilik yeraltı şehirleri ile Kapadokya, Türkiye'de ölmeden önce mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri. Nevşehir ayrıca Hacı Bektaş Veli gibi bir manevi önderle, Osmanlı'nın Lale Devri sadrazamlarından Damat İbrahim Paşa gibi önemli bir devlet adamına ev sahipliği yapmış ve bu iki isim de Nevşehir'e önemli değerler katmıştır. Peki Anadolu'nun tam ortasında yer alan, tarih-kültür-inanç merkezlerimizden Nevşehir nasıl bir yer? Nevşehir'e nasıl gidilir? Ekonomisi nasıl? Öğrenci ve memurlar için Nevşehir'da hayat nasıl? Kısa başlıklar halinde Nevşehir'i biraz daha yakından tanıyalım. Nevşehir İç Anadolu Bölgesi'nde, ülkemizin coğrafi olarak merkezinde yer alan illerden biridir. Nevşehir'in komşuları; kuzeyde Yozgat, doğuda Kayseri, kuzeybatıda Kırşehir, güneyde Niğde ve güneybatıda Aksaray'dır. Anadolu'nun ortasında konumlanmış olan Nevşehir, Türkiye'nin her noktasından araçla rahat şekilde ulaşılabilecek bir il. Büyük şehirlerin bir kısmından sürekli otobüs seferi bulabilirsiniz. Yaz aylarında ise Kapadokya ziyaretçilerinin çoğalmasından dolayı daha fazla noktadan sefer yapılıyor. Nevşehir'in çok sayıda kendi otobüs firması da mevcut. Nevşehir Otogarı şehir merkezine yaklaşık 6 km. mesafede. Şehir içi otobüs ya da minibüslerle terminale ulaşım mümkün. - İstanbul Nevşehir arası yaklaşık 750 kilometre ve 8 saat. - Ankara Nevşehir arası yaklaşık 300 kilometre ve 3 saat 30 dakika. - İzmir Nevşehir arası yaklaşık 760 kilometre ve 9 saat 20 dakika. - Van Nevşehir arası yaklaşık 1000 kilometre ve 12 saat. - Antalya Nevşehir arası yaklaşık 550 kilometre ve 7 saat. - Trabzon Nevşehir arası yaklaşık 700 kilometre ve 8 saat 30 dakika. İl sınırları içerisinde Nevşehir Kapadokya Havalimanı bulunuyor. Bu havalimanı Nevşehir'in Gülşehir ilçesi Tuzköy mevkiinde ve Nevşehir merkeze yaklaşık 28 km. uzaklıkta. Kapadokya Havalimanı ile Nevşehir merkez arasında ücretli özel servisler çalışıyor. Aynı servisler Kapadokya, Kırşehir ve Aksaray'a da hizmet veriyor. Düzenli olarak sefer yapan ayrı bir belediye otobüsü hizmeti yok (2020). Havaalanı içerisinde taksi ve araç kiralama hizmetleri mevcut. İstanbul Nevşehir arasında THY tarafından her gün yapılan direkt uçuşlar var. Yaz dönemlerinde Nevşehir Kapadokya Havalimanı'na yurt dışı da dahil olmak üzere farklı şehirlerden seferler ekleniyor. Nevşehir bölgesinde Paleolitik Çağ'a ait bulgular oldukça az. Bu çağdan sonra yaşanan yoğun volkanik faaliyetlerden ötürü bölgede uzun bir süre yerleşim kurulamadığı düşünülüyor. Neolitik Dönem ile birlikte Kapadokya topraklarında ilk yerleşim izleri başlıyor. M. Ö. 5000-4000 yılları arasında Kapadokya'da küçük krallıklar yaşamaya başlamış ve yörenin bilinen ilk halkları Luviler ile Hititler olmuştur. M. Ö. 2500'lerin sonlarında ise Asurlular bu topraklarda ticaret kolonileri kurmuşlardır. Kapadokya'ya 'Güzel Atlar Ülkesi' denmesinin sebebi de Asurluların bölgeye 'Katpatuka ' ismini vermesinden kaynaklanıyor. 'Güzel Atlar Ülkesi' anlamına geldiği rivayet edilen Katpatuka ismi zamanla Kapadokya'ya dönüşmüş. M. Ö. 1700'lü yıllara gelindiğinde ise bölge uzun süre Hitit hakimiyetine girmiştir. Hititler sonrası bölge çok sayıda istila ve saldırıya uğramıştır. M. Ö. 1200'lerde Tabal Krallığı yönetimine giren Kapadokya, sonrasında sırasıyla Frigyalılar, Lidyalılar ve Perslilerin eline geçmiştir. Persliler bölgede istediği otoriteyi sağlayamamış ve Makedonya Kralı Büyük İskender'in M. Ö. 334 331 arasında yaptığı saldırılar sonucu bölgeyi kaybetmiştir. Makedonya Krallığı sonrası bölgede iç karışıklıklar çıkmış ve Nevşehir yöresi bir süre bağımsız Kapadokya Krallığı dönemi yaşamıştır. Kapadokya, M. S. 17'de Roma Kralı Tiberius tarafından Roma'ya bağlanınca bölge büyük bir gelişim göstermiştir. Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye ayrılmasıyla Kapadokya, Doğu Roma Devleti'ne dahil oldu. Şu an Kapadokya'da ziyaret edilen tarihi yerlerin birçoğu bu çağda, yani Hristiyanlığın yayılış dönemlerinde inşa edildi. Bizans döneminde Kapadokya, Anadolu'nun iki piskoposluk merkezinden biri haline geldi. 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu'ya giren Türkler, Nevşehir topraklarını da ele geçirdiler. Türklerin 'Muşkara' ismini verdiği bölge bir süre Selçuklu Devleti ile farklı beyliklerin hakimiyeti altında kaldı. 14. yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı Devleti bölgede hakimiyet kurdu. Osmanlı'nın önemli devlet adamlarından Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, 'Muşkara'yı geliştirip genişleterek yeniden imar etti. Kurulan bu şehre de 'Yeni Şehir' anlamına gelen Nevşehir ismi verildi. O dönem Nevşehir, Niğde Sancağı'na kaza olarak bağlandı. Yıllarca Niğde'ye bağlı olan Nevşehir, 20 Temmuz 1954 tarihli bir yasa ile ayrı bir il olarak İç Anadolu bölgemizde yerini almıştır. Nüfus: Nevşehir'in 2020 yılı nüfusu yaklaşık 300 bin kişidir. - Acıgöl - Avanos - Derinkuyu - Gülşehir - Hacıbektaş - Kozaklı - Ürgüp Nevşehir ekonomisi büyük ölçüde tarıma ve son yıllarda hızlı büyüyen turizm sektörüne dayanıyor. Kapadokya'nın eşsiz güzellikleri ve büyüyen şöhreti ile beraber Nevşehir daha hızlı gelişmeye başladı. Kapadokya topraklarının merkezi konumundaki Nevşehir her yıl yüzbinlerce yerli yabancı turist ağırlıyor. Peribacaları, tarihi konakları, oyma evleri, kaya kiliseleri, vadileri ve daha bir çok ziyaret noktasını barındıran bölge, aldığı yoğun talep sayesinde diğer hizmet sektörlerine de fayda sağlıyor. Yöresel seramik ürünler, el dokuma halı ve kilimler bölge esnafının önemli geçim kaynaklarından. Nevşehir'in öncelikli tarım ürünlerinin başında patates ve buğday geliyor. Aynı zamanda şeker pancarı, üzüm ve bakliyat üretimi de diğer önemli tarımsal faaliyetler. Nevşehir'de yetiştirilen otuza yakın üzüm çeşidi var. Şehir ayrıca çekirdekli kabak üretimi sıralamasında Türkiye birincisi. Nevşehir'de hayvancılık ve sanayi faaliyetleri de yürütülüyor ama bu iki sektörün ekonomiye katkısı tarım ve turizmin yanında şu an için çok daha az. Nevşehir'de yazların oldukça sıcak, kışların da soğuk ve sert geçtiği karasal iklim hakimdir. İli ikiye bölen Kızılırmak Vadisi'nden uzaklaşıldıkça soğuğun etkisi artar. Nevşehir, Hasandağı, Erciyes ve Melendiz dağlarının meydana getirdiği kül ve lav birikintilerinden oluşan büyük bir plato yamacına kurulu bir şehirdir. İl topraklarının yarıdan fazlasını platolar oluşturuyor. Bu volkanik faaliyetlerin meydana getirdiği peribacaları ise ülkemizin en özel coğrafi bölgelerinden birini oluşturuyor. Kapadokya peribacalarının nasıl oluştuğuna şu yazımızda biraz daha detaylı değindik. Şehrin ovalık alanları az ama verimlidir. Sanayi bitkileri yetiştirmek için uygundur. Fakat Nevşehir'in bitki örtüsü zayıftır. Ormanlık alanları çok azdır. Nevşehir topraklarında yılın büyük bölümü sarı rengin hakim olduğu bir bozkır görüntüsü hakimdir. İç Anadolu'ya özgü yöresel lezzetleri bünyesinde toplayan Nevşehir mutfağı genellikle tahıl, bakliyat ve et ürünleri üzerine kurulu. Nevşehir toprakları farklı tarım ürünleri barındırmadığı için yöre mutfağı belki çok çeşitli değil ama kesinlikle kaliteli. Nevşehir mutfağının en meşhur lezzetlerinin başında ise testi kebabı geliyor. Diğer yöresel yemekleri listelemeden şunu belirtelim.. Nevşehir'de yetiştirilen otuza yakın üzüm çeşidi var. Bu üzümler sadece Nevşehir değil, Türk mutfağında da farklı bir yere sahip. Kurusu ayrı, yaşı ayrı lezzetlidir. - Testi Kebabı - Soğanlama - Nohutlu Yahni - Düğü Çorbası ve Sütlü Çorba - Çömlek Fasulyesi - Zerdi Pilavı - Nevşehir Tavası - Ağpakla - Gendime - Sızgıt - Kömbe - Ayva Dolması - Dolaz Tatlısı Nevşehir'de iki tane üniversite var. Kapadokya Üniversitesi ve Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi il merkezinde bulunuyor. Ana kampüs, merkeze yaklaşık 7-8 km. uzaklıkta ve ulaşım sıkıntısı yok. Bu üniversite henüz gelişmekte olan bir okul ve çok büyük sayılmaz. Öğrencilerin çoğu Nevşehir ve yakın illerden gelen kişiler. Kapadokya Üniversitesi ise Ürgüp'e bağlı Mustafapaşa kasabası içerisinde bulunan daha ufak bir eğitim kurumu. Kapadokya Üniversitesi'nin kurucu mütevelli heyeti üyelerinden birisi de Prof. Dr. İlber Ortaylı. Nevşehir, ülkemizin küçük ama en yaşanılabilir şehirlerden biri. Sessiz, sakin ve huzurludur. Büyük şehirlerden gelenlerin bir süre alışmakta zorlanacağı yerlerden. Her küçük şehrin bir mecburiyet caddesi vardır ya hani. Nevşehir'in mecburiyet caddesi de Atatürk Bulvarı. Kafe, restoran, alışveriş merkezleri gibi yerlerin yoğunlukta olduğu en işlek yer burası. Ama Nevşehir'in şöyle bir avantajı var. Burası Türkiye'nin tam ortasında bir yerleşke. Hiçbir şehre çok uzun saatler seyahat etmek zorunda kalmıyorsunuz. İster Edirne'ye, ister Kars'a otobüsle yarım gün içinde ulaşabiliyorsunuz. Çevresinde bulunan 5 komşu ile 1 saat uzaklıktasınız. Üstelik bunlardan biri de Kayseri. Dünyanın en özel coğrafyalarından biri olan Kapadokya ise ayağınızın altında. Tarihe ve doğaya tutkunsanız, müthiş bir coğrafyadasınız. Kapadokya demişken.. Memurlar için Nevşehir'in ilçelerinin merkezden daha hareketli olduğunu söylemek lazım. Yüzbinlerce turist ağırlayan Avanos, Derinkuyu, Hacıbektaş, Ürgüp gibi yerlerde sosyal hayat Nevşehir merkeze göre daha renkli. Nevşehir merkez ise hem öğrenci hem memur için sakin bir belde. İstanbul, İzmir, Antalya'dan gelip \"Nerede bu millet, nerede bu insanlar?\" demeyin yani."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/nikaragua-kanali-hakkinda-bilgi-gezilecek-yerler/", "text": "Nikaragua'yı hiç bilmeyen birine sorsanız muhtemelen bir Afrika ülkesi sanabilir. İsmi biraz o coğrafyayı çağrıştırıyor. Nikaragua, Orta Amerika'da yer alan bir ülke olsa da Afrika ülkeleri ile ortak bir özelliği var. Çok yoksul bir ülke olması. Orta Amerika'nın en fakir ülkesi sayılabilir. İç çatışmaları, isyanları, kargaşaları hiç bitmiyor bu ülkenin. Sadece bunlar değil, sık yaşanan depremler, fırtına ve kasırga gibi doğal afetler de ülkenin yakasını pek bırakmıyor. Buna rağmen insanları sıcakkanlı ve yardımseverdir. Yabancılar için tehlikeli bir ülke sayılmaz. Ülkede çok fazla Amerikalı turist görebilirsiniz. Nikaragua dış ticarette Amerika'ya bağlı bir ülke konumunda zaten. Tarım dışında ülkenin ciddi bir ekonomik faaliyeti yok. Ülkenin yarısı açlık sınırının altında yaşıyor. Nikaragua adeta yanardağlar üzerine kurulu. Ülkede daha önce faaliyet göstermiş ve hala göstermekte olan toplam 19 yanardağ bulunuyor. Nikaragua görkemli volkanik dağları ve harika doğasıyla gezilip görülmeyi hak eden bir ülke. Özellikle Nikaragua gezilecek yerler başlığı altında sayacağımız Ometepe Adası başlı başına bir cennet. Nikaragua gezginler için ucuz bir ülkedir. Orta Amerika'da ekonomik olarak en rahat gezeceğiniz ülke diyebiliriz. Konaklama, yeme içme gibi konularda sizi üzmez. Hatta rahat rahat taksi bile kullanabilirsiniz. Doğal güzellikleri, gölleri, adaları ve volkanik dağlarıyla ön plana çıkan Nikaragua gezilecek yerler listesine geçmeden önce ülke hakkında temel bilgilere kısaca bir göz atalım. Nikaragua, yüzölçümü olarak Orta Amerika'nın en büyük ülkesi. Güneyinde Kosta Rika, kuzeyinde Honduras ile komşudur. Doğusu Karayip Denizi, batısı Büyük Okyanus ile çevrilidir. Türkiye-Nikaragua arasında direkt yapılan bir uçuş yok. Avrupa ya da Amerika ülkeleri üzerinden aktarmalı olarak gidilebilir. Ülkenin uluslararası havaalanı, başkent Managua'da bulunan Augusto Cesa Sandino Uluslararası Havalimanı'dır. Havalimanı şehir merkezinin içinde ve ulaşımı kolay. Orta Amerika'da bulunan komşu ülkeleri ile Nikaragua arasında sık sık yapılan otobüs seferleri de mevcut. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Nikaragua'da vizeden muaf durumdalar. Ama bu vize muafiyetinin süresi ile ilgili şöyle bir durum var. Nikaragua, Guatemala, El Salvador ve Honduras arasında yapılan anlaşma gereği bu dört ülkede toplam 90 gün kalabiliyorsunuz. Bu 90 günü tek bir ülkede de geçirebilirsiniz ya da dördü içinde kullanabilirsiniz. Karayolu ile Kosta Rika ya da Belize'ye geçip tekrar geri dönerseniz bu 90 günlük süreyi uzatabiliyorsunuz. Bu arada Nikaragua'ya giriş-çıkışta toplam 10-15 dolar (2020) civarı bir ayakbastı parası ödeniyor bilginiz olsun. Nikaragua'nın resmi dili Latin Amerika genelinde olduğu gibi İspanyolca. Ayrıca özerk bölgelerinde Miskito, Mayangna ve Rama gibi önemli yerli dilleri de konuşuluyor. Nikaragua'nın 2021 yılı itibariyle nüfusu yaklaşık 6 milyon 670 bin kişi. Bu nüfusun büyük bölümü başkent Managua'da yaşıyor. Nikaragua'nın resmi para birimi Nikaragua Kordobası. Ama ülkede ABD doları da birçok yerde geçiyor. Başta ABD olmak üzere ticari olarak dışa bağımlı olan Nikaragua'nın dış borç yükü yüksektir. Orta Amerika'nın en yoksul ülkelerinden birisidir ve ekonomisi tarıma dayalıdır. En popüler ihraç ürünlerinin başında Nikaragua kahvesi geliyor. Bunun dışında kalan ürünleri; dana eti, karides, ıstakoz, şeker kamışı ve yer fıstığıdır. Nikaragua'ya bir kanal açma projesi uzun yıllardır tartışılan bir konu. Panama Gezi Rehberi yazımızda, bugün Panama diye bir ülkenin var olmasının aslında Panama Kanalı'nın inşası ve ABD'nin bölgedeki hedefleri sayesinde olduğunu anlatmıştık. Şu an Panama Kanalı dünya ticaretinde çok ciddi bir paya sahip. Böyle olunca da içinde bulunduğumuz çağda yaşanan ABD-ÇİN ekonomik savaşının bir hamlesi olarak Çin bu bölgede alternatif bir kanal projesi oluşturmak istiyor. Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında, uzunluğu 278 km olarak planlanan Nikaragua Kanal projesi, Çin tarafından yaklaşık 50 milyar dolarlık bir yatırım ile gerçekleştirilmek isteniyor. Daha önce 2014 yılında inşasına başlanacağı bile duyurulan kanaldan hala hiçbir ses seda yok. Diplomatik, siyasal ve finansal baskılar Nikaragua Kanalı projesini başlatmaya engel oluyor. Ayrıca proje kapsamındaki toprakların çoğunun kamulaştırılacak olması Nikaragua halkının şiddetli tepkisini çekmiş ve büyük protestolara sahne olmuştu. Jeopolitik açıdan Nikaragua Kanalı, ABD-ÇİN arasındaki ekonomik savaşın Latin Amerika kıtasındaki ayağı diyebiliriz. Çin bugün özellikle Orta Amerika'nın ticari hayatında oldukça etkili bir konumda. Ama Nikaragua Kanalı 2021 yılında hala bir efsane olarak kalmaya devam ediyor. İlerleyen yıllarda ne olur bekleyip göreceğiz. Nikaragua gezisinde ön plana çıkanlar; tarihi kolonyal şehirleri ve çok sayıda volkanik dağları. Ayrıca hemen her yerinin ulaşım, konaklama ve yemek-içme konularında ekonomik olması. Nikaragua gezi rehberinde tavsiye edebileceğimiz belli başlı duraklara bakalım. Bu ada Nikaragua Gölü içinde bulunan iki volkanik dağın birleşmesinden oluşuyor. Görsel olarak harika bir yer. Ometepe Adası bize göre Nikaragua'nın en güzel yeri olmasına rağmen turist yoğunluğu çok değil. Nikaragua'nın turistik tarihi şehirlerinde kalmak yerine bu adada zaman geçirmek çok daha mantıklı. Ometepe'de geceliği 4-5 dolara bile çok iyi hosteller bulabilirsiniz. Ama doğal ortam korunduğu ve fazla betonlaşma olmadığı için lüks arayışınız olmasın. Daha çok ahşap baraka tarzında ama konforlu sayılabilecek yerler var. Adaya Granada şehrinden haftada iki defa yapılan feribot seferleri var. Bir de adaya daha yakın konumdaki küçük bir şehir olan San Jorge'den giden feribot ve tekneler var. Buradan daha sık ulaşım imkanı bulabilirsiniz. Ometepe San Jorge arası yapılan deniz ulaşım seferlerinin saatlerini güncel olarak şu siteden öğrenebilirsiniz. Ometepe'de en sık yapılan aktivitelerden bazıları; bisiklet-motosiklet turları, tekne gezileri ve doğa yürüyüşleri. Ama en önemlisi volkan tırmanışı. Adada bulunan iki yanardağ için yapılan ayrı ayrı zirve tırmanışları var. Rehber eşliğinde yapılan tırmanışlar ortalama 40 dolar civarında fiyatlandırılıyor. 1600 m. yüksekliğindeki Concepsion Volkanı'na tırmanış yaklaşık 10 saat sürerken, 1400 m yükseklikteki Maderas Volkanı tırmanışı ise 8 saat civarı bir zaman alıyor. Maderas Volkanı'na tırmanırsanız tepede bir de krater gölü görebilirsiniz. Ama iki zirve için de çok sağlam kondisyon gerekiyor. Vücudunuzu zorlamaya alışık değilseniz kesinlikle tavsiye etmeyiz. Adanın kasabalarında gezebileceğiniz birçok yer de var. Müze, parklar, plajlar, kaplıcalar ya da kamp alanları gibi. Ometepe Adası hem gezmek hem kafa dinlemek için harika bir ortam sunuyor. Nikaragua gezi rehberinde ilk tavsiye edeceğimiz durak burası. Burası Nikaragua'nın en turistik şehri. Çoğunluğu tek katlı ve rengarenk tarihi binalardan oluşan bir şehir. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız Granada tam size göre. Şehrin her detayı fotoğraflık. Görkemli kilise ve katedralleri var. Granada ile başkent Managua arasında bulunan Masaya Yanardağı Ulusal Parkı ülkenin en meşhur bölgelerinden. Park içerisindeki Masaya Volkanı'na Granada'dan alacağınız turlar ile tırmanış yapabiliyorsunuz. Biz daha önce yeteri kadar volkan gördüğümüz için bu rotayı tercih etmedik. Ama çokça methediliyor. Granada ile başkent Managua arası yaklaşık 1 saat. Biz Managua'yı Nikaragua gezilecek yerler listesine dahil etmedik. Geçiş güzergahı olarak kullanmak dışında pek gitmenizi de önermiyoruz. Zaten yabancılar için çok güvenli bir şehir değil. Nikaragua'nın diğer tarihi şehirleri hem gezmek hem konaklamak için çok daha iyi bir seçim olur. Nikaragua'nın en eski ve tarihi şehirlerinden biri. Tamamen kolonyal mimari özellikleri taşıyor. Sokakları, caddeleri ve evleri görüntü olarak çağlar öncesine gitmişsiniz gibi bir atmosfer oluşturuyor. Şehirde özellikle gitmenizi tavsiye edeceğimiz bir yer yok. Merkez çarşısını ve tarihi binalarını gezebilirsiniz. Civardaki bazı volkan tırmanışları için turlara katılabilirsiniz. Leon, Pasifik sahiline çok yakın konumda bulunuyor. 40 dakika civarı bir sürede, otobüslerle Pasifik plajlarına inebilirsiniz. Şehir turistik ve oldukça güvenli."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/odunpazari-gezilecek-yerler-odunpazari-evleri/", "text": "Eskişehir'in tarihi kent merkezi Odunpazarı, sahip olduğu tarihi konakları, ahşap süslemeli, bitişik düzen cumbalı evleri, kıvrımlı yolları, çıkmaz sokakları ve etkileyici atmosferiyle tıpkı Safranbolu, Beypazarı ya da Göynük gibi özel bir ilçemiz. Özellikle Odunpazarı Belediyesi'nin Odunpazarı Evleri'ni Yaşatma Projesi kapsamında yaptığı çalışmalar ilçeyi bambaşka bir seviyeye yükseltti. Bölgeye yapılan kültür-sanat merkezleri, müzeler ve cam sanatı atölyeleri ilçeye gelen ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Rengarenk konakların arasındaki tarihi çarşılarda Osmanlı döneminin havasını soluyabiliyorsunuz. Odunpazarı ayrıca Arnavut kaldırımlı sokaklarında dizili kafeleri, kahvaltı mekanları ve yemyeşil parkları ile hafta sonu dinlenceleri için de çok iyi fırsatlar sunuyor. Semt bu denli güzel olunca biz de Odunpazarı gezilecek yerler listesini Eskişehir başlığından ayrı olarak ele almak istedik. Bölgede gezip görülmesi gereken yerler nereler? Meşhur Eskişehir Odunpazarı Evleri nerede? Nasıl gidilir? Odunpazarı'nda hangi otellerde kalınır? Tüm bu soruların cevabını merak edenler için Odunpazarı turumuza başlayalım. Rivayete göre bu bölgeye gelen ilk yerleşimciler nereye yerleşeceklerini seçmek için ilginç bir yönteme başvurmuşlar. Eskişehir'e gelen bu topluluk Odunpazarı ile şimdiki Porsuk Çayı'nın olduğu bölgeye birer koyun ciğeri asmışlar. Bu ciğerlerden hangisi daha uzun süre bozulmadan kalırsa oraya yerleşmeye karar vereceklermiş. Odunpazarı'na asılan ciğer daha geç bozulduğu için Eskişehir'in ilk yerleşim yeri burası olmuş. - Tarihi Odunpazarı Evleri - Kurşunlu Camii ve Külliyesi - Osmanlı Evi - Atlıhan El Sanatları Çarşısı - Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi - Çağdaş Cam Sanatları Müzesi - Odunpazarı Modern Müze - Cumhuriyet Tarihi Müzesi - Kurtuluş Müzesi - Eskişehir ETİ Arkeoloji Müzesi - Alaeddin Camii - Şelale Park - Eskişehir Odunpazarı'nda Gezebileceğiniz Diğer Yerler - Odunpazarı'nda Yeme-İçme ve Kahvaltı Mekanları - Odunpazarı'nda Nerede Kalınır? Odunpazarı Otelleri Odunpazarı semtinin bu kadar ilgi görmesinin temel sebebi elbette Osmanlı Dönemi'nden kalma Tarihi Odunpazarı Evleri. Odunpazarı Belediyesi'nin 2006 yılında başlattığı Odunpazarı Evleri'ni Yaşatma Projesi ile bu tarihi bölge yok olmaktan kurtulmuş. Yüzlerce konak aslına uygun şekilde yeniden restore edilmiş. Böylece Odunpazarı Evleri tüm ihtişamı ile gün yüzüne çıkmış. Osmanlı sivil mimarisinin harika örneklerini yansıtan bu evler \"Tarihi ve Kentsel Sit Alanı\" olarak koruma altına alınmış. Bölge ayrıca 2012 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde de yer alıyor. Semte girdiğinizde sizi rengarenk ahşap motiflerle süslü yüzlerce konak karşılıyor. 2 ya da 3 katlı cumbalı evlerin arasında yürümek çok keyifli. Kendinizi sanki bir film setindeymiş gibi hissediyorsunuz. Bu evler tarz olarak birbirine çok benzese de renk tonlarıyla birbirinden ayrılıyor. Dar sokaklar boyunca karşılıklı uzanan evlerde genellikle beyaz, çivit mavisi ve kiremit kırmızısı renkler kullanılmış. Çerçeveler ise kahverengi tonlarda. Osmanlı aile yaşantısına göre tasarlanan bu evlerde genellikle alt katlar mutfak, ahır, çamaşırlık ve depo, üst katlar ise yaşam alanı olarak kullanılırmış. Yenilenen Tarihi Odunpazarı Evleri'nin birçoğu günümüzde restoran, kafe, butik otel, müze, dükkan ya da sanat merkezi olarak hizmet veriyor. Semt küçük olsa da her sokağı dolaşmaya değer güzellikte. Özellikle fotoğraf çekmeyi seviyorsanız ya da şark köşesi ile dekore edilmiş çay bahçelerinde sohbet-muhabbet ortamı arıyorsanız tam yerindesiniz demektir. Odunpazarı semti Eskişehir'in güney kesimindeki tepelerin üzerine kurulu bir bölge. Burası Tepebaşı ilçesi ile birlikte Eskişehir'in merkezini oluşturuyor. Dolayısı ile ulaşımı çok kolay. Adalar Porsuk Çayı bölgesini merkez alırsak, özel araçla buradan Odunpazarı Evleri'ne 10 dakikada gidebilirsiniz. Şehrin hemen her yerinden Odunpazarı istikametine giden belediye otobüsü de bulabilirsiniz. Tramvay hattını kullanmak isteyenler ise Atatürk Lisesi durağında inerek Tarihi Odunpazarı Evleri'ne ulaşabilirler. 1517-1525 yılları arasında inşa edilmiş olan Kurşunlu Camii ve Külliyesi, Odunpazarı ilçesinin en görkemli tarihi yapılarından biri. Cami, hanikah, sıbyan mektebi, misafirhane, kervansaray, mutfak, şadırvan ve imaret bölümlerinden oluşan külliye, Osmanlı Devleti vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Caminin mimarının Mimar Acem Ali olduğu rivayet ediliyor. Mimar Sinan ise külliyenin kervansarayında bazı yenileme çalışmaları yapmış. Kurşunlu Camii günümüzde aktif bir ibadethane olarak kullanılmaya devam ediyor. Külliye içinde yer alan diğer bölümler ise şu an El Sanatları Çarşısı, Sıcak Cam Üfleme Atölyesi ve Lületaşı Müzesi gibi yerler olarak hizmet veriyor. Ayrıca burada her yıl Odunpazarı Uluslararası Cam Festivali de gerçekleştiriliyor. # Lületaşı Müzesi: Eskişehir taşı olarak da anılan lületaşı, şehirle özdeşleşmiş bir maden. Çünkü lületaşının dünya rezervlerinin büyük bölümü Eskişehir sınırları içinde bulunuyor. Bu taşın hem sade halini hem de çeşitli sanatçılar tarafından işlenerek birbirinden güzel objelere dönüştürülmüş hallerini Lületaşı Müzesi'nde görebiliyorsunuz. Kurşunlu Camii Külliyesi'nin hanikah bölümünde bulunan müzeye giriş ücretsiz. # Ahşap Eserler Müzesi: Külliyenin kervansaray bölümünde yer alan bu müzede uluslararası sanatçıların bu bölgede gerçekleşen festivallerde ürettiği ahşap eserler sergileniyor. # Eskişehir Mevlevihanesi Semahanesi: Kurşunlu Camii Külliyesi'nin içindeki bir diğer bölüm olan Mevlevihane'de zaman zaman çeşitli ney dinletileri ve semazen gösterileri yapılıyor. # Osman Yaşar Tanaçan Fotoğraf Müzesi: Eskiden nikah salonu olarak kullanılan bu bölüm şu anda Osman Yaşar Tanaçan Fotoğraf Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede fotoğraf sanatçısı Osman Yaşar Tanaçan tarafından Odunpazarı Belediyesi'ne bağışlanan fotoğraflar, kitap ve dergilerle birlikte fotoğrafçılıkta kullanılan çeşitli aletler sergileniyor. # Cam Sanatları Merkezi ve Sıcak Cam Üfleme Atölyesi: Kurşunlu Külliyesi'nin kervansaray bölümünde yer alan bu atölye, cam sanatının tüm inceliklerini öğrenmek isteyenlere büyük bir fırsat sunuyor. Burada camdan yapılan sanat eserlerinin nasıl işlendiğini ücretsiz şekilde izleyebiliyorsunuz. Ayrıca buradan hediyelik cam eşyalar da satın alabilirsiniz. Yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Kurşunlu Camii ve Külliyesi tam anlamıyla bir kültür-sanat merkezi. 500 yıldır ayakta olan bu harika mekanı Odunpazarı gezilecek yerler listesine mutlaka dahil edin. Osmanlı Evi olarak anılan Yeşil Efendi Konağı, zamanında Odunpazarı'nın sayılı zenginlerinden biri olan, aynı zamanda cumhuriyet döneminin de ilk milletvekillerinden Yeşil Efendi lakaplı Halil İbrahim Efendi tarafından yaptırılmış bir mekan. 1890 yılında inşa edilmiş olan bu konak, Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal Atatürk'ü ağırladığı için tarihi bir öneme sahip. 19. yy. klasik Osmanlı mimarisini yansıtan Yeşil Efendi Konağı günümüzde Odunpazarı Belediyesi Turizm Ofisi olarak kullanılıyor. Kurşunlu Camii ve Külliyesi'nin hemen yanında yer alan bu tarihi konağın içi ziyarete açık. Külliyeyi gezdikten sonra buraya da uğrayabilir, bahçesindeki kafeteryada bir şeyler içebilirsiniz. Odunpazarı'nda mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir diğeri Atlıhan El Sanatları Çarşısı. 1850'li yıllarda inşa edilmiş olan bu tarihi han, o dönem kentin zenginlerinden olan Takattin Bey tarafından tüccarların, seyyahların ve köylülerin konaklaması amacıyla yaptırılmış. Atlı Han 2006 yılında Eskişehir Belediyesi tarafından restore edilerek modern, yeni, tertemiz bir hale getirilmiş ve Atlıhan El Sanatları Çarşısı'na dönüştürülmüş. Yapının tarihi dokusuna ve doğallığına da hiçbir zarar verilmemiş. İki katlı olan tarihi çarşının ortasında bir avlu, çevresinde ise rengarenk dükkanlar bulunuyor. Hediyelik eşya satan bu dükkanlarda başta lületaşı olmak üzere ahşap, gümüş gibi materyallerden yapılmış biblo, magnet, takı, pipo, tabak-çanak tarzı ürünler bulabilirsiniz. Ayrıca çarşı içinde bu ürünlerin üretim aşamasını yakından görebileceğiniz atölyeler de yer alıyor. Alışveriş yapmasanız bile Atlıhan El Sanatları Çarşısı'nı gezmenizi tavsiye ederiz. Çünkü oldukça hareketli ve dolaşması keyifli bir mekan. Paşa Mahallesi'nde yer alan tarihi çarşı haftanın her günü açık. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen tarafından 2013 yılında kurulan Eskişehir Balmumu Müzesi, Odunpazarı'nın en çok ilgi gören kültürel tesislerinden biri. Dünyaca ünlü Madame Tussauds Müzeleri'nin Türkiye'deki ilk örneği olan Eskişehir Balmumu Müzesi'nde yüzlerce heykel sergileniyor. Müzede Türk tarihine damga vurmuş siyasi kişiliklerin, yerli ve yabancı sanatçıların, sporcuların, bilim adamlarının ve daha pek çok ünlü simanın birebir balmumu heykellerini yakından görebiliyor ve birlikte fotoğraf çekilebiliyorsunuz. Girişi ücretli olan müzenin gelirleri ise kız çocukları ile engelli çocukların eğitimi için harcanıyor. Eskişehir Balmumu Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. 2007 yılında hizmete giren Eskişehir Çağdaş Cam Sanatları Müzesi kendi alanında Türkiye'deki ilk müze olma özelliğini taşıyor. Üç tane tarihi Odunpazarı evinin birleştirilmesiyle oluşan bu kültürel tesis Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Üniversitesi ve Cam Dostları Grubu'nun ortak projesi olarak hayata geçmiş. Yerli-yabancı onlarca cam sanatçısının eserlerinin sergilendiği Çağdaş Cam Sanatları Müzesi'nde geçici ve kalıcı koleksiyonların sergilendiği farklı odalar var. Cam sanatının tanıtıldığı bu odalarda ayrıca Polonyalı, Letonyalı, Japon ve Alman sanatçıların hediye ettiği bazı eserler de sergileniyor. Cam sanatına ilgisi olanlar Balmumu Heykeller Müzesi'nin hemen yanında yer alan bu kültür merkezini ziyaret edebilirler. Türkiye'den ve dünyadan modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği Odunpazarı Modern Müze, mimar ve sanat koleksiyoneri Erol Tabanca tarafından hayata geçirilmiş bir proje. 2019 yılında açılan bu tesis kısa sürede Eskişehir'in en gözde sanat merkezlerinden biri haline geldi. Yaklaşık 4.500 m 'lik alanı kaplayan OMM, Eskişehir'in Tarihi Odunpazarı Evleri'nin ortasında yer alıyor. Atölyeler, sergi odaları, etkinlik mekanları, kafe ve dükkanların bulunduğu Odunpazarı Modern Müze binası çok estetik bir yapıya sahip. Büyük bölümü ahşaptan yapılan binada çok az beton kullanılmış. Japon mimar Kengo Kuma'nın imzasını taşıyan OMM'de geleneksel Osmanlı ve Japon mimarileri modern bir şekilde harmanlanmış ve ortaya çok başarılı bir iş çıkmış. Yerli ve yabancı ünlü isimlere ait değerli parçaların bulunduğu müzedeki sergilerin bir kısmı kalıcı, bir kısmı ise farklı dönemlerde açılan geçici sergiler. Erol Tabanca'nın kendi biriktirdiği resim, heykel, enstalasyon ve yeni medya sanatı çalışmalarını da müzede görebiliyorsunuz. Müzeyi isterseniz rehberli tur eşliğinde, isterseniz bireysel olarak gezebilirsiniz. Odunpazarı Modern Müze giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Bu arada \"Odunpazarı'nda nerede kalınır?\" sorusuna cevap arayanlar için buraya bir not düşelim. Odunpazarı Modern Müze 'nin hemen yanında küçük ama oldukça kaliteli bir butik otel bulunuyor. Odunpazarı'nda konaklama için OMM INN isimli bu oteli de değerlendirebilirsiniz. Odunpazarı'ndaki önemli müzelerden biri de 23 Nisan 1994 tarihinde Anadolu Üniversitesi tarafından açılan Eskişehir Cumhuriyet Tarihi Müzesi. Şu an müze olarak hizmet veren bu bina 1916 yılında Turan Numune Mektebi olarak inşa edilmiş. Sonraki yıllarda hastane, hapishane, askerlik şubesi gibi pek çok farklı amaç için de kullanılmış. Eskişehir Atatürk Lisesi'nin hemen yanında yer alan Cumhuriyet Tarihi Müzesi'nde M. K. Atatürk'ün çeşitli özel eşyaları, Kurtuluş Savaşı ile ilgili çeşitli objeler, yakın tarihimizde yapılan savaşlara ait yüzlerce fotoğraf ve Türk donanmasında kullanılmış bazı önemli gemilerin maketleri sergileniyor. Tarihimizde kısa bir yolculuk yapmak isteyenler, Odunpazarı gezilecek yerler listesine Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesi'ni ekleyebilirler. Yine tarihi bir Odunpazarı evinin restore edilmesiyle halka açılan Kurtuluş Müzesi, Odunpazarı'nda ziyaret edilmesi gereken önemli mekanlardan biri. Bu konak, İnönü Savaşları sırasında Batı Cephesi Komutanı olan İsmet Paşa'nın burada konaklamış olmasından dolayı tarihi bir öneme de sahip. Eskişehir Kurtuluş Müzesi'nde Kurtuluş Savaşı tarihini konu alan gazeteler, fotoğraflar ve karikatürler sergileniyor. Ayrıca hem yetişkinler hem de çocuklara yönelik çeşitli belgesel filmler izletiliyor. Bu müzede gördüğünüz yazılı belgeler ve fotoğraflarla Kurtuluş Savaşı ruhunu gerçekten daha iyi anlayabiliyorsunuz. Kurtuluş Müzesi, her yaştan ziyaretçinin görmesi gereken oldukça etkileyici bir mekan. Kurtuluş Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Geçmişi 1945 yılına kadar uzanan bu müze, ETİ Şirketler Grubu'nun desteği ile yeniden düzenlenerek 2011 yılında tekrar hizmete girmiş. Müzede Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlere ait on binlerce taşınır kültür varlığı sergileniyor. Bu eserler arasında pişmiş topraktan kaplar, mermer heykeller, mimari parçalar, steller, cam kaplar, metal eşyalar, silahlar, sikkeler ve takılar bulunuyor. ETİ Arkeoloji Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek için tıklayın. Tarihi Odunpazarı Evleri arasında gezerken uğrayabileceğiniz yerlerden bir diğeri Eskişehir Alaeddin Camii. 1267 yılında III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında inşa edilmiş olan bu tarihi cami Anadolu Selçuklu mimarisi özellikleri taşıyormuş. Fakat ilerleyen yıllarda yapılan yenileme çalışmaları sonucu cami bu özelliğini kaybetmiş. Yapı ayrıca 1944-1951 yılları arasında müze olarak da kullanılmış. Alaaddin Camii bulunduğu merkezi konum ve etrafındaki yeşil alanlar sebebiyle Odunpazarı halkının sıkça ziyaret ettiği bir mekan. Eskişehir'in en eski camilerinden biri olan bu güzel eseri Odunpazarı gezilecek tarihi yerler listenize ekleyebilirsiniz. 2009 yılında açılan Şelale Park, Çankaya Mahallesi'nde, Odunpazarı'nın en yüksek noktasında yer alıyor. 38 bin m alana yayılmış olan bu devasa park, Odunpazarı gezinizi tamamladıktan sonra ziyaret edebileceğiniz güzel bir dinlence mekanı. Şelale Park'ın içinde Eskişehir'e hakim çok güzel manzarası olan küçük bir amfi tiyatro, yel değirmeni, heykeller, yapay bir şelale, çocuklar için oyun alanları, yürüyüş yolları, kafe ve bir de restoran bulunuyor. Türkiye'nin en büyük parklarından biri olan Eskişehir Şelale Park'ta lezzetli Odunpazarı yemeklerini tadabilir, instagram için kaliteli fotoğraflar çekebilir, günün yorgunluğunu çimlere uzanarak atabilirsiniz. # Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi: Tipik bir Odunpazarı evi içerisine kurulmuş olan bu müzede yerli ve yabancı karikatüristlerin yüzlerce eseri sergileniyor. # Tayfun Talipoğlu Daktilo Müzesi: 2016'da açılan müzede ülkemizdeki bazı ünlü isimlerin daktiloları sergileniyor. Galeriye en fazla daktilo bağışı yapan kişi gazeteci Tayfun Talipoğlu olduğu için müzeye onun ismi verilmiş. # ETO Müze : Paşa Mahallesi'nde yer alan bu müzede Eskişehir'de varlık göstermiş ve hala faaliyet gösteren köklü firmalara ait nesneler, belgeler ve ilçelerin bazı el işi ürünleri sergileniyor. # Arasta Çarşısı: Kurşunlu Külliyesi'nin hemen yanında yer alan bu iki katlı çarşıda cam, çini ve seramik ürünlerin satışı yapılıyor. Hediyelik eşya bakmak için alternatif mekanlardan biri. # Kırk Ambar Çarşısı: Yine hediyelik eşyalar ve yöresel lezzetler bulabileceğiniz Kırk Ambar Çarşısı'nın en önemli özelliği, kadın girişimciler tarafından işletiliyor olması. # Şeyh Edebali Türbesi: Odunpazarı ilçesinde Eskişehir'in en eski mezarlıklarından biri yer alıyor. Bu mezarlıktaki önemli türbelerden biri de Osmanlı Devleti'nin fikir babalarından olan İslam alimi Şeyh Edebali'ye ait. Şeyh Edebali'nin esas türbesi aslında Bilecik'te. Fakat bir dönem Eskişehir'de de ikamet ettiği için bir türbesi de buraya yapılmış. # Yağcızade Konağı: 1754 yılında yaptırılan bu konak şu anda Ataol Behramoğlu Kitaplığı olarak kullanılıyor. - Kazan Tatarları Müze Evi - Kafkas Kültür Evi - Balkan Kültür Evi - Kırım Kültür Evi - Dalyancı Konağı - Hacı Hasan Camii - Sivrioğlu Camii - Tiryakizade Süleyman Ağa Camii - Hamamyolu Caddesi - Hasan Dede, Ahu Mahmud Dede ve Mehmet Sadık Efendi Türbeleri'ni de ziyaret edebilirsiniz. Bildiğiniz gibi Eskişehir'in en meşhur lezzeti \"Çibörek\". Bu yöresel böreğin en kaliteli halini Odunpazarı'nda bulabilirsiniz. Eskişehir'e kadar gelmişken denemeden dönmeyin deriz. - Kırım Tatar Kültür Çiğ Börek Evi - Esözcanlar Çi Börek - Papağan Çiğbörek - Temel Çi Börek - Cihannüma Çibörek Eskişehir'in diğer yöresel yemeklerinden de denemek isterseniz, aşağıda linkini verdiğimiz yazımızda biraz daha detaylı bir liste bulabilirsiniz. - Hot'nFun Kahvaltı - Doyuran Kahvaltı Salonu - Pano Kafe - Kasr-ı Nur - Müze de Cafe Kitchen Eskişehir'in merkezi yerlerinden biri olan Odunpazarı, şehirde konaklamak için seçebileceğiniz en uygun bölgelerin başında geliyor. Üstelik Odunpazarı, Eskişehir'de gezilecek yerlerin hemen hepsine çok yakın olduğu için size zaman tasarrufu da sağlar. Özellikle butik otel olarak hizmet veren tarihi konaklar oldukça konforlu ve temiz. Önceliğinizi bu konaklara verebilirsiniz. - Abacı Konak Otel - Arasta Konak Boutique Hotel - Arslanlı Konak Otel - La Vie Konak Otel - Paşa Konağı Otel - Tasigo Eskişehir (5 yıldızlı)"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ordu-gezilecek-yerler/", "text": "Türkiye'nin yeşil kuşağı Karadeniz.. Karadeniz'in sessiz ve derin nefesi.. Oksijenin şehri.. Özlemin yurdu.. Kanınız suya, yeşile, doğaya kaynar.. Canınız yaşamak, gezmek, tebessüm çeker. Karadeniz kıyısında, Boztepe'nin yamaçlarına kurulmuş bir şehirdir Ordu.. Bir nefes kadar yakın, sıcak ve hayat dolu.. Ordu'nun temiz doğası ve masmavi deniz manzarası eşliğinde ziyaretçilerine sunduğu mekanlara gelmeden önce şehirle ilgili birkaç bilgi verelim. Ordu'nun geçim kaynağını genel olarak tarım sektörü oluşturur. Burası ülkemizdeki fındık üretiminin lideri konumundadır. Bununla beraber orman ürünleri üzerine çalışan birkaç fabrika da kent ekonomisinde etkili olmaktadır. Ordu, deniz turizminde Karadeniz Bölgesi'ndeki diğer illere göre daha ön plandadır. Yeşil ve mavinin kavuştuğu koyları ve plajlarıyla dikkat çekmektedir. Kent son yıllarda yayla ve ekolojik turizmde de daha popüler hale gelmiştir. Ordu'nun ilk kurucu halkının \"Kut Kavmi\" adındaki bir topluluk olduğu tahmin ediliyor. Bu kavmin, Hazar Gölü civarından Anadolu'ya göç ettiği ve Türk kökenli olduğu düşünülmektedir. Kotyora, Ordu'nun tarihi kaynaklarda geçen ismidir ve M. Ö. 400'lü yıllarda, halk arasında Bozukkale denilen yerde kurulmuştur. Bozukkale, şehir merkezine yaklaşık 5 km. mesafede bulunuyor. Burada yapılan kazılar, yörenin tarihinin Prehistorik Çağ'a kadar uzandığını göstermiştir. Ordu ve çevresi Türkler tarafından 14. yy'da fethedilmiştir. Türk aileleri bu bölgede toplu iskan politikası uygulayarak kendi düzenlerini kurmuşlardır. Ordu, 1920 yılında Trabzon'a bağlı bir kaza iken 1923'de vilayet olmuştur. Şimdi gelelim Ordu'nun gezilecek en güzel yerlerine.. - Boztepe - Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi - Ünye Kalesi - Gölköy Kalesi - Atik İbrahim Paşa Cami - Aziziye Cami - Taşbaşı Kilisesi - Ordu Kaya Mezarları - Ordu'nun Tarihi Çeşmeleri ve Köprüleri - Turnasuyu Vadisi - Ulugöl Tabiat Parkı - Gaga Gölü - Küpkaya Kanyonu - Karaoluk Çiseli Şelalesi - Boğazcık Mağarası - Yazkonağı Mağarası - Ordu'nun Yaylaları - Perşembe Yaylası - Çambaşı Yaylası - Keyfalan Yaylası - Ordu'nun En Güzel Plajları Altınordu ilçesinde bulunan bu seyir terası Karadeniz ve Ordu'nun eşsiz manzarasını bir arada sunmaktadır. 450 metre yüksekliğindeki tepenin şehir merkezine mesafesi yaklaşık 6 km'dir. Boztepe'nin eteklerine kurulmuş seyir terasından Ordu ilinin tüm güzelliklerini seyredebilirsiniz. Ordu merkezden Boztepe'ye minibüs seferleriyle ya da teleferikle ulaşım mümkündür. Bizim tavsiyemiz tabii ki teleferikle çıkmanız yönünde olacaktır. Tepede yöresel ürünlerin satıldığı tezgahlardan alışveriş de yapabilirsiniz. Ordu gezinizde ilk yapacağınız şey bu tepeden kuşbakışı şehri izlemek olmalı. Paşaoğlu Hüseyin Efendi tarafından 1896 yılında yaptırılan Paşaoğlu Konağı, 1987 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Etnografya Müzesi olarak hizmete açılmıştır. 19. yüzyıl sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan konak, Ordu'nun Selimiye Mahallesi'nde bulunmaktadır. Ordu ilinin kültürel özelliklerini ve yörenin günlük yaşamını yansıtan takı, giysi, silah gibi çeşitli eşyalar ve bazı arkeolojik buluntular müzenin birinci katında sergilenmektedir. Müzenin ikinci katında ise dönemin özelliklerine uygun olarak düzenlenmiş odalar bulunmaktadır. Zengin taş işçiliği ile dikkat çeken konağın birinci ve ikinci katı yarım sütun ve bitkisel motifli konsollar ile süslüdür. Birinci katın girişi basık kemerli ve çift kanatlı olup etrafı bitkisel motifli kalem işleri ile bezelidir. Ayrıca giriş kapısının önünde bir çıkma, üst katta da bir balkon yer almaktadır. 625 m 'lik bir alana sahip olan konağın bahçesine fıskiyeli bir havuz ile bir taş ocağı yerleştirilmiştir. Zemin katı taş, birinci ve ikinci katları ahşap olan yapının taşları Ünye'den, ağaç malzemesi ise Romanya'dan getirilmiştir. Ünye Kalesi'nin ilk olarak M. Ö. 250'li yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Pers kökenli Pontus krallarından II. Mithridates tarafından savunma amaçlı yaptırıldığı düşünülen kale zaman içerisinde yapılan eklemelerle büyütülmüştür. Ünye ilçesinde bulunan yapı, Ünye Niksar karayolunun 7. kilometresinde başlayan bir tali yolun sonunda yer almaktadır. 5 metrelik kapısı, yüksek duvarlarıyla yalçın bir tepenin yamacına kurulmuş bu ihtişamlı eseri Ordu'da gezilecek tarihi yerler listesine kesinlikle eklemelisiniz. Ordu'nun Gölköy ilçesi sınırlarında bulunan kale, ilçe merkezine 4 km. uzaklıktaki Kale Mahallesi'nde yer alıyor. Yapının M. Ö. 3. yy. ila 4. yy. arasında Pers Kralı Darius tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Yüksek bir konuma, büyük bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiş olan Gölköy Kalesi'nin harika panoramik manzaraya sahip bir gözetleme kulesi de bulunuyor. Kalenin giriş bölümü kısmen ayakta. Bununla beraber içerisine girince surlardan geriye kalan yıkıntıları görmek de mümkün. Kaledeki bazı bölümlerin çok yüksek ve korunaksız olduğunu belirtmek isteriz. - Kurul Kalesi - Çatalpınar Göller Köyü Kalesi - Mesudiye Kaleköy Kalesi - Meletios Kalesi - Bolaman Kalesi - İkizce Gençağa Kalesi - Kumru Kuşnefak Kalesi - Ulubey Çubuklu Kalesi Atik İbrahim Paşa Cami, Ordu il merkezinde çarşı içindedir. Cami orijinalinde ahşaptır. Fakat 1800 yılında bu caminin yerine kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı yeni bir cami inşa edilmiştir. Üzeri ahşap çatı ile örtülü olan caminin eski mihrabı Selimiye Camii'ne taşınmış, onun yerine ise ampir üslubunda bezemeli yeni bir mihrap yerleştirilmiştir. İbadet mekanı dörder pencere ile aydınlatılmıştır. Son cemaat yeri iki katlıdır ve dışarıya kapalı bir mimariye sahiptir. Minare ise yuvarlak gövdeli, iki şerefelidir. Cami, çarşının ortasında bulunduğundan halk arasında Orta Cami adıyla da anılmaktadır. Ordu merkezde, Fatih Caddesi üzerinde bulunan bu tarihi cami şehri gezen bütün ziyaretçilerin dikkatini çeker. Sultan Abdülaziz tarafından yaptırıldığı bilinen Yalı Cami, Atik İbrahim Paşa Camii'nde olduğu gibi ilk olarak ahşap malzemeden inşa edilmiş. Sonraki yıllarda yıpranma ve aşınmaların artmasından dolayı Hicri 1310 (Miladi 1892/1893) yılında Kadızade Hasan Efendi tarafından kesme ve moloz taşla yeniden yaptırılmış. Şehrin en güzel manevi ziyaretgahlarından biri olan Aziziye Camii'ni Ordu gezinize dahil etmenizi tavsiye ederiz. - Hamidiye Cami - Selimiye Cami - Eskipazar Bayram Bey Camii - Saray Cami / Ünye - Hacı Osmanağa Cami / Ünye - Bolaman Yenipazar Camii / Fatsa - Çayır Cami / Çaybaşı - Laleli Cami / İkizce 19. yy. ortalarında inşa edilmiş olan Taşbaşı Kilisesi, Ordu'nun Taşbaşı Mahallesi'nde bulunmaktadır. Bir dönem cezaevi olarak da kullanılan bu tarihi yapı günümüzde kültür merkezi olarak hizmet vermektedir. Dikdörtgen bazilikal planlı olarak inşa edilen Taşbaşı Kilisesi, üç nefli olup üzeri kırma çatı ile örtülüdür. İbadet mekanı yuvarlak kasnaklı bir kubbe ile kapatılmış, kasnağın çevresine ise pencereler yerleştirilmiştir. Yapının duvarları kesme taş ve tuğla ile örülmüştür. Doğu yönüne bakan apsis dışarıya doğru çıkıntı yapmıştır. Yanlarda ise iki küçük apsis yer almaktadır. - Büben Kaya Mezarları - Delikkaya Kaya Mezarları - Ünye Kaleköy Kalesi Kaya Mezarları - Sırma Kaya Mezarı - Tozkoparan Kaya Mezarları - Gürgentepe Dikenlice Kaya Mezarları - Mesudiye Kaya Mezarları - Ulubey Kıranyağmur Köyü Kaya Mezarları Eski ve yakın tarihi ile birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Ordu'nun çeşitli yerlerinde tarihi çeşme, köprü ve kemerler bulunmaktadır. Ordu'yu gezerken bu güzel eserleri de rotanızda bulundurabilirsiniz. - Kiraz Limanı Çeşmesi - Osmanbey Çeşmesi - Zaferi Milli Mahallesi Çeşmesi - Soğuksu Çeşmesi - Başkotanı Köprüsü - Kemer Köprü - Gülyalı Kestane Köyü Kemer Köprüleri - İkizce Kenş Kemer Köprüsü - Ulubey Sarpdere Kemer Köprüsü - Ulubey Akoluk Köprüsü Turnasuyu Vadisi, Ordu Giresun Havalimanı yolu üzerinde, Ordu il merkezine çok yakın bir noktadadır. Türkiye'nin en ideal yürüyüş parkurlarından birine sahip Turnasuyu Vadisi, el değmemiş doğası ile görenleri kendine hayran bırakan bir yerdir. Vadide yeşilin her tonunu görmek mümkündür. Turnasuyu Vadisi dört mevsim boyunca ziyaretçiler için seyrine doyulmaz manzaralar oluşturur. Ayrıca vadi içinde geçmiş dönemlerden kalma kalıntılar, tarihi köprüler ve farklı mekanlar bulunmaktadır. Özellikle onlarca metre yükseklikteki ağaç köprüler üzerinden geçerken heyecanlı anlar yaşayabilirsiniz. Vadinin en önemli özelliklerinden biri de, Karadeniz alası ya da som balığı olarak bilinen balık türünün yumurtlama mekanı olmasıdır. Eşsiz doğasıyla Turnasuyu Vadisi, Ordu'da gezilecek yerler listenize almanız gereken yerlerden biri. Burası Gölköy ilçesine bağlı Haruniye Köyü yakınlarında bulunan bir krater gölü. 26 hektarlık bir alanı kaplayan Ulugöl Tabiat Parkı, ilçe merkezine yaklaşık 17 km. mesafededir. Krater gölünün çevresi gürgen ve meşe ormanlarıyla kaplı olup göl içinde bol miktarda yaban ördeği yaşamaktadır. Göl suyu son derece temiz ve berraktır. Koruma altında olan Ulugöl'de sandal gezintileri de yapılabilmektedir. Fatsa-Aybastı kara yolu üzerinde yer alan ve 60 dekarlık bir alanı kaplayan Gaga Gölü iki parçadan oluşuyor. Yemyeşil fındık bahçelerinin ortasında bulunan bu şirin gölün içinde bir de minik adacık bulunuyor. Beklentileri çok yüksek tutmadan, Ordu'da gezilecek doğal yerler listesine Gaga Gölü'nü de yazabilirsiniz. Küpkaya Kanyonu, Ordu'nun Ulubey ilçesindeki Kardeşler Köyü'nde yer alır. Ulaşımı kolay bir konumdadır. Melet Irmağı'nın Sarpdere kolunun oluşturduğu bu kanyon, Ordu'da görülmeye değer en güzel doğal alanlardan biridir. 2 km. uzunluğunda, yer yer 5 ila 20 metre genişliğindeki kanyona balık tutmak ve kano sporu yapmak için her yıl çok sayıda turist gelmektedir. Bölgede kovanlık düzü olarak bilinen alan ise piknik yapmak için oldukça elverişlidir. Dağ havasını içinize çekip yorgun ruhunuzu dinlendirebileceğiniz Küpkaya Kanyonu, yüksek kayaları ve desenli taş yapısı ile ziyaretçilerini beklemekte.. Altınordu ilçesine bağlı Karaoluk Köyü'nde bulunan bu şelaleye aracınızla kolay bir şekilde ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Güçlü debisi ve su derinliğiyle oldukça güzel bir manzara sunan Karaoluk Çiseli Şelalesi buz gibi suyu ile aynı zamanda doğal bir havuz. Fakat üst kısımlarda oluşan yosunların zemini kayganlaştırması ziyaretçileri zaman zaman tedirgin edebiliyor. Şelalenin hemen yanında küçük bir işletme var. Yiyecek, içecek gibi ihtiyaçlarınızı buradan karşılayabilirsiniz. Mekan aynı zamanda doğa yürüyüşüne de çok uygun. Bu bölgede kamp ve piknik yapabilir ya da balık avlayabilirsiniz. - Sarısay Şelalesi - Çatalpınar Ortaköy Şelalesi - Uzundere Şelalesi - Pösküden Şelalesi - Kapılı Kazankaya Şelaleleri - Hatipli Şelalesi - Ohtamış Şelalesi - Kadıncık Şelalesi ve Su Değirmeni Boğazcık Mağarası, Perşembe ilçesine bağlı Boğazcık Köyü'nün içerisinde yer alıyor. Yatay konumda yerleşmiş fosil bir mağara olan Boğazcık'a stabilize yoldan kolayca ulaşım sağlanabilmektedir. 300 metre derinliğe sahip mağarada birkaç metre aşağı inildiğinde 50 kişinin sığabileceği genişlikte bir hol bulunmaktadır. Mağaradaki sarkıt ve dikitler ilginç manzaralar oluşturur. Mağaranın yer aldığı Boğazcık Köyü de görülmeye değer bir doğal güzelliğe sahiptir. Toplam uzunluğu yaklaşık 900 metreyi bulan Yazkonağı Mağarası, Ünye ilçesinin Karagöl Mahallesi'nde yer alır. Mağara, aralarında 150-200 metre mesafe bulunan karşılıklı iki galeriden oluşur. Bu iki galeri dar ve uzun koridorlarla birbirlerine bağlıdır. Karadeniz'de bir il yoktur ki muazzam doğal güzelliklere sahip yaylaları olmasın. Ordu da bu güzelliklerden nasibini almış illerden biri. Eğer doğa aşığı bir insansanız Ordu'nun yaylalarına hayran kalacağınızdan emin olabilirsiniz. Özellikle Perşembe Yaylası bir başka güzel diyebiliriz. Bu yaylalar geleneksel evleri, tarihi ve kültürel açıdan değer taşıyan zenginlikleri, yayla şenlikleri ve her türlü sosyal etkinlikleriyle ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil yapma şansı tanıyor. Labirent gibi menderesleriyle meşhur Perşembe Yaylası, kıvrım kıvrım akarsuları ve yemyeşil doğasında otlayan kuzu sesleriyle bir rüyanın içine alıverir ziyaretçilerini. Yeşile ve oksijene kanarsınız.. Ordu'ya gitmek için tek bahaneniz Perşembe Yaylası'nı görmek bile olabilir. Bu muazzam doğa harikasını bir an dahi olsa yaşamalısınız. Dünyada nadir olarak yetişen güçlü çimleriyle dikkat çeken Perşembe Yaylası, Ordu'nun Aybastı ilçesine yaklaşık 17 km. uzaklıkta yer alıyor. Kabadüz ilçesinde yer alan Çambaşı Yaylası deniz seviyesinden yaklaşık 1800 metre yüksekliktedir. Dinlenme tesislerine ve gelişmiş bir alt yapı sistemine sahip olan yayla, doğa ile baş başa kalmak isteyenler için rahat bir tatil imkanı sunar. Konaklama için fiyatlar makul seviyelerdedir. İsterseniz kamp atabileceğiniz yerler de vardır. Çambaşı Yaylası aslında bu bölgedeki onlarca yayla ve obanın merkezi gibidir. Yayla çarşısı gün içinde oldukça fazla ziyaretçi alıyor. Bu nedenle bölgede şehirleşme maalesef çok hızlı ilerliyor. Yaylada kasap, fırın, nalbur gibi dükkanlar bolca mevcut. Hatta popüler market zincirlerinden birinin şubesi bile var. Fiyatlar şehre göre bir tık fazla ama abartılı değil. Çambaşı Yaylası'nın yolları epey virajlı olsa da ulaşımı oldukça rahat. Tamamen asfalt kaplı bu yollardan çevredeki diğer yaylalara da kısa sürede gidebilirsiniz. Mesudiye ilçesinin güneydoğu kesiminde yer alan Keyfalan Yaylası, denizden yaklaşık 1200-1500 metre yüksekliktedir. İlçe merkezine ortalama 20 km. uzaklıkta bulunan yaylanın etrafı reçine kokulu sık çam ormanları ile kaplıdır. Temiz havası, kuş sesleri eşliğinde ruhu dinlendiren atmosferi ve buz gibi suları ile görülmeye değer bir bölgedir. Keyfalan Yaylası'nda konaklama tesisleri, cami ve bakkal gibi yerler de mevcuttur. Doğu Karadeniz'de deniz turizmi açısından belki de en şanlı kenttir Ordu. Çaka Plajı, Belicesu, Uzunkum Plajı, Efirli Plajı, Gölevi, Mavi Dünya Plajı ve Aktaş Plajı burada deniz keyfi yapmak isteyenlerin tercih edecekleri mekanlardandır. # Çaka Plajı: Perşembe ilçesinde yer alan Çaka Plajı ekolojik kirlilikten uzaktır. Hoynat Adası yakınlarında bulunan bu kumsal beyaz renklidir. Bundan dolayı Beyaz Kum Plajı olarak da biliniyor. Türkiye'de tamamen doğal kalmış ender sahillerden biridir. # Belicesu: Perşembe ilçesinin en batısında yer alan bu kumsal, Fatsa ile Perşembe arasındaki Belicesu mevkiinde, ana yoldan sahile doğru inen yolun sonunda bulunuyor. Bölge kamp yapmaya da oldukça müsait. # Efirli Plajı: Kadınlar Plajı olarak kullanılan bu kumsal Perşembe ilçesinin doğusunda yer alıyor. Sosyal aktivitelere ve eğlence faaliyetlerine sık sık ev sahipliği yapan Efirli Plajı, Ordu'nun en hareketli sahillerinden biridir. - Ünye Yaşayan Kültürel Tarih Müzesi - Bilal Köyden Açıkhava Basın Müzesi - Ordu Büyükşehir Belediyesi Ters Ev - Muzadere Kilisesi - Düz Mahalle Kilisesi - Yalı Kilisesi - Osman Paşa Şadırvanı - Şeyh Abdullah Türbesi - Yoroz Kent Ormanı - Yason Burnu - Hoynat Adası - Kordon Tepe - Çamaş Kanyonu - Ablak Taşı - Cotyora - Asarkaya Milli Parkı - Ordu Saray Hamamı - Ünye Saray Hamamı - Ünye Çınarcık Mağarası - Yaylacık Mağarası - İkizce Dambalı Mağarası - Korgan Yaylası - Argın Yaylası - Yeşilce Topçam Yaylası"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ordu-nasil-bir-yer-ordu-hakkinda-bilgi/", "text": "Tarihi İpek Yolu'nun geçtiği duraklardan biri olan Ordu, aynı zamanda Karadeniz'in en eski şehirlerinden bir tanesidir. Eski çağlarda Kotyora adıyla bilinen bu yöre, Antik Yunan uygarlıklarından Osmanlılara kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, nice devletlerin Karadeniz'e açılan kapısı olmuştur. Alabildiğine yeşil ormanları ve masmavi denizi ile Ordu, günümüzde de Türkiye'nin turizm açısından en önemli illerinden biri olmayı sürdürmektedir. Manzarasına doyulmayan Boztepe'si, mitolojik efsanelere konu olmuş Yason Burnu, mendereslerle süslü Perşembe Yaylası ile Ordu, sahip olduğu tüm güzellikleri ziyaretçilerine cömertçe sergilemekten çekinmez. Peki Karadeniz'in yeşil cenneti Ordu nasıl bir şehir? Özellikle dışarıdan gelen öğrenci ve memurları Ordu'da neler bekliyor? Şehrin ulaşım yollarından tarihine, zengin mutfağından iklimine kadar her türlü bilgiyi aktardığımız bu yazımızda, Ordu'yu biraz daha yakından tanıyalım. Siz de Ordu ili hakkındaki düşüncelerinizi ve tecrübelerinizi yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz. Türkiye'nin kuzey ucunda bulunan Ordu, Karadeniz Bölgesi'nin orta kesiminde yer alan illerimizden biridir. Ordu'nun komşuları; doğuda Giresun, güneyde Sivas, güneybatıda Tokat, batıda Samsun'dur. Ordu'nun kuzey sınırı ise Karadeniz ile çevrilidir. Ordu'ya özel araçla ulaşmak için Karadeniz Sahil Yolu olarak bilinen D-010 Karayolu'nu kullanabilirsiniz. Ayrıca E80 Karayolu'nu takip edip, Tokat dolaylarında kuzeye yönelerek de Ordu yoluna girebilirsiniz. Birçok büyük şehrimizden Ordu'ya aktarmasız otobüs seferleri de düzenleniyor. Ordu Otogarı il merkezinde, İsmet Paşa Caddesi üzerinde yer alıyor. - İstanbul Ordu arası yaklaşık 890 kilometre ve 10 saat 20 dakika. - Ankara Ordu arası yaklaşık 560 kilometre ve 7 saat. - İzmir Ordu arası yaklaşık 1150 kilometre ve 14 saat. - Samsun Ordu arası yaklaşık 150 kilometre ve 2 saat. - Kayseri Ordu arası yaklaşık 450 kilometre ve 6 saat 40 dakika. - Trabzon Ordu arası yaklaşık 180 kilometre ve 2 saat 30 dakika. Ordu'ya uçakla ulaşım için Ordu Giresun sınırına çok yakın bir noktada bulunan Ordu Giresun Havalimanı'nı kullanabilirsiniz. Ordu'nun Güzelyalı ilçesinde yer alan bu havaalanı il merkezine yaklaşık 18 km. mesafede. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerden direkt, diğer illerden aktarmalı olarak uçuş bulabileceğiniz Ordu Giresun Havalimanı ile merkez arasında ise özel servisler çalışıyor. Bu servisler aynı zamanda Ünye, Perşembe, Fatsa gibi ilçelere de yolcu taşıyor. Ordu'nun farklı noktalarında yapılan kazılar şehrin geçmişinin tarih öncesi çağlara kadar uzandığını göstermektedir. Hatta dünyaca ünlü Argonot Efsanesi'nin geçtiği mekanlardan birinin de Yason Burnu olduğu düşünülüyor. İl merkezine yakın bir konumda bulunan Kurul Kaya Yerleşkesi ile Gölköy, Ulubey Çubuklu, Mesudiye ve Ünye'deki tarihi kalelerin tarihçesi de en az 2500 yıl öncesine dayanıyor. Ordu'nun bilinen ilk yerleşim yeri ise halk arasında Bozukkale olarak tanınan Kotyora bölgesidir. Yunan filozof ve asker Ksenophon, M. Ö. 7. yy'da bir savaş dönüşü bu topraklara uğradığını ve burada yerleşik yaşayan bir kavimle karşılaştığını söylemiştir. Ksenophon aynı zamanda Anabasis adlı eserinde M. Ö. 400'lü yıllarda bu bölgede Kolhlar, Driller, Mossinoikler, Halipler ve Tibarenler gibi kavimlerin yaşadığından da bahsetmiştir. O dönem küçük bir koloni olan Kotyora'nın adı bazı tarihçilere göre Grekçe'de 'Dağ Eteği' anlamına geliyor. Bazı tarihçilere göre ise bu isim Kut Türkleri tarafından konulmuştur ve Kut Yöresi anlamına gelmektedir. M. Ö. 675'lerden sonra Kotyora ve çevresi sırayla Kimmerler, Miletliler, Persler ve Makedonya Krallığı yönetimlerinden geçmiştir. M. Ö. 280 yılından itibaren ise bölge uzun bir süre Pontus Devleti sınırlarında kalmıştır. İlerleyen yıllarda önce Roma İmparatorluğu, daha sonra Trabzon Rum Devleti tarafından ele geçirilen topraklar 14. yüzyılda ilk kez Türklerle tanışmıştır. Hacı Emir Beyliği tarafından kuşatılan Kotyora'ya Oğuz boyları gelip yerleşmişlerdir. Bu süreçte şehrin ismi de Ordu olarak değişmiştir. Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına dahil edilen Ordu, 1883'te çıkan büyük bir yangın ile neredeyse tamamen yanmıştır. Yeniden inşa edilerek küçük bir kaza merkezi haline getirilen kent, 1921 yılında da il statüsüne kavuşmuştur. Nüfus: Ordu'nun 2020 yılı nüfusu yaklaşık 757 bin kişidir. - Akkuş, Altınordu, Aybastı - Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı - Fatsa - Gölköy, Gülyalı, Gürgentepe - İkizce - Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru - Mesudiye - Perşembe - Ulubey - Ünye Ordu ilinin ekonomisi büyük ölçüde tarıma, hatta direkt olarak fındık üretimine dayanmaktadır. Ordu'daki toplam tarım alanlarının yaklaşık %90'ında fındık tarımı yapılır ve şehir bu sektörde Türkiye'nin lokomotifi konumundadır. Son yıllarda fındığa alternatif olarak kivi ve soya fasulyesi üretimi de oldukça artmıştır. Ordu'da yetişen diğer tarım ürünleri ise mısır, patates, çilek, ceviz ve elmadır. Çok fazla olmamakla birlikte Ordu'da hayvancılık da yapılmaktadır. Geniş yaylalara sahip olan ilin güney kesimlerinde genellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yaygındır. Bunun dışında balıkçılık ve arıcılık faaliyetleri de kentin ekonomisine katkı sağlamaktadır. Ordu'daki sanayi faaliyetleri de yine tarım sektörüne paralel şekilde ilerlemektedir. Şehirdeki sanayi profili ağırlıklı olarak fındık kırma ve işletme, un ve yem tesisleri, süt ve süt işletmeleri, şekerleme tesisleri, balık, balık ürünleri ve meşrubat işletmeleri üzerine yoğunlaşmıştır. Bunların dışında orman ürünleri ve mobilya sanayi, toprağa dayalı sanayi, madencilik, hazır giyim sanayi ile beton ve çimento sanayileri gelişim aşamasındaki sektörlerdir. Boztepe'nin eteklerine kurulu olan Ordu il merkezi, Melet Irmağı'nın oluşturduğu alüvyon ovasına konumlanmış bir şehirdir. Genel olarak dağlık bir arazi yapısına sahip olan ilde yükseklikler batıdan doğuya gidildikçe artar. Kıyıya paralel uzanan Canik ve Doğu Karadeniz Dağları yöredeki en önemli yükseltilerdir. Civil Deresi, Bolaman Çayı, Akçaova Deresi ve Melet Nehri gibi akarsular Ordu'daki bu dağlık arazileri keserek derin vadiler ve büyük yaylalar oluşturmuştur. Tipik Karadeniz ikliminin hakim olduğu Ordu'da yılın her dönemi yoğun yağış görülür. Yazların ılık, kışların ise serin geçtiği ilde kıyı kesimler ılıman, iç kesimler kısmen daha soğuktur. Şehrin güneyinde kışlar daha uzun sürer. Kıyıya bir duvar gibi paralel şekilde uzanan dağlarla sahil arasında ise geçiş iklimi özellikleri vardır. Büyük bölümü ormanlarla kaplı olan Ordu'da Melet Irmağı'nın doğusu ladin, karaçam ve meşçereler; Melet Havzası'nın batı kıyısı ise kızılağaç, kestane, gürgen ve doğu kayını ile örtülüdür. Geniş fındık bahçelerine, fundalıklara ve sayısız meyve ağaçlarına ev sahipliği yapan Ordu il toprakları yaz, kış genellikle yemyeşildir. Fındık, mısır, balıkçılık, arıcılık ve yaylacılığa bağlı olan Ordu ekonomisi, şehrin yöresel mutfağının şekillenmesinde de etkili olmuştur. Yayla, deniz ve dağ kültürünün iç içe olduğu Ordu yöresinde, bölgeden bölgeye bile büyük değişkenlik gösteren çok zengin bir mutfak yapısı vardır. Örneğin Gülyalı, Fatsa, Ünye, Perşembe gibi ılıman iklime sahip kıyı bölgelerde sebze ve balıkla yapılan yemekler ön plana çıkar. Yükseltinin ve soğuğun fazlalaştığı iç kesimlerdeki ilçelerde ise hamur işleri, etli yemekler, patates ve buğday ürünleri çok daha fazla tüketilir. Ayrıca geçmiş yıllarda bu bölgeye yerleşen Gürcüler de kendi yemekleri ile Ordu mutfağını daha da zenginleşmiştir. Peki Karadeniz ve Gürcü mutfağının eşsiz lezzetlerini bünyesinde barındıran Ordu'da ne yenir? Ordu mutfağının en meşhur yemekleri hangileri? Dilerseniz şimdi birbirinden leziz Ordu yöresel yemeklerini sıralamaya başlayalım.. - Pancar Çorbası - Isırgan Çorbası - Gendime Çorbası - Balık Çorbası - Mısır Çorbası - Kabak Çorbası - Pancar Döşemesi - Gürcü Kavurması Gürcü Tavuğu Gürcü Pancarı - Akkuş Şeker Fasulyesi - Zetiyani - Keşkek - Pancar Diblesi - Fasulye Turşusu Diblesi - Fırın Fasulyesi Kavurması - Galdirik Kavurması - Hoşkıran Kavurması - Melocan Kavurması - Pezik Kavurması - Tirmit Kavurması - Sakarca Kayganası Sakarca Mıhlaması - Kurutulmuş Kabak Kavurması - Pırasa Kayganası - Lobye - Kabak Kayganası - Top Köfteli Pezik Yoğurtlaması - Isırgan Yağlaşı - İçli Tava - Hamsi Köftesi Hamsi Tava - Levrek Buğulama - Mezgit Buğulama Mezgit Tava - Zeytinyağlı Etli Pancar Sarması - Beyaz Lahana Sarması - Mısır Unlu Kara Lahana Sarması - Mısır Yarmalı Aş Sarması - Ordu Tostu - Bileki Ekmeği Mısır Ekmeği - Yağlı - Su Böreği - Puf Böreği - Fındıklı Ballı Kuru Yufka Böreği - Mısır Unu Yağlaşı - Fındıklı Un Helvası Fındıklı Burma Tatlısı - Ev Baklavası - Balkabağı Tatlısı - Papa - Pekmez Yağlaşı Tatlısı - Perşembe Ceviz Helvası Ordu ilimizde 2006 yılında kurulan Ordu Üniversitesi bulunuyor. Ordu Üniversitesi'ne bağlı fakülteler şehrin birkaç noktasına dağılmış vaziyette. Fakat okulun ana kampüsü olarak Cumhuriyet Yerleşkesi'ni kabul edebiliriz. Cumhuriyet Yerleşkesi, il merkezinin yaklaşık 8 km. kadar dışında, Cumhuriyet Mahallesi'nin içerisinde yer alıyor. Ana kampüs Karadeniz Sahil Yolu üzerinde bulunduğu için ulaşım sorunu yok. Sık yapılan otobüs/minibüs seferleri ile 15-20 dakikada merkeze ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca okul, havalimanı ve otogara da çok yakın. Öğrencilerin büyük çoğunluğu şehir merkezinde konaklamayı tercih etse de, Cumhuriyet Mahallesi'nde çok sayıda kiralık daire ya da yurt bulma imkanınız da var. Ordu'daki kira fiyatları ise oldukça değişken. Merkezi yerlerin biraz dışına çıktığınızda uygun fiyatlı daireler bulabiliyorsunuz. Biraz dışı dediğimiz de en fazla 15-20 dakika yolunuz uzar hepsi bu. Küçük şehirlerde bu mesafe uzak gibi gözükse de, İstanbul ya da Ankara gibi yerlerden gelenler için bu durum oldukça makul. Ordu genel anlamda küçük bir il fakat Anadolu'daki çoğu şehre oranla çok daha düzenli ve yaşanılası bir kent. Denizi, yeşili, temiz havası ve ılıman iklimiyle her kesimden insana huzurlu bir ortam sunan, sıcakkanlı halkı sayesinde çabucak uyum sağlayabileceğiniz bir ilimiz. Sahil kesiminde bulunan Ünye, Fatsa, Perşembe, Gülyalı gibi ilçeleri özellikle memurlara hitap eden sakin yerler. Öğretmen, polis, sağlık çalışanı gibi memurlar arasında \"sürgün yeri\" olarak kabul edilen bazı ilçeler vardır ya hani. Ordu'da böyle bir yer hiç yoktur. Hangi kesimine giderseniz gidin oldukça memnun kalırsınız. Zaten ilçeler arası ulaşım da kolay ve hızlıdır. Ordu hakkında yorumlara göz attığınızda pek çok öğrencinin burayı 'Küçük İzmir' olarak tanımladığını görürsünüz. Sahip olduğu doğal güzellikler ve yaşam rahatlığı Ordu'yu öğrencilerin nezdinde Karadeniz'in en sevilen şehirlerinden biri haline getirmiş. Üstelik ekonomik anlamda da ucuz bir yer. Öğrencilik hayatı biten birçok kişinin geriye dönüp baktığında özlemle yad ettiği illerimizden biridir Ordu."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/panama-kanali-ozellikleri-hakkinda-bilgi-nerede/", "text": "Kuzey ve Güney Amerika kıtalarını birbirinden ayıran Panama Kanalı'na ev sahipliği yapan, başkenti Panama City'de devasa gökdelenleri göz kamaştırırken, burası dışında her bölgesi ilçe/köy gibi kalmış ilginç bir ülke Panama. Ülkede pek çok farklı milletten insan yaşıyor. Market zincirleri genelde Çinlilere ait mesela. Asyalıları kadar siyahi nüfusu da epey çok. İngilizce yaygın olarak konuşuluyor. Amerikan doları kullanıyorlar. Baya karışık bir ülke anlayacağınız. İş imkanları nedeniyle çevre ülkelerden de sürekli göç alıyor Panama. Özellikle Panama City'ye gelince bir an ABD'ye mi geldik acaba hissi uyandırabilir. Ülke yaz aylarında müthiş sıcak ve çok nemli oluyor. Sanırız Panama'ya Mart, Nisan gibi bahar aylarında gitmek daha mantıklı gibi. Ama Panama insanları için sıcak kelimesini kullanmak çok doğru değil. Güney Amerika'nın sıcakkanlı insanlarından sonra Panama bize bu kıtanın öteki yüzünü gösterdi. Hele ki yabancıya karşı daha soğuklar. Orta Amerika ülkelerinin birçoğu aslında Türkiye'de pek bilinen ülkeler değil ama Panama iki okyanusu birleştiren meşhur kanalı sayesinde biraz daha fazla tanınıyor. Panama gezilecek yerler kısmında Panama Kanalı hakkında detaylı bilgiler vereceğiz. Panama, Karayipler gibi bir sahile ve yüzlerce harika adaya sahip olmasına rağmen turizm açısından kendini pek tanıtamamış. Başta San Blas Adaları olmak üzere gerçekten hepsi de rüya gibi yerler. Panama City'nin merkezi büyük gökdelenleri, AVM'leri, eğlence merkezleriyle New York/Dubai karışımı bir şehri andırırken merkezin biraz dışına çıktığınızda hiç gelişme gösterememiş ve oldukça kötü durumdaki mahalleler ile karşılaşıyorsunuz. Zengin-fakir ayrımı çok sert bir şekilde belli oluyor. Ülke genel olarak güvenli gözükse de merkezi yerler dışında turist gibi dolaşmamanız iyi olur. Atlas ve Pasifik Okyanusları'nın ortasında bulunan Panama'nın kuzey-güney sınırı arasındaki en geniş yeri 170 km. civarında. Bu mesafe ülkenin ortalarında 80 km. kadar iniyor. Yani Atlas Okyanusu'nda yüzmeye giden bir aile, haydi biraz da Pasifik Okyanusu'nda yüzelim diyip arabaya atlasa en fazla 1,5 saat sonra kendilerini Pasifik'te bulurlar. Yüz ölçümü olarak çok küçük bir ülke Panama. Hemen hemen Konya'nın iki katı büyüklüğünde. Ama limanları sayesinde hem kıtada hem dünya ticaretinde büyük öneme sahip bir yer. Panama'yı Panama City ve ülkenin geri kalanı olarak ikiye ayırmak mümkün. Bir ülke tek bir şehri dışında hiçbir yerini mi önemseyip geliştirmez! Öyle enteresan bir ülke ki çok küçük olmasına rağmen yağmur ormanlarının biraz derinlerinde teknolojiden tamamen kopuk yaşayan yerli kabileleri bile var. Panama Kanalı'ndan ve bankacılıktan akan para sadece başkente yarıyor anlaşılan. Panama, Kosta Rika kadar olmasa da Orta Amerika geneline göre gezginler için biraz pahalı bir ülke. Zaten piyasada Amerikan doları kullanılması yüzünden fiyatlar bize göre ister istemez yüksek kalıyor. Panama'da gezilecek yerler ve yol tavsiyelerine geçmeden önce ülke hakkında genel bilgilere çok kısa bir göz atalım. Orta Amerika'da, Kolombiya ve Kosta Rika arasında bulunan Panama'nın kuzey sahilleri Karayip Denizi ve Atlas Okyanusu, güneyi ise Büyük Okyanus ile çevrilidir. Panama City'de Tocumen Uluslararası Havalimanı bulunuyor. THY'nin İstanbul'dan Panama City'ye yaptığı direkt uçuşlar var. Sadece Bogota'da kısa bir duraklama yapılıyor. Yol toplamda 16 saat kadar sürüyor. Bunun dışında Avrupa ya da Amerika aktarmalı olarak Panama City'ye uçuşlar bulabilirsiniz. Havalimanından Panama City şehir merkezine servis ya da taksilerle geçiş yapabiliyorsunuz. Tocumen Uluslararası Havalimanı ile Panama City merkez arası yaklaşık 20 dakika kadar sürüyor. Biz Panama'ya Kolombiya gezisi sonunda Medellin'den uçakla geçtik. Karayolu tehlikeli olduğu için Kolombiya-Panama arası otobüs seferleri yapılmıyordu. Bizim indiğimiz havalimanı Panama Pacifico Uluslararası Havaalanı. Bu havalimanı Panama Kanalı'nın batı yakasında, diğer havalimanının tam ters istikametinde. İstanbul'daki iki havalimanı gibi düşünün, köprünün iki farklı yakasında yani. Buradan merkeze giden bir servis bulamadık. 3-5 farklı gezgin birleşerek merkeze taksiyle geçtik. Yol yaklaşık yine 20 dakika kadar sürüyor. O dönem Kolombiya-Panama arası uçuş için bulduğumuz en ekonomik firmayı da paylaşalım. Kolombiya'dan buraya gemi seferleri de düzenleniyor ama bunların birçoğu turistik ve adalara uğrayarak geliyorlar. Panama City'de bulunan büyük otobüs terminali ise merkeze yakın konumda ve şehir içi metro ile ulaşılabiliyor. Panama'da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 180 gün süreyle (6 ay) vizeden muaf durumdalar. Panama, Türkiye'den vize istemeyen ülkelerden biri. Panama'nın resmi dili İspanyolca. Ama ülke çok kozmopolit bir yer ve farklı milletlerden çok sayıda insan yaşıyor. Bazı yerli dilleri dışında Fransızca, İngilizce ve Arapça da ülkede yaygın olarak konuşuluyor. Panama'nın 2021 yılı nüfusu yaklaşık 4 milyon 350 bin kişidir. Bu nüfusun büyük bölümü Panama City'de yaşıyor. Panama'nın normalde resmi para birimi Panama Balboası olarak geçiyor ama biz bozuk demir paralar haricinde bu paranın kullanıldığını hiç görmedik. Ülkede esas kullanılan para birimi Amerikan Doları. 1 Dolar = 1 Panama Balboası olarak sabitlenmiş durumda. Panama, Orta Amerika'nın en fazla gelişim gösteren ve en çok büyüyen ekonomisine sahip. Ülkenin stratejik olarak çok önemli bir noktada bulunması ve dış ülkelerle sıkı bağları sayesinde dış yatırımcıya açık bir yapısı var. ABD ve AB ile büyük ticaret ortaklıkları bulunuyor. Özellikle Panama Kanalı ve limanları ekonominin bel kemiği durumda. Panama'yı ekonomik olarak öne çıkaran bir diğer alan ise serbest bölgeleri. Bunlardan en önemlisi Hong Kong'dan sonra dünyanın ikinci büyük serbest bölgesi olan Colon adındaki liman şehri. İşlenmiş ürünlerini Colon'da geçici olarak depolayan şirketler, buradan başta Amerika kıtası olmak üzere birçok bölgeye bu ürünleri 'yeniden ihracat' yoluyla pazarlarlar. Bu yönüyle Panama, Orta ve Güney Amerika'nın dağıtım merkezi durumundadır. Bu ufak ülkenin görülmesi gereken en önemli yeri Panama Kanalı. Biraz paraya kıymak isterseniz muhteşem adaları ve bir de belki ilgi alanınıza girerse yağmur ormanlarında yaşayan Kızılderili ve Embara yerlilerinin olduğu bölgeler var. Aslında Panama tek başına gidip görmeye değecek bir ülke değil bize göre. Ama geniş çaplı bir Orta Amerika seyahati içerisine sıkıştırabileceğiniz bir yer. Başkentten başlayarak Panama'da ziyaret edebileceğiniz yerlere sırasıyla bakalım. - Santo Domingo Kilisesi - San Jose Kilisesi - Panama Kanalı Müzesi - Fransa Meydanı - Özgürlük Meydanı - Metropolitan Katedrali - Ancon Tepesi - Amerika Köprüsü - Bahai Tapınağı - Panama Viejo Panama Kanalı'nı görebileceğiniz iki bölge var. Bir tanesi Panama City'ye çok yakın konumdaki Miraflores Locks. Diğeri ise Panama'nın Atlantik tarafında yer alan Colon şehrine yakın Gatun Locks. Ulaşımı kolay olan ve görülmesini tavsiye ettiğimiz yer Miraflores. Buraya Panama City'den ulaşmanın farklı yolları var. Tur firmalarını soruşturup bir firma ile gidebilirsiniz, ki bu en pahalı seçenektir. 100 dolar civarı fiyatlar konuşuluyor genelde. Merkezden kalkan otobüsler var. Metro ile Albrook durağına gelip buradan Miraflores yönüne giden otobüslere aktarma yapabilirsiniz. Ya da birkaç gezgin birleşip UBER çağırabilirsiniz. Normal taksiye göre biraz daha ekonomik olur. Merkezden yol yaklaşık 20-25 dakika kadar sürüyor. Gittikten sonra Miraflores Locks'da nereden internet bulup tekrar UBER çağıralım derseniz merak etmeyin Miraflores'de ücretsiz WiFi bulunuyor. Panama Kanalı bölgesine giriş ücreti olarak 15 dolar ödüyorsunuz. Yol hariç bu para her halükarda cebinizden çıkıyor. Bunu şöyle açıklayalım. Panama Kanalı tam anlamıyla bir mühendislik mucizesi. Teknolojik olarak insan eliyle yapılmış en harika yapılardan biri. Eğer mühendisseniz ya da bu alanlara ilgi duyuyorsanız zaten ağzınız açık kalacaktır. Tonlarca ağırlıktaki devasa gemilerin asansör sistemiyle indirilip kaldırılması görüntüsü gerçekten hayranlık uyandırıyor. Ayrıca bölgede ziyaret edeceğiniz müze ve kanal yapımı hakkında birazdan vereceğimiz bilgilerle hayranlığınız daha da artacak. Yok bu bahsettiğimiz şeyler hiç ilginizi çeken şeyler değilse büyük beklentilere girip bölgeyi ziyaret etmenize gerek yok. Panama toprakları 1903 yılından öncesine kadar Kolombiya'ya aitti. Bu kanal için Fransızlar, Süveyş Kanalını da açan Ferdinand de Lesseps yönetiminde 1881'de çalışmalara başladılar. Bu tarihten sonraki 9-10 yıllık süreçte kanal yapımında çalışan on binlerce insan, başta sıtma, sarı humma gibi tropikal hastalıklar ve toprak kayması gibi nedenlerle öldü, proje bitirilemedi. Sonrasında Fransız şirket iflas etti. Bu yıllarda Meksika ile savaş halinde olup İspanyollara ait olan bu toprakların büyük bölümünü ele geçiren ABD, iki okyanus arasında geçişin önemini fark ediyor. Ve 1900'lü yılların başında duruma el atıp İngilizlerle anlaşarak kanalın tüm işletme hak ve mülkiyetlerini Fransız şirketinden devralarak olaya dahil oluyorlar. Çalışmalar sırasında Kolombiya hükümeti ile ters düşen ABD, bir iç karışıklıkla Panama'yı Kolombiya'dan ayırmayı başarıyor ve yeni kurulan devletin kontrolünü de dolaylı yoldan ele geçirmiş oluyordu. Yani aslında bugün Panama diye bir devletin varlığı Panama Kanalı yüzünden ortaya çıkmış. İki devlet arasında yapılan anlaşmayla kanal bölgesinin her iki tarafındaki yaklaşık 10 km'ye kadar uzanan topraklar Amerika'nın süresiz egemenliği altına girdi. ABD, Panama hükümetine 10 milyon dolar hibe, yıllık kira ödemesi ve Panama'nın bağımsızlığını koruma garantisi verdi. 1904'de kanal çalışmaları Fransızların bıraktığı yerden tekrar başladı. ABD, hastalıklara karşı işi baştan sıkı tutmak için ilk önce her tarafı bataklık olan bölgenin üzerine petrol sıkarak sivrisinek ve diğer parazitlerin üremesi engelledi. 40 binden fazla insanın yer aldığı tam bir işçi ordusu kurdu. Fransızların yapamadığını yapıp 10 yıl sonra kanalı bitirdiler. Panama'nın en büyük iki şehri olan Panama City ve Colon arasında yapılan kanalda ilk açık deniz gemisinin geçişi 3 Ağustos 1914'de yapıldı. 15 Ağustos'ta ise kanal ticari seferlere açıldı. 1999 yılında ABD kanal işletmesinin tamamını Panama devletine devretti. Panama Kanalı 2016 yılında genişletilerek kapasitesi artırıldı. # Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanusu birbirine bağlayan dünyanın en pahalı su kanalıdır. # Amerikan İnşaat Mühendisleri Birliği, Panama Kanalı'nı modern dünyanın yedi harikasından biri olarak seçmiştir. # Yaklaşık 80 km. uzunluğundadır. Deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 26-28 metredir. # En dar yeri 91 metre, en geniş yeri 300 metre, derinliği ise 13 metre civarındadır. # Panama Kanalı'ndan bir geminin geçişi yaklaşık 11 saat sürüyor. # Açılışından bu yana yaklaşık yüzyıllık süreçte kanaldan 800 binden fazla gemi geçmiştir. # 15 Ağustos 1914'teki açılıştan sonra kanaldan geçen ilk resmi gemi SS Ancon adlı Amerikan kargo gemisidir. # Günümüzde Panama Kanalı'ndan her yıl 14.000'den fazla gemi geçişi yapılmakta ve taşınan yük miktarı 203 milyon tonu bulmaktadır. # Bu kanalda gemiler sıvıların dengesi kanunundan faydalanılarak asansör sistemiyle kanal içinde yavaş yavaş yükseltilir ve aynı yöntemle diğer tarafa doğru indirilir. # Amerika kıtasının iki ucu arasındaki deniz yolunu 15.000 km kısaltmıştır. # Kanal inşaatı sırasında 20 binden fazla işçinin öldüğü düşünülüyor. Bu sayının çok daha fazla olduğunu söyleyen kaynaklar da var. Sayı net olarak bilinmiyor. San Blas Adaları dünyanın cennet köşelerinden biri. Bembeyaz kumsalları, mavinin her tonunu barındıran berrak suyu, inanılmaz renkli sualtı dünyası ile muhteşem bir yer. Ama nasıl olmuşsa henüz turizm sektörü tarafından tam keşfedilmemiş ve sömürülmeye başlanmamış. Bölge Karayip Denizi üzerinde ve 300'ün üzerinde irili ufaklı adadan oluşuyor. Panama City'den ister turla ister kendi imkanlarınız ile gidebilirsiniz. Bölge ülkenin kuzey kıyılarına yakın. Yani önce Panama City'den San Blas kıyılarına gitmeniz gerekiyor. Yolun büyük kısmı sadece 4x4 jiplerle gidilebiliyor. Sahile geldiğinizde buradaki küçük limanlardan adalara ulaşabilirsiniz. Panama City'den havayolu ile gitmekte mümkün ama biraz daha masraflı olacaktır tabi. Masraflı dediğimizde gidiş-geliş ortalama 100 dolar civarı bir rakam olur (2020). Konaklama hariç. San Blas Adaları'na ayrıca Kolombiya'nın Cartagena şehrinden gemilerle geçilebiliyor. 3-5 günlük turlar genelde 500 dolar civarı. Adaların sahibi Kuna Yerlileri ve bölge yönetimindeki birçok şeyden Kuna Yerlileri sorumlu. Ayrı bir devlet gibi takılıyorlar. Aslında bu durum bölgenin bozulmaması adına iyi olmuş. Girişte pasaport kontrolü yapılıyor, pasaportsuz yola çıkmayın. Ayrıca 25 dolar gibi bir miktar da ayak bastı parası alıyorlar. Adalarda elektrik jeneratör ve güneş enerjisi ile sağlanıyor. Geceleri yapay ışık neredeyse hiç yok. Hele bir de ayışığı varsa.. Fena.. Aşırı derecede huzurlu, sessiz ve sakin bir dünya. Adaların bazıları sadece birkaç metre genişliğinde ve çok küçük. Büyük olanlarda ise öyle beş yıldızlı oteller falan beklemeyin. Sadece baraka tarzında evler var. San Blas Adaları'nda lüks değil doğallık ön planda. İçme suyu ise yakın yerlerden teknelerle getiriliyor. Adalar arasında teknelerle istediğiniz gibi dolaşabiliyorsunuz. Bölge resmen keşfedilmemiş Maldivler gibi. Şu an Panama'da bulunan birisi için birkaç yüz dolar harcayarak burada muhteşem bir tatil geçirmek mümkün. Ama muhtemelen ilerleyen yıllarda buralarda tatil yapmak için büyük paralar ödenmek zorunda kalınacak. Böylesine muazzam bir yeri insanoğlu asla rahat bırakmaz. Gezi Hocası demişti dersiniz. Eğer Panama'yı gidip görme niyetiniz varsa sırf bu keşfedilmemiş cennet için biraz acele etseniz iyi olur. Panama'da gezilecek yerler listesinde bunun dışında Embera Yerlileri'nin yaşadığı Darien Bölgesi var. Kolombiya sınırındaki Darien Ulusal Parkı'na sadece rehber eşliğinde ve özel izinle girebiliyorsunuz. Yağmur Ormanları'nın iç kısımlarındaki köylerde, ilkel şekilde yaşayan Embera ailelerini ziyaret edebilirsiniz. Bölgede çok sıkı güvenlik önlemleri var. Rehbersiz olarak kafanıza göre gidip gezmeniz mümkün değil. Panama'nın Bocas del Toro ve David şehirleri ise Kosta Rika'ya geçiş bölgesi olduğu için geçerken uğranabilecek yerler. Yoksa özellikle ziyaret etmenizi gerektirecek farklılıkları bulunmuyor. Hele ki San Blas Adaları'nı ziyaret ettiyseniz Bocas del Toro tarafındaki diğer adaları pas geçebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/paraguay-gezi-rehberi/", "text": "Gezginler için pek fazla şey vadetmese de görülmeye değer farklı ve küçük bir ülke Paraguay.. En önemli özelliği sanırız çok ucuz olması. Bolivya ile beraber kıtanın en fakir ülkesi durumunda. Güney Amerika'nın tam ortasında bulunan Paraguay genelde turistler tarafından teğet geçilen bir yer. Biz Paraguay'ı turistik yerleri için olmasa bile Latin kültürünü daha yakından görmeniz için rotanıza eklemeniz gerektiğini düşünüyoruz. Paraguay gezilecek yerler listesine geçmeden önce ülkeyle ilgili çok kısa birkaç bilgi aktaralım. # Yaklaşık 7.1 milyon insanın yaşadığı Paraguay'da (2021) nüfusun 3'te biri başkent Asuncion'da toplanmış. # Paraguay'ın resmi dili İspanyolca ve Guarani Dili. Paraguaylılar yerli dilleri olan Guarani'yi bu zamana kadar korumayı başarmış. Ülkede en az İspanyolca kadar yaygın bir dil. # Paraguay'ın para birimi de Guarani. # Paraguay ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı. Ayrıca ülkeyi ortadan ikiye ayıran Paraguay Nehri ile elektrik üretimi yapılıyor. Nehir taşımacılığı da ülke ekonomine büyük katkı sağlıyor. # Paraguay Nerede? Güney Amerika'nın orta kesiminde bulunan Paraguay, kıtada okyanusa kıyısı olmayan iki ülkeden biri. Paraguay'ın sınır koşuları; Brezilya, Arjantin ve Bolivya. # Paraguay'a Nasıl Gidilir? Türkiye'den Paraguay'ın herhangi bir şehrine direkt yapılan uçuş seferi yok (2021). Paraguay'a gitmek için Avrupa ya da Amerika aktarmalı olarak Silvio Pettirossi Uluslararası Havalimanı'na giden uçuşları tercih etmeniz gerekiyor. Eğer Paraguay'ın komşu ülkelerinden birindeyseniz, kara yolunu kullanarak ülkeye rahatça girebilirsiniz. Fakat Bolivya üzerinden Paraguay'a kara yolu ile gidecek olanları çok uzun ve kötü bir toprak yol bekliyor. Uyarmış olalım! # Paraguay Vize İstiyor mu? Paraguay, 90 günü aşmamak şartıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından vize istemiyor (2021). # Paraguay'a Ne Zaman Gidilir? Paraguay, Mayıs ve Ekim ayları arasında yoğun yağış alan bir bölge. Diğer dönemler ise ülkede hava oldukça sıcak ve kurak oluyor. Eğer seyahatiniz kısa süreli olacaksa Paraguay'a sıcak sezonda gitmenizi tavsiye ederiz. Paraguay aslında 1800'lü yılların ortalarında kıtanın en büyük ve en zengin ülkelerinden biriymiş. Hatta en zengini. Ta ki 1864'e kadar. İngilizlerin maddi destek sağlamasıyla Brezilya, Arjantin ve Uruguay birleşerek Paraguay'a savaş açmışlar. Ama ne savaş! 6 yıl süren bu savaş sona erdiğinde Paraguay'da yaşayan erkek nüfusunun yüzde 90'ı, genel nüfusun da yarısından fazlası ölmüş. Ülkede tam anlamıyla taş üstünde taş kalmamış. Toprakları parçalanıp bölünmüş. Uzun yıllar bir daha istikrar sağlayıp, yönetim kuramamışlar. Erkek nüfusunun bitme noktasına gelmesiyle kilise erkeklerin çok eşliliğine izin vermiş. Bu ülkede erkekseniz baya kıymetlisiniz yani. O gün bugündür hala pek toparlanamamış Paraguay. Ama insanları mutlu. \"Fakir ama gururlu\" sözü vardır ya hani. Paraguaylılar için de \"fakir ama mutlu insanlar\" diyebiliriz tam olarak. - Antioksidan özelliği bulunuyor. - Kanser hücrelerine karşı oldukça etkili. - Kan temizleme özelliği bulunuyor. - Zihin açıklığı yapıyor. - Yorgunluğa ve strese iyi geliyor. - Motivasyon sağlama özelliği bulunuyor. - İştah kestiği için zayıflamaya yardımcı oluyor. - Sindirim sisteminin düzenli bir şekilde çalışmasına destek oluyor. Arjantinli yıldız Lionel Messi de mate çayı olmadan çıkmam diyenlerden. Bununla beraber Luis Suarez, Neymar, Agüero, Lugano gibi Güney Amerika yıldızları da ellerinden mate çayını düşürmüyor. Konu futbolculara gelmişken.. Kıta genelinde olduğu gibi Paraguay'ın da futbol hastası bir ülke olduğunu hatırlatalım. Zaten özellikle Dünya Kupası dönemlerinde ne kadar renkli taraftarlara sahip olduğunu az çok biliyoruz. Bu arada ülkeyle ile ilgili şöyle ilginç bir bilgi verelim.. Paraguay bayrağı dünyada önü ve arkası farklı olan tek bayraktır. Bayrağın ön tarafında devletin resmi arması varken, arka tarafta ise ucunda Frigya başlığı bulunan kahverengi bir çubuğun önünde duran aslan logosu, hemen üstünde ise slogan olarak \"Barış ve Adalet\" yazısı vardır. Başta söylediğimiz gibi, Paraguay gezginler için fazla bir şey vadetmiyor. Komşu ülkelerine kıyasla çok daha mütevazi bir ülke. Ama hiç mi gezecek bir yeri yok derseniz, uğramışken görebileceğiniz bazı yerlerini sıralayalım. Paraguay gezilecek yerler listesi şu şekilde.. Ciudad del Este Brezilya'nın Foz do Iguaçu şehriyle sınır komşusu. Arada bir köprü var ve ister yaya ister belediye otobüsü ile iki ülke arasında geçiş yapabiliyorsunuz. Hatta Foz do Iguaçu'da yaşayan insanların bir bölümü Ciudad del Este'de çalışıyor ve bu sınırı her gün geçiyorlar. Sınırda pasaportunuza damga vurdurmasanız bile sorun yaşamıyorsunuz çünkü kontrol eden bile yok. Öyle rahat bir nokta. Ciudad del Este'de vergi muafiyeti sebebiyle tam bir alışveriş çılgınlığı yaşanıyor. Koca şehir dev bir Tahtakale gibi. Etrafta kocaman tabelalar var ve üzerlerinde dünya markalarının isimleri yazıyor. Fakat ürünler genellikle kaçak ve orijinal kaliteye sahip değiller. Ciudad del Este sadece Paraguay'ın değil, kıtanın da en önemli ve en çok ziyaret edilen alışveriş noktası. Gün içinde Eminönü gibi iğne atsanız yere düşmüyor. Sınırın Brezilya tarafında yaşayan insanlar evlerinin günlük alışverişi için bile buraya gelip geri dönüyorlar. Sınır geçişi herkese serbest. Satılan ürünler ve yapılan geçişler kaçak olmasına rağmen iki ülke yönetimi de buna göz yumuyor. Böylece hem Paraguay ekonomisi dönüyor, hem de Brezilyalılar daha ucuza alışveriş yapmış oluyor Yakın olması sebebiyle Arjantinliler de buraya sık sık gelip gidiyor. Brezilya ya da Arjantin'den Ciudad del Este'ye belediye otobüsüyle geçecekseniz, pasaportunuza damga vurdurmak istediğinizi şoföre söylemeniz gerekiyor. O zaman sizin için sınırda duruyorlar. Aksi halde transit geçerler haberiniz olsun. Her ihtimale karşı ülkeden çıkarken sorun yaşamamak için giriş damgasını vurdurmanız iyi olur. Elektronik ürünlere meraklıysanız ve biraz para harcamayı da gözden çıkardıysanız buraya bir şans verin deriz. Örneğin Türkiye'den alacağınız bir fotoğraf makinesini 3'te 1 fiyatına burada bulabilirsiniz. Ama garantisi olur mu onu bilemiyoruz. Paraguay'ın başkenti Asuncion her açıdan ülkenin merkezi. Paraguay gezilecek yerler listesindeki mekanların büyük bölümü de burada yer alıyor. Asuncion, nüfus yoğunluğu ve ekonomik imkanları itibariyle ülkede büyük şehir diyebileceğimiz tek yer. Buna rağmen şehirde metro, tren vs. gibi raylı sistem bulunmuyor. Toplu ulaşım araçları sadece aşağıdaki gibi rengarenk otobüsler.. Otobüslerin içinde seyyar satıcılar hiç eksik olmuyor. Yiyecek, içecek satanlar, müzik aleti çalanlar, şarkı söyleyenler... Kimi ararsanız var. Baya bir gürültülü yolculuk yapıyorsunuz anlayacağınız. Paraguay'da otobüse binmek gezginler için unutulmaz ve eğlenceli anlar yaşatabilir. Ama bu şehirde yaşayan ve her gün bu gürültüye maruz kalanlar neler hissediyor bilemiyoruz! Asuncion tıpkı bu otobüsler gibi çok renkli bir şehir. Binaları, araçları, duvarları hep rengarenk.. Şehrin kuzeyinde, Paraguay Nehri kısmında tarihi binaların olduğu eski bir kent merkezi var. Bir de güneyde San Lorenzo, Villa Mora, Los Laureles gibi daha yeni yerleşimlerin olduğu bölgeler var. Konaklama yapacağınız zaman tarihi şehir merkezini değil de güneydeki yeni mahalleleri tercih etmenizi tavsiye ederiz. Tarihi şehir merkezinin geceleri pek güven veren bir havası yok. Akşamları hava kararınca dükkanların önünde bekleyen pompalı tüfekli güvenlikler insanı tedirgin ediyor. Her an silahlar çekilecek ve ortalık savaş yerine dönecek gibi bir hisle dolaşıyorsunuz. Hafta sonları insanlar genellikle Paraguay Nehri kıyısında vakit geçiriyor. Bölgede birkaç tarihi yapıtın dışında turistlere hitap eden fazla gezi mekanı yok. - Barro Müzesi - Tarihi Senato Binası - Asuncion Ulusal Katedrali - Avenida San Martin - Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi - Bağımsızlık Sarayı - Icono Kulesi - Panteon Nacional de los Heroes - Asuncion Botanik Bahçesi ve Hayvanat Bahçesi Asuncion'un olumsuz bir özelliği de, şehirdeki altyapı üstyapı gibi hizmetlerin gerçekten çok kötü olması. Şehrin her yeri buradaki gibi karmakarışık kablo manzaralarıyla dolu. Başkentin göbeği bile böyleyse diğer yerleri varın siz düşünün. Başkent Asuncion'da Türk esnaflar da var. Paraguay'ın üçüncü büyük şehri olan Encarnacion yakınlarındaki bu kalıntılar, Paraguay'da ziyaret edilmeyi en çok hak eden yerlerin başında geliyor. 1600'lü yıllarda Cizvit denilen Hristiyan misyoner gruplarının kurduğu bu yerleşim yeri UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Bir kısmı hasar gören kalıntılar restore edilerek koruma altına alınmış. Encarnacion şehir merkezinden katılacağınız turlarla burayı gezebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/paris-gezilecek-yerler/", "text": "Paris gezilecek yerler yazımızda \"Aşıklar Şehri\"ne kısa bir yolculuk yapacağız. Sadece aşıkların değil, sanat ve edebiyatın da kalbi olan Paris, Avrupa'nın en gözde turistik mekanlardan biri. Notre Dame Katedrali, Eyfel Kulesi, Louvre Müzesi, Disneyland gibi ihtişamlı yerlere sahip olan kent, her yıl dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor. Tarih boyunca pek çok büyük sanatçıya ilham vermiş olan Paris kendine has mimari yapıları, moda, dans ve yemek kültüründeki zenginliği, doğal güzellikleri, eğlence mekanları ve tarihi yapılarıyla çok yönlü bir metropol. Hemen her gezgin bu şehirde kendinden bir şeyler bulabilir. Çoğu insan şehrin romantik atmosferinden dem vursa da, binlerce yıllık köklü tarihe sahip Paris'in bundan çok daha fazlasını sunduğuna emin olabilirsiniz. Birazdan sıralayacağımız listenin sonuna geldiğinizde siz de bize hak vereceksiniz. Peki Paris'te gezilecek yerler nereler? Paris'te nereye gidilir, ne yapılır? Şehrin en popüler noktaları hangileri? Eyfel Kulesi'ne tırmanmaya, Mona Lisa tablosunun önünde selfie çekilmeye, Şanzelize Caddesi'nde bir tur atmaya, ara sokakları keşfetmeye hazırsanız, önce Paris hakkında birkaç kısa bilgi verelim, ardından şehir turumuza başlayalım.. - Paris Gezi Rehberi & Paris Hakkında Kısa Bilgiler - Eyfel Kulesi - Şanzelize Caddesi ve Zafer Takı - Montmartre - Notre Dame Katedrali - Sacre Coeur Bazilikası - Pantheon - Sainte Şapeli - Louvre Müzesi - Orsay Müzesi - Picasso Müzesi - Conciergerie Hapishanesi - Les Invalides - Paris'te Gezebileceğiniz Diğer Müzeler - Garnier Operası - Lüksemburg Sarayı ve Lüksemburg Bahçeleri - Versay Sarayı ve Bahçesi - Tuileries Bahçesi - Görülmeye Değer Paris Parkları ve Bahçeleri - Concorde Meydanı - Disneyland Paris Eğlence Parkı - Pompidou Merkezi - Paris Yeraltı Mezarları - Pere Lachaise Mezarlığı - Paris'te Görülecek Diğer Yerler # Paris Nerede? Fransa'nın başkenti Paris ülkenin kuzey kesiminde yer alıyor. İle-de-France Bölgesi'nin merkezi olan kent, Sen Nehri'nin kıyısında, nehrin Manş Denizi'ne döküldüğü yerin yaklaşık 375 kilometre iç kesiminde kalıyor. # Paris İçin Vize Gerekli mi? Evet, Paris'e gitmek için Fransa vizesi almanız gerekiyor. # Paris'te Hangi Para Birimi Kullanılıyor? Paris'te Avrupa Birliği üyesi Fransa'nın para birimi olan Euro kullanılıyor. # Paris Güvenli mi? Paris farklı dönemlerde çeşitli terör saldırılarına maruz kalmış bir şehir. Bu nedenle Paris'i ziyaret edecek olanlar bazen şehrin güvenliği ile ilgili endişe duyabiliyorlar. Yaşadığı olumsuz olaylara rağmen burası hala Avrupa'nın en çok turist çeken noktalarından biri olmaya devam ediyor. Güvenlik de sürekli üst düzeyde tutuluyor. Özellikle turistik bölgelerin çevresinde her daim polisleri görebiliyorsunuz. O yüzden Paris için Avrupa'nın diğer şehirlerinden daha az güvenli demek biraz haksızlık olur. Bir yabancı olarak Paris'te kapkaç, hırsızlık gibi olaylara karşı biraz daha dikkatli olmanız, gece geç saatlerde metro, otobüs, taksi gibi araçlarda eşyalarınızı gözünüzün önünden ayırmamanız yeterli. Bunun dışında ekstra endişelenecek biri durum yok. - Paris-Charles de Gaulle Havalimanı - Paris-Orly Havalimanı - Beauvais-Tille Havalimanı İstanbul da dahil olmak üzere Avrupa'nın birçok büyük şehrinden bu havalimanlarına direkt uçuş bulabilirsiniz. İstanbul Paris arası uçakla yaklaşık 3 saat 40 dakika kadar sürüyor. Paris'te bulunan üç havaalanından da şehir merkezine ulaşım için tren, belediye otobüsü, özel servis, taksi ve araç kiralama seçeneklerini kullanabilirsiniz. Paris hem ulusal hem de uluslararası demiryolu ağlarının merkezinde olduğu için, Avrupa'nın belli başlı kentlerinden buraya tren ile de gelebilirsiniz. Şehrin farklı bölgelerinde bulunan tren istasyonlarında hem yüksek hızlı hem de normal hızlı tren seçenekleri hizmet veriyor. Aynı şekilde Avrupa'nın birçok büyük şehrinden Paris'e giden otobüs seferleri de bulabilirsiniz. # Paris'e Ne Zaman, Hangi Mevsimde Gidilir? Paris genel anlamda okyanusal iklim etkisi altında olduğu için yıl boyunca ılıman bir havaya sahip. Yazları aşırı sıcak olmadığı gibi kış mevsimlerinde de hava sıcaklığı eksi derecelere pek düşmez. Yani Paris 4 mevsim ziyarete uygun bir şehir. Fakat yaz sezonlarında ve yılbaşı dönemlerinde kente çok fazla turist akını oluyor. Yoğun kalabalık beraberinde fiyatları da biraz şişiriyor. Eğer bu durumları da göz önünde bulundurursanız, Paris'e gitmek için ilkbahar ve sonbahar aylarını tercih etmeniz daha uygun olabilir. # Paris Şehir İçi Ulaşım Nasıl? Paris, şehir içi ulaşım konusunda Avrupa'daki en zengin seçeneklere sahip yerlerden biri. Şehrin çok geniş bir metro ağı ve banliyö treni ağı bulunuyor. Bu iki seçenek Paris gezisi için fazlasıyla işinizi görecektir. Bunun dışında hop on hop off turistik otobüsler ve belediye otobüsleri de şehrin her bölgesine ulaşım sağlıyor. Trafikte vakit kaybetmek istemeyenler Sen Nehri üzerinde işleyen tekneleri de zaman zaman kullanabilirler. Paris şehir içi ulaşımda kullanılan farklı kart seçenekleri var. Turistlerin en fazla işine yarayan kartların başında Paris Visite Pass geliyor. Bu kartla belirli gün sayısınca belirli bölgelerde sınırsız seyahat edebiliyorsunuz. Ayrıca bazı turistik yerlerde özel indirimler elde ediyorsunuz. Daha geniş kapsamlı bir kart arayanlar için de Paris Pass seçeneği bulunuyor. Bu kart Paris Visite Pass, Paris Museum Pass ve Paris Attraction Pass kartlarının özelliklerini tek kartta topluyor. Paris Pass ile hem indirimli ulaşım imkanı sağlıyorsunuz hem de Paris'teki birçok müze ve cazibe merkezine sıra beklemeden indirimli girebiliyorsunuz. Paris şehir merkezi yürüyerek gezmek için biraz fazla büyük. Bu nedenle toplu taşımalarda indirim sağlayan bu kartları edinmenizi tavsiye ederiz. Paris Pass fiyatlarını ve diğer tüm detayları resmi siteden takip etmek için tıklayın. Paris Visite Pass fiyatlarını ve diğer tüm detayları resmi siteden takip etmek için tıklayın. Bu arada yukarıda \"belirli bölgeler\" diye bir tabir kullandık. Bu konuya da kısaca değinelim. Paris'in merkezi 1'den 20'ye kadar numaralandırılmış bölgelerden oluşuyor. Örneğin aşağıda gördüğünüz Paris gezilecek yerler haritasındaki orta kısım Paris 1. Bölge yani şehrin tam göbeği. Eğer sayı küçükse (2. Bölge, 4. Bölge..) merkeze yakınsınız demektir. Sayı büyüdükçe (13. Bölge, 17. Bölge..) merkezden uzaklaşıyorsunuz anlamına gelir. Birazdan okuyacağınız Paris gezilecek yerler listesinde bu sayıları bol bol göreceksiniz. Sayıların büyüklüğü size o mevkiinin uzaklığı hakkında biraz fikir verecektir. Paris'te görülmesi gereken yerler dendiğinde akla gelen ilk mekan şüphesiz dünyanın en ikonik yapılarından olan Eyfel Kulesi. Fransa'nın sembolü olan Eyfel Kulesi, Paris'e gelen hemen her turistin ilk uğrak noktası oluyor. Kulenin yıllık ziyaretçi sayısı ortalama 7 milyon civarında. Bu sayının yüzde 75'i ise Fransa dışından gelen insanlar. Şimdiye kadar yaklaşık 300 milyon kişiyi ağırlayan Eyfel Kulesi 1887 1889 yılları arasında, 26 ay gibi kısa bir sürede inşa edilmiş. Kule aslında Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamalarına denk gelen Expo 1889 Paris Fuarı'nın giriş kapısı olarak yapılmış. Fuardan 1 sene sonra da yıkılması düşünülüyormuş. Fakat kulenin yapımını üstlenen firmanın sahibi olan Gustave Eiffel, demir kulenin 20 yıl boyunca yıkılmaması için izin almış. 20 yılın sonunda da Paris yöneticileri kuleyi yıkmak yerine o dönem yıldızı parlayan radyoların vericilerini yerleştirmek için kullanmaya karar vermişler. Bu süreçte demir kulenin popülerliği o kadar artmış ki çok fazla turist çekmeye başlamış. Zamanla da Fransa'nın sembol yapısı haline gelmiş. 1930 yılına kadar dünyanın en uzun kulesi unvanını taşıyan Eyfel, 18.038 parça demirin 2,5 milyondan fazla perçinle bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. 324 metre yüksekliğe sahip kule giriş kat ve 3 ayrı platformdan oluşuyor. - Giriş katta kuleye ismini veren Gustave Eiffel'in heykeli, büfeler ve mağazalar, - Birinci katta CinEiffel Müzesi, kış aylarında hizmet veren bir buz pisti, dinlenme alanı, cam platform, büfe, restoran ve hediyelik eşya dükkanı, - İkinci katta restoran, büfe ve hediyelik eşya mağazaları, - Üçüncü katta Gustave Eiffel'in ofisi, balmumu heykeller, panoramik haritalar ve bir bar bulunuyor. Eyfel Kulesi'nin 2. ve 3. katları gerçekten nefes kesen bir manzaraya sahip. Kulenin tepesine çıkıp bu muhteşem Paris manzarasını izledikten sonra, aşağı inip kuleyi çevreleyen Champ De Mars Parkı'nda sevdiceğinizle bol bol fotoğraf çekilebilirsiniz. Sen Nehri'nin kıyısında, Champ de Mars'ta bulunan Eyfel Kulesi'ne tren, metro ve otobüs gibi toplu taşıma araçlarıyla rahatça ulaşım sağlanıyor. Eyfel Kulesi giriş ücretlerini ve Eyfel Kulesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Paris'in en lüks ve prestijli mağazalarının, en iyi otellerinin bulunduğu Şanzelize, dünyanın en meşhur caddelerinden biri. Fransa ile hiç ilginiz olmasa bile bir şekilde bu caddenin ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Günde 300 bin, yılda ise yaklaşık 100 milyon insanın uğradığı bir mekan Champs Elysees. 2 kilometre uzunluğundaki Şanzelize Caddesi, Sen Nehri kıyısında, Louvre Müzesi'nin önünde bulunan Tuileries Bahçesi'nden başlar, Fransa tarihinin önemli simgelerinden olan Zafer Takı'na kadar uzanır. Estetik yapılara, görkemli tarihi binalara, gösterişli kafe ve restoranlara sahip Şanzelize Caddesi'ni boydan boya yürümek, Paris'te yapabileceğiniz en eğlenceli gezilerden biridir. Şanzelize, Fransa Kralı XIV. Louis'in emriyle 1664 yılında yapılmaya başlanmış. 1670 yılında da tamamlanmış. 1800'lü yıllarda, I. Napolyon'un Fransız askerlerinin anısına yaptırdığı Zafer Takı'nın buraya eklenmesiyle caddenin önemi daha da artmış. Zafer Takı'nın altında Fransız bir askerin naaşı yer alıyor. Naaşın hemen yanında da hiç sönmeden yanan, her gün yeniden harlanan bir ateş var. 50 metre yükseklikteki Zafer Takı'nın tepesinde ise Şanzelize manzarası izleyebileceğiniz bir teras ve bu anıtla ilgili ufak bir müze bulunuyor. Paris Zafer Takı giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Ressamlar Tepesi olarak anılan Montmartre, Paris'in en fazla turist çeken noktalarında biri olmasına rağmen özgün dokusunu kaybetmemiş bir bölge. Paris'in tarihini ve eski ruhunu yansıtan nadide yerlerden biri. Başta Picasso ve Van Gogh olmak üzere ünlü ressamların yaşamlarının bir dönemlerini geçirdiği Montmartre renkli evleri, parke taşlı sokakları, sanat galerileri ve butik dükkanlarıyla gezip dolaşması son derece keyifli bir semt. Dünyaca ünlü eğlence mekanları Moulin Rogue ve Lapin Agile, Sacre Coeur Bazilikası, Passage Jouffroy Çarşısı, Dali Paris Müzesi, Montmartre Müzesi, Rue de L'Olive Sokağı ve Le Bateau-Lavoir bu civarda görmeniz gereken önemli mekanlardan bazıları. Ayrıca Paris'in en yüksek noktası olan Ressamlar Tepesi'nin şehir manzarası da enfestir. Merkezi bir noktada yer alan Montmartre'ye metro ile kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayrıca bu bölgeyi gezmenin eğlenceli yollarından biri de Moulin Rouge'un önünden kalkan ufak gezi trenine binmek. Cüzi bir ücret karşılığında bu trenle Montmartre'nin dört bir yanını dolaşabilirsiniz. Fransa'nın en önemli dini yapısı olarak gösterilen Notre Dame Katedrali, Paris ile özdeşleşmiş bir başka önemli yapı. Seine Nehri'ndeki küçük bir ada olan İle de la Cite üzerinde yer alan Notre Dame Katedrali'nin ismi Fransızca'da \"Bizim hanımımız\" anlamına geliyor. 1163- 1345 yılları arasında inşa edilen Notre Dame Katedrali, Fransız gotik mimarisinin ilk ve en nadide örneklerinden biri. 37 şapel, 75 dev sütundan oluşan 130 metre genişliğindeki katedral hem sanatsal hem de mimari açıdan büyüleyici bir atmosfere sahip. Katedralin 3 büyük kapısı var. Sol tarafta bulunan Meryem Ana Kapısı'nda 'Kutsal Bakire' tasvirlerini, sağ taraftaki kapıda 'Azize Ana' hikayelerini, ortadaki kapıda ise 'Kıyamet Günü' tasvirlerini görebilirsiniz. Aynı anda 9 bin kişinin ibadet edebildiği bu mekan Keltler ve Romalılar tarafından da kutsal sayılıyor. Hatta şu anda Notre Dame de Paris'in bulunduğu yerde daha önceleri (M. S. 4. yy.) bir Roma şapeli varmış. Victor Hugo'nun 1831 yılında yayınlanan kitabı Notre Dame'ın Kamburu ile ününe ün katan katedralin içinde dönemin usta sanatçılarının değerli eserleri de yer alıyor. Katedralin görülmesi gereken önemli bölümleri ise şöyle; 69 metrelik 2 kule, Batı Cephesi, Gülpencereler, Bakire Taçkapısı, Uçan Payangalar, Galerie des Chimeres, Oymalı Koro Bölümü ve Hazine Dairesi. Hakkında kitaplar yazılan, filmler çekilen bu muhteşem yapı, Paris ziyaretinizde mutlaka uğramanız gereken duraklardan biri olmalı. Katedral, St. Michel Notre Dame metro istasyonuna yürüme mesafesinde. Notre Dame Katedrali giriş ücretlerini ve Notre Dame Katedrali ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Montmartre'de bulunan bu tarihi yapı Paris'in önemli kiliselerinden biri. 1875-1914 yılları arasında inşa edilmiş olan kilise, 1870 Fransa-Prusya Savaşı'nda hayatını kaybeden insanların anısına yaptırılmış. Fransızca'da \"Kutsal Kalp\" anlamına gelen Sacre Coeur'un yapımında bembeyaz kalker taşları kullanılmış. Bu taşlar yağmur suyu ile temas ettiğinde kendi kendini temizleme özelliğine sahip. Dolayısıyla Sacre Coeur Bazilikası yüz yıldan uzun süredir ayakta olmasına rağmen hala yeni gibi bembeyaz şekilde parlıyor. Kendi kendini temizleyen bu kilisenin içinde ise göz alıcı freskler, vitraylar, heykeller ve ünlü tablolar var. Ayrıca tepesinde bulunan 18,5 ton ağırlığındaki Savoy Çanı ise dünyanın en ağır çanlarından biri olma unvanına sahip. Kubbesinden tüm şehri kuşbakışı seyredebileceğiniz Sacre Coeur Bazilikası, Paris gezilecek noktalar listenizde olmalı. Bazilikaya giriş ücretsiz olsa da, kubbeye çıkmak için yaklaşık 300 basamak tırmanmanız gerektiğini hatırlatmış olalım. Sacre Coeur Bazilikası ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Paris 5. Bölge'deki Latin Mahallesi'nde yer alan Pantheon, Fransızların en önemli dini mabetlerinden biri. Kral XV. Louis tarafından 1758 1790 yılları arasında yaptırılan Pantheon, Paris'in koruyucusu olduğuna inanılan Azize Genevieve'e ithaf edilmiş. Kilise amacıyla inşa edilen yapı Fransız Devrimi sonrası bu özelliğini yitirmiş ve şehrin anıt mezarı olarak kullanılmaya başlanmış. Roma'daki adaşına çok benzetilen Pantheon'un içerisinde Jean-Jacques Rousseau, Emile Zola, Victor Hugo, Joseph-Louis Lagrange, Voltaire, Marie Curie, Alexandre Dumas gibi ünlü isimlerin mezarları yer alıyor. Bu tarihi yapının ilginç bir özelliği daha var. Fizikçi Leon Foucault 1851 yılında burada bir deney yapmış. Pantheon'un kubbesine 67 metre uzunluğunda bir sarkaç asan Foucault, sarkaç topunun her salınımda yaklaşık 1 cm. presesyon yaptığını görmüş. Bu olay dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünün ilk kanıtı olarak tarihteki yerini almış. \"Foucault Sarkacı\" deneyi Pantheon'un dünya çapında ünlü olmasında oldukça etkili olmuş. Pantheon giriş ücretlerini ve Pantheon ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Cite Adası'ndaki görkemli ibadethanelerden bir diğeri de Sainte Şapeli. 1240'lı yıllarda yapılmış olan şapel, mimarisinden çok rengarenk vitrayları ve bu vitraylardan içeri yansıyan ışıklarıyla ünlü. Burası Notre Dame Katedrali'nin gölgesinde kalsa da emin olun Paris'in en güzel gezi noktalarından biri. Ana salonu çevreleyen dev camlar, duvar süslemeleri, içerideki ışık oyunları kısa bir süre başınızı döndürüyor. Gotik mimarinin en güzel örneklerinden olan Sainte Şapeli, Hristiyanlar için önemli bir mekan. Çünkü burası ilk inşa edildiği yıllarda \"Kutsal Emanetler\" olarak isimlendirilen parçalara ev sahipliği yapmış. Hatta kilisenin esas yapılış amacı da buymuş. Kral IX. Louis 1239 yılında çıktığı bir seferde \"İsa'nın Dikenli Tacı\" olduğuna inanılan parçayı Bizans İmparatoru'ndan satın almış. Daha sonra yine büyük paralar ödeyerek çarmıh parçalarını, mızrağı, çivileri, Hz. İsa'nın kanından birkaç damlayı da alarak Kutsal Emanetler'i bir araya getirmiş. Bunları saklamak için Sainte Şapeli yaptırmış. Fransız Devrimi sırasında kiliseden çalınan bu parçalar daha sonra bulunmuş fakat buraya değil Notre Dame Katedrali'ne götürülmüş. Kutsal Emanetler şu an orada sergileniyor. Paris Adalet Sarayı'nın bahçesinde bulunan Sainte Şapeli'ni Paris gezinize dahil etmeyi unutmayın. Sainte Şapeli giriş ücretlerini ve Sainte Şapeli ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Dünyanın en iyi sanat müzelerinden biri olan Louvre Müzesi, Paris'te mutlaka uğramanız gereken noktalardan. Yaklaşık 73 bin m alana kurulu bu devasa müzede 35 bine yakın eser sergileniyor. Neredeyse 10 futbol sahası kadar alanı kaplayan müzenin tamamını gezmeniz haftalar sürer. O nedenle ilgi alanınıza giren galerileri seçip o kısımları dolaşmanız çok daha mantıklı bir seçim olur. Louvre Müzesi binası ilk olarak 13. yy. başlarında, dönemin Fransa Kralı II. Philippe tarafından kale olarak yaptırılmış. 14. yy'da Kral V. Charles'ın malikaneye dönüştürdüğü bu kale, 1546 yılında ise I. François'in emriyle Kraliyet Sarayı olarak kullanılmaya başlanmış. Sonraki yıllarda sergi salonu, edebiyat ve heykeltıraşlık okulu gibi farklı amaçlar için kullanılan yapı zamanla genişletilmiş. Son şeklini 1930'lu yıllarda alan Louvre Müzesi o günden bu yana \"Dünyanın En Büyük Sanat Müzesi\" unvanıyla her yıl milyonlarca ziyaretçi ağırlıyor. Yakın Doğu, Mısır, Yunan, Etrüsk, Roma ve İslam eserlerinin sergilendiği Louvre Müzesi'nde Mona Lisa, Venus de Milo, Marly Atları, Medusa'nın Salı gibi eşsiz parçalar bulunuyor. Ayrıca Michelangelo, Raphael, Carracci ve Rembrandt gibi ustaların en nadide eserlerini de burada görme şansına sahipsiniz. Louvre Müzesi'nin en çok dikkat çeken bölümlerinden biri de 21 metre yüksekliğindeki 'Cam Piramit'. Filmlerde ve belgesellerde görmeye alışık olduğumuz bu piramit Çinli Mimar I. M. Pei tarafından 1989 yılında inşa edilmiş. Müzenin girişini oluşturan Louvre Piramidi'nin önünde haftanın her günü uzun kuyruklar oluşuyor. Bu nedenle müze ziyareti için biletinizi online olarak erkenden almanız önemli. Aksi halde Paris'in en güzel noktalarından birini es geçmek zorunda kalabilirsiniz. Paris'in tam merkezinde, Sen Nehri kenarında bulunan Louvre Müzesi'ne ister metro, ister otobüs kullanarak kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Müze girişi Palais Royal-Musee du Louvre metro istasyonuna yürüme mesafesinde. Louvre Müzesi giriş ücretlerini ve Louvre Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Louvre'un ardından Paris'in en önemli ikinci müzesi olan Orsay, 1986'da kurulmuş. Seine Nehri'nin sol tarafındaki eski bir tren garında yer alan müze, özellikle resim ve heykel sanatına ilgi duyanların ziyaret etmesi gereken bir yer. - Bougeureau'nun Equality Before Death tablosu, - Vincent Van Gogh'un otoportresi ve Starry Night Over the Rhone tablosu, - Edgar Degas'ın La Petite Danseuse de Quatorze Ans (14 Yaşındaki Küçük Dansçı) heykeli, - Cezanne'ın The Card Players tablosu, - Monet'nin Poppy Field ve Blue Water Lilies tabloları, - Manet'nin Olympia tablosu, - Renoir'nın Bal du Moulin de la Galette tablosu. Paris'te gezilecek en güzel müzelerden biri olan Orsay Müzesi, Solferino metro durağına yürüme mesafesinde. Ayrıca RER trenlerini kullanarak Musee d'Orsay İstasyonu'nda inip müzeye ulaşabilirsiniz. Orsay Müzesi giriş ücretlerini ve Orsay Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. 20. yüzyılın en büyük sanatçılarından biri olarak kabul edilen İspanyol ressam Pablo Picasso'ya adanan müzelerden biri de Paris'te bulunuyor. Hayatının büyük bölümünü Fransa'da geçiren Picasso bu topraklarda binlerce eser ortaya koymuş. Ünlü ressam 1973 yılında Fransa'da ölünce, ailesi cenaze masraflarına karşılık bu eserlerin ciddi bir kısmını Fransa Hükümeti'ne bağışlamış. Paris'in Marais Bölgesi'ndeki en güzel yapılardan biri olan Hotel Sale, 1985-86 yıllarında restore edilerek sanatçının bu eserlerinin sergilendiği müze haline getirilmiş. Picasso Müzesi'nde sanatçının 200'den fazla tablosu, heykelleri, seramik çalışmaları, fotoğraf albümleri, mektupları ve daha pek çok özel eşyası sergileniyor. Ayrıca Picasso'nun yakın arkadaşları olan Cezanne, Degas ve Matisse gibi isimlerin de bazı eserlerini burada görebilirsiniz. Paris Picasso Müzesi giriş ücretlerini ve Picasso Müzesi ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Notre Dame Katedrali'nin de bulunduğu Cite Adası'nda yer alan Conciergerie Binası'nın geçmişi 13. yüzyıla uzanıyor. Kraliyet Sarayı olarak inşa edilen yapı zaman içinde pek çok farklı amaç için kullanılmış. Şu an hapishane müzesi olan Conciergerie'nin popülerliği ise bir idam olayından geliyor. Fransa'nın ünlü kraliçesi Marie Antoinette, Fransız Devrimi sonrası burada hapse atılmış. Giyotinle idam edilmesine karar verilen kraliçe hayatının son günlerini de burada geçirmiş. Müzeyi gezerken giyotini, mahkum hücrelerini ve zindanları yakından görebiliyorsunuz. Oldukça ürpertici ve etkileyici bir mekan. La Conciergerie giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Paris 7. Bölge'de yer alan Les Invalides, 1671-1678 yılları arasında inşa edilmiş, içerisinde Fransa'nın askeri tarihi ile ilgili anıtlar ve müzeler barındıran çok önemli bir kompleks. Kral XIV. Louis'nin emriyle yaptırılan Les Invalides'in kurulum amacı, yaşlı ve yardıma muhtaç askerlerin bakımıymış. Savaş döneminde binlerce gazinin bakımının yapıldığı tesisin ismi Türkçe'de \"değersizler, engelliler\" anlamına geliyor. Fakat yapı o kadar görkemli ve büyük ki ismiyle hiç uyuşmuyor. Ana hastane binası, meydan, katedral ve ordu müzelerinin bulunduğu bu tesisi gezerek Fransa'nın askeri tarihi ile ilgili detaylı bilgiler edinebilirsiniz. Özellikle dünyanın en büyük eski silah ve zırh koleksiyonlarından birine sahip Musee de l'Armee bölümü kesinlikle görülmeye değer. Les Invalides'in en önemli kısımlarından biri de Napolyon Bonapart'ın mezarının yer aldığı altın kubbeli Dome Kilisesi. Musee de l'Armee giriş ücretlerini ve Musee de l'Armee ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Müze ve sanat galerileri anlamında çok zengin bir şehir olan Paris'te sanata ve sanatçıya gerçekten büyük değer veriliyor. Şehrin birçok noktasında önemli kültürel tesisler mevcut. Paris'in bu yönünü daha fazla keşfetmek isteyenler için, Paris'te gezilecek diğer müzelerden de kısaca bahsedelim. Daha sonra Paris turumuza farklı turistik noktalarla devam edelim. # Dekoratif Sanatlar Müzesi : Geçmişi 1905 yılına kadar uzanan Paris Dekoratif Sanatlar Müzesi, Louvre Sarayı'nın batı yakasında yer alıyor. Burası genellikle Louvre Müzesi'nin bir parçası gibi algılansa da aslında ayrı bir müze. Oldukça büyük ve estetik bir binada hizmet veren Dekoratif Sanatlar Müzesi'nde mobilyadan tablolara, porselenden mücevhere, halıdan oyuncaklara kadar binlerce sanat eseri sergileniyor. Paris Dekoratif Sanatlar Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Rodin Müzesi : Fransız heykeltıraş Auguste Rodin'e adanmış olan bu müze 1919'da açılmış. İki lokasyona ayrılmış olan Rodin Müzesi'nin bir tanesi şehir merkezindeki Hotel Biron'da, diğeri ise sanatçının Paris'in hemen dışında bulunan evi Villa des Brillants'da hizmet veriyor. Rodin Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Quai Branly Müzesi : Eyfel Kulesi ile Alma Köprüsü'nün tam ortasında yer alan bu tesis Paris'te gezebileceğiniz en ilginç yerlerden biri. Quai Branly Müzesi'nde aşina olduğumuz Avrupa kültürü eserlerini değil Afrika, Asya, Amerika, Okyanusya gibi dünyanın uzak köşelerine ait kültürel değerleri, isimleri unutulmaya yüz tutmuş sanatçıların yapıtlarını görebiliyorsunuz. \"Klasik müzelerden sıkıldık, yeni bir şeyler görmek istiyoruz\" diyenler, Quai Branly Müzesi'ni Paris'te gezilecek müzeler listesinde üst sıralara almalı. Quai Branly Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Orangerie Müzesi : Birazdan aşağıda bahsedeceğimiz Tuileries Bahçesi'nin içinde yer alan Orangerie Müzesi, 1927 yılından bu yana hizmet veren önemli bir sanat merkezi. Pablo Picasso, Henri Rousseau, Cezanne, Matisse, Modigliani, Claude Monet, Pierre-Auguste Renoir gibi ustaların tablolarını görebileceğiniz müzede ağırlıklı olarak izlenimcilik, ard izlenimcilik ve Paris Okulu akımlarına ait tablolar sergileniyor. Orangerie Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Mimarlık ve Mimarlık Mirası Müzesi : Trocadero Meydanı'nda bulunan bu müze adından da anlaşılacağı üzere mimari ve şehircilik konularına ilgisi olanlara hitap ediyor. 1880'li yıllardan bu yana hizmet veren tesiste Fransız tarihine ait mimari kalıplar, uluslararası mimari modeller, devasa büyüklükte heykel ve vitraylar sergileniyor. Mimarlık ve Mimarlık Mirası Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Moyen Çağı Müzesi : Paris'in göbeğindeki Latin Mahallesi'nde yer alan Musee de Cluny, daha çok Orta Çağ meraklılarına hitap eden ilginç bir müze. 15. yüzyıldan kalma Hotel de Cluny binasında hizmet veren müzede başta Fransa olmak olmak üzere Avrupa'nın farklı bölgelerine ait Orta Çağ koleksiyonları sergileniyor. Moyen Çağı Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Carnavalet Müzesi : Paris'te gezmekten büyük keyif alacağınız bir diğer müze, Marais Bölgesi'nin merkezinde yer alan Carnavalet Müzesi. Carnavalet ve Le Peletier de Saint Fargeau isimli iki tarihi konağın birleştirilmesiyle oluşturulmuş müzede Paris'in tarihine ve yaşam kültürüne ait objeler, dekoratif malzemeler, tablolar ve daha binlerce eser sergileniyor. Bu müzeyi Paris'in etnografya müzesi gibi düşünebilirsiniz. Carnavalet Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Paris Modern Sanatlar Müzesi : Şehrin en önemli sanat müzelerinden olan MAM, Trocadero Meydanı ile Alma Köprüsü'nün ortasındaki Palais de Tokyo binasında yer alıyor. Temelleri 1947 yılında atılan Paris Modern Sanatlar Müzesi sahip olduğu on binden fazla modern ve çağdaş sanat eseriyle alanında dünyanın en büyüklerinden. Paris Modern Sanatlar Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # 59 Rivoli Sanat Galerisi: 59 Rivoli bir müzeden ziyade sanatı ve halkı bir araya getiren ilginç bir platform. Daha doğrusu bir sanat atölyesi. Devlet makamlarının boşalttığı bir bina 1999 yılında birkaç sanatçı tarafından temizlenip elden geçirilerek sanat üretimi yapmak isteyenlerin hizmetine sunulmuş. Hem de tamamen ücretsiz. Sonraki yıllarda belediyenin destek verdiği bu proje büyüyüp gelişmiş ve pek çok kişinin sanat icra ettiği bir mekana dönüşmüş. Duvarlarından merdivenlerine kadar her bir köşesi ilginç sanat eserleriyle dolu bu galeriyi Rivoli Caddesi üzerinde ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. 59 Rivoli ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Jacquemart-Andre Müzesi : Haussmann Bulvarı'nda yer alan bu özel müze emsallerine göre daha mütevazı bir sanat müzesi. 1913 yılında halka açılan tesiste Edouard Andre ve Nelie Jacquemart isimli iki koleksiyonerin hayatları boyunca topladıkları sanat eserleri sergileniyor. Jacquemart-Andre Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Decouverte Müzesi : Şanzelize Caddesi'ndeki Grand Palais'da bulunan Decouverte, Paris'in Bilim ve Keşifler Müzesi olarak biliniyor. Müzede matematik, fizik, kimya, jeoloji astronomi ve biyoloji bölümlerinden oluşan farklı salonlar ve bu alanlara ait eserler sergileniyor. Decouverte Müzesi özellikle çocuklu ailelerin hoşuna gidebilecek bir mekan. Decouverte Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Ulusal Doğa Tarihi Müzesi : Fransa'nın Ulusal Doğa Tarihi Müzesi ülkenin farklı noktalarına dağılmış tesislerden oluşuyor. Bu tesislerden bir tanesi de Paris'teki Cuvier Caddesi üzerinde. 2 km. gibi devasa bir alana yayılmış olan bu bilim müzesi Botanik Bahçesi, Antropoloji İnsan Müzesi ve Paris Hayvanat Bahçesi gibi kısımlardan oluşuyor. Müzenin tarihi 17. yy'a kadar uzanıyor. Ve inanması güç ama Paris Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nin koleksiyonunda yaklaşık 67 milyon tür bulunuyor. Balıklar, deniz ürünleri, sürüngenler, kuşlar, insan iskeletleri, fosiller, memeliler, çiçek ve bitki türleri, canlı hayvanlar, mineraller... Yani anlayacağınız bilim, doğa, hayvan ve bitki meraklılarının mutlaka görmesi gereken bir müze. Fransa Ulusal Doğa Tarihi Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. # Bourdelle Müzesi : 1949'da açılan bu müzede heykeltıraş Antoine Bourdelle'in (1861-1929) eserleri sergileniyor. Aynı zamanda Bourdelle'in evi ve atölyesi olan binada sanatçının eskizlerini, ilk taslaklarını ve kullandığı kalıpların orijinal hallerini yakından görebiliyorsunuz. Bir dönem Rodin'in asistanlığını yapmış olan Antoine Bourdelle, Giacometti, Matisse ve Maillol gibi büyük sanatçılar da yetiştirmiş. Bourdelle Müzesi giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Paris Opera Binası hem iç hem dış tasarımıyla görenleri kendine hayran bırakan muhteşem bir yapı. Dönemin ünlü mimarlarından Charles Garnier tarafından tasarlanan bina İmparator III. Napolyon'un emriyle 1875 yılında hizmete girmiş. Barok mimarinin nadide örneklerinden biri olan Palais Garnier'in içinde Beethoven, Mozart, Rossini, Meyerbeer ve Daniel Auber gibi isimlerin bronz büstleri de yer alıyor. Garnier Operası 2 binin üzerinde koltuk kapasitesiyle Avrupa'nın en büyük opera binalarından biri. Genelde bale ve klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapan Garnier Operası'nı gezmek için herhangi bir etkinliğe katılmanıza gerek yok. Normal günlerde de opera binasını ziyaret edebiliyorsunuz. Zaten binanın kendisi bir müze gibi ziyaret edilmeyi hak ediyor. Özellikle fuayenin üzerini kapsayan mozaik kubbeli tavan resimleri ile Marc Chagall imzası taşıyan büyük salonun tavanı opera binasının en görkemli yerleri. Dünyaca ünlü Operadaki Hayalet oyununa da ilham veren Opera Garnier, Paris gezilecek yerler listesinde mutlaka yer alması gereken bir mekan. Kendi adını verdiği meydanda bulunan Palais Garnier, Opera metro durağına yürüme mesafesinde. Opera Garnier giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini, ayrıca yaklaşan etkinlikleri resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Paris'in en görkemli saraylarından biri olan Lüksemburg Sarayı, şehrin 6. Bölge denilen bölümü üzerindeki Vaugirard Caddesi'nde yer alıyor. Günümüzde Fransa Senatosu olarak kullanılan yapı 1615 1645 yılları arasında, Kral XIII. Louis'nin annesi Marie de Medici'nin emriyle inşa edilmiş. Marie de Medici, Floransalı olduğu için Lüksemburg Sarayı'nın planını Floransa'daki Pitti Sarayı'nın bir benzeri olarak çizdirmiş. Yıllar içinde saray pek çok farklı amaç için de kullanılmış. Bu nedenle yapı ilk halinden biraz uzaklaşmış ama hala tüm heybetiyle sapasağlam ayakta. Sarayın en önemli bölümü yaklaşık 25 hektarlık alanı kaplayan ihtişamlı bahçesi. Yemyeşil bitki örtüsü, meyve ağaçları, renkli çiçekler ve ünlü isimlerin heykelleriyle bezeli Lüksemburg Bahçeleri'nin ortasında yapay bir göl ve meşhur Medici Çeşmesi bulunuyor. Bu bahçe Parisliler için bir buluşma noktası. O yüzden haftanın her günü epey kalabalık. Özellikle iş ve okul çıkış saatlerinde dolup taşan bir mekan. Kadıköy'deki Boğa Heykeli, Taksim'deki AKM, Beşiktaş'taki İskele neyse Paris'teki Lüksemburg Bahçeleri de o diyebiliriz. Gezi siteleri içinde pek bahsedilmiyor ama Lüksemburg Sarayı'nın muhteşem dizayn edilmiş bir bölümü daha var ki o da kütüphanesi. Fırsatınız olursa Fransız Senato Kütüphanesi'ni de görmeyi ihmal etmeyin. Lüksemburg Bahçeleri ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. UNESCO Dünya Miras Listesi'nde bulunan Versay Sarayı ve Bahçesi, Fransa tarihinin ihtişamını, zenginliğini ve gücünü yansıtan önemli eserlerden biri. Yapımı 1660'lı yıllara dayanan Versay Sarayı, ilk olarak XIII. Louis tarafından bir av köşkü olarak inşa ettirilmiş. Zamanla yapılan eklemelerle genişletilen saray şu an bahçesiyle birlikte tam 8,2 km gibi devasa bir alanı kaplıyor. Sadece saray binasının büyüklüğü bile 63 bin m . Günümüzde müze olarak hizmet veren Versay Sarayı'nın tamamını ve bahçesini gezmek gibi bir düşünceniz varsa, bunun için tüm gününüzü ayırmanız gerekebilir. 2300 odalı Versay Sarayı içerisinde görmeniz gereken önemli alanlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz; Aynalar Salonu, Venüs Salonu, Mars Salonu, Hercule Salonu, Büyük Galeri, Kraliyet Şapeli, Kraliyet Daireleri ve Kraliyet Opera Salonu. Bu arada bilmeyenler için hatırlatalım. 1678 1684 yılları arasında yapılan Aynalar Salonu II. Dünya Savaşı'nı sonlandıran Versay Antlaşması'nın imzalandığı oda olduğu için tarihi önemi yüksek bir yer. Versay Sarayı Bahçeleri de tıpkı sarayın kendisi gibi harika bir tasarıma sahip. Bu alanda dikkat çeken yapıların başında ise Mevsim Çeşmeleri, Neptün Çeşmesi, Apollo Çeşmesi, Hayvanların Kavgası Çeşmesi, Ejderha Çeşmesi ve Aynalar Çeşmesi geliyor. Dönemin en iyi sanatçıları tarafından yapılan yüzlerce heykelin süslediği Versay Bahçeleri dünyanın en büyük açık hava müzelerinden birine dönüşmüş. Paris merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunan Versay Sarayı'na RER trenlerini kullanarak ulaşım sağlayabilirsiniz. Versay Sarayı giriş ücretlerini ve Versay Sarayı ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Paris'in tam göbeğinde, Concorde Meydanı ve Louvre Müzesi'nin ortasında yer alan Tuileries Bahçesi, Paris gezinizde sık sık uğrayacağınız en güzel yeşil alanlardan biri. Bu bahçe 1564 yılında yapılan, 1871 yılında Fransa'da çıkan ayaklanmada ise yakılıp yıkılan Tuileries Sarayı'nın bir parçası olarak inşa edilmiş. Saraysız kalan bahçe şu an sanki Louvre Müzesi'nin bir parçasıymış gibi görünse de aslında ayrı bir yer. İçinde kocaman bir lunaparkın da bulunduğu Tuileries Bahçesi yürüyüş yolları, heykelleri, süs havuzu ve çevresindeki kafeleri ile oldukça huzurlu ve sakin bir mekan. Şehir turu sırasında biraz soluklanmak için Tuileries Bahçesi ideal bir seçenek. Paris, müzeleri ve tarihi yapılarıyla olduğu kadar düzenli yeşil alanları, parkları ve botanik bahçeleriyle de dikkat çekiyor. Bu tarz yerlerde vakit geçirmekten hoşlananlar için Paris'in en güzel parklarından birkaçını daha listeleyelim. # Boulogne Ormanı: Paris'in batısında, Sen Nehri kıyısında yer alan büyük bir yeşil alan. Bir bakıma Paris'in Belgrad Ormanı sayılır. İçerisinde hipodromlar, hayvanat bahçesi, yürüyüş ve koşu yolları, piknik alanları, göller ve botanik bahçeleri bulunuyor. # Buttes Chaumont Parkı: Paris 19. Bölge'de yer alan park yaklaşık 25 hektarlık büyük bir alanı kaplıyor. Buttes Chaumont yüksek bir tepede kurulu olduğu için çok güzel bir şehir manzarasına da sahip. Parka ulaşmak için metronun Botzaris durağında inebilirsiniz. # Monceau Parkı: Merkezi bir noktada yer alan Monceau Parkı'na Şanzelize Caddesi'nden yürüyerek ulaşabilirsiniz. Park ufak olsa da müze ve alışveriş merkezlerine yakınlığı nedeniyle sıkça ziyaret edilen bir yer. # Montsouris Parkı: Paris 14. Bölge'de yer alan Montsouris Parkı turistik alanlara biraz uzak kaldığı için sessiz, sakin bir yer. İçinde geniş bir göl ve ufak bir restoran bulunan parka RER tren hattını kullanarak ulaşabilirsiniz. # Villette Parkı: Paris'in en büyük parklarından biri olan Villette, şehrin kuzeydoğusunda yer alıyor. l'Ourcq Kanalı'nın içinden geçtiği bu bölge \"Bilim ve Kültür Parkı\" olarak da anılıyor. 55 hektarlık bir alana yayılmış olan Villette Parkı'nın içinde müzeler, sinema, konser salonu, canlı performans alanı ile çocuk oyun alanları bulunuyor. Paris'in en ünlü meydanı olan Place de la Concorde, Şanzelize Caddesi ile Tuileries Bahçesi arasında yer alıyor. 1750'li yılların ortasında yapılan Concorde Meydanı, Kral XV. Louis'nin heykelinin dikilmesi için seçilen bir alanmış. Bir dönem kralın ismi ile anılan meydan daha sonra yaşadığı kanlı isyanlar sebebiyle Concorde Meydanı olarak isimlendirilmiş. Başta Kraliçe Marie Antoinette'in idamı olmak üzere pek çok olaya şahit olan bu meydan, Fransa tarihinde de önemli bir yere sahip. Concorde Meydanı'nın ortasında Mısır'daki Luksor Tapınağı'ndan getirilmiş bir Dikilitaş bulunuyor. Meydan, içinde bulunan heykeller ve havuzlar, etrafını çevreleyen tarihi binalarla adeta bir açık hava müzesi gibi. Yaklaşık 8 hektarlık bir alanı kaplayan Concorde Meydanı, Paris'te gezilmesi gereken yerlere yakınlığından dolayı muhtemelen sık sık yolunuzun düşeceği bir mekan. \"Paris'te nerede kalınır?\" sorusuna cevap arayanlara bu meydan çevresini rahatlıkla önerebiliriz. # Vosges Meydanı: Yine merkezi bir konumda bulunan bu meydan 1600'lü yılların başında inşa edilmiş. Notre Dame'ın Kamburu ve Sefiller gibi dünya klasiği olmuş kitapların yazarı Victor Hugo'nun bir dönem yaşadığı ev de Vosges Meydanı'nda bulunuyor. Şu an müze olan evi ücretsiz olarak gezebilirsiniz. # Vendome Meydanı: Paris 1. Bölge'de yer alan Vendome Meydanı'nın geçmişi 1702 yılına kadar uzanıyor. Tarihi meydanın en dikkat çeken özelliği ise ortasında bulunan 44 metrelik Vendome Sütunu. Bu şatafatlı meydanın çevresinde şu an çok lüks ve aşırı pahalı mağazalar yer alıyor. Eğer ucuzluk peşindeyseniz, Vendome Meydanı'nı şöyle bir turladıktan sonra arkanıza bile bakmadan hızla oradan uzaklaşabilirsiniz. Çocuklar ve içindeki çocuksu ruhu kaybetmeyen yetişkinler için Paris'in vazgeçilmez mekanı olan Disneyland, 1992 yılından bu yana hizmet veriyor. Disney'in masal dünyasını yansıtan bu tema parkı iki kısımdan oluşuyor; Disneyland Park ve Walt Disney Studios. Yaklaşık 2 bin hektarlık alan üzerine kurulu olan parkta onlarca oyun alanı, alışveriş merkezi, kafe ve restoranlar var. Çocukları eğlendiren Walt Disney çizgi film karakterlerini parkın her köşesinde görebiliyorsunuz. Parkın 2002 yılında hizmete giren Walt Disney Studios bölümünde ise daha çok Marvel, Star Wars ve Pixar hayranlarına hitap eden eğlenceler, aktiviteler var. Bu kısımlar genelde film stüdyoları gibi tasarlanmış ve adrenalin tutkunlarına hitap ediyor. Disneyland, Paris kent merkezine yaklaşık 32 kilometre uzaklıkta. Parkı isterseniz bireysel, isterseniz bir tura dahil olarak gezebilirsiniz. Kendi imkanları ile gidecek olanlar RER trenlerini kullanarak bölgeye ulaşabilirler. Disneyland Paris'in içerisinde konaklama imkanı sunan farklı oteller de mevcut. Eğer burada 1 günden fazla vakit geçirmek isterseniz, parkın içindeki otellerde kalabilirsiniz. Disneyland Paris giriş ücretleri, ziyaret saatleri ve otel fiyatları hakkında tüm detayları resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Paris'in önemli kültür-sanat merkezlerinden biri olan Pompidou, 1971-1977 yılları arasında inşa edilmiş. İsmini Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı George Pompidou'dan alan bu tesis yüksek teknoloji mimari üslubuna göre yapılmış ve 10 katlı binanın tamamında çelik malzeme kullanılmış. 1970'li yıllarda böylesine farklı bir mimarinin uygulanması Parislileri o dönem epey şaşırtmış tabi. Pompidou Merkezi'nin içerisinde on binlerce çağdaş-modern sanat eserinin sergilendiği bir müze, devasa bir kütüphane, sergi salonları, sinema, mağazalar, kafe ve restoranlar bulunuyor. Binanın en üst katında ise Paris manzaralı güzel bir seyir terası var. Georges Pompidou Kültür ve Sanat Merkezi, sanatseverler için Paris gezisine dahil edilebilecek ilginç bir mekan. İçini gezmeseniz bile yapının kendisini görmeye gidebilirsiniz. Ayrıca Le Marais olarak adlandırılan bu bölge Paris'in en hareketli semtlerinden biri. Şehirde konaklama için bu civarı da değerlenebilirsiniz. Paris, yer üstünde olduğu kadar yer altında da çok ilginç mekanlara ev sahipliği yapıyor. Ama bu kez bahsedeceğimiz yer pek herkese göre değil. Catacombs isimli Paris Yeraltı Mezarları kilometrelerce uzunluktaki tünellerden oluşuyor. Ve bu tünellerde 6 milyonu aşkın insanın iskeleti var. Sanki bir sanat eseri yapar gibi duvarlara nizami şekilde dizilmiş milyonlarca kafatasından bahsediyoruz. Onlarca girişi olan bu devasa mezarlığın 1,5 km'lik kısmı ziyarete açık. Peki Paris'te böyle bir mezarlık neden/nasıl yapılmış? Onu da kısaca anlatalım. 1700'lü yılların sonunda Paris'te salgın hastalıklar baş göstermiş. Öyle ki gün içinde sokağa çıkan Parisliler her gün etrafta bir sürü ceset görüyorlarmış. Artık mezarlıklar tamamen dolmaya, sokaktaki ölü insan sayısı yaşayanların sayısını geçmeye başlamış. Buna bir çözüm arayan yerli halk, ölen insanları şehrin eski taş ocaklarına götürüp buradaki koridorlara düzgün şekilde istiflemeye başlamış. Hatta hastalığı yaydığı düşünülen diğer mezarlıklardaki ölüleri bile çıkartıp buraya taşımışlar. Sonunda ortaya bu \"Ölüler Şehri\" çıkmış. Cesaret benim göbek adım diyenler Paris turuna Catacombs'u da dahil edebilirler. Mezarlığın ana girişi Colonel Henri Rol-Tanguy Bulvarı'nda yer alıyor. Günlük ziyaretçi sayısı kısıtlı olduğu için biletinizi önceden ya da online olarak almanız önemli. Paris Yeraltı Mezarları giriş ücretlerini ve ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip etmek için tıklayın. Ünlüler mezarlığı olarak bilinen Pere Lachaise, 1804 yılında mimar Alexandre Theodore Brongniart tarafından inşa edilmiş. Mezarlık ilk yapıldığı yıllarda şehir merkezine uzaklığı nedeniyle halk tarafından pek rağbet görmemiş. Ta ki Moliere ve Jean de La Fontaine'in mezarları 1817 yılında buraya taşınana kadar. İki ünlü Fransız yazarın Pere Lachaise Mezarlığı'na defnedilmesiyle mezarlığın namı almış yürümüş. Şu anda yüzbinlerce insanın yattığı Pere Lachaise'de kimler yok ki! Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Oscar Wilde, Honore de Balzac, Frederic Chopin, George Bizet, Auguste Comte, Edith Piaf, Jim Morrison, Camille Pissarro, Apollinaire, Marcel Proust, Auguste Blanqui, Maria Callas... Anlayacağınız içerisi Şampiyonlar Ligi gibi. Mezarlık deyip geçmemeniz gereken bu yere her yıl milyonlarca turist uğruyor. Vakti bol olanlar için, Paris gezisine dahil edilebilecek birkaç ekstra mekan tavsiyesi daha verelim ve Paris gezisi blog yazımızı sonlandıralım. # Lafayette Galerisi: Paris 9. Bölge'de bulunan Galeries Lafayette, şehrin en eski ve en prestijli alışveriş merkezlerinden. Özellikle modayı yakından takip edenlere hitap eden bir mekan. # Les Passages Couverts de Paris: Paris'in kapalı çarşısı diyebileceğimiz, pasajlarla dolu bir yer. 19. yy'dan kalma bu pasajlar mimarisi ile de göz dolduruyor. Çeşit çeşit dükkanların bulunduğu Les Passages Couverts, Paris 2. Bölge'de, oldukça merkezi bir konumda. # Rue Cremieux: Gare de Lyon bölgesinde yer alan bu sokak rengarenk boyalı evleriyle popüler olmuş bir yer. Karşılıklı iki katlı şirin evlerin dizili olduğu Rue Cremieux özellikle fotoğraf sanatçılarının gözde mekanlarından. # Madeleine Kilisesi: Atina'nın meşhur Akropolis'ine benzerliğiyle dikkat çeken Madeleine Kilisesi, Paris 8. Bölge'de yer alıyor. Yapımı 1842'de tamamlanan kilise gösterişli sütunları, üçgen alınlıklı çatı düzeni ve iç tasarımı ile Paris'in görülmesi gereken yerlerinden. # Montparnasse Kulesi: Kendisiyle aynı ismi taşıyan semtte bulunan Montparnasse, Paris'in en yüksek binalarından biri. Montparnasse Kulesi'nin teras katı, özellikle Eyfel Kulesi'ni güzel bir açıdan fotoğraflamak isteyenler için harika bir yer. # Pont Neuf: Türkçe \"Yeni Köprü\" anlamına gelen Pont Neuf, ilginç bir şekilde Paris'in en eski köprüsünün adı. Gerçi İstanbul'un en eski camilerinden birinin ismi de Yeni Cami. O yüzden pek şaşırmamak lazım. Sen Nehri'nin ortasındaki Cite Adası'nın batı ucunda yer alan bu tarihi köprü çok güzel bir manzaraya sahip. Zaten muhtemelen Paris gezinizde defalarca üzerinden geçeceksiniz. # Arap Dünya Enstitüsü : Burası bir müze, eğitim kurumu ve araştırma merkezi. Arap Dünya Enstitüsü 1980 yılında, 18 Arap ülkesinin bir araya gelip Fransa ile anlaşması sonucu kurulmuş. Arap coğrafyası ile Fransa arasında bilim, sanat ve teknoloji işbirlikleri yapıp, Fransa'da Arapça ve Arap kültürel değerlerini tanıtmak amacıyla kurulan bu tesis zamanla büyüyüp gelişmiş. Günümüzde Fransa'nın sembol yapılarından birine dönüşmüş. Özellikle İslami sanatın zenginliğini ve çeşitliliğini görmek isteyenlere hitap eden farklı bir yer."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/patagonya-gezi-rehberi-gezilecek-yerler/", "text": "Patagonya, Latin Amerika'nın güney ucuna doğru inen, Antarktika'ya kadar uzanan Şili ve Arjantin arasında paylaşılmış toprakların ismi. Patagonya'da fazla yerleşim yeri ve nüfus bulunmuyor. Zorlu coğrafi şartları var. Belgesellerden aşina olduğumuz muhteşem doğa manzaralarının bir kısmı bu coğrafyada yer alıyor. Patagonya hem Arjantin'e hem de Şili'ye oranla çok daha pahalı. Patagonya gezisi özellikle sırtçantalı gezginler için bütçeyi çok zorlayacak ama gittiğinize de kesinlikle değecek bir yer. - Patagonya Hakkında Genel Bilgiler - Patagonya Gezilecek Yerler - El Calafate - Los Glaciares Ulusal Parkı ve Perito Moreno Buzulu - Bariloche - El Chalten - Puerto Madryn - Ushuaia - Queulat Milli Parkı - Mermer Mağaraları - Torres Del Paine Milli Parkı Esasında Türkiye'den daha büyük yüz ölçümüne sahip olan Patagonya, Anadolu'da bir büyük şehir kadar nüfusa sahip. Patagonya'nın nüfusu 2021 yılı itibari ile takriben 2 ila 2.5 milyon kadar. Ülkede toplam 18 şehir yerleşimi var. 6 şehir Şili'de, 12 şehir Arjantin'de bulunuyor. Patagonya, güneye indikçe güney kutbuna yaklaştığınız ve mevsimin gittikçe kışa döndüğü çok soğuk bir bölge. En uygun zamanları Türkiye'ye göre kışa, Patagonya'ya göre yaza denk gelen Aralık, Ocak ve Şubat ayları. Diğer aylara göre biraz daha ılıman bir dönem. Bu ayların olumsuz yönü ise çok fazla turist akını olduğu için konaklama ve ulaşım işlerinizi erkenden halletmek durumunda kalmanız. Oteller, hosteller, otobüsler ve uçaklar epey kalabalık oluyor. Bu sebepten dolayı konaklama ve yeme içme gibi konular biraz pahalı oluyor. Patagonya tamamen turistik bir bölge olduğu için Şili ve Arjantin'in hemen her yerinden uçak ve otobüsle ulaşmak mümkün. İsterseniz Şili Santiago'dan ya da Arjantin Buenos Aires'ten başlar otobüslerle en güneye Ushuaia'ya kadar inebilirsiniz. Tabi iki şehir arasında 24 saat ve üzeri yolculukları göze almanız gerekiyor. Ya da aktarmasız uçak seferlerini kullanırsınız. Şili'nin Puerto Montt şehrinden güneye inen yataklı gemi seferleri de yapılıyor. Hava şartlarının durumuna göre otostop çekerek güneye inmekte çok tercih edilen bir seçenek ama tabi kış dönemine denk gelmezseniz daha iyi olur. Kilometrelerce hiçbir insanın yaşamadığı uzun ve bomboş coğrafyalardan bahsettiğimiz için öyle her an otostop çekeceğiniz bir araç bulma şansınız olmayabilir. Patagonya'da yaşam ömür boyu tatil gibi bir şey. Çünkü dünyanın en güzel doğa harikalarından biri burası. Hem Arjantin hem Şili'de toprakları bulunan 1 milyon km 'lik Patagonya'da, gezilmesi gereken belli başlı yerleri 2 kısım olarak inceleyelim. - Arjantin Patagonya Gezilecek Yerler - Şili Patagonya Gezilecek Yerler İlk olarak Arjantin Patagonya Gezilecek Yerler listesine bakalım. El Calafate Patagonya'nın en çok turist çeken bölgelerinden biri olduğu için, Buenos Aires ve Ushuai başta olma üzere Arjantin'in hemen her yerinden uçak ya da otobüs bulma şansınız var. El Calafate Havalimanı ile şehir merkezi arası uzak değil. Servis ya da taksiyle hızlı bir şekilde merkeze ulaşabilirsiniz. Burada ziyaret etmeniz gereken tek ve önemli bir nokta var zaten. Los Glaciares Ulusal Parkı içinde yer alan Perito Moreno Buzulu. O yüzden lafı hiç uzatmadan direkt konuya girelim. Patagonya başlı başına size muhteşem manzaralar sunmasına sunuyor ama burası bir başka gerçekten. El Calafate'de bulunan Perito Moreno Buzulu, Patagonya'nın en özel yeri. Kutup bölgeleri hariç dünyada böyle bir buzulu görme şansınız yok. Geriye doğru kilometrelerce uzanan bir buz kütlesi var. Bu kütle her gün bir miktar ileri doğru akarak geliyor. Ön kısımda ise parçalanarak ufak ufak kırılıp suya karışıyor. Ufak dediğimize bakmayın siz. Buzun sadece su üstündeki uzunluğu 60-70 metreden fazla. Yani İstanbul Boğaz Köprüsü yüksekliğinde. En az iki misli de suyun altında var. Büyük bir gürültüyle kopup düşen parçaları izlemek hem çok heyecanlı hem de korkutucu. Zamanı tam belli olmuyor ama en az 8-10 yıllık aralarla da büyük kopmalar yaşanıyor. Parçalar kırılırken önce gök gürültüsüne benzer şiddetli bir ses çıkıyor. Olduğu yerden kayarak suya düşen parça büyük dalgalara sebep oluyor. Bu sirkülasyon yüzyıllardır bu şekilde devam ediyor burada. Dünyadaki tüm buzullar erime tehlikesi altındayken Perito Moreno Buzulu ise her yıl daha da büyüyormuş. Los Glaciares Ulusal Parkı'na şehir terminalinden sürekli kalkan otobüsler var. Yol 1 saat kadar sürüyor. Şehir tamamen tur acentalarıyla dolu olduğu için tur satın alarak gitme imkanınız da var. İsterseniz otobüsten indikten sonra parkın hemen girişinde bot turu satın alıp nehre dalarak buzulların olduğu bölgeye gidebilirsiniz. Ya da yürüyüş parkurlarından ilerleyerek kendiniz de gidebilirsiniz. Park çok büyük, tamamını gezmeniz en az birkaç saatinizi alacaktır. Alt resimde parkın yürüyüş rotaları haritasını görebilirsiniz. 30 dakika ile 1 buçuk saat arasında değişen parkurlar var. Yürüyüş yolunun sonunda, buzulun tam karşısında seyir terası var. Manzarayı buradan rahatça seyredebiliyorsunuz. Ayrıca katılacağınız ücretli tekne turlarıyla buzulların kırılma anına daha yakından şahit olabiliyorsunuz. Tekneler güvenli bir noktaya kadar buzullara yaklaşabiliyorlar. Buzların üzerinde yürüme yapabileceğiniz turlar da var. Özel ayakkabılar ile belirli rota üzerinde, rehber eşliğinde benzersiz bir yürüyüş deneyimi sağlıyor. Tam adı San Carlos de Bariloche olan bu şehir Arjantinliler başta olmak üzere Patagonya'nın en sevilen ve en çok ziyaret edilen şehri. Genel olarak giden herkes hem doğasını hem şehrin kendisini İsviçre'ye benzetiyor. Gözünüzü nereye çevirseniz yüksek ve karlı dağ manzaraları, göller, uçsuz bucaksız ormanlar var. Bariloche'nin en iyi olayı trekking rotaları. Müthiş doğasında çok güzel yürüyüş rotaları bulunuyor. Bunun yanından kano turu, bisiklet gezisi rotaları mevcut. Gittiğiniz mevsime göre kayak ve tırmanma aktiviteleri de yapabilirsiniz. İçinde göllerin ve irili ufaklı adaların olduğu Nahuel Huapi Milli Parkı da Arjantin Patagonyası'ndaki meşhur gezi yerlerinden biri. Ayrıca Bariloche şehir merkezinin her yeri çikolata dükkanlarıyla dolu. İsviçre benzetmesinin sebeplerinden biri de bu sanırız. Patagonya'nın ortasında yer alan ve manzara açısından en muhteşem yerlerinden biri de El Chalten kasabası. Yürüyüş parkurları ve kamp yerleri olarak dünyanın sayılı güzelliklerinden biri de burası. Bölgenin meşhur zirvesi Fitz Roy. Bu dağın etrafında kilometrelerce uzunluktaki trekking rotalarını kullanarak hem yürüyüş hem de kamp yapma imkanınız var. Fitz Roy dağının adı, Charles Darwin'in buralara keşif yapmak için geldiği gemisi olan HMS Beagle'ın komutanı olan Robert Fitz Roy'dan geliyor. Dağı 1877 yılında Francisco Pascasio Moreno keşfetmiş ve bu adı o vermiş. Yürüyüş ve kamp rotaları 20-30 km'lik mesafelerden başladığı için buraya en az 1 tam gününüzü ayırmanız gerekiyor. Bölgede ayrıca Perito Moreno Buzulu'na göre biraz ufak olan Viedma Buzulu yer alıyor. Viedma Gölü içindeki buzula hem yürüyüş hem de tekne turu ile ulaşıp gezebiliyorsunuz. Ufak diyoruz ama Viedma Buzulu, Patagonya gezilecek yerler listesinde üst sıralarda yer alıyor. Sanki her gün buzul görüyormuş gibi tribe girmeyelim şimdi durduk yere. Puerto Madryn, Patagonya'nın Atlantik Okyanusu kıyısında bulunan önemli bölgelerden biri. Kuzeyinde bulunan Valdes Yarımadası başta balinalar olmak üzere birçok çeşit hayvana ev sahipliği yapıyor. Mayıs-Aralık ve Eylül-Ekim aylarında yavrulama dönemine giren balina ve katil balinaları kıyıya çok yakın yerlerde görebiliyorsunuz. Punta Lomo bölgesinde deniz aslanlarını, Punta Tombo tarafında ise Macellan penguenlerini ve Macellan yunuslarını ziyaret edebilirsiniz. Dünyada bu hayvanlara bu kadar yakından bakabileceğiniz yer sayısı çok azdır. Puerto Madryn bu eşsiz bölgelerden biri. Valdes Yarımadası'nda görebileceğiniz diğer bir unutulmaz hayvan ise üzeri özel bir zırhla kaplı olan Armadillo. Bu hayvanın zırhının kurşun geçirmediği söyleniyor. Hatta konu olduğu bir haberde Amerikalı birisi Armadillo'dan seken kurşunla kendini yaralamış diye okumuştuk. Armadillo'ya neden kurşun sıkıyorsun! O da ayrı bir sorun. Puerto Madryn, Patagonya gezi rehberi listesinde, özellikle hayvan severler için bir numaralı ziyaret yeri. Arjantin'in en güney ucunda \"Dünyanın Sonu\" olarak bilinen Ushuaia şehri için detaylı yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Antarktika'dan önce köprüden son çıkış olan bu şehir size buzlar ülkesinin giriş biletini de sunuyor. Şimdi gelelim Şili Patagonya Gezilecek Yerler listesine. Şili'nin Aysen bölgesinde yer alan Queulat Milli Parkı, Cisnes nehrinin ortadan ikiye ayırdığı 1,541 km genişliğinde doğa harikası bir yer. Puyuhuapi kasabasından bu parka kalkan araçlar bulunuyor. Parkta trekking rotaları, tekne gezisinin yanı sıra ağzınızı açık bırakacak aşağıdaki manzarayı da görebilirsiniz. Queulat Buzulu iki yamaç arasında asılı halde duruyor ve arasından büyük bir şelale akıyor. Şili'de asılı buzul kütleleri görülebilecek başka yerler de var belki ama bunun gibisi yok. Queulat Asma Buzul Şelalesi, Patagonya görülmesi gereken yerlerde kesinlikle olmalı. Ayrıca Puyuhuapi kasabası, termal otellerin olduğu ve tamamen doğanın içinde harika bir yer. Balık tutmayı seviyorsanız burada güzel zaman geçirebilirsiniz. Bir kısmı Şili, bir kısmı Arjantin sınırları içinde bulunan General Carrera Gölü'nün Şili tarafında, Puerto Sanchez ve Puerto Rio Tranquilo isimli, karşılıklı 2 küçük kasabanın tam ortasında yer alan Mermer Mağaraları sıra dışı görüntüsüyle Şili Patagonyası'ndaki büyüleyici yerlerden biri. Yüzyıllar boyunca bu mağaraya çarpan göl suları duvarları bu şekle getirmiş. Mağaraların görüntüsü sanki kaya değil de camdan yapılmış gibi. Mağaraları görmek için Puerto Sanchez ve Puerto Rio Tranquilo'dan tur seferlerine katılmanız gerekiyor. Kısa ve uzun süreli, farklı tekne turu çeşitleri var. Torres del Paine Ulusal Parkı, Şili Patagonyası'nda Puerto Natales adındaki küçük bir liman şehrine yakın bölgede yer alıyor. Bu park ismini parkın içinde 3 sivri kule şeklinde uzanan dağlardan dolayı Paine'nin Kuleleri olarak almış. Paine Masifi'de deniyor. El Chalten'deki Fitz Roy dağına çok benziyor. Yaklaşık 2500 km 'lik parkın içinde tam bir doğal yaşam ortamı var. Bir lama türü olan guanako sürüleriyle karşılaşabiliyorsunuz. Parkta ayrıca, bu bölgeye has bir hayvan olan gri Patagonya tilkisi, condor adındaki yırtıcı bir kuş türü ve pumalar yaşıyor. Torres del Paine Ulusal Parkı, kışın kar altındayken bembeyaz, yazın ise mavi ve yemyeşil, nefes kesen manzaralara sahip. Parkta 2 uzun trekking rotası bulunuyor. - 4-5 gün süren \"W\" trekking rotası. - 8-10 gün süren \"O\" trekking rotası. Kamp çadırları ve rehber eşliğinde bu yürüyüş turlarına katılabiliyorsunuz. Bölge tüm Patagonya'da olduğu gibi çok pahalı. Sadece parka gidiş-geliş ve giriş ücreti olarak 50 dolar civarı para harcarsınız (2020). Bir de katılacağınız tur ücretleri var tabi. Günübirlik olanlar 40 dolar civarı. Patagonya... Dünyada size cenneti ucundan gösteren, vahşi, soğuk, ıssız ama eşi bulunmaz muhteşem bir coğrafya. Emekleriniz için çok çok teşekkürler. Ufuk açıcı, çok değerli bir yer olmuş burası, çok yararlandım ve hayatıma yeni hedefler kattım. Elinize sağlık."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/peru-amazonlari-gezi-rehberi/", "text": "Amazon ormanlarının uzandığı 9 ülkeden biri de Peru. Yağmur Ormanları, Peru'nun kuzey ve doğu sınırlarını boydan boya kaplamış vaziyette. Peru'da yapmak isteyeceğiniz Amazon gezisini iki kısımda değerlendirebilirsiniz. - Kuzeyde; Iquitos - Güneyde; Puerto Maldonado, Manu ve Çevresi Peru öyle enteresan bir ülke ki tam ortasından geçen And Dağları nedeniyle ülkenin batısında tamamen kupkuru çöller hakimken, doğusu yağmurun hiç dinmediği Amazon ormanlarıyla kaplı. Yani şu iki fotoğraf aynı ülkeye ait. İki kısma ayırdığımız Peru Amazonları gezilecek yerleri ayrı başlıklar halinde inceleyelim. Ülkenin kuzeyinde yer alan Iquitos, Peru Amazonları'nın en popüler şehri diyebiliriz. Şamanların kutsal ayahuasca ayinleri, yerli ziyaretleri ve doğasıyla nam salmış. Ama bu ayin ve yerli ziyaretleri maalesef yine pazarlama etkisinin kurbanı olmuş ve doğallığını tamamen yitirmiş. Katılacağınız şaman ayinleri, yerli ziyaretleri ve Peru ayahuasca turu adı altındaki geziler tamamen kurgudan ibaret onu baştan söyleyelim. Yine de bu deneyimi yaşamak için tercih edilebilir tabi. Iquitos'da esas olay Amazon Nehri'nde yapacağınız muhteşem tekne gezileri, pirana avı, orman yürüyüşü ve kendinizi bir film sahnesinde hissettirecek muhteşem doğası. Iquitos şehrine kara ulaşımı bulunmuyor. Buraya uçakla veya Amazon Nehri üzerinden tekne ile gelmek mümkün. Lima ve Cusco gibi büyük şehirler üzerinden yapılan uçuşlarla gelmek en tercih edilebilir ve en rahat yöntem olur. Ya da bu bölgeye en yakın küçük yerleşim yerleri olan Pucallpa, Tarapoto gibi nehir kenarındaki şehirlere otobüs ile gelip tekne ile yola devam etmek. Günlerce sürecek ve kendi hamağınız dışında pek yatacak yer bulamayacağınız tekne yolcuğu epey yorucu olacaktır onu belirtelim. Ayrıca Iquitos'a Kolombiya, Ekvador ve Brezilya'dan gelen gemiler de bulunuyor. Tabi mesafe uzadıkça yolda geçecek zaman 3-4 güne kadar çıkabilir. Hızlı teknelerle bu süre kısalıyor ama fiyat epeyce bir yükseliyor tabi. Gecenin zifiri karanlığında Amazon Nehri üzerinde dar ve sıkışık bir tekne üzerinde seyahat etmek pek hayallerinizdeki gibi bir macera olmayabilir. Küçük bir koloni şehri olan Iquitos'un, sürekli etrafınızı çeviren pazarlamacıları ve biraz bakımsız bir şehir olması yüzünden çok hoşunuza gideceğinizi düşünmüyoruz. Şehrin birkaç halk pazarı dışında pek görülmeye değer bir şeyi de yok zaten. En meşhur olanı Belen Pazarı. Bu pazarda timsah ve kaplumbağa etleri, ayahuasca çayı gibi sıra dışı yiyecek, içecekler bulabilirsiniz. Iquitos'da yapmanız gereken en iyi şey hızlı bir şekilde seçmek istediğiniz tura göre bir acentayla anlaşmak. Günübirlik yapılan Amazon turları var, bir de gece konaklamalı turlar. Günübirlik turlarda göstermelik olarak birkaç kabile ziyareti yapılıyor. Birkaç tane de kafes içindeki vahşi hayvanı görüyorsunuz. Tamamen tiyatral bir ortam yani. 1 ila 3 gün konaklamalı turlar ise en ideali. Bu tur içinde rehber eşliğinde muhteşem bir orman yürüyüşü yapabiliyor, pirana avına çıkabiliyor ve harika hayvanlarla tanışıp yakından görebiliyorsunuz. Özellikle maymunlar, bırakın insandan korkmayı sizi gördüklerinde direkt üzerinize gelip yiyecek arıyorlar. Tembel hayvan, tukan kuşu, timsahlar ve piranalar tur sırasında görme şansını yakalayacağınız diğer hayvanlar oluyor. Nehirde gördüğünüz 2-3 metre boyundaki balıklar insanı baya bir ürkütüyor. Bizim gibi, balıklarla en yakın ilişkisi Eminönü'nde yarım ekmek yaptırıp yemek olan kişiler şu fotoğraftaki hayvanla baş başa kalırsa... tövbeler olsun.. Timsahlardan, anakondalardan bahsetmiyoruz bile. Iquitos'da yapacağınız 2 ya da 3 gece konaklamalı bir tur müthiş bir Amazon deneyimi için yeterli olur diye düşünüyoruz. Buraya ulaşabileceğiniz en yakın bölge Peru'nun Machu Picchu'ya ev sahipliği yapan meşhur şehri Cusco. Puerto Maldonado, Cusco'ya uçakla 1 saat, otobüsle ise yaklaşık 8-9 saat uzaklıkta kalıyor. En iyi seçenek Cusco'dan alacağınız bir tur paketi ile bölgeye gelmek. Ya da Puerto Maldonado'ya gelip tur paketinizi buradan alabilirsiniz. Tercih size kalmış. Puerto Maldonado'nun merkezine geldiğinizde, Amazon içerisinde kalacağınız bölgeye geçmeden önce eşyalarınızın büyük kısmını şehirde bırakmanız gerekiyor. Yapacağınız turun büyük kısmı tekneyle gerçekleşeceği için yanınıza bavul dolusu fazla eşya alamıyorsunuz. Birkaç gün size yetecek eşyanız kafi. Kalan eşyaları anlaştığınız tur firmasına bırakabiliyorsunuz. Gerekli eşyalarınızı yanınıza aldıktan sonra Amazon Nehri'nin bir kolu olan Madre De Dios Nehri üzerinde teknelerle konaklama yapacağınız Lodge dedikleri kulübe şeklindeki barakaların olduğu bölgeye gidiliyor. O andan sonra size Amazon'da olduğunuzu sonuna kadar hissettiren harika doğayla iç içe kalıyorsunuz. Rehber eşliğinde katılacağınız orman yürüyüşlerinde size devasa boyutlardaki ağaçlar, daldan dala atlayan maymunlar ve onların çığlıkları eşlik ediyor. Tekne ve orman gezilerinde şansınıza göre su samuru, siyah kaymanlar, pirana balıkları görebiliyorsunuz. Bölgede anakonda, puma gibi yırtıcı hayvanlarda var ama bunları görmek her zaman mümkün olmuyor. - Sandoval Gölü - Apu Victor Gölü - Maymun Adası - Tambopata Candamo Ulusal Parkı Her biri birinden muhteşem yerler. Hatta şunu iddialı biçimde söyleyebiliriz; bindiğiniz teknenin her an devrilecekmiş gibi incecik olması, bunaltıcı nem ve sıcak, sürekli etrafta dolaşan sinekler ve börtü böcekler bu muhteşem manzaranın etkisiyle hep geri planda kalacak. Bu tur içerisinde 'Amazon yerlileri' dedikleri bazı ev ziyaretleri oluyor. Yerel kıyafet giymiş bazı aile evlerini görüyorsunuz ama bunlar yine tamamen turistlere yönelik hazırlanmış sahte yerliler. 🙂 Muhtemelen siz oradan ayrıldıktan sonra Play Station başına geçip Real Madrid- Barcelona maçı açıyorlardır. Bu durum Amazonlara yapacağınız hemen her turda geçerli maalesef. 2-3 günlük bir tur, bu bölge için yeterli olur diye düşünüyoruz. Burası Peru'nun 17 bin km alanı kaplayan en büyük milli parkı ve Unesco Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan, Amazon ormanlarının en iyi korunmuş bakir bölgelerinden biri. İç bölgelere kara yolu olmaması ve Manu şehrine ulaşımın zorluğu nedeniyle park temizlik ve doğallık açısından şimdilik gerçekten çok iyi durumda. Cusco'dan kara yoluyla parkın belirli bir bölgesine kadar gidilebiliyor. Madre De Dios nehri üzerinden yapılan tur seferleri mevcut. İçinde dev su samurları, onlarca çeşit maymun türü, binlerce çeşit kuş ve kelebek türü, kapibara, jaguar, anakonda gibi hayvanlar barındıran parkın bazı bölgelerinde yerli kabileler, nehir kenarlarında ise köyler bulunuyor. Manu Milli Parkı'nı Cusco'dan alacağınız kapsamlı tur programlarıyla gezebilirsiniz. 4 günlük olanlar oldukça ideal diyebiliriz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/peru-gezi-rehberi-ve-gezilecek-yerler/", "text": "Peru 13. yy'da kurulan İnka İmparatorluğu'nun merkezine ev sahipliği yapmış, tarihi, doğası, insanları ve şehirleriyle Güney Amerika'nın en renkli ve sıra dışı ülkelerinden biri. Uzaklığına aldırmadan Avrupa'dan ve Uzak Doğu'dan bile her yıl yüz binlerce turiste ev sahipliği yapıyor. Bunun en büyük nedeni ise tabi ki Machu Picchu. Ama Peru'yu sadece Machu Picchu ile özdeşleştirmek bizce yanlış. İnkalar ve sonrasına ait birçok gelenek, görenek ve kültürlerini hala sürdürüyorlar. Peru, Latin Amerika kültürünü yakından deneyimleyebileceğiniz bir ülke. Hele bir Peru mutfağı var ki içinden çıkamazsınız. Peru'da binlerce çeşit patates yetişiyor. \"Patatesin çeşidi mi olur, bildiğimiz patates işte\" diyorsanız çok yanılıyorsunuz. Marketlerde tatlısı, tuzlusu, renklisi, şekillisi bir sürü patates çeşidi görünce durumu sorup soruşturduk. Söylediklerine göre Peru'da 4 binden fazla patates türü yetiştiriliyormuş. Bir kısmını gözümüzle görmesek hayatta inanmazdık. Peru'nun hakikaten çok çeşitli ve müthiş bir mutfağı var. Coğrafi olarak ise anlatılmaz yaşanır. Amazon ormanlarından tutun, çöldeki vahalara, gizemli Nazca Çizgileri'ne varana kadar her bir bölgesinde farklı heyecan yaşatıyor. Lima gibi Güney Amerika'nın en modern ve gelişmiş şehirlerinden birine sahip. Peru'nun gezilecek en güzel yerlerini tek tek incelemeden önce ülke hakkında genel bilgileri kısaca özetleyelim. Peru, Güney Amerika'nın batı yakasında Atlantik Okyanusu kıyısında, And Dağları'nın ortadan ikiye böldüğü, yarısı çöl, yarısı orman ilginç bir ülke. Şili, Bolivya, Brezilya, Ekvador ve Kolombiya ile sınır komşuluğu var. 2021 yılı itibariyle Türkiye'den Peru'nun herhangi bir şehrine aktarmasız uçuş yok. İstanbul'dan ya Avrupa üzerinden ya da Güney Amerika şehirlerinden tek aktarma yaparak uçabilirsiniz. Bolivya, Ekvador gibi komşu ülkelerden kara yoluyla kolay ulaşım sağlanabilir. Aynı zamanda Brezilya ve Kolombiya'dan Amazon Nehri'ni kullanarak gemilerle de geçiş yapılabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 90 gün süreyle Peru'da vizeden muaf durumdalar. Peru, Türkiye'den vize istemiyor. Kıta genelinde olduğu gibi Peru'nun resmi dili İspanyolca. Bunun yanında yoğun nüfusu olan Quechua ve Aymara yerlilerinin dilleri de resmi dil statüsünde. Quechua dili aynı zamanda İnkaların da diliydi. 2021 yılı itibariyle Peru nüfusu yaklaşık 33 milyon. Bu nüfusun 1/3'ü Peru'nun başkenti Lima'da yaşıyor. Peru'nun resmi para birimi Nuevo Sol. Peru gezginler için pahalı bir ülke değil. Hemen her şehrinde uygun fiyatlarla gezebilirsiniz. Özellikle komşusu Brezilya ve Ekvador'u düşününce Peru bu anlamda çok daha ekonomik. Sadece Machu Picchu ziyareti biraz pahalıya mal olabilir. Ama onu da Avrupa ile kıyaslarsanız aslında normal. Böyle bir ziyaret alanı Avrupa'da olsa muhtemelen giriş çok daha pahalı olurdu. Machu Picchu'ya ucuza gitme yöntemlerini Peru yazı dizimizin içinde detaylı şekilde anlatacağız. Ayrıca Amazon turu yapmak için Peru'nun Iquitos şehri en uygun noktalardan biri. Kolombiya ya da Bolivya'yı da yanına katarsanız Peru sırf gezip görmeye gitmek için bile çok güzel bir coğrafya. Peru yeraltı kaynaklarında altın ve bakır ön planda. En fazla ihraç edilen iki maden bunlar. Kıyı ülkesi olduğu için balıkçılık ve tarım da önemli bir geçim kaynağı. Kahve üretiminde çok iyiler. Sahip oldukları doğal güzellikler ve tarihi dokusuyla turizm de ülkenin en fazla gelir getiren ekonomik kaynaklarından. Perulular binlerce çeşit patates yetiştirmelerine rağmen bunu ekonomik anlamda pek iyi kullanamamışlar. M. Ö. 1200'lü yıllardan başlayarak birçok medeniyetin gelip geçtiği ve izler bıraktığı, İnkalara, Amazon ormanlarına ve And dağlarına ev sahipliği yapan Peru'nun gezip görülmesi gereken en güzel yerlerine bakalım. Peru gezilecek yerler listesinde olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir yer Huacachina. Ertem Şener'in bir Barcelona maçında Ronaldinho için kullandığı çok meşhur replik vardı; \"Çöldeki bir vaha gibi o\". Böyle demişti çünkü vaha dünyada ender görülen güzelliklerden bir tanesi. İlk gördüğünüzde 'gerçek mi değil mi' diye bir duraksatır insanı.. En güzellerinden biri de burası. Huacachina gerçekten Ronaldinho kadar büyüleyici bir yer. Hakkını vermek lazım. Huacachina, Peru'nun Ica şehrine çok yakın bir konumda yer alıyor. Ica, başkent Lima'ya karayoluyla 4-5 saat civarı mesafede. Otobüsle kolay ulaşılabilecek bir noktada. Cusco'dan da sürekli gelen otobüsler bulabilirsiniz. Huacachina ise Ica'ya araçla en fazla 10 dakika sürüyor. Ica'da karınca gibi her yerde göreceğiniz mototaksilerle Huacachina'ya gidip gelebiliyorsunuz. İşin ilginç yanı, dünyanın en kurak yerlerinden biri olan bu vahanın okyanusla arası sadece 55 km. Sabah Mecnun gibi aşkınızdan çöllere düşüp Leyla.. Leyla.. diye dolaşmaya başlasanız akşamına okyanusa ulaşıyorsunuz. Şaşkınlıktan Leyla'yı falan unutursunuz. Öyle enteresan bir yer. Ica biraz sıcak olsa da gayet güzel bir şehir. Çok iyi hosteller mevcut. Konaklama konusunda sıkıntı yaşamazsınız. Pahalı bir yer de değil. Şehirde normal araçtan çok 3 tekerli mototaksiler var. Her yere kolay ve hızlı ulaşım sağlayabilirsiniz. Huacachina buraya yürüyecek kadar yakın bir noktada. Konaklamayı Huacachina'da da yapabilirsiniz. Burası yaklaşık 100 kişinin yaşadığı bir vaha. Geceyi Huacachina'da bir hostelde geçirirseniz sabah muhteşem bir gün doğumuna şahit olabilirsiniz. Tabi biraz erken kalkıp gölün hemen yanındaki tepeye tırmanmanız gerek. Huacachina'da genelde turistik tesisler ve göl etrafında tur firmaları bulunuyor. En çok yapılan atraksiyon ise kum üzerinde snowboard yapmak. Merkezden uygun fiyata snowboard kiralayıp yakındaki tepelere çıkarak kayabiliyorsunuz. Bir de buradaki Dune Buggy denilen safari araçlarıyla çöl içinde uzun ve kısa süreli turlar var. Kum üzerinde oldukça süratli gidebilen bu araçlar adrenalini tavan yaptıran bir gezi gerçekleştiriyorlar. Öyle laf olsun diye adrenalin demiyoruz yalnız. Baya Mad Max filmini canlı canlı yaşıyorsunuz. Kum tepelerin zirvesine son sürat çıkıp oradan aşağı salıyorlar aracı ki araçta atılan çığlıklar birbirine karışıyor. Fena yani.. Bu gezi sırasında da snowboard yapılacak yerler oluyor. Oralarda da kayak yapabilirsiniz. Araçlar genelde 8-10 kişilik. Huacachina'ya gelirseniz kayak olayını ikinci plana atıp kesinlikle bu turlara katılın deriz. Gezi Hocası olarak Huacachina'yı sadece Peru değil tüm Güney Amerika'da görülmesi gereken yerler listesinde bulundurmanızı özellikle tavsiye ediyoruz. Peru'nun güney sahillerinde yer alan Nazca şehri ve bu şehri popüler yapan gizemli Nazca Çizgileri. Yapılış şeklini ve nedenini bilmediğimiz için \"Kesin uzaylılar yaptı\" inanışının yaygın olduğu bir başka coğrafya. Bir çok haber sitesinde \"Nazca Çizgileri'nin Sırrı Çözüldü\" gibi haberler görürsünüz ama emin olun çözüldüğü yok. Sadece teoriler üretiliyor. Nazca'da bulunan bu çizgiler M. Ö. 500 ile M. S. 500 tarihleri arasında yapılmış. Düz çizgiler, geometrik şekiller, hayvan resimleri, bitki motifleri olmak üzere binden fazla çizgi bulunuyor. Bu çizgiler 450 km gibi çok büyük bir alana yayılmış. Sinekkuşu, maymun, örümcek, balık, lama, kertenkele, köpek gibi çok dikkat çeken hayvan figürleri var. Bu bölge dünyanın en kuru çöllerinden biri olduğu için çizgiler yağışlardan etkilenmeden günümüze kadar tahrip olmadan ulaşmışlar. Bu şekiller sadece gökyüzünden görülebildiği için, 1920'lerde üzerinden uçakla geçilip tesadüfen keşfedilene kadar ne oldukları anlaşılamamış. Yapıldığı dönemde herhangi bir uçuş aracı bulunmadığı için bu çizgilerin insanların yapmadığı inanışı dilden dile yayılmış. Bu gizemli çizgilerle alakalı ortaya atılan çeşitli teoriler var. İsviçreli araştırmacı yazar Erich Von Daniken, bu çizgileri uzaylıların havayolu pisti olarak kullandığını iddia ediyor. Bir çeşit astronomi takvimi olduğu görüşü de var. Sıcak hava balonu icat etmişlerdir diyen de var ama buna dair hiçbir kanıt bulunmadığı için bu görüş pek ciddiye alınmıyor. Belki dini anlamı olan şekillerdir, belki Tanrı'yla konuşmak için bir iletişim şekliydi onlar için bilemiyoruz. Ancak kilometrelerce yükseklikten fark edilen ve sanki kağıda çizilmiş kadar düzgün yapılan bu çizimler insanı gerçekten çok şaşırtıyor. Nazca'ya Peru'nun bütün önemli şehirlerinden otobüs ve minibüs bulabilirsiniz. Burası Lima'ya yaklaşık yedi, Ica'ya iki saat kadar uzaklıkta. Lima'dan uçakla da gelinebilir. Nazca Çizgileri gezisi küçük pırpır uçaklarla yapılıyor. Nazca çok küçük bir şehir. İsterseniz bir tur firmasıyla anlaşıp onunla gidebilirsiniz. Ya da havalimanına kendiniz gidip daha uygun fiyata bir uçuşa katılabilirsiniz. Dünyanın en büyük yağmur ormanları olan Amazon ormanları dokuz ülke sınırları içinde bulunuyor. Bu ormanın yüzde 13'lük kısmı ise Peru'da. Bu doğa harikası alanı ziyaret etmek için en uygun yerlerden biri de Peru'nun Brezilya ve Kolombiya ile kesiştiği bölgede bulunan Iquitos şehri. Amazon Nehri kıyısında kurulu olan Iquitos'a nasıl gidilir? Iquitos'da yapılabilecek Amazon turları ile detaylı bilgiler için sizi şöyle alalım. Burası İspanyol işgalinden önce İnkaların başkenti olan şehir. Genellikle Machu Picchu'ya gitmek için duraklama yeri gibi anılsa da öyle bir günde geçip gidilecek kadar basit bir yer değil. Kendinizi çağlar öncesinde hissettiren harika bir mimariye sahip Cusco. Hem İnkalardan kalma yapıtlar hem de İspanyolların kolonyal mimarisi çok iyi korunmuş. Sokakları da tertemiz. Yapılaşma çok düzgün. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Cusco'nun hemen dışındaki dağ köylerinde yerel yapı ve kültürler halen dipdiri şekilde yaşatılıyor. Hatta halkın geneli İspanyolca değil Quechua dilini konuşuyor. Köy demişken, Cusco'nun kuzeyinde yer alan Calca köyünde iki Türk gezgin tarafından kurulmuş Vamoss adında bir ev var. Bu ev imece usulü, herkesin her işi beraber yaparak paylaştığı bir yaşam alanı olarak kurulmuş. Genellikle gurbetteki Türk misafirlerini ağırlayan, Selin Ercil ve Arda Kurtoğlu isimli iki gezgin tarafından oluşturulan Vamoss Evi'ne, buralara yolunuz düşerse uğrayabilirsiniz. Ev hakkındaki tüm bilgilere kendi sitelerinden ulaşabilirsiniz. Cusco dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri. Şehirde konaklama, yemek, alışveriş dahil ihtiyacınız olan her şey için fazlaca seçenek mevcut. Çevrede kısa ve uzun süreli birçok trekking rotası var. Machu Picchu ziyaretini de hesaba katarsanız Cusco'ya en az bir hafta zaman ayırmak ideal olabilir. Cusco'yla alakalı en çok duyduğumuz şeylerden biri de, şehir çok yüksekte olduğu için yüksek irtifa hastalığına neden olduğuydu. Biz herhangi bir zorluk yaşamadık ama ilk birkaç gün, vücut alışana kadar kendinizi fazla yormamakta fayda var. Çabuk uyum sağlamak için her yerde bulabileceğiniz koka yaprağını alıp çiğneyebilir ya da çay şeklinde kaynatıp içebilirsiniz. Cusco'da gezilecek yerlerin sayısı oldukça fazla ve çevresinde katılabileceğiniz oldukça güzel tur seçenekleri mevcut. Köylerindeki İnka kalıntıları bile görülmeye değer. Biz en popüler tur rotalarını sizin için özetleyelim ama isterseniz daha uzun süre kalarak daha fazla keşif de yapabilirsiniz. Cusco'ya yaklaşık 30 km. uzaklıkta, Urubamba Nehri kıyısında kurulu Pisac adında bir köy var. Bu köyün yakınında Moray ve Maras adında taraçalı şekilde yapılmış, dairesel şekillerden oluşan İnka medeniyetine ait bir vadi bulunuyor. Tarım alanı olarak kullanılan bu vadinin görüntüsü muazzam. Hem vadiyi hem de köyü gezmek için günübirlik turlara katılabilirsiniz. Köyde kurulan yerel pazarı da mutlaka gezmenizi tavsiye ederiz. Cusco'nun birkaç kilometre dışında bulunan İnkalara ait bir kale. Daha doğrusu kaleden geriye kalan harabeler. Dev taş bloklardan örülmüş etkileyici bir yapı. İspanyol işgalleri sırasında savunma amaçlı kullanılmış bir yer. 15. yy'da yapılan bu İnka tapınağı zamanında tamamen altın kaplama olarak inşa edilmiş. Pachacutec Yupanqui tarafından yaptırılan bu Güneş Tapınağı, İspanyol işgalleri sonrası tamamen yağmalanmış tabi. Şehir merkezinde bulunan Coricancha, Cusco'daki en görkemli yapılardan biri. Bu eşsiz dağa ulaşmak için Cusco'dan 3 saatlik araç yolculuğu ve biraz yürüyüş yapmak gerekiyor. And Dağları'nın bir uzantısı olan Vinicunca, Quechua dilinde yedi renkli anlamına geliyor. Volkanik faaliyetlerle oluşan farklı minerallerin, binlerce yıl boyunca hava koşullarının etkisiyle katmanlaşması sonucu dağ böyle rengarenk olmuş. Bu dağ 5,200 metre yükseklikte ve alışık olmayanlar için bu rakım çok yüksek. İnka İmparatorluğu'nun en nadide eseri, 'Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olan Machu Picchu, Peru'nun simgesi bir yer. Bu ülkeye gelen turistlerin tamamına yakını sırf burayı görmek için geliyorlar ve iyi de yapıyorlar. Machu Picchu hakkında detaylı bir yazı hazırladık. Machu Picchu'ya nasıl gidilir? Machu Picchu bilet fiyatları ne kadar? Machu Picchu'yu ziyaret etmek kaça mal olur? Hepsinin cevabı için sizi Macchu Picchu Gezi Rehberi yazımıza alalım. Burası Peru'nun başkenti. Bir liman şehri ve oldukça temiz, düzenli bir yer. Lima'nın Kahire'den sonra dünyanın en kurak ikinci başkenti olduğunu söylüyorlar. Yıl boyunca neredeyse hiç yağmur yağmıyormuş. Lima'da kaldığımız günlerin çoğunda hava kapalıydı. Ha yağdı ha yağacak galiba derken gerçekten de tek bir damla bile yere düşmedi. Ama yine de Lima yemyeşil bir şehir. Parkları, bahçeleri bakımlı. Lima'da gezilecek bölgeleri iki kısma ayırabilirsiniz. Bir tanesi tarihi kent merkezi olan Centro Historico. Hükümet Sarayı, kilise ve katedraller, tarihi meydanlar Centro Historico tarafında bulunuyor. Diğeri ise şehrin sahil kenarında bulunan Miraflores semti. Miraflores şehrin en hareketli kısmı. Okyanus kenarında yükselen falezler buraya çok güzel bir hava katmış. Falezlerin alt yamacında okyanusa girenler, sörf yapanlar, plajda güneşlenenler varken, falezlerin üst kısmında yamaç paraşütü yapılıyor. Bisiklet, kaykay ve yürüyüş yollarında herkes kafasına göre takılıyor. Ayrıca Miraflores'in tam ortasında Huaca Pucllana adından bir piramit var. Evet şehrin merkezinde büyük bir kazı alanı, ortasında da dev bir piramit. Miraflores gezisi sırasında uğramayı unutmayın. San Isidro bölgesindeki El Olivar parkının tam köşesinde ise Bereket Döner isimli bir Türk restoranı bulunuyor. Helal kesim döner yapıyorlar. Birçok çeşit Türk yemeğini bulabilirsiniz. Zaten Lima'da yaşayan epey bir Türk nüfusu da mevcut. Ayrıca Miraflores ve San Miguel arasındaki sahil şeridinin ortasında Asociacion Islamica Lima isimli büyük bir cami var. Peru'da gezilecek yerlerin sayısı bir hayli fazla olduğu için Lima'ya çok fazla vakit ayırmaya gerek olduğunu düşünmüyoruz. 2-3 günlük bir konaklama yeterli. Ama eğer gezmek için değil de dinlenmek için tercih edecekseniz Lima güzel bir şehir. Uzun süre kalınabilir. Peru'nun güney sınırındaki Puno, Güney Amerika kıtasının en büyük göllerinden biri olan Titicaca Gölü kıyısına kurulmuş bir şehir. Buraya havayolu ve karayolu dışında Cusco'dan tren ile de gelebiliyorsunuz. Gölün tam ortası Bolivya ve Peru sınırının geçtiği yer olarak kabul ediliyor. Titicaca'nın batısında Puno, güneydoğu kısmında ise Bolivya'nın Copacabana şehirleri var. Bu iki şehir arasında teknelerle gidip gelebiliyorsunuz. İçerisinde doğal ve insan yapımı yüzen küçük adacıklar bulunan Titicaca Gölü'nün çevresinde ve içindeki adacıklarda yerli halktan insanlar yaşıyor. Eskiden buralarda yaşayan kabileler İnkalar'dan korunmak için bu adaları sazlıklardan kendileri yapmış ve üzerlerinde yaşamaya başlamışlar. Şu an burada yaşayan halkın ismi Uros Halkı. Uros yerlilerinin bir kısmı çok zorunlu olmadıkça karaya ayak basmayı reddediyorlar ve burada kültürlerini yaşatmaya devam ediyorlar. Devlet, adalarda elektrik, su, okul gibi imkanlar sağlamış. Uros halkı karadaki modern yaşamı istemiyor ama adalara gelen turistlere karşı oldukça sıcakkanlılar. İşin arka planında şöyle bir bilgiyi de verelim. Burada yaşayan yerlilerin bir bölümü zamanla kıyı şeridinde bulunan büyük şehirlere göç etmişler ve sayıları oldukça azalmış. Şu an geçim kaynaklarının büyük bir kısmı turizm üzerinden dönüyor. Bugün muhtemelen gezginler tarafından ziyaret edilen bir bölge olmasaydı, adalarda yaşayan yerli halktan pek kimse kalmazdı. Gölün içindeki bazı büyük adalar kutsal kabul ediliyor. En meşhur olanı ise Isla Del Sol. Bu adaya Puno ve Copacabana şehirlerinden teknelerle ulaşabiliyorsunuz. Diğer bir kutsal ada ise Isla de la Luna. Titicaca Gölü muhteşem bir doğal güzelliğe sahip. Peru ya da Bolivya gezinize dahil etmeyi unutmayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/peru-yemekleri-tarifleri-peru-mutfagi/", "text": "Peru mutfağı son yıllarda gittikçe popülerleşen ve dünyaya yayılan bir ivmeye sahip. Yeni Peru mutfak akımına Novandinas yani 'Yeni Andinas Yeni Ant' mutfağı deniliyor. Başarıyla sürdürdükleri bu akım sayesinde Peru'nun yöresel yemekleri ülke dışına çıkıp diğer kıtalara kadar yayılmayı başardı. And Dağları, Amazonlar, İspanyol etkileri ve Asyalı göçmenler derken çok farklı kültürlerin bir karması haline gelmiş Peru yemekleri. Ülke aşçılarının gurmelik konusunda çok başarılı oldukları bir gerçek. Peru bu anlamda Güney Amerika'nın gastronomi merkezi. 2008 yılından bu yana her yıl Eylül ayında başkent Lima'da yapılan Mistura Yemek Festivali de adeta Peru mutfağının bir gövde gösterisine dönüşüyor haliyle. Bugün dünyada bilinen 5 bine yakın patates çeşidi var. İnanması zor ama bunun 4 bin çeşide yakını Peru'da üretiliyormuş. Böyle olunca da patates Peru yemeklerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş tabi. Tartışmasız şekilde patatesin dünya başkenti burası. Tatlısı, tuzlusu, renklisi... saymakla bitmeyecek kadar çeşit dolu çarşı pazarlar. Bu çeşitliliği yemeklerine de iyi yansıtıyor Perulular. Peru'nun kıyı kesimlerinde deniz ürünleri çok tüketilirken, iç kesimler çok farklı yemek çeşitleri sunuyor. Patates dışında Peru mutfağının diğer vazgeçilmezleri ise mısır, yumurta, et ve bol baharat. Baharata alışkın olmayanlar için Peru mutfağı biraz ağır gelebilir. Şimdi en meşhur Peru yemeklerine biraz yakından bakalım. Peru'nun en popüler yemeği Ceviche. Çiğ deniz mahsullerinin karmasından oluşuyor. Çiğ balık doğrandıktan sonra birkaç saat boyunca limon suyunda bekletilerek marine ediliyor. Buradaki amaç balığın limondaki sitrik asit ile pişmesini sağlamak. Bunun haricinde ayrı bir pişirme söz konusu değil. Bir de kullanılan tabağın çelik, cam ya da seramik olması gerekiyor. Plastik veya alüminyum tarzı kap kullanılmıyor. Karides ya da farklı deniz ürünleri de katılabiliyor. İçine eklenen diğer malzemeler ise soğan, mısır, biber, kızarmış muz ve diğer yeşillikler. Yemek önü atıştırmalık bir meze gibi sunuluyor. Deniz ürünleri ile haşır neşir olan Peru mutfağının en bilinen yemeği. Bir tarafta püre yapılmış patatesin içine limon ve biber karıştırılarak ilk malzeme hazırlanıyor. Diğer tarafta pişmiş tavuk parçaları ile bezelye ve havuç harmanlanıp karıştırılıyor. Bu iki malzeme küçük bir pasta gibi katman katman üst üste konuluyor. Araya biraz da avokado dilimleri ekleniyor. Causa Relena, Peru mutfağında soğuk bir başlangıç yemeği. Tavuk ve patates salatası olarak düşünebilirsiniz. Şişte kızartılan sığır kalbi... Bildiğimiz şiş kebabın And Dağları versiyonu yani. Farklı et türleriyle de yapıldığı olur ama Anticucho'nun geleneksel olanı sirke, kimyon, acı biber ve sarımsak gibi baharatlarla marine edilen sığır kalbinden yapılır. Aslında bu yemek İnka İmparatorluğu zamanında lama etiyle hazırlanırken günümüzde değişim göstermiş. Anticucho, Peru'nun en popüler sokak yemeklerinden biri. Merak edenler için 3 dakikalık kısa bir anticuchos tarif videosunu paylaşalım. Ara sıcak olarak sunulan alternatif bir yemek Papa a la Huancaina. Çok basit şekilde hazırlanıyor. Haşlanıp dilimlenmiş patates ve yumurtaya kremalı peynir sosu, acı biber, sarımsak ve süt katılıyor. Marul yaprağı üzerinde soğuk servis ediliyor. İsmini Huancaina'dan almış ama daha çok Lima ve çevresinde yaygın olarak yapılıyor. Peru'nun güney bölgelerinde yapılan bir biber dolması. Rocoto, bölgede yetişen kırmızı bir biber türü. Sığır etinden çekilen kıyma bu biberlerin içine dolduruluyor. Üzerinde erimesi içine peynir de katılıyor. Bol baharat, soğan, sarımsak ve domates sosu ile birlikte fırına veriliyor. Piştikten sonra patates ya da salata ile birlikte servis ediliyor. Rocoto Relleno, Peru yemekleri içinde en popüler olanlardan bir tanesi. Peru yöresel mutfağının tavuklu yemeklerinden biri. Bu yemekte yöreye özgü bir sarı biber kullanılıyor. Türkiye'de bulmak pek mümkün değil. Aji de Gallina yapımında, sıcak suda pişirilen tavuk dinlenmeye bırakılıyor. Bir tavada yağ, soğan, sarımsak, sarı biber karıştırılıp daha sonra ceviz ekleniyor. Diğer tavada tavuk suyu, süt, kenarları kesilmiş tost ekmeği karıştırılıp ısıtılıyor. En son bütün malzemeler tek bir tencerede toplanıp 10-15 dakika pişiriliyor. Servisten önce üzerine parmesan peyniri, sos, patates ve Peru yemeklerinin olmazsa olmazı haşlanmış yumurta ekleniyor. Aji de Gallina'nın 3 dakikalık kısa bir tarif videosu. Peru'nun midye dolması. Midyeler temizce yıkanıp sıcak suda kaynatılıyor. Midyelerin ağzı hafifçe açılmaya başladığı zaman yanmamaları için sudan çıkartılıp soğumaya bırakılıyor. Ağzı hiç açılmamış olanlar varsa onlar ayıklanıyor. Bir kap içinde minik parçalar halinde doğranmış soğan, biber, domates, maydanoz, mısır taneleri karıştırılıp, yağ, tuz, limon suyu ve karabiber ekleniyor. Hazırlanan malzeme midyelerin içine birer kaşık ölçüyle koyuluyor. Choritos a la Chalaca hazır. Peru mutfağının daha çok sahil bölgelerinde tüketilen yemeklerinden. Peru usulü karides çorbası... İnce doğranmış patates, havuç, soğan, sarımsak, biber, mısır, süt, yumurta ve baharatlardan oluşan çorbaya karides eklenerek kısık ateşte pişiriliyor. Deniz mutfağıyla aranız iyiyse Peru'da bu alanda yok yok. Bu yemeğin tam Türkçe karşılığı patates dolması. Latin ülkelerinde genel olarak popüler bir yemek. Patatesler püre yapıldıktan sonra içini doldurmak için oval şekil veriliyor. İçerisine dolma yapar gibi ufak parçalanmış et, soğan, zeytin, haşlanmış yumurta, kimyon ve baharatlar katılıyor. Sonra un ve yumurtaya bulanıp yağda kızartılıyor. Kesinlikle çok doyurucu ve güzel bir Peru yemeği. Papa Rellena'nın 3 dakikalık kısa bir tarif videosu. Bizce bunu evde deneyin. Açıkçası böyle bir yemeği Perululardan hiç beklemiyorduk. Peru'nun kırsal kesimlerinde, Anadolu köylerinden bildiğimiz tandırda et pişiriyorlar. Büyük şehirlerde işi tencereye bağlamışlar ama Pachamanca'nın orijinal hali oyulmuş bir çukur etrafına dizilmiş taşlar içinde yapılıyor. Önceden ısıtılmış tandır içine istenilen et çeşidi ile beraber biber, tatlı patates, mısır, fasulye, manyok ve kimyon karıştırıyorlar. Ama işin sırrı biraz taşlardaymış. Tandır için kullanılan malzeme öyle sıradan her taş olmuyormuş. Lezzete bunun direkt etkisi var diyorlar. Son yıllarda popülaritesi artan Peru mutfağı gerçekten çok zengin. Etli yemek olsun, sebzeli yemek olsun, deniz mahsulü olsun her alanda çok seçenek sunuyor. Birçoğunu es geçmek istemediğimiz için kısa kısa da olsa Peru mutfağının meşhur yemeklerinden birkaçını daha listeleyelim. # Lomo Saltado: Türk mutfağına hiç uzak olmayan geleneksel bir Peru yemeği. Marine edilip kızartılmış biftek parçaları soğan, domates, patates kızartması ile harmanlanıp yanında pilavla servis ediliyor. # Arroz Chaufa: Peru mutfağındaki Çin kültürü etkilerinden biri. Arroz chaufa bir pilav türü. Sebze, et ve yumurta karışımı ile hazırlanan kızarmış bir pilav. Genelikle soya soslu olarak yapılan arroz chaufa Peru-Çin mutfaklarının ortak ürünü. # Lucuma: İnkaların en lezzetli meyvelerinden biri. Görüntüsü avokado ya da mangoya benziyor ama ikisinden de farklı. Biraz sert bir yapısı olduğu için genelde dondurma yaparak veya içeceklere karıştırarak tüketiyorlar. # Arroz con Pato: Peru'nun yöresel yemeklerinden ördekli pilav. Özel soslarıyla marine edilmiş ördek bacağı, sarımsak, sirke, sarı biber ve kişniş eklenerek pişiriliyor. # Pollo a la Brasa: Peru usulü tavuk rostosu. Tavuk bildiğimiz fırında yapılan tavuk ama sosu tamamen Peru'ya özel ve bambaşka bir lezzet veriyor. # Tiradito: Japon göçmenlerin Peru mutfağına kattıkları bir yemek. İnce dilimler şeklinde kesilen çiğ balık, limon suyu ve sebzelerle karıştırılıyor. Japon arkadaşların Peru usulü suşisi. # Juane: Peru ana yemeklerinden biri olan Juane, orman yemeği olarak biliniyor. Et, pilav, zeytin, haşlanmış yumurta ve baharatlar bijao denilen büyük bir yaprak içine konulup haşlanıyor. Hristiyanlar her yıl 24 Haziran'da John the Baptist'in doğum gününü kutlarken bu yemeği özellikle yaparlar. Peru yemeklerinden juane tarifi için kısa bir video. # Sopa Criolla: Peru'nun meşhur çorbalarından biri. Kıyma, makarna, yumurta, süt ve baharat karıştırılarak yapılan ilginç bir Peru yemeği. # Sudado de Pescado: Peru'nun deniz mahsülleri menüsünden balık buğulama yemeği. Soğan, sarımsak, domates, kırmızı biber ve baharatla hazırlanan balık, patates ya da pilavla servis ediliyor. # Cancha: Mısır, Peru mutfağının vazgeçilmez malzemelerinden biri. Peru mutfağındaki mısırlar bizdekine göre biraz daha iri taneli ve doyurucu oluyor. Cancha ana yemek öncesi ya da yemek esnasında aperatif olarak tüketilen atıştırmalık bir mısır kızartması. Bizim kuruyemişçilerde de sık sık gördüğümüz soslu mısıra çok benziyor. Ama dediğimiz gibi daha doyurucu oluyor. # Inca Kola: Peru'da çok tüketilen ve en az diğer kola markaları kadar meşhur olan gazlı bir içecek. Sarı renkli bir kola. Sağlıksız olduğu için gazlı içeceklerle çok aramız yok ama Gezi Hocası'nın Peru'daki favori içeceklerinin başında Inca Kola geliyor. Ve son olarak Peru mutfağının en şirin üyesine sıra geldi. Guinea Pig bizim kobay faresi dediğimiz hayvana çok benzeyen bir kemirgen türü. Hint domuzu olarak da biliniyor. Perulular bunu kızartıp yemeye bayılıyorlar. Özellikle köy yerlerinde, çarşı pazarlarda çok görürsünüz. And Dağlarından çıkma yöresel bir yemek."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/quito-gezilecek-yerler/", "text": "Ekvador'un başkenti olan Quito'nun en büyük özelliği ekvator çizgisinin bu şehirden geçmesi. Yani dünyanın tam ortasındaki şehirlerden biri Quito. Ama şehirde bulunan ekvator çizgisinin yeriyle alakalı bir karışıklık var. Bu durumu birazdan Quito gezilecek yerler bölümünde anlatacağız. Ekvator çizgisinin tam üzerine bastım zannederek yanlış yerlerde dolaşmış olmak istemiyorsanız Gezi Hocası'nı takipte kalın. Olay yeri inceleme ekibi olarak detayları bizzat yerinde öğrendik. Quito, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, dikey konumda yerleşmiş bir şehir. Bir ucundan bir ucuna metrobüs ya da otobüse binerek bütün şehri baştan başa görebiliyorsunuz. Şehrin güney kısmı 'eski tarihi kent' dedikleri bölge. Burası tarihi anlamda gezip görecek çok şey vaad etse de maalesef pek tekin yerler değil. Bunu hem gezerken kendiniz fark edebiliyorsunuz hem de Quito'da tanıştığınız birçok gezginden hırsızlık hikayesi de dinliyorsunuz. Ayrıca bölgede fazla sayıda evsiz, dilenci ya da sürekli birilerini gözetleyen, tekin olmayan tipler dolaşıyor. Bu kısmı gezmek için gün ortasını ve kalabalık saatleri tercih edin deriz. Akşam saatlerinden sonra buralarda yabancı uyruklu birisi olarak dolaşmak pek akıl karı olmaz. Şehrin orta ve kuzey kısımları ise 'yeni kent merkezi' olarak biliniyor. Yeni yapılanmış, modern bölgeler. Konaklama için buralar çok daha ideal. Plaza Foch denilen meydan yeni şehrin en hareketli yeri. Eğlence merkezleri, restoran ve kafeler, genç nüfus kalabalığı hep bu meydan civarında. İlk okuduğunuzda belki biraz kafa karışıklığına sebep olabilir ama Quito'da gezilecek yerlere geçmeden önce size enteresan bir bilgi vermek istiyoruz. Bildiğiniz gibi dünyamız tam olarak yuvarlak şekilde değil, geoit şeklinde. Yani kutuplardan biraz basık ve ekvator bölümünden biraz şişik vaziyette. Dünyanın çekirdeğine en uzak kalan kısımlar ekvator çizgisi üzerinde yer alan bölgeler. Hepimizin aklına dünyanın en yüksek yeri denildiği zaman Everest Dağı geliyor. Rakım dediğimiz, denizden yükseklik mesafesi baz alınırsa bu doğru ama aslında bilimsel olarak dünyada yer çekirdeğine en uzak ve uzaya en yakın nokta, yani dünyanın en yüksek yeri Ekvador'da bulunan Chimborazo dağının zirvesidir. - Everest: 8.848 metre - Chimborazo: 6.300 metre - Everest: 6382 kilometre - Chimborazo: 6384 kilometre Yani Chimborazo dağı 2 km. kadar bir fark ile dünyadaki en yüksek noktadır. Şöyle enteresan bir durum da var. Aradaki 2 km. fark Everest'i dünyanın en yüksek 2. noktası yapmıyor. Bu hesapla Everest en yüksek ilk 20 zirveye bile giremiyor. Çünkü dünyada 6382 km. üzerinde bir çok zirve bulunuyor. Bir de dünyanın en uzun dağı vardır. Yüksek değil dikkat edin en uzun. Yani zeminden başladığı nokta ile zirvesinde bittiği nokta arasındaki mesafe en uzun olan dağ. Bu dağ da Hawaii Adası'nda bulunan Mauna Kea dağıdır. Okyanusun altında başladığı nokta ile zirvesi arası tam 10 bin 200 metredir. Everest'ten yaklaşık 1.3 km. daha uzun. Everest Tepesi, Asya kıtasının üzerinde başlayan ve biten bir oluşum. Yani su altında uzanan bir kısmı yok. Zemini bir kıtaya bağlı. - Dünyanın en yüksek rakımlı dağı: Everest - Dünyanın uzaya en yakın yani en yüksek yeri: Chimborazo - Dünyanın en uzun dağı: Mauna Kea Chimborazo Dağı, Quito şehrinin yaklaşık 200 km. kadar güneyinde, Ambato şehri içerisinde yer alıyor. Şimdi ufak çaplı beyin fırtınamızı bir kenara bırakıp esas konumuza dönelim. - Afrika'da: Gabon, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kongo, Uganda, Kenya, Somali - Asya'da: Maldivler, Endonezya - Güney Amerika'da: Ekvador, Kolombiya, Brezilya Ama bazı yabancı kaynaklara baktığımızda bu sayı 13. - Sao Tome ve Principe Demokratik Cumhuriyeti - Kiribati Cumhuriyeti Bak yine Quito gezilecek yerler konusuna giremedik bir türlü. Arada kaynamadan bu sefer başlayalım artık. Burası ekvator çizgisinin geçtiği söylenen Quito'nun en popüler parkı. Şehir merkezinden gelen otobüslerle kolayca ulaşabilirsiniz. Ya da birkaç gezgin birleşip taksi ile de gelebilirsiniz. Ekvador taksileri pahalı değil kullanırken çekinmeyin. Burası Plaza Foch meydanına yaklaşık 30 km. ve otobüsle gelmek 1 saatten biraz fazla sürüyor. Parkın içerisinde boydan boya uzanan sarı bir çizgi ve bu çizginin ortasında yaklaşık 30 metre yüksekliğinde, tepesinde küre olan bir anıt var. Parkın içinde ayrıca büyük bir müze, kilise, birçok heykel, kafe ve restoran bulunuyor. İlk olarak İnkalar bundan yüzyıllar önce Quito'nun dünyanın en yüksek bölgesi olduğunu ve merkezde bulunduğunu hesaplamışlar. Hem de ne hesap. Günümüz teknolojisi ile yapılan hesaplarla örtüşen şekilde ekvator çizgisini belirlemişler. Zaten şehrin ismini de quitu yani dünyanın merkezi olarak onlar söylemiş. Gel zaman git zaman, 1700'lü yıllara gelinmiş. Matematikçi ve coğrafyacı bir kaşif olan Charles Marie de La Condamine, yaptığı hesaplamalar sonucu ekvator çizgisinin geçtiği yeri hesaplamış ve İnkalardan biraz farklı olarak o şu an da bu anıtın dikili olduğu yeri belirlemiş. \"Madem ekvator çizgisi tam buradan geçiyor, niye biz bu işten para kazanmayalım\" diyerek burayı turistik bir mekana çevirmeye karar veriyor. Tam da Charles Marie de La Condamine'nin hesapladığı yere çizgiyi çekip anıtı dikiyorlar. Etrafına müze, park, sosyal alanlar vs. derken bir dünya masraf ediyorlar tabi. 'Buyurun burası dünyanın ortası' diyerek mekanı güzel bir turistik tesise çeviriyorlar. Fakat günümüzde yapılan daha ince hesaplamalar sonucu ekvatorun buradan değil 300-400 metre kadar kuzeyinden geçtiği anlaşılıyor. Yani İnkaların hesapladığı yer. Pes! Böyle olunca 'Bu kadar masraf boşa mı gidecek!' diyerek Ekvador durumu hiç çaktırmıyor ve \"Ya bu ekvator çizgisi zaten öyle ince bir alan değil ki, bilmem kaç metre genişliğinde, ha burası ha orası\" deyip şu anki parkı işletmeye devam ediyor. \"Atmayın beyler din kardeşiyiz\" demek istedik ama adamlar Hristiyan tabi, diyemedik. Biz bu durumu gitmeden haber alınca, bu parkı şöyle bir alıcı gözüyle gezip fazla ciddiye almadan 😀 esas çizginin geçtiği Intinan Solar Museum denilen yere geçtik. Bu parktan çıktıktan sonra ana yoldan sola dönüp en fazla 15 dakika kadar yürüyerek ulaşabilirsiniz. Zaten \"Dünyanın ortası neresi dayı?\" kime sorsanız gösterirler. Intinan Solar Museum, diğer parka göre çok daha küçük ama çok daha estetik dizayn edilmiş bir yer. Ekvator kırmızı çizgi çekilerek işaretlenmiş. 90'lı yıllarda Barış Manço'yla büyümüş nesil hatırlayacaktır. Barış Manço'nun ekvator üzerinde yaptığı bir deney vardı. İçi su dolu olan bir kap, kuzey yarım kürede saat yönünde dönerek aşağı dökülürken birkaç metre öteye geçince güney yarım kürede ise tam tersi istikamette dönerek dökülüyordu. Burada pasaportunuza 'dünyanın ortası' damgasını bastırabiliyorsunuz. Bu müzede ayrıca eski devirlere ait kalıntılar, insan mumyaları ve İnkalar döneminden kalma bazı eşyalar da sergileniyor. Müze görsel olarak çok iyi tasarlanmış. Rehber eşliğinde gezip güzelce bilgilerde alıyorsunuz. İlerleyen yıllarda çok daha ince hesaplar yapılır, ekvator çizgisinin yeri değişir ya da dünya düz falan çıkarsa demeyin ki; 'Vay efendim Gezi Hocası şöyle demişti böyle yapmıştı'. Biz şu an olanı söylüyoruz, yalan yok. Quito tarihi kent merkezine yakın bir noktada bulunan bu bazilika muhteşem bir mimariye sahip. Gerek dışarıdan gerek içeriden heybetli görüntüsü çok etkileyici. Paris'teki Notre Damme Katedrali'ni andırıyor biraz. Bazilikanın ortasında bulunan kuleye ve ön bölümdeki saat kulelerine isterseniz tırmanabiliyorsunuz. Yükseklik korkunuz varsa hiç bulaşmayın çünkü çok dik ve yüksek bir tırmanış oluyor. Tüm şehri görebildiğiniz güzel bir manzarası var. Zirveden bakınca tam karşınızda Cerro Panecillo denilen tepenin üzerinde büyük bir Meryem Ana heykeli göreceksiniz. Bu tepe de güzel manzaralı bir nokta ama tepenin etrafı tamamen gecekondu mahalleleriyle çevrili. Bu tepeye yürüyerek çıkmanızı önermeyiz. Otobüs ya da taksi kullanmanız çok daha doğru olur. Her ne kadar akşam saatlerinden sonra pek güvenli olmadığını söylesek de 'tarihi şehir meydanı'nda gezip görülmesi gereken yerler var. # Plaza de la Independencia : Eski şehrin kalbi burası sayılır. Tüm tarihi yapılar ve saraylar bu meydan etrafında bulunuyor. # Iglesia de La Compania de Jesus: Altın işlemeli bu kilise baş döndürücü bir tasarıma sahip. Anlatması pek mümkün olmadığı için fotoğrafını gösterelim. # Parque Metropolitano del Sur: Şehirdeki en büyük park. # TeleferiQo: Şehir merkeziyle Pichincha volkanının doğusu arasında ulaşımı sağlayan Cruz Loma Teleferiği dünyanın en uzun ve yüksek teleferiklerinden biri. Teleferikten indiğinizde 4 bin metrenin üzerinde bulunuyorsunuz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/roma-gezilecek-yerler/", "text": "Tıpkı İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulu olan Roma, tarihsel anlamda Avrupa'nın en önemli şehirlerinden biri. Hatta bize göre Roma, İstanbul ve Kudüs'le birlikte bu konuda dünyada rakipsiz. Yaklaşık 3 bin yıllık geçmişe sahip olan bu kent, Roma İmparatorluğu gibi insanlık tarihine damga vurmuş büyük bir uygarlığın doğup büyüdüğü topraklar. Eğer dünya ve insanlık tarihini tanımak, bilmek, keşfetmek isteyen bir gezginseniz, uğramanız gereken rotalardan biri mutlaka Roma olmalı. İtalya'nın başkenti Roma'nın bir diğer özelliği de içinde bir ülke barındırıyor olması. Evet şehir içinde bir ülke \"Vatikan\". Katolik Hristiyan dünyasının yönetim merkezi Vatikan, Roma'da çok küçük bir alan kaplamasına rağmen resmiyette bir şehir devleti olarak kabul görüyor. Yani Roma iki ülkeye birden başkentlik yapıyor diyebiliriz. Bu yüzden Roma gezilecek yerler listesinin sonuna Vatikan'ı da ekledik. Tarih, kültür ve inanç merkezi olan Roma'da o kadar çok gezilecek yer var ki.. Zaten Roma'nın kendisi başlı başına bir açık hava müzesi adeta. Günlerce değil haftalarca dolaşsanız sıkılmazsınız. Biz size sokak sokak keşfedilmesi gereken Roma'nın en popüler, en çok ziyaret edilen noktalarını sıralayacağız. Bir bakıma Roma'ya gidip de görmeden dönerseniz insanların sizi kınayacağı, size laflar hazırlayacağı yerler yani. Ayrıca vakti bol olanlar için Roma gezi blogu yazımızın sonunda fazladan gezmelik mekan tavsiyelerimiz de olacak. Roma gezilecek yerler yazımıza başlamadan önce, şehir hakkında genel bilgi sahibi olmanız adına çok kısa birkaç not aktaralım. Hemen ardından Roma turumuza başlayalım. - Roma Gezi Rehberi & Roma Hakkında Kısa Bilgiler - Kolezyum - Roma Forumu - Palatino Tepesi - Santa Maria Maggiore Bazilikası - Trevi Çeşmesi - İspanyol Merdivenleri - Pantheon - Kutsal Melek Kalesi - Navona Meydanı - Villa Borghese - Trastevere - Vatikan ve Gezilecek Yerler # Roma Nerede? Başkent Roma, İtalya Yarımadası'nın tam ortasında, ülkenin batı kesimindeki Lazio Bölgesi'nde yer alıyor. Tiren Denizi'ne kıyısı olan kent, Tiber ve Aniene nehirlerinin arasında konumlanmış durumda. # Roma İçin Vize Gerekli mi? Evet, Roma'ya gitmek için İtalya vizesi almanız gerekiyor. # Roma'da Hangi Para Birimi Kullanılıyor? Roma'da Avrupa Birliği üyesi İtalya'nın para birimi olan Euro kullanılıyor. # Roma'ya Ulaşım Nasıl Sağlanıyor? Roma'ya uçakla gitmek isteyenler için şehirde iki havalimanı bulunuyor. - Leonardo da Vinci Havalimanı - Ciampino Uluslararası Havaalanı İstanbul'dan Roma'ya aktarmasız şekilde sefer yapan çok sayıda uçuş bulabilirsiniz. Bu uçuşların büyük bölümü Leonardo da Vinci Havalimanı'na iniyor. Fiumicino Havaalanı ile Roma şehir merkezi arasındaki en hızlı ulaşım seçeneği tren. Havaalanı içindeki tren istasyonunu kullanarak yarım saatte kent merkezine gidebilirsiniz. Terravision isimli havalimanı otobüslerini kullanırsanız yol yaklaşık 1 saat sürüyor. Bunların dışında shuttle otobüslerini, belediye otobüslerini, otel servislerini, taksi ya da araç kiralama hizmetleri de kullanabilirsiniz. Tren haricinde bu seçeneklerin hepsi Ciampino Uluslararası Havaalanı için de geçerli. Terravision otobüs sefer saatleri, bilet fiyatları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. Trenitalia sefer saatleri, bilet fiyatları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. İtalya'nın hemen her bölgesinden tren ya da otobüsle de Roma'ya gelmek mümkün. Roma Termini Tren İstasyonu tarihi kent merkezi içinde, Termini semtinde bulunuyor. # Roma'ya Ne Zaman, Hangi Mevsimde Gidilir? Roma, Akdeniz ikliminin hakim olduğu oldukça sıcak bir şehir. Yaz ayları turistik anlamda Roma'nın en hareketli olduğu zamanlar. Fakat biz Roma seyahatiniz için yaz aylarını tercih etmenizi çok önermiyoruz. Çünkü bu üç ayda Roma hem aşırı sıcak, hem çok kalabalık, hem de çok pahalı. Yaz tatilini değerlendirmek için gidecekseniz bir şey diyemeyiz tabi. Ama eğer imkanınız varsa Roma'ya bahar aylarında gitmek en mantıklısı. Hem hava daha iyi olur, hem de bir nebze olsun daha ekonomik bir gezi yaparsınız. # Roma Şehir İçi Ulaşım Nasıl? Roma son derece gelişmiş şehir içi ulaşım hatlarına sahip. Metro, tren ve otobüs seçeneklerinden hangisini kullanırsanız kullanın kentin dört bir yanına rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Fakat size çok net bir tavsiye vermemiz gerekirse, Roma'yı kesinlikle yürüyerek gezmeniz gerektiğini söyleyebiliriz. Roma'nın gezilecek yerleri genel anlamda birbirlerine yakın konumda bulunuyor. Zaten yukarıda da bahsettiğimiz gibi Roma açık hava müzesi gibi bir şehir. Gezilmeyecek yerlerini saysak daha kolay olur. Bu yüzden Roma'yı ortalama 5-6 güne yayacak şekilde yaya olarak gezmenizi öneririz. \"Hiç mi metro/otobüs kullanmayalım arkadaş!\" derseniz de haklısınız. O kadar da değil tabi. Roma'da metro ve otobüsleri kullanırken avantaj sağlayacak iki adet kart bulunuyor; Roma Pass ve OMNIA Rome and Vatican Card. Bu kartlar hem toplu taşımada indirim sağlıyor, hem de bizdeki MüzeKart gibi bazı müze ve tarihi yerlere indirimli/ücretsiz giriş imkanı veriyor. The OMNIA Vatican & Rome Kart fiyatları, kullanım şartları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. Roma Pass Kart fiyatları, kullanım şartları ve diğer tüm detaylar için tıklayın. Avrupa'nın en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından biri olan Kolezyum, Roma'da gezilecek yerler listesinin şüphesiz 1 numaralı mekanı. Bu görkemli eser 2007 yılında 'Dünyanın Yeni 7 Harikası'ndan biri olarak da seçilmişti. Günümüzde Roma mimarisinin dünyadaki en iyi örneği olarak gösteriliyor. M. S. 70 ila M. S. 72 yılları arasında Roma İmparatoru Vespasian'ın emriyle inşasına başlanan Kolezyum, yaklaşık 10 yıllık çalışma sonucu M. S. 80 yılında, Vespasian'ın oğlu Titus döneminde tamamlanmış. O dönem dünyanın en büyük arenası olan Kolezyum, 50 bin kişinin üzerinde bir kapasiteye sahipmiş. Halkı eğlendirmek için yapılan bu dev amfitiyatroda genellikle gladyatör dövüşleri, vahşi hayvan dövüşleri, tiyatro gösterileri ve kutlamalar yapılıyormuş. Orijinal ismi Flavianus Amfitiyatro olan yapı şu anki ismini tiyatronun girişinde bulunan İmparator Neron'un \"Colossus Neronis\" adlı heykelinden almış. Colosseum, 188 metre uzunluğu ve 156 metre genişliği ile elips bir yapıya sahip. 49 metre yüksekliğinde olan yapının 80 tane kemerli kapısı bulunuyor. 2 bin yıllık yapının bugün ciddi bir bölümü deforme olmuş durumda. Duvarlarının bir kısmı tamamen yıkılmış, bir kısmı toprak altında kalmış. En son 1900'lü yılların başında restore edilerek kısmen toparlanan yapı her şeye rağmen ihtişamından bir şey kaybetmemiş. Colosseo metro durağına yürüme mesafesinde bulunan Kolezyum, Roma gezinizin en unutulmaz durağı olacaktır. Russell Crowe'un başrolünde oynadığı Gladiator filmini izleyenler nasıl bir mekanla karşılaşacaklarını az çok tahmin edebilirler. # Konstantin Takı : Kolezyum'un hemen yanında, Romalılar için büyük önemi olan bir zafer anıtı bulunuyor. Arch of Constantine, ilk Hıristiyan imparator olan I. Konstantin'in 312 yılında Maxentius'a karşı kazandığı zafer sonrası yaptırdığı bir eser. Milvian Köprüsü Savaşı sonrası kazanılan bu zaferle birlikte Roma, Paganlık inancından Hristiyanlık'a geçiş sürecine girmiş. Bir bakıma bu anıt Roma İmparatorluğu'nun kaderini çizen en önemli savaşlardan birini simgeliyor. Bölgeden ayrılmadan Konstantin Takı'nı görmeyi unutmayın. Kolezyum giriş ücretlerini ve Kolezyum ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Kolezyum'un hemen batısında yer alan Roma Forumu dünyanın en büyük arkeolojik alanlarından biri. Burası Roma İmparatorluğu'nun bin yıl boyunca siyaset ve ticaret merkezi olmuş önemli bir bölge. Roma Forumu, ilk dönemlerinde Palatino Tepesi'nin çevresine kurulu küçük bir pazar yeriymiş. M. Ö. 46 yılında Jül Sezar'ın Roma Forumu'nun temellerini atmasıyla bölge yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış. Sezar sonrası gelen imparatorlar da bölgeye yatırım yapmaya devam edince alan genişlemiş. İmparator Agustus zamanında ise Roma Forumu en parlak dönemine ulaşmış. İmparatorluğun çöküşü sonrası kaderine terk edilen bölgedeki yapıların büyük bölümü zamanla hasar görmüş ve yıkılmış. 19 yy. sonrası başlayan ve uzun yıllar süren arkeolojik kazılarla Roma Forumu'nun kalıntıları tekrar gün yüzüne çıkartılmış. Foro Romano o gün bugündür her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği bir antik kent durumunda. - Aemilia Bazilikası - Maxentius ve Konstantin Bazilikası - Julia Bazilikası - Castor ve Pollux Tapınağı - Satürn Tapınağı - Venüs ve Roma Tapınağı - Sezar Tapınağı - Romulus Tapınağı - Vesta Tapınağı - Antoninus ve Faustina Tapınağı - Titus Kemeri - Septimius Severus Kemeri - Hostilia Mahkemesi - Tabularium - Urbi Göbeği Roma Forumu'na giriş için ayrı bir bilet satışı yapılmıyor. Kolezyum, Roma Forumu ve hemen aşağıda bahsettiğimiz Palatino Tepesi tek bir arkeolojik alan sayılıyor. Kolezyum'a giriş için aldığınız biletle bu 3 bölgeyi de gezebiliyorsunuz. Roma'nın kurulu olduğu 7 tepeden biri olan Palatino, Roma Forumu'nun bitiminde, Circus Maximus denilen hipodrom alanının hemen yanında yer alıyor. Palatino Tepesi, Roma tarihi hakkında bilgi edinmek isteyenlerin mutlaka gidip görmesi gereken bir mekan. Çünkü antik kalıntılar açısından Roma'nın en zengin bölgesi burası. Kybele Tapınağı, Flavia Sarayı, Farnese Bahçeleri, İmparator Augustus'un ve eşi Livia'nın evleri gibi çok önemli yapılar bu tepede yer alıyor. Palatino Tepesi'nin Romalılar için ayrı bir önemi daha var. Roma mitolojisinde bu tarihi kentin kurucuları Romulus ve Remus adlı ikiz kardeşler olarak kabul ediliyor. Bu ikiz kardeşler küçük yaşta ölüme terk edilmişler ve Tiber Nehri'ne atılmışlar. Fakat kardeşler nehirde ölmemiş ve Palatino Tepesi'nin eteklerinde kıyıya vurmuşlar. Bir dişi kurt onları bulmuş ve emzirerek hayatta kalmalarını sağlamış. Kardeşler büyüdüklerinde buraya bir şehir kurmaya karar vermişler. Yani efsaneye göre Roma'nın kuruluş temelleri bu tepede atılmış. Esquiline Tepesi'nden yer alan Santa Maria Maggiore Bazilikası, Roma'nın en büyük kiliselerinden biri. Tanrıça Kibele'ye adanmış bir pagan tapınağı üzerine inşa edilen Santa Maria Maggiore, Papa III. Sixtus'un emriyle 5. yüzyılın ortalarında yapılmış. Bazilikanın tarihi incelendiğinde kilisenin yapılışı ile ilgili farklı bir rivayetten de söz ediliyor. Bu rivayete göre 4. yy'da yaşamış olan Papa Liberius bir gece rüyasında Meryem Ana'yı görmüş. Meryem Ana, Papa'dan bir kilise yapmasını istemiş. Kiliseyi yapacağı yeri de kar yağışı ile ona haber vereceğini bildirmiş. Yaz ayında olmalarına rağmen ertesi gün Esquiline Tepesi'ne kar yağdığını gören Papa Liberius, Santa Maria Maggiore Bazilikası'nın yapılması talimatını vermiş. Fakat tarihsel bir temeli olmayan bu hikayenin, bu bazilika ile alakalı olmadığı görüşü daha yaygın. Eskiden St. Mary of the Snow, St. Maria Liberiana ve St. Mary of the Nativity gibi isimlerle de anılmış olan bazilika 5. yy'dan sonra çok sayıda restorasyon geçirmiş. Hatta iç tasarımının büyük kısmı 18. yy. sonrasına ait. Farklı dönemlerin mimari etkilerini taşıyan Santa Maria Maggiore Bazilikası'nın freskleri ve mozaikleri gerçekten göz kamaştırıcı güzellikte. Termini metro durağına yürüme mesafesinde olan yapı Santa Maria Maggiore Meydanı'nda bulunuyor. Kolezyum'a da çok yakın. Haftanın her günü açık olan bu bazilikaya giriş ücretsiz. Roma'daki her turistin uğrak noktası olan mekanlardan biri de Türkiye'de Aşk Çeşmesi olarak bilinen La Fontana di Trevi. Bu çeşme Palazzo Poli'nin tam önünde, sarayın duvarına bitişik vaziyette bulunuyor. Çok ince bir işçiliğin ürünü olan bu harika eserin yapımına 1732 yılında, dönemin ünlü heykeltıraşlarından Nicola Salvi tarafından başlanmış. Birçok farklı sanatçının da destek verdiği La Fontana di Trevi'nin inşası 30 yıl sürmüş ve 1762 yılında tamamlanmış. Trevi Çeşmesi'nin üzerinde mitolojik kahramanları veya hikayeleri betimleyen heykeller var. Tam ortada duran büyük heykel ise Roma mitolojisinde su ve deniz tanrısı olarak bilinen Neptün'e ait. Trevi'yi ünlü yapan özelliklerinden biri buranın bir dilek çeşmesi olarak kullanılması. Her hafta binlerce Euro bozuk para atılan Trevi Çeşmesi'yle alakalı ilginç bir inanış var. Sırtınızı çeşmeye veriyorsunuz.. Sağ elinizde tuttuğunuz bozuk parayı sol omzunuzun üzerinde arkaya doğru çeşmeye fırlatıyorsunuz. Eğer 1 tane para atarsanız bu bir gün tekrar Roma'ya döneceksiniz demek oluyor. 2 tane para atarsanız bu Roma'da tanışacağınız birisine aşık olacaksınız anlamına geliyor. 3 tane para atarsanız da aşık olduğunuz bu kişiyle evlenip Roma'ya yerleşiyorsunuz demektir. Hadi iyisiniz.. İnanıp inanmamak size kalmış tabi ama bu işin güzel bir tarafı da var. Burada toplanan paralar hayır kurumlarına ve yoksullara dağıtıldığı için boşa gitmiyor. Romantik çiftlerin Roma'daki buluşma noktası Trevi Çeşmesi, Termini ve Barberini metro duraklarına yürüme mesafesinde. Yukarıda bahsettiğimiz Trevi Çeşmesi'nin yakınında bulunan İspanyol Merdivenleri, Roma'nın en kalabalık meydanlarından biri olan Piazza Spagna'da yer alıyor. Bugüne kadar onlarca film, dizi ve müzik klibine de sahnelik etmiş, Roma'nın simgesi olmuş bir bölge. Çok şık bir tasarıma sahip olan İspanyol Merdivenleri, Fransa Kralı XV. Louis adına 1723-1726 yılları arasında yaptırılmış. O dönem buradaki Pincian Tepesi'nde yaşayan nüfusun büyük bölümü Fransızlardan oluşuyormuş. Şu an merdivenlerin üst kısmında bulunan Trinita dei Monti Kilisesi de bir Fransız kilisesi. Merdivenler bu Fransız kilisesi ile aşağıdaki İspanyol Meydanı'nı bağlamak için tasarlanmış. 2 yıllık çalışmanın sonucu 135 basamaklı, kelebek şeklindeki bu estetik merdivenler ortaya çıkmış. Orijinal adı 'La Scalinata di Trinita dei Monti' olan yapı İspanya Konsolosluğu binasının yanında yer aldığı için halk arasında İspanyol Merdivenleri olarak anılıyor. İspanyol Merdivenleri'nin çevresinde çok sayıda eğlence mekanı, otel ve alışveriş merkezi var. Bu nedenle sürekli kalabalık bir mekan. İnsanlar genelde bu merdivenlere oturup atıştırmalık bir şeyler yer uzun uzun sohbet ederler, etraftaki kalabalığı izlerlerdi. Geçmiş zaman kipiyle konuşuyoruz çünkü 2019 yılında çıkan yasayla artık İspanyol Merdivenleri'ne oturmak ve burada yemek yemek yasaklandı. Tarihi dokuya zarar vermemek adına getirilen bu yasağı delenlere ciddi miktarda para cezası kesiliyor haberiniz olsun. Fakat buradaki kalabalık azaldı mı derseniz, en ufak bir azalma yok. Spagna metro istasyonuna yürüme mesafesinde bulunan İspanyol Merdivenleri'ni Roma turunuza mutlaka dahil edin. Yunanca \"Tüm Tanrıların Tapınağı\" anlamına gelen Pantheon, dünyanın en iyi korunmuş Antik Roma anıtı olarak biliniyor. Navona Meydanı ile Trevi Çeşmesi arasında yer alan bu görkemli eser Roma'da gezilecek en güzel tarihi yerlerden biri. Pantheon'un olduğu yerdeki ilk yapı M. Ö. 27 M. Ö. 25 yılları arasında Marcus Vispanius Agrippa tarafından inşa ettirilmiş. Bu ilk tapınak bir yangın sonucu M. S. 80 yılında yıkılmış. Aynı yere Domitianus tarafından yaptırılan ikinci tapınakta M. S. 110 yılında yıkılmış. Pantheon ise buraya yapılan üçüncü ve son tapınak. M. S. 126 yılında, İmparator Hadrianus döneminde açılışı yapılan Pantheon, ilk tapınağı yaptıran Agrippa'ya adanmış. Eskiden bir pagan tapınağı olduğu rivayet edilen Pantheon 7. yüzyıl başlarında kiliseye çevrilmiş. Mimarisi ile kendine hayran bırakan bu tarihi yapının en dikkat çeken kısmı ise 43 metre çapındaki dev kubbesi. Neredeyse iki bin yaşındaki bu kubbe dünyada desteksiz şekilde duran en ağır beton kubbe olarak biliniyor. Bu dev kubbenin ortasında ise Oculus denilen bir boşluk var. Yapıda hiçbir pencere olmadığı için içeriye güneş ışığı girmesini sağlayan tek nokta burası. Rönesans dönemine ait heykellerin de yer aldığı yapıda ayrıca ünlü mimarların, kralların ve sanatçıların mezarları bulunuyor. Aktif bir ibadethane olarak kullanılan Pantheon haftanın her günü açık. Roma gezilecek yerler listesinin üst sıralarını hak eden önemli bir yapı. Burası Roma'nın tarihi şehir merkezinden Vatikan yönüne doğru yürürken, Tiber Nehri'nin karşı yakasında, Adrian Parkı'nın içerisinde göreceğiniz büyük ve silindir şeklindeki bir yapı. Orijinal ismi Mole Adriana olan bu kale ilk olarak 135-139 yılları arasında, Roma İmparatoru Hadrian'ın kendisi için yaptırdığı bir anıt mezar olarak inşa edilmiş. 271 yılında ise İmparator Aurelianus bu yapıyı şehir surlarına dahil ederek güçlendirmiş. 5. yy. başlarında ise askeri üs olarak kullanılmaya başlanılan Kutsal Melek Kalesi, 14. yy'dan sonra bir dönem Papalık konutu, bir dönem de hapishane olarak kullanılmış. Hatta Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan da bir süre burada mahkum olarak kalmış. Yapı 20. yy.'ın başlarından bu yana Castel Sant'Angelo Ulusal Müzesi olarak hizmet veriyor. Castel Sant'Angelo Müzesi içinde Rönesans Dönemi'ne ait çok zengin bir koleksiyon bulunuyor. Ayrıca Papalık konutu olduğu yıllarda kullanılan odaları da görebiliyorsunuz. Tiber Nehri'nin batı yakasında bulunan Castel Sant'Angelo'ya ister Vatikan tarafından ister tarihi şehir merkezi tarafından yürüyerek ulaşabilirsiniz. Castel Sant'Angelo giriş ücretlerini ve Castel Sant'Angelo ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Navona, Roma'da bulunan onlarca meydan içinde en güzel ve en popüler olanı. Kentin Eski Roma Bölgesi'nde yer alan Navona Meydanı, Campo dei Fiori ile Pantheon'un ortasında kalıyor. Navona Meydanı M. S. 1. yüzyılda yaklaşık 30 bin kişilik bir stadyum olarak inşa edilmiş. Şu an meydanın ortasını oluşturan açıklık bölge atletizm veya koşu gibi müsabakaların yapıldığı spor sahasıymış. Çevredeki binaların olduğu yerler ise tribünmüş. Roma İmparatoru Domitian'ın inşa ettirdiği bu yapı Domitian Stadyumu ya da Circus Agonalis olarak isimlendiriliyormuş. Zaman içinde eskiyen ve yenilenmeyen yapı bir süre sonra tamamen yıkılmış. Sonraki yüzyıllarda yeni bir yapılaşma sürecine giren Navona, kentin en önemli meydanlarından birine dönüşmüş. Ortasında Bernini, Borromini, Caravaggio ve Rubens gibi çok ünlü sanatçıların eserleri bulunan Navona Meydanı, etrafında ise ihtişamlı saraylar, kiliseler ve tarihi binalarla çevrili. Günün her saati dolup taşan, canlı performans sanatçılarının eksik olmadığı çok renkli bir meydan burası. Muhtemelen sizin de Roma gezinizde bol bol vakit geçirmek isteyeceğiniz bir yer olacaktır. # Campo de' Fiori Meydanı: Roma'nın en hareketli meydanlarından bir diğeri Campo de' Fiori. Navona Meydanı'nın hemen güney kesiminde yer alıyor. İki asra yakındır sebze, meyve ve çiçek satıcılarının toplandığı bu meydanda Roma'nın en büyük sokak pazarı kuruluyor. Pazar haftanın altı günü açık. # Piazza Venezia : Roma'nın tarihi kent merkezinde, Venedik Sarayı'nın tam önünde bulunan bir meydan. Gece ışıklandırması çok başarılı olduğu için genelde akşamları hareketlenen bir yer. Meydanın ortasında II. Vittorio Emanuele Abidesi isminde dev bir heykel bulunuyor. Meydan, Colosseo ve Termini metro duraklarına yürüme mesafesinde. # Piazza del Popolo : Taksim Meydanı'nı andıran Piazza del Popolo, Roma'nın en büyük meydanı. Ortasında Mısır'dan getirilmiş özel bir dikilitaş bulunan Piazza del Popolo'nun kuzeyinde ise Porta del Popolo adlı bir kapı var. Bu kapı Roma'nın imparatorluk döneminde şehrin ana giriş kapısı olarak kullanılıyormuş. Meydanın içinde bir de mini gezi treni var. Piazza del Popolo, Flaminio metro durağının hemen yanında. # Piazza di Spagna : Burası meşhur İspanyol Merdivenleri'nin önünde bulunan, her daim kalabalık ve uyumayan bir meydan. Fontana della Barcaccia isimli ünlü çeşme ile Palazzo di Spagna burada bulunuyor. # Piazza Barberini : Meydan, Roma'nın en ünlü ve en pahalı caddelerinden birisi olan Via Veneto'nun başlangıç noktasında yer alıyor. İtalyan mimar Bernini'nin tasarladığı bu meydan Kardinal Francesco Barberini'nin emriyle yapılmış. Fontana del Tritone ve Fontana delle Api isimli iki sanat harikası çeşme ile Barberini Sarayı meydanda bulunan önemli yapılar. # Piazza del Campidoglio : Bu meydan Roma şehrinin kurulu olduğu yedi tepeden biri olan Capitol Tepesi üzerinde, Roma Forumu ile Campus Martius Meydanı arasında bulunuyor. Ortasında bazı antik kalıntıların yer aldığı Capitol Meydanı'nın etrafında da ayrıca önemli saraylar, müzeler ve kiliseler var. Bu meydanın tasarımında imzası olan önemli sanatçılarından biri de dünyaca ünlü İtalyan ressam Michelangelo. Roma'nın en güzel parklarından biri Villa Borghese. Şehir gezisine biraz ara verip dinlenmek ve nefes almak isteyenler için kentin en ideal bölgesi burası diyebiliriz. 1700 dönümlük bu devasa park Piazza Spagna ve Piazza del Popolo meydanlarının yanına yer alıyor. Spagna metro durağının içindeki yürüyen bantlarla direkt parkın girişine ulaşabiliyorsunuz. Borghese Bahçeleri 1 tam gününüzü bile ayırabileceğiniz kadar geniş bir park. İçinde yürüyüş yolları, çeşmeler, heykeller, müzeler, anıtlar, gölet, hayvanat bahçesi gibi yerler barındıran parkın en önemli alanı ise Galleria Borghese. Bir sanat galerisi olan Galleria Borghese, Roma'da gezilecek yerler listesinde yer alması gereken harika bir mekan. Galeri binasında Barok, Rönesans ve Neo Klasik dönemlerine ait başyapıtlar sergileniyor. Bernini, Caravaggio, Vecellio ve Raffaello gibi sanatçıların muhteşem eserlerini görebiliyorsunuz. Galleria Borghese giriş ücretlerini ve Galleria Borghese ziyaret saatlerini resmi siteden güncel olarak takip edebilirsiniz tıklayın. Villa Borghese'de ayrıca Silvano Toti Tiyatrosu'nda oyun izleyebilir, yapay gölette tekne kiralayarak tur atabilir ve Carlo Bilotti Müzesi'ni de ziyaret edebilirsiniz. Trastevere, Tiber Nehri'nin batı yakasında yer alan bir semt. Trastevere'nin Türkçe karşılığı 'Tiber'in Ötesi' anlamına geliyor. Burası Roma'nın bohem bölgesi. Kendine has karakteristik bir yapısı olan Trastevere kaldırım taşı döşeli dar sokakları, küçük ve şirin dükkanları, otantik atmosferi ile Roma'nın en güzel yerlerinden biri. Sanki zamanda yolculuk yapmışcasına sizi yüzyıllar önceki Roma'ya götüren Trastevere, adeta şehir içinde başka bir şehir gibi. Sadece sokaklarında boş boş gezseniz bile hayran kalırsınız. Roma'nın ne kadar tarih kokan bir şehir olduğunu hissetmek için buraya mutlaka uğramanız gerek. Trastevere'nin dar sokaklarında çok sayıda kafe, bar, restoran tarzı yerler mevcut. Bu açıdan biraz Asmalı Mescit'i andırıyor diyebiliriz. Trastevere'yi gezerken ufaktan bir Beyoğlu havası hissedebilirsiniz. - Piazza di San Calisto, Piazza Santa Maria ve Piazza Trilussa Meydanları - Ponte Sisto Köprüsü - Santa Maria Bazilikası - Santa Cecilia Kilisesi - Museo di Roma in Trastevere - Porta Portese Bölgesi - Orto Botanico dell'Universita di Roma - Isola Tiberina - Janiculum Tepesi - Galleria Spada - Villa Farnesina 1.2 milyarlık Katolik Hristiyan dünyasının yönetim merkezi Vatikan, Roma'nın çok özel bir bölgesi. Yaklaşık bin kişinin yaşadığı Vatikan, yüz ölçümü bakımından (0.49 km ) dünyanın en küçük ülkesi. Roma şehir merkezine yaklaşık 4 km. uzaklıkta bulunan bu ülke, Tiber Nehri'nin batı yakasında bulunuyor. Buraya ulaşmanın en hızlı yolu metro. Roma Metrosu'nun Ottaviano ya da Cipro duraklarında inerek Vatikan'a kolayca gidebilirsiniz. Ayrıca tarihi kent merkezinden Vatikan'a sefer yapan belediye otobüsü ve tramvay seferleri de var. Eğer Roma gezilecek yerler listesinde bahsettiğimiz Trastevere bölgesinde konaklıyorsanız, Vatikan'a kısa bir yürüyüş yaparak da ulaşabilirsiniz. Vatikan ayrı bir ülke dedik ama buraya girmek için herhangi bir pasaport kontrolü yapılmadığını hatırlatalım. Ekstra bir vizeye ihtiyaç da yok. Roma'ya geldiyseniz Vatikan'a her türlü girebilirsiniz. Fakat Vatikan'a girişte 2 şeye dikkat etmenizi gerekiyor. Kısa şort, mini etek ya da abartılı dekoltesi olan kıyafetlerle Vatikan'da gezemiyorsunuz. Bu nedenle kıyafet seçiminize dikkat edin. Bir de Vatikan Müzeleri'ne girişte aşırı kalabalıktan kurtulmak için online bilet almanız çok önemli. Yoksa Vatikan'a geldiğinize pişman olabilirsiniz. Bilet satışının yapıldığı linki aşağıda paylaştık. Sabah erken saatlerde gelirseniz, 1 tam gününüzü buraya ayırarak her yerini rahatça gezebilirsiniz. Bu arada olur da Vatikan'a uğradığınız gün Papa'nın vaaz verdiği bir güne denk gelirse, tıklım tıklım dolu bir meydanla karşılaşacaksınız. Bu durumda hızlı hareket etmeniz pek mümkün olmaz. Yorucu bir gezi olur ama ilginç bir deneyim yaşamış olursunuz. Şimdi Vatikan'da gezilecek yerlere bir göz atalım. Vatikan'a girdiğiniz anda sizi karşılayan, Papa'nın on binlerce insana vaaz verdiği meşhur meydan. Ortasında 40 metre yüksekliğinde bir Mısır sütunu bulunan St. Pietro Meydanı, 1656 1667 yılları arasında inşa edilmiş. Meydanın çevresi ise başta Bernini olmak üzere önemli sanatçıların imzasını taşıyan heykellerle dolu. Aziz Petrus Bazilikası, Katolik Hristiyanlar için dünyadaki en kutsal mekanların başında geliyor diyebiliriz. Orijinal ismi Basilica di San Pietro olan bu kilise Hz. İsa'nın 12 havarilerinden biri olan Aziz Petrus'un mezarının olduğu yere yapılan ikinci yapı. 1506 1626 yılları arasında inşa edilen Aziz Petrus Bazilikası dünyanın en büyük kiliselerinden biri. Rönesans mimarisinin en nadide örneklerinden olan bazilikada Michelangelo, Donato Bramante, Raffaello Sanzio gibi ünlü mimarların imzası var. Vatikan'ın kalbi olan Aziz Petrus Meydanı'ndaki bu bazilika gün içinde her zaman çok kalabalık. Aziz Petrus Bazilikası'nın içinde Rönesans ve Barok dönemlerine ait paha biçilemez eserler sergileniyor. Bazilikanın en dikkat çeken yerlerinden biri de kubbesi. İlk olarak Michelangelo tarafından tasarlanan 138 metre yüksekliğindeki bu dev kubbe onun ölümünden yıllar sonra tamamlanabilmiş. Kubbenin tepesi ise muhteşem bir Roma manzarası sunuyor. Aziz Petrus Bazilikası aktif bir ibadethane olduğu için girişi ücretsiz. Fakat kubbeye çıkmak ücretli. İlk kez Papa II. Julius tarafından 16. yy'da kurulan Vatikan Müzeleri şu anda dünyanın en büyük sanat galerilerinden biri. Yüzyıllar boyunca Papalar tarafından toplanan koleksiyonların sergilendiği bu müze kompleksinde 54 galeri ve yaklaşık 1400 oda yer alıyor. Müzedeki koridorların toplam uzunluğu ise 7 kilometre. Yani Vatikan Müzeleri'ni gezmek için uzunca bir zamana ihtiyacınız olacak. Bize göre en az yarım gününüzü ayırmanız gerek. Vatikan Müzeleri içinde yer alan en meşhur mekan ise tavanı Michelangelo tarafından süslenen Sistina Şapeli. Şapelin tavanındaki fresklerin yapımı tam 4 yıl sürmüş. Fresklerde İncil'de geçen yaratılış bölümünün sahneleri yer alıyor. Her bir sahne çok ünlü ama sanırız en fazla bilineni Tanrı ile Adem'in parmaklarının kavuştuğu \"Adem'in Yaratılışı\" sahnesi. Şapelin duvarlarında ayrıca İncil'de anlatılan diğer sahnelerin betimlemeleri, Rönesans sanatçılarının eserleri, Papaların portreleri de yer alıyor. Linkini verdiğimiz bu yazımızda Vatikan Müzeleri de dahil yüzden fazla mekanı sanal tur ile gezebilirsiniz. Vatikan Müzeleri öyle bir yer ki Bernini ve Botticelli'den tutun Leonardo da Vinci ve Raphael'e kadar onlarca sanatçının başyapıtlarını bir arada görebiliyorsunuz. Antik Mısır'dan Rönesans'a kadar uzanan bir zaman yolculuğuna çıkabiliyorsunuz. Roma'yı gezerken Vatikan'a uğramazsanız gezinizi yarım bırakmış sayılırsınız bizden söylemesi. Biraz önceki uyarımızı tekrarlayalım. Vatikan Müzeleri önünde saatlerce sıra beklememek için online bilet almayı unutmayın. Vatikan Müzeleri giriş ücretlerini, ziyaret saatlerini güncel olarak takip etmek ve online bilet almak için tıklayın. Yazının başında da belirttiğimiz gibi Roma'da gezilecek yerler saymakla bitecek gibi değil. Yukarıda listelemiş olduğumuz bu mekanlar Roma'da yapacağınız 5-6 günlük genel bir turistik gezi için tercih edebileceğiniz en popüler yerler. Vakit sıkıntısı olmayanlar ve Roma sokaklarında daha fazla keşif yapmak isteyenler için birkaç ekstra tavsiyede daha bulunalım ve Roma şehir turumuzu sonlandıralım. # St. John Lateran Bazilikası : M. S. 4. yüzyıl eseri olan bu dini yapı Roma'nın en büyük bazilikalarından biri. Aynı zamanda Roma'daki en eski kilise. Hem iç hem dış mimarisi görülmeye değer. St. John Lateran Bazilikası tarihi kent merkezinde, Kolezyum'a 1,5 km mesafede yer alıyor. # Corso Caddesi : Porta del Popolo'dan Piazza Venezia'ya kadar uzan bu cadde şehrin en hareketli yerlerinden biri. Sağlı sollu alışveriş merkezleri ile dolu olan Via del Corso aynı zamanda otellerin de yoğunlukta olduğu bir bölge. Roma'da konaklama için bu caddeye yakın otelleri tercih edebilirsiniz. # Largo di Torre Argentina: Burası dört farklı Roma tapınağı ile Pompey Tiyatrosu kalıntılarının bulunduğu bir meydan. Ama daha çok Jül Sezar'ın öldürüldüğü yer olarak ünlenmiş. Largo di Torre Argentina tarihi kent merkezinde, Pantheon'a çok yakın konumda bulunuyor. # Roma Ulusal Müzesi : Farklı binaların bir araya gelerek oluşturduğu Roma Ulusal Müzesi'nde Antik Roma döneminden kalma arkeolojik eserler, Roma öncesi tarihten kalma sergiler yer alıyor. Müze, Navona Meydanı'na çok yakın bir bölgede. # Sant'Ignazio Kilisesi : Pantheon'un hemen yanında yer alan tarihi bir kilise. Loyolalı Aziz Ignatius'a adanmış bir yapı olan Sant'ıgnazio, özellikle tavan süslemelerindeki illüzyon oyunları ile tanınan bir yer. # MAXXI (21. Yüzyıl Sanatları Ulusal Müzesi): Daha çok modern sanat eserlerinin sergilendiği önemli bir müze. Tiber Nehri kıyısında, Flaminio bölgesinde yer alıyor. # Kapitolin Müzesi : Capitol Tepesi'nde bulunan bu müze 1734 yılında Papa XII. Clemens'in önderliğinde kurulmuş. Dünyanın en eski müzelerinden biri olarak kabul edilen Musei Capitolini'de Roma imparatorlarının büstleri, Marcus Aurelius'un ünlü heykelleri, Caravaggio ve Battista gibi sanatçıların resimleri sergileniyor. # Surdışı St. Paul Papalık Bazilikası : Roma'nın en önemli ve en büyük dört antik bazilikasından biri. Piazzale San Paolo'da bulunuyor. # Cinecitta: Burası Avrupa'nın en büyük film stüdyolarından bir tanesi. Sinema meraklıları için Roma'daki en heyecan verici yer olmaya aday mekanlardan. Set içinde yapılan özel turlarla Ben-Hur, La Dolce Vita, Cleopatra, The Passion of The Christ, Casanova, The Life Aquatic, Romeo ve Juliet, Gangs of New York gibi unutulmaz filmlerin çekildiği setleri ziyaret edebiliyorsunuz. Cinecitta Studios, Subaugusta metro istasyonun hemen çıkışında yer alıyor. # Cestius Piramidi: Pek bilinmiyor ama Roma'da bir de piramit var. Hem de 30 metre genişliğinde, 37 metre yüksekliğinde epey büyük bir piramit. Burası Gaius Cestius adında bir Romalı için anıt mezar olarak inşa edilmiş. Protestan Mezarlığı ile Porta San Paolo'nun yanında bulunan Cestius Piramidi'nin M. Ö. 18 ila M. Ö. 12 yılları arasında yapıldığı tahmin ediliyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/rwenzori-daglari/", "text": "Son yüzyılda kaşiflerce bulunan, Doğu Afrika'da harikulade bir yer Rwenzori. Burası 1888 yılında kaşif Henry Morton Stanley tarafından ayrıntılı şekilde gezilerek uzun uzun hatıratlar biriktirdiği bir yer. Hatta bir sayfasında Stanley, \"Rwenzori tepelerinin 300 gün boyunca üzerine çöken bulutlarla örtüldüğünü ama dağıldıklarında ortaya çıkan manzaranın eşsiz olduğunu\" neşreder. Neticesinde Stanley, sıradağlarla kaplı bu geniş yerlere, Bantu dilinde 'Yağmur Yağdıran' anlamına gelen 'Rwenzori ' ismini verir. Rwenzori, ekvatordan 48 km. uzaklıkta, Uganda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti sınırı boyunca 96 km. uzanan çeşitliliğiyle göz kamaştırır. Bazı tepe yükseklikleri 5110 metreye ulaşan dağın fotoğraflanması ve topografisinin çıkarılması ilk kez 1906 senesinde, İtalyan Dük Luigi di Savoia tarafından gerçekleştirilir ki bir çok belgesele de konu olmuştur. Muhtelif kaynaklarca M. Ö. 4. yy'da yaşayan Aristoteles'in kayıtlarında, Orta Afrika uzantısı bir dağ olarak 'Gümüş Dağı'ndan bahsedilir ki araştırmacılar bu zamane dağlarının Rwenzori olduğu kanaatindedir. Yağmur sularının ve buzullarının birikimiyle, Rwenzori çevresinde birçok durgun göl oluşur. Bu göller yabani yaşam ekolojisine öncülük ederler. Bazı bitkiler 12 metreye ulaşarak ağaçlara meydan okumaktadır. Bunun yegane sebebinin kol kalınlığındaki toprak solucanları ve solucanları besleyen humuslu topraklar olduğu tahmin ediliyor. Coğrafyanın asli sahibi Banand yerlileri doğaya büyük saygı duyarlar ve bu dağların bölgelerine giren insanlara kaya yuvarlayan ruhları barındırdığına inanırlar."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/sakarya-nasil-bir-yer-sakarya-hakkinda-bilgi/", "text": "- Sakarya İL - Adapazarı Sakarya'nın merkez ilçesi - Kocaeli İL - İzmit Kocaeli'nin merkez ilçesi - Düzce İL (1999 yılında Bolu'dan ayrıldı) - İznik Bursa'nın ilçesi Sakarya fazlasıyla kozmopolit bir şehir. İlk kez gittiğinizde \"Sen hangi millettensin?\" sorusunu duyarsanız hiç şaşırmayın. Burada Çerkes, Muhacir, Manav, Abaza, Laz, Boşnak, Gürcü.. ve daha bir çok farklı etnik grup bir arada yaşıyor. O yüzden bu soruyu sormak Sakarya'da adet olmuş biraz. Sakarya doğayı koruyarak büyüyen ve şehirleşen, aradaki dengeyi iyi kuran güzel illerimizden birisi. Yaşadığı büyük deprem felaketlerine rağmen yaralarını hızla sarmış ve gelişmeye devam ediyor. Başta futbol olmak üzere spor sevdalısı bir şehir. Semih Saygıner, Yılmaz Vural, Aykut Kocaman, Oğuz Çetin, Tuncay Şanlı, Kenan Sofuoğlu gibi bir çok sporcu yetiştirmiş Sakarya. Aynı zamanda hangi ligde oynarsa oynasın her maç Sakaryaspor tribünlerini dolduran Tatangalar taraftar grubu da çok meşhurdur. Sakarya nasıl bir şehir? Nerededir, nasıl gidilir? Öğrenci ve memurlar için Sakarya'da hayat nasıl? Şehirle alakalı temel bilgilere kısa kısa başlıklar halinde bir göz atalım. Marmara Bölgesi'nde yer alan ilimiz Karadeniz'e dökülen Sakarya Nehri etrafında kuruludur. Batısında Kocaeli ve Bursa, doğusunda Bolu ve Düzce, güneyinde Bilecik ile komşudur. Sakarya'nın kuzeyi Karadeniz'e sınırdır. İstanbul-Ankara karayolu hattında bulunan Sakarya, Türkiye'nin en yoğun geçiş yapılan ana yol hatlarından biri üzerinde olduğu için ulaşım imkanları son derece kolaydır. Türkiye'nin doğudaki her noktasından İstanbul istikametine giden otobüs seferleri ile Sakarya'ya ulaşabilirsiniz. Sakarya şehir otogarı merkeze yakın konumdadır ve servislerle ulaşım sağlanabilir. - İstanbul Sakarya arası yaklaşık 150 kilometre ve 2 saat. - Ankara Sakarya arası yaklaşık 310 kilometre ve 3 saat 20 dakika. - İzmir Sakarya arası yaklaşık 510 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Kayseri Sakarya arası yaklaşık 630 kilometre ve 7 saat. - Antalya Sakarya arası yaklaşık 600 kilometre ve 7 saat. - Van Sakarya arası yaklaşık 1500 kilometre ve 18 saat. Sakarya, Anadolu'da ilk siyasi birliği oluşturan Hitit Uygarlığı sınırları içinde yer alıyordu. Sonrasında sırasıyla Frigler, Lidyalılar ve Perslerin hakimiyeti altına girdi. M. Ö. 4 yy.'da Büyük İskender, Pers Devleti'ni yenilgiye uğratarak bölge topraklarını ele geçirdi. Makedonya Kralı Büyük İskender'in ölümü ile Bitinya Krallığı kendi bağımsızlığını ilan edip Sakarya'nın da bulunduğu bölgede hakimiyet kurdu. M. Ö. 1 yy'da Roma İmparatorluğu sınırlarına katılan bölge, M. S. 365'te Roma bölününce Bizans sınırlarına dahil edildi. Anadolu Fatihi Süleyman Şah, 1071 Malazgirt Zaferi ile bütün Anadolu gibi Sakarya bölgesini de fethetti. Bu dönemde kurulan Selçuklu Devleti'nin başkenti İznik yapıldı. I. Haçlı Seferi'nde bu bölge Bizans'ın eline geçse de 14. yy'da Orhan Gazi döneminde Sakarya tekrar fethedilip Osmanlı Devleti'ne katıldı. Milli Mücadele yıllarında Yunan ordusunun işgaline uğrayan Sakarya, 21 Haziran 1921'de işgalden kurtuldu. 1954 yılına kadar Kocaeli'ne bağlı kalan Sakarya bu tarihten sonra ayrı bir il olarak kabul edildi. Nüfus: Sakarya'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon kişidir. - Adapazarı, Akyazı, Arifiye - Erenler - Ferizli - Geyve - Hendek - Karapürçek, Karasu, Kaynarca, Kocaali - Pamukova - Sapanca, Serdivan, Söğütlü - Taraklı Şehrin ekonomisi tarım ve sanayi üzerine yoğunlaşmıştır. Yatırımcılar açısından Sakarya; İstanbul, Bursa ve Kocaeli üçgenindeki sanayi yoğunlaşması için iyi bir alternatif bölge konumunda bulunuyor. Sakarya Organize Sanayi Bölgesi özel sektör yatırımları sayesinde çok hızlı büyüyor ve gelişiyor. Son yıllarda özellikle otomotiv, tekstil ve gıda sektörlerinde büyük gelişmeler yaşandı. Gıda alanında süt ürünleri ve tavukçuluk yatırımları başı çekiyor. Topraklarının yarısından fazlası tarım arazisine uygun olan Sakarya, İstanbul'un sebze ihtiyacının ciddi bir bölümü karşılıyor. Sakarya'da tarım ürünü çeşitliği çok ve verimi yüksektir. Başlıca tarım ürünleri; şeker pancarı, buğday, arpa, mısır, patates, soğan, fasulye, ayçiçeği, ceviz, fındık, kestane ve tütündür. Ayrıca kiraz, elma, armut, çilek, ayva, erik, şeftali ve üzüm gibi meyveler de yetiştirilir. Orman arazisi bakımından çok zengin bir şehir olan Sakarya'da ormancılık ve orman ürünleri imalatı da şehrin ekonomisi için önemli bir paya sahiptir. Sakarya'nın sahil kesiminde ve doğusunda Karadeniz iklimi, batısı ile güneyinde Marmara iklimi görülür. Şehir yağışlı, nemli bir havaya ve ılıman bir iklime sahip. Sakarya'da kışlar bol yağışlı ve soğuk, yazlar ise ortalama ölçüde sıcaktır. Sakarya'nın coğrafi yapısını üç kısım olarak düşünmek mümkün. Kuzey kesimi alçak tepelik alanlar, orta kısımda Adapazarı ovası düzlüğü, güneyi ise engebeli dağlık alanlardan oluşuyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Sakarya'nın bitki örtüsü çok zengin, ormanlık alanları ise oldukça yaygındır. Ayrıca Sakarya, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığı için 1. derece riskli deprem bölgesidir. Maalesef geçmişinde önemli depremlerden büyük zararlar görmüştür. Hızla sanayileşen ve büyüyen Sakarya'da eskiye dair klasik Anadolu düğünü, nişanı, sözü, yöresel kıyafet ve halk oyunu gibi gelenek, görenekleri yavaş yavaş yok olmaya ve değişmeye başlamıştır. Yörenin kırsal kesimlerinde ve özellikle Geyve-Taraklı bölgesinde rastlanabilecek bazı halk oyunları; konak getirme, ince hava, zeybek, ada kasabı, çiftetelli, kadın karşılaması, argat sallaması, Türkmen alayı ve zöbektir. Sakarya'da farklı bir etnik grup olarak Yörük/Türkmen göçmeni olan Manav Türkleri yaşamaktadır. Manavların günümüzde geleneksel yapılarını iyi korudukları en önemli yerleşim alanı Sakarya'nın Taraklı ilçesi ve köyleridir. Kendi ifadeleriyle yedi kez düşünmeden adım atmayan, yavaş davranan bir topluluk olan Manavlar uysal, uyumlu, çekingen ve mülayim yapıda bir topluluktur. Manavların bir Ramazan adeti olarak Temcit Geleneği vardır. Temcit; Ramazan ayında sahura kalkmadan önce kadınların, erkekleri rahatsız etmeden temcit pilavı pişirmeye çağrılmasıdır. Köyün genç erkekleri minarelerden ilahi ve kafiyeli güzel sözler söyleyerek bu görevi yerine getirirler. Sakarya geçmişten beri çok göç alan, farklı milletlerin bir arada yaşadığı bir il olduğu için Sakarya mutfağı da aynı ölçüde zengin ve çeşitlidir. Manav göçmenlerinden Kafkaslara, Rumeli ve Karadeniz bölgesinden Abaza, Çerkes, Gürcülere kadar her toplum Sakarya mutfağında kendi etkisini göstermiştir. Böyle olunca \"Sakarya'da ne yenir, Sakarya lezzetleri nelerdir?\" sorusunun cevabı pek kolay olmuyor. Çünkü Sakarya mutfağı yüzlerce farklı çeşit yemek türü barındırıyor. Biz sadece Sakarya'nın belli başlı meşhur yöresel lezzetlerini sıralayacağız. Devamı için mutlaka şehri ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz. - Islama Köfte - Çerkes Tavuğu - Dartılı Keşkek - Hamsili Pilav - Kara Lahana Haşlaması - Laz Böreği - Kabak Tatlısı - Ada Gıvırma - İncir Uyutması - Köpük Helvası - Rumeli Mamaligası - Uğut Tatlısı Sakarya şehir merkezinde Sakarya Üniversitesi, Geyve ilçesinde ise Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi bulunuyor. Sakarya, İstanbul'a yakınlık avantajıyla beraber doğayla da iç içe olabileceğiniz bir şehir. Sapanca Gölü kıyısına kurulu olan Sakarya Üniversitesi merkez kampüsü konum olarak çok güzel bir noktada yer alıyor. Sakarya Üniversitesi sadece konumu ya da kampüsü ile değil eğitim kalitesi olarak da Türkiye'nin en iyi hizmet veren kurumlarından birisi. Şehri sever ya da sevmezsiniz ama üniversitesi kesinlikle kalitelidir. Sakarya son yıllarda hızlı büyüdüğü için şehirde yurt ya da kiralık ev sorunu yok. Her bütçeye uygun konaklama bulabilirsiniz. Öğrencilerin en çok yoğunlaştığı ilçe ise Serdivan. Burası öğrencilere yönelik bir çok kafe ve restoran barındırıyor. Sedirvan'da kiralık ev ya da kampüsteki yurtlar Sakarya Üniversitesi öğrencilerinin en çok talep gösterdiği yerler. Ama talep çok olduğu için Sakarya geneline göre ucuz bir ilçe sayılmaz. Sakarya her ne kadar milyonluk nüfusa sahip olsa da sakin bir şehirdir. Halkı muhafazakardır. Geç saatlerde şehir hareketliliği yoktur. Sosyal hayat anlamında sıkıcı olabilir ama merkezden sıkıldığınız anda kendinizi doğaya atabilirsiniz. Sakarya genel olarak yeşil alanı bol bir şehirdir. Memurlar için Sakarya ilçelerinden de bahsetmek gerekirse; Taraklı, Karapürçek, Kocaali ve Kaynarca biraz küçük ilçelerdir. Sosyal imkanları daha azdır. Diğer ilçeler hem merkeze yakın hem de daha hareketlidir. Şehirde genel olarak ulaşım ve güvenlik sorunu yok. Adapazarı ve Serdivan diğer ilçelere göre daha popülerdir ama hayat biraz daha pahalıdır. Memur ve öğrenciler için Sakarya ortalama bir şehir. Ne çok ucuz ne çok pahalı, ne çok hareketli ne çok sessiz. Ama Sakarya özellikle İstanbul'un yoğun ve hareketli akışını sevmeyenlerin yaşamak istediği şehirlerden birisi. Kendinizi kısa sürede İstanbul'a da atabiliyorsunuz doğaya da. Sakarya denince ilk akla Çark Caddesi gelir. Öğrenci ve memurların öyle bir dolaşmak için en çok tercih ettiği mekanlar bu caddededir. İstanbul'da İstiklal Caddesi neyse, Sakarya'da Çark Caddesi de odur. Sürekli kalabalıktır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Çerkes, Muhacir, Manav, Abaza, Laz, Boşnak, Gürcü.. Hepsinden görmeniz mümkün Çark Caddesi'nde.. Ne ararsanız bulabileceğiniz bu caddede yüzlerce mağaza, cafe, restoran, kitapçı vs. bulunuyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/samsun-gezilecek-yerler/", "text": "Samsun'un tarihi ve turistik yerlerini incelediğimiz yazımıza hoş geldiniz. Orta Karadeniz Bölgesi'nin sahil şeridine kurulmuş olan Samsun şehri, antik çağlardan bu yana medeniyetlerin Karadeniz'e açılan kapısı konumundadır. Bununla birlikte Yeşilırmak ve Kızılırmak gibi iki önemli akarsuyun tam ortasında yer almaktadır. Bu iki akarsuyun oluşturduğu Bafra ve Çarşamba ovalarıyla kent, tarih boyunca tarımsal üretime dayanan güçlü bir ekonomiye sahip olmuştur. Samsun, günümüzde de Karadeniz Bölgesi'nin en gelişmiş ili olma özelliğini devam ettirmektedir. Ulaşım olanaklarının kolaylığı, ticari hacmi, gelişmiş bir limana ve köklü bir üniversiteye sahip olması şehrin nüfusunu artırmış ve bölgedeki en büyük merkez haline gelmesinde etkili olmuştur. Kentin günümüzde kullanılan adının, Miletli kolonistler tarafından yörede kurulan \"Amisos\" şehrinin isminden evrilmiş olduğu düşünülmektedir. Yunan mitolojisinde Amazonlar olarak bilinen kadın savaşçıların da Samsun'da yaşadığı rivayet edilir. Ayrıca Kurtuluş Savaşı'nın ilk adımlarının atıldığı Samsun, Türkiye tarihi açısından da büyük önem taşıyan kentlerimizden biridir. Dilerseniz sözü daha fazla uzatmadan Samsun'da gezilecek yerler listesine birlikte göz atalım. - Samsun'nun Turistik Yerleri - Samsun'un Tarihi ve Doğal Güzellikleri - Samsun'un Tarihi ve Turistik Yerleri - Samsun Gezilecek Doğal Yerler - Samsun'un Diğer Meşhur Yerleri Karadeniz'in incisi, tarihi zenginlikleri ve doğal güzellikleriyle baş döndüren Samsun, Türkiye'nin gözde turistik destinasyonlarından biridir. Sahip olduğu eşsiz plajları, müzeleri ve yöresel lezzetleri ile ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunan bu şehir, her yıl milyonlarca turisti ağırlamaktadır. Şehrin simgesi haline gelen Onur Anıtı, Samsun'da görmeniz gereken ilk noktalardan biridir. Resmi açılışı 1932 yılında yapılan Onur Anıtı, Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıktığı yere, Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcını temsilen dikilmiş bir heykeldir. Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel'e sipariş edilen bu heykel, Viyana'daki bir atölyede 32 parça bronz döküm olarak yapılmıştır. Bu parçalar bir Alman vapuru ile 1931 yılında Samsun'a getirilmiştir. Atatürk'ün şahlanan bir at üstünde simgelendiği Onur Anıtı, kaidesiz 4.75 metre, kaideli 8.85 metre yüksekliğinde, oldukça heybetli bir eserdir. Heykelin altında bulunan kaidenin sağ tarafında Atatürk'ü, sol tarafında ise Türk milletini temsil eden kabartmalar bulunur. Heykelin ön yüzünde \"Vatanda Milli Mücadeleye Başlamak İçin Gazi 19 Mayıs 1335=1919 Tarihinde Samsun'a Çıktı.\" cümlesi, arka yüzünde de \"Bu Heykel Samsun Vilayeti Halkı Tarafından 29. Birinci Teşrin 1931 tarihinde dikildi.\" yazısı bulunmaktadır. Onur Anıtı, İlkadım ilçesindeki Belediye Parkı'nda yer alıyor. Burası Atatürk ve 18 arkadaşının Milli Mücadele'yi başlatmak üzere 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığı iskele. Aslına benzer şekilde yeninden inşa edilen Tütün İskelesi, Yabancılar Çarşısı'nın hemen önünde yer alıyor. İskelede bulunan 400 metrelik Kurtuluş Yolu'nda Atatürk, silah arkadaşları ve onları karşılamaya giden Samsun halkının balmumu heykelleri bulunuyor. Açık hava müzesine dönüştürülen iskelede ayrıca küçük süs havuzları ile Bandırma Vapuru'nu temsil eden bir maket de var. Samsun çevresi gezilecek yerler listesinin en önemli noktalarından biridir. Samsun şehrinin tarihine ışık tutan Amisos Tepesi, il merkezine yaklaşık 5 km. mesafedeki Baruthane Mahallesi'nde yer alıyor. Samsun'un ilk yerleşim yeri olarak bilinen Amisos Tepesi'ndeki tülümsüler M. Ö. 3. yüzyıla tarihlenmektedir. Kuzey ve güney olmak üzere iki kısma ayrılan bu tümülüslerde Helenistik Dönem'e ait bazı mezar yapıları ile Amisos Hazinesi'ne ait gömütler keşfedilmiştir. Bu buluntular şu anda Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergileniyor. 2008 yılından sonra çevre düzenlemesi yapılan ve yenilenen Amisos Tepesi, Samsun'da gezilecek tarihi yerler listenize almanız gereken çok güzel bir mekan. Burada bulunan tümülüsler ve mezar odaları ziyarete açık durumda. Ayrıca çevrede harika şehir manzarasına sahip kafe ve restoranlar da var. Samsun merkezde, valilik binasının hemen yanında yer alan Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde Samsun ve çevresinden çıkartılan önemli eserler sergilenmektedir. 1981 yılında hizmete giren müzenin arkeoloji bölümünde Amisos Antik Kenti buluntuları, mozaikler, Helenistik Çağ'a ait günlük eşyalar, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait sikkeler ile Amisos mezar odalarından çıkan paha biçilemez takılar bulunmaktadır. Müzenin etnografya bölümünde ise Samsun yöresindeki günlük yaşama ve ticaret etkinliklere ait eserler yer almaktadır. 19 Mayıs 1919'da Atatürk ve silah arkadaşlarını Samsun'a getiren Bandırma Vapuru, 1878 yılında İskoçya'nın Glasgow kentinde inşa edilmiştir. 1924 yılında hizmet dışı bırakılana kadar birçok görevde kullanılan gemi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda da önemli bir rolü üstlenmiştir. 1925 yılında sökülerek hurdaya ayrılan Bandırma Vapuru, orijinal çizimleri referans alınarak yeniden inşa edilmiş ve Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından 2006 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Döneme ait pek çok eşyanın sergilendiği Gemi Müzesi'nde Atatürk ve arkadaşlarının balmumu heykelleri de yer alıyor. Doğu Park'ta yer alan Bandırma Vapuru ve Milli Mücadele Parkı Açık Hava Müzesi yaklaşık 35 bin m alana yayılmış büyük bir tesis. Bandırma Gemisi'nin dışında alanda seramik rölyefler, şehitler yazıtı, top, tüfek, denizaltı mayını ve uçaksavar gibi savaş malzemeleri sergileniyor. Samsun merkezdeki Gazi Caddesi üzerinde bulunan Gazi Müzesi, 1902 yılında Jean Ioannis Mantika tarafından otel olarak inşa edilmiş bir yapı. Atatürk'ün Samsun'a geldiğinde konakladığı bu otel Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kendisine armağan edilmiş. Atatürk'ün vefatından sonra da bina 1940 yılında Gazi Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış. Samsun Gazi Müzesi'nde savaş yıllarına ait resimler, objeler, tablolar, Bandırma Vapuru'nun küçük maketleri, Atatürk'ün özel eşyaları ve balmumu heykeller sergileniyor. Mitolojik efsanelerde geçen kadın savaşçıların, bir diğer adıyla Amazonların Samsun'un Terme ilçesinde yaşadığına inanılıyor. Bu nedenle Samsun Batı Park'ta yaklaşık 50 bin m 'lik bir alana Amazon kadınlarının gündelik yaşamını yansıtan bir köy kurulmuş. 2010 yılında açılan bu Amazon Köyü'nde efsanelere konu olan savaşçı kadınların balmumu heykelleri, eşyaları, savaş aletleri ve çeşitli kabartmalar yer alıyor. Samsun'da ailece gezilecek yerler listesine Amazon Köyü'nü de eklemenizi tavsiye ederiz. - Samsun Kent Müzesi - Havza Atatürk Evi - Şeyh Sadi Tekkesi Kuva-i Milliye Ruhu Külliyesi ile Şehit ve Gazi Anı Evi - Alaçam Mübadele Müzesi - Bafra Arkeoloji ve Etnografya Müzesi - Canik Oyuncak Müzesi - Ekolojik Oyuncak Müzesi - Ambarköy Açık Hava Müzesi - Bafra Tütün Müzesi - Çerkes Etnografya Müzesi - Yaşar Doğu Anı Evi Müzesi - Akpınar Eğitim Müzesi - Panorama Samsun Dijital Gösterim Merkezi Samsun, binlerce yıl öncesine uzanan zengin tarihi mirasıyla büyüleyici bir şehirdir. Karadeniz kıyısında konumlanan bu antik yerleşim, Hititler'den Osmanlı İmparatorluğu'na kadar uzanan çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Amisos antik kenti, Gazi Müzesi ve Atatürk Anıtı gibi önemli noktalar, şehrin tarihini yansıtan öğelerden sadece birkaçıdır. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı'nın önemli dönüm noktalarından biri olan Samsun'a çıkarma noktası olarak da anılan yer, Türkiye'nin modernleşme sürecinin başladığı yer olarak da büyük bir öneme sahiptir. Dilerseniz doğal güzelliklere gelmeden Samsun'un tarihi ve turistik yerlerini inceleyelim. Samsun il merkezinde bulunan Büyük Cami 1884 yılında yapılmış bir eserdir ve kentin en büyük camisidir. Kare planlı caminin üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yeri beş bölümlüdür. Son cemaat yeri ile ibadet mekanı arasında kalan bölümün üzeri üç kubbe ile örtülüdür. Caminin mihrabı mermerdendir. Minber ise üzerindeki madalyon ve yıldız motifleri ile ağaç işçiliğinin güzel bir örneğini yansıtmaktadır. Kubbe içi ile duvarlar bitkisel ve geometrik kalem işi ile süslenmiştir. Caminin iki minaresi yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Samsun'un bir diğer tarihi yapısı Göğçeli Cami, Çarşamba ilçesi Çay Mahallesi'nde bulunan Göğceli Mezarlığı'nda yer almaktadır. Göğçeli Camii'nin kitabesi ya da vakfiyesi bulunmadığından yapım tarihi tam olarak belli değildir. Fakat uzmanlar Göğçeli Camii'nin 1200'lü yıllarda yapılmış olabileceğini öngörüyor. Yığma tekniği ile inşa edilmiş caminin en dikkat çeken özelliği çivi kullanılmadan yapılmış olmasıdır. Cami buna rağmen günümüze kadar hasar almadan ulaşmıştır. - Rıdvan Bey Cami - Değirmenbaşı Cami - Abdullah Paşa Cami - Tacettin Paşa Cami - Yörgüç Paşa Cami - Kale Cami - Şadibey Cami Samsun'un Vezirköprü ilçesinde bulunan Fazıl Ahmet Paşa Medresesi 1661-62 tarihleri arasında yaptırılmıştır. 1964 yılına kadar çeşitli amaçlarla kullanılan medrese sonrasında halk kütüphanesi olarak işlev görmüştür. Zamanında yörenin en zengin eserlerinin bulunduğu kütüphanede bugün binlerce Türkçe kitap yer almaktadır. Yapı yöreye özgü Karacaviran taşından inşa edilmiştir. Medrese dikdörtgen planlıdır ve dershaneler bölümü dışarı çıkıntı yapar şekildedir. Medrese odaları ve dershane kare planlıdır. Odaların içinde ocak ve dolaplar bulunmaktadır. Dershanenin girişi dört sütunla üç bölüme ayrılmıştır. Orijinalinde üst örtüsü kurşunla kaplı olsa da, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında kurşunlar sökülmüş, üst kısım kiremitle kapatılmıştır. Samsun'da gezilecek yerler merkez listesinin önemli mekanlarından biridir. 1857'de inşa edilen Mater Dolorosa Katolik Kilisesi, Samsun çevresi gezilecek yerler listesinde önemli tarihi yapılardan biridir. İlkadım ilçesinde bulunan kilise günümüzde de aktif şekilde kullanılmaya devam edilmektedir. Birinci dereceden sit alanı olarak ilan edilen tarihi yapı, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelmiştir. Samsun'da gezilecek tarihi mekanlar listesine yazmanızı tavsiye ederiz. Samsun'un doğal güzellikleri, Karadeniz'in eşsiz atmosferiyle buluşuyor. Sahip olduğu yeşil tepeler, şelaleler ve plajlar, doğaseverleri cezbediyor. Bafra Sazlıca Plajı'nın serin suları, Ladik Gölü'nün huzuru ve Tekkeköy Kanyonu'nun büyüleyici manzarası, Samsun'u doğa tutkunları için vazgeçilmez kılıyor. Şahinkaya Kanyonu, Samsun'un Vezirköprü ilçesinde yer almaktadır. Samsun'un en kıymetli doğa güzelliği bu kanyondur desek yeridir. Kanyon, Altınkaya Baraj Gölü'nün iki yakasını birleştirir. Bu gizemli geçitten kendine yol bulan Kızılırmak, eşsiz bir görüntü sergiler. Baraj çevresindeki çam ormanları ise bölgeye ayrı bir güzellik katar. Göl içinde aktif olarak çalışan feribotlarla kanyon turlarına katılabilirsiniz. Şahinkaya Kanyonu ve çevresi 2012 yılında Ulusal Turizm Bölgesi ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bu bölgede balıkçılık, fotoğrafçılık, kanyoning, yürüyüş ve dağcılık yapılabilmektedir. Samsun'da gezilecek doğal yerler listesine Şahinkaya Kanyonu'nu kesinlikle yazmalısınız. Longoz ormanları devamlı bol suya ihtiyaç duyan, sadece belirli türlerin yaşayabildiği, farklı özelliklere sahip ormanlardır. Türkiye'de bulunan İğneada, Acarlar ve Sarıkum ormanlarının yanı sıra, Kızılırmak Deltası'ndaki Samsun Galeriç Subasar Ormanları da longoz ormanlarına örnek gösterilebilir. Her yıl yaklaşık 35 kuş türü bu ormanlarda kuluçkaya yatmaktadır. Ormanda yer alan çeşitli su bitkileri, nilüfer türleri ve su içinde yaşayan ağaçlar ilginç görüntüler sunarlar. Özellikle ilkbahar mevsiminde ormanların tamamı suyla, bu suların üstü de yapraklarla kaplanır. Bu durum eşsiz bir görsel şölen sunar. Galeriç Subasar Ormanları botanik ve çevre gözlemciliği için açık bilimsel araştırma laboratuvarıdır. Samsun şehir merkezine oldukça yakın bir noktada yer alan Gölalan Şelalesi, kentin en güzel doğal mekanlarından biridir. Canik sırtlarında yer alan şelalenin bulunduğu Gölalan Köyü yemyeşil doğası, eşsiz lezzetteki kirazları ve sımsıcak halkı ile ziyaretçilerini beklemektedir. Bölgeye giden yol tamamen asfalttır. Şelaleleri köyün yüksek tepelerinden panoramik olarak da izleyebilirsiniz. Köy içinden şelalelere ulaşmak için çeşitli yürüyüşler düzenlenmektedir. Yol üzerinde kamp kurup, piknik yapabileceğiniz güvenli yerler de vardır. Samsun'un en güzel mekanlarından biri olan Kabaceviz Şelalesi, Tekkeköy ilçesinde bulunuyor. Şehir merkezine 35 km. mesafe yer alan şelale sıralı şekilde 3 kat halindedir. Yaklaşık 60 metreden dökülen suyun ortaya çıkardığı manzara görülmeye değerdir. Şelaleye giderken sizi dere üstüne kurulu şirin bir köprü karşılar. Köprü kenarındaki patika yollardan dere yatağına inebilirsiniz. Dere yatağını yaklaşık 300 metre kadar takip edip şelaleye ulaşabilirsiniz. Şelalenin oluşturduğu gölete vardığınızda etrafta uçuşan rengarenk yusufçukları görürsünüz. Derin bir kanyonun içinde yer alan şelalenin oluşturduğu minik ekosistem, adeta yağmur ormanlarını andırmaktadır. Bölgede dağcılık, trekking, kanyoning gibi spor aktiviteleri düzenlenmektedir. Mayıs ayı sonu ile Ekim ayı başları Kabaceviz Şelalesi'ni ziyaret için en ideal dönemlerdir. - Karacaören Şelalesi - Akalan Şelaleleri - Çağlayan Şelalesi - Kurşunlu Şelalesi - Yeşilpınar Şelalesi Samsun'un doğal güzellikleri deyince ilk aklımıza gelen yerlerden biridir Kızılırmak Delta'sı. Türkiye topraklarında doğup, yine Türkiye topraklarında denize dökülen en uzun akarsuyumuz Kızılırmak'ın oluşturduğu bu delta Milli Park statüsündedir. Samsun'un Bafra ve 19 Mayıs ilçelerini kapsayan Kızılırmak Deltası aynı zamanda şehir için önemli bir turizm kaynağıdır. Kızılırmak Deltası üzerinde irili ufaklı göller, akarsular ve Subasar Ormanları yer alır. Bölge 350'ye yakın kuş türüne ev sahipliği yaptığı için ülke çapında önemli bir kuş gözlem merkezidir. Göç sırasında birçok kuş türünün dinlenme noktası olan Kızılırmak Deltası, Nisan ve Mayıs aylarında martılara, kırlangıçlar ve kum kırlangıçlarına ev sahipliği yapar. Delta alanında yürüyüş etkinlikleri de düzenlenmektedir. Samsun'da kar yağışının yoğun olduğu nadir yerlerden biri olan Akdağ, Karadeniz'in en güzel kayak tesislerinden birine ev sahipliği yapıyor. İl merkezine yaklaşık 80 km. uzaklıkta, Ladik ilçesi sınırlarında yer alan Akdağ Kayak Merkezi, Samsun'daki kış turizminin yükselen yıldızı durumunda. Tesiste 1600 metre ila 3500 metre arasında değişen uzunluklarda pistler mevcut. 1,5 km'lik telesiyej hattının yer aldığı Akdağ Kayak Merkezi'nde konaklamak için oteller de var. Burası Samsun'da ailece gidebileceğiniz en güzel mekanlardan biri. Samsun'da en çok ziyaret edilen doğal güzelliklerden bir diğeri Nebiyan Dağı ve Yaylası'dır. Bölge 19 Mayıs'ın güney yönünde, ilçe merkezine 20 km. uzaklıktadır. Burası sahip olduğu harika manzarasıyla fotoğraf sanatçılarının da çok sevdiği bir noktadır. Karadeniz iklim özelliklerini taşıyan Nebiyan Yaylası her mevsim görülmeye değer bir alandır. Yaylaya giderken size eşsiz güzellikteki Engiz Deresi'nin sesi eşlik eder. Yolun büyük bölümü asfalt olduğundan yaylaya ulaşım kolaydır. Yol kenarlarında çok sayıda kır lokantası ve alabalık tesisi bulunmaktadır. Nebiyan Dağı ve Yaylası aynı zamanda koruma altına alınmış bir turizm merkezidir. Her yıl çeşitli offroad yarışlarına ev sahipliği yapan bölge yürüyüş, kamp ve yamaç paraşütü yapmak için de son derece elverişlidir. Yayla eteklerindeki Nebiyan ormanlarında yer alan kayın ağaçları ise her mevsim büründüğü farklı renklerle enfes görüntüler sunar. Samsun'un meşhur yerleri, zengin kültürel mirası ve tarihi dokusuyla büyülüyor. Birçok zeyahat sever Samsun'u iyi bilir ama ilimizin bir gezgin için ne kadar zengin olduğuna dair tam anlamı ile yeterli bilgiye sahip değildir. Biz bu yazımızda tüm önemli mekanları listelemeye gayret ettik. Yukarıda Samsun'un tarihi ve turistik yerlerine detaylıca yer vermiştik. Ayrıca aşağıda isimlerini sıraladığımız diğer meşhur yerleri de dikkate almanızı tavsiye ederiz. - Saat Kulesi ve Saathane Meydanı - Cumhuriyet Meydanı - İlkadım Anıtı - Bayraktepe Tabiat Parkı - Adapark - Beylik Köyü Höyüğü - Böğürtlen Höyüğü - Asarkale ve Kaya Mezarları - Lerdüge Tümülüsleri - Cüneydi Bağdadi Türbesi - Çakallı Taşhan - Alaçam Tarihi Rum Konakları - Geyikkoşan Baba Türbesi - Tekkeköy Kemerli Çeşme - Çırakman Tarihi Yel Değirmeni - Altınkaya Kilisesi - Tekkeköy Mağaraları - Şifa Hamamı - Çifte Hamam - Hamamayağı Kaplıcası - Havza Kaplıcaları - Kurt Köprü - Vezirköprü Bedesten ve Arasta - Vezirköprü Esenköy Kaya Mezarları Samsun, dağcılıktan termal turizme, su sporlarından kuş gözlemciliğine kadar çok çeşitli etkinliklerin yapılabileceği bir kenttir. Son yıllarda alternatif turizm konusunda da önemli adımlar atılmıştır. Atakum ilçesindeki Kocadağ Yaylası yamaç paraşütü, doğa yürüyüşü, oto tırmanma gibi faaliyetler için çok uygundur. Burada her yıl Haziran ayında Kocadağ Yürüyüşü düzenlenir. Vezirköprü/Kunduz Yaylası ise eğlenceli yayla şenlikleriyle her yıl çok sayıda yerli ve yabancı misafir ağırlar. Şehir merkezine 50 km. mesafede bulunan Nebiyan Dağı da oto tırmanma, yaylacılık, foto safari ve doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için en ideal bölgedir. # Doğa Yürüyüşü: Yukarıda belirttiğimiz gibi Kocadağ ve Nebiyan Yaylaları, Samsun'da doğa yürüyüşü için en ideal alanlardır. Kızılırmak Deltası da doğa yürüyüşü için oldukça uygundur. Bununla beraber şehir merkezi içinde ve dışında çeşitli yürüyüş parkurları mevcuttur. Atakum Sahil, Terme ve Doğu Park bunlara örnektir. İlkadım ve Canik ilçelerinin denizle buluştuğu alanlarda 8 kilometreye yakın yürüyüş ve bisiklet alanları mevcuttur. # Yamaç Paraşütü: Samsun'da pek çok alanda yamaç paraşütü yapılmaktadır. Özellikle Nebiyan Yaylası, Ayvacık ve Canik bu spor için elverişli bölgelerdir. Hafif rüzgar ve yeterli eğim bu alanlarda güvenli bir yamaç paraşütü imkanı tanır. # Su Sporları: Samsun merkez ile 19 Mayıs ilçesi arasında kalan bölgede dalış, sörf, yelken ve jet ski gibi su sporları yapılabilmektedir. Bafra/Derbent Baraj Gölü de yine su altı dalışı için uygun yerlerden biridir. Canik'te bulunan Sukay Tesisleri ise bölgedeki su kayağı etkinliklerinin en önemli adresidir. # Off-Road: Samsun'da off-road meraklıları için de birçok parkur mevcuttur. Vezirköprü'deki Kunduz Yaylası ile Ladik ve Canik ilçeleri arasındaki bölge off-road için ideal alanlardır. # Çim Kayağı: Türkiye'de çim kayağı yapılabilen nadir illerimizden biri de Samsun'dur. Samsun'un en yüksek bölgelerinden Akdağ Yaylası'nda, doğal çimler üzerinde çim kayağı yapılabilmektedir. Samsun mutfağında mısır, lahana ve fasulye ile yapılan yemekler çoğunluktadır. Keşkek, kaz etiyle yapılan tirit, kocakarı gerdanı, Samsun pidesi, Bafra lokumu, turşu kavurma, mısır çorbası, çakallı menemen, Oymaağaç kebabı ve Çarşamba kıvratması yörede yemeniz gereken lezzetlerden bazılarıdır. Orta irilikte ve esmer taneli olan Terme pirinci de yemeklere ayrı bir lezzet katar. Havza'nın pamuk dokuma giyim eşyaları, Vezirköprü'nün el emeği göz nuru ince ince işlenen semaveri, Bafra'nın salçası ve Çarşamba'nın fındığı da Samsun'da alabileceğiniz yöresel ürünlerdendir."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/samsun-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgi/", "text": "Milli Mücadele'nin ilk adımının atıldığı Samsun, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda büyük rol oynamış önemli şehirlerimizden biridir. Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da ayak bastığı kent, küllenen bir ateşi körüklemiş ve Türk milletinin yeninden ayağa kalkmasına vesile olmuştur. Tarih boyunca hep önemli bir liman kenti olan Samsun, Karadeniz Bölgesi'nin en büyük ili olmasının yanında, sürekli yükselen gelişimiyle de örnek bir şehirdir. Ayrıca kalkınmış bir şehir olmasının dışında doğal güzellikleri ile de dikkat çeker. Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı sahilleri, kışın ayrı, yazın ayrı güzel olan yaylaları, gölleri ve şifa dağıtan kaplıcaları ile Samsun, farklı turizm aktivitelerini aynı anda bulabileceğiniz bir yerdir. Peki Karadeniz'in incisi Samsun yaşamak için nasıl bir şehir? Özellikle öğrenci ve memurları Samsun'da nasıl bir hayat bekliyor? Kentin tarihi, coğrafi özellikleri ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz bu yazımızda Samsun'u biraz daha yakından tanıyalım. Ayrıca, Samsun çevresi gezilecek yerler listesi isimli yazımızı da inceleyebilirsiniz. Sizin de Samsun'la ilgili görüşleriniz varsa lütfen yorumlar bölümünde bizimle paylaşmayı unutmayın. Türkiye'nin kuzey ucunda yer alan Samsun, Karadeniz Bölgesi'nin orta kesiminde bulunan illerimizden biridir. Samsun'un komşuları; batıda Sinop, doğuda Ordu, güneydoğuda Tokat, güneyde Amasya, güneybatıda Çorum'dur. Samsun'un kuzey sınırı ise Karadeniz ile çevrilidir. Samsun'a özel araçla ulaşmak için Karadeniz Sahil Yolu olarak bilinen D-010 Karayolu'nu kullanabilirsiniz. Ya da Türkiye'nin en işlek anayollarından biri olan E80'i takip edip, Amasya dolaylarında kuzeye yönelerek Samsun yoluna girebilirsiniz. Ayrıca pek çok büyük şehrimizden Samsun'a direkt giden otobüs seferleri de bulabilirsiniz. Karadeniz'in en büyük otogarlarından biri olan Samsun Şehirlerarası Otobüs Terminali, il merkezine yaklaşık 5 km. mesafedeki Kıran Mahallesi'nde yer alıyor. - İstanbul Samsun arası yaklaşık 740 kilometre ve 8 saat 20 dakika. - Ankara Samsun arası yaklaşık 400 kilometre ve 5 saat. - İzmir Samsun arası yaklaşık 1000 kilometre ve 12 saat. - Antalya Samsun arası yaklaşık 900 kilometre ve 11 saat. - Amasya Samsun arası yaklaşık 125 kilometre ve 1 saat 40 dakika. - Trabzon Samsun arası yaklaşık 325 kilometre ve 4 saat. Samsun'a hava yolu ile ulaşmak isteyenler için il merkezine yaklaşık 23 km. uzaklıkta bulunan Samsun Çarşamba Havalimanı hizmet veriyor. Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere belli başlı büyük şehirlerden Samsun'a direkt uçuş bulabilirsiniz. Havaalanı ile Samsun merkez arasındaki ulaşım ise özel servisler ile sağlanıyor. Bu servisler uçak saatine göre hareket ediyor. Yine havalimanı içinde bulunan taksi ve araç kiralama hizmetlerini de kullanabilirsiniz. Türkiye'nin ilk demiryolu hatlarından biri olan Samsun Sivas Demiryolu Hattı modernize edilmek amacıyla 2015 yılında ulaşıma kapatılmıştı. Yaklaşık 5 yıldır süren çalışmalarda sona yaklaşıldı. Yakın bir tarihte Samsun Sivas Demiryolu Hattı'nın tekrar hizmete girmesi bekleniyor (2020). İlk yerleşim izleri Eski Taş Çağı'na dek uzanan Samsun'da, M. Ö. 60 bin ila M. Ö. 15 bin yılları arasına tarihlendirilen mağara katmanları keşfedilmiştir. Tekkeköy'de bulunan bu kalıntılar Karadeniz Bölgesi'nin en eski yerleşim alanlardan biri olarak kabul edilmektedir. Karanlık çağların ardından Samsun'a yerleşen ilk topluluk ise (M. Ö. 5000 M. Ö. 3500) Kaşkalardır. Hattilerin bir kolu olduğu sanılan Kaşkalar bugün Dündartepe Höyüğü diye isimlendirilen bölgede yaşamışlardır. Kaşkaların ardından Hitit Krallığı'na katılan Samsun, Hititlerin çöküşü ile Friglerin eline geçmiş ve bu dönemde yaşanan saldırılar sonucu oldukça hasar almıştır. Harabeye dönen ve yeniden kurulan kent M. Ö. 7. yüzyılda Foça ve Milet halkları tarafından kolonileştirilmiştir. Bu kolonileşme sonucu Samsun ticari yönden örgütlenerek hızla gelişmiştir. Bir ticaret merkezi haline gelen kent M. Ö. 400'lü yıllarda Atinalılar tarafından ele geçirilmiş ve ismi Peiraieus yapılmıştır. Anadolu'da Grek egemenliğinin azalmasıyla Samsun yöresi önce Pers, daha sonra Kapadokya satraplığı ile Makedonya Krallığı'nın hakimiyeti altına girmiştir. Bu dönemde Karandeniz'in en önemli liman kenti olan Samsun, İskender'in ölümüyle Makedonya İmparatorluğu'ndan ayrılmıştır. Kısa bir süre Seleukos İmparatorluğu'na dahil olan Samsun, ardından Pontus Krallığı idaresine geçmiş ve kraliyet ikametgahı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu süreçte yapılan imar çalışmaları Samsun'u genişletmiştir. M. Ö. 60'lı yıllarda Romalıların ele geçirdiği Samsun yöresi Bitinya ve Pontus eyaletine bağlanmıştır. İlerleyen yıllarda baş gösteren iç karışıklıklar sonucu kent kimi zaman bağımsız bir bölge kabul edilmiş, kimi zaman farklı eyaletlere bağlanmıştır. Bu durum Roma İmparatorluğu 395'te ikiye bölünene kadar sürmüştür. Daha sonra Samsun, Bizans İmparatorluğu sınırlarına katılmıştır. Ardından kısa bir dönem de Ceneviz kolonisi olarak varlığını sürdürmüştür. Eskiden tarihi Grek şehri Amisos olarak anılan Samsun, Malazgirt Meydan Muharebesi sonrası Anadolu'ya giren Türkler tarafından kuşatmaya uğramış ancak alınamamıştır. Şehri alamayan Danişmendliler Beyliği lideri Melik Gazi, Amisos'un yanına İsamisos adında yeni bir yerleşim yeri kurmuştur. Ticari bağları kuvvetli olan bu iki şehir 1178'de II. Kılıç Arslan tarafından Anadolu Selçuklu Devleti topraklarına katılmıştır. Sonraki yıllarda beylikler arasında defalarca el değiştiren bu iki şehir en sonunda Osmanlı İmparatorluğu altında birleşmiştir. Samsun, 1422-1428 yılları arasında kısa bir dönem Osmanlı hakimiyetinden çıksa da, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanına kadar hep devlet kontrolünde kalmıştır. Yaşadığı işgaller ve yangınlar yüzünden dönem dönem ticari önemini kaybeden Samsun, tekrar gelişmiş ve önemli bir liman bölgesi olma özelliğini geri kazanmıştır. 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışıyla çok kritik bir sürecin başlangıç noktası olan kent, cumhuriyetin ilanıyla birlikte ayrı bir il statüsü kazanmıştır. Nüfus: Samsun'un 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 350 bin kişidir. - 19 Mayıs - Alaçam, Asarcık, Atakum, Ayvacık - Bafra - Canik - Çarşamba - Havza - İlkadım - Kavak - Ladik - Salıpazarı - Tekkeköy, Terme - Vezirköprü - Yakakent Karadeniz Bölgesi'nin en kalabalık şehirlerinden biri olan Samsun, ekonomik açıdan da bölgenin en gelişmiş illerinden biridir. Samsun'un ekonomik yapısı ağırlıklı olarak tarım, hayvancılık, hizmet ve sanayi sektörlerine dayanmaktadır. Bafra ve Çarşamba gibi çok verimli iki ovaya sahip ilde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri buğday, şeker pancarı, mısır, çeltik, pirinç, tütün, ayçiçeği, fındık, domates, biber, soğan, patlıcan ve lahanadır. Samsun'daki hayvancılık faaliyetleri genelde küçük işletmelerin çalışmaları ile yürütülmektedir. Sığır, koyun ve kıl keçisi yetiştirilen ilde kümes hayvancılığı ve arıcılık da yapılmaktadır. Liman şehri olan Samsun'da denizden çıkan ürünler de il ekonomisine katkı sağlar. Hamsi, palamut, kefal, istavrit, barbun, sazan, kerevit ve akbalık Samsun'da avlanan başlıca balıklardır. İmalat sanayinde üretilen mallar, fuarcılık faaliyetleri, tıbbı ve cerrahi el ürünleri üretimi, lojistik sektörü ve turizm Samsun ekonomisine katkı sağlayan diğer alanlardır. Samsun ilinin toprakları yeryüzü şekilleri bakımından üç farklı bölgeye ayrılır. Şehrin güneyi dağlık arazilerden oluşur. Canik ve Çangal Dağları, Akdağ, Kunduz Dağı, Bunyan Dağı ve Sırçalı Dağı bu yöredeki önemli yükseltilerden bazılarıdır. Bu dağlık kesimle şehrin kıyı kesimi arasında yaylalar çoğunluktadır. Samsun'un sahil şeridi ise daha çok ovalardan oluşur. Bafra, Çarşamba ve Samsun Ovaları bölgedeki büyük düzlüklerdir. Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi iki önemli akarsuya ev sahipliği yapan Samsun'un kıyıları geniş bir koy niteliği kazanmıştır. Samsun'un sahil şeridinde Karadeniz ikliminin etkileri hissedilir. Bu nedenle deniz kenarına yakın yerlerde yazlar sıcak, kışlar ise ılıman ve yağışlı geçer. Güney kesimlerde yükseltinin artması havanın soğumasına yol açar. Buralarda kışlar daha sert ve kar yağışlı geçer. Yazlar ise serindir. Samsun gün içerisinde hava sıcaklığının ve yağışın çok hızlı değişim gösterdiği illerimizden biridir. Önemli su kaynaklarına sahip Samsun'un doğal bitki örtüsü de son derece zengindir. Şehrin alçak kesimlerinde kestane, gürgen, ayın, meşe, dişbudak gibi geniş yapraklı, yüksek kesimlerinde ise iğne yapraklı ağaçlar geniş alanlara yayılmıştır. Karadeniz'in müthiş lezzetlerini bünyesinde barındıran Samsun mutfağı çok zengin bir yemek çeşitliliğine sahiptir. Üstelik sadece Karadeniz yemekleri değil, kendine has yöresel ürünleriyle de dikkat çeken Samsun, köklü kültür birikimini sofrasına yansıtmayı başarmış bir ilimizdir. Bol tereyağlı yemekler, çorbalar, çıtır pideler, sarmalar ve hamur işleri Samsun yöresel mutfağının temelini oluşturur. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında ilgi gören Bafra Pidesi de Samsun'dan çıkmış bir lezzettir. - Çakallı Menemen - Ispanak Çorbası ve Mısırlı Fasulye Çorbası - Bafra Pidesi ve Terme Pidesi - Haluçka - Oymaağaç Orman Kebabı - Kağıtta Hamsi - Baklalı Sarma - Kaz Pilavı ve Mantarlı Pilav - Taze Fasulye Diblesi - Katık Sündürmesi - Büryan - Yazı Pancarı - Böbrek Kavurma - Bazlama - Katıklı Ekmek - Haşhaşlı Çörek - Peynirli ve Cevizli Mantı - Kıvratma - Nokul - Kocakarı Gerdanı - Fırında Kabak Tatlısı Samsun ilimizde 1975 yılında kurulan Ondokuz Mayıs Üniversitesi ile 2018 yılında hizmete giren Samsun Üniversitesi bulunuyor. Ülkemizin köklü eğitim kurumlarından biri olan Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nin ana kampüsü Samsun şehir merkezine yaklaşık 20 km. mesafede, Atakum ilçesinde yer alıyor. Henüz çok yeni bir okul olan Samsun Üniversitesi ise merkezin 10 km. kadar güneyinde, Canik ilçesinde bulunuyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi kampüsü merkeze biraz uzak ama belediyeye ait toplu taşıma araçlarının birçoğu O. M. Ü.'den geçtiği için ulaşım sıkıntısı yaşanmıyor. Kampüs ormanlık bir alan içerisinde bulunuyor ve çevre düzenlemesi çok iyi. Oldukça büyük bir alana yayılmış olan yerleşkede öğrencilere yönelik birçok sosyal yaşam alanı da mevcut. Fakat binalar arası mesafeler uzun olduğu için kampüs içinde sefer yapan ring otobüslerini bol bol kullanmanız gerekiyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nin hem içerisinde hem de çevresinde yeterli sayıda yurt var. Daire ya da apart kiralamak isteyen öğrencilerin ilk tercihi ise genellikle Atakum merkez oluyor. Ama talep fazla olduğu için konaklama anlamında bu bölge Samsun geneline göre biraz daha pahalı. Öğrenci ve memurların yoğunlaştığı bir diğer bölge ise Samsun'un merkezi olan İlkadım. Samsun, Karadeniz'in en modern şehirlerinden biri. Bir İstanbul ya da Ankara kadar olmasa da hemen her türlü sosyal imkanı bulabileceğiniz büyük bir kent. Ayrıca çok kozmopolit bir yapısı var. Biraz abartı olacak belki ama Samsun'da yaşayan yabancılar neredeyse Samsunlulardan fazla. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nin diğer illerinden çok göç aldığı için Samsun'da her memleketten insanla karşılaşabilirsiniz. Dışarıdan gelen öğrenci ve memurlar için burası oldukça rahat bir şehirdir. Anadolu'daki birçok yerin aksine Samsun'daki hareketli caddeler bir iki yerle sınırlı değildir. Vakit geçirebileceğiniz kafe, restoran, AVM, park gibi yerlerin sayısı bir hayli fazladır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/sili-gezilecek-yerler-gezisi-rehberi/", "text": "Şili, Güney Amerika'nın Büyük Okyanus kıyısı boyunca uzanan, sanki Arjantinliler Pasifik Okyanusu'na girmesinler diye önlerine set şeklinde kurulmuş bir ülke. Türkiye'den tam 15 bin km. uzakta, dünyaya sırtını dönmüş, And Dağları'nın tam ortasından geçtiği, 4.300 km'lik uzun ince bir memleket.. Şili öyle bir yer ki kuzey-güney sınırları arasındaki mesafe baz alındığında dünyanın en uzun ülkesi.. Ama doğu-batı sınırları arasındaki uzaklık arabayla 2 saat bile sürmüyor. Ülkedeki iller arasında neredeyse hiç saat farkı yok. Yani şöyle düşünün.. Ramazan ayında bütün ülke iftarını hemen hemen aynı anda yapıyor. Köydeki akrabalarla \"Önce siz açtınız, önce biz yedik\" tartışması gereksiz. Ama şöyle bir handikapı var ki deniz kenarında oturuyorum diye kimseye hava atamazsınız. Sahil boyunca yürüyüş yapmak zamanla sıkıcı bir aktiviteye bile dönüşebilir.. Ama her şeye rağmen güzel ülke Şili.. Şili'nin eğitim seviyesi ve ekonomik durumu kıta geneline göre daha iyi durumda. Refah seviyesi yüksek. Ticari yatırımları destekleyen ve yaşanabilir bir yer. Özellikle Patagonya bölgesindeki muhteşem doğası ile Şili gezilip görülmeyi hak eden ülkelerden biri. Şili'nin gezilecek yerlerine geçmeden önce ülkeyi kısa kısa başlıklarla tanıyalım. Güney Amerika'da bulunan ülke, kıtanın Büyük Okyanus kıyısı boyunca uzanmaktadır. Şili'nin komşuları Arjantin, Bolivya ve Peru'dur. Türkiye'den Şili'nin başkenti Santiago'ya, direkt olmasa bile (2021) aktarmalı olarak giden birçok uçak seferi mevcut. Avrupa'da birkaç noktadan ya da Sao Paulo, Buenos Aires, Bogota gibi Güney Amerika şehirlerinden aktarma yapan seferler var. Başkent Santiago'da bulunan Comodoro Arturo Merino Benitez Uluslararası Havalimanı şehir merkezinden yaklaşık 20 km. kadar uzakta bulunuyor. Halihazırda Güney Amerika gezisinde iseniz Arjantin, Bolivya ya da Peru'dan kara yolu ile çok kolay şekilde Şili'ye geçiş yapabilirsiniz. Güney Amerika'da en fazla Türk esnafla burada karşılaştık. Resmi rakamlar nedir bilmiyoruz ama sanırız ülkede binden fazla yaşayan Türk bulunuyor. Hatta başkent Santiago'da Ülker firmasının bayisi vardı. Vardı diyoruz çünkü sahibi \"İşleri pek yolunda değil\" diyordu ve sonradan öğrendik ki dükkanı kapanmış. Şilililerin damak tadı pek uymamış bizim bisküvilere. Şu an yerinde yine Türklere ait bir oyuncakçı dükkanı var (2019). Uğramak isterseniz başkent Santiago'nun merkezinde bulunan San Diego Caddesi üzerinde. Alışveriş dükkanlarıyla dolu olan bu cadde de başka Türk esnaflar da var. Şili'de 50 bin civarında Müslüman göçmen yaşıyor. Lübnan ve Filistin vatandaşı sayısı oldukça yüksek. Ülke genelinde birkaç tane cami ve mescit var. Bunların en büyüğü ise başkent Santiago'da bulunan Es Selam Mescidi. Santiago şehir merkezinin tam göbeğinde, Plaza de Armas meydanının olduğu yerde bir de HALAL FOOD isminde, menüsünde Türk yemekleri de olan bir helal yemek restoranı var. Türk esnaflarının da sık sık uğradığı bir mekan. And Dağları boyunca yılan gibi uzanan Şili, kuzeyden güneye tezatlıklarla dolu çok farklı iklim özelliklerine sahip. Kuzey ucu tamamen çöl iklimine teslim olmuşken, en güney ucunda kutup iklimi ve dondurucu soğuklar vardır. Başkent Santiago bölgesinde Akdeniz iklimi hakimken adalarında ise tropikal iklim etkileri vardır. Şili'de gezeceğiniz bölgeye göre gideceğiniz tarihleri iyi seçmeniz önemli. Güney Yarımküre'de bulunduğu için bu ülkede mevsimlerin Türkiye'ye göre tam tersi olduğunu unutmayın. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak Şili'de 90 gün süreyle vizeden muaf durumdayız. 2021 yılı itibariyle yaklaşık 19 milyon kişinin yaşadığı Şili'de bu nüfusun yaklaşık 7 milyonu başkent Santiago de Chile'de ikamet etmektedir. Santiago ülkenin her açıdan merkezi konumunda, hatta konum olarak bile tam ortada bulunmaktadır. Şili'de para birimi olarak Şili Pesosu kullanılıyor. Güney Amerika kıtasının genelinde olduğu gibi Şili'nin de resmi dili İspanyolca. Zaten ülke nüfusunun çok büyük bölümü Avrupa göçmenlerinden oluşuyor. Almanca ve İngilizce ile Şili'de iletişim kurma ihtimaliniz, Güney Amerika ülkelerine oranla biraz daha yüksek olabilir. Ama yine de fazla değil, bu duruma çok güvenmeyin. 3-5 İspanyolca kelime öğrenmemezlik etmeyin. Ülkede ayrıca İnkaların yerli dili Quechuan, Aymara yerlilerinin dili Aymaran, Mapuçe yerlilerinin konuştuğu ki ülkede yarım milyona yakın nüfusları vardır, Mapudungun dilleri de konuşulmaktadır. Zaten Şili kelimesi Aymara dilinde \"Dünyanın Bitimi\" anlamına gelen chilli kökünden geliyor. Doğu-batı genişliği hepi topu İstanbul kadar olsa da, kuzeyden güneye uzanan yapısı ile Şili, harika doğa maceraları sunan, sıcakkanlı insanlarıyla misafirperver ve güzel bir ülke. Güney Amerika'ya gidip bu ülkeye uğramazsanız yazık edersiniz. Şimdi Şili gezilecek yerler listesine bir göz atalım.. Şili'nin başkenti Santiago, Güney Amerika'da Avrupa havası veren şehirlerden biri. Yani Latin yerli kültürünü yakından göreyim diye Santiago'yu gezerseniz umduğunuzu pek bulamazsınız. Gelişmiş ve modern bir şehir. Epey kalabalık ve hareketli. Şehri gezmenizi kolaylaştıracak güzel de bir metro ağı var. Haritasını buraya ekleyelim. Gezerken oldukça işinize yarar. Santiago yüksek binalarıyla da dikkat çekiyor. Hatta Latin Amerika'nın en yüksek binası olan 300 metre yüksekliğindeki Gran Torre Santiago isimli gökdelen de bu şehirde. Santiago, And Dağları eteklerinde kurulu bir şehir. Bu dağların hava akımını engellemesi yüzünden, yoğun trafik yaşanan ve sanayileşen şehirde ciddi bir hava kirliliği var. Bu sorun pek çözülebilecek gibi durmuyor çünkü Şili nüfusunun yarısından fazlası kıtanın hep orta kesiminde toplanmış durumda. Patagonya bölgesini saymazsak, ülkenin en yoğun turist popülasyonunu barındıran şehri olan başkent Santiago'yu genel olarak bir tanıyalım. Tam olarak İstanbul'daki Çamlıca Tepesi'nin emsali bir yer. Açık ve temiz havaya denk gelirseniz tüm şehri ve And Dağlarını görebilirsiniz. Merkeze yakın noktada ve metro ile ulaşım var. Zirveye dağın dibinden füniküler ya da teleferik ile çıkılıyor. Yürüyüş parkurlarını kullanarak yaya olarak çıkmak da mümkün ama uzun ve çetrefilli bir yol. Vaktiniz bolsa yürüyerek çıkabilirsiniz. Tepede bir kilise, Meryem Ana heykeli ve devasa büyüklükte bir botanik parkı bulunuyor. İçinde hayvanat bahçeleri, havuzlar ve özel bitki türlerini görebileceğiniz kısımlar var. Buraya tam gününüzü ayırabilirsiniz. Burası Şili Cumhuriyeti'nin görkemli başkanlık binası. 1973'te General Pinochet'in yaptığı darbe esnasında bir kısmı hasar görmüş ve daha sonra restore edilmiş. Ayrıca Pinochet'in yaptığı darbe sonrası başkan Salvador Allende'nin teslim olmayı reddedip intihar ettiği yer burası. Şili'nin Nazım Hikmet'i, önemli bir edebiyatçı olan Pablo Neruda'nın şimdilerde müze olmuş Şili'deki 3 evinden birisi. O zamanki eşi ve ilham kaynağı olan, uğruna şiirler yazdığı Matilde Urrutia ile beraber dekore ettikleri çok estetik bir ev. Vaktiniz olursa mutlaka uğrayın. Bu arada işin şakası bir yana Pablo Neruda gerçekten de Nazım Hikmet'in yakın dostuymuş. Santiago metrosu, Alcantara ve Escuela Militar istasyonlarının tam ortasında, duraklara en fazla 50-100 metre mesafede, ana yolun hemen kenarında bir park var. Parkın hemen önünde, üzeride Ay Yıldız ve Atatürk resmi bulunan büstü göreceksiniz. Cumhuriyetin 50. yıl dönümünde yaptırılmış. Şili'de Türkleri nasıl sevdiklerini hesaplayın artık. - Museo Nacional de Bellas Artes / MNBA - Museo de Arte Contemporaneo - Plaza de Armas - Catedral Metropolitana - Museo Historico Nacional - Cerro Santa Lucia - Museo de la Memoria y los Derechos Humanos - Kolomb Öncesi Sanat Müzesi - Patio Bella Vista - Iglesia de San Francisco - Mercado Central Ayrıca başta Paris olmak üzere bazı şehirlerde görmeye alıştığımız, üzeri kilitlerle dolu olan Aşk Köprüsü'nden bir tane de burada var. Şehrin ortasındaki Mapocho nehrinin üzerinden geçen köprülerden biri. Biz ağaca çaput bağlayınca hurafe, bunlar yapınca aşk köprüsü oluyor niyeyse. Ama size bir sır verelim mi! Kısmetinizde kavuşmak yoksa, ağaca tırmanıp çaput da bağlasanız, köprüye kilitler vurup kendinizi nehre de atsanız olmuyor. (: Sıradaki parçayı sevipte kavuşamayan.... neyse bu sefer konuyu gerçekten dağıtmayalım. Başkent Santiago'ya 1 buçuk saat mesafede, Büyük Okyanus kıyısında, tüm sokakları denize çıkan güzel bir şehir Valparaiso. Genelde buraya günübirlik gelip gidiyor şehirdeki insanlar. Tatil beldesi sayılır. Valparaiso'da gezilecek yerler diye ayrı bir konuya girmemiz gereksiz olur çünkü Valparaiso'nun kendisi başlı başına gezilmesi gereken ufak, renkli, şirin bir şehir zaten. Rengarenk tarihi sokakların bulunduğu şehir UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine eklenmiş. Sokak sanatı müthiş. Tek kötü yanı ise her tarafı yokuşlarla dolu, in çık in çık bi' hal oluyorsunuz. Zonduldak'ta yaşayanlarınız varsa ne dediğimizi iyi anlayacaklardır. Asansörle çıkılan sokakları var Valparaiso'nun. Gerisini siz düşünün. Yukarıda bahsettiğimiz şair Pablo Neruda'nın bir evi de burada. Evin ismi La Sebastiana. Yine muazzam bir tasarımı ve iç dizaynı var. Ziyarete açık ve gezebilirsiniz. Ayrıca merkeze 10-15 dakika mesafedeki Vina del Mar bölgesinde, her yıl Şubat ayında Güney Amerika'nın en büyük festivallerinden biri düzenleniyor. Arjantin ve Şili arasında paylaşılan, eşsiz doğası ile gezginlerin göz bebeği olan Patagonya'nın gezilecek yerler yazısını detaylı olarak ayrı bir başlıkta ele aldık. Paskalya Adası, Şili'den çok çok uzaklarda, hatta sadece Şili değil, dünyanın her yerine çok uzakta olan, Büyük Okyanus'un ortasında bir ada. Şili sahillerinden 3700 km., Tahiti'den ise 4000 km. açıkta olan bu ada resmi olarak Şili'ye bağlı. 2017 sayımına göre ada nüfusu 8 bin kişi civarında. Paskalya Adası hem uzaklığı hem de gidiş yolunun pek kolay olmaması sebebiyle en az ziyaret edilen turistik mekanlardan biri. Tek geliri turizm olsa da, ada sadece gezginler için değil tarihçiler için de çok ilgi çekici bir yer. Paskalya Adası'nda metrelerce yükseklikte ve tonlarca ağırlıkta Moai adı verilen yüzlerce heykel bulunmaktadır. Çok düzgün kesilerek yapılan bu heykellerin kimler tarafından ne amaçla yapıldığı bugün hala gizemini koruyor. Tahminlere göre bu heykellerin yapımı sırasında bütün adanın ağaçları kesilerek doğal yaşama büyük zarar verilmiş ve adadaki yaşam bu şekilde yavaş yavaş yok olmuş. Şili'den buraya gitmenin tek yolu, Santiago Comodoro Arturo Merino Benitez Uluslararası Havalimanı'ndan yapacağınız 4-5 saat süren uçuşlar. Ve bu yolculuk muhtemelen size birkaç bin dolara mal olacaktır. Şili'nin en kuzey ucunda, Atacama Çölü kıyısında bulunan bu köy, Latin Amerika gezginleri için en unutulmaz yerlerden biri. Bu çöl, 400 yıl boyunca tek damla yağış almamış ve dünyanın en kurak çöllerinden biriyken son yıllarda yaşanan küresel iklim değişikliklerinden nasibini almıştır. Kar yağışı bile görmüştür. San Pedro de Atacama, Şili ve Bolivya arasında günlerce süren bir çöl safari turunun başlangıç noktası. Bu bölgeyi kısa bir yazıya sıkıştırmak istemediğimiz için Salar de Uyuni ve San Pedro de Atacama arasındaki safari turumuzu ayrı bir başlıkta ele almak istedik."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/sinop-nasil-bir-yer-sinop-hakkinda-bilgi/", "text": "Türkiye'nin en kuzey ucunda bulunan Sinop, Karadeniz'in doğa harikası şehirlerinden biri. Ülkemizde yapılan \"En Mutlu Şehir\" anketlerinde genellikle birinci sırada yer alan Sinop gerçekten de çok huzurlu, sakin ve güler yüzlü insanlarla dolu bir yer. Karadeniz'in diğer şehirlerine göre biraz daha geri planda kalsa da, sanırız bu durum Sinop için bir avantaj oluşturmuş. Doğallığını ve güzelliğini hemen hemen hiç kaybetmemiş. Henüz 2019 yılına kadar Türkiye'de trafik lambası olmayan tek kent Sinop'tu. 21 yıl boyunca bu şehre tek bir trafik lambası konmamış ve tüm trafik doğal akışında ilerlemiş. Dile kolay.. Tarihi ve doğal güzellikleri ile dikkat çeken Sinop aynı zamanda Anadolu'nun en eski kentlerinden biri. Hatta antik çağ filozoflarından Diyojen de Sinop doğumlu olarak biliniyor. Eski çağlardan bugüne pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu kent kaya mezarları, kaleleri, mağaraları, şelaleleri, koyları, plajları ile gezilip görülmesi gereken bir belde. Peki Sinop yaşamak için nasıl bir şehir? Özellikle öğrenci ve memurları Sinop'ta nasıl bir ortam bekliyor? Sinop'un ekonomisi, tarihi, coğrafi özellikleri ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz Sinop şehir rehberi yazımızda bu soruların hepsine tek tek cevap verelim. Sinop, Karadeniz Bölgesi'nin orta kesiminde, Türkiye'nin en kuzey ucunda bulunuyor. İl merkezinin büyük bölümü Boztepe Burnu denilen yarımada üzerinde kurulu. Sinop'un komşuları; batıda Kastamonu, doğuda Samsun, güneyde ise Çorum'dur. Sinop'un kuzeyi ise Karadeniz'e sınırdır. Karadeniz sahil yolu üzerinden ulaşabileceğiniz Sinop oldukça virajlı ama kaliteli kara yolu bağlantılarına sahiptir. Türkiye'nin belli başlı büyük şehirlerinden Sinop'a karşılıklı otobüs seferleri düzenleniyor. Sinop Otogarı, Sinop-Ayancık yolu üzerindeki Korucuk Mahallesi'nde bulunuyor. - İstanbul Sinop arası yaklaşık 690 kilometre ve 8 saat. - Ankara Sinop arası yaklaşık 410 kilometre ve 5 saat 20 dakika. - İzmir Sinop arası yaklaşık 1000 kilometre ve 11 saat. - Antalya Sinop arası yaklaşık 900 kilometre ve 11 saat. - Malatya Sinop arası yaklaşık 720 kilometre ve 9 saat. - Samsun Sinop arası yaklaşık 160 kilometre ve 2 saat 20 dakika. Sinop Havalimanı, şehir merkezine yaklaşık 7 km. uzaklıkta bulunuyor. Sinop Havaalanı'na İstanbul'dan direkt, diğer şehirlerden ise aktarmalı şekilde uçuş seferleri yapılıyor. Havalimanı ile Sinop merkez arasında ulaşımı sağlamak için uçuş saatlerine göre hareket eden özel servisleri kullanabilirsiniz. Ayrıca Sinop Havaalanı içinde taksi ve araç kiralama hizmetleri de sunuluyor. Sinop merkezden kalkıp Fen Fakültesi Cezaevi istikametine giden belediye otobüsleri de Sinop Havalimanı'na yakın bir noktadan geçiyor. Fakat bu otobüsleri kullanmak için havalimanı dışındaki ana yola kadar yaklaşık 5-10 dakika yürümek gerekiyor. Sinop, Antik Çağ'da Paphlagonia denilen bölge içerisinde yer alıyordu. Anadolu'nun kuzey ucu olarak bilinen Sinop İnceburun'da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan taş aletler, şehrin Üst Paleolitik Çağ'a kadar uzanan bir geçmişi olduğunu gösteriyor. Sinop'un sahil şeridinde bulunan höyüklerdeki kalıntılar ise bu kesimlerin Kalkolitik Çağ'dan Tunç Çağı'na uzanan süre boyunca yerleşim yeri olarak kullanıldığını kanıtlıyor. Bölgedeki yüzey araştırmalarına bakıldığında M. Ö. 18. yy. ile M. Ö. 8. yy. arasında Sinop çevresinde ne Hititlere ne de başka bir uygarlığa yönelik işaretlere rastlanmamıştır. Bu nedenle bu dönem Sinop için karanlık çağ olarak nitelendirilmektedir. M. Ö. 8. yy'da Milet'ten ayrılarak bu bölgede kolonileşen İyonyalılar, Sinop ilinin ilk temellerini atmış ve burada 'Sinope' isimli şehri kurmuşlardır. Bölgedeki ikinci kolonileşme süreci ise M. Ö. 630 yılında yaşanmıştır. Fakat bu süreç hakkında fazla bilgi olmadığı için yine karanlık bir dönem olarak kabul edilmektedir. Bölge bu sürecin devamında Kimmerlerin ve Perslerin istilasına da uğramıştır. Yunanlılar M. Ö. 400'lü yıllarda Persleri bozguna uğratınca bu bölgedeki koloniler bir süre özerklik ilan etmişlerdir. M. Ö. 330'larda Makedonya Kralı İskender'in Anadolu'ya girişiyle ise bölgedeki Pers egemenliği tamamen son bulmuştur. Bunu fırsat bilen I. Ariarathes, Kapadokya'da kurduğu bağımsız devlete Sinop'u da dahil etmiştir. M. Ö. 302'ye gelindiğinde I. Mithridatis, Paflagonya'daki prenslikleri bir araya getirip daha güçlü bir devlet olan Pontus Krallığı'nı kurmuştur. Bu süreçte bir süre Pontus'a başkentlik yapan Sinop ve çevresi en parlak dönemlerini yaşamış, hem mimari hem de ticari anlamda oldukça gelişmiştir. Pontus Krallığı'nın ardından Romalılar Sinop ve çevresine hakim olmuştur. Bu süreçte gelişmeye devam eden kent, Roma'nın ikiye bölünmesi ile Bizans topraklarına katılmıştır. Sinop'un Bizans hakimiyetinde kaldığı dönemle ilgili fazla bilgi yoktur fakat bu süreçte Sinop'un kale içine çekildiği ve küçüldüğü tahmin edilmektedir. Sinop, Türkler tarafından ilk olarak Anadolu Selçuklu Devleti'ni kuran Süleyman Şah'ın komutanı olduğu bilinen Emir Karatekin önderliğinde ele geçirilmiştir. 13. yüzyılın başlarında İstanbul'da Latin Krallığı'nın kurulmasıyla Karadeniz Bölgesi yeniden değer kazanmış ve hareketlenmiştir. Bunu fırsat bilen Anadolu Selçuklu Devleti de 1214 yılında Sinop'u hakimiyeti altına almıştır. Bu dönemde Sinop yeniden imar edilmiştir. Bir süre Pervaneoğulları ve Candaroğulları tarafından yönetilen Sinop, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kent Osmanlı zamanında önemli bir deniz üssü olmayı sürdürmüştür. Milli Mücadele yıllarında Kastamonu'ya bağlı bir sancak olan Sinop, cumhuriyetin ilanı sonrası yapılan yeni düzenlemeler ile 1924 yılında il haline getirilmiştir. Sonraki dönemlerde Büyük İskender'in; \"Eğer İmparator İskender olmasaydım 'Diyojen' olmak isterdim\" dediği rivayet edilir. Nüfus: Sinop'un 2020 yılı nüfusu yaklaşık 220 bin kişidir. - Ayancık - Boyabat - Dikmen - Durağan - Erfelek - Gerze - Saraydüzü - Türkeli Sinop ilinin ekonomisi ağırlıklı olarak tarım-hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığa dayanır. Aslında Sinop topraklarının büyük bölümü tarım arazisi olarak kullanılmaya elverişli değildir. Fakat şehir sanayileşme anlamında pek gelişme gösteremediği için nüfusun çok büyük bölümü tarımla uğraşarak geçimini sağlamaktadır. Sinop'un öncelikli tarım ürünleri; buğday, mısır, arpa, pirinç, çeltik gibi tahıl ürünleridir. Bunun yanında domates, fasulye, biber, ceviz, fındık, kestane, armut, kiraz, muşmula ve kızılcık gibi ürünler de yetiştirilir. Sinop, geniş yaylalara sahip olması nedeniyle hayvancılık yapmaya çok uygun bir ildir. Sinop'ta küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yanında hindi üretimi ve arıcılık da yapılır. Kıyı kesimlerinde yoğun olarak yapılan balıkçılık ise kentin önemli ekonomik faaliyetlerinden bir diğeridir. Orman varlığı bakımından zengin olan Sinop'ta ağaç ve ağaç ürünleri üretimi yaygındır. Fakat il topraklarının engebeli oluşu, ulaşım zorlukları, Sinop limanının yetersizliği gibi nedenlerden dolayı ildeki diğer sanayi kolları gelişim gösterememiştir. Genel olarak Karadeniz iklimin hakim olduğu Sinop'ta yıl boyunca ılıman bir hava görülür. Mevsimler arasında büyük sıcaklık farkları yoktur. Yaz mevsiminin belli bir dönemi nispeten kurak geçse de, il geneli dört mevsim boyunca sürekli yağış alır. Bu nedenle Sinop toprakları çok zengin orman ve bitki örtüsüyle kaplıdır. Sinop il yüz ölçümünün yüzde 75'e yakın bölümü dağlık arazilerden oluşur. Fakat bu dağlık kesimler çok yüksek değildir. İldeki en büyük zirveler ortalama 1500 m. 1800 m. arasında yükseltilere sahip, Karadeniz'e paralel şekilde uzanan Küre Dağları üzerinde yer alır. İlde az sayıda da olsa irili ufaklı göller bulunur. Şehrin en büyük akarsuyu ise Kastamonu'dan doğup Kızılırmak'a bağlanan Gökırmak'tır. Merkez ve Boyabat yöresindeki düzlükler şehrin en önemli ovalarını oluşturur. Boyabat Durağan bölgesindeki Kızılırmak Vadisi dışında ise Sinop'ta önemli bir vadi yoktur. Sinop, Karadeniz'in zengin mutfak kültürünü yansıtan şehirlerimizden biri. Sinop'un yöresel yemekleri ağırlıklı olarak et ve tahıl ürünlerinden oluşuyor diyebiliriz. Ayrıca denize kıyısı olmasından dolayı deniz ürünleri de Sinop mutfağının önemli bir parçasıdır. Tüm Karadeniz'de olduğu gibi mısır tüketimi Sinop'ta da çok yaygındır. Mısırdan yapılan çorbalar, tarhanalar ve ekmek çeşitleri Sinopluların sofralarından eksik olmaz. Sinop'a gittiğinizde özellikle 'Mısır Çorbası'nı mutlaka denemelisiniz. Şehrin en önemli yöresel yemeklerinden bir diğeri de 'Sinop Mantısı'. Diğer mantılardan biraz farklı hazırlanan bu yemek yoğurt, ceviz, tereyağı üçlüsüyle bir araya gelerek harika bir lezzet oluşturur. - Nokul - Sinop Mantısı - Mısır Çorbası - Mısır Tarhanası - Mısır Pastası - Pırasalı Mısır Ekmeği ve Hamsili Mısır Ekmeği - Keşkek - Hamursuz Tatlısı - Kestaneli İç Pilav - Mantar Kavurması - Islama - Kaşık Çıkartması - Balık Pilaki - Akkabak Böreği - Sirkeli Pırasa - Katlama Sinop'ta 2007 yılında kurulan Sinop Üniversitesi bulunuyor. Sinop Üniversitesi henüz gelişmekte olan küçük bir okul. Üniversitenin tam olarak merkezi bir kampüsü bulunmuyor (2020). Fakat önemli fakülteler genellikle 15 Temmuz Yerleşkesi denilen bölgede yoğunlaşıyor. 15 Temmuz Yerleşkesi şehir merkezinin yaklaşık 8 km. kadar dışında, Korucuk Mahallesi'ne yakın bir alanda yer alıyor. Yerleşke etrafında öğrenci yurtları mevcut. Şehir merkezi ile bu kampüs arasında düzenli olarak çalışan çok sayıda otobüs/minibüs de bulunuyor. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Sinop, Türkiye'nin en mutlu şehri. Sakin ve huzurlu bir yer. Ülkemizdeki en yaşanılası illerden biri olduğuna hiç şüphe yok. Bu anlamda Sinop'ta öğrencilik ya da memurluk yapacak kişiler oldukça şanslı diyebiliriz. Üstelik bu söylediğimiz hem merkez hem de ilçeler için geçerli. Sahil kesimleri mavisiyle, iç kesimleri yeşiliyle güzel Sinop'un. Tam bir tatil beldesi burası."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/sivas-gezilecek-yerler/", "text": "Sivas, gezilecek yerler bakımından oldukça geniş bir listeye sahip. Burası turistik anlamda Türkiye'nin popüler illerinden biri değil belki ama il topraklarında bulunan çok sayıda doğal alan ve tarihi yapı gerçekten göz alıcı güzellikte. Açık hava müzesini andıran illerimizden biri olan Sivas sosyal yapıları, sivil mimari örnekleri, tarihi han, hamam ve çarşılarından tutun da idari binalarına kadar zengin bir dokuya sahip. Bu bağlamda Sivas'ın hakkını biraz yiyoruz desek yeridir. Sivas'ta gezip görmeniz gereken bu tarihi ve doğal güzellikleri tek tek sıralayacağız. Ama öncesinde şehirle alakalı çok kısa birkaç bilgi aktarmak istiyoruz. - Kısaca Sivas Tarihi - Sivas Arkeoloji Müzesi - Sivas Kongre Binası Atatürk ve Etnografya Müzesi - Aşık Veysel Müzesi - Sivas Ulu Cami - Sivas Çifte Minareli Medrese - Gök Medrese - Şifaiye Medresesi - Buruciye Medresesi - Sivas Tarihi Taşhan Çarşısı - Sarissa Ören Yeri - Divriği Ulu Camii - Darüşşifa - Sivas'ta Gezebileceğiniz Diğer Tarihi Mekanlar - Sivas Kaplıcaları - Sivas Gölleri - Sivas Yaylaları - Paşabahçe Mesire Alanı - İmranlı Koyunkaya Mesire Alanı - Sivas Hobbit Yamaç Evleri - Tödürge Kaya Mağaraları - Doğanşar - Gemerek Göksu Şelalesi - Gürün Şuğul Vadisi - Sivas Doğa Sporları - Sivas Festivalleri ve Etkinlikleri - Sivas'ın Neyi Meşhur? Sivas'tan Ne Alınır? Kentte yapılan kazılarda ele geçen bulgular Sivas'ın tarihi geçmişinin Neolitik Çağ'a kadar indiğini göstermektedir. Kentin yazılı tarihi ise Hititlerle (M. Ö. 2000) başlamıştır. Ardından sırasıyla Frigler, Lidyalılar, Persler ve Romalılar yöreye gelmiş ve bu topraklara egemen olmuşlardır. 1. yüzyılın başlarında bölge Roma, Part ve Sasani İmparatorlukları arasında çekişmelere sahne olmuştur. Daha sonrasında bölgede hakimiyet kuran Bizans, şehrin şekillenmesinde rol oynamıştır. Yörenin Türk hakimiyetine geçmesi 1071 Malazgirt Zaferi ile olmuştur. Kısa bir süre Selçuklu Devleti egemenliğinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmendliler Beyliği kurulmuştur. Sivas'ın kesin olarak Selçuklu topraklarına katılması ise 1175 yılında gerçekleştirmiştir. 1243 Kösedağ Savaşı sonucunda Moğollar Sivas'ı ele geçirmiş, Selçuklu Devleti'ni de kendilerine bağımlı hale getirmişlerdir. Selçuklular bir süre de Moğolların kurduğu İlhanlı Devleti'nin hakimiyetinde yaşamışlardır. Sivas'ın Osmanlı Devleti topraklarına katılması ise Yıldırım Bayezid zamanında olmuştur. Kent, Osmanlı İmparatorluğu döneminde eyalet merkezi haline getirilmiştir. Amasya, Çorum, Tokat, kısmen Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Cumhuriyetin ilanı sonrası Sivas, ülkemizde bir il olarak yerini almıştır. Kapladığı alan açısından Türkiye'nin en büyük ikinci ili olan Sivas'ın bazı ilçeleri Karadeniz, bazı ilçeleri ise Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alıyor. Ama ilin büyük kesimi ve şehir merkezi İç Anadolu Bölgesi sınırlarında kalıyor. Kentin eski adı olan Sebastea, bazı kaynaklara göre Yunanca \"yüce, yücelik\" anlamını taşır ve Sivas'ın Roma İmparatoru Augustus adına kurulan şehirlerden biri olduğu manasına gelir. Müze şehir merkezinde, Yüceyurt Mahallesi'nde bulunuyor. Bu bina 1914 yılında Vali Ahmed Muammer Bey tarafından Mekteb-i Sanayi İmalathanesi olarak imar edilmiş. Yapılan restorasyon ve onarım çalışmalarının ardından bina 2009 yılı itibariyle de Sivas Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış. Müzede yöredeki arkeolojik kazı alanlarında elde edilen 9 milyon yıllık fosiller, yerleşik yaşamın izleri olan kap-kacaklar, madeni aletler, seramik heykelcikler, cam eşyalar, gözyaşı şişeleri, mezar yazıtları, taş üzerine kabartmalar, bronz, gümüş ve altın sikkeler ile lahit ve mezar taşları farklı bölümlerde, kronolojik sırayla sergileniyor. Cumhuriyet tarihimizde bir mihenk taşı olan Sivas, bir anlamda TBMM'nin temellerinin atıldığı yerdir. Sivas Kongresi'nin toplandığı mülki idari binası aynı zamanda Milli Mücadele Karargahı'dır. Bu bina sonraki yıllarda Sivas Kongre ve Etnografya Müzesi haline getirilmiştir. 19. yy. Geç Osmanlı Mimarisi'nin bir örneği olan yapı üç katlı ve açık avluludur. Binanın dış cephesi taştan, iç mekanı ahşaptan inşa edilmiştir. 1981 yılına kadar lise olarak kullanılan bina daha sonra geniş çaplı restorasyonlardan geçmiştir. Binanın bodrum katı depo, zemin katı Etnografya Müzesi, üst katı ise Atatürk ve Kongre Müzesi olarak ayrılmıştır. Şehirde gidebileceğiniz bir diğer müze ise bilgeliğin gönül gözüyle görebilmekte olduğunu hepimize öğreten halk ozanımız, kıymetlimiz Aşık Veysel'in Şarkışla Sivrialan Köyü'nde bulunan evidir. Bu ev aynı zamanda Aşık Veysel'in çiçek hastalığı nedeniyle gözlerini kaybettiği yerdir. Bir dönem ülkemizi il il gezerek eserlerini duyuran ozanımız, \"Ben zaten gözlerimden mahrumum... Bütün hislerim kulaklarımda... Şehirde o gürültüler kulağımı kapatıyor...\" diyerek Sivrialan Köyü'ne dönmüş ve bu evde vefat etmiştir. İlk olarak 1982 yılında kurulan müze, uluslararası bir projenin desteği ile 2012 yılında yeniden düzenlenerek ziyarete açıldı. Üstadın pek bilinmeyen bu evini Sivas gezinize dahil etmeyi unutmayın. Hemen her ilimizde olduğu gibi Sivas'ta da bir Ulu Cami'miz bulunuyor. Danişmendliler Beyliği döneminde (1085-1178) yapıldığı tahmin edilen caminin kubbesi yok. \"Hiç mi yok?\" diyeceksiniz tabi. \"Hiç yok\" ile \"yok\" arasında hiç fark yok. Çünkü o dönemler kubbe fikri henüz ortaya atılmamış. Sivas Ulu Cami'nin I. İzzeddin Keykavus tarafından 1212 yılında tadilattan geçirildiği, 1213'de de minaresinin inşa edildiği bilinmektedir. 1955 yılında da Sivas Valiliği tarafından bakım ve onarım çalışmaları yaptırılmıştır. Anadolu'nun en eski camilerinden biri olan Sivas Ulu Cami'yi Sivas'ta gezilecek tarihi yerler listesinde bulundurmalısınız. Sivas'ın Kale Mahallesi'nde bulunan Çifte Minareli Medrese 1271 yılında İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. Görkemli iki minaresi medreseye adını vermiştir. Dikdörtgen planlı medresenin günümüze sadece ön cephesi ve minareleri gelebilmiştir. Medreseyi oluşturan bölümler 20. yy. başlarında tamamen yıkılmıştır. Yapılan kazılarda yapının iki katlı ve dört eyvanlı olduğu ortaya çıkmıştır. Medresenin bitkisel ve geometrik motiflerle bezeli giriş kapısı, çinilerle bezeli iki tuğla minaresi oldukça güzeldir. Çifte Minareli Medrese, Sivas'ın sembol yapılarından biridir. Sivas Kalesi'nin güneydoğusunda bulunan Gök Medrese, Sahip Ata Fahrettin tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı medresede 14 oda ve bir mescit bulunmaktadır. Medresenin mermer portalinin iki yanına iki minare ilave edilmiştir. Minareler yivli gövdelidir ve kabartmalarla bezeli kuleler üzerinde yükselmektedir. Minarelerin gövdesi geometrik ve bitkisel motiflerle süslüdür. Portalin üzeri ise hayat ağacı, küçük kuşlar, bitkisel motifler ve yıldızlar ile bezelidir. Portalden ulaşılan açık avlunun ortasında altı köşeli bir havuz yer almaktadır. Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütunlu iki revak inşa edilmiştir. Revakların iki yanında birer eyvan ve üçer oda vardır. Girişin karşısında yer alan büyük eyvan ve iki oda günümüze ulaşamamıştır. Girişin sağında kare planlı mescit, mescidin karşısında da kare planlı Darülhadis yer almaktadır. Şifaiye Medresesi, Sivas'ın Kale Mahallesi'nde, Çifte Minareli Medrese'nin tam karşısında bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus tarafından 1217'de yaptırılan külliyenin içindeki Şifaiye Medresesi, adından da anlaşılacağı gibi tıp eğitimi veren bir okul ve hastanedir. Medrese taş işlemeciliğinin en güzel örneklerinden biridir. Anadolu Selçuklu dönemindeki tıp okullarının ve hastanelerinin en eskisi ve aynı zamanda en büyüğü olan bu yapı, 1768 yılında medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı sırasında da levazım ambarı olarak kullanılmıştır. Dikdörtgen planlı medrese kesme taştan inşa edilmiştir. Giriş kapısı kırmızı tuğladan yapılmıştır ve kapının ön yüzü firuze, mor ve beyaz çinilerle bezenmiştir. Bu son derece gösterişli kapıdan büyük bir salona, oradan da üzeri açık dört eyvanlı, revaklı avluya ulaşılır. Medresenin içi mavi-siyah çiniler ve sırlı tuğlalarla süslenmiştir. Caminin güneyindeki türbede ise I. İzzettin Keykavus'un kendisi ile aile fertleri yatmaktadır. Yine Sivas'ın Kale Mahallesi'nde yer alan Buruciye Medresesi, Anadolu Selçukluları döneminde, Hibetullah Burucerdi Muzaffer tarafından yaptırılmıştır. O dönem için yüksek öğretim kurumu olan medrese, Selçuklu sanatını yansıtan önemli bir eserdir. 1960'lı yıllarda müze haline getirilen medrese defalarca onarım görmüş ve ayakta kalmayı başarmıştır. Çeşitli ilimlerin okutulması amacı ile yaptırılan bu medresede akıl hastalarına da müzik ile tedavi yöntemi uygulanmıştır. Medrese dikdörtgen planlı, açık avlulu, dört eyvanlı ve iki katlıdır. Yapının giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe Selçuklu taş işçiliğinin göz alıcı güzelliğini yansıtmaktadır. Giriş kapısının iki yanında bir mescit ve türbe bulunmaktadır. Türbe, medreseyi yaptıran Muzaffer Burucerdi'ye aittir. Türbede ayrıca Muzaffer Bey'in çocuklarının kabirleri de yer almaktadır. Medrese odaları revaklı avlunun arkasında bulunuyor. Taç kapı oldukça gösterişli olup yıldız, rumi ve geometrik desenler ile süslüdür. Medrese 1965-1966 yıllarında tamir edilmiş ve müze olarak hizmete sunulmuştur. Burası Sivas'ın merkezinde bulunan ve kesme taşlardan inşa edilmiş küçük tarihi bir çarşıdır. İçerisinde çeşitli dükkan ve kafelerin bulunduğu bu tarihi yapı su ve güvercin sesleri eşliğinde tam bir muhabbet ortamı sunuyor. Taşhan Çarşısı'nı Sivas gezilecek turistik yerler listesine eklemenizi tavsiye ederiz. M. Ö. 1400'lü yıllarda Hitit Devleti'nin önemli şehirlerinden biri olan Sarissa'ya Sivas Altınyayla'ya bağlı Başören Köyü, Akkuzulu mezrasından ulaşılmaktadır. Büyük bir kent olan Sarissa, surlarından dolayı halk arasında \"Kuşaklı\" olarak bilinir. Buradaki kazılarda elde edilen buluntular Sivas Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Dünyanın ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşması'nda Sarissa'nın adı geçmektedir. Mısır ile Hititler arasında yapılan bu antlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısı şahit tutulmuştur. 1650 metre yükseklikte bulunan kente giriş sur üzerindeki 4 kapıdan sağlanmaktadır. En büyük Hitit tapınaklarından C binası, Kral Sarayı, sur kapıları, kentin içme suyunun karşılandığı Hitit Barajı duvarları, dinsel ayinlerin yapıldığı ve Hitit yazılı metinlerinde geçen Huwaşi Taşı'nın bulunduğu açık hava tapınağı ile şehrin tepe noktasında yer alan tümülüsler kentin günümüze gelebilmiş mimari kalıntılarıdır. - Kayalıpınar Ören Yeri - Maltepe Höyüğü - Topraktepe - Tepecik Höyüğü - Kültepe Höyüğü Sivas'ın Divriği ilçesinde bulunan Divriği Ulu Cami 1229 yılına tarihlenmektedir. Yapı, Mengüçoğlu Süleyman Şah'ın torunu Adil Melike Turan Melek Sultan tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı caminin inşasında yöresel sarımsı kesme kalker taşı kullanılmıştır. İbadet mekanına ulaşımı sağlayan kuzeydeki anıtsal kapı oldukça yüksektir ve dışarıya taşmıştır. Kapının üzeri geometrik motiflerin yanında tam ve yarım yıldızlar, baklava motifleri ve zencereklerle bezenmiştir. Beş sahınlı caminin mihrabı kesme taştandır. Minber ise ceviz ağacından, sahte kündekari tekniği ile yapılmıştır. Caminin minaresi orijinal değildir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1565 yılında yaptırılan minare köşeli bir kaide üzerinde yükselmektedir. Oldukça kısa ve kalın olan minarenin gövdesi yuvarlaktır. Adil Melike Sultan Şifahanesi 1240 yılında hastane olarak yaptırılmış ise de medrese olarak kullanılmıştır. Yapı, Divriği Ulu Cami'nin doğu duvarına bitişiktir ve dikdörtgen planlıdır. Kapalı avlulu, üç eyvanlı yapının güney ve batısı iki katlıdır. Avlunun ortasında sekizgen bir havuz yer almaktadır ve bu kısım külahla örtülüdür. Darüşşifa'nın giriş portali öne doğru taşkın olup üzerindeki geometrik ve bitkisel motifler dikkat çekicidir. Bunların dışında dörtgenler, altıgenler, sekiz ve on kollu yıldız motifleri de bu kompozisyonda yer almaktadır. Portalin iki yanında mukarnaslı nişler vardır. Bu nişler de figürlerle süslüdür. Bu kısımda göze çarpan tek ve çift başlı kartal motiflerinden tek başlı olanın yapının banisi Ahmet Şah'ı, çift başlı olanın ise Selçuklu Devleti'ni simgelediği düşünülmektedir. Darüşşifa'nın batı cephesinde de bir portal bulunmaktadır. Bu kapı da geometrik, figürlü ve bitkisel motiflerle süslüdür. Portalin iki yanında tahrip olmuş birer insan figürü, alt kısmında ise iki insan figürü göze çarpar. Bu figürlerin kimlere ait olduğu kesinlik kazanmasa da külliyeyi yaptıranları ya da ustaları simgelediği düşünülmektedir. Darüşşifa'nın doğusundaki türbe içten bir kemerle ikiye ayrılmıştır. Türbede 16 sanduka bulunmaktadır. Bunlardan firuze sırlı olan sanduka Divriği Ulu Cami ve Darüşşifa'yı yaptıran Turan Melek Sultan'a, altıgen firuze çinilerle kaplı olan sanduka ise eşi Ahmet Şah'a aittir. - Kale Cami - Zincirli Minare Cami - Hoca İmam Cami - Hatipoğlu Cami - Kemankeş Kara Mustafa Paşa Cami - Güdük Minare - Ahi Emir Ahmed Kümbeti - Divriği Kale Mescidi - Şahruh Bey Mescidi / Gemerek - Alacahan Cami / Kangal - Gürün Meryem Ana Kilisesi - Tuzhisar Köyü Kilisesi / Hafik - Mehmet Ali Hamamı - Kurşunlu Hamamı - Meydan Hamamı - Eski Paşa Hamamı - Susamışlar Konağı - Abdi Ağa Konağı - İnönü Konağı - Osman Ağa Konağı - Akaylar Konağı - Mihralibey Konağı - Kangal Ağası Konağı - Ayan Ağa Konağı / Divriği - Alacahan Kervansarayı - Behram Paşa Hanı - Sivas Hükümet Konağı Sivas, tarihi ve kültürel zenginliğinin yanı sıra doğal güzellikleriyle de görülmesi gereken bir yer. Sivas'ta gezilecek doğal yerlere eklemeniz için güzel bir kaplıca listesi oluşturduk. Sivas'ın sağlık turizmine hizmet eden bu kaplıcalarından Sıcak Çermik (şehir merkezine 31 km.), Soğuk Çermik (şehir merkezine 20 km.) ve Kangal Balıklı Kaplıcası konaklama imkanı da sunuyor. # Kangal Balıklı Kaplıcası : Sivas'ın Kangal ilçesine 13 km. uzaklıkta, Kavak Deresi Vadisi'nde bulunan Balıklı Kaplıcası yörenin en ünlü kaplıcasıdır. Kaplıca suyu 37 C olup romatizma, sedef, egzama, böbrek ve deri hastalıklarına yardımcı tedavi unsurudur. Kaplıca havuzunda doktor balık diye bilinen ve cilt hastalıklarını tedavi eden balıklardan çok sayıda bulunmaktadır. Bunların en büyüğü 10 cm. boyundadır. Kaplıca çevresinde tesisler ve havuzlar da yer alıyor. # Sıcak Çermik: Yörenin en önemli termal kaynaklarından Sıcak Çermik, Sivas şehir merkezine 31 km. uzaklıkta bulunmaktadır. 800 1000 metre derinlikten çıkarılan kaynak suyunun sıcaklığı 35 C ila 75 C arasındadır. Şifa kaynağı olan suyun romatizma, sinir sistemi, sindirim sistemi, böbrek, adale ağrıları ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. # Soğuk Çermik: Sivas'ın Soğuk Çermik Vadisi'nde bulunan kaplıcanın sıcaklık ortalaması 28 C'dir. Çermiğin suyu renksiz ve kokusuz olup içilebilmektedir. Su mide, safra kesesi, deri ve sinir hastalıklarının tedavisinde yardımcı unsur olarak kullanılmaktadır. # Ortabucak Çermiği: Ortabucak Çermiği, Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Ortabucak Köyü'nde bulunmaktadır. Oldukça kükürtlü olan çermik suyunun deri ve romatizmal hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir. Kaplıcanın çevresinde ziyaretçilere hizmet veren tesisler de bulunuyor. # Alaman Çermiği: Alaman Çermiği, Şarkışla'nın Alaman Köyü yakınındadır. Bol kükürtlü olan kaplıca suyu romatizmal ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir. # Ilıca Çermiği: Sivas'ın Yıldızeli ilçesine 9 km. uzaklıkta bulunan Ilıca Çermiği'nin suyu hem içilebilmekte hem de yıkanma amaçlı kullanılmaktadır. Şifalı su, böbrek taşı düşürülmesinde etkilidir. Kaplıca çevresinde tesisler bulunmaktadır. # Akçaağıl Çermiği: Sivas'ın Suşehri ilçesinde bulunan Akçaağıl Çermiği, sahip olduğu tesisler ile birçok hastalığın tedavisi için hizmet vermektedir. Sivas'ta gezilecek doğal yerler listesinin bir diğer durağı göller.. Evet, Sivas'ın oldukça güzel gölleri bulunuyor. Sırayla bir göz atalım.. # Gökpınar Gölü: Sivas'ın Gürün ilçesine 10 km. uzaklıkta bulunan Gökpınar Gölü, 15 metre derinliğinde olup dipten gelen kaynaklarla beslenmektedir. Alabalığı ile ünlü olan göl turistik tesisleri, dinlenme ve mesire yerleri ile insanların ilgi odağıdır. # Lota Gölleri: Sivas'ın Hafik ilçesine 3 km. uzaklıktaki göller topluluğu Lota Gölleri olarak bilinir. Göller dipten gelen kaynaklarla beslenir ve ilkbahar yağışları ile birlikte kabararak birleşir. # Hafik Gölü: Hafik Gölü, ilçe merkezine 2 km. mesafededir. Dip suları ile beslenen gölün derinliği 6 metredir. Doğal güzelliği ve piknik alanları ile göl çevresi yörenin önemli mesire yerlerinden biridir. # Tödürge Gölü: Tödürge Gölü, Sivas'a 50 km. uzaklıkta olup Cencin Ovası'nın doğusunda yer almaktadır. Yine dip kaynaklarıyla beslenen göl balık yönünden zengindir. Göl içinde bulunan iki adacık yabani yaşam açısından önemlidir. Bu bölge, soyu tükenmekte olan av hayvanlarından turnanın yaşam alanıdır. Göl çevresi mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Ziyaretçiler gölde kayıkla gezme ve balık tutma imkanı da bulmaktadır. # Dipsiz Göl: Doğanşar ilçesinde bulunan bu meşhur gölle ilgili detayları birazdan Doğanşar başlığı altında vereceğimiz linkte bulabilirsiniz. Yayla denilince akla genellikle Karadeniz illeri gelse de, Karadeniz'i aratmayacak güzellikte yaylaları vardır Sivas ilimizin. Yaylacılık faaliyetlerinin etkin olarak sürdürüldüğü Sivas, geleneksel festivallerini de bu alanlarda yapmaktadır. Henüz yeterli ilgiyi görmese de önemli bir potansiyelin varlığından söz edebileceğimiz yerlerdir. Özellikle Koyulhisar ilçesine bağlı Eğriçimen, Sarıçiçek, Arpacık ve Kengercik Yaylaları muhteşem doğal güzelliklere sahiptir. Paşabahçe Mesire Alanı sahip olduğu kafeleri, lokantaları, yürüyüş parkurları, gezi ve piknik alanları ile yöre halkının gözdesi olmuş dinlence mekanlarından biri. Yemyeşil doğası, sulak alanları, meyve ağaçları ve kameriyeleri ile insanın ruhunu ve bedenini dinlendirmeye yardımcı olan Paşabahçe Mesire Alanı, 160 dönüm arazi üzerine kurulu oldukça büyük bir yer. Sivas Belediyesi'nin kontrolü altında olan Paşabahçe Piknik ve Mesire Alanı, hayatın yorgunluğundan ve stresinden biraz da olsa uzaklaşmak için tercih edebileceğiniz güzel bir mekan. İmranlı ilçesine 12 km. uzaklıkta bulunan Koyunkaya Mesiresi, Sivas'ın doğal güzelliklerinden bir diğeri. Buraya ulaşmak için biraz zorlu bir yolculuk sizi bekliyor. Fakat yolun sonunda karşılaşacağınız çam ormanları, kayaların arasından fışkıran su kaynakları, renk renk çiçekler, ters laleler, papatya tarlaları ve doğanın ahengi size tüm zorlukları unutturacaktır. Bölge adeta yalancı bir cennet. Yurt içindeki en büyük nehrimiz olan Kızılırmak'ın buradan doğması, Şırnak ile Hakkari'nin dışında ters lalenin bir tek burada yetişmesi Koyunkaya Mesire Alanı'nı önemli kılan diğer etkenler. Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerinin popüleritesinden sonra dünyanın dört bir yanında Hobbit evlerine rastlamamız mümkün hale geldi. Türkiye'de Kocaeli ve Antalya gibi illerin yanında Sivas'ta da bulunan Hobbit evlerinde ister günlük, ister haftalık olarak konaklayabiliyorsunuz. Sivas merkeze bağlı Akdeğirmen Mahallesi'nde bulunan Sivas Hobbit Yamaç Evleri, doğal ortamları sevenler için şirin bir tatil köyü seçeneği sunuyor. Bu arada Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerinin çekildiği Yeni Zelanda'daki gerçek Hobbit Köyü'nü anlatan bir yazımız da mevcut. Merak edenler için linkini buraya bırakalım. Sivas'ın Zara ilçesine bağlı Demiryurt Köyü'nde bulunan bu mağaralar kayalara oyularak yapılmış barınaklardır. Yan yana ve alt alta küçük odalar halinde oluşturulan bu barınakların ön cephelerinde taş ve kireçle örülüp sıvanmış pencereler yer almaktadır. Bu pencerelerin çevreyi gözetlemek için oluşturulduğu düşünülüyor. Köyün içinden geçen derenin iki tarafında bulunan bu kaya mağaralar M. S. 2. yy'a tarihlenmektedir. Mağara odalarından birinin duvarında yer alan haç işareti bu mekanların Hristiyan halkına ev sahipliği yaptığını göstermektedir. Mağaraların çevresine merdivenler ve tutunmak için yerler yapılmış olsa da ulaşım oldukça zordur. Bölge sit alanı ilan edilmiş. Fakat yine de kaçak olarak define arayanların tarihi yapılara zarar vermesi önlenememiş. Anadolu'nun dört bir yanında olduğu gibi Sivas'ın Doğanşar ilçesinde de harika doğal güzellikler mevcut. Yaylalar, mağaralar, dereler, göl ve şelaleler... Fakat sanırız biraz tanıtım eksikliğinden, biraz da ulaşım sorunlarından dolayı ilçenin bu güzide yerleri bugüne kadar biraz geri planda kalmış. Ama şunu net olarak ifade edebiliriz ki hatırı sayılır güzelliklere sahip Doğanşar, Anadolu'da keşfetmeniz gereken yörelerden biri. Doğanşar'da bulunan Dipsiz Göl ve Şelalesi, Sarısuvat Kanyonu, Doğanşar Peri Bacaları, Karasak Mağarası, Tekeli Dağı ve Keşiş Dağı bölgede ziyaret etmenizi önereceğimiz öncelikli yerler. Ayrıca yaz aylarında ilçede Doğanşar Karakucak Güreşleri ve Doğanşar Bal Festivali yapılmaktadır. Ata sporumuz güreşe, yöresel halk oyunlarına ve karakovan balına ilginiz varsa bu festivalleri kaçırmayın deriz. Ülkemizin sayısız doğa harikalarından biri olan Sızır Şelalesi, Sivas'ın Gemerek ilçesinde bulunuyor. Sivas merkeze 118 km. uzaklıkta yer alan şelale 2. dereceden sit alanı konumunda. Burası Sivas'taki yöre halkının en sık kullandığı piknik yerlerinin başında geliyor. Sızır kasabasının güneyinde, Çat Ormanları içinde bulunan şelalenin suyu yaz-kış durmadan akar. Bu serin suların bir kısmı çağlayan şeklinde dökülürken, bir kısmı da Sızır Hidroelektrik Santrali'nin su ihtiyacını karşılıyor. Göksu Çayı; üzerindeki tahta köprü, yürüyüş parkurları, çay bahçesi ve gazinosu ile doğa tutkunlarını doğa ile iç içe dinlenmeye ve huzur bulmaya davet ediyor. Gemerek Göksu Şelalesi'ni Sivas'ta gezilecek turistik yerler listesinin üst sıralarına yazabilirsiniz. Gürün ilçesine bağlı Şuğul Vadisi, Ankara-Malatya Yolu üzerinde yer alıyor. İlçeye girmeden köprü sonundaki levhadan sola dönün, takriben 6 km. sonra bu muhteşem doğa harikası yere ulaşacaksınız. Fırat Nehri'nin en büyük kolu olan Tohma Çayı'nı oluşturan vadi suyu, ilerde Gökpınar Gölü'nden çıkan suyla ve Suçatı Barajı'yla birleşiyor. Yazın sıcak günlerinde il merkezine göre 8-10 derece daha serin olan bu vadide birçok piknik alanı da mevcut. Ayrıca bölgede alabalık yetiştirme tesisleri de bulunuyor. Eğer buradaki mesire alanına hafta sonu gelecekseniz erken yola çıkmanız önemli. Çünkü oldukça kalabalık oluyor. Daha sakin bir ortam bulmak için hafta içi bir günü tercih etmenizi tavsiye ederiz. # Kayak ve Kış Sporları: Sivas Yıldız Dağı Kış Sporları Turizm Merkezi kış aylarında kayak ve snowboard, yaz aylarında ise atla gezinti ve dağ yürüyüşü yapmak için son derece ideal bir mekandır. # Dalgıçlık: Sivas ilinde bulunan dalış okulunun sunduğu imkanla, İl Sivil Savunma Müdürlüğü bünyesindeki Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'ne müracaat edip, kurs bitiminde Gökpınar ve Tödürge göllerinde 15 metreye kadar dalış gerçekleştirebilirsiniz. # Su Sporları ve Olta Balıkçılığı: Sivas'ta bulunan Tödürge Gölü, Kelkit Çayı ve Kızılırmak su sporları ve olta balıkçılığı için bölgedeki ideal alanlardır. # Kamp ve Doğa Yürüyüşü: Yine Yıldız Dağı'nda bulunan ormanlık alanlarda, Şuğul Vadisi, Akdağ, Çat Ormanı, Dipsiz Göl, Sızır Şelalesi ve çevresinde kamp ve doğa yürüyüşü olanağı bulabilirsiniz. 16. yy'da yaşamış olan ünlü halk şairi ve ozan Pir Sultan Abdal, Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Banaz Köyü'nde doğmuştur. Bu yüzden her yıl Haziran ayında Yıldızeli ilçesi Banaz Köyü'nde Pir Sultan Abdal Geleneksel Kültür Etkinlikleri düzenlenmektedir. Pir Sultan Abdal'ın anıldığı bu etkinlikte konserler verilmekte, halk oyunları ve semah gösterileri düzenlenmektedir. Yöreye ait bir diğer etkinlik Uluslararası Aşık Veysel Aşıklar Bayramı'dır. 20. yy. Türk halk şiirinin önemli isimlerinden olan Aşık Veysel, Sivas'ın Şarkışla ilçesi Sivrialan Köyü'nde doğmuştur. Bu nedenle her yıl Temmuz ayının üçüncü haftası Şarkışla'da Aşıklar Bayramı kutlanır. Etkinlikte gerçekleştirilen konserler ve aşık atışmaları renkli görüntülere sahne olmaktadır. Temmuz ayının ilk haftası Sivas'ın Kangal ilçesinde düzenlenen Uluslararası Kangal Festivali ise yörenin ilgi çeken bir diğer etkinliğidir. Kangal severlerin akın ettiği bu festivalde çeşitli kategorilerde yarışmalar yapılmakta, ayrıca konserler verilmektedir. - Zara Bal Festivali - Akıncılar Kavun Festivali - Yapracık Köyü Yayla Şenlikleri - Çatpınar Köyü Şenlikleri - Geleneksel Ahmet Ayık Karakucak Güreşleri - Doğanşar Bal Festivali - 4 Eylül Sivas Kongresi Kültür ve Sanat Etkinlikleri düzenlenmektedir. Sivas ve ilçelerinde yapılan halı-kilim dokumacılığı, günümüzde yaşatılmaya çalışılan el sanatlarımızdandır. Tamamen sık ilmeklerle dokunmuş halılar, ünlü Sivas kilimi, tülüce denen dokumadan yapılan yatak örtüsü, el örgüsü çoraplar ve manda derisi çarıklar ilginizi çekebilecek yöresel ürünler arasında yer alıyor. Ayrıca kendine özgü yapısı ile Sivas bıçağı, bakır işi eşyalar, gümüş takılar, tepsiler, fincan zarfları, duvar aynası, kemik taraklar ve ağaç işi ağızlıklar Sivas'tan hediyelik olarak alınabilir. Atatürk Caddesi, Şifaiye Medresesi, Kuyumcular Çarşısı ve çevresi Sivas'ta alışveriş için en uygun yerlerdir. Sivas mutfağı da kendine has lezzetleriyle oldukça meşhurdur. Bölgenin yöresel yemekleri sebzeden çok kuru baklagiller, buğday ürünleri, hamur işleri, süt ve süt ürünleri ile ete dayanır. Peskütan Çorbası, Kırdök, Turşu Mıhlaması, Çirli Et, Pancar Çorbası, Sivas Kebabı, Hıngel, Etli Yaprak Sarması, Patlıcanlı Et, Sübüra, Düğülcek Çorbası, Lahana Musakkası, Kesme Aşı, Baviko, Düğün Pilavı, Kaymaklı Katmer, Kelle Tatlısı, Mumbar Dolması, Pastırmalı Madımak, Gırık, Sarığı Burma, Divriği Pilavı, Herle Aşı, Tırhıt, Tel Helvası ve Mirik Köftesi."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/sivas-nasil-bir-yer-sivas-hakkinda-bilgi/", "text": "Gardaşlar diyarı Sivas.. Tarih boyunca Anadolu'nun en önemli yerleşim yerlerinden biri olmuş illerimizden.. Hem tarihi İpek Yolu'nun hem de ünlü Kral Yolu'nun geçtiği Sivas tam anlamıyla bir açık hava müzesidir. Burada tarih öncesi devirlerden günümüze kadar pek çok medeniyetin izlerine rastlamak mümkün. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas tarihi ve doğal güzelliklerinin yanında türküleri, halayları, yöresel yemekleri, eşi benzeri olmayan Kangal köpeği ve Sivasspor'u ile de çok renkli bir şehirdir. Başta Aşık Veysel ve Pir Sultan Abdal olmak üzere nice ozanlar yetişmiştir bu topraklarda. Türkiye'ye damga vurmuş onlarca sanatçının, sporcunun, siyasetçinin ve ünlü oyuncunun memleketidir. Ülkemize kattığı sayısız değerler vardır. Hele bir de soğuğu vardır ki dillere destan. Sivas her yönüyle gezilip görülesi, yakından tanınması gereken bir ilimizdir. Peki Sivas nasıl bir şehir? Özellikle öğrenci ve memurları Sivas'ta nasıl bir yaşam bekliyor? Sivas'ın tarihi, ekonomisi, iklimi ve yöresel mutfağı hakkında bilgiler vereceğimiz Sivas şehir rehberi yazımızda bu soruların cevaplarını aktaralım. Sivas ilimiz Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nin doğu kesiminde yer alıyor. Sivas'ın komşuları; kuzeyde Tokat ve Ordu, kuzeydoğuda Giresun, doğuda Erzincan, batıda Yozgat, güneydoğuda Malatya, güneyde Kahramanmaraş, güneybatıda ise Kayseri'dir. Sivas; Karadeniz, Orta Anadolu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinin kesişim noktasında bulunuyor. Bu nedenle Türkiye'nin hemen her noktasından karayolu ile Sivas'a ulaşım son derece rahattır. Ülkemizdeki büyük şehirlerin hepsinden Sivas istikametine giden otobüs seferleri de bulabilirsiniz. Sivas Şehirlerarası Otobüs Terminali il merkezinde, Kayseri Caddesi üzerinde yer alıyor. Merkez ile otogar arasında hem toplu taşıma araçları hem de özel servisler hizmet veriyor. - İstanbul Sivas arası yaklaşık 880 kilometre ve 10 saat. - Ankara Sivas arası yaklaşık 440 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - İzmir Sivas arası yaklaşık 1035 kilometre ve 12 saat. - Antalya Sivas arası yaklaşık 800 kilometre ve 10 saat. - Trabzon Sivas arası yaklaşık 400 kilometre ve 5 saat 30 dakika. - Erzincan Sivas arası yaklaşık 250 kilometre ve 3 saat. Sivas Nuri Demirağ Havalimanı, Sivas şehir merkezinin yaklaşık 22 km. dışında, Yazıbaşı Mahallesi'nde bulunuyor. Bu havaalanına İstanbul ve İzmir'den direkt, diğer şehirlerden ise aktarmalı şekilde yapılan uçuşlar bulabilirsiniz. Sivas Nuri Demirağ Havalimanı ile kent merkezi arasında hizmet veren servisler uçak saatlerine göre hareket ediyor. Yine havalimanı içinde bulunan taksilerden ya da araç kiralama firmalarından da faydalanabilirsiniz. Sivas'a gitmek için en çok tercih edilen ulaşım yollarından biri de tren yolculuğu yapmaktır. Sivas içinden geçen 3 adet ana hat treni bulunuyor. Bunlar Ankara Kars arasında hizmet veren Doğu Ekspresi, Ankara Tatvan arasında hizmet veren Van Gölü Ekspresi ve Ankara Kurtalan arasında hizmet veren Güney Kurtalan Ekspresi. Ayrıca Sivas'ın Divriği ilçesi ile Erzincan arasında düzenli sefer yapan bir de bölgesel tren seçeneği mevcut. Sivas Tren Garı şehir merkezindeki Gültepe Mahallesi'nde yer alıyor. Sivas şehrinin ilk olarak kimler tarafından kurulduğu hakkında net bilgiler mevcut değil. Fakat yörede yapılan araştırmalar kentin Neolitik Çağ'dan bu yana yerleşim yeri olarak kullanıldığını gösteriyor. Bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu bulunan çanak-çömlek, ev ve kent kalıntıları Sivas'ın Kalkolitik Çağ ve Erken Tunç Çağı'nda da yerleşime açık olduğunu, Maltepe Höyüğü kazıları ise Sivas ve çevresinin M. Ö. 2600'lerden M. Ö. 2000'lere kadar kesintisiz şekilde yerleşim halinde olduğunu kanıtlıyor. Yazılı tarihte Sivas'ın bilinen ilk hükümdarları ise Hititler. Hitit Uygarlığı döneminde Sivas ve çevresinde yapılan çeşitli savaşlar kente büyük zararlar vermiş ve bu yüzyıllarda kent defalarca yakılıp yıkılmıştır. Asur Kralı Sargon'un M. Ö. 710 yılında Anadolu'ya yaptığı akınlar sonrası Sivas önce Asurluların, daha sonra M. Ö. 585 yılında ise Medlerin eline geçmiştir. Fakat Medlerin bölgedeki etkinliği fazla sürmemiştir. M. Ö. 550 yılında önce Persler tarafından işgal edilen Sivas ve çevresi, M. Ö. 330'lu yıllarda ise Büyük İskender tarafından ele geçirilmiştir. Makedonya Krallığı döneminde çok kötü yönetilen Sivas'ta halk bu duruma fazla dayanamamış ve isyan ederek Kapadokya Krallığı'nın kurucusu I. Ariarathes egemenliğine girmeyi kabul etmiştir. M. S. 17 yılına gelindiğinde ise Sivas, tüm Kapadokya Krallığı ile beraber Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girmiştir. 395 yılına kadar Roma sınırlarında kalan yöre, bu tarihten sonra Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Doğu Roma İmparatorluğu'na dahil edilmiştir. Bu dönemde Sivas, merkezi yönetimin güçlendirilmesi amacıyla kurulan Sebasteia Theması'na bağlanmıştır. 1071 Malazgirt Zaferi ile Türk egemenliğine giren Sivas'ta 1075 yılında ise Danişmendiler Beyliği kurulmuştur. Bu süreçte Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler Beyliği arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II. Kılıç Arslan tarafından tamamen Selçuklulara bağlanmıştır. Sonraki yıllarda taht kavgaları yüzünden sıkıntılı günler geçiren Sivas yöresi, 1243 yılındaki Kösedağ Savaş ile Moğol işgaline uğramıştır. İlhanlıların Anadolu'da hakimiyet kurduğu dönemde Sivas; Timurtaş, Eretna Bey ve Kadı Burhaneddin yönetimlerinden geçmiş, 1398 yılında ise Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1400 yılında Anadolu'yu işgal eden Timur, Sivas'ı yakıp yıkmış, şehre büyük zarar vererek geri çekilmiştir. 1472'de ise kısa süreliğine Akkoyunluların eline geçen Sivas, daha sonra kalıcı olarak Osmanlı egemenliğine dahil olmuştur. - Sebaste - Sipas - Megalopolis - Kabira - Diaspolis - Talaurs - Danişment İli - Eyalet-i Rum - Eyalet-i Sivas Nüfus: Sivas'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 640 bin kişidir. - Akıncılar, Altınyayla - Divriği, Doğanşar - Gemerek, Gölova, Gürün - Hafik - İmranlı - Kangal, Koyulhisar - Suşehri - Şarkışla - Ulaş - Yıldızeli - Zara Bu köpek Sivas'ın Kangal ilçesine özgü safkan bir çoban köpeğidir. Ama sıradan bir çoban köpeği değildir. Mükemmel seviyede sürü yönetme kabiliyeti vardır. Bir nevi bekçi köpeği de sayılır. Vücutları çok büyüktür. Ağız ve çene yapıları iri kemiklidir. Zekidir. Kelime hazneleri normal köpeklere göre çok daha fazladır. Sadıktır. Sahibine karşı ne kadar koruyucu ise tehlikeli gördüğü insanlara karşı da o kadar saldırgandır. Sezgileri kuvvetlidir. Çok cesurdur. Bir kurt sürüsüne saldırmaktan hiç çekinmez. Serin havayı daha çok sever. Kangal köpeğinin Anadolu'ya ilk olarak Orta Asya'dan bu topraklara göç eden Kanglı Türk boyu tarafından getirildiği tahmin ediliyor. Evliya Çelebi de Seyahatname'sinde kangaldan \"Aslan kadar güçlü ve cüsseli\" olarak bahseder. Sivas tam anlamıyla bir tarım şehridir. İl ekonomisinin büyük bölümü tarımsal faaliyetlere dayanır. Hayvancılık, sanayi ve maden sektörleri ise kentin diğer geçim kaynaklarını oluşturur. Aslında Sivas topraklarının neredeyse tamamı ekilebilir durumdadır fakat buna rağmen il potansiyelinin çok altında bir üretim söz konusudur. Sivas özellikle sebzecilik ve meyvecilik alanlarında pek gelişim gösterememiştir. Tarım faaliyetlerinde öncelikli ürünler tahıl, baklagiller ve sanayi ürünleridir. İl genelinde en fazla buğday, fiğ, şeker pancarı, çavdar, fasulye, mercimek ve patates yetiştirilir. Büyük bölümü plato ve yaylalardan oluşan Sivas toprakları hayvancılığa da oldukça elverişlidir. Mera ve çayırların geniş alan kapladığı ilde çok sayıda koyun, sığır ve kıl keçisi yetiştirilir. Kümes hayvancılığı, alabalık üretimi ve arıcılık da Sivas'ın önemli geçim kaynaklarındandır. Sivas il toprakları maden bakımından da zengin sayılır. Başta Divriği olmak üzere il genelinde demir yatakları bulunur. İlde çıkartılan diğer madenler ise kurşun, krom, bakır, kömür, tuz, gümüş, asbest, manganez, nikel, amyant, balit ve mermerdir. Sivas ilinin toprakları Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgeleri arasında dağılım gösterdiği için mikroklima iklim bölgesi özelliği taşır. Her bölgenin kendine özgü iklim karakteri vardır. Fakat il genelinde ana hatlarıyla sert bir karasal iklim hakimiyeti söz konusudur. Sivas'ta kışlar oldukça uzun, soğuk, kar yağışlı ve sert geçer. Burası Türkiye'nin en soğuk illerinden biridir. İl genelinde kısa süren yaz mevsimleri ise sıcak ve kurak geçer. Ortalama olarak bin metrenin üzerinde konumlanmış il toprakları, İç Anadolu'nun yüksek platoları üzerinde başlar ve doğuya doğru artarak devam eder. Kentin geneli dağlık ve engebeli arazilerden oluşur. Kuzey Anadolu Dağlarının devamı olan Köse Dağları, Torosların kuzey uzantısı olan Tecer Dağları ve İncebel Dağları Sivas'ın önemli yükseltileridir. İlin önemli akarsuları Kızılırmak, Kelkit Çayı ve Tozanlı Çayı, önemli platoları ise Uzunyayla ve Meraküm'dür. Sivas'ın coğrafi yapısı ve iklimi normalde bu bölgenin ormanlık bir arazi olmasına uygundur. Fakat yüzyıllardır süregelen orman tahribatları yüzünden günümüzde Sivas çevresinde pek fazla ormanlık alan bulunmaz. Koyulhisar bölgesindeki zengin çam ormanı Sivas'ın en önemli ormanlık arazisidir. İl genelinde yaygın bitki örtüsü ise bozkırdır. Ayrıca Şarkışla, Gemerek, Zara, Divriği ve Yıldızeli taraflarında kısmen de olsa söğüt ve kavak ormanları görülür. Gelenek ve göreneklerine son derece bağlı olan Sivas halkı, yemek yapma konusunda da son derece meziyetlidir. İç Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu lezzetlerini bünyesinde barındıran Sivas, Türk mutfağında özel bir yere sahiptir. Tahıl ürünleri ve etin ön plana çıktığı Sivas mutfağında birbirinden harika yöresel yemekler tadabilirsiniz. Bulgar ve Arnavut mutfağının etkileri de görülen Sivas yöresel yemeklerinde hamur işleri de çok meşhurdur. Özellikle kete ve katmer Sivas'ta bir başka yapılır. İlçelerin bile kendine has, farklı yemek çeşitleri vardır. - Kesme Aşı - Sivas Kebabı - Sivas Köftesi - Baviko - Sivas Katmeri - Sivas Ketesi - Kelle Tatlısı - Sirok - Salata Kurutması - Mercimek Badi - Pezik - Peskutan Çorbası - Hingel - Sübüra - İçli Köfte - Divriği Pilavı - Madımak Sivas'ta cumhuriyetin kuruluşunun 50. yılı anısına 1974 tarihinde açılan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi bulunuyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nin ana kampüsü şehir merkezinin yaklaşık 6 km. kadar güneyinde yer alıyor. Yerleşkenin çevre düzenlemesi oldukça güzel. Burası yeşil, düzenli, gelişmiş ve hemen her öğrenci tarafından beğenilen bir kampüs. Üniversite içerisinde yurt imkanları da mevcut ama öğrencilerin büyük çoğunluğu merkezde konaklamayı tercih ediyor. Kampüs ile merkez arasında düzenli sefer yapan çok sayıda otobüs/minibüs var. Sivas yüz ölçümü olarak her ne kadar çok büyük bir il olsa da, nüfus yoğunluğu bakımından Türkiye'nin ortalama şehirlerinden biri. Sürekli dışarıya göç verdiği için istenilen düzeyde büyüyüp gelişememiş bir kent. Ama yine de birçok Anadolu şehrine göre daha fazla sosyal hareketliliğe sahip. Zaten genel anlamda Sivas bir öğrenci ve memur şehri sayılır. Yüksek beklentilere girmediğiniz sürece hayal kırıklığı yaşamayacağınız bir yerdir diyebiliriz. Kent merkezinde yeterli sayıda kafe, restoran, eğlence mekanı bulabilirsiniz. Kentin en işlek yerleri İstasyon Caddesi ve Atatürk Caddesi'dir. Sosyal hayat genellikle bu iki cadde üzerinde yoğunlaşır. Sivas il nüfusunun çok büyük kısmı merkezde toplandığı için Sivas'ın ilçeleri kent merkezine göre oldukça küçüktür. Öğrenciler için değil belki ama memurlar için sakin ve yaşanılabilir ilçelerdir. Ekonomik anlamda ise Türkiye geneline göre ortalama bir şehirdir Sivas. Merkezdeki ev kiraları haricinde çok cep yakan bir yer değildir. Özellikle yeme-içme konusunda öğrencilere hitap eden ucuz fiyatlı yer sayısı çoktur. Sivas halkı muhafazakardır, sıcakkanlıdır ve eğlenceli insanlardır. Futbolu, halayı, yemeği ve türküleri çok severler. Şehre alışma süreciniz onlar sayesinde çok kolay olacaktır. Ama dışarıdan gelenler için bir konuda Sivas'a alışmak epey zordur. Soğuk.. Hem de çok soğuk.. Türkiye'nin en soğuk illerinden biri olan Sivas'ta kışlar uzun ve çok çetin geçer. Üşümekten bıkarsınız, o derece diyelim. Fakat ister istemez zamanla bu duruma da alışıyorsunuz tabi. Sivas'ın soğuğunu benimsediğiniz anda burası sizin için sevilen ve özlenilen bir memleket olacaktır. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sol beklerinden Brezilyalı Roberto Carlos'a bile kıraathanede çay içiren Sivas size neler yaşatır neler.."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/sultanahmetteki-camiler-ve-turbeler/", "text": "Sultanahmet Meydanı.. 7 Tepe İstanbul'un en güzel zirvelerinden biri.. Şehrin gözbebeği.. Tarihi Yarımada olarak bilinen Fatih ilçesine bağlı bu meydan, İstanbul'a gelen yerli ve yabancı turistlerin her daim ilk durak noktası.. Sultanahmet Camii ve Ayasofya Camii gibi iki muazzam esere ev sahipliği yapan Sultanahmet Meydanı, özellikle manevi ziyaretgahları ile ön plana çıkan bir yer. Bu nedenle Sultanahmet semti çevresindeki cami ve türbeleri ayrı bir başlıkta ele almak istedik. - Sultanahmet Meydanı ve Çevresindeki Camiler & Türbeler - Sultanahmet Camii ve Külliyesi - Ayasofya Camii - Sultan I. Ahmed Türbesi - Küçük Ayasofya Camii - Sokullu Mehmet Paşa Camii - Buhara Özbekler Tekkesi - Keçecizade Fuad Paşa Camii ve Türbesi - Zeynep Sultan Camii - Akbıyık Camii - Kapı Ağası Mahmut Ağa Camii - Sultan II. Mahmut Türbesi Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden bugüne şehrin en önemli mekanlarından biri olmayı sürdüren Sultanahmet Meydanı, adeta bir açık hava müzesi. Topkapı Sarayı, Aya İrini, Yılanlı Sütun, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yerebatan Sarnıcı, Theodosius Dikilitaşı ve Binbirdirek Sarnıcı gibi muhteşem eserlere ev sahipliği yapan Sultanahmet'te ayrıca birbirinden değerli ibadethaneler yer alıyor. Peki baştan aşağı tarihi bir dokuya sahip olan Sultanahmet'te hangi camiler var? Başta semte ismini veren, İstanbul siluetinin en önemli bölümünü oluşturan Sultanahmet Camii'nden başlayalım ve hepsini tek tek sıralayalım.. 1600'lü yıllarda, Osmanlı padişahlarından I. Ahmet tarafından yaptırılan Sultanahmet Camii, Türk İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Bu ihtişamlı eserin ustası ise dönemin başmimarı olarak bilinen Sedefkar Mehmed Ağa. Sultanahmet; her ne kadar cami olarak ön plana çıksa da, büyük bir külliye ile bütünleşik bir yapıdır. Bu külliye içinde günümüze kadar ulaşmış kısımlar ise mahzenler, kahvehane, evler, darüşşifa, tabhaneler, bir kısım dükkanlar ve üç sebildir. Sultanahmet Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Ayasofya, Hıristiyanlık inancındaki 'ekanim-i selase'nin ikinci unsuru olan oğulun ilahi hikmeti adına inşa edilmiş bir yapıdır. 324 yılında I. Konstantin tarafından yapımına başlanan Ayasofya, II. Konstantin tarafından 360 yılında tamamlanır. Fakat şehirde çıkan ayaklanmalar neticesinde yapı komple yanar. Yapının şu an gördüğümüz son hali ise 532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru I. Justinianus'un emri ile yaptırılır. İstanbul fethedilince şehrin en büyük kilisesi olan bu yapı usulen camiye çevrilir. Ayasofya'nın yanına bir de medrese yaptırılır. Caminin güneydoğu tarafında bulunan minaresinin ise II. Beyazıt döneminde Mimar Sinan tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Cumhuriyet döneminde müzeye çevrilen Ayasofya'nın medrese kısmı yıkılmıştır. Caminin tarihi halıları başta olmak üzere birçok değerli eşyası da tahliye edilmiştir. Uzun yıllar müze olarak hizmet veren Ayasofya, 10 Temmuz 2020 tarihinde yeniden camiye çevrilerek \"Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi\" adını almıştır. Sultanahmet Meydanı gezisine bu muazzam yapıyı ziyaret ederek başlayabilirsiniz. Zira Ayasofya, dünyada ölmeden önce görülmesi gereken eserlerden biridir. Ayasofya Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Sultan I. Ahmed'in vefatından sonra yapımına başlanan bu türbe, II. Osman döneminde tamamlanmıştır. Türk İslam medeniyetinden izler taşıyan yapıda I. Ahmed ile beraber hanımı Mahpeyker Kösem Sultan, II. Osman ve IV. Murad gibi hanedan ailesinden bazı kişilerin de kabirleri bulunmaktadır. Sultanahmet Camii'ne geldiğinizde, caminin hemen yanı başında bulunan bu tarihi türbeyi de ziyaret edebilirsiniz. Sultan I. Ahmed Türbesi nerede? Harita konumu için tıklayın. 530 yılında kilise olarak yaptırılan bu eser, II. Bayezid döneminde camiye çevrilmiştir. Yapı, Ayasofya Camii'ne bazı teknik benzerlikleri sebebi ile Küçük Ayasofya olarak anılır. Küçük Ayasofya da esasında bir külliyedir ve türbe, zaviye-medrese, sıbyan mektebi, hamam gibi bölümleri mevcuttur. Küçük Ayasofya Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Sultanahmet Camii'ne yakın bir konumda olan bu eser; Eminönü ilçesine bağlı Kadırga semtinde bulunuyor. Mimar Sinan'ın eserlerinden biri olan külliye, üç padişaha sadrazamlık yapan Sokullu Mehmet Paşa adına inşa edilmiş. Yapının mimarisi Selimiye Camii'ne benzerliği ile dikkat çekiyor. Onun kadar ihtişamlı olmasa da, oldukça görkemli bir eser. Külliyeye ait olan bölümlerden kervansaray, dükkan ve fırın ise günümüze kadar ulaşmayı başaramamış. Sokullu Mehmet Paşa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Burası 1700'lü yıllarda Orta Asya'dan göç eden Nakşi dervişleri için inşa edilmiş bir eser. Özbek şeyhleri o dönemlerde Osmanlı Devleti ile kendi halkları arasında bir köprü vazifesi gördüğü için kendilerine ayrı bir önem veriliyormuş. Buhara Özbekler Tekkesi; mescid, abdesthane, avlu, çeşitli oda ve sofalar, meyve ağaçları bulunan bir bahçe ve hamam bölümlerinden oluşuyor. Mekan günümüzde 'İstanbul Tasarım Merkezi' olarak hizmet veriyor. Türk İslam sanatına ait bazı çalışmaların yapıldığı bu atölyede ziyaretçilere tasarım üzerine eğitimler de veriliyor. Buhara Özbekler Tekkesi nerede? Harita konumu için tıklayın. Sultanahmet Binbirdirek Mahallesi'nde, Peykhane Caddesi'nin köşesinde yer alan bu harika sanat eseri, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa tarafından 1869 yılında yaptırılmış. İstanbul'un meşhur camileri gibi büyük değil ama harikulade işçiliği bir ziyareti hak ediyor. Özellikle türbenin dışındaki pencere şebekelerinin Türk sanatından farklı bir tarzda yapıldığını belirtmek isteriz. Keçecizade Fuad Paşa Camii ve Türbesi nerede? Harita konumu için tıklayın. Cami, Sultan III. Ahmed'in kızı Zeynep Sultan tarafından 1769 yılında yaptırılmış. Eserin mimarı ise Mehmet Tahir Ağa. Esasında burası da küçük bir külliye. Zamanında sıbyan mektebi, sebil, medrese ve türbeden oluşuyormuş. Sebil kısmı tramvay çalışmalarında komple yıkılmış. Diğer kısımların bir bölümü de yol çalışmalarında yıkılmış. Birkaç kez tadilattan geçen Zeynep Sultan Camii son olarak 1988 yılında restore edilmiş. Zeynep Sultan Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Yapılış tarihi net olarak bilinmeyen Akbıyık Mescidi'nin İstanbul'daki en eski camilerden biri olduğu tahmin ediliyor. Yapı, Suriçi'nde bulunan diğer cami ve mescitlere göre daha güneyde yer aldığı için 'Evvel-i Kıble' veya \"İmamü'l-Mesacid\" isimleri ile de anılırmış. Çok büyük beklenti içinde olmadan bu şirin yapıyı ziyaret edebilirsiniz. Akbıyık Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Sultanahmet Meydanı'na yakın konumdaki bir diğer tarihi ibadethane olan Kapı Ağası Mahmut Ağa Camii, Tomurcuk Sokak'ta yer alıyor. 1553 yılında Kapı Ağası Hadım Mahmut Ağa tarafından yaptırılan bu eserin mimarı ise Mimar Sinan. Yapı yine medresesi, sıbyan mektebi ve çeşmesi ile ufak bir külliyenin parçası olarak inşa edilmiş. Fakat birkaç defa yangın tehlikesi atlattığı için bazı kısımları yıkılmış. Her defasında yeniden inşa edilen cami orijinal halinden oldukça uzaklaşmış. Kapı Ağası Mahmut Ağa Camii nerede? Harita konumu için tıklayın. Çemberlitaş Divan Yolu Caddesi üzerinde bulunan Sultan II. Mahmut Türbesi; odalar, çeşme, sebil ve hazire gibi alanlardan oluşuyor. 1840 yılında yapımı tamamlanan türbede Sultan II. Mahmut'un yanında Sultan Abdülaziz, Sultan II. Abdülhamid gibi birçok hanedan üyesinin de kabirleri yer alıyor. Sağlam şekilde günümüze kadar ulaşan bu önemli eseri, Sultanahmet Meydanı gezinize dahil etmenizi tavsiye ederiz. Sultan II. Mahmut Türbesi nerede? Harita konumu için tıklayın."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/sumela-manastiri-hakkinda-bilgiler-tarihi/", "text": "Trabzon gezilecek yerler listesinin Uzungöl ile beraber en meşhur iki noktasından biri Sümela Manastırı.. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan (2000) bu harika yapı görenleri kendine hayran bırakacak türden bir yer. Dağın bir parçasıymış gibi görünen bu müthiş manastırın orijinal ismi Panagia Soumela Monastery, fakat halk arasında daha çok \"Meryem Ana Manastırı\" olarak adlandırılıyor. Zamanında keşiş yetiştiren ve oldukça kutsal bir yer olarak kabul edilen Sümela, Karadeniz Rumlarının en önemli hac noktalarından biri. Her yıl yüz binlerce yerli-yabancı ziyaretçi ağırlayan Sümela Manastırı, 2015 yılından sonra çok büyük bir restorasyon çalışmasına girmişti. Bu nedenle uzun zamandır kapalı olan mekan, kısım kısım olarak yeniden ziyarete açılmaya başladı (2020). Bu muhteşem eseri ziyaret etmek ya da hakkında bilgi almak isteyenler için mekana yakında bir göz atalım. Sümela Manastırı'nın özellikleri, tarihi gelişimi ve gizemi.. Manastırın giriş ücretleri ve ziyaret saatleri.. Hepsini Sümela Manastırı gezi rehberi yazımızda detaylı şekilde aktaralım. Bir Rum Ortodoks manastırı olan Sümela, Trabzon'un Maçka ilçesinde bulunuyor. Altındere Vadisi'ndeki Karadağ'ın yamacında sarp kayalıklar üzerinde kurulu bir yapı. Aslında dağın üzerinde değil de dağa yapışık vaziyette bir görüntü sergiliyor. Sümela Manastırı'nın rakımı 1150 metre, vadiden yüksekliği ise yaklaşık 300 metre. Sümela Manastırı'nın Maçka merkez ile arası 20 km, Trabzon merkez ile arası ise yaklaşık 48 km. kadar. Manastıra gitmek için önce Maçka ilçesine gelmeniz gerekiyor. Trabzon merkezden başlayan ve harika manzaralarla dolu yarım saatlik araç yolculuğunun sonunda Maçka'ya varıyorsunuz. Maçka ilçesine gelince yol kenarlarında çok sayıda Sümela Manastırı tabelası göreceksiniz zaten. Maçka'dan güneye, Altındere Mahallesi'ne doğru inmeye devam ediyorsunuz. Araçla gelecekler için, manastıra kadar gayet düz ve kaliteli bir yol mevcut. Aracınızı park ettikten sonra 300 metreye yakın bir patika yolu geçmeniz ve çok dik olan merdivenleri tırmanmanız gerektiğini hatırlatalım. Eğer özel aracınız yoksa Maçka ilçesinden Sümela Manastırı'na giden yolcu minibüslerini kullanabilirsiniz. Ayrıca Trabzon merkezden Sümela Manastırı'na tur düzenleyen firmalar da var. Gidiş-dönüş ve rehberlik hizmeti dahil olan bu \"Günübirlik Sümela Manastırı Turları\"na katılabilirsiniz. Sümela Manastırı'nın kuruluşu ile ilgili tarihi kayıtlardan ziyade daha çok anlatılan farklı rivayetler ve efsaneler bulunuyor. Biz manastırın tarihi gelişimine kısaca değindikten sonra en çok kabul görmüş kuruluş efsanesine de size anlatalım. Roma İmparatoru Flavius Theodosius döneminde (M. S. 4. yy.) Barnabas ve Sophronios isminde iki keşiş aynı gece aynı rüyayı görüyorlar. Bunun üzerine Atina'dan Trabzon'a gelip küçük bir kilise inşa etmeye başlıyorlar. Böylece Sümela'nın ilk temelleri bu şekilde atılıyor. İmparator Justinianus döneminde ise (M. S. 6 yy.) kilise büyütülerek manastıra dönüştürülüyor. Ayrıca zengin bir kütüphane yapılarak bilim ve kültür merkezi haline getiriliyor. Trabzon Komnenosları Prensliği'nden III. Alexios (1349-1390) ve ondan sonra gelen prensler de Sümela Manastırı'nı zenginleştirmeye devam ediyorlar. Bu şekilde manastır gelişip büyümeyi sürdürüyor. Hatta Osmanlı İmparatorluğu bölgeyi fethettiği zaman manastıra hiç dokunmadığı gibi sürekli olarak hediyeler gönderip, Sümela'nın aktif bir şekilde kullanılmaya devam etmesini sağlıyor. Şimdi yukarıda bahsettiğimiz iki keşişin gördüğü rüya olayını da anlatalım. 385 yılının Ocak ayı, yer Atina.. Keşiş Barnabas ve Keşiş Sophronios o günkü rutin işlerini bitirdikten sonra istirahate çekildiler. Barnabas elindeki kitaptan Meryem Ana ve Hz. İsa'nın doğumu ile ilgili bölümü okurken uyuya kaldı. Belirsiz bir süre geçtikten sonra Keşiş Barnabas'ın odasının içi büyük bir ışık demeti ile aydınlandı. Hz. İsa'nın öğrencilerinden olan Aziz Luka, ellerinde tuttuğu 3 ikona ile odada belirdi. Bu 3 ikonadan birinde Meryem Ana'nın bebek İsa'yı kucağında tuttuğu resim vardı. Barnabas, önünde sarp kayalıklar ve yeşillikler içinde bir yer gördü. Gördüğü yamaçtaki bir nokta iyice aydınlandı ve manastır şeklini aldı. Sonrasında odadaki ışık söndü ve Barnabas yere kapaklandı. Ertesi gün Barnabas bu olayı baş keşişe anlatmak üzere onun yanında gitti. Özel bir durumu anlatmak istediğini dile getirdi. O sırada baş keşiş önce Sophronios ile görüşeceğini, kendisinin dışarıda biraz beklemesini söyledi. Bir süre sonra Sophronios odadan çıkınca Barnabas içeri girdi ve baş keşişe durumu anlattı. Baş keşiş büyük bir şaşkınlık yaşayarak \"Sophronios'u geri çağırın bana çabuk\" dedi. \"Beni iyi dinleyin. Dün gece ikiniz de aynı rüyayı görmüşsünüz. Aziz Luka size çok önemli bir görev vermiş ve bunu yapmanız gerek. İmparatordan gerekli izinleri aldıktan sonra yola çıkın\" dedi. Resmi işlemler tamamlandıktan sonra iki keşiş yanlarına verilen 50 kişi ile yola çıktılar ve 1,5 ay sonra Trabzon'a vardılar. Panagia Deresi'ne geldiklerinde rüyalarındaki tepeyi gördüler. Hummalı bir çalışma başladı. O günkü teknoloji ile kayaları delmek çok zordu. İmparatordan gelen emirle çalışan sayısı beş yüze çıkartıldı. Ekip tam 9 yıl boyunca yılmadan çalıştı. Bu 9 yılın sonunda bugünkü Sümela Manastırı'nın çok küçük bir bölümü ortaya çıktı. Kurulan bu ufak kilise ile Barnabas ve Sophronios görevlerini tamamlamışlardı. # Bu iki keşişin rüya gördükten sonra birbirlerinden habersiz yola çıktıkları ve yolda karşılaştıklarını anlatan ya da rüyaya giren kişinin Meryem Ana olduğunu söyleyen farklı rivayetler de bulunuyor. Bazı uzmanlar bu olayın Sümela'yı Hristiyanlar için çok değerli kılan ve Aziz Luka tarafından çizildiğine inanılan Meryem Ana ikonasının eskiliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak, böylelikle onun değerini büyütmek için uydurulmuş bir efsane olduğunu söylüyor. Bazıları ise bu ikonanın gerçekten Aziz Luka tarafından çizildiğine ve birçok mucizesi olduğuna inanıyor. Bazı kesimlere göre ise Trabzon İmparatoru III. Aleksios (1349-1390) manastırın gerçek kurucusudur. Manastırda bulunan freskler de bu duruma kanıt olarak gösteriliyor. Hangisi gerçek bilemeyiz ama şöyle bir durum var. Yapının küçük bir kiliseden (4. yy.) büyük bir manastıra dönüştürülmesi (14. yy.) arasında geçen bin yıllık sürede, burada ne olup bittiğine dair hiçbir tarihi bilgi ya da belge bulunmuyor. # Sümela isminin, manastırın üzerinde kurulmuş olduğu dağın tarihteki ismi olan 'Mela'dan geldiği düşünülüyor. Mela Yunanca 'siyah' demek. Stou mela, Mela'da anlamını taşıyor. Karadeniz'e özgü Rumca lehçede ise bu isim \"Sou mela\" şeklinde söyleniyor. Sou mela ise zamanla Sümela'ya dönüşmüştür. # Sümela, zamanında bu yörede aktif olarak kullanılan birçok manastır içinde en görkemlisi ve hiyerarşik bakımdan da en önemlisiydi. # Sümela Manastırı 18. yy. sonrası büyük bir yenilenme dönemine girmiş ve duvarların bir bölümü fresklerle süslenmiştir. 19. yy'da ise büyük bina eklemeleri yapılarak günümüzdeki mükemmel haline getirilmiştir. Aynı yüzyılda yıldızı gittikçe parlayan Meryem Ana, çok sayıda seyyahın uğrak noktası olmuş ve birçok seyahat yazısına konu edilmiştir. # Fatih Sultan Mehmet bölgeyi fethettikten sonra manastırın haklarına dokunulmayacağına dair bir ferman yayınlatmıştır. Yavuz Sultan Selim de Meryem Ana Manastırı'na çeşitli hediyeler göndermiştir. # Manastır 1916-1918 yılları arasında Rus işgali altında kalmıştır. 1923 yılından sonra ise tamamen terk edilmiştir. # Dönemin Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venezelos, 1931 yılında Türkiye Başbakanı İsmet İnönü ile anlaşarak manastırdaki kutsal eşyaları Atina'daki Benaki Müzesi'ne aldırmıştır. Daha sonra 1952 yılında ise kutsal eşyalar Yunanistan'ın Veria şehrine, burada kurulan yeni Sümela Manastırı'na taşınmıştır. Ayrıca İngiltere'deki Ashmolean Sanat ve Arkeoloji Müzesi'nde de Sümela'ya ait bazı eserler sergileniyor. # 2015'te başlayan büyük restorasyon sonrası su kemerleri ve manastıra çıkan merdivenler kullanılır hale getirilmiştir. Yaklaşık 4 bin ton kaya temizlenip, 300 metrelik yürüyüş yolu düzenlenmiştir. # Sümela Manastırı'nın önemli bölümleri; ana kaya kilisesi, mutfak, öğrenci odaları, şapeller, misafirhane, kütüphane ve kutsal ayazmadır. Manastırın içinde toplamda 70'den fazla oda bulunuyor. Restorasyon çalışmaları ile birçok yeni şapel ortaya çıkartılsa da henüz gizemini koruyan ve bulunamayan odalar olduğu da tahmin ediliyor. # Sümela'ya çıkışta, araç yolunun bittiği noktadaki kayalığın üstünde kadınlar manastırı \"Aya Varvara \" bulunmaktadır. Fakat Sümela Manastırı üzerine araştırmaları bulunan KTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. İsmail Köse, Sümela Manastırı'nda bilinenin aksine hiç kadın yaşamadığını, manastırın tamamen erkek manastırı olarak kullanıldığını söylüyor. # Sümela Manastırı tarihteki bazı dönemlerde önemini kaybetmiş ve yağmalamalara maruz kalmıştır. Birçok tarihi eser kaybolmuş, yapı içinde yangınlar çıkmıştır. Define avcıları tarafından defalarca kazınmış ve büyük zarar görmüştür. Günümüzde bile ziyaretçiler tarafından tarihi fresklerin üzerleri defalarca kazınmış, çizilmiş ve harap edilmiştir. # Hristiyan dünyasında 15 Ağustos \"Meryem Ana'nın göğe yükseliş günü\" olarak kabul edilen ve kutsal sayılan bir gündür. Ortodoks Hristiyanlar 2010 yılında bu önemli günü kutlamak için T. C. Hükümeti'nden özel izin alarak Sümela Manastırı'nda bir ayin yapmıştır. Bu ayin 88 yıl aradan sonra Sümela'da yapılan ilk ayindir. 2010 yılından beri her sene bu ayinler Sümela'da tekrarlanmaktadır. Meryem Ana Manastırı'na uzun ve dar merdivenler ile ulaşılıyor. Manastıra girişteki ana kapının yan taraflarında muhafız odaları var ve bu odaların yanındaki diğer merdivenler ise iç avluya uzanıyor. Sağ kısımda kütüphane, keşiş odaları ve misafirhaneler, sol kısımda manastırın ana bölümünü oluşturan kilise mağara ve manastır binaları mevcut. Mağaranın girişine yapılan bu kısımlar 1800'lü yılların ortalarına tarihleniyor. Ayrıca avlu çevresinde bulunan odalardaki dolap, ocak ve hücrelerde Türk sanatı etkileri de görülüyor. Manastırın esas bölümümü oluşturan kaya kilise ve bitişiğindeki şapelin duvarları fresklerle süslenmiştir. Bu fresklerden, kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Aleksios dönemine ait olanlar bulunuyor. 18. yy. başlarına ait olan şapeldeki freskler ise 3 farklı dönemde yapılan 3 tabaka şeklindedir. Meryem Ana'nın doğuşu ve mabede sunuluşu, tebliğ.. Hz. İsa'nın doğuşu, mabede sunuluşu ve hayatı.. Hz. Adem'in ve Hz. Havva'nın yaratılışı, Tanrı'nın tembihi.. Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yasak meyveyi yemeleri, cennetten kovulma.. Dirilme, Thomas'ın şüphesi, kabirde bir melek, Nikaia konsili.. Bu fresklerin büyük kısmı maalesef ciddi zarar görmüş durumda. Yüzlerce yıllık eserlerin üstünde \"Muzaffer, Namık, Fahrettin\" gibi isimleri, \"Seni Seviyorum Esra.. Affet beni Özlem..\" gibi yazıları görünce insan gerçekten şoka uğruyor. 2015 sonrası yapılan yenileme çalışmalarında Sümela Manastırı içinde 'çile odası, cennet ve cehennem, ölüm ve yaşam tasviri taşıyan freskler' de bulundu. Manastır içinde daha önce hiç keşfedilmemiş birçok odanın var olduğu da düşünülüyor. Sümela Manastırı içinde kilise binası, keşiş odaları, şapeller ve kütüphane haricinde, kilerler, mutfak, tuvalet gibi bölümler de mevcut. Ayazma bölümünde bulunan suyun ise kutsal ve şifalı olduğuna inanılıyor. Sümela Manastırı'nda yapılan restorasyon çalışmaları devam ediyor (2020). Normalde 2019 yılı içinde büyük bir kısmının ziyarete açılması planlanıyordu fakat corona salgını nedeniyle çalışmalarda aksaklıklar yaşandı. 2020 yılı itibariyle çalışmalar kaldığı yerden devam ediyor. Sümela Manastırı kısımlar halinde ziyaretçiye açık hale getiriliyor. Şu an tamamını olmasa da bir bölümünü gezebiliyorsunuz. Ama şunu söylemek lazım. Sümela Manastırı'ndaki çalışmalar daha yıllarca sürecek gibi duruyor. Yapı içinde bulunan inşaat iskeleleri manzara anlamında sizi biraz üzebilir. Yine de kesinlikle ziyaret etmenize değer. Manastır haftanın 7 günü de açık. Sümela Manastırı ziyaret saatleri ise mevsimsel olarak değişiklik gösteriyor. - Yaz Dönemi - Kış Dönemi Müze Kart sahiplerinin ücretsiz girebildiği Sümela Manastırı'nın normal giriş ücreti 10 TL (2020). Yalnız şunu belirtmekte fayda var: Sümela Manastırı, Altındere Vadisi Milli Parkı sınırları içinde bulunuyor. Milli parka girişte ister yaya ister araçla olun, ayrı bir giriş ücreti isteniyor. Bu fiyatlar aracınızın büyüklüğüne göre değişiyor. Sümela Manastırı'nın alt bölümündeki vadide, dere kenarında çeşitli kafe ve restoranlar, alışveriş yerleri ve pansiyonlar mevcut. Burada yemek, konaklama ve alışveriş gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/tayland-fil-safarisi-fillerin-ozellikleri/", "text": "Tropik adaları, eğlencesi, gece hayatı ve yemeklerinin ötesinde, Tayland'a gelmek için bir sebebiniz de filler olabilir. Filler ile tanışmak, onlara dokunma fırsatı yakalamak ayrı bir histir. Ve bu hissi yaşayabileceğiniz en meşhur fil safarilerinin biri de Tayland'dadır. Fakat burada fil bakıcıları bu hayvanlara oldukça fazla zulmediyor. Özgürlüklerinden mahrum oldukları yetmiyormuş gibi, onları çeşitli işkencelere de tabi tutuyorlar. Burada fil safarisi denilen şey aslında, fil endüstrisine dönüşmüş. Size fil endüstrisinin geçmişinden bahsedelim öncelikle. Geçmiş yıllarda Tayland'daki çoğu fil, orman içinde taşıyıcı olarak kullanılmış. 1989 yılında Tayland hükümetinin bunu yasaklaması ile Mahout denilen birçok fil sürücüsü işsiz kalmış. Fillerini alan Mahoutlar şehre inip onlarla beraber dilenmeye başlamışlar. Vücutları titreşimleri çok iyi algıladığı için ormandan gelen fillerin çoğunun şehirde psikolojisi bozulmuş. Birçok Mahout da fillerini ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan turistlerin sırtlarına binerek gezdikleri fil kamplarına çalışmaya getirmiş. Oldukça popüler turistik atraksiyonlardan biri olan bu kamplarda hayvanlar çok uzun saatler boyunca, çok az yiyecekle çalışmak zorunda bırakılmış. Çoğu turist fillerin insan taşıması için nasıl bir eğitimden geçtiğini bilmez. İşkencelerden haberi bile yoktur. Turistler, fillerin sırtında safari turu yaparken anı yaşamanın mutluluğu içindedirler. Fakat bilmezler ki cüsseleri ne kadar büyük olsa da, sırtlarına binecek en ufak bir ağırlık onlara çok ağır bir yük oluyor. Gövdeleri ne kadar büyük olursa olsun, omurgaları aynı orantıda güçlü olmadığından sırtlarında insanları taşımaları uzun vadede onlar ciddi problemlere sebep oluyor. Evet! Her hayvan yük taşımaya uygun değildir. Ve filler de bunlardan biridir. Günümüzde hala fillerin üstünde poz veren insanları görmek ne kadar üzücü bir durum. İnsanlar fillerle bu kadar eğlenirken, bu durumda filler de eğleniyor mu acaba? Bilmeyenler için konuyu biraz daha açalım. Evcil Fil Yoktur, Köle Fil Vardır! Her ne kadar sevimli gözükseler de doğada vahşi yaşayan bu koca cüsseli hayvanların böylesine evcilleştirilmeye çalışılmasının ardında kocaman bir dram yaşanıyor. Fillerin insanları sırtlarında ve boyunlarında taşımayı kabul etme süreçleri bebeklikte gördükleri eziyet sayesinde mümkün oluyor. Yeni doğan filler birkaç aylıkken annelerinden, ailelerinden ayrılarak tutsak ediliyor. Turist endüstrisi için yetiştirilen bu filler dövülerek, hapsedilerek, aç bırakılarak, vurularak çok ciddi zihinsel ve fiziksel travmalara maruz kalıyorlar. Acımasızca insanlarla ilişki kurmaya zorlanan bu hayvanlar en sonunda yenilgiyi kabul etmek zorunda kalıyorlar. Sonrasında Mahoutlar tarafından kullanılan bullhook denilen aletlerle kontrol altında tutulurlar. Tayland'da Phajaan olarak bilinen fillerin ruhlarının parçalanması süreci günler, haftalar süren inanılmaz acı verici bir süreçtir. Vahşi filler insanların sırtlarına binmelerine izin vermezler. O yüzden daha bebekken 'Phajaan' yani ruhlarının parçalanması olarak bilinen sistematik işkenceye maruz bırakılırlar. Annelerinden ayrılan bebek filler hareket edemeyecekleri küçük kafeslere veya yerde kazılan çukurlara ön ve arka ayakları bağlanarak hapsedilir. Günlerce, haftalarca dövülerek, bulhook ve kesici cisimlerle yaralanırlar, sürekli bağırılarak aç ve uykusuz bırakılırlar. Kafa ve kulak bölgelerine ve ayaklarına vurularak yaralanan filler bu izleri ömür boyu taşırlar. Tayland'da 'evcilleştirilmiş' filler ibaresini bol bol görebilirsiniz ancak evcil fil diye bir şey yoktur. Sadece vahşi doğada yaşam fırsatı elinden alınmış, turizm endüstrisi için çalışmak mecburiyetinde bırakılmış köle fil vardır. İnsanların binlerce yıldır fillerle beraber olması onların evcilleştiğini göstermez. Bunun en iyi kanıtı, hala fillerin insanların isteklerine uyması için zalimce ve acımasızca eğitilmeye çalışılmasıdır. Filler dünyada kontrol edilmesi en güç olan vahşi canlılardır. Acı ve travma ile geçen evcilleştirme çabalarına rağmen dediklerini yapmama riski olduğu için Mahoutlar zincirlere vurulu, küçücük bir alanda yaşarlar. Fillerin çoğunun iki ayağı birden zincirlenir ki hareket edemesinler. Çoğu fil tüm gün boyunca güneş altında ve beton zemin üstünde bekletilir ki bu sırtlarında ciddi yanıklara ve yorgunluklara sebep olur. Bazı yerlerde dışkıları yanlarına yığılı yaşamak zorunda bırakılırlar. Çoğunlukla demir oturma ünitesi asla çıkartılmadan turistleri gezdirmek için hazır beklerler. Diğer fillerle görüşmeleri engellenir ki sosyal birliktelik geliştirip, söylenenlere karşı çıkmasınlar. Hareket edemeyecekleri küçük alanlara zincirlenen filler, günlerce hatta haftalarca süren sistematik işkence, açlık ve susuzluk sonrasında insanların emirlerine itaat etmek zorunda olduklarını kabul ederler. 'Fillerin bizim için değil, bizim filler için çalıştığımız yer' mottosuyla ziyaretçilere kapısını açan Elephant's World, Bangkok'a 180 km. mesafede yer alan Kanchanaburi'de bir fil yaşam parkı. Kar amacı gütmeyen bu kuruluş, elde ettiği tüm geliri filler için harcıyor. Bir filin günde 150-200 kg arası yediğini ve parkta şu anda 21 tane fil olduğunu düşünürsek yemekleri, vitaminleri, bakımları ve daha birçok masrafı bulunuyor. Ziyaret gelirleri ve bağışlarla daha çok fili kurtarmaya çalışıyorlar. Sadece 1 gün olsa da bu görkemli hayvanlara hizmet ederek onlarla vakit geçirme fırsatı bulmanın harika bir duygu olduğunu belirtelim. Öncelikle işe onları yakından tanıyarak başlıyorsunuz. Daha sonra her filin beslenme ihtiyacına uygun şekilde hazırlanmış meyve sepetlerini taşıyorsunuz. Filleri besliyor, onlarla doğada geziniyor, yiyecekleri meyveleri yıkıyor, çamur banyosu yapmalarını izliyor, yapışkan pirinç topları yapıyor, tekrar besliyor, nehirde banyo yaptırıyor ve yine besliyorsunuz! Onların mutluluklarına şahit oluyorsunuz. Belki onlardan daha fazla siz mutlu oluyorsunuz. Fillerin sırtına binmeden de onlarla yakınlaşmanız ve iletişim kurmanız mümkün! Elephants World'e gelen insanların, nesli tükenmekte olan bu canlılar için çabalaması, onların gözlerinde gördüğümüz hüznün en iyi ilacı olmalı! Hollandalı bir çift olan Jan ve Agnes'in dünyada nesli tükenmekte olan bu canlılar için başlattığı bu farkındalık projesi, bir süre sonra meyvesini bir barınak olarak vermiş. Elephants World yaşlı, özürlü, istismar edilmiş, illegal getirilmiş, sokaklarda çalıştırılan filler için bir yaşam alanı, bir hastane, bir barınak olarak tasarlanmış. Burada günübirlik çalışma programı dışında bir gece konaklamalı program, Mahout programı ve gönüllü olarak çalışma programları mevcut. 21 yaşından büyükseniz, filleri ve doğayı seviyorsanız, uzun süreli gönüllülük programlarına katılarak bu canlılar hakkında daha fazla şey öğrenip, ilişkinizi derinleştirebilirsiniz. Tayland'ın kuzeyindeki fil bakım evlerinin güneydekilere kıyasla daha fazla çaba gösterdiği söylense de Kanchanaburi'de yer alan Elephants World, Bangkok'a gelen ve kuzeye çıkma planı ya da zamanı olmayanlar için bu deneyimi yaşayabilecekleri harika bir yer. Çoğu yaşlı ve engelli olan bu filler ya trekking kamplarından, ya sirklerden ya da sokaklarda onlarla dilenen sahiplerinden kurtarılmış. Bu kar amacı gütmeyen kuruluşta fillere 1 gün hizmet vermenin bedeli yetişkinler için 2500 baht, çocuklar için 1500 baht (2021). Bu para yaşamları boyunca oldukça fazla acı çekmiş bu canlıların ihtiyaç ve bakımları için harcanıyor. Dolayısıyla miktar Tayland koşullarında biraz fazla olsa da hiç tereddüt etmeyin! Tayland'a gidip bu deneyimi yaşamak isteyenler, aşağıdaki siteden rezervasyon yaptırıp gerekli bilgileri alabilirler. Afrika ve Asya fili olmak üzere sadece 2 tür kaldığını, Tayland'da bu canlıların çok sevildiğini hatta anaokulunda söylenen 'Fil' diye bir şarkıları olduğunu, 1 filin gebelik süresinin 22 ay olduğunu, yeni doğan bir filin 120 kg civarı olduğunu, 1 filin 1 günde ortalama 150-200 kg yemek yediğini, fillerin kulaklarını vücutlarını serinletmek için kullandıklarını, fillerin hafızası en gelişmiş canlılardan biri olduğunu, üzerlerine çamur atmalarının sebebinin güneş yanıklarından korunmak olduğunu, çok hassas olan boyun ve sırt bölgelerinde insanları taşımasının onlara delicesine ağrı ve acı verdiğini, 4 ayağını hem yürümek, koşmak ve hem de fren yapmak için aynı anda kullanırlar. 10 km. ötedeki bir sesi duyabiliyorlar. Duygusaldırlar. İçlerinden bir fil ölse yasa bürünürler. Dev yapılarına rağmen arılardan çok korkarlar. Hortumları olmazsa yaşayamazlar. Onlar sayesinde su içer, vücutlarını hortumları ile yıkarlar. Bir fil hortumunda 7.5 litre su taşıyabilir. Araştırmalar bugün Tayland'da yaşayan fillerin %60 ından fazlasının en basit hayati ihtiyaçlarının bile karşılanmadığını göstermiş. Çoğunun yetersiz, bazılarınınsa asla veteriner tarafından kontrol edilmediği ortaya çıkmış. Çoğunun doğada yemesi gereken miktardan daha az beslendiği saptanmış. Bir fil için yetersiz beslenmek, psikolojik ve nörolojik sıkıntılara sebep olur ve davranışları agresifleşirmiş. Tayland'a giden çoğu insanın hayalidir fillerin tepesine çıkıp, orman içinde gezmek, aynı bir filmin başrol kahramanı gibi hissetmek. Bir kere bile olsa bu zulme ortak olmayın! Fillerin sırtına binmeyin, sirklere gitmeyin, fillerin sözde resim yaptığı, futbol oynadığı şovlara gitmeyin. İstemeden daha çok bebek filin ailesinden koparılarak, işkenceye maruz bırakılarak, vahşi doğaya bir daha dönmemek üzere esir edilmesine izin vermeyin. Bu yazıyı paylaşarak daha çok farkındalık oluşturmaya yardımcı olursanız dünya üstünde sayıları çok az kalan filleri bizden sonraki nesillerin görmesini sağlayabiliriz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/tekirdag-nasil-bir-yer-tekirdag-hakkinda-bilgi/", "text": "Evliya Çelebi, seyahatnamesinin bir bölümüne; \"Süslü cihan bağı, yani İrem cenneti gibi Tekirdağ şehrinin özellikleri\" yazarak giriş yapıp sayfalarca övmüş Tekirdağ'ı. Ünlü yazarımız Namık Kemal de memleketi olan bu şehir hakkında her fırsatta methiyeler dizmiş. Ama bizim Tekirdağ'ın güzelliğini fark etmemiz biraz geç oldu. Yüzyıllarca övgüyle bahsedilen, Balkanların en önemli liman şehri olarak gösterilen Tekirdağ'ı, Malkaralı bir dostumuzun ikram ettiği peynir helvası sayesinde tanıdık. O nasıl bir lezzet.. Peynir helvası bile bu kadar güzel olan şehrin kim bilir kendisi nasıl güzeldir diyerek Malkara'ya doğru yola koyulduk.. Biraz Avrupa, biraz Anadolu, biraz Roman havası.. Güzel şehir Tekirdağ vesselam.. Eğlence konusunda da Latin Amerikalıları aratmıyor Tekirdağlı kardeşlerimiz onu da söyleyelim. Ne yapın edin bir Trakya düğününe kendinizi mutlaka davet ettirin. Bir de peynir helvasının yanında Tekirdağ köftesi var ki, Türk mutfağında yeri özeldir. Tekirdağ genel olarak nasıl bir şehir? Nasıl gidilir, neler yapılır? Tekirdağ'da ne yenir? Öğrenci ve memurlar için Tekirdağ'da yaşam nasıl? Kısa başlıklar halinde Tekirdağ şehrinin özelliklerine bir bakalım. Tekirdağ, Marmara'nın Trakya Bölgesi'ndeki illerinden biridir. Güneydoğu sınırı Marmara Denizi ile çevriliyken kuzeydoğusunda Karadeniz'e çok küçük bir sınırı vardır. Doğuda İstanbul, batıda Edirne, kuzeyde Kırklareli, güneyinde ise Çanakkale ile komşudur. İstanbul'a özel araçla sadece 2 saat mesafede olan Tekirdağ'a karayolu ulaşımı son derece rahat ve kolaydır. Ayrıca Türkiye'nin her noktasından İstanbul aktarmalı olarak otobüs seferleri ile Tekirdağ'a ulaşım da mümkün. - İstanbul Tekirdağ arası yaklaşık 150 kilometre ve 2 saat. - Ankara Tekirdağ arası yaklaşık 590 kilometre ve 6 saat 30 dakika. - İzmir Tekirdağ arası yaklaşık 420 kilometre ve 6 saat. - Bursa Tekirdağ arası yaklaşık 320 kilometre ve 4 saat. - Erzurum Tekirdağ arası yaklaşık 1400 kilometre ve 15 saat 30 dakika. - Van Tekirdağ arası yaklaşık 1800 kilometre ve 21 saat. - Trabzon Tekirdağ arası yaklaşık 1300 kilometre ve 15 saat. Şehirde Tekirdağ Çorlu Atatürk Havaalanı bulunuyor. Bu havalimanı Tekirdağ merkeze yaklaşık 80 km. ve 1 saat uzaklıkta. Çorlu merkeze ise yaklaşık 15-20 dakika mesafede. Burada Ankara Tekirdağ arası direkt uçuş seferleri yapılıyor. Çorlu Havaalanı'ndan Tekirdağ merkeze ve bazı ilçelere sürekli olarak servis ve otobüs imkanı bulabilirsiniz. İstanbul'dan Avrupa yönü istikametine giden tren seferleri Tekirdağ'ın Çerkezköy istasyonuna uğramaktadırlar. İsterseniz Tekirdağ'a tren ile de gidebilirsiniz. Çerkezköy tren garı ile Tekirdağ merkez arası yaklaşık 75 km. İstanbul deniz otobüslerinin Tekirdağ Avşa ve Marmara Adası arasında yaptığı feribot seferleri var. Ayrıca Balıkesir Erdek ve Bandırma ile Tekirdağ arasında deniz ulaşımı mümkün. Anadolu ile Balkanlar arasındaki konumu ve bereketli topraklarıyla Tekirdağ, tarih boyunca çok sayıda kültür ve kavim egemenliğine tanıklık etmiştir. Yapılan araştırmalarda tarih öncesi ve sonrası dönemlere ait bir çok kalıntı bulunan Tekirdağ'da yerleşim izleri M. Ö. 4000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Kazı araştırmaları sonucu Tekirdağ'ın sahil şeridinde İlk Tunç Çağı'na, Şarköy ilçesindeki Güngörmez ve Güneşkaya Mağaraları ile Marmara Ereğlisi'ndeki Toptepehöyük'te Kalkolitik Çağ'a ait buluntulara rastlanmıştır. M. Ö. 7. yy'da Trakya'da Grek kolonilerinin kurulmasıyla bölge ticarete açılmış ve Marmara kıyılarında kentler kurulmuştur. Trakya M. Ö. 514 yıllarında Pers egemenliğine girmiş, M. Ö. 478'de Atina'nın Attik/Delos Deniz Birliği'nin Persleri Trakya'dan uzaklaştırmasına kadar bu hakimiyet devam etmiştir. M. Ö. 342'de Makedonya Kralı II. Philip, Trakya'yı ele geçirerek Odrys Krallığı'nı kendine bağlamıştır. II. Philip'in oğlu Büyük İskender'in ölümünden sonra ise Trakya, Lysimachos'un egemenliğine girmiştir. M. S. 46 yılında İmparator Cladius'un Trakya'da bir Roma Eyaleti kurmasıyla, bölge uzun yıllar önce Roma sonra Bizans egemenliği altında kalmıştır. Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetlerin Gelibolu'ya çıkmasıyla, 1354 yılından sonra Tekirdağ parça parça Türklerin hakimiyetine geçmeye başlamış, 1357 yılında ise I. Murat, Tekirdağ'ı tamamen Türklerin yönetimi altına almıştır. Tekirdağ, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra 20 Temmuz 1920'de Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmiş ancak 13 Kasım 1922'de Yunan işgalinden temizlenerek tekrar Türk yönetimine geçmiştir. Bu ilimiz tarihi süreç içerisinde Bisanthe / Rhaedestus / Rodosto / Rodosçuk / Tekfurdağı isimleriyle anılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra Tekirdağ olarak adlandırılmıştır. Nüfus: Tekirdağ'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 1 milyon 80 bin kişidir. - Çerkezköy - Çorlu - Ergene - Hayrabolu - Kapaklı - Malkara - Marmaraereğlisi - Muratlı - Saray - Süleymanpaşa - Şarköy Tekirdağ ilinin ekonomisi tarım ve sanayi ağırlıklıdır. Özellikle 1980 sonrası sanayi alanında hızlı gelişmeler göstermeye başlamıştır. İl; Sakarya, Kocaeli, Bursa ve İstanbul'un oluşturduğu Türkiye'nin en büyük sanayi havzasının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Sanayi bölgeleri özellikle Çorlu ve Çerkezköy'de yoğunlaşmıştır. Öne çıkan sektörler tekstil, giyim, kimya ve metal imalatıdır. Tarım alanında ise Tekirdağ, Türkiye'nin ayçiçek yetiştirme merkezi sayılır. Ülkemizdeki ayçiçek üretiminin üçte biri Tekirdağ'da yapılır. Bunun yanında yoğun olarak yetiştirilen bitkisel ürünler; buğday, kanola, arpa ve mısırdır. İlin genel olarak toprakları tarıma çok elverişli ve bereketlidir. Meyvecilikte bol miktarda kavun, karpuz, üzüm, erik, iğde, muşmula ve kiraz yetiştirilir. Hayvancılık alanında büyük ve küçükbaş yetiştiriciliğinin yanında kıyı şehri olmasından dolayı balıkçılık yaygındır. Dört mevsim balıkçılığa uygundur ve her mevsimde bol balık bulunur. Başlıca balık ürünleri; karagöz, mırmır, levrek, ispari, istavrit, barbunya, tekir, kefal ve lüferdir. Tekirdağ topraklarının dörtte üçü platolarla kaplıdır. Şehir yapısında genel olarak yüksek dağlar ya da dik yamaçlar yoktur. Marmara Denizi boyunca akarsularca taşınmış zengin alüvyonlarla kaplı kıyı ovaları vardır. Kuzeyi Istıranca, Güney kesimlerinde ise Koru Dağı, Ganos Dağları ve Tekir Dağı ile çevrilidir. Tekirdağ'ın Marmara Denizi kıyılarında genellikle Akdeniz iklimi hakimdir ama Akdeniz Bölgesi kıyılarından farklı olarak sahil kesiminde kışın kar yağışı görülebilmektedir. İlin iç kesimlerinde ise karasal iklim görülür Yazlar sıcak, kışlar ise oldukça serin ve soğuktur. Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunan Tekirdağ, Türkiye'nin deprem bakımından riskli bölgelerinden birisidir. Şarköy ve Mürefte bölgeleri 1. derece, Tekirdağ merkez 2. derece, daha kuzeyde kalan ilçeler ise 3. ve 4. derece deprem bölgesidir. Anadolu'nun klasik doğum, cenaze, evlenme, düğün, nişan, halk oyunları gibi adetlerinin yanında Tekirdağ'da Trakya yöresine ait bazı özel örf-adetler de görülür. Köy kadınlarının kendilerine mahsus bir eğlencesi olan sedenka bunlardan biridir. Sedenka, komşuların hem yardımlaşma hem eğlenme amaçlı toplanma günüdür. Bulgur, kabak ve mısır ağırlıklı yemekler hazırlanır, darbuka, klarnet gibi yöreye özgü müzik aletleri eşliğinde oyunlar oynanır. Bu toplanma sıradan bir gün için de olabilir, düğün ya da kutlama gibi özel günler için de. Düğünlerde Anadolu illerinden farklı olarak klarnet, darbuka gibi roman menşeili müzik tarzı tercih edilir. Coşkulu roman havası oynanır. Trakyalılar eğlence konusunda tabiri caizse profesyonel oldukları için düğünleri ayrı bir coşkulu olur. Yazının girişinde söylediğimiz gibi, bir Tekirdağ düğününe mutlaka katılın. Tekirdağ'da Trakya'ya özgü olan kolada gecesi, tavuk gecesi, bocuk gecesi gibi özel günler de kutlanır. Ayrıca Hıdırellez kutlamalarında kuzu-oğlak çevirmek için piknik tarzında eğlenceler yapılır. Tekirdağ'da geleneksel olarak her yıl Haziran ayında Tekirdağ Kiraz Festivali düzenlenir. Trakya sofrasının en güzel temsilcilerinden biri de Tekirdağ mutfağıdır. Tekirdağ yöresel lezzetleri sebzeden et yemeklerine, salata çeşitlerinden tatlılarına kadar kendini diğer şehirlerden ayrı bir yere konumlandırmayı başarıyor. Tekirdağ mutfağının zirvesinde Tekirdağ köftesi var. Yapımında kullanılan dana eti kaburgası ve irmik, Tekirdağ köftesini diğer köfte çeşitlerinden ayıran en önemli özelliği. Bu köfte, orta yağlı etin sarımsak ve soğanla harmanlanması ve baharatlarından aldığı tatla oldukça ünlüdür. - Tekirdağ Köftesi - Çeneçarpan Çorbası - Cizleme - Sini Mantısı, Kandilli Mantı - Zennik - Burma Sucuk - Yoğurtlu Borani - Damat Paçası - Pireşe - Manda Yoğurdu - Hayrabolu Tatlısı - Peynir Helvası Tekirdağ'da 2006 yılında Trakya Üniversitesi'nden ayrılarak kurulan Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi bulunuyor. Çok eski olmamasına rağmen şu an 40 bine yaklaşan öğrenci sayısı ile bu üniversite Tekirdağ şehrine ciddi bir hareketlilik kazandırdı. Sahile yakın konumda bulunan merkez kampüsü gayet güzeldir ve ulaşım sorunu yoktur. Tekirdağ sosyal yaşam anlamında öğrenci ve memurlar için orta seviye illerden birisi. İstanbul'a çok yakın olması da bu açıdan zaten avantaj. Tekirdağ halkı açık görüşlü ve yardımseverdir. Öğrenciler için sıkıntılı bir şehir değildir. Özel hayatınıza karışmazlar. Sosyal hayat hareketliliğinin olduğu bölgeler genelde Hürriyet Mahallesi ve Değirmenaltı'dır. Sahil şeridinde kafe, restoran, AVM tarzında birçok yer var. Tekirdağ, İstanbul'a oranla pahalı bir şehir sayılmaz. Yurt ve ev fiyatları büyükşehirlere oranla ortalama düzeydedir. En azından alternatifi boldur diyelim. Kışın biraz soğuk olduğu için ısınma maliyetiniz yüksek olur onu söyleyelim. Tekirdağ'ın Çorlu ilçesi merkezden daha kalabalık bir nüfusa sahip. Burada memur yoğunluğu da epey fazladır. Ama yapılan yorumlarda genellikle Tekirdağ merkezin Çorlu'ya nazaran daha avantajlı olduğu söyleniyor. Sanırız bunun sebebi Çorlu'nun kalabalık bir sanayi şehri olması ve gittikçe İstanbul'a benzemeye başlaması. Tabi memurlar için bu biraz görev bölgesi ve görev şekline göre değişkenlik gösterebilir. Tekirdağ genel olarak hem öğrenci hem memurlar için sosyal ve ekonomik anlamda ortalama bir il. Ne fazla övmeye ne de fazla yermeye gerek yok diye düşünüyoruz. Tekirdağ yemek olsaydı kesinlikle türlü yemeği olurdu. Eti bol değil belki ama içinde her şeyden biraz var. Yazar zaten değinmiş. Ortalamanın vücut bulmuş hali Tekirdağ. Aslında bu ortalama emekliler ve öğrenciler için Tekirdağ'ı bir çok noktada cazip kılıyor. Denize kıyısı olması, İstanbul'a yakınlığı, insanlarının sıcak ve eğlenceli olması en güzel yanları."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/trabzon-nasil-bir-yer-hakkinda-bilgiler/", "text": "Trabzon her açıdan ülkemizin en renkli şehirlerinden biri. Muhteşem yaylaları, Uzungöl'ü, Sümela Manastırı, köşkleri, müzeleri ve plajları ile önemli bir turizm kenti. Ayrıca hamsili yemekleri, horonu, Trabzonspor'a olan kara sevdası, mıhlaması, kendine has şivesi ve yöresel kıyafetleri ile bir kültür başkentidir burası. Yeşilin ve mavinin her tonunu görebileceğiniz Trabzon öyle bir şehir ki adını duyunca bile kemençe sesi kulaklarınızda yankılanmaya başlıyor. Müzikle, futbolla, yeşille bu kadar özdeşleşmiş şehir pek göremezsiniz. Trabzon, Doğu Karadeniz'in olduğu kadar ülkemizin de göz bebeği illerinden biridir. Peki Trabzon yaşamak için nasıl bir şehir? Öğrenci ve memurları Trabzon'da neler bekliyor? Trabzon'un ekonomisi, iklimi, yöresel mutfağı ve tarihi hakkında bilgiler vereceğimiz yazımıza başlayalım. Trabzon, Karadeniz Bölgesi'nin doğusunda yer alan en büyük şehirlerden biridir. Trabzon'un komşuları; doğuda Rize, batıda Giresun, güneyde ise Gümüşhane ve Bayburt'tur. Şehrin kuzey sınırı ise Karadeniz ile çevrilidir. Üç önemli karayolu ağı üzerinde bulunan Trabzon son derece gelişmiş, yüksek standartlarda ulaşım imkanlarına sahiptir. Karadeniz Bölgesi'nde bulunan tüm şehirlerden ve diğer bölgelerdeki büyük şehirlerimizin birçoğundan Trabzon'a direkt otobüs seferleri yapılmaktadır. Trabzon Şehirlerarası Otobüs Terminali şehir merkezinin içinde, Sanayi Mahallesi'nde yer alıyor. - İstanbul Trabzon arası yaklaşık 1100 kilometre ve 13 saat. - Ankara Trabzon arası yaklaşık 750 kilometre ve 9 saat. - İzmir Trabzon arası yaklaşık 1350 kilometre ve 16 saat 30 dakika. - Adana Trabzon arası yaklaşık 850 kilometre ve 11 saat 30 dakika. - Erzincan Trabzon arası yaklaşık 250 kilometre ve 3 saat 30 dakika. - Rize Trabzon arası yaklaşık 80 kilometre ve 1 saat. Trabzon Havalimanı şehir merkezine 6 km. gibi çok yakın bir mesafede bulunuyor. Karadeniz'in hemen kıyısında yer alan Trabzon Havalimanı'na İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye'nin büyük şehirlerinden, ayrıca Avrupa ve Orta Doğu'daki bazı illerden direkt uçuş bulabilirsiniz. Trabzon Uluslararası Havalimanı ile şehir merkezi arasında ulaşımı sağlamak için özel servisleri, belediye otobüslerini, minibüsleri ya da taksileri kullanabilirsiniz. Havaalanı içinde araç kiralama hizmeti veren firmalar da yer alıyor. Trabzon yöresinde yapılan arkeolojik araştırmalarda Yontma Taş Dönemi'ne ait el baltaları, kazıyıcılar, yonga aletler, Orta Taş Çağı'na ait mağaralar ve Kalkolitik Çağ'a ait yerleşim izleri bulunmuştur. Ayrıca Hitit kaynaklarında, Bronz Çağı'nda Karadeniz kıyısında yaşayan Kaşkalar adlı bir savaşçı kabilenin varlığından söz edilir. Araştırmacıların geneline göre M. Ö. 7. yy'da Karadeniz'e gelip bölgede koloni kentleri kuran İyon kökenli Miletoslular kentin ilk kurucularıdır. Fakat bu dönem öncesi Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimlerin de Trabzon civarında yaşadığı sanılıyor. Trabzon, M. Ö. 6. yy.'da Pers İmparatorluğu hakimiyetine girmiştir. M. Ö. 334 yılına gelindiğinde ise Makedonya Kralı Büyük İskender Anadolu'daki Pers hükümdarlığına son vermiştir. Büyük İskender'in ölümü sonrası II. Ariantes'in oğlu Mithridates, Karadeniz'de merkezi Amasya olan Pontus Devleti'ni kurmuştur. Trabzon da bu devlet sınırları içinde yer almıştır. M. Ö. 1. yy'da Romalılar Anadolu'yu işgal etmiş, Pontus Devleti'ni yenilgiye uğratarak M. Ö. 66 yılında Trabzon'u da topraklarına katmıştır. Roma'nın M. Ö. 27'den itibaren imparatorluğa dönüşmesi ile Trabzon'da hızla büyümüş ve gelişmeye başlamıştır. Özellikle İmparator Hadrian zamanında (117-138) bölge imarlaşma açısından en parlak dönemini yaşamıştır. Fakat 276 yılında Doğu Karadeniz Bölgesi'ne saldıran Gotlar, Trabzon kentine de büyük zarar vermiş, şehri yakıp yıkmışlardır. 395 yılında Roma ikiye ayrılınca Trabzon, Bizans İmparatorluğu sınırları içinde kalmıştır. Bu dönemde İmparator Justinianus, Trabzon kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar hareketliliği başlatsa da kent eski görkemli haline geri dönememiştir. 8. yy. başlarında Müslümanların bölgeye başlattığı akınlarla Doğu Karadeniz tekrar önem kazanmıştır. İstanbul'un Latinler tarafından işgal edildiği sırada Bizans İmparatoru I. Andronikos 1204 yılında İstanbul'dan kaçarak Trabzon'da Komnenos Krallığı'nı kurmuştur. Bu krallık vergi ödeme sistemi sayesinde uzun yıllar ayakta kalsa da, Fatih Sultan Mehmet'in öncülüğündeki Osmanlı Ordusu 1461 yılında Trabzon'u ele geçirmiş ve Komnenos Krallığı'na son vermiştir. Trabzon, Osmanlı İmparatorluğu döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından yönetilmiştir. Yavuz Sultan Selim de Sancak Beyi olarak bu şehirde bulunmuş ve oğlu Kanuni Sultan Süleyman burada doğmuştur. 16. yy'da kent eyalete dönüştürülmüş, 1868 yılında ise Lazistan, Gümüşhane ve Canik Sancaklarının buraya bağlanmasıyla vilayet olmuştur. 1. Dünya Savaşı yıllarında Ruslar Trabzon'a saldırmış ve 1916 yılında kenti işgal etmişlerdir. İki yıla yakın süren bu işgal 24 Şubat 1918'de son bulmuş ve Osmanlı Ordusu Trabzon topraklarını geri almıştır. - Eski Yunanca: Trapezus - Pontus Rumcası: Trapezunda - Gürcüce: T'rap'izoni - Lazca: T'rapuzani / T'amtra Trabzon isminin çıkış noktasıyla alakalı farklı rivayetler mevcut. # Şehrin adının Yunan mitolojisinde Arkadya Kralı Lykaon'un oğlu Trapezeus'dan gelmiş olabileceği düşünülüyor. # Trabzon şehrinin coğrafi görünümünden dolayı şehre Yunanca \"masa\" anlamına gelen Trapezus adının verildiği de bir diğer görüş. # Bazı kesimler ise Evliya Çelebi'nin bir Yunan kentinin adını 17. yüzyılda Türkçe halk etimolojisine dayandırarak Tuğra-bozan olarak belirttiğini söyler. # Yazar Özhan Örtürk, Trabzon isminin eski Yunanca metinlerde geçen ve mecaz kullanımı \"köle satılan düz platform\" anlamına gelen Trapezus ile alakalı olabileceğini söylerken, Bijışkyan'ın kitaplarında da bahsi geçen Ozinis'in Lazca \"düzlük\" manasına geldiğini belirtmiştir. Nüfus: Trabzon'un 2020 yılı nüfusu yaklaşık 810 bin kişidir. - Akçaabat, Araklı, Arsin - Beşikdüzü - Çarşıbaşı, Çaykara - Dernekpazarı, Düzköy - Hayrat - Köprübaşı - Maçka - Of, Ortahisar - Sürmene - Şalpazarı - Tonya - Vakfıkebir - Yomra Trabzon ilinin ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanır. İlde çalışan nüfus genel olarak çiftçilik, hayvancılık ve ormancılıkla geçimini sağlar. Aslında Trabzon topraklarının 4'te 3'ü tarım arazisi olmaya elverişli değildir. Fakat kısıtlı tarım arazisi oldukça verimli şekilde kullanılır. Şehrin iklim şartları da sanayi bitkisi ve meyve yetiştirmek için son derece uygundur. Trabzon'da yetişen başlıca tarım ürünleri; çay, fındık, patates, mısır, tütün, buğday, fasulye, karalahana, pazı, kabak, mandalina, portakal ve limondur. Ayrıca artık eskisi kadar fazla üretilmese de Trabzon hurması da bölgeye has tarım ürünlerinden biridir. Trabzon bol yağış aldığı için geniş mera ve otlaklara sahiptir. Bu nedenle hayvancılık il genelinde yaygın olarak görülür. Sığır, koyun, kıl keçisi ve kümes hayvanı yetiştirilen ilde, arıcılık faaliyetleri de yapılır. Balıkçılık ise Trabzon'da apayrı bir kültürdür. Palamut, zargana, barbunya, istavrit, mezgit, tekir ve kalkan avlanan Trabzon'da hamsinin yeri ise çok farklıdır. Hamsi, Trabzon ekonomisine katkı verdiği kadar yöre halkının da en çok sevdiği besin kaynağıdır. Trabzon ekonomisine katkı sağlayan diğer alanlar ise turizm ve sanayi sektörleridir. Sahip olduğu doğal ve tarihi güzellikler her yıl Trabzon'a yüz binlerce yerli-yabancı turist çekmektedir. Ayrıca bir liman şehri olan Trabzon; Kafkasya, Rusya, Ortadoğu ve Orta Asya pazarına açılan önemli bir ticaret merkezidir. Kalkanlı Dağları'nın kuzey yamaçlarına kurulan Trabzon ilinin yüzde 80'e yakın bölümü dağlık arazilerden oluşur. Güneyde uzanan sıradağların bazı kesimleri 3 bin metreye kadar ulaşır. Trabzon'un merkezi ise hemen deniz kıyısından başlayıp, güneyde Boztepe'nin üzerine kadar yükselerek uzanan teraslar üzerinde kuruludur. Şehirde bu dağlık arazilerin oluşmasına sebep olan çok sayıda akarsu vardır. İlin en önemli vadileri ise; Foldere Vadisi, Karadere Vadisi ve Solaklı Deresi Vadisi'dir. Trabzon, güneydeki tropikal hava akımlarıyla, kuzeydeki kutbi hava akımlarının geçiş güzergahı üzerinde bulunur. Karadeniz'in etkisiyle kıyılarda nemli ve bol yağışlı bir iklim görülür. Güneye inildikçe bu etki azalmakta ve yağış kara dönüşmektedir. İç kesimlerin yıllık sıcaklık ortalaması kıyı kesimlere göre biraz daha düşüktür. Türkiye'nin en çok yağış alan illerinden bir olan Trabzon, özellikle kuzey yamaçlarında çok gür ormanlara sahiptir. Sarıçam, ladin, gürgen, meşe, kızılağaç, köknar ve kestane bölgede en çok görülen ağaç türleridir. Kıyı kesimlerde ise daha çok fındık, kızılcık, çobanpüskülü, defne ve sarmaşık türleri görülür. Trabzon için Karadeniz mutfağının başkenti tanımlaması yapılabilir. Trabzon yöresel mutfağı öyle bir mutfak ki sadece hamsiden bile onlarca çeşit yemek yapılıyor. Hem de öyle birbirine benzeyen yemekler değil. Her biri birbirinden lezzetli farklı yemekler. Bunun yanında kahvaltıların vazgeçilmezi kuymak, Vakfıkebir ekmeği, laz böreği, Akçaabat köfte, Hamsiköy sütlacı ve daha neler neler.. Hepsi kendi çapında efsaneleşmiş çok özel yemekler. Trabzon mutfağı, kendine has lezzetleriyle ülkemizin en özel gastronomi merkezlerinden biridir. - Hamsi Tava - Hamsili Ekmek - Hamsili Pide - Hamsi Kuşu - Hamsili Pilav - Hamsi Pilaki - Hamsi Dolması - Hamsi Çıtlaması - Hamsi Çorbası - Laz Böreği - Akçaabat Köfte - Hamsiköy Sütlacı - Trabzon Pidesi, Hohollu Pide - Mısır Sarması, Etli Lahana Sarması, Gongoş Sarması - Mısır Çorbası, Isırgan Çorbası, Kara Lahana Çorbası - Kuymak - Gulya - Vakfıkebir Ekmeği - Pazı Burmalısı, Pazı Pilakisi - Kaygana - Turşu Kavurması, Lahana Kavurması - Zumur Tatlısı - Kaz Kaldıran - Tomara Trabzon ilimizde Avrasya Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve 2018 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden ayrılarak Akçaabat'ta yeniden kurulan Trabzon Üniversitesi bulunuyor. Trabzon, Türkiye'nin ortalama büyüklükteki illerinden biri. Sahil kenarına kurulu güzel bir şehir. Fakat merkez için konuşacak olursak, Trabzon'a gelince yemyeşil, doğa içinde oksijen deposu bir kentle karşılaşma beklentiniz olmasın. Çünkü Trabzon'un şehir merkezi betonlaşmadan nasibini almış, yokuşlarla ve yüksek binalarla dolu bir yer. Şehrin doğal güzellikleri ilin biraz daha iç kesimlerinde kalıyor. Kent merkezi öğrenci ve memurlar için yeterli sayıda sosyal aktivite imkanı sunuyor ama fazla da değil. En azından küçük şehirlere göre daha fazla kafe, restoran, AVM, sinema tarzı yerler bulabilirsiniz. Ama tabi bir Ankara, İzmir ya da Antalya gibi düşünmemek lazım. Trabzon'da öğrencilerin en çok şikayet ettiği konulardan biri eğlence mekanlarının azlığıdır. Şehrin en büyük ve en fazla öğrenci barındıran okulu Karadeniz Teknik Üniversitesi. Bu üniversite denize sıfır ve oldukça güzel bir kampüse sahip. Üniversite öğrencilerinin çok büyük bölümü KTÜ'nün çevre mahallelerinde yurt ya da ev tutmayı tercih ediyor. Kalkınma ve Konaklar semtleri bu açıdan en çok öğrenciye ev sahipliği yapan yerler. Memurlar ise daha çok Trabzon'un sahil ilçelerini beğenirler. Sahil kesimleri daha sakin ve yaşanabilir bölgelerdir. Fakat buralarda da yazın insanı çok bunaltan nemli bir hava söz konusudur. Aşırı nem, trafik ve eğlence mekanlarının azlığı ilk aşamada Trabzon'da gözünüze batacak olumsuzluklar olarak değerlendirilebilir. Fakat Trabzon doğal güzellikler anlamında harika yerler barındırır. Yaylaları, tabiat parkları ve gölleri ile doğaseverleri mest eder. Hafta sonlarını buralarda değerlendirebileceğiniz gibi Rize, Giresun, Artvin gibi yine doğa harikası yerler barındıran komşu illere de gidebilirsiniz. Trabzon pahalı mı? Trabzon ekonomik anlamda yine ülkemizin ortalama illerinden biri sayılır. Fakat öğrencilerin yoğunlaştığı KTÜ çevresi konaklama anlamında biraz pahalıdır. Burada istenen ev kiraları merkeze göre daha yüksektir. Ulaşım ve alışveriş giderleri anlamında ise standart bir Anadolu şehri seviyesinde. Trabzon'daki en ucuz şeylerden biri ise balıktır. Trabzon'da bulunduğunuz süre içerisinde doyasıya balık yiyebilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/trabzon-yaylalari-isimleri/", "text": "Trabzon yaylaları sahil kesimlerinden uzak, yüksek dağların zirvesinde muazzam bir doğa manzarasına sahip, ülkemizin en güzel doğal alanlarından bazılarıdır. Giresun, Gümüşhane ve Rize gibi Trabzon da yaylaları ve yayla şenlikleri ile meşhurdur. Tabii Karadeniz denince haliyle aklımıza ilk olarak doğa ve yaylalar geliyor. Bu mekanlar, her ne kadar engebeli ve yorucu yollara sahip olsa da, yaylaların tertemiz oksijeni ve sis bulutları üzerindeki harika manzarası bu fedakarlığı fazlası ile hak ediyor. Şehri gezmek için geldiyseniz yaylalara ulaşım için Trabzon araç kiralama sayfalarına bakmanızda fayda var çünkü yaylalar genellikle birbirine uzak mesafelerde bulunuyor. Hala Trabzon yaylalarını görmemiş biriyseniz, şunu belirtelim ki hiçbir şey için geç değil 🙂 Trabzon yaylaları sizi bekliyor.. - Trabzon Akçaabat Karadağ Yaylası - Trabzon Araklı Pazarcık Yaylası - Trabzon Hıdırnebi Yaylası & Kuruçam Yaylası - Trabzon Kadırga Yaylası - Trabzon Maçka Kiraz Yaylası - Trabzon Lapazan Yaylası - Trabzon Mavura Yaylası - Trabzon Şolma Yaylası - Trabzon Sultan Murat Yaylası - Sis Dağı Yaylası - Trabzon Sazalan Yaylası - Trabzon Erikbeli Yaylası Akçaabat Düzköy yolu üzerinde bulunan Karadağ Yaylası yaklaşık 2 bin metre yüksekliğinde olup, bol oksijeni ile gezginlerin ilk tercih ettiği yaylaların başında gelmektedir. Yaylada bakkal, kahvehane, fırın ve hediyelik eşya satan dükkanlar ziyaretçilerine hizmet sunmaktadır. Araklı ilçesinin 43 km. güneyinde yer alan Pazarcık Yaylası yemyeşil doğası ve tertemiz havası ile dikkat çeker. Yayla ve çevresinde ayrıca doğa yürüyüşü yapabilme, bisikletle gezebilme ve çeşitli bitki türlerini inceleme imkanları da vardır. Yine Akçaabat Düzköy karayolu üzerinden ulaşılan Hıdırnebi ve Kuruçam Yaylaları yaklaşık 1800 metre yüksekliktedir. Yaylada konaklamak isteyenlere pansiyon tipi evler hizmet vermektedir. Doğal manzarası ile insanı adeta büyüleyen bu yaylalar fotoğraf meraklılarına eşsiz fotoğraf kareleri sunmaktadır. Meşhur Kadırga Şenlikleri'nin gerçekleştirildiği Kadırga Yaylası, Trabzon'un Tonya ilçesine 24 km. uzaklıktadır. Yayla yaklaşık 2300 metre yükseklikte bulunmaktadır. Şenlikte adeta bir panayır yerine dönen yaylada horon çeken insanları seyretmek, leziz yemekler yemek ve eğlenceli ortamın havasını solumak ilginizi çekerse her yıl Temmuz ayının üçüncü Cuma günü Kadırga Yaylası'na gitmenizi tavsiye ederiz. Yaklaşık 1850 metre yükseklikteki Kirazlı Yaylası, Maçka ilçesi Gürgenağaç Köyü'nün 7 km. güneyindedir. Temmuz ayının üçüncü Cuma günü Ayeser Şenlikleri'nin kutlandığı yaylada ayrıca çim kayağı da yapılmaktadır. Yaylada her türlü ihtiyacın karşılandığı kır kahvesi, bakkal, lokanta ve pansiyonlar mevcuttur. Yemyeşil doğaya sahip Lapazan Yaylası kamp yapmak ve doğa yürüyüşü için harika bir ortam sunuyor. 2200 metre rakıma sahip Lapazan Yaylası'na Trabzon'un Maçka ilçesindeki Gürgenağaç Köyü yolu üzerinden gidebilirsiniz. Maçka ilçesine yaklaşık 20 km. mesafede bulunan yaylada yaz aylarında bakkal, manav gibi işletmeler açılıyor. Konaklama için yaylada otel ya da pansiyon olmadığını belirtmek isteriz. Fakat çadır kampı için Mavura Yaylası oldukça güzel yerlere sahip. 1700 metre yükseklikteki yaylada elektrik ve su tesisatı bulunuyor. Cep telefonu şebekeleri de sorunsuz çalışıyor. Maçka merkeze 22 km. uzaklıkta bulunan Şolma Yaylası yine harika bir doğa manzarası sunuyor. Yaylaya araç yolu var. Yaz aylarında ilçe merkezinden minibüs seferleri de oluyor. Şolma Yaylası gezi programına Sultan Murat Yaylası, Çal Mağarası ve Peristera Manastırı'nı da eklemenizi tavsiye ederiz. Sultan Murat'ın İran seferinden dönerken bu yaylada konaklaması sebebi ile isminin Sultan Murat Yaylası olduğu rivayet edilir. Sultan Murat Yaylası denince akla ilk olarak sis bulutlarının oluşturduğu muazzam manzaralar gelmektedir. Trabzon Çaykara ilçesinde bulunan bu yaylayı Trabzon'da gezilecek yaylalar listesine dahil etmeyi unutmayın. Sultan Murat Yaylası'nda WC, bakkal, manav, fırın, kahvehane ve cami gibi birçok ihtiyacı karşılamaya yönelik mekanlar bulunuyor. Ayrıca civarda küçük yayla otelleri ve pansiyonlar da bulabilirsiniz. Giresun Yaylaları isimli yazımızda da bahsettiğimiz Sis Dağı Yaylası, Giresin Trabzon sınırında yer alıyor. Trabzon Şalpazarı ilçesi yolu üzerinden de gidebileceğiniz Sis Dağı, il merkezine 125 km, ilçe merkezine 25 km. mesafede bulunuyor. Trabzon Şalpazarı ilçesi, Sinlice Mahallesi'nde bulunan Sazalan Yaylası, Trabzon merkeze 85 km. mesafede yer alıyor. Yaklaşık 1700 metre yüksekliğe sahip Sazalan Yaylası ülkemizin doğa harikası yerlerinden biridir. Trabzon'un Tonya ilçesi ile Gümüşhane'nin Kürtün ilçesi arasında bulunan Erikbeli Yaylası iki ilimizin yerlileri tarafından ortak kullanılıyor. Çam, ladin, köknar ve gürgen ağaçlarından oluşan orman yolundan geçtikten sonra 1600 rakımlı Erikbeli Yaylası'na ulaşıyorsunuz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/turkiyenin-en-buyuk-golleri/", "text": "Türkiye'nin göller bakımından zengin bir ülke olduğunu söyleyemeyiz. Üstelik son 60-70 yılda yaşanan kuraklıklar ve bilinçsiz su tüketimi de sahip olduğumuz göl sayısını daha da azalttı. Yakın bir tarihe kadar Türkiye'nin en büyük gölleri listesinde bulunan Akşehir, Palas Tuzla ve Eber gibi göllerin sularında gözle görülür azalma oldu. Büyük bölümü doğal set gölü ve tektonik olan Türkiye'nin en büyük gölleri daha çok Güney Marmara, Göller Yöresi, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde toplanıyor. Bu gölleri ayrı başlıklarda inceleyelim.. Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü, Bitlis'te bulunan Nemrut Volkanik Dağı'nın patlaması sonucu oluşmuş bir volkanik set gölü. Bitlis ve Van topraklarında bulunan Van Gölü'nün yüzölçümü ise yaklaşık 3.700/3.755 km arasında. Van Gölü'nün bir diğer önemli özelliği de dünyadaki en büyük sodalı göl olması. Türkiye'nin 'şimdilik' en büyük ikinci gölü olan Tuz Gölü, Aksaray, Konya ve Ankara illeri arasında yer alıyor. Şimdilik diyoruz çünkü Tuz Gölü kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya olan göllerimizden biri. Ülkemizin tuz ihtiyacının büyük kısmını karşılayan Tuz Gölü'nün yüzölçümü her yıl gittikçe küçülüyor. Son 50 yılda (1970-2020) yarısı yok olan bu gölün şu anki yüzölçümünün 1.665 km ile 1300 km arasında olduğu tahmin ediliyor. Ülkemizin en büyük üçüncü gölü unvanına sahip Beyşehir Gölü aynı zamanda Türkiye'deki en büyük tatlı su gölü. Yaklaşık 650 km yüzölçümüne sahip Beyşehir Gölü, Konya ve Isparta topraklarında yer alıyor. Doğal güzelliği ile de dikkat çeken gölün içeresinde büyüklü küçüklü birçok ada var. Temiz plajları ve berrak suyu sayesinde çok sayıda turist ağırlayan gölün çevresi Beyşehir Gölü Milli Parkı kapsamında koruma altına alınmış durumda. Isparta il sınırlarında bulunan Eğirdir Gölü de tıpkı Beyşehir Gölü gibi ülkemizdeki en büyük tatlı su kaynaklarından biri. Kapalı havza olan ve yer altı sularıyla beslenen Eğirdir Gölü, içme ve sulama suyu üretiminde de kullanılıyor. Karstik olaylar ve tektonik hareketler sonucu oluştuğu düşünülen Eğirdir Gölü de kuraklık nedeniyle hızla küçülen doğal göllerimizden. Bursa il sınırlarında yer alan İznik Gölü, Marmara Bölgesi'nin en büyük gölü konumunda. Yaklaşık 300 km yüzölçümüne sahip göl turistik açıdan da çok popüler. İznik Gölü çevresinde birçok konaklama ve yeme içme tesisi bulunuyor. Her yıl binlerce yerli/yabancı misafir ağırlayan İznik Gölü'nün florası da çok zengin. Türkiye'nin en büyük göllerinden biri de Akdeniz Bölgesi'ndeki Göller Yöresi'nde yer alan Burdur Gölü. Tektonik oluşumlu bu göl Isparta ve Burdur toprakları arasında konumlanıyor. Suyu oldukça tuzlu olan Burdur Gölü aynı zamanda ülkemizdeki en derin göllerden biri. Endemik kuş türlerine ev sahipliği yapan göl, doğa turizmi açısından da önemli bir alan. Balıkesir'in Bandırma ilçesinde yer alan Manyas Kuşgölü yaklaşık 160 km 'lik bir yüzölçümüne sahip. Suyu oldukça sığ olan gölün derinliği ise sadece birkaç metre. Pek çok kuş türünün yaşadığı Manyas Gölü, Kuş Cenneti olarak da anılıyor. Doğa fotoğrafçılığı ya da kuş gözlemciliği yapmak isteyenlerin sık sık uğrak noktası olan mekanlardan biri. Göller Yöresi'nde bulunan bir diğer büyük gölümüz Acıgöl. Afyonkarahisar ve Denizli il sınırlarının kesiştiği bölgede yer alan bu göl sodalı bir suya sahip. Türkiye'deki sodyum üretiminin neredeyse tamamı bu gölden sağlanıyor. Turizm açısından da önemli bir potansiyel barındıran Acıgöl'de başta flamingo, yaban ördeği, turna ve karabatak olmak üzere birçok kuş türünü yakından görebilirsiniz. Türkiye'nin en büyük doğal göllerinden biri olan Uluabat Gölü de tatlı suya sahip bir alüvyal set gölü. Bursa il sınırlarında yer alan bu göl aynı zamanda dip canlıları, sucul bitkileri, planktonlar, balıklar ve kuş çeşitliliği açısından da çok zengin bir bölge. Büyük bir bölümü oldukça sığ olan Uluabat Gölü'nün ortalama derinliği ise 2-3 metre kadar. Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük göllerinden biri olan Çıldır Gölü yaklaşık 1950 metre rakımda yer alıyor ve oldukça derin bir göl. Ardahan ve Kars illerinin kesiştiği noktada bulunan Çıldır Gölü yılın büyük bölümü buzla kaplı. Bu nedenle görsel açıdan Türkiye'nin en güzel göllerinden biri burasıdır diyebiliriz. Bu gölde yapılan balıkçılık faaliyetleri de bölge halkı için önemli bir geçim kaynağı. Van'ın İpekyolu ilçesinde bulunan Erçek Gölü de Türkiye'de kuş cenneti olarak bilinen ve koruma altına alınan doğal alanlardan bir tanesi. Burası özellikle Kuzey Afrika'dan İran'a göç eden binlerce flamingonun konaklama merkezi olmasından dolayı doğaseverlerin büyük ilgisini çeken bir yer. Van Gölü'ne çok yakın bir konumda bulunan Erçek Gölü, bu havzada yer alan en büyük su kaynaklarından biri. Çamiçi adıyla da bilinen Bafa Gölü, Ege Bölgesi'nde yer alan en büyük göl olma unvanını taşıyor. Muğla ve Aydın topraklarında bulunan Bafa, doğal set gölü özelliğine sahip ve suları oldukça sığ. Göçmen kuşların konaklama ve üreme alanı olan bu bölge, 1994 yılında Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiş. Bafa Gölü ayrıca antik kentlere ve pek çok tarihi kalıntıya da ev sahipliği yapıyor. Elazığ ilinde bulunan Hazar Gölü yaklaşık 80 km yüzölçümüne sahip tektonik bir göl. Türkiye'nin en derin göllerinden biri olan Hazar Gölü aynı zamanda batık bir kente ev sahipliği yapıyor. Doğal sit alanı statüsünde yer alan göl, hem doğal hem de tarihi güzellikleri sayesinde her yıl binlerce ziyaretçi ağırlıyor. Muğla ilinde bulunan Köyceğiz Gölü pek çok farklı kaynaktan beslendiği için bütün yıl su seviyesini koruyan göllerimizden biri. Alüvyal set gölü olan Köyceğiz aynı zamanda deniz kaplumbağalarının üreme alanı. Çok güzel bir manzaraya sahip olan Köyceğiz Gölü ülkemizdeki önemli turistik noktalardan biri. Denizli'de bulunan Işıklı Gölü biyoçeşitlilik bakımından çok zengin bir bölge. Çivril Ovası üzerinde yer alan göl özellikle nilüfer çiçeklerinin oluşturduğu manzarasıyla dikkat çekiyor. Işıklı Gölü, tarım arazilerini sulama amacıyla da kullanıldığı için yıl içinde çok değişkenlik gösteren bir su seviyesine sahip. Göl en dolu olduğu zamanlarda yaklaşık 60-70 km 'lik bir yüzölçümüne ulaşıyor. Bitlis'in Ahlat ilçesinde bulunan Nazik Gölü de koruma altına alınmış göllerimizden biri. Van Gölü'ne yakın bir konumda yer alan Nazik Gölü tatlı suya sahip ve içerisinde pek çok farklı balık türü yaşıyor. Gölün ilginç özelliklerinden biri de kışın tamamen buzla kaplandığı için üzerinde araçla bile ulaşım yapılabilmesi. Sakarya ve Kocaeli topraklarında yer alan Sapanca Gölü ülkemizdeki tektonik kökenli tatlı su göllerinden biri. Yaklaşık 40 ila 45 km arası bir yüzölçümüne sahip olan bu göl birçok küçük kaynaktan besleniyor. Suyu da oldukça temiz. Yıl boyunca turistlerin uğrak noktası olan Sapanca Gölü'nde onlarca kuş ve balık türü yaşıyor. Burdur'un Yeşilova ilçesinde bulunan Salda Gölü, büyüklüğünden ziyade doğal güzelliği ile nam salmış göllerimizden biri. Bakteriyel kökenli beyaz mineral kayaçları ve sudaki zengin mineralleri sayesinde bembeyaz bir kumsala ve turkuaz renkte berrak bir suya sahip olan Salda Gölü, Türkiye'nin en popüler tatil rotalarından. Göller Yöresi'nin bu inci tanesi hakkında daha detaylı bilgi almak için aşağıda linkini verdiğimiz yazımıza bir göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/turkiyenin-maldivleri-salda-golunun-ozellikleri/", "text": "Türkiye'den kalkıp Maldivlere gidemeyenler için Maldivleri ayağımıza getiren Salda Gölü yurdumuzun cennet köşelerinden biri. Yöre halkı da buranın ismini Saldivler olarak benimsemiş bile. 2 milyon yıldır şu an bulunduğu yerde olmasına rağmen pek rağbet görmeyen Yeşilova Salda Gölü, sosyal medya sayesinde bir anda popüler oldu. Şu instagram nelere kadir! Burdur Yeşilova'da bulunan Salda Gölü, artık yaz sezonlarında özellikle haftasonları öyle bir kalabalık oluyor ki keşfedilip popüler olması iyi mi oldu, kötü mü oldu, o konuda biraz tereddüt içerisindeyiz. 1989 yılında sit alanı ilan edilen Burdur Salda Gölü, 2019 yılında ise Cumhurbaşkanı Kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmiş durumda. Yani bu bölgenin yakınına yöresine hiçbir şekilde inşaat izni verilmiyor. Kesinlikle yerinde ve çok doğru bir karar. İkinci bir Uzungöl vakası yaşamak istemeyiz ve umarız bu doğa harikası yeri olduğu gibi korumayı başarabiliriz. Bilim insanları Salda Gölü'nün bundan 2 milyon yıl önce, ki daha Ajda Pekkan'ın ünlü olmadığı, Tarkan'ın kendini bozmadığı zamanlar, volkanik bir patlama sonucu oluştuğunu söylüyor. Mavinin her tonunu barındıran bu göl, berrak turkuaz rengiyle görenleri kendisine gerçekten hayran bırakıyor. Burdur Salda Gölü'ne bu muhteşem mavi-beyaz rengini veren şey ise göl zeminini oluşturan, stromatolit adı verilen arkaik dönemde oluşmaya başlamış ve oluşumu şu anda da süren, bakteriyel kökenli beyaz mineral kayaçlar ve sudaki bazı mineraller. Salda Gölü renginin tam olarak nasıl oluştuğunu ekşi sözlük yazarı papatya nickli yazar detaylı şekilde açıklamış. Merak edeniniz varsa onu da paylaşmış olalım. Gölün bu en güzel halini görmek için genellikle sabahın erken saatlerini tercih etmek gerekiyor. Çünkü göl suyundaki magnezyum ve manyezit yapılı kum, insanların suya girmesiyle, rüzgar ya da yağmur gibi etmenlerden dolayı suya karışınca su bulanıklaşıyor. Yine harika bir görüntüsü var tabi ama sabah saatlerindeki kadar değil. Salda Gölü kıyılarının, uzaktan kayaya benzeyen ama elinize aldığınızda dağılan beyaz bir tortu şeklinde yüzeyi var. Gölde birkaç yıl boyunca araştırmalar yapan İskoçya'daki Glasgow Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mike Russel ve ekibi, stromatolik kayaç olarak bilinen bu yapının zamanında Mars gezegeninde de olduğunu söylüyor. BBC kanalının belgesel haline getirdiği bu konu sayesinde Salda Gölü bilim dünyasının da ilgisini çekmiş. Prof. Dr. Mike Russel'a göre dünyada Mars yüzeyine benzeyen 2 yer bulunuyor. Birisi Kanada'nın kuzeyinde yer alan bir bölge, diğeri ise Yeşilova'da bulunan Salda Gölü. # Yaklaşık 1200 metre rakımlı Salda Gölü 44 km genişliğindedir. # 184 metreyi bulan derinliği ile Türkiye'nin en derin göllerinden biridir. # Popüler olduktan sonra bu özelliğini korumaya devam edecek mi bilemiyoruz ama Salda Gölü dünyanın en temiz 5 gölünden birisi olarak kabul ediliyor. # Gölde çok sayıda yılan balığı bulunur fakat bu yılanlar zehirsizler ve tehlikeli değillerdir. Yine de dikkatli olmakta fayda var. # Göl suyunda bulunan magnezyum, soda ve kil nedeniyle bazı cilt hastalıklarının tedavisinde yararlı sonuçlara sebep olduğu söyleniyor. Özellikle sivilceler üzerinde. Bu konuda yapılmış bilimsel bir araştırma olduğunu duymadık ama gölün etrafında oluşan bazı çukurlarda çamur banyosu yaparak şifa arayanlar hiç eksik olmuyor. # Salda Gölü ve çevresinde sadece bu bölgede görülen endemik bitki ve hayvan türleri bulunuyor. # Dünyada eşine çok nadir rastlanan bembeyaz kumsallara sahiptir. # Göl sularının bir miktar çekilmesiyle gölde 7 beyaz ada ortaya çıkmıştır. Salda Gölü'ne gitmek için en uygun zaman dilimi Mayıs sonu ile Eylül arası diyebiliriz. Fakat yaz sezonu olsa da Salda Gölü'nde akşamları hava epey serinlemektedir. Giderken bunu kesin hesaba katın. Gündüz ne kadar kavurucu sıcak olursa olsun bu sizi aldatmasın. Gece-gündüz sıcaklık farkı yüksek olan bir bölge. Yaz sezonu giderseniz hafta sonları ve bayram tatillerinde çok ama çok kalabalık olması muhtemel. Günlük binlerce insanın akın ettiği bir yer haline geldi Salda. Bunu düşünerek plan yapsanız iyi olur. Hafta içi kısmen daha tercih edilebilir. Eylül ayı ise kalabalık yavaş yavaş azalır. Daha çok kafa dinlenmelik gitme planınız varsa Eylül ayı tercih edilebilir. Size şimdi Salda Gölü'ne tatile gittiğinizde bisiklete binin, gölde yüzün, kuşlara gülümseyin gibi gereksiz bir liste yapmayacağız. Zaten buraya eğlenmek için gidiyorsunuz, canınız nasıl istiyorsa öyle eğlenin. Bizce esas mesele Salda Gölü'nde yapılacaklar listesi değil ne yapılmaması gerektiği! Biz o sahilden ayrıldıktan sonra sanki o sahil artık orada olmayacakmış gibi davranmayalım. Çöp atmayın, attırmayın. Dünyanın en temiz 5. gölünü birkaç sene içinde o listeden silmeyelim!"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ucuz-dunya-turu-fiyatlari/", "text": "Sevgili fakir kardeşim. Birisi sana dışarıda yemek yemeyi teklif ettiğinde \"Ne gerek var, evde makarna var dünden, ısıtır yeriz\" diyecek kadar cebin delikken, sen bu yoklukta bir de dünya turuna çıkmayı hayal ediyorsun değil mi? Simit, ayran alırken bile 2 kere düşünecek durumdayken bir de ülke ülke dolaşmayı falan kuruyorsun kafanda. Kur tabi, ne olmuş yani, hayatımız fakir olabilir ama hayallerimiz de fakir olacak değil ya! Zaten dünya turu işinde gücünde zengin insanların hayali değil ki... Onların zamanı servete servet katma telaşıyla geçip gidecek. Dünyayı keşfetmek sana bana kalıyor. Öyle anlatılıyor, öyle bir abartılıyor ki.. Bilmeseniz toplumun en kutsal değerlerinden biri sanırsınız. Biz size sigortasız olun, sigortaya karşıyız demiyoruz. Ama hayatımızın merkezinde bu olmamalı! Patronunuzun sözünden çıkmamanızı, askerlik, evlilik, çoluk-çocuk, krediler, taksitler, emeklilik derken ölüp gitmenizi tembihleyip duruyorlar. Bir düzen kur, otur oturduğun yerde. Ne işin var sağda solda. Standart yaşa, farklı düşünme, farklı şeyler yapma, paradigmaların dışına çıkma. Falanlar filanlar.. Belki direkt böyle söylemiyorlardır ama özeti budur diyebiliriz. Türk halkı olarak bırakın dünya turunu, yıllardır oturduğumuz mahalleden bir başka semte taşınmak bile korkutucu geliyor birçoğumuza maalesef. Alışık olduğumuz hiçbir düzenden vazgeçemiyoruz. Her gün bildiğimiz yoldan işe gitmek istiyoruz. Bir arka sokağı keşfetmek hiç aklımızın ucundan bile geçmiyor. Monotonluk genlerimize işledi diyebiliriz. Göçebe atalardan gelip de yerleşik hayata nasıl bir geçiş yaptıysak çakılıp kaldık gerçekten. Başka kültürlere, coğrafyalara bir türlü açılmaya cesaret edemiyoruz. Çocuklarımızı da aynı kendimiz gibi bu monoton sistemin parçası haline getiriyoruz. Uzun soluklu bir dünya turuna çıksanız, kaldığınız hostellerde, otellerde bir sürü Alman vatandaşı, Japon Vatandaşı, İngiliz, Amerikalı vs.. görüyorsunuz. İki farklı Alman, Tanzanya'da bir hostelde karşılaştıklarında \"Aaa sende mi Almansın!\" diye şaşırıp kalmıyorlar. Çünkü her yerdeler. Sürekli geziyorlar, keşfediyorlar, gelişiyorlar. Ülkeleri, hükümetleri, yasaları, kanunları bile gezenlere destek sağlıyor. Yeter ki görün, öğrenin, keşfedin. Hadi biz neden fazla gezmiyoruz, dünyayı keşfetmek istemiyoruz onu geçtik, neden gezmek isteyene tuhaf gözlerle bakıyoruz bu da ayrı bir muamma. \"Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?\" sorusuna cevap bulmak zorundan değiliz ki. Hem okuyup hem gezmek varken neden birini seçelim! Maalesef pek olmuyor gibi güzel ülkemizde. Neyse konuyu çok dağıtmayalım. Herkesi olduğu gibi kabul edip biz yolumuza bakalım. Bir yazar abimizin dediği gibi; \"Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç\". Bu tekdüzelik var ya, sigara gibi aslında, bağımlılık yaptığı gibi insanı yavaş yavaş da öldürüyor. Mesele bir yere varmak değil, mesele keşfetmek.. Gezmek için çok farklı nedenleriniz olabilir. Bir şeylerden kaçmak için gezilmez zaten. Ya da hayatın anlamını bulmak için. Sebebi çok önemli değil bizce. Neşeli olan bir insana neşesinin sebebini sormanıza gerek yok. Neşeli olmak iyidir. Seyahat etmek isteyen bir insan için de sebebe lüzum yok. Seyahat iyidir. Zamanında parayı vurmuş, şimdi gezer tabi. Ya da aileden zengindir ne olacak. Baba parası biter mi, ye yiyebildiğin kadar! Babası yıllarca çalıştı, çocuğu orada burada yiyor! Bu iki durum da olabilir aslında ama emin olun o hayran hayran imrendiğiniz gezginlerin çoğu bu iki kategoriye girmiyor. Gömü falan da bulmadılar. Kendilerini geçindirecek bazı yolları keşfettiler, uyguladılar ve yola çıktılar hepsi bu. Eğer sadece fakirsen sıkıntı yok, bir çözüm bulunur elbet. Ama eğer hem fakir hem tembelsen bu iş sana göre değil. Sana tavsiyemiz bu başlığı hemen terk et. Yarına erteleyecek çok işin vardır senin şimdi. Dünyayı gezip görme işini de ertele gitsin. Parası az ama cesareti çok kardeş. Sözümüz sana. Yanaş hele şöyle, konuşalım. İyi de nasıl yapıyorlar bu işi! Bu macerada bedavacılık yok ama bedavacılığa gerek de yok. Balık tutmayı öğrenirsek başkasının balığına minnet etmeyiz. Bu konulara ufak ufak bir girelim bakalım. Bir gün Ekvador'un başkenti Quito'da kaldığımız hostele gitmek için yürüyoruz. Bir parkın hemen yanındaki caddede, kırmızı ışıkta yayalara yeşil yanması için bekler haldeyiz. Yanımızdaki trafik lambasının alt kısmına bir halat bağlanmıştı. Halatın yanında gezgin olduğu çok belli, yabancı uyruklu, sırt çantasıyla genç bir adam gözleri ışıkta, çömelmiş vaziyette duruyor. Bir de aynı tarz kıyafetler giymiş bir kız var ama o birkaç adım geride parkın kenarındaki bir ağaca yaslanmış vaziyette. Dinleniyor gibi bir hali var. \"Bu ne yapıyor böyle acaba?\" diye baktık bir süre elemana. Sonra yayalar için yeşil yanınca, o genç adam halatın diğer ucunu tutup hızlıca yolun karşısına geçti ve diğer taraftaki trafik lambasına halatı gergin bir şekilde bağladı. Biz de ne yapacağını görmek için karşıya geçmeden durup bekledik. Eleman koşarak geri gelip çantasından seri şekilde birkaç labut ve çember şeklinde bir şeyler çıkardı. Ve o yola gerdiği, yerden bir 40-50 cm. havada duran ipin üzerine çıkarak elindeki labutları çevirmeye başladı. Adam 20 saniye içinde ortamı sahneye çevirdi ve şovuna başladı. Baya şaşırdık ve hayranlıkla izlemeye başladık. Sonra ışıkta duran arabalara baktık, onlar da bizim gibi izliyorlar dikkatle. Bir dakikaya yakın, adam ipin üzerinde bütün maharetlerini sergiledi. Sonra aşağı inip hızlıca ipi çözüp çantasından çıkardığı şapka ile arabaların arasında gezerek para toplamaya başladı. Millet de 3-5 bir şeyler attı tabi şapkaya. Işık yandıktan sonra yavaşça kenara gelip, parkın kenarındaki ağacın dibinde oturan kız arkadaşının yanına oturdu. O sırada oradan geçen dondurmacıdan iki külah dondurma istedi. Dondurmaları aldıktan sonra sevgilisiyle omuz omuza parktaki küçük çocukları seyrederek muhabbet etmeye başladılar. O an düşündüğümüz tek şey, \"Ulan herife bak. 3 dakika içinde çalıştı, para kazandı, sevgilisiyle parayı ezdi\". Bu iki arkadaş gezgindi ve bu yetenekleri sayesinde yıllarca istedikleri gibi ülke ülke, para kazana kazana gezmişler, geziyorlardı. Ofisleri yok, mesaileri yok, patronları yok. Tek sahip oldukları yetenekleri ve cesaretleri. Kaç para ulan bi' dünya turu!!! Bu sadece şahit olunan örneklerden bir tanesi. İplerle bileklik örüp satanları mı, tellerle kolye yapanları, resim çizenleri, enstrüman çalanları, dans edenleri mi dersiniz. Birikmiş 5 kuruş paraları olmadan ya nasip deyip çıkmışlar yollara. Gezdikçe kazanmışlar, kazandıkça gezmişler. Sahip olduğunuz yetenek, cesaretiniz ile birleşirse özgürlükle aranızdaki perdeleri yırtmamak için sebebiniz kalmaz. Peru'da sadece otobüslerde kukla oynatarak aile geçindiren insanlar tanıdık. Zaten Güney Amerika otobüsleri panayır yeri gibi. Ne yetenekler heba olup gidiyor haberimiz yok! 21. yy'da internet tüm dünyayı tam olarak ele geçirmiş vaziyette. Dünyanın en büyük alışveriş devleri Amazon ve Aliexpress'in neredeyse kendi imalatı yok, her ülkede taksi hizmeti sağlayan Uber'in kendi aracı yok, nereye giderseniz gidin kiralık ev bulabileceğiniz Airbnb'nin kendi gayrimenkulü yok, Netflix'in bir tv kanalı bile yok. Düşünsenize bir taksi plakası ne kadar? Ve Uber olabilmek için milyonlarca taksi plakası almanız gerekiyor. Milyonlarca üst düzey araçlara sahip olmanız gerekiyor. Ama Uber'i ortaya koyan ince fikir, başkalarının araçlarını ve insan gücünü kullanıyor olması. Ne eleman derdi var, ne sigorta, ne tazminat vs.. Aynı şekilde Amazon dünyadaki birçok ürün ve markanın sahibi gibi olmuş durumda. Teknolojinin karanlık yüzünü gömebiliriz belki ama iyi tarafından bakarsanız bu imkanlara daha önceki hiçbir nesil sahip olamadı. Oturduğunuz koltuktan kalkmadan iş kurabiliyor ve para kazanabiliyorsunuz. Teknolojinin esiri olmayı değil tam aksine o teknolojinin size özgürlüğü vermesini seçebilirsiniz. Çağımızın en büyük patronu Google, dünyanın en ücra köşelerindeki insanlara bile iş imkanı sunup para kazanmalarını sağlıyor. Bunun önemli kanallarından biri de blog yazmak. Blog yazarı olmak için öyle teknik taktik bilgilere, kod yazarı falan olmanıza gerek yok. Artık bilgisayar yazılımlarında her şeyin hazırı var. Eskiden olduğu gibi uzun uzun site kurulumlarıyla uğraşmıyorsunuz. Burada esas önemli olan güzel bir konu, kendinize özgü bir alan seçmek. Bu alan sizin uzmanlık alanınız olabilir. Bilgi sahibi olduğunuz bir alanda kendi özgün yazılarınızı paylaştığınız bir blog açabilirsiniz. Eğer herhangi bir uzmanlığınız yoksa bu sefer ilgi duyduğunuz bir alan seçebilirsiniz. İlgilendiğiniz alanla ilgili yazı yazmak isterken bol bol araştırma yapacak, okuyacak ve o konuyla ilgili zamanla zaten bilgilenecek ve uzman olmaya başlayacaksınız. Blog yazma işine başlarken birkaç önemli hususa dikkat etmeniz gerekli. Birincisi yazılarınız özgün olmalı. Oradan buradan kopyala yapıştır içeriklerle site kurmaya çalışırsanız, ne kendinize ait bir takipçi kitlesi oluşturabilirsiniz ne de Google tarafından sevilirsiniz. Google sizi sevmezse para da kazandırmaz. Açacağınız blog sayfasında faydalı bilgiler verin. Uyduruk, yanlış ve lüzumsuz bilgilerle insanların vaktini harcamayın. İnsanlar sitenizi sevsin, faydalansın. Hem insanlığa faydanız olsun hem de ziyaretçiler geri dönsün. Faydalı yazılar hem paylaşılır hem de uzun vadeli hit sağlar. Ufak bir tavsiye.. Günübirlik içeriklerden kaçının. Yazdığınız yazı belli bir zamanı ilgilendiriyorsa sizi çok yorar. Zamanla yarışamazsınız. Buna gücünüz yetmez. Bunun yerine kalıcı ve uzun vadeli yazılar yazın. Seçeceğiniz konu spesifik bir alan olsun. Konuyla ilgili yüzlerce blog varsa ve blog sayfalarının içinde çok büyük firmalar varsa ilk sayfalarda çıkmanız zor. Bu sebeple emekleriniz boşa gitmesin diye daha spesifik bir konu seçebilirsiniz. Örneğin: Kedi bakımı, cilt bakımı, bahçe işleri vs... Eğer gezginseniz ya da gezgin olma hayali kuruyorsanız illa gezi blogları üzerine yoğunlaşmanıza gerek yok. Ufkunuzu daha geniş tutun. İnternet üzerinden bir diğer para kazanma yöntemi çektiğiniz fotoğraf ve videoları, global stok web siteleri üzerinden satmak. Tabi bunun için bir kameraya ve biraz göz zevkine ihtiyacınız var. Eğer halihazırda fotoğraf ve video çekmeyi seven biriyseniz bu işi kavramanız kolay olur. Tecrübeniz yok ama ilgi duyuyorsanız öğrenmek için bir süre pratik yapmanız yeterli olacaktır. Istock, shutterstock gibi onlarca stok sitesi mevcut. Bu siteleri gezerek sınırsız sayıda fotoğraf ve video örneği görebilirsiniz. Gezerken de olabilir, gezmediğiniz süre içinde de olabilir, kafanızda oluşturduğunuz konseptlerle ilgili fotoğraf ve video çalışmaları yapabilirsiniz. Bu sitelere üye olmak oldukça kolay. Ama zor olan şu ki bu sitelerde yüz binlerce fotoğraf ve video mevcut. Ve bu arşiv günden güne artıyor. Sizin bu pastaya dahil olmanız için iyi bir göze ihtiyacınız olacak. Bu da zamanla kazanılan bir tecrübe. İlk başlarda çektiğiniz görüntüleri kendiniz de beğenmeyeceksiniz ama iş ilerledikçe daha profesyonel görüntüler yakalayacaksınız. Burada yine blog yazarı olmak gibi istikrar sağlamak önemli. İyi kötü demeden stok sitelerine kendi portfolyonuzu yükleyip zamanla arşivinizi genişletmeniz gerek ki satış yapabilme ihtimalinizi artırabilesiniz. Ne kadar çok ürün satışa koyarsanız müşteri potansiyeliniz o kadar artar. Bu sitelerdeki üst düzey profesyonel çekimleri görünce gözünün korkmasın. Çünkü herkes en iyi görüntüyü değil kendi ihtiyacı olan görüntüyü satın almak ister. Hiç beklemediğiniz ve beğenmediğiniz fotoğraflarınız başka birinin tam ihtiyacını karşılayabilir. Bunu bilemezsiniz. Zamanla hem bu stok sitelerinin mantığını kavrayacak hem de kendinizi daha iyi geliştireceksiniz. Stok fotoğraf ve video satışı bir gezgin için mükemmel bir meslek. - shutterstock - gettyimages - pond5 - adobe stock - storyblocks - videohive - dreamstime - depositphotos - 123rf - canstockphoto - bigstockphoto Dünya çapında, gönüllü çalışan arayan yerler ve bu yerleri size sunan web siteleri mevcut. Aşağıda linklerini verdiğimiz en popüler gönüllü çalışan arama siteleri bu konuda size müthiş kolaylık sağlayabilir. Üyelikleri ücretsiz. Kötü yola düşmeyelim şimdi durduk yere. Çiftlikler, hosteller, okullar, aile evleri... Sizden bekledikleri hizmete karşılık ücretsiz konaklama ve yeme içme sağlayan bir dünya insan mevcut. Mesela çiftlik ya da botanik bahçesi sahipleri. Hayvan bakımı, sebze meyve yetiştiriciliği, bakım, onarım vs. gibi hizmetlerde yardımcı arayan aileler en sık gönüllü arayan kişiler oluyor. Bu tip işlere eliniz yatkınsa gittiğiniz yerlerdeki gönüllü ilanlarını inceleyerek o kişilerle iletişime geçebilirsiniz. Aynı şekilde hosteller de sık sık gönüllü çalışan ararlar. Orta seviye bir İngilizce bu konuda size yetecektir. Genellikle resepsiyon işleri, kayıt tutma, yeni gelen gezginlere yardımcı olma gibi faaliyetlere destek olursunuz. Karşılığında o hostelde ücretsiz konaklama ve yemek hizmeti alabilirsiniz. Aile evlerinde çocuk bakımı ya da hayvan bakımı yapabilirsiniz. Çalışan aileler çocuklarının ya da ev hayvanlarının bakımı için gönüllü çalışanlardan destek almak isterse yine bu sitelere ilan veriyor. Ayırca dil biliyorsanız gittiğiniz ülkelerde dil eğitimi verebilirsiniz. Doktorluk ve sağlık hizmetlerinde çalışabilirsiniz. Üzerine ücret alma ihtimaliniz pek yok ama cebinizden para çıkmadan yaşamanın yollarından biridir. Bir ihtimal daha var, o da SOSYAL MEDYA mı dersin! Dünyayı saran internet ağının en bulaşıcı zehri ise şüphesiz sosyal medya. Bakkaldan ekmeği bile artık internetten sipariş verecek duruma geldik. Herkes, her an nerede, ne yapıyor hem paylaşma ihtiyacı hissediyor hem de başkalarını takip etmek istiyor. Eskiden aileler evin salonunda toplanıp hep beraber hipnotize olmuş gibi televizyona bakardı. Şimdi iş bireyselliğe döndü ve herkes cebindeki telefona kilitlenip kalıyor. Baba ayrı, anne ayrı, çocuklar ayrı hipnotize ediliyor. Dünya turuna çıkarken muhteşem bir projeniz olsun ve siz bundan yüzlerce firmaya bahsedip sponsor olmalarını isteyin. Emin olun 1 tane bile olumlu geri dönüş alamazsınız. Ama eğer ciddi etkileşim alan bir sosyal medya hesabınız olursa reklam da sponsor da sizin ayağınıza gelir. Telefonunun şarjı yüzde 10'a düşünce eli ayağı titremeye başlayan bir gençlik var artık. Online olmayınca hayat damarları tıkanan kadınların olduğu bir dünya var. Siz bu hastalığı panzehire çevirip para kazanabilirsiniz. Tıpkı blog yazarlığında olduğu gibi iyi bir alan seçin ve oradan yürüyün. Damardan girin yani. Siz kendiniz bir site kurmak istemeyip, hazır kurulmuşu varsa oradan para kazanayım diyebilirsiniz. Bakın bu da mümkün. Freelancer olarak katılıp kendinizi gösterebileceğiniz onlarca yerli yabancı site var. Yetenek alanınıza göre burada kendinize bir dükkan açıyormuşsunuz gibi düşünün. Kelimelerle aranız çok iyidir, makale yazarsınız. Yabancı diliniz su gibi akıyordur, çevirmenlik yaparsınız. Sesiniz hayran hayran dinletiyordur kendini, seslendirmenlik yaparsınız. Renklerle, çizgilerle içli dışlısınızdır, grafik-tasarım yaparsınız. Videolarla aranız iyidir, kurgu-montaj işi yapar ya da animasyoncu olursunuz. - bionluk - r10 - sadeceon - uzmankirala - sanalisci - projekurdu - Gezi Hocası - fiverr - freelancer - upwork - guru - rimuut - toptal - simplyhired - peopleperhour - aquent - 99designs - nexxt - writeraccess - listitout Bunca siteye rağmen hala daha arayış içerisinde olacaksanız biz size daha ne diyelim! Oldu mu? Yakıştı mı hiç? Olmadı değil mi! Yapmaz zaten. Adam Japon. Akıllı adam bi' kere.. İşte o yüzden dünyayı keşfetmenin süresi yok. \"Dünya turu ne kadar sürer?\" sorusunu soranın ağzına kürekle vurabilirsiniz. Masraflarınızın limitini yine siz belirlersiniz. Kimi insana günde 50 TL bütçe yeter, kimisi lüksüne düşkündür günlük 500 TL harcasa kesmez. - Yol - Yemek - Barınma Yolda para kazansanız da, kazanmasanız da bu masrafları minimuma indirebileceğiniz yöntemler mevcut. # Ücretsiz konaklama imkanı sağlayan couchsurfing sistemini ve en ucuz konaklama yöntemlerini şu yazımızda detaylı şekilde anlattık. İncelemeniz çok faydalı olur. # Yemek konusunda ise en güzel çözüm hostel mutfakları. Hostellerin otellerden farklı olarak herkesin kullanımına açık mutfakları olur ve kendi yemeğinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Yemek hazırlamak için kullanılan tencere, tava gibi ana malzemeler hostel mutfaklarında bulunur. Yıkayarak temiz bir şekilde kullanabilirsiniz. Bu konuda çok hassas iseniz, \"Ben başkasının kabından yemek yemem\" diyorsanız, kendi çantanıza size ait olan ufak ve hafif birkaç kap kacak atıverin. Gittiğiniz her hostelde kendi malzemelerinizi kullanarak yemek hazırlayabilirsiniz. Dışarıda yemenin maliyetini düşündüğünüzde büyük tasarruf sağlamış olursunuz. Hele bir de usta aşçıysanız, hostelde gezgin dostlarınıza ziyafet bile çekersiniz. # Ulaşım maliyetini azaltmak için en bilinen çözüm ise otostop. Özellikle Latin Amerika'da otostop ile yollarda olmak diğer coğrafyalara göre daha kolay ve güvenli. Güvenli demişken, dünya turu yaparken en çok çekinilen şeylerden biri güvenlik mevzusu oluyor. Arkadaşlar! Dünya kötü insanlarla dolu, çok kötü bir yer değil. Sizin haberlerde gördüğünüz olaylar gözünüzü korkutuyor ama bir de her akşam haberlerde izlediğiniz Türkiye gündemini düşünün. Trafik kazaları, soygunlar, çocuk tecavüzleri, tacizler, adam öldürmeler, olaylar olaylar.. Dışarıdan birisi bizim memleket haberlerini izlese muhtemelen adım atmaz herhalde Türkiye'ye. Ama haber gündeminde yayınlanan bu olayları orana vurduğumuzda 80 milyonda ne kadar ediyor? Buna bakmak gerek. İstanbul gibi korkunç kalabalık bir şehirde yaşamaya cesaret edebilen birisinin dış ülkelerdeki tehlikeden bahsetmesi biraz abes oluyor. Zaten gezmek için gidip El Kaide kamplarına katılmayacaksınız. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuduysanız o cesaret sizde var. Bu dünya güzel insanların hatırına dönüyor zaten, korkmayın! \"Dünya turu ne kadar tutar? (2021)\" ya da \"Dünyayı gezmek için ne kadar para lazım?\" sorularının net bir cevabı yok dedik ama dünya turu maliyetlerini mümkün olduğu kadar kısmanın daha birçok püf noktası var. Ucuz dünya turu yapmanın önemli noktalarından biri de ucuz uçak bileti bulmaktır. Bu konuda size ufak bir öneride bulunalım. Havayolu firmalarının web sitelerinde e-bülten aboneliği kısmı olur. Birçoğumuz 'Aman reklam içerikli mail falan atmasınlar' diye bu listeleri görmezden geliyoruz. Fakat havayolu şirketleri büyük küçük her türlü indirim ve avantajlarını bu bültenler ile müşterilerine birinci elden gönderiyorlar. Hem de bazen hiç küçümsenmeyecek kampanyalar olabiliyor. Fiyatı size çok yüksek geldiği için araştırma zahmetine bile girmediğiniz bir seyahat biletinin bir anda %50 indirime girdiğini öğrenebilirsiniz. Kısıtlı sayıda yapılan bu kampanyalardan haberiniz olması için bu bültenlere mail adresinizi kaydedin ve havayolu şirketlerinin kampanyalarından anında haberdar olmaya çalışın. Çünkü genelde az sayıda bilet için geçerli oluyor. Hiç hesapta yokken bir bakmışsınız o hafta sonu Dubai uçağındasınız! Türkiye'den vize istemeyen ülkeler hangileri? Öğrenmeye başlamak için şu yazımıza göz atabilirsiniz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/urfa-yemekleri-sanliurfa-mutfak-kulturu/", "text": "- Urfa Kebabı - Çiğ Köfte - Ciğer Kebabı - Kuymak - Ekmek Aşı - Erik Tavası ve Soğan Tavası - Pıtpıt Çorbası ve Ayran Çorbası - Ağzı Açık ve Ağzı Yamuk - Urfa Usulü Patlıcan Kebap - Borani - Bostana - Şıllık Tatlısı - Aya Köftesi - Üzlemeli Pilav - İsot Çömleği - Lahmacun Şanlıurfa yemek kültürü, geniş bir yelpazeye dağılmış yöresel lezzetlerden oluşmaktadır. Ağzı açık, söğülme, Urfa kebabı, mumbar dolması, yuvalak köfte, beli kırık kebabı, Urfa tepsi kebabı, sini taraklık, kazan kebabı, borani, Yahudi köftesi, etsiz çiğ köfte, aya köftesi ve meşhur bulgur pilavı gibi lezzetler bu bölgeye özgüdür. Ayrıca yöreye özel çok sayıda çorba ile beraber son derece lezzetli tatlı türü de bulunmaktadır. Çorbalardan pirpirim aşı, pıtpıt çorbası, kulak çorbası, lebeni ve mahlüta en çok sevilenlerdendir. Tatlı türlerinden ise katmer, peynir helvası, zingil tatlısı, şıllık tatlısı ve burma kadayıfı Şanlıurfa'nın vazgeçemediği lezzetlerdendir. Urfa yemekleri daha çok etle hazırlanmaktadır. Bu konuda ilk olarak söğülmenin çokça tüketildiğini söylemek mümkündür. Anadolu'da bu yemek, patlıcan salatası olarak adlandırılır. Ancak söğülme, patlıcanların önce közlenmesi daha sonra incecik kıyılarak kıymayla yoğrulmasıyla hazırlanmaktadır. Kendine has bir tadı bulunmakla beraber bol sarımsakla tüketilir. # Mumbar Dolması: Urfa yemek kültürü denildiği zaman akla mumbar dolması da gelir. Bölgedeki birçok lokantada tüketebileceğiniz bu dolma bilindiği üzere sakatattan yapılıyor. # İçli Köfte: Farklı baharat ve pişirme teknikleriyle hazırlanan içli köfte, Urfa yöresel yemek kültürünün önemli bir parçası haline gelmiştir. # Yahudi Köftesi: Bulgur köftesi olarak da bilinen Yahudi köftesinde yine birbirinden güzel baharatlar kullanılıyor. Bu köftenin ayrıca Arap mutfağından geldiği biliniyor. # Aya Köftesi: Urfa'da atıştırmalık olarak tüketilen aya köftesi dövülmüş kara etle hazırlanmaktadır. # Beli Kırık Kebabı: Urfa'ya has etli yemeklerden olan beli kırık kebabı, patlıcan ve köfteden yapılmaktadır. # Yuvalak Köfte: Şanlıurfa yemekleri arasında çokça tüketilen yuvalak köfte, kuzu etinden hazırlanmaktadır. Kuzu etine bu yörede kara et adı da verilmiştir. Sinirsiz kuzu etinden hazırlanan bu köfteyi bölgedeki her restoranda bulamayabilirsiniz. # Urfa Kebabı: Şanlıurfa mutfağı denildiğinde akla ilk gelen yemeklerden olan Urfa usulü kebap, ülkemizde büyük ün salmıştır. Sıra gecelerinde sıkça tüketilen bu kebap yöre halkının vazgeçemediği lezzetler arasındadır. Pul biber, karabiber, yeşilbiber ve tuzun harika birleşiminden oluşan Urfa kebabı en çok da acı olarak yenir. # Kazan Kebabı: Urfa'ya has kebap türlerinden olan kazan kebabı, patlıcanla yapılıyor. Dolma usulüne göre hazırlanan kazan kebabında çeşni, kıyma ve iç harç yoğrulduktan sonra patlıcanların içine doldurularak fırına veriliyor. # Sini Taraklık: Biber ve domatesle birlikte pişirilen bu yemek, pirzolayla beraber hazırlanıyor. Gerçekten çok lezzetli olan sini taraklık haliyle adının hakkını veren bir Urfa yemeği olarak karşımıza çıkıyor. # Etsiz Çiğ Köfte: Urfa yemek kültürünün en önemli lezzetlerinden etsiz çiğ köfte, özel baharatlarla hazırlanır. Tarifi tam olarak yaygınlaşmamış olsa da, Anadolu'nun farklı bölgelerinde de yapıldığını söylemek doğru olacaktır. Fakat Urfa usulü etsiz çiğ köftenin sadece bu şehirde tadılması gerektiği de bir gerçektir. Etsiz çiğ köfte nasıl yapılır? Kısa tarifini videodan izleyebilirsiniz. Şanlıurfa'nın meşhur yemekleri sadece etlilerle sınırlı değil. Bu yörede birbirinden güzel ve özel olarak hazırlanan çorbalar da dikkat çekiyor. Şimdi bu çorbaları ve içeriklerini inceleyelim. # Pıtpıt Çorbası: Urfa'da her mevsim bolca tüketilen pıtpıt çorbasının kendine has özel püf noktaları var. Sofralara farklı bir lezzet katan bu çorbayı hem evlerde hem de restoranlarda rahatça bulabilirsiniz. # Kulak Çorbası: Şanlıurfa'nın bir diğer harika yemeği kulak çorbası nohut ve et ile beraber yapılır. Mantı çorbası olarak da bilinir. Doyurucu özelliğe sahip olduğundan ana yemek gibi tüketilmektedir. # Mahlüta: Bol kimyonla birlikte hazırlanan çok güzel bir çorba türüdür. Urfa'ya özgüdür ve kış aylarında yöre halkı tarafından sıklıkla tüketilir. # Lebeni: Hem Urfa'da hem de diğer güneydoğu illerinde hazırlanan bir çorba türüdür. İçerisinde küçük köfte topları bulunan bu çorbaya eklenen baharatlar ile muhteşem bir lezzet ortaya çıkıyor. Yöreye özgü pek çok tatlı çeşidinin olduğu Şanlıurfa'da başta şıllık tatlısı olmak üzere zingil tatlısı, burma kadayıfı, peynir helvası, haside tatlısı ve katmer tatlısı tüketilmektedir. # Haside Tatlısı: Bölge halkı tarafından çok sevilen haside tatlısının yapımı son derece basittir. Tatlı dükkanlarından da alınabilen bu tatlı genelde kuruyemişle beraber ikram edilir. Tadı ve kıvamı hafif olan haside tatlısının Yozgat bölgesinde de meşhur olduğu bilinir. # Katmer Tatlısı: Bu tatlı aslında Antep yöresine ait olsa da, Urfa usulüyle de oldukça güzel bir seviyeye ulaştırılmıştır. Ceviz içi ya da Antep fıstığı eklenerek hazırlanan bu tatlının, şerbetini emdikten sonra muhteşem bir kıvama geldiği unutulmamalıdır. # Peynir Helvası: Katı kıvamda hazırlanan peynir helvasında peynir ve irmik unu kullanılıyor. Tereyağında kavrulduktan sonra servis edilen peynir helvası, daha çok kaymaklı dondurma eklenerek sunuluyor. Peynirli irmik helvası nasıl yapılır? Kısa tarifini videodan izleyebilirsiniz. # Burma Kadayıfı: Genelde Diyarbakır'da meşhur olduğu söylenen, ancak Urfa yöresine ait olan burma kadayıfı önce fırında kızartılır. Daha sonra şerbet eklenerek sunum yapılır. Genelde kaymakla beraber tüketilen burma kadayıfı, yemeklerden sonra ikram edilir. # Zingil Tatlısı: Görüntüsü lokmaya benzeyen zingil tatlısı, tuzlu hamurun yağda kızartılmasıyla hazırlanır. Üzerine eklenen kaymakla beraber muhteşem bir kıvama kavuşan zingil tatlısının hamuru elde yoğrulur. Mayalı veya mayasız hamur da kullanılabilir. # Şıllık Tatlısı: Yörenin vazgeçilmez tatlıları arasında olan şıllık tatlısının yapımı kolaydır. Krep hamuruyla yapılan bu tatlının içine pekmez ve tereyağıyla hazırlanan şerbet ekleniyor. Üzerine ise ceviz ya da fıstık konularak sunumu yapılıyor. Şanlıurfa yemek kültürü incelendiğinde birbirinden güzel salata ve mezelerle de karşılaşılıyor. İlk olarak yörede pirpirim cacığının öğle ve akşam öğünlerinde çokça tercih edildiğini söyleyebiliriz. Semizotu cacığı olarak da bilinen bu meze aslında sofraların olmazsa olmazıdır. Aynı şekilde isot salatası, Şanlıurfa yemekleri ile beraber tüketilir. Kırmızı biber ile hazırlanan bu salatanın sofralara renk kattığı da unutulmamalıdır. Son olarak bostana salatası görünümü ve tadı bakımından yöre halkı tarafından benimsenmiştir. Birbirinden farklı çeşni ve baharatların kullanıldığı bostana salatasının oldukça hafif olduğunu söylemekte yarar var. Yazımızın sonuna birkaç 'Urfa ev yemekleri tarifi' videosu daha ekleyelim. Damak zevkinize göre istediğinizi seçip, siz de evinizde deneyebilirsiniz. Öncelikle Urfa tepsi yemeklerinden frenk tava tarifi. Yine Urfa meşhur yemeklerinden borani tarifi."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/uruguay-hakkinda-bilgi/", "text": "- Uruguay'a Yerleşmek İçin 10 Harika Sebep - Uruguay'da Yaşamak İçin 20 Muhteşem Neden - Uruguay'a Yerleşmeyeni Dövmek İçin 5 Geçerli Madde \"Uruguay'da gezilecek yerler hiç mi yok?\" diyebilirsiniz. O kadar değil tabi. Uruguay'a ve belli başlı turistik bölgelerine kısa kısa bakacağız. Bu arada Dünyanın en fakir Cumhurbaşkanı olan Uruguay Cumhurbaşkanı Jose Mujica'ya buradan selam olsun. Rütbesi Cumhurbaşkanı ama egosu mahalle muhtarı seviyesinde koca yürekli insan. Uruguay seviliyorsa belki de onun sayesindedir. Halkın içinden, halkın dilinden gönül insanı olan liderlerin sayısının artmasını temenni ederek Jose Reis'in şu sözüne yer vermesek olmaz. Uruguay, Brezilya ve Arjantin gibi iki turizm cenneti ülkenin arasında sıkışmış küçük bir ülke konumunda. Hatta kıtanın en küçük 2-3 ülkesinden biri. Uruguay nüfusu yalnızca 3.5 milyon ve bu nüfusun yarısı başkent Montevideo'da yaşıyor. Nüfusun tamamı bir şehir nüfusu kadar az. Sakin, kalabalık olmayan yerleri sevenler için ideal ülkelerden biri. Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi Latin Amerika'da fazla forsu olmayan bir ülke. Ülke ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı. Bununla beraber turizm de ülkenin en büyük gelir kaynaklarından biri. Son zamanlarda altın üretimi ve ihracatına da başlayan Uruguay, bölgedeki refah düzeyi en yüksek olan ülkelerden biri. Özellikle bankacılık sistemi örnek alınabilecek boyutta sağlam yapıdadır. Uruguay'da para birimi olarak Uruguay Pesosu kullanılıyor. Türk vatandaşları olarak Latin Amerika'nın genelinde olduğu gibi Uruguay'da da 90 gün süreyle vizeden muaf durumdayız. Uruguay'da İspanyolca konuşuluyor. Ama özellikle gençlerde eğitim seviyesi yüksek ve belki de Güney Amerika'da İngilizcenizi en rahat kullanabileceğiniz ülke burası. Uruguay'a Türkiye'den direkt uçuş yok (2021). Avrupa ya da Amerika üzerinden aktarmalı gidebilirsiniz. Ya da Arjantin'in Buenos Aires şehrinden feribot ile kısa sürede geçiş yapabilirsiniz. Buenos Aires'ten Uruguay'ın Colonia del Sacramento ve Montevideo şehirlerine sürekli yapılan feribot seferleri mevcut. Uruguay, komşu ülkeleri Brezilya ve Arjantin'e göre biraz daha güvenli diyebiliriz. Uruguay vatandaşları arasındaki gelir dağılımı diğer Latin Amerika ülkeleri kadar bozuk değil. Daha çok dengeli bir orta kesim var. Bu nedenle suç oranları Latin Amerika ortalamasının altında. Siz yine de bilmediğiniz ufak mahallelere çok fazla girmeyin. Niyetiniz Uruguay'a yerleşmek değil de, Güney Amerika'ya kadar gelmişken burayı da görmeden dönmeyeyim demekse, sizin için birkaç günde gezip bitirebileceğiniz Uruguay'da ziyaret edilecek yerler listesini sıralayalım. Montevideo, Uruguay'ın başkenti ve nüfusun yarısı burada yaşıyor. Yine de öyle aman aman büyük bir şehir değil. 2 günde her yerini gezip görebilirsiniz. Montevideo gelişmiş, modern, güvenli ve Avrupa standartlarında bir şehir. Şehrin isminin nereden geldiğine dair birkaç farklı söylenti var. En kabul göreni ise şöyle; Güney Amerika'nın keşfi sırasında, bu sahildeki dağı gören Portekizli bir denizcinin \"monte vide eu\" yani \"bir dağ gördüm\" şeklinde bağırmasından sonra buraya bu adın verildiği. Bizim bildiğimiz denizciler hep \"kara göründü\" diye bağırır aslında ama burada ne hikmetse bir dağ gördüm demiş denizci arkadaş. Şehrin merkezi konumunda olan meydanı. En büyük binaları burada. Parklar, yürüyüş bahçeleri, tarihi binaları, en işlek ana caddeleri ve kültür sanat galerileri hep bu civarda. Dolayısı ile Montevideo'nun en çok turist çeken kısım burası. Teatro Solis denilen tarihi tiyatro binası ise görülmeye değer. Sokak sanatçıları ve eğlence hayatı oldukça meşhur. Ciudad Vieja şehrin tarihi meydan kısmı. Kelime anlamı olarak Eski Şehir demek zaten. Yarım saatte gezip görebileceğiniz ufak bir alan. Burada eski bir Roma Katolik Kilisesi olan Montevideo Metropolitan Katedrali ve Uruguaylı ünlü kahraman Jose Artigas'a ait olan bir mozole bulunuyor. Burayı gezdikten sonra Rambla de Montevideo denilen sahil şeridi kısmına yürüyerek inebilirsiniz. Burası İzmir kordonun çok benzeri bir yer. Temiz ve yılın her mevsimi denize girilebilecek bir plajı var. Şehrin Rio de la Plata kıyısında bulunan, Montevideo'nun en ünlü plajı. Gün içinde sürekli hareketli bir yer. Her tarafta plaj futbolu ve plaj voleybolu oynayan gençler görüyorsunuz. Sahil boyunca restoran ve eğlence mekanları hep dolu ve cıvıl cıvıl. - Museo Arte Contemporaneo - El Museo Nacional de Artes Visuales - Parque Rodo - Palazzo del Parlamento - Montevideo Shopping Center - Biblioteca Nacional de Uruguay - Museo Historico Nacional - Torres Garcia Müzesi - Plaza de la Contitucion - Salvo Sarayı - Juan Manuel Blanes Müzesi - Punta Brava Deniz Feneri - Taranco Sarayı - Estevez Sarayı Uruguay'ın sahil şeridinde, bir tatil kasabası havası hakim olan güzel ve küçük bir şehir Colonia del Sacramento. Kaldırım taşlarıyla döşeli, dar, tarihi sokakları, rengarenk duvarları ve deniz feneri kenarında harika okyanus manzarası ile tam sevdiceğinizi alıp romantik romantik uzakları izlemelik şehir. Buenos Aires, Puerto Madero limanında Uruguay'a giden 3 tane firma var. Colonia Expres, BuqueBus ve SeaCat. Bu şirketler feribotlarla hem Montevideo hem de Colonia del Sacramento'ya geçiş yapıyor. Buenos Aires'ten buraya feribotla geçmek Üsküdar Beşiktaş vapuru geçişi kadar kolay. Günübirlik olarak gelip tüm şehri gezebilirsiniz. Yol 1,5 saat kadar sürüyor. Arjantin tarafından gelirken, oradaki limanda pasaport giriş çıkışlarınızı damgalatıyorsunuz. Montevideo'dan buraya gelecek iseniz, ana otobüs terminalinden sürekli kalkan otobüsler bulabilirsiniz. Yol en fazla 3 saat sürüyor. - Avenida General Flores - Porton de Campo - Calle de Los Suspiros - El Faro - Plaza Mayor 25 de Mayo - Ayrıca şehirde 7-8 tane müze ve sanat galerisi var. Uruguay'ın genellikle zengin kesimine hitap eden tatil şehri. Kumarhaneleri, bar ve gece kulüpleri ile özellikle gece hayatı tutkunlarına cazip geliyor. Çok iyi bir plajı ve sörf yapmak için yüksek dalgaları var. Ayrıca La Mano de Punta del Este denilen şu meşhur 5 parmak heykeli de bu sahilde. Punta del Este, Uruguay'ın en pahalı yerlerinden bile daha pahalı olduğu halde yaz sezonunda Hem Arjantin hem Brezilyalı tatilcilerin akınına uğruyor. Uruguay denilince futboldan bahsetmemek olmaz. 1930 yılında düzenlenen ilk dünya kupası bu ülkede, Montevideo'daki Estadio Centenario'da oynandı. 30 Temmuz 1930'da oynanan finalde Uruguay, Arjantin'i 4-2 yenerek ilk Dünya Kupası Şampiyonu oldu. Stat hala faal durumda. İsterseniz Montevideo'ya gittiğinizde bir maç izleyebilirsiniz. Uruguay daha sonra 1950 yılındaki finalde Brezilya'yı Brezilya'da, Maracana Stadı'nda 2-1 yenerek şampiyon olmuştu. Bu öyle bir finaldi ki Brezilya ülke olarak bu şoku uzun yıllar üzerinden atamadı. Nüfusu az olmasına rağmen Uruguay, Luis Suares, Diego Forlan, Edison Cavani ve ülkemizde de forma giyen Diego Lugano, Fernando Muslera gibi büyük futbol yeteneklerini çıkartmayı başarmıştır."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/ushuaia-gezi-rehberi-gezilecek-yerler/", "text": "Eğer alıp başınızı dünyanın bir ucuna gitme niyetindeyseniz, işte o dünyanın bir ucu tam olarak burası. Dünyanın sonuna hoş geldiniz! - Patagonya Ushuaia - Ushuaia'ya Nasıl Gidilir ? - Ushuaia Gezilecek Yerler - Museo Maritimo y del Presidio - Canal Beagle - Parque Nacional Tierra del Fuego - Antarktika'ya Nasıl Gidilir ? - Ushuaia Resimleri Foto Galeri Eskiden bu topraklarda yaşayan yerlilerin, daha sağlıklı olacaklarını düşündükleri için giysilerle, kıyafetlerle pek arası yokmuş. Hani şu belgesellerde alışık olduğumuz yarı çıplak yerliler var ya, onlar gibi. Ama tabi o yerliler Amazon Omanları, Afrika Ormanları gibi sıcak, güzel iklimlerde gül gibi yaşıyorlar. Oralarda yerli olmak kolay, püfür püfür. Ushuaia'da yerli olunca o soğukta bir şeyler yapmak şart işte. Öyle yarı çıplak nereye kadar. Güzel bir Türk atasözü der ki \"Soğuğa mertlik olmaz\". Gerçi bu atasözü mü, yoksa anne sözü mü orasından tam emin değiliz. Neyse.. Yağmuru, fırtınası, dalgası, adamı deler geçer maazallah. O yüzden bu yerli arkadaşlar olur olmadık her yerde koca koca ateşler yakıyorlarmış. Ünlü kaşifimiz Ferdinand Macellan, 1520'de burayı keşfettiği sırada gemisi ile şimdilerde onun ismini verdikleri Macellan Boğazı'ndan geçerken her yerde yanan bu ateşleri görüyor. Ama ortalarda yerli falan yok. Sadece etrafta yanan koca koca ateşler. Tamam diyor buranın ismi hazır: \"Ateş Toprakları\". O gün bugündür Ushuaia olmuş sana Tierra del Fuego yani Ateş Toprakları. Ayrıca Charles Darwin'de 1830'lu yıllarda gemiyle bu bölgeye gelip 5 yıl süren bir inceleme gezisi yapmış. Burada yeni karşılaştığı birçok canlı türü olmuş. Evrim teorisinin temelleri burada başlamış bile diyebiliriz. Tabi turist olarak buraya geldiğinizde \"fin del mundo\" yani dünyanın sonu yazılı tabelanın önünde fotoğraf çektirmeyeni dövüyorlar. Tabela sahil kenarında, tur acentalarının tam ortasında. Aslına bakarsanız Ushuaia'nın daha güneyinde birkaç Şili kasabası daha var ama hem küçük olup sivil nüfus barındırmamaları, hem de Arjantin'in bu konuda biraz tanıtım uyanıklığı yapması sebebiyle bu unvan buraya yapışmış. Ushuaia'da nereye gitseniz ismi \"dünyanın sonu\" zaten. - Dünyanın sonundaki şehir - Dünyanın sonundaki postane - Dünyanın sonundaki tren - Dünyanın sonundaki fener Şehir hep bu isimlerle dolu. Eğer dünyanın düz olduğuna inananlardansanız biraz ileride aşağı düşeceksiniz demektir. Ne kadar dünyanın sonu siz anlayın artık. Daha güneyde Puerto Williams diye bir şehir var mesela. Ama askeri üs olarak kullanıldığı için kimse de çıkıp 'Ushuaia sen ne ayaksın!' dememiş. Ushuaia'ya gitmek için en merkezi yerler olarak Arjantin'in Buenos Aries ya da Şili'nin Santiago şehirlerinden direkt uçak seferleri yapılmakta. Uçuş süreleri 3 ila 4 saat arası. Daha güneydeki; Puerto Madryn, Puerto Montt, El Calafate, Mar del Plata, Ezeiza, Trelew, Rio Gallegos, Aeroparque, Comodoro Rivadavia, Gobernador Gregores, Mar del Plata, Perito Moreno ve Punta Arenas şehirlerinden de Ushuaia'ya uçuşlar mevcut. Bu şehirlerin çoğundan otobüs seferleri de bulunuyor. Patagonya bölgesi genelde şehirleşmenin olmadığı, kırsal ve ufak nüfuslu kasabalardan oluşuyor. Zorlu coğrafi şartları var. Kara yolu ile bir yerlere gitmek müthiş pahalı. Buenos Aires ya da Santiago'dan güneye doğru kiralık araçlar, otobüsler ya da otostop yoluyla geze geze de Ushuaia'ya inmek mümkün tabi, bu yolu da tercih edebilirsiniz. Yol üzerinde birbirinden muhteşem kasabalar ve doğal güzellikler var ama ucuz şekilde gezmeye çalışan bir gezginseniz bu yol sizi çok zorlayacaktır. Şehirler arası otobüs biletleri en az uçaklar kadar pahalı. Yolculuk saatleri çok uzun ve kesinlikle biletinizi son dakikaya bırakmamanız gerekiyor. Otostop çekmek oldukça zor çünkü sürekli yoldan geçen birilerine rastlayamıyorsunuz. Niyetiniz Patagonya'yı dolaşmadan direkt Ushuaia şehrine inmekse uçak tercihi daha mantıklı olur. Ushuaia, Aeropuerto Internacional Malvinas Argentinas adında uluslararası bir havaalanına sahip. Havalimanı şehre yakın. Servis ya da otobüs yok ama taksiyle bile en fazla 5 dolar ödeyerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Yürümek isterseniz de 45 dakika civarı sürüyor. Ushuaia şehir merkezinde gezilmesi gereken pek sıra dışı yerler yok. Esas gezi bölgeleri, alacağınız turlarla katılabileceğiniz ve şehir merkezinin epey dışındaki yerlerde kalıyor. Genellikle küçüklü büyüklü tekne turları. Presidio, 1920 ile 1947 yılları arasında hapishane olarak kullanılan binalar topluluğu. O dönemlerde Arjantin'de azılı suçlular buradaki hapishanelere sürgün olarak gönderilirmiş. İnsanlık dışı yaşam koşulları sebebiyle 1947'den sonra kapatılıp müze yapılmış. Mahkumlar, zamanında bu şehirle o kadar özdeşleşmiş ki bazı mahkumların heykelleri bile var. Presidio Müzesi 5 farklı kısma ayrılıyor. Mahkum odaları haricindeki kısımlarda Antarktika bilimsel gezileri ve araştırma sonuçlarının sergilendiği bir kısım, denizcilik ve gemicilik ile ilgili eserlerin olduğu başka bir kısım daha var. Şehir merkezine yakın olan bu hapishaneye bir kaç saatinizi ayırabilirsiniz. Şehirde buranın haricinde 2 müze daha var. - Museo fin Del Mundo - Museo Yamana Burası Ateş Toprakları'nın güneyinde doğal bir boğaz. Beagle Kanalı turlarına katılarak penguen kolonilerini, karabatak ve albatros kuşlarını, deniz aslanlarını, balinaları ve yolun sonunda da Jules Verne'in \"Dünyanın Ucundaki Fener\" romanına da konu olan dünyanın en güneyindeki deniz fenerini görme şansını yakalıyorsunuz. Kanalın bir tarafı Şili bir tarafı ise Arjantin toprakları. Eğer hava şartları lehinize ise Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanusu birbirine bağlayan bu kanalda nefes kesen manzaralar sizi bekliyor olacak. Ama eğer hava şartları iyi değilse sizi baya zorlayacak dalgalı bir yolculuk bekliyor haberiniz olsun. 6-7 saatin sonunda karaya ayak basınca toprağı öpme ihtimaliniz yüksek. Bu tren yolu, zamanında buradaki hapishane mahkumlarına yaptırılmış. Trenin yaklaşık 7 km'lik bir tur rotası var. Park için bu tren turuna katılabileceğiniz gibi farklı yürüyüş rotaları da var. En uzunu 8 km. Parkın içinde bir de \"Dünyanın Sonu Postanesi\" bulunuyor. Burada pasaportunuza \"Dünyanın Sonu\" ibaresini, evet evet yanlış duymadınız \"Dünyanın Sonu\" olan damgayı bastırabiliyorsunuz. Aynı damgayı şehir merkezinde de bastırabilirsiniz, size kalmış. Antarktika'ya Ushuaia'dan gemiler kalkıyor dedik ama siz şimdi buraya kadar gelmişken bir gemiye atlayıp iki dakika Antarktika'ya da uğrayayım derseniz o iş biraz sıkıntı. Çünkü gemi seferleri 4-5 bin dolardan başlayıp 30 bin dolara kadar çıkıyor. Yol üzerinde 1000 km'lik Drake Boğazı geçiliyor ve bu boğaz geçişinde 10 metrenin üzerinde dalgalar görülebiliyor. Öyle olmasa belki bir sal, tekne, kendimiz bir şeyler ayarlar gideriz derdik ama gemiler için bile büyük tehlike arz eden bu rotaya bu şekilde bulaşmaya hiç gerek yok. Paranız varsa uygun bir tur alıp sakin sakin gidebilirsiniz. Antarktika'ya Ushuaia'dan uçak seferleri de yapılıyor ama onların fiyatlarını öğrenmeye cesaret edemedik. Ushuaia tamamen turistik bir şehir olduğu için onlarca farklı turizm firmasından tur sorgulayabilirsiniz. Turlar ortalama 10 ila 20 gün arasında değişiyor. Gün sayısı arttıkça fiyat iyice yükseliyor haliyle. Fiyatlarına göre her turun kendi içinde farklı aktiviteleri var. Karada gecelemek, kano turu yapmak vs. gibi. Antarktika'ya ayrıca Yeni Zelanda'dan uçak seferleri de yapılıyor."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/yalova-nasil-bir-yer-yalova-merkez-hakkinda-bilgi/", "text": "Yalova, Türkiye'nin yüz ölçümü olarak en küçük ili ama aldığı göç oranıyla ülkemizin en hızlı büyüyen ilk üç şehrinden biridir. Kış ayları bir yana yazları buraya akın eden yerli turist sayısı yüzbinleri buluyor zaten. İstanbul'dan kısa süreliğine de olsa kaçmak isteyen herkesin gözbebeği Yalova. Son yıllarda özellikle Sağlık ve Termal Turizmi alanında patlama yaşanıyor bu şehirde. Sularından şifa akıyor desek yeridir. Yalova denince Mustafa Kemal Atatürk'ün bu şehre olan özel ilgisinden bahsetmemek olmaz. Mustafa Kemal Paşa hayatının son yıllarının önemli bir bölümünü burada geçirmiştir. Şehir de üç tane evi bulunuyor ve buraya olan sevgisinden dolayı \"Yalova Benim Kentimdir\" dediği rivayet edilir. Yürüyen Köşk olarak bilinen evlerinden biri şu an müze olarak hizmet vermekte ve ziyarete açıktır. Yalova, küçük coğrafyasına büyük güzellikler sığdırmış bir şehrimiz. Bir de kaymakamı meşhurdur bu şehrin.. Duymuşsunuzdur mutlaka.. \"Kim takar Yalova Kaymakamı'nı!\" sözü atasözü gibi yerleşmiştir dilimize. Onun da hikayesini kısaca anlatalım. Mustafa Kemal Paşa bir gün Yalova'yı ziyaret edecektir. Bunu duyan halk merkez meydanında hazırlıklara başlar. Kalabalıklar toplanır, sokaklar süslenir.. Aynı gün şehre gelen başka birisi daha vardır. Eğitimini yeni bitirmiş, ilk görev yeri olarak bu şehre atanmış genç bir kaymakam. Kaymakamın vapuru şehre yanaşır ve meydandaki telaşlı kalabalığı görür, biraz da heyecanlanır. Vapurdan indikten sonra kenarda duran bir ayakkabı boyacısına yanaşıp ayakkabılarını boyatırken boyacıya sorar. Kim takar Yalova kaymakamını ağabey. Halk Gazi Paşa'yı bekliyor, Mustafa Kemal geliyor! Halk Bilimci ve Araştırmacı Yazar Nuri Taner'in bir kitapta anlattığı bu hikaye dilden dile aktarılıp popülerleşmiştir. Hatta hikayeye konu olan bu anı ölümsüzleştirmek için \"Yalova Kaymakamı'nın Heykeli\" bile yapılmıştır şehirde. Yalova'nın il olmadan önce nereye bağlı olduğu, hangi şehrin ilçesi olduğu konusu da zaman zaman karıştırılan bir mevzudur. Yarışmalarda bile karşınıza çıkabilir. Yalova 1995 yılına kadar İstanbul'un bir ilçesiydi. Yalova, İstanbul'dan ayrılarak il olmuştur. İl olurken Bursa/Gemlik'e bağlı Armutlu beldesi, Kocaeli/Karamürsel'e bağlı Altınova, Kaytazdere ve Subaşı beldeleri de Yalova sınırları içine dahil edilmiştir. Marmara Bögesi'nin güneydoğusunda, Marmara Denizi kıyısında bulunan Yalova ilimiz, güneyinde Bursa, doğusunda ise Kocaeli ile komşudur. Merkezi bir konumda olan Yalova'ya ulaşım hava, kara ve deniz yoluyla da son derece kolaydır. İstanbul, Bursa, Eskişehir ve Kocaeli gibi büyükşehirlerin tam ortasında bulunan Yalova'ya özel araçla ulaşmanın dışında Türkiye'nin her yerinden otobüs seferleri de bulabilirsiniz. - İstanbul Yalova arası yaklaşık 90 kilometre ve 1 saat 15 dakika. - Ankara Yalova arası yaklaşık 420 kilometre ve 5 saat. - İzmir Yalova arası yaklaşık 390 kilometre ve 4 saat 10 dakika. - Erzurum Yalova arası yaklaşık 1200 kilometre ve 13 saat 30 dakika. - Van Yalova arası yaklaşık 1630 kilometre ve 18 saat 30 dakika. - Adana Yalova arası yaklaşık 900 kilometre ve 10 saat 30 dakika. Yalova il sınırları içerisinde herhangi bir havalimanı bulunmuyor. Ama bölgeye yakın olan bazı şehirlerin havalimanlarından Yalova'ya birkaç saat içinde ulaşmak mümkün. - İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı İstanbul'da bulunan bu iki havalimanından da Yalova'ya direkt sefer yapan otobüsler bulabilirsiniz. Özellikle Sabiha Gökçen üzerinden uçak bileti alırsanız mesafe olarak daha avantajlı olursunuz. - Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı Bu havaalanından önce servislerle İzmit otogarına geçip sonra Yalova tarafına giden otobüslere binerek şehre ulaşabilirsiniz. İzmit otogarı ile Yalova Merkez arası 1 saatlik mesafede. - Bursa Yenişehir Havalimanı Bu havalimanından da direkt Yalova merkeze giden otobüsler bulabilirsiniz. Yol yine yaklaşık 1 saat sürüyor. Yalova için en çok tercih edilen deniz yolu ulaşımı İstanbul Yalova arasında yapılan feribot seferleridir. Bu seferlerle hem insan hem araç taşımacılığı yapılır. Ayrıca iki şehir arasında şehir hatları yolcu vapurları ve deniz otobüsleri ile de ulaşım sağlanıyor. - Yenikapı Yalova (yaklaşık 1 saat 10 dk.) - Pendik Yalova (yaklaşık 45 dk.) - Kartal Yalova arası deniz otobüsü. - Kadıköy Armutlu arası deniz otobüsü. - Yenikapı Armutlu arası deniz otobüsü. - Bursa Armutlu arası deniz otobüsü. - Kumla Armutlu arası deniz otobüsü. - Bostancı Esenköy/Çınarçık arası deniz otobüsü - Yenikapı Esenköy/Çınarçık arası deniz otobüsü. - Eskihisar Topçular arası araba vapuru. (Yaklaşık 30 dk.) Yalova çevresinde yeterli arkeolojik çalışmalar yapılmadığı için bölgede ilk şehirleşmenin ne zaman ve nasıl başladığı ile ilgili net bilgilere sahip değiliz. Ama geçmişi Hititlere kadar uzanan bölgenin yerleşim yeri yapılması ise tahmini olarak Bithynia Krallığı'na dayandırılıyor. M. Ö. 7. yy.'da Marmara Bölgesi'nin bir kısmı üzerinde krallık kuran Bithynialılar Yalova bölgesini de topraklarına katmıştı. M. Ö. 74 yılına gelindiğinde Roma İmparatorluğu sınırlarına dahil olan Yalova ve çevresi, bu imparatorluk ikiye ayrılınca Doğu Roma İmparatorluğu içerisinde kalmıştır. Yalova yöresi 1326 yılında Osmanlı kumandanı Abdurrahman Gazi tarafından fethedilmiş ve Türk hakimiyeti altına girmiştir. Bu bölge 1530'lu yıllarda önce İzmit'e bağlı bir kasaba, sonra Bursa'ya bağlı bir kaza olarak kabul edilmiş, daha sonra 1901 yılında tekrar İzmit'e bağlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında bir süre Yunan işgali altında kalan yöre, 19 Temmuz 1921'de işgalden kurtulmuş, 1929 yılında Atatürk'ün emriyle İstanbul'a bağlanmıştır. Bir çok medeniyet görmüş, farklı hakimiyetler altına girmiş Yalova bölgesi 1995 yılında ise İstanbul'dan ayrılıp en sonunda ayrı bir il olmuştur. Nüfus: Yalova'nın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 275 bin kişidir. - Altınova - Armutlu - Çiftlikköy - Çınarcık - Termal Yalova ekonomisi uzun yıllardır iki alan üzerinde yoğunlaşmıştı; bunlardan biri tarım diğeri ise sanayi. Son yıllarda ise bu iki sektörün yanına, özellikle zengin termal tesisleri nedeniyle ülke içi sağlık turizmi eklenmiştir. Yalova'nın sadece Çınarcık ilçesi nüfusu bahar ve yaz aylarında 30 katına çıkmaktadır. Yalova, sera ağırlıklı olarak yapılan tarımsal üretimin yanında, süs bitkileri ve çiçek üretimi faaliyetlerinde de ülkemizde önemli paya sahiptir. Türkiye'deki kesme çiçek üretiminin yüzde 20 den fazlası Yalova'da yapılmaktadır. Ayrıca şehirdeki en önemli tarım ürünlerinden biri de kividir. Sanayi sektöründe yoğunluk ise kimyasal ürün ve gemi inşası üzerinedir. Yalova karbon ve akrilik elyaf üretiminde dünya çapında çok önemli bir merkezdir. Yüzde 17 gibi büyük pazar payına sahiptir. Yalova'da bulunan entegre akrilik elyaf üretim tesisi kendi alanında dünyadaki en büyük tesislerinden biridir. Yalova'da bulunan şifalı su kaynağı termal kaplıcalar son yıllarda çok popüler olmuştur. Yalova Termal Kaplıcaları şehirde başlı başına bir turizm sektörü oluşturmuş ve Yalova'nın ekonomisine ciddi katkılar sağlamaya başlamıştır. Yalova'nın kendine has bir iklim tipi yoktur. Şehir Akdeniz ve Karadeniz bölgeleri arasında kaldığı için makro-klima tipi iklim ile karasal iklim etkilerine sahiptir. Coğrafya derslerinden ezbere bildiğimiz \"yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı\" cümlesi tam olarak Yalova için de geçerlidir. Yalova'nın Marmara Denizi ile çevrili kıyıları girintili çıkıntılı değil genellikle düz yapıdadır. İç kesimler ise Samanlı Dağları başta olmak üzere yükseltili arazilerden oluşur. Bitki örtüsü yamaçlar boyunca uzanan sık ormanlar ve makidir. Yalova'nın geçmişinden bugüne gelen kendi sosyal yapısı dışında burada yaşayan göçmenlerinde etkisiyle zengin bir mutfak kültürü vardır. Tarım faaliyetlerine elverişli toprakları nedeniyle Yalova'nın yöresel mutfağında sebzeli yemek ağırlığı hissedilir ama et ve et ürünleri tüketimi de az değildir. Şehrin kendine has köfte ve kebap çeşitleri de vardır. - Termal Sarma ve Termal Çorbası - Milföylü Yalova Kebabı - Yalova Köftesi - Pavli Yemeği - Papara ve Tavuklu Mantı - Yaprak Pidesi - Kaçamak - Böğür - Ekşili Köfteli Bamya Yemeği - Ispanaklı Yalova Böreği - Yumurta Dolması - Cennet Küngü - Yalova Sütlüsü Bu şehrimizde bulunan üniversite 2008 yılında kurulan Yalova Üniversitesi. Yalova'nın öğrenci ve memurlar için nasıl bir yer olduğunu anlatırken aslında konuya iki pencereden bakmak gerekiyor. Yalova her ne kadar İstanbul'dan ayrılıp il olsa da burayı İstanbul'un bir parçası gibi değerlendirebilirsiniz. Şöyle söyleyelim; Yalova merkezde oturuyorsunuz ve İstanbul'a geçeceksiniz, mesela Pendik'e. İstanbul Avrupa yakasından yola çıkan birinden daha hızlı şekilde Anadolu yakasına geçebilirsiniz. Ya da tam tersi Anadolu yakasından yola çıkan biri köprü trafiğini geçip Yenikapı'ya gidene kadar siz Yalova'dan Yenikapı'ya gelmiş olursunuz. Sadece İstanbul değil, Kocaeli ya da Bursa gibi büyükşehirlere de gün içinde rahatça gidip gelebilirsiniz. Yalova küçük bir il olsa da bu açıdan büyük avantajınız var. İkinci olarak Yalova'yı kendi içinde değerlendirebiliriz. Yalova'nın merkezi bir uçtan bir uca 20 dakika da yürünecek kadar ufak. Ama merkezi olsun, ilçeleri olsun harika yerler. Kışları yapacak fazla bir şey olmasa da yazları ortalık çok hareketlenir. Denizi ayrı, yeşili ayrı güzeldir Yalova'nın. Memur ve öğrenci dışında tam bir emekli şehri aslında Yalova. İstanbul'a yakın ama curcunadan uzak bir belde. Yalova'nın olumsuz tarafları yok mu? Var maalesef. Yalova çok kozmopolit bir şehir, her taraftan göç almasının yanında yabancı turistlerin de yoğun ilgi gösterdiği bir bölge. Hem Türkiye'den gelen turistlerin hem de arap nüfusunun fazlalığı Yalova'yı pahalı bir şehir haline getirmiş. Tatilciler çok olunca esnaflarda bunu fırsat biliyorlar tabi. O yüzden Yalova özellikle öğrenciler için biraz pahalı kaçıyor. Ev fiyatları da yüksek."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/yenice-ormanlari-seker-kanyonu/", "text": "Karadeniz ikliminin nemli ve ılıman havasının etkisiyle, Türkiye'nin en zengin bitki örtüsüne sahip ormanlarından biridir Yenice Ormanları. Bu ormanlar Batı Karadeniz'de yaklaşık 75 bin hektarlık bir alanı kaplar. Saklı vadilerde yeşilin her tonunu görebilirsiniz. 1999 yılında seçilen, Avrupa'nın biyolojik çeşitlilik bakımından en değerli ve korunması gereken 100 noktasından 9'u Türkiye'dedir. Yenice Ormanları da bunlardan biridir. Halk arasında orman denizi olarak adlandırılır. Karabük'e 30 km. uzaklıkta, Yenice merkeze 7 km. mesafede bulunmaktadır. Yenice Ormanları'nın batısında Zonguldak Devrek, doğusunda Karabük Merkez, kuzeyinde Bartın, güneyinde Bolu iline bağlı Mengen ilçesi yer almaktadır. Yenice Ormanları'na demiryolu ya da karayoluyla gidebilirsiniz. Karabük merkezden demiryolu ulaşımı yaklaşık 45 dakika sürer. Yol boyunca eşsiz doğa manzaraları karşılar sizi. Karayolu ile gitmek isterseniz Karabük'ten itibaren 16 tünel geçerek 35 dakikada ulaşırsınız. Yenice Ormanları tam anlamıyla bir ağaç müzesidir. İklimi sayesinde her çeşit ağacı içinde barındırır. Batı Karadeniz bölgesinde olduğu için iklimi genellikle yağışlıdır. Yenice Ormanları'nda ana ırmak Yenice Irmağı'dır. Bu ırmağı çok sayıda küçük ırmaklar besler. Bu dinlenme yerleri tabii güzelliklerinin yanı sıra adeta oksijen deposudur. Yenice Ormanları'nda yürüme parkurları, kamp alanları, offroad alanları ile doyumsuz bir gezi planı yapabilirsiniz. Yenice Ormanları tüm doğallığını uzun yıllar muhafaza etmiş, nadir doğa harikalarından biridir. İçinde arboretum alanları mevcuttur. Yenice Ormanları'nda, bir arada ender rastlayabileceğiniz birçok ağaç türünü yan yana görme imkanına sahip olabilirsiniz. Burası, ormanların üst katını oluşturan 6 ana ağaç türü, ara katmanda yer alan 30 ağaç türü, rutubetli ortamlarda yer alan 16 ağaç türü ve diplerde yer alan çok sayıda maki ve çalı türü ile zengin bir orman denizidir. Çam ve meşe ağacı başta olmak üzere gürgen, doğu çınarı, dış budak, porsuk ve ıhlamurun her çeşidini görebilirsiniz. Bununla beraber akağaçlar, söğütler, şimşirler, ahlatlar, yabani kirazlar ve benzeri birçok ağaç türü mevcuttur. Arboretum alanında, zengin bir yaban hayatı ve devasa boyutlara ulaşan ağaçlar sizi büyüler. Çınar, meşe, porsuk ağaçları görülmeye değerdir. Bu ormanların en önemli özelliği, sadece tropikal bölgelerde görülebilen, birçoğunun boyu anıtsal boy ve kalınlığa ulaşmış ağaçların yer aldığı gerçek bir ağaçlar müzesi olmasıdır. Örneğin; Kavaklı bölgesinde bulunan anıt ağaçlardan olan porsuk ağacının çapı 2 m. 24 cm, çevresi 7 m, boyu 24 m'dir. Türk Fındığı'nın çapı 90 cm, çevresi 280 cm, boyu 23 m'dir. Ayrıca çınar yapraklı akağaç, sapsız meşe, adi ıhlamur anıt ağaçlara örnektir. Yenice Ormanları'nda ayı, geyik, karaca, yaban kedisi, porsuk, küçük atmaca gibi çok sayıda vahşi hayvan bulunmaktadır. Orman derelerinde kırmızı benekli alabalıklar vardır. Her mevsim ortaya çıkan renk cümbüşü ile bir başka güzeldir. Yenice Kent Ormanı birçok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. Günübirlik yürüyüşler, kamping, bisiklet, kanyoning, kaya tırmanışı, kuş gözlemi, fotoğrafçılık, yamaç paraşütü ve offroad aktiviteleri yapılabilmektedir. Arboretum alanlarında patikalar mevcuttur. Bölgede özellikle Göktepe ve Fındık Altı mevkileri olmak üzere çok sayıda orman içi dinleme merkezi vardır. Karabük Yenice sınırları içinde yer alan kanyon, Zonguldak yolu üzerinde bulunuyor. Şeker Kanyonu, Yenice merkeze yaklaşık 6 km. mesafede, Karabük merkeze yaklaşık 30 km. mesafededir. Bu güzel doğa harikası yer, dünyanın en büyük kanyonlarından biri olma özelliğine sahiptir. Kanyonun şelalesi ve seyir terası meşhur olsa da bu konuda beklentinizi yüksek tutmayın deriz. Ufak bir şelaleden bahsediyoruz. Bölgede konaklama konusunda sıkıntı yaşanmamaktadır. Yenice ilçe merkezinde, konaklama yapabileceğiniz birçok pansiyon mevcuttur. Yenice'ye 40 km. uzaklıktaki Safranbolu'da da zengin konaklama seçenekleri vardır. Yenice Ormanları ve Şeker Kanyonu içerisinde ücretli ya da ücretsiz birçok kamp alanı bulunmaktadır. Tuvalet, otopark gibi hizmetler sunan Yenice Şeker Mesire Alanı, ücretli kamp alanlarından biridir. Temel gıda ihtiyaçlarınızı Yenice merkezden yapmanızı tavsiye ederiz. - Sorgun Yaylası - Darıyazısı - Şekermeşe - Arboretum Alanı"} {"url": "https://www.gezihocasi.com/yesil-pasaport-nedir-alma-sartlari-nelerdir/", "text": "Çok yüksek bir dolaşım gücüne sahip olan hususi pasaport, özellikle kamu görevlilerinin oldukça merak ettiği konulardan biri. Yeşil pasaport, dünya genelinde en geniş kapsamlı serbest dolaşım hakkı sağlayan, çok avantajlı bir pasaport türü. Fakat bu avantaja sahip olabilecek kısıtlı bir kesim var. Çünkü yeşil pasaport herkese verilmiyor. Bu yazımızda hususi pasaport ile ilgili merak edilen detaylara değineceğiz. - Yeşil Pasaport Nedir? Avantajları Neler? - Hususi Pasaport'un Geçerlilik Süresi Ne Kadar? - Yeşil Pasaport Kimlere Verilir? Öğretmenler Yeşil Pasaport Alabilir mi? - Avukatlara Yeşil Pasaport Hakkı Tanınıyor mu? - Yeşil Pasaport Ne Zaman Alınır? - Yeşil Pasaport Başvuru Şartları Nelerdir? Gerekli Evraklar Neler? - Yeşil Pasaport Harcı Ne Kadar? - Yeşil Pasaport Yenileme Nasıl Yapılır? Tüm bu konu başlıklarını kısa ve net olarak sırasıyla cevaplandıralım. Resmi adı 'Hususi Damgalı Pasaport' olan bu kimlik, Türkiye'de verilen pasaport türlerinden biri. Yeşil pasaportun dolaşım gücü çok yüksektir ve oldukça avantajlı bir pasaport türüdür. Bu pasaport ile 130'dan fazla ülkeye vizesiz, online ya da kapıda vize kolaylığı ile seyahat edebilirsiniz. Yeşil pasaportun geçerlilik süresi maksimum 5 yıldır. Maksimum diyoruz çünkü sabit bir geçerlilik süresi yok. Yeşil pasaport, bağlı bulunduğunuz kurum amirinin başvurusu neticesinde İçişleri Bakanlığı tarafından 6 ay ila 5 yıl arasında geçerli olacak şekilde verilir. 5 yılın ardından yeşil pasaportun yenilenmesi gerekir. Yani yeşil pasaport geçerlilik süresi minimum 6 ay, maksimum 5 yıldır. 'Yeşil pasaport süre uzatma' mevzusuna yazının sonunda değineceğiz. Yeşil pasaport sahipleri pasaport harcından muaftır. Diğer pasaport türlerinde yüksek miktarlarda harç bedeli ödenirken yeşil pasaport başvurusunda sadece defter bedeli ödenir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi yeşil pasaport sahipleri Schengen ülkeleri de dahil olmak üzere 130'dan fazla ülkeye vizesiz girebilirler. Dünyada resmi olarak tanınan 193 tane ülke olduğu düşünülürse, bu bakımdan yeşil pasaport dünyanın en güçlü pasaportlarından biridir. Vize alımı için hazırlamanız gereken evraklardan, dokümanlardan, prosedürlerden kurtulmuş oluyorsunuz. Ama burada şöyle bir uyarı yapalım. Vizeye gerek olmasa da, gideceğiniz devletlerin ülkeye girişte resmi pasaportlarda aradığı minimum geçerlilik süreleri vardır. Yani \"en az 6 ay geçerli pasaport\" şartı gibi.. Siz ülkede 10 gün bile kalacak olsanız bu şartı yerine getirmeniz gerekiyor. Çoğu ülkede bu talep 6 ay olsa da bazılarında 1 yıla kadar çıkabiliyor. Yeşil pasaportla gidilen ülkeler için de bu durum geçerli. Resmi pasaportlar için ülkelerin istediği asgari geçerlilik sürelerini güncel olarak aşağıdaki linkten kontrol edebilirsiniz. Genel kanı olarak 'yeşil pasaport memurlara ve memur ailelerine verilen bir pasaport' gibi bilinse de bu biraz eksik bir kavram. Çünkü yeşil pasaport sahibi olmak için memur olmak tek başına yeterli bir sebep değil. Yeşil pasaport sahibi olmak için memurlukta belirli derecelere gelmek ve bazı şartları yerine getirmek gerekiyor. Ayrıca son yapılan düzenlemelerle birlikte avukatlara ve özel ihracatçı firmaların temsilcilerine de yeşil pasaport verilmeye başlandı. Yazının devamında bu ihracatçı firmaların ne gibi şartlar taşıması gerektiğini, ihracatçıya yeşil pasaport verilme limitlerini de aktaracağız. 1) TBMM eski üyeleri ve eski bakanlara, 2) 1. 2. ve 3. derece kadrolarda bulunan ya da emekli olmuş memur ve diğer kamu görevlilerine, 3) Kadro karşılığı olmaksızın çalışıp, emekli kesenekleri 1., 2. ve 3. derece üzerinden kesilerek T. C. Emekli Sandığı'na yatırılan çalışanlar ve bu durumda çalışırken emekli olan sözleşmeli devlet memurlarına, 4) Görev süreleri devam ettiği müddetçe büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanlarına, 5) Baroya kayıtlı en az 15 yıllık avukatlara, 6) 1. dereceden emekli olan eski belediye başkanlarına, 7) Branş fark etmeksizin devlet sporcularına, 8) Belirli şartlara tabi olmak üzere, özelleştirilen Türk Telekom, T. C. Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankası çalışanlarına, 9) 2017'de çıkan \"İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar\" isimli yasa gereğince belirli ihracat oranlarını geçmiş iş adamlarına, 500 bin 10 milyon dolar arasında olan firmaların 1, 10 25 milyon dolar arasında olan firmaların 2, 25 50 milyon dolar arasında olan firmaların 3, 50 100 milyon dolar arasında olan firmaların 4, 100 milyon doların üstünde olan firmaların ise 5 yetkilisine hususi damgalı pasaport veriliyor. Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık. Diğer suçlardan hüküm giyenler, Bakanlar Kurulu'nun belirlediği miktarı tutturuyorsa yeşil pasaport alabilir. 10) Yeşil pasaport alma hakkı bulunan bu kişilerin 25 yaşını aşmamış çocuklarına ve eşine, 25 yaşın altındaki, hak sahibi ebeveyn ile ikamet eden, evli olmayan, iş sahibi olmayan ve öğrenimine devam eden çocukları. Ya da hangi yaşta olursa olsun, yine hak sahibi ebeveyn ile ikamet eden zihinsel, ruhsal ya da bedensel engelli, bekar ve işsiz çocukları yeşil pasaport alabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken 3 önemli konu. Çocukların 25 yaş altında olması, öğrenciliğine devam etmesi ve çalışmıyor olması gerekliliği. Ayrıca vefat eden ebeveynden dolayı bağlanan emekli aylığıyla çocuklar iş sahibi olarak değerlendirilmiyor. Eğer yukarıdaki şartları karşılıyorsanız yetim maaşı yeşil pasaporta engel teşkil etmiyor. \"Öğretmenler yeşil pasaport alabilir mi?\" sorusu da çok merak edilen konulardan biri. Devlet kurumlarında çalışan öğretmenler, devlet memuru statüsünde oldukları için kadro dereceleri 1, 2 veya 3 olduğunda yeşil pasaport almaya hak kazanabilirler. En düşük öğretmen derecesi 9/1 olarak ifade edilir. Bu dereceler 9/1 9/2 9/3 8/1 8/2 8/3.... şeklide 1/4'e kadar yükselir. Bir öğretmenin yeşil pasaport almaya hak kazanması için en az 3/1 seviyesine gelmesi gerekir. Bu da yaklaşık 15 yıllık bir çalışmaya tekabül eder. Ama bu yükseliş her öğretmen için aynı zaman diliminde gerçekleşmez. Olumlu ya da olumsuz artış kriterleri vardır. 15 yıl ortalama bir süredir. Gelelim bir diğer önemli konuya. Yeşil pasaport nasıl alınır? (2021) Yeşil pasaport için gerekenler neler? Ve yeşil pasaport yenileme işlemlerine madde madde değinelim. 1) Yukarıda saydığımız \"Yeşil pasaportu kimler alabilir?\" kriterlerine uyum sağlıyorsanız birinci basamak tamam. 2) Aşağıdaki linkten \"Hususi Damgalı Pasaport Talep Formu\"nu yani yeşil pasaport başvuru formunu indirip dolduruyor ve çalıştığınız kuruma onaylatıyorsunuz. 3) Yeşil pasaport başvurusu da tıpkı diğer pasaportlar gibi Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü'ne yapılıyor. Randevu almak için aşağıdaki linkte giriyorsunuz ve \"Pasaport Randevu Al Hususi Pasaport \" bölümünü seçerek online randevunuzu alıyorsunuz. 4) Anlaşmalı bankalara ya da ptt şubesine giderek pasaport cüzdan bedelini yatırıyorsunuz. Yeşil pasaport ücreti olarak sadece pasaport defter bedelini ödemeniz yeterli. Herhangi bir harç parası yatırmanıza gerek yok. 2021 pasaport defter bedeli 180 tl. Bankaya gittiğinizde sadece pasaport defter bedelini yatırmak istediğinizi belirtin. Onlar T. C. kimlik numaranız üzerinden ücreti yatırıp size dekontu verecektir. 5) Gerekli evrakları hazırlayarak randevunuza gidip başvurunuzu yapıyorsunuz. Başvuru yapacak her kişinin bizzat orada olması gerekiyor. - T. C. kimlik kartının aslı, - 1 adet biyometrik fotoğraf, - Çalışan kamu görevlileri, ihracatçılar ve avukatlar için hususi damgalı pasaport talep formu, - Memurun çalıştığı kurumun il, bölge veya genel müdürlüğünce hazırlanmış imza sirküleri, - Emeklilerin emekli oldukları tarihte verilen kadro bilgisini gösteren belge, - İstifa etmiş kişilerin çalıştığı dönemdeki kadrosunu gösteren belge, - Hak sahibi vefat edenlerin hak sahibinin vefat ettiği tarihteki kadro bilgisini gösteren belge, - 18 yaşından küçükler için \"Muvafakat Belgesi\", - Eğitim hayatı devam edenler için \"Öğrenci Belgesi\", - Engelli çocuklar için \"Sağlık Kurulu Raporu\", - Varsa eski pasaportlarınız, - Pasaport defter bedelinin ödendiğini gösteren makbuz. Eğer daha önce alınmadıysa, başvuru esnasında bir defaya mahsus parmak izleriniz alınır. Yeşil pasaport ne zaman alınabilir? Evraklar teslim edilip başvuru yapıldıktan sonra, yaklaşık 1 hafta 10 gün içinde pasaportunuz adresinize gönderilir. Herhangi bir yoğunluk yoksa çok daha kısa sürede de gelebilir. Artık önceden olduğu gibi eski pasaportların süresini uzatmak gibi bir durum söz konusu değil. Süresi biten pasaportların yerine, tıpkı sıfırdan pasaport alır gibi işlem yapılıyor. Yani yeşil pasaport süresi dolduğunda, yeşil pasaport yenileme (2021) için yukarıdaki işlemleri tekrar yaparak yeni bir pasaport alıyorsunuz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/yurt-disi-balayi-onerileri/", "text": "Mutlu bir yuvanın temellerinin atıldığı evlilik müessesine katıldığımız andan itibaren, sevgi ve huzur dolu bir geleceğin adımları ilk önce balayı tercihlerinden başlar. Romantik anılarla dolu bir balayı, evliliğe atılan ilk adımların oldukça sağlam temelli ve sevgi dolu olmasını sağlar. Evlilik öncesinde organizasyon hazırlıkları, ev işleri, düğün planlaması, yemek ve kıyafet seçimleri gibi birçok tatlı telaşe vardır. Düğünden önce yapılan bu hazırlıklardan biri de balayı yerinin belirlenmesidir. İlk bakışta kolay bir tercih gibi görünse de, doğru karar vermek için bir anda oldukça fazla seçenek arasında kalabilirsiniz. Özellikle balayı için yurt dışı önerilerine açıksanız! Biz işinizi kolaylaştırmak ve huzurlu bir yurt dışı balayı tatil mekanı seçebilmeniz adına ülkelerin güzelliklerini araştırdık ve birçok keyifli öneri ile geldik. Hazırsanız bu heyecanlı ve romantik önerilere birlikte göz atalım. \"Balayı için yurtdışı önerileri\" cümlesini duyduğumuzda birçoğumuzun zihninde ilk önce Maldivler'in eşsiz ve berrak suyu canlanıyor. Tropikal bir cennet olan Maldivler; beyaz kumlarının göz alıcı huzuru, Hindistan cevizi ağaçlarının cezbedici güzelliği ve egzotik bungalovlarının rahatlığı ile aşıklara muhteşem bir balayı tatili imkanı sunuyor. Maldivler, Hint Okyanusu'nda yaklaşık 1200 adanın birlikteliği ile meydana gelen muhteşem bir cennet siluetini oluşturuyor. Birçok canlı türü, mercan resifleri ve lagün gibi doğal güzellikleri, muhteşem havası ve çevrelediği bir renk cümbüşü ile ziyaretçilerine unutulmaz anlar yaşatıyor. Tropikal bir iklim türüne sahip olan Maldivler, Ocak-Temmuz arasında ve Eylül-Ekim aylarında balayı planlayanlar için en ideal seçeneklerden biri. Üstelik Maldivler'e gitmek için herhangi bir vize şartı aranmıyor. Doğal güzelliklerin ve huzurun eksik olmadığı bir cennet olan Maldivler'i, eşsiz bir balayı tercihi arayanlara ilk sırada öneriyoruz. \"Rüya gibi bir tatil olsun\" diyenleri duyar gibiyiz. İşte burası tam size göre! Rüyaların gerçeğe dönüştüğü tatil mekanı olarak bilinen Hawaii, müthiş güzelliği ile filmlere konu olacak kadar popüler bir yer. Benzersiz kumsalı, birçok faaliyet için imkan sağlayan berrak denizi, teninize bir pamuk gibi dokunan narin havası, yemyeşil ormanları ve egzotik kültürü ile Hawaii, rüya gibi bir balayı tatili isteyen çiftlere güzelliğini sunmaktan geri kalmıyor. Ilıman iklimi sayesinde de ziyaretçilerine yılın her döneminde farklı güzellikler yaşatıyor. Hawaii, kumsalında dizili olan gökdelenler, oteller ve alışveriş merkezleri ile oldukça canlı ve hareketli bir mekan. Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı olan Hawaii'ye gidebilmek için Amerika vizesine ihtiyaç duyuluyor. \"Hem keyfim yerinde olsun hem de şehirden uzak kalmayayım!\" diyenlere, hepsi bir arada balayı keyfini sunan Hawaii'yi görmelerini öneriyoruz. \"Venedik\" kelimesini duyduğunuzda sizin de zihninizde \"sihir\" canlanıyor mu? Tarihin sihrini içerisinde barındıran ve aslen aşıklar şehri olarak bilinen Venedik, en popüler yurt dışı balayı rotalarından biri. Denizi çevreleyen mimarisi, rengarenk binaları ve aşk kokusu ile Venedik, ziyaretçilerine enfes bir balayı tatili imkanı sunuyor. Akdeniz ülkelerinin sıcaklığına ve iklimine sahip olan Venedik; 600 yıllık eskimeyen tarihi, havası ve doğal güzelliklerinin yanında yemekleri ile de tatilcileri oldukça cezbediyor. İtalya'nın büyülü mekanı Venedik, özellikle Mayıs ve Ekim aylarında oldukça yoğun bir talep görüyor. \"Ben sakinliği severim\" diyenlerdenseniz, geri kalan aylarda da yağmurun güzelliğine ve huzuruna bizzat şahit olabilirsiniz. Bizim tavsiyemiz ise burayı 'Kasım ayı için balayı önerileri' listenize eklemeniz. Venedik'e gidebilmek için Schengen vizesi almak gerekiyor. \"Balayımda da, evliliğimde de sihir isterim!\" diyenlere Venedik tatilini öneriyoruz. Hint Okyanusu'nda bulunan Seyşeller; Maldivler'den sonra bu bölgede ziyaretçilerine bir cennet tatili daha vadeden rotalardan. Seyşeller, turkuaz ve parlak denizi, beyaz kumsalı, palmiyeleri ve doğal güzellikleri ile dünyanın en çok tercih edilen balayı mekanlarından birini oluşturuyor. Huzurlu atmosferi ve hayalleri süsleyen egzotik havası ile Seyşeller, özellikle Haziran ve Kasım ayları arasındaki balayı gezileri için tercih edebileceğiniz noktalardan. Evliliğiniz için unutulmaz bir balayı tatili anısı sunan Seyşeller'e gitmek için herhangi bir vize zorunluluğu yok. \"En çok huzurum olsun!\" diyenlere Seyşeller'de balayı keyfini öneriyoruz. Tayland'ın en romantik adası olarak ünlenen Koh Samui, inci gibi beyaz kumsalı ve doğal güzellikleri ile yeni evli çiftlere unutulmaz anlar yaşatmayı başaran bir balayı merkezi. Koh Samui'de gün içerisinde doğa yürüyüşleri yapabilir, su altı zenginliklerini keşfedebilir, sahillerde yapılan eğlence aktivitelerine katılabilirsiniz. Hindistan cevizi ve palmiye ağaçları ile çevrili Koh Samui Adası gerçekten büyüleyici bir güzelliğe sahip. Mutlu çiftlere huzurlu bir balayı imkanı sunan Koh Samui'ye gitmek için Nisan-Eylül ayları arası en iyi dönem. Tayland gezisi için herhangi bir vize zorunluluğu bulunmuyor. \"Tatil, biraz da keşfetmek değil midir?\" Bizim gibi düşünenleri ve yeniliğe açık olanları Koh Samui'de balayı keyfine davet ediyoruz! Balayı mekanına karar verirken özellikle \"Paris!\" denince akan sular duruyor. Aşkın ve sanatın şehri olarak bilinen Paris masalsı havası, kültürel güzellikleri ve sokaklarının ahengi ile ziyaretçilerine bir müzikalin içerisinde yer alıyormuş hissi veriyor. Paris; Eyfel Kulesi'nin göz alıcı ışıkları, Champs-Elysees bulvarının eşsiz yolları, Concorde ve Chatelet gibi meydanları ile ziyaretçilerine harika bir balayı tatili imkanı sunuyor. Tüm bu güzellikleri keşfedebilmek ve unutulmaz anılara imza atabilmek için Fransa yolculuğunuzda Schengen vizesi almanız gerekiyor. \"Alışverişim, keyfim, aşkım ve huzurum hep benimle olsun!\" diyenler için Paris'te balayı tatili imkanını öneriyoruz. Balayı tatilinizin ilk anından son saniyesine kadar eşsiz ve büyülü bir dünyaya tanıklık etmenizi sağlayan Bora Bora Adaları, huzur arayan çiftlerin uğrak noktası halinde. Pasifik Okyanusu'nda yer alan Bora Bora; berrak suları, şirin bungalovları, etkileyici lagünleri, kültürel ve doğal güzellikleri ile en çok tercih edilen yurt dışı balayı rotaları arasında yer alıyor. Çiftlere evliliğin ilk süreçlerinde ideal bir tatil serüveni vadeden Bora Bora, en başta deniz bungalovlarının muhteşemliği ile dikkat çekiyor. Ayrıca dünyada ender olarak görülen siyah inci mucizesine de burada şahit olabilirsiniz. Mart ve Kasım ayları arasında mevsimsel olarak en ideal zamanlarını yaşayan Bora Bora'ya ulaşmak için Fransa Konsolosluğu'ndan vize almanız gerekiyor. Fransız Polinezyası'na bağlı olan Bora Bora Adaları'nda Schengen vizesi geçerli değil. \"Büyülü\" bir evliliğin ilk adımını atmak isteyen çiftlerimize Bora Bora'da balayı tatilini tavsiye ediyoruz. Bali, Endonezya'nın zengin kültürünü içerisinde barındıran, ülkenin en popüler adalarından biri. Güneşin huzurlu ışıkları, dingin denizi, zarif kumsalı ve kültürel güzellikleri ile Bali, yeni evli çiftlerin sıkça tercih ettiği bir destinasyon. Bali'de birçok farklı etkinliği bir arada bulabilir ve tatilinizi daha eğlenceli hale getirebilirsiniz. Çeşitli festivallere katılabilir, denizaltı güzelliklerini keşfedebilir, dağ-orman yürüyüşü yapabilir ve tüm evlilik telaşı yorgunluklarınızı üzerinizden atmanızı sağlayacak Bali masajını yaptırabilirsiniz. Bali'ye gidebilmek için herhangi bir vizeye ihtiyaç duyulmuyor. \"Gündüz huzurum, gece eğlencem olsun!\" diyenlere Bali'de balayı tatili keyfini öneriyoruz. Brezilya'nın en ünlü şehri Rio De Janeiro; doğal güzellikleri, ılıman iklimi, romantik mekanları ve zengin kültürü ile farklı bir balayı tatili arayan çiftlerin yeni gözdesi olma yolunda. Latin ezgileri ile kendinizi müzikal bir dünyanın içerisinde bulacağınız Rio De Janeiro'da, hem doğaya hem de şehrin avantajlarına kısa sürede kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Gündüz Copacabana Plajı'nda denizin keyfini sürüp, akşam şehrin renkli ışıklarında kaybolmak elinizde. Yılın her dönemi ziyarete uygun olan Rio De Janeiro'ya gitmek için vize şartı yok. \"Balayımda doğa ve şehir iç içe olsun!\" diyen çiftlere Rio De Janeiro'da benzersiz bir balayı tatili öneriyoruz. Bahamalar, dünyanın birçok yerindeki yeni evli çiftlerin balayı hayallerini süslüyor. Mercan kayalıklar üzerine kurulu bir doğa harikası olan Bahama Adaları; renkli dansları, müzikleri ve festivalleri ile balayı tatilinde kültür turu arayanlara hitap ediyor. Turkuaz denizi, tropikal iklimi ve romantik havası ile Bahamalar, okyanus tatilini eşsiz bir hale getirmek isteyenler için en uygun tercihlerden biri. Yunus, rakun, papağan gibi canlı türleriyle de zengin bir çeşitliliğe sahip bu adalara yılın her ayında rahatlıkla gidebilirsiniz. Üstelik Bahamalar'da balayı tatili için herhangi bir vize gereksinimine ihtiyaç duyulmuyor. \"Kültür turu olmadan tatilimden bir şey anlamam!\" diyenlere Bahamalar'da unutulmaz bir balayı tatili öneriyoruz. Phuket, özellikle Kamala Plajı ve Chalong Bay isimli yat limanı ile egzotik bir balayı tatili arayanların gözdesi durumunda. Tayland'ın en büyük yüzölçümlü adasını oluşturan Phuket, taşıdığı kültürel özellikler ile unutulmaz bir balayı tatili arzulayan çiftlerin hayallerini süslüyor. Yılın her dönemi sıcak bir iklime sahip olan Phuket Adası'nda sevdiğiniz su sporlarını dilediğiniz gibi gerçekleştirebilirsiniz. Büyüleyici manzarası ile yıldan yılda popülerliği artan Phuket'e vize zorunluluğu bulunmuyor. Hem kültürel keşif hem de okyanus güzellikleri ile dolu bir balayı isteyenlere Phuket Adası'nın romantik atmosferini tavsiye ediyoruz. Kış tatillerine ve karla kaplı balayı önerilerine açık olanlar, İsviçre Alplerini özellikle ön plana almalılar. İsviçre Alplerinde doğanın güzelliği karşısında soluksuz kalabilir ve beyaz örtüyle kaplı Alplerin arasında romantik akşam yemekleriniz ile balayınızı unutulmaz kılabilirsiniz. İsviçre Alpleri, balayı için yeni evli çiftlere farklı ve eşsiz bir konaklama imkanı sunar. Göl çevresindeki oteller ya da dağ evlerinde beyazlıklar içinde konaklayarak balayınızın keyfini çıkartabilirsiniz. İsviçre Alplerine gidebilmek için İsviçre vizesine gereksinim duyuluyor. \"Düğünüm gibi balayım da beyazlar içinde olsun!\" diyen tüm çiftlerimize İsviçre Alplerini tavsiye ediyoruz. Sıra dışı ve farklı bir balayı tatili önerisi isteyen çiftlerimize bir diğer alternatif olarak Havana'yı öneriyoruz. Havana'da birbirinden şık klasik arabalar, rengarenk apartmanlar ve estetik sokaklarla bambaşka bir kültürün izlerine şahit olabilirsiniz. Küba; keşfedilecek farklı noktaları, sıcakkanlı insanları ve huzurlu havası ile size aradığınız yurt dışı balayı tatilinin keyfini fazlasıyla vadediyor. Üstelik Havana'da özel salsa kurslarına katılabilir, tatilinizi daha da renklendirebilirsiniz. Küba'ya gidebilmek için Küba vizenizin olması gerekiyor. \"Sıradan balayı istemem!\" diyenlere Havana'yı ısrarla öneriyoruz. Yurt dışında balayı için en güzel yerlerden biri olan Amsterdam, Avrupa'da özgürlükler başkenti olarak biliniyor. Hollanda'nın özgür şehri Amsterdam'ın güzide caddelerinde dolaşıp ünlü sanatçıların eserlerini görebilme imkanına erişebilirsiniz. Ayrıca su kanallarının kenarlarında ve tarihi sokaklarda bisikletlerle yapacağınız romantik turlar ile unutulmaz bir balayı tatili yaşayabilirsiniz. Günün her vakti sınırsız eğlence sunan Amsterdam'a gitmek için Schengen vizesi almalısınız. \"Balayımda eğlencenin her türlüsüne varım!\" diyenlere Amsterdam balayı tatilini öneriyoruz. Norveç'in küçük bir kasabası olan Lofoten, özellikle büyüleyici manzarası ile biliniyor. Kuzey kutup dairesinin Nordland bölgesinde bulunan Lofoten, huzurlu bir balayı arayışında olan çiftlerin favori mekanlarından. Lofoten doğal güzellikleri, tarihi evleri ve meşhur balıkçı kulübeleri ile sakinlik arayanlara her yönüyle hitap ediyor. Lofoten'in alışveriş ve eğlence meraklılarına hitap ettiğini pek söyleyemeyiz. Fakat huzur dolu bir balayı arayışında olanların hayallerini süsleyeceğinden eminiz. Lofoten'e gidebilmek için Norveç vizesi almanız gerektiğini de hatırlatalım. \"Huzur benim her şeyim!\" diyen çiftlere balayı tatili için Lofoten'i öneriyoruz. Mısır dediğimizde sizin de zihninizde gizemli bir medeniyet uyanıyor mu? Haksız sayılmazsınız. Akdeniz ve Kızıldeniz'e kıyısı olan, Afrika kıtasının kuzeyinde yer alan Mısır, mistik ve gizemli bir balayı tatili isteyen çiftlerin gözdesi haline geliyor. Tapınakları, piramitleri ve diğer turistik mekanları ile göz kamaştıran bu ülke, dünyanın sayılı dalış merkezlerinden biri olan Hurgada ve Şarm El-Şeyh ile ziyaretçilerinin gönlünü fethediyor. Medeniyetler beşiği Mısır, özellikle Kasım ayında yurt dışı balayı tatili arayanların öncelikli tercihlerinden biri olabilir. Bu yolculuk öncesi Mısır vizesi başvurusu yapmanız gerekiyor. \"Balayım olacaksa mistik olmalı!\" diyenlere mutlaka Mısır'da balayı tatilini öneriyoruz. Aşkın, dansın ve romantizmin şehri olan Viyana; tarihi dokusu ve eğlence hayatı ile yeni evli çiftlerin gözde balayı merkezlerinden biri. Görkemli baloları ile ünlü Viyana'da tutkulu vals dansının heyecanını sonuna kadar yaşayabilirsiniz. Aynı zamanda Avusturya'nın muhteşem doğasına kendinizi bırakabilir, bir tablodan fırlamış gibi duran şelale ve gölleri keşfedebilirsiniz. Valsin doğum yeri Viyana'ya gitmek için Avusturya vizesi almanız gerekiyor. Aşkın ve tutkunun dansını balayında yaşamak isteyenlere Viyana'da balayı tatilini tavsiye ediyoruz. Finlandiya, balayı çiftleri için her detayı özenle düşünerek sunan mekanlara sahip, özel tatil rotalarından biri. Kuzey ışıkları eşliğinde unutulmaz bir balayı yaşatan Finlandiya, yeni evli çiftler için hazırlanan cam otel odalarıyla doğanın güzelliğini her yönüyle hissetmenizi sağlıyor. Meşhur Lapland kuzey ışıkları ve bembeyaz kar örtüsü ile balayını unutulmaz bir hale getirmek isteyen çiftlerin uğrak noktası olan Finlandiya'ya gidebilmek için Finlandiya vizesi almanız gerekiyor. \"Kuzey ışıkları olmadan balayımdan tat alamam!\" diyenler için Finlandiya balayı tatilini öneriyoruz. Kanada'nın turistik kenti Vancouver, yurt dışı balayı tatili için en güzel alternatiflerden biri. Dünyaca ünlü Whistler Blackcomb Kayak Merkezi'ne yakınlığı ile bilinen Vancouver, milli parkları, gölleri ve doğal güzellikleri ile balayı çiftlerinin uğrak mekanlarından biri haline geldi. Vancouver'da aynı gün içerisinde hem kumsalda keyifle güneşlenebilir hem de akşamında karlar arasında kayak keyfinizi sürebilirsiniz. Uzun doğa yürüyüşleri de yapabileceğiniz Vancouver'a gidebilmek için Kanada vizesi almanız gerekiyor. \"Gündüzüm yaz, gecem kış olsun!\" diyenlere Vancouver'da balayı tatili keyfini öneriyoruz. Adrenalin dolu bir balayı tatili arzulayanlar için çeşitli imkanlar sunan Belize'de benzersiz maceraları bir arada yaşayabilirsiniz. Antik maya kalıntılarını gözlemlerken, şelaleler arasında yol almak ve balta girmemiş ortamları keşfetmek elinizde. Ayrıca Belize'de birçok su sporunu deneyimleyebilir, Karayip, Avrupa ve Maya mutfaklarının karışımından oluşan lezzetli yemekleri tadabilirsiniz. Romantizmin ve maceranın merkezi olan Belize'de herhangi bir vize gereksiniminiz yok. \"Macera, balayında da göbek adım!\" diyenlere Belize balayı tatilini tavsiye ediyoruz."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/yurtdisinda-bedava-en-ucuz-konaklama-yollari-nelerdir/", "text": "Bu yazımızda, uzun soluklu bir seyahat planı yapanların ilgisini çekecek ve onlara fayda sağlayacak bir konuyu kaleme aldık. Türkiye'den dünya turuna çıkmayı hayal eden birçok arkadaş karşısına çıkacak maliyetlerden çekiniyor. Aslında çekinecek çok şey yok. Ufak bütçelerle çok güzel bir seyahate çıkabilirsiniz. Nasıl mı? Bunları ayrı başlıklar altında sıralıyoruz. Dünyayı gezip görme hedefi olan gezgin adaylarının en çok masraf yapacağı üç ana konu var. - Ulaşım - Konaklama - Yemek Ekonomik bütçelerle dünya turuna çıkacaksanız ya da belli bir bölgeyi gezmeyi planlıyorsanız bu 3 noktanın bütçesini doğru planlamanız gerekiyor. Önceliğiniz lüks yerlerde kalmak, business uçmak ya da en iyi restoranlarda yemek değil de, uzun soluklu yolcuklara çıkmak, daha fazla yer görmek ise hepsinin bir çaresi var, merak etmeyin. Seyahat tutkunu birisi için en ucuz konaklama yöntemleri ya da bedava konaklama yöntemleri nelerdir? En uygun pansiyon, en ucuz tatil otelleri nasıl bulunur? Bu yazımızda bu konuyu işleyeceğiz. Ayrıca \"Yurt dışında kalacak yer bulmak için tavsiye web sitesi önerebilir misiniz? En iyi konaklama siteleri hangileri?\" sorularıyla da sıkça karşılaşıyoruz. Bunların cevabını da böylelikle vermiş oluruz. Couchsurfing Nedir? Couchsurfing'i tüm dünya genelinde konuk ağırlama sistemi olarak düşünebilirsiniz. Gezgin ruhlu insanların birbirlerini misafir ettikleri ortak bir sosyal ağ hizmeti. Yurt dışında ücretsiz konaklama imkanı arayanlar için biçilmiş kaftan.. Burada insanlar birbirlerine sadece yatacak bir kanepe sunmuyor. Evlerini, maceralarını, hikayelerini, sofralarını, kültürlerini açıyorlar bir nevi. Hem de tamamen ücretsiz! Hiç bilmediğiniz coğrafyalarda, hiç tanımadığınız insanlarla aynı evde kalmak kulağa biraz çılgınca gelse de, bu platform zamanla gezilerinizin vazgeçilmezi haline gelecektir. Bu şekilde gezdiğiniz ülkeye ve insanlarına çok daha hızlı şekilde alışabileceksiniz. Yaşam tarzlarını, kültürlerini, sosyal ve aile hayatlarını birebir yakından gözlemleyeceksiniz ve onlar da bunları size anlatmaktan büyük bir keyif duyacaklar. Couchsurfing sayesinde sizi misafir edecek bir konuk evi bulabilir aynı şekilde siz de evinizi açarak başkalarını misafir edebilirsiniz. Sistemin yaptığı etkinlik ve özel gezi buluşmalarına katılarak çevrenizi daha da genişletebilirsiniz. Özetle, Couchsurfing'i yabancı misafir ağırlama sitesi diye tanımlayabiliriz. Couchsurfing sitesine girerek ya da Couchsurfing uygulamasını telefonunuza indirerek sisteme kolayca kayıt olabiliyorsunuz. Üyelik bilgilerini tamamladıktan sonra profilinizi mümkün olduğunca detaylı ve doğru bilgilerle doldurun. Burada size evini açacak kadar güvenmesi gereken insanlar var ve doğal olarak onlara güvenli ve iyi bir imaj vermeniz gerekiyor. Ciddiye alınabilmeniz için kendinizi iyi ifade edebilmeniz gerek. Boş bir profil sayfası ile bu sistemde hiçbir şansınız yoktur. Kısa, anlamsız, gelişigüzel bilgilerden uzak durmanızı tavsiye ederiz. ! Güncel bir bilgi (2021): Couchsurfing uygulamasına kayıt olmak için normalde hiçbir ücret ödenmiyordu. Fakat Covid-19 pandemi sürecinde yaşanan gelişmeler Couchsurfing firmasını da olumsuz etkiledi. Bu nedenle firma üyelerden 'aylık/yıllık üyelik kaydı' seçenekleriyle cüzi bir miktar ücret talep etmeye başladı. - Profilinizi doldururken gezdiğiniz ve gezmeyi düşündüğünüz yerleri ekleyin. Beklentilerinizi ve gezi nedenlerinizi paylaşın. Kendinizi ne kadar iyi tanıtırsanız karşı tarafa o kadar güven verirsiniz. - Fazla abartmadan birkaç fotoğrafınızı ekleyin. Fotoğraflar gezilerinize ait olursa daha iyi olur. - Birçok kişiye aynı anda kopyala-yapıştır mesajlar kesinlikle atmayın. Kendinizi düzgünce ifade eden, kişiye özel mesajlar ile iletişime geçin. - Site üzerinde size referans ve olumlu yorum yapacak birilerini bulabilirseniz işiniz çok daha kolaylaşır. Hatta yola çıkmadan siz bir kaç kişiyi evinizde misafir edip onlardan olumlu yorum alırsanız bu çok iyi bir referans sayılacaktır. - Evinde kalmayı düşündüğünüz kişiye mesaj atmadan onun profilini mutlaka dikkatle inceleyin. Kalacağınız yerde kuralları ev sahibi koyar. Beklentileri size uymayabilir ve sıkıntılı bir misafirlik yaşayabilirsiniz. Diyelim ki köpekten korkan birisiniz ve sizi ağırlamayı kabul eden kişi evinde kocaman bir köpek besliyor. Bunu önceden profilinde okumadan evine giderseniz sizin için kötü bir sürpriz olacaktır. - Mesaj atacağınız kişi bir erkek ve profilinde özellikle \"Büyük boy yatağım var \" diye belirtmişse büyük ihtimalle eşcinsel bir arkadaştır. Dikkatli olmanızda fayda var. 🙂 - Sistemi kesinlikle 'sevgili düşürmek!' için kullanmayın. Burası o tarz bir ortam değil ve bu ağı kullanan insanların hakkına girmeyin. Bu durum diğer Türk gezginlerinin imajına da zarar verir. - Gezeceğiniz şehre gitmeden birkaç gün önce o çevredeki Couchsurfing evlerini incelemeye, mesaj atmaya başlayın. Çünkü anında ve olumlu cevap alacaksınız diye bir durum yok. Bazı bölgelerde olumlu cevap almak için onlarca kişiye mesaj atmak durumumda kalacaksınız. İşinizi ne kadar önceden ayarlarsanız o kadar iyi. Şehre geldiğiniz gün kimse sizi kapıda karşılamaz. - Couchsurfing yaparken beklentiniz en fazla 2-3 günlük konaklamalar olsun. Bundan fazlasını talep etmek karşı taraf için pek hoş karşılanmaz. En azından ilk başlangıçta şansınızı fazla zorlamayın. - B planı olarak kalacağınız evin yakın çevresindeki hostellere de bir göz gezdirin. Olası bir olumsuz durumda en azından en yakındaki hostele geçersiniz. - Couchsurfing web sayfasında sürekli olarak duyurulan etkinlik ilanları vardır. Katılım herkese açık ve ücretsiz olur. Bulunduğunuz şehirdeki etkinliklere katılarak daha rahat çevre edinebilirsiniz. - Olayı sadece bedava yatak olarak görmeyin. Eğer hostunuz ile iyi bir iletişim kurarsanız muhtemelen sonraki günlerde şehir gezilerinde beraber takılacaksınız ve size birçok yardımı dokunacaktır. Bu şekilde dünyanın birçok yerinde kalıcı dostluklar edinebilirsiniz. Japonya'da evinde kaldığınız biri bir bakmışsınız yıllar sonra Türkiye'de sizin evinize misafir olarak gelmiş. Airbnb Nedir? Airbed and Breakfast kelimelerinin kısaltması olan Airbnb, gezginleri ve ev sahiplerini buluşturan bir mecra. Yurt dışında ekonomik konaklama imkanı arayanlar için en ideal uygulamalardan biri. Ev sahibi olanlar burada evlerinin bir kısmını ya da tamamını pansiyon mantığı ile kiralıyorlar. Evlerin özellikleri, imkanları ve detaylı fotoğraflarını bulabileceğiniz bir platform olduğu için hemen her bütçeye göre uygun ev seçmek mümkün. Özellikle en az 3-5 kişi olarak gezen arkadaş grupları için fiyat anlamında çok cazip gelecek bir seçenek. Otel odasına para dökmek yerine daha uygun fiyatlara ev konforunda hep birlikte kalabilirsiniz. Hatta en ucuz pansiyon arayışına girmektense Airbnb kullanmanız bizce daha mantıklı. Uygulamayı gezgin olarak kullanabileceğiniz gibi, kendi evinizi kiraya açarak siz de başkalarını ağırlayıp para kazanabilirsiniz. Airbnb web adresinden sisteme ücretsiz kayıt olabilirsiniz. Site Türkçe dil desteği de sağlıyor. Airbnb kayıtlı kullanıcılarından güvelik için mail-telefon-adres-sosyal medya ve kimlik bilgileri gibi doğrulamalar talep eder. İncelediğiniz hesapta ne kadar fazla doğrulama yapılmışsa sizin için o kadar güvenli sayılabilir. Aynı zamanda kullanıcılar tarafından yapılan yorumlar açık şekilde yayınlandığı için seçeceğiniz evleri değerlendirirken daha fazla bilgiye sahip olabiliyorsunuz. Bulunduğunuz bölgeyi, oda ya da ev şartlarını kendiniz seçerek arama yapabiliyorsunuz. Beğendiğiniz ilandaki eve istediğiniz tarihler arası için rezervasyon isteğini ileterek ev sahibi ile iletişime geçin. Ev sahibi ile anlaşmak istediğiniz farklı şartlar varsa rezervasyon ödemesini yapmadan konuşabilirsiniz. Her türlü istek ve sorunuzu iletebilirsiniz. Her konuda anlaşıldıktan sonra siteye ödemeyi yapıp ev adresine geçebilirsiniz. Konaklama yapıldıktan sonra site ödemeyi ev sahibinin hesabına aktarıyor. Hostel Nedir? Hosteller lüks değil düşük bütçe arayan, özellikle sırtçantalı gezginlerin kaldıkları pansiyon türüdür. Mutfak, oturma odası, kafeterya gibi ortak kullanım alanları mevcuttur. Bir mutfak masası düşünün. Yemeğinizi yapıp oturdunuz ve etrafınızda dünyanın dört bir yanından insanlar var. İngiliz, Fransız, Perulu, Kamboçyalı gezginler ile aynı sofrada buluşuyorsunuz. Onlarla sohbet ediyorsunuz. Kimileri ile dost oluyorsunuz. Bunu dünyada sağlayacak yegane ortam bir hostel mutfağıdır. Bu deneyim size unutulmaz anılar ve hikayeler yaşatacak. Hostel kalitesi mekandan mekana çok farklılık gösteren bir konu. Kimi hostel vardır size 5 yıldızlı konfor sunabilir. Yüzme havuzu, sinema odası, lüks kafeterya, klimalı odalar vs.. Kimisinde ise uyumadan önce 30 kişilik odada horlama seslerini dinlemek zorunda kalır, tuvalet banyo sırasında epeyce zaman beklersiniz. Bu bütçenize ve seçeneğiniz hostele göre değişkenlik gösterir. Genelde kalabalık odalar bu fotoğraftaki gibi bölmeler halinde ayrı yataklardan oluşur. Yatağınızın yanı başında priz ve ışık bulunur. Bizim gibi gezi blogu yazarıysanız, diz üstü bilgisayarınızı alıp burada uzun süre takılabilirsiniz. Yazılarınızı derlemek için güzel bir ortam. Ya da kendi ışığınızı açıp kimseyi rahatsız etmeden kitabınızı okursunuz. - Seçeceğiniz hostelin imkanlarını ve hakkında yapılan yorumları dikkatli inceleyip seçimizi ona göre yapın. Online rezervasyonu 1 günlük yaparsanız hosteli beğenmediğiniz takdirde ertesi gün gereksiz masraf yapmadan başka hostele geçebilirsiniz. Hosteli beğenirseniz kalacağınız gün sayısını uzatırsınız. - Gideceğiniz şehir kalabalık ve turizm popülasyonu yüksek bir yerse önceden rezervasyon yaptırmanız önemli. Bu tarz yerlerde çat kapı gittiğinizde boş yatak bulamayıp hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. - Rezervasyon yaparken hostelin check-in, check-out saatlerini kontrol edin. Saat 14:00'de check-in alan bir hostele öğlen 12'de gelirseniz sizi epeyce bekletebilirler. - Hostel girişlerinde resepsiyondan temiz yastık ve çarşaflarınızı alın. Eğer kalacağınız gün sayısı fazlaysa arada bunların değişmesini talep edebilirsiniz. - Banyo ve tuvaletler genelde ortaktır. Kendi terliğiniz ve havlunuz her daim yanınızda olsun. - Hostellerin kendi mutfak alanları vardır. Ucuz şekilde gezmeye çalışan bir gezginin her gün dışarıda yemek yemesi imkan dahilinde olmadığı için bu durum masraf kısma açısından çok önemlidir. Mutfaklarda genellikle tencere, tava, bardak, çatal, kaşık gibi temel ihtiyaçlar bulunur. Birçok hostelde günlük fiyata kahvaltı dahildir. Diğer öğünler için mutfağı rahat bir şekilde kullanabilirsiniz. - Hostelde her milletten insanla tanışıp çokça bilgiler edinme fırsatı bulacaksınız. Tanıştığınız gezginlerden aldığınız bilgiler dahilinde gezinizin devamını daha kolay planlayabilir, o şehir hakkında daha gezmeden epeyce şey öğrenebilirsiniz. - Hemen hemen her hostelde ücretsiz wi-fi ağı vardır. İnternet sorunu yaşamazsınız. - Çevrenizdeki en düşük fiyatlı hosteli tercih ettiyseniz beklentilerinizi dip seviyede tutun. Çünkü fiyatı diğerlerinden o kadar aşağıda tutmalarının sebepleri temizlik, oda kalitesi ya da hizmet alanlarından kısmış olmalarıdır. Bu tarz yerlere alışmakta zorlanırsanız birkaç dolar fazla vererek daha iyilerini tercih edin. - Hostellerin kendi bünyesinde düzenledikleri şehir turları veya farklı etkinlikleri olur. Ücretsiz ya da uygun fiyatlarla bunlara katılabilirsiniz. Ekstra olarak ulaşım, kuru temizleme, havalimanı servisi gibi imkanlar da sunarlar. Önce şunu belirtelim, hostelde kalan herkes tıpkı sizin gibi dünyanın dört bir yanından o şehri gezip görmeye gelen kişilerdir. Hiç kimse insanların eşyalarını çalma niyetiyle dünya turuna falan çıkmaz. Tam aksine, keşfetme, gezme duygusu olan kişilerle bir arada olmak sizi daha fazla güvende hissettirecektir. Hostel sahipleri rezervasyonu olmayan kişileri hostele sokmazlar. Yani içerde kalan herkes sizin gibi kaydını yaptırıp parasını ödemiş insanlardır. Hostel seçimi yaparken içeride kilitli dolaplar olup olmadığını kayıt yaptırdığınız site üzerinden kontrol edebilirsiniz. Odalarda kilitli dolap bulundurmayan hostel pek yoktur. Cüzdan, telefon, saat vs. gibi eşyalarınızı buralarda muhafaza edebilirsiniz. Ne hosteller ne de kaldığınız farklı yerler için hiçbir zaman yüzde yüz güvenli diyemezsiniz tabi ama bu konuda hostellerle alakalı fazla endişe duymanıza gerek yok."} {"url": "https://www.gezihocasi.com/zonguldak-nasil-bir-yer-zonguldak-hakkinda-bilgi/", "text": "Yeşilin, mavinin ve siyahın buluştuğu yer.. Cumhuriyetin ilk şehri Zonguldak.. Her metrekaresinde emek ve alın terinin, her ocağında keder ve gözyaşının olduğu, acının kocattığı bir şehirdir burası. Türkiye'nin en zengin taşkömürü madenlerini yerin altında, maden şehitlerini ise bağrında taşıyan bereketli topraklara sahiptir. Kültürün kenti, emeğin başkentidir. Yerin altı ayrı, üstü ayrı hayattır. Umuduyla hüznüyle uzunca bir hikayedir Zonguldak. Tabii Zonguldak sadece madenleri, fabrikaları ve işçileriyle anılacak bir yer değil. Kömürün katran karasına mavi ve yeşilin dansı da eşlik eder bu topraklarda. Türkiye'nin en yeşil illerinden birinden bahsediyoruz sonuçta. Uçsuz bucaksız ormanları, damlataş mağaraları, şelaleleri, sahilleri, müzeleri ve tarihi mekanları ile gezilip görülesi bir kenttir Zonguldak. Peki Zonguldak yaşamak için nasıl bir şehir? Özellikle öğrenci ve memurları Zonguldak'ta nasıl bir ortam bekliyor? İlin tarihi, ekonomisi, yöresel mutfağı ve şehir hayatı hakkında bilgiler verdiğimiz bu yazımızda, kara elmas şehri Zonguldak'ı biraz daha yakından tanıyalım. Zonguldak, Karadeniz Bölgesi'nin batı kesiminde yer alıyor. Zonguldak'ın komşuları; kuzeydoğuda Bartın, güneydoğuda Karabük, güneyde Bolu, güneybatı Düzce'dir. Zonguldak'ın kuzey sınırı ise Karadeniz ile çevrilidir. Karadeniz sahil şeridinde bulunan Zonguldak, ülkemizin ana karayolu güzergahları üzerinde değildir. Bu nedenle sadece belirli yollardan şehre ulaşılabilir. İstanbul yönünden Zonguldak'a gitmek isteyenler Düzce'den sonra Karadeniz sapağına girip sahil yolunu takip edebilirler. Ankara yönünden gelerek şehre ulaşmak isteyenler ise Bolu Gerede arasındaki Yeniçağa yol ayrımını kullanabilirler. İstanbul, Ankara, İzmir gibi belli başlı büyük şehirlerden Zonguldak'a yapılan otobüs seferleri de mevcut. Zonguldak Otogarı şehir merkezinde, Milli Egemenlik Caddesi üzerinde yer alıyor. - İstanbul Zonguldak arası yaklaşık 330 kilometre ve 4 saat 20 dakika. - Ankara Zonguldak arası yaklaşık 270 kilometre ve 3 saat 20 dakika. - İzmir Zonguldak arası yaklaşık 680 kilometre ve 7 saat. - Antalya Zonguldak arası yaklaşık 730 kilometre ve 9 saat. - Bartın Zonguldak arası yaklaşık 90 kilometre ve 1 saat 15 dakika. - Diyarbakır Zonguldak arası yaklaşık 1150 kilometre ve 14 saat. Zonguldak'a havayolu ile ulaşmak isteyenler için şehrin yaklaşık 45 km. doğusunda Zonguldak Havalimanı hizmet veriyor. 1999 yılında kurulan bu havaalanı yolcu yetersizliğinden dolayı 2002 yılında kapatılmıştı. Yapılan yenileme çalışmaları sonrası havaalanı 2007 yılında tekrar hizmete girdi. Fakat günümüzde hala çok fazla kullanılan bir havalimanı değil. Bu nedenle İstanbul Zonguldak arasında yapılan sınırlı sayıda uçuş haricinde Zonguldak Havalimanı'na aktarmasız uçak seferi bulmak pek mümkün değil. Zonguldak Havaalanı ile Zonguldak merkez arasında uçak saatlerine göre servis hizmeti veriliyor. Ayrıca yine bu havaalanında hizmet veren özel servislerle Bartın, Karabük gibi komşu illere ve Zonguldak'ın diğer ilçelerine ulaşım sağlayabilirsiniz. Geçmiş yıllarda Ankara Zonguldak arasında çalışan Karaelmas Ekspresi ile Zonguldak'a trenle ulaşmak mümkündü. Fakat günümüzde Karaelmas Ekspresi artık hizmet vermiyor (2021). Zonguldak Karabük arasında ise günlük düzenli sefer yapan bir bölgesel tren seçeneği mevcut. Zonguldak Tren Garı il merkezinde, İstasyon Caddesi üzerinde yer alıyor. Zonguldak Karabük arası trenle yaklaşık 2 saat 45 dakika sürüyor. Zonguldak yöresinin bilinen ilk halkı M. Ö. 1200'lü yıllarda Anadolu'ya göç eden Frigyalılar. Frigler bölgede herhangi bir devlet yapısı oluşturmasa da Zonguldak'ın güney kesimlerinde maden işletmeciliği ve el sanatlarında çeşitli faaliyetler gösterdiler. Frigya sonrası yörede önce Kimmerler daha sonra Lidyalılar (M. Ö. 6. yy.) üstünlük kurdu. Lidya Devleti'nin bölgedeki egemenliğe son veren ise Persler (M. Ö. 546) oldu. Yaklaşık iki asır boyunca Anadolu'ya hükmeden Persler, bu süreçte koloni kentlerinin yönetimini \"Tiran\" isimli yandaşlarına bıraktılar. Ta ki M. Ö. 334'te Makedonya Kralı İskender, Anadolu'ya girene kadar. Persleri yenilgiye uğratan Makedonya Krallığı bir süre bölgeyi subaylarının denetimine bıraktı. Fakat Bithynialılar bu subaylara direniş gösterdi ve bölgede hakimiyet kurdular. Daha sonra M. Ö. 70'li yıllarda Romalılar Ereğli'den başlayıp Samsun'a kadar olan Karadeniz kıyılarını ele geçirince Zonguldak'ta Roma İmparatorluğu sınırlarına katıldı. Romalılar kıyı kentlerini birer liman ve savunma noktası olarak görüp önem verdikleri için Zonguldak yöresi bu süreçte yenilendi ve genişletildi. Coğrafyacı Strabon da bu dönemki yazılarında bölgeden \"İyi limanları olan bir kent\" diyerek bahsetmiştir. Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Zonguldak ve çevresi Bizans sınırlarına katıldı. Bizans İmparatorluğu zamanında kent önemini yitirmeye başladı. Büyük güvenlik zafiyetleri baş gösterdi. 8. yüzyıl ve sonrasında ise sırasıyla Arapların, Rusların ve Cenevizlilerin bölgeye akınları oldu. Zonguldak ve çevresi bu süreçte oldukça hasar aldı. Bu yıllarda Zonguldak çevresinde görülen ilk Türk komutan, 1084'te Bartın, Ulus ve Devrek, daha sonrasında ise tüm Zonguldak yöresini ve Sinop'u ele geçiren Emir Karatekin oldu. Fakat bu hakimiyet Selçuklular arasındaki iç çekişme yüzünden fazla sürmedi. 1086 yılında bölge yeniden Bizans sınırlarına katıldı. Yörede 13. yy. sonlarına kadar süren Bizans hakimiyeti daha sonra yerini Candaroğulları Beyliği'ne bıraktı. Kıyı kesimler ise Cenevizlilerin kontrolündeydi. Zonguldak bir dönem Candaroğulları Beyliği, Osmanlı İmparatorluğu ve Cenevizliler arasındaki çekişmelere sahne oldu ve bölge toprakları paylaşıldı. Fatih Sultan Mehmet zamanında Candaroğulları Beyliği tamamen ortadan kaldırılsa da Osmanlı, Zonguldak ve çevresiyle pek ilgilenmedi. 1654 yılında Kazak korsanları ve yeniçerilerce yağmalanan Zonguldak ticari önemini de bir süre yitirdi. Ta ki 1829 yılında bölgede keşfedilen taşkömürüne kadar. Bu yıllardan sonra yabancı sermayenin odaklandığı Zonguldak, 1919 yılında Fransızlar tarafından işgal edildi. Yaklaşık bir yıl süren bu işgale Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri'nin oluşturduğu milis güçleri tarafından 1920'de son verildi. 14 Mayıs 1920'de müstakil mutasarrıflık olan Zonguldak, cumhuriyetin ilanı sonrası Türkiye'de bir il olarak yerini aldı. Nüfus: Zonguldak'ın 2020 yılı nüfusu yaklaşık 595 bin kişidir. - Alaplı - Çaycuma - Devrek - Ereğli - Gökçebey - Kilimli - Kozlu Yeraltı kaynakları bakımından çok zengin bir yer olan Zonguldak, Türkiye'de tarım dışı ekonominin ağırlık kazandığı nadir illerden biridir. Başta taşkömürü olmak üzere Zonguldak'ta demir, manganez, alüminyum, barit, dolomit, kalker, kuvarsit ve şiferton yatakları bulunmaktadır. Bir işçi şehri olan Zonguldak'ta işletilen kömür yatakları, demir-çelik fabrikaları ve bunlara bağlı yan sanayii kolları kentin can damarlarını oluşturur. Bölgede en fazla ihracat yapan illerin başından gelen Zonguldak çimento, cam, seramik ve toprak ürünleri üretiminde de önemli paya sahiptir. Madencilik ve sanayinin ardından tarım ve hayvancılık da Zonguldak ekonomisinin önemli faaliyet alanlarıdır. İl topraklarında yapılan bitkisel üretim tahıl ve sebze-meyvecilik üzerine yoğunlaşır. Zonguldak'ta yetiştirilen başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, mısır, yonca, fındık, ceviz, elma, Osmanlı Çileği, fasulye, lahana, ıspanak ve domatestir. Hayvancılık sektöründe küçük ve orta işletmeler besi sığırcılığı, daha büyük işletmeler ise yumurta ve besi tavukçuluğu ile uğraşmaktadır. Topraklarının yaklaşık yüzde 55'lik bölümü dağlardan oluşan Zonguldak'ın oldukça engebeli bir arazi yapısı vardır. Bu araziler yer yer akarsu vadileriyle derin şekilde parçalanmıştır. Kıyıya paralel, üç sıra halinde uzanan bu dağlar orta yüksekliktedir. İlde ovalık alanların kapladığı bölümler ise azdır. Ilıman Karadeniz ikliminin etkisi altında olan Zonguldak hemen her mevsim bol yağış alır. Kurak geçen mevsim neredeyse hiç yoktur. İl genelinde gece-gündüz sıcaklık farkı fazla değildir. Fakat denizden uzaklaşıp iç kesimlere gidildikçe hava kısmen biraz daha sertleşir. Zonguldak, Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava akımlarına karşı açık bir yapıda olduğu için kış mevsimleri diğer Karadeniz şehirlerine nazaran daha soğuk geçer. İl toprakları hem akarsu hem de bitki örtüsü bakımından da zengindir. Filyos Çayı başta olmak üzere bölgede irili ufaklı pek çok akarsu bulunur. Şehrin bol yağış aldığını da hesaba katarsak, Zonguldak yöresinin büyük bölümünün ormanlık alanlardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu ormanlar yüksek kesimlerde iğne yapraklı, alçak bölgelerde ise daha çok yayvan yapraklı ağaçlardan oluşur. Zonguldak yöresel mutfağının şekillenmesine sebep olan belli başlı birkaç unsur vardır. Öncelikle daha önce bahsettiğimiz gibi Zonguldak bir işçi şehri. Yani il nüfusunun büyük bölümü uzun saatler maden ocakları ve fabrikalarda vakit geçiriyor. Bu durum zamanla fazla masrafı olmayan, pratik yapılabilen yemeklerin halk tarafından daha fazla tercih edilmesine sebep olmuş. Zonguldak'ın en meşhur yemekleri olan Uğmaç Çorbası ve Malay'ı bu yemeklere örnek olarak verebiliriz. Zonguldak mutfağını etkileyen bir diğer unsur da şehrin sürekli dışarıdan göç alması. Bu göçler sonucu bölgeye gelen insanların kendi yöresine has kültürel özellikleriyle Zonguldak kültürünün etkileşim halinde olması, genel anlamda kentin kültüründe faklılıklar oluşturmuş. Bu farklılıklar yemek kültürüne de yansımış. Şehrin kendine özgü çok özel yemekleri yok belki ama yemek çeşitliliği fazladır. Ağırlıklı olarak tahıl ürünleri ve sebzenin ön plana çıktığı yöre mutfağında et fazla kullanılmaz. Ayrıca bir sahil şehri olmasına rağmen Zonguldak'ta çok fazla balık da tüketilmez. Daha doğrusu Karadeniz ortalamasına göre az tüketilir diyelim. - Uğmaç Çorbası - Cevizli Dolma - Soslu Kebap - Malay - Tirit - Pumpum Çorbası - Pırasalı Mancar - Yaprak Sarma - Keşkek - Cizleme - Çöpele - Beyaz Baklava - Höttürme - Gartlaç - Ereğli Pidesi - Cevizli Kömeç - Kabaklı Börek - Tenekede Tavuk - Kabuklu Fasulye - Osmanlı Çileği Zonguldak'ta 1992 yılında kurulan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi bulunuyor. Bu üniversite 2012 yılına kadar Zonguldak Karaelmas Üniversitesi ismini taşıyordu. Fakat bu tarihten sonra çıkartılan bir kanunla ismi değiştirildi. Üniversitenin ana kampüsü denize yakın konumda, yeşil ve mavinin kesiştiği güzel bir mevkide bulunuyor. Aynı zamanda şehir merkezine yaklaşık 3 km. gibi yakın bir mesafede. Sahil yolu üzerinden yürüyerek yaklaşık 40 dakikada merkez çarşıya ulaşabilirsiniz. Yine iki konum arasındaki alternatif yollar üzerinde hizmet veren otobüs/minibüsleri de kullanabilirsiniz. Barınma noktasında öğrenciler için hem üniversite çevresinde hem de şehir merkezinde yurt ve kiralık daire imkanları bolca mevcut. Fakat şunu belirtelim ki kampüs çevresinde kiralar çok da düşük değil. Kampüsten uzaklaştıkça kira fiyatları düşüyor fakat bu sefer de 'yokuş' problemi ortaya çıkıyor. Zonguldak'a ilk kez gelen memur ve öğrencilerin alışması gereken konuların başında yollar geliyor. \"Yolun neyine alışacağız?\" dediğinizi duyar gibiyiz ama inanın Zonguldak'ta bir yerden bir yere yürüyerek gitmek oldukça sıkıntılı. Çünkü şehrin hemen her yeri dik yokuşlar ve merdivenlerle dolu. Öyle ki çarşı-kampüs yolu üzerinde minibüsle giderken düzlük olan bir konum bulunuyor. Buraya geldiğinizde minibüs şoförü \"Düzde inecek var mı?\" diye sesleniyor. Yani yerin adı \"düz\" olmuş. 🙂 Zonguldak'ta düz yol bulmak çölde vaha bulmaya eşdeğerdir. Bu durum sizi biraz zorlayabilir. Şehir merkezinde cadde ve sokaktan daha çok merdivenler var. Hatta her yer merdivenlerle örülmüş desek daha isabetli olur. Evet, Zonguldak'ın bir diğer adı da Merdivenli Şehir'dir. Ev kiralarken bu konuları da göz önünde bulundurmanız gerekiyor. İlk başlarda \"Spor olur, antrenman olur\" diyebilirsiniz ama bir müddet sonra her gün o dik yokuşları tırmanmak çile haline dönüşebilir. Zonguldak merkezden bahsedecek olursak.. Şehir merkezi; sırtını yeşil ormanlara yaslamış, denizin hemen kıyısında dağ yamaçlarına kurulmuş bir şehir. Kulağa hoş geliyor değil mi? Aslında o kadar da hoş değil. 🙂 Nedenlerine kısaca değinelim.. Zonguldak küçük tipik bir Karadeniz şehri. Sosyal imkanlar kısıtlı olsa da Türkiye ortalamasına göre iyi bir konumda diyebiliriz. En azından güzel bir deniz manzarası var. Az da olsa plajları ve sahilleri var. Doğayı ve tabiatı seviyor, manzaralı yerlere karşı ilgi duyuyorsanız Zonguldak'ı bu yönden seversiniz. Ama sosyal hayat hareketliliği bakımından istediğinizi burada bulamayacaksınız. Restoran ve kafeler ile birkaç AVM dışında merkezde çok fazla vakit geçirebileceğiniz yerler bulunmuyor. Eğer öğrenci olarak Zonguldak'a geldiyseniz kampüsün hemen karşısındaki Esas 67 Burda AVM, Kozlu sahili, deniz feneri ve Gazipaşa Caddesi en çok vakit geçireceğiniz yerler olacaktır. Şehirle alakalı önemli sorunlardan biri hava kirliliği. Zonguldak için sırtını ormanlara yaslamış bir şehir diyoruz ama maalesef havası epey kirli. Kömür madenlerinin ve fabrikaların oluşturduğu hava kirliliği yılın her dönemi kendini hissettiriyor. Yeni boyanan bina duvarlarının bile kısa sürede kararmaya başladığını görürsünüz. Kömür zengini bir şehir için bu durum maalesef kaçınılmaz oluyor. Hele ki yaz aylarında bu durum daha da çekilmez hale geliyor. Çünkü şehir merkezinin oldukça nemli bir havası var. Nem ile havada uçuşan kömür tozları birleşince sıkıntı daha da artıyor. Bu sebeple özellikle aileleriyle birlikte yaşayacak memurların, şehir merkezinin yüksek kesimlerinde oturmalarını tavsiye ederiz. Örnek verecek olursak Kilimli ilçesi bu konuda iyi bir tercih olabilir. Hem diğer ilçelere göre il merkezine daha yakın hem de havası daha temizdir. Derseniz ki \"Kozlu da yakın, orayı tercih edelim.\" Yapmayın! Kozlu yakın olabilir ama havası maalesef temiz değil. Ev kiralama konusunda lokasyon olarak bir tavsiyemiz daha olacak. Kömür madeninin havalandırmalarına yakın bölgeleri tercih etmemeniz kesinlikle yararınıza olur. Zonguldak esasında İstanbul, Ankara ve Eskişehir gibi büyük şehirlere yakın bir bölgede bulunuyor. Fakat Zonguldak'ın virajlı yolları bu duruma biraz olumsuz etki ediyor. Yukarıda büyük şehirler ile Zonguldak arasındaki mesafeleri ve takriben varış sürelerini yazmıştık. Otobüs yolculuğunu tercih edecekler için bu sürelere molaların dahil olmadığını hatırlatalım. Bununla beraber hava şartlarının da yolculuk sürelerine etki ettiğini göz önünde bulundurmakta fayda var. Zonguldak ülkemizin en çok memur barındıran şehirlerinden biri. Bunun en önemli sebebi tabi ki TTK. Bu sebeple Zonguldak memurların en çok merak ettiği şehirler arasında yer alıyor. Memurlar açısından Zonguldak'ın avantajlı yönü ilçeleri diyebiliriz. Çünkü Zonguldak'ın ilçeleri de en az merkezi kadar yaşanabilir yerlerdir. Özellikle Ereğli bu konuda bir adım öne çıkıyor. Zonguldak hakkında yorumları incelediğinizde memurların genellikle Ereğli'den daha fazla memnun olduğunu görürsünüz. Zaten Karadeniz Ereğlisi, Zonguldak merkeze göre daha büyük ve biraz daha gelişmiş bir yer. Bununla beraber daha düzenlidir. Nüfus olarak da ilin en kalabalık bölgesidir Ereğli. Çaycuma ve Kozlu ilçeleri de memur ve öğrencilerin yoğunlaştığı yerlerden. Aslında Zonguldak'ın hemen her bölgesi birbirine yakın kalitede yerler sayılır. Sadece Gökçebey ve Kilimli ilçeleri diğer kesimlere göre biraz daha ufaktır. Her ne kadar havası kirli desek de, yaz aylarında Zonguldak'ta kısa sürede kendinizi doğanın içine atabilir, kamp yapacak birçok yer bulabilir ve temiz havanın tadını çıkartabilirsiniz. Kapuz Plajı, Değirmenağzı ve Ilıksu Plajı buradaki favori mekanların başında geliyor. Zonguldak merkez çarşısında hemen her türlü ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz mağazalar bulunuyor. Şehir merkezi ufak olmasına rağmen, Gazipaşa Caddesi'nde trafik eksik olmaz. Bununla beraber araç park etmek için de çok fazla alan yok. Çarşının bir ucu Liman Caddesi'ne yani fener istikametine doğru gidiyor. Diğer ucu ise şehrin en bilinen AVM'lerinden biri olan Westalife Alışveriş Merkezi istikametine gidiyor. Bu iki nokta arası şehrin en hareketli bölgesidir. Yaklaşık 1 km. civarında olan bu caddeyi 10-15 dk. içinde yaya olarak bitirebilirsiniz. İnsanlarından bahsetmek gerekirse; Zonguldak her ne kadar batı Karadeniz'de yer alsa da çevre illerden devamlı göç aldığı için oldukça kozmopolit bir şehirdir. Zonguldak'ta pek çok farklı memleketten insanla karşılaşırsınız. Bunların büyük bölümü emekçi insanlardır. Yabancıya karşı olumsuz bir tutum sergilemezler. Açık görüşlü ve yardımseverdirler. Güvenlik açısından da şehirde bir sıkıntı yaşamazsınız. Hatta şehrin yukarı kesimlerinde ara sokaklarda dolaşırken ev kapılarının açık bırakıldığına şahit olursunuz. Hırsızlık olayı bu şehirde neredeyse hiç görülmez. Fakat \"Zonguldak pahalı mı?\" diye soracak olursanız, o kısım biraz canınızı sıkabilir. Çünkü Zonguldak, Türkiye geneline göre biraz pahalı bir şehir. En azından öğrenciler için öyle. Özellikle ev ve yurt kiraları biraz yüksek."}