{"url": "https://www.egeligezginege.com/12-gunluk-fas-rotamiz", "text": "Atlas Okyanusu ve Akdeniz'e komşu masmavi kıyıları, Atlas Dağları'nın görkeminin ardında saklanan otantik çöl bölgesi, tarih kokan rengarenk sokakları, sımsıcak insanlarıyla bizi meraklandıran Fas için dolu dolu bir rota çizdik. Bu rotayı tamamlamamız 2311 km yolculuk ile tam 12 gün sürdü. Fas'ta road trip anılarımızı ve rotamızın detaylarını bu yazıda bulacaksınız. Gelecek yazılarda şehirler için daha detaylı yazılar yazmayı planlıyorum ama öncesinde yolculuğumuz sırasında yaşadığımız ilginç hikayeleri paylaşmak istedim. Kazablanka Muhammed V Havaalanı'ndan başlayan yolculuğumuz yine buradan son bulduğu için haritada gördüğünüz gibi ülke etrafında daire çizmiş olduk. Fas'ta 12 günde 14 şehir gezdik, 2311 km yol yaparak yolculuğumuzu tamamladık. - Kazablanka Havalimanı - Ouzoud Şelalesi - Marakeş - Quarzazate - Baumalne Dades - Tinghir - Merzouga"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/airbnb-ile-ev-kiralama", "text": "Seyahatseverleri ve ev sahiplerini buluşturan bir ev paylaşım platformu; Airbnb. Airbed and Breakfast anlamına gelen Airbnb, 2008 yılında San Francisco'da yaşayan ve kiralarını ödemekte zorlanan Brian Chesky ve Joe Gebbia adlı iki arkadaş tarafından bir fikirle hayat buldu. Çıkış noktaları evlerinde şişme yatak ve kahvaltı sundukları hizmeti başka insanlara sunmak kadar basitti. Şimdi ise milyonlarca gezgine kanepe, oda, ev ve daha birçok çeşitte konaklama seçeneği sunan bir sistem haline dönüştü. Şu anda Airbnb, dünyanın pek çok noktasında konaklama seçeneği ile seyahatseverlere farklı ülkelerde her bütçeye uygun kalacak yer sağlıyor. Bu yeni nesil konaklama çeşidi sayesinde yerel kültüre yakınlaşabiliyoruz. Ama aslında Airbnb'nin sağladığı en değerli şey yerel insanların kültürünü yansıtan evlerinde konaklayabiliyoruz ve onların önerileriyle o şehri keşfetme fırsatımız oluyor. Sizde Airbnb ile gideceğiniz yerde kısa süreli ev kiralayabilir ya da evinizi kiraya verebilirsiniz. Türkiye'de yeni yeni yayılmaya başlayan Airbnb ile artık ev kiralamak dışında evini kiraya vererek ek gelir sağlayanların sayısı da oldukça fazla. Bende 2015 yılından beri Airbnb'yi severek kullanıyorum. Seyahatlerimde eşsiz deneyimler yaşatan bu sistemi nasıl kullanacağınızı ve kişisel olarak yaşadığım deneyimlerden yazıda bahsederek size sistemi nasıl daha verimli şekilde kullanacağınızı anlatmak istiyorum. Tüm yapmanız gereken dünyanın herhangi bir yerinde kalacağınız şehri, seyahat tarihlerinizi ve konaklayacak kişi sayısını seçip arama yapmak. İşte bu kadar basit! Karşınıza çıkan sayfada aradığınız şehirde belirttiğiniz tarihlerde uygun olan evleri göreceksiniz. Daha detaylı bir seçim yapmak isterseniz sol üst taraftan yerin türü, fiyat ve daha fazla filtre ile detaylı arama yapabilirsiniz. Yerin türünü filtrelemek isterseniz dört seçenekten birini seçmeniz gerekiyor. Yerin tamamı seçeneğini seçtiğinizde tüm evi kiralamış olacaksınız ve sizden başka kimse ile evi paylaşmayacaksınız. Özel oda seçeneğini seçtiğinizde evde bir odayı kiralamış olacaksınız. Bu durumda ev sahibi ya da evi kiralayan başka kişiler ile evin ortak alanlarını paylaşacaksınız. Otel odası seçeneğini seçtiğinizde ise butik otel, hostel ve çeşitlerini göreceksiniz. Müşterek oda seçeneğini seçtiğinizde yatak odanızı ve yerin tamamını başkalarıyla paylaşırsınız. Bu seçenek genellikle salonda bir kanepede kalmak şeklinde olabiliyor. Eğer tanımadığınız biriyle aynı evi paylaşma fikri size uygun değilse sadece yerin tamamı seçeneği ile ev aramaya devam etmelisiniz. Diğer filtreleme seçeneklerinden biri de fiyat aralığını seçeceğiniz fiyat filtresi. Buradan ortalama gecelik fiyat aralığına göre size uygun fiyatları belirleyin. Ev ararken anında rezervasyon filtresini açarsanız, ev sahibinden onay beklemeden rezervasyonunuz sistem tarafından onaylanır. Bu seçeneği hızlı rezervasyon gibi düşünebilirsiniz, acil durumlarda özellikle kullanmak mantıklı oluyor. Daha fazla filtre seçmek isterseniz de daha fazla filtre seçeneğinden odalar ve yataklar filtresinden oda ve yatak sayısını, daha fazla seçenek filtresinden süper ev sahibi seçeneğinden deneyimli ev sahiplerini ve erişilebilirlik seçeneğinden engelli yaşamına uygun olacak koşulları seçebilirsiniz. Olanaklar filtresinden evde aradığınız koşulları işaretleyebilir ve ya tesisler seçeneğinden otopark, spor salonu, havuz gibi detayları seçebilirsiniz. Yer tipi filtresinden konaklamak istediğiniz yerin türünü seçiyorsunuz. Seçenekler arasında klasik evler dışında akıl almaz konaklamalar da var. Mesela şato, deniz feneri, iglo, tekne veya karavan bile kiralamanız mümkün, yeter ki siz isteyin. Diğer filtreler arasından ev kuralları, semt ve ev sahibinin konuştuğu dil filtrelerini de kullanarak hayal ettiğiniz konaklamayı kolaylıkla bulabilirsiniz. Öncelikle kiralamaya karar verdiğiniz evi görsellerini ve koşullarını dikkatlice inceleyin. En önemlisi olan değerlendirme kısmından daha önce kalan kişilerin yaşadığı pozitif ya da negatif deneyimlere ulaşıp, fikir sahibi olabilirsiniz. Eğer evi kiralamadan önce ev sahibine sormak istediğiniz bir soru varsa ev sahibi ile iletişime geçin kısmından mesaj atıp bilgi alabilir, sonrasında ödemeyi gerçekleştirebilirsiniz. Semt kısmında ise evin yaklaşık olarak hangi konumda olduğunu, evin konumu hakkında detayları inceleyebiliyorsunuz. Ancak evin tam adresini bu aşamada öğrenmiyorsunuz, ancak rezervasyon sonrasında onaylanınca size tam adres gönderiliyor ve bu şekilde açık adresi öğreniyorsunuz. Bu noktada yurt dışında konaklama olarak Airbnb kullanacaksanız vize işlemleri için ya da gümrükte belge ibraz etmeniz gerektiğinde kullanmak için rezervasyonunuzu belgeleyen sayfayı çıktı alıp kullanmanızda hiçbir sorun yok. Sayfanın sol tarafına kalacağınız tarihlere göre toplam fiyat yer alacak. Çünkü siz ilk aşamada evi seçerken gecelik oda fiyatına göre seçiyorsunuz ama sistemde detaylandırdıkça ev sahibinin isterse ekleyeceği temizlik ücreti ve Airbnb'nin size aracı olduğu için %15 komisyonu ile fiyata ekstra eklenen hizmet bedeli eklenecek. Tüm durumlar sizin içi uygunsa rezerve edin seçeneğinden ilerleyin. Filtreleme seçeneklerini kullanarak istediğiniz evi buldunuz. Şimdi sırada rezervasyon yapmaya geldi. Rezervasyon için ekranda yeni bir sayfaya yönlendirileceksiniz. Burada en önemli şeylerden biri olan ev kurallarını mutlaka inceleyin. Ekranın sağ tarafında ise ödeme detayları ve iptal politikalarını göreceksiniz. Hala sizin için uygunsa rezervasyonunuzu oluşturabilirsiniz. Rezervasyonun son aşamasında onaylama ve ödeme kısmına geldiniz. Airbnb ev sahibi ve sizinle aracı konumda olduğu için ödeme işlemlerini internet üzerinden yapıyorsunuz ve para konusunda ev sahibi ile muhattap olmuyorsunuz. Ödeme miktarını Airbnb'ye ödüyorsunuz, sistem de ev sahibine komisyonundan keserek ev sahibinin hesabına yatırıyor. Airbnb'de üç farklı iptal politikası var; esnek, orta ve katı. Sizin seçtiğiniz evin belirlediği politika bu kısımda açıklamasıyla yazacak. Eğer rezervasyonu iptal etmek isterseniz ne tür yaptırımları olacak buradan öğreneceksiniz. Ödeme yaptıktan sonra eğer anında rezervasyon yapılan bir ev değilse ev sahibi 24 saat içinde müsaitliğini belirtiyor ve ödemenin tamamı kredi kartınızdan çekiliyor. Eğer anında rezervasyon yapılan bir ev ise evin sayfasında belirtilmiş oluyor ve rezervasyon yaptığınız an ev sahibi onayı gerekmeden rezervasyonunuz onaylanıyor. Elbette güvenli ancak her şeyde olduğu gibi küçük riskler de var. Bu riskleri azaltmak biraz da bizim elimizde. Peki nasıl? Kiralayacağımız evin kurallarını, koşullarını ve fotoğraflarını mutlaka dikkatlice incelemeliyiz. Eski referanslarını okumalıyız, eğer daha önce kalmış kişiler negatif yorum yaptıysa bu konaklamanın riskli olduğunu düşünmeliyiz. Diğer insanların bireysel deneyimleri ve beklentileri çok farklı olabilir tabi ama eğer ki birkaç kötü yorum varsa bu cidden büyük risk içerir. Ancak Airbnb bu riskleri minimize etmek ve olası sorunlarda çözüm üretmek için sürekli çalışıyor. Eğer sorun yaşarsanız hemen Airbnb'ye bildirmelisiniz, sistem her zaman kullanıcılarını destekliyor. Airbnb'yi müşteri hizmetleri konusunda oldukça başarılı buluyorum. Bu güne kadar birçok kez yurt içi ve yurt dışında konaklama için kullandım ve sadece bir kez sorun yaşadım. Airbnb üzerinden Oslo'da oda kiralamıştık ve eve gittiğimizde ev ve odamız oldukça düzensiz ve hijyen koşulları iyi durumda değildi. Hemen ev sahibi ile iletişime geçtik ve türlü bahanelerle birkaç saat bekletildik. Bu sırada ev sahibinden çözüm alamayacağımızı anladık ve evin durumunu kanıtlamak için birkaç fotoğraf çektik. Ev sahibiyle iletişime geçen müşteri hizmetleri sayesinde ev sahibi hemen ev ile ilgilenen temizlik görevlisini yönlendirdi ve bizim için kısmen uygun olan duruma dönüştürüldü. Seyahatten döndükten sonra Airbnb iletişim sayfasında 7/24 ulaşılabilir müşteri hizmetlerinden bir şikayet formu oluşturdum. Durumu açıkladım, çektiğim fotoğrafları sisteme yükledim ve kaldığımız ev sahibinden para iadesi talep ettim. Birkaç iş günü içerisinde 3 gece konaklama tutarımızın 2 gecesini iade aldık ve Airbnb özür dileyerek neredeyse toplam konaklama miktarı kadar indirim kuponu hediye etti. Bu yüzden yaşadığım deneyim sonrası Airbnb'nin müşteri hizmetlerini oldukça başarılı ve müşteri memnuniyetini düşünerek kullanıcılarını desteklediğini düşünüyorum. - Airbnb sadece ev kiralamak için kullanılmıyor. Son birkaç yıldır sistemine deneyim satın alma ve restoran rezervasyonu ekledi. Her şehir için geçerli olmasa da eğer gideceğiniz şehirde bu sistem var ise arama yaparken zaten karşınıza çıkıyor. - Kalacak evi ararken mutlaka filtreleri kullanın. Kalacağınız odanın özelliğini seçin ki doğru eve ulaşmanız daha kolay olsun. Tüm evi kiralamadığınız durumda ev sahibi ya da başka kişilerle evin ortak alanlarını paylaşacağınızı unutmayın. Eğer tanımadığınız kişilerle aynı evi paylaşmak sizi göre değilse tüm evi kiralama seçeneğini seçin. - Rezervasyon onayı geldikten sonra tüm konaklama ücreti kartınızdan çekilecek. Seyahatiniz ile ilgili bir değişiklik olması durumunu göz önünde alın ve rezervasyonu tamamlamadan önce iptal şartlarını okumuş olun. - Check-in ve check-out saatlerine mutlaka bakın. Eğer belirtilen saatlerin dışında bir zaman diliminde check-in yapacaksanız, rezervasyon yapmadan önce mutlaka ev sahibine bildirin. Ayrıca check-out süresinden birkaç saat sonra çıkmak istiyorsanız ya da eşyalarınızı bırakıp ileri bir saatte almak istiyorsanız, evin uygun olup olmadığını ev sahibinize sorun. - Rezervasyonunuz onaylandıktan sonra ev sahibiyle mutlaka iletişime geçin ve adres bilgisini bir yere not edin. Çoğu ev sahibi rezervasyon onaylarken telefon numarasını da paylaşıyor ama yazmadıysa telefonunu isteyin. Bir sorun yaşamanız halinde hızlıca iletişime geçmeniz gerekebilir. - Rezervasyon çıktısını seyahatinizde mutlaka yanınıza alın. Hem ülkeye giriş yaparken kalacağınız yer sorulduğunda belgeyi gösterebilirsiniz hem de evin adresi belgelenmiş şekilde elinizde bulunur. - Airbnb'de ev sahibi değerlendirme kazandığını gibi konaklayan kişiler de referans sahibi oluyor. Bu yüzden evi nasıl teslim aldıysanız o şekilde bırakmaya özen gösterin. - Konaklama sonrası kaldığınız ev için değerlendirme yapmanız gerekiyor. Zaten konaklamanız bittikten sonra Airbnb'den hatırlatma maili de alıyorsunuz. Nasıl bir deneyim yaşadığınızı belirtilen süre içinde paylaşın. - Eğer konaklamanız sırasında olumsuz bir şey yaşarsanız bunu mutlaka değerlendirmede belirtin. Hem gelecek misafirler için fikir verir ve başka kişiler madur olmaz hem de eğer yaşadığınız deneyimi Airbnb'ye kanıtlarsanız paranızı iade bile alabilirsiniz. Bunun için gördüğünüz olumsuzlukları zamanında fotoğraflamış olun."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/airbnb-ile-para-kazanmak", "text": "Airbnb, dünyanın pek çok noktasındaki seyahatseverlere her bütçeye uygun konaklama seçeneği sağlıyor. Bu yeni nesil konaklama çeşidi sayesinde yerel kültüre yakınlaşabiliyoruz. Ama aslında Airbnb'nin sağladığı en değerli şey yerel insanların kültürünü yansıtan evlerinde konaklayarak, onların önerileriyle o şehri keşfetme fırsatımız oluyor. Siz de Airbnb ile gideceğiniz yerde kısa süreli ev kiralayabilir ya da evinizi kiraya verebilirsiniz. Türkiye'de giderek yaygınlaşmaya başlayan Airbnb ile evini kiraya vererek ek gelir sağlayanların sayısı da oldukça fazla. Daha önce Airbnb Nasıl Kullanılır yazısında Airbnb'de ev kiralamak hakkında detaylı bilgiler vermiştim. Bu kez Airbnb ile evinizi kiralayarak ya da deneyim planlayarak nasıl gelir elde edeceğinizi anlatacağım. Airbnb ile evinizi kiralayarak hatrı sayılır bir gelir elde edebilirsiniz. Özellikle eviniz merkezi yerlerde ya da turistik lokasyonlarda yer alıyorsa kiraladığınız yerin boş kalması neredeyse imkansız. Airbnb ile ev kiralamaya başlamak için öncelikle sisteme kaydolmanız gerekiyor. Daha sonrasında profilinize evinizin özelliklerini ekleyip ilan verme işlemlerinizi yaptıktan sonra artık misafirlerinizi heyecanla bekleyebilirsiniz. Airbnb sadece seyahat ederken konaklama sağlayan bir sistem değil. Evinizin bir odasını ya da uygun bir odanız yoksa salondaki kanepenizi bile Airbnb üzerinden kiraya verebilirsiniz. Üniversitede okurken ben de evimdeki bir odayı bu şekilde kiraya vererek, gelen misafirlerimden kazandığım gelir ile yeni seyahatler planlıyordum. Örnek vermem gerekirse evimin bir odasını kiralayarak aylık ortalama 3000-4000 TL kazanç elde etmek mümkün. Evinizin tamamını kiralarsanız konumun avantajı ve evin koşullarına göre bu miktar 3 katına kadar çıkabilir. Eğer koşullarınız uygunsa ek gelir elde etmek için şahane bir sistem. Evinizin bir odasını kiraya verebilir, hatta isterseniz evinizin tamamını siz seyahatteyken kiraya vererek daha çok kazanç elde edebilirsiniz. Siz evde yokken evin anahtarını nasıl vereceğim akla gelen ilk soru olsa da bunun da çözümünü evin çevresinde tanıdığınız yerlere bırakabilir ya da tanıdığınız arkadaşlarından yardım isteyerek çözebilirsiniz. Nasıl olsa gelen kişilerle para alışverişiniz olmuyor ve tüm ödemeler Airbnb üzerinden yapılıyor, oldukça güvenli ve mantıklı bir seçenek. Airbnb ile evinizi kiralamak için profilinizde yer alan ev sahipliği panosundan ilanınızı yönetebilirsiniz. Artık değişen dünyada seyahat etme alışkanlıklarımız da değişmeye başladı. Lüks bir otelde paket tatil yapmak yerine farklı deneyimler sunan tatil seçenekleri daha çok tercih edilir oldu. Airbnb, gelişen dünyaya ayak uydurmak için son yıllarda sistemine yenilikler ekledi. Airbnb'yi ev kiralamak dışında farklı deneyimler satın almak için de kullanabiliyoruz. Deneyim satın almak tıpkı ev kiralamak gibi benzer şekilde işliyor. Farklı kategorilerdeki deneyimleri seçip, size uygun konsepti seçmeniz yeterli. Deneyim kategorileri yiyecek ve içecek, doğa, spor, tarih, eğlence, gece hayatı, sanat, müzik, atölye çalışmaları, sağlık ve zindelik, sosyal etki ve samimi konserler şeklinde. Yani Airbnb aracılığı ile Bali'de meditasyon deneyimi yapabilir, İtalya'da makarna yapma kursuna katılabilir ya da Los Angeles sahilinde yelkenli deneyimi yaşayabilirsiniz. Ben de Airbnb sayesinde Fas'ta bir yemek kursuna katılıp, Fas yemekleri yapmayı öğrenmiştim. Farklı deneyimler sizi de heyecanlandırıyorsa bir sonrası seyahatiniz için kendinize mutlaka bir deneyim planlayın. Herhangi bir konuda uzmansanız ya da iyi olduğunuzu düşünüyorsanız Airbnb üzerinden deneyim planlayarak gelir elde edebileceğinizi biliyor muydunuz? 2018 yılından beri Airbnb'de deneyim planlayıcısıyım. Bugüne kadar farklı konseptlerde deneyime ev sahipliği yaptım. Bazı dönemler tam zamanlı işimden daha çok kazanç elde ettiğim aylar bile oldu. Esnek bir işiniz varsa ya da işinizden kalan zamanda bir deneyim planlama imkanınız varsa bu işten iyi bir kazanç elde etmeniz mümkün. Deneyime ve olanaklara göre fiyatlar değişse de örnek vermem gerekirse 4 saatlik bir yürüyüş turu deneyiminden kişi başı 300-400 TL kar elde etmeniz mümkün. Şimdi size nasıl olacağını anlatacağım. Airbnb'de deneyimler uzman kişiler tarafından planlanıyor. Siz saatini, kişi sayısını ve ücretini belirleyerek ilanınızı yayınlıyorsunuz. Etkinliğinize katılan kişiler Airbnb aracılığı ile rezervasyon yapıyor ve bir gruba deneyim sunuyorsunuz ve para kazanıyorsunuz. Bu deneyim ne olabilir derseniz de tamamen hayal gücünüze ve sizin yeteneklerinize bağlı. Mesela bir seyahat yazarı ve gezgin olarak İstanbul'un farklı yerlerinden turlar düzenledim. Mutfakta iyi olduğum için bir meze gecesi planladım. Siz de örneğin el sanatlarında iyi olabilirsiniz ve bir atölyede birkaç saatlik bir eğitim verebilirsiniz. Gerçekten Airbnb deneyimlerinin sınırı yok. İlham almak için internet sitesinden diğer deneyimleri inceleyip kendinize uygun deneyimi oluşturabilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/amsterdamda-yasam", "text": "Yurtdışında yaşam röportajları serisine bu kez konfor alanından çıkarak Hollanda'ya iş sebebiyle taşınan Ayça konuk oldu. 2018'in başında Hollanda'ya taşınan Ayçaile Hollanda'da yaşam ve iş hayatı üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştiridm. Yurtdışında yaşamak ve özellikle Hollanda'da iş bulmak, Hollanda'ya yerleşmek gibi konularla ilgili merak ettiğiniz soruları Ayça'ya sordum. Bakalım Ayça'nın gözünden Hollanda'da yaşamak nasılmış, hep birlikte görelim. - Merhaba Ayça, bize kısaca kendinden bahseder misin?"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/antalya-lezzet-duraklari", "text": "Seyahat etmenin en güzel kısımlarından biri şüphesiz ki oraya özgü yemeklerin tadına bakmak. Söz konusu Antalya olunca masmavi denizi, yemyeşil doğası ve tarihi değerleri akla gelse de mutfağı da bir o kadar zengin. Antalya'da gittiğinizde nerede, ne yenir diyorsanız işte sizinle Antalya'da mutlaka denemeniz gereken 5 lezzet durağını ve Antalya'nın meşhur lezzetlerini paylaşıyorum. Antalya'nın yüz yıllık tatlarından ve coğrafi işaretli ürünlerden biri olan piyaz, şehrin en önemli lezzetlerinden. Antalya Mutfağı'nın vazgeçilmez klasiklerinden piyazı birçok lokantada ve kebapçıda göreceksiniz. Hepsinin daha önce yediklerinizden çok farklı olduğunu söylemem gerek çünkü tahinli özel bir sos ile hazırlıyorlar. Küçük Çandır fasülyesi, tahin ve tarator sos bir araya gelince lezzetli mi lezzetli Antalya Piyazı ortaya çıkıyor. Üstüne de bol zeytinyağı ve maydanoz, yanına da Antalya'nın şiş köftesi ile gayet lezzetli oluyor. Antalya'ya yolu düşenlerin piyaz ve şiş köfte için mutlaka uğraması gereken lezzet duraklarından biri. 1885 yılından beri aynı adresindeki küçücük dükkanında devam eden, Antalya'nın ilk lokantası. Aynı zamanda Türkiye'nin de en eski lokantalarından biri. Bu kadar özelliği bir arada taşırken burada tadacaklarınız için heyecanlanmış olabilirsiniz. Zira ben çok merak ederek Topçu Kebap'a gitmiştim ve o kadar çok seviyorum ki Antalya'ya her gidişimde mutlaka uğrarım. Şu anda ailenin dördüncü kuşağı tarafından işletiliyor. Sadece şiş köfte ve piyazla başlamışlar, sonradan döner de menüye eklenmiş. Antalya'ya gelince tatmadan olmazsa olmaz lezzetlerden biri piyaz ve şiş köfte elbette ama buranın döneri de çok lezzetli. Ustasından öğrendim ki meşe odununda pişiyormuş. Ortaya paylaşımlı bir menü söyleyip bence hepsinde tatmak lazım. Yemeğin ardından bol tahinli ve cevizli kabak tatlısının tadına da mutlaka bakmalısınız. Antalya usulü serpme börek katmer gibi açılan, bol yağlı ve haliyle çok lezzetli bir börek. El açması incecik hamurunun içerisine kıyma, patates ve peynir gibi malzemeler ekleniyor. Antalya'da serpme börek denilince akla 50 yıldır börek yapan Tevfik Amca geliyor. Hadrian Kapısı'na yakın konumda bir pasajda bulunan dükkanının adı Börekçi Tevfik. Bir Antalya klasiği olsa da ne yazık ki pandemiden dolayı uzun zamandır kapalı olduğu için son gelişimde çıtır çıtır böreklerinin tadına bakamadan döndüm. Umarım yakın zamanda tekrardan açılır. Yanık dondurma daha önce hiç denediniz mi? Antalya'ya özgü, yanıksı dondurma denilen ve keçi sütünden yapılan dondurma pişirilme esnasında özellikle yakılarak hazırlanıyor. Bu nedenle de süt yanığı kokusu sinmiş bir lezzet oluyor. Oldukça ilginç bir tat, belki herkese hitap etmeyebilir. Ben yeni lezzetlere açık ve yanık tatlardan hoşlanan biri olarak sevdim. Yanık dondurmayı Antalya'da birçok yerde görebilirsiniz ama en iyi adresi Akdeniz Dondurma. Şehrin en eski tatlıcılarından biri. Merkezde birçok şubesi var. 1961 yılında Ali Çetinkaya Caddesi üzerinde yer alan dükkanlarıyla bu işe başladıkları için nostalji severler buradan tadabilir. Antalya'ya gideceğinizde mutlaka çevrenizden biri 7 Mehmet'i size önerecek, öncelikle buna hazır olun. Şimdi ben de detaylarıyla neden 7 Mehmet'e gitmeniz gerektiğini anlatacağım. Gerçekten bir lezzet şöleni ve unutulmaz bir deneyim! Geleneksel yemekleri seviyor ve aynı zamanda yeni lezzetlere açıksanız buradan memnun kalacağınıza eminim. Öncelikle gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerek çünkü Antalya'nın en sevilen mekanı. Sabit menülerinin yanı sıra dönemsel ürünlerle de yeni lezzet denemelerini menülerine ekliyorlar. Bu yüzden gittiğinizde özel lezzetlerini sormayı da unutmayın. Ayrıca menüsünde coğrafi işaretli lezzetler ve buraya özgü yemekleri işaretlerle göreceksiniz. Açıkcası ben bir deneyim olarak özel lezzetlerini denemenizi öneriyorum. 7 Mehmet'te lezzet deneyimine Antalya'ya özgü Hibeş mezesi ile başlıyoruz. Güzel bir iştah açıcı soğuk meze. Tahin, zeytinyağı, sarımsak, limon ve baharatlarla hazırlanan, humusu andıran bir meze ancak içinde nohut yok. Ekmek üzerine sürüp bayıla bayıla yemek garanti, ana yemeklerle sos olarak da çok yakışıyor. Daha sonra 7 Mehmet'in imza lezzetlerinden kabak çekirdekli, kavrulmuş beyaz üzüm yapraklı mezeye geçiyoruz. İlk kez bildiğimiz sarma yaprağının kavrulmuş halini yediğim için hem şaşkın hem de lezzetinden dolayı aşırı mutlu oldum. Sonrasında sofraya balkabağı kızartması ve bamya kızartması geldi, bol tereyağlı ve yoğurt soslu. Bunlar da damağımızda iz bırakan lezzetler oldu. Ana yemek olarak mekanın alamet-i farikalarından biri olan kuzu tandır siparişi verdim. Önceden aldığım tavsiyelere dayanarak bademli, kuş üzümü ve ciğerli bir iç pilavlı seçeneği tercih ettim. Tandır ve pilav gerçekten çok başarılıydı. Menüde gözüme takılan bergamutlu ve ananaslı pilav için midemde ufak bir yer olmasını çok isterdim. İlginç lezzetlerin birleşimi sizi de heycanlandırıyorsa bence tadına bakmaya değer. Son olarak 7 Mehmet lezzet deneyiminden çok mutlu ayrıldım. Lezzetleri kadar servise gösterilen özenin restorantın kalitesiyle orantılı olduğunu söyleyebilirim. Antalya'ya yolunuz düşerse mutlaka bu deneyimi yaşayın."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/assos-plajlari", "text": "Bir Egeli olarak uzun zamandır Kuzey Ege'ye gitmeyi planlıyordum. Bir hafta süren Dikili, Ayvalık, Kaz Dağları ve Assos rotamızda denize girmek için Çanakkale Assos koyları ve plajlarını seçtik. Edremit Körfezi boyunca denize girmek için bizi heyecanlandıran bir sahil göremedik. Bu yüzden Assos koyları, Kuzey Ege'de denize girilecek en sakin ve keyifli yerler olduğunu düşünüyoruz. İşte Assos'un en iyi plajları listesi! Assos'da denize girilecek en güzel plajları keşfetmeden önce koylar hakkında genel bilgi vermek isteriz. Öncelikle en çok sorulan \"Assos denizi soğuk mu\" sorusuna cevap verelim. Assos'un denizi Ege'nin en soğuk denizi diyebiliriz. Bu noktada soğuk deniz severler ve sevmeyenler olarak tatilinizi planlarken bu bilgiyi göz önüne alabilirsiniz. Biz soğuk deniz severler olarak Assos plajlarını çok sevdik, denize girince insana bir dinçlik geliyor. Hele ki Temmuz ayındaki sıcak yaz günlerinde bize çok iyi geldi. Kuzey Ege'de deniz sezonu Güney Ege gibi uzun da sürmez. Haziran gibi başlar, Eylül'ün ortalarında buralarda yaz sezonu kapanışa geçer. Ancak yaz sezonunda buraları diğer tatil yerleri gibi aşırı kalabalık göremezsiniz. Sakin tatil yerlerinden biri olan Assos'a Haziran, Temmuz ve Ağustos döneminde gelmek en ideal zamanlar. Ayrıca plajlar hakkında bir diğer bilmeniz gereken konu ise Assos'un taşlık sahil yapısı. Assos koyları genelde taşlık bu nedenle yanınıza mutlaka deniz ayakkabısı almalısınız. Son olarak listemizde olan yerleri Assos beach tavsiyesi olarak da bahsetmiş olayım. Deneme şansımız olsa da çevrede yaşayanlardan ve araştırmalarımız ile kendimize alternatif bir Assos'ta denize girilecek tesisleri not etmiştik. Mesela, Küçükkuyu Assos yolu arasındaki Les Olives Garden, Assos Moonlight Beach ve Assos Rüya Motel plaj keyfini doyasıya yaşayabilmek için tavsiye edebileceğimiz yerler. Assos'da plajı olan oteller önerisi olarak da bahsettiğimiz yerleri değerlendirebilirsiniz. Assos'un göz bebeği ve en turistik noktası diyebiliriz. Behram Köyü'nden Assos Antik Liman'a inerken dik ve virajlı bir yoldan ineceksiniz. Karşınıza eski palamut depolarının restore edilmesi ile ortaya çıkan butik oteller ve restoranların yoğunlukta olduğu bir yer. Genellikle Assos Antik Limanı turistik ziyaretler için tercih ediliyor. Otel ve kamp alanı olarak hizmet veren denize sıfır işletmelerin önüne yapılmış tahta iskelelerden denize giriliyor. İskeleye konulan şemsiye, şezlong ve yastıklar ile rahat bir ortamı var. Ancak Antik Liman kıyı boyu otel ve restoranlar işletmeleri tarafından işletildiği için eğer buradaki otellerde konaklamıyorsanız ücret karşılığı tesise erişim sağlayabilirsiniz. Midilli Adası manzarasına karşı, salaş ve kalabalıktan uzak bir koyda yüzmek isteyenler için önerimiz Assos Sivrice Koyu. Behramkale'den Babakale tarafına doğru giderken Bektaş Köy yolundan saparak dik bir yoldan inilerek ulaşılıyor. İnişi tamamladığınızda yol ikiye ayrılıyor. Sol taraftan Sivrice Deniz Feneri'ne doğru, sağ taraftan ise Sokakağzı Plajı'na doğru gidiliyor. Assos Sivrice Koyu sahili boyunca salaş ve şirin pansiyon ve restoran işletmeleri göreceksiniz. Denizin üzerine kurulmuş ahşap iskeleden ya da taşlık sahilinden denize giriliyor. Burası tam kafa dinlemelik bir koy. Sahilde şemsiye ve şezlong kiralayabileceğiniz işletmeler mevcut. Eğer kendi şemsiyenizi ve sandalyenizle sahile yerleşip denize girmek isterseniz de işletmelerin aralarında ücretsiz oturmaya uygun yerler de var. Assos'un serin sularına taşlık sahilinden girecekseniz yanınıza deniz ayakkabınızı almalısınız. Sivrice Koyu'nun hemen karşısında bir başka kafa dinlemelik koy ise Assos Sokakağzı Plajı. Kumluk sahili ve hemen derinleşmeyen denizi sebebiyle özellikle çocuklu ailelerin tercih ettiği bir yer. Sahili kumluk olsa da denize girişte kısa bir taşlık alan var, sonrası kumluk. Sahil boyunca denize sıfır salaş pansiyonlar, restoranlar ve kamp alanları var. Assos tarafından denize sıfır bir otel arayışınız olursa Sokakağzı Plajı sahilinde birçok alternetif bulabilirsiniz. Buradaki restoranlar ve pansiyonlar tarafından sahilde şemsiye ve şezlong kiralama imkanı var. Sokakağzı Koyu halka açık ve ücretsiz bir plaj olduğu için sandalyenizle sahile yerleşip burada denize girebilirsiniz. Assos'dan Küçükkuyu yönüne doğru giderken karşınıza çıkacak ilk koy ünlü Assos Kadırga Koyu. Zeytin ağaçları ve nefis bir deniz manzarası eşliğinde koya iniyorsunuz. Burası uzun sahili ve çok sayıda konaklama tesisi ile Assos civarında deniz tatili için en çok tercih edilen yer. Sahil boyunca otel, pansiyon ve kamp alanları gibi her çeşit konaklama olanağı ve salaş restoranlar mevcut. İşletmelerin sahil tarafında kendine ait alanında şezlong ve şemsiye kiralayıp tüm gününüzü rahatça geçirebilirsiniz. Kadırga Plajı, Assos'un en geniş ve uzun sahili. Aynı zaman da mavi bayraklı bir plaj yani denizin temizliği ve güzelliği tescilli. Sahili ufak taşlık olduğu için diğer koylarda olduğu gibi deniz ayakkabısı şart. Assos'un merkezi Behram Köyü'nden Babakale yönüne doğru giderken soldan bir sapaktan inişli bir yol ile ulaşılıyor. Burası tamamen bakir bir koy, etrafında hiçbir işletme yok. Çok bilinmeyen bir koy olduğunu için burası kalabalıktan uzak ve sakin koylarda yüzmeyi sevenler için oldukça ideal. Assos sahili boyunca çok sayıda kamp alanları göreceksiniz. Eğer kendiniz kurmak isterseniz de Assos'ta çadır kurulacak yerler arasından en uygun yerlerden biri burası diyebiliriz. Biz bu tarz koyları tesisli koylara göre her zaman tercih ederiz. Yiyeceklerinizi yanınıza alıp, şemsiyemizi kurup tüm günü burada keyifle geçirirsiniz. Sahili ve denizi taşlık olmasının yanı sıra kayalık kısımlarda deniz kestaneleri olduğu için deniz ayakkabınızı yanınıza almayı unutmayın."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/atinada-gorulmesi-gereken-10-yer", "text": "Yunanca'da \"yukarıda bulunan şehir\" anlamına gelen Akropolis'i Atina geziniz boyunca bir çok kez sokak aralarından, teras barlardan ya da otelinizin manzarasından izleyebilirsiniz. Antik şehri gezmeye gelen hemen hemen her turistin ziyaret ettiği Akropolis'in en tepesine tırmanınca tüm şehir ayaklarınızın altına olacak. Aslında bu antik bölgenin genel adı Akropolis. Parthenon ise yukarıda göreceğiniz en görkemli yapı olacak. Diğer önemli yapılar ise Herodes Atticus Tiyatrosu, Dionysos Tiyatrosu, Propylaia ve Erektheion. Ermou Caddesi'nin sonunda, şehrin kalbi konumunda bir meydan Syntagma. Günün her saati canlı ve kalabalık, Atinalılar hem eylemlerini hem de kutlamalarını burada yapıyor. Öyle ki, geziniz sırasında bir çok kez bu meydanla yolunuz kesişecek. Yunan Parlamentosu'nun bulunduğu bu meydanda nöbet tutan askerlerin her saat gerçekleşen nöbet değişimi izleyemeye değer. Akropolis'ten çıkarılan arkeolojik kalıntılar sergilendiği, şehrin en kapsamlı müzelerinden biri. İçeride yer alan şeffaf zeminde tarihi yerinde görmek çok etkileyici. Yüzlerce antik çağ eseri Akropol ziyaretinizden sonra sizi tüm ihtişamı ile orada bekliyor, es geçmeyin. Yorulduğunuzda terasındaki kafede Atina manzarasına karşı dinlenebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/avrupa-gonullu-hizmeti", "text": "Blogda uzun zamandır sizlerle paylaşmak istediğim röportaj serisinin ilki ile karşınızdayım. Canım arkadaşım Selen ile Avrupa Gönüllü Hizmeti hakkında çok keyifli bir röportaj yaptık. Umarım Selen'in hikayesi ve deneyimleri sizlere de ilham olur. Bu yazıda Selen'in Avrupa Gönüllü Hizmeti deneyimi, AGH nedir, başvuru aşamaları, katılım koşulları, sağladığı deneyimler ve katıldığı proje hakkında detaylı bilgiler bulacaksınız. Lafı fazla uzatmadan sözü Selen'e bırakıyorum. Ben Selen Suer. Dokuz Eylül Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünden mezun oldum. Bölümüm Almanca ve İngilizce olmak üzere iki dilde eğitim veriyordu. Ben de bu öğrendiğim dilleri, konuşulduğu ülkelerde pekiştirmek istediğim için yurtdışına çıkmanın yollarını aramaya başladım. Dönemin koşulları gereği yurtdışına seyahat etmek, özellikle yurtdışında uzun süreli kalmak oldukça pahalı olduğu için hem ekonomik hem de bana faydalı olacak imkanların arayışındaydım açıkçası. Tam bu sırada internetteki bir ilan gözüme çarptı. Avrupa Gönüllü Hizmeti'nden, yani dünyaca bilinen adıyla European Voluntary Service-EVS'den bahsediyordu. Başta Avrupa Birliği ülkelerinde olmak üzere konaklama, yeme-içme, cep harçlığı ve sağlık sigortası+vize+gidiş-geliş bilet ücretinin karşılandığı Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı'nca desteklenen Erasmus+ programının \"Bireylerin Öğrenme Hareketliliği\" bölümünde yer alan Avrupa Gönüllü Hizmeti ile karşılaştım. Benim EVS/AGH maceram da tam olarak burada başladı. Avrupa Gönüllü Hizmeti'ni öğrendikten sonra açıkçası bunu kendim de gerçekleştirmek çok istedim. O zaman yıl 2015'ti daha üniversitede okuyordum. Mezun olmama bir sene vardı. Uzun dönem AGH yapmak için mezun olmayı beklemem gerekiyordu. Bu sırada fark ettim ki gördüğüm AGH projelerinin çoğu Sivil Toplum Kuruluşları 'nda gerçekleştiriliyordu. Avrupa Gönüllü Hizmeti'nde herhangi bir dil veya deneyim şartı olmamasına rağmen bir STK'da işleyişin nasıl olduğunu ve gönüllülüğün ne anlama geldiğini bilmenin bana başvurularda büyük bir avantaj sağlayacağını düşündüm. Bu doğrultuda da İzmir'de aktif faaliyet gösteren gençlik organizasyonlarını araştırmaya başladım ve yolum Pi Gençlik Derneği'yle kesişti. Yaklaşık olarak iki sene Ulusal Ağlar ve Yerel Temas Sorumlusu olarak orada gönüllülük yaptım. Bu süreç beni AGH'ye hazırlayan büyük bir kazanım oldu. Bu arada gitmeme bir sene olmasına rağmen başvurular yapmaya başlamıştım. Fakat bir türlü olumlu yanıt alamıyordum ve bu sırada başvurularda neredeyse 1,5 seneyi tamamlamıştım. Bir gün arkadaşımın \"Selen, acaba daha önce yurtdışı deneyimin olmadığı için mi çağırılmıyorsun\" demesi üzerine kısa dönem AGH yapmanın benim için faydalı olacağına karar verdim ve başvurularıma artık kısa dönem projeler de eklenmişti. 1 ay sonra da Makedonya'nın Kochani şehrinde gerçekleştirilecek bir aylık bir projeden onay aldım. Oradaki gönüllülük faaliyeti bana yurtdışında gönüllüğün nasıl işlediğini gösterirken yurtdışında yaşam konusunda da fikir edinmeme ışık tuttu. Makedonya'dan döndükten sonra artık uzun dönem AGH yapmak istediğimden emindim. Gönüllülük bana hayat katan, farklı hayatları ve yaşam biçimlerini sunan, yardım etmenin, bir insanın yüzündeki mutluluğun nedeni olmanın sevincini yaşatmıştı. Ve bu sevinç kaldığı yerden devam etmeliydi. Makedonya'dan döndükten iki ay sonra AGH yapmak istediğimi iyi bilen bir arkadaşımın \"Selen, bak Almanya'nın Frankfurt am Main şehrinde uzun dönem bir AGH projesi var, başvursana\" demesi üzerine projeye başvurdum. İşin güzel tarafı acil olarak bir gönüllü arıyorlardı. Bu da demek oluyordu ki projeden onay alırsam, kısa sürede Almanya'ya gidebilirdim. Başvuruma ertesi gün geri döndüler ve bir hafta içinde Almanya ile de yaptığımız görüşmenin sonucunda İstanbul merkezli \"Gençtur\" organizasyonunun gönderici ve ICJA Freiwilligenaustausch weltweit e. V. 'nin ev sahibi kuruluş olarak görev üstlendiği bir AGH projesinden onay aldım. Erasmus+ programı veya komşu ortak ülkelerinden birinde, kısa dönem (59 güne kadar) veya uzun dönem (2 12 ay) bir dernek/organizasyon/kuruluş çatısı altında gönüllü olarak faaliyet göstermenizi sağlayan bir programdır. Kısa dönem yapan gönüllüler (1 ve ya 2 ay) sonrasında geri kalan gün sayısını 1 yıla tamamlayacak kadar uzun dönem AGH de gerçekleştirebilirler. Cinsiyet, dil, din, ırk, eğitim durumu farkı aranmaksızın söz konusu ülkelerdeki 17 30 yaş arasında her birey eşit koşullarda programdan yararlanabilir. Avrupa Gönüllü Hizmeti projelerine katılmak için iki yol var. Bu yollardan birini tercih edip Erasmus+ programı kapsamında gönüllü olarak yurt dışına gidilebilir. Fakat tercih yapmadan önce atılacak ilk adım kendine Türkiye'de bir Gönderen Kuruluş bulmaktır. Birinci yol, Gönderen Kuruluş olarak halihazırda projesi kabul olmuş ve gönüllü arayan bir kurum bulup onlarla irtibata geçmek ve projelerine başvuru yapmak. İkincisi ise yurt dışında gönüllülük yapmak istediğin ülkedeki projeyi bulup onlar ile iletişime geçmek ve gönüllü olarak seni projelerine kabul ettikten sonra kendine bir Gönderen Kuruluş bulmak. Bu siteden hem yurtdışındaki ev sahibi organizasyonları hem de Türkiye'deki gönderici kuruluşları öğrenip aynı zamanda halihazırda gönüllü arayan projelere ulaşabiliyorsunuz. Sadece EVS Database proje bulmak için yeterli olmayacaktır. O yüzden EVS ile ilgili tüm web sayfalarını takip etmelerini özellikle Facebook gruplarına dahil olmalarını tavsiye ederim, çünkü bu tür gruplarda EVS Database'de göremeyeceğiniz ilanlara denk gelebilirsiniz. Ayrıca Türkiye'de bulduğunuz gönderici kuruluşların sosyal medyalarını da takip ederseniz güncel olarak tüm proje ilanlarına ulaşma sürenizi kısaltmış olursunuz. Proje ilanları arasından kendinize uygun bir proje bulduktan sonra ilan başvurusunda temelde iki hazırlık yapmanız beklenecek sizden. Birincisi Europass CV, diğeri ise motivasyon mektubu. Europass CV özellikle eğitim, iş deneyimi ve dil gibi kazanım ve yetkinliklerinizi detaylandıran bir CV formatıdır. Uygun bir özgeçmiş oluşturmak için Europass CV adresinden detaylara ulaşabilirsiniz. Her AGH başvurusunda ev sahibi kuruluş sizlerden Europasss CV'nizi onlarla paylaşmanız bekleyecektir. Bunun yanı sıra başvurduğunuz projeyle ilgili olarak o zamana kadar neler yaptığınızı paylaşıp aynı zamanda onların projelerine nasıl katkılar sağlayabileceğinizden bahsedeceğiniz yer ise motivasyon mektubunuz olacaktır. Burada en çok dikkat edilmesi gerekilen noktanın her proje için ayrı bir mektup hazırlamak olduğuna inanıyorum. Her projeye aynı mektubu göndererek sadece o projeden onay alma şansınızı azaltmış olursunuz. Bunlara ek olarak AGH sürecimde yaptığım araştırmalarda özellikle sadece bu iki başvuru aracıyla kalmayıp kişilerin kendilerinden bahsettikleri sunum ve kısa videolara da rastladım. Her ilanda yaklaşık 100 ve belki de daha fazla başvuru alan bir kurumun her bir CV ve motivasyon mektubunu okumak yerine daha az zamanını alıp kişiyi tanımasına olanak tanıyan uygulamalara yöneleceklerini de hesaba katmanızı öneririm. Gerçekten çok çeşitli projelerle karşılaşabilirsiniz. Örneğin doğayı korumakla ilgili çalışmalara katılabilirsiniz, bir anaokulunda çalışıp küçük çocuklarla aktiviteler organize edebilirsiniz ya da bir gençlik organizasyonunun hem ofisinde hem sahadaki çalışmalarına destek verebilirsiniz. Örneğin benim projem bu şekildeydi. ICJA Freiwilligenaustausch weltweit Berlin merkezli bir gençlik organizasyonuydu. Hem ulusal hem uluslararası gençlik değişimi, eğitim kursları düzenlerken bir yandan da yazın Almanya'nın çeşitli şehirlerinde gerçekleştirilen yaz kampları organize ediyorlardı. Yaz kampları departmanı ise Frankfurt am Main'daydı. Benim onay aldığım proje ise yaz kampları departmanındaydı. Görevlerim arasında yurtdışından gelip Almanya'daki yaz kamplarına katılmak isteyen gönüllülerin kamplara kayıtlarının yapılması, onların vize-davet mektuplarını, gerekli dokümantasyonlarını hazırlamak vardı. Bunların yanı sıra o yaz gerçekleştirilecek olan eğitim kursu ve gençlik değişimi projelerinin de dokümantasyonlarında ve proje sorası değerlendirmelerinde de aktif olarak rol aldım. Ama en hoşuna giden kısım neresiydi dersen bahsettiğim bu yaz kamplarına gitmek ve orada kamp liderliği yapıp gönüllülerle birlikte bir çocuk parkının inşasına yardım etmekti diyebilirim. Akla takılan soruların başında gelen konaklamaya da bir açıklık getirmek isterim. Konaklama tamamen ev sahibi kuruluşun gönüllüsüne sağlayacağı ev ve koşullarına bağlıdır. Çoğunlukla gönüllü için bir ev kiralanıyor ve eğer bu projede başka gönüllüler de var ise onlarla birlikte bir evi paylaşıyorsunuz. Ev imkan veriyorsa özel bir odanız da olabilir. Fakat koşullar el vermiyorsa odanızı diğer gönüllü arkadaşınızla da paylaşmanız gerekebilir. Bir evde ihtiyaç duyabileceğiniz temel malzemeler ve imkanlar da yine size sağlanıyor oluyor. Örneğin: Mutfak malzemeleri, ısınma, beyaz eşyalar vb. AGH ilk olarak size ekonomik biçimde yurtdışında yaşama imkanı sunuyor. Eğer özellikle kariyerinize uygun bir alanda ya da kariyerinize katkı sağlayacağına inandığınız projenin gönüllüsü olursanız özgeçmişinizde sizi işe alımlarda öne çıkartan önemli bir adım atmış oluyorsunuz. Projenin sonunda da projenin size kattığı bilgi, yetenek ve deneyimin detaylandırıldığı \"Youthpass\" adı verilen bir bitirme sertifikası takdim ediliyor. Bu şekilde yaptıklarınızı kanıtlar nitelikte bir belge elinizde olmuş oluyor. AGH'de olduğunuz süre boyunca gittiğiniz ülke ve çevre ülkeleri gezip öğrenirken yeni kültürleri keşfediyorsunuz. Tanıştığınız yeni insanlar sayesinde yabancı dilinizi geliştirirken dönüp arkanıza baktığınızda \"her ülkede bir arkadaşım var\" diyebilecek bir şanslı kılıyor sizi AGH. Farklı gelenek ve kültürleri tanıyor, bu farklılıkları taşıyan insanlarla yolunuz kesiştikçe ise aslında birlikte büyük bir benzerliği taşıdığınızı görüyorsunuz. Ülkelerin sadece birer isimden ibaret olduğunu, sınırları ise biz insanların yarattığını anlıyorsunuz. Projenin sonunda ön yargıları yıkıp, sizi konfor alanınızdan uzaklaştıran müthiş bir deneyimi hayatınızın bir parçasına dahil etmiş oluyorsunuz. AGH'yi araştırdıkça göreceksiniz ki bu projeye katılan herkesin farklı bir hikayesi var. Bazıları oldukça olumlu bazıları ise tamamen olumsuz olabiliyor. Bu hikayenin sizin için de keyifle anlatılabilecek bir maceraya dönüşmesini istiyorsanız, kabul öncesinde projenin tüm detaylarını öğrenmiş olduğunuzdan emin olun. Giderken aklınızda hiçbir şüphe kalmasın. Ve şu soruları sorun kendinize muhakkak: \"benim için hayatımı sürdürmek anlamında en temel ihtiyaçlarım nedir? Ben orda ne ile karşılaşırsam beni zorlar?\" Örneğin; tek kalmaktan hoşlanan, zaman zaman sessizliği tercih eden bir yapınız varsa, altı kişilik bir gönüllü grubu ile çalışılacak bir projeye onay verip vermemek konusunda düşünmeniz gerekir. Ya da konuşmayı seven, sosyal yaşantısı aktif biriyseniz tek başına olacağınız, şehir merkezinden uzak bir doğa projesine evet dememeniz sizin için doğru bir karar olacaktır. En çok hataya düşülen kısım ise ben X ülkeyi görmek çok istiyorum deyip proje sırf o ülkede gerçekleşiyor diye onay vermek oluyor. Eğer proje bahsettiğim gibi size uyum göstermiyorsa sırf istediğiniz ülkede diye onay vermek konusunda gerçekten iyi düşünmek lazım. Çünkü oraya gittiğiniz zaman onay verdiğiniz proje sizin oradaki işiniz olacak. Proje süreciniz boyunca hafta içleri ve belki de hafta sonları da dahil olmak üzere o işi yapıyor olacaksınız. Düşünsenize bir sene boyunca istemediğiniz bir işi her gün yapmak zorundasınız. Bence güzel hayallerle gittiğiniz o hikaye kabusa dönüşmeden bir kere daha projeniz konusunda emin olmanızı tavsiye ederim. AGH'de şöyle bir durumla karşılaşabilirsiniz. Normal düzende hafta sonları tatildir ve ayrıca her ay iki gün izin hakkınız vardır. Bazı projeler size şöyle taleplerle gelebilir. Örneğin Haziran 'da başlayan projende Ekim'e kadar izin kullanamazsın. Ekim'den sonra tüm o iki günlerini birleştirip kullanabilirsin gibi. Ya da hafta sonları da çalışmanız beklenen projeler olabilir. Bu konu ev sahibi kurumla önceden konuşulup aydınlatılması gerekenlerin başında olabilir. Son olarak şunun da altını çizmek isterim. Uzun süre için hiç bilmediğiniz bir ülkeye yaşamaya ve orada çalışmaya gidiyorsunuz. Bu büyük bir konfor alanından çıkma eylemi. Adımınızı attığınız andan itibaren kabul alan birçok kişi için söylüyorum; bilmediğiniz bir dil konuşuluyor olacak çevrenizde, orada yaşayan insanların yaşam şekilleri farklı gelecek belki ilk başta, yeni ev ve arkadaşlar dahil olacak hayatınıza ve projede belli görevler almaya başlayacaksınız. Aynı anda birçok değişime maruz kalacak, bulunduğunuz duruma da alışmanız beklenecek sizden. Ve mümkünse en kısa sürede. O yüzden sadece projeden onay alıp gitme kısmına odaklanmakla kalmayıp kabul alıp gittikten sonrası için de sizi nelerin beklediğine dair fikirler ve bilgiler edinip bunlara kendinizi hazırlamanız bu süreçten sizin daha rahat geçmenizi sağlayacaktır. Üniversitede okuduğum bölüm İngilizce ve Almanca olmak üzere iki dilde eğitim veren bir bölümdü. Bahsettiğim gibi mezuniyetten sonra özellikle Almancayı yerelinde pratik yapıp konuşmak çok istiyordum. Ayrıca Almanya her zaman çok görmek istediğim bir ülkeydi. O yüzden proje başvurularımda proje benim amaçlarıma uyduğu müddetçe başvurularımı Almanya üzerinden yaptım. Ben Frankfurt am Main şehrindeydim. Ucuz bir şehir değil kesinlikle. Zaten Almanya'da da iş dünyasıyla öne çıkan, özellikle de bankacılık sektörü ile adını duyurmuş bir şehir. Bir de her şeyin fiyatlandırmasının oradaki çalışan kitlenin geliri üzerinden yapıldığını da düşünürseniz ne gibi bir durumla karşılaşabileceğinizi tahmin edebilirsiniz. Bunun yanı sıra herkesin kendisi için boş zaman aktivitesi bulabileceği bir şehir. İsteyen büyük, o yemyeşil parklarındaki çimlerde piknik yapıp arkadaşlarıyla vakit geçirirken, isteyen tiyatroya gidebilir ya da gençlik spor merkezlerinde uygun abonelik ücretleri ile spor faaliyetlerine katılabilir. Ulaşım açısından da Avrupa standartlarında oldukça iyi bir hizmet sağladıklarını söyleyebilirim. Şehirde hemen hemen her yere birden fazla ulaşım aracıyla gidebiliyorsunuz. Yalnız zaman zaman metroda bakım çalışmalarına denk gelebilirsiniz ama telaşa gerek yok hemen size diğer ulaşım imkanlarını sağlıyorlar. Proje sayesinde hedeflerimden biri olan bildiğim yabancı dilleri konuşma basamağında geliştirmeyi AGH sayesinde yüksek oranda başardığıma inanıyorum. Özellikle yereldeki insanlarla birebir kontakt kurma şansı elde ettiğim için Almancam oldukça gelişti. Proje boyunca katıldığım diğer gençlik değişimi ve eğitim kurslarında ise dünyanın çeşitli yerlerinden gelen katılımcılarla İngilizce iletişim kurmak, konuşma pratiğinde beni daha iyi bir seviyeye ulaştırdı diyebilirim. Bunun dışında yaklaşık bir senelik bir yurtdışında çalışma deneyimi elde etmiş oldum. Oradaki yaşam şeklini ve insanların hayata ve de birçok güncel konuya bakış açılarını öğrenme şansı elde ettim. Bunların hepsi bana kendi ülkem ve diğer ülkeler arasında kulaktan dolma bilgilerden öte kendi deneyimlerim doğrultusunda objektif olarak değerlendirmeler yapmamı sağladı. Bireysel anlamda da biraz önce bahsettiğim gibi, yurtdışına tek başına uzun süre çıkma kararından itibaren büyük bir konfor alanından çıkma eylemi gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Artık hayatınıza dair her şeyin sorumluluğunu sizin üstlenmeniz gerekiyor. Destek alabileceğiniz tabii ki kişiler oluyor çevrenizde ama hiçbir zaman kendi ülkenizdeki gibi de olmuyor kesinlikle. Her zorluk, aşılması gereken her engel adım adım size yeni deneyimler kazandırırken, bir yandan da sizi olgunlaştırıyor diyebilirim. Ve proje bitiminde arkanıza dönüp baktığınızda; neleri başardığınızı ve nelerin üstesinden geldiğinizi görmek, bundan sonraki yaşamınızda neleri yapabileceğiniz konusunda size büyük bir motivasyon kazandırıyor. Yurtdışına çıkma hayali kuran her gence, üstelik gönüllü olarak dünyayı daha yaşanılabilir kılmak adına adımlar atmasına fırsat veren bu programa kesinlikle katılmalarını tavsiye ederim. Bu projelere dair ilanlara da aynı AGH için bahsettiğim gibi Türkiye'de faaliyet gösteren dernek ve organizasyonların web sitesi ve sosyal medya sayfalarından, diğer ilgili web sayfalarından veya Facebook gruplarındaki paylaşımlardan ulaşabilirsiniz. AGH hakkında tüm merak ettiklerinizi yorum kısmından sorabilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/avrupanin-buyuleyici-noel-pazarlari", "text": "Yaklaşık 700 yıl önce Almanya'da başlayan Noel pazarı geleneği günümüzde birçok ülkede devam ediyor. Her yıl yeni yılın yaklaşması ile şehirlerin en ünlü meydanlarını renk ve ışık şenliğine dönüştüren Christmas pazarları, başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın birçok şehrinde kuruluyor. Sokaklara yayılan tarçınlı kurabiye kokuları, ülkelerin mutfaklarına özgü gelenekselleşmiş lezzetler, Noel'in ışıltısını yansıtan hediyelikler, renk renk süslenmiş meydanlar ve sokaklara kurulan Noel ağaçları ile kış gezilerine renk katıyor. Kasım ayının son haftası başlayıp, Ocak ayının ilk haftasına kadar devam ediyor. Bugüne kadar sayısız Noel pazarı gezdim, en favorilerim Nürnberg, Kopenhag ve Zagreb oldu. Noel pazarlarını gezmek istiyorsanız Almanya ve Fransa ilk seçenek olabilir. O zaman gelsin Avrupa'nın en iyi 10 Noel pazarı yazısı!"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/barselona-gezi-rehberi", "text": "Barselona'ya gitmeden önce hayat kurtaran bilgiler, Barselona hakkında genel bilgiler, Barselona'da ulaşım ipuçları ve daha birçok detayı Barselona Gezi Rehberi yazısında bulacaksınız. İspanya'da Para Birimi: Barselona her ne kadar İspanya'da Katalonya özerk bölgesinde yer alsa da ülke genelinde olduğu gibi Barselona'da da Euro kullanılıyor. Müzeler, restoranlar, marketler ve alışveriş yerleri gibi birçok noktada kredi kartı ile alışveriş imkanı var. Tabii ki yanınızda bir miktar nakit bulundurmakta fayda olacaktır. Barselona'da Hangi Dil Konuşuluyor? Barselona'nın resmi dili İspanyolca değil, Katalanca. Şehirdeki tabelaların çoğunun Katalanca olduğunu fark edeceksiniz. İspanyolca'ya pek benzemeyen, daha çok Fransızca'ya benzetilen bir dil. Hatta İspanyollar bile Katalanca'yı anlamakta zorlanabiliyorlar. Ancak korkmaya gerek yok neyse ki İspanyolca ya da Katalanca bilmeden de İngilizce ile insanlarla rahatça iletişim kurabilirsiniz. Barselona, İspanya'nın en turist çeken şehri olduğu için hemen hemen herkes ile İngilizce konuşabilirsiniz. \"Barselona'ya en iyi zaman gidilir?\" diye düşünüyorsanız Mayıs ile Ekim ayları şehrin tadını çıkarmak için en ideal aylar. Özellikle Mayıs ayı Barselona'yı ziyaret etmek için en iyi zamanlardan biri çünkü çok sıcak olmuyor. Ama yaz aylarında sıcakların artması Barcelona'da gezmek çok zor olabilir. Yine de deniz tatili için plan yapıyorsanız başta Barceloneta Beach ve Bogatell Beach olmak üzere ücretsiz olarak denize girerek plajların keyfini çıkarıp, kalan zamanda turistik noktaları dolaşabilirsiniz. Haftanın her günü İstanbul'dan Barselona'ya direkt uçuşlar ile aktarmasız olarak ulaşabilirsiniz. Uçuş süresi yaklaşık 4 saat sürüyor. İspanya, Türkiye'nin 1 saat gerisinde olduğu için zamandan biraz avantaj sağlamış oluyorsunuz. Barselona, gezmek için 1 hafta da kalsanız yetmeyecek bir şehir ya da bir kez gittiğinizde hemen tüketebileceğiniz bir yer değil. İkinci kez Barselona'ya gelmeme rağmen dolu dolu 4 günde bile ancak gezebildim. Eğer ilk kez Barselona'ya gidecekseniz en az 3 gün ayırmanız gerekir. Çok planlı gezerseniz birçok noktayı rahatlıkla görebilirsiniz. Eğer daha detaylı yaşayarak gezmek isterseniz de en az 5 gün ayırmanızı tavsiye ederim. Metro: Barselona'da sizi şehrin hemen hemen her yerine ulaştırabilecek sekiz farklı metro hattı bulunuyor. Birçoğu bağlantılı olduğu için aktarma yaparak şehir merkezindeki turistik noktalara kolaylıkla ulaşabileceksiniz. 2022 yılı için Barselona'da metro bileti tek yön bilet 2,40 , ancak 10 kredilik ulaşım kartı olan T-10 kartını için 11,35 ödeniyor. Eğer Barselona'da toplu ulaşım kullacaksanız metro ve otobüslerde geçerli olan 10 binişlik kartı almak çok daha hesaplı oluyor. Ulaşım biletlerini metro ve otobüs duraklarındaki makinelerden alabilirsiniz. Taksi: Barselona'nın taksi için yaygın olarak Freenow ve Uber uygulamaları kullanılıyor. Scooter & Bisiklet: Barselona düz bir şehir olduğu için elektrikli scooter ve bisikletler yaygın olarak kullanılıyor. Lynx, Yego, Donkey Republic ve Ecooltra uygulamalarından anlık olarak bölgenizdeki bisiklet ve scooter kiralama noktalarına erişebilir ve hızlıca kiralayabilirsiniz. Önemli! Toplu taşıma araçlarında turnike sistemi bulunuyor. Biletinizi aktive etmek için metroda binmeden önce ya da otobüste bindiğiniz an bilet okuyucuya okutmanız gerekiyor. Elinizde bilet olsa dahi okutmamak suç sayılıyor ve ceza yazılıyor. Tek yön bilet ya da günlük bilet aldığınızda süresinin bitmediğine emin olarak kullanın. Eğer süresi geçmiş bileti bilinçli ya da bilinçsiz kullanırsanız cezasının çok ağır olduğunu bilmenizde fayda var. Görevliler özellikle mesai çıkış saatlerinde kontrol yapıyor ve süresi geçmiş bilet ya da biletsiz binişler için 60 ceza kesiyor. Barselona Havalimanı'ndan Barselona'nın merkezi sayılan Katalunya Meydanı ulaşmak için en hızlı ve uygun bütçe ile direkt ulaşım sağlayan Aerobus otobüsünü kullanabilirsiniz. Aerobus A-1 ve A-2 hatlı otobüsleri kullanarak Barselona şehir merkezine yaklaşık 20 dakikada ulaşabilirsiniz. 2022 yılı için Barselona'da tek yön bileti 5,90 ; gidiş-dönüş olarak bilet aldığınızda biraz daha indirimli oluyor. Barselona Havalimanı'ndan şehir merkezine metro ile ulaşmak isterseniz öncelikle L9S ardından L1 veya L3 metrosuyla aktarma yaparak ulaşmak mümkün. Barselona, diğer Güney Avrupa şehirleri ile karşılaştırınca daha uygun şehirlerden biri olmasına karşın İspanya'nın diğer şehirlerine göre biraz daha pahalı bir şehir. Ancak her bütçeye uygun alternatifleri biraz araştırarak bulabildiğiniz için de daha uyguna konaklama yerleri bulabilirsiniz. Aynı şekilde Barselona'da yemek fiyatları da bölgeye ve lüks olmasına göre değişebiliyor, ortalama 25-30 'ya 3-4 çeşit tapas eşliğinde içeceğinizi yudumlayabilirsiniz. Paris, Berlin, Roma, Amsterdam gibi popüler Avrupa şehirlerine göre daha uygun fiyatlı bir destinasyon olduğunu söyleyebilirim. Konaklama açısından da her bütçeye uygun yer bulabilirsiniz. 2022 yılında Barselona şehir merkezine yakın ya da metro ile rahat ulaşım mesafesindeki hostel ve bütçeli oteller gecelik ortalama 50-80 arasında. Otel ve hostellere alternatif olarak, Airbnb'de özel odalar ortalama 40 , tüm ev kiralamak ise ortalama 100 'dan başlıyor. \"Barselona'da nerede kalınır?\" diye düşünüyorsanız beklentinize göre Barselona bölgelerini konaklamak için seçebilirsiniz. Lüks ve konfor için Eixample; bütçeli seyahat edenler için El Raval; en popüler barlar, kulüpler ve canlı müzik mekanlarına yakın olmak için El Born; aileler için La Barceloneta bölgeleri ideal konaklama bölgeleri. Bu bölgeler haricinde merkeze çok yakın, Plaça d'Espanya'nın bulunduğu meydanda bir Airbnb'de kaldık. Gecelik 35 'ya oldukça merkezi ve temiz bir paylaşımlı özel odalı evde kalmış olduk. Çok memnun kaldığımız için Barselona'da konaklama olarak sizlere de önerebilirim. Barselona her zaman turist yoğunluğu olan bir şehir olduğu için son dakika rezervasyon yapacağınızda uygun fiyata yer bulmak gerçekten çok zor olabiliyor. Konaklamaları birkaç ay öncesinden planlamak hem bölgedeki fırsatları ve indirimli fiyatları yakalamanızı sağlıyor. Barselona'da şehrin her köşesinde ihtişamı ve detayları ile hayrete düşürecek Gaudi'nin eserleri sizi karşılayacak. Barselona gezi rotası oluştururken La Sagrada Familia, Park Güell, Palau Güell, Casa Mila, Casa Batllo ve Casa Vicens gibi Gaudi eserlerini mutlaka görmelisiniz. Gaudi'nin bu eserleri dışında şehrin diğer önemli simgelerinde biri olan, uzun ve sivri kuleleriyle dikkat çeken Barselona Kathedrali Gotik Mahallesi'nde bulunan bir diğer simgesel yapı. Ayrıca 1888 Barselona Dünya Fuarı'nın ana giriş kapısı olarak inşa edilen ve zafer takı ismiyle anılan Triomf Kemeri şehrin simge yapılarından biri olmuş. Görmeye değer turistik noktalardan bir diğeri olarak Barselona haritanıza eklenebilir. Buradan geçerek rotanızı gürültüden uzak ve yeşillikler arasındaki Ciutadella Parkı'na doğru çevirebilirsiniz. Plaça d'Espanya'da Salı'dan Cumartesi gününe kadar her akşam saat 9'da ışık ve renkleriyle ücretsiz gösteri yapılan Barselona'nın Sihirli Çeşmesi hem serinleme hem de eğlenceli gösteri için rotanızda olabilir. Ayrıca Barselona'nın etkileyici konser salonu Katalan Müzik Sarayı için bir etkinlik bileti alıp, Barselona'da unutulmaz bir akşam yaşayabilirsiniz. İspanya'ya gelmişken bir Flamenko gösterisi izlemek hiç fena olmaz. Katalan Müzik Sarayı'nın etkinlik takvimini websitesinden kontrol ederek biletinizi online olarak satın alabilirsiniz. İspanya denilince akla gelen dünyaca ünlü Picasso Müzesi ve 600 yıllık tarihi geçmişi olan, UNESCO korumasındaki dünyanın en ilginç hastanelerinden biri olan Sant Pau Hastanesi de haritanızda mutlaka olsun. Bir başka yazıda Barselona gezilecek yerleri daha detayları anlatacağım için şimdilik en görülesi yerlerden bahsetmiş olayım. Barselona'da gezilecek noktalar bir hayli fazla, işte tam bu noktada \"Barselona nasıl gezilir?\" dediğinizi duyar gibiyim. Şehrin en önemli müzelerini, tarihi yerlerini gezmek ve turistik aktivitelere katılmak istiyorsanız Barcelona Card satın alarak çok daha hesaplı şekilde gezebilirsiniz. Barcelona Card 3, 4 ve 5 günlük olarak satılıyor. Ben 4 gün kaldığım için daha hesaplı olması adına Barselona'da 3 günlük gezi planı için 3 gün geçerli Barcelona Card aldım. Gitmeden önce online alabilme kolaylığı ve online satışa özel indirimli olduğu için bu avantajlı imkanı seçebilirsiniz. Dilerseniz havalanından veya şehir merkezindeki Barselona turizm ofislerinden de satın alabilirsiniz. Online satın almış olduğunuz kartınızı da yine bu ofislerden fiziki olarak teslim alıp onaylatmanız gerekiyor. Sonrasında sağladığı indirim ve avantajlar ile şehri gezmek çok rahat! Barcelona Card ile 70'den fazla turistik noktayı indirimli ziyaret edebiliyorsunuz. Ayrıca alışveriş, şehir turu ve daha birçok görülecek yer için de özel indirimler sağlıyor. Gaudi eserlerinin giriş ücretleri de oldukça pahalı, tek bir giriş ortalama Şehir kartına bağlantılı olarak sınırsız ulaşım hakkının dahil olması da avantaj çünkü planladığınızdan 25 civarında olduğu için birçoğuna indirimli girmek avantaklı oluyor. Bir de diğer Avrupa şehirlerine göre Barselona'da çok daha fazla toplu ulaşıma ihtiyaç duyacağınızı söylemeliyim. Ben genellikle bir şehri gezerken çoğu zaman toplu ulaşım kullanmıyorum ama bazı şehirler o kadar büyük oluyor ki her noktaya yürüyerek ulaşmak epey yorucu oluyor. Barselona'nın şehir merkezi çok geniş bir alana yayılmış durumda. Mesafeler uzun ve metro ağı müthiş derecede gelişmiş olunca sık sık metro kullanmak şehri gezerken oldukça zaman kazandırdı. Barcelona Card satın almanın bir diğer avantajı da metroyu, şehir içi otobüsleri ve Barselona Havalimanı'ndan şehir merkezine giden otobüsleri kullanmak ücretsiz oluyor. Barselona'ya gitmeden önce daha fazla güncel bilgi, şehirdeki etkinlikler ve festivaller için Barselona'nın resmi turizm sitesi Visit Barcelona'yı mutlaka ziyaret edin."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/belgrad-gezilecek-yerler", "text": "Sırbistan'ın başkenti Belgrad, Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. 7000 yıllık tarihi geçmişi ile Avrupa'nın en eski şehirleri arasında sayılıyor. Osmanlı'nın yüzyıllarca hakimiyet sürdüğü şehir her geçen gün popüler bir rota haline geliyor çünkü Sırbistan'a vizesiz seyahat mümkün. Hemde Osmanlı'nın yaklaşık 350 yıl bu şehirde hakimiyeti sayesinde benzer bir kültüre sahibiz. Belgrad ziyaretçilerine Roma gibi tarih dolu sokakları, Milano gibi modanın hakim olduğu bir merkezi, Paris gibi romantik bir ambians sunamasa da önyargılarından kurtulanlara beklentilerinden çok daha fazlasını sunacağı kesin. Belgrad'da ne yenir, ne içilir diyenler içinde Belgrad Mekan Rehberi yazımı buraya bırakıyorum. Belgrad'ın bilinmeyen yönlerini keşfetmek istiyorsanız Alternatif Belgrad Rehberi yazımı okuyabilirsiniz. Belgrad'da konaklama tavsiyesi arıyorsanız da Belgrad'da Airbnb Deneyimi yazıma bakabilirsiniz. Belgrad'da gezilecek noktaları yakından tanımak için bu yazı size çok yardımcı olacak. Belgrad, Sırpçada \"Beyaz Şehir\" anlamına geliyor. Bu şekilde anılmasının nedeni ise Kalemegdan'ın duvarlarının yapımında beyaz tuğlaların ve taşların kullanılması bu ismi almasına neden olmuş. Belgrad, şimdiki Sırbistan'ın başkenti, eski Yugoslavya devletinin de başkentiydi. Başkan Tito'nun ölümünün ardından ülke iç savaşa sürüklendi ve 1991-2008 yılları arasında Yugoslavya 7 ayrı ülkeye ayrıldı. İstanbul'dan Belgrad'a direkt uçuş ile 1 saat 20 dakika uçuş süresinde ulaşabiliyorsunuz. Direk uçuşlar için THY, Pegasus ve Atlas firmaları ile Sırbistan'a uçabiliyorsunuz. Ben Pegasus'un sıklıkla yaptığı bilet kampanyalarından yaklaşık 4 ay önce gidiş dönüş için toplam 140 TL ödedim. Sırbistan'a sadece uçak biletinizi ve pasaportunuzu alarak gidebiliyorsunuz çünkü Türkiye'ye vize istemiyor. Ancak Nikola Tesla Havalimanı'na vardığınızda Sırp polisi sıkı bir kontrol yapıyor. Eğer pasaportunuzda fazla sayıda giriş-çıkış ya da herhangi bir ülkeden alınmış vizeniz yok ise pasaportunuza el konuyor ve tüm pasaportlar tek tek inceleniyor. Daha sonra polis sizi çağırıyor ve Sırbistan'a gelme nedeninizi, tatil sürenizi, dönüş uçak biletinizi, konaklama belgenizi ve yanınızda bulunan nakit para miktarını soruyor. Bu sorulara kendinizden emin cevaplar vermeli ve belgelerinizi eksiksiz göstermeniz bekleniyor. Aksi halde polis ülkeye giriş izinini verilmeyebilir. Bu uygulama sadece Sırbistan için değil, maalesef ki vize istemeyen ülkelerde bu tarz sıkı denetimler oluyor. Bu sebeple belgeleriniz tam olarak gitmenizi öneriyorum. Sırbistan'ın para birimi Sırp Dinarı, cüzdanınızda binlik banknotlar ile kendinizi çok zengin hissedebilirsiniz. Ben gittiğimde 1 TL=31 RSD karşılık geliyordu. Ayrıca Sırbistan'a gelirken yanıma Sırp Dinarı mı alsam Euro mu ikilemini yaşayan biri olarak sizlere tavsiyem euro almanız ve burada bozdurmanız olacak çünkü Türkiye'de Sırp Dinarı yüksek kurdan satılıyor ve çok fazla zarar etmiş oluyorsunuz. Euro ile buraya geldiğinizde adım başı bulunan döviz bürolarından paranızı dinara çevirebilirsiniz. Sırplar hem Kiril hem de Latin alfabesi kullandıklarından şehirde dolaşırken cadde, otobüs ve mekan isimlerinin genellikle Kiril alfabesinde yazıldığını göreceksiniz. Ayrıca şehirde online haritaların çok gelişmediğini hatırlatmamda fayda var. Bu yüzden gezi planınızı yaparken bu iki önemli konuyu göz önünde bulundurun. Ben şehirleri gezerken genellikle çevrimdışı haritalardan Google Maps ve Maps me kullanıyorum ancak Belgrad'da bu haritalar bile çoğu zaman işimi görmedi. Güzel haber ise şehrin merkezi sayılan bir çok noktasında ücretsiz olarak internete bağlanabiliyorsunuz. Neyse ki internet erişimi sağladığınız zamanlarda çevrimiçi haritalar iş görüyor. Belgrad'da musluk suyu içmek genel olarak güvenli bulunuyor. Fakat ben suyun kalitesini çok iyi bulmadığım için çok zorda kalmadıkça içmedim. Ancak acil durumlar için kurtarıcı olabilir. Zaten marketlerde suyun fiyatı Türkiye ile benzer olduğundan musluk suyu tercih etmeyenler marketten kolaylıkla alabilir. Belgrad'ı yürüyerek keşfetmek isteyenlere güzel haber, Belgrad yürüyüş dostu bir şehir. Ayrıca merkezde bulunan görülecek tarihi yapıların çoğu yürüme mesafesinde olduğundan toplu taşıma araçlarına ihtiyaç duymayacaksınız. Ayrıca şehir merkezinden karşı kıyıya yani Novi Belgrad'a yürüyerek rahatlıkla gidebilirsiniz. Belgrad yürüyüş dostu olmasına rağmen hızlıca keşfetmek isteyenler 2 numaralı tramvayı kullanabilir. Şehrin ana noktalarının tamamını dolaşıyor böylece genel bir fikir edinebilirsiniz. Şehri bir rehberle gezip daha fazla bilgi edinmek için size ücretsiz bir önerim var: Belgrad yürüyüş turu. Gönüllü rehberlerin öncülüğünde hem şehri hızlıca gezebilirsiniz hem de hikayesini yerlisinden dinlersiniz. Bu tur için herhangi bir ücret ödemenize de gerek yok. Tur hakkında detayları öğrenmek için tıklayın. Belgrad'da gece hayatı oldukça hareketli geçiyor. Özellikle bahar ve yaz mevsiminde nehirde yüzen parti gemileri oluyor. Avrupa ile karşılaştırınca Sırbistan gerçekten ucuz bir ülke. Belgrad'da özgün ve çok keyifli mekanları oldukça az para ödeyerek deneyimleyebilirsiniz. Sabah kahvaltısı için Balkan böreği ve yoğurt için yaklaşık 5 TL ödeyerek güne başlayabilir, akşam yemeği için opera dinlerken yemek yiyebileceğiniz bir mekanda ana yemek ve şarap için yaklaşık 60 TL ödeyip keyifli bir akşam geçirebilirsiniz. Kısacası Belgrad ucuz! Belgrad yakınında gezilecek yerler için önerim; Novi Sad. Zamanı olanlar için Belgrad'ın ikinci en büyük şehri Novi Sad sadece 1 saat uzaklıkta, özellikle bahar ve yaz aylarında çok canlı bir yer oluyor. Osmanlı döneminde \"Kale\" ve \"Meydan\" kelimelerinin birleşimiyle Kalemeydan olarak anılmasının sebebi burada hem bir şehir parkı var hem de bir kale olması. Belgrad'a gelen herkesin mutlaka uğraması gereken halka açık parkı, Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği yerde tepelik alanda yer alıyor. İstanbul, defterdar ve zindan adından 3 giriş kapısı bulunan kale, şehri düşmanlardan korumak için Roma döneminde yapılmış. Kalemegdan'a gelince burada görkemli bir heykel göreceksiniz işte o Zafer Heykeli. Ayrıca parkın içinde Osmanlı döneminden kalma Damat Ferit Paşa Türbesi ve Saat Kulesi de yer alıyor. Siz de benim gibi şehrin en güzel manzara noktasını görmeden dönemeyenlerdenseniz, burası en doğru yer. Özellikle gün batımında herkes buraya akın ediyor. Günün her saati canlı olan parka turistler ve lokaller gün boyu keyif yapmak, bisiklete binmek, yürüyüş yapmak ve özellikle güneşi batırmak için geliyor. Parkın içerisinde yer alan Askeri Müze ile Belgrad Kalesi'ni barındıran bu parkta tüm gününüzü geçirebilirsiniz. Biz Belgrad'da kaldığımız süre boyunca hemen hemen her gün gittik. En keyif aldığım gün ise yanımıza atıştırmalıklar alıp gün batımına karşı keyif yaptığımız gündü. Güzel havalarda keyifli zaman geçirmek ve gün batımını izlemek için şahane bir yer. Eski zamanlarda Belgrad'ın ileri gelen kişileri yeterli sayıda tiyatro sanatçısı, yazar ve ressam olmadığını düşünerek şehirde yaşamaya teşvik ederek buraya bir çok yetenekli kişiyi çağırdılar ve bu sokakta bir çok sanatçı yaşamaya başladı. Onlar arasında bir Sırp şair vardı ki o kişi Djura Jaksic oluyor, kendisinin bu cadde üzerinde evi varmış ve her akşam bu bölgede kafanalarda içer sonra da şiirler yazarmış. Rivayetlere göre kafana kültürü burada yaşayan sanatçıların bu sokakta içerek burayı bir kafana bölgesine çevirmesiyle başlamış. Buraya geldiğinizde Djura'nın heykelini yaşadığı evinin önünde görebilirsiniz. Bu cadde üstündeki şık ve otantik mekanların birine oturup Sırp rakısı rakija içerek eğlenebilirsiniz. Biz bu sokakta özellikle akşam saatleri çok keyif aldık. Yemeğe gittiğimiz mekanlarda Balkan müzikleri eşliğinde rakijamızı içtik, Sırp yemeklerini denedik. Rakijanın yapımında orjinalinde erik kullanılıyor yani bizim rakımızın eriklisi gibi ama içimi çok daha sert. Ayrıca sadece erikli Rakija yok, bir çok meyvenin aromasıyla da üretiliyor, tercih sizin. Kablosuz elektriğin mucidi Nicola Tesla'ya adanmış müzede kendisi tarafından yapılmış aletlerin nasıl çalıştığını öğrenebileceğiniz gibi ona ait eşyaları ve hatta Tesla'nın küllerinin saklandığı odayı bile görebilirsiniz. Belgrad'da ziyaret ettiğim tek müze Tesla Müzesi oldu çünkü gitmeden önce çok interaktif bir müze olduğunu okudum. Gerçekten de yazılanlar kadar başarılı bir müze olduğunu düşünüyorum. Bilgisayar, televizyon, radyo, internet ve daha bir çok hayat kolaylaştıran elektronik icatta payı bulunan dünyaca ünlü mucidin sayesinde şuanda modern ve kolay bir yaşama sahibiz. Müzede her saat başı rehber eşliğinde tur düzenleniyor, çoğu zaman bu turlar sıkıcı olsa da oldukça eğlenceli geçtiğini söyleyebilirim. Tesla'nın icatlarının örneklerinde nasıl işlediğini canlı canlı tüm ayrıntısıyla öğrenebiliyorsunuz. Hatta cesaretiniz varsa düşük frekansta elektrik akımına rehber eşliğinde dokunabiliyorsunuz. Ben cesaret edip dokunmadım ama merak edenlerin rehberli tura katılmasını tavsiye ediyorum. Sırbistan'ı en büyük katedrali olan Sava Katedrali, 1900'lerin başında yapımına başlanan ancak hala yapımı tamamlanamamış görkemli yapı I. ve II. Dünya Savaşlarını görmüş geçirmiş. Savaş dönemlerinde yapımına ara verildikten sonraki yıllar politik sebeplerden dolayı yapımına devam edilememiş. Dünyanın en büyük Ortodoks kiliseleri arasında sayılan Sava Katedrali'nde aynı anda 12.000 kişinin ibadet edebileceği kadar büyük Ortodoks katedralinin günümüzde hala inşası sürüyor olsa bile insanı etkilemeye yetiyor. Belgrad'ın trafiğe kapalı en canlı alışveriş caddesi Knez Mihailova'nın bir ucu Kalemagdan'a diğer ucu ise Cumhuriyet Meydanı'na uzanır. Aslında bu caddesi İstiklal Caddesi'ne benzetebiliriz. Belgrad'a gelmişken ucuza giyim alışverişi yapma fikrindeyseniz maalesef çok mümkün değil. İndirim sezonunu yakalamadıysanız fiyatlar bizimle aynı hatta bazı markalar çok daha pahalı. Ancak bu caddenin Kalemegdan'a yakın tarafında orjinal hediyelikler satın alabileceğiniz seyyar hediyelik eşyacılar bulabilirsiniz. Ben dayanamayıp seramik bir kupa ve birkaç magnet aldım. Belgrad'dan ne alınır diye soracak olursanız yerel el yapımı eşyalar ve bir şişe mürdüm erikli Rakija alın. Özellikle mürdüm erikli diyorum çünkü en meşhur aromalısı, tadı oldukça keskin ama içimi keyifli. Belgradlılar\"ın buluşması noktası olan bu meydan şehrin tarihi için de oldukça önemli çünkü Republic yani Cumhuriyet meydanı şehrin ana meydanı. Meydan etrafında Belgrad Ulusal Müzesi, Ulusal Tiyatro Binası ve Belgrad Kültür Merkezi buluyor. Hepsini çevreleyen merkez noktada ise Prens Mihailo'nun atı ile heykeli var. Prens Mihailo ve Cumhuriyet Meydanı Sırp tarihi için önem taşıyor çünkü Sırp prensi şehri Osmanlı hakimiyetinden kurtaran kahraman ve tam da bu noktada sağ parmağı İstanbul'u işaret ederek zaferini ölümsüzleştirmiş. Belgrad'a geldiğinizde günde bir kaç kez bu meydandan geçmenizin garantisini şimdiden veriyorum. Şehrin ortasında bir şehir parkı olan Tasmajdan yani Taş Meydan hakkında iki farklı rivayet var. İlki, Osmanlılar döneminde burada taş ocakları olduğu için adı taş meydanmış. İkincisi ise Belgrad'da bulunan bir çok eski bina buradan çıkartılan taşlar ile yapılmış. Parkın içinde yer alan St. Mark's Kilisesi'de bir ortodoks kilisesi. Güzel havalarda özellikle çocuklu lokaller buraya gelir ve güneşin keyfini çıkarır. Hava güzelse siz de benim gibi yürüyüş yapmak için gidebilirsiniz. Belgradlılar Ada Cigalija'ya kısaca Ada diyorlar. Yapay olarak karaya bağlansa da burası gerçekten bir ada ancak yerliler için bir adadan çok daha fazlası. Belgrad halkı yazın adanın plajından denize giriyor, kumsalında güneşleniyor. Güneşli havayı görünce biz de denize girilecek bir hava olmasa bile buraya geldik. Özellikle gün batımında çok keyifliydi. Yemyeşil ada yürüyüş yapanlar, nehrinde kano kullananlar, balık tutanlar ve köpeğini gezdirenler ile doluydu. Güzel havalarda buraya gelip uzun uzun zaman geçirebilirsiniz. Belgrad'ın en ünlü oteli olan Hotel Moskva'nın ve tarihi çeşmenin hemen önünde bulunan Terazije Meydanı ve aynı isimde trafiğe açık uzunca bir cadde bulunuyor. Terazije Caddesi'nin bir ucu Knez Mihailova Caddesine, diğer ucu ise Aziz Sava Katedrali'ne çıkar. Bu cadde şehrin kalbi konumunda çünkü Belgrad Belediye Sarayı, Parlamento Binası ve Cumhurbaşkanı Köşkü gibi bir çok önemli devlet binasına ev sahipliği yapıyor. Bu cadde üzerinden bir çok merkezi noktaya kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Caddeyi boylu boyunca yürürken Stari Dvor ve Novi Dvor'ı görmeden geçmeyin. Eski ve Yeni Belgrad'ı birbirine bağlayan Branko Köprüsü, Sava Nehri üzerindeki Gazela Köprüsü'nden sonra kentin en büyük köprüsü olarak bilinir. Kara ve yaya yolu olduğundan tavsiyem karşıya geçerken köprüyü yürüyerek geçmeniz, böylece eski Belgrad'ı uzaktan görebileceğiniz güzel bir manzara sizleri bekliyor olacak. Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalan ve 1575 yılında inşa edilen caminin adının bir hikayesi var. Yapıldığı dönemde ses sistemi olmadığı için ezan vakti gelince imam minbere çıkıp bayrak asarmış. Bu yüzden caminin adı Bajraklı Cami olarak anılırmış. Osmanlı döneminde şehirde yaklaşık 250 cami bulunuyorken şehrin Avusturya-Macaristan Krallığı'na geçmesinin ardından birçok cami kiliseye dönüştürülmüş ya da yakılmış. Bugün ibadete açık tek cami olması sebebiyle Bayraklı Cami şehirde önemini koruyor. 1999 yılında Belgrad, eski Yugoslavya devletinin başkentiydi. Bu yıl Sırplar için hayatlarının dönüm noktası olacak kadar önemli çünkü Nato, Sırbistan Genelkurmay Başkanlığı ve İç İşleri Bakanlığı gibi şehrin önemli bir çok binasını bombaladı. Ben o yıllarda küçük olduğum için olayları hatırlamasam da dinlediğim hikayeler ve sonrasında okuduklarım ile oldukça sarsıldım. Binaları yakından görmek ise beni daha da dehşete düşürdü, ağır hasar almışlar ve o zamandan beri Sırplar binalara herhangi bir tadilat yapmamış. Bunun sebebi ise Nato'nun yaptığını bir utanç simgesi gibi sergilemek istemeleriymiş. Merhabalar öncelikle yazınız için teşekkür ederim. Benim size sormak istediğim Ada Ciganlija'ya yürüyerek gidilebliyormu? yoksa araca binmek mi gerekiyor araç kullanmamız gerekirse hangisini kullanmalıyız teşekkür ederim. İsterseniz yüreyebilirsiniz. Biz giderken 22 numaralı otobüsle gittik. Merkez otobüs duraklarından otobüse binebilirsiniz. Çok teşekkür ediyorum. Pasaport kontrolünde Airbnb rezervasyonunuza ait çıktıyı gösterirseniz sıkıntı olmaz. Biz öyle yapmıştık. Egeli gezgin Ege, Belgrad'a haftaya gidiyoruz, arkadaşlarla bir gezi planladık. Önerilerini dikkate alacağız. değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. selamlar. Merhaba Ömer, kampanyaları kovalarsan sende eminim bulabilirsin. Özellikle Pegasus bu konuda baya iyi, tavsiye ederim."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/belgrad-mekan-rehberi", "text": "Belgrad'da bir haftalık gezimiz boyunca en keyif alarak yaptığımız şeylerden biri bu güzel mekanları keşfetmek oldu. Avrupa ile kıyaslayınca ucuza, Türkiye ile hemen hemen aynı fiyata lezzetli yemekler yiyebilir, farklı tatlar tadabilirsiniz. Hal böyle olunca biz de kendimizi yemeğe verdik. Belgrad'ın en leziz mekanlarına geçmeden önce okumanızı önerdiğim Belgrad'da gezilecek görülecek yerlerden detaylı olarak bahsettiğim Belgrad Gezilecek Noktalar yazıma göz atmalarını öneririm. Belgrad'ın bilinmeyen yönlerini keşfetmek istiyorsanız Alternatif Belgrad Rehberi yazımı da okuyabilirsiniz. Belgrad'da konaklama alternatifi arıyorsanız da Belgrad'da Airbnb Deneyimi yazıma bakabilirsiniz. Şehirde mekanlar konusunda tek sevmediğimiz konu sigara! Belgrad'da kapalı alanda sigara içilebiliyor bu yüzden şehirde deneyimleyeceğiniz çoğu mekanda duman mağduru olabilirsiniz. Eğer sizde benim gibi sigara dumanından hoşlanmıyorsanız mekana girer girmez çalışanlara sigara içilmeyen alanları olup olmadığını sorun. Böylece en azından sigarasız alanı olanlarda dumana maruz kalmazsınız. Gelin hep birlikte Belgrad'da ne yenir, ne içilir, nerelerde yemek yemeli konusunda deneyimlediğimiz ve favorimiz olan mekanları yakından inceleyelim. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde ilginç bir objenin yer aldığı Lorenzo & Kakalamba farklılık arayanlar için doğru bir adres. Fiyatlar Belgrad ortalamasının üzerinde fakat eğlenceli bir dekorasyon eşliğinde yemek deneyimlemek isteyenler eminim burayı çok sevecek. İçeri girer girmez renkler ve tasarım ile büyülendim. Hayatımda oturduğum en ilginç yemek masasında yediğim akşam yemeği tabi ki kötü olamazdı. Masamız alttan ışıklandırmalıydı ve içinde yeşil elmalar arasında bir keman vardı."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/berline-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Sayısız müze, sanat galerisi, Michelin yıldızlı restoranları, tasarım butikleri, sokak sanatı ve renkli gece hayatı ile Avrupa'nın en cool şehri Berlin. Her zaman için popüler bir destinasyon ve bitmek tükenmek bilmeyen sonsuz bir gezi rotası. O zaman Berlin'e gitmeye hazır mıyız? Biletinizi aldınız ama Berlin'i yakından tanımıyorsunuz. Berlin'e gitmeden önce hayat kurtaran bilgiler, Berlin hakkında genel bilgiler, Berlin'de ulaşım detayları ve daha birçok detayı bu yazıda bulacaksınız. - Almanya'nın başkenti Berlin, ülkenin en kozmopolit ve en eğlenceli şehri. Nüfusu yaklaşık 3,5 milyon olan ve tam 180 farklı ülkeden insanın yaşadığı capcanlı bir şehir. - Berlin'de gezmek çok kolay, her şey bir düzen üzerine kurulmuş. Elinize bir tane şehir kitapçığı ve metro haritası alarak rahatlıkla gezebilirsiniz. - Avrupa'daki başkent şehirlerine göre daha ucuz bir şehir. Konaklama, yemek-içme ve eğlenmek genel olarak turistin cebini yormuyor. - Pazar günleri Almanya'da hayat duruyor, tüm dükkanlar kapalı diyebilirim. Çok nadir olarak bazı büyük süpermarketler pazar günleri açık oluyor. Sokaklardaki kiosklar genelde akşam geç saatlere kadar ve haftanın her günü açık olurlar. Buradan gazete, içecek ve temel gıda ihtiyaçları alabilirsiniz. Bizdeki büfeler gibi düşünebilirsiniz. - Alman mutfağının vazgeçilmez lezzetleri bira ve sosis. Almanlar sosise wurst diyor. Bira ise su niyetine içilir. Sebze yemekleri çok sık kullanılmaz, genellikle garnitür olarak etin yanında haşlanmış sebzeler tüketilir. - Berlin'in gece hayatı birçok Avrupa şehri ile yarışacak kadar renkli geçiyor. Eğlenceler ve partiler genellikle gece yarısı başlıyor ve sabahın ilk ışıklarına kadar sürüyor. - Berlin'de vegan ve vejateryan yemekler oldukça popüler. Özellikle Mitte, Prenzlauer Berg, Kreuzberg ve Friedrichshain bölgelerinde yoğunlukla vegan yemekler bulabilirsiniz. - Türk nüfusu oldukça fazla ve bu sebeple birçok yerde İngilizce ya da Almanca bilmemek size engel olmaz. Mesela metro bileti alacağınız otomatlarda Türkçe dil seçeneği bulunuyor. Birçok Avrupa şehrine kıyasla dil engeli olanlara zorluk çıkartmayacak bir şehir olduğunu söyleyebilirim. - Türklerin Berlin'deki mahallesi; Kreuzberg. Buraya gelince sanki Türkiye'ye gelmiş gibi hissedeceksiniz. Berlin'in batısında bulunan Kreuzberg'e orada yaşan Türkler Küçük İstanbul diyor. - Şehir inanılmaz derecede organize. Ücretsiz internet erişimi çoğu yerde var. Özellikle merkezi yerlerde internet ağlarını arayarak ücretsiz bir şekilde internete bağlanabilirsiniz. Hatta metrolarda bile ücretsiz internet erişimi sağlanıyor. BVG Wi-Fi ağını gördüğünüz her an güvenle bağlanabileceğinizi unutmayın. İstanbul, İzmir ve Antalya'dan Berlin'e direkt uçuşlar ile ulaşabilirsiniz. Uçuş süresi yaklaşık 3 saat sürüyor. Haftanın her günü uçuş bulmak mümkün çünkü Almanya'da yaşayan Türk nüfusu sebebiyle karşılıklı seferler oldukça sık yapılıyor. Almanya, Türkiye vatandaşları için vize uygulaması yapıyor. Bordo pasaport sahibi kişilerin Almanya vizesi alarak ya da Schengen vizesi ile ülkeye giriş yapmaları zorunlu. Hususi, Hizmet ve Diplomatik pasaport sahibi olanlar her 6 aylık sürede toplam 90 gün kalacak şekilde vizeden muaflar yani vizeye gerek duymadan Almanya'ya seyahat edebilir. Dolu dolu ve verimli bir tatil geçirmek için iyi bir planlama yaparak şehri en az 3 günde gezebilirsiniz. Eğer daha derin yaşayarak gezmek isterseniz de en az 5 gün ayırmanızı tavsiye ederim. Ben 3 tam gün ayırmama rağmen süre bana yetmedi ve göremediğim yerler oldu. Bu yüzden eğer kışın seyahat edecekseniz hava koşulları sebebiyle ekstra bir gün daha plana eklemek mantıklı olur. Berlin'de şehir içi tren 3'e ayrılıyor. U-Bahn, S-Bahn ve tramvaylar ile her yere ulaşmak çok kolay. U harfiyle gösterilen metro ve S harfiyle gösterilen banliyö tren hatları. U-Bahn bildiğimiz metro, yer altından gidiyor. S-Bahn bildiğimzi tren, yer üstünden gidiyor. Size tavsiyem tekli ulaşım bileti almaktansa eğer Berlin Welcome Card almayacaksanız mutlaka günlük bilet almanız olacak çünkü tekli biletlerin geçerliliği 2 saat sonra bitiyor. Günlük biletleri ise metro, tramvay ve otobüste kullanıldığı için oldukça hesaplıya geliyor. Şehir çok geniş bir alana yayıldığı için A-B-C olarak mesafe olarak 3 bölüme ayrılmış. Gideceğiniz yerleri önceden haritadan belirleyerek hangi bölgeye gidecekseniz ona göre bilet almak daha hesaplı oluyor. Çoğunluklar gideceğiniz merkezi yerler A ve B bölgesinde yer aldığını bilmenizde fayda var. 2017 bilet fiyatları şöyle AB bölgesi için tek bilet 2,80 , günlük sınırsız bilet 7 , ABC bölgesi için tek bilet 3,40 , günlük sınırsız bilet 7,70 olarak belirlenmiş. Berlin'de ulaşım konusunda daha pratik olmanızı sağlayacak mobil uygulamalar önerebilirim. BVG, Berlin'de tüm ulaşım ağını sağlayan firma. Uygulamayı akıllı telefonunuza indirip, varış ve çıkış noktanızı uygulamaya girdiğinizde hangi tren, otobüs, S-Bahn, U-Bahn ile gidebileceğinizin tüm bilgisi ekranınıza geliyor. Toplu taşıma araçlarında turnike sistemi bulunmuyor çünkü ülkede karşılıklı güven esası var. Ama bu sistem açığını kötüye kullanmak size pahalıya patlayabilir. Biletinizi aktive etmek için metroda binmeden önce ya da otobüste bindiğiniz an bilet okuyucuya okutmanız gerekiyor. Elinizde bilet olsa dahi okutmamak suç sayılıyor ve yine ceza yazılıyor. Tek yön bilet ya da günlük bilet aldığınızda süresinin bitmediğine emin olarak araçları kullanın. Eğer süresi geçmiş bileti bilinçli ya da bilinçsiz kullanırsanız cezasının çok ağır olduğunu bilmenizde fayda var. Görevliler özellikle mesai çıkış saatlerinde kontrol yapıyor ve süresi geçmiş bilet ya da biletsiz binişler için 60 ceza kesiyor. Berlin'de iki tane havaalanı var; Tegel ve Schönefeld Havaalanları. Şehrin kuzeyinde Tegel, güneyinde ise Schönefeld yer alıyor. Ana havalimanı olarak Tegel kullanılıyor ve bir çok uçak firması bu havaalanından uçuş gerçekleştiriyor. Schönefeld'den ise genelde düşük ücretli uçak firmalarının kullandığı daha küçük bir havalimanı. Schönefeld'den trenle, Tegel'den ise daha çok otobüslerle ulaşım sağlanıyor çünkü Tegel'den merkeze metro veya tren bağlantısı yok. Berlin'in merkezi Alexanderplatz'a ulaşmak için en hızlı ve ekspres otobüs TXL Express otobüsü. Tegel Havalimanı'ndan Alexandrplatz'da yolculuk tek yön 2,80 ve yaklaşık 40 dakika sürüyor. Diğer alternatif ulaşımın da Express Bus X9 olduğu aklınızda olsun. Bu otobüs ile merkezde sayılabilecek Zoo istasyonundan S-Bahn ya da U-Bahn ile gideceğiniz yere ulaşırsınız. Schönefeld'den şehir merkeze ulaşım için S-Bahn (S9 ve S45) kullanılıyor. Havaalanından şehir merkezine otobüsle gitmek için 171, X7, N7 numaralı otobüslerle Rudow metro istasyonuna gidip, U7 metrosuyla aktarma yaparak ulaşmak mümkün. Almanya, Kuzey Avrupa ülkesi olduğu için iklim olarak Türkiye'ye göre daha soğuk oluyor. Özellikler kış mevsimi oldukça çetin geçiyor. Çoğu zaman eksi derecelerde hava sıcaklığı oluyor. Sonbahar ve ilkbahar mevsimlerinde hava yine serindir ama gezmeyi engelleyecek kadar değildir. Yazın ise 20 ile 25 derece arasında olur ama zaman zaman serin ve yağışlı bir hava hakimdir. Bu yüzden yazın bile gitseniz yanınıza ince bir hırka ve şemsiye bulundurmakta fayda var. Genel olarak kış mevsimi dışında seyahat etmek uygundur ama kışın Berlin'e gidilmez diye bir şey de söz konusu değildir. Şahsen Kasım ayının son haftasında ucuz bilet uğruna Berlin'e gitmiş biri olarak soğuğa rağmen gayet keyif alarak gezdiğimi söyleyebilirim. Berlin, genel olarak her bütçeye uygun alternatifleri olan bir şehir. Örnek vermek gerekirse sokak lezzetlerini 3-4 'ya gayet doyurucu porsiyonlarda alabilir, mekanlarda birayı 3-4 'ya içebilirsiniz. Konaklama açısından da her bütçeye uygun seçeneklere sahip. Ben çok merkezi bir meydan olan Aleksanderplatz'a yürüme mesafesindeki bir hostelde gecelik 10 'ya 6 kişilik odada kalmıştım. Genelde yeni bir seyahat planı yaparken internette fırsatlara, indirim kuponlarına ve kampanyalara göz gezdirmeden alışveriş yapmıyorum. Berlin tam anlamıyla bir müze cenneti. 175 müze ile gez gez bitmeyen bir şehir. Özellikle müze gezmek ve turistik aktivitelere katılmak istiyorsanız mutlaka Berlin Welcome Card alın. Ödeyeceğiniz tutar ilk başta fazla gibi gözükse de Berlin'de gezilecek noktalar çok olunca daha ilk günden ne kadar kar ettiğinizi göreceksiniz. Şehir kartına bağlantılı olarak sınırsız ulaşım hakkının dahil olması da avantaj çünkü planladığınızdan çok daha fazla ulaşıma ihtiyaç duyacağınızı söylemeliyim. Ben genellikle bir şehri gezerken çoğu zaman toplu ulaşım kullanmıyorum ama bu alışkanlığımı bazı şehirlerde bozmak zorunda kalıyorum. Bu şehirlerden biri de Berlin oldu çünkü şehir çok geniş bir şekilde yayılmış durumda, bir yerden diğerine yürüyerek gitmek çoğu zaman imkansız. Mesafeler uzun ve metro ağı müthiş derecede gelişmiş olunca sık sık metro kullandım. Berlin'e vardığım ilk gün akşam geç saat olduğu için ertesi gün aktif olacak şekilde ulaşımı dahil olan 3 günlük Berlin kartımı alıp Berlin'i daha ucuza gezmiş oldum. Berlin Welcome Card 2 ve 3 günlük olarak satılıyor, ben 3 tam gün kaldığım için daha hesaplı olması adına 3 günlük kartıma müzelerin de dahil olduğu kartı aldım. Gitmeden önce online alabilme kolaylığı olması da büyük avantaj, dilerseniz havalanında veya şehir merkezindeki satış noktalarından alabilirsiniz. Berlin Welcome Card'a eklediğim museum island kartı ile Berlin Müzeler Adası'nda yer alan Ancient National Gallery, Ancient Museum, Bodemuseum, New Museum ve Pergamon Müzesi'ne ücretsiz giriş hakkım oldu. Ayrıca müze adalasına ek olarak Berlin'deki 30 turistik noktaya ücretsiz giriş, bir günlük hop-on hop-off otobüs turu ve 200'den fazla noktada geçerli indirim kodları sağlıyor. Berlin Welcome Card hakkında daha detaylı bilgi için internet sitesini ziyaret edebilirsiniz. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/burgazada-gezi-rehberi", "text": "İstanbul'dan sıkıldığımızda, doğaya özlem duyduğumuzda hepimizin kaçacak bir noktası var. Benim için en pratik kaçış vapura atlayıp Adalar'a gitmek. İstanbul'dan fazla uzaklaşmadan, bazen günübirlik bazen de hafta sonu kalarak doğanın ve denizin keyfini çıkarıp kendimi yenilenmiş hissediyorum. Adalar'da hayat bir başka, sakinlik, huzur ve doğallık hepsi bir arada. Bu yazıda sizler için kapsamlı bir Burgazada Gezi Rehberi hazırladım. Lafı daha fazla uzatmadan Burgazada'da gezilecek yerleri anlatmaya başlıyorum. Bizans İmparatorluğu zamanında prenslerin ve imparatorların sürgün yeri olarak kullanılan adalar, Prens Adaları olarak anılmaya başlamış. Büyükada ve Heybeliada'dan sonra adaların en büyük üçüncü adası Burgazada. Eski çağlarda Antigoni, bir dönem \"güvenli liman\" anlamındaki \"Panormos\" olarak anılmış Burgazada. Büyük İskender'in generali Antigone, adanın tepesine büyük bir kale yaptırmış, sonrasında Yunanca kale anlamına gelen Burgaz adını almış. Osmanlı döneminde balıkçılıkla uğraşan insanların yaşadığı Adalar, 1800'lerin ortasında Büyükada-İstanbul arasında vapur seferlerinin başlaması ile değişime uğramış. Adalara yazlık evler yapılmaya başlanmış ve İstanbul'un en gözde tatil yerlerinden biri olmuş. Bu dönemde Adalara ilk yerleşenler yazarlar ve sanatçılar olmuş. Daha sonra Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler de yazlık evler yaptırarak adaya yerleşmişler. Burgazada'da tarihi evlerle süslü güzel sokaklarında yürüyüş yaparak adayı gezmeye başlayabilirsiniz. Yazının devamında bahsedeceğim Burgazada'da gezilecek yerler kısmındaki noktaları da mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Burgazada yapılacaklar listenizde mutlaka sahil boyunca Gezinti Yolu üzerinden yürüyüp, adanın en güzel caddesi olan Gönüllü Caddesi üzerindeki köşkleri uzaktan izlemek olmalı. Bununla birlikte Burgazada iskelesinin çevresinde tarihi ve görülecek yerleri arasında adanın merkezinde bulunan cami, kubbeli kilise ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi başta geliyor. Ayrıca 1928'de kurulan ve Türkiye'nin en eski sanatoryumlarından biri olan Burgaz Adası Sanatoryumu'nun kalıntılarını şu anda Pyrgos Otel'in bulunduğu noktadan görülebiliyor. Burgazada'da gezilecek yerlerin yanı sıra Burgazada restoranları ve kafeleri için Burgazada yemek önerilerimi paylaştığım Burgazada Yeme İçme Önerileri yazısına göz atmak isteyenler için eklemiş olayım. İstanbul Adaları konusunda Burgazada mı, Kınalıada mı yoksa Heybeliada mı diye genel bir tartışma hakkında da yeri gelmişken fikrimi açıklayayım, belki sizin karar vermenizde yardımcı olurum. Büyükada, bu adalar arasında daha kalabalık ve gelişmiş olduğu için zaten ayrı bir alanda değerlendirilmeli. Eğer daha önce Büyükada'ya gittiyseniz Burgazada, Heybeliada ya da Kınalıada'ya gitme zamanınız gelmiştir. Heybeliada; Büyükada'ya göre daha sakin, Burgazada'ya göre biraz daha gelişmiş, aslında ufak Büyükada gibi diyebilirim. Dolayısıyla Büyükada'da köşkler çok sayıda, yazlık ev tarzı yapılar daha az ve yeme-içme açısında çeşitlilik bulabileceğiniz bir ada. Burgazada ve Kınalıada diğer adalara göre ciddi anlamda daha sakin. Bu iki ada Büyükada'ya göre daha az gelişmiş, yazlık evlerin çok sayıda olduğu, köşklerin daha az sayıda korunabildiği, ada kültürünü biraz daha fazla hissettiren yerler. Mesela Burgazada'da mekan açısından yine sorun yaşamazsınız, oturacak keyifli bir yer bulursunuz ama Kınalıada bu konuda daha bakir kalmış bir ada. Eğer Adalar'a erkenden geleceksiniz ve günü verimli değerlendirirseniz tek bir günde Heybeliada ve Burgazada'yı ya da Burgazada ve Kınalıada'yı görebilirsiniz. Burgazada'dan Heybeliada'ya geçecekseniz Heybeliada'da Gezilecek Yerler yazım size rehber olabilir. Ayrıca alternatif olarak Büyükada planınızda varsa Büyükada Gezi Rehberi yazısı da size çok faydalı olacak. İstanbul'un her iki yakasından da kısa bir vapur yolculuğuyla ulaşılabileceğiniz Burgazada'ya Bostancı, Kadıköy, Kartal ve Kabataş'tan vapur ve motor seferleri sıklıkla düzenleniyor. Anadolu Yakası'ndan yarım saat ve Avrupa Yakası'ndan yaklaşık bir saat içinde ulaşabilirsiniz. Martılara atılan simitler, denize doğru sarkıtılan ayaklar ve dalgaları izlerken yudumlayacağınız çay ile keyifli bir vapur yolculuğu yaparak Burgazada'ya geldiniz. Şimdi haritanızı açın, Burgazada'da gezilecek yerler için önerdiğim yerleri keşfetme zamanı! Çağdaş Türk edebiyatının önemli yazarlarından Sait Faik Abasıyanık'ın 1906-1954 yılları arasında yaşadığı evi ölümünden sonra annesinin isteği ile müzeye dönüştürülmüş. Öykülerinde bahsi geçen balıklar, martılar, yaz meltemi, tül şapkalı Rum kadınları aslında Burgazada'nın etkileriyle hikayelerine konu olmuş. Ada ile bütünleşen Sait Faik'in müzesinde yazarın yaşamından parçalar göreceksiniz. Ayrıca Abasıyanık'ın eşyaları, fotoğrafları, mektupları, eserleri ve hatıraları sergileniyor. Müzeyi Pazar, Pazartesi ve Salı günleri hariç 11.00-17.00 arasında ücretsiz olarak gezebilirsiniz. Sadece burayı gezmek için bile adaya gelinir. Aya Yani Kilisesi, Burgazada'nın en dikkat çeken tarihi yapılarından biri. Rum Ortodoks kilisesi Vaftizci Yahya'ya adandığı için Yahya Peygamber Kilisesi olarak da bilinen kilise 822 yılında adaya sürgüne gönderilen Aziz Methodios tarafından yapılmış. Methodios, İmparator II. Michael'in kararına karşı çıktığı için kilisenin altındaki mahzende 7 yıl hapsedilmiş. Yıllarca işkence edilen Methodios, imparatorun ölümü ve imparatorun oğlunun onu affetmesiyle özgürlüğüne kavuşmuş. Kilise yıllar içinde depremlerden zarar görmüş, onarımlar yapılmış. Bugünkü yapısına 1800'lerin son yıllarında ulaşmış. Methodios'un yıllar boyu kaldığı o zindan kilisenin altında hala bulunuyor. Günümüzde Burgazada'da yaşayan, sayısı çok azalmış. Bu sebeple Rumlar'ın kullandığı bu kilise sadece pazar günleri yapılan ayin günlerinde ziyarete açılıyor. Adanın en renkli caddesi olan Gönüllü caddesi üzerinde bulunan Aya Yorgi Garibi Manastırı'nın bahçesindeki çanı, minik avlusu ve mavi-beyaza boyanmış renkleri ile yol üzerinde gözünüze çarpacak. Aziz Georgios Karyptis Rum Ortodoks Manastırı olarak da bilinen yapı iki katlı olup, ilk olarak Bizans döneminde yapıldığı düşünülse de 17. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı tahmin ediliyor. Günümüzdeki Ortaçağ Bizans mimarisinin özelliklerini taşıyan kilise Simeon Sinyosoğlu tarafından 1897 yılında yapılmış. Aya Yorgi Garibi Manastırı, Pazartesi ve Cuma günleri kapalı. Eğer denk gelebilirseniz manastırın zangocu Yorgo Güller ile tanışıp sohbet edebilirsiniz. Burgazada'da denize girilecek en güzel plajı Madam Martha Koyu adını hüzünlü bir hikayeden almış. Mısır asıllı Hristiyan Madam Martha, Osmanlı Bankası'ndan müdür olan babasının işi sebebiyle çocukken İstanbul'a yerleşmiş. Türkiye'nin ilk balerinlerinden Martha, evlenince Burgazada'ya yerleşmiş. Gerçek bir doğa ve deniz aşığı Madam Martha'nın evi aslında Aya Nikola meydanındaymış ama vaktinin çoğunu bu koydaki eski bir kulübede geçirirmiş. Yüzmeyi çok seven Martha, yaz kış çırılçıplak bu koyda yüzermiş. O zamanlara göre biraz farklı bir yaşamı olan Martha; saçlarına bandana, bileğine tahta bilezikler, kulağına kocaman halka küpeler takar, ayak bileğini halhallarla süslermiş. Fakat kendisinin renkli ve marjinal duruşu ada sakinleri tarafından konuşulur olmuş. Artık ne kadar kırıcı şekilde Martha hakkında konuşmuşlar ki bir gün bu dedikodulara dayanamayıp \"artık rahat edersiniz\" notunu bırakarak intihar etmiş. Daha sonra Martha'nın sevenleri tarafından adını yaşatmak için koya adı verilmiş. Denize girmek için buraya gelmeseniz bile benim gibi termosunuzda çayınızı kahvenizi hazılayıp, yanına ufak atıştırmalıkları piknik çantanıza koyup sahilde kahvaltı keyfi yapabilirsiniz. Burgazada'nın tek tepesi Bayraktepe burada bulunan bir Bizans manastırı sebebiyle Hristo Manastırı olarak da biliniyor. 18. yüzyılın sonunda Hristo Manastırı terk edilmiş ve harabe haline gelmiş. Günümüzde eski manastır bölgesinin etrafına dağılmış, önceki yapılara ait kalıntıların yanı sıra, 19. yüzyılda yapılmış bir kilise kalmış. Burada etrafa yayılmış Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı da göreceksiniz. Adanın en yüksek noktasında yer aldığı için Hristo Tepesi'ne çıkmak biraz zor. Fakat yol boyunca göreceğiniz manzaralar ve tepede kızılçam ağaçlarının altında seyredeceğiniz manzaraya kesinlikle değer. Burgazada'nın ara sokaklarından yokuş yukarı tırmandıkça Heybeliada ile arasında bulunan Kaşık Adası ve Heybeliada'yı kuşbakışı izleyeceksiniz. Yukarı çıktığınızda Hristo Manastırı'nın bulunduğu alanda genişçe bir alan ağaçlarla kaplı olduğu için genellikle hafta sonları sandalyesini, piknik malzemesini alıp keyif yapmaya gelenler oluyor. Bence Burgazada'da mutlaka görmeniz gereken, manzarası ve keyfi çok başka bir yer. Ben de örtümü serip, gün boyu denizin sonsuz maviliğini izleyip huzur buldum. Etraftaki çam ağaçları, denizin sakinliği ile sanki Ege'deyim gibi hissettim. Eğer yazın Burgazada'ya gelirseniz burada denize girebileceğiniz, sıcak yaz aylarında denizin keyfini çıkarabileceğiniz tertemiz koylar olduğu aklınızda bulunsun. İstanbul'da denize girilecek yerler arasında Burgazada plajları yakınlığı sebebiyle tercih ediliyor. Örneğin Adalar'a denize girmek için gelenler genellikle popülerliği sebebiyle Büyükada ve Heybeliada'yı tercih ettiği için Burgazada plajları diğer adalara göre daha sakin oluyor. Eğer sizde sakinlik arayışındaysanız, Burgazada plaj ve koyları tam size göre. İşte Burgazada'nın en güzel plajları! Burgazada'da denize girilecek en güzel plajı Madam Martha Koyu'ndan bahsetmiştim. Burgazada iskelesine sadece iki kilometre uzaklıktaki koy aynı zamanda bir dönem İstanbul'un en güzel kamp alanlarından biriymiş. Daha sonra Madam Martha Koyu'nda kamp yapmak yasaklanmış. Buna rağmen sahilin bir kısmında hala kamp yapanlar olduğunu gördüm. Plaj kısmında da denize girilecek geniş bir alan var, sahili biraz taşlık ama suyu Marmara Denizi'ne göre oldukça temiz. Burası doğal bir koy olduğu için etrafında market yok. Ancak koyda kamp yasaklanıp, özelleştirilmesinden sonra buraya bir işletme açılmış. Sahilde şezlong ve şemsiye hizmeti bulunuyor. Burgazada İskelesi'nden indiğinizde sol tarafınızda kalacak Burgazada Deniz Kulubü'ne doğru yürüdüğünüzde yaklaşık beş dakikada ulaşabileceğiniz, iskeleye en yakın plaj. Altı Numara Plajı olarak da geçen sahil taşlık, plaja girişi ücretsiz ama şemsiye ve şezlong kiralama imkanı var. Adanın en gizli koyu olan Düşler Sahili, Kınalıada manzaralı bir plaj. Burgazada Mezarlığı'ndan hemen sonraki koyda ufak bir tabela göreceksiniz. Oradan ağaçların arasından geçerek dar bir merdivenden aşağı inmeniz gerekiyor. Taşlık bir sahili var ama diğer koylara göre daha az bilindiği için sadece burayı bilenler geliyor. Az sayıda şezlong ile özel bir plaj havasında. Küçük bir işletme tarafından işletiliyor, giriş ve şezlong ücreti 25 TL alınıyor. İskeleden yürüyerek yarım saatte ulaşacağınız Kalpazankaya Sahili, yazının devamında bahsedeceğim adanın en güzel mekanlarından birinin olduğu yerde. Sahili taşlık, şezlong ve şemsiye hizmeti var. İsterseniz sahilin hemen üstünde Kalpazankaya Restoran'da birşeyler atıştırabilirsiniz. Deniz ile doğanın iç içe olduğu, Gezinti Yolu üzerinde bulunan Mimi Koyu Plajı'nda ufak bir işletme var. Burada yiyecek servisi, şezlong ve şemsiye kiralama hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Sahili yok, beton üzerine şezlong atıyorlar, ufak iskelesinden denize giriliyor. Bir sahilde tüm günümü geçireyim, yemek derdim olmasın diyorsanız burası tam size göre. Çok faydalı bir yazı olmuş, hafta sonu hepsini değerlendireceğim. Şahane bir gün olmuş belli ki, çok mutlu oldum. Siz de gezmeye devam edin 🙂 çok sevgiler."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/burgazada-yeme-icme-onerileri", "text": "Ayrıca İstanbul'un diğer adaları için Büyükada Gezi Rehberi ve Heybeliada Gezi Rehberi yazılarıma bakabilirsiniz. Gelelim Burgazada'nın en lezzetli kısmına! \"Burgazada'da nerede ne yenir\" sorusuna önerilerimi bir kenara not alın, adaya geldiğinizde tek tek denersiniz. Kahvaltı ve tatlı için Burgazada'daki adresim Ergün Pastanesi. Buranın tatlıları ve pastaları her zaman taze ve lezzetli. En meşhur tatlısı vişneli ve çilekli seçenekleri olan milföy pastasını denemeden adadan dönen yok diyebilirim. Burgazada'da kahvaltı için eğer şansınıza çikolatalı ponçikler tezgahta varsa mutlaka deneyin. Burgazada İskelesi'nden inince hemen karşınızda kalabalıklığı ile dikkatinizi çekecek. 1961'den bugüne gelmiş en eski dondurmacılardan biri olan Sinem Dondurma adada sıcak yaz günlerinde tatlı bir ferahlama noktası. İskelenin karşısında bulunan dondurmacı, kuşaktan kuşağa geçen bir aile işletmesi. Tamamen doğal ürünler ile mevsim meyveleri kullanarak hazırladıkları dondurmalarını kendileri imal ediyorlar. En favori çeşitleri damla sakızlı, bitter çikolatalı, krokan, limon ve vişneli. Sinem Dondurma'dan da bir top dondurma yemeden adadan dönmeyin. Günbatımında nefis bir manzaraya eşlik edecek birbirinden leziz balıklar ve mezelerle dolu bir sofranın Burgazada'daki adresi Kalpazankaya Restoran. Bizans döneminde kalpazanların Kalpazankaya sahilindeki büyük kayanın üst kısmında bulunan kuyunun içinde kalıp para basmalarından adını almış. Mekanın manzarası kadar lezzetleri de oldukça başarılı, hem et hem de deniz ürünleri açısından menüsü oldukça geniş. Özel mezeleri ve ara sıcaklarından oluşan bir sofra ile uzun zamandır bu kadar keyifli bir yemek yememiştim. Manzarayı ve günbatımını seyrederek keyifli bir akşam yemeği için Kalpazankaya'ya mutlaka gelin. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ediyorum. Burgazada'nın üçüncü nesil kahvecisi Four Letter Word'de bir kahve molası verip soluklanmak için aklınızda olsun. Mekan dekorasyonu, çalan müzikleri ve kahveleri bayağı başarılı. Kendi kahvelerini kavurup satıyorlar. Diğer şubeleri Chicago'da, kış sezonu ve bazen hafta içi kapalı olabiliyorlar. Süt bazlı kahve seviyorsanız, bir de serinlemek isterseniz buzlu lattesini tavsiye ederim."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/buyukada-gezi-rehberi", "text": "İstanbul'un hemen yakınındaki Prens Adaları'nın en büyüğü ve gezilecek en güzel adalarından olan Büyükada, tarihi ve kültürel güzellikleri ile her zaman vazgeçilmez rotalardan biri. Vapura atlayıp karşıya geçince İstanbul'da olduğunu unutuyor insan, bir anda ada mutluluğu sarıp sarmalıyor. Eski günlerin nostaljisini yaşatan köşkleri ve yüzyıllık tarihi yapıları ile kimi zaman bir hafta sonu kaçamağı kimi zaman da özlenen eski günlerini yaşatan bir yer. Eski adı Prinkipos olan Büyükada; iki tepenin arasında kalan, tarih boyu ünlü isimlerin sürgün edildiği, Türk ve Rum aydınlara ev sahipliği yapmış bir ada. Büyükada'ya gidince bisiklete binmek, dondurma yemek yürüyüş yapmak ya da Dilburnu Tabiat Parkı'nda piknik yapmak ilk akla gelen aktivitelerden. Bu yazıda Büyükada gezilecek yerler, Büyükada'nın en önemli köşkleri, Büyükada tarihi ve hikayeleri, Büyükada'da ne yenir, Büyükada otelleri ve Büyükada'ya ulaşım hakkında bilgiler bulacaksınız. Bu arada Büyükada'ya kadar gelmişken Heybeliada'ya ya da Burgazada'ya gidecekseniz Heybeliada Gezilecek Yerler ve Burgazada Gezi Rehberi yazılarıma da göz atabilirsiniz. Büyükada'ya ulaşım için iki seçeneğiniz var; deniz motorları ve şehit hatları. Prens Adaları'na en sık olarak motor seferleri var ama şehir hatları vapurları daha ekonomik olduğu için vapur saatlerini ayarlayarak giderseniz daha ucuza Büyükada'ya ulaşım mümkün. Mavi Marmara, Prens Tur, Dentur Avrasya ve Turyol motorları ile Beşiktaş, Kabataş, Eminönü, Bakırköy, Kadıköy, Kartal ve Bostancı'dan seferler var. Yanı sıra şehir hatları vapurlarının Eminönü, Kadıköy ve Bostancı'dan vapur seferleri var. Size en pratik gelen noktadan Büyükada seferlerini kullanarak adalara ulaşabilirsiniz. Büyükada'ya yolculuk Avrupa Yakası'ndan 1 saat 45 dakika kadar sürüyor. Bostancı'dan 35 dakika, Kadıköy'den ise 1 saat 15 dakika sürüyor. Şehir hatları vapur seferleri için tıklayın. Ada hayatını yaşamak için Büyükada'ya geldiğinizde bir gece burada kalmanızı öneriyorum. Daha önceki gelişimde Büyükada otellerinden birinde konaklamıştım. Son gelişimde ise Airbnb üzerinden tarihi bir konak kiraladım. Adada her bütçeye göre konaklama seçeneği var. Size uygun ve beğendiğiniz bir Büyükada otelinde kalabilirsiniz. Cumhuriyet'in kurulduğu yıl yapılmış saat kulesi Büyükada denilinde akla ilk gelen ikonik sembollerden biri. Büyükada İskelesi'nden indiğinizde çarşıya doğru yürüdüğünüzde tam karşınızda kalacak. Büyükada'yı gezmeye bu noktadan başlarken iskeleye sırtınızı verdiğinizde sağa doğru giderseniz Nizam Mahallesi, sola doğru giderseniz de Maden Mahallesi'ne doğru gitmiş olursunuz. Yazının devamında Büyükada'da görülecek yerleri bu şekilde bulmanız daha kolay olabilir çünkü Büyükada diğer adalara göre çok daha büyük, yolunuzu kaybetmemek için rotanızı iyi planlamalısınız. Adanın en yüksek tepesinde, halk arasında Aya Yorgi olarak da bilinen, Agios Georgios Rum Ortodoks Manastırı Büyükada'da gezilecek yerler denilince ilk akla gelen yerlerden biri. 1751'de küçük bir kilise olarak inşa edilip, sonrasında uzun yıllar manastır olarak kullanılan Aya Yorgi Kilisesi, Ortodokslar için büyük önem taşıyor. Özellikle Aya Yorgi'ye 23 Nisan'da büyük bir akın oluyor çünkü bu tarih Ortodokslar için özel bir gün. Çıplak ayakla yokuşu tırmanmak ve burada dileğinizi dilemek \"yarı hac\" olarak kabul ediliyormuş. Adanın tepesindeki bu güzel yapıyı ve doyumsuz manzarasını keşfetmediyseniz Büyükada'ya gittiğinizde rotanızı ilk olarak Aya Yorgi'ye çevirmelisiniz. Adalar'ı en kapsamlı şekilde öğrenebileceğiniz Adalar Müzesi iki bölümden oluşuyor. Biri açık hava sergilerinden oluşan Çınar Müze Alanı ve diğeri ise Aya Nikola Hangar Müze Alanı. Adalar'ın jeolojik oluşumundan günümüzdeki haline kadar birçok konuda detaylı bilgi alınabilir. Ayrıca Adalar'ın mimari, eğitim, edebiyat, gelenekler, müzik gibi farklı konularında bilgi edinebilme şansınız oluyor. Halikarnas Balıkçısı, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Melih Cevdet Anday ve Sait Faik Abasıyanık gibi birçok ünlü yazar hayatının belli bir dönemini Adalar'da geçirdiği için müzenin içinde onlara ayrılmış bir bölüm de var. Adanın Manastır Tepesi'nde terk edilmiş bir ahşap bina olan Büyükada Rum Yetimhanesi, Büyükada'da görülecek en önemli yerlerden biri. Hikayesi belki basında bir şekilde karşınıza çıkmış olsa da biraz bahsedeyim. 1800'lerin sonlarında Fransızlar tarafından inşa edildiğinde bu bina Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük ahşap yapısı sayılıyormuş. İlk olarak \"Prinkipo Palas\" adında bir otel ve kumarhane planıyla yapılmış fakat ruhsat alamayınca dönemin tanınmış isimlerinden Eleni Zarifi binayı satın alıp yetimhaneye dönüştürmüş. Birinci Dünya Savaşı yıllarından, 1960'lara kadar çeşitli milletlerden sığınmacıların kullandığı bir yer iken, 1960 ihtilali sırasında bir süre ordu tarafından kullanılmış. O dönemin bu değerli yapısı siyasi sebeplerden dolayı kapısına kilit vurulmuş. Şu anda Rum Patrikhanesi'nin söz sahibi olduğu bina ne yazık ki uzun yıllardır harabe halde ve her geçen gün yıkılma tehlikesi yaşıyor. Bu yüzden de Büyükada Rum Yetkimhanesi ziyarete kapalı. Yine de bu tarihi yapıyı biraz daha yakından görmek için Büyükada yürüyüş rotanıza eklemeye değer. II. Abdülhamid tarafından 1895 yılında yaptırılan cami, Büyükada'da görülmesi gereken yerler arasında çünkü ilk bakışta ufak ve sıradan bir cami gibi gözükse de içerisindeki tavan süslemeleri ve nakış gibi işlenmiş motifleri ile oldukça şaşırtıcı bir yapı. Buraya gelirseniz özellikle ikinci katından İstanbul manzarasını izlemelisiniz. Her sokağında muhteşem evler görebileceğiniz Büyükada'nın bazı caddeleri var ki hangi ev daha güzel seçmeniz zorlaşıyor. Bir de insan bu evlere bakınca merak ediyor, kimler yaşadı, ne hikayeleri var diye. Adada önünden geçerken hikayesini merak ettiğim, ilgimi çeken, mimarisini beğendiğim Büyükada köşklerinden detaylıca bahsetmek istiyorum. Yazının sonuna eklediğim haritadan konumlarını kolaylıkla bulup, o noktaya gittiğinizde bu yazı ile artık hikayelerini de öğrenmiş olacaksınız. Adayı dolaşacak çok vaktiniz olmayacaksa Büyükada İskelesi'ne en yakın Yirmiüç Nisan Caddesi'ne, oradan da Çankaya Caddesi'ne doğru bir rota çizebilirsiniz. Yirmiüç Nisan Caddesi boyunca adanın en görkemli oteli Splendid Otel ve Anadolu Kulübü'nü göreceksiniz. Yirmiüç Nisan Caddesi'nin hemen üst paralelinde bulunan bir diğer görülesi cadde ise Çankaya Caddesi. Bu yol üzerinden sağlı sollu adanın en güzel tarihi köşklerini göreceksiniz. Yol boyunca her eve hayranlıkla bakacağınıza garanti verebilirim ama bazı köşkler var ki tarihi öneminden dolayı onlara daha da uzun bakmanız gerekecek. Çankaya Caddesi'ndeki muhteşem evleri gördükten sonra bu yol Nizam Caddesi'ne bağlanıyor. Cadde boyunca birbirinden güzel tarihi köşkler görmeye devam edeceksiniz. Büyükada'nın en güzel evlerini görmeye devam etmek isterseniz, adanın diğer yakasında Yılmaztürk Caddesi boyunca gezinebilirsiniz. Birbirinden güzel tarihi evlerinin arasından geçerken hikayelerini de öğrenmeye devam. Büyükada'nın en güzel caddelerinden Yirmiüç Nisan Caddesi, Çankaya Caddesi ve Yılmaztürk Caddesi'ni dolaştıktan sonra yine köşkleri ile görülmeye değer sokaklarda yürüyüş rotanıza devam etmek isterseniz diye birkaç sokaktan daha bahsetmek istiyorum. Büyükada İskelesi'nden çarşıya doğru devam eden yol Altınordu Sokak'a bağlanıyor. Altınordu Sokak üzerinde Yuvanoğlu Köşkü (numara 31) ve Patriano Evi'ni (numara 10) gördükten sonra Kumsal Sokak'a doğru devam edin. Bu sokak üzerinde Maidis Yalısı (numara 27) ve Kalvokoresis Köşkü'nün (numara 48) mimari detayları dikkat çekiyor. İskele'den Yılmaztürk Caddesi'ne bağlanmanızı sağlayacak adanın ana caddelerinden biri olan Malul Gazi Caddesi boyunca da birbirinden zarif köşkler var. Bu cadde üzerinde Levantenlere ait ve bir dönem Dudaktan Kalbe dizisinin çekildiği Meziki Köşkü (numara 24), 1876 yılından kalan Psakis Köşkü (numara 28) ve II. Abdülhamid'in üçüncü oğlu Abdülkadir Efendi'ye ait Abdülkadir Efendi Köşkü (numara 30) mutlaka görün. Büyükada; Heybeliada ve Burgazada'ya göre hem yerli hem de yabancı turist açısından en tercih edilen ada. Hal böyle olunca fiyatlar da yemeklerin kalitesi de aynı oranda değişiyor. Tabii ki adaya gelince deniz kenarında rakı-balık-meze yapmak isteyeceksiniz. İskele çevresinde çok sayıda meyhane olsa da bunlar hem çok pahalı hem de ne yediğinizden pek de emin olamayacağınız yerler olabilir. En azından ben buradaki yerlerdense, adanın daha başka noktalarındaki yerlere gitmeyi tercih ediyorum. Büyükada nerede, ne yenir konusunda favori mekanlarımı paylaştığım Büyükada Mekan Önerileri yazısına göz atmanızı öneririm."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/cekyada-yuksek-lisans-ve-yasam", "text": "Sevgili Zeynep ile Prag'da yaşam sohbetimizi okuduktan sonra daha fazla sorusu olanlar yazıya yorum bırakabilir ya da Zeynep'e zeynepcizmecik hesabı üzerinden ulaşabilirler. Ayrıca Prag'dan paylaşımlar yaptığı Youtube hesabı Zeynep Çizmeci Kırkağaç'a da izlemenizi ve abone olmanızı tavsiye ederim."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/couchsurfing-nasil-kullanilir", "text": "Tanımadığınız birinde misafir olur musunuz? Birçoğunuzun tabiki de hayır dediğini duyar gibiyim. Açıkca söylemeliyim ki Couchsurfing'i bilmeden önce bende biraz korkarak yaklaşmıştım. Couchsurfing, gezginlerin birbirini ağırladığı ücretsiz bir konaklama ağıdır. Bu platform sayesinde insanlar hiç tanımadıkları gezginlere ev sahipliği yapıyor ve hiç tanımadıkları insanların evinde kalıyor. Oldukça ilginç olan bu fikir, küçük bütçelerle seyahat eden, konfor aramayan, yerel kültürle tanışmaya hevesli gezginlerin tercih ettiği bir konaklama şekli. Tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bu paylaşım sisteminin 2012 yılından beri aktif kullanıcısı olarak şimdiye kadar dünyanın bir çok yerinden yeni insanlar tanıdım. Tanımadığım insanlarla aynı evi paylaştım, birlikte seyahat ettim. Yaşadığım deneyimi sizlerle paylaşmak için Couchsurfing'i size tanıtmak istiyorum. Couchsurfing'in hikayesi 1999 yılında kurucularından Casey Fenton'un İzlanda'da gerçekleştirdiği seyahati ile başladı. Ucuza bulduğu uçak biletinden sonra daha fazla para harcamak istemedi ve İrlanda Üniversitesi'nin sistemini hackleyerek 1500 öğrencinin mail adreslerine ulaştı. Öğrencilere yolladığı mailde şöyle yazıyordu \"Akşam sizde kalabilir miyim?\". Bu maile yüzlerce olumlu dönüş aldıktan sonra 5 yılın ardından sistemi geliştirerek Couchsurfing'i hayata geçirdi ve hikaye başladı. Couchsurfing seyahat ederken hayatınıza bir çok yenilik katabilir. Tanımadığınız insanların evinde kalırken aynı zamanda yerel insanlar ile tanışmanızı sağlar. O ülkenin insanlarının yaşam şekillerini daha yakından görme şansınız olur. Kültür, yaşayış biçimi ve daha bir çok konuda yeni bakış açıları kazanırsınız. Sizi misafir eden ev sahibiniz sayesinde o şehri lokaller gibi gezebilirsiniz. Hatta bazen ev sahibinizin zamanı var ise birlikte daha çok zaman geçirmek isteyebilir. Onun rehberliğinde gezdiğinizde, o şehir hakkında belki de hiçbir yerde bulamayacağınız hikayeler öğrenirsiniz. Evinde konakladığınız kişi ile paylaşımda bulunursunuz, bu bir tabak yemek, ufak bir hediye ya da hayatınızdan bir hikaye olabilir. Geçirdiğiniz zaman sonunda fark edersiniz ki kısa sürede farklı bir ülkeden arkadaşlarınız olmuş. Belki bir gün evinde misafir olduğunuz kişi ülkenize gelir ve sizin evinizde kalır. Seyahat etmekten keyif alıyorsanız ve siz de Couchsurfing ile ücretsiz konaklama sayesinde yeni insanlarla tanışmak istiyorsanız www. couchsurfing. com adresine tıklayarak ücretsiz bir şekilde üye olabilirsiniz. Kayıt işlemini tamamladıktan sonra mutlaka profilinizi tamamlamanız gerekiyor. - Profilinizi mümkün olduğunca eksiksiz şekilde doldurun. Bilgileri ne kadar eklerseniz yüzdeliğiniz o kadar artar. Profilinizi %100 tamamlamanız iyi bir kullanıcı olduğunuzu belirtir. Mutlaka profil fotoğrafı ekleyin. Hatta ilk adımda ne kadar çok fotoğraf koyarsanız karşı tarafa o kadar güven sağlarsınız. Tabi sayıyı abartmayın, ortalama 7-8 tane iyidir. Profilinizde Couchsurfing deneyiminizden olan fotoğrafları eklemeniz daha da güven duygusu yaratır fakat ilk kez kayıt olurken henüz bir deneyim yaşamamış olacağınız için seyahatlerinizden olan fotoğraflarınızı koymanız iyi bir izlenim yaratır. Unutmayın, evinde kalacağınız kişiler sizin nasıl biri olduğunuzu önceden görmek ister. - Sistemi daha güvenli şekilde kullanmak için hesabınızı doğrulamanız gerekmektedir. Doğrulama sayesinde limitsiz mesajlaşma, daha güvenli bir kullanıcı olma ve sistemin destek ekibinden faydalanma gibi imkanlar sunuluyor. Ancak bunun için 50 $ ödeme yapmanız gerekiyor ve bu ücreti üyelik aidatı gibi her yıl ödüyorsunuz. Böylece profilinize yeşil bir onay işareti ekleniyor. Böylece diğer kullanıcılar sizin güvenli olduğunuzu anlıyor. Ama Couchsurfing kullanıcısı olmak için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Ben 2012 yılından beri üyeyim ve şuana kadar profilimi hiç doğrulatmadım. Buna rağmen sayısız kez sistemi kullandım. Önemli olan güven sağlayan, açık bir profil sahibi olmanız. Böyle bir hesap, doğrulanmış hesap kadar güven vericidir. Profilinizi tamamladınız, artık yeni rotanız için planlarınızı yapmaya başladınız. Peki sistemde seyahatinizi nasıl aktif edeceksiniz? Kendimden örnek vererek açıklamaya başlıyorum. Ben seyahatimi kesinleştirdikten sonra hemen sisteme seyahatimi ekliyorum. Yani Couchsurfing'te buna \"Public Trip\" deniyor. Verdiğim örnekte gördüğünüz gibi gideceğimiz şehir Marakeş'i ekledikten sonra tarihlerimizi ve kaç kişi olduğumuzu ekledik ve genel bir mesaj yazdık. Bu seyahat planımız Marakeş ile ilgili olan bir çok gezgin tarafından görülebilecek yani bunu bir çeşit ben geliyorum duyurusu olarak düşünebilirsiniz. Yayınladığınız bu seyahat duyurunuzu sadece Marakeş'te yaşayan kişiler görmeyecek, aynı zamanda sizinle aynı tarih aralığında orada olacak dünyanın farklı yerlerindeki bir çok kişi de görebilecek. Gideceğiniz şehri arattığınızda karşınıza o şehirle ilgili üç farklı kategori çıkacak. \"Local Hosts\" kategorisinden Marakeş şehrinde evini gezginlere ücretsiz olarak açan kullanıcılara ulaşabilirsiniz.\"Upcoming Visitors\" kategorisinde ise sizinle aynı tarihlerde orada olacak kişilerin profillerini görürsünüz. Mesela bir Fransız ile belki bir günü geçirebilirsin, birlikte belirli şehirleri keşfedebilirsin. Özellikle solo gezinler buradan kendilerine yol arkadaşı bulabilir. \"Hangouts\" kategorisi sayesinde gideceğin şehirde düzenlenen buluşmalardan haberdar olabilirsiniz. Bu buluşmalar etkinliği düzenleyen kişi tarafından belirlenir. Buluşma bir kafede, parkta ya da evde bile olabilir. Amaç yeni insanlar tanımak. Kendini dünyanın bir çok farklı yerinden insanlarla kaynaştığınız bir ortama atmak istersen gitmeden önce buluşmalara bakmayı unutmayın. Gideceğiniz şehri aratırken \"Find Hosts\" sekmesini seçerek öncelikle şehirde evini ücretsiz olarak seyahat eden kişilere açan profilleri görürsün. Daha sonra şehirde bulunduğun tarih aralığını ve seyahat ettiğin kişi sayısını seçtikten sonra uygun olan kişilerin profillerini inceleyebilirsin. Genel arama şekli dışında daha özel bir arama yapmak için filtreleme yapabilirsin. Mesela konaklamada sadece özel oda veren kişileri aratabilirsin. Ya da cinsiyet-yaş gibi kriterleri belirleyip arama yapma şansınız var. Profilleri incelerken benim kişisel olarak tercihim referansı olan profillere öncelik tanıyorum. Arkadaş sayısı genelde çok önemli sayılmaz çünkü herkes tanışmasa da arkadaş olarak ekleyebiliyor. Yani sayı yanıltıcı olabilir. Konuştuğu diller kimi zaman belirleyici oluyor çünkü bazı ülkelerde ingilizce bilmeyen kişilerin profilleri olduğuna rastladım. Eğer o kişinin evine gidersem iletişim problemi olabileceğini ön görerek genellikle seçici davranıyorum. Aslında profile ilk tıklamayı belirleyen bence kesinlikle profil fotoğrafı. Güven veren ve samimi bir poz var ise kişinin profiline tıklayarak daha yakından tanıma isteği doğuyor. Ayrıca profili incelerken diğer bir önem verdiğim ise kişinin referansları. Bu konudan detaylıca bir sonraki başlıkta bahsediyorum. Kalmayı düşündüğüm kişinin sahip olduğu referans sayısı kadar bu referansların içeriğine de önem veriyorum. Referans sayısı ne kadar çok ise o kadar çok sistemde aktif anlamına geliyor. Referansları hem misafir olunca hem de evinde misafir edinde kazanabildiği gibi hiç tanımadan ya da sadece günlük hayatta tanıdığı kişilerden de sağlayabilir. Bu yüzden sahip olduğu referansları dikkatlice okuyun. Misafir olduğunda ya da misafir kabul ettiğinde nasıl davranmış, nasıl bir ev sahibi gibi detayların hepsi diğer kullanıcılar tarafından yazılmış yorumlarda saklıdır. Ayrıca evinde kalmayı planladığınız kişinin profilini eksiksiz bir şekilde okumanız da oldukça önemli. Çünkü çoğu zaman profil detaylarında size uygun olmayan detaylar yer alabilir ve eğer bu sizin gözünüzden kaçtıysa ve kalmak için davet attıysanız geçmiş olsun. Belki de size uymayan bu detayı evine gittiğinizde fark edip olumsuz bir deneyim yaşayabilirsiniz. Mesela profilinde bazı kullanıcılar sadece belirli cinsiyeti kabul ettiklerini ya da evde çıplak gezmek gibi alışkanlıklara sahip olduklarını belirtirler. Size uygun olup olmadığını kendiniz değerlendirerek seçimlerinizi yapın. En çok merak edilen soruya geldik. Couchsurfing güvenli mi? Tanımadığım bir insanın evinde nasıl kalabilirim? gibi sorular her kullanıcının merak ettiği konular. Couchsurfing'te eğer iyi bir kullanıcıysanız güvenli. Yani profilinizi eksiksiz doldurduysanız ve kalacağınız ya da misafir edeceğiniz kişinin profilini detaylıca incelediyseniz sorun yaşamanız çok da olası değil. Ben uzun yıllardır Couchsurfing kullanıyorum ve sistem sayesinde şimdiye kadar 50+ kişiyle tanıştım. Bu sayı içerisinde evinde konakladığım, evimde misafir ederek tanıştığım ya da sistem üzerinden buluşarak tanıştığım kişiler var. Profillerini yeterince incelememe rağmen şimdiye kadar iki olumsuz deneyim yaşadım ama buna rağmen hala sistemi destekliyorum ve Couchsurfing'i kullanıyor olmaktan mutluyum. - Couchsurfing üzerinden tanıdığınız kişilerle tanışmadan önce mutlaka profillerini detaylıca inceleyin. Bu hem sizin güvenliğiniz için önemli hem de o kişiyle görüşmeden önce fikir sahibi olmanız açısından önemli. Mesela profilini incelerken ortak bir hobiniz olduğunu fark ettiniz. Buluştuğunuzda birlikte yapabilirsiniz. Ya da o kişinin konuştuğu diller arasında İspanyolca var ve belki de siz çok öğrenmek istiyorsunuz. Buluştuğunuzda biraz İspanyolca öğrenmek hiç de fena olmaz. Bunun gibi daha bir çok ortak ilgi alanınız ya da merak ettiğiniz alan olabilir. Her birini sistem üzerinden geliştirmek mümkün. - Sistem üzerinden tanıştığınız her bir kişiye sonrasında mutlaka referans yazın. Unutmayın ki sistemde güveni sağlayan en önemli noktalardan biri sahip olduğunuz referanslar. Yaşadığınız deneyimi görüşmeniz sonrasında kısaca özetleyerek referans bıraktıktan sonra karşı tarafta sizin için mutlaka yazacaktır. Böylece sizin de profilinize referans eklenecek ve daha sonraki seyahatlerinizde profinizi inceleyen kişiler sistemde gerçekten var olan bir kullanıcı olduğunuza emin olacak. - Güven çok önemli! Fakat sistemde dolaşan bir çok sahte hesap ya da gerçekten sistemi amacına uygun kullanmayan kişiler de maalesef var. Düzenli olarak gelen otomatik mesajlara dikkat etmelisiniz. Zaten mesajları okuduğunuzda ve benzeri mesajlar aldığınızda bir zaman sonra bu sahte mesajlara ve profillere alışacaksınız ve aldırış etmeyeceksiniz. Gelen mesajlar genellikle şöyle; İstanbul'dan iş için geliyorum bi gece kalacak yere ihtiyacım var / Şehre yeni geldim yeni insanlarla tanışmak istiyorum gibi basit ve özellik içermeye mesajları dikkate almayın. Çünkü sistem bedavaya kalacak bir yer ya da kahve içeceğiniz yeni bir kız arkadaş sunmuyor. - Kalacak yer için arama yaptınız ve bir profile güvendiniz. Bir sonraki adım kişinin profilinde evi ile ilgili yer alan detayları okumanız olacak. Çünkü orada eğer paylaşmak istediyse evine ait fotoğrafları göreceksiniz. Ayrıca eviyle ilgili detayları da paylaşmıştır. Mesela evde üç kedisiyle yaşadığını bahsetmiş ya da evinin şehir merkezine iki saat uzaklıkta olduğunu belirtmiş olabilir. Eğer bu durum sizin için uygunsa kalmak için istek yollayın. - Size uygun olduğunu düşündüğünüz profile kalma isteği atarken sistem sizin bir mesaj yazmanızı zorunlu kılıyor. Bu mesajda detaylıca kendinizden bahsedin. Kişinin profilinde dikkatinizi çeken bir hobiden ya da belki de mesleğinden bahsedin ki sizin profilinizi incelediğine emin olsun. Çünkü sistemde kopyala-yapıştır mesajlar oldukça yaygın ve aktif kullanıcılar bundan oldukça sıkılmış durumdalar. Hatta bunun için kimi kullanıcılar profil bilgilerinin içine bir şifre bile eklemiş. O şifreyi de mesajın içine eklenmesini istiyorlar ve eğer eklenmemişse anlıyorlar ki profillerini detaylıca incelememiş bir kullanıcıdan mesja aldılar. Anında red veriyorlar. - Konaklama için mesaj attığınız kişilerden çoğu zaman red alabilirsiniz. Kimi kullanıcılar nazikçe gerekçesini belirtiyorlar. Mesela belirtilen tarihte işlerim yoğun ya da o tarihlerde seyahatte olacağım gibi. Ancak kimi zamanda gerekçesiz red alabilirsiniz. Bunun iki sebebi olabilir ya profilde bahsetmeniz gereken bir şifre vardı ve eklemediniz ya da kullanıcı size güven duymadı ve reddetti. - Evinizde misafir edeceğiniz kişiler için profilinizin \"My Home\" kısmına mutlaka evinizdeki kuralları ve detayları paylaşın. Mesela evinizin anahtarını vermiyorsanız bunu mutlaka belirtin. Eev arkadaşlarınız ile yaşıyorsanız onlardan da biraz bahsetmeniz iyi olacaktır. Ya da evinizde belirlediğiniz özel kurallarınız var ise buraya detaylıca yazın ki gelen misafirleriniz bu durumu biliyor olsun. - Couchsurfing üzerinden tanıdığınız kişilerin referanslarını detaylıca okuyun. Referans sayısı kadar olumlu ya da olumsuz yazılan referanslar da önemli. Ancak bir olumsuz referans için kişiyi hemen negatif olarak algılamakta yanlış. Negatif yorumu yazan kişinin profiline tıklayarak onun için sizin tanımaya çalıştığınız kişinin ne yazdığını da kontrol edin. Hatta negatif referansın altında eğer varsa savunma kısmını da inceleyin. Kimi zaman o kişinin olumsuz deneyiminden çok karşısındaki kişiye bağlı olarak negatif bir durum gerçekleşmiş olabilir. Tabi birden fazla olumsuz referansı olanlar için çok da olumlu bir pencereden bakmanızı tavsiye edemem. - Gideceğiniz şehirde eğer kalacak bir yer arıyorsanız bu işe inanarak profilleri inceleyin. Kimi zaman bir şehir için 100'den fazla mesaj attığımı biliyorum. Kimden olumlu kimden olumsuz cevap geleceği hiç belli olmuyor. Dolayısıyla işinizi garantiye almanız açısından güvenilir gördüğünüz kişilere istek yollayın, kabul şansınızı arttırın. - Ev sahibinize küçük hediyeler alabilirsiniz. Böyle bir zorunluluk tabi yok ama küçük bir teşekkür olarak şehrimize ait magnetler ya da kültürümüzü yansıtan Türk kahvesini çoğunlukla yanımıza hediyelik alıyoruz. İlk tanışmada hem bir sıcaklık sağlıyor hem de ev sahibimizi mutlu ediyor. Hatta ev sahiplerimizin sayısından da fazla yanımızda bulunduruyoruz. Bazen planlar şaşıyor ve seyahatimiz sırasında çok daha fazla kişiyle tanışıyoruz. Bizlerden birer anı olarak kalsın diye onlara da minik hediyelerimizden vermeyi ihmal etmiyoruz. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. Merhabalar, Türkiye'de aktif kişi sayısı az ama büyük şehirlerde rahatlıkla yeni arkadaşlıklar edinebilirsiniz. Referans olmadan da profilin açılır. İleride tamamlamanda sıkıntı olmaz. Davet edeceğiniz kişiye mesaj atıp tekrar istek göndermesini rica ederseniz sorun çözülür. Couchsurfing ile daha önce hiç birinde kalmadım ama pek de cesaret edemiyorum. Kötü bir durum yaşasam beni kim kurtaracak diye düşünüyorum. Bu durumlar nasıl denetleniyor? Bilgi verirseniz çok iyi olur. Merhaba Melek, eğer negatif bir durum yaşarsan Couchsurfing'ten anında şikayette bulunuyorsun ve o kişinin profili kapatılma noktasına kadar ilerliyor durum. Tabi son nokta bu oluyor. Sistem seni bir yere kadar koruyor, gerisi sana kalmış."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/dunyanin-en-renkli-festivali-venedik-karnavali", "text": "Kanalları, köprüleri, gondolları ile İtalya'nın romantik şehri Venedik, karnaval zamanı rengarenk kostüm ve maskeler ile gizemli bir şehir kılığına giriyor. Karnaval süresinde sokaklarda birbirinden ilginç kostümler ve maskelerle çeşitli etkinliklere ve gösterilere ev sahipliği yapıyor. Venedik sokaklarında hemen hemen herkes kostümle dolaşıyor ya da maskesiyle, şehir adeta büyülü bir dünyaya gelmiş hissi yaratıyor. 2015 yılında İtalya'ya gerçekleştirdiğim seyahatimde planladığım tarihlerde otellerin yüksek oranda dolu olduğunu fark edip, acaba bir etkinlik mi var diye araştırma yaptım ve hayatımın ilk karnavalına bu şekilde dahil oldum. Planımda bir karnavala katılmak olmayınca benim için çok daha sürprizli ve heyecan dolu geçti. O günden beri karnavalı her sene sosyal medya hesaplarından takipe diyorum ve hala aklımın kaldığı, doyamadığım bir Venedik'i yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Sizlere de Venedik Karnavalı'nı anlatıp, yerinizde kaldırıp karnavala götürmeye niyetlendim. Gitmeden önce bu yazım ile Venedik Karnavalı hakkında tüm bilgilere ulaşacaksınız. Haydi o zaman Venedik Karnavalı'nda sokaklarda yerinizi almadan karnavalın tüm detaylarını göz atalım. Venedik Maske Festivali olarak da bilinen Venedik Karnavalı'nın geçmişi 1268 yılına kadar dayanıyor. Maskeleriyle ünlü Venedik Karnavalı hikayesi de oldukça ilginç. Avrupa'yı bir dönem veba salgını esir alıyor ve Venedik'in neredeyse nüfusunun yarısı bu salgında ölüyor. Bir rivayete göre hayatta kalanlar da hastalığını ve yaralarını saklamak için maskeler ile dolaşmaya başlıyor. Maskelerdeki hüzünlü ve donuk ifadeler o dönemde yaşanan acıları ve üzüntüleri de sembolize ediyormuş. Venedik karnavalı neden kutlanır konusunda bir diğer hikaye de şöyle, karnavalın asıl amacı Pagan kültüründe baharı karşılamak amacıyla yapılırmış. İlk kutlanmaya başlandığı zaman sosyal sınıf ayrımlarını ortadan kaldırmak için kullanılan maskeler, şimdi Venedik Karnavalı'nın vazgeçilmezi haline gelmiş. İki hikayeyi düşündüğümde beni ilk hikaye daha çok çekiyor, bu yüzden ben ona daha çok inandım, seçim sizin. Karnaval boyunca insanlar rengarenk kostümler giyip süslü maskeler takarak Venedik sokaklarında dolaşıyor ve ortaya muhteşem görüntüler çıkıyor. Maske büyüsüne kapılmak için karnaval zamanı Venedik'e geldiğiniz an hemen kendinize bir maske satın alın ve fotoğraf makinanızla sokaklarda kaybolun. Eğer zamanınız ve yeteri kadar bütçeniz varsa karnaval için kostüm kiralayarak sokaklarda dolaşabilirsiniz. Ben gittiğim zaman kostüm kiralamayı çok istedim ama fiyatları görünce vazgeçmek zorunda kaldım. Genellikle Venedik Karnaval kostümleri kiralayabileceğiniz dükkanlar var, isterseniz gitmeden önce internetten de ayırtabilirsiniz. Ama fiyatların 200 'dan başladığını bilmenizde fayda var. Kostüme gerek yok derseniz de festival coşkusunu daha çok hissetmek için kendinize bir maske alın. Zaten karnaval süresinde her yerde maske bulmak mümkün. Ben maskeleri öyle çok sevdim ki festival için iki maske aldım ve sokaklarda renkli maskelerim ile dolaştım. Karnaval boyunca ayrıca çeşitli yarışmalar düzenleniyor. Bunlardan en bilineni, sokak gösterileri ve geçit törenleri ile \"En Güzel Maske\" yarışması. San Marco Meydanı etkinliklerin merkez noktası gibi düşünün, genellikle çoğu etkinlik burada oluyor. Diğeri ise festivalin \"En Başarılı Kostümü\" yarışması. Çevredeki tüm kostümlü insanlar San Marco Meydanı'nda sıraya giriyor, podyumda yürüyor ve jüri tarafından oylanıyorlar. Bu yarışmaları izlemek için karnavalın internet sayfasından biletlerinizi önceden almanız gerektiğini unutmayın."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/fas-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey", "text": "Türkiye'den Fas'a seyahat etmek çok popüler bir destinasyon değil. Fas seyahatimiz öncesi neden bu ülkeye 12 günlük bir seyahat gerçekleştirdiğimize dair çokça soru ve olumsuz yorum aldık. Fakat seyahatimiz sırasında sosyal medya üzerinden gelen yorumlar ve mesajlarla ön yargıların birer birer kırıldığına şahit oldum. Gerçekten bu beni inanılmaz etkiledi. Şu an Fas'a seyahat etmek için meraklanan onlarca insan olduğunu biliyorum. Seyahat kıvılcımlarının sadece seyahatimiz sırasında paylaştığım ufak bilgiler ve fotoğraflarla olduğunu bilmek bana mutluluk veriyor. Umarım Fas hakkında bilgiler paylaştığım yazılarla daha da çok kişiye bu güzel ülkeyi ve insanlarını anlatmış olurum. Çünkü Fas'ın bendeki yeri artık çok ayrı. Bambaşka bir deneyim sağlayan bu ülkeyi herkesin görmesini ve deneyimlemesini istiyorum. Bu yazıyı Fas'a gitmeden önce Fas hakkında bilgiler vererek seyahatinizi kolaylaştırması için hazırladım. Fas ülkesi nasıl bir yer, \"Fas'ta neler yapılır?\" gelin yakından tanıyalım. Afrika'nın en batı ucundaki Arap ülkesi. Kuzeyinde Cebelitarık boğazı ve Akdeniz, güneyinde Atlas Okyanus'u, doğusunda Cezayir ve güneyinde Moritanya yer alıyor. Avrupa'ya yalnızca 14 km uzaklıkta. Eskiden Fransız sömürgesi olduğundan Fransa'nın etkilerini çoğu yerde görürsünüz. Fas'ın Avrupa'ya en yakın şehri Tanca, en turistik şehri Marakeş, mavi şehri Şafşavan, deri tabakhaneleriyle ünlü şehri Fes, tarihi kalıntılarıyla Meknes, deniz tatiliyle ünlenen Agadir, çöl deneyimi sunan Merzouga, Avrupa tadında İfrane, ticari şehri Kazablanka ve başkenti Rabat. Fas'ın görülmeye değer turistik yerlerinden olan bu şehirleri rotanıza eklemenizi tavsiye ediyorum. Fas'ın ana dili Arapça. Fransızca da çok yaygın olarak konuşuluyor. İngilizce ise şehir merkezinde günlük yaşamı idare edecek kadar konuşuluyor. Ülke genelinde dört mevsimin yaşanıyor. Fas'a gitmek için en uygun mevsimler bahar ve sonbahar. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında turistik amaçlı seyahat önerilmiyor çünkü ülke genelinde 50+ dereceleri görebilirsiniz. Bu yüzden en ideal aylar Mart, Nisan, Mayıs, Eylül, Ekim ve Kasım. Seyahat planınızı yapmadan önce bu bilgiyi göz önüne almanız gerek. Biz Eylül'ün ilk haftası gittik ve ilk günlerde 45 dereceleri gördük ama gezimizin sonuna doğru normal değerlere düştü. Lokallere de sorduk, en çok önerdikleri zaman Eylül sonu, Ekim başı. Fas'a seyahat etmek istiyorsanız en az 5 gün, eğer büyük bir bölümünü görmek istiyorsanız 7 ile 15 gün arası ayırmanız gerekebilir. Ülkenin görülesi şehirleri birbirinden uzak ve uçak ile gitmek çok pahalı bu yüzden araç kiralamak en hızlı ve konforlu seçenek. Biz 12 günlük Fas seyahatimiz için araba kiraladık ve rahatlıkla her yeri gezdik. 12 günde 11 şehir gördük, hatta bu süre bize yetmedi, planımızda olan ve zaman ayıramadığımız şehirler de oldu. Bu yüzden planladığınız gün sayısına birkaç gün eklemek daha iyi olabilir. Türkiye'den Fas'a direkt uçuşlar sadece Kazablanka üzerinden var. İstanbul-Kazablanka arası uçuş yaklaşık beş saat sürüyor. Bize göre 2 saat geride oldukları için 2 saat kazancınız oluyor. Ayrıca eğer vize veya zaman sıkıntınız yoksa aktarmalı olarak Avrupa üzerinden uçmakta mümkün. İspanya ve Fransa üzerinden uçuşlar oldukça sık gerçekleşiyor. Bizim hali hazırda Schengen vizemiz yoktu ve transit vize ile uğraşmak yerine direkt uçmak istedik bu yüzden Fas'a direkt uçan en ucuz havayolu Air Arabia'yı tercih ettik. Türk vatandaşları Fas'a vizesiz seyahat edebiliyor. Ancak minimum 6 ay geçerli pasaporta sahip olmanız şartı aranıyor. Ülkeye giriş yaparken ve ülkeden ayrılırken bir form doldurmanız gerekiyor. Formu havaalanına indiğinizde pasaport kontrolünde alıyorsunuz. Formda sizin hakkınızda genel bilgiler soruluyor. Bu yüzden yanınızda kalem bulundurmanız gerek. Kontrol öncesi formu eksiksiz doldurmanız isteniyor. Fas'ın para birimi Dirhem, Fas Dirhemi kullanılıyor. Alışverişler sırasında 10 MAD yaklaşık 1 şeklinde düşünmek Türk Lirası'na çevirmekten daha pratik oluyor. 2017 yılında 1 MAD, 0,37 TL. Fas'a gitmeden önce biz Euro aldık ve gerektiğinde merkezdeki döviz bürolarından ya da kaldığımız riadlardan dirheme çevirdik. Fas'ın ucuz ya da pahalı bir ülke olması tamamen size bağlı. Çünkü ülkede her bütçeye uygun konaklama ve yemek seçenekleri var. Mesela hostelde kalacaksanız gecelik 10 civarında uyumalık yerler bulursunuz. Ama konfor, hijyen ve güvenlik koşullarının çok yüksek olmadığı ülkede konaklama açısından kafanız rahat olsun istiyorsanız riadlarda kalın. En düşük fiyatlı riadlar da 20 'dan başlıyor. Eğer biraz daha lüks yaşayıp şımarmak istiyorsanız da 100 civarında riadlar bulabilirsiniz. Yeme içme açısından da yine konaklama gibi her bütçeye uygun seçenekler var. Mesela 2 'ya sokak lezzetlerini deneyebilirsiniz ama hijyen koşullarını sorgularsınız. Açıkta tutulan etler, kirli tezgahlarda bekletiliyor, temiz olmayan yerlerde pişiriliyor. Lokaller denememizi önerse de biz pek cesaret edemedik. Genellikle riadlarda ya da bilinen mekanlarda yemek yedik. Bu yüzden yemek yediğimiz yerler ülkenin genel olarak üst kesimine hitap eden iyi kalite sayılan yerlerdi. Bu tarz yerlerde bir tabak yemek için ortalama 12-15 verdik. Bu açıdan bakarsak Fas gibi bir ülke için en fazla yemeğe para harcayabilirsiniz. Riad tipi konaklama Fas'ta oldukça yaygın. Bizdeki butik otel konaklaması gibi düşünebilirsiniz. Ortasında avlusu olan geleneksel Fas evlerine \"riad\" deniyor. Bizde çoğunlukla riadlarda kalmayı tercih ettik, oldukça keyifli oluyor. Fas'ta kaldığımız otellere Fas Konaklama Rehberi yazımdan ulaşabilirsiniz. Fas genel olarak çocuklu ailelere çok uygun bir ülke değil. Tabi bu benim fikrim. Seyahatimiz sırasında etrafta çocuklu aileler gördüm ama çocuklar genellikle orta okul çağındalardı. Küçük yaştaki çocuklarla Fas'a seyahat etmenin çok uygun olmadığı fikrim güvenlik sebeplerinden çok hijyen koşulları ve karmaşık yapısı. Tabi çocukla Fas seyahati asla yapılmaz değil ama ekstra önlemlerle bu seyahat gerçekleşebilir, neden olmasın. Fas bir İslam ülkesi olduğu için yemek kültüre bize oldukça yakın. Seyahat sırasında yeme-içme konusunda zorluk yaşamak pek mümkün değil. Yemeklerimizin bazı isimleri bile aynı, mesela köfte, kuskus. En çok tüketilen yemekler kebap ve tajine. Tajine bir çeşit güveç yemeği, etli tavuklu, sebzeli gibi farklı çeşitte tajine yapıyorlar. Faslılar da bizim siyah çay tükettiğimiz gibi nane çayı içiyor, tadı baya hoş. Fas mutfağı genel olarak leziz ve bizim damak zevkimize yakın. Fas'tan hediyelik olarak alınabilecek bir çok ürün var. Özellikle deri çantalar, hasır ürünler, baharatlar, el yapımı geleneksel ürünler ve dahası. Alışveriş yaparken dikkatinizi çekecek bir detay var ki ürünlerin üzerinde hiç fiyat etiketi olmaz. Satıcının söylediği fiyatın yarısının bile altına ürün alabiliyorsunuz. Gitmeden önce bu olayı aklım almıyordu ama deneyimledikçe bu olaya baya alıştım. Ama ne yazık ki hiçbir zaman iyi fiyata mı aldınız yoksa kazıklandınız mı bilemiyorsunuz. Yine de saatler süren pazarlıktan kendimizi alamadık. Hatta çoğu zaman kendimizi almayı düşünmediğimiz bir ürünü bize satmaya çalışan satıcılarla pazarlık ederken bulduk. Fas'ta deri çantalar, hasır ürünler kadar çeşit çeşit baharatlar, nane çayı, babuş denilen terlikleri ve Tajin kapları ülkenin en meşhur ürünleri arasında sayılır. Ülke genelinde trafikte polisler sık sık kontrol yapıyor. Özellikle ana yollarda radar ile hız ölçümü yapıp ceza yazıyorlar. Trafik cezalarıyla ilgili internette yer alan bilgileri okuyup gitmiştik ve bu bilgilere göre araba kiralamak çok da mantıklı gözükmüyordu. Sizde araştırınca göreceksiniz ki sıklıkla şoförlü araç kiralamak öneriliyor. Yine Fas'ta bu bilgilerin abartı olduğunu ve seyahat edecek kişilerin hevesini kırıcı boyutta abartı içerdiğini gördüm. Öncelikle polisler sıklıkla hız kontrolü yapıyor ama kurallara uyduğunuz sürece hiçbir sorun yaşamıyorsunuz. Hız sınırı şehir içinde 60, şehirlerarası yolda 80 ve otoyolda 120 km hız. Kurallara uyun, 3-5 kelime Arapça öğrenin ve onlarla selamlaşırken kendi dillerinde konuşun. Bunu baya sempatik buluyorlar ve asla kötü davranmıyorlar. Araç kiralamayı düşünüyorsanız lokal firmalardan uzak durmakta fayda var. Dünyada geçerli olan firmalardan araç kiralarsanız muhattabınız büyük bir firma olacak ve sıkıntı yaşama ihtimalinizi azaltacaksınız. Biz 12 günlük seyahatimiz için Kazablanka Havalimanı'ndan Europcar'dan araç kiraladık. Günlük araç kiralamak ortalama 30 'dan başlıyor. 12 gün gibi uzun vadeli kiraladığımız için ödediğimiz fiyat yaklaşık %25 indirimliydi. Fas'ta arabanızı park etmek için her koyduğunuz yere para ödemek zorundasınız. Bunun için sokaklardaki görevlilerin bazısı resmi bazısı ise resmi değil fakat her türlü sorgulamadan para ödüyorsunuz. Eğer fiş kesmiyorsa pazarlık edebilirsiniz. Eğer gece arabanızı park edecekseniz 7/24 hizmet veren bir park yerine bırakmanız daha güvenlikli olacak çünkü geceleri araçlar için çok güvenli olmuyor. Herhangi bir hırsızlık ya da hasar olmaması için en iyisi büyük park yerlerine park etmek. Ülke genelinde aracınız ile seyahat etmekte hiçbir sıkıntı yok. Google Maps fazlasıyla iyi çalışıyor. Yine gelmeden önce okuduklarımıza göre sık sık kaybolacağımızı öngördük ama bir kez olsun kaybolmadık. Sadece büyük kavşaklarda yol birden fazla seçeneğe ayrılınca zaman zamana kafamız karıştığı için ters yönden gittik ama tabi hemen fark edip geç olmadan doğru yola geri döndük. Trafikte araç kullanmanın aşırı tehlikeli olduğuna dair okuduğumuz bilgilere karşı 12 gün boyunca bu fikirden yavaş yavaş uzaklaştık. Evet, Fas'ta trafikte muhteşem bir düzen yok bu yüzden her an sağdan soldan araçlar ve motorlar fırlıyor. Ancak siz dikkatli bir sürücü iseniz, trafikte deneyiminiz var ise ve özellikle İstanbul trafiğinde araç kullanabiliyorsanız, buraya alışmanız çok uzun sürmeyecek. Fas'a turist olarak giden kadınların giyimiyle ilgili kafalar oldukça karışık. Fas ülkesine gitmeden önce valizime çokca kıyafet çeşidi aldım ve oraya gidince iyi ki dedim. Eğer yalnız seyahat eden bir kadın değilseniz kıyafet sorununuz hiç olmayacak. Yanında erkek olan kadınlara Fas insanları başka gözle bakmıyor. Mini etek, dekolteli elbise ve şort ile çeşitlerini denedim. Rahatsız eden bir kişi bile olmadı ama eğer sokakta 5 dakika bile yalnız kalırsanız, çevreden laf atmalar hemen başlıyor. Yalnız seyahat eden kadınların bir Avrupa ülkesi gibi çok rahat etmeyeceğini öngörüyorum fakat eğer yanınızda eşiniz var ise kıyafetiniz sorun değil. Nasıl rahat ediyorsanız o şekilde giyinmek en iyisi. Fas'a seyahat etmeden önce aşı olmanıza gerek yok ama olası mikroplara karşı önlem almak için kapalı şişeden su için ve içeceğinize buz koymayın. Yemek yiyeceğiniz yerler için hijyen koşulları içinize sinecek yerleri tercih edin. Dezenfektan solüsyonları ve mendilleri gibi temizleyicilerinizi yanınıza alın. Likit sabun ve mendili çantanızdan eksik etmeyin, dışarıdaki birçok tuvalette ihtiyacınız olacak. Ülke içinde ulaşım için bence en konforlu ve güvenli ulaşım kiralayacağınız araç. Şehirlerarası otobüsler ülke genelinde çok eski ve çok temiz değil. Faslı arkadaşlarımın da önerisi trenle seyahat etmek oldu ama biz ülke genelinde uzun bir rota çizdiğimiz için araç kiralamayı seçtik. Fas'ta tren bileti almak için ONCF, otobüs bileti içinde CMT firmalarını kullanabilirsiniz. Biz Fas'ta kaldığımız süre boyunca kiraladığımız arabamız ile ulaşım sorununu çözdük. Şehir içinde ulaşım için ilk zamanlar arabamızı kullandık ama tekrar tekrar park parası vermekle daha pahalıya geldiğini fark ettik ve taksi kullanmaya başladık. Kısa mesafeler için taksi kullanmak çok avantajlı ve gerçekten ucuz. Fas'ın insanları ilk başta soğuk görünüyor ama eğer onlara dokunabilmeyi başarırsanız aslında bizden çokta farklı olmadıklarını göreceksiniz. Fas kadınları da erkekleri de aynı derecede samimi ve güleryüzlüler. Tabi onların bu yönünü keşfetmek için onlarla biraz sohbet etmeniz gerekiyor ama bazıları da sokakta ya da restoranda sizi beklemediğiniz anda samimiyet ve içtenlikle karşılıyor. Özellikle Türkleri çok seviyorlar, Türk olduğumuzu söylediğimizde yüzlerindeki mutluluğu gördüğümüzde ilk başta baya şaşırdık. İlk kez başka bir ülkede Türk olduğum için mutluluktan bana sarılacak kadar çok sevinen insanlar gördüm. İnanılmaz. Faslılar fotoğraflarının izinsiz çekilmesinden hiç hoşlanmıyorlar. Eğer izin almadan sokakta birinin fotoğrafını çekerseniz, para isteyebilir ya da arkanızdan hoş olmayan sözler söylebilir. Ama bu demek olmuyor ki hiç Faslı insanların yer aldığı fotoğraflar çekemeyeceksiniz. Olay tamamen doğru iletişim kurmaktan geçiyor. İnsanlara yaklaşıp, sohbet etmeyi deneyin sonra fotoğraf çekmekten hoşlandığınızdan bahsedip çekmek için izin isterseniz sizi kırmıyorlar. Fas'ın sokaklarının çok tehlikeli olduğunu duyduk. Hatta okuduklarımızdan öylesine ürktük ki ufak sırt çantamızı kilitleyerek sokaklarda dolaşabiliriz diye yanımıza bir kilit aldık. Ama oradayken buna hiç ihtiyaç duymadık. Yine buraya geldiğimizde bunun kişisel deneyimlere bağlı olduğunu gördük. Gelmeden önce okuduklarımıza göre elimizde telefonla ya da kamera ile dolaşmanın mümkün olmayacağını çünkü anında çalınacağını okumuştuk. Ancak bu bilgiye zamanla güvenmemeye başladık, güvenli bir ülke değil ama aşırı derecede de tehlikeli diyemeyiz. 12 gün boyunca köylerde ya da büyük şehirlerde hiç fark etmedi, elimizde kameramız ve telefonumuzla dolaştık. Sadece ıssız sokaklarda temkinli olduk. Çantamıza her daim dikkat ettik. Avrupa'nın da bir çok şehrinde turistlere yönelik hırsızlık çok fazla. Fas'ta onlardan biri gibi değerlendirebiliriz. Her daim çantanıza ve değerli eşyalarına sahip çıkarsanız sorun yaşamazsınız. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarımdan takip edebilirsiniz. Ben fasa gidecem ama nasıl gideceğim hakkında hiç bir bilgim yok. Merhaba, bu yazıyı öncelikle okursanız birçok konuda bilgi almış olacaksınız. Tur firmalarına danışarak da seyahatinizi planlayabilirsiniz. Yol masrafı olarak bil öngörüm yok çünkü ben araba kiralayarak gezdim. Yazı içinde ulaşım konusunda linkler eklemiştim oradan bilet fiyatlarını öğrenebilirsiniz. Dönüş bileti isteyebilirler genelde soruyorlar. Bir rezervasyon yapıp çıktı alıp belki o şekilde belge sağlayabilirsin. Merhaba, gelecek hafta casabalanka ya 3 günlük gideceğiz, 3 günlük sürede casabalanka ve çevresinde kesinlikle önereceğiniz 4-5 madde sıralayabilir misiniz lütfen, anladığım kadarı ile onlarca alternatif var, Kazablanka'ya en yakın Rabat var. Görülmeye değer bir yer eğer Kazablanka'da zamanınız artarsa gitmenizi tavsiye ederim. Sahildeki ünlü cami görülmeye değer onun dışında medinasında dolaşabilirsiniz. Sorunuz hakkında maalesef bir bilgim ve fikrim yok. Paris aktarmalı uçacaksanız Schengen vizenizin olması gerekir. Ne kadar para ile gideceğin kaç gün kalacağına ve harcamana göre değişir, bunu ben bilemem. merhaba kardeşim fasa giderken forum veriyormuslar ama dil bilmiyorsak nasıl dolduracağız. Birde sim kart nerden alacağız ve pahalımı teşekkür ederim.. sim krtlar ücretsiz veriliyor havaalanından alın dışarda parayla satanlar var Turkiyeyi yaklaşık olarak 3 dakıka arabilirsiniz 😀 ve internet turkiyeden biraz daha ucuz yani turkiyede 70 tl ye 10 gb alıyorsak orda 40 tl ye alabilirsiniz. Cok kisa. Okumaya doyamadim 🙂 Fas'ı simdiden merak ettim."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/fas-konaklama-rehberi", "text": "Fas, şimdiye kadar gördüğüm en heyecan verici dekorasyonu olan otellere sahip. Hal böyle olunca seçim yapmakta oldukça zorlandık. Ancak şunu söylemeliyim ki Fas'ta kaldığımız her bir otel bize inanılmaz farklı deneyimler yaşattı. Fas, karmaşık ve hijyen koşullarının çoğu zaman yetersiz bir ülke olduğu için kalacağınız yeri iyi seçerseniz kusursuz bir konaklama yaşayacağınıza emin olabilirsiniz. Fas'ta insanlar bizim gibi, aşırı misafirperver ve ilgililer bu yüzden otellerden memnun kalmamak neredeyse imkansız. Fas'ta oteller ikiye ayrılıyor. İlki medina yani eski şehir bölgesinde olan \"riad\" tipi konaklama. Ortasında avlusu olan, etrafı duvarla çevrili, 8-10 odalı, geleneksel Fas evlerine \"riad\" deniyor. Butik bir konaklama deneyimi vaad eden riadların tek dezavantajı otopark seçeneğinin olmaması. Ufak bahşişlerle kalacağınız riadın çalışanlarından yardım almak oldukça yaygın bu yüzden bunu dert etmemek gerek. İkinci konaklama şekli de çoğunlukla şehir merkezine yürüme mesafesinde olmayan, bizdeki tatil köyleri kadar büyük bir alan üzerinde kurulmuş ve tüm imkanları sağlayan aşırı lüks bir konaklama sunuyor. Biz genel olarak Fas konaklamalarımız için medina bölgesinde yer alan ve daha butik deneyimler sunan riadları tercih ettik. Sizlere de Fas seyahatimizi ölümsüzleştiren otellerimizi öneririm."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/fasin-mavi-sehri-safsavan", "text": "Masmavi bir şehir düşünün. Heybetli dağların eteklerine yayılmış daracık sokakları, kaldırımları, merdivenleri, evleri, saksıları, kısacası gözün gördüğü her şeyi masmavi olan bir şehir. O kadar mavi ki, mavilik bir zaman sonra başınızı döndürüyor. Yüzyıllar öncesine gitmişsin hissi yaratan Fas'ta en hayranlık duyduğum şehirlerden biri Şafşavan oldu. Şimdi hep birlikte rotamızı Şafşavan'a çeviriyoruz, gelin şimdi de birlikte gezelim. Şafşavan diğer bir adıyla Mavi Şehir olarak bilinen, iki dağ arasına kurulmuş adeta bir mavi büyü. Daracık sokakları, kaldırımları, merdivenleri, evleri, saksıları kısacası burada her yer masmavi. O kadar mavi ki, mavilik başınızı döndürüyor ve yürürken bazen kendinizi bir akvaryumun içinde gibi hissediyorsunuz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/fasta-gormeniz-gereken-5-sehir", "text": "Sıra dışı bir yolculuk yapmak istiyorsanız Fas tam size göre. Labirenti andıran çarşıları, uçsuz bucaksız çöl bölgesi, zengin kültürel değerleri ve yemekleri ile keşfedilmeyi bekliyor. Fas'ın başkenti Rabat, iş yaşamı açısından da en önemli şehri Kazablanka. Ama ezber bozan bir şekilde Rabat ve Kazablanka şehirleri turistik açıdan oldukça yetersiz ve Fas'ın kültürünü gerçek anlamda yansıtmıyor. Bence Fas'ın insanlarının sıcaklığını hissetmek, lezzetli yemeklerini tatmak ve kültürünü derinden hissetmek için rotanıza Fas'ın diğer şehirlerini eklemelisiniz. Dünya genelinde \"Morocco\" olarak anılan ülkeye biz Türkler Fas diyoruz. Yazının devamında bunun nedeninden bahsediyor olacağım ama Faslılar bile bizim ülkeye Fas diyor olmamıza şaşırıyor çünkü Fes şehri ile Fas'ı karıştırdığımızı sanıyorlar. Fas'a gitmeden önce Fas hakkında yazılarıma göz atmayı unutmayın. Gezilecek yerler hakkında ufak fikirler vermesi adına Fas'ın en güzel 5 şehrini anlattım. Neden bu şehirleri görmelisiniz, en öne çıkan özellikleri nelerdir gelin daha yakından tanıyalım."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/fransanin-gastronomi-baskenti-lyon", "text": "Fransa'nın Rhone Alpes bölgesinin başkenti, kente can veren Alp'lerden gelen Rhone ve sakin akan Saone nehirlerinin şehri böldüğü, Fransa'nın gastronomi başkenti, Unesco Dünya Mirası listesindeki şehir Lyon. İki tepe üzerinde kurulmuş Fransa'nın en büyük 3. şehri Lyon'un batısında Fourviere, doğusunda Croix-Rousse tepeleri yer alıyor. Bu güzel ve leziz Fransa şehrini keşfetmeye başlıyoruz. Lyon, 17. ve 18. yüzyıllarda ipek dokuma ürünleriyle ün salmış. 1789 Fransız Devriminin olumsuz etkilerinden sonra Napolyon zamanında tekrar önem kazanan kent, gücünü 2. Dünya Savaşı sırasında Fransız direnişinin merkezi olarak geri almış. İpek ürünlerinin taşınması için inşa edilen yeraltı tünelleri, savaş sırasında direnişçilerin Gestapo saldırılarından saklanmaları için kullanılmış. Ayrıca şehirde ticaret yapan tüccarlar; mallarını, nehirlerden şehir merkezine daha rahat taşımak için bu tünelleri kullanmışlar. Eski şehir merkezine gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken tünellerin haritası için tıklayın. Lyonlular ise kendilerine Lyonnais derler ve ısrarla Lyon'nun Fransa'nın ikinci büyük şehri olduğunu söyleseler de ikinci büyük şehir Marsilya'dır, üçüncü büyük şehir ise Lyon'dur. Fransa'yla ilk tanışmalar çoğunlukla Paris ile olsa da ben Lyon ile başladım, pişman da olmadım. Lyon'da iki havaalanı bulunmakta, Saint etienne Boutheon havalimanı ve Saint Exupery. Pegasus Havayolları her ikisini de uçuş sağlıyor. Ben merkeze yakınlığı sebebiyle şehre 20 km uzaklıkta bulunan Saint Exupery'i seçtim. Adını Küçük Prens'in yazarı St Exupery'den alan havaalanından şehre ulaşmak için birkaç seçeneğiniz var. Bunlardan en mantıklısı yaklaşık 30 dakika süren ulaşım şekli Rhonexpress (15 ) ile Lyon Part Dieu İstasyonuna ulaşıyorsunuz. Ya da kalabalıksanız daha mantıklı bir seçenek olarak taksi seçeneğini kullanabilirsiniz çünkü merkeze giden herhangi bir otobüs ya da shuttle hizmeti bulunmamakta. Bunun dışında merkeze inince ulaşım konusunda zorlanmayacağınızın garantisini verebilirim. Metro, otobüs, tramvay, füniküler gibi her türlü seçeneği bulunan Lyon'da tabi ben sadece bir kaç kez bu ulaşımları kullandım çünkü ayaklarıma kara sular inmeden şehri gezdiğimi hissedememe hastalığım var. - Musee des Beaux-Arts, Salı günleri kapalı, diğer günler 10.00-18.00 arası açık. Giriş öğrencilere ücretsiz. - Musee Miniature et Cinema, Minyatür sanatçısı Dan Ohlman'ın şahsi müzesi, şehrin eski bölgesi Vieux-Lyon'da. Birçok filmin setinin minyatürünü burada bulabilirsiniz. Müzede sadece minyatürler değil; 1960'lardan bugüne ünlü filmlerden orijinal kostümler, maketler, maskeler de var. - Parc de la Tete d'Or şehirden biraz uzaklaşıp doğayla başbaşa kalmak için en iyi kaçamak yeri. Buraya kadar gelmişken Parc de la Tete d'Or'un içinde bulunan, 18'inci yüzyılda kurulmuş Jardin Botanique de Lyon'u da gezmeyi unutmayın. Bu botanik bahçesinin ev sahipliği yaptığı 15 bin kadar bitkinin arasında yaşı 100'ü geçmiş tropikal bitkiler ve Amazon'da yetişen çiçekler var. - St. Jean Katedrali görülmeye değer, giriş ücretsiz. - Basilique Notre Dame de Fourviere görülmesi gereken yerlerin en başında. Finüküler ile çıkmanızı yinelemek isterim. (07.00-19.00 arası açık ve giriş ücretsiz) \"Lyon'da yapılacak tek güzel şey yemek yemektir\" demiş 19'uncu yüzyılın ünlü romancısı Stendhal. - Dünyaca ünlü Şef Paul Bocuse'un restorantları olan bu şehirde Le Nord'da Fransız yemekleri deneyebilirsiniz. - Fast food da olsa Fransızların olan Hippopotamus ucuz ve lezzetli menüler sunuyor. - Dünya'da adını duyurmuş fırın zinciri Paul'de kahvaltı yapabilir, gün içinde tatlıları için mola noktası olarak değerlendirebilirsiniz. - Lyon'da lezzetli bir burger denemek isterseniz, Amerikan burgerleri ile yarışabilecek Butcher'ı denemelisiniz. - Amorino'da lezzeti damakta şölen yaşatan dondurmalar deneyebilirsiniz. - Pizza yemek isterseniz de ünlü Pizza Pino en iyisidir. Part Dieu'dan arkadaşım beni alacağı için birkaç saat bekledim, internetim olmadığı için ulaşamadım, sokakta gelene geçene derdimi anlatıp mesaj çektirdim, arattırdım. Sağolsun Fransızlar yardımsever çıktılar. Tabi valizimi havaalanından aldığımda farketmediğim kırık tekerleğini bu dakikalarda fark edip modumu düşürmeden çözüm yolları düşündüm. Part Dieu'dan metro ile Lyon 'un merkezi olan, Küçük Prens ve St Exupery'nin heykelini barındıran Fransa'nın 3. büyük meydanı, Lyon'un en büyük meydanı olan Place Bellecour Meydanı'na gittik ve Fransa'da ki ilk yemeğimi meydanda köşede bulunan Pizza Pino'da yedim. İtalyan pizzalarını aratmayacak güzellikteki pizzama soğuk bir bira eşlik etti. Yemekle birlikte gelen acı sosluk, zeytinyağının içinde çeşitli acı biberler ile pizzanın lezzeti bir üste çıktı. Fransa'da hayat kurtaran bir bilgi vermeden geçemeyeceğim. Yer tarifinde kullanılan \"arrondissement\" kelimesi bölge ya da ilçe anlamında kullanılıyor. Gittiğinizde her şehirde duyacağınız 1. arondisman en merkezdir ve salmal şekilde sayılar artar yani sayı büyüdükçe merkezden uzaklaşırsınız. Kısacası kafamızda gideceğimiz yerleri buna göre konumlandırırsanız işiniz daha kolay olur. Daha sonra valizimi bırakmak için şehrin ana alışveriş caddesi Rue de la Republique'den yürüyerek Hotel de Ville tarafına gittik. Lyon'un muhteşem opera binasının hemen yanındaki sokakta bulunan şirin bir stüdyo daireye valizimi bırakıp hep birlikte yakınlardaki Paul'e gittik ve Fransa'nın en güzel fırını ile tanıştım. Sokaklarda boş dükkanları gözetleyerek dolanırken hemen akşam yemeği için Le Nord'u arayalım dedik ve rezervasyonumuzu yaptırdık. Le Nord, Lyon'da ki ilk brasserie olma özelliği taşıyor ve belki de onu en özel yapan kurucusunun dünyaca ünlü Şef Paul Bocuse olması. Culinary Institute of America, Paul Bocuse'ü yüzyılın şef olarak seçmiş ve New York'taki kampüsüne Paul Bocuse ismini taşıyan bir Fransız restaurantı açmış. Mutfak konusunda dünyaya adını duyurmuş bir şefin restoranında ilk kez yemenin tadına vardım. Tatlı yiyip gittiğimiz için sadece Lyonnaise salata yesem de arkadaşlarımın tabağından menülerin de tadına baktım ve yemeğimize eşlik eden şarabın tadını hala unutamıyorum, sanırım gerçek bir Fransız şarabı içtim diyebilirim artık. Fransa'da yemek kültürü bize göre oldukça farklı. Çoğu restorant için geçerli olan; öğlen yemeği saat 12.00-13.00 gibi sunulur ve genellikle fiks mönü şeklindedir. Akşam yemekleri ise genellikle 20.00 ile 23.00 arasında olur. Bu saatler dışında kapısında da yatsanız hizmet vermezler, 20.00'da açılan mekana 19.55 de gitseniz de almazlar falan, kuralcı insanlar. Yeni bir güne Paul'da kruvasan ve kahve ile başlayıp, şehri biraz tanımak adına en uygun zamanların her zaman için sabahın erken saatleri olduğunu savunduğum için nehir kenarında sakin sakin yürüdüm, işe bisikletle aheste aheste giden Fransızlar'ı izledim. Daha sonra Lyon'da yapılacaklar listesinde en başı alan, gece gündüz canlı, Bartholdi Çeşmesi'nin bulunduğu Terreaux meydanında bulunan Musee des Beaux-Arts çağdaş sanat anlayışını sergileyen, Eski Mısır'dan günümüze uzanan çeşitlilikte ve Avrupa'nın en geniş koleksiyonlarından biri. Fransız, İtalyan ve İspanyol ressamların eserleri sergileniyor, ayrıca Picasso' nun eserlerini de görebilirsiniz. Öğle yemeği için arkadaşım ile buluşup Fransız yemek zinciri Hippopotamus'a gittik. Fast food zinciri gibi bir havası olsa da aslında bir çok seçenek sunan, uygun fiyatlı ve lezzet dengesi yerinde olan bir mekan. Bir burger bir de et seçimiyle iki menü ayarladık, menüler 15-17 euro civarında ve yemek-içecek-tatlı olarak oldukça doyurucu. Etler için sipariş sırasında pişirme derecesi soruluyor, ben medium severim kanlı canlı lezzeti tavan yapandan. Yemekten sonra Türk öğrenciler olarak toplanıp Saone Nehri'ni aşıp, tarihi yapılarıyla UNESCO Dünya Mirası Kentler listesine girmiş Lyon'un eski şehir bölgesi olan Vieux Lyon'a yürüdük. Bu bölge kendi içinde 3'e ayrılıyor; St. Paul, St Jean ve St Georges. En turistik ise St. Paul, bu caddede Minyatür ve Sinema Müzesi ve ünlü dondurmacı Amorino ve bir çok minik ve sevimli dükkan bulunuyor. Amorino, Paolo Benassi ve Cristiano Sereni ortaklığınca kurulmuş dünyaya yayılmış bir İtalyan dondurmacısı. İtalya'da sadece 2 şubesi bulunuyor, Fransa'da ise 33. Birbirinden lezzetli 25 özel çeşit sunuyorlar. Ben en çok passion fruit, Madagaskar vanilyalı ve Sicilya narenciyeli dondurmalarını sevdim. Roma'da yediğim dondurmalarla aynı lezzet çizgisindeydi, hatta narenciyeli ve vanilyalı yediklerim arasında en iyisiydi. Vanilyanı doldurma daha önce yemedim galiba hissi verdiler. Ürünlerinde taze süt kullandıkları için lezzetleri baya yukarlara çıkarıyolar bir de aromanın en iyisini işin içine katınca Amorino oluyor. 1800'lü yıllardan beri La Basilique Notre Dame de Fourviere, şehrin en görkemli yapılarından. Fotoğrafta sol köşede bulunan Disneyland kalesi tadındaki olur kendisi. İçeri mutlaka girmelisiniz muhteşem bir yapı. Fourviere Finiküleri ile çıkılan bazilikanın panoromik şehir manzarası harika. Ama yok ben merdiven tırmanmayı severim derseniz çıkabilirsiniz ama benim sadece inerken bile bacaklarım düğümlendi. Akşamüstü birası Lyon'un olmazsa olmaz aktivitesi! Aşağını inince ya nehir kenarında bulunan publardan birine oturun ya da nehrin kenarına dizilmiş, güneşi batıracak insanlara ortak olun. Benim Fransa'da ki favori biram ise kırmızı meyveli olanlardı, iki çeşidi var ekşi mi tatlı mı diye soruyorlar, tatlı olan daha hoş bence. Lyon'u gezerken göreceksiniz ki şehirde pek çok köprü var ve hepsi görsel açıdan ayrı ayrı güzel. Her bölge değiştirmenizde farklı bir köprüyü kullanırsanız çoğunu görebilirsiniz. Benim en seçtiğim olay şehirleri gezerken budur. Sizlere şahane bir haber, Lyon'da bisiklet kullanımı hakkında. Şehrin her yerini bisikletle görebileceğiniz Velo'v bisiklet istasyonlarından (ki bu istasyonlardan 300'ün üzerinde var) bisikletinizi alabilir, sonra istediğiniz istasyonda bırakabilirsiniz. Biz marketten atıştırmalık birşeyler alıp, doğa ile başbaşa bir akşamüstü keyfi için bisikletlerimizle Fransa'nın en büyük parkı olan Parc de la Tete d'Or'a gittik. Burası adeta New York'un Central Park'ı tadında. Hikaye göre bu parkın içinde bir yerde gömülü altından yapılmış bir İsa heykeli başı varmış ve altın rengi kapıları bu hikayeden geliyor. İçerisinde büyük bir hayvanat bahçesi, göl ve sayısız yeşillikli bir doğa var. Akşamüstü Lyon'un yarısı nehir kenarında yarısı da şehrin en büyük parkı olan Tete d'Or'da sanırım. Kendimizi çimlerin üzerine atıp kalabalığa karışmıştık ki bir anda çevremizi ördekler çevirdi ve sonra aniden sürü halinde uçup gittiler yuvalarına. Lyon, Fransa'nın 3. büyük şehri olması ile bir çok alternatif sunuyor gerek sanat gerek tarih gerekse mutfak kültürü ile dünyaya adını duyurmuş. Hızlıca gezerim ben derseniz 2 gün, keyifle yavaş yavaş gezelim zamanımız çok derseniz 3-4 gün keyifle zaman geçirebilmenizin garantisini veriyor Lyon. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/fransanin-venediki-annecy", "text": "Alplerin Venedik'i olarak adından söz ettiren, Fransa'nın mini mini bir şehri Annecy. Doğa ve tarihin buluştuğu, içinden ufaklı büyüklü kanallar binaların arasından geçerek Annecy'e hayat veren turkuaz rengindeki Annecy Gölü'ne bağlanıyor. Bir tarafta Alp dağları, bir tarafta etkileyici gölü ile masalsı bir yolculuk yaşatıyor. Cenevre ve Lyon'a yolunuz düşerse bu şehirlere yakın ve görülecek en güzel şehirlerden biri kesinlikle Annecy. Şehir dediğime bakmayın aslında sadece nüfusundan dolayı şehir olarak geçiyor, aslında yaşam şekli ve dokusuyla tam bir kasaba havasında. İsviçre sınırında olmasına rağmen Fransa'ya ait bir şehir olması Annecy'nin daha da harman bir mimari doku ve kültüre sahip olmasını sağlamış. Fransa seyahatimde en sevdiğim şehirlerden biri olan Annecy'i gelin şimdi hep birlikte gezelim. Konum olarak güneydoğu Fransa'da Cenevre ve Lyon'nun arasında kaldığı için her iki şehirden de ulaşmak mümkün. Genellikle Lyon ve Cenevre'ye seyahat edenler günübirlik yada bir gece konaklamalı olarak Annecy'e geliyorlar. Bende Lyon'a gelmişken çok merak ettiğim Annecy'i gezi planıma dahil ettim. Lyon'dan Annecy'e arabayla yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Ben yolculuk paylaşım ağı Bla Bla Car'ı kullanarak tek yön için yaklaşık 10 ödemiştim. Bla Bla Car, oldukça güvenli ve otobüs ve trene göre çoğu zaman ucuza ulaşım sağlayan, bir kişinin arabasında sizinle koltuğunu paylaşmasına dayanan bir paylaşım ağı. Avrupa'da oldukça sık kullanılıyor ve bende seyahatlerim sırasında severek kullanıyorum."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/gaziantep-gezilecek-yerler", "text": "Anadolu'nun ilk yerleşim merkezlerinden biri olan ve Mezopotamya ile Akdeniz Bölgesi'nin kesişme noktasında bulunan Gaziantep, tarihin her döneminde önemini korumuş bir şehir. Bildiğiniz üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üstün mücadelesi nedeniyle Antep şehrinin adı Gaziantep olarak değiştirildi. O gün bu gündür Gaziantep olarak anılıyor. Türkiye'de gurme şehirler listesi yapılacak olsa listenin ilk sıralarında Adana, Gaziantep, Hatay, Erzurum, Kayseri, Mardin şehirleri yer alır. Ama bence Gaziantep hepsinin bir adım önüne geçmiş bir şehir. Neden bu kadar sevdiğimi gelin biraz anlatayım. Gaziantep mutfağına sahip çıkıyor ve yaşatılması için çabalıyor bunun en güzel örneklerinden biri şehir merkezinde geleneksel mutfak kültürünün tanıtıldığı Emine Göğüş Mutfak Müzesi, Türkiye'nin ilk ve tek mutfak müzesi olma özelliği ile öne çıkıyor. 2016 yılına kadar UNESCO gastronomi listesine dünyadan sadece 8 ülke dahil olabilmişken, Gaziantep gastronomi dalında yaratıcı şehirler ağına katılarak dünya çapında kendini kanıtlamış oldu. Günümüzde havayolu firmalarının da başlattığı kampanyalar ile günübirlik gastronomi keşifleri giderek arttı. Hatta çoğu zaman birçok kişinin günübirlik uçup, yemek yediğini duymuşsunuzdur. Gaziantep bir günde gezilecek bir şehir tabi ki değil. Güneydoğu'nun Paris'i olarak anılıyor ve bir günden daha fazlasını kesinlikle hak ediyor. Ama bu yazımı sizlere Gaziantep'i tanıtmak ve günübirlik Gaziantep'e gideceklere rehber olması için bir günlük gezi programını hazırladım. Bu yazıda Gaziantep'te gezilecek yerler ve Gaziantep'te nerede, ne yenir hakkında tüm detayları bulacaksınız. Yazının sonuna eklediğim haritadan bahsettiğim gezilecek yerler ve lezzet durakları dışında başlıca yerlere de ulaşabilirsiniz. Gaziantep'e gitmeye karar verdiniz ve biletinizi aldınız. Sabah Türkiye'nin herhangi bir köşesinden Gaziantep'e uçtunuz. Uçaktan indikten sonra zamanınızı en verimli şekilde kullanmak için soluğu merkezde alın. Kahvaltının ardından yediklerinizi eritmek için biraz tarihi hanları gezebilirsiniz. Yürüme mesafesinde çevrede bir çok tarihi yapı var ama tabi günübirlik geldiğiniz için görülmesi gereken en önemli yapıları ziyaret etmeniz daha önemli. Bedesten kelimesi Farsça'da değerli, kıymetli kumaşlar, mücevherler ve buna benzer eşyanın satıldığı kapalı bir çarşı anlamına geliyor. Konum itibariyle ipekyolu üzeride bulunmasından dolayı tarih boyunca ticari bir öneme sahip olmuş. Çarşı içinde baharatçılar, ahşap eşya satan dükkanlar, gümüşçüler dışında inanılmaz çeşitli ürünler bulabileceğiniz İstanbul'daki Kapalı Çarşı'nın bir benzeri. Antep denilince akla bakırcılık gelse de sedef işlemeciliği de bakır kadar önemi olan ve günümüzde hala yaşatılan geleneksel el sanatlarından biri. Ahşap sandık, çerçeveler, sehpalar ve aklınıza gelebilecek bir çok hediyelik eşyaya işlenmiş parlak beyaz sedef sanatını ustalarının ellerinden mutlaka görmelisiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/gizli-kalmis-yunan-adalari", "text": "Santorini, Mikonos ve Rodos gibi popüler Yunan Adaları'nı artık hepimiz biliyoruz. Peki ya bu kez gizli kalmış, sakin Yunan Adaları'na gitmeye ne dersiniz? Bakir plajlarda denize girmek, huzur dolu bir tatil yapmak isteyen veya Türkiye'den daha az turistin gittiği yerleri keşfetmek isteyenler için mutlaka görmeniz gereken en güzel 10 Yunan Adası'nı listeledim. Sözü uzatmadan gizli kalmış Yunan Adaları'nı keşfedelim. Homeros'un İlyada ve Odesa eserini ilk olarak sunduğu Zakintos Adası, turkuaz suları ve yemyeşil ormanları ile gidenleri büyülüyor. Yunanistan'ın İyon Denizi'nde yer alan rüya ada Zakintos, İyon Adaları arasındaki en büyük üçüncü ada. Dünyanın en popüler plajlarından olan ve cenneti andıracak kadar güzel Navagio Plajı'nın manzarasını gördüğünüzde nefesiniz kesilecek. Bu plajda bulunan batık gemi de sahile ayrı bir hava katıyor. Zakintos Adası'nın bir diğer doğal güzelliği de turkuaz suları ile Mavi Mağara, gerçekten rüya gibi. Bir de adanın güneyinde bulunan Keri Köyü'nün sahilinde gün batımını izlediğinizde Zakintos sizin için unutulmaz bir tatil noktası olacak."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/green-card-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey", "text": "Son yıllarda yurt dışında yaşama hayali kuranların sayısı giderek artıyor. Herkesin yaşamak için hayalini kurduğu, özgürlükler ülkesi Amerika daima bu listenin ilk sıralarında yer alıyor. Tabii ki Amerika'da yaşamanın pek çok yolu var. Geçici çalışma vizesi ya da sponsorluk ile göçmenlik kazanmak Amerika'ya göç etmenin yollarından bazıları ama en kolay ve maddi olarak hesaplı yolu tartışmasız ki Green Card başvurusu yapmak. ABD vatandaşlığının bir anahtarı olan ve ABD'de yaşama hakkını sağlayan bu karta sahip olabilmek sadece 5 dakikalık bir çekilişe katılarak mümkün. İnanılması güç ama işlemler gerçekten çok basit! Her yıl vazgeçmeden ben de bu çekilişe katılıyorum. Bu yazıda sizlere Green Card'a nasıl kolayca başvurabileceğinizden bahsedeceğim. Green Card nedir, Green Card başvurusu nasıl yapılır, Green card kimlere verilir konularını merak edenler için tüm detayları tek tek bu yazıda anlattım. Daha fazla sorunuz olursa yazının sonundaki yorum kısmından sorabilirsiniz. Hazırsak başlıyoruz! Amerika Birleşik Devletleri'nde göçmen vatandaş olabilmenin anahtarı Green Card sahibi olmak. Peki bu karta sahip olmak için ne yapmak gerek? Green Card'a sahip olabilmenin en kolay yolu çekilişe katılmak. Çeşitlilik Göçmenlik Programı her yıl Amerika'ya az göçmen gönderen ülkelerin vatandaşlarına rastgele seçim yöntemiyle yaklaşık 55.000 göçmen vizesi sağlıyor. Temelde bu program, çeşitli kültürlerin Amerikan toplumundaki azalışını önlemeyi ve dengeyi sağlamayı amaçlıyor. Kurayı kazanan kişilerin vize alabilmeleri için sadece gerekli koşullarını sağlamaları ve süreç boyunca diğer gereklilikleri yerine getirmeleri gerekiyor. Green Card sahibi olabilmek için alternatif diğer yollar gerçekten çok zor ama çekilişe katılmak oldukça kolay. Tabii ki çekilişi kazanmak çok kolay değil, bilgisayar tarafından rastgele yapılan bir çekiliş ile belirleniyor yani tam anlamıyla şans meselesi. Bahsetmiş olduğum gibi Amerika, ülkesinde yaşamasına izin vereceği insanlar için her yıl bir çekiliş düzenliyor ve bu çekiliş sonucunda belirlemiş olduğu ülke vatandaşlarına Green Card veriyor. Bu kartı rastlege olacak şekilde sistem üzerinden belirlediği için adı çekiliş olarak geçiyor. Şansınıza Green Card çekilişini kazanırsanız Türk vatandaşlığınız devam ederken Amerikan vatandaşlarının sahip olduğu hakları da kazanmış oluyorsunuz. Green Card çekilişini kazanan kişi aynı zamanda eşine ve 21 yaşının altındaki bekar çocuklarına ABD'de ömür boyu oturma ve çalışma izni veren resmi bir kimlik kartı hakkını da dahil edebiliyor. Daimi Oturma İzni adı ile anılan bu kimlik kartı kişinin göçmenlik statüsünü belirtmek için kullanılıyor ve Green Card sahibi olanlar, Amerika Birleşik Devletleri'nde oturma iznine sahip oluyorlar. Ayrıca Amerika'da ev alabiliyor, çalışabiliyor ve vergi ödüyorlar. Green Card sahibi kişiler sadece oy kullanamıyor ve mahkemede jüri olamıyorlar. Her yıl Ekim ayında Green Card başvuruları için DV Lottery sistemi açılıyor ve başvurular o yılın Kasım ayına kadar sürüyor. Başvuru sonuçları başvurduğunuz yıldan bir sene sonra Mayıs ayında açıklanıyor ve aslında gelecek yıl için seçilmiş oluyorsunuz. Örneğin; Mayıs-Haziran ayında açıklanan sonuçları takip edemezseniz 30 Eylül 2025'e kadar size tanımlanan başvuru numarasını kullanarak sistemi kontrol edebilirsiniz. Ancak bu tarihten sonra kazanmış olsanız bile kontrol edip sürece başlamamış olursanız hakkınız yanıyor. Bu yüzden tarihleri takip etmek oldukça önemli. 2023 yılı için Green Card (DV-2025) başvuru tarihleri 4 Ekim 7 Kasım 2023 olarak belirlendi. DV-2025 başvurunuzu bu tarihler arasında DV Lottery resmi sitesi üzerinden ücretsiz olarak yapabilirsiniz. DV-2025 başvuru sonuçları 4 Mayıs 2024 tarihinde açıklanacak. Green Card için başvuru yapmadan önce göçmen vize kurası yönergelerini dikkatlice okumalısınız. Her yıl sadece bir kez başvuru yapma hakkınız var bu yüzden sisteme gireceğiniz bilgilerin doğruluğundan emin olmalısınız, aksi halde başvurunuz geçersiz sayılır. Çekilişe katılmak için herhangi bir yaş sınırlaması yok, Green Card başvuru şartları arasında tek şart 18 yaşından büyük olmak. DV programına katılım için başvuruya uygun ülkelerden birinin yerlisi olmanız gerekiyor ki Türkiye bu listede olduğu için Türk vatandaşları bu programa başvuru hakkına sahipler. Evli, bekar, öğrenci, çalışan, lise mezunu, üniversite mezunu fark etmeden, durumunuz ne olursa olsun Green Card'a başvuru yapabilirsiniz. Yalnızca lise ve dengi okullardan mezun iseniz belgeye ihtiyaç duymadan başvuru yapabilir, değilseniz son beş yıl içerisinde tecrübe ya da uzmanlık gerektiren bir alanda en az iki yıl çalıştığınızı belgelemeniz gerekiyor. İş tecrübelerinin yeterlik ve denkliğini belirlemek için Birleşik Devletler Çalışma Bakanlığı'nın O Net OnLine veri tabanını kullanmalısınız. - Green Card resmi başvuru sitesi olan DV Lottery web sitesine giriş yapın: https://www. dvlottery. state. gov/ - Açılan sayfada karşınıza üç bölüm çıkıyor; Entry Instructions, Photo Instructions, Entry Form. Burada diğer bölümler için Instructions kısmı size talimatları veriyor. Başvuru süreci ve aşamalar hakkında merak ettiğiniz konuları buradan okuyarak öğrenebilirsiniz. Photo Instructions bölümü ise fotoğrafınızı test etmenizi sağlıyor. Çünkü sistemin belirlemiş olduğu bir fotoğraf formatı var. Doğru fotoğraf yüklediğinizden mutlaka emin olun yoksa başvurunuz geçersiz sayılır. Bu noktada en güvenli yol size en yakın fotoğrafçıya giderek Amerikan vizesi formatına uygun bir fotoğraf çektirip onun dijital halini sisteme yüklemeniz olacak. Ben her yıl bu şekilde yapıyorum böylece formata uygun mu değil mi sıkıntısı yaşamıyorum. - Başvuru işlemlerine başlamak için Entry Form kısmındaki \"Begin Entry\" butonuna basın ve formu doldurmaya başlayın. Bu kısımda da dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Kişisel bilgilerinizi kimliğinizde yazdığı şekilde sisteme girmelisiniz. - Formu tamamlayıp \"Continue\" butonuna bastıktan sonra girdiğiniz bilgileri kontrol edebileceğiniz bir sayfaya yönlendirileceksiniz. Bu sayfada tüm bilgilerin doğru olup olmadığını kontrol edip onaylayın ve sonuç ekranına geçin. Bu sayfada size sistem tarafından bir başvuru numarası atanacak. Bu başvuru numarasını saklamanız çok önemli çünkü Green Card çekilişini kazanıp kazanmadığınızı sonuç sayfasında verilen kodu girerek öğrenebileceksiniz. 1. İSİM Adınız kimlikte geçtiği şekliyle yazılmalıdır. Eğer ikinci bir adınız yoksa \"No Middle Name\" kutucuğunu işaretlemelisiniz. 3. DOĞUM TARİHİ Ay, gün, yıl şeklinde yazılmalıdır. 6. DV PROGRAMINA KATILIM İÇİN UYGUN OLDUĞUNUZ ÜLKE Programa katılım için uygun olduğunuz ülkeniz normal şartlarda doğduğunuz ülke olacaktır. 7. KATILIMCI FOTOĞRAFI Kendinizin ve eğer varsa eşiniz ve tüm çocuklarınızın son altı ay içinde çekilmiş fotoğraflarını eklemeniz gerekiyor. Her bir birey için ayrı fotoğraf eklenmesi gerekir. Daha önceki yıllardaki başvuruda kullandığınız fotoğraf ile tekrar başvurmanız da başvurunuzu geçersiz yapar. İstenilen fotoğraf özellikleri ilgili bilgilere teknik açıklamalar kısmında bakmanız gerekiyor."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/green-card-ile-amerikada-yasam", "text": "Röportaj serisine bu sefer Amerika'dan devam ediyoruz. Bu röportajdaki konuğum Sezen, Can'ın üniversiteden en yakın arkadaşlarından biri. Sezen, üniversite öğrencisiyken 2013 yılında Green Card kazanıyor ve Amerika Birleşik Devletleri'ne taşınıyor. ABD'ye taşınma süreci, Green Card hakkında bilgiler ve Amerika'da yaşamın nasıl olduğuyla ilgili Sezen ile kısa bir röportaj gerçekleştirdim. Umarım Green Card ile Amerika'da yaşayan Sezen'ın hikayesini keyifle okursunuz. Öncesinde Green Card nedir, başvurusu nasıl yapılır konularında merak ettiklerinizi Green Card Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey yazısında bulacaksınız. Merhaba Ege. Öncelikle, ben ve annem seni çok uzun zamandır yakından takip ediyoruz. Benimle röportaj yapmak istediğin için çok teşekkür ederim. Annem ve kız kardeşimle birlikte 2013 senesinde Amerika'ya yerleştik. Daha öncesinde İstanbul Kadıköy'de oturuyorduk. İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı mezunuyum. Buraya geldikten 2 sene sonra tekrar okula başladım ve şu an Washington State Üniversitesi'nde \"Digital Technology and Media\" okuyorum. Green Card, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşının sahip olduğu neredeyse tüm hakları sağlıyor. Normal bir Amerikalı gibi çalışabilir, okula gidebilir veya ev alabilirsiniz. Sadece oy kullanamıyorsunuz ve hemen Amerikan pasaportunu alamıyorsunuz. Green Card'ın çıktığını öğrendikten sonra size bir numara veriliyor, o numaraya göre konsolosluktan vize görüşmesi için sıra alıyorsunuz. Görüşmeniz olumlu geçtiği takdirde doktor kontrolleri, tahliller ve aşılar gibi çeşitli prosedürler var. Tüm bu süreç yaklaşık 1 sene sürüyor. 2011 yılında, 2013 Green Card'ı için başvurduk. Green Card çekilişi kazandığımızı öğrendikten sonra da 1 Ekim 2013'te Amerika'ya giriş yaptık. ABD'ye gelirken pasaportunuza yaklaşık 1 senelik ABD vizesi basılıyor. Konsolosluk görüşmesinde giriş yaptıktan sonra kalacağınız yerin adresini belirtmiş olmanız gerekiyor. ABD'ye giriş yaptıktan en geç 1 ay sonra devlet size asıl Green Card'ı yani oturum iznini posta ile yolluyor. Kartı aldıktan sonra ABD'ye giriş çıkış yaparken pasaportunuz ile birlikte onu da göstermeniz gerekiyor. Biz ilk önce aile dostumuzun yanına Ohio/Cincinnati'ye yerleştik. Orada 8 ay kadar kaldık. Cincinnati'nin iklimi cok kurak ve soğuk. Sanırım 4 aydan fazla kar yağdı. Hayatımda ilk defa -10 dereceleri burada gördüm. Çok soğuktu. Ben buraya taşınır taşınmaz hemen okula başlamadım ve çalıştığım zamanlarda tek başıma olduğum için daha doğrusu pek insan canlisi olmadığım için hemen arkadaş edinemedim. Büyük ve uzun süreli arkadaş grubundan çıkıp ilk defa tek arkadaşsız kalmak zor oldu. Ama benim şansım kardeşim Setenay ile birlikte olmamızdı. Aramızdaki ilişki abla-kardeşten yakın arkadaşlığa döndü. Hala okuldan arkadaşım yok ama iş arkadaşlarımla farklı yaşlarda olsak bile cok iyi arkadaşlıklar kurduk. Onların da çoğunluğu farklı ülkelerden Amerika'ya gelmişler kişilerden oluşuyor. İş konusu tamamen size bağlı. Herkesin bilgisine, istediğine göre iş var. Eğer diplomanız varsa ve alanınızda iyiyseniz çok güzel işler var. Bulaşık yıkayıp, pizza dağıtarak hayatınızı gayet normal sürdürebilirsiniz. Ben hiç işsiz kalmadım. Seattle'da büyük bir market gibi bir yere başvurmuştum. Christmas zamanı birçok yer sezonluk eleman alıyor eğer sizden memnun kalırlarsa tam zamanlı işe alıyorlar. Tabi bu en basit olarak başvurabileceğiniz işler. Okul başvuruları ise eğer liseyi Türkiye'de bitirdiyseniz İngilizce yeterlilik sınavına girip sonra başvuracağınız üniversitenin genel olarak yaptığı bir sınav var ona giriyorsunuz. Eğer lise çağında iseniz lise bittikten sonra üniversite sınavlarına giriyorsunuz. Küçük ama önemli bir not; Amerika'daki üniversiteler eyalet içinde veya eyalet dışında oturanlara göre fiyatlandırılıyor. Eyalet içi fiyatları daha ucuz oluyor ve bu kategoriye girebilmeniz için en az 1 sene aynı eyalette oturmanız gerekiyor. Aklıma gelen ilk şey, artık geri dönsen olmaz dönmesen ayrı bir dert. Yurt dışına göçen insanların bir çoğu buna katılır. Türkiye'de de sevdiğim yerler, yemekler ve insanlar var ama artık burda da var. Taşındığımız günden beri bu ülkede de insanlar tanıyor, arkadaş ediniyor ve çevremizi genişletiyoruz. Burada sağlık sigortası çok pahalı. Şuanda aklıma gelmeyen bir sürü küçük şeyler vardır ama bunlar kesinlikle buradaki yaşam koşullarını etkileyecek bi negatiflik değil. Taşınır taşınmaz bir kültür şoku yaşıyorsunuz. Benim en çok dikkatimi çekenler, insanlar sırada beklerken dibinize girmemesi, araba kullanmanın çok kolay olması ve kimsenin boş yere korna çalmaması. Genel olarak teşekkür ederim, iyi günler/akşamlar sık kullanılan kelimeler ve insanlar birbirlerine çok saygılı. Herkes garip bir şekilde göz göze gelip gülümsüyor. Benim buna alışmam biraz zaman aldı. 🙂 Tamamen benim zevkimle alakalı ama çok güzel parklar, bahçeler var ve günlük dağ yürüyüşlerine gitmek çok kolay. Okulun olduğu günlerde dersten sonra haftada 16-20 saat IT departmanında çalısıyorum. Okulun olmadığı günler ise küçük bir hediye dükkanında çalışıyorum. Günlerim genel olarak ödev yapmakla geçiyor. Hava güzelse yürüyüşe gitmeyi seviyorum. Burada çok fazla festival ve konserler oluyor. Hava kötü ise yeni kahve dükkanları keşfediyor, sinemaya gidiyorum. Merhabalar benim eşim Amerikan ve orduda hizmet vermekte. Bizde iki sene içinde ordudan ayrılıp yerleşik bir düzene geçmek istiyoruz. Eşim aslında Texaslı ama oranın havası ve insanların biraz daha muhafazakar oluşundan dolayı seattle a yerleşmeye karar verdik. Bildiğim kadarıyla ev konusunda oldukça pahalı ve biz ev almayı düşünüyoruz kiradan ziyade. Ancak hangi yerleşim merkezleri daha güvenilir ve şehre yakın bir bilgi bulamadım. Tecrübelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/hakkimda/", "text": "Dünyanın dört bir yanını keşfetme tutkusuyla doluyum. Bu tutkumu gerçekleştirirken yaşadığım deneyimleri daha fazla insana ulaştırabilmek için yazmaya karar verdim. Keşfetme tutkumu fark ettiğimden beri bu tutkuyu diğer insanlara da bulaştırmak ve ilham olmak diliyorum. Seyyah olmayı kafasına koymuş, gezerken yeni tatlar denemekten de keyif alan, yeni kültürler ve insanlar tanımakla motive olan bir Egeli. Hayallerimdeki yerleri \"Egece\" gezmek için yollara çıktım ve bu yolculuğumu daha çok insana aktarabilmek için buradayım. Aslında Egeli Gezgin Ege'yi 2012 yılında üniversite yıllarımın ilk zamanlarında hayata geçirmeye karar verdim. Amacım adımın temsil ettiği bölgeyi keşfetmek ve bu yolculuğumu bir blogta paylaşmaktı. Daha sonra keşfetmek ve yazmak benim için bir tutkuya dönüştü. Hayatımda bir dönüm noktası olduğuna inandığım ani bir kararla 2013 yılında Work&Travel yapmak için Amerika'ya gittim. 1992 yılında bir bahar günü İzmir'de doğdum ve büyüdüm. İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra hayallerimin peşinden giderek mutfak eğitimi almaya karar verdim. Le Cordon Bleu İstanbul'da Pastacılık eğitimi aldım. Şu anda yemek. com'da yemek editörü olarak çalışıyorum. Şimdiye kadar 30'dan fazla ülke ve 180'dan fazla şehir gördüm. Bu gezilerimdeki anılarımı ve deneyimlerimi blogumda paylaşıyorum. Eğer bir yazımı okudunuz ve o yazı ile ilgili sorunuz varsa, lütfen bu sorunuzu ilgili yazımın yorum bölümüne yazın. Hem daha çabuk cevaplarım, hem de bu cevaptan tüm okurlar faydalanmış olur. Egeli Gezgin Ege'yi sosyal medyadan takip edin! Egeli Gezgin Ege Milliyet Rota'da: Milliyet Gazetesi'nin Milliyet Rota sayfasında Ağustos 2020 tarihinde seyahat fotoğrafıma yer vermişti. Egeli Gezgin Ege Uzakrota'da: Uzakrota 2017 yılı için \"Yılın En İyi Çıkış Yapan Seyahat Blogu\" kategorisinde 5. seçildi. İnternet Fenomenlerinin Yaz Dönemi Tatil Önerileri yazısına katkıda bulundu. Egeli Gezgin Ege Uplifers'da: İyi yaşam sitesi Uplifers'da 2016-2017 yılları arasında seyahat ve yeme-içme konularında yazılarıma yer verildi. Egeli Gezgin Ege Filgezi'de: Seyahat tavsiyeleri içeren Fil Gezi sitesinde 2018 yılında Hatay yazıma yazıma yer verildi."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/harcsiz-ogrenci-pasaportu", "text": "Dünyanın en pahalı pasaportuna sahip olduğumuz ülkemizde seyahat etmek kadar pasaport çıkartmak da büyük lüks. Neyse ki öğrenciler için 10 Şubat 2016'da getirilen düzenleme sonrasında artık gençler okul ile alakalı bir sebep göstermeksizin harçsız öğrenci pasaportu alma hakkına sahip. Sebebi ne olursa olsun harçsız pasaport çıkartma hakkına tüm 25 yaş altı öğrenciler sahip. Gelin sizlere \"Harçsız öğrenci pasaportu nasıl alınır?\" anlatayım. Bu yazıda 2023 yılında harçsız öğrenci pasaportuna dair tüm güncel bilgileri bulacaksınız. Harçsız öğrenci pasaportu demek, 25 yaş altındaki tüm öğrencilerin harç ödemeden çıkartabileceği bordo pasaport demek. Yani öğrenciler çok uygun fiyata pasaport çıkarma hakkına sahipler. Öğrenci pasaportu şartlarını sağlayan herkes bu hizmetten yararlanabilir. Eskiden sadece eğitim, yarışma, sosyal ya da spor organizasyonları sebebiyle yurtdışına giden öğrencilere harçsız öğrenci pasaportu veriliyordu. Ancak son yıllarda kapsamı genişletilerek 25 yaş altı tüm öğrenciler herhangi bir sebeple yurtdışına giderken harçsız pasaport çıkartabiliyor. Fakat harçsız öğrenci pasaportu çıkartmak için sadece 25 yaş altı olmak yetmiyor, harçtan muaf olmak için mutlaka aktif olarak öğrenci olmanız gerekiyor. Harçsız öğrenci pasaportu uygulamasından her öğrenci yararlanabilir. 18 yaşından küçüklere de harçsız pasaport veriliyor ancak en fazla 5 yıllık geçerlilikte pasaport veriliyor. Başvuru sırasında her iki ebeveyn ve çocuğun birlikte gitmesi gerekiyor. Okuldan veya e-devlet üzerinden öğrenci belgesi alınması da gerekli. Ancak 18 yaşından büyük öğrenciler için 5 yıl geçerlilik koşulu yok, 25 yaşına kadar öğrenci pasaportu alma hakkı var ve 25 yaşınızdan gün aldığınız gün geçersiz olacak şekilde düzenleniyor. Örneğin 22 yaşında 3 senelik, 24 yaşında 1 senelik alıyorsunuz. Bu belgeleri toparladıktan sonra Nüfus Müdürlükleri aracılığı ile pasaport başvurusu yapabilirsiniz. İşlemleri randevu ile kabul ettikleri için öncesinde \"T. C. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Randevu Sistemi\" üzerinden size uygun tarih için öğrenci pasaportu başvuru işlemlerini başvuru kısmından yapmalısınız. Önceki yıllarda gerekli olan harçsız pasaport talep yazısına gerek duymadan direkt başvuru yapabilirsiniz. Randevu alırken bordo pasaport için başvuru yapar gibi sistem üzerinde ilerlemeniz gerek, herhangi bir öğrenci pasaportu seçeneği bulunmuyor. Randevu gününüzde belgelerinizle birlikte gittiğinizde öğrenci pasaportu talebinizi belirtiyorsunuz ve ona göre işlem yapılıyor. Başvuru işlemini tamamladıktan sonra pasaportunuz teslim edilmesini istediğiniz adrese en geç 7 iş günü içinde ulaşıyor. - Eğer eğitiminize Türkiye'de devam ediyorsanız: Okulunuzdan ıslak imzalı öğrenci belgesi ya da e-devlet üzerinden öğrenci belgesi alabilirsiniz. Ancak e-devlet üzerinden aldığınız belgenin güncel olması şartı var. - Eğer eğitiminize yurt dışında devam ediyorsanız: Eğitim gördüğünüz ülkedeki T. C. Büyükelçiliği ya da Başkonsolosluğu'na harçsız öğrenci pasaportu başvurusunda bulunmanız gerekiyor. Ayrıca okulunuzdan alacağınız öğrenci belgesinin aslını başvurunuza eklemelisiniz. Klasik bordo pasaport ile aynı renk. Umumi pasaporttan tek farkı öğrencilerin harç ödemeden çıkarıyor olmasıdır. Bordo pasaportuna sahip olan vatandaşlar gibi öğrenci pasaportunuz ile gideceğiniz ülkeye vize almak zorundasınız. 25 yaşın altında ve öğrenciysen seyahat amacından bağımsız olarak harçsız öğrenci pasaportu alabiliyorsunuz. Harçsız öğrenci pasaportu demek, pasaport harcından muaf demek. Öğrenci pasaportu fiyatı 2023 yılı için şu şekilde oluyor. Mesela bordo pasaport sahibi olmak için 2023 yılı itibari ile 10 yıllık pasaporta 3,295,50 TL ve 501 TL defter bedeli ödeyecekken, harçsız öğrenci pasaportu ile 2023 yılı için sadece 501 TL defter bedelini ödüyorsunuz. Kısacası kaç yıl çıkartacağınızdan bağımsız olarak sadece defter bedeli ücreti ödemiş oluyorsunuz. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ya da özel örgün ve yaygın eğitim-öğretim, yükseköğretim kurumlarında örgün, ikinci öğretim, açık öğretim ve uzaktan öğretim kapsamında ön lisans, lisans, lisansüstü düzeyde eğitim görmekte olan 25 yaşını doldurmamış aktif öğrenci durumunda bulunanlar harçsız pasaport hizmetinden faydalanabiliyor. Reşit olmayan öğrencilere beş yıl süreli pasaport, reşit olan öğrencilere 25 yaşına kadar pasaport verilir. Yani 18 yaşından küçükseniz en fazla beş yıllık alıp, süresi dolunca yenilemeniz gerek. 18 yaşından büyükseniz 25 yaşına kadar geçerli olacak şekilde pasaport sahibi olursunuz. Pasaportun minimum geçerlilik süresi 6 aylık verildiği bilgisine göre planlarınızı yapmanızda fayda var. Eğitim sebebi ile yapılacak seyahatler için harçsız öğrenci pasaportu çıkartabiliyorsunuz ancak sadece öğrenci olduğunuzu belgelemeniz yetmiyor. Geçerli bir sebepte bildirmeniz gerek ve en fazla 1 yıllık pasaport alabiliyorsunuz. Geçerli sebepler arasında öğrenim, Türkiye için kültürel, ticari veya sosyal bir fayda sağlayacak bir seyahat, Milli Eğitim Bakanlığı'nın izni ile bilimsel incelemeler ve spor müsabakalarına katılım sayılıyor olmak gerekiyor. 25 yaş üstü öğrenci pasaportu için öğrencilerin pasaport alması adına izlemesi gereken yol gayet basit. Öncelikle okulunun öğrenci işlerinden pasaport muafiyet formu doldurup, çıkış nedeni için geçerli sebeplerden birini gerekçe olarak belirtmesi gerekiyor. Daha sonra formu bölüm başkanı ve öğrenci işlerine imzalatarak başvurabiliyor. Başvuru için öğrenci belgesi, pasaport muafiyet formu ve nüfus cüzdanı aslı ile vergi dairesine onaylatıyorsunuz. Daha sonra cüzdan bedelini de anlaşmalı bankalardan birine yatırıp aldığınız dekont ve 2 adet biyometrik fotoğraf ile tüm belgeleriniz tamamlanıyor ve nüfus müdürlüklerine internetten randevu alıp başvurunuzu yapıyorsunuz. Eğer çocuğunuzun gittiği kreş, e-okul sistemine kayıtlı ise oradan alacağınız belge ile harçsız öğrenci pasaport çıkartabilirsiniz. Ancak eğer çocuğunuz kreşe gitmiyorsa ve ilkokul yaşından küçükse ona pasaport çıkartmanız için harç yatması gerekiyor. Eğer pasaportunuzu üniversiteden mezun olmadan önce çıkarttıysanız mezun olsanız bile geçerliliği 25 yaş olacağı için pasaportunuzu bitiş tarihine kadar kullanmaya devam edebilirsiniz. Öğrenci pasaportu sahibi de olsanız Türk pasaportuna vize isteyen ülkeler için vize almanız gerekir. Eski pasaportunuzdaki vizeler geçerliliklerini korur, sadece seyahat ederken geçerli vizenin olduğu eski pasaportu ve yeni güncel pasaportunuzu birlikte göstermeniz gerekiyor. Diğer pasaport türleri konusunda merak ettiğiniz konulara şu linkten ulaşabilirsiniz. Daha fazla sorunuz var ise yorum olarak iletebilirsiniz. Merhaba belki aynı soru olacak ama bende bugün başvuruda bulundum ve iki ay sonra mezunum bu geçerli olmama durumları ile ilgili nüfus ile irtibata geçtim bana kullanmayacağımı söylediler neye inanmam gerekli eğer kullanılıyorsa neden geçerli değil diyorlar. Merhaba, yetkililer ne şekilde bilgi veriyorsa onu uygulamak daha doğru olur. Yorum yazdığın bu yazıda sorunun cevabını bulacaksın 🙂 Okumanı tavsiye ederim. Öğrenci belgesi işini okulunla görüşmelisin. Defter bedelini anlaşmalı bankadan yatıracaksın. Yeni pasaportunu sıkıntısız bir şekilde alabilirsin. Merhaba Ahmet, öğrenciliğin güncel olup olmadığını sorgulayamadıkları için geçerlikij devam eder. Tekrar resmiyette öğrenci olduğunda talep edebilirsin. Yazıda da bahsettiğim gibi 25 yaşına kadar geçerli olduğu için 24 yaşında başvurunca sadece 1 senelik alabilirsin."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/hatay-gezi-rehberi", "text": "Tarihte ilklerin yaşandığı şehir olarak adından söz ettiren Hatay, tarihi ve turistik yerler açısından son derece zengin. UNESCO tarafından 2017'de Hatay Gastronomi Şehri ilan edilerek yıldızı giderek parlayan bir şehir. Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olarak bilinen Kurtuluş Caddesi, tarihte ilk kez \"Hristiyan\" kelimesinin kullanılması, Roma döneminde dünyanın 3. büyük eyaleti olması, Anadolu'nun ilk camisine ev sahipliği yapması gibi Hatay'da daha bir çok önemli ilkler var. Gerçekten burada herkes birlik olmuş, her şeye rağmen Hatay'ın tanınması için çaba gösteriyorlar. Ben gittim, tanıdım, deneyimledim Hatay'ı, şimdi sıra tüm deneyimlerimi sizlerle paylaşmakta. İşte karşınızda Hatay hakkında tüm bilgiler ve Antakya'da gezilecek yerler! Arkeolojik kazılar bölgenin tarihsel geçmişinin ilk çağlara uzanan bir yerleşim yeri olduğu yönünde. İ. Ö. 17. yüzyılın sonlarına kadar Mısır hakimiyetinde kalan bölge, bu tarihten itibaren sırasıyla Hitit, Asur, Babil, Pers ve Makedonların egemenliği altına girmiş. I. Dünya Savaşı'na kadar ise dört asır Osmanlı hakimiyetinde kalmış. Tarihte Antakya ismini İ. Ö. 300 yılında I. Nikator'un babası Antiochus'un isminden almış. Bu dönemde su kanalları yapılarak şehre Defne'den su getirilmiş. M. Ö. 195'te başlayan olimpiyatlarla da \"Olimpiyatlar Şehri\" olarak ünlenmiştir. M. S. 29-40 yılları arasında Hz. İsa'nın havarilerinden St. Pierre, Antakya'ya gelerek dini yaymaya çalışmış ve şehir Hristiyan dininin önemli merkezlerinden biri haline gelmiş. 1516'da Yavuz Sultan Selim bu toprakları fethetmiş ve Osmanlı İmparatorluğu dönemi başlamış. Bu hakimiyet 1918 yılına kadar devam etmiş ve I. Dünya Savaşı sırasında Fransız birlikleri Hatay'ın yönetimini ele geçirmiş. Bu sebeple Hatay, Fransa'nın himayesinde yer alan Suriye'ye dahil olmuştur. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra, Fransa'nın Suriye'ye bağımsızlık tanıması için yapılan çalışmalar üzerine Türk Hükümeti'nin müdahalesi ile 1938'de Bağımsız Hatay Devleti kurulmuş, inanılmaz bir durum ama Hatay bir dönem bağımsız bir devlet olmuş. 10 ay 21 gün süren Hatay Devleti, 23 Haziran 1939'da Türkiye'ye katılmış. Genellikle gitmeden önce daha çok dikkatinizi çekecek bir şey olacak, Hatay'a mı yoksa Antakya'ya mı gidiyorum durumu. Her ikisi de kullanılsa da aslında doğru olan, Hatay bir şehir. Antakya ise Hatay ilinin merkez ilçesi. Hatay, uzun bir zamandır merak ettiğim bir şehirdi ama pahalı uçak biletleri sebebiyle bir türlü gidemiyordum. Kasım ayında yakaladığım biletall. com kampanyasından 9.99 TL'ye biletimi aldım ve İstanbul'dan Hatay'a 1,5 saat uçak yolculuğu ile ulaştım. Şubat ayı olmasına rağmen indiğimde havası bahar gibiydi. Aslında bileti alırken mevsimden dolayı kararsız kalsam da Hatay genellikle sıcak bir iklime sahip olduğu için ince bir mont ile rahatça gezebildim. Yaz mevsiminde aşırı sıcakların olduğunu düşünürsek Hatay'a gitmek için en güzel mevsim ilkbahar ve sonbahar diyebilirim. Ama ucuz bilet bulursanız benim gibi de yapabilirsiniz tabi. Ben izlediğim rotayı üç güne böldüm. İlk gün Samandağ bölgesini gezdim, geriye kalan 1,5 günümü de merkeze ayırdım. Her birinden detaylıca yazının devamında bahsedeceğim. Ama önce biraz Hatay'da araç kiralama hakkında bilgi vermek istiyorum. Eğer havalimanından direkt merkeze geçip, diğer yerleri gezmek gibi bir planınız yoksa Havaş servislerini kullanarak yaklaşık 40 dakikada merkeze ulaşılabilir. Ben sadece Antakya'nın merkezini gezmeyi planlamadığım için araç kiraladım, havalimanına iniş yaptıktan sonra araç kiralama ofislerinin olduğu yerden kısa bir sürede aracınızı ayarlayabilirsiniz. Yerel bir firma olan Selimgül Turizm'den iki günlük aracımı kiraladım. Ofiste ufak evrak işlerini tamamladıktan sonra havalimanından çıkış yapınca sağ tarafta kalan geniş bir alanda firmaya ait SGT otopark alanından aracımı teslim aldım. Sizde araç kiralamayı düşünüyorsanız Selimgül Turizm'i tercih edebilirsiniz. Şimdi gelelim Hatay'ı detaylıca keşfetmeye. Eskiden bir sabun fabrikası, şimdilerde ise Antakya'nın en güzel oteli; Savon Hotel. Adını Fransızca'da \"sabun\" anlamına gelen \"savon\" kelimesinden almış. Kocaman avlusu, Osmanlı motiflerini barındıran dekorasyonu ve herkesin dilinden düşüremediği kahvaltısı ile tercih ettim. Aslında hikayesi bile yeter bu güzel otelde kalmak için. 1860'lı yıllarda Osmanlı döneminde sabun fabrikası olarak yapılmış ve uzun yıllar boyunca zeytinyağı ve sabun imalathanesi olarak kullanılmış. Uzun yıllar sabun imalathanesi olarak kullanıldığı için otelin her köşesi hala mis gibi sabun kokuyor. Hatay'da 2 gecelik konaklamamı Savon Hotel'de yaptım. Eğer sizde Hatay'da tarihi dokunun bozulmadığı bir yerde konaklamak istiyorsanız Savon Hotel'i tercih edebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/heybeliada-mekan-onerileri", "text": "Heybeliada'da gezilecek yerleri bitirdikten sonra karnınız acıkacak ve soluklanacak bir yer arayacaksınız. Burada deneyimlediğim cafe ve restoranlardan çok memnun kaldım. Siz de adaya gelince buranın lezzetlerini tatmak için Heybeliada'da ne yenir sorusuna cevap arayacaksınız. İşte şimdi Heybeliada'nın keyfini çıkarabileceğiniz, ada ruhunu hissetirecek birbirinden keyifli Heybeliada mekan önerilerim geliyor. Ayrıca İstanbul'un diğer adaları için de Büyükada Gezi Rehberi ve Burgazada Gezi Rehberi yazılarıma bakabilirsiniz. Heybeliada'nın yeni nesil kahvecisi Ezop, kahveleri ve hoş müzikleri ile keyifli bir dinlenme molası verebileceğiniz bir kafe. Eğer boş bulursanız üst katındaki balkondaki masayı oturup ada yaşamını keyifle buradan izleyin. Öğle yemeğinde hızlı bir atıştırmalık yapmak isterseniz Heybeliada çarşısının yer aldığı Ayyıldız Caddesi üzerindeki Farklı Bir Yer güzel bir alternatif. Heybeliada'da ucuz yemek için önerim ekmek arası mezgit, tadı gerçekten nefis! Heybeliada'nın iskele tarafında deniz kenarında akşam yemeği pek çok mekan var. Heybeliada'da tanıdığım, buranın yerlisi bir arkadaşımın önerisi ile akşam yemeği için Heyamola Ada Lokantası'nı tercih ettim. Bence Heybeliada'nın her anlamda en iyi mekanı. Taze deniz ürünleri, birbirinden lezzetli mezeleri ve rakı ile donatılmış bir sofra bir de ada havasıyla birleşince pek keyifli. Burada ilk kez Ermeni mezesi topiği denedim, sofradaki her şeyi lezzetli buldum. Buraya geldiğinizde topik dışında fesleğenli levrek ve kabak kızartmadan da mutlaka deneyin. Tüm bu lezzetli yemeklerin dışında burası sabahları kahvaltısıyla da ünlü. Eğer Heybeliada'da kahvaltı ile güne başlamak istiyorsanız burayı değerlendirebilirsiniz. Adanın tarih kokan sokaklarına uyum sağlayan, sizi adada nostaljik bir yolculuğuna çıkaracak kafe Luz. Kafenin önündeki kareli örtüler serilmiş masalarıyla, nostalji dolu objeleri ile adanın en keyifli mekanlarından biri. Adada dolaşırken bir kahve molası vermek isterseniz kekleri de bayağı meşhur. Eğer Heybeliada büyük turunu yapıyorsanız yolunuz Çam Limanı'ndan geçecek. Buraya kadar geldiyseniz soluklanmak için size şahane bir mekan önerim var. Denize karşı oturup, çam ağaçlarının mis kokusunu içinize çekip, koyun sakinliğinde huzur bulacağınız bir mekan Sandal Cafe. Burada ister kahve molası verebilir isterseniz de sofranızı anne usulü köfte, patates ve bira ile donatıp keyifli bir öğle yemeği molası verebilirsiniz. Adada açık büfe kahvaltıyı tercih etmek istemeyenler için alternatif. Taze taze, tuzlu ve tatlı birçok hamurişi seçeneği var. Buradan hem kahvaltı için hem de çay saati için farklı ürünler denedim, bence adanın en iyi fırını. Sahipleri de çok tatlı. İskeleden indiğimizde tam karşınızda olacak Roma Dondurmacısı 1960'dan beri Heybeliada'nın klasikleşmiş en iyi dondurmacısı olarak biliniyor. Favorim limonlu dondurması oldu."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/hollandada-yuksek-lisans-egitimi-ve-is-hayati", "text": "Yurt dışında yaşam deneyimleri hakkında röportaj serisinde bu hafta okul sebebiyle Hollanda'ya göçen sevgili Tuğçe ile ilham verici bir yazı bir karşınızdayız. Konuya geçmeden önce Tuğçe tanışma hikayemizden kısaca bahsetmek isterim. Biz 2013 yılında Amerika'da Work & Travel yaparken aynı iş yerinde çalışıyorduk ve o dönemde iyi ki yollarımız kesişti dediğim arkadaşlarımdan biri olmuştu. Dünyanın bir ucunda hem çalışıyor hem de boş günlerimizi bol gülücüklü, dolaşmalı, eğlenmeli geçirmiştik. O zamandan sonra ülkemize döndüğümüzde farklı şehirlerde yaşasak da arkadaşlığımızı devam ettirdik. Şu günlerde Tuğçe, Hollanda'da yeni bir hayata yelken açtı ve bende hikayesini sizlerle paylaşmak istedim. Hem Avrupa'da yüksek lisans nasıl yapılır diyenler için hem de Hollanda'da master/yüksek lisans yapmayı düşünenler için faydalı olacak hem de Hollanda'da yaşam üzerine fikir verecek bir yazı olacağını düşünüyorum. Öncelikle çok teşekkür ediyorum böyle bir platforma beni de dahil ettiğin için çok mutlu oldum. Kendimden kısaca bahsedersem, Bilkent Üniversitesi İşletme bölümü 2016 mezunuyum. Gezmeyi ve farklı şeyler denemeyi cok seviyorum, ki bu ortak noktamız sanırım 🙂 Şu anda ise Hollanda'da Danone şirketinde İnsan Kaynakları departmanında çalışıyorum. Yaklaşık 2,5 senedir Hollanda'dayım. Aslında Hollanda'ya gelişim yüksek lisans yapma kararım ile başladı. Mezun olacağım zamanlarda ben de herkes gibi sorguluyordum ne yapmalıyım, beni en çok ne mutlu eder ya da ilerde yapamayıp şimdi yapabileceğim şeyler nedir gibisinden. Ve tüm bunların cevabı, beni başka bir ülkede master yapmaya ikna etmiş oldu. Yüksek lisansımı Tilburg Üniversitesi'nde yaptığım için, öncelikle Tilburg'ta 1 sene kadar yaşadım. Daha sonrasında, biraz iş deneyimi elde etmek açısından Danone Amsterdam ofisinde staj yapmaya başladım. Derken, Utrecht'e 6 aylığına taşınmaya karar verdim. Biliyorsunuz, Hollanda o kadar küçük ki, farklı şehirde bile olsanız bir şekilde her yere yakın oluyorsunuz. Utrecht maceramdan sonra tekrar Tilburg'a taşındım, çünkü tezimi yazmam gerekiyordu, sonuçta üniversiteye yakınlık da önemli. Derken, şu an Tilburg'ta yaşıyorum, fakat yakın bir zamanda Rotterdam'a taşınıyorum. İşe daha yakın olması, daha büyük ve dinamik bir şehir olması nedeniyle. Yani 2,5 senem aslında biraz da göçebe bir şekilde geçti gördüğünüz gibi. 2018 Ağustos ayında Danone Amsterdam ofisinde İnsan Kaynakları departmanında işe başladım. Dediğim gibi öncesinde 9 ay kadar aynı departmanda staj yapmıştım. Tabi yeni başladığımdan ötürü bu aralar zamanımın büyük çoğunluğu işimden oluşuyor. Vakit bulduğum sıralarda uygun uçak biletlerini kaçırmamaya çalışıyorum ama öğrencilik zamanındaki kadar çat kapı başka ülkelere gidemiyorum şu sıralar. Kesinlikle öneririm ama şunu da söylemem gerekir ki kolay olmadı. Master olarak Hollanda'yı seçme kararım üniversiteden bir hocamın önerisiyle oldu. Biraz araştırdıktan sonra Bilkent ile Tilburg arasında da bir anlaşma olduğunu keşfedince, Tilburg Üniversitesi'nin de dünya sıralamalarında iyi bir yerde olması bana Hollanda kararını verdirmiş oldu. Tabi ülkenin yaşam standartları ve düzeni de bu kararımda etkili olmuştur. Neden kolay olmadı konusuna gelecek olursak da, karar aşamam aslında çok fazla kararsızlıklarla geçti. Türkiye'de kabul olduğum bir iş vardı ve hali hazırda bana \"comfort zone\" dediğimiz kavramı sağlayacak birçok imkanı da vardı. Ama dediğim gibi, başka bir şeyin arayışındaydım. Başka deneyimlerin, bambaşka bir yerde bir süre de olsa yaşamanın. Tabi bu kulağa çok heyecanlı ve çekici görünse de, konfor alanından çıkmak kolay bir şey değil. Öncelikle Hollanda eğitim tarzı bakımından Türkiye'den çok farklı. O yüzden Master'ımı uzama durumları oldu, birçok arkadaşım gibi. Ve bu süreç Türk Lirası'nın çok değer kaybettiği zamana da denk gelince harcadığın her Euro insanı iki kere düşündürür oluyor. Ya da Hollanda'da ev bulmak mesela, uygun fiyata ev bulmak, Türkiye'nin aksine kolay bir süreç değil. Euro ve Türk Lirası arasında dağlar kadar fark olunca da bütçenin elinde eridiğini görüyorsun ve kalan miktarla bir hayat kurmaya çalışıyorsun. Büyük fedakarlıklar yapman gerekiyor yani, alıştığın konforun dışına çıkman. Bunlar zor kısımlarıydı, şimdi güzel taraflarına geçiyorum. Şunu mutlaka söylemeliyim ki, Hollanda'nın yabancılara tanıdığı firsatlar başka Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda gerçekten inanılmaz. Eğer şu zamana kadar iyi bir birikim edindiysen eğitim anlamında, burada bu birikimleri değerlendirebilirsin. Örneğin, yurt dışında staj yapmak gibi. Öyle Türkiye'deki gibi kısa zamanlı da değil, 6 aydan başlıyor burdakiler. Ben 9 ay yaptım mesela. Ayrıca belli bir maaş alıyorsun şirketten, genellikle yol masrafların da karşılanıyor ve üstüne yurt dışında çalışma deneyimi elde ediyorsun. Ve başka kapılar açılıyor sonrasında. Ben şahsen şu an Hollanda'da çalışıyorsam, bu stajımın bana açtığı kapılar sayesinde olmuştur. Kısacası, yüksek lisans için Hollanda'yı öneriyorum ama daha çok önerdiğim bir şey varsa o da burada kısa süreli bile olsa iş deneyimi elde etmek. Türkiye'ye bile dönmüş olsan, çok faydası olur. Hollanda'da hayat havaların güzelliği ile kesinlikle doğru orantılı bir şekilde ilerliyor. Hava güzelse, güzel bir park ya da kanal kenarı bulmuşsan, yanında da sevdiğin birkaç insan varsa o zaman müthiş oluyor. Bir sürü festival oluyor, her türde. Çok güzel konserler oluyor mesela. Yani canın ne yapmak isterse bulabiliyorsun. Ayrıca, Hollanda'dan birçok Avrupa ülkesine çok uygun fiyatta uçak bileti bulabiliyorsun, o da müthiş bir şey bence. Güzel havaları güzel bir şekilde değerlendireceğin birçok imkan var yani. Havalar soğuduğunda da, ki çok soğuk olabiliyor, o zaman da güzel insanlar biriktirmeni öneririm çevrende. Çünkü genellikle aktiviteler eve kayıyor o zamanlarda. Onun da ayrı bir güzelliği var tabi. Hollanda ile ilgili en önemli şeylerden birisi bu çünkü herkes İngilizce biliyor, ana dilleri gibi! Hiçbir şekilde sıkıntı çekmiyorsun. Tabi bazı temel şeylerin bilinmesi faydalı oluyor, mesela markete gittiğinde ya da trene binmek istediğinde. Bunları da zaman içinde öğreniyorsun zaten. Kültüre tam anlamıyla aşina olmak için, kendi dillerini öğrenmenin tabi ki artıları var ama Hollanda'da o kadar farklı ülkelerden insanlar var ki, iyi bir İngilizce tamamen yeterli oluyor. Mesela ben İngilizce iş yapıyorum ve Hollandaca bilmiyorum. Şirket dilimiz zaten İngilizce, o yüzden Hollandalılar da İngilizce konuşuyor. Ama çalıştığın şirketle de alakalı tabi. Bir yabancı olarak çok uluslu şirketlerde çalışıyorsan, Hollandaca bilmen şart olmuyor. Tamamen farklı kültürler... Biz ne kadar deli dolu ve ne kadar heyecanlı bir milletsek, onlar daha sakin. Ülkelerin yaşadığı koşullar çok önemli tabi burada. Ülkedeki her olay yaşayanları ve onların yaşam tarzını direkt etkilediği için Türkiye ve Hollanda'yı karşılaştırınca bazı farklar ortaya çıkıyor. Hollanda genel olarak sakin bir ülke, kaos pek yok, büyük problemler ya da zıtlıklar yok. Öyle olunca, insanlar da hallerinden memnun ve sakinler. Bu gittiğin her yerde anlaşılıyor zaten. Yürüyüşe çıkıyorsun ya da trendesin, tanımadığın bir insan sana günaydın diyor, halini hatrını soruyor. Ya da markettesin, kasiyer sana o kadar güler yüzlü davranıyor ki bazen şaşırıyorsun acaba beni bir yerlerden tanıyor mu diye 🙂 Başka bir fark olarak, bizim insanımızla karşılaştırdığında Hollandalılar daha direkt mesela. Biz daha dolaylı söyleriz ya, onlar öyle değil. Bazen Hollandalı olmayanlar tarafından bu kaba olarak algılanabiliyor mesela. Ya da biz daha son dakikacıysak, onlar daha planlı. Masterımı yaparken her Hollandalı öğrencinin ajandası vardı mesela, inanılmaz şaşırmıştım. Ajandanın dışına çıkamazsın yani. Biz daha son dakikacı olunca haliyle daha da pratik oluyoruz. Bir Türk'ün anlaşması zor değil, çünkü Hollanda'da doğup büyümüş olan o kadar çok Türk var ki her Hollandalı en az bir Türkçe kelime bilir ve aşinadır zaten Türklere. Hollanda'da yaşayan en büyük azınlığız yanılmıyorsam ya da Faslı'lardan sonra en büyük azınlık da olabiliriz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/ispanya-barselonada-yasamak", "text": "Yurt dışında yaşam röportajları serimizde bu kez İspanya'nın en sevilen şehri Barselona'ya gidiyoruz. Instagram'da Mimoza'yı uzun bir süredir severek takip ediyorum. Enerji dolu ve pozitif içeriklerinin yanı sıra Barselona'daki renkli hayatını izlemek benim için büyük keyif. Çok yönlü ve üreken bir kişi olarak tanıdığım sevgili Mimoza'nın Youtube ve Instagram hesaplarından bol bol ilham alıyor ve harika bilgiler öğreniyorum. Bu kez konumuz Barselona'da yaşam ve iş hayatı. İspanya'da yaşamak için ne yapmalıyım diyenler için oldukça faydalı olacağını düşündüğüm bir röportaj hazırladık. Lafı fazla uzatmadan sözü şimdi Mimoza'ya bırakıyorum. Barselona'daki hayatını ve daha fazlasını öğrenmek için yerlerinize kurulun, hazırsanız başlıyoruz. Ben Mimoza, ismim 92 yılında yayınlanmakta olan Geçmiş Bahar Mimozaları dizisi izlenince konulmuş! Yuvadan lise sona kadar Enka Okullarında okudum, sonrasında üniversite eğitimim için İngiltere'ye gittim ve Etkinlik Yönetimi bölümünü bitirdim. Mezun olduktan sonra Türkiye'ye döndüm, bir sene İstanbul'da kaldım. 2015 yılında Master için Barselona'ya taşındım. Burada bir sene kalır, hem dil öğrenir, hem master yaparım diye geldiğim Barselona'da 6 senedir yaşıyorum. Ben İspanya'ya ilk kez 2012 yılında arkadaşımla beraber yaptığım interrail gezisinde gelmiştim. Hani şu 1 tren biletiyle 3 hafta şehir şehir gezdiğiniz program var ya, işte o yaz Barselona'yı, Madrid'i ve Valencia'yı görme şansı elde etmiş, İspanyollara ve İspanya'ya aşık olmuştum. Üniversiteden mezun olup, Türkiye'ye döndüğümde, biraz ne yapacağını bilmeyen haldeydim. Kitap kurdu olanlar Eren Cendey ismini tanıyacaktır, İtalyancadan çevirmen olan annem için dünyada en önemli şeylerden biri yabancı üçüncü bir dil konuşmaktır ve bu nedenle o sene annemin \"Sen Barselona'yı çok sevmiştin, hem Master yaparsın hem de İspanyolca öğrenirsin\" diye fikir vermesiyle, Barselona'ya geldim. Bana böyle bir şans verildiği için, bugün hala çok müteşekkirim. Bu benim için en zor kısım oldu gerçekten. Bunu her videomda ve her fırsatta anlatıyorum. İspanya'da eğer çalışma izniniz yoksa, iş bulmak çok zor. Hiçbir şirket size kendini adayıp, sponsor olmak istemiyor. Eskiden Türkçe bilen kişi olarak iş bulmak kolaymış ama artık o bile sizi özel kılmıyor ne yazık ki. Eğer 3 sene İspanya'da öğrenci olarak geçirirseniz, üç senenin sonunda iş bulduğunuzda sponsorluğa ihtiyacınız olmuyor. Benim hikayem ise böyle oldu. İki master ve bir staj sonunda üç seneyi doldurduktan sonra, tam o sırada hamile olduğu için işi bırakacak olan Türk birinin yerine, önce geçici sonra kalıcı olmak üzere işe girdim. Bu bir turizm acentasıydı ve Türklerle çalışıyorlardı, benim eğitimim ve deneyimim ise hep turizm üzerine olduğu için, cuk oturdu. Açıkçası mülakatları ve iş hayatını Türkiye'yle karşılaştıracak deneyime sahip değilim çünkü Türkiye'de yazın yaptığım stajlar dışında hiç çalışmadım. Burada da sektörden sektöre göre değişiyor mülakat çeşitleri. Benim turizm alanında yaptığım mülakatlar hep önce kısa bir görüşme ile, ardından şirket hakkında ve kendim hakkında konuştuğum uzun bir mülakat ile oluyor. İspanya'da özellikle bu sektörde İspayolca konuşmak çok önemli. İspanya'da çalışma hayatı ise artık özellikle pandemiden sonra çok daha hibrid olmaya başladı, hem evden hem ofisten çalışılıyor. Bizimle farklı olan tek şeyi söyleyebilirim, İspanyollarda genellikle bir gün sabah uzun bir kahve molasıyla başlıyor Sonrasında öğle yemeği yaklaşık saat 14:00 gibi yeniyor, sonra tekrar kahve içiliyor. Hem çok daha rahatlar, hem de çok daha sosyaller sanırım. İş çıkışı bira içme kültürü yaygın ama sanırım Madrid'de çok daha fazla. Ben öğrenci vizesiyle geldim ve 3 sene o şekilde kaldım. Sonrasında çalışma vizesine çevirdim dediğim gibi. Bu arada ilk planım bu değildi, ilk sene masterımı bitirmeye doğru iş arayayışına ve mülakatlara başladıysam da, kimse sponsor olmayınca staj yapmayı seçtim. Staj ise sadece bir okula kayıtlıysanız yapılabiliyor. Ben otelde yaklaşık 7 ay çalıştıktan sonra, müdürüm beni her ne kadar işe almak istediyse de, yine otelin insan kaynakları, sponsor olmaya yanaşmayınca, üç seneyi doldurabilmek adına, bu sefer İspanyolca olmak üzere ikinci bir masterı, dijital pazarlama ve e-turizm üzerine yaptım. Bununla beraber hem kontak edinmiş oldum, hem de iş arama sürecine tekrar başladım. Buraya direkt iş vizesiyle gelen arkadaşlarım da var ancak bu kişiler ya kendi şirketlerinde terfi alarak Barselona'ya geliyor ya da müdür gibi çok yüksek pozisyonlarda buraya gönderiliyor. Türkiye'den iş arayıp burada iş bulanlar ya genellikle yüksek pozisyonlarda iş bulanlar, ya da çok spesifik işler yapanlar, mesela teknoloji alanında. İspanya'da çalışma izni ve vize sponsorluğu için, senelik kazanmanız gereken belli bir maaş sınırı var, bildiğim kadarıyla yaklaşık 50.000 . Benim önerim eğer mümkünse önce kısa bir dil programıyla vs gelip, burayı ve buradaki hayatı deneyimlemek olur, çünkü alışamayıp, ailesini özleyip geri dönmek isteyen de oluyor. Linkedin gibi sayfalardan iş aramaya, akıllarında belli başlı şirketler varsa oralara mail atmaya, o şirketlerde çalışanlar ile Linkedin üzerinden iletişime geçmeye, yani açıkçası çılgın gibi kovalamaya çalışmalılar diye düşünüyorum. Zaten işsizliğin yüksek olduğu bir ülke bu nedenle olabildiğince kendilerini göstermeye çalışmalı burada iş bulmak isteyen kişiler. Diğer bir önerim ise sabırlı olmaları. İspanya'da vize/polis işleri acayip yavaş ilerliyor, inanılmaz yavaş. Belli bir standart bile olmadığını hissediyorum bazen. Benden istenen bir dokumanı, başkasından istemiyorlar mesela... Akdeniz kültürü kafası Olabildiğince tanıdık elde edip, onlardan yardım istemek de her zaman işe yarıyor. Barselona ve Madrid, ne kadar büyük ve turistik şehirler olsalar da, restoranlarda bile hala İngilizce konuşmayan garsonlara rastlamak mümkün. Gençler bile İngilizce konuşmak konusunda rahat değiller, çok geriliyorlar. Yaşamak mümkün tabii, kaç senedir sadece sipariş verecek kadar öğrenip yaşayan arkadaşlarım var ama bence bu kabul edilemez bir şey açıkçası Bir kültürü sadece o şehirde yaşayarak öğrenemezsiniz, asıl dillerini konuşmaya başladığınız zaman tanıyabilirsiniz. Aynı şekilde, iş bulmak, burada lokal bir hayata sahip olmak ve aralarına girmek için kesinlikle İspanyolca öğrenmek şart. Yoksa biraz turist kalıyorsunuz her şeye. Vatandaşlık burada Türkler için 10 sene. Latin Amerikalılar için ise 3, bu büyük haksızlık! Hahaha Öğrencilik senelerinin ise sadece yarısı sayılıyor. Evlenince vesaire sanıyorum bu süre kısalıyor ama normal çalışma vizesiyle burada olanlar için 10 sene ne yazık ki. Barselona ve Madrid gibi büyük şehirler, tabi ki diğer şehirlere göre çok daha pahalı. Valencia, Sevilla, Zaragoza gibi diğer şehirler tabi ki çok daha uygun, özellikle öğrenciler için. Kiralar da aynı şekilde, büyük şehirlerde çok yüksek. Bu nedenle çoğu kişi ev paylaşmayı tercih ediyor. Hep şunu söylüyorum mesela: Londra'yı çok severim, çok ayrıdır benim için ama bence Londra, zenginseniz güzel. Belli bir bütçeniz varsa eğer gideceğiniz çok güzel restoranlar, mekanlar, partiler var. Barselona şehrinin kendisi size çok fazla olanak sağladığından ötürü, çok paranız yoksa bile sizi mutlu ediyor. Dağında yaptığınız yürüyüşlerden, plajında güneşlenmenize kadar, yapacağınız çoğu müthiş aktivite bedava. Hava güzel, güneşli günler çok fazla. Sosyal hayat çoğunlukla dışarıda, kışın bile teraslarda oturabiliyorsunuz. Bu nedenle modunuzu yükselten bir havası var. 6 sene burada yaşayıp, bir çok farklı İspanyol şehrini ve Avrupa şehrini gezdikten sonra gerçekten sayabileceğim pek çok dezavantajı da var; Şehir diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha pis, daha karanlık, genel olarak restoranlardaki tuvaletler bile hep çok pis. Yerliler yani Katalanlar çok kapalılar, burada yaşayan yabancılara sorun, ya hiç Katalan arkadaşları yoktur ya da az vardır. Kendi grupları içinde takılırlar, dışarıdan başkalarını almaya çok açık değillerdir. Madrid mesela bu konuda çok daha farklı, oradaki insanlar çok daha sosyal ve sıcakkanlı. - Kahve için Molika Cafe en favorim, küçük tatlı bir kafe. - Akşam yemeği için tabi ki La Pepita! - Kahvaltı için ise en sevdiğim Can Dende. - Montjuic'teki parklara gidin, yürüyüş yapın. - Sahilde bisiklete binin. - Poble Nou'da hipster kahvecilere gidin. - Barselona'nın güzel kitapçılarını ve tasarım dükkanlarını gezin. - Sagrada Familia'nın içine girmediyseniz mutlaka girin. - Gaudi'nin en sevdiğim eseri Casa Vicens'i gezin. - Bir gününüz varsa, tren ile Girona'ya ve Figueres'teki Dali'nin müzesini gezin. Barselona'daki hayatına dair tüm detayları bizimle paylaştığı için sevgili Mimoza'ya çok teşekkür eder, sosyal medya hesaplarını takip etmeniz için linkleri şöyle bırakıyorum. Gelecek yurt dışı yaşam röportajlarında görüşmek üzere!"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/istanbula-yakin-sakli-bir-cennet", "text": "İstanbul'a yalnızca 2 saat uzaklıkta, Sakarya Nehri'nin yamacında, ormanın içinde yer alan rüya gibi bir yerde bir gece kaldık. Tabiata saygı duyan, huzur dolu, henüz fazlasıyla keşfedilmemiş bir konaklamayı tesadüfen bulduk. Ortanca Evleri, Sapanca Gölü'ne yaklaşık 20 km uzaklıkta yer alan Doğançay köyünde yer alıyor. Etrafı tamamen ağaçlarla kaplanmış bir bahçede kurulmuş. Beton yok, her şey tamamen ahşaptan, inanılmaz güzel. Butik otel, pansiyon ya da köy evi kriterlerinin hiçbirinin karşılığı değil. Kendi içinde özel, benzerlerini daha önce görmediğim, bence huzur tatili için şahane bir yer. İstanbul'a yakın tatil yerleri arayanlara kesinlikle tavsiye ederim. Faruk ve Nihal çifti İstanbullu, uzun yıllar Olimpos'ta pansiyon işletmişler sonra sıkılıp buraya gelmişler. Faruk Bey her şeyi ahşaptan yapmış. Önce kendi evlerini yapmışlar sonra da ailesi ve arkadaşları geldiğinde rahat etsinler diye 3 tane bungalov yapmış. Bir zaman sonra da kiralamaya başlamışlar. 3 Bungalovun dışında bir de bahçede karavanları var, yani burada aynı anda en fazla 8 kişi konaklayabiliyor. Şuanda kendileri bahçedeki geniş çatılı masal evini andıran evde yaşıyorlar. Bungalovları da Enis Bey ve kardeşi Gökçe Hanım işletiyor, kendileri de zaten buranın yerlisi, yabancı değiller. Aslında hafta sonu planımızda yakın arkadaşlarımızla öncelikle Yedigöller'e gitmek vardı bu yüzden ilk önce milli parkın içinde yer alan yerleri araştırdık ama sadece bir seçenek bulduk. Biz karar verip rezervasyon yapana kadar istediğimiz tarihleri kaçırdık ve çok üzüldük. Ama o tarihlerde kesinlikle bir tatil yapmayı planlamıştık ve şansımızı başka yerler için denemek istedik. Ben Sapanca bölgesinde Airbnb üzerinden İstanbul'a yakın bungalov evler ararken, Ortaca Evleri'ni gördüğüm an gözlerimden kalpler fışkırdı. Fotoğraflarından buraya hayran olduk ama Airbnb'de daha önce yapılmış hiçbir yorum göremedik. Normalde bu tarz yerlerde kalmayı tercih etmeyiz ama böyle güzel bir yer ne kadar kötü olabilir ki diyip rezervasyonu tamamladık. Açıkcası yeni bir işletme olması ve daha önce yorumu olmadığı için kahvaltı ve akşam yemeği için fazla bir beklentimiz yoktu. Yedigöller'den ayrıldıktan sonra yaklaşık 2,5 saatlik yolculuğun ardından Sakarya'ya bağlı Doğançay Köyü'ne geldik. Buraya vardığımızda hava çoktan kararmıştı. Haritadan gideceğimiz noktayı işaretlemiş olsak da köyden sonra eve gidene kadar ki yol dar ve ıssızdı. Buraya gelene kadar yol boyunca baya bir heyecanlandık, bizi neyin beklediğini çok merak ediyorduk. Konuma vardığımızda etrafta kalacağımız eve benzer bir ev göremedik ve telefonla aradık. Neyse ki çok yakınlardaymışız, işletmecisi yönlendirme yaptı ve önünde köpek var talebalı, isim olmayan, büyük bir bahçe kapısına vardık. Enis Bey bize kapıyı açtı, etraf karanlıktı ama girişteki dar kapıdan arabayla geçerken bolca yeşillikli bir alandan geçtiğimizi anladık. Bu arada etrafta bir ev ışığı falan da yoktu, hala merakla gözlerimiz bir ev arıyordu. Dar bahçe yolundan biraz devam ettiğimizde ağaçların arasında saklanmış bir cennet bahçesine düştük. Akşam olmasına rağmen, evin ışıkları bize ufak ipuçları verdi. Enis Bey'in karşılamasının ardından kardeşi Gökçe Hanım ve buranın sahibi Demireli çiftinin sıcak karşılaması ile karşılaştık. İşte masal gibi geçen konaklama deneyimimiz bu noktada başladı. Bungalov odamıza yerleştikten sonra akşam yemeği için hazırlanıp kış bahçesine geçtik. Buraya girer girmez, içerisinin zevkle döşenmiş bir yer olmasından çok, aç olduğumuz için öncelikle kocaman bir yemek masası ve üzerindeki leziz yemekler dikkatimi çekti. Masada 8 servis hazırlanmıştı, Gökçe Hanım ve Enis Bey'in elleriyle hazırladığı şahane bir sofraya oturduk, masadaki lezzetler başımızı döndürürken, bahçede yanan mangalın kokusu da bizi mest etti. Gelmeden önce yanımızda severek aldığımız Vedat Milor'ün şarabını açtık, alkol seçenekleri de sunuyorlar ama biz şarabımızı kendimiz getirmeyi tercih ettik. Diğer bungalov ve karavanda kalan aile ile aynı sofrayı paylaştık. Yemeklerin hepsi nefisti, Tüm yemek boyunca şaşkınlıkla gözlerimizin içi gülüyordu. Ara ara birbirimize bakıp, ne kadar da mutluyuz, inanılmaz diyorduk. Yemekten sonra kış bahçesinin keyif köşesine geçtik. Yemekten sonra çaylar demlendi ama biz ikinci şişe şarabımıza geçmiştik. Sonra kestaneler çizilmeye başlandı, Gökçe Hanım, bugün dedem köyden topladı dediğinde daha da şaşırdık. Kestaneler sobada çıtır çıtır piştiler. Dalından aynı gün toplanmış, kuzu kestanelerin tadı daha önce yediklerime hiç benzemiyordu. İnanılmaz derecede mutlu, huzur doluyken canım arkadaşım Emra için düzenlediğimiz sürpriz doğum günü için pastamızı kestik. Yeni güne yağmur sesiyle uyandık, gözlerimi açtığımda huzurun içine düşmüş gibiydim. Yattığımız yerdeki minik penceremizden ağaçların dansını izledik. Masallardaymış hissi veren ahşap minik evimizin verandasında yaprakların kuvvetli hışırtısını dinledik, huzur olduk. Gündüz olduğunda da değişen bir şey olmadı, etrafta yine sonsuz bir sessizlik ve sakinlik hakimdi."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/kapadokya-gezi-rehberi", "text": "Kapadokya, Pers dilinde \"güzel atlar ülkesi\" anlamına geliyor. Bölgenin oluşumu yaklaşık 60 milyon yıl öncesine, insan yerleşimi ise paleolitik çağa kadar dayanıyor. Böylesine köklü bir yaşam geçmişi barındıran Kapadokya'da doğal ve kültürel zenginlikler sayısız. Yeryüzünde görülecek yerlerin dışında 200'e yakın yeraltı şehri var. \"Peri bacaları nasıl oluştu, insanlar peri bacalarının içlerini ustalıkla nasıl oydu, bu yeraltı şehirlerini kimler yaptı, o kadar insan yerin altında nasıl yaşadı\" diye binlerce soru geliyor insanın aklına. Peri bacaları oluşumu ne kadar doğal bir oluşum da olsa mistik havasıyla kocaman bir mucize olduğuna inandırıyor. İşte büyülü Kapadokya için işte karşınızda Kapadokya Gezi Rehberi. Eski zamanlarda Hititler'in yaşam sürdüğü bu topraklarda kayalara oyulmuş evler, kiliseler, şapeller görmek mümkün. Zamanında Hristiyanlığın önemli merkezlerinden birisi olan Kapadokya, Roma İmparatorluğu döneminde baskılardan kaçan Hristiyanlar için en önemli sığınak olarak kullanılmış. Doğa tarafından meydana gelen peri bacaları, aynı zamanda insanlar için ev, ibadet edebilecekleri alan ve sığınak olarak kullanılmış. Bu kadar çeşitlilik barındıran bir coğrafyada dolaşmak bile mucizevi bir his, Kapadokya gerçekten eşsiz bir yer. Kapadokya, Anadolu ve Türkiye'nin tam ortasında, Nevşehir ili merkezde olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerinin bazı bölümlerini de içine alan bölgede yer alıyor. Kapadokya bir şehir değil, Nevşehir'e bağlı bir bölge."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/kavala-gezi-rehberi", "text": "Tarihi M. Ö. 600'lü yıllara dayanan, Yunanistan'ın Thassos Adası'ndan gelen göçmenler tarafından Neapolis yani \"Yeni Şehir\" adıyla kurulan Kavala'nın tarihteki hikayesi başlamış. 1391-1912 yılları arası yani yaklaşık 500 sene Osmanlı toprağı olan Kavala, Türkler'in eline geçtikten sonra Sultan Süleyman eski şehrin tepesinde konumlanan kaleyi tamir ettirmiş. O dönemde sadece yarım adada toplanan yerleşim yeri Panagia olarak anılan bölgeden ibaret iken Sultan'ın izni ile yarım adadan yayılmaya başlıyor. 1800'lerin sonu 1900'lerin başında Kavala'da tütün ticareti başlıyor ve şehir zenginleşiyor. O dönemin en zengin tütün ihraç eden limanı oluyor ve dünyada Türk tütünü önemli bir noktaya geliyor. Kavala, yaklaşık 80 bin nüfusa sahip küçük bir şehir. Thassos Adası'nın hemen karşısında yer aldığı için genellikle yaz mavsiminde adaya giden tatilciler tarafından bir günlük bekleme noktası ya da şöyle birkaç saat dolaşayım şehri olarak tercih ediliyor. Ama aslında Kavala her yönüyle çok zengin bir şehir. Bu yazıda sizlere \"gitmesen de olur Kavala'ya\" diyenleri bile yoldan çıkaracak öneriler paylaşıyorum. Hazırsak, Kavala yolculuğumuz başlasın. İstanbul'dan en ekonomik ve rahat şekilde Kavala'ya otobüs yolculuğu ile gidebilirsiniz. İstanbul Bayrampaşa Otogarı'ndan birkaç otobüs firmasının Kavala'ya her gün seferleri var. Biz yurt dışına otobüs seferleri düzenleyen Alpar Turizm ile Kavala'ya gittik. Alpar Turizm internet sitesinden Türkiye-Yunanistan şeklinde bilet araması yaparak rezervasyon yaptık. Otobüs seferileri her gün 21:00'da İstanbul'dan hareket ederek Gümülcine, İskeçe, Kavala ve Selanik rotasına tek tek uğrayarak yapılıyor. İstanbul-Kavala yolculuğu otobüs ile yaklaşık 7 saat sürüyor. Kavala otobüs bileti fiyatı gidiş-dönüş 50 . Otobüs gece 04:00 gibi Kavala'ya varıyor ve Oceanis Kavala Otel'in önünde yolcuları indiriyor, dönüş yine aynı noktada karşı şeritten oluyor. Bu nokta Kavala'nın merkezinde ana cadde de olduğu için ulaşım anlamında sorun yaşamayacağınız bir yer. Kendi arabanız ile de Kavala'ya gitmeniz mümkün ama bunun için bazı kurallar ve belgeler gerekiyor. Onları tamamlarsanız arabayla yurt dışına seyahat etmek de diğer bir alternatif yolculuk şekli olabilir. Bunun dışında Yunan Adaları'ndan Rodos, Kos, Ikaria, Midilli ve Thassos'dan Kavala'ya feribot seferleri yapılıyor. Ayrıca Atina'nın Pire limanından da kalkan gemilerle Kavala'ya ulaşma şansınız var. Kavala'ya giderken birkaç şehri de rotama ekleyim derseniz Kavala'ya yakın yerler arasında Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Selanik, Asprovalta ve Halkidiki bulunuyor. Bu şehirleri de listenize dahil edebilirsiniz, hatta bir de gitmişken Yunan Adası havası alayım derseniz hemen karşıda Thasos Adası var. Kavala'ya gitmek için öncelikle geçerli bir Schengen vizenizin olması gerekiyor. Yeşil pasaportunuz varsa Kavala'ya vizesiz gidebilirsiniz. Türkiye'den Yunanistan'a gitmek için İpsala gümrük kapısını kullanabilirsiniz. İpsala, Kavala'ya yaklaşık 200 km uzaklıkta yer alıyor. Kapıya vardığınızda otobüsle yolculuk ettiyseniz işlemler şu şekilde ilerliyor. Her yolcu otobüsten inerek pasaport kontrol sırasına giriyor. Pasaport polisi bu noktada neden ülkeye girmek istediğinizle ilgili sorular yöneltebiliyor. Pasaporttan geçtikten sonra freeshop alışverişi için mola veriliyor. Giderken veya dönerken buradan alışveriş yapabilirsiniz. Diğer freeshoplarla kıyasladığımda fiyatların daha uygun olduğunu söyleyebilirim. 🙂 Özellikle Yunanistan tarafındaki freeshopa uğramanızı tavsiye ediyorum. - Kavala denince akla plajları, tarihi ve kültüründen önce Kavala Kurabiyesi geliyor. Daha önce tatmış olsanız bile Kavala'ya gelince olmazsa olmazlar arasında sayıldığı için denemenizi tavsiye ediyorum. Herkesin yaptığı kurabiye birbirinden farklı olduğu için her tattığınız yerde ufak farklılıklar olabiliyor, o yüzden tadım yapıp almanızda fayda var. En çok merak edilen meşhur Kavala kurabiyesi nereden alınır konusuna gelecek olursak da Kavala'da kurabiye üreten üç büyük işletme var; Kourabies Lovies, Marmelo ve Koyrabiedes Iosifidis. Lovies'in satış dükkanı Marmelo'nun hemen karşısında. İkisini de tatmış biri olarak yorumumu hemen yapıyorum, bence Marmelo daha iyi. Koyrabiedes Iosifidis'i ise Pazar günleri kapalı olduğu için tadamadım ama en iyisi olduğu söyleniyor. El Venizelou Caddesi'nde yer alan Xasoulakis, Türe ailesinin favori Kavala kurabiyecisi. Zaten gittiğinizde göreceksiniz büyük çapta bir üretim yok. Gerçekten evlerde pişen kadar lezzetli, bademi bol. Çok merkezi konumda değil ama gitmeye gerçekten değer. - Kavala'da misafir olduğumuz Türe ailesinin şarapçılık adına yaptığı girişimden de bahsetmek istiyorum. Yunanistan'ın şarap bağları açısından zengin bir bölgesi Kavala ve Drama çevresi. Hal böyle olunca şarap konusundaki bilgilerini özel turlar ile birleştirme karar vermişler. Kavala Wine Tasting sitesinden detaylı bilgi alabilir, şarap tadım turlarına katılıp Kavala'da deneyim odaklı bir gün geçirebilirsiniz. - Kavala'da çok sayıda Yunan'ın Türkçe konuştuğunu göreceksiniz çünkü burada yaşayan pek çok kişi mübadele sırasında Anadolu'dan gelmiş. Gelenlerin birçoğu Kapadokya'dan, anne-baba tarafı ya da daha büyükleri zamanında Kavala'ya yerleştirilmiş. Ama hepsinin kökleriyle bağlı olduğu yer Anadolu olunca o zamanlar öğrendikleri Türkçe'yi nesillerine de aktarmışlar. Bir de Türkler tarafından çok ziyaret edilen bir şehir olduğu için alışverişte ya da restoranlarda insanların Türkçe konuşmasına hazırlıklı olun. - Yazının başında da bahsettiğim gibi Kavala geçmiş zamanlarda tütün ile ünlenen bir şehir. Tütün depoları, fabrikaları ve tütün tüccarlarının hoş mimariye sahip evlerinin bulunduğu sokakları dolaşmak ve tarihi hissetmek için Filippou ve El. Venizelou Caddeleri çevresinde dolaşın. El. Venizelou 67 numarayı Kavala Belediyesi satın alarak restore etmiş ve Müzik Konservatuarı'na dönüştürmüş. 1884 yılında inşa edilen bu bina dönemin zengin bir tütün tüccarının eviymiş. Hatta buraya geldiğinizde hemen bu binanın yanında yıkılmak üzere bir başka yapı göreceksiniz. O bina da bakımsızlığına rağmen oldukça etkileyici. - Yunanistan'ın en ucuz şehirlerinden birisi olan Kavala'nın kıymetini biliyor, bol bol deniz ürünleri tüketiyor, ve nefis şaraplarının tadına bakıyoruz. Başka bir yazıda Kavala'da keşfettiğimiz lezzet duraklarını anlatacağım için şimdiden detaya girmiyorum. - Her Cumartesi günü Kavala'nın meyve, sebze ve giyim pazarı Kavala Arkeoloji Müzesi'nin hemen yanındaki otopark alanında kuruluyor. Pazarda dikkatimi çeken tezgahlardan bazıları Tsipouro yani boğma rakıya benzeyen bir çeşit Yunan rakısı ve çeşitli balların satıldığı tezgahlardı. Her birini tatmak serbest. Kavala'da bir evde kalıyorsanız belki pazardan taze ürünlerden satın alıp evinizde güzel bir akşam yemeği hazırlamak istersiniz. Biz pazardan tazecik, büyük bir demet kuşkonmaz alıp İstanbul'a kadar getirdik çünkü o kadar tazeydi ki dayanamadık. Hem Rum hem de Osmanlı havasını soluyabileceğiniz bir şehir Kavala. Havası güzel, insanları cana yakın, yemekleri lezzetli ve birbirinden güzel plajları var. Küçük bir şehir olduğu için her noktaya yürüyerek gidebilirsiniz. Şimdi hep birlikte Kavala'nın gezilecek yerlerini keşfediyoruz. Kavala'yı keşfetmeye Panagia'dan başlayalım. Kavala'nın Old Town'ı olarak geçen tarihi bölgesine Panagia deniyor. Eski tip cumbalı Osmanlı evlerinin olduğu sokaklarla çevrili bir yarım ada aslında burası. Panagia'da dolaşırken biraz yokuş tırmanmayı göze almanız gerek ama tepeye çıktıkca manzara öyle güzel oluyor ki tüm yorgunluğunuza değecek. Panagia bölgesini dolaşmaya başlarken sahilin hemen arkasında bulunan Aziz Nikola Kilisesi'ni görerek başlayın. Pargalı İbrahim Paşa Camisi olarak da bilinen Aziz Nikola Kilisesi, Agios Nikolaos caddesi üzerinde yer alıyor. Hem bir kilise hem de bir cami olarak anılmasını hemen açıklayayım. Tarih kitaplarında pek çok kez adını duyduğumuz Pargalı İbrahim Paşa, 1530 yılında kendi adına bir cami yaptırmış ve dönemde şehrin en büyük camisi olmuş. Daha sonra 1926 yılında Ortodoks kilisesine dönüştürülürken de minaresinin boyu kısaltılarak çan kulesine çevrilmiş. Dışarıdan kiliseye baktığınızda göreceğiniz tipik bir Osmanlı mimarisi olsa da artık burası bir kilise. Kilisenin hemen karşısındaki Poulidou Sokağı tırmanmaya başladığınızda Panagia bölgesine giriş yapmış oluyorsunuz. Arnavut kaldırımlı sokak boyunca renkli eski tip Osmanlı evlerini göreceksiniz. Bir de bu sokakta birkaç hediyelik dükkanı, taverna ve kafe var. Sokakta ilerlerken sağ tarafınızda İmaret Otel'i göreceksiniz. Kavala'nın en ilginç noktalardan biri bir otel ama durun, hikayesini okuyunca nedenini anlayacaksınız. Kavala'da doğup daha sonra Mısır valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1817 yılında burayı aşevi olarak yaptırıyor. Günümüzde Mısır hükümeti tarafından özel koruma altında ve hükümetin işletmesinde bir otel. Muhteşem bir manzaraya sahip, Kavala'nın en lüks ve keyifli otellerinden biri olduğu kesin. Biz burada konaklamadık ama gördüğüm muhteşem fotoğraflar burayı övgüyla anlatmama yetiyor. Osmanlı döneminde yoksullara yardım amacıyla yapılmış İmaret; 18 kubbe, 2 medrese, 2 mesciti ile günümüzde Osmanlı Kültür Mirası olarak geçiyor. Ne yazık ki şuan otel olarak kullanıldığı için içerisini görmek için otelde misafir olmanız ya da restoranı için gelmiş olmanız gerekiyor. İçerisini göremesem de fotoğrafları ile hayran olduğum bir yapı. Kendinize bir bahane yaratıp Kavala gezinizi renklendirmek için belki İmaret Otel'de bir gece geçirebilirsiniz. İmaret Otelin olduğu sokaktan devam ettiğinizde sağ tarafınızda şahane bir şehir manzarası ile bütünleşen Mehmet Ali Meydanı'na geleceksiniz. Bu meydanda Mehmet Ali'nin at üzerindeki heybetli heykeli sizi karşılayacak. Heykelin hemen karşısında göreceğiniz cumbalı Osmanlı mimarisindeki ev de Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın evi oluyor. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın doğduğu ve büyüdüğü ev burası. 18. yüzyıldan kalma Osmanlı tipi evin mimarisinin detaylarını merak edenler için müze kısmına giriş 3 . Bir de müze çıkışında kafesi var. Müzede Mehmet Ali Paşa'nın hayatı hakkında bilgiler bulunuyor. Hem evin geleneksel yapısını görmek hem de Kavala hakkında tarihi bilgi sahibi olmak için ziyaret edebilirsiniz. Bizim pek de ilgimizi çekmediği için dışarıdan görmekle yetindik ve şehrin manzarasını izlemek için meydanın diğer tarafında bulunan kilise ve okulun bahçesine geçtik. Mehmet Ali Meydanı'nda bulunan kilise, deniz seviyesinden çok yüksek bir konumda olduğu için harika bir manzarası var. Gittiğimizde kilise açık olmadığı için içerisini göremedik ama bahçesinden Thasos Adası'nı ve denizin sonsuzluğu izlemek inanılmaz keyifliydi. Kilisenin hemen yanında Panagia'nın tam burun kısmına düşen nokta bir Yunan okulu. Şansımıza hafta sonu olduğu için okul saatine denk gelmemiş olduk ve bahçesine sızdık. Kavala manzarasını izlemek için Kavala Kalesi'ne çıkmanıza bence hiç gerek yok, Kavala'nın en güzel manzara noktası kesinlikle burası. Özellikle gün batımında şahane olacaktır aklınızda olsun. Panagia'nın kuzeyinden başlayan yürüyüş rotamızda yarımadanın güneyinde Kavala'nın en güzel manzara noktasında biraz dinlendik. Sonrasında doğu yakasına doğru ilerlemeye başlıyoruz. Dar sokaklardan geçerek, dik merdivenlerden çıkarak yolumuza devam ederken bol bol sokakların fotoğrafını çekmeyi unutmuyoruz. O kadar sessiz ve sakin sokaklar ki sanki burada kimseler yokmuş gibi ama aslında herkes o sırada evlerinde siesta yapıyor. Sıradaki durağımız Halil Bey Camiisi'ne geldik. 5. Yüzyılda kilise olarak inşa edilmiş fakat daha sonra şehre Osmanlı'nın gelmesiyle 1530 yılında camiye dönüştürülmüş. Mübadele ile Osmanlı egemenliği Kavala'da sona erdikten sonra da bir süre kaderine terk edilmiş. Daha sonra belediye restore ederek etkinlikler için hizmete açmış. İçeri girerseniz göreceksiniz ki yer altını cam zeminde kilisenin döneminden kalan kalıntılar sergileniyor. Palia Mousiki ismiyle de anılan Halil Bey Camiisi günümüzde belediyenin orkestrası ve çeşitli müzik etkinlikleri için açık oluyor. Eğer denk gelirseniz içerisini detaylıca görme şansınız olabilir. Biz gittiğimizde kapalı olduğu için sadece camdan şöyle bir bakındık. Caminin bulunduğu bahçede aynı zamanda Kavalalı Mehmet Ali Paşa Külliyesi de bulunuyor. Mavi renkli eski tip yapıyı görünce hemen fark edeceksiniz zaten. Burası da mübadele ile Anadolu topraklarınden getirilen anıların sergilendiği bir müze olarak hizmet veriyor. Halil Bey Camii'nden sonra yolunuza devam ederseniz yol sizi Kavala'nın en yüksek noktası olan Kavala Kalesi'ne çıkaracak. 15. yüzyılda Bizans döneminde savunma amaçlı inşa edilen bu kale Osmanlı döneminde genişletilmiş. Günümüzde kale surları, kalenin büyük çoğunluğu ile hala ayakta duruyor ve şehrin her noktasından görülebiliyor. Özellikle akşamları ışıklandırıldığında şehre çok romantik bir hava katıyor. Eğer Panagia bölgesini gezerken karşılaştığınız manzara noktaları sizi tatmin etmediyse tepeden Kavala, Ege denizi ve Kavala limanını seyretmek için kaleye çıkabilirsiniz. Özellikle gözetleme kulesine tırmandığınızda panoramik olarak şehir manzarası seyredilebilir. Kavala Kalesi'ne girişi ücreti 2.5 . Özellikle yaz akşamları çeşitli gösteriler ve konserlerin olduğu bir etkinlik alanı var. Kavala'ya gideceğiniz zaman etkinlik takvimini kontrol ederseniz belki manzara eşliğinde güzel bir akşam yaşayabilirsiniz. Kavala Kalesi'ne çıktıktan sonra dönüş yolunda bol yokuşlu dar sokaklardan geçeceksiniz. Tamamen şehir merkezine indiğinizde fotoğraflamanız gereken ilk yapı Kavala'nın Su Kemeri. Kanuni Sultan Süleyman tarafından kuzey bölgede yer alan dağlardan şehre su getirilmesi amacıyla yaptırılan, şehrin ikonik simgelerinden biri su kemerini görmeden Kavala'dan ayrılmıyoruz. Artık şehir merkezine indiğinize göre biraz da Kavala'nın kalbinin attığı yerleri gezmeye başlayalım. Kavala'nın en turistik ve canlı caddesi olan Kyprou yani Kıbrıs Caddesi. Kapnergatis Meydanı'ndan Kıbrıs Caddesi'ne doğru yürüdüğünüzde bu arnavut kaldırımlı renkli caddeye geleceksiniz. Bu rota ile ilerlerken sırasıyla Lazarist Manastırı, Wix Binası, Belediye Binası, Megali Leschi ve Tokos Binasını göreceksiniz. Tam da yeri gelmişken biraz bu yapıların tarihi hikayelerinden bahsetmek istiyorum. Lazarist Manastırı 1888-1892 yılları arasında inşa edilmiş, Neoklasik mimarinin etkilerini görebileceğiniz hoş bir yapı. Burası Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransa Konsolosluğu ve Fransızca derslerinin verildiği bir okul olarak kullanılmış. Manastırın hemen yanında bulunan Wix binası 1906 yılında Alman Baron Adolf Wix tarafından Macar kulesinin bir minyatürü olarak yapılmış. Döneminde iş merkezi ve ev olarak kullanılmış. Günümüzde belediyenin çeşitli işleri için kullanılıyor. Hemen yanında Macar tütün tüccarı Pierre Herzog tarafından Macaristan Sarayı'nın bir minyatürü olarak inşa ettirilen binayı göreceksiniz. Döneminde tüccarın iş merkezi ve evi olarak kullanılmış. Şuanda Kavala Belediye Binası olarak hizmet veriyor. Yine bu cadde üzerinde Megali Leschi 1910'da yapılmış. Zamanında Kavalalı Yoksul Kadınlar Derneği'ne ev sahipliği yapmış. Avrupa'da Barok mimarisindeki en kıymetli yapılardan biri olarak biliniyor. Son olarak Tokos Binası tütün tüccarı Dimitrios Tokos tarafından 1879'da inşa edilmiş ve kendisi burayı ev olarak kullanmış. Daha sonra 1913'te Belediye Sarayı olarak kullanılmış. 1929 yılında pek çok siyasi lider gibi Yunanistan başbakanı Eleftherios Venizelos da burada balkon konuşması yapmış. 1979'da Kültür Bakanlığı tarafından restore edilerek Kavala ve Thasos'un resmi işleri için kullanılıyor. Osmanlı dönemine ait en önemli Neoklasik ve Barok eserlerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle çatısındaki işlemeleri ve mimari detaylarına dikkatle incelemelisiniz. Tütün ile bu kadar ünlenen bir şehrin tabi Tütün Müzesi ve tütün işçilerine adanan bir meydan olmasına şaşırmamak lazım. Kapnergatis Meydanı'nda yer alan pembe bina Tütün Müzesi olarak ziyarete açık. Binanın dışı tütün figürleri ile süslü ve neoklasik Osmanlı mimarisi izlerini taşıyor. Yine bu meydanda bir heykel göreceksiniz. Tütün işçilerini tasvir eden heykel, tütün balyalarını taşıyan hammalları ifade ediyor. Tütün ile ünlü döneminde Kavala'da 40 bin tütün işçisi varmış ki o dönemde 60 bin nüfusu olan Kavala'da ne kadar da kişinin tütün için çalıştığını bir hayal edin. Kavala özellikle yaz aylarında Thassos'un gerisinde kalsa da aslında birbirinden güzel turkuaz plajları var. Sadece bununla ilgili yeterince Türkçe kaynakta tanıtım yok. Biz Mart ayında Kavala'ya gittiğimiz için denize giremedik ama Yunanlılar sezonu ufaktan açıyordu bile. Yine de biz cesaret edemedik ama Kavala'da son günümüzü çevredeki ufak yerleşimleri ve plajları görmeye ayırdık. Mavi bayrağa sahip cam gibi berrak plajlar gördük. Şehrin merkezinde Panagia bölgesinde kayalıklardan bile güzelliğine hayran kaldığım koyda denize girebilmenin mümkün olması inanılmaz. Şehrin biraz dışına çıkıyım derseniz araç ile sadece 3 km uzaklıkta şahane koylar sizi karşılamaya başlıyor. Kavala'da denize girebileceğiniz birbirinden güzel koylarından biraz detaylıca bahsetmek isterim. Kavala şehir merkezine en yakın Kalamitsa Plajı; tavernası, barları ve kiralık pansiyon seçenekleri ile özellikle Kavala'nın yerlilerinin yazlık evlerinin olduğu bir bölge. Kalamitsa plajı ince kumlu, suyu berrak ve şezlong imkanı sunan bir plaj. Kalamitsa'dan hemen sonra organize bir plaj geliyor. Batis Plajı mavi bayraklı, kamp alanı olan, restoranı ve tesisi ile tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak bir yer. Batis Plajı'ndan sonra sırada Tosca geliyor. Tosca Plajı'nda bir otel ve kapsamlı bir tesis bulunuyor, özellikle çocuklu aileler otel ve plajı bir arada arıyorsa burası ideal bir yer. Tosca'dan sonra Paleo bölgesi geliyor ki Paleo yine Kavalalı ailelerin yazlık bölgesi, oteller ve restoranlar ile aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir sahil yeri. Paleo'dan devam ettiğinizde sırada Nea Irakleitsa Plajı yer alıyor. Bu plaj diğerlerine göre oldukça uzun bir sahil şeridine sahip, soyunma kabini, duş ve tesis imkanı var. Bir sonraki plaj olan Nea Peramos ise mavi bayraklı, ince kumlu sahili olan, taverna, kafe ve süpermarket imkanı dışında organize ve ücretsiz bir plaj. Bunların dışında şehrin doğusunda, yaklaşık 3 km uzaklıkta Perigiali Plajı var. Liman kısmında birkaç ünlü restoran dışında mavi bayraklı plajının ince kumlu ve organize olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Son olarak şehrin batı tarafında Rapsani Plajı, merkeze birkaç dakika yürüme mesafesinde, ince kumlu upuzun bir plaj. Kavala'nın merkezinde denize girmek için Rapsani ve Perigiali Plajlarını değerlendirebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/komsunun-lezzetleri-yunan-mutfagi", "text": "Yunan mutfağı tipik Akdeniz mutfağı özellikleri taşır. Zeytin, zeytinyağı, deniz ürünleri, mezeler ve taze otlar masalardan eksik olmaz. Yunan mutfağı; Türk, Balkan, İtalyan ve Lübnan mutfakları ile pek çok ortak noktası olduğundan benzerlikler saymakla bitmez. Yüzyıllar boyu iç içe yaşamış olan Türkler ve Yunanlıların paylaştığı bir çok ortak lezzet bulunuyor. Bu yüzden benzer yemek isimlerimiz var. Mesela Cacık-Caciki, Kadayıf-Kadaifi, Dolma-Dolmades, Baklava-Baklavas, Musakka-Mousakka, Lokma-Loukoumades, Midye-Midia, Helva-Halva. Gelin komşumuzun lezzetlerini ve benzerliklerimize biraz göz atalım. - Greek Salad - Octopus - Garides - Kalamari - Feta - Dolmades/Dolmadakia - Souvlaki - Moussaka - Saganaki - Tzatziki/Caciki - Gyros Yunan peyniri Feta'yı duymayanınız yoktur. Bizim ezine peynirimizin kardeşi kadar benzer. Feta, kökleri Antik Yunanistan'a uzanan bir beyaz peynir çeşidi. Koyun veya keçi sütüyle yapılan peynir, Yunanistan'ın her yerinde karşınıza çıkacak. Özellikle geleneksel Yunan Salatası'nın üzerine kalınca bir dilim konuyor. Bizim damak zevkimize oldukça yakın olduğu için sevmemek mümkün değil. Sakız Adası'nın meşhur yumuşak peyniri Mastello'yu da Yunanistan'ın her köşesindeki rahatlıkla bulursunuz. Mastello bir peynir çeşidi ama diğer peynirlerden farklı olarak kızartılıyor. Ben kahvaltıda çok severek tükettim, bizim Hellim peynirinin daha az tuzlusuna benziyor. Eğer marketten alıp kendim yapamam diyorsanız geleneksel Yunan tavernalarında tadabilirsiniz. Yunan tatlılarında yoğurt, yufka, bal, ceviz, fındık gibi malzemeler bolca kullanılır. Yine bize benziyor yani. En sevilen tatlı baklava! bizim mi onların mı tartışmasına girmektense lezzete odaklanmaktan yanayım. Geleneksek Yunan tatlıları deyince baklavadan sonra akla ballı yoğurt ve lokma geliyor. Yunanistan'da bir kahvaltı klasiği olan ballı yoğurt aslında günün her saati yenebilir, nefis bir şey. İlk kez Ayvalık'ın karşısındaki Lesvos Adası'nda denedim, tadına doyamadım. Öyle sevdim ki lezzetin peşinden koşarak Atina'ya gittim. Atina'da ballı yoğurt için tek adres olan Stani'de yediğim ile son noktayı koydum. Bu lezzeti mutlaka tadın! Yunanistan'ın milli içkisi Uzo. Bizim için rakı ne ise komşumuz içinde uzo odur. Bizlerin Midilli Adası olarak bildiği Ayvalık'ın karşısındaki Lesvos Adası, uzonun anavatanıdır, en iyi uzolar bu adadan çıkar. Yunanlıların rakısı bizim Türk rakısına göre daha az anasonlu ve yaklaşık %40 alkol oranına sahip, yani daha yumuşak içimli ve tatlımsı bir tada sahip. En iyi uzo, tabiki anason tohumlarından elde edilen esas çeşni ile damıtılmış olan uzolardır. Uzoların tadı markasına ve yapıldığı bölgeye göre değişiklik gösterir. Mesela Sakız Adası'nda mastika, kimyon, karanfil gibi aromalar eklenirken, Lesvos Adası'nda farklı baharatlarla yapılır. Ülke genelinde en sevilen uzo markaları Plomari ve Barbayanni markaları, ben tercihen Barbayanni'yi bir başka seviyorum. Aslına uygun olarak içmek isteyenler için ufak bir bilgi; uzoya su eklenmez, buz ile sek içilir. Orjinal uzo kadehleri bizimkilerden daha ufaktır, bardağı önce uzo ile doldurur sonra buzu eklersiniz ki kristalleşmesin. Uzoyla ilk tanışmanızda önerim öncelikle susuz denemeniz, baktınız olmadı su ekleyip için. Uzo içileceği zaman bizim kültürdeki gibi sofralar mezelerle donatılır, Yunan müzikleri açılır, eğlenilir. Yunanistan'ın en meşhur 3 bira markası olan Mythos, Alfa ve Fix. Açık renkli ve kolay içimiyle Mythos, Yunanistan'ın en sevilen bira markası. Alfa ise daha güçlü bir aromaya sahip. Bazılarına göre de en köklü ve en eski marka olan Fix daha iyi. Ben hakkımı çoğu zaman Mythos'tan yana kullanıyorum. Ayrıca Sakız Adası'na gittiğinizde adaya özgü Chios Fresh Beer'i da tatmadan geçmeyin. Mastika, özellikle Yunanistan'da çokça bulunan bir çeşit sakızlı likör. İçimi sert olsa da sakız aroması severlerin bayılarak içeceği kesin. Alkol oranı %45 civarında olsa da iyi soğutulmuş ve birkaç parça buz ile tüketilen sakız likörüne bayılıyorum. En iyilerini denemek için Sakız Adası'nda üretilmiş markaları tercih edebilirsiniz. İçerisinde brendi, şarap ve özel bitkisel aromalar bulunan bir çeşit Yunan içkisi. Atina'daki Metaxa'nın merkezindeki bilgilere göre 1896'da Pire, Odessa ve İstanbul'da damıtılan ünlü içkinin izleri Osmanlı Dönemi'ne kadar uzanırmış. Osmanlı devrinde Trabzon ve Samsun'da bile Metaxa distribütörleri varmış. Şişesinin üzerine dikkatle baktığınızda görürsünüz ki 3, 5 ve 7 yıldızlı çeşitleri vardır. Bu yıldızlar üzümlerin fıçıdaki bekleme yılına denk gelir. Bir konyak çeşidi olan Metaxa, çoğunlukla kahve yanında ya da yemek sonrasında tüketiliyor. Bildiğiniz üzere hazır kahvenin soğuk içilen versiyonuna Frappe diyoruz. Yunanistan'da en çok tüketilen içecekler arasında, adeta ulusal bir içecek olarak benimsenmiş durumda. Sokakta sabah akşam herkes elinde frappe ile dolaşıyor. Eğer kahve sever biriyseniz özellikle yaz aylarında gerçekleştirdiğiniz Yunanistan seyahatlerinizin vazgeçilmez bir parçası olacak. Sipariş verirken sadece frappe isterseniz sade ve şekersiz geliyor çünkü ülke genelinde bu şekilde tercih ediliyor. Eğer sütlü ve ya şekerli kahve seviyorsanız sipariş verirken ayrıca belirtilmesi gerekiyor. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/krakow-gezi-rehberi", "text": "Avrupa'da tarihin, kültürün ve muhteşem manzaraların bir araya geldiği bir şehir arıyorsanız, size önerim Krakow! Aynı zamanda Polonya'da gezilecek yerler listesinin başında yer alıyor. Bu şehri gördüğüm ilk gün neden çok sevildiğini hemen anladım. Krakow, sadece tarihi ve kültürel zenginlikleriyle değil, aynı zamanda gezilecek noktaları ile etkileyici bir şehir. Üstelik Avrupa'da gezebileceğiniz bütçe dostu şehirlerden biri. Polonya'ya seyahat planı yaparken en az 2 gün Krakow'a ayırmalı. Polonya'nın en güzel şehri Krakow kesinlikle görülmeye değer! Krakow'a gitmeden önce hayat kurtaran bilgiler, Krakow'da gezilecek yerler, ulaşım ipuçları ve daha birçok detayı bu yazıda bulacaksınız. O zaman gelsin Krakow gezi rehberi! Polonya'da birimi olarak Polonya Zlotisi kullanılıyor. Türkiye'de Zloti bulmak epey zor ya da döviz bürolarında bulursanız bile çok yüksek komisyon oranıyla satılıyor. Polonya'ya varınca havalimanında ya da merkezde para bozdurmak en iyi seçenek. Restoranlar, marketler, küçük dükkanlar gibi birçok noktada kredi kartı ile alışveriş yapmanız da mümkün. Polonya'nın resmi dili Lehçe. Göreceğiniz tabelaların çoğunun Lehçe olduğunu fark edeceksiniz. Buna rağmen pek çok insan İngilizce konuşuyor. Turistik bir şehir olduğu için dil konusunda endişeniz olmasın. Polonya, Türkiye vatandaşları için vize uyguluyor. Bordo pasaportunuz varsa Polonya vizesi alarak ya da Schengen vizesi ile ülkeye giriş yapabilirsiniz. Yeşil pasaportunuz varsa her 6 aylık sürede toplam 90 gün kalacak şekilde vizeden muaf oluyorsunuz. Krakow'u dolu dolu gezmek için en az 2 gün ayırmalısınız. Hafta sonu yurt dışı tatili planlayanlar için en ideal rotalardan biri. Eğer daha detaylı gezmek isterseniz de 3 gün ayırmanız yeterli olur. Polonya seyahatimi planlarken Krakow'a 3 gün, Varşova'ya 2 gün ayırdım. - Krakow yürüyerek gezmek için Avrupa'daki en ideal şehirlerden biri. Yürüyerek neredeyse şehir merkezinin tamamını gezebilirsiniz. - Krakow'da toplu ulaşım kullanmak için tek binişli ya da çoklu biletlerinden birini satın alabilirsiniz. Tramvay şehir merkezinde oldukça yaygın. Tek binişli biletler 4 zloti'den başlıyor. Şehir merkezinde kalıyorsanız, ihtiyaç duydukça tek binişli bilet almak daha avantajlı oluyor. - Taksi kullanmak için Freenow ve Uber uygulamalarını kullanarak kolayca taksi çağırabilirsiniz. - Şehrin birçok noktasında elektrikli scooter ve bisikletler kiralama imkanı var. Hulaj, Lime, Hive, Bird veya Logo uygulamalarını kullanarak kiralama yapabilirsiniz. Önemli hatırlatma: Toplu taşıma araçlarında biletinizi okutmanız için cihazlar bulunuyor. Biletinizi aktive etmek için tramvaya binmeden önce ya da otobüste bindiğiniz an bilet okuyucuya okutmanız gerekiyor. Krakow'a uçakla gelecekseniz, Türkiye'den direkt uçuşların olmadığı bilmelisiniz. Aktarmalı uçuşların gerçekleştiği John Paul II Uluslararası Havaalanı'na Varşova aktarmalı ulaşabilirsiniz. Diğer bir alternatif ise Varşova uçuşundan sonra otobüs ya da trenle Krakow'a ulaşmak. Daha hesaplı bir şekilde yolculuk etmek için alternatif olarak Berlin üzerinden aktarmalı uçuşları değerlendirebilirsiniz. Krakow uçak biletinizi almadan önce farklı havayollarının fiyat karşılaştırması yaparak uygun fiyatlı uçak biletlerini listeleyebilirsiniz. Polonya'nın Krakow şehrine uygun fiyatlı uçak bileti bulmak için TIKLAYIN. Krakow'un tek havalimanı var; John Paul II Uluslararası Havaalanı. Şehir merkezine ulaşmak için en hızlı ve ekonomik seçenek olarak otobüsleri kullanabilirsiniz. 208, 209, 252 ve gece hattı için 902 numaralı hat kullanılıyor. Krakow'a gitmek için en iyi zaman Mart-Mayıs ve Eylül-Kasım dönemi. Bahar ve sonbahar mevsiminde hava tam kararında ve turist kalabalığı çok az oluyor. Özellikle Mayıs ayı Polonya'yı ziyaret etmek için en iyi zamanlardan biri çünkü aşırı sıcak değil ve gezmek için en keyifli zamanlar. Diğer Avrupa şehirleri ile karşılaştırdığımda oldukça bütçe dostu bir şehir olduğunu söylemem gerek. Diğer Polonya şehirlerine göre biraz daha pahalı ama genel olarak her bütçeye uygun alternatifleri var. Birçok Batı Avrupa şehrinden daha uygun fiyatlı bir rota olacağı kesin. \"Krakow'da nerede kalınır?\" sorusuna gelecek olursaki konaklama açısından da her bütçeye uygun seçenekler bulabileceğinizi söyleyebilirim. 2023 yılında merkezde veya tramvay ile birkaç durak mesafedeki otellerde ortalama 40-100 gecelik konaklama ücretinde başlıyor. Airbnb'de özel odalar ortalama 20 i evin tamamını kiralamak ise ortalama 50 'dan başlıyor. Eski şehir merkezin için Stare Miasto; Krakow'un en havalı mahallelerinden biri. Kafeler, butikler, galeriler ve barlarla dolup taşan Yahudi mahallesi Kazimierz de iyi bir seçenek. Eğer merkezde olup kalabalıktan uzak olmak istiyorsanız Keparz bölgesini öneririm. Krakow'da gittiğiniz Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük toplama kampı olan Auschwitz-Birkenau gezilecek yerler listenizde ilk sırada yer almalı. Avlusuna ücretsiz şekilde girebileceğiniz ancak diğer alanlarına biletli giriş imkanı olan geleneksel olarak Polonya hükümdarlarının taç giyme yeri olan Wavel Kalesi de şehir ikonlarından biri. Filmlere dahi konu olmuş olan ve eşya üretim fabrikası olarak geçmişte kullanılmış tarihi Oskar Schindler'ın Emaye Fabrikası; şehrin ana meydanında yer alan gotik tasarımlı Azize Meryem Bazilikası ; 14. yüzyılın sonlarında Jagiellonian Üniversitesi'nin ana kampüsü olarak inşa edilen Collegium Maius da Krakow'da gezilecek yerler arasında. Şehir merkezinde olmayan ama Krakow'un en önemli turistik noktalarından biri ise UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Wieliczka Tuz Madeni. Otobüs ile yaklaşık 1 saat mesafede bulunan ve dünyanın en eski ve aktif tuz madenlerinden biri. Yerin 135 metre altına inerek tamamen tuzdan yapılmış en büyük yeraltı şapeli olan St. Kinga Şapeli başta olmak üzere geçmiş yüzyıllardan günümüze madencilik teknikleri ve tuzdan yapılmış heykelleri görmeniz mümkün."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/kuzey-ege-otelleri", "text": "Dikili'den 460 rakımda bulunan Merdivenli Köyü; Kaz Dağları, Kozak Yaylası, Ayvalık ve Midilli Adası'na hakim bir tepede konumlanmış, zeytin ağaçlarıyla çevrili bir Ege köyü. Merdivenli Köyü'nde bir köy evinde konaklama deneyimi için sizlere Yalınayak Cumbalı Konak'ı önereceğim. Mavi ve yeşil adında, Ege'yi temsil eden iki odası olan pembe cumbalı bu şirin konak, Bergamalı bir ailenin emeklilik hayali olarak hayata geçmiş. Enver Bey ve Şengün Hanım hayallerini kurarken aynı zamanda gelen misafirleri evinde gibi hissetsin istemişler. Sabah dalından kopardıkları sebzelerle kurdukları kahvaltı sofrası, Şengün Hanım'ın elleriyle hazırladığı leziz ev yemekleri ve köy evini yansıttıkları el emeği tasarımlar ile burası gerçekten de özel hissettiren bir yer. Kuzey Ege rotamızın ilk durağı olan Dikili, bölgenin ana merkezlerinden biri. Cunda Adası, Ayvalık, Bergama gibi turistik noktalara günübirlik gidilebilecek kadar yakın. \"Türkiye'nin Maldivleri\" olarak bilinen, Dikili'nin Bademli Köyü'ne 6 kilometre uzaklıkta, yüksek bir rakımda konumlanmış olsa da buraya manzarası ve huzur dolu sessizliği için gelmeye değer. Dikili, turkuaz koyları ve plajları ile ne kadar ünlü olsa da merkezinin turistik açıdan gelişmemiş olduğunu söylemem gerek. Bu yüzden Dikili'de kalacak yer araştırması yaptığınızda konaklama konusunda daha çok köy evi yada bungalov gibi alternatif yerler karşınıza çıkacak. Biz de pandemi sebebiyle sosyal mesafeli bir tatil planı yapmak istedik. Kuzey Ege rotamıza başlarken biraz daha dingin bir yerde kalıp sakinlemek istediğimiz için Yalınayak Cumbalı Konak'ı tercih ettik, iyi ki de burada kalmışız. Gözlerden uzak, bakir kalmış, sessiz ve huzurlu bir köyde tatil yapmak karantina günlerinden sonra çok iyi geldi. Özellikle günbatımının o dingin batışını izlerken Dikili'ye hayran kalmamak elde değil. Dikili'yi rotasına ekleyecek tatilcilere önerim Merdivenli köyünde güneşi batırmadan buradan ayrılmasın. Kuzey Ege rotasında en unutulmaz noktası olan Adatepe Köyü, Türkiye'nin en korunmuş köylerinden biri. İlk yerleşim Selçuklu zamanında başlamış, Osmanlı döneminde Rum ve Türkler hep beraber yaşamışlar. Rotamızın Çanakkale kısmına geçtiğimizde Girit'ten Küçükkuyu'ya göç eden bir ailenin hayata geçirdiği, harika bir taş evde konakladık. Mavras Taş Odalar dünyada oksijenin en bol olduğu yerlerden biri olan Kaz Dağları'nın eteklerinde kurulmuş, eski bir Rum köyü Adatepe'de yer alıyor. Adatepe Köyü'nde Hector, Achillius, Artemisia adından 3 taş odası bulunuyor. Farklı yatak sayısına sahip olan taş odaları ile aile ve arkadaş grupları için ideal bir konaklama seçeceği oluşturuyor. Aslında taş bir ev, ayrı girişleri olan, birbirinden bağımsız taş odalar şeklinde düzenlenmiş. Biz bahçesinde keyifle zaman geçirdiğimiz Achillius'ta konakladık. Taş odamız çok şık ve sade şekilde dizayn edilmiş, gayet geniş ve kullanışlı bir odaydı. Mavras markasının kendi ürettiği zeytinyağlı doğal sabunlarının olması da ince bir detaydı. Adatepe'nin tarihi noktalarını ve köy merkezini günlük ziyaret eden kişi sayısının fazla olmasından dolayı, taş odaların bu kalabalıktan uzak olması büyük bir avantaj. Sessiz ve sakin bir tatil arayanlar için doğru adres diyebilirim. Mavras Taş Odalar'da konaklarken en sevdiğim özelliği doğaya saygılı ve tarihi tamamlayıcı şekilde, özünü kaybetmeden tasarlanmış odalarında zaman geçirmekti. Ayrıca havasına ve korunmuş tarihine hayran kaldığım Adatepe'de güne başlamak, oksijenini içime çekmekle bile büyük şehirlerde üzerimize binen tüm yükleri hafifletmeye yetti. Odamızın bahçesinde bir sabah kahvesinin ardından, köyde kısa bir yürüyüş yapıp Mavras'ın mutfak kısmını temsil eden Sabun Kayfe'ye geçtik. Burada kaldığımız her sabah doğal ve kendi zeytin ve zeytinyağının lezzetlendirdiği bir sofrayla güne başlayarak tatilimizin en unutulmaz tarafı oldu. Mavras'ta kalırken aynı zamanda Girit mübadili As ailesinin 4 nesildir zeytinci olduklarını öğrendim. Bu yüzden sizlere biraz Mavras markasının sadece bir butik otel değil, aynı zamanda zeytin, zeytinyağı ve sabuna dair hikayesini de anlatmak isterim. Ailenin Girit Adası'ndaki adları Mavrazade olarak bilinirmiş. Mübadele ile geldiklerinde ise aileye As soyadı verilmiş. İşte köklü tarihe sahip Mavras'ın hikayesi Mavrazade ve As kelimelerinin harmanıyla hayata geçmiş. Mavras zeytinyağları Amerika, İtalya, Yunanistan, İngiltere ve Japonya'da düzenlenen uluslararası yarışmalarında birçok ödül almış, dünyada lezzeti ve üretim şekliyle onaylanmış bir marka. Zeytin ve zeytinyağlarını tatmak isterseniz hem Mavras. com'da hem de macrocenter gibi gurme market raflarında görebilirsiniz. Yolunuz Adatepe Köyü'ne düşerse, Mavras'ın eski zeytinyağı fabrikasının antik sabunhaneye dönüştürüldüğü Mavras Sabunhanesi'ni de ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum. Odun ateşinde, eski geleneklere sadık kalınarak kazanlarda kaynatılarak hazırlanan sabunlar, şifalı bitkilerle birleştirilerek zeytinyağlı doğal sabunlara dönüştürülüyor. Zamanın yavaşladığı bir dağ köyü; Sazlı Köyü. Neredeyse tüm sokakları Ege Denizi manzarasına çıkıyor. Aslı korunmuş bir köy evinde, muhteşem bir doğa, deniz ve Midilli manzarasına karşı konaklamak isterseniz tavsiyem Pingala Köy Evi. Kuzey Egeli Çağla ve Uğur'un hayata geçirdiği bu şirin köy evini Airbnb üzerinden kiralıyor. Bir dağ köyünde konumlanmış olsa da Sazlı ve Kozlu sahiline araçla 10 dakikada ulaşılabilen rahat bir konumda. Aynı zamanda Kuzey Ege'ye gelince mutlaka ziyaret edeceğiniz Assos Antik Kenti'ne ve sahil şeridinin en ünlü plajlarından olan Kadırga Koyu'na da en fazla yarım saatlik yolculuk ile ulaşabilirsiniz. Köy evi sıcaklığını anımsatan dekorasyonu ile kalıplardan uzakta bir köy evi konaklaması deneyimi Pingala Köy Evi'nde yaşayabilirsiniz. 2000 yıllık Lamponia Krallığı'nın günümüz yerleşimi Kozlu Köyü; Edremit Körfezi ve Midilli Adası'nın muhteşem manzarasına sahip, zeytinlikler içinde şirin bir Ege köyü. Kozlu Köyü'nün taş evlerini restore ederek hayata geçirilen Kozluhan, köyde bulunan farklı haneleri otel odasına dönüştürmüş olsa da burada sanki bir tanıdığınızın evine misafir olmuş gibi hissedeceksiniz. Kozluhan, bir dağ köyü olan Kozlu Köyü'nde konumlandığı için kendine ait Kozluyalı Plajı'nı da denize girmek için kullanabiliyorsunuz. Aynı zamanda burada çadır odaları ile Kozluhan Glamping olarak da hizmet veriyorlar."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/lefkosa-gezilecek-yerler-listesi", "text": "Kuzey Kıbrıs'a bir yolculuk yapmayı planlıyorsanız, ilk olarak öğrenmeniz gereken buraya geldiğiniz zaman nereleri gezebileceğiniz, neler yapabileceğinizdir. Lefkoşa uçak bileti satın almadan önce bunları bilmek ve ayrıntılı olarak bilmek, daha güzel bir şekilde tatilinizi geçirmenize yardımcı olur. Her ne kadar pek bilinmese de Lefkoşa içinde pek çok tarihi mekan vardır. Tarih meraklılarının bunları bilmesi, daha fazla keyif almanıza olanak tanır. Bunun dışında doğal güzellikleri bilmek kendi başınıza güzel bir şekilde kafa dinlemenize yardımcı olur. Lefkoşa gezilecek yerler arasında tarihi pek çok mekan bulunmaktadır. Büyük Han onlardan bir tanesidir. Lefkoşa şehir merkezinde bulunan Büyük Han, bölgenin saygın tarihi yapılarından biridir. Bu etkileyici yapının konumu Asmaaltı Sokak'ta yer almaktadır ve ulaşımı, taksi, özel araç veya yürüyüş yoluyla kolaylıkla sağlanabilir. Büyük Han, Osmanlı Devleti'nin 1572 yılında görev yapmış olan valisi Muzaffer Paşa tarafından inşa edilmiştir ve adanın en büyük hanı olma özelliğini taşır. Büyük Han içerisinde 68 oda ve bir cami barındırırken, günümüzde halka açık bir şekilde ziyaret edilebilir. Hanın çevresinde ise ziyaretçilerin dinlenebileceği kafeterya ve restoranlar bulunmaktadır. Bun yanı sıra Lefkoşa tarihi yerler arasında Lüzinyan Evi de vardır. Yenicami Sokak üzerinde bulunan Lüzinyan Evi, bölgede Lüzinyanlar'ın egemen olduğu tarihi dönemden günümüze ulaşan önemli bir yapıdır. Bu tarihi yapı şehir merkezine yakın bir konumda bulunur ve yürüyerek veya taksi ile kolayca ulaşılabilir. Lüzinyan Evi'nin inşa tarihi 1500'lere kadar gitmektedir ve Gotik tarzda uygulanan mimari tekniklerle inşa edilmiştir. Bu yapının girişindeki kemerlerde bulunan motifler oldukça dikkat çekicidir. Lüzinyan Evi bölgede hüküm süren her medeniyetin izlerine rastlayabileceğiniz bir tarihi mirası temsil ederken, aynı zamanda Osmanlı dönemine ait önemli detaylar da içermektedir. Bunların yanı sıra Lefkoşa uçak bileti aldıktan sonra gitmeniz önerilen farklı yerlerde mevcuttur. Tarihi yerleri kadar Lefkoşa gezilecek yerler doğal yerleri de kapsar. Alagadi Kaplumbağa Plajı onlardan bir tanesidir. Lefkoşa'dan yaklaşık 47 kilometre uzaklıkta, Girne ilçesi sınırlarında bulunan Alagadi Kaplumbağa Plajı'na ulaşmak için Lefkoşa Girne Anayolu'nu kuzey yönünde takip ederek yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk yapabilirsiniz. Bu güzel plajda deniz kaplumbağalarını izleme fırsatı bulabilir ve denizin tadını çıkarabilirsiniz. Bunun yanı sıra Lefkoşa yemek yenecek yerler nereleridir de bilinmesi gereken bir konudur. Bu kapsamda önerilen adreslerden bazıları, - Bibliotheque - Sedirhan Restaurant - Old Mosaic - Gomşu Kebap - Bistro 45 by Eniste - İştah Restaurant Şeklindedir. Lefkoşa yemek yenecek yerler arasında bunların her biri ayrı bir damak zevki kazanmanızı sağlar. Lefkoşa uçak bileti almadan önce alışveriş ve konaklama için hangi olanakların olduğunu da bilmek önerilmektedir. Arasta Sokak onlardan biridir. Lefkoşa'nın en tanınmış caddelerinden biri olan Arasta Sokak, alışveriş yapmak, şehri gezmek veya bölge halkının günlük yaşamını gözlemlemek için ideal bir mekandır. Lefkoşa'nın merkezinde konumlanan Arasta Sokak, Büyük Han'ın güneyinde yer almaktadır. Trafikten arındırılmış olan bu sokak, sabahın erken saatlerinden geceye kadar canlılığını sürdürmektedir. Arasta Sokak mücevhercilerden hediyelik eşya satan dükkanlara kadar çeşitli seçenekleri bünyesinde barındırarak her türlü alışverişi yapabileceğiniz bir mekan sunmaktadır. Geleneksel bir açık hava çarşısı olarak tasarlanan Arasta Sokak, Lefkoşa seyahatinizde mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir noktadır. Lefkoşa uçak bileti satın almayı planlıyorsanız, THY'nin Miles & Smiles uygulamasından yararlanarak en kaliteli hizmetleri sunmaktadır. Uçtukça mil kazanma imkanının yanı sıra, Miles & Smiles kredi kartı işlemlerinden de mil elde edebilme olanağını yakalayabilirsiniz. Bunun yanı sıra tecrübeli ve profesyonel uçuş ekipleri ile sorunsuz bir yolculuk gerçekleştirebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/likya-yolu-yuruyusu", "text": "Türkiye'de yürüyüş yolu denildiği zaman akla ilk gelen rotalardan olan Likya Yolu, doğa yürüşçüleri ve kamp tutkunlarının ölmeden önce yapılacaklar listesinde yer alan ve dünyanın en etkileyici yürüyüş rotalarından biri. Likya Yolu yürüşünüz sırasında doğanın güzelliği sizi zaman zaman şaşırtacak. Mesela daha önce hiç görmediğiniz bir bitkiyi göreceksiniz, hiç duymadığınız bir kuşun cıvıltısını dinleyeceksiniz. Doğanın tam kalbindeki bu rota size muhteşem deneyimler vadediyor. Yol boyunca Akdeniz'in en önemli antik kentlerini, etkileyici doğal güzelliklerini, müthiş doğa manzaralarını ve bakir koylarını göreceksiniz. Likya Yolu Rehberi yazımda yürüyüşe başlamadan önce bilmeniz gereken önemli bilgileri bir araya topladım. Likya Yolu tarihçesi, Likya Yolu yürüyüş rotaları, Likya Yolu haritası, Likya Yolu'nda gerekli olan ekipmanlar gibi bilgileri bulacaksınız. Şimdi hazırsanız Likya Yolu'nun bilinmeyenlerine dair yolculuğumuza başlıyoruz. Likya Yolu; macera ve tarih dolu bir doğa yürüyüşü deneyimi arayan binlerce yerli ve yabancı turist tarafından tercih ediliyor. Birçok kaynak tarafından dünyanın en iyi 10 yürüyüş rotasından biri olarak seçilen Likya Yolu, o dönemdeki antik şehirleri birbirine bağlayan yol amaçlı kullanılmış. İngilizce'de Lycia olarak bilinen Likya, \"Işık Ülkesi\" anlamına geliyor. Likya uygarlığı, günümüzde Fethiye ile Antalya Körfezi arasında kalan Teke Yarımadasını kapsayan antik bir bölgeyi kapsıyor. Fethiye'den Antalya'ya kadar uzanan Likya Yolu'nun tamamında rotayı takip etmenizi sağlayan işaretlemeler ve tabelalar bulunuyor. Günde ortalama 25 kilometre yürüyebilen deneyimli bir yürüyüşçü ortalama 21 günde yolu tamamlayabilir ancak rotayı çok iyi bir şekilde planlaması gerekir. Tüm yolu tamamlama süreniz de tamamen sizin kondisyonunuza, taşıdığınız ağırlığa, konaklama süresine ve hava şartlarına göre değişebilir. Diğer bir yandan eğer ki tüm rotayı yürümek gibi iddialı bir hedefiniz yoksa kendinize bir rota seçip en azından bir kısmını yürüyebilirsiniz. Pek çok yürüyüşçünün yaptığı gibi parkurun belirli bir bölümünü ya da her yıl bir kısmını yürüyebilirsiniz. Eğer kondisyonunuza güvenmiyorsanız benim tavsiyem öncelikle Fethiye tarafında bir otelde kalıp günübirlik bir rotada yürüyüp Likya Yolunun zorluklarını görmeniz olacak. Likya Yolu yürüyüş rotası üzerinde ana noktalarda sarı renkli tabelalar yerleştirilmiş ama bu işaretler 5-10 km aralıklarla karşınıza çıkıyor. Bunun yanı sıra yürüyüşünüz sırasında patika yollar boyunca her 50-100 metre aralıklarla farklı renkteki boyalarla işaretlenmiş noktalar bulunuyor. Bu işaretleri takip ederek yolunuzdan sapmıyorsunuz, bazı noktalarda ise yürüyüşçüleri yanıltmaması için kırmızı boyalı çarpı işaretleri o yola girmemeniz için uyarı anlamı taşıyor. Ayrıca yol boyunca üst üste yığılmış taşlar göreceksiniz. Bu taşlara baba adı veriliyor ve doğru yolda ilerlediğinizi simgeliyor. Türkiye'nin işaretlenmiş ilk uzun mesafeli yürüyüş yolu olan Likya Yolu'nun toplam uzunluğu 535 km. Fethiye'den Antalya'ya batı-doğu ekseni şeklinde rotası çizilmiş olsa da istediğiniz noktadan yürüyüşe başlayabilirsiniz. Ayrıca Likya yolu nereden başlıyor sorusu yürüyüşçülerin en çok aklına takılan sorulardan biri, yeri gelmişken bu konuya da açıklık getireyim. Yürüyüşe başlamak için Fethiye veya Antalya başlangıcını tercih edebilirsiniz. Ancak yaygın olarak başlangıcı Ovacık ile başlayıp, Antalya Geyikbayırı Mevkisi'nde sona eriyor. Son yıllarda rotaya eklenen Likya medeniyetinin batı sınırı kabul edilen Termessos yani Amintas Kaya Mezarları'nın olduğu noktadan yürüyüşünüze başlayabilirsiniz. Daha sonra Kayaköy üzerinden devam edip Ovacık'ta bulunan sembolik kapı sayılan Likya Yolu başlangıç tabelasına bağlanarak da rotanızı planlayabilirsiniz. Akdeniz kıyı şeridinde yer aldığı için yaz aylarında hava çok sıcak ve bunaltıcı oluyor. Likya Yolu'nu yürümek için en ideal dönem ilkbahar ve sonbahar mevsimi diyebilirim. Bahar aylarında doğanın uyanışıyla açan rengarenk çiçekler ile bu bölge bir başka güzel. Mesela Nisan ayı hem hava sıcaklığı hem de etrafın yeşillenmesi için en güzel zaman. Mayıs ayından itibaren hava sıcaklığı 30 derecelerin üzerine çıktığı için Nisan ayına göre yürümek biraz daha zorlu oluyor. Likya Yolu yürüyüşü için bahar sezonu Nisan ve Mayıs aylarını kapsıyor diyebilirim, Mayıs sonu itibari ile hava sıcaklığından dolayı bahar sezonu bitiyor. Tabii ki bu yolu kısa rotalarla yazın yürüyenler de yok değil. Eğer tatilinizi sadece yaz aylarında planlayabiliyorsanız ve Likya Yolu'nu yürümeye kararlıysanız benim tavsiyem sabah erken saatlerde yürüyüşe başlayıp, öğleden sonra deniz keyfi yaparak günü değerlendirmek şeklinde bir plan olabilir. Diğer bir yandan bu rotayı sonbahar mevsiminde de rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Ekim ve Kasım ayları hava sıcaklığının nispeten daha uygun olduğu ancak yağışların da yavaştan başladığı aylar o yüzden sonbaharda gidecekler yanına mutlaka yağmurluk ve kalın giysiler götürmeliler. Rota üç ana bölümden oluyor. Likya yolu haritası üzerinden gördüğünüz gibi Batı Likya Yolu, Orta Likya Yolu ve Doğu Likya Yolu rotası olarak ilerliyor. - Fethiye Kayaköy Ovacık - Ovacık Kozağaç Kirme Faralya - Faralya Kelebekler Vadisi Kabak - Kabak Alınca Boğaziçi Sidyma Dodurga Bel - Bel Gavurağılı Pydnai - Pydnai Letoon Xanthos - Xanthos Çavdır Çayköy Üzümlü - Üzümlü Akbel Bezirgan Sarıbelen - Sarıbelen Gökçeören Hacıoğlan Phellos Çukurbağ - Çukurbağ Kaş - Kaş Limanağzı Ufakdere Üzümlü İskelesi Boğazcık - Boğazcık Kılınçlı Aperlai - Aperlai Üçağız Kaleköy - Kaleköy Kapaklı Çayağzı - Çayağzı Kapaklı Hoyran Davazlar - Davazlar Trysa Çakalbayat Gürses Myra/Demre - Myra/Demre Alakilise Kırkmerdiven Yatıkardıç Belos Finike - Finike Mavikent Karaöz - Karaöz Gelidonya Feneri Adrasan - Adrasan Musa Dağı Olimpos Çıralı - Çıralı Ulupınar Beycik - Beycik Tahtalı Dağı Yayla Kuzdere - Yayla Kuzdere Gedelme Göynük Yayla - Göynük Yayla Çıralı Maden Koyu Tekirova - Tekirova Phaselis Alacasu Aşağı Kuzdere - Aşağı Kuzdere Roma Köprüsü Göynük Yayla - Göynük Yayla Göynük - Göynük Elmayanı Yaylası - Elmayanı Yaylası Hisarçandır Çitdibi - Çitdibi Karabel Geyikbayırı Likya Yolu üzerinde 20'ye yakın antik kent bulunuyor. Yol üzerinde yer alan ve mutlaka görmeniz gerektiğini düşündüğüm önemli antik kentler ise şunlar: Letoon Antik Kenti, Xanthos Antik Kenti, Apollonia Antik Kenti, Phaselis Antik Kenti, Antiphellos Antik Kenti, Aperlai, Simen ve Olimpos Antik Kenti. Likya Yolu yürüyüş turu konusunda internette pek çok tur alternatifi bulunuyor. Ben bu rotayı kendim planlamak istedim ve 2021 yılı Nisan-Mayıs aylarında çeşitli kaynaklardan araştırmalar yaparak likya yolu yürüyüşümü gerçekleştirdim. Yola çıkmadan önce her gününüzü mantıklı bir şekilde planlamanız ve rotanızı çizmeniz yürüyüş performansınızı direkt olarak etkileyecek. Şehir hayatında günde 15 km yürürken, Likya Yolu'nda bazı günler engebeli parkurlardan geçtiğim oldu. Neredeyse 8 kilometrelik Kabak-Alınca çıkışı, 750 metre yükseltiye çıkış olunca 5 saate yakın sürdü. O yüzden yürüyüş mesafenizi ve sürenizi belirlerken rotanızdaki yükselti miktarına da dikkat etmenizde fayda var. Doğa yürüyüşü yaparken çantanız ne kadar hafif olursa yürüyüşünüzün de o kadar keyifli olacağını unutmayın, gereksiz eşyalar ile çantanızı doldurmayın. Çantanızın ağırlığının 10-13 kg aralığında olması en ideali. Bir diğer önemli olan şeyin ekipmanınızın kalitesi olduğunu düşünürsek, öncelikle ekipman seçimine rahat ve dayanıklı bir ayakkabı ile başlamalısınız. Kalın tabanlı, su geçirmez ve terletme özelliği en az seviyede olan, nefes alabilen gora-tex özellikli bir ayakkabı seçmelisiniz. Trekking için ayak burkulmalarına karşı önlem olarak bileklikli bir ayakkabı seçmeniz önerilir ama bilekliksiz ayakkabılar daha hafif olduğu için bunu da tercih edenler oluyor. Tabi ki ayakkabı kadar çorap seçimi de oldukça önemli. Tercihinizi her zaman sentetik veya yün karışımlı, topuk ve burun kısmı dolgulu çoraplardan yana yapın. Çorabınız kalın olacağı için ayakkabınızı da bir numara büyük seçmeye özen gösterin. Likya Yolu yürüyüşünüzde kamp kuracaksanız kamp malzemelerinizi çok hafif malzemeden üretilmiş ürünler olmasına dikkat etmekte fayda var. Piyasada daha uygun fiyatlı ürünlere muhakkak denk geleceksiniz ama önceliğiniz taşıdığınız ağırlığınız olacağı için biraz daha fazla fiyat vererek uzun süre kullanılabilir ve hafif ekipmanlar seçmek daha doğru. Ayrıca ekip halinde yürüyorsanız ortak kullanımlı malzemeleri belirleyip o malzemeleri ortaklaşa taşıyarak yükünüzü hafifletebilirsiniz. Likya Yolu yürüyüşünüz için olmazsa olmaz kamp malzemeleri; çadır, uyku tulumu, mat, kamp mutfağı malzemeleri, çanta ve ilk yardım setidir. Bunların dışında detaylı bir Likya Yolu kamp malzemeleri listesini de paylaşıyorum. - Çadır - Uyku tulumu - Mat - Kamp yastığı - Şişme ürünler için pompa - Çakı - Sırt Çantası - Fener - Termos - Yağmurluk - Şapka - Kamp ocağı - Çakmak - Yemek ekipmanları - İlk yardım seti - Taşınabilir şarj Likya Yolu yürüyüşünde rotanız üzerinde konaklama yerleri bulabileceğiniz gibi kamp yaparak da ilerleyebilirsiniz. Ben rotam üzerinde belirlediğim otel, pansiyon ve köy evinde kalmayı tercih ettim. Konaklamalı yürüyüş ile kamplı yürüyüşü karşılaştıracak olursam da konaklamalı yürüyüş olduğunda belirlediğiniz rotayı günlük olarak yürümek için motivasyonunuz daha yüksek oluyor, bir yandan da hava kararmadan ulaşma kaygısı oluşuyor. Kamp yaparak yürüdüğünüz ise yorulduğunuz noktada hemen evinizi doğal bir alana kurabiliyor olmanız büyük bir avantaj. Likya Yolu yürüyüşünüzde rotanızı planlama ve takip etmek için kullanabileceğiniz çok faydalı birkaç uygulamadan bahsetmek istiyorum. Telefonunuz bazı noktalarda çekmeyeceği için aşağıda bahsettiğim uygulamaları önceden indirmenizi tavsiye ederim. Lycian Way: Likya Yolu'nu işaretlemiş olan Kate Clow tarafından hazırlanmış. Uygulama üzerinden yürüyüş rotalarına, haritalara ve yol üzerinden görülmesi gereken önemli noktalarını inceleyebilirsiniz. Likya Yolu uygulaması GPS bazlı ve offline olarak çalışıyor. Yürüyüş sırasında değil de yürümeden önce rota planlarken kullanıma daha uygun buldum. Wikiloc: Daha önce bu rotayı yürümüş olan kişilerin rotalarını görüp o rotaları takip edebilir, rotanın zorluk veya eğim seviyelerini görebilirsiniz. Yürüyüşünüzden önce haritaları indirip offline olarak kullanabilirsiniz. Maps. me: Yürüyüşüm sırasında en çok bu uygulamayı kullandım. Yine önceden bölgenin haritasını indirerek offline olarak rotanın tüm detaylarını görebilirsiniz. Yol üzerindeki su kaynaklarına, konaklama yerlerine ve kalan yürüyüş mesafesine en hızlıca bu uygulama ile ulaştım. Yolu yürümeden önce mutlaka Likya Yolu'nu anlatan rehber kitaplardan edinmenizi öneriyorum. Böylece yürüyeceğiniz rotayı kolaylıkla belirleyebilir, bu rotada zorlanacağınız noktaları ve ihtiyaçlarınızı belirleyebilirsiniz. Yürüşünüz boyuncaize rehber olacak kitaplar; Altuğ Şenel'in Adım Adım Likya Yolu kitabı, Metin Tüzün'ün Likya Yolu Rehberi kitabı ve Likya Yolu'nu ilk kez işaretleyerek turizme kazandıran Kate Clow'un Likya Yolu kitabı. Bu kitaplardan içerik açısından en beğendiğim Altuğ Şenel'in kitabı oldu çünkü Likya Yolu'na dair tüm detayları içeriyor ve her rotaya özgü karekodlar ile Wikiloc üzerinden rotayı takip edebiliyorsunuz. Ayrıca Altuğ Şenel'in anlatımıyla Cennet Gibi Bir Yol Likya Yolu Belgeseli serisini de mutlaka izlemelisiniz. Son olarak Facebook'taki Likya Yolu Lycian Way gruba da katılmanızı tavsiye ederim. Burada yürüyüşte olan kişilerin paylaşımlarını takip edebilir, merak ettiklerinizi sorarak yürüyüşçülerle yardımlaşabilirsiniz. Merhaba biz tayyar-Şahnaz canoğlu çifti. Çok detaylı ve tertemiz bir dille anlatım, heyecanla okuduk, teşekkürler. Çanakkale de yaşıyoruz yaşımız 60 ve üzeri, hayatımızın bazı evrelerinde çeşitli doğa yürüyüşlerine yaptık fakat aklımız sizin yaptığınız gibi Konaklıyarak yapmak."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/lizbon-gezi-rehberi", "text": "Kaşifler diyarı Portekiz'in başkenti Lizbon tarihi yapılarıyla Unesco Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Binaları mavi seramiklerle, kaldırımları ve meydanları taş desenlerle süslü. Lizbon'a geldiğinizde beyaza yıkanmış binaları, kızıl çatıları, sarı renkli tramvayı şehre ayak basar basmaz herkesi büyüleyecek güzellikte. Buna rağmen oldukça mütevazı ve içten. Avrupa'nın en renkli şehirleri arasında sayılan Lizbon son yıllarda yükselen seyahat rotaları arasında yer alıyor. Bizim için Portekiz seyahati çok büyük hayaldi çünkü uçak biletleri oldukça pahalı ve direkt uçan çok az sayıda firma olduğu için her zama erteliyorduk. Daha sonra Şubat ayı için Barselona'ya 60 TL'ye uçak bileti bulunca hiç kaçırmadık ve Portekiz'i de rotamıza ekledik. İstanbul-Barselona uçuşumuzu Pegasus Havayolları ile yaptıktan sonra Barselona-Porto uçuşumuzu Ryanair ile 15 'ya yaptık. Porto-Lizbon yolculuğumuzu yerel otobüs firması ile 3,5 saat süren bir yolculukla 15 'ya gerçekleştirdik. Böylece oldukça ucuza Lizbon'a gelmiş olduk. Ayrıca Porto-Lizbon arası tren seçeneği de mevcut ama otobüs daha uyguna geldiği için biz tercih etmedik. Şubat ayında olduğumuz için hem uçak bileti hem de konaklama bakımından uygun fiyatlardan yararlandık. Portekiz'e Şubat ayında gidilir mi demeyin, gidilir. Orada kış olsa da hava bahar gibi. Çoğu zaman baharlık ve ince kıyafetlerle dolaştık ve hava bizi hiç üzmedi. Lizbon'da 3 gece kaldık ama kesinlikle yetmedi. Hakkıyla gezebilmek için en az 4 gün ayırmalısınız. 1147 yılında Portekiz kralı I. Alfonso önderliğinde Fransız, İngiliz, Alman ve Portekiz şövalyelerinden oluşan birlikler Lizbon'u kuşatmış ve şehri Arapların elinden almış ve bu tarihten sonra şehir tekrar Hristiyanların egemenliğine geçmiş. Ortaçağ'ın sonlarına doğru oldukça genişleyen şehir, Avrupa ve Akdeniz'de önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiş. Coğrafi keşifler döneminde 15. ve 16. yüzyıllarda Vasco de Gama'nın Hindistan'a ulaştığı yolculuk gibi pek çok Portekiz gemi seferi Lizbon'dan başlamış. 16. yüzyılda Lizbon, Avrupa'nın uzak doğu ile yaptığı ticaretin merkezi olmuş. 1531 ve 1755 yıllarında yaşanan depremlerde yaklaşık 100.000 kişi ölmüş, şehir neredeyse yok olmuş. 19. yüzyılın ilk yıllarında Portekiz, Napolyan Bonapard'ın birlikleri tarafından işgal edilmiş. Portekiz kralı o döneminde Portekiz sömürgesi olan Brezilya'ya kaçmış. 1910'da yapılan darbe ile Portekiz Cumhuriyeti kurulmuş. II. Dünya Savaşı sırasında Lizbon, Avrupa'nın Atlas Okyanusu'na açılan birkaç tarafsız limanından olmayı başarmış, yaşanan onca kötü anıdan sonra tekrar bir yıkıntıyı kaldırmak istememiş. Böylece günümüze kadar gelen Lizbon, Avrupa'nın en önemli merkezlerinden biri olmayı başarmış. - Lizbon'a seyahat etmeniz için öncelikle bordo pasaport sahiplerinin Schengen vizesi ya da Portekiz vizesi alması gerekiyor. Yeşil pasaportunuz varsa vize gerekmeden 90 gün seyahat imkanına sahip. - Eski Yunanlılar Lizbon'a \"Olissipo\" demişler. Efsaneye göre Odysseus, Truva savaşından sonra Atlas Okyanusu'nu geçerek Lizbon'u kurmuş ve zamanda şehrin adı Olissipona'ya dönüşmüş. Araplar şehri ele geçirince ise \"el-Uşbuna\" demişler Lizbon'a. O dönemde pek çok cami, önemli bina ve şehir surlarını inşa etmişler. Şuanda da Arap etkisi Lizbon'da geleneklerde ve yaşanmışlıklarda hala görülür. Şehirde yer alan bir çok yerin adı Arapça'dan gelir çünkü 450 yıl kadar şehri etkisi altına almış."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/lizbonda-bir-gunluk-masalsi-mola-sintra", "text": "Lizbon'da günübirlik bir kaçamak yapmayı düşünürseniz Sintra size çok fazlasını vadediyor. Lizbon'a kadar gelmişken tarihi ve doğasıyla masalsı şehir Sintra'yı es geçmemelisiniz. Sintra, yüksek tepelerin ortasına kurulmuş dağların arasında gizlenmiş gizemli bir yer. Öyle değerli yapılar barındırıyor ki UNESCO kültür mirası listesinde yer alan bir şehir. Lizbon'a trenle sadece 40 dakikalık uzaklıkta Portekiz'in gururu bize unutulmaz bir gün yaşattı. Sokaklarında dolaşırken kendimi bir günlük masaldaymış gibi hissettim. Lizbon'da gezilecek yerler için de Lizbon Gezi Rehberi yazısını okumanıız öneriyorum. Lizbon'un merkezinde yer alan Rossio tren istasyonundan kalkan trenler ile Sintra'nın merkezine 40 dakikada ulaşmak mümkün. Neyse ki Lizbon'a gelir gelmez Lisbon City Card almıştım ve böylece tüm yolculuğumu ücretsiz yapmış oldum. Biz 3 günlük Lisboa Card almıştık. Bu kart şehirdeki birçok müzeye ücretsiz geçiş sağlayan, toplu taşımayı bedavaya getiren tam bir turist dostu. Lizbon'da geçirdiğimiz 3 gün için Lisboa Card'a 39 ödedik fakat neredeyse iki katı kar ile şehirde indirimli gezdik. Sadece Sintra içinde bile ulaşım açısından yaklaşık 5 cebimize kaldı. Sintra merkezde araç kiralama firmalar bulunsa da çok da akıllıca bir seçenek değil çünkü Sintra'da araç park etmek oldukça zor ve yollar virajlı. Riske girmeye gerek yok diyorsanız araç kiralamaktan uzak durmakta fayda var. Sintra tren istasyonunda indiğinizde sağ tarafta otobüs duraklarını göreceksiniz. Gişelerden çıktıktan hemen sonra çevrede Hotspot noktası var, ihtiyaç duyarsanız ücretsiz olarak wifi kullanabilirsiniz. Biz gitmeden önce otobüsün nereden kalkacağını bilmediğimiz için bu wifi noktası bizim için altın değerindeydi. Sintra içi ulaşım 434 ve 435 numaralı mini otobüsler ile iki farklı güzergaha ayrılmış. Bu otobüsler ile kasabada görülecek en önemli yerlere kolaylıkla ve güvenli bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. Sintra'nın en görülesi noktalarına gitmeyi düşünüyorsanız ve aracınız yok ise gezmek için tek seçeneğiniz bu otobüsler olacaktır çünkü yollar hem çok dar hem de tepelik. Bu yüzden yürümek aklınızdan bile geçmesin derim. 434 numaralı otobüs ile Mouros Kalesi'ne ve Pena Sarayı'na ulaşabilirsiniz. Monserrate Sarayı, Quinta da Regaleira ve Sintra Ulusal Sarayı'nı görmek için de 435 numaralı otobüsü kullanmalısınız. Biletlerinizi otobüste anlık olarak alabilirsiniz. Biz öncelikle 434 numaralı otobüs ile Pena Sarayı'na çıktık. İki yönlü bilet aldığımız için dönüşte tekrar bilet almamıza gerek kalmadı. Aşağı inerken 435'in gittiği yönde dönemeçte yer alan durakta indik ve 435'in rotasını takip ederek Quinta da Regaleira'ya yürüyerek gittik. Dönerken de Ulusal Saraya uğrayarak tren istasyonuna yürüdük. Böylece turistikleşmiş bir yerde bile hesaplı şekilde gezmiş olduk, tek bir otobüse iki yönlü bilete 5,5 vermiş olduk. Yalnız Sintra içi ulaşımda Lisboa Card'ın geçersiz olduğunu unutmamakta fayda var."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/lviv-gezi-rehberi", "text": "Hiçbir zaman yeni yılda ya da Noel'de yurt dışında olamadım ve her zaman bu dönemlerin nasıl geçtiğini çok merak etmiştim. Yaz sonu bir uçak bileti kampanyası avında karşıma çıkan Lviv biletleri sonucunda Christmas'ta Lviv'de olmaya karar verdim. 5 ay önceden İstanbul-Lviv uçuşum için gidiş dönüş 270 TL ödedim. Hatta alırken ikilemde kaldım acaba Ukraynalılar o zamanlarda kutluyor mu yoksa kutlamıyor mu diye çünkü şehrin bomboş olması ve mekanların kapalı olması bizim tercih etmediğim bir durumdu. Ukraynalı arkadaşlarıma danıştım ve halkın çoğunluğunun Ortodoks olduğunu ve 24 Aralık'ta çoğu kişinin kutlamadığını ve tüm mekanların açık olduğunu söyleyince hemen biletlerimi aldım. Aralık ayında bir hafta sonu kaçamağı yaptığım Lviv'i çok sevdim. Lviv gezi rehberi yazımı okumadan önce genel bir fikir edinmek için Lviv'e Gitmek İçin 10 Neden yazıma göz atabilirsiniz. Lviv'in en güzel mekanlarını Lviv'in Konsept Mekanları yazısında bulabilirsiniz. Bu yazıda Lviv'de nerelere gidilir, Lviv'de gezilecek yerler ve Lviv'e gitmeden önce bilmeniz gereken tüm detayları bulacaksınız. Yazının sonuna eklediğim haritadan şehirde gezilecek yerler, pazarlar, alışveriş noktaları ve yeme-içme konusunda önerdiğim mekanları inceleyebilirsiniz. - 2009 yılında Lviv Ukrayna'nın kültür başkenti seçilmiş çünkü her yıl 100'e yakın festivale ev sahipliği yapıyor. Kültürel aktivitelerin yoğun olmasının yanı sıra 60 müze ve 100 kiliseye sahip. - Yerel halk Lviv'e Lvov diyor. Latincedeki adı ise Leopolis yani \"aslanlar şehri\" bu yüzden de şehrin sembolü aslan olmuş. Dolaşırken bir çok yerde aslan figürü görebilirsiniz. - Ukrayna'nın para birimi Grivna ve paramızın değerli olduğu nadir ülkeler arasında yer alıyor. Bu yüzden de burada tatil yapmak uygun fiyatlı oluyor. 2017 yılında karşılaştırma yaptığınızda Grivna-Euro kabaca 1 = 29,53 uah ve Grivna-Türk Lirası 1 TL = 7,46 uah yapıyor. - Ukrayna'ya gitmek için vizeye gerek yok hatta 2017 yılında yapılan anlaşma ile artık sadece çipli kimlik kartınız ile seyahat edebilirsiniz. Ancak vizesiz olduğundan dolayı girişlerde kontrol daha sıkı oluyor. Eğer Ukrayna'ya ilk kez geliyorsanız ve yeşil pasaport sahibi değilseniz pasaport kontrolünde ufak çaplı bir polis soruşturmasına alınacaksınız. Bu yüzden dönüş biletinizi ve kalacağınız otelin rezervasyon çıktılarını yanınızda bulundurmanızı şiddetle öneriyorum. Ayrıca Ukrayna'ya giriş ve çıkışlarda üzerinizde ne kadar nakit para bulunduğu sorulabilir ve yanınızda günlük en az 50 dolar olması bekleniyor. Fakat onların istediği 50 dolar ile aslında orada 3-4 gün geçirebilirsiniz. Bu yüzden sadece güvenlik açısından yanınızda bulundurun. - Lviv adeta bir kiliseler şehri desem abartmış olmam. Şehir merkezinde 100'den fazla kilise bulunuyor. En öne çıkanlar ise St. George's Katedrali, St. Olha ve Elizabeth Katedrali, Transfiguration Kilisesi, Dominican Katedrali, Ermeni Katedrali, Bernardine Kilisesi. - Şehirde çok ilginç müzeler var. Mesela daha önce bir cam müzesini ziyaret ettiniz mi? Eczane Müzesi ya da Silah Müzesi. Bunlar dışında Lviv Ulusal Müzesi ve Lviv Tarih Müzesi klasik müze severler için güzel alternatifler olabilir. - Lviv'de deneyim odaklı birçok mekan var. Buraya geldiğinizde emin olun daha önce denemediğiniz konseptte mekanlar göreceksiniz. Hepsi ucuz, hepsi özel. Lviv'in Konsept Mekanları yazısında Lviv'de yeme içme fiyatları ve mekanlarından tüm detaylarıyla bahsettim. - Ukrayna denilince ilk akla gelen lezzet Borş çorbası. Ana maddesi pancar olan geleneksel çorbayı bir çok yerde bulabilirsiniz. Bize çok daha yakın Ukrayna lezzeti Vareniky bir çeşit mantı. Kelime anlamı olarak da haşlanmış şey olan mantıları yarım daireler şeklinde yapılıyor. İçerisine iri parçalar halinde patates konuyor ama etli mantarlı ve peynirli olarak da yapılıyor. Üzerine de ekşi krema sosu ile lezzet bombası oluyor. Polonya'da da bulunuyor. - Pazar günleri hariç haftanın her günü açık olan bit pazarı Vernissage, pazar severlerin çok seveceğine eminim. Opera binasına oldukça yakın olan pazarda ben kendimi cennete düşmüş gibi hissettim. Bu pazarda İkinci el ürünler, hediyelik eşyalar ne ararsanız var. - Lviv tam anlamıyla yürüyüş dostu bir şehir. Büyük bir çoğunluğunu gezerken ulaşım aracı kullanmanıza gerek yok. Biz sadece dönüşte merkezden havaalanına giderken Uklon uygulaması ile taksi kullandık ve çok uygun fiyatlı olduğunu söyleyebilirim. Eğer ihtiyaç duyarsanız bu uygulama ile çok ucuza şehir içinde kolaylıkla ulaşım sağlarsınız. Lviv'de Uklon'un nasıl kullanıldığını ve deneyimimizi merak edenler için linki paylaşıyorum. - Soborna Caddesi üzerinde yer alan Halytsky Meydanı'nda eski Galiçya Kralı Danylo Halytskyi'nin heykeli bulunuyor. Bu meydanın tam karşısında kurulan Stryisky pazarından haftanın her günü taze meyve ve sebzelerin dışında bizim pazarlarımızda bulabileceğiniz bir çok ürünü bulabilirsiniz. Biz bu pazara tesadüfen denk geldik ve Ukraynalıların nasıl yaşadığını daha iyi anlamak için içeride biraz dolaştık. Buradaki tezgahlarda hiç beklemediğimiz şeyler gördük. Mesela Ukrayna'nın bir çok meyvesi Türkiye'den geliyormuş hatta bir tezgahtan çorap satılıyordu. Fiyatını öğrenmek için çorabı elimize aldık ki ne görelim, o da bizden gelmiş. - Lviv'de gece hayatı oldukça hareketli geçiyor. Geceleri sokaklar canlı, kışın buz gibi havalarda bile mekanların önünde kuyruk olmuş insanları görebilirsiniz. - Lychakiv Mezarlığı şehir için büyük önem taşıyor ve eminim ki bir mezarlığı ilk kez listenize ekleyeceksiniz. Burası 1786 yılında açılmış 42 hektarlık bir açık hava müzesi ve aynı zamanda 300 binden fazla mezar, 5 bin anıt mezar, 500'den fazla heykel ve 23 aile şapeli bulunuyor. 1675 yılından kalma mezar taşı bu mezarlığın en eski mezar taşı olma özelliği taşıyor. Kısaca burası mezarlıktan çok daha fazlası bir müze, bir sanat galerisi adeta. - Hediyelik satan sevimli bir tren Just Lviv it! ismiyle Pidvalna caddesi üzerinde yer alan kırmızı treni Korniakt Kulesi'nin önünde bulabilirsiniz. Burası gerçek bir tren, uygun fiyatlı ve orjinal hediyelikler almak isteyenler buraya bayılacak. - Shevchenko Meydanı, şehrin ünlü mağazalarına, kafelerine ve restoranlarına ev sahipliği yapıyor. Bu yüzden şehrin en lüks yeri olarak biliniyor. - Ivan Fedorov Heykeli'nin çevresinde eski eşyaların ve şehre özgü hediyeliklerin satıldığı bir bit pazarı kuruluyor, sevenlerin aklında olsun. - Rynok Meydanı'nda turizm ofisi var, şehre ayak basar basmaz buraya uğrayıp ücretsiz bir harita almanızı şiddetle öneriyorum çünkü her yerde mekanların tabelaları ve sokakların ismi kiril alfabesiyle yazılmış olduğundan kaybolmamak için bir el haritasından yararlanmalısınız. Lviv'in en ünlü meydanı olması boşuna değil. UNESCO tarafından da değerli görülerek Dünya Mirası listesine 1998 yılında eklenmiş. 16. ve 20. yüzyıla dayanan geniş bir tarihe sahip meydanı çevreleyen etkileyici 44 tarihi bina var. Bu yapıların bir çoğu da İtalyan, Avusturyalı ve Alman mimarlar tarafından yapılmış. Meydanın tam ortasında yer alan belediye binasından yükselen yapı ise Ratusha Kulesi. Lviv'deyken bu meydanda dolaşmadan ayrılmanız imkansız. Meydanı çevresinde dolaşırken meydanın dört köşesinde yer alan Yunan mitolojisine ait Neptün, Diana, Adonis ve Amphitrie heykelleri ile süslenmiş çeşmelere dikkat edin. Lviv'de kaldığınız süre boyunca sayısız kez bu meydanda turlayacak, her gün en az bir kere istemeseniz bile geçeceğinize garanti veriyorum. Ama ben yine de bu meydanda dolaşmanızı öneriyorum çünkü çok keyifli ve günün her saati canlı. Biz Lviv'eChristmas için gittiğimizden dolayı bu meydan ekstra canlıydı ve bu coşkudan iki kat keyif aldık. Noel zamanı gelecek olanlar için bir hatırlatma, Christmas market bu meydanda tüm coşkusuyla kuruluyor. Rynok Meydanı'na renk kalan iç içe geçmiş iki yapı olan Ratusha Kulesi ve Lviv Belediye Binası. Şehrin saat kulesi, orjinal adıyla Ratusha, Neo-Rönesans stilinde ve 65 metre yüksekliğinde şehrin merkezinde Lviv Belediye Binası'nın üzerinden yükseliyor. 1835 yılında yapımı tamamlanan belediye binası sadece görsel olarak ilginizi çekebilir ancak turistik olarak Ratusha daha değerli çünkü şehrin en muhteşem gözlem noktası. Kuleye çıkmak için 4. kattan 10 grivnaya bilet alıyorsunuz. Lviv'de yapılacak enler arasında yer aldığı için günün bazı saatlerinde kalabalık olabiliyor ve merdivenleri dar olduğu için biz çıkarken biraz zorlamıştık. Bu bilgiyi göz önünde bulundurarak ziyaret saatinizi ayarlamanızı öneririm. Yukarı çıktığımızda ise tüm yorgunluğa değdi dedirtecek muhteşem bir şehir manzarası, her noktayı görebileceğiniz. 20. yüzyılın başlarından kalma neo-rönesans stilinde inşa edilmiş opera binası şehrin en önemli yapıları arasında. Bu bina yapılmadan önce bulunduğu konumdan nehir geçiyormuş bu yüzden mimar nehrin yönünü değiştirerek binayı buraya yaptırmış. İçeri girdiğinizde bu hikayeyi anlatan bir resim göreceksiniz. Biz gitmeden önce Lviv Opera'nın etkinlik takvimine göz attık ve internet üzerinden ilk akşamımız için opera bileti aldık. Gittiğimiz zamana uygun olarak dünyadaki yeni yıl şarkılarını dinledik ve izledik. Biletimizi sitesinden önceden aldık böylece gişeden daha uyguna almış olduk ve tek kişilik opera bileti için 50 uah yani yaklaşık olarak 6 tl ödedik. Fakat bu biletin en alt kategori fiyatı olduğunu söylemem gerek, siz bütçenize göre koltuk seçimi yapabilirsiniz. Eğer Lviv'e geldiğinizde vaktiniz olursa kesinlikle bir etkinliğe katılmanızı öneririm. Boim ailesi tarafından yaptırılmış şapelin hikayesi Lviv'de şarap ticareti yaparak zengin olan Macar asıllı George Boim Lviv'de bir dönem belediye başkanlığı yapmış. Bu dönemde adına bir şapel yaptırmış ve hikayesi de yapılışı kadar ilginç. Söylentilere göre şapel ilk yapıldığında rengi krem rengiymiş ancak yıllar içinde yağmurlarla rengi siyaha dönmüş. Geldiğinizde göreceksiniz, çok ilginç bir rengi var. Ben gitmeden önce araştırmalarımda şapeli çok etkileyici bulmuştum ve içerisini ziyaret etmek çok istedim ancak sadece yaz aylarında ziyarete açık olduğundan içerisini göremedim. Bir sonraki sefere artık. Geleneksel Ukrayna yaşamını öğrenmek isteyen kültür mekanlıları Shevchenkivskyi Hai'ye kesinlikle gitmeliler. Bu park bildiğimiz parklardan biraz daha farklı. Ülkenin çeşitli bölgelerinden getirilmiş evler, kiliseler ve iş yerleri bulunuyor. Buralarda dolaşırken Ukrayna'nın tarihi ve geleneksel kültürü hakkında tüm merak ettiklerinizi öğrenebilirsiniz. Lviv'de güzel bir havada buraya gelip, yürüyüş yapabilir hatta at bile binebilirsiniz. Dediğim bir gibi bir parktan çok daha fazlası. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. Elinize sağlık harika bir yazı olmuş. Emek harcandığı her halinden belli. Ben bu siteyi çok beğendim. Çok teşekkür ederim. Evet yazı yazmaktan çok keyif alıyorum. Paylaşmak ve ilham olmak çok güzel. Umarım ilham olmuştur 🙂 Sevgiler. Merhaba, yazınızı çok beğendim. Paylaşım için teşekkürler. Merak ettiğim bir konu var. Lviv'de akşam yemeği için öneriniz neresi olur? Eşimle romantik bir akşam yemeği yemek istiyoruz. Çok güzel bir rehber hazırlamışsınız, emeğinize ve kaleminize sağlık. Biz de eşimle ilk fırsatta gitmeyi düşünüyoruz. Pasaportsuz gidilebildiği için talep artacak gibi gözüküyor, uçak biletleri fiyatları umarım abartı şekilde artmaz. Şu ana kadar Türkçe kaynaklar arasında gördüğümüz en güzel rehber olmuş, eline sağlık, çok işimize yaradı!"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/lvive-gitmek-icin-10-neden", "text": "Yurt dışına daha sık seyahat etmek için kimi zaman bütçemizi yormayacak tatiller yapmak istiyoruz ama döviz de aldı başını gitti. Hal böyle olunca uygun fiyatlı tatil rotaları hayalden öteye geçemez oldu. Tüm bunlara rağmen Lviv tüm güzelliğiyle keşfedilmeyi bekliyor. Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra bilet almamak için kendinizi zor tutacağınızdan eminim. Yurt dışında tatil yapmak için iki kez düşündüğümüz şu günlerde Lviv bana ilaç gibi geldi. Balkanlar kadar ucuz ve aynı zamanda bir Avrupa şehri. Lviv hakkında daha detaylı bilgi arayanlar için Lviv'de gezilecek yerlerden bahsettiğim Lviv Gezi Rehberi'ne ve Lviv'in en güzel mekanlarını keşfetmek için Lviv'in Konsept Mekanları yazısına göz atmasını tavsiye ederim. Haydi Ukrayna'nın Paris'ine gitmeden önce bilmeniz gerekenlere göz atalım. 1998 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi'ne eklemiş. Meydanı çevreleyen 44 tarihi yapının ortasından yükselen kule ise belediye binası. Meydanda bulunan binaların çoğu kafe ve restoran. Lviv'e gelirseniz yolunuzun Rynok ile kesişmemesi gibi bir ihtimal söz konusu değil. Hatta o kadar çok turlayacaksınız ki bir bakmışsınız hala aynı yerdesiniz. Ukraynaca'da anlamı pazar meydanı, hakikaten pazar gibi günün her saati kalabalık ve canlı. Lviv gerçekten çok ucuz bir şehir. Ukrayna'nın para birimi Grivna. 2017 yılında Grivna-Euro karşılaştırması yaptığınızda göreceksiniz ki günümüz itibari ile kabaca 1 = 29.53 uah ve 1 TL = 7.46 uah (2017 Mayıs) yapıyor. Bir kafede içeceğiniz kahvenin 25-30 uah civarında olduğunu düşünürsek, çoğu Avrupa şehrine göre oldukça ucuz. Yani bizim paramız orada değerli. Kahvaltı için şehrin en ünlü ve lüks restoranı olan Baczewski'ye gittiğimde ucuz bir şehir olduğuna daha çok ikna oldum. Ucuz dediğimde kalitesiz olacak gibi bir beklentiniz hiç olmasın, tam tersine hem iyi kalitede hem de uygun fiyatlı. Burada açık büfe kahvaltı için sabit bir ücret belirlemişler. Kahvaltıda tam anlamıyla bir kuş sütü eksik, bunun dışında sabah sabah alkol içmek isterseniz bir masada alkol çeşitleri bile bulunuyor. Düşünün ki şehrin en lüks mekanında açık büfe kahvaltı 110 uah (yaklaşık 3 ya da 14 TL). Verilen hizmet ve fiyatı karşılaştırdığınızda nasıl para kazanıyorsunuz yahu demeden edemiyor insan. Kısacası restoranlar Nişantaşı kalitesinde ama fiyatları hiç üzmüyor. Lviv'in en iyi mekanlarını daha yakından tanımak istiyorsanız, yemek fiyatlarından örneklerle bahsettiğim Lviv'in Konsept Mekanları yazısını gitmeden önce okumanızı öneririm. Yerel halk Lviv'e Lvov diyor. Latincede ise Leopolis yani \"aslanlar şehri\" bu yüzden de şehrin sembolü haline gelen aslan figürlerini birçok noktada görmek mümkün. Benim gözüme takılan aslan figürlerinden birkaçı; Barut Kulesi'nin girişinde iki tane büyük aslan heykeli, belediye binasının girişinde bulunan aslan heykelleri ve Boim Chapel'in üzerinde bulunan aslan figürleri. 2009 yılında Ukrayna'nın kültür başkenti unvanına sahip olması şaşırtıcı bir bilgi değil çünkü tarih ve kültür dolu bir şehir. Bu unvana layık görülmesindeki en büyük nedenler ise her yıl 100'e yakın festivale ev sahipliği yapması, 60 müze ve 100 kilise ile tam bir turizm merkezi olmasıymış. Gerçekten de şehirde çok ilginç müzeler var: Cam Müzesi, Eczane Müzesi, Çikolata Müzesi, Silah Müzesi. Şehrin büyük bir çoğunluğunu yürüyerek keşfedebilirsiniz. Bu da demek oluyor ki ulaşıma para harcamayacaksınız. Şehir merkezini gezerken toplu taşıma kullanmanıza gerek olmayacak ama bazı noktalara gitmek isterseniz kullanmak isteyebilirsiniz. Her şey bu kadar ucuzken tabiki ulaşımda sudan ucuz durumda. Şehir bir çok kültürün etkisi altındayken tabi ki bu durum mutfak kültürüne de yansımış. Lviv'e geldiğinizde Yahudi, Leh, Macar ve Avusturya mutfağına ait yemekleri deneme şansınız var. Ukrayna mutfağına ait tatlar denemek isterseniz bir çeşit mantı olan Varenyky yemeğini tatmadan dönmeyin çünkü bize göre oldukça farklı bir yapılışı var. Hamurları büyükçe açıyorlar ve içerisine patates koyuyorlar. Servis ederken ekşi krema kullanılması orjinal hali fakat mantar soslu da baya lezzetli. Ukrayna, Türk vatandaşlarına 90 güne kadar vizesiz seyahat etme izni tanıyor. Bu sayede Türkler tarafından yoğunlukla turist alıyordu. 2017 yılında karşılıklı yapılan anlaşma ile artık Lviv'e pasaportsuz bile gidebiliyorsunuz. Sadece uçak biletinizi ve yeni çipli kimlik kartınız ile Ukrayna'ya giriş yapabilirsiniz. Yalnız unutmamakta fayda var dönüş biletinizi ve kalacak otelinize ait bilgileri ibraz etmeniz gerekiyor. Şehrin tarihi 1256 tarihine kadar dayanıyor yani 760 yıldan fazla koca bir tarih. Merkezde yaklaşık 15 müze ve 25'den fazla kilise bulunuyor. Şehir o kadar küçük ki çok fazla beklentiniz olmasa bile şaşırtıcı derecede keşfedecek çok yer var. Ayrıca Sovyet mimarisinden uzak ve mimari açıdan gerçek bir Avrupalı olan Lviv tam da bu yönüyle turist çekiyor. Polonya sınırına yaklaşık 70 km uzaklıkta olduğundan Avusturya, Macaristan ve Almanya'dan etkilenmiş bir kültüre sahip. Lviv'de dolaşırken Ukrayna'da olduğunuzu unutup, kendinizi Varşova'da ya da Viyana'da hissedebilirsiniz. Sürprizli şehir Lviv'de deneyimleyeceğiniz çoğu mekan için yer altına ineceksiniz. Eski zamanları yaşatmak için yapay bir konsept yapmalarına hiç gerek kalmamış. Kafanızda takılı bir baret ile kahve içtiğinizi bir düşünün, çok ilginç ve keyifli. Bu durumu sevenlere şehirde düzenlenen alternatif yeraltı turları da var. Jesuit Kilisesi, Dominik Manastırı, Transfiguration Kilisesi ve Eczane Müzesi'ni sıradan turistler gibi keşfetmek yerine yerel turlara katılarak yer altında bulunan labirentler ile keşfedebilirsiniz. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. Öncelikle detaylı rehberiniz için teşekkür ederim. Eşim ve arkadaşlarım la beraber Ağustos sonu için biletlerimizi aldık. Pasaport süremiz maalesef geçmiş, Yeni çipli kimlikler ile sorunsuz gidebiliyormuyuz bilginiz varsa bizi aydınlatırsanız seviniriz. Merhaba Ali, Lviv'e gitmeye karar vermende katkım olmasına sevindim 🙂 Umarım benim sevdiğim kadar seversin. Şimdiden keyifli geziler, sevgiler. Ne mutlu bana Melike 🙂 umarım en yakın zamanda Lviv'e gidersin. Sevgiler. Bu güzel paylaşım için teşekkürler. Özellikle Ukrayna Havayolları uçak ile ulaşım konusunda oldukça ucuz bir alternatif sağlıyor. Bu konuda deneyiminiz oldu mu ? yoksa farklı bir havayolu ile mi gittiniz. O zaman hemen bilet almalı ve gitmeli 🙂 Müzeler gerçekten herkesin ilgisini çekecek kadar kapsamlı ve çeşitli. Çok teşekkür ettim! Sade, Şık ve Yaşanmışlık Dolu Bir Site emeğinize Sağlık.... Merhaba Himmet Bey, yorumunuz beni çok mutlu etti, çok teşekkürler. Sevgiler."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/lvivin-konsept-mekanlari", "text": "Ukrayna genel olarak ucuz bir ülke, en canlı şehirlerinden biri olan Lviv'i seçme sebebimiz tarihin neredeyse tamamen korunmuş olmasıydı. Daha sonra şehir bize tarihten çok daha fazlasını sundu. Lviv, tarihi boyunca birçok uygarlığın parçası olmuş ve bu çeşitliliğin yemeklere yansıması kaçınılmaz olmuş. Bir de konsept mekanlar işin içine eklenince şehir tüm beklentimizi fazlasıyla karşıladı. Lviv'e gitmek için tüm bahanelerden bahsettiğim Lviv'e Gitmek İçin 10 Neden yazısı ve Lviv Gezi Rehberi sizlere faydalı olacağını düşündüğüm yazılarım. Lviv'e okumadan giderseniz çok şey kaçırırsınız, benden söylemesi. Lviv'e gidince hep gezmek olmaz, hepsi birbirinden yaratıcı konseptte olan mekanları da keşfetmek gerek. Hem de denediğiniz hiçbir mekanda fiyat umrunuzda olmadan bu mekan keşiflerini yapabiliyorsunuz çünkü her biri Türkiye'ye göre oldukça uygun fiyatlı. Hatta öylesine ucuz ki Lviv'in en lüks mekanlarında 20 TL gibi rakamlara muhteşem yemekler yiyebilirsiniz. Şehirde gece hayatı da hem çok renkli hem de oldukça ucuz. Lviv'de kaldığımız üç gün boyunca hem tüm şehri alt üst ettik hem de en popüler mekanları keşfettik. Her birini denedikten sonra sevdiğimiz tüm mekanları sizlerle de paylaşmak istedim. Gelin Lviv'de nerede, ne yemek yenir birlikte öğrenelim. Lviv'in en sevdiğim mekanını ilk sırada tanıtmam gerek. Botanik bahçesi konseptinde bir restoran daha önce gördünüz mü? Yüksek ihtimalle hayır. Açıkcası Lviv'e gelmeden önce bende böylesine ilginç bir deneyim yaşayacağımı beklemiyordum. Dünyanın ilk resmi votka fabrikası olarak bilinen Baczewski, 1782'den beri seri votka yapıyor. İlk başlarda bir votka atölyesi iken daha sonra restoran olarak hizmet vermeye başlamış. Mekanla aynı adı taşıyan votkalar hala üretiliyor, girişte bir satış yeri var. Lviv'in geniş mutfak kültürünü tek bir yerde tatmak isterseniz Baczewski'ye gelin. Yahudi yemeği herring balığı ve etten yapılan Vorschmack, Macar balık çorbası ya da Polonların Piruhi yemeğini burada bulabilirsiniz. Buraya kadar geldim, Galiçya mutfağı denemeden dönmem diyorsanız da buyrun. Batı Ukrayna mutfağının en önemli lezzetlerinden olan tavşan ve ördeği çok uygun fiyata yiyebilirsin. Aslında bu restoran Lviv'in en şık yerlerinden biri ama Türkiye'de bu ayarda bir restoranda ödeyeceğiniz hesabın dörtte birini ödüyorsunuz. Lviv'e geldiğimiz ilk akşam buraya geldik. Rezervasyonsuz buraya gelmek için çok şanslı olmasınız. Bu yüzden işinizi şansa bırakmayın, önceden rezervasyon yapın. İçerisi dediğim gibi yeşillikler, tepelerden sarkan sarmaşıklarla dolu. Akşam yemeğine yemyeşil rengiyle büyüleyen kremalı sebze çorbası ile başladık. Ara sıcak, iki ana yemek ve iki bira için yaklaşık 40 TL ödedik. Masamızı önceden rezerve etmiştik ve tam da piyano dinletisinin yanında tüm bir geceyi keyifle geçirdik. Akşam yemeğinde buraya hayran kalınca bir sabahta kahvaltıya gelelim dedik. Açık büfe kahvaltıları o kadar muhteşem ki sabahları girişte kuyruk oluyor. Servisin 11'de bittiği bilgisini göz önünde bulundurarak planınızı yapın, geç kalmayın. Canlı piyanoya eşlik eden kuş sesleri ile kahvaltı keyfimiz servis bitene kadar sürdü. Açık büfede bir kuş süte eksikti, leziz büfeye yaptığımız lezzet saldırılarının ardından sadece 110 Grivna (yaklaşık 14 TL) ödememiz inanılmazdı. Hayatımda deneyimlediğim en ilginç konseptli mekan Kryivka oldu. Kapıda gördüğümüz kalabalıktan sonra Can az daha vazgeçiyordu. Ama gitmeden önce bu mekan listemin ilk sırasında olunca tabi ki bekledik. Önce Rynok Meydan'ında 14 numarayı bulun. Kocaman bir tahta kapı var, genelde bekleyen bir çok insan oluyor. Böyle de anlayabilirsiniz yerini. Sıra size gelince tahta kapıyı hızlıca tıklatmanız gerekiyor. Burası isyancı Ukrayna ordusunun eski zamanlarda kullandığı bir yer altı deposu. Asker amca Ukraynaca parolayı soracak. Parola: \"Slava Ukrayini!\" yani \"Şanlı Ukrayna!\". Düşünsenize bir mekana girmek için bir parola söylemeniz gerekiyor. Eğer bunu söylemezseniz giremezsiniz. Parolayı doğru söyleyince kapıyı asker amca açıyor ve elinde kocaman silahı ile karşılıyor. Sonra size bir shot medovukha ikram ediyor, Ukrayna'ya özgü ballı votka. Telsizle aşağıdan onay alınca da merdivenlerden meraklıca yer altına iniyorsunuz. Aşağısı inanılmaz kalabalık, hayatımda ilk kez yer altında böylesine ilginç konseptli bir yer gördüm. İçerisi çok keyifli, yemekler çoğunlukla yöresel. Mesela biz Ukrayna'da mutlaka denemeniz gereken Varenyky yedik. Bu bir çeşit mantı, içerisinde et, domuz eti, peynir veya patates var. Orjinali patatesli olduğu için onu denemek istedik. Üzerine de sos olarak krema döküyorlar. Bence çok bize yakın, oldukça güzeldi. Yemek dışında buraya içmeye gelenlerde çok. Burada yaşayacağınız deneyim gerçekten eşsiz. Asker kıyafetleri giyip, bazukayı elinize alıp fotoğraf çekebilirsiniz. Putin hedefli atış poligonunda denemeler yapabilir, asker kıyafetli garsonların aniden başlayan eğlenceli gösterilerine katılabilirsiniz. Lviv'e geldiğinizde bu deneyimi sakın kaçırmayın. Lviv'in bira fabrikasında canlı müzikli, bol eğlenceli bir gece için Rynok Meydanı'na gelin. Lviv Beer Theatre'da isterseniz bira fabrikasında tura bile katılabilirsiniz. Tadımdan sonra beğendiğiniz biraları alabileceğiniz bir satış yeri de var. Bizim zamanımız kısıtlı olduğu için katılamadık ama bir sonraki sefere şimdiden listemizde çünkü burada gerçekten iyi biralar üretiliyor. Fiyatlar oldukça uygun, bir şişe birayı yaklaşık 2,5 TL'ye içebilirsiniz. Haftanın belirli günlerinde canlı müzik oluyor. Mekanın tam ortasında Pravda Orkestrası sahne alıyor. Burası üç katlı ama her kattan Pravda'nın performansını izleyebiliyorsunuz. Biz inanılmaz sevdik, hem şarkılar çok keyifli hem de buranın biraları oldukça başarılı. Burada ilginç bir deneyimimiz de oldu hemen anlatayım. Belki sizde aynı dönemde giderseniz değerlendirirsiniz. 1853 yılında Lvivli eczacılar Jan Zech ve Ignacy Lukasiewicz tarafından şehre getirilen ilk gaz lambaları zamanla büyük bir koleksiyona dönüşmüş. Günümüzde Gas Lamp'a geldiğinizde 200'den fazla gaz lambasını görebileceğiniz bu geniş koleksiyon Avrupa'nın en büyük koleksiyonlarında biri olarak kabul ediliyor. İçeri girer giremez gaz kokusunun hakim olduğu bu mekanda gaz lambasının mucidinin heykeli kapıda sizi karşılıyor. Yine giriş katında bulunan hediyelik eşya dükkanında çeşit çeşit gaz lambaları satılıyor. Eczacılardan kalma gelenek kimyasal deney kaplarında sunulan likörleri dükkanın en sonundaki odada tadabilirsiniz. Yavaş yavaş dik merdivenlerden çıkarak müzenin diğer katlarına çıkabilirsiniz. Mekanın her köşesinde göreceğiniz gaz lambalarını hayran hayran izleyerek çatıya kadar çıktık ve belediye binasının kulesinin manzarasını izleyebileceğimiz bir köşeye oturduk. Burada cam deney tüplerinde sunulan rengarenk tadım menüsünü manzaraya karşı yudumlayabilirsiniz. Lviv'e ilk geldiğimiz akşam yemekten sonra Atlas'a gittik. Rynok Meydanı'nda yer alan bu nostaljik kafenin ortamı çok romantik. Şansınıza cam kenarında bir masayı boş yakalarsanız, meydanı izleyerek keyif yapmak için çok iyi bir yer. Biz Lviv'in karlı zamanında cam kenarında bir masa kaptık, mum ışığında sıcak içeceklerimi yudumlayarak ısındık. Pasta ve tatlıları da baya ünlü, ortaya bir tane tatlı aldık. Buraya gelip, Lviv'in canlı meydanında insanları izlemenin keyfini çıkarın. Lviv'de İtalyan pizzaları tadında Celentano Ristorante'ye öğle yemeği için gittik. Şehrin en iyi pizzacısı olarak bilinen bu mekanın menüsünde inanılmaz çeşitli pizzalar var. Aslında Celentano bir pizza zinciri. En meşhuru Rynok Meydanı'nda olanı. Pizza fiyatları yaklaşık 10 TL, Türkiye'de aynı kalitede pizza yiyecek olsanız neredeyse üç katını ödemeniz gerekiyor. Ayrıca çok iyi makarna ve tiramisu da yapıyorlarmış ama bizim deneyecek yerimiz kalmadı. Siz denerseniz, haber verirsiniz. Yolunuz İtalya'dan önce Lviv'e düşerse buraya gelin ve tadın. Dünyanın en iyi çikolatalarını belki Belçika'da yiyebilirsiniz. Ama Lviv'de Belçika'ya gidemeyenler için bir alternatif çikolatacı var: Lviv Handmade Chocolate. Ortaçağdan beri şeker ve çikolata ile ünlenmiş Lviv'in en iyi çikolatacısından hediyelik çikolatalar alabilirsiniz, hemde çok ucuza. Kapıdan girer girmez içerisi buram buram çikolata kokuyor. Daha önce maden konseptli bir kahve dükkanı gördünüz mü? Alevli kahve içtiniz mi? Muhtemelen hepimiz bu sorulara hayır deriz. Yine Lviv'de ilginç konseptli bir mekan önerisi geliyor: Lviv Coffee Mining Manufacture. Lviv'de kahvenin doğduğu yer olarak geçiyor. 1675'te kurulmuş kahveci aslında bir maden ocağı şeklinde tasarlanmış. Burada kahveleri raylar ve vagonlar üzerinde mahzenlerden yeryüzüne çıkarıyorlarmış. Dünyanın çeşitli noktalarından gelen birbirinden kaliteli kahveler dükkanın giriş bölümünde satılıyor. Buraya kadar oldukça sıradan görünen bu kahve dükkanını ilginç kılan kısmı merdivenlerden yer altına inerken başlıyor. İnanılmaz otantik bir ortama inerken loş olduğu için başınıza kask takmanız gerekiyor. Kapıdan girer girmez kahve kokusu insanı sarıp sarmalıyor. Biz buraya Noel gecesi gelmek istedik ama giriş katında hiç yer yoktu. İçeride biraz bakındık, aşağı inişi bulamadık ve yanlış adreste olduğumuzu düşündük. Lviv'deki son günümüzde, Amerika'da tanıştığım Ukraynalı arkadaşım ile buluşacaktık. Bizi ilginç bir yere götüreceğini söyledi. Bir baktık ki bu kahveci, tabi yerel biri olduğu için hemen iniş yerini buldu. Karanlık bir köşede olduğu için burayı bulmak biraz zor olabilir, sakın yılmayın. Aşağı inmeden önce bir tane kask veriyorlar, tepesindeki ışığını açmanız lazım çünkü gerçekten madene iniyorsunuz 🙂 Gerçekten inanılmaz bir deneyim. Aşağıda dolaşırken dikkatli olmanız lazım, hem karanlık hemde oldukça basık. Kahve kokusunu takip ederek yolunuzu bulun. İçeride bölümler halinde oturabileceğiniz masalar var. Bizde bir köşeye oturduk ve alevli kahveden istedik. Önce kahvelerimiz geldi, sonra garson masamızı boşaltın ve ellerimizi masaya değmeyin dedi. Veee şov alev şovu başladı. Demir bir bardakta gelen kahvenin üzerine serpilen şekeri pürmüz ile yakılmasını izlemek inanılmaz bir deneyimdi. Karamelize olmuş tatları sevenler bu kahveyi daha da sevecek, ben bayıldım. Kahve madenine inip alevli bir kahve içmenin adı da başkaymış hani. Her bir katında farklı temalarda dekorasyonlar yapılmış House of Legends aslında eski zamanlarda baca süpürgecisi ve ailesi olan Dimlegend'ın yaşadığı yer olarak biliniyormuş. DimLegend ailesinin yaşam tarzı ve yaşadığı efsaneleri tema olarak seçen bu mekan, adeta masallardan fırlamış gibi. Binanın dışında dev bir ejderha var, akşamları ağzından alevler saçıyor. Bu büyülü mekanın çatısında ilginç bir sürpriz sizi karşılayacak. Çatısında uçan bir araba var desem? İnanılmaz ama gerçek olan efsaneler evine yemek için gitmek yerine burayı merak edip görmeye geldik. Çatıda uçan arabanın hemen yanında baca temizleyicisi anıtına dikkat edin. Etrafında bir sürü bozuk para göreceksiniz. İnanışa göre bir dilek tutup, bozuk parayı baca temizleyicisinin şapkasından geçirebilirseniz, dileğiniz olacak. Yer altında ortaçağ konseptinde akşam yemeği deneyimi! Lviv'in yine ilkleri yaşatacak mekanı Trapezna Idey'de toprak kaplarda geleneksel yemekler yedik. Türkler tarafından henüz keşfedilmediği için genellikle yerel insanları burada görmeniz mümkün. Elinizde adres bile olsa burayı bulmak biraz zor çünkü belirgin bir tabelası bile yok. Bernardine Kilise'nin çevresinde dolaşarak bulduk. Yine yer altına indik ve odacık şeklinde ayrılmış bir restoranla karşılaştık. İçerisi loş ışıklı, dekorasyon tamamen ortaçağı yansıtıyor. Buraya insanlar çoğunlukla konsepti deneyimlemek ve Ukrayna'nın leziz mutfağını tatmak için tercih ediyor. Öne çıkan lezzetler Borsch çorbası ve Banosh yemeği. Borsch çorbası ana malzemesi pancar olan, Ukrayna'nın en meşhur yemeği. Hal böyle olunca denemeden olmaz dedik, yemeğe geleneksel Borsch çorbası ile başladık. Ana yemek olarak da mısır unu ve ekşi maya ile yapılan ve bir tür geleneksel peynir ile servis edilen Banosh yemeğini denedik. Buranın konseptini de yemeklerini de çok sevdik. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. Bugün birçok Lviv gezi yazısı okudum, senin kadar samimi ve özetleterek anlatını görmedim. Harika bir yazı olmuş. Lviv'e gitmek için sabırsızlanıyorum:) Emeğine sağlık! Bu mekan önerileri o kadar işimize yaradı ki, harika bi Lviv deneyimi yaşadık sayende 🙂 Çok teşekkürler! Lviv' gezimiz için araştırma yaparken yazınıza ulaştım. Çok faydalı yazılar yazmışsınız, haftaya Lviv'de hepsini denicez, sağolun. Eski Soviyet ülkelerine karşı ön yargım var niyeyse. Ukrayna kesinlikle değer. Bence önyargılarınızdan arınıp bir an önce gidin. En az 2 gün kesin ayırmak lazım. Görülecek bir çok yer var. Bununla ilgili detayları diğer yazılarımda bahsetmiştim. Eminim o yazılar size daha çok fikir verir. Sevgiler."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/marakes-rehberi", "text": "Fas'ta ne Afrika, ne de Arap kültürü baskın, tam bir sentez. Fas deyince akla ilk olarak Kazablanka gelse de bu harmanı en çok hissedeceğiniz şehirlerden biri kesinlikle Marakeş. Berberi dilinde \"Tanrı'nın Ülkesi\" anlamına gelen Marakeş, kızıl renkli binalarıyla aynı zamanda yaşayan halk tarafından \"Kızıl Toprak\" olarak da anılıyor. Harmanlanmış bir şehir derken bunu en çok hissedeceğiniz iki bölge Gueliz ve Medina. Modern binalar ve birbirinden lüks mağazalar ile Fransa'nın etkilerini hissettiren Gueliz bölgesinden biraz yürüyünce mistik sokakları, tarihi yapıları, pazarları ile surlarla kaplı bölgesi Medina'ya varıyorsunuz. Fas'ta 12 gün süren seyahatimizde bende derin izler bırakan, ülkenin kültürünü açıkça gösteren, insanlarla en kaynaşmalı şehrim Marakeş'in bende yeri tabi diğer şehirlere göre ayrı oldu. Gitmeden önce çok araştırmama rağmen deneyim odaklı bilgi bulmakta epey zorlandım bu yüzden Marakeş'e gitmeden önce bilmeniz gerekenler yazısıyla seyahatinizi daha kolay hale getirmek istiyorum. Türkiye'den Marakeş'e direkt uçuş olmadığı için önce Kazablanka'ya uçmanız gerek. Daha sonra Kazablanka'dan arabayla 2 saat 45 dakikalık yolculuk ile Marakeş'e ulaşabilirsiniz. Biz İstanbul'dan Kazablanka'ya Air Arabia ile uçtuk. Kazablanka'dan Marakeş'e ulaşımı da kiraladığımız araç ile sağladık. Türkiye Fas arasındaki direkt uçuşlar İstanbul ile Kazablanka şehirleri arasında yapılıyor. Sadece Türk Hava Yolları, Royal Air Maroc ve Air Arabia firmaları uçuş düzenliyorlar. Genellikle en uygun fiyatlı uçusu Air Arabia sağlıyor. Bizde Türkiye'den Fas'a gitmek için Air Arabia'yı tercih ettik. Türkiye'den Fas'a uçuş süresi yaklaşık 5 saat sürüyor. Kazablanka Mohammed V Havalimanı'ndan Marakeş Menara Havalimanı'na Royal Air Maroc ile günde birkaç sefer uçuş oluyor. Uçuş süresi 50 dakika olmasına rağmen bilet fiyatları Türkiye'de yurt içinde uçak biletine ödediğiniz fiyatlarla hiç benzer değil, inanılmaz pahalı. Eğer zaman kısıtlamanız yoksa Fas içinde uçak kullanmak çok da mantıklı değil. Biz Kazablanka Havalimanı'ndan araba kiralamayı tercih ettik, böylece tren ya da otobüsle uğraşmamış olduk. Kazablanka Havalimanı'ndan Marakeş'e arabayla 2,5 saatte ulaşmak mümkün. Fas'ta konaklama olarak kesinlikle riad yani avlusu olan butik otellerde kalmanızı öneriyorum. Bu tarz oteller genellikle medina yani eski şehir bölgesinde yer alıyor. Bu yüzden tek dezavantajı çarşıların içinde dar ve labirentli sokaklarda konumlanıyor olmaları. Bu bölgeye araç girmediği için valizleri otele kadar taşıma sorunu dışında bir problem yaşamıyorsunuz. Bu noktada aslında kaldığınız oteller tekerlekli arabalarıyla size yardımcı oluyorlar. Biz ilk gün bu detayı bilmediğimiz için eşyaları taşıyacağız diye epey uğraştık. Eğer taşıyamayacak kadar çok eşyanız olursa otele taşımak yerine önceden otelinizi arayıp yardım isteyin, muhakkak yardımcı olurlar. Marakeş'te kaldığımız üç gün için iki farklı otelde kalmayı tercih ettik çünkü hem farklı otelleri ve konseptleri deneyimlemek istedik hem de zamanımızı daha verimli kullanmak için gezi planımızı bölgelere ayırdık. Marakeş'te kaldığımız Riyad El Cadi ve La Sultana otellerinde yaşadığımız deneyimi Fas Konaklama Rehberi yazımda bulabilirsiniz. - Fas, Türk vatandaşlarına vize istemiyor bu yüzden Marakeş'e gelirken vize sorunu yaşamayacaksınız. Pasaportunuzu yanınıza alın ve tatilin keyfini çıkarın. - Marakeş'te yaz ayları çok sıcak geçiyor bu yüzden Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları Fas'a gitmek için pek uygun değil. Fas'ın en yüksek sezonu Kasım ayı, havanın gezmek için ideal ısıda olduğu Kasım ayını yereller şiddetle öneriyor. Ama bu zamanlarda oteller yoğunluk yaşıyor ve fiyatlarda yüksek. Biz Eylül ayının ilk haftası Fas seyahatimize Marakeş'ten başladık ve kaldığımız 12 gün boyunca çölden bile daha sıcak bulduğumuz Marakeş'te 45 dereceleri gördük. Eğer daha sakin bir zamanda daha uygun fiyata seyahat etmek isterseniz Marakeş'in en ölü sezonu Ocak ve Şubat aylarını seçin. Otellerde daha ucuz ve şehirde turist sayısı oldukça az. - Ülke genelinde Arapça ve Fransızca ağırlıkta konuşulduğu için Marakeş'te İngilizce bilen sayısı oldukça az. Özellikle Souk yani çarşılarda iletişim sıkıntısı yaşayabilirsiniz ama araya biraz beden dili kattığınızda sorun çözülüyor. - Fas insanları genel olarak fotoğraflarının çekilmesinden hoşnut değiller. Ama ülke genelinde fotoğraf konusunda en agresif insanları Marakeş'te gördüm diyebilirim. Bunun nedenini de en turist çeken şehir olmasına bağlıyorum. Ama bu demek değil ki fotoğraf çekemeyeceksiniz. Öncesinde insanlarla sohbet ederseniz size davranışlarının değiştiğini fark edeceksiniz. Ben bu yolu denediğimde ve sonrasında fotoğraf çekmek için izin istediğimde kimseden olumsuz yanıt almadım. Fakat bu durum sadece Jemaa el-Fnaa Meydanı'nda geçersiz, zaten burasının amacı turistlerden para kazanmak üzerine olduğu için fotoğraf çektiğiniz an yanınıza gelip para istiyorlar. Bu yüzden cebinizde bozukluk Dirhem olsun. Sakın para verirken elinizdeki toplu parayı göstermeyin, daha da çok istiyorlar. - Marakeş güvenli mi sorusunun cevabı bakış açısına göre değişiyor. Mesela bir Avrupa şehri gibi güvenli olmasını beklemek burada sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Özellikle Fas, Afrika kıtasında ilk ülkeniz olacaksa buraya alışmak için kendinize biraz süre tanıyın. Bu süreçte Afrika'da bir şehirde olduğunuzu kendinize sık sık hatırlatın. Marakeş güvenlik açısından bir Afrika ülkesine göre oldukça güvenli ancak her an dikkatli olmanız da gerekiyor çünkü Avrupa'da değilsiniz. Özellikle Medina bölgesinde araç trafiğine kapalı olan dar sokaklarda motosikletler, bisikletler ve yük taşıyan eşeklere karşı yürürken daima dikkatli olun. Çantanızı güvenli bir şekilde taşıyın ama abartıya da gerek yok. Gitmeden önce okuduklarımıza göre elimize telefonumuzu alıp gezemeyiz, fotoğraf çekmek bile zor gibi yorumlarla gitmeden önce korkmuştuk. Yorumlara çok takılmayın, biz güvenlik olarak hiç sıkıntı yaşamadık. Ancak geceleri bazı sokaklar çok ıssız olabiliyor, yine de siz hep dikkatli olun. - Marakeş'te şehir içi ulaşım için eğer arabanız varsa Gueliz bölgesine gitmek için kullanmamanızı öneririm. Çünkü arabanızı otoparktan çıkarıp, keşmekeş trafikte stres altında birkaç kilometre gitmek ve tekrar otopark parası ödemek hiç mantıklı değil. Bizde bunu deneyimleyerek öğrendik, siz en iyisi taksiye binin. Taksiler gerçekten çok ucuz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/mavi-yolculuk-nasil-yapilir", "text": "Gerçek bir dinlenme, hala keşfedilmemiş yerleri keşfetme, deniz ve doğayla içice olma, kendinize tam anlamıyla kaliteli zaman ayırma, büyük şehirlerin gürültüsünden uzaklaşıp sakin koylarda huzur bulmanıza fırsat veren bir tatil şekli Mavi Yolculuk. Gerçekten tamamen sakinliğe adanmış bir tatil planınız varsa mavi tur tam da size uygun bir tatil olabilir. 2016 yılında bir hafta gulet kiralayarak 16 kişilik mavi tur yolculuğunu deneyimlemiş bir gezgin olarak Mavi Yolculuk hakkında deneyimlediklerimi Mavi Yolculuk Gezi Yazısı ile paylaşacağım. Doğal güzellikleri ile yeryüzündeki cennetten bir parça olan ülkemizde keşfedilecek eşsiz koylar var. Farklı rotalar ile planlanan ve tekne ile düzenlenen tatile Mavi Tur ya da Mavi Yolculuk deniyor. Bu turlar günübirlik tekne turlarından çok farklı bir konsepte sahip. Çünkü Mavi Yolculuk, teknede en az birkaç gün geçirdiğiniz, yolculuk rotasını isteğinize göre şekillendirdiğiniz bir tatil oluyor. Bu noktada mavi tur için teknenin özellikleri ve büyüklüğü de yine sizin tatil planınıza göre belirleniyor. Kimselerin olmadığı koylarda sadece sizin denize girip doğanın keyfine varabileceğiniz eşsiz ve gerçekten huzur dolu bir tatil deneyimi sağlıyor."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/meal-sharing-nedir", "text": "\"Birimiz değil hepimiz\" mottosuyla hayat bulan paylaşım ekonomisi gücünü paradan değil paylaşımdan aldığı için dünyaya hızla yayıldı. Paylaşım ekonomisi diyince ilk akla gelen örneklerden Airbnb o kadar popüler oldu ki artık bir yere seyahat edeceğimizde konaklamak için sadece hosteller ve oteller aklımıza gelmiyor. Paylaşım ekonomisi akımı o kadar çok beğenildi ki ulaşım, eşya ve yemek alanlarına kadar yayıldı. Airbnb'nin yanı sıra Couchsurfing ve UBER bunlardan sadece bir kaçı. Meal Sharing'i kısaca özetlemek gerekirse bir sosyal yemek daveti sitesi. Sloganı \"eat with people around the world\" yani dünyayı gezerken insanlarla bir çok alanda etkileşime giriyorken neden aynı sofrayı da paylaşmayalım fikrine dayanıyor. Aynı zamanda lokal insanların evinde yiyeceğiniz yemeklerin bir çoğu da geleneksel yemekler oluyor. Mesela İspanya'da bu uygulamayı kullanmak isterseniz geleneksel yemeklerinden biri olan Paella'yı gerçek bir İspanyol'un elinden yiyebiliyorsunuz ya da İtalya'ya gittiğinizde bir gün de İtalyan bir Meal Sharing kullanıcısının mutfağından çıkma ev yapımı gerçek İtalyan pizzası deneyebilirsiniz. Hatta dilerseniz bu yemekleri yapmayı bile öğrenebilirsiniz. Eminim bu uygulamayı kullanan kişilerden rica ettiğinizde severek kendi mutfaklarını size öğretecektir. İnsanların tanımadığı insanları evine davet ederek birlikte yemek hazırlayıp yemek yediği ufak çaplı bir girişimi İzmir'de düzenlenen Pecha Kucha etkinliğinde bir sunumda dinlemiştim. Fikir çok ilgimi çekmişti fakat seyahatlerim dolayısıyla katılmaya zaman bulamıyordum. Kopenhag-Berlin uçuşumu gerçekleştirken Norwegian Havayolları'nın sunduğu ücretsiz dergiyi okurken Meal Sharing ile tanıştım. Hem fikir beni çok heyecanlandırdı hem de dünya genelinde yaygınlaşması bana neden bir sonraki seyahatimde denemeyeyim sorusunu sordurdu. Türkiye'ye döner dönmez Meal Sharing'e üye oldum ve bir sonraki seyahatim olan Oslo'da tanımadığım bir aile ile aynı sofrayı paylaştım. Uygulama insanların evlerinde akşam yemeği için tanımadığı insanlar ağırlayarak yeni ilişkiler yaratmasını sağlıyor. Yemek konusundaki hünerine güvenenler bu sitelere üye oluyor, kendilerinin belirlediği menüleri profillerine ekliyorlar ve yemek daveti almak için misafirlerini bekliyorlar. Meal Sharing, ev sahibi olarak kullanıcılara şehrine gelen turistlerle tanışma ve yeni dostluklar edinebildiği bir yemek deneyimi sunuyor. Ayrıca bence sistem yemek yapmayı seven ve insanlara yemek sunmakla mutlu olan kişilere de büyük bir imkan sunuyor. Örneğin ben yemek yapmaktan aşırı derece keyif alan biriyim ve hayalim ileride ufak da olsa bir yer açmak. İnsanları yeni lezzetler sunmaktan keyif almama rağmen şuanda bu hayalimi hayata geçiremiyorum. Meal Sharing benim gibi benzer hayali olan kişilere bence ufak çaplı bir imkan sunuyor. Kendi yerimi açana kadar sisteme dahil olarak tanımadığım insanlara yemek hazırlama fikri kulağa çok hoş geliyor. Meal Sharing'te konuk olacak kişiler ise arama sekmesine şehir adı girerek arama yapabiliyor. Böylece aradığı şehirde ücretli ya da ücretsiz yemek veren üyelere ulaşabiliyorlar. Konuklar, ev sahibinin profilini ve yemek menüsünü inceleyerek karar veriyorlar. Sitemin konuk olacak kullanıcılara sunduğu en eşsiz deneyim misafir olduğu sofrada yeni insanlarla tanışması ve yerel tatlara lokal insanların mutfağında deneyimlemesi. Meal Sharing sistemi kısaca ücretsiz ya da belirli bir ücret karşılığı yemek yemekten ziyade dünyanın bambaşka köşelerinde, hiç tanımadığınız insanlarla aynı sofrayı paylaşmaya dayanıyor. Tabi ki sistemi kullanabilmek için öncelikle Meal Sharing'e üye olmalı ve profilinizi eksiksiz şekilde doldurmanız gerekiyor. Daha sonra ana sayfada yer alan sekmeden yemek deneyimi yapmak istediğiniz şehirde aratma yaparak ev sahiplerine ulaşabiliyorsunuz. Özel olarak aradığınız veya tatmak istediğiniz bir mutfak var ise ayrıca arama yapabiliyorsunuz. Arama sırasında karşınıza çıkan seçeneklerden lokasyon, yemek çeşidi, kişi sayısı gibi kriterlere göre size uygun olanı seçip ev sahibine davet yolluyorsunuz. Arama sırasında karşınıza çıkan kişilerden ortak noktalarınız olan kişileri tercih etmeniz tabi ki ortak konular hakkında sohbet ve paylaşım imkanı sağlayacak. Ayrıca kişileri seçerken mutlaka profiline girerek incelemeli ve daha önceki deneyimlerine dair yorumları okumalısınız. Böylece daha az risk almış olursunuz. Ev sahibiniz davetinizi aldıktan sonra eğer seçtiğiniz tarihlerde uygunsa sizi misafir etmek için onaylıyor ve ödeme sayfasına yönlendiriliyorsunuz. Meal Sharing sisteminde bazı ev sahipleri de gönüllü olarak yemek veriyorlar yani ücretsiz konuk olabilirsiniz. Ev sahibinin adres detaylarını davet atmadan önce yaklaşık olarak haritadan görebiliyorsunuz ancak rezervasyonunuz onaylandıktan sonra ev sahibinizin adres bilgileri ve telefon numarasını görebiliyorsunuz. Sonrasında ev sahibi ve konuğu arasında mesajlaşma başlıyor ve detayları konuşabiliyorsunuz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/midilli-adasi-gezi-rehberi", "text": "Ayvalık'ın karşısında bulunan adaya Midilli desek de aslında gerçek adının Lesvos Adası olduğunu söylesem inanır mısınız? İlk duyduğumda bende inanamadım ama araştırınca öğrendim ki herkes Midilli'ye feribotlarla gide gele adanın adı Midilli kalmış. Yani aslında adanın merkezi Midilli ama asıl adı Lesvos. Peki ben bu bilgiyi öğrendikten sonra neden Lesvos demeyeceğim çünkü artık herkes Midilli olarak biliyor. Ama en azından gerçeği öğrenmiş bizler bu yanlış bilgiyi bilelim ve kendi aramızda bu bilgiyi yayalım. Belki yıllar sonra hepimiz bu adaya Lesvos diyebiliriz, neden olmasın. Yunan Adaları'nın en büyük üçüncü adası olan Lesvos'ta bir hafta kaldık ve inanın hiç sıkılmadık. Hem ada çok büyük hem yapılacak çok şey olunca sıkılmak aklımıza bile gelmedi. Adada geçirdiğimiz bir hafta boyunca üç farklı yerde konakladık. Hepsi de birbirinden güzeldi bu yüzden Midilli Adası konaklama tavsiyelerimi Midilli Adası Konaklama Rehberi yazımda paylaştım. Eğer bir tatil evi/oda kiralamak isterseniz Airbnb'yi kullanabilirsiniz. Hala bir Airbnb hesabınız yok ise paylaşacağım linkten üye olarak %10 indirimi anında kazanın. Airbnb 179 TL indirim linkini kullanarak konaklamanızı daha hesaplı yapabilirsiniz. Midilli Adası'nda nerede ne yenir noktasında detaylı bilgi verdiğim Midilli Adası Mekan Rehberi yazımı da okumanızı tavsiye ediyorum. Yunan mutfağından tüm detaylarıyla bahsettiğim Komşunun Lezzeti: Yunan Mutfağı yazımda Yunanlıların yemek kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Ayrıca adanın turistik noktalarını not etmeniz ve genel olarak yol haritanızı çizmeniz açısından yazıya görsel olarak midilli haritası da ekledim. Şimdi hazırsanız Midilli için tüm detayları anlatmaya başlıyorum. Ayvalık Limanı'ndan kalkan Turyol feribotlarıyla Midilli'ye ulaşabilirsiniz. Turyol online bilet alımında 5 indirim sağladığı için bu fırsatı tabi ki kaçırmadık ve gidiş-dönüş kişi başı 25 ödedik. Midilli'ye en uygun ve en hızlı Turyol feribotlarıyla gidebilirsiniz. Gitmeden önce biletinizi online alırsanız hem indirimden faydalanırsınız hem de ofise gidip almak için vakit kaybetmezsiniz. Feribotumuz kalkmadan hemen önce limanın karşısında bulunan Turyol ofisinden check-in yaptıktan sonra pasaport kontrolünden geçtik ve hemen feribota bindik. Yaklaşık 1,5 saatlik keyifli bir yolculuğun ardından Midilli'ye vardık. Eğer günübirlik gelecekseniz zamandan kazanmak için feribottan hızlıca pasaport kontrolüne geçmenizi öneririm. Midilli Adası Türk vatandaşlarına vize uygulaması yapılıyor. Yani yeşil pasaportunuz var ise vizesiz girebilir, bordo pasaport sahibi iseniz schengen vizesi ya da kapıda vize uygulaması ile giriş yapabilirsiniz. Kapıda vize uygulamasının sadece yaz döneminde geçerli olduğunu unutmamakta fayda var. Daha detaylı bilgi için Yunanistan Kapı Vizesi yazısına göz atın. Adaya gitmeden önce internetten araştırdık. Gittiğimiz dönem bayram tatilinin son gününe denk gelmesine rağmen bir çok firmada araç kalmamıştı. Bu yüzden özellikle tatil dönemlerinde aracı önceden ayarlamak avantajlı olabilir. Yaptığımız araştırmalar sonucu Kosmos Rent a Car ile anlaştık. Adaya vardığımızda pasaport kontrolünden sonra limanda ismimizin yazılı olduğu bir kağıt ile kiralama firmasında görevli kişi bizi bekliyordu. Ufak kağıt işlemlerinden sonra aracımızı bir hafta için kiralamış olduk. Düldül adını verdiğimiz minik arabamıza 1 hafta için 140 ödedik. Aslında Lesvos Adası bugünkü gerçek adı Lesvos'u Teselyalı kahraman Lapithos'un oğlu Lesvos'tan aldığı rivayet ediliyor. Lesvos Adası, Osmanlı hakimiyetinde yönetildiği dönemden beri Türkler tarafından Midilli Adası olarak kabul edilmiş. Herkes böyle bildiği için biz Lesvos olduğunu bilelim ama ben Midilli demeye devam ediyorum. Adanın antik adı Mytilene olduğu için bu isimle de duyabilirsiniz. Ayvalık'ın komşusu Midilli Adası, Girit ve Evia adalarından sonra Yunanistan'ın üçüncü büyük adası ve diğer adalara göre daha ormanlık. Adanın batı kesimi çorak ve denizinin çoğu zaman dalgalı oluyor ama doğu kesimi zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı, denizi daha keyifli. Midilli Adası'nda yerel halk tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla geçimini sağlıyor. Özellikle zeytinyağı üretimi çok gelişmiş durumda. Yılda yaklaşık 50 bin ton zeytinyağı elde ediyorlar. Bir de içme suyunun kalitesinden dolayı Yunanistan'ın Uzo üretim yerleri burada ve en iyi Uzoların Midilli Adası'nda üretildiği söyleniyor. - Midilli Adası'na bordo pasaport sahipleri için Schengen vizesi ya da kapıda vize gerekiyor. - Midilli Adası'nın başlıca kasabaları; Mytilene, Pappados, Plomari, Polichnitos, Kalloni, Petra, Molyvos ve Eresos. - Midilli Adası'nda keşfedilmeyi bekleyen yaklaşık 70 köy var. - Adada Gera ve Kalloni adında iki büyük körfez bulunuyor. Kalloni körfezi büyük bir iç deniz ve burada 263 hektarlık tuz havzası bulunuyor ve bu özelliğiyle Yunanistan'ın 3. büyük tuz alanı olarak biliniyor. - Kum plaj arayanlar için adanın en uzun plajı Vatera bizim en keyif aldığımız yer oldu. Adanın plajlarında şezlong ve duş ücretsiz. Hal böyle olunca bizde verilen hizmet karşılığından içecek içerek tüm gün imkanlardan yararlandık. Diğer alternatif plajlar; Petra, Anaxos, Saint Hermogenes, Saint Isidore, Melinda, Kalloni, Sigri ve Tarti. - Ada termal turizmi açısından oldukça gelişmiş. Rahatlamak için birçok termal merkezler bulunuyor. En başlıcaları Eftalou, Gera Gulf, Polichnitos termal kaplıcaları ve Mesagros Hamamı. Antik termal havuzlarında ve deniz manzaralı jakuzilerde gün boyu keyif yapabilirsiniz. Biz Eftalou'dakine gittik, ilginç bir deneyim oldu. Eğer böyle bir deneyim düşünürseniz mutlaka deneyin. - Petra ve Molivos arasında ulaşım sağlayan turistik bir tren var. Belirli sıklıklarla bu keyifli treni kullanarak hem aracı park etme derdinden kurtulursunuz hem de geze geze gidersiniz. Limitsiz bileti 5 , tek yön 3 gibi uygun bir fiyatı var. - Dünyanın en büyük ikinci taşlaşmış ormanı Midilli Adası'nda yer alıyor. Fosilleşmiş bitkileri görmek için adanın en batı ucuna gitmelisiniz. - Midilli merkezde sahilde adanın en meşhur pastanesi Panellinion'da Yunan Frappesi içip serinleyin. Tatlıları çok güzel olmasa da içerisi tarihi ve güvercinler içeride uçuyor, ortamı deneyimlemeye değer. - Polichnitos kasabası Osmanlı döneminden beri termal havuzları ile ünlenmiş. Eğer buraya kadar gelirseniz termal havuzların yakınlarında Almyropotamos köprüsünü de görmeden dönmeyin. Adaya ayak basar basmaz etkileyici kubbesiyle Agios Therapontas Kilisesi göze çarpıyor. Merkezin sembolü olan kiliseden sonra diğer önemki yapı ise kale. Midilli Kalesi olarak bilinen bu kalenin aslında orijinal ismi Gataluzi Kalesi. Yeşilliklerle dolu bir tepede, denizin kenarında yer alıyor. Diğer bir yanda Midilli limanına paralel olan adanın en uzun caddesi Ermou Caddesi. Çarşıyı bir kez olsun baştan sonra yürümek gerek. Caddenin sonunda geldiğinizde Osmanlı'nın izlerini taşıyan yıkık camiye dikkat edin, adım adım eskinin izlerini taşıyor bu cadde. Midilli'nin kordonboyunda bir kez olsun yürüyün. Sahilde ihtişamıyla gelen ziyaretçilerini karşılayan 1860 yılından kalma Agios Therapontas Kilisesi'nin içerisine girip daha yakından görün. Midilli Adası'nda doğmuş ünlü şair Sappho'nun anısına yapılmış Sappho Meydanı sahilde yer alıyor. Midilli'de merkezde keşfedilecek bir çok mekan var. Biz tercihlerimizi en meşhur ve olmazsa olmazlardan yana kullandık. Turistik olmasına rağmen bir adada olduğumuz için Avrupa'daki turistik tuzaklar neyse ki burada yok. Bu yüzden turistik diye geri durmak yanlış bir algı. Merkezde deniz ürünü için beğendiğim O Ermis ve Kalnterimi, ikiside salaş mekanlar buna rağmen çok kaliteli bir akşam yemeğini uygun fiyata yiyebiliyorsunuz. Skala Skamnias sahil kasabasının bağlı olduğu Skamnia Köyü, Midilli Adası'nın en yüksek dağlarından Lepetimnos Dağı'nın yamacında yaklaşık 300 metre yükseklikte kurulmuş. Sikaminia Yunanca'da dut ağacı demek, adını da burada bulunan dut ağaçlarından almış. Adanın balıkçı kasabası olarak anılan kısmı ise bu köyün sahil tarafı. Kayalıklar üzerine kurulmuş kilise bu köyün simgesi haline gelmiş. Bu sahil adanın en kuzey ucu olduğu için Assos'u çok daha yakından görebilirsiniz. Türkiye kıyılarına çok yakın olup, başka bir ülkede olmayı hissetmek de ayrı bir duygu. Bu manzaraya karşı nefis deniz ürünleri tadabileceğiniz Mouria tou Myrivili'ye biz öğle yemeği için gittik. Genellikle otellerin yer aldığı turistik bir kasaba olan Petra, Molivos'a en yakın yerleşim yeri. Kelime anlamı Yunanca'da kaya anlamına geliyor ve adını kasabasının tam ortasında bulunan 35 metre yükselikteki kayadan almış. Bu kayanın üzerinde 114 basamakla çıkabileceğiniz Panagia Glikofilusa Kilisesi var ve özellikle gün batımında manzarası daha da muhteşem oluyor. Petra'nın merkezinde yer alan çarşısı, eski evleri ve renkli sokakları ile keyifli, bir kez olsun dolaşın. Sahilinde yer alan kafe ve tavernaları tercih edebilirsiniz. Benim favorim özellikle nefis Kavala kurabiyeleriyle Tsalikis oldu. Dondurması ile de ünlü ama ben çok sevmedim. Buna rağmen buraya gelip Kavala kurabiyesi yemenizi şiddetle öneriyorum çünkü muhteşem! The Women's Cooperative tam bir kadın girişimi müzikli taverna. Biz gittiğimizde Petra'daki tadilatta olduğu için Molivos'ta yeni açılana gittik. Gün batımına tam zamanında yetiştik. Yazın bu saatlerde yemeğe yetişmek büyük lüks çünkü bir çok kişi daha geç saatlerde geliyor ve gün batımında hem güzel bir manzaraya şahit oluyoruz hem de az kişi olduğu için mekan bize ait gibi oluyor. Güneşin batışı burada çok keyifliydi, akşam yemeği için kesinlikle gitmelisiniz. Adanın en canlı kasabası Molivos'a aynı zamanda Mithimna da deniyor. Midilli Adası'nın Türkiye'ye en yakın yeri Assos ve Molivos'tan deniz uzaklığı sadece 10 km, komşuluktan öteyiz. Adanın en canlı kasabasında sokakların arasında dolaşmak çok keyifli. Sokaklarında minik minik sevimli dükkanlardan bir şey almayacaksanız bile dolaşın, her biri ayrı güzellikte. Burayı keşfederken öğrendiğim ilginç bir bilgi de bu kasabada halka açık 25 tane çeşme bulunuyormuş. Her biri Osmanlı zamanından kalma, eski zamanlarda evlere su dağıtmak için kullanılmış. Kasabanın en yüksek noktasında Bizans döneminden kalma Mythimma's Kalesi buranın simgesi. 3 ayrı kapısı olan kaleye gitmek için en doğru zaman kesinlikle gün batımı saatleri. Kaleye çıktığınızda tepede panoramik manzarada dinlenmek isterseniz çevrede bulunan kafelere oturabilirsiniz. Molivos'ta keşfettiğimiz en iyi deniz ürünü restoranından bahsetmek istiyorum. Octopus, Molivos iskelenin en popüler mekanlardan biri. Hal böyle olunca rezervasyonsuz buraya gelmek büyük hata olur. Biz öğle saatlerinde sahilde dolaşırken büyük ısrarlar sonucu bu masaya rezervasyon yapabildik. İki kişi olmanın avantajıyla deniz kenarında yer bulduk. Midilli Adası'ndayken iki kez gittiğimiz tek yer olma özelliği taşıyan Blue Fox bizim en favori yerimiz oldu. Molivos'un çarşısında yukarı doğru tırmandığımızda denizin sonsuzluğunda havalanacakmış hissi yaratan balkonunda saatlerce oturduk. Huzur dolmak için en güzel köşelerden biri, eğer yükseklik korkunuz yoksa balkonun ucuna oturun, en güzeli. Adalılar buraya Ege'nin balkonu diyor çünkü adanın en güney ucunda ve Ege Denizi'ne açılan bir balkona benzetiliyor. Plomari üç kelimeyle özetleyebilirim; geleneksel mimaride evler, lokal yemekleri ve uzo kokulu sokakları. Dünyada rakının ilk üretildiği yer olarak geçen Plomari'de her yıl Ağustos ayında uzo festivali düzenleniyor. En kaliteli uzo fabrikasının sahibi Barbayannis ailesi 1860'dan beri Barbayanni markasını üretiyor. Uzoların efendisi olarak anılan Barbayanni ve uzo hakkında bilgi sahibi olmak için Barbayannis Uzo Müzesi'ni ziyaret ettik. 1860 yıllarında Efstathios I. Barbayannis Rusya'nın Odessa şehrinden damıtma hakkında bilgi sahibi oluyor ve Plomari'ye gelerek ilk damıtma sürecine başlıyor. Uzo üretimi şuanda 5. nesille devam ediyor. Müzeyi ziyaret ettikten sonra üretim süreci için fabrika kısmına geçtik. İyi bir uzo nasıl olmalı noktasında uzun uzun bilgiler verildi ve en keyifli kısmı tadıma geçtik. Görselde görüldüğü gibi temelde 4 çeşitleri var ancak en çok tüketilenler yeşil ve mavi renkteki şişeler. Mavi olanın alkol oranı daha yüksek ve bizim Yeni Rakı'ya yakın bir lezzeti var. Beni en çok şaşırtan ise Uzo üretiminde bir numara olan bu fabrikada üretim kısmında 5 kişinin çalışması. Gerçekten inanılmaz! 17 ülkeye dağıtım yaparak yılda 250.000 şişe üreten adeta piyasaya hükmeden markalaşmış bir fabrika olmasına rağmen tek bir bant üzerinde el ile paketleme yapması bana göre tam bir başarı hikayesi. Yunanistan'ın 3. büyük tuz havzasına dünyanın bir çok yerinden kuş gözlemcisi geliyor. Tabiat harikasında bu kuş gözlem yerine dürbünlerinizi kapıp flamingoları izlemeye gelebilirsiniz. Biz çok meraklısı olmadığımız için arabayla geçerken uzaktan izlemeyi tercih ettik. Adanın ikinci merkezi olan Kalloni, aslında sardalyası ile meşhur. Eğer taze sardalya yemek istiyorsanız, rotanıza burayı da ekleyin. Kasabanın sahil tarafı yani Skala Kalloni'nin meydanında Pagotelli isimli dondurmacıda adanın en iyi dondurmasını tadabilirsiniz. Kalloni'ye yolumuzu çevirmemizin bir diğer sebebi ise Moni Limonos Manastırı. Adanın korunmuş en güzel ibaret yerlerinden biri, içeri girdiğinizde büyülenecek kadar etkileyici. 1526 yılında kendilerini dine adayan papazların kendilerine küçük bir kilise inşa etmesiyle başlıyor Moni Limonos'un hikayesi. Bahçesinde Osmanlı döneminden kalma çeşmeler var. İçerisini özgürce inceleyebiliyorsunuz herhangi bir engel yok. Çok sakin ve huzur verici bir ortam, inanılmazdı. Dünyaca ünlü lirik şair Sappho'nun doğduğu yer Eresos'un merkezi kıyıya biraz uzak kalıyor. Sahilde yer alan bölgesine Skala Eresou deniliyor. Buraya gelince geleneksel evlerinin çevrelediği sokaklarında dolaşın ve sahilinde yer alan kafelerinde dinlenmek için oturun. Gerçekten çok keyifli. Sahili çok düzgün ve denizi çok muhteşem görünüyordu fakat biz buranın böylesine güzel bir denizi olduğunu bilmediğimiz için plaj kıyafetlerimizi yanımıza almamıştık. Baya pişman olduk. Eresos'un rüzgarı baya kuvvetli olduğu için bu bölgede rüzgar sörfü yapanlar çoğunlukta. Antik Yunan'da şairi Sappho'nun lezbiyen olduğu hatta bu kelimeyi ilk kez söyleyen kişi olarak biliniyor. Hal böyle olunca sahilde heykeli dikilmiş. Dünyanın bir çok yerinden bu adaya gelerek özgürce yaşayan lezbiyenlerle dolu bu kasabada çok sayıda el ele dolaşan çift görürseniz nedeni bu. Eresoslu şair Sappho için her sene Lezbiyen Festivali de düzenleniyor. Adını ''Manda'' kelimesinden almış köyü geleneksel evlerinin güzelliğinin önüne lokal lezzetleri geçmiş. Mandamados/Mantamados köyü mandıralarıyla ünlü olunca buraya gelip lor peynirine benzeyen mizithra peyniri, bizim eski kaşara benzeyen kızartma peyniri ladotiri almadan ayrılmayın. Köyün meydanında yer alan marketlerden dilediğinizi alıp evinize götürebilirsiniz. Ben ladotiri peynirini o kadar çok sevdim ki kocaman bir paket aldım, döndüğümde kahvaltılarda kızartma yapıp yedim. Şirin kasabanın en önemli ziyaret noktası Bizans döneminden kalma Taksiarhis Manastırı'nın çünkü oldukça ilginç bir hikayesi var. Rivayetlere göre eski zamanlarda bu kilise yapılan adaklardan dolayı çok zenginmiş ve bu yüzden Arap korsanlar tarafından çoğu zaman yağmalanmış. Bir gün ayin sırasında rahiplerden biri çan kulesine çıktığında Arap korsanlar saldırıya geçerek aşağıdaki tüm rahipleri öldürmüş. Aşağı inen rahip yerlerdeki kanların toprağa karıştığını gördüğü an bayılır ve bir rüya görür. Rüyasında melekler ondan kanlı toprak ile heykel yapmasını istemiş ve günümüzde içeride hala o kanlı heykel sergileniyor. Hatta yapılan araştırmalar sonucu içerisinde kan olduğu doğrulanmış. Bu yüzden burada dilenen dileklerin kabul olduğu inancı varmış. İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğundan paylaşamıyorum ama sizin yolunuz düşerse mutlaka ziyaret edin. Manastırdan çıktıktan sonra avlusunda bulunan kafeden lokma ve bol fındıklı ve ballı yoğurt alıp çam ağaçlarının altında bir masaya oturduk. Lokmanın üzeri de bizdeki gibi bol tarçınlı ve fındık tozlu. Ben yoğurt ve lokmanın tadını hala unutamıyorum. Çıtır çıtır lokma ile ballı yoğurt gerçekten yemeden dönülmez. Adanın Zeytinyağı Sanayi Üretimi Müzesi'ni görmek için Agia Paraskevi'ye gittik. Bizim için zeytinyağında Ayvalık ne kadar değerli ve özel ise Yunanistan için de Midilli Adası'nda üretilen zeytinyağı öylesine kıymetli. Bu yüzden müzeyi listemize ekledik. İçerisinde kültür merkezi olan harika bir bina kompleksi olan müze eski zeytinyağı imalathanesi alanında kurulmuş. Zeytinyağının üretim sırasındaki tüm süreçleri ve makineleşmenin kazandırdığı etkiler hikayeleştirerek anlatılan müzeyi ziyaret etmekten çok keyif aldık. Adanın merkezine en uzak köyü Sigri diğer yerlere göre daha sakin ve huzurlu. Nobel ödüllü yazar Albert Camus burayı ziyaret ettikten sonra Sigri için \"Tanrının toprakları\" benzetmesini yapmış. 40 milyon yıl önce bir yanardağ faaliyete geçerek adanın batı bölgesinde yer alan ormanları lavlar altında bırakmış. Pompei'de lavlar ile insanların taşlaşması gibi adada da ağaçlar lav etkisiyle taşlaşmış. UNESCO tarafından koruma altına alınan bu doğa harikasında kazılar hala devam ediyor. Adanın en batısında yer aldığı için çoğu kişi gibi bizde uzaklığından dolayı gidemedik ancak zamanı olanlar dünyaca ünlü fosil ormanını listesine eklesin. Adadaki diğer köylerden farklı bir köy keşfetmek isteyenler mutlaka Agiasos köyüne uğrasın. Geleneksel renklerle dolu köyde dolaşmak adeta zamana yolculuk yapmak. Köyün nefis bir doğası var ve etraftaki kestane ağaçlarından dolayı oyma kestane ürünler var. Rengarenk seramiklerle dolu köyde her köşede ufak bir seramik dükkanı var, çeşitli tabaklar, kaseler ve magnetler bulabilirsiniz. Ama köye girdiğinizde ilk olarak sizi sol tarafta şirin mi şirin baba-oğul işletmesi olan bir seramik dükkanı karşılıyor. Buraya girdiğinizde el yapımı çok güzel ürünler bulabilirsiniz. Köye devam ettiğinizde de samimiyetiyle, cana yakınlığıyla köy halkı sizleri karşılayacak. Gitmeden önce Agiasos'un Şirince'ye benzetildiğini okumuştum ama gidince benzerlikten çok farklılıkları gördüm. Burada yaşam sokaklara kadar taşmasına rağmen sakin ve köy halkı gelen turistlere kazanç gözüyle bakmıyor. Dükkanlara girip çıktığımızda hiçbir şey almasak bile bize yarı İngilizce yarı Türkçe bizimle konuşmaya çalıştılar. Türk olduğumuzu tahmin ederek merhaba ile başlayan sohbet köyde neler bulabileceğinizi, nereleri gezeceğimize kadar gitti. Köy meydanında dolaşırken antika eşyalar satan köylü amca da yine aynı şekilde bizim kendi aramızda Türkçe konuşmamızı duyup gözlerinin içi parladı. Tezgahını bize göstererek 1920'lerden kalan belgeleri anlatmaya başladı. Mübadele zamanı Türkiye'den göç eden ailesinden kalan tapu örneklerini ve nüfus cüzdanlarını gösterdi ve gözleri doldu. Bu yaşadığım an beni bir kez daha bizim onlardan onların da bizden olduğunun en açık kanıtıydı. Köyden ayrılırken iyi ki de buraya uğramışız dedik. Agiasos benim şuana kadar gördüğüm en samimi köy, yeri bende hep ayrı kalacak. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. Midilli gezim öncesi bulduğum en detaylı yazı oldu, çok teşekkür ederim. Hiç sıkılmadan okuyup notlarımı aldım, emeğinize sağlık. Sağlıklı günler dilerim. Merhaba, instagramdan @yunanistandannotlar hesabı ile iletişime geçerseniz yardımcı olacaktır. 2019 yazında eşimle midilli'ye gitmek istiyorum. Yazdıklarınız bana rehber oldu; hepsini deneyimleyip size tekrar yazmak isterim. tavsiyeleriniz için teşekkür ederim. Umarım çok güzel bir gezi olur, sevgiler. Umarım çok şahane bir gezi olur. Midilli için 3 gün az olabilir, sanırım sizde benim gibi detaylı gezmekten keyif alıyorsunuz 🙂 sevgiler."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/midilli-adasi-konaklama-rehberi", "text": "Midilli'de bir hafta kalacağımız için farklı bölgelerde kalarak gezimizi daha planlı hale getirdik. Çünkü ada çok büyük, tek bir yerde kalsaydık her gün arabayla uzun yolculuklar yapmak zorunda kalacaktık. Adanın merkezi Midilli, güneyde yer alıyor. Adanın en turistik merkezleri ise Petra ve Molivos. İkisi de kuzeyde yer aldığı için 5 gün boyunca biz bu bölgede kalmayı tercih ettik. Son iki gün için de Midilli merkezde konakladık. Yani 7 günlük Midilli gezimiz için 3 farklı otelde konakladık, belki çok fazla değişim yapmak zorunda kaldık ama amacımız hem gezi planımızı oluşturup zamandan kazanmak hem de farklı konseptlerde konaklama deneyimi yaşamaktı. Sizlere kaldığımız 3 otelden de biraz bahsetmek istiyorum çünkü her birinde çok keyifli zaman geçirdik ve çok memnun ayrıldık. Eğer rezervasyonunuzu Booking üzerinden yapacaksınız hemen sayfanın sağ tarafındaki Booking rezervasyonları kısmından hızlıca yapabilirsiniz. Ya da bir tatil evi/oda kiralamak isterseniz Airbnb'yi kullanabilirsiniz. Hala bir Airbnb hesabınız yok ise paylaşacağım linkten üye olun ve anında indirim kazanın. Airbnb %10 indirim linkini kullanarak konaklamanızı daha hesaplı yapabilirsiniz. Midilli'de nerede kalınır noktasında deneyimlerimizin sizlere de fikir vereceğini düşünüyorum. Midilli Adası'na gitmeden önce gezilecek yerler hakkında merak ettiklerinizi Midilli Adası Gezi Rehberi yazımda bulabilirsiniz. Midilli Adası'nda nerede ne yenir noktasında detaylı bilgi verdiğim Midilli Adası Mekan Rehberi yazımı da okumanızı tavsiye ediyorum. Yunan mutfağından tüm detaylarıyla bahsettiğim Komşunun Lezzeti: Yunan Mutfağı yazımda Yunanlıların yemek kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Petra plajına çok yakın olan Clara Otel tatil köyü havasında bir konsepte sahip. Ancak tabi bizim tatil köylerimizden çok daha farklı. Sadece sabah kahvaltısı veriyor. Açıkcası bizim tercih ettiğimiz bir durum çünkü sabah erkenden kalktığımızda kahvaltıyı nerede yapacağız diye düşünmeden deniz manzarasına karşı istediğimiz masada oturup, açık büfe kahvaltıdan yararlandık. Öğle ve akşam yemeği vermedikleri için ödediğimiz fiyat sadece aldığımız hizmetle orantılı oldu böylece bizim de işimize geldi. Çünkü Yunan adalarında her gün yeni mekanlar keşfetmeyi seviyoruz çünkü hepsi birbirinden güzel. Clara Otel'de tek katlı evler set şeklinde denize uzanıyor. Bizde bu evlerden birinde kaldık. Güne masmavi deniz manzarasıyla uyandık ve odamızdan Molivos Kalesi görülüyordu. Her sabah uyandığımda kaleye bakmakla bile mutlu oluyordum. Ayrıca gece yatmadan önce de kaleyi gözlüyordum çünkü geceleri de muhteşem bir ışıklandırma yapılıyor ve kale odamızdan parıl parıl parlıyordu, gerçekten muazzam bir manzarada kaldık, kabul ediyorum. Otelimize ait bir havuz bulunmasına rağmen sadece bir kez girdik ve sahili olmasına rağmen çok organize olmadığı için buradan denize girmedik. Zaten adada muhteşem güzellikte koylar vardı. Arabamızla gezerken beğendiğimiz koylarda denize girmeyi tercih ettik. Genel olarak burada konaklamış olmaktan keyif aldık. Eğer aradığınız konaklama sessiz, sakin ve deniz manzaralı bir konaklama şekli ise Clara Otel güzel bir seçenek olabilir. Tatilimizin en unutulmaz konaklamasını Little Bird Lesvos'ta yaptık. Petra'ya arabayla 5 dakika uzaklıktaki ikinci konaklamamızın fotoğraflarını gitmeden önce incelediğimde burada kalacak olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Özellikle sonsuzluk havuzu ve evlerin dizaynı gerçekten muazzam. Burası bir otel konseptinden çok uzak. Birbirinden bağımsız villalarda kalacak kişi sayısına göre ev seçeneklerinden dilediğinizi seçebiliyorsunuz. Tamamen bir ev kiralamak gibi düşünebiliriz. Evimizin iki terası, iki odası, açık mutfaklı salonu ve banyosu vardı. Ev genel olarak çok sade ve şık dizayn edilmiş. Mutfağımızda yemek yapmamız için tüm malzemelerde bulunuyordu. Burada kalmadan önce markete gidip alışveriş yaptık çünkü sabah kahvaltılarımızı kendimiz hazırlayacaktık. Aslında havuzbaşında minik bir kafesi var ve sabahları belirli bir ücret karşılığında kahvaltı servisi veriyorlar. Ama biz kendimiz hazırlayarak terasımızda kahvaltı yapmanın daha güzel bir seçenek olduğunu düşündük ki gerçekten çok keyif aldık. Hatta bu fikri o kadar sevdik ki aynı gün tekrar markete gidip akşam yemeği için malzemeler alıp arka terasa gün batımı saatine göre kendimizi ayarlayarak güzel bir akşam yemeği hazırladık. Genelde yabancı turistler tarafından tercih edilen Little Bird Lesvos'ta bir sabah komşumuzla terasta karşılaştık ve Türk olduklarını öğrendik. Buraya hemen hemen her yaz geldiklerini ve burada kaldıklarını anlattılar. Sonra ev alışverişi için gittiler bizde o sırada kahvaltı ediyorduk. Ellerinde alışveriş poşetleriyle geldiler ve bize bir kutu Kavala kurabiyesinden aldıklarını söylediler. Adanın en iyi pastanesinden alınmış kurabiyelerin tadını hala unutamıyorum ve tabi ki bu düşünceli aileyi. Gerçekten bu adadaki tatilimizin en unutulmaz anlarını burada kalırken yaşadığımızı itiraf etmem gerek. Midilli merkezde tarihi bir evde kalmak istiyordum ve Pyrgos of Mytilene'yi görünce aslında kararımı vermiştim ama Can'ı ikna etmem biraz uzun sürdü. Daha modern dizaynlardan hoşlandığı için eski dönüşümleri çok tercih etmiyordu. Neyse ki marinaya yürüyerek 5 dakika olunca konumdan dolayı ikna etmeyi başardım ve son 2 günümüz için buraya rezervasyon yaptık. Kapıdan girer girmez yaşanmışlık kokan, antika eşyalarla dizayn edilmiş otelden çok 1916 yılından kalma bir ev aslında burası. Burada kalırken hiç otelde kalıyormuş gibi hissetmedim. Çalışanlardan Katarina hanım Türk olduğumuzu öğrenince kaldığımız süre boyunca ayrıca ilgi gösterdi. Odamız çatı katında deniz manzaralı ve eskiye saygı duyan bir dekorasyona sahipti. Kendimi 1900'lerin başında yaşıyormuş gibi hissettim. Açık büfe kahvaltıda her gün farklı lezzetler hazırlamaları ve bizim isteklerimizi de göz önüne almaları çok hoşumuza gitti. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. paylaşımınız için teşekkür ederiz, çok keyifli bir yazı olmuş. Eşimle Temmuz ayı içinde 3 geceliğine gidiyoruz. Sıcağı çok sevmediğim için gün içinde çok gezemeyeceğiz. Bir gün araba kiralayıp etrafı sadece o gün gezeceğiz. Diğer günler deniz odaklı olacak. Kalacağımız yerin güzel bir denize yürüyüş mesafesinde olması, denizinin keyifli, tesisi, gölgesi olması önem kazanıyor. Öyleyse Molivos'u öneririm. Sahilde tesisler var hem de çok canlı bi bölge. Keyifli olur orada olmanız. Booking indirimi hala aktif. Şimdiden iyi tatiller diliyorum. Çok sevgiler."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/midilli-adasi-mekan-rehberi", "text": "Yunan Adaları'nda genel olarak hizmet kalitesi yüksek ve fiyatlar genel olarak düşük. Özellikle Midilli adası uygun fiyatlı yurt dışı tatili için ideal bir rota. Bence sadece uzo, kalamar ve ahtapot için bile Midilli'ye gidilir ama burası bize çok daha fazlasını sundu. İstanbul'da, Bodrum'da ya da Çeşme'de restoranlarda bir akşamda harcayacağınız parayla Midilli'de çok güzel bir tatil yapabilirsiniz. Midilli Adası'ndan tüm detaylarıyla bahsettiğim Midilli Adası Gezi Rehberi yazımı gitmeden önce okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca Midilli Adası'nda nerede kalınır noktasında kaldığımız yerlerden bahsettiğim Midilli Adası Konaklama Rehberi yazıma göz atabilirsiniz. Yunan mutfağından tüm detaylarıyla bahsettiğim Komşunun Lezzeti: Yunan Mutfağı yazımda Yunanlıların yemek kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Midilli Adası'nda kaldığımız bir hafta boyunca keyif aldığımız mekanları listelemek istedim. Tavernalarda öğle yemeği ve akşam yemeği için çok uygun fiyatlar ödedik. Fazlasıyla aç olduğumuz zamanlarda masayı donattık ve uzo yada bira eşliğinde yemeklere kişi başı 18-20 ödedik. Bazen de öğle yemeğini fazla kaçırıp hafif bir şeyler yemek istediğimizde ise kişi başı 10-15 ödedik. Aldığımız hizmet, yediğimiz tazecik deniz ürünleri ve lezzetli mezeler için oldukça kabul edilebilir fiyatlar olduğunu düşünüyorum. Genel olarak adanın uygun fiyatlı olduğunu söyleyebilirim. Şimdi size detaylıca keyif aldığımız mekanlardan bahsedeyim. Eresos'a gitmek Sappho için listemizde vardı ama gelmeden önce burada bir mekan araştırması yapmamıştık. Sahilin güzelliğine ve denizin rengine hayran kalıp burada biraz zaman geçirmek istedik. Sahilde dolaşırken rengarenk Flamingo Beach Bar'ı görünce hiç düşünmeden buraya oturduk. Flamingo, Alman olduklarını tahmin ettiğimiz lezbiyen kadınlar tarafından işletiliyor çünkü Eresoslu Sappho, Lesvos Adası'nın adından etkilenerek ilk kez lezbiyenlik kelimesinin temellerini atmış. Bu yüzdendir ki kasabada dünyanın bir çok yerinden lezbiyenler gelip buraya yerleşmiş. Kasabanın en renkli mekanına pembe flamingolar eşlik ediyor. Biz sahilde biralarımızda burada saatlerde oturup keyif yaptık. Denize girmek isterseniz de sadece merdivenleri kullanarak plaja ulaşabiliyorsunuz. Güneşi sessiz ve sakinlik içinde batırırken doğal ürünlerle yapılmış geleneksek Yunan yemekleri yemek isterseniz adres belli. Öyleyse Midilli Adası'nın en özel tatlarını Vafios Tavern'de tadacaksınız. Molivos'tan arabamız ile yaklaşık 10 dakikalık yolculuk ile buraya ulaştık. Gün batımını önceden hesaba katarak geldik çünkü bu mekanın muhteşem gün batımı manzarası olduğunu önceden okumuştum. Biz gittiğimizde kimsecikler yoktu, yemeğimizin sonuna doğru bir masa gelince keyfimize diyecek yoktu. Buraya gelince deniz ürünlerindense et yemekleri tercih edebilirsiniz çünkü adanın diğer mekanlarında çoğunlukla deniz ürünleri yiyeceksiniz. Et yemeklerinde başarılı olan Vafios, deniz ürünlerine ara vermek için ideal bir yer olacak. En öne çıkan lezzetleri kızarmış kabak çiçeği dolması, soğan köftesi, fırında kuzu dolması. Burada porsiyonların büyük olduğunu gelmeden önce aklınızın bir köşesine yazın. Biz kızartılmış kabak çiçeği dolması, ladotiri peyniri kızartması ve Greek salata ile başladık. Muhteşem şaraplarını da fırında kuzu eti ile tamamladık. Gün batımı ve et yemekleri için listenize ekleyin. Ermou Caddesi'nde ara sokaklarda tipik Yunan tavernası Kalnterimi hem uygun fiyatlı hem de lezzetli yemek için ideal. Biz akşam yemeği için tercih ettik. Çok sevdiğimiz ve bıkmadan yediğimiz Greek salata söyledik, yanına da piyaz. Yunanistan'da piyazı sadece halka dilim soğan ile servis ediyorlar. Aslında ben daha piyazı karışık severim ama zeytinyağı öyle güzel ki bana bana yemek çok güzel oluyor. Ana yemek olarak da ızgara kalamar tercih ettim. Yunanistan'da kalamar bizim yediğimizden daha farklı servis ediliyor. Dilimlenmeden, bir bütün olarak ızgara yapılıyor. Kızartmaya alışık olunca ilk yediğimde çok şaşırmıştım ama asıl lezzetini alınca vazgeçemediğim bir lezzet oldu. Yemeğimize tabi ki bir ufak uzo eşlik etti. Çok uygun fiyata güzel bir akşam yemeği yedik. Petra'ya yolu düşenlere önerim mutlaka kavala kurabiyesi denemek için Tsalikis'e gidin. Dondurması ile de ünlü ama ben çok sevmedim. Fakat Kavala kurabiyeleri şimdiye kadar yediğimin en iyisiydi. Kurabiyenin tam ortasında kocaman bir badem sizi bekliyor, deneyin derim. Ermou Caddesi'nin bitiminde O Ermis bir aile işletmesi. 1800'lü yıllardan beri hizmet veriyor ve bu yılları yaşatmak adına içeride eski zamanlardan kalma resimler ve eşyalar ile dekore etmişler. Hatta içeride ilk fiyat listelerini de duvarda göreceksiniz. 16 çeşit uzonun sergilendiği iç mekan buranın gerçek bir aile işletmesi olduğunu hissettiriyor. O Ermis'in öne çıkan lezzeti şarap soslu ahtapot olunca bu lezzeti denemek için özellikle burayı seçtik. Sıcak sıcak servis edilen ahtapot, şarabı içerisine çekmiş, yumuşacıktı. Soframızın vazgeçilmezi Greek salata ve cacikinin yanına kabak çiçeği dolması ve ızgara sardalya istedik. Barbayanni uzo yerine bu kez adaya özgü Smypnio denedik. Barbayanni sever biri olarak alternatif uzo seçimi için Smypnio önerebilirim. Skala Sikaminias manzarasına karşı nefis deniz ürünleri tadabileceğiniz Mouria tou Myrivili'ye biz öğle yemeği için gittik. Buranın peynirli kabak çiçeği dolması ve sarımsak soslu karidesi çok meşhur. Biz çok aç olmadığımız halde dayanamayıp sofrayı donattık. Sarımsak soslu karidesi özellikle burada yemek için önceden plan yapmıştım ve gerçekten beklediğimden çok daha başarılıydı. Klasik olarak her Yunan Adası gezimizde Greek salata ve caciki sipariş veriyoruz, soframıza olmazsa olmazlardan Yunan birası Alfa eşlik etti. Ayrıca ekmekleri de kendi yapımları, dışı kıtır, içi yumuşacık, en sevdiğim. The Women's Cooperative tam bir kadın girişimi olan bir taverna. Biz gittiğimizde Petra'daki tadilatta olduğu için Molivos'ta yeni açılana gittik. Gün batımına tam zamanında yetiştik. Yazın bu saatlerde yemeğe yetişmek büyük lüks çünkü gün batımında hem güzel bir manzaraya şahit oluyoruz hem de az kişi olduğu için mekan bize ait gibi oluyor. Güneşin batışı burada çok keyifliydi, mezeleri de çok güzeldi. Yemeğin yanına gelen balsamik sirke ve adaya özgü zeytinyağına ekmeği bana bana yedik bitirdik. Akşam yemeği için kesinlikle gitmelisiniz. Molivos en popüler mekanlardan biri Octopus, Türkler tarafından en çok tercih edilen mekan. Neredeyse tüm masalardan Türkçe konuşmalar yükselse de bu durum sizlere turistik ve kalitesiz olduğunu düşündürmesin. Molivos limanında taze deniz mahsulleri sunan Octapus popüler bir yer olduğu için rezervasyonsuz buraya gelmek büyük hata olur. Biz öğle saatlerinde sahilde dolaşırken büyük ısrarlar sonucu bu masaya rezervasyon yapabildik. İki kişi olmanın avantajıyla deniz kenarında yer bulduk. Gün batımı sırasında kaleden koşa koşa inerek masamıza rezervasyon saatinde yetiştik. Şarap soslu ahtapotu O Ermis'te çok sevince burada da yemek istedim. Masamızda yine klasik lezzetlerin yanına adanın meşhur Ladotiri peyniri, caciki ve Greek salata istedik. Ladotiri peynir bizim hellim peynirimiz gibi kızartılıyor ama daha yağlı ve daha tuzlu bir tadı var. Ama yağlı olmasından dolayı dışı çıtır çıtır oluyor. Ben çıtır olmasını çok tercih ediyorum bu yüzden çok sevdim. Midilli merkezde bir kafe arayışındaysanız, gelip görmeniz gerek bir yer var, Panellinion. Burası zamanında eski bir Osmanlı bankasıymış. İçerisi harika, duvarlar eski resimlerle kaplı, içeride güvercinler özgürce uçuyor. Biz öğle saatlerinde sıcaktan bunalıp kendimizi buraya attık, iyi ki de buraya gelmişiz dedik. Ben soğuk soğuk bir Yunan frappesi içtim. Yunanlıların en sevdiği içecek sanırım Frappe. Yaz kış dinlemiyorlar içiyorlar buzlu kahveyi. Gerçek bir kahve severseniz seveceğinize garanti veriyorum. Sert kahveden hoşlanmayanlar biraz süt ekletebilir böylece daha da sevebilir. Midilli Adası'nda iken iki kez gittiğimiz tek yer olma özelliği taşıyan Blue Fox bizim en favori yerimiz oldu. Molivos'un çarşısında yukarı doğru tırmandığımızda denizin sonsuzluğunda havalanacakmış hissi yaratan balkonu saatlerce oturmalık. Huzur dolmak için en güzel köşelerden biri, eğer yükseklik korkunuz yoksa balkonun ucuna oturun, en güzeli. Buraya ilk geldiğimizde kupta vişneli cheesecake yedik yanına da Can mangolu buzlu bir içecek içti. Bende kahve sever olarak frappe içtim. Burayı öyle çok sevdik ki buraya tekrar gelmeyi daha ordayken planladık. Birkaç gün sonra yine buralarda dolaşırken uğradık. Bu kez de bazı yerlerde gördüğümüz ve merak ettiğimiz bizdeki laz böreğine çok benzeyen tatlıyı denedik. Komşu olunca kültürlerin benzemesi de kaçınılmaz olduğunun bir örneğini yine görmüş olduk. Biz onlar gibi, onlar da biz gibiyiz. Adanın en iyi dondurmasını tatmak istiyorsanız rotanıza Skala Kalloni'yi de ekleyin. Meydanda Pagotelli'yi bulacaksınız. Biz özellikle ününü duyup buraya kadar dondurma yemeğe geldik ve çok beğendik. Vanilyalı, çikolatalı ve çilekli dondurmalarından denedik. Topuna 2 ödedik ve aslında klasik çeşitleri denememize rağmen dondurmalara hayran kaldık. Adanın en popüler barından biri Congas, benim için adanın en otantik yerlerinden. Gündüzleri beach olarak çok keyifli, tropik müzikler eşliğinde nefis kokteyller yudumlayabileceğiniz bir ortamı var. Biz öğle saatlerinde bira keyfi yapıp sonrada plajından denize girdik ve burada olmaktan aşırı keyif aldık. Cognas, akşam saatlerinde de club havasına giriyor ve gecenin ilerleyen saatlerinde dans edenlerle dolup taşıyor. Adanın tüm cool gençlerini burada bulabilirsiniz, Yunan gençliği için gece hayatının ritmi burada atıyor. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/nurnberg-gezilecek-yerler", "text": "Yeni yıl yaklaşırken, ışıl ışıl sokakları ile Noel coşkusunu hissetmek için Avrupa'da bir yerlerde olmak istedim. Avrupa'nın en iyi Noel pazarları listesinde her zaman üst sıralarda yer alan Nürnberg merak ettiğim şehirler arasındaydı. Aralık ayında son dakika bulduğum ucuz uçak bileti ile bir anda kendimi Almanya'da buldum. Nürnberg'i iki günde altını üstüne getirdim. Nürnberg'i gezmek için en az iki gün yeterli. Eğer bazı müzeleri es geçmek isterseniz daha kısa sürede de bu şehri gezebilirsiniz. Bu yüzden Avrupa'da hafta sonu kaçamağı yapmak için iyi bir alternatif diyebilirim. Bu yazıda detaylı bir şekilde Nürnberg gezilecek yerler, Nürnberg yeme içme önerileri, Nürnberg gezi haritası, Nürnberg Noel Pazarı ve dahasını bulacaksınız, haydi Nürnberg şehir turu başlasın. Şehrin adı resmi kayıtlarda Noremberg olarak ilk kez 1050 yılında geçiyor. 1040 yılında kurulan bir şatonun etrafında gelişen Nürnberg, 1219 yılında kent unvanını almış ve \"özgür imparatorluk kenti\" olmuş. Ortaçağ döneminde ise Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun resmi olmayan başkenti sayılmış ve zamanla Nürnberg ticaret ile gelişmiş ve zenginleşmiş. 15. ve 16. yüzyıllarda Alman Rönesansı'nın merkezi olmuş ve daha da gelişmiş. Pegnitz Nehri üzerinde kurulmuş Nürnberg, günümüzde Bavyera Eyaleti'nin ikinci büyük şehri olmakla öne çıkıyor ve Almanya şehirlerinin en önemlilerinden biri. Hitler'in de en sevdiği şehirlerin başında gelen Nürnberg'de o dönemin en büyük Nazi mitingleri şehrin meydanlarında yapmış. Hitler'in en sevdiği şehrin Nürnberg olmasının faturası da şehre kesilmiş ve İkinci Dünya Savaşı'nda şehrin büyük bir çoğunluğu bombalanmış. Sonrasında Nazi liderlerinin ilk yargılanma yeri olarak Nürnberg seçilmiş. Yıllar içinde küllerinden doğan yeni bir şehir olsa da o dönemin izlerini Nürnberg Mahkemeleri, Nazi Miting Alanı ve Dokümantasyon Merkezi'nde açık bir şekilde görebiliyoruz. Nürnberg eski şehir bölgesi yapımı 1452 yılında tamamlanan ve 4 kilometre uzunluğundaki surlarla çevrili, 4 ana giriş kapısı olan bir alanı kapsıyor. Nürnberg'in batı yakasındaki en etkileyici surlar Westtorgraben ismiyle anılıyor. Şehrin güney girişi olan Frauentor isimli kapı da tren istasyonunun karşısındaki kapı oluyor. Eski şehir merkezine bu kapıdan girerek şehri dolaşmaya başlamak iyi bir fikir olabilir."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/pasaportsuz-gidilen-ulkeler", "text": "Yurt dışına çıkmayı planlarken birçok ülke için vize işlemleri yapmak gerekiyor. Bu işlemlere sayfa sayfa vize belgeleri, pasaport işlemleri ve bir de bu kadar evrak işinin üzerine vize masrafları ekleniyor. Vize almadan da pasaportsuz gidilen ülkeler olduğunu biliyor muydunuz? 2023 yılında yalnızca TC kimlik kartınızı yanınıza alıp seyahat edebileceğiniz pasaportsuz kimlikle gidilen ülkeler hakkında tüm detaylarını bu yazıda bulacaksınız. Vizesiz ülkeler listesi kadar uzun olmasa da pasaportsuz, sadece kimlikle ve vizesiz gidilebilen ülkeler de var. \"Pasaportsuz ve vizesiz nerelere gidilir?\" diyenler için yanıtımız geliyor. Yeni çipli kimlik kartı ile sorunsuz bir şekilde 5 ülkeye seyahat edebilirsiniz. Ancak her ülkenin kimlikle seyahat konusunda uygulamaları farkı olabiliyor. Eğer 90 günü süresini aşacak bir seyahat planınız varsa sahip olduğunuz pasaport türüne göre listedeki ülkelere vize almanız gerekebilir. Pasaportsuz gidilen ülkeler listesinde yer alan vizesiz ülkelerin aradığı özel koşulları ve vizesiz seyahat sürelerini bu yazıda tüm detaylarıyla bulacaksınız. 2023 yılında Türkiye'den vizesiz pasaportsuz gidilen 5 ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan ve Moldova. Son zamanlarda bu listeye 6. ülke olarak dahil edilen Sırbistan için hala resmi anlaşmalar devam ediyor. Bu yüzden şimdilik Türkiye'den vizesiz gidilen ülkeler arasında ama Türkiye'den pasaportsuz gidilen ülkelerden biri değil. \"Kıbrıs'a pasaportla mı gidiliyor?\" diye merak edenler için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gidişlerde, Türk vatandaşları pasaportsuz bir şekilde seyahat edebiliyor. 30 güne kadar vize almadan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yeni çipli kimlik kartınızı yanınıza alarak seyahat edebilirsiniz. Ukrayna'ya hem vizesiz hem de pasaportsuz gidebilirsiniz. 180 gün içinde 90 güne kadar giriş izni veren Ukrayna'ya eğer pasaport almadan seyahat etmek istiyorsanız yeni tip fotoğraflı ve çipli kimlik kartınızın olması gerekiyor. Hem vizesiz seyahat imkanı olması hem de ekonomik bir seyahat destinasyonu olmasıyla popüler bir gezi rotasıydı Ukrayna. Ancak Rusya-Ukrayna savaşından dolayı resmi bir açıklamaya kadar seyahat kısıtlamaları devam ediyor. Pasaport çıkartmadan yurt dışında tatil yapmak isteyenlerin son zamanlardaki en popüler rotası. \"Gürcistan'a pasaportsuz gidilir mi?\" diye merak edenler oluyor. Turist olarak Gürcistan'ı ziyaret etmek isterseniz pasaportsuz ve vizesiz seyahat edebilirsiniz. Gürcistan'da 3 aya kadar turistik amaçla seyahat mümkün. Yalnızca yeni tip fotoğraflı ve çipli kimlik kartı sahipleri pasaport olmadan ülkeye giriş yapabiliyor. Eğer kimliğiniz eski tip ise pasaportunuzu yanınıza alarak da vizesiz bir şekilde Gürcistan'a gidebilirsiniz. \"Azerbaycan'a vize gerekli mi?\" ya da \"Azerbaycan'a gitmek için pasaport gerekiyor mu?\" gibi sorular artık tarih oluyor çünkü Türkiye ile olan vize uygulamasını kaldırılan bir diğer ülke de Azerbaycan. Vize almadan, pasaport göstermeden sadece yeni tip fotoğraflı ve çipli TC kimlik kartınız ile 90 güne kadar turistik amaçla seyahat edebilirsiniz. Türk vatandaşlarının çipli kimlik kartıyla vize almadan seyahat edebileceği ülkelerden biri de Moldova. 90 günü aşmayacak seyahatler için Türk vatandaşları Moldova'ya vizesiz ve pasaportsuz olarak seyahat edebiliyor. Moldova'ya gitmek için gerekli evraklar olarak uçak bileti ve konaklama belgelerinizi yanınızda mutlaka bulundurun. Sırbistan'a seyahat etmeyi planlıyor ve \"Sırbistan'a kimlikle gidilir mi?\" diye merak ediyorsanız işte yanıtı. 2023 yılında Sırbistan'a pasaportsuz seyahat için görüşmeler hala devam ediyor olsa da çok yakın zamanda Sırbistan'a kimlikle seyahat etmek mümkün olacağı için listemizde yer alıyor. Şimdilik karar yürürlük aşamasında olduğu için Sırbistan'a seyahat ederken pasaportunuzu mutlaka yanınıza almalısınız. Ayrıca Sırbistan'a seyahat planlıyorsanız, pasaportunuzun en az 6 ay geçerli olması gerekiyor. Bu koşulları sağlayarak 6 ay içinde 90 günü aşmamak kaydıyla Sırbistan'a vizesiz seyahat edebilirsiniz. Yurt dışına seyahat planı yapanların en çok sorduğu sorulardan biri \"Pasaportsuz yurt dışına çıkılır mı?\" oluyor. 2023 yılı için sadece kimlikle yani nüfus cüzdanı ile gidilen 5 ülke KKTC, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan ve Moldova. Ancak kimlik kartlarınızın yeni tip çipli kimlik kartı olması önemli. Eski ve fotoğrafsız kimlikle seyahat kabul edilmiyor. Yurt dışı çıkış harcını yatırmış olmak Türkiye'den vizesiz gidilen ülkelere seyahat için yeterli oluyor. Ancak gümrük polisi her sizden seyahat sağlık sigortası, otel rezervasyonu ve gidiş-dönüş uçak bileti gibi belgeleri isteyebilir. Bu yüzden vizesiz ve pasaportsuz seyahat edilen ülkelere giderken garanti olması için belgelerinizi dijital ya da çıktılarını yanınıza almanızda fayda var."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/portekizin-buyulu-sehri-porto", "text": "Porto, Türkçe kelime anlamı olarak \"liman\" anlamına karşılık geliyor. Portekiz'in başkenti Lizbon'dan sonra ikinci en büyük şehri Porto son yıllarda oldukça popüler. Hatta 2017 yılında Avrupa'nın en iyi destinasyonu seçildi. Her yeri tarih kokan bu şehrin birbirinden güzel, gezmeye ve görülmeye değer yerleri var. Portekiz'i görmek benim uzun yıllar hayalimdi ve bu sene hayalimi Porto ve Lizbon şehirlerini gezerek gerçekleştirdim. Okuduğum, izlediğim ve hayal ettiğimden çok daha fazlasını sunan Porto'da kaldığımız süre boyunca inanılmaz keyif aldık. Uzun zamandır beni böylesine etkileyen ve beklentimin üzerine çıkan bir şehir olmamıştı. İtiraf etmeliyim ki Portekiz'e aşık oldum. Peki Lizbon mu, Porto mu dersek, kendimi Lizbon ve Porto arasında bir seçim yapmak zorunda hissetmiyorum çünkü ikisi de benim için çok özel. Gitmeden önce internette güncel ve iyi içerikler bulamadım. Bu yüzden genelde araştırmalarımı yabancı kaynaklardan yaptım. Tabi bana yine yetmedi, lokallerden tavsiyeler aldım. Bu sayede şehri güzelce keşfetmiş olduk. Porto'da 3 gün kalmamıza rağmen bize asla yetmedi. Bir kez daha gelme kararını daha ayrılmadan verdik. Avrupa'da olmasına rağmen çok daha bizden, fazlasıyla samimi şehir Porto'yu gelin birlikte keşfedelim. - 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren şehrin merkezindeki neredeyse tüm tarihi binaların üzerinde masmavi seramikler ve çiniler var. - Cedofeita ve Santa Caterina Caddeleri trafiğe kapalı alışveriş caddeleri. Bu caddeler sokak sanatçıları ile daha da renkleniyor. - Porto 1-2 günde gezilebilecek bir şehir değil. Eğer hakkıyla gezmek istiyorsanız seyahat planınızı en az 3 gece konaklamalı şekilde planlamanızı öneriyorum. - Portekizlilerin melankolik halk müziği Fado; denizci olan sevgililerini ya da eşlerini denize uğurlayan ve onların geri dönmesini umutla bekleyen Portekizli kadınların yakınlarının ardından yaktıkları ağıtlardan hayat bulmuş. Bu yüzden aslında derin acıları, hüznü ve özlemi ifade eden bir müzik olsa da ben dinlemekten aşırı keyif aldım. Şans verin. - Seramiklerle kaplı büyülü şehir Porto'da evlerin duvarlarını süsleyen renkli seramik çalışmalarına 'Azulejo' deniyor. - Şehri nostaljik tramvay ile sahil kenarından keşfetmek isteyenler 1 numaralı tramvayı kullanabilir. Infante durağından yolculuk başlıyor, yani Borsa Sarayı'nın hemen yan caddesine giderseniz sarı tramvayı yol kenarında görürsünüz. Tramvay Douro Nehri boyunca devam ederek Porto'nun en uç kısmı Foz'a kadar ulaşıyor. Ancak Porto Card'ın bu rotada geçersiz olduğunu unutmayın. - Porto'da belediye başkanı tarafından sokak sanatı inanılmaz şekilde destekleniyor. Şehirde sanata ayrılmış duvarlar bile var. Sokaklarda dolaşırken aniden karşınıza grafitti sanatçılarına ait rengarenk eserler çıkabilir. Özellikle Miguel Bombarda Caddesi sanat galerileri ve sokaklardaki grafittiler ile donatılmış. - Avrupa'nın birçok şehrinde olduğu gibi Porto'da da şehir kartı bulunuyor. Şehri daha uygun fiyatlı gezmek adına gittiğimiz gün Aliados meydanında yer alan turizm bürosundan Porto Card aldık. Biz 3 günlük kartı alarak şehir içindeki tüm ulaşım çeşitlerinden ücretsiz yararlandık. Birçok müzeye ücretsiz girdik ya da iyi sayılabilecek indirimlerden faydalandık. Bunun dışında kartı aldığımızda işimize oldukça yarayan şehir haritalarından ve lokallerin önerilerini içeren kitapçıklardan almış olduk ve bu sayede Porto bizim için gerçek bir lokal tadında geçti. Kartın yanında verilen açıklama kitapçığında daha bir çok restoran, kafe ve alışveriş yerinde de indirim sağlayan Porto Card'ı almak çok mantıklı, tavsiye ediyorum. - Porto bir kamelya şehri. 16. yüzyılın sonunda Portekizli denizcilerin Çin'den ilk kamelyaları Avrupa'ya getirmiş ve şehirde kamelya bahçeleri yapılmış. Her yıl mart ayında kamelya günleri düzenleniyor. - Konser ve etkinlik merkezi olarak hizmet veren Casa da Musica tasarımı ile oldukça etkileyici. Portekiz'in en büyük konser salonu Boavista Meydanı'nda bulunuyor. Porto'da kalacağınız tarihlerde gitmeden önce etkinlik takvimini inceleyerek konsere katılabilirsiniz. - Portekiz'in para birimi Euro olmasına rağmen Avrupa ülkeleri arasında en ucuz ülkeler arasında yer alıyor. Burada gezerken kur farkı çoğu zaman aklınıza gelmeyecek çünkü genel olarak bir çok şey sudan ucuz denecek kadar uygun fiyatlı. - Porto'nun eski yerleşim yeri olan Ribeira bölgesi en keyifli yerlerden biri. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alması hiç de şaşırtıcı değil çünkü burada tarihe karşı koyan çok değerli yapılar var. Nehir kenarında bulunan Ribeira Meydanı'ndan başlayarak sahili boydan boya yürümek oldukça keyifli. - Porto'nun Atlantik Okyanusu'na kıyısı olan en güzel yerleri Foz ve Matosinhos eski zamanların balıkçı köyleri. Şimdilerde Michelin yıldızlı restoranları ve kafeleri ile lokaller ve turistler tarafından oldukça tercih ediliyor. Buraya gelirseniz Matosinhos sahilinde bulunan Janet Echelman tarafından tasarlanmış balık ağı şeklindeki \"She Changes\" heykeline dikkat edin. - Porto'un en meşhur köprüsünü ve aynı zamanda eski şehir bölgesi Ribeira'yı fotoğraflamak için 1670 yılından kalma Manastır Mosteiro da Serra do Pilar'a çıkın. Muhteşem bir manzara sahip balkonda Porto'nun her köşesini fotoğraflayabilirsiniz. - Masmavi seramikler üzerinde hikayeler anlatıldığı Sao Bento Tren Garı ve Catharina Caddesi'ndeki Almas Şapeli müze niyetine ücretsiz gezilebileceğiniz yapılar arasında yer alıyor. - Porto'da yer alan tematik müzeleri keşfedin. Mesela Porto şaraplarının öyküsünü Şarap Müzesi'nden öğrenin. Tramvay Müzesi'ne gidip Porto'da yıllar boyunca dolaşmış tramvayların sergisine katılın. - Livraria Lello - Palacio da Bolsa - Dom Luis Köprüsü - Sao Francisco Kilisesi - Clerigos Kulesi - Casa da Musica - Bolhao Market - Serralves - Sao Bento Tren İstasyonu - Porto Katedrali - Soares dos Reis Ulusal Müzesi - Queijo Kalesi - Saint Ildefonso Kilisesi Zengin bir mutfağa sahip olan Portekiz'in en büyük ikinci şehri Porto'da geleneksel bir çok lezzeti tadabilirsiniz. Porto'ya özel en meşhur yemek Francesinha. Porto'ya gittiğinizde hemen hemen her restoranda karşınıza çıkacak olan yemek bu şehrin geleneksel yemeği olarak kabul edilir. Porto'dan başka bir şehirde rastlamanız çok da mümkün olmayabilir. Bulsanız bile Porto'daki kadar lezzetli olmadığı lokaller tarafından söyleniyor. Bizde yerinde deneyimlemek için Portolu ev sahibimizin önerisiyle Brasao Cervejaria'da Francesinha denedik. Özel sosu ve patates kızartmasıyla birlikte servis edilen, içerisinde domuz eti, jambon, salam ve sosis olan soslu bir tost. Francesinha'nın yanına bence soğuk bira çok yakışıyor. Bunun dışında balık severler için ülkenin en çok tüketilen balığı olan Morino'dan yapılan Bacalhau yemeğini deneyebilirsiniz. Riberia ve Foz bölgesi çok iyi deniz ürünleri yiyebileceğiniz yerler var. Bu saydığım yerlerin dışında Matonsinhos'ta yer alan balık restoranlarında da harika deniz mahsulleri yiyebilirsiniz. Portekiz'e özgü bir tatlı olan Pastel de Nata, tatlı severlerin çok seveceği bir lezzet. Milföy hamurunun içerisinde bulunan muhallebisi ve üzerinin hafif yakılmasıyla hafiften bizim sütlacımızı andırıyor. Biz Portekiz'de kaldığımız süre boyunca herhalde yirmiye yakın Nata yedik, öylesine sevdik, muhteşem. Nata'yı kesinlikle denemelisiniz. Porto'da öğle yemeği için keşfettiğimiz A Sandeira do Porto isimli minicik bir sandviç mekanını da sizlerle paylaşmak istiyorum. Öğle saatlerinde günün çorbası, seçtiğiniz bir sandviç ve içeceği 6 'ya yiyebilirsiniz. Sadece sandviç yemek isterseniz de 5 ve çok doyurucu ve fazlasıyla büyük. Çeşitli salatalar ve sandviçlerin sunulduğu bu mekanın önünden deli gibi acıkmış bir şekilde geçerken içerideki kalabalığı görüp kendimizi sipariş verirken bulduk. Can gerçek bir Feta peynir sever olunca Clerigos'u tercih etti. Bende Douro sandviçi seçtim, içerisinde keçi peyniri, tavuk dilimleri ve yeşil elma dilimleri vardı. Porto'da öğle yemeği için denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Porto'nun yerel lezzetlerinin yanı sıra dünyaca ünlü nefis şarapları da var. Porto şaraplarının en büyük özelliği Douro Vadisi'nde yetişen üzümlerle yapılması ve 1756 yılında düzenlenen yasalar ile Porto şarabının üretiminde kullanılan üzümlerin çeşidi ve şarabın tarifi büyük bir ciddiyet ile korunuyor. Douro Vadisi'nin dik yamaçlarında yetişen üzümlerle yapılan şarapları tatmak için karşı kıyı Gaia'ya geçmek gerek. Her bir üretici hem tadım yaptırıyor hem de meraklısını bağlarını gezdiriyor, şaraplarını ve yapım aşamalarını turlarla tanıtıyor. Şarap bağına gidecek olanlara önerim Ribeira'dan kalkan tekne turlarına katılarak bağları gezmek olacak. Şarap bağlarını ve mahzenleri gezmek için tam bir gün ayırmak en iyisi olabilir. Eğer zamanınız kısıtlıysa, bağlara gitmek yerine bizim gibi sadece mahzen turlarına katılabilirsiniz. Biz hava yağışlı olduğu için bağlara gidemedik ancak Gaia'da yer alan mahzenlere gidip tanıtım ve tadım turuna katıldık. Porto'daki başlıca şarap üreticileri Ferreira, Calem, Taylor's, Offley, Sandeman, Ramos Pinto ve Graham. Biz lokallerin en çok tercih ettiği Ferreira'ya gitmeyi tercih ettik ve şarap hakkında pek çok bilgi edindik. Ribeira bölgesinden yürüyerek karşı kıyıya Dom Luis Köprüsü'nü kullanarak geçtik ve Ferreira'ya geldik. Burada beş farklı tadım ve tur paketi bulunuyor. 10-20 arasında değişen paketlerden en uygun olanını tercih ettik. Tur sonrası satış yerinden beğendiğiniz şarapları alabileceğiniz bir satış yeri de bulunuyor. Biz öncelikle yaklaşık bir saat süren rehber eşliğinde mahzen turuna katıldık. Tur boyunca hem şarabın yapım aşamaları hakkında bilgi sahibi olduk hem de Porto şaraplarının çeşitlerini ve özelliklerini öğrendik. Ardından iki tane Porto şarabını tadımı yaptık. Bir tanesi alışık olduğumuz yemeklik kırmızı şarap iken diğeri aperatif şarap olarak bilinen dünyaca ünlenmiş tatlı Porto şarabıydı. Bu şarabın çok tatlı olmasının sebebi fermantasyonunu tamamlamasına izin verilmeden içine alkol eklenerek yapılması. Tatlı bir şarap olduğu için yemeklerle tüketmek yerine özel günlerde tek başına içebilirsiniz. Eğer bir atıştırma ile tüketmek isterseniz de bitter çikolata ve ya küflü peynirlerle Porto şarabı güzel tüketiliyor. Porto'da Airbnb ile üç gece kaldık. Daha önce bir çok kez ev kiralama uygulaması Airbnb'yi seyahatlerimde kullanmıştım. Özellikle yurt dışında uygun fiyatlı ev kiralamak için sistemi çoğu zaman kullanıyorum. Sizde seyahatlerinizde Airbnb'yi kullanabilirsiniz. Hala bir Airbnb hesabınız yok ise paylaşacağım linkten üye olun ve 179 TL indirim kazanın, bence çok iyi bir fırsat. Airbnb 179 TL indirim linkini dilediğiniz ülke için kullanabilirsiniz. Airbnb'den Nasıl Ev Kiralanır? yazısını okuyarak Airbnb nasıl kullanacağınızı ve rezervasyon yaparken dikkat etmeniz gerekenleri öğrenebilirsiniz. Can ile Portekiz gezimizin tamamında Airbnb ile konaklamayı tercih etti. Özellikle Porto'daki Airbnb evimizde iyi ki böyle bir karar almışız dedik. Ev sahibimiz Catarina yılın en misafirperver Airbnb kullanıcısı seçilebilecek kadar yardımsever ve anlayışlı. 1920 yılından kalma bu evde ailesiyle yaşamış, şimdi evin tamamını Airbnb sistemi ile kiralıyor. Bizde şirin ve tarihi evinde bir çatı odası kiraladık. İki kişi için uygun fiyatlı ve aynı zamanda ideal bir seçenek olan Porto'daki Airbnb evimizin detaylarını şuradaki linkten inceleyebilirsiniz. Eve adım atar atmaz Catarina bize Porto haritası verdi, haritadan bir çok önemli noktası işaretledi. Doğma büyüme Portolu olarak ondan çok değerli mekan önerileri ve gezi önerileri aldık. Sayesinde gerçekten sorunsuz bir şekilde şehri rahatlıkla gezdik. Ayrıca her odanın kapısına astığı minik çerçeveye her misafirinin adına bir hoşgeldin yazısı asmasıyla ilk seferde kalbimizi kazandı. Evimizin kullanım alanlarında bir çok işaret ve bilgi notu koyması sayesinde daha da evimizde hissettik. Neyi nasıl kullanacağımızı hep bu bilgi notlarıyla çözdük. Bu şirin evde en bayıldığım köşe ise salonda yer alan seyahat panosu. Dünya haritası üzerinde bu evde kalan her bir misafir anılarını ve fikirlerini bu haritaya ekliyor. Tabi böylesine güzel bir evde konaklayanların sayısı da tahmin edersiniz ki hayli fazla bu yüzden haritadan bağımsız olarak asılmış, tanımadığım insanların anılarını okumak bu evdeki en büyük mutluluğum oldu. Kaldığımız üç gün boyunca evimizi başka ülkelerden iki farklı aile ile paylaştık ve çok memnun olarak ayrıldık. Her biri iki kişilik olan dört odası olan evde kalmayı düşünürseniz asla pişman olmayacağınızı söyleyebilirim. Biz Porto'daki evimizi bulduk! Porto'nun kalbi denebilecek kadar merkezi ve önemli Aliados Meydanı'ndan geçmeden şehirden ayrılmanız mümkün değil. Şehrin önemli olayları, kutlamaları, sergileri ve festivalleri genelde bu meydanda yapılıyor. Meydanın tam ortasında gösterişli bina şehrin meclis binası, her ayın ilk pazar günü ziyaret edebilirsiniz. Şehrin en canlı parkı olma özelliği ile Virtudes Parkı özellikle bahar ve yaz aylarında lokaller tarafından çoğunlukla tercih ediliyor. Porto'nun gizlenmiş cennet parkı olarak bilinen Virtudes'de orta çağ ve neoklasik heykeller ve rengarenk çiçeklerle bezenmiş. Özellikle gün batımında birasını alan buraya geliyor. Güzel havalarda gizlenmiş bu parka yeşillikler ve Porto manzarasına karşı dinlenmek için de oldukça ideal. UNESCO korumasındaki şehrin en değerli yerlerinden olan Ribeira bölgesinin ana meydanı olan Ribeira Meydanı hemen nehir kenarında yer alıyor. Meydanda bir çok kafe, bar ve restoran bulunuyor, turistik olsa da belki burada soluklanmak hiç de fena olmaz çünkü manzara şahane. Douro Nehri boyunca şarap taşıyan kayıkları uzun uzun izleyebilir, karşı kıyı Gaia'ya genel bir bakış yapabilir ve tüm ihtişamı ile Dom Luis Köprüsünü izlemek için en iyi noktalardan biri, günün her saati gidebilirsiniz. 1914 yılında alınan karar ile tüm sokak pazarlarının kapatılmasıyla şehrin en büyük kapalı pazar yeri olarak kuruldu. Pazar günü dışında her gün açık. Santa Caterina Caddesine çok yakın, yerel lezzetleri tatmak için buraya gelin. 12. yüzyıldan kalma katedralin yapısı şatoya benziyor çünkü eskiden şehri korumak için kullanılmış. Tarih boyunca denizci Prens Henry'nin vaftiz edildiği ve Kral I. John'un İngiliz Prensesi Philippa ile evlendiği katedral olması sayesinde şehir için en önemli yerler arasında olmuş. Günümüzde şehrin simgelerinden olan katedral aynı zamanda şehrin en büyük kilisesi, sadece bu sebeple bile mutlaka görmeniz gereken bir yapı. Maalesef ki şuanda tek orjinal kısmı gül figürlü penceresi. Katedralin önündeki terastan adeta Porto ayaklarınızın altında, Gaia bölgesini ve Douro Nehri'ne kuş bakışı bakabileceğiniz tartışmasız en iyi nokta. Katedrale giriş ücretsiz, eğer kuleye çıkmak isterseniz 2 ödemeniz gerekiyor. Şehrin içinden geçen nehrin Atlantik Okyanusu'na döküldüğü noktadaki Foz de Douro, bir zamanlar balıkçı köyüydü. Şimdilerde ise sahilde yer alan kafeler ve balık restoranları ile turistler kadar lokallerinde gözdesi. Gün batımında, okyanusun dalgaları gel-git etkisiyle yükseliyor, bu güzel manzara için bir çok kişi sahile akın ediyor. Peynir Kalesi olarak bilinen yaklaşık 350 yıllık Castelo do Queijo, okyanusun kenarında savunma amacıyla yapılmış. Zamanı olanlar Sao Joao Baptista Kalesi ve Passeio Alegre Parkı'nı görmeden dönmesin. Infante Dom Henrique Meydanı'ndan 14. yüzyıldan kalma Sao Francisco Kilisesi'ni izlemekle başlayın. 1383-1410 yıllarında inşa edilmiş, dışarıdan oldukça Gotik, içerisine girdiğinizde ise göz kamaştırıcı bir Barok eser. İçerisindeki detaylar yaklaşık 100 kg altın yapraklarıyla kaplı, fazlasıyla ihtişamlı. İçeriye girdiğinizde İtalyan ve Portekiz heykeltraşların eserlerine dikkat edin. Kilisenin altında yer alan yer altı mezarlıkları muhtemelen göreceğiniz en ilginç şey olacak. Sizde benim gibi şehri tepelerden keşfetme meraklısıysanız Porto'nun panoramik keşif noktası Clerigos Kulesi'ne gelin. 76 metre yüksekliğindeki kule İtalyan Barok mimari ustası Nicolau Nasoni tarafından 1700'lü yılların ortalarında tasarlanmış. Kuleye tırmanmadan önce girişte bir sergi var, şehrin ve kulenin tarihini resimlerle açıklıyor. Ayrıca dev ekranlarda yukarıya çıkamayanlar için kulenin farklı açılarında yer alan kameraların görüntüleri gösteriliyor. Muhteşem Porto manzarasına ulaşmak için 230 basamak çıkıyorsunuz. Yukarıya çıktığınızda muazzam bir Porto manzarasına şahit olacaksınız. Kızıl kiremitli çatılar, Douro Nehri ve karşı kıyıdaki şarap bölgesi Gaia, büyüleyici. Infante Dom Henrique Meydanı'nda yer alan Borsa Sarayı'nın tam ortasında bir saat kulesinin yükseliyor. Neoklasik tarzda inşa edilmiş görkemli Borsa Sarayı 1842-1910 yılları arasında inşa edilmiş. Girişin hemen karşısında cam kubbeli salonda borsanın işletildiği yeri göreceksiniz. Özellikle Salao Arabe görülmeye değer. Bu ihtişamlı balo salonunun detayları 18 kg altın yaldızla süslenmiş. İçeride bireysel tur yapamıyorsunuz, giriş ücretine dahil olan tura katılarak gezebilirsiniz. Her yarım saatte bir 30 dakika süren tur yapılıyor. Dünyada görebileceğiniz belki de en etkileyici istasyon dersem abartmış olmam. Müze tadında, hala istasyon olarak kullanılan 1903 yapımı tamamlanan Sao Bento tren istasyonu şehrin merkezi konumunda yer alıyor. 20 bin kare seramik 1930 yılında sanatçı Jorge Colaço tarafından tasarlanmış. Duvarlardaki seramiklerde tarihi savaşlar ve ulaşım tarihi tasvir edilmiş. Porto gezimiz boyunca önünden kaç kez geçtik hatırlamıyorum bile, içeri girdiğimizde inanılmaz etkilendim. Yeşilliklerin arasında Porto manzarası için Kristal Saray'a gelin ve bahçesinde kaybolun. Ücretsiz gezebileceğiniz şehir parkı, adını içerisinde bulunan saraydan alıyor. Günümüzde konser ve spor etkinlikleri için kullanılıyor. Saray bahçesinde bir kütüphane, kafe, Port Şarap Müzesi ve Romantik Müze yer alıyor. 19. yüzyıldan kalma bu konak Romantik dönemi ve zamanın burjuvazisinin karakteristik bir örneği kabul ediliyor. İçerisinde bir müze, malikane ve park bulunduran Serralves bizim Porto gezimizde keşfettiğimiz en sürprizli yer oldu. Gitmeden önce her ayın ilk pazar günü ücretsiz olduğunu öğrenince ve gideceğimiz tarihte tam da o zamana denk gelince Pazar günü kahvaltıdan hemen sonra Serralves'e geldik. Aslında Serralves'e Portekiz sanatının en güzel sanat eserlerini görmek için gelmiştik ama 18 hektarlık parkta dolaşırken doğanın karşısında büyülendik. Parkı içinde zambak gölü, gül bahçeleri ve çeşmeler var. Kamelya şehri Porto'da 600 çeşit farklı kamelyayı gözlemek için Serralves parkına gelin. Zamanımız olsa tüm bir günü burada geçirme fikrindeydik, o kadar ki bayıldık. Modern sanat için gelin ama en çok bu doğa harikasını görmek için mutlaka gelin. Gaia bölgesinin göz bebeği, 1670 yılından kalma Serra do Pilar Manastırı, 1996 yılında Unesco'nun da koruması altına alınmış. Portekiz'de eşi benzeri olmayan bu özel manastır dairesel tasarımı ve bulunduğu konum ile göz kamaştırıyor. Tepede yer almasına rağmen tırmandığımız yokuşa sonuna kadar değeceğini düşünüyorum. Buraya gelin, hem ihtişamlı manastırı ziyaret edin hem de muazzam Porto manzarasının keyfini çıkarın. Porto'nun simgelerinden biri kabul edilen Dom Luis Köprüsü 1886 yılında Porto bölgesi ile Gaia bölgesi arasında ulaşımı sağlamak amacıyla yapılmış. Bu devasa köprüye aynı zamanda Eiffel Köprüsü de deniliyor çünkü bu köprü Gustave Eiffel'in öğrencisi tarafından yapılmış. Bir diğer özelliği ise dünya üzerinde göreceğiniz en uzun demir kemeri olması. 2 kattan oluşan köprünün üst kısmından metro, alt katından ise araçlar geçiyor. Yayalar her iki katı da kullanarak karşıya geçebiliyor. Sizlere önerim bir kez olsun yürüyerek bu köprüden geçmeniz, gerçekten inanılmaz etkileyici bir manzaraya sahip. Hayatımda ilk kez böylesine yüksek bir köprüden yürüyerek geçtim, tam tamına 385 metre uzunluğunda ve 44 metre yüksekliğinde köprüden geçmenin en doğru zamanı tabi ki gün doğarken ya da batarken, sakın kaçırmayın. Neden bir kitapçıyı bu listeye ekledim? Çünkü Livraria Lello bir kitapçıdan çok daha ötesi. 1869 yılında yapılmış, ahşap görünümlü iç dizaynı ve rengarenk vitray tavanıyla ve birçok alandan çeşitli kitaplarıyla insanı büyülüyor. Lonely Planet'a göre dünyanın en güzel üç kitapçısından biri olan kitapçı, Porto'da o kadar ünlenmiş ki tüm turistler buraya akın ediyor hatta bazı günler kapısında uzun kuyruklar oluyor. Bu kitapçıya giriş ücretli ancak içeriden kitap alırsanız giriş ücreti kadar indirim kazanıyorsunuz. Aslında amaç turistik bir ücretten çok kitap satışına teşvik etmek. 1906 yılından kalma Neo-gotik tarzdaki bu kitapçı Harry Potter'ın yazarı JK Rowling'in 1991-1993 yıllarında ilham kaynağı olmuş. Ünlü yazar kitapçıya gelip o yıllarda kitaplarını burada yazarmış. Harry Potter serisinin temelleri hem bu kitapçıda atılmış hem de kitaplarında Porto sokaklarındaki yaşanmışlıklar etkili olmuş. Mesela yazar Hogwarts öğrencilerinin kıyafetlerini Portolu üniversite öğrencilerinden esinlenerek yaratmış. Porto'da bazı üniversite öğrencileri \"traje academico\" adını verdikleri kıyafeti giyerek şehirde dolaşıyorlar. Eğer Porto'da iken siyah pelerinleriyle dolaşan gençler görürseniz şanslısınız çünkü ben görmeyi çok istememe rağmen denk gelemedim. merhabalar ellerinize sağlık kaleminize de.. korona virüsü biter bitmez tüm dünya da tabiki ülkemizde ilk biletim bu şehre olacak. tabiki bu sizin anlatımınız sayesinde. harikasınız. sevgiler egeden tire, den.. Güzel yorumunuz için gerçekten çok teşekkür ederim. Böyle yorumlar sayesinde daha da motive olup daha çok yazıyorum. Fado için özel bir yer önermiyorum ama Alfama'da yüzlercesini bulacaksınız. Bence müziğin sizi içeriye çağırmasına kulak verin 🙂 Şimdiden şahane bir gezi diliyorum, sevgiler. Vay canına öylesine merak ettin demek. Valla herkes gitsin görsün istiyorum bu güzel şehri. Airbnb indirim linkim de her konaklama için geçerli ama umarım ilk kez Porto'da kullanırsın 🙂 Yolun açık olsun. Porto'ya temmuz ayında gidiyoruz. Doğru düzgün bir yazı bulamamışken size rastladım. Gerçekten emek vererek yazmışsınız. Muhteşem. Bizim tarihlerimizde kaldığınız evde yer bulamadık. Yoksa kesin orada kalacaktık, çok beğenmiştik. Aynı kişinin yakında bir evi daha varmış onu kiralamayı düşünüyoruz. Kaldığınız yerden merkeze yürümek mümkün mü, uzak değil gibi haritaya göre ama emin olmadık. Şimdiden yanıt için teşekkürler."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/prag-gezi-rehberi", "text": "Yurt dışına çıkmadan önce yapılması gereken en önemli şey gideceğiniz ülkenin işleyişini öğrenmek. Prag, Avrupa'da yer alsa da seyahat ederken başınıza gelebilecek olan bazı sorunlar ve bilmeniz gereken önemli konular var. Bunlar için en azından önem almak ve Prag'ı daha yakından tanıtmak için Prag hakkında bilmeniz gereken her şey bu yazıda sizleri bekliyor. Prag, Çek Cumhuriyetinin başkenti ve aynı zamanda en büyük şehridir. \"Altın Şehir\",\" Masal Şehri\" ve \"Avrupa'nın Kalbi\" gibi isimlerle anılır. Çekçe'de Praha diye geçer. Şehir genel olarak sayılara göre bölgelere ayrılmış ve toplamda 10 bölgeden oluşuyor. En merkezi bölgesi Praha 1 olarak geçer, burası şehrin kalbi gibi düşünebilirsiniz. Sayılar büyüdükçe merkezden uzaklaşır o yüzden mesafeleri düşünürken sayılardan hızlıca ilerleyebilirsiniz. Prag'ın nüfusu ortalama 1 milyon 200 bin civarlarında. Ama bu rakam yüksek sezonda gelen turistler ile daha da artıyor. Çek Cumhuriyeti'nin resmi dili Çekçe ama çoğu kişi İngilizce bildiği için dil engeli yok."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/rehoboth-beachde-work-and-travel", "text": "2013 yılında Rehoboth Beach'te unutulmaz bir Work and Travel deneyimini yaşadım. Rehoboth Beach hakkında internette yeterli Türkçe kaynak olmaması gelecek öğrencileri merakta bırakıyor. Bu konuyla ilgili çok soru alınca bende blog yazısı ile herkese faydalı olacak bir içerik yazmak istedim. Yazıyı okuduktan sonra merak ettiğiniz soruları yazının sonuna yorum olarak bırakabilirsiniz. Rehoboth Beach'e her yaz binlerce öğrenci Work and Travel için gelir. Bu sahil kasabası öğrenciler için iş imkanı bakımından oldukça iyi sayıda işler sunar. Aynı zamanda unutulmaz geçecek bir yaz da vaad eder. Work and Travel için seçtiğiniz yer Rehoboth Beach ya da seçmekle seçmemek arasında kararsızsınız, işte bu yazı tam da size göre. Haydi hep birlikte Rehoboth Beach'i yakından tanıyalım. Rehoboth Beach'te Work and Travel yapacaksanız uçak biletinizi direkt New York ya da Philadelphia aktarmalı alabilirsiniz. Benim biletim İstanbul-Roma-New York-Philadelphia aktarmalıydı. Yolculuğum uzun ve oldukça yorucu geçti. Önce İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan Alitelia ile 2,5 saatte Roma'ya uçtum. 6 saat beklemenin ardından aktarmalı biletim ile Roma'dan 10 saatlik bir yolculuk ile New York-JFK'ya uçtum. Bu arada aktarmalı uçuşlarda ABD vizesi olan kişilerin İtalya'da transit vize göstermesine gerek bulunmuyor. Son olarak New York'tan kalkan uçağımla 1,5 saatlik yolculukla Philadelphia'ya vardım. Bu yolculuk sonrası valizimin kaybolmasıyla maceralı geçen yolculuğum bir madalya almaya hak kazandı. Eğer zamandan kazanmak istiyorsanız ve aktarmalı bilet denk gelirse benim gibi Philadelphia'ya bağlantılı uçuş yapın. Diğer bir yol ise direkt New York'a uçup, karayolu ile Rehoboth Beach'e ulaşmak. Şimdi ben size iki yolu da anlatacağım, seçim sizin. Buradan ulaşım için iki seçenek var ama her ikisi de direkt olarak ulaşmanızı sağlamıyor, iki türlü de birkaç sefer aktarma yapacaksınız. Delaware'dan, Wilmongton ve Dover'a giderken Greyhound otobüslerini kullanabilirsiniz, online olarak bilet alma kolaylığı da sağlıyor. - Otobüs ile ulaşım: JFK Havaalanı'ndan önce Port Authority'e ulaşın. Daha sonra Dover Delaware'e bilet almanız gerekiyor. Biletinizi isterseniz gittikten sonra veya gitmeden önce alabilirsiniz. Dover'a varınca Dover Transit Center'a gidip 303 numaralı otobüse binerek Georgetown Transit Hub'da inip, birkaç dakika yürüyeceksiniz. Us Rt 9 & N Railroad Ave durağından Reboboth Beach için 206 numaralı otobüse bineceksiniz. - Tren ile ulaşım: Önce New York JFK'dan Pennsylvania Station'a gitmeniz gerekiyor. Wilmington'a varıp oradan 301 numaralı otobüse binip Dover Transit Center'a ulaşacaksınız. Daha sonra Dover'dan 303 numaralı otobüse binip Georgetown Transit Hub'da inip, Us Rt 9&N Railroad Ave durağından Rehoboth Beach tarafına doğru gidecek olan 206 numaralı otobüse bindiğinizde ulaşacaksınız. - Terminal A'dan Airport Line 402 veya Airport Line 4708 trenine binip Jefferson Station'da indiğinizde Greyhound Terminali'ne ulaşmış oluyorsunuz. Buradan Rehoboth Beach'e direk ulaşım yine yok, bu nedenle biletinizi Dover'a alın. Biletinizi terminalden alabileceğiniz gibi gitmeden önce de internet üzerinden alabilirsiniz. Dover'a vardıktan sonra Dover Transit Center'dan 303 numaralı otobüse binip Georgetown Trasit Hub'da inip, Us Rt 9&N Railroad Ave durağından Rehoboth Beach tarafına doğru olan 206 numaralı otobüse bindiğinizde gideceğiniz yere ulaşacaksınız. - Otobüs ve tren ile ulaşmak, direkt ulaşım olmadığı için hem çok zaman alıyor hem de yorucu. Eğer arkadaşlarınız ile özel servis hizmeti alırsanız bu yolculuğu daha hesaplı bir fiyata yapabilirsiniz. Havaalanından Rehoboth Beach'e servis ayarlamak için OC Student Center'ı kullanabilirsiniz. - Atlantik Okyanusu'na kıyısı olan Rehoboth Beach, Delaware eyaletinde yer alan ve Sussex ilçesinde bir şehir. Şehrin nüfusu yaklaşık 1,500 kişiden oluşuyor. Ancak yazları bu sayı neredeyse 3 katına çıkıyor. - Rehoboth Beach'in bulunduğu eyalet Delaware'e komşu eyaletler New Jersey, Maryland ve Virginia olduğu için her yere ulaşımı kolay ve yakın. - Amerika'nın en küçük eyaletlerinden biri olan Delaware eyaleti, 1787 yılında ABD anayasasını diğer eyaletlerden önce kabul ettiği için \"Birinci Eyalet\" olma özelliğine sahip olmuş. Bu yüzden Delaware eyaletinde vergisiz alışveriş yapılıyor. Vergisiz alışveriş ne demek olduğunu yazının devamında anlatıyorum. - Rehoboth Beach genel olarak hafif tropikal iklim etkisinde olan bir yer. Yazları nemli ve sıcak, kışları soğuk bir havası var. Ancak tropikal iklimden dolayı temmuz ayında aniden başlayan şiddetli yağışların etkisinde oluyor. Bu yüzden yağışa her zaman hazırlıklı olmalısınız. Yağış başlamadan önce telefon operatörünüzden mesaj gelir ve merkezde siren sesleri başlar. Buna hazırlıklı olun. - Rehoboth Beach konum itibari ile öğrenciler için oldukça avantajlı bir yer. Günübirlik olarak Atlantic City ve Ocean City'e toplu ulaşımla gidebilirsiniz. Ayrıca araba kiralar ya da satın alırsanız da 2,5 saatte Baltimore'a ve başkent Washington DC'ye, 4 saatte de New York'a gidebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/sakiz-adasi-gezi-rehberi", "text": "Türkiye'de en popüler Yunan adaları rotalarından biri kuşkusuz ki Sakız Adası. Doğal güzellikleri ve insanlarının sıcaklığının yanı sıra komşumuz bir kere, onlar biz gibi, bizler de onlar gibiyiz. Sakız Adası, Yunan Adaları arasında büyük bir öneme sahip. Damla sakızı bütün dünyada sadece Sakız Adası'nda yetişiyor, ada adını damla sakızı ağaçlarından almış olsa da diğer bir ismi de Hora imiş. İngilizce ismi ile de Chios olarak biliniyor. Ayrıca rivayetlere göre İlyada ve Odesa Destanı'nın yazarı Homeros da Sakız Adalıymış. Sakız Adası, Ege'nin kuzey doğu adalarından bir tanesi, Çeşme'nin tam karşısında konumlanmış ve yüz ölçümü açısından Yunan Adaları arasında 5. sırada yer alıyor. Bir de kendisine bağlı iki de küçük adası var; Psara ve Oinousses. Sakız'a üçüncü kez gitmeme rağmen bir an olsun sıkılmadığım bir destinasyon. İlk gittiğimde günübirlik, ikinci gittiğimde üç gün ve 2018 yılındaki seyahatimde Sakız Adası'nda 6 gün kaldım. Ayağımın tozuyla döner dönmez sizler için gezi rehberimizi detaylandırıyorum. Bu arada Sakız Adası konaklama önerileri için Sakız Adası Otel Rehberi ve Sakız Adası mekan önerilerim için Sakız Adası'nda Ne Yenir yazılarıma göz atmayı unutmayın. Yunan mutfağından tüm detaylarıyla bahsettiğim Komşunun Lezzeti: Yunan Mutfağı yazımda Yunanlılar'ın yemek kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Adaya hem deniz hem de hava yolu ile ulaşım mümkün fakat uçuşlar Yunanistan içi olduğu için Türkiye'den sadece deniz yoluyla ulaşmanız mümkün. Yeşil pasaportunuz var ise vizesiz girebilir, bordo pasaport sahibi iseniz Schengen vizesi ya da kapıda vize uygulaması ile giriş yapabilirsiniz. Kapıda vize uygulaması hakkında detaylı bilgiler için: Yunanistan Kapı Vizesi. Sakız Adası, İzmir'in Çeşme ilçesinden deniz yolculuğuyla yaklaşık 30 dakikada ulaşabileceğiniz şirin bir Yunan Adası. Ayrıca diğer bir alternatif ise Yunan adalarından deniz yoluyla rotanızı çizerek de ulaşabilirsiniz fakat Midilli, Samos, Selanik, Limnos, Kavala, Rodos, Kos, İkaria adalarıyla düzenlenen seferlerin aktarmalı olmasından dolayı kalacak günlerinizi hesaplayarak rotanızı belirlemeniz gerektiğini unutmamalısınız. Çeşme-Sakız arası yolculuğumuzu daha önceki gidişlerimizde Ertürk Turizm ile sağladık. Eğer günü en iyi şekilde değerlendirmek isteyenlerdenseniz, daha hızlı giden katamaran seçeneği öneririm çünkü ilk varan sefer oluyorsunuz ve pasaport kontrolüne erkenden girerek zaman kazanıyorsunuz. Alternatif olarak Çeşme-Sakız seferlerini Turyol firması da düzenliyor. Daha önce de Midilli Adası'na geçerken kullanmıştık, buraya da hat açtığını öğrenince son gidişimizde Turyol'u tercih ettik. Seferler sabah 9.00'da Çeşme'den başlıyor ve 9.30'da Sakız'a varıyor. Dönüşlerde akşam 18.00'de gerçekleşiyor. Bilet fiyatları gidiş-dönüş kişi başı 25 , tek yön alırsanız 20 ödeniyor. Adada kalacaksanız ve hakkıyla gezmek istiyorsanız kesinlikle araba kiralamanızı öneriyorum. Liman çevresinde birçok araç kiralama firması bulunuyor. Biz kaldığımız otelin araç kiralama firması olan Travel Shop ile aracımızı günlük 25 'ya kiraladık. Oteli ve araç kiralamayı aynı yerden yaptığımız için müşterilerine özel indirimlerden de faydalanmış olduk. Gelmeden önce tüm işlemleri online olarak da hallettik ve limana vardığımızda zaman kaybetmeden aracımızı teslim aldık. Eğer önceden bu işlemleri hallaederseniz zaten firma sizin varış saatinize göre limanda sizi bekliyor oluyor. Bu sayede zamandan tasarruf etmiş olursunuz. Ancak günübirlik gidenler için cazip alternatifler de mevcut. Merkezde adayı yüzeysel keşfetmek isteyenler yürüyerek dolaşabiliyor, alışverişini yapıyor, sahilde Uzo ya da bira içiyor ve dönüyor. Diğer bir alternatif ise günübirlik turlar ile adayı keşfetmek. Limandan iner inmez zaman kaybetmeden rehber eşliğinde adayı farklı açılardan keşfetme imkanı veren çeşitli turlar düzenleniyor. Adanın şirin köylerinin bir günde gezmek isteyenler bu turlara katılabilir. Konaklama için de eğer bir tatil evi ya da oda kiralamak isterseniz Airbnb'yi kullanabilirsiniz. Hala bir Airbnb hesabınız yok ise paylaşacağım linkten üye olup ve 400 TL'ye varan indirimi anında kazanın. Airbnb indirim linkini kullanarak konaklamanızı daha hesaplı yapabilirsiniz. - Chios Limanı - Chios Arkeoloji Müzesi - Chios Kalesi - Sakız Müzesi - Osmanlı Hamamları - Nea Moni Manastırı - Olimpi Mağarası"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/sakiz-adasi-otel-rehberi", "text": "Sakız Adası'nda bu güne kadar kaldığım otel ve evlerde yaşadığım deneyimleri paylaşmak için otel tavsiyeleri yazımı hazırladım. Sakız Adası hakkında daha fazla bilgi almak isteyenlere öncelikle Sakız Adası Gezi Rehberi ve Sakız Adası'nda Ne Yenir yazılarımı okumasını öneriyorum. Yunan Adaları'nı gezerken tek bir yerde konaklamamak hem ulaşım hem de zaman açısından çok daha iyi. Sakız Adası'na üçüncü kez geldiğim için deneyimlerim sonucu bu fikre daha çok katılır oldum. Eğer sizde adayı detaylıca keşfetmek istiyorsanız tek bir yerde kalmayı pek tercih etmeyin. Tek bir yerde uzun süre konaklamak her gün uzun süreli araba yolculuğu demektir. Bu yüzden her gün ya da iki günde bir olarak otel değiştirip, her biri kendi içinde avantajlı ve güzel otellerde konaklamayı seçmak bana daha mantıklı geliyor. Eğer Sakız Adası'nda otel rezervasyonunuzu Booking üzerinden yapacaksınız sayfanın sağ tarafındaki Booking rezervasyonları kısmından yapabilirsiniz. Ya da bir tatil evi/oda kiralamak isterseniz de Airbnb'yi kullanabilirsiniz. Hala bir Airbnb hesabınız yok ise paylaşacağım linkten üye olun ve anında indirim kazanın. Airbnb %10 indirim linkini kullanarak konaklamanızı daha hesaplı yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/sakiz-adasinda-ne-yenir", "text": "Komşumuz olunca, damak zevklerimiz de benzer oluyor. Adaya gelip de lezzet ve tazeliğin doruğunda olan deniz ürünleri yemeden tabi ki de dönülmez. Hem fiyatlar bize göre oldukça uygun hem de lezzet ve kalite daha iyi. Yunan lezzetlerinden asla pişman olmayacaksınız. Yunan mutfağından tüm detaylarıyla bahsettiğim Komşunun Lezzeti: Yunan Mutfağı yazımda Yunanlıların yemek kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Sakız Adası hakkında daha fazla bilgi almak isteyenlere öncelikle Sakız Adası Gezi Rehberi ve Sakız Adası Otel Rehberi yazılarımı okumasını öneriyorum. Sakız Adası'na gelmişken Yunan lezzetleriyle tanışın. Mesela kahvaltıda Bougatsa tatlısı yiyin. Kahve sever biriyseniz buraya gelince hemen hemen her yerde bulabileceğiniz yaz kış demeden Yunanlılar tarafından tüketilen Frappe yanı soğuk ve buzlu kahve ile serinleyip, kahve krizinizi hafifletebilirsiniz. Öğlen ve akşam yemeğinde Greek salata ve Caciki sofranızdan eksik olmasın, Yunan sofralarının olmazsa olmazıdır. Deniz ürünleri bize göre daha lezzetli oluyor, sıradan bir yerde bile deneyeceğiniz ahtapot, kalamar ya da karides çok iyi lezzette olacak. Buraya gelince Yunan rakısı Uzo ile Feta peynirinin uyumunu deneyin. Yunanlılar rakı içer de bira içmez mi? Tabi içer hemde Sakız Adası'na has Chios Fresh Beer markaları bile var."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/sakiz-adasinin-en-guzel-plajlari", "text": "Sakız Adası'nın bilinen plajlarının aksine, bilinmeyenleri çok daha güzel. Kumlusundan volkanik taşlısına, her çeşit sahili var. Bazı plajlar çok kalabalık olurken bazı plajlar ıssız olabiliyor ve Yunanistan'da sahiller kendi içinde organize ve organize olmayan plaj olarak ayrılıyor. Organize plajlarda cankurtaran, şemsiyeler, şezlonglar ve duş imkanı bulabilirsiniz. Plajın bulunduğu konumda taverna ya da kafe mutlaka olur. Organize olmayan plajlarda ise tüm ihtiyaçlarınızı sizin sağlamanız gerekir. Genellikle ağaç altına havlunu ser, yiyecek içecekleri önceden al ve ıssız sahillerin tadını çıkar temalı olur. Ben kalabalıktan uzak, organize olmayan plajları daha çok tercih ediyorum. Sakız Adası'nda sayısız güzellikte sahillerde yüzdüm. Her biri halka açık ve ücretsiz. Eğer şezlong ve şemsiye kullanmak isterseniz organize olan plajlarda genellikle sahil kenarındaki tavernalar oluyor ve eğer bir şey yemek/içmek istemiyorsanız kişi başı 2-3 ödemeniz bekleniyor. Ama genellikle bunu ödemek yerine bir içecek içip tüm gün plajı kullansanız kimse size bir şey demez. Bir de çoğu plaja arabanızla ulaşmanız gerekeceği için plajları dolaşmanın öncesinde araba kiralamanız ve yanınıza mutlaka plaj ayakkabısı almanızı öneriyorum. Şimdi sıra Sakız Adası'nın en güzel plajlarını anlatmaya geldi. Sakız Adası'nda denize girilecek yerlerden detaylıca bahsetmeden önce bölgelerine göre ayırmak istiyorum. Sakız Adası plajları haritası üzerinden de göreceğiniz gibi adada çok sayıda plaj var. Adanın her bölgesinde çeşitli plajlar olmasına rağmen en az sayıda kuzeyde bulunuyor. Ayrıca adanın kuzeyindeki plajlar genellikle taşlık, rüzgarlı ve dalgalı oluyor. Bu yüzden de pek tercih edilmiyor. Biz genel olarak güney ve batı Sakız'da denediğimiz plajlardan çok memnun kaldık. Doğu tarafı liman bölgesine yakın kaldığı için ve daha kalabalık olduğu için pek tercih etmedik. - Güney Sakız Sakız ağaçlarının arasından geçerek inanılmaz güzellikte turkuaz bir denize çıkacaksınız, işte burası Vroulidia. Burası adanın en güneyinde, yarı organize bir plaj. Tepede arabanızı park edebileceğiniz alanda bir kafe var. Oradaki merdivenlerden aşağı inerek plaja ulaşıyorsunuz. Taşlık, suyu soğuk, küçük bir plaj. Şemsiye ve sezlong yok ama ağaçlarla gölgelik ufak bir alan var, bizde orayı kullandık. Suyu soğuk ama o kadar pırıl pırıl ki insan zaman kaybetmeden hemen atlamak istiyor. Buradaki denizin rengi mavi değil, siyahla koyu lacivert arası bir tonda. Bunun sebebi ise tüm sahilde ve denizin içinde bulunan volkanik siyah taşlar. Eşsiz doğal güzelliği ve tertemiz deniz suyundan ötürü yolu güneye düşenler tarafından en rağbet gören plaj. Yarı organize bir plaj, şezlong ve şemsiye yok ama temel ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir kafe var. Gölgelik olarak plajın arkasındaki ağaçlık alanı kullanabilirsin. Mavra Volia'nın hemen sağındaki tepeden çıkınca yanında yine simsiyah taşlı büyüleyici güzellikteki Foki Plajı bulunuyor. Baktınız ki Mavra Volia çok kalabalık, sakin bir yer istiyorsunuz, hemen buraya gelin. Kalamoti Köyü'nün limanı Komi; büyük bir kumsalı olan, adanın en turistik yerlerinden biri. Organize bir plaj, şezlong, şemsiye, duş, kabin ne ararsanız var. Birçok kafe ve taverna sayesinde yeme-içme konusunu dert etmeden kum plajın keyfini çıkarabilirsiniz. Suyu pek soğuk değil, çabuk derinleşmediği için de çocuklu aileler için gayet uygun. Tabi bu kadar imkanı bir arada sununca adanın en kalabalık plajlarından biri olduğunu da unutmayın. Aynı sahil şeridinde hemen yakınında Lilikas Plajı, bu sahile göre daha sakin, taşlık ve sahil boyunca küçük tavernaların olduğu bir yer. Pek kimseler tarafından bilinmeyen gizli plajlardan biri. Aslında Agia Dynami'nin komşu plajı ama arabayla yolu ters istikamette olduğu için yol mesafesi olarak uzak kalıyor. Eğer ben trekking yaparım da ulaşırım derseniz iki plaj arasında kısa sürede geçiş yapmak mümkün. Yolu gerçekten kötü ve uçurumlu ama inanın gittiğinize değecek, vazgeçmeyin yola devam. Yarı organize bir plaj, seyyar bir kafe var ama biz gittiğimizde henüz sezonu açmadığı için şemsiye ve şezlogundan ücretsiz faydalandık. Plajı taşlık ama plaj ayakkabısı ile sorun çözülüyor. Suyu soğuk, berrak, turkuaz ve hemen derinleşiyor. Kimselerin olmadığı bir plajda denize girmek isterseniz burayı öneririm. Tesis olmasına rağmen yolu kötü olduğu için pek tercih edilmiyor. Eğer günün son saatlerinde buraya gelirseniz günü burada batırmayı es geçmeyin. En güzeli en sona sakladım. Açıklıyorum, Sakız Adası'nın en muhteşem plajı Agia Dynami. Olimpi Köyü yakınlarında hala adanın en gizli plajlarından biri. Özellikle lokallerin tercih ettiği bir koy. Ben adaya ilk geldiğimde Yunan bir arkadaşımın tavsiyesi ile keşfettim ve o günden beri benim için Sakız'ın en sevdiğim plajı. Adını plajın yakınındaki tepede bulunan kiliseden alıyor. İnanılmaz bakir bir plaj, suyu kristal gibi. Turkuaz rengi o kadar etkileyici ki gerçekten kendine hayran bırakıyor. Tabi böyle güzel ve özel bir plajın organize olmasını beklemiyorsunuz değil mi? Etrafında hiçbir tesis yok, gölgelik birkaç ağaç var. Hemen derinleşmeyen, incecik kumu olan, suyu soğuk bir plaj. Al yanına hoparlörünü, içeceğini, yemeğini, ser havlunu, tüm gün keyfine bak. - Kuzey Sakız Etrafındaki küçük tavernaları olan sakin bir plaj. Taşlık plajı, suyu soğuk ve dalgalı. Adanın kuzeyine pek kişinin yolu düşmez ama yine de en popüler plajı listenizde bulunsun. - Doğu Sakız İşte Sakız Adası'nda en unutulmaz plajlarından biri daha. Sahili mini çakıl taşlı ve kumlu, denizi efsane. Bizdeki beach clubların tarzına yakın bir sahil barı var. Virajlı bir yolun arasında gizlenmiş, tabelası olmayan özel bir plaj. Sahile indiğinizde göreceksiniz, ada halkının çoğu genci de burada eğleniyor. Tesis olduğu için organize bir plaj. Suyun rengi öyle güzel bir turkuaz tonu ki tepeden balıklama atlayasım gelmedi değil. Adanın yerlilerinin daha çok tercih ettiği, turistik olmayan bir plaj. Yoldan geçerken turkuazlığuna vurulduğum plajlardan biri daha. İnce çakıl taşlı, küçük bir koy. Organize bir plaj değil, ama ağaç altı bulunur. Tamamen kum olan bu plaj, adanın en kalabalık plajlarından biri çünkü Sakız merkezine en yakın denize girelecek yer Karfas. Plajın çevresi büyük otellerle dolu olduğu için günün her saati kalabalık. Plajı ince kum, suyu sığ ve organize bir plaj olduğu için herkes tarafından tercih ediliyor, özellikle de çocuklu aileler burayı seçiyor. Günübirlik Sakız'a gelip plaj keyfi sürmek isteyenler Karfas'ı tercih edebilir. - Batı Sakız Denize bakan tavernalarıyla, aynı zamanda adanın en organize plajlarından biri. Şezlong, şemsiye, kabin ve duş imkanın yanı sıra çok sayıda kafe ve tavernası ile tüm ihtiyaçlarınıza yetişiyor. Denizin ve sıra sıra dizili şezlongların olduğu kısmı uzunca bir kumsal. Adanın en sığ denizlerinden biri, yürü yürü derinleşmiyor. Hem ince kum hem de sığ olduğu için çocuklu ailelere pek uygun. Yunanca'da ikiz anlamına gelen Didyma, iki benzer plajdan oluşuyor. Görüntüsü olduğu kadar denizi de mükemmel! Genellikle çok kişinin bilmediği, ıssız plajlar listesine alabilirim. Suyu soğuk, çabuk derinleşen ve taşlık sahili var ama su o kadar berrak ki güzelliğine hayran bırakıyor. Yüzerken dipte yüzen balıkları bile görmek mümkün. Adanın en ıssız plajlarından biri, hatta öylesine kimseler uğramıyor ki turist bir çiftin çıplak olarak sahilde güneşlendiğine tanık oldum. Yolu baya bozuk ama düzlük alanda ilerlediğimiz için tehlikeli bir durum yok. Deniz hemen derinleşiyor, sahili çakıl taşlı. Üstsüz güneşlenecek kadar ıssız bir yer olduğu için de tahmin edersiniz ki organize değil. Gölgelik olarak ağaç altlarını kullanabilirsiniz. Trahili, beyaz kumu ve masmavi deniziyle Sakız'ın en egzotik plajı. Yanına erzak almayı unutma çünkü yakınlarda pek bir şey yok. Plajın bulunduğu tepede bir gözetleme kulesi var. Eski zamanlarda adanın stratejik noktalarına yerleştirilen bu kulelerden adaya yaklaşan gemileri haber vermesi amacıyla gözetleme kulesi olarak kullanılıyormuş. Suyu soğuk, deniz çabuk derinleşiyor. Organize bir plaj değil ama çam ağaçlarıyla kaplı bir plajı olduğu için gölgelik sıkıntısı yok. Sürprizli plajlardan biri daha. Suyu pırıl pırıl, organize olmayan, ıssız bir sahili var. Plajı taşlık ve suyu soğuk ama tam kafa dinlemelik yer. Yoldan aşağı inerken yol sağa ve sola ayrılacak, sağa giderseniz Tigani, sola gidersenizde bir başka gizli plaja ulaşacaksınız. Bu plajın adı da Makria Ammos. Volissos Köyü'nün yakınlarındaysanız en yakın plaj Lefkathia. Organize bir plaj, şemsiye, şezlong ve kabin var. Bu çevrede pek plaj olmadığı için gün içinde baya kalabalık oluyor. Azize Markella manastırının bulunduğu yerde, kuzeybatı tarafında yer alan, taşlık bir plaj. Yine Volissos'a yakınsanız burayı tercih edebilirsiniz. Organize bir plaj değil ama ağaç altı gölgelikler var. Suyu hemen derinleşiyor ve soğuk. Bu plajın en büyük özelliği yıllar önce Azize Markella'nın, babası tarafından öldürüldüğü yerde kutsal bir kayanın bulunması ve burada deniz suyunun sıcak olmasıdır."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/samos-adasi-gezi-rehberi", "text": "Samos Adası, Türkiye'ye en yakın Yunan Adası olması dışında, inanılmaz güzellikteki plajları ve doğasıyla unutulmaz yaz tatil destinasyonlarından biri. Oksijeni ve yeşili bol Yunan Adaları'ndan birinde denizin keyfini çıkarıp leziz Yunan yemeklerinin tadına varmak istiyorsanız Samos sizin için doğru adres! Samos Adası Gezi Rehberi yazısında Samos Adası'nda gezilecek yerler listesi ve Samos Adası'na gitmeden önce bilmeniz gerekenler önemli bilgileri bir araya topladım. Şimdiden iyi gezmeler! Samos Adası, Kuşadası'nın karşısında konumlanıyor ve her geçen gün Türk turistler tarafından tercih edilen yaz tatili destinasyonlarından biri oluyor. Tarihi ve doğal güzellikleri ile benim de ilgimi çeken Yunan Adaları'ndan biri olunca rotamı Sakız Adası'ndan sonra Samos'a çevirdim. Samos Adası'na gitmeyi düşünenler için \"Samos Adası'nda nerede konaklanır?\" ve \"Samos Adası'nda ne yapılır?\" diyenler için Samos Adası Yeme İçme Rehberi ve Samos Adası Otel Tavsiyesi yazılarıma göz atmasını öneririm. Ayrıca Yunan mutfağından tüm detaylarıyla bahsettiğim Komşunun Lezzeti: Yunan Mutfağı yazısında Yunanlılar'ın yemek kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Samos Adası'na gideceğinizde en çok merak ettiğiniz konu \"Samos Adası nereye yakın?\" konusu oluyor. Samos Adası'ndan Kuşadası'na feribot ile giriş yaklaşık 40 dakika sürüyor. Seferler her gün karşılıklı olarak yapılıyor. Alternatif olarak İzmir'den daha yakın konumda Seferihisar-Samos arası feribot seferleri de var ama yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Ben Sakız Adası'ndan Hellenic Seaways ile Samos'a geçtim. Biletimi Ertürk Lines'dan almayı tercih ettim çünkü Yunan Adaları feribot seferlerini Türkçe arayüzü sayesinde alabilme kolaylığı sağlıyor. Ayrıca diğer birçok Yunan Adası'na geçişleri rahatlıkla planlama şansınız var. Samos Adası'da 3 liman olduğu için rotanıza göre farklı limanlara ulaşmış olacaksınız. Samos'un ana feribot limanı Vathy dışında Karlovasi and Pythagorion limanları da var. Seferihisar'dan Samos'a gidecekseniz Karlovasi limanına varacaksınız ve feribot yolculuğu yaklaşık 2 saat sürecek. 2022 yılı için Seferihisar-Samos Adası feribot bileti ücreti tek yön 35 'dan başlıyor. Kuşadası'ndan Samos'a gidecekseniz Pythagorion limanına yaklaşık 40 dakikada varacaksınız. 2022 yılı için Kuşadası-Samos Adası feribot bileti ücreti tek yön 31 'dan başlıyor. Samos Adası'na gitmek için pasaport ve vizeniz olması gerekiyor. Yeşil pasaportunuz varsa Yunanistan'a vizesiz seyahat edebilirsiniz. Ancak bordo pasaport sahibi iseniz schengen vizesi ya da kapıda vize uygulaması ile giriş yapabilirsiniz. Kapıda vize uygulamasının sadece yaz döneminde geçerli olduğunu unutmamakta fayda var. Daha detaylı bilgi için Yunanistan Kapı Vizesi yazısına göz atabilirsiniz. Diğer Yunan Adalarında olduğu gibi Samos'ta da günübirlik gezmek isteyenler için çeşitli paket turlar da mevcut fakat detaylıca gezmek isteyenlere Samos Adası'nda araba kiralayarak adayı gezmelerini ve en az 2 gece konaklamalarını öneririm. Seyahatten önce araç kiralama firmalarına önceden rezervasyon yaptırırsanız, feribotunuzun varış saatine göre sizi limanda bekliyorlar ve tüm işlemler çok zamanınızı almadan hallediliyor. Ancak Samos feribot biletinizi alırken hangi limana varacağınıza mutlaka dikkat edin ki buluşma sırasında bir karışıklık yaşanmasın. Samos Adası'nda hem deniz tatili hem de tatlı kasabalarını gezmek için en az 3 gün ayırmanız gerek. Araba ile kasabalar arası geçişler oldukça rahat, Samos Adası'nda ulaşım Sakız Adası'na göre çok daha rahat. Yolları daha az virajlı ve yerleşimler arası mesafeler çok uzak değil. Ancak Samos'ta toplu ulaşım pek yaygın değil. Eğer adanın tamamını gezecek ve birkaç gün kalacaksanız mutlaka araç kiralamanız gerekiyor. Araba kiralama ücretleri mevsime ve kiralayacağınız günlerin yoğunluğuna göre değişiyor. 2022 yılı için Samos'ta araç kiralama günlük 28 'dan başlıyor. Eğer araç kiralamak istemezseniz de Samos Adası turlarından satın alarak kolayca gezebilirsiniz. Sakız'dan sonra Samos'a gittiğimde genel olarak yemek fiyatlarının 1-2 daha pahalı olduğunu gördüm. Ama Sakız Ada'ndan çok daha pahalı demek çok doğru olmaz. Öğle ve akşam yemeğinde 2 kişi 30-40 'ya gayet doyurucu bir sofrada yemek yiyebilirsiniz. Samos'ta otel fiyatları da gecelik 30 'dan başlıyor. Kısacası Türkiye'ye yakın yurt dışı tatili için oldukça hesaplı bir destinasyon diyebiliriz. Türkiye'de Sakız, Rodos ve Kos Adaları kadar popüler olmayan fakat yakın mesafede kafa tatili alternatifi arayanların isteklerini karşılayabilecek güzellikte. Doğası ve masmavi plajları için görmeye değer. Kordonboyu diğer tüm Yunan Adaları'nda olduğu gibi, 2-3 katlı evlerden ve altlarında barlar, kafeler ve restoranlardan oluşuyor. Kordonboyunda bulunan Pythagoras Meydanı da sahil şeridinin adeta kalbi, yerel insanlar günün her saati bu meydanı dolduruyor. Kordonboyu yani Vathy, Sakız Adası'na göre daha canlı ve biraz daha kaliteli cafe ve barlara sahip. Adanın irili ufaklı kasabaları da Yunan Adası tatilinde eski Türkiye'yi anımsalatacak detaylara sahip. Özellikle Pythagorion, Kokkari ve Manolates köylerine hayran kaldım. Pythagorion ve Kokkari, Vathi'ye oldukça yakın fakat bence Manolates köyü, merkez dışında görülmesi gereken köylerin en başında. Nefes kesici Ege Denizi manzarasında konumlanan bu şirin köye varınca hayran kalmamak elde değil. Ünlü filozof ve matematikçi Pisagor'un memleketi Pythagorion Kasabası'nın ismi de kendisinden geliyor. Ünlü matematikçinin \"Pisagor Üçgeni\" formülü hepimizin mutlaka hatırlarız. Pythagorion'a gittiğiniz de kasabanın birçok noktasında Pisagor'un detaylarını göreceksiniz. Adada, birçok hediyelik eşya dükkanında satılan \"Pisagor'un Adalet Kupası\" Samos'tan alabileceğiniz ikonik ve ilginç bir hediyelik olabilir. Bardak oldukça enteresan, ters çan biçiminde ve altı delik olmasına rağmen içindeki sıvı asla dökülmüyor. Ancak içindeki çizgiyi aşacak miktarda sıvı koyduğunuz anda içindekiler son damlasına kadar akıp gidiypr. Pisagor yüzyıllar önce bizlere aslında şunu demek istemiş \"İnsan bazen yaşamın sundukları ile yetinmeyi bilmeli, zira daha fazlasını arzularken elindekiler de kayıp gidebilir.\" Adaya geldiğinizde \"Samos'tan ne alınır?\" diyorsanız mutlaka sevdiklerinize ve evinizde güzel bir anı olarak saklama için kupalardan alabilirsiniz. Aynı zamanda Pythagorion kasabası oldukça turistik ve sevimli, alışveriş yapabileceğiniz birçok farklı dükkan bulunuyor. Hediyelik eşya almak isteyenler sahilde içeriye kadar uzanan Lykourgou Logotheti caddesine uğramalı. Burayı hızlıca bulmak için Orange dondurmacısının sokağı diye de not edebilirsiniz ve gelmişken Orange'dan dondurmalarınızı alıp serinlemeyi de ihmal etmeyin. Kokkari ise küçücük ama kendine hayran bırakan bir diğer sahil kasabası. Yine turistik, hem sahil kısmı son derece güzel taverna, kafe ve barlarla dolu hem de denizi tertemiz. Kokkari kasabası da mutlaka ziyaret edeceğiniz noktalardan biri olmalı. Samos Adası'nda denize girilecek birçok güzel plaj var. Birçoğu kum plajı değil, taşlık olduğu için yanınızda deniz ayakkabısı almanızda fayda var. Adanın popüler plajlarının çoğu organize plaj, yani işletmesi olan, ıssız plaj şeklinde değil. Bu yüzden denizi keyfini çıkarırken aynı zamanda soğuk içeceklerinizi yudumlayıp, öğle yemeğinizi sahilde yiyebilirsiniz. Türkiye'de özel işletmeli plajlara yüksek ücretler ödediğimiz gibi bir düzen Yunan Adaları'nda yok. Genellikle plajda bir şeyler yiyip içtiğinizde şezlong ücreti ödemiyorsunuz. Eğer sadece şezlong kullanacaksanız da 4-5 'ya kiralayabilirsiniz. Adanın en muhteşem koyu olan Tsamadou plajına geldiğinizde arabanızı yukarıda bırakıp merdivenlerle aşağı inmeniz gerekiyor. Daha merdivenlerden inmeden suyun rengi ve çam ağaçlarının sağladığı tertemiz havası ile adanın en güzel plajlarından birine doğru yürüdüğünüzü hissedeceksiniz. Tsamadou plajında 3 farklı tesis olduğu için hangi kısımdan ineceğinize dikkat edin çünkü burada plajın bir kısmı çıplaklar plajı olarak kullanılıyor. Daha genel plaj alanına ulaşmak için sahilin Navagos isimli işletmesini haritadan hedef olarak seçebilirsiniz. Tsamadou Koyu'nun hemen yanındaki koy olan Lemonakia Plajı da masmavi güzellikteki bir diğer Samos plajı. Pırıl pırıl serin sularına girince çıkası gelmiyor insanın. Ayrıca adanın en güzel plajlarından biri olan Potami Plajı da yukarıdan basamaklarla inilerek ulaşılan, upuzun sahili olan taşlık bir plaj. Diğer plajlara göre biraz daha ıssız, kafa dinlemek için tercih edilebilir. - Tsamadou Plajı - Lemonakia Plaj - Kokkari Plajı - Pythagorio Plajı - Potokaki Plajı - Potami Plajı - Psili Ammos Plajı - Livadaki Plajı - Posidonio Plajı - Agia Paraskevi Plajı - Megalo Seitani Plajı - Tsabou Plajı - Agios Ioannis Plajı - Mourtia Plajı - Avlakia Plajı - Balos Plajı Samos Adası her ne kadar deniz tatili için tercih edilse de tarihi ve kültürel açıdan da oldukça zengin bir destinasyon. Denizinin keyfini çıkarırken rotanıza Samos'ta gezilecek ve görülecek yerleri de eklemeyi ihmal etmeyin. - Eski Vathy sokakları - Eupalinos Tüneli - Manolates Köyü - Pythagorion Kasabası - Hera Tapınağı - Potami Şelalesi - Megali Panagia Manastırı - Pisagor Heykeli - Panagia Spiliani Manastırı - Lykourgos Logothetis Kalesi - Metamorphosis Kilisesi - Pisagor Mağarası - Agia Triada Kilisesi - Samos Şarap Müzesi - Samos Arkeoloji Müzesi - Pythagorion Arkeoloji Müzesi - Bizans Müzesi Samos bir ada olmasına rağmen gezilecek müzeleri de yok değil. Samos'un nefis plajlarında ve köylerinde uzun vakitler harcayınca müzelere çok zaman ayıramasam da listemde yer alan yerleri sizlerle paylaşıyorum. Tek bir müzeyi ziyaret edecekseniz ve şaraba ilginiz varsa Samos Şarap Müzesi'ne uğrayıp tadım yapabilirsiniz. Adayı dolaşırken yol üstünde üzüm bağlarını mutlaka göreceksiniz zaten. Samos halkı elde ettiği kaliteli üzümlerden iyi şaraplar üretiyor. Öyle iyi ki dünyaya ünü yayılmış durumda, özellikle Samos'un tatlı şarabı Muskat ve Retsina şarabını bu müzede tatma imkanınız var. - Pythagorion - Kokkari - Manolates - Karlovassi - Marathokambos Samos Adası'nda deniz tatili yaparken günün geri kalanını da küçük kasabalarını keşfedebilirsiniz. Sokaklarında dolaşıp, küçük ve yerel tavernalarında bir şeyler atıştırabilirsiniz. Benim en sevdiğim kasabalar Pisagor yani Pythagorion, Kokkari ve Manolates oldu. Ama en çok dağ yamacında kurulmuş ufacık ve sımsıcak bir köy olan Manolates'i sevdim. Buraya aracınızla dağları tırmanarak, ormanların içinden geçerek geliyorsunuz ama tüm zorlu yola değiyor, kesinlikle doğası nefis. Sakın virajlı yollardan çıkarken pes etmeyin. Sessiz, sakin tam bir tipik Yunan köyü. Samos Adası'nı keşfederken haritadaki işaretli yerler size yardımcı olacak. Şimdiden iyi tatiller! Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarımdan takip edebilirsiniz. Merhabalar maalesef sadece Euro geçiyor. Gitmeden önce yanınıza almanızı öneririm."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/samos-adasi-yeme-icme-rehberi", "text": "Türk-Yunan mutfağının benzerlikleri saymakla bitmez. Yunanlılar ve Türklerin yüzyıllardır aynı coğrafyayı paylaşmaları nedeniyle mutfak kültürleri de birbirlerine çok benzer hale gelmiş. Yunan mutfağına ait zeytinyağlı yemekler, mezeler ve deniz ürünlerini tadarken, Türk mutfağında da yer alan birçok benzerlikle karşılaşmak mümkün. Bunun en açık göstergesi bir çok lezzetin adının benzerliği ya da tatlarının birbirine oldukça yakın olması. Mesela Dolmades, Baklava, Moussaka, Caciki, Halva, Lukumades en çok karşılacağınız lezzetlerden. Yunan mutfağından tüm detaylarıyla bahsettiğim Komşunun Lezzeti: Yunan Mutfağı yazımda Yunanlıların yemek kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Deniz ürünleri Yunanlılar için temel yemeklerin en başında geliyor. Aynı denizleri paylaşmamıza rağmen fiyatlar daha uygun, pişirme yöntemleri de oldukça başarılı. Samos Adası'nda da sofralarda zeytin ve zeytinyağı bolca yer alıyor. Adada yaşayan Yunanlılar aynı bizim gibi uzun saatlerini yemek masasında geçiriyor, mezelerle donatılmış sofralarda biz rakı içerken onlar da Uzo içiyor. Hemen hemen her restoranın girişinde menüsü fiyatlarla birlikte açık bir şekilde sunuluyor ve böylece mekanı tercih etmeden müşterinin fiyatlandırma hakkında bilgi alması sağlanmış oluyor. İnsan görünce keşke bizde de olsa demeden edemiyor. Ayrıca gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki mekanlarda gelen hesapta büyük sürprizler ya da ufak oyunlarla karşılaşmanız çok mümkün değil, ne yerseniz onu ödüyorsunuz. Bizdeki gibi içmediğiniz suyu ya içerseniz diye hesaba yazmıyorlar. Servis ve kuver için tüm mekanlarda ekstra ücret alınsa da bu miktar 1-2 civarında değişiyor. Bir çok Yunan Adası'nda olduğu gibi Samos Adası'nda da aile işletmelerinin sayısı oldukça fazla. Mekanın sahibi olan kişi masanıza servis yaparsa şaşırmayın, onlar için çok sıradan bir durum. Samos'ta ne yapılır, nereler gezilir diyenler için gitmeden önce Samos Adası Gezi Rehberi yazısını okumasını öneririm. Samos Adası'nda konaklama tavsiyesi verdiğim Samos'ta Nerede Kalınır? yazısını da okumadan rezervasyon yapmayın derim. Samos Adası'nda geçirdiğim huzur dolu üç gün içinde tercih ettiğim ve çok güzel anılar biriktirdiğim mekanlardan ufak ufak bahsetmek istiyorum."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/schengen-vizesi-nasil-alinir", "text": "Hepimiz kısıtlanmadan, sınırları aşarak özgürce seyahat etmek istiyoruz. En yakınımızdaki Avrupa ülkelerine hafta sonu kaçamağı bile yapabilecek kadar yakınız. Ama ne yazık ki ülkeler arası siyasi ilişkilerden dolayı seyahat ederken vize engeli ile karşılaşıyoruz. Bu noktada Avrupa Birliği'ne üye olan ülkelere seyahat edeceğimiz zaman Schengen vizesi olması şartı aranıyor. Schengen vizesi, Avrupa'da sınırsız ve özgürce seyahat imkanı sunan bir vize türü. Ancak bu vizeyi almak için o kadar çok uğraşıyoruz ki bazen pes edip seyahatlerimizden bile vazgeçiyoruz. Ne yazık ki henüz Schengen vizesi alırken şunu mutlaka yapın alırsınız diyeceğimiz kesin bir bilgiyi kimse söyleyemiyor. Ancak bilinen bir gerçek ki alacağınız Schengen vizesinin süresi; başvuru sırasında verdiğiniz belgeler, o dönem ülkeler arası siyasi ilişkiler, düzenli bir çalışan olduğunuz ve seyahat amacı olan güvenilir bir imaja bağlı olarak değişiyor. Aynı zamanda vizenizi inceleyen personelin o günlük ruh hali de sonucu oldukça etkiliyor. Pasaportunuzda daha önce Schengen bölgesine giriş-çıkış yaptığınıza dair damgalar ya da önceki vizeleriniz de yine etkili olan faktörler arasında. Yani çoklu faktörlere bağlı olan Schengen vizesi meselesi çok bilinmeyenli denklem tadında seyahatseverleri zorluyor. Bende bu süreçten geçmiş biri olarak sizden gelen sorular ışığında detaylı bir uzun süreli Schengen vizesi rehberi hazırlamak istedim. Umarım herkes için faydalı olur. Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Estonya, İspanya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İsveç, İsviçre, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Lihtenştayn, Malta, Norveç, Hollanda, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Çek Cumhuriyeti'nde Schengen vizesi geçerlidir. Bu ülkelerden herhangi birinden aldığınız vize ile verilen süre içerisinde özgürce seyahat edebilirsiniz. Schengen üyesi olmayan ancak Schengen vizesi ile seyahat edebileceğiniz ülkeler; Bulgaristan, Hırvatistan, Monako, Romanya, San Marino, Vatikan. Her ülkenin kendi içinde hem belgeler hemde vize uygulaması açısından kuralları vardır. Uzun süreli vize veren ülkeler içinde Yunanistan, İtalya ve Fransa en gönlü bol ülkelerdir. Bunların yanı sıra Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Macaristan ve Avusturya vize verirken en sorun çıkan ülkeler olarak bilinir. Bu ülkeler genellikle seyahat süreniz kadar vize verirler ya da ufak bir sorunda bile red verebilirler. Bu yüzden vizenizi almadan önce başvurduğunuz ülkeye dikkat etmek oldukça önemli oluyor. Ayrıca Schengen vizesi fiyatı 2019 yılı için 60 ve 20 hizmet bedeli ile toplamda 80 oluyor. Başvuru sırasında vize ücretini nakit ve Euro olarak yatırmanız gerekiyor. Her konsolosluğun anlaşmalı olduğu aracı şirketler vardır. Turistik vize başvurusunda konsolosluklardan başvurmak yerine Idata, VFS Global ve Orange gibi başvuru merkezleri aracılığı ile başvuru sağlanır. Bu merkezler ile bireysel vize başvurusu yapmanız daha uzun süreli vize almanızda etkili olacaktır. Bu yüzden, yetkili firma dışındaki seyahat acentalarına boşuna para vermeyin, evraklarınızı kendiniz toplayın ve kendiniz başvurun. Başvuru sürecinde tüm kontrolün siz elinizde olması süreçte daha güvenli ilerlemenizi sağlar. Büyük ihtimalle acentalar hem normal vize ücretinin iki-üç katı fiyat isteyecek hem de olumsuz bir koşulda sorumluluk almayacaklardır. Başvuru sırasında yanınızda götürmeniz gereken tüm belgeler aracı şirketlerin internet sitelerinde veya konsoloslukların resmi sayfalarında belirtiliyor. Ancak bazı zamanlarda bilgiler güncel olmayabilir ya da eksik belirtilmiş olabilir. Bu yüzden belgelerinizi tamamlarken internetten başka kaynaklardan araştırma yaparak belgelerinizin tam olduğundan emin olun. Daha önce başvurduğunuz ülkeden vize almış olan tanıdıklarınız varsa onlardan bilgi alın. Eğer bir tanıdığınız yoksa internette yer alan forum sitelerinden, Facebook gruplarından vs. mutlaka araştırın. Eğer eksik belge ile vizeye başvurursanız vize reddi alma ihtimaliniz oldukça yüksek. 4. Eski pasaportlarınızı da teslim edin. Eski pasaportlarınız ile daha önceden Schengen bölgesine giriş yaptıysanız onları da belgelerin arasına mutlaka ekleyin. Bu pasaportunuzda yer alan giriş-çıkış damgaları sizin gerçekten seyahat ettiğinizi gösterir ve vizenizi inceleyen personelin size güven duymasını sağlar. Çünkü daha önceki seyahatlerinizde süreye uyup, ülkenize geri döndüğünüz açık bir şekilde damgalardan anlaşılır. Böylece sizin potansiyel göçmen olmadığınıza ikna olur. Başvuru sırasında mutlaka multi vize yani çoklu giriş sağlayan vize talep edin. Uzun süreli Schengen vizesi almak için en büyük etkenlerden biri de bu talebiniz oluyor. Zaten başvuru formunu doldururken multi vize isteyip istemediğinizi işaretlemeniz de gerekiyor ki başvurunuz dikkate alınsın. Bu aşamayı planlanmış seyahat belgeleri ve dilekçe ile desteklemeniz size oldukça avantaj sağlayacak. Başvuru sırasında belirttiğiniz seyahate ek olarak yakın zamanda tekrar bir seyahat planınızın olduğu belirtmek uzun süreli Schengen vizesi alma ihitmalinizi oldukça arttıran bir faktördür. Başvuru sırasında Schengen bölgesine birden fazla seyahat planladığınızı belirten bir dilekçeyi belgeler arasına eklemelisiniz. Gitmeyecek bile olsanız bunu yapmanız size avantaj sağlayacaktır. Ayrıca her ülkenin başvuru şekli ve kuralları farklı olduğu için bu noktada hangi ülkeden başvuru yaptığınız da çok büyük önem taşır. Mesela Danimarka üzerinden Schengen vizesine başvuracaksanız multi vize alma ihtimaliniz oldukça azdır. Ama bu demek değildir ki multi vize asla vermiyorlar. Hazır fırsatınız varken siz yine de şansınızı deneyin. Eğer yapacağınız seyahat sadece tek bir ülkeyi kapsıyor ise o ülkeden vizeye başvurun. Mesela İtalya'dan vize alıp Almanya'ya seyahat ederseniz vizeniz olsa bile polisler sizi ülkeye almayabilir. Eğer seyahatinizi birden fazla ülkeyi kapsıyor ise giriş yapacağınız ülke yerine gün sayısı olarak en uzun kalacağınız ülkeden başvuru yapabilirsiniz. Bu noktada daha uzun süreli vize veren ülkeleri planınıza ekleyerek vize alma şansınızı arttırırsınız. Eğer ilk defa vize alacaksanız yakın ülkeler Yunanistan ve İtalya'ya seyahat planı yapabilirsiniz. Son vize aldığınız ülkeye başvurmak ya da sürekli aynı ülkeye başvuru yapmak vizenizi daha uzun süreli almanızı oldukça etkileyen faktörlerden biridir. Aynı ülkeden birkaç defa vize almanız ile artık o ülke sizin bilgilerinize sahip olur. Bu sayede vize kurallarını ihlal etmediğiniz sürece vize verme süresini her başvuruda arttırma eğilimindedirler. Eğer çalışıyorsanız maaş bordronuzu belgeler arasında göstermeniz gerekiyor. Bu noktada maaşınızın yatırıldığı banka hesabını göstereceğiniz anlamına gelir. Bunun dışında ekstra bir döviz hesabı göstermeniz de oldukça fayda sağlar. Eğer varsa ev ve iş yeri tapusu, hesap dökümünü veya kredi kartı ödeme ekstrelerini kaşeli ve imzalı olarak mutlaka belgelerinizin arasına ekleyin. Bazı ülkeler bu belgeleri istemeyebilir ama siz yinede başvuru sırasında eksik olmaması adına önleminizi alın. Öncelikle belirtmek istiyorum ki bu kısmı bireysel farklılıkları göz önüne alarak değerlendirmeniz gerekiyor. Ben vizeye başvuruna kadar yurt dışı seyahatlerimin tamamını yeşil pasaport ile yapmıştım. Yeşil pasaportum ile yaklaşık 15 kez Schengen bölgesine seyahat ettiğim için pasaportumda oldukça fazla damga bulunuyordu. Yeşil pasaportumun süresi dolduktan sonra bordo pasaportum ile 2 kez vizesiz ülkelere seyahat ettim. Daha sonra da ilk Schengen vizemi almak için Slovenya'ya başvuru yaptım. Slovenya'ya vize başvurusu yaparken VFS Global ile anlaşmalı olduğu için evraklarımı buraya teslim ettim. Slovenya, ne yazık ki turistik vize konusundan pek eli bol bir ülke değil ama seyahat planımı sadece Slovenya üzerinden yaptığım için buradan başvurmak zorunda kaldım. Başvuru sırasında belgelerimi https://vizem. net/ sitesinde yer alan bilgilere göre hazırlamıştım ama bu bilgiler eksik olduğunu için ilk başvurduğum gün eksik belge sebebiyle işlemim tamamlanmadı ve ertesi gün tekrar gidip belgelerimi eksiksiz bir şekilde teslim ettim. Slovenya için turistik başvuru çok yoğun yapılmadığı için öncesinden VFS Global için randevu almama gerek yoktu. Pek yoğun olmadığı için vizenin çıkması da uzun sürmedi ve bir hafta içinde Slovenya'dan 1 yıllık Schengen vizemi aldım. Başvuru sırasında yeşil pasaportumu da belgeler arasına eklemiştim. Yaşam koşulları olarak o dönemde üniversiteden mezun ve düzenli bir işte çalışmıyordum. Seyahatime sponsor olarak annemi gösterdim ve başvuru sırasında minimum miktarda para belgeledim. Bu koşullara göre vize reddi beklerken 1 yıllık vize aldım. Süreçteki en önemli faktörler başvuru sırasında sunduğum belgelerin eksiksiz, doğru olması ve önceden sıklıkla seyahat etmiş olmamın etkisi olduğunu düşünüyorum. Tekrar hatırlatmak istiyorum ki uzun süreli Schengen vizesi almanın kesin bir yöntemi ne yazık ki yok. Çünkü herkesin başvurusu bireysel olarak birbirinden farklılık gösteriyor. Bir de ülkelerin kendi kuralları devreye girince işler iyice karışıyor. En iyisi tüm bu önerileri dikkate alarak büyük bir titizlik ile başvuru yapmak, gerisi biraz da şans. Umarım tüm bu bilgiler başvuru sürecinde faydalı olur. Merak ettiğiniz tüm soruları yorum olarak bırakabilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/slovenyaya-gitmeden-once-bilmeniz-gerekenler", "text": "Orta Avrupa'nın küçük ülkesi Slovenya, Ortaçağ kentleri ve doğasıyla hayran olduğum ülkeler arasına çoktan girdi bile. \"Alplerin Güneşli Yüzü\" olarak anılan Slovenya'ya Nisan ayının ilk haftası beş günlüğüne gittik. Baharın yeni yeni kendini göstermeye başladığı bir dönem olmasına rağmen tüm güzelliklerini bize yaşatan Slovenya'yı çok sevdim. Lafı fazla uzatmadan size Slovenya hakkında bildiklerimden ve deneyimlerimden bahsetmeye başlıyorum. - 20.000 kilometrekarelik yüzölçümüyle Türkiye'nin küçük bir ili kadar büyüklüğe sahip. Benzetmek gerekirse Ankara'dan küçük, neredeyse Antalya kadar bir ülke düşünün. - Slovenya'nın başkenti Ljubljana'nın kelime anlamı \"Sevilen Yer\" olarak çevriliyor. Okuması zor başkent Ljubljana diye yazılıyor, Lubyana diye okunuyor. - Nüfusu yaklaşık 2 milyon kişi, yüzölçümü kadar kişi sayısı da bizim büyükşehirlerimizle karşılaştırılmayacak kadar az. Mesela başkent Lubyana'nın 280 bin civarında nüfusu var. - Batısında İtalya, kuzeyinde Avusturya, kuzeydoğusunda Macaristan, güneydoğusunda Hırvatistan'ın yer aldığı bir orta Avrupa devleti Slovenya. Eğer zamanınız varsa bu ülkelere de birkaç saat uzaklıkta olduğunuzu bilin. - Slovenya'nın resmi dili Slovence olmasına rağmen İtalyanca da oldukça yaygın olarak konuşuluyor. İngilizce herkes tarafından iyi derecede biliniyor, gezerken dil açısından sorun yaşamazsınız."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/sonbaharda-gidilecek-yerler", "text": "Her mevsim bir başka güzel ama sonbahar mevsimi yağmur ve kızıl yapraklar ile daha da romantik bir atmosfere sahip. Yaz mevsiminde kalabalık yerlerden kaçıyorsanız, sonbahar dinlenmek ve sakinlemek için oldukça ideal bir zaman. İstanbul'a yakın tatil yerleri, Ankara'ya yakın tatil yerleri ya da İzmir'e yakın tatil yerleri arıyorsanız ve Eylül, Ekim ve Kasım aylarının tüm güzelliklerini değerlendirmek istiyorsanız Türkiye'nin en güzel sonbahar rotaları için yola koyulmanın tam zamanı. İşte sonbaharda gidilecek yerler arasında Türkiye'nin en iyi 5 tatil rotası!"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/stockholm-gezi-rehberi", "text": "Kuzeylilerin yaşam tarzı, dilleri ve kültürleri daha önce gördüğüm Avrupa şehirlerinden oldukça farklıydı. Bu farklılığı en yoğun şekilde İsveç'te hissettim çünkü şimdiye kadar gördüğüm ülkelerden birkaç adım önde, kendine has bir coğrafya. Avrupa'nın en pahalı şehirlerinden biri olan Stockholm'e kuzey ülkelerine merak sarmam ile listeme dahil oldu. İsveç, benim en sevdiğim Nordik ülkesi oldu. Stockholm ise insanı kendine hayran bıraktıran doğası, üst düzeydeki yaşam kalitesi ve bu yazıda bahsettiğim tüm detaylar ile en hayranlık duyduğum şehri oldu. Şimdi, Stockholm seyahatlerinizi daha kolay ve pratik hale getirecek birçok bilgiyi Stockholm gezi rehberimde sizler için paylaşıyorum. Hazırsanız, başlayalım. - Stockholm, İsveç dilinde \"çok ada\" anlamına geliyor. Şehir 14 adanın üzerine kurulmuş ve adalar birbirine köprülerle bağlanmış. - İsveç'in soğuk bir iklimi var. Özellikle kışın hava çok soğuk. Kuzeyde konumlandığı için diğer İskandinavya ülkelerinde olduğu gibi kış aylarında hava saat 10.00 gibi aydınlanır, güneş aralıklarla yüzünü gösterir ve 15.00 gibi hava kararır. Yaz aylarında ise tam tersi yaşanır. Meşhur beyaz geceleri burada yaşayabilirsiniz. Gündüzler uzar ve gün içinde 17 saate yakın hava aydınlık kalır. - Stockholm adalar üzerinde kurulmuş bir şehir ve yapılacak binlerce aktivite var. Bence Stockholm en az üç günde gezilir, zamanınız varsa dört gün de ayırabilirsiniz. - İsveç, Schengen ülkeleri arasında yer aldığı için diğer Schengen ülkelerine vize başvurusu yapar gibi İsveç üzerinden bordo pasaportunuz için vize alabilirsiniz ya da geçerli Schengen vizeniz ile İsveç'e seyahat edebilirsiniz. Yeşil ve gri pasaportlulara vize gerekmiyor. - İsveç pahalı bir ülke. Bu yüzden gezilerinizi iyi bir şekilde planlayıp bulduğunuz en avantajlı yollar ile gezmeye çalışın. Yazının devamında Stockholm'de hayat kurtaran bilgiler kısmında daha ucuza nasıl gezebileceğinizden bahsediyorum. - Yeme-içme olayları da Stockholm'de haliyle pahalı. Fiyatların nasıl olduğunu gitmeden öğrenmek isterseniz gitmeyi düşündüğünüz mekanların internet sitelerine girip menülerini inceleyin. Hemen hemen her restoran fiyatlarıyla birlikte menüsünü internette paylaşıyor. Bu iyi bir şey, gitmeden önce sizi neler bekliyor görebilirsiniz. Pahalı derken mesela 2017 yılına göre örneklerle ilerlersek orta kalitedeki bir restoranda bir tabak ana yemek için 100 'den fazlasını gözden çıkartmalısınız. Bir bardak latte için yaklaşık 18 ödemeniz gerekiyor."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/tatili-ucuza-getirmenin-yollari", "text": "Hepimiz daha çok ülke görmek, daha sık seyahat etmek istiyoruz ama çoğu zaman engellerle karşılaşıyoruz. Genellikle en büyük engelimiz para oluyor. Aslında seyahat ettikçe para biriktirmek için yeni yollar öğreniyoruz ve dünyayı keşfetmenin sandığımız kadar da zor olmadığını, daha çok seyahat etmek için zengin olmaya gerek olmadığını anlıyoruz. En azından ben uzun zamandır bu fikirdeyim. Seyahat etmek benim için büyük bir tutkuya dönüştüğünden beri daha sık seyahat edebilmek adına daha araştırmacı ve tutumlu bir Ege haline geldim. Zamanla önceliklerim değişti, her biriktirdiğim para ile uçak bileti alıp yeni bir ülke görmek beni mutlu etmeye başladı. Sizlerden aldığım mesajlar genellikle nasıl sık seyahat ettiğim, ucuza nasıl gezdiğim, ucuza seyahat etmenin yolları ve nasıl ucuz uçak bileti alınır hakkında oluyor. Bugüne kadar bu soruları tek tek cevaplarken, neden bir yazı ile toplu bir cevap vermiyorum diye düşündüm. Bu yazıda seyahat ederken daha az harcama yapmanızı sağlayacak indirim linkleri saklı, bir bakıma seyahat ederken para kazanmak gibi düşünebiliriz. Tıklanabilir link olarak her bir uygulama için paylaştım ve her bir indirimin nasıl kullanıldığını da detaylandırdım. Daha çok seyahat edebilmek için paylaştığım yolları sizde kullanabilirsiniz. Her birini seyahatlerim sırasında deneyimledim ve inanıyorum ki sizler de eğer verimli şekilde kullanırsanız faydasını görürsünüz. Gelin hepsini yakından tanıyalım. Seyahat ederken ekonomik ve rahat bir konaklama şekli sunan Airbnb sayesinde dilediğiniz ülkeden ev ya da oda kiralayabilirsiniz. Özellikle ailecek seyahat edenler ya da kalabalık arkadaş gruplarını için oldukça avantajlı. Konaklama için otele harcayacağınız paranın belki de yarı fiyatına ev sıcaklığı sunan bir yerde kalabiliyorsunuz. Uzun süreli yada kısa süreli hiç fark etmez, evin uygunluk durumu ve koşullarına göre istediğiniz evi kiralayabilirsiniz. Ben daha önce birçok kez Airbnb ile konakladım, öylesine destekliyorum ki artık seyahatlerimde öncelikle konaklama için Airbnb'yi kullanıyorum. İlk kez üye olacaklar için de çok güzel bir haberim var. Airbnb 179 TL indirimi işte burada!"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/ulkelerin-ulusal-icecekleri", "text": "Seyahat ederken lokal yemekleri ve içecekleri denemek ayrı bir keyif. Ben seyahatlerim öncesi mutlaka o şehrin ya da ülkenin özel lezzetlerini araştırıyorum. Oraya gidince de yerinde deneyimlemek bana o şehri daha çok hissettiyor. Eğer sizde gideceğiniz ülkenin yerel içkisini içmeden dönmem diyenlerdenseniz bu yazı tam size göre. Hangi ülkeye gidince hangi içkiyi içeceğim diyenler için 10 ülkenin yerel içkilerini bu yazıda tanıttım ve nasıl içileceği hakkında da bilgiler ekledim. Ama bu listede klasik bildiklerimiz yer almıyor. Mesela Belçika'nın birası, Fransa'nın şarabı yerine gerçekten sadece o ülkede bulunan ve oraya gidince içebileceğiniz milli içkileri listeledim. Uzo nasıl içilir? Uzo'yu Yunan gibi içmek için önce kadehin yarısına kadar Uzo konur, üzerine su eklenir ve en son buz konur. Bardak boyutu bizim rakı bardaklarımız kadar büyük değil, Uzo'yu özel bardaklarında içmek makbuldür. Bu bardaklar da ufak likör bardaklarına oldukça benzer. Uzo'yu içerken yanına deniz ürünleri ve mezeler eşlik eder, bizdeki rakı sofrası gibi şenlikli bir sofrada Uzo'yu yudumlamak ayrı bir keyif. Uzo'yu içerken şerefe \"Jamas\" demeyi unutmayın. Fransa deyince herkesin aklına şarap geliyor. Ancak Fransa içecekleri arasında çok farklı ve bilinmeyen yerel bir içkisi de var; Pastis. Bir çeşit Fransız anisettesi olarak geçer. Anisette; özellikle Akdeniz bölgesinde yer alan ülkelerde tüketilen, anasondan yapılan bir çeşit tatlı likör. Fransız rakısı olarak da bilinen Pastis'i Fransızlar genellikle aperitif içki olarak yemek öncesi tüketiyor. Fransız içkilerinden olan Pastis'in en iyileri güney bölgesinden çıkar. Özellikle Marsilya ile bütünleşmiş içkinin yaratıcısı Paul Ricard, 1932 yılında Pastis'i bulmuş ve o zamandan beri yerel bir Fransız içkisi olarak kalmış. Günümüzde Fransa'nın hemen hemen her marketinde Ricard markasıyla bulabileceğiniz Pastis'i Marsilya'da ufak dükkanlardan ev yapımı olarak bulmak büyük bir şans. Ev yapımı olduğu için tadının marketlerden çok daha farklı ve özel olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım. Pastis nasıl içilir? Fransız rakısı Pastis'i Fransızlar gibi içmek için bardağınıza koyduğunuz Pastis miktarının 5 katı kadar su koymanız gerekiyor. Tercihe göre suyun ardından buz koyabilirsiniz ama Fransızlar buz koymadan sadece soğuk su ekleyerek tüketir. Bizim rakımızın aksine rengi sarımtrak ve biraz bulanıktır. Pastis içerken şerefe \"Sante\" demeyi unutmayın. İspanya denince akıllara gelen içki Sangria. Sangre, İspanyolca'da kan anlamına geliyor, Sangria'da ismini aslında bu kelimeden almış çünkü renk olarak tam da kan kırmızısına sahip. Kırmızı meyvelerden yapılan bir şarap kokteyli olan Sangria'nın içerisinde kırmızı şarap, meyve parçaları, şeker veya bal gibi bir tatlandırıcılar ve rom ya da votka gibi kuvvetli bir içki bulunur. Pek bilinmese de beyaz şarapla yapılan Sangria çeşitleri de var. Özellikle İspanya'nın güney bölgesinde şeftali ve beyaz şarap ile yapılan İspanyol içkilerinden biri olan Sangria çeşidine \"Zurra\" deniyor. Beyaz şarap tercih edenler için Zurra alternatif olabilir. Sangria nasıl içilir? Sangria'yı İspanyollar gibi içmek için büyük boy bir sürahiye kırmızı şarap, limon ve portakal dilimleri, portakal ya da limon suyu, kırmızı meyveler ve bol buz ekleyin. Evde yapımı gayet kolay olsa da İspanya'da yerinde içmenizi de tavsiye ederim. Sangria içerken şerefe \"Salud\" demeyi unutmayın. Macarların milli içkisi Palinka'nın 600 yıllık koca bir geçmişi var. Aslında Macaristan içkileri arasında Palinka diğerlerinden çok daha farklı bir alkollü içki. Macarlar bunu sindirimi kolaylaştırması için yemekten önce ve sonra içerler. Palinka bir çeşit meyveli brendi, meyveli olması hafif bir içki olmasını düşündürse de alkol derecesi oldukça yüksek. Neredeyse %50-60 oranında alkol olunca adeta damağı delip geçiyor. Bir de shot olarak tüketilmesi bu etkiyi daha da arttırıyor. Neredeyse tüm meyve çeşitleri yapılabilen Palinka'nın en popüler meyve çeşitleri şeftali, kayısı, erik, armut, elma, muz ve vişne aromalı olanlar. Palinka'nın tadını en iyi şekilde almak için özel lale bardak adı verilen ve şarap kadehine benzeyen, ağız kısmı daha dar olan bardaklarla içilir. Böylece Palinka'nın özel kokularının kadehten çıkması engellenir. Palinka nasıl içilir? Palinka'yı Macarlılar gibi içmek için özel bardağına az miktarda doldurun ve oda sıcaklığında sek olarak tüketin. Eğer hava sıcaksa içimi kolaylaştırmak için biraz soğutarak da içilebilir. Palinka içerken şerefe \"Egeszsegedre\" demeyi unutmayın. Japonlar için en önemli tarım kaynağı olan pirinçten yapılan içkiye Sake deniyor. Yemeklerinde olduğu gibi içkileri de hafif olan Japonların yerel içkisi. Japon içkisi Sake, renk olarak beyaz şaraba benzer, şaraba göre hafif ekşi bir tadı vardır ama şarabın aksine yıllandırılmaya uygun bir içki değil. Türüne göre soğuk ya da sıcak olarak özel sake bardaklarında servis edilir. Sake nasıl içilir? Sake'yi Japonlar gibi içmek için, özel bardaklarında tüketin. Genellikle kışları sıcak, yazları ise soğuk tercih edilir. Narin bir içki olduğu için şişe açıldıktan sonra kısa sürede tüketilmelidir. Hemen her yemek ile uyum gösterir çünkü içimi rahat bir içkidir. Yemek ile tüketilebildiği gibi iki yemek arasında bir önceki yemeğin tadını hafifletmek için de içilir. Japon geleneğine göre kimse kendi Sake'sini kendi servis etmez. Karşınızdaki sizin Sake'nizi, siz de karşınızdaki kişinin Sake'sini koyarsınız. Sake içerken şerefe \"Kanpai\" demeyi unutmayın. Meksika'nın milli içkisi Tekila. İsmini Meksika'nın Jalisco eyaletine bağlı bir kasaba olan Tequila'dan almış. İçki \"Agave\" adı verilen ve zambakgiller ailesine ait bir bitkiden yapılıyor. Meksika içkilerinden Tekila üretimi için her sene üç yüz milyon Agave gerekiyor ve üretim yapılan bölgeler Unesco Dünya Mirası Listesinde koruma altında tutuluyor. Tekila nasıl içilir? Tekila'yı Meksikalılar gibi içmek için şimdiye kadar öğrendiklerinizi unutun. Onlar Tekila'yı sek içiyor ve bizim gibi limon-tuz ikilisini eksinlikle diline bulaştırmıyor. Eğer beni %40-45 oranda alkollü bir içkiyi shot yapmak çarpmaz diyorsanız gerçekten usulüne uygun için derim. Ancak bu sert içkiyi biraz olsun hafifletmek adına bildiğimiz gibi içmek için bardağın kenarları ince bir tabaka olarak tuza bulayıp, Tekila'yı \"shot\" adındaki küçük bardaklarda tek seferde içip ince kesilmiş bir dilim limonu yemeniz gerek. Bu sırada limonu lime yani yeşil limon olarak kullanırsanız sertliğini biraz daha dengelenmiş olursunuz. Tekila içerken şerefe \"Salud\" demeyi unutmayın. Anason tohumları, tarçın, ve yaklaşık olarak 32 bitki özü ile lezzet kazanmış geleneksel Çek içkisi Becherovka. Formülünü bilen yalnızca iki kişi var, tarifi sır gibi saklanıyor. Karlovy Vary şehrinde eczacı Jan Becher likör şirketi tarafından üretiliyor. Yaklaşık 150 yıl boyunca mide ve böbrek hastalıklarında ilaç olarak kullanılmış. Daha sonra alkolle fermante edilerek keyif verici bir içecek olarak kullanılmaya devam edilmiş. Koyu sarı renge sahip, damakta tarçın ve anasonun yanı sıra pek çok bitki ve baharatın aromalarını bırakan buruk bir likör. Çekler tarafından \"şifalı su\" olarak da bilinir. Becherovka nasıl içilir? Becherovka'yı Çekler gibi içmek için sek tüketmelisiniz. Tabi sek tüketmek biraz yürek ister çünkü %38 oranından alkol içeriyor. Genellikle soğuk servis edilir. İçkiyi sert bulanlar için alternatif olarak tonik ile içebilir. Farklı aroma seçenekleri de mevcut, limonlusunun içimi daha kolay. Becherovka içerken şerefe \"Na zdravi\" demeyi unutmayın. Su gibi tüketilen Votka'nın anavatanı Rusya. İsminin Slavca su anlamına gelen \"voda\" kelimesiden almış. Özel tat ve kokusu olmayan, renksiz bir Rus içkisi Votka. Ham maddesi çavdar, buğday ve benzeri tahıl ile patates, hepsi pişirilir ve malt ile şekerlendirilir. Dünyada Rus içkileri arasında Rus votkasının bu kadar ünlü olmasının sebebi üzümün yetişmemesidir. Bu yüzden tahılların ağırlıkta olduğu bir içkidir ve votkanın kalitesine etki eden en önemli faktör kaliteli kış tahıllarının kullanılmasıdır. Rusya'da çok farklı çeşitlerde votkalar bulmak mümkün çünkü Ruslar votka üretme konusunda değişik yöntemler bularak oldukça çeşitli votkalar yapmışlar. Votka nasıl içilir? Votka'yı Ruslar gibi içmek için sek tüketmelisiniz. Tabi Ruslar gibi içmemiz zor olduğu için bizim damak zevkimize daha uyumlu hale getirmek için kokteyllere katılarak daha kolay içebilirsiniz. Votka içerken şerefe \"Na zdorovje\" demeyi unutmayın. 56 Çeşit bitki ve baharattan elde edilen şifalı içki; Jagermeister. Almanya içecekleri arasında geleneksel likörü olarak bilinen Jagermeister, üretildiği ilk yıllarda hazmı kolaylaştırıcı etkisi ve mide rahatsızlıklarını gidermesi ile ün yapmıştır. Ama tat olarak öksürük şurubunu andırır. %35 alkol oranına ve koyu kahverengi bir renge sahiptir. İçerisindeki bitkiler ve baharatlar 2-3 gün boyunca suda ıslatılır. Daha sonra bu karışım süzülür ve 1 yıla yakın bir süre meşe fıçılarda bekletilir. Sonra tekrar süzülen içki şeker, karamel, alkol ve su ile karıştırılır. Tadı Becherovka'ya benzer, sadece daha tatlıdır ve içimi daha rahattır. Jagermeister nasıl içilir? Jagermeister'i Almanlar gibi içmek için shot bardağında tek seferde sek içilmesi en yaygın tüketim şeklidir. Kokteyllerde de bol bol kullanılır. Jagermeister'in lezzetine tam anlamıyla varabilmek için dikkat etmeniz gereken en önemli nokta, içkinizi yeterince soğuk muhafaza etmeniz ve 0-4 C arası sıcaklıkta içmeniz olacak. Bu sebeple tüketmeden önce yaklaşık 30 dakika buzlukta bekletebilirsiniz. Jagermeister içerken şerefe \"Prost\" demeyi unutmayın. İskandinavya' nın milli içkisi sayılan, özellikle Norveç ile özdeşleşmiş içki Aquavit. Latince \"Hayatsuyu\" anlamına gelen \"aqua\" ve \"vit\" kelimelerinden oluşan çok etkili bir içkidir. İlk olarak 1804'te Norveç'in Drammen şehrinde, kralın mısırdan sert içki yapılmayacağına dair çıkarttığı bir kararname sonucunda Johan Godtfried Schwencke adlı yerel bir tüccar tarafından üretilmiş. Patatesin damıtılması ve çeşitli otlarla tatlandırılarak yapılan alkollü bir içkidir. Özünde Karavay Likörü ile tatlandırılır ama onun dışında anason, dereotu, rezene, kişniş gibi otlar; bazen de portakal, şeker hatta tuz da Aquavit'e aroma vermek için kullanılır. Günümüzde birçok marka tarafından Aquavit üretilse de en iyi marka Linie Aquavit. Aquavit nasıl içilir? Aquavit'i Norveçliler gibi içmek için buz gibi soğutmak ve shot bardağında içmek gerekiyor. Genellikle Norveç yemekleriyle birlikte tüketilir. Aquavit içerken şerefe \"Skaal\" demeyi unutmayın. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/vizesiz-ulkeler", "text": "Dünyada seyahat özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan vize sorunu seyahat planlarımızı yaparken bizi ilk düşündüren engeller arasında. Vize uygulamalarının zahmetli işlemleri ve her sene yükselen vize harç bedellerinden dolayı vizesiz ülkeler öncelik verir olduk. Siz de vize işlemlerinden yorulduysanız ama bir yandan da seyahat etmek istiyorsanız Türk vatandaşlarına vize istemeyen ülkelere özgürce seyahat etmeniz mümkün. Bu yazıda Türkiye'den vize istemeyen ülkeler 2023 yılı güncel listesini paylaşıyorum. Bu ülkelerden bazıları; Güney Afrika, Peru, Şili, Brezilya, Filipinler, Barbados, Arjantin ve Makedonya. Eğer pasaportunuz yok ama yurt dışına seyahat etmek istiyorsanız da 5 ülke seçeneğiniz var. Sadece Türk kimlik kartı ile pasaportsuz gidilen ülkeler; Gürcistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan, Moldova ve Ukrayna. Vizesiz gidilen ülkeler 2023 listesini bu yıl belirlenen güncel bilgilere göre detaylı bir araştırma yaptıktan sonra alfabetik sıraya koyarak oluşturdum ama her geçen gün yeni uygulamalar başlayabiliyor. Bu yüzden eğer sizin güncel deneyiminiz varsa lütfen yorum kısmına yazın. Eğer yeşil pasaportunuz varsa birçok ülkeye kısa süreli yani 180 gün içerisinde 90 günlük seyahatlerinizi hiçbir işlem yapmadan gerçekleştirebiliyorsunuz. Bu konuda Yeşil Pasaport Hakkında Bilmeniz Gerekenler yazısına danışabilirsiniz. Filistin Gazze'ye gidilecekse 30 gün vizesiz seyahat edilebiliyor. Ancak İsrail üzerinden geçiş yapılacaksa, İsrail vizesi alınması gerekiyor. Güney Afrika Cumhuriyeti 30 gün vizesiz. Güney Kore 90 gün vizesiz. Gürcistan 1 yıl vizesiz. Pasaporta ihtiyaç duymadan kimlikle de giriş yapabiliyorsunuz. Haiti Kapıda vize uygulaması var. Ülkeye girişte havaalanında 10 $ karşılığında 90 gün kalma olanağı veren ve turist kartı olarak adlandırılan giriş vizesiyle ülkeye giriliyor. Hong Kong 90 gün vizesiz. Irak Kapıda vize uygulaması var. Türkiye'den havayoluyla direk Bağdat, Basra, Musul, Erbil ve Süleymaniye'ye gidişlerinde havalimanından 10 gün kalışlı Irak vizesini ücretsiz alabiliyorsunuz. Ancak karayolu ile Irak'a seyahat etmek isteyenlerin Irak'ın dış temsilciklerinden vize almaları gerekiyor. Kamboçya Kapıda 30 gün süreli kalış sağlayan vize uygulaması var. Katar Kapıda vize uygulaması var. 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. Kenya Kapıda vize ve online vize uygulamaları var. Komor Federe İslam Cumhuriyeti Kapıda vize uygulaması var. Kosova 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. Kosta Rika 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. Kuveyt Kapıda vize uygulaması var. Yanınızda gidiş-dönüş uçak bileti ve otel rezervasyonu olmak şartıyla 90 gün kalış süreli ücretsiz vize veriyor. Madagaskar Kapıda vize uygulaması var. Havalimanlarında 35 karşılığında 30 günlük vize alınabiliyor. Meksika Online vize uygulaması var. Meksika e-vize sitesi üzerinden ücretsiz olarak başvurunuzu yapabilir ve 180 gün seyahat edebilirsiniz. En az 1 yıl geçerliliği olan Schengen vizesi, Japonya vizesi, İngiltere vizesi veya ABD vizesi olan Türk vatandaşları da ekstra bir vizeye ihtiyaç olmadan Meksika'ya giriş yapabiliyor. Paraguay 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. Peru 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. Ruanda 90 gün geçerli online vize uygulaması var. Rusya St. Petersburg ve Leningrad v Kaliningrad Bölgesi'ne yapılacak seyahatlerde internetten 30 günlük vize alınabiliyor. Sao Tome ve Principe 15 gün vizesiz. Saint Kitts ve Nevis Adaları 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. Saint Lucia 6 haftaya kadar vizesiz. Saint Vincent ve Grenadinler 30 gün vizesiz. Sri Lanka 30 gün geçerli online vize gerekiyor. Sudan 30 günlük kapı vizesini Hartum Uluslararası Havalimanında 105 $ karşılığında alabiliyorsunuz. Tacikistan 60 gün geçerli online vize verekli. Tanzanya 90 gün geçerli kapı vizesi için havaalanlarında turistik amaçlı vizeler 50 $, iş amaçlı vizeler ise 200 $ harç karşılığında vize veriliyor. Tayvan 30 gün geçerli olacak tek girişli vizeyi Taoyuan Uluslararası Havalimanından giriş yapmaları şartıyla alabiliyorsunuz. Togo Kapıda vize uygulaması var. Togo girişi vizeleri, Togo'nun kara sınır kapılarında ve Lome Havaalanı'nda ücreti karşılığında alınabiliyor. Tonga 31 gün geçerli ücretsiz kapı vizesini havalimanında alabiliyorsunuz. Trinidad ve Tobago 30 gün vizesiz. Turks ve Caicos Adaları 90 gün vizesiz. Uganda 90 günlük vize için 50 $ ödemeniz gerekiyor. Yolculuk öncesinde Uganda e-vize sitesinden başvurunuzu yapıp, ödemenizi tamamlamış olmanız lazım. Ayrıca Uganda'ya seyahat etmek için aşı zorunluluğu bulunuyor, aşı kartınızı da girişte gösteriyorsunuz. Ukrayna 180 günde 90 günü geçmemek kaydıyla vizesiz. Ayrıca yeni çipli TC Kimlik Kartı ile pasaportsuz da giriş yapabiliyorsunuz. Umman 10 günlük kapı vizesi gerekiyor. Vatikan 180 günde 90 günü aşmayacak şekilde vizesiz. İtalya içerisinde konumlandığı için öncelikle Roma'ya gitmeniz gerektiğinden Schengen vizesi şart. Zambiya 30 günlük kapı vizesi gerekiyor. Zimbabve Kapıda vize uygulaması var."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/washington-dc-gezi-rehberi", "text": "Amerika maceramda en doyamadığım, en özlediğim; Washington. Potomac Nehri'nin ikiye ayırdığı bu güzel şehrin en bilinenleri Beyaz Saray ve US Capitol yani Amerikan Kongre Binası. Gitmeden önce Capitol binasını, Beyaz Saray sanarak yaşamış olduğumu belirtmeden geçmek istemiyorum. Bu biraz da medyanın yanıltması olabilir, Amerika ile ilgili haberlerde her zaman bu binayı arka fona alarak haber sunarlar, belki sizde benim gibi olabilirsiniz. Amerika'da gezi günlerimi planlarken 1 haftayı Washington'da geçirme kararı aldığımda herkes şaşırmıştı fakat beni etkileyen müzelerin olmasıydı. Genel bir araştırma yapma fırsatım olmadı, iyi ki de yapmamışım diyorum şimdilerde. Oldukça spontane gelişti ve arkadaşımın tanıdığı Koreli Ide, Delaware'den bizi aldı. Yolda bol bol Türkiye özlemimden ve yemeklerden konuştuk. Arkadaşım onlarda kalacaktı, beni de yemeğe davet ettiler, yoldan da Krispy Kreme'e uğradık ve koca bir kutu donat aldı bize, müthişti. Washington merkeze yarım saat kadar uzaklıkta bulunan Rockville'e, Hubert ve ailesinin diğer üyeleri ile tanışmak için gittik. Daha sonra hep birlikte Rockville merkezde bulunan ve bir Lübnan restoranı olan Lebanese Taverna'ya gittik ve çok özlediğimiz için bize döner ve humus yedirdiler. Büyük ve sıcak bir ailenin yapabileceği en muhteşem hediye bu olabilirdi herhalde. Yemekten sonra orman içindeki tam Amerikan filmlerindeki evler gibi olan bu sıcak ailenin evine misafir oldum. Onlara Türkiye'den hediyelik getirdiğim nazarlık ve Türk kahvesini verdiğimde aslında kahvemizi çok sevdiklerini hatta evlerinde cezveleri olduğunu öğrendim, hep birlikte kahve içtik ve sohbet ettik. Biraz dinlendikten sonra beni Washington merkezdeki otelime götüreceklerdi bu yüzden hep birlikte yola çıktık. Yolda sohbet ederek gidiyorduk ki ormanın arasından çıktık ve kuş bakışı Washington'ı gördüm, o an Ankara'ya benzettim. Daha sonra Potomac nehrini Theodore Roosevelt Memorial köprüsü ile geçtik. Işıklar ve şehrin büyüsüne kapılmıştım bile, o anı unutamıyorum. Otelimi Booking ile rezervasyon yapmıştım, beni otelimin önüne kadar bıraktılar demeyeceğim tabi ki işlemler bitti, hep birlikte odama çıktık. Ailenin annesi bana bir paket hazırlamış, otelde yemem için meyveler, atıştırmalıklar ve su. Koridor da su için bir sistem yapmışlar, ücretsiz istediğin kadar alabiliyorsun, bunu görünce ekstradan sevindim, çünkü su oldukça pahalı. Odamı kontrol ettiler, lobiden aldığımız haritadan bir kaç nokta işaretleyip bana anlattılar ve numaralarını yazıp, ne zaman olursa aramamı söylediler. O an cidden mutluluktan ve hayatın bana sunduğu büyük şanslar için ağlamak istedim. Vedalaştık ve ben hemen odamın keyfini çıkarmaya başladım, oldukça yorgundum. Ama cumartesi gecesiydi, bu fırsatın bir daha gelemeyeceğini fısıldadı bir ses ve hemen hazırlandım. Kameramı aldım ve kendimi dışarı attım. Bir sokak ileri gittim ve bir baktım tabela Beyaz Saray'ı gösteriyor. Sokaklar gece yarısı olmasına rağmen cumartesi olması sebebiyle oldukça kalabalıktı. İnsanları takip ederek en canlı bölgeye, Dupont Circle'a gelmişim. Herkes dışarda eğlencenin keyfini çıkarıyorken benim onları izleyip fotoğraf çekmem bile inanılmaz bir mutluluktu. Yolun sonunda Panera'yı gördüm, bu mekan benim o günlerde yeni yeni keşfettiğim, aşık olduğum mekandı ama kapalıydı. Tam yanındaki Krispy Kreme'e uğradım ve bir soğuk kahve aldım. Bir elimde kahvem, bir elimde fotoğraf makinem ile saatlerce dolaştım. Daha sonra otelime yaklaşırken bir mekandan çıkan kalabalık gördüm ve onları uzaktan izledim. Sanıyorum ki önemli bir davetti, herkesin üstünde eski Fransız kıyafetleri vardı, sanki bir filmin içindeydim. Hatta \"Paris'te bir gece yarısı\" filminin DC versiyonunu yaşadım diyebilirim. Gerçekle hayali ayırt edemediğim, yüzünde sürekli ve anlamsız bir gülümsemesi olan bir Ege. Sabah olduğunda odamdaki tatlı kahve makinemden bir fincan kahvem ve donutlarım ile kahvaltımı yaptım, yine haritamı alıp çıktım sokaklara. İlk olarak Beyaz Saray'a uğradım, oradan National Mall denilen bölgede buldum bir anda kendimi. İlk sıradaki Smithsonian Müzeleri'nden olan Museum of National American History'e girdim ve bu arada müzelerin ücretsiz olması konusundan kısaca bahsetmek isterim. Müzede Amerika'nın tarih sürecindeki yaşam tarzı, paraları, eski Amerikan evleri, mutfakları, arabaları ve daha bir çoğu sergileniyordu. Adeta bir oyun labirenti tadında geçen bu müze favorilerim arasında yerini aldı. Biraz dinlenip, bir şeyler yemek için müzenin içindeki kafeye oturdum. Artık hamburger yemeyeceğim derken bir baktım tepsimde bir hamburger bir de kocaman kek. İnsanları izleyerek, lezzetli yemeğimi yedikten sonra aklıma gelen Capitol Binasına giriş için aldığım randevuyu, Doğu turumda gideceğim düşüncesiyle umursamadım ve spontane şekilde yoluma devam ettim. Hemen yanında bulunan National Museum of Natural History'e girdim ve öğrendim ki Dünya'nın en çok ziyaret edilen doğa tarihi müzesiymiş. Ayrıca \"Müzede Bir Gece\" filmini izleyenleriniz hatırlayacaktır, işte filme konu olan o müze. Bu müzede çeşitli bitkiler, hayvanlar, fosiller, mineraller, kayaçlar ve meteorlar sergileniyordu. Müzenin çıkışının hemen karşısında Smithsonian Kalesi bulunuyor, görkemine hayran kalıp bir gideyim, bakayım ne varmış dedim. İçeride bir müze market ve kafe vardı, ufak da bir sergi salonu ama en önemlisi Smithsonian Müzeleri'nin kurulması için bütün mirasini bağışlayan James Smithson'dan ve müzelerin tarihi hakkında bilgi sahibi oldum ve müzeleri daha iyi anlamamı sağladı. Oradan müze altında bulunan yollardan Arthur M. Sackler Gallery'sine geçtim. Burası Amerika'nın, Asya'ya özgü en büyük sanat eserleri koleksiyonuna sahip bir müze. Mısır'dan heykeller, tahtadan oyma sanat eserleri, seramikler, Çin'den çeşitli tablolar, seramikler, Kore porselenleri, Japonya'dan paravanlar, İran'dan el yazması eserler, Budist heykelleri gibi daha birçok eser sergileniyordu. Daha sonra odama geçtim, dinlendim, Farragut Meydanı'nda dolaşan azınlığı, geçen otobüsleri ve arabaları izledim, otelimdeki son gecemde. Sabah olduğunda otelden ayrılma vakti gelmişti, el valizimi lobiye emanet ettim ve Rockville'de kalan arkadaşım ile o gün müzeleri gezmeye devam ettik. Air and Space Museum'a gittik. Türkiye'de benzeri olmayan bu müzeyi ziyaret etmek oldukça eğlenceliydi. Ayrıca farklı ülkelerden insanların paralarını attığı bir kutuda Türk parasını görmek o an duyduğum büyük özlemi daha da katladı. Daha sonra arkadaşımla otelimin altında bulunan metroya doğru gittik ve Couchsurfing ile kalacağım Virginia'da ki eve gidecektim. Elimde çok eşya var diye arkadaşımın kolunda bulunan kameramın içinde telefonum da bulunuyordu ve metro bir anda gelince hemen binmem gerekti, bir anda kendimi attım. Bir durak sonra beni misafir edecek kişiye haber vermek için telefonumu ararken farkettim ki yanımda değil, bir an şok içinde ilk durakta indim ve ilk durağa tekrar döndüm. Onun da orada olacağını umuyordum ama o da farkında değilmiş, çoktan gitmişti bile. Şok içinde nasıl ulaşacağımı bilemedim çünkü numarası ezberimde değildi. Metro bekleyen bir bayandan durumu anlatıp kendi numaramı aramasını rica ettim, aradı fakat telefon çekmiyordu, metro geldi ve gitmek zorunda kaldı. Şansımı birkaç kişi ile daha denedim, anlattığıma inanmayanlar oldu, son olarak bir bayan hoparlörü açıp konuşmamı sağladı ve sonra mesaj da attı. Kameram ve telefonum neyse ki geldi ama yaşadığım panik unutulmazdı. Daha sonra Arlington metrosunda tam 4 saat bekledikten sonra mesaiye kalan sevgili ev sahibim geldi ama adamın tipinden aşırı korkmuştum, 4 gün onunla nasıl kalacağımı düşünüyordum. Bana sürekli sorular soruyordu, bakışları çok garipti. Buna rağmen ev beklediğimden kat ve kat iyiydi. Aşağıda kendisi kalıyordu, yukarıda başkalarının da misafir olduğunu söyledi. Yan odada 2 Rus kız yarın gidecekti ve ben büyük odaya geçecektim. Ufak anı odasında yerde bir yatak vardı, muhteşem gezi kitapları ve aile fotoğrafları. Biraz onları inceledim uyumadan önce de bir Couchsurfing'deki mesajlarıma baktım ve onaylanmış bir mesaj gördüm, hem de bir Türk'den. Sabah metroya atladığım gibi Metro Center'a gittim ve Au Bon Pain'de kahvaltımı yapıp National Gallery of Art'a gittim. Gezerken bir süre sonra sıkılmakla birlikte aslında bolca zamanım olsa yavaş yavaş keyifle gezsem diye iç geçirdiğim bir müze oldu. İçeride Kütahya çinilerimizin de sergilendiğini görünce yanımda dolaşan turistlere istemsizce \"aa bakın bunlar bizim kültür hep\" diyerek gözlerimi doldurmayı da ihmal etmedim. Daha sonra haritadan seçtiğim Hirshhorn Museum and Sculpture Garden'a doğru gittim ve hayatımın \"en\" leri arasına girecek müzeyi ziyaret edeceğimi bilmeden içeri girdim. Anlatırken biraz zorlanabilirim, çünkü Hirshhorn'a olan aşkımı hangi kelimeleri seçerek yazacağımı bilemiyorum. Müze, önemli bir modern sanat koleksiyoneri olan Joseph Hirshhorn tarafından kurulmuş ve 1960'lı yıllardan itibaren resim ve heykelden oluşan koleksiyonunun tamamını müzeye bağışlamış. Müzeyi bu derece sevmemin nedenlerinden bahsedecek olursam; müthiş bir mimariye sahip olması, resim ve heykelleri ile inanılmaz eserlerin sergilendiği ve museum shopta bulunan ilginç tasarımlar ve hediyelikler... Her yönüyle eşsiz bir modern sanat müzesi olduğunu düşünüyorum, hastasıyız. Daha sonra Holocaust Memorial Museum'a gittim, yani Yahudi Soykırımı Müzesi, 2. Dünya Savaşı sırasından katledilen Yahudileri hikayelerini fotoğraflar, kısa filmler, soykırımdan kurtulmayı başarmış kişilerle yapılan röportajlar ve nazi kampında ölen kişilere ait eşyaları sergileyerek Holokost'un ne olduğunu en iyi şekilde ziyaretçilerine anlatıyor. Holokost; Nazi Almanya'sı döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudi'nin hapsedilmesi ve katledilmesidir. Almanya'da 1933'te iktidara gelen Naziler, Almanların \"ırksal anlamda üstün\" olduğuna inanıyor ve \"aşağılık\" olarak kabul edilen Yahudileri Alman ırkına karşı yabancı bir tehdit olarak gördükleri için gerçekleştirdiler. Müzeye girdikten sonra yönlendirmelerle asansöre binerken görevliler elime küçük bir kart verdiler. O dönemde soykırıma uğramış kişilerin kimlik bilgilerini içeren karttaki numara ile müze sonunda bulunan cihazlardan detaylı bilgi alabiliyorsunuz. Müze sonunda insanlık ve vicdan kavramlarını sorgularken, bu insanlık ayıbının bir daha tekrarlanmamasını diledi. Müze çıkısında Couchsurfing'den tanıştığım Hasan ile buluştuk, güneşin batışını izlemek için Potomac nehrinin kıyısına indik ve Georgetown ile tanıştım. Happy Hours'da şirin mi şirin bir yere gittik Pizzeria Paradiso. Pitch Perfect birasından denedim ve çok beğendim. Daha sonra Hard Rock DC'de leziz bir hamburger patlattık, bu sayede domuz etini hamburger ile ilk kez denemiş oldum, övmeye gerek yok. Sonra meşhur Chinatown'dan bir geçmeden olmazdı, vitrinde asılı ördekleri izleyerek Dupont tarafında bir yere eğlenmek için gittik. Ertesi gün Couchsurfing yaptığım evden ayrılarak yine müzelere gittim, öğle saatlerinde Maryland Universitesi'nde arkadaşımın tanıdığı yardımsever dostlarımız Koreliler; kilisede gönüllü çalışan Cindy ve Paul bizi gezdirdiler, Amerika'da üniversite yaşamı hakkında bilgi sahibi olup, iç geçirdim. Daha sonra Pastor Q ile buluşarak; Cindy, Paul ve Daniel ile Da Rae Won isimli Kore restorantına gittik, yemek kültürlerini anlattılar, benim gibi lezzet avcısı Paul ve Pastor ile yemeğe başlamadan Instagram'da paylaşmak üzere fotoğraflar çekildi, dualar edildi ve inanılmaz leziz yemekler tattım. Yemek gelmeden önce bizdeki gibi başlangıçlar geldi, mesela Kimchi. Lahana turşusuna benzeyen bir tadı var. Yemekte, deniz ürünleri çorbası ve The Gang Pong vardı. Favorim gang pong oldu ve yemeğimiz bittikten sonra masamıza bir içecek geldi. Koreliler genellikle yemekten sonra hazmı kolaylaştırsın diye \"yakult\" içerlermiş, bende denedim, bizde ki kefirin tadında biraz daha tatlımsıydı. Yemekten sonra merkeze döndüm, Hasan ve arkadaşları ile onların ritüeli haline gelmiş Froggy Bottom'da litrelik biralardan içtik, sohbet ettik. DC'de ki son günüme ise hafif bir hüzünle uyandım, kaldığım evdeki odam inanılmaz huzurlu olduğu için pencere kenarındaki mindere oturup, kendime hemen güzel düşünceler aşıladım. Hakkını vererek keyifle gezmem gerektiğini düşünerek enerji aldım ve kendimi yine metroya attım. Metro Center'da inip DC'de ki kahvaltı ritüelim haline gelen Au Bon Pain'e yürüdüm ve muffin kahve ikilisiyle uzunca bir süre sabah keyfi yaptıktan sonra hemen karşısında bulunan, Amerika'nın en büyük kitapçılarından olan Barnes & Noble'a uğradım, çok güzel kitapların ve dergilerin arasında kayboldum daha sonra merkezde ki bir şehir akvaryumu olan National Aquarium'a gittim, giriş ücreti 5$'dı. Müzede belirli gün ve saatlerde canlıları besleme imkanı tanınıyormuş fakat benim gittiğim saatte yokmuş, katılamadım. Bir Baltimore akvaryumu kadar gelişmiş olmasa da fotoğraf çekerken oldukça keyif aldım. Sabahı bu şekilde değerlendirdim ve metroya binip Rockville'e gittim. Pastr Q ve Seçil beni metrodan aldılar ve Baltimore'a yolcuğumuza koyulduk. Yolda zaman zaman haddinden fazla yağan yağmura rağmen kısa sürede vardık. Limanda bulunan tanıtım merkezinden bilgileri aldıktan sonra kapalı havaya rağmen etrafta dolaştık ve Cheesecake denince ilk akla gelen Cheesecake Factory'e oturduk. Menüyü karıştırırken bilmediğim çok farklı yemekler ve tatlılar vardı, bir an hepsini yemek istedim fakat Crab cake, Oreolu ve Kirazlı cheesecake ile midemizi fazla fazla doldurduk. Daha sonra Pastor Q'nun evine gittik ve kızı Abby'i alarak Paul, Cindy, Daniel ve Rachel ile Kore usulü mangal yapan Honey Pig'de buluştuk. Q, siparişleri verdi ve inanılmaz güzel başlangıçları yedikten sonra masanın ortasında bulunan mangala etler atıldı, bizde ki ocak başı ile aynı mantıkla pişen etlerin tadı hala damağımda. Yemekten sonra Kore marketine gittik, kültürlerinden birçok yiyecek ve içecekleri tanıttılar, yemek çubuklarından ve sevdiğim birkaç atıştırmalıklarından aldım. Q'da ertesi gün Washington'dan ayrılacağımız için bizim Türk usulündeki ki gibi yolda yersiniz hesabı bir dolu şey almış, sağolsun. Ordan çıkar çıkmaz daha yediklerimiz eritememişken Sweet Frog'a gittik. Daha önce Rehoboth'da ki son günlerimde keşfettiğim yer, hayatımda gördüğüm en eğlenceli ve sevimli konsepte sahip yer olarak listemin en başına geçmişti. İçeri girdiğinizde rengarenk bir yerde buluyorsunuz kendinizi, 3 farklı boyutlarda ki sevimli kurbağanın resimlerinin olduğu kabınızı seçtikten sonra aklınızı durduracak çeşitlilikte ki frozen yoğurtlarınızı kendi isteğinize göre kollu makinelerden alabiliyorsunuz. Üzerini süslemek için yine sayamayacağım kadar farklı çeşitlerde soslar, meyveler, şeker süslemeleri ve çikolataları da üzerine döküp tarttırıyorsunuz. Bu aşamalar oldukça eğlenceli geçiyor, yüzünüzde çocuksu bir gülümsemeyle kabınızı doldurup afiyetle yiyorsunuz, benim için olduğu gibi. Koreli dostlarımızda vedalaştıktan sonra metroya binerek merkeze döndüm ve Türk dostlarımla buluşup yine gece sonu ritüeli olan Froggy Bottom'da bira içtik ve onlarla da vedalaştım. Sabah uyandığımda gitme vakti geldiğini kabullenmek zorunda olduğumu biliyordum, valizlerimi aldım ve metroya gittim. Dupont Circle'da indim çünkü New York'a giden Çin otobüsleri buradan kalkıyor. Biletimi internet üzerinden birkaç hafta önce almıştım. Otobüs saatini beklerken Panera'da bir sabah kahvesi aldım ve yolu izlemek için camın önüne oturdum ve o an hissettiklerimi not defterime yazdım. Bu güzel anıları benimle paylaşan güzel insanlara teşekkür ederim, sizleri ve anılarımı hiç unutmayacağım. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/work-and-travel-hakkinda-her-sey", "text": "2013 yılında Work and Travel macerasını deneyimlemiş biri olarak Work and Travel Maceram'ı döndüğüm yıl yayınlamıştım. Work and Travel programına başvurmayı düşünenleri nasıl bir süreç bekliyor noktasında rehber olması açısından bu yazıyı sizlerle paylaşıyorum. Üniversite öğrencilerinin Amerika'da hem çalışmasını hem de seyahat etmesini sağlayan bir gençlik programdır. Amerikan hükümeti tarafından kontrol edilen öğrenci programı sayesinde yaz aylarında ortama 4 ay boyunca Amerika'da yaşama fırsatı ve ingilizce konuşma pratiği kazanmasını sağlar. 3 ay çalışma sonrası alacağınız vize sayesinde iş bitiş tarihinden itibaren 30 gün boyunca seyahat etme özgürlüğünüz olur. Öncelikli olarak programa katılmak için temel şart üniversite öğrencisi olmak ve tam zamanlı örgün bir eğitim alıyor olmak. YÖK tarafından tanınan üniversitelerin lisans programlarında hazırlık, lisans ya da yüksek lisans 1. sınıf öğrencisi ve 18-26 yaş aralığında iseniz başvuru yapabilirsiniz. Ayrıca vize başvurusunda adayların akademik not ortalamalarının 4.00 üzerinden en az 2.00 olması tercih ediliyor. 2 yıllık ön lisans öğrencileri ve açık öğretim fakültesinde öğrencileri ne yazık ki programa başvuru yapamıyor. Katılan adayların en az orta seviyede İngilizce konuşabiliyor olmaları hem programdan verim alması hem de orada yaşadığı süre içinde kişiye avantaj sağlıyor."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/work-and-travel-maceram", "text": "Egeli Gezgin Ege Amerika'da. Ege kıyılarından çıkıp, 3 aylık bir Amerika macerası yaşadım, geldim. Daha gitmeden özlemek ne demekmiş öğrendim. Özlemek öyle 100-200 kilometrelik basit mesafeler demek değilmiş, 7 saatlik koca bir zaman farkı, kavuşması birkaç gün süren uzun mesafelermiş. Ne cesaretle tek başıma karşı kıtaya gittim, work and travel yaptım, inanın bilmiyorum. Peki nasıl cesurca bu kararı verdim? 2012 yaz sonuydu, gelecek yazımı güzel bir şekilde değerlendirmek istiyordum. Amerika hayalim vardı ama amacım bir uçağa atlayıp, 1 hafta kalıp geri dönmek kadar basit olmamalıydı diye düşünüyordum. Eğer o kadar yolu gideceksem hem yazımı değerlendirmeliydim, hem de tam anlamıyla kültürünü keşfetmeliydim. Bunun için tek seçenek Work and Travel yapmaktı. Work and Travel hakkında daha fazla bilgi almak, süreçleri ve ücretlerini öğrenmek isterseniz Work and Travel Hakkında Her Şey yazısını okuyun. Birkaç şirket araştırdım, her şirket hakkında iyi kötü bilgiler edindim ve birini seçerek gitmeye karar verdim. Şirketin adını sarf etmek istemiyorum ki zaten benim gittiğim sene sezon sonunda lisansı elinden alındı. Kısa yoldan söyleyeyim ki şirketler size sadece Amerika'ya gitmek için bir ön adım oluyor. Geriye kalan işinizin konumu, ev koşullarınız, arkadaş ortamınız, eyaletiniz de ki imkanlar vs. tamamen ŞANS! Yani eğer hayat felsefeniz her daim garanticilik ise asla bu tür işlere girişmeyin. Gün gelir yerde yatarsınız, gün gelir aç kalırsınız. Ancak yaşayacağınız deneyimler hiçbir kitapta okuyup edinemeyeceğiniz kadar değerli. Öncelikle bu işe koyulmadan önce büyük bir cesaret sonrasında sabır gerekiyor. Cesaret bende varmış ki ben tek başıma bu yola girmişim şuan anlıyorum fakat sabır hiç yoktu. Şuan ise 3 ayda 3 sene büyümüş bir Egeyim, iki kat cesaretli, sabır sahibi, zorluklar karşısında tek başına durabilecek, çalışmanın ne demek olduğunu anlamış bir Egeyim artık. Peki okuyarak, dinleyerek bilinemeyecek bu Work and Travel nedir diyenler için kısaca özet geçeyim. Amerika'da hem çalışıp hem de seyahat edebileceğiniz bir öğrenci kültürel değişim programı. Ortalama 12 hafta sürüyor. Mesela ben saatler süren aktarmalı yolculuğum ile 15 Haziran'da çalıştığım eyaletteydim. 3 gün training yani kısa süreli bir eğitim verdiler, sonra işe başlamış sayıldım ve 5 Eylül'de işten ayrıldım. Yani 3 aya yakın çalışmış, 17 gün de gezmiş oldum. Fakat normal şartlarda eğer okulum başlamıyor olsaydı iş bitiş tarihinden itibaren ekstra 1 ay gezme süresi sizin yasal hakkınızdır. Programın amacına ise var olan İngilizcenizi geliştirmek, kazandığınız parayla geçiminizi sağlamak, farklı kültür ve insanlar tanımak ve kalan paranız ile Amerika sınırlarında seyahat etmek. Tabi iş seçiminden önce türlü mülakatlara giriyorsunuz, ilk hedefiniz garson olmakken, dilinizin yetersiz kalacağını öğrenince beğenmediğiniz işleri düşünmeye başlıyorsunuz. Bu arada zaman akıyor, süre daraldıkça vazgeçecek gibi oluyorsunuz. İşleri beğenmekten çok yeter artık bir işe yerleşeyim moduna giriyor insan. Ben sayısız iş seçeneği ile karşılaştım fakat saçma yerlerde saçma işlerdi çoğu. Defalarca skype üzerinden iş görüşmesi yaptım yetmedi İstanbul'a iş fuarı dedikleri olaya katıldım. Neyse aylardan nisan falandı yanılmıyorsam, iş bilgileri birkaç gün önce geldi, iş konumu kasiyerlik olarak görünce beni zaten seçmezler, yok artık para mı sayacağım, kasada çok konuşmak gerekir derken işe alındım ki o gün tamamen şansa bağlı olarak gelişti. İzmir'e uzak sayılabilecek bir yere, bölüm olarak pikniğe gitmiştik ve internet çekmiyordu ayrıca ben o işe kabul edileceğime hiç inanmıyordum. Skype görüşme saatini kaçıracakken piknikten erkenden ayrılıp yollara düştüm. Tabi beklenen oldu ve eve yetişemedim. Skype uygulamasından internet çeken bir yerde oturup beni aramalarını bekledim ama aşırı gerginim. Neyse dırırı dırırı çaldı. Bana sadece İstanbul'a geldi görüşme için dediler o kadar. Bir konuşuyorum heyecandan aksan falan kaptım, ağzımı yaya yaya espiriler şakalar neyse işte o ara gözüme takıldı kahveye. Kültürümü tanıtacağım sizlere, Türk kahvesi getireceğim, yapacağım falan derken Türkçe olarak \"İşe alındın hayırlı olsun Ege\" dedi bir ses. Ben hala thank you so much falan diyorum, gözlerim doldu hatta mutluluktan ağladım. İşverenim Türk çıktı ve iyi sayılabilecek bir işe kabul aldım. Yine çok şanslıyım ya internet paketim bitti ve skype kesildi, ben de böylelikle işe alındım. Sonrasında belge toplama işlemleri başladı, zaten önceden pasaportu çıkartmış oluyorsunuz ve işe kabul edildiğiniz an vize için ödemeleri yapıp randevu alıyorsunuz. Vize işlemleri için İstanbul İstinye'deki Amerikan Konsolosluğu'na gittim fakat Ankara'da da bir diğer alternatif mevcut. Önemli bir ayrıntı ise WAT programında sorunsuz vize almak için öncelikle not ortalamanız 2.00 üstü olmalı ve Amerika'da sorun çıkartmayacak bir tipiniz olmalı, güven vermelisiniz. Sonra da milyon tane güvenlik taramasından geçip gergin bekleyişe hazırlıklı olmalısınız ki benim ellerim buna hiç hazır değillerdi. Benim ellerimde aşırı terleme sorunu var, özellikle gergin olduğumda bu katlanarak artar. O an vizeyi alır mıyım alamaz mıyım diye düşünürken herkesin konuşmasına şahit oluyorsunuz, ret alanları gördükçe daha da terlediler ve parmak izimi alamadılar. Kalın camlar arkasındaki görevliye belgelerimi verdim. Şimdi numaranı takip et dedi, tekrar oturdum bekliyorum falan. Bir anda yan veznelerde gerçek Amerikalı tipler belirdi. Bu arada onlarla tamamen İngilizce konuşmalısınız, şimdiden söyleyeyim ve güven veren ve kendinden emin bir work and travel öğrencisi profili çizmelisiniz. En çok merak edilen sorulardan biri vize görüşmesi sırasında sorulan sorular. Bu konuda kendi deneyimimi aktarayım. Vize görüşmesi sırasında görevli kişiyle merhaba nasılsın, adın ne, kaç yaşındasın, hangi bölümü okuyorsun gibi soruların haricinde aldığım ilk soru ikinci yabancı dilim hakkında oldu. Hangisi daha iyi İngilizce mi Almanca mı diye sordu. Daha önceler de duydum ki Almanca demiş birine git o zaman Almanya'ya diye vize vermemişler. O derece garip ama bir o kadar da basit sorular soruyorlar. Neyse ben çizgimi bozmadan I love Amerika mantığıyla cevapladım tüm soruları ve cevabı \"have a nice summer\" oldu, sonrasında da derin bir ohh. Hemen sonrasında uçak biletimi ayarladım ve büyük bir heyecanla 15 Haziran'ı bekledim. Aynı gün sabahtan son finalime girdim ve akşam İstanbul'a uçacaktım. Her şeyin son olanını da yapıp hava alanına gittik Saatin nasıl geçtiğini anlamamıştım, vedalaşma zamanı geldiğinde bir yakınımı kaybetmişcesine ağladım. Kopamıyordum ama bir an önce ayrılmam gerekiyordu. Kendime güçlü olup bir anda arkamı dönüp valizimle uzaklaşmam gerektiğimi söyledim. Evet, \"Eğer gitmek zorundaysan arkana asla bakma, yoksa gidemezsin\" sözümü kendime ayrılık felsefesi edindim. İstanbul'a indim ve sabahın olması için 7 saatten fazla bekledim, uyuyamadım, kahve içtim bol bol. Koca valizlerim ve benim gibi sabah uçuşunu bekleyen bir çok insanla bir arada oturdum. Valizlerimi tarttım, kiloyu dengeleyene kadar baya bir zaman harcadım, çıkış harcımı da yatırdım. Sonra valizlerimi verdim ve gümrük sırasına girdim. Minik el valizim ve ben tek başımızaydık artık, işte o an yapayalnız kaldığımı hissettim. Dönmek için ısrar eden iç sesim neyse ki beni yenemedi. Roma'ya uçtum, bir 7 saat daha beklemek için. Tekrar kontrole girdim, bir uçak dolusu Türk ile fakat ben beklerken her biri uçaklarına binip gittiler. Bir zaman sonra kendi ülkemden olanlar da kalmadı, yalnızlığım giderek katlandı. Depresyona girmek için erken olduğuna karar verdim ve bir an durup düşündüm. Roma'dayım ve dışarı çıkamıyorum peki ne yapabilirim? Hazır gelmişim taa İtalyalara kadar bi kahve-kruvasan yapayım dedim hem de bu arada internet bulmak istiyordum. Tabi internete ulaşmak Türkiye'de ki kadar ucuz ve kolay değil, sadece hava alanındaki ağa paypal ödemesi yaparsan bağlanıyorsun. Kısacası kimseye ulaşamadım, daire şeklindeki hava alanında deli dana gibi 7 saat döndüm, durdum. Saatlerce beklememin sonrasında New York uçağımın olağanüstü hava koşullarından 2 saat rötar yaptığını öğrendim. 36 saatten fazladır uyumuyordum, rezil bir şekilde bekledim. Neyse ki sonunda uçağa bindim ve direkt sızdım. Yemekler, kahveler gelmiş gitmiş, ben bir haberim. Bu arada belirtmeyi unuttum Alitalia ile uçtum yani İtalyan yakışıklı hostlar ve iğrenç İngilizceleri demek oluyor. Yanımdaki bayan ne yerse same same dedim geçtim. Çünkü ne onlarla başa çıkabilecek bir dilim vardı ne de sabrım. Neyse indim New York'a kontrolde 1 kilo yeşil eriğimi alan görevlilere saydırmaya pek bir fırsatım olmadı çünkü uçağım indiğinde Philadelphia uçağım çoktan kalkmıştı bilet saatime göre. Erikleri boş verip, hemen şirketin görevlilerine biletimi gösterdim ve valizimi verdim tekrardan çünkü iç hatlara geçecektim. Kadın bana bir şeyler söyledi ama benim tek anladığım terminal 2 ye git oldu ve öyle yaptım. Meğerse ben oraya gidince biletimi tekrar check etmem gerekiyormuş. Tabi o uçak da rötar yaptı, ben de pikeme sarılıp dinlendim, sonra kapılar açıldı ve uçağa bindim. İndiğimde beni Couchsurfing'den aylar öncesinden ayarladığım 70 yaşlarında ki Judith teyze, elinde sevimli karton parçasıyla karşıladı \"Welcome Ege\". Couchsurfing sayesinde ücretsiz bir şekilde Amerikalı birinin evinde nasıl kaldığımı merak ediyorsanız Couchsurfing Nasıl Kullanılır? yazısını okuyun. Sarıldık, koklaştık ve valizimi bekledik. Herkesin valizi geldi, benim ki yoktu ama ben haddinden fazla rahattım. Kayıp için form doldururken biraz algıladım gibi oldu ama hala inanmıyordum. Bu durumu tamamen jet lag olmama bağlıyorum. Neyse el valizimi de aldık arabaya atladık ve 2 saat yolculuğun ardından Judith'in Lewes'deki evine vardık. Tek katlı tipik bir amerikan eviydi. Evdeki köpeğinin sevgi gösterisi olarak üstüme saldırması dışında gece ilginç bir şey yaşamadım. Judith çok misafirperver bir Amerikalıydı. Bana özel bir oda verdi, sayesinde kendi evim kadar rahat hissettim. Sabah olunca işverenimi aradım ve kalacağım evin adresini aldık. Sağ olsun beni eve kadar götürdü, hatta yetmedi eve girip inceledi, kalmam için uygun mu, imkanları nasıl falan diye. Tam bir anneanne edasındaydı. Bana yardımlarını hiçbir zaman unutamam. Daha sonra eve yerleştim ve işe başladım, ilk zamanlar işi öğrenene kadar çok zordu. Hem İngilizce konuşuyoruz, hem yeni bir iş, bilmediğin bir kültür, yeni insanlar gibi gibi zorlayıcı faktörler ile günler geçmeye başladı. Zaman zaman Türkiye ile görüntülü konuşmalar yapmaya başladık ve her konuşmada gözyaşlarıma engel olamadım. Aslında bazen özlemek de değildi derdim. Zorluklardan kaçamamak, birinin arkasına sığınıp kolay yolunu bulamamaktı. Her zorlukla ben boğuşuyordum. Böyle çok kötü anlattım gibi oldu ama şuan çok uzak günlermiş gibi gelse de o günler inanılmaz zor geçti. Neyse ki zamanla alışırsın lafı çok doğru. Zaman geçtikçe yaşadıklarıma alıştım, görmezden geldim. Başvurduğum güne lanet ederken bir anda bulunduğum durumun aslında hiç de fena olmadığını düşündüm. Amerika'daydım, eğer ben istersem bunu eğlenceye çevirebilirdim ki yaptım. Partilerin yerlerini öğrendim, zaten zaman geçtikçe yayılıyor bilgiler, öğreniyorsun. Bisiklet nereden alınır, kilise ne zaman yemek verir, parti ne zaman nerede en iyi olur gibi gibi. Bu arada kiliseler bu tarz programlarla gelen öğrencilere ücretsiz yemek sağlıyor. Haftanın belirli günleri tam anlamıyla doymak için çok gittim. İşten çıkıyorduk Jolly denen bizde olmayan bir araç ile 15 dakika falan gidiyorduk Dewey Beach'e. İşyerim ile yaşadığım yer ise Rehoboth Beach'di, Delaware eyaletinde. Buranın en büyük avantajı ilk eyalet olması, vergi yok. Bu yüzden her köşede tax free tabelası görürseniz şaşırmayın, gerçektir. New York'a araba ile 3 saat, ayrıca Rehoboth, gay ve lezbiyenleri ile ünlü olmasına rağmen Dewey'e göre daha sakin. Dewey ise daha ufak ama partilerin merkezi. Bizim mekan deniz kenarındaydı, Northbeach'di. Salıları $ 1 gecesi oluyordu, içkiler su niyetine içiliyordu. Cuma geceleri bir grup çıkıyordu daha slow, cumartesileri tam party oluyordu. Pazarları ise Amerika'da hayat çok erken bitiyor. Partiyi bırakın, restoranlar bile 6, bilemedin 7 gibi kapanıyor sonra sokaklar bile bomboş oluyor. Geceleri bu şekilde geçiyordu. Gündüzleri ise evimizin karşısındaki mağazalara alışveriş yapmaya gidiyorduk. Kalan zamanlar ise bazen günde 14-15 saat çalışıyorduk bazen 6-7. Her sabah hayata isyan şeklinde kalkıyorduk eğer işe gideceksek. 2 haftada bir off günümüz oluyordu, ama çok uzakları gezemiyorduk, dinleniyorduk, havuza iniyorduk falan bir şekilde zaman geçiyordu. Kiliseler sağ olsunlar öğrencilere ödünç olarak bisiklet falan veriyorlardı, belirli günlerde ücretsiz yemekler, tatlısından kahvesine kadar. Benim için yaşamayı öğrenince başladı Amerika maceram. Çalıştığım dönem içerisinde bir kez izin günümde kilisenin düzenlediği tur ile Six Flags'e gittim. İki kez de kendi planım ile Ocean City'e gittim. Six Flags inanılmaz eğlenceliydi, hayatımın en adrenalin dolu gününü geçirdim. Asıl seyahat kısmına işten ayrılınca başladım. Eşyalarımı topladım ve 1 haftalığına tek başıma Washington'a gittim. Herkes hiçbir şey yok orada diyordu ama gittiğim de anladım, iyi ki 1 hafta ayırmışım dedim. Biraz otelde biraz da Couchsurfing ile konakladım. Çok yardımsever ve güzel yürekli insanlarla tanıştım, birlikte güzel zamanlar paylaştık. Hemen ardından işten 4 arkadaşım ile 6 günlük Doğu Amerika turuna katıldım. Doğu Amerika turumuzda Philadelphia Washington Buffalo New York rotasını izledik. Dünyaca ünlü doğa harikası Niagara Şelalelerini gördük. Fotoğrafta gördüğünüz muhteşem insanlarla tanıştım. Çoğunlukla Venezuelalı, Kolombiyalı ve Türklerin yer aldığı turda unutulmaz günler yaşadım. Daha sonra 3 gün fazladan New York'ta kaldım ve 23 Eylül günü geldi, uçağa bindim, giderken nasıl ağladıysam gelirken de öyle ağladım, alışmak, sevmek ve özleyeceğine emin olmak duygusuyla. Hayat bu, bir daha gelir miyim gelemez miyim diye düşünüyorsun ister istemez o uçak havalanırken, belki de son diyorsun. Bilmiyorum ilk ve son mu olacak benim için ama hayatımın en eğlenceli ve en macera dolu yazını yaşadım, bunu biliyorum. Gördüklerim ve yaşadıklarım hayatım için inanılmaz büyük ve değerli bir tecrübe oldu. İyi ki cesaret etmişim, iyi ki arkamı dönüp o uçağa binmişim, yaşamışım, ağlamışım, gülmüşüm, eğlenmişim, tanımışım, öğrenmişim, büyümüşüm ve yepyeni bir Ege olmuşum diyorum. Bu yazımı Work and Travel yapacaklara acısıyla tatlısıyla rehber olsun diye yazdım, umarım cesaret edip sizde bu eşsiz hayat deneyimini yaşarsınız. Eğer Work and Travel hakkında sorunuz olursa yorum kısmından benimle iletişime geçebilirsiniz. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarımdan takip edebilirsiniz. Selamlar, çok güzel bir yazı olmuş ve severek okudum! Aynı kaderi yaşamışız. Ben de valizimi kaybettim ancak uzun süre ulaşamadım 🙂 Zar zor American Airlines'ı düşürebildim ve bana verdikleri özel bir numara ile valizimi buldurtabildim, bana valizi kargoladılar. AA'nın telefonun düşmesi 6-7 saati buldu ve 1 hafta civarı kıyafetsiz, oradan buradan aldığım kıyafetlerle, yaşadım. Ben de 2022 yazında gittim ve geldim, bilmiyorum ama içim orada kaldı. Oranın kültürü, verdiği güç, finansal özgürlüğü, yüklediği özgüven bile bambaşkaydı. Gerçekten gelişmiş ülkede yaşamak insana her şeyi başarabilecekmişsin hissi veriyor, bunu orada çok iyi anlamıştım. Bu hikayenin böyle bitmesini bir türlü kendime yediremiyorum. Ait olduğum yere gitmeliyim gibi hissediyorum. O yüzden, doğru ve mantıklı yollarla, yeniden gitmek ve bu sefer kalıcı olmak için yöntemler arıyorum. Siz döndükten sonra böyle hissettiniz mi, sanki yıllarca, ait olmadığınız bir yerde büyümüş gibi? Ben döndükten sonra burada yaşamayı kendime bir türlü yediremedim."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/yesil-pasaport", "text": "Yeşil pasaport diğer pasaport türlerine göre çok daha fazla ülkede dolaşım kolaylığı sağlayan bir pasaport türüdür. Devlet çalışanı olan memurlara ve ailelerine 5 yıllık süre ile verilen, ayrıcalıklı bir pasaport. Birçok ülkeye belirli gün sayısı ile sınırlı olmak üzere vizesiz giriş ve vize isteyen ülkeler için vize almada kolaylık sağlar. Yeşil pasaportu almaya hak kazanmak için kamuda çalışmak ve aşağıdaki maddelerin herhangi birini sağlıyor olmak gerekiyor. Yeşil pasaport kimlere verilir bu konu hakkında en çok sorulan sorulardan biri. Aşağıdaki maddelerden herhangi birini kapsayan durumlarda pasaport hakkı doğar. 1) TBMM eski üyeleri ve eski bakanlar, 2) 1. 2. ve 3. derece kadrolarda çalışan ve emekli olan devlet memurları ve sözleşmeli devlet memurları, 3) Kadro karşılığı olmaksızın çalışıp emekli kesenekleri 1. 2. ve 3. derece üzerinden kesilerek T. C. Emekli Sandığına yatırılan çalışanlar ve bu durumda çalışırken emekli olan sözleşmeli devlet memurları, 4) Büyükşehir, il, ilçe ve 1. derece kadro ile belde belediye başkanları, a) Özelleştirilmeden önce hususi pasaport alma hakkını elde etmiş olanlar, b) Kuruluş sermaye payının en az %51'i devlete ait kamu kuruluşu olanlar, c) Sosyal Güvenlik yönünden T. C. Emekli Sandığına bağlı olanlar, e) 4603 Sayılı İş Kanununa tabi olanlar, - Bu şartlardan birini taşıyan ve bu şartları taşırken emekli olan kişilerin yeşil pasaport hakkı bulunuyor. Yeşil pasaport nasıl alınır 2021 yılı için güncel bilgi şu şekildedir. Eğer yeşil pasaport sahibiyseniz, sizin sayenizde bazı aile bireyleri de bu haktan yararlanabilir. - Eşiniz, - 18 yaş altı çocuklarınız, - 25 yaşın altındaki, hak sahibi ebeveyn ile ikamet eden, evli olmayan, iş sahibi olmayan ve öğrenimine devam eden (öğrenim görülen kurumlardan veya e-devlet üzerinden alınabilir, sistemde öğrencilik durumunun doğrulanması halinde belge talep edilmez. Ayrıca ergin olmayan çocukların öğrenci olmamaları halinde 18 yaşına kadar hususi damgalı pasaport verilir) çocuklarınız veya, - Yaş koşulu olmaksızın zihinsel, ruhsal ya da bedensel engelli çocuklarını eğer sizinle ikamet ediyor, bekar ve işsiz ise sizin yeşil pasaport hakkınızdan faydalanabiliyor. Ancak engellerini tam teşekküllü bir devlet hastanesinden alacakları sağlık kurulu raporu ile belgelemeleri gerek. Yeşil pasaportu sadece İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlükleri'ne yapacağınız başvurular ile çıkartabilirsiniz. Pasaporta sahibi olacak kişinin yaşı gözetilmeksizin başvuru yalnızca şahsen kabul edilmektedir. Yukarıdaki şartlardan herhangi birini sağlıyorsanız pasaportunuzu çıkartmanız için yeşil pasaport için gerekli evraklar ile başvuru yapmanız gerekiyor. Yeşil pasaport yenileme işlemleri için de yeniden aynı belgeleri hazırlamanız ve başvuru yapmanız gerek. Yeşil pasaport ücreti olarak da her yenileme işlemi sırasında o yıl için belirlenen pasaport defter bedeli ödenir. 1. İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğüne hitaben yazılmış yeşil pasaport talep yazısı, Emekli iseniz emekli olduğunuz kurumdan emekli olunan tarihteki kadro derecesi ve görev unvanını gösterir yazı almanız gerekiyor. 3. Nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi, 4. Varsa daha önceden alınmış pasaportlarınızın aslı, Belgelerinizi hazırladıktan sonra pasaport başvurusu için online randevu almanız gerekiyor. Yeşil Pasaport Randevusu linkten alabilirsiniz. Yeşil Pasaport sahibi olarak vizeye başvuracaksanız bordo pasaporta göre oldukça avantajlı sayılacaksınız. Vizeli ya da vizesiz fark etmez, yurt dışına çıkış yapacaksınız çıkış tarihinizden itibaren en az 3 aylık pasaport geçerliliğinizin olması bekleniyor. Bu süre bazı ülkeler için değişkenlik gösteriyor. Şu linkte detaylı ve resmi bilgi bulunuyor fakat bilgilerin bazıları hatalı olduğu için kesin bilgi almak için gideceğiniz ülkenin başkonsolosluklarına giderek ya da telefon ile arayarak daha doğru bilgi alabilirsiniz. Yeşil Pasaport 3 Ay Kuralına Dikkat! Belirttiğim sitedeki bilginin kesinliğine güvenmemeniz konusunda tekrar uyarıyorum çünkü deneyimledim. Örneğin yeşil pasaportumun süresi 22 Mayıs 2017 tarihinde dolacaktı ve Schengen bölgesinde olan İspanya'ya 1-12 Şubat tarihlerinde bir seyahatim vardı. Schengen bölgesine giriş için yeşil pasaportunuzda en az 3 aylık geçerlilik süresi olması şartı bekleniyor. Fakat İspanya, Schengen'de yer almasına rağmen Dışişleri Bakanlığı'nın resmi sitesinde İspanya için 4 aylık geçerlilik süresi arandığı yazıyor. Ben bu bilgiye göre Barselona'ya gidemeyeceğimi düşünmüştüm fakat konsolosluğu aradığımda 3 ay şartı aradıklarını söylediler. Yani Dışişleri Bakanlığı sitesi de olsa güvenmemek lazım. Yani vizeden muaf olduğunuz bir ülkeye bile gidiyor olsanız pasaportunuzda yazan geçerlilik süresinin son gününe kadar kullanabilirsiniz diye bir durum maalesef yok. Yaşanmış bir diğer örnekten bahsedecek olursam, yeşil pasaportunun geçerlilik tarihi 20 Nisan 2017 olan bir kişi, 10 Şubat 2017 tarihinde Schengen bölgesine çıkmayı denediğinde maalesef Türkiye'de pasaport kontrolünde geri çevrildi çünkü pasaportunda son 3 aylık süre kalmamıştı. Bir şekilde geçerim burası Türkiye, diyecek olursanız da geçseniz bile gittiğiniz ülkede pasaport kontrolünden onay almanız gibi bir durum söz konusu olamayacaktır ve ilk uçakla dönmek zorunda kalabilirsiniz. Bu yüzden son 3 ay geçerlilik süresi kuralına mutlaka dikkat ederek seyahat planlarınızı yapmanızı öneririm. İşlemlere başlamadan önce Yeşil Pasaport hakkında yazdığım diğer yazılara göz atmanızı öneriyorum. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarımdan takip edebilirsiniz. Mayısta döndüm. 25 temmuz da tekrar giriş yaptım Eylül. 9 dönüş yaptım. 2 gün geçirmiş oldum rahatsızlandım 12günlük rapor aldım. Dönüşte onu gösterdim. Maalesef birdaha ne zaman giderim. Merhaba, ben üniversiteden bu ay mezun oldum. 2023 mayısa kadar geçerli yeşil pasaportum var. Mezun olunca yeşil pasaport hakkımın biteceği söylendi. Lakin güncel bir bilgi kaynağı bulamadım. Yardımcı olabilirseniz sevinirim. Şimdiden teşekkürler. Öğrenciliği bitse dahi sistemden göremedikleri için geçerlilik tarihine kadar kullananlar var. Öncelikle verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Son 6 ayda 3 aydan fazla kalmamış olacağı için tabi ki giriş yapabilir. zeynep merhaba ben de aynı sorunu yaşıyorum, yurtdışına çıkabildin mi? herhangi bir sorun oldu mu? cevap verirsen çok sevinirim. Merhaba. İlk sorunuza cevap vereyim. Aktif çalıştığı süreçte yeşil pasaport hakkı elde eden memur emekli olduğunda ya da istifa ettiğinde yeşil pasaport hakkı devam eder. Memuriyetten çıkarılma, ihraç benzeri bir durum yoksa veya başka bir sebeple pasaport iptali yoksa yeşil pasaportu geçerlidir. Ancak yabancı eş konusunda bilgim yok maalesef. Evet 3 ayı doldurur ise tekrar 3 ay bekleyip gelmesi gerekiyor. Pasaport hakkını geri alınması gibi bir durum ilk kez duyuyorum. Memuriyeti ile ilgili bir sıkıntı yoksa tekrar araştırın. Ege hanim merhabalar, 18 yasimdayim babamin yesil pasaport hakki var kendisi asker, kurumunda yetkili kisiye onaylatmasi gerekiyor mu ? Emniyete gidip direkt kendim cikartabilir miyim yoksa babamin mi cikarmasi gerekiyor ? Benim adima. Babanız kurumdan resmi evrak almak zorunda. Sonra kendinzi başvurursunuz. Normalde kadro derecen 4 olduğu için alamazsın ama emin olmak adına kurumdan bilgi almalısın."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/yesil-pasaport-hakkinda-bilmeniz-gerekenler", "text": "Yeşil pasaport sahibi olmak gerçekten çok büyük kolaylık, vize alacak mıyım endişesi taşımadan uygun fiyatlı uçak bileti bulup uçabiliyorsunuz ve pasaport kontrolünde hiçbir sorgudan geçmeden ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. Bu kadar hayat kurtaran bir pasaport türüne herkes sahip olmak istiyor. Yeşil pasaport kimler alabilir, nasıl alabilir konuları hakkında daha detaylı bilgi için Yeşil Pasaport yazısını okuyabilirsiniz. 2015 yılında annemin devlet memuru olması ve derecesinin yükselmesiyle yeşil pasaport sahibi olmaya hak kazandım. 25 yaş sınırı dolayısıyla hakkım olan 2 sene boyunca Avrupa'da 16 ülkede vizeye gerek duymadan özgürce seyahat ettim. Seyahatlerim süresince yeşil pasaport kullanımı hakkında sizlerden gelen soruların ardından Yeşil Pasaport yazısını yazmak istedim. Yeşil pasaport hakkında merak edilen tüm soruları bu yazıda bulacaksınız. Eğer bu sorular dışında merak ettiğiniz bir konu var ise yorum lütfen öncelikle yazının sonunda daha önce sorulmuş soruları okuyun, belki de sorunuzun cevabını başka okuyuculara vermiş olabilirim. Eğer farklı bir sorunuz var ise bu yazıya yorum bırakırsanız elimden geldiğinde yardımcı olmaya çalışırım. Yaklaşık 160 ülkeye sadece yeşil pasaportunuz ile turistik amaçla vizesiz giriş yapabilirsiniz, rakam oldukça tatmin edici. Yeşil pasaport ile vizesiz seyahat edebileceğiniz ülkelerin güncel listesine Yeşil Pasaporta Vize İstemeyen Ülkeler yazısından ulaşabilirsiniz. Yeşil pasaportunuz ile vizesiz seyahat hakkınızı 180 gün içerisinde 90 günü aşmamak kaydıyla yalnızca turistik girişlerde kullanabiliyorsunuz. Bu duruma yeşil pasaport 6 ay kuralı deniyor, yani 6 ay içerisinde en fazla 3 ay kesintisiz olarak kalabiliyorsunuz. Eğitim, oturum ve çalışma gibi durumlarda ise vize başvurusu yapmanız gerekiyor. Yeşil pasaport süresi en çok merak edilen sorulardan biri. Yeşil pasaport en fazla 5 yıllık süre ile verilir ve eğer hala şartları sağlıyorsanız yeniden pasaport başvurusunda bulunabilirsiniz. Yeşil pasaport sahipleri Schengen'e üye ülkelerde vizesiz dolaşım hakkına sahiptir. Yani Almanya, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Yunanistan'a vize almadan, sadece yeşil pasaportunuz ile giriş yapabilirsiniz. Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Ermenistan, Güney Afrika Cumhuriyeti (30 güne kadar vize kapıdan alınıyor), Hindistan, İngiltere, İrlanda, Kanada, Kamboçya ve Yeni Zelanda yeşil pasaporta vize isteyen başlıca ülkeler arasında. Yeşil pasaportun avantajları maalesef bazı ülkelerde geçersiz olsa da vize almak bordo pasaporta göre daha kolay olduğundan sizi yine avantajlı konuma getiriyor. Seyahatiniz öncesinde Yeşil Pasaporta Vize İsteyen Ülkeler yazısına göz atabilirsiniz. Genel bir ön yargı olarak tüm devlet memurlarının yeşil pasaport hakkı olduğu düşünülür. Ancak kamuda çalışanların yalnızca %4'lük kısmı bu hakka sahiptir. Yeşil pasaportu alabilme koşulları hakkında daha ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duyarsanız Yeşil Pasaport yazısına göz atabilirsiniz. Yeşil pasaport 2021 yılı için ücreti 180 TL olarak belirlendi. Diğer pasaport türleri harç bedeli öderken, yeşil pasaport sahipleri sadece defter bedeli öderler. Yeşil pasaporta sahip olmanın en güzel avantajlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile ülke dışına çıkış yapanlardan alınan ücret olduğundan yeşil pasaport sahipleri de almak zorundadır. 50 TL karşılığında havaalanlarında bulunan ofislerden alabilirsiniz. Yurtdışına çıkış yaparken bordo pasaport sahipleri seyahat sağlık sigortası yapmak zorunda olsa da yeşil pasaportu olanlar seyahat sağlık sigortası yaptırması zorunlu değil. Ama eğer kendinizi garantiye almak istiyorsanız yaptırmanız daha güvenli olur çünkü orada bir sağlık problemiyle karşılaştığınızda sigortanızla hastanede işlem yaptırabilirsiniz. Yeşil pasaportunuzu sadece öğrenciliğiniz devam ettiği sürece kullanabileceğiniz hakkında her yerde bilgiler havada uçuşuyor fakat bu bilgiye dayanarak pasaportunuzu üniversiteden mezun olduktan geçersiz olduğu fikrine sakın kapılmayın. Pasaportunuzu alırken öğrenciliğiniz bittiğinde geçerliliğini yitireceğini söyleyen polis memurları, sizin hakkınızda güncel bilgileri takip edemedikleri için 25 yaş sınırını aşmadığınız sürece gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Türkiye'de sistemlerin nasıl işlediğini az çok biliyoruz. Bu yüzden son kullanım tarihinden 3 ay geriye giderek son geçerlilik tarihi hesaplayarak sorunsuzca kullanabilirsiniz. Örneğin ben öğrenciliğim bittikten sonra yeşil pasaportum ile 6 kez yurtdışına seyahat ettim. Sadece bu konuda önemli olan pasaportunuzun geçerlilik süresini aşmıyor olmanız. İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüklerine yaptığınız başvuru sonrasında en erken 3-4 gün içinde pasaportunuz PTT kargo ile elinize ulaşır. Bu süre genel olarak 3-15 gün olarak belirtilmiştir fakat genellikle başvuru yoğunluğu olmadığı için çoğu zaman kısa sürede elinize geçer. Yeşil pasaport sahiplerinin; eşleri, 18 yaşından küçük çocukları ve 18 yaşını bitirdikleri halde öğrenimlerine devam eden çocuklarından, evli olmayan veya çalışmayanlar, bu şartları devam ettiği sürece 25 yaşını doldurana kadar kadar hak sahibi. Çoğu ülkenin son 3 ay kuralı olduğundan yurt dışına çıkmanızda sıkıntı yaşayabilirsiniz. Son 3 ay kuralı şu şekilde işler. Her ülke yeşil pasaport için farklı süre aramaktadır. Ülkelerin kaç ay kullanım süresi aradıklarını Dışişleri Bakanlığı'nın resmi siteden şu linkten ulaşabilirsiniz. Fakat tüm bilgiler maalesef kesin olmadığından mutlaka gideceğiniz ülkenin başkonsolosluğu ile görüştükten sonra kesin bilgiye ulaşabilirsiniz. Eğer pasaportunuzun son kullanım tarihinden geriye 3 ay hesapladığınızda daha az süre var ise hem Türkiye'den çıkış hem de gideceğiniz ülkele giriş oldukça zor, tarihlere dikkat etmek lazım. Bazı ülkeler ki çoğunlukla Schengen sınırındaki ülkeler kimi zaman yeşil pasaportun kullanımına kısıtlamalar getirebiliyor. Örneğin, 2019 yılından itibaren yeşil pasaport Almanya için ek gereklilikler oldu. Alman sınır polisi pasaport kontrolü sırasında yeşil pasaport sahiplerine ek belgeler talep ediyor. Almanya'ya turistik amaçlı seyahat eden Türk vatandaşlarından yeşil pasaportu ile birlikte sağlık sigortası, dönüş bileti ve kalınacak süre için günlük 45 euro nakit para veya geçerli bir kredi kartı ibraz edilmesini talep ediyor. Bu yüzden yeşil pasaportunuzla bazı ülkelere giriş yaparken tedbirli olmanızda fayda var. Yeşil pasaport hakkında en sık sorulan soruları elimden geldiğince açıkladım. Eğer bu sorular dışında merak ettiğiniz bir konu varsa lütfen bana mail atmayın, bu yazının altında yorum olarak sorun. Böylelikle sorduğunuz soru bir başkasına da yardımcı olabilir. Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarımdan takip edebilirsiniz. 2022 kasım ayından yeşil pasaportuma süre uzatmaaı yaptırdım. 2024 de Fransa'ya gitmeyi planlıyorum. Yeşil pasaporta süre uzatma işlemi yüzünden sorun yaşar mıyım, yoksa yeni pasaport mu çıkartmam gerekir. Pasaportunuzun geçerlilik tarihine göre bu durum değişir. Erasmus kısa dönem staj programı ile Think Poland isimli bir ajansta çalışmak için Polonya'ya gitmek istiyorum. Kabul mektubumu aldım, ajans ile görüşmeleri yaptım. Kısa bir dönem için geleceğim için (3 ay) yeşil pasaportum ile vizesiz giriş yapmak istiyorum. Sorun şu ki 25 yaşına gireceğim için yeşil pasaportumun süresi de 21/6/2024 tarihinde dolmuş olacak. Dönemlerin yakın olması sebebiyle ajanstan staj tarihimi öne çekmelerini istedim ancak Güz dönemi için zaten bir stajyerleri olduğunu benim tarihlerimi öne çekmenin imkansız olduğunu ilettiler. Benim yeşil pasaport sahibi olduğum için 6 ay geçerli bir pasaporta ihtiyacım olmadığını, pasaportun geçerlilik süresinin sonundan 3 ay gerisini hesaplayıp seyahat edebileceğimi söylediler. Ajans uluslararası öğrencilere destek sağlayıp, üniversitelerin tanıtımını yaptığı için bu gibi süreçlerde uzman, onlara güveniyorum ancak yine de size de danışmak istedim. Öncelikle tebrik ederim Nur! Her çeşit pasaport için son 6 ay kuralının geçerli olduğunu biliyorum. Sorun yaşaman çok olası. Daha kesin bilgi için konsolosluğa danışmanı öneririm. Üniversitede hala öğrenci olan oğullarım aynı zamanda Sigortalı olarak çalışıyorlar da.. Merhaba, güncel sistemi bilmiyorum ancak yakın zamanda bu şekilde olup sorun yaşayan olduğunu hiç duymadım. Merhaba, yaş sınırını aşmadığınız sürece açık öğretim aktif öğrencilik sağlar. Nasil bir yol izlememizi önerirsiniz. Çok teşekkür ederim. yeşil pasaport sahibiyim. ben Almanya da 09.08.2022-10.11.2022 tarihleri arası 94 gün kaldım. Almanya dan Türkiye ye gelirken pasoport kontrolünde beni tuttular. Almanca bilmediğim için bir çok soru sordular fakat ben anlamadım. ama bana orada bazı evraklar imzalattılar. bu imzalatılan evrakların ne olduğunu ve ne anlama geldiğini bilen varsa açıklarmısınız. ayrıca ben tekrar ne zaman Almanya ya gidebilirim. yeşil pasaport sahibiyim. ben Almanya da 09.08.2022-10.11.2022 tarihleri arası 94 gün kaldım. Almanya dan Türkiye ye gelirken pasoport kontrolünde beni tuttular. Almanca bilmediğim için bir çok soru sordular fakat ben anlamadım. ama bana orada bazı evraklar imzalattılar. bu imzalatılan evrakların ne olduğunu ve ne anlama geldiğini bilen varsa açıklarmısınız. ayrıca ben tekrar ne zaman Almanya ya gidebilirim. Merhaba, 6 ay içinde maksimum 90 gün kalabilirsiniz. Siz bu sınırı 4 günle aşmışsınız. O sebepten size belge imzalatmış olabilirler. İçeriği hakkında bilgim yok maalesef. Özetle yeşil pasaportla yurtıdşında 1 içinde toplam 180 gün kalabilirsiniz. Bunu da 6 ay içinde 90 gün olacak şekilde ikiye bölüyorlar. Merhaba, ben de öğrenciyken part time sigortalı bir işte çalışmıştım. Yeşil pasaportumu o süreçte 4 kere kullandım hiçbir sorun çıkmadı. Merhaba şuan 23 yaşındayım ve öğrenciyim yeşil pasaportum var. Fakat sigortalı bir işe başladım. Sigortalı işteyken yurtdışına çıkamayacağım söylendi. Yeşil pasaportumun geçerli olabilmesi için işten ne kadar süre önce çıkmalıyım? Yardımcı olabilirseniz sevinirim. Erkek arkadasim mart 2022 de almanyaya geldi simdi araligin sonu da tekrar gelecek 2023 te Burda olacak 2022 de gelmisti. Bir sorun olurmu yoksa 2023 de gelmeli. Merhabalar. Şu an Erasmus için Polonya'da bulunuyorum. Öncesinde başka ülkede bulunduğum için Türkiye'ye gidip vize alma zamanım olmadı o yüzden Yeşil pasaport ile giriş yaptım. Üç ay sürem dolduğunda Schengen bölgesinden çıkış yapıp daha önce bulunmadığım başka bir ülkeden giriş yaparsam tekrar üç ay hakkım bulunur mu? Yoksa tüm Schengen bölgesi için mi geçerli 180 gün içerisinde 90 gün. Bu konu hakkında maalesef bir bilgi bulamadım. Bilginiz varsa yardımcı olursanız çok sevinirim. Böyle bilgilendirici bir yazı için ellerinize sağlık, teşekkürler. Merhabalar, Ben de gelecek dönem için Letonyaya Erasmusa gitmeyi planlıyorum. Okul 5 ay sürecek fakat biliyorsunuz ki yeşil pasaport 3 ay kalabilirim. Vizeye vercek param yok maalesef. Kısacası sizin durumu yaşıyorum şu an. Herhangi bir çözüm buldunuz mu acaba. Benim için çok önemli cevap vermeniz. Merhaba, Danimarka da 90 günden fazla kalmamız mümkün mü. Yeşil pasaport 90 sınırını yasal olarak nasıl aşarız. Merhaba, 25 yaşına kadar kendi beyan etmezse kullanabilir. Merhabalar, size Instagram üzerinden ulaşmaya çalıştım. Yeşil pasaport kullanımı ile ilgili bir sorum var size, müsait olduğunuzda dönüş yapabilirseniz çok sevinirim. Acil olduğu için buradan da belirtmek istedim. Şimdiden çok teşekkürler. Resmi olarak çalışamazsın ama farklı yollarla çalışabilirsin ama riskli bir durum. Fark edilirse kötü olabilir. cevap alma şansım varmı emin değilim ama yazayım dedim, tıp fakültesi 4. sınıfta okuyan oğlumu bu yaz Almanyaya göndermeyi düşünüyorum. Yeşil pasaportu var sizden ricam her hangi bir sorun eksiklik yaşamamamız için bilgilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Merhaba, yeşil pasaport hakkım 4 ay sonra bitiyor ve ben yurtdışında iş buldum vizesiz gitmek istiyorum ve yurtdışındayken pasaportumun süresi biterse nasıl bir yol izlemem gerekir, yardımcı olursanız sevinirim. Merhaba, bilgiler için öncelikle çok teşekkürler. Merhabalar, öncelikle bilgilendirici yazınız için teşekkürler. Hayır sigorta pasaporta engel değil, 25 yaşına geldiğinizde kullanım dışı olur. Merhabalar benim yeşil passaportum var covidden dolayıda çift aşımı oldum. sadece uçak biletimi ve harç ücretini ödemem yeterlimidir. Bu sorunun cevabına benim de ihtiyacım var. Merhaba Ege! Ben 2015 yılında babamdan dolayı yeşil pasaport almıstım, kullanmamıstım. Babam 2016 yılında ihraç oldu. Fakat şu an emekli. 23 yasındayım, yüksek lisans öğrencisiyim ailemin yanında ikamet ediyorum ve çalışmıyorum tekrar yeşil pasaport alabilir miyim ? Babamın yeşil pasaportu alma hakkı elinden alınmış mıdır ? Şimdiden teşekkürler.. Bildiğim kadarıyla kullanamazsın ama bence kesin bilgili il nüfus müdürlüğünden alabilirsin. kız arkadaşım sırbistan doğumlu ama saray bosnada yaşıyor yeşil pasaport alıp türkiyeye yerleşecek burada evleneceğiz burada sorun çıkmadan kalabilmesi için ordan ne tür bir işlem yapması gerekiyor. Belirttiğin tarihlerde oturum iznin olduğu için 90 günü kullanmamışsın, seyahat için süren var. Ağustos ayında turist amaçlı Polonya'ya giriş yaptım 15 gün kalıp Türkiye'ye dönüş yaptım bu kaldığım sürede üniversiteleri araştırdım Lehçe dilini öğrenmek için 1 ekim 2019 da tekrar Polonya'ya geldim, dil eğitimini aldığım okuldaki kişiler yeşil pasaport sahibi olduğum için vize almam gerekmediğini vizesiz olarak Polonya'ya gelip eğitim alabileceğimi söylediler bende 1 ekim de giriş yaptım, eğitimime başladım, yeşil pasaport ile 90 günlük kalma sürem dolmadan gerekli belgeleri ibraz ederek burada oturum kartına başvurdum 25 haziran 2020 itibariyle okulum bitti oturum başvuruma herhangi bir cevap gelmedi 1 hafta sonra almış olduğum B1 dil belgesi ile üniversite kaydımı yaptıracağım, kaydımı yaptırdıktan sonra Türkiye'ye döneceğim 1 Ekim 2020 de kayıt yaptırdığım üniversite açıldığında geleceğim şuan Türkiye'ye gidişte ve tekrar okul için Polonya'ya döneceğim zaman herhangi bir sıkıntı yaşar mıyım nasıl bir yol izleyebilirim bundan sonraki eğitim hayatımda Türkiye ye giriş çıkışta sıkıntı yaşamamak için ne önerirsiniz ve yeşil pasaportumla öğrenci vizesi alabilir miyim yoksa pasaportumu değiştirip öyle mi öğrenci vizesi almam lazım, bir türlü sağlıklı bir bilgi alamadım yardımcı olabilirseniz sevinirim. Anlattığın olay oldukça spesifik bir durum bende bu konunun uzmanı değilim sadece deneyimlerimi aktarıyorum. En net bilgiye konsolosluğu arayarak ulaşabilirsin. İnsanlara faydalı yazınız ve sabrınız için çok teşekkürler.. Sorun yaşamaz zaten oturumu var, pasaportunu seyahat amaçlı kullanmamış 90 gün için kullanabilir. italyadaki oturma izni 27 aralığa kadar geçerli ve kızım almanyadan sonra 22 aralıkta türkiyeye dönecek. Yani yeşil pasaporttaki 90 güne de oturma izin süresine de takılmıyor. 20 aralıkta 2 gün için almanya ya gidebilir mi? teşekkürler.. Oturum izni olduğu için zaten yeşil pasaportunu turistik olarak kullanmıyor ve süre sorunu yok. Ohal döneminde isteniyordu şuan öyle bir uygulama yok. 10 yasinda ve kendine ait yesil pasaportu olan cocugumu dayisiyla almanyaya tatile gönderebilir miyim. Her ihtimale karşı anne ve babadan bir onay yazısı yanınızda bulundurun. Sorun olacağını sanmam. merhaba, iade etmiyorsunuz aslında. Gidip deldiriyorsunuz kullanılmaz oluyor ama sizde kalıyor. Pasaportunun bitiş tarihi baz alınır o yüzden aslında Mayıs ayında kullanım süresi doluyor. Söylediğiniz tarihlerde seyahat edemez. Oğlumun Erasmus kapsamında 9 aylık stajı için İtalya geldik. Özel öğrenci olan oğlumun daimi olarak refakatçiye ihtiyacı vardır. Bu durumu belgelemiş olmama rağmen kendim için uzun süreli vize alamadım ve Yeşil Pasaportumla geldim. Bilindiği üzere 3 ay sonra çıkış yapmam gerekiyor. Söylediğiniz plan gayet mantıklı ama bence İtalyan konsolosluğundan fikir almanız daha sağlıklı olur. Seyahat süren uzun olmadığı için giriş çıkışında sorun yaşamazsın. Vermiş olduğunuz bilgiler için teşekkür ederim. Bir sorum olacaktı. Şimdi ben hem yeşil hem de bordo pasaporta sahibim. 1 yıllığına yurtdışına gideceğim için bordo pasaportumla ulusal vizeye başvurdum. 9 eylülde çıkmam gerekiyor ancak ulusal vize yetişmeyecek gibi duruyor. Bu durumda yeşil pasaportumla schgen ülkesine giriş yapsam sonrasında bordomu turkiyeden kargo ile bana yollasalar, ülkeden onunla çıkış yapmamda sıkıntı olur mu. Yani girişim yeşil, çıkışım bordo pasaport ile olsa sıkıntı olurmu. Bu konu hakkında bilginiz varmı ya da nereye sorabilirim. Şimdiden teşekkürler. Pasaportunu yenilemiş olsan tarihini öne alabilirdin tek yol bu. Yeşil pasaport ile vizeye başvurmanız mümkün değil. 90 gün aştığınızda 3 ay bekleyip tekrar giriş yapmanız lazım. Pasaportu yenileyeceğiniz için hakkınız yenilenir. Almanya'ya yeşil pasaportla vize yok bu arada o yüzden 180 gün içinde 90 gün kalma hakkınız var. Yeşil pasaport hakkım var üniversite okumadım ama bu sene 2 yıllık açıköğretim fakultesine kayıt yaptırdım yani aöf öğrencisiyim., Yeşil Pasaport Nedir yazımda bu konudan bahsetmiştim. Memur olduysanız devlete bağlı olduğunuz için sorun olabilir. Para konusu açık uçlu ama genelde sormazlar. Rezervasyonların güven verir. Pasaport kontrolde sorabilirler. En azından rezervasyonlu bilet ve sigortan olmalı bence. Yeşil pasaportun ile uzun vizeye başvururken artık geçerli olmadığı ortaya çıkabilir. En iyisi bordo ile ilerle. Merhaba. Nisan 2020 de ıspanyaya gıtmeyı düşünüyorum. Ancak yeşil pasaportumun süresi Ağustos 2020 de bitiyor. Seyahat öncesi uzatmam gerekir mı.. İki farklı çeşitte pasaport aynı anda kullanılmaz. Uygulama mı değişti bilmiyorum ama bundan birkaç sene önce şu şekildeydi. Bordo polis merkezinde kalıyor, yeşil pasaport süresi dolunca onu kullanım hakkın devam ediyor. Şuanki uygulama hakkında bilgim yok. merhaba bende 2 adet yeşil-bordo pasaport var. sorun olmuyor. yeşil pasaporta başvururken bir form dolduruyosunuz ve bordoyu iptal etmeden yeşile başvurabilirsiniz. bu işlemi 20.07.2020 tarihinde gerçekleştirdim. örneğin yeşile israil vizesiz. sadece yeşilim olsa bütün arap ülkeleri beni kabul etmezdi. ama ben bordo pasaportumla arap ülkeleri ve afganistana vb. gidebilirim. Yazıda bende bu değişimi hemen güncellemiştim haberi çıkar çıkmaz. Şuan için sadece Almanya için geçerli ama garanti olsun diye kendin için sigorta yaptırabilirsin. Öğrencilik durumu hala aynı. Bence kullanabilirsin ama Almanya geçen hafta yeni bir düzenleme yaptı. Yazının sonlarına doğru bu bilgiyi paylaştım. Okuyup tedbir almanda fayda olur. merhabalar. daha önce defalarca yeşil pasaportum ile almanya'ya gittim geldim. haberlerde dönüş bileti ve sağlık sigortası sorulduğu yazılı. bu sağlık sigortasını nereden yaptıra bilirim? zaten devlet memuruyuz. bu konuda bilgi verebilirseniz sevinirim. teşekkürler. Google'a seyahat sağlık sigortası yazarsan bilgiler çıkar. Öğrencilik devam ettiği için sorun yok ancak pasaportun geçerlilik süresine dikkat et. Tabi kartında ne kadar bakiye olduğunu sorgulayamazlar. Ancak yanınıza nakit bir miktar bulundurun. Temmuz ayından itibaren üniversite mezunu biri olarak Fransa'da yaşamayı düşünüyorum. Yeşil pasaport ile çalışma hakkı elde edilemeyeceğini biliyorum. Bildiğim kadarıyla başka evrak göstermeden kalman pek mümkün olmaz. Bu evrakları konsolosluktan öğrenmelisin. Üniversiteden 8 ay önce mezun oldum, şimdi 3 aydır çalışıyorum. 25 yaşına kadar yeşil pasaportumu kullanabilir miyim? Teşekkürler. Emekli olduğunuza dair belge istenebilir. Sağlık sigortası artık şart oldu. Merhaba, yeşil pasaportum var öğrenci olarak polonyaya geçen 2018 ekim ayında öğrenci vizesi ile giriş yaptım 2019 temmuz ayında geri dönüş yapacağım. Bu kez 3 aylığına yine 2019 ekim ayında gitmem ocak 2019 da geri dönmem gerekli vize almadan 90 günlük süreyi kullanabilir miyim? Teşekkürler. Ege merhaba, 25yaş kuralı yüzünden haziran 24te pasaport kullanım sürem bitiyor. Ben 15-18 mart tarihlerinde Avusturyaya seyahat planladım, girişimde bir sıkıntı yaşar mıyım? Yaklaşık 3 ay 1 haftam kalıyor, umarım sıkıntı olmaz. Şimdiden teşekkürler. 1998 yılında yeşil pasaport aldık. Süresi bittiğinde yenilendi. Bir sonrasında kapsam içi dendi ve umumi pasaporta döndük. 2014 yılında yeniden yeşil pasaport verildi. Şimdi yenilemek istedik. Cuma günü başvurduk, bugün pasaportumuz geldi. Öğleden sonra telefonla pasaportumuzun iptal edildiği bildirildi. Sebep gene kapsam içi olmamızmış. THY'den emekli kabin amiriyim. 657 sayılı emekli sandığına bağlı 1.2. derecedeyim. O tarihte THY %98 KİT. Her şey tamam kapsam içi olmak kötü. Peki bunca yıl neden verildi bu pasaport? İdare mahkemesine başvursam kazanılmış hakkımı istediğimi söylesem gene alabilir miyim? Aslında 5682 sayılı pasaport yasasında hiç bir engel yok. Bu mesele sadece talimatlarda belirtilmiş. Bir fikri olan varsa sevinirim. Büyük ihtimalle yeşil pasaportunuzu kullanamayacaksınız. Garanti olması için vize almalısınız. Ben 3 hafta önce hastam vardı yeşil pasopotumlan berline 3 haftalığına gitim geldim ve şimdi dediğm hastam kardeşim vefat eti tekrar 10 günlüğüne gitmek istiyorum kardeşimin definedilmesi için burda bir sıkıtı olabilirmi bilgilenmek istiyorum. Öncelikle başınız sağolsun. Son 6 ayda 3 ayı geçen bir seyahatiniz olmasıyda sorun yaşamazsınız. 6 ayda 90 gün hak vardır. Ben öğrenciyim ve bi yandan çalışıyorum sigortalı olduğum için yeşil pasaport çıkartma imkanım var mı? Eğer imkanım yok ise işi bırakıp pasaport çıkartıp, tekrardan farklı işe başlasam pasaportumu süresi boyunca kullanabilirmiyim? Netlik kazandırırsanız sevinim acil durumum var. Yazıyı okursanız bu sorunuzun cevabı gayet açık aslında. iyigünler ; ben devlet memuruyum makedonya ya otobüsle gitmek istiyorum. yunanistandan gidiliyormuş o ülke için vize almam gerekir mi vey nasıl bir işlem yapılması gerekir. bilgileriniz için teşekkür ederim. Yeşil pasaportunuz varsa Yunanistan üzerinden Makedonya'ya otobüsle gidebilirsiniz. Bordo pasaportlular Yunanistan'a vize ile giriş yapabiliyor. ben memurum ve 2 aya kadar yeşil pasaport alabileceğim. Ben çıkarırken hak sahibi annem ile çıkarttım. Ama bu konuda net bilgim yok. Yetkililerle görüşmeni öneririm. merhaba Yavuz, bu konuyla ilgili yetkililerle görüştüğüm için yazıyorum babanın pasaport çıkarmasına gerek yok senin adına olduğunu talep formunda belirtmesi yeterliymiş. Yakalanırsan sınır dışı edilirsin ve o ülkeye bir daha herhangi bir Türk pasaportu ile giremezsin. Sorun olmayacağını düşünüyorum ama emin olmak için İtalya Konsolosluğu'na danışabilirsin. 12 gün hakkınız kalmış. Marttan itibaren istediğiniz zaman gidersiniz ve 3 ay kalırsınız. Öncesinde giderseniz 12 gün hakkınız var. 22 yaşındayım babam asker olduğu için yeşil pasaportum var. Aklıma takılan şu ocakta avrupaya gidicem arkadaşımın yanına fakat arada parttime sigortalı işlerde çalıştım bilindiği üzere sigortalı bir işe girince yeşil pasaport hakkını kaybediyoruz. Bir araştırma yaparken şunu gördüm Cumhurbaşkanı Erdoğan \"Yeşil pasaport olarak bilinen hususi damgalı pasaport sahibi gençlerimiz, kayıtlı olarak çalışmaya başladıklarında bu haklarını kaybediyorlardı. Artık 18-25 yaş aralığındaki gençlerimiz çalışmaya başlasalar da pasaportlarını kullanmayı sürdürebilecekler\" demiş bu şuan geçerli mi ben ocakta yurtdışına çıkmak istediğimde sorun yaşar mıyım onu sormak istemiştim. Şuana kadar kural tam tersi iken sorun olmadı. Geçerlilikte mi bu bilgi bilmiyorum ama bence her türlü sorun olmaz. Sistem bunu kontrol edemiyor. Merhabalar yeşil pasaportla Almanya ya uçakla gidip akrabanın aracında dönmemizde dönüş yolundaki ülkelerin gümrüklerinde herhangi bir sorun yaşar mıyım. Ben bu konuyu Almanya Konsolosluğunda görevli bir tanıdığa sorduğumda bazen Bulgaristan'ın gümrükte sıkıntı çıkardığı bilgisine ulaştım. Hatta bir arkadaşının bu nedenle Yunanistan üzeri geldiğini öğrendim. Konuyla ilgili bilgi verirseniz sevinirim. Bu konuda neden bir sorun olsun diye düşündüm. Sonuçta Schengen bölgesinde istediğiniz ülkeden çıkarsınız. eğer sigortalı işe girersen pasaportun iptal olur yurtdışına çıkarsın ama ordayken dava açılmış olur hakkında herkese inanma resmi yerden detaylı bilgiyi al. Dava olayı söz konusu hiç olmadı. 4 kez falan çıktım. Ülkemizde sistem pek yazıldığı gibi işlemiyor. Mezun olduktan sonra sigortalı bir işte çalışsanız dahil yurtdışına çıkışta bir sorun olmadığını söylemişsiniz. Bunu deneyen ve sorun yaşayan var mı? Bilet alıp havaalanında kalmak çok zor bir durum olur. Hayır geçişlerde bir şey yapmana gerek yok. Ben eşimden dolayı yeşil pasaport almaya hakkım, benim mesleğim tır şoförlüğü Avrupa hattına çalışıyorum dolayısıyla çok sık gidiş geliş yapıyorum. Verdiğiniz bilgiler vereceğiniz cevaplar için çok teşekkür ederim. 6 ay süresince 3 ay hakkınız vardır. 3 ay dolunca ülkeye dönüp 3 ay bekleyip tekrar AB ülkelerine gidebilirsiniz. Eğer yaş koşullarını sağlıyorsan, babanın çalıştığı yerden alacağın belge ile başvurursun. 25 yaş kuralından dolayı 05/04/2019 tarihinde kullanım süresi dolacak olan yeşil pasaporta sahibim. 9/12/2018 4/01/2019 tarihleri arasında toplam 27 günlük bir seyahat planlamaktayım. Giriş ve çıkışlarımı Almanya üzerinden yapacağım. Bu tarihler arasında giriş çıkış yaptığım takdirde pasaportumun geçerlilik süresi ile alakalı sorun yaşayıp yaşamayacağımı sormak istedim. Bu konu hakkında bilgisi ya da tecrübesi olan kişiler bana yardımcı olabilirlerse çok mutlu olurum. Şimdiden herkese iyi ve keyifli seyahatlar diliyorum. Çok güzel planlanmış bir seyahat planın var. 1 gün ile ihlali yaşamayacaksın. Gönlün rahat olsun, iyi gezmeler. Okuduklarım çerçevesinde günleri belirlemeye çalıştım. Son olarak belirlediğim zaman aralığını yazarak sizden de fikir almak istedim. Maalesef Schengen bölgesine girişler kurallar ne olursa olsun kontrolöre bağlı olarak bazen sıkıntılı olabiliyor. Bu yüzden giriş-çıkışlar da ister istemez en azından benim gönlüm çokta rahat olamıyor. Çok ümidim olmasa da umarım en yakın zamanda vize serbestisi anlaşması gerçekleşir ve bu tip şeylerle uğraşmak zorunda kalmayız. Cevabınız ve bu yararlı site için çok teşekkür ederim. Sevgilerle.. Ben 22 yaşındayım, öğrenci değilim ve çalışıyorum. Yeşil pasaportumun son kullanma tarihi Eylül 2019, Eğer koşulları hala sağlıyor ise son tarihine dikkat ederek kullanabilirsin. merhaba öncelikle yardımcı olabilirsen çok memnun olurum 🙂 2008 yılında yeşil pasaportla turistik amaçlı gittiğim almanyada 3 aydan fazla kalarak dönüş için havaalanına gittiğimde pasaportuma bi damga vuruldu ve türkiyeye giriş yaptım. o pasaport 25 yaşında iptal olduğu için bi daha kullanamadım. şu an çalıştığım için yeniden yeşil pasaport çıkardm ve sorum şu tekrar almanyaya gitmek istiyorum 10 yıl önceki bu ihlalden dolayı bir sorunla karşılaşırmıyım ya da sorun olup olmadığını nereden öğrenebilirm. Öncelikle emeğin ve zamanın için teşekkürler. Benim kafama takılan şey, son 3 ay- 6 ay karışıklığı. http://www. mfa. gov. tr/turk-vatandaslarinin-tabi-oldugu-vize-uygulamalari. tr. mfa listeye buradan bakabilirsin. Son 6 ay kuralına sahip ülkeleri ara geçişlerde kullanacaksan pasaprt kontrolü olmayacağı için sıkıntı olmaz. 22 yaşındayım. Haziran ayında mezun olmadan hemen önce yeşil pasaport aldım. Yeşil pasaportum çıktıktan 1 ay sonra mezun oldum diplomam verildi. E-devletten baktığım zaman öğrenci olarak gözükmüyordum. Sonra eylül ayında açıköğretime kaydoldum şimdi e devlette öğrenci olarak gözüküyorum. Verilen pasaport ilk sayfası kart şeklinde olan yeni tip pasaporttandı. Şu an pasaportumu konsolosluğa verdim ve vizemin çıkmasını bekliyorum ancak mezun olduğum anda sistemden geçerliliğine son veriliyor olabilir mi diye merak ettim. En iyisi nüfus müdürlüklerinden bilgi alman olacak. Bu sorunun kesin bir yanıtı ne yazık ki yok. Eğer biletini görmek isterlerse ve kanıt beklerler ise seni almayabilirler. Bir rezervasyon yapmanı öneririm. Adres belirtmende sıkıntı yok sadece dönüş bileti olayını çözsen iyi olur. Sıkıntı yaratmak isterlerse biletin yoksa sorun olabilir. 23 yaşındayım ve 11 ay süreli bir işe başladım. Mart 2019'da iş yeriyle olan sözleşmem bitiyor ve tekrar 25 yaş altı çalışmıyor konumuna dönüş yapacağım. Yeşi pasaportum var fakat Şubat ayında yurt dışına gitmem gerekiyor. Yani burada sigortalıyken. Sigortalı olmak çıkışa engel değil. Eğer pasaportun hala geçerli ise sorun yok. Sonuçta pasaportun geçerli ve senin hakkın. Etkisi olacağını hiç sanmıyorum. Uçak firmaları bunu görmezden gelse de pasaport kontrolünde bu ortaya çıkar. Son 6 ay yurt dışına çıkmak riskli, sorun yaşamanız çok olası. Oncelikle yazilarininiz cok faydali ve net. Yardiminiz icin simdiden tesekkur ederim. Suan 24 yasindayim ve Temmuz 2019`da 25 yasinda olacagim, Subat 2019`da ise yesil pasaportum bitiyor. Eger simdi yeni bir yesil pasaport basvurusu yaparsam bana Temmuz 2019`a kadar bir yesil pasaport mu verirler yoksa yesil pasaportum gider ve yeni bir bordo pasaport mu verirler ? Ogrenciyim, sigortali degilim. Öncelikle böyle faydalı ve bilgili yorumlar ysptığınız için teşekkür eder saygılar sunarım. 1-Ben yeşil pasaportla 23.08.2018de Almanyaya giriş yaptım.08.10.2018 tarihide Türkiyeye döneceğim. 2-Bir işten dolayı 23.01.2019 da tekrar Almanyaya giriş yapmak istiyorum. Evet alabilirsin. Ben bu şekilde aldım. 25 yaşından küçüksen, öğrenciysen ve sigortalı çalışan değilsen 25 yaşına kadar olan zaman boyunca geçerli olacak bir yeşil pasaport alabilirsin. Yeşil pasaportu ile turistik olarak giriş sağlar sonraki süreçte vizesi aktif olur. sayın limon ben son iki ay kala çıkarttırmıştım sizin daha 7 ayınız varmış tüm evraklarınızla nüfus müdürlüğüne gidin çıkarttırabilirsiniz. Ne kadar süre yurt dışından kaldığınızın bilgisini vermeden bir şey diyemem. Eğer sigortan sonradan olursa sorun değil ama pasaporta başvururken varsa sıkıntı oluyor. iyi akşamlar kızım 22 yaşında üniversite öğrencisi, part time bir işte sigortalı gösterilmesi halinde yeşil pasaportu iptal mi olucak. saygılar şimdiden teşekkürler.... Kullanmanda sıkıntı yok, kullanıma açılması diye bir şey yok. Son 3 aya kadar seyahat sıkıntın yok. Sigortalı iş engel değil. Merhaba. Annem ev hanimi babam ogretmen emeklisi annemin babamdan dolayi yesil pasaportu var eylulde kuzeninin dugunu icin almanyaya gidecek kuzeninin davetiye gondermesi gerekli mi banka hesabinda bir miktar para bulunma sarti var mi yoksa sadece gidis donus bileti yeterli mi. Simdiden tesekkurler. Davetiyeye ve bankada para bilgisine gerek yok. İlk yer için sıkıntı yok ama bence bu durumu ikinci yer için sorman gerekiyor. Yani staj yerinle irtibat kurmalısın çünkü koşullarını bilemiyorum, çalışma vizesine mi girer bu durum bilgim yok. Öncelikle çok faydalı bilgilendirmelerde bulundun teşekkür ederim. Benim sorum şu olacak; annemden dolayı yeşil pasaport sahibiyim ve geçerlilik süresi 2021e kadar. Nüfus müdürlüğündeki bir görevliye sordum. O da öğrencilik bittikten sonra kullanamazsın, suç dedi. Sigortalı işin sıkıntılı olmadığını söylüyorlar ama bu öğrencilik durumunun devam etmesi gerektiğini bunun suç olduğu yönünde hep bilgilendirmeler yapıyorlar. Ayrıca öğrenciliği sorgulayamamaları da çok saçma değil mi? Sonuçta YÖK üzerinden isteseler bunu çok kolay bir şekilde yapabilirler. Ben teşekkür ederim. Evet suç ama bunu kontrole den bir sistem yok. Doğru olan tabi yapmamak ama hak da senin olunca kullanmak sana kalmış. İşte dediğin gibi kontrol edemiyorlar. Öğrenciliğini sorgulama diye bir şey yok ama sohbet esnasında gelişirse kimse sisteminden senin bilgilerine erişemez. Dönüş bileti sorabilirler, yanında bulundurmanda fayda var. Merhaba, yazınız gerçekten çok güzel ama hala cevabını bulamadığım bir sorum var. Eğer bir bilginiz varsa yardımcı olursanız çok sevinirim. Ben 20yaşında öğrenciyim ama yeni sigortalı işe girdim ama işim yaklaşık 1.5 ay sürücek bir yaz işi. Bu süre içinde pasaportumu kullanamayacağımı söylediler. İşten çıkışımı aldığımda pasaportum kaç günde açılır ya da gerçekten böyle pasaportun donması gibi bir durum var mı? Şimdiden teşekkürler. Pasaportun donmaz, aslında bu bir kuraldır ama bu kuralı tespit edemiyorlar o yüzden aslında çalışırken de kullanırsın yeter ki pasaportunda geçerli süre uygun olsun. Ben teşekkür ederim 🙂 5 ay kaldıysa 2 ay dolaşım hakkın hala var. En önemlisi 6 ayda 3 ay kalma süresini aşmamaktır. İki giriş yapmakta sıkıntı yok. Biletin yeterli olur. Aklımı kurcalayan bu soruya hiç kimse net bir cevap veremedi, devlet memurları da daha çok kafamı karıştırdı. Şimdi şu şekilde, annem devlet memuru. Ondan doğan hakla yeşil pasaport sahibiyim 23 yaşındayım, öğrenciliğim devam ediyor. Bu yaz sonu yurt dışında tatile gideceğim, bunu gerçekleştirmek için de sigortalı olarak bir işte sezonluk olarak çalışmaktayım. İşten ayrıldıktan sonra yurt dışına cıkabilir miyim? Sağlık sigortası olarak anneme iş çıkışım verildiğinden 10 gün sonra geçiyorum. Bi memur diyor ki, sağlıkla alakası yok sgkdan iş çıkış bildirgeni al nolur nolmaz yeterli. Bildiğim kadarıyla sağlık sigortasının ne olduğuyla ilgili bir madde yok. Sadece çalışmıyor olman yani sigorta primin yatmıyor olması gerek. Gerçekten kafam karıştı. Seyahatim işten cıktıktan 7 gün sonra. O 10 günlük saglık olayı beni rahatsız ediyor. Bir bilginiz varsa paylaşırsanız memnun olurum. Eğer senin açından sağlık hizmetini almamak sorun değil bir sıkıntı olmaz. Sigortalı olarak çalışır durumdayken bile pasaport ile çıkış yapanlar oluyor bu bir engel de değil. Eğer son 6 ay giriş yaptıysan o günleri hesaplayarak düşünmek gerek. Yoksa, söylediklerinde sıkıntı yok. ETIAS hakkında bilgim yok. Uzun süre kalacağın için dönüş bileti ve detayları soracaklardır. Bu noktada süre aşımı olmayacağı için stajdan bahsetmemen en iyisi çünkü vize alacak zamanın kalmamış. Vizesiz ülkelerle ilgili kurallar her ülkede farklı, blogda bununla ilgili yazılar mevcut. Okumanı öneririm. Su an 23 yasindayim 2019 hazirana kadar gecerli bi yesil pasaportum var. 6 ay sigortali olarak calistim su an isten ciktim calismiyorum ve ogrencide degilim. Pasaportum gecerlimidir? Onumuzde ki ay yurt disina cikmayi planliyorum yardimci olursaniz cok sevinirim. Kullanman mümkün değil. Pasaport geçerliliği için son 3 ay istiyorlar. Bu konuda kesin ve doğru bilgiyi konsolosluğu arıyarak alabilirsin. Mutlaka ara sor. Ben vizenin geçerli olduğu biliyorum, yeşil geçersiz yapılıyor, sayfaları kesiliyor ama vize ellenmiyor onu kullanarak geçiyorsun. Ama bu kadar karışık bilgi aldıysanız sorun en iyisi. Merhaba Çek Cumhuriyetinde Erasmus yaptım. Vizem bitmeden önce Ukrayna'ya geldim. Vizem bitti bu günlerde. Staj yapmak için Polonya'ya gitmem gerekiyor. Çok yazı okudum genelde D tipi vizenin yeşil pasaporttaki günleri etkilemediği yazıyor. Sizce sorunsuz giriş yapabilir miyim?Giriş çıkış yaparak o hakkı sağlamış oluyorum sanırım. Kadınlarda bekar olunduğu yada herhangi bir işi olmadığı sürece pasaportu geçerli. Annenizden dolayı yeşil pasaporta nasıl sahip olabiliyorsunuz? 25 yaşa kadar geçerli, ben sorunuzu pek anlamadım kusura bakmayın. Tekrar daha açık bir şekilde yazarsanız cevaplarım. Kadınlarda bekar olunduğu yada herhangi bir işi olmadığı sürece pasaportu geçerli. Evet bilet alıp gidersin ama şu yeni uygulamayla ilgili henüz net bir bilgi yok. Yürürlüğe girmedi diye biliyorum. Öncelikle teşekkür ederim. Toplamda 180 gün içinde 90 günü doldurmuş oluyorsun aslında. Sorun yaşaman olası. Yeşil pasaport ile sıkıntı olabilir. Bence staj yapacağın yer ile görüşmelisin. 180 gün içinde 90 gün ilk girişte başlıyor ve kaldığın gün kadar işleniyor. Sen bir ay kalınca zaten 30 gün hakkını harcıyorsun. 60 gün kalman gerek ikinci girişinde. Yaptırım olarak kesin bilgim yok çünkü ben yaşamadım ama aldığım duyumlar 1-2 yıl o ülke seni ülkesine kabul etmiyor falan gibiymiş. Merhaba ege hanım yurtdışında görevliyim ilk senem ögretmenim. oglum türkiyede okuyo tatil için almanyaya gelecek 17 yaşında tek başına giriş yapabilirmi yeşil pasaportluyuz tesekkürler. Yeşil pasaportumun son kullanma tarihi 03/01/2019 yani 25 yaşını doldurduğum gün. Sorun olabilir çünkü girerken de senden kesin dönüş bilgilerini istiyor o an sen zaten ileri tarih söylersen sıkıntı çıkar ve almaz. Normalde sorulmaz ama süre sıkıntısı olmasa bile görevlinin hakkıdır isterse sorar. Bence sana yüksek ihtimal soracak. Şu https://www. egeligezginege. com/yesil-pasaport-nedir/ yazımda belgelerle ilgili detayları bulabilirsin. Merhaba, ben 20 yaşındayım ve babamdan ötürü yeşil pasaport sahibiyim. Bir aylık sigortalı olarak ek ders öğretmenliği yapacağım. Acaba pasaportum iptal olur mu??? Teşekkürler. Merhaba, bordo pasaportum var(5 yıl kaldı) abd vizem var.(8 sene sürem var) 1 ay önce yeşil pasaportumu aldım. Hangi pasaportla abd. ye gidebilirim. 2 tane pasaportum var yani hem bordo hemde yeşil pasaport sıkıntı olur mu? Teşekkür ederim. Bordo pasaportunda bulunan ABD vizen yanmayacak, kullanırsın. İkisini de yanında taşımanı öneririm. Babam öğretmen ben de bu yüzden yeşil pasaporta hak kazanmış oluyorum ama sorun şu ki bu sene reşit oldum ve liseyi bitirdim. Üç ay sonra üniversiteye gideceğim ama daha sınavlar bile olmadı. Ben yeşil pasaporttan faydalanamaz mıyım bu durumda? Çünkü zorunlu eğitimimi tamamladım ve üniversiteyi bekliyorum. Bir ay sonraya İtalya planımız var onun için yeşil pasaport olmayacaksa acele etmem gerekiyor zannımca. Kafam çok karıştı. Bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Şimdiden çok teşekkür ederim. Eğer şuan hali hazırda elinde bir yeşil pasaport yok ise tekrar öğrenci olduğunda çıkartma hakkın doğacak. Sorun yaşama ihtimalin ne yazık ki çok fazla yüksek. Sıkıntı olmaz, seyahat planını açık açık anlatabilirsin. Merhaba bir sorum olacak cevaplarsanız çok sevinirim. Bu Ağustos'ta ABD'ye gidiyorum fakat yeşil pasaportumun süresi Kasım'da doluyor yani 6 aydan az. Bu durumda pasaportumu yenilemem gerekiyor. Ancak bu yaz tekrar sınava girip yeni bir okula geçeceğim için Şubat ayında okulumu bıraktım ve şu an resmi olarak öğrenci değilim. 21 yaşındayım ve Amerika vizemin daha 5 yılı var. Şimdi benim bu durumda ne yapmam lazım yeşil pasaportumun süresini uzatabilir miyim? Ya da yeni bir bordo pasaport alırsam vizem yanacak ve tekrar mı başvurmak zorunda kalacağım? Yoksa yeşil pasaporttaki vizemi bordo pasaportla birlikte kullanabilir miyim? Teşekkürler şimdiden! Bordo pasaporta geçsen de vizenin geçerliliği devam eder. Şu koşullar altında senin öğrenciliğin olmadığı için artık yeşilden faydalanamazsın. Süresi dolmasaydı sıkıntı olmazdı. Babanın çalıştığı yerden alacağın belge ile çıkartabilirsin diye biliyorum. Nüfüs Müdürlüğüne mail yoluyla ulaşmayı da deneyebilirsin. Ya da Türkiye'de olan bir yakının telefon ile Nüfüs Müdürlüğü ile iletişime geçip sorabilir. Elindeki pasaport ve vize durumuna göre Almanya'ya üst üste giriş çıkış yapabilirsin. Normal şartlarda herhangi bir problem olmaz. 22 yaşındayım yeşil pasaportumu 25 yasina kadar kullanamazmiyim. Sayın Cumhurbaşkanımız aralık 2017 de bir konuşmasında calissalar dahi pasaport hakları devam edecek müjdesi vermişti. Sonucu ne oldu acaba bilgisi olan varsa aydınlatırmi lütfen. Ülkemizde her zaman sözde edilen vaadler gibi bu durumda sözde kaldı ve henüz yasalaşmadığı için hala yasal olarak öğrencilik bitince suç kabul ediliyor ama yine sistemin bzouk olmasından dolayı 25 yaşına kadar kontrolsüzce kullanıyorsun. Bu konuda maalesef bilgim yok, kurumunuzdan bilgi almalısınız. Evet en fazla bir yıllık çıkartabilirsin. Doğum gününde süresi dolduğunda artık kullanamazsın ve bordo pasaport çıkartman gerekir. Eğer bir yıllık süreçte seyahat edeceksen yeşil pasaport çıkartmak mantıklı olabilir en azından birkaç ülkeye vize gerekmeden özgürce seyahat edersin. Macaristan'a kuzenim ile turistik ziyaret planlamaktayım. Yeşil pasaportumun süresi seyahat tarihinde 3 aydan az kalmış olacak, bu durumdan dolayı umumi pasaport çıkaracağım. Amsterdam' dan döndüm ancak girişte 1,5 saat polis sorgusuna alındım. Pasaportun kullanım süresinin 3 ay değil 6 ay olması gerektiğini söylediler. 6 aylık süre tam gidiş tarihimde başladığı için pasaport polisi ne yapacağını bilemedi, kendi üstünü çağırdı o sorguladı beni polis ofisinde sonra o da çözüm bulamadı kendi üstünü falan çağırdı herhalde ülkeden çıkmayacağıma dair bir düşünceye kapıldılar. Dönüş uçak biletimi ve kalacağım otelin rezervasyon onayını kontrol ettikten sonra anca ikna edebildim Türkiye' ye döneceğime öyle izin verdiler. Amsterdam' a gidicek yeşil pasaport sahipleri dikkat etsinler. Öncelikle çok geçmiş olsun. Yeşil pasaport için geçerlilik süresi ülkeden ülkeye çok değişiyor. Genelde Schengen için 3 ay olsa da bazı ülkeler istisnai işlem yapıyor. Umarım tekrar böyle tatsız olaylar yaşamazsın. Yeşil pasaportum ile birkaç ülkeye seyahat etmiştim ve amerikan vizemde mevcuttu. Şimdi bordo pasaportum var ve Abd'ye tekrar gitmek istiyorum. Bordo pasaporttumda hla geçerli schengen vizem var. Vizeni geçerli olduğu tarihe kadar kullanabilirsin. Ben Ukrayna'da üniversiteye başladım. Ukrayna'ya gelirken öğrenci olmadığım için kırmızı pasaport çıkarmıştım. Şuan öğrenci belgesi ile yeşil pasaport alabilecek durumdayım. Fakat oturum izni veya vize veya iş ve işlemler hakkında sorun olur mu?Ayrıca pasaport değiştirdiğimiz de önceki pasaport numarası mı yoksa farklı bir numara mı veriliyor?Benim için çok önemli olup cevaplandırırsanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim. Farklı bir numara ile yeşil pasaport alınır ve aynı anda ikisini kullanmak mümkün değildir. Bordo pasaport geçersiz sayılır. İzinlerini etkilemez hatta daha kolay vize alırsın. Merhaba İhsan, Yeşil pasaportun varsa ve süresi yeterli ise sadece pasaportunu göstererek giriş yaparsın. Merhaba İhsan, pasaportunda geçerlilik süresi yazar. Sırbistan'a ve Bulgaristan'a sadece pasaportunu alarak seyahat edebilirsin. Tek koşul geçerlilik süresidir. Turistik vize ayrı olduğu için gidersin. Yakın tarihte çıkış yapan onlarca tanıdığım ve ya tanıdıklarımdan dolayı haberini aldığım kişiler oldu. Hala sıkıntı olmadan çıkış yapılıyor. Tabi Schengen bölgesinde sınırsız giriş çıkış yapabilirsin sadece kalış süresi önemli. Evet sıkıntı yok. Green kart yaptırmanız gerekiyor, bununla ilgili internette bilgiler var ben daha önce yaptırmadığım için bilgim yok. Merhaba Zehra, kızınızın yaşına bağlı olarak bu durum değişiyor. Bunu çıkartılacak müdürlükten öğrenmek en iyisi benim bildiğim kadarıyla 18 yaş sonrası sizden dolayı aldığı belge ile annesi yanında olmadan çıkartabiliyor. Merhaba, öncelikle soracağım soru eğer yukarida var ise kusura bakmayin gözümden kacirmis olabilirim. Benim sorum yesil pasaport sahibiyim ve liseden geçen sene mezun oldum ancak üniversite tercihi yapmadim sınava tekrar hazirlaniyorum yani anlayacaginiz suan lise mezunuyum. Temmuz ayindada Almanya'ya oradan Belçika ve Fransa' ya geçmek gibi planimiz var. Bu pasaportla lise mezunu olarak yurt dışına çıkmak problem olur mu? Şimdiden teşekkürler.. Yeşil pasaportun şuan elindeyse kullanabilirsin çünkü öğrenci olup olmadığını sistemden göremiyorlar. Ama elinde pasaport olmasaydı tekrar öğrenci olana kadar çıkartamazdın. Merhaba Talha, yaştan dolayı hakkın hala varsa sıkıntı yok. benim yesil pasaportum 20 haziranda bitiyo. Pasaport ile çıkabileceğini düşünmüyorum ama yeni kimlik ile durumu çözebilirsin. Bence hemen çipli kimlik çıkart. İngiltere vizesi için başvuru yapman gerekiyor. Detayları konsolosluğun sayfasında bulabilirsin. Merhaba Ege Hanım, öncelikle her soruya detaylı biçimde cevap verdiğiniz için teşekkürler benim bi sorum olacaktı size. Ben litvanya da öğrenciyim, oturma izni işlemlerine bazı sebeplerden dolayı başvuramadım eylül de vizem bitiyor ama yeşil pasaporta sahibim. Vizemin son tarihininden sonra yeşil pasaportumu kullanarak ülkeye giriş yapabilir miyim yaptıktan sonra oturma izni başvurusunda bulunacağım 2 ay içerisinde oturma iznim çıkar. Bu durum yeşil pasaportununun geçerlilik süresine göre değişir. Bu konuda bilgi vermediğin için yorum yapamıyorum. yeşil pasaportumun geçerlilik süresinin dolmasına 2 yılım daha var. O zaman anladığım kadarıyla vizen bitince turist olarak görünerek yeşil pasaportunu kullanmak istiyorsun. 2 ay süreceği için bence sıkıntı olmaz. aynen onu düşünüyorum. Çok teşekkür ederim cevabınız için. Almanya için süre bildiğim kadarıyla 3 ay. Dönüş tarihiniz son 3 ay kuralını ihlal etmiyorsa sorun olmaz. Yeşil pasaport sahipleri konsolosluktan randevu almaları gerekiyor mu acaba dış işleri bakanlığının sitesinde hususi pasaport için randevu kısmı da var kafam karıştı. Almanya problem çıkarır demişsiniz ne gibi ekstra belgeler ister acaba ben yazıda bulamadım. Kalacağınız yerden davet mektubu tarzı şeyler okumuştum ama bilemedim. Cevaplarsanız çok sevinirim. İlk soruyu hangi ülke için sorduğuna göre değişir. Almanya hakkında yorumlarda değindiğim gibi kimi zaman kişisel durumlara bağlı olarak konaklama ve uçak bileti sorabiliyor. Yeşil pasaportla vizesiz ülkeler için bir randevu gerekmiyor. Açıköğretim bildiğim kadarıyla sayılmıyor. Kesin bilgiyi telefonla öğrenmeni öneririm. Çok teşekkür ederim cevabın için. Senin örneğinde rezervasyon evrakı istenmiş. Arkadaşıma geldim desek bu sefer de muhtemelen yine parayı kartı ortaya dökmemizi isteyecekler. Temkinli olmak gerekiyor anlaşılan. Ayrıca siteyle alakalı bir durumu paylaşmak isterim. Benden mi kaynaklı bilmiyorum ama mobil sürümde buraya mesaj yazarken çok fazla takılma oluyor ve yazılar geriden geliyor. Bir kontrol edilmesinde fayda olabilir. Başarılar. Yorumun için çok teşekkür ederim, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Haklısın, yürürlüğe girmedi henüz aşama kısmında. En son 1 ay önce çıkan birini duydum ve sıkıntı yaşamadı. Bu konuda net bir bilgi yok. Yetkililere sorsan geçersiz ama kullanan çok kişi var ve sıkıntı yaşamıyorlar. Resmi olarak senin paspaortu teslim etmen beklenir ama sistem bunu kontrol edemediği için kullanmaya devam ediyorlar. Merhaba, güncel bilgileri paylaştığınız için çok teşekkürler, sevgiler. Gerçekten harıl harıl günlerden bu sorunun cevabını arıyordum bende içime su serptin teşekkürler. Bende İspanya ya gideceğim aynı durumdayım. Çalışıp Yeşili olan birileri rahatça çıktığını söylesede rahatlasam. Merhaba. Öncelikle böyle tertipli düzenli ve akıcı bir kaynak site için teşekkür ediyorum. Çok faydalı olduğu aşikar. Şimdi ise yeşil pasaport alma hakkı elde edeceğim. Bu yeşil pasaport ile de bu tip sorular sorulacak mı? Genel olarak merak ettiğim şey şu: umumi pasaport ile yeşil pasaport arasında Türkiye ve yabancı ulke havaalanındaki genel işlemler açısından farklılıklar neler? Verdiğiniz emek için tekrar teşekkürler. Açıkcaıs bu tarz bir muameleyi yeşil pasaportta görmedim. Bazı ülkeler biraz daha sıkılar mesela Almanya. Yeşil pasaportum varken rezervasyon çıktısını görmek istedi. Ama onun dışında diğer ülkelerde girerken hiçbir sorun yaşamadım. Belgeleri yine yanında bulundurmanı öneririm ama sorun yaşamak çok olası değil. Merhaba Ege hanım, yazınız için çok teşekkürler. Ben 25 yaşımı doldurdum ve şu an yurt dışındayım ve öğrenciyim yesil pasaportum da yazan bitiş tarihi ise 2020. 25 yaşını doldurmana rağmen 2020'ye kadar nasıl geçerli oluyor anlayamadım? Normalde yaşa göre son geçerlilik tarihi düzenlenir. Yazınız çok bilgilendirici olmuş çok teşekkürler. Ben de yazın staj için Avusturya'ya gideceğim ve yeşil pasaportum var. 90 gün kalma hakkım var diye biliyorum. Acaba 90. gün mü Schengen bölgesinden çıkış yapmam gerekir yoksa 89. gün mü? Yardımcı olabilirseniz sevinirim. Bununla ilgili konsolosluktan kesin bilgi alabilirsin. Normalde süreyi aşmıyorsun ama ülkeden ülkeye koşullar değişebilir. Bununla ilgili olarak detaylı bilgiyi https://www. egeligezginege. com/yesil-pasaport-nedir/ buradan bulacaksınız. Sorun yaşamazsın. Halen öğrenci olduğun için en başta bir engel olamaz. Bilgi için öncelike teşekkür ediyorum. Eşim bir okulda müdür yardımcısı olarak görev yapıyor. eşim devlet memuru olduğu için bana ve çocuklarımıza yeşil pasaport çıkartma hakkına sahip olduk ve çıkardık. Yanımda eşim olmadan kızlarımla birlikte yurtdışı planım var nasip olursa. Alınması düzenlenmesi gereken herhangi bir evrak var mı acaba ? Yada pasasorta herhangi bir işlem yaptırmak gerekir mi ? Yardımcı olabilirseniz cok sevinirim. Pasaportunuz olduğu için herhangi bir işleme gerek yok. Ama siz yine de eşinizin çalıştığı kuruma durumla ilgili bilgi verin. Belki kendi içlerinde böyle bir belge düzenlemeleri gerekiyordur. Hangi kurumda çalıştığını bilmediğim için kesin cevap veremiyorum. Öğrenciliğin bitmesi ya da sigortalı/sigortasız çalışmak bir engel değil, yazıda ve yorumlarda bunu vurguluyorum. Schengen'e Macaristan'dan gireceğin için oradan geçmen yeterli olacak bu noktada orayı baz alabilirsin. Diğer yerlerde zaten pasaport kontrolü olmayacak. Merhaba, 1 Kasım 2018 bitiş tarihi olan yeşil pasaportum var. Yakın zamanda Macaristan'a seyahat etmeyi düşünüyordum ancak 3 ay 6 ay olayı beni ciddi anlamda sarstı. Bu konu ile ilgili aramadığım sormadığım ilgili makam kalmadı ve hepsinden birbirinden farklı ve zıt bilgiler alıyorum. İstanbul Macaristan Büyükelçiliği yeşil pasaportumu son gününe kadar kullanabileceğimi söylerken Macaristan'da bulunan Türk konsolosluğu kesinlikle ülkeye giriş yapamayacağımı ve yeni pasaport almam gerektiğini söylüyor. Linkini paylaşığınız dış işleri bakanlığının sayfasında RESMİ PASAPORT asgari geçerlilik süresi ile ilgili bilgi veriyor. Yine aynı şekilde umuma mahsus pasaport geçerlilik süreleri de mevcut. Ancak HUSUSİ PASAPORT ASGARİ GEÇERLİLİK SÜRESİ başlığı altında bir tane bile makale, bilgi veya forum bulamadım. Yardımcı olursanız çok sevinirim. Bu konuda bence her iki makama da zıt bilgiler verdiklerini belirterek nedeniyle tekrar sormanı tavsiye ederim. Yapılan açıklamaya göre karar senin. Bu çok spesifik bir durum benim söz söylemem doğru olmaz. 25 yaş için 90 günden az olduğu için sanıyorum ki sıkıntı olacaktır. Bu konuda aynı örneği yaşan bir arkadaş olmuştu yorumlaşmalarda geriye okursan görebilirsin. Onun deneyimine göre öğrendiğim şu ki o ara dönemde henüz resmi olarak öğrenci olmadığın için çıkış yapamıyorsun. Yeşil pasaport için geçerli üç aylık süreyi anlamak da zorluk çekiyorum. Pasaportun süresi dolmamasına rağmen çıkış yapamıyorsunuz. Bu kesin bir uygulama mı yoksa kapıdaki görevlinin inisiyatifine kalmış bir uygulama mı? Bu süre polis tarafından mı yoksa hava yolları personeli tarafından mı dikkate alınıyor? Hangi kurum bu konuda yetkili ? Yaptığım araştırma da bu süre şartının bazı görevlilerce dikkate alınmadığı önemli olanın pasaportun geçerlik süresinin olduğu bilgisine ulaştım. Ayrıca yurt dışında bu üç aylık süre üzerinde durulmayıp pasaportun geçerlilik süresine dikkat edildiği. 3 aylık uygulama genel bir kural. Havayolu personeli öncelikle size bilet keserken bu uyarıyı yapar eğer ki kısa süre var ise. Aynı şekilde bordo pasaportlular için de geçerli vize bakarlar. Ancak asıl önemli nokta pasaport kontrolünü yapan polis memurunda. Eğer 3 aydan az var ise ve gideceğiniz ülkenin kuralı 3 ay ise zaten çıkışınıza izin vermez, verse bile zaten ülkeye uçtuğunuzda o ülkeye de giriş olmaz ve ilk uçakla geri dönersiniz. Geçerlilik konusu bordo ve yeşil pasaport için farklılık gösterir. Yeşil pasaportta dikkate alınıyor. Polisin gözünden kaçsa bile gittiğiniz ülke göz yummaz. Sigortalı bir işte çalışmıyordum. Sigortalı olma durumunu kontrol edemiyorlar ama sorarsanız kullanmanız yasak. Ama bunu pasaport kontrolde tespit edemiyorlar. Sigortalı olup geçen çok örnek gördüm. Merhaba ekim 2018'de (10. ay) yeşil pasaportumun süresi doluyor, o yüzden temmuza(7. aya) kadar bile vizesiz kurala uygun şekilde geçebileceğimi sanmıyorum kontrolden. Bu bilgiyi eksik vermişsiniz sanırım schengen ülkelerine girecekseniz genel olarak İkamet/Vize süresinin sonu itibariyle, yani bu sürenin dolumundan sonra ekstra 3 ay süre aranır. Yeşil pasaportla 6ay içinde 3 ay kalma hakkınız olduğundan bu da ülkeye giriş yaptığınızda minimum 6 ay geçerli pasaportunuzun olmasını gerektirir. Avrupa'ya giriş ve çıkışta havalimanında damga vurulur, ara geçişlerde olmaz. Sadece Türkiye bazlı uçuşlarda gibi düşünebilirsin. 2017 Aralık'ta yurtdışına çıktım yeşil pasaportumla o zaman da öğrenciliğim bitmişti ve Part time üzerinden sigortalı görünüyordum bir problem çıkmadı ama şimdi baya ful time normal bir sigortalı çalışanım. Problem çıkar mı çıkmaz mı emin olamadım. Pasaport sürem 25 Nisan 2019'da bitecek. Detaylı bilgiler için teşekkürler, şimdi daha doğru bir cevap verebilirim. Pasaport süren 2019 olduğu için sorun yaşayacağını sanmıyorum, sistemden henüz sigortalı çalışan mısın yoksa hala öğrenci misin tespit edemiyorlar. Baya faydalı bir bölüm olmuş, emeğinize sağlık. Öncelikle katkıların için teşekkür ederim. Bence kesinlikle denemeye değer. Ayrıca bir sorun yaşarsan da bilgim yoktu diyebilirsin. Herhangi bir yaptırımı olacağını hiç düşünmüyorum. Türkiye'de her şey usulüne uygun işleseydi zaten bu konuyu bu kadar tartışıyor olmazdık 😀 bol şans. Gelişmeleri merakla bekliyorum. Lütfen bizimle de paylaş. Evet tespit edemiyorlar ama hala minik bir risk söz konusu o yüzden öğrenci gibi gönlün rahat seyahat edemiyorsun. Ama şu zamana kadar senin durumunda sorun yaşayan örnek görmedim. Ama bu kesin sorun olmaz anlamına gelmez o yüzden kısmi olarak demek istedim. Öğrencilik devam ise sigortalı olduğunu sistemden henüz göremiyorlar diye biliyorum. Hala öğrenci gözüküyorum ve annem ile ikamet ediyorum. Yeşil pasaport sahibinden bu tarz belgeler istenmiyor. İstifa etmiş ise hak edemiyor ne yazık ki, emekli ise hak sahibi ya da çalışan olması gerekiyor. Merhaba iyi günler annemden dolayı yararlandığım yeşil pasportun 25 yaşını 25 martta doldurmuş bulunmaktayım 1 mayısta uçak biletim alındı yurt dışına çıkmam gerekiyor bu süreyi uzatabiliyormuyum yoksa yeniden pasaport çıkarmam mı gerekiyor yapmam gereken nelerdir acaba teşekkür ederim. Hakkın dolmuş, bordo pasaport çıkartman gerekiyor. 2017 Aralık'ta yurtdışına çıktım yeşil pasaportumla o zaman da öğrenciliğim bitmişti ve Part time üzerinden sigortalı görünüyordum bir problem çıkmadı ama şimdi baya ful time normal bir sigortalı çalışanım. Problem çıkar mı çıkmaz mı emin olamadım. Pasaportunuzun son geçerlilik süresine göre değişir, tarih belirtmemişsiniz. O yüzden net bir şey söylemek zor. Yanıtlarınız ve güzel yazınız için teşekkürler, benim sorun şu olucak Yeşil pasaportla Almanya'ya geldim shengendeyim bölgesine girişim pasaportumun bitmesine 4 ay kala oldu ve sorun yaşamadım Mayıs sonu gibi Almanya'dan dönmek istiyorum pasaportumun bitmesine yaklaşık 1 buçuk ay kala çoğu sitede 3 ay kala ulkeden çıkmam gerektiği yazıyor emin olamadım. 90 günü asmamak kaydıyla Almanya'da bulunabilir miyim yoksa su anda suç mu işliyorum. Girerken sorun yaşarsın ama çıkarken sorun yaşaman tamamen memura bağlı diye biliyorum. Her türlü çıkarsın ama belki uğraşırlar seninle belki de boşverip gönderirler çünkü zaten girerken süresinde girmişsin. Bu konuda net bir bilgi söylemek yanlış olur. Umarım sorun yaşamazsın. Resmi olarak annen olmadığı için alamazsın. Şuan ne kadardır yurtdışındasın ve Türkiye'de bulunma süren ne kadar bilmiyorum. Eğer süreleri net bir şekilde paylaşırsan hesaplarım. Öğrenciliğinin bittiğini kimse kontrol edemediği için sen devam ediyormuş gibi paspaortu tekrar çıkart zaten 25 yaşına kadar verirler. Geçerlilik tarihine kadar kullanırsın. Yazıyı dikkatlice okursan öğrencilij bittiğinde pasaport geçersiz olmuyor, kullanmaya devam ediyorsun. Ama yaştan dolayı bittiyse o ayrı tabi. Vize konusu senin hangi ülkeye başvurduğunla çok alakalı olduğu için bu konuda kesin bir bilgi vermek yanlış olur. Seyahat eden sen olacağın için belgeye gerek yok. Süresi doluysa ve öğrenciliğin bittiyse alamazsın. Yazıda söz konusu koşullar geçerli pasaportu olup öğrenciliği bitmiş kişi örneğidir. Merhaba. Yeşil pasaportumda 10 yıllık Abd turist vizem var fakat pasaportun süresi doldu ve yeni pasaport aldım. Konsolosluk sitesinde eski pasaportumu yanımda bulundurmam şartıyla girişlerde bir sorun olmaz yazıyor fakat \"aynı tipte pasaport\" şeklinde bir nokta var. Yeni pasaportum normal umuma mahsus pasaport. Acaba girişte bir sorun teşkil eder mi? Teşekkürler.. Vizenin geçerli olduğunu duymuştum fakat bu konuda kesin bir bilgim yok. Pasaport şubeyi arayarak bilgi almanı öneririm. Siz yanınızda bulundurun izin belgesini, sorarlarda gösterirsiniz. Dün pasaport polisi ile görüştüm. Yeşil pasaportu varsa muvaffakata gerek yok dedi. zaten pasaport çıkartırken siz muvaffakat verdiniz dedi. Benimde 17 yaşında yeşil pasaportlu kızım var Romanyaya gidecek o yüzden sordum özellikle. Davet yazısına gerek yok, 90 gün kuralına dikkat ederek kalması gerekiyor. Okuldan mezun olduğun için sıkıntı olur. Üniversiteye kayıt yaptırınca kullanabilirsin. Merhabalar, çalışırken gecen yil aldığımız yesil pasaportlar bu yıl emekli olmamız nedeniyle geçerli midir? Yoksa tekrar yeni defter mi gerekir? Teşekkürler ederiz. Eğer pasaport süreniz geçerliyse kullanabilirsiniz. Ben turistik amaçlı olarak Hollanda'ya gitmek istiyorum. Yeşil pasaport sahibiyim, 23 yaşındayım ve öğrenciliğim devam etmekte. Sorum şu: Türkiye'den çıkışta veya Hollanda' ya girişte pasaport memurları vize dışında herhangi bir belge ister mi? Sağlık sigortası, Hollanda'da kalacağım yere dair bir belge, yanımda ne kadar euro olduğu gibi şeyler forumlarda tartışma konusu olmuş. Ben de oraya kadar gidip de hava alanından geri dönmek istemiyorum. Sigorta sormazlar, ben hiçbir zaman yaptırmadım sorun olmadı. Ama kalacağın yeri sorgulama hakları var. Yanına aldığın para miktarını sorgulamazlar ama miktar sorarsa da söyle. Ama sonuçta Avrupa'da olduğun için aç cüzdanını göster modunda olmayacağına inanıyorum. En önemlisi kalacağın yere ait rezervasyon çıktısı, mutlaka yanında olsun. Bol şans. Hayır problem olmaz. Almanya'dan giriş yapacaksınız sonra kara yolu ile istediğiniz yere gidersiniz sonuçta Schengen bölgesi, özgürsün. Bordo pasaportunuzu polislere teslim ederseniz arşivde saklarlar. Islak imzalı olması isteniyor, okuldan özellikle isterseniz ayarlayabiliyorlar. Öncelikle bütün soruları yanıtlamışsın, şimdiden teşekkür ediyorum. Okuldan ıslak imzalı kağıt olduğu için bence kimse sorgulayamaz. Zaten sorgu işine girmiyorlar, belgeleri teslim ediyorsun onlar da işlemleri başlatıyor. O yüzden ben sıkıntı çıkmayacağını düşünüyorum. Şeklindedir ben %44 engelli raporuna sahibim. Fakat çalışıyorum işten çıktığım dönem yeşil pasaportumu çıkarttığım taktirde tekrar işe girdiğim dönemde yurtdışına bu pasaport ile çıkabiliyormuyum yoksa pasaport kontrolde otomatik iptal oluyormu ? hiç biryerde bu bilgiye ulaşamadım. Yeşil Pasaport hakkında http://www. egeligezginege. com/yesil-pasaport-nedir/ şu yazıda belirttiğim şartları sağlayan bir birey varsa ailenizde alabilirsiniz. Ancak çalışmaya devam ederseniz iş sahibi olmama koşulu sağlamayacağınız için pasaportunuz geçersiz kalır. Dönüş biletini sorgulamak ülkeden ülkeye değişiyor. Normalde sormaları zorunlu değil ama birazda memurun canı isterse sorgular ve seni almaz. Çünkü vizeye gerek olmayan bir pasaport türü olmasına rağmen sebep gösterilmeden de ülkeye alınmamakta oluyor. Burada senin dönüş biletinin olmaması bir sorun görülüp onay vermemek onlar için doğal bir durum. Sana tavsiyem en azından uçak bileti rezervasyonu yapmış olman. Çoğu zaman sözlü olarak beyan istiyorlar. Örnek verecek olursam pasaportunu görevliye veriyorsun, ne amaçlı geldin diyor turistik diyorsun kaç gün kalacaksın diyor söylüyorsun ama bilet görmek çoğu istemiyor. Bir kez Almanya girişimde bilet gösterdim yanlış hatırlamıyorsam. Umarım sorunsuz geçersin. Bol şans. Ege hanım teşekkür ederim cevap verdiğiniz için, nerde kalıcağımı kanıtlamak için akrabamın adresini ve kimlik fotokoposi göstermeyi düşünüyorum. Böyle bir yol izlemelimiyim ? Çok heycanlıyım geçemicem diye endişe ediyorum. Kimlik fotokopisine ihtiyaç olacağını düşünmüyorum ama sen önlem olsun diye istersen yanına al. Açık adresi yanına alman en önemlisi. Doğru bilgi vermişler, en az 6 aydan dolayı şuan senin sürecinde bu mümkün olmadığından hakkın olsa da pasaport çıkartamazsın. Öğrenci belgen olmadan pasaportu çıkartamıyorsun, başvuru sırasında gereken evraklardan biri. Merhaba Ege hanım. Ben öğretmen olarak görev yapıyorum. Yeşil pasaport sahibiyiz. Oglum en fazla 1 ay gezmek için yarın Almanyaya gidecek. Pasaportun son tarihi 30 Haziran. Yani yaklaşık 5 ay 25 gün var. Almanya bir ay kalacaksa kullanma tarihi için en az 3 ay kuralı koymuş. Öyleyse nasıl ispat edebiliriz? Sağlıcakla kalın. Hali hazırda 5 aydan fazla bir süre olduğu için girişte bir sorun yaşamazsınız. En fazla Almanya söz konusu olduğu için size konaklama ve dönüş bileti sorabilir çünkü genellikle u sorguyu Türk vatandaşlarına pasaport türü gözetmeden yapıyorlar. Sizde konaklama için belgeleri göstermelisiniz ya da tanıdığınızda ise elinizde açık adres olursa iyi olur. Dönüş bileti için kimi zaman sormuyorlar ama bu tamamen oradaki görevli ve size yaklaşımıyla alakalı. Hiç belge göstermeden pasaportumu alıp damga vurup geç diyeni çok gördüm. Elinizde en azından dönüş bileti için rezervasyon bile olsa hiç fena olmaz diye düşünüyorum. Şimdiden kolay gelsin. yeni uygulama maalesef yürürlüğe girmediği için öğrenci belgesi göstermeden yeşil pasaport çıkartmıyolar ve kullanamıyosun. Şimdi benimde 2 martta viyana seyahatim var ve zaten geçici olarak işe girmiştim eger işten çıkarsam eski yeşil pasaportumu kullanabillir miyim ? pasaportumun son kullanma tarihi 12 agustos 2018 ama yorumlarından anladığım kadarıyla işten çıkınca son kullanma tarihi dolmadıgı için pasaportumu kullanabiliyorum. Hep yeşil pasaportlarla ilgili sorular sorulmuş. Ben bordo pasaportla ilgili bir şey sormak istiyorum. Öğrenci pasaportum var ve yaşım 23 fakat kayıt yenileme yapmadığım için pasif görünüyorum sistemde. Bu pasaportumu 25 yaşıma kadar kullanmama engel mi. Yani sistemde öğrenci ama pasif yazıyor :/ aklım çok karışık şimdiden teşekkürler.. Bu konuyla ilgili olarak yaşadığın şehrin pasaport şubesini telefonla arayarak güncel bilgi alabilirsin. En son yeşil pasaport ile Şubat ayında Portekiz'e gittim. Son 3 ay geçerliliği vardı ve sıkıntı yaşamadım. Bazı ülkeler için son 6 ay bazıları için son 3 ay. Alman Konsolosluğu'nu arıyarak teyid alabilirsin, yardımcı olmuyorsa başka şubeyi aramanı öneririm. Benim bildiğim kadarıyla son 3 ay kuralı var. Merhaba, ben de 1-8 Temmuz'da Almanya'ya gideceğim ve 31 Aralık'ta yeşil pasaportum bitecek. Tam 6 ay öncesine denk geliyor. Acaba sorun olur mu? Alman konsolosluğunu aradıysanız bilgilendirirseniz sevinirim. Bir sorum olacaktı ben 6 aralıkta yeşil pasaport ile almanyaya geldim 3 ay (90 gün) kalma sürem var 5 mart tarihinde tam 90 gün oluyor o tarihe bilet alsam herhangi bir sorun yaşarmıyım yoksa 90 gün olmadan mı çıkış yapmam gerekir bilgilendirirseniz çok memnun kalırım teşekkürler. 90 gün sonunda çıkarsan sıkıntı olur ama aynı gün gidersen sorun olmayacağını düşünüyorum. Düzeltme için çok teşekkür ederim. Açıkcası bu şekilde basına yansıdığı için artık kabul edildi şeklinde yorumlayan bilgiler okumuştum yasal olarak yürürlükte olması durumunu bilmiyordum ama haberde artık bu şekilde olacak diyerek belirtilmişti. Güncel olarak takip etmedim. Gidecek arkadaşlar bunu göz önüne alırlar. Teşekkürler. Öğrenci isen hiç sıkıntı yok, öğrenciliğin bittiğinde de kısmi olarak sıkıntı yok. Yeni karara göre sigortalı çalışan olsan bile 25 yaşa kadar kullanabiliyorsun. Bu arada bende Psikoloji bölümü mezunuyum 🙂 yolun açık olsun, başarılar dilerim. Bence Amerika vizesi için düşünürsen aynı durumda bir bordo pasaporta göre artı konumda olursun. Ama ben vizeli bir yere yeşil pasaport ile hiç çıkmadım bu konuda bilgim yok. Bununla ilgili fikri vize hizmeti sağlayan firmalara sormanda fayda var. Çok fazla bakındım ama net bir cevap bulamadığım için yazıyorum. 2015 yılında yeşil pasaport aldım, son kullanımı 2017 Mayıs görünüyor. Normalde 3 yıl olması gerek, böyle olunca ben de 25 yaş sınırı olduğunu düşündüm. 2017'de 25ime giriyordum çünkü. Ama sonra \"kadınlar için 25 yaş sınırının olmadığını, evlenmediği sürece kullanabileceğini\" duydum. Bu konu hakkında bir şeyler ararken bloğunuzu gördüm ve yazdığınız bir cümleye takıldım. \"25 yaşını doldurmuş çocuk öğrenciliği bitse bile kullanabilir\" yazmışsınız. Durum böyle midir? Çünkü hemen hemen her yerde tam aksini iddia eden şeyler okuyorum. Hala kadın erkek için farketmeksizin 25 yaş sınırı var. O cümlede ifade hatası olmuş, düzelttim. 25 yaştan sonra kullanmak söz konusu değil. Evet, hak kazanıyor ve talep ettiğinde alabiliyor. Eşlerde bu haktan faydalanabilir ama birlikte seyahat etme zorunluluğu yok. Yeşil pasaport için seyahat sağlık sigortası gerekmiyor. Merhaba öncelikle blogun çok güzel ellerine sağlık, benim sorum şu şekilde şubatta kalan 2 dersimi mezuniyet sınavıyla verip mezun oluyorum bu bi yandan iyi haber bi yandan kötü pasaportum 1 Ekim 2019a kadar geçerli, herhangi bi işe filan girmedim sigorta başlangıcım hiç yok yani.. uzun lafın kısası okulum bittikten sonra almanyaya gitmeye kalksam problem olurmu ? onların ekranında sadece aranıyormu filan diye bilgi var diye biliyorum öle öğrencimi değilmi o gözükmüyor diye biliyorum. şimdiden teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim, öğrenciliğin bitmesi artık sorun değil. Ekim'e göre son 3 ay süreye kadar gidebilirsin. İyi yolculuklar. Yazıyı okursanız bu sorunun cevabına ulaşırsınız. Selamlar, yeşil pasaport ile bir avrupa ülkesine 1 şubatta giriş yapıp 90 günü tamamlamadan 30 gün kalıp dönsem,1 temmuz da tekrar giriş yapabilir miyim, mümkünse kaç gün kalabilirim, teşekkürler. Pasaportun iptal olmadı, 2021 yılına kadar 25 yaş sınırını aşmayacak şekilde seyahat edebilirsin. Ege merhaba. Bloğuna hayran kaldığımı ve ilk kez bir bloğa abone olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. 🙂 Öncelikle hiç araştırma yapmadan mail atmadığımı bilmeni istiyorum, seni boş yere yormak ve kuru kalabalık yapmayı istemem çünkü. Çok araştırıyorum, çok yaklaşıyorum ama tam olarak cevabımı alabilmiş değilim. Şimdi şöyle ki, babam 35 yılını doldurup emekli olmuş bir öğretmen. Son 15 yılını idarecilik yaparak tamamladı. Kendisinin ve ailede hiçbirimizin yeşil pasaportu henüz yok. Açılışı ben yapacağım. 22 yaşındayım ve daha çok yeni bir işe başladım, LCW'ya. Sigorta işlemlerim başlatıldı. Kısmi part time adı altında haftada iki gün, ayda sekiz gün olarak çalışacağım. Sigortalı öğrencinin yeşil pasaportunun geçersiz kılınacağını araştırmalarım sonucunda öğrenmiştim. Fakat merak ettiğim bir şey var. Şubat ayının başında Ukrayna'ya seyahat etmek istiyorum. Ve o sırada çalışıyor olup olmayacağımı bilmiyorum. Sigorta geçmişimin olacağı kesin. Sigorta geçmişinde sorun olmuyormuş sanırım. Ama devam ediyor olabilir de. Benim sigortam yatarken sırf bu kısa süreli seyahat için ben normal pasaport alsam sonra işten ayrıldıktan sonra da yeşil pasaporta dönsem olur mu acaba? Ya da bir bireyin iki pasaportu olabiliyor mu? Yani bu konuda biraz kafam karışık. Nasıl yapacağımı bilmiyorum. Şimdi normal pasaport alsam da 94 TL bir ödemesi falan olacak sanırım. Ama sonra sigortam bittiğinde yeşil pasaportumu hemen çıkarmak isteyeceğim. Bu mümkün mü eski pasaportun geçerliliğini yitirmesi bekleniyor mu? Yoksa fiyat farkı vs. İle bir değişim söz konusu mu? Ayrıca yeşil pasaportu aldıktan sonra öğrencilik bitse de evli olunsa da süresi dolunca ömür boyu uzatabiliyor muyuz? Şimdiden ilgin ve alakan için çok teşekkür ederim. Merhaba Egemen, 7 Nisan pasaportunun bitiş tarihi olması gerekirdi. Şuan son 3 ay kuralını sağlamıyorsun, üzgünüm ama sorun yaşaman çok büyük olasılık. Bu gibi durumlarda Türk polisi ülkeden çıkartmıyor. Çıkartsa da Polonya almayacak diyor. Benim bilgim bu yönde ama biletin varsa yanacaksa gidip dene şans belki olur. En azından denemiş olursun. Öncelikle verdiğin bilgiler ve emeğin için teşekkürler. Ben de yeşil pasaport sahibiyim ve geçerlilik süresi 2018 Ekim ayında dolacak. Şu anda İngiltere'de master eğitimi alıyorum ve eğitim dönemi Eylül ayında bitecek. Sorum şu, ben kisa bir süreliğine 2018 Ocak'ta Türkiye'ye dönüp Şubat'ta geri geleceğim İngiltere'ye, sizce bordo pasaport için başvuru yapmalı mıyım ? Yoksa yeşil pasaportla devam edip eğitim sonrası mı bordoya geçmeliyim. Bir de diyelim ki yeşil pasaportla devam edicem, 2018 Mart-nisan aylarında İngiltere'den Avrupa'ya gidip gelirsem sorun olur mu pasaportun bitiş tarihinden dolayı. Vahap : slm yeşil pasaport yurtdışı kalma süresi 3 Ay. Yurtdışında ilken Farkında olmada 3 ay süren dolmuşsa 15 gün de geçmiş ise Türkiye'ye dönüş yapı tekrar 3 ay sonra yurtdışına çıkış yapa bilir misin ? Çıkış ve girişte bi sorun olurum, teşekkür ederim. Merhaha Çağatay, turistik amaçlı gezi yaptıkları için herhangi bir form doldurmalarına gerek yok. Pasaportları ile seyahat edebilirler. Ben 26 kasımda 25 yaşımı dolduracağım diğer tüm şartları sağlıyorum. Şimdi yeşil pasaport başvurusu yapsam bana ne kadar süre geçerli pasaport verecekler ve ben ne kadar kullanabilirim bilgin var mı? Almanya ya gitmek istiyorum. Kasım ayına kadar geçerli olacak şekilde pasaport sağlarlar. 5 ocak 2018de yunanistan uzerinden avrupaya cikmayi dusunuyorum. Yesil pasaportumu ilk defa irana gitmek icin kullandim ve 20 gun kaldim daha sonra 5 defa gunu birlik giris cikislar yaptim sigara getirmek icin. Anliyacaginiz pasaportum iran damgalariyla doldu. Bu problem olabilir mi yunanistandan cikis yapmama. ayrica special pasaport oldugunu nasil anlaticam pasaport memuruna. Pasaport memuru gicik sorular soruyor mu. Mesela paran var mi diye veya goster diye nerde kalicaksin falan. Ve son olarak yunanistandan sonra karadaga gecerken ayni problemler gecerli mi? Yesil pasaporta sikinti cikaricak ulkeler var mi? Bu sorularimi cevaplarsaniz cok memnun kalirim. Pasaportunda İran damgası olması Yunanistanbı bağlamaz. Yeşil pasaportun ne değerde olduğunu polis memurları sistem üzerinden görebiliyor ve bordo pasaporttan ayrı muamele yapıyorlar. Gümrük memuruna göre değişen durumlar ama kimi zaman bordo pasaport sahibine Yunanistan'ın konaklama bilgisi sorduğuna şahit oldum. Ancak paran yeterli mi diye sorma hakkı var ama bununla hiç karşılaşmadım. Eğer temiz bir geçmiş sergiliyosan pasaport anlamında giriş çıkışlara dikkat ettiysen sorunsuz geçersin. Yunanistan ile Karadağ arasında bir problem olmadığını biliyorum, giriş sıkıntı değil. Yeşil pasaporta sıkıntı çıkartan bir ülke olduğunu düşünmüyorum. Merhaba Görkem, Zaten Erasmus için hazırda vizen olduğu için giriş çıkış problemin yok. Yeşil pasaporttan bağımsız bir durum olarak değerlendirmek gerek. yesil pasaportla ilgili bir sorum var. Ben su an yesil pasaportumdan dolayi bir aydir almanyadayim ve onumuzdeki hafta macaristana gitmeyi planliyorum 4 günlügügüne. Macaristandan sonra almanyaya tekrar giris yapabilir miyim? Sonucta 90 günü doldurmus olmuyorum. Sevgili Ahmet, bu konu beni aşar 🙂 en iyisi İsveç konsolosluğunu arayıp kesin ve doğru bir bilgi al. Kolay gelsin. Merhaba Ersin, yeşil pasaport ile resmi olarak çalışma izni alıp çalışamazsın. Gençler öncelikle hepinize merhabalar.. ben dün bizzat mağduriyet yaşayan bir kardeşinizim.. yeşil pasaport bitiş tarihim 18.02.2018 ve ben dün norveçe gitmek üzereyken istanbul dan geri çevrildim.. burdan gitsen bile norveçten içeri alınmazsın dediler.. biletim yandı umutlarım söndü bu yeşil pasaportu neden uzun süreli kullanamıyoruz ki.. ayrıca şunu da söylemeden edemeyeceğim elin avrupalısı elini kolunu sallayarak giriyor bize gelince türlü zorluklar çıkarıyorlar bu nasıl bir aymazlıktır ki TC vatandaşı olarak üzülmemek, mağdur olmamak.. elde değil.. aynı zorluğu sende çıkaracaksın kardeşim.. üç beş turist için gerçekten yazıktır.. Merhaba Arif, 3 aydan az süre kaldığı için sorun yaşamış olman normal. Çünkü kural en az 3 ay, geçmiş olsun. Saolasın ege, tabii seninde bu konuda uzman olmadığını biliyorum. Belki tecrübelerin olduysa onlara dayanarak cevap verirsin diye düşündüm. Eminim ki bazı insanlar bu konuda sorunlar yaşıyorlar ve bilgi edinecekleri net bir kaynakları yok, biraz da onlar için bu soruyu sordum. Biliyosun polislerin bile prosedürleri net olarak bilmediği bir ülkede vatandaşlar gerçekten mağdur olabiliyor ve bilgi alamıyorlar. Tekrar teşekkürler.. Sevgili Burak, bu konuda seninle benzer bir deneyimim var zaten yazıda bundan detaylıca bahsediyorum. Sadece ülkeler farklı 🙂 Bence sıkıntı olmayacak, iyi yolculuklar. Merhaba, yeşil pasaport aldıktan sonra sigortalı işe girdim. Şuan çalışmıyorum yurt dışına gideceğim sorun yaşar mıyım?İnternette okuduklarım hep farklı yorumlar. Merhaba, aslında yeşil pasaportun varken sigortalı bir işe girmek ya da öğrenciliğin bitmesi durumlarında yeşil pasaport kullanımı yasal değil. Eğer tespit edilirse yetkili makamlarca suç duyurusunda bulunabilirler. Ancak biliyorsun ki Türkiye'de yaşıyoruz. Bu durumu yaşayan binlerce insan var ve bu durumun tespit edilmesi oldukça zor. Şuan sen pasaportunu gümrükte polis memuruna verdiğinde onlar sistemden senin hala öğrenici olup olmadığını ya da sigortalı bir işte çalışıp çalışmadığını göremiyor. Kısacası sistemde büyük bir açık var bunu değerlendirmek tamamen senin tercihin. Merhaba Gökhan, Schengen ülkesi/yeşil pasaporta vize gerekmeyen bir ülke ise tabi gezilebilir. Merhaba Oğuz, Sigortalı bir işe girdikten sonra eğer seyahat etmezsen ve bu işten ayrıldıktan sonra pasaportunu kullanacaksan o süre içinde teslim etmezsen geçerli olur. Bu konu hakkında fikrim yok, pasaport şubeyi arayıp bilgi almak daha faydalı olabilir."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/yesil-pasaporta-vize-istemeyen-ulkeler", "text": "Yeşil pasaport demek birçok ülkeye vizesiz seyahat edebilmek demek. Kamuda görevli, belli bir kademeye yükselmiş kişilere verilen yeşil pasaport ile birçok ülkeye vizesiz seyahat etmek mümkün. Yeşil pasaport sahibi olmanız için gerekli koşullar ve nasıl alacağınızı öğrenmek için Yeşil Pasaport Nedir yazısını okuyabilirsin. Ayrıca yeşil pasaport hakkında merak ettiğiniz tüm sorulara Yeşil Pasaport Hakkında Sıkça Sorulan Sorular yazısıyla cevap bulacaksınız. Bu yazıda yeşil pasaport vizesiz ülkeler 2021 yılı için güncel listesini bulacaksınız. Listedeki ülkelere hiç vize almadan, kapıda ya da internetten vize alarak seyahat edebilirsiniz. Ancak mutlaka pasaportunuzun en az 3 ay daha geçerliliğinin olması gerekir. Hatta bu koşul bazı ülkeler için 6 ay ile 12 ay geçerlilik olarak değişiklik gösteriyor. Bu yüzden pasaport geçerlilik süreleri ve son durum ile ilgili gideceğiniz ülkenin şartlarına göz atmayı unutmayın. Seyahat planlarınızı yaparken pasaport şube müdürlüklerinden ve gideceğiniz ülkenin konsolosluklarından vize durumu ve pasaport geçerlilik süresi ile ilgili son güncellemeleri mutlaka teyit edin. Aşağıdaki ülkelerin yanlarında parantez içinde yazılan sayılar o ülkeye girişinizde itibaren geçirebileceğiniz maksimum zamanı ifade ediyor. Örneğin Almanya'ya yeşil pasaport ile vizesiz turistik seyahat edecekseniz 6 ay süresinde kalacağınız en fazla gün sayısı 3 ay olmalı ya da yeşil pasaport ile Ukrayna'ya turistik seyahat gerçekleştiriyorsanız en fazla 6 ay kalabiliyorsunuz. Eğer belirtilen sürelere göre seyahatlerinizi planlarsanız hiçbir zaman sorun yaşamazsınız. Ancak bazı ülkelerin yeşil pasaporta belirli bir süre için vize istememesine rağmen güvenlik sorununu aşmak için bazı zamanlarda ya da kişilerin koşullarına bağlı olarak konaklama bilgisi ve dönüş bileti sorgulaması yapabiliyor bu yüzden konaklayacağınız yerin bilgilerini ya da rezervasyon çıktısını ve dönüş biletinizi yanınıza mutlaka almış olun. - Almanya (180 gün içinde 90 günü aşmamak kaydıyla)"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/yesil-pasaporta-vize-isteyen-ulkeler", "text": "Yeşil pasaportla dünyada birçok ülkeye vizesiz seyahat edebilsekte bazı ülkeler yeşil pasaporta hala vize uyguluyor. Vize ücretleri de ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Bu ülkelerin bazıları internet ve kapı vizesi kolaylığı sağlıyor. Diğer vize isteyen ülkeler de bordo pasaport sahiplerine uyguladığı vize prosedürünü tam olarak uygulamıyor. Kısaca, yeşil pasaport ile Amerika ya da yeşil pasaport İngiltere vizesine başvuruyorsanız, bordo pasaport ile başvuran kişilere göre daha avantajlı olacaksınız. Özellikle Türkiye'den Almanya'ya yapılan seyahatlerde sıklıkla yeşil pasaport sahipleri kararsızlık yaşıyorlar. Almanya yeşil pasaporta vize konusunda 180 gün içinde 90 gün vizeden muaf tutuyor. Genellikle yeşil pasaport ile turistik vize alacağınızda ise hem süre olarak daha uzun vize alıyorsunuz hem de bordo pasaport kadar katı bir sorgu süreci yaşamıyorsunuz. Ancak zaman zaman ülkeler arası dönemsel ilişkiler ve kişisel faktöreler alacağınız vize süresini etkileyebilir. - Afganistan - Amerika Birleşik Devletleri - Angola - Avustralya - Benin - Burkina Faso - Burundi - Butan - Cape Verde - Çad - Doğu Timor - Dominik Cumhuriyeti - Ekvator Ginesi - Eritre - Ermenistan - Etiyopya - Fildişi Sahili - Gabon - Gambiya - Gana - Gine - Gine-Bissau - Güney Sudan - Haiti - Hindistan - Hollanda Antilleri - Irak - İngiltere - İrlanda - Kamboçya - Kamerun - Kanada - Kıbrıs Rum Kesimi - Kiribati - Kongo - Kongo Demokratik Cumhuriyeti - Kore Halk Cumhuriyeti - Laos - Lesotho - Liberya - Madagaskar - Malavi - Mali - Meksika - Mikronezya - Mozambik - Myanmar - Nambiya - Nauru - Nepal - Nijer"} {"url": "https://www.egeligezginege.com/yunanistan-kapi-vizesi", "text": "Özellikle yaz aylarında seyahat severler tarafından en çok sorulan sorulardan biri Yunanistan kapı vizesi hakkında oluyor. Schengen vizesine göre daha az evrak ile daha kısa sürede sonuçlandığı için sıklıkla tercih ediliyor. Ben de Yunanistan kapı vizesi 2023 yılı için gerekli tüm bilgileri bu yazıda toparladım. İşte Yunanistan kapı vizesi için gerekli evraklar ve Yunanistan kapı vizesi için bilmeniz gereken her şey! Yunan adalarına kolay bir şekilde giriş yapabilmek için sunulmuş bir vize türüdür. Diğer vize türlerine göre daha az zahmetli ve tonlarca evrak toplamanıza gerek kalmadığı için birçok kişi tarafından tercih ediliyor. Yunanistan, Schengen üyesi olduğu için T. C. vatandaşlarına vize uyguluyor. Umuma Mahsus Pasaport sahibi olanların Yunanistan'a seyahat etmesi için pasaportlarında geçerli Schengen vizesi olmalı ya da kapı vizesi alması gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Diplomatik, Hizmet ve Hususi pasaport sahibi olanlar 180 gün içinde 90 gün süre içinde turistik seyahatlerde vizeden muaf oluyor yani vize almalarına gerek kalmıyor. Pasaportunda geçerli bir Schengen vizesi olmayan bordo pasaport sahibi T. C. vatandaşları Yunanistan kapı vizesi ile adalara giriş yapabilirler. Yunanistan kapı vizesi ile vizenizin geçerli olduğu süre boyunca sadece kapı vizesi uygulaması olan adalara seyahat etme hakkınız olur. Diğer Schengen ülkelerine gitmeniz mümkün değil. Rodos, Kos, Midilli, Meis, Sakız, Sisam adalarına Yunanistan kapı vizesi ile giriş yapabilirsiniz. Hatta vizeniz süresince feribot/uçak bileti ve konaklama rezervasyonu belgelerini ibraz ederseniz adalar arası geçiş yapma hakkınız da olur. Yunanistan kapı vizesi tek girişli ve en fazla 7 gün süreyle belirli Yunan Adaları'nda geçerli bir vize. Eğer vize süresini aşarsanız 600 ceza uygulanıyor. Bu sebeple seyahatinizi planlarken bir haftayı geçmeyecek şekilde olmasına dikkat edin."} {"url": "https://www.egeligezginege.com/yunanistanda-yasamak", "text": "Yurt dışında yaşam röportajları serisinde bu kez komşuya gidiyoruz. Instagram'dan uzun yıllar önce tanıştığım sevgili Nazlı, Yunanistan denince akla gelen ilk isimlerden. Yunanistan'ın birkaç şehrinde yaşamış, ülkeyi ve kültürü özümsemiş biri. Yunanistan'a seyahat planlıyorsam mutlaka danışırım Nazlı'ya. Bu kez konumuz Yunanistan'da yaşam. Yunanistan'a yerleşmek, Yunanistan'da yaşamak için gerekenler ve Yunanistan'da oturum izni almak hakkında tüm detayları bulacağınız bir röportaj hazırladık. Lafı fazla uzatmadan sözü şimdi Nazlı'ya bırakıyorum. Ben Nazlı 🙂 Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunuyum. Aynı üniversitede yüksek lisansımı Türk-Yunan İlişkileri üzerine tamamladım. İstanbul Siyasal'da bitmeyen bir doktoranın peşinde akademik hayatım devam ediyor. Türkiye'de bir kamu üniversitesinde Araştırma Görevlisi olarak on yıl çalıştıktan sonra artık ülkeden ayrılıp Yunanistan'a geldim ve turizm acentemizin incoming departmanını eşimden devraldım. Aynı zamanda 6 yılı aşkın bir süredir de @yunanistandannotlar hesabımdan Yunanistan hakkında paylaşımlar yapmaya devam ediyorum. Burası biraz karışık. Yani aslında 2010'dan beri bir ayağım hep burada. Zaten akademik olarak da alanım Yunanistan olduğu için hem araştırma için hem tatiller için sürekli buradaydım. Arada bir yıl Yunanistan'dan devlet bursu alıp dil için Yanya'ya gittim. Sonra geri döndüm falan derken Türkiye'deki her şeyi bırakıp buraya gelişim 2019'da oldu. Aslında bu bir tercih değil zorunluluk; çünkü eşim buralı ve burada yaşıyor. Yoksa ben evlendikten sonra 5 yıl boyunca adaya taşınmamak için ayak sürüdüm diyebilirim 🙂 Sonunda taşınmayı kabul ettim ve 2019'da adaya geldim. \"Yani zaten evlendiysen %50 taşınmayı kabul etmişsindir\" diyeceksiniz ama biz hangi ülkede yaşayacağımıza net olarak karar vermiş değildik. Ciddi anlamda bende gitme fikrinin şiddetlenmesi ise ülkeden giden birçok insan gibi 2016'dan sonra adım adım artan kutuplaşma ve huzursuzluğun etkisiyle oldu diyebilirim. Adaya taşınma konusunda müthiş çekincelerim vardı. Burada olmanın psikolojik olarak kısıtlayıcı olmasından endişe ediyordum. Ama geldikten sonra bunu hiç yaşamadım diyebilirim. Pandemi sürecinde bile... Çünkü hem Midilli büyük bir ada ve yapabileceğiniz çok şey var hem de zaten günlük hayatın koşuşturmacasına girdiğinizde bunu fark edecek vaktiniz kalmıyor. Ben burada kendi işimizle, turizm acentemiz ile ilgileniyorum. Türkiye'ye de dışarıdan verdiğim danışmanlıklar var, oradaki bağlantılarım da kopmadı. Adadaki insanların çoğunun kamuda ve hizmet sektöründe çalıştığını söyleyebilirim. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar da var tabii ama aynı zamanda tarım bir anlamda adadaki herkesin hayatının bir köşesine değiyor. Yani mesela neredeyse herkesin zeytin bahçesi var ve dolayısıyla herkes -küçük ya da büyük- zeytinyağı ile uğraşıyor. Ama zeytinlerin toplanması aşamasında tarımla ana iş olarak ilgilenenlerin desteklerini alıyorlar. Çalışma saatleri açısından düşünürsek de Yunanistan'da aile yaşamını önceleyen bir sistem var. Mesai sabah 7'de başlıyor ve öğlen 2'de bitiyor. Haftanın üç günü de mağazalar akşam 6-9 arasında tekrar açılıyor. Biraz daha büyük şehirlerde tekrar çalışılan bu üç günde, aradaki 4 saat için hareket etmek ve ailenizle kendi alanınızda buluşmak nispeten zor olsa da adalarda bu anlamda büyük avantajımız olduğunu söylemeliyim; çünkü o vakte her şeyi sığdırabiliyorsunuz. Bunların dışında; yani eğitim, çalışma ve aile birleşimi haricinde, bir de golden visa ile yani yatırımla oturma izni alınabiliyor. Burada da 250 bin euroluk bir yatırım gerekiyordu; ancak şimdi bazı bölgeler için yatırım miktarının 500 bin euroya çıkarılması söz konusu. Bu yine de bildiğim kadarıyla Avrupa Birliği genelinde talep edilen en düşük yatırım miktarı. Bu konuyla ilgili ben @selanikemlakofisi hesabının yöneticisi ve VenturAs Yatırım'ın sahibesi Aslıhan Sezer ile çok kapsamlı bir Yunanistan ve Golden Visa hakkında söyleşi yapmıştım. Arzu edenler oraya göz atabilir ve sonrasında ilgilenirlerse Aslıhan'ı rahatsız edebilirler. Kesinlikle ama kesinlikle Yunanca öğrenmeye çalışmalılar; çünkü Atina, Selanik, Mykonos, Santorini gibi şehirlerde yalnızca İngilizce bilerek iş bulmanız mümkün olabilecekken çok fazla uluslararası hareketlilik olmayan diğer noktalarda Yunanca elzem... Bir de bence Yunancasız en küçük bir resmi işte bile sürekli avukat desteğine ihtiyaç duyacak olmanız da can sıkıcı. Ayrıca burada şirketlerin size sponsor olurken, yetkili mercilere, neden bir Yunan'ı değil de sizi işe almaları gerektiğini açıklamaları gerekiyor. Dolayısıyla o iş yerine müthiş bir faydanız olmalı... Bunu da ancak eğitimlerinin yanına birkaç dil daha ekleyen insanlar, şirketlere çok yönlü bir katkı yaparak sağlayabilir diye düşünüyorum. Aslında burada genç ve orta yaş nüfus yaygın şekilde İngilizce konuşuyor. Dolayısıyla hayatınızı sürdürebilirsiniz. Ama yine de resmi dairelerdeki işler için destek gerekecektir. Bir de az önce de söylediğim gibi, iş bulabilmek için Yunanca şart diyebilirim. Dilde B2 seviyesinde olmak her şeyi çok pürüzsüz hale getirir. Ama B1 ile de fark yarattığınız ve belki insanlarla sürekli birebir temasta olmanızı gerektirmeyecek bir iş çevresinde alternatifler bulunabilir. Bu, şu anda benim de içinde bulunduğum bir süreç ve oldukça zorlu olduğunu da söylemem lazım. Yunanistan'da vatandaşlığa başvurmanız için artık (son 2 yıldır) yılda iki kez yapılan merkezi bir yazılı sınava girmeniz ve geçer not almanız gerekiyor. Sınavda Yunanistan'la ilgili tarih, politika, kültür ve coğrafyadan ve ayrıca Yunanca dilbilgisi, okuma, yazma, dinleme ve konuşmadan test ediliyorsunuz. Ben daha önce devletin düzenlediği Yunanca dil sınavına da girdiğim için, dille ilgili kısmın B1 seviyesinde olduğunu söyleyebilirim. Yani günlük hayatta topluma karışabilen biri için ağır değil. Ama diğer kısımlar başına geçip ciddi bir şekilde çalışmayı gerektiriyor. Bu sınavdan geçtikten sonra Yunan bürokrasisi ile savaşınız başlıyor. Ülkedeki vergi beyanlarınız, gelir durumunuz, sigorta durumunuz, üzerinizde varsa mülkler, bankalarla ilişkileriniz vs gibi farklı alanlarla alakalı çılgınca evraklar toplayacağınız bir aşamaya geçiyorsunuz. Burada her şeyi tamamlayıp sona yaklaşırsanız, akrabanız olmayan iki Yunan vatandaşının da sizin vatandaşlığınıza kefil olması gerekiyor. Sınavdan sonra bu aşamaya geçmek içinse ülkede belli bir süre yaşamış olmanız gerekiyor. Yanılmıyorsam evli ve çocuklular için minimum 3 yıl, evli ve çocuksuzlar için 7 yıl ve diğer göçmenler içinse 10 yıl ülkede kalmış olma şartı var. İbraz edilecek tüm belgelerin süreleri de buna göre belirleniyor. Yani evli ve çocuklu biri üç yıl için gelir ve vergi beyan ederken bağımsız olarak ülkede yaşayan bir göçmen son on yıl için beyan yapıyor. Sınavdan sonraki tüm bu evrak süreci ve cebinizden harç olarak çıkacak 700 'dan sonra Resmi Gazetede vatandaşlık aldığınızın yayınlanması ise en iyi ihtimalle 1,5 sene kadar sürüyor. Ama bu da bölgelere göre değişiyor ve özellikle büyük şehirlerde daha fazla başvuran olduğu için çok daha uzun süre beklenebiliyor. Burada doğal beslenebiliyor olmak ve stresi azaltmak en büyük avantaj. Yani zaten nüfus az olduğu için gıdada hileye vs. girmeye değecek bir durum bile yok. En basitinden herkesin buraya geldiğinde mutlaka sipariş ettiği bir \"Greek salad\" vardır. Aslında düşünürseniz gayet büyük doğranmış domates, salatalık, soğan ve beyaz peynirden oluşur. Teknik olarak dünyanın her yerinde, herkesin bunu hazırlayabilmesi gerekir; ama Yunanistan dışında hiçbir yerde bunun tadı aynı olmaz. Çünkü sebze-meyve, süt ve süt ürünleri, deniz ürünleri başka yerlerde burada olabildiği gibi doğal değil. Bu benim buraya gelmeden önce de uzun zaman kafa yorduğum bir şeydi. Bu yüzden benim için çok değerli. Sosyal anlamda da Yunanlar çok faal bir toplum diyebilirim. Eğlence, iletişim hep ön planda. Sokakta herhangi biriyle, alakasız bir anda selamlaşıp bir şeyler hakkında sohbet edebilmeyi ya da bir restoranda yan masadakilerle teklifsizce muhabbet edebilmeyi seviyorum. Kötü tarafları ise devlet kurumları ile işleriniz ve kesinlikle bankalar! Hiçbir insan evladı bilerek ve isteyerek Yunanistan'da bir banka ile muhattap olmak istemez bence, bu kadar söyleyeyim. Düşmanınıza dileyebileceğiniz bir stres sebebi. İşler o kadar yavaş ilerliyor ki önünüzde üç kişi varken şubede iki saat beklemeniz gerekebiliyor. Bir de tarihi olarak çekişmeli iki devletin gergin ilişkisini, resmi tarih eğitiminden geçiyor olan çocuklara anlatmak biraz zor olabiliyor. Ben hem mesafe açısından hem de kültürel açıdan sanırım bu soruya anlamlı cevap verebilecek biri değilim; çünkü hem yurt dışındayım hem de değilim 🙂 Evimin penceresinden Türkiye'nin ışıkları görünüyor ama ben Yunanistan'da yaşıyorum ve eğri oturup doğru konuşalım; Yunanistan, Türkiye'den gelen birinin en kolay yaşayabileceği ülke... Yani dille de ilgili bir sıkıntı yaşamadığım için, normal zamanda bir zorlukla karşılaştığımı söyleyemeyeceğim sanırım. Ama pandemide sınırlar kapandığında karşıda ışıklarını görebileceğim kadar yakın olan bir yere ulaşamıyor olmak çok can sıkıcıydı. Plaj için de sanırım Tarti, Melinta ve Skala Mistegnon diyeceğim. Yapılacaklar tabii mevsime göre değişir; ama kesinlikle araba kiralayın. Çünkü burası ulaşımınız özgür olmazsa rahat gezebileceğiniz bir nokta değil. Mutlaka Agiasos'u görün ve Panagia Kilisesi'nde bir mum yakın. Mevsimi ise mutlaka kuzu pirzola ve yerel mantar yiyin. Konaklama ciddi bir sorun olsa da deniz için adanın güneyini tercih etmeye çalışın. Son olarak da tatilinizi planlamam için mutlaka bana danışın."}